DÖNEM: 23 CİLT:
92 YASAMA YILI:
5
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
63’üncü
Birleşim
10 Şubat 2011 Perşembe
(Bu
Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür
belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş
alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L
E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III.-
YOKLAMALAR
IV.
- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A)
MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI
1.- Kahramanmaraş
Milletvekili Fatih Arıkan’ın, Kahramanmaraş ilinin düşman işgalinden
kurtuluşunun 91’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması
2.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, Adıyaman ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı
konuşması
3.- Manisa Milletvekili
Erkan Akçay’ın, Manisa ilinin sorunlarına, tamamlanamayan yatırımlara ve
alınması gereken tedbirlere ilişkin gündem dışı konuşması
V.-
AÇIKLAMALAR
1- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kahramanmaraş’ın “zafer günü”ne ilişkin
açıklaması
2.- Kahramanmaraş
Milletvekili Veysi Kaynak’ın, Kahramanmaraş’ın düşman işgalinden kurtuluşu
nedeniyle “zafer günü”ne ve Afşin-Elbistan’da Çöllolar kömür sahasında meydana
gelen göçüğün altında kalan işçilere ilişkin açıklaması
3.- Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun,
Kahramanmaraş’ın düşman işgalinden kurtuluşu nedeniyle “zafer günü”ne ve
Afşin-Elbistan’da Çöllolar kömür sahasında meydana gelen göçüğün altında kalan
işçilere ilişkin açıklaması
4.- Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, usul tartışması sırasında yaşanan gerginlik
nedeniyle açıklaması
5.- Trabzon
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, usul tartışması sırasında yaşanan
gerginlik nedeniyle açıklaması
6.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, usul tartışması sırasında yaşanan gerginlik
nedeniyle açıklaması
7.- Batman
Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, usul tartışması sırasında yaşanan gerginlik
nedeniyle açıklaması
8.- İzmir
Milletvekili Tuğrul Yemişci’nin, Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın ismini de
zikrederek İzmir’de bulunan “Vadeli İşlemler Borsası”yla ilgili sözlerine
ilişkin açıklaması
9.- Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın “Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde gösteri yapanları ‘besleme’ olarak nitelemek
iktidar sarhoşluğu içerisinde ortaya çıkan alt şuurdur.” ifadelerine ilişkin
açıklaması
VI.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Barış ve
Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Batman Milletvekili Ayla Akat
Ata’nın, üniversitelerde yaşanan olaylar ile öğrencilere yönelik idari
yaptırımların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1027)
2.- Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemir ve 21 milletvekilinin, akaryakıt fiyatlarındaki artışın
nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1028)
3.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse ve 25 milletvekilinin, özürlülerin sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1029)
B) Genel Görüşme Önergeleri
1.- Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet
Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Sayıştayın “Sağlık Bakanlığına
Bağlı Hastanelerde İlaç, Tıbbi Sarf Malzemesi ve Tıbbi Cihaz Yönetimi” adlı
performans denetim raporu hakkında genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi
(8/26)
C) Çeşitli İşler
1.- Irak Meclis
Başkanı Osama Abdul-Aziz Mohammed Al-Nujaifi’ye, Başkanlıkça “Hoş geldiniz”
denilmesi
VII.-
ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- (10/150) esas
numaralı, Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında
Kanun’un uygulamasından kaynaklanan sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair önergenin
görüşmelerinin Genel Kurulun 10/02/2011 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına
ilişkin BDP Grubu önerisi
2.- (10/510) esas
numaralı, uzman erbaş uygulamasındaki sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair önergenin
görüşmelerinin Genel Kurulun 10/02/2011 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına
ilişkin MHP Grubu önerisi
3.- Ankara Milletvekili Tekin Bingöl ve
arkadaşlarının “Ankara OSTİM ve İvedik’te meydana gelen patlamalar hakkında”
verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin, Genel Kurulun 10/02/2011 Perşembe
günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı birleşimde
yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi
VIII.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı ile
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa
Komisyonları Raporları (1/883) (S. Sayısı: 568)
2.- Bazı
Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ardahan Milletvekili Ensar
Öğüt’ün; Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’nün; Malatya Milletvekili Ferit
Mevlüt Aslanoğlu’nun; Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 17
Milletvekilinin; Ankara Milletvekili Zeynep Dağı’nın; Kırklareli Milletvekili
Tansel Barış’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; İzmir Milletvekili
Selçuk Ayhan’ın; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili
Kemal Anadol’un; Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz ve 29 Milletvekilinin;
İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam ve 25 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili
Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6
Milletvekilinin; Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün; Hatay Milletvekili
Süleyman Turan Çirkin ve 4 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın;
Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Adana Milletvekili Yılmaz Tankut ve
10 Milletvekilinin; Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın; Zonguldak
Milletvekili Ali Koçal’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi
Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın;
Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2
Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in; Giresun
Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve
Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın;
Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup
Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili
Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir
Milletvekili Oktay Vural’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve
İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın; Bartın Milletvekili Muhammet Rıza
Yalçınkaya’nın; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket
Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kastamonu Milletvekili Mehmet
Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi
Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Manisa Milletvekili
Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir
Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6
Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup
Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet
Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi
Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kars Milletvekili Gürcan
Dağdaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili
Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; İzmir
Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Bursa
Milletvekili Abdullah Özer’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve
Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın; Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in;
Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup
Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet
Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir
Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu
Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt
Aslanoğlu’nun; İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın; Kocaeli Milletvekili
Eyüp Ayar ve 2 Milletvekilinin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak’ın;
Bitlis Milletvekili Mehmet Nezir Karabaş’ın; Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un;
Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup
Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 1 Milletvekilinin; Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve
Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın;
Bolu Milletvekili Fatih Metin ve 2 Milletvekilinin; Trabzon Milletvekili M.
Akif Hamzaçebi’nin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 2
Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji,
Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları
(1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259,
2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444,
2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681,
2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760,
2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809,
2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606)
3.- Kamu
Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa
Komisyonları Raporları (1/991) (S. Sayısı: 609)
4.- Bazı Kamu
Kurum ve Kuruluşlarının Bir Kısım Borç ve Alacaklarının Düzenlenmesine Dair
Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/877) (S. Sayısı: 535)
5.- Avrupa
Konseyi Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/339) (S. Sayısı: 62)
IX.-
USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.- Başkanın,
kürsüde konuşan hatibin sözünü kesmesinin İç Tüzük’e uygun olup olmadığı
hakkında
X.
– YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.-Hatay
Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, 2010 Aralık ayı tüketici fiyatları
endeksinin hesaplanma yöntemine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet
Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/17738)
2.- Gaziantep
Milletvekili Akif Ekici’nin, İşsizlik Sigortası Fonu’nun kullanımına ilişkin
sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı (7/17812)
3.- Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur’un, dizi ve reklam süreleriyle ilgili bir
düzenleme yapılmasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Bülent Arınç’ın cevabı (7/17816)
4.- Ankara Milletvekili
Tekin Bingöl’ün, Bingöl’deki sosyal tesis ihtiyacına ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/17876)
5.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, yurt dışı seyahatlere, bunlara katılanlara ve
ödenen harcırahlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner
Yıldız’ın cevabı (7/17881)
6.- Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur’un, mobbingle mücadeleye ilişkin sorusu ve
Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı (7/17925)
7.- Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur’un, mobbingle mücadeleye ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı Egemen Bağış’ın cevabı
(7/17927)
8.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, Göksu EDAŞ’ın özelleştirme ihalesine ilişkin
sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17974)
9.- Denizli
Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, 2002-2010 yılları arasında TPAO’ya yapılan
atamalara ve atama yöntemlerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17977)
10.- Denizli
Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, 2002-2010 yılları arasında TKİ Kurumuna
yapılan atamalara ve atama yöntemlerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17978)
11.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, Göksu EDAŞ’ın özelleştirilmesine ilişkin sorusu
ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17979)
I.-
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 13.03’te açılarak dokuz oturum yaptı.
Birinci Oturum
4 Şubat 2011
tarihli 58’inci Birleşimde yapılan kapalı oturuma ait tutanak özeti İç Tüzük’ün
71’inci maddesine göre okunmak üzere, kapalı oturuma geçildi.
Birleşime saat
13.04’te ara verildi.
İkinci Oturum
(Kapalıdır)
Üçüncü, Dördüncü, Beşinci, Altıncı, Yedinci, Sekizinci ve
Dokuzuncu Oturum
Üçüncü Oturuma
saat 13.20’de başlandı.
Gümüşhane Milletvekili
Yahya Doğan, Gümüşhane ilinin düşman işgalinden kurtuluşuna,
İstanbul
Milletvekili Mehmet Sevigen, İstanbul Sarıyer ilçesi Derbent Mahallesi’ndeki
gecekondu yıkımlarına,
Niğde
Milletvekili Mümin İnan, Niğde ilinin merkez ve ilçelerinin sorunlarına,
İlişkin gündem
dışı birer konuşma yaptılar.
İzmir
Milletvekili Oktay Vural, Milliyetçi Hareket Partisinin kuruluş yıl dönümüne,
Adana
Milletvekili Hulusi Güvel, uluslararası yolsuzluk anketi verilerine göre
ülkemizin dünya rüşvet sıralamasında 6’ncı sırada bulunduğuna,
İlişkin birer
açıklamada bulundular.
Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet
Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Sayıştayın:
“Kıyıların
Kullanımının Planlanması ve Denetimi” (8/22),
“Vakıflar Genel Müdürlüğünün Sorumluluğundaki
Tarihî Eserlerin Korunması” (8/23),
“Ormanların
Korunması” (8/24),
“Trafik
Kazalarını Önleme Faaliyetleri” (8/25),
Adlı performans
denetim raporları hakkında bir genel görüşme açılmasına ilişkin önergeleri Genel
Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön
görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.
Gündemin “Genel
Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan
(10/958) esas numaralı, astsubayların sorunlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına dair
önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 09/02/2011 Çarşamba günkü birleşiminde
yapılmasına ilişkin MHP,
Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve arkadaşları tarafından 11/01/2011 tarihinde
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına “Gözaltılardaki ve hapishanelerdeki
kayıplar, ölümler ve faili meçhul bırakılan siyasi cinayetler hakkında”
verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak
üzere bekleyen diğer araştırma önergelerinin önüne alınarak, 09/02/2011
Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı
birleşimde yapılmasına ilişkin CHP,
Grubu önerileri
yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.
Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:
1’inci sırasında
bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun
olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Radyo ve Televizyonların
Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar,
Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa Komisyonları Raporlarının
(1/883) (S. Sayısı: 568),
2’nci sırasında
bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun
olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Bazı Alacakların Yeniden
Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve
Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı ile Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; Tekirdağ Milletvekili
Enis Tütüncü’nün; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Zonguldak
Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 17 Milletvekilinin; Ankara Milletvekili
Zeynep Dağı’nın; Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın; Adıyaman Milletvekili
Şevket Köse’nin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Cumhuriyet Halk Partisi
Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un; Gaziantep Milletvekili
Yaşar Ağyüz ve 29 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam ve 25
Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Niğde
Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Bilecik Milletvekili Yaşar
Tüzün’ün; Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin ve 4 Milletvekilinin; İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut ve 10 Milletvekilinin; Batman Milletvekili Ayla Akat
Ata’nın; Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet
Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Tokat Milletvekili
Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in;
Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet
Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili
Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket
Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu
Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili
İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve
İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın; Bartın Milletvekili Muhammet Rıza
Yalçınkaya’nın; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket
Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kastamonu Milletvekili Mehmet
Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi
Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Manisa Milletvekili
Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir
Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6
Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket
Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa
Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili
Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri
İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6
Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın; Adıyaman Milletvekili
Şevket Köse’nin; Bursa Milletvekili Abdullah Özer’in; Malatya Milletvekili
Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın; Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve
Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın;
Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup
Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet
Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket
Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; İstanbul Milletvekili Ayşe Jale
Ağırbaş’ın; Kocaeli Milletvekili Eyüp Ayar ve 2 Milletvekilinin; Kahramanmaraş
Milletvekili Veysi Kaynak’ın; Bitlis Milletvekili Mehmet Nezir Karabaş’ın;
Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve
Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır
ile 1 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Konya
Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili
İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Bolu Milletvekili Fatih Metin ve 2
Milletvekilinin; Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi’nin; Kahramanmaraş
Milletvekili Veysi Kaynak ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun
Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile
Plan ve Bütçe Komisyonları Raporlarının (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134,
2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344,
2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507,
2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690,
2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800,
2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S.
Sayısı: 606),
Görüşmeleri
komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.
3’üncü sırasında
bulunan ve görüşmelerine devam olunan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında
değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen,
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu
Raporu (1/994) (S. Sayısı: 610), görüşmeleri tamamlanarak yapılan açık oylamadan
sonra kabul edildi ve kanunlaştı.
610 Sıra Sayılı
kanun tasarısının görüşmeleri sırasında; İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında
değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen
tasarıya geçici madde ihdas edilmesiyle ilgili verilen önergelerden, İç
Tüzük’ün 91’inci maddesine göre en fazla iki adedinin işleme alınabileceğine
ilişkin Oturum Başkanının uygulaması üzerine usul görüşmesi yapıldı; Oturum
Başkanı, tutumunda bir değişiklik olmadığını ifade etti.
CHP Grubu önerisinin
görüşülmesi sırasında, Mersin Milletvekili Mehmet Zafer Üskül, Şırnak
Milletvekili Hasip Kaplan’ın, İnsan Hakları Komisyonu Başkanı olarak faili
meçhuller konusunda şahsına sataşması nedeniyle,
Yozgat
Milletvekili Bekir Bozdağ:
Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle,
Eskişehir
Milletvekili H. Tayfun İçli ve arkadaşlarının önergesinin gerekçesinde AK PARTİ
Grubuna dönük hakaretler bulunması nedeniyle partisine sataşıldığı iddiasıyla,
Ankara
Milletvekili Hakkı Suha Okay, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın konuşmasında,
Cumhuriyet Halk Partisinin parlamenter sistemin işlerliliğini ve Anayasa’ya
uygunluk denetimini Türk Silahlı Kuvvetlerine veren ve bu çerçevede darbe
yapması için İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesini, elini güçlendirecek
şekilde değiştiren bir kanun teklifi verdiğine ilişkin açıklamalarıyla
partisine sataşması nedeniyle,
Birer konuşma
yaptılar.
Muş Milletvekili
Sırrı Sakık, İnsan Hakları Komisyonunun 2004 yılındaki raporuna,
İzmir
Milletvekili Oktay Vural, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın çete ve mafyayla
mücadelenin sanki ilk defa bu Hükûmet zamanında yapıldığı tarzındaki
konuşmasına,
Yalova
Milletvekili Muharrem İnce, Ankara Milletvekili Ahmet İyimaya’nın muhalefet
milletvekiliyken yaptığı konuşmaları unutmaması gerektiğine, seçimler
yaklaşınca gelecek seçimlerin gelecek nesillerin önüne geçmesi davranışına,
Ankara
Milletvekili Ahmet İyimaya, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin konuşmasında
ifade ettiği gibi hiçbir zaman gelecek seçimlere dayalı olarak söylem ve tavır
geliştirmediğine,
İzmir
Milletvekili Oktay Vural, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın konuşması içinde
talihsiz ifadeler olduğuna, hiçbir darbenin meşruiyeti olamayacağına, darbelere
meşruiyet kazandırıldığına ilişkin bir kanaatin Mecliste ifade edilmesini doğru
bulmadığına,
Malatya
Milletvekili Öznur Çalık, Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun
konuşmasında bahsettiği, bir köyde ateş edilerek öldürülen kızın katilinin
serbest bırakılmasına,
İlişkin birer
açıklamada bulundular.
10 Şubat 2011
Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 13.00’te toplanmak üzere birleşime
00.02’de son verildi.
|
|
|
Sadık YAKUT |
|
|
|
|
|
|
Başkan Vekili |
|
|
|
|
|
Murat ÖZKAN |
Harun TÜFEKCİ |
Bayram ÖZÇELİK |
|
|
|
|
Giresun |
Konya |
Burdur |
|
|
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
|
|
|
|
|
Yusuf COŞKUN |
|
|
|
|
|
|
Bingöl |
|
|
|
|
|
|
Kâtip Üye |
|
|
|
No.:
80
II.-
GELEN KÂĞITLAR
10
Şubat 2011 Perşembe
Tasarı
1.- Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu Tasarısı
(1/997) (Plan ve Bütçe ile Milli Savunma Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
8.2.2011)
Teklif
1.- İstanbul Milletvekili
Alev Dedegil ve 7 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi (2/861) (Kadın Erkek Fırsat Eşitliği; Sağlık, Aile, Çalışma ve
Sosyal İşler ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.2.2011)
Meclis
Araştırması ve Genel Görüşme Önergeleri
1.- Barış ve Demokrasi
Partisi Grubu adına Grup Başkanvekili Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın,
üniversitelerde yaşanan olaylar ile öğrencilere yönelik idari yaptırımların araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/1027) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.12.2010)
2.- Gaziantep Milletvekili
Hasan Özdemir ve 21 Milletvekilinin, akaryakıt fiyatlarındaki artışın
nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1028) (Başkanlığa geliş
tarihi: 14.12.2010)
3.- Adıyaman Milletvekili
Şevket Köse ve 25 Milletvekilinin, özürlülerin sorunlarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/1029) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.12.2010)
4.- Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve
İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Sayıştay’ın “Sağlık Bakanlığına Bağlı
Hastanelerde İlaç, Tıbbi Sarf Malzemesi ve Tıbbi Cihaz Yönetimi” adlı
performans denetim raporu hakkında bir genel görüşme açılmasına ilişkin
önergesi (8/26) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/12/2010)
Süresi İçinde
Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri
1.- Kastamonu Milletvekili
Mehmet Serdaroğlu’nun, bir sağlık ocağının yeniden hizmete açılmasına ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17106)
2.- İzmir Milletvekili Bülent
Baratalı’nın, ülkemizdeki HIV/AIDS hasta sayısına ve bunların tedavilerine
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17107)
3.- Denizli Milletvekili Ali
Rıza Ertemür’ün, hizmet alımı yoluyla çalıştırılan personele ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/17108)
4.- Denizli Milletvekili Ali
Rıza Ertemür’ün, kamu yatırımlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/17109)
10 Şubat 2011
Perşembe
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati:
13.04
BAŞKAN: Başkan
Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER:
Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Fatih METİN (Bolu)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 63’üncü Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır,
görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce üç
sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk söz,
Kahramanmaraş ilinin düşman işgalinden kurtuluş yıl dönümü münasebetiyle söz
isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Fatih Arıkan’a aittir.
Buyurun Sayın Arıkan. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
IV.- GÜNDEM
DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.-
Kahramanmaraş Milletvekili Fatih Arıkan’ın, Kahramanmaraş ilinin düşman
işgalinden kurtuluşunun 91’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması
FATİH ARIKAN (Kahramanmaraş)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce,
Kahramanmaraş Afşin-Elbistan kömür havzasında meydana gelen göçükte
yaralananlara geçmiş olsun der, kurtarma çalışmalarının bir an önce sona
ermesini dilerim.
Değerli milletvekilleri,
Kahramanmaraş, doksan bir yıl önce 12 Şubat tarihinde düşman işgalinden
kurtuldu.
“Maraş’ın kurtuluşu da,
kurtuluşunun anılışı da öbürlerinden farklı. Maraş, kendi kendini kurtardı. Süt
ve tabanca… İşte Maraş budur, Anadolu budur. Maraşlı, bayrak kaleden
indirilince cuma namazının kılınamayacağını bilir, bayrakla cuma namazı
arasındaki alakayı bilir. Bu savaşın temeli çok sağlamdır, Süleymaniye’nin
temeli gibi…”
“Maraş kurtuluş hareketinin
ilk gününde yayınlanan beyanname, bütün çağdaş istiklal davranışlarının
gerekçelerini aşan bir gerekçeyle çıkar insanlığın karşısına. Sütçü İmam ve
‘Kalede bayrağımız olmadıkça bu camide size cuma namazı kıldıramam.’ diyen ve
bu sözüyle savaşı açan Ulu Cami İmamı, o günün şartlarının Fatih’i ve
Selâhaddin-i Eyyubi’sidir. Savaş başlar ve bitinceye kadar, Ahır Dağlarıyla
yazları kırmızı biberden kıpkırmızı damlı acı Maraş arasında bir şimşek
alışverişidir gider. Yalnız ruhun duvarları içinde geçmiş gibi tabiat üstü bir
savaştır bu. Binlerce olağanüstü oluşların örgüsü…”
“Maraş’ın savaşını ben bir
insanın ‘iç savaşı’na benzetirim. ‘Saf’ olanın içine karışan katışığı
barındırmaması… Maraş bir denizdir. Cesedi ve ölüyü hemen dışına atan deniz.”
“Maraş kurtuluş günlerinde
her mahalle kendisine mahsus kıyafeti ve sesiyle, bayrak ve flamalarıyla dalga
dalga gelir ve eski belediye meydanında toplanır, Ulu Cami’nin hemen önünde.
Sonra belli bir saatte tam bir susuş olur. Sessizliğin en kabarmış anında bir
alarm verilir. Her mahallenin yiğitleri bütün güçleriyle kalenin bulunduğu
tepeye her yandan koşmaya başlar. Bir yarış. Birkaç dakika sonra kalenin bayrak
direğine 5-10 kişinin tırmandığı ve direğe bayrağın çekildiği görülür. Kim
bayrağı asmışsa o yılın kahramanı odur o yıl Maraş’ta. Bayrak çekilirken her
Maraşlı oraya dönüktür. O anda Maraşlı, bir katarsis arılığı içindedir.
Bayrağın direğe çekilişi, düşmanın çarmıha gerilişi gibidir onun gözünde. O
anda Maraşlı, çağdan ve aktüaliteden sıyrılmıştır. Maraş o anda ‘saf inanış’ı
yaşar, inanmışlığın kendinden ibaretliğini.”
“Anadolu 12 Şubatta, her yıl
bir kere Maraş'ta ne olabilecekse onu rüya hâlinde yaşar ve o gece, Türkiye’nin
gerçek lâmbası, tıpkı Alaattin’in sihirli lâmbası gibi bir kerecik yanar.”
Evet, bu satırların yazarı
büyük şair, 2006 yılı Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü sahibi Sezai Karakoç’un
dediği gibi “Kahramanmaraş kendi kendini kurtardı.”
Sayın milletvekilleri, 21
Ocak 1920 Çarşamba günü Fransızların makineli tüfek ve top atışlarıyla başlayan
o amansız mücadele yirmi iki gün ve yirmi iki gece sürdü. Savaş 12 Şubat 1920
günü sabah namazı sularında sona erdi. Kahramanmaraşlı, bu savaşı kazanmış,
vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü altın harflerle tarihe geçiren
sevincinin bu haklı gururunu yaşıyordu artık. Bu millî mücadele, Türkiye Büyük
Millet Meclisi tarafından 13 Nisan 1925’te kırmızı şeritli İstiklal
Madalyası’yla ödüllendirildi.
Sayın milletvekilleri, teşvik
yasasından sonra 1,5 milyar dolarlık yatırım tamamlanmış, 1,5 milyar dolarlık
yatırım ise devam etmektedir. Devam eden yatırımlar da tamamlandığında…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Arıkan.
FATİH ARIKAN (Devamla) – Bu
duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Gündem dışı ikinci
söz, Adıyaman ilinin sorunları hakkında söz isteyen Adıyaman Milletvekili
Şevket Köse’ye aittir.
Buyurun Sayın Köse. (CHP
sıralarından alkışlar)
2.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, Adıyaman ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı
konuşması
ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adıyaman’ın sorunlarıyla ilgili gündem
dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve ekranları başında
bizleri izleyen değerli yurttaşlarımızı saygıyla selamlarım.
Değerli arkadaşlar, yaklaşık
dört yıldır bu kürsüden bölgemizin ve Adıyaman’ın sorunlarını her fırsatta
gündeme getirmekteyim. Buna rağmen, AKP hükûmetleri döneminde bu sorunlara
herhangi bir çözüm bulunmadığını görmüş bulunmaktayım.
Sayın milletvekilleri, şimdi
sorunları tekrar ediyorum:
1) Adıyaman’da en büyük sorun
işsizliktir. Ne yazık ki işsizliğe herhangi bir çözüm bulunamadı.
2) “Teşvik ile ekonomi
düzelir ve buna bağlı tüm sektörlerde canlılık yaşanır.” dedim ama Adıyaman,
teşvikte hak etmediği yere alınarak ekonominin can damarı kesildi.
3) “Esnafa yeterli destek
sağlanır, sosyal güvenlik ödemeleri ve vergilerde indirime gidilirse esnaf
ayakta kalır.” dedim. Ne yazık ki Hükûmet bunları yapmadı. Neticede esnaf
kepenk kapattı.
4) “Çiftçiye verilen destek
yetersiz, destekleri artıralım, sulamada kullanılan elektrik tarifelerini
düşürelim.” dedim ama Hükûmet çiftçiyi kaderine terk etti, çiftçi de toprağını
terk etti.
5) Türkiye’de sulama ortalama
yüzde 22, Adıyaman’da ise yüzde 9’dur. “Barajları bitirin, gerekirse GAP’a en
büyük fedakârlığı yapan Adıyaman’a ek ödenek gönderin.” dedim. Aldığım yanıt
hep “Planlama aşamasındayız.” oldu.
Atatürk Barajı’na koca bir
ilçesini veren Adıyaman’da hâlâ sulama yapılamıyor.
6) “Okul öncesi eğitimde
yatırımlar yetersiz, üniversite sınavlarında ilimiz iyi durumda değil, özel bir
program uygulansın.” dedim, bırakınız okulları, Hükûmet kırk yıllık il halk
kütüphanesine bile bir çivi çakmadı.
7) Yine, sayın
milletvekilleri, duble yol söylemi ilimizde heyecan yaratmıştır fakat İktidar
“Ha bu ay bitecek, ha bu yıl tamamlanacak.” sözleriyle dokuz yıldır
Adıyamanlıyı avutmaya çalıştı ancak yollarda hâlâ çalışmalar sürüyor. Üstelik
tabelasız, levhasız çalışmalar nedeniyle herkes tedirgin ve yollarda her gün
can kaybı oluyor.
8) Turizm Adıyaman’a can
getirir. “Nemrut ve Perre gibi tüm dünyanın ilgisini çeken yerlere sahibiz.
Yatırım yapalım, tanıtma, konaklama ve ulaşıma önem verelim.” dedim ama gerekli
yatırımlar yapılmadı ve turizm kenara itildi.
9) TEDAŞ özelleştirmesi
sonucu TEDAŞ çalışanları perişan edildi.
Kaç kere söyledim bu kürsüde
“Demir yolu Adıyaman’da ihracata katkı sunar, dolayısıyla işsizlik azalır, iş
adamlarımız, sanayicilerimiz rahatlar.” dedim, tek bir demir yolu döşenmedi.
Sayın milletvekilleri,
Başbakanın önce söz verdiği sonra hatırlamadığı Nissibi Köprüsü’ne de henüz
başlanmadı. Bu yüzden Adıyaman’ın diğer bölge illeriyle bağlantısı kesiktir.
Yine, HES’ler Adıyaman’da
çevreyi katlediyor, hava kirliliği kış aylarıyla birlikte her yıl had safhaya
çıkıyor. Adıyaman’da arıtma ve katı atık tesislerine hâlâ başlanmadı. Şehrin
giriş kapısı olan otogar gecekondu görünümündedir, daha yenisi yapılmadı.
Hükûmet bu sorunların hiçbirisiyle ilgilenmedi.
10) “Alternatif ürün projesi
başarılı olmadan tütünü bitirmeyelim, destekleyelim. Tütün Adıyaman’ın her
şeyidir. Tütün biterse Adıyamanlı üretici de biter.” dedim, hem tütünü hem de
Tekeli bitirip, yandaşlarla peşkeş çektiniz.
Değerli milletvekilleri,
peki, tüm bunların sonucunda ne oldu? Adıyamanlı mevsimlik tarım işçisi oldu,
yerinden yurdundan kalkıp, karnını doyurmak için her şeyini bırakıp gurbet
yollarına düştü.
Değerli arkadaşlar, artık Adıyaman
için bıçak kemiğe dayandı. Adıyaman’da insanlar Hükûmetin kendilerini üvey
evlat gibi görmesine “Dur” demeye hazırlanıyor. Adıyamanlı çok şey değil,
sadece hakkını istiyor. Bunun için AKP’lisi, CHP’lisi, MHP’lisi, BDP’lisi bir
araya gelerek Adıyaman’da tütün platformunu kurdu. Tütün platformunun haklı
mücadelelerinde ben hep yanlarında oldum ve yanlarında olmaya devam edeceğim.
Az kaldı, 13 Hazirandan
itibaren kurulacak Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarında tütün üreticilerini
ve tüm Adıyamanlıların sorunlarını çözeceğiz. Bizzat Genel Başkanımız Sayın
Kemal Kılıçdaroğlu’ndan aldığımız söz gereği Adıyamanlıların yüzü CHP
iktidarıyla gülecektir.
Büyük usta Nazım Hikmet’in
dediği gibi:
“ Güzel günler göreceğiz
çocuklar,
Motorları maviliklere
süreceğiz.
Çocuklar inanın, inanın
çocuklar
Güzel günler göreceğiz,
güneşli günler göreceğiz.”
Sözlerime son verirken yüce
heyetinize tekrar selam ve saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Köse.
Gündem dışı üçüncü söz Manisa
ilinin sorunları hakkında söz isteyen Manisa Milletvekili Erkan Akçay’a aittir.
Buyurun Sayın Akçay. (MHP
sıralarından alkışlar)
3.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa ilinin sorunlarına, tamamlanamayan
yatırımlara ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündem dışı konuşması
ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Manisa ilinin çözüm bekleyen yüzlerce
sorunlarından bir kısmını dile getirmek için söz aldım. Muhterem heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Manisa ilimiz, nüfus büyüklüğü
bakımından 13’üncü, tarımsal üretim bakımından 1’inci, sanayi üretimi
bakımından 6’ncı, toplanan vergi gelirleri bakımından 14’üncü sıradadır ancak
2010 yılında aldığı 159 milyon liralık yatırımla 81 il arasından 35’inci
sıradadır.
Manisa, tarımsal üretim
bakımından ilk 3 il arasında olmasına rağmen, tarım yatırımlarından aldığı
ödenek bakımından 21’inci sıradadır; nüfus bakımından 13’üncü sırada olmasına
rağmen, eğitim yatırımları bakımından 29’uncu sırada bulunmaktadır; yüz ölçümü
bakımından 18’inci sıradayken, ulaştırma yatırımları bakımından 44’üncü
sıradadır. Bu nedenle AKP iktidarları döneminde Manisa’daki yol çalışmaları
sekiz yıldır bir türlü bitirilememektedir.
Financial Times tarafından
yatırım yapılabilir en ideal kent seçilen Manisa’da kayıtlı işsiz sayısı 2008
yılında 23.400 iken, 2010 yılının ilk dokuz ayında 31 bini aşmıştır.
AKP tarafından, her seçim
öncesi, seçim vaadi olarak gündeme getirilen dört yüz yataklı uygulama
hastanesine hâlâ başlanamamıştır.
Gördes Barajı’nın koruma
alanı içinde kalan Karayakup, Çağlayan, Yakaköy, Malkoca, Çamköy ve Taşkuyucak
köylerinde kamulaştırma işlemleri bitirilememiş, vatandaşlarımıza iskân yerleri
hâlâ gösterilememiştir.
1.500 dekarlık arsasıyla
Hazineye intikal ettirilen Akhisar Sigara Fabrikası atıl durumda beklemektedir.
Soma Termik Santrali’nin baca
gazı filtrelerinin yenilenmemesi nedeniyle Soma’da kanser hastası sayısı dünya
standartlarından 4 kat fazladır.
Manisa’da otuz bine yakın
tarihî eser, sergilenecek müze olmadığından dolayı depolarda bekletilmektedir.
Peki, AKP Manisa’da ne
yapıyor değerli milletvekilleri? AKP Manisa’da partizanlık yapıyor. AKP
Manisa’da oy verme hakkını gasbediyor ve AKP Manisa’da insan hürriyetini
engelliyor. Nasıl mı? Türkiye Kömür İşletmeleri Soma müesseselerine eleman
alımı yapılıyor, AKP Salihli İlçe Başkanının cep telefonundan “Soma kömür
ocaklarında çalışmak isteyen kardeşlerimizin partimizde form doldurmaları
gerekmektedir.” şeklinde telefon mesajı çekiliyor. 6 Şubat 2011 tarihinde
Manisa Kula’da yapılan Ziraat Odası Kongresi İlçe Seçim Kurulu tarafından iptal
edilmiştir. Çünkü Kula Ziraat Odası seçimlerinde oy kullanacak olan 2 delege
AKP Kula İlçe Başkanı, Kula İlçesi Sandal belde AKP’li Belediye Başkanı, AKP’li
Kula Belediye Meclis üyesi ve AKP Kula İlçe Yönetim Kurulu üyeleri tarafından
oylarını açık şekilde kullanmaları ya da oy kullanmamaları yönünde tehdit ve
baskı altında tutulmuşlardır. Bu 2 delege tehditleri dinlemeyince, seçim
sonuçlanıncaya kadar Sandal beldesine götürülerek burada alıkonulmuşlardır. Seçimi
AKP’li aday 1 oy farkla kazanmıştır. Tehdit edilen, oy kullanmaması için
kaçırılan 2 delegenin İlçe Seçim Kuruluna yaptıkları suç duyurusu üzerine
şahitler dinlenmiş ve seçim sonuçları iptal edilmiştir. Kula İlçe Seçim Kurulu
tarafından yukarıda isimlerini, unvanlarını belirttiğimiz AKP’li yöneticiler
hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur. Manisa’da
yaşanan bu olaylar 2011 genel seçimlerinde AKP’nin şımaran kadrolarının ne gibi
cürümlere teşebbüs edebileceğini göstermekte ve işaret etmektedir.
Şimdi, buradan AKP’li
yetkililere soruyorum: Bunları yapanlar hakkında ne yapacaksınız? Muhalefet
belediyelerini sindirmek için gece yarısı operasyonu yaptıranlar, adam kaçıran
AKP’li belediye başkanları hakkında soruşturma izni verecek misiniz, merak
ediyorum.
Bu düşüncelerle muhterem
heyetinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Akçay.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Başkanım, Kahramanmaraş’ın zafer günüyle ilgili söz talep ediyorum.
BAŞKAN – Buyurun Sayın
Şandır.
V.- AÇIKLAMALAR
1- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kahramanmaraş’ın “zafer günü”ne ilişkin
açıklaması
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok
teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Milliyetçi Hareket Partisi
Grubu olarak biz de Kahramanmaraş’ın bu zafer gününü yürekten kutluyoruz.
Aslında sayın Kahramanmaraş milletvekillerine de buradan duyururum yani bunu
kurtuluş günü olarak kutlamak doğru değil, zafer günü. Yurdumuzu işgal etmeye
cüret gösteren müstevlileri Kahramanmaraş’ın kahraman evlatları süngü gücüyle
yurdumuzdan atmışlardır. Bu bir zafer günüdür. Tüm Kahramanmaraşlıların bu
gününü, bu zafer gününü Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak yürekten
kutluyor, rahmete ulaşan şehitlerimize rahmet diliyor, gazilerimize ve tüm
Kahramanmaraşlılara saygılar, sevgiler sunuyoruz.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Şandır.
Sayın Kaynak, buyurun.
2.-
Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak’ın, Kahramanmaraş’ın düşman işgalinden
kurtuluşu nedeniyle “zafer günü”ne ve Afşin-Elbistan’da Çöllolar kömür
sahasında meydana gelen göçüğün altında kalan işçilere ilişkin açıklaması
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş)
– Sayın Başkanım, Kahramanmaraş’ın düşman işgalinden kurtuluşunun ve Sayın
Şandır’ın ifade ettiği gibi “zafer günü”nün 91’inci yılı münasebetiyle bu
zaferde emeği geçen şehitlerimizi, gazilerimizi minnetle anıyorum ben de. Ancak
bugün Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinden üzücü bir havadis de geldi. Afşin
Elbistan B Termik Santrali’ne kömür temin etmek üzere Park Enerji tarafından
işletilen Çöllolar kömür sahasında ikinci kez bir göçük olayı meydana geldi.
İlk bilgilere göre göçük
altında maalesef 15-20 civarında işçimiz var ve yine ilk bilgilere göre 6
işçimiz yaralı olarak kurtarılmış vaziyette.
Kahramanmaraş
milletvekillerimiz, Meclis Başkan Vekilimiz Sayın Pakdil ve Sayın Avni Doğan
bölgeye hareket ettiler.
Ben, bundan dolayı da göçük
altında kalan işçilerimizin inşallah sağ salim kurtulmalarını Cenabıallah’tan
diliyorum, yakınlarına sabırlar diliyorum, üzücü bir havadis almamayı temenni
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Kaynak.
Sayın Aslanoğlu, buyurun.
3.- Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun,
Kahramanmaraş’ın düşman işgalinden kurtuluşu nedeniyle “zafer günü”ne ve
Afşin-Elbistan’da Çöllolar kömür sahasında meydana gelen göçüğün altında kalan
işçilere ilişkin açıklaması
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) – Efendim, Elbistan’da göçük altında kalan kardeşlerimin bir an evvel
kurtulmalarını diliyorum. Diliyorum ki hepsi yaşamına kavuşur. Yaralı
kardeşlerimize acil şifalar diliyorum, tüm Afşin Elbistanlı kardeşlerimize ve
Kahramanmaraşlı kardeşlerimize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum.
Ayrıca, Kahramanmaraş’ın
cefakâr, mücadeleci halkına bu kurtuluş ve zafer günlerinden dolayı başarı
diliyorum. Kahramanmaraş özellikle ekonomik olarak da çok mücadeleci, dinamik
bir ilimizdir, bu nedenle bu ilimizin dinamik bir büyükşehir belediyesine
kavuşmasını da yürekten diliyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Aslanoğlu.
Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula
sunuşları vardır.
Meclis araştırması açılmasına
ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:
VI.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Barış ve
Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Batman Milletvekili Ayla Akat
Ata’nın, üniversitelerde yaşanan olaylar ile öğrencilere yönelik idari
yaptırımların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1027)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Türkiye'de üniversitelerde
yaşanan olaylar ve öğrencilere yönelik cezai ve idari yaptırımların bütün
boyutlarıyla araştırılarak gerekli çalışmaların yapılması için Anayasanın 98
inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması
açılmasını arz ederiz.
Ayla
Akat Ata
BDP
Grup Başkanvekili
Gerekçe:
Üniversiteler, ticari ve
siyasi kaygılardan arındırılmış akademik kaygıların ön plana çıktığı ve
özgürlüğün, eşitliğin üretkenliğin hâkim olduğu kurumlar olması gerekirken son
yıllarda üniversite öğrencileri aleyhine verilen cezalar bunun önünde engel
teşkil etmektedir.
Öğrencilerin düşünce ve
kanaatlerini ifade etmek gayesiyle atmış oldukları her adım cezai yaptırımla
neticelenmektedir. Düşünce ve kanaatlerin dile getirilmesi amacıyla düzenlenen
basın açıklamaları, çeşitli protesto amaçlı etkinlikler, hatta sadece bu
etkinlikleri izlemek dahi, Yüksek Öğretim Kurumu tarafından cezalandırma sebebi
haline gelmiştir.
Oysa Anayasa başta olmak
üzere, 2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasası, Avrupa insan hakları
sözleşmesi ve AİHM içtihatları uyarınca basın açıklaması yapmak ve
düşünce/kanaat açıklamak hak olarak tanınmıştır. Ancak ne ki, üniversite
yönetimleri üniversitelerde üstlendikleri baskıcı rol ile basın açıklaması
yapmak, düşünce ve kanaat açıklamak gibi en demokratik hakları gençlerin
ellerinden almaktadır.
Geçtiğimiz günlerde İstanbul
Teknik Üniversitesi'nde demokratik haklarını kullanan öğrenciler aleyhine
verilen cezalar buna örnek teşkil etmektedir. Bunun yanı sıra Yüksek Öğretim Kurumu
Yasası'ndan dayanağını bulan cezalar da üniversite yönetimlerince uygulanmakta
ve öğrencilerin eğitim ve öğretim hakları ellerinden alınmaktadır. Hatay
Mustafa Kemal Üniversitesi'nde üniversite yönetimi; öğrencilerin en demokratik
hak alma mücadelesi olan yemek fiyatlarına yapılan zamları protesto etmek,
üniversiteye silahla girilmesini teşhir etmek için basın açıklaması yapmak, BDP
(Barış ve Demokrasi Partisi)'nin kongresine katılmak ve buna benzer sebeplerle
yeni öğretim yılının başlaması ile yirmiye yakın öğrenci hakkında soruşturmalar
açmış ve neticede öğrenciler hakkında "yükseköğretim kurumundan
çıkarma" cezası ve "uzaklaştırma" cezaları vermiştir. Bunun
örneği daha önce de Mersin Üniversitesi’nde yaşanmış olup "40” öğrenci
hakkında yükseköğretim kurumundan çıkarma cezası, "30" öğrenci
hakkında da 1 yıl okuldan uzaklaştırma cezası verilmiş idi. Her ne kadar bu
öğrenciler açtıkları davalar neticesinde öğrenim kurumlarına dönmüş iseler de
eğitim hayatları aksamış, gelecekleri bir süre askıya alınmıştır. Bunun da
ötesinde, bu cezalar; öğrencileri, yani geleceğimizin temsilcilerini suskun,
düşünmeyen, üretmeyen, görmeyen, duymayan, korkak bireylere dönüştürmüştür.
Anılan bu cezalar,
üniversiteler tarihinde verilmiş en ağır cezalardır. Zira kişinin eğitim ve
öğretim hakkının elinden alınması birey ve topluma yüklenmiş en ağır cezaları
teşkil etmektedir. Üniversite öğrencilerinin mutlak surette düşünen, üreten,
eleştiren hakkını arayan bir kimliğe sahip olmaları ise toplumsal bir
ihtiyaçtır.
Sözünü ettiğimiz olaylar
neredeyse her üniversitede gerçekleşmektedir. Üniversitelerde yaşanan bu
antidemokratik uygulamaların ve bu uygulamalar sonucunda öğrencilerin maruz
kaldıkları cezaların tespiti ve değerlendirilmesi için meclis araştırması
açılmasını talep etmek gerekmiştir.
2.- Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemir ve 21 milletvekilinin, akaryakıt fiyatlarındaki
artışın nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1028)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Ülkemizde son günlerde
akaryakıt fiyatlarındaki artış çok ciddi ekonomik sorunlar ortaya çıkarmıştır.
Vatandaşlarımız akaryakıt üzerindeki başta yüksek vergi oranları dâhil olmak
üzere Hükümet politikalarıyla büyük mağduriyetler yaşamaktadır. Bu halde
vatandaşlarımızın yaşadıkları bu mağduriyetleri gidermek için alınacak önemleri
tespit etmek üzere Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince
Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
Saygılarımızla.
1) Hasan Özdemir (Gaziantep)
2) Cumali Durmuş (Kocaeli)
3) Mehmet Akif Paksoy (Kahramanmaraş)
4) Osman Ertuğrul (Aksaray)
5) Cemaleddin Uslu (Edirne)
6) Metin Çobanoğlu (Kırşehir)
7) Kamil Erdal Sipahi (İzmir)
8) Hüseyin Yıldız (Antalya)
9) Kemalettin Nalcı (Tekirdağ)
10) Mümin İnan (Niğde)
11) Alim Işık (Kütahya)
12) Recep Taner (Aydın)
13) Süleyman Latif Yunusoğlu (Trabzon)
14) Reşat Doğru (Tokat)
15) Mithat Melen (İstanbul)
16) İzzettin Yılmaz (Hatay)
17) Muharrem Varlı (Adana)
18) Mehmet Şandır (Mersin)
19) Mustafa Cihan Paçacı (Ankara)
20) Abdülkadir Akcan (Afyonkarahisar)
21) Beytullah Asil (Eskişehir)
22) Osman Durmuş (Kırıkkale)
Gerekçe:
Hükümetin son dönemlerde
artış gösteren petrol fiyatlarıyla ilgili olarak öne sürdüğü Dünya
fiyatlarındaki dalgalanmanın ürünü olarak petrol fiyatlarının artış gösterdiği
tezi gerçeği yansıtmamaktadır. Maliye Bakanlığı verilerinde 28 Avrupa ülkesi
içerisinde en pahalı benzin ülkemizde tüketilmektedir. Bu durumun en önemli nedeni
ise akaryakıt ürünleri üzerinden alınan vergilerdir.
22 Kasım 2010 tarihinde
geçerli olan fiyat ve döviz kurları baz alınarak Maliye'nin yaptığı
hesaplamalara göre Türkiye'deki benzin fiyatı 1,9 Euro düzeyindeyken, 1 litre
benzinden alınan ÖTV ve KDV 1,2 Euro'ya ulaşmaktadır. Bu çerçeveden
bakıldığında ÖTV ve KDV akaryakıt litre satış fiyatının %68'ini
bulabilmektedir. Buna göre, benzinde rafineri çıkış fiyatının %250'si,
motorinin ise %175'i oranında vergi alınmaktadır.
Öte yandan ham petrolün varil
fiyatıyla örneğin kurşunsuz benzinin litre fiyatı arasındaki ilişki ters
yönlüdür. Bakınız, Temmuz 2008'de ham petrolün varil fiyatı 150 dolar iken
kurşunsuz benzinin litresi 3,34 TL idi. Bugün ise ham petrolün varil fiyatı 90
dolardır; ancak kurşunsuz 97 oktan benzin perakendeden 4 liraya satılmaktadır.
150 dolardan 90 dolara düşen ham petrolün varil fiyatındaki değişime göre bugün
kurşunsuz benzinin litre fiyatı 2 lira olmalıydı. Bütün bu rakamsal tabloyu
litre düzeyinden gösterirsek gerçekler daha belirgin olacaktır. Örneğin, 1
litre benzinin rafineri çıkış fiyatı 99 kuruş ancak satış fiyatı 3,85 TL'dir.
Aynı şekilde 1 litre motorinin rafineri çıkış fiyatı 103 kuruş ancak satış
fiyatı 3,24 TL'dir. Buna göre, benzin rafineri çıkış fiyatının %389, motorin ise
%315 fazlası fiyatlara satılmaktadır. Öte yandan bakınız, benzinin rafineri
çıkış fiyatı ile motorinin rafineri çıkış fiyatı arasındaki değerlendirmede
benzinin fiyatı daha az iken pompa satışında benzinin fiyatı daha fazladır. Bu
durum da uygulanan vergilerin bir yansımasıdır. Uluslararası bir değerlendirme
yapmak gerekirse aynı benzin Yunanistan'da 2 dolar, Almanya'da 1,87 dolar,
Fransa'da 1,82 dolar, İtalya'da 1,74 dolar, İsviçre'de 1,50 dolar, Kanada'da
1,01 dolar, Rusya'da 0,80 dolar, ABD'de 0,74 dolar, Libya'da 0,17 dolardır. Bu
tablo içerisinde Türkiye'deki rakamlar âdeta bir Dünya rekorudur.
Bütün bu tablo ortadayken
akaryakıt fiyatlarındaki artışı Dünya piyasalarındaki dalgalanma ile açıklamak
yeterli değildir. Şu andaki akaryakıt fiyatları hükümetin siyasi tercihidir.
Vatandaşlarımız Hükümetin bu tercihi nedeniyle mağdur olmaktadır.
Vatandaşlarımızın mağduriyeti sadece akaryakıtı daha pahalı almalarından dolayı
değildir. Örneğin, Gaziantep ilinde vatandaşlarımız akaryakıt fiyatlarındaki
artışlarla birlikte Türkiye'de 4 TL olan benzini Kilis'ten Suriye'ye geçerek
1,4 TL'ye almak zorunda bırakılmaktadırlar. Aynı şekilde sınır illerinde
yaşayan vatandaşlarımız Irak ve İran'dan da akaryakıt temini yapmaktadırlar.
İkinci bir yöntem olarak ise âdeta her köşe başında satılan kaçak benzin tercih
ediliyor. Son zamlarla birlikte bu iki yöntemden birisine başvuran vatandaş
sayımız her geçen gün artmaktadır.
Hükümet akaryakıt, sigara,
içki gibi dolaylı vergilerin yükünü arttırmıştır. Bunun nedeni ise bu ürünlerin
gelirine bakmadan herkesten aynı fiyat ve vergiyle satın alınmasıdır. Bir başka
önemli husus da Dünya petrol fiyatlarının bundan sonra artma eğiliminde
olmasıdır.
Çözüm ancak Hükümetin,
akaryakıt üzerindeki vergi yükünü indirmesindedir. Benzin fiyatlarındaki
yükseklik bir kader yada değiştirilemez bir gerçek değildir. Sadece Hükümetin
işidir.
Bütün bu gerçekler ışığında
akaryakıt üzerindeki vergi yükü bir yandan vatandaşlarımızın üzerinde ağır bir
yük olurken diğer yandan da kaçak mazot ve sınırdaş ülkelerden akaryakıt alımı
gibi yöntemlerle ekonomik bir kayıp da ortaya çıkarmaktadır. Sonuç olarak,
akaryakıt fiyatlarının pahalılığından kaynaklanan ekonomik sorunları gidermek
için gerekli düzenlemelerin TBMM çatısı altında bir an önce tespit edilerek uygulanması
gerekmektedir.
3.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse ve 25 milletvekilinin, özürlülerin sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1029)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Ülkemizde özürlü
yurttaşlarımız, eğitimden sağlığa, ulaşımdan iş yaşamına katılmaya kadar pek
çok alanda sorunlarla karşılaşmaktadır. Üstelik, bu sorunların çözümüne ilişkin
net çalışmaların ortaya konulmaması, yeni sorunların da doğmasına neden
olmaktadır. Oysa özürlülere özel ve onların insanca yaşamını sürdürmek amacıyla
düzenlemeler yapmak sosyal devletin bir gereğidir. Hiçbirimiz unutmamalıyız ki
herkes potansiyel bir özürlüdür.
Özürlü yurttaşlarımızın
karşılaştığı en önemli sorunların başında iş yaşamına katılma gelmektedir. İş
yaşamında, yasaların ve diğer düzenlemelerin varlığına rağmen hak ettikleri
boyutta yer alamayan özürlü yurttaşlarımız, sosyal devlet ilkesinin kendilerine
karşı uygulanmadığını düşünmektedir. Bu konuda, yol gösterici ve örnek olması
gereken kamu kurum ve kuruluşlarında özürlülerin yasalarda belirtilen oranlarda
çalıştırılmaması, hatta kimi kamu kurum ve kuruluşlarında hiç özürlü
çalıştırılmaması bir ayıp olarak yorumlanmaktadır.
Resmi verilere göre, kamu
kurum ve kuruluşlarında istihdam edilmesi gereken özürlü sayısı 48 bin
civarında olması gerekirken, 38 bin civarı özürlü kadrosunun boş olduğu
görülmektedir. Başka bir deyişle özürlü kadrolarının %79'u kullanılmamaktadır.
Ülkemizde yaşayan milyonlarca özürlü olduğu düşünüldüğünde, rakamın ne derece
önemli boyutta olduğu anlaşılmaktadır. Özürlü yurttaşlarımızın kamu kurum ve
kuruluşlarında istihdam edilmesi konusunda sınav, işe yerleştirme ve iş yerinde
rahat çalışabilme aşamalarında henüz çözülmemiş sorunlar, Hükümeti
beklemektedir. Bu konuda yasal boşlukların mutlaka doldurulması gerekmektedir.
İstihdam anlamında, özel sektörün üzerine düşen görevi yapabilmesi için çeşitli
teşvik yöntemleri daha fazla oranla kullanılmalıdır.
Mesleki rehabilitasyon ve
bunun sonucunda işe yerleştirilme konusu, özürlülerin büyük umut bağladığı
düzenlemelerden biri olmasına rağmen, bu konuda yeterli gelişme gösterilmediği
aşikardır. Bu konuda ilgili Bakanlıkların ortak bir çalışma yapması ve
ayrıntılı bir planlamayla çözüm yolu bulunması gerekmektedir.
Türkiye'de yaşayan özürlü
yurttaşlarımız, istihdam haricinde günlük yaşamda da büyük sorunlarla
karşılaşmaktadır. Özellikle şehir içi ulaşım, özürlülerin en büyük
sorunlarından biridir. Yüksek kaldırımlar, sinyalsiz trafik lambalarının dışında;
otobüs, minibüs, metro ve diğer raylı araçların kullanımında özürlülerin
düşünülmemesi, bu yurttaşlarımızı isyan ettirmektedir. Yerel yönetimlerin bu
konuda daha dikkatli davranması ve özürlüleri düşünerek, onların daha rahat
gündelik yaşamlarını sürdürmesine dönük olarak çalışmalar yapması
gerekmektedir.
Anayasa, özürlülere ilişkin
pozitif ayrımcılık içeren düzenlemelere yer vermiş ve bu düzenlemelerin eşitlik
ilkesine aykırı olmayacağını belirtmiştir. Ancak; bu hükümler gereğince yerine
getirilmemiştir. Sosyal devlet ilkesinin bir gereği olarak, özürlülerin
desteklenmesi konusunda da ülkemiz iyi bir karneye sahip değildir. Özellikle
sosyal devletin gereklerinden biri olan özürlü aylıkları çok daha iyi
rakamlarda olmalıdır. Yasalar çerçevesinde verilen bu aylıklar maalesef komik
miktarlarda olmakla birlikte, bu rakamların düzeltilmesi için herhangi bir
çalışma yapılmıyor olması ayrıca üzücü bir tabloyu ortaya çıkarmaktadır.
Bu bağlamda, ülkemizde
yaşayan özürlü yurttaşlarımızın eğitimden sağlığa, ulaşımdan iş yaşamına
katılmaya kadar sorunlarının ve çözüm önerilerinin tespiti amacıyla Anayasa'nın
98. ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması
açılmasını saygılarımızla arz ederiz.
1) Şevket Köse (Adıyaman)
2) Ergün Aydoğan (Balıkesir)
3) Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)
4) Tansel Barış (Kırklareli)
5) Rahmi Güner (Ordu)
6) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
7) Ali Rıza Ertemür (Denizli)
8) Atila Emek (Antalya)
9) Tayfur Süner (Antalya)
10) Hüsnü Çöllü (Antalya)
11) Ahmet Küçük (Çanakkale)
12) Hulusi Güvel (Adana)
13) Hüseyin Pazarcı (Balıkesir)
14) Sacid Yıldız (İstanbul)
15) Derviş Günday (Çorum)
16) Osman Kaptan (Antalya)
17) Nevingaye Erbatur (Adana)
18) Akif Ekici (Gaziantep)
19) Tekin Bingöl (Ankara)
20) Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
21) Ali Arslan (Muğla)
22) Fevzi Topuz (Muğla)
23) Gürol Ergin (Muğla)
24) Kemal Demirel (Bursa)
25) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
26) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
BAŞKAN – Bilgilerinize
sunulmuştur.
Önergeler gündemde yerlerini
alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası
geldiğinde yapılacaktır.
Bir genel görüşme önergesi
vardır, okutuyorum:
B) Genel Görüşme Önergeleri
1.- Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet
Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Sayıştayın “Sağlık Bakanlığına
Bağlı Hastanelerde İlaç, Tıbbi Sarf Malzemesi ve Tıbbi Cihaz Yönetimi” adlı
performans denetim raporu hakkında genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi
(8/26)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Sağlık Bakanlığına bağlı
hastaneler hizmetlerini, 13.01.1983 tarih ve 17927 sayılı Resmi Gazete'de
yayımlanarak yürürlüğe giren Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliğine
göre yürütmektedirler. Yönetmelikte hastane ve malzeme yönetimine ilişkin yetki
ve sorumlulukların açık ve net olarak düzenlenmemesi, uygulamada yetki-görev
örtüşmelerine ve ortaya çıkan aksaklıkların sorumlusunun tespitinde sorunlar
yaşanmasına yol açmaktadır.
Hastanelerde yöneticilere
yardımcı olması bakımından Yönetim Bilgi Sistemi yeterli değildir. Hastaneler
tarafından Bakanlığa iletilen veriler ile hastanelerin kayıtlarındaki veriler
birbiriyle çelişmekte, Bakanlıkta toplanan veriler bilgiye dönüştürülerek, sağlık
hizmetlerinin planlanması ve koordinasyonu amacıyla kullanılmamaktadır.
Bakanlık, hastanelerin tıbbi sarf malzemeleri ve ilaçlar için ne kadar kaynak
kullandığını tam ve doğru olarak belirleyemediğinden, bu alanda politika
oluşturma, planlama ve yönlendirme çalışmalarında gerekli ve uygun kararlar
alamamaktadır.
Bu durum Sayıştay
Başkanlığının "Sağlık Bakanlığına Bağlı Hastanelerde İlaç, Tıbbi Sarf
Malzemesi ve Tıbbi Cihaz Yönetimi Hakkında Performans Denetimi" adlı
Performans Denetim raporuyla da ayrıntılarıyla ortaya konulmuştur. Sayıştay'ın
söz konusu raporu Sayıştay Genel Kurulunun 10.03.2005 tarihli ve 5117/1 sayılı
kararıyla 832 sayılı Sayıştay Kanununun ek 10'uncu maddesine istinaden Türkiye
Büyük Millet Meclisine sunulmuş, ancak söz konusu rapor bir türlü Türkiye Büyük
Millet Meclisi gündemine getirilmemiştir.
Yukarıdaki hususlar
çerçevesinde Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 101, 102 ve 103'üncü maddeleri
uyarınca, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına "Sağlık Bakanlığına Bağlı
Hastanelerde İlaç, Tıbbi Sarf Malzemesi ve Tıbbi Cihaz Yönetimi" konusunun
ve söz konusu Sayıştay Raporunun tüm yönleriyle ele alınmasını amaçlayan bir
genel görüşme açılması hususunda gereğini arz ederiz.
|
Mehmet Şandır |
Oktay Vural |
|
|
|
|
|
|
Mersin |
|
İzmir |
Genel Gerekçe
Sağlık Bakanlığına bağlı
hastaneler hizmetlerini, 13.01.1983 tarih ve 17927 sayılı Resmi Gazete'de
yayımlanarak yürürlüğe giren Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliğine
göre yürütmektedirler. Yönetmelikte hastane ve malzeme yönetimine ilişkin yetki
ve sorumlulukların açık ve net olarak düzenlenmemesi, uygulamada yetki-görev
örtüşmelerine ve ortaya çıkan aksaklıkların sorumlusunun tespitinde sorunlar
yaşanmasına yol açmaktadır.
Hastanelerde yöneticilere
yardımcı olması bakımından Yönetim Bilgi Sistemi yeterli değildir. Hastaneler
tarafından Bakanlığa iletilen veriler ile hastanelerin kayıtlarındaki veriler
birbiriyle çelişmekte, Bakanlıkta toplanan veriler bilgiye dönüştürülerek,
sağlık hizmetlerinin planlanması ve koordinasyonu amacıyla kullanılmamaktadır.
Bakanlık, hastanelerin tıbbi sarf malzemeleri ve ilaçlar için ne kadar kaynak
kullandığını tam ve doğru olarak belirleyemediğinden, bu alanda politika
oluşturma, planlama ve yönlendirme çalışmalarında gerekli ve uygun kararlar
alamamaktadır.
Yataklı Tedavi Kurumları
İşletme Yönetmeliğinde hastane müdürleri ve hastane müdür yardımcılarının,
hastane yönetimi konusunda eğitim ve deneyime sahip personel arasından atanması
gerektiği hususu açıkça düzenlenmiş olmasına rağmen, buna uygun görevlendirme
ve atamalar yapılmamakta, hastaneler uzmanlaşmış yönetim ekiplerince
yönetilmemektedir. Bu durum Sağlık İşletmesi Yönetimi konusunda eğitim ve
deneyimi olmayan kişilerin hastaneleri yönetmesine ve kaynakların verimsiz
kullanılmasına risk oluşturmaktadır.
Hastanelerin; tıp hizmetleri,
yardımcı tıp hizmetleri, hemşirelik hizmetleri, idarî malî ve destek hizmetleri
şeklinde oluşan profesyonel bir sağlık yönetim ekibi tarafından, işbölümüyle ve
uzmanlaşmaya gidilerek yönetilmediği hususu dikkat çekmektedir. Hastane yönetimi
kadrolarına yapılacak atamalarda da mevzuatta öngörülen niteliklerin göz ardı
edildiği görülmektedir.
Bu durum Sayıştay
Başkanlığının "Sağlık Bakanlığına Bağlı Hastanelerde İlaç, Tıbbi Sarf
Malzemesi ve Tıbbi Cihaz Yönetimi Hakkında Performans Denetimi" adlı
Performans Denetim raporuyla da ayrıntılarıyla ortaya konulmuştur. Sayıştay'ın
söz konusu raporu Sayıştay Genel Kurulunun 10.03.2005 tarihli ve 5117/1 sayılı
kararıyla 832 sayılı Sayıştay Kanununun ek 10'uncu maddesine istinaden Türkiye
Büyük Millet Meclisine sunulmuş, ancak söz konusu rapor bir türlü Türkiye Büyük
Millet Meclisi gündemine getirilmemiştir.
Yukarıdaki hususlar
çerçevesinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde "Sağlık Bakanlığına Bağlı
Hastanelerde İlaç, Tıbbi Sarf Malzemesi ve Tıbbi Cihaz Yönetimi" konusunun
görüşülmesini talep etmekteyiz.
BAŞKAN – Bilgilerinize
sunulmuştur.
Önerge gündemdeki yerini
alacak ve genel görüşme açılıp açılmaması konusundaki görüşme, sırası
geldiğinde yapılacaktır.
Barış ve Demokrasi Partisi
Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup
işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
Okutuyorum:
VII.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- (10/150)
esas numaralı, Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması
Hakkında Kanun’un uygulamasından kaynaklanan sorunların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair
önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 10/02/2011 Perşembe günkü birleşiminde
yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun 10.02.2011
Perşembe günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy
birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu
maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Ayla
Akat Ata
Batman
Grup
Başkanvekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler
Kısmının 84 üncü sırasında yer alan 10/150 Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan
Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'un uygulanmasından kaynaklanan
sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir
Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergenin görüşülmesinin Genel Kurulun
10.02.2011 Perşembe günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Barış ve Demokrasi
Partisi Grubu önerisi lehinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.
Buyurun Sayın Kaplan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisi
üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sanıyorum bu konuşacağımız
konu bütün milletvekillerini yakından ilgilendiriyor. En azından bu konuda
bütün arkadaşlarımıza defalarca mağdurların başvuruları olmuştur.
Bahsettiğimiz konu 5233
sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında
Kanun’un uygulanmasından kaynaklanan sorunların araştırılması ve gerekli
tedbirlerin alınmasıyla ilgilidir.
Bilindiği gibi, 2004 yılında
bu Yasa çıkarıldı, yürürlüğe girdi, daha sonra da 4 Ekim 2004 tarihinde
uygulama yönetmeliği çıkarıldı. Sonradan da 2007 tarihinde 5666 sayılı Yasa’yla
da bunun süresi uzatıldı. Ancak, valiliklere yapılan başvurularda, bürokratik
işlemler, havale, evrak kayıt gibi, il özel idarelerinde kurulan komisyonların
uzun süre bekletilmesi, etkisiz olması, ciddi personel, teknik sıkıntı ve
donanımlar, sekretarya sıkıntıları ve en basit hukuki sorunlarda bile… Ancak,
personelle muhatap olunabilen açıklama ve anlaşma konularında önemli sorunlar
yaşandığı uygulamada görüldü.
Keşiflerde, özellikle sulak
ve geniş arazileri olan köylerde arazi miktarlarının sınırlandırılması, yani
bir kota uygulaması yapılıyor. Yine, valiliklerin talimatıyla, araziler,
olayların henüz çıkmadığı, yani 1952 memleket haritası tabir edilen bir harita
üzerinden, işte orman alanı gibi gözüküyor denilerek bahçelikler, köylük
yerler, evler bu kapsamlara alınmamakta. Yine, mevcut ekilebilinir arazilerin
de yalnızca dörtte 1’i dikkate alınmakta. 2003 tarihinde köye dönüş sonrası
inşa edilen yerler varsa, eğer vatandaş köyüne dönmüşse bunlar göz önüne
alınmamakta. Yapı denetim komisyonu başkanlıklarının uyguladığı birim fiyatları
ise her olayda bire bir uygulanamamakta. Çiftçilik yapan başvurucuların mülkiyete
ulaşamama, arazi, bağ, bahçelerinden yararlanamama, geçim kaynaklarından mahrum
kalma durumları tespit edilememekte. Keşif yapılan başvurular da yıllarca
bekletilmekte. Daha sonra da göçe zorlanan, kirada kalan, kira zararlarını
belgelemeyenler dahi dikkate alınmamakta. Yakılan evler için, keşifler
esnasında yanık izleri tespit edilmesine, soruşturmalarda sabit olmasına rağmen
eşya zararları karşılanmamakta ve bu uygulamalar, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesindeki 1.500 karar aşamasındaki davanın sonuçlandırılmadan geri
gönderilmesi ve bundan sonra komisyonlarda bunun görüşülmesiyle ortaya çıktı.
Özellikle kadın
başvurucuların eşlerinden noter onaylı muvafakatler istenmesi, sabıka kaydı
gibi talepler, uçuş haritaları, ormanlık arazi dışında kadastro görmeyen
yerlerde zilyetlik, tasarruf konusunun dikkate alınmaması, mülkiyet hukuku
açısından, örneğin, kaydı, tapusu olmayan vatandaşların mağdur edilmesi. Yine,
bekletilen dosyalar, ödeneklerin çok geç çıkarılması. Bir buçuk yıl sonra
İçişleri Bakanlığından bütçeden para çıktıktan sonra ödenmesi gibi sıkıntılar
var.
Yine, bu köy boşaltmalar,
yakılmalar resmî rakamlara göre 4 bin civarında. 17 binin üstünde faali meçhul
var ama güvenlik güçleri bu köyleri kimin yaktığı, hangi güçlerin yaktığı
konusunda belgeler istemektedir. Oysaki resmî makamların bu belgeleri tanzim
etmekle mecburiyet ve mükellefiyeti olmasına rağmen, bu husus, âdeta, üstü
örtülü bir tehdit olarak da kullanılmaktadır.
İçişleri Bakanlığının
verilerine bakarsak, örneğin 24 Eylül 2007 tarihinde 274.359 başvuru
yapılabilmiş. O dönem 87.600 civarında bir rakam sonuçlanmıştı. Yakın takvime
bakıyoruz şimdi, 2010 Eylül sonlarında 251 bin başvurunun görüşüldüğü
söyleniyor. Yapılan başvuru sayısının da 359.028 civarında olduğu. Bu
rakamlardan, sonuçlanan 251 binden sadece 141 bininin kısmen kabul edildiğini,
120 bin civarında dosyanın da reddedildiğini rakamlar resmî olarak ortaya
koyuyor. Tabii, bunun sonucu olarak vatandaş idare mahkemelerine, Danıştaya
başvurdu. Şu an Danıştayda ve idari mahkemelerde görülen dava sayısının 10 bini
aştığı söyleniyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, iç hukuk yeni yeni
tükendiği için başvuru sayısının da şu an itibarıyla 2 bini aştığı yani ilk
rakamların üstüne çıktığı görülüyor. Örneğin, Malatya İdare Mahkemesi, mesela
Tunceli’deki bir olayla ilgili, elektrik olmayan bir köyde elektrik makbuzunun
istenmesi, işte “Evini ispatla.” denilmesi gibi durumları tespit ediyor ve
verilen kararları bozuyor.
Yine, Danıştayın verdiği
kararlar var, işte manevi mağduriyet ve tazmin konusuyla geçmiş dönemdeki
uğranılan sıkıntılar konusunda çelişkili kararlar ve uygulamalar var. Yine
örneğin, Mardin İdare Mahkemesinin verdiği iptal kararları var ama tekrar aynı
komisyona gönderiyor. Zaten komisyon olumsuz bitirdiği için idari yargıya gidilmişti.
Bu sıkıntılar üzerine şunu
ifade etmek istiyorum: İlim Şırnak’ta özellikle
Uludere bölgesinden Mahmur’a giden 15 bin mülteci vatandaşımız
-vatandaşımız hâlâ, vatandaşlık şeyi sürüyor- mülteci kamplarında kalıyorlar.
Şimdi, buradaki vatandaşlarımızın hiçbirisi bu yasadan istifade etme şansına,
imkânına sahip değildi çünkü Türkiye’ye gelip başvurma hakkını kullanabilir
durumda değildi; onların köyleri, arazileri, hayvanları, bahçeleri yakıldı,
yıkıldı. Şimdi, bunun adalete ve hakkaniyete uygun olarak düzenlenmesi
açısından da bu hususta bir sorun tespiti gerekiyor. Bu idari yargı davalarının
çokluğu ve AİHM sürecine gidiş, bir yandan sorunları çözelim derken, gerçekten
şu an çok ciddi daha büyük sorunların doğmasına neden oluyor ve maalesef üzülerek
de söyleyelim ki bu tür olaylarda, akçeli işlerde de yolsuzlukların yapıldığına
dair çok ciddi şikâyetler ve idari disiplin mercilerince alınmış birçok karar
veya ceza davasına konu olmuş birçok olay vardır.
Şimdi, biliyorsunuz, bu
hususta, bu zararların karşılanması için bu 5233 sayılı Yasa çıkınca bir vergi
kotası kondu. Bu vergiden toplanan paralarla bu tazminler yapılıyor. Bunun ne
kadar olduğunun tespit edilmesi gerekiyor. Yapılacaksa bu başvurular,
süresinden sonra ne zaman biteceğinin tespit edilmesi gerekiyor.
Bu konuda sivil toplum
örgütlerinin çok ciddi çalışmaları var ve üzerinde yoğunlaştıkları raporları
var. Örneğin TESEV’in, GÖÇ-DER’in, insan hakları derneklerinin, TUHAV gibi
hukukçu kuruluş vakıflarının izleme komitesi kurduklarını ve bu izleme
komiteleriyle, özellikle ilginç tespitleriyle raporlarında bu sorunları
yansıttıklarını görüyoruz. Örneğin 1987 yılında mağduriyetler başlatılıyor.
Oysaki Türkiye’de 1984 yılında bir çatışmalı sürece girildi ve örneğin 12 Eylül
askerî darbesinden sonraki mağduriyetlerin hiçbirisi bu kapsama alınmadı. Yani
şimdi 12 Eylül darbesiyle mağdur olmuş insanlarımıza bir özür borcunu
yakalayamıyorsak, en azından bu kapsamda bunun da tespit edilerek… Çünkü biz en
büyük terörü, darbe terörü, generallerin terörü, devletin adına darbe yapıp
darbe anayasalarını koyanların terörü olarak görüyoruz.
Bu tespitlerin yapılması için
bir araştırma komisyonu kurulmasının gerekli olduğuna inanıyoruz.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Kaplan.
Barış ve Demokrasi Partisi
Grubu önerisi aleyhine söz isteyen Fahrettin Poyraz, Bilecik Milletvekili.
Buyurun Sayın Poyraz. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) –
Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; sözlerime başlarken
hepinizi en kalbî duygularımla selamlıyorum.
Barış ve Demokrasi Partisinin
Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un
uygulanmasından kaynaklanan sorunların tespitine ilişkin olarak bir araştırma
komisyonu kurulmasına ilişkin önerisiyle ilgili olarak aleyhte söz almış
bulunmaktayım.
Değerli arkadaşlar,
kamuoyunun da malumu olduğu üzere AK PARTİ hükûmetleri olarak iktidara
geldiğimiz andan beri, Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri hâline gelmiş
olan terörle mücadele anlamında çok ciddi tedbirler aldık. Aslında yapılması
gereken çok şeyler var, onlar yapıldı, söylenmesi gereken çok şeyler var, bir
kısmı söylendi ama bir kısmı muhtemelen süreç içerisinde yapılanlara bağlı
olarak söylenmeye devam edecek ama yeri gelmişken şunu da ifade etmek lazım:
Biz Hükûmet olarak, hükûmetler olarak, yaptığımız şeylerde geçmişte yapılan
yanlışlara sahip çıkma anlamında bir tavır içinde asla olmadık, kendi
gerçekliğimizle karşılaşma anlamında, yüzleşme anlamında cesur bir şekilde davrandık
ve eğer ortada bir mağduriyet varsa, ortada vatandaşımıza karşı yapılan bir
yanlışlık varsa bu yanlışın düzeltilmesi noktasında, mağduriyetlerin
giderilmesi noktasında da gerekli olan tedbirleri aldık, almaya da devam
edeceğiz.
İşte aslında, bugün
konuştuğumuz ve uygulanmasına yönelik olarak sorunların olduğu iddia edilen bu
Kanun, dikkat ederseniz, 2004 yılında, kendi dönemimizde çıkmış ve uygulamaya
konmuş olan bir kanundur. Nitekim, bu Kanun’da daha sonra -3 Ocak 2006
tarihinde de- mağdurların mağduriyetlerinin tamamen giderilemediği noktasındaki
tespitlere bağlı olarak o gün verilmiş olan süreler tekrar tekrar uzatılmıştır.
Peki, burada biz bu Kanun’u
çıkartmakla neyi amaçlamıştık? Değerli arkadaşlar, kamuoyunu bilgilendirme ve
hatırlatma anlamında tekraren ifade edersek, bu Kanun’un kapsamında, 1, 3 ve
4’üncü maddeler kapsamına giren eylem ve terörle mücadele kapsamında yürütülen
faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel
kişilerinin zararlarının sulhen karşılanması bu Kanun’da amaçlanmış.
Peki, buradaki zararları
nasıl tespit edeceğiz? Zararın tespiti, Kanun kapsamında zarar görenin beyanı,
adli, idari ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak
olayın oluş şekli ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre zarar görenin varsa
kusur ve ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle hakkaniyete ve günün
ekonomik koşullarına uygun biçimde oluşturulacak olan komisyonlar tarafından ve
gerekirse de bilirkişiler de kullanılarak tespiti amaçlanmakta.
Peki, bu komisyonlar
kimlerden oluşacak? Elbette bu komisyonların kimlerden oluşacağı kanunla
belirtilmiş. İllerde valilerin görevlendireceği bir vali yardımcısının
başkanlığında, en az şube müdürü ayarında maliye, bayındırlık ve iskân, tarım
ve köyişleri, sağlık birimlerinden gelecek olan kamu görevlileri ve ayrıca
sanayi ve ticaret konularında uzman birer kişi ile o illerdeki baro yönetim
kurullarınca baroya kayıtlı avukatlar tarafından görevlendirilecek
arkadaşlarımızın bu komisyonda yer almasıyla bu komisyonlar oluşturulacak.
Özellikle son bahsettiğim husus çok önemli çünkü zaman zaman kamuoyunda bu
komisyonların çalışmalarına yönelik olarak, söz konusu bugün görüştüğümüz BDP
önerisinde de iddia edildiği üzere, birtakım aksaklıklar, hukuksuzluklar,
yanlışlıklar, bunların önlenmesi anlamında özellikle ve özellikle baroların
bildireceği avukatların bu komisyonlarda yer alması, hakikaten hakların
korunması anlamında önemli bir ayrıntı olarak dikkatlerinize arz ediyorum bu
konuyu.
Diğer taraftan, peki, ortada
bir zarar varsa ve bir mağdur varsa ne olacak? Zarar gören, mağdur olan
vatandaşımız veya bunların mirasçıları zarar konusu olayın öğrenilmesinden
itibaren altmış gün içinde, her hâlükârda da olayın meydana gelmesinden
itibaren bir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana
geldiği il valiliklerine başvuracaklar ve burada hakların karşılanması,
mağduriyetin giderilmesini talep edecekler. Şimdi burada tabii, bu komisyonlar
lâyüsel, tamamen keyfekeder çalışacak komisyonlar değil. Kanun bu komisyonlara
ne kadar süreyle bu konularda çalışma yapacağını ve başvuruları
neticelendireceklerini de belirtmiş. Bu komisyonlar, başvuru tarihinden
itibaren altı ay içinde başvuruları sonuçlandırmak durumundalar. Eğer iş
yoğunluğu gerekçesiyle bir ihtiyaç hâsıl olursa da, valiler bu altı aylık
süreyi üç ay kadar da uzatma haklarına sahipler.
Diğer taraftan, belirtilmesi
gereken husus şu: Değerli arkadaşlar, burada biz vatandaşımıza elimizi
uzatıyoruz ve diyoruz ki: “Evet, ortada bir mağduriyet vardır ve bu mağduriyetin
çözümlenmesi noktasında gel, biz seninle anlaşalım.”
Bugün pek çok şey
söylenebilir ama AK PARTİ hükûmetleriyle ilgili olarak herhâlde takdir edilmesi
gereken en önemli husus, vatandaşı bizzat muhatap alan ve vatandaşla olan
ihtilafları çözümleme noktasında her türlü gayreti sarf eden hükûmetler
olmasıdır. Dolayısıyla biz, mağdurlarımızla sulhname hazırlayarak ve onların bu
sulhnameyi kabul etmesiyle de bu ortaya çıkan mağduriyetlerin giderilmesi
noktasında da bütün vatandaşlarımızı muhatap alarak, mağdurlarımızı, onların
mağduriyetini gidermeye çalıştık ve bu anlamda da, şu ana kadar, Aralık 2010
yılına kadar da 358.506 vatandaşımız mağduriyetlerinin giderilmesi noktasında
müracaatta bulunmuş, bu başvuruların 259.462 adedi sonuçlandırılmış ve bunlardan
146.441’inin başvuruları incelenerek tazminat ödenilmesine karar verilmiş,
113.021 başvuru reddedilmiş ve -değerli arkadaşlar, burası önemli- 2010 sonu
itibarıyla da komisyonlarda olumlu sonuçlandırılan ve sulhname imzalayan
vatandaşlarımıza toplam 2 milyar 232 milyon 750 bin 810 lira ödenmesine karar
verilmiş. Eski rakamlarla ifade edersek, 2 katrilyon 232 trilyon lira bir
rakamdan bahsediyoruz. Dolayısıyla burada önemli oranda mağduriyetlerin
giderilmesi noktasında bir çalışma olduğunu görmekteyiz.
Elbette, yapılacak ve
söylenecek birtakım hususlar olabilir, yapılacak işler olabilir ancak bu iyi
niyetin göz ardı edilmemesi gerekiyor. Biz, Demokratik Toplum Partisinin bu
konuyu gündeme getirmesi noktasındaki hassasiyetlerine teşekkür ediyoruz ama şu
anda, Türkiye Büyük Millet Meclisinde gündemde bekleyen, yine vatandaşımızın
sorunlarını doğrudan ilgilendiren ve onların çözümü noktasında öneriler getiren
gündemdeki kanun maddelerinin görüşülmesi noktasında biz gündemin devam etmesi
noktasında bir karara sahibiz. Özellikle torba kanundan sonra çıkacak olan kamu
denetçiliği kanunu, ombudsman kanunu vatandaşımızın idareyle olan, kamu
görevlileriyle olan ilişkilerinde ortaya çıkan hak ihlallerinin giderilmesinde,
mağduriyetlerin giderilmesinde önemli bir kanun olduğu kanaatindeyiz ki torba
kanundan sonra ivedilikle bu kanunun görüşülmesi -ivedilikle derken bir an önce
bu kanunun Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminde görüşülmesi- noktasında AK
PARTİ Grubu olarak bir kararlılığımız var, çünkü vatandaşımız bunu bizden
bekliyor.
Ben, tekrar, Demokratik
Toplum Partisi Grubundaki arkadaşlarımıza bu konuyu Türkiye Büyük Millet
Meclisi gündemine taşıdıkları için teşekkür ediyorum. Biz de bu sayede...
BAŞKAN – Sayın Poyraz “Barış
ve Demokrasi Partisi” olarak düzeltirsek...
HASİP KAPLAN (Şırnak) –
Önergeyi o zaman vermiştik Sayın Başkanım.
FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) –
Evet, özür diliyorum Başkanım, düzelteyim.
Evet, Barış ve Demokrasi
Partisinin bu önergesini bu anlamda Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminde
görüşme fırsatı bulduk. Biz de AK PARTİ hükûmetleri olarak bu konunun çözümü
noktasında, gündeme getirilmesi noktasında neler yaptığımızı anlatmaya gayret
sarf ettik.
Ben, tekrar çalışmalarımızda
başarılar diliyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Poyraz.
Barış ve Demokrasi Partisi
Grubu önerisi lehinde söz isteyen Sırrı Sakık, Muş Milletvekili.
Buyurun Sayın Sakık. (BDP
sıralarından alkışlar)
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın
Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Aslında, bunu, birkaç kez hep
böyle gündeme getirdik. Yani bu sorun tamamen, sorunlarımızı çözmediğimiz için,
yani Kürt sorununa bir asayiş sorunu olarak baktığımız için bu sorunlarla hep
karşı karşıyayız. Oysaki Kürt sorunu bir güvenlik sorunu, bir asayiş sorunu
değil; bir hak, hukuk ve adalet sorunudur, bir özgürlük sorunudur. Ama bu
çerçeveden bakmayan, yıllardır bu ülkeyi yönetenler, sürekli asayiş ve sürekli
baskı politikalarıyla bugüne kadar sorunları çözmeden... Sorunlar da büyüyerek
bu noktaya geldi. Şimdi, dönüp baktığımızda son otuz yıla, doksan yıllık
cumhuriyet tarihine değil, otuz yıllık sürece baktığımızda geride 50 bin ölüm,
acı, göz yaşı! Yani, adına hangi devlet derseniz deyin, eğer bir devlet
demokrasiden ve özgürlüklerden bahsediyorsa, kendi ormanlarını yakamaz, kendi
insanlarını öldüremez, kendi köylerini boşaltamaz, bu köylerde cinayet
işleyemez. Ama ne yazık ki bu süre içerisinde, otuz yıllık süre içerisinde
devletimiz bunları yaptı. Bunları yaparken de hiç de ben yapmadım demedi.
Gitti, oraya giderken tankıyla gitti, giderken siyasi iradenin emriyle gitti.
Bunu biz söylemiyoruz çünkü orada görev yapan generallerden tutun ve
astsubaylara kadar herkes şunu iyi biliyordu: “Biz siyasal iktidarlarla iç
içeydik ve bize gelen talimatlar sonucu bunu yaptık.” Hatta son dönemlerde bir
korgeneral aynen şunu söylüyordu: “Biz siyasi iktidarların söylediği çerçeve
içerisinde bunları yaptık.” Bunu söyleyen bir general; araştırın. Atilla… Soy
ismini hatırlamıyorum. Bir korgeneral bunları söyledi. Şimdi, bunu
televizyonlarda söyledi. Ben bir şeyleri uydurarak getirmiyorum. Ama ne yazık
ki bunlar yaşandı.
Şimdi, bir hukuk devleti,
sosyal devlet bu halkın bu hukukunu yerli yerine oturtması gerekir. 1993’ten, o
karanlık yıllar dediğimiz 93’ten bugüne kadar bu insanlar mağdur edildi ve bu
insanların mağduriyetinin giderilmesi için şeklen komisyonlar kuruldu. İllerde,
ilçelerde komisyonlar oluştu ve o komisyonlar 2004’ten bugüne kadar… Gidin
bakın bütün vilayetlerde bir vali yardımcısı bu işle ilgilidir. Ama her tarafta
dosyalar vardır ama bu dosyalar bir türlü vatandaşın hakkını, hukukunu
giderecek noktada değil. Gidip pazarlık ediyorlar. Valisinden vali muavinine
kadar vatandaşla pazarlık ediyorlar.
Şimdi, size, bu torba yasasını
getirdiğinizde de eleştirimiz oldu. Dedik ki, keşke bunu torba yasasına dâhil
etseydiniz ve bu torba yasasında bu olmuş olsaydı bu sorun çözülürdü. Şimdi,
dönün, 10 milyar dolar yeniden askerî uçaklar için bir fon ayrılıyor, bir bütçe
ayrılıyor. Siz, savaşa bu kadar para ayırırken, mağdur ettiğiniz vatandaşların
hakkını, hukukunu niye ödemiyorsunuz? Savaş için para var, uçak için para var,
bilmem, generallerin maaşlarını bilmeyiz, bunların hepsi var. Peki, bu halkın
talebi, bu halkın hakkı olan… Gidip yakmışsınız, boşaltmışsınız ve bu insanları
öldürmüşsünüz. Hani dün burada da tartışılıp konuşuldu ya, Sayın Başbakan
“Cumartesi Anneleri”yle görüştükten sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan
Hakları İnceleme Komisyonu bir alt komisyon oluşturdu. Peki, biz, dört yıla
yakın bir süredir bu kadar feryat ediyoruz, bu feryatlarımız niye duyulmuyor?
Ama Sayın Başbakan talimat vermedikçe Parlamentonun, kurumların veyahut da
komisyonların çalışma şansı da yok.
Bakın, dün bir komisyon
oluşuyor, alt komisyon oluşturuyorlar. Bu Barış ve Demokrasi Partisi bu işin
mağdurudur. 17.500 faili meçhul cinayet bizim temsil ettiğimiz, büyük bir
çoğunluğunu temsil ettiğimiz kesimlerden oluşmaktadır. Mesela bizim, İnsan
Hakları İnceleme Komisyonunda üyemiz var, Akın Birdal; saldırıya maruz kalmış,
ölümden dönmüş ama ne yazık ki bu işin mağduru olmasına rağmen burada ayrımcı
bir politika izleniyor, Akın Birdal alt komisyonda yer almıyor. Bakın, üç parti
komisyonda yer alıyor, bu işin mağdurları komisyonda yok ve bu şunu gösteriyor:
Acaba siz neyi örtmek istiyorsunuz? Siz neden üç parti bu noktalarda
buluşuyorsunuz da Barış ve Demokrasi Partisini yok sayıyorsunuz? Ve bu işin
mağduru olan bir partiyi yok sayarak sorunu çözemezsiniz. Bakın, işte köyleri
yakılan insanları da aynı noktada yok saydınız. Gidip ne yapıyor? Devlet
köyleri yakıyor, gidip zararı tespit eden de devlet. O zaman bağımsız
kurullardan oluşan bir kurulun gidip bu zarar ziyanı tespit etmesi gerekir.
Yani devlet yaptığı bir suçta “ben yapmadım” mı diyecek? Zaten ön yargıyla
yaklaşmış ve gidip yakmış ve siz orada da bu komisyonları değil, tam tersine
devletin komisyonlarını oluşturarak bunu sağlamaya çalıştınız. Oysaki dönün
İstanbul’dan Ankara’ya, İzmir’e, Diyarbakır’a, orada binlerce insanı
bulursunuz, işsiz güçsüz, eğitimsiz, sağlıksız ve bunların evi barkı yanmış,
gelmiş buraya. Bunların hiçbiri iş güç sahibi değil. Siz yakmışsınız. En son
Beypazarı’na giden araçta 11 kişi yaşamını yitirdi, bir aileydi. İşte onların
köyü de yakılmıştı, zararları ödenmemişti. Bir yolculuğa çıktılar. Küçücük bir
ekmek uğruna gelip burada hayatlarını kaybettiler. Bu devletin ayıbı değil
midir? Eğer gidip yakmışsanız, günah işlemişseniz o insanların zararını
ziyanını ödemek zorundasınız. Onlara benzer binlerce örnek verebiliriz. Şimdi,
eğer büyük kentlere bu insanları alıp götürmüşseniz, o insanların o büyük kente
düşman olmaması için bir neden var mı? Çünkü, yaşıtlarıyla eşit koşulda değil,
ne eğitimde ne sağlıkta ne beslenmede, hayatın hiçbir alanında yaşıtlarıyla
ortaklaşmayan ve eşit olmayan birilerinin onlara karşı iyi niyet beslediğini
söyleyebilir miyiz? Hayır, söyleyemeyiz. Bunlarla ilgili bir şey yaptınız mı?
Hayır, yapmadınız. Ne yapabilirdiniz? Bunlara iş imkânları sağlayabilirdiniz.
Bu torba yasasına bir pozitif ayrımcılık koyabilirdiniz. Buradan gelen
insanların mağduriyetini giderebilirdiniz. Sosyal devlet böyle olmalıdır. Ama
siz bunların hiçbirini yapmadan bu ülkede iç barışı sağlayamazsınız, yaraları
sarmadan kardeşlik kutuplarını atamazsınız. Ancak kardeşlik eşit şartlarda olur
ve bu yaralarımızı kendi yaranız gibi sarar ve bunları kollar korursanız bu
sorunlar çözülür. Yoksa gerisi beyhude şeyler olur.
Arkadaşımız çıktı, bize
teşekkür etti, biz de size teşekkür ediyoruz. Ama her önergede sundukları
gerekçe şu: Zaman. Peki, dört yıla yakın bir süredir biz bunları gündeme
getiriyoruz, siz de aynı gerekçeyle reddediyorsunuz. “Çok iyi bir önerge.”
diyorsunuz ama çıkıp reddediyorsunuz, “zaman” diyorsunuz.
Şimdi, bu ülkede mağdurlarla
zalimlerin yolları kesişti. Çok acı dolu yıllar yaşadık. Onun için, gelin, bu
mağdurların sorunlarını hep birlikte çözelim. Size önemli görevler düşüyor.
Gelin, bu konuda bunların mağduriyetlerini giderecek…
SUAT KILIÇ (Samsun) – Biz
görevimizi yapıyoruz da siz yapmıyorsunuz, siz.
SIRRI SAKIK (Devamla) –
Vallahi, sizi hep göreve davet ediyoruz. Sizlerle köprü oluşturmaya
çalışıyoruz.
SUAT KILIÇ (Samsun) – Biz
köprüyüz, milletvekillerimiz burada, Diyarbakır, Urfa, Batman, Hakkâri…
SIRRI SAKIK (Devamla) – Biz
sizlerle sorunları çözmek için hep sizi göreve davet ediyoruz ama siz mazeret
uyduruyorsunuz. Bu ülkede mazeret uydurarak iktidar olunmaz, sorunları çözerek
iktidar olunur. Biz size dostça “Gelin, hep birlikte bunları çözelim.” diyoruz.
Her şeye karar veren bizim
yüreğimizdir yani insanların yasası, anayasası yüreğidir. Eğer yüreğiniz bu işe
karar veriyorsa, bizim yüreğimiz de bu noktada açık ve net, halkımızın
sorunlarını birlikte çözmeye adayız. Gelin, hep birlikte bunları çözelim. Siz
iktidarsınız, sizin sorumluluklarınız daha da fazladır. Yani bütün sorun sadece
yeniden seçim kazanmak değil, yeniden bütün sorunları birlikte masaya yatırarak
bu ülkede bu halkın sorunlarını çözecek, sorumlulukları göğüsleyecek cesareti
sizden istiyoruz çünkü o cesareti göstermiyorsunuz. Getirdiğimiz bütün önergelerin
çok haklı olduğunu söylüyorsunuz ama ne yazık ki birazdan yeniden oylama
olacak, bunlara da “hayır” diyeceksiniz.
Sizi vicdanınızla baş başa
bırakıyor, hepinize sevgiler ve saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Barış ve Demokrasi Partisi
Grubu önerisi aleyhinde söz isteyen Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın.
Buyurun Sayın Aydın. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
AHMET AYDIN (Adıyaman) –
Teşekkür ediyorum Başkanım.
Saygıdeğer Başkan, değerli
arkadaşlar; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Barış ve Demokrasi Partimizin
vermiş olduğu önerinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi bir kez daha
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, tabii
terör ve terörle mücadele konusu önümüze gelen yeni bir sorun değil. Maalesef
ülkemizin uzun yıllarını meşgul etmiş, yaklaşık otuz senedir bizlere çok ciddi
zararlar veren, sadece belli bir bölgeye değil, bütün Türkiye’ye ciddi zararlar
veren bir konu. Bugüne kadar da çok çeşitli iktidarlar geldi geçti, çeşitli
hükûmetler kuruldu ve şu zamana kadar, AK PARTİ İktidarı dönemine kadar askerî
tedbirlerin dışında da çok ciddi tedbirler alınmadı maalesef.
Evet, değerli arkadaşlar,
askerî tedbirler alınacak, alınmaya devam edilecek, o bir tarafa ama bu sorun
sadece bununla hallolacak bir sorun mu? Bu ülke yaşadı ve hallolmadığını da
gördü. Sosyolojik, psikolojik, ekonomik, birçok çeşitli sorun var ve bunlarla
beslenen sorun alanları var, bütün bu alanlarla bir arada mücadele eden bir AK
PARTİ var ve her şeyi göze alarak mücadele eden bir AK PARTİ ve gerektiğinde
siyasi geleceğini de riske eden bir durumda.
Değerli arkadaşlar, bu sorun
partiler üstü bir sorun, siyasete konu edilebilecek bir sorun da değil. Bu
soruna aslında sadece partisel açıdan değil, hepimizin… Hani, biz bir millî
birlik ve kardeşlik projesi başlatırken “bu, devletin sorunu” dedik, “hepimizin
sorunu” dedik ve “bunun muhatabı da bütün millet olmalı” dedik, dolayısıyla
herkesin şapkasını önüne koyması lazım. Barış ve Demokrasi Partisi, Milliyetçi
Hareket Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, bağımsızlar, Mecliste olsun olmasın
bütün siyasi partiler, bütün sivil toplum kuruluşları, bütün halkın bu sorunun
çözümü konusunda, siyasi ideolojilerini de bir tarafa bırakarak etkin bir
şekilde el ele, omuz omuza mücadele etmesi lazım. Bu sorunda çok şeyler
kaybettik, çok mücadeleler verdik ve bunun neticesinde birçok insanımızı
kaybettik, 40 binlerle ifade ediliyor.
Yine, değerli arkadaşlar,
maddi zararlar bir tarafa -ölen bir kişinin yeri parayla telafi edilemez, onu
biliyoruz- köyler boşaltıldı, gidilen şehirlerin dokusu bozuldu yeri
geldiğinde, insanlar barındığı toprakları terk etmek durumunda kaldı,
hayvancılık yapanlar hayvanlarını otlatamaz hâle geldi, yollarda yasaklar
başladı, yaylalar yasaklandı, kontroller arttı, ciddi tedbirler, olağanüstü
hâller geliştirildi, çok ciddi sıkıntılar geldi beraberinde. Bir taraftan
terörle mücadeleyi sağlayalım derken çok sınırlamalar getirildi, öbür taraftan
da farkında olmadan insanların hak ve hürriyetleri engellendi, kısıtlandı, özgürlükler
sıkıntıya sokuldu; bunu kabul ediyoruz, bu, ülkenin gerçeği ve bu sorunu da
kabul ediyoruz. İlk kez bir Başbakan çıkıp burada “Bir Kürt sorunu var.” dedi.
Türkiye hükûmetlerinde ilk kez bunu diyen Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dı, bunun
alkışlanması lazım ve bunun arkasından bir yürek olarak hepimizin bence gitmesi
lazımdır.
Değerli arkadaşlar, “300
milyar dolar” deniyor, çok daha fazla, “Bu diğer zararlarla birlikte belki 1
trilyon dolara kadar çıkar.” deniyor. Sadece “300 milyar dolar” desen dahi, otuz
tane GAP projesini… Bugüne kadar Türkiye otuz yılda bir GAP projesi belki
bitiremedi ama bu terörle mücadeleye giden parayla on tane GAP projesi
yapabilirdik, işsizliği de belki kaldırırdık ama inşallah bundan sonraki
süreçte AK PARTİ’nin almış olduğu tedbirlerle birlikte bunlar gelişecek.
Hak ve hürriyetler
geliştiriliyor, gelişmeye gidiyor. Biz, ta iktidardan da önce, bu Hükûmetin ilk
kuruluşunda, partinin ilk kuruluşunda, 2001 tarihinde “Bölgesel milliyetçilik
yapmayacağız.” dedik, “Etnik milliyetçilik yapmayacağız.” dedik, “Dinsel
milliyetçilik yapmayacağız.” dedik ve “Bütün hizmetlerin temeline, merkezine
insanı koyacağız.” dedik, “Kürt olsun, Türk olsun, Alevi olsun, Sünni olsun,
Güneydoğulu olsun, Trakyalı olsun fark etmez.” dedik ve böyle geliştirdik bütün
politikalarımızı.
İlk kez Doğu ve Güneydoğu’yla
diğer bölgeler arasındaki o açık makası, farkı kapatmaya çalıştık ve bugüne
kadar bu bölgeye 25 milyar yani 25 katrilyon AK PARTİ döneminde para gitti
değerli arkadaşlar, az değil bu. Şu anda Doğu-Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde
yetmiş altı tane hastane yapıldı, sayısız sağlık ocağı, ek binalar hariç. Artık
Kâhta’daki bir hasta dahi, Adıyaman’ın Kâhta’sındaki, Gerger’indeki bir hasta
dahi jet uçaklarla yeri geldiğinde buraya geliyor. Sevkler o kadar azaldı ki,
biz gelmeden önce bilirdik, rakamları tutardık, yüzde 30’lar, 40’lar civarında
büyük şehirlere sevkler varken şu anda çok spesifik konularda sevkler oluyor
çünkü oralarda da artık eğitim ve araştırma hastaneleri kuruldu, üniversiteler
kuruldu, okullar kuruldu. İşte bunlar hep besleyen sorunlardı belki.
Orada artık benim insanım
“Benim ülkem.” demeye başladı. O aidiyet bilincini geliştirmeye çalıştık çünkü
devlet olarak siz ne kadar sahip çıkarsanız o bölgeye, bölge insanı da size o
kadar sahip çıkar. Evet, artık “Benim ülkem.” demeye başladı.
İlk kez KÖYDES’le, BELDES’le,
yolu gitmeyen köylere yollar yapıldı, içme suları… Her alanda değerli
arkadaşlar, her alanda yükselişler var.
Temel hak ve özgürlüklerden
bahsetti Sayın Sakık. Bir defa, hakikaten, düşünün arkadaşım ya, siz uzun
yıllardır siyasetin içindesiniz, şöyle bir, 2002’ye kadar olan durumla 2011’e
kadarki durumu bir kıyaslayın Allah aşkına.
SIRRI SAKIK (Muş) – Tamam da
bu zararlar ödensin gözüm.
AHMET AYDIN (Devamla) – Yani
marifet biraz da iltifata tabidir değerli arkadaşlar.
MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis)
– Bak, yazı var. “Seksen haneli köyde, Mutki’nin, Bitlis’in suyu yok.” diyor.
AHMET AYDIN (Devamla) –
Eleştirin, eleştirinize katılıyoruz ama yapılanlara da Allah razı olsun deyin
ya, Allah razı olsun deyin değerli arkadaşlar.
Bakın, hukuk sistemimizi
yeniledik. İnsan onuruna yaraşır bir ceza sistemi getirdik.
“Olağanüstü hâl” dedik,
“DGM’ler” dedik; bunların hepsi kaldırıldı.
TRT Şeş…
MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis)
– Terörle Mücadele Yasası…
AHMET AYDIN (Devamla) – Şimdi
ona da geleceğim, bir saniye...
BAŞKAN – Sayın Karabaş,
lütfen…
AHMET AYDIN (Devamla) – Özel
radyo ve televizyonlarda yirmi dört saat artık yerel dilde yayın yapılabiliyor.
MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis)
– Hepimiz, yeri geldiği zaman, bu yasaya göre biz de teröristiz.
BAŞKAN – Sayın Karabaş,
oturun yerinize.
AHMET AYDIN (Devamla) – Ana
dilde kurslar, propagandalar…
MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis)
– Hepimizin yirmi davası var. Hepimiz bu yasaya göre terörist olarak burada oturuyoruz.
AHMET AYDIN (Devamla) –
Bakın, siz bilemiyor olabilirsiniz, bu seçim döneminde ne yapacaksınız biliyor
musunuz? Senin orada Kürtçe konuşman yasaktı, benim konuşmam yasaktı.
MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis)
– Burada terörist olarak oturuyoruz.
BAŞKAN – Sayın Karabaş,
lütfen oturun.
AHMET AYDIN (Devamla) – Ama
şimdi, artık yerel dilde, Kürtçe de konuşabileceğiz, Arap köylerinde Arapça da
konuşabileceğiz. Bu Seçim Kanunu’nda bu propaganda serbestisini de getirdik,
belki haberiniz yoktur, bilemiyorum ama…
SIRRI SAKIK (Muş) – Gözüm,
bunlar lütuf değil, bizim ödediğimiz…
AHMET AYDIN (Devamla) – Yine,
değerli arkadaşlar, Sayın Başbakanımız da ifade ediyor, gerçekten, cezaevinde
bir annenin oğluyla, kızıyla, bir mahkûmla konuşamaması acı bir durumdu; bunu
gördü, bunu çözdü; teşekkür edin ya Allah aşkına!
Hep “taş atan çocuklar”
dediniz, “suça itilen çocuklar” dediniz; evet, bunların mağduriyetleri gene bu
dönemde bitti.
HASİP KAPLAN (Şırnak) –
Araştırma önergesini konuş.
AHMET AYDIN (Devamla) –
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, Bilgi Edinme Kanunu, özel
üniversitelerde enstitü kurulma durumu, akademilerin kurulması, yol
kontrolleri…
MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis)
– Jandarma Genel Komutanının iki gün önce yaptığı açıklamasına bir açıklama
yaptınız mı?
BAŞKAN – Sayın Karabaş,
lütfen…
AHMET AYDIN (Devamla) – Yine,
değerli arkadaşlar, eğer bu kadar samimiyseniz, keşke, ben isterdim… Bak, bu
soruna katılıyorum, bu sorunun çözümü noktasında -birazdan konuşacağım tekrar-
destek verdiğimiz birtakım hususlar da var, yok değil, haklısınız ama lütfen
siz de yapılanlara destek verin.
Bakın, ilk kez bu millet
kendi anayasasını yapacaktı, sivil anayasa. “Sivilleşelim” diyorsunuz,
“yerelleşelim” diyorsunuz, “özgürleşelim” diyorsunuz; o gün niye oy
kullanmadınız? Niye burada değildiniz?
Değerli arkadaşlar, bakın…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – On
altı tane yama yapıldı kanuna.
BAŞKAN – Sayın Kaplan…
AHMET AYDIN (Devamla) –
Bakın, terörle mücadele…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz
de on yedinciyi yapıyorsunuz. Gelin, tamamını değiştirelim.
AHMET AYDIN (Devamla) – Peki,
şunu demiyor muyuz? 1984’ten beri bu ülkede terör var diyoruz, kabul ediyoruz.
HASİP KAPLAN (Şırnak) –
Gelin, iradenizi koyun, tamamını değiştirelim; varız.
BAŞKAN – Sayın Kaplan,
lütfen, dinleme nezaketi gösterelim.
AHMET AYDIN (Devamla) – Yine,
değerli arkadaşlar, 1984’ten 2004’e kadar kaç tane hükûmet geçti, sayın
bakalım. İlk kez bu Hükûmet döneminde, 2004 yılında, bu Terör ve Terörle
Mücadeleden Dolayı Zararların Karşılanması Hakkında Kanun çıkarıldı, insaf be!
SIRRI SAKIK (Muş) – Ne oldu?
Karşılanmıyor Ahmet’ciğim karşılanmıyor, gözüm benim!
AHMET AYDIN (Devamla) –
Karşılandı, karşılandı… Bu, AK PARTİ’nin en önemli projelerinden biridir, bunun
alkışlanması lazım.
Bakın, Köye Dönüş ve
Rehabilitasyon Projesi. Avrupa Komisyonu bunu örnek proje gösterdi, kırk yedi
ülke. Başka ülkelerde de göçler olmuyor mu? Oluyor. Hangi ülkede böyle şeyler
var? Bu proje kapsamında, değerli arkadaşlar, sadece terörden dolayı zarar
değil, terörle mücadele kapsamında güvenlik güçlerinin de vermiş olduğu,
verebileceği zararları da karşılıyor. Alkışlanması gerekmez mi? Önemli olan, bu
yaraların sarılması değerli arkadaşlar. Bu yaraları, bu ülke sarmak için
elinden geleni yapıyor. Eksiklikler olabilir, onu oturur konuşuruz, ama
öncelikle şapkamızı önümüze koyup yapılan bu güzel düzenlemeleri de hep
birlikte desteklemek daha doğru olmaz mı?
Bakın, değerli arkadaşlar,
2010 yılı Aralık sonuna kadar 358.506 başvuru yapılmış bu kapsamda. Bu
başvurulardan 259.462 adedi sonuçlandırılmış, bunlardan 146.441 başvuru için
tazminat ödenmesine karar alınmış ve ödenen tazminat miktarı da 2 katrilyon 232
trilyon 750 bin 810 lira. Hepsi de ödenmiş sonuçlandırılanların. Diğerleri de
sonuçlandırılsın, kalanlar varsa onları da hep birlikte takip edelim.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın
Bakan arkanızda oturuyor, onun da köyleri yanmış, o da biliyor, bak!
AHMET AYDIN (Devamla) – Yine,
değerli arkadaşlar, bakın, 5233 sayılı Kanun’un yürürlüğe konulmasını ve bu
kapsamdaki uygulamayı değerlendiren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 12/01/2006
tarihli İçyer Kararı’nda ise ne diyor? Kanun ile getirilen düzenlemenin etkili
bir iç hukuk yolu olduğunu vurgulamış Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve
dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuruyu da kabul
edilemez bulmuştur.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
HASİP KAPLAN (Şırnak) –
Ahmet’ciğim, sizin dünyadan haberiniz yok, yirmi bin tane yeni dava açıldı.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AHMET AYDIN (Devamla) –
Değerli arkadaşlar, tabii ki bu kapsamda bunların hepsi araştırılsın,
eksiklikler var.
SIRRI SAKIK (Muş) – Ahmet,
senden önce bir Türk konuştu, Allah adına senden daha iyi konuştu, hak veren
bir konuşmaydı.
AHMET AYDIN (Devamla) – Bunu
hep birlikte yapalım, bu eksiklikleri giderelim diyorum ama siz de yapılanları
söyleyin. (BDP sıralarından gürültüler)
Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Aydın,
teşekkür ediyorum.
III. – YOKLAMA
(CHP sıralarından bir grup
milletvekili ayağa kalktı)
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(Trabzon) – Sayın Başkan, oylamaya geçmeden önce yoklama yapılmasını talep
ediyoruz.
BAŞKAN – Barış ve Demokrasi
Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunacağım ancak bir yoklama talebi var,
onu yerine getireceğim.
Sayın Hamzaçebi, Sayın
Arifağaoğlu, Sayın Çakır, Sayın Koçal, Sayın Köse, Sayın Keleş, Sayın Ünsal,
Sayın Sönmez, Sayın Kaptan, Sayın Öztürk, Sayın Sevigen, Sayın Pazarcı, Sayın
Öztrak, Sayın Aras, Sayın Küçük, Sayın Günday, Sayın Diren, Sayın Çöllü, Sayın
Özyürek, Sayın Ersin.
Yoklama için üç dakika süre
veriyorum.
(Elektronik cihazla yoklama
yapıldı)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.
VII.- ÖNERİLER
(Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
1.- (10/150)
esas numaralı, Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması
Hakkında Kanun’un uygulamasından kaynaklanan sorunların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair
önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 10/02/2011 Perşembe günkü birleşiminde
yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.
Milliyetçi Hareket Partisi
Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup
işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
2.- (10/510)
esas numaralı, uzman erbaş uygulamasındaki sorunların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair
önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 10/02/2011 Perşembe günkü birleşiminde
yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu'nun 10.02.2011
Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında, Siyasi Parti Grupları arasında
oybirliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini İçtüzüğün 19 uncu
Maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Mehmet
Şandır
Mersin
MHP
Grup Başkan Vekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler
Kısmında yer alan 10/510 esas numaralı, "Uzman Erbaş Uygulamasındaki
Sorunların Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi
Amacıyla" Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104 ve 105. Maddeleri Gereğince Meclis
Araştırması önergemizin görüşmesinin Genel Kurulun 10/02/2011 Perşembe günlü
birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Milliyetçi Hareket
Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Kamil Erdal Sipahi, İzmir
Milletvekili.
Buyurun Sayın Sipahi. (MHP
sıralarından alkışlar)
KAMİL ERDAL SİPAHİ (İzmir) –
Sayın Başkan, size ve yüce Meclise saygılar sunuyorum.
Sözlerimin başlangıcında,
Kahramanmaraş’ımızın zafer gününü kutluyorum. Hâlen Maraş ilimizde göçük
altında bulunan kardeşlerimizin sağ salim kurtulması için dualarımızı
gönderiyorum.
Dün, şerefli astsubay
camiamızın sorunlarını dile getirmek üzere burada söz almıştım ve o sorunların
araştırılması için verdiğimiz önerge, maalesef, iktidar partisi tarafından
reddedildi. Gene dünkü konuşmam sırasında, gerek astsubaylarımız için gerek
uzman erbaşlarımız için “iyileştirme” adı altında yapılan bazı konuların,
aslında sadece silahlı kuvvetlerin kendi iç düzenlemelerinin dışında başka yeni
şeyler olmadığını, önemli hiçbir sorunlarına değinilmediğini dile getirmiştim.
Aynı konu, uzman erbaşlarımız ve uzman jandarmalarımız için de geçerli.
19 Kasım 2009 tarihinde,
Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri olarak uzman kardeşlerimizin
yaşadığı sorunların incelenmesi, irdelenmesi ve çözüme kavuşturulması için bir
Meclis araştırma önergesi vermiştik. 3369 sayılı Yasa kapsamında, 1986 yılından
itibaren Türk Silahlı Kuvvetlerinde uzman erbaş uygulaması başlatılmıştır ancak
geçen yıllar içerisinde, maalesef, gerekli tedbirler başlangıçta düşünülmediği
için çok ciddi sorunlarla karşılaşılmıştır. Şimdi miktarları 57 bine varan bu
kardeşlerimizin hemen hiçbir sorunu çözülmeden “sözleşmeli er ve erbaş” diye
yine bir tasarı getirilecek. İnşallah, seçim yatırımı diye alelacele hazırlanıp
klasik tasarılardan birisi hâline gelmez ve uzman erbaşlarımızın yaşadığı
sorunlardan ders alınmıştır.
Biz uzman erbaşlarımızın
sorunlarını Milliyetçi Hareket Partisi olarak yakından takip ediyoruz. Bu yiğit
Anadolu çocuklarını temsil eden Emekli Uzman Erbaşlar Derneğiyle birlikte
onların mücadelesini veriyoruz. Aralarından emekli olabilenler ayda 850 lira
emekli aylığı alıyor, yani açlık sınırının altında.
En büyük sorunlarından
birisi, kırk beş yaşına girdiklerinde sözleşmelerinin feshedilmesiydi. Yani
emekli olamadan, hiçbir sosyal güvenceye kavuşturulmadan çoluk çocuk sokağa
atılıyorlardı. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu sosyal faciaya karşı kanun
teklifiyle, soru önergesiyle, konuşmalarla mücadele ettik. İktidar anladı ki
kurtuluş yok, 18 Haziran 2010’da bir yasa değişikliğiyle bu sorun kısmen halledildi.
Neden “kısmen” diyorum? Bir kanun ne zaman yürürlüğe girer? Yayımlandığı
tarihte. Uzman erbaşlarla ilgili yasa için AKP “1 Ağustostan itibaren geçerli.”
dedi. Peki, 1 Ağustosta uygulandı mı? Ona da hayır. “Çalışmalar tamamlanmadı,
yönetmelik çıkarılmadı.” diye ancak Kasım ortasında uygulanabildi.
Diğer önemli bir husus: Bir
yıl içinde üç aydan fazla istirahat alırlarsa sözleşmeleri feshediliyor. Çok
acı örnekler var. Uzman erbaş kardeşim altı tane komando tugayında, dağ
başlarında, yıllardır, sıcak demeden soğuk demeden, gece gündüz, devletin
ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü için, bayrağı için mücadele etmiş, hem
de AKP’nin PKK açılımına, yıkım projesine rağmen; sağlığı bozulmuş, aralarında
kanser hastaları var. Doktor diyor ki: “En az bir yıllık tedavin gerekiyor.”
Uzman erbaş düşünüyor: Canı mı, yoksa çoluk çocuğunun ekmek parası mı? Canından
mı vazgeçsin, ekmek parasından, çoluk çocuğunun nafakasından mı vazgeçsin?
Peki, sorunlar bu kadar mı?
Hayır, değil. Başka sorun alanları neler? Uzman erbaşların emekli yaşlarının
artırılması gerekiyor. Ayrılanların kamu kurum ve kuruluşlarında istihdamı
gerekiyor. Bunun için alınmış kararlar var ama bu kararlara rağmen, o kamu
kurum ve kuruluşlarına gidildiğinde “Sonra gel.” deniliyor, sümen altına, dosya
altına atılıyor. Geçmişte yaş haddi nedeniyle ayrılmak zorunda kalanların
yapılacak değişikliklerden yararlandırılması gerekiyor. Belirli hizmet süreleri
sonunda diğer Türk Silahlı Kuvvetleri personeli gibi derece, kademe ilerlemesi
yapmaları gerekiyor. Ceza aldıklarında sözleşmelerin feshi konusunda, en
azından belirli hizmet sürelerinden sonra daha esnek, daha hoşgörülü bir
uygulama yapılması gerekiyor. Atanmaları konusunda diğer Türk Silahlı
Kuvvetleri mensuplarına benzer bir sistem uygulanması gerekiyor. Eşitlik
ilkesine uygun olarak, belirli hizmet sürelerinden sonra diğer Türk Silahlı
Kuvvetleri personeline uygulanan esaslardan yararlanmaları gerekiyor. Sosyal ve
ekonomik sorunlarının -lojman gibi- iyileştirilmesi gerekiyor. Hiç olmazsa
emekli aylıklarına, birçok diğer meslek grubuna yapıldığı gibi, 100 lira
seyyanen zam gerekiyor.
Son olarak, Sayın Grup Başkan
Vekilimiz Mehmet Şandır Beyefendi ve Sayın Bursa Milletvekilimiz Hamit Homriş
Beyefendi’yle Emekli Uzmanlar Derneğimizi ziyaret ettik, onlarla kucaklaştık,
bu yiğit Anadolu çocuklarının dertlerini paylaştık. Uzman erbaş kardeşlerimize,
aile fertleriyle birlikte, Milliyetçi Hareket Partisi olarak en iyi
dileklerimizi sunuyoruz. Terörle mücadelede verdikleri 432 uzman erbaş
şehidimizi rahmetle, yüzlerce gazisini minnetle anıyoruz. Onların mücadelesini
onlarla birlikte Milliyetçi Hareket Partisi olarak sürdüreceğiz, iktidarımızda
da çözeceğiz, bundan emin olsunlar.
Bu vesileyle şimdi de AKP
mağduru başka bir önemli camianın, uzman jandarma kardeşlerimizin önemli
sorunlarını dile getirmek istiyorum. Uzman jandarmalık eski bir jandarma
geleneği. En ücra köşelerde, en tehlikeli görevlerde yer alan, yüzlerce şehit
ve gazisi olmuş, şerefli bir camia. Onların da ekonomik, sosyal birçok sorunu
var. Emekli aylıklarına 100 lira seyyanen zam için onlara da söz verilmiş ama
iki yıldır onlar da unutulmuş. Millî Savunma Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı
arasında “Senin mi, benim mi personelim?” tartışmaları nedeniyle sahipsiz
kalmışlar. Onların da emekli aylıkları açlık sınırında, lojman sorunları var,
sosyal tesislerden istifade sorunları var ama esas iki ana sorunları var.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu iki sorun için kanun teklifi verdik, soru
önergeleri verdik, konuşmalarda defalarca dile getirdik. Cevap yok, çözüm hiç
yok. 25 bin mevcutla bu önemli camiadaki kardeşlerimin sözleşmeli değil,
anlaşmalı değil, geçici değil, bildiğiniz bunlar devlet memuru. Tabii
biliyorsanız. Bu kardeşlerimiz, lise ve dengi okul mezunu olmak şartıyla işe
alınıyorlar ama ortaokul mezunu gibi işe başlatılıp öylece de emekli
ediliyorlar. Bana, böyle çarpık başka bir örnek, başka bir meslek grubu
gösterin. Bu konu Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı; bu konu, alınmasını
öngördüğümüz yasalara aykırı ama daha önemlisi ne biliyor musunuz? Akıllara
aykırı, vicdanlara aykırı.
Yıllardır dile getiriyoruz,
herkes “Haklısın” diyor. “Hadi çözelim.” diyoruz, Hükûmet ortada yok, Millî
Savunma ve İçişleri Bakanlıkları ortada yok.
Diğer bir konu: Subay ve
astsubayların eğitimde geçen süreleri yani harp okulu ve astsubay meslek yüksek
okulunda geçen eğitim süreleri emeklilik hizmetinden sayılmakta yani emeklilik
hesapları yapılırken emekli yılları içerisine bu harp okulu ve astsubay meslek
yüksek okulu içinde geçen süreler de dâhil ediliyor. Böylece, dört veya iki
yıllık bir kazanç sağlıyorlar ama sıra uzman jandarmalara gelince, onlar da
devlet memuru, onlar da aynı silahlı kuvvetlerin mensubu ama onların eğitimde
geçen süreleri emekli yıl hesabının dışında. İşte, yasaya, akla, vicdana aykırı
bir yanlış uygulama daha. Bu konu da bizim tarafımızdan çok dile getirildi
Milliyetçi Hareket Partisi olarak. Bu konuda da kanun teklifi verdik, bu konuda
da önerge verdik, bu konuyu da defalarca bu kürsüden dile getirdik ben ve
Milliyetçi Hareket Partisinin diğer saygıdeğer milletvekilleri. Her seferinde bize “Haklısın.” denildi ama
atılan bir adım, getirilen bir çözüm yok.
Biz Milliyetçi Hareket
Partisi olarak onlarla birlikte, onların mücadelesini sürdürmeye devam
edeceğiz. Onlara ait derneği de, yine, Sayın Grup Başkan Vekilimiz Mehmet
Şandır Beyefendi ve Bursa Milletvekilimiz Sayın Hamit Homriş Beyefendiyle
birlikte ziyaret ettik, onlarla söyleştik, dertleştik. Onların yanında
olduğumuzu ilettik. Bu kardeşlerime ve aile fertlerine de Milliyetçi Hareket
Partisi olarak, en iyi dileklerimi iletiyorum, aziz şehitlerini rahmetle,
gazilerini minnetle anıyorum.
Uzman erbaş ve uzman jandarma
kardeşlerimizin sorunlarına eğer ilgi duyuyorsanız, eğer bunları çözmek
istiyorsanız, buyurun bizim Meclis araştırma önergemize “evet” deyin. Hodri
meydan… Eğer “hayır” diyecekseniz sakın onlara gidip de “İnşallah seçimden
sonra…” deyip de aynı bayatlamış masalı
tekrar anlatmayın.
Biz Milliyetçi Hareket
Partisi olarak, uzman jandarma ve uzman erbaşlarımızın bütün sorunlarını
biliyoruz ve mücadelelerini veriyoruz, aynen dün astsubaylarımızın sorunlarını
bildiğimiz gibi. Bunlar, MHP iktidarında bilinen değil, çözülen sorunlar
olacaktır.
Sözlerime burada son verir,
yüce Meclise saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Sipahi.
Milliyetçi Hareket Partisi
grup önerisi aleyhinde söz isteyen Yılmaz Helvacıoğlu, Siirt Milletvekili.
Buyurun Sayın Helvacıoğlu.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
M. YILMAZ HELVACIOĞLU (Siirt)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin uzman
erbaşlarla ilgili vermiş olduğu önergenin aleyhinde şahsım adına söz almış
bulunmaktayım. Bu nedenle hepinize saygılar sunuyorum.
Hizmetlerin daha iyi
yürütülmesi, çalışanların yaşam standartları ile moral ve motivasyonlarının
artırılması maksadıyla gereken tedbirleri alma konusunda Türk Silahlı
Kuvvetlerinin bugüne kadar uyguladığı ana prensipleri Hükûmet olarak de
desteklemiş ve desteklemeye devam edeceğiz. Bu kapsamda Türk Silahlı
Kuvvetlerinin en önemli unsurlarından birisi olan uzman erbaşların özlük
hakları, eğitim seviyeleri, sosyal hakları, sahip oldukları yetkileriyle ilgili
olarak bugüne kadar Hükûmetimizin iyileştirmelerini Genel Kurula arz edeceğim.
Uzman erbaşlar göreve
başlarken yaptıkları ilk sözleşme süreleri en fazla iki yıl iken Hükûmetimiz
döneminde bu yıl bu süre beş yıla çıkartılmıştır. Vatani görevini yapmakta olan
erbaş ve erler arasındaki astlık ve üstlük münasebetleri yeniden düzenlenmiş,
uzman erbaşlar er ve emsal rütbedeki erbaşların üstü hâline getirilmiştir.
Yedeğe ayrıldıktan sonra hizmete çağrılanların muvazzaf emsalleri gibi özlük
hakları sağlanmıştır. Sözleşmenin sona ermesine neden olan hava değişimi ve
istirahat süreleriyle Silahlı Kuvvetlerden ayrılan uzman erbaşlar ile
ailelerinin tedavi süreleri yeniden düzenlenmiştir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; uzman erbaşların bir yıl içerisinde alabilecekleri hava
değişimi ve istirahat sürelerinin toplamı iki aydan üç aya çıkarılmıştır. Hava
değişimi ve istirahat nedeniyle ilişkilerinin kesilmesinde azami süre iki aydan
üç aya çıkarılmış ve bu sürenin hesabında tedavide geçen sürenin dikkate
alınmasına söz verilmiştir.
Sözleşmeleri sona erenler ile
bunların bakmakla yükümlü oldukları aile fertlerinin, kamu kurum ve kuruluşlarının,
sosyal güvenlik kuruluşlarının sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı olanlar
olmak üzere askerî hastanelerin bulunmadığı garnizonlarda garnizon
komutanlıklarından sevk almak şartıyla kamu sağlık kuruluşlarından ücretsiz
tedavi ve muayene hizmeti almaları sağlanmıştır. Sözleşmeleri sağlık nedeniyle
feshedilenlerden sözleşmenin feshedilmesine neden olan sıhhi arızaların
tedavisine devam edilenlere, sözleşmenin sona ermesinden başlamak üzere tedavi
süresince on iki ayı geçmemek üzere görevdeki emsallerinin almış oldukları net
maaşlarının 2/3’ünü her ay sağlık yardımı olarak almaları sağlanmıştır.
Bedeli karşılığında zatî
tabanca alabilme imkânları kanunla düzenlenmiştir.
İntibak dönemi iki aydan beş
aya çıkartılmıştır. Bu süre zarfında ayrılmak isteyenlere imkân sağlanmıştır.
Derece ilerlemesi yapabilmelerine imkân sağlanmıştır. Bu kapsamda üçüncü
dereceye kadar yükselebilmektedirler. Kendi istekleriyle sözleşmelerini
yenilemeyenlerin yanı sıra sağlık niteliklerini kaybetmeleri veya kırk beş yaşına
girmeleri sebebiyle görev süreleri sona erenlere de kamu kurum ve
kuruluşlarında devlet memuru olarak istihdam edilme imkânı sağlanmıştır.
İkramiye ile beş yıl ve
sonraki beş yıl için farklılaştırılmış ve net maaşlarının 20 katına kadar
ikramiye verilmesi sağlanmıştır. Kadronun kaldırılması hâlinde sınıf ve kuvvet
değişikliği yapabilme imkânı sağlanmıştır. Paraşütçü, denizaltıcı, kurbağa
adam, uçucu gibi görevlerde çalışanlara, aynı görevlerde çalışan astsubayların
almış olduğu tazminatın yüzde 30’u tutarında aylık uçuş, dalış ve atlayış
tazminatı alma hakkı sağlanmıştır. Aile, doğum ve ölüm yardımlarının Türk
Silahlı Kuvvetlerinin Personel Kanunu’na göre yapılacağı kanunla
düzenlenmiştir. Sözleşme süreleri içerisinde değişik bölge ve garnizonlara Silahlı
Kuvvetler hizmet ihtiyacı esas alınmak suretiyle atama ve yer değiştirme
işlemlerine tabi tutulabilmeleri kanunla düzenlenmiştir.
Türk Silahlı Kuvvetleri
Sağlık Yeteneği Yönetmeliği hükümlerine göre sağlık raporu almaları esasa
bağlanmıştır. Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’yla
ilerleyebilecekleri en son derece ve kademenin 3/8’inden 2/6’sına kadar
çıkartılmıştır. Kırk altı yaşında emekli olabilmeleri iki yıllık yükseköğrenim
yapanlara lise mezunu olanlardan sonra altı yıllık sicil notu ortalaması 90 ve
üzerinde olanların birinci dereceye yükseltilmesi sağlanmıştır. Astsubaylara
verilen ek göstergelerin 2/3’ünün verilmesi uzman erbaşlarla ilgili yapılacak
düzenlemelerden emeklilik veya malûllük nedeniyle daha önceden ayrılmış olanlar
ile yaş sınırı sebebiyle sözleşme yapamayanların da faydalanmaları
amaçlanmıştır. Uzman Erbaş Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
ile on beş günlük, yıllık mazeret izni hakkı anne baba, eş çocuk ve kardeşlerin
ölümü hâlinde yıllık mazeret izni dışında on günlük izin, yangın, zelzele, sel,
heyelan gibi olağanüstü bir mazeret dolayısıyla yıllık mazeret izni dışında bir
yıl içinde otuz güne kadar mazeret izni verilmesi amaçlanmıştır. 375 sayılı
Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’yla
sıkıyönetim veya olağanüstü hâl ilan edilen bölgeler veya Millî Savunma ve
İçişleri Bakanlığınca müştereken belirlenecek kritik yörelerde özel harekât ve
operasyon timi olarak görev yapanlara ödenecek ek tazminatın artırılması
amaçlanmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Emekli
Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile emekli
aylıklarıyla makam tazminatı almaya hak kazanmamış olanlara da emekli
aylıklarıyla birlikte 100 Türk lirası ek ödenek verilmiştir.
Türk Silahlı Kuvvetleri
Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile gemilere
atanan personele ödenen ek tazminat miktarının artırılması amaçlanmaktadır.
Uzman Erbaş Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı taslağı ile malul ve gazi olanlara
görevlerine devam edebilme imkânının sağlanması amaçlanmaktadır.
Toplu Konut Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Terörle Mücadele Kanunu
kapsamında şehit olanların yanı sıra malul olanlar ile eğitim, tatbikat,
manevra ve birlik hâlinde intikaller sırasında bu hareket ve hizmetlerin sebep
ve etkileriyle, malul olanların da faizsiz konut kredisinden faydalanmaları
amaçlanmaktadır.
375 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile kendi kusurları
olmaksızın sözleşmesi feshedilen veya hizmet sürelerinin bitiminde ayrılanlara
500 Türk lirası tazminat ödenmesi amaçlanmaktadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; uzman erbaşlarla ilgili bütün konuları önemsiyoruz ve onlara
destek vermeye de çalışıyoruz ve çalışacağız. Takdir edersiniz ki araştırma
komisyonu bugün kurulsa bile on gün içerisinde ancak çalışmaya başlayabilir.
Hepinizin takdiri olduğu gibi, martın başlarında bir seçim başlangıcıyla ilgili
olarak bir yasa gelecektir ve seçimlere başlamak üzere kısa bir süremiz kalmış
olacaktır. Bu nedenle, fiilî olarak bu komisyon kurulmuş olsa bile çalışması
mümkün olamayacaktır ama Sayın Başbakanımız ve Genelkurmay Başkanımız bu
konuyla ilgili, iyileştirmelerle ilgili gereken ne varsa yapılacağı konusunda
anlaşma sağlamış ve bu konunun, inşallah gelecek seçimlerde… Her ne kadar İzmir
Milletvekilimiz “Gelecek seçimlerde demeyin.” ama bunun mümkün olamadığını
hepiniz takdir edersiniz. İnşallah, seneye, AK PARTİ İktidarı, bugüne kadar
uzman erbaşlara ve Silahlı Kuvvetlerimize, daha doğrusu Türk Silahlı
Kuvvetlerinin uygun gördüğü en güzel şekildeki hizmetlerin ve yasaların
verilmesi konusunda en güzel amacı sağlayacak ve bu araştırma komisyonunun
kurulmasına karşı olduğumu takdirlerinize bırakıyorum.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Helvacıoğlu.
VI.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
C) Çeşitli İşler
1.- Irak Meclis
Başkanı Osama Abdul-Aziz Mohammed Al-Nujaifi’ye, Başkanlıkça “Hoş geldiniz”
denilmesi
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, ülkemizde konuk olarak bulunan Irak Meclis Başkanı Sayın Osama
Abdul-Aziz Mohammed Al-Nujaifi şu anda Meclisimizi teşrif etmişlerdir.
Kendilerine yüce Meclis adına hoş geldiniz diyorum. (AK PARTİ, CHP ve MHP
sıralarından alkışlar)
VII.- ÖNERİLER
(Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
2.- (10/510)
esas numaralı, uzman erbaş uygulamasındaki sorunların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair
önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 10/02/2011 Perşembe günkü birleşiminde
yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN – Milliyetçi Hareket
Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Rasim Çakır, Edirne Milletvekili.
Buyurun Sayın Çakır. (CHP sıralarından
alkışlar)
RASİM ÇAKIR (Edirne) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; Milliyetçi Hareket Partisinin İç Tüzük ve Anayasa
gereği vermiş olduğu araştırma önergesi lehine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve kıymetli konuklarımızı
saygıyla selamlıyorum.
Sevgili arkadaşlarım, dün de
yine Parlamentoda astsubayların, emekli astsubayların özlük haklarına yönelik
birtakım iyileştirmeleri talep etme adına, yine Milliyetçi Hareket Partisinin
verdiği bir önerge görüşüldü ve Adalet ve Kalkınma Partisine mensup değerli
milletvekili arkadaşlarımın “hayır” oyuyla bu komisyonun kurulması reddedildi.
Zannediyorum bugün de gerçekten Silahlı Kuvvetlerimizin kanayan bir yarası durumunda
olan, Silahlı Kuvvetlerimizin en ağır yükünü şu an omuzlarında taşıyan kahraman
uzman erbaşlarımızın özlük haklarını iyileştirmeye yönelik bir Meclis araştırma
komisyonunun oluşturulabilmesi ve bu sorunların tespit edilerek Değerli
Hükûmetimizin gündemine alınıp çözülebilmesi amacıyla bir görüşme açtık ama
yine zannediyorum ki dünkü gibi bugün de bu konuda, değerli iktidar partisi
milletvekili arkadaşlarımız “hayır” oyu kullanarak, bu konudaki samimi ve
gerçek niyetlerini ortaya koyacaklar.
Değerli arkadaşlarım,
askerlik mesleği... Her meslek önemlidir, her meslek kutsaldır, her meslek
gereklidir. Doktorluk, öğretmenlik, hemşirelik, mühendislik, avukatlık,
hâkimlik ama askerlik mesleği, bütün bu mesleklerin dışında ayrı önemi olan,
ayrı değeri olan bir meslektir. Dolayısıyla, askerlik mesleğiyle ilgili özlük
hakları konuşulurken, sosyal haklar konuşulurken, görevler konuşulurken,
sorumluluklar konuşulurken milletvekili arkadaşlarımızın hep ayrı bir noktada
bir bakış açısıyla bu duruma bakmaları gerekmektedir çünkü askerlik, harp
sanatını öğrenmek ve öğretmektir. Askerlik, vatan savunması için öldürmek ve
gerekirse gözünü kırpmadan ölüme gitmektir. Askerliğin dışında hiçbir meslekte
böyle bir kutsiyet, böyle bir ulviyet yoktur. Dolayısıyla, bu sebeptendir ki
Silahlı Kuvvetlerimize, kahraman ordumuza “Peygamber ocağı” ismini takmıştır
yüce milletimiz.
O bakımdan, geçtiğimiz 22’nci
Dönem Parlamentosu çalışma süresinde ve bu dönemki çalışma süresince Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu olarak bizler gerek uzman erbaşlarımızın gerek
astsubaylarımızın gerek subaylarımızın ve emekli askerlerimizin gerekse gazi ve
şehitlerin ve yakınlarının özlük haklarının iyileştirilmesine yönelik müteaddit
defalar, birçok kez kanun teklifi verdik, Meclis araştırması istedik ve bu sorunları
yüce Mecliste, bu Gazi Mecliste dile getirerek sorunların çözümünü iktidar
partisinden talep ettik. Ana muhalefet partisi olarak Cumhuriyet Halk
Partisinin yapabileceği sadece sorunu görmek, sorunu ortaya çıkarmak, onu
isimlendirmek ve iktidar partisine çözümünü de ortaya koyarak önermektir. Ama
yetki, güç iktidar olandadır. İktidar olmak demek muktedir olmak demek. Ama
maalesef dokuz yıldır, değerli arkadaşlarım, ana muhalefet partisi olarak bizim
bütün gayretlerimize rağmen, iktidar partisinin aslında çözümünün çok basit ve
kolay olduğu bu sorunların çözümüne yönelik ciddi ve doğru bir adım atmadığını
hep birlikte yaşadık ve gerekçe olarak da sürekli, arkadaşlarımız, Genelkurmay
Başkanlığınca bu sorunların çözümüne yönelik kapsamlı bir çalışmanın yapıldığını
ve bu kapsamlı çalışma çerçevesi içerisinde bu sorunların bir kerede
çözüleceğini şu kürsüde AKP grup başkan vekilleri sürekli bizlere karşı söz
verdiler, hitap ettiler ama dokuz yıldır beklediğimiz bu kapsamlı çalışma
nedense şu Parlamentonun gündemine bir türlü gelmedi ve gelemedi. Sorunlar hâlâ
aynı ve sorunlar hâlâ çözüm bekliyor. Nedir bu sorunlar değerli arkadaşlarım?
Kırk beş yaşına kadar sadece askerlik yapmış, sadece harp etme sanatını
öğrenmiş bir insanın kırk beş yaşından sonra bir başka mesleği icra edebilmesi
mümkün değildir. Dolayısıyla, 1986 yılında yürürlüğe giren 3269 sayılı Uzman
Erbaş Kanunu çıkarılırken en önemli konu olan bu insanların emekliliğine
yönelik hakları sağlıklı bir biçimde tanzim etmediği için sıkıntılar bugüne gelmiş.
Eğer bir asker dağda savaşırken arkasındaki çocuklarını, eşini, özlük
haklarını, emekliliğini düşünüyorsa o askerin bu ülke adına savaşabilmesi çok
kolay değildir arkadaşlar. Eline silah verip düşman karşısına göndereceğin
insanın, kendisinin ve ailesinin her türlü sosyal güvenliğini ve yaşam
standartlarını yüce Meclis olarak, gazi Meclis olarak bizlerin düşünmesi
gerekir. Bu Meclis unutmayınız ki İstiklal Harbi’nde İstiklal Savaşı’nı yöneten
bir Meclistir, bu Meclis İstiklal Savaşı’nı buradan, Meclis kürsüsünden en
küçük detayına kadar planlayan ve yürüten Meclistir. O bakımdan bu sorunların
çözüm yeri de bu Türkiye Büyük Millet Meclisidir, öyle de olmalıdır.
Şimdi arkadaşlarım, geliyor
uzman erbaş arkadaşlarımız, on sene görev yapmış, on beş sene görev yapmış ama
sekiz tane on tane mükâfat almış, madalya almış komutanlarından. Daha sonra bir
hastalığa tutulmuş, uzun süreli bir hastalığa ve sözleşmesi feshedilmiş. Yani
yıllarca dağlarda kahramanca savaşmış bir asker belirli bir müddet sonra bir
hastalığa yakalandığı için, üç aydan fazla rapor aldığı için, hava değişimi
aldığı için sözleşmesi yenilenmemiş ve geleceğiyle ilgili en küçük bir umut
ışığı olmadan kapının önüne konmuş. Madalyalarıyla efendim, para mükâfatıyla,
atış şerit rozetleriyle, komutanlarından aldığı taltiflerle kapının önüne
konmuş. Bu örnek bugün görev yapan uzman erbaşlarımızın hepsinin önünde çok
olumsuz bir örnektir. Bu şekilde uzman erbaşlarımızın kapının önüne konulmasına
Meclis olarak göz yumarsak görev yapan uzman erbaşlarımızın sağlıklı, kendinden
emin bir biçimde görev yapmalarını temin edemeyiz değerli arkadaşlarım.
Ayrıca bu arkadaşlarımız
çeşitli disiplin yoluyla otuz günden fazla ceza aldıklarında sözleşmeleri
yenilenmiyor. Olabilir, insanlık hâlidir, bir komutanla karşılaşmıştır,
komutanla elektriği uymamıştır, fiziki teması uymamıştır, belirli bir zıtlık
araya girmiştir ve bir insanın ve ailesinin geleceği o komutanın iki dudağının
arasında, o komutanın vereceği disiplin cezalarına bağlı bir biçimde sona
erebilmektedir. Bu hakkaniyetli ve adaletli bir durum değildir. Her meslekte, o
mesleği en iyi şekilde icra eden insanların çalışma güvencesinin olması gerekir
değerli arkadaşlarım. Eğer bu güvence yeterli bir biçimde yoksa, o insanları
sağlıklı bir biçimde çalıştırabilmemiz de olanaklı olamaz.
Bunun gibi daha sayılması
gereken bir sürü sorunlar var, sürem bu kadar izin verdiği için ancak
söyleyebildim. Ama şunu bilin ki yarın seçim geldiğinde, biz meydanlara,
kahvelere, sokaklara indiğimizde, oradaki uzman erbaş ve astsubay arkadaşlarımıza,
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, halkın iktidarı Cumhuriyet Halk Partisi
iktidarında bu sorunlarının bir tanesinin sorun olarak kalmayacağını ve
hepsinin öncelikli olarak çözüleceğini, bu kürsüden Cumhuriyet Halk Partisi
adına bir kez daha tekrar etmekten onur ve gurur duyuyorum.
Yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Çakır.
Milliyetçi Hareket Partisi
grup önerisi aleyhinde söz isteyen Ali Öztürk, Konya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
Buyurun Sayın Öztürk.
ALİ ÖZTÜRK (Konya) – Sayın
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Milliyetçi Hareket Partisinin uzman
erbaşların sorunlarıyla ilgili Meclis araştırması yapılmasına dair önergesinin
aleyhinde söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, konuşmacı
arkadaşlarımız, uzman erbaşların sorunlarını ortaya koyarken, hep “Sokağa
atıldılar.”, “Sokağa itildiler.” gibi hitaplar kullandılar. Aslında uzman
erbaşlarla bizler de görüşüyoruz, onların dernekleriyle bizler de görüşüyoruz,
kendileriyle bizler de görüşüyoruz, sorunlarını yakından biliyoruz ve burada
görüşülen hiçbir sorun önemsiz değildir, her sorun önemlidir.
Bu önergeyi veren partili
arkadaşlarımızın bugüne bu önergelerini bırakmalarının sebebi belki de daha
önce verdikleri önergelerden ancak sıra bulmuş olmaları. Öyleyse, bugüne kadar
verdikleri önergeler önemsiz miydi? Hayır, onlar da önemliydi, bu da çok
önemli.
Biz, Türk Silahlı Kuvvetleri
mensuplarının moral ve motivasyonuna ve eğitimine önem verdiğimiz için, Türk
Silahlı Kuvvetlerinin bizim millet olarak göz bebeğimiz olarak kabul ettiğimiz
bir kurum olması nedeniyle her türlü bireyinin sorunlarına gerçekten önem
veriyoruz.
Bu anlamda, gerçi Yılmaz
Helvacıoğlu Arkadaşımız yapılan hizmetleri saydı, ben tekrar olarak, belki
hatırlanmasında ve akılda kalmasında kolaylık olması bakımından belki de
ekranları başında yeni dinleme fırsatı bulan uzman erbaşlar ve yakınlarının
ilgisine sunmak adına bu konuları bir kez daha tekrar etmek istiyorum.
2002 yılından bu tarafa,
uzman erbaşlarla ilgili yapılan hizmetler ve iyileştirmelerden çok önemli
olanlarını saymak gerekirse, bunların göreve başlarken yaptıkları hizmet
süreleri iki yılken beş yıla çıkarılmıştır. Vatani görevini yapmakta olan erbaş
ve erler ile arasındaki astlık ve üstlük münasebetleri yeniden düzenlenmiş,
uzman erbaşlar er ve emsal rütbedeki erbaşların üstü hâline getirilmişlerdir.
Yedeğe ayrıldıktan sonra hizmete çağrılanlara muvazzaf emsalleri gibi özlük
hakları verilmesi sağlanmıştır. Sözleşmelerinin sona ermesine neden olan hava
değişimi ve istirahat süreleri ile Silahlı Kuvvetlerden ayrılan uzman erbaşlar
ile ailelerinin tedavi usulleri yeniden düzenlenmiştir. Bir yıl içinde
alabilecekleri hava değişimi ve istirahat sürelerinin toplamı iki aydan üç aya
çıkarılmıştır. Hava değişimi ve istirahat nedeniyle ilişiklerinin kesilmesinde
azami süre iki aydan üç aya çıkarılmış ve bu sürenin hesabında tedavide geçen
sürenin de dikkate alınmasına son verilmiştir. Sözleşmeleri sona erenler ile
bunların bakmakla yükümlü oldukları aile fertlerinin kamu kurum ve
kuruluşlarının ve sosyal güvenlik kurumlarının sağlık hizmetlerinden yararlanma
hakları olanlar hariç olmak üzere, asker hastanelerinin bulunmadığı
garnizonlarda garnizon komutanlarından sevk almak şartıyla, kamu sağlık
kuruluşlarından ücretsiz muayene ve tedavi hizmeti almaları sağlanmıştır.
Sözleşmeleri sağlık nedeniyle
feshedilenlerden sözleşmenin feshedilmesine neden olan sıhhi arızalarının
tedavisine devam edilenlere sözleşmenin sona ermesinden başlamak üzere tedavi
süresince on iki ayı geçmemek üzere görevdeki emsallerinin almış oldukları net
maaşlarının üçte 2’sini her ay sağlık yardımı olarak almaları sağlanmıştır.
Bedeli karşılığında zatî
tabanca alabilme imkânları kanunla düzenlenmiştir. İntibak dönemi iki aydan beş
aya çıkarılmış; bu süre içerisinde ayrılmak isteyenlere imkân sağlanmış. Derece
ilerlemesi yapabilmelerine imkân sağlanmış, bu kapsamda üçüncü dereceye kadar
yükselebilme imkânları getirilmiştir.
Kendi istekleriyle sözleşmelerini
yenilemeyenlerin yanı sıra sağlık niteliklerini kaybetmeleri veya kırk beş
yaşına girmiş olmaları sebebiyle görev süreleri sona erenlere de kamu kurum ve
kuruluşlarında devlet memuru olarak istihdam edilme imkânı sağlanmıştır.
İkramiye ilk beş yıl ve
sonraki beş yıl için farklılaştırılmış, net maaşlarının 20 katına kadar
ikramiye verilmesi imkânı getirilmiştir.
Kadronun kaldırılması hâlinde
sınıf ve kuvvet değişikliği yapabilme imkânı sağlanmıştır. Paraşütçü,
denizaltıcı, kurbağa adam, uçucu gibi görevlerde çalışanlara aynı görevlerde
çalışan astsubayların almış olduğu tazminatın yüzde 30’u tutarında aylık uçuş,
dalış ve atlayış tazminatı alma hakkı tanınmıştır.
Aile doğum ve ölüm
yardımlarının Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’na göre yapılacağı
kanunla düzenlenmiştir. Sözleşme süreleri içinde değişik bölge ve garnizonlara
Silahlı Kuvvetler hizmet ihtiyacı esas alınmak suretiyle atanma ve yer
değiştirme işlemlerine tabi tutulabilmeleri kanunla düzenlenmiştir.
Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık
Yeteneği Yönetmeliği hükümlerine göre sağlık raporu almaları esasa
bağlanmıştır.
Bunların dışında, ayrıca,
uzman erbaşların özlük hakları, eğitim seviyeleri, sosyal hakları, sahip
oldukları yetkiler ile ilgili olarak devam eden iyileştirme çalışmalarından da
örnek vermek gerekirse, ilerleyebilecekleri en son derece ve kademenin 3/8’den
2/6’ya çıkarılması, kırk altı yaşında emekli olabilmeleri, iki yıllık
yükseköğrenim yapanlara bir kademe, üç yıllık yükseköğrenim yapanlara iki
kademe ve dört ve daha fazla süreli yükseköğrenim yapanlara bir derece
verilmesi, iki ve daha uzun süreli yükseköğrenim yapanlar ile lise mezunu
olanlardan son altı yıllık sicil notu ortalaması 90 ve üzerinde olanların
1’inci dereceye yükselmesi, astsubaylara verilen ek göstergelerin üçte 2’sinin
verilmesi, uzman erbaşlarla ilgili yapılacak düzenlemelerden emeklilik veya
malullük nedeniyle daha önceden ayrılmış olanlar ile yaş sınırı sebebiyle
sözleşme yapamayanların da faydalanması amaçlanmıştır.
İzin süreleri yeniden
düzenlenmiş, kritik yörelerde, özel harekât ve operasyon timi olarak görev
yapanlara ödenecek ek tazminatın artırılması amaçlanmaktadır.
Mayın arama ve temizleme
faaliyetlerinin bilfiil yapılması sırasında hayatını kaybedenlerin dul ve
yetimleri ile malul olanların özlük haklarının iyileştirilmesi amaçlanmaktadır.
Emekli aylıkları ile makam
tazminatı almaya hak kazanamamış olanlara, emekli aylıklarıyla birlikte 100
Türk lirası ek ödeme yapılması amaçlanmaktadır.
Gemilere atanan personele
ödenen ek tazminat miktarının artırılması, malul, gazi olanlara görevlerine
devam edebilme imkânının sağlanması, Toplu Konut Kanunu’nda değişiklik yapılmak
suretiyle, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında şehit olanların yanı sıra malul
olanlar ile eğitim, tatbikat, manevra ve birlik hâlinde intikaller sırasında bu
harekât ve hizmetlerin sebep ve etkileriyle malül olanların da faizsiz konut
kredisinden faydalandırılmaları amaçlanmaktadır. Kendi kusurları olmaksızın
sözleşmesi feshedilen veya hizmet sürelerinin bitiminde ayrılanlara 500 Türk
lirası tazminat ödenmesi de amaçlanmaktadır.
Değerli arkadaşlar, uzman
erbaş konusu gerçekten önemlidir. Yukarıda söylediğim iyileştirmeler ve
çalışmalar zaten konuya önem verdiğimizi, zaten sokağa atmadığımızı, zaten
onların sahipsiz olmadığını göstermektedir.
Bu nedenle, yoğun ve önemli
gündemi değiştirmeye gerek olmadığı kanaatinde olduğumu bildirir, bu nedenle
Meclis araştırması açılmasına dair önergenin aleyhinde olduğumu tekrarlayarak
yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Milliyetçi Hareket Partisi
grup önerisini oylarınıza sunacağım.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(Trabzon) – Karar yeter sayısı efendim.
BAŞKAN – Karar yeter sayısı
istiyorsunuz, arayacağım.
Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime on dakika ara
veriyorum.
Kapanma Saati:
15.11
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati:
15.23
BAŞKAN: Başkan
Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER:
Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Murat ÖZKAN (Giresun)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Milliyetçi Hareket Partisi
Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verdiği önerisinin oylanmasında
karar yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi öneriyi yeniden
oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.
Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır ve öneri kabul edilmemiştir.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup
işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
Okutuyorum:
3.- Ankara Milletvekili Tekin Bingöl ve
arkadaşlarının “Ankara OSTİM ve İvedik’te meydana gelen patlamalar hakkında”
verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin, Genel Kurulun 10/02/2011 Perşembe
günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı birleşimde
yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu’nun,
10.02.2011 Perşembe günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları
arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin,
İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını
saygılarımla arz ederim.
M.
Akif Hamzaçebi
Trabzon
Grup
Başkanvekili
Öneri:
Ankara Milletvekili Tekin
Bingöl ve arkadaşları tarafından, 09.02.2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına “Ankara Ostim ve İvedik’te Meydana Gelen Patlamalar
hakkında” verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin (451 sıra nolu), Genel
Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak,
10.02.2011 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin
aynı birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk
Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Tekin Bingöl, Ankara Milletvekili.
Buyurunuz Sayın Bingöl. (CHP
sıralarından alkışlar)
TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerine
söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.
Bildiğiniz gibi 3 Şubat 2011
tarihinde Ankara Ortadoğu Sanayi ve Ticaret Merkezi ile İvedik Organize Sanayi
Bölgesinde art arda iki patlamayla iş kazaları meydana geldi ve yine hepinizin
bildiği gibi, maalesef 20 vatandaşımız hayatını kaybetti, 53 vatandaşımız,
12’si ağır olmak üzere yaralandı. Bir kez daha buradan şahsım ve partim adına,
ölenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve yaralılara acil şifalar
diliyorum.
Tabii takdir edersiniz ki
hiçbir işveren yıllarca uğraşarak didinerek oluşturduğu bir değerin yok olup
gitmesini ve evladı gibi sahiplendiği işçilerinin bırakınız can kaybı, burnunun
dahi kanamasını istemez. O açıdan işverenlerimize de geçmiş olsun dileklerimizi
iletiyor ve en kısa zamanda yaralarının sarılarak yeniden Türk ekonomisine
katkı koyabilecek değerleri ortaya çıkarmalarını diliyoruz.
Değerli milletvekilleri,
yıllardır, özellikle son yıllarda Türkiye'de çok ciddi iş kazaları meydana
gelmektedir. Daha Ankara’daki patlamaların şokunu atlatmadan Antalya’da patlama
gerçekleşti ve henüz bunların acıları çok tazeyken Kahramanmaraş’ta meydana gelen
göçükle âdeta yıkıldık.
İş kazalarının son dönemlerde
bu kadar sıklıkla meydana gelmesinin elbette çok temel nedenleri var. Bugün,
2011 yılının daha ikinci ayının içindeyken kırkıncı gününde iş kazalarıyla
hayatlarını kaybedenlerin sayısı 50’ye ulaşmış durumda. Sadece 2009 yılında iş
kazaları nedeniyle hayatını kaybeden 1.171 işçimiz, Avrupa’da iş kazalarında
hayatını kaybedenler sıralamasında Türkiye’yi 1’inci ve dünyada da maalesef
3’üncü sıraya oturtmuştur. O nedenle “Son dönemlerde sıklıkla iş kazaları
meydana gelmektedir.” ibaresini kullandım.
Bu iş kazaları meydana
geldikten hemen sonra yetkililer çok değişik açıklamalar yapmakta ve âdeta
kendi yetkileri ve kurumlarının yetkileri altındaki sorumluluklardan kaçmak
için sorumlulukları başkalarına öteleme gayreti içerisine girmektedirler. Aynı
gayret, Tuzla’da ölüm tarlaları hâline gelen tersanedeki işçi ölümlerinde de
meydana gelmişti; maalesef bu patlamalar sonrasında yaşananlar sonrasında
açıklananlar da bunu bir kez daha teyit etmiştir.
Değerli milletvekilleri,
patlamaların hemen sonrasında bir sayın bakan, çok rahat bir şekilde çıkıp; “Ee
canım, o iş yerlerinde çalışan işçiler, çıkıp, eksiklikleri, yanlışları, kayıt
dışıları ihbar etselerdi” diyebilmiştir. Bu, son derece ucuz bir anlayıştır değerli
milletvekilleri. Bu, 12 Eylül zihniyetinin bir ürünüdür. Hatırlayın, 12 Eylülde
insanlarımız, ajanlığa, ihbarcılığa yönlendirilmiş ve asılsız ihbarlarla birçok
yurttaşımız ağır bedeller ödemiştir. Bugün sorumluluktan kaçmak adına bir bakan
çıkıp, işçilerimizi, ihbarcılığa, jurnalciliğe özendirebilmektedir. Oysa şunu
unutmasın sayın bakan; bizim çalışanlarımız, ekmeğini kazandığı işyerlerini
kutsal mekânlar olarak görür ve oraları gözlerinin nuru gibi korurlar. Hiç
merak etmesin, oradaki işçilerin hiçbir tanesi ihbarcı olmayacaktır ama asıl
görevden kaçanlar, o açıklamayı yapan bakanlardır.
Yine bir sayın bakan, çok
rahat bir şekilde, denetim eksikliğinden bahsetmiştir.
Sayın milletvekilleri, dokuz
yıla yakındır Türkiye’de hükûmet edenler acaba niçin bu denetim mekanizmasını
layıkıyla yerine getirmemektedirler? Çünkü iktidar denetimden hoşlanmamaktadır.
O nedenle denetimsizlik iktidarın işine gelmektedir. Yoksa dönüp sorarlar, siz
denetim yaptınız da sizin elinizi kolunuzu bağlayan mı vardı?
Yine çok ilginç bir açıklama
bir yetkiliden geldi, o sayın yetkili de “200 milyon liralık bir yatırım
yapabilseydik, 4-5 milyarlık bir külfetten kurtaracaktık.” diyebilecek kadar
trajikomik bir yaklaşım sergilemiştir.
Hadi bunlardan vazgeçtik,
asıl bombayı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı patlattı. Daha acılar çok
tazeyken, henüz enkaz altında, göçük altında insanların varlığından kaygı
duyulurken, henüz hayatını kaybedenlerin yakınları acıya, gözyaşlarına
boğulurken, onların feryatları OSTİM’i kaplarken büyük bir rahatlıkla çıkıp
“Ölenlerin yakınlarına Mamak’ta birer ev verebileceğiz.” diyebilmiştir. Ne
güzel muştu değerli milletvekilleri. Bunun adı ölüler üzerinden siyaset yapmak
değil de nedir acaba! İşte bu anlayış maalesef Türkiye’de AKP İktidarıyla
birlikte işçi sorunlarını had safhaya ulaştırmıştır ve çok net bir şekilde emek
sömürüsü yapılmaktadır.
Değerli milletvekilleri,
elbette acıları hafifletmek adına hayatını kaybedenlere katkı koymak bir insani
vazife. Bırakın, insani vazifenin ötesinde bir sosyal devlet olmanın gereğidir
ama bunun zamanı ve zemini henüz göçük altında can kayıplarımız varken çıkıp
buradan siyaseten nemalanmak olmamalı.
Değerli milletvekilleri, bu
sorunların temelinde iktidarın yanlış politikaları yatmaktadır. İktidar,
denetimsizliğin yanında sendikasızlaştırmayı Türkiye gündemine gelip
oturtmuştur. 1980 ile 2011 yılını kıyasladığımızda, aradan geçen bu süre
içerisindeki nüfus artışları ve iş yerlerindeki artışlara baktığımızda, 1980
yılında Türkiye’de 2,5 milyon sendikalı çalışan varken maalesef bugün bu sayı
650 bine düşmüştür ama gelin görün ki sadece kayıtlı iş yeri sayısı bugün
itibarıyla 1 milyon 180 bin civarındadır. Fakat bu sayıdaki iş yerine rağmen,
sendikalı işçi sayısı sadece 650 binle sınırlıdır.
Yine, iktidarın çok hoşlandığı,
resmî kurumlarda yaygın bir şekilde kullandığı taşeronlaştırma maalesef özel
sektörde de yaygınlaşmaya başlamıştır. Bütün bunlar sadece ve sadece iktidarın
denetimsizliği, sendikasızlaştırmayı, taşeronlaştırmayı, iş yeri güvenliğini
ortadan kaldıran anlayışlarını pekiştirerek Türkiye’de son yıllarda iş yeri
kazalarının artışına âdeta zemin hazırlamıştır.
Değerli milletvekilleri, az
önce bahsettiğim 1 milyon 180 bin kayıtlı iş yeri olmasına rağmen, yine
patlamaların olduğu günlerde bir konuya çok değinildi, dendi ki: “Bu iş
yerlerinin işletme belgesi yok.” Ama gelin görün ki bu iş yerlerinin işletme
belgesinin olmamasının sorumlusu da Hükûmet çünkü 2009 yılında, İşyeri İşletme
Belgesi Yönetmeliği’nin 2’nci maddesiyle, 50 işçiden fazla istihdam olanağı sağlayan
kuruluşlara işletme belgesi yükümlülüğü getirilmiştir. O zaman, siz, bu
yönetmelikle böyle bir dar anlayışı hâkim kılarsanız, işveren de elbette
kanundan ve yönetmelikten gelen haklarını doğal olarak kullanacaktır. 1 milyon
180 bin kayıtlı iş yerinden, yüzde 2 bile değil değerli milletvekilleri, yüzde
1,6 oranında işletme belgeli iş yeri vardır. İşte Türkiye’de iktidarın emekçiye
bakış açısı budur.
Değerli milletvekilleri,
sadece bu patlamalarla ilgili değil, geçmiş dönemdeki patlamalarda da iktidar mensupları
çok rahat açıklamalar yapmışlardır. Hatırlayın, Zonguldak’taki maden patlaması
sonrasında Sayın Başbakan, çok açık bir dille “Orada çalışanlar ölümün
kaçınılmaz olduğunu bile bile çalışmayı göze aldılar.” diyebilmiştir. Hadi
ondan da vazgeçtik, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı çıkıp “Çok güzel
öldüler.” diyebilmiştir.
Değerli milletvekilleri, ölüm
bir gerçektir ve her canlı mutlaka ölümü tadacaktır ama inanınız ki ölümün adı
bile soğuktur ve şair, ölümü “Ölüm, adın kalleş olsun!” diye nitelemiştir. O
Sayın Bakana sormak lazım: Ölüm nasıl güzel oluyorsa bir anlatıversin de biz de
o güzel ölümü tercih edelim. İşte değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma
Partisi iş yerlerine, işverenlere, işçilere bu gözle bakmaktadır. Bu anlayışla
biz bu önergeyi verdik ve diliyoruz ki Adalet ve Kalkınma Partisi
milletvekillerimiz de, bizim, bu kazalar karşısında gösterdiğimiz hassasiyeti
göstereceklerdir, onların da yürekleri yanıyor. Bu araştırma önergesi dikkate
alınarak -önergemizin kabulüyle- iş yeri kazalarının araştırılmasına yol
açılsın. Aksi takdirde, bu vicdani sorumluluk, bundan sonra yaşanacak iş
kazalarında hayatını kaybedenlerin vebalini Adalet ve Kalkınma Partisi
milletvekillerinin sırtına yükleyecektir diyor, hepinize saygılar sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Bingöl.
Cumhuriyet Halk Partisi grup
önerisi aleyhinde söz isteyen Abdullah Çalışkan, Kırşehir Milletvekili.
Buyurun Sayın Çalışkan.
ABDULLAH ÇALIŞKAN (Kırşehir)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grubu
tarafından verilen Meclis araştırma önergesi, grup önerisi hakkında aleyhte söz
almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabii, OSTİM Organize Sanayi
Bölgesinde ve İvedik Organize Sanayi Bölgesinde art arda yaşadığımız patlamalar
şüphesiz hepimizi üzmüştür. Bu patlamalarda, bu kazalarda vefat eden
vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz, yaralılarımıza acil şifalar
diliyoruz.
Bu patlamaların yaşanmasının
ardından, Hükûmetimiz en yüksek seviyede bu patlamaların olduğu bölgeye giderek
orada incelemelerde bulundular. Sayın Başbakanımız, ilgili bakanlarımızla
birlikte, milletvekillerimizle birlikte patlamaların yaşandığı yerlere giderek
hem kurtarma çalışmalarına katıldılar hem de çalışmaların hızlı bir şekilde tamamlanması
için gerekli talimatları verdiler. Son derece uyumlu bir şekilde, hızlı bir
şekilde kurtarma çalışmaları yapıldı ve maalesef 20 vatandaşımız vefat etti ve
daha fazla da yaralımız bulunmakta.
Tabii, Cumhuriyet Halk
Partisinin niyeti farklı da olsa bu konuyu Meclis gündemine getirmiş olması
önemli. Burada Hükûmetimizin iş sağlığı, iş güvenliği, işçi güvenliği anlamında
gerekli hassasiyeti göstermediği, bu konuya gerekli hassasiyeti göstermeyerek
gerekli çalışmaların yapılmadığı gibi ithamlarla karşılaştık. Ben,
Hükûmetimizin kurulduğu andan itibaren iş sağlığı ve iş güvenliği
alanında, Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığımız başta olmak üzere, Hükûmetimizin yaptığı çalışmalar hakkında
kısaca yüce heyetinizi bilgilendirmek istiyorum.
En önemlisi, 4857 sayılı İş
Kanunu yine bu Meclisimiz tarafından Avrupa Birliği uyum süreci çerçevesinde
çıkarılmış oldu. Bakanlığımız bünyesindeki İşçi Sağlığı Daire Başkanlığı yine
2003 yılında İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğüne dönüştürüldü. Avrupa
Birliği mevzuatına uyum çerçevesinde iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin olarak yirmiye yakın yönetmelik yenilendi ve
uygulamaya konuldu. Yine, aynı şekilde ILO sözleşmeleri Meclisimiz tarafından
kabul edilerek iç mevzuatımıza aktarıldı. İş sağlığı ve güvenliğine ilişkin
Avrupa Birliğinin tüm direktifleri kanun tasarısı olarak hazırlandı; bir kısmı
kabul edildi, bir kısmı önümüzdeki dönemde yine gündemimize gelecek.
Hükûmetimiz, iş sağlığı ve güvenliği alanında -bu çok önemli- gerekli duyulan
nitelikli iş güvenliği uzmanı ve iş yeri hekimi yetiştirilmesiyle -ki bu
anlamda daha önceden maalesef çalışmalar yapılmamıştı- ilgili gerekli
yönetmelikleri hayata geçirerek bu alanda uzman kişilerin yetiştirilmesi için,
Eğitim Araştırma Merkezi başta olmak üzere, uzaktan eğitimle olsun gerekli
eğitim çalışmalarını başlattı. Şu anda toplam 561 tane iş sağlığı ve güvenliği
yönünden teftiş yapan müfettişimiz bulunmakta. Daha önce 2002 yılında toplamda
654 tane iş müfettişi var iken, şu anda 442’si müfettiş olmak üzere toplam 912
tane iş müfettişi Çalışma Bakanlığı bünyesinde faaliyet göstermekte ve bunların
561’i iş sağlığı ve güvenliği yönünden… Ki, az önce dile getirildi; sanki
gerekli teftişler, gerekli denetlemeler yapılmıyormuş gibi. Ama yeterli mi?
Tabii ki değil, daha da artırmamız lazım. Sırf OSTİM Organize Sanayi Bölgesinde
olsun, İvedik Organize Sanayi Bölgesinde olsun, binlerce iş yeri var. Bunların
her an teftiş edilmesi, her an denetlenmesi elbette ki mümkün değil. Bu iş
yerleri iş hayatına başlayacakları zaman gerekli ruhsatları alıyorlar, “Ben şu
işi yapacağım.” diyorlar, ona göre gerekli işlemler yapılıyor, gerekli izinler
alınıyor. Ama ondan sonra bu izinlere rağmen o iş yeri farklı bir faaliyet
yapıyorsa, farklı bir üretim yapıyorsa, o izinde olmayan işleri yapıyorsa, bunun
da tabii her an denetlenmesi, her an “Sen ne yapıyorsun?” denilmesi tabii ki
mümkün değil. Ama bu müfettiş sayımızı artırarak, gerekli düzenlemeleri
inşallah önümüzdeki dönemde yaparak, herkesin izin aldığı konuda, ruhsat aldığı
konuda faaliyette bulunması ve yasalar çerçevesinde faaliyette bulunması için
de hep beraber burada gerekli çalışmaları da önümüzdeki dönemde yapacağız
inşallah.
Bunun haricinde,
Bakanlığımızın kurumsal kapasitesinin artırılmasına yönelik çok önemli Avrupa
Birliği projeleri gerçekleştirildi: İş Sağlığı ve Güvenliğinin Geliştirilmesi
Projesi, İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliğinin Artırılması Projesi, İSGÜM
Bölge Laboratuvarlarının Güçlendirilmesi Projesi, Kişisel Koruyucu Donanım Test
Laboratuvarları Projesi gibi, yine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının
kapasitesinin güçlendirilmesi, kurumsal kapasitelerinin artırılmasına yönelik
projeleri hep beraber hayata geçirdik.
Bunun haricinde de yine
Bakanlığımız -Hatırlarsanız eskiden özellikle tersanelerimizde çok iş kazaları
oldu. O zaman da yine bu konu gündeme geldi- tersanelerimizdeki İş Sağlığı ve
Güvenliğinin Geliştirilmesi Protokolü’yle yaklaşık 16 bin işçinin bu alanda, iş
sağlığı ve güvenliği alanında eğitim almasını sağlamış bulunmakta.
Bununla birlikte, Millî
Prodüktivite Merkeziyle yapılan anlaşmayla, Maden Mühendisleri Odasıyla yapılan
protokollerle, Millî Eğitimle, Bayındırlık Bakanlığıyla, Tarım Bakanlığıyla,
Sağlık Bakanlığıyla yapılan protokollerle toplam 52.130 kişi eğitimden
geçirildi 2002 yılından bugüne kadar ve iş sağlığı ve güvenliği alanında
gerçekten çok önemli eğitim faaliyetleri gerçekleştirildi.
Onun haricinde, iş güvenliği
uzmanlığı ve iş yeri hekimliği eğitimi de Bakanlığımız tarafından yapıldı, 3
bine yakın kişi bu konuda Bakanlığımız tarafından eğitime alındı.
Bakanlığımız bünyesinde olan
ÇASGEM’le -Araştırma ve Geliştirme Merkezi- bu konuda gerçekten tamamen iş
sağlığı ve güvenliği konusuna öncelik vererek ve bu alanda bütün sektörleri hem
iş başında olsun hem eğitim merkezinde olsun hem de şu anda başlatılan
projeyle, uzaktan eğitimle işçilerimizin bu alandaki hassasiyetini,
duyarlılığını artırmamız son derece önemli. Biz ne kadar denetlersek
denetleyelim, ne kadar kontrol edersek edelim, işçilerimizin “Bana bir şey
olmaz, nasıl olsa bir şey olmaz.” anlayışından kurtulması ve gerçekten işini
yaparken gerekli bütün güvenlik önlemlerini almasını sağlamamız, bunu birlikte
başarmamız lazım.
Bir diğer önemli istatistik
olarak şunu verebiliriz: 100 bin işçi başına düşen kaza sayısı 2002 yılında
1.385 iken, 2009 yılında bu sayı 712’ye düştü.
2002 yılında iş yeri sayısı
727.409, sigortalı sayısı yaklaşık 5 milyon iken, iş kazası sayısı 72 bin
civarındaydı. 2009 yılına bakarsak: İş yeri sayısı 1 milyon 200 bin civarına
çıkıyor, sigortalı sayısı 9 milyon, iş kazası sayısı 64 bin. Yani 72 binden 64
bine düşmüş.
Genel olarak bakarsak:
2002-2009 yılları arasında iş yerleri yüzde 67, sigortalılar yüzde 73 oranında
artmış iken, iş kazaları aynı dönemde yüzde 11 oranında azalıyor.
Demek ki yapılan eğitim
çalışmaları, Bakanlığımızın yaptığı tüm çalışmalar gerçekten iş kazalarının
azalması yönünde çok önemli bir etken olmuştur ama tabii ki bu istatistik bir
başarı olarak gösterilemez. İş kazalarını hep beraber sıfır noktasına indirmek
bizim için hedef olması lazım. Bunun için az önce bahsettiğim eğitim
çalışmaları son derece önemli. İş yeri sahiplerinin işçilerinin güvenliği
noktasındaki hassasiyeti, duyarlılığı çok önemli. Onların işçilerin eğitilmesi
için gerekli girişimleri başlatmaları çok önemli. Bu sadece birilerini
suçlamak, işte “Bakanlık şunu yaptı, bunu yaptı.” şeklinde değil; bu, topyekûn,
toplum olarak gerekli bilinç seviyesine ulaşmamızla mümkün olacaktır. Bizim
Avrupa Birliği üyelik sürecindeki temel etkenlerimizden, bu konudaki
hassasiyetlerimizden birisi de işte bu gibi konularda hep beraber Türkiye’yi
kalkınmış ülkeler seviyesine yükselterek toplumumuzun, vatandaşlarımızın
duyarlılığını, bilinç seviyesini, hassasiyetini bu uygulamalarla, bu yasalarla,
bu mevzuatlarla, bu yönetmeliklerle bu kazaları hep beraber en asgari seviyeye
indirmemiz gerekiyor.
Ben tekrar hepinize teşekkür
ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Çalışkan.
Cumhuriyet Halk Partisi grup
önerisi lehinde söz isteyen Tuğrul Türkeş, Ankara Milletvekili.
Buyurun Sayın Türkeş. (MHP
sıralarından alkışlar)
YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ
(Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi
saygılarımla selamlıyorum.
Bu arada, bugün Maraş’ta,
Elbistan’da göçük altında kalan işçilerimizin de bir an önce kurtarılıp
sağlıklarına kavuşmalarını temenni ediyorum.
Cumhuriyet Halk Partisinin
Ankara’da olan kazalardan sonra Meclis araştırması isteğinin lehinde söz almış
bulunuyorum. Bu konuyu çok detaylı ele almamız gerektiğine inanıyorum. 20 kişi
rahmetli oldu yani bir gün içinde Ankara’daki iki tane kazada. Öncelikle
hepsine Allah’tan tekrar rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum. 30’a yakın da
insanımız yaralandı, onlara da geçmiş olsun dileklerimi tekrarlıyorum.
Bunu normal bir şey gibi veyahut
da “İş kazası, olur.” mantığıyla karşılamamız mümkün değil. Benden önceki
değerli konuşmacı arkadaşım, Hükûmet kanadından, yapılması gerekenleri veyahut
da Avrupa Birliği müktesebatı içinde atılması gereken adımları dile getirdi ama
bu kaza olduğundan beri -iki haftaya yaklaşıyor- iki haftadır, işçiler ne kadar
sorumlu olabilir, iş yerleri ne kadar sorumlu olabilir diye işi lokalize
ediyoruz, odaklaştırıyoruz oraya.
Değerli arkadaşlar, işte tam
bu sebepten, tam bu mantıktan, bu konunun çok ciddi, bu yüce Meclis tarafından
bir komisyon kurularak araştırılması lazım. Bunun birçok yönü var. Buradaki
sorumluluk sadece o iş yerinin midir? Yani o iş yeri sahipleri ruhsatlarını
doğru alıp, iki tane yangın söndürme cihazı koyup, çalışanlarını da sigortaladığı
takdirde, işçilere de şunu yap, bunu yapma dediğiniz takdirde bunları
sıfırlayabileceğinizi düşünüyor musunuz? Yani bunda, toplum olarak, hem devlet
kurumları olarak hem vatandaş olarak, hatta medya olarak da bunlarda
hiçbirimizin bir sorumluluğu yok mu? Bu sorumlulukları konuşmayacak mıyız,
denetlemeyecek miyiz, ele almayacak mıyız?
Yani OSB yapılıyor, şu kadar
yapılıyor, ikincisi yapılıyor, üçüncüsü yapılıyor. Mimari bir problemi var.
Yani bu tip olaylarda görüyoruz ki, yapışık düzen binalarda, birinde olan kaza
diğerine sirayet ediyor. Peki, bunu araştırıp, bunu tespit edip buna göre yeni
bir düzenleme yapmadığımız takdirde, Türkiye’nin dört bir tarafında, yeni
organize sanayi bölgelerinin hepsinde aynı bitişik düzen binalar yapılacak.
Demek ki, mimari yapıdan itibaren birçok farklı kesimin, birçok farklı yapının,
gövdenin sorumluluğu var burada. Bunları araştırmalıyız, bunları tespit
etmeliyiz ve bununla ilgili gereken adımları atmalıyız.
Yangın söndürme sistemleri
yetersiz, bu iki olay da bunu gösterdi. Yangın söndürme sistemleri yetersiz
yani “Biz itfaiyeye haber verdik, sağ olsun itfaiye üç dakika içinde geldi.”
Demek ki bunun ötesinde orada yangın sistemiyle ilgili bir konuyu ele almamız
lazım. Ha, birçok tartışılan konu, yani lehindeyim veyahut aleyhindeyim değil
ama az önce Sayın Bingöl de ona değindi, daha kazanın gününden itibaren bütün
yetkililer teflon tava üslubuna döndüler, “Aman bana yapışmasın, aman ben
sorumlu olmayayım.” Ya, sorumlu olun Allah aşkına. Sorumlu olun, sorumluluğu
alın. 20 tane insanımız öldüyse, 30 tane insanımız feci şekilde yaralandıysa
bunun sorumluluğunu almanızda ne mahzur var? “Oranın denetimi bende değildi,
ben ondan sorumlu değilim.” Bunu araştıralım işte. Gerekirse onun denetimini o
talep edene verelim. Yani belediyeler “Organize sanayi bölgelerine ben
karışamıyorum.” Karış kardeşim. Bunu araştıralım, bunu doğru, net bir şekilde
ortaya çıkartalım. Karış kardeşim sen de ama bunun neticesinde de -Allah
korusun, hiç olmasını temenni etmiyorum- bir kaza olduğunda da “Gel bakalım
efendi buraya, geçen sefer teflon tava gibiydin, hiçbir şey yapışmıyordu
üstüne. Bu sefer sen sorumlu olduğun hâlde bunlar niye oldu?” diye buna
bakalım. Yani bunları niye konuşmayacağız ki? Bunları konuşmayacaksak,
bunlardan daha önemli ne işimiz var Allah aşkına. Kendi toplumumuzun, kendi
içinde yaşadığımız bu toplumun insanları, çalışanlarımız, işçilerimiz her gün
iş kazalarıyla karşı karşıya gelip hayatları tehlikede ise bana göre en önemli
konu bu. Bunun üzerinde konuşmamız lazım ve burada bunun bir araştırmasının
ciddi şekilde ele alınması lazım.
Şimdi, bir diğer nokta bu
ruhsatlar konusu. Yani az önce dediğim gibi, bu ruhsatların mutlaka belli bir
esasa, bir prensibe bağlanması lazım. Ha, bu hatalar sadece o iki iş yeri ve
orada çalışanların hatası mıdır? Mesela, ben ondan sonraki günlerde de hem
olayı yakından takip ettim hem de medyadan da izlemeye çalıştım. Bu oksijen
tüplerini yapan firmayla ilgili iddialar var, 82 yapımı tüpleri boyayıp verdiği
söyleniyor. Yani “metal yorgunluğu” diye bir şey var. Bunun içine basınçlı
nesneler koyuyoruz, bunların denetlenmesi gerekmez mi? Yani sadece o kazanın
olduğu iş yerindeki işçileri iş ahlakına, iş kurallarına göre doğru dürüst
çalıştıracağız ama öbürü 82 yapımı tüplerle oksijen teslim edecek. Burada gene
bunu önleyemeyiz, bunu da görmemiz lazım.
Değerli arkadaşlar, bütün
bunlardan sebep daha yani birçok konu var ama burada sırf satır başlarını dile
getiriyorum ki bunları görelim diye. Şimdi “Bunların içinde ben sorumlu
olmayayım.” Hayır, hepimizin sorumluluğu var ve hepimizin bu sorumlulukları ele
alması lazım. “Efendim, şikâyet etti birisi.” Nereye etti? Bunların bir
toplanma yeri var mı? Yani sadece belediyeye şikâyet etmek, “Burada şu, bu
hatalar, hasarlar var.” diye bildirmek yeterli mi? Bunlar, acaba il bazında bir
merkezde bu şikâyetler toplanıyor mu?
Bir diğer nokta, işte, tiner,
solvent vesaire konuları var. Peki, o zaman en basitinden bu tinerle yanıcı bu
tip maddelerle uğraşan iş yerlerini organize sanayi bölgelerinin dışında niye
farklı bir yere taşımayı düşünmüyoruz? Ve bunları burada araştırmadan, burada
konuşmadan, burada üzerinde durmadan da çözmemiz mümkün değil. “E, sorumlu
Hükûmet değil, Hükûmetin altındaki yer alan devlet kurumları değil. Oradaki
sadece iki firma ve iki tane firmanın çalışanlarının üzerine getirelim.” Hayır,
hepimizin var sorumluluğu, medyanın da var. Aynı dönemde bir televizyon
sanatçısı, sunucusu, çok genç bir insan rahmetli oldu. Bir gün önce o rahmetli
oldu, genç bir sanatçı, ertesi gün de bu kaza oldu. Akşam, kazadan sonra, merak
içinde kanalları dolaşıyorum yani ne oldu, ne bitti diye bakıyorum. Medyada
etkili bir ailenin çocuğunu işin içinden sıyırmak adına -o bir kişi, gencecik bir insan onun ölümüne
de üzüldüm, ona bir şey söylemiyorum, ama onu sıyırmak adına- o öncelikli
tartışma konusu, o birinci haber. Peki, sizce medyanın sorumluluğu yok mu o
zaman bu işin içinde? Yani bu tip olaylarda medya bunun sorumluluğunu almak
zorunda değil mi?
Evet, değerli arkadaşlar,
bütün bu arz ettiğim sebeplerden ve burada arz edemediğim birçok sebepten
dolayı bu Meclis araştırmasının yapılması gereğine inanıyorum, o nedenle de
lehinde söz aldım.
Hepinizi saygılarımla
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Türkeş.
Cumhuriyet Halk Partisi grup
önerisi aleyhinde söz isteyen Sebahat Tuncel, İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın Tuncel.
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul)-
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; CHP grup önerisinin usulen aleyhine söz
almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Gerçekten OSTİM’de yaşanan
patlama bir kez daha Türkiye’de işçilerin, emekçilerin yaşadığı sorunları
gündemimize taşıdı ve ne yazık ki ölümle gündemimize taşıdı. Sadece OSTİM’de
yaşanan bu olay değil, hemen bu olayla birlikte, acaba Türkiye’de ne kadar çok
işçi ölümü var, bunlar gerçekten iş kazası mı diye düşündüğümüzde, aslında
bunun bir iş kazası olmadığını, bir iş cinayeti, bir katliam olduğunu sanırım
herkes söyleyecektir. Eğer öyle olsaydı çok tek tük olması gerekirdi. Daha
2008’de İstanbul’da Güngören’de bir patlama meydana geldi Davutpaşa’da. O zaman
da 21 insanımız, 21 işçi yaşamını yitirdi. Onlar 2008’den bugüne adalet
mücadelesi yürütüyorlar. Bilirkişi raporu, Davutpaşa’daki patlamada, Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Zeytinburnu
Belediyesi, İSKİ ve BEDAŞ’ı kusurlu buldu ama buna rağmen hâlâ, üç yıldır
işçiler adalet mücadelesi veriyor, henüz sonuçlanmış değil.
OSTİM’de de bir patlama
meydana geldi, 20 yurttaşımız, 20 işçi yaşamını yitirdi. Şimdi, o kadar çok
gerekçe bulunabilir, nedenini… İşte, diyelim ki her zaman için ölümler olduktan
sonra Türkiye’de tartışılıyor işçilerin durumu, hangi koşullarda çalışılıyor.
Daha önce bu kürsüde, yine, Tuzla tersanelerinde yaşanan ölümleri tartışmıştık,
bir araştırma komisyonu kurmuştuk. Oradaki iş kazalarının tesadüf olmadığını,
oradaki koşulların işçilerin çalışmasına uygun olmadığını, dolayısıyla bunun
tedbirinin alınması, yenisinin de, yeni yapılacak gemi tersanelerinin de buna
göre yapılması gerektiğini söyledik ama Yalova’da başka bir inşaat vardı ve
Yalova’da da aynı standartlar. Yani o araştırma raporunun sonucuna göre
uygunsuz, ne olursa olsun, hiçbir şey dahi olmasa bile iş kazasına neden
olabilecek standartlar orada devam etti. Niye? Çünkü orada işverenler iş
yapmıştı, AKP İktidarının da sayın milletvekilleri de var o şeyin içerisinde.
Yani dolayısıyla, biz sermayeden yana tavır gösteriyoruz. Bu, çok ciddi bir
sorun ve Türkiye’de aslında işçi katliamlarının nedenlerini de ortaya koyuyor.
Çünkü Türkiye’de insanın bir önemi yok, hele hele işçinin bir önemi yok.
Türkiye ekonomisine bu kadar katkı da sunan, Türkiye ekonomisi konusunda AKP
İktidarının o kadar övündüğü bir noktada, işçilerin, emekçilerin ne yazık ki
hiçbir önemi yok. Dolayısıyla ölebilirler. Öldüğünde ne olur? Devlet der ki:
“Biz ölenler için çok üzüldük, dolayısıyla ne yapalım, ailesine yardım
yapalım.” Bu, işi kurtarıyor mu? Peki, bundan sonraki ölümleri nasıl
engelleyeceğiz? Ne yazık ki bunlar çok ciddi sorunlar.
Yine, sevgili arkadaşlar,
bugünlerde torba yasayı tartışıyoruz. Mesela, bu ölümlerin hepsinin temel
nedeni taşeronlaşma, kayıt dışı işçilik. Bunlar çok ciddi. Esnek çalışma adı
altında bugünlerde biz torba yasayla aslında, taşeronlaşmayı, parçalı çalışmayı
kanun hâline getiriyoruz. Dolayısıyla bununla birlikte ölümleri de tekrar
aslında meşrulaştırmış oluyoruz, yeni alanlara taşımış oluyoruz. Bunlar çok ciddi sorunlar. Tabii İktidar
bunun ne kadar farkında? Her zaman ölenlerin arkasından ağlayacak mıyız, yoksa
ölümleri mi engelleyeceğiz?
Biraz önce iktidar
partisinden Sayın Milletvekili yaptıklarını anlattı. Sayın Vekilim, ne yazık ki
sizin yaptıklarınız işçi ölümlerini engellemiyor, kazaları engellemiyor. Demek
ki bir problem var. Yani Avrupa Birliği sürecinde bizim ev ödevlerimizi iyi
yapmamız, sadece kâğıt üzerinde yapmamızla değil… Bunun pratik uygulaması çok
ciddi bir sorun. İşte pratikte bunlar yaşam bulmuyor.
Bakın size birkaç tane örnek
vereceğim işçi kazalarına ilişkin, cinayetlerine ilişkin:
Tuzla tersanelerinde bugüne
kadar 142 tane işçi yaşamını yitirdi ve araştırma komisyonu oluşturuldu.
Biliyorsunuz, bu komisyonun raporuna rağmen daha geçen ay 142’nci ölüm
gerçekleşti.
Son üç yılda 180’den fazla
emekçi kömür madenlerinde hayatını kaybetti. Bunların bir anlamı var mı
bilmiyorum sizler için de. 2010 yılının son altı ayında 66 kömür işçisi
hayatını kaybetti.
HES’lerde yine… Biliyorsunuz
bu HES’ler AKP İktidarı için çok önemli. Çünkü yenilenebilir enerji kaynakları
konusunda en iyi proje olarak söyleniyor. Dere yataklarımızı rant alanına dönüştürmekten
ziyade, bir de bu HES’lerde çalışan işçilerin de yaşamı kararıyor. Tabii burada
gündemde yok. Son iki ayda 6 işçi yaşamını kaybetti.
Yine, Kahramanmaraş’ta
Sabancı Holdingin inşaatını yürüttüğü HES’de, Samsun’da Çarşamba elektrik
üretimi şirketinin yürüttüğü HES’de, Aydın’da İkizdere Barajı’nın yapımında ve
geçen sene Doğuş Holding Grubunun Giresun’da devam ettiği HES’lerde onlarca
işçi yaşamını kaybetti.
İlginçtir, bu, Samsun
Çarşamba’daki hidroelektrik santralini yapan şirketin ortaklarından birisi
iktidar partisinin milletvekili, biri de belediye başkanı. Böyle olunca yani
biri belediye başkanı, biri milletvekili olunca ortak, dolayısıyla orayı
araştırma, oradaki iş kazalarını şey yapma noktası yok.
Yine, sayın milletvekilleri,
bugün Türkiye, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün, ILO’nun 176 sayılı Madenlerde
Sağlık ve Güvenlik Sözleşmesi’ni hâlâ imzalamış durumda değil yani. Bunlar çok
ciddi sorunlar. Peki, biz bunları tartışacak mıyız?
Diğer bir konu, Türkiye’de
kayıt dışı işçilik çok ciddi bir sorun. TÜİK’in verilerine göre bugün 23 milyon
işçi var, bunların 10 milyonu işsiz, kayıt dışı. Dolayısıyla aslında ölümler de
kayıt dışı oluyor yani ölenler de kayıt dışı, kazaya maruz kalanlar da kayıt
dışı oluyor, bunlar çok ciddi.
Birkaç tane örnek vereceğim
size. Örneğin gemi inşaat sektöründe çalışan 35.042 işçinin 10.013’ü asıl
işverenler, kalan 25.029’u alt işverenlerce çalıştırılıyor yani gemi
inşaatında, Türkiye’de önemli bir noktada, Türkiye ekonomisine de çok katkıda
bulunan bir alanda yüzde 71 alt işveren istihdam ediyor. Alt işverenin istihdam
etmesi ne demek? Kayıt dışı, güvencesiz çalışmak demek. Bunların çoğu
sigortasız, bunların çoğu işte örgütsüz; sendikalı olamıyor, örgütlü olamıyor,
bunlar çok ciddi. Yine inşaat sektörünün neredeyse yüzde 80’i kayıt dışı
çalışıyor, yüzde 80’i. Dolayısıyla aynı zamanda oradaki iş kazaları da, ölümler
de kayıt dışı oluyor. Bunlar dışında tabii çok daha örnek verebileceğimiz
durumlar var.
Türkiye’de milyonlarca
taşeron işçisinin olduğu herkes tarafından biliniyor. Taşeronlaşma çok ciddi
bir sorun. Tuzla tersaneleri konusunda araştırma komisyonundaydım. Orada şöyle
bir tespit vardı: Bir gemide aynı anda beş altı tane taşeron çalışıyor. Bu, iş
kazalarına neden oluyor. Dünyada böyle bir örnek yok. Aynı gemi içerisinde üç
dört tane taşeron firma aynı anda çalıştığında denetleyemiyorsunuz,
denetlenmesi mümkün değil. Aslında inşaat sektöründe de böyle, başka alanlarda
da böyle. Türkiye’de devlet memurları hariç kayıtlı iş gücünün en iyi ihtimalle
yüzde 30’u yani 3 milyona yakın işçi taşeron şirketler tarafından güvencesiz
çalıştırılıyor.
Sayın milletvekilleri, işte
Türkiye'nin karnesi bu. Yani Türkiye, işçilerine hak ettiği değeri verme,
yaşamlarını garantiye alma ve daha iyi üretebilme koşullarını sağlama konusunda
ne yazık ki istekli değil. Aksine, biz zaten neoliberal politikalar sonucu yeni
bir işçi tanımı getirdik, işçiliği yeniden şey yaptık, rekabete karşı daha çok
işçi çalışmalı, hatta bazı yerlerde kayıt dışı olanlarda on iki saate, on altı
saate kadar çalışanlar var. Ne yapacağız? “Bizim için önemli olan cebimize para
girmesi.” AKP’nin torbasına para girmesi. Para için yaşamlar gidebilir
dolayısıyla eğer vücut bütünlüğü de dağılmamışsa güzel ölüm olur onlar
açısından, madenlerde insanlar kalabilir.
Bakın, bugün Kahramanmaraş’ta
yeniden bir göçük oldu. İlginçtir, önce göçük oluyor ve oradaki işçiler o göçük
altında kalan iş makinelerini çıkarmak için giriyorlar. Böyle bir şey olabilir
mi sayın milletvekilleri? Siz orada yeniden bir göçük olabileceği ihtimalini
göze alarak çalıştırmıyorsunuz, kapatıyorsunuz iş yerini ama işçileri
gönderiyorsunuz, o iş makinelerini çıkar. O iş makinelerini çıkarırken de şimdi
5 tane işçi göçük altında. Peki, eğer onlar sağ çıkamazsa ne olacak? İşte böyle
yaklaşılıyor insan yaşamına.
Bunlar çok ciddi sorunlar
dolayısıyla AKP İktidarı, öyle, Avrupa Birliğine yönelik ev ödevini yapmasın;
insan haklarına ilişkin, işçilerin emeğine yönelik çalışma yapsın.
Bu vesileyle bir kez daha
ifade ediyorum: Gelin, sayın İktidar mensupları, bu torba yasayı çekelim,
işçilerin, emekçilerin lehine düzenlemeler yapalım, yeniden işçiler ölmesin,
emekçiler ölmesin. Eğer bunu yapıyorsanız gerçekten o saydığınız, yaptığınız
eğitimlerin, iş güvenliği ve iş sağlığı konusunda yaptığınız eğitimlerin bir
anlamı olur, aksi takdirde propaganda yapmaktan başka bir şeyi yok.
Unutmayın, bu ülkede sadece
zenginler yok ve sadece zenginlerle siz iktidara gelemezsiniz, asıl iktidar
yoksulların gönlünü kazanmakta. Bunu unutmamanız dileğiyle, hepinize saygılar
sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(Trabzon) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı…
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk
Partisi Grup önerisini oylarınıza sunacağım ancak karar yeter sayısını
arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kâtip üyeler arasında
anlaşmazlık olduğu için elektronik cihazla oylama yapacağım.
İki dakika süre veriyorum ve
oylama işlemini başlatıyorum:
(Elektronik cihazla oylama
yapıldı)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, öneri reddedilmiştir.
Gündemin “Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
1’inci sırada yer alan, Radyo
ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı ile
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa
komisyonları raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
VIII.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı ile
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa
Komisyonları Raporları (1/883) (S. Sayısı: 568)
BAŞKAN – Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
2’nci sırada yer alan, Bazı
Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile benzer mahiyetteki 59 kanun
teklifi ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile
Plan ve Bütçe komisyonları raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam
edeceğiz.
2.- Bazı
Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün;
Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’nün; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt
Aslanoğlu’nun; Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 17 Milletvekilinin;
Ankara Milletvekili Zeynep Dağı’nın; Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın;
Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın;
Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un;
Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz ve 29 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili
Mehmet Ali Susam ve 25 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6
Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Bilecik
Milletvekili Yaşar Tüzün’ün; Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin ve 4
Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Giresun Milletvekili Eşref
Karaibrahim’in; Adana Milletvekili Yılmaz Tankut ve 10 Milletvekilinin; Batman
Milletvekili Ayla Akat Ata’nın; Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın; Kastamonu
Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin;
Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili
Fatma Nur Serter’in; Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Kastamonu
Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili
İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve
Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet
Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket
Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin; Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in; Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın;
Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın; Konya Milletvekili Mustafa
Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup
Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet
Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve
Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet
Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket
Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Manisa
Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri
İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6
Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket
Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa
Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili
Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri
İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6
Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın; Adıyaman Milletvekili
Şevket Köse’nin; Bursa Milletvekili Abdullah Özer’in; Malatya Milletvekili
Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın; Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve
Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın;
Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup
Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet
Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket
Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; İstanbul Milletvekili Ayşe Jale
Ağırbaş’ın; Kocaeli Milletvekili Eyüp Ayar ve 2 Milletvekilinin; Kahramanmaraş
Milletvekili Veysi Kaynak’ın; Bitlis Milletvekili Mehmet Nezir Karabaş’ın;
Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve
Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır
ile 1 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Konya
Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili
İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Bolu Milletvekili Fatih Metin ve 2
Milletvekilinin; Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi’nin; Kahramanmaraş
Milletvekili Veysi Kaynak ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun
Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile
Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134,
2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344,
2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507,
2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690,
2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800,
2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S.
Sayısı: 606) (x)
BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet
yerinde.
8/2/2011 tarihli 60’ıncı
Birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen
tasarının altıncı bölümde yer alan maddelerinin oylanmaları tamamlanmıştı.
Şimdi yedinci bölümün
görüşmelerine başlıyoruz.
Yedinci bölüm, 154’üncü
maddeye bağlı geçici 28 ve 29’uncu maddeler dâhil olmak üzere, 153 ila 179’uncu
maddeleri kapsamaktadır.
Yedinci bölüm üzerinde
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Faik Öztrak, Tekirdağ
Milletvekili.
Buyurun Sayın Öztrak. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA FAİK ÖZTRAK
(Tekirdağ) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın yedinci bölümü üzerinde
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
(x) 606 S.
Sayılı Basmayazı 26/01/2011 tarihli 53’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.
Değerli milletvekilleri, bu
kanunun gerekçesine baktığımızda, küresel krizden olumsuz etkilenen
işletmelerin kamuya olan borçlarına uygulanan ek mali müeyyidelerin bu
işletmelerin borç tutarlarını artırdığı ve mevcut yasal düzenlemelerin bu
borçların tasfiye ve yapılanmasına izin vermediğinden bahsedilmektedir.
Doğrudur, küresel kriz, başta küçük esnaf olmak üzere toplumun önemli bir
bölümünü ezip geçmiştir. AKP elinde Türkiye, krizde gerek daralma gerekse
işsizlik artışında dünya şampiyonluğuna oynamıştır. Kriz döneminde bize
benzeyen 150 ekonomi içinde daralma bakımından 16’ncı olan Türkiye, işsizlik
artışında da 6’ncı sıraya oturmuştur. Peki, şimdi sormamız gerek: Türkiye neden
bu kadar daraldı? Neden işsizlik bu kadar arttı? Bu yasa tasarısına neden
ihtiyaç duyuldu? Hükûmete sorarsanız kriz teğet geçti ama ortada da hesabı
sorulması gereken ciddi bir sorun var. Kuşkusuz, temel sorumlu da krizi en
başta küçümseyip tedbirde geciken Hükûmettir.
Değerli milletvekilleri,
küresel krizin ülkemize ulaştığı dönem ne zaman? 2008’in son üç ayı. Biz bu
kanunu ne zaman görüşüyoruz? Şubat 2011. Aradan iki buçuk yıl geçmiş. Aradan
geçen iki buçuk yılda esnaf bitmiş, iş adamlarımız intihar etmiş, evine aş
götüremeyen babalar canına kıymış.
Değerli milletvekilleri,
Cumhuriyet Halk Partisi olarak 27 Ekim 2008’de AKP’ye İzmir’den, krizle ilgili
uyarılarda ve samimi önerilerde bulunduk. Tarihe dikkatinizi çekerim. Krizin
ülkemize yansımaya başladığı ilk günlerden bahsediyorum. Bu önerilerden birisi,
iş yerlerinin vergi borçlarının makul bir faizle bir-bir buçuk yıl ertelenmesi
ve krizde nefes almalarını sağlayacak bir imkânın tanınmasıydı, olmadı. Tekrar,
24 Şubat 2009’da yeniden büyümeye dönmek ve işsizliği azaltmak için yedi tane
öneride bulunduk. Otomotiv ve beyaz eşyada vergi ve ÖTV’yi indirin dedik. Kredi
Garanti Fonu’nu işler hâle getirin dedik. Prim, sigorta ve vergi yüklerini
indirin dedik. İşsizlik Fonu’nun imkânlarını işsizlikle mücadele için kullanın
dedik. Önce, bunları Sayın Başbakan küçümsedi “İşinize bakın.” dedi ama bunları
sonunda uygulamak zorunda kaldı ancak özellikle küçük esnafı ve işletmeleri
rahatlatacak önerilerimiz iki buçuk yıl aradan sonra hâlen Meclisin gündeminde,
bunları tartışıyoruz.
Değerli milletvekilleri,
bugün bu kanunun gecikmesi nedeniyle sıkıntı içinde olan binlerce işletmemiz
var. Hükûmet gerçekten samimi olsaydı, görüşülmekte olan bu tasarının kamu
alacaklarının affıyla alakalı yirmi bir maddesini ayırarak bizim de desteğimizle,
hızlıca Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçirebilirdi ancak Hükûmet bu
samimiyeti göstermemiştir, tasarıyı af konusunun ilk kez gündeme getirildiği
tarihten dört beş ay sonra, aralık başında Türkiye Büyük Millet Meclisine
sunabilmiştir. Yirmi bir maddede çözülebilecek konu, ilgili ilgisiz eklemelerle
yüz yirmi maddeden oluşan bir Hükûmet tasarısı olarak Meclise sunulmuştur. Bu
yüz yirmi madde, Plan ve Bütçe Komisyonunda geçici maddelerle birlikte iki yüz
otuz dört maddeye çıkmıştır.
Değerli milletvekilleri,
binlerce işletmenin beklediği maddeleri hızla görüşüp yasalaştıracağımıza, ne
amaca hizmet edeceği belirli olmayan maddeler üzerinde uzun müzakerelerle zaman
kaybediyoruz. Bir de araya övüne övüne “yargı reformu” dediğiniz, aslında
yargıyı ele geçirme projenizin son halkası olan kanunu da soktunuz.
Değerli milletvekilleri,
geçen gün, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun merkezini İstanbul’a
taşıdınız. Bugün görüşülecek düzenlemelerle Sermaye Piyasası Kurulunu
İstanbul’a taşıyacaksınız. Bunun gerekçesi nedir? Gerekçe: “İstanbul’u finans
merkezi yapacağız.” Taşıdığınız kurumlar nedir? Finansal sistemi düzenleyen ve
denetleyen kurumlar. Dünyada düzenleyici ve denetleyici kurumlar nerede;
ülkelerin finans merkezlerinde mi, yoksa başkentlerinde mi? Sormak isterim:
Dünyanın finans merkezi neresi? New York. Amerika Birleşik Devletleri’nin
düzenleyici ve denetleyici kurumları nerede? Başkent Washington DC’de.
Almanya’nın finans merkezi Frankfurt’ta. Düzenleyici, denetleyici kurumların
merkezleri nerede? Eski başkentleri Bonn’da. İtalya’nın finans merkezi Milano
ancak düzenleyici ve denetleyici kurumlarının merkezi başkent Roma’da. Bu
örnekleri çoğaltmak mümkündür. Tüm bu örnekler, bir şehrin finans merkezine
dönüşmesinin başka koşullara bağlı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Hâl
böyle iken Hükûmetin bu ısrarı nereden kaynaklanmıştır? Bu kurumların
Ankara’dan taşınmasının, Ankara’nın başkent ve devlet merkezi olma niteliğini
gösteren kurumların İstanbul’a taşınmasının nedeni iyi sorgulanmalıdır. Kaldı
ki bu kurumların denetledikleri kuruluşlardan bir kol boyu uzakta olmaları,
aynı şehirde bulunmamaları genel kabul gören de bir husustur. Yine Türkiye'nin
kurumlar vergisi şampiyonu kamu bankaları da bu yasayla İstanbul’a
taşınmaktadır. İnsan kendine sormadan edemiyor: Acaba kamu bankalarının
taşınmasından İstanbul Büyükşehir Belediyesinin ne kazancı olacaktır? Bu
kurumların taşınması borca batmış İstanbul Büyükşehirin gelirlerine ne kadar
katkı yapacaktır?
Değerli milletvekilleri,
başkentin önemli kamu kurumlarını İstanbul’a taşımak bu şehrin yalnız ekonomisi
için değil, kültürel ve sosyal hayatı için de ciddi etkiler doğuracaktır. İyi
eğitimli, kültürel ve sosyal yaşam içinde yer alan, gelir düzeyi yüksek bir
kitle aileleriyle birlikte İstanbul’a taşınacaktır. Tüm bu kamu görevlilerinin
Ankara’daki düzenini, aile yaşamını, alışkanlıklarını hiçe saymak ne kadar
anlamlıdır? Tüm bu hususların takdirini Ankaralıların ve Türkiye'nin vicdanına
bırakıyorum.
Değerli milletvekilleri, yine
bu tasarıyla il özel idarelerinde sürekli işçi kadrolarında çalışan ihtiyaç
fazlası işçilerin çeşitli kamu kurumlarına naklen atanacakları
düzenlenmektedir. İş hukuku hükümlerine göre çalıştırılan işçilerin bir kamu
kurumundan diğer kamu kurumuna nakli mümkün değildir. Bu, serbest piyasa
ekonomisinin en temel hürriyeti olan sözleşme yapma özgürlüğüne de aykırıdır.
İhtiyaç fazlası işçi nasıl tespit edilecektir? Bunun objektif kriterleri nedir?
İş yeri değişikliğinin aynı şehir merkeziyle sınırlanacağına ilişkin bir
güvence de tasarıda bulunmamaktadır. İşçiler kendi rızaları dışında bir
şehirden başka bir şehre nakledilmektedir. Peki, bu işçiler nakledildikleri
yerlerde sendikaya üye olabilecekler midir? Toplu iş sözleşmesi hükümlerinden
yararlanabilecekler midir? Yine bu işçilerin kıdem tazminatı sorunu olmayacak
mı? Bu işçilerin kıdem tazminatının ödenmesi gerekmeyecek mi? Ödenecek bu kıdem
tazminatlarının kaynağı nerede? Hükûmet bize her projemiz için kaynak soruyor.
Getirdiğiniz bu tasarının ortaya çıkaracağı kaynak ihtiyacı nerede? Bunu
nereden karşılayacaksınız? Bunun maliyeti bütçede yer alıyor mu? Bunların
hiçbiri, tasarıda açık değildir. Bu soruların cevabını Genel Kurulda
alabilirsek çok sevineceğiz.
Değerli milletvekilleri,
yaptığımız kanunlar, insanların hayatını, kaderini etkilemektedir. Bir yandan,
işletmelerimizi rahatlatacak, küresel krizde sistemik bir şekilde etkilenen
işletmelerimizi rahatlatacak düzenlemeleri geciktiriyoruz; diğer yandan, hiçbir
seçim hakkı vermeden, Ankara’daki bürokratları, başka şehirlerde, il özel
idarelerinde, belediyelerde çalışan işçileri bir şehirden başka bir şehre
göndermekte tereddüt etmiyoruz. Bu soruların cevabını vicdanlarımızda aramamız
gerekiyor.
Sözlerimi tamamlarken Genel
Kurulu bir defa daha saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Öztrak.
Milliyetçi Hareket Partisi
Grubu adına söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.
Buyurun Sayın Günal. (MHP
sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, bu
sefer erken saatte, gündüz saatinde bu kanunu tartışmaya başladık. Tabii, bu
anlayış içerisinde sabaha kadar devam edeceği anlaşılıyor.
Değerli arkadaşlarım, ben
açıkçası, dünkü usul tartışmaları ve çalışma takvimine bakınca hâlâ hayret
ediyorum yani bu nasıl bir çalışma düzenidir, bu nasıl bir demokrasi
anlayışıdır, anlamakta zorlanıyorum. Yani böyle bir yasama faaliyeti olabilir
mi? Cumartesi, pazar, pazartesi, salı, çarşamba, tekrar devam, bitime kadar.
Bunun en erken biteni birde, ikide bitiyor eğer o gün Danışma Kurulu önerisi
azsa veya önergelerde arkadaşlarımız biraz az konuşursa. Yani birisi gündemi
belirliyor bir anda…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Zorla tutan yok seni burada.
MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bu
torba tasarıya bu kadar acele ettik mi? Ettik. Peki, ne oldu da şimdi
Yargıtayı, Danıştayı araya soktunuz? Ben anlayamadım iki gündür. Yani
birilerinin bir mahkemesi mi var, yetişecek bir şeyi mi var veya birinin
emekliliği geldi yerine üye mi atanacak? Bir kere, bunu anlayamadım, onu
söyleyeyim.
Peki, neden şimdi yeniden
devam ediyoruz? Niye geciktiriyorsunuz? Defalarca söyledik, bunu anlamakta
zorlanıyorum. Bu, demokrasi değil. “Bu, parmak demokrasisi.” diye ben daha önce
söyledim. Artık parmak demokrasisi de değil, parmak diktatörlüğü. Sizi de zorla
her seferinde çağırıyoruz, geliyorsunuz, geri gidiyorsunuz. Neden? “Aman, Sayın
Başbakan yoklamada olmadığımızı görürse hapı yutarız.” Yani parmak
demokrasisini geçtik, çünkü “zorla gir, çık; gir, çık demokrasisi” oldu. Açıkçası…
AHMET YENİ (Samsun) – Bu
parmaklar milleti temsil ediyor, milleti.
MEHMET GÜNAL (Devamla) –
Evet, evet, onun için yani milletin söylediğini, milletin yaptığı kanunu,
milletin verdiği yetkiyle çıkarılacak kanunu burada kaç kişinin dinlediğini,
kaç kişinin okuduğunu herkes görüyor, biliyor.
Değerli arkadaşlarım, bu,
gerçekten, parmak demokrasisi olmaktan da çıktı, parmak diktatörlüğüne dönüştü.
Bakın, siz arada söylediniz “113 maddeden çıktı 250’ye.” diye. Burada,
“Toplamda baktığımız zaman, 104 sayfa, 5 kısım, 9 bölüm, 224 madde.”
diyorsunuz. Eğer eklenen maddelere, geçici maddelere, alt maddelere ve ek
maddelerin alt bentlerine bakarsanız, toplamda tam 752 ayrı madde, 74 tane ayrı
kanunda düzenleme ve 8 ayrı ihtisas komisyonunun alanına tecavüz ve doğrudan
bir zorlamayla böyle bir seçim kanunu geliyor.
Değerli arkadaşlarım, bunun
yanlışlığını baştan söyledik, mevzuata aykırı olduğunu, hem İç Tüzük’e aykırı
olduğunu hem de Başbakanlığın kendi çıkardığı Mevzuat Hazırlama Yönetmeliği’ne
aykırı olduğunu defalarca söyledik ama siz inanılmaz bir ısrarla, gerekçesi
belli olmayan bir ısrarla, böyle bir zorlamayla, sanki bir kanun çıkarıyormuş
gibi devam ediyorsunuz. Ama hâlâ anlayamıyorum. En azından, bizleri bırakın…
Defalarca sordum, bir tek cevap henüz alamadım. Bilmiyorum, belki bugün Sayın
Yılmaz biraz daha… Ekonomiyle ilgili değişik bakanlarımız oturuyor, ne Sayın
Babacan’dan ne Sayın Şimşek’ten ne ilgili, ekonomiden sorumlu bakanlarımızdan,
hiçbirisinden, bugüne kadar bu kanunun bu şekliyle içine Ankara’dan İstanbul’a
taşınmaların ve zorlamayla personel istihdamına ilişkin birtakım hükümlerin
konulmasının gerekçesini gerçekten açıklayan olmadı.
Ben tekrar tekrar soruyorum:
Değerli arkadaşlar, neden bu kurumları İstanbul’a taşıma gereği
hissediyorsunuz? İstanbul finans merkezi olacakmış! Kaç defa sordum, dünyada
böyle bir coğrafi merkez örneği var mı? Biriniz çıkın, söyleyin. Yani,
birleşilmiş, bir araya gelmiş, manifaturacılar çarşısı gibi bir finans çarşısı
var mıdır yok mudur, bunu bir söyleyelim. Eğer yoksa, o zaman gerçekten de bunu
niye değiştirmeye çalıştığınızı bize söyleyin.
Hani, bizi dinlemiyorsanız,
kendi Kabine arkadaşınızı… Kendisi gelmiyor. Kaç gündür bakıyorum Sayın
Çağlayan gelirse bir daha sorayım diye, onun adına… Sayın Babacan da gelmez oldu.
Ankara Milletvekili olarak kendisine sormuştuk çünkü yukarıda, hâlâ cevap
gelmedi.
Bakın, ASO Başkanı olarak
Sayın Çağlayan’ın sözlerini sizlere okumuştum. Aynen, burada sizleri uyaran
sözleri vardı biliyorsunuz, “Niye bunları taşıyorsunuz?”, yani “İstanbul’da ne
var? diyor. “Kardeşim, benim içim yanıyor.” diyor. “İstanbul’da tarım mı var,
Ziraat Bankası neden taşınıyor?” diye söylemişti, “Şekerbank gitti, Ziraat
Bankası gitti, Halk Bankası gitti.” Bir de sonunda bir cümlesi vardı değerli
arkadaşlar: “Ben Ankara milletvekillerine soracağım, Ankara’daki bu kurumlar
taşınırken siz ne yapıyordunuz, bu taşlar yerinden oynatılırken ne
yapıyordunuz?” diyor.
Ben, buradaki Ankara
milletvekillerine soruyorum. Adalet ve Kalkınma Partisinde sadece Sayın Babacan
yok. Madem o bugün yok, belki sizlerden birisi madde üzerinde cevap verir. Yani
“Ankara’nın içi boşaltılırken, bu kurumlar giderken siz ne yapıyordunuz?” diye
soracağım diyor. Ben Sayın Zafer Çağlayan’ın adına bunu bir defa daha sormak
istiyorum.
Şimdi, bir başka husus, kaç
defa sordum, ona da henüz cevap alamadım: Neden Ataşehir? Sayın Bakanım, lütfen birisi bana… Hadi İstanbul’u
anladık, taşıyorsunuz, doğru yanlış ama neden Ataşehir? Orada bir ulaşım imkânı
yok, orada bir altyapı yok. Orada sadece yeni arsa rantları, arazi rantları
var. Yani, şimdi bunun bir izahı olması gerekiyor. Oradaki yapılan imar
tadilatları -siz de biliyorsunuz- İstanbul finans merkezine ilişkin kanun
tasarısı görüşülürken büyükşehre verilen yetkiler, alt kademelerle kavgalar… Şimdi
işin polemiğine girecek kadar vaktimiz yok ama
belli belediyelerin sınırından alınıp öbür tarafa sınır değiştirmeler,
imar planı tadilatı yapma yetkisi, resen
imar planı tadilatı yerine resen plan yapma yetkisini sizler alacaktınız.
5’inci madde, meşhur, içerisinden çıkarıldı. Yani demek ki Ataşehir’de bir
şeyler oluyor. Geçen gün de söyledim size.
Şimdi, Sayın Başbakan “Yeni İstanbul” diye bir şey
söylemiş, o konuda da bir cevap bekliyorum. Acaba bu 2/B ile ilgili yaptığınız
çalışmalarla bu “Yeni İstanbul” projesinin bir etkisi var mı doğrudan ya da
dolaylı? Oralarda da şimdiden arsa kapatmış olan birileri var mı diye sormak
istiyorum.
Ataşehir’de kimleri
besleyeceğiz? Sayın Başbakanın tabiriyle “besleme” gündemde bu arada
biliyorsunuz. Yani kimler oradan doyacak? Şimdiye kadar kimler doydu? O
kurumları, tekrar tekrar söylüyorum, 600 milyona yakın paranın TOKİ’nin
kasasına geçtiğini Sayın Bayraktar açıklamıştı. Seçim öncesinde bunları, sanki
böyle bir şey yapıyormuş gibi, Ziraat Bankasından, Halk Bankasından ve diğer
kurumlardan alınan paraları TOKİ harcadı. Bunun sonu ne olacak? Diyorum ki: 12
Hazirandan sonra Milliyetçi Hareket Partisi iktidar olduğu zaman siz o
kurumların paralarını ne yapacaksınız? Onların yönetim kurulu üyeleri ne
olacak? 223 milyona alınan arsayı acaba 223 milyona satabilecek mi? O arada
birileri maalesef malı götürmüş olacak.
Şimdi, Sayın Başbakan Kıbrıs
Türklerine “Besleme” diyor ama etrafına baktığı zaman orada birçok, bu
rantlardan beslenen arkadaşlarımız var; inşaat şirketleri, oralara yapı
yapanlar, onları alıp satanlar… Oralardaki konut fiyatlarının nereye çıktığını,
iş yerinin nereye çıktığını göreceğiz. Havaalanı yok, yakınında bir şey yok.
Demek ki başka bir şeyler var.
Değerli arkadaşlarım, bu
vesileyle gerçekten bu durumun sıkıntılı olduğunu bir defa daha dikkatlerinize
sunuyorum. Asıl kendi beslediklerinize dikkatle bakmak gerekiyor. Kıbrıs
Türkü’ne gönderilen paraya “Daha bundan beslenenler” denilmiş. Özür dilenecek
yerde, yeniden bakıyorum, bir açıklama daha gelmiş. “Cuma günü bize itiraz
edenler, pazartesi günü bizim verdiğimiz parayı alıyorlar.” diye Sayın Çiçek
yani bir düzeltme beklerken tam tersine kör gözüm parmağına misali bir daha
açıklama yapmış. Bunu anlamakta zorlanıyoruz. Bir yardım yapsanız bile veren elin
alan elden haberi olmaz. Bunu başa kalkmak kadar çok kötü bir şey yoktur.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Rum Bayrağı’nı sallayanlarla aynı saftasınız!
MEHMET GÜNAL (Devamla) –
Sizin yaptığınız “Yes be annem”cileri
destekleyerek uygulanan ambargoyu kaldıramadığınız için Kıbrıs sıkıntıda.
Kıbrıs’ta ekonomi çalışmıyor. Neden? O ambargoyu kıramadığınız için. Vakti
zamanında Rum kesiminin geçmesine “evet” denildiği için ve Annan Planı’na
“evet” denildiği için bugün o ambargo devam ediyor. Dolayısıyla asıl faili oradaki
ekonomik sıkıntının yine AKP Hükûmetidir.
Değerli arkadaşlarım, ayrıca
o vatandaşlara giden para bizim vergilerimizden toplanan, bütçeden ayrılan
helal paradır ama sizin beslediklerinize verilen ise beytülmaldan giden
haramdır. Eğer usule uygun verilmiyorsa da haram olsun. Bir taraftan “Yorgo,
sevgili dostum” diyeceksiniz, öbür taraftan Kıbrıs Türkü’ne “besleme”
diyeceksiniz. Bu çok yanlış bir şey.
Ben, bu vesileyle Ataşehir’e
özellikle bu kurumların, cumhuriyetin temel kurumlarının taşınmasının başkentin
İstanbul yapılma projesinin bir bağlantısı olduğunu biliyorum ama özellikle
Ataşehir’e taşınmasının da yeni beslenme alanları yaratmak amacıyla olduğunu
düşünüyorum. Siz bundan vazgeçmiyorsunuz, ısrar ediyorsunuz ama biz,
milletimize bunun yanlışlarını söylemeye devam edeceğiz. İnşallah çıkmadan bir
yerlerinden dönersiniz diye umut ediyorum ama çok da umut var değilim.
Saygılar. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Günal.
Barış ve Demokrasi Partisi
Grubu adına söz isteyen Nuri Yaman, Muş Milletvekili. (BDP sıralarından
alkışlar)
BDP GRUBU ADINA M. NURİ YAMAN
(Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bazılarının “tuğla”, bazılarının “çorba”, bazılarının da
gerçekten “torba” dedikleri, “çuval” dedikleri bu kanunun artık görüşmelerinin
sonuna geldik. Şimdi yedinci bölümdeyiz.
Yedinci bölümle ilgili,
başlıklarına baktığımız zaman, yaklaşık on iki farklı yasada yirmi sekiz madde
ile bir sürü değişikliklere gidiliyor. Fakat bu değişikliklere de yine göz
attığımızda, can alıcı çok önemli iki maddeyle ilgili Barış ve Demokrasi
Partisinin görüşlerini sizinle paylaşmak istiyorum.
Bu maddelerden birisi,
170’inci maddeyle getirilen düzenlemedir. Bu düzenleme ile mahallî idarelerin
ihtiyaç fazlası işçileriyle ilgili bir düzenlemeye gidilmekte ve ikinci
düzenleme de yine önemli bir düzenleme, 177’nci maddeyle Yükseköğretim
Kanunu’nda değişiklikle bir nevi af sistemine gidilmektedir.
Şimdi, mahallî idarelerin
ihtiyaç fazlası işçilerine ilişkin hükümleri değerlendirdiğimizde, gerçekten,
bu konuda, bir hukuk devletinde olmaması gereken, bir hukuk devletinde
uygulanmaması gereken birtakım uygulamaları ve hukuk dışına çıkmayla ilgili
kazanılmış hakların nasıl ortadan kaldırıldığını sizlerle birlikte göreceğiz.
Bir defa, biliyorsunuz,
ülkemizde iki bin dokuz yüz elli üç adet belediye var ve bu belediyelerden
büyükşehir belediyelerini, il belediyelerini çıkarırsanız büyük bir oranda da
belde belediyeleri ve nüfusu genelde 50 binin altında olan belediyeler çoğunlukta.
Bu belediyelerle ilgili olarak kendi öz kaynaklarını yaratmanın yerinde ve
belediyeleri bulundukları beldenin imarı, bulundukları beldenin insanca
yaşanacak bir ortama kavuşturulması ile ilgili, onlara devletin sağladığı
imkânları daha rasyonel bir şekilde dizayn edilmesi hâlinde bu işlemlerin nasıl
yapılacağıyla ilgili düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum.
Bilindiği gibi belediyelerin
bu öz kaynaklarının yerine getirilmesiyle ilgili evvela kendi belde hudutları
içindeki birtakım gelir kaynaklarının muhakkak belediye vergi ve harçlarıyla
ilgili düzenlemelerin arttırılması gerekir.
Yine genel bütçe vergi
gelirlerinden alınan paylardaki artışın da bazı belediyelerde şimdiki
uygulamadaki aslan payını alan büyükşehir belediyelerinin imkânlarının geri
kalmışlık ve bölgesel dengesizliği giderecek şekilde, daha ziyade nüfusu 50
binin altında olan belediyelerle beldelere aktarılması.
Yine vergi dışı gelirleri
olmayan ve borçlanma imkânı bulunmayan bu beldelere de yeni İller Bankasının
İlbank adıyla yeni oluşan düzenlemeyle bunlara hem bankanın kârlarından hem de
yeni düzenlemelerden imkânlar sağlanması gerekir.
Bakın bu ihtiyaç fazlası
işçilerin bu bölümlerden, bu yerel yönetimlerden başka kamunun diğer
bölümlerine aktarılmalarıyla ilgili dayatmaya dayalı düzenlemeyi nasıl
yapıyorsunuz? Bu yasa hemen çıktıktan sonra kırk beş gün içinde ihtiyaç fazlası
işçilerin tespitiyle ilgili kamunun ildeki temsilcisi olan vali veya
yardımcısının başkanlığında 9 kişiden oluşan bir komisyon oluşturuyorsunuz.
Tabii bu komisyon bu ihtiyaç fazlasını hangi kriterlere göre düzenleyecek?
Hangi kriterlere göre diyecek ki şu belediyedeki kadrolu işçi sayısı fazla?
Hangi kriterlere göre de diyecek ki falan il özel idaresindeki işçileri kadro
fazlası olarak değerlendirecek? Bir defa, bunlar işçilerin rızası dışında
yapılacak olan işlemler olduğu için, bunların kazanılmış birtakım sözleşmelere
dayalı haklarını gasbediyor ve ortadan kaldırıyorsunuz.
Yine, idarenin tek taraflı
yaptığı bu düzenlemeyle, bunların daha önceki sözleşmelerine ve sözleşme
şartlarına dayalı olan ve bu kazanılmış haklarını, bir hukuk devletinde göz
ardı ederek tamamıyla ayaklar altına alıyorsunuz. Belli ölçü ve kriterler de
koymadığınız için, bu komisyon, 9 kişilik komisyon kendi yaklaşımları içinde
böyle bir düzenlemeye gidecek.
Yine belediyelerdeki bu
işçileri, bulundukları yerden Türkiye’nin herhangi bir yerine bu kırk beş
günlük süre içinde atadığınız zaman, bu insanların aile birliği, eşlerinin
çalışma durumu, çocuklarının okutulması ve şu anda, yıllardır o belediyenin
hudutları içinde, o beldede veya o ilde, o ilçede çalışan o kişilerin aile
birliğinin, anayasal olarak korunan o birliğin çok kısa bir sürede, bir bomba
atılmış gibi nasıl paramparça olacağını, bilmiyorum, hiç gözlerinizin önüne
getiriyor musunuz. Bakın, çok daha radikal ve çok daha güzel birtakım
yöntemlerle bu işçilerin kendi bulundukları yerlerde çalıştırılması mümkün.
Biliyorsunuz, belediyelerin
bu eskiye dayalı kamuya olan borçları 2005 yılında bir yapılandırmaya gidildi.
Bu yapılandırmayla bir sürü belediye şu anda, kesintilerden dolayı, hele bu
aylarda kesintilerden dolayı -bilhassa belde belediyeleri- kendi çalışanlarının
maaşını dahi ödeyemeyecek konuma geldi. Ancak, bunun yanında yıllardır devlet
hazinesi garantisiyle, devletin zamanı gelmiş borçlanmalarını ödemesini
sağlayan bir Ankara Büyükşehir Belediyesinin, 6,5 milyar dolarlık bütün yerel
yönetim alacakları içinde yüzde 65’ini karşılayan 4,5 milyar dolarlık borcunu
devlet olarak üstlendiniz. İşte, size diyorum ki: Böyle bir üstlenmeyi yapan bu
devlet herhâlde kendi belediyelileriyle ilgili de çok rahat yeni bir
düzenlemeyle bu borçları da düzenlerse bu belediyelerde çalışan bu işçiler bir
bakıma mağdur edilmeyecek.
Yine sözlerimin başında
belirttiğim gibi, 177’nci maddeyle değiştirilen geçici 58’inci maddeyle de bir
YÖK affı getiriyorsunuz ama ne var ki bu YÖK affıyla getirdiğiniz öğrenci
affında bir eklemeyle “Terör suçluları hariç” diyerek bir noktada tam anlamıyla
bir ayrımcılığa, bir hukuk dışılığına çıkıyorsunuz. Size sormak istiyorum:
1980’lerde o gözaltına alınan her türlü düşüncedeki insanlar terör suçlusu
olarak yargılanmadılar mı? Onların büyük bir kısmı bugün bu Parlamentoda, o
işkencelerden geçerek bu haklarını tekrar alıp buralara gelmediler mi? Ve sözüm
ona, Sayın Başbakan iki yıldır tutturduğu bir demokratik açılım, Kürt sorununun
çözümüyle ilgili, dağın yolunu keseceğini söylüyor. Şimdi, siz, Trabzon Teknik
Üniversitesinde, Sakarya’da, Muğla Üniversitesinde okuyan Kürt öğrencilerle
ilgili oralardaki emniyet birimlerince düzenlenen tutanaklara dayalı olarak bu
okullardan ilişkisi kesilen bu insanları, bu kapsamda terör suçlusu olarak
değerlendirir ve bunların eğitiminin önünü açmazsanız, bu dağın yolunu nasıl
keseceksiniz? Sizce bu sorunun çözümü böyle bir ayrımcılıkla mümkün mü diyor,
yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Bölüm üzerinde AK PARTİ Grubu
adına söz isteyen Halil Aydoğan, Afyonkarahisar Milletvekili. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA HALİL
AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 606 sıra
sayılı Kanun Tasarısı’nın yedinci bölümü üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi
Grubu adına söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlarken yüce Meclisimizi ve
halkımızı saygıyla selamlıyorum.
Bu kanun tasarısında ve bu
yedinci bölümde 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’yla ilgili düzenlemeler yer
almaktadır. Muhtelif vesilelerle Türkiye Büyük Millet Meclisinde söz alan
muhalefet sözcüleri, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarına tertemiz, sorunsuz
bir bankacılık sektörü devrettiklerini, bankacılık sektörünü
yapılandırdıklarını, bugün bankacılık sektörünün bu nedenle güçlü bir yapıya
sahip olduğunu hep söylediler.
Şimdi, ben, sizlere Kasım
2000 ve Şubat 2001 krizlerinden sonra bankacılık sektöründe Adalet ve Kalkınma
Partisi İktidarından önce yapılanları ve Adalet ve Kalkınma Partisi
iktidarlarının yaptıklarını özet olarak sunmak istiyorum.
DSP, MHP ve ANAP’ın iktidar
olduğu dönemde meydana gelen Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizlerinin de etkisiyle
mali bünyeleri ve kârlılık performansları daha da bozulan bankalar için, 2001
yılının Mayıs ayında Bankacılık Sektörü Yeniden Yapılandırma Programı
uygulamaya konulmuştur. Programın temel unsurları, kamu bankalarının yeniden
yapılandırılması, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilen bankaların
çözümlenmesi, özel bankacılık sisteminin daha sağlıklı bir yapıya
kavuşturulması, gözetim ve denetim çerçevesinin güçlendirilmesi ve sektördeki
etkinliğin artırılmasıdır. Bu programın ortaya konulmasından daha önemli olan,
bu programın başarıyla sonuçlandırılmasıdır. Peki, sonuçlandırılmış mıdır?
Hayır, sonuçlandırılmamıştır çünkü iktidarı sürdürememişler ve erken seçime
gitmişlerdir. Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarından önce kamu bankalarının
idaresi Ortak Yönetim Kuruluna devredilmiş, şube ve personel sayıları
azaltılmıştır. Kamu bankalarının kısa vadeli yükümlülüklerinin azaltılması için
8,5 katrilyon TL ve görev zararı alacakları ile bu zararlara tahakkuk etmiş
faiz tutarının tamamı karşılığında 23 katrilyon TL tutarında hazineden özel
tertip tahviller verilmiş, yani hazine borçlandırılmıştır. Sermaye yapılarının
güçlendirilmesi amacıyla kamu bankalarına hem menkul kıymet hem de nakit olarak
kaynak aktarımı yapılmış, yani hazine yine borçlandırılmıştır. 2000 yıl sonunda
kamu bankalarının takipteki alacakları 1,17 katrilyon lira iken, Aralık 2002
itibarıyla 3,613 katrilyon liraya yükselmiştir. Kamu bankalarının canlı kredi
portföyü ise Aralık 2002 itibarıyla 5,3 katrilyon lira olarak gerçekleşmiştir.
Yani 2002 yılında kamu bankalarının takipteki alacaklar toplamı canlı kredi
portföyünün yüzde 68’ine tekabül etmektedir. Sonuç olarak, kamu bankaları
yeniden yapılandırılırken hazinemiz çok büyük miktarlarda borçlandırılmış, kamu
bankaları sorunu kamunun borç sorunu hâline dönüştürülmüş, hem kamunun söz
konusu borç sorunu hem de kamu bankalarının takipteki alacaklar sorunu Adalet
ve Kalkınma Partisi İktidarına devredilmiştir. Kaldı ki kamu bankaları sorunu
da Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarından önceki iktidarlar döneminde yanlış
yönetimlerle, politik ve popülist kararlarla ve düzenleme ve denetim eksikliği
sonucu ortaya çıkmıştır. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilen
bankaların çözümlenmesinde Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarından önce
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilen yirmi iki bankadan Bank Ekspresin
Tekfen Grubuna, Birleşik Sümerbank’ın Oyak Grubuna satışı gerçekleşmiş,
Demirbank’ın HSBC Bank’a hisse devir sözleşmesi, Sitebank’ın Nova SA’ya hisse
devir sözleşmesi ve Tarişbank’ın Denizbank’a hisse devir sözleşmesi imzalanmış,
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilen diğer bütün bankaların
çözümlenmesi Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarları döneminde sağlanmıştır.
Pamukbank’ın Halkbank’la birleştirilerek çözümlenmesi de Adalet ve Kalkınma
Partisi İktidarında gerçekleştirilmiştir. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na
devredilen bankalarla ilgili olarak 2000-2001 yıllarında tahsilat miktarı
yaklaşık 700 milyon dolarken İktidarımızda, 2002-2009 döneminde 18 milyar dolar
civarında tahsilat sağlanmıştır. 2003 yılında yönetim ve denetimi TMSF’ye
devredilen Türkiye İmar Bankasındaki buna neden olan iş ve işlemler de Adalet
ve Kalkınma Partisi İktidarından yıllar önce başlamış, önceki iktidarların
yönetim zayıflıkları, düzenleme ve denetim yetersizlikleri sonucu çok büyük bir
bankacılık sorunu olarak Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarı devralmasından
sadece altı, yedi ay sonra ortaya çıkmıştır. Bu sorun bile Adalet ve Kalkınma
Partisi İktidarına tertemiz bir bankacılık sektörünün devredilmediğine somut
bir örnektir.
Adalet ve Kalkınma Partisi
İktidarından önce özel sermayeli bankaların sermayeleri artırılmış, özel
sermayeli bankaların yine yabancı para açık pozisyonları önemli ölçüde
kapatılmıştır. Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarında ise Halkbank-Pamukbank
birleşmesinin yanında bankacılık sektörümüzün çok önemli özel bankalarından
birinin Türk ve yabancı ortaklı bir gruba devrinin sağlanarak bankacılık
sektöründe büyük bir sorunun doğmadan çözümlenmesi, önemli bir bankacılık
operasyonu olarak bankacılık tarihindeki yerini almıştır. Adalet ve Kalkınma
Partisi İktidarında düzenleme ve denetlemeye ilişkin çok daha önemli ve köklü
değişiklikler yapılmış, 5020 sayılı Kanun, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu, 5464
sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu ve bu kanunlara dayanılarak
çıkarılan mevzuatla sağlanmış, düzenleme ve denetlemenin etkinliği ve kalitesi
artırılmıştır.
Sonuç olarak muhalefetin sık
sık iddia ettiği gibi Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarına tertemiz bir
bankacılık sektörü devredilmemiş, kamu borç sorunuyla birlikte sorunlu bir
bankacılık sektörü devredilmiştir.
Adalet ve Kalkınma Partisi
iktidarları, Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde iyi
yönetimiyle, kanun ve mevzuat düzenlemeleriyle, gerek kamu bankacılığında gerek
özel sektör bankacılığında ve gerekse TMSF’ye devredilen bankalarda,
kendisinden önceki iktidardan devraldığı çok büyük sorunları çöze çöze,
bankacılık sektörünü, BDDK’nın ve TMSF’nin de etkin çalışmasıyla bugünkü çok
iyi konumuna getirmiştir. İşte, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarlarının
kendisinden önceki iktidarlardan farkı yaptıkları bu icraatlardır, aldıkları
müspet sonuçlardır. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarlarında “3 F” diye ifade
edilen mali istikrar da, finansal istikrar da, fiyat istikrarı da sağlanmıştır.
Türkiye Bankalar Birliği
Yönetim Kurulu, Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı makamında 5 Temmuz
2006 tarihinde ziyareti esnasında, iç ve dış gelişmeler karşısında piyasaların
daha istikrarlı hâle gelmesi ve ekonomik büyümenin sağlıklı finansmanında güçlü
ve daha büyük bir finansal sektörün önemi de görüşülmüş, Sayın Başbakanımız
ülkemizin bölgesi için çok önemli bir merkez olduğunu, İstanbul’un da fiilen
finansal merkez gibi göründüğünü, bu fiilî durumun uluslararası nitelikte
formel bir yapıya dönüştürülmesi hususunda kapsamlı bir çalışma yapılmasının
yararlı olacağını ifade etmiş, Türkiye Bankalar Birliği projenin Deloitte
danışmanlık firmasına yaptırılmasına Şubat 2007’de karar vermiştir. Mayıs
2009’da İstanbul Finans Merkezi Raporu güncellenerek nihai hâle getirilmiş,
İstanbul Finans Merkezi Stratejisi ve Eylem Planı 2 Ekim 2009 tarihli ve 27364
sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş, IMF ve Dünya Bankası
toplantıları sırasında kamuoyuyla paylaşılmıştır.
Kendimizin inanmadığımız bir
projeye başkalarını inandırmamız ve ikna etmemiz mümkün değildir. İşte, bu
nedenle, BDDK, SPK gibi bankacılık ve sermaye piyasalarıyla ilgili düzenleyici,
denetleyici kuruluşların ve Türkiye Vakıflar Bankası ve Türkiye Kalkınma Bankası
gibi bankaların merkezlerinin İstanbul’a taşınmasının uygun olacağına, sinerji
sağlayacağına ve süreci hızlandıracağına inanıyoruz.
Yakın geçmişte, önemli bir
bankamız olan Türkiye İş Bankası ve Şekerbank da genel müdürlüklerini
Ankara’dan İstanbul’a taşımışlardır.
Bugüne kadar yapılan
çalışmalar değerlendirildiğinde, İstanbul Uluslararası Finans Merkezi
Projesi’nin altyapısının olmadığı, hiçbir hazırlık ve ön çalışma yapılmadığı
şeklindeki muhalefetin iddiaları geçerli değildir ve gerçeklerden uzak bir
iddiadır. 15 bin kilometre yol hedefini gerçekleştirmek üzere olan Adalet ve
Kalkınma Partisi İktidarı İstanbul’un ulaşım altyapısını da…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Aydoğan,
şahsınız adına da söz talebiniz var.
Buyurun.
HALİL AYDOĞAN (Devamla) -
…bilişim altyapısını da ulaşım altyapısını da diğer sorunlarını da çözecek güç
ve kudrete sahiptir.
Sözlerime son verirken, bu
duygu ve düşüncelerle, yüce Meclisimizi ve halkımızı saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ederim. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Aydoğan,
şahsınız adına da söz talebiniz vardı, verdim.
HALİL AYDOĞAN
(Afyonkarahisar) – Bu kadar yeter.
BAŞKAN – Peki.
Teşekkür ediyorum.
Şahsı adına söz talebi, Ali
Uzunırmak, Aydın Milletvekili.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce hepinizi en derin
saygılarımla selamlıyorum.
Sayın Grup Başkan Vekilimiz
dedi ki: “Elinize kanun metniyle ilgili bir şey alın.” Bir şey almaya gerek yok
değerli milletvekilleri, benim oğlum bina okur, döner döner aynısını okur.
Değerli arkadaşlar, siyaset
insanları bizim fikir dünyamızın, hayat tarzımızın mimarlarıdır, inşa
insanlarıdır, ameleleridir, katbekat her mevki ve makama göre
sıfatlandırılabilecek bir statüye sahiptirler. Dolayısıyla, bu inşa insanları,
mimarları, aynı zamanda sadece ekonomik hayatımızın değil, fikir dünyamızın,
sosyal hayatımızın da inşasının insanlarıdır, mimarlarıdırlar. Dolayısıyla,
siyaset insanları siyaset yaparken ekonomik politikaların yanında sosyal
politikaların, kültür politikalarının, fikir hayatının derinliklerinde
olmalıdırlar.
Buradan hareketle, insan
unsurunun söyledikleriyle yaptıklarının, konuştuklarıyla yaptıklarının bir
manzum içerisinde bir inşaya vesile olması gerekir.
Şimdi, burada çok çeşitli
konuları tartışıyoruz. Plan ve Bütçe Komisyonuna 123 madde olarak gelen tasarı,
Plan ve Bütçe Komisyonundan belli çalışmaların neticesinde 250 küsur maddeye
çıkarak oradan yüce Meclisin önüne geliyor. Tabii ki bu bütün maddeler, aslında
direkt birey olarak, kurum olarak halkımızı ve devletimizi ilgilendiren, yapıyı
ilgilendiren konular. Böyle bir alanda çalışma yapılırken bir seçim öncesinde
bu kadar hızlıca çıkartılan, içine her şeyin atıldığı, faydasının ve
zararlarının ne olduğu tartışılmadan çıkartılan bir yasanın buradaki çoğunluğa
güvenilerek Türkiye’yi nerelere götüreceğinin teferruatlı tartışması yapılmadan
günübirlik çalışmalarla bunlar tecelli ettiriliyor.
Değerli arkadaşlar,
Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu, Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu’nun
kuruluşu ve birtakım yapılanmalar eğer değerli milletvekillerinin gözlerini
kapatarak dünü sadece bir at gözlüğü bakışı içerisinde eleştirerek,
kendilerinin Türkiye’yi bir yere vardırabileceklerini zannediyorlarsa bunlara
devam etsinler ama doğruları anlamamakta ısrar ediyorlarsa, doğruları
anlamamalarının, dünü anlamamalarının bugün yapacakları yanlışlarının bir
garantisi olduğunu ben ifade etmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, 2001
yılında bankalardaki yapı, bankalardaki gelişen olaylar o gün 57’nci Hükûmetin kucağında patlamış
âdeta uzaktan kumandalı saatli bir bombadır. 57’nci Hükûmetin o konularda
yapabileceği çok bir şey yoktur ve o krizin üstesinden de gelebilmiştir. Bakın,
o gün Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu kurulmuştur. Bakın, bakan koltuklarınızda,
bugün milletvekili koltuklarınızda oturan birçok insan, 57’nci Hükûmetten
önceki hükûmetlerde görev yapmış bakanlarınız var, sizin de bakanınız şu anda.
57’nci Hükûmette ve daha öncesi, üst düzeyde bürokratlık yapmış görevli
arkadaşlarımız var, sizlerin milletvekilleri, sizlerin bakanları. Bunlar o gün,
devletin o günkü yürütmesinde görev almış arkadaşlarımız. Bunları itham ederken
hiç utanmıyor musunuz, hiç düşünmüyor musunuz? Saksı gibi, orada, Millî Eğitim
Bakanlığı yapmış arkadaşımız, Komisyon Başkanı olarak oturuyor, ondan sonra da
millî eğitimle ilgili politikalar eleştiriliyor geçmişe yönelik, hiçbir şey
demiyor. E ben değildim mesul olan o gün! O gün ben değildim mesul olan. (AK
PARTİ sıralarından gürültüler)
MEHMET OCAKDEN (Bursa) –
Saksı sensin!
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) –
Bakın, değerli milletvekilleri, burada, bazı şeyleri doğru ve gerçekçi konuşmak
lazım. Eğer, biz doğru ve gerçekçi konuşmazsak…
MEHMET OCAKDEN (Bursa) –
Saksı sensin!
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – O
saksıyı, senin orada oturuşun belli ediyor! Saksıyı senin orada oturuşun belli
ediyor!
BAŞKAN – Sayın Uzunırmak,
lütfen…
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Sen
saksıdan daha öncesine oturuyorsun!
BAŞKAN – Sayın Milletvekilli…
Sayın Uzunırmak…
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Dolayısıyla,
elbette ki kendisinin eleştirildiği bir konuda çıkıp yiğitçe cevap vermeyen
adam saksı gibi oturuyordur.
MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) –
Yiğitlik sana mı kalmış!
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) –
Eğer kendisinin oturduğu yerde kendisinin eleştirilerine cevap veremiyorsa
elbette ki saksıdan başka bir şey değildir onlar. (AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
Dolayısıyla, değerli
milletvekilleri, Türkiye çok yanlış yönetiliyor. Bu yönetim tarzıyla, bu
yönetim anlayışıyla Türkiye'nin kurumları kurum olmaktan çıkmış… (AK PARTİ
sıralarından gürültüler)
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) –
…fikir yapısı, düşünce hayatı düşünce hayatı olmaktan çıkmış, söylenen,
birbirini tekzip eden bir sürü söylemlerle…
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) –
…yüce makamların yıpratılması, devlete ve millete bir şey kazandırmaz. Şöyle
bir…
BAŞKAN – Lütfen Sayın
Uzunırmak…
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) –
Siz, Adalet ve Kalkınma Partisi, cami avlusunda bulunmuş bir çocuk değildir.
Sizin de dünkü siyasi geçmişiniz var.
BAŞKAN – Sayın Uzunırmak,
lütfen…
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) –
Yüksek Planlama Kurulunda, başka başka alanlarda sizin de arkadaşlarınızın
imzaları var ve bu imzalara sahip çıksınlar! (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Bölüm üzerinde on
beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.
Sayın Taner, Sayın Işık,
Sayın Tankut, Sayın Özdemir, Sayın Doğru, Sayın Uslu, Sayın Aslanoğlu ve Sayın
Kaplan.
Sayın Taner, buyurun.
RECEP TANER (Aydın) – Sayın
Bakan, gelir uzmanlığı sınavıyla ilgili geçici maddede daha önce “üç olumlu
sicil alma” şartı varken, torba yasada “üç yıl” şeklinde değiştirildi.
Çalışanlar arasında şu anda bayağı bir mağduriyet var. Geçici maddedeki “üç yıl
çalışma” şartını kaldırarak tekrar eski hâline yani “üç olumlu sicil” şekline
getirebilir misiniz veya en azından, Gelir İdaresinde çalışma şartı olduğundan
dolayı giderde çalışanlar faydalanmamakta, bunu “Maliye Bakanlığında çalışan”
olarak düzeltebilir misiniz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Işık…
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan, genel merkezleri
İstanbul’a taşınması planlanan bazı devlet bankalarının İstanbul’a taşınmasının
temel gerekçesi nedir? Acaba, bunun, Ankara’nın Türkiye Cumhuriyeti devletinin
başşehri olmasında bir etkisi var mıdır?
İkincisi: Şehit aileleri
tarafından belirlenecek ikinci bir kişiye kamu kurumlarında iş verilmesiyle
ilgili yasal düzenleme konusunda Hükûmetinizin bir çalışması var mıdır? Bu
konuda kamuoyuna verilen sözler unutulmuş mudur?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Tankut…
YILMAZ TANKUT (Adana) –
Teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan, belediye ve il
özel idarelerinde çalışan ihtiyaç fazlası işçilerin başka kurum ve şehirlere
nakli bu tasarıyla öngörülmektedir. İhtiyaç fazlası işçiler nasıl tespit
edilecektir? Bu konuda hangi metotlar uygulanacaktır? Belediye ve il özel
idarelerinde çalışan işçilerin kendi istekleri dışında başka kurum ve şehirlere
nakledilmesi çalışma hayatına, insan hak ve özgürlüğüne ve anayasal teminatlara
uygun mudur? Yıllardan beri bulundukları kurum ve şehirlerde güç bela aile ve
çalışma düzeni oluşturan bu insanlarımızı hangi ölçü ve anlayışla mevcut
ortamlarından uzaklaştıracaksınız?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Özdemir…
HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) –
Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, Sayın Bakana
soruyorum: AKP iktidarları döneminde birçok KİT kuruluşları –kendilerinin de
bildiği gibi- “özelleştirme” adı altında yandaşlarınıza âdeta ölü fiyatına
peşkeş çekilerek satılmıştır. AKP’li büyükşehir belediyelerine ait şirketler de
kontrolsüz olarak mantar gibi çoğalmış, hizmetlerinde haksız rekabete yol
açmışlardır ve bunlar da KİT’ler hâline gelmiş ve tröstleşmiştir. Bu şirketleri
de özelleştirmeyi, disiplin altına almayı veya kapatmayı düşünüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Doğru…
REŞAT DOĞRU (Tokat) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Belediyelerle ilgili bir soru
sormak istiyorum: İllerde merkez ilçeye bağlı belediyeler ile çevre ilçelere
bağlı belediyeler arasında İller Bankasınca gönderilen ödeneklerde büyük
haksızlıklar vardır. Örneğin Tokat ilinde Şubat 2011 İller Bankası payıyla
ilgili olarak: Güryıldız Belediyesine merkez ilçeye bağlı olduğu için kişi
başına 15 liradan, nüfusu 2.145 olması dolayısıyla 33 bin lira; Dereköy
Belediyesine ise Pazar ilçesine bağlı olduğu için kişi başına 23 liradan, 1.339
nüfusa 30 bin lira para gönderilmektedir. Bu haksızlığı gidermek için bütün
belde belediyelerinin hepsini birinci grup belediyeler endeksine almayı
düşünüyor musunuz? Bununla ilgili torba kanun içerisine bir madde eklemeyi
düşünür müsünüz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Uslu…
CEMALEDDİN USLU (Edirne) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, bu tasarıya
göre, tarım satış kooperatifleri ve birlikleriyle ilgili olarak Destekleme ve
Fiyat İstikrar Fonu kapsamındaki yetki ve görevler, Hazine Müsteşarlığı
tarafından yürütülecektir. Bu tasarıda söz konusu DFİF borçlarıyla ilgili bir
yapılandırma olmadığına göre, tarım satış kooperatifleri ve birliklerinin bu
borçlarıyla ilgili düşünceniz nedir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Aslanoğlu…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) – Sayın Bakan, 52 bin muhtar diyor ki: “Biz Köy Kanunu’nu beklemek
istemiyoruz. Eğer biz bu ülkenin bir neferi isek lütfen, bizim ekonomik, sosyal
ve mali haklarımızı bu yasaya koyun ve bu yasayla getirin.”
İki: Köy ve mahalle bekçileri
“Emniyet hizmetleri sınıfı tazminatlarımızı verin.” diyorlar, “Bunu
gasbetmeyin.” diyorlar, altını çiziyorum. Bunların elbiseleri de yıllardır
verilmiyor, köy ve mahalle bekçileri elbiseleri.
Bir de 25 bin tane geçici
işçi “Artık yeter! Biz beş ay yirmi dokuz gün çalıştık, altı ay olanı aldınız,
artık bizim günahımız bitmedi mi?” diyor.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Kaplan…
HASİP KAPLAN (Şırnak) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, bu bölümde
177’nci maddede, üniversite affında “…terör suçundan hüküm giyenler hariç…”
diyor. Hırsız, katil, ırza tasaddî eden tecavüzcü, herkes üniversite
okuyabilecek ama, düşünce açıklayıp ceza yiyen terörist... Yani, bu maddeye
göre Başbakan teröristtir, çünkü Diyarbakır DGM’den hüküm giydi. Başbakan bile
yararlanamayacaktı bu maddeye göre. Acaba, bu fıkrayla, dağdan inen birisi
üniversite okumak istiyorsa niye önüne engel konulmak isteniyor? Niye bu
ayrımcılık yapılıyor? Niye bu eşitsizlik, niye bu adaletsizlik? Niye katil
okuyabiliyor, hırsız okuyabiliyor, niye kitap yazan, makale yazan okuyamıyor?
Başbakan da teröristtir bu maddeye göre, Başbakan da okuyamaz. Bu kapsama giriyor,
çünkü Diyarbakır DGM’de 312’den mahkûm oldu; inanmıyorlarsa kararını getiririm
ben.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Yaman…
M. NURİ YAMAN (Muş) –
Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Bakanım, şu anda
Türkiye’de 170 bini aşkın özel güvenlik görevlilerinin gözü bu Mecliste ve
sürekli telefonlarla bizi arıyorlar. Bunlar, 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmet
Yasası’na göre özel güvenlik sektöründe çalışanların kıdem ve özlük hakları şu
anda asgari ücret düzeyinde. Bu, Özel Güvenlik Yasası’yla ilgili düzenlemeyi
komisyondan buraya indirmediniz; ancak, bu torba yasası içinde, özel güvenlik
sektöründe çalışan bu insanların kıdem ve özlük haklarıyla ilgili bir
düzenlemeyi ve bunların maaşlarının asgari ücretin en az 2 katına çıkarılması
gibi bir durumu düşünebiliyor musunuz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Hıdır…
MEHMET NİL HIDIR (Muğla) –
Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Özellikle, az önceki
konuşmaları esnasında kendi fikirlerini beyan etmek yerine İstanbul’a aktarılan
mali merkezlerle alakalı hakaretvari konuşan arkadaşları ben doğrusu şahsım ve
temsil ettiğim milletim adına kınıyorum.
Diğer yandan, arkadaşlarımız
özellikle her fırsatı değerlendirmek suretiyle başta Sayın Başbakanımıza, sonra
milletvekili arkadaşlarımıza hakaret etmeyi bir gelenek hâline getirdiler.
BAŞKAN – Sayın Hıdır, lütfen
sorunuzu sorunuz. Sorunuzu sorunuz lütfen.
HASİP KAPLAN (Şırnak) –
Maddeye göre Başbakan teröristtir. Ya, doğruyu konuşmak niye acıtıyor sizi?
ALİ KOYUNCU (Bursa) – Otur
yerine!
HASİP KAPLAN (Şırnak) –
Bakana soru sorun, bana niye soru soruyorsunuz?
BAŞKAN – Sayın Kaplan,
lütfen… Lütfen Sayın Kaplan…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kime
soru soruyorsun? İç Tüzük var, niye uyarmıyorsun?
BAŞKAN – Uyardım.
OSMAN DEMİR (Tokat) –
Terbiyeli konuş! Terbiyeli ol!
ALİ KOYUNCU (Bursa) – Otur
yerine!
BAŞKAN – Sayın Kaplan, sizden
mi öğreneceğiz?
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Niye
uyarmıyorsunuz?
BAŞKAN - Sizin müdahalenizden
önce ben uyardım “Sorunuzu sorun.” diye.
El kol hareketlerini bırakın.
İndirin o elinizi oradan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Öyle
bir şey yok. Burada taraflı davranıyorsunuz Sayın Başkan. Niye uyarmıyorsun?
BAŞKAN – Uyardım ben.
Tutanakları isteyebilirsiniz. Haddinizi bilin.
HASİP KAPLAN (Şırnak) –
Haddimi biliyorum ben.
BAŞKAN – Bilin haddinizi.
HASİP KAPLAN (Şırnak) –
Herkes haddini bilecek.
BAŞKAN – Önce siz bilin
haddinizi!
HASİP KAPLAN (Şırnak) – DGM
kararı getireceğim, bu maddeye göre Başbakan teröristtir.
ALİ KOYUNCU (Bursa) – Sensin
terörist! Sensin terörist! Sensin terörist!
ÖZLEM MÜFTÜOĞLU (Gaziantep) –
Başbakana dil uzatamazsın!
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) –
Edepsizlik etme, otur!
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ben
iddia ediyorum… Ben hukukçuyum, uluslararası hukukçuyum, terör tanımı da
ortada, bana bunu anlatamazsınız.
İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) –
Senin ağzından çıkanı kulağın duymuyor!
BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen
oturun.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Olayı
doğrulayın ya!
BAŞKAN – Lütfen, sayın
milletvekilleri…
Sayın Bakan, buyurun.
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri,
Sayın Taner’in gelir uzmanlığıyla ilgili sorusu vardı, onu ilgili bakanımıza
ileteceğim. Bu konu Maliye Bakanlığımızı ilgilendiren teknik bir konu. Belli
bir şart konmuş, onunla ilgili bir önerisi oldu, onu ilgili bakanımıza ileteceğim.
Sayın Işık, “Neden İstanbul’a
taşınıyoruz, başkent değişecek mi?” gibi bir soru sordu.
Başkentin değişmesi hiçbir
şekilde söz konusu değil. Anayasa’mızda bunlar çok açık bir şekilde düzenlenmiş
hususlar. Burada olan, sadece ve sadece ekonomik rasyonaliteyle yapılan bir
düzenleme. İstanbul’u bir finans merkezi hâline getirme projesi. Bakın, birçok
özel sektör…
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Ekonomik rasyonalite nedir?
ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın
Bakan…
BAŞKAN – Sayın Işık, lütfen…
Sorunuzu sordunuz, cevabı bir dinleyin lütfen, dinleme nezaketi gösterin.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Cevap almaya çalışıyoruz Başkanım.
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) – Bir dinleyebilirseniz, sonra tekrar konuşuruz. Karşılıklı konuşma
usulü yok burada.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Ekonomik rasyonalite nedir?
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) - Buradan özel sektörden birçok genel müdürlük de, biliyorsunuz, özel
sektör şirketleri de ekonomik rasyonalitesinden dolayı İstanbul’a
taşınmışlardır.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Onlar özel sektör.
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) – Bunun bir örneği de İş Bankası. Diğer birtakım bankalar da var.
Bunlar niçin taşınıyorlar? Bunların taşınmasının gerekçesi neyse, kamu
bankalarının da taşınma gerekçesi aynı. Ekonomik rasyonalitesi var bu işin,
İstanbul’un bir finans merkezi hâline getirilmesi var.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
SPK’nın ne rasyonalitesi var, biz de anlayalım.
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) - Bu bankalarla yakın bir şekilde çalışan düzenleyici kurumların da
onlarla aynı şehirde olması son derece normal bir durum.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – O
zaman sizin Bakanlığı da götürelim. DPT’yi de taşıyalım, DPT’yi.
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) – Bunlar, dünyada birçok örneği olan husustur. Bunlar, hiçbir şekilde
başka siyasi tartışmalara konu olmaması gereken hususlardır.
Sayın Tankut ihtiyaç fazlası
işçileri sordu. Burada, tabii, belediyelerimizin ve özel idarelerimizin durumu
ortada. İhtiyaçtan çok daha fazla personel var ve sizler de gezdiğiniz yerlerde
görmüşsünüzdür. Finansal durumları belediyelerimizin gerçekten çok sıkıntılı ve
bu yüzden vatandaşa arzu edilen ölçüde hizmet de üretemiyorlar. Belediyeler,
personele maaş dağıtan kurumlar değil, hizmet üreten kurumlar olmak durumunda.
YILMAZ TANKUT (Adana) – Başka
vilayetlere nasıl gideceksiniz Sayın Bakan?
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) - Dolayısıyla bir taraftan mevcut kamu kaynaklarını, insan gücü
kaynaklarımızı daha rasyonel değerlendirmek için, diğer taraftan
belediyelerimizin hizmet üretir kurumlar hâline gelmesi için bu değişikliklere
mutlaka ihtiyaç var. Bunu farklı yönlere çekmek hiçbir şekilde doğru değil.
KİT’lerle ilgili Sayın
Özdemir’in bir sorusu oldu, “ölü fiyatına satılma” gibi bir ifade kullandı.
Buna tabii katılmak mümkün değil. Bizim dönemimizde çok şeffaf bir şekilde,
zaman zaman kameralardan, televizyonlardan bütün kamuoyunun takip ettiği bir
şekilde bu süreçler gerçekleşiyor.
Burada ben bir yanlışı da
düzeltmek istiyorum doğrusu: KİT’leri elden çıkarmamız sadece gelir amaçlı bir
hadise değil. Türkiye 1980 sonrası dönemde dışa açık ve özel sektöre dayalı bir
büyüme stratejisi benimsedi, gelişmiş ülkelerde nasıl yürütülüyorsa piyasa
ekonomisi, o şekilde bir piyasa ekonomisi olmaya karar verdi ve bu özelleştirme
de bu politikanın ana unsurlarından bir tanesi. Yani burada biz KİT’lerimizi
satalım da gelir elde edelim değil, yeni bir piyasa ekonomisi, rekabetçi bir
ekonomi oluşturalım anlayışıyla bunlar yapıldı.
HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) –
Sayın Bakan, büyükşehir belediyelerine ne diyorsunuz?
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) - Büyükşehir belediyelerinin de, dediğiniz gibi, yeri geldiğinde…
ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) –
Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Hacaloğlu,
lütfen…
ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) –
Bir planlamacı olarak piyasa ekonomisinin…
BAŞKAN - Sayın Hacaloğlu,
böyle bir usul yok.
ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) –
…mülkiyet temelinde ayrı tanımını nasıl yapabiliyorsunuz?
BAŞKAN - Sayın Hacaloğlu…
ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) -
Böyle mülkiyet olabilir mi?
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) – Piyasa ekonomisinde devletin rolü değişik şekillerde tarif
edilebilir.
ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) –
Kamu mülkiyeti de olabilir, özel mülkiyet de olabilir.
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) – Bizimki -özellikle işletmecilik hususunda- artık Türkiye'nin geldiği
bu aşamada işletmecilik anlamında artık devlete ihtiyaç yok.
HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) –
Büyükşehir belediyesindeki KİT’leşen şirketleri söylüyorum Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) – Devlet altyapıyı yapacak, adaleti, emniyeti sağlayacak, hukuk
düzenini geliştirecek, eğitimi, sağlığı sunacak ve özel sektörü teşvik edecek,
yatırım ortamını iyileştirecek ama artık dünyadaki küresel rekabet şartlarında
işletmeciliği de özel sektör yapacak. Bizim görüşümüz bu. Başka görüşü olan
varsa gelir iktidarda o politikalarını uygular.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Öyle
yapacağız zaten.
HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) -
Belediye şirketlerine cevap vermediniz Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) – Belediye şirketlerini de gerekirse özelleştirmek gerekir elbette ama
belli hizmetleri gören şirketler şüphesiz devam edecektir. Bunlar detaylı
tartışılabilecek hususlar elbet.
Sayın Doğru ilçeler konusunda
bir yorumda bulundu. Açıkçası ben de katılıyorum söylediğine.
REŞAT DOĞRU (Tokat) –
Haksızlık var Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) – Yani, burada, bazı beldelerimizle ilgili bazı dengesizlikler
olabiliyor. Şundan dolayı: Sosyoekonomik gelişmişlik endeksi ilçe bazında
hesaplanıyor, belde bazında maalesef bir hesaba giremiyoruz.
REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın
Bakan, yan yana iki belde burası.
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) – İlçe bazında hesaplandığı için ve beldeler de ilçelere tabi olduğu
için burada dediğiniz türden farklılıklar doğabiliyor. Bununla ilgili biz de
kafa yoruyoruz, bir çare arıyoruz ama şu an için henüz geliştirdiğimiz bir
çözüm yok doğrusu.
Sayın Uslu’nun sorduğu
soruya, eğer müsaade ederse yazılı cevap verelim, şu an doğrusu bu konuda bir
teknik bilgiye sahip değilim. Daha sonra arkadaşlarımız yazılı olarak cevap
versinler.
Sayın Aslanoğlu, muhtarlarla
ilgili bir soru sordu. Muhtarların, yanlış hatırlamıyorsam, 2002 yılında 98
lira gibi bir şeydi maaşları. O tarihten bu yana oldukça önemli bir ilerleme
oldu. Fakat “Yeterli mi?” derseniz, elbette hiçbir zaman yeterli değil. Önemli
bir artış yapmamıza rağmen şüphesiz ki daha fazlasını da imkânlar olsa keşke
her kesime yapabilsek.
Köy Kanunu çerçevesinde…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) – Zannediyorum sürem doldu, müsaade ederseniz geri kalanını da yazılı
olarak cevap vereyim.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) – Bekçilerin elbiselerini ver Sayın Bakan, bekçilerin!
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Bakan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) –
Başbakana bir af düşünüyor musunuz Sayın Bakan?
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) –
Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz…
BAŞKAN – Bir saniye Sayın
Bakan…
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) –
Sayın Bakanın konuşması bittikten sonra yoklama talebimiz var.
BAŞKAN – Yoklama talebi
olacak herhangi bir şey yok, henüz maddelere geçmedik Sayın Okay.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) – Geçeceğiz efendim, geçeceğiz.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) – Sadece Sayın Kaplan’ın… Onun da Başbakanımıza öyle bir şey
söyleyeceğini zannetmiyorum ben, öyle bir yakıştırmada bulunacağını. Terörün
evrensel tanımı…
HASİP KAPLAN (Şırnak) –
Hayır, şurada “terör suçu” diyor. Üniversite affında bir tek “terör suçu”
diyor, Sayın Başbakan da ondan hüküm giydi.
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) – Ha, kanunla ilgili bir şeye yorum yaptı, dolaylı bir yorum yaptı.
Burada terörün evrensel tanımı da bellidir, teröristin, hangi fiilleri
işleyenlerin evrensel hukuk çerçevesinde terörist olarak tanımlandığı da
bellidir. Bunu sadece, belki, DGM Kanunu’yla ilgili bir farklı yorumu olarak
algıladım ben. Öyle bir şey…
HASİP KAPLAN (Şırnak) -
Yapmayın yani!
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) - Hiçbir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Başbakanıyla ilgili böyle bir
yorum yapmaz diye düşünüyorum. Belki düzeltmesinde fayda var, açıklamasında
fakat…
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Bakan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Göz
çıkarılmış burada, göz! Ayıp denen bir şey var!
BAŞKAN – Yedinci bölüm
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi, yedinci bölümde yer
alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra
ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.
153’üncü madde üzerinde üç
adet önerge vardır, önergeleri geliş sıralarına göre okutup aykırılıklarına
göre işleme alacağım.
Okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 sıra
sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 153. maddesinin
dördüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Mehmet Günal |
Erkan Akçay |
Oktay Vural |
|
|
Antalya |
Manisa |
İzmir |
|
|
E. Haluk Ayhan |
Mustafa Kalaycı |
Recep Taner |
|
|
Denizli |
Konya |
Aydın |
"Kredi kuruluşları ile
Kurulca uygun görülecek finansal kuruluşların müşterilerinin onay vermesi
koşuluyla. Risk Merkezi ile bilgi alış-verişi sözleşmesi imzalayan özel hukuk
tüzel kişilerine, kamu kurum ve kuruluşlarına, kamu kurumu niteliğinde meslek
kuruluşları ile bunların üst kuruluşlarına verilecek, müşterilerin bu
kuruluşlar nezdindeki risk bilgileri Kanunun 73 üncü maddesinin dördüncü
fıkrası kapsamında değerlendirilir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 sıra
sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 153 üncü
maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Mustafa Özyürek |
Harun Öztürk |
Enis Tütüncü |
|
|
İstanbul |
İzmir |
Tekirdağ |
|
|
Ferit Mevlüt Aslanoğlu |
Akif Ekici |
Şevket Köse |
|
|
Malatya |
Gaziantep |
Adıyaman |
Madde 153- 5411 sayılı Kanuna
aşağıdaki ek madde eklenmiştir.
"Risk Merkezi
Ek Madde 1- Türkiye Bankalar
Birliği bünyesinde, kredi kuruluşları ile Kurulca uygun görülecek finansal
kuruluşların müşterilerinin risk bilgilerini toplamak ve söz konusu bilgileri
bu kuruluşlar ile gerçek veya tüzel kişilerin kendileriyle ya da onay vermeleri
koşuluyla özel hukuk tüzel kişileri ile de paylaşılmasını sağlamak üzere Risk
Merkezi kurulmuştur.
Kredi kuruluşları ve finansal
kuruluşlar, Risk Merkezine üye olmak zorundadır. Üye kuruluşlar, Risk
Merkezince istenilen, müşterileri ile ilgili her türlü bilgiyi vermekle
yükümlüdür. Risk Merkezi, bu yükümlülüğe uymayanlara bilgi akışını durdurmaya
yetkilidir.
Risk Merkezi, Kurumun ve
Merkez Bankasının personeli arasından belirleyeceği ikişer üye dahil olmak
üzere dokuz üyeden oluşan bir yönetim tarafından idare edilir. Risk Merkezi
yönetimini oluşturan üyeler beş yıllık dönem için görev yapmak üzere seçilir.
Risk Merkezi yönetimi, Risk
Merkezinin kuruluş amaçları doğrultusunda özel hukuk tüzel kişileri ile kamu
kurum ve kuruluşlarından, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları ve
bunların üst kuruluşlarından bilgi talep etmeye ve bunlarla Kurulun uygun
görüşüne istinaden bilgi alış-verişine yönelik sözleşmeler imzalamaya
yetkilidir. Özel hukuk tüzel kişileri ile kamu kurum ve kuruluşları, kamu
kurumu niteliğinde meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları Risk Merkezi
yönetimi tarafından talep edilen bilgileri
vermekle yükümlüdürler. Kredi kuruluşları ile finansal kuruluşların
müşterilerinin onay vermesi koşuluyla, Risk Merkezi ile bilgi alış-verişi
sözleşmesi imzalayan özel hukuk tüzel kişileri ile kamu kurum ve kuruluşlarına
kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşlarına
verilecek, müşterilerin bu kuruluşlar bünyesindeki risk bilgileri Kanunun 73
üncü maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında değerlendirilir.
Risk Merkezinin kuruluşuna,
faaliyetine ve çalışmasına, Risk Merkezi yönetiminin oluşumuna, toplanmasına ve
karar almasına, Risk Merkezine verilen bilgilerin kapsam, biçim ve içeriğine ve
bunların paylaşılmasına, paylaşılacak bilgilerin kapsam ve içeriğine,
ücretlendirilmesine ve üyelerce ödenecek aidatların belirlenmesine ilişkin usul
ve esaslar, Türkiye Katılım Bankaları Birliği ve finansal kuruluşların üye
oldukları meslek örgütlerinin görüşü ile Kurulun ve Merkez Bankasının uygun
görüşü alınarak Türkiye Bankalar Birliğince belirlenir ve Resmi Gazetede
yayımlanır.
Süresinde üyeler tarafından
ödenmeyen aidatlar ve komisyonlar Türkiye Bankalar Birliğince kanuni yollara
başvurularak tahsil edilir.
Kurum, gerektiğinde Risk
Merkezini denetler, denetime ilişkin usul ve esaslar Türkiye Bankalar
Birliğinin görüşü üzerine Kurum tarafından belirlenir.
Risk Merkezi, topladığı her
türlü bilgiyi, Kurum ve Merkez Bankasına istenen biçim ve sürede vermekle
yükümlüdür. Ayrıca, gerçek ya da tüzel kişilerin gerekçesini belirterek risk
bilgilerinin kendilerine verilmesi için yazılı talepte bulunmaları ya da kredi
kuruluşları ile finansal kuruluşlar dışındaki bir özel hukuk tüzel kişisine bu
nitelikteki bilgilerin verilmesi için onay verdiklerinin ispat edilmesi hâlinde
bahse konu bilgiler de talepte bulunan tarafça karşılanacak belli bir ücret
karşılığında verilir.
Risk Merkezinin bütün işlem
ve kayıtlar gizlidir. Sır sahibinin bilgilerinin açıklanması konusunda açık
rızasının bulunması durumunda belirlediği kişiye risk bilgileri verilir.
Kişinin rızasına dayanan bilgilerin verilmesine ilişkin usul ve esaslar,
Kurulun, Merkez Bankasının, Türkiye Katılım Bankaları Birliğinin ve Kurulun
belirleyeceği kurum ve kuruluşların uygun görüşü alınarak Türkiye Bankalar
Birliğince belirlenir ve Resmi Gazetede yayımlanır.
Risk Merkezi nezdinde bulunan
sır niteliğindeki bilgileri, bu konuda kanunen yetkili kılınan mercilerden
başkalarına açıklayanlar, hukuka aykırı olarak kendisi ya da başkası yararına
kullananlar, yayanlar, verenler, aktaranlar veya ele geçirenler hakkında bu
Kanunun 159 uncu madde hükümleri uygulanır. Bu fıkrada tanımlanan suçların bir
tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, ilgili tüzel kişi
hakkında Türk Ceza Kanununun tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine
hükmolunur.
Risk Merkezi, bünyesindeki
her türlü bilgi alışverişini bu Kanunun 73 üncü maddenin dördüncü fıkrası
uyarınca en az beş banka tarafından kurulmuş şirketler aracılığı ile ve bu
şirketlerle yapılacak sözleşmeler çerçevesinde de gerçekleştirebilir."
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 Sıra
Sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 153 üncü maddesinin tasarı
metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
|
Nuri Yaman |
Sırrı Sakık |
Sebahat Tuncel |
|
|
Muş |
Muş |
İstanbul |
|
|
Hasip Kaplan |
M. Nezir Karabaş |
Fatma Kurtulan |
|
|
Şırnak |
Bitlis |
Van |
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ RECAİ BERBER (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor
mu?
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz
isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.
HASİP KAPLAN (Şırnak) –
Arkadaşlar, bu maddeyi kaldırın dedik çünkü IBAN var, kimlik numarası var.
Bırakın onu ya, şeffaf bir Türkiye’yiz; gizli dinleme var, herkes herkesi
dinliyor. Herkes herkesi dinlerken, risk grubu kimmiş, durumu neymiş, yani buna
hiç gerek yok. Onun için bu maddeyi tümden çıkaralım, siz de gizli dinlemeye
devam edin, varsın gitsin dedik ki, işinizi kolaylaştırdık.
Ancak ben şurada bir şey
ifade edeceğim: Bunu bir kardeş olarak, bir dost olarak, bir milletvekili
arkadaşınız olarak… Bu üniversite affının içine, bu “terör suçlusu hariç”
tabirini niye koyuyoruz? Ben soruyu açık, dobra dobra soracağım ama. Çok açık
soruyorum, lütfen beni dinleyin: Eğer 100 bin öğrencinin istikbaline mâni
olacaksa, 100 bin öğrencinin… Bakın, 100 bin diyorum çünkü terör suçunun bir
tanımı yok, otuz defa değişmiş. Şiir okuyan, kitap yazan, makale yazan, türkü
söyleyen, halay çeken, nevroza giden, yürüyüş yapan herkes bundan hüküm giymiş.
Vallahi de billahi de bu Meclisin üçte 1’i teröristtir. Başbakan dâhil.
Vallahi, billahi, tallahi diyorum.
ERTEKİN ÇOLAK (Artvin) – Ne
biçim konuşuyorsun!
HALİL AYDOĞAN
(Afyonkarahisar) – Ne konuşuyorsun sen ya!
HASİP KAPLAN (Devamla) –
Arkadaşlar, sıkıyönetimden, içinizde, ceza alanları tanıyorum ben, avukatlığını
yaptım. Arkadaşlar, 12 Eylül’de yargılanan CHP’lileri tanıyorum, avukatlığını
yaptım. Bana anlatmayın.
Ben size, yalnız, bir şey
söyleyeceğim, bakın, ben iddia ediyorum, eğer kaygınızı taşıyorsanız, lütfen,
bunu bana söyleyin, bu kaygıyı gidermek istiyorum. Ya siz dağdan birisinin, bir
gencin inip üniversiteye gitmesini neden istemezsiniz? Yani şiir okumuş Sayın
Başbakanın bir üniversiteye devam etmesini niye istemezsiniz arkadaşlar?
Başbakan niye bir üniversite daha okumasın?
Arkadaşlar, bakın, kaygınızı
anlıyorum. Size buradan bir söz veriyorum: Eğer, bu maddeyi aynen… 312’ye
giriyor, 312 de 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun içinde yazıyor. Bunu da
İyimaya size anlatır, çok iyi biliyorum. Bunların hepsini biliyoruz, birbirimize
anlatmayalım. Yalnız, kaygınızı gidermek istiyorum. Eğer, üniversitede hırsız,
tecavüzcüler, sapıklar, ihaleciler, yolsuzluk yapanlar, banka dolandıranlar,
katiller, hepsi yararlanıyorsa, bir şiir okudu diye Başbakan yararlanmıyorsa
ben bunun için üzülürüm arkadaşlar.
MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN
(Balıkesir) – Sana ne Başbakandan.
HASİP KAPLAN (Devamla) -
Yapmayın, etmeyin. Bu haksızlığı Başbakana yapmayın.
AHMET YENİ (Samsun) – Sen
Başbakanı boşver.
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Sen
kendine bak.
HASİP KAPLAN (Devamla) –
Bakın, size bir şey daha söyleyeceğim: Bir kitap yazdı diye, bir makale yazdı
diye bir gazeteci kardeşinize, bir aydına, bir yazara, bir sanatçıya lütfen bu
kapıyı bu nedenle kapatmayın veya dağdan inecek birine bu kapıyı kapatmayın.
Dağdan iniyorsa, üniversite okuyorsa bu kötü bir şey mi arkadaşlar? Topluma
karışmak, üniversite okumak, eğitimini artırmak kötü bir şey mi? Ama ben sizin
kaygınızı anlıyorum. O gün yoktum Plan Bütçe Komisyonunda. “Eğer bu maddeyi
koyarsak Abdullah Öcalan bundan yararlanıp gelip Siyasal Bilgiler Fakültesini
bitirecek.” dediler. Duydum. Bakın, ben size samimi olarak söylüyorum.
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) –
Senin samimiyetin yok. Sen samimi
değilsin, hiçbir zaman samimi olmadın.
HASİP KAPLAN (Devamla) – Eğer
bu kaygınız varsa, açık söylüyorum muhalefet dâhil iktidara, ben avukatlara
söyleyeceğim, İmralı’ya giden, ilk İmralı kosteriyle gidecek avukatlardan belge
getireceğim.
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) –
Keşke samimi olsan. Artistlik yapıyorsun burada, rol kesiyorsun, rol.
HASİP KAPLAN (Devamla) –
Sayın Abdullah Öcalan’dan “Ben üniversite affından yararlanmıyorum, benim
nedenimle 100 bin kişi de engellenmesin.” diye belge getireceğim.
BAŞKAN – Sayın Kaplan...
Sayın Kaplan... Sayın Kaplan...
HASİP KAPLAN (Devamla) –
Meclise getireceğim...
BAŞKAN – Sayın Kaplan...
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Sen
boş ver, sen rolünü oynamaya devam et!
HASİP KAPLAN (Devamla) –
Belge getireceğim...
BAŞKAN – Sayın Kaplan...
HASİP KAPLAN (Devamla) – Ama
100 bin öğrencinin önünü kesmeyin...
(Mikrofon Başkan tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Bir saniye Sayın
Kaplan...
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Sen
rolünü oyna, devam et.
HASİP KAPLAN (Devamla) – “Ben
üniversite affından yararlanmayacağım, benim için 100 bin kişi engellenmesin.”
diye belge getireceğim.
BAŞKAN – Sayın Kaplan...
Sayın Kaplan...
M. NURİ YAMAN (Muş) – Hayır,
niye sözünü kesiyorsunuz?
BAŞKAN – Keserim tabii ki...
M. NURİ YAMAN (Muş) – Bitmedi
süre, niye kesiyorsun?
BAŞKAN – Sayın Kaplan...
HASİP KAPLAN (Devamla) – Şunu
kafanıza koyun...
M. NURİ YAMAN (Muş) – Hayır,
neye göre kesiyorsun?
BAŞKAN – Kesme hakkım var
benim İç Tüzük gereğince.
M. NURİ YAMAN (Muş) – Neye
göre var?
BAŞKAN – Kesme gerekçesini
söyleyeceğim.
M. NURİ YAMAN (Muş) – Neye
göre kesiyorsun?
BAŞKAN – Sayın Kaplan, 40 bin
kişinin ölümüne sebep olan bir teröriste siz burada “sayın” diyemezsiniz.
M. NURİ YAMAN (Muş) – Sana mı
soracak!
BAŞKAN - Lütfen, sözlerinizi
düzeltiniz. Lütfen Sayın Kaplan... (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
M. NURİ YAMAN (Muş) – Taraflı
davranıyorsunuz.
HASİP KAPLAN (Devamla) –
Sayın Başkan da sıkıyönetim savcılığı yaptı, savcılık yaptı...
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Otur yerine, otur!
HASİP KAPLAN (Devamla) –
...Kenan Evren’e her gün “sayın” diyor, darbe yapıp bu Meclisi kapatana. Ve o
Kenan Evren sağcısını astı, solcusunu astı, siz ona “sayın” demeye devam edin.
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Şov
yapıyorsun. Bir kere samimi ol.
(Mikrofon Başkan tarafından
açıldı)
HASİP KAPLAN (Devamla) –
Sayın İyimaya da Kenan Evren’in avukatlığını yapıp “Sayın Kenan Evren.”
diyebilir, ”Müvekkilim.” diyebilir, “Sevgili müvekkilim.” diyebilir. Size has,
size... Buyurun, yapın ama biz... Benim de müvekkilim Abdullah Öcalan, ben de
“sayın” diyorum. Hanginiz müvekkilinize “sayın” demez, söyler misiniz? (AK
PARTİ sıralarından “Yuh olsun!” sesleri)
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Sana da bu yakışır zaten.
HASİP KAPLAN (Devamla) – Böyle konuşmayın. Çeteler, darbeciler,
işkenceciler, bu ülkede katliam yapanlar bu sokaklarda kahraman diye
dolaşacak...
BAŞKAN – Sayın Kaplan, sizi
son kez uyarıyorum.
HASİP KAPLAN (Devamla) –
...biz doğruyu konuşunca bizi uyaracaksınız. Yok öyle şey.
Bakın, gençlerin önünü
tıkamayın. Üniversiteli 100 bin gencin önünü tıkamayın. 100 bin gencin önünü
tıkamak eğer bu nedenle ise ben belge getireceğim.
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) –
Taşeronluk yapıyorsun!
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) –
Başka bir malzemen yok, aynı sakızı çiğneyip duruyorsun.
HASİP KAPLAN (Devamla) – 100
bin kişinin önünü tıkamayın. Kimse bu nedenle 100 bin gencin... Bu 100 bin
gencin içinde devrimci var, ülkücü var, İslamcı var, sağcı var, solcu var, 12
Eylül sıkıyönetiminde yargılanan herkes var. Yapmayın arkadaşlar.
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) –
Senin gibi terörist de var.
HASİP KAPLAN (Devamla) –
Biraz sağduyu, biraz akıl, biraz izan, biraz...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
HASİP KAPLAN (Devamla) – ...kendinize gelin diyorum. Takdir sizin.
(BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 sıra
sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 153 üncü
maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Mustafa
Özyürek (İstanbul) ve arkadaşları
Madde 153- 5411 sayılı Kanuna
aşağıdaki ek madde eklenmiştir.
"Risk Merkezi
Ek Madde 1- Türkiye Bankalar
Birliği bünyesinde, kredi kuruluşları ile Kurulca uygun görülecek finansal
kuruluşların müşterilerinin risk bilgilerini toplamak ve söz konusu bilgileri
bu kuruluşlar ile gerçek veya tüzel kişilerin kendileriyle ya da onay vermeleri
koşuluyla özel hukuk tüzel kişileri ile de paylaşılmasını sağlamak üzere Risk
Merkezi kurulmuştur.
Kredi kuruluşları ve finansal
kuruluşlar, Risk Merkezine üye olmak zorundadır. Üye kuruluşlar, Risk
Merkezince istenilen, müşterileri ile ilgili her türlü bilgiyi vermekle
yükümlüdür. Risk Merkezi, bu yükümlülüğe uymayanlara bilgi akışını durdurmaya
yetkilidir.
Risk Merkezi, Kurumun ve
Merkez Bankasının personeli arasından belirleyeceği ikişer üye dahil olmak
üzere dokuz üyeden oluşan bir yönetim tarafından idare edilir. Risk Merkezi
yönetimini oluşturan üyeler beş yıllık dönem için görev yapmak üzere seçilir.
Risk Merkezi yönetimi, Risk
Merkezinin kuruluş amaçları doğrultusunda özel hukuk tüzel kişileri ile kamu
kurum ve kuruluşlarından, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları ve
bunların üst kuruluşlarından bilgi talep etmeye ve bunlarla Kurulun uygun
görüşüne istinaden bilgi alış-verişine yönelik sözleşmeler imzalamaya
yetkilidir. Özel hukuk tüzel kişileri ile kamu kurum ve kuruluşları, kamu
kurumu niteliğinde meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları Risk Merkezi
yönetimi tarafından talep edilen bilgileri vermekle yükümlüdürler. Kredi
kuruluşları ile finansal kuruluşların müşterilerinin onay vermesi koşuluyla,
Risk Merkezi ile bilgi alış-verişi sözleşmesi imzalayan özel hukuk tüzel
kişileri ile kamu kurum ve kuruluşlarına kamu kurumu niteliğinde meslek
kuruluşları ve bunların üst kuruluşlarına verilecek, müşterilerin bu kuruluşlar
bünyesindeki risk bilgileri Kanunun 73 üncü maddesinin dördüncü fıkrası
kapsamında değerlendirilir.
Risk Merkezinin kuruluşuna,
faaliyetine ve çalışmasına, Risk Merkezi yönetiminin oluşumuna, toplanmasına ve
karar almasına, Risk Merkezine verilen bilgilerin kapsam, biçim ve içeriğine ve
bunların paylaşılmasına, paylaşılacak bilgilerin kapsam ve içeriğine,
ücretlendirilmesine ve üyelerce ödenecek aidatların belirlenmesine ilişkin usul
ve esaslar, Türkiye Katılım Bankaları Birliği ve finansal kuruluşların üye
oldukları meslek örgütlerinin görüşü ile Kurulun ve Merkez Bankasının uygun
görüşü alınarak Türkiye Bankalar Birliğince belirlenir ve Resmi Gazetede
yayımlanır.
Süresinde üyeler tarafından
ödenmeyen aidatlar ve komisyonlar Türkiye Bankalar Birliğince kanuni yollara
başvurularak tahsil edilir.
Kurum, gerektiğinde Risk
Merkezini denetler, denetime ilişkin usul ve esaslar Türkiye Bankalar
Birliğinin görüşü üzerine Kurum tarafından belirlenir.
Risk Merkezi, topladığı her
türlü bilgiyi, Kurum ve Merkez Bankasına istenen biçim ve sürede vermekle
yükümlüdür. Ayrıca, gerçek ya da tüzel kişilerin gerekçesini belirterek risk
bilgilerinin kendilerine verilmesi için yazılı talepte bulunmaları ya da kredi
kuruluşları ile finansal kuruluşlar dışındaki bir özel hukuk tüzel kişisine bu
nitelikteki bilgilerin verilmesi için onay verdiklerinin ispat edilmesi hâlinde
bahse konu bilgiler de talepte bulunan tarafça karşılanacak belli bir ücret
karşılığında verilir.
Risk Merkezinin bütün işlem
ve kayıtları gizlidir. Sır sahibinin bilgilerinin açıklanması konusunda açık
rızasının bulunması durumunda belirlediği kişiye risk bilgileri verilir.
Kişinin rızasına dayanan bilgilerin verilmesine ilişkin usul ve esaslar,
Kurulun, Merkez Bankasının, Türkiye Katılım Bankaları Birliğinin ve Kurulun
belirleyeceği kurum ve kuruluşların uygun görüşü alınarak Türkiye Bankalar Birliğince
belirlenir ve Resmi Gazetede yayımlanır.
Risk Merkezi nezdinde bulunan
sır niteliğindeki bilgileri, bu konuda kanunen yetkili kılınan mercilerden
başkalarına açıklayanlar, hukuka aykırı olarak kendisi ya da başkası yararına
kullananlar, yayanlar, verenler, aktaranlar veya ele geçirenler hakkında bu
Kanunun 159 uncu madde hükümleri uygulanır. Bu fıkrada tanımlanan suçların bir
tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, ilgili tüzel kişi
hakkında Türk Ceza Kanununun tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine
hükmolunur.
Risk Merkezi, bünyesindeki
her türlü bilgi alışverişini bu Kanunun 73 üncü maddenin dördüncü fıkrası
uyarınca en az beş banka tarafından kurulmuş şirketler aracılığı ile ve bu
şirketlerle yapılacak sözleşmeler çerçevesinde de gerçekleştirebilir."
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ RECAİ BERBER (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor
mu?
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(Trabzon) – Gerekçe…
BAŞKAN – Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Maddede, Türkiye Bankalar
Birliği bünyesinde kurulacak Risk Merkezinin sadece kredi kuruluşları ile
Kurulca uygun görülecek finansal kuruluşların müşterilerini değil kredi kuruluşları
ile bütün finansal kuruluşların müşterilerini kapsaması yönünden değişiklikler
yapılması önerilmektedir. Ayrıca ifade ve atıf düzeltmeleri önerilmiştir.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 sıra
sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 153. maddesinin dördüncü
fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Erkan
Akçay (Manisa) ve arkadaşları
"Kredi kuruluşları ile
Kurulca uygun görülecek finansal kuruluşların müşterilerinin onay vermesi
koşuluyla, Risk Merkezi ile bilgi alış-verişi sözleşmesi imzalayan özel hukuk
tüzel kişilerine, kamu kurum ve kuruluşlarına, kamu kurumu niteliğinde meslek
kuruluşları ile bunların üst kuruluşlarına verilecek, müşterilerin bu kuruluşlar
nezdindeki risk bilgileri Kanunun 73 üncü maddesinin dördüncü fıkrası
kapsamında değerlendirilir.”
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ RECAİ BERBER (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor
mu?
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Mithat Melen konuşacak.
BAŞKAN – Sayın Mithat Melen,
İstanbul Milletvekili… (MHP sıralarından alkışlar)
Sayın Melen, önergede imzanız
yok, lütfen önce imzanızı tamamlayınız.
MİTHAT MELEN (İstanbul) –
Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 153’üncü madde üzerindeki değişiklik önergesi üzerinde söz
almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlarım.
Değerli milletvekilleri, bir
kere “risk” kavramı çok ilginç bir kavram ve aşağı yukarı her kanunda ve
özellikle finansmanla ilgili her yasada ve her yönetmelikte var. Mesela bizim
Bankacılık Kanunu’muzun, yani 5411 sayılı Kanun’un 44’üncü maddesinde de var.
Yani şu anda Türkiye’deki, hatta dünyada da öyle, bütün finans kurumlarında
risk merkezleri var ve çok önemli bu konularda dosyalar tutuluyor, hesaplar
yapılıyor, onun çeşitli yönetmelikleri var. Şimdi durup dururken -yani bunu
anlamak güç- niye bu risk merkezleri -ki bankalarla da konuştuğumuzda, finans
kuruluşlarıyla da konuştuğumuzda bunun gerekliliğine inanmadıklarını
söylüyorlar- birdenbire tekrar bir risk merkezi ve İstanbul’da tekrar
kurulacak?
Şimdi bir parça bir başka
açıdan bakarsanız, aslında bilgilerin gizli kalması anayasal bir hak. Şimdi bu
bilgileri buna göre, bu maddeye göre herkese dağıtacaksınız, vereceksiniz.
İnsanların kişisel haklarıyla da uğraşıyorsunuz bir yerde. Yani kredi almak
isteyen herhangi bir vatandaş bu bilgilerinin başka birileriyle paylaşılmasını
istemeyebilir.
İkincisi, bunlar rekabete
aykırı. Hakikaten serbest rekabete aykırı, ticari ahlaka da aykırı bazı
bilgilerin verilmesi. Hâlbuki bu risk merkezi oturacak, bütün bunları
paylaşacak. Bunun adı nedir? Riskten kaçınmak. Bunun adı nedir? Güvenlik. Peki,
bu işi zaten Türkiye’de hem bankalar kendileri yapıyor, Merkez Bankası kendisi
yapıyor, Bankalar Birliği yapıyor, bir de ayrıca bir kurum daha…
Yeni bir kurum ne demek? Yeni
bir sürü memur demek, yeni bir sürü ek masraf demek, hatta Ankara’dan
İstanbul’a taşınan bir sürü insan demek. Bakın, oturup ekonomik hesap yapsak,
sizin bu yasayla İstanbul’a taşınması gereken insan sayısı, aile sayısı 10 bine
varıyor. Sanki İstanbul’da her şey çok düzgün, altyapı çok iyi, su-elektrik çok
iyi akıyor! İstanbul’da bir de bunların konut sorunu çıkacak mesela, bir de bu
masraflarla uğraşacağız. Yani birdenbire… Ben çözemiyorum, İstanbul’a taşınınca
İstanbul bir sabahleyin finans merkezi olacak ve risk merkezi sayesinde de
İstanbul’da her iş doğru gidecek, bizim finansman işleri gerçekten düzene mi
girecek? Bir kere bunun resmî adı dublikasyon. Yani her kurumda bir tane var,
bir de bir yerde bir tane daha kurum kuruyorsunuz. Bu kurumun acaba gerçek
gereği nedir yani onu da ben pek anlayamıyorum. Bunu bu maddeye koyarak, bu kanuna
koyarak ve aşağı yukarı bir sayfa yeni bir tanım yaparak yeni bir üst kurum
yaratmanın Türkiye’ye ne faydası var? Zaten Türkiye’de üst kurumlarla bir
yönetim tarzı belirlenmeye başlandı. Mesela Enerji Bakanlığının yanında bir
sürü üst kurum var enerji işleriyle uğraşan, keza Hazinenin, keza Merkez
Bankasının, hep üst kurumlar. Bu üst kurumlar ne işe yarayacak acaba? Bazıları
belki yarıyor ama üst kurum sayısını bu kadar artırmak Ankara’nın yetkisini
yani hükûmetin yetkisini de bir parça elinden almıyor mu? Bir kere ekonomi
yönetiminde tek başlılık çok önemli. Ekonomi yönetimindeki tek başlılığı piyasa
ekonomisi adına bence bozuyorsunuz çünkü, mesela, kim şimdi ekonominin patronu,
çok karışık. SPK mı, Hazine mi, Merkez Bankası mı, belli değil.
Bankalar… Bankalar Birliği
var, SPK var… İşler gittikçe daha beter karışıyor ve gittikçe karıştığı zaman…
Bir de, bu arada, gerçekten, herkesi de şüpheli şahıs görmemek lazım, düzgün
bir sürü insan var, düzgün bir sürü müdebbir tüccar var, iş adamı var. Onların
sırlarını da açıkça birbirinizle paylaşınca belki rekabet bozulacak, belki de…
Biraz daha derine bakarsak bunun Avrupa Birliği yasalarıyla uyumlu olduğunu da
zannetmiyorum, bunu incelemek lazım ama orada da bir uyumsuzluk başlayacak ve
oradan da biz yine sıkıntıya gireceğiz. Hatta, bu maddenin değil değişiklik
tümüyle kaldırılması ve bu kurumun ortadan kaldırılması gerektiğine inanıyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle yüce
heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati:
17.42
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati:
17.57
BAŞKAN: Başkan
Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER:
Harun TÜFEKCİ (Konya), Murat ÖZKAN (Giresun)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
606 sıra sayılı Tasarı’nın
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
154’üncü maddeye bağlı geçici
28’inci madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 sıra
sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 154. maddesine
bağlı Geçici madde 28’in sonuna aşağıdaki iki fıkranın eklenmesini arz ve
teklif ederiz.
|
|
Mehmet Günal |
Erkan Akçay |
Oktay Vural |
|
|
Antalya |
Manisa |
İzmir |
|
|
Emin Haluk Ayhan |
Mustafa Kalaycı |
Recep Taner |
|
|
Denizli |
Konya |
Aydın |
Ödeme tarihi 31.01.2011
tarihinden önce olup da, kullandığı nakdi ve gayri nakdi kredinin ödemelerini
aksatan gerçek ve tüzel kişilerin, ticari faaliyette bulunan ve bulunmayan
gerçek kişilerin ve kredi müşterilerinin karşılıksız çıkan çek, protesto
edilmiş senet, kredi kartı ve diğer kredi borçlarına ilişkin kayıtları, söz
konusu borçların daha önce veya 31 Temmuz 2011 tarihine kadar ödenmesi veya
yeniden yapılandırılması hâlinde borcun tamamının ödenmesini müteakiben Merkez
Bankası nezdindeki Risk Merkezinde ve Kredi Kayıt Bürosu A.Ş.'de bulunan
kayıtlardan başvuru aranmaksızın silinir.
Kayıtların silinmesinden
sonra, bankalar, finansal kiralama şirketleri, faktoring şirketleri ve tüketici
finansman şirketlerince yapılacak kredilendirme, çek karnesi verilmesi ve diğer
işlemlerde silinmiş kayıtlar dikkate alınmaz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 sıra
sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" nın 154 üncü maddesi
ile 5411 sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 28'in aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Mustafa Özyürek |
Harun Öztürk |
Enis Tütüncü |
|
|
İstanbul |
İzmir |
Tekirdağ |
|
|
Şevket Köse |
Akif Ekici |
Ferit Mevlüt Aslanoğlu |
|
|
Adıyaman |
Gaziantep |
Malatya |
"Geçici Madde 28- Risk
Merkezinin çalışma usul ve esasları bu maddenin yayımı tarihinden itibaren en
geç alta ay içinde bu Kanunun ek 1 inci maddesinin beşinci ve dokuzuncu
fıkralarında belirtilen usul çerçevesinde Türkiye Bankalar Birliğince belirlenir.
Bu Kanuna göre kurulan Risk
Merkezi faaliyete geçinceye kadar, Merkez Bankası bünyesinde bulunan Risk
Merkezi, 14/1/1970 tarihli ve 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası
Kanununun yürürlükten kaldırılan 44 üncü maddesi hükümleri uyarınca faaliyetlerini
yürütür.
Merkez Bankası bünyesindeki
Risk Merkezi bilgileri, bu Kanuna göre kurulan Risk Merkezine aktarılır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 Sıra
Sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 154 üncü
maddesine bağlı Geçici 28. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve
teklif ederiz.
|
|
Nuri Yaman |
Sırrı Sakık |
Sebahat Tuncel |
|
|
|
Muş |
Muş |
İstanbul |
|
|
|
|
M. Nezir Karabaş |
|
Hasip Kaplan |
|
|
|
Bitlis |
|
Şırnak |
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor
mu?
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
Önerge üzerinde söz isteyen
Sırrı Sakık, Muş Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)
Buyurun.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın
Başkan, değerli arkadaşlar; Sayın Başkan, ben tutumunuzla ilgili birkaç şey
söylemek istiyorum.
BAŞKAN – Sayın Sakık, bir
saniye. Tutumumla ilgili söz isteyecekseniz onu ayrı konuşursunuz. Lütfen, İç
Tüzük gereği konudan ayrılmayın, önerge üzerinde konuşun.
SIRRI SAKIK (Devamla) –
Lütfen, ne konuşacağımızı siz oradan tayin edemezsiniz. Tarafsız olmalısınız.
BAŞKAN – Önerge üzerinde
konuşun lütfen.
SIRRI SAKIK (Devamla) – Biz
önerge üzerinde de konuşuruz, şu anda konuşmamı da engelleyemezsiniz…
BAŞKAN – Usul tartışması
açılsın o zaman Sayın Sakık.
M. NURİ YAMAN (Muş) – O takdiri
de ona bıraksaydınız.
SIRRI SAKIK (Devamla) –
Gücünüz yetiyorsa engelleyiniz o zaman.
BAŞKAN – Hayır, güç meselesi
değil. Burada…
SIRRI SAKIK (Devamla) –
Değil. Peki, ne yapmamız lazım?
BAŞKAN – Size istediğiniz…
SIRRI SAKIK (Devamla) –
Sizden onay mı almamız lazım? Çıkıp burada sizin ne istediğinizi mi söylememiz
gerekir?
BAŞKAN – Sayın Sakık, benim
her istediğimi…
SIRRI SAKIK (Devamla) – Bize,
irademize…
BAŞKAN – Sayın Sakık, benim
istediğim gibi konuşacak değilsiniz, öyle bir şey söylemiyorum…
SIRRI SAKIK (Devamla) –
…Sayın Başkan, irademize saygı göstereceksiniz.
BAŞKAN – …İç Tüzük neyi
gerektiriyorsa onu konuşacaksınız.
SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın
Başkan, değerli arkadaşlar; bakın, burada gerçekten hepimiz birbirimizin
değerlerine saygı göstermeliyiz. Burada arkadaşlarımız zaman zaman çıkıp
konuşuyorlar. Sizin hoşunuza gitmeyen sözcükler sarf etmiş olabilirler, siz de
eleştirebilirsiniz ama emir kipleriyle bizi tehdit etmeye hiç kimsenin gücü
yetmez, bunu herkes böyle bilsin.
Hele hele geçen gün burada
gruplar adına konuşmalar yapılırken Cumhuriyet Halk Partisi grup sözcüsü çıkıp
“Bizim sabrımızı taşırıyorsunuz, biz kendimizi zor tutuyoruz…” Zor tutmazsanız
ne olur Allah aşkına, ne olur! Yani siz bizim beynimizin, bedenimizin efendisi
misiniz! Yani sizin gibi mi konuşmalıyız! Yani size tabi mi olmamız lazım!
Biraz önce arkadaşımız
söyledi. Bu af yasasında, siz bir halkı bir bütün olarak terörist ilan ettiniz.
3713 sayılı Yasa Terörle Mücadele Yasası’dır. Buradan ben de mahkûm oldum, ben
de teröristim. Ben buradan alınıp götürüldüm, bu Yasa’dan mahkûm oldum, düşünce
suçundan mahkûm oldum ama sonra, geldim bu Parlamentoda Vekilim ama Kürt
çocukları buradan mahkûm olursa üniversiteye başlayamazlar. Böyle bir adalet
olur mu? Kürt çocukları, hepimiz bundan mahkûm olmuşuz, bu ülkenin ayıbıdır.
Yediden yetmişe, kadınıyla, genciyle, erkeğiyle, bir bütün olarak bu Yasa’dan
mahkûm olmuşuz. Asıl, bu Yasa bu ülkenin yüz karasıdır. Bu Yasa’nın
değiştirilmesi gerekirken, buna hep birlikte bir birlik oluşturmamız gerekirken
arkadaşımız çıkıyor, bir şey söylüyor, kıyametler kopuyor. “Efendim, siz 40 bin
kişinin katiline böyle diyemezsiniz.” diyor. Peki, siz bizim beynimizin,
bedenimizin efendisi misiniz? Bizim değerlerimiz yok mudur? Biz, evet, Türkiye
halkının değerlerini biliyoruz, bunlara saygı duyuyoruz ama Kürtlerin de
değerleri var. Bizi sizden farklı kılan şey de… Bakın, siz “Terörist”
diyorsunuz, biz “Terörist” demiyoruz. Niye? Bizim çocuklarımız ve
kardeşlerimizdir. Kürt sorunu bir terör sorunu değil; bir hak, hukuk, adalet
sorunudur, bunu böyle algılamalısınız. Sizin “Terörist” dediğiniz insanlarla
devlet belki şu anda, şu saat orada görüşmeler yapıyor ama bu, sorunu çözmüyor
ki! Otuz yıl “Terörist” dediniz, otuz yıl terörle mücadele yasalarını hayata geçirdiniz
ve otuz yıldır acı dolu yıllar yaşadık. Şimdi, yaralarımızı sarma zamanıdır.
Bizim ne kadar dilimize dikkat etmemiz gerekiyorsa sizlerin de dilinize dikkat
etmeniz gerekir çünkü birlikte yaşayacaksak birbirimizin değerlerine saygı
göstermeliyiz ama birilerinin değerine saygı, birilerinin değerlerine de
hakaret etme hakkını hiç kimse size vermez ve biz de buna müsaade etmeyiz.
Bedeli ne olursa olsun biz zorun, zulmün önünde emin olunuz ki boyun eğmeyiz,
bizim geliş nedenimiz de budur, bu halkı özgürleştirmektir, bu halkın
sorunlarına sahip çıkmaktır ve siz…
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Bu
halk özgür. Özgür bu halk, hiçbir sıkıntısı yok.
SIRRI SAKIK (Devamla) – Bu
sizin sorununuz, sizi muhatap almıyorum zaten. Sorunlardan…
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) -
Halkın hiçbir sıkıntısı yok. Özgür, özgür… Hiç…
BAŞKAN – Sayın Milletvekili,
lütfen…
SIRRI SAKIK (Devamla) –
Bakın…
M. NURİ YAMAN (Muş) – Dili
özgür mü?
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) –
Özgür, özgür…
BAŞKAN – Sayın Milletvekili…
SIRRI SAKIK (Devamla) –
Şimdi, hiçbir şey bilmiyorsanız…
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Tek
vatan var, tek bayrak var. Bu kadar…
BAŞKAN – Sayın Tüzmen,
lütfen…
SIRRI SAKIK (Devamla) – Bir
düşünür diyor ki: “Eğer hiçbir şey bilmiyorsanız haddinizi bileceksiniz.” Bu
konularda düşünceniz yoksa, bir fikir üretmiyorsanız hiç olmazsa susun, oturun,
konuşmayın. Konuşmamak da bir erdemdir ama böyle afaki şeyler “tek bayrak, tek
millet” bilmem ne…
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) –
Yanlış mı?
SIRRI SAKIK (Devamla) - Bu
teklikler artık tarihin çöplüğüne atıldı ama biz, tek millete…
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) –
Yanlış mı?
SIRRI SAKIK (Devamla) -
Bakın, bütün kürsüde hep şunu söyleriz…
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Bu
vatan bizim vatanımız, hepimizin vatanı. Bu vatan ortaklık kabul etmez öyle.
SIRRI SAKIK (Devamla) - Bizim
vatanın tekliğine bir itirazımız yoktur, bayrağın tekliğine itirazımız yoktur
ama hepimiz…
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) –
Lafların arasına sıkıştıracaksın, sıkıştıracaksın, burada konuşacaksın. Yok
öyle, bir yere kadar. O kadar uzun boylu değil.
SIRRI SAKIK (Devamla) -
…farklı halklardan oluşuyoruz. Ben Türk kimliğine ne kadar saygı gösteriyorsam
sizin de Kürt kimliğine saygı göstermeniz lazım.
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) - Biz
milletimize saygı gösteriyoruz, o kadar.
SIRRI SAKIK (Devamla) - Diğer
halkların kimliğine, diline, kültürüne saygı göstereceksiniz.
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) -
Milletimiz birdir, burada ayrımcılık yapmaya, bölücülük yapmaya çalışma.
SIRRI SAKIK (Devamla) - O
senin sorunundur.
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) –
Samimi ol be! Samimi ol, samimi!
SIRRI SAKIK (Devamla) - Zaten
yani dar alanlarda siyaset yaparak yeniden mesaj vermeye çalışıyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) –
Samimi olun, samimi!
SIRRI SAKIK (Devamla) - Sayın
Başkan, bakın, uzun süredir konuşamıyorum, lütfen…
BAŞKAN – Genel Kurula hitap
edin Sayın Sakık, karşılıklı konuşmak zorunda değilsiniz, lütfen…
M. NURİ YAMAN (Muş) – Ama siz
de oradan seyirle geçiriyorsunuz.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Usul
tartışması açacağız Başkan.
BAŞKAN – Sayın Kaplan, bir
saniye… Siz oturun lütfen.
M. NURİ YAMAN (Muş) – Niye
müdahale etmiyorsunuz?
HASİP KAPLAN (Şırnak) –
Başkanlık tutumu hakkında usul tartışması açacağım.
BAŞKAN - Buyurun.
SIRRI SAKIK (Devamla) -
Teşekkür ediyorum.
Sevgili arkadaşlar, bu hamasi
nutuklar bu ülkenin sorunlarını çözmüyor. Bu hamasi nutuklarla bu ülke…
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) –
Hamasi nutku sen atıyorsun burada.
BAŞKAN – Sayın Tüzmen,
lütfen…
SIRRI SAKIK (Devamla) – Ben
hamasi nutuk atmıyorum…
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Sen
atıyorsun.
SIRRI SAKIK (Devamla) - …ben
bedeli ödenecek şeyler söylüyorum. Yüreğiniz varsa bunları söyleyin.
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) –
Bizim yüreğimiz var.
SIRRI SAKIK (Devamla) - Biz
burada, bakın, bu ülkede bedel ödeyerek buralara kadar geldik. Nereden, nasıl
geldiğimizi siz çok iyi bilirsiniz, çok iyi tanırsınız.
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Bu
ülke ödedi, herkes ödedi o bedeli, herkes.
SIRRI SAKIK (Devamla) – Biz
daha çok ödüyoruz, zaten…
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Yok
öyle…
SIRRI SAKIK (Devamla) - Keşke
ödeyebilseydiniz, keşke o yürekliliği göstermiş olsaydınız. Zaten birlikte,
gelin, bedel ödeyelim, bu sorunları çözelim.
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) - Şu
anda bile sen konuştukça şurada bedel ödüyoruz biliyor musun?
SIRRI SAKIK (Devamla) – Neyin
bedelini ödüyorsun?
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – İşte
bunu dinlemenin bedelini ödüyoruz.
BAŞKAN – Sayın Sakık, lütfen,
karşılıklı… Genel Kurula hitap edin.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – O
kürsüyü dinleyeceksin, o halkın kürsüsü.
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Sen
artistlik yapma!
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sizin
zorunuza gidiyor değil mi? (Gürültüler)
SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın
Başkan, ne söyleyeyim, ne diyeyim?
Şimdi, bakın, bir kahvede
oturur gibi oturmuş, ayaklarını üst üste atmış, şimdi buna ne söylenir Allah
aşkına, ne söylenir? (Gürültüler)
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu
kürsü halkın kürsüsü, milletin iradesi, onu da mı susturacaksınız?
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) –
Senin ne olduğunu biliyoruz. Herkesin ne olduğunu herkes biliyor.
HASİP KAPLAN (Şırnak) –
Gücünüz yeter mi o kürsüyü susturmaya?
SIRRI SAKIK (Devamla) -
Şimdi, seçimler yaklaşmış, Sayın Arkadaşımız buradan nemalanmaya çalışıyor.
Bize vurarak acaba bir yerlere gelebilir miyiz…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın
Başkan, niye müdahale etmiyorsunuz?
BAŞKAN – Lütfen Sayın Kaplan…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Niye
müdahale etmiyorsunuz?
AHMET YENİ (Samsun) – Ya,
daha çok konuşuyor.
BAŞKAN - Niye müdahale
etmediğimi sizden mi soracağım Sayın Kaplan? Ben dört beş…
AHMET YENİ (Samsun) – Esas
size müdahale etmesi lazım.
HASİP KAPLAN (Şırnak) –
Hakaret ediyor.
BAŞKAN - Sayın Kaplan, lütfen
bu tavrınızı bırakın.
SIRRI SAKIK (Devamla) –
Bakın, Mecliste oturmanın…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – 63’e
göre, tutumunuz hakkında usul tartışması açacağım.
BAŞKAN – Açarım ben Sayın
Kaplan, ama kurallar içerisinde…
SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın
Tüzmen, Mecliste oturmanın bir adabı vardır, köy kahvesinde oturur gibi
oturuyorsunuz. (Gürültüler)
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Onu
siz yapıyorsunuz!
BAŞKAN – Burada tehditvari
sözlerle hiçbir yere varamazsınız.
SIRRI SAKIK (Devamla) – Böyle
konuşamazsınız…
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Sen
ona karar veremezsin koçum, biz biliriz bu işleri.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
SIRRI SAKIK (Devamla) –
Sizinle hayatın her alanında, her platformunda tartışmaya hazırız.
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) –
İşine bak!
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Sakık.
SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın
Başkan, biz burada esir değiliz, bize bu haksızlığı yapamazsınız. (Gürültüler)
BAŞKAN – Lütfen oturur
musunuz.
SIRRI SAKIK (Devamla) – Bize
bu haksızlığı yapamazsınız. Kürsüye çıkıyoruz, ya siz bizi azarlıyorsunuz ya da
oradan paralı askerleriniz azarlıyor, buna hakkınız yok.
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) –
Paralı asker sizsiniz!
BAŞKAN – Sayın Sakık, sizi
azarlayan yok, siz önce şu kafanızın içerisindeki ayrımcılığı, bölücülüğü ve
bölgeciliği bir kaldırın.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz
yapıyorsunuz deminden beri Başkanım!
BAŞKAN – Buraya her
çıktığınızda Kürt’ten bahsediyorsunuz, Kürt halkından bahsediyorsunuz. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz
yapıyorsunuz!
BAŞKAN – Türkiye’deki Kürt
meselesi size bırakılacak kadar basit bir mesele değil.
SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın
Sayın Başkan, biz ayrımcı değiliz, biz bölücü değiliz.
BAŞKAN – Bu, Türkiye
Cumhuriyeti’nin meselesi, Türk Hükûmetinin meselesi, tüm partilerin meselesi,
tüm anayasal kuruluşların meselesi. Bu mesele çözülecek ama halkın oyuyla
buraya gelip de bölücülük yapmakla, ayrımcılık yapmakla bu mesele çözülmez.
SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın
Başkan, neresi bölücülük, neresi ayrımcılık söyleyin?
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın
Başkan, böyle konuşamazsınız.
BAŞKAN – Tehditvari sözlerle
hiçbir yere varamazsınız.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Böyle
konuşamazsınız Sayın Başkan. Usul tartışması açın lütfen.
BAŞKAN – Demokrasi, kurallar
ve kurumlar rejimidir. Bu kurallara uymak zorundasınız.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın
Başkan, 63’e göre usul tartışması açın!
BAŞKAN – Yemini yaptığınız
81’inci maddeye uymak zorundasınız, Anayasa’ya uymak zorundasınız Sayın Sakık.
SIRRI SAKIK (Devamla) – Biz
Anayasa’ya uymak zorundayız. Ne yaptığımızı da biz…(Gürültüler)
BAŞKAN – Daha ne
istiyorsunuz? Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ferdi olarak burada gelip her
istediğinizi söylüyorsunuz.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın
Başkan, böyle konuşamazsınız!
BAŞKAN – Konuşurum tabii ki.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – 63’e
göre usul tartışması açın!
BAŞKAN – Açarız, oturun siz,
açarım.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Orası
yönetme yeri Sayın Başkan, böyle konuşamazsınız orada.
SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın
Başkan, benim burada ne konuşacağımı bana böyle işaret edemezsiniz.
(Gürültüler)
BAŞKAN – Siz oturun lütfen
Sayın Sakık.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Orası
yönetme yeri, böyle konuşamazsınız orada.
BAŞKAN – Lütfen oturur
musunuz.
SIRRI SAKIK (Devamla) –
Burada benim nasıl konuşacağıma ben karar veririm, siz karar veremezsiniz.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Orası
yönetme yeri, böyle konuşamazsınız orada!
BAŞKAN – Lütfen oturun.
SIRRI SAKIK (Devamla) –
Burada neyi konuşacağıma ben karar veririm.
BAŞKAN – Burada kimin
oturacağına ben karar veririm Sayın Sakık. Lütfen oturun.
HASİP KAPLAN (Şırnak) –
AKP’li değilsiniz orada. 63’e göre tartışma açılmasını istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buradaki Başkan
Vekili karar verir.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – 63’e
göre usul tartışması açın Sayın Başkan.
BAŞKAN – Açacağım, bir
dakika… Oturun siz yerinize.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Evet.
BAŞKAN – Kurallara uyarak
sözünüzü isteyin, açacağım ben tartışmayı. Oturun lütfen.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Söz
istiyorum, 63’e göre usul tartışması açın.
BAŞKAN – Sayın Kaplan…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ben
talep ediyorum. Burada, Başkanlık Divanında oturuyorsunuz ama AKP’li gibi
davranıyorsunuz. Oysaki Başkanın tutumu tarafsız olmalıdır.
BAŞKAN – Sayın Kaplan,
Başkanlık Divanı tarafsız, her isteyene söz veriyor. Ama burada, geçmişte
devletin görevlilerinin veya kurumların yaptığı yanlışları bahane ederek
kimseyi tahakküm altına almazsınız.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – O
kürsünün dokunulmazlığı var. O kürsüde, işinize gelmeyecek, hesabınıza
gelmeyecek her şey konuşulur.
BAŞKAN – Buyurun, açıyorum.
Üç dakika süre veriyorum.
IX.- USUL
HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.- Başkanın,
kürsüde konuşan hatibin sözünü kesmesinin İç Tüzük’e uygun olup olmadığı
hakkında
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Lehte, Sayın Başkan.
BAŞKAN – Lehe mi, aleyhe mi?
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Lehte, Sayın Başkan.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Lehte, Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Kaplan, lehe
mi istediniz, aleyhe mi sözü?
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sizin
aleyhinizde konuşacağım, Başkanlık Divanının.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Lehte, Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun.
SIRRI SAKIK (Muş) – Ben
aleyhte istiyorum.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Lehte…
BAŞKAN – Yazacağım, bir
saniye…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) – Sayın Başkan, lehte…
AHMET AYDIN (Adıyaman) –
Sayın Başkan, lehte…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Tespit ediyor musunuz?
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; biz halkın özgür iradesi, annesinin ak sütü
gibi helal oylarıyla seçildik ve sizler gibi bu Meclise geldik. Biz buraya
geldiğimiz zaman, bize oy verenlerin hepsinin oyu sizi seçen oylar kadar eşit ve
kardeştir. Bunu bir kere kabul edeceksiniz.
İkincisi: Burada çoğunluk
olmak -çoğunluk hukukunu- dikta rejimi özlemi içinde, Meclisi bir dikta ve
totaliter anlayışla yönetmek demek değil. Sayın Başkan, bir önceki önergede
konuşurken ben bu kürsüde, benim mikrofonumu kapatıyor. Bu, halkın kürsüsü. Bu
halkın bana verdiği bu kürsüyü hangi anlayışla, hangi hakla düğmesine basıp
kapatıyor? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – İç Tüzük’ün 66’ncı
maddesinin verdiği yetkiyle kapatıyorum.
HASİP KAPLAN (Devamla) –
Bakın, burada kendisi savcılık görevinden gelmiş, hâlâ kendisini sıkıyönetim
savcısı bir AKP’li zannediyor. Yapamazsın Başkanım. Tarafsızlığı
sağlayamıyorsunuz, burada sataşma oluyor, burada hakaret ediyor sizin
partilileriniz, siz onlara söz söylemiyorsunuz, muhalefeti susturmaya
çalışıyorsunuz. Böyle bir anlayışı…
AHMET YENİ (Samsun) – Millete
hakaret ediyorsunuz, millete!
HASİP KAPLAN (Devamla) –
Böyle bir anlayışla yönetmek Meclisi, milletin iradesine saygısızlıktır. Kenan
Evren gelip bu kürsüyü susturabilmiş. Kenan Evren’in üstüne, halkımızın bize
verdiği güçle geldik bu kürsüye. Kenan Evren bu Meclisi kapattı. Kenan Evren
darbe yaptı, apoletleriyle buraya oturdu, Kenan Evren geldi bu halkın kürsüsünü
susturdu, bu kürsünün özgürlüğünü kıstı.
Benim özgürlüğüm halkımın
özgürlüğüdür, benim iradem halkımın iradesidir. Ben o güçle geldim buraya.
KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Sen
özgür olmasan burada konuşabilir misin ya? Özgür olmasan burada, bu kürsüde
konuşabilir misin?
AYLA AKAT ATA (Batman) – Siz
mi tanıyorsunuz o özgürlüğü bize?
HASİP KAPLAN (Devamla) -
Sakın ola ki keyfî yönetiminizle, dikta yönetiminizle, tarafgir anlayışınızla
bu Başkanlık Divanınızı yürütemezsiniz.
Sayın Başkan, üç defadır
uyarıyoruz ama siz bildiğinizi okuyorsunuz. Sizi istifaya davet ediyorum!
Erdemli olsanız…
BAŞKAN – Elinizi indirin
Sayın Kaplan!
HASİP KAPLAN (Devamla) –
…istifa edersiniz, erdemli olsanız bu kürsünün düğmesini kapatmazsınız!
BAŞKAN – Sizin isteme
hakkınız da yok! Hududunuzu ve haddinizi bilin!
HASİP KAPLAN (Devamla) –
Erdemli olsanız halkın kürsüsünü susturmazsınız, erdemli olsanız bizi
susturmazsınız!
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
AHMET YENİ (Samsun) – Bizim
Başkanımız erdemlidir.
M. NURİ YAMAN (Muş) – Erdemli
Mersin’de. Mersin’de “Erdemli” diye bir yer var; o, Pınarbaşılı.
HASİP KAPLAN (Devamla) -
Tarafsızlık bunu gerektiriyor. Sizi istifaya davet ediyorum. İstifaya davet
ediyorum, erdemliliğe, sağduyuya davet ediyorum! (AK PARTİ sıralarından “Haydi
oradan!” sesleri)
BAŞKAN – Lütfen oturun Sayın
Kaplan!
HASİP KAPLAN (Devamla) –
Halkın sesini susturamazsınız, bunu böyle bilin!
BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen
oturun!
MUSTAFA KABAKCI (Konya) –
Nezaketli ol.
BAŞKAN – Ben, İç Tüzük’ün
bana verdiği yetkiye dayanarak…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hangi
yetkiyle kapatıyorsunuz?
BAŞKAN – Lütfen oturun!
Konuştunuz.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hangi
yetkiye göre?
BAŞKAN – 66’ncı madde, açıp
okuyun.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz
de hukukçusunuz, ben de hukukçuyum. Okuyun bakayım, okuyun, hangisi?
AHMET YENİ (Samsun) – Bağırma
be Başkana!
HALİL AYDOĞAN
(Afyonkarahisar) – Otur yerine!
BAŞKAN – Şu hareketiniz bile
yeterli. Oturun lütfen!
HASİP KAPLAN (Şırnak) –
Okuyun! Hangisi, okuyun!
BAŞKAN – Lütfen Sayın Kaplan!
HASİP KAPLAN (Şırnak) –
Kürsüyü nasıl susturursunuz!
BAŞKAN – Oturun lütfen!
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Nasıl
susturursunuz kürsüyü Başkan! İç Tüzük’ün hangi maddesine göre kapatıyorsunuz
Başkan, hangi maddeye göre?
BAŞKAN – Ben, İç Tüzük’ün
bana verdiği yetkiyle, 66’ncı madde gereği sustururum!
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sizin
bu keyfîliğinizi, sizin bu otoriterliğinizi… Burası Meclis kürsüsü, sıkıyönetim
mahkemesi değil! (AK PARTİ sıralarından “Bağırma!” sesleri, gürültüler)
BAŞKAN – Onu siz takdir
edecek değilsiniz!
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın
Başkan, burası Meclis kürsüsü, sıkıyönetim mahkemesi salonu değil! Sıkıyönetim
mahkemesi salonunda savcılık yaparken böyle yüksekte oturmuyorsunuz!
BAŞKAN – Lütfen oturun!
Lehte Sayın Canikli, Sayın
Şandır ve Sayın Hamzaçebi söz istemişlerdir ancak 3 kişi istediği için Sayın
Hamzaçebi vazgeçmişlerdir.
Buyurun Sayın Canikli.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın
Başkan, biz daha önce söz istemiştik ama… “Evet” demiştiniz.
BAŞKAN – Bir saniye Sayın
Canikli.
Sayın Sakık, her tavrınız
böyle. Burada yazılı ama aleyhte istediğiniz için…
SIRRI SAKIK (Muş) – Neden
tavrımız bu?
BAŞKAN – Bir saniye, izahını
bir yapayım.
SIRRI SAKIK (Muş) – Ben size
medeni bir şekilde söylüyorum.
BAŞKAN – Ben de izahını
yapıyorum.
SIRRI SAKIK (Muş) – Her
seferinde böyle niye yorumluyorsunuz!
BAŞKAN – Ama her zaman böyle
yapıyorsunuz.
Bir aleyhte, bir lehte söz
veriyoruz, bunu biliyorsunuz.
SIRRI SAKIK (Muş) – İlk
bağıran bendim Hasip’ten sonra.
BAŞKAN – Sayın Sakık, izahını
yaptım. Lehte söz isteyenlere söz veriyorum, biri aleyhte, biri lehte. Bu
kuralı biliyorsunuz her zaman için.
SIRRI SAKIK (Muş) – Siz
“Aleyhte mi?” dediniz, “Evet” dedim.
BAŞKAN – Aleyhte
konuşacaksınız, lehte birisi konuştuktan sonra.
SIRRI SAKIK (Muş) – Tamam,
sorun bu kadar.
BAŞKAN – Ama her şeye itiraz
edilmez ki. Onu söylüyorum.
Buyurun Sayın Canikli.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, herkes,
özellikle bu kutsal çatı altında görev yapan ve Anayasa’ya, bu milletin
birliğine, beraberliğine bağlılık yemini etmiş olan herkes, bu milletin
birliğine, ülkenin bütünlüğüne saygı duyacaktır; resmî diline saygı duyacaktır;
bu milletin kendisine saygı duyacaktır.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – En
başta siz! En başta siz duyacaksınız!
AYLA AKAT ATA (Batman) – Ne
biçim konuşma ya!
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Eğer bunu yapmıyorsa önce millete ihanet ediyor, kendisine ihanet ediyor,
haksızlık ediyor bu millete. Çünkü eğer biraz yüreğiniz varsa, biraz
samimiyetiniz varsa gelip yeminini ettiğiniz o kurallara uymak zorundasınız.
Sizi samimiyete davet ediyorum…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Biz sizi davet
ediyoruz.
MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis)
– Ayıptır ya!
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
…sizi ahlaka davet ediyorum, sizi ahlaklı olmaya davet ediyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar, BDP sıralarından gürültüler) Milletin vekiline “paralı
asker” diyecek kadar küçülemezsiniz, aşağılamazsınız…
AYLA AKAT ATA (Batman) –
Sayın Başkan…
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
…çukura düşemezsiniz. Böyle rezalet olamaz.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ne
diyorsun sen!
BAŞKAN – Lütfen Sayın Kaplan,
oturun lütfen. Lütfen oturun. Söz vereceğim, lütfen oturun.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Bu milletin kutsal çatısı altında milletin vekiline hakaret edemezsiniz.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ne
diyorsun sen! (BDP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Şimdiye kadar…
Lütfen oturun.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Ben ne söylediğimi biliyorum. (BDP sıralarından gürültüler)
M. NURİ YAMAN (Muş) – Sen ne
biliyorsun be!
SIRRI SAKIK (Muş) – Sen
aşağılık durumdasın! Sen aşağılıksın! 50 kez aşağılıksın sen!
BAŞKAN – Sayın Sakık, lütfen…
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Terörden bahsediyorsun… Barıştan bahsediyorsun, terör düşmüyor ağzından.
BAŞKAN – Birleşime beş dakika
ara veriyorum sayın milletvekilleri.
Kapanma Saati :
18.17
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati:
18.40
BAŞKAN: Başkan
Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER:
Harun TÜFEKCİ (Konya), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum.
Birleşime bir saat ara
veriyorum.
Kapanma Saati:
18.41
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati:
19.49
BAŞKAN: Başkan
Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER:
Fatih METİN (Bolu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin Beşinci
Oturumunu açıyorum.
Sayın milletvekilleri, önceki
oturumda yaşananlar üzerine siyasi parti grup başkan vekillerimizin bir
açıklama talebi olmuştur. Kendilerine sırasıyla söz vereceğim.
Buyurun Sayın Mustafa Elitaş,
Kayseri Milletvekili.
V.- AÇIKLAMALAR
(Devam)
4.- Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, usul tartışması sırasında yaşanan gerginlik
nedeniyle açıklaması
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Biraz önce oturum devam
ederken milletvekili arkadaşlarımıza, bu kürsüden yaptıkları hitap çerçevesi
içerisinde, siyasi parti grubumuzdan bazı milletvekili arkadaşlarımızın -tüm
gruplardan da olmak üzere- hatibe farklı şekilde, konunun ve
milletvekilliğinin, Anayasa’ya ettiğimiz yemin çerçevesinde konuşmaları
şeklinde uyarıları ortaya çıktı. Ama bu süreç içerisinde baktığımızda, ben
olaylar vuku bulduğu anda Parlamentoda değildim televizyonda izleme imkânı
buldum, bizim Grup Başkan Vekili Arkadaşımızın konuşması sırasında ortaya çıkan
ve başka bir muhalefet partisinin milletvekilinin bu konuya itirazı üzerine
Meclis Başkanımız Parlamentoya ara vermek mecburiyetinde kaldı.
Değerli arkadaşlar, bir
kısmımız dokuz yıla yakındır milletvekilliği görevimizi yapıyoruz, bir kısmımız
daha uzun süreli milletvekilliği görevlerimize devam ediyoruz, en az üç buçuk
yıllık milletvekili olan arkadaşlarımız var. Bugüne kadarki geçen süreç
içerisinde iyi konuşmalarımız oldu, kötü konuşmalarımız oldu, eleştiriler oldu
ama hakarete varan, hakaret olup hem bir grubu hem de milletvekillerini itham
altında bırakan, töhmet altında bırakan konuşmalar genellikle olmadı.
Anayasa’yı beğensek de
beğenmesek de, şu andaki yürürlükteki olan 1982 Anayasası değişene kadar,
değiştirilinceye kadar hepimiz uymak mecburiyetindeyiz, o Anayasa’ya sadakatte
yemin ettik. Değiştirdiğimiz takdirde, halkımızın iradesiyle değiştiği
takdirde, Parlamentonun iradesiyle değiştiği takdirde biz bu Anayasa’ya uymak
mecburiyetindeyiz.
O anlamda hem Türkiye Büyük
Millet Meclisinde milletvekillerinin birbirlerini itham etmelerini, 74 milyon
insanın temsilcisi olan 50 milyon seçmenin oylarıyla seçilen milletvekillerine
herkesin sabır ve tahammül etmesini, aynı zamanda her bir siyasi parti grubunun
temsil ettiği kitleye saygıdan dolayı konuşmalarımızı temsil ettiğimiz yüce
milletin karakterine uygun şekilde yapmak sadece bu ülkeyi, bölgeleri değil bu
ülkede yaşayan 74 milyon insanın kardeşliğini pekiştirecek, ayrışmayı değil
birlikteliğini hatırlatacak ve birlikteliğini bir araya getirip bin yıldır beraber
olduğumuz bu birlikteliği dünyanın sonuna kadar devam ettirecek şekilde
konuşmalarımıza devam etmemiz gerekir diye düşünüyorum.
Bu vesileyle, Değerli
Başkanımız bu konuşmayı, bu fırsatı bize verdiğinden, bu süreçten sonra da
uyumlu ve anlayışlı bir şekilde…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) -
Sayın Başkanım, bir cümle söyleyip bitireceğim, süre verirseniz…
…geçeceğini ümit ediyor,
hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Elitaş.
Akif Hamzaçebi, Trabzon
Milletvekili.
Buyurun Sayın Hamzaçebi.
5.- Trabzon
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, usul tartışması sırasında yaşanan
gerginlik nedeniyle açıklaması
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üç haftadır devam etmekte
olan torba yasa tasarısına ilişkin görüşmelerin akşam saatlerindeki oturumunun
bir tartışma ortamına dönüşmüş olmasından eminim hepimiz üzüldük.
Demokrasi, farklılıklarımızın
özgürce ifade edilebildiği, özgürce yaşandığı ve yine bu farklılıklar arasında
en geniş uzlaşmanın arandığı rejimin adıdır. Sorun, birbirimizle iletişim
kurma, farklılıklarımızı muhafaza ederek ortak bir yaşamı başarma, ortak bir
yaşamı gerçekleştirme sorunudur. Başarmamız gereken budur. Farklılıklarımızı,
bu farklılığın ötesine taşımak, bir ayrışmanın veya tartışmanın, derin
tartışmaların unsuru olarak görmek doğru değil, bunlar bize zaman kaybettirir.
Yine, demokrasi, sivil
toplumun en güçlü olduğu rejimin adıdır. İleri demokrasilerde, gelişmiş
demokrasilerde sivil toplum son derece güçlüdür. Sivil toplum iknaya dayanır,
sivil toplum uzlaşmaya dayanır. Sivil toplum karşısında devlet vardır, devletin
güçleri vardır. Devletin gücünü hissettirmeye kalkıştığı yerde yani daha
doğrusu sivil toplumu dikkate almadığı yerde demokrasi zayıflar. Biz, buradaki
görüşmelerde sadece kendi siyasal tabanımızı, bizim partilerimize oy veren,
kendi siyasi partilerimize oy veren vatandaşlarımızı değil bütün toplumu ikna
etmenin çabası içinde olmalıyız veya toplumun çok geniş bir kesimini ikna
etmenin çabası içinde olmalıyız. Vatandaşlarımız bizi izliyor, başarmamız
gereken, yapmamız gereken budur. Bunu yaparsak demokrasi kazanır, Türkiye
kazanır. Aksi takdirde belki çok sınırlı kesimler bu tartışmalardan, bu tip
görüşmelerden mutlu olabilir ama toplumun çok büyük bir kısmının bu tip
tartışmalardan mutlu olmadığını düşünüyorum. Umuyorum ki Türkiye Büyük Millet
Meclisi bunu başaracaktır, bunu başaracak kadrolar buradadır.
Bütün milletvekillerimiz
milletin oylarıyla buraya gelmiştir, milletin temsilcileridir. Hiçbir
temsilcinin, hiçbir milletvekilinin diğerine kıyasla bir üstünlüğü yoktur,
hepimiz vatandaşı temsil ediyoruz. Vatandaşımız da bizi izliyor, biz de
vatandaşlarımızı burada ikna etmek zorundayız. Ne kadar ikna edersek
demokrasiyi o kadar daha ileriye taşımış oluruz.
Ben bu düşüncelerimi ifade
ederek sözlerimi sonlandırıyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Hamzaçebi.
Mehmet Şandır, Mersin
Milletvekili.
Buyurun Sayın Şandır. (MHP
sıralarından alkışlar)
6.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, usul tartışması sırasında yaşanan gerginlik
nedeniyle açıklaması
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Teşekkür ederim Değerli Başkan.
Değerli milletvekilleri,
gerçekten biraz önce burada hoş olmayan, kabul edilemez, bize yakışmaz,
ülkemize yakışmaz olaylar yaşandı. Bu olayları yok saymak doğru değil. Bu
olayların tedbir alınmazsa geleceğini öngörmek lazım. Ayrıca, burada biz kavga
yaparsak sokağın ne duruma geleceğini de bilmemiz gerekir. Bir seçim öncesinde
bu milleti germemek ve milletin duygularını dikkate almak gerekiyor. Onun için
biraz önce yaşanan olaylar bizim açımızdan kabul edilemez olaylardır, asla
tasvip edilemez olaylardır.
Değerli milletvekilleri,
arkadaşlarımın da ifade ettiği gibi, eğer biz birlikte bir görev yapıyorsak,
birlikte bir iş yapıyorsak ortak zeminimizi güçlendirmemiz lazım.
Farklılıklarımız olabilir, duygularımız, düşüncelerimiz, siyasetimiz,
heveslerimiz, hesaplarımız farklı olacaktır ama eğer birlikte bir görev
yapıyorsak bu görevin sorumluluğunda ortak paydalarımızı güçlendirmemiz lazım.
Öncelikle, medeni insanlar olarak birbirimize karşı saygılı olmak
mecburiyetindeyiz, sevgi mecburi değil ama saygı bir mecburiyet olmalı, hoşgörü,
tahammül ve gerçekten birbirimizi de iyi anlamamız lazım, birbirimize bağırarak
çağırarak bir yere varılamadığını anlayacak kapasitede olmamız lazım.
Dolayısıyla, bundan sonraki çalışmalarda her arkadaşımızın halkımız adına,
milletimiz adına burada davranışlarımıza çok dikkat etmemiz gerekiyor.
Bir diğer husus da değerli
arkadaşlar, Türkiye bir hukuk devletidir, ne kadar farklı hesaplarımız,
hayallerimiz olursa olsun bizi bağlayan husus hukukun üstünlüğüdür. Hukukçu
kimlikleriyle arkadaşlarımız bu hukukun üstünlüğü konusunda, bu Anayasa’nın
belirleyici, tanımlayıcı hükümlerine uymazlarsa ve bunu zorlarlarsa bunun
topluma çarpan etkisiyle yansıması ülkemizi felakete götürür.
Biz burada biziz, bunu iyi
anlamak lazım değerli arkadaşlar, biziz; “biz”, “siz” yok. Eğer
farklılıklarımızı kimlikleştirerek bu kimliklerin kavgasına düşersek, bu ülkeyi
cam kırığı yığını hâline getiririz. Buna hakkımız yok. Burada hepimiz, bu
topraklarda yaşayan halkın adına görev yapıyoruz ve hepimiz biriz. Kendimizi
bir ayrı yere koyarak karşımızdakileri suçlamak, onlara saldırmak bence doğru
değil, doğru olmamıştır. Bunun hiç kimseye faydası yok, buna hakkımız da yok
değerli arkadaşlar.
Bu sebeple biz Milliyetçi
Hareket Partisi olarak...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
MEHMET ŞANDIR (Devamla) –
Sayın Başkan, bitirmeme lütfen müsaade edin.
BAŞKAN – Buyurun Sayın
Şandır.
MEHMET ŞANDIR (Devamla) -
...kendimizi bu milletin birliğinin teminatı görüyoruz, milliyetçiliğimizin
gereği bu. Bu topraklarda yaşayan halkı tüm farklılıklarıyla
kucaklayabiliyorsak biz hem hukuktan kaynaklanan hem insan olmanın
sorumluluğunda görevimizi yapıyoruz demektir. Farklılıklarımızı
kimlikleştirerek, bu kimliklerin sorunlarını çözmek için politikalar, söylemler
geliştirmenin sonucunun nereye varacağını öngörmek mecburiyetindeyiz. Siyasetçi
ve devlet adamı geleceği öngörmek mecburiyetinde. Geleceği öngörmeden atılan
adımların ülkeye neye mal olacağını geçmişte yaşadık. Onun için herkesi
sorumluluk anlayışıyla, sorumluluk ahlakı içerisinde sağduyulu davranmaya davet
ediyoruz ve Meclis Başkanının bu konuda İç Tüzük hassasiyetini ben takdirle
karşılıyorum, buna da herkesin saygı göstermesini istirham ediyorum.
Hepinize saygılar sunarım.
(MHP, AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Şandır.
Ayla Akat Ata, Batman
Milletvekili.
Buyurun Sayın Ata.
7.- Batman
Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, usul tartışması sırasında yaşanan gerginlik
nedeniyle açıklaması
AYLA AKAT ATA (Batman) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, akşam saatlerinde bizler için de
televizyonları başında bizleri izleyen halkımız için de hoş olmayan bir
tabloyla karşı karşıya kaldık. Ancak dört yıla yakın bir zamandır bu Parlamento
çatısı altındayız. Defalarca kez Başkanlık Divanının ayrımcı politikalarıyla
karşı karşıya kaldık ve bugün de bir benzerini yaşadık. Sonuç itibarıyla
yaşananların, bugüne kadar yaşananların getirmiş olduğu nokta bizi, bunun
patlaması oldu ama kendimizi yaşananlardan sorumlu görerek burada başta
halkımıza ve bizi izleyen tüm vatandaşlarımıza bir öz eleştiri vermemiz
gerektiğini düşünüyoruz. Bu öz eleştiri bugünün öz eleştirisi, bugün
yaşananların öz eleştirisi değildir. Bu öz eleştiri üç buçuk yıldır bu
Parlamento çatısı altında olup hâlâ bu Parlamento çatısı altında ayrımcı politikalara,
ayrımcı tutum ve davranışlara karşı bir tutum geliştiremememiz ve hâlâ bu
uygulamalarla karşı karşıya kalıyor olmamızdan kaynaklıdır.
Değerli milletvekilleri,
bizler talihsizlik olarak nitelendirebileceğimiz bir açıklamayla karşı karşıya
kaldık. Bu Parlamento çatısı altında bütün grup başkan vekilleri hem
aidiyetleri olan siyasi partiler için hem de bir bütün toplumumuzun, Türkiye
toplumunun tamamı için bir sorumluluk altındadırlar. Bu Parlamento çatısı
altında bir grup başkan vekilinin diğer bir parti grubunu itham altında
bırakacak, bir çocuğun diğer çocuğa söylemeyeceği hakarete varan birtakım
söylemleri ifade etmesini, asla ama asla doğru bulmuyoruz. Kimliklerin ön plana
çıkmasını istemezdik, ama biz Kürt olduğumuz için yok sayıldık, Kürt olduğumuz
için haklarımız yok sayıldı, Kürt olduğumuz için bu ülkede eşit, özgür vatandaş
olamadık…(AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Lütfen sayın
milletvekilleri…
AYLA AKAT ATA (Devamla) – …o
yüzden bu kimliğimiz ön plana çıktı. Yoksa amacımız, kimliğimizi her gün burada
ifade etmek, bunun üzerinden politika yapmak değildi, ama bu ülkede seçilmiş
olmanın bir sorumluluğundan kaynaklı, bu kürsüye her çıktığımızda bu ülkenin
belki büyük bir çoğunluğunun haberi olmayan birçok konuya değindik, aksi hâlde BDP
çatısı altında değil, diğer siyasi parti grupları çatısı altında siyaset
yapıyor olurduk. Farklı düşünüyoruz, farklı bir yerden siyasete, farklı bir
yerden ülkenin bütünlüğüne ve birliğine yaklaşıyoruz.
Ülkenin birliği ve bütünlüğü
bizim için de önemlidir, bugüne kadar yaşanan her şeye ve büyük acılara rağmen,
hâlâ ortak vatanda eşit, özgür, birliktelikten yanayız; bunun için de mücadele
ediyoruz, bunun için, bunu istediğimiz için hâlâ bedel ödüyoruz ve Türkiye
toplumu bundan habersiz. Bu Parlamento çatısı altında yaşayan, faaliyet
yürüten, siyaset yapan milletvekillerinin buna tahammülsüzlüğü esasında topluma
da yansıyor ve toplumda yansımasını farklı buluyor. Bu kürsüde bize konuşma
hakkını sizler vermediniz, kürsünün dokunulmazlığı var, farklı düşüncelerimizi
bu kürsüde ifade edeceğiz…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
AYLA AKAT ATA (Devamla) –
Bitiriyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Ata.
AYLA AKAT ATA (Devamla) – …bu
kürsüde bizi buraya taşıyan siyasal gerekçeleri ifade edeceğiz ve bunu
savunacağız. Bundan sonra da bu akşam yaşananlara meyil vermeyecek bir tablonun
içerisinde olmak istiyoruz. Belki yasama döneminin sonundayız, ama herkesi
sorumlu davranmaya davet ediyoruz. Bu sorumluluğu Barış ve Demokrasi Partisi
Grubu olarak bizler göstereceğiz.
Tekrar hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Ata.
Sayın milletvekilleri, önceki
oturumda açılan usul tartışması sona ermiştir.
606 sıra sayılı tasarının
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
VIII.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
2.- Bazı
Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Kanun
Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile
Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134,
2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344,
2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507,
2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690,
2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800,
2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S.
Sayısı: 606) (Devam)
BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet
yerinde.
Muş Milletvekili Nuri Yaman
ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 sıra
sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 154 üncü
maddesi ile 5411 sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 28'in aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
"Geçici Madde 28- Risk
Merkezinin çalışma usul ve esasları bu maddenin yayımı tarihinden itibaren en
geç altı ay içinde bu Kanunun ek 1 inci maddesinin beşinci ve dokuzuncu
fıkralarında belirtilen usul çerçevesinde Türkiye Bankalar Birliğince
belirlenir.
Bu Kanuna göre kurulan Risk
Merkezi faaliyete geçinceye kadar, Merkez Bankası bünyesinde bulunan Risk
Merkezi, 14/1/1970 tarihli ve 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası
Kanununun yürürlükten kaldırılan 44 üncü maddesi hükümleri uyarınca faaliyetlerini
yürütür.
Merkez Bankası bünyesindeki
Risk Merkezi bilgileri, bu Kanuna göre kurulan Risk Merkezine aktarılır.”
Mustafa
Özyürek (İstanbul) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor
mu?
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz
isteyen Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Malatya Milletvekili.
Buyurun Sayın Aslanoğlu.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli üyeler; hepinize saygılar sunuyorum.
Çok üzüldüm, aslında
konuşacak mecalim kalmadı. Ben bu ülkeyi çok seviyorum, hepimiz çok seviyoruz.
Bu ülkenin tüm insanları, hepimiz bir kardeşiz, hepimiz bir bireyiz, bu ülkenin
bireyiyiz ama ben bu olaylara çok üzülüyorum.
Gelin, halkımızın ekmeği
için, gelin, insanımızın ekmeği için büyük mücadele verelim. O kavgayı onların
sorunu için, onların sorununu çözmekte verelim, ekmek için verelim, aş için
verelim. Eğer biz halkımızın aşını ve ekmeğini çözersek çok şeyi çözmüş oluruz.
Değerli milletvekilleri,
bugün 179’uncu madde var, gelecek. Yine uyarıyorum: Tütün, ekmek, bazı
bölgelerimizin ekmeği, Bitlis’in, Muş’un, Malatya’nın, Adıyaman’ın, özellikle
bu sarmalık tütün dediğimiz bu insanların ekmeği.
Bir kurum düşünün arkadaşlar,
o maddeye gelmeden yine uyarıyorum, 179’uncu madde, gecenin en son maddesi ama
hepinizden rica ediyorum, çözmemekte direnirse, ekmeğimize kim göz koyarsa bu
Meclis, bu Meclis bunu çözmelidir arkadaşlar. Bir kurum düşünün, diyor ki:
“Tütün ticareti yapanlara 50 bin lira, taşıyana ceza veririm.” Ya kime ceza
veriyorsun sen? Kime ceza veriyorsun? Alan var mı? Alan yok. Tekel dedin, onu
da sattınız gitti. Ama ben ekiyorum. Ekimini serbest bırakıyorsun, yasak değil
bu. Yasak olmayan bir şeyin arkadaşlar, ticaretini nasıl, nasıl, nasıl
yasaklarsınız ya? Ekimi yasak olmayan bir ürünü eğer Adıyaman’dan Diyarbakır’a
götürecekse, sen bunun kamyonuna nasıl el koyarsın? Nasıl 50 bin lira ceza
verirsin? Sen kim oluyorsun? Benim
ekmeğimle nasıl oynuyorsun?
MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) –
Bana mı söylüyorsun?!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) – Yok Muharrem ağabey, size söylemiyorum, herkese söylüyorum.
Nereden gelirse gelsin
kardeşim, nereden gelirse gelsin, kimden gelirse gelsin bu ülkede insanın
ekmeğini kimse alıkoyamaz. Ben hepinizden rica ediyorum, 179’uncu madde
gelecek, bunu hep birlikte, bu Meclisin bir bütünü olarak çözelim. Bu, bu sorun
benim sorunum değil, bu sorun hepimizin sorunu. Bu sorun, en az 1 milyon
insanın ekmek parası. Ben sizden rica ediyorum: Risk diyoruz işte; risk,
birisinin ekmeğini elinden almak, en büyük risk budur arkadaşlar. Tütün ekiyor,
satıyordu dün ve arkadaşlar, ne oluyorsunuz, serbest olan, ekimi serbest olan
bir şeyin nakliyesini nasıl yasaklarsın ya? Nasıl yasaklarsınız ya? Bırakın
satayım.
Değerli arkadaşlarım, burada
iki madde var, Tütün ve Alkol Piyasası Kanunu’nun 8’inci maddesinin (h) ve (ı)
bentleri; bu bentler kaldırılmadığı sürece bu sorun devam eder. Bu Meclis
insanların ekmeğine sahip çıkmalıdır. Bu Meclis insanların rızkına sahip
çıkmalıdır, insanların çoluk çocuğunun rızkına sahip çıkmalıdır.
Ben, gecenin geç saatinde,
belki sabaha karşı gelecek 179’uncu madde. Şimdiden uyarıyorum: Bu madde
geldiğinde, Meclis iradesi, “Meclis iradesi” diyorum arkadaşlar, Meclis iradesi
buna sahip çıkmalıdır, ekmeğe sahip çıkmalıdır. Bir kez daha hepinize bunu
söylüyorum.
Bir başka konu: Bir şeyi yok
ederken ama oradan ekmek yiyen insanların da ekmeğini düşünmüyoruz bazen.
Örneğin Şanlıurfa’da bir Evren Sanayi Sitesi varmış, “Kamyonlar, otobüsler
buradan geçemez.” denirmiş; yollar kesilmiş, kimse artık o siteye giremiyor.
2.500 kişi ekmek yiyor. 2.500 tane iş yeri var, 7.500 çalışanı var. 30
kilometreden dolaşıyormuş kamyonlar. Ya etmeyin, tutmayın. Önce, “Bu insanlar,
buradan ekmek yiyen insanlar buraya nasıl girer?” diye bir bakın. Bir şeyi
yasaklayın ama ekmeği yasaklamayın. 30 kilometreden dönüp geliyorlarmış; artık,
oraya hiçbir kamyon, kamyonet veya tır giremiyormuş, başka yerlere gidiyormuş.
Benden söylemesi, takdir sizin.
Hepinize saygılar sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Aslanoğlu.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(Trabzon) – Karar yeter sayısı istiyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza
sunacağım ancak karar yeter sayısı arayacağım.
Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.
Beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati:
20.11
ALTINCI OTURUM
Açılma Saati:
20.16
BAŞKAN: Başkan
Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER:
Harun TÜFEKCİ (Konya), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin Altıncı
Oturumunu açıyorum.
606 sıra sayılı Kanun
Tasarısı’nın 154’üncü maddesine bağlı geçici 28’inci madde üzerinde verilen
Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve arkadaşlarının önergesinin
oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi yeniden
oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.
Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır ve önerge kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 sıra
sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 154. maddesine
bağlı Geçici madde 28’in sonuna aşağıdaki iki fıkranın eklenmesini arz ve
teklif ederiz.
Mehmet
Günal (Antalya) ve arkadaşları
Ödeme tarihi 31.01.2011
tarihinden önce olup da, kullandığı nakdi ve gayri nakdi kredinin ödemelerini
aksatan gerçek ve tüzel kişilerin, ticari faaliyette bulunan ve bulunmayan
gerçek kişilerin ve kredi müşterilerinin karşılıksız çıkan çek, protesto
edilmiş senet, kredi kartı ve diğer kredi borçlarına ilişkin kayıtları, söz
konusu borçların daha önce veya 31 Temmuz 2011 tarihine kadar ödenmesi veya
yeniden yapılandırılması hâlinde borcun tamamının ödenmesini müteakiben Merkez
Bankası nezdindeki Risk Merkezinde ve Kredi Kayıt Bürosu A.Ş.'de bulunan
kayıtlardan başvuru aranmaksızın silinir.
Kayıtların silinmesinden
sonra, bankalar, finansal kiralama şirketleri, faktoring şirketleri ve tüketici
finansman şirketlerince yapılacak kredilendirme, çek karnesi verilmesi ve diğer
işlemlerde silinmiş kayıtlar dikkate alınmaz.
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor
mu?
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz
isteyen Mehmet Serdaroğlu, Kastamonu Milletvekili.
Buyurun Sayın Serdaroğlu.
(MHP sıralarından alkışlar)
MEHMET SERDAROĞLU (Kastamonu)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergemiz üzerine söz aldım. Sizleri
en iyi dileklerimle selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, AKP
iktidara geldiği ilk yıllarda 5033 sayılı Kanun’la bir sicil affı çıkardı ve
ödeme güçlüğünden dolayı sicilleri bozulmuş olan vatandaşlarımızın Merkez
Bankasından kayıtları silindi ancak bankaların ortaklaşa kurduğu Kredi Kayıt
Bürosundaki kayıtlar ise aynen kaldı. Yani 2003 yılında çıkarılan sicil affı
hiçbir işe yaramadı.
2008 yılına gelindiğinde,
Hükûmetin kötü ekonomi yönetimi sonucunda insanlar yine ödeme güçlüğü içine
düştüler ve tekrar sicilleri bozuldu. 1 milyondan fazla vatandaşımız daha kara
listeye girdi. Bunun içinde kefillikten dolayı kara listeye girenlerin sayısı
yok.
Milliyetçi Hareket Partisi
olarak bir kanun teklifi verdik, böylece Merkez Bankasındaki siciller ile birlikte
Kredi Kayıt Bürosunda tutulan sicillerin temizlenmesini istedik. Ancak Hükûmet,
her zaman olduğu gibi “Kargadan başka kuş tanımam.” tavrıyla yine bildiğini
okudu, kendi tasarısını dikkate alarak sadece Merkez Bankasındaki kayıtları
sildi ama Kredi Kayıt Bürosundaki kayıtlara maalesef dokunulmadı. Yani
çıkardığınız 5834 sayılı Kanun da hiçbir işe yaramadı, bu Meclis de boşa kürek
çekmiş oldu.
Değerli milletvekilleri,
görüştüğümüz madde, Merkez Bankası Risk Merkezinin kapatılarak, kayıtlarının,
Bankalar Birliği nezdinde kurulacak risk merkezine aktarılmasını öngörmektedir.
Önergemiz ile, Merkez Bankası Risk Merkezindeki kayıtların yeni kurulan risk
merkezine aktarılmaması ve kredi kayıt bürosundaki kayıtların da silinmesi
istenmektedir. Türkçesi, tam anlamıyla yeni bir sicil affı öngörmekteyiz.
Bundan önce eksik çıkardığınız sicil afları bir işe yaramadığı için, bugün bu
sicil affına gerçekten ama gerçekten çok ihtiyaç vardır. Madem toplum
kesimlerinin birikmiş borçlarını yeniden yapılandırmaktayız, gelin, kara
listede bulunan kayıtları da burada birlikte silelim, yaptığınız iş tam olsun;
ama niyetiniz tavşana kaç tazıya tut demekse biz bunu bilemeyiz değerli
milletvekilleri. Özellikle esnaf ve çiftçimizin bozuk sicillerinden dolayı
kredilerden faydalanamaması için bu sicilleri silmiyorsanız, o da tabii ki
sizin bileceğiniz bir iştir.
Değerli milletvekilleri,
kredi kayıt bürosunun kayıtlarına girmek kolay ancak çıkmak o kadar zor ki.
Olması gereken, borç ödendiğinde otomatik olarak kayıtların silinmesi olması
lazım ancak uygulama böyle değildir. Listeye girdiniz mi bir daha çıkmanız
neredeyse imkânsızdır. Mesela, vatandaşlarımız, haberi olmadan arkasından
gönderilen kredi kartının bile ödenmeyen aidat ücreti bahane edilerek –altını
çizerek ifade ediyorum- kara listeye alınabilmektedirler. Vatandaşlarımız, kara
listede olduklarını ancak bir kredi kartı talebinde bulundukları zaman
öğrenebilmektedirler. Dolayısıyla, önergemiz kabul edilerek, Merkez Bankası
Risk Merkezindeki kayıtlar yeni kurulan risk merkezine taşınmamalı, öncelikle
ve özellikle Kredi Kayıt Bürosundaki kayıtlar silinmelidir.
Sayın iktidar, sicil affında
samimi iseniz önergemize destek verin, bu problemi birlikte burada çözelim ama
yok, niyetiniz farklı ise yine reddedeceksiniz. Millet sizi de bizi de bu
saatlerde izlemektedir. Eğer niyetiniz iyi ise bu önergeye destek verirsiniz
diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Serdaroğlu.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
Madde 154’e bağlı geçici
madde 29 üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 sıra
sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 154 üncü maddesi
ile 5411 sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 29’un Tasarı metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
|
Mustafa Özyürek |
Harun Öztürk |
Enis Tütüncü |
|
|
İstanbul |
İzmir |
Tekirdağ |
|
|
Şevket Köse |
Akif Ekici |
Ferit Mevlüt Aslanoğlu |
|
|
Adıyaman |
Gaziantep |
Malatya |
|
|
|
Ali Arslan |
|
|
|
|
Muğla |
|
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor
mu?
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz
isteyen Ali Arslan, Muğla Milletvekili, buyurun.
ALİ ARSLAN (Muğla) – Sayın
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; önergemiz üzerine söz almış
bulunuyorum. Sözlerime başlarken yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, torba yasa
deyince, artık, sekiz yılı aşan bir süreden sonra AKP eğer bir torba yasa
getiriyorsa, dikkat etmek gerekiyor. Yani nereden çıktı bu torba, içinde neler
var diye çok inceden inceye bakmak gerekiyor. Tıpkı uyanık tüccarların yaptığı
gibi torba yasada halkın yararına olan maddeler oluyor, halkın dört gözle
beklediği maddeler oluyor, emekçilerin, geniş halk yığınlarının zararına olan
maddeler oluyor, AKP’nin gizli gündemini içinde barındıran maddeler oluyor, çok
dikkat etmek gerekiyor. Tıpkı bir uyanık tüccarın pazar yerinde sattığı ürünler
için kullandığı torba gibi, çuval gibi; üstünde güzel, cilalı maddeler var ama
altında da bozuk, dikkat edilmesi gereken maddeler oluyor. Gerçekten bu torba
da böyle. Halkın dört gözle beklediği düzenlemeler var.
Bu kanunun gerekçesinde de
çok net şekilde belirtmişsiniz, gerçekten bir ekonomik sıkıntı sürecini, bir
kriz sürecini, teğet geçti diye ilk başta görmezden gelmeye çalıştığınız kriz
sürecini atlattık ve müthiş sıkıntılı, intiharın eşiğine gelen, intihar eden,
ruh sağlığı bozulmuş vatandaşlar kitlesini arkada bıraktık. Gerçekten insanlar
borç altında inim inim inliyor, vergilerini ödeyemez hâle geldiler, primlerini
ödeyemez hâle geldiler. Böyle bir düzenlemeye ihtiyaç var ve toplumun önemli
bir kesimi de bunu dört gözle bekliyor.
Değerli arkadaşlarım, bakın,
defalarca anlatıyoruz, dinlemiyorsunuz ama ben bu rakamları ekranları başında
bizi dinleyen vatandaşlarımız için 2 defa okuyacağım. Sevgili arkadaşlarım,
2002 yılında bankalara bu ülkenin vatandaşlarının toplam borcu 6,5 milyar
dolar. 2010 yılında ne olmuş biliyor musunuz arkadaşlar? 170 milyar dolara
çıkmış. 10 katı değil, 20 katı değil, 30 katına yakın insanlarımızın bankalara
borçları artmış.
Yine, bakın, 2002 yılında 10
bin vatandaşımız bankalara borçlarını ödeyememişler, 10 bin vatandaşımız
bankalara borç ödemekte zorlanıyor. 2010 yılında ne olmuş biliyor musunuz
arkadaşlar? 625 bin vatandaşımız bankalara borcunu ödeyemiyor. Yani neredeyse
her on vatandaşın bir tanesi banka borçlarını ödeyemez hâle gelmiş. Gerçekten
böyle bir düzenlemeye şiddetle ihtiyaç var ama bakın siz ne yapıyorsunuz? Bir
beklenti yaratıyorsunuz. Onun yanında, zaten iktidara geldiğiniz günden beri
emeğin başına bir kâbus gibi çöktünüz İş Yasası’yla, diğer yasalarla. Emek
dünyasını perişan eden, odaları, sendikaları sokaklara döken, hatta özürlüler
hakkında bile, özürlülerin bazı haklarını geri almaya çalıştığınız düzenlemeler
getiriyorsunuz içinde.
İnsanlar sokakta, emekçiler,
sendikalar sokakta demokratik haklarını arıyorlar, haklarını kaybetmemek için
yürüyüşler yapıyorlar. Siz ne yapıyorsunuz? Arap ülkelerinde bile görülmedik
uygulamalar; biber gazları, coplar, tazyikli sular… İnsanları anasından
doğduğuna pişman edecek hâle getiriyorsunuz. Değerli arkadaşlarım, Habur’da
PKK’lı teröristlere gösterdiğiniz hoşgörüyü kendi hakkını arayan bu emekçi
insanlara maalesef göstermiyorsunuz.
Silivri’de insanlar neden
yattığını bilmiyor yıllardan beri, Hizbullah teröristleri dışarıda geziyor.
MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) –
Onlar niye yattıklarını biliyorlar.
ALİ ARSLAN (Devamla) – Tam
bir çifte standart sevgili arkadaşlarım.
Bakın, Kayseri’de, Elâzığ’da
belediyedeki yolsuzluklar ayyuka çıkmış, belediye başkanları hâlâ görevine
devam ediyor ama sudan bahanelerle Yalıkavak’ta, Güllük’te belediye başkanlarını
görevden alıyorsunuz. Adınızda “Adalet” var ama adaletin A’sı bile yok. Sevgili
dostlar, tam bir çifte standart.
Şimdi, bakın, bir başka
düzenleme, torba ya, torbanın içine ne varsa koyuyorsunuz. Biraz önce Aslanoğlu
belirtti, tütüncülükle ilgili de bir düzenleme var, tütün satışıyla ilgili. Ama
asıl şimdi görüştüğümüz düzenleme şu: Biliyorsunuz, bundan birkaç yıl önce
Sayın Başbakan da dile getirmişti, Merkez Bankasını Ankara’dan İstanbul’a
taşımaya çalışıyorsunuz. O zaman büyük gürültü koptu “yapamazsınız” dediler.
Gerçekten, dünyanın hiçbir ülkesinde, önemli ülkelerin birçoğunda Merkez
Bankası bir başka şehirde değil. Amerika’da, Almanya’da, diğer ülkelerde, tüm
ülkelerin merkez bankaları finans merkezlerinde değil, başkentlerinde. O zaman
büyük tartışmalar çıktı, şimdi, siz, Merkez Bankasını çaktırmadan yavaş yavaş
Ankara’dan İstanbul’a taşımanın yollarını açıyorsunuz.
Gizli gündeminiz var, o gizli
gündeminizi gerçekleştirmeye çalışıyorsunuz ama başaramayacaksınız sevgili
dostlar.
Bu duygularla hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Arslan.
III.- Y O K L A
M A
(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa
kalktı)
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(Trabzon) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza
sunacağım ancak yoklama talebi var.
Sayın Hamzaçebi, Sayın
Öztürk, Sayın Özyürek, Sayın Tan, Sayın Ünsal, Sayın Meral, Sayın Sönmez, Sayın
Kaptan, Sayın Baratalı, Sayın Çakır, Sayın Aslanoğlu, Sayın Pazarcı, Sayın
Arslan, Sayın Arat, Sayın Küçük, Sayın Arifağaoğlu, Sayın Mengü, Sayın Serter,
Sayın Ateş, Sayın Emek.
İki dakika süre veriyorum.
(Elektronik cihazla yoklama
yapıldı)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.
VIII.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
2.- Bazı
Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Kanun
Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile
Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134,
2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344,
2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507,
2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690,
2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800,
2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S.
Sayısı: 606) (Devam)
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Çerçeve madde 154’ü
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Madde 155’te üç adet önerge
vardır, geliş sırasına göre okutup, aykırılıklarına göre işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 Sıra
Sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın Çerçeve 155 inci
maddesiyle 2499 Sayılı Kanunun 10/A Maddesine eklenen beşinci fıkrada geçen
“münhasıran” ibaresinin “yalnız” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
|
Nuri Yaman Sırrı
Sakık Hasip
Kaplan |
|
Muş Muş Şırnak |
|
Fatma
Kurtulan M.
Nezir Karabaş |
|
Van Bitlis |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 sıra
sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 155. maddesinde
yer alan “İlgili kanunlar uyarınca” ibaresinin “Ancak, ilgili kanunlar
uyarınca” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Mehmet Günal Erkan
Akçay Mehmet
Şandır |
|
Antalya Manisa Mersin |
|
E. Haluk Ayhan Mustafa
Kalaycı Recep
Taner |
|
Denizli Konya Aydın |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 sıra
sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" nın 155 inci maddesinin
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Mustafa Özyürek |
Harun Öztürk |
Enis Tütüncü |
|
|
İstanbul |
İzmir |
Tekirdağ |
|
|
Ferit Mevlüt Aslanoğlu |
Akif Ekici |
Faik Öztrak |
|
|
Malatya |
Gaziantep |
Tekirdağ |
|
|
|
Şevket Köse |
|
|
|
|
Adıyaman |
|
Madde 155 - 28/7/1981 tarihli
ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 10/A maddesine beşinci fıkra olarak
aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
"İlgili kanunlar
uyarınca elektronik ortamda tebligatı yapılan alacakların takip ve tahsiline
ilişkin hükümler saklı kalmak üzere, kayden izlenen sermaye piyasası araçlarına
ilişkin tedbir, haciz ve benzeri her türlü idari ve adli talep sadece Merkezi
Kayıt Kuruluşunun üyeleri tarafından yerine getirilir. "
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor
mu?
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz
isteyen Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Malatya Milletvekili.
Buyurun Sayın Aslanoğlu. (CHP
sıralarından alkışlar)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinize saygılar
sunuyorum.
Sayın Başkanım, tütünü hep
unutmayacağım, sabaha kadar söyleyeceğim, yarın da söyleyeceğim, öbür gün de.
Değerli arkadaşlarım, bu
madde sermaye piyasasıyla ilgili bir madde.
Değerli arkadaşlarım,
Türkiye, finansal kaynağı çok derin bir ülke değil, tasarrufları çok yetersiz
bir ülke. Bu nedenle, Türkiye’deki sermaye piyasası çok genç bir sermaye
piyasası ve bir sürü badire atlattı ama bu badirelerden bizler ders almadık, bu
badirelere karşı sigorta sistemimizi geliştirmedik, bu badirelere karşı
birileri hep kaybetti ama sonuçta ülke kaybetti.
Size soruyorum: Çukurova,
Kepez hisse senetleri alan insanların günahı neydi? Bu insanlar… Çukurova,
Kepez borsada olduğu sürece herhangi bir şekilde Çukurova ve Kepez’in mali
özerkliği yönünde en küçük bir kuşku var mıydı? Ve Türkiye'nin en önde gelen,
halka açık ve Sermaye Piyasası Kurulunda en çok revaçta olan hisse senetleriydi
ama bir gecede el konuldu. Hisse senedi, elinde, olan insanların da parası uçtu
gitti. Bunların günahı neydi?
Onun için, sermaye
piyasasında sigorta sistemini getirmek zorundayız. Herhangi bir riske karşı
küçük tasarrufçuyu koruyacak, küçük tasarrufçunun yarın kendi iradesi dışında,
kendi risk almadıysa, oluşacak her türlü riske karşı, örneğin Çukurova,
Kepez’de olduğu gibi devlet el koyuyorsa, devlet, sigorta sisteminden bu riski
karşılamak zorundadır arkadaş. Devlet hiçbir şeyi gasbedemez, önce halkını
düşünmeli. Onun için, ben bunu hep söylüyorum. Mutlaka halka açık şirketlerin
yarın herhangi bir riske karşı, oluşacak risklerinde bir sigorta sistemi
kurulmalıdır, bunu Sermaye Piyasası Kurulu mutlak yapmalıdır. Günlük işlem
hacminden on binde 1, bak altını çiziyorum, günlük işlem hacminden on binde 1
ödenecek sigorta primleriyle bu sistem kurulabilir. Oluşacak her türlü riske
karşı yarın insanların, küçük tasarrufçunun mağduriyetini önlemek hepimizin
görevidir arkadaşlar. Yine söylüyorum, ben dört yıldır söylüyorum. Mutlaka
sermaye piyasasında sigorta sistemini getirmek zorundayız. Arkadaşlar,
devletten bir kuruş para istemiyoruz. Günlük işlem hacminin çok minik bir
kısmını yapılan işlemden sigorta sistemine prim olarak yatırdığımız zaman
hiçbir tasarrufçu yarın zarar etmeyecektir, bunun altını çiziyorum arkadaşlar,
mutlaka bunun getirilmesi lazım. Bir kez daha tutanaklara geçmesi açısından…
Yarın –Çukurova, Kepez gibi- mağdur olan halk oluyor burada arkadaşlar, halk
mağdur oluyor ve üç beş kuruşu olan insanlar mağdur oldu, yok oldu, bir kez
daha söylüyorum.
Bir başka konu, Türkiye’de
bir altın borsası var arkadaşlar. Trafik memurluğu yapıyor, altını çiziyorum,
İsviçre’den altınları getir, burada kim alacaksa talep yapanlara sat, trafik
memurluğu yapıyor, başka hiçbir işlevi yok. Altın Borsası altın piyasasını
geliştirmek zorundadır. Türkiye’deki özellikle… Türkiye’de yaklaşık 120-130
milyar dolarlık altın rezervi var, yani halkta. Bu alışkanlıkları artık, bir
şekilde kaydi para hâline getirmek zorundayız ama Altın Borsası sadece trafik
memurluğu yapıyor arkadaşlar. Getiriyor, kuyumculara ve sektöre sattığı
altınlardan bir “…” (x) alıyor, bununla geçinmeye çalışıyor.
Arkadaşlar, bu işlemi herkes
yapar, altın borsası kurmaya gerek yok, altın borsası olmana gerek de yok. Bu
işlemi… Görevli kıl Merkez Bankasını, getirsin İsviçre’den, satsın kuyumculara.
Ama anlı şanlı Altın Borsası hiçbir şekilde piyasaya müdahale etmeyen, piyasayı
geliştirmeyen bir altın borsasıdır. Altın Borsası sadece trafik memurluğu
yapıyor, hepinizin bilgilerine sunarım.
(x) Bu bölümde
hatip tarafından Türkçe olmayan bir dille bir kelime ifade edildi.
Saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Aslanoğlu.
Önergeyi oylarınıza
sunacağım.
III. Y O K L A
M A
(CHP sıralarından bir grup
milletvekili ayağa kalktı)
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(Trabzon) – Sayın Başkan yoklama istiyoruz.
BAŞKAN – Bir yoklama talebi
var, onu yerine getireceğim.
Sayın Hamzaçebi, Sayın
Öztürk, Sayın Özyürek, Sayın Tan, Sayın Ünsal, Sayın İçli, Sayın Aslanoğlu,
Sayın Bayram, Sayın Sönmez, Sayın Pazarcı, Sayın Baratalı, Sayın Çakır, Sayın
Serter, Sayın Ateş, Sayın Küçük, Sayın Koçal, Sayın Dibek, Sayın Arat, Sayın
Kaptan ve Sayın Ersin.
İki dakika süre veriyorum ve
başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama
yapıldı)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.
VIII.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
2.- Bazı
Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Kanun
Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile
Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134,
2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344,
2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507,
2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690,
2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800,
2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S.
Sayısı: 606) (Devam)
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 sıra
sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 155. maddesinde
yer alan “İlgili kanunlar uyarınca” ibaresinin “Ancak, ilgili kanunlar
uyarınca” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Mehmet
Günal (Antalya) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor
mu?
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz
isteyen Sayın Recep Taner, Aydın Milletvekili.
Buyurun Sayın Taner. (MHP
sıralarından alkışlar)
RECEP TANER (Aydın) – Sayın
Başkan, 606 sıra sayılı torba Kanun Tasarısı’nın 155’inci maddesiyle ilgili
vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında söz almış bulunmaktayım.
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz bu madde
2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’na ilave bir beşinci fıkra eklenmesiyle
ilgilidir.
Sözlerime başlarken, Aydın’ın
Karacasu ve Bozdoğan bölgesindeki tütün üreticileri adına Sayın Aslanoğlu’nun
gündeme getirdiği tütünle ilgili 179’uncu maddede Hükûmeti tekrar düşünmeye
davet ediyorum.
Değerli milletvekilleri,
vatandaşlarımız otuz yıldır bağımsız bir üst denetim kurulu olarak faaliyet
gösteren SPK merkezinin başkentten İstanbul'a taşınması gibi konularla
uğraşacağınıza Hükûmet ve iktidar milletvekillerinin neden gerçek meselelere
sahip çıkmadıklarını merak etmektedir. Örneğin, Aydın’daki serbest muhasebeci
ve mali müşavir arkadaşlarımızın bu yapılandırmada eksik buldukları ve mutlaka
ilave edilmesini istedikleri, Türkiye genelinde de on binlerce kooperatifi, 10
binlerce kişiyi ilgilendiren ve iktidarıyla muhalefetiyle birçok milletvekiline
iletilmesine rağmen bir türlü torba yasaya giremeyen düzenlemelerden birisiyle
ilgili sizlere kısaca bahsetmek istiyorum.
Yapı kooperatifleri, ortak
dışı işlemler yapmamaları ve kurumlar vergisinden, katma değer vergisinden muaf
olarak kurulmuş olan birimlerdir. Ta ki 2006 yılında yaptığınız Kurumlar
Vergisi Kanunu değişikliğiyle ortak dışı işlemler konusunda değişikliğe
gittiniz ve binlerce kooperatif muafiyet kapsamından çıkartıldı ve kanun geriye işletilerek
1/1/2006 tarihinden itibaren kurumlar vergisi ve katma değer vergisi
mükellefiyetleri tescil edildi.
Özellikle ilim olan Aydın,
kooperatifçiliğin son derece yaygın olduğu bir ildir ve de o kooperatifler
sayesinde küçük tasarruflarla binlerce kişi ev sahibi olmuştur. Genelde 2006
yılı öncesi kurulan kooperatiflerde üyelerin hak ve menfaatleri gereği arsa
satın alınıp o arsa üzerine bina inşa etmek yerine arsa payı ödemesini inşaat
maliyeti olarak mal sahibine vererek yapılan kooperatifçilik sistemi yani kat
karşılığı arsaya sahip olma şeklinde kooperatifçilik yapılmaktaydı. Bu şekilde
2006 yılı öncesinde inşaatlarına başlayan ve devam eden kooperatifler yeni
düzenlemeyle zor durumda kalmışlardır.
Cezalı işleme muhatap olmamak
ve inşaat ruhsatlarında gerekli düzenlemeleri yapmak için belediyeler ve tapu
daireleri nezdinde yapılan girişimlerde geriye dönük işlem yapılamayacağı
gerekçesiyle bir netice alınamamıştır ama kooperatiflerin belediye ve tapu
dairelerinde harcadıkları zaman aleyhlerine işlemiştir. Kooperatif üyeleri
normal üye aidatlarını ödeyemezken değişen Kurumlar Vergisi Kanunu uyarınca
mükelleflerin vermekle yükümlü oldukları aylık KDV, kurum geçici vergisi, BA/BS
formları, kurumlar vergisi gibi beyannamelerini verdiklerinde Vergi Usul
Kanunu’nun mükerrer 355’inci maddesi hükümlerine göre her bir işlem için ayrı
ayrı ceza kesilmektedir. Buna baktığımızda şu anda birçok kooperatif bu konuda
mağdur durumdadır.
Değerli milletvekilleri,
vergi kaçıranları, naylon faturacıları affettiğiniz yerde 1 TL dahi vergi matrahı
ve tahakkuku olmayan, vergi ziyaı bulunmayan işlemlere ait beyannameler
neticesinde usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarının tahakkuk ettirilmesi adil
değildir. Ağustos 2009 öncesinde işlem başı 1 milyon 600 bin TL olan, şu anda
da işlem başı bin TL olarak uygulanmakta olan özel usulsüzlük ve usulsüzlük
cezaları kooperatiflerin birçoğunu zor durumda bırakmıştır. Tasfiye edilen
kooperatifler dâhil binlerce kooperatif ortalama 150 ile 200 bin TL arasında
bir ceza ile karşı karşıya gelmektedir. Sizlerden istedikleri ise, torba kanuna
ilave edeceğiniz bir geçici madde ile “Yapı kooperatiflerinde geriye doğru
verilecek beyanname ve bildirimlerde Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 355’inci
madde hükümleri uygulanmaz ve uygulanan cezalar var ise kaldırılır.” düzenlemesidir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bu duygu ve düşüncelerle heyetinizi en içten duygularla
selamlıyor, saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Taner.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 Sıra
Sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın Çerçeve 155 inci
maddesiyle 2499 Sayılı Kanunun 10/A Maddesine eklenen beşinci fıkrada geçen
“münhasıran” ibaresinin “yalnız” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
M.
Nuri Yaman (Muş) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor
mu?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz
talebi?
BENGİ YILDIZ (Batman) –
Gerekçe…
BAŞKAN – Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Münhasıran sözcüğü,
kamuoyunda herkesçe bilinen bir kelime olmayıp, bunun yerine günümüz Türkçesine
uygun düşen “yalnız” sözcüğü tercih edilmiştir.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
156’ncı maddede üç adet
önerge vardır ancak sayın milletvekilleri, üç önerge aynı mahiyettedir. Şimdi
bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım. Önerge sahiplerinin istemi
hâlinde de kendilerine ayrı ayrı söz vereceğim.
Okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 sıra
sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 156’ncı maddesinin
tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
İkinci önergenin imza
sahipleri:
|
Nuri Yaman Sırrı
Sakık Fatma
Kurtulan |
|
Muş Muş
Van |
|
M
Nezir Karabaş Hasip
Kaplan |
|
Bitlis
Şırnak |
Üçüncü önergenin imza
sahipleri:
|
|
Mehmet Günal |
Erkan Akçay |
Oktay Vural |
|
|
Antalya |
Manisa |
İzmir |
|
|
Recep Taner |
Mustafa Kalaycı |
E. Haluk Ayhan |
|
|
Aydın |
Konya |
Denizli |
BAŞKAN – Komisyon aynı
mahiyetteki önergelere katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor
mu?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz
isteyen Hüsnü Çöllü, Antalya Milletvekili.
Buyurun Sayın Çöllü. (CHP
sıralarından alkışlar)
HÜSNÜ ÇÖLLÜ (Antalya) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 606 sıra sayılı tasarının 156’ncı maddesiyle
ilgili önergemiz üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bu
maddeyle Sermaye Piyasası Kurulunun merkezi Ankara’dan İstanbul’a taşınıyor.
Başbakan talimat verdi: “İstanbul finans merkezi olacak, SPK da bu kapsamda
İstanbul’a gidecek.” Bir geçiş dönemi yok. Çalışanlara bir seçenek yok. Kanunla
sürgün gibi bir durum söz konusu ve iki yıl içinde de SPK İstanbul’a taşınacak.
Peki, burada objektif
ölçütlerin geçerli olduğunu söylemek mümkün müdür? Gerçekten uluslararası
bölgesel finans merkezi olmuş şehirlerde, BDDK gibi, SPK gibi kurumların
merkezleri o şehirlere taşınıyor mu? Bilgi teknolojilerinin ulaştığı seviye
dikkate alındığında böyle bir zorunluluğun olmadığı açıktır değerli arkadaşlar.
BDDK ve SPK düzenleyici ve
denetleyici kurullardır. Bu kurumların faaliyetlerini etkin bir şekilde
sürdürmesiyle bulunduğu yer arasında doğrudan bir bağ yoktur. Bir bölge
müdürlüğü, bölge ofisi gibi bir yapılandırma ile yetkiyi verirsiniz ve aynı
işlemler orada sürdürülür. SPK’nın bütünüyle oraya taşınmasına gerek yoktur. Bu
düzenlemenin amacı, Ankara’nın giderek boşaltılmasıdır. Bu nedenle maddenin
tasarı metninden çıkarılmasını istiyoruz.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; İstanbul’un finans merkezi olması için hazırlanan strateji
Ekim 2009’da Resmî Gazete’de yayımlanmıştı. Peki, bu çalışmanın bütüncül bir
yapıda sürdürüldüğünü söylemek mümkün müdür? Gerçekten böyle bir niyetiniz
varsa bunun sağlıklı bir planlama ile bütüncül bir yapıda ele alınması gerekir.
Torba kanunlara bir iki madde ekleyerek finans merkezi olunması mümkün
değildir.
Finans merkezi konusunda
yapılmış birçok çalışmada görülüyor ki kentleşme, iletişim, su, elektrik, çevre
ve güvenlik gibi birçok konuda altyapı eksikliklerinin giderilmesi gerekiyor.
Sosyal hayatın canlılığından kültürel dokuya, eğlence hayatının canlılığına
kadar birçok etken sıralanıyor. Peki, bu altyapı konusunda tutarlı, kararlı bir
politikanın olduğunu söylemek mümkün müdür? “Canlı eğlence hayatı deniyor,
aksırıncaya tıksırıncaya kadar içiyorlar, bu ucube yıkılsın.” yaklaşımlarıyla
kültürel hayatın, sosyal hayatın canlılığı kavramı ne kadar bağdaşıyor değerli
arkadaşlar?
Ayrıca bu söylemin Türkiye
turizmini de olumsuz etkilediği ortadadır. Seçim bölgem Antalya turizmin
başkenti konumunda, tanıtım için ciddi paralar harcanıyor. Milyonlarca dolar
harcanarak yapılan tanıtım çalışmalarının etkisi böyle açıklamalarla bir anda
ortadan kalkıyor. Bu nokta çok önemlidir. Alkole uygulanan yüksek ÖTV turizm
işletmecilerini zorlarken bir yanda da yapılan böylesine açıklamalar turizmi
daha da olumsuz etkileyecektir. Ama hedefiniz Arap sermayesiyse, “Arap
ülkelerinde para var, o ülkelerin paraları bize yeter, onların da böyle
dertleri yoktur.” deniyorsa bu mantık doğru bir mantık değildir. Bu mantığın
Türkiye’yi nereye götüreceği çok iyi hesaplanmalıdır, sorumluları gerçekten
sorumlu ve duyarlı olmalıdır değerli arkadaşlar.
Değerli milletvekilleri,
Türkiye büyümelidir. Gençlerine iş ve aş bulması için Türkiye’nin büyümesi
gerekmektedir ama bu nasıl olacak? Üreterek mi büyüyeceğiz yoksa finansal
balonlarla mı büyüyeceğiz? “Türkiye büyüyor.” deniliyor, Türkiye büyüyor ama bu
büyüme işsizliği ve yoksulluğu azaltıyor mu? Maalesef. İşsiz sayısı artıyor,
üniversiteli işsizler tır şoförü olmak için kuyruklarda bekliyor. Yoksul sayısı
artıyor 12-13 milyon vatandaşımız yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bu,
nasıl bir büyümedir ki işsizliği de, yoksulluğu da büyütüyor. “Ben yaptım
oldu.” mantığıyla, finansal spekülasyonlarla, üretime dayanmayan bir ekonomi
ile Türkiye’nin bir yere varması mümkün değildir değerli arkadaşlar. Bu noktada
uyarı görevimizi bir kez daha yaptığımızı belirtiyor, önergemize destek
vermeniz dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Önergeler üzerinde
başka söz talebi?
Mehmet Günal, Antalya
Milletvekili.
Buyurun Sayın Günal.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri,
sizleri ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, yine
bir taşınma maddesi. Bu defa Sermaye Piyasası Kurulu, daha doğrusu “Kurumu”
taşınıyor. Arkadaşlarımız o maddelerde konuşacaklar ama ben adını da düzeltmiş
olayım. Taşınacak “personeli” diyorlar, kurul sadece yönetim organı.
SPK yeni kurulmadı, Adalet ve
Kalkınma Partisi de yeni hükûmet olmadı. Yani 82 yılından bu tarafa, demek ki
bu Kurum etkin işlemiyor. Az önce Sayın Bakan Yılmaz buradaydı, şimdi Sayın
Tarım Bakanımız buradaymış. Kendisi bir ekonomik rasyonaliteden bahsetti. Ben
de sormuştum ama cevap alamadım, şimdi de ilgili bakanımız yok. Herhangi bir
ekonomik gerekçesi varsa, sekiz yıldır niye o zaman etkin işletmiyorsunuz? 82
yılından beri bu kurumlar etkin olarak denetim yapmıyor mu? Eğer öyle bir şey
yoksa, neden hâlâ ekonomik etkinlikten, rasyonaliteden bahsediyorsunuz da
“Kardeşim, biz bunu taşıyacağız, siz isteseniz de istemeseniz de.” deyip bu
işin içinden sıyrılmıyorsunuz?
İMKB de yeni değil, 85’ten
beri çalışıyor yani denetlenen birim de denetleyen birim de var ama demek ki
şimdiye kadar kimse denetim yapmıyormuş.
Daha önce söyledik, SPK’nın
benzer kuruluşu olan SEC yani “Securities Exchange Commission” nerede?
Arkadaşlarımız biliyor, Washington DC’de. Demek ki Amerikalılarınki de hiç
etkin çalışmıyor. Sürekli olarak orayı örnek aldığınız için söylüyorum.
Peki, neden Vadeli İşlemler
Borsası yok Sayın Bakanım? Madem taşıyorsunuz, o niye İzmir’de duruyor? Sayın
Yemişci burada mı? Buradaymış. O çok uğraşmıştı kuruluşunda. Şimdi onu da alıp
yarın herhâlde önergeye eklememiz lazım. Denetlenen de denetleyen birim de
orada olacağına göre, İzmir’de Vadeli İşlem Borsasının ne işi var canım? Her
taraf İstanbul’a taşınıyor.
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) –
Çalışıyorlar zaten taşımaya.
MEHMET GÜNAL (Devamla) –
Yani, herhâlde ona da sıra gelecek burada yok ama.
Başka bir şey soruyorum:
Sermaye piyasasına ilişkin denetimlerin artmasını istiyorsunuz. Peki, rekabetin
artmasını Türkiye’de istemiyor musunuz? Neden Rekabet Kurumunu koymadınız?
Ankara’da ne var, kaç tane sanayi kuruluşu var? Zaten Sanayi Bakanımızın -eski
Sanayi Odası Başkanımız- söylediğini ben size söyledim, o uğramıyor kaç gündür.
“Ankara neden taşınıyor?” diye Sayın Çağlayan’ın sözlerini söylemiştim. Şimdi,
Rekabet Kurumu neden gitmiyor? Demin Sayın Bakan arada konuşurken dedi ki:
“Düzenleyici, denetleyici kurumları götürüyoruz.” dedi. O da denetleme kurumu.
Yine, enerjiyle ilgili piyasa düzenleme kurumumuz var mı? Var. O niye Ankara’da
duruyor? Yani, ne var, kaç tane enerji kuruluşu var? Hani sizin mantığınızdan
gidersek bunların hepsinin taşınmış olması lazım.
Değerli arkadaşlarım,
İstanbul’a taşınmayla finans merkezi olunmaz. Bir bakın bakalım işlem hacminiz
ne kadar? Derinliğiniz, genişliğiniz ne kadar? Bu kafayla İstanbul’a herkesi
taşısanız, finans merkezi olma şansınız yok; işlem hacmimiz belli, içindeki
derinlik belli.
Derinlik deyince, SPK yeni
bir düzenleme getiriyor işlem bilgileriyle ilgili yazdan itibaren. Şimdi,
değerli arkadaşlar, ilginç bir şey, alanı, satanı, takas yapanı görmeyelim diye
bir düzenleme yapıyorlar. Neden? Yabancılar istiyormuş. Yani, yabancılar “Bizim
ne alıp ne sattığımız görünmesin.” diyor. Adamlar haklı, borsanın yüzde 70’i
onların elindeyse doğal olarak onların dediği oluyor. Yani, önümüzde seçim de
geliyor, seçim öncesi, sonrası herhâlde bir tokatlama yapıp milletin elindeki 3
kuruşluk hisse senedini de değersiz hâle getirecekler. Daha önce de
Yunanistan’da buna benzer bir operasyon yapmışlardı. Tabii ki biz hâlâ
konuşuyoruz, neymiş efendim? İstanbul’a taşıyınca finans merkezi olacağız
dünyanın. Bu işlem hacmiyle, bu yabancı hâkimiyetiyle siz nereye taşırsanız
taşıyın finans merkezi olma şansımız yok.
Ben soruyorum, burada
uzmanlarımız vardır belki, sayın bakanlar ara sıra soruyor: Hazine bonolarının
takasları hâlâ gizli, acaba ne kadar, kim alıyor, kim satıyor, nereye gidiyor,
henüz bilemiyoruz. Bunlarla uğraşacağımıza, kurulan ama atıl bir şekilde duran
gelişen işletmeler piyasalarını neden etkin hâle getirmiyoruz? KOBİ’lerle
ilgili hepiniz nutuk atıyorsunuz, gelin, o zaman onlara zaman ayıralım.
Lüzumsuz taşınma kararlarıyla uğraşacağımıza tarımsal ürün borsaları kuralım.
Milliyetçi Hareket Partisinin önerisini dikkate alın. Sayın Bakanım burada,
fındıkta niye bir dünya borsası olacak bir tarımsal ürün borsası kurmuyoruz?
Neden bir pamuk borsası kurmuyoruz uluslararası çapta madem olacak? Biz ne
yapıyoruz? Efendim, taşıyalım bitsin. Neden, neden taşıyacağız? Yani hâlen daha
bir ekonomik... Sadece Sayın Yılmaz dedi ki: “Ekonomik rasyonalite” Kelime
olarak, ben bekliyorum bunun altını dolduracak birisi varsa bu kanun bitinceye
kadar sormaya devam edeceğim. Taşınmayanların rasyonalitesi yok mu veya
rasyonalite varsa o zaman Başbakanlığı da taşıyalım daha rasyonel çalışsın.
Teşekkür ediyorum, saygılar
sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Karabaş, önerge üzerinde konuşacak mısınız, gerekçeyi
mi okutayım?
MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis)
– Konuşacağım.
“Buyur” demediniz.
BAŞKAN – Buyurun.
MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; madde üzerinde verdiğimiz önergeyle
ilgili söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabii, bu torba tasarısı
birçok kesimi ilgilendirip, bu kesimlerin düşünceleri, beklentileri, ülkenin
gündemleri burada tartışılmıyorken daha çok, bazı kurumların merkezinin
İstanbul’a taşınması, AKP tarafından gündeme getiriliyor. Diğer taraftan da
işte Ankara’nın boşaltılması, Ankara’nın boşaldıktan sonra İstanbul’un başkent
yapılması hesapları tartışılıyor.
Birincisi, bu kurumların
mevcut günümüz teknolojisi, kurumların yapılanması, konumlanması dikkate
alındığında kurumların genel müdürlüklerinin Ankara’da veya İstanbul’da
olmasının çok anlamlı olmadığını düşünüyoruz. Bu kurumların genel
müdürlüklerinin merkezlerinin Ankara’dan İstanbul’a taşınmasında bazı hesaplar,
rant hesapları, birilerine çıkar sağlamanın dışında bir gerekliliği yoktur,
buna inanıyoruz.
İkincisi, belli merkezlerin,
genel müdürlüklerin, başkanlıkların İstanbul’a taşınması, İstanbul’un başkent
olması tartışması da çok anlamlı değil. Bu ülkede her ne kadar Anayasa’nın
değiştirilmez üç maddesinden biri işte, “Başkenti Ankara’dır.” diyorsa bile
geçmişte de belli ülkelerde bu tartışılmış, Türkiye’de de tartışılabilir. Yani
hep ülkenin birliğinden, bütünlüğünden bahsediyoruz. Bu ülke birlik, bütünlük
içindeyse, doğusu, batısı veya herhangi bir kenti fark etmiyorsa Anayasa’ya
değiştirilmez maddeler koymak, bunun birini de başkent koymak çok anlamlı
değil. Bu pekâlâ tartışılabilir. Bu tartışmayı da çok anlamlı bulmuyoruz. Hatta
ben kendi adıma söyleyeyim. İstanbul eğer başkent olsaydı o ufuk, denizin
sağlayacağı ufuk belki Türkiye’de birçok şeyin daha erken değişmesini bile
sağlayabilirdi.
Değerli milletvekilleri,
bizler torba yasasını tartıştık, günlerdir tartışıyoruz. İki günlük ara verdik.
İki günlük arada OSTİM’in etkisi vardı. Şimdi, OSTİM’de bir kaza yaşandı. 20
tane vatandaşımız yaşamını yitirdi, 50’nin üzerinde vatandaş da yaralandı.
OSTİM’deki kazanın nedenleri biliniyor, kayıt dışı çalışma, ruhsatsız çalışma,
denetimsiz çalışmadan kaynaklı. Ankara’nın göbeğinde bir organize sanayi
bölgesinde bir kaza oluyor, kazadan sonra bir gün, iki gün geçmesine rağmen kaç
kişi vardı, kim kayıptır, kaç kişi öldü, kaç kişi yaralıdır, bilinmiyordu.
Nitekim son güne kadar defalarca Ankara Valiliği tarafından, diğer kurumlar
tarafından farklı, çelişkili bilgiler verildi çünkü o kurumlar, o birimler, o
üretim yerleri nedir, neyin nesidir, kimin tarafından çalışılıyor, kaç kişi
çalışıyor, kimler çalışıyor, öyle bir kayıt yok ki. Kayıtsız ekonomi, kayıtsız
çalışanlar, ruhsatsız iş yerleri ve bunun tartışılması, buna yönelik yasalar
çıkarılması, buna yönelik önlemler alınması gerekiyorken, maalesef kayıt
dışılığı artıracak, teşvik edecek, vahşi çalışma biçimlerini, güvencesiz
çalışma biçimini, az ücretle çalışma biçimini yaygınlaştıracak bu torba yasada
birçok maddeyi tartışıyoruz ve geçiriyoruz.
Yarın OSTİM’de, yarın
İstanbul’daki diğer kurumlar da, yarın Türkiye'nin birçok yerindeki sanayi
kurumları, atölyeler de bu torba kanundan sonra daha az güvenceli olacak, daha
tehlikeli olacak, işçiler açısından, çalışanlar açısından, emekçiler açısından
daha tehlikeli olacak. Onun için OSTİM’den iki gün sonra bu yasayı tekrar
tartışmak, emekçiye, emeğe verilen değerin göstergesidir diyorum.
Saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Önergeyi…
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(Trabzon) – Karar yeter sayısı istiyoruz.
TUĞRUL YEMİŞCİ (İzmir) –
Sayın Başkan, az önceki hatip…
BAŞKAN – Önergeleri bir
oylara sunayım da ondan sonra. Karar yeter sayısı da arayacağım.
Önergeleri oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Sayın milletvekilleri, karar
yeter sayısı vardır ve önergeler kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
TUĞRUL YEMİŞCİ (İzmir) – Sayın
Başkanım, bir önceki hatip adımı da zikrederek, İzmir’deki borsanın neden bu
torba yasada olmadığını sordu. Dolayısıyla, 60’a göre kısa bir açıklama yapmak
istiyorum.
BAŞKAN – Sayın Yemişci,
yerinizden buyurun.
Sistemi açıyorum, bir
dakikalık süre veriyorum.
V.- AÇIKLAMALAR
(Devam)
8.- İzmir
Milletvekili Tuğrul Yemişci’nin, Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın ismini de
zikrederek İzmir’de bulunan “Vadeli İşlemler Borsası”yla ilgili sözlerine
ilişkin açıklaması
TUĞRUL YEMİŞCİ (İzmir) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Bir önceki değerli hatip
adımı da zikrederek, İzmir’deki Vadeli İşlemler Borsası’nın neden bu torba
yasada İstanbul’a taşınmasının olmadığını sordu. Ben, hem Meclisimizi hem de
kamuoyunu aydınlatmak için onu söylemek istiyorum.
Sayın Başkanım, İzmir’deki
Vadeli İşlemler Borsası anonim şirket statüsünde olup, burada herhangi bir
şekilde torba yasaya koymaya gerek yoktur, kendi genel kurulu istediği yere
taşınması için karar alabilir.
Bunu açıklamak istedim.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Yemişci.
VIII.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
2.- Bazı
Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Kanun
Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile
Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134,
2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344,
2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507,
2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691,
2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801,
2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606)
(Devam)
BAŞKAN – 157’nci madde
üzerinde üç adet önerge vardır, geliş sıralarına göre okutup aykırılıklarına
göre işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 sıra
sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 157. maddesinde yer alan
"Kurul personeli" ibaresinin "Kurum personeli" şeklinde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Mehmet Günal |
Erkan Akçay |
Oktay Vural |
|
|
Antalya |
Manisa |
İzmir |
|
|
E. Haluk Ayhan |
Mustafa Kalaycı |
Recep Taner |
|
|
Denizli |
Konya |
Aydın |
|
|
|
Reşat Doğru |
|
|
|
|
Tokat |
|
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 sıra
sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 157 nci
maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Mustafa Özyürek |
Harun Öztürk |
Enis Tütüncü |
|
|
İstanbul |
İzmir |
Tekirdağ |
|
|
Ferit Mevlüt Aslanoğlu |
Şevket Köse |
Algan Hacaloğlu |
|
|
Malatya |
Adıyaman |
İstanbul |
Madde 157- 2499 sayılı
Kanunun 25 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 25 - Kurul başkan
ve üyeleri ile personeli ve bu Kanuna göre görevlendirilen denetim elemanları
çalışmaları ve denetlemeleri sırasında ilgililere ve üçüncü kişilere ait
öğrendikleri sırları açıklayamazlar ve kendi yararlarına kullanamazlar. Bu
yükümlülük görevden ayrılmalarından sonra da devam eder.
Kurulun para, evrak ve her
çeşit malları Devlet malı hükmündedir. Kurulun başkan ve üyeleri ile diğer
personeli görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri suçlar ile bunlara karşı
işlenen suçlardan dolayı sorumluluk bağlamında Türk Ceza Kanununun
uygulamasında kamu görevlisi sayılırlar.
Kurul Başkan ve üyeleri ile
Kurum personelinin görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri iddia edilen
suçlara ilişkin soruşturmalar, Kurul Başkan ve üyeleri için ilişkili Bakanın,
Kurum personeli için ise Başkanın izin vermesi kaydıyla genel hükümlere göre
yapılır. Kurul üyeleri ile Kurum personelinin iştirak hâlinde işledikleri iddia
edilen suçlara ilişkin soruşturmalarda Kurum personeli hakkında soruşturma izni
verme yetkisi ilişkili Bakana aittir.
Kurul Başkan ve üyeleri ile
Kurum personeli hakkında görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri iddia
edilen suçlardan dolayı soruşturma izni verilmesi için, bu kişilerin
kendilerine veya üçüncü kişilere çıkar sağlamak veya Kuruma ya da üçüncü
kişilere zarar vermek kastıyla hareket ederek bu işlemler sonucunda kendilerine
veya üçüncü kişilere çıkar sağlamış olmaları hususunda açık ve yeterli
emarelerin olması gerekir. Soruşturma izni verilmesi hâlinde bu durum
ilgililere tebliğ olunur. Soruşturmaya izin verilmesine ya da verilmemesine
dair kararlar aleyhine, tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde
Danıştay nezdinde itiraz yoluna başvurulabilir. İzin verilmiş olsa dahi, itiraz
süresi geçene kadar veya Danıştaya yapılan itiraz sonucunda hüküm tesis olunana
kadar soruşturma başlatılamaz.
Kurul Başkan ve üyeleri ile
Kurum personelinin, görevden ayrılmış olsalar dahi, görevleriyle bağlantılı
olarak işledikleri iddia edilen suçlardan dolayı başlatılan soruşturma ve
kovuşturmalar, ilgili üye veya personelin talebi hâlinde, bunlarla vekâlet akdi
yapmak suretiyle görevlendirilecek bir avukat tarafından takip edilir. Söz
konusu davalara ilişkin dava giderleri ve Türkiye Barolar Birliğince açıklanan
asgarî ücret tarifesinde belirlenen avukatlık ücretinin on beş katını aşmamak
üzere avukatlık ücreti, Kurum bütçesinden karşılanır.
Kurul Başkan ve üyeleri ile
Kurum personeli aleyhine, Kurulun veya Kurumun bu Kanunda yazılı görevlere
ilişkin karar, eylem ve işlemleri sebebiyle, gerek görevlerinin ifası sırasında
gerek görevden ayrılmalarından sonra, açılmış veya açılacak her türlü tazminat
ve alacak davası, Kurum aleyhine açılmış sayılır. Bu davalarda husumet Kuruma
yöneltilir. Avukatlık ücreti ve dava giderine ilişkin bu maddenin üçüncü
fıkrası hükmü bu hukuk davaları için de aynen geçerlidir. Yargılama sonucunda
Kurum aleyhine karar verilmesi ve kararın kesinleşmesi nedeniyle Kurumun ödeme
yapması hâlinde, Kurum bu meblağı, ilgililerinden talep eder. Kurumun, yaptığı
ödemeleri ilgililerinden talep edebilmesi için, bu kişiler hakkında kusurlu
olduklarına ilişkin mahkeme kararının kesinleşmesi gerekir."
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 Sıra
Sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 157 inci
maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
Nuri Yaman Sırrı
Sakık Hasip
Kaplan |
|
Muş Muş Şırnak |
|
M.
Nezir Karabaş Fatma
Kurtulan |
|
Bitlis Van |
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor
mu?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Sermaye Piyasası Kurulu
Başkanı, üyeleri ve personelinin soruşturulması ve kovuşturulmasının izne
bağlanması, yargılamanın gecikmesine ve soruşturmanın gerçek anlamda
yapılmasında sorunlar yaratacaktır.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 sıra
sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 157 nci
maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Mustafa
Özyürek (İstanbul) ve arkadaşları
Madde 157- 2499 sayılı
Kanunun 25 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 25 - Kurul başkan
ve üyeleri ile personeli ve bu Kanuna göre görevlendirilen denetim elemanları
çalışmaları ve denetlemeleri sırasında ilgililere ve üçüncü kişilere ait
öğrendikleri sırları açıklayamazlar ve kendi yararlarına kullanamazlar. Bu
yükümlülük görevden ayrılmalarından sonra da devam eder.
Kurulun para, evrak ve her
çeşit malları Devlet malı hükmündedir. Kurulun başkan ve üyeleri ile diğer
personeli görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri suçlar ile bunlara karşı
işlenen suçlardan dolayı sorumluluk bağlamında Türk Ceza Kanununun
uygulamasında kamu görevlisi sayılırlar.
Kurul Başkan ve üyeleri ile
Kurum personelinin görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri iddia edilen
suçlara ilişkin soruşturmalar, Kurul Başkan ve üyeleri için ilişkili Bakanın,
Kurum personeli için ise Başkanın izin vermesi kaydıyla genel hükümlere göre
yapılır. Kurul üyeleri ile Kurum personelinin iştirak hâlinde işledikleri iddia
edilen suçlara ilişkin soruşturmalarda Kurum personeli hakkında soruşturma izni
verme yetkisi ilişkili Bakana aittir.
Kurul Başkan ve üyeleri ile
Kurum personeli hakkında görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri iddia
edilen suçlardan dolayı soruşturma izni verilmesi için, bu kişilerin
kendilerine veya üçüncü kişilere çıkar sağlamak veya Kuruma ya da üçüncü
kişilere zarar vermek kastıyla hareket ederek bu işlemler sonucunda kendilerine
veya üçüncü kişilere çıkar sağlamış olmaları hususunda açık ve yeterli
emarelerin olması gerekir. Soruşturma izni verilmesi hâlinde bu durum ilgililere
tebliğ olunur. Soruşturmaya izin verilmesine ya da verilmemesine dair kararlar
aleyhine, tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içerisinde Danıştay nezdinde
itiraz yoluna başvurulabilir. İzin verilmiş olsa dahi, itiraz süresi geçene
kadar veya Danıştaya yapılan itiraz sonucunda hüküm tesis olunana kadar
soruşturma başlatılamaz.
Kurul Başkan ve üyeleri ile
Kurum personelinin, görevden ayrılmış olsalar dahi, görevleriyle bağlantılı
olarak işledikleri iddia edilen suçlardan dolayı başlatılan soruşturma ve
kovuşturmalar, ilgili üye veya personelin talebi hâlinde, bunlarla vekâlet akdi
yapmak suretiyle görevlendirilecek bir avukat tarafından takip edilir. Söz
konusu davalara ilişkin dava giderleri ve Türkiye Barolar Birliğince açıklanan
asgarî ücret tarifesinde belirlenen avukatlık ücretinin onbeş katını aşmamak
üzere avukatlık ücreti, Kurum bütçesinden karşılanır.
Kurul Başkan ve üyeleri ile
Kurum personeli aleyhine, Kurulun veya Kurumun bu Kanunda yazılı görevlere
ilişkin karar, eylem ve işlemleri sebebiyle, gerek görevlerinin ifası sırasında
gerek görevden ayrılmalarından sonra, açılmış veya açılacak her türlü tazminat
ve alacak davası, Kurum aleyhine açılmış sayılır. Bu davalarda husumet Kuruma
yöneltilir. Avukatlık ücreti ve dava giderine ilişkin bu maddenin üçüncü
fıkrası hükmü bu hukuk davaları için de aynen geçerlidir. Yargılama sonucunda
Kurum aleyhine karar verilmesi ve kararın kesinleşmesi nedeniyle Kurumun ödeme
yapması hâlinde, Kurum bu meblağı, ilgililerinden talep eder. Kurumun, yaptığı
ödemeleri ilgililerinden talep edebilmesi için, bu kişiler hakkında kusurlu
olduklarına ilişkin mahkeme kararının kesinleşmesi gerekir."
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor
mu?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(Trabzon) – Sayın Ali Rıza Öztürk…
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz
isteyen Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk.
Buyurun Sayın Öztürk. (CHP
sıralarından alkışlar)
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bazı alacakların yapılandırılmasına
ilişkin ve yetmiş beş tane kanunda değişiklik yapılmasına ilişkin çorba kanun
tasarısı üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bu,
yetmiş beş tane kanunda değişiklik yapıyor, yetmiş beş tane kanunda birbirinden
ilgisiz konuları düzenleyen bir kanun, hepsi ve bu kanunların hepsinden
alıntılar yapılarak düzenleme yapılıyor ve “torba kanun tasarısı” adı altında
Türkiye Büyük Millet Meclisine getiriliyor. Bu, Meclis İç Tüzüğü’nün tanıdığı
torba yasa yapma hakkının kötüye kullanılmasının somut örneğidir. Mesela Türk
Ticaret Kanunu veya Borçlar Kanunu veya Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun
temel kanun olarak görüşülmesi doğrudur, aynı konuda bir düzenleme yapıyor ama
burada yetmiş beş tane kanunda değişiklik yapıyor.
Şimdi, bu kanunda hakları
ihlal edilen insanlar bu kanuna karşı demokratik muhalefet etme haklarını
ortaya koyuyorlar, demokratik protesto etme haklarını ortaya koyuyorlar.
Türkiye'nin dört bir yanında bu insanlara, polis copu, biber gazı ve tazyikli
suyla saldırılıyor, susturuluyor, baskı uygulanıyor, şiddet uygulanıyor. Seçim
bölgem Mersin’de de bu torba yasada haklarının ihlal edildiğini düşünen meslek
grupları, demokratik sendikalar ve demokratik kitle örgütleri protesto
haklarını kullanıyorlar ama polis, bütün diğer yerlerde olduğu gibi, şiddetle,
baskıyla, copla, biber gazıyla onları susturuyor.
Değerli milletvekilleri, bu
kadar büyük, yetmiş beş tane kanunda değişiklik yapan tasarıda benim halkımın
sorunlarının çözümü yok. Örneğin, Silifke’deki limon üreticilerinin sorununun
çözümü yok burada. Silifke’de Antalya yolu üzerinde bir kahvehane vardır,
“Limoncular Kahvahanesi”dir adı, limon üreticilerinin hepsi o kahvehanede
toplanırlar. Şimdi o kahvehanede limon üreticileri kara kara düşünüyor. Ya
koskocaman şu kitabın içerisine şu limon üreticilerinin sorunlarını niye
yerleştirmediniz, almadı mı yani bu kitap?
Şimdi, bakın AKP İktidarı iş
başına gelmeden önce limona verilen destek ton başına 100 dolar civarında; 2001
yılında, 2002 yılı başında. AKP iktidara gelince, 2001’de 90 dolar ve giderek
düşüyor; 2006’da, 2007’de 45 dolara kadar düşüyor bu destek limonun tonunda.
Şimdi de yüzde 14 teşvik veriliyor, destek veriliyor 1 tonda, o da
satılabilinirse. Yani ihracatçı FOB satış fiyatı üzerinden veriyor. Şimdi
Silifke’de, Mersin’de, Erdemli’de, Anamur’da, Tömük’te eğer vatandaş limonunu
satabilirse, 10 kuruşa satabilirse, alıcı bulabilirse 10 kuruşa satacak. Alan
yok, soran yok. Limon dalda kalmış. Bir de vatandaş, şimdi o limonunu daldan
temizletmek için, bakım yapmak için masraf yapacak.
Tarım Bakanı da burada. Bu
limoncuların sorununu bu kitaba sığdıramadınız mı Sayın Bakan?
Yani 50 kilogramlık bir çuval
sülfat gübresinin fiyatı daha önce 22 lira, şimdi 35 lira. 3 ton limon satacak
limon üreticisi, onu da satabilirse, alıcısını bulursa 3 ton limon satacak 50
kilogramlık bir çuval gübre ancak alabilecek değerli arkadaşlarım.
Şimdi, esnaf siftah etmeden
dükkân kapatıyor; çiftçi tarlasını ekemez hâle gelmiş, ektiğini biçemez hâle
gelmiş, biçse bile biçtiklerini satamaz hâle gelmiş. İktidarın bunlarla
ilgilendiği yok, Tarım bakanının bunlara baktığı yok. Bir afet olur, dolu
yağar, Bozyazı’da, Anamur’da daha geçen gün dolu yağdı, insanlar perişan oldu,
seralar yıkıldı; “Canım, sigorta yaptırsaydı.” anlayışıyla onlar kendi
kaderlerine terk edildi.
Çiftçi kendi kaderine terk
edilecekse Tarım Bakanının görevi nedir acaba, Tarım Bakanı ne işlerle meşgul
olur? Tarım Bakanının görevi, bu ülkede çiftçiyi desteklemek değil midir, onu
korumak değil midir? Çiftçinin zarar görmemesi için gerekli önlemleri almak
değil midir değerli arkadaşlarım? Yani gerçekten çiftçinin sorunları bu İktidar
döneminde hep göz ardı edilmiştir. Tarım Bakanı, diğer bakanlar gibi, üstüne
vazife olmayan işlerle ilgilenmiştir. Bir gidin Silifke’ye, bir gidin
Erdemli’ye, bir gidin Anamur’a, Mersin’e gidin de limon üreticisinin hâlini
görün Sayın Bakan.
Hepinize saygılar sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Öztürk.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 sıra
sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 157. maddesinde
yer alan "Kurul personeli" ibaresinin "Kurum personeli"
şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Mehmet Günal (Antalya) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor
mu?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz
isteyen Reşat Doğru, Tokat Milletvekili.
Buyurun Sayın Doğru. (MHP
sıralarından alkışlar)
REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; 157’nci madde üzerinde vermiş olduğumuz
önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Tabii, torba kanunun
görüşmelerine bir müddet ara verdikten sonra tekrar devam ediyoruz. İktidar, bu
kanunun içerisine, seçim endeksli olarak birçok konuyu koymuş durumdadır.
Milletimiz de tabii, kendisiyle ilgili ne olabilir düşüncesiyle kanunu yakından
takip ediyoruz ancak torba kanunda her meslek grubu, her toplum kesimi kendisi
ayrı ayrı yer almak istiyor çünkü toplumda her kesimde çok büyük sıkıntılar
mevcut. İşçisi, memuru, esnafı, bütün sosyal kesimler, başta bankalar olmak
üzere birçok kuruma borçlu olup çok zor durumdadır. Neredeyse bu insanlar
hayatlarına küsmekte ve psikolojileri de bozulmaktadır.
Bakınız bu kesimlerden
bazılarıyla ilgili örnekleri vermek istiyorum. Bu kesimlerden bir tanesi
esnaflardır. Esnaf kefalet kooperatifine olan borçlar ödenmediğinden dolayı şu
anda esnaflar “Borçlarım acaba nasıl ödenir, bu kanun içerisine nasıl girerim?”
şeklinde büyük bir mücadele veriyorlar.
Tokat’ta yayınlanmış olan
Yeni Tokat gazetesinin 4 Şubat 2011 tarihli esnaflarla ilgili yapmış olduğu bir
çalışmayı size de takdim etmek istiyorum. Tokat sanayi esnafları işsizlikten,
nakit sıkıntısından, veresiyelerin zamanında gelmemesinden büyük bir şikâyet
içerisinde bulunuyor.
Bunlardan Osman Yazıcı,
mobilyacı, diyor ki: “Herkeste gelecek kaygısı var. İşler geçmişteki gibi
değil. Tokat’ın belli bir kapasitesi var, onun üzerine çıkamıyor. Kâr marjları
düşmüş, malzeme pahalı, o yüzden esnaf da fazla para kazanamıyor.”
İlhan Aydın, yağcı, diyor ki:
“Sanayi esnafının durumu çok vahim. Elektrik, su parasını, BAĞ-KUR’umuzu bile
ödeyemiyoruz. Siftah yapmadan kepenkleri kapatan esnaflarımız var. “
Önder Karacaoğlu, makasçı,
diyor ki: “Sanayi esnafı bitik durumda. İş potansiyelinin düştüğünden dolayı
sanayi esnafı can çekişiyor. Benim zanaatım kamyon ile alakalı ama artık
Tokat’ta böyle bir meslek yok sayılıyor. ”
Yine, Sabahat Aktanoğlu,
dizelci, diyor ki: “Sanayi esnafının durumu hiç iç açıcı değil. Tokat’ta iş
sahası kalmadı. Fabrikalar da kapanınca bizim işlerin sayısı azaldı, azaldı. ”
Yine, Hayrettin Şenol,
mermeritçi, o da diyor ki: “Esnafın hâli perişan. Piyasada para dönmüyor.
Veresiye yapmayan adam çok ama para gelsin dendiği zaman, cebimiz delik, para
gelmiyor. Mobilya sektörü durgun olduğundan dolayı da bize de fazla iş
gelmiyor. Zaten Tokat’ın ekonomik durumu belli.”
Mustafa Kırbaş, oto boyacısı,
diyor ki:” Esnafın hâli kötü. İş yok, güç yok. Herkes veresiye alıyor, parayı
getirmiyor, piyasa bozuk. Akşama kadar bekliyoruz ama gelen giden yok, bol bol
televizyon seyrediyoruz. ”
Sayın milletvekilleri, tabii,
bunların yanında, bir meslek grubu daha, memurlar. Memurlarla ilgili yapılan
bir çalışmayı da sizlere sunmak istiyorum. Türkiye Kamu-Sen’in ARGE Merkezinde
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre yaptığı çalışma sonunda şöyle bir
durum ortaya çıkıyor, aralık ayı için tek kişinin yoksulluk sınırı ve dört
kişilik ailenin asgari geçim sınırı şu şekildedir: Tek kişinin yoksulluk sınırı
1.445 lira, 4 kişilik ailenin yoksulluk sınırı ise 2.891 liradır. Durum işte
budur ama AKP İktidarında gelmiş olduğu durumu da hep beraber görüyoruz.
Memurun eline geçen ücretlere bakılınca memur kartzede olmasın da ne yapsın?
Ayrıca, yine yapılan bir araştırmaya göre de bir ailenin sağlık kuruluşlarının
belirlediği biçimde beslenebilmesi için asgari 21 lira 65 kuruşa ihtiyaç var.
Bu da yaklaşık olarak 649 lira yapıyor. Ayrıca konut giderlerinin bir memurun
aylık maaşının yüzde 35,79’una denk geldiği de işte yapılan araştırmada ortaya
çıkıyor.
Yine, ortalama ücretle
geçinen bir memur ailesinin ulaşım, sağlık, eğitim, haberleşme, giyim gibi
diğer zorunlu ihtiyaçlarını karşılamasından sonra maaşından 198 lira 98 kuruş
kalıyor. 2010 yılında, her zaman söylemiş olduğunuz simit fiyatları yüzde 33,3,
mutfak tüpü yüzde 22,7, otogaz yüzde 22,6 artmıştır. Memurun durumu işte
bunların içerisindedir. Türkiye Kamu-Sen “Memurların maaş artışlarında
yoksulluk ve açlık sınırını baz alalım. Bunu yapmazsak memur daha fazla
yoksullaşacak, kartzede duruma gelecektir.” diyor. Emeklilerin durumu bundan
iyi midir? Emeklilerin durumu bundan da kötüdür.
Sonuçta şu ortaya çıkıyor ki
memuruyla, herkesiyle bütün sosyal katmanların çok büyük sıkıntılar içerisinde
olduğu görülüyor ama artık ülkemizde üreten ekonomi programına geçmemizin
zamanı gelmiştir. İstihdam dostu sürdürülebilir bir büyüme ortamı tesis
edilmelidir. İşsizliği ve yoksulluğu azaltmak, gelir dağılımını daha adil bir
hâle getirmek için çalışma yapmamız gerekmektedir.
Yüce heyetinize saygılar
sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Doğru,
teşekkür ediyorum.
III.- Y O K L A
M A
(CHP sıralarından bir grup
milletvekili ayağa kalktı)
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(Trabzon) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza
sunacağım ancak yoklama talebi var, yerine getireceğim.
Sayın Hamzaçebi, Sayın
Aslanoğlu, Sayın Öztürk, Sayın Arifağaoğlu, Sayın Ünsal, Sayın Yalçınkaya,
Sayın Susam, Sayın Dibek, Sayın Sönmez, Sayın Arat, Sayın Emek, Sayın
Hacaloğlu, Sayın Kaptan, Sayın Ateş, Sayın Serter, Sayın Pazarcı, Sayın Çakır,
Sayın Baratalı, Sayın Meral, Sayın Mengü.
Yoklama için iki dakika süre
veriyorum.
(Elektronik cihazla yoklama
yapıldı)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.
VIII.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
2.- Bazı
Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Kanun
Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile
Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134,
2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344,
2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507,
2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690,
2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800,
2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S.
Sayısı: 606) (Devam)
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
158’inci madde üzerinde üç
adet önerge vardır; geliş sıralarına göre okutup, aykırılıklarına göre işleme
alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 Sıra
Sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın Çerçeve 158 inci
maddesiyle 2499 Sayılı Kanunun 28 inci Maddesinin birinci fıkrasının (b)
bendine eklenen dördüncü paragrafta geçen “%10” ibaresinin “%5” şeklinde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Nuri Yaman Sırrı
Sakık Hasip
Kaplan |
|
Muş Muş Şırnak |
|
Fatma
Kurtulan M.
Nezir Karabaş |
|
Van Bitlis |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 sıra
sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 158. maddesinde
yer alan "Bir takvim yılı içinde talep edilmeyen tutarlar izleyen yıllarda
ödenecek tutara eklenir ve Kurul tarafından aynı usul ile talep
edilebilir" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını ve maddenin sonuna
"ve ilgili Bakan tarafından onaylanır" ibaresinin eklenmesini arz ve
teklif ederiz.
|
|
Mehmet Günal |
Erkan Akçay |
Oktay Vural |
|
|
Antalya |
Manisa |
İzmir |
|
|
E. Haluk Ayhan |
Mustafa Kalaycı |
Recep Taner |
|
|
Denizli |
Konya |
Aydın |
|
|
|
Hüseyin Yıldız |
|
|
|
|
Antalya |
|
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 sıra
sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 158 inci
maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Mustafa Özyürek Harun
Öztürk Enis
Tütüncü |
|
İstanbul İzmir Tekirdağ |
|
Gürol Ergin Ferit
Mevlüt Aslanoğlu Şevket
Köse |
|
Muğla Malatya Adıyaman |
|
Birgen
Keleş |
|
İstanbul |
Madde 158- 2499 sayılı
Kanunun 28 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine dördüncü paragraf
olarak aşağıdaki paragraf eklenmiştir.
"Kurul tarafından
izlenen ve denetlenen borsalar, piyasalar ve diğer teşkilatlanmış piyasaların,
takas ve saklama kurumlarının ve Merkezi Kayıt Kuruluşunun faaliyetlerinden
elde ettikleri faiz gelirleri hariç tüm gelirlerinin azami binde 10'u Kurul
bütçesine Kurul tarafından gelir olarak kaydedilebilir. Kurul bütçe ihtiyacını
dikkate alarak bu oranı iki katına çıkarabilir. Bu maddeye göre yapılacak
ödemelerin zamanı, gelirin elde edildiği yılı izleyen takvim yılında Kurulun
nakit durumu dikkate alınarak Kurul tarafından en az otuz gün öncesinden ilgili
kurumlara bildirilir. Bir takvim yılı içinde talep edilmeyen tutarlar izleyen
yıllarda ödenecek tutara eklenir ve Kurul tarafından aynı usul ile talep
edilebilir."
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılamıyoruz Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor
mu?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz
isteyen Harun Öztürk, İzmir Milletvekili.
Buyurun Sayın Öztürk. (CHP
sıralarından alkışlar)
HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun
Tasarısı’nın 158’inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi olarak vermiş
olduğumuz önergeyle ilgili görüşlerimi açıklamak üzere söz aldım. Bu vesileyle
yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bu
madde Sermaye Piyasası Kurulunun gelirlerine yeni bir unsur ekleyen bir madde.
Üst kurullar, bildiğiniz üzere, bağımsız kurullar. Sadece yasaya bu kurulların
bağımsız olduğunu yazmamız tek başına yeterli değil. Bu bağımsızlığı sağlayacak
olan mali özerkliği de bu kurumlara tanımamız gerekiyor. Bu açıdan bu SPK’yla
ilgili gelir düzenlemeleri önemli.
Şimdi bu maddeyle ilgili
olarak ne getirildiğini ifade etmeden önce SPK’nın gelirlerinin nereden geldiği
ve neler olduğu konusunda kısa bir bilginin yararlı olacağını düşünüyorum.
Değerli milletvekilleri, 2499
sayılı Kanun’un 28’inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde Kurulun
bütün giderlerinin emrinde kurulacak özel bir hesaptan karşılanacağı ifade
edilmektedir. Bu özel hesaba nerelerden gelir geldiğine baktığımızda
ihraççıların sermaye piyasası araçlarının ihraç değerinin binde 3’ü oranında
SPK’ya bir ödemede bulunduklarını görüyoruz. Bu ödeme tutarında da kanuna göre
Bakanlar Kurulu kararıyla artırma yönünde değil ancak azaltma yönünde bir
indirime gidilebileceği görülüyor. Öncelikle biraz önce ifade ettiğim kurumun
özerkliği, mali özerkliği açısından kanunda gelirlerinin kesin oranlar hâlinde
belirtilmesi, eğer bir yetki verilmesi gerekiyorsa SPK Kuruluna bu yetkinin
verilmesi, dolayısıyla Bakanlar Kuruluna böyle bir yetkinin verilmesinin
özerklik açısından doğru olmadığını dikkatlerinize sunmak istiyorum.
Bir başka gelir unsuru,
çeşitli menkul kıymet ve fonların üçer aylık dönemdeki net varlık değerinin yüz
binde 5’ini aşmamak üzere hesaplanacak kayda alma ücreti. Yine bu ücretle
ilgili olarak Bakanlar Kurulunun yetkisi var.
Peki, mevcut düzenlemedeki bu
gelirler yetmediği zaman SPK ne yapıyor? O zaman da kendi giderleriyle
gelirleri arasındaki açığın, merkezî yönetim bütçesinden yapılacak hazine
yardımlarıyla karşılanması öngörülüyor.
Şimdi, bu maddeyle getirilen
düzenlemede, Kurul tarafından izlenen ve denetlenen borsalar, piyasalar ve
diğer teşkilatlanmış piyasaların, takas ve saklama kurumlarının ve Merkezî
Kayıt Kuruluşunun faaliyetlerinden elde ettikleri faiz gelirleri dışındaki tüm
gelirlerinin -yani brüt gelirlerinin- yüzde 10’unun Kurul bütçesine
aktarılacağı ifade ediliyor.
Biraz önce saydığım unsurlara
dikkatlerinizi tekrar çekmek istiyorum. Orada talep edilen gelirler “binde”
olarak ifade ediliyor ancak burada yüzde 10 oranında yüksek bir gelir talebi
olduğunu düşünüyoruz. Bu gelirin “binde 10” şeklinde değiştirilmesini ve Kurul
kararıyla, gerektiğinde gelir ve gider dengesi dikkate alınarak 2 katına kadar
arttırılmasının yani binde 20, onun karşılığı da yüzde 2’ye kadar
arttırılmasının uygun olacağını düşünüyoruz.
Ayrıca “Bu gelirlerin hangi
kurumlardan ne oranda tahsil edileceği her takvim yılı için Kurul tarafından
belirlenir.” hükmünün de doğru olmadığını ve tahsilat yapılacak birimler
arasında subjektif değerlendirmelere açık olan bir hüküm olduğunu ifade ediyor
ve önergemize “Kabul” desteği vereceğiniz ümidiyle yüce heyetinizi tekrar
saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Öztürk.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(Trabzon) – Karar yeter sayısı istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Karar yeter sayısı
arayacağım.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Sayın milletvekilleri, karar yeter
sayısı yoktur.
Birleşime beş dakika ara
veriyorum.
Kapanma Saati: 21.40
YEDİNCİ OTURUM
Açılma Saati:
21.46
BAŞKAN: Başkan
Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER:
Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Harun TÜFEKCİ (Konya)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin Yedinci
Oturumunu açıyorum.
606 sıra sayılı Kanun
Tasarısı’nın 158’inci maddesinde verilen, İzmir Milletvekili Harun Öztürk ve
arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi
önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.
Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır ve önerge kabul
edilmemiştir.
Tasarının görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 sıra
sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 158. maddesinde
yer alan "Bir takvim yılı içinde talep edilmeyen tutarlar izleyen yıllarda
ödenecek tutara eklenir ve Kurul tarafından aynı usul ile talep
edilebilir" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını ve maddenin sonuna
"ve ilgili Bakan tarafından onaylanır" ibaresinin eklenmesini arz ve
teklif ederiz.
Mehmet
Günal (Antalya) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılamıyoruz Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor
mu?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz
isteyen Hüseyin Yıldız, Antalya Milletvekili.
Buyurun Sayın Yıldız. (MHP
sıralarından alkışlar)
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 158’inci maddesi üzerinde
vermiş olduğumuz önerge için söz aldım. Öncelikle yüce Meclisi saygılarımla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Adalet
ve Kalkınma Partisinin dokuz yıllık iktidarı döneminde gerçekleşen her yerel ve
genel seçim öncesinde yaptığı gibi 2011’de yapılacak olan milletvekilliği genel
seçimleri öncesinde de, torbalanmış yasa tasarılarıyla seçim fırsatçılığından
yararlanma, istismar etme, başarısızlıklarını örtme ve iktidarını devam
ettirebilmek için yasal değişiklikleri kullanmaya maalesef yine devam
etmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, seçim yatırımı olduğu gözlerden
kaçmayan, amacı her ne olursa olsun Adalet ve Kalkınma Partisinin yanlış
ekonomik politikaları nedeniyle ödeme zorluğu içine düşen vatandaşlarımıza az
da olsa kolaylık sağlayacak olmasını olumlu bulduğumuzu ifade etmek istiyorum.
Adalet ve Kalkınma Partisinin
seçim yatırımları yerine öncelikli olarak yapması gerekenler, vatandaşlarımızın
gelir düzeyini yükseltecek ve istihdamı
artıracak yapısal önlemleri almak olmalıydı; vatandaşlarımızı borçlanmadan
yaşayabilir hâle getirmek olmalıydı; Türkiye ekonomisini, üretmeyen, ithal eden
tüketime dayalı yapısını, sıcak parayla yürüyen ekonomi anlayışını kökten
değiştirmek olmalıydı; ekonomide kayıt dışılığı azaltmak, daha basit, adil ve
geniş tabana yayılan bir vergi reformunu yapmak olmalıydı. Ne yazık ki Adalet
ve Kalkınma Partisini böyle bir çaba içerisinde görememekteyiz. Aksine Adalet
ve Kalkınma Partisi, ülkede yaşanan her sorunda öncelikle kendinden önceki
hükûmetleri vatandaşlarımızı ve ilgili kurumları suçlayan anlayışına devam
etmektedir.
Dokuz yıllık Adalet ve
Kalkınma Partisi İktidarında olduğu gibi bu yasa tasarısıyla da Amerika
Birleşik Devletleri’ne, Avrupa Birliği ülkelerine, küresel sermayeye ve
yandaşlara kolaylık ve menfaat sağlamaya devam edilmektedir. Teknolojinin bu
kadar geliştiği bir çağda finans kuruluşlarının merkezinin Ankara’dan İstanbul’a
taşınması ülkemize mi, yoksa yandaş müteahhit ve gayrimenkul sahiplerine mi
çıkar sağlayacaktır?
Adalet ve Kalkınma Partisi
dokuz yıllık iktidarında hukuk devleti yerine, oluşturmaya çalıştığı parti
devleti hedefi yolunda adım adım ilerlemektedir. Son adımını da atarak 657
sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda önemli değişiklikler maalesef yapmaktadır.
Maalesef, yine, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda yapılan değişikliklerle
devlet hizmetleri parti hizmetine, devlet memurları da parti memuruna dönüştürülmektedir.
Kamu personelinin alımında ve yükselmelerinde liyakat ve kariyer ilkeleri
yerine yandaşlık kriterlerinin öne çıkarılacağı, kamuda teftiş kurullarının
kaldırılarak siyasi denetimin öne çıkacağı, memurların da esnek
çalışabilmesinin sağlanabilmesi ve geçici görevlendirilmeleri ile de işten
atılabilmelerini de sağlayacak düzenlemeler maalesef bu yasa tasarısıyla
yapılmaktadır.
Adalet ve Kalkınma Partisinin
dokuz yıldır yaptığı yanlışların ve bu kanun tasarısıyla yapacağı yanlışların
cevabını da, inşallah, 2011 Haziranında yapılacak seçimlerde Türk milleti
kendilerine verecektir.
Değerli milletvekilleri,
biraz önce Mersin iliyle ilgili limon üreticilerinin sorunlarını anlatan
Değerli Milletvekilimize Antalya’da yaşayan üreticilerimizin de aynı sıkıntıları
çektiklerini ifade etmek istiyorum. Ayrıca, sadece limonda değil, portakalda da
maalesef aynı sıkıntılar yaşanmaktadır. Tarım Bakanımız bu kürsüye her
çıktığında tarımı nereden nereye getirdiklerini ifade etmektedirler. Ancak bu
Sayın Tarım Bakanını narenciye üreticilerinin yanında, limon üreticilerinin
yanında, muz üreticilerinin yanında hiç göremiyoruz. Kendisine tavsiye
ediyorum, eğer cesareti varsa -mademki bu kadar başarılı bir tarım ekonomisi
politikasını yönettiler- buyursunlar beraber, basın mensuplarının huzurunda, bu
üreticileri bir ziyaret edelim. Belki o zaman yüzü kızarır diyor, hepinizi
saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Yıldız.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 Sıra
Sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın Çerçeve 158 inci
maddesiyle 2499 Sayılı Kanunun 28 inci Maddesinin birinci fıkrasının (b)
bendine eklenen dördüncü paragrafta geçen “%10” ibaresinin “%5” şeklinde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Fatma
Kurtulan (Van) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılamıyoruz Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor
mu?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz
isteyen Nezir Karabaş, Bitlis Milletvekili.
Buyurun Sayın Karabaş. (BDP
sıralarından alkışlar)
MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarı üzerine verdiğimiz değişiklik
önergesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bu
torba tasarıda birçok kesime, Türkiye’de yaşanan ekonomik sıkıntılar ve krizden
kaynaklı mevcut sıkıntılarını aşma yönünde düzenleme yapıldığı iddia ediliyor.
Hazır Tarım Bakanımız Sayın Eker de buradayken hayvancılıkla ilgili düşüncemi
ve önerilerimi dile getirmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri,
bildiğiniz gibi bölgede özellikle süren savaş, çatışma ortamında en büyük
zararı hayvancılık gördü. Yaylaların yasaklanması, yaylaları kullanan
Koçerlerin yaşam koşullarının kalmamasından kaynaklı Türkiye’de küçükbaş
hayvanda ciddi bir azalma yaşandı.
Şimdi, mevcut Hükûmet, AKP
hep şunu iddia ediyor, Bursa Milletvekili Sayın Ali Koyuncu şunu diyordu: “Daha
önce Türkiye’de üretilen, beslenen hayvan sayısı bilinmiyorken bizler üretilen
süt miktarını, peynir miktarını ve yumurta miktarını da biliyoruz.” Ben de
Sayın Bakanım da buradayken -kendi seçim bölgesi olan, ili olan Diyarbakır’dan
tutun bölgede yaylak ve kışlak olarak bölgeyi kullanan “koçer”ler var- şunu da
söylüyorum: Bu devlet, doksan yıldır Türkiye Cumhuriyeti devleti geçmiş
hükûmetler de, mevcut, dokuz yıllık dönemdir AKP İktidarı da “koçer”lerin
mevcut yaşamları, ekonomik zorlukları, beslendikleri hayvanlarla ilgili teşvik
verme, destek vermekten tutun çocuklarının eğitimine, sağlığına ve
konaklamalarına, iskânlarına kadar hiçbir şeyiyle ilgilenmemiştir.
Şimdi, hayvancılıkla, tarımla
ilgili ciddi teşvikler verildiğini söylüyor mevcut İktidar ve yüzdeler veriyor:
İşte 2002’den önce, 2002’ye kadar tarıma verilen destek yüzde bu kadardı, bu
kadara çıktı; hayvancılığa verilen destek bu kadardı, bu kadara çıktı.
Soruyorum: Bugün, mevcut tüm zorluklara, o çatışma, savaş dönemindeki
zorluklara, yayla yasaklarına rağmen, Türkiye’nin küçükbaş hayvan üretiminin
önemli kısmı Doğu ve Güneydoğu’da, bölgede oluyor ve yine bu hayvanların önemli
bir kısmını hâlâ “koçer”ler besliyor. Şurada Tarım Bakanı da hazır buradayken
şunu iddia ediyorum, diyorum ki: Kentte oturan, zaten o işi yapmayan veya o işi
kentte yapan eğitimli veya ilişkisi olan belli kesimlerin dışında “koçer”lere
hiçbir destek devlet tarafından verilmemiştir. Siz, bu düzenlemeler
yapılıyorken, teşvikler ve yasalar düzenleniyorken, bu konumda olan, hâlâ
küçükbaş hayvan üretiminde, beslenmesinde ciddi anlamda katkıları olan, hâlâ
sayıları 10 binleri bulan aile ve besledikleri hayvanlar -küçükbaş hayvan-
milyonları bulan “koçer”lere herhangi bir düzenleme neden yapılmıyor veya
bugüne kadar bu düzenlemeler yapılırken bunlar neden dikkate alınmıyor?
Şimdi, teşvik veriliyor,
hayvancılığa teşvik veriliyor, deniyor ki: “Bu kadar koyun alana veya bu kadar
inek alana bu kadar para veriyoruz.” Bu verilen teşviklerin önemli bir kısmı
verimli olmuyor çünkü o teşvikleri alan insanların çoğu o işi profesyonel yapan
insanlar değil. Bu insanlar hayvancılık yapıyor, yaşamları bunun üzerine,
geçimleri bunun üzerine ve bu işi profesyonel yapıyorlar ve bunların gelip ne
ilişki kurmaları ne proje yapmaları ne gelip yetkili yerlere başvurmaları
mümkün ve bunlara yaylaların parasız verilmesi, devlet tarafından teşvik
verilmesi, yemin karşılanması durumunda hem bu insanlar ciddi bir şekilde
mevcut yaşamlarını düzenlerler hem de üretimde, hayvancılıkta ciddi bir katkı
olur.
Sayın Bakana “Bu konuda bunu
gündeminize alacak mısınız?” diyorum, saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
159’uncu madde üzerinde üç
adet önerge vardır, geliş sırasına göre okutup aykırılıklarına göre işleme
alıyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 Sıra
Sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın Çerçeve 159 uncu
maddesiyle 2499 Sayılı Kanunun 30 uncu Maddesine (f) bendinden sonra gelmek
üzere eklenen (g) bendinde yer alan “mal” sözcüğünün madde metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
Nuri Yaman Sırrı
Sakık Hasip
Kaplan |
|
Muş Muş Şırnak |
|
M.
Nezir Karabaş Fatma
Kurtulan |
|
Bitlis Van |
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 sıra
sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 159. maddesinde
yer alan "ve bu işlemlere yönelik hizmetlerin yerine getirilmesi,"
ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
Mehmet Günal E.
Haluk Ayhan Erkan
Akçay |
|
Antalya Denizli Manisa |
|
Mustafa Kalaycı Recep
Taner Oktay
Vural |
|
Konya Aydın İzmir |
|
Ali
Uzunırmak |
|
Aydın |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 sıra
sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" nın 159 uncu
maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Mustafa Özyürek Harun
Öztürk Enis
Tütüncü |
|
İstanbul İzmir Tekirdağ |
|
Birgen Keleş Şevket
Köse Ferit Mevlüt
Aslanoğlu |
|
İstanbul Adıyaman Malatya |
|
Bülent
Baratalı |
|
İzmir |
Madde 159- 2499 sayılı
Kanunun 30 uncu maddesine (f) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (g) bendi
eklenmiş ve mevcut (g) bendi (h) bendi olarak teselsül ettirilmiştir.
"g) Döviz, mal, kıymetli
madenlerin kaldıraçlı alım satımı, alım satımına aracılık ve bu işlemlere
yönelik hizmetlerin yerine getirilmesi,"
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılamıyoruz Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor
mu?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER
(Diyarbakır) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz
isteyen Bülent Baratalı, İzmir Milletvekili.
Buyurun Sayın Baratalı.
BÜLENT BARATALI (İzmir) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 606 sıra sayılı torba tasarının 159’uncu
maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi önergesinin, partimizin verdiği
önergenin üzerinde söz almış bulunmaktayım. Sizleri şahsım ve CHP Grubu adına
saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
görüşmekte olduğumuz tasarının mali af bölümü hariç toplumun hiçbir derdine
derman olmadığı, olamayacağı bilinmesine karşılık inatla ve ısrarla
çıkarılmasını anlamak mümkün değildir.
Değerli milletvekilleri, bu
çıkartılmaya çalışılan tasarı, sekiz buçuk yıllık AKP İktidarının Türkiye için
bir zaman kaybı olduğunun açık itirafıdır. Ülke, maalesef bu süre içinde iyi
yönetilmemiştir. İyi yönetilmiş olsaydı Merkez Bankası durup dururken bazı tedbirler
almak için piyasalara müdahale etmezdi. Seçimlere üç dört ay kala yapılan bu
müdahale, tehlikenin ve riskin ulaştığı boyutu göstermek için önemli bir
ipucudur.
Bu konuda, hemen her fırsatta
CHP olarak Hükûmeti uyardık. “Dış ticaret açığı ve cari açık tehlike
boyutlarına ulaştı, gidişat iyi değil. Sıcak para ile suni büyüme rakamları
sizleri aldatmasın. Bu böyle gitmez, duvara toslayacağız.” dedik ama bunu
dinletemedik. Artık böyle gitmeyeceği ortada. Merkez Bankası tehlikenin farkına
vardı ve bizim gibi “Böyle gitmez.” dedi.
Değerli milletvekilleri,
gelinen noktanın tek sebebi AKP’dir çünkü 2002 yılında bu ülkenin cari açığı
yoktu yani AKP işbaşına geldiği zaman cari açık sıfır idi. 2003 yılında 7
milyar dolar olan cari açık, 2010 yılının on birinci ayında 41 milyar dolara
yükselmiştir. 2002 yılında dış ticaret açığımız 15 milyar dolardı, şu günlerde
dış ticaret açığımız 71 milyar dolardır. 2010 yılında 185 milyar dolarlık
ithalata karşılık 114 milyar dolarlık ihracat yapılmıştır. Sekiz yılda geldiğimiz
durum budur, makas bu konuda gittikçe açılmakta ve büyümektedir.
Vergi politikaları açısından
da durum aynıdır. “Vurun abalıya” misali, AKP kurumlara ve çalışanlara vurdukça
vuruyor. 2010 yılında tahsil edilen vergilerin toplamı 210 milyar 523 milyon lira,
beyanname veren mükelleflerin 2010 yılında ödedikleri toplam gelir vergisi ise
3 milyar 526 milyon lira. Yani bu oran, toplam vergilerin ancak yüzde1,68’idir.
Bu konunun üzerine gidileceğine, bir vergi adaleti getirileceğine, bu
tasarıyla, özellikle kayıt dışı ekonomi özendiriliyor, cesaretlendiriliyor.
Değerli milletvekilleri,
bütün bunların yanında bir de başkanlık sistemi tartışmalarıyla rejime son
darbeyi vurmaya hazırlanan bir Başbakan var. Sekiz buçuk yıldır tek başına
iktidarda olan, Anayasa’yı bile tek başına değiştirebilecek güçte olan AKP,
ajandasındaki gizli düşünceleri 22’nci Dönemde değil ama bu dönemde tek tek
yaşama geçirmeye başlamıştır.
Daha önce, beş yıl önce,
Anayasa Mahkemesini kaldırmak, yetkilerini kısıtlamak isteyen AKP, diktatörlerin
en çok başvurduğu yöntem olan referandumla Anayasa Mahkemesinde yeterli
çoğunluğa sahip olduktan sonra, şimdi de Anayasa Mahkemesini olağanüstü
yetkilerle donatmaya çalışmaktadır.
Beş yıl önce Mahkemeyi
kapatmaya çalışan AKP…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Kim Mahkemeyi kapatmaya çalışıyor?
BÜLENT BARATALI (Devamla) –
…beş yıl sonra Mahkemeyi bey ve paşa durumuna getiriyor. Bu ne yaman çelişkidir
Sayın Elitaş, anlayana aşk olsun.
Bundan cesaret alan Anayasa
Mahkemesi Başkanı da hukuku ayaklar altına alıyor, hukuksuzluğu savunabiliyor,
bunun karşılığında maaşına -aldığımız bilgilere göre- 12.500 TL ile 15.000 TL
arasında düzenleme yapılacaktır; bir nevi “al gülüm ver gülüm” hesabı. Bu arada
maaş düzenlemesi yanında da performans denetimi geliyor, Anayasa Mahkemesine
girmesi öngörülüyor. Yani, parça başına iş yaparak hâkimlerin maaşı artacaktır.
Değerli arkadaşlarım, bu
düşüncelerle Başbakanın ve özellikle Sayın Kuzu’nun -biraz önce burada gördüm-
tekrar bunları göz önüne alarak yeniden düşünmesi gerektiğini söylüyorum ve
önergemizin desteklenmesini takdirlerinize sunuyor, yüce Meclisi tekrar
saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Baratalı.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 sıra
sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 159. maddesinde
yer alan "ve bu işlemlere yönelik hizmetlerin yerine getirilmesi,"
ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Ali
Uzunırmak (Aydın) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılamıyoruz Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor
mu?
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz
isteyen Ali Uzunırmak, Aydın Milletvekili.
Buyurun Sayın Uzunırmak. (MHP
sıralarından alkışlar)
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun
Tasarısı’nın 159’uncu maddesi üzerinde verdiğimiz önergede söz aldım. Hepinizi
saygılarımla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
yöneticinin dünya görüşü ile devleti kuran kurucu irade, felsefe örtüşmediği
zaman o yönetimdeki aksaklıkların söylemlerle örtülemeyeceği bir gerçektir
çünkü yapılan davranışlar, yönetim metotları, uygulanan uygulamalar söylemlerle
mutlaka çelişecektir ve ters düşecektir. Dünyada bunun birçok örnekleri olmuş,
yaşanmış ve yaşanmaya devam etmektedir.
Bakın, dünyadaki
örneklemeleri açısından, siz seçilerek gelmiş değerli milletvekillerinin, aydın
insanların dikkatini çekmek istediğim bir konu var. Eğer Sovyetler Birliği
kendi ülke sınırları içerisindeki yaşayan halklarına sınırları dışındaki
halklara vadettiklerini yaşatabilseydi Sovyetler Birliği yıkılmazdı. Eğer bugün
süper güç, tek kutup olma yolunda olan Amerika Birleşik Devletleri, kendi
halkına, ülkesi içerisindeki halkına esirgemediği birtakım unsurları, kendi
sınırları dışındaki halklara o adaleti, o refahı paylaştırabilseydi, bugün
Amerika kendi sınırları dışında çok büyük sempatiyle karşılanan bir ülke
olurdu.
Buradan geleceğim nokta
nedir? Descartes diyor ki: “Düşünüyorum, o hâlde varım.” Ama maalesef bugün
Türkiye’yi yöneten arkadaşlarımızın birçoğu, kurucu, kuruluş felsefesine uygun,
devletin işleyişiyle ilgili problemleri olduğu için “Konuşuyoruz, o hâlde
varız.” noktasına geldiler ve durmadan öyle konuşuyorlar ki, konuştukları her
şey aslında, kendilerinin dünya görüşü gibi gösterdikleri bütün anlamlı
kelimelerin tersine olan uygulamalarıdır. Buradan gelmek istediğim nokta nedir?
Bunlar bazen meydan okurcasına konuşuyorlar, bazen suyun akışına gidip alttan
alırcasına konuşuyorlar. Bunlar tabii ki zaman içerisinde yönetim safahatı
uzadığında halkın dikkatini çekecek ve ilgililerin de dikkatini çekecektir.
Değerli milletvekilleri, son
günlerde Türkiye Cumhuriyeti devleti açısından çok acı ve hazin bir olay
yaşanmıştır. Kıbrıs’taki memurlar, belki içlerinde küçük bir grup bizim de
tasvip etmeyeceğimiz bir gösteriye imza altmış olabilirler ama o insanları
“besleme” olarak nitelemek, bugüne kadar Hükûmetin yurt dışındaki yaptığı bütün
faaliyetlerin dış politikada âdeta bunun bir ceremesinin olacağı çağrışımını
yaptırmıştır. Hatta ve hatta çok üzüntü vericidir ki, bizim de desteklediğimiz
TÜRKSOY projelerinden başka projelerine, TİKA’nın faaliyetlerine varıncaya
kadar bütün bunlar yarınlarda o ülkeler, o ülke halkları tarafından “Kıbrıs’ta
söylenenler yarın bize söylenecek midir acaba?” diye bir endişeyle
karşılanacaktır. Onun ötesinde bu yönetim felsefesi acaba Türkiye Cumhuriyeti
memurlarına da “Ee kardeşim, senin paranı ben veriyorum, iktidarda ben varım,
sen benim beslememsin.” noktasında da demokratik birtakım haklarının talebinde
karşısına bu şekilde bir felsefi dikilme olacak mıdır?
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Türk vatandaşlarından ve memurlarından hiçbiri senin gibi bu şekilde yaklaşmaz.
BAŞKAN – Sayın Elitaş,
lütfen… Lütfen Sayın Elitaş.
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) –
Sayın Elitaş, bunlar tabii ki bir alt şuurun ortaya vuruşudur. Bu alt şuur
iktidar sarhoşluğu içerisinde ortaya çıkan alt şuurdur, bazen meydan okuyarak
konuşma, bazen alttan alarak konuşmadır. Onun için hiç kimse hatalardan ders
çıkarmadan yönetime devam etmemelidir. Ben aklıselim arkadaşlarımızı, yönetimde
olan arkadaşlarımızı uyarıyorum. Eğer bizim dünya görüşümüz hakikaten eylemlerimizle
örtüşmezse, bu devletin kuruluş felsefesi Türk’ün şefkati, Türk’ün adalet
anlayışı bizim yönetim metotlarımızda eğer bunları ortaya çıkarmazsa, Türk
dünyası diye bir dünya, Türk tarihi diye bir Türk tarihi algılamanız mümkün
olmaz. Onun için söylemlerimiz ile eylemlerimiz birbirine uymalı ve Milliyetçi
Hareket Partisi Genel Başkanının açıkladığı, Sayın Devlet Bahçeli’nin, “Hilal
Kart” uygulaması, en onurlu şekilde yarınlarda, bütün Türk dünyasına ve Türkiye
Cumhuriyeti’ne bu algılama içerisinde, besleme kültürü olmadan, Türk’ün adaleti
ve şefkati noktasında uygulamalarına sahne alacaktır, sahne bulacaktır.
Hepinize en derin saygılarımı
sunuyorum.
Teşekkür ediyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Uzunırmak.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Buyurun Sayın
Elitaş.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Konuşmacı, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin icraatlarını farklı bir
şekilde izah etti.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yok
canım, Devlet Bakanı açıkladı, nasıl farklı?
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Öte yandan “Zihnimizin arkamızdaki şuurun yansımasıdır.” diye, bizim hiç ifade
etmediğimiz, düşünmediğimiz konuda ifadeler kullandı. İzin verirseniz iki
dakikada açıklamak istiyorum.
BAŞKAN – Sayın Elitaş,
söyledikleriniz tutanaklara geçti.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) –
Hayır, Sayın Başkan, Sayın Çiçek’in beslemeyle ilgili açıklaması var. Nasıl
demediniz? Böyle bir şey olmaz!
BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, siz
lütfen oturur musunuz yerinize.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Sayın Başkan, bakınız, Kıbrıs’ta bir grup insanın yaptıklarını Milliyetçi
Hareket Partisi sözcüsü herhâlde tasvip ediyor, o pankartları tasvip ediyor…
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın
Çiçek gelsin veya Sayın Çağlayan gelsin, o izah etsin! Olur mu öyle şey!
BAŞKAN – Lütfen Sayın
Uzunırmak… Sayın Elitaş Grup Başkan Vekili, lütfen…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
…orada Rumlarla birlikte hareket edip, Rum Bayrağı’nı çekip de “Türk askeri
buradan çıksın.” diyenleri tasvip ediyor.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Hükûmetin üyesi var orada!
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Sayın Başkan, izin verirseniz…
BAŞKAN – Buyurun Sayın
Elitaş, iki dakika, yeni bir sataşmaya mahal vermeden... (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
V.- AÇIKLAMALAR
(Devam)
9.- Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın “Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde gösteri yapanları ‘besleme’ olarak nitelemek
iktidar sarhoşluğu içerisinde ortaya çıkan alt şuurdur.” ifadelerine ilişkin
açıklaması
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Zafer Çağlayan Bey’e sorduğum soruya da cevap ver oraya çıkmışken!
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –
Değerli arkadaşlar, sekiz buçuk yıldır AK PARTİ iktidardadır. Sekiz buçuk yıl
önce IMF kapısında yatıp “Nasıl borç alabileceğiz?” diye Hükûmet içerisinden
bir yetkili bulamayan bir Türkiye, dışarıdan ithal ettiği bir bakanla
Türkiye'ye kaynak getirebilmek için uğraşan bir Türkiye var. (MHP sıralarından
gürültüler)
MEHMET GÜNAL (Antalya) – At
pazarlığını kim yaptı, at pazarlığını!
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –
Ama şimdi çıkın dünyaya…
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ne
alakası var konuyla! Ne konuşuyorsun! Ne alakası var!
BAŞKAN – Sayın Uzunırmak,
lütfen bir dinleyin, sonra cevap verirsiniz.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – IMF’yle
at pazarlığını kim yaptı!
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –
…Türk dünyasına, İslam dünyasına, Balkanlara, oradaki Türkiye'nin itibarını
görün, gurur duyun. Oradaki Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanına, oradaki
Cumhurbaşkanına gösterilen itibarı görün, gurur duyun. Bugün, eğer Türkiye,
Orta Doğu’da, bulunduğu dünyada, bulunduğu coğrafyada önemli bir aktör hâline
geldiyse…
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Şu besleme sözcüğünü nasıl savunuyorsun! Yakışıyor mu sana bu!
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –
…artık Türkiye'nin bulunduğu coğrafya üzerinde Türkiye'ye sorulmadan hiçbir iş
yapılmazken…
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Bunun üzerine bırak söz almayı, kafanızı önünüze eğmeniz lazım!
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –
…sekiz yıl önce, dokuz yıl önce Türkiye'ye birileri talimat gönderip
“Başüstüne” diyen iktidardan onurlu bir Türkiye’ye gelmiştir.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
IMF’yle at pazarlığını kim yaptı?
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) -
Bundan herkesin onur duyması gerekir.
Siz, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti’nde…
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Neyi açıklıyorsun?
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen…
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
“IMF’yle anlaşmayı açıklayacağım.” dediniz, söyleyin.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –
Dinle… Dinle.. Bir dakika dinle.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen…
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) -
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bu ülkenin askerine küfür eden bir pankartı
açan, Rum Bayrağı’yla birlikte “Hadi artık, Ayşe’nin tatili bitmiştir, geriye
dön.” diyen, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni yok edip Rumlarla birleştirmeye çalışanla
aynı safta bulunuyorsunuz. (MHP sıralarından gürültüler)
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Bülent Arınç’ın sözünü de açıkla orada.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Sayın Başkan, cevap vermiyor, sataşma yapıyor.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen…
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) -
Aynı safta bulunmak yerine, bugün Türkiye'nin onurunu ve gururunu belli bir
noktaya getiren iktidarı desteklemek, alkışlamak yerine siz Rumlarla birlikte
olanlarla aynı safta bulunuyorsunuz.
S. NEVZAT KORKMAZ ( Isparta)
– Ne yaptın, açıkladın mı şimdi!
ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yanlış
konuşuyorsun.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Hadi canım sen de!
BAŞKAN – Lütfen sayın
milletvekilleri…
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
O sözünüzü açıklayın o zaman.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –
Sayın Doktor Devlet Bahçeli de tahmin ediyorum onlarla aynı safta değildir ama
siz hangi safta olduğunuzu kendiniz tayin edin.
Hepinize saygılar sunuyorum.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Yazık! Yazık!
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Elitaş.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın
Başkan, konuyla ne alakası var söylediklerinin?
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
“Besleme” sözünü oradan savunuyorsun. Tarihe geçtiniz.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – İşte
AKP, konuştukça var!
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Şu
“besleme” sözünü açıklaması lazım.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) –
“Besleme” sözünü açıklasın.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Sayın Başkan, orada Hükûmetin sözcüsü var! Söz verdiniz, geldi, sataşma yaptı.
VIII.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
2.- Bazı
Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Kanun
Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile
Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134,
2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344,
2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507,
2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690,
2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801,
2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606)
(Devam)
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 Sıra
Sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın Çerçeve 159 uncu
maddesiyle 2499 Sayılı Kanunun 30 uncu Maddesine (f) bendinden sonra gelmek
üzere eklenen (g) bendinde yer alan “mal” sözcüğünün madde metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Nuri
Yaman (Muş) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılamıyoruz Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor
mu?
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz
isteyen?
AYLA AKAT ATA (Batman) –
Gerekçe…
BAŞKAN – Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Madde metninde geçen “mal”
sözcüğünü ikame eden sözcükler mevcut olup bu sözcüğe gerek kalmamaktadır.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
160’ıncı madde üzerinde iki
adet önerge vardır, geliş sırasına göre okutup, aykırılıklarına göre işleme
alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 sıra
sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 160 ıncı
maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Mustafa Özyürek |
Enis Tütüncü |
Ferit Mevlüt Aslanoğlu |
|
|
İstanbul |
Tekirdağ |
Malatya |
|
|
Harun Öztürk |
Tacidar Seyhan |
Algan Hacaloğlu |
|
|
İzmir |
Adana |
İstanbul |
Madde 160 - 2499 sayılı
Kanunun 40 ıncı maddesinin son fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Bu Kanuna göre kurulan
borsalar özel bütçe ile idare olunur. Bütçe yılı takvim yılıdır. Bütçeleri ve
personel kadroları yönetim kurullarının teklifi üzerine genel kurullarınca
kesinleştirilir. "
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 606 sıra
sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 160. maddesinin
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Mehmet Günal Erkan
Akçay Ali
Uzunırmak |
|
Antalya Manisa Aydın |
|
E. Haluk Ayhan Mustafa
Kalaycı Recep
Taner |
|
Denizli Konya Aydın |
|
Oktay
Vural |
|
İzmir |
Madde 160 - 2499 sayılı
Sermaye Piyasası Kanununun 40 ıncı maddesinin son fıkrasının dördüncü, altıncı
ve yedinci cümleleri yürürlükten kaldırılmış, beşinci cümlesi ise aşağıdaki
şekilde değiştirilmiştir.
"Borsaların türleri ve
gelişmişlik düzeyleri itibarıyla düşük oranda pay ayrılmasına veya hiç
ayrılmamasına ilgili Bakan karar verebilir."
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılamıyoruz Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor
mu?
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ
(Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ali
Uzunırmak konuşacak.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz
isteyen Ali Uzunırmak, Aydın Milletvekili, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)