DÖNEM: 23 CİLT: 89 YASAMA
YILI: 5
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
48’inci
Birleşim
6 Ocak 2011 Perşembe
(Bu
Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür
belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş
alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L
E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III.
- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A)
MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI
1.- Ankara Milletvekili
Zeynep Dağı’nın, Demokrat Partinin kuruluş yıl dönümüne ilişkin gündem dışı
konuşması
2.- Antalya
Milletvekili Tayfur Süner’in, Türkiye’de kurulmuş ve
kurulması düşünülen hidroelektrik santrallerine ilişkin gündem dışı konuşması
ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı
3.- Osmaniye
Milletvekili Hakan Coşkun’un, Osmaniye’nin düşman işgalinden kurtuluş yıl
dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması
IV.-
AÇIKLAMALAR
1.- Antalya
Milletvekili Tayfur Süner’in, Meclis Başkanlığına
verdiği HES’lerle ilgili araştırma önergesine ve
kanun teklifine ilişkin açıklaması
2.- Devlet Bakanı
ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, İzmir
Milletvekili Şenol Bal’ın konuşmasına ilişkin açıklaması
3.- Kırıkkale
Milletvekili Osman Durmuş’un, bitkisel ilaçlarla
ilgili yapılan reklamların halk sağlığı üzerinde olumsuz etki yaratabileceğine
ilişkin açıklaması
V.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- BDP Grubu
adına Grup Başkan Vekili Batman Milletvekili Bengi Yıldız’ın, Kocaeli’deki depremzedelerin sorunlarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/977)
2.- Siirt
Milletvekili Osman Özçelik ve 19 milletvekilinin,
akaryakıt fiyatlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/978)
3.- İzmir
Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve 19
milletvekilinin, TBMM TV’nin etkinliğinin araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/979)
4.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık ve 25 milletvekilinin, taşımalı
eğitim sisteminin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/980)
VI.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Türk Ticaret
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)
2.- Türk Borçlar
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)
3.- Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı ile
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa
Komisyonları Raporları (1/883) (S. Sayısı: 568)
VII.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- İzmir
Milletvekili Şenol Bal’ın, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması
VIII.-
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Edirne
Milletvekili Bilgin Paçarız’ın, Edirne’de yapılacak yeni öğrenci yurduna
ilişkin Millî Eğitim Bakanından sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Nafız Özak’ın cevabı (7/16569)
2.- Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur’un,
Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürünün yaptığı bir konuşmaya ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Nafız Özak’ın cevabı (7/17145)
3.- Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur’un,
yüksek öğrenim öğrencilerinin barınma sorununa ilişkin Başbakandan sorusu ve
Devlet Bakanı Faruk Nafız Özak’ın
cevabı (7/17146)
4.- İzmir
Milletvekili Canan Arıtman’ın, Avrupa Birliğine
yapılan ihracata ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/17203)
5.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Balıkesir Kredi ve Yurtlar Kurumuna ait
yurdun bahçesinde bekletilen tomruklara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Nafız Özak’ın cevabı (7/17259)
6.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, 2007-2010 yılları
arasında Adana’daki protestolu senet ve karşılıksız çeklere ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/17333)
7.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın, 2002-2010
yıllarındaki enerji talebine ve sektöre yönelik yatırımlara ilişkin sorusu ve
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17407)
8.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, Afşin-Elbistan
Termik Santrali’ne ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner
Yıldız’ın cevabı (7/17408)
I.-
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 13.00’te açılarak beş oturum yaptı.
Niğde
Milletvekili Muharrem Selamoğlu, Niğde iline yapılan
hizmetlere,
Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt, Kars-Ardahan-Tiflis-Bakü
demir yolu yapımına,
Eskişehir
Milletvekili Beytullah Asil, yatılı ilköğretim bölge
okullarında yaşanan sıkıntılara,
İlişkin gündem
dışı birer konuşma yaptılar.
Mardin
Milletvekili Cüneyt Yüksel, Mardin’deki yatılı bölge okullarında kahvaltı
sisteminden açık büfe sistemine geçildiğine ilişkin bir açıklamada bulundu.
Arap-Türk
Parlamenter Diyaloğu 2’nci Toplantısına katılmak
üzere Kuveyt’e resmî bir ziyaret gerçekleştirecek olan Türkiye Büyük Millet
Meclisi Dışişleri Komisyonu üyelerinden bir heyet oluşturmak üzere siyasi parti
gruplarınca ismi bildirilen milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi Genel
Kurulun bilgisine sunuldu.
Tokat
Milletvekili Reşat Doğru ve 21 milletvekilinin, kamu avukatlarının sorunlarının
(10/973),
Adana
Milletvekili Hulusi Güvel ve 29 milletvekilinin,
Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği’nin uygulanmasında yaşanan
sorunların ve siyasi baskı yapıldığına dair iddiaların (10/974),
İstanbul
Milletvekili Birgen Keleş ve 24 milletvekilinin, Türkiye-Avrupa Birliği
ilişkilerinin (10/975),
Antalya
Milletvekili Osman Kaptan ve 29 milletvekilinin, Antalya’da madencilik
faaliyetlerinin etkilerinin (10/976),
Araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin
gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı
açıklandı.
Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:
1’inci sırasında
bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun
olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96),
2’nci sırasında
bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun
olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/499) (S. Sayısı: 321),
Görüşmeleri
komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.
3’üncü sırasında
bulunan ve görüşmelerine devam olunan Bursa Milletvekili Ali Koyuncu ve 4
Milletvekilinin; 5683 Sayılı Yabancıların Türkiye’de İkamet ve Seyahatleri
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve İçişleri
Komisyonu Raporu (2/644) (S. Sayısı: 492) görüşmeleri tamamlanarak kabul edildi
ve kanunlaştı.
4’üncü sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında
değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen,
Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı
ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa
Komisyonları Raporları (1/883) (S. Sayısı: 568) birinci bölümünün 8’inci
maddesine kadar kabul edildi.
Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş, Tunceli Milletvekili
Kamer Genç’in, AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.
Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Konya Milletvekili
Atilla Kart’ın konuşmasına ilişkin bir açıklamada bulundu.
6 Ocak 2011
Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 13.00’te toplanmak üzere birleşime
19.57’de son verildi.
|
|
|
Sadık YAKUT |
|
|
|
|
Başkan Vekili |
|
|
|
|
|
|
|
|
Yusuf COŞKUN |
Murat ÖZKAN |
Yaşar TÜZÜN |
|
|
Bingöl |
Giresun |
Bilecik |
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
No.: 58
II.-
GELEN KÂĞITLAR
6
Ocak 2011 Perşembe
Tasarı
1.- Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine
Dair Kanun Tasarısı (1/990) (İçişleri; Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor
ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.12.2010)
Teklif
1.- Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun;
10.07.2004 Tarihli ve 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununa Bir Madde
Eklenmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/837) (İçişleri ile Plan ve Bütçe
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.12.2010)
Sözlü Soru Önergeleri
1.- Ardahan Milletvekili Ensar
Öğüt’ün, Bolu’daki okullarda ilk yardım seti ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından sözlü soru önergesi (6/2304) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
2.- Ardahan Milletvekili Ensar
Öğüt’ün, Bolu’da eğitim için ayrılan bütçeye ve okulların personel ihtiyacına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/2305) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27/12/2010)
3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, şehit ve gazi yakınlarının istihdamına ilişkin
İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2306) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, Kahramanmaraş-Ekinözü’ne adliye kurulmasına
ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/2307) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27/12/2010)
5.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, hayvan ve et ithalatına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2308)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2010)
6.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, ithal edilen koyunlara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2309)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2010)
7.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, bazı ülkelerin damızlık hayvan ithal edilen
ülkeler listesinden çıkarılmasına ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından sözlü soru önergesi (6/2310) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2010)
8.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, Avusturya’dan ithal edilen hayvanlara ilişkin
Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi
(6/2311) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2010)
Yazılı Soru Önergeleri
1.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, TBMM uzantılı elektronik posta adreslerine
gönderilen mesajlara ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı
soru önergesi (7/17586) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.12.2010)
2.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, milletvekillerinden e-devlet üzerinden randevu
alınırken yaşanan soruna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı
soru önergesi (7/17587) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.12.2010)
3.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın,
engellilerin kamu kurum ve kuruluşlarında istihdamına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/17588) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, Ankara-Kahramanmaraş uçak seferlerine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/17589) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
5.- Batman Milletvekili Ayla Akat
Ata’nın, Batman Bölge Devlet Hastanesi eski başhekiminin iddialarına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/17590) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
6.- Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in,
yabancı vakıf, dernek ve kar amacı gütmeyen kuruluşlara ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/17591) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2010)
7.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın,
apartman yönetimlerinin e-bildirge yükümlülüğüne ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/17592) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2010)
8.- Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, yeni
kurulan vakıf ve derneklere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/17593)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2010)
9.- Batman Milletvekili Ayla Akat
Ata’nın, kadına şiddete yönelik çalışmalara ve bir cinayet olayına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/17594) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2010)
10.- İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, Diyanet
Vakfı Kadın Merkezi Müdürlüğü Yönetim Kurulu Başkanının görevden alınmasına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/17595) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2010)
11.- Gaziantep Milletvekili Akif Ekici’nin, Cumhurbaşkanlığının ve Başbakanlığın
harcamalarındaki artışa ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/17596)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2010)
12.- İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, Sivas
Cumhuriyet Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinde yapıldığı iddia
edilen bir ankete ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/17597)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2010)
13.- İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın,
yolsuzluğun önlenmesi amacıyla yapılan çalışmalara ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/17598) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2010)
14.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in, Ceza
ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü teşkilat yapısına
ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/17599) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27/12/2010)
15.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in, Ceza
infaz kurumları personelinin statüsüne ve fazla çalışma ücretinden
yararlandırılmasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/17600) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/12/2010)
16.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, Kahramanmaraş-Çağlayancerit’e adliye kurulmasına
ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/17601) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27/12/2010)
17.- Van Milletvekili Özdal
Üçer’in, Adli Tıp Kurumunun işleyişine ve raporlarına ilişkin Adalet Bakanından
yazılı soru önergesi (7/17602) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
18.- Batman Milletvekili Ayla Akat
Ata’nın, şiddet mağduru kadınlar hakkında verilen koruma kararlarına ilişkin
Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/17603) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
19.- İstanbul Milletvekili Ahmet Tan’ın, özel
hastanelerde SGK’lılardan alınan ücretlere ilişkin
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/17604)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
20.- Kütahya Milletvekili Alim
Işık’ın, işçilere yönelik vergi düzenlemelerine ilişkin Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/17605) (Başkanlığa geliş tarihi:
28/12/2010)
21.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in,
Vakıfbank Yönetim Kurulu Üyeliğine yapılan bir atamaya ilişkin Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/17606)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
22.- Kütahya Milletvekili Alim
Işık’ın, ekonomik krizin etkilerine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/17607) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28/12/2010)
23.- Ardahan Milletvekili Ensar
Öğüt’ün, Bolu’nun ilçe ve köylerinde yaşanan yol, su ve elektrik sorunlarına
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/17608) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27/12/2010)
24.- Ardahan Milletvekili Ensar
Öğüt’ün, Bolu’nun ilçe ve köylerindeki karla mücadele çalışmalarına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/17609) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
25.- Ardahan Milletvekili Ensar
Öğüt’ün, Bolu’da yeni bir hal binası yapılıp yapılmayacağına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/17610) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
26.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in,
Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesinin hizmet alımları tertibinin uygulamasına
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/17611) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27/12/2010)
27.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in,
Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesindeki ödül ve ikramiye ödemeleri kaleminin
kullanımına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/17612)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
28.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in,
Emniyet Genel Müdürlüğündeki sözleşmeli personel istihdamına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/17613) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
29.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in, taşra
emniyet teşkilatının bütçeden adil olarak yararlandırılmasına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/17614) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
30.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in,
Emniyet Genel Müdürlüğünde geçici görev yolluklarının kullanımına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/17615) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
31.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, hakkında soruşturma açılan yerel yöneticilere
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/17616) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27/12/2010)
32.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, köy korucularının özlük haklarına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/17617) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
33.- Kütahya Milletvekili Alim
Işık’ın, uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadeleye ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/17618) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2010)
34.- Kütahya Milletvekili Alim
Işık’ın, Ankara’daki kent içi ulaşım projelerine ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/17619) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2010)
35.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, DİSK’in gerçekleştirdiği bir gösteriye yapılan
polis müdahalesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/17620)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2010)
36.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Seğmen
alayı yürüyüşünün engellenmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/17621) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2010)
37.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Konya’ya
tahsis edilen KÖYDES ödeneklerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/17622) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2010)
38.- Ardahan Milletvekili Ensar
Öğüt’ün, Bolu’da turizmin geliştirilmesine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından
yazılı soru önergesi (7/17623) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
39.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in,
Gaziantep’teki turizm sektörüne yönelik projelere ilişkin Kültür ve Turizm
Bakanından yazılı soru önergesi (7/17624) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
40.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in,
indirimli kurumlar vergisi uygulamasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru
önergesi (7/17625) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
41.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in,
çalışma hayatındaki vergi oranlarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru
önergesi (7/17626) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
42.- Kütahya Milletvekili Alim
Işık’ın, Simav Gölü arazisinin kullanımına ilişkin Maliye Bakanından yazılı
soru önergesi (7/17627) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2010)
43.- Manisa Milletvekili Mustafa Enöz’ün, kaçak elektrik kullanımına ve çiftçilerin elektrik
borçlarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/17628) (Başkanlığa
geliş tarihi: 28/12/2010)
44.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, muhasebe uzmanlığı sınavına ve kariyer
uzmanlıkları kadrolarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/17629) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2010)
45.- İstanbul Milletvekili Ahmet Tan’ın, okulların
emniyetinin sağlanmasına yönelik çalışmalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/17630) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
46.- Ardahan Milletvekili Ensar
Öğüt’ün, Abant İzzet Baysal Üniversitesinin öğretim görevlisi ve öğrenci yurdu
ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/17631)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
47.- Ardahan Milletvekili Ensar
Öğüt’ün, Bolu’daki okulların kitap ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/17632) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
48.- Batman Milletvekili Ayla Akat
Ata’nın, Celal Bayar Üniversitesi Rektörünün bir uygulamasına ve hakkında
disiplin işlemi yapılan öğrencilere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/17633) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
49.- Kütahya Milletvekili Alim
Işık’ın, 2010 KPSS ile ilgili iddialara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı
soru önergesi (7/17634) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2010)
50.- Eskişehir Milletvekili Fehmi Murat Sönmez’in, okul müdürlerine uygulanan rotasyona ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/17635) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28/12/2010)
51.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in,
ameliyat öncesi uygulanan ve hastaları mağdur eden prosedürlere ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/17636) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
52.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in,
sağlık sistemindeki sorunlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/17637) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
53.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, Kahramanmaraş’daki
bazı hastanelere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17638)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
54.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in,
Gaziantep’in ilçelerindeki istihdam yaratma projelerine ilişkin Sanayi ve
Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/17639) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
55.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, alışveriş merkezleriyle ilgili yasal düzenlemeye
ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/17640) (Başkanlığa
geliş tarihi: 28/12/2010)
56.- Çankırı Milletvekili Ahmet Bukan’ın,
Çankırı’da bir hazine arazisinin köylülere dağıtılmasına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/17641)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
57.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, Biyogüvenlik Kanununun
uygulanmasına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/17642) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
58.- Mersin Milletvekili Behiç Çelik’in, keçi
yetiştiriciliğine ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/17643) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2010)
59.- Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, 2008’de
yapılan unvan değişikliği sınavına ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/17644) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2010)
60.- Ardahan Milletvekili Ensar
Öğüt’ün, Bolu ve ilçelerindeki karla mücadele için ödenek verilip
verilmeyeceğine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/17645)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
61.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in, sivil
havacılık alanındaki çalışmalara ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru
önergesi (7/17646) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
62.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in,
bilişim alanının Bakanlığın çalışma alanından çıkarılıp çıkarılmayacağına
ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/17647) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27/12/2010)
63.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, Kahramanmaraş-Türkoğlu’da
kurulması planlanan lojistik merkeze ve bir taş ocağına ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/17648) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
64.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, Adana-Karaisalı arasındaki yol yapımına ilişkin
Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/17649) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2010)
65.- Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın, Güney
Kıbrıs Rum Kesimindeki bir basketbol maçında yaşanan olaylara ilişkin Devlet
Bakanından (Faruk Nafız Özak)
yazılı soru önergesi (7/17650) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
66.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün,
dengeleme uzlaştırma sistemine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/17651) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
67.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in,
engellilere yönelik Gökkuşağı Projesine ilişkin Devlet Bakanından (Selma Aliye
Kavaf) yazılı soru önergesi (7/17652) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2010)
68.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in,
Devlet kurumlarındaki bakım ve onarım işlerinin gördürülme usulüne ilişkin Başbakadan yazılı soru önergesi (7/17653) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27/12/2010)
69.- Kütahya Milletvekili Alim
Işık’ın, İstanbul Boğazında yapılması planlanan üçüncü köprünün güzergâhına
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/17654) (Başkanlığa
geliş tarihi: 28/12/2010)
70.- Kütahya Milletvekili Alim
Işık’ın, İsrail’in Mavi Marmara Gemisine yaptığı saldırıya ve takip edilen dış
politikaya ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/17655)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2010)
71.- Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, Balıkesir’de yaşanan doğal afetlere ilişkin
Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi (7/17656) (Başkanlığa
geliş tarihi: 28/12/2010)
72.- Amasya Milletvekili Hüseyin Ünsal’ın,
Süleymaniye Camisinin restorasyonu ihalesine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi
(7/17657) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2010)
73.- Uşak Milletvekili Osman Coşkunoğlu’nun,
TÜBİTAK’ın yönetimine ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Aydın) yazılı soru
önergesi (7/17658) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2010)
Meclis Araştırması Önergeleri
1.- BDP Grubu adına Grup Başkanvekili Batman
Milletvekili Bengi Yıldız’ın, Kocaeli’deki
depremzedelerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/977) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.10.2010)
2.- Siirt Milletvekili Osman Özçelik
ve 19 Milletvekilinin, akaryakıt fiyatlarının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/978) (Başkanlığa geliş tarihi: 02.11.2010)
3.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve 19 Milletvekilinin, TBMM TV’nin etkinliğinin
araştırılarak izlenirliğinin ve yayın kalitesinin artırılması için alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/979) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.11.2010)
4.- Kütahya Milletvekili Alim
Işık ve 25 Milletvekilinin, taşımalı eğitim sisteminin sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/980) (Başkanlığa geliş tarihi:
04.11.2010)
Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri
1.- Kütahya Milletvekili Alim
Işık’ın, Gediz Devlet Hastanesi eski
müdürü hakkındaki davaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/16524)
2.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in, Diyanet
İşleri Başkanının görevden alındığı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/17047)
3.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın,
KİPTAŞ’ın konut tesliminde yaşanan soruna ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/17049)
4.- İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, istisnai
memuriyet kadrolarına yapılan atamalara ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/17051)
5.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin, iptal edilen KPSS ile ilgili başlatılan inceleme
ve soruşturmalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/17055)
6.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin, şikayet, ihbar ve bilgi edinme taleplerinin
e-Devlet sistemine dahil edilmesine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/17056)
7.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, hizmet alımı yoluyla çalıştırılan personele
ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi
(7/17063)
8.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, kamu yatırımlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/17064)
9.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, hizmet alımı yoluyla çalıştırılan personele
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/17067)
10.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, hizmet alımı yoluyla çalıştırılan personele
ilişkin Devlet Bakanından (Hayati Yazıcı) yazılı soru önergesi (7/17074)
11.- İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın,
engellilerin istihdamına ve eğitim seviyelerinin artırılmasına ilişkin Devlet
Bakanından (Selma Aliye Kavaf) yazılı soru önergesi (7/17075)
12.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, hizmet alımı yoluyla çalıştırılan personele
ilişkin Devlet Bakanından (Selma Aliye Kavaf) yazılı soru önergesi
(7/17076)
13.- İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, bir
köydeki cami ile ilgili iddialara ilişkin Devlet Bakanından (Faruk Çelik)
yazılı soru önergesi (7/17077)
14.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, trafikte
geçiş üstünlüğü sağlayan işaretlerin araçlarda kullanılmasına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/17086)
15.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, hizmet alımı yoluyla çalıştırılan personele
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/17087)
16.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, kamu yatırımlarına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/17088)
17.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, hizmet alımı yoluyla çalıştırılan personele
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/17089)
18.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, kamu yatırımlarına ilişkin Kültür ve Turizm
Bakanından yazılı soru önergesi (7/17090)
19.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, hizmet alımı yoluyla çalıştırılan personele
ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/17091)
20.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, okullarda
cep telefonu kullanımına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/17093)
21.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, kamu yatırımlarına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/17094)
22.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin,
boş bulunan kadroların sözleşmeli personele tahsis edilmesine ilişkin Milli
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/17095)
23.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin,
Ar-Ge birimlerinin faaliyet ve projelerine ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/17096)
24.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin,
ek ders ücretlerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/17097)
25.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin,
naklen atanan ve sözleşmeli personele yolluk verilmesine ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/17098)
26.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin,
okullarda tören ve toplantılara zorunlu katılımın kaldırılmasına ilişkin Milli
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/17099)
27.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin,
kadrolu öğretmenlerin sözleşmeli statüye geçirilmesi önergesine ilişkin Milli
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/17100)
28.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin, uzman öğretmenlik unvanını alamayan öğretmenlere
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/17101)
29.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin,
sözleşmeli öğretmenlerin mesleki eğitim programlarına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/17102)
30.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, hizmet alımı yoluyla çalıştırılan personele
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/17103)
31.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, bir açıklamasına ve uzman erbaşların sorunlarına
ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/17104)
32.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, hizmet alımı yoluyla çalıştırılan personele ilişkin
Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/17105)
33.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, hizmet alımı yoluyla çalıştırılan personele
ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/17111)
34.- İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, TMO’nun
haşhaş ıslah çalışmalarına ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/17112)
35.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, kamu yatırımlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/17113)
36.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, hizmet alımı yoluyla çalıştırılan personele
ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/17114)
37.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, kamu yatırımlarına ilişkin Ulaştırma Bakanından
yazılı soru önergesi (7/17115)
38.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, hizmet alımı yoluyla çalıştırılan personele
ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru
önergesi (7/17121)
39.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, hizmet alımı yoluyla çalıştırılan personele
ilişkin Devlet Bakanından (Faruk Nafız Özak) yazılı soru önergesi (7/17123)
6 Ocak 2011 Perşembe
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 13.03
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Murat ÖZKAN (Giresun)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 48’inci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter
sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden
önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk
söz, Demokrat Partinin kuruluş yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Ankara
Milletvekili Zeynep Dağı’ya aittir.
Sayın Dağı,
buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı
Konuşmaları
1.- Ankara Milletvekili Zeynep Dağı’nın, Demokrat Partinin
kuruluş yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması
ZEYNEP DAĞI
(Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Demokrat Partinin kuruluş yıl
dönümü dolayısıyla gündem dışı şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan,
değerli vekiller; hepimizin bildiği üzere, 7 Ocak 1946 Demokrat Partinin
kuruluş yıl dönümüdür. Bu vesile ile demokrasi geleneğini başlatan Demokrat
Parti kurucularını, demokrasi şehitleri Adnan Menderes’i, Fatin
Rüştü Zorlu’yu ve Hasan Polatkan’ı
bir kez daha rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.
İkinci Dünya
Savaşı’ndan sonra uluslararası konjonktür gereği
demokratikleşme sürecine giren Türkiye, bu süreci bazı kesintilere rağmen devam
ettirmiş ve bugün Avrupa Birliğiyle tam üyelik süreci, sivil ve demokratik bir
anayasa girişimi gibi demokrasinin konsolidasyonu safhasına girmiştir. Bu
safhanın ilk halkası, hiç şüphesiz ki Demokrat Partidir.
Demokrat Parti 7
Ocak 1946’da kurulan ve 14 Mayıs 1950’de Türkiye tarihinde yapılan ilk
demokratik, rekabetçi seçimlerde yirmi yedi yıllık antidemokratik tek parti
dönemini sona erdiren partidir. Bu vesileyle vurgulamak isterim ki Demokrat
Parti Türkiye'nin antidemokratik partiler mezarlığında herhangi bir parti değil,
günümüz açısından demokrasi kültür ve geleneğimizin rehberi niteliğindedir.
Tek parti
iktidarının dayandığı güç ne yazık ki halkın kendisi değildir. Onlara göre bu
memleket Hassoların, Mamoların
yönetebileceği bir ülke olamaz. Öylesine kudret temrini hâline getirilmiştir ki
bu kendilerine bahşedilen meziyetli, imtiyazlı güç, dönemin Ankara Valisi
Nevzat Tandoğan’ın “Bu memlekete komünizm gelecekse onu da biz getiririz.”
söylemi, tek parti döneminin halka rağmen yönetim anlayışının aslında en somut
ifadesidir.
Milletin inanç ve
değerlerini tahkir etmek, ideolojik kamplaşmalar yaratmak suretiyle toplumu
parçalamak, “modernizm” altında bir kesime yaşam
tarzını dayatmak, tek parti döneminin keyfî uygulamalarından sadece bir
kaçıdır. Tek parti iktidarında halka rağmen halk için yürütülen bu jakoben aydınlanma modeliyle hem siyasal hem de kültürel
alanda bir yozlaşmanın fitili ateşlenmiş, antidemokratik uygulamalarla da bu
ülkenin iç enerjisi maalesef heba edilmiştir.
14 Mayıs 1950
seçimlerinde Demokrat Partinin “Yeter, söz milletindir.” söylemi ile iktidara
gelmesi aslında tek parti döneminin halktan uzak, halka rağmen yönetim
anlayışının da bir tasfiyesi niteliğindedir. 1950’de Demokrat Partinin iktidara
gelmesiyle siyasi tarihimizde iktidar ilk kez seçim yolu ile el değiştirmiştir,
fakat bu iktidar militarizmin tarihsel geleneği olan darbeyle maalesef
uzaklaştırılmıştır.
Sayın Başkan,
değerli vekiller; tek parti döneminin antidemokratik keyfî uygulamalarını
ülkenin bekası için bir model olarak gören zihniyet hâlâ pusudadır bugün de.
Değerler sistemi üzerinde halka rağmen halk için aydınlanmayı savunan ve despot
uygulamalarla ezanın Türkçe okunmasına kadar zorbalığı ileri götüren bu
zihniyetin siyasal ve kültürel dayanakları hâlâ yaşıyor olması Demokrat Parti tecrübesine,
demokrasi geleneğimizin ilk başlangıcı olan nüveye sımsıkı sarılmamızın da
aslında arka plandaki en önemli nedenlerinden biridir.
Bu bağlamda, hâlâ
güçlü bir demokrasi mücadelesi veren Türkiye'nin içinden geçmekte olduğumuz
sancıların bertaraf edilmesi, demokratik ve adil bir yönetim modelinin hâkim
kılınması gerçeğini gözler önüne seren bu yaklaşım, dört başı bir tartışmanın
da aslında omurgasını oluşturuyor.
Bu bağlamda, AK
PARTİ İktidarı da Demokrat Partiden miras kalan bu tecrübeyi kuşaktan kuşağa
aktarmada önemli bir misyon üstlenmiş, “Yeter artık,
söz milletin” diyerek demokrasi meşalesini ateşlemiş bir şiar ve bir gelenek
olarak Menderes’ten Özal’a, Özal’dan Sayın Başbakanımız Tayyip Erdoğan’a kadar
güçlü bir biçimde sirayet ederek devam edegelmiştir.
Ben sözlerime son
vermeden, tekrar, Demokrat Partinin kurucuları Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ı
saygıyla anıyorum ve bir daha Türkiye'nin bu tür acı tecrübeler yaşamaması
gerektiği için de hep birlikte demokrasi mücadelemizi saygıyla anıyorum.
Çok teşekkür
ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Günden dışı
ikinci söz Türkiye’de kurulmuş ve kurulması düşünülen hidroelektrik santralleri
hakkında söz isteyen Antalya Milletvekili Tayfur Süner’e
aittir.
Sayın Süner, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
2.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in,
Türkiye’de kurulmuş ve kurulması düşünülen hidroelektrik santrallerine ilişkin
gündem dışı konuşması ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın
cevabı
TAYFUR SÜNER
(Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hidroelektrik santralleriyle
ilgili gündem dışı söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Hidroelektrik
santrallerini bugün niye gündeme taşıdım? Memleketim olan Akseki’de Gümüşdamla köyünde gördüğüm doğa tahribatı üzerine ihtiyaç
duydum. Akseki’den Gümüşdamla’ya Belediye Başkanımız
ve İlçe Başkanımızla, büyük bir grupla gittiğimiz zaman oradaki HES çalışması
insanın vicdanını karartıyordu. Üç yüz yıllık, beş yüz yıllık çınar ağaçları ve
çam ağaçları kepçelerle toprağa gömülüyordu.
Biz hidroelektrik
santrallerine karşı değiliz. Üretime karşı olmamız mümkün değil ama yerinde,
zamanında ve çevre düzenlemesi yapılarak HES’ler
yapılmalı. Siz, millî park olarak ilan ettiğiniz İbradı ormanlarının olduğu
bölgede, İbradı Köprüsü’nden itibaren o güzelim kanyonların üzerine 9 tane HES
çalışması, hidroelektrik çalışması yaparak o güzelim kanyonları tahrip
ederseniz, doğayı, çevreyi tahrip ederseniz… Sayın Turizm Bakanı her gün
çıkıyordu, “Turizmi on iki aya yayacağız…” Sayın Turizm Bakanı, Çevre ve Orman
Bakanının tahribatını yerinde görün, o zaman on iki aya turizmi yayıp
yayamayacağınızı görürsünüz. Oralarda tahribat yaparak, çevre tahribatı yaparak
siz turizmi on iki aya yayamazsınız. O zaman millî park ilan ettiğiniz yerlerde
çalışmanızı Devlet Su İşleri ve Orman Bölge Müdürlüğü vasıtasıyla çevre
düzenlemesini yaparsınız, ondan sonra ihale edersiniz. 25 megavatın altında
hiçbir çalışma yapmadan, ÇED raporu yapmadan, hazırlamadan sadece dosya
hazırlayarak 3 milyon dolarınız varsa her derenin üzerine bir hidroelektrik
santrali kurabilirsiniz.
Antalya’da
Manavgat Irmağı’ndan sonra o kanyonlarda kuracağınız 9 tane HES’ten
başka nerelerde var? Kumluca Finike’de var. Antalya’nın Gazipaşa’da 4 tane HES
kurmuşsunuz. Kurduğunuz günden bugüne kadar ulaşım sorunu var gidip
bakmıyorsunuz. Sayın Çevre ve Orman Bakanı bu çevreye verdiği, doğaya verdiği
zararları yerinde lütfen gitsin incelesin, makamında oturarak doğayı, çevreyi
koruyamaz. Sayın Orman Bakanı geldiği günden, sekiz seneden beri ormanlara tel
örgü çekerek keçileri sokmadı, şimdi torba yasasının içinde getirip keçileri
tekrar ormana… Nedir? Hayvancılığı öldürdünüz telleri çekerek Sayın Çevre ve
Orman Bakanı. Şimdi doğayı tahrip ediyorsunuz, çevreyi tahrip ediyorsunuz.
Anayasa oylaması
sırasında Artvin’e gittim. Artvin’de 8 tane, baraja giden dereler üzerinde
kurulu hidroelektrik santralleri gördüm, orada da kalbim kanadı. O 8 tane HES’in içinden çıkan toprakları yolların kenarlarına monte
etmişler. Ne olacak? İlk sel felaketinde, oradaki HES’lerin
çamurları, toprakları, yol kenarına monte ettiğiniz çamurlar, topraklar baraja
gidecek, 3x8=24 milyon dolar sarf ederek yaptığınız HES çalışmasında sarf
edilen paranın 10 katıyla o barajı temizleyemeyeceksiniz.
Artık doğa
tahribatı AKP’nin gitmesiyle beraber bitmelidir. Bütün amacımız, doğaya,
çevreye sahip olacak bir iktidara artık Türkiye'nin ihtiyacı var. Daha fazla
doğayı, çevreyi tahrip etmeden, Sayın Çevre ve Orman Bakanı istifa edip o bakanlıktan
ayrılmalı. Sadece, demin söylediğim gibi doğaya, çevreye zarar vermediler;
keçilerini güden çobanlara, orada hayvancılıkla geçinen halka her türlü zarar
verildi. Onun için, Çevre ve Orman Bakanı torba yasasıyla sekiz senelik
icraatını düzeltmeye kalkmasın, yeter artık, bir an önce istifa etsin.
Bu duygularla
hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim efendim.
TAYFUR SÜNER
(Antalya) – Artık bir dakikalık uzatmayı verin efendim. İnsan kendisini
ayarlayamıyor, o bir dakikalık zamanda kendisine ait son cümlelerini söylemesi
lazım. Bu yöntem doğru bir yöntem değil.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Sayın Başkanım, o bir dakika sadece bütçe süresinde idi, onu devam
mı ettiriyorsunuz?
BAŞKAN – Gündem
dışı konuşmaya Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Taner Yıldız cevap
vereceklerdir.
Buyurun Sayın
Bakanım.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar;
heyetinizi saygıyla, hürmetle selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.
Öncelikle, Sayın
Tayfur Süner’in gündem dışı konuşmasındaki bir kısım
noktalara temas etmek istiyorum.
Bir kere,
öncelikle, Çevre ve Orman Bakanımızın ülkemize yaptığı faydalı ve yararlı
hizmetlerin bütün partilerce aynı oranda karşılanabilmesi, aynı hoşgörüyle
karşılanabilmesi tabii ki beklenmeyebilir ama kendisi son derece çalışkan,
gayretli ve şu ana kadar ülkemize kazandırdığı hidroelektrik santrallerle de
alakalı birçok çalışması ortada.
Ben, müsaade
ederseniz, genel bir bakış açısını ortaya koymak istiyorum. Türkiye’de yerli
kaynaklar nasıl? Yenilenebilir kaynaklar nasıl? Su nereden akıp nereye doğru
gidiyor? Bir su akınca biz bakacak mıyız? Bunların her birisine kısaca değinmek
istiyorum.
Değerli
arkadaşlar, yaklaşık olarak 15.500 megavat civarında şu anda harekete
geçirilmiş kurulu güç hidroelektrik santralimiz var. Bu,
toplam ekonomik rezervin, su rezervinin üçte 1’i kadar. Yani bunlar
henüz yeterli değil. Bunların üçte 1’i kadar da, bir bu kadar, söylediğim
miktar kadar daha hem projelendirilmiş hem lisans almış hem de şu anda inşaatı
devam edenler ve üçte 1’i kadar da inşaatı henüz başlamamış, projelendirilmiş
ve lisans alma aşamasında olan bir santral kapasitesi var yalnızca suyla
alakalı.
Çevre Bakanımızın
hem millî parklarla alakalı hassasiyetinin hem yeşille alakalı hassasiyetinin
hem adı üzerinde çevreyle alakalı hassasiyetinin olmadığını söylemek çok ciddi
bir haksızlık olur.
TAYFUR SÜNER
(Antalya) – Sayın Bakan, o zaman, yerinde gidin görün.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Önemli olan bütün bu kaynakların her
birisini, Türkiye'nin güzellikleri olan… Deniyor ki: “Bu güzel yöreye bu
santrali yapıyorsunuz, doğru mu?” Türkiye'nin güzel olmayan yeri var mı? Türkiye'nin dört bir yanı güzelliklerle dolu. Bunların
içerisinde kültür varlıkları var, tabiat varlıkları var, yeşillerimiz var,
turizm alanlarımız var, tarım alanlarımız var ama müsaade ederseniz, enerji
santrali kuracak alanlarımız da var. Enerji santrallerini kurmaksızın, hiçbir
şekilde bu santrallerin kurulacak yerleri bize reva görmeksizin yapılacak bir
büyümenin olmayacağını söylemek herhâlde çok erken olmaz.
Türkiye büyüyor,
değişiyor ve gelişiyor. AK PARTİ iktidarlarıyla beraber sağlanan siyasi
istikrarın getirdiği büyümeyi karşılayabilecek enerji yapılandırmasını
sağlamamız lazım; bu da çok lüks bir şey değil.
Bakın,
Türkiye’de, 2010 yılı içerisinde ortalama yüzde 8’ler civarında enerjideki
tüketim artmış. Şimdi, bunu nereden karşılayacaksınız? Doğal gazdan
karşılarsınız, petrol ürünlerinden karşılarsınız, sudan karşılarsınız,
rüzgârdan karşılarsınız, jeotermalden karşılarsınız. Daha geçen hafta
yenilenebilir enerji kaynaklarıyla alakalı kanun teklifini burada hep beraber
kanunlaştırdık ve bütün bunları harekete geçirmek için…
Bütün bu
söylediğim doğrular, zaman zaman bahsettiğim bir
kısım müteahhitlerin, tabirimi mazur görün, hoyratça
davranışlarını makul hâle getirmez. Onlarla alakalı hiçbir savunma içerisinde
olamayız. Tabii ki, onlar da yeşile, ormana, çevreye, millî parka dikkat ederek
çalışmalarını, lisans aldıkları çalışmaları tamamlamak zorundalar. Ama siz eğer
bana derseniz ki, bu güzel yörede hiçbir santral yapmamak lazım. Ben bunu
hiçbir şekilde doğru bulmam. Her bununla alakalı hassasiyetimizin azaldığı
nokta ithal enerji kaynaklarına yapılan yatırımdır. O yüzden bunun bir orta
yolu var. Orta yolu şu: Biz bu yerli kaynaklarımızı harekete geçireceğiz ama
yeşile, çevreye dikkat ederek harekete geçireceğiz. Bu, mümkün. Bu,
yapılabilir. Bu, denetimlerle de mümkün. Bu, kontrollerle de mümkün. Ama siz şimdi
öyle bir hava oluşturuyorsunuz ki, bizim hiçbir şekilde bu su kaynaklarını
kullanmamıza elverir, öngörür bir tarz oluşturmuyorsunuz. Bu,
yanlış bir üslup.
Bakın, biz, bir
kısım spekülatif davranışların burada aracısı
olamayız. Biz, yerli kaynaklarımızı hatta yenilenebilir kaynaklarımızı
rahatlıkla savunabilecek durumdayız.
Bakın, bu sekiz
yıl içerisinde çıkardığımız, hep beraber çıkardığımız kanunlarla beraber
geldiğimiz noktayı bir söyleyeyim: Toplam 121.699 megavatlık, şu anda, lisans
müracaatı yapılmış olan, rüzgâr, hidroelektrik, doğal gaz, fuel
oil, linyit, taşkömürü, jeotermal, çöpler,
biyogazlar, biyokütleler, nafta ve LPG’den oluşan bir kaynak toplamı var. Bunların içerisinde
başvuru aşamasında bulunan hidroelektrik santraller ve hepsini, tamamını
kattığımızda 25.374 megavatlık bir güç elde ediyoruz. Arkadaşlar, 25 bin
megavatlık bir güç, şu anda bizim toplam kurulu gücümüzün, hidroelektrikteki
kurulu gücümüzün 1,5 katı kadar. Yani biz, şu ana kadar harekete geçmemiş olan
veya yeterince harekete geçmemiş olan HES’lerimizi
hareketlendirmek zorundayız. Niçin? İthalata olan bağımlılığımızı azaltmak
için. Niçin? Doğal gaza olan bağımlılığımızı azaltmak için. Bunlarla alakalı,
iktidarıyla muhalefetiyle ortak bir dilin oluşmuş olduğunu ben kabul ediyorum.
Kimse bu gerçeği yadsıyamaz, bir kenara koyamaz. Peki, biz bu ithal enerjinin
bu oranını nasıl düşüreceğiz? Sırf rüzgârla düşüremeyiz.
TAYFUR SÜNER
(Antalya) – Alternatif enerji kaynaklarıyla düşüreceğiz.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla)- “Alternatif enerji kaynaklarıyla
düşüreceğiz.”, çok doğru bir cevap. “Alternatif enerji kaynakları” dediğimiz
kaynaklar, sudur, güneştir, rüzgârdır, jeotermaldir, biyokütledir.
O yüzden, bu yerli kaynaklarımızı hareketlendirmemiz lazım. Yapacağımız
eleştirilerle, ben de dâhil olmak üzere, yapacağımız eleştirilerle çevreye ve
yeşile karşı olan hassasiyeti artırmaktır; bunlara mâni olmak değildir ama bu
hassasiyetleri artırmaktır. Ben Enerji Bakanı olarak söylüyorum: Yeşili hiçe
saymamız lazım, çevreyi hiçe saymamamız lazım.
TAYFUR SÜNER
(Antalya) – Bizim de söylediğimiz farklı değil Sayın Bakan.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Ama bunların her birisinin,
Türkiye’de, hep beraber Türkiye'nin bütün zenginlikleriyle beraber değerlendirilebileceğini
söylüyorum. Bu kadar kısır ve küçük bir yer değil ki. Türkiye artık kabına
sığmıyor. Bütün bunları değerlendirebiliyor olmamız lazım.
O yüzden, ben, şu ana kadar yaptığımız çalışmalarla alakalı,
isterseniz sırf HES’lerle alakalı olan kısmıyla
alakalı bir rakam vermek istiyorum: Şu ana kadar lisans verilenler, biraz
önceki söylediğim rakamlarla beraber 15 bin megavatlar civarında 598 tane
proje, 271 tanesi uygun bulunma kararı aldı, 184 tanesi inceleme ve
değerlendirme aşamasında, DSİ’ye henüz yazı yazmış
olup da başvurmayanlar var. Özel sektörün de
bu aldığı lisanlarla alakalı, başvurularıyla alakalı hassasiyet göstermesini bu
vesileyle bir kez daha belirtiyorum. Herhangi bir işletmecilikten dolayı eğer
bu yatırımlarını yapamayacak olanlar varsa, lütfen kurumlara gelsinler
lisanslarını, müracaatlarını, dilekçelerini iade etsinler ve desinler ki: “Biz
bunu yapamıyoruz.” Bu yine Türkiye'nin bir zenginliğidir, bir kaynağıdır. O
zaman bunu yapacak firmalar gelsin, müracaatta bulunsunlar. Yani hem kamunun
işi aksamasın hem de özel sektörün önünün açılmasıyla alakalı hedeflerimizde
bir aksama olmasın.
Bakın, Türkiye’de
şu anda kurulu yaklaşık 564 tane santral var, bu santrallerin içerisinde
hidroliklerin toplamı 254 tane. Yani şu ana kadar elde ettiğimiz enerjinin
yüzde 25’ini bu 254 tane santralden elde ediyoruz. Bunların her biri suyun
üzerinde olan santraller, her biri yeşille barışık olan santraller. Yani biz
şunu mu diyeceğiz HES’lere karşıyız derken:
“Kullandığımız elektriğin yüzde 25’ini kullanmamak lazım.” demek gerekir.
TAYFUR SÜNER
(Antalya) – Sayın Bakan “HES’lere karşıyız.” demedik,
çarpıtmayın.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - O yüzden ben şunu diyorum: HES’lere karşı değilsek işimiz kolay.
TAYFUR SÜNER (Antalya)
– O zaman, çevreye duyarlı…
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Yalnızca çevreyle alakalı olan
hassasiyetimizi artırmak ve nokta olarak da benim şu anda notumu aldığım gerek
Akseki’deki gerek Gümüştarla’daki projelerle alakalı yeşili
korumak, çevreyi korumak, bir yandan da bu projelere devam etmek… Bunun ortak
çözümü var, ille de bir ekstremden birine gitmemiz
gerekmiyor; yani ille de bu santrali bırakmamız gerekmiyor.
TAYFUR SÜNER
(Antalya) –Sayın Bakan, uygun yere, uygun yere…
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Bizim bunları tabii ki uygun yere
yapmak kaydıyla özel sektörün de olası hatalarını görmemezlikten gelerek değil,
tam tersi, denetleyerek bunları yapmamız lazım. O zaman biz siyasetçilerin,
özellikle politika koyucuların bu konudaki konuşmalarını hazırlarken böyle bir
vurguyu ön plana çıkarmamız, böyle bir temayı ön plana çıkarmamız gerekiyor.
Biz, iktidarıyla muhalefetiyle “HES’lerden
vazgeçmeyiz, ama yeşile de dikkat ederiz.” dememiz lazım. Yoksa bu keçiyle,
koyunla alakalı bir husus
değil.
Değerli
arkadaşlar, bununla alakalı, herhangi yatırım kalemleriyle alakalı rakam
isteyen arkadaşlarımıza tarafımızdan hazırlanmış bilgilerin dosya hâlinde
sunulacağını buradan tekrar arz ediyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Gündem dışı
üçüncü söz, 7 Ocak Osmaniye’nin kurtuluş yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen
Osmaniye Milletvekili Hakan Coşkun’a aittir.
Buyurun Sayın
Coşkun. (MHP sıralarından alkışlar)
3.- Osmaniye Milletvekili Hakan Coşkun’un, Osmaniye’nin
düşman işgalinden kurtuluş yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması
HAKAN COŞKUN
(Osmaniye) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 7 Ocak Osmaniye’nin düşman işgalinden kurtuluşu
üzerine gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce heyetinizi ve
ekranları başında bizi izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, dün Adana’nın, bugün Ceyhan’ın, yarın da Osmaniye’nin düşman
işgalinden kurtuluşunun 89’uncu yıl dönümünü coşkuyla kutlamaktayız.
Anadolu
düşmanlarca paylaşılırken, Çukurova, önce İngilizler daha sonra da Fransızlar
tarafından işgal edildi. Ermeni çetelerle birlikte Osmaniye’ye giren Fransızlar
insanlarımızı öldürmeye, halkımızın malını yağmalamaya başladılar. Çukurova
insanı işgale boyun eğemezdi, tek yürek, tek beden olarak vatanı ana, anayı
namus, namusu şeref bilip mücadelesini başlattı. Bu mücadelenin sonucunda,
Osmaniye’miz 7 Ocak 1922 tarihinde Osmaniyeli Kuvayımilliye
komutanlarının mücadelesiyle düşman işgalinde kurtulmuş ve millî devletle
bütünleşmiş oldu.
Değerli
milletvekilleri, tarihten bugüne Türk milleti Yenisey’den
çıktı yola, Horasan’da otağ kurduk, Yesevi’nin kutlu
ocağında piştik, alp idik alperen olduk; Anadolu’da beklenen ışık, Malazgirt’te
yaydan çıkan ok, İstanbul’da Hazreti Peygamber'in müjdelediği komutan olduk.
Yedi düvele meydan okuduk. Çanakkale’de Koca Seyit, Gaziantep’te Şahin Bey,
Adana’da Kara Fatma, Osmaniye’de Rahime Hatun, Erzurum’da
Nene Hatun olduk. Tek bir vücutta birleştik, Anadolu’da Mustafa Kemal olduk.
Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan, tek dil ülküsünde birleştik
Türkiye olduk.
Değerli
milletvekilleri, tarihin bize öğrettiği, Kurtuluş Mücadelesi’nde, daha önceden
de ve daha sonradan da görüldüğü gibi, Türk milletinin içinden başka bir
millet, Türk dilinin içinden başka bir dil, Türk Bayrağı’nın yanına başka bir
bayrak koyma çabaları beyhudedir. Türk milletinin bu coğrafya üzerinde idaresi
hiçbir suret ve şekilde inkıtaya uğratılamaz. Türkiye Cumhuriyeti’nin
ana dili Türkçedir. Bununla birlikte, vatandaşların arasında kendi etnik
mensubiyetlerinden gelen dil ve lehçeleri konuşanlar vardır. Bu durum onların
anayasal olarak Türklüğüne halel getirmez, saygıdeğerdir. Onlara adaletle
muamele etmek Türk devletinin asli vecibesidir.
Biz, Türk kültür
havzası içerisinden 12 milyon kilometrekarelik Üsküp’ten Kaşgar’a
dek soydaş ve akraba topluluklarla bin yıllardır aynı dili konuşuyoruz. Aynı
dili konuşmak aynı kelimelerle konuşmaktan daha öte bir şeydir, hemhâl
olmaktır, hemdert olmaktır, hemdem olmaktır. Eşya,
kâinat ve varlık karşılığında, İlahi Yaratıcı karşısında aynı şeyleri
hissetmek, aynı duyguları ifade etmektir. Bundan daha büyük ve kuşatıcı
müşterek ne olabilir? Bu havzada, Türk siyasal iradesi, bin yıllardır, atom
çekirdeği gibi soydaş ve akraba toplulukları barış ve huzur içerisinde yaşatan
bir iradedir. Akrabalık, töremizde, inancımızda yüksek bir prestij
sahibidir. Bosna iç savaşından kurtulmak için ayrılan mazlumlarımız, Saddam
zulmünden kaçan mazlumlarımız, Kafkas elinden gelen mazlumlarımız, etnik
mensubiyetleri farklı olsa da aynı dilin ve gönlün insanları olarak hep bu
görklü Oğuz çadırının içerisinde kendilerini güvende hissetmiş, acılarımızı,
sevinçlerimizi paylaşmışlardır. Emperyalizm bu kardeşlik ve dostluk hukukundan
rahatsızdır; insanları köleleştirmek, diz çöktürmek için suni ihtilafları ihdas
etmektedir. Bütün bu coğrafyanın evlatlarını bu alçak tezgâha karşı durmaya
davet ediyorum. Tarihin aydınlık dünlerinde görmek istemediğimiz geçmişin
siyahları bugüne perde olmasın. Vatanı vatan yapmanın değerini bilmeden bilmiş
cahillerin kılavuzluğunda çamurlara saplanmanın bir anlamı yoktur.
Yüce Rabb’im, birliğimize, bütünlüğümüze, kardeşliğimize zeval vermesin,
bize bir daha kurtuluş mücadelesi yaşatmasın diyor, yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Coşkun.
Tayfur Bey, bir
şey mi söyleyeceksiniz efendim?
TAYFUR SÜNER
(Antalya) – Evet Başkanım, Sayın Bakanıma söylemek istediklerim var HES’lerle ilgili.
BAŞKAN – Buyurun.
IV.- AÇIKLAMALAR
1.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in,
Meclis Başkanlığına verdiği HES’lerle ilgili
araştırma önergesine ve kanun teklifine ilişkin açıklaması
TAYFUR SÜNER
(Antalya) – Sayın Başkanım, Enerji Bakanıma bir şey söylemek istiyorum:
HES’lerle ilgili 1/12/2010 tarihinde araştırma önergesi verdim, 4/12/2010’da
da Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına kanun teklifi verdim. Kanun
teklifinde, 25 megavatın altındaki HES’lerde ÇED
raporunun istenmesi; Meclis araştırma önergesindeki amacım da, uygun olmayan,
çevreyi, doğayı tahrip eden yerlerde kurulmamasıyla ilgili… Konuşmanızdan öyle
anlıyorum ki siz de aynı fikirdesiniz. Lütfen Meclis araştırması yapılsın ve uygun
olmayan yerlere kurulan HES’ler kaldırılsın,
ruhsatları iptal edilsin. Benim memleketimde kurulan HES’lerin
hepsi doğayı tahrip ediyor. O kadar uygun yerler var ki… Tarım yapamayacak,
sulama yapamayacak, doğayı tahrip edeceksin ve oraya HES kuracaksın! Bunu kabul
etmek mümkün değil.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Süner.
Sayın
milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel
Kurula sunuşları vardır.
Meclis
araştırması açılmasına ilişkin dört adet önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Batman Milletvekili
Bengi Yıldız’ın, Kocaeli’deki depremzedelerin
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/977)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Kocaeli Arızlı
deprem konutlarında yaşayan ve bugüne kadar kira bedelini ödeyemediği gerekçesi
ile deprem konutlarından çıkartılan depremzedelerin sorunlarının neler
olduğunun, araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98, İçtüzüğün 104 ve 105'inci
Maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederim.
Bengi
Yıldız
Grup
Başkanvekili
Gerekçe:
1999 yılı Kocaeli
Gölcük merkezli Marmara depreminde büyük çapta can ve mal kaybı olmuştu. Resmî
raporlara göre, 17.480 kişi öldü, 23.781 kişi yaralandı. 505 kişi sakat kaldı.
285.211 konut, 42.902 işyeri hasar gördü . Ayrıca 133.683 çöken bina ile
yaklaşık 600.000 kişiyi evsiz kaldı.
Yakın tarihimizin
en büyük felaketi olarak nitelendirilen Marmara depreminin ardından
uluslararası düzeyde çok büyük kampanyalar başlatıldı, birçok ülke Türkiye'ye
maddi manevi büyük destekler sundu. Bu desteği sunanlardan biri de Irak
devletiydi. Irak Kızılay'ı tarafından 10 milyon dolarlık hibe petrol parasıyla
İzmit Arızlı'ya 237 konut yapıldı. İzmit'in Arızlı
mevkisinde Irak hükûmetince yaptırılan 237 daireden
oluşan deprem konutlarına, hak sahibi olamayan ancak ailelerinden en az 2
kişiyi kaybetmiş depremzedeler 2001 yılında yerleştirildi. İki devlet arasında
yapılan anlaşmaya göre bu konutlar depremzedelere hibe edildi. Fakat 2002
yılından itibaren Kocaeli Valiliği tarafından Arızlı deprem konutlarına
yerleştirilen depremzedelerden "hak sahibi olmadıkları!" gerekçesi
ile kira talep edilmeye başlandı. Bunun üzerine depremzedeler Kocaeli Valiliği
hakkında "kira bedeli istenmesinin iptali istemiyle" dava açtılar.
2004 yılındaki mahkeme kararına göre "hibe yoluyla yapılan bağıştan gelir
elde edici tasarrufta bulunmak Sosyal Devlet İlkesi, hak ve nefaset kuralları
ile bağdaşmayacağı" gerekçesi ile kira bedeli istenmesi işlemi iptal
edildi. Fakat bu karara rağmen Kocaeli Valiliği depremzedelerden kira almaya
devam etti. Mahkeme kararına rağmen birçok depremzede 2009 yılı mayıs ayına kadar
bin bir güçlükle valiliğin talep ettiği kira bedelini ödediler. Bu süreç
içerisinde kira bedelini ödeyemeyen yaklaşık 80 depremzede iki ay üst üste
kiralarını ödemedikleri gerekçesi ile konutlardan zorla dışarı atıldılar. İşin
en vahim yanı ise zorla depremzedelerden alınarak boşaltılan konutlar restore
edilerek lojman statüsüne alındı. Daha sonrada bu lojmanlara üst düzey
bürokratlar ve memurlar yerleştirildi.
Şu an konutların
bir kısmında oturmaya devam eden onlarca depremzede hakkında da kira bedelini
ödemedikleri gerekçesi ile icra takibi başlatılmış durumdadır. Kocaeli
valiliğinin hukuka sığmayan bu uygulaması karşısında tepkisini dile getiren
birçok depremzede kendilerine yardım eli uzatacak tek bir yetkili
bulamamaktadır. Grubumuza gelen onlarca mektupta birçok depremzede kendilerine
gelen yazılarda 09 Aralık 2010 da kış günü evlerinden tahliye edileceği
direnmesi hâlinde ise kolluk kuvvetleri tarafından zorla dışarı atılacakları
kararının bulunduğunu belirtmektedirler. Gidecek hiçbir yerlerinin olmadığını
dile getiren yurttaşlar ekonomik durumlarının zaten çok kötü olduğunu ve
psikolojilerinin de tamamen bozulduğunu toplumsal infialler ve intihar
vakalarının yaşanabileceğini belirtmektedirler.
Kocaeli Arızlı
deprem konutlarında yaşayan depremzedelerin sorunlarının neler olduğunun,
bugüne kadar kira bedelini ödeyemediği gerekçesi ile deprem konutlarından
çıkartılan depremzedelerin uğradıkları hak kayıplarının neler olduğunun tespiti
ve çözüme kavuşturulması, Kocaeli Valiliğinin hangi gerekçe ile mahkeme
kararına rağmen depremzedelerden kira talep ettiğinin ve deprem konutlarını
lojmanlaştırıp üst düzey memur ve bürokratlara verdiğinin incelenmesi için bir
meclis araştırma komisyonu kurulması büyük önem arz etmektedir.
2.- Siirt Milletvekili Osman Özçelik
ve 19 milletvekilinin, akaryakıt fiyatlarının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/978)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Petrol ürünleri
ile ilgili, Anayasanın 98’inci, TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105’inci maddeleri
gereğince Meclis Araştırmasını arz ederiz.
1) Osman Özçelik (Siirt)
2) Selahattin Demirtaş (Diyarbakır)
3) Gültan Kışanak (Diyarbakır)
4) Ayla Akat Ata (Batman)
5) Bengi Yıldız (Batman)
6) Akın Birdal (Diyarbakır)
7) Emine Ayna (Mardin)
8) Fatma Kurtulan
(Van)
9) Hasip Kaplan (Şırnak)
10) Hamit Geylani (Hakkâri)
11) İbrahim
Binici (Şanlıurfa)
12) M. Nuri Yaman
(Muş)
13) Mehmet Nezir
Karabaş (Bitlis)
14) Mehmet Ufuk
Uras (İstanbul)
15) Özdal Üçer (Van)
16) Pervin Buldan
(Iğdır)
17) Sebahat Tuncel (İstanbul)
18) Sevahir Bayındır (Şırnak)
19) Sırrı Sakık (Muş)
20) Şerafettin
Halis (Tunceli)
Gerekçe:
Dünya petrol
arzını ve dolayısıyla fiyat oluşumunu etkileyen başlıca faktörler arasında;
ülkelerin stratejik petrol rezervleri, üretici ülkelerin ellerindeki stok
miktarı, üretim ve taşıma maliyetleri, mevsim koşulları, OPEC, IEA, ABD, büyük
petrol şirketlerinin strateji ve yatırım politikaları yer almaktadır. Fiyatın
oluşmasında talep yönünden etki eden faktörler arasında; ekonomik gelişme,
bölgesel ekonomik-siyasal-askeri faaliyetlerdeki karışıklıklar, enerji sağlama
güvenliğindeki beklentiler ve ulaştırma sektöründe daha kaliteli petrol
ürünlerine olan gereksinimin artması yer almaktadır.
Türkiye'de,
petrolün rafineri çıkış fiyatı ile istasyonlar da satış fiyatı arasında yüzde
400’lere ulaşan bir fark bulunmaktadır. Akaryakıt vergilerine bakıldığında ise
benzinde rafineri çıkış fiyatına uygulanan vergi oranı yüzde 226, motorinde ise
bu oran yüzde 188’dir. Dünya sıralamasında Türkiye en pahalı akaryakıtı
kullanan ve bu akaryakıta en fazla vergi veren ülke konumundadır. Prestijli
İngiliz dergisi The Economist,
internet sayfasında yer verdiği "Benzinde en yüksek vergi oranı tahsil
eden OECD hükûmetleri" başlıklı haber ve
grafikte OECD ülkelerinde 1 Ocak 2009 itibariyle uygulanan benzin vergilerine
dikkat çekmektedir. 16 OECD ülkesinin değerlendirildiği grafiğe göre, en yüksek
vergi Türkiye'de tahsil ediliyor.
Akaryakıt
fiyatlandırma aşamalarına bakıldığında vergi yükünün en büyük dilimini, litre
başına sabit alınan özel tüketim vergisi (ÖTV) oluşturmaktadır. Ayrıca ÖTV
üzerinden de yüzde 18 katma değer vergisi (KDV) alınmaktadır.
Akaryakıt
fiyatlarının yüksek olmasını etkileyen faktörlerden diğeri ise dağıtıcı
firmalardır. Türkiye'de akaryakıt piyasasını domine
eden 5 ana dağıtıcı şirket bulunuyor. Petrol ofisi, Shell-Turcas, BP, OPET ve Total pazarda yüzde 90 paya sahip.
Sektörde çoğu bu şirketlere bağlı olmak üzere 12 bini aşkın satış istasyonu yer
alıyor. İstasyonlarda sağlanan istihdam 100 binin üzerinde. Bu istasyonlar
aracılığıyla yapılan yıllık akaryakıt satışı miktarı 14-15 milyar litreyi
buluyor. İstasyon başına günde 3 bin 400 litrelik bir satış ortalaması var.
Belirli
dönemlerde tüm dünyada petrol rafineri çıkış fiyatları düşüşe geçmesine rağmen
bu düşüşün Türkiye'de tüketiciye yansıtılmaması, fakat yükselen petrol
fiyatlarının pompalara derhâl yansıtılması tüketicilerin yoğun tepkisine neden
olmaktadır. Dağıtıcı şirketlerin kâr paylarından feragat etmemeleri ve
sektördeki dolaylı kartelleşme yüksek benzin fiyatlarının temel
nedenlerindendir.
Sonuç olarak
Türkiye'de petrol ürünlerinin dünya ortalamasının oldukça üzerinde olmasının
temel iki nedeni yüksek vergiler ve dağıtıcı şirketlerin kartelleşerek petrol
piyasasındaki hareketlenmeleri her zaman kendi lehlerine kullanmalarıdır.
Petrol ürünleri
fiyatlarının dünya ortalamasına indirilmesi ancak vergilerin düşürülmesi ve
petrol piyasasındaki kartelleşmenin önüne geçilmesi ile mümkün olacaktır. Bu
nedenlerden dolayı Mecliste bir araştırma komisyonu kurulmalıdır.
3.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu
ve 19 milletvekilinin, TBMM TV’nin etkinliğinin araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/979)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Türkiye Büyük
Millet Meclisi bünyesinde yayın yapan TBMM TV'nin görevi 31 Mayıs 2008 tarihli
Resmî Gazete'de yayınlanan Yönetmelik ile şu şekilde tanımlanmıştır:
"Başkanlığın faaliyetlerini, Başkanlık Divanı toplantılarını, siyasi
partilerin grup veya genel başkanlarının, grup başkanvekillerinin, genel
sekreterlerinin ve genel başkan yardımcıları ile milletvekillerinin Türkiye
Büyük Millet Meclisi'ndeki basın toplantılarını, ihtisas komisyonları, Meclis
araştırma ve soruşturma komisyonları, uluslararası grup ve komisyonların
çalışmalarını izlemek, yayına hazırlamak, Kurulca gerekli görülmesi hâlinde
canlı yayın yapılmasını sağlamak."
Yine bu
Yönetmeliğin ilgili maddesiyle “Televizyon yayınlarının etkinliğinin ölçümü
için kamuoyu araştırmaları yaptırmak” denilse de, bugüne kadar eğer
yaptırıldıysa da, kamuoyu ile paylaşılmamıştır.
Geldiğimiz
noktada TBMM TV yayınlarının etkinliği ve izlenirlik oranının çok düşük
kaldığını vatandaşlarımızın yorumlarından öğrenmekteyiz.
Diğer yandan
milletvekillerinin yapmış oldukları yasama ve denetim faaliyetleri hakkaniyetli
ve yeteri oranda TBMM TV yayınlarında yer almamaktadır.
Gerekçesini ek'te
arz ettiğimiz ve araştırma sırasında belirlenecek nedenlerle "TBMM TV'nin
daha izlenebilir ve yayınlarının profesyonel anlayışta olması, mevcut
sorunlarının araştırılarak çözüm önerilerinin tespit edilmesi ve daha bağımsız
yayıncılık anlayışının kazandırılması" amacıyla Anayasanın 98 inci, TBMM
iç tüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması
açılmasını saygılarımızla arz ederiz.
1) Ahmet Kenan Tanrıkulu (İzmir)
2) Oktay Vural (İzmir)
3) Ahmet Bukan (Çankırı)
4) Kemalettin Nalcı (Tekirdağ)
5) Ali Uzunırmak (Aydın)
6) Cemaleddin Uslu (Edirne)
7) Kamil Erdal Sipahi (İzmir)
8) Şenol Bal (İzmir)
9) Metin Çobanoğlu (Kırşehir)
10) Behiç Çelik (Mersin)
11) D. Ali Torlak (İstanbul)
12) Hüseyin Yıldız (Antalya)
13) Atila Kaya (İstanbul)
14) Mustafa Kemal Cengiz (Çanakkale)
15) Hasan Çalış (Karaman)
16) Akif Akkuş (Mersin)
17) Muharrem Varlı (Adana)
18) Necati Özensoy (Bursa)
19) Hasan Özdemir (Gaziantep)
20) Abdülkadir Akcan (Afyonkarahisar)
Gerekçe:
İletişimin günden
güne geliştiği çağımızda görsel ve yazılı haberleşmeyi gerçekleştirmemize
yarayan araçların da çeşitlilik kazandığını görmekteyiz. Bu araçlar kimi zaman
gazete ve dergi gibi yazılı; kimi zaman da radyo ve televizyon gibi işitsel ve
görsel nitelikte olabilmektedir.
Diğer yandan
yayıncılık faaliyetleri, bilgilerin kitlelere ulaştırılması işlevini yerine
getiren en etkili sistemlerdendir. Gün geçtikçe, çeşitliliğini artıran
yayıncılık faaliyetlerinin de belli zaman aralıklarıyla güncellenerek
yürütülmesi gerekmektedir.
Diğer yandan kamu
hizmetinin temel ilkeleri; eşitlik, bedelsizlik, süreklilik ve değişkenlik
ilkeleridir. Radyo ve televizyon yayıncılığı alanında bu ilkelerin uygulanması,
vatandaşlarımızın "haber alma hakkını" en üst seviyede
kullanabilmelerine imkân sağlayacaktır.
Değişen medya
dünyasının dinamiklerinin büyük anlamda eksikliğini bugün TBMM TV'de
görmekteyiz.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi bünyesinde yayın yapan TBMM TV'nin görevi 31 Mayıs 2008 tarihli
Resmî Gazete'de yayınlanan Yönetmelik ile şu şekilde tanımlanmıştır:
"Başkanlığın faaliyetlerini, Başkanlık Divanı toplantılarını, siyasi
partilerin grup veya genel başkanlarının, grup başkanvekillerinin, genel
sekreterlerinin ve genel başkan yardımcıları ile milletvekillerinin Türkiye
Büyük Millet Meclisi'ndeki basın toplantılarını, ihtisas komisyonları, Meclis
araştırma ve soruşturma komisyonları, uluslararası grup ve komisyonların
çalışmalarını izlemek, yayına hazırlamak, Kurulca gerekli görülmesi halinde
canlı yayın yapılmasını sağlamak."
Yine bu
Yönetmeliğin ilgili maddesiyle 'Televizyon yayınlarının etkinliğinin ölçümü
için kamuoyu araştırmaları yaptırmak' denilse de, bugüne kadar eğer
yaptırıldıysa da, kamuoyu ile paylaşılmamıştır.
Geldiğimiz
noktada TBMM TV yayınlarının etkinliği ve izlenirlik oranının çok düşük
kaldığını vatandaşlarımızın yorumlarından öğrenmekteyiz.
Diğer yandan
milletvekillerinin yapmış oldukları yasama ve denetim faaliyetleri hakkaniyetli
ve yeteri oranda TBMM TV yayınlarında yer almamaktadır.
Değişen şartlara
ve çağa ayak uydurmak bakımından kamu hizmetlerinin organizasyonu ve işleyişi,
yenilenebilir; hatta yeni yöntemlerle ve yeni araç-gereçlerle vatandaşlarımıza
sunulabilmelidir. Kamu hizmetleri değişken olmak; değişen şartlara ve
tekniklere uyum sağlamak zorundadır
Bu yüzden arz
etmeye çalıştığımız ve araştırma sırasında belirlenecek nedenlerle “TBMM TV’nin
daha izlenebilir ve yayınlarının profesyonel anlayışta olması, mevcut
sorunlarının araştırılarak çözüm önerilerinin tespit edilmesi ve daha bağımsız
yayıncılık anlayışının kazandırılması” amacıyla Anayasanın 98 inci, TBMM İç
Tüzüğü’nün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını
saygılarımızla arz ederiz.
4.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık ve 25 milletvekilinin, taşımalı eğitim sisteminin
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/980)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
"Taşımalı
Eğitim Sistemine Dair Sorunların Araştırılarak Alınacak Önlemlerin
Belirlenmesi" amacıyla Anayasamızın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi
İç Tüzüğünün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması
açılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz.
1) Alim Işık (Kütahya)
2) Hüseyin Yıldız (Antalya)
3) Cemaleddin Uslu (Edirne)
4) Beytullah Asil (Eskişehir)
5) D. Ali Torlak
(İstanbul)
6) Yılmaz Tankut
(Adana)
7) Hasan Özdemir (Gaziantep)
8) Mehmet Serdaroğlu (Kastamonu)
9) Oktay Vural (İzmir)
10) Atila Kaya (İstanbul)
11) Süleyman
Nevzat Korkmaz (Isparta)
12) Mithat Melen (İstanbul)
13) Ertuğrul Kumcuoğlu (Aydın)
14) Necati Özensoy (Bursa)
15) Hasan Çalış (Karaman)
16) Mustafa Kemal
Cengiz (Çanakkale)
17) Akif Akkuş (Mersin)
18) Behiç Çelik (Mersin)
19) Kamil Erdal
Sipahi (İzmir)
20) Süleyman
Turan Çirkin (Hatay)
21) Abdülkadir Akcan (Afyonkarahisar)
22) Şenol Bal (İzmir)
23) Mehmet Zekai Özcan (Ankara)
24) Süleyman
Lâtif Yunusoğlu (Trabzon)
25) Mustafa Enöz (Manisa)
26) Rıdvan Yalçın (Ordu)
Gerekçe:
Ülkemizde
1990-1991 öğretim yılından bugüne devam etmekte olan taşımalı eğitim-öğretim,
kırsal kesimde yaşayan öğrenciler başta olmak üzere öğrenciler ve veliler için
vazgeçilmez öneme sahiptir. Bu sistem, özellikle kırsal kesimde yaşayan
öğrenciler için en yakın okula ulaşım ve eğitim konusunda fırsat eşitliği
sağlamaktadır.
Milli Eğitim
Bakanlığı Taşımalı İlköğretim Yönetmeliği'ne göre taşımalı eğitim-öğretimin
amacı; ilköğretim okulu bulunmayan, çeşitli nedenlerle eğitim-öğretime kapalı,
birleştirilmiş sınıf uygulaması yapan ilköğretim okullarındaki öğrencilerin,
taşıma merkezi ilköğretim okullarına günübirlik taşınarak kaliteli bir
eğitim-öğretim görmelerini sağlamaktır. Taşımalı eğitimden yararlanan
öğrenciler nüfusu az, dağınık yerleşim birimlerinde veya öğretime uygun olmayan
eğitim kurumlarının bulunduğu yerlerde bulunmaktadır. Eğitimin
yaygınlaştırılması, yerleşim birimlerinin dağınık olması, iç göçler, eğitim
niteliğinin yükseltilmesi, fırsat eşitliğinin sağlanması vb. gerekçelerle ABD,
Yeni Zelanda ve Avustralya gibi ülkelerdeki uygulamalar örnek alınarak,
UNESCO'nun katkılarıyla yürürlüğe konan taşımalı eğitim, ülkemizde yaşayan her
bireye eğitim imkanlarının eşit olarak sunulabilmesi için bir araç olarak
kullanılmaktadır.
Dört mevsimin
yaşandığı ve bölgeler arasında coğrafî ve iklim koşulları yönünden büyük
farklılıkların mevcut olduğu dağınık bir yerleşime sahip olan ülkemizde,
taşımalı ilköğretim uygulaması bir gereklilik arz etmektedir. Ancak uygulamada
öğrencileri ve velilerini menfi yönde etkileyen bazı sorunlarla
karşılaşılmaktadır. Taşıma merkezlerinin fiziki durumu, sınıf kapasitesi ve
eğitim araç-gereçleri ihtiyaca cevap verecek nitelikte değildir. Taşımalı
eğitim çok yüksek taşıma maliyetleri nedeniyle devletten gelir elde edilecek
bir rant kapısı olarak algılandığından dolayı, öğrencileri taşıyan araçlar
kapasiteleri ve nitelikleri yönünden yeterli hizmeti sunamamaktadır. Kışın
soğukta çocukların taşınması için konforlu ve yeterince ısınan araçlar temin
edilememektedir. Ayrıca taşımalı eğitimin yapıldığı kırsal alanlar ile taşıma
merkezlerine ulaşımı sağlayan yollar genellikle yetersizdir ve zorlu mevsim
koşullarında hizmet verememektedir. Bu nedenlerle öğretmen, yönetici ve
velilerin taşıma ile ilgili ciddi endişeleri bulunmaktadır.
Taşımalı
ilköğretim okullarında taşımalı gelen öğrencilerin okula uyumları konusunda
gerekli rehberlik hizmetleri verilmediğinden çocuklar uyum sorunu yaşamaktadır.
Taşıma merkezlerinde öğrencilere sunulan sağlık hizmetleri yeterli değildir.
Taşımalı eğitimde verilen öğle yemekleri yetersiz ve kaliteden yoksundur.
Taşımalı Eğitim Yönetmeliğine göre, belirli bir öğrenci sayısı baz alınarak bu
kriterin altında kalan okullar kapatılmış ve okul binaları atıl olarak
kalmıştır. Ülkemizin farklı bölgelerinde gerek iklim gerekse coğrafi koşullar
taşımalı eğitimde önemli kriterler olarak algılanmamıştır.
Bazı bölgelerde
öğrenci sayısı yönetmelikte belirlenen limitlerin altında kalsa da eğitime ve
öğretmen atanmasına müsait birçok yerleşim yeri bulunmaktadır. Taşımalı eğitime
tabi olacak okulların belirlenmesinde, bu koşullar da göz önüne alınarak anılan
Yönetmelik maddeleri esnetilmelidir. Bir köye atanan öğretmenin sadece o köy
için öğrenci eğitmeni olmadığı, aynı zamanda köylüler ile gerekli diyaloglar
kuran bilgi seviyeleri ve irfanlarının gelişmesinde katkısı olan bir eğitim
gönüllüsü olduğu da göz önünde bulundurularak mecbur kalınmadıkça taşımalı
eğitime imkân verilmemelidir. Dolayısıyla taşımalı eğitim ile amaçlanan fırsat,
eşitliğinin sağlanabilmesi ve eğitim kalitesinde standardın yakalanabilmesi
için, taşımalı eğitim merkezlerinin fiziki durum ve kapasitelerinin
iyileştirilmesi, öğrencilere kaliteli seyahat ve yeme-içme imkânının sağlanması
ve her türlü sağlık hizmetlerinin temin edilmesi yanında eğitim merkezlerine
uyum ve oryantasyonu için gerekli rehberlik hizmetlerinin sunulması
gerekmektedir. Sadece maliyeti azaltma eksenli bir eğitim politikası yerine
nitelikli ve modern eğitim imkânlarının amaçlanması gerekmektedir. Bu
doğrultuda uygulamadaki aksaklıkların bir an önce düzeltilmesi ve taşımalı
eğitim sisteminin bölgesel olarak yapılacak tahlil ve etüt çalışmaları ile
mümkün olduğunca azaltılması yoluna gidilmelidir.
Diğer yandan,
ülkemiz genelinde birçok yerleşim yerinde taşımalı eğitim yönetmeliği
hükümlerine uyulmadığı gerekçesiyle kapatılarak atıl bırakılan veya mağdur
edilen öğrenci ya da aileleri nedeniyle mahkemelik olmuş idareciler de
bulunmaktadır. Bu durum da anılan yönetmelik hükümlerinin değiştirilmesi
gerektiğini göstermektedir.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle, Taşımalı Eğitim Sisteminin uygulamada sorunlarının
araştırılarak gerekli önlemlerin alınması amacıyla "Meclis Araştırması
açılması" gerekli görülmektedir.
BAŞKAN –
Bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler
gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki
görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.
Sayın
milletvekilleri, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
1’inci sırada yer
alan Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/324) (S. Sayısı: 96)
BAŞKAN –
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
2’nci sırada yer
alan Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/499) (S. Sayısı: 321)
BAŞKAN –
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
3’üncü sırada yer
alan, Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun
Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ve
Anayasa Komisyonları raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam
edeceğiz.
3.- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri
Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa
Birliği Uyum ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/883) (S. Sayısı: 568) (x)
BAŞKAN – Komisyon
ve Hükûmet yerinde.
Dünkü birleşimde
İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının
birinci bölümünde yer alan 7’nci maddesi kabul edilmişti.
Şimdi bu bölümde
yer alan diğer maddeleri, varsa önerge işlemlerini yaptıktan sonra oylarınıza
sunacağım.
8’inci madde
üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
568 Sıra Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluşu ve Yayın Hizmetleri
Hakkındaki Kanun Tasarısının 8. maddesinin ( s ) bendindeki “cinsiyet”
ibaresinin “toplumsal cinsiyet” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Ayşenur
Bahçekapılı |
Nevingaye Erbatur |
Kemalettin Aydın |
|
|
|
İstanbul |
Adana |
Gümüşhane |
|
|
|
|
A. Sibel Gönül |
|
Özlem P. Türköne |
|
|
|
Kocaeli |
|
İstanbul |
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Genel Kurulda
görüşülmekte olan 568 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın
Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısının 8. maddesinin 1. Fıkrasının n ve ö
bentlerinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Şahin Mengü |
Atilla Kart |
|
|
|
Manisa |
Konya |
n) Pornografik
olamaz
ö) Bilgi iletişim
telefonları yoluyla yapılacak anket ve kamuoyu yoklamalarının, hazırlık
aşamasında sonuçlarının ilanına kadar noter nezaretinde gerçekleştirilmesi
gerekir.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
kanun tasarısının 8. Maddesinin;
1- “f” bendinin
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini,
f) Yayınların
toplumun millî ve manevî değerlerine ve Türk aile yapısına aykırı olmaması.
2- “g” bendi
olarak aşağıdaki cümlenin eklenmesi ve harflendirmelerin
teselsül ettirilmesini,
g) Türk millî
eğitiminin genel amaçlarının, temel ilkelerinin ve millî kültürünün
geliştirilmesi.
3- “ğ” bendinde
yer alan “özürlüler” ibaresinin “engelliler” şeklinde değiştirilmesini,
4- Yeni 4.
Fıkrası olarak aşağıdaki cümlenin eklenmesini,
4- Haber
yayınlarında kamuoyu oluşturma adına yorum ve yönlendirme yapılamaz.
Saygılarımızla
arz ve teklif ederiz.
|
|
Faruk Bal |
S. Nevzat
Korkmaz |
Behiç Çelik |
|
|
Konya |
Isparta |
Mersin |
|
|
Akif Akkuş |
Recep Taner |
|
|
|
Mersin |
Aydın |
|
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın
Korkmaz, siz mi konuşacaksınız?
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Gerekçeyi okutalım.
BAŞKAN –
Gerekçeyi okutuyorum, buyurun:
Gerekçe:
Yayınların Türk
toplumunun milli ve manevi değerlerine aykırı olmaması, Türk milli eğitiminin
genel amaçlarını, temel ilkelerinin ve milli kültürün geliştirilmesi amaçlı
olması ve özellikle haber yayınların yapılan yorumların toplumu belirli bir
görüşe yönlendirme amaçlı olmaması gerekmektedir.
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum, buyurun:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Genel Kurulda
görüşülmekte olan 568 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın
Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısının 8. maddesinin 1. Fıkrasının n ve ö
bentlerinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Atilla
Kart (Konya) ve arkadaşları
n) Pornografik
olamaz
ö) Bilgi iletişim
telefonları yoluyla yapılacak anket ve kamuoyu yoklamalarının, hazırlık
aşamasında sonuçlarının ilanına kadar noter nezaretinde gerçekleştirilmesi
gerekir.
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın Başkanım, bu konu tartışıldı,
“müstehcen” kelimesinin ne anlama geldiği, “pornografi”nin ne olduğu. Eğer
önergede “müstehcen veya pornografik olamaz” şeklinde bir ibare olursa bunu
kabul edebiliriz ama bu hâliyle katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Sayın
Kart, siz mi konuşacaksınız efendim?
ATİLLA KART
(Konya) – Ben konuşacağım.
BAŞKAN – Buyurun.
ATİLLA KART
(Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tarafımızdan verilen, 8’inci
madde üzerinde verilen önergeyle ilgili olarak görüş ve düşüncelerimizi beyan
etmek üzere söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, dünkü konuşmalarda ağırlıklı olarak şunu ifade etmiştik:
Getirilen tasarının sistematik bir bütünlüğünün bulunduğunu, teknik
düzenlemeler yönüyle olumlu bir düzenleme olduğunu, bunun aslında bu alanda bir
ihtiyaç olduğunu, şimdiye kadar çoktan bu düzenlemenin yapılması gerektiğini
dile getirmiştik. Bunun yanında da, bu tasarının özünün, esasının medya
yapılanmasındaki yabancı sermaye payı noktasında düğümlendiğini önemle, ısrarla
anlatmıştık, dile getirmiştik. Bunları anlatırken de, elbette kendi
sözcülerimizin, başta grup adına konuşan Manisa Milletvekilimiz Şahin Mengü’nün bu konudaki değerlendirmelerine de atıfta
bulunarak ama bunun yanında geçmiş dönemlerde Adalet ve Kalkınma Partisine
mensup Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın ve
İstanbul Milletvekili –biraz sonra ifade edeceğim- Nevzat Yaltıntaş’ın
da bu konudaki görüş ve düşüncelerini sizlerin vicdanınıza, muhasebenize,
sorgunuza, irdelemenize sunmuştuk. Bu değerlendirmeyi yaptıktan sonra bu konuda
Hükûmet adına şu anda görev yapmakta olan Sayın Arınç’ın 21’inci Dönemdeki bu konudaki değerlendirmeleriyle
bu dönemdeki değerlendirmeleri arasındaki fahiş farkı dile getirerek bunun
siyasi tutarlılık anlamında, siyaseten dürüst olmak anlamında, siyaseten güven
vermek anlamında tutarsızlık olduğunu ifade ederek bu konuda Hükûmeti bir açıklama yapmaya davet etmiştik. Burada Sayın
Bakan tam oturumun bitimi anında verdiği cevapta Sayın Şahin Mengü’nün 19’uncu maddeye yönelik olarak bir önerge
verdiğinden bahisle bizim bu konuda çelişkiye düştüğümüzü ifade ederek,
kendince o anı polemik yaparak kurtardı ama keşke bu işler polemik yaparak
kurtulabilecek kadar, geçiştirilebilecek kadar temelsiz konular olsa. Orada,
Sayın Bakanın o anı kurtarmak uğruna bu değerlendirmeyi yapması gerçekten
yakışıksız olmuştur, yanlış olmuştur, bir bakanın buna tenezzül etmesi anlamsız
olmuştur.
Burada grup adına
konuşan Şahin Mengü çok net olarak o konudaki
hassasiyetlerimizi, itirazlarımızı dile getirmiş; bunları beş sayfalık
muhalefet gerekçemizde dile getirmişiz, Anayasa Komisyonu olarak bunları dile
getirmişiz, ayrıca Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda görev yapan arkadaşlarımız
da yine bunları dile getirmiş. Onun için, Sayın Bakanın o anı kurtarmak uğruna
polemik yapması yerine bu söylediklerimize cevap vermesi gereğini bir kez daha
dile getiriyoruz.
Dün Ertuğrul Yalçınbayır’ın söylemleriyle bunları dile getirmiştik,
bugün de değerli arkadaşlarım, yine, Adalet ve Kalkınma Partisine mensup 22’nci
Dönem İstanbul Milletvekili Nevzat Yalçıntaş’ın
söylemleriyle bunları dile getiriyoruz.
Ne diyor Sayın
Nevzat Yalçıntaş? Şunu diyor, aynen tutanaklardan
okuyorum değerli arkadaşlarım: “Ben bu maddeyi görünce şaşkınlığımı
gizleyemedim. Bazı kelimeler kullanacağım, özür diliyorum, ‘şaşkınlık’ kelimesi
de bunlardan biri.” Yani bu tasarıyı destekleyenlere, bu teklifi
destekleyenlere bu hitabı yapmak zorunda kaldığını ifade ediyor. “Bunun aslı
yüzde 25'tir; yabancı sermaye yüzde 25 olsun dedik. Teklifi getiren
arkadaşlarımız -ki, hükûmet bunu üzerine almamış;
bizim hükûmetimizin teklifi olarak gelmiyor, bazı
değerli arkadaşlarımızın teklifi olarak geliyor- onlar da, yüzde 49'a
çıkarmışlar…” Şimdi Hükûmet çıkarıyor tabii, o zaman
teklif olarak gelmiş. “…yani, anlaşılabilir diyebiliriz. Bu yüzde 49 niçin;
Şirketler Kanunu, herkes bilir ki, tam hâkimiyet kurmasın genel kurulda ve
kararlarda; fakat, ne olmuşsa olmuş, bir altkomisyonun
kurulduğu anlaşılıyor. O altkomisyon sınırsız, yüzde
100 olarak bir düzenleme getiriyor, getirmek istiyor.
Bütün bunun
meşruiyet sebebi TMSF'nin elinde bulunan birkaç
kanalı satmaksa, elde edecekleri paraya göre verilen büyük taviz, her şeyi
yıkıcı mahiyettedir.” diyor. İkinci, aşırı kelimem budur diyor.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
ATİLLA KART
(Devamla) – Bunları bir sonraki maddede gene anlatmaya devam edeceğim.
Bu duygularla
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kart.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyoruz.
BAŞKAN – Tamam
Sayın Hamzaçebi.
Önergeyi
oylarınıza sunup karar yeter sayısını arayacağım.
Önergeyi kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime beş
dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 14.01
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.09
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Murat ÖZKAN (Giresun)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 48’inci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
568 sıra sayılı
Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerinde verilen Konya Milletvekili Atilla
Kart ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı
bulunamamıştı. Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter
sayısını arayacağım.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, kâtip üyeler arasında ihtilaf vardır, elektronik
cihazla oylama yapacağım.
Oylama için iki
dakika süre veriyorum.
Oylama işlemini
başlatıyorum:
(Elektronik
cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Karar
yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
568 Sıra Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluşu ve Yayın Hizmetleri
Hakkındaki Kanun Tasarısının 8. maddesinin (s) bendindeki “cinsiyet” ibaresinin
“toplumsal cinsiyet” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Ayşe
Nur Bahçekapılı (İstanbul) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz
Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılıyoruz Sayın Başkan.
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Gerekçe…
BAŞKAN –
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe: İfade
Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun kuruluş kanunundaki şekline
değiştirilmektedir.
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.
Kabul edilen
önerge istikametinde 8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
9’uncu madde
üzerinde iki adet önerge vardır.
Önergeleri
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
kanun tasarısının 9. Maddesinin 7. fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini
arz ve teklif ederiz.
(7) Tarım
Bakanlığının görüşü alındıktan sonra, Sağlık Bakanlığınca her yıl belirlenen,
genel beslenme diyetlerinde aşırı tüketimi tavsiye edilmeyen gıda ve maddeler
içeren yiyecek ve içeceklerin ticari iletişimine, saat 07.00 ile 22.00 saatleri
arasında yer verilemez.
|
|
Faruk Bal |
S. Nevzat
Korkmaz |
Behiç Çelik |
|
|
|
Konya |
Isparta |
Mersin |
|
|
|
|
Akif Akkuş |
|
Recep Taner |
|
|
|
Mersin |
|
Aydın |
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Genel Kurulda
görüşülmekte olan 568 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın
Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısının 9. maddesinin 7. fıkrasının tasarı
metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
|
Şahin Mengü |
Atilla Kart |
|
|
Manisa |
Konya |
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın
Kart, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
ATİLLA KART
(Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 9’uncu maddeyle ilgili önerge
üzerinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, bir önceki maddede atıfta bulunduğum Sayın Nevzat Yalçıntaş’ın konuyla ilgili değerlendirmesini özetleyerek
yine bilgilerinize sunmak istiyorum. Sayın Yalçıntaş
şunu söylüyor değerli arkadaşlarım: “Özelleştireceğiz diye bir saplantı olamaz.
İlla yabancıya satacağız, yabancı sermaye gelsin diye bir saplantı olamaz. Ekonominin kuralları
vardır: Gelişme. Sosyal ilimlerin kuralları vardır, değerler sistemi vardır. Bu
değerler sistemi, evrensel değerler vardır. Küçülen bir dünyada yaşıyoruz ama
millî değerler de vardır.” Devam ediyor, “En kritik zamanlarda yapılan bir
yanlıştan söz ediyorum.” diyor. “Burada iki önemli prensip çiğneniyor.
Birincisi: Devletin millî olma niteliği. Peki, devletin millî olma niteliği
nasıl çiğnenir? Hadi bakalım, gidelim de biz İngiltere'de, Fransa'da,
Almanya'da, mümkün müdür yüzde şu kadarını satın almak onların televizyonlarının?
Bütün koruma tedbirlerini almışlardır, burada bir arkadaşımız izah etti…” diye
devam ediyor. Bakın, okumaya devam edeceğim: “Şimdi, bütün bunları etüt
etmeden, bütün bunların -eski tabirle- anhasını minhasını görmeden, detaylarını, yabancı ülkenin tatbikatını
görmeden, biz hudutsuz ‘Gelin alın.’ diyoruz. Alacakları söyleyeyim, kimlerin
alacağını söyleyeyim. Özellikle iki alıcı profili çıkacaktır. Birincisi, büyük
şirketler, yani transnasyonel, uluslararası
şirketler; ikincisi de misyonerler. Bu arkadaşlarımız yüzde 49'u getirmiş. Bunu
değiştiren alt komisyon acaba biliyor mu ki dünyada kaç tane misyoner
televizyonu var? Bunlar ‘Biz misyoneriz, Hıristiyanlığı yaymak için, size
İseviliği getirmek için yayın yapıyoruz.’ demiyorlar. Bütün yayınlar öyledir.
Yüzde 100'ünü teslim ettiniz.” vesaire diye devam ediyor Sayın Yalçıntaş. “Amerikalılara, Fransızlara, Almanlara teslim
edin. Bunun anlamı budur. Başka, biz -yabancı sermaye- gelecek kaynak mı
bulamadık? Rica ediyorum... Yaptığımız iş vebaldir, yarın bunu torunlarımız
çekecektir; ne lüzum var? Gelsinler
gazoz imal etsinler, bilmem hangi maddeyi imal edeceklerse etsinler ama biz
fikir oluşturmayı, kültür oluşturmayı teslim ediyoruz. Biz bir kültür
devletiyiz, biz asırlık bir devletiz, bizim de birikimlerimiz var. Bunları,
onların hoyrat yayınlarına ve politikalarına teslim etmektir bu yapılan,
yapılmak istenilen. Hepinize bu mesuliyeti hatırlatıyorum.” diye devam ediyor.
Değerli
arkadaşlarım, burada elbette Sayın Yalçıntaş’ın,
Sayın Ertuğrul Yalçınbayır’ın söylemlerine esas
itibarıyla katıldığımı ifade ediyorum. Dün de ifade etmiştik, yabancı sermayeye
ideolojik olarak karşı çıkmak gibi bir tavrın içinde değiliz. Yabancı sermaye
üretim getiriyorsa, yatırım getiriyorsa, istihdam getiriyorsa buyursun gelsin,
her türlü teşviki verelim, ama sizin yaptığınız bu değil. Sizin yaptığınız,
Türkiye’nin iletişiminin, güvenliğinin kuşatma altına alınmasıdır. Bunun bir
başka anlamı yoktur. Daha doğrusu, bu konuda özellikle Telekom’la başlayan
sürecin alt ayaklarını, yan ayaklarını bu tasarıyla oluşturuyoruz. Böylesine
ağır bir sorumlulukla, ağır bir veballe karşı karşıya olduğunuzu bildirmek
istiyorum, anlatmak istiyorum.
Burada tabii,
aslında Adalet ve Kalkınma Partisinin sekiz yıldan bu yana gösterdiği dönüşümü
-bunu tırnak içinde ifade ediyorum- göz önüne aldığınız zaman, ortaya çıkan bu
tablonun çok da şaşırtıcı olmadığını görüyoruz. Burada yine Sayın Arınç’ın şahsında Hükûmete
yöneliyorum: Sayın Arınç, Sayın Bakan 1 Mart
tezkeresinde gerçekten bir duruş sergilediniz, bu noktada size olan bu
takdirlerimizi her dönemde, her aşamada ifade ediyoruz ama bir o kadar anlamlı
olan, bir o kadar ağır sonuçları olacak, nesillere intikal edecek olan RTÜK
konusunda ise tam aksine bir tavır içindesiniz. Bu anlamda, siyaseten sözünüzün
arkasında duramadınız, bunu hiçbir şekilde tevil edemezsiniz, bunu hiçbir
polemikle geçiştiremezsiniz. Bu, aslında, tekrar ifade ediyorum, Adalet ve
Kalkınma Partisinin -tırnak içinde ifade ediyorum- gösterdiği
transformasyondur, gösterdiği dönüşümdür. Bunları biz gelecek süreçlerde de
anlatmaya devam edeceğiz.
Bu
değerlendirmelerle, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıra-larından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kart.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul ediyorum… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
kanun tasarısının 9. Maddesinin 7. fıkrasının aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
(7) Tarım Bakanlığının görüşü alındıktan
sonra, Sağlık Bakanlığınca her yıl belirlenen genel beslenme diyetlerinde aşırı
tüketimi tavsiye edilmeyen gıda ve maddeler içeren yiyecek ve içeceklerin
ticari iletişimine, saat 07.00 ile 22.00 saatleri arasında yer verilemez.
S.
Nevzat Korkmaz (Isparta) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Sayın
Korkmaz, buyurun.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 568 sıra sayılı RTÜK
Tasarısı’nın 9’uncu maddesinde verdiğimiz değişiklik önergesi hakkında
görüşlerimi açıklamak üzere huzurlarınızdayım. Yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, bilim ve teknolojideki gelişmeler her alanda etkili olduğu
gibi gıda ve yiyecek sektöründe de etkili oluyor olumlu, olumsuz getirileriyle
birlikte. İnsanlık, daha önce sahip olduğu birtakım tatları, gıdaları
kaybederken gündelik hayatımıza da bir o kadar yapay, yeni tatlar, yiyecekler
giriyor. Çağın hastalığı obeziteye ve kötü beslenmeye
sebep olan fast food
kültürü, daha doğru bir tabirle kültürsüzlüğünden şikâyetçi olmayan var mı
aranızda bilmiyorum. Bu sonradan türeme yapay gıdalar da en fazla çocuklar
üzerinde etkili oluyor. Bu Meclisteki milletvekilleri aynı zamanda anne, baba.
Eminim ki çocuklarının dışarıda bulunduğu zamanlarda nasıl beslendikleri
herkesin sorunu, herkesin şikâyeti. Yağlı, gazlı, hormonlu, yapay, sentetik boya
ve gıdalar içeren yiyeceklerin bir de reklamlara konu olduğunu düşünürseniz
gerçekten vahametin büyüklüğünü kavrayabiliriz. Çocukların konsantrasyonunun
yüksek olduğu çizgi film ve çocuk programlarında bu tür reklamların
mevcudiyetinden hepimiz rahatsızız, dünya rahatsız. Öyle ki gelişmiş Batı
ülkelerinin bazıları, bu tür gıda ve içeceklerin reklamını çoktan durdurmuş,
hatta okulların kantinlerine girişini yasaklamış, bunun listelemesini yapmış,
besin değeri yüksek, faydalı yiyeceklerin fiyatlarını düşük tutmak üzere
destekler getirmiş. Örneğin İngiltere’de bunu görebiliyoruz. Dolayısıyla, bu
kanunun olumlu noktalarından birisi, bu sıkıntıyı gündeme getirmiş olması ve
düzenlemek düşüncesinde olması. Bu alanın, yarınlarımız olan çocuklarımızın
bedenen ve ruhen gelişmeleri yönünde düzenlenmesini Milliyetçi Hareket Partisi
olarak destekliyoruz ancak bu sorunun hakikaten çözüme kavuşturulması yönünde
de eksiklikler bulunduğunu söylemek durumundayız. Sorun sadece tespit edilmiş
ama düzenlemenin nasıl uygulamaya konulacağı muğlak. Milliyetçi Hareket Partisi
olarak soruyoruz: Reklamı sınırlandırılan, genel beslenme diyetlerinde aşırı
tüketimi tavsiye edilmeyen gıda ve maddeler içeren yiyecek ve içecekler
nelerdir? Bu tespitleri kim yapacak? Örneğin, reklam başvurusunda bulunan
firmalar genel beslenme diyetleri ile hiçbir sorunları olmadıklarını ispatla
mükellef mi olacaklar? Bu soruları artırabiliriz.
Bu belirsizliği
aşmanın yolu basit, “Aklın yolu bir.” demişler. Her yıl gıda güvenliğiyle
ilgili vazifeleri bulunan Tarım Bakanlığının da görüşü alınarak Sağlık
Bakanlığınca bir liste yapılması, kamuoyuyla paylaşılması, her yıl da bu
listenin güncellenmesi. “Efendim, bu uygulama zor, firmaları karşımıza
alabiliriz.” Bu elbette başka bir mazeret. Tasarıyla getirdiğimiz bu
sınırlamaları uygulamak istiyor musunuz, istemiyor musunuz, asıl mesele burada.
Maksadınız uygulamak ise işte belirsizliği gündeme getiriyoruz, bunu gidermemiz
lazım. Yok, “Bizim niyetimiz bu değil, sadece mevzuatta bir güzellik yapıyoruz,
dostlar alışverişte görsün bizimkisi.” diyorsanız, o başka, söylenecek fazla
bir şey yok.
Değerli
milletvekilleri, gerçekten hayırlı bir tespit yapılmış, bunun sonuçlandırılması
lazım. Bu konuda Milliyetçi Hareket Partisi olarak destek vermeye hazırız,
yeter ki bu iş sürüncemede kalmasın, sonuçlandıralım ve gerçekten gelecek
nesillerin hayır duasını hep birlikte kazanalım. Aksi takdirde, bir AKP klasiği
olan “yapıyormuş gibi görünmek” konusunda millete suçüstü yakalanmış
olacaksınız.
Önerimizin
desteklenmesi dileğiyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
10’uncu madde
üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
Görüşülmekte olan
kn. tasarısının 10. m. si 3 nolu
fıkrasının ikinci cümlesinin aşağıdaki şekilde düzenlenmesini arz ve teklif
ederiz.
“… program
tanıtımlarının oranı bir saat başından bir sonraki saat başına kadarki yayın
içinde % 10’u aşamaz.”
|
|
Mehmet Şandır |
Şenol Bal |
Nevzat Korkmaz |
|
|
|
Mersin |
İzmir |
Isparta |
|
|
|
|
Reşat Doğru |
|
Hakan Coşkun |
|
|
|
Tokat |
|
Osmaniye |
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Genel Kurulda
görüşülmekte olan 568 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın
Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısının 10. maddesinin 7 ve 8. fıkralarının
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve maddeye aşağıdaki fıkranın 11. fıkra
olarak eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Şahin Mengü |
Atilla Kart |
Kamer Genç |
|
|
Manisa |
Konya |
Tunceli |
Madde -10
(7) Sinema ve
televizyon için yapılmış filmler ile haber bültenleri, planlanan yayın süreleri
ilk otuz dakikadan sonra bu maddenin ikinci fıkra hükümlerine aykırı olmamak
kaydıyla reklam ve tele-alışverişle kesilebilir.
(8) Çocuk
programları, planlanan yayın süresinin otuz dakikadan fazla olması hâlinde, ilk
otuz dakikadan sonra bu maddenin ikinci fıkra hükümlerine aykırı olmamak
kaydıyla reklam ve tele-alışverişle kesilebilir.
(11) Bu maddenin
(2) . Fıkrasında düzenlenen bağımsız olarak;
- Her beş
dakikada bir sekiz saniyeyi aşmamak kaydıyla bant veya sanal reklam
- Spor
müsabakalarında 2,5 dakikada bir sekiz saniyeyi aşmamak kaydıyla bant veya
sanal reklam, doksan saniyeyi aşmayacak şekilde her saat için en fazla bir adet
Spot Tanıtıcı Reklam Yayınlanabilir.
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın
Genç, siz mi konuşacaksınız?
Buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 568 sıra sayılı Yasa
Tasarısı’nın 10’uncu maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz önergede söz almış
bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.
Sayın
milletvekilleri, tabii ki radyo ve televizyon, hayatımızın en önemli bir
parçasıdır. Günlük yayınlarda topluma en sağlıklı şekilde haber vermek ve
sağlıklı bir kamuoyunun oluşmasına yardımcı olan en önemli unsurların başında
televizyonlar, radyolar ve basın geliyor.
Şimdi, tabii, bu
kanun bu kadar toplum hayatını yakından ilgilendiren bir kanun olmasına rağmen,
bunun bir temel kanun olarak geçmesi bence hatalı bir davranış.
Bu kanunun
10’uncu maddesinde birtakım ilkeler getirilmiş, televizyon ve radyolardaki
hizmetlerde reklam ve alışverişler. Bir film seyrediyorsunuz, bir bakıyorsunuz,
araya uzun bir reklam giriyor. Vatandaşlara artık gına geliyor böyle bir
reklamı oraya koyunca veya çok önemli haberler veriliyor, bu haberlerin
arasına, bir bakıyorsunuz, uzun bir reklam süresi dâhil ediliyor ve hâl böyle
olunca artık vatandaşlar televizyon da seyredemiyor –tabii, radyoyu çok fazla
dinlediğimiz yok ama- radyo da dinlemiyor.
Şimdi, burada
getirilen, televizyon ve radyo yayın hizmetlerinde reklam ve alışverişle ilgili
bir süre var. (2)’nci fıkrada, tele-alışveriş yayınları hariç olmak üzere her
reklam yayınlarının oranı bir saat başından bir sonraki saat başına kadar yüzde
20’yi geçemez. Yani bir saatte on iki dakika bir defa reklam için bir süre
tanıyor bu kanun. Bence on iki dakikalık süre fazladır. Ayrıca, bir de
tele-alışveriş için buraya bir süre getiriliyor. Burada tele-alışveriş için de
“Kesintisiz olarak on beş dakikaya kadar tele-alışveriş yayını yapılabilir.”
diyor. Tabii, “Bu bir gün içinde bir saati aşamaz.” diyor ancak çok düzensiz
düzenlenen bir madde. Şimdi bu bizim getirmek istediğimiz değişiklikle (7)’nci
fıkrada diyoruz ki: “Her otuz dakikalık yayın süresi içinde bir kez olmak üzere
özel reklam ve alışveriş için kesilebilir.” Ancak hangi şartlarla kesilebilir?
(2)’nci fıkradaki koşullara uygun olması koşuluyla.
Arkadaşlar, bu
kesintisiz alışveriş süresi gerçi
(4)’üncü fıkrada tarif edilmiştir ama burada “on beş dakika” diyor.
Bence, bu şekilde çok karmaşık bir madde düzenlenmiş. Yine, saat başına on iki
dakika reklam süresini tanımak, hele bir de buna kesintisiz on beş dakikalık
bir süreyi de ilave ettiğiniz zaman, maalesef bu yayınları artık izlemek çok zor
oluyor.
Tabii, bu Kanun
1993 yılında yayınlanırken o zaman ben bir önerge vermiştim “yayın dili” diye.
Orada, mahallî lisanlarla da yayın yapılabilir demiştim o zaman, 93’te ama
maalesef o zaman Mecliste rağbet görmemişti. Ama şimdi, “Türkçe dışında mahallî
lisanlarla da yayın yapılabilir.” diye kanuna getirilmiştir.
Aslında tabii,
kanun uzun uzadıya maalesef incelenmiyor. Nedense bu temel kanunlar… Yani insan
hayatını yakından düzenleyen bu kanunların bence çok enine boyuna tartışılması
lazım. Maalesef, işte AKP’nin bir taktiği var, kanunu Meclisten gizlemek,
Mecliste müzakeresinden kaçınmak. Dolayısıyla sanki sağlıklı bir hizmet
ediyorlar. Olmuyor böyle bir yasama faaliyeti çünkü okunmadan, vatandaşa dahi
maddenin özü okunmadan bunlar buradan geçiyor.
Ben dün, Orta
Doğu Teknik Üniversitesinde, daha önceden kararlaştırılmış bir konferansa
gittim. Orada, sağ olsunlar, Orta Doğu öğrencileri, 500’ün üzerinde öğrenci,
bir buçuk saate yakın bir konferans verdim, kimse bana yumurta da atmadı. Hatta
“Ya, Burhan Kuzu’yu da getireyim bir daha çocuklar, bir daha kendisine yumurta
falan atmayın.” dedim. “Sizinle beraber gelirse tamam, söz veririz, yumurtayı
atmayız.” dediler. Tabii ki görüyorsunuz, yani bakın, ben bir sade milletvekili
olarak Orta Doğu gibi bir üniversitede, en büyük salonu da açmışlardı, 500
öğrencinin karşısında bir buçuk saat konuştum ve beni de çok da alkışladılar.
Yani, o öğrencilerin politikacılara karşı bir kini, nefreti yok. Onların
istedikleri, ülke sorunlarının en iyi şekilde çözümlenmesidir. Ülke sorunları
karanlıklara, kaoslara gidince işte maalesef, öğrenciler gençlik olarak buna el
koymak zorundadır. Bence bu gençlere karşı tavırlardan, bu sert tutumlardan bu Hükûmetin vazgeçmesi lazım.
Saygılar
sunuyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Genç.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
Görüşülmekte olan
kn. tasarısının 10. m. si 3 nolu
fıkrasının ikinci cümlesinin aşağıdaki şekilde düzenlenmesini arz ve teklif
ederiz.
“… program
tanıtımlarının oranı bir saat başından bir sonraki saat başına kadarki yayın
içinde % 10’u aşamaz.”
Mehmet
Şandır (Mersin) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın
Bal, buyurun.
ŞENOL BAL (İzmir)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 568 sıra sayılı RTÜK Kanun
Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi
üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Gerekçemizde
olduğu gibi, değişiklik önergemizi verdik. Ben bu vesileyle, bu önerge
vesilesiyle Batı Trakya’daki soydaşlarımızın benden isteği olarak,
feryatlarını, sitemlerini, umutsuzluklarını, kızgınlıklarını özellikle Sayın
Bülent Arınç’a iletmemi istedikleri için bugün burada
sizlere lenmek istiyorum. Aynı zamanda, ülkemizde
yaşayan Gümülcineli, Dedeağaçlı,
İskeçeli kardeşlerimizin de bu konuya ilgi duymasını ve bu konudaki
görüşlerimizi duymasını istiyorum.
Sayın Arınç, biliyorsunuz ki Lozan’ı delerek bir Vakıflar Kanunu
çıkardık ve azınlık vakıflarına birçok hak getirdik. Hemen hemen
aynı dönemde, belki bizden bir hafta önce Yunanistan Parlamentosunda da bir
Vakıflar Kanunu çıkarılmıştı. Bu, oradaki azınlıkta olan Müslüman ve Türk
azınlığının ellerinde olan haklarını da ellerinden alarak vakıfların
parçalanmasını içeren maddelerle doluydu.
Yine, 14 Rum
Ortodoks din adamı, özellikle Başbakanın illegal şekilde yol göstermesiyle,
hukuk çiğnenerek vatandaşlığa alındı Sen Sinot
toplantılarını yapabilmek için. Yine Ruhban Okulu gündemde. Geçen Fener Rum
Patrikhanesi’ni ziyaret ettiniz ve Vakıflar Kanunu’nda eksik olan durumların
yeni düzenlemelerle giderileceğini, eksikliğin tamamlanacağını ve bunu bir
görev addettiğinizi ifade ettiniz, yetimhanenin tapusunu da verdiniz.
Evet, Sayın Arınç, Batı Trakyalı Türk azınlığı çok dertli bu konuda
çünkü 17 Aralık 2010 tarihinde, Yunanistan Cumhurbaşkanı Karolos
Papoulias’ın imzasıyla, kendi seçmedikleri,
kendilerinin tanımadıkları, Yunanistan Hükûmetinin
atadığı Gümülcine Müftüsünün görev süresinin
uzatılmasıyla ilgili bir kararname yürürlüğe girdi siz sedasız. Biliyor musunuz
bilmiyorum?
Sayın Arınç, ben eminim ki şimdi bu durum karşısında herhâlde
şöyle diyeceksiniz: “Konu hakkında bilgi sahibi değilim. Yaptılarsa da iyi bir
şey yapmamışlar, çok ayıp etmişler.” Çünkü genellikle sorulara verdiğiniz
cevaplar bu şekilde. Sizden tabii ki Batı Trakyalı soydaşlarımız böyle bir
cevap beklemiyor. Batı Trakyalı soydaşlarımız Lozan’ın gereğini istiyor,
Lozan’ın delinmemesini istiyor, 45’inci maddesindeki mütekabiliyet esasının
uygulanmasını istiyor. Lozan’ı deldiniz sayın iktidar mensupları. Böyle,
mirasyedi gibi hareket etmenin bu ülkeye de ve tarihî sorumluluğumuzun olduğu o
bölgelerdeki kardeşlerimize de bir faydası yok. O koltukların lütfen hakkını
veriniz ve Sayın Arınç, her zaman akıttığınız o
gözyaşlarınızı biraz da Batı Trakya’daki kardeşlerimiz için akıtınız. Lozan
döneminde, imzalandığı zaman, Batı Trakya’nın ekilebilir arazilerinin yüzde
85’ine sahipken bugün nasıl yüzde 25’e düştüğünü lütfen bir araştırınız. Nasıl
bugün formasyonlu bir tane öğretmenin kalmadığını araştırınız. Nasıl vakıfların
ellerinden alındığını ve din adamlarının nasıl atandığını biraz daha
araştırınız diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Karar yeter sayısı…
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunup, karar yeter sayısını arayacağım.
Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime on
dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati : 14.38
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 14.49
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Murat ÖZKAN (Giresun)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 48’inci Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
568 sıra sayılı
Kanun Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerinde verilen İzmir Milletvekili Şenol
Bal ve arkadaşlarının önergesinin
oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi önergeyi
yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.
Önergeyi kabul
edenler… Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı
vardır.
Tasarının
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
10’uncu maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
60’ıncı maddeye
göre Sayın Arınç’ın bir söz talebi vardır, onu yerine
getireceğim.
Buyurun Sayın
Bakanım.
IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)
2.- Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, İzmir Milletvekili Şenol Bal’ın konuşmasına
ilişkin açıklaması
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Biraz önce İzmir
Milletvekili Sayın Şenol Bal Hanımefendi benimle ilgili bir konuşma yaptı ve
bana dönerek cevap beklediğini ima etti. Talihsiz bir konuşma çünkü ben Batı
Trakya meselesine hayatını vakfetmiş bir insanım. 1995 yılında milletvekili
olduğum gün Mecliste kurulan Batı Trakya Dayanışma Grubunun üyesi olmuştum.
Başkanımız da Turhan Tayan ve İsmail Kalkandelen’di.
Sırf bu gruba girdiğim için Yunanistan’da Türk düşmanlığı yapan Stohos gazetesi beni kara listeye almış ve hedefe koymuştu.
Zaten de hedef, “Stohos” demekti.
Ben bu sene 24-25
Temmuzlarda üç gün Batı Trakya’yı
ziyaret ettim, Hanımefendiye de tavsiye ederim.
ŞENOL BAL (İzmir)
– Ben her zaman gidiyorum Sayın Bakan, her zaman.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Orada milletvekillerimiz Ahmet Hacıosman’la, Çetin Mandacı’yla
toplantılar yaptım, 2 tane seçilmiş müftümüz İbrahim Şerif, Ahmet Aga ile toplantılar yaptım. Gümülcine’nin,
İskeçe’nin Şahin köylerini, Eşekçili köylerini ziyaret ettim. Gençlik
Birliğinde, Muallimler Birliğinde toplantılar yaptım.
ŞENOL BAL (İzmir)
– Hepsini biz de yaptık Sayın Bakanım.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Bu toplantılarda, bu ziyaretlerde,
Hanımefendinin söylemek istediği gibi, hiçbir eleştiriyle de karşılaşmadım.
Batı Trakya bizim kardeşlerimizin bulunduğu, oralarda yüzyıllardır
medeniyetimizin, kültür ve tarih varlıklarımızın hâlâ canlı yaşadığı, güzel
insanlarımızın bulunduğu bir yerdir ve onlarla maddi ve manevi irtibatımızı da
hiç kesmiyoruz.
ŞENOL BAL (İzmir)
– Atanmış müftüleri sordum ben size Sayın Başbakan Yardımcısı.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
3.- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri
Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa
Birliği Uyum ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/883) (S. Sayısı: 568) (Devam)
BAŞKAN – 11’inci
madde üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
568 sıra sayılı
kanun tasarısının maddesinin değiştirilmek istenen 13.04.1994 tarihli 3984
sayılı Radyo ve Televizyon Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun 11.
Maddesinin 4. bendinde değişiklik tasarısında tedaviler ibaresinden sonra
gelmek üzere “bitkisel ve diğer içerikli zayıflama ilaçları” ifadesinin
eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Sırrı Sakık |
Hamit Geylani |
Nuri Yaman |
|
|
Muş |
Hakkâri |
Muş |
|
|
Sebahat Tuncel |
Akın Birdal |
M. Nezir
Karabaş |
|
|
İstanbul |
Diyarbakır |
Bitlis |
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
568 sıra sayılı
kanun tasarısının 11. maddesindeki 3. fıkranın kanun tasarı teklifinden
çıkarılmasını arz ederiz.
|
|
Hasan Çalış |
Şenol Bal |
Reşat Doğru |
|
|
|
Karaman |
İzmir |
Tokat |
|
|
|
|
Nevzat Korkmaz |
|
Hüseyin Yıldız |
|
|
|
Isparta |
|
Antalya |
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısının, Belirli
Ürünlerin Ticari İletişimi başlıklı 11 inci maddesinin (3) üncü bendinin
tamamen kaldırılması, aynı maddenin (2) nci bendine "Reçeteye tabi"
ifadesinden sonra gelmek üzere "ve reçeteye tabi olmayan" ifadesinin
eklenmesini arz ve teklif ederim.
|
|
Nevingaye Erbatur |
Kamer Genç |
Metin Arifağaoğlu |
|
|
|
Adana |
Tunceli |
Artvin |
|
|
|
|
Şevket Köse |
|
Tayfur Süner |
|
|
|
Adıyaman |
|
Antalya |
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın Başkan, bir iki cümleyle
açıklamalı beyanda bulunmak istiyorum.
BAŞKAN – Buyurun
efendim.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Şimdi, bu konu, görülüyor ki bütün
milletvekillerimizin ortak bir endişesinden kaynaklanıyor. Biz kendileriyle
görüştük ancak tatmin olmadılar.
BAŞKAN –
Arkadaşlar lütfen Sayın Bakanı dinleyelim.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Bizim bu maddeyi bu şekilde tanzim
etmemizin yasal bir dayanağı var. O da 4/11/1993 tarih ve 3915 sayılı Kanun’la
onaylanan Avrupa Sınırötesi Televizyon
Sözleşmesi’dir. Biz bunun 93’ten beri tarafıyız ve Meclis bunu kanun olarak
kabul etti. Bu Kanun’daki, bu
sözleşmedeki hükümlere göre “Diğer tüm ilaçların ve tıbbi tedavilerin
reklamları bu şekilde açıkça ayırt edilebilecek, dürüst, gerçek ve teyide tabi
olacak ve bireyin zarardan korunması şartına uyacaktır.” hükmü var. Yani reçeteyle
temin edilen ilaçların ve tıbbi tedavilerin reklamının yapılmasına izin
verilmeyecektir, bu hükmü koyuyoruz, bunun dışında kalanların da dürüst, gerçek
ve teyide tabi olacak ve bireyin zarardan korunması şartını temin etmeye
çalışıyoruz. Bu yasal bir zarurettir Avrupa Konseyi Sınıraşan
Televizyon Sözleşmesi’nde. Biz bunları sınırlamak için de yayın esaslarımızın
ve genel esasların, 9’uncu maddenin (e) fıkrasına ve diğer maddenin de (l)
fıkrasına sağlıkla ilgili hükümler koyduk.
Dolayısıyla
arkadaşlarımızın ortak talebi şudur zannediyorum, Eczacılar Birliğinin de
bizden istediği talep: Yani reçeteye tabi olmayan ilaçlar ve tıbbi tedaviler
reklam yoluyla yapılmasın ve yasaklansın. Bunu açıkça yazmamız, bu sözleşmeye
ve Kanun’a göre mümkün değil. Dolayısıyla biz, eğer bu konuda bir reklam
yapılacaksa onun sınırlarını yasaya koymuş bulunmaktayız. 93’te çıkan bu
sözleşme, esasen 94’te yapılan 3984 sayılı RTÜK Kanunu’na da aynen girmiş
bulunmaktadır. Bu zarureti arkadaşlarımın dikkate almalarını arzu ediyorum ve
önergelere katılmadığımızı ifade etmek istiyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın Hamzaçebi…
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Gerekçe okunsun.
BAŞKAN –
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
İlaç, herhangi
bir ürün değildir ve her kullanıcıda aynı etkiyi göstermeyebilir. Eczacılık
fakültelerinde verilen eğitim kapsamında, ilacın aynı zamanda bir zehir olduğu
ifade edilir. İlaç sadece uygun doz ve şekilde, hastalıktan korunma, teşhis ve
tedavi amacıyla kullanılabilir. Dolayısıyla ilacın kullanım amacına uygun
olarak faydalı olabilmesi için, doğru kişi tarafından (hekim) yazılması, doğru
kişi tarafından (eczacı) verilmesi ve bilinçli olarak kullanılması gerekir. Tüm
bu gerçekler ışığında, hastalığın tanısında profesyonel bilgisi, ilacın
farmakolojik sınıfı veya kullanılan ilaç hakkında, doğru uygulama ve doğru doz
konusunda, spesifik farmakolojik risklerin tanınmasında ve ilacın uygun
koşullarda saklanması ve benzeri konularda yeterli bilgisi bulunmayan topluma
yönelik ilaç reklamı yapılması, halk sağlığını olumsuz olarak etkileyecektir.
Reçetesiz ilaçta reklama izin verilmesi, sağlık alanında uzman kişilerin ilaç
üzerindeki kontrolünü azaltacağı gibi tedavinin etkinliğinin de
denetlenememesine yol açacaktır.
Diğer yandan 1262
sayılı yasa ile tüm reçeteli ve reçetesiz ilaçlarda reklamla ilgili düzenleme
getirilmiş, ilaçların ancak ve ancak tarifname ve gazetelerde “………………..”
hastalıklarında kullanılması faydalıdır şeklinde ilanına izin verilebileceği,
reçeteli olarak satılması zorunlu ilaçların ise, tıbbi dergilerden başka
yerlerde reklamının yapılmayacağı hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla 1262 sayılı
yasanın 13. maddesi özellikle ilaçların topluma yönelik tanıtım ve reklamına
izin vermemektedir. Bu çerçevede, söz konusu Tasarı, başta 1262 sayılı yasa
olmak üzere, yürürlükteki diğer yasal düzenlemelere aykırıdır.
1262 sayılı
yasanın bazı maddelerinin tadiline ve bu kanuna bazı hükümler ilave edilmesine
dair kanunun gerekçesi, ilacın topluma yönelik tanıtımının hiçbir şekilde
yapılamayacağını daha net olarak ortaya koymaktadır. Yasanın değişiklik
gerekçesinde; reklam yapılmasının halk üzerinde yanlış anlaşılmalara sebep
olduğu, halk sağlığının ciddi şekilde zarar gördüğü özellikle son yıllarda
gelişen teknoloji ile reklamın son derece yanıltıcı ve çirkin bir hal aldığı
ifade edilmekte ve bu duruma kesin olarak bir son vermek üzere 1262 sayılı
yasanın 13. maddesinde ilacın topluma yönelik tanıtımının yapılmayacağı
hükmünün getirildiği ifade edilmektedir.
Bu konuda daha
önce yapılmış olan girişimler ve son olarak 26.08.2009 tarihli Resmî Gazete'de
yayımlanan Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Reklam Yönetmeliği'nin reçetesiz
ilaç reklamının yapılabileceğine ilişkin hükmü olmak üzere, 1996, 2003 ve 2009
senelerinde üç kez durdurulmuştur.
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul
edilmemiştir.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Buyurun
efendim.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Milletvekilimizin bir söz talebi var. Sayın Bakanın Sayın
Milletvekilinin ifadelerini çarpıttığı için sataşmadan dolayı bir söz talebi
var. Onunla ilgili değerlendirmeyi yapar mısınız?
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Bal.
VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- İzmir Milletvekili Şenol Bal’ın, Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
ŞENOL BAL (İzmir)
– Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan benim
hiç oralara gitmeden, meseleleri bilmeden konuştuğum şeklinde bir ifadede
bulundu. Şimdi, aslında ben Batı Trakya’daki soydaşlarımızın hislerine tercüman
olmak istedim. Söylediklerimin hangisi yanlıştı onu bilemiyorum. 14 tane din
adamının usulsüz yollarla atanması mı? Rum Patrikhanesini ziyaret edip orada
verilen sözler mi? Ruhban Okulu için atılan adımlar mı? Bunlar mı yanlıştı?
Ben orada bir
belgeyle Türk soydaşlarımızın kendi seçtikleri, Gümülcine’de
Dedeağaç’ta, İskeçe’de kendi seçtikleri müftüler
tarafından dinî görevlerini yapamadıklarını, yine Avrupa Birliği ülkesi olan
Yunanistan’ın atamış olduğu müftülerin tekrar, yeniden sürelerinin uzatıldığını
ifade edip buna bir çare bulunmasını ifade etmiştim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bal.
VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
3.- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri
Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa
Birliği Uyum ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/883) (S. Sayısı: 568) (Devam)
BAŞKAN – Diğer
önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
568 sıra sayılı
kanun tasarısının 11. maddesindeki 3. fıkranın kanun tasarı teklifinden
çıkarılmasını arz ederiz.
Reşat Doğru (Tokat) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın
Doğru, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
REŞAT DOĞRU
(Tokat) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının
11’inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum.
11’inci maddesi
üzerinde vermiş olduğumuz önergenin konusu açık bir şekilde yani üçüncü
fıkrasının çıkartılmasıyla ilgilidir. Üçüncü fıkrasında da, biraz önce Sayın
Bakan da anlatmaya çalıştı, ifade etmeye çalıştılar, gerçi tatmin olmadık.
Neden tatmin olmadık? Bu üçüncü fıkrasında ilaç olmayan yani tıbbi müstahzar
olmayan, sadece bitkisel ürünler dediğimiz çeşitli ürünlerin reklamlarının
serbest bırakılması ve dolayısıyla insanlara kullandırılmasının da bu yönde
olarak artırılması amaçlanmaktadır. Bu maddenin kaldırılmasını istiyoruz. Yani
burada bitkisel ilaç denen ilaçlar -esasında onlar ilaç değildir ama- halk
arasında yaygın bir şekilde son zamanlarda kullanılmaya devam eden ve de
reklamı da çok süratli bir şekilde yapılmakta olan ilaçlardır. Yani işte
”Prostat tedavisine iyi geliyor.” akabinde işte “Karaciğeri koruyor.” veyahut
da işte “İnsanların gücünü artırıyor, yorgunluğu ortadan kaldırıyor.” şeklinde,
çeşitli şekillerde söylemlerle bu ilaçlar toplumda kullandırılmaya
özendirilmektedir. Bu halk sağlığı için çok önemli ama çok önemli bir
yanlıştır.
Bakın, şu anda
ülkemizde televizyonlar yoğun bir şekilde seyrediliyor. Televizyonların da
özellikle sabah programlarında hatta öğlene kadar olan programların birçoğunda
sağlıkla ilgili konular gündeme getiriliyor. Sağlıkla ilgili konular da
gördüğümüz kadarıyla, takip ettiğimiz kadarıyla çok ciddi manada takip
ediliyor. İşte, bu programların altına bununla ilgili reklamların yapılmakta
olduğunu göreceğiz ve beraberinde de dünyanın birçok yerinde kaldırılmaya
çalışılan yani bu ilaçların kullanılmasının artık insan vücuduna zararları
olduğu noktasındaki ortak noktaların birleşildiği bir
ortamda Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak bunun konmasının çok yanlış
olacağını düşünüyorum. Vermiş olduğumuz önergenin esası burasıdır. Yani bu,
işte, ilaç olmayan, bitkisel, Sağlık Bakanlığı tarafından ilaç olarak kabul
edilmeyen ürünlerin bu şekilde reklamının yapılması çok yanlıştır.
Bakınız, kimyasal
ilaçlar, Sağlık Bakanlığı Eczacılık Genel Müdürlüğü İlaç Komisyonunun onayıyla
ruhsat almış olan ilaçlardır. Bunların prospektüslerine bakmış olduğumuz zaman,
dozunun kullanıldığında bazı hastalıkları tedavi ederken bazı hastalıkları olan
hastalarda da kullanılmaması gerektiği konusunda da çok önemli uyarılar vardır.
Kronik hastalıklarda kullanıldığında, karaciğer ve böbreklerde kalıcı hasarlar
yapmaktadır.
Bakınız, şu anda
bu drogların, yani reçeteye tabi olmayan bu bitkisel materyallerin bazı
ülkelerde ciddi manada karaciğere zarar verdiği ortaya konulmuştur. Amerika
Birleşik Devletleri’nde bununla ilgili, karaciğere toksik
etki yapmasından dolayı o maddenin bulunduğu o droglar tamamen kaldırılmış,
hatta ortadan da tamamen kaldırılmış ve kullanılması yasaklanmıştır.
Şimdi, karaciğere
zarar verdiği sabit olan bu droplar şu anda
Türkiye’mizde kullanılmakta değerli milletvekilleri. Bizim önergemizin esası
burasıdır. Yani burada bir yanlışlık vardır. Gerçi Sayın Bakan bununla ilgili,
işte, bir önlem alındığını veyahut da akabinde Avrupa Birliğiyle ilgili
birtakım kanunlarda bunların yayın kurallarında bulunmuş olduğunu söylüyor ama
bunu tabii çok önemsememiz gerekiyor.
Bakın, şu anda
İngiltere Lordlar Kamarası bilimsel komite kurdurmuş
ve bunu takip ediyor. Yani işte, karaciğere zararlı diğer maddeler veyahut da
çeşitli yerlere zararlı, böbreğe zararlı ve araştırılması gereken bu drogların
mutlaka ve mutlaka buradan reklamının yasaklanması gerekir diye bu şekilde
karar alıyor ve akabinde de şu anda İngiltere’de bununla ilgili çok ciddi
çalışmalar yapılıyor ve yasaklama konumuna gelinmiştir. İşte, dünyanın birçok
yerinde bu şekilde her şey ortada ayan beyanken bizim bunu kanun şeklinde
buraya getirilmiş olmasının yanlış olduğunu düşünüyorum.
Sayın
milletvekilleri, herkesin bunu çok iyi düşünmesi lazım. Yani eğer bunu bu
şekilde geçirmiş olursak, bakın, bir kez daha söylüyorum, televizyon
kanallarının hepsinde altyazı olarak bununla ilgili müthiş bir reklam
kampanyası başlayacak ve bunun zararını hep beraber göreceğiz. Tabii,
gördüğümüz zaman da iş işten geçmiş olacak. Bu mealde de mutlaka ve mutlaka
bunun tekrar tekrar burada düzenlenmesini ve mutlaka
ama mutlaka bu önergemizin kabul edilmesini bekliyoruz. Kabul edilmezse
çocuklarımıza yapmış olduğumuz bir zarar olacaktır, insanlarımıza vermiş
olduğumuz bir zarar olacaktır. İleriki dönemlerde de bununla ilgili tekrar
geriye dönüş olabilir ama olan olmuştur, geçen geçmiştir konumuyla karşı
karşıya kalabiliriz.
Bakın, şu anda
Sağlık Bakanlığına işte bununla ilgili yetkilendirme verelim. Sağlık Bakanlığı
bununla ilgili çok ciddi çalışmalar yapsın. Hatta bu noktalarda, o vatandaşın
huzuruna sunulan o drog veya bitkisel materyaller…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
REŞAT DOĞRU
(Devamla) – Teşekkür ediyorum, önergemin kabulünü bekliyorum.
Saygılar
sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Doğru.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Sayın Durmuş,
buyurun efendim.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Sayın Başkanım, müsaadenizle, yerimden bir dakikalık bir açıklama
yapmak istiyorum.
BAŞKAN – Buyurun
efendim.
IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)
3.- Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş’un,
bitkisel ilaçlarla ilgili yapılan reklamların halk sağlığı üzerinde olumsuz
etki yaratabileceğine ilişkin açıklaması
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Günde üç bardak nar suyu tükettiğimizde bir kalp hastası fazla
sıvı kaybedecektir, kanın akışkanlığı bozulup bir koroner problemi çıkarabilir.
Amfetamin içeren bir bitkiyi kullandığımızda gerçekten uyarıcı bir etkisi
vardır ama kalp durmasına sebep olabilir. Enerji içeceklerinde kafein vardır,
kahvede kullanıyoruz, 300 miligramı aştığında kalp için risk oluşturacaktır.
Dolayısıyla, bu
bitkisel ilaçların reklamı halkın inadına ona yüklenmesini gerektirir ve bundan
dolayı ciddi ölümler, sakatlıklar ve organ hasarları olacaktır.
Arz ediyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim efendim.
VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
3.- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri
Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa
Birliği Uyum ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/883) (S. Sayısı: 568) (Devam)
BAŞKAN – Diğer
önergeyi okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
568 sıra sayılı
kanun tasarısının maddesinin değiştirilmek istenen 13.04.1994 tarihli 3984
sayılı Radyo ve Televizyon Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun 11.
Maddesinin 4. bendinde değişiklik tasarısında “tedaviler” ibaresinden sonra
gelmek üzere “bitkisel ve diğer içerikli zayıflama ilaçları” ifadesinin
eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Sırrı
Sakık (Muş) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın Sakık, buyurun.
SIRRI SAKIK (Muş)
– Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.
RTÜK’le, TRT’yle
ilgili burada zaman zaman bizim grubumuzun her
temsilcisi düşüncelerini açıkça ifade etti ama bu noktada hakkaniyeti bir türlü
görmedik özellikle TRT konusunda. Yani bütün başvurularımıza rağmen, soru
önergelerimize cevap aynen şöyle gelmekte: “Haber değeri teşkil eden konular
haber olur.” deniliyor. Yani Barış ve Demokrasi Partisinin buralarda,
Türkiye’deki bütün faaliyetleri haber konusu olmayacak noktada değerlendirilir.
Yine RTÜK ile
ilgili de eleştirilerimiz… Hep buralarda ırkçı, ayrımcı dizilerin olduğunu,
yani halklar arası kavgayı, şiddeti körüklediğini hep söyledik ama yasal
engellerin, buna bir türlü bir çözüm bulmadığını sayın yetkili kurumlar da
söylediler.
Şimdi, onun için,
bunların bir an önce ortadan kaldırılması için adil olmak gerekir. Evet, burada
Radyo ve Televizyon Üst Kurulunda AKP’den, CHP’den, MHP’den temsilciler var ama
Barış ve Demokrasi Partisinden yok. Yani yine hazineden yardım alırsınız, üç
parti alırsınız, yine Barış ve Demokrasi Partisi yok. Bunların hepsi, yani
sizin yüzlerce bu konuda… Bu ülkede çifte standart uygulandığını hep söyledik
ama ne hikmetse hayata hiçbir şey geçmiyor. Yetkililer çıkıyor, burada üzüntülerini
belirtiyorlar. Ee, siz icranın başındasınız. Bu
sorunları ortadan kaldırmalısınız. Biz çıkıp sorunları getirdiğimiz için Sayın
Başbakan diyor ki: “Bunlar, şiddetten besleniyor ve kandan besleniyorlar.”
Bakın, bugün
medyada var, Bitlis’in Mutki ilçesinde, bir ihbar üzerine 12 cesede ulaşılıyor.
Cesetler hemen karakolun bitişiğinde. O dönem 9 tane genç ailesinden kopup dağa
mı gitmek istiyor ve bunları yakalıyorlar, 3 tane de PKK militanını ve bunlar
yargıya ulaşmadan infaz ediliyor. Şimdi, Mutki’de bunlar oluyor.
Yine 2008 yılında
Fatma Tunç Mardin İHD’ye başvuruda bulunuyor, Katarlı
köyünden, diyor ki: “Bu kuyuların üstü kapalı. Biz kuşkuluyuz, endişeliyiz.
Benim eşim ve çocuklarım kayıp.” Gidiyorlar, savcılığa başvuruda bulunuyorlar
ve gelip burayı açıyorlar, oradan cesetler çıkıyor ve asit kuyularından
cesetler çıkıyor. Şimdi, bunların hepsinin araştırılması için bu Meclisi
sürekli göreve davet ediyoruz. Yani bu sorunlarla biz yüzleşmeden, temel
sorunlarımızı çözmeden bu ülkede hak, hukuk, adaleti, hukukun ve huzurun
ülkesini yaratma şansımız yoktur.
Bakın, yine Bilge
köyü katliamına katılan Süleyman Çelebi, 44 kişi katledilmiş ve dün akşam idam
edildiği söyleniyor, bugün avukatları açıklama yapıyor, “Aslında infaz edildi.“
diyor. Çünkü katliamın nasıl gerçekleştirildiğini, kimler tarafından emir
verildiğini bu söyleyecekti, mahkemeye çıkacaktı, bunların hepsi kamuoyu
tarafından bilinecekti, kimin kandan, şiddetten beslendiğini kamuoyu görecekti,
onun için infaz edildi, konuşmaması için orada infaz edildi.
Şimdi, ülkemiz bu
kadar kan ve kir üzerinde oturmuş. Siyasal iktidarın görevi de bu kanı ve kiri
bir an önce ortaya çıkarmaktır. Ne yapması gerekir? Bizim hep söylediğimiz gibi
Meclis bir an önce hakikatleri araştırma komisyonunu oluşturmalıdır. Burada kim
ki bu olaylara karıştı ve onların failleri kimlerse Meclisin bir an önce bunu
ortaya çıkarması gerekir, yoksa diğer boyutuyla bunları söylediğimiz için
siyasal iktidar bizden rahatsız, kan ve şiddetten beslendiğimizi söylüyor. Kan
ve şiddetten kimler beslenir? Vampirler beslenir. Peki, biz hareket olarak kan
ve bedel ödeyen bir hareketiz. Asıl kanımızdan, şiddetten beslenenler kimlerse
onlar ortaya çıkmalıdır. Yani 40 bin insan ölmüşse hepimiz yaralıyız, hepimizin
bedeninden birer parça toprağa gömülmüştür. Onun için bu konuda çıkıp bu kirli
ve paslı dili kullanmak Türkiye demokrasisine bir katkı sunmaz, tam tersi bu
olup bitenlerle yüzleşmemizin tam zamanıdır. Onun için, Meclis derhâl bir
Meclis araştırma komisyonunu, hakikatleri araştırma komisyonunu oluşturmalıdır.
Sorunun üzerine böyle gidersek sorunu çözeriz.
Teşekkür
ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
12’nci madde
üzerinde iki adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısının, Program
Desteklemesi başlıklı 12 nci maddesinin (3) üncü bendinde “…ancak gerçek ve
tüzel kişilerin üretim veya satışını yaptığı reçeteye tabi tıbbi ürünler veya
tıbbi tedaviler” ifadesinden sonra gelmek üzere “ve reçeteye tabi olmayan tıbbi
ürünler veya tıbbi tedaviler” ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Şevket Köse |
Kamer Genç |
Orhan Ziya
Diren |
|
|
|
Adıyaman |
Tunceli |
Tokat |
|
|
|
|
Tayfur Süner |
|
Ferit Mevlüt Aslanoğlu |
|
|
|
Antalya |
|
Malatya |
TBMM Başkanlığına
568 sıra sayılı
kanun tasarısının değiştirilmek istenen 13.04.1994 tarihli 3984 sayılı Radyo ve
Televizyon Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun 12. Maddesinin 4.
bendinde değişiklik tasarısında “bülteni” ibaresinden sonra “çocuk programları”
ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Muş |
|
Hakkâri |
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Kim
konuşacak?
AKIN BİRDAL
(Diyarbakır) – Ben konuşacağım efendim.
BAŞKAN – Sayın Birdal, buyurun efendim.
AKIN BİRDAL
(Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 13/04/1994 tarihli 3984
sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Yasa’nın
değiştirilmesiyle ilgili 568 sıra sayılı Tasarı’nın 12’nci maddesinin 4’üncü
bendiyle ilgili değişiklik önergesiyle, haber bülteni ve dinî yayınlara “çocuk
programları” ifadesinin eklenmesi için söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla
selamlarım.
Bu programın
desteklenmesinde, çocuk programlarına da bu ara reklamlar ve benzeri şeylerin
girmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Avrupa Birliği uyum yasalarına ilişkin bu
anlayışı destekleyen yaklaşımlar var. Kuşkusuz, Avrupa Birliği uyum yasalarına
bağlı olarak kendi etiğini ve ilkelerini oluşturmuştur Avrupa radyo ve
televizyonları. Örneğin, BBC ya da diğer yazılı kimi medya, örneğin resmî
ideolojiye bağlı bir dil kullanmaz. Örneğin, BBC’de terör örgütü bilmem nedir
denilmez. Gerçekten bilgi edinme ve haber alma hakkı neyse basın etiği
açısından ona bağlı kalır. Ama bizim başta TRT olmak üzere bütün radyo ve
televizyon kurumlarımızın birçoğu -tenzih ediyorum tabii haber programcı kimi
gazetecilerin ilkelere bağlı olduklarını görüyoruz- haber vermiyor ya da
izleyicinin doğrudan bilgi edinme ve haber alma hakkını kullandırmak yerine
gerek beden diliyle gerekse diliyle yanlı olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Örneğin ben geçen gün bir TRT haber programında, öğlen haberlerinde bir kadın
spiker arkadaşın, gerçekten, bir gazeteci ya da bir spiker olmaktan çok
bir siyasetçi, resmî ideolojinin orada
propagandasını yapmak için görevlendirilmiş gibi… Böyle yaptığı zaman acaba
yerini daha da mı sağlamlaştıracağını düşünüyor? Doğrusu, ben böyle büyük bir
şaşkınlıkla izledim.
Oysa bir toplumun
demokratikleşmesinde, özgürleşmesinde radyonun, televizyonun ya da yazılı
medyanın çok önemli rolü var. Bakın, Soğuk Savaş sonrası hukuk dışı yapılardan
arındırılan, temiz toplum yaratılan birtakım ülkelerde medyanın -özgür medyanın
kuşkusuz- gücü çok önemli olmuştur. Çünkü o hukuk dışı yapıların topluma,
ülkeye, insanlara doğrudan ya da dolaylı getirdiği sonuçları en iyi şekilde
anlatmış olmaları, gerçekten bu hukuk dışı yapıların verdiği yıkıntıları,
zararları izleyicilerin bilgisine sunmuştur ve izleyiciler bir kanaat sahibi
olmuştur ve bu yapılardan temizlenmek konusunda da tercihini o doğrultuda
belirtmiştir. Örneğin, en son İtalya’da Gladyo. Yani,
şimdi orada siyasi iradenin gücü tek başına belirleyici olmuyor, siyasi
iradenin gücü, aynı zamanda hukukun gücü, demokratik kamuoyunun gücü ve
medyanın gücü. Şimdi bakın, gerçekten siyasi iradenin şu süreçteki gücüne
bakın. Örneğin, Sayın Başbakan tehdit ederek bir siyasi irade ortaya koymaya
kalkışıyor, yıldırma ve korkutmaya çalışıyor. Yani, bütçenin son günü Sayın
Başbakanın konuşmasındaki hezeyanın, nasıl toplumun demokratikleşmesine katkısı
olacak, nasıl yeni bir yılda yeni bir umut yaratacak, anlaşılır gibi değil.
Hukukun gücüne
bakın, tam bir garabet. Yani, şimdi, on yıla kadar tutukluluk süresi. Olur mu
böyle bir şey! Hukukun gücü, toplumun demokratikleşmesinin, özgürleşmesinin en
önemli güçlerinden biri olmasını gerektirirken tam bir güvensizlik kaynağına dönüştürülmüştür.
Peki bu yasamayı ilgilendirmiyor mu? Hepimiz yakınıyoruz. Getirin o zaman,
gerçekten insanları özgürlüğünden yoksun bırakan bu keyfî tutukluluğun
giderilmesini sağlayalım, getirin hep beraber çıkaralım. Ne diye her gün
tartışılıyor, her gün televizyonda tartışılıyor? Yakınıyorsak eğer gerçekten
kişi güvenliği ve özgürlüğü açısından ve insanların özgürlüğünden yoksun
bırakılmasının bir ideolojik bir şeye bağlı kılınıyorsa, getirin çıkaralım ve
insanlar iki yıl, üç yılda… Örneğin 30 bin polis alacağınıza gerçekten yargıç
ve savcı kadrolarını artırın. Örneğin bugün…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AKIN BİRDAL
(Devamla) - …görüşüyoruz İnsan Hakları Komisyonunda, infaz koruma görevlisi
olmadığından ötürü insanları hastaneye sevk edemiyoruz, mahkemeye sevk
edemiyoruz. O zaman infaz koruma görevlisi tayin edin polis tayin edeceğinize.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Teşekkür ederim.
(BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Birdal, teşekkür ederim efendim.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısının, Program
Desteklemesi başlıklı 12 nci maddesinin (3) üncü bendinde "...ancak gerçek
ve tüzel kişilerin üretim veya satışını yaptığı reçeteye tabi tıbbi ürünler
veya tıbbi tedaviler" ifadesinden sonra gelmek üzere “ve reçeteye tabi
olmayan tıbbi ürünler veya tıbbi tedaviler" ifadesinin eklenmesini arz ve
teklif ederim.
Ferit
Mevlüt Aslanoğlu (Malatya)
ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılamıyoruz efendim.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Gerekçe okunsun efendim.
BAŞKAN –
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
İlaç, herhangi
bir ürün değildir ve her kullanıcıda aynı etkiyi göstermeyebilir. Eczacılık
fakültelerinde verilen eğitim kapsamında, ilacın aynı zamanda bir zehir olduğu
ifade edilir. İlaç sadece uygun doz ve şekilde, hastalıktan korunma, teşhis ve
tedavi amacıyla kullanılabilir. Dolayısıyla ilacın kullanım amacına uygun
olarak faydalı olabilmesi için, doğru kişi tarafından (hekim) yazılması, doğru
kişi tarafından (eczacı) verilmesi ve bilinçli olarak kullanılması gerekir. Tüm
bu gerçekler ışığında, hastalığın tanısında profesyonel bilgisi, ilacın
farmakolojik sınıfı veya kullanılan ilaç hakkında, doğru uygulama ve doğru doz
konusunda, spesifik farmakolojik risklerin tanınmasında ve ilacın uygun
koşullarda saklanması ve benzeri konularda yeterli bilgisi bulunmayan topluma
yönelik ilaç reklamı yapılması, halk sağlığını olumsuz olarak etkileyecektir.
Reçetesiz ilaçta reklama izin verilmesi, sağlık alanında uzman kişilerin ilaç
üzerindeki kontrolünü azaltacağı gibi tedavinin etkinliğinin de
denetlenememesine yol açacaktır.
Diğer yandan 1262
sayılı yasa ile tüm reçeteli ve reçetesiz ilaçlarda reklamla ilgili düzenleme
getirilmiş, ilaçların ancak ve ancak tarifname ve gazetelerde "……………"
hastalıklarında kullanılması faydalıdır şeklinde ilanına izin verilebileceği,
reçeteli olarak satılması zorunlu ilaçların ise, tıbbi dergilerden başka
yerlerde reklamının yapılmayacağı hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla 1262 sayılı
yasanın 13. maddesi özellikle ilaçların topluma yönelik tanıtım ve reklamına
izin vermemektedir. Bu çerçevede, söz konusu Tasarı, başta 1262 sayılı yasa
olmak üzere, yürürlükteki diğer yasal düzenlemelere aykırıdır.
1262 sayılı
yasanın bazı maddelerinin tadiline ve bu kanuna bazı hükümler ilave edilmesine
dair kanunun gerekçesi, ilacın topluma yönelik tanıtımının hiçbir şekilde
yapılamayacağını daha net olarak ortaya koymaktadır. Yasanın değişiklik
gerekçesinde; reklam yapılmasının halk üzerinde yanlış anlaşılmalara sebep
olduğu, halk sağlığının ciddi şekilde zarar gördüğü özellikle son yıllarda
gelişen teknoloji ile reklamın son derece yanıltıcı ve çirkin bir hâl aldığı
ifade edilmekte ve bu duruma kesin olarak bir son vermek üzere 1262 sayılı
yasanın 13.maddesinde ilacın topluma yönelik tanıtımının yapılmayacağı hükmünün
getirildiği ifade edilmektedir.
Bu konuda daha
önce yapılmış olan girişimler ve son olarak 26.08.2009 tarihli Resmî Gazete'de
yayımlanan Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Reklam Yönetmeliği'nin reçetesiz
ilaç reklamının yapılabileceğine ilişkin hükmü olmak üzere, 1996, 2003 ve 2009
senelerinde üç kez durdurulmuştur.
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
13’üncü madde
üzerinde bir adet önerge vardır. Yalnız, önerge yeni geldiği için dağıtma
imkânı olmadı, şimdi fotokopisini çektiriyorum, arkadaşlara dağıttıracağım.
Önce önergeyi
okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
Görüşülmekte olan
kn. tasarısının 13. m.nin 1. fıkrasının “yapılmış
filmler” ibaresinden sonra gelmek üzere “tıbbi yayınlar” ibaresinin eklenmesini
arz ve teklif ederiz.
|
|
Reşat Doğru |
D. Ali Torlak |
Nevzat Korkmaz |
|
|
|
Tokat |
İstanbul |
Isparta |
|
|
|
|
Necati Özensoy |
|
Alim Işık |
|
|
|
Bursa |
|
Kütahya |
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın
Doğru, buyurun.
REŞAT DOĞRU
(Tokat) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Esasında,
konuşmamın bir bölümü 11’inci maddedeki kabul edilmeyen önergeyle ilgilidir,
onun devamı şeklindedir.
Reçeteye tabi
olmayan ilaçlar bence çok önemli bir konu olması hasebiyle önergemizin kabul
edilmemesi, bence halk sağlığı noktasında çok büyük sıkıntılara sebep
olacaktır. İleriki dönemlerde bununla ilgili, halk sağlığıyla ilgili çok büyük
problemlerin olduğu bir ortamı ortaya koyacak ve beraberinde de belki de yeni
başka torba kanunların içerisine bunların düzenlenmesi noktasında da bazı
şeyler koyacağız.
Sayın
milletvekilleri, reçeteye tabi olmayan ilaçlarla ilgili önergeler kabul
edilmiyor ama en azından bununla ilgili TRT’nin veya RTÜK’ün bir yönetmelik
çıkarması veyahut da bunu çok iyi bir şekilde takip etmesi, denetlemesi
gerekmektedir. Gerçi, 1994 yılından itibaren bunlarla ilgili bazı kontroller yapılmış
olabilir ve beraberinde de, şu an itibarıyla, işte hassasiyetle işin üzerinde
durulmuş olabilir ancak bu ileriki dönemlerde olmayacak diye bir şey söz konusu
değildir. Yarın bakanlar değişir, genel müdürler değişir ve o verilmiş olan
sözler kâğıt üzerine, kanun üzerine geçirilmediği için de bir kenarda kalır ve
yeni gelen insanlar bu hassasiyeti bırakıp farklı şekilde de bunun uygulamasına
geçebilirler.
Bakınız, şifalı
otlar ya da bitkisel destek ürünleri doğanın insanlara verdiği iyileştirme
armağanlarıdır. Şifalı bitkiler tarih boyunca her zaman kullanılmıştır. Bunlar,
insan vücuduna destek amacıyla da kullanılmaktadır. Ancak, tabii, bunun belli
dozlar içerisinde, takipler içerisinde olması gerekmektedir.
Bir madde,
sağlığın korunması ya da hastalıkların tedavisinde kullanılıyorsa bu Sağlık
Bakanlığını ilgilendirmeli ve bunların denetlenmesi ve ruhsatlandırılması da
Bakanlıkça çok iyi bir şekilde incelendikten sonra yapılması gerekmektedir. Bu
denetim yapılmaz ise kamuoyunda sıkça kullanılan “Doğaldır, o hâlde zararı
yoktur.” tabiri çok yanlıştır. Yani “doğal” tabiri illa hiçbir şey olmayacak,
zararı olmayacak diye bir şey söz konusu değildir.
Aynı zamanda,
halkımız içerisinde de, işte, eczanelerin dışında bazı ilaç veyahut da
maddelerin kullanılmakta olduğu, oradan alınmış olduğu da bilinmektedir.
Bakınız, soğuk algınlığı tedavisinde kullanılan bazı ilaçların yasaya aykırı
olarak eczane dışında büfelerde ve çeşitli bakkal gibi yerlerde, ticarethanede
satılmasının bir örneğini Sakarya’da yaşamış bulunuyoruz. Sakarya’da soğuk
algınlığıyla ilgili olarak on dokuz yaşındaki bir kız çocuğu buradan ilaçları
almış ve o ilaçları kullanması neticesinde de komaya girmiş ve hayatını
kaybetme durumuyla karşı karşıya kalmıştır. Aynı şekilde, fazla kilolarından
kurtulmak için bir üniversite öğrencisi, reklamlarından etkilenerek bitkisel
ilaç kullanmış ve o annemiz de o kilolarını kaybederken aynı zamanda hayatını
da kaybetmiştir.
Yine, ülkemizde
kendini bitkisel tedavi uzmanı olarak tanıtan bazı kişilerin yapmış oldukları
tedavi neticesinde birçok insanımız sağlığına kavuşmadığı gibi, zaman olarak
da, maddi olarak da çok büyük kayıplar yaşamaktadır.
Bazı basın ve
yayın organları aracılığıyla yapılan reklam çalışmaları halkımızı mutlaka çok
etkilemektedir. Özellikle ağır geçen kanser, kalp krizi gibi hastalıklar ve
kişisel bakım ürünleri, bilhassa, saç bırakan, yüzü gençleştiren, çizgileri
ortadan kaldıran gibi ortaya çıkarılan ilaç ve doğal destek ürünleri “Doğalsa
zararı yoktur.” şeklinde yanlış bir inanışla kullanılmaktadır. Bununla beraber
de, birçok sağlık sorunu da bir bir ortaya çıkmakta
ve sonuçta da insanlarımız sağlıklarını kaybetme durumuyla karşı karşıya
kalmaktadır. Artık marketlerde, aktarlarda satılan bu ürünler doğal olarak
haksız bir kazanç ve haksız rekabeti de beraberinde getirmektedir. Hatta
ilaçların, “reçeteye tabi olmayan ilaçlar” dediğimiz o bitkisel destek
ürünlerinin aktarlarda satılması bile yanlıştır. Bunların mutlaka bir eczacı
kontrolünde ve eczanede satılması gerekmektedir. Eczacı kontrolünde olduğu
zaman en azından eczacımız o ilaçla ilgili veyahut da o bitkisel destek
ürünüyle ilgili alıcıyı da mutlaka yönlendirecektir, alıcıyı uyaracaktır,
kullanılacak doz miktarı olsun veyahut diğer söylemleri beraber söyleyecektir.
Böyle bir ortamda ilaçların veyahut da bitkisel drogların eczacıların
satmasıyla ilgili olarak bir madde koymamız gerekirken, bunun reklam yapılması
veyahut da televizyon kanallarında bu reklamların yaptırılmasının da çok yanlış
olduğunu düşünüyorum.
Bakınız, biraz
önce konuşmamda da söyledim, İngiltere, halk sağlığı üzerinde ciddi zararlar
yarattığı belirtilen ev ilaçları, alternatif tedavi metotlarına çok sıkı
kontrol getirmekte ve kendi insanını da bu yönlü olarak uyarmaktadır. Şu an
itibarıyla da bununla ilgili de bu kanun maddeleri çıkartılmaktadır. İnanıyorum
ki halkımız bu noktayı, en azından önergelerimiz kabul edilmese bile…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
REŞAT DOĞRU
(Devamla) - …bu yönlü olarak duymuş olur
ve gerekli önlemleri almış olur diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
(MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Doğru.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
14’üncü madde
üzerinde dört adet önerge vardır: Önergeleri okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
568 Sıra Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında
Kanun Tasarısının 14’üncü maddesinin üçüncü fıkrasındaki “Türkiye’de üretilmiş
yerli” ifadesinin “Türkçe dilinde üretilmiş” şeklinde değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz.
|
|
Mustafa Elitaş |
Veysi Kaynak |
Abdullah
Çalışkan |
|
|
Kayseri |
Kahramanmaraş |
Kırşehir |
|
|
Özlem Piltanoğlu Türköne |
Öznur Çalık |
İhsan Koca |
|
|
İstanbul |
Malatya |
Malatya |
TBMM Başkanlığına
568 sıra sayılı
kanun tasarısıyla değiştirilmek istenen 13.04.1994 tarihli 3984 sayılı Radyo ve
Televizyon Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun 14. Maddesinin 3.
bendinde değişiklik tasarısında “Türk Kültürünün” ifadesi yerine “Türkiye
halklarının kültürünün” ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
M. Nezir
Karabaş |
Akın Birdal |
Sebahat Tuncel |
|
|
|
Bitlis |
Diyarbakır |
İstanbul |
|
|
|
|
Hamit Geylani |
|
Sırrı Sakık |
|
|
|
Hakkâri |
|
Muş |
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Genel Kurulda
görüşülmekte olan 568 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın
Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısının 14. maddesinin 3. fıkrasının aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Şahin Mengü |
Atilla Kart |
|
|
Manisa |
Konya |
(3) Genel ve
tematik içerikli yayın yapan televizyon kuruluşlarının, çocuk yayınlarında
çizgi filmlere yer vermeleri hâlinde, çizgi filmlerin en az yüzde onunun, diğer
çocuk programlarının en az yüzde yirmisinin Türkiye’de üretilmiş yerli yapım
olması zorunludur. Çocuk yayınlarının yayınlanma saatleri ve sürelerine yönelik
istatistiksel veriler ile üretim yerine ilişkin bilgiler aylık dökümler hâlinde
Üst Kurula bildirilir.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
568 s. sayılı kanunun 14. m.ne 5. fıkra olarak aşağıdaki fıkranın eklenmesini
arz ve teklif ederiz.
“5-) 5199 sy. Kanunun 20. m.si uyarınca programların yayınlanması
sağlanır.”
|
|
Necati Özensoy |
Ahmet Bukan |
Nevzat Korkmaz |
|
|
|
Bursa |
Çankırı |
Isparta |
|
|
|
|
Süleyman L. Yunusoğlu |
|
Recep Taner |
|
|
|
Trabzon |
|
Aydın |
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın
Korkmaz, gerekçeyi mi okutayım, konuşacak bir arkadaş var mı?
S. NEVZAT KORMAZ
(Isparta) – Sayın Özensoy konuşacak.
BAŞKAN – Sayın Özensoy, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
NECATİ ÖZENSOY
(Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; verdiğimiz önergeyle ilgili
söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Verdiğimiz önerge
de, aslında zaten var olan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Yasası’ndaki o 20’nci
maddenin de RTÜK Yasası’nda konulmasıyla alakalıydı, gayet masum ve önemli bir
talepti. Burada “Hayvanların korunması ve refahı amacıyla; yaygın ve örgün
eğitime yönelik programların yapılması, radyo-televizyon programlarında bu
konuya yer verilmesi esastır.” şeklinde bir ifadeyle “ayda en az iki saat,
radyo kanallarında da ayda en az yarım saat” diye belirtiliyor ve “Bu
uygulamadan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu görev alanına giren hususlarda bu
maddenin takibiyle yükümlüdür.” deniyor. Ama burada olması gerçekten önemliydi
takibi açısından. Çünkü bu konu takip edilmiyor, takip edilmediğinin ispatını
da verdiğim soru önergesiyle de sizlere burada ifade edebilirim. Geçtiğimiz
günlerde 2010’un 3’üncü ayında verdiğim soru önergesine verilen cevap, sadece
yani… “5199 Hayvanları Koruma Kanunu’nun 20’nci maddesi kapsamında gerekli
denetimler yapılmakta mıdır, yapılmaktaysa bugüne kadar hangi televizyon ve
radyo kanallarına gerekli uyarılarda bulunmuştur?” diye sorduğum soruya, gayet
yuvarlak bir cevap geldi.
Yani bakın, Sayın
Bakan, buradan şunu ifade edeyim: Herhangi bir ulusal televizyonun –belgesel
yayın yapanlar hariç- bir aylık programlarını alsın bir arkadaş, özel olarak
incelesin. Bu konuyla alakalı iki saat değil, bir saat yayın yapıyorlarsa ben
burada kürsüye çıkıp RTÜK’ten özür dileyeceğim. Kesinlikle, 5199’daki o iki
saatlik yayın zorunluluğunu hiçbir ulusal televizyon yerine getirmiyor.
Kaldı ki bakın,
bu konu eğitim açısından, Türkiye’deki bu eko sistem açısından, hayvanların
popülasyonu açısından ve hatta insan sağlığı açısından çok önemli bir konu. Bu
konunun eğitimi, televizyonlarda yapılması çok önemli. Bakın, Türkiye’de hâlâ
kuduz tehlikesi kalkmış değil, hayvanlar hâlâ kuduzu bulaştırır durumdalar.
Hayvanların kısırlaştırılması, aşılatılması yeterli değil. Türkiye’deki hiçbir
belediye bu anlamda yeterli hizmetleri vermiyor. Ben parti ayrımı yapmadan
bütün belediyelerin bu konuda yetersiz olduğunu ifade etmek istiyorum burada.
Bakın, Ankara
Büyükşehir Belediyesinin bir bakımevi yok, geçici bakımevi yok. İşte, Avrupa
Birliğinden aldığı destekle yaptığı Sincan’daki o geçici bakımevi bile şu anda
hayata geçmiş değil. Dolayısıyla, Ankara’da 400 bin sokak hayvanının olduğunu
bilmiyorsunuzdur hiçbiriniz. Sadece Çankaya’da 40 bin sokak hayvanının
bulunduğunu belki hiçbiriniz bilmiyorsunuzdur.
Burada verilen
eğitimlerde, işte, sokak hayvanlarının çoğalmasını engelleyecek, gidip pet shop’lardan hayvan alınması yerine, işte barınaklarda
bulunan binlerce cins hayvanın eğer sahiplenilecekse buralardan sahiplenilmesi
konusundaki eğitimlerden tutun da sokakta herhangi bir sokak hayvanı
gördüğünüzde çocukların nasıl davranış göstermeleri gerektiği konusunda, hayvan
hakları konusunda gönüllü kuruluşların ciddi anlamda yaptığı çalışmalar var,
ama, ancak bunlar yeteri kadar medyada yer bulmuyor, yeteri kadar da
televizyonlarda bunlar ifade edilmiyor. Dolayısıyla, böyle baktığımızda,
maalesef, Türkiye’deki bu özellikle sokak hayvanlarının ıslahıyla ilgili
geldiğimiz nokta ciddi anlamda içler acısı ve eğer, sizlere, gitmediyseniz
Ankara’daki herhangi bir barınağa gitmenizi tavsiye ediyorum, oradaki
hayvanların nasıl kötü şartlarda olduklarını ve nasıl, oralarda bile
kısırlaştırılmayan hayvanların bir şekilde ürediğini gözünüzle görmenizi
sizlere tavsiye ediyorum.
Bu konu önemlidir
Sayın Bakanım. Ben, buradan, bu verdiğim yazılı soru önergemi bir kez daha
tekrar ediyorum: RTÜK bugüne kadar 5199 sayılı Yasa gereği denetimlerini yapmış
mıdır, yapmamış mıdır? Yaptıysa hangi televizyon kanalına uyarıda bulunmuştur
veya kaç kanala uyarıda bulunmuştur? Bunu ben tekraren burada ifade ediyor,
hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Özensoy.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
H. HAMİT HOMRİŞ
(Bursa) – Karar yeter sayısı…
BAŞKAN – Efendim?
H. HAMİT HOMRİŞ
(Bursa) – Karar yeter sayısı…
BAŞKAN – Karar
yeter sayısı istiyorsunuz.
Kabul edenler…
Karar yeter sayısını arayacağım. Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime beş
dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 15.36
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 15.44
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Murat ÖZKAN (Giresun)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 48’inci Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum.
568 sıra sayılı
Kanun Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerinde verilen Bursa Milletvekili Necati Özensoy ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar
yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi önergeyi
yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım: Önergeyi kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı
vardır.
Tasarının
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Genel Kurulda
görüşülmekte olan 568 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın
Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısının 14. maddesinin 3. fıkrasının aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Atilla
Kart (Konya) ve arkadaşları
(3) Genel ve
tematik içerikli yayın yapan televizyon kuruluşlarının, çocuk yayınlarında
çizgi filmlere yer vermeleri hâlinde, çizgi filmlerin en az yüzde onunun, diğer
çocuk programlarının en az yüzde yirmisinin Türkiye’de üretilmiş yerli yapım
olması zorunludur. Çocuk yayınlarının yayınlanma saatleri ve sürelerine yönelik
istatistiksel veriler ile üretim yerine ilişkin bilgiler aylık dökümler hâlinde
Üst Kurula bildirilir.
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, gerekçeyi mi okutayım efendim?
M. AKİF HAMZAÇEBİ
(Trabzon) – Gerekçe…
BAŞKAN –
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Türkiye yerli
üretim reklamları göz önüne alındığında bu rakamlar gerçekçi görünmüyor. Fıkra
ile bu oranların uygulanabilir olması sağlanacaktır.
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
568 sıra sayılı
kanun tasarısıyla değiştirilmek istenen 13.04.1994 tarihli 3984 sayılı Radyo ve
Televizyon Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun 14. Maddesinin 3.
bendinde değişiklik tasarısında “Türk Kültürünün” ifadesi yerine “Türkiye
halklarının kültürünün” ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
M.
Nezir Karabaş (Bitlis) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın
Karabaş, buyurun efendim.
MEHMET NEZİR
KARABAŞ (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkındaki Kanun Tasarısı’nın
14’üncü maddesi üzerine verdiğimiz önergeyle ilgili söz almış bulunmaktayım.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, Türkiye’de sürekli dile getirilir; Sayın Cumhurbaşkanına,
Sayın Başbakana, Hükûmet yetkililerine, hatta diğer
muhalefet partilerinin, siyasetçilerin söylemlerine kadar, hep Türkiye’yle
ilgili değerlendirme yaptıkları zaman Türkiye’ye çok dilli, çok kültürlü bir
ülke derler fakat bu çok dillilik, çok kültürlülük maalesef ne siyaset
yaşamımıza ne kültürel yaşamımıza ne eğitim yaşamımıza ne de görsel ve işitsel
medyanın yayınlarına yansımaktadır; tam tersine, sürekli, belli kültürleri yok
sayan veya bu kültürlerle ilgili olumsuz yayınlar yapan bir işleyiş var bugüne
kadar.
Şimdi, bu 14’üncü
maddenin üçüncü bendinde “Genel ve tematik içerikli yayın yapan televizyon
kuruluşlarının çocuk yayınlarında çizgi filmlere yer vermeleri hâlinde, çizgi
filmlerin en az yüzde yirmisinin, diğer çocuk programlarının en az yüzde
kırkının Türkiye’de üretilmiş yerli yapım olması ve Türk kültürünü yansıtması
zorunludur.” Neden böyle bir zorunluluk getiriliyor? Türkiye’de Türk
çocuklarının Türkçeyi, dillerini ve kültürlerini iyi öğrenmeleri için
getiriliyor. Bizler de verdiğimiz önergede “Türk kültürünün” ifadesinin
“Türkiye halklarının kültürünün” ifadesi şeklinde değiştirilmesini istiyoruz.
Çünkü, eğer bir dil, eğer bir kültür zenginlikse o dilin ve kültürün
yaşatılması gerekiyor. Bir dilin ve kültürün yaşatılmasının başlangıç noktası
da çocukların okul öncesi ve daha okul öncesine de eğitime başlamadan önceki
yıllarıdır ve çocuk programlarının, özellikle çizgi filmlerin çocukların bir
dili, bir kültürü öğrenmeleri üzerinde çok önemli etkileri vardır.
Şimdi, daha önce
yok farz edilen, mevcut AKP İktidarı döneminde de her söylemde dile getirilen
çok kültürlü, çok dilli bir yapınız varsa, bu ülkede Kürtler yaşıyorsa, bu
ülkede Lazlar, Çerkezler, Araplar yaşıyorsa ve onların da çocukları varsa,
çocuk sahibi iseler, biz, görsel ve işitsel medyanın, tabii ki Türk
çocuklarının da fakat Kürt çocuklarının da, Laz’ın, Çerkez’in, Arap’ın,
Gürcü’nün, diğer sayısı ve talebi ne olursa olsun onların kültürlerini
yansıtan, programlarına yansıtılması ve çocukların özellikle çocukluk
yıllarında çocuk programlarını ve çizgi filmleri kendi dillerinde ve
kültürlerinde öğrenmesi gerekiyor. Bizim verdiğimiz önerge bununla ilgilidir.
Bu önergenin bu Parlamentoda ve özellikle AKP’nin çoğunluğunda yasaların
çıkarıldığı parlamentoda kabul veya reddedilmesinin bir gösterge olduğunu, çok
dilliliğe, çok kültürlülüğe, burada yaşayan Türklerin dışında Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşı olan insanların dillerine ve kültürlerine ne kadar önem
verdiğimizi, onların çocuklarının kendi dillerini, kültürlerini öğrenmeleri ve
geleceğe taşımaları, o dili ve kültürlülüğü yaşatmalarına ne kadar önem
verdiğinin göstergesi olacaktır.
Her ne kadar
Sayın Bakan ve Sayın Komisyon Başkanı “Önergeye katılmıyoruz.” deseler bile ben
bu konuşmadan sonra Sayın Meclisin bu konuda kabul oyu vereceğini ve çok önemli
olan, gerçekten önemli olan bu konunun yasaya konulacağını, Türkçenin dışında
diğer dillerde de görsel ve işitsel medyada yayın yapılmasını, çocuk
yayınlarının yapılmasını sağlayacağını umuyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum...
H. HAMİT HOMRİŞ
(Bursa) – Karar yeter sayısı...
BAŞKAN – Karar
yeter sayısını arayacağım.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime beş
dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 15.52
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.58
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Murat ÖZKAN (Giresun)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 48’inci Birleşiminin Beşinci
Oturumunu açıyorum.
568 sıra sayılı
Kanun Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerinde Bitlis Milletvekili Nezir Karabaş
ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi önergeyi
yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.
Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.
Tasarının
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Genel Kurulda
görüşülmekte olan 568 Sıra Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın
Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısının 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrasındaki
“Türkiye’de üretilmiş yerli” ifadesinin “Türkçe dilinde üretilmiş” şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Mustafa
Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Değişiklikle AB müktesebatına uyum sağlanmaktadır.
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.
Kabul edilen
önerge istikametinde maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
15’inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
16’ncı madde
üzerinde üç adet önerge vardır.
Önergeleri
okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
568 sıra sayılı
kanun tasarısının 16. Maddesinin 1’inci fıkrasında yer alan “makul” ifadesinden
sonra gelmek üzere “ölçüde” ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Sırrı Sakık |
Sebahat Tuncel |
Akın Birdal |
|
|
|
Muş |
İstanbul |
Diyarbakır |
|
|
|
|
M. Nezir
Karabaş |
|
İbrahim Binici |
|
|
|
Bitlis |
|
Şanlıurfa |
TBMM Başkanlığına
Görüşülmekte olan
kn. tasarısının 16. m.nin (3) no.lu bendinde yer alan
90 saniyelik sürenin 120 saniye olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
D. Ali Torlak |
Alim Işık |
Nevzat Korkmaz |
|
|
|
İstanbul |
Kütahya |
Isparta |
|
|
|
|
Osman Ertuğrul |
|
Metin Çobanoğlu |
|
|
|
Aksaray |
|
Kırşehir |
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Genel Kurulda
görüşülmekte olan 568 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri
Hakkında Kanun Tasarısının 16. maddesinin 1 fıkrasının aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Şahin Mengü |
Atilla Kart |
Şevket Köse |
|
|
Manisa |
Konya |
Adıyaman |
Madde-16
(1) Kamuoyu için
büyük önem taşıyan olayların münhasır yayın haklarına sahip televizyon
yayıncıları, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında, diğer
yayıncılara âdil, mâkûl ve eşitlikçi bir temelde
bedeli karşılığında kısa gösterim hakkı sağlamak zorundadır.
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ H. HASAN SÖNMEZ (Giresun) – Katılıyoruz.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın Mengü’nün
önergesi değil mi efendim?
BAŞKAN – Evet
efendim.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Sayın
Şevket Köse, buyurun efendim.
ŞEVKET KÖSE
(Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Radyo ve Televizyonların
Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesiyle ilgili
önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinize en içten
saygılarımı sunarım.
Değerli
arkadaşlar, 16’ncı madde “Kısa gösterim hakkı” başlığını taşımaktadır.
Hepimizin bildiği gibi, toplum için önemli kimi olayların yayın hakları
yayıncılar tarafından satın alınabilinir. Bilgi ve haber alma özgürlüğü
çerçevesinde izleyicilerin çıkarlarının tam anlamıyla ve uygun biçimde
korunmasını sağlamak da devletin görevidir. Kısa gösterim haklarına özellikle
spor programlarında rastlamak olanaklıdır. Yayıncı kuruluştan kısa gösterimler
alınarak yayınlar yapılmaktadır. Bunun yanında genel haber programlarında da bu
yola sıkça başvurulmaktadır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; maddenin son fıkrası ise, maddenin uygulamasıyla
ilgili usul ve esasların Radyo ve Televizyon Üst Kurulunca yönetmelikle
belirlendiğini belirtmektedir. Umarım, bu konuda adil bir düzenleme yapılır.
Zira RTÜK’ün ilginç uygulamalara imza attığını görmek olanaklıdır. Yine
bildiğimiz gibi, yakın zamanda yayınlanan yemek programı nedeniyle bir
televizyon kanalımıza RTÜK tarafından ceza verildi. Cezanın nedenine gülmek mi
gerek yoksa RTÜK’te bu konuyu inceleyenlerin hâline ağlamak mı gerekir,
bilemiyorum. Çünkü İtalya’da yetişen bir üzüm türü şarap markası zannedildi.
Bunun üzerine ne yazık ki kanala ceza yazıldı. Bu durum gerçekten RTÜK’le
ilgili tartışmaları doğurmaktadır.
Değerli
milletvekilleri, Almanya’da büyük bir olay yaratan ama maalesef Hükûmet nedeniyle ülkemizde aynı etkiye neden olmayan bir
dava var. Hepimizin bildiği gibi, Hükûmetin özel bir
hukuk rejimi yarattığı Deniz Feneri davasını sağır sultan bile duydu. RTÜK Eski
Başkanı ve şu anda Yönetim Kurulu Üyesi olan kişinin bu davada nasıl bir role
sahip olduğu yargı organlarında açıklandı. Buna rağmen göreve devam etmesi hukuk
ve demokrasi açısından büyük bir ayıptır. Demokrasi söz konusu olduğunda
mangalda kül bırakmayan Hükûmetin bu konuda nasıl
suspus olduğunu hepimiz gördük.
Değerli
arkadaşlar, demokrasi demek yalnızca oy kullanmak demek değildir. Demokraside,
vergisini veren halk bu vergisinin hesabını sonuna kadar sorabilmektedir.
Halkın, verdiği vergiyle kimlere maaş dağıtıldığını sorması yine en doğal
hakkıdır. Hükûmet bu konuda hak gasbını
kullanmaktadır.
Değerli
milletvekilleri, bakınız, geçtiğimiz aylarda önemli bir köşe yazarımız yazdığı
sözlerden dolayı istifa etti. Bu istifa büyük bir olgunluk göstergesidir.
Yandaş medya buna rağmen linç operasyonu başlattı, yazılmayan hiçbir şey
kalmadı. Bu yazarımız hedef hâline getirildi. Olay hepimizin hafızasındadır. Ne
ilginçtir ki bundan kısa bir süre sonra, verilmeyecek kredilerle medya patronu
olanlardan birinin ekranlarında bir ayıba şahit olduk. Partimizin Sayın Genel
Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir dansöz gibi çizildi ve
ekranlarda bu görüntü gösterildi. Nedense aynı cengâver yandaş medya bu konuda
tek bir söz bile edememiştir. Sayın Genel Başkanımız ise büyük bir olgunlukla
konuyu mizahın içerisinde değerlendirdi. Şimdi size sormak istiyorum sayın
milletvekilleri, elinizi vicdanınıza koyup yanıtlayın: Birisi çıkıp Sayın
Başbakanı dansöz olarak çizseydi sonuç ne olurdu? O kişi bu ülkede işine devam
edebilir miydi?
Değerli
arkadaşlar, demokrasi böyle bir şey değildir. Ya kendine yapıldığında aslan
kesilmeyeceksin ya da herkes için aynı şeyi savunacaksın. Yani size yapılmasını
istemediğiniz bir şeyi siz de başkasına uygulamayınız. Birazcık da empati
kuralım. Merak ediyorum, RTÜK o çizgi film hakkında herhangi bir incelemede
bulundu mu, sormak istiyorum size.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; verdiğimiz önergenin kabul olmasını diler, yüce heyeti
en derin sevgi ve saygılarımla selamlarım.
Teşekkür ederim
Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Köse.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
Görüşülmekte olan
kn. tasarısının 16. m.nin (3) no.lu bendinde yer alan
90 saniyelik sürenin 120 saniye olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Nevzat
Korkmaz (Isparta) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ H. HASAN SÖNMEZ (Giresun) – Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın
Korkmaz, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum.
Süre artırımıyla
ilgili bir önerge, 90 saniyenin 120 saniyeye çıkarılmasını teklif ediyoruz.
Bunu da tabii vatandaşlarımızın haber alma hürriyetlerine daha çok katkı verme
düşüncesiyle yapıyoruz.
Vatandaşlarımızın
büyük bir kısmının tek eğlence aracı hâline gelmiş olan radyo ve televizyon
yayınları, toplum üzerinde kültürel, siyasi ve sosyal olarak büyük bir etkiye
sahiptir. Dolayısıyla demokrasi bilincine, dünyayı algılamasına ve günlük
olayları değerlendirmesine katkıda bulunmaktadır. Ancak televizyonlarımızda
yayınlanan programlar, filmler ve diziler toplum değerleri açısından yukarıda
belirttiğimiz kavramları doğru algılamamıza yardımcı olmaktan uzaktır.
“Açık oturum” adı
altında yapılan programlar yanlı bir şekilde ortaya konulmakta ve toplum
yönlendirilmektedir. Hâlbuki yayınlar tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk
ilkelerini esas almalıdır. Siyasi partileri konu alan programlar genellikle Hükûmet yanlısı bir zemine oturtulmaktadır. Özellikle
yapılıp yapılmadığı belirsiz anket sonuçları ile AKP’yi yüksek, muhalefeti
düşük verilerle gösteren sonuçlar ısrarla verilmekte ve vatandaşın kafası
bulandırılmaya çalışılmaktadır.
Değerli milletvekilleri,
bilindiği gibi salı günleri iktidar ve muhalefet partilerinin grup toplantıları
yapılmaktadır. TRT 3 dışındaki kanallarda AKP’nin grup toplantısı defalarca
verildiği hâlde, muhalefete çoğu defa yer verilmemektedir. Bu kanallar üzerinde
ciddi baskılar yapıldığını düşünmekteyiz.
Daha önceki
yasalarda da benzer maddeler ve kurallar bulunmasına rağmen bunlara uyulmadığı
gözlemlenmiştir. Bu yüzden bu yasa ile ortaya konulan kuralların uygulanmasında
titizliğe ne kadar uyulacağını da bilemiyoruz çünkü RTÜK, maalesef, düne
nazaran daha da çok baskı altındadır.
Değerli
milletvekilleri “Yayınlar toplumun millî ve manevi değerleri, siyasi ve felsefi
düşüncesi gibi nedenlerle ayrımcılık yapamaz.” denilmektedir. Hâlihazırda
haftalık yayın akışına devam etmekte olan dizilerde bu tür aksamalar olduğu
takdirde bunların ne olacağı, yasanın kanunlaşmasıyla birlikte yayından
kaldırılıp kaldırılmayacağı belli değil. Özel bir televizyon kanalında
yayınlanmakta olan bir dizide alenen tarafgir davranılmakta ve propaganda
yapılmaktadır. Bu dizide sol haklı ve dürüst bir imajla verilirken sağcı
gençlik kaba, saldırgan, insani değerlerden uzak bir anlayışla
yansıtılmaktadır, toplumu kutuplaştırma dışında hiçbir amaca da hizmet
etmemektedir.
Değerli
milletvekilleri, güzel Türkçemiz maksatlı bir şekilde dizi ve yayınlar ile
bozulmaya çalışılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin resmî dili olan
Türkçenin yanlış kullanımına müsaade edildikçe kültürel değerlerimiz de bir bir erozyona uğramaktadır, hâlbuki radyo ve televizyonlar
Türkçenin korunması ve yayılması için gayret göstermekle mükelleftir. Bu
aşamada bugün ikinci bir dilin Türkçenin karşısına çıkarılmaya çalışılması
anlaşılır gibi değildir ve acilen tedbir üretilmelidir. Televizyonların rating, AKP’nin de oy uğruna her türlü tavizden uzak
durması vatandaşın öncelikli arzusudur. Türkiye’yi ilelebet yaşatacak olan
dilimiz ve millî kültürümüz çağdaş medeniyet imkânlarından istifade edilerek
geliştirilmeli ve milletimiz bu yolla millî ülküler etrafında
birleştirilmelidir, aksi takdirde bin yıllık kardeşlik ve vatandaşlık hukuku
ortadan kalkar, Allah korusun, Anadolu coğrafyası Haçlı Seferlerinde,
Selçuklunun ve Osmanlının son dönemlerinde olduğu gibi kan ve gözyaşına
boğulur.
“Muhalefet kanla,
şehit cenazeleriyle besleniyor.” diyen Başbakanı da bu konuda bir defa daha
düşünmeye ve toplumu bölüp birbirine hasım hâle getirecek söylem ve eylemlerden
uzak durmaya davet ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Korkmaz.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul
edilmemiştir.
Saygıdeğer
milletvekilleri, biraz önce kabul edilen önergeyle birinci fıkra tümüyle
değiştirildiğinden Muş Milletvekili Sayın Sırrı Sakık
ve arkadaşlarının aynı fıkrada değişiklik öngören önergesini işlemden kaldırma
zarureti hasıl olmuştur, onun için önergeyi işlemden kaldırıyorum.
Kabul edilen
önerge istikametinde maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
17’nci madde
üzerinde iki adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
kanun tasarısının 17. Maddesinin başlığının “Kamunun önemli olaylardan haber
alma hakkı” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Faruk Bal |
S. Nevzat
Korkmaz |
Behiç Çelik |
|
|
|
Konya |
Isparta |
Mersin |
|
|
|
|
Akif Akkuş |
|
Recep Taner |
|
|
|
Mersin |
|
Aydın |
TBMM Başkanlığına
568 sıra sayılı
kanun tasarısının 17. Maddesinin 1’inci fıkrasında yer alan “diğer kurumların”
ifadesinin kaldırılarak bunun yerine “sendikaların, meslek örgütlerinin ve
sivil toplum kuruluşlarının” ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Sırrı Sakık |
Sebahat Tuncel |
Akın Birdal |
|
|
|
Muş |
İstanbul |
Diyarbakır |
|
|
|
|
M. Nezir
Karabaş |
|
İbrahim Binici |
|
|
|
Bitlis |
|
Şanlıurfa |
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ H. HASAN SÖNMEZ (Giresun) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Tuncel, buyurun.
SEBAHAT TUNCEL
(İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 568 sıra sayılı kanunun
17’nci maddesinde değişiklik önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Bugün
görüştüğümüz kanun teklifi aslında Türkiye kamuoyu açısından oldukça önemli.
Kitle iletişim araçları günümüzde önemli bir yer tutmaktadır. (Radyo,
televizyon) Belki hepimizin burada konuşurken, yirmi dört saat aslında
halkımızın yaşamını etkileyen, kendi yaşamımızı etkileyen, bizim
ulaşamadığımız, siyasetçilerin ulaşamadığı yere bu iki temel araçla ulaştığımız
bir yer. Dolayısıyla, bu alanda yapılacak olan yayınlar, bunun niteliği, hangi
yöntemle yapıldığı, hangi dilin kullanıldığı çok önemli bir nokta. Yani,
toplumsal şekilleniş açısından, toplumsal olayları yargılama açısından, siyaset
yapma açısından da önemli bir nokta.
Ancak bu kanun
teklifine baktığımızda öyle bir şeyle hazırlanmış ki, Avrupa Birliği uyum
sürecinde ev ödevlerinden birisi olarak ele alınıyor. Dolayısıyla,
hazırlanırken de hani toplumsal yapı nasıl, toplumumuzun ihtiyacı ne, Radyo ve
Televizyon Kurumunda bunu nasıl değiştirebiliriz, hangi maddelere göre ya da
yaşamımızı nasıl düzenleyeceğiz? Bunların yerine daha çok, düzenleme, günü
kurtarma, aslında Avrupa Birliği müktesebatına uygun mu, değil mi, bu Avrupa
Birliği ilerleme sürecinde bunları da yaptık demek için ele alınmış bir nokta.
AKP İktidarı genelde bunu yapıyor. Oysa, madem Avrupa Birliği sürecinde bir
şeyler yapacağız, o zaman iyi şeyler yapalım, iyi şeylere imza atalım. Hem
kendi yaşamımızı değiştirsin, hem toplumun yaşamını değiştirsin.
Medyanın bugün en
temel sorunlarından birisi cinsiyetçilik, diğeri milliyetçiliktir.
Cinsiyetçilik hiç tartışılmayan bir konudur. Sadece kadınlar üzerinden değil,
aslında LGBT bireylerini de görmeyen, yok sayan bir yaklaşımdan, hatta bunun
üzerinden nefret söylemini geliştiren, LGBT bireylerine yönelik mesela ölümleri
sorgulamayan, kadın ölümlerini sorgulamayan, hatta dizilerle, yayın
organlarıyla bu milliyetçiliği, cinsiyetçiliği körükleyen yaklaşımlar karşısında
herkes suskun. Şimdi, son dönemlerde diziler konusunda RTÜK’e çok ciddi
eleştiriler geldiği söyleniyor. Peki, bu eleştiriler karşısında ne yapılıyor,
nasıl yapılıyor, ne gibi değişiklikler yapılıyor? Ya da bu değişikliklerin
gerçekten toplumsal olarak bir karşılığı var mı? Özellikle, diyelim ki, özel
radyo, özel televizyonlar konusunda bunlar nasıl uygulanıyor? Çok fazla
tartışılan konular değil. Yani, sadece burada maddeleri değiştirebiliriz, bazı
düzenlemeler yapmış olabiliriz, ama bunlar gerçekten çok ciddi sorunlar ve
yaşamımızı bire bir etkiliyor.
Diğer bir konu,
basın özgürlüğü üzerinden doğru haber alma. Gerçekten toplumsal olarak
insanlığı doğru bilgilendirme konusunda bir yaklaşım yok. Topluma saygılı bir
şeyden ziyade, tekelleşen bir yayın yaklaşımı var. Bu tekellerin isteğine göre,
kendi taleplerine göre, hatta çoğu zaman kışkırtıcı, ayrımcı, cinsiyetçiliği,
milliyetçiliği körükleyen noktadan yapılan yayınlar var. Bunlara baktığımızda
toplumda nasıl yargısını buluyor? İşte, mahallelere, sokaklara indiğinizde, bu
ayrımcılığa, cinsiyetçiliğe neden olan programlara neden oluyor. Gittiğinizde,
mesela, toplumda diyelim ki kadına yönelik yaklaşım bu yayınlarda çok etkisini
buluyor. Yine, diyelim ki Kürtlere yönelik yaklaşım, Alevilere yönelik yaklaşım…
Neyse, Romanlara yönelik burada bir düzenleme yaptık, en azından onlara hakaret
etmeyi ortadan kaldırdık ama hâlâ bunun gibi o kadar çok sorun var ki. Siz
sokaklara gittiğinizde yani Ankara’dan ayrılıp, bu koltuklardan ayrılıp
mahallelere gittiğinizde, aslında, yirmi dört saat insanların karşı karşıya
kaldığı bu radyo ve televizyonlarda yapılan yayınların nasıl toplumda
içselleştirildiğini ve nasıl birbirine karşı ötekileştirildiğini çok daha net
görmek durumundayız. O açıdan, bu yasayı yaparken diyelim ki bunlar dikkate
alınarak, yeni bir toplum, gerçekten, 21’inci yüzyılda, çağa uygun, demokratik,
özgürlükçü, eşitlikçi bir toplum gerçeğine uygun yasalar çıkartalım. Bunu
Avrupa Birliği istediği için değil, kendimiz için, kendi halkımız için, kendi
toplumumuz için yaparsak sanırım Türkiye’nin geleceği açısından daha sağlıklı
olur. Şimdi, seçim öncesi, bu açıdan da -hazır siyasi partilerin
milletvekilleri de var burada- bundan sonraki politikalar açısından da bunu
seçime kurban etmeden, doğru bir dil, üslup kullanmak sanırım daha önemli
olacaktır ve bundan sonra RTÜK, sadece yasalar çıkarmakla değil, bunun
denetiminin nasıl olacağı, nasıl güçlendirileceği meselesi önemli. Hepimize
sorumluluk düşüyor. Çünkü gerçekten, bunun diyelim ki etki ettiği alan çok
geniş bir alan, bu alanı doğru değerlendirmek önümüzdeki dönem açısından iyi
olacaktır diyorum.
Hepinizi
saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
kanun tasarısının 17. Maddesinin başlığının “Kamunun önemli olaylardan haber
alma hakkı” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Faruk
Bal (Konya) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Gerekçeyi mi okutayım?
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Gerekçe efendim.
BAŞKAN –
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Tasarının 17.
maddesinin başlığı olan “Kamunun önemli olaylara erişimi” ibaresi yerinde
kullanılmamıştır. Olaya erişmek haber almak anlamında değildir. Bu sebeple
erişmek yerine haber almak tabirinin kullanılması doğru olacaktır.
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
18’inci madde
üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum:
TBM Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan
568 sıra sayılı yasa tasarısının 18. maddesinin birinci fıkrasında geçen
(altmış) ibaresinin (otuz) olarak ve (yedi) ibaresinin de (dört) olarak
düzeltilmesini arz ederiz.
|
|
Kamer Genç |
Bilgin Paçarız |
Atila Emek |
|
|
|
Tunceli |
Edirne |
Antalya |
|
|
|
|
Tansel Barış |
|
Algan Hacaloğlu |
|
|
|
Kırklareli |
|
İstanbul |
TBMM Başkanlığına
568 sıra sayılı
kanun tasarısının 18. Maddesinin 1’inci bendinde yer alan “kendileri hakkında”
ifadesinden sonra gelmek üzere “nefret söylemleri” ifadesinin eklenmesini arz
ve teklif ederiz.
|
|
Sırrı Sakık |
Sebahat Tuncel |
Akın Birdal |
|
|
|
Muş |
İstanbul |
Diyarbakır |
|
|
|
|
İbrahim Binici |
|
M. Nezir
Karabaş |
|
|
|
Şanlıurfa |
|
Bitlis |
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
kanun tasarısının 18. Maddesine 7. fıkra olarak aşağıdaki cümlenin eklenmesini
arz ve teklif ederiz.
(7) İlgili kişi
birinci fıkrada belirtilen cevap ve düzeltme hakkını, aynı süreler içinde
doğrudan sulh ceza mahkemesinden isteyebilir.
|
|
Faruk Bal |
S. Nevzat
Korkmaz |
Behiç Çelik |
|
|
|
Konya |
Isparta |
Mersin |
|
|
|
|
Akif Akkuş |
|
Alim Işık |
|
|
|
Mersin |
|
Kütahya |
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Faruk Bal ve arkadaşlarının
önergesine katılıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın
Işık, siz mi konuşacaksınız?
ALİM IŞIK
(Kütahya) – Evet.
BAŞKAN – Buyurun
efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
ALİM IŞIK
(Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın 18’inci
maddesinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında söz aldım. Öncelikle
yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Sayın Bakana da önergemize katılması
nedeniyle teşekkür ediyorum.
Sözlerimin
başında, dün, Kütahya ili EÜAŞ’a bağlı Seyitömer Termik Santrali’nde güvenlik amiri olarak görev
yapan bir hemşehrimiz kendi odasında tabancayla
intihar etmiştir. Merhuma Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına başsağlığı
diliyorum ancak Sayın Bakanım, bu konuyla ilgili sizlerden bir talebim
olacaktır. Dünden bu yana edindiğim ve aldığım bilgiler doğrultusunda, üç dört
ay öncesinden hangi özellikleri ile getirildiği bilinmeyen iş yeri müdürünün,
üç aylık süre boyunca söz konusu güvenlik amirliğini yapan vatandaşımıza yapmış
olduğu baskı ve tahriklerin sonucunda bu intiharın yaşandığı iddiaları vardır.
Bu iş yeri müdürü kimdir? Daha önce ne iş yapıyordu? Hangi özelliklerinden
dolayı müdür olarak atandı ve bir vatandaşımızın canına kıymasına neden olacak
hangi eylemlerde bulundu? Bunun, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin
bir Bakanı olarak, acilen araştırılması yönünde bir talebim olacaktır, ilgili
bakan arkadaşlarımıza iletirseniz çok çok sevinirim.
Aksi takdirde, Kütahya’da önüne geçilemeyecek, çok daha büyük, ciddi olayların
bu olayın arkasından gündeme gelebileceğini şimdiden hatırlatmak istiyorum. İş
yeri huzursuzdur, iş yerinde çalışanlar huzursuzdur. Burada bir siyasi baskı
söz konusudur. O siyasi baskıyı yapanları da kendi vicdanlarıyla baş başa
bırakıyorum. Bu açıklamalarımdan sonra, önergemizle ilgili gerekli açıklamanın
yapılmasına geçiyorum.
Önergemizin
gerekçesinde belirtildiği gibi, düzeltme ve cevap hakkını tanıyan bu 18’inci
maddede getirilen hükümlere ek olarak, hakkında kişilik haklarını zedeleyici
yayın yapılmış olan gerçek ya da tüzel kişilerin bu yayınla ilgili düzeltme
hakkını kullanmasında yargı yolunun da açık olmasını öngören bir önergeydi.
Dolayısıyla sadece yayıncı kuruluşun insafına ya da inisiyatifine bırakarak bu
düzeltmenin yapılması yerine, istemesi hâlinde kişinin ya da kişilerin bu hakkı
yargı kanalıyla aramalarına imkân tanıyan bir düzenlemeydi, umarım Genel
Kurulda bunu kabul ettikten sonra bu hakkı da vermiş oluruz.
Bu açıklamamın
ardından da dün Sayın Bakana ilettiğim bir konu vardı. Bir yeni televizyon
kanalı uydu yayını yapmak istediğinde, yapmak talebinde RTÜK’e bulunduğunda,
RTÜK gerekli incelemeleri yaptıktan sonra, beş yıllık harcını yatırması hâlinde
söz konusu ruhsatı veriyor, bunda hiçbir sıkıntı olmadığı belirtildi. Ancak,
RTÜK’ün bu beş yıllık süre karşılığında almış olduğu harcın yüksekliğinin
düşürülmesi konusundaki çalışmaları memnuniyetle sizin ağzınızdan duyduk. Onun
arkasından, Türksat’ın buna izin vermesiyle ilgili
harçlar yatırılsa dahi belirli bir süre isteğe bağlı olarak bekletildiği,
dolayısıyla bunun mutlaka belirli kriterlere bağlı olarak, mümkünse Türksat’taki işlemler tamamlanıp gerekli harçlar
yatırıldığı tarihte bu beş yıl başlatılabilir mi şeklindeki bir talebi tekrar
yeniliyorum Sayın Bakanım. Eğer bu olursa birçok bu amaçla yayın yapmayı
düşünen şirketler bu sıkıntıdan kurtulmuş olacak ve önlerindeki belirsizliği bu
şekilde aşmış olacaklardır. Bu hakkın verilmesi de yerinde olur diye
düşünüyorum.
Önergemize
vereceğiniz destekten dolayı şimdiden teşekkür ediyor, bu maddenin hayırlı
olmasını diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Işık.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
568 sıra sayılı
kanun tasarısının 18. Maddesinin 1’inci bendinde yer alan “kendileri hakkında”
ifadesinden sonra gelmek üzere “nefret söylemleri” ifadesinin eklenmesini arz
ve teklif ederiz.
Sırrı
Sakık (Muş) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Birdal, siz mi konuşacaksınız?
AKIN BİRDAL
(Diyarbakır) – Evet.
BAŞKAN – Buyurun.
AKIN BİRDAL
(Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 568 sıra sayılı Yasa
Tasarısı’nın 18’inci maddesinin (1)’inci bendinde yer alan “kendileri hakkında”
ifadesinden sonra gelmek üzere “nefret söylemleri” ifadesinin eklenmesini
önermek için söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.
Ancak, az önceki
söz alışımda eksik kalan şeyi sizinle paylaşmak istiyorum: Şimdi, bu yargıçlar,
Yargıtayın aldığı bu karar… Önce yargının kendisinin
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kriterlerine uyması gerekiyor. Şimdi, örneğin
bu Yargıtayda alınan kararın Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinden geriye döneceğini bile bile bu
yargıçların bu kriterlere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden kaynaklanan ve
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de içtihatlarını oluşturan bu kriterlere
uymamasını anlamak mümkün değil.
Şimdi, aynı
zamanda, Kopenhag Siyasi Kriterlerine önce uyması gereken yine yargının
kendisidir çünkü böyle bir süreçte -ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu
konudaki içtihatlarının olduğunu söylemiştim- böyle bir tartışma durumunda
Anayasa’nın 90’ıncı maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin esas
alınması gerektiği biline biline bu tartışma
açılmaktadır.
Şimdi, neden
başka ülkelerde bu tür yargı skandalları yaşanmıyor da Türkiye’de yaşanıyor?
Gerçekten, şimdi, örneğin daha önce bu çatı altında bulunan DEP
milletvekillerinden Mehmet Sincar’ın ve 183 kişinin
katili olduğuna dair mahkeme kararları ve bulguları saptanmışken Yargıtayda git gelle bu kararın
onaylanmaması sonucu, dün failleri olduğu… Tamam, herkesin -kesinleşmeden-
masumiyet karinesine elbette saygı duyuyoruz ama neden on yıl sürdüğünü de
sormak gerekir ve şimdi ellerini kollarını sallayarak ve dışarıda olan
yakınları için de tehdit oluşturan insanlar dışarıda oluyor.
O nedenle, yani
bir etik, yargı etiğini oluşturamadık ne yazık ki. Geçtiğimiz günlerde de
söyledim, herhâlde hukuk fakültesinden başlamak gerekiyor çünkü yığınakta
yapılan hata savaşın sonuna kadar sürermiş. Demek ki hukuk fakültesinde
başlayan o yığınaktaki hukuk anlayışı, o yanılsama hâlâ, günümüze kadar
sürüyor. Peki, bu Kopenhag Siyasi Kriterlerinin hiç mi karşılığı yok bu
yargıda, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve de farklı olanların,
azınlıkların korunması? Bakın, örneğin, Britanya’da yargıçların ve savcıların
maaşları bile yok. Devlet kredi kartları vermiş ve o yargıçlar, temel
gereksinmeleri neyse, yargıç olmadan da aynı şekilde karşılarken, yargıç
olduktan sonra ya da savcı olduktan sonra, yine o kredi kartı verildikten
sonra, temel gereksinmelerini, gidiyorlar, kartı kullanıyor ve öyle karşılıyorlar.
Yani “Devlet bana bu kartı verdi, istediğim gibi, hovardaca harcarım.” anlayışı
yok. Neden böyle bir kültürü ve etkiyi oluşturamadığımız gerçekten
tartışılmalıdır.
Şimdi, az önce
söylediğim gibi, yine, Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun bu medyanın durumu… Şu
anda 40’ı aşkın gazeteci cezaevinde ve yüzlercesinin de hakkında açılmış dava
var. Şimdi, demokratik kamuoyu nasıl oluşturulacak, onun gerçek bilgi edinme ve
haber alma hakkı nasıl sağlanacak? Özgür medyayla. Ama bakın, Azadiya Welat... Şimdi, Vedat Kurşun,
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü, yüz altmış altı yıl ceza aldı ve cezaevinde. Onun
yerine yazı işleri sorumluluğunu üstlenen Emine Demir arkadaşa da yüz otuz
sekiz yıl ceza verildi.
Şimdi, nasıl bir
demokrasi bu, nasıl özgürlükçü bir toplum? Bunların, bu yasama çatısı altında,
yüce Meclis altında giderilmesi gerekiyor. Yoksa, siyasi demokratik
kriterlerimizin yükseldiğine dair verilen demeçlerin, Diyarbakır’da olsun,
Ankara’da olsun, karşılığı yoktur çünkü herkesin ne yapması gerektiğinin
karşılığı yargıdadır ve hukuktadır. Bunu görmek gerekiyor.
Bir de “RTÜK yeni
yıla girerken neydi, ne yaptık ve şimdi ne yapılmalı?” sorusunun karşılığını
verirse, herhâlde, ne yapılması gerektiği de çıkar.
Bu umutla,
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
TBM Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan
568 sıra sayılı yasa tasarısının 18. maddesinin birinci fıkrasında geçen
(altmış) ibaresinin (otuz) olarak ve (yedi) ibaresinin de (dört) olarak
düzeltilmesini arz ederiz.
Atila Emek (Antalya) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın
Genç, siz mi konuşacaksınız?
Buyurun.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Arkadaşınız, benim ismim birinci imzada, okumak istemiyor ama
okumak zorunda.
BAŞKAN –
Atlamıştır belki.
Buyurun Sayın
Genç.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, neyin atlanıp atlanmadığını biliyoruz.
Sayın
milletvekilleri, 568 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 18’inci maddesinde, cevap ve
düzeltme hakkıyla ilgili olarak verdiğim önerge üzerinde söz almış bulunuyorum.
Bu vesileyle hepinize saygılar sunuyorum.
Önergemizin aslı
şu: Gerçek ve tüzel kişilerin kendilerinin şeref ve haysiyetlerini ihlal eden
veya gerçeğe aykırı yayın yapanlardan, yayın tarihinden itibaren, tasarıda
“altmış gün”, biz bunu “otuz”a çeviriyoruz ve müracaat tarihinden itibaren de
“yedi gün” içinde ilgili yayın kuruluşuna bunu yayınlama hakkını tanıyor. Biz
bunu “dört” güne indiriyoruz.
Şimdi, değerli
milletvekilleri, tabii ki maalesef son zamanlarda özel radyo ve
televizyonlarda, özellikle basında, insanların şeref ve haysiyetini rencide
edici çok keyfî yayınlar yapılmaktadır. Bu, özellikle yandaş medya, maalesef,
muhalefet partisindeki milletvekillerine, Türkiye’de bugünkü siyasi iktidara
karşı özellikle ciddi bir muhalefet yapan kişilerin şeref ve haysiyetleriyle
adeta oynamaktadırlar, yalan haberler yayınlamaktadırlar. Bence bunun tabii
altmış gün içinde… Ya, zaten bir süre geçtikten sonra, o televizyon yayınında
herhangi bir haber yayınlandıktan, belli bir süre geçtikten sonra onun hükmü
kayboluyor. İşte tabii, otuz gün içinde bunu ilgili mağdurun istemesi ve isteme
tarihinden itibaren de bunun dört gün içinde yayınlanması lazım. Bu, en azından
haber daha tazeyken, hafızalardayken bunun yanlış olduğunu belirtmekte yarar
var diyoruz. Bence, önergemiz bu yönüyle gerçeklere uygun.
Tabii, burada
yargıya gidiliyor. Yargıda da bu konuda açılan davalar süresinde –burada
belirli sürelerde karara bağlanma ilkesi getirilmiş ama- o yargıda o belirli
süreler içinde buna eğer karar verilmezse ne olacak? Hâkim, üç gün içinde veya
dört gün içinde karar vermezse veya dosyayı hiç karara bağlamazsa bu, arada
kaynayıp gidecek mi? Bence, bunları burada düzenlemek lazım.
Yani getirilen
yasa tasarısı, arkadaşlar, gerçekten çok hatalı. Mesela, yayın ilkelerinde
müstehcen yayın yapılamaz… Müstehcen yayın nedir? O zaman tanımlarda belirtin,
yani hangi yayın müstehcendir, hangisi değildir? Onu siz herhangi bir
bürokratın takdir hakkına bırakacağınıza, burada,müstehcen yayın nedir,
tanımlar bölgesinde bunu belirtin. Yani bir dizide bir hanımın elini tutmak
veya öpüşmek müstehcen yayın mıdır değil midir? Yani Parlamento, kanunları
yaparken bunları belirtmesi lazım, bunları belirtmediği takdirde, yarın tamamen
keyfîliğe göre bir karar verilecek. Onun için, yasamanın zaten gücü de burada.
Burada yasamanın objektif, genel, çağdaş ilkelere uygun bir düzenleme yapması
lazım. Yoksa yarın, bir düşüncede, bir inançta olan insanlar “Yahu, işte bu
müstehcendir.” ötekisi “Yok, bu müstehcen değildir...” Hadi gel bunun üzerinde
tartışma yap. O bakımdan, burada çok önemli temel konular düzenlenmemiş.
Tabii, siyasi
iktidarın düşüncelerini de biliyoruz. İşte Bülent Bey, geçen gün Manisa’da
Rektörü ziyarete gitti. Rektör, hemen talebeleri çağırmış. Çocuklar bir şey de
yapmadılar. Efendim, geldi orada, hepiniz duydunuz “Bunların kimliklerini
toplayacağım, hepinizi üniversiteden atacağım.” Bu dikta rejimi mi arkadaşlar?
Düşünebiliyor musunuz? Ama Bülent Bey de gitti, o Rektörü çok böyle güzel güzel tebrik etti. Yani demokrasiden yana, insan
haklarından yana, öğrencilere değer veren bir zihniyetten yana olan, bir
Başbakan Yardımcısı sıfatını taşıyan insan gidip de o Rektörü, o tıynetteki
Rektörü tebrik edebilir mi? En azından demesi lazım ki: “Kardeşim, sen ne
diyorsun yahu? Türkiye’de bir hukuk devleti var.” Yani iki tane öğrenci gelmiş…
Daha gençlerin ne söyleyeceği belli değil, slogan da atacakları belli değil.
Diyor ki… İşte, gördünüz televizyonlarda.
E, şimdi, siz
bunların karşısında siz kaldığınız zaman… Uygulamalarınız da hep bu yönde.
Tahrik ediyorsunuz, öğrencileri, işte, efendim, susturmaya çalışıyorsunuz. Dün,
dediğim gibi, ben Orta Doğu Üniversitesine gittim. Burhan Bey de burada. Orta
Doğu Üniversitesinde, 500 tane öğrenci geldi, hepsi -500’ün üzerinde- beni
alkışladılar. Demek ki öğrencilerin sevgisini kazanmak lazım. Sevgisini
kazanmak için de doğru dürüst yönetimde bulunmak lazım. Haktan yana olmak
lazım, soygundan yana olmamak lazım, ülkeyi 3-5 kişiye peşkeş çektirmemek lazım.
Böyle bir düşüncede olmak ve demokrasiye de sadakat göstermek lazım.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
KAMER GENÇ
(Devamla) – Bu düşüncede olmayınca… Tabii ki öğrenciler de Türkiye'nin en
aklıselim sahibi insanlarıdır.
Saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Kabul edilen
önerge istikametinde maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
19’uncu madde
üzerinde iki adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
568 sıra sayılı
kanun tasarısının 19. Maddesinin 1 inci fıkrasının "d" bendinde yer
alan "dört" ifadelerinden birinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
|
Sebahat Tuncel |
İbrahim Binici |
Akın Birdal |
|
|
|
İstanbul |
Şanlıurfa |
Diyarbakır |
|
|
|
|
Nuri Yaman |
|
M. Nezir
Karabaş |
|
|
|
Muş |
|
Bitlis |
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun tasarısının 19.
Maddesinin 1. fıkrasının,
1- “ç” bendinde yer alan "ilgili mevzuat
çerçevesinde" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve şirket hisinin % 49 unu geçmemek şartı ile" ibaresinin
eklenmesini,
2- “d” bendinin başına gelmek üzere "Radyo
yayın hizmetleri ve uydu ortamında yayın yapan medya hizmeti sağlayıcısı
kuruluşlar ile bu kanunun 3. maddesinde tanımlanan platform işletmecileri
hariç" cümlesinin eklenmesini,
4- “d” bendinin ilk cümlesinde yer alan
"karasal yayın" ibaresinin "ulusal karasal yayın" şeklinde
değiştirilmesini,
“d” bendinde yer
alan "doksan günlük süre içinde" ibaresinin "yüz seksen günlük
süre içinde" olarak değiştirilmesini,
“d” bendine yer
alan "dört yüz bin Türk Lirası" ibaresinin "iki yüz elli bin
Türk Lirası" şeklinde değiştirilmesini,
5- "f” bendinin ilk cümlesinde yer alan
"yüzde ellisini" ibaresinin "yüzde kırk dokuzunu" şeklinde
değiştirilmesini,
6- "f” bendinin ikinci cümlesinde yer alan
"kuruluşa doğrudan" ibaresinden sonra gelmek üzere "veya
dolaylı" ibaresinin eklenmesini,
7- “g” bendinde yer alan "yerli
veya" ibaresinin metinden çıkarılmasını,
Saygılarımızla
arz ve teklif ederiz.
|
|
Faruk Bal |
S. Nevzat
Korkmaz |
Behiç Çelik |
|
|
Konya |
Isparta |
Mersin |
|
|
Mehmet Şandır |
Recep Taner |
Akif Akkuş |
|
|
Mersin |
Aydın |
Mersin |
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın
Şandır, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi
saygılarımla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, toplum hayatında gerçekten çok önemli bir alanın hukukunu
düzenliyoruz. Çok titiz davranmamız gerektiğini ifade etmem gerekiyor çünkü
toplumsal hayatımızı hatta gelecek neslimizi ilgilendirecek, etkileyecek çok
önemli bir fonksiyonu yaygın bir şekilde yerine getiren televizyon ve radyo
yayıncılığının ilkelerini, şirketlerinin mülkiyetini, kuruluş şekillerini
belirleyen bir hukuk düzenlemesi yapıyoruz. Bu konuda 19’uncu madde özel medya
hizmet sağlayıcı kuruluşların şirket yapıları ve hisse oranlarını belirleyen
kapsamlı bir madde. Aslında bu kanun bir temel kanun. Bu temel kanunda yeni bir
hukuk oluşturuluyor, yeni de bir yapı kuruluyor. İşte bu yapının kuruluşunda
mülkiyet meselesini çözümleyen maddelerin başında geliyor 19’uncu madde.
Dolayısıyla bu maddeyle ilgili inanıyorum ki alt komisyonda ve Komisyonda yoğun
tartışmalar yaşandı ama varılan noktalar…
Değerli
milletvekilleri, tabii hukuk kurulurken ülkeyi yöneten siyasi iktidarın siyaset
felsefesi, anlayışı, zihniyeti o kurulan hukuku belirleyen temel faktör oluyor.
Bu, kendi takdiri, buna da saygı göstermek lazım. Siyasi iktidar meseleye böyle
bakıyorsa ona dayalı bir hukuk geliştiriliyor ama bir başka siyasi iktidar
farklı bakabilir, bir başka siyaset farklı bakabilir.
Bu anlamda,
Milliyetçi Hareket Partisi olarak 19’uncu maddede bazı hususlarda, bana göre
çok temel hususlarda değişiklikler yapan bir önerge verdik. Bu önerge önemli
bir önergeydi, üzerinde çalışılmış bir önergeydi ve ulaştığımız sonuçları Sayın
RTÜK Başkanı Hoca’ya da takdim ettim. “Bu konularda bir daha değerlendirme
yapınız, bakın burada önemli şeyler söylüyoruz.” dedik ama takdire şayan
bulunmadı.
Getirdiğimiz
önergede söylediğimiz hususlar şunlar:
Bu yayın kuruluşlarının
mülkiyetleri önemli. Güçlü mülkiyetler olmalı ki serbest, bağımsız yayıncılık
yapabilsinler. Şimdi buraya getirilen, (ç) bendinde getirilen, hisse senedi
çıkartarak mülkiyetin dağıtılması hususunu yüzde 49’la sınırlamak gerektiği
gibi bir kanaate sahibiz ama Sayın Hükûmet “Bunun
yüzde 100’ünü de hisse senetleri vasıtasıyla dağıtabilir.” diyor. O zaman yayın
kuruluşunun yönetimi konusu gerçekten birtakım sıkıntılara sebep olacak.
Bir başka şey:
Bazı konular bir bütünlük içerisinde tanımlanmaz, o tanıma girmez. Şimdi,
yayıncılık yapan öyle çok kuruluş var ki, kapasiteleri, yapıları çok farklı.
Bunları aynı tanım ve aynı mükellefiyet üzerinde tanzim ederseniz ileride
birçok sorun çıkacak. (d) bendinde yine bu anlamda bir istisna getiriyoruz ama
onu da Sayın Hükûmet kabul etmedi.
Bir başka şey: Bu
bir temel kanun. Yeni bir yapı kuruyorsunuz, bu yapıya dönüşüm için de doksan
gün süre tanıyorsunuz. Bu süre yeterli değil. Değerli milletvekilleri,
Türkiye’de 20 tane ulusal, 300’e yakın da yerel medya var. Bunları aynı kapta
değerlendirirseniz yanlış yaparsınız. Yeni yapıya uymak için doksan gün yeterli
olmayabilir çünkü orada birçok yükümlülükler getiriyorsunuz. Bunun yüz seksen
güne çıkartılmasını teklif ettik.
Bir başka şey:
Yükümlülüklerini yerine getiremeyenlere ayda 450 bin Türk lirası ceza
kesiyorsunuz. O kadar yüksek bir para ki. Yani Anadolu’da öyle yerel
televizyonlar var, bütün varlığı 450 bin Türk lirası yapmaz. Bunlara siz ayda
450 bin lira ceza kestiğiniz takdirde ölüm fermanı… Yani, ulusal televizyonlarla,
efendim işte yerelde bir ilçedeki televizyonu aynı muameleye tabi tutarsanız
bunun adı adalet olmaz, zulüm olur. Dolayısıyla biz bu konuda, bu ceza
konusunda yerel medyaya bir ayrıcalık tanınmasını, bir ayrı tanım
getirilmesini, hatta genelinde bu 450 binin ayda 250 bine çekilmesini özellikle
talep ediyoruz.
Bir başka şey:
Televizyonların yabancılara satılması meselesi çok önemli bir husus değerli
arkadaşlar. Burada mülkiyeti korumak, hatta o mülkiyet üzerindeki egemenlik
hakkını korumak anlamında satışın yüzde 49’la sınırlı tutulmasını öneriyoruz,
çok da önemsiyoruz ama Hükûmetin kendi takdiri,
AKP’nin, Adalet ve Kalkınma Partisinin kendi takdiri, bu konuda yabancı-yerli
ayrımı yapmadan, ulusal-yerel ayrımı yapmadan bir genel hukuk koyuyor. İnanıyorum
ki bu gelecekte birçok sıkıntılara sebep olacak, tekrar değiştirilmesi
gerekecek.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Bu duygularla hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Şandır.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
568 sıra sayılı
kanun tasarısının 19. Maddesinin 1 inci fıkrasının "d" bendinde yer
alan "dört" ifadelerinden birinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
İbrahim
Binici (Şanlıurfa) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın Başkanım, yazım hatası vardı,
önerge bunu düzeltiyor, katılıyoruz.
BAŞKAN – Sayın
Binici, gerekçeyi mi okutayım, konuşacak mısınız?
İBRAHİM BİNİCİ
(Şanlıurfa) – Gerekçe okunsun.
BAŞKAN –
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Bu değişiklik ile
tasarıda yer alan anlatım bozukluğunun giderilerek anlam bütünlüğü sağlanması
amaçlanmıştır.
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.
Kabul edilen
önerge istikametinde maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
20'nci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
21’inci madde
üzerinde bir adet önerge vardır, önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
568 Sıra Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında
Kanun Tasarısının 21 inci maddesinin birinci fıkrasının son tümcesinin ve
ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
" Medya
hizmet sağlayıcı kuruluşlar, logo ve çağrı işaretlerini Üst Kurul izni ile
değiştirebilirler.
(2) Medya hizmet
sağlayıcılar, test yayını yaptıkları süre de dâhil olmak üzere, yayın süreleri
boyunca tek bir logo ve çağrı işareti kullanmakla yükümlüdür. Televizyon yayın
hizmeti sağlayıcı kuruluşların, reklam yayını esnasında logolarını değiştirmek
suretiyle kullanmaları ve blok grafiğinin temel karakteristiğini bozmamaları
esastır."
|
|
Mustafa Elitaş |
Veysi Kaynak |
Abdullah
Çalışkan |
|
|
Kayseri |
Kahramanmaraş |
Kırşehir |
|
|
Özlem P. Türköne |
İhsan Koca |
Kemalettin Aydın |
|
|
İstanbul |
Malatya |
Gümüşhane |
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz
efendim.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa)- Katılıyoruz Sayın Başkanım.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Gerekçe...
BAŞKAN –
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Medya hizmet
sağlayıcı kuruluşların logo ve çağrı işaretlerini Üst Kurulca tescil edilmesi
zorunluluğu öngörüldüğünden logo ve çağrı işaretlerinin değişikliğinin de Üst
Kurul izni ile yapılması sağlanmalıdır. Yalnız beyanın değişiklik için yeterli
sayılması uygulamada çeşitli karışıklıklara neden olacaktır. Ayrıca reklam
yayınlarının denetimi açısından reklam logosu ile yayın logosunun
değiştirilerek kullanılması zorunlu olmalıdır.
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge
istikametinde maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
22’nci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
23’üncü madde
üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
kanun tasarısının 23. Maddesinde yer alan "Üst Kurul belirler"
ibaresinin "en az yarısı iletişim fakültesi mezunları olmak üzere Üst
Kurul tarafından belirlenir" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
|
|
Faruk Bal |
S. Nevzat
Korkmaz |
Behiç Çelik |
|
|
|
|
Konya |
Isparta |
Mersin |
|
|
|
|
|
Abdülkadir Akcan |
|
Akif Akkuş |
|
|
|
|
Afyonkarahisar |
|
Mersin |
|
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
568 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında
Kanun Tasarısının 23'üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz.
“Haber
birimlerinde çalışanlar
Madde 23- (1)
Medya hizmet sağlayıcıların Haber, Spor ve Program birimlerinde çalışanlar
13/6/1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar
Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanuna tabidir. Bu birimlerde
çalışacak basın kart sahibi kişilerin asgari miktarını RTÜK belirler."
|
|
Orhan Ziya
Diren |
Tayfur Süner |
Ali Oksal |
|
|
|
Tokat |
Antalya |
Mersin |
|
|
|
|
Şevket Köse |
|
Necla Arat |
|
|
|
Adıyaman |
|
İstanbul |
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, gerekçeyi mi okutayım?
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Gerekçe…
BAŞKAN –
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Türkiye'deki
hakim medya gruplarının esnek istihdam uygulamaları, bu sektörde çalışanların
önemli ölçüde hak gasbına uğramalarına yol
açmaktadır. Başka sektörlere göre özgül bir niteliğe sahip olan görsel-işitsel
iletişim alanı, yaratıcı çabayı ve bağımsızlığı en çok gözeten sektörlerden
biri olması gerekirken, Türkiye'de adeta tersi bir durum söz konusudur. Bu
nedenle, medya çalışanlarının sosyal haklarını önemli ölçüde genişleten 212
sayılı yasaya göre çalıştırılacak personelle ilgili de bir ibare yer almalıdır.
Hükûmet tarafından hazırlanan tasarıda yalnızca haber
biriminden bahsedilmekte oysaki buraya diğer basın faaliyetleri olan spor ve
program birimlerinde çalışanlar da dâhil edilmelidir. Zira her iki basın
faaliyeti de bu maddeye dâhil edilmezse, işveren bu personeli 5953 sayılı
Kanuna göre değil 4857 sayılı İş Kanununa tabi olarak çalıştıracaktır.
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
kanun tasarısının 23. Maddesinde yer alan "Üst Kurul belirler"
ibaresinin "en az yarısı iletişim fakültesi mezunları olmak üzere Üst
Kurul tarafından belirlenir" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
Faruk
Bal (Konya) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Gerekçe…
BAŞKAN –
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Üniversitelerin
İletişim Fakültelerinde eğitim almış donanımlı kişilerin sektörde yer almasını
sağlayarak yayıncılık alanında üst düzey standardın ve kalitenin yakalanması
adına bu önerge verilmiştir.
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
24’üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
25’inci madde
üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Genel Kurulda
görüşülmekte olan 568 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın
Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısının 25. maddesinin 3. fıkrasının aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Şahin Mengü |
Atilla Kart |
|
|
Manisa |
Konya |
Madde 25
(3) Yayının
herhangi bir şekilde soruşturma veya kovuşturma konusu yapılması ve bunun medya
hizmet sağlayıcı kuruluşa yazılı olarak bildirilmesi halinde yayın kaydının
saklama süresi 3 yıldır.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
kanun tasarısının 25. Maddesinin,
1- 1. Fıkrasında
yer alan "alabilir" kelimesinin "isteyebilir" şeklinde
değiştirilmesini,
2- 1. Fıkrasına
son cümle olarak "Üst Kurul bu talebi bir ay içinde yerine getirir."
İbaresinin eklenmesini,
3- 2. Fıkrasında
yer alan "hizmet sağlayıcılar" ibaresinin "hizmet
sağlayıcıları" şeklinde değiştirilmesini,
4- 3. Fıkrasının
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini,
arz ve teklif
ederiz.
(3) Yayının herhangi
bir şekilde soruşturma veya kovuşturma konusu olması halinde kaydının,
işlemlerin sonuçlandığının medya hizmet sağlayıcı kuruluşa yazılı olarak
bildirilmesine kadar saklanması zorunludur.
|
|
Faruk Bal |
S. Nevzat
Korkmaz |
Hasan Özdemir |
|
|
|
Konya |
Isparta |
Gaziantep |
|
|
|
|
Akif Akkuş |
|
Behiç Çelik |
|
|
|
Mersin |
|
Mersin |
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz efendim.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Özdemir konuşacak efendim.
BAŞKAN – Sayın
Özdemir, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
HASAN ÖZDEMİR
(Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 568 sıra sayılı Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın 25’inci
maddesi için vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerine söz almış
bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Önergede konu
edindiğimiz değişikliklerle, maddenin ifade bozukluklarından kurtularak daha
anlaşılır olması hedeflenmektedir.
Değerli
milletvekilleri, üçüncü fıkra için önerdiğimiz değişiklik ile de
sorumlulukların belirginleştirilmesi ve madde metninin doğru ifadelerle
belirlenmesi amaçlanmaktadır.
RTÜK, anayasal
bir kurum olarak siyasi irade tarafından belirlenen ve Türkiye Büyük Millet
Meclisinde millî iradeyi yansıtan bir kurumdur. Bununla birlikte, kurumun
üstlendiği vizyon ve çalışma alanı RTÜK’ü bugün en önemli kurumlardan biri
hâline getirmiştir. RTÜK’e dair hukuki düzenlemeler, kurumun devlet mekanizması
içerisindeki konumundan ziyade, toplumsal yaşamın sağlıklı bir şekilde
devamlılığı üzerine etkisi göz önüne alınarak değerlendirilmelidir.
Değerli
milletvekilleri, bu çerçevede, 13 Nisan 1994 tarihinde kanunlaşan 3984 sayılı
RTÜK Yasası’nın çağın sosyal gerçeklerine göre yeniden düzenlenmesi
gerekmektedir. Gerek iletişim alanındaki teknolojik atılımlar gerekse de sosyal
yapının kitle iletişim araçlarından etkilenme oranı o kadar hızlı
ilerlemektedir ki, bugün görüşmekte olduğumuz taslak dahi, yasalaşması hâlinde
bazı ihtiyaçları karşılamaktan uzak kalacaktır. Daha açık bir ifadeyle, taslak
geçmişin bazı sorunlarına çözüm getirme gayretleri içerisinde olsa bile
geleceğin medya sektörüne dair düzenlemeler öngörmemektedir.
Değerli
milletvekilleri, ülkemizde medya sektörü üzerinde denetim mekanizmalarında Hükûmetin etkileri bu tasarıyla artırılmaktadır. Hükûmet, artık basın toplantılarında sipariş sorularla
birlikte televizyon ekranlarında sipariş yayınlar da yapabilecektir. Diğer
taraftan, AKP’nin düşünsel çerçevesinin dışına çıkan yayınlar ise RTÜK eliyle Hükûmet denetimine takılacaktır. Böylece, ülkemiz kamuoyu
AKP’nin aleyhine konularda susturulmak ve âdeta fikrî bir karanlığa mahkûm
edilmek istenmektedir. Medya üzerindeki bu baskı ülkemizin uluslararası
saygınlığını da zedelemektedir.
Geçtiğimiz yılın
son günlerinde medyamızda da yer alan bir haberde, Macaristan’daki yeni medya
yasası “2011’de Macaristan’ı Türkiye’ye mi benzetmek istiyorsunuz?” ifadesiyle
eleştirilmektedir. Türkiye’de medya üzerine kurulan baskı, Macaristan’da Hükûmetin gözünü korkutma aracı olarak kullanılmaktadır.
Netice
itibarıyla, mevcut RTÜK Yasası’nda bir değişim gerekliliği de açık bir şekilde
ortadadır. Ancak görüşmekte olduğumuz tasarı geçmişin medya sorunlarına çözüm
üretme gayreti içerisindeyken, geleceğin medya düzenine bir etkisi
olamayacaktır. Tasarı, bu hâliyle yeni
sorunlar ortaya çıkarabilecektir.
Öncelikle, basın
yayın ve diğer iletişim araçları üzerinde kısıtlama ve sansürün olmadığı,
bununla birlikte mesleki denetim ve kamuoyu denetiminin yerleşeceği yeni bir
düzen oluşturulmalıdır. Böylece, sağlıklı işleyen, hür ve bağımsız bir medya
yapılanması gerçekleştirilmelidir.
Konuşmama burada
son verirken yüce heyetinizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Genel Kurulda görüşülmekte
olan 568 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri
Hakkında Kanun Tasarısının 25. maddesinin 3. fıkrasının aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Şahin
Mengü (Manisa) ve arkadaşları
Madde 25
(3) Yayının
herhangi bir şekilde soruşturma veya kovuşturma konusu yapılması ve bunun medya
hizmet sağlayıcı kuruluşa yazılı olarak bildirilmesi halinde yayın kaydının
saklama süresi 3 yıldır.
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN –
Gerekçeyi mi okutayım?
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Gerekçe okunsun.
BAŞKAN –
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Bir yayının
soruşturma ve kovuşturma konusu edildiğinin yayıncı kuruluş tarafından
bilinmesi ve bildirim yapılmadan mümkün değildir. Ayrıca yetkili birimler
tarafından soruşturma ve kovuşturmanın sonuçlandığının bildirilmesi halinde
yayınların ne kadar saklanacağı belirtilmediğinden ortaya çıkacak sorunlar
fıkra değişikliğiyle aşılmış olacaktır.
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza…
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Karar yeter sayısı, Sayın Başkan.
BAŞKAN – Tamam
efendim.
Önergeyi
oylarınıza sunup karar yeter sayısını arayacağım.
Önergeyi kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime on
dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 16.57
ALTINCI OTURUM
Açılma Saati: 17.13
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Yusuf COŞKUN
(Bingöl)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 48’inci Birleşiminin Altıncı
Oturumunu açıyorum.
568 sıra sayılı
Kanun Tasarısı’nın 25’inci maddesi üzerinde verilen Manisa Milletvekili Şahin Mengü ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter
sayısı bulunamamıştı.
Şimdi önergeyi
yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.
Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Tasarının
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
25’inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
26’ncı madde
üzerinde iki adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
568 Sıra Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında
Kanun Tasarısının 26 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
"(3) Kamu
kurum ve kuruluşlarının ikaz, duyuru ve eğitim maksadıyla karasal radyo veya
televizyon yayını yapma talebinde bulunmaları hâlinde; bu talepler yapılacak
protokol çerçevesinde Türkiye Radyo-Televizyon Kurumundan hizmet alınarak
karşılanır. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Kanunlarında radyo ve
televizyon yayını yapabileceklerine ilişkin hüküm bulunan kamu kurum ve
kuruluşlarından Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu tarafından her hangi bir ücret
alınmaz. Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu haricindeki kamu kurum ve
kuruluşlarına kanal, frekans veya multipleks
kapasitesi tahsisi yapılmaz."
|
|
Mustafa Elitaş |
Veysi Kaynak |
Abdullah
Çalışkan |
|
|
Kayseri |
Kahramanmaraş |
Kırşehir |
|
|
Özlem P. Türköne |
İhsan Koca |
Kemalettin Aydın |
|
|
İstanbul |
Malatya |
Gümüşhane |
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
kanun tasarısının 26. Maddesinin;
1- 2. Fıkrasının sonuna "Hâlen yayında
olan iletişim fakültelerinin radyo ve televizyonlarının müktesep hakkı
saklıdır." Cümlesinin eklenmesini,
2- 10. fıkrası olarak "Yerel medya hizmet
sağlayıcı kuruluşları 8. fıkrada belirtilen hizmetlerden Üst Kurulun üst
sınırını belirleyeceği ücret mukabilinde yararlanabilirler" cümlesinin
eklenmesini,
arz ve teklif
ederiz.
|
|
Faruk Bal |
Cemaleddin Uslu |
S. Nevzat
Korkmaz |
|
|
Konya |
Edirne |
Isparta |
|
|
Behiç Çelik |
Kemalettin Nalcı |
Akif Akkuş |
|
|
Mersin |
Tekirdağ |
Mersin |
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz efendim.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Cemaleddin Uslu…
BAŞKAN – Sayın
Uslu, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
CEMALEDDİN USLU
(Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 568 sıra sayılı Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın 26’ncı
maddesi üzerine vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında söz aldım.
Sizleri saygılarımla selamlıyorum.
Önergemizle
tasarının 26’ncı maddesinin (2)’nci fıkrasının sonuna bir cümle ilave ediyoruz
ve yine (10)’uncu fıkra olarak da yeni bir cümle eklenmesini teklif ediyoruz.
Çünkü mevcut mevzuat hükümlerine göre kurulmuş ve esas amacı fakülte
öğrencilerine uygulamalı eğitim sağlamak olan iletişim fakültelerinin radyo ve
televizyonlarının müktesep haklarının korunması isabetli bir uygulama
olacaktır, aksi takdirde bu düzenleme ile üniversitelerin çalışma hayatından
uzak, işlevsel bilgi üretmeyen, pratiği ortadan kaldıran ve yeterli donanıma
sahip olmayan insanların mezun oldukları kurumlar olarak eleştirilmelerine
sebep olacaktır.
Değerli
milletvekilleri, Türkiye'nin gündeminde daha önemli ve daha acil görüşülmesi
gereken konular varken RTÜK ile ilgili bu aceleciliğin altında yine bir menfaat
algısı ortaya çıkmaktadır. Çağdaş ve özerkliği olan bir denetim kurumu olarak
kurulmuş, ancak daha sonra skandallara karışan ismiyle RTÜK güven yitirmiştir.
RTÜK, tarafsız niteliğini günbegün yitirmiş ve iktidara hizmet etmeye
başlamıştır. Mevcut yayın ilkelerinin ülkemizde globalleşen dünyaya ayak
uydurması, gelişen teknolojinin getireceklerinin dünya standartlarına paralel
gitmesi açısından yeniden düzenlenmesi gereklidir. Ancak, RTÜK kanun
tasarısının hızlandırılması harekâtındaki amaç, mevcut yayın ilkelerinin
düzenlenmesi değildir. Türkiye’de bütün kanunlar gibi çok önemli addettiğimiz bu
tasarı, önümüzdeki genel seçimde medyanın ini kısmak için gerekliliği olan ve
yandaş medya yaratmak adına hızlandırılmış bir adımdır. Yine, süslenmiş bir
paketle haklı duruma geçmeye çalışmanın ve göz boyamanın zekice bir planıdır.
İnsanımızın gerçekleri duymaya, görmeye, okumaya ihtiyacı olduğu her dönemde,
özellikle ülkemizde bölünme tehditlerinin çoğaldığı son zamanlarda çok önemli
hâle gelmiştir. Görsel ve yazılı medyayı totaliter rejimin ağına sokmaya
çalışmak, bu halka ve bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüklerden biridir.
Çünkü, medya bağımsız olmak zorundadır. Bağımsızlığı olmayan ve çıkarları
doğrultusunda yanlış bilgi veren medya, vatan hainidir. Genel seçimlere
hazırlanan ülkemiz medyasını susturmanın en kolay yolu, kanunlarla tehdit
etmektir. Her hakkı tekelinde tutan Hükûmetin çok
daha önemli konular dururken RTÜK konusunu Mecliste gündeme alelacele
getirmesinin nedeni de yandaş medya oluşturmaktır. Muhalif olan basına karşı da
elindeki kozları tek tek kullanıp muhalefet olanları
cezalandırmanın ve bu yolla terbiye etmenin en yasal yolu bu fikri
kanunlaştırmaktır. Hükûmetin en iyi yaptığı da budur
zaten.
RTÜK, bağımsız
kimliğinden çıkarılıp, baskı ve sansür uygulama kuruluna dönüştürülmeye
çalışılmaktadır. Maalesef, RTÜK, denetlemeyi baskı altında tutmakla karıştıran
ve bu özelliğiyle devletin diğer kuruluşlarından hiçbir farkı olmadığını
gördüğümüz bir kurum hâline gelmiştir.
Sözlerime son
verirken sizleri saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Uslu.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
568 Sıra Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında
Kanun Tasarısının 26 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
"(3) Kamu
kurum ve kuruluşlarının ikaz, duyuru ve eğitim maksadıyla karasal radyo veya
televizyon yayını yapma talebinde bulunmaları hâlinde; bu talepler yapılacak
protokol çerçevesinde Türkiye Radyo-Televizyon Kurumundan hizmet alınarak
karşılanır. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Kanunlarında radyo ve
televizyon yayını yapabileceklerine ilişkin hüküm bulunan kamu kurum ve
kuruluşlarından Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu tarafından her hangi bir ücret
alınmaz. Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu haricindeki kamu kurum ve
kuruluşlarına kanal, frekans veya multipleks
kapasitesi tahsisi yapılmaz."
Mustafa
Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Olumlu
görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa)
- Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Kamu Kurum ve
Kuruluşları tarafından yapılacak radyo ve televizyon yayınlarının Anayasanın
133 üncü maddesi ile tek kamu radyo ve televizyonu olarak kurulan TRT tahsis
edilen kanal ve frekanslardan yapılması öngörülmektedir. Bu şekilde diğer kamu
kurum ve kuruluşlarının TRT imkânlarından yararlanmaları sağlanarak kaynak
israfı engellenecek hem de yayıncılık açısından daha kaliteli hizmet sunulması
sağlanacaktır.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
Kabul edilen
önerge doğrultusunda 26’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
27’nci madde
üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
kanun tasarısının 27. Maddesinin 1. ve 3. Fıkralarında yer alan “karasal yayın”
ibarelerinin “ulusal karasal yayın” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
|
|
Faruk Bal |
S. Nevzat
Korkmaz |
Behiç Çelik |
|
|
|
|
Konya |
Isparta |
Mersin |
|
|
|
|
|
Beytullah Asil |
|
Akif Akkuş |
|
|
|
|
Eskişehir |
|
Mersin |
|
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
568 Sıra Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında
Kanun Tasarısının 27 nci maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarının son
cümlelerinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
|
Mustafa Elitaş |
Veysi Kaynak |
Abdullah
Çalışkan |
|
|
Kayseri |
Kahramanmaraş |
Kırşehir |
|
|
Özlem P.Türköne |
İhsan Koca |
Kemalettin Aydın |
|
|
İstanbul |
Malatya |
Gümüşhane |
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Takdire
bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa)
- Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Tasarının 27 nci
maddesinin birinci fıkrasında her yayın ortamı ve tekniği için ayrı lisans
alınması öngörülmüş olup, bu lisanslar için ayrı ücret ödenmesi gerekmektedir.
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.
Saygıdeğer
milletvekilleri, biraz önce okutmuş olduğum ilk önerge bazı hükümleri
değiştiriyordu. Şimdi bu önergeyle birlikte o hükümler toptan değiştiği için
oradaki değişikliğe imkân kalmamıştır. O önergeyi zorunlu olarak işlemden
kaldırıyorum.
Kabul edilen
önerge doğrultusunda madde 27’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Madde 28 üzerine
iki adet önerge vardır, okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Genel Kurulda
görüşülmekte olan 568 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın
Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısının 28. maddesinin 1. fıkrasının sonuna
aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Şahin Mengü |
|
Atilla Kart |
|
|
Manisa |
|
Konya |
Medya hizmeti
sağlayıcı şirketler de multipleks işletmeci
şirketlere ortak olabilirler.
TBMM Başkanlığına
Görüşülmekte olan
568 sıra sayılı Kanun Tasarısının 28. maddesinin 3. fıkrasının 1. cümlesinden
sonra gelmek üzere “iletimin durdurulmasını takiben multipleks
işletmecilerinin Üst Kurula 3 gün içinde itiraz etmeleri ve Üst Kurul’un 7 gün
içinde sonuçlandırması mümkündür.” cümlesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Behiç Çelik |
Akif Akkuş |
Nevzat Korkmaz |
|
|
|
Mersin |
Mersin |
Isparta |
|
|
|
|
Mehmet Şandır |
|
Beytullah Asil |
|
|
|
Mersin |
|
Eskişehir |
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Beytullah Asil konuşacak efendim.
BAŞKAN – Sayın
Asil, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
BEYTULLAH ASİL
(Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Radyo ve Televizyonların
Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın 28’inci maddesi üzerinde
vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerinde söz aldım. Bu vesileyle sizi ve
şahsınızda yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, bu önergemizde, meydana gelebilecek olası yanlışlıkları da
ortadan kaldırma imkânı tanımak için üçüncü fıkranın birinci cümlesinden sonra
gelmek üzere “iletimin durdurulmasını takiben multipleks
işletmecilerinin Üst Kurula 3 gün içinde itiraz etmeleri ve Üst Kurulun 7 gün
içinde sonuçlandırması mümkündür.” cümlesinin eklenmesini teklif ettik.
Değerli
milletvekilleri, son elli yıldır son hızla gerçekleşen teknolojik gelişmeler
insanların kullanımına açık olan iletişim araçlarının neredeyse tümünü
etkilemiştir. Gelişen iletişim araçlarının yanına yenileri eklenmiş, bunlar
hayatımızı kolaylaştırmaları adına iyiden iyiye hayatımıza yerleşmişlerdir. Bu
yerleşme, bilhassa çocuk ve gençlerimiz üzerinde olumlu yönleri yanında olumsuz
pek çok etki de yaratmıştır. Bu yasada en fazla bu olumsuzlukları giderecek
düzenlemelerin yapılması beklenirken “kamu hizmet yayıncılığı” anlayışı göz
ardı edilmiş, konuya sadece ticaret mantığı ile bakılır hâle getirilmiştir.
Gelecek kuşakların içi boş, hayalperest, gelecek kaygısı taşımayan, içine
kapanık, saygısız, sevgi ve saygıdan yoksun, örf ve âdetleri unutmuş bir nesil
olarak yetişmesi teşvik edilir hâle gelmiştir. Gerçek dünyayı anlatmayan,
sürekli büyü ve sihir içeren diziler çocukları dünyanın gerçeklerinden
uzaklaştırıyor, onları hayal dünyasında yaşatıyor. Şiddet içerikli filmler son
yıllardaki kötü yönetilmemizden de kaynaklanan sıkıntılarla birleşince
toplumsal huzursuzluklar, öldürme, soygun olayları artmakta, çatışma alanları
genişlemekte, ahlakı koruyan değerler sistemi çöküntüye uğramakta, kanunsuzluk,
yolsuzluk ve şiddet artarak Türkiye suç ve suçlular ülkesi hâline gelmektedir.
En son, yeni
yılın ilk gününde, ülkemizin en huzurlu kentlerinden birisi olan Eskişehir’de
birbirlerini yan bakmakla suçlayan gençler kavgada bıçak kullanmış, anne ve
babalarının gözlerinin içine bakmaya kıyamadan yirmili yaşlara getirdikleri 2
vatan evladı öldürülmüşlerdir. Maalesef, bu tasarıda, toplumsal huzura yönelik
düzenlemeler göz ardı edilmiştir. Kurumun düzenleyici kimliğinin de bu tasarıda
göz ardı edildiği gözlenmektedir.
Bir diğer sorun
alanı da pek çok konunun yönetmelikle belirlenecek olmasıdır. Bu tür
yönetmeliklerin, yasada yer almayan kısıtlayıcı düzenlemelere kapı açtığı
gözlenmektedir.
Değerli
milletvekilleri, bu vesileyle, büyük sıkıntılar içinde haber toplayan,
topladıkları bu haberleri kitleye ulaştırabilmek çabasında çırpınan yerel
basınla ilgili birkaç söz söylemek istiyorum. İmkânsızlıklar içinde çırpınan
yerel basının sorunlarına devlet kurum ve kuruluşlarının ilgi eksikliği
eklenince, yerel basın, yıllardır, kendisine değer verilmeyen, ciddiye
alınmayan, sorunlarına çözüm üretilmeyen bir konumda kalmıştır.
Seçim
bölgelerimizdeki yerel ölçekli radyo ve televizyonların hangi zor şartlarda
görev yapmaya çalıştıklarına hepimiz şahidiz. Benim ilimde de yıllar önce 2
genç müteşebbis -ilimizin plakasıyla- “Kanal 26” adında bir televizyon
kurdular. Özverili gayretlerini hep takdir ettik. Uyduya çıkma çabaları, yüksek
uydu kiraları karşısında hep sonuçsuz kaldı. Bu da gelişmelerini hep
yavaşlattı. Eskişehir’in merkezi dışında yaşayan binlerce insana da çabalarını
ulaştıramadılar. Bu örnekler hepimizin ilinde mevcut.
Ulusal
televizyonların ile zor ayakta tutulan bu tür yerel televizyonların uydu
kiraları maalesef aynı. Yerel televizyonların dördünün, beşinin bir araya
gelmesi suretiyle bir platform oluşturmaları imkânının tanınmasını diliyorum.
Yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Asil.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Genel Kurulda
görüşülmekte olan 568 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın
Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısının 28. maddesinin 1. fıkrasının sonuna
aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Şahin
Mengü (Manisa) ve arkadaşları
Medya hizmeti
sağlayıcı şirketler de multipleks işletmeci
şirketlere ortak olabilirler.
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Gerekçeyi mi okutayım Sayın Hamzaçebi?
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Evet Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe: Fıkraya
eklenen cümle ile bu alanda hizmet veren yayıncı kuruluşların bu işletmeci
şirketlere ortak olmaları sağlanacaktır.
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.
Kabul edilen
önerge istikametinde maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
29’uncu madde
üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
kanun tasarısının 29. Maddesinin sonuna 4. fıkra olarak aşağıda yer alan
cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
“(4) Platform
işletmecileri ve yayın hizmeti iletimi yapan alt yapı işletmecilerinin
hizmetlerinden yerel medya hizmet sağlayıcıları Üst Kurulun üst sınırını
belirleyeceği ücreti ödemek kaydıyla yararlanabilir.”
|
|
Faruk Bal |
S. Nevzat
Korkmaz |
Behiç Çelik |
|
|
Konya |
Isparta |
Mersin |
|
|
Cemaleddin Uslu |
Akif Akkuş |
Kemalettin Nalcı |
|
|
Edirne |
Mersin |
Tekirdağ |
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın
Uslu, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
CEMALEDDİN USLU
(Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 568 sıra sayılı Tasarı’nın
29’uncu maddesi üzerinde verdiğimiz değişiklik önergesi hakkında söz aldım.
Sizleri saygılarımla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, 29’uncu maddenin sonuna dördüncü fıkra olarak bir cümle ilave
etmeyi teklif ediyoruz. Bu sayede yerel medya hizmet sağlayıcılarının platform
hizmetlerinden yararlanmasını kolaylaştırması ve eşitliğe aykırı rekabet ortamı
içerisinde korunması gerektiğini ifade ediyoruz.
Değerli
milletvekilleri, karasal yayına geçmeyi hedefleyen bu yeni yasa tasarısı,
dünyayla paralel olarak sorunsuz bir şekilde karasal, sayısal yayıncılığa
geçmeye çalışıldığını ifade ediyor ve tasarının içeriğine yeni maddeler
ekliyor.
Getirilen bu
tasarıyla, yayın kuruluşlarının karasal yayın lisansına sahip olmaları, lisans
ücretlerinin, kanal ve frekans kullanım ücretlerinin tahsil edilmesi
amaçlanmaktadır. Buraya kadar tamam. Ancak bu lisans ücretleri neye göre ve
kime göre belirlenecektir? Frekans kiralama fiyatları sabitlenecek mi yoksa
kişilere göre veya yayın organının büyüklüğüne göre değişecek mi? Karasal
yayında sadece ulusal kanallar mı seyredilecek? Ülkemizin dağlık coğrafi
yapısına uygunluğu nedir? Yeni yasa mevcut olan medya sahiplerini koruyacak,
kollayacak mı yoksa yüksek faturalarla darboğaza mı sokacak? Yeni medya
organları yaratmak için mevcut medyayı sindirecek tehditkâr cezalar mı
uygulanacak? Daha önce muhalif olan medya gruplarına çıkarılan faturayı henüz
unutmadık ve bu sonuçlara bu medya gruplarına yapılanları göz önünde
bulundurarak vardık.
Medya sahipliği
konusu yeniden ele alınarak düzenleniyor ve yayın kuruluşlarında yabancı
sermaye oranı yüzde 25’ten yüzde 50’ye yükseltiliyor yani basın satılıyor, hem
de dış güçlere. Peki, bu yabancı sermayenin yayınlarını kim denetleyecek? Bu
yabancı sermaye sahiplerini hangi kriterlere göre belirleyecekler? RTÜK bu
denetlemelerde cezai uygulamaları hangi kanunlara göre yapacak? Yabancı
sermayenin denetleme kurulunun kanunlarına göre mi yoksa bizim RTÜK
kanunlarımıza göre mi? Bu tasarıya göre TRT’yi RTÜK denetleyecek, TRT’nin yüzde
50’sinin yabancı sermayeye satılma olasılığı da göz ardı edilmemeli. TRT’nin
bile yabancı sermayeye satılacak olması millet olarak istediğimiz değil de
istenilen bilgilerle doldurulmamız anlamını taşıyor çünkü TRT halkındır ve
halka daima doğru haber vermekle mükelleftir. O zaman şu sorular ve çelişkiler
geliyor akıllara:
Karasal
yayınlarda düzenlenecek yasa taslağında en büyük kazanç iktidarın ve yabancı
sermayenin mi olacak?
Geçtiğimiz
günlerde yaşadığımız Sabah gazetesi ve ATV kanalının satışında oynanılan oyun
misali aynı senaryo bir başka şekilde legalleştirilip mi uygulanacak? Ki o
süreçte birçok kuruluş ihaleye girmiş ama ihale, daha az miktar sunmasına
karşılık Çalık Grubuna verilmiştir. Çalık Grubunun Sayın Başbakanla yakınlığı
iyi bilinmektedir. İşte, karasal yayınlar üzerinde RTÜK’ün bu kadar durması da
bundan kaynaklanmaktadır.
Bu yasa
taslağında bulunan başka bir madde ise ülkemizde önde gelen bir yayın grubuyla
alakalıdır ki, burada oynanan en büyük oyun da budur zaten. İktidar son
dönemlerde iktidara olan muhalefeti ve iktidarın “yandaş medya” olarak
suçladığı, tehdit ettiği bu önemli medya grubunun içinde bulunan yabancı
kuruluşları daha da zenginleştirip, onların bu medya grubunun içindeki
hisselerini yüzde 50 artırarak kendi medyasını inşa etme yoluna girmiştir. Bu
tamamen ortada görünen bir durumdur. Özellikle bu yabancı sermayeler kimdir ve
iktidar partisiyle ne gibi çıkar ilişkileri olduğu iyice anlaşılmalıdır,
okunmalıdır. Bu konuda sorulacak birçok soru var ancak en önemlisi, bu
düzenleme neden seçimlere yaklaştığımız bu dönemlere denk getirildi?
Hükûmetin referandum
öncesinde düzenlemeye çalıştığı hususları hâlâ unutmuş değiliz. Vadedilen ve meydanlarda halkı kandırma adına verilen
hiçbir söz yerini bulmadığı için, şimdi çıkarılmaya çalışılan ve yetkileri
artırılan, aynı zamanda iktidara hizmet eden bir kurumun bağımsız hareket
edecekmişçesine yasalar düzenlemesi hiç de inandırıcı gelmiyor. Bu yasaya
RTÜK’ün bağımsız bir kurum olarak görevini yapabilmesi adına muhalif medyanın
da haklarını koruyacak birçok madde eklenmesi gerekiyor.
Sözlerime son
verirken sizleri bir kez daha saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Uslu.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Sayın
milletvekilleri, birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.
Şimdi ikinci
bölümün görüşmelerine başlıyoruz.
İkinci bölüm,
geçici 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7 ve 8 dâhil olmak üzere 30 ila 50’nci maddeleri
kapsamaktadır.
İkinci bölüm
üzerinde ilk söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Selçuk
Ayhan’a aittir.
Buyurun Sayın
Ayhan. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
SELÇUK AYHAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın ikinci
bölümü üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla
selamlayarak sözlerime başlıyorum.
Tasarı hakkındaki
görüşlerimi söylemeden önce kısaca bir gezinti yaparak Hükûmetimizin
basın ahlakı, basın özgürlüğü, basın mensuplarıyla ilgili tutumu, TRT’nin ve
RTÜK’ün -tırnak içinde- “demokratik çalışmaları” üzerine bir anımsatma yapmak
istiyorum.
Dışişleri
Bakanımız Sayın Davutoğlu ABD’de Brookings
Enstitüsünde yaptığı konuşmada basın özgürlüğüyle ilgili bir soruya verdiği
yanıtta, Türkiye’de medya ahlakının, medya etiğinin yerleşmesi durumunda basın
üzerindeki kısıtlamaların azaltılabileceğini söylemişti. Bu Türkiye’de ulusal
basına “Davutoğlu ahlaklı medya istiyor.” şeklinde
yansıdı. Bunun da anlamı şudur: “Basın bizim istediğimiz gibi davranırsa, bizim
istediğimizi yazar istemediğimizi yazmazsa, bizim yanlışlarımızı görmezse biz
de onları belli bir çerçevede özgür bırakırız.”
WikiLeaks tarafından geçen
ay yayınlanan ve ABD resmî kaynakları tarafından da doğrulanan bazı belgelerin
bazı medyada yer alması üzerine de Sayın Başbakanın Ankara Yenimahalle’de bir
açılış töreninde yaptığı konuşmaya bir göz atmak gerekiyor. Sayın Başbakan dedi
ki: “Bu iftiraları atanlar ne kadar şerefsizse onları manşetlere taşıyanlar,
siyaset malzemesi yapanlar da o kadar müfteridir, o kadar alçaktır.” Yani
klasik bir Recep Tayyip Erdoğan tavrı.
Yakın tarihe
baktığımızda, kendine dokunan haberleri yapanların vergi silahıyla tehdit
edildiği, yayınların kamu kurumlarına sokulmasının engellendiği,
karikatüristlerin mahkemeye verildiği, bazı gazetecilere akreditasyon oyunları
oynandığı, Deniz Fenerini, örtbas edilen taciz ve tecavüz olaylarını
yayınlayanların terslendiğini, bazı gazetecilere Silivri’de yatan gazetecilerin
örnek gösterildiğini görüyoruz.
İstanbul’da
yapılan bir toplantıda New York Times’tan bir
gazetecinin Türkiye’de tutuklu sayısının gerçeğinden az gösterildiği ve
tutuklamanın bir cezalandırmaya dönüştürüldüğü sözü üzerine -ki Sayın
Cumhurbaşkanının da katıldığı bir toplantıydı- bu konuyu da biraz araştırdım.
Sınır Tanımayan Gazeteciler kurulunun 2009 yılı basın özgürlüğü endeksine göre
değerli arkadaşlar, Türkiye 175 ülke arasında basın özgürlüğü içinde 122’nci
sırada bulunuyor. Bu, hem ülkemiz adına hem Hükûmetimiz
adına, ne yazık ki, yüz karası bir durumdur. İşte, Hükûmetin
basın ahlak anlayışının, demokrasi anlayışının sonucu budur değerli arkadaşlar.
TRT’ye baktığımızda,
bir yandan yandaş yerleştirme çiftliği bir yandan Hükûmet
borazanı olarak çalıştığını görüyoruz. Sayın İbrahim Şahin Genel Müdür
olduğunda TRT’nin mevcut kadrosunun çok şişkin olduğundan bahsederek “Bu kadro
ile değil beş altı kanal kırk tane kanal yönetirim.” demişti. Bir soru önergesi
verdik, aldığımız yanıtta Kuruma 1.210 tane personel alındığını öğrendik.
Sanıyorum Sayın Şahin “Dilimi eşek arısı soksaydı da bunu söylemeseydim.”
demiştir. Ama “Alınan personelin kaç tanesi AKP’li vekil ya da üst düzey
yöneticinin yakınıdır?” diye sorduğumuzda buna açık yanıt alamadık ama açık
yanıt alamasak da ne demek istendiğini anladık.
Daha sonra, Sayın
Kemal Anadol’un ısrarlı çabaları sonucu, kimlerin kaç
paraya program yaptığını, kimlerin dolgun maaşla ne hizmetler verdiklerini
öğrendik. Sayın Ali Babacan’ın, her akçeli soru önergesine verdiği cevaptaki
gibi “ticari sır” adı altında gizlemeye çalıştığı TMSF’nin
elinde bulunan Cine 5’in kimlere arpalık olarak kullandırıldığını
öğrendik. Bazı gazetecilerin baskıyla
işlerine son verildiği, bazılarının Silivri’ye ve diğer cezaevlerine
gönderildiği, bazılarının da oralara gönderilmekle tehdit edildiği Türkiye'nin
genel manzarası bu değerli arkadaşlarım. TRT’nin, referandum sürecinde Hükûmet borazanlığı yaparak “evet” kampanyası yürüttüğü -ki
inkâr edecek AKP’liler elbette ki- Yüksek Seçim Kurulunun 493 no.lu kararıyla
da sabittir. Muhalefet liderleriyle ilgili yaptırılan yanlı yayınlar,
medyumlara hazırlattırılan sipariş kehanetler de cabası.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; şimdi TRT’nin çiftlik gibi yönetildiğine dair bir bilgiyi de
kısaca İzmir’den vermek istiyorum. TRT turizm ve belgesel kanalında yabancı
uyruklu bir bayan 2009 Eylülünden 2010 Martına kadar oturma ve çalışma raporu
almadan çalıştırıldı. Daha sonra emniyet baskını üzerine apar topar
uzaklaştırıldı ve bilahare gerekli prosedür yerine getirilerek çalışmaya devam
etmesi sağlandı. Devlet memuru konumundaki bir koordinatörün yukarıdan bir
talimat almadan böyle bir şeye cesaret edebileceğini sanmıyorum. Özel sektör
kaçak işçi çalıştırdığı zaman takibe uğrarken devletin kaçak yabancı
çalıştırması hukuka ve ahlaka uyar mı? Bunu da sizlerin vicdanına soruyorum.
Şimdi tasarıya
baktığımızda gördüğümüz olumsuzlukların en azından bir kısmını sizlerle paylaşmak
istiyorum. Tasarının Avrupa Birliği uyum çerçevesinde getirildiği söylenmekle
birlikte açık, şeffaf, hesap verebilir bir anlayış ortaya koymadığı açıktır.
RTÜK’ün başında Deniz Feneri zanlısı bir yurttaşımız Sayın Bakana rağmen
kalabilerek zaten kurum güvenilirliğinin yitirilmesine neden oldu. Tabii “Balık
baştan kokar.” sözcüğü doğrulatılırcasına Devlet Denetleme Kurulunun RTÜK’le
ilgili hazırladığı raporda ilginç şeyler var. Devlet Denetleme Kurulunun ilgili
raporunun 80 no.lu önerisine göre Bursa’da kısmen gerçekleşen, Yalova ve Kocaeli’de hiç gerçekleşmeyen organizasyonları gerçekmiş
gibi belge düzenleyerek kamu zararına yol açan kamu personelinden bahsediliyor.
Aynı raporun 81’inci önerisinde de bir FM yayıncısına gerçeğe aykırı belge
düzenleyerek görev alanının dışında yayın hakkı verip görevini kötüye kullanan
kamu görevlilerinden bahsediliyor. Bu tasarı, Üst Kurul yapılanmasının,
partizan kadrolaşmanın hayata geçirilmesi amacını taşımaktadır. Ne yazık ki
tasarıda biraz önce anlattığım türdeki uygulamalara karşı ciddi önlemler
alınmadığını görüyoruz.
AKP’nin ahlaklı
ve dürüst medya anlayışının bir gereği olarak tasarıyla RTÜK yetkileri
artırılmakta, yargı işlevsiz hâle getirilmektedir. Yani RTÜK tam bir sansür
kurumu hâline getirilmektedir. Yabancı sermaye payı yüzde 25’ten yüzde 50’ye
çıkarılarak, uluslararası sermayeyle belki de Lübnan’da Sayın Başbakanı
karşılayanları finanse edenlerin ve İsrailli yandaşların da demokratikleşmeye
ve Türkiye’nin kültürel gelişmesine katkıları artırılacaktır.
Tasarı medya
sektöründe tekelci mantığın hâkim olmasını amaçlamaktadır. Zaten Türkiye’de
fiilen baskı, sindirme, ekonomik olarak yok etme yöntemiyle bir yandaşlaştırma
gerçekleştirilmiştir, bunun yasal zemini oluşturulmaktadır. Bu tasarıyla,
radyo-televizyon faaliyetlerinin düzenlenme ve denetlenmesi amacıyla kurulan
RTÜK’e aynı zamanda medya hizmetlerinin de düzenleme yetkisi verilerek
Anayasa’dan daha geniş bir yetki alanı çizilmiştir ve bu durum Anayasa’ya
aykırıdır değerli arkadaşlarım. Ayrıca birçok maddedeki karmaşık düzenlemeler
bundan sonra doğacak uyumsuzlukların da bir göstergesidir. Bunu da zamanla
yaşayacağız.
Sayın Başkan,
değerli arkadaşlarım; biz muhalefet olarak iki günden bu yana üzerimize düşen
uyarıları yaptık. Bundan sonra karar yüce Meclisindir.
Hepinizi saygıyla
selamlayarak sözlerime son veriyorum. Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Ayhan.
Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Behiç Çelik.
Buyurun efendim.
(MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan
568 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında
Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu
adına konuşmak için söz aldım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Bu hususta
iktidar partisi şu görüşleri ifade etti alt komisyonda ve Komisyonda: “3984 sayılı Kanun eskimiştir.” dedi. Bugüne
kadar 20 kez değiştirildiğine ilişkin ifade edildi. “Avrupa Birliği ‘Bilgi
Toplumu ve Medya’ başlığıyla uyum için yeni bir kanun istemini belirtmektedir.”
dedi. Frekans tahsisi meselesi çözülememiştir ve tahsis karşılığı tahsisat
yapılamamıştır, bunu ifade ettiler. “Medya sahipliği objektif kriterlere
kavuşturulamamıştır.“ ifadesini söylediler. “Rating
ölçümleri meselesi çözülememiştir.” dediler. Kapalı devre televizyon
yayıncılığı konusunun, ortada olduğunu ifade ettiler. Medya sahipliğinde
yabancı sermaye payı hususunda atıfta bulunuldu, yayınlarda kapsama alanının
coğrafya mı, nüfus mu olduğu konusu tartışmaya açıldı. Ceza sisteminin
işletilmesi, RTÜK’e payların nasıl ayrılacağı, “Avrupa eserleri” kavramı,
çevre, eğitim, kültür alanlarına daha fazla yönelme hususları, karasal yayın
lisanslarının hâlâ verilememesi hususu, millî eğitimle ilgili payın
kaldırılması, müeyyidelerde zaman aşımı meselesi, kamusal yayınların denetim
dışılığı, reklamlarda düzensizliklerin ve istismarın giderilmesi, siyasi
reklamların düzenlenmesi ve diğer hususlar. Bu hükümler, sekiz yıllık AKP
İktidarının her alanda olduğu gibi radyo ve televizyon yayıncılığında da
başarısızlığının birer örneğidir, kanıtıdır.
Şimdi, Genel
Kurula sunulan yasa teklif ve tasarılarına, amaçlarına bir göz atalım.
Göreceğiz ki iktidar tarafından devlet tüm kurumlarıyla tahrip ve yok edilmeye
devam edilmektedir. Böyle bir anlayış olabilir mi? Bu Hükûmet
Türk milletinin Hükûmeti olabilir mi? Rutubette
çürütülmüş bir kumaş misali, devletin neresinden tutsanız elinizde kalıyor.
Düğmeye basılıyor, RTÜK kanunu isteniyor, bir sektör daha tahribat noktasına
getiriliyor.
Değerli
arkadaşlar, biz burada iyi niyet ararız. Mademki böyle bir tasarıya ihtiyaç
vardı, sekiz yıldır bugüne kadar niye herhangi bir çaba gösterilmedi?
Değerli
milletvekilleri, medya sektöründe habercilik doğal olarak en önemli daldır,
uğraştır ama habercilik yapılırken burada halkın doğru bilgilendirilmesi asıl
önemli olandır. Ama bunun tersi yapılırsa, habercilikte manipülasyona yol
açacak uygulamalara girişilirse o zaman habercilik değerini yitirir ve uygar
bir toplum olmamız asla manipülasyonlardan dolayı da mümkün olmaz.
Yayıncılıkta
diğer bir önemli husus da, toplumsallaştırmadır; insanları birbirine
kaynaştırma, sosyal ilişkileri kuvvetlendirmedir ve insanlarımıza umut vermek
lazım. Umudu olmayan toplumlar her zaman çökmeye daha hazırdır. Onun için,
motive etmek gerekir toplumu. Tartışma ve diyaloglarda farklı görüşlerden ve
doğru insanları, toplumda saygınlığı kanıtlanmış insanlarla bu işi yapmayı
hedef ve ilke almak lazım.
Elbette, eğitime
çok önem vermek gerekir. Millî kültürün işlenmesi, geliştirilmesi oldukça
önemlidir ama bunu yaparken eğer biz toplumda argoyu, basit olmayı ve insanları
daha kültürlü, daha ulusal ve uluslararası normlarla donatılmanın dışında daha
iptidai konuma çekecek bir kültürsüzleştirme ameliyesine tabi tutarsak
yayıncılıkla, bu da çok tehlikelidir.
Ama bunun yanında
diğer bir husus da, çok kültürlülük kavramıdır. Türkiye’de millî kültürü
mutlaka en öncelikli olarak vermek zorundayız. Çok kültürlülük bir toplumun
parçalanmasına giden yolda atılan bir adım olarak değerlendirilmelidir. Elbette
yayıncılıkta eğlendirme amaç olmalıdır ama bunun yanında bütünleştirmeyi de
önemsememiz gerekir. Bütün sayısal, istatistiki, ekonomik verilerin mutlaka
doğru, anlaşılır ve açık olarak verilmesi iktiza eder ama bu hassasiyet ne
yazık ki özellikle medyamızda gözükmüyor, çoğunlukla gözükmüyor ve bu, Türk
milletinin doğru bilgilenmesi ve eğitimi açısından büyük noksanlık olarak
karşımıza çıkıyor.
Doğal olarak
medya sahipliğine ben vurgu yapmak isterim bu konuda. Egemen holding medyası,
yabancıların yayıncılıkta daha fazla ağırlığını hisseder olmamız ve dışa
bağımlılığın gittikçe artıyor olması, millî çıkarlar yerine zümre çıkarlarının,
kişisel çıkarların ya da dış bazı güç odaklarının çıkarlarının yayıncılık
yoluyla ön plana çıkartılması da yayıncılıkta diğer bir handikabımız olarak
karşımıza çıkmaktadır.
Ülke güvenliği
göz ardı edilmemelidir değerli arkadaşlar. Kurumlar tahrip edilmemelidir.
Kurumlara yapılan saldırıları, nasıl iştihayla saldırıyorlar, nasıl geliyorlar,
nasıl çekim yapıyorlar, bunları yakın birkaç yıllık geçmişte çok açık bir
şekilde gördük. Kurumlar arası çatışma ve hatta kurum içi çatışmaları âdeta
özendiren bir yayıncılık da günümüzde görünmeye başladı.
Dinleme ve izleme
faaliyetleri âdeta kameraların, bazı kameraların, bazı yayın kuruluşlarının bu
konudaki art niyetini de ortaya çıkarmış oluyor. Doğal olarak milletin bekası
göz ardı ediliyor, genel ahlak göz ardı ediliyor, temel ahlaki değerler
yıpranıyor, aile yapısı, aile kurumu aşınıyor ve genel sağlık böyle bir kötü ve
yanlı yayıncılıkla tahrip ediliyor.
Sonuç olarak,
Türkiye’de yayıncılık bir müstemleke medyası ve yayıncılığı hâline dönüşüyor,
doğrudan ya da dolaylı ağır sansürü izleyebiliyoruz ve sonuçta yaratılan bir
cinnet toplumu, psikolojisi bozulmuş yığınlar, katliamlar ve birbirlerine karşı
hoşgörüsüz insanlar, ruh sağlığı bozulmuş kitleler ve sefahata
özendirilen gençlik, fuhşiyatın ve pornonun vaka-i
adiye hâline getirilmesi ve sönen ocaklar. Medya sektörü, bir kara delik gibi
milletimizin tüm değer ve kaynaklarını bu şekilde yok etmekte, bize düşen ise
medyayı kara delik olmaktan çıkarmaktır.
Değerli
arkadaşlar, bu tasarı, RTÜK’ü tarafsızlıktan uzaklaştırmaktadır, İktidarın
âdeta sopası ve gücü hâline getirmektedir. RTÜK, kendi kurallarını kendi
koyacak konuma getirilmektedir ve böylece yandaş medya yaratmada aracı kurum
hâline getirilmektedir. 2011 seçimlerinde, bu tasarı yasalaştığı zaman,
İktidarın, medyayı RTÜK kanalıyla kötü kullanmamasını özellikle buradan ikaz
ediyorum. Toplumsal duyarlılıklara önem verilmesini ve RTÜK’ün, AKP’nin arka
bahçesi olmamasını diliyorum ve RTÜK personelinin de diğer bazı kurumlarda
olduğu gibi partizan memur konumuna getirilmemesi gerektiğini özellikle
vurguluyorum. Takip edilecek.
Bundan sonra
görüşeceğimiz diğer maddelerde sırasıyla değerli konuşmacılarımız ifade edecek,
RTÜK’ün kendi yapısıyla ilgili hususlar var. Ben, bunlara değinmeden bu
duygularla Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. Teşekkür ederim. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Çelik.
Sayın
milletvekilleri, Başkanlığımıza ulaşmış başka bir söz talebi yoktur.
Soru-cevap
işlemini...
AYLA AKAT ATA
(Batman) – Vardır efendim.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Kişisel söz yok mu Sayın Başkan?
BAŞKAN – Ayla
Hanım, müracaat ederseniz bizim haberimiz olur; müracaat etmezseniz, biz, sizi
konuşturamayız, zorla konuşun demeyiz yani.
AYLA AKAT ATA
(Batman) – Hayır efendim, biraz evvel bırakmıştık. Grup adına Sayın Nezir
Karabaş konuşacak.
BAŞKAN – Barış ve
Demokrasi Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Nezir Karabaş.
Sayın Nezir Bey,
buyurun.
BDP GRUBU ADINA
MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın ikinci
bölümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, görsel ve işitsel medya günümüz dünyasında en önemli
kurumlardan biri. Toplumun eğitiminden tutun toplumsal kültürün, sosyal yaşamın yansıtılmasına kadar, ülkede
ve dünyadaki gelişmelerin topluma ulaştırılmasına kadar ciddi bir alanı
kapsıyor, ciddi bir görevi var. Günümüz dünyasında medyanın, görsel ve işitsel
yayının bir taraftan bağımsız olması, mümkün olduğunca ifade ve örgütlenme
özgürlüğünü yansıtabilecek bir konumda olması, halkın her türlü haberi almasını
sağlayacak, halkın habere ulaşmasını sağlayacak bir konumda olması gerekiyor,
siyasi erkin de etkisinin dışında olması gerekiyor.
Yine, görsel ve
işitsel basında en önemli yönlerden biri, belli tekellerin denetiminden
çıkarılması ve toplumun tüm kesimlerinin yararına sunulacak, toplumların tüm
kesimlerini ifade edebilecek bir yapıda olması gerekiyor.
Yine, Avrupa’ya
baktığımız zaman, bu yasadaki birçok düzenleme de Avrupa Birliği uyum yasaları
çerçevesinde yapılıyor. Avrupa’da hem genel medya hem de görsel ve işitsel
yayın üzerinde ırkçılığı, ayrımcılığı, toplumun değişik kesimlerinin,
kültürlerinin diğerlerinin üzerindeki baskısını engelleme yönünde yasaklar var.
Onun dışında, toplumun haber almasını engelleyen yasaklar yok. Maalesef
ülkemizde, Türkiye’de bugüne kadar, bugün de daha çok kişilerin habere
ulaşmasını engelleyen, farklı düşüncelerin özgürce ifade edilmesini, farklı
kültürlerin özgürce ifadesini engelleyen yasaklar var. Fakat ırkçı, ayrımcı,
hem kültürler, etnik yapılar, inançlar arasında ayrım gözeten hem kadın-erkek
ve dezavantajlı gruplar arasında birçok zaman ayrımcı bir dil kullanılmakta,
birçok zaman ırkçı yayınlar yapılmakta. Buna yönelik maalesef Türkiye’de
yasaklar yok, buna yönelik engelleme de yok.
Şimdi, bir
düzenleme yapılıyor RTÜK Yasası’nda. RTÜK’ün bir defa yapısına baktığımız
zaman, RTÜK’ün mevcut yapısı bile adil değil. RTÜK Üst Kurulu Türkiye Büyük
Millet Meclisinde grubu bulunan partilerden oluşuyor ancak oradaki oluşum,
grubu bulunan partilerin bile bir kısmının oluşturulan sayı, yüzdelik nedeniyle
orada bulunmasını engelliyor. Örneğin, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde
dört grup var, iktidar partisiyle birlikte dört grup var ancak Barış ve
Demokrasi Partisi RTÜK’te temsil edilmiyor. 2,5 milyon oy almış bir parti, 20
kişilik grubu bulunan, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki tüm çalışmalarda
grupsal haklarını kullanan ama RTÜK’te, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yani
halkın iradesinin de temsil edildiği bağımsız Kurulda BDP yok. Yani bu konuda
mutlaka RTÜK’te bir değişiklik yapılması gerekiyordu. Bu, yarın, benzer, bu
sayıda gelebilecek diğer partiler için de aynı durumdur. Biz bugün mevcut
durumda olan, RTÜK’te temsili bulunmayan parti olduğumuz için bunu dile
getiriyoruz. Eğer RTÜK bağımsız bir kurulsa ve Üst Kurulun Parlamento
iradesini, halkın iradesini de yansıtan bir yapısı varsa burada grubu bulunan
tüm siyasi partilerin de temsilinin olması gerekiyor.
Tabii, birçok madde
üzerinde değerlendirmeler, eleştiriler yapılabilir. Zaten tüm siyasi partiler
birinci bölüm üzerinde de eleştirilerini yaptı, önergelerini sundu ancak siyasi
reklamla ilgili bir bölüm var, bir madde var, 31’inci madde. Maddede “Medya
hizmet sağlayıcılar, Yüksek Seçim Kurulu tarafından ilan edilen seçim
döneminde, yayın yasaklarının başlayacağı saate kadar siyasi parti ve aday
reklamları yayınlayabilir.” deniliyor.
Değerli
arkadaşlar, dünyadaki parlamenter demokrasinin olduğu ülkelerde de, Türkiye’de
de seçimlerin en önemli yanlarından biri, en önemli özelliklerinden biri
seçimlerin adil olması, herkesin eşit koşullarda seçimlere girmesidir. Zaten
daha önce Türkiye’de görsel basın TRT tarafından ve devlet denetiminde başladı,
şimdi de RTÜK tarafından denetleniyor.
Parlamenter
sistemlerde, seçimlerde en önemli ilke eşitliktir, adil olmadır. Siyasi
partilerin ve adayların seçimlerde reklam yapması, her gün televizyonların
belli bazı siyasi partileri ve adayları tanıtması ve reklam vermesi Türkiye
koşullarında kabul edilebilir bir durum değil. Bizce bu zaten birçok alanda
dezavantajın olduğu; ayrımcılığın olduğu; siyasi partilerin özgürce çalışma,
propaganda yapması, ifade özgürlüğünün önünde birçok engelin olduğu; yine
ekonomik anlamda Büyük Millet Meclisinin Türkiye'de çıkardığı yasalarla, daha
önce AKP’nin iktidar, CHP’nin muhalefet olduğu, iki partinin olduğu dönemde
çıkarılan yasayla siyasi partilerin, hatta BDP gibi grubu bulanan ancak hazine
yardımından yararlanmayan ve bunun dışında, ciddi şekilde oy alan, yüzde 3-5’e
kadar oy almış olan -diğerleri düşük olsa bile yüzde 1-2-3 oy alan- partilerin
hazine yardımlarından yararlanmadığı Türkiye'de siz radyo ve televizyonların
reklam yapmasını serbest bırakacaksınız. İşte, bir seçime gideceğiz, iktidar ve
muhalefet partileri, MHP ve CHP trilyonlarca lira hazine yardımı alacak, bunlar
reklam yapacaklar televizyonlarda, her gün siyasi partilerin reklamı olacak.
Yine, iktidarların mevcut güçlerini, iktidar güçlerini nasıl kullandığını
biliyoruz. Yarın muhtemelen, diğer seçimlerde, daha kısa süre önce geçirdiğimiz
referandumda gördüğümüz gibi -Türkiye'nin ulusal televizyonlarının,
gazetelerinin- gazetelerin ilk sayfalarında zaten veriliyor, televizyonlarda ve
radyolarda da hangi televizyon kanalını açsanız, hangi radyoyu açsanız
karşınızda AKP’nin, iktidar partisinin iktidar gücünü de kullanarak reklamları
ve onun adaylarının reklamı önünüze çıkacak. Onun için, bu tür düzenlemelerin
en azından yasada olmaması, görsel ve işitsel medyanın, televizyon ve
radyoların, siyasi partilerin ve adayların reklamının yapılmasının mutlaka
çıkarılması gerekiyor ve yine görsel ve işitsel medyada Türkiye’deki tüm
kesimleri, farklılıkları, kültürleri, inançları, dilleri temsil eden bir
yapının olması, ırkçı, ayrımcı söylemlerin cezalandırılacağı bir yasanın
mutlaka çıkması gerekiyor diyorum.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Başka bir söz
talebi var mı efendim?
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Ben kişisel söz istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun
Sayın Genç. (CHP sıralarından alkışlar)
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 568 sıra sayılı Yasa
Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.
Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Tabii, kanun
hemen geldi, ondan sonra temel kanun kabul edildi ve temel kanun da kabul
edilince hemen maddeleri de görüşülmeden ve süratle gidiyoruz. Bir ülkenin
parlamentosunda eğer tartışılan kanunlar, eğer anlaşılmadan, tartışılmadan
geçerse, o kanunlardan o memlekete fayda gelmez. Ben, şimdi inanıyorum ki, AKP
milletvekillerinden bu kanuna “kabul” oyu verenlerin yüzde 1’i dahi bu kanunu
okumamıştır. Hangi maddesiyle ne getiriliyor, hangi maddesiyle ne götürülüyor,
vatandaşlara ne külfetler getiriliyor; bundan haberi yok. Parmak indir, parmak
kaldır. Böyle bir yasama faaliyeti olmaz değerli milletvekilleri.
Şimdi getirilen
kanun, bizim günlük hayatımızı en yakından ilgilendiren bir kanundur,
demokrasimizle en yakından ilgili bir kanundur, siyasi yapımızla en yakından
ilgili bir kanundur. Şimdi, bu bölümde mesela siyasi partilere ilan ve reklam
hakkı getiriliyor. Şimdi, biliyoruz ki, iktidardaki siyasi partinin arkasında
çok büyük bir kaynak var, kamu gücü kaynağı var. Bir defa, ihaleler
yandaşlarına veriliyor, devletin imkânları onlara kanalize
ediliyor, her türlü ekonomik güce sahip ama öte tarafta, devletten yardım
almayan siyasi partiler var. Peki, siz, büyük bir ekonomik güçle siyasi
faaliyete giren bir siyasi partiye, boy boy,
televizyonlarda, gazetelerde reklam ücretini verirken, öte tarafta… Hiçbir
ekonomik gücü olmayan bir siyasi partinin seçime katılmasında elde ettiği
durumla, öteki durum arasında eşitlik ilkesi var mıdır? Hani seçimler eşit
koşullarda yapılacaktı? Bence, RTÜK’ün bu konuda ciddi birtakım denetim yapması
lazım. Yani siz yarın seçime giderken -özellikle bu sene de seçim yılı- bu
seçim yılında iktidar partisi çok büyük reklamlar yapacak, gerçek dışı
reklamlar yapacak, gidecekler “Yalancı cennette yaşıyoruz.” diyecekler.
Türkiye'de zaten her gün çıkıyorlar, televizyonlarda, maalesef hiç doğru
olmayan, hiç hakikati ifade etmeyen, yapmadıkları işleri yaptık diyen,
bölücülük yapan, ayrımcılık yapan, vatandaşlar arasında ötekileştirme
faaliyetlerinde bulunan bir siyasi iktidar, çıkacak, kamuoyunun karşısında “Ben
şunları şunları yaptım.” diyecek, ondan sonra
vatandaşı kandırmaya çalışacak ve oy almaya çalışacak.
YAHYA DOĞAN
(Gümüşhane) – Vatandaş kanmaz Kamer Bey.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Bu, bir defa, seçime giderken bana göre bu topluma yapılan en büyük
ihanettir. Bana göre, seçim döneminde siyasi partilerin oy almak için reklam
vermeleri hatalı arkadaşlar. Böyle bir şey olur mu? Yani burada seçimde eşitlik
ilkesine aykırı. Dolayısıyla, bence bu maddeleri çıkarmak lazım. Yani yarın,
öbür gün göreceğiz, Bakın, bir referandum yapıldı, her taraf “Evet”lerle donatıldı, bırakın “Hayır” kelimesi yani devlet
dairelerinde kaldırıldı. Bu siyasi iktidarın bu kadar baskıcı yoluyla,
vatandaşların beyni, daha doğrusu düşünceleri gerçekleri anlamasını engelledi.
Yani onun için, eğer bir ülkede hakikaten adalete, hukuka uygun seçim yapılması
isteniyorsa, eğer hakikaten vatandaşların vicdanının ini dinleyerek oy
vermeleri isteniyorsa, bunları, bence, zengin partiler lehine getirilmiş bu
hükümlerin mevzuattan, ortadan kaldırılması lazım. Bu konuda Yüksek Seçim
Kurulunu bence de yetkili kılmak lazım.
Gerçi görüyoruz
geçmiş şeylerden dolayı, yani bunu böyle yapacağımıza seçimlerde para dağıtmayı
engelleyelim, seçimlerde işte makarna dağıtmayı engelleyelim, kömür dağıtmayı
engelleyelim madem adil bir seçim istiyorsunuz, dürüst bir seçim istiyorsunuz.
Ondan sonra, sizin getirdiğiniz bu düzenlemelerle Türkiye’de dürüstlük değil,
soygunculuk özendiriliyor, hırsızlık özendiriliyor, yanıltıcılık özendiriliyor,
vatandaşın beynini bulandırma özendiriliyor. Böyle bir devlette hukuka,
adalete, eşitliğe uygun seçim yapılır mı arkadaşlar?
Gelin, bu
kanunları öyle değiştirelim. Seçimde vatandaşın oyunu alacak şekilde, onun
vicdanını tesir altında bırakacak buzdolabı, çamaşır makinesi gibi şeyler
dağıtmayı engelleyelim.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Genç.
Saygıdeğer
milletvekilleri, konuşmalar tamamlanmıştır.
Soru-cevap işlemi
gerçekleştireceğiz.
Sayın Uslu,
buyurun efendim.
CEMALEDDİN USLU
(Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan,
seçim zamanına doğru birçok yeni dergi ve gazete kuruluşu yapılıyor. Bunların
birçoğu haftalık yayımlanıyor ve seçimler sonrası kapanıyor. Bu sayede medyada
ciddi bir bilgi kirliliği yaşanıyor. Bu sorumu dün cevap alamadığım için bugün
tekrar soruyorum. Bununla ilgili bir çalışmanız var mıdır?
Bir başka soru da
yayın lisansı mevcut olan bir medya kuruluşunun kablolu yayına geçmek istemesi
hâlinde ayrı bir bedel ödemesi gerekiyor mu? Neden?
Çok teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Cemaleddin Bey.
Sayın Taner…
RECEP TANER
(Aydın) – Sayın Bakan, benim sorum gerçi ilgili bakanaydı ama…
Bir: Dünkü
konuşmada Sayın Cumhurbaşkanına bağlı olan Devlet Denetleme Kurulunun RTÜK’le
ilgili raporunun Başbakanlık Teftiş Kuruluna gönderildiği ve orada incelettirildiği
gündeme geldi. Yani Cumhurbaşkanına bağlı olan Devlet Denetleme Kurulu
raporlarına güvenmiyoruz da Başbakanlık Teftiş Kuruluna mı yeniden
incelettiriyoruz?
İki: Bu kanunda
yerel radyo, yerel ve bölgesel televizyonlarla ilgili, onların sıkıntılarını
giderecek bir düzenleme göremedik. Bu düzenlemede yerel televizyon ve yerel
radyoların sıkıntılarını giderici bir düzenleme yapmayı düşünmüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın İnan…
MÜMİN İNAN
(Niğde) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan,
Türkiye’de, hangi dönemde olursa olsun Türk milliyetçiliği fikrinin bir öcü
gibi gösterildiği medyada özellikle ve çok yer bulmadığı açık bir gerçektir.
Özellikle devletin televizyonu olan TRT’de tartışma programlarında neredeyse
bütün yazarların ve çizerlerin AKP düşünceleri doğrultusunda fikir beyan
ettikleri bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla, tartışma programlarındaki
yazarlar için seçme kriteri nedir? Bu yazarlara ödenen ücretler nelerdir?
TRT’nin bugüne kadar yaptırmış olduğu en pahalı dizi hangisidir? Bu dizi
çekimlerinin imkânları TRT’de var mıdır? Bu dizileri TRT kendisi çekebilir mi?
Diğer taraftan,
bugün medyanın çok önemli bir kısmının iktidarı desteklediği apaçık bir
gerçektir. Bir yazarın kendi gazetesinde ve köşesinde “Esas medyadaki değişim
2011 seçimlerinden sonra olacaktır.” ifadesi acaba bir öngörüyü mü
göstermektedir? Siz bu konuda ne düşüyorsunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın Işık…
ALİM IŞIK
(Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, son
dönemde “Show TV” adlı özel bir televizyon kanalında yayına giren “Muhteşem
Yüzyıl” isimli televizyon dizisinde, âdeta, Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan
Süleyman’ın içki içtiği, harem hayatının cinsellikten ibaret olarak
gösterildiği yönünde gerek tarihçilerden gerekse kamuoyundan çok ciddi tepkiler
gelmektedir. Acaba, ülkemizin kritik bir döneminde böyle bir dizinin yayına
sunulmasının özel bir amacı mı vardır? Bu konuda RTÜK olarak nasıl bir denetim
yapılmıştır? Dizinin yayından kaldırılması düşünülmekte midir?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın Genç…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Teşekkür ederim.
Sayın Bakana
soruyorum: “Müstehcen olamaz”ı tarif edebilir mi?
İkincisi: Bugün,
Yeni Şafak, Zaman, bu gibi yandaş basından olup da TRT’de program yapan kaç
kişi var? Bunlara ne kadar ücret ödenmektedir?
Bir de Bülent
Bey’e şunu sormak istiyorum: Geçen sene kendisine güya suikast yapılacaktı. Bu suikastte 2 tane subay yakalandı. Bu kişiler ne oldu? Bu
suikast yapıldı mı yapılmadı mı? Genelkurmayın en mahrem yerlerine girildi,
burada aramalar yapıldı. Burada herhangi bir belge bulundu mu, bunu merak
ediyor vatandaşlarımız.
Ayrıca da bu
Celal Bayar Üniversitesi Rektörünü ziyarete giderken o çocuklara karşı,
Rektörün tavrı “Ben sizi okuldan atarım.”, “Susun.”, “Konuşmayın.” diyen bir
Rektörün davranışını uygun görüyor mudur? Görmüyorsa buna karşı bir tepki
gösterdi mi?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın Paksoy…
MEHMET AKİF
PAKSOY (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, 4
Ocak 2011 tarihinde yapılan Milliyetçi Hareket Partisi grup toplantısında
intranette yapılan yayında son on iki dakika kalıncaya kadar ses yoktu, görüntü
vardı. Daha önceleri de bazen böyle durumlar meydana gelmiştir. İlgililerin
daha dikkatli ve titiz olmaları konusunda uyarılmasını istiyorum. Bu tür
arızaların iktidar partisi yayınında olmamasını nasıl izah edersiniz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın Korkmaz…
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Sayın Başkan, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü 2010 yılı Basın
Özgürlüğü Endeksini yayınladı. 178 ülkeli endeksin 138’inci sırasında Türkiye
var. Türkiye geçen yıl 122’nci sıradaydı. Sadece geçen yıldan bu yıla ülkemizin
16 sıra gerilemesinin nedenleri arasında, Hükûmetin
basın üzerinde kurduğu baskının ya da basında, iktidar yanlısı tek sesliliğin
katkısı nedir? Bu tekelleşme nereye kadar devam edecektir? Bu süreçte
–hakikaten merak ediyorum- muhalif tek bir gazete bırakılacak mıdır? Bu
tekelleşmeyi önlemek üzere Hükûmet olarak
projeleriniz nelerdir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Bakanım,
buyurun.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Bazı
arkadaşlarımızın soruları doğrudan TRT ile ilgilidir. Bugün RTÜK’le ilgili bir
konuyu görüşüyoruz. Kanun kabul edildikten sonra denetim RTÜK’e geçecektir.
Dolayısıyla, TRT ile ilgili yazılı ve sözlü soru önergelerine esasen cevap
veriyoruz ancak arkadaşlarımızın bu konu görüşülürken sorduğu soruları da
TRT’yle ilgili olarak yazılı cevaplandıracağım.
Sayın Işık’ın,
Show TV’de yeni başlayan bir diziyle ilgili olarak söyledikleri, kamuoyunda da
büyük bir yankı bulmuştur. Ben de şahsen büyük bir endişe ve üzüntü içindeyim.
Kanunî Sultan Süleyman gibi, sadece kendi ülkemizde veya geçmişte Osmanlı
döneminde değil bütün dünyada büyüklüğü bilinen ve dönemi “Muhteşem Süleyman”
olarak tanıtılan bir insanı, harem düşkünü, içki düşkünü, hatta bazı
sahnelerinde, söylemeye dilim varmayan bir ilişki içerisinde göstermeye matuf…
Fragmanlarından böyle anlaşılabiliyor veya böyle düşünülebiliyor. Böyle büyük
masraflarla dizinin çekilmiş olmasından ve gösterimine birkaç gün önce
başlanmış olmasından ben üzüntü duyuyorum ancak RTÜK, bildiğiniz gibi, yayına
giren ve yayın sırasında yayın ilkelerine aykırı olduğu itirazıyla veya
şikâyetiyle önüne gelen konular hakkında karar verebilmektedir, önleyici bir
imkânımız bulunmamaktadır. Önleyici imkânımız, sadece 7’nci maddede kabul
edilmiş olan, millî menfaatler veyahut da bu konudaki olağanüstü günlerde
alınması gereken tedbirleri içermektedir. Kamuoyunun tepkilerini dikkate alarak
televizyonun bunu kendiliğinden kaldırması belki düşünülebilir ancak bu tür
yapımların veya prodüksiyonların, rating ve kâr
amacıyla yapıldığını hepimiz bilmekteyiz. Bu diziyi ilginç kılmak için,
senaryosunda farklı argümanlar kullanılmıştır.
Bildiğiniz gibi,
sadece Mustafa Kemal Atatürk’le ilgili, Atatürk’ün hatırasına alenen hakareti
suç sayan bir kanun yürürlüktedir. Bunu diğer tarihî şahsiyetler için geçerli
kılmak herhâlde mümkün değil ancak gönlümüzden geçen, aklımızdan
düşünebildiğimiz, tarihimizin önemli şahsiyetlerini olduğundan başka türlü
görerek küçültmeye, aşağılamaya çalışan, ne olursa olsun karşılığını
bulmalıdır.
Diziyle ilgili
şikâyetleri süratle dikkate alacağımızı ve kanun çerçevesi içerisinde gereğini
yapacağımızı söyleyebilirim.
Sayın Genç
“müstehcenin tarifi” konusunu ileri sürdüler. Müstehcenin tarifi Türk Ceza
Kanunu’nun varlığından beri yapılmıştır, Yargıtay kararları ve içtihatlarıyla
da ne olduğu açıkça bellidir. Kendisi de çok değerli bir hukukçudur, bunu
bildiği kanaatindeyim.
TRT’de kimlerin
program yaptığını soruyor, TRT’yle ilgili konuları cevaplandırırken bunu
karşılayacağım.
Bana yapıldığı
iddia edilen suikastla ilgili merak ve endişesini hayranlıkla karşılıyorum.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Ben de hayranlıkla sizin cevabınızı bekliyorum.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Bu konu sanıyorum yakın zamanda bir
şekilde -doğru veya yanlış, olumlu veya olumsuz- ortaya çıkar.
KAMER GENÇ (Tunceli)
– Ama merak ediyoruz.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – “Rektörün tavrını uygun görüyor
mu?” Rektör benim yanımda bu öğrenci veya öğrenci kisvesiyle bu hareketi
yapmaya çalışan kişilere bir tavır ve davranış içerisinde bulunmadı. Onu
yorumlamak konusunda ben bir şey söylemeyeceğim.
Size ODTÜ’lü
öğrencilerin ne kadar büyük bir sevgi gösterdiğini gıptayla, imrenerek buradan
dinledim. Yani herkese aynı tavır gösterilmiyor olabilir. Ben sizin öğrenciler
tarafından bu şekilde karşılanmış olmanızdan ayrıca gurur duydum bir
milletvekili olarak.
Sayın Paksoy “4 Ocak 2011 tarihli grup toplantısında son on iki
dakika…” Yani TRT 3’ün yayınlarıyla ilgili bir konuysa ilgilenmem gerekir ve
araştırmam gerekir.
Sayın Korkmaz
“Basın özgürlüğü endeksinde gerideyiz.” dediler, bazı incelemeler ve raporlar
sonucunda. Bunların ne kadar sağlıklı verilere dayandığı konusunda doğrusu
endişeliyim. Ancak şunu söylemeliyim…
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Efendim, Sınır Tanımayan Gazeteciler…
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Müsaade edersiniz…
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Paris’te, RSF…
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Olabilir, yani bu kuruluşların
bütün raporlarına aynı şekilde itibar edeceksek başka raporları da sizinle
tartışmamız gerekebilir.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Tartışmaya gerek yok efendim.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Bunları ihtiyatla karşılayalım.
Olabilir ki belli amaçlar doğrultusunda hazırlanmış da olabilir, bazıları da
çok objektif verilere dayanmış olabilir.
Biz basın
özgürlüğü konusunda gerekli tedbirleri hem Basın Kanunu’nda hem de Türk Ceza
Kanunu’ndaki uygulamalar sırasında dikkate alıyoruz. Gazetecilik mesleğiyle
ilgili, yazı ve ifade özgürlüğüyle ilgili konular bizim ilgilenme alanımız
içerisindedir ama gazeteci sıfatını bir şekilde kazanmış, işlediği suç da terör
örgütüyle iş birliği ve onun adına eylem yapmak ise aynı kategoriye koymamak
gerekir. Sizin koymadığınıza inanıyorum ama öyle toplantılarda karşılaşıyoruz
ki, elimizdeki listelere baktığımız zaman, ismini bile duymadığımız bir
gazetenin kartına sahip olan bir başkası, adi suçları, terör suçlarını işlemiş
ve bundan hüküm giymiş durumdadır. Sayıları az veya çok ama mesleğini ifa ederken
özgürce düşüncesini yazabilen, bunu yazarken de takibata maruz kalanlar varsa
bunlar genelde Türk Ceza Kanunu’nun üç maddesiyle ilgilidir: Birincisi adli
yargılamayı etkilemeye teşebbüs, bir diğeri soruşturmanın gizliliğini ihlal,
bir diğeri de yine bu yargılama evresiyle ilgidir. Buralarda suçun unsurlarını
daha belirgin hâle getirmek ve bu suça verilen cezaları asgariye indirebilmek
-eğer mümkünse- konusunda bir çalışmamız var.
Biz Basın-Yayın
ve Enformasyon Genel Müdürlüğü olarak Bakanlığımla ilgili konuda
çalışmalarımızı hazırladık, Adalet Bakanlığımıza verdik. Onların da
çalışmalarının sonuçlandığını biliyorum. Ümit ediyorum ki Meclisin
bugünlerdeki… Tabii, Türk Ticaret
Kanunu, Borçlar Kanunu araya girecek bir on gün kadar ama ilk fırsatta Meclisimizin
önüne geleceğini düşünebiliyorum.
Devlet Denetleme
Kuruluyla ilgili, ben tam içeri girmişken bir arkadaşımız, Sayın Taner konuşma
yapmıştı.
Şimdi, bunu ben
daha önce de cevaplandırdım. Devlet Denetleme Kurulu raporları gereği için
Başbakanlığa gönderiliyor, kanun gereğince de Başbakanlık Teftiş Kurulu bu
önerileri, eleştirileri, rapor muhteviyatını, içeriğini inceleyerek sonucu
hakkında karar veriyor. Bana, hatırlıyorum, mart ayının sonunda gelmişti, ben
bir gün sonra da Başbakanlık Teftiş Kuruluna bunu gönderdim. Yazının tarih ve
numarasını da Komisyonda vermiştim, şu anda elimin altında değil. Ben de sizler
gibi takip ediyorum.
RTÜK’ü, itibarlı,
işini iyi yapan bir kurum olarak görmek hepimizin hedefidir.
Sayın Başkan,
teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bakanım.
Evet, soru-cevap
işlemi tamamlanmıştır.
Şimdi, ikinci
bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini
yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.
30’uncu madde
üzerinde bir adet önerge vardır, önergeyi okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
568 sıra sayılı
yasa tasarısının 30. m.nin (2) numaralı bendine aşağıdaki cümlenin eklenmesini
arz ve teklif ederiz.
“Değerlendirme
sonuçları kamuoyu ile paylaşılır.”
|
|
Alim Işık |
Osman Durmuş |
Nevzat Korkmaz |
|
|
|
|
Kütahya |
Kırıkkale |
Isparta |
|
|
|
|
|
Hasan Çalış |
|
Mustafa Enöz |
|
|
|
|
Karaman |
|
Manisa |
|
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın
Işık, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
ALİM IŞIK
(Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 568 sıra
sayılı Kanun Tasarısı’nın 30’uncu maddesinde bir fıkraya eklemeyi öngören
önergemiz üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle tekrar sizleri
saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, söz konusu maddenin ikinci fıkrası, Üst Kurulun seçim
dönemindeki yayınlarla ilgili yapacağı işleri ve hazırlayacağı raporu tanımlıyor.
Dolayısıyla “Üst Kurul, medya hizmet sağlayıcıların seçim dönemlerindeki
yayınlarını Yüksek Seçim Kurulunun kararları doğrultusunda izler ve denetler.”
hükmü var bu maddede. “Üst Kurulca, Yüksek Seçim Kurulu kararlarına aykırı
yayın yaptığı değerlendirilen programlara ait kayıtlar ve izleme raporları
Yüksek Seçim Kuruluna gönderilir.” denmektedir.
Yüksek Seçim
Kuruluna gönderilen değerlendirme raporu sonuçlarının kamuoyu tarafından da
bilinmesi bu kamuoyunun en doğal hakkıdır.
Söz konusu
önerge, buraya, değerlendirme sonuçlarının
kamuoyuyla paylaşılmasının eklenmesini öngörmektedir. Umarım Genel Kurul
bu öneriyi makul karşılayacaktır. Aksi takdirde, Yüksek Seçim Kurulu ile Üst
Kurul arasında ne olduğu bilinmeyen bir değerlendirme sonucunun kamuoyu tarafından bilinmesi mümkün olamayacaktır. Umarım
önergemiz destek bulacaktır sözümü tekrarlıyorum.
Bu vesileyle bir
iki konuyu da Sayın Bakanı bulmuşken tekrar sizlerle paylaşmak istiyorum.
Sayın Bakan,
özellikle, her ne kadar bu yasa tasarısında yerel televizyonlar ve gazetelerin
yer almadığını söylemiş olsanız da şu anda kamuoyunun dikkatle takip ettiği bu
düzenlemelerde yerel televizyonların, radyoların ve gazetelerin içinde
bulunduğu sorunların çözümü de beklenmektedir. Örneğin, yerel televizyon ve radyolar,
illere göre değişmekle beraber, yüklü miktarlarda telif hakkı ödemesi
yapıyorlar. Kütahya’da bir yerel televizyonun –aldığım rakamları size
söylüyorum- yıllık 6-7 milyar TL’lik bir telif hakkı ödemesi var. Bu, küçük bir
televizyon için aylık 600-700 liralık bir harcama demektir. Bunun yanında
ayrıca personelin gideri, elektrik harcamaları da eklendiğinde birçok yerel
televizyonun ve radyonun ayakta durması mümkün olamamaktadır. Hepsi dört gözle
şu anda yaklaşan seçimleri beklemektedir. Seçimlere birkaç ay kala bu
giderlerini karşılayabilecekleri reklam gelirleriyle bir yılı umutla geçirip
yeni seçim dönemini beklemekten başka yapacakları bir şey kalmamaktadır.
Bir, yine, diğer
önemli problem, müzik meslek birlikleri tarafından herhangi bir radyoya veya
televizyona, çalınacak şarkı seçimi hakkı maalesef bu yerel televizyon ve
radyolara verilmemektedir. Paket hâlinde bunlar pazarlamaya tabi tutulmakta.
Bir paket için örneğin 300 TL’lik ödeme yapıyorsunuz ama 200-300 tane şarkının
bulunduğu bu paketten 10-15 tanesini sadece bu televizyon ya da radyo
kullanıyor. Diğerleri için de kullanmadığı hâlde ödeme yapmak zorunda kalıyor.
“Acaba buna da bir çözüm getirilebilir mi?” şeklinde talebi de size iletmek
istiyorum.
Bir başka konu:
Yeni bir düzenlemenin olduğunu siz söylediniz. RTÜK bölge müdürlüklerinin
maalesef beklenen fonksiyonu yerine getiremediği ve birçoğunda –beş tane bölge
müdürlüğü var; İstanbul, İzmir, Adana, Diyarbakır ve Van- 1 bölge müdürü, 1
şoför, 1 de odacıyla yürütülen bir bölge müdürlüğü fonksiyonunun etkin olmadığı
yine bu sektördeki birçok insan tarafından dile getirilmekte. Umarım, bu dile
getirilen konulara da çözüm, kanun sonuçlanıncaya kadarki yaşayacağımız süreçte
bulunur.
Bu vesileyle
tekrar önergemize desteklerinizi bekliyor, yüce kurulu saygıyla selamlıyorum.
(MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Işık.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
31’inci madde
üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
568 Sıra Sayılı
Kanun Tasarısının 31. Maddesi (1) fıkrası tasarı metninden çıkarılmasını arz ve
teklif ederiz.
|
|
Mehmet Şandır |
Beytullah Asil |
Behiç Çelik |
|
|
|
Mersin |
Eskişehir |
Mersin |
|
|
|
|
Nevzat Korkmaz |
|
Alim Işık |
|
|
|
Isparta |
|
Kütahya |
T.B.M. Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan
568 sıra sayılı yasa tasarısının 31. maddesinin (1.) fıkrasının madde metninden
çıkarılmasını arz ederiz.
Kamer Genç Şevket Köse Tayfur Süner
Tunceli Adıyaman Antalya
Ahmet
Tan Nevingaye Erbatur
İstanbul Adana
BAŞKAN –
Saygıdeğer milletvekilleri, iki önerge de aynı mahiyettedir. Şimdi Komisyona ve
Hükûmete sorduktan sonra, önerge sahiplerinin bir
istemi olduğu takdirde kendilerine ayrı ayrı söz
vereceğim.
Komisyon
önergelere katılıyor mu efendim?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın
Şandır, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tekrar saygılar sunuyorum.
Tekrar ifade
etmem gerekir ki gerçekten toplum hayatında, devlet yönetiminde çok önemli
fonksiyonları olan radyo ve televizyon yayıncılığının hukukunu belirliyoruz.
Dolayısıyla yeterince müzakere edilmesini önemsiyorum. Her ne kadar bugün bu
kanunun görüşmelerinin tamamlanması arzu ediliyor olsa da bu müzakerelerin hiç
zararı olmayacağı kanaatindeyiz. Tamamlanması arzusunu biz de ifade ediyoruz
ama müsaade ederseniz bazı konularda görüşlerimizi ifade etmek, katkı vermek
istiyoruz.
Değerli
milletvekilleri, kanunun 31’inci maddesi siyasi reklamları tanzim ediyor. Bu
konu bu Kanun’da yeni bir madde, 3984’ten farklı ve yeni bir madde ve diyor ki:
“…yayın yasaklarının başlayacağı saate kadar siyasi parti ve aday reklamları
yayınlayabilir.” Dolayısıyla siyasetin özellikle de seçimlerin, reklam
malzemesi olarak, bir ticari meta olarak kullanılmasına açık kapı bırakıyor.
Değerli
milletvekilleri, yayıncılık önemli ama siyaset çok daha önemli. Bu toplum
siyaset vasıtasıyla iradesini ortaya koyuyor ve kendi geleceğine kendi
iradesiyle karar veriyor. İşte o iradenin teşekkülünde, o iradenin tezahüründe
bir manipülasyonun, bir yönlendirmenin, bir aşırı yönlendirmenin çok ciddi
sosyal mahzurları çıkacaktır. Bakınız, seçim
sonuçlarına toplumda oluşacak bir endişe, bir şüphe, bir güvensizlik,
bir meşruiyet tartışması inanınız ki burayı da zor durumda bırakır, Türkiye’nin
geleceğinde özellikle demokratik sistemin işleyişinde çok ciddi yaralar açar.
Siyasetin reklam malzemesi yapılması, seçimlerin, adayların reklam malzemesi
yapılmasının çok çeşitli sonuçları olacaktır ve bu sonuçlar toplum hayatında,
devlet yönetimimizde, endişe ederim ki büyük tehdit ve tehlikelere dönüşecektir.
Onun için, daha
önceki Kanun’da bu husus yoktu, Yüksek Seçim Kurulunun belirlediği ölçülerde
seçim dönemlerinde radyo ve televizyonlar birtakım imkânları sunuyorlardı ama
şimdi doğrudan, müstakilen bir madde hâline getirip
“reklam verilebilir.” diye bir hüküm koyduğunuz takdirde, o görüntü kirliliği
içerisinde seçmenin kanaatinin, kararının yönlendirilmesi imkâna dayalı bir
husus olacaktır. Parası çok olanlar veya çok olan kurumlar, siyasi partiler
seçmen iradesini yönlendirmek noktasında büyük bir imkâna sahip olacaklar. Bu,
seçimlerin sonuçlarının meşruiyetinin, güvenirliliğinin, adil olduğunun
tartışılmasına zemin hazırlayacaktır. Yani kaş yapalım derken göz çıkartmak
gibi bir sonuçla karşılaşacağız. Radyo ve televizyonların yeni bir reklam
pazarı bulmaları bir talep olabilir ama bu talebi karşılayacağız diye toplumsal
dengemizi bozmak, gerçekten, siyasi iktidar açısından bana göre doğru olmaz.
Bakın, bir başka
hususu daha dile getirmek istiyorum: 3984 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinin (n)
fıkrasında “Siyasi partiler ve demokratik gruplar arasında fırsat eşitliği
sağlanması.” bir temel hükümdü. Şimdi, bu Kanun’dan bunu çıkartıyorsunuz, neden
çıkartıyorsunuz? Yani, radyo ve televizyonların, siyasette bulunan aktörler
karşısında fırsat eşitliği sağlamak gibi bir sorumluluğu yok mu? Getirdiğiniz
düzenleme bunu karşılamaz. Fırsat eşitliğini sağlamak gibi bir zorunluluk
olmazsa, işte burada birçok defa ifade edilen, iktidar partisi ile muhalefet
partilerinin, özellikle kamu yayıncılığından eşit miktarda faydalanmak gibi bir
imkânı kalmaz. Dolayısıyla bir yanlışlığa hukuki zemin hazırlamak gibi bir
sonuç ortaya çıkmaktadır. Bunlar yanlıştır. Bunların düzeltilmesini tekrar
istirham ediyor, hatırlatıyor ve saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Şandır.
Diğer önerge
sahiplerinden söz talebi?
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Ben konuşacağım Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Genç.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 568 sıra sayılı Yasa
Tasarısı’nın 31’inci maddesinde verdiğimiz önerge ile ilgili söz almış
bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.
Sayın
milletvekilleri, tabii biraz önce önerge üzerinde konuşan Sayın Şandır da
konuyu çok güzel ortaya koydu. Önemli olan seçime giderken vatandaşın tarafsız,
vicdanının ini dinleyerek oy kullanması lazım ama o vicdanı etkileyecek en
azından gayrimeşru yolların önünün kapatılması lazım. Seçimin eşit koşullar
içinde yapılması lazım, her adayın eşit koşullarda seçim yarışına girmesi
lazım, her siyasi partinin eşit koşullarda seçime girmesi lazım. Şimdi, bu
maddeyi getirmekle siz yarın genel seçime gittiğimiz zaman -iktidar gücü sizin
elinizde- bütün televizyonlar, bütün basın sizinle ilgili her türlü reklamı yapacak
çünkü hangi saate kadar yapılacak? Seçim yasaklarının başladığı tarihe kadar,
yani seçim pazar günü yapılacak ve cumartesi saat beşe kadar bu reklamlar
sürecek.
Şimdi, haktan,
hukuktan, adaletten, vicdandan söz eden insanların, evvela, böyle bir yola tevessül
etmesi düşünülebilir mi? Seçimi parayla almak kadar vicdansızlık olur mu,
haysiyetsizlik olur mu? Bu vatandaşın oyunu siz para gücüyle, vereceğiniz yalan
haberlerle, kandırmaca birtakım reklamlarla, ilanlarla vatandaşın vicdanını
istenmeyen bir duruma sevk etmek bu seçim eşitliğine, seçimin adaletine uyar
mı?
Bakın, AKP’nin
arkasında o kadar büyük kaynaklar var ki… Şimdi, arkadaşlar, İstanbul’da orman
arazileri var. Bu orman arazilerinde birçok yerden kömür alındı, o kömür
alanlarında büyük çukurlar var. Bu çukurlar normal olarak Orman İdaresine bağlı
ama şimdi İstanbul’da bir karar alındı: Efendim, İstanbul’da toprak dökülecek
alanlar yok, bu İstanbul’daki inşaatlardan çıkan toprakları nereye koyalım? “O,
madeni alınmış kuyulara dökelim.” dediler. Bu kuyular Orman İdaresinin
emrindeydi ama AKP bir kanun getirdi, bu Orman İdaresinin emrinde olan o
alanları İstanbul Belediyesine verdi. İstanbul Belediyesi onu, oraya getiren...
Yani o kanunu hazırlayan ve oraya getiren İstanbul Belediyesinde, AKP yetkilisinin
en iyi adamlarından birisi o kurumun başına geldi ve buraya senede dökülen
paralarla elde edilen para 5 milyar dolar, 5 milyar dolar arkadaşlar. Bu 5
milyar dolar nasıl harcanıyor biliyor musunuz? Bu 5 milyar doların, bir defa,
kontrolü yok. Ne yapıyor? Bu 5 milyar dolar... İstanbul Belediyesi yan
şirketler kurdu. Bu yan şirketlere onu oradan aktarıyor ve ondan sonra o yan
şirketler ne yapıyor bunu, biliyorsunuz herhâlde arkadaşlar. Orada kendi
yandaşları müteahhitlere veriyorlar. Bu yandaş müteahhitler de korkunç kârlar
elde ediyor.
Şimdi,
düşünebiliyor musunuz en azından burada trilyonlara varan, milyar dolarlara
varan bir rant sağlanıyor, bir para sağlanıyor; haksız, hukuksuz ve adaletsiz
bir para sağlanıyor. Yarın sizler seçim kazanmak için bu kaynaklardan
yararlanacaksınız. Yani bu kaynaklara gelinceye kadar daha neler var.
Ayrıca da Tayyip
Erdoğan’ın bir söylemi var, efendim, diyor ki: “Bitaraf olan bertaraf olur.”
İşte referandumda öyle söyledi, tehdit etti. Ekonomik durumu zayıf olan bir
parti belki borçlanarak birkaç yerde reklam yapmaya kalksa bile, Tayyip Bey’in
korkusuyla televizyon kanalları, maalesef reklam da almayacaklar. Yani AKP
dışında hiçbir partinin reklam da verme imkânı çok azalacak veyahut da bu
paralar çok yüksek miktarlara baliğ olacak, reklam ücretleri isteyecek.
Dolayısıyla, eğer
haktan, hukuktan yanaysanız, eğer eşit bir seçim yapılmasını istiyorsanız o
zaman bu maddeyi kaldıralım arkadaşlar. Yani bağımsız adaylar içinde de çok
zengin insanlar var. Yani getirecek, adam parayı bastıracak, rakiplerinin
aleyhine, getirecek seçime beş kala orada reklam yapacak. Bu hangi vicdanın
kabul edeceği bir şey? Ama, bu aslında normal olarak vicdanın kabul edeceği
seçim sistemi olamaz. Türkiye’yi kaosa sürüklüyorsunuz.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Genç.
ALİM IŞIK
(Kütahya) – Karar yeter sayısı…
BAŞKAN –
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, önergeleri birlikte işleme almıştık.
Şimdi önergeleri birlikte oylayacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.
Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime beş
dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 18.46
YEDİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 18.52
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Harun TÜFEKCİ
(Konya)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 48’inci Birleşiminin Yedinci
Oturumunu açıyorum.
31’inci madde
üzerinde birlikte işleme aldığım iki önergenin oylamasında karar yeter sayısı
bulunamamıştı.
Şimdi önergeleri
yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım:
Önergeleri kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı
vardır.
Tasarının
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
31’inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
32’nci madde
üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Genel Kurulda
görüşülmekte olan 568 sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın
Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısının 32. maddesinin 1, 2 ve 3. fıkralarının
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini teklif ederiz.
|
|
Şahin Mengü |
Ahmet Tan |
|
|
Manisa |
İstanbul |
İdarî yaptırımlar
Madde 32- (1) Üst
Kurul, yayın ilkelerine ve bu Kanunda belirtilen diğer esaslara aykırı yayın
yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşu uyarır veya aynı yayın kuşağında özür
dilemesini ister. Bu talebe uyulmaması ve aykırılığın aynı program ve aynı ilke
yönünden tekrarı hâlinde ihlâle konu olan programının yayınını, bir ila beş kez
arasında durdurur. İsteğe bağlı yayın hizmetlerinde ise ihlâle konu program
katalogdan çıkarılır. Cezaya yol açan fiilde sorumlulukları belirlendiği
takdirde programın yapımcısı ve varsa sunucusu da bu süre içinde hiçbir ad
altında başka bir program yapamaz veya sunamaz. Yayını durdurulan programların
yerine, aynı yayın kuşağında ve ticari iletişim yayını içermeksizin, ilgili
kamu kurum ve kuruluşlarından Üst Kurulca temin edilen eğitim, kültür, trafik,
kadın ve çocuk hakları, gençlerin fiziksel ve ahlâkî gelişimi, uyuşturucu ve
zararlı alışkanlıklarla müca-dele, Türk dilinin güzel
kullanımı, çevre eğitimi, özürlü sorunları, sağlık ve benzeri kamuya yararlı
konularda programlar yayınlanır.
(2) Aykırılığın
aynı program ve aynı ilke yönünden tekrarı hâlinde, ihlâlin ağırlığı dikkate
alınarak, ihlâlin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki toplam brüt ticarî
iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idarî para cezası verilir.
Bu fıkrada belirtilen idarî para cezaları radyo kuruluşları için beşbin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe
bağlı medya hizmet sağlayıcılar için yirmibeşbin Türk
Lirasından az olamaz.
(3) Aynı program
ve aynı yayın ilkesi yönünden üçüncü kez tekrarı halinde ihlâlin ağırlığı
dikkate alınarak ulusal kanallar için 100.000 TL'den 300.000 TL'ye, bölgesel ve
yalnızca uydudan yayın yapan kanallar için 20.000 TL'den 50.000 TL'ye, yerel
kanallar için 2.000 TL'den 10.000 TL'ye kadar idari para cezası verilir.
Aykırılığın aynı program ve aynı ilke yönünden dördüncü kez tekrarı hâlinde,
daha önce verilmiş olan ceza % 50 oranında artırılır.
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın
Tan, buyurun efendim.
AHMET TAN
(İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 32’nci madde
üzerindeki değişiklikle ilgili görüşlerimi sunmak üzere huzurunuzdayım.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Efendim, şimdi,
burada, idari para cezalarıyla ilgili madde üzerine konuşuyoruz. İdari para
cezalarıyla ilgili benim samimi kanaatimi sormak isterseniz, televizyonculukta
para cezasıyla işlenecek hataları, suçları önlemenin mümkün olmadığını burada
görmemiz gerekiyor. Çünkü, televizyonların ayakta kalması, televizyon
şirketlerinin ayakta kalması sadece ve sadece rating
yarışında öne geçmeleriyle mümkün. Rating için,
tabirimi mazur görün, her şeyin yapılabileceği bir sektör bu. “Meşruiyet
sınırları içinde” desek bile her şey yapılabiliyor. Bu yüzden, bu cezayla
durdurmak yerine başka önlemler alınması herhâlde daha uygun olurdu.
Ancak bir başka
konu da Yüksek Seçim Kurulu ile RTÜK arasında adalet ve nasfet ölçülerinin
kullanılması bakımından bir paralellik olduğunu da dikkatinize sunmak istiyorum.
AGİT Parlamenter Asamblesi vardır. Sanıyorum aranızda AGİT Parlamenter
Asamblesi üyesi olan arkadaşlarımız da vardır. Ben geçen dönem o Parlamentoda
Başkan Vekiliydim ve Türk Delegasyonunun Başkanıydım, Sayın Cemil Çiçek ve
Nevzat Yalçıntaş ile birlikte görev yaptık ve
görevimizin önemli bir bölümü yeni demokrasiye geçmiş -o dönem tabii yeniydi, şimdi eskimeye
başladı- eski Sovyet Cumhuriyetleri ve Balkanlardaki birçok ülkedeki seçimleri
izlemek için gittik.
Seçimlerin
izlenmesinde, gözlenmesinde, seçimlerin adil olup olmadığında televizyonların
partiler tarafından eşit kullanılıp kullanılmadığı çok önemli bir kriterdir ve
bizim elimizde hangi parti ne kadar televizyonları kullandı hatta gazetelerin
kullanılması konusunda da yararlanılması konusunda da belli kriterler vardı.
Eğer yeterince televizyonlardan yararlanmamışsa muhalefet partileri, devlet
televizyonu değil özel televizyonlar -burada Sayın Cemil Çiçek olsa benim bu
söylediklerimi herhâlde en azından başını sallayarak kabul edecektir, onaylayacaktır-
son derece önemli. Yüksek Seçim Kurulu seçimlerin adaletli yapılmasından ne
kadar sorumluysa ve ne kadar misyon üstlenmişse, RTÜK’ün de aynı şeyi olması
gerekir. Ancak, ne yazık ki bunu göremiyoruz. Hele “idari para cezası” gibi bir
yaklaşımla da bunun sağlanması mümkün değil çünkü namütenahi imkânlara sahip
bir büyük sektör televizyon sektörü.
Bir başka konu:
Ne yazık ki RTÜK talimatla hareket eden… Çünkü bu Meclisten seçildiğine göre…
Bağımsız olması çok arzu edilmişti fakat icraat ortaya koydu ki bağımsızlık
giderek ortadan kalkmaktadır.
Bir başka asıl
konu da personel alımı. RTÜK’te 350’yle başlayan personel sayısının şu
sıralarda -tam rakamı bilmiyorum ama- binlere ulaştığı söylenmektedir. Bu bir
uzmanlık dalıdır. Bir meslek memuriyetine benzer ölçülerin burada kullanılması
gerekirken son derece indi, son derece değere, takdire kalmış personel alımı
yapılmaktadır. Bu da RTÜK’ün kalitesini herhâlde yükseltmek değil daha aşağıya
çekmektedir.
Bir başka konu da
RTÜK’ün, tıpkı adli bir kurummuş gibi sakınılması gerekir. Oysaki Deniz Feneri
konusunda gölgelenmiştir RTÜK’ün tarafsızlığı yahut da adalet ölçüsü içinde
hareket edeceği. Bu anlamda, televizyon sektörünü idari para cezalarıyla
-dediğim gibi- yola getirmenin mümkün olmadığını ifade etmek isterim. Burada
tabii, iki kelimeyle de, iktidardan yana olan televizyon kuruluşlarının birçok
bakımdan desteklenmesi konusu gündeme geliyor. Bunun da önüne geçilmezse
Türkiye’de seçimlerin sağlıklı ve adaletli olarak yapıldığı konusunda büyük
şüpheler oluşacaktır. Çünkü çok şükür ki Türkiye’deki seçimler kendi millî
organlarımızla -yayın ilkeleri konusu tabii ayrı bir konu, şimdiki konumuz ama-
Yüksek Seçim Kurulunun, anayasal kuruluş olarak bağımsız yargının kontrolünde
gerçekleşiyor seçimler. Bu bağımsızlığa da halel getirilmiş oluyor; çünkü RTÜK
buradaki adalet ölçülerini… Partilerin, televizyonları aksesi,
televizyonları kullanması bakımından önemli bir işlev. Bu işlevin de
engellenmesi, seçimlerin sağlığına, seçimlerin adil olmasına gölge
düşürmektedir.
Hepinizi bu
hissiyatla selamlıyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Tan.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
33’üncü madde
üzerinde iki adet önerge vardır. Önergeleri okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
Görüşülmekte olan
568 sıra sayılı Kanun Tasarısının 33. maddesinde, 1. fıkrasındaki hükmün “bir
yıldan iki yıla kadar hapis” ibaresi, “bir yıldan üç yıla kadar hapis” olarak
değiştirilmesini arz ederiz.
|
|
Mehmet Şandır |
Behiç Çelik |
S. Nevzat
Korkmaz |
|
|
|
Mersin |
Mersin |
Isparta |
|
|
|
|
Rıdvan Yalçın |
|
Beytullah Asil |
|
|
|
Ordu |
|
Eskişehir |
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
568 Sıra Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında
Kanun Tasarısının 33 üncü maddesinin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere
aşağıdaki ikinci fıkranın eklenmesini ve diğer fıkraların teselsül
ettirilmesini arz ve teklif ederiz.
“(2) Yayın
lisansı olmasına rağmen lisans tipi dışında yayın yapan ve izinsiz verici tesis
eden medya hizmet sağlayıcılar Üst Kurulca uyarılır, yapılan uyarıya rağmen
izinsiz yayına devam edenler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanır.”
|
|
Mustafa Elitaş |
Hayrettin
Çakmak |
Abdurrahman Arıcı |
|
|
Kayseri |
Bursa |
Antalya |
|
|
Canan Candemir Çelik |
Mehmet Ocakden |
İhsan Koca |
|
|
Bursa |
Bursa |
Malatya |
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe: