DÖNEM: 23                            CİLT: 91                    YASAMA YILI: 5

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

57’nci Birleşim

2 Şubat 2011 Çarşamba

 

 

(Bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

   I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMALAR

 

IV. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Artvin Milletvekili Ertekin Çolak’ın, Artvin iline yapılan yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Türk tekstil sektörü ve ithal kumaşa ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Isparta Eğirdir Gölü Havza Koruma Planı’na ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız ve 23 milletvekilinin, Haydarpaşa Tren Garı’nın çatısında çıkan yangın ile ilgili iddiaların araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1011)

2.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, gıda denetiminde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1012)

3.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve 19 milletvekilinin, çocuk evlilikleri sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1013)

4.- Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal ve 19 milletvekilinin, F tipi cezaevi uygulaması ve tecrit politikası nedeniyle yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1014)

B) Önergeler

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un (6/2295) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/254)

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, bugünkü birleşimde Eğirdir Gölü’yle ilgili yaptığı gündem dışı konuşmasına Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun, bu konudaki çalışmaların son noktasına gelindiğini bildirdiğine ilişkin açıklaması

2.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, İstanbul’da DİSK’in dört otobüsüne el konulduğuna ilişkin açıklaması

3.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin özelleştirmeyle ilgili sözlerine ilişkin açıklaması

4.- Mersin Milletvekili Behiç Çelik’in, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, konuşmasında olayları çarpıttığına ilişkin açıklaması

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- (10/524) esas numaralı, Hakkâri’nin Ormancık köyünde 12 kişinin öldürülmesi olayıyla ilgili iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 02/02/2011 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

2.- (10/769) esas numaralı, su ürünleri sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 02/02/2011 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

3.- (10/339), (10/375), (10/537) ile (10/763) esas numaralı, engellilerin sorunlarıyla ilgili Meclis araştırması açılmasına dair önergelerin görüşmelerinin Genel Kurulun 02/02/2011 Çarşamba günkü birleşiminde birleştirilerek yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

 

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

 

 

 

1.- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/883) (S. Sayısı: 568)

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’nün; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 17 Milletvekilinin; Ankara Milletvekili Zeynep Dağı’nın; Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un; Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz ve 29 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam ve 25 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün; Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin ve 4 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Adana Milletvekili Yılmaz Tankut ve 10 Milletvekilinin; Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın; Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in; Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın; Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Bursa Milletvekili Abdullah Özer’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın; Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın; Kocaeli Milletvekili Eyüp Ayar ve 2 Milletvekilinin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak’ın; Bitlis Milletvekili Mehmet Nezir Karabaş’ın; Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 1 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Bolu Milletvekili Fatih Metin ve 2 Milletvekilinin; Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi’nin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606)

 

IX.- KAPALI OTURUMLAR

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, EPDK tarafından verilen elektrik enerjisi üretim lisanslarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17756)

2.- Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, Balıkesir ve ilçelerindeki elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17757)

3.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, nükleer santral kurulması için yapılan görüşmelere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17758)

4.- İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın, ülkemizdeki bor madeni rezervine ve kullanımına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17825)

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.04’te açılarak iki oturum yaptı.

Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz, TOKİ’nin Malatya ilinde yapmış olduğu yatırımlara,

Çankırı Milletvekili Nurettin Akman, Çankırı ilinde yapılan yatırımlara,

Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk, Gazeteci Yazar Abdi İpekçi’nin 32’nci ölüm yıl dönümüne,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Adana Milletvekili Hulusi Güvel ve 28 milletvekilinin, zihinsel engelli çocukların eğitiminde yaşanan sorunların (10/1007),

Antalya Milletvekili Tayfur Süner ve 30 milletvekilinin, Akdeniz Bölgesi’ndeki hidroelektrik santrallerinin çevreye zararlarının ve ÇED raporlarının ne kadar sağlıklı olduğunun (10/1008),

Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan ve 26 milletvekilinin, sulama birliklerinin elektrik borçları nedeniyle yaşanan sorunların (10/1009),

Adana Milletvekili Hulusi Güvel ve 22 milletvekilinin, biyolojik çeşitliliğin korunmasında yaşanan sorunların (10/1010),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in,

Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe’nin,

Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün,

Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün,

Ordu Milletvekili Rahmi Güner’in,

Adalet Komisyonu üyeliğinden çekildiklerine ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin’in, Tanzanya Temsilciler Meclisi Başkanı Anne Makinda’nın vaki davetine icabetle, beraberindeki Parlamento heyetiyle Tanzanya’ya resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi kabul edildi.

Gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan:

(10/830) esas numaralı, PTT Genel Müdürlüğünde çalışan taşeron işçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına dair önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 01/02/2011 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP,

(10/426) esas numaralı, Türkiye’de yerel basın ve medya kuruluşlarının ve çalışanlarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına dair önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 01/02/2011 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP,

(10/133) ile (10/381) esas numaralı, muhtarların sorunlarıyla ilgili Meclis araştırması açılmasına dair önergelerin görüşmelerinin Genel Kurulun 01/02/2011 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP,

Grubu önerileri yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 4’üncü sırasında yer alan 590 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin bu kısmın 3’üncü sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine, Genel Kurulun 1 Şubat 2011 günkü (bugün) Birleşiminde 606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümünde yer alan maddelerin oylamalarının tamamlanmasından sonra 590 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarına devam etmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.

Görüşmeleri izlemek üzere Genel Kurulu teşrif eden;

Suriye-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı İsmet Mahli ve beraberindeki Parlamento heyetine,

AGİT Parlamenter Asamblesi Başkanı Petros Efthymiou’ya,

Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denildi.

Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın; 5442 Sayılı İl İdaresi Kanununun 2’nci Maddesi                     (D) Fıkrasına (3) Numaralı Bendin Eklenerek Değiştirilen Adların Kullanılması Hakkında Kanun Teklifi’nin (2/233) İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Sayıştayda boş bulunan 6 üyelik için yapılan seçim sonucunda;

Sayıştay meslek mensupları kontenjan grubundan Nükrettin Parlak, Rasim Doğan, Zekeriya Tüysüz ve Nejla Eroğlu’nun,

Maliye Bakanlığı meslek mensupları kontenjan grubundan Gazi Kapan’ın,

Diğer meslek mensupları kontenjan grubundan Fikri Özkök’ün,

Sayıştay üyeliklerine seçildikleri açıklandı.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa Komisyonları Raporlarının (1/883) (S. Sayısı: 568),

Görüşmeleri komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

2’nci sırasında bulunan ve görüşmelerine devam olunan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’nün; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 17 Milletvekilinin; Ankara Milletvekili Zeynep Dağı’nın; Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un; Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz ve 29 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam ve 25 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün; Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin ve 4 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Adana Milletvekili Yılmaz Tankut ve 10 Milletvekilinin; Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın; Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in; Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın; Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Bursa Milletvekili Abdullah Özer’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın; Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın; Kocaeli Milletvekili Eyüp Ayar ve 2 Milletvekilinin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak’ın; Bitlis Milletvekili Mehmet Nezir Karabaş’ın; Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 1 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Bolu Milletvekili Fatih Metin ve 2 Milletvekilinin; Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi’nin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606) üçüncü bölümüne kadar kabul edildi.

3’üncü sırasına alınan, Siirt Milletvekili Memet Yılmaz Helvacıoğlu ve 2 Milletvekilinin; Askerlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kilis Milletvekili Hasan Kara ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Millî Savunma Komisyonu Raporu (2/831, 2/778, 2/824) (S. Sayısı: 590) görüşmeleri tamamlanarak yapılan açık oylamadan sonra kabul edildi ve kanunlaştı.

2 Şubat 2011 Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 14.00’te toplanmak üzere birleşime 23.59’da son verildi.

 

 

 

Nevzat PAKDİL

 

 

 

Başkan Vekili

 

 

 

 

 

 

Fatih METİN

Harun TÜFEKCİ

Yaşar TÜZÜN

 

    Bolu

Konya

Bilecik

 

 Kâtip Üye

Kâtip Üye

Kâtip Üye

 

No.: 74

II.- GELEN KÂĞITLAR

2 Şubat 2011 Çarşamba

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız ve 23 Milletvekilinin, Haydarpaşa Tren Garının çatısında çıkan yangın ile ilgili iddiaların araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi  (10/1011) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2010)

2.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkanvekili Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, gıda denetiminde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi  (10/1012) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2010)

3.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve 19 Milletvekilinin, çocuk evlilikleri sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi  (10/1013) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2010)

4.- Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal ve 19 Milletvekilinin, F tipi cezaevi uygulaması ve tecrit politikası nedeniyle yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi  (10/1014) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2010)

2 Şubat 2011 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 57’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Üç arkadaşıma gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Artvin iline yapılan yatırımlar hakkında söz isteyen Artvin Milletvekili Ertekin Çolak’a aittir.

Sayın Çolak, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Artvin Milletvekili Ertekin Çolak’ın, Artvin iline yapılan yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması

ERTEKİN ÇOLAK (Artvin) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; konuşmama başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye genelinde olduğu gibi ilimiz Artvin de hızla değişiyor ve gelişiyor.

Artvin, coğrafi olarak zor bir bölgede, zor bir coğrafya. Artvin, barajlar ve enerji şehri oluyor. Bilindiği gibi, Çoruh Nehri ülkemizin en hızlı ve en önemli nehirlerinden birisidir. Çoruh Nehri üzerinde irili ufaklı yaklaşık yirmi yedi adet baraj planlanmış durumdadır. Bu barajlardan Muratlı ve Borçka barajları tamamlanmış, üretim yapmakta, Deriner Barajı bu yıl içerisinde bitecektir, Artvin Barajı’nın inşaatı başladı, Yusufeli Barajı’yla ilgili de -yollarıyla ilgili- iki gün sonra ihalesi yapılacaktır yolların, inşallah bu yıl içerisinde Yusufeli Barajı’nın da ihalesi yapılmış olacaktır.

Çoruh Vadisi üzerindeki barajlar tamamlandığı zaman ülkemizdeki hidroelektrik enerjisinin yüzde 27’si Artvin sınırları içerisinde üretilmiş olacaktır. Bu, ülkemiz açısından gerçekten de önemli bir yatırımdır. Bu nedenle, Artvin ili barajlar ve enerji şehri olmaktadır.

Diğer taraftan, değerli arkadaşlarım, Artvin ili, tüneller, köprüler ve viyadükler şehri olmaktadır. Artvin sınırları içerisindeki bütün kara yolları yeniden yapılmaktadır. Yolların bir bölümü tamamlanmıştır, bir kısmınınsa inşaatları devam etmektedir. Bu yol çalışmaları içerisinde, arkadaşlar, onlarca büyük köprü, onlarca viyadük ve elli beş adet tünel yapılmaktadır. Burası çok önemlidir değerli arkadaşlarım.

İlimizde yapımına başlanan elli beş adet tünelden yirmi beş adedi yapılmıştır arkadaşlar. Yapılacak demiyoruz, yirmi beş adet tünel yapılmıştır. Bu tünellerin içerisinde bir tanesi var ki arkadaşlar, elli altmış yıldan beri Cankurtaran Tüneli’nin yapılması Artvin halkı tarafından beklenmektedir. Geçtiğimiz 29 Ekim tarihinde bu tünelin temeli atıldı ve altmış yıllık bu hasret artık bitmiştir, inşaatı hızlı bir şekilde devam etmektedir.

Değerli arkadaşlar, şimdi bir resim göstereceğim sizlere. Hani şimdi bazıları diyor ki, “Yani, ne yapılıyor bölgede?” Şurada bir köprü resmi var, hemen altında da aynı bölgeye daha önce yapılmış olan küçük bir köprü var, görünmüyor. Bu köprünün uzunluğu 350 metre ve ayaklarının yüksekliği 135 metre değerli arkadaşlarım. Dengeli konsol köprü deniliyor buna, yeni bir teknolojiyle yapılmış ve ilimizde bunlardan onlarca yapılan köprü var ve her biri, dünya standartlarında yapılan viyadükler ve köprüler değerli arkadaşlarım.

Diğer taraftan, Artvin eğitim şehri oluyor. Bütün illerde olduğu gibi, biliyorsunuz ki, bizim ilimizde de Çoruh Üniversitesi kuruldu ve bu üniversite kurulduktan sonra âdeta kaderine terk edilmiş olan eğitim çalışmaları, ciddi bir manada altyapı çalışmaları tamamlanıyor. Fakülteler, yüksekokullar, yurtlar, fen liseleri, Anadolu öğretmen liseleri; gerçekten de ülkemizin son teknolojiyle yapılan en modern okulları, spor salonları, statları bölgede… Âdeta bölge şantiye hâline geldi, yatırımlar hızlı bir şekilde devam ediyor.

Diğer taraftan adliye sarayları, cezaevleri ve ilimizde hangi alanda yatırım yapılması gerekiyorsa bu yatırmalara devam ediliyor.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – HES’ler ne oldu? HES’lere gel, HES’lere!

ERTEKİN ÇOLAK (Devamla) – Sizin onlara aklınız ermez!

Ülkemizde yılda 45 milyar dolar enerjiye biz para ödüyoruz değerli arkadaşlarım. Geçmişte “Çoruh Nehri akar, Türkler bakar.” deniliyordu ama bugün artık o denilmiyor. Çoruh Nehri’nin üzerinde barajlar yapılıyor, millî kaynaklar seferber edilmiş durumda.

Değerli arkadaşlarım, enerjimizi kendimiz üretiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Meydancık’a gidemiyorsun Meydancık’a!

BAŞKAN – Sayın Çolak, teşekkür ederim.

ERTEKİN ÇOLAK (Devamla) – Ben de teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, Türk tekstil sektörü ve ithal kumaş hakkında söz isteyen Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Aslanoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Türk tekstil sektörü ve ithal kumaşa ilişkin gündem dışı konuşması

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bize malı satıyorlar. Bugüne kadar yaklaşık tekstil sektörüne 100 milyar dolarlık makine satmış Avrupa’daki üreticiler. Mal satarken hiçbir şey söylemiyorlar ama malı sattıktan sonra Avrupa Birliği, gümrük birliği, hiç bunlara bakmaksızın… Ben her zaman söylüyorum, bana faydası olmayan bir gümrük birliğini ben ne yapayım! Biz, biliyorsunuz, bir gümrük birliği… Bir de Meclisten bu sene bir yasa çıkardık, “devlet yardımları” diye, yani devletin teşvik edeceği sektörlerde elimizi ayağımızı bağladık. Maalesef, bugüne kadar 10 milyon metrekare kumaş gelmiş Çin’den. Biz kendi değerlerimizi, kendi üretimimizi, kendi katma değer yaratan mallarımızı koruyamayacaksak yazıklar olsun bize!

Antidamping soruşturması… Ama bu sadece Dış Ticaret Müsteşarlığının görevi değil. Ben, Dış Ticaret Müsteşarlığının bu konuda ülkenin çıkarlarını, ülkenin menfaatlerini çok iyi koruyacağına inanıyorum ama sadece Dış Ticaret Müsteşarlığı değil, hepimizin buna elvermesi lazım.

Değerli arkadaşlarım, antidamping soruşturması iki yıldır devam ediyor ama ürünler girmeye çalışıyor, ürünler giriyor. Altını çiziyorum, iplik fiyatının altında kumaş giriyor, dünyadaki iplik fiyatlarının altında. Dikkatlerinizi çekiyorum. Şimdi, biz, tabii, kendi kaynaklarımızı, kendi katma değer yaratan kaynaklarımızı korumak zorundayız, bu bizim görevimiz ama sektörleri de korumak lazım. Bir kere, hazır giyim gelmesin bu ülkeye arkadaşlar. Yani biz kumaş ithalatının bu kadar metrekare olduğunu söylüyoruz, bir de hazır giyim geliyor.

Tabii, Türkiye’de üretilmeyen mallar var. Örneğin, sentetik kumaş; bunlar için biz bir şey söyleyemeyiz. Türkiye’de üretilmeyen bir mal varsa, buyursun gelsin, üretelim ama katma değer yaratalım.

Yine, Laleli, Osmanbey, bu civarda, özellikle Rusya’yla çok yoğun ticaret yapan sektörlerimiz var. Burada, örneğin, dahilde işleme belgesini bir türlü yaşama geçiremiyoruz.

Yine, yurt dışında üretip, Türkiye’ye ithal edip, Türkiye’den de yurt dışı mağazalarına ihracat yapan firmalarımız var. Yani dışarıda üretiyor, örneğin Mısır’da üretiyor, buraya getiriyor ama bunlara da her türlü kolaylığı sağlamak zorundayız. Yani Türkiye bir makine mezarlığı oldu.

Yine söylüyorum, biz, eğer bu gümrük birliği ve devlet yardımlarıyla ilgili Avrupa Birliğiyle oturup… Üçüncü dünya ülkeleriyle olan ticarette aynı duyarlılık bu şekilde devam ederse arkadaşlar, Türkiye’de bugün kumaş, yarın Türk sanayisi kalmaz. Aşırı bir rekabetçilikle ve değişik yollarla vergilerini vermeden antidamping soruşturmasını yaklaşık iki yıldır bitiremedik. Bizim bu ürünlere sahip çıkmamız lazım ama maalesef sadece Dış Ticaret Müsteşarlığının görevi değildir bu. Dış Ticaret Müsteşarlığının, yine söylüyorum, Türkiye'nin hak ve hukukunu koruyacağına ben yürekten inanıyorum ama orası da bir yerde gelip tıkanıyor. Mesele Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, mesele üçüncü ülkelerle yani Dünya Ticaret Örgütüyle oturup bu konuyu çözmemiz lazım. Yani Türkiye makine mezarlığı oluyor, Türkiye’de katma değer yaratan ürünler yok oluyor; ürünlerimize sahip çıkalım, üretimimize sahip çıkalım.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, Isparta Eğirdir Gölü Havza Koruma Planı hakkında söz isteyen Isparta Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz’a aittir.

Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Isparta Eğirdir Gölü Havza Koruma Planı’na ilişkin gündem dışı konuşması

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün Eğirdir Gölü Havza Koruma Planı ve göl etrafındaki yerleşim yerleri için öngörülen özel hükümlerden bahsedeceğim. Kaş yapalım derken nasıl göz çıkartılır, insanlar nasıl bir umutsuzluk ve çaresizlik girdabına itilir, insanlar yüzlerce yıldır barış ve gönül huzuru içerisinde çevresel değerlerle iç içe yaşarken nasıl bu değerlere düşman edilir, bunlardan bahsedeceğim.

Eğirdir Gölü, aynı zamanda içme ve kullanma suyu olarak da kullanılan ülkemizin en güzel göllerinden birisidir. Yüzlerce yıldır Anadolu’ya, insanlarımıza sayısız faydalar sunmuş ve hâlâ daha güzellikler ve imkânlar sunmaya devam ediyor. Elbette ki korunması lazım. Ancak, üreteceğimiz bu çözümler verimli, etkili ve insancıl olmalı. Yaratılan her şey insan için olduğuna göre, bulduğunuz çözümlerin de insan odaklı olması, insanlara eziyet vermemesi gerekiyor. Aksi takdirde, insanları, korumaya çalıştığınız değerlere husumet besler hâle getirirsiniz.

Aynı zamanda hemşehrimiz bildiğimiz Sayın Çevre Bakanımıza seslenmek istiyorum: Elbette göl havzasının korunması için özel tedbirler gerekiyor. Ancak, yaptığınız düzenleme mevcut problemleri çözmek için emek, alın terine dayalı uzun soluklu çalışmalar içermiyor. Yasak getirmek, men etmek gibi kolaycı bir üslubu benimsemiş gözüküyor. Bu yönetmelik, göl kenarındaki yerleşim alanı içerisindeki köyler için tarım, hayvancılık, turizm ve yerleşimde kısıtlamalar, hatta köy yerleşim alanına yapılan ve imara uymayan yapıların yıktırılması hükmü getirmektedir. Kendi köyünde, evinde yirmi beş yıldır oturan köylümüzün evini plansız yapı olarak değerlendirmekte, sanki tüm köylerimiz bundan farklıymış gibi yıkılması istenmektedir. Sayın Bakan, siz de biliyorsunuz ki, göl kenarında bulunan evlerin yüzde 75’inin -ki, 2 bin haneye ve yaklaşık 100 bin kişiye tekabül etmektedir- inşaat izni yoktur. Bu işler bu kadar kolay mı arkadaşlar? İnsanların kırk yıllık ocaklarını yıkacaksınız ya da yıkma tehdidiyle korku içinde yaşamalarını isteyeceksiniz. Bu insanlar çoluğunu çocuğunu evlendirecek, köyüne ev yapacak, “Yapma!” diyeceksiniz. Bulduğunuz çözüm bu mudur Sayın Bakan? Bu alanlar içerisinde insanlara “4 büyükbaş, 10 küçükbaş hayvandan fazla beslemeyin.” diyeceksiniz, balık ve deniz ürünlerinin işlenmesini yasaklayacaksınız. Hayvancılık politikalarınız yüzünden şirketler bile zor duruma düşerken, elinin emeğiyle geçinen bu insanların da üç kuruşla ayakta kalmalarını çok göreceksiniz.

Göl yükselme kodu 920 metre baz alınarak hesaplanmış, 100 metre de koruma bandı ilave edilmiş. Yani yaklaşık 1 kilometrelik bir mesafede ne herhangi bir binaya ne de hayvancılık ve tarımsal faaliyetlere müsaade var. Peki, Türkiye'nin elma üretiminin yüzde 25’ini karşılayan, çekirdekli meyve üretiminin başkenti sayılan Eğirdir Gölü kenarındaki Senirkent, Gelendost, Yalvaç ve Eğirdir ovalarındaki meyveciliği ne yapacağız? Burada tarımsal ilaçlama var, yağmurla birlikte göle ulaşan tarım ilaçlı içerikli yağmur suları var. Buradaki zirai faaliyetleri de mi yasaklayacağız? Eğirdir ve çevresinin turizme açılması çalışmalarına ara mı vereceğiz? Biliyorsunuz ki turizm, aslında bir bakıma da tüketimdir. Bu kısır ve kolaycı yaklaşımı görünce insanın aklından şu soruyu sormak gerekiyor: “Oldu olacak Eğirdir Gölü’nü çerçeveletip duvara asalım, Ispartalı olarak o bize, biz ona baksın dursun.”

Beyler, bu ilkel korumacılık anlayışı geçen yüzyıllarda kaldı. Şimdi çağdaş olan, bu değerlerin korunması ama hayatın içinde korunmasıdır, çevresindeki insanlarla barışık bir hâlde korunmasıdır. Yıkmanın, yasaklamanın mümkün olmadığını siz de biliyorsunuz. Basiretli yönetici uygulamayacağı kararları almaz, dolayısıyla insanları da “Yarın ne olacağız?” stresine sokmaz. Yapılacaklar bellidir. Evet, bu havza korunmalıdır ancak bu koruma eski yapıları göle zarar vermeyecek şekilde ıslah edip yeni yapılaşmaya sınırlar, standartlar getirilmesi şeklinde olmalıdır. Gerek bina atıklarının gerek hayvancılık ve tarımsal faaliyetlerin göle zarar vermesini önlemek üzere arıtma tesislerinin ve kanalizasyon sistemlerinin kurulmasına derhâl başlanmalıdır. İnsanlarımızı Eğirdir Gölü’ne küstürmeden, bu millî ve bölgesel değerlerimiz hakkında da bilinçlendirme çalışmalarına bir an önce başlanmalıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak yıkma ve yasaklamanın çözüm olmadığını, üretilecek diğer tedbirlerin ise onların lehine ve onlarla birlikte karar alınması gerektiğini söylüyor, yanlış gidişten dönüleceği temennisiyle, aynı zamanda bir hemşehrimiz olan Sayın Çevre Bakanını göreve davet ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin dört önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız ve 23 milletvekilinin, Haydarpaşa Tren Garı’nın çatısında çıkan yangın ile ilgili iddiaların araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1011)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İstanbul'un en önemli tarihi mekânlarından biri olan ve dünyada sayılı yapılar arasında gösterilen 104 yıllık Haydarpaşa Tren Garı, çatısında çıkan yangın nedeniyle büyük bir tehlike atlatmıştır. Tarihi binanın çatısında yapılan izolasyon çalışmaları nedeniyle çıkan yangın sonucu gar büyük hasar görmüş, çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalmış ve yolcuların ulaşımında yaşanan sorun nedeniyle yolcular başka garlara yönlendirilmiştir.

Yangının ardından basının karşısına çıkan yetkililer, olayın kısa sürede kontrol altına alındığına dair naif açıklamalar yapmışlardır. Fakat yangının asıl çıkış nedeniyle ilgili herhangi bir açıklamada bulunmamışlardır. Bu da kafalarda soru işaretlerinin belirmesine neden olmuştur. Çünkü böylesine tarihi bir yapıda tadilat yapılmadan önce yapılacak onarım için öncelikle bir proje çizilerek belediyeye müracaat edilmesi, daha sonra Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'ndan alınacak tadilat ve onarım izni ile tekrar belediyeye başvurarak ruhsat alınması gerekmektedir. Tarihi garın çatısında gerçekleştirilen izolasyon çalışmaları için Kadıköy Belediyesi'ne başvurulmuş fakat Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'ndan onay alındıktan sonra tekrar belediyeye bir başvuru yapılarak ruhsat alınmamıştır. Bu da yapılan çalışmanın kaçak yürütüldüğünü ortaya koymaktadır.

Ayrıca 2004 yılında Haydarpaşa ve çevresi "Haydarpaşa Manhattan" projesi olarak gündeme gelmiş, İstanbul Mimarlar Odası bu bölgenin gökdelenlerle doldurulup yağmalanmasına karşı büyük mücadele vermiştir. Yeri ve konumu nedeniyle büyük bir rant bölgesi olarak görülen Haydarpaşa Tren Garının, bu özelliğinden dolayı kundaklanmış olabileceği ihtimali de kamuoyunda tartışılmaktadır. Çünkü bu gibi tarihi eserler otel ya da otopark yapılmak istendiğinde öncelikle yakılmakta ve kaderlerine terk edilmektedirler.

Yangından hemen sonra itfaiyenin zamanında müdahale etmediği, geciken müdahalede ise önce 30 metrelik merdivenin getirildiği; ancak yetmediği, bunun üzerine 50 metrelik bir merdivenin olay yerine taşındığı ve bunun da yeterli uzunlukta olmadığı gibi trajikomik ve açıklaması olanaksız tablonun ortaya çıkması ise Haydarpaşa Tren Garı'nın gözden çıkarıldığı üzerine yorumlara neden olmuştur. İstanbul'un hem bir kültür başkenti oluşu hem de dünyanın sayılı metropollerinden sayılması, yaşanan olayın ayıbını engellememektedir.

Yukarıda belirtilen hususlar doğrultusunda Haydarpaşa Tren Garı'nın çatısının yanmasına neden olan izolasyon çalışmasının ne şekilde, kimlerin talimatıyla başlatıldığının araştırılması gerekmektedir. Yangının Haydarpaşa Tren Garı'nın yeri ve konumundan dolayı bir rant uğruna kasıtlı olarak yakılıp yakılmadığının ortaya çıkarılması ise siyasi iktidarın ve İstanbul'daki yöneticilerin en önemli görevlerinden biri olmalıdır. Yangında ihmali olan kişi ve kişiler hakkında derhal gerekli işlemin yapılması kültür başkentinin olduğu bir ülke için mecburidir.

Bu nedenlerden dolayı Haydarpaşa Tren Garı’nda çıkan yangının ve müdahale esnasında yaşanan trajikomik durumların nedenlerinin araştırılması amacıyla Anayasanın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü'nün 104. ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Sacid Yıldız                                (İstanbul)

2) Hulusi Güvel                              (Adana)

3) Tansel Barış                               (Kırklareli)

4) Ferit Mevlüt Aslanoğlu              (Malatya)

5) Tekin Bingöl                              (Ankara)

6) Çetin Soysal                               (İstanbul)

7) Hüseyin Ünsal                           (Amasya)

8) Ali Oksal                                    (Mersin)

9) Hüsnü Çöllü                               (Antalya)

10 Ahmet Küçük                            (Çanakkale)

11) Ramazan Kerim Özkan            (Burdur)

12) Durdu Özbolat                         (Kahramanmaraş)

13) Şevket Köse                             (Adıyaman)

14) Atila Emek                               (Antalya)

15) Gökhan Durgun                       (Hatay)

16) Mevlüt Coşkuner                     (Isparta)

17) Mehmet Ali Özpolat                 (İstanbul)

18) Ali Rıza Ertemür                      (Denizli)

19) Ensar Öğüt                               (Ardahan)

20) Halil Ünlütepe                          (Afyonkarahisar)

21) Ergün Aydoğan                        (Balıkesir)

22) Rahmi Güner                            (Ordu)

23) Bilgin Paçarız                           (Edirne)

24) Nevingaye Erbatur                   (Adana)

2.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, gıda denetiminde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1012)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gıda üretim, tüketim ve satış yerlerinin denetiminde yaşanan eksikliklerin nedenlerinin belirlenmesi ve insan sağlığı üzerindeki etkilerinin tespit edilerek gerekli tedbirlerin alınması amacıyla Anayasa'nın 98, İç Tüzük'ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

                                                                                                            Ayla Akat Ata

                                                                                                    BDP Grup Başkanvekili

Gerekçe:

Gıda güvenliği ve güvenli gıda üretimi ve tüketimi insanın en temel haklarından biri kabul edilmektedir. Bu nedenledir ki, gelişmiş ülkeler kendi gıda güvenliği sistemlerini insan sağlığını dikkate alarak sürekli geliştirme ihtiyacı içerisindedirler.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de, gıda ile ilgili sorunlar, gıda güvencesi ve gıda güvenliği olmak üzere iki açıdan ele alınmaktadır. Gıda güvencesi; Birleşmiş Milletler'in kabul ettiği ve sosyal devlet anlayışı çerçevesinde yer alan, herkesin yeterli ve dengeli beslenmesi için gerekli gıdaya ulaşma hakkının güvence altına alınmasıdır.

Gıda güvenliği ise, salt az gelişmiş ülkelerin sorunu olarak görülmemekte neredeyse dünya ülkelerinin tümünde yaşanan bir sorun olarak kabul görmektedir. Özellikle, günümüzdeki bilimsel ve teknik gelişmelerle birlikte çevresel kirlilik ve endüstriyel atıklar, insanların güvenli gıdaya ulaşmalarına büyük ölçüde engel teşkil etmektedir. Bunun yanı sıra, üretilen ve satışa sunulan gıda maddelerinin denetiminin yapılması da büyük önem taşımaktadır. Gıdaların üretimi, işlenmesi, taşınması, depolanması ve tüketiciye ulaştırılması aşamalarında asgari teknik ve hijyenik koşulların sağlanması, halk sağlığı açısından önemlidir. Türkiye'de de gıda denetimi alanında Tarım ve Köyişleri Bakanlığının dört binin üzerinde personelinin bulunmakta olduğu, yine bu personelin denetimden geçirmekle sorumlu olduğu ruhsatlı elli binin üzerinde gıda üretim ve üç yüz binin üzerinde ise gıda satış ve tüketim yerinin bulunduğu bilinmektedir. Ancak ruhsatlı yerlerin dışında sayıları binlerle ifade edilen ruhsatsız gıda üretim, satış ve tüketim yerleri bulunduğu gerçeği de bilinmektedir. Özellikle merdiven altı diye tanımlanan kayıt dışı üretimin yüksek düzeyde olması, gıda maddeleri üretiminin büyük bir çoğunluğunun uygun olmayan koşullarda gerçekleştirilmesi, üretimde teknik personelin çalıştırılmaması, yeterli ve istenen düzeyde denetimlerin yapılmaması gibi sorunlar, yaşanan sıkıntıların büyük bir kısmını oluşturmaktadır.

Yine gıda maddeleri, sadece ülke içinden temin edilen hammaddeler ile değil aynı zamanda ithal edilen hammaddeler de kullanarak çok değişik bileşimlerde, çok farklı şekillerde üretilmekte çok farklı yerlere, şehirlere hatta ülkelere gönderilmekte ve çok farklı tüketiciler tarafından tüketilmektedir.

Bu kapsamda gıda denetim programlarına ilişkin 2009 yılı sonuçları Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından açıklanmıştır. Bakanlıkça, içerik ve etiket denetimi olarak iki ayrı kategoride denetim programının yürütüldüğü, etiket denetimlerindeki olumsuz örneklerin oranının düşük kaldığı, içerik denetimlerinde ise olumsuz örneklerin yoğun olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Süt ve süt ürünleri, kırmızı et ve unlu mamuller denetiminde olumsuz örnek oranının ortalamanın altında kaldığı, kanatlı eti, pekmez, bal, kuru meyveler, bitkisel yağlar, şekerli mamullerdeki denetim sonuçlarındaki olumsuz sonuç oranının ise oldukça yüksek olduğu görülmüştür.

Gıda denetimi alanında gerekli tedbirlerin alınmaması ve denetimlerin yapılmaması beraberinde halk sağlığını da tehlike altına sokmaktadır. İnsanların beslenmesi için yeterli ve güvenli gıdaya ulaşma sorumluluğuna göre adım atılması gereği, sadece Türkiye'de değil tüm dünyada yaşamsal öneme sahip bulunmaktadır.

Bu nedenle, gıda üretim, tüketim ve satış yerlerinin denetiminde yaşanan eksikliklerin nedenlerinin belirlenmesi ve insan sağlığı üzerindeki etkilerinin tespit edilerek gerekli tedbirlerin alınması amacıyla Anayasa'nın 98, İç Tüzük'ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

3.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve 19 milletvekilinin, çocuk evlilikleri sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1013)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde yüksek oranlarda gerçekleşen kız çocuğu evliliklerinin araştırılarak çocuk istismarına olanak sağlayan bu evliliklerin gerçekleşmesini önlemek üzere alınabilecek acil tedbirlerin araştırılarak tespit edilmesi amacıyla Anayasanın 98’inci İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ederiz.03.12.2010

1) Pervin Buldan                            (Iğdır)

2) Selahattin Demirtaş                    (Diyarbakır)

3) Gültan Kışanak                          (Diyarbakır)

4) Ayla Akat Ata                            (Batman)

5) Bengi Yıldız                               (Batman)

6) Akın Birdal                                (Diyarbakır)

7) Emine Ayna                               (Mardin)

8) Fatma Kurtulan                          (Van)

9) Hasip Kaplan                             (Şırnak)

10) Hamit Geylani                          (Hakkâri)

11) İbrahim Binici                          (Şanlıurfa)

12) M. Nuri Yaman                        (Muş)

13) Mehmet Nezir Karabaş            (Bitlis)

14) Mehmet Ufuk Uras                  (İstanbul)

15) Osman Özçelik                         (Siirt)

16) Özdal Üçer                               (Van)

17) Sebahat Tuncel                         (İstanbul)

18) Sevahir Bayındır                      (Şırnak)

19) Sırrı Sakık                                           (Muş)

20) Şerafettin Halis                         (Tunceli)

Gerekçe:

Çocukların iradesi baskı altına alınarak gerçekleştirilen erken yaşta evlilikler çok ciddi bir sorun odağını oluşturmaktadır. Birçok karmaşık nedenden kaynaklanan bu sorun hayati sonuçlar ortaya koymaktadır. Kız çocuğu evlilikleri meydana getirdiği yıkımlar nedeni ile günümüzde hem çocuk istismarı hem de kadına yönelik şiddet olarak kabul edilmektedir. Bu evlilik türü ülkemizin yaklaşık olarak bütün bölgelerinde yaygın olarak gerçekleştirilmektedir. Ataerkil yapı tarafından normalleştirilerek meşru hale getirilen kız çocuğu evlilikleri her üç evlilikten birini kapsayacak derecede yüksek bir orana tekabül etmektedir. Erken yaşta evlilikler yıkım getirmektedir. Bu kapsamda çocuk gelinlerin öncelikle eğitim hayatı son bulmaktadır. Erken yaşta evlendirilen kız çocukları okuldan alınmaktadır ve bu nedenle okuldan ayrılmak zorunda kalan kız çocuğu sayısı çok ciddi rakamlarla ifade edilmektedir. Bunun yanı sıra çocuk gelinler ruhsal ve bedensel çöküntü içerisine girmektedirler. Erken yaşta evlendirilen kız çocukları birçok ruhsal sorun yaşadıkları gibi bedensel olarak da ciddi sağlık sorunlarının etkisine açık hale gelmektedirler. Kız çocukları, bedensel gelişimini tamamlamadan çocuk yaşta anne olmanın beraberinde getirdiği risklerin mağduru olmaktadırlar. Toplumsal ve ruhsal gelişimini tamamlayamadan evlendirilen kız çocukları evlilik sonrasında, arkadaşlarından kopma, özgüven eksikliği, toplumsal faaliyetlere katılımdan uzaklaşma gibi problemler yaşamaktadırlar. Ve bütün bunların yanı sıra çocuk olmaları nedeniyle yetişkin istismarına karşı savunmasız olan kız çocukları eşleri tarafından fiziksel, duygusal, sözel ve hatta cinsel şiddete maruz kalabilmektedirler. Bütün bu şiddet sarmalının bir sonucu olarak erken yaşta evlendirilen kız çocukları ya kaybolmakta ya da özkıyım yolunu seçerek yaşamlarına son vermektedirler. Nitekim kaybolan ve intihar girişiminde bulunan çocukların önemli bir kısmının erken yaşta evlendirilen kız çocukları olduğu görülmektedir. Türkiye basınında hemen her gün bu nitelikte gerçekleşen acı olaylar sıklıkla yer almaktadır. Oysa Türkiye'nin 1949 yılında imzaladığı İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ne göre "Yetişkin her erkeğin ve kadının, ırk, yurttaşlık veya din bakımlarından herhangi bir kısıtlamaya uğramaksızın evlenme ve aile kurmaya hakkı vardır. Evlenme sözleşmesi, ancak evleneceklerin özgür ve tam iradeleriyle yapılır..." Ancak çocuk gelinler gerçeği bu ilke ile bağdaşmamaktadır. Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi'ne taraf olan Türkiye "Çocuğun erken yaşta nişanlanması veya evlenmesi hiçbir şekilde yasal sayılmayacak ve evlenme asgari yaşının belirlenmesi ve evlenmelerin resmi sicile kaydının mecburi olması için, yasama dâhil gerekli tüm önlemler alınacaktır." hükmünü kabul etmiştir. Yine Türkiye'nin taraf olduğu Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 36. maddesinde "Taraf devletler, esenliğine herhangi bir biçimde zarar verebilecek başka her türlü sömürüye karşı çocuğu korurlar." denilmektedir. Ancak, Türkiye yasalarında kısmi düzenlemeler yapılmış olsa da bugün itibari ile kız çocuğu evliliklerinin çok yüksek oranlarda gerçekleşmesi devletin üzerine aldığı sorumlulukları yeterince icra edemediğini göstermektedir. Bu nedenle, Çocuk istismarının bir tezahürü olan kız çocuğu evliliklerinin gerçekleşmesini önlemek üzere alınabilecek acil tedbirlerin araştırılarak tespit edilmesi amacıyla bir meclis araştırma komisyonunun kurulması aciliyet arz etmekle beraber ülkemiz açısından fayda sağlayacaktır.

4.- Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal ve 19 milletvekilinin, F tipi cezaevi uygulaması ve tecrit politikası nedeniyle yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1014)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

F Tipi cezaevleri ve tecritin yarattığı sorunlar, bu durumdan mahkumların nasıl olumsuz etkilendiği, sürdürülen tredman politikasının yarar sağlayıp sağlamadığı, cezaların infazında yasalardaki adaletsizliklerin saptanması konularında araştırma yapmak amacıyla Anayasanın 98'nci, İçtüzük'ün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını dilerim. 03.12.2010

1) Akın Birdal (Diyarbakır)

2) Selahattin Demirtaş                    (Diyarbakır)

3) Gültan Kışanak                          (Diyarbakır)

4) Ayla Akat Ata                            (Batman)

5) Bengi Yıldız                               (Batman)

6) Emine Ayna                               (Mardin)

7) Fatma Kurtulan                          (Van)

8) Hasip Kaplan                             (Şırnak)

9) Hamit Geylani                            (Hakkâri)

10 İbrahim Binici                            (Şanlıurfa)

11) M. Nuri Yaman                        (Muş)

12) Mehmet Nezir Karabaş             (Bitlis)

13) Mehmet Ufuk Uras                  (İstanbul)

14) Osman Özçelik                         (Siirt)

15) Özdal Üçer                               (Van)

16) Pervin Buldan                          (Iğdır)

17) Sebahat Tuncel                         (İstanbul)

18) Sevahir Bayındır                      (Şırnak)

19) Sırrı Sakık                                           (Muş)

20) Şerafettin Halis                         (Tunceli)

Gerekçe:

Türkiye'de çeşitli tiplerde 368 cezaevi bulunmaktadır. Bunlardan birisi de F Tipi cezaevleridir. 4966 kişi kapasiteli 13 F Tipi cezaevi bulunmaktadır.

F Tipi cezaevleri koğuş sisteminin uygun olmadığı gerekçesi ile gündeme gelmiştir. Ancak kullanılmaya başlanıldığı 2001 yılından bu yana sürekli sorun oluşturmuştur. Sorun F Tipinin tecride ve yalnızlaştırmaya dayalı bir ceza infaz sistemine dayanıyor olmasından kaynaklanmaktadır.

F Tipi hapishaneler 1 ve 3 kişilik hücrelerden oluşmaktadır. Tek kişilik hücrelerde kalan mahkumlar hiç kimseyle fiziki ve sosyal ilişki kuramamaktadırlar. Üç kişilik hücrede kalanlar ise aynı hücreyi paylaştıkları kişilerde başkasını görememektedir. Böylelikle mahkumlar diğer mahkumlardan ve dış dünyadan yalıtılmaktadır.

F Tipi cezaevlerindeki tecrit uygulamasının temel amacı tredman yani "iyileştirmedir". Mahkumlar cezalarını çekmenin yanı sıra bir de iyileştirme programına tabi tutulmaktadırlar. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yasanın 26/2 maddesi "hükümlü ceza infaz kurumunun güvenlik ve iyileştirme programlarına tam bir uyum göstermekle yükümlüdür" demektedir. Böylelikle çekilen cezaya bir başka ceza daha eklenmektedir.

Devlet eliyle sürdürülen bu uygulama insan hak ve özgürlüklerine aykırı bir durumdur. İnsanlık dışı uygulamalar 10 yıldan beri mahkumların tek ses duyurabildikleri açlık grevi, ölüm orucu gibi etkinliklerle protesto edilmiş, bu eylemlerde 130'dan fazla mahkum yaşamını yitirmiştir. Ancak sorunlar bitmemiş aksine ağırlaşarak bu güne gelmiştir. Keyfi uygulamalar, tecrit koşullarını daha da ağırlaştırmaktadır.

Süren hak ihlalleri ile yalnızlaştırma ve tecrit uygulamalarına ilişkin basına yansıyan, mahkumların ve yakınlarının bildirdiği kimi örnekler şunlardır:

Ceza dışında "iyileştirme koşullarına" uyum göstermeyen mahkumlar cezaları dışında disiplin cezalarına çarptırılmaktadır. Bu durum tecridin koşullarını ağırlaştırmakta hatta tahliyeleri bile engellemektedir. Sincan F Tipinde, Ali Okuyucu adlı mahkumun tahliyesi disiplin cezası gerekçesi ile ertelenmiştir.

Benzer uygulamalar ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılmış mahkumlarda da görülmektedir. Örneğin, Muzaffer Öztürk'e 32 ay ziyaret, 33 ay iletişim, Ali Gülmez'e 34 ay ziyaret, 20 ay iletişim, Ali Baba Arı'ya 34 ay ziyaret, 33 ay iletişim, Kemal Ayhan'a 32 ay ziyaret, 33 ay iletişim, Cihat Kaplan'a 25 ay ziyaret, 25 ay iletişim, Emin Alakuş'a 9 ay ziyaret, 8 ay iletişim yoksunluğu cezası verilmiştir.

Ali Öztürk adlı Van’dan tedavi için gelen mahkum ise "sevkin Sincan’a çıktı" denerek geri gönderilmemektedir.

Sincan F Tipinde kalan Abdülsamet Çelik için "dışarıda tedavi edilmesi gerekir" diye hastanelerin verdiği raporlar Adli Tıp Kurumunca kabul edilmemektedir.

İzmir Kırıklar F Tipinde kalan Memduh Kılıç verem hastası olmasına karşın tedavisi engellenmektedir.

Sincan F Tipinde yeni atanan 1. müdür İsmail Gül'ün gelmesiyle birlikte işkence ve kötü muamele artmıştır. Tekirdağ ve Edirne F Tipi cezaevlerinde de yöneticilerin değişmesi ile birlikte dayak, işkence ve kötü muamele artmıştır.

5 kitap dışında kitap verilmemektedir.

Görüş süreleri çok kısadır. Açık görüşlerde yakınlarla kucaklaşma engellenmektedir. Görüş günlerinin "ayda 4 sefer" diye belirlenmesinden dolayı 5. haftaya denk gelen günde görüş yaptırılmamaktadır.

Hücre kapıları günde en fazla 1-2 saat açılmaktadır.

Gelen mektuplar haftada 1 gün verilmektedir. Giden mektuplar da haftada 2 gün toplanmaktadır.

Hapishaneye gidiş-gelişler son derece kötü koşullarda yapılmaktadır. Sağlığı yerinde olmayan mahkumlar için hastaneye gidiş ayrı bir eziyete dönüşmektedir.

Cezaevlerindeki sağlık hizmetleri ve doktor yetersizdir. Var olan doktorlar da mahkumlara hasta gibi yaklaşmamaktadır. Örneğin Sincan F Tipindeki doktor, hastaya hangi ilacın verilmesi gerektiğini eczacıya sormaktadır.

Kimi doktorlar mahkumları izinsiz tıbbi denek olarak kullanmaktadır.

Sohbet hakkı için 45/1 sayılı genelge çıkarılmasına karşın uygulanmamaktadır.

Cam bardak, metal kaşık, çatal, cımbız verilmemektedir. Bunların yerine plastik verilmektedir.

F Tipi cezaevleri insan sesine karşı da tecrit edilmiştir. Metrelerce öteden musluktan akan suyun sesi duyulmakta ancak yan hücredeki mahkumun sesi ulaşmamaktadır.

Mahkumların aile ve yakınlarından uzak cezaevlerine konması nedeniyle görüşlerde zorluklar yaşanmaktadır.

Sevk isteyen mahkumlardan, üyesi olduğu örgütten ayrıldığına ilişkin bir belge vermeleri istenmektedir.

Çatıya tırmanabilecekleri gerekçesi ile kışın eldiven kullanılmasına izin verilmemektedir.

Kapalı cezaevleri dışında açık cezaevlerinde de baskı ve hak ihlalleri yaşanmaktadır. Örneğin Karaman Açık Cezaevinde üniversitede okumak isteyen mahkumların okula, sınavlara geliş gidişleri çeşitli gerekçelerle engellenmektedir. 2. Müdür Musa Kuraç ve Başmemur Hacı Nuh Erbaş mahkumlar üstünde baskı kurmakta, keyfi davranmaktadırlar.

Bu örnekler, Türkiye'nin taraf olduğu mahkumlara uygulanması gereken en az standart kuralları belirleyen uluslararası sözleşmelere, ayrıca Adalet Bakanlığınca yayınlanan 45/1 sayılı genelgeye de aykırılık oluşturmaktadır. Bu tutum ve uygulamaların cezaevlerinde yeni sorunların yaşanmasına yol açacağı kesindir. Erzurum H tipi cezaevinde yaşananlar bunun habercisidir.

Bu nedenle F Tipi cezaevleri ve tecridin yarattığı sorunlar, bu durumdan mahkumların nasıl olumsuz etkilendiği, sürdürülen tredman politikasının yarar sağlayıp sağlamadığı, cezaların infazında yasalardaki adaletsizliklerin saptanması konularında araştırma yapmak üzere bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması yerinde olacaktır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sözlü sorunun geri alınmasına dair bir önerge vardır, okutuyorum:

B) Önergeler

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un (6/2295) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/254)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin Sözlü Sorular Kısmının 421’inci sırasında yer alan 6/2295 esas numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                       Mehmet Akif Paksoy

                                                                                                           Kahramanmaraş

BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

Sayın Korkmaz, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, bugünkü birleşimde Eğirdir Gölü’yle ilgili yaptığı gündem dışı konuşmasına Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun, bu konudaki çalışmaların son noktasına gelindiğini bildirdiğine ilişkin açıklaması

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, önce teşekkür ediyorum efendim.

Ben biraz önce Eğirdir Gölü’yle ilgili bir konuşma yapmıştım. Konuşma bittikten sonra Sayın Çevre Bakanımızdan bir cevabi faks geldi. Bu faksı da hem yüce Meclisle hem de Ispartalı hemşehrilerimle paylaşmayı şeffaf siyaset, dürüst siyaset açısından bir görev addediyorum.

Sayın Bakan şunu söylüyor efendim: “Bu konudaki çalışmalarımız son noktasına gelmiştir. Bu çalışmalarla ilgili ortaya çıkacak taslak ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerine sunulacak ve halk bilgilendirilecektir. Halkın da talepleri alındıktan sonra kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda son şekli verilecektir ve ondan sonra da askıya çıkarılacaktır. Daha sonra Bakanlık onayıyla yerel gazetelerde yayımlandıktan sonra yürürlüğe girecektir.” diyor.

Sayın Bakan bu sıkıntıların mevcudiyeti ile ilgili olarak sanıyorum hemfikirdir bizimle ve inşallah da yanlıştan dönülecektir.

Konuşma üzerine böyle bir cevabı gerçekten önemsiyorum. Söylediğim gibi, şeffaf ve dürüst siyaset açısından da Meclisimizle paylaşmak istedim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Korkmaz.

Sayın milletvekilleri, Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım:

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- (10/524) esas numaralı, Hakkâri’nin Ormancık köyünde 12 kişinin öldürülmesi olayıyla ilgili iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 02/02/2011 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun 02.02.2011 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                              Bengi Yıldız

                                                                                                                  Batman

                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler Kısmının 423 üncü sırasında yer alan 10/524 Hakkâri’nin Ormancık köyünde 12 kişinin öldürülmesi olayıyla ilgili iddiaların, araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergenin öngörüşmesinin Genel Kurulun 02.02.2011 Çarşamba günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Grup önerisinin lehinde, Hakkâri Milletvekili Sayın Hamit Geylani.

Buyurun Sayın Geylani. (BDP sıralarından alkışlar)

HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; araştırma önergemiz üzerinde söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de sadece 1990 yılından başlayarak bugüne kadar binlerce faili meçhul cinayet işlenmiştir. Bu cinayetlerin neredeyse tamamının Kürt coğrafyasında, devletin bir kurumu olan JİTEM tarafından gerçekleştirildiği de bilinmektedir. Öldürülen kişilerin cesetleri salt Kürt halkını rencide etmek ve korku salmak amacıyla çoğu zaman şehir merkezlerinde, köy meydanlarında panzerlerin üzerinde ya da sürüklenerek halka teşhir edilmiştir.

Bölgede yıllardır yapılan kazı çalışmalarında birçok yerde toplu mezarlar bulundu, bu mezarlardan yüzlerce insanın kemikleri çıkarıldı. Son olarak Bitlis ve Tunceli’de yapılan kazılar da hukuksuzluğun yeni kanıtlarını ortaya sermiştir. Mutki’de karakola çok yakın bir mesafede, karakolun ve kentin çöpünün döküldüğü yerde yapılan kazılarda 20 yurttaşın kemiklerine ulaşılmıştır. Yine aynı bölgede beş altı yerde daha toplu mezar olduğu herkesçe bilinmektedir.

Değerli arkadaşlar, kutsal topraklarımızda kazmayı vurduğumuz her yerden insan kemikleri fışkırıyor ancak Hükûmetin sızlayan kemiklerin sesine ses vermeye niyeti hiç de yoktur. Sayın Başbakan Bosna Hersek’te ortaya çıkan toplu mezarlar için gözyaşı döküyor ancak ülkesinde yaşananlar karşısında suskun ve samimiyetsizdir. Bu vurdumduymazlıklar karşısında domino etkisinin bir gün Türkiye'ye de sıçrama endişesini duyuyoruz, hem de halk olarak duyuyoruz. Dünyada hiçbir zulüm, kötülük ve hukuk dışılık cezasız kalmıyor. Bundan kimsenin kuşkusu da yoktur, komşularımızda yaşananlar bunun somut ifadesidir.

Onun için tek çıkış yolu, devletin geçmişiyle yüzleşip Kürt halkından ve bir bütün olarak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından özür dilemesi gerekiyor. Aksi takdirde insanlık suçlarına karşı sesini duyuramayanlar bu suçun ortağı olurlar, hatta devlet ise bizzat suçun faili olacaktır. Yaşananlar 21’inci yüzyıl Türkiyesi’nin insanlık ayıbıdır, Türkiye devleti bu ayıp ve utançtan bir an önce arınmalıdır.

Değerli arkadaşlar, sabıkalı ve facialı süreci emekli Koramiral Atilla Kıyat tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Peki ne diyor Sayın Kıyat? 93-97 yılları arasında işlenen faili meçhul cinayetlerin devletin politikası olduğunu, o dönemin yüzbaşı, üsteğmeni olan kişilerin aldıkları emir üzerine bu cinayetleri işlediklerini açıkça itiraf ediyor. Kıyat, dönemin cumhurbaşkanlarının, başbakanlarının ve genelkurmay başkanlarının da hesap vermesi gerektiğinin de altını çiziyor. Bilindiği gibi devlette devamlılık esastır. Bu nedenle, şu anda görevde bulunan devlet yetkilileri hesap vermek zorundadırlar, çünkü onlar da devletin işleyişinden sorumludurlar.

Değerli milletvekilleri, 24 Temmuz 1994 yılında Şemdinli Derecik’e bağlı Ormancık Köyü’nü basan jandarma ekipleri, 12’si köy korucusu olmak üzere 14 kişiyi gözaltına aldıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamamıştır. Yakınlarının ve insan hakları örgütlerinin tüm çabalarına rağmen 14 kişinin cesetlerine dahi bugüne değin ulaşılamamıştır. Olay, dönemin Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Sayın Sema Pişkinsüt tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine taşınmışsa da dosya sumen altı edilerek şu anki AKP’nin tutumunda olduğu gibi kapatılmaya çalışılmaktadır. Şimdi vereceğimiz araştırma önergesinin de aynı akıbete uğrayacağını AK PARTİ grubunun parmaklarıyla ortaya çıkacağını şimdiden söylemek için kâhin olmaya gerek yoktur ama Derecik İç Güvenlik Taburunda o dönem askerlik yapan ve olayın görgü tanığı Afyonlu bir yurttaşın vicdan muhasebesi sonucunda Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş olduğu ihbar mektubu, Türkiye’nin acı bir gerçeğini daha ortaya çıkarmıştır. O askerin şahsında tüm Afyon halkına burada huzurunuzda saygı sunuyorum. Bu Afyonlu yurttaşımız mektubunda “14 korucunun JİTEM tarafından öldürülmesini içime sindiremiyorum.” diyor. “Bu vahşetin herkes tarafından bilinmesini istiyorum.” diyerek olayın sorumlularını ve nasıl gerçekleştiğini açıklamaktadır. Yine, bu tanık, PKK’ye yardım ettikleri gerekçesiyle tabura getirilen bu kişilere her tür işkence yapıldıktan sonra kurşuna dizilip taburda bulunan büyük bir çukura gömüldüğünü de itiraf etmektedir.

Vicdan sahibi askerin anlattığı olayı doğrulayan ve birebir yaşadıklarını da anlatan kayıp yakınları da olay günü Yarbay Ali Çamurcu’nun başında bulunduğu jandarma ekibinin köye geldiğini, tüm köy halkını meydanda topladığını ve kendilerine en ağır işkenceleri uyguladıklarını açık seçik ifade ediyorlar.

Kayıplardan ve hâlen kemiklerine ulaşılamayan Yusuf Çelik’in eşi Emine Çelik’in beyanları vahşeti tüm boyutlarıyla gözler önüne sermektedir. Bakınız, “insanım” diyen herkesi inleten bu kadın yurttaşımızın iki cümlesini sadece aktarıyorum, şöyle diyor, tırnak içinde: “O vahşet gününü ömrüm boyunca unutmayacağım. Karnımdaki bebeğimi ve eşimi aldılar benden.” Evet, altını çizerek tekrar ediyorum: “Karnımdaki bebeğimi ve eşimi benden aldılar.” İnsanlık ve hukuk adına bu sese herkesin kulak vermesi gerekiyor. Eğer ağlamak gerekiyorsa işte Sayın Başbakan tam bu feryat karşısında ağlamalı ve gereğini de yapmalıdır.

Değerli milletvekilleri, görgü tanığı askerin ihbar mektubunun gazetelerde yayımlanmasından sonra insan hakları örgütlerinin de desteğiyle kayıp yakınları suç duyurusunda bulunarak olayın araştırılmasını istediler. Askerin çizdiği krokiye göre, 21 Temmuz 2009 tarihinde taburda yapılan kazılarda cesetlere ulaşılamamış, olayın üstü bir kez daha kapatılmak istenmiştir. Son olarak, Van Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla, olay tarihinde askerlik yapan gizli tanıkla, 27 Ocak 2011 tarihinde yapılan ikinci kazı çalışmasında da cesetlere ulaşılamadı. Ulaşılamadı, çünkü hani derler ya “Minareyi çalan kılıfını da hazırlar.” ve kılıf hazırlanmış. Cesetlerin nereye taşındığı, olaya karışanlar ve olaydan bilgisi olanlar da devlet tarafından bilinmektedir. Onun için, devlet, o cesetler nereye taşınmışsa ve hâlâ nerede gömülüyse bulmak zorundadır. Gelinen aşamada, tanıkların ifadeleri doğrultusunda olayın sorumluları tespit edilmiş, soruşturma devam etmektedir ancak diğer faili meçhul cinayetlerin sorumluları yargılanmadığı gibi bu olayın da örtbas edileceğinden kuşku duyuyoruz. Bu kuşkuyu ancak dönemin Derecik Tabur Komutanı Ali Çamurcu olmak üzere tüm sorumluların yargı önüne çıkarılması ortadan kaldıracaktır.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de yaşanan hukuksuzluklar karşısında onarıcı, adalet sürecinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 1989 yılında kabul ettiği yasa dışı, keyfî ve toplu infazların önlenmesi için ilkeler uyarınca mutlaka sorumlular hakkında hukuki süreçlerin başlaması gerektiğini belirtiyor, hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Grup önerisinin aleyhinde Bartın Milletvekili Sayın Yılmaz Tunç.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygılarımla selamlıyorum.

Öncelikle, bugün sabah saatlerinde İstanbul’dan Bartın’a giden yolcu otobüsünün Mengen, Devrek yakınlarında kaza yapması sonucunda ilk belirlememelere göre 7 hemşehrimiz hayatını kaybetmiş, 30’a yakın hemşehrimiz de yaralanmıştır. Yaralılar, Zonguldak’ta, Bartın’da ve Devrek’te hastanelerde tedavi altına alınmışlardır. Ben buradan hayatını kaybeden hemşehrilerimize Cenabıallah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı diliyorum, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum. Hastanelerde yaralılarla ilgili olarak yetkililerimiz gerekli tedbirleri almışlardır. Allah’tan böyle bu acı kazalar bir daha göstermemesini temenni ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1994 yılında, Hakkâri Şemdinli Derecik İç Güvenlik Taburu Jandarma ekipleri tarafından Ormancık köyünde 12 kişinin öldürülmesi iddialarının aydınlatılması amacıyla Anayasa’nın 98, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasına dair önergenin bugünkü gündeme alınması BDP grup önerisiyle talep edilmektedir.

Hakkâri’nin Şemdinli ilçesinde, 1994 yılında 12 köylünün öldürülerek Derecik Taburuna gömüldüğü iddiaları üzerine Van Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturma başlatılmış, 21 Temmuz 2009 tarihinde Derecik Taburunda kazı çalışması yapılmış, yapılan kazılarda herhangi bir bulguya rastlanmamıştır. Hakkâri Barosu avukatlarının Van Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığına yaptığı ikinci başvurusu üzerine, ilk kazının gizli tanığın işaret ettiği yerden farklı bir yerde yapıldığı gerekçesiyle yeni bir kazının tanığın katılımıyla yapılmasına karar verilmiş; geçen hafta, Van Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığınca gizli tanık, Hakkâri Barosu avukatlarından 3 avukat, adli tıp uzmanları ve iş makineleri ile Derecik Taburunda gizli tanığın yer göstermesiyle, kayıp yakınlarının nezaretinde kazı çalışmaları yapılmıştır ancak bu kazılarda da bir bulguya rastlanmamıştır. Gizli tanıkların beyanları doğrultusunda şüphelilerle ilgili soruşturma devam etmektedir. Özel Yetkili Savcılığın soruşturmasının neticesine göre şüpheliler hakkında yasal işlem yapılacak ve haklarında dava açılacaktır. Araştırma önergesine konu olayla ilgili olarak adli makamlar gerekli soruşturmaları başlatmıştır. Bu durumda, adli soruşturmaların sonucunu beklemek gerekir. Anayasa’mızın 138’inci maddesine göre de devam eden davalarla ilgili olarak yasama Meclisinde görüşme yapılamayacağı hükmü vardır. İddia edilen olayın 1994 yılında meydana geldiği belirtilmektedir. O dönemden bu yana on yedi yıl geçmiştir. Geçen bu süre içerisinde çok sayıda hükûmetler gelmiş, geçmiş ancak olayla ilgili ciddi araştırma ve soruşturma bu dönemde yapılmıştır. Hâl böyleyken konu üzerinden AK PARTİ İktidarını eleştirmek doğru değildir. On yedi yıl önce gerçekleştiği iddia edilen olaylardan AK PARTİ İktidarını sorumlu imiş gibi göstermek, bu konu üzerinden siyaset yapmak iyi niyetli bir davranış değildir.

HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – Devletin sorumluluğundan söz ediyoruz Sayın Konuşmacı.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bugün ülkemiz, faili meçhullerle, yargısız infazlarla, işkence ve kötü muamelelerle anılmayan bir ülke hâline geldiyse bunda AK PARTİ hükûmetlerinin kararlı ve ısrarlı mücadelesi belirleyici olmuştur. Bu konuda teşekkür edecekken sürekli eleştiri yapılması haksızlıktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; araştırma önergesinde ifade edilen olaylara benzer konularda geçmiş yıllarda Türkiye Büyük Millet Meclisinde araştırma komisyonlarının kurulduğunu biliyoruz. 2002 yılından önce her bir faili meçhul cinayet için kurulan bu komisyonlar neticesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nden kaynaklanan sebeplerle de başarıya ulaşılamamıştır. Geçmiş komisyon raporlarını incelediğimizde biz bunları görüyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde ve yeni anayasada yapılacak düzenlemelerle bu konularda Türkiye Büyük Millet Meclisinin daha aktif bir rol üstlenmesinin önü açılarak geçmişteki karanlık noktaların aydınlatılması son derece önemlidir. Çetelerle, hukuk dışı yapılanmalarla, mafyayla, suç örgütleriyle kararlı bir şekilde mücadele eden, ülkemizin huzurunu bozmak isteyen şebekelerin yargı önünde hesap vermeleri için güvenlik güçlerimize, soruşturma makamlarına gereken her türlü desteği veren AK PARTİ Hükûmeti bundan sonra da ülkemizde karanlıkta hiçbir şey bırakmamaya kararlıdır. Demokratikleşme ve insan hakları alanında, hukukun üstünlüğünün tesisinde gerek mevzuat açısından gerekse uygulama açısından Türkiye çok önemli mesafeler almıştır. Araştırma önergesine konu iddia edilen olay 1994 yılında gerçekleşmiş, bugün, bu Hükûmet döneminde, iddia edilen yerlerde kazılar yapılmakta, soruşturma devam etmektedir. Bu soruşturmaların neticesini beklemek gerekir. Araştırma önergesinin bugünkü gündeme alınmasını istemenin, konunun aydınlatılmasına yönelik bir tutum olmadığı kanaatindeyim çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma gündeminde görüşülecek yasa tasarı ve tekliflerine baktığımızda, seçim öncesi iki aylık bir çalışma süresi kaldığını da düşündüğümüzde, bu kısa süre içerisinde komisyonun kurulup araştırma yapması ve raporunu hazırlaması için yeterli bir süre zaten yoktur.

Konu, adli makamlarımız, özel yetkili Van Cumhuriyet Savcılığımız tarafından soruşturulmaktadır. Bu nedenle, grup önerisinin aleyhinde olduğumu belirtiyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Grup önerisinin lehinde, Diyarbakır Milletvekili Sayın Akın Birdal.

Buyurun efendim. (BDP sıralarından alkışlar)

AKIN BİRDAL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin, faili meçhul cinayetleri araştırma komisyonu oluşturulmasına ilişkin önerisinin lehinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Şimdi, az önceki, AKP adına konuşan Sayın Hatip, bu işlerin araştırıldığını, hatta teşekkür edilmesi gerektiğini falan söylüyor. Yani, biraz insan…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Araştırılması gerektiğini söyledim.

AKIN BİRDAL (Devamla) – Araştırılmalıdır evet. Son on-on beş gündür de “Evet, gereklidir, araştırılmalıdır ama önümüzdeki günlerde yapılacaktır.” denilmektedir. Artık reddedilemiyor da; çünkü, geçtiğimiz aylarda biliyorsunuz, faili meçhul cinayetlerde yakınlarını yitiren aileler bir platform oluşturdular, “Toplumsal Bellek Platformu”, Türkiye Büyük Millet Meclisine geldiler, bütün siyasi partilerin grup başkan vekilleriyle, yetkilileriyle ve İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ile görüştüler. Herkes ortak bir söz verdi, “Tamam, bu faili meçhul cinayetleri araştırmak üzere bir komisyon oluşturulacak ve faillerin bulunması konusunda bir siyasi irade oluşturulacaktır.” denildi.

Peki, o günden bugüne ne yapıldı? Örneğin, dün, yine faili meçhul cinayetlere kurban giden diyelim… Çünkü tetikçiler önemli değil, önemli olan İttihat Terakkiden günümüze değin suikastçı, alçakça cinayetlerdir, siyasi cinayetler ve Sabahattin Ali’den başlayıp Hrant Dink’e değin gelen siyasi cinayetlerin arkasındaki otoriter, militer, hukuk dışı yapıyı açığa çıkarıp çıkarmama konusunda bir iradedir. Yapıldı mı şimdiye kadar?

Örneğin, dün katledilişinin otuz ikinci yılı nedeniyle anıldı Abdi İpekçi -saygıyla anıyoruz- ve anma toplantısında, Toplumsal Bellek Platformu adına, yine kardeşini “faili meçhul” diye adlandırılan bir cinayette yitiren -ki Metin Göktepe, gazeteci- Metin Göktepe’nin ablası şunu söyledi: “Acıların zaman aşımı olmaz.” Gerçekten, işte, bugün, örneğin, gazetelere baktığınız zaman, o acının zaman aşımının olmadığını Abdi İpekçi’nin karısının mezarı başındaki fotoğrafında görürsünüz. Eğer bakmışsanız, insan olup da... Gerçekten, bu failleri açığa çıkaracak ve siyasi cinayetleri durduracak bir iradenin ortaya konulmasında hukuksal, yasal düzenlemeler yapacak yer burasıyken bunu geçiştirmek, ne akla ne hukuka ne vicdana sığar.

Şimdi, elbette ki, örneğin, Uluslararası Ceza Mahkemesi böyle bir şey getirmiştir, “İnsanlığa karşı işlenen suçlarda, savaş suçlarında ve soykırım suçlarında zaman aşımı olmaz.” demiştir ve nitekim işte Pinochet, faşist Pinochet -gerçekten gereği yapılmıştır- yakalanmıştır ve yargılanmıştır. Sonra, şimdi, Uluslararası Ceza Mahkemesince mahkûm edilmiş soykırım suçu nedeniyle, insanlığa karşı işlenen suçlar nedeniyle, örneğin Sudan Devlet Başkanı bütün dünyada aranırken Türkiye’de devlet protokolüyle karşılanmıştır ve 1998 yılında da bugün, dün tavsiyede bulunan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve Türkiye Cumhuriyeti devleti hizmet madalyası ödülü vermiştir Mübarek’e, otuz yıllık diktatöre. Şimdi, bunları belleğimizde yok mu sayacağız? Bunlar hep yazılıyor. İnsanlığa karşı işlenmiş suçların faillerinin devlet protokolüyle karşılanması, 1998 yılında gerçekten halkına zulmetmiş bir diktatörün hizmete layık ödülüyle burada ödüllendirilmesi ve şimdi de kalkıp, akşam “Ülkeyi terk et.” diyoruz. İşte, terk etmiyor bakın, bugün Kahire’de Mübarek yanlılarıyla halk çatışıyor ve orada yine insanlığa karşı bir suç işleniyor. Bu suçluları bugüne değin cesaretlendirenlerin de burada payının olduğunu unutmamak gerektiğini düşünüyorum ve şimdi, çoğulcu sistem sanki oluşturduk, demokratik sivil bir anayasa oluşturuldu ve buna bağlı insan haklarına dayalı özgürlükçü yasalar oluşturuldu, işler iyi gitmiyor ve şimdi başkanlık sistemini öneriyorlar. İki parti. Yani bunun anlamı nedir? İki devlet partisi… Farklı olanların, ötekilerin, Kürtlerin, sosyalistlerin, emekçilerin -Parlamentoda zaten temsilde bir adaletsizlik var- tamamen önünü kapatmak isteyen bir yaklaşım var. Bu, başkanlık sisteminin geleceğinin, tehlikesinin işaretidir. O nedenle bu konuda da gerçekten Parlamentonun ve siyasilerin tavrı önemli olacaktır. Çünkü bu sorunların, örneğin faili meçhul cinayetlere, kayıplara, işkencelere, yargısız infazlara neden olan durum, Türkiye’de bir demokrasinin tam inşa edilmemiş, bir hukuk devleti oluşturulmamış olmasından ve insan hak ve özgürlüklerine dayalı demokratik bir sivil anayasanın oluşturulmamasından kaynaklanmaktadır. İşte, o nedenle Kürt sorununun çözümsüzlüğünün sonuçlarıdır.

Bakın, daha dün geldi, 2004 yılına kadar Diyarbakır İnsan Hakları Derneğimizin ad, yer, tarih ve kayıtlarıyla kayıplar ve faili meçhul cinayetler raporu. Bir utanç belgesi. Gelin diyoruz biz, şimdi bu belgeyi ortaya koyalım ve bu utançtan bu toplumu kurtaralım diyoruz ve hakikatleri araştırma komisyonu oluşturalım. Bakın, 1980/10 Ocakta başlamış günümüze değin süren kayıpların ve cinayetlerin faillerini açığa çıkaralım diyoruz.

Bakın, sayın milletvekilleri, bir konuya daha dikkatinizi çekmek istiyorum. Bugün Mısır, Tunus, Yemen, bakın bütün Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde dipten gelen dalgalar var diktatörlüğe karşı, totaliter rejimlere karşı. Burada sadece bir ülkede şu anda sükûnet var. Neresi orası? Fas. Neden Fas’ta şu anda gerçekten bir yarılma yok ya da isyan yok? Çünkü beş yıl önce hakikatleri araştırma komisyonu oluşturuldu ve Kral Hasan’ın kırk yıllık dönemi şu anda masaya yatırıldı sorgulanıyor ve buna II. Kral Hasan’ın oğlu önce izin verdi böyle bir hakikatleri araştırma komisyonuna. Hukukçular, yargıçlar, insan hakları savunucuları, akademisyenler bir araya geldiler ve Fas’ın gerçekten kırk yıllık tarihini sorguluyorlar ve yüzleşiyorlar ve toplumun vicdanı, şu anda acıları diniyor. O nedenle isyan orada yok.

Şimdi, eğer böyle sürerse, hele bir de teşekkür etmek gibi ret ve inkârcı siyasi kültür konusunda direnilirse bakın kapımızın önündedir. Yarın emekçiler yürüyor. Hak ve özgürlükleri yok eden, zaten sınırlı olan çalışanların hak ve özgürlüklerini yok eden bir anlayış. Yaklaşık iki yıldır KCK davası adı altında Kürt siyasetçilerinin savunma hakkını, adil yargılanma hakkını reddederek, ana dil hakkını reddederek demokrasi olmaz. Hangi demokratikleşmeden söz ediyorsunuz siz? Bir defa, kabul ettiğiniz uluslararası hukukun gereklerine uyun ki bu Anayasa’nın 90’ıncı maddesi de buna cevaz veriyor. Buna bile uymuyorsunuz; bizim darbe anayasası olarak ayrımcı, ırkçı, militarist, otoriter bir anayasa olduğunu düşündüğümüz ve baştan aşağı değiştirilmesini istediğimiz Anayasa’nın 90’ıncı maddesine bile uymuyorsunuz.

Şimdi, 19 Nisana kadar ertelendi KCK davası. Şimdi, bunun anlamı nedir, biliyor musunuz sayın milletvekilleri? Bakın, yaklaşık beş aydır süren eylemsizlik kararının mart ayında yeniden gözden geçirilecek olması ve haziran ayına kadar verilen sürenin nasıl gelişeceğine dair bir tavırdır bu. Yani bu, yargının siyasallaşmasının ve devletin Kürt halkına, onların siyasi iradesine bir savaş ilanıdır. Bu savaşı elbette ki Kürt halkı görecektir çünkü onlar demokratik siyaset konusunda kararlılar ve halkın iradesini de buralara taşımaya, alanlara, yargıya taşıma konusunda da kararlılar.

O nedenle, demokratikleşeceksek gelin, hakikatleri araştırma komisyonunu oluşturalım, yüzleşelim, demokrasiye, adalete ve hukuka bağlı demokratik bir Türkiye yaratalım. Yoksa, gerisi lafügüzaftır.

Saygılar sunarım. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Grup önerisinin aleyhinde Ali Öztürk, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZTÜRK (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin Hakkâri Şemdinli ilçesi Ormancık köyünde 12 korucunun öldürülmesinin aydınlatılması amacıyla araştırma komisyonu kurulmasıyla ilgili önergesinin aleyhinde söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, hiçbir gerekçeyle insanın hakları elinden alınamaz. Özellikle insanın yaşam hakkı her şeyin üzerindedir. Devletin de bizatihi varlığı kendi çatısı altında olan insanların, yurttaşların varlığına bağlıdır. Demokrasiyi savunan, demokrasiye sığınan her yönetimin asayiş, güvenlik, devletin bekası, rejimin korunması adı altında da olsa kimsenin yaşam hakkını elinden alamaz, aksi hâlde bu yönetim biçiminin adı demokrasi olamaz.

Ülkemizde de zaman içinde demokrasiyi askıya alan, demokrasinin askıya alındığı bir bölgemizde terörle mücadele içinde olağanüstü hâlle birlikte temel hak ve hürriyetlerin kısıtlandığı dönemler olmuştur. Bu dönemlerde faili meçhul cinayetlerin olduğu iddiaları yapılmaktadır. Şunun özellikle bilinmesini istiyorum ki: AK PARTİ döneminde kişi hak ve hürriyetleri önündeki her türlü fiilî ve hukuki engeller kaldırılmış, bizatihi insanımız demokrasiyle daha güçlendirilmiştir. Geçmişte hiçbir çetenin, faili meçhul olayların üzerine gidilemezken AK PARTİ döneminde ucu nereye kadar giderse gitsin üzerine gidilmektedir. İşte Ergenekon davası bunun bilinen en güzel örneğidir. Bu dava içinde faili meçhul çok olay yargı tarafından araştırılmaktadır.

BDP’nin önergesi tabii ki önemlidir, bir insanlık suçundan bahsedilmektedir ancak önergede bahsedildiği gibi bu konu zaten Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığına iletilmiş, hukuki süreç başlatılmıştır. Şimdi hepimizin üstüne düşen, bu yargı sürecine katkı sağlamaktır.

Seçim sürecine gidilirken Meclis araştırma komisyonlarının oluşumu, çalışması için gereken süreç göz önüne alındığında hemen hukuki fayda sağlamayacağı kanaatindeyim. Halbuki Türkiye’de her kesim kamuda borç yapılandırmasıyla ilgili kanun tasarısına kilitlenmiş ve bir an önce sonuçlanmasını beklerken gündem değiştirmek milletimiz adına doğru olmayacaktır.

Bu nedenle, BDP’nin araştırma önergesinin aleyhinde olduğumu bildirir, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

M. NURİ YAMAN (Muş) – Sana yakışan da o zaten!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim, yoklama mı istiyorsunuz Muharrem Bey?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Evet Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Evet, önergenin oylamasından önce bir yoklama talebi vardır.

Yoklama talebinde bulunan arkadaşlarımı tespit edeyim: Sayın İnce, Sayın Aslanoğlu, Sayın Özyürek, Sayın Harun Öztürk, Sayın Ali Rıza Öztürk, Sayın Özdemir, Sayın Topuz, Sayın Susam, Sayın Koçal, Sayın Güner, Sayın Özbolat, Sayın Hacaloğlu, Sayın Pazarcı, Sayın Sevigen, Sayın Korkmaz, Sayın Baytok, Sayın Ünsal, Sayın Akıncı, Sayın Köse, Sayın Ersin.

Sayın milletvekilleri, yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- (10/524) esas numaralı, Hakkâri’nin Ormancık köyünde 12 kişinin öldürülmesi olayıyla ilgili iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 02/02/2011 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

2.- (10/769) esas numaralı, su ürünleri sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 02/02/2011 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun 02.02.2011 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında Siyasi Parti Grupları arasında oybirliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini İçtüzüğün 19 uncu Maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                              Oktay Vural

                                                                                                                    İzmir

                                                                                                    MHP Grup Başkanvekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan 10/769 esas numaralı, "Su ürünleri sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla" Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104 ve 105. Maddeleri Gereğince Meclis Araştırması önergemizin öngörüşmesinin Genel Kurulun 02.02.2011 Çarşamba tarihli bugünkü 57. Birleşimde yapılmasını Genel Kurulun görüşlerine arz ederim.

BAŞKAN – Grup önerisinin lehinde İstanbul Milletvekili Sayın Durmuşali Torlak, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

D. ALİ TORLAK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizdeki balıkçılık ve su ürünleri sektöründe yaşanan sorunların araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılması için verdiğimiz önerge hakkında Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, farklı ekolojik özelliklere ve 8.333 kilometrelik bir kıyı şeridine sahip olan ülkemiz 24,6 milyon hektar deniz üretim alanına, 1,55 milyon hektar ve 1.392 adet göl, baraj gölü, gölet ve nehir alanına sahiptir. Balıkçı ve balıkçı teknelerine hizmet vermek üzere inşa edilmiş olan kıyı yapılarımızın toplam sayısı ise 277’dir. Denizlerimizde ve iç sularımızda ruhsatlandırılmış 20.903 adet balıkçı teknesi vardır; bunların 17.732 adedi denizlerimizde, 3.171 adedi iç sulardadır. Bu teknelerde asgari 50 bin kişi çalışmakta ve ülke ekonomisine katkıları yaklaşık 2 milyar 300 milyon TL’dir. Yıllık tahmin olunan katma değer tutarı ise 430 milyon TL’dir.

Ülke ekonomisine bu kadar katkıda bulunan balıkçılık ve su ürünleri sektörü farklı bakanlık, müsteşarlık ve genel müdürlüklerle yönetilen, çok başlılığın hâkim olduğu, sektörle ilgili kalıcı herhangi bir planlamanın yapılmadığı ve birçok sorunlarla uğraşan bir sektör hâline getirilmiştir. Yanlış planlama, haksız rekabet, destekleme ve teşviklerin yetersizliği ve doğru kullanılamamasıyla ilgili eğitim eksikliği balıkçılık sektörünün en önemli sorunları arasında yer almaktadır. Ayrıca bilinçsiz yapılan avlanma, denetim ve plansızlık ile kültür balıkçılığında yaşanan sorunlar kaynakların hızla tükenmesine yol açmaktadır. Bununla birlikte açık denizlerde yapılan avlanmalarda da komşu ülkelerle birçok sorunlar yaşanmaktadır. Küçük teknelerle genellikle amatör balıkçılık kapsamında yan uğraş olarak balıkçılık yapılmakta, bu durum, zaman zaman sektörün anlaşılmasında sıkıntı doğurmaktadır.

Dolayısıyla dünyanın her tarafında olduğu gibi Türkiye’de de kıyı alanının en yoğun ve en eski kullanıcılarının balıkçılar olmasına rağmen kendilerinden beklenen başta deniz balıkçılığı ve yetiştiriciliği olmak üzere dünya kooperatifçilik hareketindeki ivmeyi maalesef gösterememiştir. Var olan birçok su ürünleri kooperatifi de kuruluş amaçlarına yönelik faaliyetlerini tam manasıyla gerçekleştirememişlerdir. Kooperatiflerin çoğu genel kurullarda bir araya gelmekte, bu özellikleriyle âdeta birer tabela kooperatifi görüntüsü vermektedirler.

Bununla birlikte dünyada balıkçılık ve su ürünleri sektörü devamlı ve hızla gelişirken sektörde oluşan olumsuz durumlara karşılık Avrupa Birliği müzakere süreciyle birlikte yapılan mevzuat değişiklikleri dışında ulusal bir politika üretilememiştir. Dolayısıyla, su ürünleri ve balıkçılıkta etkin bir organizasyona acil ihtiyaç duyulduğu açıktır.

Değerli milletvekilleri, denizlerle çevrili olan ülkemiz coğrafyasında büyük önem arz eden balıkçılık sektörü, balığın avlanmasından başlayıp soframıza gelene kadar geçen süre içerisinde birçok merhaleden ve evreden oluşmaktadır. Bu evrelerde sektörün en büyük hedefi, avlanmanın doğru zamanda ve doğru türleriyle yapılması, ekolojik sistemi ve dengeyi bozmadan gerçekleştirilmesi olmalıdır çünkü su ürünleri, büyük boyutlarda olumsuz müdahaleler olmadığı sürece, devamlı surette kendini yenileyebilme özelliğine sahiptir. Ancak, nüfus artışı, teknolojik gelişmeler ve çevresel faktörler nedeniyle canlı deniz kaynaklarının yaşam ortamları daralmakta, kontrolsüz ve aşırı avcılık sonucunda balık stokları hızla yok olmaktadır.

Stokların ne kadar zarar gördüğünü anlamak için, öncelikle stok tespiti yapılmalıdır. Avlanabilirliğin sürekliliği açısından, ilgili bakanlık, balıkçı örgütleri ve üniversitelerin iş birliğiyle avlanabilir stoklar tespit edilmeli, izlenmeli ve avcılık, avlanma planları bu sonuçlara göre düzenlenmelidir. Bu kapsamda, Tarım Bakanlığı kanun, yönetmelik ve tebliğler çıkararak hem kayıt altına almaya çalışmakta hem de koruma ve kontrol yapmaya çalışmaktadır. Ancak, bu konuda bugüne kadar çıkan kanunlar, yönetmelikler ve tebliğlerde bulunan maddeler uygulanmamış, denizler sahipsiz kalmıştır. Kontrolsüz büyüyen filomuz stoklar üzerinde baskı uygulamaya başlamış, dolayısıyla, stoklarda azalma baş göstermiş ve sürdürülebilirlik tehlikeye girmiştir. Dolayısıyla, zamanı gelmeden avlanan bir deniz ürünü nasıl ki balık türlerinin geleceğini tehdit ediyorsa, zamanı geldiği hâlde avlanmayan bir deniz ürünü de aynı tehlikeyi taşımaktadır.

Değerli milletvekilleri, Karadeniz’de 247, Marmara’da 200, Ege’de 300, Akdeniz’de 500 balık türü yaşamakta olup Türkiye, dünya su ürünleri üretiminin binde 7’sini karşılamaktadır. Ülkemizdeki su ürünlerinin yüzde 71’i deniz, yüzde 7’si iç su ve yüzde 18’i de yetiştiricilikten karşılanmaktadır. Balık üretiminin yüzde 81’i avcılık yapılarak elde edilmekte olup dünyadaki balık üretiminin yüzde 40’ı ise kültür balıkçılığından karşılanmaktadır. Bu nedenle, Uluslararası Atlantik Orkinoslarını Koruma Komisyonu nezdinde ülkemize tahsis edilen orkinos avlama kotasını artırmaya yönelik girişimlerde bulunulması önemli ve gereklidir.

Su ürünleri sektöründe ileri derecede işlem görmüş, fileto edilmiş ve tütsülenmiş balık ihracatının özendirilmesi ve markalaşmanın teşvik edilerek sektörün bir meslek grubu olarak tanımlanmasına yönelik adımlar mutlaka atılmalıdır.

Kültür balıkçılığımızda soğuk zincirin bozulmaması ve ileriye yönelik bir sorunla karşılaşılmaması için birtakım önleyici kararların uygulanmasını teminen Avrupa Birliğinde olduğu gibi tahta kasalarda satışına ve soğutma tesisatı olmayan araçlarla nakliyesine izin verilmemesi gibi bazı tedbir ve önlemlerin alınması da bir zorunluluk hâline gelmiştir. Ülkemizde hâlihazırda kurulu bulunan veya kurulacak olan balık çiftliklerinin Avrupa Birliği normlarına uygun olarak tesis ettirilmesi ve denetlenmesi, balık yağından alınan KDV’nin yüzde 1’e düşürülmesi, konserve edilmiş su ürünlerine verilen ihracat desteğinin taze ve dondurulmuş ürünler dâhil tüm su ürünlerini kapsayacak biçimde genişletilmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, su ürünleri sektörünün birçok sorunu bulunmaktadır; üretimde, yetiştirmede, kalite ve pazarlamada önemli sorunlar yaşanmaktadır. Denizlerimizde avcılık yapan 20.903 gemi ve teknelerin çoğunda soğutma ve dondurucu sistemi bulunmamaktadır. Dünyada avlanan balıklar gemilerde anında işlenerek satılırken ülkemizde bu düzeyde gemi, maalesef, bulunmamaktadır. Balık fiyatlarındaki istikrarsızlıklar balık toptancı hallerinin Avrupa Birliği standartlarında olmaması, balık ve diğer su ürünleriyle ilgili üretim ve satış istatistiklerinin tutulmaması, ülkemizde balıkçı barınaklarının oldukça fazla olan altyapı eksiklikleri, denizlerimiz ve diğer su kaynaklarımızın verimli kullanılmaması gibi nedenlerle su ürünleri üretimi ve tüketiminde birçok sorunlar yaşanmaktadır. Bu nedenle, ülkemizde balıkçılık konusunda idari ve işletim açısından yeni ve çağdaş bir üretim modeline şiddetle gereksinim duyulmaktadır. Bu yönetim modelinde tüm uygulama alanlarının çerçevesi çok net bir şekilde belirlenmelidir. Ayrıca, su ürünleri, bilgi ve teknoloji üreten kurumlar hâline getirilmelidir.

Değerli milletvekilleri, bitirilen, maalesef üzülerek söylüyoruz ki bitirdiğiniz et ve hayvancılığımız, tarım gibi balıkçılığımızın da bitirilmemesi adına verdiğimiz bu önergeye desteklerinizi bekliyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Torlak.

Grup önerisinin aleyhinde İzmir Milletvekili Sayın Tuğrul Yemişci.

Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TUĞRUL YEMİŞCİ (İzmir) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisinin aleyhinde AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle yüce heyeti saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde balıkçılık ve su ürünleri sektörü çok önemli bir sektördür. Tabii ki sorunları olabilir, her zaman da olacaktır. Ancak şimdi izaha çalışacağım konularda çalışmalar yapılmış, kanunlar ve yönetmelikler Meclisimizce, geçtiğimiz aylarda, 2010 yılında çıkarılmıştır.

Su ürünleri üretimi konusunda: Dünyadan bilgi vermek gerekirse, 91,2 milyon ton avcılık suretiyle, ayrıca 75,2 milyon ton da yetiştiricilik suretiyle, toplam, dünyada 156,4 milyon ton balık üretilmektedir, su ürünleri üretilmektedir. Avrupa Birliğinde, ülkemiz, avcılıkta 3’üncü, yetiştiricilikte de 5’incidir.

Türkiye üretimine baktığımızda, avcılıkta 425 bin ton, yetiştiricilikte ise 159 bin ton olarak toplam 624 bin ton su ürünleri üretimimiz vardır. Tüketime baktığımızda, ülkemizde kişi başına düşen tüketim 7 ile 8 kilo arasında. Avrupa Birliğinde bu rakam 22 kilogram, dünyada ise 15 kilogramdır.

Ülkemizde 117.424 adet balıkçılıkla uğraşan, balık avcılığı yapan tekne ve gemi vardır. Bu gemilerde çalışanların miktarı, iç sularda 7.800 kişi, denizlerde ise yuvarlak olarak 145 bin kişi, balıkçılıkla uğraşmaktadır.

Av yasakları ile ilgili 2002 yılında -bunların takibiyle ilgili- 29.766 takip yapılmış, 2009 yılında 52.860 kontrol yapılmıştır. 1380 sayılı Kanun’a göre, bu takipler neticesinde idari para cezaları kesilmiştir. Bunların tutarı da 1 milyon 348 bin 560 TL’dir. Ayrıca, av araçları zaptı ve ürün müsaderesi de yapılmaktadır. Bu işleri yapmak için iç sularda ve denizlerimizde Bakanlığın 82 adet kontrol teknesi vardır.

Bir de su ürünlerinde ve balıkçılıkta ithalat ve ihracata göz atmak icap ederse, elimizdeki istatistiklere göre -ki istatistiklerimiz var- 2002 yılında 22.500 ton su ürünü ithalatı yaparken bu rakam yükselmiş, geçtiğimiz 2009 yılında 72.705 ton, bunun tutarı da rakam olarak, lira olarak 165 milyon TL ithalat yapmışız.

İhracatımıza baktığımızdaysa, 2002 yılında 26 bin ton ihracatımız varken, 2009 yılında 56 bin tona çıkmış, fakat değer olarak da 165 milyon TL’lik ithalatımıza karşılık 524 milyon TL’lik ihracatımız görülmektedir.

16/2/2010 tarihinde -balıkçı gemilerini ilgilendiren bu yönetmelikte- su ürünlerinde faaliyet gösteren gemilere ilişkin hijyen şartlarını ve diğer uygulanacak şartları içeren yönetmelik çıkarılmış ve bunların içerisinde dondurucu sistem ve buz makinelerinin olması istenmiş, belirli bir süre verilmiştir. Ancak, görülmektedir ki kontrollerde, yüzde 80’e yakın bu şartlara uyulduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, tahta kasayla balık ve su ürünleri korunması önlenmiş yönetmelikte, strafor ve plastik kasa şartı getirilmiştir.

Bir de, 2004 yılında AK PARTİ Hükûmetinin başlattığı balıkçılara ÖTV’siz yakıtla ilgili bilgileri vermek istiyorum. 2004 yılında başlayan uygulamayla 2.356 balıkçı gemisi 53 milyon 200 bin TL destek almış, 2009 yılına baktığımızdaysa artmış rakam, 4.121 balıkçı gemisi 105 milyon 367 bin TL destek almıştır.

5596 sayılı Kanun 2010’da yürürlüğe girmiştir; bu Yasa, Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu başlıklı yasadır. Bu Kanun gerekçesi, Avrupa Birliği üyeliğini hedef alan ülkemizin veteriner hizmetleri, bitki sağlığı hizmetleri, veteriner sağlık ürünleri, bitki koruma ürünleri, gıda ve yem konularında ulusal mevzuatımızı Avrupa Birliği mevzuatıyla uyumlaştırmak için çıkarılmıştır.

Değerli milletvekilleri, bir de Tarım Bakanlığımız balıkçılıkla ilgili dairenin genel müdürlük hâline gelmesi için yapılan, Meclisimize gönderilen ve sırada bekleyen yasanın içine bir madde koymuştur.

Tabii ki araştırma komisyonu kurulması için getirilen Milliyetçi Hareket Partisi önerisine 23’üncü Dönemin sonuna yaklaştığımız şu günlerde, sürenin de kısalığını dikkate alarak, AK PARTİ Grubu olarak olumsuz yönde oy kullanacağımızı belirtir, yüce heyeti şahsım ve AK PARTİ Grubu adına saygılarımla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Grup önerisinin lehinde İzmir Milletvekili Ahmet Ersin…

Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET ERSİN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin su ürünleri üreticilerinin sorunlarıyla ilgili vermiş olduğu Meclis araştırma önergesini desteklemek üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, su ürünleri üreticilerinin elbette sorunları var; üretimden başlayıp depolama ve pazarlamayla ilgili ciddi sorunları var ve bu sorunlar zaman zaman bu kürsüden dile getiriliyor. Hatta, daha önce bu konuyla ilgili Meclis araştırma önergesi de kabul edilmişti. Komisyon kuruldu, bir çalışma yaptı ve bu çalışmanın sonucunda bir rapor ortaya konuldu ama aradan geçen süre içinde bu raporda tespit edilen eksiklikler, yanlışlıklar, hatalar bir türlü giderilemedi. Dolayısıyla, sorunlar, o araştırma önergesinin kabulünden ve oluşturulan komisyonun çalışmaları sonucunda hazırladığı rapordan önce ne idiyse o raporun hazırlanmasından ve Mecliste okunup görüşülmesinden sonra da aynı şekilde devam ediyor. Yani sorun aynen ortada ama çözüm yok.

Değerli arkadaşlarım, kuşkusuz su ürünlerinden söz ederken elbette yaklaşık yirmi yıldan beri devam eden bir sorunu da gündeme getirmek lazım, bunu da konuşmak lazım. Kültür balıkçılığı, değerli arkadaşlarım, yaklaşık yirmi yıldan beri Türkiye'nin gündemindedir. Zaman zaman ciddi eylemlere de yol açan, gerek balık çiftliklerinin kurulduğu, konuşlandırıldığı yerlerin çevresinde yaşayan vatandaşlarımız gerek turistler gerek turizm sektörüyle iştigal edenler, zaman zaman, bu balık çiftliklerinin konuşlandırıldıkları yerlerde yarattıkları kirlilikten şikâyet ederek eylem yapıyorlar ve bu sektörün bir an önce disiplin altına alınması için taleplerde bulunuyorlar. Ne yazık ki bu konuda da bu zamana kadar olumlu bir gelişme olmadı.

Değerli arkadaşlarım, şimdi bakın, kendi seçim çevremden, İzmir’den de örnek vereyim. İzmir’in Seferihisar, Urla, Çeşme, Karaburun bölgesinde yani iç ve dış turizmin çok yoğun olduğu bu bölgelerimizde bütün koylar ve körfezler, hemen hemen bütün koylar ve körfezler bugün balık çiftliklerinin işgali altındadır ve yıllardan beri bu güzelim beldelerimizdeki bu sorunun giderilmesi için gerek ben gerekse İzmir milletvekili diğer arkadaşlarımızın gündeme getirdiği sıkıntıların giderilmesi için yaptığımız bütün çabalar maalesef boşa gitti ve öyle bir izlenim var ki bizlerde, İzmirlilerde, sanki İzmir’in koyları, körfezleri balık çiftliklerinin, kültür balıkçılarının insafına terk edilmiş gibi görünüyor. Dahası, daha da ileri giderek şunu da söyleyebiliriz: İzmirliler, âdeta, bu yolla da cezalandırılıyorlar.

Dolayısıyla, değerli arkadaşlarım, bu kültür balıkçılığının, balık çiftliklerinin bir disiplin altına alınması, üretimden başlayarak pazarlamasına kadar geçen süreç içinde gelişmeler -bu kültür balıkçılığıyla ilgili gelişmeler- bir disiplin altına alınsa, sanıyorum şikâyetler de sona erer, bunların yarattığı çevre kirliliği de sona erer ve bu balıkçılık sektörü de, bu kültür balıkçılığı sektörü de rahatlar.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, konu sadece bu balık çiftliklerinin yarattığı çevre sorunlarıyla sınırlı değil. Bu sorunun, bu sektörün bir de kayıt dışı ekonomiyle ilgili olan sorunu var yani kayıt dışılığı körükleyen bir sorun olarak da karşımızda duruyor.

Değerli arkadaşlarım, balık çiftliği kurmak için ruhsat aşamasında kapasitesini ne kadar belirlemiş olursa olsun -özellikle de çoğu zaman ÇED engelinden kurtulmak için düşük kapasitede göstererek faaliyetlerini ruhsatı alıyorlar- çiftliği kuruyorlar ama geçen zaman içinde o kapasitenin 2 misline kadar artırsa bile kapasitesini kimse arayıp sormuyor ve devlet “kayıt dışını önleyeceğim” diye işportacının, simitçinin peşinde koşan devlet, devletin kurumları, ilgililer, buradaki büyük kayıt dışılığını maalesef göremiyorlar.

Değerli arkadaşlarım, yapılan, bu ruhsat aşamasında özellikle de ÇED toplantıları yapılıyor. Yani o çevrede yaşayan vatandaşlarımızın o bölgede bir balık çiftliği konuşlandırılmasıyla ilgili görüşlerin ne olduğunu, olumlu mu, olumsuz mu bakıyorlar diye sözüm ona bir ÇED toplantısı yapılıyor ama bu ÇED toplantılarından birkaçına katıldım İzmir’de, hiçbirisinde bu bölgede yaşayan vatandaşlarımız olumlu görüş belirtmemelerine karşın hep olumlu sonuçla olumlu ÇED çıkıyor. Hatta bir tanesinin peşine düştüm neden böyle oluyor diye, Sayın Çevre Bakanlığındaki ilgililer dediler ki: “Efendim, orada toplantıya katılan herkes olumlu görüş belirtmiş.” “Yahu ben oradaydım, ben de konuştum, ben de olumsuzluğunu söyledim.” dedim ama nasıl oluyorsa mahallinde insanlar hangi görüşü ileri sürmüş olurlarsa olsunlar, bütün olumsuz görüşleri ne hikmetse Bakanlığa gelirken olumlu hâle dönüşüveriyor.

Değerli arkadaşlarım, şimdi bakın, bir örnek vereyim: Şimdi, Seferihisar’ın Sığacık Körfezi -İzmir milletvekili arkadaşlarımız bilirler- dünya çapında tanınan, bilinen bir yer yani İzmir’in hatta Türkiye’nin göz bebeği olacak olan, olması gereken bir yer ve burada yat limanı var, tarihî eserler var. Şimdi, bu Sığacık Körfezi’ne bir orkinos tesisi kurma çalışmaları var. Değerli arkadaşlarım, Türk-Japon ortaklığı olan bir orkinos tesisi Antalya Gazipaşa’da beş yıldan beri süren faaliyetini artık orada sonlandırdı. Neden? Çünkü artık o koşullarda beş yıldan beri bulunduğu yerde orkinos balıklarını yetiştirme şansı kalmadı yarattığı kirlilik nedeniyle. Bu balıklar yavru hâldeyken doğadan yakalanıyor ve kafeslerde donmuş balıklarla beslenerek 400-500 kiloya kadar ulaşıyor ve ondan sonra da Japonlara satılıyor. Bulunduğu yerde hasat döneminde bu balıklar kesilerek kanları, iç organları denize bırakıldığı için yarattığı bir çevre felaketi var. Bu yetmezmiş gibi, tabii bunların, bu 400-500 kilogram ağırlığındaki bu dev balıkların dışkıları bile ciddi bir kirliliğe neden oluyor ve bu hasat döneminde ayrıca bunları yakalayabilmek için denize karbondioksit veriliyor. O karbondioksit etkisiyle balık su yüzeyine çıktığında tüfekle vurularak o balıklar daha sonra gemide, bulunduğu mahalde kesilerek satılıyor.

Şimdi, bu Seferihisar Sığacık Körfezi, dediğim gibi, dünyanın en güzel yerlerinden birisi. Üstelik Seferihisar Sakin Kentler Birliğinin üyesi tek ilçemiz yani bu yönüyle de önemli bir ilçemiz ama bu Uluslararası Sakin Kentler Birliğinin en güzel körfezine, dünyanın en güzel körfezine, şimdi bir orkinos tesisi kurulmak isteniyor ve bu tesis maalesef bütün çabalarımıza rağmen -ki konuyu biz Büyük Millet Meclisi Başkanımız Sayın Mehmet Ali Şahin’e de ilettik ve Sayın Şahin haritadan baktığı zaman “Ya yazıktır bu bölgeye.” diye bir beyanda bulundu- ne yaptıysak bunların buraya kurulmasını engelleyemiyoruz. Bu orkinos tesisi Gazipaşa’da son beş yılda nasıl kirlettiyse orayı ve artık orayı yaşanmaz hâle getirdiyse balıklar için, orkinoslar için, şimdi aynı sonucu, aynı akıbeti Seferihisar Sığacık Körfezi’nde de yaşayacağız.

Dolayısıyla değerli arkadaşlarım, bu önemli bir sorundur. Yani biz kültür balıkçılığına karşı insan değiliz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ersin.

AHMET ERSİN (Devamla) – Elbette kültür balıkçılığı da gelişsin. İnsanlar ucuz balık yesinler ama çevre sorunlarını giderecek biçimde ve bu sektörü disiplin altına alacak şekilde bir yaklaşım gerekiyor. Bunu da şimdiye kadar sayın bakanlarımızdan, Çevre Bakanımızdan göremedik. İnşallah bundan sonra görürüz.

Çok teşekkür ediyorum.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Grup önerisinin aleyhinde İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Özyürek.

Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun önerisinin hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, torba yasayı görüşüyoruz, görüşmeye de devam ediyoruz. Bir aydan fazla Plan ve Bütçe Komisyonunda bunu görüştük. Orada bu yasanın özellikle çalışma hayatımız açısından ne gibi sakıncalar doğurduğunu ayrıntılarıyla anlatmaya çalıştık. Burada tümü üzerindeki görüşmelerde de aynı görüşlerimizi paylaştık ama ne yazık ki iktidar partisi, dayatmacı bir anlayışla, sendikalarla iş birliği yapmadan, onların görüşlerini almadan, hatta işveren sendikalarının bile görüşlerini almadan bu torba yasayı getirdi, Meclisin önüne koydu.

Şimdi, bizim, muhalefetin ortaya koyduğu gerekçeler toplumda da makes bulmaya başladı ve işçi sendikaları, sivil toplum örgütleri, yarın Ankara’da büyük bir eylem gerçekleştirecekler. Yani burada kaybettikleri hakları almak için tavırlarını ortaya koyacaklar, yürüyüş yapacaklar. Yani demokratik haklarını kullanacaklar fakat Ankara Valiliğinden hemen bir açıklama geldi, diyor ki: “Meydana gelebilecek her türlü olaylardan ve zararlardan bu toplantıları organize eden kuruluşlar ile yöneticileri ve söz konusu eyleme katılanların sorumlu olacağı şüphesizdir. Kanunsuz eylemin güvenlik güçleri tarafından mutlaka engellenmesi için talimat verdim.”

Değerli arkadaşlarım, Mısır’da bir büyük direnişi, milyonların katıldığı bir direnişi yaşıyoruz ve o direniş bir dikta anlayışına karşı ortaya konan bir direnişti. Bu direnişe karşı Sayın Başbakan gecikerek de olsa olumlu bir yaklaşım gösterdi, tavrını olumlu buluyoruz, doğru buluyoruz ama Sayın Başbakan Mısır’da eylem yapanlara karşı her türlü anlayışı gösterirken Türkiye’de eylem yapan işçilere, sivil toplum örgütlerine karşı bir baskıcı anlayışı gündeme getirmektedir. Bu, kesinlikle kabul edilemez değerli arkadaşlarım. Öğrenciler yürüdü, hakkını aradı, hemen polis tekme tokat; hatta İstanbul’da Dolmabahçe’de olduğu gibi bir hamile kadınımızın çocuğunu düşürmesine varan bir işkence, eziyet ve hak arayan işçilere karşı da aynı tekme tokat ama Mısır’daki eylemcilere karşı şefkat. Bu ne biçim çifte standarttır değerli arkadaşlarım? Elbette, Mısır’da eylem yapanlar büyük bir iş yapıyorlar, bir diktatöre karşı direniyorlar. Onları, buradan, Cumhuriyet Halk Partisi adına biz de selamlıyoruz ve mutlaka başaracaklarına ve Mübarek’i uygun bir yere göndereceklerine biz de inanıyoruz ama istiyoruz ki ülkemizde de demokrasi olsun, ülkemizde de hak ve özgürlük mücadelesi yapan insanlara karşı anlayışlı davranalım, onlara tekme tokatla girişmeyelim.

Değerli arkadaşlarım, bu torba yasa tasarısında özellikle çalışanların aleyhine pek çok düzenleme var, bunları hep dile getirdik. Evden çalışma yöntemi getiriliyor, uzaktan çalışma yöntemi getiriliyor. Yani esnek çalışma yöntemi düzenli, kadrolu, işçi çalışmasının yerini alıyor ve bu insanlar, bu yanlış, bu kısa süreli çalışmalarla hem kıdem tazminatından mahrum kalıyorlar hem fazla mesailerini alamıyorlar. Gene bu çerçevede, denkleştirme dönemi, özellikle turizmde iki aydan dört aya çıkarılmak suretiyle turizm sektöründe çalışanların fazla mesai hakları elinden alınıyor. Deneme süresi iki aydan dört aya çıkarılmak suretiyle kıdem tazminatından genç işçiler mahrum bırakılıyor.

Gene bir önemli düzenleme var ki bu tasarıda, biliyorsunuz, geçmiş dönemde AKP, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünü ortadan kaldırdı. Burada çalışan insanları özel idarelere aktardı, nakletti, onların, işçilerin isteği dışında. Şimdi yeni bir düzenleme yapıyor, diyor ki: “Özel idarede çalışan işçiler Karayolları teşkilatına gönderilecekler, belediyelerde çalışan kadro fazlası işçiler Millî Eğitim Bakanlığına ve Emniyet Genel Müdürlüğüne nakledilecekler.”

Değerli arkadaşlarım, şu kış kıyamette, siz, özel idarede çalışan bir işçiyi Mersin’den alıp Van’a naklettiğiniz zaman o insana iyilik mi yapmış olacaksınız? Belediyede çalışan bir insanı Emniyet Genel Müdürlüğünün herhangi bir ünitesine naklettiğiniz zaman elbette o insanı mağdur edeceksiniz. Bu antidemokratik, bu çalışanların aleyhine, işçilerin aleyhine düzenlemelere karşı çalışanların haklarını aramalarından, demokratik gösteri haklarını kullanmalarından daha doğal ne olabilir?

Yarın saat on birde, DİSK’in, KESK’in, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin, Türk Tabipleri Birliğinin ve diğer sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, emekçileri Kızılay’da toplanacaklar, eski SSK binasının önünde; oradan Türkiye Büyük Millet Meclisine yürüyecekler ve dertlerini Meclise anlatmaya çalışacaklar değerli arkadaşlarım.

Şimdi siz diyorsunuz ki Valilik olarak: “Kesinlikle ben sizleri Meclisin önüne yürütmem.” Peki, Meclis millî iradenin temsilcisi değil mi? Meclis halkın temsilcilerinin olduğu bir yer değil mi? Halk, halkın temsilcilerine şikâyetlerini anlatmak üzere buraya gelirse bunda ne gibi bir sakınca olabilir? Siz eğer sürekli, çalışanları, hak arayanları baskı altında tutarsanız bir gün patlar, toplum patlar, o zaman yönetemezsiniz, yönetilemez hâle getirirsiniz. Bırakın herkes demokratik hakkını özgürce kullansın. Sürekli Türkiye’de ileri demokrasiden bahsediyorsunuz, Türkiye'nin çağ atladığından bahsediyorsunuz ama hak arayanlara karşı insafsız bir baskı, bir yıldırma siyaseti uyguluyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakan dünkü konuşmasında Türkiye'nin demokratik bir ülke olduğunu ve 1950’den itibaren de demokrasiye geçtiğini söylerken Rahmetli Menderes’i de rahmetle andığını ifade etti. Peki, Sayın Başbakanın aklına gelmedi mi acaba, 1946’da çok partili siyasal düzeni getiren, 1950 yılında seçimi kaybettiği zaman da şapkasını alıp Çankaya’dan inen, büyük bir erdemlilik gösteren Rahmetli İsmet İnönü’nün adını ağzına almaktan niçin Sayın Başbakan kaçınıyor? Türkiye bugün pek çok ülkeye model hâline gelmişse Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet sayesinde model hâline gelmiştir ve Türkiye bugün model hâlindeyse Mustafa Kemal Atatürk’ün koyduğu laiklik ilkesi sayesinde bu hâle gelmiştir. Bunları toplum olarak unutturamayacaksınız, bunları biz sürekli topluma hatırlatacağız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özyürek.

Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.56


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Fatih METİN (Bolu), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 57’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, öneriyi okutup işleme alacağım.

3.- (10/339), (10/375), (10/537) ile (10/763) esas numaralı, engellilerin sorunlarıyla ilgili Meclis araştırması açılmasına dair önergelerin görüşmelerinin Genel Kurulun 02/02/2011 Çarşamba günkü birleşiminde birleştirilerek yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun, 02.02.2011 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                            Muharrem İnce

                                                                                                                  Yalova

                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan (Engellilerin Sorunları); (10/339), (10/375), (10/537) ile (10/763) esas numaralı Meclis Araştırma Önergelerinin öngörüşmelerinin, Genel Kurul’un, 02.02.2011 Çarşamba günlü birleşiminde birleştirilerek birlikte yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Grup önerisinin lehinde Ankara Milletvekili Sayın Tekin Bingöl.

Sayın Bingöl, buyurun.

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Bildiğiniz gibi her yıl 10-16 Mayıs tarihleri arasında Engelliler Haftası ile 3 Aralık Dünya Engelliler Günü etkinlikleri yapılır. O günlerde sivil toplum örgütleri, yetkililer günün anlamına binaen toplantılar düzenler, sorunlar tartışılır ve çözüm önerileri üretilir ama maalesef daha sonraki günlerde bunların tamamı unutulur ta ki bir yıl sonraki günlere kadar. Bu, yıllarca hep böyle olmuştur ve maalesef engellilerin sorunu her geçen gün katlanarak günümüze kadar gelmiştir. Türkiye’de engelliler âdeta yok sayılmıştır. Nihayet 1996 yılında başlatılan bazı çalışmaların sonrasında 2005 yılında 5378 sayılı Engelliler Yasası çıkarılmış, bu, engellileri ciddi anlamda umutlandırmıştır ama aradan geçen beş altı yıllık süre zarfında engellilerin sorunları azalacağına âdeta artarak devam etmiştir. Tabii, bu yasa çerçevesinde bazı palyatif iyileştirmeler olmuştur ama sorunun tamamını çözecek nitelikli bir çalışma ortaya konamamıştır. Bugün engellileri ilgilendiren birçok yasa vardır: 5378 sayılı Yasa, 2022 sayılı Yasa, 269 sayılı Yasa gibi. Bu yasalar arasındaki kavram kargaşası ve zaman zaman çatışan maddeler, engellilerin sorunlarını içinden çıkılmaz bir hâle dönüştürmüştür. O nedenle, engellilerin bütün bu yasaların dışında, geniş kapsamlı, tüm sorunlarını içeren ve çözümleri üreten bir yeni engelliler yasasına acilen ihtiyaç vardır.

Değerli milletvekilleri, sık sık vurgu yapılır, Türkiye’de 8,5 milyon civarında -yaklaşık olarak- engelli vardır. Bu da Türkiye nüfusunun yüzde 12,5’una tekabül eder ama bu rakamlar, en son 2002 yılında TÜİK’in yapmış olduğu çalışmaların ortaya koyduğu çalışmalardır ama bunun dışında engellilerle ilgili çokça yapılması gereken araştırma ve istatistik çalışmalar olmalıdır. Engellilerin eğitim durumu, istihdam durumu, sayıları, engelli gruplarının ortaya çıkarılması için ciddi çalışmalara ihtiyaç varken, maalesef bunların hiçbirisi yapılmamaktadır ve bahsedilen rakamlar, sadece afaki olmaktan öteye gidememektedir.

Engellilerin birçok sorunu vardır demiştik, bunların bir kısmından bahsetmek istiyorum: Bunlardan bir tanesi, Türkiye’nin genel sorunları içerisinde önceliği olan işsizliktir. Türkiye’de TÜİK’in açıkladığı rakamlara göre engelli işsiz sayısı yüzde 11-12 civarındayken, engelliler arasındaki işsizlik oranı yüzde 17’ler düzeyindedir. Bu çok ciddi bir rakamdır değerli milletvekilleri. Bugün, İŞKUR’a başvuran engelli işsiz sayısı 110 bin civarındadır ama iş aramaktan bıkıp artık umudunu yitirenler ise bu sayıya dâhil edilmemektedir. Hâl böyleyken, yasanın elverdiği, yasal zorunluluk nedeniyle var olan kadrolar ise maalesef engelliler için kullandırılmamaktadır. Bugün, resmî sektörde 53 bin civarında, yasal zorunluluk nedeniyle var olan boş engelli kadrosu vardır; yine, 20 bin civarında, özel sektörde engelli kadrosu boşken, gerekli denetlemeler ve düzenlemeler yapılmadığı için 75 bin civarındaki bu kadrolar maalesef boş ve atıl vaziyette durmaktadır. Oysa bu kadrolar kullandırılsa idi 110 bin civarındaki engelli işsiz başvurusunun çok önemli bir kısmının sorunu çözülmüş olacaktı.

Değerli milletvekilleri, bugün, yasalarla birlikte yasaların önüne geçen birtakım genelgeler maalesef engelli kardeşlerimizi âdeta canından bezdirmiştir, son çıkarılan Sağlık Kurulu Genelgesi, işi içinden çıkılmaz bir hâle dönüştürmüştür. Engelliler sağlık kuruluşlarına başvurup yeni raporlarını almaktan imtina etmektedirler, korkar hâle gelmektedirler. O nedenle, 2022 sayılı Yasa’daki “muhtaçlık” tanımı mutlaka yeniden düzenlenmelidir. Bu tanım düzenlenmezse, bu raporlarla, bu genelgelerle engelliler çok daha ciddi anlamda mağduriyet yaşayacaklardır.

Bugün, yasanın öngördüğü şekilde, on sekiz yaşındaki engelliler yaklaşık 180 TL civarında bir maaş alıyorken, on sekiz yaşın üzerindeki ve yüzde 40’ın üzerinde engelli yurttaşlarımız ise 250 TL civarında bir maaş alabilmektedirler. Değerli milletvekilleri, özel bakıma ihtiyaç duyan engellilerin 100 liralık, 200 liralık maaşlarla hayatlarını idame ettirmeleri mümkün müdür sizce? Ve bu paraları almak için de birtakım kriterler gerekmektedir. Örneğin -çok komiktir- 100 liradan fazla gelirinin olmaması lazım, gecekondu dahi olsa herhangi bir evin ev sahibi olmaması gerekmektedir bu komik ücretleri almaları için.

Bugün, engellilerin eğitim sorunları da çok ciddi anlamda pik yapmıştır. Bildiğiniz gibi, 269 sayılı Yasa ile özel özel eğitim kurumlarında engelliler için on bir aylık bir eğitim öngörülüyorken geçtiğimiz yıl İktidar tarafından bu süre üç aylık bir dilime çekilmiştir.

Düşünün değerli milletvekilleri, zihinsel engelli bir çocuğumuzun, görme, işitme engelli bir çocuğumuzun üç aylık bir eğitimle kendini hayata kabul ettirebilecek ya da günlük yaşamını idame ettirebilecek eğitim alması mümkün olabilir mi? Ama nedense bu, çok anlamsız gerekçelerle üç aya indirgenmiş ve sanırım kısa bir süre sonra da özel özel eğitim kurumlarındaki bu engelli eğitimi tümüyle ortadan kaldırılacaktır. Burada gerekçe tasarruftur, burada gerekçe özel eğitim kurumlarındaki usulsüzlükler ve suistimallerdir. Evet, bu kurumlarda usulsüzlükler olabilir, bu kurumlarda suistimaller olabilir ama bunun çözümü engellinin eğitimini ortadan kaldırmak olmamalıdır; çözüm, devletin denetim organlarının bu kuruluşları denetlemelerinden geçmektedir ama maalesef İktidar bunu fırsat bilerek özel eğitim kurumlarındaki bu engelli eğitimini ortadan kaldırmanın yolunu seçmiştir.

Değerli milletvekilleri, engellilerin -az önce bahsettiğim gibi- eğitimle ilgili sorunları sadece özel eğitim kurumlarından kaynaklanmamaktadır. Bugün, Türkiye’de hâlâ engelli eğitimi iptidai yöntemlerle yapılmaktadır. Maalesef, devletin resmî kurumlarındaki engelli sınıflarında eğitim, izbe, loş koridorlarda ya da merdiven altlarındaki sınıflarda yapılmaktadır. Keza, Avrupa’da son derece çağdaş binalarda, yeni araç ve gereçlerle eğitim sunuluyorken ülkemizde hâlâ görme engellilerin, işitme engellilerin, zihinsel engellilerin, bedensel engellilerin eğitim düzeyleri Avrupa’daki standartlardan son derece uzak bir noktadadır.

Bugün, engellilerle ilgili az önce bahsettiğim “muhtaçlık” tanımı, artık, son derece önemli bir noktaya gelmiştir çünkü “muhtaçlık” tanımının yeniden gözden geçirilmemesi hâlinde sağlık kurulu raporlarının son şekliyle, son genelgeyle dizayn edilmesi durumunda vergi muafiyetlerinin çok önemli bir kısmı ortadan kalkacaktır. Bu vergi muafiyetlerinin ortadan kaldırılması engellileri de ciddi anlamda sıkıntıya sokacaktır.

Bugün, yasadan kaynaklanan bir düzenleme söz konusudur. Merkezî otoriteye ve yerel yönetimlere engelli vatandaşlarımızın hayata tutunmaları, hayata adapte olmaları, sosyal yaşama entegre olmaları için mutlaka düzenlemeleri yapmaları zorunluluğu getirilmiştir ama maalesef, hem merkezî otorite hem de yerel yönetimler bu yasadan kaynaklanan düzenlemeleri yapmaktan imtina etmektedirler. Yerel yönetimlerin tamamı -hiçbir parti ayrımı gözetmeksizin ifade etmek istiyorum ki- sadece kaldırımlarda küçücük, tekerlekli sandalyelerin hareketini kolaylaştıracak düzenlemelerle engelli hayatını kolaylaştırdıklarını zannetmektedirler ama bu, en ucuzcu yoldur değerli milletvekilleri. Oysa bütün yaşam alanlarında, sosyal donatı alanlarında, kültür merkezlerinde, alışveriş merkezlerine varıncaya kadar her caddede, her sokakta engelli kardeşlerimizin de kendi kendilerine yetebilecek, başkalarına ihtiyaç duymayacak ölçüde düzenlemelerin mutlaka ve mutlaka yapılma zorunluluğu vardır fakat ne acıdır ki yasada yer almasına rağmen, herkes buna kulağını tıkamakta, engelli kardeşlerimiz bu düzenlemelerden vareste tutulmaktadır.

Bugün, Türkiye, Avrupa Sosyal Şartı ile Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’ni imzalayan ülkedir. Bu son derece olumlu yaklaşımdır ama maalesef, bu sözleşmelere imza atan Türkiye kendi yasalarında ve genelgelerinde bu sözleşmeye paralel düzenlemeleri yapmadığı için, bu sözleşmelerden engelliler layıkıyla yararlanamamaktadır diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Grup önerisinin aleyhinde Orhan Erdem, Konya Milletvekili.

Sayın Erdem, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ORHAN ERDEM (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli Milletvekilimiz özürlülere dönük eksikleri dile getirdi. Ama, evet, hayat devam ediyor, bu alanda da yapacağımız çok şey var ama AK PARTİ döneminde yapılanların ben şimdi bir kısmını sayacağım, belki beşte 1’ini sayma imkânım olacak.

Özürlülerin istihdamından başlarsak konuşmaya, bir kere, dönemimizde özürlülerin istihdamına dönük, özel sektörde 50 işçinin üzerinde çalıştırmak kaydıyla yüzde 3, kamuda ise yüzde 4 kota getirildi ve daha sonra bir kanunla, engelli çalıştıran kota kapsamındaki iş yerlerinin primlerini, işveren primlerini hazinece karşılama kararı aldık. Kotanın üzerinde çalıştıracak olan iş yerlerinin de priminin yüzde 50’sini karşılama kararını aldık. Daha sonra, bu şarta uymayan iş yerlerine 2005 yılında Değerli Lokman Ayva’nın çok büyük katkılarıyla, o zamanki bakanlarımızın katkılarıyla çıkan yasada asgari ücretin 2,5 katına varacak şekilde ceza şartları getirdik. Bu toplanan cezaların İŞKUR’ca mesleki eğitimde kullanılmasını sağladık. Yine 2009 yılında Sayın Başbakanımızın, özürlü personel atamalarıyla ilgili istisnadan çıkarılmasıyla, bu atamaların istisna kapsamı dışına alınmasıyla da hızlı bir şekilde özürlülerin istihdam edilme imkânları arttı. Örnek verelim: 2002 yılında kamuda sadece 6.103 kişi istihdam edilmiş, özel sektörle birlikte toplam 10.883 kişi istihdam edilmiş iken 2009’da bu sayı kamuda 10.357’ye, toplamda 26.428’e çıkmıştır, 2010 yılında da kamuda 21.875’e toplamda, özel sektörle birlikte ise 32.257’ye çıkmıştır. Burada da görülüyor ki AK PARTİ’nin her alanda olduğu hizmet anlayışı gibi özürlülere dönük istihdam ve diğer alanlarda da çok büyük gelişmelerin olduğunu gösteriyor. Bir kere, AK PARTİ, 2001 yılında Özürlüler Koordinasyon Merkezi gibi bir kurum kurarak kendi partisi içinde, bugüne kadar hiçbir partinin yapmadığı bir şeyi yaptı. Yine, 3 Kasım 2002 seçimlerinde, engelli 2 milletvekilimizle, bu sorunların hızlı çözülme imkânını verdi -ve tekrar ediyorum, her zaman, grubumuz adına da tüm bakanlarımıza, bu konuda öncülük eden Lokman kardeşimize, Vekilimize de- birçok sorun çözüldü.

5378 sayılı Yasa, engellilere dönük o kadar büyük gelişmeler yarattı ki bir kere, bu anlayış, hükûmetlerin elinden alındı ve bir devlet anlayışı hâline getirildi. 2022 maaşları vardı -demin Vekilim bahsediyor da- 24 liraydı. Kendileri de gerçi çok oldu iktidar olmayalı ama bugün, o dönemlerde iktidar olan partilerimiz de var. 2002 yılında, engelli kardeşlerimizin aldığı maaş 24 liraydı. Bugün, bu iki gruba ayrıldı 2005 yılından sonra, yaklaşık 4-5 katı en az artırılarak yüzde 40 ile 69 arası 201 liraya -4-5 katı yanlış bir ifade, 10 katına yakın- yüzde 70 üzeri özürlülere de 302 TL aylık bağlandı. Yeter mi? Yetmez. Ama, nereden geliyor? 10 kat artırılmış oranlardan bahsediyoruz. On sekiz yaş altı engellilere maaş bağlandı AK PARTİ döneminde. Vergi muafiyetleri getirildi. Yaşlılarımızın ve yüzde 70’in üzerindeki engellilerimizin, 240 bin kişinin, hani bu televizyonlarda kuyruklarda ölen yaşlılarımızı, engellilerimizi görüyorduk ya artık görmüyoruz çünkü maaşları evlerine gitti, evlerine verilmeye başlandı. Emeklilik hakları üç aşamalı düzeltildi. Yüzde 40 ve 60 oranındaki özürlülerin yirmi yılda, 60 ve 80 oranındaki engellilerin on sekiz, 80 üzerindeki engeli olan kardeşlerimizin de on beş yılda emekli olma imkânı getirildi. Yine, 2008 yılında, o gün için büyük bir sorun olan, 81 bin kişiyi ilgilendiren, yersiz ödemelerle ilgili, “Faizlerini mi alalım? Anaparanın ne kadarını alalım?” diye düşünülen bir sorunda, bir önergemizle tamamı silindi, yaklaşık 81 bin kişinin sorunu çözüldü.

Malullük oranları yüzde 66,6’dan 60’a çekildi. 2004’ten bu yana, özel eğitim okullarına giden öğrencilerin servis hizmetleri Sosyal Yardımlaşma yoluyla karşılanıyor. Görme engelli kardeşlerimizin kitapları basıldı. Taşımacılıkta -hava, kara- indirimler getirildi seyahat için. Tek gözü görmeyen engellilerimize ehliyet imkânı getirildi.

En önemli icraatlarımızdan biri: Bakıma muhtaç özürlü aylığı alanların sayısı 284 bin kişiye çıktı -bu, AK PARTİ dönemindedir- ve ailelere aylık 570 lira yardım verilmekte.

Hani, Vekilimiz diyor ya “Eğitimi bitirdi.” Yine, AK PARTİ geldiğinde 16-17 bin engelli kardeşimiz eğitim alırken, bugün 216 bin engellimiz eğitim almakta ve bunun bedelleri devletçe kurumlara ödenmektedir. Kurum sayısı da 400-500’den 1.686’ya çıkmıştır -hani, eğitimi nasıl bitirdiysek, anlayamıyoruz- ve eğitim saatleri de artırılmıştır.

Özel özel eğitim kurumlarında da bu gelişmeler olmuştur. 17 bin öğrenciye hizmet edilirken, bugün 50 bine yakın öğrenciye hizmet edilmekte.

“Evde eğitim” diye bir şey getirdik. Bütün bu imkânlara rağmen özel rehabilitasyona veya özel özel eğitim kurumuna gidemeyen çocuklarımıza evinde eğitim veriyoruz ve şu anda bine yakın öğrencimiz bu şekilde eğitim almakta.

314.424 engelli kardeşimiz vergi indirimlerinden faydalanmış. Maaşlarda gelinen noktayı söyledim. Yine, sayı olarak da, 2002 yılında 262 bin engelli kardeşimiz maaş alırken, 2010 yılında 504 bin engelli kardeşimiz bu kurumlara bağlanmış ve maaş almaya başlamış. En son Anayasa değişikliğiyle…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Lokman Ayva niye tepki gösterdi, Lokman Ayva?

ORHAN ERDEM (Devamla) – Vekilim, siz bağırsanız da millet görüyor. Engelli kardeşlerimiz AK PARTİ’nin yaptıklarını çok iyi biliyor.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – 50 bin kişi oldu, 50 bin. Böyle olmuyor bu iş.

ORHAN ERDEM (Devamla) – 2003 yılında yatılı hizmet talebi olan -bu sizlerin de yakınları olabilir- 3.729 kişi kapılarda, yollarda, evlerin ahırlarında yaşarken, yerleştirilecek yer yokken, bugün ağır özürlü, engelli, yatılı hizmet bekleyen kimse kalmadı. Bunlar AK PARTİ İktidarının bereketidir. Biz şuna inanıyoruz: Asıl özürlü olan, sorunlu insanlara duyarsız kalandır. AK PARTİ sorunlu konulara hiçbir şeyde duyarsız kalmamıştır ve bu alanda cumhuriyet tarihinin hizmetlerini bir yana koyun, AK PARTİ dönemini koyun, her yerde tartışmaya açığız. Cumhuriyet Halk Partisi yine baltayı taşa vurmuş, yine yanlış yerden konuyu açmıştır.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Lokman Ayva’yla konuş, Lokman Ayva’yla.

ORHAN ERDEM (Devamla) – Evet, bu alanda yapacağımız şeyler vardır. En çok yapmamız gereken alanlardır ama şu saydığımız hizmetler benim çıkarabildiğim, bu dakika içinde konuşabileceğim işlerin onda 1’idir, daha birçok şey var.

Biz, sorunları çözdük, çözüyoruz, hep birlikte çözelim diye uğraşıyoruz. Bunun da devamını AK PARTİ olarak sağlayacağız. Bu konuda bir araştırma önergesine, çalışılmasına, vakit harcanmasına gerek yoktur. Bu sorunları birlikte zaten tartışıyoruz. Bu alandaki iyileştirmeleri inşallah bu Meclis daha iyi noktalara getirecektir diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Grup önerisinin lehinde İstanbul Milletvekili Mithat Melen.

Buyurun.

MİTHAT MELEN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bir ülkede bir devletin, bir ülkenin, bir ülkeyi yönetenlerin en önemli görevi, insanların yaşam kalitelerini yükseltmekle ilgili. Gerçekten biz bu konuyu pek düşünemedik -Anayasa’mızda var, birçok yasamızda var- ama yaşam kalitesini her konuda yükseltmek zorundayız, zaten mecburuz. Belki devletin varlığı bu nedenle var, ülkeler bu nedenle ayakta kalıyor: Yaşayan insanların yaşam kalitesini ve niteliğini yükseltmek. Hatta hep söylenir, ekonomistler hükûmetlere genelde bilgi verirler, danışmanlık yaparlar ama işler iyi oldu mu, iyi gitti mi hükûmetler, yöneticiler başarılıdır, kötü gitti mi ekonomistler hata yapmıştır.

E şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bazı şeyleri niye konuşmaktan korkuyoruz? Yani böyle bir araştırma önergesini niye “Biz bunları yaptık.” diye karşılıyorsunuz? Tabii yapacaksanız yani Hükûmetin de görevi yapmak. Ayrıca yapılan birçok şeyi de ben takdir ediyorum gerçekten, önemli işler yapıldı. Hatta geçen hafta bu diyabet çubuklarının ödenmesi konusunda ben bir konuşma yapmıştım. Gerçekten hem Cumhuriyet Halk Partisi Grubu hem Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu çok müspet yaklaştı ve bunun çözülmesi için büyük gayret sarf ettik hep birlikte ve çözülür gibi oldu. Bu çok önemli bir şey. Yani Türkiye Büyük Millet Meclisinin asli görevlerinden bir tanesi de bunları çözmek, uyarmak ve bazı konularda da gerçekten derinliğine araştırma yapmak ama bu araştırmaların da ne olacağı konusunda hep birlikte oturup bir karar vermemiz lazım. Doktora tezi gibi araştırmalar yapıyoruz burada. Sonra onları takip etmekten -yine İç Tüzük gereği- belki âciziz, takip etmiyoruz. Çok güzel araştırmalar var bakın arşivlerde ama o araştırmaların sonucu ne olmuş? Çünkü araştırmalarda herkese görev düşüyor, hükûmetlere, Meclise ama o takip edilmiyor. Yani böyle bir araştırma istemek kötü değil, araştırmayı yapmak da önemli, görevlerimiz arasında ama takibi ne olacak bu işlerin, onlar önemli. Onu bir çözmemiz lazım. Şu İç Tüzük meselesinde gerçekten bazı şeyleri yeni baştan düzenlememiz lazım. Araştırma önergeleri önemli, araştırma yapmak, Meclis araştırması çok önemli ama bunun takibi çok daha ciddi bir şey. Meclis kendi yaptığı araştırmalarını takip etmiyor. O da hakikaten denetleme mekanizmasının da iyi çalışmamasına neden oluyor çünkü orada önemli şeyler var.

Mesela şunları niye takip etmiyoruz? Gelişmiş ülke, gelişmemiş ülke… Ama Türkiye’de maalesef engelli sayısı yüzde 12 civarında. Kaldı ki biz 1993 yılında Birleşmiş Milletlerin Sakatlar İçin Fırsat Eşitliği Anlaşması’ndaki standart kurallara imzamızı da atmışız. Bu da önemli, kabul ediyoruz bunu, bunun varlığını da kabul ediyoruz ama hâlâ yüzde 12 çok yüksek bir rakam yani toplumun yüzde 12’si bu civarda. Tabii, bunu çok geliştirirseniz… Mesela diyabetliler engelli mi, değil mi? Bunu oturup tartışırsak orada da önemli şeyler çıkıyor ortaya. Yani toplumdaki hasta sayısı veya engelli sayısının artması bir parça da toplumun nasıl yaklaştığıyla ilgili. Yani engelliler illa fiziki değil, diğer engelliler de bunun içinde, hastalıklar da engelli sayılabilir. Mesela bu araştırmalarda bunları da ortaya koymak lazım.

Tabii, çok bilimsel şeyler bunlar. Bu konular -hep öyle bakıyoruz- sadece ve sadece doktorların, hekimlerin işi değil. Aslında, belki ekonomistlerin işi çünkü kaybettiğiniz iş gücü, kaybettiğiniz kaynak, verimlilik, etkinlik. Bununla hiç ilgilenmedik. Yani “Türkiye’de şu kadar sakat var.” veya “Şu kadar engelli var.” deyip bunun bir kısmıyla, devletten çıkan parayla, ilaç sektörleriyle mesela hep ilgilendik veya okullarla ilgilendik. Bunun ekonomiye gerçek kaybı nedir? Hasta çocuklar, doğuştan hastalıklı çocuklar veya sakat doğan çocuklar, ekonomiyle ilgili kaybı nedir? Mesela bununla ilgili hiçbir araştırmamız yok. Bu araştırmalar bile, çok ilginçtir, şu yüzde 12 rakamı bile tesadüfen bulunmuş bir rakam, ciddi bir araştırma yok bu konuda.

Şimdi fiziki altyapı, mesela başta kentlerde engellilerle ilgili fiziki altyapı çok zor, yok. Bir kentte engelli olduğunuzu kanıtladığınız zaman öbür kentte bundan yararlanamıyorsunuz. Çok basit gibi görünüyor ama öyle. Yani burada bir yerde paso alıyorsunuz öbür tarafta kullanamıyorsunuz. Fiziki altyapılar mesela okullarda yok. Evet bu arada okul sorunundan bahsetmeyeceğiz değil mi yani Türkiye’de sistem sadece bu mu, burada mı sıkıntılar var? Ama yoksa da araştırıp çözmemiz, bulmamız lazım. Eğitim kurumları yeterli değil tabii yani engellileri eğitecek, düzeltecek eğitim kurumları yeterli değil.

Türkiye’nin başka ciddi bir sorunu var. Devamlı olarak bunu Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsülerinden ben şahsen dile getirmeye çalışıyorum. O da nitelikli öğretmen. Hiç uğraşmıyoruz. Biz nitelikli öğreticiyle uğraşmıyoruz, uğraşmak istemiyoruz. Her gün yeni bir üniversite açmak, her üniversitede yeni bölümler açmak çok önemli değil ki. Nereden oraya nitelikli öğretmen bulacaksınız? Siz nasıl dünyayla rekabet edeceksiniz her şeyden önce? Dünyayla rekabet etmeniz lazım engelli konusunda da. E diyelim engellilere iş için belirli imkânlar hazırlıyorsunuz. Evet, işte var, yazıyor, kanunlarda da yazıyor ama orada hemen bir KPSS engeli çıkıyor önüne. O bir imtihan meselesi var ki çok önemli bir imtihan, onu da oturup çözmemiz lazım bakın. Bu üniversite sistemiyle, bu imtihan sistemiyle bunlar olmaz. Artık Türkiye eğitim veren değil de kurslarla işi götüren bir ülke hâline geldi, her şeyin kursu var. O zaman kapatalım bu dükkânı, eğitim dükkânını, vermeyelim. Onun için bunlar çok ciddi.

Sağlık hizmeti. Esas sorun sağlık. Yani yine belirli yasalar çıkarırken yine burada bunları, yine birbirimizle kavga ederek, yine işin derinine inmeden belirli yasalar çıkarırken, belirli uygulamalar yaparken bir şeyi unutuyoruz: İnsanın tekrar yaşam kalitesini unutuyoruz, insanın çektiği sıkıntıları unutuyoruz, onları ihmal ediyoruz. Her şey kâğıtta gibi. Bugün Türkiye’de en torpilli hasta bile olsanız -ki bizleriz onlar- gidip bir yerden tedavi almak o kadar zor ki. Öyle zor ki işler, sıralara girmek, kuyruklara girmek. Yani bunu kâğıt üzerinde buradan çözdüğümüzü zannediyoruz. Öyle değil işin şeyi. Ama bunu oy için yapmamak gerekiyor -bu araştırmayı da öyle- sırf politika için yapmamak gerekiyor, bu topluma hizmet etmek için yapmak gerekiyor.

Mesela, yeni teknoloji sadece sağlık alanında değil, her alanda. Yeni teknolojiyi şu engellilerin hizmetine verebiliyor muyuz? Yok, veremedik. Niye? Orada fiyat var, bir meşhur fiyat meselesi var. İşte, fiyat her zaman… En ucuz fiyat en doğru fiyat mı acaba? Etkinlik burada önemli değil mi, verimlilik önemli değil mi? En önemlisi insani yaklaşım değil mi?

Mesela, özel eğitim kurumlarının hâlâ bu konuyla ilgili, engellilerle ilgili o meşhur fiyatları, ücretleri tespit edilmemiş. Bugün kaçı ayın? Biraz devlet geriden işliyor, sistem zor çalışıyor. Ayın bugün kaçı? Ama onlar sıkıntıda. Hem o az -o kurumlar- hem o kurumlara verdiğiniz ücretler az hem o kurumlarda görevlendireceğiniz insanların sayısı çok az. Bunlarla uğraşmamız lazım. Ayrıca bunlardan korkmayalım, bu araştırma önergesini yapalım, ne var! Tabii, herkes seçim sıkıntısı içerisinde, belki “Bunları yapmam.” diye geliyor ama olmaz. Bizim bunlarla uğraşmamız lazım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin uğraşması lazım. Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplumun önünde yol göstermesi lazım, her konuda ve bunları da açık ve rahat biçimde burada dile getirmemiz lazım. Yani demokrasinin erdemlerinden bir tanesi de belki bu. Yani herkes demokrasi havarisi geçiniyor da iş konuşmaya ve bunları söylemeye, iş yapmaya gelince kimse yanaşmak istemiyor. Bu konu ciddi bir konu. Bu konuda hepimizin duyarlı olması gerekiyor.

Araştırma önergesinin lehindeyiz ve mutlaka bu konuda ciddi bir araştırma yapılması ve bu araştırmaların takip edilmesini talep ediyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Grup önerisinin aleyhinde Lokman Ayva, İstanbul Milletvekili.

Sayın Ayva, buyurun efendim.

LOKMAN AYVA (İstanbul) – Sayın Başkanım, aziz milletimin kıymetli vekilleri; şu ana kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri olarak, parti grupları olarak veya bağımsız milletvekilleri olarak özellikle özürlü vatandaşlarımıza hizmetlerinizden dolayı şükranlarımı sunuyor, yüksek heyetinizi yüreğimden gelerek sevgi ve saygıyla selamlıyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Efendim, sağ olsun sayın vekillerimiz katkıda bulunuyor ama şu anda ben cevap veremiyorum.

Şimdi, bir aslanla boğanın hikâyesini arz etmek istiyorum. Aslanla boğa ormanda karşılaşmışlar. Sohbet ederken hava kararmış. Aslan demiş ki: “Efendim, benim eve gitmem lazım, geç kalıyorum.” Boğa da şaşırmış “Siz ki ormanlar kralı, haşmetmeap, azamet, muazzam, ihtişam, eşinizden nasıl korkarsınız?” Aslan çok manidar bir cevap veriyor: “Evet, seni bekleyen belli, beni bekleyen belli. Beni seninki gibi evde bir inek beklemiyor, dişi aslan bekliyor.” diyor.

Efendim, tabii Cumhuriyet Halk Partimizin bu önergesi bizim bu konuşma fırsatımız için çok iyi oldu, çok teşekkür ediyorum, hem gündeme gelmesi anlamında, hem de bu kaygıların paylaşılması anlamında çok teşekkür ediyoruz.

Bizim bu konudaki dişi aslanın ne olduğuyla ilgili birkaç konuyu paylaşmak istiyorum, arz etmek istiyorum efendim: Şimdi, Türkiye’de özürlülerle ilgili gerçekten çok büyük işler yapıldı. Şu anda -pek çok- rahatlıkla, iddialı olarak söyleyebilirim ki Avrupa standartlarında hukuk anlamında, yani zatı heyetinizin çıkardığı, zevatınızın çıkardığı kanunlar anlamında, hukuk anlamında, Anayasa’dan kanuna, temel kanunlara kadar Avrupa hukukundan çok daha iyi bir noktadayız çünkü biz ayrımcılığı suç ilan ettik Türkiye’de. Yine, sosyal, eğitim, istihdam bakımından çok büyük başarılar elde edildi. Sekiz senede işe yerleştirilen özürlü vatandaş sayısı 178.577. Tabii bunlar çok güzel gelişmeler. Bunlar -şu demek değil- problemler bitti, artık araştırmayalım, artık konuşmayalım, soruşturmayalım anlamına asla gelmez. Hatta bir kademe daha ileri giderek şunu söylemek istiyorum: Türkiye’de sorunlar boyut değiştirdi, şekil, içerik, kimya ve fizik bakımından boyut değiştirdi. Mesela 2005 yılından önce Türkiye’deki ailelerin çocuklarına bakım parasını bankadan mı, postaneden mi almak gibi bir sorunu yoktu çünkü böyle bir para yoktu. Şimdi artık yeni bir sorunumuz var, artık yeni alanlarımız var. Mesela artık özürlüler turizm bekliyor, talep ediyor, turizm sahasından istifade etmek istiyor, turizmin imkânlarından yararlanmak istiyor çünkü sadece geçen yıl 10 binden fazla özürlü memur oldu. Bu ne demek? Aylık ortalama 1.500 lira gelir elde ettiğini varsayalım, sırf geçen yıl girenlerin aylık geliri 1.500x10.000, 15 milyon, senelik 180 trilyon kaynak aktarılıyor demektir. Bu çok önemli bir şey, çok güzel bir şey. Tabii, her gelişme potansiyel olarak sorununu da içinde getiriyor.

Şimdi gelelim dişi aslan meselesine: Kıymetli milletimin aziz vekilleri, şu anda ülkemizde iki tane temel aslan var. Birisi, uygulamadaki sorunların sözle iyileştirilmeme gibi bir durumu var. Bunun için bütün partilerimize çağrıda bulunmak istiyorum. Gelin hep beraber uygulamaya yönelik şunu yapalım: Tabanlarımıza, parti tabanlarımıza, Adalet ve Kalkınma Partimiz kendi tabanına, sempatizanlarına, sevenlerine, Cumhuriyet Halk Partimiz kendi tabanına, Milliyetçi Hareket Partimiz kendi tabanına, Barış ve Demokrasi Partimiz kendi tabanına sadece şunu tavsiye etsinler: Özürlüler eğitim görebilirler. Lütfen herkes çocuğunu eğitime yönlendirsin. Yaşı kaç olursa olsun eğitimden faydalansınlar. İmkân yoksa onun yeniden imkânı meydana getirilir ama şu anda çoğu okulda imkânlar var. Okulların bir kısmı boş. O yüzden bunları gelin yönlendirelim. Bu çok önemli bir şey, çok hayırlı bir iş.

İkincisi arkadaşlar, belediyelerimize diyelim ki: “Gelin, şehirleri özürlülerin de yaşayabileceği bir hâle getirelim.” Açık ve net olarak bekleyen sorunlar. Bunların komisyon sonuçlarını falan beklemesine gerek yok. Hepimizin, biraz önceki konuşmacı milletvekillerimizin de söyledikleri gibi bunlar belli, bilinen sorunlar. Sonra, etkileyebildiğimiz kişiler istihdamla ilgili olarak iş adamlarımız, belediyelerimiz, lütfen açıklarını kapatsınlar.

Şimdi, birinci dişi aslanımız buydu. Yani uygulamadaki sorunların bilinç değiştirilerek çözülmesi meselesi. Şu anda bu sorunlar da bellidir, çözümler de bellidir. Sadece parti liderlerimizin tavsiyeleri bekleniyor, vatandaşlarımızı etkilemeleri bekleniyor. Bu çok hayırlı bir iş olur. Bu, şu ana kadar partilerin kullanmadığı güçlerini milletin yararına kullanmak şeklinde olacaktır. Biz de her zaman olduğu gibi, şu ana kadar yaptığınız bütün hizmetlerde olduğu gibi nasıl minnet ve şükran hisleri besleyeceksek bundan sonra da beslemeye devam edeceğiz. Yapılsa da, besleyeceğiz, yapılmasa da çünkü çok hayırlı işler yapıldı burada.

İkincisi, ikinci dişi aslan bizi evde bekleyen: Değerli milletvekillerim, seçimler yaklaşıyor. Evet, seçimler yaklaşıyor. Soru şu: Bizler vatandaşımıza ne taahhüt edeceğiz? Parlamentoya özürlü getirecek miyiz getirmeyecek miyiz? Dolayısıyla, bence en önemli konulardan birisi de budur.

Ben, Adalet ve Kalkınma Partisi gibi, gerek CHP’nin gerek MHP’nin gerek BDP’nin de özürlü arkadaşları Meclisimize taşımalarını talep ediyorum. Çünkü size gönül veren arkadaşlarım da var, onlar da temsil edilmek istiyor, lütfen boyunlarını bükük bırakmayalım.

Dolayısıyla, Türkiye'de gelinen nokta şudur: Siyasetin çok güzel bir birikimi var. Gerek bizimki gibi muhafazakâr demokrasinin gerek sosyal demokrasinin gerekse muhafazakârlığın, milliyetçiliğin gerekse sol tandansın, bütün bu siyasi birikimlerin özürlüler alanında yeni alternatifler oluşturması gerekiyor. Bunun da en güzel yolu, siz değerli milletvekillerimizin, parti yöneticilerimizin, buraya partilerinizle aynı ideolojiyi paylaşan arkadaşlarımızı getirmesi, taşımasıyla mümkün olacaktır.

Türkiye artık son noktada şuna geldi: Temel ihtiyaçları çözülmüş bir özürlü kitlesi var. Yani eğitimle ilgili, 216 bin kişi okuyor, bakımdan yaklaşık 300 bin kişi faydalanıyor, özürlü maaşından yaklaşık 500 bin kişi faydalanıyor, istihdamdan, yine bu sene, inşallah oylarınızla arzu ettiğimiz bir merkezî sınav sistemi gelirse, yaklaşık 26 bin kişi…

BAŞKAN – Sayın Ayva, bir dakika kala ikaz edilmesini istirham etmişsiniz, bir dakikanız var.

LOKMAN AYVA (Devamla) – Çok teşekkür ederim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Efendim, Sayın Ayva’ya bir dakika daha verin.

LOKMAN AYVA (Devamla) – Dolayısıyla bütün bunların hayata geçirilmesi gerekiyor, bundan sonra daha iyi noktalara gelinmesi için farklı alternatiflerin siyasi birikimlerle üretilmesi gerekiyor.

Bu noktada ben, bütün partilerimizin üzerlerine düşeni yapacaklarını, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da yapacaklarına inanıyorum. Ben, hem şahsım adına hem de her türlü siyasi görüşten arkadaşım adına, eğer kabul ederlerse şükranlarımı ve saygılarımı tekrar sunmak istiyorum.

Şu ana kadar, mesela MHP İstanbul’da bir fuarda stant açmıştı özürlülerle ilgili, orayı ziyaret ettim hem tebrik ettim arkadaşları hem Cumhuriyet Halk Partisinde parti meclisine bir arkadaşımızın seçilmesinden son derece mutlu oldum. İnşallah, diğer partilerimiz de aynı şeyleri yapacaktır.

Hepinize tekrar sevgi ve saygılarımı minnet ve şükranla sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayva.

Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

Birinci sırada yen alan Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa komisyonları raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/883) (S. Sayısı: 568)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

İkinci sırada yer alan Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile benzer mahiyetteki 59 kanun teklifi ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe komisyonları raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’nün; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 17 Milletvekilinin; Ankara Milletvekili Zeynep Dağı’nın; Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un; Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz ve 29 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam ve 25 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün; Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin ve 4 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Adana Milletvekili Yılmaz Tankut ve 10 Milletvekilinin; Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın; Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in; Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın; Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Bursa Milletvekili Abdullah Özer’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın; Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın; Kocaeli Milletvekili Eyüp Ayar ve 2 Milletvekilinin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak’ın; Bitlis Milletvekili Mehmet Nezir Karabaş’ın; Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 1 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Bolu Milletvekili Fatih Metin ve 2 Milletvekilinin; Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi’nin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Geçen birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının ikinci bölümünde yer alan maddelerinin oylamaları tamamlanmıştı. Şimdi üçüncü bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Üçüncü bölüm 52’nci maddeye bağlı geçici 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, ve 35’nci maddeler dâhil 52 ila 72’nci maddeleri kapsamaktadır.

Üçüncü bölüm üzerinde ilk söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’a aittir.

Sayın Susam, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üçüncü bölüm hakkında Cumhuriyet Halk Partisi adına görüşlerimi belirtmek üzere söz aldım.

                                        

(x) 606 S. Sayılı Basmayazı 26/01/2011 tarihli 53’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Bu bölüm, çoğunlukla işçi hakları ve sosyal güvenlikle ilgili konularda bazı düzenlemeleri içeren bir bölüm. Bu bölümle ilgili görüşlerime geçmeden önce, sizlerle pazartesi günü, 31/12/2011 tarihinde, İzmir’de, oturduğum bir yerde, orada olduğumu bilen vatandaşlarla görüşmelerimden bazı pasajlar sunmak istiyorum: Ziyaret eden, mobilya cilacısından emekli, BAĞ-KUR’lu, 670 milyon lira maaş alan bir büyüğümüz, altmış üç yaşında. Oğlu geçici işlerde çalışıyor, sigortasız. Damadı işsiz. Damadı evini kapatmış, bu kayınpederiyle beraber, aynı evde oturuyor. Benden talebi: İşsiz damadı ile oğluna bir iş bulmak. Kendisi altmış üç yaşında, Karabağlar’da iş olursa mobilyacıların yanında gidip cila yapıyor.

İkincisi yine bir esnaf. İnşaat malzemeleri satıyor. 20 bin liraya kefil olmuş. Kefil olduğu kişi ödememiş borcu, 20 bin lirayı kendisi ödemek zorunda kalmış. Dükkânındaki bazı şeyleri satmış ve işsiz kalan çocuğuna, taşı sıksa su çıkarabilecek, dozer ve kepçe kullanan oğluna “Belediyede bir iş bulur musun?” diye bana yalvarıyor ve diyor ki: “İşim açıkken SRC belgesi almak için yatırdığım 350 lirayı geri alıp bu ay onunla geçineceğim.”

Bir muhtar, bakkal dükkânı işletiyor, kriz döneminde 2 kere iflasla karşı karşıya kalmış, 2 oğlu işsiz, büyükşehir belediye başkanına yalvarmış, benden de rica ediyor 2 oğluna iş bulması için.

Elime sıkıştırılmış bir not: “Mehmet Ali Ağabey, borcumu ödeyemediğim için hapse girdim çıktım. Çok zor durumdayım. Beni telefonla ararsanız size derdimi anlatacağım. Filanca partinin belediye başkan adayıyım.”

İşten çıkarılan 2 genç… Buca Hastanesinin Başhekimini arıyorum, “Hiç işçi almıyoruz, kusura bakma Sayın Vekilim, olursa size haber veririz…”

Türkiye Büyük Millet Meclisine bir mail gelmiş. Geçmişte komşuluk yaptığım biri. “Oğlum otuz iki yaşında, elektrik mühendisi, işsiz. Sen ne biçim komşusun, senin çocuğun olsaydı biz sahip çıkardık, bizim oğlumuza neden iş bulmuyorsun?” Çok ağır, komşuluk hakkını helal etmeyen bir söz.

29 Ocak Sakarya’dayım. Sanayi Ticaret Odası Başkanı taşeron işçilerden kendilerinin de şikâyet ettiğini söylüyor, Hak-İş’e bağlı Çelik-İş Sendikası Başkanı da aynı konuda talebini yeniliyor.

Bunları niye anlattım biliyor musunuz? Bugün iş kanunlarındaki bu yeniden yapılandırmayla ilgili, daha güzel, daha iyi işçilerin hak ve menfaatleriyle ilgili düzenlemeler beklerken işsiz sayısının giderek arttığını görüyoruz ama aynı gün ben, pazartesi günü, NTV’nin akan yazılarında şunu görüyorum: Bornova’da bir yapı marketin inşaatında kaynaktan alev alan malzeme sonucunda 2 işçi öldü. “2 işçi Kütahya’nın ilçesinden İzmir’e gelmişti, sigortasız çalışıyorlardı. Bugün bu kaza olunca sabahtan girişleri yapılmış.” diye isyan eden onlarla beraber Kütahya’dan gelmiş bir akrabaları.

Değerli dostlar, Türkiye’de bu insanların dertlerini dinleyip iş kanunlarında çözüm bulması gereken, işsiz insanlara çözüm bulup daha iyi noktaya taşıması gereken bu Meclise bu konuları söyleyerek dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu saydığım esnafları dört yıl önce de tanıyordum, bunların hepsinin işi vardı, yanlarında bu çocukları çalışıyordu ve bunlar kendi işlerinde en azından mutluydular. Bugün bu esnafların çocukları işsiz, iş arayışında.

Peki, çevrenize baktığınızda bu konuları konuştuğumuz bugünlerde ne oluyor? Bu yasa çıkarken DİSK, Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, KESK, Türk Tabipler Birliği bu yasalarda kendi haklarının yok sayıldığını, Türk-İş bize gönderdiği yazılarla bu kanunda işçilerin haklarının geriye götürüldüğünü söylüyor ve insanlar, yarın yurdun her tarafından Ankara’ya gelip Meclisin çevresinde eylem zinciri oluşturmak için, haklarını arayabilmek için mücadele içerisinde, bu soğukta yola çıktılar, buraya gelmeye çalışıyorlar. Sizin hepinizin vicdanına sesleniyorum: Bu insanlar işlerini bırakıp Ankara’nın bu soğuğunda buraya geliyorlarsa bu yaptığınız kanunda yanlışlık var beyler! Onun için, dikkatinizi çekiyorum buna. Diyebilirsiniz ki: “Bunlar bize karşı, bunlar bizi istemiyorlar, bunlar bizi sevmiyorlar.” Sorunları böyle çözemezsiniz. Eylem yapan öğrencilere diyorsunuz ki: “Bunlar gizli örgütçü.” Eylem yapan sendikacılar… “Bunlar bizden değil.” Gazetelere ilan veren barolar… “Bunlar zaten hep muhalif.”

Değerli beyler, bunlar, bugün için sizin belki çok dikkatinizi çekmeyebilir ama inanın, bir süre sonra, kafanızı kaldırdığınızda… Bu uyguladığınız susturma ve baskıyla, sesini çıkarabilenler veya çıkarmak isteyenleri ezmenizle, bir gün gelir, kafanızı kaldırdığınızda, hiç arzu etmeyiz ki Kuzey Afrika’da oluşan olaylar Türkiye'de olabilir.

AHMET YENİ (Samsun) – Ayıp! Ayıp!

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Lütfen… Lütfen, dikkatinizi çekiyorum…

AHMET YENİ (Samsun) – Milleti tahrik ediyorsunuz.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Dikkatinizi çekiyorum…

Kimseyi tahrik etmek için söylemiyorum.

ASIM AYKAN (Trabzon) – Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin ya? Ne biçim konuşuyorsun ya?

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Söylediğim şey şu: Bir toplumu, haklı taleplerini dile getirmek için seslerini çıkardığı zaman onları susturursanız…

ASIM AYKAN (Trabzon) – Kim kimi susturuyor kardeşim ya?

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – … onları ezerseniz, onlara baskı uygularsanız, bu baskı kimseye fayda getirmez, size de bu ülkeye de gelecek nesillere de.

ASIM AYKAN (Trabzon) – Sizin kafanız değişmez. Aradan yüz sene de geçse CHP aynı CHP’dir, değişmez.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Onun için, size bir uyarım var: Bu insanları kucaklayın, bu insanların hak ve menfaatlerini bu Parlamentoda çözmek için ellerinizi olumlu maddelere kaldırın.

Türkiye'de bugün işçi hakları giderek geriye gidiyor. Taşeronlaşma, sendikalaşma… Türkiye'de giderek sendikalaşmanın azaldığını, taşeronlaşmanın objektif, sanki gerekli bir çalışmaymış gibi Türkiye'nin gündemine oturduğunu görüyoruz. Bunlar doğru şeyler değil.

Türkiye'de hem işsizliği çözmemiz lazım hem çalışanların, özgür, sendikalı, haklarını alabilen, Uluslararası Çalışma Örgütü normlarında çalışabileceği koşulları sağlamamız lazım. Bunlar hepimizin üzerinde durması gereken konular. Biz bu yasalara bu anlayışla bakıyoruz ve bu yasalarda bu demokratik tepkisini gösteren tüm işçi kesiminin, emekçi kesiminin hak ve menfaatinin bu Parlamentoda bulunan tüm Meclis milletvekilleri tarafından böyle değerlendirilmesinin Türkiye’nin demokrasisinin katkı göreceğe inanıyor, bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kırıkkale Milletvekili Sayın Osman Durmuş; buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Devlet, kamu hizmetlerini meslek mensubu memurlarının kariyer, ehliyet ve liyakatlerine göre ilerleme ve yükseltilmelerini eşit imkânlarla sağlamakla görevlidir. AKP İktidarında, kariyerin, ehliyetin, liyakatin yerini, AKP döneminde idari görev yapmış olmak, iktidarı destekleyen sarı sendikaya üye olmak, belirli gruplara müntesip olmak şartları almıştır.

Daha müşahhas bir örnek vermek istiyorum; güncel olan Yıldırım Beyazıt Üniversitesinin öğretim üyesi ilanına bakmanız yeterlidir. YÖK Başkanı ne iş yapar? Cumhurbaşkanı bu partizanlığı görmemekte midir? Partizanlığın bu kadar yaygın kullanıldığı, öğretim üyesi alımlarında her bir birey için adres tarifi yapıldığı ikinci bir dönem görülmemiştir. Yandaş sendikalara üyelik konusunda baskıların zirve yaptığı bu dönemde paket yasada memurlara getirilen geçici görevlendirmelerde yılda altı ay süreyle görevlendirme teklifi, zulmün alametidir. On yılda ceza almamış memura bir kademe ilerlemesi isteği çok makul gibi görünse de AKP’ye sempatisi olmayan memurlara sudan bahanelerle görevden alma, sürgün, kıyım ve disiplin cezasının ne kadar kolay uygulandığı hepimizin malumudur. Ayrımsız herkese bir seçim ödülü olarak bir kademe verebilirsiniz. Bu, AKP yandaşı memurları ödüllendirme olarak kullanılırken, yandaş olmayan memurların cezasını artırabilecek bir maddedir. Sırf kademe ilerlemesin diye ceza alacak memurların sayısının artacağından endişe ediyoruz. Biat edeni ödüllendirme, etmeyeni sindirme aracı olarak kullanılmak istenen bu maddeyle Anayasa’nın eşitlik ilkesi ihlal edilmektedir.

Bazı üst düzey kamu görevlerine özel sektörde çalışan yakınlarınızı atamak istiyorsunuz. Özel sektördeki geçen sürelerinin, üst görevlere atanmak için kamu hizmeti süresi gibi sayılması karmaşaya sebep olacaktır. Daha önce sigortalı çalışan birçok memurumuz da bu hakkı isteyecektir ve istemekte de hakkıdır.

Görevde yükseltme sınavına almadan bazı yandaşlarınızı önce daire başkanı olarak atıyorsunuz, sonra da müktesebinin düşük olduğunu düşünerek şef kadrosu veriyorsunuz. Böylece görevde yükseltme sınavını baypas ediyorsunuz.

Dışarıdan getireceğiniz özel sektör elemanının kamuda on yıl çalışma süresini aramıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, işçinin kıdem tazminatının fona devrini düşünmek işçiyi yok saymaktır.

İşsizlik Sigortası Kanunu, benim de içinde bulunduğum 57’nci Hükûmet zamanında çıkarılmıştı. Amacı, işini kaybeden kamu çalışanlarının, işsiz kaldıklarında fondan nemalanmalarını sağlamak, namerde muhtaçlıklarını gidermektir.

Bütçe görüşmelerinde İşsizlik Sigorta Fonu’nun 47 milyar TL’yi aştığı bakanlar tarafından ifade edildi. İşsizin, yoksulun fonu olarak kurduğumuz bu sigorta, işçiden kesilen bu primleri işverenleri sübvanse etmekte kullanamazsınız.

2007 yılında 8,5 milyar TL’sini GAP’a destek olarak aldınız. GAP’ta bu paranın bir emaresi görülmüyor. O paraları kaymakamlara, valilere mi gönderdiniz? Muhtarları yönlendirip baskı altına alan Hükûmetin kaymakamları bu sefer halktan tokat yerlerse devlet otoritesini nasıl sağlayacaksınız?

Yoksulun cep harçlığının yüzde 30’unu Kanun’un amacı dışında kullandınız. Şimdi de yüzde 50’sini kullanmak istiyorsunuz. Bir kez olsun 57’nci Hükûmete bu Kanun’dan dolayı teşekkür ettiniz mi? Bu paralar sayesinde IMF’ye muhtaçlıktan kurtuldunuz. Yine de bu ülkeyi 500 milyar TL’nin üzerinde borçlandırdınız.

TÜRK-İŞ, DİSK, bu İşsizlik Sigortası Fonu’nun amacı dışında kullanılmasıyla ilgili ne yapıyorlar? HAK-İŞ’ten zaten bir şey beklemiyoruz.

Yoksulun parasını işverenin çalışan primi olarak öderken işçi sendikalarının görüşünü ve onayını aldınız mı? Yoksa sizin ileri demokrasi anlayışınız, yüz binlerce üyesi olan sendikalar yerine, AB fonlarından beslenen 30 üyeli NGO’larla çalışmak mıdır? Doğrusu, bu tavır size çok yakışıyor!

Değerli milletvekilleri, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu torba yasayı destekliyoruz. Neden? Yanlış ekonomik politikalarınız yüzünden küçük esnaf battı, icralık oldu. İktidar, batırdığı ve sağlığını bozduğu esnafa bir yardım yapacakken torbanın içine memuru ve işçiyi sömüren maddeler atmaktadır; esnafı, işvereni işçi ve memurla karşı karşıya getiriyor. Yoksullaştırdığı esnafın evdeki televizyonunu icra memuru götürmesin diye destek veriyoruz.

İş batmışsa, esnaf işini ve düzenli gelirini kaybetmişse, değil 36 ay, 100 ay da taksit yapsanız, o esnaf yine de vergisini, sosyal güvenlik primini ödeyemeyecektir.

Faiz indirimiyle, eşeğini kaybetmiş köylüye semerini iade ediyorsunuz. Buna da büyük bir iş yapıyor havası veriyorsunuz. Esnafın azıcık nefes alması karşısında işçinin kıdem tazminatını, işsizin fonunu elinden alıyorsunuz. Bu tür düzenlemeleri de seçim rantına dönüştürmek için seçim zamanına rastlatıyorsunuz.

Haksızlıklarınıza biz de karşı çıkıyoruz ancak mal varlığını kaybetmiş esnafın icra yoluyla hürriyetini kaybetmesini ve sağlığını kaybetmesini göze alamıyoruz. Borçların yeniden yapılanması ve esnafımızın sağlığını korumak için destek veriyoruz. İşi bozulan işverene, iş vermeye devam etsin diye, yaşasın diye destek veriyoruz. Dahası, 12 Haziran seçiminden sonra iktidarı teslim alabilirsek Allah’ın izniyle, seçim beyannamesinde belirttiğimiz gibi, 73 milyar liralık bir onarım bütçesiyle destek vereceğiz.

Değerli milletvekilleri, ancak, AKP, muhtaç duruma düşürdüğü vatandaşımızın, bu paketin karşılığında oylarını, söz hakkını, sendikalarını rehin almaktadır. Bunu her zaman böyle yapıyor, bir parmak balın yanına zehir ve zıkkımı katıyor. İtiraz etsek bir parmak bala muhtaç hâle düşürülmüş şeker hastası gibi esnaf ölecek. İtiraz etmezsek soygun, haksızlık ve adaletsizliğe destek vermiş oluyoruz. İtirazımızı önergelerle dile getiriyoruz, oylarınızla önergelerimizi reddediyorsunuz. Lafa gelince “katılımcı demokrasi” diyorsunuz, teklif ve öneri muhalefetten gelince zinhar kabul etmiyorsunuz.

Referandumda da aynısını yaptınız. PKK’yı siyasallaştıracak adımlar, iki dilli eğitim herzeleri, demokratik özerklik palavraları “evet” diyenler sayesinde dile gelme cesareti buldu. Elma şekeri olarak sunulan 12 Eylül darbecileri ve Kenan Evren’i yargılayabiliyor musunuz? Ne gezer. 28 Şubatın, 27 Nisanın hesabını soramayanlar ülkücülerin sırtından kabadayılık yapmaya kalktılar. Şimdi de sözlerini yaladılar

Habur’da şov yaptıran Beşir Atalay, Hizbullah’ı da serbest bıraktığı gibi, günlük imzalarını almakta da acze düştü ya da “Takip etmeyin.” demiş olmalı ki atı alan Üsküdar’ı geçti, ara ki bulasın.

Değerli milletvekilleri, seçim masrafları çok, rüşvetleri de çok, çok para lazım. Kıbrıs’ta milletvekili transferi yapan genel başkan yardımcısı 1 milyon rüşvet aldığı için görevden alınmıştı. O, Kıbrıs’ta çalıştı, transferleri sağladı. Avrupa Birliği fonları ile referandumda “Yes be annem” diyen Kıbrıslılar bunları ve Talat’ı silkeleyip attı. Kıbrıslı ne de olsa Batı kültürü almış insanlar. Anadolu’dan önce uyandılar ve “Git be annem” dediler, o günler Anadolu’da da yakın.

Değerli milletvekilleri, MHP’nin yükselişinden rahatsızlar, belde ve ilçe belediye başkanları borsası kurdular. Hatırlayın, bir milletvekili çıktı, Hacılar beldesinin rantını kaybetmemek için “Belediyeyi biz kazanamazsak projeler Ankara’dan geçer, taş üstüne taş koydurmayız.” dedi. Kırıkkaleli Beşir Bey “Olur mu öyle şey? Demokrasilerde, yerel yönetimler arasında yatırım ayrımı olamaz.” demedi.

Rahmetli Memduh Bey’in akıbetini biliyorsunuz. Önce 2 kiralık katil tuttular. Memduh Bey savcılığa ihbar etti. Dosyasını ve delillerini içeren dosyayı sabaha kadar okudum. Bu dosya örtbas edildi. Can güvenliği için tedbir istedi. Beşir Bey ve atadığı vali koruma vermedi, cevap dahi vermedi. İkinci katil güpegündüz Kırıkkale’nin göbeğinde Memduh Bey’i öldürdü. Doğrusu, taş üstüne taş koydurmadıkları gibi gövde üstünde baş da koymadılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Durmuş.

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – Ben teşekkür ederim Sayın Başkan.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Sebahat Tuncel, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın üçüncü bölümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu torba yasa görüşülmeye başlandığı günden bugüne aslında, biz, bu torba yasanın Türkiye'nin geleceği açısından çok iyi bir kanun tasarısı olmadığını, burada hem işçilerin, emekçilerin hak gasbının yer aldığını hem de bazı olumlu da denilebilecek düzenlemelerin olduğunu, dolayısıyla bunun sosyal adaletsizliği artıracağını, yaşanan eşitsizlikleri, yoksulluğu, işsizliği gölgede bırakacağını, bunun da başka sorunlara neden olacağını ifade ettik. O yüzden bu tasarının çekilmesini ve yeniden düzenlenmesini, böyle torba yasa olarak değil, yeniden düzenlenmesini ifade ettik. Ama ne yazık ki AKP İktidarının derdi bu ülke sosyal adaleti sağlamak değil, bu ülkede yoksulları, işçileri, emekçileri hak ettiği noktaya taşımak değil, sadece belli çıkar gruplarının haklarını korumak. Ancak hem dünyada göstermiştir hem Türkiye’de, bu politikalar önümüzdeki dönem sosyal sorunların yaşanmasını beraberinde getirecektir. AKP Hükûmetini biz bu konuda uyarıyoruz. Yoksulluğun, adaletsizliğin olduğu yerde doğal olarak, sosyal olarak insanlar da bunun karşısında tepkisini gösterme, bunun mücadelesini yürütmeyi de kendisine demokrasi mücadelesi olarak görev bilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu bölümde daha çok İşsizlik Fonu üzerinde, yine emeklilerin maaşının düzenlenmesi konusunda bazı düzenlemeler var. Gerçekten Türkiye’de işsizlik rakamları her geçen gün büyüyor. TÜİK’in verilerine göre bile sadece iş bulamayanlar, yani işsiz olanlar yüzde 17,3. Bunlara eksik ve yetersiz istihdam koşullarını da eklersek Türkiye’de yüzde 21,6’ya ulaşıyor. DİSK’in verilerine göre işsizlik 10 milyona yaklaşmış durumda neredeyse. Esnek çalışmayı da ifade ederseniz, geçici işçiliği ifade ederseniz, aslında bu Türkiye’deki tabloyu çok net olarak gösteriyor. AKP Hükûmeti bu konuda işsizliği yapısal bir sorun olarak görüyor ancak bunun çözümü konusunda, “Nasıl çözebiliriz, işsizliği nasıl giderebiliriz?” konusunda daha çok geçici yöntemler bularak istihdamı esnekleştirerek, tarım alanında yapılan çalışmaları, istihdam alanında yeni alanlar açılıyormuş gibi göstererek aslında işsizliğin azaldığı gibi bir yaklaşım içerisinde. Oysa Türkiye’de işsizlik çok ciddi bir sorun ve bu Hükûmet bu sorunu çözmekten ziyade yeni işsizlerin oluşmasına neden oluyor.

Diğer bir konu, gerçekten esnek çalışma meselesi -bu kürsüde çok ifade ettik- çok ciddi bir sorundur. Hele hele kadınlar açısından bu esnek çalışma politikası ciddi bir problem ve aslında aynı zamanda işçilerin örgütlenmesini, emekçilerin örgütlenmesini, örgütlü olarak bu noktada tavır göstermesini de engelleyen bir noktadır. Aslında AKP’nin tam da istediği budur. Çünkü iktidara geldiği günden bugüne işçilerin, emekçilerin örgütlü mücadelesini hep bastırmıştır. Kendi yandaşı olan işçilerle ya da sendikalarla diyalog kurarak aslında daha çok demokrasiden yana, özgürlükten yana, emekten yana olan sendikaların hak ve özgürlük mücadelesini de bastırmıştır. Bu konuda oldukça da başarılıdır doğrusu. Bugüne kadar yaptığı şeyler açısından, politikalar açısından bu böyle. Sanırız o açıdan bu defa da Türkiye’de seksen bir ilden yürüyen emekçiler yarın burada olacak, Meclisin etrafında olacaklar. Burada da AKP İktidarı acaba KESK’in, DİSK’in içerisinde olduğu bu emekçilere gerçekten “Sizin sorunlarınızı çözeceğiz, birlikte adil, demokratik bir Türkiye yaratmak için emekten yana, çalışandan yana bazı düzenlemeler yapmak istiyoruz, o yüzden bu torba yasayı, gelin sizin aleyhinize olan düzenlemeleri çekelim, yeniden düzenleyelim.” diyecek mi? Bizim beklentimiz bu ama hiç zannetmiyoruz. Muhtemelen yarın yine güvenlik güçleri karşılayacak işçileri, emekçileri, aslında güvenlik güçleri ile işçileri, emekçileri karşı karşıya getirecekler. Bu da ayrı bir konu ve Türkiye’de aslında bu bir Hükûmet politikası olmasına rağmen iki farklı güç bir araya geliyor, bunun değiştirilmesi lazım. Bu noktada gerçekten AKP Hükûmetinin özellikle seçim öncesi yaptığı bu düzenlemeler toplumda çok ciddi sorunları beraberinde getiriyor.

Sayın milletvekilleri, bu yasa tasarısında İşsizlik Fonu’yla ilgili bir düzenleme var. Tabii bu İşsizlik Fonu’yla ilgili düzenlemeler de ne yazık ki olumlu bir düzenleme değil. Bu İşsizlik Fonu’nda devlet istediğinde yüzde 30, hatta yüzde 50’ye varana kadar üzerinde tasarruf kullanabilecek. Zaten bugüne kadar uygulanan İşsizlik Fonu ne yazık ki işçi ve emekçilerin lehine kullanılmadı, orada birçok para birikti ama bunun nasıl kullanıldığı, daha çok ekonomik krizin giderilmesi üzerinde kullanıldığı da biliniyor.

Biz Barış ve Demokrasi Partisi olarak bu konuda bir kanun teklifi verdik. Tabii ki kanun teklifimiz gündeme alınmadı, dikkate de alınmadı, nedenleri de ortada. Bu kanun teklifimizin gerekçesi olarak: Küresel ekonomik krizle birlikte işsizlik önlenemez boyutlara ulaşmıştır. Türkiye'nin en büyük sorunu olan işsizliğe çözüm bulmak öncelikli hâle gelmiştir. Avrupa ülkelerinde İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uygulanmaya başlanan işsizlik sigortası Türkiye’de 2000 yılında kabul edilen bir kanunla yürürlüğe girmiştir ve 2009 yılında işsizlik ödeneği verilmeye başlanmıştır. İşsizlik sigortası, bir ülkede sadece ekonomik büyümenin yeterli olmadığı, aynı zamanda sosyal refahın ve gelişmenin sağlanması gerekliliğine dayanan bir yaklaşımla gelirin toplumda adil ve dengeli bir biçimde paylaşılmasını amaçlayan bir sosyal devlet uygulaması olmalıdır. Dolayısıyla, İşsizlik Fonu kâr amacı güdülmeden kamusal bir yarar önceliğiyle kullanılması gereken bir fondur. Ancak, bu, ne kadar, Türkiye’de böyle kullanılıyor, doğrusu tartışma konusudur.

TÜİK verilerine göre Türkiye’de Ekim 2010 işsiz sayısı 2 milyon 901’dir. Bu, işçi ve emekçilerin araştırmalarına göre -biraz önce de söyledim- rakam çok daha büyük bir noktadadır, tarım dışı işsizlik yüzde 14,1 -işsizlik oranı- genç nüfusta daha da kötü bir tablo söz konusudur, her 5 gençten 1’i işsizdir. Bu resmî rakamlara bir de kayıt altına alınamayanlar eklendiğinde, aslında, Türkiye’deki işsizlik rakamlarının ne kadar büyük olduğunu hepiniz, sanıyorum, biliyorsunuz.

İşsizlik Fonu’ndan ise yararlanan kişi sayısı 2009 Şubat ayında 281.882, bu rakam mayıs ayına kadar artarak 313.860’a ulaşmıştır. Mayıs 2009’dan sonra ise işsizlik ödeneği alan işçi sayısı azalarak 2010’un Şubat ayında 231.536’ya gerilemiştir. Dolayısıyla, İşsizlik Fonu’ndan yararlananlar ilk aylarda yararlananlardan daha düşük hâle gelmiştir. Bu gerilemenin işsiz kişi sayısının azalmasından kaynaklanması ya da biriken fonun yetersiz olmasıyla alakası yoktur. Çünkü bu süre içerisinde işsizlik artarken fonda biriken bütçe de giderek artmıştır. İşçi ve işverenden belli yüzdelerde kesilen fonda yaklaşık 53 milyar TL var iken bunun sadece yüzde 20’si işsizlik ödeneği için kullanılmaktadır ve toplam işsizlerin sadece yüzde 6’sı faydalanabilmektedir. Bunun en büyük nedeni ise işsizlik sigortasına başvurmadaki ağır koşullardır. Sigortalı işsizin işsizlik ödeneğinden yararlanabilmesi için iş güvencesinin sona ermesinden önceki son yüz yirmi gün prim ödeyerek sürekli çalışmış olması son üç yıl içerisinde de en az altı yüz gün prim ödemiş olması gerekmektedir. Kendi istek ve kusuru dışında işini kaybetmiş olması gerekmektedir aynı zamanda. Uygulamada ise bu şartların hepsini taşımanın zorluğundan dolayı çok az kişi fondan faydalanabilmektedir.

Sayın milletvekilleri, buradaki rakamlar bile aslında Türkiye’deki İşsizlik Fonu’ndan, 10 milyona yakın işsiz varken İşsizlik Fonu’ndan ne kadar kişinin faydalandığını ve bunun hangi amaçla kullanıldığını çok net olarak göstermektedir. Bugün yapılan düzenlemede de aslında bu fonda birikmiş paranın başka alanlarda kullanılmasının önü açılmaktadır. İşte burada sosyal adaletten bahsetmek mümkün müdür? Burada gerçekten işçinin, emekçinin hakkının korunduğundan bahsetmek mümkün müdür? Burada işsizlikten dolayı bunalıma giren ya da sorunlar yaşayanlara çözüm bulmak, en azından bir iş bulana kadar toplumda refah içerisinde yaşamasını öngörmek mümkün müdür? Yani burada sosyal devlet olgusu denilen bir durum yoktur. Aksine “Biz her alanda nasıl rant elde edelim, İşsizlik Fonu’nu nasıl ranta dönüştürelim, bunun üzerinden nasıl bir kâr elde edelim?” yaklaşımı vardır. Bu yaklaşım Türkiye’de ne yazık ki asıl problemlerin de kaynağıdır. AKP İktidarının zihniyeti budur. Zihniyet budur ki uygulama da bu noktada oluyor. Farklı bir uygulama beklemek zaten mümkün değildir diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahsı adına Kütahya milletvekili Hasan Fehmi Kinay, buyurun.

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; 606 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Tasarı hakkında üçüncü bölüm üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, gerçekten Türkiye’de gerek ekonomik birimleri gerekse çalışma hayatını oldukça yakından ilgilendiren çok önemli bir yasayı müzakere etmekteyiz. Tabii ki üçüncü bölüm belki de istihdam paketi olarak ifade edebileceğimiz bir değer taşımaktadır. Türkiye’de ekonomik birimlerin borçlarının yapılandırılmasına ihtiyaç duyulduğu kadar işsizlikle mücadeleye de belki de çok daha fazla etkin bir şekilde mücadele vermemiz gerektiği bir dönemdeyiz. Ben bu noktada Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız ve bağlı birimler tarafından olgunlaştırılan bu üçüncü bölüme ilişkin gerekli düzenlemeler, yasal düzenlemeler nedeniyle Bakanlığımız ve yetkililerine teşekkürlerimi arz ediyorum.

Bu üçüncü bölümde neler öngörülmüş? Şimdi, ana hatlarıyla, temel başlıklarıyla bunlara değinmek istiyorum.

Bildiğiniz gibi, Hükûmetimiz döneminde çok sayıda istihdam paketi açıklandı. Özellikle 2009 yılı kriz şartlarını hafifletmek üzere, ekonomik birimlere, istihdam açısından daha fazla bu kapasiteyi artırmak amacıyla birtakım teşvikler getirildi. Genç ve kadın işsiz olarak nitelendirdiğimiz önemli bir işsiz kesimin, Türkiye’nin yapısal sorununun giderilmesi için de bir teşvik düzenlemesi yapmıştık. Tabii ki buna benzer teşviklerin daha kalıcı hâle getirilmesi ve etkin olarak kullanılması için, işte bu yasal düzenlemede, üçüncü bölümde bunlara ilişkin birtakım düzenlemeler getiriliyor.

Türkiye’de, staj imkânı, istihdamın sağlanabilmesi için belki de en çok önem vermemiz gereken konulardan biri. Bundan önce hâlen yürürlükte olan mevzuat kapsamında, işyerlerinde çalıştırılan işçi sayısı 20 ve üstü olmak kaydıyla staj yapmasına imkân verilirken, artık biz bu rakamı 10’a düşürüyoruz. Böylece çok daha fazla küçük ve orta boy işletmede de öğrencilerimiz staj yapma imkânı elde etmiş olacaklar. Çalışma hayatına, iş hayatına belki de en önemli basamak da böylece bu zeminde güçlendirilmiş oluyor.

Bir diğer düzenleme: Kısmi süreli çalışan sigortalılar artık eksik kalan günlerini tamamlayabilecekler. Daha önce değerli muhalefete mensup milletvekili arkadaşlarımızın burada, özellikle kısmi süreli çalışmalarda ortaya çıkan kayıpların -birçok vurgu yapılmıştı- emekliliği imkânsız hâle getirdiği yönünde birtakım tepkiler ortaya koymuşlardı. İşte, bu sizin pek de desteklemeye gönüllü olmadığınız yasayla biz, gerçek anlamda, o kısmi süreli çalışan arkadaşlarımıza sigortalı sürelerini 30 güne tamamlamalarına imkân getiriyoruz.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Kendileri öderse…

HASAN FEHMİ KİNAY (Devamla) – Aslında burada bütün sendikaların bu tür düzenlemeye destek vermeleri lazım.

Şimdi, kısa çalışma ödeneğiyle ilgili, daha evvel, uluslararası bir kriz ortaya çıkacak, Türkiye bu krizden etkilenecek ve böylece kısmi süreli, kısmi çalışma ödeneği uygulaması söz konusu olacaktı, artık sektörel ve bölgesel birtakım krizler de bu ödenekten yararlanmayı imkân hâline getiriyor.

Biraz evvel değerli konuşmacı arkadaşımız, işsizlik sigortasından, işsizlikle mücadelede Hükûmetin çok daha fazla kaynak kullanacağına ilişkin konuyu eleştiri malzemesi yaptı, ben de hayretle izledim. Şimdi, Türkiye’de eğer işsizlik sorunu Türkiye’nin en önemli maddelerinden biriyse, burada işsizlik sigortasında birikmiş fonlardan, Hükûmet, işsizlikle mücadelede bundan daha fazla yararlanmak istiyorsa buna destek vermemiz gerekmez mi değerli arkadaşlarım? İşçi şikâyetleri aylarca sürüyordu, çalışma bölge müdürlüklerine yapılan itirazlar bakanlığa intikal ediyordu, altı ay süren, çok haklı sebeplerle, işçilerimizin haklı gerekçelerle öne sürdükleri talepler yerine getirilemiyordu, görüşülemiyordu. Bunlar artık on beş gün içerisinde cevaplanacak.

Esnek çalışma türlerine geçiyoruz. Belki de dünyada çoktan beri, özellikle, gelişmiş ekonomilerde uygulanmakta olan bu esnek çalışma türlerini biz çok çok daha önce yasalarımıza getirmeliydik, bu esnek çalışma anlayışını Türkiye’de de çalışma hayatına uygulamaya geçirmeliydik.

Evet, bu yasa tasarısıyla ilgili, beş dakikalık süre içerisinde, ancak bunları ifade edebildim ama çok daha etkin, diğer yasalarla ilgili, maddelerle ilgili elbette ki arkadaşlarımız katkı sağlayacaklar.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahsı adına İstanbul Milletvekili Sayın Algan Hacaloğlu.

Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 606 sayılı Yasa Tasarısı’nın üçüncü bölümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Sosyal Güvenlik Kurumunu, Karayolları Trafik Kanunu ve çalışma hayatını ilgilendiren bu bölümde, diğer bölümlerde olduğu gibi birbirinden kopuk, bütünlüğü olmayan, kalıcı düzenlemeleri içermeyen hükümler yer almaktadır. Getirilen hükümler, genelde, emeğe, adil demokratik çalışma düzenine, hepsinden öte ise sosyal devlete duyarsız AKP zihniyetini yansıtan sakat düzenlemelerdir. Bu kapsamda, İşsizlik Sigortası Fonu ile ilgili maddeler işsiz işçiye destek olmak yerine, bütçeyi fonlamak anlayışı üzerine oturtulmuştur. Bu anlayışla, madde 69 ile fon gelirlerinin yüzde 50’ye kadar olan bölümünün işsizlere doğrudan nakdi destek yerine bütçeye aktarılabilmesinin yasal zemini oluşturulmaktadır.

Tasarıda yer alan kısa çalışma yaptırma kararına yönelik hususlar da emekçilerin hak kaybına uğramalarına neden olacak tuzak düzenlemelerdir. Tekelci sermayenin güdümüne girerek esnek çalışma koşullarını emekçilere dayatmanızı kabul etmiyoruz, reddediyoruz.

Çerçeve madde 53 ile getirilmek istenen düzenleme ise yasama organının yargıya açık müdahalesi niteliğindedir. Bu nedenle, Anayasa’nın 138’inci maddesine aykırılık içermektedir. Çerçeve madde 56 ve 57 ile trafiğe tescil ile ilgili işlemlerde gerçek ve tüzel kişilerin de yetkili kılınmak istenmesi, kamu görevinin açıkça devri niteliğindedir. Bu, kabul edilemez.

Değerli milletvekilleri, AKP İktidarı altında ülkemiz yoksulluk ve işsizlikten kırılıyor, toplumsal barışımız çatırdıyor. Sayın Başbakanın iddialarının aksine, son sekiz yılda ülkemizde yoksulluk artmıştır. Türkiye İstatistik Kurumunun harcama esaslı göreli yoksulluk oranları rakamları bunun resmî kanıtıdır. Sosyal devleti âdeta çökertmiş olmanız sonucu günümüzde sadece alt gelir grupları, kimsesizler, işsizler, işçiler, memur ve emekliler değil, “orta sınıf” dediğimiz, normalde istikrarımızın omurgasını oluşturması gereken kesim de yoksullaşmaktadır. Siz ise, kendi eseriniz olan bu toplumsal çöküntüyü görmezlikten gelerek emeği daha da ezen, sosyal devleti daha da gerileten yasalar çıkarmaya devam etmektesiniz. Tutsak olduğunuz neoliberal rant ekonomisi, sizi, yoksullaşan, işsiz kalan, geçinemeyen yurttaşlarımızın rüyasından, gerçeklerinden ne yazık ki koparmış durumdadır. Bunun bedelini sandıkta ağır ödeyeceksiniz.

Değerli arkadaşlar, iktidarda öncelikli hedefimiz, koruyucu sosyal refah devletini gerçekleştirmek, işsizliği, açlığı ve yoksulluğu yenmek olacaktır. Hedefimiz, işsizliği istikrarlı bir şekilde yüzde 5’in altına indirmek, giderek tam istihdamı sağlamak olacaktır. Sömürüye set çeken, emeğe saygılı bir düzen kurmak, asgari ILO standartlarında yapılanmış çağdaş bir çalışma düzeni kurmak olacaktır. Örgütlenme haklarını çiğneyen güvencesiz taşeron işçiliğine, 4/B ve 4/C gibi emekçiyi mağdur eden uygulamalara son veren bir kamu çalışma düzenini yaratmak olacaktır. İş güvencesi ve akdin feshine yargı denetimi önündeki tüm engellerin kaldırılmış olduğu bir ileri kamu çalışma ortamını sağlamak olacaktır.

Değerli milletvekilleri, CHP iktidarında, bu yasayla geriletmekte olduğunuz işsizlik sigortası uygulamasını emekçiler lehine geliştireceğiz, kurumsal yapısını güçlendireceğiz. Bu çerçevede, işsiz kalanların işsizlik ödeneği aldıkları sürece sosyal sigorta primleri İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanacaktır. İşsizlik sigortası ödemelerine hak kazanmak kolaylaştırılacak, ödeme tavan ve tabanı yükseltilecek, ödemelerin daha uzun süreyle devam etmesi sağlanacaktır. İşsizlik sigortası ödemelerinden artacak kaynak ise, fonun kuruluş amacının dışına çıkmamak kaydıyla, işsizlikle mücadeleye dönük DPT tarafından onaylı projelerde kullanılacaktır.

Ülkemizin emekçileri, üreticileri ve işsizleri, hak hukuk dinlemeyen baskıcı yönetiminizin mağdurları, oyununuzu bozmaya, yarattığınız sömürü düzenini sandıkta ters yüz etmeye kararlıdır.

Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, üçüncü bölümün görüşmelerinin devamına ilişkin İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır.

Önergeyi gerekçesiyle birlikte okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

TBMM İçtüzüğü'nün 72 nci maddesi uyarınca, görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 3 üncü Bölümünün görüşmelerinin devamına karar verilmesini arz ve teklif ederiz.

 

M. Akif Hamzaçebi

 

Harun Öztürk

Hüseyin Pazarcı

 

Trabzon

 

İzmir

Balıkesir

 

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

 

 

Sacid Yıldız

 

Malatya

 

 

İstanbul

Gerekçe:

Hükümet, kriz Türkiye'yi teğet geçecek demesine rağmen, gerekli tedbirler zamanında alınmadığı için, artan işsizlik ve iflaslar nedeniyle dünyada krizden en çok etkilenen ülke bizim ülkemiz olmuştur.

Hükümet programlarında; kayıtdışı ekonomiyi ödüllendiren, kamuya olan güveni sarsan ve kayıtdışılığı özendiren her türlü af ve borç yapılandırılması beklentisinin önüne geçilecektir, denilmesine rağmen, dokuz yıllık dönemde defalarca af tasarısı yasalaştırılmıştır.

Sayın Başbakan, dilediği tasarıyı dilediği komisyona havale ettirerek, toplumun değil kişilerin özel çıkarlarını kollayan tasarıları ihtisas komisyonlarından ve kamuoyundan kaçırmaktadır.

Cumhurbaşkanlığı ve Meclis Başkanlığı seçimleri ile anayasa değişikliklerinde ortaya konulan dayatmacı tavır sürdürülmektedir.

Geçen hafta Adalet Komisyonunda yüksek yargıyı ele geçirmeye yönelik tasarının görüşmeleri sırasında yaşananlar hepimizi derin kaygılandırmıştır.

Hükümet, bu Torba Tasarı ile, muhalefetin itiraz etmediği; yeniden yapılandırma, SSK ve Bağ-Kur emekli maaş artışları, öğrenci affı gibi konuları ile birlikte, adrese teslim bazı düzenlemeleri de yasalaştırmak istemektedir.

9 yıldır beceriksiz yönetimi ile milleti borç batağına saplayan AKP, şimdi seçim öncesi bir şey yapıyormuş gibi görünmeye çalışmaktadır.

Ekim 2010'da, SSK ve Bağ-Kur emekli maaşlarına en az 60 lira artış yaptığını müjdeleyen sayın Başbakana, bu maaş artışını yapmak için niçin Torba Tasarıyı beklediğini sormak gerekir.

Maaş artışlarının 2011 bütçe kanununa eklenmesi önerimizi niçin reddettiklerini sormak gerekir.

Bu konudaki bir maddelik ayrı kanun teklifimizi niçin gündeme aldırmadıklarını sormak gerekir.

Bu soruların cevabı, yetersiz maaş artışlarının Hükümet tarafından Torba Tasarıya lokomotif olarak konulmasında aranmalıdır.

Bu Torba Tasarıda da, bon bon şekerlerinin yanında zehirlileri de vardır.

Gençlere ihbar ve kıdem tazminatı ödememek için deneme süresi iki aydan dört aya çıkarılmaktadır.

Mevsimlik işçilere, özellikle turizm sektöründe çalışanlara, fazla çalışma ücreti ödememek için denkleştirme dönemi 2 aydan 4 aya çıkarılmaktadır.

Hazineden karşılanması gereken istihdamın teşvikiyle ilgili giderler, tümüyle işsizlik sigortasına yıkılmaktadır.

Sektörel ve bölgesel krizler bahane edilerek, işsizlik sigortası fonu kısa çalışma ödeneği adı altında tümüyle işverenlerin hizmetine sunulmaktadır.

Kısmi çalışma, evden ve uzaktan çalışma yöntemleri ile yaygınlaştırılarak çalışanların mali ve sosyal hakları, iş güvenceleri ve örgütlenme hakları ellerinden alınmaktadır.

Kısmi çalışmanın yaygınlaştırılmasıyla birlikte, emeklilik hayalleri suya düşen işçilere, eksik çalıştığınız sürelerin primlerini kendiniz yatırırsanız, emeklilik ve genel sağlık sigortasından yararlanabilirsiniz diyerek, işçilerle adeta alay edilmektedir.

İl özel idarelerine sürülen işçiler, yeni bir sürgüne tabi tutulmak, mali ve sosyal hakları ile örgütlenme hakları ellerinden alınmak ve güvencesiz bırakılmak istenmektedir.

Kadroların iptali ve keyfi geçici görevlendirmeler yoluyla memurların siyasi sürgüne tabi tutulmalarının hazırlıkları yapılmaktadır.

Bir gün bile memuriyeti olmayanlar genel müdür ve müsteşar yapılmak istenmektedir.

Turizmde, verilen izinlere aykırı olarak yapılan yapılaşmalarla ilgili cezalar, hem geçmişe hem de geleceğe yönelik olarak azaltılmakta ve azaltılan cezaların ödenmesi kaydıyla her türlü hukuksuzluk meşrulaştırılmaktadır.

AKP tarafından 2004 yılından itibaren teşvik amacıyla verilen arsa ve araziler, teşvikin gereği yerine getirilmemiş olsa bile, yandaşlara yok pahasına satılmak istenmektedir.

Yap-İşlet-Devret modeliyle yapılan ihale sözleşmeleri YPK'nın denetiminden kaçırılmak istenmektedir.

BDDK, SPK, Türkiye Kalkınma Bankası ve Vakıflar Bankasının merkezleri İstanbul'a taşınarak Ankara'nın içi boşaltılmak istenmektedir.

Yükseköğrenimde okuldan atılma kaldırılıyor görüntüsü atında, paralı yüksek öğrenime adım atılmak istenmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, on beş dakika süreyle soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz.

Sayın Ağyüz, buyurun.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, torba yasayı protesto etmek için Ankara’ya yürüyen sendikacılara, sendika üyelerine Ankara Valisinin verdiği şehre sokmama kararına katılıyor musunuz? Bu kararın geçerliliği veya uygulaması doğruysa, bu, ileri demokrasiyle ne derece bağdaşır?

Emeklilerin intibak yasasına sözünüz var “çıkaracağız” dediniz. Ne zaman Türkiye Büyük Millet Meclisine gelecek?

Kamu görevlisi sayılan muhtarlarımızın maaşlarının artırılıp sosyal güvenlik primlerini devletin ödemesini sağlayacak düzenlemeyi bu torba yasa içine neden sokmadınız? Sizin demeçlerinizde asgari ücret, emeklilerin aldığı maaş açlık sınırının altında. Bunları düzenlemek için neden adım atmıyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yıldız…

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Sosyal Güvenlik Kanunu’nun 50’nci maddesinin ikinci fıkrası uygulamadayken kısmi süreli çalışanlar da işsizlik ödeneğinden gerçekten yararlanabilecekler midir?

Üçüncü bölümün 52’nci ve 72’nci maddeleriyle yapılacak yeniden yapılandırma ile devletin ne kadar kaynak ayırması gerektiğini öngörüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Uslu…

CEMALEDDİN USLU (Edirne) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakana kısa bir sorum olacak. İşsizlik Sigortası Fonu’nda bugüne kadar biriken para ne kadardır? Bunun kullanımına ilişkin esaslar nedir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Öztürk…

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tarımsal faaliyette bulunması nedeniyle sattığı ürün bedellerinden BAĞ-KUR primi kesintisi yapılanların BAĞ-KUR sigortalısı olarak tescillerinin yapılmadığı ve iş mahkemelerinde hizmetlerini tespit ettirmeye zorlandıkları ifade edilmektedir. Bu doğru mudur? Doğru ise bu durumu idari bir düzenlemeyle düzeltmeyi düşünür müsünüz, yoksa bütün vatandaşları yargıya mı göndermeyi tercih edersiniz? Eğer idari tasarruf yeterli değilse bu konuda yasal bir düzenleme yapmayı öngörüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bulut…

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Bakan, yasada herkese mavi boncuk dağıtmışsınız ama çiftçiye, köylüye bu yasada bir şey yok. Zeytin üreticisi çok zor durumdadır. Komşu ve yabancı ülkelerde verilen desteklerden vazgeçtik. Zeytin üreticisine, yağın litresine 1 lira bir prim vermeyi düşünür müsünüz? Sizden artık umudunu yitirmiş zeytinciye bir ışık yakar mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, lütfen sakin olalım.

Sayın Taner…

RECEP TANER (Aydın) – Sayın Bakan, Maliye Bakanlığının Hesap Uzmanlar Kurulu verilerine göre 2010 yılı vergi incelemeleri neticesinde her 100 liralık kazancın 82,5 lirasının vergisinin ödenmediği ve kaçırıldığı beyan edilmektedir. Torba kanunlarla yeni aflar getireceğinize vergi kayıp ve kaçaklarını önleyici tedbirleri alsanız vatandaşın üzerindeki ÖTV ve KDV gibi dolaylı vergi yükünü düşürmüş olmaz mısınız? Böyle bir çalışmanız var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bilindiği gibi Kütahya ili Emet ilçesinde bulunan Emet Bor İşletmesinde alt işveren tarafından tiraj yani bor madeni ayıklama işinde çalıştırılan 160 işçinin ilgili yönetmelik hükümlerine aykırı çalıştırıldığı gerekçesiyle Bakanlığınızca Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı aleyhine dava açılmıştı ve bu dava sonucunda Bakanlığınız müfettişlerinin raporu doğru bulundu. Bu rapor doğrultusunda ve sizin açtığınız dava sonucunda şimdi orada çalışan 160 işçinin son durumu nedir? Bunların sorunu nasıl çözülecektir? Bu torba kanun içerisinde bunların sorununu çözmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Paksoy…

MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Sosyal Sigortalar Kanunu 2008 yılında yürürlüğe girerken, kamuoyunda, siyasiler ve üst düzey görev yapan bürokratlar tarafından yaşı küçük çocuklarının sigortalı yaptırıldığı sık sık gündeme gelmişti, hatta Sayın Cumhurbaşkanı ve bazı bakanların çocuklarını sigortalattığı söylenmişti. Lakin, sizin Bakanlığınızda çocuklarını sigorta yaptıran müdür ve görevlilere uyarı cezası verildiği söylenmektedir.

Sayın Bakanım, siz çalışanlarınıza uyarı cezası verdiniz, siyasiler ve üst düzey bürokratlara ceza verildi mi? Verilmediyse ceza alanların günahı nedir? Bu konuda adaletin tecelli ettiğine inanıyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakana sormak istiyorum: Esnaf kefalet kooperatifinden kredi kullanan esnafımız borçlarını ödeyemedikleri için çok zor durumda kalmışlardır. Almış oldukları kredinin faiz oranı yüzde 6 iken, ödeyemeyince temerrüt ile beraber bu oran yüzde 44’lere çıkmıştır. Torba kanun içerisine bu mağdur olan insanların sorunlarını koymayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yaman…

M. NURİ YAMAN (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, 160 bin kişiyi aşacak bir ordu gibi çalışan özel güvenlik birimlerinde çalışan insanların sizlerden bu torba yasasında büyük beklentileri vardı. Hep, telefonlarım kaç gündür çalıyor ve “Bu konuda bizimle ilgili bir düzenleme var mı?” diye soruyorlar. Ben de bu Meclisten sürekli bunların sorunlarını dile getirdim. Herhâlde gelecek bahara kaldı ancak bu çalışmalar sırasında vereceğimiz bir önerge ile asgari ücretle çalışan, açlık sınırı altında çalışan bu 160 bini aşkın özel güvenlik birimlerindeki kişilerin durumlarıyla ilgili bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz? Bunların maaşlarının açlık sınırının üzerine çıkarılması, en azından asgari ücretin 2 misline çıkarılması bir zorunluluk hâline gelmiştir ve hepsi de bu torba yasadan büyük umutlarla bekliyorlar. Bu konuda bir düzenleme yapacak mısınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Bakan, tek soru soruyorum. Mahalle ve köy bekçilerinin emniyet hizmeti tazminatını verecek misiniz? Muhtarların maaşında herhangi bir iyileştirme yapacak mısınız?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, buyurun efendim.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Çok değerli arkadaşlar, yine notlarıma göre sondan başlayacağım, beni affedin lütfen.

Sayın Aslanoğlu’nun söylediği mesele, bu, özellikle mahalle bekçilerinin, köy bekçilerinin tazminatıyla ilgili mesele… Çok sıklıkla dile getiriyorsunuz ama orada bu bekçilerin emniyet sınıfı hizmetine alınmalarının çok yeni olduğunu biliyorsunuz. Ondan önce emniyet sınıfı alanında değildiler ve düz memur görünüyorlardı veya işçi görünüyorlardı. Şimdi ben size bir soru sorayım, bu kadar sıklıkla ve ısrarla söylediğinize göre: Benzer durumda memur gözüken milyonlara yakın insanlar varken, onlardan farklı bir şekilde yeni sisteme girmiş ve emniyet sınıfına kabul edilmiş insanlara ilave tazminat verilse, adalet sağlanmış olur mu?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Kanunu o şekilde kabul ettiniz Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Şimdi, mevcut emniyet hizmetlerine girdikten sonra herkes primini ona göre yatıracak. Sosyal güvenliğin mantığı, yatırdığınız prim ve aldığınız maaşla irtibatlı bir mantıktır. Herkes emniyet sınıfına girdikten sonra primini yatırır ve maaşını da ona göre alır.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Kanun geçerken bakın tutanaklara.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Dolayısıyla o konuda bence ölçüyü kaçırmadan o konularda talepte bulunmakta yarar var.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Tutanaklara bakın Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Muhtarlarla alakalı hususa gelince: Muhtarlarla ilgili ben İçişleri Bakanlığımızın bir çalışma yaptığını biliyorum. O çalışma yapılıp tamamlandıktan sonra sizlerle paylaşılır zaten.

Sayın Yaman’ın özel güvenlik elemanı olarak çalışanlarla ilgili söylediği husus… Doğrusu, tam olarak anlayamadım soruyu, ancak eğer özel güvenlikten bahsediyorsak ve bunlar özel sektörde çalışıyorlarsa onların ücret ve maaşlarını belirlemek, devlet tarafından belirlenmesi hukuken doğru bir şey değildir. Bunlar serbest piyasa şartlarında belirleniyor, arz ve talebe göre yürütülüyor, Hükûmet olarak biz asgari ücreti zaten belirleyip ilan ediyoruz, onun altında çalıştırılması mümkün değil, bununla ilgili eğer bir şikâyet ve sorun varsa onu bilelim, takibini yapalım. Dolayısıyla, idari anlamda çözelim.

M. NURİ YAMAN (Muş) – Bu torba yasayla asgari ücrette bir düzeltme yapabilirsiniz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Nasıl yapabileceğiz?

M. NURİ YAMAN (Muş) – Asgari ücretin en azından, ilgili yasasında bir değişiklik yaparak…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Maaşını artırın mı diyeceğiz?

M. NURİ YAMAN (Muş) – …asgari ücretin 2 misli diyebilirsiniz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Özel sektör için böyle bir şey mümkün mü?

M. NURİ YAMAN (Muş) – Özel bir yasası vardır, özel güvenlik birimlerinin yasasında bu düzeltmeyi yapabilirsiniz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Evet, arkadaşlar, pekâlâ.

Esnaf kredi kooperatiflerinden kredi alanlarla ilgili olarak… Arkadaşlar, bu kanunda kamu alacaklarıyla alakalı hususlar düzenlendi, kamunun dışındaki alacaklar için ilgili kurumun talebi göz önünde bulunduruldu. Esnaf ve kredi kooperatiflerinin bu alacakların yapılandırılmasıyla ilgili bir talebi olmadığı için maalesef bu kanunda yer alamadılar.

Onun dışında, tarım sigortalılarından yapılan tevkifatla ilgili olarak… 1994 yılından itibaren bu tevkifat yapılıyor biliyorsunuz, yapılan tevkifatlara göre sigortalılık kaydı oluşturulmaması nedeniyle 2007 yılına kadar 45 bin dolayında dava olduğu dikkate alınarak 2007 yılında çıkarılan tebliğle tevkifat yapılmışsa ve ilgili birlik tarafından kuruma kesintiler aktarılmışsa, tescilleri yapılmış ve hâlen de yapılmaktadır. Birliklerce yapılan bu kesintiler kuruma aktarıldıktan sonraki tarım faaliyetleri süresince sigortalılık süresi oluşturulmaktadır.

Sayın Paksoy’un yaşı küçük çocukların sigorta yaptırılmalarıyla ilgili olarak sorduğu soru. Çok açık ve net bunu ifade etmeliyim: Kendi kurumumda, konuyla ilgili olarak, eğer kendi çocuğunu kurumun yöneticisi olarak sigortalı hâle getirmişse hak etmediği hâlde, tek tek her birisinin tespitini yaptım, sadece kınama cezasıyla da bırakmadım. Alt düzeydeki memurlarda belki kınama ve uyarı türü cezalar verdim ama yönetici seviyesinde olanları da görevden aldım, hatta bu maksatla bir kurum başkan yardımcısını, birçok il müdürü veya il müdür yardımcısını görevinden aldım. O konuda, kurumsal olarak, yapılmış hatanın karşılığı ne ise o verilmiştir ama onun dışındakileri takdir edersiniz ki takip etmesi gereken ben değilim. Sadece kurumsal olarak, yine bu tip haksız sigortalılar varsa onların sigortalılıkları iptal edilmiş, haklarında ilgili yerlere bilgi verilmiştir, gereğini onlar yaparlar diye bekliyorum.

Kısmi süreli çalışanlarla ilgili olarak da biliyorsunuz yine 5510 sayılı Kanun’un 50’nci maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde, isteğe bağlı sigortalılık priminin ödenmesinde işsizlik sigortası priminin ödenmesine engel teşkil eden bir durum yok. Biz konuyla ilgili çalışmalarımızı da yürütüyoruz, gerektiğinde bunlar da işsizlik sigortasından yararlanabilecekler, onunla ilgili herhangi bir hukuki engel kalmıyor.

Kütahya Emet’te alt işveren tarafından çıkarılan 160 işçiyle ilgili olay hakkında, doğrusu, hukuki sürecin tamamlandığına dair bir bilgim yok, tamamlanmışsa bir daha gözden geçireceğim. Bu sebeple, olayı inceledikten sonra size bilgi arz ederim.

Evet, arkadaşlar, onun dışında ana hatlarıyla sorularınızı cevaplandırdım. Şayet unuttuklarım varsa bunları da notlarımın arasına alıp…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Ankara Valisinin kararı ne oldu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Arkadaşlar, idari olarak, herhangi bir ilin valisinin verdiği bir kararla ilgili benim bir değerlendirme yapmam söz konusu değil, ben sadece genel bir şey söyleyebilirim.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Ama Hükûmetsin.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – İşçilerimiz kendileri bir sorun gördüklerinde veya bir haksızlığa muhatap olduklarında veya bir beklentilerini dile getirmek istediklerinde özgürce gösteri yapabilirler. Bu dileklerini kamuoyunun nezdinde dile getirebilirler, gösteri de yapabilirler. Bunları hukuka uygun olarak yapmak şartıyla onların yapacağı her türlü gösteride ve ortaya koydukları tepkide yanlarındayım ve onları desteklerim ama şu anda torba kanun olarak dile getirilen ve bu maksatla yapılan gösterilerde, esasında torba kanundan çok sendikal hak ve özgürlüklerle ilgili meseleler dile getirilmekte ancak torba kanun bahane edilmektedir. Burada da ben bir çelişki görüyor, bunu açıklamayı da vazife biliyorum.

Hakikaten, işçilerimizin dile getirdiği taleplere baktığınızda, daha çok sendikal hak ve özgürlük talebinde bulunmaktadırlar. Bu talepler çok doğru taleplerdir ve biz de zaten özellikle Avrupa Birliğinin ve ILO’nun standartlarına uygun Türkiye’de her türlü işçi hak ve özgürlüğünü sağlamaya hazır olduğumuzu ifade ediyoruz. Ne yazık ki bazı işçi gruplarımız veya sendikalarımızsa buna itiraz ediyorlar. Bu açıdan bakıldığında, normal şartlarda, bugün, işçi hak ve özgürlükleriyle ilgili konuda gösteri yapan sendikalarımızla biz beraber aynı şeyi düşünüyor olmakla birlikte, sendikalarımızın tepkilerini bize gösteriyor olmalarını da çok doğru bir yaklaşım olarak değerlendirmiyorum.

Hakikaten, bu sorunda Hükûmet olarak hiçbir karşı çıkışımız yok. İşçilerimiz bugün sendikal hak ve özgürlük olarak neyi istiyorlarsa bir fazlasını yapmaya biz hazırız yeter ki işçi sendikaları bu konuda bize destek versinler ve bu maksatla yapılacak gösterilerin de muhatabının biz değil -çok doğruca, dürüst bir şekilde- diğer bu işe karşı çıkan sendikalar olması gerektiğini ifade etmem lazım.

Onun dışında, bugün, torba kanunla ilgili dile getirilen ve torba kanunun adına yapılan tepkilere baktığınızda, torba kanunun içeriğiyle alakalı olmadığını siz de göreceksiniz ve ben bu konuda birazcık haksızlığa uğradığımız kanaatini taşıyorum.

İntibakla ilgili de bir açıklama yapmak isterim. Bugüne kadar, intibak meselesiyle ilgili benim sözlerim maalesef çok istismar edilmiştir. Ben, her zaman ve biraz da ihtiyatlı bir şekilde, intibak konusunu çalışacağımızı, işin içinden çıkılıp çıkılamayacağına dair bir model geliştirirsek ancak o zaman meseleyi kamuoyuyla paylaşacağımızı söyledim. İntibak meselesini biz inceledik. İntibak meselesi, bugün teknik olarak bile çözülmesi imkânsız bir sorun olarak gözüküyor; getireceği ilave maliyetlere de bakıldığı zaman, kamu sosyal güvenlik sisteminde aktüeryal dengeleri altüst edecek gibi de bir sonuç ortaya çıkarıyor; yaklaşık olarak her yıl 8 milyar liralık ek bir maliyet ve beraberinde yine adaletsizliği daha da teşvik eden bir sonuç doğuracak gibi görünüyor.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, son cümlenizi alabilir miyim. Süremiz tamamlandı.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Pekâlâ.

Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Eğer cevap veremediğim sorular olmuşsa onları da yazılı olarak bildireceğim. Arz ediyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Madde 52’ye bağlı geçici madde 28 üzerinde iki adet önerge vardır.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısının 52 nci maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen Geçici 28 inci maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde geçen “2008 yılı Ekim, Kasım ve Aralık aylarına” ibaresinin, “bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçen aylara” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mustafa Kalaycı

 

Erkan Akçay

Oktay Vural

 

Konya

 

Manisa

İzmir

 

Mehmet Günal

 

E. Haluk Ayhan

Kadir Ural

 

Antalya

 

Denizli

Mersin

 

 

 

Ahmet Bukan

 

 

 

 

Çankırı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 52 nci maddesi ile 5510 sayılı kanuna eklenen Geçici Madde 28’in aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mustafa Özyürek

 

Harun Öztürk

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

 

İstanbul

 

İzmir

Malatya

 

Yılmaz Ateş

 

Abdullah Özer

Kemal Demirel

 

Ankara

 

Bursa

Bursa

Geçici Madde 28- Geçici 11 inci maddenin altıncı fıkrasında öngörülen yükümlülükler ile 2008 yılı Ekim, Kasım ve Aralık aylarına ilişkin olmak üzere 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkin asıl veya ek nitelikteki aylık prim ve hizmet belgelerine ilişkin yükümlülüklerin yasal süresi içinde yerine getirilmemiş olması halinde, 102 nci maddede öngörülen idari para cezaları yerine, işyeri bildirgesi ile belgenin asıl veya ek olma durumuna göre belgede kayıtlı sigortalı başına uygulanabilecek oran da dikkate alınarak her bir aya ait aylık prim ve hizmet belgesi için ayrı ayrı olmak üzere asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Demirel.

KEMAL DEMİREL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 52’nci maddesi ile 5510 sayılı Kanun’a eklenen geçici madde 28 ile ilgili söz almış bulunuyorum.

Verdiğimiz önergenin amacı, bu madde ile kamu kurumlarının Sosyal Güvenlik Kurumuna ödemeleri gereken cezaları hafifleten bir düzenlemedir. Önergemiz, madde ile ilgili kısıtlamanın kaldırılmasına ilişkindir.

Değerli milletvekilleri, bu kanunla, ekonomik krizden etkilenen ve zamanında ödenemeyen kamu borçlarının tahsili noktasında kişilere ve işletmelere kolaylık getirilmesi amaçlandığı söylenirken ve ifade edilirken onunla birlikte işçilerin ve emekçilerin haklarının yok edilmesinin de önünü açan bir kanunla karşı karşıyayız.

Değerli milletvekilleri, bu kanunla ilgili konuşurken, yine geçen yıllarda trafik müşavirliği yapan ve ellerinde bu belgeleri bulunan yaklaşık 600 bin kişiyi ilgilendiren ve iki yıldan beri görüş ve önerilerinin dikkate alınmasını bekleyen ama bir türlü görüş ve önerileri dikkate alınmadığı için ekmekleriyle oynanan kişilerin de burada istek ve dileklerini dile getirmek istiyorum. Bu insanlar, trafik müşavirlikleri belgeleri elinden alındıkları için şu anda mağdur durumdalar ve bu işleri yapanlar bir başka kurumlar ama bu işleri başka kurumlar yaparken şu anda o mağdur edilen insanların ekmek paralarını nasıl kazandığını, çoluk çocuklarının nafakalarını nasıl kazandığını acaba araştırdınız mı? Trafik müşavirlerine giderek onların bu dertlerini ve sıkıntılarını dinlediniz mi? Onların bu sıkıntılarını aşmak noktasında onlara nasıl destek oldunuz? Kaldı ki onlar her konuda yardımcı olacaklarını belirtmelerine rağmen, her kapıyı çalıp dertlerine çare olmasını istemelerine rağmen, maalesef, onlara gereken destek sağlanmamış ve o trafik müşavirleri de ekmek dertlerine düşmüşlerdir. Hem burada kanun teklifleri getireceğiz, kamu borçlarının tahsili noktasında kolaylıklar sağlayacağız ama öte yandan, bazı esnaf kardeşlerimizin de dükkânlarını kapatmanın yollarını açmış olacağız. Buradaki çelişkiyi özellikle bir kez daha vurgulamak istiyorum. Kaldı ki bu insanlar, aynı zamanda yanlarında insanlar çalıştırdıkları için istihdama da katkı sağlıyorlardı.

Yine geçenlerde, 25/11/2010 tarihinde kabul edilen ve 10/12/2010 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan 6083 sayılı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun yürürlüğe girdi. Bu Kanun’un 2’nci maddesinin (g) bendinde, emlakçılarla ilgili bir buçuk satırlık bir yer ayrıldı, herhangi bir net açıklama da yok. Türkiye Tüm Emlak Müşavirleri Federasyonu ile Bakanlık yetkilileri, yapılan ortak toplantıda, bu Yasa’yla ilgili yönetmelik hazırlanırken bunlarla bir araya geleceklerini, görüş alışverişinde bulunacaklarını ve yönetmeliği bu şekilde çıkaracaklarını belirtmelerine rağmen, İnternet sitelerinde, bu Emlak Müşavirleri Federasyonu ve yöneticilerin görüşlerini almadan, onları dinlemeden, onlarla bir araya gelmeden böyle bir taslak hazırlamışlar ve İnternet sitesine sunmuşlar ve bunun üzerine, bu taslakta, ne yazık ki mevcut yönetmelikte bu işi yapan emlakçıların sorunlarıyla ilgili en ufak bir açıklama ve görüş yer almamış ve daha sonra, ne olduysa, bu taslak tekrar siteden kaldırılmış.

Burada, şimdi, ben özellikle soruyorum: Evini geçindiren, birçok kişiye istihdam sağlayan, vergi, stopaj, KDV, SGK primi, peşin vergi ödeyen, ülke genelinde 200 bine yakın emlakçı arkadaşımız, esnafımız ne olacak? Bu 200 bin kişinin, yanında çalışanlarla, eş ve çocuklarıyla 1 milyon kişiyi bulan insanlarımızın hâli ne olacak? Esnaflık yapan, emlakçılık yapan kardeşlerimizin kazanılmış, müktesep haklarının kaldırılmamasını ve o haklarının devam etmesini istiyoruz.

Bu arkadaşlarımız, bu yasa teklifi hazırlanırken bu yasaya destek olmuşlardır ama bu yasanın sonucunda, ellerinden alınmaması gereken müktesep hakları var. Biz de bu müktesep haklarının devamını istiyor, bu emlakçı kardeşlerimizin hazırlanacak olan yasa ve yönetmelikte sözlerinin dinlenmesini ve beraber hazırlanmasını istiyoruz.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısının 52 nci maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen Geçici 28 inci maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde geçen “2008 yılı Ekim, Kasım ve Aralık aylarına” ibaresinin, “bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçen aylara” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Mustafa Kalaycı (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Bukan, buyurun.

AHMET BUKAN (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 606 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın geçici 28’inci maddesinde verilen önerge üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Partim ve şahsım adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetin 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na eklemeyi düşündüğü hüküm şu: “2008 yılı Ekim, Kasım, Aralık aylarına ilişkin asıl veya ek nitelikteki aylık prim ve hizmet belgelerine ilişkin yükümlülüklerin yasal süresi içinde yerine getirilmemiş olması halinde, bu maddede sayılan yükümlülüklerle sınırlı olarak 102’nci maddede öngörülen idari para cezası yerine işyeri bildirgesi ile belgenin asıl veya ek olma durumuna göre belgede kayıtlı sigortalı başına uygulanabilecek oran da dikkate alınarak her bir aya ait aylık prim ve hizmet belgesi için ayrı ayrı olmak üzere asgari ücret tutarında para cezası uygulanır.”

Bizim teklifimiz de, bu madde yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçen aylara ilişkin yükümlülüklerin de içerilmesini istemektedir.

Değerli milletvekilleri, tasarı görüşmelerinde Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü hükümleri dikkate alınmamıştır. Tasarının içerdiği konular itibarıyla sekiz ayrı ihtisas komisyonunda ayrı ayrı görüşülmesi gereken maddeler vardır. Başka komisyonların görev ve uzmanlık alanlarına giren düzenlemeler ilgili komisyonlarda görüşülmeyerek İç Tüzük hükümleri ihlal edilmiştir. Bu düzenlemeyle AKP esasen sekiz yıldır Türkiye’yi iyi yönetmediğini ikrar etmektedir. Vatandaşlarımızın borcunu ödeyemez hâle gelmesinin sorumlusu sekiz yıldır gerekli önlemleri almayarak ekonomiyi ve vatandaşlarımızı kaderine terk eden AKP Hükûmetidir. İnsanlarımız mutsuz ve geleceğinden umutsuzdur. Türk insanı kaderine terk edilmiştir. Önce borcunu ödeyemez duruma düşürdüğü vatandaşlarımıza tam da seçim öncesine kolaylık getirmeyi vadetmesi AKP’nin samimiyetsiz ve fırsatçı siyasetinin yeni bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durum AKP’nin sorunları çözmeyip kronikleştirme ve sonra da istismar etme alışkanlığının bir başka örneğidir.

12 Eylül Anayasa reformu öncesi “12 Eylül’ü yargılayacağız ve hesap soracağız.” diyerek halktan ve 12 Eylül mağdurlarından sahte gözyaşları dökerek “evet” oyu isteyen AKP, dört aydır istismarın üstüne yatmış ve bu sözünü inkâr ve unutturma gayretine girmiştir. Dört aydır bu konuda en küçük bir gayret dahi gösterilmemiştir. 12 Eylül mağdurlarını insafsızca ve haksız bir şekilde istismar eden AKP, bu konudaki gerçek yüzünü Plan ve Bütçe Komisyonunda ve Mecliste Milliyetçi Hareket Partisinin son derece samimi ve iyi niyetli ve mütevazı önerisini reddederek göstermiştir. AKP’nin 12 Eylül hakkında Kenan Evren gibi düşündüğü anlaşılmaktadır.

AKP, seçime dönük popülist bir yatırım çabası içerisindedir. Kapsamlı bir şekilde alacakların yeniden yapılandırılması ile bir taraftan seçim ekonomisine kaynak yaratırken diğer taraftan da seçim öncesinde devlete borçlu kesimlerin oylarının devşirilmesi hedef alınmaktadır. Bu bizce etik bir davranış değildir.

AKP’nin seçim yatırımları yerine öncelikli olarak yapması gereken şey, vatandaşlarımızın gelir düzeyini yükseltecek ve istihdamı artıracak yapısal önlemleri almaktır, vatandaşlarımızı borçlarından yaşanabilir hâle getirmektir. Türkiye ekonomisinin üretmeyen, ithal eden, tüketime dayalı yapısını ve dolayısıyla sıcak paraya ve ithalata dayalı ekonomi anlayışını kökten değiştirmelidir.

Seçim bölgemiz olan Çankırı’dan örnek verecek olursak: AKP’nin sekiz yılı aşkın Hükûmeti döneminde ekonomik zorluklar içerisine düşenler rızıklarını başka yerlerde aramış ve Çankırı’mızın nüfusu 274 binden 185 bine düşmüş, milletvekili sayısı da 3’ten 2’ye düşmüştür. Bu noktada vebali olanları Çankırı halkı zihinlerine yazmıştır ve hesaplaşmayı dört gözle beklemektedir. Çankırı’mızda esnafımızın, emeklimizin, çiftçimizin, sanayicimizin, işçimizin, memurumuzun borçları artmıştır.

Teşekkür ediyorum. Hayırlı olsun.

BAŞKAN – Sayın Bukan, teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Madde 52’ye bağlı geçici madde 28’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 52’ye bağlı geçici madde 29 üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" nın 52 nci maddesi ile 5510 sayılı kanuna eklenen Geçici Madde 29’un aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mustafa Özyürek

 

Harun Öztürk

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

 

İstanbul

 

İzmir

Malatya

 

Yılmaz Ateş

 

 

Abdullah Özer

 

Ankara

 

 

Bursa

“Geçici Madde 29- Bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren ek 5 inci ve ek 6 ncı maddeleri kapsamındaki sigortalılardan, bu maddenin yürürlüğe girdiği yıl için 82 nci maddeye göre belirlenen prime esas günlük kazanç alt sınırının on beş katı üzerinden başlanılarak, takip eden her yıl için bir puan artırılmak suretiyle otuz katını geçmemek üzere prim alınır.

1/5/2008 ila 30/9/2008 tarihleri arasında 2925 sayılı Kanuna tabi sigortalı olanlar hakkında da bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren birinci fıkra ile ek 5 inci madde hükümleri uygulanır."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısının 52 nci maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen Geçici 29 uncu maddenin birinci fıkrasında geçen "on sekiz katı" ibaresinin, "on beş katı" şeklinde, "bir puan" ibaresinin "yarım puan" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mustafa Kalaycı

 

Erkan Akçay

Oktay Vural

 

Konya

 

Manisa

İzmir

 

Kadir Ural

 

Mehmet Günal

Emin Haluk Ayhan

 

Mersin

 

Antalya

Denizli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Ural, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

KADİR URAL (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 606 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanun Tasarısı 52’nci maddeye bağlı geçici madde 29’a verilen önerge üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Gerçi vermiş olduğumuz önergelere pek destek verdiğiniz yok ama yine de bu önerge üzerinde de konuşmak istiyoruz. Fakat bu önergenin bir kısmında bu önerge hakkında konuşacağız, çalışma hayatı hakkında konuşacağız, bir kısmında da, geçmiş konuşmalarımda belirttiğim gibi, tarım konusunu, çiftçilerimizin konusunu gündeme getirmeye çalışacağım.

Değerli milletvekilleri, çalışma hayatı toplumun tamamını doğrudan ilgilendiren bir alandır. Çalışanlar, işverenler, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, hane halkları ve devlet kurumları bu alanda hem etki eden hem etkilenen pozisyonuyla yer alırlar. Sağlıklı işleyen bir çalışma hayatı huzurlu ve refah seviyesi yüksek bir toplumu ifade eder. Bu durum aynı zamanda istikrarlı ve gelişmiş bir ekonominin de göstergesidir. Çalışma hayatındaki göstergeleri makro ekonomik ögeleri dışlayarak ifade etmek mümkün değildir. Bugün Türkiye’de yaşanan işsizlik, çalışanların ve emeklilerin yaşadıkları sıkıntılar, sendikalaşma oranlarındaki negatif durum, işverenlerin ekonomik problemleri, vasıfsız işçi sayısının çokluğu, kapanan iş yerlerinin çoğalması gibi çalışma hayatının içindeki problemlerin hepsini Çalışma Bakanlığına yüklemek de doğru değildir. Kabul etmek gerekir ki Hükûmetçe izlenen ekonomik politikalardaki yanlışlıklar, beceriksizlikler ve istikrarsızlık, eğitim alanında sağlanamayan kalite ve yaşanan olumsuzluklar, dış ticaret verileri ve bütün bunların yansımasını çalışma hayatında bulmakta ve bütün konuştuğumuz problemler bu alanda toplanıp bir araya gelmektedir.

Aralıksız sekiz yıldır iktidar olan bu Hükûmet milletten siyasi ve ekonomik istikrar adına oy istemiş, almıştır. Bu Hükûmetin bu saatten sonra günübirlik dönemsel iyileşmelerle ülke ve milleti oyalama hakkı yoktur ve kalmamıştır. AKP İktidarı bir kere idari anlamda istikrarı sağlayamamıştır, nereden tutarsak elimizde kalan bir bakanlık vardır. Mesela 59 milyar lira İşsizlik Fonu’nda para toplanmış, 3,5 milyar lirası gerçek anlamda işsiz işçilere kullanılmış, 11 milyar lirası GAP’a aktarılmış, geriye kalan 44,5 milyar liranın ne olduğu bilinmiyor. Çıkartılan kanunları vatandaşın hayrına çıkartıyoruz deyip başka yerlerde kendi çıkarlarınıza mı kullanıyorsunuz yoksa cevap olarak tarıma mı aktardığınızı söyleyeceksiniz?

Değerli milletvekillerimiz, bu tasarı -geçen gün de söyledim- “torba tasarı” diye geldi, kimi milletvekillerimiz “çuval tasarısı” dedi. Bizim Akdeniz Bölgesi’nde çuvalın bir büyüğüne de “harar” derler, çiftçilerimiz böyle kullanırlar. Bunun adı “harar tasarısı.” Ama bu harar kanun tasarısının içerisinde maalesef çiftçilerimizi ilgilendiren konuların olmadığını görüyoruz.

Unuttuğunuz bir kesim var: Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 25’ine tekabül eden çiftçilerimizin Ziraat Bankasına ve tarım kredi kooperatiflerine olan borçları tasarı kapsamında bulunmamakta, gerçek ve geniş bir yapılandırmanın çiftçi borçlarını da kapsaması gerekiyor. Çiftçimizin, Ziraat Bankası ve kooperatiflere 12 milyarı geçen bir borcu var. Borcu borçla kapatan bir çiftçilik sistemi maalesef bu Hükûmet zamanında olmuştur.

Değerli milletvekilleri, geçenlerde kendi bölgem olan Mersin’e gittiğimde, seçim bölgem olan Mersin’e gittiğimde köyleri geziyoruz. Bu sene, biliyorsunuz, domates üretiminde, işte “Domatesçiler çok iyi kazandı.” falan diyorsunuz ya, evet, doğrudur, bir kısım üretebilen domatesçilerimiz biraz para kazandılar. Silifke’nin Ovacık köyünden bir vatandaşımız “Başkanım, 38 milyar para aldım, 13 milyar bankaya borçlu çıktım.” diyor. “Nasıl oldu bu?” dedim. “2006 yılında 13 milyar borç aldım, 2006’da bunu ödeyemedim, 2007’de ödeyemedim, 2008’de ödeyemedim, 2009’da ödeyemedim, 2010’a geldiğimde borç 52-53 milyar oldu. 38 milyarı yatırdım, 13 milyar borç kaldı.” “Ne zamandan?” “2006’dan.” “Ne yapacaksın şimdi bu sene?” dedim. “Bu sene de yapacağım şu olacak: Yine, gideceğim, Ziraat Bankasından 13 milyarı ödeyecek şekilde bir kredi alacağım, o 13 milyarı ödeyeceğim. Yatırım yapmak için bir 13 milyar daha çekeceğim, borcum 26 milyar olacak. Gelecek sene de 26 milyarı ödemek için uğraşacağım.” dedi. İşte, Türkiye’de çiftçiyi getirdiğiniz hâl bu maalesef. Borcu borçla kapatan bir çiftçilik sistemini AKP Hükûmeti dönemlerinde çiftçiler yaşamıştır. İnşallah, çiftçiler de gereken dersi AKP Hükûmetine verecektir diyor, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 52 nci maddesi ile 5510 sayılı kanuna eklenen Geçici Madde 29’un aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                      Mustafa Özyürek (İstanbul) ve arkadaşları

“Geçici Madde 29- Bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren ek 5 inci ve ek 6 ncı maddeleri kapsamındaki sigortalılardan, bu maddenin yürürlüğe girdiği yıl için 82 nci maddeye göre belirlenen prime esas günlük kazanç alt sınırının on beş katı üzerinden başlanılarak, takip eden her yıl için bir puan artırılmak suretiyle otuz katını geçmemek üzere prim alınır.

1/5/2008 ila 30/9/2008 tarihleri arasında 2925 sayılı Kanuna tabi sigortalı olanlar hakkında da bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren birinci fıkra ile ek 5 inci madde hükümleri uygulanır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özyürek.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının 52’nci maddesiyle değiştirilen 29’uncu madde hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, birkaç gündür görüşmekte olduğumuz bu tasarıda, 5510 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikler önemli bir yer tutuyor. 5510 sayılı Kanun’u yüce Meclis ne zaman kabul etmişti? Daha iki yıl önce. İki yıl önce çıkan bir kanunda o kadar kapsamlı değişiklikler yapıyoruz ki, günlerdir görüşüyoruz, görüşüyoruz, bir türlü tamamlanamıyor. Peki, 5510 sayılı Kanun AKP Hükûmeti döneminde hazırlanıp yüce Meclisten geçmedi mi? Geçti. Peki, bu kadar kısa sürede ne değişti ki önemli değişiklikler yapıyoruz? Ya o zaman olup biteni öngöremedik, tahmin edemedik veya şimdi başka bir şey yapmaya çalışıyoruz.

Bu 52’nci madde, içinde sekiz ayrı geçici maddede değişiklik yapıyor. Yani bu yasa tasarısına “çuval” derseniz bu çuvalın içinde torbalar var. Bu torbalardan biri de bu 52’nci madde. 52’nci madde tek madde gibi görünüyor ama o kadar çok konuyu düzenliyoruz ki sekiz tane ayrı düzenleme yapıyoruz. Bu, kanun tekniği açısından da yanlıştır, meselenin özünü çözmek açısından da yanlıştır ama ne yazık ki önümüze getirilmiştir. İktidar gece gündüz çalışarak bu tasarıyı çıkarmak istemektedir. Oysa bu tasarının esas geliş amacı, daha önce görüşüp kabul ettiğimiz 21 maddeden ibarettir. Yani, sosyal güvenlik prim borçlarının yeniden yapılandırılması ve vergi borçlarının yeniden yapılandırılması ve ona bağlı olarak da matrah artırımı gibi düzenlemelerin yapılmasıydı. Ama şimdi hazır bir torba var. Meclis de artık döneminin sonuna geldi. Başka kapsamlı kanun çıkarmakta güçlük var. Öyleyse bu torbaya “Ne varsa koyalım, ne varsa koyalım.” dedik ve böylesine kapsamlı bir tasarıyla karşı karşıya geldik.

Değerli arkadaşlarım, bu 52’yle değiştirilen 29’uncu maddede biz diyoruz ki, on sekiz gün olarak belirlenen başlangıç döneminin on beşten başlamasını istiyoruz. Şimdi, siz bazı haklar veriyormuş gibi görünüyorsunuz ama insanlar emekli olabilmek için kendi primlerini kendileri ödeyecekler. Bunu yüksek bir mertebeden başlatarak adım adım giderseniz, insanlar böyle bir parayı ödeyemezler. Onun için biz diyoruz ki on sekiz günü on beşe düşürelim, ondan sonra birer puan birer puan artsın. Bu, ödeme gücü olmayan kesimlere bir kolaylık sağlamak için getirdiğimiz yöntemdir. Bu önergemizin, bu yöntemimizin kabul edileceğini umuyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özyürek.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 52’ye bağlı geçici madde 30 üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısının 52 nci maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen Geçici 30 uncu maddenin birinci fıkrasında geçen "1/10/2008 ila bu maddenin yayımı tarihine kadarki sürede" ibaresinin, "1/10/2008 tarihinden bu maddenin yayımı tarihine kadar geçen sürede," şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mustafa Kalaycı

 

Erkan Akçay

Mehmet Günal

 

Konya

 

Manisa

Antalya

 

Emin Haluk Ayhan

 

Cemaleddin Uslu

Oktay Vural

 

Denizli

 

Edirne

İzmir

 

 

 

Kadir Ural

 

 

 

 

Mersin

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 52 nci maddesi ile 5510 sayılı kanuna eklenen Geçici Madde 30’un aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Geçici Madde 30- Bu maddenin yayımı tarihine kadarki sürede geçici 12 nci maddenin beşinci fıkrası uyarınca 18 yaşını doldurmamış çocuklarından dolayı tescil süreci başlatılanların kendileri ile 18 yaşını doldurmamış çocukları hariç bakmakla yükümlü oldukları kişilerin, tescil tarihine kadarki genel sağlık giderlerine ilişkin fatura tutarları Kurumca ödenir.

Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçici 12 nci maddenin beşinci fıkrası uyarınca tescili yapılanların sağlık hizmet sunucusuna başvuru tarihinden Kurumca tescil edildikleri tarihe kadarki sürede 18 yaşını doldurmamış çocukları adına düzenlenen genel sağlık giderlerine ilişkin fatura tutarları Hazineden karşılanmak üzere Kurumca ödenir."

 

Mustafa Özyürek

 

Yılmaz Ateş

Harun Öztürk

 

İstanbul

 

Ankara

İzmir

 

Gökhan Durgun

 

 

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

 

Hatay

 

 

Malatya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Durgun, buyurun.

GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 606 sıra sayılı kanunun 52’nci maddesiyle 5510 sayılı Kanun’a eklenen geçici 30’uncu madde üzerine vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu değişiklik önergesini vermemizin nedeni, bu maddenin amacına uygun bir biçimde yeniden düzenlenmesini sağlamaktır. Vergi ve prim borçlarını yeniden yapılandıran, vergi cezaları, idari para cezaları, gecikme zammı, gecikme faizi ve gecikme cezalarına af niteliğinde indirimler getiren, kira ve irtifak hakkı bedellerinde yeniden yapılandırmaya giden bu tasarı kamu alacaklarının yapılandırılması konusunda oluşan en kapsamlı düzenlemedir. Bu kamu alacakları Türkiye’yi teğet geçtiği öne sürülen ekonomik krize karşı gerekli önlemler bu Hükûmet tarafından alınmadığı için ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, kamu alacaklarının yeniden yapılandırılmasına destek olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Bu torbanın içinde kamu alacaklarının yeniden yapılandırılmasının dışında başka neler var? Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı vergi, borç ve prim affı olarak gündeme getirilen, “Devlete borcu olanlara müjde.” haberleriyle reklamı yapılan torba yasa içinde özellikle istihdam yapısını yakından ilgilendiren kapsamlı düzenlemeler de var. Esnek çalışmayı yaygınlaştıran düzenlemelerden 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda yapılması düşünülen değişikliklere, Özelleştirme Kanunu’ndan İşsizlik Sigortası Fonu’ndan işverenlerin daha fazla yararlanmasına kadar çalışanları çok yakından ilgilendiren düzenlemelerin var olduğu da görülüyor.

AKP İktidarının çalışanları mağdur eden politikalarının son uzantısı olan bu torba yasaya karşı toplumsal muhalefet de her geçen gün büyüyor. Torba yasanın gündeme gelmesiyle beraber başlayan bu muhalefet, emek meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri ve sivil toplum örgütleri arasında gelişen güç birlikleriyle yeni bir sürece giriyor. 3 Şubat 2011 Perşembe günü, yani yarın, DİSK, KESK, TMMOB, TTB, seksen bir ilden gelen çalışanlarla bu torba yasanın geriye çekilmesi taleplerini Ankara’da ifade edecekler. Bu sese kulak vermeniz gerekiyor ve bu tasarıyı geriye çekmeniz gerekiyor.

Gerçi, Sayın Başbakan protesto edilmeyi sevmiyor, eleştirileri dikkate almıyor ve herkese rağmen, ısrarcı bir biçimde davranmaya devam ediyor. Bir stadyum açılışında protesto edildiği için spor kulüplerini tehdit ediyor. Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu toplantısı için Orta Doğu Teknik Üniversitesine giden Başbakan, öğrenciler tarafından protesto ediliyor, protesto eden öğrenciler gözaltına alınıyor. Başbakanın gideceği yerlerde, muhtemel, protesto edecekleri iddiasıyla birçok vatandaş Başbakan gelmeden önce gözaltına alınıyor, Başbakan gittikten sonra serbest bırakılıyor. Başbakan rektörlerle toplantı yaparken dışarıda protesto eden öğrenciler güç kullanarak dağıtılıyor. Geçen sene, kışın ortasında, eksi derece soğukta, çoluk çocuk Ankara’nın ortasında çadır kurup 4/C kölelik yasasını protesto eden işçilere tazyikli su ve biber gazıyla müdahale edilmesine izin veriyor. Zonguldak’ta, maden ocağında mahsur kalan, sinir krizleri geçiren ve Başbakanı protesto eden işçi yakınları dövülerek gözaltına alınıyor. Değerli arkadaşlarım, halkın sesine kulak vermeyip inatla davrananların sonunun ne olduğunu Orta Doğu coğrafyasına baktığınızda göreceksiniz.

Ayrıca, bu yasa tasarısı, son referandumda yapılan Anayasa değişikliklerinde bu tür konuların görüşüleceği yer olarak anayasal bir kurum hâline getirilen Ekonomik ve Sosyal Konseyin de gündemine getirilmemiştir. Bu yönüyle de bu torba yasa Anayasa’ya aykırıdır. Bu torba yasanın amacı, güvensizleştirmenin, esnek çalışmanın ve 4/C statüsü benzeri çalışma biçimini daha da yaygınlaştırmak, atamaları daha da siyasallaştırmak, parti-devlet bütünleşmesine giden yolun önünü açmak, suskun, itiraz etmeyen, itaatkâr işçi ya da memur profili ya da sendikasız, yandaş sendikaya üye yeni iş gücü profili oluşturmak, çalışanlar arasındaki rekabeti derinleştirmek. Bu yasanın temel amacı budur.

Ben, önergemize destek vereceğinizi umarak sizleri sevgi ve saygıyla tekrar selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Durgun.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısının 52 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen Geçici 30 uncu maddenin birinci fıkrasında geçen "1/10/2008 ila bu maddenin yayımı tarihine kadarki sürede" ibaresinin, "1/10/2008 tarihinden bu maddenin yayımı tarihine kadar geçen sürede," şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Mustafa Kalaycı (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Uslu, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

CEMALEDDİN USLU (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 52’nci maddesine bağlı geçici 30’uncu maddesi üzerine verilen değişiklik önergesi üzerine söz aldım, sizleri saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, büyük oranda çalışma hayatını ilgilendiren bu tasarıda yapılan düzenlemelere bakıldığında Üçlü Danışma Kurulunun hiç bilgilendirilmemesi, taslakların konfederasyonlara gönderilip görüşlerinin bile alınmaması manidar olduğu kadar ülkemizin taraf olduğu üçlü danışmaya ilişkin 144 sayılı ILO Sözleşmesi’ne ve sosyal diyaloğa aykırıdır. Toplumun büyük bir bölümünü yakından ilgilendiren bu değişiklik tasarısı Anayasa değişikliklerinde bu tür konuların görüşüleceği yer olarak büyük bir iddiayla anayasal bir kurum hâline getirilen Ekonomik ve Sosyal Konseyin de gündemine getirilmemiştir. Bu durum katılımcılık, sosyal diyalog konusunda dile getirilen iddialarla çelişmektedir. Bunun sonucu olarak ortaya çıkan taslak büyük oranda sermaye kesimlerinin de beklentilerini yansıtan bir özelliğe sahiptir.

Bu tasarıda konu itibarıyla aralarında hiçbir bağlantı bulunmayan birçok mevzuatta değişiklik içeren hükümlere yer verilmiştir. Bu tasarı, sekiz yıllık AKP İktidarının uyguladıkları yanlış politikalar sonucu milletimizi ne hâle getirdiğinin açık göstergesidir. Önce borcunu ödeyemez duruma düşürdüğü vatandaşlarımıza tam da seçim öncesinde kolaylık getirmeyi vadetmesi Adalet ve Kalkınma Partisinin samimiyetsiz ve fırsatçı siyasetinin yeni bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durum, Adalet ve Kalkınma Partisinin sorunları çözmeyip kronikleştirme ve sonra da istismar etme alışkanlığının bir başka örneğidir. Sekiz yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarının yanlış ekonomi uygulamaları ve sonucunda derinleşen ekonomik krizin etkisiyle, vatandaşlar kamuya olan borçlarını ödeyemez hâle getirilmişlerdir. Tasarının genel gerekçesinde de bahsedildiği üzere, yaşanan bu süreçten olumsuz etkilenen işletmelerin kamuya olan borçlarına uygulanan ek mali müeyyideler borç tutarlarını artırmış, icra takibine maruz kalan borçlulara mevcut yasal düzenlemeler ile sağlanmaya çalışılan ödeme imkânları da bu borçların tasfiyesinde yeterli olmamıştır. Bu durumu dikkate alan Milliyetçi Hareket Partisi vatandaşın borçluluğu konusunda defalarca Hükûmetin dikkatini çekmiş, MHP milletvekilleri tarafından çok sayıda kanun teklifi verilmiş, Milliyetçi Hareket Partisinin teklif ve uyarıları maalesef dikkate alınmamış, bugüne gelinmiştir.

Bu tasarı, ilk defa Sayın Başbakan tarafından dile getirilmiş, referandum sürecinde siyasi malzeme olarak kullanılarak 15 Kasım 2010 tarihinde Başbakan Yardımcısı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı tarafından Kurban Bayramı’nda bayram müjdesi olarak kamuoyuna açıklanmış ve kamuoyunda büyük beklenti oluşturulmuştur. Borçlu vatandaşlarımız ve kurumlarımız bu tasarının uygulamaya geçmesini bir an önce beklemektedirler. Ancak, tasarı, birçok insanımızda hayal kırıklığına yol açmıştır. Bu hayal kırıklığını yaşayan bir kesim de intibakları yaptırılmayan 25 bin kişi ve ailesini ilgilendiren uzman jandarmalardır. Bununla ilgili düzeltmenin torba yasada yer alması beklenirken maalesef hiç bahsedilmemiştir. Özel kanunlarla 3466 sayılı Yasa ile Türk Silahlı Kuvvetlerine katılan ve Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde istihdam edilen uzman jandarmaların okula alımlarındaki eğitim seviyesi, 2003 yılında çıkarılan kanun hükmünde kararnameyle uzman jandarma adaylarının alımında eğitim seviyesi lise ve dengi olarak değiştirildiği hâlde ve hâlen çalışmakta olan 25 bin uzman jandarmanın 20 binden fazlası yüksekokul ve fakülte mezunu olduğu hâlde, bunlara hâlâ ortaokul seviyesindeki kademe ve dereceye denk gelen göstergeden maaş ödenmektedir. 25 bin uzman jandarma ve ailesi Uzman Jandarma Kanunu’nda gerekli düzeltmenin yapılarak mağduriyetlerinin giderilmesini Türkiye Büyük Millet Meclisinden beklemektedir.

Değerli milletvekilleri, bugüne de yürütülen ekonomi politikaları neticesinde vatandaşlarımızın ve kurumların kamuya olan borçlarının enflasyon oranında endekslenmek suretiyle ödenmesi ilk bakışta çözüm gibi görünmekte ise de asıl sorun ekonominin temel göstergelerindedir, işsizliktir, üretimsizliktir. İthalat kaynaklı ihracat artışı ileride tekrar bizleri çözüm aramak durumunda bırakacaktır.

Sözlerime son verirken sizleri saygılarımla bir kez daha selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uslu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

III.- Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, yoklama talebi…

BAŞKAN – Yoklama talep ediyorsunuz.

Önergenin oylamasından önce bir yoklama talebi vardır, yoklama talebini yerine getireceğim: Sayın İnce, Sayın Aslanoğlu, Sayın Özyürek, Sayın Öztürk, Sayın Çakır, Sayın Atay, Sayın Köse, Sayın Ekici, Sayın Güner, Sayın Ateş, Sayın Arifağaoğlu, Sayın Barış, Sayın Pazarcı, Sayın İçli, Sayın Özkan, Sayın Hacaloğlu, Sayın Öztürk, Sayın Akıncı, Sayın Sönmez, Sayın Serter, Sayın Ünlütepe, Sayın Oyan.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…. Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Geçici Madde 31 üzerinde iki adet önerge vardır; önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" nın 52 nci maddesi ile 5510 sayılı kanuna eklenen Geçici Madde 31'in aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mustafa Özyürek

 

Harun Öztürk

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

 

İstanbul

 

İzmir

Malatya

 

Rahmi Güner

 

 

Yılmaz Ateş

 

Ordu

 

 

Ankara

Geçici Madde 31- Millî Eğitim Bakanlığına bağlı her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumlarında ek ders ücreti karşılığında ilgili mevzuatı çerçevesinde uzman ve usta öğretici olarak çalıştırılanlar, bu durumlarını millî eğitim il veya ilçe müdürlüklerince belgelendirmeleri kaydıyla, bu maddenin yürürlük tarihinden önceki bu çalışmalarından dolayı ay içinde 30 günden eksik kalan sürelerini 41 inci madde esaslarına göre kendileri veya hak sahipleri tarafından borçlanabilirler. Şu kadar ki işveren primleri Hazine tarafından karşılanır. Borçlanılan bu süreler 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalılık süresi sayılır."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısının 52 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen Geçici 31 inci maddenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mustafa Kalaycı

 

Ahmet Duran Bulut

Erkan Akçay

 

Konya

 

Balıkesir

Manisa

 

Emin Haluk Ayhan

 

Oktay Vural

Mehmet Günal

 

Denizli

 

İzmir

Antalya

 

 

 

Kadir Ural

 

 

 

 

Mersin

 

"Geçici Madde 31- Millî Eğitim Bakanlığına bağlı her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumlarında ek ders ücreti karşılığında ilgili mevzuatı çerçevesinde uzman ve usta öğretici olarak çalıştırılanların, bu durumlarını millî eğitim il veya ilçe müdürlüklerince belgelendirmeleri kaydıyla, bu maddenin yürürlük tarihinden önceki bu çalışmalarından dolayı ay içinde 30 günden eksik kalan sürelerinin bulunduğu her bir aya ilişkin prim ödeme gün sayısı, bu Kanunun 80 inci maddesinin birinci fıkrasının (j) bendi hükümleri esas alınarak yeniden belirlenir ve buna göre Kurum kayıtlarında gerekli düzeltmeler yapılır. Bu hesaplama sonucunda ay içinde 30 günden eksik kalan süreler 41 inci madde esaslarına göre kendileri veya hak sahipleri tarafından borçlanılabilir. Borçlanılan bu süreler 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalılık süresi sayılır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ahmet Duran Bulut…

Sayın Bulut, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilgili yasanın 31’inci maddesinde, değişiklik maddesinde verdiğimiz önerge hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sayıları yaklaşık 50 bin civarında bulunan, Millî Eğitim Bakanlığının değişik birimlerinde görev yapan, “usta öğretici” ve “uzman” sıfatıyla adlandırılan kişiler var. Bu insanlar, bu personel, 80’li yıllarda, Bakanlık tarafından sigortaları ödenmeden, büyük çoğunluğunun sigortaları ödenmeden çalıştırıldı. Bugün emekli olabilecek yaşa geldikleri hâlde, o gün ödenmeyen sigortalarından dolayı emekli olamamaktadırlar. Bu durumda olan kişiler, Millî Eğitim Bakanlığını mahkemeye verdikleri takdirde, o gün çalıştığı tarihleri belgeledikleri takdirde bu haklarını elde edebileceklerdir. Ancak, sigortalı olarak çalışan, çalışırken de bu usta öğreticilerin aldığı brüt ücret asgari ücretin üstünde veya seviyesinde ise primleri otuz gün üzerinden yatırılmakta bunların ancak aldığı brüt ücret asgari ücretin altında ise yedi buçuk saatlik çalışmanın bir gün baz alınması ile sigortası ödenmektedir. Ortalama sekiz ay bunların çalıştığını düşünürsek, tatiller, bayramlar çıkartıldığında asgari ücretin üstüne çıkmadığını, dolayısıyla sosyal güvenlik primlerinin her ay otuz günün altında olduğu görülmektedir.

Şimdi, bu personel, Millî Eğitim Bakanlığına hizmet vermektedir. Bunlara, eksik olan günlerini, geriye dönük belgeledikleri takdirde çalışmalarını, ödeme hakkını getiriyor bu madde. Bu ödemenin Millî Eğitim Bakanlığı tarafından ödenmesi gerekmektedir. Devlet, çalıştırdığı insanlara hakkını vermesi gerekmektedir. Millî Eğitim Bakanlığı zaten çalışanını ucuza getirme anlamında bir tüccar zihniyetiyle eğitime baktığı için, yaygın eğitimde, örgün eğitimde de aynı anlayışı sürdürmektedir. Ülkenin ihtiyacı olan öğretmenleri, “Ücretli öğretmen”, “Sözleşmeli öğretmen” adları altında mağduriyetleri sürerken, işte bu sayıları 50 binin üzerinde olan usta öğretici ve uzman olarak çalışan insanların mağduriyetleri de sürmektedir. Bunlar öğretmen değildir, öğretmen olarak kabul edilmemektedir. Bunların iş güvenceleri yoktur. Sekiz ay çalışırlar, sekiz ay sonra işe girme gibi bir şansları idarenin iradesine bağlıdır. Bu kişiler, eylül ayında halk eğitim müdürlükleri alan taraması yaparlar, alan taraması yaptıktan sonra talep olduğu takdirde, işte, dikiş, nakış, konserve, ağaç oyumu, değişik mesleklerdeki kursları açmak için talep olduğu takdirde kurs açarlar. Peki, talep nasıl gelecek? “Alan taraması” denen bir çalışma vardır. Elinde personel olmadığı zaman Millî Eğitim yöneticilerinin, çağırırlar birkaç kişiyi “Git şu bölgede alan taraması yap” derler, o gider, oralarda, o köyde, o mahallede, o beldede o kursu tanıtır, o konuda insanları bilgilendirir ve talepler alır. Bu süreçte kişiler bu çalışma karşılığında bir ücret alamazlar. Nihayetinde, getirdikten sonra, yine de iş garantisi yoktur bunların. Değerli milletvekillerim, sizlere de aynı şekil geliyorlardır “Bizim kız şu kursta görev alsın.”, “Şurada buna iş bağlansın.” şeklinde. Bu anlamda bu insanların güvencelerini sağlamak adına, bir defaya mahsus, bu birikmiş insanları Millî Eğitim Bakanlığının kadrosuna almaktan başka çare yoktur. Bu insanlara bu kadro hakkının tanınmasıyla kadın eğitimi konusunda ülkemizin eksiğinin tamamlanması, kadınların eğitimi konusunda bunların hizmet içi eğitim alması da sağlanacaktır.

Önergemin kabulünü arz eder, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bulut.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 52 nci maddesi ile 5510 sayılı kanuna eklenen Geçici Madde 31'in aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                      Mustafa Özyürek (İstanbul) ve arkadaşları

Geçici Madde 31- Millî Eğitim Bakanlığına bağlı her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumlarında ek ders ücreti karşılığında ilgili mevzuatı çerçevesinde uzman ve usta öğretici olarak çalıştırılanlar, bu durumlarını millî eğitim il veya ilçe müdürlüklerince belgelendirmeleri kaydıyla, bu maddenin yürürlük tarihinden önceki bu çalışmalarından dolayı ay içinde 30 günden eksik kalan sürelerini 41 inci madde esaslarına göre kendileri veya hak sahipleri tarafından borçlanabilirler. Şu kadar ki işveren primleri Hazine tarafından karşılanır. Borçlanılan bu süreler 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalılık süresi sayılır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Güner, buyurun efendim.

RAHMİ GÜNER (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 52’nci maddesiyle 5510 sayılı Kanun’a eklenen geçici madde 31’e bir eklenti yapmak durumundayız. Geçici maddenin şu şekilde değiştirilmesini talep ediyoruz: “Şu kadar ki işveren primleri Hazine tarafından karşılanır.” ibaresinin konulmasını talep ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu madde üzerinde zaten bütün gerekli konuşmalar yapıldı. Ben daha değişik konulara girme durumundayım. Bu, kanunlarda tanınan hakların hepsinin belli bir kesim tarafından kazanılmış bir hak olarak her zaman talep edilir bir durumudur.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye şu anda çok değişik aşamalardan geçmektedir, dünya değişik aşamalardan geçmektedir. Bugün Kuzey Afrika’da olan olayları hepimiz takip ediyoruz, Türkiye Parlamentosu da bunu takip ediyor. Fakat öyle enteresan durumlar var ki, dünyada bütün güçleri elinde toplayan, dünyada yargıyı, yasamayı, yürütmeyi tek elinde bulunduran liderlerin teker teker halkın direnişiyle o görevden uzaklaştıklarını da görüyoruz değerli arkadaşlarım. İşte bunun örneklerini, şu anda Kahire’de o halkın, ezilmiş halkın, yoksullaşmış halkın ve aç bırakılmış halkın direnişini görüyoruz. Bu, bütün güçlerin nasıl tek elde toplandığının kanıtıdır. Bu bunun gibi dünyada birçok diktatörün ve bu şekilde tek lider olarak o ülkeyi yönetmek isteyenlerin nasıl gittiklerine bir örnek teşkil edecektir.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakan dün bir konuşma yaptı. Bu konuşmasında dedi ki: “Sayın Mübarek, siz de bırakın, halkın isteklerini kabul edin ve oradan gidin.” şeklinde bir konuşma yaptı. Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de olan olaylara karşı, uygulamalara karşı, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz de aynı uyarıları yapıyoruz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Nasıl ki bir liderin yasama organını, nasıl ki bir liderin yürütme organını, nasıl ki bir liderin yargı organını tekeline alma mücadelesi varsa, Türkiye’de oynanan oyun da budur. Bugün Başbakan hem yasama organına hükmetmekte hem yürütme organına hükmetmekte. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ve mücadele yargı organıdır. Bugün Adalet Komisyonunda oynanan oyunların en önemli olgusu da budur. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlarım, önemli bir kanun görüşülüyor; yargı kanunu görüşülüyor, Danıştay Kanunu görüşülüyor ve muhalefetin sesi kısılmak isteniyor. Dünyada nerede gözüküyor? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

RAHMİ GÜNER (Devamla) – İşçiler 1 Mayıs’ta dövülüyor; öğrenciler dövülüyor, çocuklar dövülüyor ve bir kadın, hamile bir hanım dövülerek çocuğunu düşürüyor. (AK PARTİ sıralarından “Hadi be!” sesleri)

Siz Türkiye’de yasalar çerçevesinde, Anayasa’nın verdiği hak çerçevesinde o halkın yürümesini, halkın isteklerini belirtmesine tahammül edemiyorsunuz ama diyorsunuz ki: “Sayın Mübarek, gidin.” Sizin bugünkü oluşturmakta olduğunuz yönetim biçiminin Sayın Mübarek’in oluşturduğu yönetim biçiminden farkı var mı değerli arkadaşlarım? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Hangi farkı var? Bir farkı var mı? Siz de yürütmeyi tahakküm altına aldınız, yasamayı aldınız, yargıyı aldınız, almak istiyorsunuz. Ne farkınız var, o Devlet Başkanının devlet yönetmesiyle ne farkınız var?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Milletin isteklerini yerine getirerek oluyor.

RAHMİ GÜNER (Devamla) – Ses çıkaranları Silivri’ye gönderiyorsunuz, Ergenekon’da uyduruk davaların peşine götürüyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlarım, bu dünyada olayları örnek alın; örnek alın dünyada olayları ve Türkiye’yi, Allah esirgesin, böyle bir maceraya sürüklemeyin.

AHMET YENİ (Samsun) – Ergenekoncuları savunmaya devam edin.

RAHMİ GÜNER (Devamla) – Türk halkı böyle bir macera yaşamak istemiyor. Üretici hakkını arayamıyor, işçi hakkını arayamıyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Senin Mübarek’ten bir farkın var mı?

RAHMİ GÜNER (Devamla) – …memur hakkını arayamıyor; bugün emekli hakkını arayamıyor, esnaf hakkını arayamıyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

RAHMİ GÜNER (Devamla) – Sokağa dökülse, hemen “darbeci” diye yakalayıp mahkemeye gönderiyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Bitti, bitti…

BAŞKAN – Sayın Güner, teşekkür ediyorum.

Arkadaşlar, lütfen…

RAHMİ GÜNER (Devamla) – …halka korku saldınız, halkı sindirdiniz…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Bitti, bitti konuşması…

RAHMİ GÜNER (Devamla) – …halkın hak arayacağı yargıyı da baskı altına aldınız. Bir yıpratamadığınız demokrasi… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Güner, teşekkür ederim.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Bitti, bitti; kendine gel.

BAŞKAN – Arkadaşlar, ne oluyorsunuz?

RAHMİ GÜNER (Devamla) – …ama yok edemeyeceksiniz. Halk bunun hesabını size soracak… (AK PARTİ sıralarından alkışlar [!])

BAŞKAN – Sayın Güner, süreniz doldu efendim. Sayın Güner…

RAHMİ GÜNER (Devamla) – …millet, Türkiye Cumhuriyeti’nin eğer…

BAŞKAN – Sayın Güner, süreniz doldu efendim, mikrofon kesik, lütfen.

RAHMİ GÜNER (Devamla) – Burası Atatürk’ün cumhuriyetidir…

AHMET YENİ (Samsun) – Fren tutmuyor, fren…

BAŞKAN – Sayın Güner, mikrofon kesik efendim, lütfen…

Teşekkür ederim.

Arkadaşlar, susalım.

AHMET YENİ (Samsun) – Fren patladı, fren! (Gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Arkadaşlar, susalım.

RAHMİ GÜNER (Devamla) – …yargının bağımsız olmadığı yerde, hâkimlik teminatının olmadığı yerde…

BAŞKAN – Rahmi Bey… Sayın Güner, lütfen efendim…

RAHMİ GÜNER (Devamla) – …demokrasi olmaz.

BAŞKAN – Sayın Güner…Sayın Güner… Sayın Güner, istirham ediyorum, lütfen efendim. Efendim süreniz…

RAHMİ GÜNER (Devamla) – Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – Freni patladı, freni patladı!

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyen…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Pardon efendim.

Komisyonun bir düzeltme talebi vardır, buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkanım, burada “kendileri veya hak sahipleri tarafından borçlanabilirler” ifadesinde “tarafından” ifadesinin çıkarılmasını istiyoruz.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Duyamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Mikrofonu yaklaştırın, duymuyoruz…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Efendim, “kendileri veya hak sahipleri tarafından borçlanabilirler” denilmektedir, bu “tarafından” kelimesinin çıkarılması gerekiyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Düzeltmeyle birlikte maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 32 üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısının 52 nci maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen Geçici 32 nci maddenin başına “Bu” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mustafa Kalaycı

 

Erkan Akçay

Oktay Vural

 

Konya

 

Manisa

İzmir

 

Mehmet Günal

 

Emin Haluk Ayhan

Kadir Ural

 

Antalya

 

Denizli

Mersin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 52 nci maddesi ile 5510 sayılı kanuna eklenen Geçici Madde 32’nin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mustafa Özyürek

 

Harun Öztürk

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

 

İstanbul

 

İzmir

Malatya

 

Tayfun İçli

 

Abdullah Özer

Yılmaz Ateş

 

Eskişehir

 

Bursa

Ankara

“Geçici Madde 32- Kanunun 60 ıncı maddesinin yedinci fıkrası uyarınca genel sağlık sigortalısı sayılan yabancı uyruklu öğrencilerden yükseköğrenimleri, aynı maddenin sekizinci fıkrası uyarınca avukatlık stajına başlayanlardan stajyerlikleri anılan fıkraların yürürlüğe girdiği tarihten önce başlamış olanların genel sağlık sigortalılıkları söz konusu fıkraların yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlar ve yabancı uyruklu öğrenciler ilgili üniversitelerce, stajyerler Türkiye Barolar Birliğince bu tarihten itibaren iki ay içerisinde genel sağlık sigortası giriş bildirgesiyle Kuruma bildirilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın İçli, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, sizleri saygıyla selamlıyorum.

606 sayılı Tasarı’nın 52’nci maddesinin geçici 32’nci maddesiyle ilgili önergede söz aldım. Değerli arkadaşlarım, hepiniz fark etmişsinizdir. Anlatırken “neyi”, “neyi” böyle uzayarak gidiyor. Bu kanun tasarısı ve eklenen teklifler ne yazık ki böyle. Geçtiğimiz maddede yaptığım görüşmede bunun bir temel kanun olarak görüşülmesinin sakıncalarını belirtmiştim.

Değerli arkadaşlar, bu 52’nci maddede 8 tane geçici madde var ve bunların hepsine baktığınız zaman içerik olarak yaklaşık şu elimdeki metinde üç sayfayı tamamlıyor ve kanun yapma tekniğine aykırı olarak bu görüşmede ne yazık ki bu maddelerin içeriği hakkında da görüşemiyoruz ancak önerge verip bu önergede de beş dakikada konuşmak durumunda kalıyoruz. Bu önergede arkadaşlarımızla birlikte bir aylık sürenin iki aylık süre olarak uzatılmasını öneriyoruz. Madde aslında içerik olarak önemli ve yararlı bir madde ama değerli arkadaşlarım, bu torba kanunda böyle yararlı maddeler olduğu gibi gerçekten de çok zararlı olan, vatandaşlarımızı sokağa döken, demokratik bir hak olarak gösteri şeklinde sokağa döken düzenlemeler de var.

Değerli milletvekilleri, şimdi hepimiz burada yaşıyoruz, vatandaşlarımız da bizi izliyorlar. Böyle bir kanun yapma tekniği ne yazık ki demokratik değil. Genel Kurulda 247 maddeyi düzenleyen 68 kanun ve 8 kanun hükmünde kararnameyi “Kabul edenler… Etmeyenler…” şeklinde bir oylamayla buradan geçiriyoruz. Ne yazık ki, kanunun içeriği hakkında hiçbirimiz doğru dürüst bilgi sahibi değiliz ve önümüzdeki bu kanun tasarısıyla, daha geçen hafta, ondan önceki hafta Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen ve büyük övgülerle kabul edilen kanunlar hakkında da değişiklikler yapıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun yapma tekniği hukukun üstünlüğünü ifade etmiyor. Hep hukukun üstünlüğü, hukukun üstünlüğü diyoruz. Aslında, buradaki uygulama üstünlerin hukukunu temsil ediyor. AKP sayısal olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde güçlü ve bu gücünü bir dayatma suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi sayın üyelerine dayatıyor ve diyorlar ki bu uygulamaya: “İç Tüzüğümüzün 91’inci maddesinde böyle bir düzenleme var. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda detaylar görüşülmez, burada ancak belirli konularda görüşülür. Biz bunu sınırlamak suretiyle bu yetkimizi kullanıyoruz.” diyorlar.

Değerli arkadaşlar, geçen hafta, Türkiye Büyük Millet Meclisi, bence hukuk tarihine, uygulamasında kara bir leke sürüldü. Adalet Komisyonundaki görüşmeler…

Değerli arkadaşlar, Adalet Komisyonundaki görüşmelerde milletvekillerinin konuşma süresi ve önerge sayısı kısıtlandı ve bunu da “Ne yapalım, yeterince, on saat görüşüldü, daha fazla görüşülmeye gerek yok.” şeklindeki gerekçeyle bağdaştırdılar ve İç Tüzüğümüzün Genel Kurulu düzenleyen 87’nci maddesine gönderme yaparak, 87’nci madde hükümlerinin komisyon çalışmalarında uygulanmasını ifade ettiler.

Değerli arkadaşlar, bu tür yöntemler, biraz evvel ifade ettiğim gibi, hukukun üstün olduğu ülkelerde değil, üstünlerin hukukunun uygulandığı ülkelerde bunlara tanık oluyorsunuz. Şimdi, bunu ben komisyonda da ifade ettim. Bakın, böyle bir uygulama…

Değerli arkadaşlarım, demokrasiyi imha eden sebepler daima topla tüfekle gerçekleşmez; bazen, adına hukuk denen cibilliyetsiz olan kurallarla da aynı sosyal felaketi hazırlayabilir. Güzel ve büyük Türkiye’nin yaşadığı gerçek budur. Bu girişim gücün hukuk yuvasından fırlaması ve yasama egemenliğinin yok edilmesi olayıdır. Geçen sefer de söyledim, geçen konuşmamda da söyledim, bu ifadeler, değerli arkadaşlarım, bana ait değil. Bu ifadeler, Türkiye Büyük Millet Meclisinin şu andaki Başkanlığını yapan Sayın Mehmet Ali Şahin’e, Adalet Komisyonu Başkanı Sayın İyimaya’ya, Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç’a, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’e ait. Anayasa Mahkemesine verdikleri dilekçede ve 2001 yılı Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan konuşmalarda bu ifadelerde bulunmuşlardır.

Değerli arkadaşlarım, ne değişmiştir de AKP’nin sayısal gücüyle böylesine “cibilliyetsiz” diye ifade edilen kanunlar Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçirilmektedir.

Devam edeceğim bir sonraki önergemde.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İçli. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum, buyurun:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısının 52 nci maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen Geçici 32 nci maddenin başına “Bu” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Mustafa Kalaycı (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddi hata giderilmektedir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Karar yeter sayısını arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Kabul edilen önerge istikametinde maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime bir saat ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 19.04


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 57’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

606 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Madde 52’ye bağlı geçici madde 33 üzerinde iki önerge vardır. Şimdi önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısının 52 nci maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen Geçici 33 üncü maddede geçen "bu Kanunun" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Mustafa Kalaycı

 

Erkan Akçay

Oktay Vural

 

Konya

 

Manisa

İzmir

 

Kadir Ural

 

Emin Haluk Ayhan

Mehmet Günal

 

Mersin

 

Denizli

Antalya

 

 

 

Hakan Coşkun

 

 

 

 

Osmaniye

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" nın 52 nci maddesi ile 5510 sayılı kanuna eklenen Geçici Madde 33'ün aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mustafa Özyürek

 

Harun Öztürk

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

 

İstanbul

 

İzmir

Malatya

 

Oğuz Oyan

 

Abdullah Özer

Yılmaz Ateş

 

İzmir

 

Bursa

Ankara

"Geçici Madde 33- Kanunun 53 üncü maddesinin birinci fıkrasında bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla yapılan değişiklikler, bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten öncesi için de uygulanır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SADIK BADAK (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Oyan.

OĞUZ OYAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; efendim, burada yaptığımız iş herhâlde günün birinde Guinness Rekorlar Kitabı’na girecektir. Yani düşünün ki yedi yüz elli sayfalık bir tasarı metni görüşüyoruz, 224 madde, geçiciler, ekler hariç; üstelik de maddeler arasında uyum yok. Yani “torba” demek doğru değil herhâlde “çorba” demek lazım. Böyle bir yasayı görüşüyoruz ve bu, herhâlde, gerçekten parlamenter demokrasi tarihinin en büyük yüz karası olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na girebilir. Bu konuda bir başvuru yapmak için fırsatı değerlendirmek gerekir. Yani hazırlanış biçimi, burada görüşülme biçimi…

Nasıl olur da böylesine bir çorba tasarı temel yasa olarak görüşülür? Bu, Anayasa’ya aykırı, İç Tüzük’e aykırı, yani parlamenter demokratik tartışma usullerine aykırı. Toplumun belli kesimlerine gecikmiş -emekliler için vesaire- birtakım haklar getirirken, birtakım aflar getirirken -ki, bekleniyor da bunlar. Bunlara biz de destek verelim dedik bazı af hükümlerine- ama öbür taraftan da toplumun önemli bir kesimi için ellerindeki hakları geri alan, örgütlenme haklarını, çalışma haklarını, sosyal güvenlik haklarını elinden alan düzenlemeler. Yani toplumun bir kesimi bu tasarı çıksın diye beklerken, bir kesimi de- ki, yarın büyük bir şey de olacak- bu tasarının bu hükümleri ayıklansın, bu tasarı çıkmasın diye uğraşıyor. Yani toplumun çeşitli kesimlerini karşı karşıya getirmek için dâhiyane bir buluş. Yani böylece böl ve yönet, böl ve yönet. Yani toplumun bir bölümü tepki gösterirken, bir bölümü de aman çıksın diyecek.

Değerli arkadaşlarım, böyle ülke yönetilmez, böyle ülke yönetilmez, böyle Parlamento yönetilmez, yasama organı böyle çalıştırılmaz.

Bakın, şimdi, burada bir de ciddi eksiklikler var. Bir tanesi, çeşitli aflar getiriyorsunuz. Peki, 2000 yılı sonrasında çalışan bir mekanizmayla Destekleme Fiyat İstikrar Fonu’ndan tarım satış kooperatifleri birliklerinin aldığı, anaparası 230 milyon olan ama şimdi 1 milyar 25 milyona çıkmış olan DFİF borçları için niçin bu tasarıda herhangi bir düzenleme yok? 173’üncü maddede DFİF’le ilgili bir düzenleme var. Yeri gelecek, orada da konuşacağız. Ama bu Destekleme Fiyat İstikrar Fonu’yla ilgili o düzenleme bunu düzenlemiyor. O, sadece bir geçiş hükmü olarak daha çok Dış Ticaret Müsteşarlığına bu fon yönetimini veren bir düzenleme.

Ben şimdi, burada kendisi yok ama Sanayi ve Ticaret Bakanına bir çağırıda bulunayım. Henüz vakit var, 173’üncü maddeye gelene kadar vaktiniz var. Gelin, bu tarım satış kooperatifleri birliklerinin bu 230 milyon lira anaparalı olan borcu, 4 katına çıkmış olan bu borcu burada faizlerini silerek af kapsamına alın. Tarım satış kooperatifleri birlikleri, yılın iki ayında ürün alıp bunu on iki ay boyunca pazarlarlar. Yani bir stok kurumu olarak çalışırlar, dolayısıyla stok maliyetleri vardır. Bu stok maliyetlerini karşılamak ancak faizsiz kredi mekanizmasıyla mümkün olabilir ya da sembolik yüzde 1 gibi faizlerle. Bu mekanizmayı kurmadığınız zaman bu sorun karşınıza sürekli çıkar ya da Türkiye’deki kooperatif örgütlenmenin tamamen ölmesine yol açarsınız, tasfiye edersiniz. Gerçi tarımdaki tasfiye programının bir önceliği de budur, Dünya Bankası, IMF’nin getirdiği; AKP döneminde de bu büyük ölçüde uygulandı. Şimdi, en azından burada bu yasa vesilesiyle iktidarı, özellikle Sanayi ve Ticaret Bakanını, tabii Hazineden sorumlu Bakanı bir adım atmaya çağırmak bizim öncelikli taleplerimizden biri.

Son olarak, yarınki demokratik direnmeye gerçekten çifte standartla yaklaşılmaması; bunu, her türlü demokratik direnmeyi bir eşkıyalık olarak gören antidemokratik anlayışlara son verilmesi dilekleriyle sözlerimi tamamlamak istiyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Oyan.

Önergeyi oylarınıza sunacağım. Sunmadan önce, herhâlde bir yoklama talebi var Muharrem Bey ayağa kalktığına göre.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Yoklama isteyen arkadaşlarımı tespit edeceğim: Sayın İnce, Sayın Öztürk, Sayın Köse, Sayın Atay, Sayın Keleş, Sayın Kaptan, Sayın Güner, Sayın Serter, Sayın Oksal, Sayın Süner, Sayın Korkmaz, Sayın Baratalı, Sayın Özbolat, Sayın Erbatur, Sayın Köktürk, Sayın Pazarcı, Sayın Hacaloğlu, Sayın Ersin, Sayın Emek, Sayın Seçer, Sayın Çakır.

Sayın milletvekilleri, yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısının 52 nci maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen Geçici 33 üncü maddede geçen "bu Kanunun" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                          Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SADIK BADAK (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Coşkun, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

HAKAN COŞKUN (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 52’nci maddesine bağlı geçici 33’üncü maddesi üzerine verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi, televizyonları başlarında bizleri izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kanun tasarısı ile belediyelerimizin kamu alacakları yapılandırılmaktadır. Ancak Sosyal Güvenlik Kurumu ve vergi alacakları için uygulanan hacizlerin de kaldırılması gerekmektedir. Bu hacizlerin kaldırılması, belediyelerin gayrimenkullerini değerlendirerek yapılandırmaya giren borçlarını ödemesinde kolaylık sağlayacaktır. Ancak görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümünde belediyelerimizin bu sıkıntısı çözülmedi. Bu konunun tekrar değerlendirilmesi ve gereğinin yapılmasını takdirlerinize arz ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Osmaniye ilimizin Düziçi Belediyesi, Düziçi halkının yaşam standartlarını daha uygun hâle getirebilmek için altyapı, kanalizasyon gereksiniminin yüzde 43’ünü tamamlamıştır, kalan yüzde 57’lik bölüm için projesini hazırlayarak İller Bankasına müracaatta bulunmuştur. Kredibilitesi de müsait bulunmaktadır. Düziçili hemşehrilerimin sağlıklı ve insanca yaşayabilmesi için bu olumsuz şartların ortadan kaldırılması gerekmektedir. Yetkilileri, bu konuda Sayın Bakanımızı da göreve davet ediyorum.

Değerli milletvekilleri, yine Osmaniye ilimizin Kadirli ilçesini Osmaniye iline bağlayan yolun uygun koşullarda olmaması dolayısıyla, 2002 seçimlerinden önce ilgili kurumlar tarafından gerekli çalışmalar yapılarak bu yolun yapılması için gerekli ödenek Osmaniye İl Özel İdaresine aktarılmıştı. Ancak bu yolun tamamlanması için gönderilen ödenek, hani o şaibeli, hukuksal farklı görüşlere sebep olan Sayın Başbakanımızın milletvekili seçildiği seçimler öncesi Osmaniye İl Özel İdaresinden alınarak Siirt İl Özel İdaresine aktarılmıştır. Ayrıca, bu geçen sekiz yıllık süreç içerisinde Osmaniye-Kadirli yolu henüz bitirilmemiş, tamamlanmamış, ancak seçim dönemleri başlatılıp seçim sonrası durdurulmuştur. AKP İktidarı döneminde içerisinden en çok övündüğünüz konu, çeşitli rakamlarla “Biz şu kadar kilometre yol yaptık” demektesiniz.

Değerli milletvekilleri, Nasrettin Hoca’ya sormuşlar: “Dünyanın merkezi, ortası neresi?” diye. Hoca cevaplamış: “İşte, tam burası.” Ahali “Olur mu Hoca?” diye söylenmiş. Hoca da “İnanmıyorsanız ölçün.” demiş. Bizim bu yolları, duble yolları ölçemeye şu an imkânımız yok ama Osmaniye-Kadirli yolu 40 kilometre, bunu yapmadığınızı biliyoruz.

Değerli milletvekilleri, yine Kadirli ilçemizin merkezinde bulunan, halkımızın eşi ve çocuklarıyla gittiği, çocuk parkı, yeşil alan, spor tesisleri, semaverle çay içebileceği, kültürel faaliyetlerini yapabileceği güzel bir Kabasakal Parkı’mız bulunmaktadır. Ancak bu güzel alan, görüntüsünü ve gelişmesini engelleyen, daha önce belediyemiz tarafından karar alınarak diğer bir arsa ile takas yapmak şartıyla Kültür Bakanlığımıza kültür merkezi yapılması için tahsis edilmiş, ancak Kültür Bakanlığı temelini atmış, uzun yıllardan bu yana başka bir işlem yapmamıştır. Ruhsat bile alamamış ve hatta alınan karar gereği diğer takas edilecek arsa da verilmemiştir. Sayın Kültür Bakanımızdan ricam bu binanın Kadirli Belediyesine devri için gerekli işlemlerin ivedilikle yapılarak, mazeret üretilmeden çözümü üretileceği temennisiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Coşkun.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, geçici 34’üncü maddenin kapalı oturumda görüşülmesine dair İç Tüzük’ün 70’nci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır.

Kapalı oturum istemine dair önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısının Madde 52’ye bağlı Geçici 34. maddesinin İçtüzük 70’e göre kapalı oturumda yapılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Muharrem İnce

 

Şevket Köse

Harun Öztürk

 

Yalova

 

Adıyaman

İzmir

 

Birgen Keleş

 

Hüseyin Pazarcı

Nevingaye Erbatur

 

İstanbul

 

Balıkesir

Adana

 

Ali Oksal

 

Rahmi Güner

R. Kerim Özkan

 

Mersin

 

Ordu

Burdur

 

Tansel Barış

 

Metin Arifağaoğlu

Atila Emek

 

Kırklareli

 

Artvin

Antalya

 

Gökhan Durgun

 

Akif Ekici

Tayfun İçli

 

Hatay

 

Gaziantep

Eskişehir

 

Canan Arıtman

 

Hüsnü Çöllü

Oğuz Oyan

 

İzmir

 

Antalya

İzmir

 

Algan Hacaloğlu

 

 

Ali Koçal

 

İstanbul

 

 

Zonguldak

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, kapalı oturumda Genel Kurul salonunda bulunabilecek sayın üyeler dışındaki dinleyicilerin ve görevlilerin dışarıya çıkmaları gerekmektedir.

İdare amirlerimiz buradadır umarım. Sayın idare amirlerinden salonun boşaltılmasını temin etmelerini rica ediyorum.

Yeminli stenografların ve yeminli görevlilerin salonda kalmalarını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kapalı oturuma geçiyoruz.

Kapanma Saati: 20.26


IX.- KAPALI OTURUMLAR

Dördüncü Oturum

(Kapalıdır)


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 57’nci Birleşiminin kapalı oturumdan sonraki Beşinci Oturumunu açıyorum.

606 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, madde 52’ye bağlı geçici madde 34 üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

606 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 52'inci maddesinin geçici madde 34'ün a bendinin 1'inci alt bendinde yer alan "60 TL" ibaresi yerine "400 TL", aynı bendin 1'inci ve 2'inci alt bendinde yer alan "% 4" olan ibarenin "% 80" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Bengi Yıldız

 

Sebahat Tuncel

Şerafettin Halis

 

Batman

 

İstanbul

Tunceli

 

Hamit Geylani

 

Akın Birdal

Ufuk Uras

 

Hakkâri

 

Diyarbakır

İstanbul

 

 

 

Nuri Yaman

 

 

 

 

Muş

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısının 52 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen Geçici 34 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 1 numaralı alt bendinde geçen "60 TL" ibaresinin, "200 Türk Lirası" şeklinde değiştirilmesini ve aynı fıkraya aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                  Mustafa Kalaycı                         Erkan Akçay                            Oktay Vural

                          Konya                                     Manisa                                      İzmir

                Mehmet Serdaroğlu                        Kadir Ural                          Kemalettin Nalcı

                      Kastamonu                                 Mersin                                   Tekirdağ

                    Mehmet Günal                                                                     Emin Haluk Ayhan

                         Antalya                                                                                    Denizli

"(f) Bu maddede belirtilen gelir ve aylık tutarları, dosya bazında ödenmesi gereken miktar esas alınmak kaydıyla; Türkiye İstatistik Kurumu tarafından 2010 yılına ilişkin hesaplanan gayri safi yurtiçi hasıla değerinin bir önceki yıla göre sabit fiyatlarla artış oranı kadar, bu oranın Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklandığı tarihi takip eden ay ödeme döneminden geçerli olmak üzere ayrıca artırılır."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" nın 52 nci maddesi ile 5510 sayılı kanuna eklenen geçici madde 34 maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Harun Öztürk                       Mustafa Özyürek                      Bülent Baratalı

                           İzmir                                     İstanbul                                      İzmir

             Ferit Mevlüt Aslanoğlu                   Tekin Bingöl                             Oğuz Oyan

                         Malatya                                    Ankara                                      İzmir

"Geçici Madde 34- 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalı ve hak sahiplerine;

a) 2011 yılı başından önce bağlanmış gelir ve aylık tutarları, dosya bazında ödenmesi gereken miktar esas alınmak kaydıyla;

1) 2011 yılı Ocak ödeme döneminden geçerli olmak üzere 100 TL tutarında artırılır. Ancak bu artış tutarının, gelir ve aylıkların % 10 oranında artırılması halinde gerçekleşecek artış tutarından az olması halinde % 10 oranında artırılarak ödenir.

2) 2011 yılı Temmuz ödeme döneminden geçerli olmak üzere, % 10 oranında artırılarak ödenir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SADIK BADAK (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Oyan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

OĞUZ OYAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; efendim, biraz önce, bu yüzde 4 artış gibi sınırlı bir artış yapılmasının acaba Maliye açısından belirli sorunlara mı karşılık geldiğini sormak için bir kapalı oturum yapılmıştı. Bu kapalı oturum reddedildiğine göre, demek ki, öyle anlaşılıyor ki, hazinenin eli sıkışık değil. O hâlde, şimdiki bu önerimizi, yani yüzde 10’a çıkarma önerimizi kabul etmek için sizin de destek vereceğiniz anlaşılıyor.

Değerli arkadaşlarım, bakın, burada bu maddeyle, sigortalı sayılanlardan iki kesim için, yani hizmet akdiyle bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar ile köy ve mahalle muhtarları, hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına veya hesabına çalışanlar için bunların aylıkları -gelir ve aylık tutarları bunların- 60 lira sizin önerinize göre artırılacak ama yüzde 4’e tamamlanması da bunun içinde olacak. Bizim önerimiz, 100 lira bir artış sağlanması, bunun yüzde 10’dan aşağı kalmasında ise yüzde 10’a tamamlanması biçiminde. Niçin böyle bir öneri? Bir kere, refah payı artışından mahrum bırakılmış emeklilerden bahsediyoruz. 5510 sayılı Yasa’nın 55’inci maddesi aynen şunu söylüyor: “Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan en son temel yıllık tüketici fiyatları genel endeksindeki değişim oranı kadar artırılarak belirlenir.” diyor. Dolayısıyla, millî gelir artışı kadar bir refah payı verilmesi engellenmiş durumda. O nedenle, birinci neden, bu refah payından yoksunluğun telafisidir.

İkincisi, Türkiye bir kriz döneminden geçti ve geçiyor. Dolayısıyla, enflasyonist baskılar ve reel satın alma gücü kayıplarını telafi etmek açısından da bu artışın daha yüksek tutulması gerekir.

Üçüncüsü, geçmiş dönem hakları, alacakları bakımından emeklilerin böyle bir artış gerekir.

Tabii, kuşkusuz, 4/C kapsamında, yani kamu idarelerinde çalışmış olup da emekli olanlarla aradaki farkın azaltılması açısından da böyle bir intibak düzenlemesine gerek vardır diye düşünüyoruz. Bu vesileyle bu önergeyi verdik ve sizin oylarınıza bunu sunuyoruz, umarım destekleyeceksiniz.

Değerli arkadaşlarım, biraz önce kaldığımız konuya da bir iki şey ekleyeyim. Bakınız, Adalet ve Anayasa Komisyonundan başlamak üzere müthiş bir gerilim tırmanması ve şimdi bu torba yasayla ilgili olarak da gene toplumda bir gerilim yükselmesi var. İktidarın öncelikli görevi gerilimleri azaltmaktır. İktidarlar gerilim siyaseti gütmezler. İktidarlar toplumdaki tansiyonu, gerilimi düşürmek üzere siyaset yaparlar, birinci görev budur. Ama öyle bir gidişat var ki sözün bittiği noktaya geliyoruz. Muhalefetin, muhalefet görevini yapması engelleniyor. Muhalefetin, şu an bir çorba yasa örneğinde olduğu gibi, temel yasaya dönüştürülmüş bir metinle Anayasal ve İç Tüzük’ten gelen hakları engelleniyor. Yani böyle bir yasama anlayışı olmaz. Bu, sözün bittiği nokta değerli arkadaşlarım. Yani oraya doğru gidiyoruz. Bu, aslında demokrasiden kaçıştır. Bu, otokrasi arayışıdır. Yani Türkiye hızla bir otokratik rejime doğru gidiyor. Dolayısıyla burada bunu dile getiren değerli arkadaşlarıma hak vermek gerekiyor, yani bir taraftan Mübarek rejimine karşı çıkanları destekleyeceksiniz, bir taraftan Türkiye’de demokratik haklarını, direnme haklarını, taleplerini dile getirmek isteyen kitleleri “eşkıya” diye aşağılayacaksınız! Böyle bir hakkı kim veriyor, kim veriyor size?

Tabii, ben eminim, yarınki yürüyüş -ki epey önceden planlanmış bir yürüyüş- vesilesiyle yarın eğer olaylar çıkarsa bunu şimdiden ben büyük bir demagojiyle muhalefet üstüne atmaya hazırlandığınıza da eminim.

Değerli arkadaşlarım, işte bu antidemokratik olmanın başlangıç koşullarıdır ve direnme hakkına böyle direnmek demokrasiden uzaklaşmak demektir.

Hepinizi bu vesileyle hem uyarıyor hem saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısının 52 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen Geçici 34 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 1 numaralı alt bendinde geçen "60 TL" ibaresinin, "200 Türk Lirası" şeklinde değiştirilmesini ve aynı fıkraya aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                          Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

"(f) Bu maddede belirtilen gelir ve aylık tutarları, dosya bazında ödenmesi gereken miktar esas alınmak kaydıyla; Türkiye İstatistik Kurumu tarafından 2010 yılına ilişkin hesaplanan gayri safı yurtiçi hasıla değerinin bir önceki yıla göre sabit fiyatlarla artış oranı kadar, bu oranın Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklandığı tarihi takip eden ay ödeme döneminden geçerli olmak üzere ayrıca artırılır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SADIK BADAK (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Serdaroğlu, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET SERDAROĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergemiz üzerinde söz aldım. Sizleri en iyi dileklerimle selamlıyorum.

Görüştüğümüz bu madde, emeklilere cüzi bir maaş artışını içermektedir. AKP İktidarı yıllardır milyonlarca emekliye çeşitli sözler vermiş ancak sözünü tutmamış ve emeklilerimizi hayal kırıklığına uğratmıştır. 2004’ten bugüne emeklilerin intibak sorununun çözümü konusunda verdiği sözün arkasında durmayan sayın iktidar, altı yıldır bu sorunu çözememiş, bizim çözüm önerilerimizi de şiddetle reddetmiştir.

“İntibak” diye adlandırılan düzenleme, emekliler arasında maaş farklarının giderilmesiyle ilgilidir. 2004’ten bu yana çalışma bakanları ve birçok AKP yetkilisi intibak konusunda müjde üstüne müjde vermişlerdir. İşte, 15 Ekim 2009 yılında, Sayın Bakanın, -az evvel buradaydı- Sayın Kavaf’ın bakınız nasıl bir müjdesi var: “En kısa sürede emeklilerin bu mağduriyeti ortadan kaldırılacaktır.” diyor ama her zamanki gibi sözlerinin arkasında maalesef durulamamıştır.

Değerli milletvekilleri, iktidar yüzde 2 ile 4 arasında artışlarla ya da 60 TL zam vererek emeklilerin beklentilerini boşa çıkarmış, intibak meselesini her seferinde rafa kaldırmıştır. Önergemizde 60’ın hiç olmazsa 200 TL olmasını istemekteyiz.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisinin üzerinde durduğu diğer bir konu da yaşlı ve özürlü maaşlarının artırılması konusudur. Bu konudaki kanun teklifim de uzun süredir komisyonda beklemektedir. Teklifimizle devletten aldığı yaşlılık veya özürlü maaşından başka bir geliri olmayan bu insanlara daha iyi yaşam sağlayabilecek bir maaş verilmesini amaçlamıştık ama her zaman olduğu gibi yine AKP’yi ikna edemedik.

Değerli milletvekilleri, emeklilerimiz açısından diğer önemli bir konu da maaş promosyonudur. Bankalar devlet memurlarına promosyon öderken, 9,5 milyon emekli, yaşlılık ve özürlü aylığı alanlarla birlikte 10 milyonun üzerindeki kişinin maaşlarının yattığı bankalar maalesef bu kişilere promosyon ödemeye yanaşmamaktadırlar. Sayın Hükûmetin ve ilgili bakanlığın bankalarla yaptığı pazarlıkta elini rahatlatmak için bizzat tarafımdan bu konuda bir kanun teklifi hazırlanmıştır. Teklifim ile Sosyal Güvenlik Kurumuna yetki verilerek emekli, yaşlı ve özürlülerimizin maaş promosyonu almasını kanuni güvence altına almak istedik.

Devlet kurumları, hatta 50-100 kişinin çalıştığı özel kurumlar personel maaşlarını yatırdığı bankalarla pazarlık yapıp maaş promosyonu alırken, 10 milyon emeklinin maaşını ödeyen Sosyal Güvenlik Kurumunun bankalardan emekliler adına promosyon alamaması aslında beceriksizliktir veya başka bir ifadeyle emekliyi umursamaz tavrının tam bir göstergesidir değerli milletvekilleri.

Kredi kartı, tüketici kredisi, kart faizi ve kart aidatı gibi kalemlerden trilyonlarca lira kâr eden bankaların emekliye hiç olmazsa senede bir defa promosyon vererek bu insanlara az da olsa bir katkıda bulunması hakkaniyete uygun olacaktır. Ancak bu teklifimiz de AKP tarafından dikkate alınmamıştır. İktidar, önce müjde üstüne müjdelerle sözler vermekte, sonra maalesef sözünü tutmamaktadır; tıpkı kredi kartı aidat ücretlerinde ve emeklilere promosyon verilmesinde olduğu gibi, vatandaşın lehine, bankaların aleyhine olan her durumda vatandaşı bir kenara bırakıp bankaların yanında yer almaktadır.

Milliyetçi Hareket Partisi iktidarında devlet her zaman milletinin yanında olacaktır. Sayın İktidar, kısaca, altmışı matmışı bırakın, gelin, şu emeklileri açlıktan, sefaletten kurtarıp intibakı, promosyonu çözüp delikanlıca bir iş yapalım diyor, hepinizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Serdaroğlu.

III.- Y O K L A M A

(MHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Evet, önergenin oylamasından önce bir yoklama talebi vardır, onu yerine getireceğim.

Sayın Vural, Sayın Akçay, Sayın Uzunırmak, Sayın Serdaroğlu, Sayın Yalçın, Sayın Işık, Sayın Yıldız, Sayın Torlak, Sayın Taner, Sayın Kalaycı, Sayın İnan, Sayın Paksoy, Sayın Asil, Sayın Doğru, Sayın Çelik, Sayın Nalcı, Sayın Tankut, Sayın Akcan, Sayın Özcan, Sayın Ergun.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…. Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

606 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 52'inci maddesinin geçici madde 34'ün a bendinin 1'inci alt bendinde yer alan "60 TL" ibaresi yerine "400 TL", aynı bendin 1'inci ve 2'inci alt bendinde yer alan "% 4" olan ibarenin "% 80" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                           Bengi Yıldız (Batman) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SADIK BADAK (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Tuncel, buyurun.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; madde üzerine verdiğimiz değişiklikle ilgili söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu maddeye ilişkin yaptığımız önergeyle birlikte, en azından her zaman için İktidarın “Emeklilere müjde veriyoruz.” diye toplumu, özellikle emeklileri beklentiye soktuğu bir dönemde gerçekten emeklilere müjde değerinde bir düzenlemenin yapılmasını, en azından bu torba yasa içerisinde emekliler lehine bir düzenleme yapılmasını önerdik çünkü Türkiye’de gerçekten emeklilerin durumu da en az işçilerin durumu kadar vahim bir durumda. Özellikle hem emekliler arasındaki maaş farkının çok olması hem de aynı zamanda emeklilerin yaşam standartlarının altında, özellikle açlık sınırından daha düşük maaş alması ciddi bir problem. Yani TÜRK-İŞ’in açıkladığı verilere göre bugün Türkiye’de yoksulluk sınırı 2.835 TL, açlık sınırı 870 TL. Böyle bir durumda, düşünün… Yani Türkiye’de, gerçekten emeklilerin hak ettiği yaşam standardını, toplumda var olabilmesini sağlayacak bir düzenleme yapılması önemli. O açıdan, biz, 400 TL önerdik, en azından bunun üzerinden bir düzenleme yapılırsa, bunun üzerinden yapılacak bir zammın, Türkiye’de, emeklilerin -diyelim ki- daha adil, daha eşit yaşaması konusunda önemli olacak.

Yine, öngörülen yüzde 4 zammın -diyelim ki- bu emekçilerin, emeklilerin haklarını doğru değerlendirmediğini… O açıdan da bunu yüzde 80 gibi önerdik. Şimdi burada çokmuş gibi, yüzde 80 büyük bir değermiş gibi görünüyor ama bugüne kadarki adaletsizlikleri, bugüne kadar emeklilerin yaşam mücadelesini en azından belli bir noktaya taşımak ve yaşam refahını, sosyal adaleti sağlamak açısından bu önergeyi sunuyoruz.

Bu önerge dikkate alınacak mı? Tabii alınmayacak. Şimdi, bakıyorum iktidar milletvekillerine, hepsi ya kendi arasında konuşuyor ya telefonla konuşuyor ya da zaten bu işle ilgilenmiyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Yani “torba yasa” gibi bir yasayla biz burada tartışırken, bari, bu kadar -diyelim ki- Türkiye kamuoyunun gündemini alan, emekçileri sokağa döken, Türkiye’de çok ciddi tartışmalara neden olan şeyleri sadece karar yeter sayısı ya da toplantı yeter sayısı için değil, bu sorunu tartışmak için burada olsanız daha anlamlı olur diye düşünüyoruz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Aksi takdirde, sadece planlanmış şeylere “Evet.” ya da “Hayır.” demek çok gerçekçi bir durum değil.

Diğer bir konu sayın milletvekilleri: Tabii, Parlamento dönemini bitirmek üzere, oysa Türkiye'nin çok daha ciddi sorunları var. Yani bu ülkenin “barış” gibi bir sorunu var, bu ülkenin “demokrasi” gibi bir sorunu var. Evet, seçime gidiyor olabiliriz. Seçim -diyelim ki- dört beş ay sonra sandıklar kurulacak, burada, muhtemelen yeni yüzler gelecek ya da eski denge bozulmayacak. Buna, tabii ki halkımız karar verecek. Ancak, bu ülkede değişmeyen şeyler olacak yani. Bu ülkede hâlâ yoksullar yoksul, işsizler işsiz, bu ülkede hâlâ bir barış problemi, bir demokrasi problemi olacak.

Biz yaklaşık -diyelim ki- bu Parlamentoya geldiğimiz günden beri bu kürsüde yeni demokratik bir Anayasa tartışmasını hep yürüttük. Bu ülkenin demokratik bir Anayasa’ya ihtiyacı var. Dolayısıyla bu Anayasa yapma konusunda mesaimizi buna harcasaydık aslında, bugüne kadar yaptığımız, eğer sabahlara kadar çalışıyorsak Türkiye’nin geleceği için çalışsaydık, diyelim ki Türkiye’de bütün bu yasal düzenlemeleri de demokratik, sivil, çağdaş bir Anayasa’ya göre yapsaydık daha hayırlı olacaktı. Şimdi Türkiye’nin bu temel ihtiyaçlarını, temel problem alanlarını görmezden gelen, sadece seçim öncesi bir torbaya bütün maddeleri biriktiren ve bu maddelerde sosyal adaletsizliği derinleştiren; kadınlar lehine, işçiler, emekçiler lehine hiçbir düzenlemesi olmayan tartışmalar için burada mesai sarf ediyoruz. Tabii ki Parlamentoya gelmişsek bunun mesaisini sarf edeceğiz ama bu halklarımız lehine, emekçiler lehine, Türkiye demokrasisi lehine ne geliştirecek bu önemli bir nokta. Burada bunun şeyi var mı bilmiyoruz ama demokrasinin olmadığı yerde, adaletsizliklerin, eşitsizliklerin derinleştiği yerde işte yanı başımızda Mısır’da yaşananlar var, Tunus’ta yaşananlar var. Bunlar bize örnek olmalıdır. Biz Türkiye’de demokrasiyi eğer inşa edemezsek Türkiye açısından da kriz ve kaosun, çatışmaların yaşanması hiç de öyle uzak bir ihtimal değildir. O açıdan da AKP İktidarının yapması gereken şey aslında burada demokratik Anayasa’yı tartışmaktır ama ne yazık ki bize torbayı tartıştırıyorsunuz.

İyi akşamlar. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Geçici madde 35 üzerinde iki adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısının 52 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen Geçici 35 inci maddede geçen “yürürlük tarihine kadar” ibaresinin “yürürlük tarihini takip eden ikinci ayın sonuna kadar” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Mustafa Kalaycı                         Erkan Akçay                       Abdülkadir Akcan

                          Konya                                     Manisa                              Afyonkarahisar

                      Oktay Vural                          Mehmet Günal                     Emin Haluk Ayhan

                           İzmir                                      Antalya                                    Denizli

                                                                       Kadir Ural

                                                                          Mersin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 52’nci maddesi ile 5510 sayılı kanuna eklenen Geçici Madde 35’in aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Mustafa Özyürek                       Harun Öztürk                   Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                         İstanbul                                      İzmir                                     Malatya

                      Yılmaz Ateş                          Abdullah Özer                            Tayfun İçli

                          Ankara                                     Bursa                                    Eskişehir

“Geçici Madde 35- Bu Kanunun 8 inci maddesinin üçüncü fıkrasında ve 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilenler için aynı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen yükümlülükler ile 11 inci maddesinin altıncı fıkrasında belirtilen yükümlülüklerden bu maddenin yürürlük tarihine kadar yerine getirilmiş olanları, yasal süresinde yerine getirilmiş sayılır ve idari para cezası uygulanmaz. Bu yükümlülükler için daha önce uygulanan idari para cezaları, kesinleşip kesinleşmediğine bakılmaksızın terkin edilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SADIK BADAK (Antalya)– Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul)– Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın İçli, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Yine bu maddenin bir başka geçici maddesinde, kanun yapma usulünü ve tekniğini eleştirmiştim.

Değerli arkadaşlarım, demokratik ülkelerde böyle bir kanun yapma tekniğini göremezsiniz. Söyledik; parmak çoğunluğuyla hukuka, Anayasa’ya aykırı kural koyuyorsunuz ve diyorsunuz ki: “Arkadaşlar, bu 247 maddelik kanun tasarısının maddelerinde konuşamazsınız.” Ne yaparız? 30 maddeyi bir bölüm hâline getiririz, bölümlerde sadece on dakika konuşursunuz. Başka türlü davranırsanız yasak. Peki… İhtisas komisyonlarında konuşamazsınız. Ne kadar konuşuruz? Beş dakika. Altıncı dakika konuşur muyuz? Yasak. Bir maddeden fazla önerge veremezsiniz, yasak.

Değerli arkadaşlarım, artık yasaklar sokaktan Parlamentoya gelmiştir. Yumurta atan çocuklar yargılanıyor, yasak. Islık çalanlar suçlanıyor, yasak. Toplantı ve gösteri hakkını kullanmak isteyenlere valiler yasak koyuyor. Artık, belirli eylemler yasak olmaktan çıktı, ihtimaller yasak kavramına girdi. Başbakanı protestoya gitmek isteyen emekçiler, öğrenciler o ilin sınırlarına sokulmuyor, komşu ilde gözaltına alınıyor ya da o ilde gösteri yapacaksa, protestoda bulunacaksa bir bakıyorsunuz ihtimale dayalı gözaltılar ve Sayın Başbakan o ili terk ettikten sonra gözaltılar bitiyor.

Değerli arkadaşlarım, toplantı ve gösteri hakkı Anayasa’mızın 34’üncü maddesinde yer almıştır. Bu hak, 2001 yılında yapılan “Avrupa Birliği” denilen o demokratik açılımda yapılıyor. Bakın, ne diyor, o zaman gerçekleşti: “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” Bu anayasal haktır. Şimdi duyuyoruz ki Sayın Ankara Valisi birtakım yasaklar koymak istiyor, birtakım engellemelerde bulunmak istiyor. Değerli arkadaşlarım, bu demokratik ülkelerde böyle yasaklar olmaz. Böyle yasakların nerede olduğu yakın tarihimizde hep görüldü. İşte, Saddam Irak’ında olduğu gibi şimdi Büyük Orta Doğu Projesi’nin bir ayağı olan Kuzey Afrika ülkelerinde, Tunus’ta, Mısır’da yaşıyoruz. Yasaklara karşı halkın demokratik tepkisi demokratik ülkelerde -demokratik tepkisi, altını çiziyorum- takdirle karşılanıyor.

Değerli arkadaşlarım, hem “ileri demokrasi” diyorsunuz hem de yasaklar koyuyorsunuz. Sevsinler sizin ileri demokrasinizi, eğer ileri demokrasiniz buysa. Parlamenterlerin, milletvekillerinin, milletin temsilcisinin sesini kısmak ileri demokrasi değildir. Böyle davranışlar, parlamentoda, totaliter rejimlerde bunlar olur, totaliter rejimlerde. Bakın, ”Bu anlayış, benmerkezci, bencil ve totaliter bir anlayıştır.” diyor Sayın Bülent Arınç, Sayın Mehmet Ali Şahin, Sayın İyimaya. Dilekçeleri de bunu söylüyor ve çok ufak, 91’inci maddeyle ilgili bir İç Tüzük değişikliği için bunları söylüyor. “Hukuka değil, doğal bariyerleri zorlayan parmaklara ve dengeleri bozan antidemokratik kurnazlıklara güvenmektir.” diyor Sayın Arınç. “Muhalefeti oyun süsü zanneden bu talihsiz zihniyetin çarpıp parçalanacağı uygarlık duvarları vardır.” diyor ve devam ediyorlar: “Bu duvarların en başında Anayasa’mız ve millet gelmektedir. Konuşmayan, suskun, iktidarın siyaseti, millete ait Mecliste sesi kesilmiş muhalefete doğru yol almak istiyor.” diyor 2001 yılında.

Değerli arkadaşlarım, bunlar güzel, veciz sözler ama sayısal çoğunluğunuzu, bırakın üç partili koalisyon hükûmeti dönemindeki Parlamentoya, sayısal çoğunluğunuzu eğer Türkiye Büyük Millet Meclisinde muhalefet milletvekillerinin sesini kısmak için kullanırsanız, sokaktaki vatandaşı yasaklarla boğarsanız, tehditlerle, şantajlarla, küfürlerle onları susturmaya kalkarsanız, değerli arkadaşlarım, bir dost olarak söylüyorum, bu başınıza hiç iyi şeyler gelmez. Bunları bir dost olarak söylüyorum.

ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Aynaya bak, aynaya.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Laf atarak susturabileceğinizi sanmayın.

MEHMET OCAKDEN (Bursa) – Darbe mi yaptıracaksın?

FATİH ARIKAN (Kahramanmaraş) – Beş ay sonra...

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Göreceğiz… Bu baskıcı, bu totaliter anlayışla bir yere gidemeyeceğinizi sizler de göreceksiniz. Bunlar demokratik davranışlar değildir, bunlar ileri demokrasi örneği değildir.

MEHMET OCAKDEN (Bursa) – Siz darbeleri çok iyi bilirsiniz.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Sen kendine bak.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Biraz evvel Grup Başkan Vekilimizin söylediği gibi “Devletin malını hortumlayanlar suçlu değil ama ıslık çalanlar suçlu.”

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İçli.

Önergeyi oylarınıza...

III.- Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi vardır, onu yerine getireceğim.

Sayın İnce, Sayın Özyürek, Sayın Köse, Sayın Öztürk, Sayın Keleş, Sayın Koçal, Sayın Ekici, Sayın Karaibrahim, Sayın Çakır, Sayın Özkan, Sayın Serter, Sayın Korkmaz, Sayın Güner, Sayın Pazarcı, Sayın Ağyüz, Sayın Öğüt, Sayın Kaptan, Sayın Aydoğan, Sayın Özbolat, Sayın Hacaloğlu, Sayın Arıtman.

Sayın milletvekilleri, yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısının 52 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen Geçici 35 inci maddede geçen “yürürlük tarihine kadar” ibaresinin “yürürlük tarihini takip eden ikinci ayın sonuna kadar” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Mustafa Kalaycı (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SADIK BADAK (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Akcan, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 52’nci maddesiyle ilişkili olarak vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, önergeyle biz, ilgili maddede “yürürlük tarihine kadar olan” ifadesinin “yürürlük tarihini takip eden ikinci ayın sonuna kadar” şeklinde değiştirilmesini talep ediyoruz.

Maddede ifade edilen yükümlülüklerin, maddenin yürürlük tarihine kadar yerine getirmiş olanların yasal süresinde yerine getirmiş sayılarak idari para cezası uygulanmaması, uygulananların da terkin edilmesi hükmü hukuki bir hatayı içermektedir. Zira yükümlülüklerin böyle bir hükümden haberdar olabilmesi, maddenin yürürlüğe girmesiyle mümkündür. Verilen sürenin maddenin yürürlüğe girdiği gün sona ermesi anlamsız ve dikkat çekicidir. Bu durum, bu maddenin hazırlanması ve görüşmelerinde bulunan başta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ve Bakanlık personeli olmak üzere, bürokratları, Bakanlar Kurulu üyelerini ve milletvekillerini zan altında bırakabilecektir. Böylesi bir düzenlemenin yapılabilmesi için, hiç olmazsa gündeme geldiği ilk günden itibaren, kanun yürürlüğe girinceye kadar bu imkândan yararlanılacağı kamuoyuna duyurulması ve yoğun bir biçimde bilgilendirilmesi gerekirdi. Oysa, her ne kadar 2010 Haziranından bu yana böyle bir torba yasadan bahsediliyorsa da gerek ihtisas komisyonlarından kaçırıldığı ve gerekse gelen tasarıdaki madde miktarı Plan Bütçe Komisyonunda verilen önergelerle 10 katına çıkarak torba olmaktan çıkıp çuval ve hatta harar tasarıya dönüştüğü için hiç kimse öyle özüyle ve detayıyla bu tasarının içeriğine vâkıf değildir. Bu itibarla, maddeyle getirilen imkânlardan, maddenin yürürlük tarihini takip eden ikinci ayın sonuna kadar yararlanması önergeyle teklif edilmektedir. Böylece amaca ulaşmada daha iyi sonuç alınır diye düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu tasarı ile Hükûmet, daha önceki yıllara ait devlete karşı olan mali yükümlülüklerini yerine getirememiş, bu nedenle ceza ve gecikme faizine muhatap olmuş mükelleflerin borçlarının tahsilini amaçlıyordu. Yani, bizde bir söz vardır “Müflis tüccar eski defterleri karıştırır.” diye. İşte, müflis tüccar mantığıyla eski defterleri karıştırarak bir şeyler toparlayabilirim diye hareket ediliyor. Ne pahasına? Devleti yönetenlerin yanlış yönetim anlayışından dolayı işi bozulmuş olduğundan ödeyemeyip “Ben gerekirse bankadan faizli kredi alarak devlete olan yükümlülüğümü yerine getiririm.” diyen vatandaşlarımızın aleyhine bir gelişmeye sebep olma pahasına, bu gecikme ve ödenmemenin getirdiği yükten insanları, bazı kişileri kurtarmaya dönük bir icraat yapıyoruz.

Dün devlete olan yükümlülüğünü, iyi niyetine rağmen, vatandaş bugün yerine getirebilecek mi acaba? Yerine getirebilmesi için önce konu hakkında haberinin olması gerekir ve sonra derinlemesine bilgisinin olması gerekir. Biz bu önergeyle kişilerin tasarı kanunlaştıktan sonra haberdar ve bilgi sahibi olarak yükümlülüklerini daha iyi anlama ve yerine getirme şansını ortaya koyuyoruz. Aksi takdirde bu tasarının bir sürü maddesiyle varılmak istenen sonuca ve amaca varılamaz.

Nitekim bugün sabahleyin televizyonu açtığımızda, ekonomi kritiği yapan konu uzmanlarının kamuoyuna sunduğu, Sayın Maliye Bakanının ifadelerinden, Hazineden sorumlu siyasilerin ifadelerinden hareketle Türkiye Cumhuriyeti devletinin toplaması gereken verginin sadece yüzde 17,5’unu toplayabildiğini, iyimser bir rakamla yüzde 70’inin toparlanmadığını ifade ediyordu. Yine, maliyenin açıklamalarına göre Türkiye’de kurumlar vergisi mükelleflerinin ödemesi gereken bedelin yüzde 70’ini ilk 100 sırada üretim yapan kurumlar vergisi mükelleflerinin ödediği, gerisinin toparlanamadığı yani kayıt dışılığın arttığı ifade edilmektedir. Bu önergenin kabul edilerek daha iyi uygulama şansı yaratılacağını düşünüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akcan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni geçici madde ihdasına dair dört adet önerge vardır, önergeleri okutup arkasından sırasıyla işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

606 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 52 nci maddesine bağlı olarak 5510 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                  R. Kerim Özkan                         Yaşar Ağyüz                           Yaşar Tüzün

                          Burdur                                   Gaziantep                                   Bilecik

                  Mevlüt Coşkuner                                                                       Selçuk Ayhan

                          Isparta                                                                                       İzmir

"Geçici Madde 36- 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalılardan; 1/10/2007 ile 1/10/2009 tarihleri arasında iş akdi işveren tarafından feshedilenlerden aylık bağlanması için gerekli prim gün sayısını doldurmalarına rağmen, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 81 inci maddesindeki yaş haddinden dolayı aylık bağlanamayanlara, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde Kuruma başvurmaları halinde, aylık bağlanır. Bağlanan aylıklar, aylık bağlanması için gereken yaş şartının sağlandığı tarihe kadar, Hazine tarafından karşılanır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SADIK BADAK (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tüzün. (CHP sıralarından alkışlar)

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz yasa tasarısının 52’nci maddesinin çerçeve 36’ncı ek maddesi için söz almış bulunuyorum Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle şunu belirtmek istiyorum: Bu geçici madde önergesi sadece önerge lehinde konuşabilme adına değil, formaliteyi yerine getirebilme adına değil, Türkiye’de, ülkemizde yaklaşık 2 milyon vatandaşımızı kapsayacak bir önerge. Bu önergenin içeriği, gerçekten insanlarımız için, toplumumuz için, 2 milyona yakın vatandaşımız için çok önemli. Özellikle iktidar partisine mensup milletvekili arkadaşlarımın, en azından bir dakika ayırıp bu önergenin lehinde konuşmamdan dolayı beni dinlemelerini talep ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu önergenin içeriği, insan yaşamında, iş bulan arkadaşlarımız, kardeşlerimiz iş hayatına atıldıklarında en önemli hesaplarından bir tanesi “Ben ne zaman emekli olacağım?” düşüncesidir. İş hayatına başlayan kişi, kuşkusuz, görevini yerine getirirken de ne zaman emekli olacağını hesaplayıp kendi yaşam seviyesini ve ailevi düzenini ona göre oluşturuyor.

Özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarından önce çıkan bu sosyal güvenlik yasalarında prim ve gün esastı. Örnek veriyorum: 1990 yılında işe başlayan bir arkadaşımız, prim ve gün esasına göre hesap yaptığında “2010 yılında emekli olacağım, 2010 yılından sonraki yaşam tarzım bu şekilde olacak.” diyerek bir hazırlık yaptı. Peki, yüce Meclis ve kuşkusuz AKP İktidarı ne yaptı? 2006 yılının 31 Mayısında -bir Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı- bizim tüm karşı çıkmamıza rağmen bu Mecliste bir tasarı kabul etti ve o tasarıda dedi ki: “Sizin prim ve gün sayınız hiç önemli değil. Siz yaş haddinden emekli olacaksınız.” Böylece prim ve gün sayısını doldurup da yaş haddine takılan ülkemizde 2 milyona yakın vatandaşımız var. Şimdi, bu vatandaşlarımız ne yapıyorlar? Özellikle, yine, 2008 yılında ülkemizde yaşanan ekonomik krizle birlikte iş akitleri feshedildi. Dolayısıyla 2 milyona yakın vatandaşımız şu anda prim ve gün sayısını doldurduğu hâlde -bakınız, bu çok önemli, prim ve gün sayısını doldurduğu hâlde- hiçbir iş yerinde çalışamıyorlar, emekli olamıyorlar, sosyal güvencesi ve sağlık güvencesi yok. 2006 yılında AKP İktidarı döneminde maalesef böyle bir kanun çıkardınız.

Şimdi, bu önergeyle ilgili başta Sosyal Güvenlik Genel Müdürüyle, yine Sayın Bakanla, iktidar partisinin grup başkan vekiliyle bizzat görüşme yapıp ricada bulundum. Erken emekliliği söz konusu etmiyorsanız bile en azından bu 2 milyon vatandaşımıza emekli yaşına kadar bir maaş bağlansın ve hazineden karşılansın diye bir ek madde önergesi verdik.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten bu önerge formalite, konuşma yapabilme adına verilmiş bir önerge değil. İktidar partisi milletvekillerine tekrar sesleniyorum: Bu kanunu 31 Mayıs 2006’da siz çıkardınız, 2 milyona yakın vatandaşımızı siz mağdur ettiniz. Bu mağduriyeti giderebilecek, bu mağduriyeti önleyecek bir ek madde önergesidir. Bunun lehinde söz aldım. Bu önergeyi destekleyeceğinize yürekten inanıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tüzün, teşekkür ediyorum.

III.- Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama talebi...

BAŞKAN – Yoklama talebinde bulunuyorsunuz.

Sayın İnce, Sayın Tüzün, Sayın Özyürek, Sayın Köse, Sayın Öztürk, Sayın Keleş, Sayın Atay, Sayın Koçal, Sayın Ekici, Sayın Sevigen, Sayın Korkmaz, Sayın Sertel, Sayın Oksal, Sayın Özkan, Sayın Çakır, Sayın Özbolat, Sayın Hacaloğlu, Sayın Arıtman, Sayın Dibek, Sayın Pazarcı, Sayın Öğüt, Sayın Ağyüz.

Sayın milletvekilleri, yoklama için bir dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, İç Tüzük’e göre komisyonlarda temsil edilmeyle ilgili, o konuyla ilgili seçilmiş özel sözcülerin temsil edebileceğini ifade ediyor. Komisyon raporunda Sayın Milletvekilinin özel sözcü olarak seçildiğine ilişkin bir kayda rastlamadım. Sadece en sondaki imza bölümünde var. Komisyonun böyle bir kararı var mı? Eğer böyle bir seçim yapılmışsa neden raporda yok, göremedim? Varsa kaçıncı sayfada? Onu görebilirsek… O bakımdan, onu öğrenmek için…

BAŞKAN – Sayın Vural, 387’nci sayfada.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Tabii, 800 sayfada bulmak zorlaşıyor Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır efendim. Efendim, 387’nci sayfada isimler var, altında yazılmış. Dolayısıyla bir seçimin yapılmış olması gerekiyor. Komisyon raporunda “Bu raporun özel sözcüleri olarak şu, şunlar seçilmişlerdir.” diyerek komisyon iradesi gerekiyor. Dolayısıyla bu irade olmadan özel sözcü tarafından temsil edilmesi mümkün değil efendim.

AHMET YENİ (Samsun) – Komisyon tutanaklarında var. Okuryazar olanlar baksın.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bazıları da cahilce cühelaca konuşmasın.

BAŞKAN – Sayın Vural, burada imza atılan kısımda, yapılan şeyde, bu raporun sözcüsü olarak Sayın Sadık Badak’ın ismi var, belirtilmiş.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, kaçıncı sayfada?

BAŞKAN – 387’nci sayfada, imza kısmında “Bu raporun…

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, altına yazılmış…

BAŞKAN – …sözcüsü” ifadesi var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, seçilmiş olup olmadığına ilişkin, seçilmiş olmaları gerekiyor. Ben de diyorum ki: Komisyon Başkanı bu konuda seçim yaptı mı? Neye göre yaptı?

BAŞKAN – Sayın Vural, şimdi arkadaşlarımız da aynı şeyi söylüyor, sizin orada görevli olan arkadaşlarınız da vardır. Burada bu arkadaşımızın sözcü olduğunun aksine dair bir şerh vesaire diğer şeyler yoktur. Burada Plan ve Bütçe Komisyonunda üye olan arkadaşlar var, şu anda onlar da vardır. Yani burada kayıt altına alınmış. Dolayısıyla biz bunu böylece kabul edeceğiz. Uygulama da bu şekildedir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani burada komisyon başkanı olarak sayın milletvekilinin ismi yazılırsa onu komisyon başkanı mı sayacağız? Yani böyle bir şey olur mu? Seçilmiş olması gerekiyor.

BAŞKAN – Oktay Bey, öyle bir şeyin olması mümkün değil, yani komisyon başkanı diyemez. Sadece komisyon sözcülerinin ifadesi vardır ve burada var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla Komisyon böyle bir seçim yaptı mı yapmadı mı?

BAŞKAN – Efendim, Komisyon yapmış ve bakınız, burada imza altına almış.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, siz Komisyonun adına lütfen şey yapmayın.

BAŞKAN – Hayır, arkadaşlarımızla şimdi konuştuk, uygulama aynen bu şekilde devam etmiştir, daha önceden de bu şekilde olmuş Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Komisyon bir seçim yapmışsa metinde yer alması lazım, karar yok. Karar yok efendim, karar yok!

BAŞKAN – Efendim, işte devamlı yapılan bir şeydir.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, bugüne kadar bütün uygulamalar böyle oldu. Hiçbir zaman özel hüküm dercedilmedi.

BAŞKAN – Bakınız, sürekli uygulanan husus bu.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nasıl? Hangi? Ne zaman olmuş?

Yani rapora yazılmayan bir hususu seçilmiş gibi matbaa yazmışsa onu komisyon sözcüsü mü yazacağız?

BAŞKAN – Sayın Vural, böyle bir şeyi matbaanın yazması söz konusu olabilir mi? İstirham ediyorum yani, böyle bir şey söz konusu olamaz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Olamaz mı?

BAŞKAN – Hayır, böyle bir şeyin aksi bir durumda zaten Plan ve Bütçe Komisyonuna üye olan arkadaşlar itiraz edebilirler, komisyon tutanağında da var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Böyle bir seçim yapılmamış.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Yapıldı efendim, yapıldı Komisyonda.

BAŞKAN – Yapılan işlem doğrudur Sayın Vural.

Evet, diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 s. sayılı yasa tasarısının 52 nci maddesine aşağıdaki geçici maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Geçici Madde 36- 12 Eylül darbesi mağduru olarak gözaltında, tutuklulukta, hükümlülükte geçirilen süre borçlanma suretiyle emekliliğe esas alınır.

                     Hasip Kaplan                         Sebahat Tuncel                         Ayla Akat Ata

                          Şırnak                                    İstanbul                                    Batman

                 M. Nezir Karabaş                         Sırrı Sakık                              Nuri Yaman

                           Bitlis                                        Muş                                         Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SADIK BADAK (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Tuncel, gerekçeyi mi okutayım?

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

12 Eylül darbe mağdurlarına hem özür borcumuzu yerine getirmek hem de mağduriyetlerini gidermek esas alınmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 52 nci maddesine aşağıdaki geçici maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Geçici Madde 36 - 13/5/1971 tarihli ve 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu uyarınca kurulan sıkıyönetim mahkemelerinin görev alanına giren suçlar nedeniyle yakalanan veya tutuklananlardan, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yönetime elkoyduğu 12 Eylül 1980 tarihinden itibaren haklarında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilenler, hakkında mahkûmiyet kararı verilmeyenler veya tutukluluk süresi mahkûmiyet süresini aşanların fazla yattıkları süreler veya beraatlerine karar verilenlerin, gözaltında veya tutuklulukta geçen süreleri için kendilerinin ya da hak sahiplerinin bu durumlarını belgeleyerek bu maddenin yayımı tarihinden itibaren altı ay içerisinde talepte bulunması kaydıyla, gözaltında veya tutuklulukta geçen süreleri, talep tarihinde 82 nci maddeye göre belirlenen prime esas günlük kazanç alt sınırının % 32'si üzerinden hesaplanacak primlerinin; bu durumlarından dolayı dava açıp tazminat alanların borcun tebliğ tarihinden itibaren altı ay içerisinde kendilerince veya hak sahiplerince, tazminat almamış olanların ise Hazinece ödenmesi suretiyle borçlandırılır. Bu şekilde borçlanılan süreler Kanunun dördüncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında prim ödeme gün sayısı olarak değerlendirilir. Ancak, sigortalılık başlangıç tarihinden önceki borçlanılan süreler sigortalılık başlangıç tarihini geriye götürmez.

5434 sayılı Kanuna tabi çalışmakta iken 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu uyarınca kurulan sıkıyönetim mahkemelerinin görev alanına giren suçlar nedeniyle yakalanan veya tutuklananlardan, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yönetime elkoyduğu 12 Eylül 1980 tarihinden itibaren haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilenlerin, herhangi bir nedenle hizmet sayılmayan gözaltında veya tutuklulukta geçen süreleri, kendileri veya hak sahiplerinin bu durumlarını belgeleyerek bu maddenin yayımı tarihinden itibaren altı ay içerisinde talepte bulunması kaydıyla, gözaltına alındığı veya tutuklandığı tarihteki emeklilik keseneğine esas aylık derece ve kademesinin talep tarihindeki katsayılar ve emeklilik keseneğine esas aylığın hesabına ait diğer unsurlar ile kesenek ve karşılık oranları esas alınmak suretiyle hesaplanacak borçlanma tutarının altı ay içerisinde kendilerince veya hak sahiplerince ödenmesi hâlinde hizmet sürelerine eklenir. Borçlanılan süreler 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun geçici 205 inci maddesine göre yaş tespitinde dikkate alınmaz.

Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar, kendi sigortalılıklarından dolayı sosyal güvenlik kanunlarına göre gelir veya aylık bağlanmış olanlar ile birinci ve ikinci fıkra kapsamında sayılan söz konusu süreleri herhangi bir şekilde sigortalılık hizmeti olarak değerlendirilmiş olanlar bu madde uyarınca borçlanamazlar. Sosyal güvenlik kanunlarına göre gelir veya aylık bağlanmayan ya da toptan ödeme yapılmak suretiyle hizmetleri tasfiye edilenlerden borçlanacakları bu süreler ile birlikte emekli veya yaşlılık aylığına veya gelire hak kazanacak olanlara, geçmişe yönelik aylık ve farkı ödenmez. Bu maddenin birinci ve ikinci fıkrası kapsamında borçlandırılan süreler emekli ikramiyesi hesabında dikkate alınmaz.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Kurum yetkilidir."

                   E. Haluk Ayhan                       Mehmet Şandır                         Erkan Akçay

                          Denizli                                     Mersin                                     Manisa

                      Oktay Vural                          Ali Uzunırmak                       Mustafa Kalaycı

                           İzmir                                       Aydın                                      Konya

                    Mehmet Günal                                                                            Atila Kaya

                         Antalya                                                                                   İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SADIK BADAK (Antalya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Kabul ediyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutayım? Ali Bey, konuşacak mısınız?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür konuşması yapacağım.

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii ki güzel konuşan insan, söylediğiyle yaptığı birbirine uyan insandır, aslında güzel söz söyleyen insan değildir ve söylediklerimizle yaptıklarımızın hayat süreci içerisinde tenakuza düşmemesi gerekir. Dolayısıyla, darbeye karşı olmak ama darbe hukukuna karşı olmamak gibi bir çelişki, hayatımızda ve siyasi hayatımızda devam etmemelidir. 12 Eylül 1980 askerî darbesinin neticesinde, Türkiye’de 650 bin kişinin üzerinde insan tutuklanmıştır ve o zamanki gözaltı süresi doksan gündür. “Ananın adı, babanın adı” deyinceye kadar, insanların kendi kimliklerini açıklayıncaya kadar bu süre geçmemiştir ve işkencehanelerde, zulümhanelerde yalan yanlış ifadelerle birçok insan mahkûm edilmiştir darbe hukuku anlayışı içerisinde. Dolayısıyla o günkü mağduriyetlerin giderilmesi için, o günkü haksızlıkların giderilmesi için bu önergeye yönelik olarak bir teklif hazırlığım oldu 2008 yılında ve 2008 yılındaki bu teklif hazırlığımla ilgili olarak iktidar partisi tabii ki çoğunluğunun “Evet” demediği bir teklifin burada yasalaşması mümkün değildi. Dolayısıyla arkadaşlarımızla görüştük. Şimdiki Sayın CHP Genel Başkanı o zaman CHP Grup Başkan Vekiliydi. Sayın Kılıçdaroğlu’yla görüştük ve arkadaşlarımız o zaman da uygun olabileceği görüşünde birleştiler ve ben partime her şeyden önce çok teşekkür ediyorum öncelikli olarak. Çünkü Milliyetçi Hareket Partisi, milliyetçi, ülkücü camia Türkiye’deki en büyük sosyal maliyeti -bilhassa 12 Eylül 1980 askerî rejiminde- ödemiş bir kitleye sahiptir ve bu insanlar çok büyük haksızlıklara muhatap olmuşlardır. Bizim dışımızdaki insanlar da vardır bu haksızlıklara muhatap olmuş. Dolayısıyla buradaki bizim muradımız bu haksızlıkların ortadan kaldırılması, bu haksızlıkların bir nebze olsun yaralarının sarılabilmesidir. Belki çok kapsamlı bir şeyi yerine getiremedik. Buradaki muradımız o günlerde tutukluluk süresinde haklarında beraat kararı verilenler veya haklarında tutukluluk süresinin mahkûmiyet süresinden uzun olduğu zaman içerisinde, o mahkûmiyet süresinin tutukluluk süresinden kısa olması neticesinde mağduriyete uğramış insanların ve haklarında beraat kararı verilmiş insanların o günlük sürelerinin sigortalılığa sayılmasını… Çünkü on sekiz, on dokuz, yirmi yaşında üniversiteyi bitirmiş veya okula giden bir genç, düşünün ki hayata atılacak, belki sigortalı olacak ve yükseltilen sigortalılık yaş hadlerinden belki daha kısa sürede yararlanabilecekti. İşte bütün bu mağduriyetlerin ortadan kaldırılması için, bu teklifi artık bu torba yasa imkânında bulabildik ve burada bunu dercetmeyi uygun gördük.

Ben, burada Sayın Komisyonun katılmasına, Hükûmetin katılmasına teşekkür ediyorum. Siz çoğunluk grubu olan arkadaşlarımızın mutlaka ki muhalefetle beraber katılarak bu mağduriyeti ortadan gidermelerini bilhassa istirham ediyorum.

Değerli arkadaşlar, bizim davranışlarımızı her zaman burada… Belli birikimleri olan bir toplum olarak, eğer bilim birtakım verileri bizlere temin edemiyorsa deneme yanılmayla toplumun yaşadığı sosyal vetirelerin örneklemeler yapılarak bizlere ders çıkarması gerektiği kanaatini taşıyorum. Bugün Türkiye’de geçmişte yaşananlar, dünyada yaşananlar, biz siyaset insanlarına âdeta bir laboratuvar deneyimlerinin neticesini vermeli ve davranışlarımızı, yönelmelerimizi hep buna göre temin etmeliyiz. Hukuk yaparken kanun çıkarmak demek, mutlaka hukukun üstünlüğünü temin etmek anlamına gelmediğini idrak etmeliyiz. Kanun hukukun üstünlüğünden kaynağını almalı. Dolayısıyla, eğer birtakım teminatlara bireysel olarak “benim teminatımda” dersek, hukukun teminatına bırakmazsak orada hukukun üstünlüğünden söz edemeyiz, orada kişilerin üstünlüğünden söz edebiliriz çünkü haklar onların teminatları altında olursa kişilerin hukuku meydana gelir.

Ben, bu düşüncelerle kabullerinizi bekliyor, hepinize sonsuz saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Uzunırmak.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkürümü geri alıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 52 nci maddesine aşağıdaki geçici maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“GEÇİCİ MADDE 36 - 13/5/1971 tarihli ve 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu uyarınca kurulan sıkıyönetim mahkemelerinin görev alanına giren suçlar nedeniyle yakalanan veya tutuklananlardan, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yönetime elkoyduğu 12 Eylül 1980 tarihinden itibaren haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilenlerin, gözaltında veya tutuklulukta geçen süreleri için kendilerinin ya da hak sahiplerinin bu durumlarını belgeleyerek bu maddenin yayımı tarihinden itibaren altı ay içerisinde talepte bulunması kaydıyla, gözaltında veya tutuklulukta geçen süreleri, talep tarihinde 82 nci maddeye göre belirlenen prime esas günlük kazanç alt sınırının % 32'si üzerinden hesaplanacak primlerinin; bu durumlarından dolayı dava açıp tazminat alanların borcun tebliğ tarihinden itibaren altı ay içerisinde kendilerince veya hak sahiplerince, tazminat almamış olanların ise Hazinece ödenmesi suretiyle borçlandırılır. Bu şekilde borçlanılan süreler Kanunun dördüncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında prim ödeme gün sayısı olarak değerlendirilir. Ancak, sigortalılık başlangıç tarihinden önceki borçlanılan süreler sigortalılık başlangıç tarihini geriye götürmez.

5434 sayılı Kanuna tabi çalışmakta iken 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu uyarınca kurulan sıkıyönetim mahkemelerinin görev alanına giren suçlar nedeniyle yakalanan veya tutuklananlardan, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yönetime elkoyduğu 12 Eylül 1980 tarihinden itibaren haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilenlerin, herhangi bir nedenle hizmet sayılmayan gözaltında veya tutuklulukta geçen süreleri, kendileri veya hak sahiplerinin bu durumlarını belgeleyerek bu maddenin yayımı tarihinden itibaren altı ay içerisinde talepte bulunması kaydıyla, gözaltına alındığı veya tutuklandığı tarihteki emeklilik keseneğine esas aylık derece ve kademesinin talep tarihindeki katsayılar ve emeklilik keseneğine esas aylığın hesabına ait diğer unsurlar ile kesenek ve karşılık oranları esas alınmak suretiyle hesaplanacak borçlanma tutarının altı ay içerisinde kendilerince veya hak sahiplerince ödenmesi hâlinde hizmet sürelerine eklenir. Borçlanılan süreler 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun geçici 205 inci maddesine göre yaş tespitinde dikkate alınmaz.

Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar, kendi sigortalıklarından dolayı sosyal güvenlik kanunlarına göre gelir veya aylık bağlanmış olanlar ile birinci ve ikinci fıkra kapsamında sayılan söz konusu süreleri herhangi bir şekilde sigortalılık hizmeti olarak değerlendirilmiş olanlar bu madde uyarınca borçlanamazlar. Sosyal güvenlik kanunlarına göre gelir veya aylık bağlanmayan ya da toptan ödeme yapılmak suretiyle hizmetleri tasfiye edilenlerden borçlanacakları bu süreler ile birlikte emekli veya yaşlılık aylığına veya gelire hak kazanacak olanlara, geçmişe yönelik aylık ve farkı ödenmez. Bu maddenin birinci ve ikinci fıkrası kapsamında borçlandırılan süreler emekli ikramiyesi hesabında dikkate alınmaz.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Kurum yetkilidir."

                   Nurettin Canikli                   Ferit Mevlüt Aslanoğlu          Kayhan Türkmenoğlu

                         Giresun                                   Malatya                                      Van

                 Hayrettin Çakmak                        Ahmet Yeni                             Rasim Çakır

                           Bursa                                     Samsun                                     Edirne

                                                                   Mehmet Ceylan

                                                                         Karabük

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SADIK BADAK (Antalya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Kabul ediyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Çakır, buyurun efendim.

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; geçici madde 36’yla ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, gayet iyi hatırlıyorsunuz, 12 Eylül referandumu öncesi Sayın Başbakan ve sizler halkın huzuruna çıktınız ve bu referandumun bir demokratikleşme olduğunu, referandumun bir 12 Eylülle hesaplaşma olduğunu, 12 Eylülden hesap sorma olduğunu, bu anlamda da halkın bu Anayasa oylamasına “evet” oyu vermesinin gerekli olduğunu uzun uzun anlattınız. Fakat, referandumdan sonra, 1997 yılında Yüksek Askeri Şûra kararlarıyla 28 Şubat döneminde silahlı kuvvetlerden atılan subay, astsubay ve personel Askeri Yüksek İdare Mahkemesine müracaat etti, dediler ki: “Arkadaş olmaz, çünkü Anayasa değişikliği geriye doğru uygulanmaz.”

Aynı şekilde, 12 Eylül 80’de üçlü kararnameyle silahlı kuvvetlerden atılan personel müracaat etti. Onlara da dediler ki: “Olmaz, çünkü zaman aşımı, otuz yıl geçti.” Dolayısıyla bu Anayasa değişikliği, 12 Eylülde, yani sadece 12 Eylül değil, darbe dönemlerinde yargıya gitme hakkı olmayan, yargısız infaz edilen insanların özlük haklarına yeniden kavuşabilmesi adına herhangi bir açılım getirmedi, bir fayda getirmedi. Bunun üzerine ben de tuttum bir kanun teklifi verdim, 1971 12 Mart dönemi, 12 Eylül 1980 dönemi ve Yüksek Askerî Şûra kararlarıyla yargısız infaz edilerek silahlı kuvvetlerden resen emekli edilen subay, astsubay, sivil memur ve askerî öğrencilerin özlük haklarını yeniden düzenleyen bir teklif verdim. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu dimdik ayakta, arkamda durdu, Milliyetçi Hareket Partisi destek verdi, Barış ve Demokrasi Partisi destek verdi, sizler hepiniz canıgönülden destek verdiniz. Tek tek konuştuğumuzda “Rasim bravo, aferin, çok iyi yaptınız.” diye destek verdiniz. Adalet Bakanı destek verdi. Ama sevgili arkadaşlarım, şu ana kadar ne benim teklifimden bir şey geldi ne de sizden herhangi bir teklif geldi bu anlamda.

Şimdi bir önerge var, geçici 36’ncı madde. Sakın ha anlaşılmasın ki bu 12 Eylülle bir hesaplaşmadır. Çünkü baktığımız zaman, biz buna katılıyoruz, “evet” diyeceğiz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, canıgönülden katılıyoruz ama baktığımız zaman, emeklilik hakkını kazanmış olanlar bundan yararlanamıyorlar. Artı Emekli Sandığı Kanunu’nun geçici 205’inci maddesine göre yaş tespitinde dikkate alınmıyor. Yani bu arkadaşlarımız, cezaevinde yatan ama daha sonra beraat eden arkadaşlarımız cezaevinde yattığı süre emekliliğine sayılıyor ama emeklilik başlangıç tarihi olarak sayılmıyor. Yani kapsamı o kadar daraltılmış ki. Hâlbuki Milliyetçi Hareket Partisinin önergesinde en azından ceza aldığı süre çıkarılarak… Hatta ondan önce bizim Kahramanmaraş Milletvekilimiz Durdu Özbolat’ın bir kanun teklifi var aynı kapsamda. Biliyorsunuz 12 Eylül sıkıyönetim mahkemelerinde insanların kemik yaşı büyültülerek idam edildi arkadaşlar. Erdal Eren bir çocuktu ve 12 Eylül tarafından idam edildi. Bu ülke bunları yaşadı. Dolayısıyla o dönemin sıkıyönetim mahkemelerinin vermiş olduğu kararların bugünkü demokraside ne kadar geçerli olabileceği tartışılır durumda. O bakımdan, 12 Eylül döneminde cezaevinde yatıp ceza almış olsalar bile, bu vatandaşlarımızın bu kanun kapsamına girmeleri gerekirdi. Benim gönlüm bunu arzu ederdi. Yani hep beraber bir iş yapıyorsak bu yaptığımız işin kamuoyu vicdanını tatmin etmesi, milletimizi rahatlatması ve yaptığımız işi öncelikle kendimiz beğenmemiz gerekirdi ama maalesef, maalesef, yaptığımız işi doğru bulmakla beraber, o dönemde suçsuz yere, günahsız yere cezaevinde yatmış olan insanlarımızın bugün en azından emekliliğine yönelik birtakım hakları elde etmesi noktasında doğru bulmakla beraber, yeterli bulmamız mümkün değildir değerli arkadaşlarım. Kaldı ki bu yaptığımız işte arkadaşlar, bu süreler emekli ikramiyesinin ve emekli maaşının tespitinde geçerli olmuyor. Yani bu da bu teklifin bir başka eksikliği.

Bu vesileyle Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu teklife olumlu oy kullanacağımızı bildiriyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çakır.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir. Böylece yeni geçici madde 36 ilave edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, madde 52’yi geçici madde 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36’yla birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 53 üzerinde üç adet önerge vardır.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

606 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 53’üncü maddesinin 2’nci fıkrasında yer alan “Bu hüküm, yürürlüğe girdiği tarihten önceki artışlarda ve görülmekte olan davalar hakkında da uygulanır.” ibaresinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                     Bengi Yıldız                          Sebahat Tuncel                        Şerafettin Halis

                         Batman                                    İstanbul                                    Tunceli

                       Ufuk Uras                              Akın Birdal                           Hamit Geylani

                         İstanbul                                 Diyarbakır                                 Hakkâri

                                                                      Nuri Yaman

                                                                            Muş

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı kanun tasarısının çerçeve 53. Madde başlığının “MADDE 53- 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiş, ayrıca bu kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                      Recep Taner                            Erkan Akçay                            Akif Akkuş

                          Aydın                                     Manisa                                    Mersin

                  Kemalettin Nalcı                   Ahmet Duran Bulut                      Reşat Doğru

                        Tekirdağ                                  Balıkesir                                     Tokat

                     Metin Ergun                                                                              Kadir Ural

                          Muğla                                                                                     Mersin

GEÇİCİ MADDE 36- 506, 2925, 1479, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlara tabi olarak 08.09.1999 tarih ve öncesinde çalışmaya başlamış olanlara, bir defaya mahsus olmak üzere prim ödeme gün sayısı ile sigortalılık sürelerini tamamlamış olmak kaydıyla, 4447 ve 4759 sayılı Kanunlarda geçen yaş şartı aranmaksızın ilgili Kanunlardaki 08.09.1999 öncesi hükümlere göre bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde kuruma başvurmaları halinde yaşlılık ve emeklilik aylıkları bağlanır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 53 üncü maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Harun Öztürk                       Mustafa Özyürek                      Bülent Baratalı

                           İzmir                                     İstanbul                                      İzmir

             Ferit Mevlüt Aslanoğlu                   Tekin Bingöl                          Durdu Özbolat

                         Malatya                                    Ankara                             Kahramanmaraş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SADIK BADAK (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Özbolat, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

DURDU ÖZBOLAT (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 606 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 53’üncü maddesi hakkında verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz yasa tasarısının AKP hükûmetlerinin uygulamalarının ve ekonomi politikalarının bir sonucu olduğunu belirtmek isterim.

Bakınız, 2002 yılından bu yana kadar yapılan en az 5 yasanın gerekçesinde yeniden yapılandırma olduğunu görmekteyiz. Buradan iki sonuç çıkarmak olanaklıdır. İlki, AKP hükûmetleri Türkiye’yi çok iyi yönetti, işsizlik azaldı, üretim arttı, halkımızın ekonomisi ve refah düzeyi gelişti ama kimse borcunu ödemedi. Böyle bir şeyin mümkün olmadığını hepimiz bilmekteyiz.

İkinci ve gerçek olan, doğru olan sonuç ise AKP hükûmetlerinin ekonomide yarattığı tıkanmanın sahte rakamlarla, süslü sözlerle iyi şeyler oluyormuş gibi göstermesi sonucu evine ekmek götüremeyecek kadar zor durumda olan halkımızın, açlıktan bir bebeğin öldüğü ülkemizde, borçlarını ödeyemeyecek duruma gelmesidir.

Bakınız değerli arkadaşlar, AKP tarafından bu duruma gelmiş ülkemizde böyle bir affın çıkmasına karşı değiliz ancak af ya da yeniden yapılandırma bahanesiyle aynı yasa tasarısının içine ilgili, ilgisiz her şeyin katılmasına karşıyız. Görüştüğümüz tasarıda yeniden yapılandırma ya da af niteliğinde olan yirmi bir madde var, bunları ayrıca ele alabilirdik; görüş birliği içinde, düzenli ödeme yapan vatandaşlarımızı da mağdur etmeden bir yasa hazırlanması olanaksız değildi ama Hükûmet, Meclis iradesini devre dışı bırakmak ve tartışmaya, farklı görüşe, eleştiriye yer vermeden yapmak istediği çok sayıda değişikliği bu kapsama almıştır. Hükûmet, gelecekte hesabını veremeyeceği işlere kalkışmaktadır. Hükûmetin bu oyunlarına yabancı değiliz. 12 Eylül tarihli halk oylamasında da aynısını yaptı. Süslü ve güzel sözlerin arkasına ele geçirmeye çalıştıkları yargıya ilişkin düzenlemeler yaptılar. Sonuç ne oldu hepimiz görmekteyiz. Adalet Komisyonunda yaşananlar Hükûmetin nasıl tehlikeli işlere kalkıştığının bir göstergesi ve sonucudur. Yalnız, ana muhalefet olarak uyarmadan geçmeyelim: Dikkat ediniz, yaptıklarınız sizi gelecekte sıkıntıya sokmasın.

Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz 53’üncü madde, aslında tam bir AKP klasiğidir, AKP Hükûmetinin hukuk tanımaz tutumunun bir göstergesidir. Bunun önüne geçmek için 53’üncü madde tasarı metninden çıkarılmalıdır. Tasarının bu maddesiyle 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’nun geçici 20’nci maddesi kapsamındaki bazı personelin emekli maaş artışları konusunda yargıya taşıdıkları bir ihtilaf, henüz yargı kesin kararını vermeden yasa çıkarılmak suretiyle ortadan kaldırılmaktadır. Bu durum yasama organının yargıya açık müdahalesi niteliğini taşımakta olup Anayasa’mızın 138’inci maddesinin dördüncü fıkrasına aykırıdır, mahkemelerin bağımsızlığına gölge düşürecek bir düzenlemedir. Getirilen değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önceki artışlara ve görülmekte olan davalara da uygulanacağının belirtilmesi ise parlamenter demokrasimiz açısından yeni bir talihsizliktir.

Sayın milletvekilleri, değişiklik önergesi verdiğimiz 53’üncü madde 506 sayılı Yasa’yla ilgili olunca söylenecek o kadar çok söz var ki, beş dakikada bunu bitiremeyiz. Hükûmet, oldubittiye getirip 5510 ve 506 gibi genel sağlık sigortasını, sosyal güvenliği doğrudan ilgilendiren düzenlemeler yapmıştır. Peki, bu düzenlemeler ilgili komisyonda görüşülmüş müdür? Hayır. Çalışma yaşamını ilgilendiren düzenlemelerde işçi ve işverenlerin görüşleri alınmış mıdır? Yine hayır. Sorarım şimdi sizlere: Yasadan doğrudan etkilenecek tarafların görüşlerinin alınmadığı yasa ne kadar doğru olabilir? Demokrasi denildiği zaman herkesten önce laf üreten Hükûmet, icraata geldiğinde demokrasiyi rafa kaldırmaktan hiç çekinmemektedir. Demokrasiyi savunuyorsanız, oturursunuz sendikalarla karşılıklı, ne gibi düzenlemeler istiyorsanız bunu öğrenirsiniz, sonra da ona göre düzenlemeler yaparsınız. Bu iş kalkıp “Babalar burada araba üretin.” demeye benzemez. Çalışma barışını, tarafların karşılıklı huzur ve güvenini tesis edecek düzenlemelerin uzağındayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son verirken, verdiğimiz önergenin kabul edilmesini diler, hepinize saygı ve sevgilerimi sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özbolat.

Önergeyi…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama istiyorsunuz.

Sayın İnce, Sayın Küçük, Sayın Özyürek, Sayın Köse, Sayın Öztürk, Sayın Soysal, Sayın Koçal, Sayın Serter, Sayın Oksal, Sayın Özkan, Sayın Ekici, Sayın Çakır, Sayın Aydoğan, Sayın Dibek, Sayın Hacaloğlu, Sayın Özbolat, Sayın Özer, Sayın Emek, Sayın Karaibrahim, Sayın Atay, Sayın Pazarcı, Sayın Öztürk, Sayın Oyan.

Sayın milletvekilleri, yoklama için bir dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…. Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı kanun tasarısının çerçeve 52. Madde başlığının “Madde 53 - 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiş, ayrıca bu Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                            Recep Taner (Aydın) ve arkadaşları

Geçici Madde 36 - 506, 2925, 1479, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlara tabi olarak 08.09.1999 tarih ve öncesinde çalışmaya başlamış olanlara, bir defaya mahsus olmak üzere prim ödeme gün sayısı ile sigortalılık sürelerini tamamlamış olmak kaydıyla, 4447 ve 4759 sayılı Kanunlarda geçen yaş şartı aranmaksızın ilgili Kanunlardaki 08.09.1999 öncesi hükümlere göre bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde kuruma başvurmaları halinde yaşlılık ve emeklilik aylıkları bağlanır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SADIK BADAK (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Taner, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

RECEP TANER (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 606 sıra sayılı torba kanun tasarısının 53’üncü maddesine bağlı -geçici madde eklenmesiyle ilgili- vermiş olduğumuz önerge hakkında söz aldım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz bu maddeye ilave edeceğimiz bir geçici madde 506, 2925, 2926, 1479 ve 5434 sayılı kanunlara tabi olarak 8 Eylül 1999 tarihi öncesi sigortalılıkları başlamış ve devam edenlere, bir kereye mahsus olmak üzere prim ödeme gün sayısı ile sigortalılık sürelerini tamamlamış olmak şartıyla 4447 ve 4759 sayılı kanunlarda geçen yaş şartı aranmaksızın, ilgili kanunlardaki 1999 öncesi hükümlere göre, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde ilgili kurumlara başvurmaları hâlinde yaşlılık ve emeklilik aylıklarının bağlanabilmesini talep etmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, ekonomik kriz ve neticesinde oluşan -had safhaya çıkan- bir süreç, bugünlere getirmiştir. İşsizlik oranları artmış ve genç nüfus da işsizlik oranlarının en yüksek olduğu kesim hâline gelmiştir. On binlerce genç iş bulmak için sıra beklerken yürürlükteki kanunlar gereği çalışmaya başladıkları andaki emeklilik şartları değiştiğinden müktesep haklarını kaybeden çalışanlar zor durumda kalmışlardır. “Yaş haddi yüzünden emekli olamayan fakat yaşlandığı için de işe alınamayan, SGK kapsamında çalışmadığından sağlık güvencelerinden mahrum kalan veya emekliliği beklediği için ihbar ve kıdem tazminatlarını alamadığından borç içinde yaşayan vatandaşlarımızın beklentilerine çare olabilir miyiz?”in arayışındayız. Torba kanun tasarısı gündeme geldiği andan itibaren binlerce vatandaşımız “Acaba, bu düzenlemede bizim mağduriyetimizle ilgili bir madde var mı?” arayışına girişmişler ve hepimize de postalarla, telefonlarla taleplerini iletmişlerdir. Bu vermiş olduğumuz geçici madde önergesiyle bir kereye mahsus olmak üzere emeklilik şartlarını kazanıp yaş haddini bekleyenlerin mağduriyetleri giderilmeye çalışılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, AKP olarak bugüne kadar birçok af kanunu çıkardınız. Şöyle geriye dönüp baktığımızda iktidara gelir gelmez 2003 yılından itibaren hemen hemen her yıl yeni bir af yasa tasarısı gündeme geldi. SSK affı, SGK affı, vergi barışı, stok affı, kamu alacaklarının uzlaşma usulüyle tahsili, spor kulüplerinin borçlarının affı, bazı varlıkların millî ekonomiye kazandırılması gibi çeşitli düzenlemelerle ekonomik sıkıntıya düşmüş vatandaşlarımızı ön plana çıkardınız ama yanına ilave ettiğiniz ek maddelerle naylon faturacıları da kara para sahiplerini de sahtekârları da affettiniz. Şimdi AKP’li milletvekili arkadaşlarımızdan beklentimiz, dün eleştirdiğiniz, daha sonra da 2006 yılında daha da zorlaştırdığınız emeklilik işlemlerinde bu torba kanun düzenlemesiyle bir rahatlık getirmektir. Dün yaş haddiyle ilgili düzenleme yapıldığında “Emeklilik yaşının artırılmasıyla ilgili tasarı Türkiye gerçeklerine aykırı bir tasarıdır. Bu tasarı bilimsel analizin ürünü değildir. Bu tasarı kâr ve zarar mantığına göre hazırlanmış bir tasarıdır, sosyal kaygıları dikkate almamaktadır. Sosyal güvenlik hakkını ve sosyal devlet olma özelliğini dikkate almayan bir tasarıdır.” demiştiniz. Bugün bu dediklerinizi düzeltmenin şansı önümüzde. Önümüzde seçimler var. İşte size bir fırsat, gelin, iktidarıyla, muhalefetiyle bu önergeyi kabul ederek vatandaşlarımıza bir müjde verelim ve 1999 öncesinde sosyal güvenlik kapsamına dâhil olmuş, prim ödemiş ve daha sonra yapılan yaş şartı düzenlemesiyle emeklilik haklarını kaybedenlerden şu anda gerekli prim ödeme gün sayısını ve süresini yerine getirenlere bir kereye mahsus olmak üzere emeklilik haklarını verecek olan bu önergeye destek verelim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu önergeye desteklerinizi bekliyor, bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Taner.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

606 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 53’üncü maddesinin 2’nci fıkrasında yer alan “Bu hüküm, yürürlüğe girdiği tarihten önceki artışlarda ve görülmekte olan davalar hakkında da uygulanır.” ibaresinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                           Bengi Yıldız (Batman) ve arkadaşları