DÖNEM: 23                            CİLT: 92                    YASAMA YILI: 5

 

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

63’üncü Birleşim

10 Şubat 2011 Perşembe

 

 

(Bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II. - GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Fatih Arıkan’ın, Kahramanmaraş ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 91’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, Adıyaman ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa ilinin sorunlarına, tamamlanamayan yatırımlara ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kahramanmaraş’ın “zafer günü”ne ilişkin açıklaması

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak’ın, Kahramanmaraş’ın düşman işgalinden kurtuluşu nedeniyle “zafer günü”ne ve Afşin-Elbistan’da Çöllolar kömür sahasında meydana gelen göçüğün altında kalan işçilere ilişkin açıklaması

3.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun,  Kahramanmaraş’ın düşman işgalinden kurtuluşu nedeniyle “zafer günü”ne ve Afşin-Elbistan’da Çöllolar kömür sahasında meydana gelen göçüğün altında kalan işçilere ilişkin açıklaması

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, usul tartışması sırasında yaşanan gerginlik nedeniyle açıklaması

5.- Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, usul tartışması sırasında yaşanan gerginlik nedeniyle açıklaması

6.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, usul tartışması sırasında yaşanan gerginlik nedeniyle açıklaması

7.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, usul tartışması sırasında yaşanan gerginlik nedeniyle açıklaması

8.- İzmir Milletvekili Tuğrul Yemişci’nin, Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın ismini de zikrederek İzmir’de bulunan “Vadeli İşlemler Borsası”yla ilgili sözlerine ilişkin açıklaması

9.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde gösteri yapanları ‘besleme’ olarak nitelemek iktidar sarhoşluğu içerisinde ortaya çıkan alt şuurdur.” ifadelerine ilişkin açıklaması

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, üniversitelerde yaşanan olaylar ile öğrencilere yönelik idari yaptırımların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1027)

2.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir ve 21 milletvekilinin, akaryakıt fiyatlarındaki artışın nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1028)

3.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse ve 25 milletvekilinin, özürlülerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1029)

B) Genel Görüşme Önergeleri

1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Sayıştayın “Sağlık Bakanlığına Bağlı Hastanelerde İlaç, Tıbbi Sarf Malzemesi ve Tıbbi Cihaz Yönetimi” adlı performans denetim raporu hakkında genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/26)

C) Çeşitli İşler

1.- Irak Meclis Başkanı Osama Abdul-Aziz Mohammed Al-Nujaifi’ye, Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denilmesi

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- (10/150) esas numaralı, Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un uygulamasından kaynaklanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 10/02/2011 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

2.- (10/510) esas numaralı, uzman erbaş uygulamasındaki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 10/02/2011 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

3.-  Ankara Milletvekili Tekin Bingöl ve arkadaşlarının “Ankara OSTİM ve İvedik’te meydana gelen patlamalar hakkında” verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin, Genel Kurulun 10/02/2011 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

1.- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/883) (S. Sayısı: 568)

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’nün; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 17 Milletvekilinin; Ankara Milletvekili Zeynep Dağı’nın; Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un; Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz ve 29 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam ve 25 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün; Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin ve 4 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Adana Milletvekili Yılmaz Tankut ve 10 Milletvekilinin; Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın; Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in; Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın; Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı  ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Bursa Milletvekili Abdullah Özer’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın; Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın; Kocaeli Milletvekili Eyüp Ayar ve 2 Milletvekilinin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak’ın; Bitlis Milletvekili Mehmet Nezir Karabaş’ın; Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 1 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Bolu Milletvekili Fatih Metin ve 2 Milletvekilinin; Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi’nin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606)

3.- Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/991) (S. Sayısı: 609)

4.- Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Bir Kısım Borç ve Alacaklarının Düzenlenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/877) (S. Sayısı: 535)

5.- Avrupa Konseyi Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/339) (S. Sayısı: 62)

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Başkanın, kürsüde konuşan hatibin sözünü kesmesinin İç Tüzük’e uygun olup olmadığı hakkında

X. – YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.-Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, 2010 Aralık ayı tüketici fiyatları endeksinin hesaplanma yöntemine ilişkin Başbakandan sorusu ve  Devlet  Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/17738)

2.- Gaziantep Milletvekili Akif Ekici’nin, İşsizlik Sigortası Fonu’nun kullanımına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı  (7/17812)

3.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur’un, dizi ve reklam süreleriyle ilgili bir düzenleme yapılmasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/17816)

4.- Ankara Milletvekili Tekin Bingöl’ün, Bingöl’deki sosyal tesis ihtiyacına ilişkin sorusu ve  Devlet  Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/17876)

5.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, yurt dışı seyahatlere, bunlara katılanlara ve ödenen harcırahlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17881)

6.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur’un, mobbingle mücadeleye ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı (7/17925)

7.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur’un, mobbingle mücadeleye ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı  Egemen Bağış’ın cevabı (7/17927)

8.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, Göksu EDAŞ’ın özelleştirme ihalesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17974)

9.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, 2002-2010 yılları arasında TPAO’ya yapılan atamalara ve atama yöntemlerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17977)

10.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, 2002-2010 yılları arasında TKİ Kurumuna yapılan atamalara ve atama yöntemlerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17978)

11.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, Göksu EDAŞ’ın özelleştirilmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17979)

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 13.03’te açılarak dokuz oturum yaptı.

Birinci Oturum

4 Şubat 2011 tarihli 58’inci Birleşimde yapılan kapalı oturuma ait tutanak özeti İç Tüzük’ün 71’inci maddesine göre okunmak üzere, kapalı oturuma geçildi.

Birleşime saat 13.04’te ara verildi.

İkinci Oturum

(Kapalıdır)

Üçüncü, Dördüncü, Beşinci, Altıncı, Yedinci, Sekizinci ve Dokuzuncu Oturum

Üçüncü Oturuma saat 13.20’de başlandı.

Gümüşhane Milletvekili Yahya Doğan, Gümüşhane ilinin düşman işgalinden kurtuluşuna,

İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen, İstanbul Sarıyer ilçesi Derbent Mahallesi’ndeki gecekondu yıkımlarına,

Niğde Milletvekili Mümin İnan, Niğde ilinin merkez ve ilçelerinin sorunlarına,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

İzmir Milletvekili Oktay Vural, Milliyetçi Hareket Partisinin kuruluş yıl dönümüne,

Adana Milletvekili Hulusi Güvel, uluslararası yolsuzluk anketi verilerine göre ülkemizin dünya rüşvet sıralamasında 6’ncı sırada bulunduğuna,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Sayıştayın:

“Kıyıların Kullanımının Planlanması ve Denetimi” (8/22),

 “Vakıflar Genel Müdürlüğünün Sorumluluğundaki Tarihî Eserlerin Korunması” (8/23),

“Ormanların Korunması” (8/24),

“Trafik Kazalarını Önleme Faaliyetleri” (8/25),

Adlı performans denetim raporları hakkında bir genel görüşme açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan (10/958) esas numaralı, astsubayların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına dair önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 09/02/2011 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP,

Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve arkadaşları tarafından 11/01/2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına “Gözaltılardaki ve hapishanelerdeki kayıplar, ölümler ve faili meçhul bırakılan siyasi cinayetler hakkında” verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer araştırma önergelerinin önüne alınarak, 09/02/2011 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin CHP,

Grubu önerileri yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa Komisyonları Raporlarının (1/883) (S. Sayısı: 568),

2’nci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’nün; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 17 Milletvekilinin; Ankara Milletvekili Zeynep Dağı’nın; Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un; Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz ve 29 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam ve 25 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün; Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin ve 4 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Adana Milletvekili Yılmaz Tankut ve 10 Milletvekilinin; Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın; Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in; Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın; Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Bursa Milletvekili Abdullah Özer’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın; Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın; Kocaeli Milletvekili Eyüp Ayar ve 2 Milletvekilinin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak’ın; Bitlis Milletvekili Mehmet Nezir Karabaş’ın; Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 1 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Bolu Milletvekili Fatih Metin ve 2 Milletvekilinin; Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi’nin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporlarının (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606),

Görüşmeleri komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

3’üncü sırasında bulunan ve görüşmelerine devam olunan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/994) (S. Sayısı: 610), görüşmeleri tamamlanarak yapılan açık oylamadan sonra kabul edildi ve kanunlaştı.

610 Sıra Sayılı kanun tasarısının görüşmeleri sırasında; İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen tasarıya geçici madde ihdas edilmesiyle ilgili verilen önergelerden, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre en fazla iki adedinin işleme alınabileceğine ilişkin Oturum Başkanının uygulaması üzerine usul görüşmesi yapıldı; Oturum Başkanı, tutumunda bir değişiklik olmadığını ifade etti.

CHP Grubu önerisinin görüşülmesi sırasında, Mersin Milletvekili Mehmet Zafer Üskül, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, İnsan Hakları Komisyonu Başkanı olarak faili meçhuller konusunda şahsına sataşması nedeniyle,

Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ:

Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle,

Eskişehir Milletvekili H. Tayfun İçli ve arkadaşlarının önergesinin gerekçesinde AK PARTİ Grubuna dönük hakaretler bulunması nedeniyle partisine sataşıldığı iddiasıyla,

Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın konuşmasında, Cumhuriyet Halk Partisinin parlamenter sistemin işlerliliğini ve Anayasa’ya uygunluk denetimini Türk Silahlı Kuvvetlerine veren ve bu çerçevede darbe yapması için İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesini, elini güçlendirecek şekilde değiştiren bir kanun teklifi verdiğine ilişkin açıklamalarıyla partisine sataşması nedeniyle,

Birer konuşma yaptılar.

Muş Milletvekili Sırrı Sakık, İnsan Hakları Komisyonunun 2004 yılındaki raporuna,

İzmir Milletvekili Oktay Vural, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın çete ve mafyayla mücadelenin sanki ilk defa bu Hükûmet zamanında yapıldığı tarzındaki konuşmasına,

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Ankara Milletvekili Ahmet İyimaya’nın muhalefet milletvekiliyken yaptığı konuşmaları unutmaması gerektiğine, seçimler yaklaşınca gelecek seçimlerin gelecek nesillerin önüne geçmesi davranışına,

Ankara Milletvekili Ahmet İyimaya, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin konuşmasında ifade ettiği gibi hiçbir zaman gelecek seçimlere dayalı olarak söylem ve tavır geliştirmediğine,

İzmir Milletvekili Oktay Vural, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın konuşması içinde talihsiz ifadeler olduğuna, hiçbir darbenin meşruiyeti olamayacağına, darbelere meşruiyet kazandırıldığına ilişkin bir kanaatin Mecliste ifade edilmesini doğru bulmadığına,

Malatya Milletvekili Öznur Çalık, Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun konuşmasında bahsettiği, bir köyde ateş edilerek öldürülen kızın katilinin serbest bırakılmasına,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

10 Şubat 2011 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 13.00’te toplanmak üzere birleşime 00.02’de son verildi.

 

 

Sadık YAKUT

 

 

 

 

 

Başkan Vekili

 

 

 

 

Murat ÖZKAN

Harun TÜFEKCİ

Bayram ÖZÇELİK

 

 

 

    Giresun

    Konya

Burdur

 

 

 

  Kâtip Üye

 Kâtip Üye

Kâtip Üye

 

 

  

 

Yusuf COŞKUN

 

 

 

 

 

Bingöl

 

 

 

 

 

Kâtip Üye

 

 

 

                                                                                                                                               No.: 80

II.- GELEN KÂĞITLAR

10 Şubat 2011 Perşembe

Tasarı

1.-  Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu Tasarısı (1/997) (Plan ve Bütçe ile Milli Savunma Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.2.2011)

 

Teklif

 

1.- İstanbul Milletvekili Alev Dedegil ve 7 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/861) (Kadın Erkek Fırsat Eşitliği; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.2.2011)

 

Meclis Araştırması ve Genel Görüşme Önergeleri

 

1.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkanvekili Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, üniversitelerde yaşanan olaylar ile öğrencilere yönelik idari yaptırımların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1027) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.12.2010)

2.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir ve 21 Milletvekilinin, akaryakıt fiyatlarındaki artışın nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1028) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.12.2010)

3.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse ve 25 Milletvekilinin, özürlülerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1029) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.12.2010)

4.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Sayıştay’ın “Sağlık Bakanlığına Bağlı Hastanelerde İlaç, Tıbbi Sarf Malzemesi ve Tıbbi Cihaz Yönetimi” adlı performans denetim raporu hakkında bir genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/26) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/12/2010)

 

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

 

1.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun, bir sağlık ocağının yeniden hizmete açılmasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17106)

2.- İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın, ülkemizdeki HIV/AIDS hasta sayısına ve bunların tedavilerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17107)

3.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, hizmet alımı yoluyla çalıştırılan personele ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17108)

4.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, kamu yatırımlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17109)

10 Şubat 2011 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Fatih METİN (Bolu)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Kahramanmaraş ilinin düşman işgalinden kurtuluş yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Fatih Arıkan’a aittir.

Buyurun Sayın Arıkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Fatih Arıkan’ın, Kahramanmaraş ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 91’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

FATİH ARIKAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, Kahramanmaraş Afşin-Elbistan kömür havzasında meydana gelen göçükte yaralananlara geçmiş olsun der, kurtarma çalışmalarının bir an önce sona ermesini dilerim.

Değerli milletvekilleri, Kahramanmaraş, doksan bir yıl önce 12 Şubat tarihinde düşman işgalinden kurtuldu.

“Maraş’ın kurtuluşu da, kurtuluşunun anılışı da öbürlerinden farklı. Maraş, kendi kendini kurtardı. Süt ve tabanca… İşte Maraş budur, Anadolu budur. Maraşlı, bayrak kaleden indirilince cuma namazının kılınamayacağını bilir, bayrakla cuma namazı arasındaki alakayı bilir. Bu savaşın temeli çok sağlamdır, Süleymaniye’nin temeli gibi…”

“Maraş kurtuluş hareketinin ilk gününde yayınlanan beyanname, bütün çağdaş istiklal davranışlarının gerekçelerini aşan bir gerekçeyle çıkar insanlığın karşısına. Sütçü İmam ve ‘Kalede bayrağımız olmadıkça bu camide size cuma namazı kıldıramam.’ diyen ve bu sözüyle savaşı açan Ulu Cami İmamı, o günün şartlarının Fatih’i ve Selâhaddin-i Eyyubi’sidir. Savaş başlar ve bitinceye kadar, Ahır Dağlarıyla yazları kırmızı biberden kıpkırmızı damlı acı Maraş arasında bir şimşek alışverişidir gider. Yalnız ruhun duvarları içinde geçmiş gibi tabiat üstü bir savaştır bu. Binlerce olağanüstü oluşların örgüsü…”

“Maraş’ın savaşını ben bir insanın ‘iç savaşı’na benzetirim. ‘Saf’ olanın içine karışan katışığı barındırmaması… Maraş bir denizdir. Cesedi ve ölüyü hemen dışına atan deniz.”

“Maraş kurtuluş günlerinde her mahalle kendisine mahsus kıyafeti ve sesiyle, bayrak ve flamalarıyla dalga dalga gelir ve eski belediye meydanında toplanır, Ulu Cami’nin hemen önünde. Sonra belli bir saatte tam bir susuş olur. Sessizliğin en kabarmış anında bir alarm verilir. Her mahallenin yiğitleri bütün güçleriyle kalenin bulunduğu tepeye her yandan koşmaya başlar. Bir yarış. Birkaç dakika sonra kalenin bayrak direğine 5-10 kişinin tırmandığı ve direğe bayrağın çekildiği görülür. Kim bayrağı asmışsa o yılın kahramanı odur o yıl Maraş’ta. Bayrak çekilirken her Maraşlı oraya dönüktür. O anda Maraşlı, bir katarsis arılığı içindedir. Bayrağın direğe çekilişi, düşmanın çarmıha gerilişi gibidir onun gözünde. O anda Maraşlı, çağdan ve aktüaliteden sıyrılmıştır. Maraş o anda ‘saf inanış’ı yaşar, inanmışlığın kendinden ibaretliğini.”

“Anadolu 12 Şubatta, her yıl bir kere Maraş'ta ne olabilecekse onu rüya hâlinde yaşar ve o gece, Türkiye’nin gerçek lâmbası, tıpkı Alaattin’in sihirli lâmbası gibi bir kerecik yanar.”

Evet, bu satırların yazarı büyük şair, 2006 yılı Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü sahibi Sezai Karakoç’un dediği gibi “Kahramanmaraş kendi kendini kurtardı.”

Sayın milletvekilleri, 21 Ocak 1920 Çarşamba günü Fransızların makineli tüfek ve top atışlarıyla başlayan o amansız mücadele yirmi iki gün ve yirmi iki gece sürdü. Savaş 12 Şubat 1920 günü sabah namazı sularında sona erdi. Kahramanmaraşlı, bu savaşı kazanmış, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü altın harflerle tarihe geçiren sevincinin bu haklı gururunu yaşıyordu artık. Bu millî mücadele, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 13 Nisan 1925’te kırmızı şeritli İstiklal Madalyası’yla ödüllendirildi.

Sayın milletvekilleri, teşvik yasasından sonra 1,5 milyar dolarlık yatırım tamamlanmış, 1,5 milyar dolarlık yatırım ise devam etmektedir. Devam eden yatırımlar da tamamlandığında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Arıkan.

FATİH ARIKAN (Devamla) – Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Gündem dışı ikinci söz, Adıyaman ilinin sorunları hakkında söz isteyen Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’ye aittir.

Buyurun Sayın Köse. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, Adıyaman ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adıyaman’ın sorunlarıyla ilgili gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri izleyen değerli yurttaşlarımızı saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, yaklaşık dört yıldır bu kürsüden bölgemizin ve Adıyaman’ın sorunlarını her fırsatta gündeme getirmekteyim. Buna rağmen, AKP hükûmetleri döneminde bu sorunlara herhangi bir çözüm bulunmadığını görmüş bulunmaktayım.

Sayın milletvekilleri, şimdi sorunları tekrar ediyorum:

1) Adıyaman’da en büyük sorun işsizliktir. Ne yazık ki işsizliğe herhangi bir çözüm bulunamadı.

2) “Teşvik ile ekonomi düzelir ve buna bağlı tüm sektörlerde canlılık yaşanır.” dedim ama Adıyaman, teşvikte hak etmediği yere alınarak ekonominin can damarı kesildi.

3) “Esnafa yeterli destek sağlanır, sosyal güvenlik ödemeleri ve vergilerde indirime gidilirse esnaf ayakta kalır.” dedim. Ne yazık ki Hükûmet bunları yapmadı. Neticede esnaf kepenk kapattı.

4) “Çiftçiye verilen destek yetersiz, destekleri artıralım, sulamada kullanılan elektrik tarifelerini düşürelim.” dedim ama Hükûmet çiftçiyi kaderine terk etti, çiftçi de toprağını terk etti.

5) Türkiye’de sulama ortalama yüzde 22, Adıyaman’da ise yüzde 9’dur. “Barajları bitirin, gerekirse GAP’a en büyük fedakârlığı yapan Adıyaman’a ek ödenek gönderin.” dedim. Aldığım yanıt hep “Planlama aşamasındayız.” oldu.

Atatürk Barajı’na koca bir ilçesini veren Adıyaman’da hâlâ sulama yapılamıyor.

6) “Okul öncesi eğitimde yatırımlar yetersiz, üniversite sınavlarında ilimiz iyi durumda değil, özel bir program uygulansın.” dedim, bırakınız okulları, Hükûmet kırk yıllık il halk kütüphanesine bile bir çivi çakmadı.

7) Yine, sayın milletvekilleri, duble yol söylemi ilimizde heyecan yaratmıştır fakat İktidar “Ha bu ay bitecek, ha bu yıl tamamlanacak.” sözleriyle dokuz yıldır Adıyamanlıyı avutmaya çalıştı ancak yollarda hâlâ çalışmalar sürüyor. Üstelik tabelasız, levhasız çalışmalar nedeniyle herkes tedirgin ve yollarda her gün can kaybı oluyor.

8) Turizm Adıyaman’a can getirir. “Nemrut ve Perre gibi tüm dünyanın ilgisini çeken yerlere sahibiz. Yatırım yapalım, tanıtma, konaklama ve ulaşıma önem verelim.” dedim ama gerekli yatırımlar yapılmadı ve turizm kenara itildi.

9) TEDAŞ özelleştirmesi sonucu TEDAŞ çalışanları perişan edildi.

Kaç kere söyledim bu kürsüde “Demir yolu Adıyaman’da ihracata katkı sunar, dolayısıyla işsizlik azalır, iş adamlarımız, sanayicilerimiz rahatlar.” dedim, tek bir demir yolu döşenmedi.

Sayın milletvekilleri, Başbakanın önce söz verdiği sonra hatırlamadığı Nissibi Köprüsü’ne de henüz başlanmadı. Bu yüzden Adıyaman’ın diğer bölge illeriyle bağlantısı kesiktir.

Yine, HES’ler Adıyaman’da çevreyi katlediyor, hava kirliliği kış aylarıyla birlikte her yıl had safhaya çıkıyor. Adıyaman’da arıtma ve katı atık tesislerine hâlâ başlanmadı. Şehrin giriş kapısı olan otogar gecekondu görünümündedir, daha yenisi yapılmadı. Hükûmet bu sorunların hiçbirisiyle ilgilenmedi.

10) “Alternatif ürün projesi başarılı olmadan tütünü bitirmeyelim, destekleyelim. Tütün Adıyaman’ın her şeyidir. Tütün biterse Adıyamanlı üretici de biter.” dedim, hem tütünü hem de Tekeli bitirip, yandaşlarla peşkeş çektiniz.

Değerli milletvekilleri, peki, tüm bunların sonucunda ne oldu? Adıyamanlı mevsimlik tarım işçisi oldu, yerinden yurdundan kalkıp, karnını doyurmak için her şeyini bırakıp gurbet yollarına düştü.

Değerli arkadaşlar, artık Adıyaman için bıçak kemiğe dayandı. Adıyaman’da insanlar Hükûmetin kendilerini üvey evlat gibi görmesine “Dur” demeye hazırlanıyor. Adıyamanlı çok şey değil, sadece hakkını istiyor. Bunun için AKP’lisi, CHP’lisi, MHP’lisi, BDP’lisi bir araya gelerek Adıyaman’da tütün platformunu kurdu. Tütün platformunun haklı mücadelelerinde ben hep yanlarında oldum ve yanlarında olmaya devam edeceğim.

Az kaldı, 13 Hazirandan itibaren kurulacak Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarında tütün üreticilerini ve tüm Adıyamanlıların sorunlarını çözeceğiz. Bizzat Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’ndan aldığımız söz gereği Adıyamanlıların yüzü CHP iktidarıyla gülecektir.

Büyük usta Nazım Hikmet’in dediği gibi:

“ Güzel günler göreceğiz çocuklar,

Motorları maviliklere süreceğiz.

Çocuklar inanın, inanın çocuklar

Güzel günler göreceğiz, güneşli günler göreceğiz.”

Sözlerime son verirken yüce heyetinize tekrar selam ve saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Köse.

Gündem dışı üçüncü söz Manisa ilinin sorunları hakkında söz isteyen Manisa Milletvekili Erkan Akçay’a aittir.

Buyurun Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa ilinin sorunlarına, tamamlanamayan yatırımlara ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündem dışı konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Manisa ilinin çözüm bekleyen yüzlerce sorunlarından bir kısmını dile getirmek için söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Manisa ilimiz, nüfus büyüklüğü bakımından 13’üncü, tarımsal üretim bakımından 1’inci, sanayi üretimi bakımından 6’ncı, toplanan vergi gelirleri bakımından 14’üncü sıradadır ancak 2010 yılında aldığı 159 milyon liralık yatırımla 81 il arasından 35’inci sıradadır.

Manisa, tarımsal üretim bakımından ilk 3 il arasında olmasına rağmen, tarım yatırımlarından aldığı ödenek bakımından 21’inci sıradadır; nüfus bakımından 13’üncü sırada olmasına rağmen, eğitim yatırımları bakımından 29’uncu sırada bulunmaktadır; yüz ölçümü bakımından 18’inci sıradayken, ulaştırma yatırımları bakımından 44’üncü sıradadır. Bu nedenle AKP iktidarları döneminde Manisa’daki yol çalışmaları sekiz yıldır bir türlü bitirilememektedir.

Financial Times tarafından yatırım yapılabilir en ideal kent seçilen Manisa’da kayıtlı işsiz sayısı 2008 yılında 23.400 iken, 2010 yılının ilk dokuz ayında 31 bini aşmıştır.

AKP tarafından, her seçim öncesi, seçim vaadi olarak gündeme getirilen dört yüz yataklı uygulama hastanesine hâlâ başlanamamıştır.

Gördes Barajı’nın koruma alanı içinde kalan Karayakup, Çağlayan, Yakaköy, Malkoca, Çamköy ve Taşkuyucak köylerinde kamulaştırma işlemleri bitirilememiş, vatandaşlarımıza iskân yerleri hâlâ gösterilememiştir.

1.500 dekarlık arsasıyla Hazineye intikal ettirilen Akhisar Sigara Fabrikası atıl durumda beklemektedir.

Soma Termik Santrali’nin baca gazı filtrelerinin yenilenmemesi nedeniyle Soma’da kanser hastası sayısı dünya standartlarından 4 kat fazladır.

Manisa’da otuz bine yakın tarihî eser, sergilenecek müze olmadığından dolayı depolarda bekletilmektedir.

Peki, AKP Manisa’da ne yapıyor değerli milletvekilleri? AKP Manisa’da partizanlık yapıyor. AKP Manisa’da oy verme hakkını gasbediyor ve AKP Manisa’da insan hürriyetini engelliyor. Nasıl mı? Türkiye Kömür İşletmeleri Soma müesseselerine eleman alımı yapılıyor, AKP Salihli İlçe Başkanının cep telefonundan “Soma kömür ocaklarında çalışmak isteyen kardeşlerimizin partimizde form doldurmaları gerekmektedir.” şeklinde telefon mesajı çekiliyor. 6 Şubat 2011 tarihinde Manisa Kula’da yapılan Ziraat Odası Kongresi İlçe Seçim Kurulu tarafından iptal edilmiştir. Çünkü Kula Ziraat Odası seçimlerinde oy kullanacak olan 2 delege AKP Kula İlçe Başkanı, Kula İlçesi Sandal belde AKP’li Belediye Başkanı, AKP’li Kula Belediye Meclis üyesi ve AKP Kula İlçe Yönetim Kurulu üyeleri tarafından oylarını açık şekilde kullanmaları ya da oy kullanmamaları yönünde tehdit ve baskı altında tutulmuşlardır. Bu 2 delege tehditleri dinlemeyince, seçim sonuçlanıncaya kadar Sandal beldesine götürülerek burada alıkonulmuşlardır. Seçimi AKP’li aday 1 oy farkla kazanmıştır. Tehdit edilen, oy kullanmaması için kaçırılan 2 delegenin İlçe Seçim Kuruluna yaptıkları suç duyurusu üzerine şahitler dinlenmiş ve seçim sonuçları iptal edilmiştir. Kula İlçe Seçim Kurulu tarafından yukarıda isimlerini, unvanlarını belirttiğimiz AKP’li yöneticiler hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur. Manisa’da yaşanan bu olaylar 2011 genel seçimlerinde AKP’nin şımaran kadrolarının ne gibi cürümlere teşebbüs edebileceğini göstermekte ve işaret etmektedir.

Şimdi, buradan AKP’li yetkililere soruyorum: Bunları yapanlar hakkında ne yapacaksınız? Muhalefet belediyelerini sindirmek için gece yarısı operasyonu yaptıranlar, adam kaçıran AKP’li belediye başkanları hakkında soruşturma izni verecek misiniz, merak ediyorum.

Bu düşüncelerle muhterem heyetinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, Kahramanmaraş’ın zafer günüyle ilgili söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şandır.

V.- AÇIKLAMALAR

1- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kahramanmaraş’ın “zafer günü”ne ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak biz de Kahramanmaraş’ın bu zafer gününü yürekten kutluyoruz. Aslında sayın Kahramanmaraş milletvekillerine de buradan duyururum yani bunu kurtuluş günü olarak kutlamak doğru değil, zafer günü. Yurdumuzu işgal etmeye cüret gösteren müstevlileri Kahramanmaraş’ın kahraman evlatları süngü gücüyle yurdumuzdan atmışlardır. Bu bir zafer günüdür. Tüm Kahramanmaraşlıların bu gününü, bu zafer gününü Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak yürekten kutluyor, rahmete ulaşan şehitlerimize rahmet diliyor, gazilerimize ve tüm Kahramanmaraşlılara saygılar, sevgiler sunuyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.

Sayın Kaynak, buyurun.

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak’ın, Kahramanmaraş’ın düşman işgalinden kurtuluşu nedeniyle “zafer günü”ne ve Afşin-Elbistan’da Çöllolar kömür sahasında meydana gelen göçüğün altında kalan işçilere ilişkin açıklaması

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, Kahramanmaraş’ın düşman işgalinden kurtuluşunun ve Sayın Şandır’ın ifade ettiği gibi “zafer günü”nün 91’inci yılı münasebetiyle bu zaferde emeği geçen şehitlerimizi, gazilerimizi minnetle anıyorum ben de. Ancak bugün Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinden üzücü bir havadis de geldi. Afşin Elbistan B Termik Santrali’ne kömür temin etmek üzere Park Enerji tarafından işletilen Çöllolar kömür sahasında ikinci kez bir göçük olayı meydana geldi.

İlk bilgilere göre göçük altında maalesef 15-20 civarında işçimiz var ve yine ilk bilgilere göre 6 işçimiz yaralı olarak kurtarılmış vaziyette.

Kahramanmaraş milletvekillerimiz, Meclis Başkan Vekilimiz Sayın Pakdil ve Sayın Avni Doğan bölgeye hareket ettiler.

Ben, bundan dolayı da göçük altında kalan işçilerimizin inşallah sağ salim kurtulmalarını Cenabıallah’tan diliyorum, yakınlarına sabırlar diliyorum, üzücü bir havadis almamayı temenni ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaynak.

Sayın Aslanoğlu, buyurun.

3.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun,  Kahramanmaraş’ın düşman işgalinden kurtuluşu nedeniyle “zafer günü”ne ve Afşin-Elbistan’da Çöllolar kömür sahasında meydana gelen göçüğün altında kalan işçilere ilişkin açıklaması

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Efendim, Elbistan’da göçük altında kalan kardeşlerimin bir an evvel kurtulmalarını diliyorum. Diliyorum ki hepsi yaşamına kavuşur. Yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyorum, tüm Afşin Elbistanlı kardeşlerimize ve Kahramanmaraşlı kardeşlerimize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum.

Ayrıca, Kahramanmaraş’ın cefakâr, mücadeleci halkına bu kurtuluş ve zafer günlerinden dolayı başarı diliyorum. Kahramanmaraş özellikle ekonomik olarak da çok mücadeleci, dinamik bir ilimizdir, bu nedenle bu ilimizin dinamik bir büyükşehir belediyesine kavuşmasını da yürekten diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, üniversitelerde yaşanan olaylar ile öğrencilere yönelik idari yaptırımların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1027)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de üniversitelerde yaşanan olaylar ve öğrencilere yönelik cezai ve idari yaptırımların bütün boyutlarıyla araştırılarak gerekli çalışmaların yapılması için Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

                                                                                                            Ayla Akat Ata

                                                                                                    BDP Grup Başkanvekili

Gerekçe:

Üniversiteler, ticari ve siyasi kaygılardan arındırılmış akademik kaygıların ön plana çıktığı ve özgürlüğün, eşitliğin üretkenliğin hâkim olduğu kurumlar olması gerekirken son yıllarda üniversite öğrencileri aleyhine verilen cezalar bunun önünde engel teşkil etmektedir.

Öğrencilerin düşünce ve kanaatlerini ifade etmek gayesiyle atmış oldukları her adım cezai yaptırımla neticelenmektedir. Düşünce ve kanaatlerin dile getirilmesi amacıyla düzenlenen basın açıklamaları, çeşitli protesto amaçlı etkinlikler, hatta sadece bu etkinlikleri izlemek dahi, Yüksek Öğretim Kurumu tarafından cezalandırma sebebi haline gelmiştir.

Oysa Anayasa başta olmak üzere, 2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasası, Avrupa insan hakları sözleşmesi ve AİHM içtihatları uyarınca basın açıklaması yapmak ve düşünce/kanaat açıklamak hak olarak tanınmıştır. Ancak ne ki, üniversite yönetimleri üniversitelerde üstlendikleri baskıcı rol ile basın açıklaması yapmak, düşünce ve kanaat açıklamak gibi en demokratik hakları gençlerin ellerinden almaktadır.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul Teknik Üniversitesi'nde demokratik haklarını kullanan öğrenciler aleyhine verilen cezalar buna örnek teşkil etmektedir. Bunun yanı sıra Yüksek Öğretim Kurumu Yasası'ndan dayanağını bulan cezalar da üniversite yönetimlerince uygulanmakta ve öğrencilerin eğitim ve öğretim hakları ellerinden alınmaktadır. Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi'nde üniversite yönetimi; öğrencilerin en demokratik hak alma mücadelesi olan yemek fiyatlarına yapılan zamları protesto etmek, üniversiteye silahla girilmesini teşhir etmek için basın açıklaması yapmak, BDP (Barış ve Demokrasi Partisi)'nin kongresine katılmak ve buna benzer sebeplerle yeni öğretim yılının başlaması ile yirmiye yakın öğrenci hakkında soruşturmalar açmış ve neticede öğrenciler hakkında "yükseköğretim kurumundan çıkarma" cezası ve "uzaklaştırma" cezaları vermiştir. Bunun örneği daha önce de Mersin Üniversitesi’nde yaşanmış olup "40” öğrenci hakkında yükseköğretim kurumundan çıkarma cezası, "30" öğrenci hakkında da 1 yıl okuldan uzaklaştırma cezası verilmiş idi. Her ne kadar bu öğrenciler açtıkları davalar neticesinde öğrenim kurumlarına dönmüş iseler de eğitim hayatları aksamış, gelecekleri bir süre askıya alınmıştır. Bunun da ötesinde, bu cezalar; öğrencileri, yani geleceğimizin temsilcilerini suskun, düşünmeyen, üretmeyen, görmeyen, duymayan, korkak bireylere dönüştürmüştür.

Anılan bu cezalar, üniversiteler tarihinde verilmiş en ağır cezalardır. Zira kişinin eğitim ve öğretim hakkının elinden alınması birey ve topluma yüklenmiş en ağır cezaları teşkil etmektedir. Üniversite öğrencilerinin mutlak surette düşünen, üreten, eleştiren hakkını arayan bir kimliğe sahip olmaları ise toplumsal bir ihtiyaçtır.

Sözünü ettiğimiz olaylar neredeyse her üniversitede gerçekleşmektedir. Üniversitelerde yaşanan bu antidemokratik uygulamaların ve bu uygulamalar sonucunda öğrencilerin maruz kaldıkları cezaların tespiti ve değerlendirilmesi için meclis araştırması açılmasını talep etmek gerekmiştir.

2.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir ve 21 milletvekilinin, akaryakıt fiyatlarındaki artışın nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1028)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde son günlerde akaryakıt fiyatlarındaki artış çok ciddi ekonomik sorunlar ortaya çıkarmıştır. Vatandaşlarımız akaryakıt üzerindeki başta yüksek vergi oranları dâhil olmak üzere Hükümet politikalarıyla büyük mağduriyetler yaşamaktadır. Bu halde vatandaşlarımızın yaşadıkları bu mağduriyetleri gidermek için alınacak önemleri tespit etmek üzere Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

1) Hasan Özdemir                           (Gaziantep)

2) Cumali Durmuş                           (Kocaeli)

3) Mehmet Akif Paksoy                  (Kahramanmaraş)

4) Osman Ertuğrul                           (Aksaray)

5) Cemaleddin Uslu                         (Edirne)

6) Metin Çobanoğlu                        (Kırşehir)

7) Kamil Erdal Sipahi                      (İzmir)

8) Hüseyin Yıldız                            (Antalya)

9) Kemalettin Nalcı                          (Tekirdağ)

10) Mümin İnan                              (Niğde)

11) Alim Işık                                   (Kütahya)

12) Recep Taner                              (Aydın)

13) Süleyman Latif Yunusoğlu       (Trabzon)

14) Reşat Doğru                              (Tokat)

15) Mithat Melen                             (İstanbul)

16) İzzettin Yılmaz                          (Hatay)

17) Muharrem Varlı                        (Adana)

18) Mehmet Şandır                          (Mersin)

19) Mustafa Cihan Paçacı                (Ankara)

20) Abdülkadir Akcan                     (Afyonkarahisar)

21) Beytullah Asil                           (Eskişehir)

22) Osman Durmuş                         (Kırıkkale)

 Gerekçe:

Hükümetin son dönemlerde artış gösteren petrol fiyatlarıyla ilgili olarak öne sürdüğü Dünya fiyatlarındaki dalgalanmanın ürünü olarak petrol fiyatlarının artış gösterdiği tezi gerçeği yansıtmamaktadır. Maliye Bakanlığı verilerinde 28 Avrupa ülkesi içerisinde en pahalı benzin ülkemizde tüketilmektedir. Bu durumun en önemli nedeni ise akaryakıt ürünleri üzerinden alınan vergilerdir.

22 Kasım 2010 tarihinde geçerli olan fiyat ve döviz kurları baz alınarak Maliye'nin yaptığı hesaplamalara göre Türkiye'deki benzin fiyatı 1,9 Euro düzeyindeyken, 1 litre benzinden alınan ÖTV ve KDV 1,2 Euro'ya ulaşmaktadır. Bu çerçeveden bakıldığında ÖTV ve KDV akaryakıt litre satış fiyatının %68'ini bulabilmektedir. Buna göre, benzinde rafineri çıkış fiyatının %250'si, motorinin ise %175'i oranında vergi alınmaktadır.

Öte yandan ham petrolün varil fiyatıyla örneğin kurşunsuz benzinin litre fiyatı arasındaki ilişki ters yönlüdür. Bakınız, Temmuz 2008'de ham petrolün varil fiyatı 150 dolar iken kurşunsuz benzinin litresi 3,34 TL idi. Bugün ise ham petrolün varil fiyatı 90 dolardır; ancak kurşunsuz 97 oktan benzin perakendeden 4 liraya satılmaktadır. 150 dolardan 90 dolara düşen ham petrolün varil fiyatındaki değişime göre bugün kurşunsuz benzinin litre fiyatı 2 lira olmalıydı. Bütün bu rakamsal tabloyu litre düzeyinden gösterirsek gerçekler daha belirgin olacaktır. Örneğin, 1 litre benzinin rafineri çıkış fiyatı 99 kuruş ancak satış fiyatı 3,85 TL'dir. Aynı şekilde 1 litre motorinin rafineri çıkış fiyatı 103 kuruş ancak satış fiyatı 3,24 TL'dir. Buna göre, benzin rafineri çıkış fiyatının %389, motorin ise %315 fazlası fiyatlara satılmaktadır. Öte yandan bakınız, benzinin rafineri çıkış fiyatı ile motorinin rafineri çıkış fiyatı arasındaki değerlendirmede benzinin fiyatı daha az iken pompa satışında benzinin fiyatı daha fazladır. Bu durum da uygulanan vergilerin bir yansımasıdır. Uluslararası bir değerlendirme yapmak gerekirse aynı benzin Yunanistan'da 2 dolar, Almanya'da 1,87 dolar, Fransa'da 1,82 dolar, İtalya'da 1,74 dolar, İsviçre'de 1,50 dolar, Kanada'da 1,01 dolar, Rusya'da 0,80 dolar, ABD'de 0,74 dolar, Libya'da 0,17 dolardır. Bu tablo içerisinde Türkiye'deki rakamlar âdeta bir Dünya rekorudur.

Bütün bu tablo ortadayken akaryakıt fiyatlarındaki artışı Dünya piyasalarındaki dalgalanma ile açıklamak yeterli değildir. Şu andaki akaryakıt fiyatları hükümetin siyasi tercihidir. Vatandaşlarımız Hükümetin bu tercihi nedeniyle mağdur olmaktadır. Vatandaşlarımızın mağduriyeti sadece akaryakıtı daha pahalı almalarından dolayı değildir. Örneğin, Gaziantep ilinde vatandaşlarımız akaryakıt fiyatlarındaki artışlarla birlikte Türkiye'de 4 TL olan benzini Kilis'ten Suriye'ye geçerek 1,4 TL'ye almak zorunda bırakılmaktadırlar. Aynı şekilde sınır illerinde yaşayan vatandaşlarımız Irak ve İran'dan da akaryakıt temini yapmaktadırlar. İkinci bir yöntem olarak ise âdeta her köşe başında satılan kaçak benzin tercih ediliyor. Son zamlarla birlikte bu iki yöntemden birisine başvuran vatandaş sayımız her geçen gün artmaktadır.

Hükümet akaryakıt, sigara, içki gibi dolaylı vergilerin yükünü arttırmıştır. Bunun nedeni ise bu ürünlerin gelirine bakmadan herkesten aynı fiyat ve vergiyle satın alınmasıdır. Bir başka önemli husus da Dünya petrol fiyatlarının bundan sonra artma eğiliminde olmasıdır.

Çözüm ancak Hükümetin, akaryakıt üzerindeki vergi yükünü indirmesindedir. Benzin fiyatlarındaki yükseklik bir kader yada değiştirilemez bir gerçek değildir. Sadece Hükümetin işidir.

Bütün bu gerçekler ışığında akaryakıt üzerindeki vergi yükü bir yandan vatandaşlarımızın üzerinde ağır bir yük olurken diğer yandan da kaçak mazot ve sınırdaş ülkelerden akaryakıt alımı gibi yöntemlerle ekonomik bir kayıp da ortaya çıkarmaktadır. Sonuç olarak, akaryakıt fiyatlarının pahalılığından kaynaklanan ekonomik sorunları gidermek için gerekli düzenlemelerin TBMM çatısı altında bir an önce tespit edilerek uygulanması gerekmektedir.

3.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse ve 25 milletvekilinin, özürlülerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1029)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde özürlü yurttaşlarımız, eğitimden sağlığa, ulaşımdan iş yaşamına katılmaya kadar pek çok alanda sorunlarla karşılaşmaktadır. Üstelik, bu sorunların çözümüne ilişkin net çalışmaların ortaya konulmaması, yeni sorunların da doğmasına neden olmaktadır. Oysa özürlülere özel ve onların insanca yaşamını sürdürmek amacıyla düzenlemeler yapmak sosyal devletin bir gereğidir. Hiçbirimiz unutmamalıyız ki herkes potansiyel bir özürlüdür.

Özürlü yurttaşlarımızın karşılaştığı en önemli sorunların başında iş yaşamına katılma gelmektedir. İş yaşamında, yasaların ve diğer düzenlemelerin varlığına rağmen hak ettikleri boyutta yer alamayan özürlü yurttaşlarımız, sosyal devlet ilkesinin kendilerine karşı uygulanmadığını düşünmektedir. Bu konuda, yol gösterici ve örnek olması gereken kamu kurum ve kuruluşlarında özürlülerin yasalarda belirtilen oranlarda çalıştırılmaması, hatta kimi kamu kurum ve kuruluşlarında hiç özürlü çalıştırılmaması bir ayıp olarak yorumlanmaktadır.

Resmi verilere göre, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilmesi gereken özürlü sayısı 48 bin civarında olması gerekirken, 38 bin civarı özürlü kadrosunun boş olduğu görülmektedir. Başka bir deyişle özürlü kadrolarının %79'u kullanılmamaktadır. Ülkemizde yaşayan milyonlarca özürlü olduğu düşünüldüğünde, rakamın ne derece önemli boyutta olduğu anlaşılmaktadır. Özürlü yurttaşlarımızın kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilmesi konusunda sınav, işe yerleştirme ve iş yerinde rahat çalışabilme aşamalarında henüz çözülmemiş sorunlar, Hükümeti beklemektedir. Bu konuda yasal boşlukların mutlaka doldurulması gerekmektedir. İstihdam anlamında, özel sektörün üzerine düşen görevi yapabilmesi için çeşitli teşvik yöntemleri daha fazla oranla kullanılmalıdır.

Mesleki rehabilitasyon ve bunun sonucunda işe yerleştirilme konusu, özürlülerin büyük umut bağladığı düzenlemelerden biri olmasına rağmen, bu konuda yeterli gelişme gösterilmediği aşikardır. Bu konuda ilgili Bakanlıkların ortak bir çalışma yapması ve ayrıntılı bir planlamayla çözüm yolu bulunması gerekmektedir.

Türkiye'de yaşayan özürlü yurttaşlarımız, istihdam haricinde günlük yaşamda da büyük sorunlarla karşılaşmaktadır. Özellikle şehir içi ulaşım, özürlülerin en büyük sorunlarından biridir. Yüksek kaldırımlar, sinyalsiz trafik lambalarının dışında; otobüs, minibüs, metro ve diğer raylı araçların kullanımında özürlülerin düşünülmemesi, bu yurttaşlarımızı isyan ettirmektedir. Yerel yönetimlerin bu konuda daha dikkatli davranması ve özürlüleri düşünerek, onların daha rahat gündelik yaşamlarını sürdürmesine dönük olarak çalışmalar yapması gerekmektedir.

Anayasa, özürlülere ilişkin pozitif ayrımcılık içeren düzenlemelere yer vermiş ve bu düzenlemelerin eşitlik ilkesine aykırı olmayacağını belirtmiştir. Ancak; bu hükümler gereğince yerine getirilmemiştir. Sosyal devlet ilkesinin bir gereği olarak, özürlülerin desteklenmesi konusunda da ülkemiz iyi bir karneye sahip değildir. Özellikle sosyal devletin gereklerinden biri olan özürlü aylıkları çok daha iyi rakamlarda olmalıdır. Yasalar çerçevesinde verilen bu aylıklar maalesef komik miktarlarda olmakla birlikte, bu rakamların düzeltilmesi için herhangi bir çalışma yapılmıyor olması ayrıca üzücü bir tabloyu ortaya çıkarmaktadır.

Bu bağlamda, ülkemizde yaşayan özürlü yurttaşlarımızın eğitimden sağlığa, ulaşımdan iş yaşamına katılmaya kadar sorunlarının ve çözüm önerilerinin tespiti amacıyla Anayasa'nın 98. ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1)     Şevket Köse                            (Adıyaman)

2)     Ergün Aydoğan                       (Balıkesir)

3)     Halil Ünlütepe                         (Afyonkarahisar)

4)     Tansel Barış                            (Kırklareli)

5)     Rahmi Güner                           (Ordu)

6)     Durdu Özbolat                        (Kahramanmaraş)

7)     Ali Rıza Ertemür                     (Denizli)

8)     Atila Emek                              (Antalya)

9)     Tayfur Süner                           (Antalya)

10)   Hüsnü Çöllü                            (Antalya)

11)   Ahmet Küçük                          (Çanakkale)

12)   Hulusi Güvel                           (Adana)

13)   Hüseyin Pazarcı                      (Balıkesir)

14)   Sacid Yıldız                             (İstanbul)

15)   Derviş Günday                        (Çorum)

16)   Osman Kaptan                        (Antalya)

17)   Nevingaye Erbatur                  (Adana)

18)   Akif Ekici                                (Gaziantep)

19)   Tekin Bingöl                           (Ankara)

20)   Mehmet Şevki Kulkuloğlu      (Kayseri)

21)   Ali Arslan                               (Muğla)

22)   Fevzi Topuz                            (Muğla)

23)   Gürol Ergin                             (Muğla)

24)   Kemal Demirel                        (Bursa)

25)   Ramazan Kerim Özkan           (Burdur)

26)   Mehmet Ali Özpolat                (İstanbul)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemde yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Bir genel görüşme önergesi vardır, okutuyorum:

B) Genel Görüşme Önergeleri

1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Sayıştayın “Sağlık Bakanlığına Bağlı Hastanelerde İlaç, Tıbbi Sarf Malzemesi ve Tıbbi Cihaz Yönetimi” adlı performans denetim raporu hakkında genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/26)

Türkiye Büyük Millet Meclisi  Başkanlığına

Sağlık Bakanlığına bağlı hastaneler hizmetlerini, 13.01.1983 tarih ve 17927 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliğine göre yürütmektedirler. Yönetmelikte hastane ve malzeme yönetimine ilişkin yetki ve sorumlulukların açık ve net olarak düzenlenmemesi, uygulamada yetki-görev örtüşmelerine ve ortaya çıkan aksaklıkların sorumlusunun tespitinde sorunlar yaşanmasına yol açmaktadır.

Hastanelerde yöneticilere yardımcı olması bakımından Yönetim Bilgi Sistemi yeterli değildir. Hastaneler tarafından Bakanlığa iletilen veriler ile hastanelerin kayıtlarındaki veriler birbiriyle çelişmekte, Bakanlıkta toplanan veriler bilgiye dönüştürülerek, sağlık hizmetlerinin planlanması ve koordinasyonu amacıyla kullanılmamaktadır. Bakanlık, hastanelerin tıbbi sarf malzemeleri ve ilaçlar için ne kadar kaynak kullandığını tam ve doğru olarak belirleyemediğinden, bu alanda politika oluşturma, planlama ve yönlendirme çalışmalarında gerekli ve uygun kararlar alamamaktadır.

Bu durum Sayıştay Başkanlığının "Sağlık Bakanlığına Bağlı Hastanelerde İlaç, Tıbbi Sarf Malzemesi ve Tıbbi Cihaz Yönetimi Hakkında Performans Denetimi" adlı Performans Denetim raporuyla da ayrıntılarıyla ortaya konulmuştur. Sayıştay'ın söz konusu raporu Sayıştay Genel Kurulunun 10.03.2005 tarihli ve 5117/1 sayılı kararıyla 832 sayılı Sayıştay Kanununun ek 10'uncu maddesine istinaden Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş, ancak söz konusu rapor bir türlü Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilmemiştir.

Yukarıdaki hususlar çerçevesinde Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 101, 102 ve 103'üncü maddeleri uyarınca, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına "Sağlık Bakanlığına Bağlı Hastanelerde İlaç, Tıbbi Sarf Malzemesi ve Tıbbi Cihaz Yönetimi" konusunun ve söz konusu Sayıştay Raporunun tüm yönleriyle ele alınmasını amaçlayan bir genel görüşme açılması hususunda gereğini arz ederiz.

                                          

Mehmet Şandır

Oktay Vural

 

 

 

 

 

Mersin

 

İzmir

Genel Gerekçe

Sağlık Bakanlığına bağlı hastaneler hizmetlerini, 13.01.1983 tarih ve 17927 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliğine göre yürütmektedirler. Yönetmelikte hastane ve malzeme yönetimine ilişkin yetki ve sorumlulukların açık ve net olarak düzenlenmemesi, uygulamada yetki-görev örtüşmelerine ve ortaya çıkan aksaklıkların sorumlusunun tespitinde sorunlar yaşanmasına yol açmaktadır.

Hastanelerde yöneticilere yardımcı olması bakımından Yönetim Bilgi Sistemi yeterli değildir. Hastaneler tarafından Bakanlığa iletilen veriler ile hastanelerin kayıtlarındaki veriler birbiriyle çelişmekte, Bakanlıkta toplanan veriler bilgiye dönüştürülerek, sağlık hizmetlerinin planlanması ve koordinasyonu amacıyla kullanılmamaktadır. Bakanlık, hastanelerin tıbbi sarf malzemeleri ve ilaçlar için ne kadar kaynak kullandığını tam ve doğru olarak belirleyemediğinden, bu alanda politika oluşturma, planlama ve yönlendirme çalışmalarında gerekli ve uygun kararlar alamamaktadır.

Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliğinde hastane müdürleri ve hastane müdür yardımcılarının, hastane yönetimi konusunda eğitim ve deneyime sahip personel arasından atanması gerektiği hususu açıkça düzenlenmiş olmasına rağmen, buna uygun görevlendirme ve atamalar yapılmamakta, hastaneler uzmanlaşmış yönetim ekiplerince yönetilmemektedir. Bu durum Sağlık İşletmesi Yönetimi konusunda eğitim ve deneyimi olmayan kişilerin hastaneleri yönetmesine ve kaynakların verimsiz kullanılmasına risk oluşturmaktadır.

Hastanelerin; tıp hizmetleri, yardımcı tıp hizmetleri, hemşirelik hizmetleri, idarî malî ve destek hizmetleri şeklinde oluşan profesyonel bir sağlık yönetim ekibi tarafından, işbölümüyle ve uzmanlaşmaya gidilerek yönetilmediği hususu dikkat çekmektedir. Hastane yönetimi kadrolarına yapılacak atamalarda da mevzuatta öngörülen niteliklerin göz ardı edildiği görülmektedir.

Bu durum Sayıştay Başkanlığının "Sağlık Bakanlığına Bağlı Hastanelerde İlaç, Tıbbi Sarf Malzemesi ve Tıbbi Cihaz Yönetimi Hakkında Performans Denetimi" adlı Performans Denetim raporuyla da ayrıntılarıyla ortaya konulmuştur. Sayıştay'ın söz konusu raporu Sayıştay Genel Kurulunun 10.03.2005 tarihli ve 5117/1 sayılı kararıyla 832 sayılı Sayıştay Kanununun ek 10'uncu maddesine istinaden Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş, ancak söz konusu rapor bir türlü Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilmemiştir.

Yukarıdaki hususlar çerçevesinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde "Sağlık Bakanlığına Bağlı Hastanelerde İlaç, Tıbbi Sarf Malzemesi ve Tıbbi Cihaz Yönetimi" konusunun görüşülmesini talep etmekteyiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemdeki yerini alacak ve genel görüşme açılıp açılmaması konusundaki görüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- (10/150) esas numaralı, Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un uygulamasından kaynaklanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 10/02/2011 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 10.02.2011 Perşembe günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                            Ayla Akat Ata

                                                                                                                  Batman

                                                                                                         Grup Başkanvekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler Kısmının 84 üncü sırasında yer alan 10/150 Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'un uygulanmasından kaynaklanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergenin görüşülmesinin Genel Kurulun 10.02.2011 Perşembe günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisi lehinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisi üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sanıyorum bu konuşacağımız konu bütün milletvekillerini yakından ilgilendiriyor. En azından bu konuda bütün arkadaşlarımıza defalarca mağdurların başvuruları olmuştur.

Bahsettiğimiz konu 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un uygulanmasından kaynaklanan sorunların araştırılması ve gerekli tedbirlerin alınmasıyla ilgilidir.

Bilindiği gibi, 2004 yılında bu Yasa çıkarıldı, yürürlüğe girdi, daha sonra da 4 Ekim 2004 tarihinde uygulama yönetmeliği çıkarıldı. Sonradan da 2007 tarihinde 5666 sayılı Yasa’yla da bunun süresi uzatıldı. Ancak, valiliklere yapılan başvurularda, bürokratik işlemler, havale, evrak kayıt gibi, il özel idarelerinde kurulan komisyonların uzun süre bekletilmesi, etkisiz olması, ciddi personel, teknik sıkıntı ve donanımlar, sekretarya sıkıntıları ve en basit hukuki sorunlarda bile… Ancak, personelle muhatap olunabilen açıklama ve anlaşma konularında önemli sorunlar yaşandığı uygulamada görüldü.

Keşiflerde, özellikle sulak ve geniş arazileri olan köylerde arazi miktarlarının sınırlandırılması, yani bir kota uygulaması yapılıyor. Yine, valiliklerin talimatıyla, araziler, olayların henüz çıkmadığı, yani 1952 memleket haritası tabir edilen bir harita üzerinden, işte orman alanı gibi gözüküyor denilerek bahçelikler, köylük yerler, evler bu kapsamlara alınmamakta. Yine, mevcut ekilebilinir arazilerin de yalnızca dörtte 1’i dikkate alınmakta. 2003 tarihinde köye dönüş sonrası inşa edilen yerler varsa, eğer vatandaş köyüne dönmüşse bunlar göz önüne alınmamakta. Yapı denetim komisyonu başkanlıklarının uyguladığı birim fiyatları ise her olayda bire bir uygulanamamakta. Çiftçilik yapan başvurucuların mülkiyete ulaşamama, arazi, bağ, bahçelerinden yararlanamama, geçim kaynaklarından mahrum kalma durumları tespit edilememekte. Keşif yapılan başvurular da yıllarca bekletilmekte. Daha sonra da göçe zorlanan, kirada kalan, kira zararlarını belgelemeyenler dahi dikkate alınmamakta. Yakılan evler için, keşifler esnasında yanık izleri tespit edilmesine, soruşturmalarda sabit olmasına rağmen eşya zararları karşılanmamakta ve bu uygulamalar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki 1.500 karar aşamasındaki davanın sonuçlandırılmadan geri gönderilmesi ve bundan sonra komisyonlarda bunun görüşülmesiyle ortaya çıktı.

Özellikle kadın başvurucuların eşlerinden noter onaylı muvafakatler istenmesi, sabıka kaydı gibi talepler, uçuş haritaları, ormanlık arazi dışında kadastro görmeyen yerlerde zilyetlik, tasarruf konusunun dikkate alınmaması, mülkiyet hukuku açısından, örneğin, kaydı, tapusu olmayan vatandaşların mağdur edilmesi. Yine, bekletilen dosyalar, ödeneklerin çok geç çıkarılması. Bir buçuk yıl sonra İçişleri Bakanlığından bütçeden para çıktıktan sonra ödenmesi gibi sıkıntılar var.

Yine, bu köy boşaltmalar, yakılmalar resmî rakamlara göre 4 bin civarında. 17 binin üstünde faali meçhul var ama güvenlik güçleri bu köyleri kimin yaktığı, hangi güçlerin yaktığı konusunda belgeler istemektedir. Oysaki resmî makamların bu belgeleri tanzim etmekle mecburiyet ve mükellefiyeti olmasına rağmen, bu husus, âdeta, üstü örtülü bir tehdit olarak da kullanılmaktadır.

İçişleri Bakanlığının verilerine bakarsak, örneğin 24 Eylül 2007 tarihinde 274.359 başvuru yapılabilmiş. O dönem 87.600 civarında bir rakam sonuçlanmıştı. Yakın takvime bakıyoruz şimdi, 2010 Eylül sonlarında 251 bin başvurunun görüşüldüğü söyleniyor. Yapılan başvuru sayısının da 359.028 civarında olduğu. Bu rakamlardan, sonuçlanan 251 binden sadece 141 bininin kısmen kabul edildiğini, 120 bin civarında dosyanın da reddedildiğini rakamlar resmî olarak ortaya koyuyor. Tabii, bunun sonucu olarak vatandaş idare mahkemelerine, Danıştaya başvurdu. Şu an Danıştayda ve idari mahkemelerde görülen dava sayısının 10 bini aştığı söyleniyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, iç hukuk yeni yeni tükendiği için başvuru sayısının da şu an itibarıyla 2 bini aştığı yani ilk rakamların üstüne çıktığı görülüyor. Örneğin, Malatya İdare Mahkemesi, mesela Tunceli’deki bir olayla ilgili, elektrik olmayan bir köyde elektrik makbuzunun istenmesi, işte “Evini ispatla.” denilmesi gibi durumları tespit ediyor ve verilen kararları bozuyor.

Yine, Danıştayın verdiği kararlar var, işte manevi mağduriyet ve tazmin konusuyla geçmiş dönemdeki uğranılan sıkıntılar konusunda çelişkili kararlar ve uygulamalar var. Yine örneğin, Mardin İdare Mahkemesinin verdiği iptal kararları var ama tekrar aynı komisyona gönderiyor. Zaten komisyon olumsuz bitirdiği için idari yargıya gidilmişti.

Bu sıkıntılar üzerine şunu ifade etmek istiyorum: İlim Şırnak’ta özellikle  Uludere  bölgesinden  Mahmur’a giden 15 bin mülteci vatandaşımız -vatandaşımız hâlâ, vatandaşlık şeyi sürüyor- mülteci kamplarında kalıyorlar. Şimdi, buradaki vatandaşlarımızın hiçbirisi bu yasadan istifade etme şansına, imkânına sahip değildi çünkü Türkiye’ye gelip başvurma hakkını kullanabilir durumda değildi; onların köyleri, arazileri, hayvanları, bahçeleri yakıldı, yıkıldı. Şimdi, bunun adalete ve hakkaniyete uygun olarak düzenlenmesi açısından da bu hususta bir sorun tespiti gerekiyor. Bu idari yargı davalarının çokluğu ve AİHM sürecine gidiş, bir yandan sorunları çözelim derken, gerçekten şu an çok ciddi daha büyük sorunların doğmasına neden oluyor ve maalesef üzülerek de söyleyelim ki bu tür olaylarda, akçeli işlerde de yolsuzlukların yapıldığına dair çok ciddi şikâyetler ve idari disiplin mercilerince alınmış birçok karar veya ceza davasına konu olmuş birçok olay vardır.

Şimdi, biliyorsunuz, bu hususta, bu zararların karşılanması için bu 5233 sayılı Yasa çıkınca bir vergi kotası kondu. Bu vergiden toplanan paralarla bu tazminler yapılıyor. Bunun ne kadar olduğunun tespit edilmesi gerekiyor. Yapılacaksa bu başvurular, süresinden sonra ne zaman biteceğinin tespit edilmesi gerekiyor.

Bu konuda sivil toplum örgütlerinin çok ciddi çalışmaları var ve üzerinde yoğunlaştıkları raporları var. Örneğin TESEV’in, GÖÇ-DER’in, insan hakları derneklerinin, TUHAV gibi hukukçu kuruluş vakıflarının izleme komitesi kurduklarını ve bu izleme komiteleriyle, özellikle ilginç tespitleriyle raporlarında bu sorunları yansıttıklarını görüyoruz. Örneğin 1987 yılında mağduriyetler başlatılıyor. Oysaki Türkiye’de 1984 yılında bir çatışmalı sürece girildi ve örneğin 12 Eylül askerî darbesinden sonraki mağduriyetlerin hiçbirisi bu kapsama alınmadı. Yani şimdi 12 Eylül darbesiyle mağdur olmuş insanlarımıza bir özür borcunu yakalayamıyorsak, en azından bu kapsamda bunun da tespit edilerek… Çünkü biz en büyük terörü, darbe terörü, generallerin terörü, devletin adına darbe yapıp darbe anayasalarını koyanların terörü olarak görüyoruz.

Bu tespitlerin yapılması için bir araştırma komisyonu kurulmasının gerekli olduğuna inanıyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisi aleyhine söz isteyen Fahrettin Poyraz, Bilecik Milletvekili.

Buyurun Sayın Poyraz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; sözlerime başlarken hepinizi en kalbî duygularımla selamlıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisinin Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un uygulanmasından kaynaklanan sorunların tespitine ilişkin olarak bir araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin önerisiyle ilgili olarak aleyhte söz almış bulunmaktayım.

Değerli arkadaşlar, kamuoyunun da malumu olduğu üzere AK PARTİ hükûmetleri olarak iktidara geldiğimiz andan beri, Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri hâline gelmiş olan terörle mücadele anlamında çok ciddi tedbirler aldık. Aslında yapılması gereken çok şeyler var, onlar yapıldı, söylenmesi gereken çok şeyler var, bir kısmı söylendi ama bir kısmı muhtemelen süreç içerisinde yapılanlara bağlı olarak söylenmeye devam edecek ama yeri gelmişken şunu da ifade etmek lazım: Biz Hükûmet olarak, hükûmetler olarak, yaptığımız şeylerde geçmişte yapılan yanlışlara sahip çıkma anlamında bir tavır içinde asla olmadık, kendi gerçekliğimizle karşılaşma anlamında, yüzleşme anlamında cesur bir şekilde davrandık ve eğer ortada bir mağduriyet varsa, ortada vatandaşımıza karşı yapılan bir yanlışlık varsa bu yanlışın düzeltilmesi noktasında, mağduriyetlerin giderilmesi noktasında da gerekli olan tedbirleri aldık, almaya da devam edeceğiz.

İşte aslında, bugün konuştuğumuz ve uygulanmasına yönelik olarak sorunların olduğu iddia edilen bu Kanun, dikkat ederseniz, 2004 yılında, kendi dönemimizde çıkmış ve uygulamaya konmuş olan bir kanundur. Nitekim, bu Kanun’da daha sonra -3 Ocak 2006 tarihinde de- mağdurların mağduriyetlerinin tamamen giderilemediği noktasındaki tespitlere bağlı olarak o gün verilmiş olan süreler tekrar tekrar uzatılmıştır.

Peki, burada biz bu Kanun’u çıkartmakla neyi amaçlamıştık? Değerli arkadaşlar, kamuoyunu bilgilendirme ve hatırlatma anlamında tekraren ifade edersek, bu Kanun’un kapsamında, 1, 3 ve 4’üncü maddeler kapsamına giren eylem ve terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişilerinin zararlarının sulhen karşılanması bu Kanun’da amaçlanmış.

Peki, buradaki zararları nasıl tespit edeceğiz? Zararın tespiti, Kanun kapsamında zarar görenin beyanı, adli, idari ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre zarar görenin varsa kusur ve ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına uygun biçimde oluşturulacak olan komisyonlar tarafından ve gerekirse de bilirkişiler de kullanılarak tespiti amaçlanmakta.

Peki, bu komisyonlar kimlerden oluşacak? Elbette bu komisyonların kimlerden oluşacağı kanunla belirtilmiş. İllerde valilerin görevlendireceği bir vali yardımcısının başkanlığında, en az şube müdürü ayarında maliye, bayındırlık ve iskân, tarım ve köyişleri, sağlık birimlerinden gelecek olan kamu görevlileri ve ayrıca sanayi ve ticaret konularında uzman birer kişi ile o illerdeki baro yönetim kurullarınca baroya kayıtlı avukatlar tarafından görevlendirilecek arkadaşlarımızın bu komisyonda yer almasıyla bu komisyonlar oluşturulacak. Özellikle son bahsettiğim husus çok önemli çünkü zaman zaman kamuoyunda bu komisyonların çalışmalarına yönelik olarak, söz konusu bugün görüştüğümüz BDP önerisinde de iddia edildiği üzere, birtakım aksaklıklar, hukuksuzluklar, yanlışlıklar, bunların önlenmesi anlamında özellikle ve özellikle baroların bildireceği avukatların bu komisyonlarda yer alması, hakikaten hakların korunması anlamında önemli bir ayrıntı olarak dikkatlerinize arz ediyorum bu konuyu.

Diğer taraftan, peki, ortada bir zarar varsa ve bir mağdur varsa ne olacak? Zarar gören, mağdur olan vatandaşımız veya bunların mirasçıları zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde, her hâlükârda da olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliklerine başvuracaklar ve burada hakların karşılanması, mağduriyetin giderilmesini talep edecekler. Şimdi burada tabii, bu komisyonlar lâyüsel, tamamen keyfekeder çalışacak komisyonlar değil. Kanun bu komisyonlara ne kadar süreyle bu konularda çalışma yapacağını ve başvuruları neticelendireceklerini de belirtmiş. Bu komisyonlar, başvuru tarihinden itibaren altı ay içinde başvuruları sonuçlandırmak durumundalar. Eğer iş yoğunluğu gerekçesiyle bir ihtiyaç hâsıl olursa da, valiler bu altı aylık süreyi üç ay kadar da uzatma haklarına sahipler.

Diğer taraftan, belirtilmesi gereken husus şu: Değerli arkadaşlar, burada biz vatandaşımıza elimizi uzatıyoruz ve diyoruz ki: “Evet, ortada bir mağduriyet vardır ve bu mağduriyetin çözümlenmesi noktasında gel, biz seninle anlaşalım.”

Bugün pek çok şey söylenebilir ama AK PARTİ hükûmetleriyle ilgili olarak herhâlde takdir edilmesi gereken en önemli husus, vatandaşı bizzat muhatap alan ve vatandaşla olan ihtilafları çözümleme noktasında her türlü gayreti sarf eden hükûmetler olmasıdır. Dolayısıyla biz, mağdurlarımızla sulhname hazırlayarak ve onların bu sulhnameyi kabul etmesiyle de bu ortaya çıkan mağduriyetlerin giderilmesi noktasında da bütün vatandaşlarımızı muhatap alarak, mağdurlarımızı, onların mağduriyetini gidermeye çalıştık ve bu anlamda da, şu ana kadar, Aralık 2010 yılına kadar da 358.506 vatandaşımız mağduriyetlerinin giderilmesi noktasında müracaatta bulunmuş, bu başvuruların 259.462 adedi sonuçlandırılmış ve bunlardan 146.441’inin başvuruları incelenerek tazminat ödenilmesine karar verilmiş, 113.021 başvuru reddedilmiş ve -değerli arkadaşlar, burası önemli- 2010 sonu itibarıyla da komisyonlarda olumlu sonuçlandırılan ve sulhname imzalayan vatandaşlarımıza toplam 2 milyar 232 milyon 750 bin 810 lira ödenmesine karar verilmiş. Eski rakamlarla ifade edersek, 2 katrilyon 232 trilyon lira bir rakamdan bahsediyoruz. Dolayısıyla burada önemli oranda mağduriyetlerin giderilmesi noktasında bir çalışma olduğunu görmekteyiz.

Elbette, yapılacak ve söylenecek birtakım hususlar olabilir, yapılacak işler olabilir ancak bu iyi niyetin göz ardı edilmemesi gerekiyor. Biz, Demokratik Toplum Partisinin bu konuyu gündeme getirmesi noktasındaki hassasiyetlerine teşekkür ediyoruz ama şu anda, Türkiye Büyük Millet Meclisinde gündemde bekleyen, yine vatandaşımızın sorunlarını doğrudan ilgilendiren ve onların çözümü noktasında öneriler getiren gündemdeki kanun maddelerinin görüşülmesi noktasında biz gündemin devam etmesi noktasında bir karara sahibiz. Özellikle torba kanundan sonra çıkacak olan kamu denetçiliği kanunu, ombudsman kanunu vatandaşımızın idareyle olan, kamu görevlileriyle olan ilişkilerinde ortaya çıkan hak ihlallerinin giderilmesinde, mağduriyetlerin giderilmesinde önemli bir kanun olduğu kanaatindeyiz ki torba kanundan sonra ivedilikle bu kanunun görüşülmesi -ivedilikle derken bir an önce bu kanunun Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminde görüşülmesi- noktasında AK PARTİ Grubu olarak bir kararlılığımız var, çünkü vatandaşımız bunu bizden bekliyor.

Ben, tekrar, Demokratik Toplum Partisi Grubundaki arkadaşlarımıza bu konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdıkları için teşekkür ediyorum. Biz de bu sayede...

BAŞKAN – Sayın Poyraz “Barış ve Demokrasi Partisi” olarak düzeltirsek...

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Önergeyi o zaman vermiştik Sayın Başkanım.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) – Evet, özür diliyorum Başkanım, düzelteyim.

Evet, Barış ve Demokrasi Partisinin bu önergesini bu anlamda Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminde görüşme fırsatı bulduk. Biz de AK PARTİ hükûmetleri olarak bu konunun çözümü noktasında, gündeme getirilmesi noktasında neler yaptığımızı anlatmaya gayret sarf ettik.

Ben, tekrar çalışmalarımızda başarılar diliyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Poyraz.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisi lehinde söz isteyen Sırrı Sakık, Muş Milletvekili.

Buyurun Sayın Sakık. (BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında, bunu, birkaç kez hep böyle gündeme getirdik. Yani bu sorun tamamen, sorunlarımızı çözmediğimiz için, yani Kürt sorununa bir asayiş sorunu olarak baktığımız için bu sorunlarla hep karşı karşıyayız. Oysaki Kürt sorunu bir güvenlik sorunu, bir asayiş sorunu değil; bir hak, hukuk ve adalet sorunudur, bir özgürlük sorunudur. Ama bu çerçeveden bakmayan, yıllardır bu ülkeyi yönetenler, sürekli asayiş ve sürekli baskı politikalarıyla bugüne kadar sorunları çözmeden... Sorunlar da büyüyerek bu noktaya geldi. Şimdi, dönüp baktığımızda son otuz yıla, doksan yıllık cumhuriyet tarihine değil, otuz yıllık sürece baktığımızda geride 50 bin ölüm, acı, göz yaşı! Yani, adına hangi devlet derseniz deyin, eğer bir devlet demokrasiden ve özgürlüklerden bahsediyorsa, kendi ormanlarını yakamaz, kendi insanlarını öldüremez, kendi köylerini boşaltamaz, bu köylerde cinayet işleyemez. Ama ne yazık ki bu süre içerisinde, otuz yıllık süre içerisinde devletimiz bunları yaptı. Bunları yaparken de hiç de ben yapmadım demedi. Gitti, oraya giderken tankıyla gitti, giderken siyasi iradenin emriyle gitti. Bunu biz söylemiyoruz çünkü orada görev yapan generallerden tutun ve astsubaylara kadar herkes şunu iyi biliyordu: “Biz siyasal iktidarlarla iç içeydik ve bize gelen talimatlar sonucu bunu yaptık.” Hatta son dönemlerde bir korgeneral aynen şunu söylüyordu: “Biz siyasi iktidarların söylediği çerçeve içerisinde bunları yaptık.” Bunu söyleyen bir general; araştırın. Atilla… Soy ismini hatırlamıyorum. Bir korgeneral bunları söyledi. Şimdi, bunu televizyonlarda söyledi. Ben bir şeyleri uydurarak getirmiyorum. Ama ne yazık ki bunlar yaşandı.

Şimdi, bir hukuk devleti, sosyal devlet bu halkın bu hukukunu yerli yerine oturtması gerekir. 1993’ten, o karanlık yıllar dediğimiz 93’ten bugüne kadar bu insanlar mağdur edildi ve bu insanların mağduriyetinin giderilmesi için şeklen komisyonlar kuruldu. İllerde, ilçelerde komisyonlar oluştu ve o komisyonlar 2004’ten bugüne kadar… Gidin bakın bütün vilayetlerde bir vali yardımcısı bu işle ilgilidir. Ama her tarafta dosyalar vardır ama bu dosyalar bir türlü vatandaşın hakkını, hukukunu giderecek noktada değil. Gidip pazarlık ediyorlar. Valisinden vali muavinine kadar vatandaşla pazarlık ediyorlar.

Şimdi, size, bu torba yasasını getirdiğinizde de eleştirimiz oldu. Dedik ki, keşke bunu torba yasasına dâhil etseydiniz ve bu torba yasasında bu olmuş olsaydı bu sorun çözülürdü. Şimdi, dönün, 10 milyar dolar yeniden askerî uçaklar için bir fon ayrılıyor, bir bütçe ayrılıyor. Siz, savaşa bu kadar para ayırırken, mağdur ettiğiniz vatandaşların hakkını, hukukunu niye ödemiyorsunuz? Savaş için para var, uçak için para var, bilmem, generallerin maaşlarını bilmeyiz, bunların hepsi var. Peki, bu halkın talebi, bu halkın hakkı olan… Gidip yakmışsınız, boşaltmışsınız ve bu insanları öldürmüşsünüz. Hani dün burada da tartışılıp konuşuldu ya, Sayın Başbakan “Cumartesi Anneleri”yle görüştükten sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bir alt komisyon oluşturdu. Peki, biz, dört yıla yakın bir süredir bu kadar feryat ediyoruz, bu feryatlarımız niye duyulmuyor? Ama Sayın Başbakan talimat vermedikçe Parlamentonun, kurumların veyahut da komisyonların çalışma şansı da yok.

Bakın, dün bir komisyon oluşuyor, alt komisyon oluşturuyorlar. Bu Barış ve Demokrasi Partisi bu işin mağdurudur. 17.500 faili meçhul cinayet bizim temsil ettiğimiz, büyük bir çoğunluğunu temsil ettiğimiz kesimlerden oluşmaktadır. Mesela bizim, İnsan Hakları İnceleme Komisyonunda üyemiz var, Akın Birdal; saldırıya maruz kalmış, ölümden dönmüş ama ne yazık ki bu işin mağduru olmasına rağmen burada ayrımcı bir politika izleniyor, Akın Birdal alt komisyonda yer almıyor. Bakın, üç parti komisyonda yer alıyor, bu işin mağdurları komisyonda yok ve bu şunu gösteriyor: Acaba siz neyi örtmek istiyorsunuz? Siz neden üç parti bu noktalarda buluşuyorsunuz da Barış ve Demokrasi Partisini yok sayıyorsunuz? Ve bu işin mağduru olan bir partiyi yok sayarak sorunu çözemezsiniz. Bakın, işte köyleri yakılan insanları da aynı noktada yok saydınız. Gidip ne yapıyor? Devlet köyleri yakıyor, gidip zararı tespit eden de devlet. O zaman bağımsız kurullardan oluşan bir kurulun gidip bu zarar ziyanı tespit etmesi gerekir. Yani devlet yaptığı bir suçta “ben yapmadım” mı diyecek? Zaten ön yargıyla yaklaşmış ve gidip yakmış ve siz orada da bu komisyonları değil, tam tersine devletin komisyonlarını oluşturarak bunu sağlamaya çalıştınız. Oysaki dönün İstanbul’dan Ankara’ya, İzmir’e, Diyarbakır’a, orada binlerce insanı bulursunuz, işsiz güçsüz, eğitimsiz, sağlıksız ve bunların evi barkı yanmış, gelmiş buraya. Bunların hiçbiri iş güç sahibi değil. Siz yakmışsınız. En son Beypazarı’na giden araçta 11 kişi yaşamını yitirdi, bir aileydi. İşte onların köyü de yakılmıştı, zararları ödenmemişti. Bir yolculuğa çıktılar. Küçücük bir ekmek uğruna gelip burada hayatlarını kaybettiler. Bu devletin ayıbı değil midir? Eğer gidip yakmışsanız, günah işlemişseniz o insanların zararını ziyanını ödemek zorundasınız. Onlara benzer binlerce örnek verebiliriz. Şimdi, eğer büyük kentlere bu insanları alıp götürmüşseniz, o insanların o büyük kente düşman olmaması için bir neden var mı? Çünkü, yaşıtlarıyla eşit koşulda değil, ne eğitimde ne sağlıkta ne beslenmede, hayatın hiçbir alanında yaşıtlarıyla ortaklaşmayan ve eşit olmayan birilerinin onlara karşı iyi niyet beslediğini söyleyebilir miyiz? Hayır, söyleyemeyiz. Bunlarla ilgili bir şey yaptınız mı? Hayır, yapmadınız. Ne yapabilirdiniz? Bunlara iş imkânları sağlayabilirdiniz. Bu torba yasasına bir pozitif ayrımcılık koyabilirdiniz. Buradan gelen insanların mağduriyetini giderebilirdiniz. Sosyal devlet böyle olmalıdır. Ama siz bunların hiçbirini yapmadan bu ülkede iç barışı sağlayamazsınız, yaraları sarmadan kardeşlik kutuplarını atamazsınız. Ancak kardeşlik eşit şartlarda olur ve bu yaralarımızı kendi yaranız gibi sarar ve bunları kollar korursanız bu sorunlar çözülür. Yoksa gerisi beyhude şeyler olur.

Arkadaşımız çıktı, bize teşekkür etti, biz de size teşekkür ediyoruz. Ama her önergede sundukları gerekçe şu: Zaman. Peki, dört yıla yakın bir süredir biz bunları gündeme getiriyoruz, siz de aynı gerekçeyle reddediyorsunuz. “Çok iyi bir önerge.” diyorsunuz ama çıkıp reddediyorsunuz, “zaman” diyorsunuz.

Şimdi, bu ülkede mağdurlarla zalimlerin yolları kesişti. Çok acı dolu yıllar yaşadık. Onun için, gelin, bu mağdurların sorunlarını hep birlikte çözelim. Size önemli görevler düşüyor. Gelin, bu konuda bunların mağduriyetlerini giderecek…

SUAT KILIÇ (Samsun) – Biz görevimizi yapıyoruz da siz yapmıyorsunuz, siz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Vallahi, sizi hep göreve davet ediyoruz. Sizlerle köprü oluşturmaya çalışıyoruz.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Biz köprüyüz, milletvekillerimiz burada, Diyarbakır, Urfa, Batman, Hakkâri…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Biz sizlerle sorunları çözmek için hep sizi göreve davet ediyoruz ama siz mazeret uyduruyorsunuz. Bu ülkede mazeret uydurarak iktidar olunmaz, sorunları çözerek iktidar olunur. Biz size dostça “Gelin, hep birlikte bunları çözelim.” diyoruz.

Her şeye karar veren bizim yüreğimizdir yani insanların yasası, anayasası yüreğidir. Eğer yüreğiniz bu işe karar veriyorsa, bizim yüreğimiz de bu noktada açık ve net, halkımızın sorunlarını birlikte çözmeye adayız. Gelin, hep birlikte bunları çözelim. Siz iktidarsınız, sizin sorumluluklarınız daha da fazladır. Yani bütün sorun sadece yeniden seçim kazanmak değil, yeniden bütün sorunları birlikte masaya yatırarak bu ülkede bu halkın sorunlarını çözecek, sorumlulukları göğüsleyecek cesareti sizden istiyoruz çünkü o cesareti göstermiyorsunuz. Getirdiğimiz bütün önergelerin çok haklı olduğunu söylüyorsunuz ama ne yazık ki birazdan yeniden oylama olacak, bunlara da “hayır” diyeceksiniz.

Sizi vicdanınızla baş başa bırakıyor, hepinize sevgiler ve saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisi aleyhinde söz isteyen Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın.

Buyurun Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Saygıdeğer Başkan, değerli arkadaşlar; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Barış ve Demokrasi Partimizin vermiş olduğu önerinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii terör ve terörle mücadele konusu önümüze gelen yeni bir sorun değil. Maalesef ülkemizin uzun yıllarını meşgul etmiş, yaklaşık otuz senedir bizlere çok ciddi zararlar veren, sadece belli bir bölgeye değil, bütün Türkiye’ye ciddi zararlar veren bir konu. Bugüne kadar da çok çeşitli iktidarlar geldi geçti, çeşitli hükûmetler kuruldu ve şu zamana kadar, AK PARTİ İktidarı dönemine kadar askerî tedbirlerin dışında da çok ciddi tedbirler alınmadı maalesef.

Evet, değerli arkadaşlar, askerî tedbirler alınacak, alınmaya devam edilecek, o bir tarafa ama bu sorun sadece bununla hallolacak bir sorun mu? Bu ülke yaşadı ve hallolmadığını da gördü. Sosyolojik, psikolojik, ekonomik, birçok çeşitli sorun var ve bunlarla beslenen sorun alanları var, bütün bu alanlarla bir arada mücadele eden bir AK PARTİ var ve her şeyi göze alarak mücadele eden bir AK PARTİ ve gerektiğinde siyasi geleceğini de riske eden bir durumda.

Değerli arkadaşlar, bu sorun partiler üstü bir sorun, siyasete konu edilebilecek bir sorun da değil. Bu soruna aslında sadece partisel açıdan değil, hepimizin… Hani, biz bir millî birlik ve kardeşlik projesi başlatırken “bu, devletin sorunu” dedik, “hepimizin sorunu” dedik ve “bunun muhatabı da bütün millet olmalı” dedik, dolayısıyla herkesin şapkasını önüne koyması lazım. Barış ve Demokrasi Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, bağımsızlar, Mecliste olsun olmasın bütün siyasi partiler, bütün sivil toplum kuruluşları, bütün halkın bu sorunun çözümü konusunda, siyasi ideolojilerini de bir tarafa bırakarak etkin bir şekilde el ele, omuz omuza mücadele etmesi lazım. Bu sorunda çok şeyler kaybettik, çok mücadeleler verdik ve bunun neticesinde birçok insanımızı kaybettik, 40 binlerle ifade ediliyor.

Yine, değerli arkadaşlar, maddi zararlar bir tarafa -ölen bir kişinin yeri parayla telafi edilemez, onu biliyoruz- köyler boşaltıldı, gidilen şehirlerin dokusu bozuldu yeri geldiğinde, insanlar barındığı toprakları terk etmek durumunda kaldı, hayvancılık yapanlar hayvanlarını otlatamaz hâle geldi, yollarda yasaklar başladı, yaylalar yasaklandı, kontroller arttı, ciddi tedbirler, olağanüstü hâller geliştirildi, çok ciddi sıkıntılar geldi beraberinde. Bir taraftan terörle mücadeleyi sağlayalım derken çok sınırlamalar getirildi, öbür taraftan da farkında olmadan insanların hak ve hürriyetleri engellendi, kısıtlandı, özgürlükler sıkıntıya sokuldu; bunu kabul ediyoruz, bu, ülkenin gerçeği ve bu sorunu da kabul ediyoruz. İlk kez bir Başbakan çıkıp burada “Bir Kürt sorunu var.” dedi. Türkiye hükûmetlerinde ilk kez bunu diyen Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dı, bunun alkışlanması lazım ve bunun arkasından bir yürek olarak hepimizin bence gitmesi lazımdır.

Değerli arkadaşlar, “300 milyar dolar” deniyor, çok daha fazla, “Bu diğer zararlarla birlikte belki 1 trilyon dolara kadar çıkar.” deniyor. Sadece “300 milyar dolar” desen dahi, otuz tane GAP projesini… Bugüne kadar Türkiye otuz yılda bir GAP projesi belki bitiremedi ama bu terörle mücadeleye giden parayla on tane GAP projesi yapabilirdik, işsizliği de belki kaldırırdık ama inşallah bundan sonraki süreçte AK PARTİ’nin almış olduğu tedbirlerle birlikte bunlar gelişecek.

Hak ve hürriyetler geliştiriliyor, gelişmeye gidiyor. Biz, ta iktidardan da önce, bu Hükûmetin ilk kuruluşunda, partinin ilk kuruluşunda, 2001 tarihinde “Bölgesel milliyetçilik yapmayacağız.” dedik, “Etnik milliyetçilik yapmayacağız.” dedik, “Dinsel milliyetçilik yapmayacağız.” dedik ve “Bütün hizmetlerin temeline, merkezine insanı koyacağız.” dedik, “Kürt olsun, Türk olsun, Alevi olsun, Sünni olsun, Güneydoğulu olsun, Trakyalı olsun fark etmez.” dedik ve böyle geliştirdik bütün politikalarımızı.

İlk kez Doğu ve Güneydoğu’yla diğer bölgeler arasındaki o açık makası, farkı kapatmaya çalıştık ve bugüne kadar bu bölgeye 25 milyar yani 25 katrilyon AK PARTİ döneminde para gitti değerli arkadaşlar, az değil bu. Şu anda Doğu-Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yetmiş altı tane hastane yapıldı, sayısız sağlık ocağı, ek binalar hariç. Artık Kâhta’daki bir hasta dahi, Adıyaman’ın Kâhta’sındaki, Gerger’indeki bir hasta dahi jet uçaklarla yeri geldiğinde buraya geliyor. Sevkler o kadar azaldı ki, biz gelmeden önce bilirdik, rakamları tutardık, yüzde 30’lar, 40’lar civarında büyük şehirlere sevkler varken şu anda çok spesifik konularda sevkler oluyor çünkü oralarda da artık eğitim ve araştırma hastaneleri kuruldu, üniversiteler kuruldu, okullar kuruldu. İşte bunlar hep besleyen sorunlardı belki.

Orada artık benim insanım “Benim ülkem.” demeye başladı. O aidiyet bilincini geliştirmeye çalıştık çünkü devlet olarak siz ne kadar sahip çıkarsanız o bölgeye, bölge insanı da size o kadar sahip çıkar. Evet, artık “Benim ülkem.” demeye başladı.

İlk kez KÖYDES’le, BELDES’le, yolu gitmeyen köylere yollar yapıldı, içme suları… Her alanda değerli arkadaşlar, her alanda yükselişler var.

Temel hak ve özgürlüklerden bahsetti Sayın Sakık. Bir defa, hakikaten, düşünün arkadaşım ya, siz uzun yıllardır siyasetin içindesiniz, şöyle bir, 2002’ye kadar olan durumla 2011’e kadarki durumu bir kıyaslayın Allah aşkına.

SIRRI SAKIK (Muş) – Tamam da bu zararlar ödensin gözüm.

AHMET AYDIN (Devamla) – Yani marifet biraz da iltifata tabidir değerli arkadaşlar.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Bak, yazı var. “Seksen haneli köyde, Mutki’nin, Bitlis’in suyu yok.” diyor.

AHMET AYDIN (Devamla) – Eleştirin, eleştirinize katılıyoruz ama yapılanlara da Allah razı olsun deyin ya, Allah razı olsun deyin değerli arkadaşlar.

Bakın, hukuk sistemimizi yeniledik. İnsan onuruna yaraşır bir ceza sistemi getirdik.

“Olağanüstü hâl” dedik, “DGM’ler” dedik; bunların hepsi kaldırıldı.

TRT Şeş…

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Terörle Mücadele Yasası…

AHMET AYDIN (Devamla) – Şimdi ona da geleceğim, bir saniye...

BAŞKAN – Sayın Karabaş, lütfen…

AHMET AYDIN (Devamla) – Özel radyo ve televizyonlarda yirmi dört saat artık yerel dilde yayın yapılabiliyor.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Hepimiz, yeri geldiği zaman, bu yasaya göre biz de teröristiz.

BAŞKAN – Sayın Karabaş, oturun yerinize.

AHMET AYDIN (Devamla) – Ana dilde kurslar, propagandalar…

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Hepimizin yirmi davası var. Hepimiz bu yasaya göre terörist olarak burada oturuyoruz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bakın, siz bilemiyor olabilirsiniz, bu seçim döneminde ne yapacaksınız biliyor musunuz? Senin orada Kürtçe konuşman yasaktı, benim konuşmam yasaktı.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Burada terörist olarak oturuyoruz.

BAŞKAN – Sayın Karabaş, lütfen oturun.

AHMET AYDIN (Devamla) – Ama şimdi, artık yerel dilde, Kürtçe de konuşabileceğiz, Arap köylerinde Arapça da konuşabileceğiz. Bu Seçim Kanunu’nda bu propaganda serbestisini de getirdik, belki haberiniz yoktur, bilemiyorum ama…

SIRRI SAKIK (Muş) – Gözüm, bunlar lütuf değil, bizim ödediğimiz…

AHMET AYDIN (Devamla) – Yine, değerli arkadaşlar, Sayın Başbakanımız da ifade ediyor, gerçekten, cezaevinde bir annenin oğluyla, kızıyla, bir mahkûmla konuşamaması acı bir durumdu; bunu gördü, bunu çözdü; teşekkür edin ya Allah aşkına!

Hep “taş atan çocuklar” dediniz, “suça itilen çocuklar” dediniz; evet, bunların mağduriyetleri gene bu dönemde bitti.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Araştırma önergesini konuş.

AHMET AYDIN (Devamla) – Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, Bilgi Edinme Kanunu, özel üniversitelerde enstitü kurulma durumu, akademilerin kurulması, yol kontrolleri…

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Jandarma Genel Komutanının iki gün önce yaptığı açıklamasına bir açıklama yaptınız mı?

BAŞKAN – Sayın Karabaş, lütfen…

AHMET AYDIN (Devamla) – Yine, değerli arkadaşlar, eğer bu kadar samimiyseniz, keşke, ben isterdim… Bak, bu soruna katılıyorum, bu sorunun çözümü noktasında -birazdan konuşacağım tekrar- destek verdiğimiz birtakım hususlar da var, yok değil, haklısınız ama lütfen siz de yapılanlara destek verin.

Bakın, ilk kez bu millet kendi anayasasını yapacaktı, sivil anayasa. “Sivilleşelim” diyorsunuz, “yerelleşelim” diyorsunuz, “özgürleşelim” diyorsunuz; o gün niye oy kullanmadınız? Niye burada değildiniz?

Değerli arkadaşlar, bakın…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – On altı tane yama yapıldı kanuna.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

AHMET AYDIN (Devamla) – Bakın, terörle mücadele…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz de on yedinciyi yapıyorsunuz. Gelin, tamamını değiştirelim.

AHMET AYDIN (Devamla) – Peki, şunu demiyor muyuz? 1984’ten beri bu ülkede terör var diyoruz, kabul ediyoruz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Gelin, iradenizi koyun, tamamını değiştirelim; varız.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen, dinleme nezaketi gösterelim.

AHMET AYDIN (Devamla) – Yine, değerli arkadaşlar, 1984’ten 2004’e kadar kaç tane hükûmet geçti, sayın bakalım. İlk kez bu Hükûmet döneminde, 2004 yılında, bu Terör ve Terörle Mücadeleden Dolayı Zararların Karşılanması Hakkında Kanun çıkarıldı, insaf be!

SIRRI SAKIK (Muş) – Ne oldu? Karşılanmıyor Ahmet’ciğim karşılanmıyor, gözüm benim!

AHMET AYDIN (Devamla) – Karşılandı, karşılandı… Bu, AK PARTİ’nin en önemli projelerinden biridir, bunun alkışlanması lazım.

Bakın, Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi. Avrupa Komisyonu bunu örnek proje gösterdi, kırk yedi ülke. Başka ülkelerde de göçler olmuyor mu? Oluyor. Hangi ülkede böyle şeyler var? Bu proje kapsamında, değerli arkadaşlar, sadece terörden dolayı zarar değil, terörle mücadele kapsamında güvenlik güçlerinin de vermiş olduğu, verebileceği zararları da karşılıyor. Alkışlanması gerekmez mi? Önemli olan, bu yaraların sarılması değerli arkadaşlar. Bu yaraları, bu ülke sarmak için elinden geleni yapıyor. Eksiklikler olabilir, onu oturur konuşuruz, ama öncelikle şapkamızı önümüze koyup yapılan bu güzel düzenlemeleri de hep birlikte desteklemek daha doğru olmaz mı?

Bakın, değerli arkadaşlar, 2010 yılı Aralık sonuna kadar 358.506 başvuru yapılmış bu kapsamda. Bu başvurulardan 259.462 adedi sonuçlandırılmış, bunlardan 146.441 başvuru için tazminat ödenmesine karar alınmış ve ödenen tazminat miktarı da 2 katrilyon 232 trilyon 750 bin 810 lira. Hepsi de ödenmiş sonuçlandırılanların. Diğerleri de sonuçlandırılsın, kalanlar varsa onları da hep birlikte takip edelim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Bakan arkanızda oturuyor, onun da köyleri yanmış, o da biliyor, bak!

AHMET AYDIN (Devamla) – Yine, değerli arkadaşlar, bakın, 5233 sayılı Kanun’un yürürlüğe konulmasını ve bu kapsamdaki uygulamayı değerlendiren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 12/01/2006 tarihli İçyer Kararı’nda ise ne diyor? Kanun ile getirilen düzenlemenin etkili bir iç hukuk yolu olduğunu vurgulamış Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuruyu da kabul edilemez bulmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ahmet’ciğim, sizin dünyadan haberiniz yok, yirmi bin tane yeni dava açıldı.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, tabii ki bu kapsamda bunların hepsi araştırılsın, eksiklikler var.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ahmet, senden önce bir Türk konuştu, Allah adına senden daha iyi konuştu, hak veren bir konuşmaydı.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bunu hep birlikte yapalım, bu eksiklikleri giderelim diyorum ama siz de yapılanları söyleyin. (BDP sıralarından gürültüler)

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aydın, teşekkür ediyorum.

III. – YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, oylamaya geçmeden önce yoklama yapılmasını talep ediyoruz.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunacağım ancak bir yoklama talebi var, onu yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Arifağaoğlu, Sayın Çakır, Sayın Koçal, Sayın Köse, Sayın Keleş, Sayın Ünsal, Sayın Sönmez, Sayın Kaptan, Sayın Öztürk, Sayın Sevigen, Sayın Pazarcı, Sayın Öztrak, Sayın Aras, Sayın Küçük, Sayın Günday, Sayın Diren, Sayın Çöllü, Sayın Özyürek, Sayın Ersin.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- (10/150) esas numaralı, Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un uygulamasından kaynaklanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 10/02/2011 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- (10/510) esas numaralı, uzman erbaş uygulamasındaki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 10/02/2011 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun 10.02.2011 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında, Siyasi Parti Grupları arasında oybirliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini İçtüzüğün 19 uncu Maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                            Mehmet Şandır

                                                                                                                  Mersin

                                                                                                   MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan 10/510 esas numaralı, "Uzman Erbaş Uygulamasındaki Sorunların Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla" Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104 ve 105. Maddeleri Gereğince Meclis Araştırması önergemizin görüşmesinin Genel Kurulun 10/02/2011 Perşembe günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Kamil Erdal Sipahi, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Sipahi. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMİL ERDAL SİPAHİ (İzmir) – Sayın Başkan, size ve yüce Meclise saygılar sunuyorum.

Sözlerimin başlangıcında, Kahramanmaraş’ımızın zafer gününü kutluyorum. Hâlen Maraş ilimizde göçük altında bulunan kardeşlerimizin sağ salim kurtulması için dualarımızı gönderiyorum.

Dün, şerefli astsubay camiamızın sorunlarını dile getirmek üzere burada söz almıştım ve o sorunların araştırılması için verdiğimiz önerge, maalesef, iktidar partisi tarafından reddedildi. Gene dünkü konuşmam sırasında, gerek astsubaylarımız için gerek uzman erbaşlarımız için “iyileştirme” adı altında yapılan bazı konuların, aslında sadece silahlı kuvvetlerin kendi iç düzenlemelerinin dışında başka yeni şeyler olmadığını, önemli hiçbir sorunlarına değinilmediğini dile getirmiştim. Aynı konu, uzman erbaşlarımız ve uzman jandarmalarımız için de geçerli.

19 Kasım 2009 tarihinde, Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri olarak uzman kardeşlerimizin yaşadığı sorunların incelenmesi, irdelenmesi ve çözüme kavuşturulması için bir Meclis araştırma önergesi vermiştik. 3369 sayılı Yasa kapsamında, 1986 yılından itibaren Türk Silahlı Kuvvetlerinde uzman erbaş uygulaması başlatılmıştır ancak geçen yıllar içerisinde, maalesef, gerekli tedbirler başlangıçta düşünülmediği için çok ciddi sorunlarla karşılaşılmıştır. Şimdi miktarları 57 bine varan bu kardeşlerimizin hemen hiçbir sorunu çözülmeden “sözleşmeli er ve erbaş” diye yine bir tasarı getirilecek. İnşallah, seçim yatırımı diye alelacele hazırlanıp klasik tasarılardan birisi hâline gelmez ve uzman erbaşlarımızın yaşadığı sorunlardan ders alınmıştır.

Biz uzman erbaşlarımızın sorunlarını Milliyetçi Hareket Partisi olarak yakından takip ediyoruz. Bu yiğit Anadolu çocuklarını temsil eden Emekli Uzman Erbaşlar Derneğiyle birlikte onların mücadelesini veriyoruz. Aralarından emekli olabilenler ayda 850 lira emekli aylığı alıyor, yani açlık sınırının altında.

En büyük sorunlarından birisi, kırk beş yaşına girdiklerinde sözleşmelerinin feshedilmesiydi. Yani emekli olamadan, hiçbir sosyal güvenceye kavuşturulmadan çoluk çocuk sokağa atılıyorlardı. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu sosyal faciaya karşı kanun teklifiyle, soru önergesiyle, konuşmalarla mücadele ettik. İktidar anladı ki kurtuluş yok, 18 Haziran 2010’da bir yasa değişikliğiyle bu sorun kısmen halledildi. Neden “kısmen” diyorum? Bir kanun ne zaman yürürlüğe girer? Yayımlandığı tarihte. Uzman erbaşlarla ilgili yasa için AKP “1 Ağustostan itibaren geçerli.” dedi. Peki, 1 Ağustosta uygulandı mı? Ona da hayır. “Çalışmalar tamamlanmadı, yönetmelik çıkarılmadı.” diye ancak Kasım ortasında uygulanabildi.

Diğer önemli bir husus: Bir yıl içinde üç aydan fazla istirahat alırlarsa sözleşmeleri feshediliyor. Çok acı örnekler var. Uzman erbaş kardeşim altı tane komando tugayında, dağ başlarında, yıllardır, sıcak demeden soğuk demeden, gece gündüz, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü için, bayrağı için mücadele etmiş, hem de AKP’nin PKK açılımına, yıkım projesine rağmen; sağlığı bozulmuş, aralarında kanser hastaları var. Doktor diyor ki: “En az bir yıllık tedavin gerekiyor.” Uzman erbaş düşünüyor: Canı mı, yoksa çoluk çocuğunun ekmek parası mı? Canından mı vazgeçsin, ekmek parasından, çoluk çocuğunun nafakasından mı vazgeçsin?

Peki, sorunlar bu kadar mı? Hayır, değil. Başka sorun alanları neler? Uzman erbaşların emekli yaşlarının artırılması gerekiyor. Ayrılanların kamu kurum ve kuruluşlarında istihdamı gerekiyor. Bunun için alınmış kararlar var ama bu kararlara rağmen, o kamu kurum ve kuruluşlarına gidildiğinde “Sonra gel.” deniliyor, sümen altına, dosya altına atılıyor. Geçmişte yaş haddi nedeniyle ayrılmak zorunda kalanların yapılacak değişikliklerden yararlandırılması gerekiyor. Belirli hizmet süreleri sonunda diğer Türk Silahlı Kuvvetleri personeli gibi derece, kademe ilerlemesi yapmaları gerekiyor. Ceza aldıklarında sözleşmelerin feshi konusunda, en azından belirli hizmet sürelerinden sonra daha esnek, daha hoşgörülü bir uygulama yapılması gerekiyor. Atanmaları konusunda diğer Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına benzer bir sistem uygulanması gerekiyor. Eşitlik ilkesine uygun olarak, belirli hizmet sürelerinden sonra diğer Türk Silahlı Kuvvetleri personeline uygulanan esaslardan yararlanmaları gerekiyor. Sosyal ve ekonomik sorunlarının -lojman gibi- iyileştirilmesi gerekiyor. Hiç olmazsa emekli aylıklarına, birçok diğer meslek grubuna yapıldığı gibi, 100 lira seyyanen zam gerekiyor.

Son olarak, Sayın Grup Başkan Vekilimiz Mehmet Şandır Beyefendi ve Sayın Bursa Milletvekilimiz Hamit Homriş Beyefendi’yle Emekli Uzmanlar Derneğimizi ziyaret ettik, onlarla kucaklaştık, bu yiğit Anadolu çocuklarının dertlerini paylaştık. Uzman erbaş kardeşlerimize, aile fertleriyle birlikte, Milliyetçi Hareket Partisi olarak en iyi dileklerimizi sunuyoruz. Terörle mücadelede verdikleri 432 uzman erbaş şehidimizi rahmetle, yüzlerce gazisini minnetle anıyoruz. Onların mücadelesini onlarla birlikte Milliyetçi Hareket Partisi olarak sürdüreceğiz, iktidarımızda da çözeceğiz, bundan emin olsunlar.

Bu vesileyle şimdi de AKP mağduru başka bir önemli camianın, uzman jandarma kardeşlerimizin önemli sorunlarını dile getirmek istiyorum. Uzman jandarmalık eski bir jandarma geleneği. En ücra köşelerde, en tehlikeli görevlerde yer alan, yüzlerce şehit ve gazisi olmuş, şerefli bir camia. Onların da ekonomik, sosyal birçok sorunu var. Emekli aylıklarına 100 lira seyyanen zam için onlara da söz verilmiş ama iki yıldır onlar da unutulmuş. Millî Savunma Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı arasında “Senin mi, benim mi personelim?” tartışmaları nedeniyle sahipsiz kalmışlar. Onların da emekli aylıkları açlık sınırında, lojman sorunları var, sosyal tesislerden istifade sorunları var ama esas iki ana sorunları var. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu iki sorun için kanun teklifi verdik, soru önergeleri verdik, konuşmalarda defalarca dile getirdik. Cevap yok, çözüm hiç yok. 25 bin mevcutla bu önemli camiadaki kardeşlerimin sözleşmeli değil, anlaşmalı değil, geçici değil, bildiğiniz bunlar devlet memuru. Tabii biliyorsanız. Bu kardeşlerimiz, lise ve dengi okul mezunu olmak şartıyla işe alınıyorlar ama ortaokul mezunu gibi işe başlatılıp öylece de emekli ediliyorlar. Bana, böyle çarpık başka bir örnek, başka bir meslek grubu gösterin. Bu konu Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı; bu konu, alınmasını öngördüğümüz yasalara aykırı ama daha önemlisi ne biliyor musunuz? Akıllara aykırı, vicdanlara aykırı.

Yıllardır dile getiriyoruz, herkes “Haklısın” diyor. “Hadi çözelim.” diyoruz, Hükûmet ortada yok, Millî Savunma ve İçişleri Bakanlıkları ortada yok.

Diğer bir konu: Subay ve astsubayların eğitimde geçen süreleri yani harp okulu ve astsubay meslek yüksek okulunda geçen eğitim süreleri emeklilik hizmetinden sayılmakta yani emeklilik hesapları yapılırken emekli yılları içerisine bu harp okulu ve astsubay meslek yüksek okulu içinde geçen süreler de dâhil ediliyor. Böylece, dört veya iki yıllık bir kazanç sağlıyorlar ama sıra uzman jandarmalara gelince, onlar da devlet memuru, onlar da aynı silahlı kuvvetlerin mensubu ama onların eğitimde geçen süreleri emekli yıl hesabının dışında. İşte, yasaya, akla, vicdana aykırı bir yanlış uygulama daha. Bu konu da bizim tarafımızdan çok dile getirildi Milliyetçi Hareket Partisi olarak. Bu konuda da kanun teklifi verdik, bu konuda da önerge verdik, bu konuyu da defalarca bu kürsüden dile getirdik ben ve Milliyetçi Hareket Partisinin diğer saygıdeğer milletvekilleri.  Her seferinde bize “Haklısın.” denildi ama atılan bir adım, getirilen bir çözüm yok.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak onlarla birlikte, onların mücadelesini sürdürmeye devam edeceğiz. Onlara ait derneği de, yine, Sayın Grup Başkan Vekilimiz Mehmet Şandır Beyefendi ve Bursa Milletvekilimiz Sayın Hamit Homriş Beyefendiyle birlikte ziyaret ettik, onlarla söyleştik, dertleştik. Onların yanında olduğumuzu ilettik. Bu kardeşlerime ve aile fertlerine de Milliyetçi Hareket Partisi olarak, en iyi dileklerimi iletiyorum, aziz şehitlerini rahmetle, gazilerini minnetle anıyorum.

Uzman erbaş ve uzman jandarma kardeşlerimizin sorunlarına eğer ilgi duyuyorsanız, eğer bunları çözmek istiyorsanız, buyurun bizim Meclis araştırma önergemize “evet” deyin. Hodri meydan… Eğer “hayır” diyecekseniz sakın onlara gidip de “İnşallah seçimden sonra…”  deyip de aynı bayatlamış masalı tekrar anlatmayın.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, uzman jandarma ve uzman erbaşlarımızın bütün sorunlarını biliyoruz ve mücadelelerini veriyoruz, aynen dün astsubaylarımızın sorunlarını bildiğimiz gibi. Bunlar, MHP iktidarında bilinen değil, çözülen sorunlar olacaktır.

Sözlerime burada son verir, yüce Meclise saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sipahi.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Yılmaz Helvacıoğlu, Siirt Milletvekili.

Buyurun Sayın Helvacıoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

M. YILMAZ HELVACIOĞLU (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin uzman erbaşlarla ilgili vermiş olduğu önergenin aleyhinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu nedenle hepinize saygılar sunuyorum.

Hizmetlerin daha iyi yürütülmesi, çalışanların yaşam standartları ile moral ve motivasyonlarının artırılması maksadıyla gereken tedbirleri alma konusunda Türk Silahlı Kuvvetlerinin bugüne kadar uyguladığı ana prensipleri Hükûmet olarak de desteklemiş ve desteklemeye devam edeceğiz. Bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetlerinin en önemli unsurlarından birisi olan uzman erbaşların özlük hakları, eğitim seviyeleri, sosyal hakları, sahip oldukları yetkileriyle ilgili olarak bugüne kadar Hükûmetimizin iyileştirmelerini Genel Kurula arz edeceğim.

Uzman erbaşlar göreve başlarken yaptıkları ilk sözleşme süreleri en fazla iki yıl iken Hükûmetimiz döneminde bu yıl bu süre beş yıla çıkartılmıştır. Vatani görevini yapmakta olan erbaş ve erler arasındaki astlık ve üstlük münasebetleri yeniden düzenlenmiş, uzman erbaşlar er ve emsal rütbedeki erbaşların üstü hâline getirilmiştir. Yedeğe ayrıldıktan sonra hizmete çağrılanların muvazzaf emsalleri gibi özlük hakları sağlanmıştır. Sözleşmenin sona ermesine neden olan hava değişimi ve istirahat süreleriyle Silahlı Kuvvetlerden ayrılan uzman erbaşlar ile ailelerinin tedavi süreleri yeniden düzenlenmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uzman erbaşların bir yıl içerisinde alabilecekleri hava değişimi ve istirahat sürelerinin toplamı iki aydan üç aya çıkarılmıştır. Hava değişimi ve istirahat nedeniyle ilişkilerinin kesilmesinde azami süre iki aydan üç aya çıkarılmış ve bu sürenin hesabında tedavide geçen sürenin dikkate alınmasına söz verilmiştir.

Sözleşmeleri sona erenler ile bunların bakmakla yükümlü oldukları aile fertlerinin, kamu kurum ve kuruluşlarının, sosyal güvenlik kuruluşlarının sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı olanlar olmak üzere askerî hastanelerin bulunmadığı garnizonlarda garnizon komutanlıklarından sevk almak şartıyla kamu sağlık kuruluşlarından ücretsiz tedavi ve muayene hizmeti almaları sağlanmıştır. Sözleşmeleri sağlık nedeniyle feshedilenlerden sözleşmenin feshedilmesine neden olan sıhhi arızaların tedavisine devam edilenlere, sözleşmenin sona ermesinden başlamak üzere tedavi süresince on iki ayı geçmemek üzere görevdeki emsallerinin almış oldukları net maaşlarının 2/3’ünü her ay sağlık yardımı olarak almaları sağlanmıştır.

Bedeli karşılığında zatî tabanca alabilme imkânları kanunla düzenlenmiştir.

İntibak dönemi iki aydan beş aya çıkartılmıştır. Bu süre zarfında ayrılmak isteyenlere imkân sağlanmıştır. Derece ilerlemesi yapabilmelerine imkân sağlanmıştır. Bu kapsamda üçüncü dereceye kadar yükselebilmektedirler. Kendi istekleriyle sözleşmelerini yenilemeyenlerin yanı sıra sağlık niteliklerini kaybetmeleri veya kırk beş yaşına girmeleri sebebiyle görev süreleri sona erenlere de kamu kurum ve kuruluşlarında devlet memuru olarak istihdam edilme imkânı sağlanmıştır.

İkramiye ile beş yıl ve sonraki beş yıl için farklılaştırılmış ve net maaşlarının 20 katına kadar ikramiye verilmesi sağlanmıştır. Kadronun kaldırılması hâlinde sınıf ve kuvvet değişikliği yapabilme imkânı sağlanmıştır. Paraşütçü, denizaltıcı, kurbağa adam, uçucu gibi görevlerde çalışanlara, aynı görevlerde çalışan astsubayların almış olduğu tazminatın yüzde 30’u tutarında aylık uçuş, dalış ve atlayış tazminatı alma hakkı sağlanmıştır. Aile, doğum ve ölüm yardımlarının Türk Silahlı Kuvvetlerinin Personel Kanunu’na göre yapılacağı kanunla düzenlenmiştir. Sözleşme süreleri içerisinde değişik bölge ve garnizonlara Silahlı Kuvvetler hizmet ihtiyacı esas alınmak suretiyle atama ve yer değiştirme işlemlerine tabi tutulabilmeleri kanunla düzenlenmiştir.

Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği hükümlerine göre sağlık raporu almaları esasa bağlanmıştır. Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’yla ilerleyebilecekleri en son derece ve kademenin 3/8’inden 2/6’sına kadar çıkartılmıştır. Kırk altı yaşında emekli olabilmeleri iki yıllık yükseköğrenim yapanlara lise mezunu olanlardan sonra altı yıllık sicil notu ortalaması 90 ve üzerinde olanların birinci dereceye yükseltilmesi sağlanmıştır. Astsubaylara verilen ek göstergelerin 2/3’ünün verilmesi uzman erbaşlarla ilgili yapılacak düzenlemelerden emeklilik veya malûllük nedeniyle daha önceden ayrılmış olanlar ile yaş sınırı sebebiyle sözleşme yapamayanların da faydalanmaları amaçlanmıştır. Uzman Erbaş Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile on beş günlük, yıllık mazeret izni hakkı anne baba, eş çocuk ve kardeşlerin ölümü hâlinde yıllık mazeret izni dışında on günlük izin, yangın, zelzele, sel, heyelan gibi olağanüstü bir mazeret dolayısıyla yıllık mazeret izni dışında bir yıl içinde otuz güne kadar mazeret izni verilmesi amaçlanmıştır. 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’yla sıkıyönetim veya olağanüstü hâl ilan edilen bölgeler veya Millî Savunma ve İçişleri Bakanlığınca müştereken belirlenecek kritik yörelerde özel harekât ve operasyon timi olarak görev yapanlara ödenecek ek tazminatın artırılması amaçlanmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile emekli aylıklarıyla makam tazminatı almaya hak kazanmamış olanlara da emekli aylıklarıyla birlikte 100 Türk lirası ek ödenek verilmiştir.

Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile gemilere atanan personele ödenen ek tazminat miktarının artırılması amaçlanmaktadır.

Uzman Erbaş Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı taslağı ile malul ve gazi olanlara görevlerine devam edebilme imkânının sağlanması amaçlanmaktadır.

Toplu Konut Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamında şehit olanların yanı sıra malul olanlar ile eğitim, tatbikat, manevra ve birlik hâlinde intikaller sırasında bu hareket ve hizmetlerin sebep ve etkileriyle, malul olanların da faizsiz konut kredisinden faydalanmaları amaçlanmaktadır.

375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile kendi kusurları olmaksızın sözleşmesi feshedilen veya hizmet sürelerinin bitiminde ayrılanlara 500 Türk lirası tazminat ödenmesi amaçlanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uzman erbaşlarla ilgili bütün konuları önemsiyoruz ve onlara destek vermeye de çalışıyoruz ve çalışacağız. Takdir edersiniz ki araştırma komisyonu bugün kurulsa bile on gün içerisinde ancak çalışmaya başlayabilir. Hepinizin takdiri olduğu gibi, martın başlarında bir seçim başlangıcıyla ilgili olarak bir yasa gelecektir ve seçimlere başlamak üzere kısa bir süremiz kalmış olacaktır. Bu nedenle, fiilî olarak bu komisyon kurulmuş olsa bile çalışması mümkün olamayacaktır ama Sayın Başbakanımız ve Genelkurmay Başkanımız bu konuyla ilgili, iyileştirmelerle ilgili gereken ne varsa yapılacağı konusunda anlaşma sağlamış ve bu konunun, inşallah gelecek seçimlerde… Her ne kadar İzmir Milletvekilimiz “Gelecek seçimlerde demeyin.” ama bunun mümkün olamadığını hepiniz takdir edersiniz. İnşallah, seneye, AK PARTİ İktidarı, bugüne kadar uzman erbaşlara ve Silahlı Kuvvetlerimize, daha doğrusu Türk Silahlı Kuvvetlerinin uygun gördüğü en güzel şekildeki hizmetlerin ve yasaların verilmesi konusunda en güzel amacı sağlayacak ve bu araştırma komisyonunun kurulmasına karşı olduğumu takdirlerinize bırakıyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Helvacıoğlu.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Çeşitli İşler

1.- Irak Meclis Başkanı Osama Abdul-Aziz Mohammed Al-Nujaifi’ye, Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denilmesi

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ülkemizde konuk olarak bulunan Irak Meclis Başkanı Sayın Osama Abdul-Aziz Mohammed Al-Nujaifi şu anda Meclisimizi teşrif etmişlerdir. Kendilerine yüce Meclis adına hoş geldiniz diyorum. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- (10/510) esas numaralı, uzman erbaş uygulamasındaki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 10/02/2011 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Rasim Çakır, Edirne Milletvekili.

Buyurun Sayın Çakır. (CHP sıralarından alkışlar)

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Milliyetçi Hareket Partisinin İç Tüzük ve Anayasa gereği vermiş olduğu araştırma önergesi lehine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve kıymetli konuklarımızı saygıyla selamlıyorum.

Sevgili arkadaşlarım, dün de yine Parlamentoda astsubayların, emekli astsubayların özlük haklarına yönelik birtakım iyileştirmeleri talep etme adına, yine Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği bir önerge görüşüldü ve Adalet ve Kalkınma Partisine mensup değerli milletvekili arkadaşlarımın “hayır” oyuyla bu komisyonun kurulması reddedildi. Zannediyorum bugün de gerçekten Silahlı Kuvvetlerimizin kanayan bir yarası durumunda olan, Silahlı Kuvvetlerimizin en ağır yükünü şu an omuzlarında taşıyan kahraman uzman erbaşlarımızın özlük haklarını iyileştirmeye yönelik bir Meclis araştırma komisyonunun oluşturulabilmesi ve bu sorunların tespit edilerek Değerli Hükûmetimizin gündemine alınıp çözülebilmesi amacıyla bir görüşme açtık ama yine zannediyorum ki dünkü gibi bugün de bu konuda, değerli iktidar partisi milletvekili arkadaşlarımız “hayır” oyu kullanarak, bu konudaki samimi ve gerçek niyetlerini ortaya koyacaklar.

Değerli arkadaşlarım, askerlik mesleği... Her meslek önemlidir, her meslek kutsaldır, her meslek gereklidir. Doktorluk, öğretmenlik, hemşirelik, mühendislik, avukatlık, hâkimlik ama askerlik mesleği, bütün bu mesleklerin dışında ayrı önemi olan, ayrı değeri olan bir meslektir. Dolayısıyla, askerlik mesleğiyle ilgili özlük hakları konuşulurken, sosyal haklar konuşulurken, görevler konuşulurken, sorumluluklar konuşulurken milletvekili arkadaşlarımızın hep ayrı bir noktada bir bakış açısıyla bu duruma bakmaları gerekmektedir çünkü askerlik, harp sanatını öğrenmek ve öğretmektir. Askerlik, vatan savunması için öldürmek ve gerekirse gözünü kırpmadan ölüme gitmektir. Askerliğin dışında hiçbir meslekte böyle bir kutsiyet, böyle bir ulviyet yoktur. Dolayısıyla, bu sebeptendir ki Silahlı Kuvvetlerimize, kahraman ordumuza “Peygamber ocağı” ismini takmıştır yüce milletimiz.

O bakımdan, geçtiğimiz 22’nci Dönem Parlamentosu çalışma süresinde ve bu dönemki çalışma süresince Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bizler gerek uzman erbaşlarımızın gerek astsubaylarımızın gerek subaylarımızın ve emekli askerlerimizin gerekse gazi ve şehitlerin ve yakınlarının özlük haklarının iyileştirilmesine yönelik müteaddit defalar, birçok kez kanun teklifi verdik, Meclis araştırması istedik ve bu sorunları yüce Mecliste, bu Gazi Mecliste dile getirerek sorunların çözümünü iktidar partisinden talep ettik. Ana muhalefet partisi olarak Cumhuriyet Halk Partisinin yapabileceği sadece sorunu görmek, sorunu ortaya çıkarmak, onu isimlendirmek ve iktidar partisine çözümünü de ortaya koyarak önermektir. Ama yetki, güç iktidar olandadır. İktidar olmak demek muktedir olmak demek. Ama maalesef dokuz yıldır, değerli arkadaşlarım, ana muhalefet partisi olarak bizim bütün gayretlerimize rağmen, iktidar partisinin aslında çözümünün çok basit ve kolay olduğu bu sorunların çözümüne yönelik ciddi ve doğru bir adım atmadığını hep birlikte yaşadık ve gerekçe olarak da sürekli, arkadaşlarımız, Genelkurmay Başkanlığınca bu sorunların çözümüne yönelik kapsamlı bir çalışmanın yapıldığını ve bu kapsamlı çalışma çerçevesi içerisinde bu sorunların bir kerede çözüleceğini şu kürsüde AKP grup başkan vekilleri sürekli bizlere karşı söz verdiler, hitap ettiler ama dokuz yıldır beklediğimiz bu kapsamlı çalışma nedense şu Parlamentonun gündemine bir türlü gelmedi ve gelemedi. Sorunlar hâlâ aynı ve sorunlar hâlâ çözüm bekliyor. Nedir bu sorunlar değerli arkadaşlarım? Kırk beş yaşına kadar sadece askerlik yapmış, sadece harp etme sanatını öğrenmiş bir insanın kırk beş yaşından sonra bir başka mesleği icra edebilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla, 1986 yılında yürürlüğe giren 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu çıkarılırken en önemli konu olan bu insanların emekliliğine yönelik hakları sağlıklı bir biçimde tanzim etmediği için sıkıntılar bugüne gelmiş. Eğer bir asker dağda savaşırken arkasındaki çocuklarını, eşini, özlük haklarını, emekliliğini düşünüyorsa o askerin bu ülke adına savaşabilmesi çok kolay değildir arkadaşlar. Eline silah verip düşman karşısına göndereceğin insanın, kendisinin ve ailesinin her türlü sosyal güvenliğini ve yaşam standartlarını yüce Meclis olarak, gazi Meclis olarak bizlerin düşünmesi gerekir. Bu Meclis unutmayınız ki İstiklal Harbi’nde İstiklal Savaşı’nı yöneten bir Meclistir, bu Meclis İstiklal Savaşı’nı buradan, Meclis kürsüsünden en küçük detayına kadar planlayan ve yürüten Meclistir. O bakımdan bu sorunların çözüm yeri de bu Türkiye Büyük Millet Meclisidir, öyle de olmalıdır.

Şimdi arkadaşlarım, geliyor uzman erbaş arkadaşlarımız, on sene görev yapmış, on beş sene görev yapmış ama sekiz tane on tane mükâfat almış, madalya almış komutanlarından. Daha sonra bir hastalığa tutulmuş, uzun süreli bir hastalığa ve sözleşmesi feshedilmiş. Yani yıllarca dağlarda kahramanca savaşmış bir asker belirli bir müddet sonra bir hastalığa yakalandığı için, üç aydan fazla rapor aldığı için, hava değişimi aldığı için sözleşmesi yenilenmemiş ve geleceğiyle ilgili en küçük bir umut ışığı olmadan kapının önüne konmuş. Madalyalarıyla efendim, para mükâfatıyla, atış şerit rozetleriyle, komutanlarından aldığı taltiflerle kapının önüne konmuş. Bu örnek bugün görev yapan uzman erbaşlarımızın hepsinin önünde çok olumsuz bir örnektir. Bu şekilde uzman erbaşlarımızın kapının önüne konulmasına Meclis olarak göz yumarsak görev yapan uzman erbaşlarımızın sağlıklı, kendinden emin bir biçimde görev yapmalarını temin edemeyiz değerli arkadaşlarım.

Ayrıca bu arkadaşlarımız çeşitli disiplin yoluyla otuz günden fazla ceza aldıklarında sözleşmeleri yenilenmiyor. Olabilir, insanlık hâlidir, bir komutanla karşılaşmıştır, komutanla elektriği uymamıştır, fiziki teması uymamıştır, belirli bir zıtlık araya girmiştir ve bir insanın ve ailesinin geleceği o komutanın iki dudağının arasında, o komutanın vereceği disiplin cezalarına bağlı bir biçimde sona erebilmektedir. Bu hakkaniyetli ve adaletli bir durum değildir. Her meslekte, o mesleği en iyi şekilde icra eden insanların çalışma güvencesinin olması gerekir değerli arkadaşlarım. Eğer bu güvence yeterli bir biçimde yoksa, o insanları sağlıklı bir biçimde çalıştırabilmemiz de olanaklı olamaz.

Bunun gibi daha sayılması gereken bir sürü sorunlar var, sürem bu kadar izin verdiği için ancak söyleyebildim. Ama şunu bilin ki yarın seçim geldiğinde, biz meydanlara, kahvelere, sokaklara indiğimizde, oradaki uzman erbaş ve astsubay arkadaşlarımıza, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, halkın iktidarı Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bu sorunlarının bir tanesinin sorun olarak kalmayacağını ve hepsinin öncelikli olarak çözüleceğini, bu kürsüden Cumhuriyet Halk Partisi adına bir kez daha tekrar etmekten onur ve gurur duyuyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çakır.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Ali Öztürk, Konya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Öztürk.

ALİ ÖZTÜRK (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Milliyetçi Hareket Partisinin uzman erbaşların sorunlarıyla ilgili Meclis araştırması yapılmasına dair önergesinin aleyhinde söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, konuşmacı arkadaşlarımız, uzman erbaşların sorunlarını ortaya koyarken, hep “Sokağa atıldılar.”, “Sokağa itildiler.” gibi hitaplar kullandılar. Aslında uzman erbaşlarla bizler de görüşüyoruz, onların dernekleriyle bizler de görüşüyoruz, kendileriyle bizler de görüşüyoruz, sorunlarını yakından biliyoruz ve burada görüşülen hiçbir sorun önemsiz değildir, her sorun önemlidir.

Bu önergeyi veren partili arkadaşlarımızın bugüne bu önergelerini bırakmalarının sebebi belki de daha önce verdikleri önergelerden ancak sıra bulmuş olmaları. Öyleyse, bugüne kadar verdikleri önergeler önemsiz miydi? Hayır, onlar da önemliydi, bu da çok önemli.

Biz, Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının moral ve motivasyonuna ve eğitimine önem verdiğimiz için, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bizim millet olarak göz bebeğimiz olarak kabul ettiğimiz bir kurum olması nedeniyle her türlü bireyinin sorunlarına gerçekten önem veriyoruz.

Bu anlamda, gerçi Yılmaz Helvacıoğlu Arkadaşımız yapılan hizmetleri saydı, ben tekrar olarak, belki hatırlanmasında ve akılda kalmasında kolaylık olması bakımından belki de ekranları başında yeni dinleme fırsatı bulan uzman erbaşlar ve yakınlarının ilgisine sunmak adına bu konuları bir kez daha tekrar etmek istiyorum.

2002 yılından bu tarafa, uzman erbaşlarla ilgili yapılan hizmetler ve iyileştirmelerden çok önemli olanlarını saymak gerekirse, bunların göreve başlarken yaptıkları hizmet süreleri iki yılken beş yıla çıkarılmıştır. Vatani görevini yapmakta olan erbaş ve erler ile arasındaki astlık ve üstlük münasebetleri yeniden düzenlenmiş, uzman erbaşlar er ve emsal rütbedeki erbaşların üstü hâline getirilmişlerdir. Yedeğe ayrıldıktan sonra hizmete çağrılanlara muvazzaf emsalleri gibi özlük hakları verilmesi sağlanmıştır. Sözleşmelerinin sona ermesine neden olan hava değişimi ve istirahat süreleri ile Silahlı Kuvvetlerden ayrılan uzman erbaşlar ile ailelerinin tedavi usulleri yeniden düzenlenmiştir. Bir yıl içinde alabilecekleri hava değişimi ve istirahat sürelerinin toplamı iki aydan üç aya çıkarılmıştır. Hava değişimi ve istirahat nedeniyle ilişiklerinin kesilmesinde azami süre iki aydan üç aya çıkarılmış ve bu sürenin hesabında tedavide geçen sürenin de dikkate alınmasına son verilmiştir. Sözleşmeleri sona erenler ile bunların bakmakla yükümlü oldukları aile fertlerinin kamu kurum ve kuruluşlarının ve sosyal güvenlik kurumlarının sağlık hizmetlerinden yararlanma hakları olanlar hariç olmak üzere, asker hastanelerinin bulunmadığı garnizonlarda garnizon komutanlarından sevk almak şartıyla, kamu sağlık kuruluşlarından ücretsiz muayene ve tedavi hizmeti almaları sağlanmıştır.

Sözleşmeleri sağlık nedeniyle feshedilenlerden sözleşmenin feshedilmesine neden olan sıhhi arızalarının tedavisine devam edilenlere sözleşmenin sona ermesinden başlamak üzere tedavi süresince on iki ayı geçmemek üzere görevdeki emsallerinin almış oldukları net maaşlarının üçte 2’sini her ay sağlık yardımı olarak almaları sağlanmıştır.

Bedeli karşılığında zatî tabanca alabilme imkânları kanunla düzenlenmiştir. İntibak dönemi iki aydan beş aya çıkarılmış; bu süre içerisinde ayrılmak isteyenlere imkân sağlanmış. Derece ilerlemesi yapabilmelerine imkân sağlanmış, bu kapsamda üçüncü dereceye kadar yükselebilme imkânları getirilmiştir.

Kendi istekleriyle sözleşmelerini yenilemeyenlerin yanı sıra sağlık niteliklerini kaybetmeleri veya kırk beş yaşına girmiş olmaları sebebiyle görev süreleri sona erenlere de kamu kurum ve kuruluşlarında devlet memuru olarak istihdam edilme imkânı sağlanmıştır.

İkramiye ilk beş yıl ve sonraki beş yıl için farklılaştırılmış, net maaşlarının 20 katına kadar ikramiye verilmesi imkânı getirilmiştir.

Kadronun kaldırılması hâlinde sınıf ve kuvvet değişikliği yapabilme imkânı sağlanmıştır. Paraşütçü, denizaltıcı, kurbağa adam, uçucu gibi görevlerde çalışanlara aynı görevlerde çalışan astsubayların almış olduğu tazminatın yüzde 30’u tutarında aylık uçuş, dalış ve atlayış tazminatı alma hakkı tanınmıştır.

Aile doğum ve ölüm yardımlarının Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’na göre yapılacağı kanunla düzenlenmiştir. Sözleşme süreleri içinde değişik bölge ve garnizonlara Silahlı Kuvvetler hizmet ihtiyacı esas alınmak suretiyle atanma ve yer değiştirme işlemlerine tabi tutulabilmeleri kanunla düzenlenmiştir.

Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği hükümlerine göre sağlık raporu almaları esasa bağlanmıştır.

Bunların dışında, ayrıca, uzman erbaşların özlük hakları, eğitim seviyeleri, sosyal hakları, sahip oldukları yetkiler ile ilgili olarak devam eden iyileştirme çalışmalarından da örnek vermek gerekirse, ilerleyebilecekleri en son derece ve kademenin 3/8’den 2/6’ya çıkarılması, kırk altı yaşında emekli olabilmeleri, iki yıllık yükseköğrenim yapanlara bir kademe, üç yıllık yükseköğrenim yapanlara iki kademe ve dört ve daha fazla süreli yükseköğrenim yapanlara bir derece verilmesi, iki ve daha uzun süreli yükseköğrenim yapanlar ile lise mezunu olanlardan son altı yıllık sicil notu ortalaması 90 ve üzerinde olanların 1’inci dereceye yükselmesi, astsubaylara verilen ek göstergelerin üçte 2’sinin verilmesi, uzman erbaşlarla ilgili yapılacak düzenlemelerden emeklilik veya malullük nedeniyle daha önceden ayrılmış olanlar ile yaş sınırı sebebiyle sözleşme yapamayanların da faydalanması amaçlanmıştır.

İzin süreleri yeniden düzenlenmiş, kritik yörelerde, özel harekât ve operasyon timi olarak görev yapanlara ödenecek ek tazminatın artırılması amaçlanmaktadır.

Mayın arama ve temizleme faaliyetlerinin bilfiil yapılması sırasında hayatını kaybedenlerin dul ve yetimleri ile malul olanların özlük haklarının iyileştirilmesi amaçlanmaktadır.

Emekli aylıkları ile makam tazminatı almaya hak kazanamamış olanlara, emekli aylıklarıyla birlikte 100 Türk lirası ek ödeme yapılması amaçlanmaktadır.

Gemilere atanan personele ödenen ek tazminat miktarının artırılması, malul, gazi olanlara görevlerine devam edebilme imkânının sağlanması, Toplu Konut Kanunu’nda değişiklik yapılmak suretiyle, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında şehit olanların yanı sıra malul olanlar ile eğitim, tatbikat, manevra ve birlik hâlinde intikaller sırasında bu harekât ve hizmetlerin sebep ve etkileriyle malül olanların da faizsiz konut kredisinden faydalandırılmaları amaçlanmaktadır. Kendi kusurları olmaksızın sözleşmesi feshedilen veya hizmet sürelerinin bitiminde ayrılanlara 500 Türk lirası tazminat ödenmesi de amaçlanmaktadır.

Değerli arkadaşlar, uzman erbaş konusu gerçekten önemlidir. Yukarıda söylediğim iyileştirmeler ve çalışmalar zaten konuya önem verdiğimizi, zaten sokağa atmadığımızı, zaten onların sahipsiz olmadığını göstermektedir.

Bu nedenle, yoğun ve önemli gündemi değiştirmeye gerek olmadığı kanaatinde olduğumu bildirir, bu nedenle Meclis araştırması açılmasına dair önergenin aleyhinde olduğumu tekrarlayarak yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Karar yeter sayısı efendim.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı istiyorsunuz, arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.11

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Murat ÖZKAN (Giresun)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verdiği önerisinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır ve öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

3.-  Ankara Milletvekili Tekin Bingöl ve arkadaşlarının “Ankara OSTİM ve İvedik’te meydana gelen patlamalar hakkında” verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin, Genel Kurulun 10/02/2011 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun, 10.02.2011 Perşembe günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                        M. Akif Hamzaçebi

                                                                                                                 Trabzon

                                                                                                         Grup Başkanvekili

Öneri:

Ankara Milletvekili Tekin Bingöl ve arkadaşları tarafından, 09.02.2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına “Ankara Ostim ve İvedik’te Meydana Gelen Patlamalar hakkında” verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin (451 sıra nolu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 10.02.2011 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Tekin Bingöl, Ankara Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Bingöl. (CHP sıralarından alkışlar)

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Bildiğiniz gibi 3 Şubat 2011 tarihinde Ankara Ortadoğu Sanayi ve Ticaret Merkezi ile İvedik Organize Sanayi Bölgesinde art arda iki patlamayla iş kazaları meydana geldi ve yine hepinizin bildiği gibi, maalesef 20 vatandaşımız hayatını kaybetti, 53 vatandaşımız, 12’si ağır olmak üzere yaralandı. Bir kez daha buradan şahsım ve partim adına, ölenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve yaralılara acil şifalar diliyorum.

Tabii takdir edersiniz ki hiçbir işveren yıllarca uğraşarak didinerek oluşturduğu bir değerin yok olup gitmesini ve evladı gibi sahiplendiği işçilerinin bırakınız can kaybı, burnunun dahi kanamasını istemez. O açıdan işverenlerimize de geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor ve en kısa zamanda yaralarının sarılarak yeniden Türk ekonomisine katkı koyabilecek değerleri ortaya çıkarmalarını diliyoruz.

Değerli milletvekilleri, yıllardır, özellikle son yıllarda Türkiye'de çok ciddi iş kazaları meydana gelmektedir. Daha Ankara’daki patlamaların şokunu atlatmadan Antalya’da patlama gerçekleşti ve henüz bunların acıları çok tazeyken Kahramanmaraş’ta meydana gelen göçükle âdeta yıkıldık.

İş kazalarının son dönemlerde bu kadar sıklıkla meydana gelmesinin elbette çok temel nedenleri var. Bugün, 2011 yılının daha ikinci ayının içindeyken kırkıncı gününde iş kazalarıyla hayatlarını kaybedenlerin sayısı 50’ye ulaşmış durumda. Sadece 2009 yılında iş kazaları nedeniyle hayatını kaybeden 1.171 işçimiz, Avrupa’da iş kazalarında hayatını kaybedenler sıralamasında Türkiye’yi 1’inci ve dünyada da maalesef 3’üncü sıraya oturtmuştur. O nedenle “Son dönemlerde sıklıkla iş kazaları meydana gelmektedir.” ibaresini kullandım.

Bu iş kazaları meydana geldikten hemen sonra yetkililer çok değişik açıklamalar yapmakta ve âdeta kendi yetkileri ve kurumlarının yetkileri altındaki sorumluluklardan kaçmak için sorumlulukları başkalarına öteleme gayreti içerisine girmektedirler. Aynı gayret, Tuzla’da ölüm tarlaları hâline gelen tersanedeki işçi ölümlerinde de meydana gelmişti; maalesef bu patlamalar sonrasında yaşananlar sonrasında açıklananlar da bunu bir kez daha teyit etmiştir.

Değerli milletvekilleri, patlamaların hemen sonrasında bir sayın bakan, çok rahat bir şekilde çıkıp; “Ee canım, o iş yerlerinde çalışan işçiler, çıkıp, eksiklikleri, yanlışları, kayıt dışıları ihbar etselerdi” diyebilmiştir. Bu, son derece ucuz bir anlayıştır değerli milletvekilleri. Bu, 12 Eylül zihniyetinin bir ürünüdür. Hatırlayın, 12 Eylülde insanlarımız, ajanlığa, ihbarcılığa yönlendirilmiş ve asılsız ihbarlarla birçok yurttaşımız ağır bedeller ödemiştir. Bugün sorumluluktan kaçmak adına bir bakan çıkıp, işçilerimizi, ihbarcılığa, jurnalciliğe özendirebilmektedir. Oysa şunu unutmasın sayın bakan; bizim çalışanlarımız, ekmeğini kazandığı işyerlerini kutsal mekânlar olarak görür ve oraları gözlerinin nuru gibi korurlar. Hiç merak etmesin, oradaki işçilerin hiçbir tanesi ihbarcı olmayacaktır ama asıl görevden kaçanlar, o açıklamayı yapan bakanlardır.

Yine bir sayın bakan, çok rahat bir şekilde, denetim eksikliğinden bahsetmiştir.

Sayın milletvekilleri, dokuz yıla yakındır Türkiye’de hükûmet edenler acaba niçin bu denetim mekanizmasını layıkıyla yerine getirmemektedirler? Çünkü iktidar denetimden hoşlanmamaktadır. O nedenle denetimsizlik iktidarın işine gelmektedir. Yoksa dönüp sorarlar, siz denetim yaptınız da sizin elinizi kolunuzu bağlayan mı vardı?

Yine çok ilginç bir açıklama bir yetkiliden geldi, o sayın yetkili de “200 milyon liralık bir yatırım yapabilseydik, 4-5 milyarlık bir külfetten kurtaracaktık.” diyebilecek kadar trajikomik bir yaklaşım sergilemiştir.

Hadi bunlardan vazgeçtik, asıl bombayı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı patlattı. Daha acılar çok tazeyken, henüz enkaz altında, göçük altında insanların varlığından kaygı duyulurken, henüz hayatını kaybedenlerin yakınları acıya, gözyaşlarına boğulurken, onların feryatları OSTİM’i kaplarken büyük bir rahatlıkla çıkıp “Ölenlerin yakınlarına Mamak’ta birer ev verebileceğiz.” diyebilmiştir. Ne güzel muştu değerli milletvekilleri. Bunun adı ölüler üzerinden siyaset yapmak değil de nedir acaba! İşte bu anlayış maalesef Türkiye’de AKP İktidarıyla birlikte işçi sorunlarını had safhaya ulaştırmıştır ve çok net bir şekilde emek sömürüsü yapılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, elbette acıları hafifletmek adına hayatını kaybedenlere katkı koymak bir insani vazife. Bırakın, insani vazifenin ötesinde bir sosyal devlet olmanın gereğidir ama bunun zamanı ve zemini henüz göçük altında can kayıplarımız varken çıkıp buradan siyaseten nemalanmak olmamalı.

Değerli milletvekilleri, bu sorunların temelinde iktidarın yanlış politikaları yatmaktadır. İktidar, denetimsizliğin yanında sendikasızlaştırmayı Türkiye gündemine gelip oturtmuştur. 1980 ile 2011 yılını kıyasladığımızda, aradan geçen bu süre içerisindeki nüfus artışları ve iş yerlerindeki artışlara baktığımızda, 1980 yılında Türkiye’de 2,5 milyon sendikalı çalışan varken maalesef bugün bu sayı 650 bine düşmüştür ama gelin görün ki sadece kayıtlı iş yeri sayısı bugün itibarıyla 1 milyon 180 bin civarındadır. Fakat bu sayıdaki iş yerine rağmen, sendikalı işçi sayısı sadece 650 binle sınırlıdır.

Yine, iktidarın çok hoşlandığı, resmî kurumlarda yaygın bir şekilde kullandığı taşeronlaştırma maalesef özel sektörde de yaygınlaşmaya başlamıştır. Bütün bunlar sadece ve sadece iktidarın denetimsizliği, sendikasızlaştırmayı, taşeronlaştırmayı, iş yeri güvenliğini ortadan kaldıran anlayışlarını pekiştirerek Türkiye’de son yıllarda iş yeri kazalarının artışına âdeta zemin hazırlamıştır.

Değerli milletvekilleri, az önce bahsettiğim 1 milyon 180 bin kayıtlı iş yeri olmasına rağmen, yine patlamaların olduğu günlerde bir konuya çok değinildi, dendi ki: “Bu iş yerlerinin işletme belgesi yok.” Ama gelin görün ki bu iş yerlerinin işletme belgesinin olmamasının sorumlusu da Hükûmet çünkü 2009 yılında, İşyeri İşletme Belgesi Yönetmeliği’nin 2’nci maddesiyle, 50 işçiden fazla istihdam olanağı sağlayan kuruluşlara işletme belgesi yükümlülüğü getirilmiştir. O zaman, siz, bu yönetmelikle böyle bir dar anlayışı hâkim kılarsanız, işveren de elbette kanundan ve yönetmelikten gelen haklarını doğal olarak kullanacaktır. 1 milyon 180 bin kayıtlı iş yerinden, yüzde 2 bile değil değerli milletvekilleri, yüzde 1,6 oranında işletme belgeli iş yeri vardır. İşte Türkiye’de iktidarın emekçiye bakış açısı budur.

Değerli milletvekilleri, sadece bu patlamalarla ilgili değil, geçmiş dönemdeki patlamalarda da iktidar mensupları çok rahat açıklamalar yapmışlardır. Hatırlayın, Zonguldak’taki maden patlaması sonrasında Sayın Başbakan, çok açık bir dille “Orada çalışanlar ölümün kaçınılmaz olduğunu bile bile çalışmayı göze aldılar.” diyebilmiştir. Hadi ondan da vazgeçtik, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı çıkıp “Çok güzel öldüler.” diyebilmiştir.

Değerli milletvekilleri, ölüm bir gerçektir ve her canlı mutlaka ölümü tadacaktır ama inanınız ki ölümün adı bile soğuktur ve şair, ölümü “Ölüm, adın kalleş olsun!” diye nitelemiştir. O Sayın Bakana sormak lazım: Ölüm nasıl güzel oluyorsa bir anlatıversin de biz de o güzel ölümü tercih edelim. İşte değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi iş yerlerine, işverenlere, işçilere bu gözle bakmaktadır. Bu anlayışla biz bu önergeyi verdik ve diliyoruz ki Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerimiz de, bizim, bu kazalar karşısında gösterdiğimiz hassasiyeti göstereceklerdir, onların da yürekleri yanıyor. Bu araştırma önergesi dikkate alınarak -önergemizin kabulüyle- iş yeri kazalarının araştırılmasına yol açılsın. Aksi takdirde, bu vicdani sorumluluk, bundan sonra yaşanacak iş kazalarında hayatını kaybedenlerin vebalini Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerinin sırtına yükleyecektir diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bingöl.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Abdullah Çalışkan, Kırşehir Milletvekili.

Buyurun Sayın Çalışkan.

ABDULLAH ÇALIŞKAN (Kırşehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grubu tarafından verilen Meclis araştırma önergesi, grup önerisi hakkında aleyhte söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, OSTİM Organize Sanayi Bölgesinde ve İvedik Organize Sanayi Bölgesinde art arda yaşadığımız patlamalar şüphesiz hepimizi üzmüştür. Bu patlamalarda, bu kazalarda vefat eden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz.

Bu patlamaların yaşanmasının ardından, Hükûmetimiz en yüksek seviyede bu patlamaların olduğu bölgeye giderek orada incelemelerde bulundular. Sayın Başbakanımız, ilgili bakanlarımızla birlikte, milletvekillerimizle birlikte patlamaların yaşandığı yerlere giderek hem kurtarma çalışmalarına katıldılar hem de çalışmaların hızlı bir şekilde tamamlanması için gerekli talimatları verdiler. Son derece uyumlu bir şekilde, hızlı bir şekilde kurtarma çalışmaları yapıldı ve maalesef 20 vatandaşımız vefat etti ve daha fazla da yaralımız bulunmakta.

Tabii, Cumhuriyet Halk Partisinin niyeti farklı da olsa bu konuyu Meclis gündemine getirmiş olması önemli. Burada Hükûmetimizin iş sağlığı, iş güvenliği, işçi güvenliği anlamında gerekli hassasiyeti göstermediği, bu konuya gerekli hassasiyeti göstermeyerek gerekli çalışmaların yapılmadığı gibi ithamlarla karşılaştık. Ben, Hükûmetimizin kurulduğu andan itibaren iş sağlığı ve iş güvenliği alanında,  Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız başta olmak üzere, Hükûmetimizin yaptığı çalışmalar hakkında kısaca yüce heyetinizi bilgilendirmek istiyorum.

En önemlisi, 4857 sayılı İş Kanunu yine bu Meclisimiz tarafından Avrupa Birliği uyum süreci çerçevesinde çıkarılmış oldu. Bakanlığımız bünyesindeki İşçi Sağlığı Daire Başkanlığı yine 2003 yılında İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğüne dönüştürüldü. Avrupa Birliği mevzuatına uyum çerçevesinde iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin  olarak yirmiye yakın yönetmelik yenilendi ve uygulamaya konuldu. Yine, aynı şekilde ILO sözleşmeleri Meclisimiz tarafından kabul edilerek iç mevzuatımıza aktarıldı. İş sağlığı ve güvenliğine ilişkin Avrupa Birliğinin tüm direktifleri kanun tasarısı olarak hazırlandı; bir kısmı kabul edildi, bir kısmı önümüzdeki dönemde yine gündemimize gelecek. Hükûmetimiz, iş sağlığı ve güvenliği alanında -bu çok önemli- gerekli duyulan nitelikli iş güvenliği uzmanı ve iş yeri hekimi yetiştirilmesiyle -ki bu anlamda daha önceden maalesef çalışmalar yapılmamıştı- ilgili gerekli yönetmelikleri hayata geçirerek bu alanda uzman kişilerin yetiştirilmesi için, Eğitim Araştırma Merkezi başta olmak üzere, uzaktan eğitimle olsun gerekli eğitim çalışmalarını başlattı. Şu anda toplam 561 tane iş sağlığı ve güvenliği yönünden teftiş yapan müfettişimiz bulunmakta. Daha önce 2002 yılında toplamda 654 tane iş müfettişi var iken, şu anda 442’si müfettiş olmak üzere toplam 912 tane iş müfettişi Çalışma Bakanlığı bünyesinde faaliyet göstermekte ve bunların 561’i iş sağlığı ve güvenliği yönünden… Ki, az önce dile getirildi; sanki gerekli teftişler, gerekli denetlemeler yapılmıyormuş gibi. Ama yeterli mi? Tabii ki değil, daha da artırmamız lazım. Sırf OSTİM Organize Sanayi Bölgesinde olsun, İvedik Organize Sanayi Bölgesinde olsun, binlerce iş yeri var. Bunların her an teftiş edilmesi, her an denetlenmesi elbette ki mümkün değil. Bu iş yerleri iş hayatına başlayacakları zaman gerekli ruhsatları alıyorlar, “Ben şu işi yapacağım.” diyorlar, ona göre gerekli işlemler yapılıyor, gerekli izinler alınıyor. Ama ondan sonra bu izinlere rağmen o iş yeri farklı bir faaliyet yapıyorsa, farklı bir üretim yapıyorsa, o izinde olmayan işleri yapıyorsa, bunun da tabii her an denetlenmesi, her an “Sen ne yapıyorsun?” denilmesi tabii ki mümkün değil. Ama bu müfettiş sayımızı artırarak, gerekli düzenlemeleri inşallah önümüzdeki dönemde yaparak, herkesin izin aldığı konuda, ruhsat aldığı konuda faaliyette bulunması ve yasalar çerçevesinde faaliyette bulunması için de hep beraber burada gerekli çalışmaları da önümüzdeki dönemde yapacağız inşallah.

Bunun haricinde, Bakanlığımızın kurumsal kapasitesinin artırılmasına yönelik çok önemli Avrupa Birliği projeleri gerçekleştirildi: İş Sağlığı ve Güvenliğinin Geliştirilmesi Projesi, İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliğinin Artırılması Projesi, İSGÜM Bölge Laboratuvarlarının Güçlendirilmesi Projesi, Kişisel Koruyucu Donanım Test Laboratuvarları Projesi gibi, yine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının kapasitesinin güçlendirilmesi, kurumsal kapasitelerinin artırılmasına yönelik projeleri hep beraber hayata geçirdik.

Bunun haricinde de yine Bakanlığımız -Hatırlarsanız eskiden özellikle tersanelerimizde çok iş kazaları oldu. O zaman da yine bu konu gündeme geldi- tersanelerimizdeki İş Sağlığı ve Güvenliğinin Geliştirilmesi Protokolü’yle yaklaşık 16 bin işçinin bu alanda, iş sağlığı ve güvenliği alanında eğitim almasını sağlamış bulunmakta.

Bununla birlikte, Millî Prodüktivite Merkeziyle yapılan anlaşmayla, Maden Mühendisleri Odasıyla yapılan protokollerle, Millî Eğitimle, Bayındırlık Bakanlığıyla, Tarım Bakanlığıyla, Sağlık Bakanlığıyla yapılan protokollerle toplam 52.130 kişi eğitimden geçirildi 2002 yılından bugüne kadar ve iş sağlığı ve güvenliği alanında gerçekten çok önemli eğitim faaliyetleri gerçekleştirildi.

Onun haricinde, iş güvenliği uzmanlığı ve iş yeri hekimliği eğitimi de Bakanlığımız tarafından yapıldı, 3 bine yakın kişi bu konuda Bakanlığımız tarafından eğitime alındı.

Bakanlığımız bünyesinde olan ÇASGEM’le -Araştırma ve Geliştirme Merkezi- bu konuda gerçekten tamamen iş sağlığı ve güvenliği konusuna öncelik vererek ve bu alanda bütün sektörleri hem iş başında olsun hem eğitim merkezinde olsun hem de şu anda başlatılan projeyle, uzaktan eğitimle işçilerimizin bu alandaki hassasiyetini, duyarlılığını artırmamız son derece önemli. Biz ne kadar denetlersek denetleyelim, ne kadar kontrol edersek edelim, işçilerimizin “Bana bir şey olmaz, nasıl olsa bir şey olmaz.” anlayışından kurtulması ve gerçekten işini yaparken gerekli bütün güvenlik önlemlerini almasını sağlamamız, bunu birlikte başarmamız lazım.

Bir diğer önemli istatistik olarak şunu verebiliriz: 100 bin işçi başına düşen kaza sayısı 2002 yılında 1.385 iken, 2009 yılında bu sayı 712’ye düştü.

2002 yılında iş yeri sayısı 727.409, sigortalı sayısı yaklaşık 5 milyon iken, iş kazası sayısı 72 bin civarındaydı. 2009 yılına bakarsak: İş yeri sayısı 1 milyon 200 bin civarına çıkıyor, sigortalı sayısı 9 milyon, iş kazası sayısı 64 bin. Yani 72 binden 64 bine düşmüş.

Genel olarak bakarsak: 2002-2009 yılları arasında iş yerleri yüzde 67, sigortalılar yüzde 73 oranında artmış iken, iş kazaları aynı dönemde yüzde 11 oranında azalıyor.

Demek ki yapılan eğitim çalışmaları, Bakanlığımızın yaptığı tüm çalışmalar gerçekten iş kazalarının azalması yönünde çok önemli bir etken olmuştur ama tabii ki bu istatistik bir başarı olarak gösterilemez. İş kazalarını hep beraber sıfır noktasına indirmek bizim için hedef olması lazım. Bunun için az önce bahsettiğim eğitim çalışmaları son derece önemli. İş yeri sahiplerinin işçilerinin güvenliği noktasındaki hassasiyeti, duyarlılığı çok önemli. Onların işçilerin eğitilmesi için gerekli girişimleri başlatmaları çok önemli. Bu sadece birilerini suçlamak, işte “Bakanlık şunu yaptı, bunu yaptı.” şeklinde değil; bu, topyekûn, toplum olarak gerekli bilinç seviyesine ulaşmamızla mümkün olacaktır. Bizim Avrupa Birliği üyelik sürecindeki temel etkenlerimizden, bu konudaki hassasiyetlerimizden birisi de işte bu gibi konularda hep beraber Türkiye’yi kalkınmış ülkeler seviyesine yükselterek toplumumuzun, vatandaşlarımızın duyarlılığını, bilinç seviyesini, hassasiyetini bu uygulamalarla, bu yasalarla, bu mevzuatlarla, bu yönetmeliklerle bu kazaları hep beraber en asgari seviyeye indirmemiz gerekiyor.

Ben tekrar hepinize teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çalışkan.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Tuğrul Türkeş, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Türkeş. (MHP sıralarından alkışlar)

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bu arada, bugün Maraş’ta, Elbistan’da göçük altında kalan işçilerimizin de bir an önce kurtarılıp sağlıklarına kavuşmalarını temenni ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin Ankara’da olan kazalardan sonra Meclis araştırması isteğinin lehinde söz almış bulunuyorum. Bu konuyu çok detaylı ele almamız gerektiğine inanıyorum. 20 kişi rahmetli oldu yani bir gün içinde Ankara’daki iki tane kazada. Öncelikle hepsine Allah’tan tekrar rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum. 30’a yakın da insanımız yaralandı, onlara da geçmiş olsun dileklerimi tekrarlıyorum.

Bunu normal bir şey gibi veyahut da “İş kazası, olur.” mantığıyla karşılamamız mümkün değil. Benden önceki değerli konuşmacı arkadaşım, Hükûmet kanadından, yapılması gerekenleri veyahut da Avrupa Birliği müktesebatı içinde atılması gereken adımları dile getirdi ama bu kaza olduğundan beri -iki haftaya yaklaşıyor- iki haftadır, işçiler ne kadar sorumlu olabilir, iş yerleri ne kadar sorumlu olabilir diye işi lokalize ediyoruz, odaklaştırıyoruz oraya.

Değerli arkadaşlar, işte tam bu sebepten, tam bu mantıktan, bu konunun çok ciddi, bu yüce Meclis tarafından bir komisyon kurularak araştırılması lazım. Bunun birçok yönü var. Buradaki sorumluluk sadece o iş yerinin midir? Yani o iş yeri sahipleri ruhsatlarını doğru alıp, iki tane yangın söndürme cihazı koyup, çalışanlarını da sigortaladığı takdirde, işçilere de şunu yap, bunu yapma dediğiniz takdirde bunları sıfırlayabileceğinizi düşünüyor musunuz? Yani bunda, toplum olarak, hem devlet kurumları olarak hem vatandaş olarak, hatta medya olarak da bunlarda hiçbirimizin bir sorumluluğu yok mu? Bu sorumlulukları konuşmayacak mıyız, denetlemeyecek miyiz, ele almayacak mıyız?

Yani OSB yapılıyor, şu kadar yapılıyor, ikincisi yapılıyor, üçüncüsü yapılıyor. Mimari bir problemi var. Yani bu tip olaylarda görüyoruz ki, yapışık düzen binalarda, birinde olan kaza diğerine sirayet ediyor. Peki, bunu araştırıp, bunu tespit edip buna göre yeni bir düzenleme yapmadığımız takdirde, Türkiye’nin dört bir tarafında, yeni organize sanayi bölgelerinin hepsinde aynı bitişik düzen binalar yapılacak. Demek ki, mimari yapıdan itibaren birçok farklı kesimin, birçok farklı yapının, gövdenin sorumluluğu var burada. Bunları araştırmalıyız, bunları tespit etmeliyiz ve bununla ilgili gereken adımları atmalıyız.

Yangın söndürme sistemleri yetersiz, bu iki olay da bunu gösterdi. Yangın söndürme sistemleri yetersiz yani “Biz itfaiyeye haber verdik, sağ olsun itfaiye üç dakika içinde geldi.” Demek ki bunun ötesinde orada yangın sistemiyle ilgili bir konuyu ele almamız lazım. Ha, birçok tartışılan konu, yani lehindeyim veyahut aleyhindeyim değil ama az önce Sayın Bingöl de ona değindi, daha kazanın gününden itibaren bütün yetkililer teflon tava üslubuna döndüler, “Aman bana yapışmasın, aman ben sorumlu olmayayım.” Ya, sorumlu olun Allah aşkına. Sorumlu olun, sorumluluğu alın. 20 tane insanımız öldüyse, 30 tane insanımız feci şekilde yaralandıysa bunun sorumluluğunu almanızda ne mahzur var? “Oranın denetimi bende değildi, ben ondan sorumlu değilim.” Bunu araştıralım işte. Gerekirse onun denetimini o talep edene verelim. Yani belediyeler “Organize sanayi bölgelerine ben karışamıyorum.” Karış kardeşim. Bunu araştıralım, bunu doğru, net bir şekilde ortaya çıkartalım. Karış kardeşim sen de ama bunun neticesinde de -Allah korusun, hiç olmasını temenni etmiyorum- bir kaza olduğunda da “Gel bakalım efendi buraya, geçen sefer teflon tava gibiydin, hiçbir şey yapışmıyordu üstüne. Bu sefer sen sorumlu olduğun hâlde bunlar niye oldu?” diye buna bakalım. Yani bunları niye konuşmayacağız ki? Bunları konuşmayacaksak, bunlardan daha önemli ne işimiz var Allah aşkına. Kendi toplumumuzun, kendi içinde yaşadığımız bu toplumun insanları, çalışanlarımız, işçilerimiz her gün iş kazalarıyla karşı karşıya gelip hayatları tehlikede ise bana göre en önemli konu bu. Bunun üzerinde konuşmamız lazım ve burada bunun bir araştırmasının ciddi şekilde ele alınması lazım.

Şimdi, bir diğer nokta bu ruhsatlar konusu. Yani az önce dediğim gibi, bu ruhsatların mutlaka belli bir esasa, bir prensibe bağlanması lazım. Ha, bu hatalar sadece o iki iş yeri ve orada çalışanların hatası mıdır? Mesela, ben ondan sonraki günlerde de hem olayı yakından takip ettim hem de medyadan da izlemeye çalıştım. Bu oksijen tüplerini yapan firmayla ilgili iddialar var, 82 yapımı tüpleri boyayıp verdiği söyleniyor. Yani “metal yorgunluğu” diye bir şey var. Bunun içine basınçlı nesneler koyuyoruz, bunların denetlenmesi gerekmez mi? Yani sadece o kazanın olduğu iş yerindeki işçileri iş ahlakına, iş kurallarına göre doğru dürüst çalıştıracağız ama öbürü 82 yapımı tüplerle oksijen teslim edecek. Burada gene bunu önleyemeyiz, bunu da görmemiz lazım.

Değerli arkadaşlar, bütün bunlardan sebep daha yani birçok konu var ama burada sırf satır başlarını dile getiriyorum ki bunları görelim diye. Şimdi “Bunların içinde ben sorumlu olmayayım.” Hayır, hepimizin sorumluluğu var ve hepimizin bu sorumlulukları ele alması lazım. “Efendim, şikâyet etti birisi.” Nereye etti? Bunların bir toplanma yeri var mı? Yani sadece belediyeye şikâyet etmek, “Burada şu, bu hatalar, hasarlar var.” diye bildirmek yeterli mi? Bunlar, acaba il bazında bir merkezde bu şikâyetler toplanıyor mu?

Bir diğer nokta, işte, tiner, solvent vesaire konuları var. Peki, o zaman en basitinden bu tinerle yanıcı bu tip maddelerle uğraşan iş yerlerini organize sanayi bölgelerinin dışında niye farklı bir yere taşımayı düşünmüyoruz? Ve bunları burada araştırmadan, burada konuşmadan, burada üzerinde durmadan da çözmemiz mümkün değil. “E, sorumlu Hükûmet değil, Hükûmetin altındaki yer alan devlet kurumları değil. Oradaki sadece iki firma ve iki tane firmanın çalışanlarının üzerine getirelim.” Hayır, hepimizin var sorumluluğu, medyanın da var. Aynı dönemde bir televizyon sanatçısı, sunucusu, çok genç bir insan rahmetli oldu. Bir gün önce o rahmetli oldu, genç bir sanatçı, ertesi gün de bu kaza oldu. Akşam, kazadan sonra, merak içinde kanalları dolaşıyorum yani ne oldu, ne bitti diye bakıyorum. Medyada etkili bir ailenin çocuğunu işin içinden sıyırmak adına  -o bir kişi, gencecik bir insan onun ölümüne de üzüldüm, ona bir şey söylemiyorum, ama onu sıyırmak adına- o öncelikli tartışma konusu, o birinci haber. Peki, sizce medyanın sorumluluğu yok mu o zaman bu işin içinde? Yani bu tip olaylarda medya bunun sorumluluğunu almak zorunda değil mi?

Evet, değerli arkadaşlar, bütün bu arz ettiğim sebeplerden ve burada arz edemediğim birçok sebepten dolayı bu Meclis araştırmasının yapılması gereğine inanıyorum, o nedenle de lehinde söz aldım.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türkeş.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Sebahat Tuncel, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Tuncel.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul)- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; CHP grup önerisinin usulen aleyhine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten OSTİM’de yaşanan patlama bir kez daha Türkiye’de işçilerin, emekçilerin yaşadığı sorunları gündemimize taşıdı ve ne yazık ki ölümle gündemimize taşıdı. Sadece OSTİM’de yaşanan bu olay değil, hemen bu olayla birlikte, acaba Türkiye’de ne kadar çok işçi ölümü var, bunlar gerçekten iş kazası mı diye düşündüğümüzde, aslında bunun bir iş kazası olmadığını, bir iş cinayeti, bir katliam olduğunu sanırım herkes söyleyecektir. Eğer öyle olsaydı çok tek tük olması gerekirdi. Daha 2008’de İstanbul’da Güngören’de bir patlama meydana geldi Davutpaşa’da. O zaman da 21 insanımız, 21 işçi yaşamını yitirdi. Onlar 2008’den bugüne adalet mücadelesi yürütüyorlar. Bilirkişi raporu, Davutpaşa’daki patlamada, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Zeytinburnu Belediyesi, İSKİ ve BEDAŞ’ı kusurlu buldu ama buna rağmen hâlâ, üç yıldır işçiler adalet mücadelesi veriyor, henüz sonuçlanmış değil.

OSTİM’de de bir patlama meydana geldi, 20 yurttaşımız, 20 işçi yaşamını yitirdi. Şimdi, o kadar çok gerekçe bulunabilir, nedenini… İşte, diyelim ki her zaman için ölümler olduktan sonra Türkiye’de tartışılıyor işçilerin durumu, hangi koşullarda çalışılıyor. Daha önce bu kürsüde, yine, Tuzla tersanelerinde yaşanan ölümleri tartışmıştık, bir araştırma komisyonu kurmuştuk. Oradaki iş kazalarının tesadüf olmadığını, oradaki koşulların işçilerin çalışmasına uygun olmadığını, dolayısıyla bunun tedbirinin alınması, yenisinin de, yeni yapılacak gemi tersanelerinin de buna göre yapılması gerektiğini söyledik ama Yalova’da başka bir inşaat vardı ve Yalova’da da aynı standartlar. Yani o araştırma raporunun sonucuna göre uygunsuz, ne olursa olsun, hiçbir şey dahi olmasa bile iş kazasına neden olabilecek standartlar orada devam etti. Niye? Çünkü orada işverenler iş yapmıştı, AKP İktidarının da sayın milletvekilleri de var o şeyin içerisinde. Yani dolayısıyla, biz sermayeden yana tavır gösteriyoruz. Bu, çok ciddi bir sorun ve Türkiye’de aslında işçi katliamlarının nedenlerini de ortaya koyuyor. Çünkü Türkiye’de insanın bir önemi yok, hele hele işçinin bir önemi yok. Türkiye ekonomisine bu kadar katkı da sunan, Türkiye ekonomisi konusunda AKP İktidarının o kadar övündüğü bir noktada, işçilerin, emekçilerin ne yazık ki hiçbir önemi yok. Dolayısıyla ölebilirler. Öldüğünde ne olur? Devlet der ki: “Biz ölenler için çok üzüldük, dolayısıyla ne yapalım, ailesine yardım yapalım.” Bu, işi kurtarıyor mu? Peki, bundan sonraki ölümleri nasıl engelleyeceğiz? Ne yazık ki bunlar çok ciddi sorunlar.

Yine, sevgili arkadaşlar, bugünlerde torba yasayı tartışıyoruz. Mesela, bu ölümlerin hepsinin temel nedeni taşeronlaşma, kayıt dışı işçilik. Bunlar çok ciddi. Esnek çalışma adı altında bugünlerde biz torba yasayla aslında, taşeronlaşmayı, parçalı çalışmayı kanun hâline getiriyoruz. Dolayısıyla bununla birlikte ölümleri de tekrar aslında meşrulaştırmış oluyoruz, yeni alanlara taşımış oluyoruz.  Bunlar çok ciddi sorunlar. Tabii İktidar bunun ne kadar farkında? Her zaman ölenlerin arkasından ağlayacak mıyız, yoksa ölümleri mi engelleyeceğiz?

Biraz önce iktidar partisinden Sayın Milletvekili yaptıklarını anlattı. Sayın Vekilim, ne yazık ki sizin yaptıklarınız işçi ölümlerini engellemiyor, kazaları engellemiyor. Demek ki bir problem var. Yani Avrupa Birliği sürecinde bizim ev ödevlerimizi iyi yapmamız, sadece kâğıt üzerinde yapmamızla değil… Bunun pratik uygulaması çok ciddi bir sorun. İşte pratikte bunlar yaşam bulmuyor.

Bakın size birkaç tane örnek vereceğim işçi kazalarına ilişkin, cinayetlerine ilişkin:

Tuzla tersanelerinde bugüne kadar 142 tane işçi yaşamını yitirdi ve araştırma komisyonu oluşturuldu. Biliyorsunuz, bu komisyonun raporuna rağmen daha geçen ay 142’nci ölüm gerçekleşti.

Son üç yılda 180’den fazla emekçi kömür madenlerinde hayatını kaybetti. Bunların bir anlamı var mı bilmiyorum sizler için de. 2010 yılının son altı ayında 66 kömür işçisi hayatını kaybetti.

HES’lerde yine… Biliyorsunuz bu HES’ler AKP İktidarı için çok önemli. Çünkü yenilenebilir enerji kaynakları konusunda en iyi proje olarak söyleniyor. Dere yataklarımızı rant alanına dönüştürmekten ziyade, bir de bu HES’lerde çalışan işçilerin de yaşamı kararıyor. Tabii burada gündemde yok. Son iki ayda 6 işçi yaşamını kaybetti. 

Yine, Kahramanmaraş’ta Sabancı Holdingin inşaatını yürüttüğü HES’de, Samsun’da Çarşamba elektrik üretimi şirketinin yürüttüğü HES’de, Aydın’da İkizdere Barajı’nın yapımında ve geçen sene Doğuş Holding Grubunun Giresun’da devam ettiği HES’lerde onlarca işçi yaşamını kaybetti.

İlginçtir, bu, Samsun Çarşamba’daki hidroelektrik santralini yapan şirketin ortaklarından birisi iktidar partisinin milletvekili, biri de belediye başkanı. Böyle olunca yani biri belediye başkanı, biri milletvekili olunca ortak, dolayısıyla orayı araştırma, oradaki iş kazalarını şey yapma noktası yok.

Yine, sayın milletvekilleri, bugün Türkiye, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün, ILO’nun 176 sayılı Madenlerde Sağlık ve Güvenlik Sözleşmesi’ni hâlâ imzalamış durumda değil yani. Bunlar çok ciddi sorunlar. Peki, biz bunları tartışacak mıyız?

Diğer bir konu, Türkiye’de kayıt dışı işçilik çok ciddi bir sorun. TÜİK’in verilerine göre bugün 23 milyon işçi var, bunların 10 milyonu işsiz, kayıt dışı. Dolayısıyla aslında ölümler de kayıt dışı oluyor yani ölenler de kayıt dışı, kazaya maruz kalanlar da kayıt dışı oluyor, bunlar çok ciddi.

Birkaç tane örnek vereceğim size. Örneğin gemi inşaat sektöründe çalışan 35.042 işçinin 10.013’ü asıl işverenler, kalan 25.029’u alt işverenlerce çalıştırılıyor yani gemi inşaatında, Türkiye’de önemli bir noktada, Türkiye ekonomisine de çok katkıda bulunan bir alanda yüzde 71 alt işveren istihdam ediyor. Alt işverenin istihdam etmesi ne demek? Kayıt dışı, güvencesiz çalışmak demek. Bunların çoğu sigortasız, bunların çoğu işte örgütsüz; sendikalı olamıyor, örgütlü olamıyor, bunlar çok ciddi. Yine inşaat sektörünün neredeyse yüzde 80’i kayıt dışı çalışıyor, yüzde 80’i. Dolayısıyla aynı zamanda oradaki iş kazaları da, ölümler de kayıt dışı oluyor. Bunlar dışında tabii çok daha örnek verebileceğimiz durumlar var.

Türkiye’de milyonlarca taşeron işçisinin olduğu herkes tarafından biliniyor. Taşeronlaşma çok ciddi bir sorun. Tuzla tersaneleri konusunda araştırma komisyonundaydım. Orada şöyle bir tespit vardı: Bir gemide aynı anda beş altı tane taşeron çalışıyor. Bu, iş kazalarına neden oluyor. Dünyada böyle bir örnek yok. Aynı gemi içerisinde üç dört tane taşeron firma aynı anda çalıştığında denetleyemiyorsunuz, denetlenmesi mümkün değil. Aslında inşaat sektöründe de böyle, başka alanlarda da böyle. Türkiye’de devlet memurları hariç kayıtlı iş gücünün en iyi ihtimalle yüzde 30’u yani 3 milyona yakın işçi taşeron şirketler tarafından güvencesiz çalıştırılıyor.

Sayın milletvekilleri, işte Türkiye'nin karnesi bu. Yani Türkiye, işçilerine hak ettiği değeri verme, yaşamlarını garantiye alma ve daha iyi üretebilme koşullarını sağlama konusunda ne yazık ki istekli değil. Aksine, biz zaten neoliberal politikalar sonucu yeni bir işçi tanımı getirdik, işçiliği yeniden şey yaptık, rekabete karşı daha çok işçi çalışmalı, hatta bazı yerlerde kayıt dışı olanlarda on iki saate, on altı saate kadar çalışanlar var. Ne yapacağız? “Bizim için önemli olan cebimize para girmesi.” AKP’nin torbasına para girmesi. Para için yaşamlar gidebilir dolayısıyla eğer vücut bütünlüğü de dağılmamışsa güzel ölüm olur onlar açısından, madenlerde insanlar kalabilir.

Bakın, bugün Kahramanmaraş’ta yeniden bir göçük oldu. İlginçtir, önce göçük oluyor ve oradaki işçiler o göçük altında kalan iş makinelerini çıkarmak için giriyorlar. Böyle bir şey olabilir mi sayın milletvekilleri? Siz orada yeniden bir göçük olabileceği ihtimalini göze alarak çalıştırmıyorsunuz, kapatıyorsunuz iş yerini ama işçileri gönderiyorsunuz, o iş makinelerini çıkar. O iş makinelerini çıkarırken de şimdi 5 tane işçi göçük altında. Peki, eğer onlar sağ çıkamazsa ne olacak? İşte böyle yaklaşılıyor insan yaşamına.

Bunlar çok ciddi sorunlar dolayısıyla AKP İktidarı, öyle, Avrupa Birliğine yönelik ev ödevini yapmasın; insan haklarına ilişkin, işçilerin emeğine yönelik çalışma yapsın.

Bu vesileyle bir kez daha ifade ediyorum: Gelin, sayın İktidar mensupları, bu torba yasayı çekelim, işçilerin, emekçilerin lehine düzenlemeler yapalım, yeniden işçiler ölmesin, emekçiler ölmesin. Eğer bunu yapıyorsanız gerçekten o saydığınız, yaptığınız eğitimlerin, iş güvenliği ve iş sağlığı konusunda yaptığınız eğitimlerin bir anlamı olur, aksi takdirde propaganda yapmaktan başka bir şeyi yok.

Unutmayın, bu ülkede sadece zenginler yok ve sadece zenginlerle siz iktidara gelemezsiniz, asıl iktidar yoksulların gönlünü kazanmakta. Bunu unutmamanız dileğiyle, hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisini oylarınıza sunacağım ancak karar yeter sayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğu için elektronik cihazla oylama yapacağım.

İki dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum:

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, öneri reddedilmiştir.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa komisyonları raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/883) (S. Sayısı: 568)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile benzer mahiyetteki 59 kanun teklifi ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe komisyonları raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’nün; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 17 Milletvekilinin; Ankara Milletvekili Zeynep Dağı’nın; Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un; Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz ve 29 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam ve 25 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün; Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin ve 4 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Adana Milletvekili Yılmaz Tankut ve 10 Milletvekilinin; Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın; Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in; Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın; Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Bursa Milletvekili Abdullah Özer’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın; Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın; Kocaeli Milletvekili Eyüp Ayar ve 2 Milletvekilinin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak’ın; Bitlis Milletvekili Mehmet Nezir Karabaş’ın; Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 1 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Bolu Milletvekili Fatih Metin ve 2 Milletvekilinin; Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi’nin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

8/2/2011 tarihli 60’ıncı Birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının altıncı bölümde yer alan maddelerinin oylanmaları tamamlanmıştı.

Şimdi yedinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Yedinci bölüm, 154’üncü maddeye bağlı geçici 28 ve 29’uncu maddeler dâhil olmak üzere, 153 ila 179’uncu maddeleri kapsamaktadır.

Yedinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Faik Öztrak, Tekirdağ Milletvekili.

Buyurun Sayın Öztrak. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın yedinci bölümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

                           

(x) 606 S. Sayılı Basmayazı 26/01/2011 tarihli 53’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Değerli milletvekilleri, bu kanunun gerekçesine baktığımızda, küresel krizden olumsuz etkilenen işletmelerin kamuya olan borçlarına uygulanan ek mali müeyyidelerin bu işletmelerin borç tutarlarını artırdığı ve mevcut yasal düzenlemelerin bu borçların tasfiye ve yapılanmasına izin vermediğinden bahsedilmektedir. Doğrudur, küresel kriz, başta küçük esnaf olmak üzere toplumun önemli bir bölümünü ezip geçmiştir. AKP elinde Türkiye, krizde gerek daralma gerekse işsizlik artışında dünya şampiyonluğuna oynamıştır. Kriz döneminde bize benzeyen 150 ekonomi içinde daralma bakımından 16’ncı olan Türkiye, işsizlik artışında da 6’ncı sıraya oturmuştur. Peki, şimdi sormamız gerek: Türkiye neden bu kadar daraldı? Neden işsizlik bu kadar arttı? Bu yasa tasarısına neden ihtiyaç duyuldu? Hükûmete sorarsanız kriz teğet geçti ama ortada da hesabı sorulması gereken ciddi bir sorun var. Kuşkusuz, temel sorumlu da krizi en başta küçümseyip tedbirde geciken Hükûmettir.

Değerli milletvekilleri, küresel krizin ülkemize ulaştığı dönem ne zaman? 2008’in son üç ayı. Biz bu kanunu ne zaman görüşüyoruz? Şubat 2011. Aradan iki buçuk yıl geçmiş. Aradan geçen iki buçuk yılda esnaf bitmiş, iş adamlarımız intihar etmiş, evine aş götüremeyen babalar canına kıymış.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi olarak 27 Ekim 2008’de AKP’ye İzmir’den, krizle ilgili uyarılarda ve samimi önerilerde bulunduk. Tarihe dikkatinizi çekerim. Krizin ülkemize yansımaya başladığı ilk günlerden bahsediyorum. Bu önerilerden birisi, iş yerlerinin vergi borçlarının makul bir faizle bir-bir buçuk yıl ertelenmesi ve krizde nefes almalarını sağlayacak bir imkânın tanınmasıydı, olmadı. Tekrar, 24 Şubat 2009’da yeniden büyümeye dönmek ve işsizliği azaltmak için yedi tane öneride bulunduk. Otomotiv ve beyaz eşyada vergi ve ÖTV’yi indirin dedik. Kredi Garanti Fonu’nu işler hâle getirin dedik. Prim, sigorta ve vergi yüklerini indirin dedik. İşsizlik Fonu’nun imkânlarını işsizlikle mücadele için kullanın dedik. Önce, bunları Sayın Başbakan küçümsedi “İşinize bakın.” dedi ama bunları sonunda uygulamak zorunda kaldı ancak özellikle küçük esnafı ve işletmeleri rahatlatacak önerilerimiz iki buçuk yıl aradan sonra hâlen Meclisin gündeminde, bunları tartışıyoruz.

Değerli milletvekilleri, bugün bu kanunun gecikmesi nedeniyle sıkıntı içinde olan binlerce işletmemiz var. Hükûmet gerçekten samimi olsaydı, görüşülmekte olan bu tasarının kamu alacaklarının affıyla alakalı yirmi bir maddesini ayırarak bizim de desteğimizle, hızlıca Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçirebilirdi ancak Hükûmet bu samimiyeti göstermemiştir, tasarıyı af konusunun ilk kez gündeme getirildiği tarihten dört beş ay sonra, aralık başında Türkiye Büyük Millet Meclisine sunabilmiştir. Yirmi bir maddede çözülebilecek konu, ilgili ilgisiz eklemelerle yüz yirmi maddeden oluşan bir Hükûmet tasarısı olarak Meclise sunulmuştur. Bu yüz yirmi madde, Plan ve Bütçe Komisyonunda geçici maddelerle birlikte iki yüz otuz dört maddeye çıkmıştır.

Değerli milletvekilleri, binlerce işletmenin beklediği maddeleri hızla görüşüp yasalaştıracağımıza, ne amaca hizmet edeceği belirli olmayan maddeler üzerinde uzun müzakerelerle zaman kaybediyoruz. Bir de araya övüne övüne “yargı reformu” dediğiniz, aslında yargıyı ele geçirme projenizin son halkası olan kanunu da soktunuz.

Değerli milletvekilleri, geçen gün, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun merkezini İstanbul’a taşıdınız. Bugün görüşülecek düzenlemelerle Sermaye Piyasası Kurulunu İstanbul’a taşıyacaksınız. Bunun gerekçesi nedir? Gerekçe: “İstanbul’u finans merkezi yapacağız.” Taşıdığınız kurumlar nedir? Finansal sistemi düzenleyen ve denetleyen kurumlar. Dünyada düzenleyici ve denetleyici kurumlar nerede; ülkelerin finans merkezlerinde mi, yoksa başkentlerinde mi? Sormak isterim: Dünyanın finans merkezi neresi? New York. Amerika Birleşik Devletleri’nin düzenleyici ve denetleyici kurumları nerede? Başkent Washington DC’de. Almanya’nın finans merkezi Frankfurt’ta. Düzenleyici, denetleyici kurumların merkezleri nerede? Eski başkentleri Bonn’da. İtalya’nın finans merkezi Milano ancak düzenleyici ve denetleyici kurumlarının merkezi başkent Roma’da. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Tüm bu örnekler, bir şehrin finans merkezine dönüşmesinin başka koşullara bağlı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Hâl böyle iken Hükûmetin bu ısrarı nereden kaynaklanmıştır? Bu kurumların Ankara’dan taşınmasının, Ankara’nın başkent ve devlet merkezi olma niteliğini gösteren kurumların İstanbul’a taşınmasının nedeni iyi sorgulanmalıdır. Kaldı ki bu kurumların denetledikleri kuruluşlardan bir kol boyu uzakta olmaları, aynı şehirde bulunmamaları genel kabul gören de bir husustur. Yine Türkiye'nin kurumlar vergisi şampiyonu kamu bankaları da bu yasayla İstanbul’a taşınmaktadır. İnsan kendine sormadan edemiyor: Acaba kamu bankalarının taşınmasından İstanbul Büyükşehir Belediyesinin ne kazancı olacaktır? Bu kurumların taşınması borca batmış İstanbul Büyükşehirin gelirlerine ne kadar katkı yapacaktır?

Değerli milletvekilleri, başkentin önemli kamu kurumlarını İstanbul’a taşımak bu şehrin yalnız ekonomisi için değil, kültürel ve sosyal hayatı için de ciddi etkiler doğuracaktır. İyi eğitimli, kültürel ve sosyal yaşam içinde yer alan, gelir düzeyi yüksek bir kitle aileleriyle birlikte İstanbul’a taşınacaktır. Tüm bu kamu görevlilerinin Ankara’daki düzenini, aile yaşamını, alışkanlıklarını hiçe saymak ne kadar anlamlıdır? Tüm bu hususların takdirini Ankaralıların ve Türkiye'nin vicdanına bırakıyorum.

Değerli milletvekilleri, yine bu tasarıyla il özel idarelerinde sürekli işçi kadrolarında çalışan ihtiyaç fazlası işçilerin çeşitli kamu kurumlarına naklen atanacakları düzenlenmektedir. İş hukuku hükümlerine göre çalıştırılan işçilerin bir kamu kurumundan diğer kamu kurumuna nakli mümkün değildir. Bu, serbest piyasa ekonomisinin en temel hürriyeti olan sözleşme yapma özgürlüğüne de aykırıdır. İhtiyaç fazlası işçi nasıl tespit edilecektir? Bunun objektif kriterleri nedir? İş yeri değişikliğinin aynı şehir merkeziyle sınırlanacağına ilişkin bir güvence de tasarıda bulunmamaktadır. İşçiler kendi rızaları dışında bir şehirden başka bir şehre nakledilmektedir. Peki, bu işçiler nakledildikleri yerlerde sendikaya üye olabilecekler midir? Toplu iş sözleşmesi hükümlerinden yararlanabilecekler midir? Yine bu işçilerin kıdem tazminatı sorunu olmayacak mı? Bu işçilerin kıdem tazminatının ödenmesi gerekmeyecek mi? Ödenecek bu kıdem tazminatlarının kaynağı nerede? Hükûmet bize her projemiz için kaynak soruyor. Getirdiğiniz bu tasarının ortaya çıkaracağı kaynak ihtiyacı nerede? Bunu nereden karşılayacaksınız? Bunun maliyeti bütçede yer alıyor mu? Bunların hiçbiri, tasarıda açık değildir. Bu soruların cevabını Genel Kurulda alabilirsek çok sevineceğiz.

Değerli milletvekilleri, yaptığımız kanunlar, insanların hayatını, kaderini etkilemektedir. Bir yandan, işletmelerimizi rahatlatacak, küresel krizde sistemik bir şekilde etkilenen işletmelerimizi rahatlatacak düzenlemeleri geciktiriyoruz; diğer yandan, hiçbir seçim hakkı vermeden, Ankara’daki bürokratları, başka şehirlerde, il özel idarelerinde, belediyelerde çalışan işçileri bir şehirden başka bir şehre göndermekte tereddüt etmiyoruz. Bu soruların cevabını vicdanlarımızda aramamız gerekiyor.

Sözlerimi tamamlarken Genel Kurulu bir defa daha saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztrak.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.

Buyurun Sayın Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bu sefer erken saatte, gündüz saatinde bu kanunu tartışmaya başladık. Tabii, bu anlayış içerisinde sabaha kadar devam edeceği anlaşılıyor.

Değerli arkadaşlarım, ben açıkçası, dünkü usul tartışmaları ve çalışma takvimine bakınca hâlâ hayret ediyorum yani bu nasıl bir çalışma düzenidir, bu nasıl bir demokrasi anlayışıdır, anlamakta zorlanıyorum. Yani böyle bir yasama faaliyeti olabilir mi? Cumartesi, pazar, pazartesi, salı, çarşamba, tekrar devam, bitime kadar. Bunun en erken biteni birde, ikide bitiyor eğer o gün Danışma Kurulu önerisi azsa veya önergelerde arkadaşlarımız biraz az konuşursa. Yani birisi gündemi belirliyor bir anda…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Zorla tutan yok seni burada.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bu torba tasarıya bu kadar acele ettik mi? Ettik. Peki, ne oldu da şimdi Yargıtayı, Danıştayı araya soktunuz? Ben anlayamadım iki gündür. Yani birilerinin bir mahkemesi mi var, yetişecek bir şeyi mi var veya birinin emekliliği geldi yerine üye mi atanacak? Bir kere, bunu anlayamadım, onu söyleyeyim.

Peki, neden şimdi yeniden devam ediyoruz? Niye geciktiriyorsunuz? Defalarca söyledik, bunu anlamakta zorlanıyorum. Bu, demokrasi değil. “Bu, parmak demokrasisi.” diye ben daha önce söyledim. Artık parmak demokrasisi de değil, parmak diktatörlüğü. Sizi de zorla her seferinde çağırıyoruz, geliyorsunuz, geri gidiyorsunuz. Neden? “Aman, Sayın Başbakan yoklamada olmadığımızı görürse hapı yutarız.” Yani parmak demokrasisini geçtik, çünkü “zorla gir, çık; gir, çık demokrasisi” oldu. Açıkçası…

AHMET YENİ (Samsun) – Bu parmaklar milleti temsil ediyor, milleti.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Evet, evet, onun için yani milletin söylediğini, milletin yaptığı kanunu, milletin verdiği yetkiyle çıkarılacak kanunu burada kaç kişinin dinlediğini, kaç kişinin okuduğunu herkes görüyor, biliyor.

Değerli arkadaşlarım, bu, gerçekten, parmak demokrasisi olmaktan da çıktı, parmak diktatörlüğüne dönüştü. Bakın, siz arada söylediniz “113 maddeden çıktı 250’ye.” diye. Burada, “Toplamda baktığımız zaman, 104 sayfa, 5 kısım, 9 bölüm, 224 madde.” diyorsunuz. Eğer eklenen maddelere, geçici maddelere, alt maddelere ve ek maddelerin alt bentlerine bakarsanız, toplamda tam 752 ayrı madde, 74 tane ayrı kanunda düzenleme ve 8 ayrı ihtisas komisyonunun alanına tecavüz ve doğrudan bir zorlamayla böyle bir seçim kanunu geliyor.

Değerli arkadaşlarım, bunun yanlışlığını baştan söyledik, mevzuata aykırı olduğunu, hem İç Tüzük’e aykırı olduğunu hem de Başbakanlığın kendi çıkardığı Mevzuat Hazırlama Yönetmeliği’ne aykırı olduğunu defalarca söyledik ama siz inanılmaz bir ısrarla, gerekçesi belli olmayan bir ısrarla, böyle bir zorlamayla, sanki bir kanun çıkarıyormuş gibi devam ediyorsunuz. Ama hâlâ anlayamıyorum. En azından, bizleri bırakın… Defalarca sordum, bir tek cevap henüz alamadım. Bilmiyorum, belki bugün Sayın Yılmaz biraz daha… Ekonomiyle ilgili değişik bakanlarımız oturuyor, ne Sayın Babacan’dan ne Sayın Şimşek’ten ne ilgili, ekonomiden sorumlu bakanlarımızdan, hiçbirisinden, bugüne kadar bu kanunun bu şekliyle içine Ankara’dan İstanbul’a taşınmaların ve zorlamayla personel istihdamına ilişkin birtakım hükümlerin konulmasının gerekçesini gerçekten açıklayan olmadı.

Ben tekrar tekrar soruyorum: Değerli arkadaşlar, neden bu kurumları İstanbul’a taşıma gereği hissediyorsunuz? İstanbul finans merkezi olacakmış! Kaç defa sordum, dünyada böyle bir coğrafi merkez örneği var mı? Biriniz çıkın, söyleyin. Yani, birleşilmiş, bir araya gelmiş, manifaturacılar çarşısı gibi bir finans çarşısı var mıdır yok mudur, bunu bir söyleyelim. Eğer yoksa, o zaman gerçekten de bunu niye değiştirmeye çalıştığınızı bize söyleyin.

Hani, bizi dinlemiyorsanız, kendi Kabine arkadaşınızı… Kendisi gelmiyor. Kaç gündür bakıyorum Sayın Çağlayan gelirse bir daha sorayım diye, onun adına… Sayın Babacan da gelmez oldu. Ankara Milletvekili olarak kendisine sormuştuk çünkü yukarıda, hâlâ cevap gelmedi.

Bakın, ASO Başkanı olarak Sayın Çağlayan’ın sözlerini sizlere okumuştum. Aynen, burada sizleri uyaran sözleri vardı biliyorsunuz, “Niye bunları taşıyorsunuz?”, yani “İstanbul’da ne var? diyor. “Kardeşim, benim içim yanıyor.” diyor. “İstanbul’da tarım mı var, Ziraat Bankası neden taşınıyor?” diye söylemişti, “Şekerbank gitti, Ziraat Bankası gitti, Halk Bankası gitti.” Bir de sonunda bir cümlesi vardı değerli arkadaşlar: “Ben Ankara milletvekillerine soracağım, Ankara’daki bu kurumlar taşınırken siz ne yapıyordunuz, bu taşlar yerinden oynatılırken ne yapıyordunuz?” diyor.

Ben, buradaki Ankara milletvekillerine soruyorum. Adalet ve Kalkınma Partisinde sadece Sayın Babacan yok. Madem o bugün yok, belki sizlerden birisi madde üzerinde cevap verir. Yani “Ankara’nın içi boşaltılırken, bu kurumlar giderken siz ne yapıyordunuz?” diye soracağım diyor. Ben Sayın Zafer Çağlayan’ın adına bunu bir defa daha sormak istiyorum.

Şimdi, bir başka husus, kaç defa sordum, ona da henüz cevap alamadım: Neden Ataşehir? Sayın  Bakanım, lütfen birisi bana… Hadi İstanbul’u anladık, taşıyorsunuz, doğru yanlış ama neden Ataşehir? Orada bir ulaşım imkânı yok, orada bir altyapı yok. Orada sadece yeni arsa rantları, arazi rantları var. Yani, şimdi bunun bir izahı olması gerekiyor. Oradaki yapılan imar tadilatları -siz de biliyorsunuz- İstanbul finans merkezine ilişkin kanun tasarısı görüşülürken büyükşehre verilen yetkiler, alt kademelerle kavgalar… Şimdi işin polemiğine girecek kadar vaktimiz yok ama  belli belediyelerin sınırından alınıp öbür tarafa sınır değiştirmeler, imar planı tadilatı yapma yetkisi,  resen imar planı tadilatı yerine resen plan yapma yetkisini sizler alacaktınız. 5’inci madde, meşhur, içerisinden çıkarıldı. Yani demek ki Ataşehir’de bir şeyler oluyor. Geçen gün de söyledim size.

Şimdi, Sayın  Başbakan “Yeni İstanbul” diye bir şey söylemiş, o konuda da bir cevap bekliyorum. Acaba bu 2/B ile ilgili yaptığınız çalışmalarla bu “Yeni İstanbul” projesinin bir etkisi var mı doğrudan ya da dolaylı? Oralarda da şimdiden arsa kapatmış olan birileri var mı diye sormak istiyorum.

Ataşehir’de kimleri besleyeceğiz? Sayın Başbakanın tabiriyle “besleme” gündemde bu arada biliyorsunuz. Yani kimler oradan doyacak? Şimdiye kadar kimler doydu? O kurumları, tekrar tekrar söylüyorum, 600 milyona yakın paranın TOKİ’nin kasasına geçtiğini Sayın Bayraktar açıklamıştı. Seçim öncesinde bunları, sanki böyle bir şey yapıyormuş gibi, Ziraat Bankasından, Halk Bankasından ve diğer kurumlardan alınan paraları TOKİ harcadı. Bunun sonu ne olacak? Diyorum ki: 12 Hazirandan sonra Milliyetçi Hareket Partisi iktidar olduğu zaman siz o kurumların paralarını ne yapacaksınız? Onların yönetim kurulu üyeleri ne olacak? 223 milyona alınan arsayı acaba 223 milyona satabilecek mi? O arada birileri maalesef malı götürmüş olacak.

Şimdi, Sayın Başbakan Kıbrıs Türklerine “Besleme” diyor ama etrafına baktığı zaman orada birçok, bu rantlardan beslenen arkadaşlarımız var; inşaat şirketleri, oralara yapı yapanlar, onları alıp satanlar… Oralardaki konut fiyatlarının nereye çıktığını, iş yerinin nereye çıktığını göreceğiz. Havaalanı yok, yakınında bir şey yok. Demek ki başka bir şeyler var.

Değerli arkadaşlarım, bu vesileyle gerçekten bu durumun sıkıntılı olduğunu bir defa daha dikkatlerinize sunuyorum. Asıl kendi beslediklerinize dikkatle bakmak gerekiyor. Kıbrıs Türkü’ne gönderilen paraya “Daha bundan beslenenler” denilmiş. Özür dilenecek yerde, yeniden bakıyorum, bir açıklama daha gelmiş. “Cuma günü bize itiraz edenler, pazartesi günü bizim verdiğimiz parayı alıyorlar.” diye Sayın Çiçek yani bir düzeltme beklerken tam tersine kör gözüm parmağına misali bir daha açıklama yapmış. Bunu anlamakta zorlanıyoruz. Bir yardım yapsanız bile veren elin alan elden haberi olmaz. Bunu başa kalkmak kadar çok kötü bir şey yoktur.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Rum Bayrağı’nı sallayanlarla aynı saftasınız!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Sizin yaptığınız “Yes be  annem”cileri destekleyerek uygulanan ambargoyu kaldıramadığınız için Kıbrıs sıkıntıda. Kıbrıs’ta ekonomi çalışmıyor. Neden? O ambargoyu kıramadığınız için. Vakti zamanında Rum kesiminin geçmesine “evet” denildiği için ve Annan Planı’na “evet” denildiği için bugün o ambargo devam ediyor. Dolayısıyla asıl faili oradaki ekonomik sıkıntının yine AKP Hükûmetidir.

Değerli arkadaşlarım, ayrıca o vatandaşlara giden para bizim vergilerimizden toplanan, bütçeden ayrılan helal paradır ama sizin beslediklerinize verilen ise beytülmaldan giden haramdır. Eğer usule uygun verilmiyorsa da haram olsun. Bir taraftan “Yorgo, sevgili dostum” diyeceksiniz, öbür taraftan Kıbrıs Türkü’ne “besleme” diyeceksiniz. Bu çok yanlış bir şey.

Ben, bu vesileyle Ataşehir’e özellikle bu kurumların, cumhuriyetin temel kurumlarının taşınmasının başkentin İstanbul yapılma projesinin bir bağlantısı olduğunu biliyorum ama özellikle Ataşehir’e taşınmasının da yeni beslenme alanları yaratmak amacıyla olduğunu düşünüyorum. Siz bundan vazgeçmiyorsunuz, ısrar ediyorsunuz ama biz, milletimize bunun yanlışlarını söylemeye devam edeceğiz. İnşallah çıkmadan bir yerlerinden dönersiniz diye umut ediyorum ama çok da umut var değilim.

Saygılar. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Günal.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Nuri Yaman, Muş Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA M. NURİ YAMAN (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bazılarının “tuğla”, bazılarının “çorba”, bazılarının da gerçekten “torba” dedikleri, “çuval” dedikleri bu kanunun artık görüşmelerinin sonuna geldik. Şimdi yedinci bölümdeyiz.

Yedinci bölümle ilgili, başlıklarına baktığımız zaman, yaklaşık on iki farklı yasada yirmi sekiz madde ile bir sürü değişikliklere gidiliyor. Fakat bu değişikliklere de yine göz attığımızda, can alıcı çok önemli iki maddeyle ilgili Barış ve Demokrasi Partisinin görüşlerini sizinle paylaşmak istiyorum.

Bu maddelerden birisi, 170’inci maddeyle getirilen düzenlemedir. Bu düzenleme ile mahallî idarelerin ihtiyaç fazlası işçileriyle ilgili bir düzenlemeye gidilmekte ve ikinci düzenleme de yine önemli bir düzenleme, 177’nci maddeyle Yükseköğretim Kanunu’nda değişiklikle bir nevi af sistemine gidilmektedir.

Şimdi, mahallî idarelerin ihtiyaç fazlası işçilerine ilişkin hükümleri değerlendirdiğimizde, gerçekten, bu konuda, bir hukuk devletinde olmaması gereken, bir hukuk devletinde uygulanmaması gereken birtakım uygulamaları ve hukuk dışına çıkmayla ilgili kazanılmış hakların nasıl ortadan kaldırıldığını sizlerle birlikte göreceğiz.

Bir defa, biliyorsunuz, ülkemizde iki bin dokuz yüz elli üç adet belediye var ve bu belediyelerden büyükşehir belediyelerini, il belediyelerini çıkarırsanız büyük bir oranda da belde belediyeleri ve nüfusu genelde 50 binin altında olan belediyeler çoğunlukta. Bu belediyelerle ilgili olarak kendi öz kaynaklarını yaratmanın yerinde ve belediyeleri bulundukları beldenin imarı, bulundukları beldenin insanca yaşanacak bir ortama kavuşturulması ile ilgili, onlara devletin sağladığı imkânları daha rasyonel bir şekilde dizayn edilmesi hâlinde bu işlemlerin nasıl yapılacağıyla ilgili düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum.

Bilindiği gibi belediyelerin bu öz kaynaklarının yerine getirilmesiyle ilgili evvela kendi belde hudutları içindeki birtakım gelir kaynaklarının muhakkak belediye vergi ve harçlarıyla ilgili düzenlemelerin arttırılması gerekir.

Yine genel bütçe vergi gelirlerinden alınan paylardaki artışın da bazı belediyelerde şimdiki uygulamadaki aslan payını alan büyükşehir belediyelerinin imkânlarının geri kalmışlık ve bölgesel dengesizliği giderecek şekilde, daha ziyade nüfusu 50 binin altında olan belediyelerle beldelere aktarılması.

Yine vergi dışı gelirleri olmayan ve borçlanma imkânı bulunmayan bu beldelere de yeni İller Bankasının İlbank adıyla yeni oluşan düzenlemeyle bunlara hem bankanın kârlarından hem de yeni düzenlemelerden imkânlar sağlanması gerekir.

Bakın bu ihtiyaç fazlası işçilerin bu bölümlerden, bu yerel yönetimlerden başka kamunun diğer bölümlerine aktarılmalarıyla ilgili dayatmaya dayalı düzenlemeyi nasıl yapıyorsunuz? Bu yasa hemen çıktıktan sonra kırk beş gün içinde ihtiyaç fazlası işçilerin tespitiyle ilgili kamunun ildeki temsilcisi olan vali veya yardımcısının başkanlığında 9 kişiden oluşan bir komisyon oluşturuyorsunuz. Tabii bu komisyon bu ihtiyaç fazlasını hangi kriterlere göre düzenleyecek? Hangi kriterlere göre diyecek ki şu belediyedeki kadrolu işçi sayısı fazla? Hangi kriterlere göre de diyecek ki falan il özel idaresindeki işçileri kadro fazlası olarak değerlendirecek? Bir defa, bunlar işçilerin rızası dışında yapılacak olan işlemler olduğu için, bunların kazanılmış birtakım sözleşmelere dayalı haklarını gasbediyor ve ortadan kaldırıyorsunuz.

Yine, idarenin tek taraflı yaptığı bu düzenlemeyle, bunların daha önceki sözleşmelerine ve sözleşme şartlarına dayalı olan ve bu kazanılmış haklarını, bir hukuk devletinde göz ardı ederek tamamıyla ayaklar altına alıyorsunuz. Belli ölçü ve kriterler de koymadığınız için, bu komisyon, 9 kişilik komisyon kendi yaklaşımları içinde böyle bir düzenlemeye gidecek.

Yine belediyelerdeki bu işçileri, bulundukları yerden Türkiye’nin herhangi bir yerine bu kırk beş günlük süre içinde atadığınız zaman, bu insanların aile birliği, eşlerinin çalışma durumu, çocuklarının okutulması ve şu anda, yıllardır o belediyenin hudutları içinde, o beldede veya o ilde, o ilçede çalışan o kişilerin aile birliğinin, anayasal olarak korunan o birliğin çok kısa bir sürede, bir bomba atılmış gibi nasıl paramparça olacağını, bilmiyorum, hiç gözlerinizin önüne getiriyor musunuz. Bakın, çok daha radikal ve çok daha güzel birtakım yöntemlerle bu işçilerin kendi bulundukları yerlerde çalıştırılması mümkün.

Biliyorsunuz, belediyelerin bu eskiye dayalı kamuya olan borçları 2005 yılında bir yapılandırmaya gidildi. Bu yapılandırmayla bir sürü belediye şu anda, kesintilerden dolayı, hele bu aylarda kesintilerden dolayı -bilhassa belde belediyeleri- kendi çalışanlarının maaşını dahi ödeyemeyecek konuma geldi. Ancak, bunun yanında yıllardır devlet hazinesi garantisiyle, devletin zamanı gelmiş borçlanmalarını ödemesini sağlayan bir Ankara Büyükşehir Belediyesinin, 6,5 milyar dolarlık bütün yerel yönetim alacakları içinde yüzde 65’ini karşılayan 4,5 milyar dolarlık borcunu devlet olarak üstlendiniz. İşte, size diyorum ki: Böyle bir üstlenmeyi yapan bu devlet herhâlde kendi belediyelileriyle ilgili de çok rahat yeni bir düzenlemeyle bu borçları da düzenlerse bu belediyelerde çalışan bu işçiler bir bakıma mağdur edilmeyecek.

Yine sözlerimin başında belirttiğim gibi, 177’nci maddeyle değiştirilen geçici 58’inci maddeyle de bir YÖK affı getiriyorsunuz ama ne var ki bu YÖK affıyla getirdiğiniz öğrenci affında bir eklemeyle “Terör suçluları hariç” diyerek bir noktada tam anlamıyla bir ayrımcılığa, bir hukuk dışılığına çıkıyorsunuz. Size sormak istiyorum: 1980’lerde o gözaltına alınan her türlü düşüncedeki insanlar terör suçlusu olarak yargılanmadılar mı? Onların büyük bir kısmı bugün bu Parlamentoda, o işkencelerden geçerek bu haklarını tekrar alıp buralara gelmediler mi? Ve sözüm ona, Sayın Başbakan iki yıldır tutturduğu bir demokratik açılım, Kürt sorununun çözümüyle ilgili, dağın yolunu keseceğini söylüyor. Şimdi, siz, Trabzon Teknik Üniversitesinde, Sakarya’da, Muğla Üniversitesinde okuyan Kürt öğrencilerle ilgili oralardaki emniyet birimlerince düzenlenen tutanaklara dayalı olarak bu okullardan ilişkisi kesilen bu insanları, bu kapsamda terör suçlusu olarak değerlendirir ve bunların eğitiminin önünü açmazsanız, bu dağın yolunu nasıl keseceksiniz? Sizce bu sorunun çözümü böyle bir ayrımcılıkla mümkün mü diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz isteyen Halil Aydoğan, Afyonkarahisar Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın yedinci bölümü üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlarken yüce Meclisimizi ve halkımızı saygıyla selamlıyorum.

Bu kanun tasarısında ve bu yedinci bölümde 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’yla ilgili düzenlemeler yer almaktadır. Muhtelif vesilelerle Türkiye Büyük Millet Meclisinde söz alan muhalefet sözcüleri, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarına tertemiz, sorunsuz bir bankacılık sektörü devrettiklerini, bankacılık sektörünü yapılandırdıklarını, bugün bankacılık sektörünün bu nedenle güçlü bir yapıya sahip olduğunu hep söylediler.

Şimdi, ben, sizlere Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizlerinden sonra bankacılık sektöründe Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarından önce yapılanları ve Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarlarının yaptıklarını özet olarak sunmak istiyorum.

DSP, MHP ve ANAP’ın iktidar olduğu dönemde meydana gelen Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizlerinin de etkisiyle mali bünyeleri ve kârlılık performansları daha da bozulan bankalar için, 2001 yılının Mayıs ayında Bankacılık Sektörü Yeniden Yapılandırma Programı uygulamaya konulmuştur. Programın temel unsurları, kamu bankalarının yeniden yapılandırılması, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilen bankaların çözümlenmesi, özel bankacılık sisteminin daha sağlıklı bir yapıya kavuşturulması, gözetim ve denetim çerçevesinin güçlendirilmesi ve sektördeki etkinliğin artırılmasıdır. Bu programın ortaya konulmasından daha önemli olan, bu programın başarıyla sonuçlandırılmasıdır. Peki, sonuçlandırılmış mıdır? Hayır, sonuçlandırılmamıştır çünkü iktidarı sürdürememişler ve erken seçime gitmişlerdir. Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarından önce kamu bankalarının idaresi Ortak Yönetim Kuruluna devredilmiş, şube ve personel sayıları azaltılmıştır. Kamu bankalarının kısa vadeli yükümlülüklerinin azaltılması için 8,5 katrilyon TL ve görev zararı alacakları ile bu zararlara tahakkuk etmiş faiz tutarının tamamı karşılığında 23 katrilyon TL tutarında hazineden özel tertip tahviller verilmiş, yani hazine borçlandırılmıştır. Sermaye yapılarının güçlendirilmesi amacıyla kamu bankalarına hem menkul kıymet hem de nakit olarak kaynak aktarımı yapılmış, yani hazine yine borçlandırılmıştır. 2000 yıl sonunda kamu bankalarının takipteki alacakları 1,17 katrilyon lira iken, Aralık 2002 itibarıyla 3,613 katrilyon liraya yükselmiştir. Kamu bankalarının canlı kredi portföyü ise Aralık 2002 itibarıyla 5,3 katrilyon lira olarak gerçekleşmiştir. Yani 2002 yılında kamu bankalarının takipteki alacaklar toplamı canlı kredi portföyünün yüzde 68’ine tekabül etmektedir. Sonuç olarak, kamu bankaları yeniden yapılandırılırken hazinemiz çok büyük miktarlarda borçlandırılmış, kamu bankaları sorunu kamunun borç sorunu hâline dönüştürülmüş, hem kamunun söz konusu borç sorunu hem de kamu bankalarının takipteki alacaklar sorunu Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarına devredilmiştir. Kaldı ki kamu bankaları sorunu da Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarından önceki iktidarlar döneminde yanlış yönetimlerle, politik ve popülist kararlarla ve düzenleme ve denetim eksikliği sonucu ortaya çıkmıştır. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilen bankaların çözümlenmesinde Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarından önce Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilen yirmi iki bankadan Bank Ekspresin Tekfen Grubuna, Birleşik Sümerbank’ın Oyak Grubuna satışı gerçekleşmiş, Demirbank’ın HSBC Bank’a hisse devir sözleşmesi, Sitebank’ın Nova SA’ya hisse devir sözleşmesi ve Tarişbank’ın Denizbank’a hisse devir sözleşmesi imzalanmış, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilen diğer bütün bankaların çözümlenmesi Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarları döneminde sağlanmıştır. Pamukbank’ın Halkbank’la birleştirilerek çözümlenmesi de Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarında gerçekleştirilmiştir. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilen bankalarla ilgili olarak 2000-2001 yıllarında tahsilat miktarı yaklaşık 700 milyon dolarken İktidarımızda, 2002-2009 döneminde 18 milyar dolar civarında tahsilat sağlanmıştır. 2003 yılında yönetim ve denetimi TMSF’ye devredilen Türkiye İmar Bankasındaki buna neden olan iş ve işlemler de Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarından yıllar önce başlamış, önceki iktidarların yönetim zayıflıkları, düzenleme ve denetim yetersizlikleri sonucu çok büyük bir bankacılık sorunu olarak Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarı devralmasından sadece altı, yedi ay sonra ortaya çıkmıştır. Bu sorun bile Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarına tertemiz bir bankacılık sektörünün devredilmediğine somut bir örnektir.

Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarından önce özel sermayeli bankaların sermayeleri artırılmış, özel sermayeli bankaların yine yabancı para açık pozisyonları önemli ölçüde kapatılmıştır. Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarında ise Halkbank-Pamukbank birleşmesinin yanında bankacılık sektörümüzün çok önemli özel bankalarından birinin Türk ve yabancı ortaklı bir gruba devrinin sağlanarak bankacılık sektöründe büyük bir sorunun doğmadan çözümlenmesi, önemli bir bankacılık operasyonu olarak bankacılık tarihindeki yerini almıştır. Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarında düzenleme ve denetlemeye ilişkin çok daha önemli ve köklü değişiklikler yapılmış, 5020 sayılı Kanun, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu, 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu ve bu kanunlara dayanılarak çıkarılan mevzuatla sağlanmış, düzenleme ve denetlemenin etkinliği ve kalitesi artırılmıştır.

Sonuç olarak muhalefetin sık sık iddia ettiği gibi Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarına tertemiz bir bankacılık sektörü devredilmemiş, kamu borç sorunuyla birlikte sorunlu bir bankacılık sektörü devredilmiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarları, Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde iyi yönetimiyle, kanun ve mevzuat düzenlemeleriyle, gerek kamu bankacılığında gerek özel sektör bankacılığında ve gerekse TMSF’ye devredilen bankalarda, kendisinden önceki iktidardan devraldığı çok büyük sorunları çöze çöze, bankacılık sektörünü, BDDK’nın ve TMSF’nin de etkin çalışmasıyla bugünkü çok iyi konumuna getirmiştir. İşte, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarlarının kendisinden önceki iktidarlardan farkı yaptıkları bu icraatlardır, aldıkları müspet sonuçlardır. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarlarında “3 F” diye ifade edilen mali istikrar da, finansal istikrar da, fiyat istikrarı da sağlanmıştır.

Türkiye Bankalar Birliği Yönetim Kurulu, Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı makamında 5 Temmuz 2006 tarihinde ziyareti esnasında, iç ve dış gelişmeler karşısında piyasaların daha istikrarlı hâle gelmesi ve ekonomik büyümenin sağlıklı finansmanında güçlü ve daha büyük bir finansal sektörün önemi de görüşülmüş, Sayın Başbakanımız ülkemizin bölgesi için çok önemli bir merkez olduğunu, İstanbul’un da fiilen finansal merkez gibi göründüğünü, bu fiilî durumun uluslararası nitelikte formel bir yapıya dönüştürülmesi hususunda kapsamlı bir çalışma yapılmasının yararlı olacağını ifade etmiş, Türkiye Bankalar Birliği projenin Deloitte danışmanlık firmasına yaptırılmasına Şubat 2007’de karar vermiştir. Mayıs 2009’da İstanbul Finans Merkezi Raporu güncellenerek nihai hâle getirilmiş, İstanbul Finans Merkezi Stratejisi ve Eylem Planı 2 Ekim 2009 tarihli ve 27364 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş, IMF ve Dünya Bankası toplantıları sırasında kamuoyuyla paylaşılmıştır.

Kendimizin inanmadığımız bir projeye başkalarını inandırmamız ve ikna etmemiz mümkün değildir. İşte, bu nedenle, BDDK, SPK gibi bankacılık ve sermaye piyasalarıyla ilgili düzenleyici, denetleyici kuruluşların ve Türkiye Vakıflar Bankası ve Türkiye Kalkınma Bankası gibi bankaların merkezlerinin İstanbul’a taşınmasının uygun olacağına, sinerji sağlayacağına ve süreci hızlandıracağına inanıyoruz.

Yakın geçmişte, önemli bir bankamız olan Türkiye İş Bankası ve Şekerbank da genel müdürlüklerini Ankara’dan İstanbul’a taşımışlardır.

Bugüne kadar yapılan çalışmalar değerlendirildiğinde, İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Projesi’nin altyapısının olmadığı, hiçbir hazırlık ve ön çalışma yapılmadığı şeklindeki muhalefetin iddiaları geçerli değildir ve gerçeklerden uzak bir iddiadır. 15 bin kilometre yol hedefini gerçekleştirmek üzere olan Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı İstanbul’un ulaşım altyapısını da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydoğan, şahsınız adına da söz talebiniz var.

Buyurun.

HALİL AYDOĞAN (Devamla) - …bilişim altyapısını da ulaşım altyapısını da diğer sorunlarını da çözecek güç ve kudrete sahiptir.

Sözlerime son verirken, bu duygu ve düşüncelerle, yüce Meclisimizi ve halkımızı saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aydoğan, şahsınız adına da söz talebiniz vardı, verdim.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Bu kadar yeter.

BAŞKAN – Peki.

Teşekkür ediyorum.

Şahsı adına söz talebi, Ali Uzunırmak, Aydın Milletvekili.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Grup Başkan Vekilimiz dedi ki: “Elinize kanun metniyle ilgili bir şey alın.” Bir şey almaya gerek yok değerli milletvekilleri, benim oğlum bina okur, döner döner aynısını okur.

Değerli arkadaşlar, siyaset insanları bizim fikir dünyamızın, hayat tarzımızın mimarlarıdır, inşa insanlarıdır, ameleleridir, katbekat her mevki ve makama göre sıfatlandırılabilecek bir statüye sahiptirler. Dolayısıyla, bu inşa insanları, mimarları, aynı zamanda sadece ekonomik hayatımızın değil, fikir dünyamızın, sosyal hayatımızın da inşasının insanlarıdır, mimarlarıdırlar. Dolayısıyla, siyaset insanları siyaset yaparken ekonomik politikaların yanında sosyal politikaların, kültür politikalarının, fikir hayatının derinliklerinde olmalıdırlar.

Buradan hareketle, insan unsurunun söyledikleriyle yaptıklarının, konuştuklarıyla yaptıklarının bir manzum içerisinde bir inşaya vesile olması gerekir.

Şimdi, burada çok çeşitli konuları tartışıyoruz. Plan ve Bütçe Komisyonuna 123 madde olarak gelen tasarı, Plan ve Bütçe Komisyonundan belli çalışmaların neticesinde 250 küsur maddeye çıkarak oradan yüce Meclisin önüne geliyor. Tabii ki bu bütün maddeler, aslında direkt birey olarak, kurum olarak halkımızı ve devletimizi ilgilendiren, yapıyı ilgilendiren konular. Böyle bir alanda çalışma yapılırken bir seçim öncesinde bu kadar hızlıca çıkartılan, içine her şeyin atıldığı, faydasının ve zararlarının ne olduğu tartışılmadan çıkartılan bir yasanın buradaki çoğunluğa güvenilerek Türkiye’yi nerelere götüreceğinin teferruatlı tartışması yapılmadan günübirlik çalışmalarla bunlar tecelli ettiriliyor.

Değerli arkadaşlar, Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu, Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu’nun kuruluşu ve birtakım yapılanmalar eğer değerli milletvekillerinin gözlerini kapatarak dünü sadece bir at gözlüğü bakışı içerisinde eleştirerek, kendilerinin Türkiye’yi bir yere vardırabileceklerini zannediyorlarsa bunlara devam etsinler ama doğruları anlamamakta ısrar ediyorlarsa, doğruları anlamamalarının, dünü anlamamalarının bugün yapacakları yanlışlarının bir garantisi olduğunu ben ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, 2001 yılında bankalardaki yapı, bankalardaki gelişen olaylar  o gün 57’nci Hükûmetin kucağında patlamış âdeta uzaktan kumandalı saatli bir bombadır. 57’nci Hükûmetin o konularda yapabileceği çok bir şey yoktur ve o krizin üstesinden de gelebilmiştir. Bakın, o gün Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu kurulmuştur. Bakın, bakan koltuklarınızda, bugün milletvekili koltuklarınızda oturan birçok insan, 57’nci Hükûmetten önceki hükûmetlerde görev yapmış bakanlarınız var, sizin de bakanınız şu anda. 57’nci Hükûmette ve daha öncesi, üst düzeyde bürokratlık yapmış görevli arkadaşlarımız var, sizlerin milletvekilleri, sizlerin bakanları. Bunlar o gün, devletin o günkü yürütmesinde görev almış arkadaşlarımız. Bunları itham ederken hiç utanmıyor musunuz, hiç düşünmüyor musunuz? Saksı gibi, orada, Millî Eğitim Bakanlığı yapmış arkadaşımız, Komisyon Başkanı olarak oturuyor, ondan sonra da millî eğitimle ilgili politikalar eleştiriliyor geçmişe yönelik, hiçbir şey demiyor. E ben değildim mesul olan o gün! O gün ben değildim mesul olan. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET OCAKDEN (Bursa) – Saksı sensin!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Bakın, değerli milletvekilleri, burada, bazı şeyleri doğru ve gerçekçi konuşmak lazım. Eğer, biz doğru ve gerçekçi konuşmazsak…

MEHMET OCAKDEN (Bursa) – Saksı sensin!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – O saksıyı, senin orada oturuşun belli ediyor! Saksıyı senin orada oturuşun belli ediyor!

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, lütfen…

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Sen saksıdan daha öncesine oturuyorsun!

BAŞKAN – Sayın Milletvekilli… Sayın Uzunırmak…

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Dolayısıyla, elbette ki kendisinin eleştirildiği bir konuda çıkıp yiğitçe cevap vermeyen adam saksı gibi oturuyordur.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Yiğitlik sana mı kalmış!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Eğer kendisinin oturduğu yerde kendisinin eleştirilerine cevap veremiyorsa elbette ki saksıdan başka bir şey değildir onlar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Dolayısıyla, değerli milletvekilleri, Türkiye çok yanlış yönetiliyor. Bu yönetim tarzıyla, bu yönetim anlayışıyla Türkiye'nin kurumları kurum olmaktan çıkmış… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – …fikir yapısı, düşünce hayatı düşünce hayatı olmaktan çıkmış, söylenen, birbirini tekzip eden bir sürü söylemlerle…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – …yüce makamların yıpratılması, devlete ve millete bir şey kazandırmaz. Şöyle bir…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Uzunırmak…

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Siz, Adalet ve Kalkınma Partisi, cami avlusunda bulunmuş bir çocuk değildir. Sizin de dünkü siyasi geçmişiniz var.

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, lütfen…

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Yüksek Planlama Kurulunda, başka başka alanlarda sizin de arkadaşlarınızın imzaları var ve bu imzalara sahip çıksınlar! (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bölüm üzerinde on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Taner, Sayın Işık, Sayın Tankut, Sayın Özdemir, Sayın Doğru, Sayın Uslu, Sayın Aslanoğlu ve Sayın Kaplan.

Sayın Taner, buyurun.

RECEP TANER (Aydın) – Sayın Bakan, gelir uzmanlığı sınavıyla ilgili geçici maddede daha önce “üç olumlu sicil alma” şartı varken, torba yasada “üç yıl” şeklinde değiştirildi. Çalışanlar arasında şu anda bayağı bir mağduriyet var. Geçici maddedeki “üç yıl çalışma” şartını kaldırarak tekrar eski hâline yani “üç olumlu sicil” şekline getirebilir misiniz veya en azından, Gelir İdaresinde çalışma şartı olduğundan dolayı giderde çalışanlar faydalanmamakta, bunu “Maliye Bakanlığında çalışan” olarak düzeltebilir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, genel merkezleri İstanbul’a taşınması planlanan bazı devlet bankalarının İstanbul’a taşınmasının temel gerekçesi nedir? Acaba, bunun, Ankara’nın Türkiye Cumhuriyeti devletinin başşehri olmasında bir etkisi var mıdır?

İkincisi: Şehit aileleri tarafından belirlenecek ikinci bir kişiye kamu kurumlarında iş verilmesiyle ilgili yasal düzenleme konusunda Hükûmetinizin bir çalışması var mıdır? Bu konuda kamuoyuna verilen sözler unutulmuş mudur?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Tankut…

YILMAZ TANKUT (Adana) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, belediye ve il özel idarelerinde çalışan ihtiyaç fazlası işçilerin başka kurum ve şehirlere nakli bu tasarıyla öngörülmektedir. İhtiyaç fazlası işçiler nasıl tespit edilecektir? Bu konuda hangi metotlar uygulanacaktır? Belediye ve il özel idarelerinde çalışan işçilerin kendi istekleri dışında başka kurum ve şehirlere nakledilmesi çalışma hayatına, insan hak ve özgürlüğüne ve anayasal teminatlara uygun mudur? Yıllardan beri bulundukları kurum ve şehirlerde güç bela aile ve çalışma düzeni oluşturan bu insanlarımızı hangi ölçü ve anlayışla mevcut ortamlarından uzaklaştıracaksınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özdemir…

HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, Sayın Bakana soruyorum: AKP iktidarları döneminde birçok KİT kuruluşları –kendilerinin de bildiği gibi- “özelleştirme” adı altında yandaşlarınıza âdeta ölü fiyatına peşkeş çekilerek satılmıştır. AKP’li büyükşehir belediyelerine ait şirketler de kontrolsüz olarak mantar gibi çoğalmış, hizmetlerinde haksız rekabete yol açmışlardır ve bunlar da KİT’ler hâline gelmiş ve tröstleşmiştir. Bu şirketleri de özelleştirmeyi, disiplin altına almayı veya kapatmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Belediyelerle ilgili bir soru sormak istiyorum: İllerde merkez ilçeye bağlı belediyeler ile çevre ilçelere bağlı belediyeler arasında İller Bankasınca gönderilen ödeneklerde büyük haksızlıklar vardır. Örneğin Tokat ilinde Şubat 2011 İller Bankası payıyla ilgili olarak: Güryıldız Belediyesine merkez ilçeye bağlı olduğu için kişi başına 15 liradan, nüfusu 2.145 olması dolayısıyla 33 bin lira; Dereköy Belediyesine ise Pazar ilçesine bağlı olduğu için kişi başına 23 liradan, 1.339 nüfusa 30 bin lira para gönderilmektedir. Bu haksızlığı gidermek için bütün belde belediyelerinin hepsini birinci grup belediyeler endeksine almayı düşünüyor musunuz? Bununla ilgili torba kanun içerisine bir madde eklemeyi düşünür müsünüz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Uslu…

CEMALEDDİN USLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu tasarıya göre, tarım satış kooperatifleri ve birlikleriyle ilgili olarak Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu kapsamındaki yetki ve görevler, Hazine Müsteşarlığı tarafından yürütülecektir. Bu tasarıda söz konusu DFİF borçlarıyla ilgili bir yapılandırma olmadığına göre, tarım satış kooperatifleri ve birliklerinin bu borçlarıyla ilgili düşünceniz nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Bakan, 52 bin muhtar diyor ki: “Biz Köy Kanunu’nu beklemek istemiyoruz. Eğer biz bu ülkenin bir neferi isek lütfen, bizim ekonomik, sosyal ve mali haklarımızı bu yasaya koyun ve bu yasayla getirin.”

İki: Köy ve mahalle bekçileri “Emniyet hizmetleri sınıfı tazminatlarımızı verin.” diyorlar, “Bunu gasbetmeyin.” diyorlar, altını çiziyorum. Bunların elbiseleri de yıllardır verilmiyor, köy ve mahalle bekçileri elbiseleri.

Bir de 25 bin tane geçici işçi “Artık yeter! Biz beş ay yirmi dokuz gün çalıştık, altı ay olanı aldınız, artık bizim günahımız bitmedi mi?” diyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu bölümde 177’nci maddede, üniversite affında “…terör suçundan hüküm giyenler hariç…” diyor. Hırsız, katil, ırza tasaddî eden tecavüzcü, herkes üniversite okuyabilecek ama, düşünce açıklayıp ceza yiyen terörist... Yani, bu maddeye göre Başbakan teröristtir, çünkü Diyarbakır DGM’den hüküm giydi. Başbakan bile yararlanamayacaktı bu maddeye göre. Acaba, bu fıkrayla, dağdan inen birisi üniversite okumak istiyorsa niye önüne engel konulmak isteniyor? Niye bu ayrımcılık yapılıyor? Niye bu eşitsizlik, niye bu adaletsizlik? Niye katil okuyabiliyor, hırsız okuyabiliyor, niye kitap yazan, makale yazan okuyamıyor? Başbakan da teröristtir bu maddeye göre, Başbakan da okuyamaz. Bu kapsama giriyor, çünkü Diyarbakır DGM’de 312’den mahkûm oldu; inanmıyorlarsa kararını getiririm ben.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yaman…

M. NURİ YAMAN (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, şu anda Türkiye’de 170 bini aşkın özel güvenlik görevlilerinin gözü bu Mecliste ve sürekli telefonlarla bizi arıyorlar. Bunlar, 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmet Yasası’na göre özel güvenlik sektöründe çalışanların kıdem ve özlük hakları şu anda asgari ücret düzeyinde. Bu, Özel Güvenlik Yasası’yla ilgili düzenlemeyi komisyondan buraya indirmediniz; ancak, bu torba yasası içinde, özel güvenlik sektöründe çalışan bu insanların kıdem ve özlük haklarıyla ilgili bir düzenlemeyi ve bunların maaşlarının asgari ücretin en az 2 katına çıkarılması gibi bir durumu düşünebiliyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Hıdır…

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Özellikle, az önceki konuşmaları esnasında kendi fikirlerini beyan etmek yerine İstanbul’a aktarılan mali merkezlerle alakalı hakaretvari konuşan arkadaşları ben doğrusu şahsım ve temsil ettiğim milletim adına kınıyorum.

Diğer yandan, arkadaşlarımız özellikle her fırsatı değerlendirmek suretiyle başta Sayın Başbakanımıza, sonra milletvekili arkadaşlarımıza hakaret etmeyi bir gelenek hâline getirdiler.

BAŞKAN – Sayın Hıdır, lütfen sorunuzu sorunuz. Sorunuzu sorunuz lütfen.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Maddeye göre Başbakan teröristtir. Ya, doğruyu konuşmak niye acıtıyor sizi?

ALİ KOYUNCU (Bursa) – Otur yerine!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bakana soru sorun, bana niye soru soruyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen… Lütfen Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kime soru soruyorsun? İç Tüzük var, niye uyarmıyorsun?

BAŞKAN – Uyardım.

OSMAN DEMİR (Tokat) – Terbiyeli konuş! Terbiyeli ol!

ALİ KOYUNCU (Bursa) – Otur yerine!

BAŞKAN – Sayın Kaplan, sizden mi öğreneceğiz?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Niye uyarmıyorsunuz?

BAŞKAN - Sizin müdahalenizden önce ben uyardım “Sorunuzu sorun.” diye.

El kol hareketlerini bırakın. İndirin o elinizi oradan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Öyle bir şey yok. Burada taraflı davranıyorsunuz Sayın Başkan. Niye uyarmıyorsun?

BAŞKAN – Uyardım ben. Tutanakları isteyebilirsiniz. Haddinizi bilin.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Haddimi biliyorum ben.

BAŞKAN – Bilin haddinizi.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Herkes haddini bilecek.

BAŞKAN – Önce siz bilin haddinizi!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – DGM kararı getireceğim, bu maddeye göre Başbakan teröristtir.

ALİ KOYUNCU (Bursa) – Sensin terörist! Sensin terörist! Sensin terörist!

ÖZLEM MÜFTÜOĞLU (Gaziantep) – Başbakana dil uzatamazsın!

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Edepsizlik etme, otur!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ben iddia ediyorum… Ben hukukçuyum, uluslararası hukukçuyum, terör tanımı da ortada, bana bunu anlatamazsınız.

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) – Senin ağzından çıkanı kulağın duymuyor!

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen oturun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Olayı doğrulayın ya!

BAŞKAN – Lütfen, sayın milletvekilleri…

Sayın Bakan, buyurun.

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Sayın Taner’in gelir uzmanlığıyla ilgili sorusu vardı, onu ilgili bakanımıza ileteceğim. Bu konu Maliye Bakanlığımızı ilgilendiren teknik bir konu. Belli bir şart konmuş, onunla ilgili bir önerisi oldu, onu ilgili bakanımıza ileteceğim.

Sayın Işık, “Neden İstanbul’a taşınıyoruz, başkent değişecek mi?” gibi bir soru sordu.

Başkentin değişmesi hiçbir şekilde söz konusu değil. Anayasa’mızda bunlar çok açık bir şekilde düzenlenmiş hususlar. Burada olan, sadece ve sadece ekonomik rasyonaliteyle yapılan bir düzenleme. İstanbul’u bir finans merkezi hâline getirme projesi. Bakın, birçok özel sektör…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ekonomik rasyonalite nedir?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan…

BAŞKAN – Sayın Işık, lütfen… Sorunuzu sordunuz, cevabı bir dinleyin lütfen, dinleme nezaketi gösterin.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Cevap almaya çalışıyoruz Başkanım.

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Bir dinleyebilirseniz, sonra tekrar konuşuruz. Karşılıklı konuşma usulü yok burada.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ekonomik rasyonalite nedir?

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) - Buradan özel sektörden birçok genel müdürlük de, biliyorsunuz, özel sektör şirketleri de ekonomik rasyonalitesinden dolayı İstanbul’a taşınmışlardır.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Onlar özel sektör.

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Bunun bir örneği de İş Bankası. Diğer birtakım bankalar da var. Bunlar niçin taşınıyorlar? Bunların taşınmasının gerekçesi neyse, kamu bankalarının da taşınma gerekçesi aynı. Ekonomik rasyonalitesi var bu işin, İstanbul’un bir finans merkezi hâline getirilmesi var.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – SPK’nın ne rasyonalitesi var, biz de anlayalım.

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) - Bu bankalarla yakın bir şekilde çalışan düzenleyici kurumların da onlarla aynı şehirde olması son derece normal bir durum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – O zaman sizin Bakanlığı da götürelim. DPT’yi de taşıyalım, DPT’yi.

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Bunlar, dünyada birçok örneği olan husustur. Bunlar, hiçbir şekilde başka siyasi tartışmalara konu olmaması gereken hususlardır.

Sayın Tankut ihtiyaç fazlası işçileri sordu. Burada, tabii, belediyelerimizin ve özel idarelerimizin durumu ortada. İhtiyaçtan çok daha fazla personel var ve sizler de gezdiğiniz yerlerde görmüşsünüzdür. Finansal durumları belediyelerimizin gerçekten çok sıkıntılı ve bu yüzden vatandaşa arzu edilen ölçüde hizmet de üretemiyorlar. Belediyeler, personele maaş dağıtan kurumlar değil, hizmet üreten kurumlar olmak durumunda.

YILMAZ TANKUT (Adana) – Başka vilayetlere nasıl gideceksiniz Sayın Bakan?

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) - Dolayısıyla bir taraftan mevcut kamu kaynaklarını, insan gücü kaynaklarımızı daha rasyonel değerlendirmek için, diğer taraftan belediyelerimizin hizmet üretir kurumlar hâline gelmesi için bu değişikliklere mutlaka ihtiyaç var. Bunu farklı yönlere çekmek hiçbir şekilde doğru değil.

KİT’lerle ilgili Sayın Özdemir’in bir sorusu oldu, “ölü fiyatına satılma” gibi bir ifade kullandı. Buna tabii katılmak mümkün değil. Bizim dönemimizde çok şeffaf bir şekilde, zaman zaman kameralardan, televizyonlardan bütün kamuoyunun takip ettiği bir şekilde bu süreçler gerçekleşiyor.

Burada ben bir yanlışı da düzeltmek istiyorum doğrusu: KİT’leri elden çıkarmamız sadece gelir amaçlı bir hadise değil. Türkiye 1980 sonrası dönemde dışa açık ve özel sektöre dayalı bir büyüme stratejisi benimsedi, gelişmiş ülkelerde nasıl yürütülüyorsa piyasa ekonomisi, o şekilde bir piyasa ekonomisi olmaya karar verdi ve bu özelleştirme de bu politikanın ana unsurlarından bir tanesi. Yani burada biz KİT’lerimizi satalım da gelir elde edelim değil, yeni bir piyasa ekonomisi, rekabetçi bir ekonomi oluşturalım anlayışıyla bunlar yapıldı.

HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) – Sayın Bakan, büyükşehir belediyelerine ne diyorsunuz?

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) - Büyükşehir belediyelerinin de, dediğiniz gibi, yeri geldiğinde…

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Hacaloğlu, lütfen…

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Bir planlamacı olarak piyasa ekonomisinin…

BAŞKAN - Sayın Hacaloğlu, böyle bir usul yok.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – …mülkiyet temelinde ayrı tanımını nasıl yapabiliyorsunuz?

BAŞKAN - Sayın Hacaloğlu…

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Böyle mülkiyet olabilir mi?

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Piyasa ekonomisinde devletin rolü değişik şekillerde tarif edilebilir.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Kamu mülkiyeti de olabilir, özel mülkiyet de olabilir.

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Bizimki -özellikle işletmecilik hususunda- artık Türkiye'nin geldiği bu aşamada işletmecilik anlamında artık devlete ihtiyaç yok.

HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) – Büyükşehir belediyesindeki KİT’leşen şirketleri söylüyorum Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Devlet altyapıyı yapacak, adaleti, emniyeti sağlayacak, hukuk düzenini geliştirecek, eğitimi, sağlığı sunacak ve özel sektörü teşvik edecek, yatırım ortamını iyileştirecek ama artık dünyadaki küresel rekabet şartlarında işletmeciliği de özel sektör yapacak. Bizim görüşümüz bu. Başka görüşü olan varsa gelir iktidarda o politikalarını uygular.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Öyle yapacağız zaten.

HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) - Belediye şirketlerine cevap vermediniz Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Belediye şirketlerini de gerekirse özelleştirmek gerekir elbette ama belli hizmetleri gören şirketler şüphesiz devam edecektir. Bunlar detaylı tartışılabilecek hususlar elbet.

Sayın Doğru ilçeler konusunda bir yorumda bulundu. Açıkçası ben de katılıyorum söylediğine.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Haksızlık var Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Yani, burada, bazı beldelerimizle ilgili bazı dengesizlikler olabiliyor. Şundan dolayı: Sosyoekonomik gelişmişlik endeksi ilçe bazında hesaplanıyor, belde bazında maalesef bir hesaba giremiyoruz.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Bakan, yan yana iki belde burası.

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – İlçe bazında hesaplandığı için ve beldeler de ilçelere tabi olduğu için burada dediğiniz türden farklılıklar doğabiliyor. Bununla ilgili biz de kafa yoruyoruz, bir çare arıyoruz ama şu an için henüz geliştirdiğimiz bir çözüm yok doğrusu.

Sayın Uslu’nun sorduğu soruya, eğer müsaade ederse yazılı cevap verelim, şu an doğrusu bu konuda bir teknik bilgiye sahip değilim. Daha sonra arkadaşlarımız yazılı olarak cevap versinler.

Sayın Aslanoğlu, muhtarlarla ilgili bir soru sordu. Muhtarların, yanlış hatırlamıyorsam, 2002 yılında 98 lira gibi bir şeydi maaşları. O tarihten bu yana oldukça önemli bir ilerleme oldu. Fakat “Yeterli mi?” derseniz, elbette hiçbir zaman yeterli değil. Önemli bir artış yapmamıza rağmen şüphesiz ki daha fazlasını da imkânlar olsa keşke her kesime yapabilsek.

Köy Kanunu çerçevesinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Zannediyorum sürem doldu, müsaade ederseniz geri kalanını da yazılı olarak cevap vereyim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Bekçilerin elbiselerini ver Sayın Bakan, bekçilerin!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Başbakana bir af düşünüyor musunuz Sayın Bakan?

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan. 

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Bakan…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Bakanın konuşması bittikten sonra yoklama talebimiz var.

BAŞKAN – Yoklama talebi olacak herhangi bir şey yok, henüz maddelere geçmedik Sayın Okay.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Geçeceğiz efendim, geçeceğiz.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Sadece Sayın Kaplan’ın… Onun da Başbakanımıza öyle bir şey söyleyeceğini zannetmiyorum ben, öyle bir yakıştırmada bulunacağını. Terörün evrensel tanımı…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır, şurada “terör suçu” diyor. Üniversite affında bir tek “terör suçu” diyor, Sayın Başbakan da ondan hüküm giydi.

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Ha, kanunla ilgili bir şeye yorum yaptı, dolaylı bir yorum yaptı. Burada terörün evrensel tanımı da bellidir, teröristin, hangi fiilleri işleyenlerin evrensel hukuk çerçevesinde terörist olarak tanımlandığı da bellidir. Bunu sadece, belki, DGM Kanunu’yla ilgili bir farklı yorumu olarak algıladım ben. Öyle bir şey…

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Yapmayın yani!

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) - Hiçbir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Başbakanıyla ilgili böyle bir yorum yapmaz diye düşünüyorum. Belki düzeltmesinde fayda var, açıklamasında fakat…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Göz çıkarılmış burada, göz! Ayıp denen bir şey var!

BAŞKAN – Yedinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, yedinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

153’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri geliş sıralarına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 153. maddesinin dördüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Günal

Erkan Akçay

Oktay Vural

 

Antalya

Manisa

İzmir

 

E. Haluk Ayhan

Mustafa Kalaycı

Recep Taner

 

Denizli

Konya

Aydın

"Kredi kuruluşları ile Kurulca uygun görülecek finansal kuruluşların müşterilerinin onay vermesi koşuluyla. Risk Merkezi ile bilgi alış-verişi sözleşmesi imzalayan özel hukuk tüzel kişilerine, kamu kurum ve kuruluşlarına, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları ile bunların üst kuruluşlarına verilecek, müşterilerin bu kuruluşlar nezdindeki risk bilgileri Kanunun 73 üncü maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında değerlendirilir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 153 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mustafa Özyürek

Harun Öztürk

Enis Tütüncü

 

İstanbul

İzmir

Tekirdağ

 

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

Akif Ekici

Şevket Köse

 

Malatya

Gaziantep

Adıyaman

Madde 153- 5411 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

"Risk Merkezi

Ek Madde 1- Türkiye Bankalar Birliği bünyesinde, kredi kuruluşları ile Kurulca uygun görülecek finansal kuruluşların müşterilerinin risk bilgilerini toplamak ve söz konusu bilgileri bu kuruluşlar ile gerçek veya tüzel kişilerin kendileriyle ya da onay vermeleri koşuluyla özel hukuk tüzel kişileri ile de paylaşılmasını sağlamak üzere Risk Merkezi kurulmuştur.

Kredi kuruluşları ve finansal kuruluşlar, Risk Merkezine üye olmak zorundadır. Üye kuruluşlar, Risk Merkezince istenilen, müşterileri ile ilgili her türlü bilgiyi vermekle yükümlüdür. Risk Merkezi, bu yükümlülüğe uymayanlara bilgi akışını durdurmaya yetkilidir.

Risk Merkezi, Kurumun ve Merkez Bankasının personeli arasından belirleyeceği ikişer üye dahil olmak üzere dokuz üyeden oluşan bir yönetim tarafından idare edilir. Risk Merkezi yönetimini oluşturan üyeler beş yıllık dönem için görev yapmak üzere seçilir.

Risk Merkezi yönetimi, Risk Merkezinin kuruluş amaçları doğrultusunda özel hukuk tüzel kişileri ile kamu kurum ve kuruluşlarından, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşlarından bilgi talep etmeye ve bunlarla Kurulun uygun görüşüne istinaden bilgi alış-verişine yönelik sözleşmeler imzalamaya yetkilidir. Özel hukuk tüzel kişileri ile kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları Risk Merkezi yönetimi tarafından talep edilen bilgileri  vermekle yükümlüdürler. Kredi kuruluşları ile finansal kuruluşların müşterilerinin onay vermesi koşuluyla, Risk Merkezi ile bilgi alış-verişi sözleşmesi imzalayan özel hukuk tüzel kişileri ile kamu kurum ve kuruluşlarına kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşlarına verilecek, müşterilerin bu kuruluşlar bünyesindeki risk bilgileri Kanunun 73 üncü maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında değerlendirilir.

Risk Merkezinin kuruluşuna, faaliyetine ve çalışmasına, Risk Merkezi yönetiminin oluşumuna, toplanmasına ve karar almasına, Risk Merkezine verilen bilgilerin kapsam, biçim ve içeriğine ve bunların paylaşılmasına, paylaşılacak bilgilerin kapsam ve içeriğine, ücretlendirilmesine ve üyelerce ödenecek aidatların belirlenmesine ilişkin usul ve esaslar, Türkiye Katılım Bankaları Birliği ve finansal kuruluşların üye oldukları meslek örgütlerinin görüşü ile Kurulun ve Merkez Bankasının uygun görüşü alınarak Türkiye Bankalar Birliğince belirlenir ve Resmi Gazetede yayımlanır.

Süresinde üyeler tarafından ödenmeyen aidatlar ve komisyonlar Türkiye Bankalar Birliğince kanuni yollara başvurularak tahsil edilir.

Kurum, gerektiğinde Risk Merkezini denetler, denetime ilişkin usul ve esaslar Türkiye Bankalar Birliğinin görüşü üzerine Kurum tarafından belirlenir.

Risk Merkezi, topladığı her türlü bilgiyi, Kurum ve Merkez Bankasına istenen biçim ve sürede vermekle yükümlüdür. Ayrıca, gerçek ya da tüzel kişilerin gerekçesini belirterek risk bilgilerinin kendilerine verilmesi için yazılı talepte bulunmaları ya da kredi kuruluşları ile finansal kuruluşlar dışındaki bir özel hukuk tüzel kişisine bu nitelikteki bilgilerin verilmesi için onay verdiklerinin ispat edilmesi hâlinde bahse konu bilgiler de talepte bulunan tarafça karşılanacak belli bir ücret karşılığında verilir.

Risk Merkezinin bütün işlem ve kayıtlar gizlidir. Sır sahibinin bilgilerinin açıklanması konusunda açık rızasının bulunması durumunda belirlediği kişiye risk bilgileri verilir. Kişinin rızasına dayanan bilgilerin verilmesine ilişkin usul ve esaslar, Kurulun, Merkez Bankasının, Türkiye Katılım Bankaları Birliğinin ve Kurulun belirleyeceği kurum ve kuruluşların uygun görüşü alınarak Türkiye Bankalar Birliğince belirlenir ve Resmi Gazetede yayımlanır.

Risk Merkezi nezdinde bulunan sır niteliğindeki bilgileri, bu konuda kanunen yetkili kılınan mercilerden başkalarına açıklayanlar, hukuka aykırı olarak kendisi ya da başkası yararına kullananlar, yayanlar, verenler, aktaranlar veya ele geçirenler hakkında bu Kanunun 159 uncu madde hükümleri uygulanır. Bu fıkrada tanımlanan suçların bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, ilgili tüzel kişi hakkında Türk Ceza Kanununun tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

Risk Merkezi, bünyesindeki her türlü bilgi alışverişini bu Kanunun 73 üncü maddenin dördüncü fıkrası uyarınca en az beş banka tarafından kurulmuş şirketler aracılığı ile ve bu şirketlerle yapılacak sözleşmeler çerçevesinde de gerçekleştirebilir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 153 üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Nuri Yaman

Sırrı Sakık

Sebahat Tuncel

 

Muş

Muş

İstanbul

 

Hasip Kaplan

M. Nezir Karabaş

Fatma Kurtulan

 

Şırnak

Bitlis

Van

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ RECAİ BERBER (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Arkadaşlar, bu maddeyi kaldırın dedik çünkü IBAN var, kimlik numarası var. Bırakın onu ya, şeffaf bir Türkiye’yiz; gizli dinleme var, herkes herkesi dinliyor. Herkes herkesi dinlerken, risk grubu kimmiş, durumu neymiş, yani buna hiç gerek yok. Onun için bu maddeyi tümden çıkaralım, siz de gizli dinlemeye devam edin, varsın gitsin dedik ki, işinizi kolaylaştırdık.

Ancak ben şurada bir şey ifade edeceğim: Bunu bir kardeş olarak, bir dost olarak, bir milletvekili arkadaşınız olarak… Bu üniversite affının içine, bu “terör suçlusu hariç” tabirini niye koyuyoruz? Ben soruyu açık, dobra dobra soracağım ama. Çok açık soruyorum, lütfen beni dinleyin: Eğer 100 bin öğrencinin istikbaline mâni olacaksa, 100 bin öğrencinin… Bakın, 100 bin diyorum çünkü terör suçunun bir tanımı yok, otuz defa değişmiş. Şiir okuyan, kitap yazan, makale yazan, türkü söyleyen, halay çeken, nevroza giden, yürüyüş yapan herkes bundan hüküm giymiş. Vallahi de billahi de bu Meclisin üçte 1’i teröristtir. Başbakan dâhil. Vallahi, billahi, tallahi diyorum.

ERTEKİN ÇOLAK (Artvin) – Ne biçim konuşuyorsun!

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Ne konuşuyorsun sen ya!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Arkadaşlar, sıkıyönetimden, içinizde, ceza alanları tanıyorum ben, avukatlığını yaptım. Arkadaşlar, 12 Eylül’de yargılanan CHP’lileri tanıyorum, avukatlığını yaptım. Bana anlatmayın.

Ben size, yalnız, bir şey söyleyeceğim, bakın, ben iddia ediyorum, eğer kaygınızı taşıyorsanız, lütfen, bunu bana söyleyin, bu kaygıyı gidermek istiyorum. Ya siz dağdan birisinin, bir gencin inip üniversiteye gitmesini neden istemezsiniz? Yani şiir okumuş Sayın Başbakanın bir üniversiteye devam etmesini niye istemezsiniz arkadaşlar? Başbakan niye bir üniversite daha okumasın?

Arkadaşlar, bakın, kaygınızı anlıyorum. Size buradan bir söz veriyorum: Eğer, bu maddeyi aynen… 312’ye giriyor, 312 de 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun içinde yazıyor. Bunu da İyimaya size anlatır, çok iyi biliyorum. Bunların hepsini biliyoruz, birbirimize anlatmayalım. Yalnız, kaygınızı gidermek istiyorum. Eğer, üniversitede hırsız, tecavüzcüler, sapıklar, ihaleciler, yolsuzluk yapanlar, banka dolandıranlar, katiller, hepsi yararlanıyorsa, bir şiir okudu diye Başbakan yararlanmıyorsa ben bunun için üzülürüm arkadaşlar.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Sana ne Başbakandan.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Yapmayın, etmeyin. Bu haksızlığı Başbakana yapmayın.

AHMET YENİ (Samsun) – Sen Başbakanı boşver.

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Sen kendine bak.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bakın, size bir şey daha söyleyeceğim: Bir kitap yazdı diye, bir makale yazdı diye bir gazeteci kardeşinize, bir aydına, bir yazara, bir sanatçıya lütfen bu kapıyı bu nedenle kapatmayın veya dağdan inecek birine bu kapıyı kapatmayın. Dağdan iniyorsa, üniversite okuyorsa bu kötü bir şey mi arkadaşlar? Topluma karışmak, üniversite okumak, eğitimini artırmak kötü bir şey mi? Ama ben sizin kaygınızı anlıyorum. O gün yoktum Plan Bütçe Komisyonunda. “Eğer bu maddeyi koyarsak Abdullah Öcalan bundan yararlanıp gelip Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirecek.” dediler. Duydum. Bakın, ben size samimi olarak söylüyorum.

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Senin samimiyetin yok. Sen samimi  değilsin, hiçbir zaman samimi olmadın.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Eğer bu kaygınız varsa, açık söylüyorum muhalefet dâhil iktidara, ben avukatlara söyleyeceğim, İmralı’ya giden, ilk İmralı kosteriyle gidecek avukatlardan belge getireceğim.

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Keşke samimi olsan. Artistlik yapıyorsun burada, rol kesiyorsun, rol.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sayın Abdullah Öcalan’dan “Ben üniversite affından yararlanmıyorum, benim nedenimle 100 bin kişi de engellenmesin.” diye belge getireceğim.

BAŞKAN – Sayın Kaplan... Sayın Kaplan... Sayın Kaplan...

HASİP KAPLAN (Devamla) – Meclise getireceğim...

BAŞKAN – Sayın Kaplan...

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Sen boş ver, sen rolünü oynamaya devam et!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Belge getireceğim...

BAŞKAN – Sayın Kaplan...

HASİP KAPLAN (Devamla) – Ama 100 bin öğrencinin önünü kesmeyin...

(Mikrofon Başkan tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Kaplan...

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Sen rolünü oyna, devam et.

HASİP KAPLAN (Devamla) – “Ben üniversite affından yararlanmayacağım, benim için 100 bin kişi engellenmesin.” diye belge getireceğim.

BAŞKAN – Sayın Kaplan... Sayın Kaplan...

M. NURİ YAMAN (Muş) – Hayır, niye sözünü kesiyorsunuz?

BAŞKAN – Keserim tabii ki...

M. NURİ YAMAN (Muş) – Bitmedi süre, niye kesiyorsun?

BAŞKAN – Sayın Kaplan...

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şunu kafanıza koyun...

M. NURİ YAMAN (Muş) – Hayır, neye göre kesiyorsun?

BAŞKAN – Kesme hakkım var benim  İç Tüzük gereğince.

M. NURİ YAMAN (Muş) – Neye göre var?

BAŞKAN – Kesme gerekçesini söyleyeceğim.

M. NURİ YAMAN (Muş) – Neye göre kesiyorsun?

BAŞKAN – Sayın Kaplan, 40 bin kişinin ölümüne sebep olan bir teröriste siz burada “sayın” diyemezsiniz.

M. NURİ YAMAN (Muş) – Sana mı soracak!

BAŞKAN - Lütfen, sözlerinizi düzeltiniz. Lütfen Sayın Kaplan... (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

M. NURİ YAMAN (Muş) – Taraflı davranıyorsunuz.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sayın Başkan da sıkıyönetim savcılığı yaptı, savcılık yaptı...

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Otur yerine, otur!

HASİP KAPLAN (Devamla) – ...Kenan Evren’e her gün “sayın” diyor, darbe yapıp bu Meclisi kapatana. Ve o Kenan Evren sağcısını astı, solcusunu astı, siz ona “sayın” demeye devam edin.

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Şov yapıyorsun. Bir kere samimi ol.

(Mikrofon Başkan tarafından açıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sayın İyimaya da Kenan Evren’in avukatlığını yapıp “Sayın Kenan Evren.” diyebilir, ”Müvekkilim.” diyebilir, “Sevgili müvekkilim.” diyebilir. Size has, size... Buyurun, yapın ama biz... Benim de müvekkilim Abdullah Öcalan, ben de “sayın” diyorum. Hanginiz müvekkilinize “sayın” demez, söyler misiniz? (AK PARTİ sıralarından “Yuh olsun!” sesleri)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sana da bu yakışır zaten.

HASİP KAPLAN (Devamla) –  Böyle konuşmayın. Çeteler, darbeciler, işkenceciler, bu ülkede katliam yapanlar bu sokaklarda kahraman diye dolaşacak...

BAŞKAN – Sayın Kaplan, sizi son kez uyarıyorum.

HASİP KAPLAN (Devamla) – ...biz doğruyu konuşunca bizi uyaracaksınız. Yok öyle şey.

Bakın, gençlerin önünü tıkamayın. Üniversiteli 100 bin gencin önünü tıkamayın. 100 bin gencin önünü tıkamak eğer bu nedenle ise ben belge getireceğim.

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Taşeronluk yapıyorsun!

SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) – Başka bir malzemen yok, aynı sakızı çiğneyip duruyorsun.

HASİP KAPLAN (Devamla) – 100 bin kişinin önünü tıkamayın. Kimse bu nedenle 100 bin gencin... Bu 100 bin gencin içinde devrimci var, ülkücü var, İslamcı var, sağcı var, solcu var, 12 Eylül sıkıyönetiminde yargılanan herkes var. Yapmayın arkadaşlar.

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Senin gibi terörist de var.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Biraz sağduyu, biraz akıl, biraz izan, biraz...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) –  ...kendinize gelin diyorum. Takdir sizin. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 153 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                        Mustafa Özyürek (İstanbul) ve arkadaşları

Madde 153- 5411 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

"Risk Merkezi

Ek Madde 1- Türkiye Bankalar Birliği bünyesinde, kredi kuruluşları ile Kurulca uygun görülecek finansal kuruluşların müşterilerinin risk bilgilerini toplamak ve söz konusu bilgileri bu kuruluşlar ile gerçek veya tüzel kişilerin kendileriyle ya da onay vermeleri koşuluyla özel hukuk tüzel kişileri ile de paylaşılmasını sağlamak üzere Risk Merkezi kurulmuştur.

Kredi kuruluşları ve finansal kuruluşlar, Risk Merkezine üye olmak zorundadır. Üye kuruluşlar, Risk Merkezince istenilen, müşterileri ile ilgili her türlü bilgiyi vermekle yükümlüdür. Risk Merkezi, bu yükümlülüğe uymayanlara bilgi akışını durdurmaya yetkilidir.

Risk Merkezi, Kurumun ve Merkez Bankasının personeli arasından belirleyeceği ikişer üye dahil olmak üzere dokuz üyeden oluşan bir yönetim tarafından idare edilir. Risk Merkezi yönetimini oluşturan üyeler beş yıllık dönem için görev yapmak üzere seçilir.

Risk Merkezi yönetimi, Risk Merkezinin kuruluş amaçları doğrultusunda özel hukuk tüzel kişileri ile kamu kurum ve kuruluşlarından, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşlarından bilgi talep etmeye ve bunlarla Kurulun uygun görüşüne istinaden bilgi alış-verişine yönelik sözleşmeler imzalamaya yetkilidir. Özel hukuk tüzel kişileri ile kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları Risk Merkezi yönetimi tarafından talep edilen bilgileri vermekle yükümlüdürler. Kredi kuruluşları ile finansal kuruluşların müşterilerinin onay vermesi koşuluyla, Risk Merkezi ile bilgi alış-verişi sözleşmesi imzalayan özel hukuk tüzel kişileri ile kamu kurum ve kuruluşlarına kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşlarına verilecek, müşterilerin bu kuruluşlar bünyesindeki risk bilgileri Kanunun 73 üncü maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında değerlendirilir.

Risk Merkezinin kuruluşuna, faaliyetine ve çalışmasına, Risk Merkezi yönetiminin oluşumuna, toplanmasına ve karar almasına, Risk Merkezine verilen bilgilerin kapsam, biçim ve içeriğine ve bunların paylaşılmasına, paylaşılacak bilgilerin kapsam ve içeriğine, ücretlendirilmesine ve üyelerce ödenecek aidatların belirlenmesine ilişkin usul ve esaslar, Türkiye Katılım Bankaları Birliği ve finansal kuruluşların üye oldukları meslek örgütlerinin görüşü ile Kurulun ve Merkez Bankasının uygun görüşü alınarak Türkiye Bankalar Birliğince belirlenir ve Resmi Gazetede yayımlanır.

Süresinde üyeler tarafından ödenmeyen aidatlar ve komisyonlar Türkiye Bankalar Birliğince kanuni yollara başvurularak tahsil edilir.

Kurum, gerektiğinde Risk Merkezini denetler, denetime ilişkin usul ve esaslar Türkiye Bankalar Birliğinin görüşü üzerine Kurum tarafından belirlenir.

Risk Merkezi, topladığı her türlü bilgiyi, Kurum ve Merkez Bankasına istenen biçim ve sürede vermekle yükümlüdür. Ayrıca, gerçek ya da tüzel kişilerin gerekçesini belirterek risk bilgilerinin kendilerine verilmesi için yazılı talepte bulunmaları ya da kredi kuruluşları ile finansal kuruluşlar dışındaki bir özel hukuk tüzel kişisine bu nitelikteki bilgilerin verilmesi için onay verdiklerinin ispat edilmesi hâlinde bahse konu bilgiler de talepte bulunan tarafça karşılanacak belli bir ücret karşılığında verilir.

Risk Merkezinin bütün işlem ve kayıtları gizlidir. Sır sahibinin bilgilerinin açıklanması konusunda açık rızasının bulunması durumunda belirlediği kişiye risk bilgileri verilir. Kişinin rızasına dayanan bilgilerin verilmesine ilişkin usul ve esaslar, Kurulun, Merkez Bankasının, Türkiye Katılım Bankaları Birliğinin ve Kurulun belirleyeceği kurum ve kuruluşların uygun görüşü alınarak Türkiye Bankalar Birliğince belirlenir ve Resmi Gazetede yayımlanır.

Risk Merkezi nezdinde bulunan sır niteliğindeki bilgileri, bu konuda kanunen yetkili kılınan mercilerden başkalarına açıklayanlar, hukuka aykırı olarak kendisi ya da başkası yararına kullananlar, yayanlar, verenler, aktaranlar veya ele geçirenler hakkında bu Kanunun 159 uncu madde hükümleri uygulanır. Bu fıkrada tanımlanan suçların bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, ilgili tüzel kişi hakkında Türk Ceza Kanununun tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

Risk Merkezi, bünyesindeki her türlü bilgi alışverişini bu Kanunun 73 üncü maddenin dördüncü fıkrası uyarınca en az beş banka tarafından kurulmuş şirketler aracılığı ile ve bu şirketlerle yapılacak sözleşmeler çerçevesinde de gerçekleştirebilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ RECAİ BERBER (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddede, Türkiye Bankalar Birliği bünyesinde kurulacak Risk Merkezinin sadece kredi kuruluşları ile Kurulca uygun görülecek finansal kuruluşların müşterilerini değil kredi kuruluşları ile bütün finansal kuruluşların müşterilerini kapsaması yönünden değişiklikler yapılması önerilmektedir. Ayrıca ifade ve atıf düzeltmeleri önerilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 153. maddesinin dördüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

"Kredi kuruluşları ile Kurulca uygun görülecek finansal kuruluşların müşterilerinin onay vermesi koşuluyla, Risk Merkezi ile bilgi alış-verişi sözleşmesi imzalayan özel hukuk tüzel kişilerine, kamu kurum ve kuruluşlarına, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları ile bunların üst kuruluşlarına verilecek, müşterilerin bu kuruluşlar nezdindeki risk bilgileri Kanunun 73 üncü maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında değerlendirilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ RECAİ BERBER (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Mithat Melen konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Mithat Melen, İstanbul Milletvekili… (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Melen, önergede imzanız yok, lütfen önce imzanızı tamamlayınız.

MİTHAT MELEN (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 153’üncü madde üzerindeki değişiklik önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, bir kere “risk” kavramı çok ilginç bir kavram ve aşağı yukarı her kanunda ve özellikle finansmanla ilgili her yasada ve her yönetmelikte var. Mesela bizim Bankacılık Kanunu’muzun, yani 5411 sayılı Kanun’un 44’üncü maddesinde de var. Yani şu anda Türkiye’deki, hatta dünyada da öyle, bütün finans kurumlarında risk merkezleri var ve çok önemli bu konularda dosyalar tutuluyor, hesaplar yapılıyor, onun çeşitli yönetmelikleri var. Şimdi durup dururken -yani bunu anlamak güç- niye bu risk merkezleri -ki bankalarla da konuştuğumuzda, finans kuruluşlarıyla da konuştuğumuzda bunun gerekliliğine inanmadıklarını söylüyorlar- birdenbire tekrar bir risk merkezi ve İstanbul’da tekrar kurulacak?

Şimdi bir parça bir başka açıdan bakarsanız, aslında bilgilerin gizli kalması anayasal bir hak. Şimdi bu bilgileri buna göre, bu maddeye göre herkese dağıtacaksınız, vereceksiniz. İnsanların kişisel haklarıyla da uğraşıyorsunuz bir yerde. Yani kredi almak isteyen herhangi bir vatandaş bu bilgilerinin başka birileriyle paylaşılmasını istemeyebilir.

İkincisi, bunlar rekabete aykırı. Hakikaten serbest rekabete aykırı, ticari ahlaka da aykırı bazı bilgilerin verilmesi. Hâlbuki bu risk merkezi oturacak, bütün bunları paylaşacak. Bunun adı nedir? Riskten kaçınmak. Bunun adı nedir? Güvenlik. Peki, bu işi zaten Türkiye’de hem bankalar kendileri yapıyor, Merkez Bankası kendisi yapıyor, Bankalar Birliği yapıyor, bir de ayrıca bir kurum daha…

Yeni bir kurum ne demek? Yeni bir sürü memur demek, yeni bir sürü ek masraf demek, hatta Ankara’dan İstanbul’a taşınan bir sürü insan demek. Bakın, oturup ekonomik hesap yapsak, sizin bu yasayla İstanbul’a taşınması gereken insan sayısı, aile sayısı 10 bine varıyor. Sanki İstanbul’da her şey çok düzgün, altyapı çok iyi, su-elektrik çok iyi akıyor! İstanbul’da bir de bunların konut sorunu çıkacak mesela, bir de bu masraflarla uğraşacağız. Yani birdenbire… Ben çözemiyorum, İstanbul’a taşınınca İstanbul bir sabahleyin finans merkezi olacak ve risk merkezi sayesinde de İstanbul’da her iş doğru gidecek, bizim finansman işleri gerçekten düzene mi girecek? Bir kere bunun resmî adı dublikasyon. Yani her kurumda bir tane var, bir de bir yerde bir tane daha kurum kuruyorsunuz. Bu kurumun acaba gerçek gereği nedir yani onu da ben pek anlayamıyorum. Bunu bu maddeye koyarak, bu kanuna koyarak ve aşağı yukarı bir sayfa yeni bir tanım yaparak yeni bir üst kurum yaratmanın Türkiye’ye ne faydası var? Zaten Türkiye’de üst kurumlarla bir yönetim tarzı belirlenmeye başlandı. Mesela Enerji Bakanlığının yanında bir sürü üst kurum var enerji işleriyle uğraşan, keza Hazinenin, keza Merkez Bankasının, hep üst kurumlar. Bu üst kurumlar ne işe yarayacak acaba? Bazıları belki yarıyor ama üst kurum sayısını bu kadar artırmak Ankara’nın yetkisini yani hükûmetin yetkisini de bir parça elinden almıyor mu? Bir kere ekonomi yönetiminde tek başlılık çok önemli. Ekonomi yönetimindeki tek başlılığı piyasa ekonomisi adına bence bozuyorsunuz çünkü, mesela, kim şimdi ekonominin patronu, çok karışık. SPK mı, Hazine mi, Merkez Bankası mı, belli değil.

Bankalar… Bankalar Birliği var, SPK var… İşler gittikçe daha beter karışıyor ve gittikçe karıştığı zaman… Bir de, bu arada, gerçekten, herkesi de şüpheli şahıs görmemek lazım, düzgün bir sürü insan var, düzgün bir sürü müdebbir tüccar var, iş adamı var. Onların sırlarını da açıkça birbirinizle paylaşınca belki rekabet bozulacak, belki de… Biraz daha derine bakarsak bunun Avrupa Birliği yasalarıyla uyumlu olduğunu da zannetmiyorum, bunu incelemek lazım ama orada da bir uyumsuzluk başlayacak ve oradan da biz yine sıkıntıya gireceğiz. Hatta, bu maddenin değil değişiklik tümüyle kaldırılması ve bu kurumun ortadan kaldırılması gerektiğine inanıyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.42

 ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.57

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Murat ÖZKAN (Giresun)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

606 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

154’üncü maddeye bağlı geçici 28’inci madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 154. maddesine bağlı Geçici madde 28’in sonuna aşağıdaki iki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Günal

Erkan Akçay

Oktay Vural

 

Antalya

Manisa

İzmir

 

Emin Haluk Ayhan

Mustafa Kalaycı

Recep Taner

 

Denizli

Konya

Aydın

Ödeme tarihi 31.01.2011 tarihinden önce olup da, kullandığı nakdi ve gayri nakdi kredinin ödemelerini aksatan gerçek ve tüzel kişilerin, ticari faaliyette bulunan ve bulunmayan gerçek kişilerin ve kredi müşterilerinin karşılıksız çıkan çek, protesto edilmiş senet, kredi kartı ve diğer kredi borçlarına ilişkin kayıtları, söz konusu borçların daha önce veya 31 Temmuz 2011 tarihine kadar ödenmesi veya yeniden yapılandırılması hâlinde borcun tamamının ödenmesini müteakiben Merkez Bankası nezdindeki Risk Merkezinde ve Kredi Kayıt Bürosu A.Ş.'de bulunan kayıtlardan başvuru aranmaksızın silinir.

Kayıtların silinmesinden sonra, bankalar, finansal kiralama şirketleri, faktoring şirketleri ve tüketici finansman şirketlerince yapılacak kredilendirme, çek karnesi verilmesi ve diğer işlemlerde silinmiş kayıtlar dikkate alınmaz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" nın 154 üncü maddesi ile 5411 sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 28'in aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mustafa Özyürek

Harun Öztürk

Enis Tütüncü

 

İstanbul

İzmir

Tekirdağ

 

Şevket Köse

Akif Ekici

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

 

Adıyaman

Gaziantep

Malatya

"Geçici Madde 28- Risk Merkezinin çalışma usul ve esasları bu maddenin yayımı tarihinden itibaren en geç alta ay içinde bu Kanunun ek 1 inci maddesinin beşinci ve dokuzuncu fıkralarında belirtilen usul çerçevesinde Türkiye Bankalar Birliğince belirlenir.

Bu Kanuna göre kurulan Risk Merkezi faaliyete geçinceye kadar, Merkez Bankası bünyesinde bulunan Risk Merkezi, 14/1/1970 tarihli ve 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununun yürürlükten kaldırılan 44 üncü maddesi hükümleri uyarınca faaliyetlerini yürütür.

Merkez Bankası bünyesindeki Risk Merkezi bilgileri, bu Kanuna göre kurulan Risk Merkezine aktarılır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 154 üncü maddesine bağlı Geçici 28. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Nuri Yaman

Sırrı Sakık

Sebahat Tuncel

 

 

Muş

Muş

İstanbul

 

 

 

M. Nezir Karabaş

 

Hasip Kaplan

 

 

Bitlis

 

Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

Önerge üzerinde söz isteyen Sırrı Sakık, Muş Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Sayın Başkan, ben tutumunuzla ilgili birkaç şey söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Sakık, bir saniye. Tutumumla ilgili söz isteyecekseniz onu ayrı konuşursunuz. Lütfen, İç Tüzük gereği konudan ayrılmayın, önerge üzerinde konuşun.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Lütfen, ne konuşacağımızı siz oradan tayin edemezsiniz. Tarafsız olmalısınız.

BAŞKAN – Önerge üzerinde konuşun lütfen.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Biz önerge üzerinde de konuşuruz, şu anda konuşmamı da engelleyemezsiniz…

BAŞKAN – Usul tartışması açılsın o zaman Sayın Sakık.

M. NURİ YAMAN (Muş) – O takdiri de ona bıraksaydınız.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Gücünüz yetiyorsa engelleyiniz o zaman.

BAŞKAN – Hayır, güç meselesi değil. Burada…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Değil. Peki, ne yapmamız lazım?

BAŞKAN – Size istediğiniz…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sizden onay mı almamız lazım? Çıkıp burada sizin ne istediğinizi mi söylememiz gerekir?

BAŞKAN – Sayın Sakık, benim her istediğimi…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bize, irademize…

BAŞKAN – Sayın Sakık, benim istediğim gibi konuşacak değilsiniz, öyle bir şey söylemiyorum…

SIRRI SAKIK (Devamla) – …Sayın Başkan, irademize saygı göstereceksiniz.

BAŞKAN – …İç Tüzük neyi gerektiriyorsa onu konuşacaksınız.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bakın, burada gerçekten hepimiz birbirimizin değerlerine saygı göstermeliyiz. Burada arkadaşlarımız zaman zaman çıkıp konuşuyorlar. Sizin hoşunuza gitmeyen sözcükler sarf etmiş olabilirler, siz de eleştirebilirsiniz ama emir kipleriyle bizi tehdit etmeye hiç kimsenin gücü yetmez, bunu herkes böyle bilsin.

Hele hele geçen gün burada gruplar adına konuşmalar yapılırken Cumhuriyet Halk Partisi grup sözcüsü çıkıp “Bizim sabrımızı taşırıyorsunuz, biz kendimizi zor tutuyoruz…” Zor tutmazsanız ne olur Allah aşkına, ne olur! Yani siz bizim beynimizin, bedenimizin efendisi misiniz! Yani sizin gibi mi konuşmalıyız! Yani size tabi mi olmamız lazım!

Biraz önce arkadaşımız söyledi. Bu af yasasında, siz bir halkı bir bütün olarak terörist ilan ettiniz. 3713 sayılı Yasa Terörle Mücadele Yasası’dır. Buradan ben de mahkûm oldum, ben de teröristim. Ben buradan alınıp götürüldüm, bu Yasa’dan mahkûm oldum, düşünce suçundan mahkûm oldum ama sonra, geldim bu Parlamentoda Vekilim ama Kürt çocukları buradan mahkûm olursa üniversiteye başlayamazlar. Böyle bir adalet olur mu? Kürt çocukları, hepimiz bundan mahkûm olmuşuz, bu ülkenin ayıbıdır. Yediden yetmişe, kadınıyla, genciyle, erkeğiyle, bir bütün olarak bu Yasa’dan mahkûm olmuşuz. Asıl, bu Yasa bu ülkenin yüz karasıdır. Bu Yasa’nın değiştirilmesi gerekirken, buna hep birlikte bir birlik oluşturmamız gerekirken arkadaşımız çıkıyor, bir şey söylüyor, kıyametler kopuyor. “Efendim, siz 40 bin kişinin katiline böyle diyemezsiniz.” diyor. Peki, siz bizim beynimizin, bedenimizin efendisi misiniz? Bizim değerlerimiz yok mudur? Biz, evet, Türkiye halkının değerlerini biliyoruz, bunlara saygı duyuyoruz ama Kürtlerin de değerleri var. Bizi sizden farklı kılan şey de… Bakın, siz “Terörist” diyorsunuz, biz “Terörist” demiyoruz. Niye? Bizim çocuklarımız ve kardeşlerimizdir. Kürt sorunu bir terör sorunu değil; bir hak, hukuk, adalet sorunudur, bunu böyle algılamalısınız. Sizin “Terörist” dediğiniz insanlarla devlet belki şu anda, şu saat orada görüşmeler yapıyor ama bu, sorunu çözmüyor ki! Otuz yıl “Terörist” dediniz, otuz yıl terörle mücadele yasalarını hayata geçirdiniz ve otuz yıldır acı dolu yıllar yaşadık. Şimdi, yaralarımızı sarma zamanıdır. Bizim ne kadar dilimize dikkat etmemiz gerekiyorsa sizlerin de dilinize dikkat etmeniz gerekir çünkü birlikte yaşayacaksak birbirimizin değerlerine saygı göstermeliyiz ama birilerinin değerine saygı, birilerinin değerlerine de hakaret etme hakkını hiç kimse size vermez ve biz de buna müsaade etmeyiz. Bedeli ne olursa olsun biz zorun, zulmün önünde emin olunuz ki boyun eğmeyiz, bizim geliş nedenimiz de budur, bu halkı özgürleştirmektir, bu halkın sorunlarına sahip çıkmaktır ve siz…

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Bu halk özgür. Özgür bu halk, hiçbir sıkıntısı yok.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bu sizin sorununuz, sizi muhatap almıyorum zaten. Sorunlardan…

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) - Halkın hiçbir sıkıntısı yok. Özgür, özgür… Hiç…

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın…

M. NURİ YAMAN (Muş) – Dili özgür mü?

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Özgür, özgür…

BAŞKAN – Sayın Milletvekili…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, hiçbir şey bilmiyorsanız…

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Tek vatan var, tek bayrak var. Bu kadar…

BAŞKAN – Sayın Tüzmen, lütfen…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bir düşünür diyor ki: “Eğer hiçbir şey bilmiyorsanız haddinizi bileceksiniz.” Bu konularda düşünceniz yoksa, bir fikir üretmiyorsanız hiç olmazsa susun, oturun, konuşmayın. Konuşmamak da bir erdemdir ama böyle afaki şeyler “tek bayrak, tek millet” bilmem ne…

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Yanlış mı?

SIRRI SAKIK (Devamla) - Bu teklikler artık tarihin çöplüğüne atıldı ama biz, tek millete…

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Yanlış mı?

SIRRI SAKIK (Devamla) - Bakın, bütün kürsüde hep şunu söyleriz…

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Bu vatan bizim vatanımız, hepimizin vatanı. Bu vatan ortaklık kabul etmez öyle.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Bizim vatanın tekliğine bir itirazımız yoktur, bayrağın tekliğine itirazımız yoktur ama hepimiz…

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Lafların arasına sıkıştıracaksın, sıkıştıracaksın, burada konuşacaksın. Yok öyle, bir yere kadar. O kadar uzun boylu değil.

SIRRI SAKIK (Devamla) - …farklı halklardan oluşuyoruz. Ben Türk kimliğine ne kadar saygı gösteriyorsam sizin de Kürt kimliğine saygı göstermeniz lazım.

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) - Biz milletimize saygı gösteriyoruz, o kadar.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Diğer halkların kimliğine, diline, kültürüne saygı göstereceksiniz.

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) - Milletimiz birdir, burada ayrımcılık yapmaya, bölücülük yapmaya çalışma.

SIRRI SAKIK (Devamla) - O senin sorunundur.

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Samimi ol be! Samimi ol, samimi!

SIRRI SAKIK (Devamla) - Zaten yani dar alanlarda siyaset yaparak yeniden mesaj vermeye çalışıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Samimi olun, samimi!

SIRRI SAKIK (Devamla) - Sayın Başkan, bakın, uzun süredir konuşamıyorum, lütfen…

BAŞKAN – Genel Kurula hitap edin Sayın Sakık, karşılıklı konuşmak zorunda değilsiniz, lütfen…

M. NURİ YAMAN (Muş) – Ama siz de oradan seyirle geçiriyorsunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Usul tartışması açacağız Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, bir saniye… Siz oturun lütfen.

M. NURİ YAMAN (Muş) – Niye müdahale etmiyorsunuz?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Başkanlık tutumu hakkında usul tartışması açacağım.

BAŞKAN - Buyurun.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

Sevgili arkadaşlar, bu hamasi nutuklar bu ülkenin sorunlarını çözmüyor. Bu hamasi nutuklarla bu ülke…

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Hamasi nutku sen atıyorsun burada.

BAŞKAN – Sayın Tüzmen, lütfen…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ben hamasi nutuk atmıyorum…

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Sen atıyorsun.

SIRRI SAKIK (Devamla) - …ben bedeli ödenecek şeyler söylüyorum. Yüreğiniz varsa bunları söyleyin.

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Bizim yüreğimiz var.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Biz burada, bakın, bu ülkede bedel ödeyerek buralara kadar geldik. Nereden, nasıl geldiğimizi siz çok iyi bilirsiniz, çok iyi tanırsınız.

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Bu ülke ödedi, herkes ödedi o bedeli, herkes.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Biz daha çok ödüyoruz, zaten…

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Yok öyle…

SIRRI SAKIK (Devamla) - Keşke ödeyebilseydiniz, keşke o yürekliliği göstermiş olsaydınız. Zaten birlikte, gelin, bedel ödeyelim, bu sorunları çözelim.

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) - Şu anda bile sen konuştukça şurada bedel ödüyoruz biliyor musun?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Neyin bedelini ödüyorsun?

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – İşte bunu dinlemenin bedelini ödüyoruz.

BAŞKAN – Sayın Sakık, lütfen, karşılıklı… Genel Kurula hitap edin.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – O kürsüyü dinleyeceksin, o halkın kürsüsü.

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Sen artistlik yapma!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sizin zorunuza gidiyor değil mi? (Gürültüler)

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, ne söyleyeyim, ne diyeyim?

Şimdi, bakın, bir kahvede oturur gibi oturmuş, ayaklarını üst üste atmış, şimdi buna ne söylenir Allah aşkına, ne söylenir? (Gürültüler)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu kürsü halkın kürsüsü, milletin iradesi, onu da mı susturacaksınız?

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Senin ne olduğunu biliyoruz. Herkesin ne olduğunu herkes biliyor.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Gücünüz yeter mi o kürsüyü susturmaya?

SIRRI SAKIK (Devamla) - Şimdi, seçimler yaklaşmış, Sayın Arkadaşımız buradan nemalanmaya çalışıyor. Bize vurarak acaba bir yerlere gelebilir miyiz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, niye müdahale etmiyorsunuz?

BAŞKAN – Lütfen Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Niye müdahale etmiyorsunuz?

AHMET YENİ (Samsun) – Ya, daha çok konuşuyor.

BAŞKAN - Niye müdahale etmediğimi sizden mi soracağım Sayın Kaplan? Ben dört beş…

AHMET YENİ (Samsun) – Esas size müdahale etmesi lazım.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hakaret ediyor.

BAŞKAN - Sayın Kaplan, lütfen bu tavrınızı bırakın.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, Mecliste oturmanın…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – 63’e göre, tutumunuz hakkında usul tartışması açacağım.

BAŞKAN – Açarım ben Sayın Kaplan, ama kurallar içerisinde…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Tüzmen, Mecliste oturmanın bir adabı vardır, köy kahvesinde oturur gibi oturuyorsunuz. (Gürültüler)

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Onu siz yapıyorsunuz!

BAŞKAN – Burada tehditvari sözlerle hiçbir yere varamazsınız.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Böyle konuşamazsınız…

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Sen ona karar veremezsin koçum, biz biliriz bu işleri.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sizinle hayatın her alanında, her platformunda tartışmaya hazırız.

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – İşine bak!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, biz burada esir değiliz, bize bu haksızlığı yapamazsınız. (Gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen oturur musunuz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bize bu haksızlığı yapamazsınız. Kürsüye çıkıyoruz, ya siz bizi azarlıyorsunuz ya da oradan paralı askerleriniz azarlıyor, buna hakkınız yok.

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Paralı asker sizsiniz!

BAŞKAN – Sayın Sakık, sizi azarlayan yok, siz önce şu kafanızın içerisindeki ayrımcılığı, bölücülüğü ve bölgeciliği bir kaldırın.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz yapıyorsunuz deminden beri Başkanım!

BAŞKAN – Buraya her çıktığınızda Kürt’ten bahsediyorsunuz, Kürt halkından bahsediyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz yapıyorsunuz!

BAŞKAN – Türkiye’deki Kürt meselesi size bırakılacak kadar basit bir mesele değil.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın Sayın Başkan, biz ayrımcı değiliz, biz bölücü değiliz.

BAŞKAN – Bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin meselesi, Türk Hükûmetinin meselesi, tüm partilerin meselesi, tüm anayasal kuruluşların meselesi. Bu mesele çözülecek ama halkın oyuyla buraya gelip de bölücülük yapmakla, ayrımcılık yapmakla bu mesele çözülmez.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, neresi bölücülük, neresi ayrımcılık söyleyin?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, böyle konuşamazsınız.

BAŞKAN – Tehditvari sözlerle hiçbir yere varamazsınız.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Böyle konuşamazsınız Sayın Başkan. Usul tartışması açın lütfen.

BAŞKAN – Demokrasi, kurallar ve kurumlar rejimidir. Bu kurallara uymak zorundasınız.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, 63’e göre usul tartışması açın!

BAŞKAN – Yemini yaptığınız 81’inci maddeye uymak zorundasınız, Anayasa’ya uymak zorundasınız Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Biz Anayasa’ya uymak zorundayız. Ne yaptığımızı da biz…(Gürültüler)

BAŞKAN – Daha ne istiyorsunuz? Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ferdi olarak burada gelip her istediğinizi söylüyorsunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, böyle konuşamazsınız!

BAŞKAN – Konuşurum tabii ki.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – 63’e göre usul tartışması açın!

BAŞKAN – Açarız, oturun siz, açarım.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Orası yönetme yeri Sayın Başkan, böyle konuşamazsınız orada.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, benim burada ne konuşacağımı bana böyle işaret edemezsiniz. (Gürültüler)

BAŞKAN – Siz oturun lütfen Sayın Sakık.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Orası yönetme yeri, böyle konuşamazsınız orada.

BAŞKAN – Lütfen oturur musunuz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Burada benim nasıl konuşacağıma ben karar veririm, siz karar veremezsiniz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Orası yönetme yeri, böyle konuşamazsınız orada!

BAŞKAN – Lütfen oturun.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Burada neyi konuşacağıma ben karar veririm.

BAŞKAN – Burada kimin oturacağına ben karar veririm Sayın Sakık. Lütfen oturun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – AKP’li değilsiniz orada. 63’e göre tartışma açılmasını istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buradaki Başkan Vekili karar verir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – 63’e göre usul tartışması açın Sayın Başkan.

BAŞKAN – Açacağım, bir dakika… Oturun siz yerinize.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Evet.

BAŞKAN – Kurallara uyarak sözünüzü isteyin, açacağım ben tartışmayı. Oturun lütfen.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Söz istiyorum, 63’e göre usul tartışması açın.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ben talep ediyorum. Burada, Başkanlık Divanında oturuyorsunuz ama AKP’li gibi davranıyorsunuz. Oysaki Başkanın tutumu tarafsız olmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, Başkanlık Divanı tarafsız, her isteyene söz veriyor. Ama burada, geçmişte devletin görevlilerinin veya kurumların yaptığı yanlışları bahane ederek kimseyi tahakküm altına almazsınız.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – O kürsünün dokunulmazlığı var. O kürsüde, işinize gelmeyecek, hesabınıza gelmeyecek her şey konuşulur.

BAŞKAN – Buyurun, açıyorum.

Üç dakika süre veriyorum.

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Başkanın, kürsüde konuşan hatibin sözünü kesmesinin İç Tüzük’e uygun olup olmadığı hakkında

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lehte, Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lehe mi, aleyhe mi?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lehte, Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Lehte, Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lehe mi istediniz, aleyhe mi sözü?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sizin aleyhinizde konuşacağım, Başkanlık Divanının.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lehte, Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ben aleyhte istiyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Lehte…

BAŞKAN – Yazacağım, bir saniye…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, lehte…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, lehte…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Tespit ediyor musunuz?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz halkın özgür iradesi, annesinin ak sütü gibi helal oylarıyla seçildik ve sizler gibi bu Meclise geldik. Biz buraya geldiğimiz zaman, bize oy verenlerin hepsinin oyu sizi seçen oylar kadar eşit ve kardeştir. Bunu bir kere kabul edeceksiniz.

İkincisi: Burada çoğunluk olmak -çoğunluk hukukunu- dikta rejimi özlemi içinde, Meclisi bir dikta ve totaliter anlayışla yönetmek demek değil. Sayın Başkan, bir önceki önergede konuşurken ben bu kürsüde, benim mikrofonumu kapatıyor. Bu, halkın kürsüsü. Bu halkın bana verdiği bu kürsüyü hangi anlayışla, hangi hakla düğmesine basıp kapatıyor? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 66’ncı maddesinin verdiği yetkiyle kapatıyorum.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bakın, burada kendisi savcılık görevinden gelmiş, hâlâ kendisini sıkıyönetim savcısı bir AKP’li zannediyor. Yapamazsın Başkanım. Tarafsızlığı sağlayamıyorsunuz, burada sataşma oluyor, burada hakaret ediyor sizin partilileriniz, siz onlara söz söylemiyorsunuz, muhalefeti susturmaya çalışıyorsunuz. Böyle bir anlayışı…

AHMET YENİ (Samsun) – Millete hakaret ediyorsunuz, millete!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Böyle bir anlayışla yönetmek Meclisi, milletin iradesine saygısızlıktır. Kenan Evren gelip bu kürsüyü susturabilmiş. Kenan Evren’in üstüne, halkımızın bize verdiği güçle geldik bu kürsüye. Kenan Evren bu Meclisi kapattı. Kenan Evren darbe yaptı, apoletleriyle buraya oturdu, Kenan Evren geldi bu halkın kürsüsünü susturdu, bu kürsünün özgürlüğünü kıstı.

Benim özgürlüğüm halkımın özgürlüğüdür, benim iradem halkımın iradesidir. Ben o güçle geldim buraya.

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Sen özgür olmasan burada konuşabilir misin ya? Özgür olmasan burada, bu kürsüde konuşabilir misin?

AYLA AKAT ATA (Batman) – Siz mi tanıyorsunuz o özgürlüğü bize?

HASİP KAPLAN (Devamla) - Sakın ola ki keyfî yönetiminizle, dikta yönetiminizle, tarafgir anlayışınızla bu Başkanlık Divanınızı yürütemezsiniz.

Sayın Başkan, üç defadır uyarıyoruz ama siz bildiğinizi okuyorsunuz. Sizi istifaya davet ediyorum! Erdemli olsanız…

BAŞKAN – Elinizi indirin Sayın Kaplan!

HASİP KAPLAN (Devamla) – …istifa edersiniz, erdemli olsanız bu kürsünün düğmesini kapatmazsınız!

BAŞKAN – Sizin isteme hakkınız da yok! Hududunuzu ve haddinizi bilin!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Erdemli olsanız halkın kürsüsünü susturmazsınız, erdemli olsanız bizi susturmazsınız!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YENİ (Samsun) – Bizim Başkanımız erdemlidir.

M. NURİ YAMAN (Muş) – Erdemli Mersin’de. Mersin’de “Erdemli” diye bir yer var;  o, Pınarbaşılı.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Tarafsızlık bunu gerektiriyor. Sizi istifaya davet ediyorum. İstifaya davet ediyorum, erdemliliğe, sağduyuya davet ediyorum! (AK PARTİ sıralarından “Haydi oradan!” sesleri)

BAŞKAN – Lütfen oturun Sayın Kaplan!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Halkın sesini susturamazsınız, bunu böyle bilin!

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen oturun!

MUSTAFA KABAKCI (Konya) – Nezaketli ol.

BAŞKAN – Ben, İç Tüzük’ün bana verdiği yetkiye dayanarak…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hangi yetkiyle kapatıyorsunuz?

BAŞKAN – Lütfen oturun! Konuştunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hangi yetkiye göre?

BAŞKAN – 66’ncı madde, açıp okuyun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz de hukukçusunuz, ben de hukukçuyum. Okuyun bakayım, okuyun, hangisi?

AHMET YENİ (Samsun) – Bağırma be Başkana!

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Otur yerine!

BAŞKAN – Şu hareketiniz bile yeterli. Oturun lütfen!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Okuyun! Hangisi, okuyun!

BAŞKAN – Lütfen Sayın Kaplan!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kürsüyü nasıl susturursunuz!

BAŞKAN – Oturun lütfen!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Nasıl susturursunuz kürsüyü Başkan! İç Tüzük’ün hangi maddesine göre kapatıyorsunuz Başkan, hangi maddeye göre?

BAŞKAN – Ben, İç Tüzük’ün bana verdiği yetkiyle, 66’ncı madde gereği sustururum!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sizin bu keyfîliğinizi, sizin bu otoriterliğinizi… Burası Meclis kürsüsü, sıkıyönetim mahkemesi değil! (AK PARTİ sıralarından “Bağırma!” sesleri, gürültüler)

BAŞKAN – Onu siz takdir edecek değilsiniz!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, burası Meclis kürsüsü, sıkıyönetim mahkemesi salonu değil! Sıkıyönetim mahkemesi salonunda savcılık yaparken böyle yüksekte oturmuyorsunuz!

BAŞKAN – Lütfen oturun!

Lehte Sayın Canikli, Sayın Şandır ve Sayın Hamzaçebi söz istemişlerdir ancak 3 kişi istediği için Sayın Hamzaçebi vazgeçmişlerdir.

Buyurun Sayın Canikli.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, biz daha önce söz istemiştik ama… “Evet” demiştiniz.

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Canikli.

Sayın Sakık, her tavrınız böyle. Burada yazılı ama aleyhte istediğiniz için…

SIRRI SAKIK (Muş) – Neden tavrımız bu?

BAŞKAN – Bir saniye, izahını bir yapayım.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ben size medeni bir şekilde söylüyorum.

BAŞKAN – Ben de izahını yapıyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Her seferinde böyle niye yorumluyorsunuz!

BAŞKAN – Ama her zaman böyle yapıyorsunuz.

Bir aleyhte, bir lehte söz veriyoruz, bunu biliyorsunuz.

SIRRI SAKIK (Muş) – İlk bağıran bendim Hasip’ten sonra.

BAŞKAN – Sayın Sakık, izahını yaptım. Lehte söz isteyenlere söz veriyorum, biri aleyhte, biri lehte. Bu kuralı biliyorsunuz her zaman için.

SIRRI SAKIK (Muş) – Siz “Aleyhte mi?” dediniz, “Evet” dedim.

BAŞKAN – Aleyhte konuşacaksınız, lehte birisi konuştuktan sonra.

SIRRI SAKIK (Muş) – Tamam, sorun bu kadar.

BAŞKAN – Ama her şeye itiraz edilmez ki. Onu söylüyorum.

Buyurun Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, herkes, özellikle bu kutsal çatı altında görev yapan ve Anayasa’ya, bu milletin birliğine, beraberliğine bağlılık yemini etmiş olan herkes, bu milletin birliğine, ülkenin bütünlüğüne saygı duyacaktır; resmî diline saygı duyacaktır; bu milletin kendisine saygı duyacaktır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – En başta siz! En başta siz duyacaksınız!

AYLA AKAT ATA (Batman) – Ne biçim konuşma ya!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Eğer bunu yapmıyorsa önce millete ihanet ediyor, kendisine ihanet ediyor, haksızlık ediyor bu millete. Çünkü eğer biraz yüreğiniz varsa, biraz samimiyetiniz varsa gelip yeminini ettiğiniz o kurallara uymak zorundasınız. Sizi samimiyete davet ediyorum…

 HASİP KAPLAN (Şırnak) – Biz sizi davet ediyoruz.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Ayıptır ya!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …sizi ahlaka davet ediyorum, sizi ahlaklı olmaya davet ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, BDP sıralarından gürültüler) Milletin vekiline “paralı asker” diyecek kadar küçülemezsiniz, aşağılamazsınız…

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …çukura düşemezsiniz. Böyle rezalet olamaz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ne diyorsun sen!

BAŞKAN – Lütfen Sayın Kaplan, oturun lütfen. Lütfen oturun. Söz vereceğim, lütfen oturun.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bu milletin kutsal çatısı altında milletin vekiline hakaret edemezsiniz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ne diyorsun sen! (BDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Şimdiye kadar… Lütfen oturun.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ben ne söylediğimi biliyorum. (BDP sıralarından gürültüler)

M. NURİ YAMAN (Muş) – Sen ne biliyorsun be!

SIRRI SAKIK (Muş) – Sen aşağılık durumdasın! Sen aşağılıksın! 50 kez aşağılıksın sen!

BAŞKAN – Sayın Sakık, lütfen…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Terörden bahsediyorsun… Barıştan bahsediyorsun, terör düşmüyor ağzından.

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum sayın milletvekilleri.

Kapanma Saati : 18.17

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.40

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.41

 

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih METİN (Bolu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri, önceki oturumda yaşananlar üzerine siyasi parti grup başkan vekillerimizin bir açıklama talebi olmuştur. Kendilerine sırasıyla söz vereceğim.

Buyurun Sayın Mustafa Elitaş, Kayseri Milletvekili.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, usul tartışması sırasında yaşanan gerginlik nedeniyle açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce oturum devam ederken milletvekili arkadaşlarımıza, bu kürsüden yaptıkları hitap çerçevesi içerisinde, siyasi parti grubumuzdan bazı milletvekili arkadaşlarımızın -tüm gruplardan da olmak üzere- hatibe farklı şekilde, konunun ve milletvekilliğinin, Anayasa’ya ettiğimiz yemin çerçevesinde konuşmaları şeklinde uyarıları ortaya çıktı. Ama bu süreç içerisinde baktığımızda, ben olaylar vuku bulduğu anda Parlamentoda değildim televizyonda izleme imkânı buldum, bizim Grup Başkan Vekili Arkadaşımızın konuşması sırasında ortaya çıkan ve başka bir muhalefet partisinin milletvekilinin bu konuya itirazı üzerine Meclis Başkanımız Parlamentoya ara vermek mecburiyetinde kaldı.

Değerli arkadaşlar, bir kısmımız dokuz yıla yakındır milletvekilliği görevimizi yapıyoruz, bir kısmımız daha uzun süreli milletvekilliği görevlerimize devam ediyoruz, en az üç buçuk yıllık milletvekili olan arkadaşlarımız var. Bugüne kadarki geçen süreç içerisinde iyi konuşmalarımız oldu, kötü konuşmalarımız oldu, eleştiriler oldu ama hakarete varan, hakaret olup hem bir grubu hem de milletvekillerini itham altında bırakan, töhmet altında bırakan konuşmalar genellikle olmadı.

Anayasa’yı beğensek de beğenmesek de, şu andaki yürürlükteki olan 1982 Anayasası değişene kadar, değiştirilinceye kadar hepimiz uymak mecburiyetindeyiz, o Anayasa’ya sadakatte yemin ettik. Değiştirdiğimiz takdirde, halkımızın iradesiyle değiştiği takdirde, Parlamentonun iradesiyle değiştiği takdirde biz bu Anayasa’ya uymak mecburiyetindeyiz.

O anlamda hem Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekillerinin birbirlerini itham etmelerini, 74 milyon insanın temsilcisi olan 50 milyon seçmenin oylarıyla seçilen milletvekillerine herkesin sabır ve tahammül etmesini, aynı zamanda her bir siyasi parti grubunun temsil ettiği kitleye saygıdan dolayı konuşmalarımızı temsil ettiğimiz yüce milletin karakterine uygun şekilde yapmak sadece bu ülkeyi, bölgeleri değil bu ülkede yaşayan 74 milyon insanın kardeşliğini pekiştirecek, ayrışmayı değil birlikteliğini hatırlatacak ve birlikteliğini bir araya getirip bin yıldır beraber olduğumuz bu birlikteliği dünyanın sonuna kadar devam ettirecek şekilde konuşmalarımıza devam etmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Bu vesileyle, Değerli Başkanımız bu konuşmayı, bu fırsatı bize verdiğinden, bu süreçten sonra da uyumlu ve anlayışlı bir şekilde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın Başkanım, bir cümle söyleyip bitireceğim, süre verirseniz…

…geçeceğini ümit ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elitaş.

Akif Hamzaçebi, Trabzon Milletvekili.

Buyurun Sayın Hamzaçebi.

5.- Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, usul tartışması sırasında yaşanan gerginlik nedeniyle açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üç haftadır devam etmekte olan torba yasa tasarısına ilişkin görüşmelerin akşam saatlerindeki oturumunun bir tartışma ortamına dönüşmüş olmasından eminim hepimiz üzüldük.

Demokrasi, farklılıklarımızın özgürce ifade edilebildiği, özgürce yaşandığı ve yine bu farklılıklar arasında en geniş uzlaşmanın arandığı rejimin adıdır. Sorun, birbirimizle iletişim kurma, farklılıklarımızı muhafaza ederek ortak bir yaşamı başarma, ortak bir yaşamı gerçekleştirme sorunudur. Başarmamız gereken budur. Farklılıklarımızı, bu farklılığın ötesine taşımak, bir ayrışmanın veya tartışmanın, derin tartışmaların unsuru olarak görmek doğru değil, bunlar bize zaman kaybettirir.

Yine, demokrasi, sivil toplumun en güçlü olduğu rejimin adıdır. İleri demokrasilerde, gelişmiş demokrasilerde sivil toplum son derece güçlüdür. Sivil toplum iknaya dayanır, sivil toplum uzlaşmaya dayanır. Sivil toplum karşısında devlet vardır, devletin güçleri vardır. Devletin gücünü hissettirmeye kalkıştığı yerde yani daha doğrusu sivil toplumu dikkate almadığı yerde demokrasi zayıflar. Biz, buradaki görüşmelerde sadece kendi siyasal tabanımızı, bizim partilerimize oy veren, kendi siyasi partilerimize oy veren vatandaşlarımızı değil bütün toplumu ikna etmenin çabası içinde olmalıyız veya toplumun çok geniş bir kesimini ikna etmenin çabası içinde olmalıyız. Vatandaşlarımız bizi izliyor, başarmamız gereken, yapmamız gereken budur. Bunu yaparsak demokrasi kazanır, Türkiye kazanır. Aksi takdirde belki çok sınırlı kesimler bu tartışmalardan, bu tip görüşmelerden mutlu olabilir ama toplumun çok büyük bir kısmının bu tip tartışmalardan mutlu olmadığını düşünüyorum. Umuyorum ki Türkiye Büyük Millet Meclisi bunu başaracaktır, bunu başaracak kadrolar buradadır.

Bütün milletvekillerimiz milletin oylarıyla buraya gelmiştir, milletin temsilcileridir. Hiçbir temsilcinin, hiçbir milletvekilinin diğerine kıyasla bir üstünlüğü yoktur, hepimiz vatandaşı temsil ediyoruz. Vatandaşımız da bizi izliyor, biz de vatandaşlarımızı burada ikna etmek zorundayız. Ne kadar ikna edersek demokrasiyi o kadar daha ileriye taşımış oluruz.

Ben bu düşüncelerimi ifade ederek sözlerimi sonlandırıyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)

6.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, usul tartışması sırasında yaşanan gerginlik nedeniyle açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim Değerli Başkan.

Değerli milletvekilleri, gerçekten biraz önce burada hoş olmayan, kabul edilemez, bize yakışmaz, ülkemize yakışmaz olaylar yaşandı. Bu olayları yok saymak doğru değil. Bu olayların tedbir alınmazsa geleceğini öngörmek lazım. Ayrıca, burada biz kavga yaparsak sokağın ne duruma geleceğini de bilmemiz gerekir. Bir seçim öncesinde bu milleti germemek ve milletin duygularını dikkate almak gerekiyor. Onun için biraz önce yaşanan olaylar bizim açımızdan kabul edilemez olaylardır, asla tasvip edilemez olaylardır.

Değerli milletvekilleri, arkadaşlarımın da ifade ettiği gibi, eğer biz birlikte bir görev yapıyorsak, birlikte bir iş yapıyorsak ortak zeminimizi güçlendirmemiz lazım. Farklılıklarımız olabilir, duygularımız, düşüncelerimiz, siyasetimiz, heveslerimiz, hesaplarımız farklı olacaktır ama eğer birlikte bir görev yapıyorsak bu görevin sorumluluğunda ortak paydalarımızı güçlendirmemiz lazım. Öncelikle, medeni insanlar olarak birbirimize karşı saygılı olmak mecburiyetindeyiz, sevgi mecburi değil ama saygı bir mecburiyet olmalı, hoşgörü, tahammül ve gerçekten birbirimizi de iyi anlamamız lazım, birbirimize bağırarak çağırarak bir yere varılamadığını anlayacak kapasitede olmamız lazım. Dolayısıyla, bundan sonraki çalışmalarda her arkadaşımızın halkımız adına, milletimiz adına burada davranışlarımıza çok dikkat etmemiz gerekiyor.

Bir diğer husus da değerli arkadaşlar, Türkiye bir hukuk devletidir, ne kadar farklı hesaplarımız, hayallerimiz olursa olsun bizi bağlayan husus hukukun üstünlüğüdür. Hukukçu kimlikleriyle arkadaşlarımız bu hukukun üstünlüğü konusunda, bu Anayasa’nın belirleyici, tanımlayıcı hükümlerine uymazlarsa ve bunu zorlarlarsa bunun topluma çarpan etkisiyle yansıması ülkemizi felakete götürür.

Biz burada biziz, bunu iyi anlamak lazım değerli arkadaşlar, biziz; “biz”, “siz” yok. Eğer farklılıklarımızı kimlikleştirerek bu kimliklerin kavgasına düşersek, bu ülkeyi cam kırığı yığını hâline getiririz. Buna hakkımız yok. Burada hepimiz, bu topraklarda yaşayan halkın adına görev yapıyoruz ve hepimiz biriz. Kendimizi bir ayrı yere koyarak karşımızdakileri suçlamak, onlara saldırmak bence doğru değil, doğru olmamıştır. Bunun hiç kimseye faydası yok, buna hakkımız da yok değerli arkadaşlar.

Bu sebeple biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkan, bitirmeme lütfen müsaade edin.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - ...kendimizi bu milletin birliğinin teminatı görüyoruz, milliyetçiliğimizin gereği bu. Bu topraklarda yaşayan halkı tüm farklılıklarıyla kucaklayabiliyorsak biz hem hukuktan kaynaklanan hem insan olmanın sorumluluğunda görevimizi yapıyoruz demektir. Farklılıklarımızı kimlikleştirerek, bu kimliklerin sorunlarını çözmek için politikalar, söylemler geliştirmenin sonucunun nereye varacağını öngörmek mecburiyetindeyiz. Siyasetçi ve devlet adamı geleceği öngörmek mecburiyetinde. Geleceği öngörmeden atılan adımların ülkeye neye mal olacağını geçmişte yaşadık. Onun için herkesi sorumluluk anlayışıyla, sorumluluk ahlakı içerisinde sağduyulu davranmaya davet ediyoruz ve Meclis Başkanının bu konuda İç Tüzük hassasiyetini ben takdirle karşılıyorum, buna da herkesin saygı göstermesini istirham ediyorum.

Hepinize saygılar sunarım. (MHP, AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.

Ayla Akat Ata, Batman Milletvekili.

Buyurun Sayın Ata.

7.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, usul tartışması sırasında yaşanan gerginlik nedeniyle açıklaması

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, akşam saatlerinde bizler için de televizyonları başında bizleri izleyen halkımız için de hoş olmayan bir tabloyla karşı karşıya kaldık. Ancak dört yıla yakın bir zamandır bu Parlamento çatısı altındayız. Defalarca kez Başkanlık Divanının ayrımcı politikalarıyla karşı karşıya kaldık ve bugün de bir benzerini yaşadık. Sonuç itibarıyla yaşananların, bugüne kadar yaşananların getirmiş olduğu nokta bizi, bunun patlaması oldu ama kendimizi yaşananlardan sorumlu görerek burada başta halkımıza ve bizi izleyen tüm vatandaşlarımıza bir öz eleştiri vermemiz gerektiğini düşünüyoruz. Bu öz eleştiri bugünün öz eleştirisi, bugün yaşananların öz eleştirisi değildir. Bu öz eleştiri üç buçuk yıldır bu Parlamento çatısı altında olup hâlâ bu Parlamento çatısı altında ayrımcı politikalara, ayrımcı tutum ve davranışlara karşı bir tutum geliştiremememiz ve hâlâ bu uygulamalarla karşı karşıya kalıyor olmamızdan kaynaklıdır.

Değerli milletvekilleri, bizler talihsizlik olarak nitelendirebileceğimiz bir açıklamayla karşı karşıya kaldık. Bu Parlamento çatısı altında bütün grup başkan vekilleri hem aidiyetleri olan siyasi partiler için hem de bir bütün toplumumuzun, Türkiye toplumunun tamamı için bir sorumluluk altındadırlar. Bu Parlamento çatısı altında bir grup başkan vekilinin diğer bir parti grubunu itham altında bırakacak, bir çocuğun diğer çocuğa söylemeyeceği hakarete varan birtakım söylemleri ifade etmesini, asla ama asla doğru bulmuyoruz. Kimliklerin ön plana çıkmasını istemezdik, ama biz Kürt olduğumuz için yok sayıldık, Kürt olduğumuz için haklarımız yok sayıldı, Kürt olduğumuz için bu ülkede eşit, özgür vatandaş olamadık…(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…

AYLA AKAT ATA (Devamla) – …o yüzden bu kimliğimiz ön plana çıktı. Yoksa amacımız, kimliğimizi her gün burada ifade etmek, bunun üzerinden politika yapmak değildi, ama bu ülkede seçilmiş olmanın bir sorumluluğundan kaynaklı, bu kürsüye her çıktığımızda bu ülkenin belki büyük bir çoğunluğunun haberi olmayan birçok konuya değindik, aksi hâlde BDP çatısı altında değil, diğer siyasi parti grupları çatısı altında siyaset yapıyor olurduk. Farklı düşünüyoruz, farklı bir yerden siyasete, farklı bir yerden ülkenin bütünlüğüne ve birliğine yaklaşıyoruz.

Ülkenin birliği ve bütünlüğü bizim için de önemlidir, bugüne kadar yaşanan her şeye ve büyük acılara rağmen, hâlâ ortak vatanda eşit, özgür, birliktelikten yanayız; bunun için de mücadele ediyoruz, bunun için, bunu istediğimiz için hâlâ bedel ödüyoruz ve Türkiye toplumu bundan habersiz. Bu Parlamento çatısı altında yaşayan, faaliyet yürüten, siyaset yapan milletvekillerinin buna tahammülsüzlüğü esasında topluma da yansıyor ve toplumda yansımasını farklı buluyor. Bu kürsüde bize konuşma hakkını sizler vermediniz, kürsünün dokunulmazlığı var, farklı düşüncelerimizi bu kürsüde ifade edeceğiz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLA AKAT ATA (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ata.

AYLA AKAT ATA (Devamla) – …bu kürsüde bizi buraya taşıyan siyasal gerekçeleri ifade edeceğiz ve bunu savunacağız. Bundan sonra da bu akşam yaşananlara meyil vermeyecek bir tablonun içerisinde olmak istiyoruz. Belki yasama döneminin sonundayız, ama herkesi sorumlu davranmaya davet ediyoruz. Bu sorumluluğu Barış ve Demokrasi Partisi Grubu olarak bizler göstereceğiz.

Tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ata.

Sayın milletvekilleri, önceki oturumda açılan usul tartışması sona ermiştir.

606 sıra sayılı tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Muş Milletvekili Nuri Yaman ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 154 üncü maddesi ile 5411 sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 28'in aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Geçici Madde 28- Risk Merkezinin çalışma usul ve esasları bu maddenin yayımı tarihinden itibaren en geç altı ay içinde bu Kanunun ek 1 inci maddesinin beşinci ve dokuzuncu fıkralarında belirtilen usul çerçevesinde Türkiye Bankalar Birliğince belirlenir.

Bu Kanuna göre kurulan Risk Merkezi faaliyete geçinceye kadar, Merkez Bankası bünyesinde bulunan Risk Merkezi, 14/1/1970 tarihli ve 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununun yürürlükten kaldırılan 44 üncü maddesi hükümleri uyarınca faaliyetlerini yürütür.

Merkez Bankası bünyesindeki Risk Merkezi bilgileri, bu Kanuna göre kurulan Risk Merkezine aktarılır.”

                                                                        Mustafa Özyürek (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Malatya Milletvekili.

Buyurun Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli üyeler; hepinize saygılar sunuyorum.

Çok üzüldüm, aslında konuşacak mecalim kalmadı. Ben bu ülkeyi çok seviyorum, hepimiz çok seviyoruz. Bu ülkenin tüm insanları, hepimiz bir kardeşiz, hepimiz bir bireyiz, bu ülkenin bireyiyiz ama ben bu olaylara çok üzülüyorum.

Gelin, halkımızın ekmeği için, gelin, insanımızın ekmeği için büyük mücadele verelim. O kavgayı onların sorunu için, onların sorununu çözmekte verelim, ekmek için verelim, aş için verelim. Eğer biz halkımızın aşını ve ekmeğini çözersek çok şeyi çözmüş oluruz.

Değerli milletvekilleri, bugün 179’uncu madde var, gelecek. Yine uyarıyorum: Tütün, ekmek, bazı bölgelerimizin ekmeği, Bitlis’in, Muş’un, Malatya’nın, Adıyaman’ın, özellikle bu sarmalık tütün dediğimiz bu insanların ekmeği.

Bir kurum düşünün arkadaşlar, o maddeye gelmeden yine uyarıyorum, 179’uncu madde, gecenin en son maddesi ama hepinizden rica ediyorum, çözmemekte direnirse, ekmeğimize kim göz koyarsa bu Meclis, bu Meclis bunu çözmelidir arkadaşlar. Bir kurum düşünün, diyor ki: “Tütün ticareti yapanlara 50 bin lira, taşıyana ceza veririm.” Ya kime ceza veriyorsun sen? Kime ceza veriyorsun? Alan var mı? Alan yok. Tekel dedin, onu da sattınız gitti. Ama ben ekiyorum. Ekimini serbest bırakıyorsun, yasak değil bu. Yasak olmayan bir şeyin arkadaşlar, ticaretini nasıl, nasıl, nasıl yasaklarsınız ya? Ekimi yasak olmayan bir ürünü eğer Adıyaman’dan Diyarbakır’a götürecekse, sen bunun kamyonuna nasıl el koyarsın? Nasıl 50 bin lira ceza verirsin? Sen kim oluyorsun?  Benim ekmeğimle nasıl oynuyorsun?

MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) – Bana mı söylüyorsun?!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Yok Muharrem ağabey, size söylemiyorum, herkese söylüyorum.

Nereden gelirse gelsin kardeşim, nereden gelirse gelsin, kimden gelirse gelsin bu ülkede insanın ekmeğini kimse alıkoyamaz. Ben hepinizden rica ediyorum, 179’uncu madde gelecek, bunu hep birlikte, bu Meclisin bir bütünü olarak çözelim. Bu, bu sorun benim sorunum değil, bu sorun hepimizin sorunu. Bu sorun, en az 1 milyon insanın ekmek parası. Ben sizden rica ediyorum: Risk diyoruz işte; risk, birisinin ekmeğini elinden almak, en büyük risk budur arkadaşlar. Tütün ekiyor, satıyordu dün ve arkadaşlar, ne oluyorsunuz, serbest olan, ekimi serbest olan bir şeyin nakliyesini nasıl yasaklarsın ya? Nasıl yasaklarsınız ya? Bırakın satayım.

Değerli arkadaşlarım, burada iki madde var, Tütün ve Alkol Piyasası Kanunu’nun 8’inci maddesinin (h) ve (ı) bentleri; bu bentler kaldırılmadığı sürece bu sorun devam eder. Bu Meclis insanların ekmeğine sahip çıkmalıdır. Bu Meclis insanların rızkına sahip çıkmalıdır, insanların çoluk çocuğunun rızkına sahip çıkmalıdır.

Ben, gecenin geç saatinde, belki sabaha karşı gelecek 179’uncu madde. Şimdiden uyarıyorum: Bu madde geldiğinde, Meclis iradesi, “Meclis iradesi” diyorum arkadaşlar, Meclis iradesi buna sahip çıkmalıdır, ekmeğe sahip çıkmalıdır. Bir kez daha hepinize bunu söylüyorum.

Bir başka konu: Bir şeyi yok ederken ama oradan ekmek yiyen insanların da ekmeğini düşünmüyoruz bazen. Örneğin Şanlıurfa’da bir Evren Sanayi Sitesi varmış, “Kamyonlar, otobüsler buradan geçemez.” denirmiş; yollar kesilmiş, kimse artık o siteye giremiyor. 2.500 kişi ekmek yiyor. 2.500 tane iş yeri var, 7.500 çalışanı var. 30 kilometreden dolaşıyormuş kamyonlar. Ya etmeyin, tutmayın. Önce, “Bu insanlar, buradan ekmek yiyen insanlar buraya nasıl girer?” diye bir bakın. Bir şeyi yasaklayın ama ekmeği yasaklamayın. 30 kilometreden dönüp geliyorlarmış; artık, oraya hiçbir kamyon, kamyonet veya tır giremiyormuş, başka yerlere gidiyormuş. Benden söylemesi, takdir sizin.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın  Aslanoğlu.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Karar yeter sayısı istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.11

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 154’üncü maddesine bağlı geçici 28’inci madde üzerinde verilen Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır ve önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 154. maddesine bağlı Geçici madde 28’in sonuna aşağıdaki iki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                        Mehmet Günal (Antalya) ve arkadaşları

Ödeme tarihi 31.01.2011 tarihinden önce olup da, kullandığı nakdi ve gayri nakdi kredinin ödemelerini aksatan gerçek ve tüzel kişilerin, ticari faaliyette bulunan ve bulunmayan gerçek kişilerin ve kredi müşterilerinin karşılıksız çıkan çek, protesto edilmiş senet, kredi kartı ve diğer kredi borçlarına ilişkin kayıtları, söz konusu borçların daha önce veya 31 Temmuz 2011 tarihine kadar ödenmesi veya yeniden yapılandırılması hâlinde borcun tamamının ödenmesini müteakiben Merkez Bankası nezdindeki Risk Merkezinde ve Kredi Kayıt Bürosu A.Ş.'de bulunan kayıtlardan başvuru aranmaksızın silinir.

Kayıtların silinmesinden sonra, bankalar, finansal kiralama şirketleri, faktoring şirketleri ve tüketici finansman şirketlerince yapılacak kredilendirme, çek karnesi verilmesi ve diğer işlemlerde silinmiş kayıtlar dikkate alınmaz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mehmet Serdaroğlu, Kastamonu Milletvekili.

Buyurun Sayın Serdaroğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET SERDAROĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergemiz üzerine söz aldım. Sizleri en iyi dileklerimle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, AKP iktidara geldiği ilk yıllarda 5033 sayılı Kanun’la bir sicil affı çıkardı ve ödeme güçlüğünden dolayı sicilleri bozulmuş olan vatandaşlarımızın Merkez Bankasından kayıtları silindi ancak bankaların ortaklaşa kurduğu Kredi Kayıt Bürosundaki kayıtlar ise aynen kaldı. Yani 2003 yılında çıkarılan sicil affı hiçbir işe yaramadı.

2008 yılına gelindiğinde, Hükûmetin kötü ekonomi yönetimi sonucunda insanlar yine ödeme güçlüğü içine düştüler ve tekrar sicilleri bozuldu. 1 milyondan fazla vatandaşımız daha kara listeye girdi. Bunun içinde kefillikten dolayı kara listeye girenlerin sayısı yok.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak bir kanun teklifi verdik, böylece Merkez Bankasındaki siciller ile birlikte Kredi Kayıt Bürosunda tutulan sicillerin temizlenmesini istedik. Ancak Hükûmet, her zaman olduğu gibi “Kargadan başka kuş tanımam.” tavrıyla yine bildiğini okudu, kendi tasarısını dikkate alarak sadece Merkez Bankasındaki kayıtları sildi ama Kredi Kayıt Bürosundaki kayıtlara maalesef dokunulmadı. Yani çıkardığınız 5834 sayılı Kanun da hiçbir işe yaramadı, bu Meclis de boşa kürek çekmiş oldu.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz madde, Merkez Bankası Risk Merkezinin kapatılarak, kayıtlarının, Bankalar Birliği nezdinde kurulacak risk merkezine aktarılmasını öngörmektedir. Önergemiz ile, Merkez Bankası Risk Merkezindeki kayıtların yeni kurulan risk merkezine aktarılmaması ve kredi kayıt bürosundaki kayıtların da silinmesi istenmektedir. Türkçesi, tam anlamıyla yeni bir sicil affı öngörmekteyiz. Bundan önce eksik çıkardığınız sicil afları bir işe yaramadığı için, bugün bu sicil affına gerçekten ama gerçekten çok ihtiyaç vardır. Madem toplum kesimlerinin birikmiş borçlarını yeniden yapılandırmaktayız, gelin, kara listede bulunan kayıtları da burada birlikte silelim, yaptığınız iş tam olsun; ama niyetiniz tavşana kaç tazıya tut demekse biz bunu bilemeyiz değerli milletvekilleri. Özellikle esnaf ve çiftçimizin bozuk sicillerinden dolayı kredilerden faydalanamaması için bu sicilleri silmiyorsanız, o da tabii ki sizin bileceğiniz bir iştir.

Değerli milletvekilleri, kredi kayıt bürosunun kayıtlarına girmek kolay ancak çıkmak o kadar zor ki. Olması gereken, borç ödendiğinde otomatik olarak kayıtların silinmesi olması lazım ancak uygulama böyle değildir. Listeye girdiniz mi bir daha çıkmanız neredeyse imkânsızdır. Mesela, vatandaşlarımız, haberi olmadan arkasından gönderilen kredi kartının bile ödenmeyen aidat ücreti bahane edilerek –altını çizerek ifade ediyorum- kara listeye alınabilmektedirler. Vatandaşlarımız, kara listede olduklarını ancak bir kredi kartı talebinde bulundukları zaman öğrenebilmektedirler. Dolayısıyla, önergemiz kabul edilerek, Merkez Bankası Risk Merkezindeki kayıtlar yeni kurulan risk merkezine taşınmamalı, öncelikle ve özellikle Kredi Kayıt Bürosundaki kayıtlar silinmelidir.

Sayın iktidar, sicil affında samimi iseniz önergemize destek verin, bu problemi birlikte burada çözelim ama yok, niyetiniz farklı ise yine reddedeceksiniz. Millet sizi de bizi de bu saatlerde izlemektedir. Eğer niyetiniz iyi ise bu önergeye destek verirsiniz diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Serdaroğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Madde 154’e bağlı geçici madde 29 üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 154 üncü maddesi ile 5411 sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 29’un Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Mustafa Özyürek

Harun Öztürk

Enis Tütüncü

 

İstanbul

İzmir

Tekirdağ

 

Şevket Köse

Akif Ekici

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

 

Adıyaman

Gaziantep

Malatya

 

 

Ali Arslan

 

 

 

Muğla

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Arslan, Muğla Milletvekili, buyurun.

ALİ ARSLAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; önergemiz üzerine söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, torba yasa deyince, artık, sekiz yılı aşan bir süreden sonra AKP eğer bir torba yasa getiriyorsa, dikkat etmek gerekiyor. Yani nereden çıktı bu torba, içinde neler var diye çok inceden inceye bakmak gerekiyor. Tıpkı uyanık tüccarların yaptığı gibi torba yasada halkın yararına olan maddeler oluyor, halkın dört gözle beklediği maddeler oluyor, emekçilerin, geniş halk yığınlarının zararına olan maddeler oluyor, AKP’nin gizli gündemini içinde barındıran maddeler oluyor, çok dikkat etmek gerekiyor. Tıpkı bir uyanık tüccarın pazar yerinde sattığı ürünler için kullandığı torba gibi, çuval gibi; üstünde güzel, cilalı maddeler var ama altında da bozuk, dikkat edilmesi gereken maddeler oluyor. Gerçekten bu torba da böyle. Halkın dört gözle beklediği düzenlemeler var.

Bu kanunun gerekçesinde de çok net şekilde belirtmişsiniz, gerçekten bir ekonomik sıkıntı sürecini, bir kriz sürecini, teğet geçti diye ilk başta görmezden gelmeye çalıştığınız kriz sürecini atlattık ve müthiş sıkıntılı, intiharın eşiğine gelen, intihar eden, ruh sağlığı bozulmuş vatandaşlar kitlesini arkada bıraktık. Gerçekten insanlar borç altında inim inim inliyor, vergilerini ödeyemez hâle geldiler, primlerini ödeyemez hâle geldiler. Böyle bir düzenlemeye ihtiyaç var ve toplumun önemli bir kesimi de bunu dört gözle bekliyor.

Değerli arkadaşlarım, bakın, defalarca anlatıyoruz, dinlemiyorsunuz ama ben bu rakamları ekranları başında bizi dinleyen vatandaşlarımız için 2 defa okuyacağım. Sevgili arkadaşlarım, 2002 yılında bankalara bu ülkenin vatandaşlarının toplam borcu 6,5 milyar dolar. 2010 yılında ne olmuş biliyor musunuz arkadaşlar? 170 milyar dolara çıkmış. 10 katı değil, 20 katı değil, 30 katına yakın insanlarımızın bankalara borçları artmış.

Yine, bakın, 2002 yılında 10 bin vatandaşımız bankalara borçlarını ödeyememişler, 10 bin vatandaşımız bankalara borç ödemekte zorlanıyor. 2010 yılında ne olmuş biliyor musunuz arkadaşlar? 625 bin vatandaşımız bankalara borcunu ödeyemiyor. Yani neredeyse her on vatandaşın bir tanesi banka borçlarını ödeyemez hâle gelmiş. Gerçekten böyle bir düzenlemeye şiddetle ihtiyaç var ama bakın siz ne yapıyorsunuz? Bir beklenti yaratıyorsunuz. Onun yanında, zaten iktidara geldiğiniz günden beri emeğin başına bir kâbus gibi çöktünüz İş Yasası’yla, diğer yasalarla. Emek dünyasını perişan eden, odaları, sendikaları sokaklara döken, hatta özürlüler hakkında bile, özürlülerin bazı haklarını geri almaya çalıştığınız düzenlemeler getiriyorsunuz içinde.

İnsanlar sokakta, emekçiler, sendikalar sokakta demokratik haklarını arıyorlar, haklarını kaybetmemek için yürüyüşler yapıyorlar. Siz ne yapıyorsunuz? Arap ülkelerinde bile görülmedik uygulamalar; biber gazları, coplar, tazyikli sular… İnsanları anasından doğduğuna pişman edecek hâle getiriyorsunuz. Değerli arkadaşlarım, Habur’da PKK’lı teröristlere gösterdiğiniz hoşgörüyü kendi hakkını arayan bu emekçi insanlara maalesef göstermiyorsunuz.

Silivri’de insanlar neden yattığını bilmiyor yıllardan beri, Hizbullah teröristleri dışarıda geziyor.

MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) – Onlar niye yattıklarını biliyorlar.

ALİ ARSLAN (Devamla) – Tam bir çifte standart sevgili arkadaşlarım.

Bakın, Kayseri’de, Elâzığ’da belediyedeki yolsuzluklar ayyuka çıkmış, belediye başkanları hâlâ görevine devam ediyor ama sudan bahanelerle Yalıkavak’ta, Güllük’te belediye başkanlarını görevden alıyorsunuz. Adınızda “Adalet” var ama adaletin A’sı bile yok. Sevgili dostlar, tam bir çifte standart.

Şimdi, bakın, bir başka düzenleme, torba ya, torbanın içine ne varsa koyuyorsunuz. Biraz önce Aslanoğlu belirtti, tütüncülükle ilgili de bir düzenleme var, tütün satışıyla ilgili. Ama asıl şimdi görüştüğümüz düzenleme şu: Biliyorsunuz, bundan birkaç yıl önce Sayın Başbakan da dile getirmişti, Merkez Bankasını Ankara’dan İstanbul’a taşımaya çalışıyorsunuz. O zaman büyük gürültü koptu “yapamazsınız” dediler. Gerçekten, dünyanın hiçbir ülkesinde, önemli ülkelerin birçoğunda Merkez Bankası bir başka şehirde değil. Amerika’da, Almanya’da, diğer ülkelerde, tüm ülkelerin merkez bankaları finans merkezlerinde değil, başkentlerinde. O zaman büyük tartışmalar çıktı, şimdi, siz, Merkez Bankasını çaktırmadan yavaş yavaş Ankara’dan İstanbul’a taşımanın yollarını açıyorsunuz.

Gizli gündeminiz var, o gizli gündeminizi gerçekleştirmeye çalışıyorsunuz ama başaramayacaksınız sevgili dostlar.

Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Arslan.

III.- Y O K L A M A

 (CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak yoklama talebi var.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Öztürk, Sayın Özyürek, Sayın Tan, Sayın Ünsal, Sayın Meral, Sayın Sönmez, Sayın Kaptan, Sayın Baratalı, Sayın Çakır, Sayın Aslanoğlu, Sayın Pazarcı, Sayın Arslan, Sayın Arat, Sayın Küçük, Sayın Arifağaoğlu, Sayın Mengü, Sayın Serter, Sayın Ateş, Sayın Emek.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Çerçeve madde 154’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 155’te üç adet önerge vardır, geliş sırasına göre okutup, aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın Çerçeve 155 inci maddesiyle 2499 Sayılı Kanunun 10/A Maddesine eklenen beşinci fıkrada geçen “münhasıran” ibaresinin “yalnız” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                      Nuri Yaman                              Sırrı Sakık                             Hasip Kaplan

                            Muş                                         Muş                                       Şırnak

                                           Fatma Kurtulan                         M. Nezir Karabaş

                                                    Van                                            Bitlis

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 155. maddesinde yer alan “İlgili kanunlar uyarınca” ibaresinin “Ancak, ilgili kanunlar uyarınca” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Mehmet Günal                          Erkan Akçay                          Mehmet Şandır

                         Antalya                                    Manisa                                    Mersin

                   E. Haluk Ayhan                      Mustafa Kalaycı                         Recep Taner

                          Denizli                                     Konya                                      Aydın

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" nın 155 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mustafa Özyürek

Harun Öztürk

Enis Tütüncü

 

İstanbul

İzmir

Tekirdağ

 

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

Akif Ekici

Faik Öztrak

 

Malatya

Gaziantep

Tekirdağ

 

 

Şevket Köse

 

 

 

Adıyaman

 

Madde 155 - 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 10/A maddesine beşinci fıkra olarak aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"İlgili kanunlar uyarınca elektronik ortamda tebligatı yapılan alacakların takip ve tahsiline ilişkin hükümler saklı kalmak üzere, kayden izlenen sermaye piyasası araçlarına ilişkin tedbir, haciz ve benzeri her türlü idari ve adli talep sadece Merkezi Kayıt Kuruluşunun üyeleri tarafından yerine getirilir. "

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz  Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Malatya Milletvekili.

Buyurun Sayın Aslanoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.

Sayın Başkanım, tütünü hep unutmayacağım, sabaha kadar söyleyeceğim, yarın da söyleyeceğim, öbür gün de.

Değerli arkadaşlarım, bu madde sermaye piyasasıyla ilgili bir madde.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye, finansal kaynağı çok derin bir ülke değil, tasarrufları çok yetersiz bir ülke. Bu nedenle, Türkiye’deki sermaye piyasası çok genç bir sermaye piyasası ve bir sürü badire atlattı ama bu badirelerden bizler ders almadık, bu badirelere karşı sigorta sistemimizi geliştirmedik, bu badirelere karşı birileri hep kaybetti ama sonuçta ülke kaybetti.

Size soruyorum: Çukurova, Kepez hisse senetleri alan insanların günahı neydi? Bu insanlar… Çukurova, Kepez borsada olduğu sürece herhangi bir şekilde Çukurova ve Kepez’in mali özerkliği yönünde en küçük bir kuşku var mıydı? Ve Türkiye'nin en önde gelen, halka açık ve Sermaye Piyasası Kurulunda en çok revaçta olan hisse senetleriydi ama bir gecede el konuldu. Hisse senedi, elinde, olan insanların da parası uçtu gitti. Bunların günahı neydi?

Onun için, sermaye piyasasında sigorta sistemini getirmek zorundayız. Herhangi bir riske karşı küçük tasarrufçuyu koruyacak, küçük tasarrufçunun yarın kendi iradesi dışında, kendi risk almadıysa, oluşacak her türlü riske karşı, örneğin Çukurova, Kepez’de olduğu gibi devlet el koyuyorsa, devlet, sigorta sisteminden bu riski karşılamak zorundadır arkadaş. Devlet hiçbir şeyi gasbedemez, önce halkını düşünmeli. Onun için, ben bunu hep söylüyorum. Mutlaka halka açık şirketlerin yarın herhangi bir riske karşı, oluşacak risklerinde bir sigorta sistemi kurulmalıdır, bunu Sermaye Piyasası Kurulu mutlak yapmalıdır. Günlük işlem hacminden on binde 1, bak altını çiziyorum, günlük işlem hacminden on binde 1 ödenecek sigorta primleriyle bu sistem kurulabilir. Oluşacak her türlü riske karşı yarın insanların, küçük tasarrufçunun mağduriyetini önlemek hepimizin görevidir arkadaşlar. Yine söylüyorum, ben dört yıldır söylüyorum. Mutlaka sermaye piyasasında sigorta sistemini getirmek zorundayız. Arkadaşlar, devletten bir kuruş para istemiyoruz. Günlük işlem hacminin çok minik bir kısmını yapılan işlemden sigorta sistemine prim olarak yatırdığımız zaman hiçbir tasarrufçu yarın zarar etmeyecektir, bunun altını çiziyorum arkadaşlar, mutlaka bunun getirilmesi lazım. Bir kez daha tutanaklara geçmesi açısından… Yarın –Çukurova, Kepez gibi- mağdur olan halk oluyor burada arkadaşlar, halk mağdur oluyor ve üç beş kuruşu olan insanlar mağdur oldu, yok oldu, bir kez daha söylüyorum.

Bir başka konu, Türkiye’de bir altın borsası var arkadaşlar. Trafik memurluğu yapıyor, altını çiziyorum, İsviçre’den altınları getir, burada kim alacaksa talep yapanlara sat, trafik memurluğu yapıyor, başka hiçbir işlevi yok. Altın Borsası altın piyasasını geliştirmek zorundadır. Türkiye’deki özellikle… Türkiye’de yaklaşık 120-130 milyar dolarlık altın rezervi var, yani halkta. Bu alışkanlıkları artık, bir şekilde kaydi para hâline getirmek zorundayız ama Altın Borsası sadece trafik memurluğu yapıyor arkadaşlar. Getiriyor, kuyumculara ve sektöre sattığı altınlardan bir “…” (x) alıyor, bununla geçinmeye çalışıyor.

Arkadaşlar, bu işlemi herkes yapar, altın borsası kurmaya gerek yok, altın borsası olmana gerek de yok. Bu işlemi… Görevli kıl Merkez Bankasını, getirsin İsviçre’den, satsın kuyumculara. Ama anlı şanlı Altın Borsası hiçbir şekilde piyasaya müdahale etmeyen, piyasayı geliştirmeyen bir altın borsasıdır. Altın Borsası sadece trafik memurluğu yapıyor, hepinizin bilgilerine sunarım.

                           

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan bir dille bir kelime ifade edildi.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunacağım.

III. Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Bir yoklama talebi var, onu yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Öztürk, Sayın Özyürek, Sayın Tan, Sayın Ünsal, Sayın İçli, Sayın Aslanoğlu, Sayın Bayram, Sayın Sönmez, Sayın Pazarcı, Sayın Baratalı, Sayın Çakır, Sayın Serter, Sayın Ateş, Sayın Küçük, Sayın Koçal, Sayın Dibek, Sayın Arat, Sayın Kaptan ve Sayın Ersin.

İki dakika süre veriyorum ve başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 155. maddesinde yer alan “İlgili kanunlar uyarınca” ibaresinin “Ancak, ilgili kanunlar uyarınca” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                        Mehmet Günal (Antalya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Sayın Recep Taner, Aydın Milletvekili.

Buyurun Sayın Taner. (MHP sıralarından alkışlar)

RECEP TANER (Aydın) – Sayın Başkan, 606 sıra sayılı torba Kanun Tasarısı’nın 155’inci maddesiyle ilgili vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz bu madde 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’na ilave bir beşinci fıkra eklenmesiyle ilgilidir.

Sözlerime başlarken, Aydın’ın Karacasu ve Bozdoğan bölgesindeki tütün üreticileri adına Sayın Aslanoğlu’nun gündeme getirdiği tütünle ilgili 179’uncu maddede Hükûmeti tekrar düşünmeye davet ediyorum.

Değerli milletvekilleri, vatandaşlarımız otuz yıldır bağımsız bir üst denetim kurulu olarak faaliyet gösteren SPK merkezinin başkentten İstanbul'a taşınması gibi konularla uğraşacağınıza Hükûmet ve iktidar milletvekillerinin neden gerçek meselelere sahip çıkmadıklarını merak etmektedir. Örneğin, Aydın’daki serbest muhasebeci ve mali müşavir arkadaşlarımızın bu yapılandırmada eksik buldukları ve mutlaka ilave edilmesini istedikleri, Türkiye genelinde de on binlerce kooperatifi, 10 binlerce kişiyi ilgilendiren ve iktidarıyla muhalefetiyle birçok milletvekiline iletilmesine rağmen bir türlü torba yasaya giremeyen düzenlemelerden birisiyle ilgili sizlere kısaca bahsetmek istiyorum.

Yapı kooperatifleri, ortak dışı işlemler yapmamaları ve kurumlar vergisinden, katma değer vergisinden muaf olarak kurulmuş olan birimlerdir. Ta ki 2006 yılında yaptığınız Kurumlar Vergisi Kanunu değişikliğiyle ortak dışı işlemler konusunda değişikliğe gittiniz ve binlerce kooperatif muafiyet kapsamından  çıkartıldı ve kanun geriye işletilerek 1/1/2006 tarihinden itibaren kurumlar vergisi ve katma değer vergisi mükellefiyetleri tescil edildi.

Özellikle ilim olan Aydın, kooperatifçiliğin son derece yaygın olduğu bir ildir ve de o kooperatifler sayesinde küçük tasarruflarla binlerce kişi ev sahibi olmuştur. Genelde 2006 yılı öncesi kurulan kooperatiflerde üyelerin hak ve menfaatleri gereği arsa satın alınıp o arsa üzerine bina inşa etmek yerine arsa payı ödemesini inşaat maliyeti olarak mal sahibine vererek yapılan kooperatifçilik sistemi yani kat karşılığı arsaya sahip olma şeklinde kooperatifçilik yapılmaktaydı. Bu şekilde 2006 yılı öncesinde inşaatlarına başlayan ve devam eden kooperatifler yeni düzenlemeyle zor durumda kalmışlardır.

Cezalı işleme muhatap olmamak ve inşaat ruhsatlarında gerekli düzenlemeleri yapmak için belediyeler ve tapu daireleri nezdinde yapılan girişimlerde geriye dönük işlem yapılamayacağı gerekçesiyle bir netice alınamamıştır ama kooperatiflerin belediye ve tapu dairelerinde harcadıkları zaman aleyhlerine işlemiştir. Kooperatif üyeleri normal üye aidatlarını ödeyemezken değişen Kurumlar Vergisi Kanunu uyarınca mükelleflerin vermekle yükümlü oldukları aylık KDV, kurum geçici vergisi, BA/BS formları, kurumlar vergisi gibi beyannamelerini verdiklerinde Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 355’inci maddesi hükümlerine göre her bir işlem için ayrı ayrı ceza kesilmektedir. Buna baktığımızda şu anda birçok kooperatif bu konuda mağdur durumdadır.

Değerli milletvekilleri, vergi kaçıranları, naylon faturacıları affettiğiniz yerde 1 TL dahi vergi matrahı ve tahakkuku olmayan, vergi ziyaı bulunmayan işlemlere ait beyannameler neticesinde usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarının tahakkuk ettirilmesi adil değildir. Ağustos 2009 öncesinde işlem başı 1 milyon 600 bin TL olan, şu anda da işlem başı bin TL olarak uygulanmakta olan özel usulsüzlük ve usulsüzlük cezaları kooperatiflerin birçoğunu zor durumda bırakmıştır. Tasfiye edilen kooperatifler dâhil binlerce kooperatif ortalama 150 ile 200 bin TL arasında bir ceza ile karşı karşıya gelmektedir. Sizlerden istedikleri ise, torba kanuna ilave edeceğiniz bir geçici madde ile “Yapı kooperatiflerinde geriye doğru verilecek beyanname ve bildirimlerde Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 355’inci madde hükümleri uygulanmaz ve uygulanan cezalar var ise kaldırılır.” düzenlemesidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu duygu ve düşüncelerle heyetinizi en içten duygularla selamlıyor, saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Taner.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın Çerçeve 155 inci maddesiyle 2499 Sayılı Kanunun 10/A Maddesine eklenen beşinci fıkrada geçen “münhasıran” ibaresinin “yalnız” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        M. Nuri Yaman (Muş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi?

BENGİ YILDIZ (Batman) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Münhasıran sözcüğü, kamuoyunda herkesçe bilinen bir kelime olmayıp, bunun yerine günümüz Türkçesine uygun düşen “yalnız” sözcüğü tercih edilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

156’ncı maddede üç adet önerge vardır ancak sayın milletvekilleri, üç önerge aynı mahiyettedir. Şimdi bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım. Önerge sahiplerinin istemi hâlinde de kendilerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 156’ncı maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Mustafa Özyürek

Harun Öztürk

Enis Tütüncü

 

İstanbul

İzmir

Tekirdağ

 

Şevket Köse

Akif Ekici

Hüsnü Çöllü

 

Adıyaman

Gaziantep

Antalya

 

 

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

 

 

 

Malatya

 

İkinci önergenin imza sahipleri:

                      Nuri Yaman                              Sırrı Sakık                           Fatma Kurtulan

                            Muş                                         Muş                                         Van

                                         M Nezir Karabaş                           Hasip Kaplan

                                                   Bitlis                                          Şırnak

Üçüncü önergenin imza sahipleri:

 

Mehmet Günal

Erkan Akçay

Oktay Vural

 

Antalya

Manisa

İzmir

 

Recep Taner

Mustafa Kalaycı

E. Haluk Ayhan

 

Aydın

Konya

Denizli

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hüsnü Çöllü, Antalya Milletvekili.

Buyurun Sayın Çöllü. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSNÜ ÇÖLLÜ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 606 sıra sayılı tasarının 156’ncı maddesiyle ilgili önergemiz üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu maddeyle Sermaye Piyasası Kurulunun merkezi Ankara’dan İstanbul’a taşınıyor. Başbakan talimat verdi: “İstanbul finans merkezi olacak, SPK da bu kapsamda İstanbul’a gidecek.” Bir geçiş dönemi yok. Çalışanlara bir seçenek yok. Kanunla sürgün gibi bir durum söz konusu ve iki yıl içinde de SPK İstanbul’a taşınacak.

Peki, burada objektif ölçütlerin geçerli olduğunu söylemek mümkün müdür? Gerçekten uluslararası bölgesel finans merkezi olmuş şehirlerde, BDDK gibi, SPK gibi kurumların merkezleri o şehirlere taşınıyor mu? Bilgi teknolojilerinin ulaştığı seviye dikkate alındığında böyle bir zorunluluğun olmadığı açıktır değerli arkadaşlar.

BDDK ve SPK düzenleyici ve denetleyici kurullardır. Bu kurumların faaliyetlerini etkin bir şekilde sürdürmesiyle bulunduğu yer arasında doğrudan bir bağ yoktur. Bir bölge müdürlüğü, bölge ofisi gibi bir yapılandırma ile yetkiyi verirsiniz ve aynı işlemler orada sürdürülür. SPK’nın bütünüyle oraya taşınmasına gerek yoktur. Bu düzenlemenin amacı, Ankara’nın giderek boşaltılmasıdır. Bu nedenle maddenin tasarı metninden çıkarılmasını istiyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul’un finans merkezi olması için hazırlanan strateji Ekim 2009’da Resmî Gazete’de yayımlanmıştı. Peki, bu çalışmanın bütüncül bir yapıda sürdürüldüğünü söylemek mümkün müdür? Gerçekten böyle bir niyetiniz varsa bunun sağlıklı bir planlama ile bütüncül bir yapıda ele alınması gerekir. Torba kanunlara bir iki madde ekleyerek finans merkezi olunması mümkün değildir.

Finans merkezi konusunda yapılmış birçok çalışmada görülüyor ki kentleşme, iletişim, su, elektrik, çevre ve güvenlik gibi birçok konuda altyapı eksikliklerinin giderilmesi gerekiyor. Sosyal hayatın canlılığından kültürel dokuya, eğlence hayatının canlılığına kadar birçok etken sıralanıyor. Peki, bu altyapı konusunda tutarlı, kararlı bir politikanın olduğunu söylemek mümkün müdür? “Canlı eğlence hayatı deniyor, aksırıncaya tıksırıncaya kadar içiyorlar, bu ucube yıkılsın.” yaklaşımlarıyla kültürel hayatın, sosyal hayatın canlılığı kavramı ne kadar bağdaşıyor değerli arkadaşlar?

Ayrıca bu söylemin Türkiye turizmini de olumsuz etkilediği ortadadır. Seçim bölgem Antalya turizmin başkenti konumunda, tanıtım için ciddi paralar harcanıyor. Milyonlarca dolar harcanarak yapılan tanıtım çalışmalarının etkisi böyle açıklamalarla bir anda ortadan kalkıyor. Bu nokta çok önemlidir. Alkole uygulanan yüksek ÖTV turizm işletmecilerini zorlarken bir yanda da yapılan böylesine açıklamalar turizmi daha da olumsuz etkileyecektir. Ama hedefiniz Arap sermayesiyse, “Arap ülkelerinde para var, o ülkelerin paraları bize yeter, onların da böyle dertleri yoktur.” deniyorsa bu mantık doğru bir mantık değildir. Bu mantığın Türkiye’yi nereye götüreceği çok iyi hesaplanmalıdır, sorumluları gerçekten sorumlu ve duyarlı olmalıdır değerli arkadaşlar.

Değerli milletvekilleri, Türkiye büyümelidir. Gençlerine iş ve aş bulması için Türkiye’nin büyümesi gerekmektedir ama bu nasıl olacak? Üreterek mi büyüyeceğiz yoksa finansal balonlarla mı büyüyeceğiz? “Türkiye büyüyor.” deniliyor, Türkiye büyüyor ama bu büyüme işsizliği ve yoksulluğu azaltıyor mu? Maalesef. İşsiz sayısı artıyor, üniversiteli işsizler tır şoförü olmak için kuyruklarda bekliyor. Yoksul sayısı artıyor 12-13 milyon vatandaşımız yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bu, nasıl bir büyümedir ki işsizliği de, yoksulluğu da büyütüyor. “Ben yaptım oldu.” mantığıyla, finansal spekülasyonlarla, üretime dayanmayan bir ekonomi ile Türkiye’nin bir yere varması mümkün değildir değerli arkadaşlar. Bu noktada uyarı görevimizi bir kez daha yaptığımızı belirtiyor, önergemize destek vermeniz dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeler üzerinde başka söz talebi?

Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.

Buyurun Sayın Günal.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sizleri ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, yine bir taşınma maddesi. Bu defa Sermaye Piyasası Kurulu, daha doğrusu “Kurumu” taşınıyor. Arkadaşlarımız o maddelerde konuşacaklar ama ben adını da düzeltmiş olayım. Taşınacak “personeli” diyorlar, kurul sadece yönetim organı.

SPK yeni kurulmadı, Adalet ve Kalkınma Partisi de yeni hükûmet olmadı. Yani 82 yılından bu tarafa, demek ki bu Kurum etkin işlemiyor. Az önce Sayın Bakan Yılmaz buradaydı, şimdi Sayın Tarım Bakanımız buradaymış. Kendisi bir ekonomik rasyonaliteden bahsetti. Ben de sormuştum ama cevap alamadım, şimdi de ilgili bakanımız yok. Herhangi bir ekonomik gerekçesi varsa, sekiz yıldır niye o zaman etkin işletmiyorsunuz? 82 yılından beri bu kurumlar etkin olarak denetim yapmıyor mu? Eğer öyle bir şey yoksa, neden hâlâ ekonomik etkinlikten, rasyonaliteden bahsediyorsunuz da “Kardeşim, biz bunu taşıyacağız, siz isteseniz de istemeseniz de.” deyip bu işin içinden sıyrılmıyorsunuz?

İMKB de yeni değil, 85’ten beri çalışıyor yani denetlenen birim de denetleyen birim de var ama demek ki şimdiye kadar kimse denetim yapmıyormuş.

Daha önce söyledik, SPK’nın benzer kuruluşu olan SEC yani “Securities Exchange Commission” nerede? Arkadaşlarımız biliyor, Washington DC’de. Demek ki Amerikalılarınki de hiç etkin çalışmıyor. Sürekli olarak orayı örnek aldığınız için söylüyorum.

Peki, neden Vadeli İşlemler Borsası yok Sayın Bakanım? Madem taşıyorsunuz, o niye İzmir’de duruyor? Sayın Yemişci burada mı? Buradaymış. O çok uğraşmıştı kuruluşunda. Şimdi onu da alıp yarın herhâlde önergeye eklememiz lazım. Denetlenen de denetleyen birim de orada olacağına göre, İzmir’de Vadeli İşlem Borsasının ne işi var canım? Her taraf İstanbul’a taşınıyor.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Çalışıyorlar zaten taşımaya.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yani, herhâlde ona da sıra gelecek burada yok ama.

Başka bir şey soruyorum: Sermaye piyasasına ilişkin denetimlerin artmasını istiyorsunuz. Peki, rekabetin artmasını Türkiye’de istemiyor musunuz? Neden Rekabet Kurumunu koymadınız? Ankara’da ne var, kaç tane sanayi kuruluşu var? Zaten Sanayi Bakanımızın -eski Sanayi Odası Başkanımız- söylediğini ben size söyledim, o uğramıyor kaç gündür. “Ankara neden taşınıyor?” diye Sayın Çağlayan’ın sözlerini söylemiştim. Şimdi, Rekabet Kurumu neden gitmiyor? Demin Sayın Bakan arada konuşurken dedi ki: “Düzenleyici, denetleyici kurumları götürüyoruz.” dedi. O da denetleme kurumu. Yine, enerjiyle ilgili piyasa düzenleme kurumumuz var mı? Var. O niye Ankara’da duruyor? Yani, ne var, kaç tane enerji kuruluşu var? Hani sizin mantığınızdan gidersek bunların hepsinin taşınmış olması lazım.

Değerli arkadaşlarım, İstanbul’a taşınmayla finans merkezi olunmaz. Bir bakın bakalım işlem hacminiz ne kadar? Derinliğiniz, genişliğiniz ne kadar? Bu kafayla İstanbul’a herkesi taşısanız, finans merkezi olma şansınız yok; işlem hacmimiz belli, içindeki derinlik belli.

Derinlik deyince, SPK yeni bir düzenleme getiriyor işlem bilgileriyle ilgili yazdan itibaren. Şimdi, değerli arkadaşlar, ilginç bir şey, alanı, satanı, takas yapanı görmeyelim diye bir düzenleme yapıyorlar. Neden? Yabancılar istiyormuş. Yani, yabancılar “Bizim ne alıp ne sattığımız görünmesin.” diyor. Adamlar haklı, borsanın yüzde 70’i onların elindeyse doğal olarak onların dediği oluyor. Yani, önümüzde seçim de geliyor, seçim öncesi, sonrası herhâlde bir tokatlama yapıp milletin elindeki 3 kuruşluk hisse senedini de değersiz hâle getirecekler. Daha önce de Yunanistan’da buna benzer bir operasyon yapmışlardı. Tabii ki biz hâlâ konuşuyoruz, neymiş efendim? İstanbul’a taşıyınca finans merkezi olacağız dünyanın. Bu işlem hacmiyle, bu yabancı hâkimiyetiyle siz nereye taşırsanız taşıyın finans merkezi olma şansımız yok.

Ben soruyorum, burada uzmanlarımız vardır belki, sayın bakanlar ara sıra soruyor: Hazine bonolarının takasları hâlâ gizli, acaba ne kadar, kim alıyor, kim satıyor, nereye gidiyor, henüz bilemiyoruz. Bunlarla uğraşacağımıza, kurulan ama atıl bir şekilde duran gelişen işletmeler piyasalarını neden etkin hâle getirmiyoruz? KOBİ’lerle ilgili hepiniz nutuk atıyorsunuz, gelin, o zaman onlara zaman ayıralım. Lüzumsuz taşınma kararlarıyla uğraşacağımıza tarımsal ürün borsaları kuralım. Milliyetçi Hareket Partisinin önerisini dikkate alın. Sayın Bakanım burada, fındıkta niye bir dünya borsası olacak bir tarımsal ürün borsası kurmuyoruz? Neden bir pamuk borsası kurmuyoruz uluslararası çapta madem olacak? Biz ne yapıyoruz? Efendim, taşıyalım bitsin. Neden, neden taşıyacağız? Yani hâlen daha bir ekonomik... Sadece Sayın Yılmaz dedi ki: “Ekonomik rasyonalite” Kelime olarak, ben bekliyorum bunun altını dolduracak birisi varsa bu kanun bitinceye kadar sormaya devam edeceğim. Taşınmayanların rasyonalitesi yok mu veya rasyonalite varsa o zaman Başbakanlığı da taşıyalım daha rasyonel çalışsın.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Karabaş,  önerge üzerinde konuşacak mısınız, gerekçeyi mi okutayım?

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Konuşacağım.

“Buyur” demediniz.

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; madde üzerinde verdiğimiz önergeyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu torba tasarısı birçok kesimi ilgilendirip, bu kesimlerin düşünceleri, beklentileri, ülkenin gündemleri burada tartışılmıyorken daha çok, bazı kurumların merkezinin İstanbul’a taşınması, AKP tarafından gündeme getiriliyor. Diğer taraftan da işte Ankara’nın boşaltılması, Ankara’nın boşaldıktan sonra İstanbul’un başkent yapılması hesapları tartışılıyor.

Birincisi, bu kurumların mevcut günümüz teknolojisi, kurumların yapılanması, konumlanması dikkate alındığında kurumların genel müdürlüklerinin Ankara’da veya İstanbul’da olmasının çok anlamlı olmadığını düşünüyoruz. Bu kurumların genel müdürlüklerinin merkezlerinin Ankara’dan İstanbul’a taşınmasında bazı hesaplar, rant hesapları, birilerine çıkar sağlamanın dışında bir gerekliliği yoktur, buna inanıyoruz.

İkincisi, belli merkezlerin, genel müdürlüklerin, başkanlıkların İstanbul’a taşınması, İstanbul’un başkent olması tartışması da çok anlamlı değil. Bu ülkede her ne kadar Anayasa’nın değiştirilmez üç maddesinden biri işte, “Başkenti Ankara’dır.” diyorsa bile geçmişte de belli ülkelerde bu tartışılmış, Türkiye’de de tartışılabilir. Yani hep ülkenin birliğinden, bütünlüğünden bahsediyoruz. Bu ülke birlik, bütünlük içindeyse, doğusu, batısı veya herhangi bir kenti fark etmiyorsa Anayasa’ya değiştirilmez maddeler koymak, bunun birini de başkent koymak çok anlamlı değil. Bu pekâlâ tartışılabilir. Bu tartışmayı da çok anlamlı bulmuyoruz. Hatta ben kendi adıma söyleyeyim. İstanbul eğer başkent olsaydı o ufuk, denizin sağlayacağı ufuk belki Türkiye’de birçok şeyin daha erken değişmesini bile sağlayabilirdi.

Değerli milletvekilleri, bizler torba yasasını tartıştık, günlerdir tartışıyoruz. İki günlük ara verdik. İki günlük arada OSTİM’in etkisi vardı. Şimdi, OSTİM’de bir kaza yaşandı. 20 tane vatandaşımız yaşamını yitirdi, 50’nin üzerinde vatandaş da yaralandı. OSTİM’deki kazanın nedenleri biliniyor, kayıt dışı çalışma, ruhsatsız çalışma, denetimsiz çalışmadan kaynaklı. Ankara’nın göbeğinde bir organize sanayi bölgesinde bir kaza oluyor, kazadan sonra bir gün, iki gün geçmesine rağmen kaç kişi vardı, kim kayıptır, kaç kişi öldü, kaç kişi yaralıdır, bilinmiyordu. Nitekim son güne kadar defalarca Ankara Valiliği tarafından, diğer kurumlar tarafından farklı, çelişkili bilgiler verildi çünkü o kurumlar, o birimler, o üretim yerleri nedir, neyin nesidir, kimin tarafından çalışılıyor, kaç kişi çalışıyor, kimler çalışıyor, öyle bir kayıt yok ki. Kayıtsız ekonomi, kayıtsız çalışanlar, ruhsatsız iş yerleri ve bunun tartışılması, buna yönelik yasalar çıkarılması, buna yönelik önlemler alınması gerekiyorken, maalesef kayıt dışılığı artıracak, teşvik edecek, vahşi çalışma biçimlerini, güvencesiz çalışma biçimini, az ücretle çalışma biçimini yaygınlaştıracak bu torba yasada birçok maddeyi tartışıyoruz ve geçiriyoruz.

Yarın OSTİM’de, yarın İstanbul’daki diğer kurumlar da, yarın Türkiye'nin birçok yerindeki sanayi kurumları, atölyeler de bu torba kanundan sonra daha az güvenceli olacak, daha tehlikeli olacak, işçiler açısından, çalışanlar açısından, emekçiler açısından daha tehlikeli olacak. Onun için OSTİM’den iki gün sonra bu yasayı tekrar tartışmak, emekçiye, emeğe verilen değerin göstergesidir diyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

TUĞRUL YEMİŞCİ (İzmir) – Sayın Başkan, az önceki hatip…

BAŞKAN – Önergeleri bir oylara sunayım da ondan sonra. Karar yeter sayısı da arayacağım.

Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır ve önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

TUĞRUL YEMİŞCİ (İzmir) – Sayın Başkanım, bir önceki hatip adımı da zikrederek, İzmir’deki borsanın neden bu torba yasada olmadığını sordu. Dolayısıyla, 60’a göre kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Yemişci, yerinizden buyurun.

Sistemi açıyorum, bir dakikalık süre veriyorum.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

8.- İzmir Milletvekili Tuğrul Yemişci’nin, Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın ismini de zikrederek İzmir’de bulunan “Vadeli İşlemler Borsası”yla ilgili sözlerine ilişkin açıklaması

TUĞRUL YEMİŞCİ (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bir önceki değerli hatip adımı da zikrederek, İzmir’deki Vadeli İşlemler Borsası’nın neden bu torba yasada İstanbul’a taşınmasının olmadığını sordu. Ben, hem Meclisimizi hem de kamuoyunu aydınlatmak için onu söylemek istiyorum.

Sayın Başkanım, İzmir’deki Vadeli İşlemler Borsası anonim şirket statüsünde olup, burada herhangi bir şekilde torba yasaya koymaya gerek yoktur, kendi genel kurulu istediği yere taşınması için karar alabilir.

Bunu açıklamak istedim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yemişci. 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606) (Devam)

BAŞKAN – 157’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, geliş sıralarına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 157. maddesinde yer alan "Kurul personeli" ibaresinin "Kurum personeli" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Günal

Erkan Akçay

Oktay Vural

 

Antalya

Manisa

İzmir

 

E. Haluk Ayhan

Mustafa Kalaycı

Recep Taner

 

Denizli

Konya

Aydın

 

 

Reşat Doğru

 

 

 

Tokat

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 157 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mustafa Özyürek

Harun Öztürk

Enis Tütüncü

 

İstanbul

İzmir

Tekirdağ

 

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

Şevket Köse

Algan Hacaloğlu

 

Malatya

Adıyaman

İstanbul

Madde 157- 2499 sayılı Kanunun 25 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 25 - Kurul başkan ve üyeleri ile personeli ve bu Kanuna göre görevlendirilen denetim elemanları çalışmaları ve denetlemeleri sırasında ilgililere ve üçüncü kişilere ait öğrendikleri sırları açıklayamazlar ve kendi yararlarına kullanamazlar. Bu yükümlülük görevden ayrılmalarından sonra da devam eder.

Kurulun para, evrak ve her çeşit malları Devlet malı hükmündedir. Kurulun başkan ve üyeleri ile diğer personeli görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri suçlar ile bunlara karşı işlenen suçlardan dolayı sorumluluk bağlamında Türk Ceza Kanununun uygulamasında kamu görevlisi sayılırlar.

Kurul Başkan ve üyeleri ile Kurum personelinin görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri iddia edilen suçlara ilişkin soruşturmalar, Kurul Başkan ve üyeleri için ilişkili Bakanın, Kurum personeli için ise Başkanın izin vermesi kaydıyla genel hükümlere göre yapılır. Kurul üyeleri ile Kurum personelinin iştirak hâlinde işledikleri iddia edilen suçlara ilişkin soruşturmalarda Kurum personeli hakkında soruşturma izni verme yetkisi ilişkili Bakana aittir.

Kurul Başkan ve üyeleri ile Kurum personeli hakkında görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri iddia edilen suçlardan dolayı soruşturma izni verilmesi için, bu kişilerin kendilerine veya üçüncü kişilere çıkar sağlamak veya Kuruma ya da üçüncü kişilere zarar vermek kastıyla hareket ederek bu işlemler sonucunda kendilerine veya üçüncü kişilere çıkar sağlamış olmaları hususunda açık ve yeterli emarelerin olması gerekir. Soruşturma izni verilmesi hâlinde bu durum ilgililere tebliğ olunur. Soruşturmaya izin verilmesine ya da verilmemesine dair kararlar aleyhine, tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde Danıştay nezdinde itiraz yoluna başvurulabilir. İzin verilmiş olsa dahi, itiraz süresi geçene kadar veya Danıştaya yapılan itiraz sonucunda hüküm tesis olunana kadar soruşturma başlatılamaz.

Kurul Başkan ve üyeleri ile Kurum personelinin, görevden ayrılmış olsalar dahi, görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri iddia edilen suçlardan dolayı başlatılan soruşturma ve kovuşturmalar, ilgili üye veya personelin talebi hâlinde, bunlarla vekâlet akdi yapmak suretiyle görevlendirilecek bir avukat tarafından takip edilir. Söz konusu davalara ilişkin dava giderleri ve Türkiye Barolar Birliğince açıklanan asgarî ücret tarifesinde belirlenen avukatlık ücretinin on beş katını aşmamak üzere avukatlık ücreti, Kurum bütçesinden karşılanır.

Kurul Başkan ve üyeleri ile Kurum personeli aleyhine, Kurulun veya Kurumun bu Kanunda yazılı görevlere ilişkin karar, eylem ve işlemleri sebebiyle, gerek görevlerinin ifası sırasında gerek görevden ayrılmalarından sonra, açılmış veya açılacak her türlü tazminat ve alacak davası, Kurum aleyhine açılmış sayılır. Bu davalarda husumet Kuruma yöneltilir. Avukatlık ücreti ve dava giderine ilişkin bu maddenin üçüncü fıkrası hükmü bu hukuk davaları için de aynen geçerlidir. Yargılama sonucunda Kurum aleyhine karar verilmesi ve kararın kesinleşmesi nedeniyle Kurumun ödeme yapması hâlinde, Kurum bu meblağı, ilgililerinden talep eder. Kurumun, yaptığı ödemeleri ilgililerinden talep edebilmesi için, bu kişiler hakkında kusurlu olduklarına ilişkin mahkeme kararının kesinleşmesi gerekir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 157 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                      Nuri Yaman                              Sırrı Sakık                             Hasip Kaplan

                            Muş                                         Muş                                       Şırnak

                                         M. Nezir Karabaş                          Fatma Kurtulan

                                                   Bitlis                                             Van

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı, üyeleri ve personelinin soruşturulması ve kovuşturulmasının izne bağlanması, yargılamanın gecikmesine ve soruşturmanın gerçek anlamda yapılmasında sorunlar yaratacaktır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 157 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                        Mustafa Özyürek (İstanbul) ve arkadaşları

Madde 157- 2499 sayılı Kanunun 25 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 25 - Kurul başkan ve üyeleri ile personeli ve bu Kanuna göre görevlendirilen denetim elemanları çalışmaları ve denetlemeleri sırasında ilgililere ve üçüncü kişilere ait öğrendikleri sırları açıklayamazlar ve kendi yararlarına kullanamazlar. Bu yükümlülük görevden ayrılmalarından sonra da devam eder.

Kurulun para, evrak ve her çeşit malları Devlet malı hükmündedir. Kurulun başkan ve üyeleri ile diğer personeli görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri suçlar ile bunlara karşı işlenen suçlardan dolayı sorumluluk bağlamında Türk Ceza Kanununun uygulamasında kamu görevlisi sayılırlar.

Kurul Başkan ve üyeleri ile Kurum personelinin görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri iddia edilen suçlara ilişkin soruşturmalar, Kurul Başkan ve üyeleri için ilişkili Bakanın, Kurum personeli için ise Başkanın izin vermesi kaydıyla genel hükümlere göre yapılır. Kurul üyeleri ile Kurum personelinin iştirak hâlinde işledikleri iddia edilen suçlara ilişkin soruşturmalarda Kurum personeli hakkında soruşturma izni verme yetkisi ilişkili Bakana aittir.

Kurul Başkan ve üyeleri ile Kurum personeli hakkında görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri iddia edilen suçlardan dolayı soruşturma izni verilmesi için, bu kişilerin kendilerine veya üçüncü kişilere çıkar sağlamak veya Kuruma ya da üçüncü kişilere zarar vermek kastıyla hareket ederek bu işlemler sonucunda kendilerine veya üçüncü kişilere çıkar sağlamış olmaları hususunda açık ve yeterli emarelerin olması gerekir. Soruşturma izni verilmesi hâlinde bu durum ilgililere tebliğ olunur. Soruşturmaya izin verilmesine ya da verilmemesine dair kararlar aleyhine, tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içerisinde Danıştay nezdinde itiraz yoluna başvurulabilir. İzin verilmiş olsa dahi, itiraz süresi geçene kadar veya Danıştaya yapılan itiraz sonucunda hüküm tesis olunana kadar soruşturma başlatılamaz.

Kurul Başkan ve üyeleri ile Kurum personelinin, görevden ayrılmış olsalar dahi, görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri iddia edilen suçlardan dolayı başlatılan soruşturma ve kovuşturmalar, ilgili üye veya personelin talebi hâlinde, bunlarla vekâlet akdi yapmak suretiyle görevlendirilecek bir avukat tarafından takip edilir. Söz konusu davalara ilişkin dava giderleri ve Türkiye Barolar Birliğince açıklanan asgarî ücret tarifesinde belirlenen avukatlık ücretinin onbeş katını aşmamak üzere avukatlık ücreti, Kurum bütçesinden karşılanır.

Kurul Başkan ve üyeleri ile Kurum personeli aleyhine, Kurulun veya Kurumun bu Kanunda yazılı görevlere ilişkin karar, eylem ve işlemleri sebebiyle, gerek görevlerinin ifası sırasında gerek görevden ayrılmalarından sonra, açılmış veya açılacak her türlü tazminat ve alacak davası, Kurum aleyhine açılmış sayılır. Bu davalarda husumet Kuruma yöneltilir. Avukatlık ücreti ve dava giderine ilişkin bu maddenin üçüncü fıkrası hükmü bu hukuk davaları için de aynen geçerlidir. Yargılama sonucunda Kurum aleyhine karar verilmesi ve kararın kesinleşmesi nedeniyle Kurumun ödeme yapması hâlinde, Kurum bu meblağı, ilgililerinden talep eder. Kurumun, yaptığı ödemeleri ilgililerinden talep edebilmesi için, bu kişiler hakkında kusurlu olduklarına ilişkin mahkeme kararının kesinleşmesi gerekir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Ali Rıza Öztürk…

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk.

Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bazı alacakların yapılandırılmasına ilişkin ve yetmiş beş tane kanunda değişiklik yapılmasına ilişkin çorba kanun tasarısı üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu, yetmiş beş tane kanunda değişiklik yapıyor, yetmiş beş tane kanunda birbirinden ilgisiz konuları düzenleyen bir kanun, hepsi ve bu kanunların hepsinden alıntılar yapılarak düzenleme yapılıyor ve “torba kanun tasarısı” adı altında Türkiye Büyük Millet Meclisine getiriliyor. Bu, Meclis İç Tüzüğü’nün tanıdığı torba yasa yapma hakkının kötüye kullanılmasının somut örneğidir. Mesela Türk Ticaret Kanunu veya Borçlar Kanunu veya Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun temel kanun olarak görüşülmesi doğrudur, aynı konuda bir düzenleme yapıyor ama burada yetmiş beş tane kanunda değişiklik yapıyor.

Şimdi, bu kanunda hakları ihlal edilen insanlar bu kanuna karşı demokratik muhalefet etme haklarını ortaya koyuyorlar, demokratik protesto etme haklarını ortaya koyuyorlar. Türkiye'nin dört bir yanında bu insanlara, polis copu, biber gazı ve tazyikli suyla saldırılıyor, susturuluyor, baskı uygulanıyor, şiddet uygulanıyor. Seçim bölgem Mersin’de de bu torba yasada haklarının ihlal edildiğini düşünen meslek grupları, demokratik sendikalar ve demokratik kitle örgütleri protesto haklarını kullanıyorlar ama polis, bütün diğer yerlerde olduğu gibi, şiddetle, baskıyla, copla, biber gazıyla onları susturuyor.

Değerli milletvekilleri, bu kadar büyük, yetmiş beş tane kanunda değişiklik yapan tasarıda benim halkımın sorunlarının çözümü yok. Örneğin, Silifke’deki limon üreticilerinin sorununun çözümü yok burada. Silifke’de Antalya yolu üzerinde bir kahvehane vardır, “Limoncular Kahvahanesi”dir adı, limon üreticilerinin hepsi o kahvehanede toplanırlar. Şimdi o kahvehanede limon üreticileri kara kara düşünüyor. Ya koskocaman şu kitabın içerisine şu limon üreticilerinin sorunlarını niye yerleştirmediniz, almadı mı yani bu kitap?

Şimdi, bakın AKP İktidarı iş başına gelmeden önce limona verilen destek ton başına 100 dolar civarında; 2001 yılında, 2002 yılı başında. AKP iktidara gelince, 2001’de 90 dolar ve giderek düşüyor; 2006’da, 2007’de 45 dolara kadar düşüyor bu destek limonun tonunda. Şimdi de yüzde 14 teşvik veriliyor, destek veriliyor 1 tonda, o da satılabilinirse. Yani ihracatçı FOB satış fiyatı üzerinden veriyor. Şimdi Silifke’de, Mersin’de, Erdemli’de, Anamur’da, Tömük’te eğer vatandaş limonunu satabilirse, 10 kuruşa satabilirse, alıcı bulabilirse 10 kuruşa satacak. Alan yok, soran yok. Limon dalda kalmış. Bir de vatandaş, şimdi o limonunu daldan temizletmek için, bakım yapmak için masraf yapacak.

Tarım Bakanı da burada. Bu limoncuların sorununu bu kitaba sığdıramadınız mı Sayın Bakan?

Yani 50 kilogramlık bir çuval sülfat gübresinin fiyatı daha önce 22 lira, şimdi 35 lira. 3 ton limon satacak limon üreticisi, onu da satabilirse, alıcısını bulursa 3 ton limon satacak 50 kilogramlık bir çuval gübre ancak alabilecek değerli arkadaşlarım.

Şimdi, esnaf siftah etmeden dükkân kapatıyor; çiftçi tarlasını ekemez hâle gelmiş, ektiğini biçemez hâle gelmiş, biçse bile biçtiklerini satamaz hâle gelmiş. İktidarın bunlarla ilgilendiği yok, Tarım bakanının bunlara baktığı yok. Bir afet olur, dolu yağar, Bozyazı’da, Anamur’da daha geçen gün dolu yağdı, insanlar perişan oldu, seralar yıkıldı; “Canım, sigorta yaptırsaydı.” anlayışıyla onlar kendi kaderlerine terk edildi.

Çiftçi kendi kaderine terk edilecekse Tarım Bakanının görevi nedir acaba, Tarım Bakanı ne işlerle meşgul olur? Tarım Bakanının görevi, bu ülkede çiftçiyi desteklemek değil midir, onu korumak değil midir? Çiftçinin zarar görmemesi için gerekli önlemleri almak değil midir değerli arkadaşlarım? Yani gerçekten çiftçinin sorunları bu İktidar döneminde hep göz ardı edilmiştir. Tarım Bakanı, diğer bakanlar gibi, üstüne vazife olmayan işlerle ilgilenmiştir. Bir gidin Silifke’ye, bir gidin Erdemli’ye, bir gidin Anamur’a, Mersin’e gidin de limon üreticisinin hâlini görün Sayın Bakan.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 157. maddesinde yer alan "Kurul personeli" ibaresinin "Kurum personeli" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                Mehmet Günal (Antalya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Reşat Doğru, Tokat Milletvekili.

Buyurun Sayın Doğru. (MHP sıralarından alkışlar)

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 157’nci madde üzerinde vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, torba kanunun görüşmelerine bir müddet ara verdikten sonra tekrar devam ediyoruz. İktidar, bu kanunun içerisine, seçim endeksli olarak birçok konuyu koymuş durumdadır. Milletimiz de tabii, kendisiyle ilgili ne olabilir düşüncesiyle kanunu yakından takip ediyoruz ancak torba kanunda her meslek grubu, her toplum kesimi kendisi ayrı ayrı yer almak istiyor çünkü toplumda her kesimde çok büyük sıkıntılar mevcut. İşçisi, memuru, esnafı, bütün sosyal kesimler, başta bankalar olmak üzere birçok kuruma borçlu olup çok zor durumdadır. Neredeyse bu insanlar hayatlarına küsmekte ve psikolojileri de bozulmaktadır.

Bakınız bu kesimlerden bazılarıyla ilgili örnekleri vermek istiyorum. Bu kesimlerden bir tanesi esnaflardır. Esnaf kefalet kooperatifine olan borçlar ödenmediğinden dolayı şu anda esnaflar “Borçlarım acaba nasıl ödenir, bu kanun içerisine nasıl girerim?” şeklinde büyük bir mücadele veriyorlar.

Tokat’ta yayınlanmış olan Yeni Tokat gazetesinin 4 Şubat 2011 tarihli esnaflarla ilgili yapmış olduğu bir çalışmayı size de takdim etmek istiyorum. Tokat sanayi esnafları işsizlikten, nakit sıkıntısından, veresiyelerin zamanında gelmemesinden büyük bir şikâyet içerisinde bulunuyor.

Bunlardan Osman Yazıcı, mobilyacı, diyor ki: “Herkeste gelecek kaygısı var. İşler geçmişteki gibi değil. Tokat’ın belli bir kapasitesi var, onun üzerine çıkamıyor. Kâr marjları düşmüş, malzeme pahalı, o yüzden esnaf da fazla para kazanamıyor.”

İlhan Aydın, yağcı, diyor ki: “Sanayi esnafının durumu çok vahim. Elektrik, su parasını, BAĞ-KUR’umuzu bile ödeyemiyoruz. Siftah yapmadan kepenkleri kapatan esnaflarımız var. “

Önder Karacaoğlu, makasçı, diyor ki: “Sanayi esnafı bitik durumda. İş potansiyelinin düştüğünden dolayı sanayi esnafı can çekişiyor. Benim zanaatım kamyon ile alakalı ama artık Tokat’ta böyle bir meslek yok sayılıyor. ”

Yine, Sabahat Aktanoğlu, dizelci, diyor ki: “Sanayi esnafının durumu hiç iç açıcı değil. Tokat’ta iş sahası kalmadı. Fabrikalar da kapanınca bizim işlerin sayısı azaldı, azaldı. ”

Yine, Hayrettin Şenol, mermeritçi, o da diyor ki: “Esnafın hâli perişan. Piyasada para dönmüyor. Veresiye yapmayan adam çok ama para gelsin dendiği zaman, cebimiz delik, para gelmiyor. Mobilya sektörü durgun olduğundan dolayı da bize de fazla iş gelmiyor. Zaten Tokat’ın ekonomik durumu belli.”

Mustafa Kırbaş, oto boyacısı, diyor ki:” Esnafın hâli kötü. İş yok, güç yok. Herkes veresiye alıyor, parayı getirmiyor, piyasa bozuk. Akşama kadar bekliyoruz ama gelen giden yok, bol bol televizyon seyrediyoruz. ”

Sayın milletvekilleri, tabii, bunların yanında, bir meslek grubu daha, memurlar. Memurlarla ilgili yapılan bir çalışmayı da sizlere sunmak istiyorum. Türkiye Kamu-Sen’in ARGE Merkezinde Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre yaptığı çalışma sonunda şöyle bir durum ortaya çıkıyor, aralık ayı için tek kişinin yoksulluk sınırı ve dört kişilik ailenin asgari geçim sınırı şu şekildedir: Tek kişinin yoksulluk sınırı 1.445 lira, 4 kişilik ailenin yoksulluk sınırı ise 2.891 liradır. Durum işte budur ama AKP İktidarında gelmiş olduğu durumu da hep beraber görüyoruz. Memurun eline geçen ücretlere bakılınca memur kartzede olmasın da ne yapsın? Ayrıca, yine yapılan bir araştırmaya göre de bir ailenin sağlık kuruluşlarının belirlediği biçimde beslenebilmesi için asgari 21 lira 65 kuruşa ihtiyaç var. Bu da yaklaşık olarak 649 lira yapıyor. Ayrıca konut giderlerinin bir memurun aylık maaşının yüzde 35,79’una denk geldiği de işte yapılan araştırmada ortaya çıkıyor.

Yine, ortalama ücretle geçinen bir memur ailesinin ulaşım, sağlık, eğitim, haberleşme, giyim gibi diğer zorunlu ihtiyaçlarını karşılamasından sonra maaşından 198 lira 98 kuruş kalıyor. 2010 yılında, her zaman söylemiş olduğunuz simit fiyatları yüzde 33,3, mutfak tüpü yüzde 22,7, otogaz yüzde 22,6 artmıştır. Memurun durumu işte bunların içerisindedir. Türkiye Kamu-Sen “Memurların maaş artışlarında yoksulluk ve açlık sınırını baz alalım. Bunu yapmazsak memur daha fazla yoksullaşacak, kartzede duruma gelecektir.” diyor. Emeklilerin durumu bundan iyi midir? Emeklilerin durumu bundan da kötüdür.

Sonuçta şu ortaya çıkıyor ki memuruyla, herkesiyle bütün sosyal katmanların çok büyük sıkıntılar içerisinde olduğu görülüyor ama artık ülkemizde üreten ekonomi programına geçmemizin zamanı gelmiştir. İstihdam dostu sürdürülebilir bir büyüme ortamı tesis edilmelidir. İşsizliği ve yoksulluğu azaltmak, gelir dağılımını daha adil bir hâle getirmek için çalışma yapmamız gerekmektedir.

Yüce heyetinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Doğru, teşekkür ediyorum.

III.- Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Aslanoğlu, Sayın Öztürk, Sayın Arifağaoğlu, Sayın Ünsal, Sayın Yalçınkaya, Sayın Susam, Sayın Dibek, Sayın Sönmez, Sayın Arat, Sayın Emek, Sayın Hacaloğlu, Sayın Kaptan, Sayın Ateş, Sayın Serter, Sayın Pazarcı, Sayın Çakır, Sayın Baratalı, Sayın Meral, Sayın Mengü.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

158’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır; geliş sıralarına göre okutup, aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın Çerçeve 158 inci maddesiyle 2499 Sayılı Kanunun 28 inci Maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine eklenen dördüncü paragrafta geçen “%10” ibaresinin “%5” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                      Nuri Yaman                              Sırrı Sakık                             Hasip Kaplan

                            Muş                                         Muş                                       Şırnak

                                          Fatma Kurtulan                          M. Nezir Karabaş

                                                   Van                                             Bitlis

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 158. maddesinde yer alan "Bir takvim yılı içinde talep edilmeyen tutarlar izleyen yıllarda ödenecek tutara eklenir ve Kurul tarafından aynı usul ile talep edilebilir" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını ve maddenin sonuna "ve ilgili Bakan tarafından onaylanır" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Günal

Erkan Akçay

Oktay Vural

 

Antalya

Manisa

İzmir

 

E. Haluk Ayhan

Mustafa Kalaycı

Recep Taner

 

Denizli

Konya

Aydın

 

 

Hüseyin Yıldız

 

 

 

Antalya

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 158 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Mustafa Özyürek                       Harun Öztürk                           Enis Tütüncü

                         İstanbul                                      İzmir                                     Tekirdağ

                      Gürol Ergin                    Ferit Mevlüt Aslanoğlu                   Şevket Köse

                          Muğla                                    Malatya                                  Adıyaman

                                                                     Birgen Keleş

                                                                         İstanbul

Madde 158- 2499 sayılı Kanunun 28 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine dördüncü paragraf olarak aşağıdaki paragraf eklenmiştir.

"Kurul tarafından izlenen ve denetlenen borsalar, piyasalar ve diğer teşkilatlanmış piyasaların, takas ve saklama kurumlarının ve Merkezi Kayıt Kuruluşunun faaliyetlerinden elde ettikleri faiz gelirleri hariç tüm gelirlerinin azami binde 10'u Kurul bütçesine Kurul tarafından gelir olarak kaydedilebilir. Kurul bütçe ihtiyacını dikkate alarak bu oranı iki katına çıkarabilir. Bu maddeye göre yapılacak ödemelerin zamanı, gelirin elde edildiği yılı izleyen takvim yılında Kurulun nakit durumu dikkate alınarak Kurul tarafından en az otuz gün öncesinden ilgili kurumlara bildirilir. Bir takvim yılı içinde talep edilmeyen tutarlar izleyen yıllarda ödenecek tutara eklenir ve Kurul tarafından aynı usul ile talep edilebilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Harun Öztürk, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 158’inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi olarak vermiş olduğumuz önergeyle ilgili görüşlerimi açıklamak üzere söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu madde Sermaye Piyasası Kurulunun gelirlerine yeni bir unsur ekleyen bir madde. Üst kurullar, bildiğiniz üzere, bağımsız kurullar. Sadece yasaya bu kurulların bağımsız olduğunu yazmamız tek başına yeterli değil. Bu bağımsızlığı sağlayacak olan mali özerkliği de bu kurumlara tanımamız gerekiyor. Bu açıdan bu SPK’yla ilgili gelir düzenlemeleri önemli.

Şimdi bu maddeyle ilgili olarak ne getirildiğini ifade etmeden önce SPK’nın gelirlerinin nereden geldiği ve neler olduğu konusunda kısa bir bilginin yararlı olacağını düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, 2499 sayılı Kanun’un 28’inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde Kurulun bütün giderlerinin emrinde kurulacak özel bir hesaptan karşılanacağı ifade edilmektedir. Bu özel hesaba nerelerden gelir geldiğine baktığımızda ihraççıların sermaye piyasası araçlarının ihraç değerinin binde 3’ü oranında SPK’ya bir ödemede bulunduklarını görüyoruz. Bu ödeme tutarında da kanuna göre Bakanlar Kurulu kararıyla artırma yönünde değil ancak azaltma yönünde bir indirime gidilebileceği görülüyor. Öncelikle biraz önce ifade ettiğim kurumun özerkliği, mali özerkliği açısından kanunda gelirlerinin kesin oranlar hâlinde belirtilmesi, eğer bir yetki verilmesi gerekiyorsa SPK Kuruluna bu yetkinin verilmesi, dolayısıyla Bakanlar Kuruluna böyle bir yetkinin verilmesinin özerklik açısından doğru olmadığını dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Bir başka gelir unsuru, çeşitli menkul kıymet ve fonların üçer aylık dönemdeki net varlık değerinin yüz binde 5’ini aşmamak üzere hesaplanacak kayda alma ücreti. Yine bu ücretle ilgili olarak Bakanlar Kurulunun yetkisi var.

Peki, mevcut düzenlemedeki bu gelirler yetmediği zaman SPK ne yapıyor? O zaman da kendi giderleriyle gelirleri arasındaki açığın, merkezî yönetim bütçesinden yapılacak hazine yardımlarıyla karşılanması öngörülüyor.

Şimdi, bu maddeyle getirilen düzenlemede, Kurul tarafından izlenen ve denetlenen borsalar, piyasalar ve diğer teşkilatlanmış piyasaların, takas ve saklama kurumlarının ve Merkezî Kayıt Kuruluşunun faaliyetlerinden elde ettikleri faiz gelirleri dışındaki tüm gelirlerinin -yani brüt gelirlerinin- yüzde 10’unun Kurul bütçesine aktarılacağı ifade ediliyor.

Biraz önce saydığım unsurlara dikkatlerinizi tekrar çekmek istiyorum. Orada talep edilen gelirler “binde” olarak ifade ediliyor ancak burada yüzde 10 oranında yüksek bir gelir talebi olduğunu düşünüyoruz. Bu gelirin “binde 10” şeklinde değiştirilmesini ve Kurul kararıyla, gerektiğinde gelir ve gider dengesi dikkate alınarak 2 katına kadar arttırılmasının yani binde 20, onun karşılığı da yüzde 2’ye kadar arttırılmasının uygun olacağını düşünüyoruz.

Ayrıca “Bu gelirlerin hangi kurumlardan ne oranda tahsil edileceği her takvim yılı için Kurul tarafından belirlenir.” hükmünün de doğru olmadığını ve tahsilat yapılacak birimler arasında subjektif değerlendirmelere açık olan bir hüküm olduğunu ifade ediyor ve önergemize “Kabul” desteği vereceğiniz ümidiyle yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Karar yeter sayısı istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                        Kapanma Saati: 21.40

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 158’inci maddesinde verilen, İzmir Milletvekili Harun Öztürk ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır ve önerge kabul edilmemiştir.

Tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 158. maddesinde yer alan "Bir takvim yılı içinde talep edilmeyen tutarlar izleyen yıllarda ödenecek tutara eklenir ve Kurul tarafından aynı usul ile talep edilebilir" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını ve maddenin sonuna "ve ilgili Bakan tarafından onaylanır" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                        Mehmet Günal (Antalya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hüseyin Yıldız, Antalya Milletvekili.

Buyurun Sayın Yıldız. (MHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 158’inci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge için söz aldım. Öncelikle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisinin dokuz yıllık iktidarı döneminde gerçekleşen her yerel ve genel seçim öncesinde yaptığı gibi 2011’de yapılacak olan milletvekilliği genel seçimleri öncesinde de, torbalanmış yasa tasarılarıyla seçim fırsatçılığından yararlanma, istismar etme, başarısızlıklarını örtme ve iktidarını devam ettirebilmek için yasal değişiklikleri kullanmaya maalesef yine devam etmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, seçim yatırımı olduğu gözlerden kaçmayan, amacı her ne olursa olsun Adalet ve Kalkınma Partisinin yanlış ekonomik politikaları nedeniyle ödeme zorluğu içine düşen vatandaşlarımıza az da olsa kolaylık sağlayacak olmasını olumlu bulduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisinin seçim yatırımları yerine öncelikli olarak yapması gerekenler, vatandaşlarımızın gelir düzeyini yükseltecek  ve istihdamı artıracak yapısal önlemleri almak olmalıydı; vatandaşlarımızı borçlanmadan yaşayabilir hâle getirmek olmalıydı; Türkiye ekonomisini, üretmeyen, ithal eden tüketime dayalı yapısını, sıcak parayla yürüyen ekonomi anlayışını kökten değiştirmek olmalıydı; ekonomide kayıt dışılığı azaltmak, daha basit, adil ve geniş tabana yayılan bir vergi reformunu yapmak olmalıydı. Ne yazık ki Adalet ve Kalkınma Partisini böyle bir çaba içerisinde görememekteyiz. Aksine Adalet ve Kalkınma Partisi, ülkede yaşanan her sorunda öncelikle kendinden önceki hükûmetleri vatandaşlarımızı ve ilgili kurumları suçlayan anlayışına devam etmektedir.

Dokuz yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarında olduğu gibi bu yasa tasarısıyla da Amerika Birleşik Devletleri’ne, Avrupa Birliği ülkelerine, küresel sermayeye ve yandaşlara kolaylık ve menfaat sağlamaya devam edilmektedir. Teknolojinin bu kadar geliştiği bir çağda finans kuruluşlarının merkezinin Ankara’dan İstanbul’a taşınması ülkemize mi, yoksa yandaş müteahhit ve gayrimenkul sahiplerine mi çıkar sağlayacaktır?

Adalet ve Kalkınma Partisi dokuz yıllık iktidarında hukuk devleti yerine, oluşturmaya çalıştığı parti devleti hedefi yolunda adım adım ilerlemektedir. Son adımını da atarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda önemli değişiklikler maalesef yapmaktadır. Maalesef, yine, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda yapılan değişikliklerle devlet hizmetleri parti hizmetine, devlet memurları da parti memuruna dönüştürülmektedir. Kamu personelinin alımında ve yükselmelerinde liyakat ve kariyer ilkeleri yerine yandaşlık kriterlerinin öne çıkarılacağı, kamuda teftiş kurullarının kaldırılarak siyasi denetimin öne çıkacağı, memurların da esnek çalışabilmesinin sağlanabilmesi ve geçici görevlendirilmeleri ile de işten atılabilmelerini de sağlayacak düzenlemeler maalesef bu yasa tasarısıyla yapılmaktadır.

Adalet ve Kalkınma Partisinin dokuz yıldır yaptığı yanlışların ve bu kanun tasarısıyla yapacağı yanlışların cevabını da, inşallah, 2011 Haziranında yapılacak seçimlerde Türk milleti kendilerine verecektir.

Değerli milletvekilleri, biraz önce Mersin iliyle ilgili limon üreticilerinin sorunlarını anlatan Değerli Milletvekilimize Antalya’da yaşayan üreticilerimizin de aynı sıkıntıları çektiklerini ifade etmek istiyorum. Ayrıca, sadece limonda değil, portakalda da maalesef aynı sıkıntılar yaşanmaktadır. Tarım Bakanımız bu kürsüye her çıktığında tarımı nereden nereye getirdiklerini ifade etmektedirler. Ancak bu Sayın Tarım Bakanını narenciye üreticilerinin yanında, limon üreticilerinin yanında, muz üreticilerinin yanında hiç göremiyoruz. Kendisine tavsiye ediyorum, eğer cesareti varsa -mademki bu kadar başarılı bir tarım ekonomisi politikasını yönettiler- buyursunlar beraber, basın mensuplarının huzurunda, bu üreticileri bir ziyaret edelim. Belki o zaman yüzü kızarır diyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yıldız.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın Çerçeve 158 inci maddesiyle 2499 Sayılı Kanunun 28 inci Maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine eklenen dördüncü paragrafta geçen “%10” ibaresinin “%5” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Fatma Kurtulan (Van) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Nezir Karabaş, Bitlis Milletvekili.

Buyurun Sayın Karabaş. (BDP sıralarından alkışlar)

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarı üzerine verdiğimiz değişiklik önergesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu torba tasarıda birçok kesime, Türkiye’de yaşanan ekonomik sıkıntılar ve krizden kaynaklı mevcut sıkıntılarını aşma yönünde düzenleme yapıldığı iddia ediliyor. Hazır Tarım Bakanımız Sayın Eker de buradayken hayvancılıkla ilgili düşüncemi ve önerilerimi dile getirmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi bölgede özellikle süren savaş, çatışma ortamında en büyük zararı hayvancılık gördü. Yaylaların yasaklanması, yaylaları kullanan Koçerlerin yaşam koşullarının kalmamasından kaynaklı Türkiye’de küçükbaş hayvanda ciddi bir azalma yaşandı.

Şimdi, mevcut Hükûmet, AKP hep şunu iddia ediyor, Bursa Milletvekili Sayın Ali Koyuncu şunu diyordu: “Daha önce Türkiye’de üretilen, beslenen hayvan sayısı bilinmiyorken bizler üretilen süt miktarını, peynir miktarını ve yumurta miktarını da biliyoruz.” Ben de Sayın Bakanım da buradayken -kendi seçim bölgesi olan, ili olan Diyarbakır’dan tutun bölgede yaylak ve kışlak olarak bölgeyi kullanan “koçer”ler var- şunu da söylüyorum: Bu devlet, doksan yıldır Türkiye Cumhuriyeti devleti geçmiş hükûmetler de, mevcut, dokuz yıllık dönemdir AKP İktidarı da “koçer”lerin mevcut yaşamları, ekonomik zorlukları, beslendikleri hayvanlarla ilgili teşvik verme, destek vermekten tutun çocuklarının eğitimine, sağlığına ve konaklamalarına, iskânlarına kadar hiçbir şeyiyle ilgilenmemiştir.

Şimdi, hayvancılıkla, tarımla ilgili ciddi teşvikler verildiğini söylüyor mevcut İktidar ve yüzdeler veriyor: İşte 2002’den önce, 2002’ye kadar tarıma verilen destek yüzde bu kadardı, bu kadara çıktı; hayvancılığa verilen destek bu kadardı, bu kadara çıktı. Soruyorum: Bugün, mevcut tüm zorluklara, o çatışma, savaş dönemindeki zorluklara, yayla yasaklarına rağmen, Türkiye’nin küçükbaş hayvan üretiminin önemli kısmı Doğu ve Güneydoğu’da, bölgede oluyor ve yine bu hayvanların önemli bir kısmını hâlâ “koçer”ler besliyor. Şurada Tarım Bakanı da hazır buradayken şunu iddia ediyorum, diyorum ki: Kentte oturan, zaten o işi yapmayan veya o işi kentte yapan eğitimli veya ilişkisi olan belli kesimlerin dışında “koçer”lere hiçbir destek devlet tarafından verilmemiştir. Siz, bu düzenlemeler yapılıyorken, teşvikler ve yasalar düzenleniyorken, bu konumda olan, hâlâ küçükbaş hayvan üretiminde, beslenmesinde ciddi anlamda katkıları olan, hâlâ sayıları 10 binleri bulan aile ve besledikleri hayvanlar -küçükbaş hayvan- milyonları bulan “koçer”lere herhangi bir düzenleme neden yapılmıyor veya bugüne kadar bu düzenlemeler yapılırken bunlar neden dikkate alınmıyor?

Şimdi, teşvik veriliyor, hayvancılığa teşvik veriliyor, deniyor ki: “Bu kadar koyun alana veya bu kadar inek alana bu kadar para veriyoruz.” Bu verilen teşviklerin önemli bir kısmı verimli olmuyor çünkü o teşvikleri alan insanların çoğu o işi profesyonel yapan insanlar değil. Bu insanlar hayvancılık yapıyor, yaşamları bunun üzerine, geçimleri bunun üzerine ve bu işi profesyonel yapıyorlar ve bunların gelip ne ilişki kurmaları ne proje yapmaları ne gelip yetkili yerlere başvurmaları mümkün ve bunlara yaylaların parasız verilmesi, devlet tarafından teşvik verilmesi, yemin karşılanması durumunda hem bu insanlar ciddi bir şekilde mevcut yaşamlarını düzenlerler hem de üretimde, hayvancılıkta ciddi bir katkı olur.

Sayın Bakana “Bu konuda bunu gündeminize alacak mısınız?” diyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

159’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır, geliş sırasına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın Çerçeve 159 uncu maddesiyle 2499 Sayılı Kanunun 30 uncu Maddesine (f) bendinden sonra gelmek üzere eklenen (g) bendinde yer alan “mal” sözcüğünün madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                      Nuri Yaman                              Sırrı Sakık                             Hasip Kaplan

                            Muş                                         Muş                                       Şırnak

                                       M. Nezir Karabaş                              Fatma Kurtulan

                                                 Bitlis                                                 Van

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 159. maddesinde yer alan "ve bu işlemlere yönelik hizmetlerin yerine getirilmesi," ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Mehmet Günal                       E. Haluk Ayhan                         Erkan Akçay

                         Antalya                                    Denizli                                     Manisa

                  Mustafa Kalaycı                         Recep Taner                            Oktay Vural

                          Konya                                      Aydın                                       İzmir

                                                                    Ali Uzunırmak

                                                                          Aydın

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" nın 159 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Mustafa Özyürek                       Harun Öztürk                           Enis Tütüncü

                         İstanbul                                      İzmir                                     Tekirdağ

                     Birgen Keleş                            Şevket Köse                    Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                         İstanbul                                  Adıyaman                                 Malatya

                                                                    Bülent Baratalı

                                                                           İzmir

Madde 159- 2499 sayılı Kanunun 30 uncu maddesine (f) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (g) bendi eklenmiş ve mevcut (g) bendi (h) bendi olarak teselsül ettirilmiştir.

"g) Döviz, mal, kıymetli madenlerin kaldıraçlı alım satımı, alım satımına aracılık ve bu işlemlere yönelik hizmetlerin yerine getirilmesi,"

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE  KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bülent Baratalı, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Baratalı.

BÜLENT BARATALI (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 606 sıra sayılı torba tasarının 159’uncu maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi önergesinin, partimizin verdiği önergenin üzerinde söz almış bulunmaktayım. Sizleri şahsım ve CHP Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz tasarının mali af bölümü hariç toplumun hiçbir derdine derman olmadığı, olamayacağı bilinmesine karşılık inatla ve ısrarla çıkarılmasını anlamak mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, bu çıkartılmaya çalışılan tasarı, sekiz buçuk yıllık AKP İktidarının Türkiye için bir zaman kaybı olduğunun açık itirafıdır. Ülke, maalesef bu süre içinde iyi yönetilmemiştir. İyi yönetilmiş olsaydı Merkez Bankası durup dururken bazı tedbirler almak için piyasalara müdahale etmezdi. Seçimlere üç dört ay kala yapılan bu müdahale, tehlikenin ve riskin ulaştığı boyutu göstermek için önemli bir ipucudur.

Bu konuda, hemen her fırsatta CHP olarak Hükûmeti uyardık. “Dış ticaret açığı ve cari açık tehlike boyutlarına ulaştı, gidişat iyi değil. Sıcak para ile suni büyüme rakamları sizleri aldatmasın. Bu böyle gitmez, duvara toslayacağız.” dedik ama bunu dinletemedik. Artık böyle gitmeyeceği ortada. Merkez Bankası tehlikenin farkına vardı ve bizim gibi “Böyle gitmez.” dedi.

Değerli milletvekilleri, gelinen noktanın tek sebebi AKP’dir çünkü 2002 yılında bu ülkenin cari açığı yoktu yani AKP işbaşına geldiği zaman cari açık sıfır idi. 2003 yılında 7 milyar dolar olan cari açık, 2010 yılının on birinci ayında 41 milyar dolara yükselmiştir. 2002 yılında dış ticaret açığımız 15 milyar dolardı, şu günlerde dış ticaret açığımız 71 milyar dolardır. 2010 yılında 185 milyar dolarlık ithalata karşılık 114 milyar dolarlık ihracat yapılmıştır. Sekiz yılda geldiğimiz durum budur, makas bu konuda gittikçe açılmakta ve büyümektedir.

Vergi politikaları açısından da durum aynıdır. “Vurun abalıya” misali, AKP kurumlara ve çalışanlara vurdukça vuruyor. 2010 yılında tahsil edilen vergilerin toplamı 210 milyar 523 milyon lira, beyanname veren mükelleflerin 2010 yılında ödedikleri toplam gelir vergisi ise 3 milyar 526 milyon lira. Yani bu oran, toplam vergilerin ancak yüzde1,68’idir. Bu konunun üzerine gidileceğine, bir vergi adaleti getirileceğine, bu tasarıyla, özellikle kayıt dışı ekonomi özendiriliyor, cesaretlendiriliyor.

Değerli milletvekilleri, bütün bunların yanında bir de başkanlık sistemi tartışmalarıyla rejime son darbeyi vurmaya hazırlanan bir Başbakan var. Sekiz buçuk yıldır tek başına iktidarda olan, Anayasa’yı bile tek başına değiştirebilecek güçte olan AKP, ajandasındaki gizli düşünceleri 22’nci Dönemde değil ama bu dönemde tek tek yaşama geçirmeye başlamıştır.

Daha önce, beş yıl önce, Anayasa Mahkemesini kaldırmak, yetkilerini kısıtlamak isteyen AKP, diktatörlerin en çok başvurduğu yöntem olan referandumla Anayasa Mahkemesinde yeterli çoğunluğa sahip olduktan sonra, şimdi de Anayasa Mahkemesini olağanüstü yetkilerle donatmaya çalışmaktadır.

Beş yıl önce Mahkemeyi kapatmaya çalışan AKP…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kim Mahkemeyi kapatmaya çalışıyor?

BÜLENT BARATALI (Devamla) – …beş yıl sonra Mahkemeyi bey ve paşa durumuna getiriyor. Bu ne yaman çelişkidir Sayın Elitaş, anlayana aşk olsun.

Bundan cesaret alan Anayasa Mahkemesi Başkanı da hukuku ayaklar altına alıyor, hukuksuzluğu savunabiliyor, bunun karşılığında maaşına -aldığımız bilgilere göre- 12.500 TL ile 15.000 TL arasında düzenleme yapılacaktır; bir nevi “al gülüm ver gülüm” hesabı. Bu arada maaş düzenlemesi yanında da performans denetimi geliyor, Anayasa Mahkemesine girmesi öngörülüyor. Yani, parça başına iş yaparak hâkimlerin maaşı artacaktır.

Değerli arkadaşlarım, bu düşüncelerle Başbakanın ve özellikle Sayın Kuzu’nun -biraz önce burada gördüm- tekrar bunları göz önüne alarak yeniden düşünmesi gerektiğini söylüyorum ve önergemizin desteklenmesini takdirlerinize sunuyor, yüce Meclisi tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baratalı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 159. maddesinde yer alan "ve bu işlemlere yönelik hizmetlerin yerine getirilmesi," ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                        Ali Uzunırmak (Aydın) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Uzunırmak, Aydın Milletvekili.

Buyurun Sayın Uzunırmak. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 159’uncu maddesi üzerinde verdiğimiz önergede söz aldım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yöneticinin dünya görüşü ile devleti kuran kurucu irade, felsefe örtüşmediği zaman o yönetimdeki aksaklıkların söylemlerle örtülemeyeceği bir gerçektir çünkü yapılan davranışlar, yönetim metotları, uygulanan uygulamalar söylemlerle mutlaka çelişecektir ve ters düşecektir. Dünyada bunun birçok örnekleri olmuş, yaşanmış ve yaşanmaya devam etmektedir.

Bakın, dünyadaki örneklemeleri açısından, siz seçilerek gelmiş değerli milletvekillerinin, aydın insanların dikkatini çekmek istediğim bir konu var. Eğer Sovyetler Birliği kendi ülke sınırları içerisindeki yaşayan halklarına sınırları dışındaki halklara vadettiklerini yaşatabilseydi Sovyetler Birliği yıkılmazdı. Eğer bugün süper güç, tek kutup olma yolunda olan Amerika Birleşik Devletleri, kendi halkına, ülkesi içerisindeki halkına esirgemediği birtakım unsurları, kendi sınırları dışındaki halklara o adaleti, o refahı paylaştırabilseydi, bugün Amerika kendi sınırları dışında çok büyük sempatiyle karşılanan bir ülke olurdu.

Buradan geleceğim nokta nedir? Descartes diyor ki: “Düşünüyorum, o hâlde varım.” Ama maalesef bugün Türkiye’yi yöneten arkadaşlarımızın birçoğu, kurucu, kuruluş felsefesine uygun, devletin işleyişiyle ilgili problemleri olduğu için “Konuşuyoruz, o hâlde varız.” noktasına geldiler ve durmadan öyle konuşuyorlar ki, konuştukları her şey aslında, kendilerinin dünya görüşü gibi gösterdikleri bütün anlamlı kelimelerin tersine olan uygulamalarıdır. Buradan gelmek istediğim nokta nedir? Bunlar bazen meydan okurcasına konuşuyorlar, bazen suyun akışına gidip alttan alırcasına konuşuyorlar. Bunlar tabii ki zaman içerisinde yönetim safahatı uzadığında halkın dikkatini çekecek ve ilgililerin de dikkatini çekecektir.

Değerli milletvekilleri, son günlerde Türkiye Cumhuriyeti devleti açısından çok acı ve hazin bir olay yaşanmıştır. Kıbrıs’taki memurlar, belki içlerinde küçük bir grup bizim de tasvip etmeyeceğimiz bir gösteriye imza altmış olabilirler ama o insanları “besleme” olarak nitelemek, bugüne kadar Hükûmetin yurt dışındaki yaptığı bütün faaliyetlerin dış politikada âdeta bunun bir ceremesinin olacağı çağrışımını yaptırmıştır. Hatta ve hatta çok üzüntü vericidir ki, bizim de desteklediğimiz TÜRKSOY projelerinden başka projelerine, TİKA’nın faaliyetlerine varıncaya kadar bütün bunlar yarınlarda o ülkeler, o ülke halkları tarafından “Kıbrıs’ta söylenenler yarın bize söylenecek midir acaba?” diye bir endişeyle karşılanacaktır. Onun ötesinde bu yönetim felsefesi acaba Türkiye Cumhuriyeti memurlarına da “Ee kardeşim, senin paranı ben veriyorum, iktidarda ben varım, sen benim beslememsin.” noktasında da demokratik birtakım haklarının talebinde karşısına bu şekilde bir felsefi dikilme olacak mıdır?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Türk vatandaşlarından ve memurlarından hiçbiri senin gibi bu şekilde yaklaşmaz.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, lütfen… Lütfen Sayın Elitaş.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Sayın Elitaş, bunlar tabii ki bir alt şuurun ortaya vuruşudur. Bu alt şuur iktidar sarhoşluğu içerisinde ortaya çıkan alt şuurdur, bazen meydan okuyarak konuşma, bazen alttan alarak konuşmadır. Onun için hiç kimse hatalardan ders çıkarmadan yönetime devam etmemelidir. Ben aklıselim arkadaşlarımızı, yönetimde olan arkadaşlarımızı uyarıyorum. Eğer bizim dünya görüşümüz hakikaten eylemlerimizle örtüşmezse, bu devletin kuruluş felsefesi Türk’ün şefkati, Türk’ün adalet anlayışı bizim yönetim metotlarımızda eğer bunları ortaya çıkarmazsa, Türk dünyası diye bir dünya, Türk tarihi diye bir Türk tarihi algılamanız mümkün olmaz. Onun için söylemlerimiz ile eylemlerimiz birbirine uymalı ve Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanının açıkladığı, Sayın Devlet Bahçeli’nin, “Hilal Kart” uygulaması, en onurlu şekilde yarınlarda, bütün Türk dünyasına ve Türkiye Cumhuriyeti’ne bu algılama içerisinde, besleme kültürü olmadan, Türk’ün adaleti ve şefkati noktasında uygulamalarına sahne alacaktır, sahne bulacaktır.

Hepinize en derin saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Uzunırmak.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Konuşmacı, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin icraatlarını farklı bir şekilde izah etti.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yok canım, Devlet Bakanı açıkladı, nasıl farklı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Öte yandan “Zihnimizin arkamızdaki şuurun yansımasıdır.” diye, bizim hiç ifade etmediğimiz, düşünmediğimiz konuda ifadeler kullandı. İzin verirseniz iki dakikada açıklamak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, söyledikleriniz tutanaklara geçti.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Hayır, Sayın Başkan, Sayın Çiçek’in beslemeyle ilgili açıklaması var. Nasıl demediniz? Böyle bir şey olmaz!

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, siz lütfen oturur musunuz yerinize.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bakınız, Kıbrıs’ta bir grup insanın yaptıklarını Milliyetçi Hareket Partisi sözcüsü herhâlde tasvip ediyor, o pankartları tasvip ediyor…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Çiçek gelsin veya Sayın Çağlayan gelsin, o izah etsin! Olur mu öyle şey!

BAŞKAN – Lütfen Sayın Uzunırmak… Sayın Elitaş Grup Başkan Vekili, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – …orada Rumlarla birlikte hareket edip, Rum Bayrağı’nı çekip de “Türk askeri buradan çıksın.” diyenleri tasvip ediyor.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hükûmetin üyesi var orada!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, izin verirseniz…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş, iki dakika, yeni bir sataşmaya mahal vermeden... (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

9.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde gösteri yapanları ‘besleme’ olarak nitelemek iktidar sarhoşluğu içerisinde ortaya çıkan alt şuurdur.” ifadelerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Zafer Çağlayan Bey’e sorduğum soruya da cevap ver oraya çıkmışken!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, sekiz buçuk yıldır AK PARTİ iktidardadır. Sekiz buçuk yıl önce IMF kapısında yatıp “Nasıl borç alabileceğiz?” diye Hükûmet içerisinden bir yetkili bulamayan bir Türkiye, dışarıdan ithal ettiği bir bakanla Türkiye'ye kaynak getirebilmek için uğraşan bir Türkiye var. (MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – At pazarlığını kim yaptı, at pazarlığını!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama şimdi çıkın dünyaya…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ne alakası var konuyla! Ne konuşuyorsun! Ne alakası var!

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, lütfen bir dinleyin, sonra cevap verirsiniz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – IMF’yle at pazarlığını kim yaptı!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …Türk dünyasına, İslam dünyasına, Balkanlara, oradaki Türkiye'nin itibarını görün, gurur duyun. Oradaki Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanına, oradaki Cumhurbaşkanına gösterilen itibarı görün, gurur duyun. Bugün, eğer Türkiye, Orta Doğu’da, bulunduğu dünyada, bulunduğu coğrafyada önemli bir aktör hâline geldiyse…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Şu besleme sözcüğünü nasıl savunuyorsun! Yakışıyor mu sana bu!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …artık Türkiye'nin bulunduğu coğrafya üzerinde Türkiye'ye sorulmadan hiçbir iş yapılmazken…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bunun üzerine bırak söz almayı, kafanızı önünüze eğmeniz lazım!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …sekiz yıl önce, dokuz yıl önce Türkiye'ye birileri talimat gönderip “Başüstüne” diyen iktidardan onurlu bir Türkiye’ye gelmiştir.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – IMF’yle at pazarlığını kim yaptı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bundan herkesin onur duyması gerekir.

Siz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Neyi açıklıyorsun?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – “IMF’yle anlaşmayı açıklayacağım.” dediniz, söyleyin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Dinle… Dinle.. Bir dakika dinle.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bu ülkenin askerine küfür eden bir pankartı açan, Rum Bayrağı’yla birlikte “Hadi artık, Ayşe’nin tatili bitmiştir, geriye dön.” diyen, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni yok edip Rumlarla birleştirmeye çalışanla aynı safta bulunuyorsunuz. (MHP sıralarından gürültüler)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bülent Arınç’ın sözünü de açıkla orada.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan, cevap vermiyor, sataşma yapıyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Aynı safta bulunmak yerine, bugün Türkiye'nin onurunu ve gururunu belli bir noktaya getiren iktidarı desteklemek, alkışlamak yerine siz Rumlarla birlikte olanlarla aynı safta bulunuyorsunuz.

S. NEVZAT KORKMAZ ( Isparta) – Ne yaptın, açıkladın mı şimdi!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yanlış konuşuyorsun.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hadi canım sen de!

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – O sözünüzü açıklayın o zaman.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Doktor Devlet Bahçeli de tahmin ediyorum onlarla aynı safta değildir ama siz hangi safta olduğunuzu kendiniz tayin edin.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yazık! Yazık!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elitaş.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, konuyla ne alakası var söylediklerinin?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “Besleme” sözünü oradan savunuyorsun. Tarihe geçtiniz.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – İşte AKP, konuştukça var!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Şu “besleme” sözünü açıklaması lazım.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – “Besleme” sözünü açıklasın. 

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan, orada Hükûmetin sözcüsü var! Söz verdiniz, geldi, sataşma yaptı.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın Çerçeve 159 uncu maddesiyle 2499 Sayılı Kanunun 30 uncu Maddesine (f) bendinden sonra gelmek üzere eklenen (g) bendinde yer alan “mal” sözcüğünün madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Nuri Yaman (Muş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?

AYLA AKAT ATA (Batman) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Madde metninde geçen “mal” sözcüğünü ikame eden sözcükler mevcut olup bu sözcüğe gerek kalmamaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

160’ıncı madde üzerinde iki adet önerge vardır, geliş sırasına göre okutup, aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 160 ıncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mustafa Özyürek

Enis Tütüncü

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

 

İstanbul

Tekirdağ

Malatya

 

Harun Öztürk

Tacidar Seyhan

Algan Hacaloğlu

 

İzmir

Adana

İstanbul

Madde 160 - 2499 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesinin son fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Bu Kanuna göre kurulan borsalar özel bütçe ile idare olunur. Bütçe yılı takvim yılıdır. Bütçeleri ve personel kadroları yönetim kurullarının teklifi üzerine genel kurullarınca kesinleştirilir. "

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ve Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 160. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Mehmet Günal                          Erkan Akçay                          Ali Uzunırmak

                         Antalya                                    Manisa                                     Aydın

                   E. Haluk Ayhan                      Mustafa Kalaycı                         Recep Taner

                          Denizli                                     Konya                                      Aydın

                                                                      Oktay Vural

                                                                           İzmir

Madde 160 - 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 40 ıncı maddesinin son fıkrasının dördüncü, altıncı ve yedinci cümleleri yürürlükten kaldırılmış, beşinci cümlesi ise aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Borsaların türleri ve gelişmişlik düzeyleri itibarıyla düşük oranda pay ayrılmasına veya hiç ayrılmamasına ilgili Bakan karar verebilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ali Uzunırmak konuşacak.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Uzunırmak, Aydın Milletvekili, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)