DÖNEM: 23                            CİLT: 86                    YASAMA YILI: 5

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

34’üncü Birleşim

16 Aralık 2010 Perşembe

 

(Bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

 

 

I.  - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. - GELEN KÂĞITLAR

III.  - YOKLAMALAR

IV.   - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

 

1.- 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/960) (S. Sayısı: 575)

 

2.- 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2009 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/905, 3/1261) (S. Sayısı: 576)

A) GÜMRÜK MÜSTEŞARLIĞI

1.- Gümrük Müsteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Gümrük Müsteşarlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI

1.- Devlet Personel Başkanlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Devlet Personel Başkanlığı  2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK ESİRGEME KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) ÖZÜRLÜLER İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) KADININ STATÜSÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) ULAŞTIRMA BAKANLIĞI

 

 

1.- Ulaştırma Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2.- Ulaştırma Bakanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) KARAYOLLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

 

1.- Karayolları Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2.- Karayolları Genel Müdürlüğü  2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) BİLGİ TEKNOLOJİLERİ VE İLETİŞİM KURUMU

 

1.- Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2.- Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) DENİZCİLİK MÜSTEŞARLIĞI

1.- Denizcilik Müsteşarlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Denizcilik Müsteşarlığı  2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) SİVİL HAVACILIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

 

1.- Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2.- Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü  2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) MİLLΠ SAVUNMA BAKANLIĞI

 

1.- Millî Savunma Bakanlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2.- Millî Savunma Bakanlığı  2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

M) SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI

 

1.- Savunma Sanayi Müsteşarlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2.- Savunma Sanayi Müsteşarlığı  2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

V. - AÇIKLAMALAR

 

1.- Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf’ın, “Siyasi mücadele yeri olarak meşru siyasi zemin, parlamento değil de sokak, sokak çatışmaları tercih ediliyorsa” sözlerine ilişkin açıklaması

2.- Trabzon Milletvekili Süleyman Lâtif Yunusoğlu’nun, Devlet Bakanı Hayati Yazıcı’nın, kaçak çayla ilgili vermiş olduğu rakamlara dair konuşmasına ilişkin açıklaması

3.- Adana Milletvekili Kürşat Atılgan’ın, Millî Savunma Bakanı Mehmet Vecdi Gönül’ün, Mardin Dargeçit’te şehit olan Jandarma Uzman Çavuş Kenan Erdem’le ilgili konuşmasına ilişkin açıklaması

VI. - ÖNERİLER

 

A) Danışma Kurulu Önerileri

 

1.- Genel Kurulun 17 Aralık 2010 Cuma günkü birleşiminde saat 10.00’dan 12.00’ye ve 13.00’ten günlük programın tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

VII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

 

1.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun, Kastamonu ve ilçelerindeki hastane ve sağlık kuruluşlarındaki doktor ihtiyacına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/16642)

2.- Trabzon Milletvekili Süleyman Lâtif  Yunusoğlu’nun, yabancı bir gazetede Ege sorunuyla ilgili habere ilişkin Başbakandan sorusu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun cevabı (7/16795)

3.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, usulsüz oy kullanıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in cevabı (7/16880)

4.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, kadastro işlemlerinde alınan ücretlere ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı (7/16895)

5.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, bir kamulaştırma işlemi ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı (7/16899)

6.- Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, bir tarihî çeşme kazısına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/16963)

7.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Adana’daki turizm belgeli tesislere ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/16964)

8.- Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, il ve ilçe turizm müdürlüğü personeline ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/16965)

9.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in, Gaziantep’teki taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının intifa haklarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/16966)

10.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Osmaniye’de KOBİ’lerin KOSGEB aracılığıyla kullandığı kredilere ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’ün cevabı (7/17009)

11.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Osmaniye’deki işletmelere KOSGEB tarafından sağlanan desteklere ilişkin soruları ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’ün cevabı (7/17013), (7/17187)

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 11.04’te açılarak dört oturum yaptı.

 

2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/960) (S. Sayısı: 575) ve 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2009 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (1/905, 3/1261) (S. Sayısı: 576) tümü üzerindeki görüşmelerine devam edilerek;

 

Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı,

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği,

Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu,

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü,

Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı,

Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı,

GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı,

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu,

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu,

Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı,

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü,

Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü,

2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçeleri ve 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesapları;

 

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı,

Atatürk Araştırma Merkezi,

Atatürk Kültür Merkezi,

Türk Dil Kurumu,

Türk Tarih Kurumu;

2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçeleri;

Kabul edildi.

Mersin Milletvekili Mehmet Zafer Üskül, Van Milletvekili Özdal Üçer’in, şahsına sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.

 

Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün, Devlet Bakanı Faruk Nafız Özak’ın, Karadeniz oyunlarıyla ilgili konuşmasına ilişkin bir açıklamada bulundu.

16 Aralık 2010 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 11.00’de toplanmak üzere birleşime 21.06’da son verildi.

 

                                                                  Meral AKŞENER

                                                                    Başkan Vekili

                              

                 Harun TÜFEKCİ                                                                      Murat ÖZKAN

                          Konya                                                                                    Giresun

                       Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye

 

 

No.: 45

II.- GELEN KÂĞITLAR

16 Aralık 2010 Perşembe

Teklif

1.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün; 5941 Sayılı Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/819) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.12.2010)

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, yabancı uyruklu tutukluların aileleri ile görüşmelerinde yaşanan soruna ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16340)

2.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, hâkim ve savcı adayları için uygulanan soru formlarının stajyer avukatlara da uygulandığı iddiasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16341)

3.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, bir soruşturmada gizli kalması gereken bilgilerin sızdırıldığı iddiasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16343)

4.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, 1983-2010 yıllarında göreve başlayan hâkim, savcı ve idari personel sayısına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16345)

16 Aralık 2010 Perşembe

 

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN  (Bingöl), Fatih METİN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 34’üncü Birleşimini açıyorum.

III. Y O K L A M A

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

                               

Kapanma Saati: 11.06

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN  (Bingöl), Fatih METİN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 34’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – Açılışta yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, yoklama işlemini tekrarlıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Gündeme geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündemimize göre, 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Program uyarınca bugün iki tur görüşme yapacağız.

Beşinci turda, Gümrük Müsteşarlığı, Devlet Personel Başkanlığı, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü, Özürlüler İdaresi Başkanlığı, Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü bütçeleri yer almaktadır.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/960) (S. Sayısı: 575)

2.- 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2009 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/905, 3/1261) (S. Sayısı: 576) (x)

A) GÜMRÜK MÜSTEŞARLIĞI

1.- Gümrük Müsteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Gümrük Müsteşarlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI

1.- Devlet Personel Başkanlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Devlet Personel Başkanlığı  2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK ESİRGEME KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) ÖZÜRLÜLER İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) KADININ STATÜSÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerindedir.

Sayın milletvekilleri, 8/12/2010 tarihli 28’inci Birleşimde, bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin yirmi dakika olması kararlaştırılmıştır.

Buna göre, turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekillerinin, konuşmaların bitimine kadar şifrelerini yazıp, parmak izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofonlarındaki kırmızı ışıklar yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş olacaktır. Tur üzerindeki konuşmalar bittikten sonra soru sahipleri ekrandaki sıraya göre sorularını yerlerinden soracaklardır.

Soru sorma işlemi on dakika içinde tamamlanacaktır, cevap işlemi için de on dakika süre verilecektir. Cevap işlemi on dakikadan önce bitirildiği takdirde geri kalan süre için sıradaki soru sahiplerine söz verilecektir. Bunu da bilgilerinize sunuyorum.

Beşinci turda gruplar adına kırk dakika konuşma süresi vardır, ek süre de verilmeyecektir, bunu tekrar hatırlatıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Ayla Akat Ata ve Sevahir Bayındır konuşacaklardır.

İlk olarak, Batman Milletvekili Ayla Akat Ata konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Ata. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA AYLA AKAT ATA (Batman) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Gümrük Müsteşarlığı, Devlet Personel Başkanlığı ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü bütçeleri üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 1982 Anayasası’nın 2’nci maddesi Türkiye Cumhuriyeti’ni demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olarak tanımlamaktadır. Sosyal devlet, devletin sosyal barışı ve sosyal adaleti sağlamak üzere ekonomik ve sosyal hayata müdahalesini meşru ve gerekli gören bir anlayıştır.

Sosyal devlet anlayışı, yine Anayasa’nın 49’uncu maddesinde düzenlenen çalışma hakkı, 55’inci maddesinde düzenlenen adil ücret hakkı, 60’ıncı maddesinde düzenlenen sosyal güvenlik hakkı, 57’nci maddesinde düzenlenen sağlık ve konut hakkı ve yine 42’nci maddesinde düzenlenen eğitim hakkıyla hayata geçirilmeye çalışılmaktadır.

Yine sosyal devlet, Anayasa’da düzenlenen vergi adaleti, kamulaştırma ve toprak reformu gibi araçlarla gelir ve servet farklılıklarının azaltılmasına yönelik tedbirler almak durumundadır.

Her ne kadar anayasal düzeyde kabul edilmiş ve sınırları çizilmiş, uygulama alanları belirlenmiş olsa da ne yazık ki ülke gerçeğimiz, sosyal devlet olma konusunda daha çok mesafe katetmemiz gerektiğini de ortaya koymaktadır.

Değerli milletvekilleri, hangi kurumun bütçesine değinirsek değinelim, her ne kadar kuruluş amaçları ve çalışma alanları farklı olsa da karşımıza mutlaka işsizlik ve yoksulluk olgusu çıkmaktadır. Türkiye’de işsizlik, AKP dönemiyle birlikte kalıcı olarak çift haneli oranlara yerleşmiştir. 2007 yılında yüzde 8, yüzde 9 gibi seviyeleri görmüş olsa da özellikle kriz sonrası AKP’nin işsizliği engelleyici ciddi bir politikası olmadığı için işsizlik oranları bugün yüzde 12, yüzde 13 bandına oturmuş durumdadır. Mevsimsel etkilerden kaynaklı dönem dönem düşüş eğilimine girse de rakamların seyri işsizliğin çift haneli rakamlarda kronikleştiğini ortaya koymaktadır. Ancak bugün Türkiye’de işsizlik hesaplamaları birtakım parametreler dışlanarak yapılmaktadır. Bu hâl doğru sonuçlar açısından oldukça sıkıntılı bir durumu ortaya çıkarmaktadır. Örneğin, bugün, öğrenciler, mevsimlik tarım işçileri ve iş aramaktan umudunu kesenler işsizlik oranlarına dâhil edilmemektedir. Bu durumda olan kişi sayısı on yıl önce son derece azken bugün neredeyse toplam işsiz sayısına yakın bir düzeye ulaşmıştır. Başta umutsuzluk olmak üzere çeşitli nedenlerle iş arama kanallarından birini kullanamayan ve bu nedenle işsiz sayılmayanların sayısı 2010 yılının Haziran dönemi için 1 milyon 857 bin düzeyindedir. Bu rakam kriz öncesi dönemde 1 milyon 626 bindi. Günde bir saat çalışanın dahi gelirine bakılmaksızın çalışan sayılması tam bir handikaptır. Bunların da bir işsizlik parametresi olarak alınması hâlinde Türkiye’de geniş tanımlı işsizlik oranları yüzde 17’lere yaklaşmaktadır. Çalışanların neredeyse yarısı kayıt dışı çalışmakta, sosyal güvencesi olmayan bu kesimin içinde bulunduğu durum da iyi irdelendiğinde çalışanların sefalet düzeyi daha net ortaya çıkmaktadır. Oysa Anayasa’nın 49’uncu maddesi açıktır: “Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri almalıdır.”

Yine, sendika özgürlüğü ve haklarıyla ilgili önemli uluslararası sözleşmelere Türkiye imza koymuş durumdadır, ILO’nun 87 sayılı Sendika Özgürlüğü ve Örgütlenme Hakkının Korunması, yine 98 sayılı Örgütlenme ve Toplu Sözleşme Hakkı bunlardandır. Bugün sendikal düzeyin geldiği nokta ortadadır, 1980’den günümüze sendikalı sayısı toplam nüfusun yaklaşık yüzde 6’sını oluştururken bugün bu oran sadece yüzde1’dir. Peki, bu nasıl bir iş barışı sağlamak, nasıl çalışanların  hayat  seviyesini yükseltmek, nasıl çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak anlamına gelir? Evet, geldiğimiz noktadan AKP’nin emek düşmanı tavrı ve işsizlik başta olmak üzere çalışma koşulları alanında tescillenmiştir artık. Referandum öncesi toplu sözleşme hakları ötelenen memurlar referandum sonrasında da aradıklarını bulamamışlardır.

Değerli milletvekilleri, 12 Eylül’de halk oyuna sunulan maddelerden biriydi, Anayasa’da değişiklik yapıldı, memurlara da toplu görüşme değil, toplu sözleşme hakkı verildi ama her nedense 2011 yılında memur maaşlarında yapılacak iyileştirmeler ağustos ayında toplu görüşmelerle belirlendi. Toplu görüşme bunun tek taraflı olarak karar verildiği… Her ne kadar sendikaların, konfederasyonların görüşleri alınmış olsa da Hükûmetin tek taraflı olarak karar verdiği bir artış söz konusuydu. Hükûmet bunun üzerinden, evet, seçim döneminde büyük bir propaganda yaptı toplu sözleşme konusunda ama öncesinde bunu memur sendikalarıyla bir şekilde görüşerek, anlaşarak, halk oyuna sunulduktan sonra ilgili yasayı bir an önce çıkararak 2011 yılı bütçelendirmesi yapılabilirdi. Bu noktada görüyoruz ki 2011 yılı da tek başına Hükûmetin almış olduğu kararla memur maaşlarının şekillendirildiği bir yıl olacaktır. 2010 yılında halk oyuna sunulan kamu emekçilerine toplu sözleşme hakkı veren yasal düzenlemenin, anayasal düzenlemenin bir yıl için daha, önümüzdeki bir yıl için daha bir anlam ifade etmesi durumu da söz konusu olmayacaktır.

Aynı zamanda Hükûmetin çalışan kesimin şahsında toplumun başına ördüğü en büyük çoraplardan biri de esnek istihdam koşullarının yaygınlaştırılmasıdır. Esnek istihdam, güvencesiz ve uzun süreli çalışmanın temel kaynağıdır. Emek ve emeğin haklarının üzerinde bir bütün olarak işverenin söz sahibi olması anlamına gelen bu terim tam bir emek sömürüsünü ifade ediyor. Emekçilerin tek tek ya da toplu olarak baskılanması, sömürülmesi ve kontrol altında tutulması sürecini pekiştirecek olan esnek istihdam, sermayenin üzerindeki iş gücü maliyetini azaltan ve kârları artıran yegâne yöntem olarak devreye konulmaktadır. AKP’nin orta vadeli ekonomik planda yaygınlaştıracağını ifade ettiği istihdam biçimi olan esnek istihdam tam bir sermaye yandaşlığıdır. Artık “sermaye-emek uzlaşması”, “barışı” gibi komik kavramlarla bu sistemi kimse topluma yutturmaya kalkışmamalıdır. Özelleştirmeler sonucu, çalışanlara dayatılan 4/B ve 4/C statüleri de esnek istihdam örnekleridir. Bu koşullar düşük ücret, sosyal güvencenin ve özlük haklarının kısıtlanması, sadece on veya on bir ay çalışma, mesai alamama, istendiği zaman patron tarafından kapının önüne konulma gibi sorunları beraberinde getirmektedir. Sendikal mücadelenin en kısıtlı olduğu alan olan esnek istihdamın AKP eliyle yaygınlaştırılması bir tesadüf değil, sendikal hareketi geriletmeye yönelik bilinçli bir uygulamadır. Bugün kamuda özellikle eğitim alanında ortaya çıkan temel sorun da buradan kaynaklanmaktadır.

Kadrolu istihdama ek olarak getirilen 4/B, 4/C, ücretli vekil öğretmen statüleri bugün iş güvencesi, evlilik yardımı, çocuk yardımı, stajyerlik hakkı, asker öğretmenlik hakkı, normal tayin hakkı, hizmet puan hakkı, yöneticilik hakkı ve kıdem tazminatı haklarından mahrum bırakılmak demektir. Bu da toplumsal adalet duygusunu en fazla sarsan uygulamalardan biridir. Evet, AKP bugün toplumun duygusuyla oynamaktadır.

Biliyorsunuz, ataması yapılmayan öğretmenler bir platform oluşturdular ve bu platformda dönem dönem yapmış oldukları eylem ve etkinliklerle, basın açıklamalarıyla, duygularının nasıl incindiğini, toplumsal barışı sağlama noktasında eğitime verilen önemi, ülkemizde bugün “ücretli öğretmen”, “sözleşmeli öğretmen” adıyla ifade edilen statülerle açığa çıktığını da bir kez daha ortaya koymuşlardır.

Değerli milletvekilleri, çalışan sınıfların en temel taleplerinden biri olan adil ücret hakkı da bugün tam bir hak gaspı alanı olarak ortaya çıkmaktadır. İşçilerin, emekçilerin, harcadıkları emeklere karşılık, emeği yeniden üretmek adına, gerek asgari tutarı olmak için yürüttükleri mücadele hem sendikacılığı hem de asgari ücreti ortaya çıkarmıştır. Dünya emekçileri bu haklarını büyük bedeller karşılığı kazanmışlardır. Ancak bugün tablo Türkiye açısından tam bir çıkmazı ifade etmektedir çünkü asgari ücret bugün adalet duygusu ve adil ücret açısından tam bir felakettir. Bu durum emeğin tarihsel kazanımlarının ortadan kaldırılmasına denk geldiği gibi toplumsal olarak da tam bir yıkım örneğidir.

Türkiye’de bugün asgari ücret seviyesi 599 lira düzeyindedir. Sigortalı çalışan yaklaşık 9,5 milyon kişinin 3,9 milyonu asgari ücretle yaşamak zorunda kalmaktadır. Ancak en çarpıcı veri ise asgari ücrette her bireye bağımlı olarak yaşayan ortalama birey sayısıdır. Bu da bakanlık verilerine göre 2,54 kişi olmaktadır. Yani ülkemizde asgari ücretlerle bağımlı yaşayan 10 milyonu aşkın kişi vardır. Asgari ücretlerle birlikte yaklaşık 14 milyon insan bugün çok küçük bir gelirle yaşamak zorunda bırakılmıştır. 14 milyon insan aylık olarak kişi başına yaklaşık 166 lirayla geçinmek zorundadır. Bu durumda dahi 14 milyon insan hem resmî veriler hem de emek örgütlerinin verilerine göre açlık sınırının altında rakamlarla yaşamaktadır.

AKP’nin sosyal yardım politikalarına baktığımızda, uluslararası kuruluşların verileri de Türkiye’deki yoksullukla mücadele yöntemlerinin yoksulu azaltmadığını ifade etmektedir. Eurostat verilerine göre, Avrupa’da yoksullukla mücadele yöntemlerinin sonuç alıcılığı yüzde 40 dolaylarındayken Türkiye’de bu düzey sadece yüzde 7 gibi düşük bir noktadır. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğüne merkezî bütçeden ayrılan pay yüzde 12 civarında artırıldı. Peki, milyonlarca yoksulun derdine deva olacağı iddia edilen rakam nedir? 19 milyon 844 bin. İşte bu rakam dahi sadakanın resmî belgesidir. Oysa bugün Emniyet Genel Müdürlüğüne ayrılan rakam yoksullukla mücadele edeceğini belirten Hükûmetin belirttiği rakamdan yaklaşık bin katı bile diyebiliriz. Soruyoruz: Bu ülkenin, milyonlarca yoksulun ihtiyacı olan şey polis mi? Hayır. Ama görünen o ki, AKP Hükûmetinin yaratmış olduğu büyük toplumsal yıkımlardan sonra en fazla ihtiyaç duyduğu ve önümüzdeki dönemde daha fazla ihtiyaç duyacağı kesim polis, yani toplumsal kesimleri zor kullanarak bastırma politikası.

Saygıdeğer milletvekilleri, sizinle Diyarbakır’daki bir örneği paylaşmak istiyorum. Çok örneği yok bunun ama birçok sivil toplum örgütü bunu örnek aldı. Sarmaşık-Yoksullukla Mücadele ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği. Dört yıla yakın bir zamandır dernek faaliyet yürütüyordu ama 2010 yılı başlarında, ocak ayı itibarıyla derneğin çalışmaları, yürütmeyi durdurma kararı alarak valinin talebiyle durduruldu. Yoksullukla mücadele kapsamında beş ayrı proje başarıyla yürütülüyordu, 46 kurumun ortaklığıyla yürütülüyordu ve 2.300 aile, yaklaşık 15 bin insan her ay düzenli olarak gıda yardımı almaktaydı. Adresleri topluma açıklanmıyordu. Bu gıdayı hangi zaman dilimi içinde, nerede alacakları belli değildi. Bunun üzerinden bir politika yapılmıyordu. Amaç, evlerine herhangi bir şekilde gıda ve diğer gereksinimleri götüremeyecek kesimlere bunların toplum vicdanını rahatlatacak bir şekilde ulaştırılabilmesiydi.

Diyarbakır’daki kent yoksulluk haritası araştırması sadece yardımlarla yaşayan 4.500 civarında aile bulunduğunu tespit etmişti ama Sayın Bakanımız bütçe görüşmeleri sırasında Komisyonda en az 1 dolar gibi bir rakam öngörüyordu. 2.300 kişi gıda banka sistemine dâhil edildi, geriye kalanlar için çalışma yürütülürken de Diyarbakır Valiliği çalışmaları engelledi. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Meclisinin yeni dönem proje ortaklığı için almış olduğu karar Diyarbakır Valiliğince veto edildi ve yürütmeyi durdurma kararı alındı. Otuz üç aylık süre içerisinde defalarca kez belediyenin proje ortaklığı Sayıştay ve mülkiye müfettişlerince denetlenmiş, yasalara aykırı bir hususun olmadığı müfettiş raporlarınca da belgelenmişti. Aynı şekilde Diyarbakır Valiliğince İçişleri Bakanlığından talep edilen 2 müfettişin dernek bünyesinde on dört gün süren denetleme çalışması sonrasında tutulan raporda yasaların suç saydığı herhangi bir hususa rastlanılmadığı ifade edilmiş ve taraflara iletilmişti.

Neden üç yıl sonra yürütmeyi durdurma kararıyla çalışmaların kısa süreli de olsa durdurulması istendi? Hangi hesaplar yapılmak istenmişti? 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi Kontrol Kanunu’nun 29’uncu maddesinde Bakanlar Kurulu kararıyla çıkartılan 11536 sayılı yönetmelik Sarmaşık Gıda Bankası Projesi’nin en temel yasal dayanağını oluşturmaktadır. Bu yönetmelikte kamu kurumlarının derneklere yapacağı yardımlarda aranan en temel kriter, derneğin kamu yararına çalışan dernek olması değil, yapacağı çalışmayla kamu yararının gözetilmesi koşuludur. Gıda bankasından destek alan yoksul vatandaşlarımızın evleri İçişleri Bakanlığı müfettişlerince ziyaret edilmiş ve yerinde denetim yapılarak bu insanların yardıma muhtaç olduğu tespit edilmiştir. AKP ve valileri, yaptığı yardımlardan farklı olduğu için mi, bunun üzerinden siyasi rant elde edilmediği için mi bu çalışmaları engellemişlerdir? Diyarbakır’daki tüm kurum ve kuruluşlar gücü ve olanakları dâhilinde bu çalışmaya destek olmuşlardır, kamu yararına çalışan Diyarbakır Valiliği hariç. Kuruluş aşamasında İl Özel İdaresine de teklif götürülmüştür, İl Genel Meclisi üyeleri bunu oy birliğiyle onaylamışlardır. Ancak daha sonrasında İl Valiliği tarafından veto edilmiştir.

Yine değerli milletvekilleri, AKP Hükûmeti eğitim hakkı konusunda ücretsiz ders kitaplarının dağıtıldığını ifade etmektedir. Bu konu bizim de savunduğumuz, sosyal devletin bir ilkesi olarak gördüğümüz bir durum. Ancak, 2003 yılından bu yana dağıtılan ücretsiz ders kitapları noktasında, son yıllarda, hazırlanması, içeriği, tasarımı, dağıtımı, devletin ve özel sektörün konuya yaklaşımı bakımından daha da fazla tartışılır olmuştur. Maliyeti ve kamu kaynaklarının hoyratça heba edilmesi karşısında, bu kitapların ücretsiz dağıtılmasının sağladığı fayda önemsizleşmiştir. Ekonomik olanakları bizden daha avantajlı ülkeler bile ödünç kitap uygulamasına giderken, Türkiye'nin bu yolu tercih etmeyerek, aynı kitapları her yıl tekrar tekrar dağıtmasının kabul edilebilir bir yanı yoktur. Bakanlığın tüm ders kitabı ihtiyacını karşılayacak düzeyde matbaası ve her ilde dağıtım ağı bulunmaktadır. Bakanlığın kendi kitaplarını basıp dağıtma yoluna gitmeyerek, ders kitaplarını özel yayın evlerinden almayı, kurulu gücüne rağmen kendi kitaplarını bile özel matbaalarda bastırmayı tercih etmesinin akıllara ilk getirdiği, birilerinin ücretsiz dağıtılan ders kitapları üzerinden kazanç elde etme isteğidir. Ders kitaplarının tekrar kullanımı yoluna gidilmesiyle her yıl kaç milyon Türk lirası para tasarruf edileceği, kaç ağacın kesilmekten kurtulacağı, kaç milyon kilovat saat elektrik enerjisi ve kaç ton su tasarrufu sağlanacağı, ders kitapları üzerinden kazanç elde etmeye çalışan bu çevrelerin gündeminde olmayabilir ama bizim ve bu Meclisi dolduran siyasetçilerin gündeminde olmak zorundadır.

Değerli milletvekilleri, evet, eğitim hakkının sosyal devlet ilkeleri çerçevesinde gerçekleşmesinin temel koşullarından biri de herkesin ana dilde eğitim hakkının sağlanabilmesidir. Türkiye, bırakın ana dilde eğitim ve öğretim görme hakkını, bu hakkın varlığının bile tartışılmasını bugün itibarıyla bir tabu olarak görmektedir. Ancak dünyada ana dilin önemine ilişkin 21’inci yüzyılın sonuna doğru pek çok gelişme yaşanmıştır. Birtakım uluslararası metinlerle de bu hak güvence altına alınmıştır.

UNESCO Genel Kurulu 1999 yılında 21 Şubatı “Uluslararası Anadil Günü” olarak ilan etmiştir. Yine Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 17, 29 ve 30’uncu maddelerinde -her ne kadar Türkiye bu sözleşmeyi imzalarken çekince koymuş olsa da- ana dilde eğitim hakkı tanınmıştır. Yine 1996’da imzalanan Birleşmiş Milletler Uluslararası Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 27’nci maddesinde ana dilin önemine vurgu yapılmaktadır. Uluslararası Anadili Eğitim Örgütü her ülkenin kendi ana dilinde eğitimine uluslararası bir sınır kazandırıp tartışma olanağı yaratarak, bu eğitimi iş birliği içinde geliştirme amacını taşıyarak 8 Kasım 1982 tarihli sirkülerle şu ülkeleri iş birliğine çağırmıştır: Belçika, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Macaristan ve Türkiye. Bu ülkeler seçilirken başlıca kriter, seçilen ülkelerden ana dil eğitiminde ülkenin bir iç sorununun bulunması ve bunun uluslararası bir önem taşımakta olmasıydı ancak şu anda bu ülkeler arasında bu sorunu çözmemiş ve çözmeye yanaşmamış tek ülke Türkiye olmuştur.

1980 darbesi sonrasında ortaya çıkan 82 Anayasası’nın 42’nci maddesinde yer bulan “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez.” hükmü bu ülkede farklı dil ve lehçelere mensup kişilerin ana dilde eğitim-öğretim görme hakkını engellemektedir. Oysa ana dil kişinin geçmişinden geleceğine geçen anlamdır. Şair Yahya Kemal, ana dili, bir varoluş arasındaki bağlantıyı “Bu dil ağzımda annemin sütüdür.” diye ifade etmiştir.

Bunun dışında belirtilecek, bu konu başlığı altında çok gündem var ama süremiz de sınırlı ama 5233 sayılı Tazmin Yasası’yla ödenen tazminatların esasında bu ülkede geçmişe tutulacak ayna ve yüzleşmelerden sonra ödenmesi gerekirdi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuruların birikmesi ve bu noktada ciddi bir külfet olması bu konuda Türkiye’ye yapılan baskı sonucu değil, bir hakikat komisyonu oluşturarak, geçmişle yüzleşerek, halkın yaşamış olduğu acıları ve birbirlerini affetmelerini sağlayarak bu noktada tazminata hükmederek gerçekleşmiş olması gerekirdi.

Göç konusunda, yine su, yol politikaları konusunda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLA AKAT ATA (Devamla) - …ve kaçakçılık konusunda beyanlarımız olmuştu.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aka.

Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır. (BDP sıralarından alkışlar)

Sayın Bayındır, geçmiş olsun dileklerimizi tekrar yineliyoruz.

Buyurunuz efendim.

BDP GRUBU ADINA SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Özürlüler İdaresi Başkanlığı bütçeleri hakkında grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Shakespeare ne der: “…” (x) Bu İngilizce, zorunuza gitmedi değil mi? Kürtçesi: “…” (x) Sizi yaraladı mı? “Olmak ya da olmamak.”, işte benim bugünkü buradaki varlığım ve duruşum, sadece bedenen olmak ya da olmamak değil. Hedefiniz, Hükûmetin, devletin resmî ideolojisinin hedefi Kürtleri, kadınlarını, çocukları, Türkiye’nin aydınlarını, gençlerini, emekçilerini yok saymak. “…” (x) “Olsanız da olmasanız da yok sayıyorum sizi.” diyor. İşte, siz bana yabancı, ben size yabancıyım şu anda. Soruyorum size sayın milletvekilleri, Değerli Başkan: Bugün burada bu hâlde konuşmamın sorumlusu hepiniz değil misiniz? Seksen yıllık cumhuriyet tarihinin resmî ideolojisi değil midir? Ret ve inkârın bir sonucu değil midir? Beni yok ederek Kürt halkını yok edeceğinizi mi sanıyorsunuz? Kürtlerin gençlerini yok ederek Kürtlerin kimliğini yok edeceğinizi mi sanıyorsunuz? Kürtlerin coğrafyasını yakıp yıkarak, suların altına gömerek coğrafyasını, genç bedenlerini toprağa gömerek siz, Kürtlerin özgürlük hayallerinden vazgeçeceğini mi sanıyorsunuz?

İşte, bedenimiz lime lime de olsa, bir tek bacağım değil, iki bacağım birden de kırılsa, engellemeye çalışsanız da benim fiziki bu mücadeleye katılımımı ama beni ruhen, inanç olarak, hedef olarak özgürlük mücadelemden asla vazgeçiremeyeceksiniz ve vazgeçmeyeceğiz biz; çünkü, insan haklarıyla insandır, kadın haklarıyla kadındır. Eğer haklarım yoksa benim de bedenen var olmamın bir anlamı yok. Bu da onursal olarak bizi incitir, ezilenleri incitir.

Sormak isterim: Şu an Aliye Hanım kadından sorumlu herhâlde değil mi, kadından sorumlu Bakan.

DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF (Denizli) – Herkesten sorumluyuz.

SEVAHİR BAYINDIR (Devamla) – Ama ben sizin sorumluluğunuzu buradan başlayarak kendime karşı hissetmedim. Ben Türkiye milletvekiliyim, Kürtlerin oylarıyla seçilmiş bir milletvekiliyim. Benim hakkımı aramak, soruşturmak, bu şiddetin sonuçlarını açığa çıkarmak sizin göreviniz değil miydi? Ne yaptınız? Ha, hikâye. Çünkü siz, kadın haklarını savunmak için orada değilsiniz; siz, kadının özgürleşmesine inandığınız için orada değilsiniz; siz, Sayın Başbakanın ne dediğini onaylamak ve uygulamak üzere oradasınız. Ne diyor Başbakan, bir ara Dolmabahçe’de kadınlarla toplantı yapıyor ve sonradan şikâyette bulunuyor: “Kadınlar niye konuşmuyor?” “Konuşmuyor” dediği, kendi şakşakçısı kadınların niye konuşmadığından bahsediyor. Oysa o gün o toplantı da dâhil kadınlar, Başbakana, yayınladığı genelgenin, kadına karşı şiddetin önlenmesine ilişkin yayınladığı genelgenin hesabını soruyorlardı. Yine o kadınlar orada “Siz niye pozitif ayrımcılığın pratik gereklerini yapmıyorsunuz?” diye soruyorlardı. Yani, “Niye kotayı hâlâ pratikleştirmiyorsunuz?” diye soruyorlardı. “Siz niye hâlâ kadınlara, eşitlik öngören çerçeve yasasını öngörmüyorsunuz?” diye soruyorlardı. Tabii ki, Başbakanın cevapları biliniyor. Neye inanıyor Başbakan? Başında ifadesini vermiş, itirafta bulunmuştu: “Ben kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum.” diyordu, bu inançsızlığını savunacak kadın arıyordu, ama o toplantıda eşitliği savunan kadınlar vardı ve Başbakanın bu hayalleri rafa kalktı. O nedenle Sayın Bakan, “Ben herkesten sorumluyum” demek o kadar kolay değil. Siz, ancak kendinizin ve iktidarın menfaatlerinden sorumlusunuz. Siz kadından sorumlu olamazsınız. İstifaya çağırıyorum sizi!  Ben burada şahsım adına söylemiyorum bunları, bir halkın haklarını savunmakla, kadın haklarını savunmakla ve aynı zamanda sizin başkanlığını ettiğiniz, bakanlığını ettiğiniz komisyonun üyesi olarak benim hakkımı soramıyorsanız, aramıyorsanız, siz zaten benim hakkını savunmakla sorumlu olduğum kadınların haklarını da arayamazsınız. Kendi gerçeğinizle yüzleşmenin zamanı çoktan geldi ve geçti. O nedenle hakikatle yüzleşmenin zamanıdır. Nedir bu hakikatle yüzleşmenin zamanı: Zaten, (Z) raporunuzu sunuyoruz burada, bu bütçenin seçim bütçesi olduğu ortada. Hizmet bakanlıklarının bütçesinin bu kadar dolgun olmasının, bu kadar taşıyor olmasının bir tarifi vardır. Birden ne düştü aklınıza da diyelim Sağlık Bakanlığının, Eğitim Bakanlığının, Çalışma Bakanlığının bütçesini artırdınız? İyi yaptınız artırmakla ama bu artırımın muhtemelen bir oy avcılığı artırımı olduğunu da bir promosyon artırımı olduğunu da biz size hatırlatmak isteriz. Kimseyi uyutamazsınız bu noktada.

Yine, Sayın Bakan, bütçe dağılımı içinde bütün bakanlıkların, en başta Savunma Bakanlığının ve diğer bakanlıkların bütçeleri milyarlarca lirayla, dolarla tanımlanırken neden Kadının Statüsü hâlâ birkaç milyon artırmak hedefleniyor? Yani bu bütçe kıyaslaması bile, bütçenin oranlaması bile, bütçenin dağılımı bile ne kadar hakkaniyetli olduğunun, ne kadar adaleti gözettiğinin, ne kadar dezavantajlı pozisyonların ortadan kaldırılmasının hedeflenip hedeflenmediğinin çok açık rakamsal göstergesidir. Kadının statüsü için 5 milyon! Bu ne gibi biliyor musunuz? Hani ailede parayı kazanır erkek, istediği harcamayı yapar, çocuğun eline üç kuruş verir, kadına da birazcık para verir, aynı mantık; evdeki reis mantığı, Parlamentodaki Hükûmet mantığı, hiç farksız. Sadece kadın yine hizmet yapsın, kadın yine ezilsin, kadın yine şiddet görsün, kadın yine katledilsin. Katledilen kadınların çığlıkları sizi hiç rahatsız etmiyor mu? Yok mu hiç vicdanınız? Eğer rahatsız olmuş olsaydınız siz de özel bir kanun çıkarırdınız kadın bakanlığı olarak ve derdiniz ki: “Ben bundan sonra kadının on yılını ilan ediyorum.” Çünkü Dünya Kadın Hareketi 1975’ten bu yana her on yılı “Kadın On Yılı” olarak ilan eder. Türkiye de ne yazık ki bu on yılı ilan etmişti, hatta 2010, bu on yılın hedeflerine ulaşma on yılıydı. Birazdan gösteririm, rakamlarla ifade ederim bu hedefe ne kadar ulaşılıp ulaşılmadığını ama siz bari deseniz ki: “Ben, kadın için iki üç yıl içinde özel bir kanun çıkardım. Bırakın 5 milyonu, ben 10 milyar istiyorum kadının statüsü için.” derdiniz, “Ben 10 milyar istiyorum kadının eğitimi için.” derdiniz, “Ben 10 milyar istiyorum kadının istihdamı için.” derdiniz, “Ben 10 milyar istiyorum yaşam tehdidiyle karşı karşıya olan kadının korunması, barınması ve ayakları üzerinde durması için, böyle bir hedefim var.” derdiniz. Hedefsiz oturmuşsunuz, adınız “kadından sorumlu” ama nereden sorumlu olduğunuz belli değildir. Kabul etmiyoruz. Kandırmayınız. Her şeye cömert -öldürmeye para ayırmada çok cömert bu Hükûmet ve bütün hükûmetler- yaşatmaya niye bu kadar cimri davranıyorsunuz? Kadını yaşatmaya, çocukları yaşatmaya, insanlığı yaşatmaya niye bu kadar cimri davranıyorsunuz? Bu dünya size de kalmaz, bunu çok iyi bilesiniz ve hesabı öyle bir sorulur ki vicdan azabından girecek, sığınacak bir karanlık yer ararsınız kusurlarınızı örtmek için ama o karanlık bile örtemeyecektir sizin kusurlarınızı.

Yine, demiştim, işte 2007-2010 yılları arasında, Türkiye, kadının statüsünü geliştirmek, kadına dönük şiddetin önlenmesi için kimi tedbirler alacaktı ama veriler de gösteriyor ki -kadına dönük tedbirleri bir yana bırakalım- özellikle 2002-2006’dan bu yana kadının statüsünde oldukça gerilemeler var. Bunları şöyle kısaca sizin bilginize sunmak istiyorum, bildiklerinizi size tekrar hatırlatmak istiyorum: Biliyorsunuz kadın-erkek eşitliği ancak somut hedeflerle mümkündür. Bunun için tüm bakanlıkların hedef programları mutlaka yapması gerekiyor ama bu hedef programlar kâğıt üzerinde kaldığı sürece de hiçbir anlamı yok. Nitekim Türkiye’de yaşanan odur.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Örgütünün 2009 Kadının Güçlenme Endeksi’ne göre, Türkiye 109 ülke arasında 101’inci sırada. Aferin, sona yaklaşmaya az kalmış yani sonuncu olmaya! Dünya Ekonomik Forumunun Cinsiyet Uçurumu Endeksi’ne göre, 134 ülke arasında 129’uncu sırada. Uçurumun tam kıyısına gelmek için çok az kalmış, ha gayret!

Yine Sosyal İzleme Komitesinin 2009’da yayımladığı Cinsiyet Eşitliği Raporu’na göre, Türkiye, dünyada 2004-2009 yılları arasında, cinsiyet eşitliği konusunda ciddi gerilemeler yaşayan ülkeler arasında. Özellikle 2006’dan beri çok ciddi bir gerileme söz konusu.

Yine Birleşmiş Milletler Kadının Güçlenme Endeksi’ne göre, Türkiye 2000 yılında 64’üncü sırada. Birleşmiş Milletlerin Kadının Güçlenme Endeksi’ne göre diyorum, 2000 yılında 64’üncü sırada, burası çok önemli. 2006’da 72’nci sırada, AKP iktidarda; 2009’da 101’inci sırada yer almış. Hızla geriliyorsunuz. Lafta ne derseniz deyin, pratikte siz TÜİK rakamlarıyla ilerlediğinizi varsayabilirsiniz ama Birleşmiş Milletler Kadının Güçlenme Endeksi’ni hesaplayanların gözünden kaçmıyorsunuz. İyi ki sizi de gözetleyen birileri var yoksa nasıl baş edilirdi sizinle? Unutmayın, her büyükten daha büyük vardır.

Şimdi, bir yandan karnesi böyle, zayıf, giderek geriliyor, öte yandan ben Sayın Başbakana da genelgesini hatırlatıp… Yine AİHM, biliyorsunuz Nahide Opuz davasında… Nahide Opuz, aile içi şiddet gören, yaşam tehdidiyle karşı karşıya olan bir kadın; karakola başvurur, adli kurumlara başvurur ama hayati tedbir alınmadığı için, can güvenliği sağlanmadığı için katledilir. Dolayısıyla, bu dava AİHM’e taşındı. Bu davada AİHM, Türkiye’yi görevini yapmamakla suçladı. Bu görevi yapmamak sadece “Neden şiddetten korumadın?” diye değil, kadına yönelik şiddeti üreten zemini kurutmadığı için suçluyor ama Sayın Başbakan, muhtemelen 2006 yılında yayınladığı genelgeyi onlara gösterecek. Kâğıt üzerinde okuyunca hakikaten Birleşmiş Milletlerin kadın için ayrımcılığı ortadan kaldırmaya dönük sözleşmelerinde, konferans kararlarında ne varsa harfiyen yazmış yani kopyalamış, kesmiş, yapıştırmış ama eminim bu eşitliğe inanmayan Sayın Başbakan, bu genelgeyi okusa “Bu nedir? Bunu ben mi yayınlamışım?” diyecek çünkü eşitliğe inanmayanın eşitlik üzerine o kadar yazıyı yayınlaması insanın inançsızlaşmasıdır, insanın kendisine inançsızlaşmasıdır, insanın kendisine yabancılaşmasıdır, insanın kendisinin toplumu aldatmasıdır, toplumu aldatayım derken kendisini aldatmasıdır. Bu nedenle, kadına şiddet genelgesini yayınlayıp ama hem şiddeti körükleyeceksiniz hem de kadın-erkek arasındaki eşitsizliğin bütçe planlamasında, söylemlerinde, inançlarında, hedeflerinde gerçekleştirilmediğini görüyoruz.

Zamanım sınırlı, farklı konular da var tabii, ama kadına dair bir iki şey daha söylemek istiyorum. Biliyorsunuz, Sayın Başbakan ikide bir Mavi Marmara’nın hesabını sormaya çalışıyor. Evet, gerçekten sorulması gerekiyor. İki devlet ve iki millet, İsrail ve Türkiye devleti, hükûmetleri. Filistinliler ve Kürtler, ezilenlerin kaderleri aynı, egemenlerin de yaklaşımları aynı. Mavi Marmara olayı bizim olayımızdan üç gün önce yaşandı. Mavi Marmara olayında 9 insan canını kaybetti, rahmet diliyoruz. Onlar, gerçekten insanlık mücadelesi için yollardaydı, uluslararası yollardaydı. Biz neredeydik? Silopi’de “Savaş dursun, barış olsun.” diye yollardaydık.

Yine, Pippa Bacca, biliyorsunuz, hepiniz hatırladınız değil mi Pippa Bacca’yı; o da hani nasıl Mavi Marmara barış için uluslararası yollara çıktıysa Pippa Bacca da “Barış Gelini” olarak İtalya’dan yola çıktı, Türkiye sınırları içinde Gebze’de, vahşice taciz ve tecavüze uğradı ve katledildi. Korumayan yani münferit, fiilî kişiler yapmış gibi üstünden atmaya çalışan bu Hükûmet, Pippa Bacca’nın hesabını verebildi mi ki samimi olsun, hesap istesin. Hesap isteyebilmek için hesap vermekte samimi olmak lazım. Ama birbirlerine söylemişlerdi “…” (x)  belki “ben mürit” demek istedi bilemiyorum, ama esas olarak her birinin birbirlerinden nasıl farksız olduklarını birbirine anlatmıştı, burada benim size anlatmama gerek yok.

HASAN ANGI (Konya) – Geç onları, geç!

SEVAHİR BAYINDIR (Devamla) – Samimiyete davet ediyorum, samimiyete çağırıyorum sizi. Ne konuşuyorsun sen orada! Zorunuza gitti. Zoruna mı gitti? TC kimlik numaram bu benim, zoruna mı gitti? Konuşma orada, otur! Otur oturduğun yerde!

Havaalanından yurt dışına gidiyordum, benden TC kimlik numaramı istediler, ben de “Buyurun, TC kimlik numaram bu.” Bana öngördüğü, TC devletinin vekiline, kadına, özgürlük isteyene reva gördüğü budur: Koltuk değnekli… “Kırarız bacağını.” derdiniz, hep bu ataerkil bir sözdür, kırdınız bacağımı ama yüreğimi, beynimi kıramadınız. Susun, oturun yerinizde!

Çocuklarla ilgili bir şey söylemek istiyorum ve gençlerle ilgili: Tabii, biliyorsunuz, Sayın Başbakanın, zaman zaman, hani yazılı olarak gönderdiği ve okumadığı gönderdiklerinin dışında, bir de konuştukları var biliyorsunuz. 2006 yılında, Başbakan “Kadın da olsa çocuk da olsa güvenlik güçlerimiz gerekeni yapacaktır.” dedi ve o zaman Diyarbakır’da Şilanlar, Mizginler hayatlarını kaybetti, 11 insan ve bunların büyük çoğunluğu çocuktu. Başbakan ölüm müjdesini vermişti ve ölenler arasında Kürtçe “müjde” olan Mizgin de o müjdeyi bedeniyle ödemişti.

Yine, Sayın Başbakan bir süre önce burada konuşurken, bütçe konuşmalarında “Güvenlik güçlerimi ezdirmem.” diyor. Kimi ezdirmiyorsun? Yine, Başbakan bir savaş talimatını verdi, ona biat etmeyenler, ona taraf olmayanlar polis eliyle bertaraf edileceklerdir; ister gençlik olsun ister öğrenci olsun ister Kürt genci olsun ister Alevi olsun ister kadın olsun, Türkiyeli, ezilen ve özgürlük isteyen herkes polis eliyle bertaraf edilecek, demiştir ama seçimde de siz bertaraf olacaksınız diyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bayındır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Süleyman Lâtif Yunusoğlu, Mehmet Akif Paksoy, Rıdvan Yalçın, Şenol Bal konuşacaklardır.

İlk söz Trabzon Milletvekili Sayın Yunusoğlu’na ait.

Buyurunuz Sayın Yunusoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılı Gümrük Müsteşarlığı bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bugün muharrem ayının 10’uncu gününü idrak ediyoruz; şanlı Peygamberimizin emaneti, sevgili torunu Hazreti Hüseyin’in şehadetinin yıl dönümü. Bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Değerli milletvekilleri, Gümrük Müsteşarlığı yüz kırk dokuz yıllık geçmişi olan köklü bir kamu idaresidir. Gümrük Müsteşarlığının görevi, gümrük ve gümrük muhafaza hizmetlerini düzenlemek, kaçakçılıkla mücadele etmektir.

Gümrüklerden sorumlu Devlet Bakanı Sayın Hayati Yazıcı, Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptığı konuşmada, 2010 yılı içinde 3 milyon TL tutarında 221,5 ton çayın yurdumuza kaçak girerken gümrük yetkililerince yakalandığını ifade etmiştir. Yine aynı Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmelerinde ifade edildiği üzere, ülkemize yılda 60 milyon TL’lik yaklaşık 50 bin ton kaçak çay girmektedir.

Gümrük Müsteşarlığımızın çay konusundaki kaçak yakalama oranı neredeyse otuzda 1’dir. Gümrük kaçakçılığını engellemek Gümrük Müsteşarlığının asıl görevleri arasındadır ve gözüken, gümrük idaremiz bu görevini layıkıyla yerine getirememektedir. 220 ton kaçak çayın yakalanmasını Gümrük Müsteşarlığımızın bir başarısı olarak sunmak, ancak AKP’li bir bakana yakışır ancak Rizeli bir bakana yakışmaz!

Yine çay konusunda, gümrük kapılarından girişte her yolcu 15 kilogram kadar çay getirebilmektedir. Bu miktarın 3 kilograma düşürülmesi çay üreticilerimizin beklentisidir.

Değerli milletvekilleri, ülkemize kaçak çayın girmesi Türkiye’deki çay üreticilerini de maalesef mağdur etmektedir. Son alınan bilgilere göre, İran’dan tırlara, kamyonlara yüklenen kaçak çaylar Türkiye’ye sokulmakta ancak bunlar gümrük kapılarından girerken ya boş beyan verilerek ya da tuz, margarin, sabun gibi gümrük vergileri düşük mallar beyan edilerek girmekte ve Türkiye’ye sokulmaktadır. Oradaki tespitlere göre İran’dan çay kaça alınıyor biliyor musunuz? 70 veya 90 kuruşa alınıyor ama Türkiye’ye getirildiğinde, açık olarak 8-9 liradan, poşetlenerek 25 liradan satılmaktadır. Bu güzel kârın uygulayıcılarının bu kaçakçılıkları yaparken gümrük kapılarından bu malları nasıl soktuklarını doğrusu merak ediyoruz. Bununla birlikte, yurda kaçak sokulmaya çalışılan kaçak çay Tarım Bakanlığı tarafından düzenlenmekte, TASİŞ tarafından, yakalandığı yerde açık artırma usulüyle satılmaktadır. Sınırlı katılım ortamında belki de kaçakçıların yönlendirdiği kişiler tarafından satın alınan çayın, Çay İhtisas Gümrüğünün bulunduğu ÇAYKUR tarafından tahlil edilerek satılması daha yerinde olacaktır.

Değerli milletvekilleri, “tahlil edilerek” deyimini özellikle kullandım. Çünkü dünyanın beş büyük çay üretici ülkesinden biri olan Türkiye en sağlıklı çayı üretmektedir. Çünkü Türkiye’de üretilen çayda katkı maddesi kullanılmamakta ancak kaçak olarak yurda sokulan çay üreticisi ülkelerde katkı maddesi kullanılmakta ve bu katkı maddeleri de insan sağlığına zararlı olmaktadır. Dolayısıyla, kaçak çaylar yakalandığı zaman tahlil edilerek insan sağlığına aykırı olmadığı tespit edilip halka arzı uygun bulunmaktadır.

Ben bir Trabzon Milletvekili olarak, Rizeli olan Sayın Bakanımıza çay üreticilerinin taleplerini iletmekle kendimi görevli addediyorum.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Ama yanlış konuşuyorsun.

SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz günlerde gümrüklerde sistem dokuz saat çalışmadı, gümrük işlemleri yapılamadı, yol geçen hanına dönmüş olan gümrüklerimizin dokuz saatliğine durmuş olması sevindirici bir gelişme diye düşüyorum. Çay üretiminde dünyanın sayılı ülkeleri arasında bulunan bir ülkenin gümrük kapılarından kaçak çay geçiyorsa, kaçak hayvan ve et geçiyorsa o ülkede sistem çalışmıyor, Hükûmet görevini yapmıyor demektir. Bu sebeple gümrüklerde sistemin dokuz saat durması ülkemizin hayrına olmuştur.

Değerli milletvekilleri, gümrük personelinin sorunları bulunmaktadır. Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’nda gümrük uzmanlarının ek gösterge ve tazminatları ile ilgili  yapılan düzenleme gümrük uzmanlarının maalesef taleplerini karşılamaktan uzaktır. Bununla birlikte Gümrük Müsteşarlığında uzun yıllardır görevde yükselme sınavı yapılmamıştır. Bu sınavların yapılamama sebebine ilişkin beklenti içerisinde olan çalışanlara herhangi bir duyuru da yapılmadığı bilinmektedir. Şube müdürlüğü kadrosu 3046 sayılı Kanun ile kurulmuş ve bakanlıkların hiyerarşik yapılanmasında daire başkanlığından sonra gelmeleri öngörülmüştür.

Ayrıca Gümrük Müsteşarlığı Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği’nin 1’inci maddesinde “Bu Yönetmeliğin amacı, liyakat ve kariyer ilkeleri çerçevesinde, hizmet gerekleri ve personel planlaması esas alınarak…” görevlendirilir, şeklinde ifade edilmiştir.

Buna göre, Gümrük Müsteşarlığının en önemli ana hizmet birimlerinden biri olan Gümrükler Genel Müdürlüğünün iş ve işlemlerinin sağlıklı bir şekilde yürümesi için gerekli olan şef, uzman ve şube müdürlüğü kadroları için yükselme sınavı yapılmadığı dikkate alınarak aşağıdaki soruların cevaplanmasını talep etmek kaçınılmaz hâle gelmiştir.

Görevde yükselme sınavı yapılmak suretiyle karşılanması gereken Gümrükler Genel Müdürlüğünün şef, uzman ve şube müdürü ihtiyacı bu sınavlar çok uzun süreden beri yapılmadığına göre nasıl karşılanmaktadır?

Yine bir başka konu: 2010 Temmuz ayında 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’na ilişkin tasarı torba yasasına eklendi ancak bilinmeyen bir sebeple daha sonra uzmanların özlük haklarını düzenleyen 90, 91 ve 92’nci maddeler torba tasarıdan çıkarıldı.Sayın Bakan, bundan haberdar mısınız, uzmanlarla ilgili maddelerin tasarıdan çıkarılmasını uygun buluyor musunuz, tekrar tasarıya koymayı düşünüyor musunuz?

Değerli milletvekilleri, personelin bu yönde sorunları varken kimi durumlarda da şanslı personel bulunmaktadır. Mesela, Mersin Gümrük ve Muhafaza Başmüdürü olarak görev yapmakta iken görevden alınan ve Sayın Bakan, sizin döneminizde İstanbul Gümrük ve Muhafaza Başmüdürü yapılan kişi hakkında Mersin’de görev yaptığı dönemde açılmış bir soruşturma var mıdır? Bu kişi hakkında İstanbul’da görev yaptığı dönemle ilgili olarak şahsınıza iletilmiş, teftiş kuruluna iletilmiş, savcılıklara iletilmiş herhangi bir soruşturma ve inceleme isteği, şikâyet dilekçesi var mıdır?

Yine aynı şekilde, Müsteşarlık bünyesindeki Gümrükler Genel Müdürlüğünde hukuk dışı iş ve işlemler yapıldığı, özellikle hemşehrilik temelinde birtakım grupların alenen kayırıldığı haber ve söylentileri dolaşmaktadır.

Bu bağlamda, konuya ilişkin olarak, ülkemiz giyim sektöründe faaliyet gösteren büyük bir firma, dâhilde işleme rejimi kapsamında 750 ton antidamping vergisine tabi kumaş cinsinden eşyayı gümrük vergilerinden muaf olarak, geçici olarak ülkeye sokmuş mudur? Söz konusu firma, bahse konu eşyanın depolandığı alanda 2/5/2007 tarihinde yangın çıktığı ve eşyanın zayi olduğu iddiasıyla gümrük idaresinden gümrük vergilerinin silinmesini talep etmiş midir? Bu talep karşısında Gümrük Müsteşarlığınca tesis edilen işlemler nelerdir? Hukuk Müşavirliğinin bu konudaki görüşü nedir?

Sayın Bakanım, bu soruları ben soru olsun diye sormuyorum. Sorularımın muhatabı sizsiniz ve hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde yanıtlanması gerektiğine inanıyorum. Her fırsatta iktidarları döneminde yolsuzluğun, usulsüzlüğün, nüfus suistimalinin, ayrımcılığın ve kayırmacılığın bittiğini söyleyenlerin bu söylemlerinde ne kadar samimi olduklarını bilmek, muhterem halkımızın hakkıdır zannediyorum.

Bu sorularımın cevaplarının net olarak Sayın Bakan tarafından verileceğine inanıyor, Gümrük Müsteşarlığımızın 2011 yılı bütçesinin hayırlı olması dileklerimle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yunusoğlu.

Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Paksoy.

MHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü ile Devlet Personel Başkanlığı bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, 12 Aralıkta kaybettiğimiz Türk halk müziğimizin nadide sanatçısı merhum Abdurrahman Kızılay’a Cenabı Allah’tan rahmet niyaz ediyor, başta ailesi ve Irak’taki Türkmen karındaşlarımız olmak üzere milletimize baş sağlığı diliyorum. Ayrıca, idrak ettiğimiz muharrem ayının da İslam âlemine hayırlar getirmesini diliyorum.

Kıymetli arkadaşlar, sosyal hizmetler ve yardımlar insanlık tarihi boyunca var olagelmiştir çünkü yoksulluk dün de vardı, artarak bugün de var, yarın da olacaktır. Madem yoksulluğu önleyemiyoruz o zaman yoksulların ıstırabını bir nebze de olsa dindirebilmeliyiz. Ayrıca günümüzde sosyal yardımlar, devletin kendi sorumluluğu altına almış vatandaşlar bakımından bu yardımlardan yararlanma bir sosyal hak kabul edilmiştir. Dünyada günlük 1 dolar ile geçinenlerin sayısı 1 milyar, 2 dolarla geçinenlerin sayısının ise 3 milyar dolaylarında olduğu ifade edilmektedir. Sayın Bakan ise Komisyonda, ülkemizde günlük 1 doların altında bir gelirle yaşayan toplum kesimi bulunmadığını açıklamış. Ne demek? 1 doların altında gelirle yaşayan toplum kesimi kalmadı, o zaman 2 doların altında yaşayan mı var?  Kaldı ki 1 dolar kriteri yoksul ülkeler için kıstas olup gelişmiş ülkeler için bu kriter 4  dolardır. Hani sizin döneminizde millî gelir önce 5 bin dolara sonra 10 bin dolara en sonda kasım ayında 16 bin dolara çıkmıştı. Bu millî gelir birilerinin geliri ama halkın millî geliri değil. Bakın niye, açıklayayım: Forbes dergisinin rakamlarına göre Türkiye 28 milyarderle Japonya ve Kanada’yı geçerek İngiltere’nin ardından altıncı sıraya yükselmiş. Derginin yayın yönetmeni Forbes “Dünyada en düşük milyarder artışına Orta Doğu sahne oldu oysa esas başarı aynı dönemde milyarder sayısını 12’den 28’e çıkartan Türkiye’ye ait.” diyor. Sayın Babacan da ekim ayı itibarıyla yurt içindeki toplam mevduatın yüzde 45’inin 1 milyon TL’nin üzerinde hesabı bulunan yaklaşık 33 bin kişiye ait olduğunu açıklamış. Bu gelirin kimin geliri olduğunu yukarıdaki rakamlar açıklıyor. Bir de aşağıdaki rakamlara bakalım. Türk-iş raporunda kasım ayı için 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 862 TL, yoksulluk sınırı ise 2.807 TL olarak açıklanmıştır. Hâlen 10 milyon aktif yeşil kartlı bulunmakta, pasiflerle bu sayı 13 milyona ulaşmaktadır. Hadi onu da bıraktık, 3 milyonu aşkın kişinin hiçbir sosyal güvencesi bulunmamaktadır. Toplam 22 milyon istihdamın yarıya yakını kayıt dışıdır. Hepsinden acısı da 16 bin dolar fert başına geliri olan bir ülkede asgari ücret 600 TL’dir.

AKP Hükûmetinin sekiz yılda Türkiye’ye getirdiği sahte cennet bu işte, adaleti saraylara hapseden cenneti budur. Bu eserinizi anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalıyor. Zenginleşen siz ve yandaşlarınız, yoksullaşan Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşları. Ne mutlu size, ne mutlu ki yoksulluğa mahkûm ettiğiniz vatandaşlarımızın çaresizliğini oy kapısı yapmışsınız. Ne kadar övünseniz azdır diyorum, hem de nasıl övünseniz… Sayın Başbakan, meydanlarda, kış aylarında elektriği olmayan köylere buzdolabı dağıtmakla, devletin valilerini kömür kamyonlarının şoför mahalline bindirmekle övünüyor; çocuk başına 25 ila 45 TL arasında değişen eğitim yardımlarıyla, devlet kesesinden zengin-fakir ayrımı yapmadan ders kitabı dağıtmakla övünüyor. Vatandaşın anayasal hakkını lütuf gibi sunuyor, sanki cebinden ihsanda bulunuyor ve böylece beytülmalın imkânlarıyla vatandaş iradesi manipüle edilmeye çalışılıyor.

Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu 2009 yılı raporunda, belediyelerin hayır işi yapmaktan asli görevlerini yapmaya fırsat bulamadıklarını belirtiyor. Bakın, ne diyor Devlet Denetleme Kurulu: “Sosyal hizmetler ve yardımların vatandaşa ulaştırılmasında, kurum fazlalığı ve koordinasyonsuzluk nedeniyle mükerrer uygulamalar görülmektedir. Bu durum, belediyelerce yapılan sosyal hizmet ve yardımları sürekli olarak tartışma konusu yapmaktadır. Her bir belediyede farklılık ve derinlik gösteren söz konusu uygulamalar sosyal devlet olgusuna zarar vermektedir.” Bu hâliyle Türkiye’nin sosyal bir devlet olduğu söylenebilir mi? Peki, siz Hükûmet olarak bu raporun gereğini yerine getirmek zorunda değil misiniz? Huzurlarınızda Sayın Bakana soruyorum: Bu raporla ilgili bugüne kadar yaptığınız bir işlem varsa lütfen açıklayınız.

Bizim çok güzel bir atasözümüz var “Sağ elin verdiğini sol el duymamalıdır.” şeklinde. Devri iktidarınızda bu yardımlar neredeyse davul zurnayla dağıtılıyor. Köylerde yardım alacak kişiler cami minarelerinden hoparlörle anons ediliyor, böylece yardıma muhtaçları sağır sultan bile duyuyor, o zaman sağ elin verdiğini sol elin duymaması nerede kalıyor?

Kıymetli arkadaşlar, Devlet Personel Başkanlığı bütçesi üzerinde de birkaç söz söylemek istiyorum. Devlet Personel Başkanlığı kamu personel rejiminin düzenlenmesinden sorumlu önemli bir kurumdur, ancak AKP iktidarı döneminde bu Kurum da asli fonksiyonundan uzaklaştırılarak kamu idaresi Hükûmetçe -tabiri yerindeyse- şirkete dönüştürülmüştür.

Sayın Bakanın Komisyonda verdiği rakamlara göre hâlen kamuda 2 milyon memur görev yapmaktadır. Özellikle 4/B ve 4/C’li sözleşmeli personel uygulaması giderek amacından sapmaktadır. Sözleşmeli personel istihdamının iki asli unsuru var:

1) Görevin gerektirdiği nitelikte eleman temin etmek.

2) Personel zorluğu çekilen yerlere eleman temin etmek.

Bu uygulamanın en önemli vasfı ise geçici olmasıdır. Bugün batıda da doğuda da Ankara’da da Van’da da her hizmet ve sınıfta, Sağlık ve Millî Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere bütün kurumlarda sözleşmeli personel ataması giderek yaygınlaşmaktadır. Üstelik bu personelin büyük bir bölümünün yasalarla düzenlenmesi gereken özlük hakları yönetmelik veya yönergelerle düzenlenmektedir. Kısacası AKP Hükûmeti döneminde sözleşmeli personel uygulaması istisnai olmaktan çıkarılıp sürekli bir istihdam hâline dönüştürülmüştür. Bir de buna sayıları 300 bini bulan kamuda çalışan taşeron işçileri eklediğimizde durumun vahameti daha da iyi anlaşılacaktır. Bu personel en gizli, en özel yerlerde kamuya hizmet vermekte ancak kamu görevi ile çalışmamaktadır, hiçbir yetkisi ve sorumluluğu da bulunmamaktadır. Ya bunları kadroya alın, taşeronlaşmayı kaldırın veya bu personelin gördüğü görevler için kadro ihdas edin, bu kadrolara atama yapın. Yasa, devletin asli ve sürekli işlerinin memurlar eliyle yürütülmesi gerektiğini emretmektedir. Olmazsa yasayı değiştirin, “memurlar” yerine “taşeron işçi” ibaresini ekleyin, bu sorundan da kurtulursunuz.

Diğer bir husus, özürlülerin istihdam meselesi. Hükûmeti bu konuda göreve davet ediyor, özürlü istihdamı konusunda yasaların emrettiği şekilde gereğini yapmayan başta Millî Eğitim, Sağlık, Tarım, İçişleri bakanlıkları olmak üzere ilgili kurum ve kuruluşlar hakkında gerekli işlemleri yapmaya davet ediyorum.

Bizim iktidarımızda vatandaşlarımız öncelikle istihdam imkânlarının artırılmasıyla yardıma muhtaç olmaktan kurtarılacak, olanlara ise AB ülkelerindeki uygulamalar gibi, yardım yerine sosyal destek sağlanacaktır. Yoksul vatandaşlarımız gerek Anayasa’mızın sosyal devlet ilkesinden kaynaklanan gerekse de örflerimiz ve inançlarımızdan kaynaklanan bu yardımları onurları kırılmadan, fişlenmeden, teşhir edilmeden, sağ elin verdiğini sol el duyamayacak şekilde alacaklardır, çünkü biz, Sevgili Peygamberimiz’in “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” sözünü kutlu şiar edinmiş bir davanın mensuplarıyız. Üstelik bu yardımlar ayni olmaktan çıkartılarak nakde çevrilerek böylece vatandaşımız ihtiyaçlarını dilediği şekilde kendisi temin edebilecektir. Belediyelerin tamamen siyasi mülahazalarla çalışan yardım mekanizması denetim altına alınacak, yardım, sağlık, bakım vesaire hizmetleri tek bir merkezden yürütülecektir.

Kamu personel reformu bütün tarafların katılımı ve rızasıyla yeniden düzenlenecektir. İhtiyaçlar ve nüfus ölçeğinde özellikle öğretmen atamalarına konan sınırlar kaldırılacak, daha çok sayıda öğretmen ataması yapılarak öğretmenlerimiz açısından drama dönüşen atama ümidi gerçek olacaktır. Sonuç olarak, adalet saraylardan ibaret kalmayacak, haramzadelerin, rantçıların, yandaşların yem boruları kesilerek refahın geniş toplum kesimlerine yayılması sağlanacak diyorum.

Bütçemizin hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Paksoy.

Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Yalçın.

MHP GRUBU ADINA RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Çok değerli milletvekilleri, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ile Özürlüler İdaresi Başkanlığı bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubu adına söz almış bulunuyorum. Konuşmamın başında yüce Meclisin değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bütçesi üzerinde konuştuğum kurumlar yalnızca gelir gider hesabıyla, ekonomik imkânlarıyla, bütçe imkânlarıyla değerlendirmelerden çok daha öte, çok daha geniş bir bakış açısını gerektiren, insani boyutu en yüksek noktada olan kurumlardır.

Söz konusu olan çocuk olunca, özellikle bakıma muhtaç çocuk olunca, yardıma muhtaç çocuk olunca, kimsesiz çocuk olunca, yaşlı olunca ve dezavantajlı kesimler arasında yine önemli bir yer tutan özürlüler olunca, hepimizin, her birimizin sözlerimizi bir daha seçerek kullanmasının faydalı olacağı inancındayım.

Artık modern dünyada enflasyon oranından, faiz oranlarından, borsa endeksinden ya da kişi başına düşen millî gelir kriterlerinden çok daha önemli bir medeniyet kriteri gelişmiştir ki o da dezavantajlı kesimlere, çocuğuna, yaşlısına, özürlüsüne gösterilen ihtimam bir medeniyet ölçüsü, bir medeniyet kriteri hâline dönmüştür. Üzerinde konuştuğum kurumlar da sıfır yaş ve ölüme kadar geçen süre içerisinde dezavantajlı kesimlerle ilişkili çok önemli hizmetler veren kurumlar olmuşlardır.

Değerli milletvekilleri, her geçen gün önemi artan kurumlar, her yönüyle aslında bir sorunlar yumağı olarak karşımızda durmaktadır. Her şeyden evvel ülkemizin sosyal yardım politikalarını bir gözden geçirmeye ihtiyaç olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bir “yardım” kelimesi bir defa incitici bir kavramdır, bunun yerine bir “hak” kelimesinin kullanılması gerekir, bu, anayasal bir haktır. insani bir haktır. Bunun yerine bir oy avcılığı sistemini benimsemiş olmak, bize göre bu iktidarın yaptığı en önemli hatalardan birisi olmuştur. Yardımların bir sistemi yoktur, ciddiyeti yoktur, kim, hangi kurumdan, hangi miktarda yardım almaktadır, bunlar belirsizdir ve bu sistemsizlik içerisinde ne yazık ki ülkemizin çok önemli kaynakları heba olup gitmekte ve gerçek hak sahiplerine ulaşmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, aynı dağınıklık Sosyal Hizmetler de yansımış bulunmaktadır. Aynı çatı altında bile olsa kurumlar arasındaki koordinasyon eksikliği her hâliyle göze çarpmaktadır.

Değerli milletvekilleri, korunmaya muhtaç, kimsesiz, suça itilen, istismar edilen çocuk meselesi bir kanayan yara olarak ülkemizin gündemini meşgul ediyor. Birçok kez soru önergeleriyle gündeme getirmiş olmama rağmen, bir cevap alamıyorum.

Değerli milletvekilleri, sizler Ankara’da, Türkiye’mizin başkentinde şu kış günü kırmızı ışıkta durduğunuzda size zoraki mendil satmaya çalışan ya da dilencilik yapan, sırtındaki çocuğunu şu kış soğuğunda istismar eden insanlara rastlamıyor musunuz? Bunlar sadece muhalefet milletvekillerinin mi önüne çıkıyor, doğrusu merak ediyorum. Cuma namazı çıkışlarında en az 8-10 tane çocuğun bir kadının sırtında ya da kucağında şu soğuk kış şartlarında bir dilenme aracı olarak kullanıldığına sadece biz mi şahit oluyoruz, doğrusu anlamakta zorluk çekiyorum. Türkiye'nin başkentinde, bu çağda, bu görüntülerin bu milletin büyüklüğüne yakışmadığı inancındayım. Bunun için, bu çocuklarımızdan esirgenen ihtimamın kurumlardaki çocuklara gösterildiği hususunda da ciddi şüpheler taşımaktayım.

Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, İstanbul’da beş yaşında bir mendilci çocuk rakiplerinin bölgesinde mendil sattığından darp edildi ve hayatı zor kurtuldu. Geçen hafta ilginç bir olay yaşandı. Ordulu bir hemşehrim -zihinsel özürlü- İstanbul’da kırk yıl dilendirildikten sonra ailesi tarafından tesadüfen bulunup bu çetenin elinden kurtarıldı. Ne yazık ki, bu kötü görüntüler bu yüzyılda ve bu yıllarda ülkemizde yaşanabiliyor.

Bir de kayıp çocuklar meselesi, çocuk işçiliği ve çocuk istismarı meseleleri de önemli çocuk sorunları olarak karşımızda bulunuyor.

Değerli arkadaşlar, bütün bunlar yanında, burada klasik, alışılmış bir bütçe görüşmesi yapmak ya da önceki yıllarda yapılmış konuşmalardan derlemeler yapmak yerine önemli bulduğum birkaç hususu hem Sayın Bakanın hem sayın milletvekillerinin gündemine getirmeyi arzu ediyorum.

Bir defa, değerli milletvekilleri, her şeyden evvel bir çocuk ailesi ekonomik yoksunluk içerisinde diye asla ailesinden ayrılmak zorunda kalmamalı, asla yetiştirme yurtlarına sırf ailesinin ekonomik imkânları eksik diye ailesinden ayrı ve dezavantajlı kabul edilen şartlarda yaşamaya zorlanmamalıdır. Hiçbir ana baba, akıl sağlığı yerinde olan hiçbir ana baba, sırf ekonomik imkânları yetersiz diye canının parçası olan evladını bu yurtlara vermek zorunda kalmamalıdır. Bu, bir insanlık ayıbıdır. Son zamanlarda Kurumun bu minvalde çalışmalarından haberdarım ama hem bir mevzuat eksikliğinin yaşandığını, zaman zaman istismarların olduğunu da gözeterek bu konudaki çalışmaların çok daha yaygın ve bir ciddiyet içerisinde sürdürülmesinin önemli bir eksiklik olduğu inancındayım.

Değerli milletvekilleri, devlet katında Kurum sakini çocuklar ile Kurumda sürekli kalan çocuklar ile suça bulaşmış, suça itilmiş, nasıl tanımlarsanız tanımlayın, suçun mağduru ya da faili olan çocukların aynı kurumda kalmaya zorlanması kadar büyük bir hata olamaz. Bugün Kurum görevlilerinden aldığım bilgilere göre de en büyük problemlerden bir tanesi budur. Sayın Bakanım, istirham ediyorum, adli kurumlar özellikle suça maruz kalan ya da suça itilen çocukları kurumlardaki kurum sakini çocuklarla aynı kurumlarda kalacak şekilde kararlar veriyor. Ortada bir kurum eksikliği var. Bunu taş atan çocuklar meselesinde de Komisyonda Sayın Genel Müdürümüzün de olduğu atmosferde de defalarca ifade etmiştim. Bu kategorideki çocuklar yaşam tarzları itibarıyla disiplinden hoşlanmıyorlar, birçoğu ne yazık ki madde bağımlısı ve Kurumda kalan, Kurum sakini olan ve henüz dış dünyanın riskleriyle yeterince tanışmamış çocuklar üzerinde çok ciddi olumsuz etkiler bırakıyorlar. O sebeple mutlaka devlet bu sorunun farkında olup, yeni bir kurum oluşturmalıdır diye ifade ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakandan özellikle bir hususta istirhamda bulunmak istiyorum. Biz ilimizde, Ordu’da -ki, muhtemelen her milletvekilimiz de yaşıyor- özellikle dinî bayramlarda, şehir protokolü bayramlaştıktan sonra Çocuk Esirgeme Kurumundan başlayan bir ziyaret trafiği yaşanıyor ve burada, arkadaşlar, o Kurumda kalan çocuklar âdeta gelen heyete, resmî heyete şirinlik yapmaya zorlanır gibi bir seremoni içerisinde bulunuyorlar. Bu çocukları diğer çocuklardan farklı insanlarmış gibi bir komplekse sokmanın ya da içinde bulundukları trajediyi onların yüzüne vurmanın, üstelik bütün bunları basın önünde, reklam kokan bir fotoğraf içerisinde yapmanın ben insanlığa yakışmadığı inancındayım. Sayın Bakanım, lütfen bu uygulamaya engel olun. Bunun için bir yasal düzenleme mi gerekir, bir genelge mi gerekir bilemiyorum ama “Bu çocuklarımızı bu rencide edilmişlikten lütfen kurtarın.” diye, özellikle sizden istirhamda bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, Kurum içerisinde en önemli problemlerden bir tanesi de personel hususunda yaşanıyor. Kurumun nitelikli personele ihtiyacı varken, her geçen gün uzman personel azaltılırken, bu İktidarın KPSS’de kazanamayan, memur yapılamayan yandaşlarını bir şekilde kamu kurumlarına yerleştirme stratejisine dönüşmüş taşeronlaşmanın da en somut örneklerini burada yaşıyoruz. Sayın Bakanım, Türkiye’de belki kapısından içeriye -sıfatı ne olursa olsun- niteliksiz, özel eğitimden geçmemiş bir insanın girmemesi gereken tek kurum varsa burası. Bu kurumlarda kalan yaşlılar, özürlüler ve çocuklar, tabii olarak yaşadıkları hayatın sonucu olarak birtakım davranış bozuklukları da göstermeye müsait durumdalar. Bu kurumlara siz yetişmemiş eleman gönderirseniz, gerekli nitelikleri taşımayan elemanlar gönderirseniz, ne yazık ki basına da yansımış olduğu üzere, şiddet olaylarıyla, ne yazık ki yüz kızartıcı cinsel istismar olaylarıyla karşılaşırız. Basından taradım, maalesef devlet, kendi uhdesine teslim edilmiş çocukların iffetini koruyamaz duruma düşmüştür ve bu eylemleri yapanlar -tabii ki bütününü suçlamıyorum ama- genelde, taşeron olarak çalıştırılan insanlardan neşet eden eylemlerdir. Bu konudaki tutumunuzu bir kez daha gözden geçirmenizi istirham ediyorum.

Sürem maalesef kalmadı.

Değerli milletvekilleri, Kurum çalışanları Başbakanlık personeli olmasına rağmen, o sıfattan doğan sosyal haklara sahip olmamanın da üzüntüsü içerisindeler. Bu konuda da bir çalışma beklediğimizi ifade ediyor, bütçelerin hayırlı olması dileğiyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yalçın.

İzmir Milletvekili Şenol Bal…

Buyurunuz Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ŞENOL BAL (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü ve Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü bütçesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygılarımla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, bir ülkede adaletsizliklere, zulümlere, yolsuzluklara, haksızlıklara tahammül edildikçe o ülkede adaletsizlik, zalimlik, yolsuzluk, haksızlık, eziyet katlanarak artarmış. Sekiz yıldır ülkemizin manzarası bu. “Aydınları, yazarları, şairleri haykırmayan bir millet, sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir.” diyor Mehmet Emin Yurdakul. İşte milletimizin duygularına tercüman olması gereken aydınlarımıza, şairlerimize, yazarlarımıza bu mısrayı ithaf ediyorum bu kürsüden.

Sayın milletvekilleri, cumhuriyet ile kavgalı, millî ve üniter devlet yapısından rahatsızlık duyan, cumhuriyetin millet ve millî kimlik anlayışını bir türlü kabullenmemiş, geçmişteki hastalıklı bir zihniyetin bugünkü uzantısı olan ve cumhuriyetin tüm nimetlerinden faydalanarak seçilip sekiz yıldır işbaşında olan AKP İktidarının 9’uncu bütçesini görüşüyoruz. Evet, iktidara sesleniyorum: Sekiz yıllık süreçte “dönüşüm” ve “değişim” gibi millete yeni ve sihirli tesir yaratan kavramları iyi kullandınız. Yanınıza rakamlı cumhuriyetçileri, liberalleri, eski bir kısım Marksist’i, etnik bölücüleri, menfaat odaklarını ve cemaatleri alarak “insan hakları”, “kadın hakları”, “demokrasi” gibi evrensel kavramların içini boşaltıp cumhuriyetimizin, üniter ve millî devlet yapımızın vidalarını sökmeye ve toplumsal dengeleri darmadağın etmeye çalıştınız, hâlen çalışıyorsunuz. Demokrasiyi, etnik bölücülüğü siyasallaştırmak için kılıf yaptınız. Ee, seçimler yakın, gerçek yüzünüzü artık gizlemeye çalışıyorsunuz, yapmak istediklerinizi ertelemek zorunda kalıyorsunuz. Hâlen başaramadınız, başaramayacaksınız. Çünkü, biz varız, Milliyetçi Hareket var ve yine Milliyetçi Hareketin arkasında foyalarınızı anlayan yüce Türk milleti var. Bunu gayet iyi biliyorsunuz.

Bütçe tartışmalarının bu oturumunda konumuz, aile ve kadın. Sayın milletvekilleri, aile yapımız, hiçbir dönemde olmadığı kadar sarsıntı geçiriyor. Özellikle yoksulluk ve ekonomik sıkıntıların aileye olumsuz etkileri ortadadır: Geçimsizlik, aileden kopmalar, aile içi çatışmalar, şiddet, intiharlar ve boşanmalar. Ki, son beş yılda boşanmalar yüzde 40 oranında artmıştır.

Sayın milletvekilleri, ailenin Türk toplumunun temeli olduğu gerçeği, ailenin korunması için devletin gereken tedbirleri almakla yükümlü olduğu bilinciyle aileyi desteklemek devletin bir görevidir. Nüfusun yaklaşık yüzde 20’sine yakını yoksulluk sınırının altında. Ailelerin yoksulluğu eskiden daha çok kırsalda olurdu. Ama bu yoksulluk, bir şekilde, akraba desteği, bahçelerinde yetiştirdikleri sebze, tahıl ve hayvanlar sayesinde hissedilmiyordu. Bugün, ailelerin kentlere göç etmesi, kırsalla bağının kopması, kırsaldaki kaynaklarının azalması, kentlerde işsizlik nedeniyle eskiden “nöbetleşe” olarak adlandırılan yoksulluktan kalıcılaşan yoksulluğa geçilmiştir ve kalıcılaşan yoksulluğun son yıllarda oranlarına bakıldığında ne kadar yükseldiği ortadadır. Sadece yeşil kart alanların sayısı 10 milyonu aşmıştır.

Sayın milletvekilleri, devlet yardımları, başvuru esasına göre ve düzensiz bir biçimde verilmektedir. Hizmet ihtiyacı başvuru ile sınırlandırılabilir mi sayın milletvekilleri? Düzensiz yardımların yarattığı belirsizlikler nedeniyle kişilerdeki sürekli yarın kaygısının aile üzerindeki psikolojik ve sosyolojik etkisini iyi değerlendirebiliyor musunuz? Verilen yardımlara ve kişi sayısına bakıldığında, en dezavantajlı, en yoksul yüzde 6’lık kesimin çok az bir kısmına ulaşıldığı görülmektedir. Geri kalan ne durumdadır? Yine soruyorum: Sadece eşlerden birinin asgari ücretle çalıştığı bir aile yoksulluk sınırının altında yaşamıyor mu? Çalışan yoksullar da sosyal yardım kapsamına alınmalıdır.

Bütçe görüşmelerinde Maliye Bakanının açıklamalarını hayretle izledim. 2002’deki asgari ücret ile 21 kilogram et alınırken bugünkü asgari ücretle 24 kilogram et alındığından övünçle bahsetti. Aradaki fark olan 3 kilogram 30’a bölündüğünde günlük 100 gram et yapıyor. Bununla övünüyor Bakan. Peki, kiralar, ulaşım, giyecek gibi diğer geçmişle mukayese edilmeyecek fiyat artışları neden dile getirilmiyor. İnsanlarla alay etmeyiniz.

Sayın milletvekilleri, cumhuriyet, bizleri, tebaa ve kul olmaktan kurtararak cinsiyet, etnik köken, mezhep, din ayrılığı yani hiçbir ayrımcılık olmadan eşit vatandaş olma hakkına kavuşturdu. Sosyal yardım ve destekler, vatandaş olmaktan gelen hak temelli, devletin yerine getirmesi gereken zorunlu bir görev olarak algılanmalıdır. Türkiye'de bu İktidar döneminde ihtiyaç sahiplerine sosyal devletin yardımlarının sadaka veriyor gibi, bakın ben size yardım yapıyorum, lütfediyorum, kullarım, tebaam benim, kıymetimi bilin der gibi, oyunuzu bana verin, der gibi imaj yaratılıyor. Her şey zaten bu ülkede Başbakanın: Benim halkım, benim bakanım, benim polisim, benim arabam… Bu anlayıştan vazgeçilmelidir. Sosyal yardımlar hak temeline dayandırılmalıdır.

AKP sekiz yıldır, işine geldiği için, sosyal yardım ve sosyal hizmetler sisteminin bütünlüğünü sağlayamadı. Sistem bakanlık ve teşkilat bakımından çok başlı. Çerçeve bir sosyal yardım yasası bile çıkarılmadı. Objektif kriterler nelerdir, belli değil. Ayni yardımlar yerine nakdî yardımlar, sosyal yardıma ihtiyaç duyan tüm kişilere yaygınlaştırılırsa daha adaletli olmaz mı?  Standart nakit transferi çerçevesinde çocukların okul masraflarını karşılamak üzere kadınlara verdiğiniz miktar yeterli mi, düzenli mi, hangi şehirlerde yoğunlaşıyor? Primli sistem içinde işleyen ve aile kurmaktan doğan sosyal güvenlik risklerine karşı aileye sosyal güvenlik yardımı sağlayacak aile yardımları sigortasını yürürlüğe sokmayı düşünmüyor musunuz? Aile danışma merkezlerinin ve toplum merkezlerinin tüm nüfusa uygun şekilde yaygınlaştırılmasını bir türlü sağlayamadınız. İnşallah bunları biz yapacağız. Sosyal yardım ve sosyal hizmetlere daha fazla kaynak ayıracağız. Sağlanan yardımların da standartlarını yükselteceğiz.

Sayın milletvekilleri, gelelim kadınımızın durumuna: Dünya Ekonomi Forumunun küresel cinsiyet eşitsizliği endeksinde yüz otuz dört ülke içinde Türkiye 126’ncı sırada yer aldı. Siyaset, eğitim, istihdam ve sağlık alanlarında kadının durumunu ortaya koyan raporda Türkiye, Güney Afrika’nın da gerisinde, Katar, Mısır, Mali, İran, Suudi Arabistan, Pakistan, Çad ve Yemen ile en kötü durumda olan ülkeler arasında. Kısaca, cinsiyet eşitsizliğinde sınıfta kaldık.

Değerli milletvekilleri, sizlere iktidar milletvekilleri olarak soruyorum: Siz kadınlara önem veriyorsunuz öyle mi! Yardım kuyruklarında ezilmeyi göze alan, itilip kakılan, pazarda döküntüler içinde yiyecek toplayan kadın manzaraları karşısında üzülüyor musunuz? Bu kadın resmini kendi eşinizle, kızınızla, ananızla, bacınızla yan yana koyup bir empati yapın. Siz kadınlara önem veriyorsunuz öyle mi! Devri iktidarınızda iş gücüne katılma oranı giderek düşen ve istihdam edilebilirliğin yüzde 22’lerde, yani Arap ülkelerinden bile daha düşük olan kadınların durumu, kayıt dışı çalışmasının yüksek oranı sizleri ilgilendiriyor mu? Siz, kadınların gücünün, kabiliyetinin, enerjisinin ülke hizmetine yansıtılmasının sürdürülebilir kalkınmayla doğrudan bağlantılı olduğunu algılayabiliyor musunuz? Yoksa siz, sadece kadınların analık duygularını, inançlarını istismar edip, onların oylarından beslenmeyi sürdürmeyi mi düşünüyorsunuz? Siz, kadınlara önem veriyorsunuz öyle mi! Son yedi yılda kadın cinayetlerinin yüzde 1.400 arttığı, sadece 2010 yılının ilk yedi ayında 300’ü aşkın kadının cinayete kurban gittiği, 500 kadının tecavüze, bin kadının cinsel saldırıya uğradığı, 7 bin kadının aile içi şiddetten hastaneye başvurduğu ülkemizde bu artışın sebebini nasıl değerlendiriyorsunuz? Her alanda şiddet artıyor. Ülkenin Başbakanı kavgadan besleniyor, toplumu cepheleştiriyor, kutuplaştırıyor. Kadınları bile başörtülü, başı açık diye birbiriyle çatıştırıyor, araya nifak sokuyor. Siz, kadınlara önem veriyorsunuz öyle mi! Seksen üniversite açıyorsunuz, ama birisine Türk kadını olan Nene Hatun’un adının verilmesini bile uygun görmüyorsunuz.

Sayın milletvekilleri, biliyor ve inanıyorum ki kadınlarımız oylarıyla bu genel seçimde birlik ve beraberliğimize, ülkemizin bölünmez bütünlüğüne sahip çıkacak, bu illüzyon cambazı aldatma ve kandırma iktidarına gerekli dersi verecektir. Kadınlarımız, bu ülkenin varoluş felsefesine sahip çıkan ve gerçek adaletin tecellisi için mücadele eden Milliyetçi Hareket Partisinde birleşecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bal.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Atila Emek, Mehmet Fatih Atay, Tekin Bingöl, Nevingaye Erbatur, Canan Arıtman konuşacaklardır.

İlk söz Antalya Milletvekili Atila Emek’e ait.

Buyurunuz Sayın Emek. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ATİLA EMEK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gümrük Müsteşarlığı bütçesiyle ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlarken Grubum ve şahsım adına yüce Meclisi saygılarımla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, kamu idaresi içinde uzun bir geçmişi olan Gümrük Müsteşarlığının çalışmalarını iki başlık altında toplamak mümkündür. Birincisi, ticareti kolaylaştırmak, rekabet gücünü arttırmak ve haksız rekabeti önlemektir. Dış ticaret istatistiklerine baktığımızda 2010 yılı Ekim ayında 2009 yılının aynı ayına göre ihracatın 8,8 oranında artarak 10,982 milyon dolar, ithalatın ise 35,5 artarak 17,310 milyon dolar olarak gerçekleştiğini görüyoruz.

Buna göre, aynı dönemde dış ticaret açığı 2,677 milyon dolardan 6,328 milyon dolara ulaşmış ve 2009 Ekim ayında yüzde 79 olan ihracatın ithalatı karşılama oranı 2010 Ekim ayında 63,4’e gerilemiştir.

Sayın milletvekilleri, bu rakamlardan 2009 yılı Ekim ayına göre ihracat zorlaşırken ithalatın kolaylaşmış olduğunu görebiliyoruz. Kuşkusuz, ihracat, ithalat ve dış ticaret hacmi siyasi iktidarın uyguladığı, bilim, eğitim, teknoloji ve sanayi politikaları yanında para ve maliye politikalarıyla yakından ilgilidir. Ancak, AKP İktidarının, bırakınız ekonomik dönüşümü sağlayacak bilim, teknoloji ve sanayi politikalarını, para ve maliye politikalarının dahi olmadığını biliyoruz. Sanayi üretimimizle dış ticaretimiz sıcak para girişine endekslenmiş durumdadır.

Gümrük Müsteşarlığının ikinci faaliyet alanı ise, her türlü kaçakçılığı engellemek, özellikle gümrük kaçakçılığını ortadan kaldırmak en önemli görevleri arasında yer almaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gümrük Müsteşarlığının bu temel işlevine ve çalışmalarına karşın sınırlarımızda kaçakçılığın tam anlamıyla önlenemediği, yasa dışı ticari faaliyetlerin sürdüğü acı bir gerçek olarak ortadadır. Sayın Bakan da bütçenin Komisyonda görüşülmesi sırasında yaptığı değerlendirmede “Kaçakçılar, maalesef, her zaman olduğu gibi bu zamanda da değişik yöntemler kullanmak suretiyle kaçağa tevessül etmekte.” ifadesiyle bu durumun varlığını kabul etmiştir. AKP iktidarları döneminde dış ticaretin kolaylaştırılmasına yönelik ciddi bir girişimde bulunulmadığı gibi Türkiye'nin gümrük kapıları yol geçen hanına dönmüş bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Gümrük Müsteşarlığının çalışma alanlarında kaçakçılık ve yolsuzluk önemli sorunlar olarak varlığını sürdürmektedir. Akaryakıt, şeker ve canlı hayvan başta olmak üzere, çok ciddi boyutlarda kaçakçılık yaşanmakta ve ülke ekonomisine önemli oranda zarar vermektedir. Bu konularla ilgili çevrelerden alınan bilgilere göre, ülkemizde tüketilen akaryakıtın önemli miktarı kaçak olarak yurdumuza girmekte ve bunun parasal değeri yaklaşık 4,5-5 milyar dolara yaklaşmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, diğer taraftan 1 milyon tonun üzerinde şeker kaçakçılığının yapılması ve AKP İktidarı tarafından şeker pancarına konulan kotalardan dolayı şeker pancarı ekimi yapan üretici, çiftçi mağdur edilmekte, yaklaşık 2 milyon dekar arazide pancar tarımı yapılamamaktadır. Bu durum tarımda ve sanayide istihdamı olumsuz etkilemekte ve bunun doğal sonucu olarak 2 milyona yaklaşan insanın işsiz kalmasına neden olmaktadır. Aynı şekilde çay, içki, canlı hayvan, et ve et ürünleri ile insan kaçakçılığının ulaştığı boyutlar da çok yüksektir.

AKP İktidarında gümrük müfettişleri çalıştırılmamakta, baskı altında tutularak sindirilmektedir. Görevini namusuyla yapan müfettişler hakkında soruşturmalar açılmakta ve haklarında açılan davalar sürdürülmektedir. AKP’ye yakın kişi ve çevrelerle ilgili gümrük müfettişlerinin yaptığı işlemler kovuşturmaya tabi tutulmakta, görev yerleri ve çalışma alanları açısından da haksızlıklara maruz bırakılmaktadır. Özellikle çay kaçakçılığıyla ilgili bir sorunun hâlâ yargıda gündemde olduğu, AKP’ye yakın bir kişiyle ilgili olan bu durumun soruşturmayı yapan gümrük müfettişleri ve Teftiş Kurulu Başkanının başına neler açtığını çok yakından bilmekteyiz. Bu durumun iktidar çevrelerince nasıl kullanıldığı ve özellikle gümrük müfettişlerinin nasıl baskı altına alındığının somut örneği budur. Bu dosya Yargıtaydadır ve Yargıtaydan da şu anda lehe olan bir bozma noktasında yani sanık aleyhine bir bozma durumunun ortaya çıktığı açıkça görülmektedir.

Sayın milletvekilleri, AKP İktidarı, devletin diğer kurumlarında yaptığı kuşatma ve tahribatı Gümrük Müsteşarlığı bünyesinde de gerçekleştirmektedir. Yeni Müsteşarın göreve gelmesiyle birlikte, özellikle personel üzerinde olumsuz etkilerini sürdürmektedir.

Değerli milletvekilleri, Gümrük Müsteşarlığı Teşkilat Kanunu Tasarısı ülkemizin gündemindedir. Kurumun ve ülkemizin ihtiyaçlarına göre en iyi şekilde yasanın düzenlenmesi sağlanmalıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle, Gümrük Müsteşarlığı bütçesinin kuruma ve ülkemize hayırlı olmasını diler, yüce Meclise saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Emek.

Aydın Milletvekili Mehmet Fatih Atay… (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Atay.

CHP GRUBU ADINA M. FATİH ATAY (Aydın) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Devlet Personel Başkanlığı hakkında Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, Devlet Personel Başkanlığı, kamu personel rejiminin ilke ve politikalarını belirleyen, kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilatlanmasında ve Başkanlığın görev alanına giren mevzuatın uygulanmasında kurumlar arası birlikteliği sağlayan önemli bir kamu kuruluşudur.

Devlet Personel Başkanlığı, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan devlet memurlarının hizmet şartları, nitelikleri, atanmaları, yetiştirilmeleri ve yükümlülükleri 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda düzenlenmiştir. Devlet Memurları Kanunu’nda dört tür çalışanımız vardır: Birincisi memurlarımız, ikincisi sözleşmeli personel, üçüncüsü geçici personel, dördüncüsü de işçilerimizdir. Devlet Personel Başkanlığının görev alanına giren genel ve özel bütçeli bütün idarelerdeki toplam çalışan sayısı 2 milyon 90 bin civarındadır. Bunun 1 milyon 810 bini memur, 186 bini sözleşmeli personel, 94 bini de işçidir. Kamuda çalışan özürlü memur sayısı ise, 2009’da 207 özürlü memur alınmış, 2010’da 7.735 özürlü memurla toplam 21.900’e ulaşmıştır. Bu oran çok azdır çünkü yasa gereğince kamu kurum ve kuruluşlarında memur olarak çalışan, kadroları dolduranlarımızın sayısının yüzde 3’ü kadarını devletimiz özürlü personel olarak istihdam etmek zorundadır. Bunu oran olarak vurduğumuz zaman, 50 bin civarında özürlü personel çalıştırmak zorunluluğumuz vardır. Devletin bu konudaki sorumluluğunu bir an önce yerine getirmesini umuyorum.

Sayın milletvekilleri, Devlet Personel Başkanlığının bir başka görevi de vardır, o görevi de personelin eğitimiyle ilgilidir. Eğitimin kaliteli, personel hizmetlerinin daha sağlıklı yapılabilmesi için eğitim gerekmektedir. Sanıyorum son zamanlardaki, ülkemizin gündemini işgal eden konularda da kolluk kuvvetlerimizin amirlerinin öncelikle bu eğitimden acilen geçmeleri gerektiğini düşünüyorum.

Sayın milletvekilleri, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan personellerin aynı işi yapmaları hâlinde farklı statüde olmaları ve farklı maaş almaları, bir, eşitlik ilkesine aykırıdır. Siz, iktidarınız döneminde sürekli olarak hizmetleri birleştirmekten övünüyorsunuz, biz de muhalefet olarak burada sizlere öneriyoruz, diyoruz ki: Gelin, böyle 4/B, 4/C gibi bütün bu kavramları bitirelim, Tekel işçilerinin sorunlarını çözelim, hepsiyle ilgili olarak ortak bir düzenleme yapalım, hepsi eşit statüde olsun. Herkes hizmetine, eşitliğine, çalışmasına göre ücretini alsın. Bunu, muhalefet olarak biz destekliyoruz. Buyurun Sayın Bakan, bunu yapın. Arkadaşınızla sohbetiniz bittiyse, dinliyorsanız Sayın Bakanım.

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Dinliyoruz biz.

M. FATİH ATAY (Devamla) – Dinliyorsunuz, evet, çok dinlediğinizi görüyoruz sizin.

Demokratik ülkelerde aynı işi yapan insanların farklı statüde olmaları en temel hak olan eşitlik hakkının zedelenmesini ortaya koyar.

Memur alımı deyince AKP İktidarının aklına nedense ilk önce Diyanet Başkanlığı geliyor. Diyanetten sekiz yıllık süre içerisinde 22.661 tane personeli açıktan atamışsınız, açıktan. 22 bin personeli... Bu ülkede kamuda çalışan imamlar doktorlardan fazla. Bunun 3 bin tanesini de “Siz çok bilgilisiniz, deneyimlisiniz, dinayette imamlık yapmanıza gerek yok...”

CELAL ERBAY (Düzce) – Diyanet, Diyanet...

M. FATİH ATAY (Devamla) – “...RTÜK’te etkili ve yetkili yerlere gidebilirsiniz.” diye görevlendirmişsiniz, yatay geçiş yapmışsınız. Diyanete alırken açıktan atama, başka özellikler arıyorsunuz, devletin başka kurumlarına girerken zorlanan insanların hakkını gasbediyorsunuz. Böyle bir hakkınız yok sizin.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin Grup Başkan Vekili bütçenin geneli üzerinde burada konuşma yaparken “Biz iktidara gelirken yoksullukla ilgili, yasakların kalkmasıyla ilgili ve yolsuzlukla ilgili iddialarda bulunduk ve bunları başardık.” dedi. Soruyorum Sayın Bakan, yoksullukla ilgili, 2002 yılında iktidara geldiğinizde açlık sınırında ve yoksulluk sınırındaki insan sayımız kaçtı, bugün sekiz yıllık iktidarınızda açlık sınırında ve yoksulluk sınırındaki insanlarımızın sayısı kaçtır?

Yasakların kalkmasını söylüyorsunuz. Yasakların kalkması... Siz bir vefa borcu ödediniz, sizin anlayışınızdaki yasakların kalkması eski Genel Başkanınız Necmettin Erbakan’ı affetmek anlamına geliyordu. O da gitti, partinin başına geçti. Nasıl bir yasak kaldırma bu? Nasıl özürlü olarak... Onun için özel bir yasa çıkardınız bu Parlamentoda, özel yasa çıkardınız.

Sayın milletvekilleri, yolsuzluk deyince... KPSS’de usulsüzlük yapıldı, sınav soruları çalındı. Yine, polis okulunun sınavlarında aynı işlem yapıldı. Eski Maliye Bakanının oğlu mısır ithal edilirken vergiler düştü, ithalat bitince vergiler arttı. Eski Maliye Bakanınız devlet memuru, milyon dolarlık elektrik termik santralleri yapmak üzere lisans alıyor. Hiç mi vicdanınız sızlamıyor sayın milletvekilleri? Hiç mi vicdanınız sızlamıyor? Maliye Bakanının oğlu babası bakan oluncaya kadar normal bir ticaretle uğraşıyor, babası bakan olunca bir anda Türkiye'nin ilk beş yüz şirketinin sahiplerinden birisi oluyor. TÜSİAD’daki bütün ticaretle uğraşanların Maliye Bakanının oğlunun zekâsından faydalanmaları gerekiyor arkadaşlar, faydalanmaları gerekiyor. Ben inanıyorum ki, hepinizin içinin sızladığını, vicdanınızın sızladığını biliyorum. Ama bunun bir tek gerekçesi var arkadaşlar: Siyasi Partiler Yasası’nı değiştirmemiz gerekiyor. Siyasi Partiler Yasası’nı değiştirerek, milletvekili olmak genel başkanın iki dudağının arasında olmamalı. Ben iddia ediyorum, Genel Başkanınız buraya çıksa, Sayın Başbakan çıksa buraya, eline bir bardak süt alsa “Bu siyah.” dese “beyaz” diyecek AKP’li milletvekili tanımıyorum ben.

RECEP KORAL (İstanbul) – Siz neredeydiniz bugüne kadar?

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Blok liste mi, çarşaf liste mi? Önce onu duyalım.

M. FATİH ATAY (Devamla) – Evet, sakın söyleme, bak bir daha seçilemezsin. Genel Başkanının lafının üstüne laf koyamazsın. Seçilemezsin, sakın laf etme bak. Sakın laf etme.

Değerli milletvekilleri…

RECEP KORAL (İstanbul) – Neredeydiniz şimdiye kadar ya?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Beş ay kaldı, beş ay.

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Blok liste mi, çarşaf liste mi?

M. FATİH ATAY (Devamla) – Bak bu kayda geçiyor, senin için iyi olmaz Değerli Kardeşim, senin için iyi olmaz. Genel Başkanınızın lafının üstüne laf koymayın.

RECEP KORAL (İstanbul) – Vay, vay! Neredeydiniz şimdiye kadar?

M. FATİH ATAY (Devamla) – Değerli milletvekilleri, böyle bir siyaset anlayışı olabilir mi? Genel başkanının yaptığı yanlışlara “Bu yanlıştır.” diyemeyen bir parlamenter sistemden söz edilebilir mi? Bağımsız yargıdan söz edilebilir mi? Mümkün mü bu? Ama siz…

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Baykalcısınız siz…

M. FATİH ATAY (Devamla) – Ben ön seçimle geldim Beyefendi,  ben ön seçimle geldim. Ben öyle, genel başkanın iki dudağının arasında gelmedim.

AHMET YENİ (Samsun) – Cumartesi görürüz, cumartesi!

M. FATİH ATAY (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Türk Telekom’da yolsuzluk var. Üzerine gidebilecek misiniz Türk Telekom’un? Beş buçuk yıl…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

M. FATİH ATAY (Devamla) – Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Atay, teşekkür ederiz.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, saat 14.00’e kadar ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 13.09

 

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Fatih METİN (Bolu), Yusuf COŞKUN (Bingöl)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 34’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı beşinci tur görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Tekin Bingöl’e aittir.

Buyurunuz Sayın Bingöl. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü ile Özürlüler İdaresi Daire Başkanlığının bütçeleri üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Üzerinde konuştuğum kurumlar sosyal devletin yurttaşlarına sosyal hizmet sunmak üzere kullandıkları kurumlardır. Bu kurumlardan yoksullar, kimsesizler, çaresizler ve engelli kardeşlerimiz hizmet almaktadırlar. Dolayısıyla bu kurumların işleyişi, personel anlayışı ve hizmet sunumları son derece önem arz etmektedir.

Sayın Bakan Plan ve Bütçe Komisyonundaki sunuş konuşmasında Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun bütçesinin 2002 yılında 121 milyon iken 2011 yılında 3 milyar 279 milyon Türk lirasına ulaştırıldığını, bunun da yüzde 2.700 civarında bir artışa tekabül ettiğini ifade etmiştir. Bu son derece memnuniyet verici bir olaydır. Elbette sosyal hizmet veren bu tür kurumların bütçelerinin artırılması, yeterli olmasa dahi, son derece mutluluk vericidir. Bu anlamda da Plan ve Bütçe Komisyonundaki Cumhuriyet Halk Partili üye arkadaşlarımız sekiz yıldır, başta SHÇEK olmak üzere, bu tarzdaki kurumların bütçelerini hep desteklemiş ve katkı koymuşlardır.

Bütçedeki bu artışlar bu kurumların anlayışına, yönetim tarzına, personel politikalarına ve hizmetine ne ölçüde yansımıştır, bir de ona bakmak lazım.

Değerli milletvekilleri, maalesef, 2002-2010 yılları aralığında Türkiye’de 5 bin çocuk, başta hırsızlık olmak üzere gasp, adam yaralama, adam öldürme suçlarından mahkemeye çıkarılmışlardır. Bugün sokaklardaki çocuk sayısı 30 binlere ulaşmıştır. Maalesef, Türkiye’de alkol ve uyuşturucu madde kullanım yaşı on ikilerin altına düşmüştür. Yine, kurulduğu günden bugüne kadar geçen süre içerisinde AMATEM’lerde tedavi altına alınanların 4 katı artışında en büyük payı çocukların ve bunların önemli bir kısmının da yurtlarda kalan çocukların oluşturduğu da bir başka gerçekliktir.

Değerli milletvekilleri, personel politikalarına baktığımızda, maalesef, iktidarın, diğer kamu kuruluşlarında olduğu gibi bu sosyal hizmet sunan kurumlarda da özelleştirme ve taşeronlaştırma anlayışının hüküm sürdüğünü görmekteyiz. Özellikle SHÇEK bünyesinde özel bakımevlerinde barınan çocukların ve yaşlıların hizmet alımlarında çok ciddi aksaklıklar vardır. Arkadaşlarımızın bu aralar yaptıkları ziyaretler çok açık bir şekilde ortaya koymuştur ki buralarda çok ilkel koşullarda hizmet sunulmaktadır.

Aslında SHÇEK’in ve sosyal hizmet kurumlarında çalışan personelin de niteliklerine bakmakta büyük yarar var. Maalesef, bu kurumlarda nitelikli, eğitimli, en azından davranış psikolojisini bilen ya da pedagojik formasyon eğitimi olanların sayısının artırılması gerekirken giderek sosyal hizmet uzmanı elemanların dahi sayısını azaltacak genelgelerle buralar taşeron eliyle hizmet vermeye yönlendirilmiş ve bu durum, maalesef, zaman zaman kamuoyuna ve uluslararası basına yansıyan, hepimizi üzen o çirkinliklerin hâlâ devam etmesine sebep olmuştur.

Değerli milletvekilleri, sokaktaki bir çocuğu dahi yaşadıkları o olumsuz koşullardan kurtarıp hayata tutunmaları için yapılan her çalışma son derece kutsaldır ve son derece önemsenmesi gereken bir çalışmadır ama aslolan, o çocukları, o kimsesizleri, yurttaşlarımızı sokaklara iten gerçek sorunları ortadan kaldırmaktır.

Bu sorunların temelinde hepinizin bildiği gibi yoksulluk vardır. Gandhi “Yoksulluk, şiddetin en kötü biçimidir.” demiştir. Ne kadar haklı söylemiştir. Ülkemizde parçalanmış ailelerin nedenlerini incelediğimizde temelinde, çok önemli bir kısmında yoksulluğun olduğunu görürüz. Keza, aile içi şiddette de temel neden yoksulluktur. Sokakta yaşayan kimsesizlerin, garibanların, cezaevinde yatan insanların büyük bir çoğunluğunun, yoksulluğun ve işsizliğin cenderesi sonucunda o sonuçlara katlandığı hepimizce malum.

Yoksulluk, hayatın her alanında kendisini gösteriyor değerli milletvekilleri. Maalesef Türkiye'de bedenini satarak karnını doyurmaya çalışan 15 bin vesikalı kadın varken yine büyük bir üzüntüyle belirtmek isterim ki 30 bine yakın kadınımız hayatını bedenini satarak karşılamak üzere vesika başvurusu yapmışlardır. Türkiye'de dünyanın çok az ülkesinde olan bir başka realite vardır ki vesikalı ve vesikasız çalışan hayat kadınlarının sayısı bugün 100 bini aşmış durumdadır. İşte bu da yoksulluğun bir sonucudur.

Bir başka realite hapishanelerde yaşanmaktadır değerli milletvekilleri. 2002 yılında Türkiye'deki cezaevi sayısı 524 iken sadece 2000 ile 2009 yılları arasında, Türkiye'de birçok sorunu hallettiğini iddia eden AKP İktidarı döneminde 52 yeni cezaevi açılmıştır ve bugün cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 107’dir. Bu da yetmezmiş gibi geçtiğimiz günlerde Adalet Bakanı yeni dönemde bir müjde vermiştir, “Türkiye'de yeni seksen altı cezaevi açacağız.” demiştir. O cezaevinde yatanların, düşünce suçluları, düşüncelerinden dolayı yatanlar, siyasi nedenlerle yatanların dışındakilerin çok önemli bir kısmı maalesef yoksulluğun, aşsızlığın, işsizliğin sonucunda cezaevlerine girmişlerdir.

Değerli milletvekilleri, toplumun bu sosyal hizmet kurumlarından mutlaka hizmet bekleyen ama dağ gibi sorunları olan bir başka kesimi de engelli kardeşlerimizdir. 2005 yılında 5378 sayılı Yasa çıkarılmıştır. Bu, herkes için, başta engelliler ve aileleri için büyük bir umut kaynağı olmuştur ama gelin görün ki aradan geçen bu beş yıllık süre sonrasında o yasanın mutlaka güncellenmesi ihtiyacı hâsıl olmuştur çünkü engellilerin sorunu artarak süregelmektedir. Engellilerin sorunu iş sorunudur. Bugün İŞKUR’lara başvuran engelli sayısı 110 bini aşmıştır ama maalesef geçtiğimiz yıllarda ödenekleri dahi çıkarılan sadece kamu kurumlarında 53 bin civarında engelli kadrosu boş tutulmakta, yine binlerce özel sektörde yasal zorunluluk nedeniyle iş verilmesi gereken engelli kadroları o engelli kardeşlerimizle buluşturulmamaktadır. Yaklaşık 65 bin engelli kadrosu boşken 110 bin engelli kardeşimiz iş başvurularının umudu içerisinde evlerine hapsolmuş vaziyette beklemektedirler.

Değerli milletvekilleri, engellilerin bir başka önemli sorunu, eğitim sorunudur. Çağımızda çağdaş eğitimin mutlaka yerli yerine oturtulması gerekirken bugün engellilerin eğitim sorunları, eğitim okulları, engellilerin okulları kapatılarak daha da büyük soruna dönüştürülmüştür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Bingöl.

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Aslında sekiz dakikalık süre içerisinde bu çok önemli üç kurumun sorunlarını anlatmak tabii ki mümkün değil ama ben ancak bu kadarını dile getirebildim.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bingöl.

Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur… (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Erbatur.

CHP GRUBU ADINA NEVİNGAYE ERBATUR (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğünün 2011 yılı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini sunmak amacıyla söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Bütçesi üzerinde konuştuğumuz kurumun temel görev alanı, aile kurumu üzerinde çalışmalar yapmaktadır. Bu bağlamda ailenin demokratik bilinç sahibi bireylerden oluşan bir yapıya kavuşturulması ve aile bireylerinin birbirlerine saygı ve sevgiyle bağlanmaları ve her bir aile bireyinin temel hak ve özgürlüklerini yaşayabilmelerini sağlayacak politikalar geliştirilmesi gerekmektedir ancak ne yazık ki baktığımız zaman ailenin, kadının eşit birey olarak yer almadığı ama daha çok erkeklerin egemen olduğu bir sistem olduğunu bugün maalesef görmekteyiz.

Erkek ve kadın arasındaki güç dengesizliğinin ciddi ve yaygın bir sonucu da cinsiyet temelli şiddettir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği tartışmalarının tam da merkezinde bir konu olan kadına yönelik şiddet, ülkemizde hâlâ en yaygın aile sorunu olarak devam etmektedir. Ayrıca, namus adına işlenen cinayetler de kadına karşı ayrımcılık ve kadını kontrol etmenin uç uygulamasıdır ve kadının yaşama hakkını elinden almaktadır.

Bunların önlenebilmesi için, 4320 sayılı Ailenin Korunması Kanunu’nun uygulanmasına ilişkin, gerek kadın örgütlerinin gerek avukat ve hâkimlerin sıklıkla dile getirdiği sorunlarla ilgili araştırmaların bu kurum tarafından yapılması gerekmektedir ama maalesef bunların yapıldığını görmüyoruz. Ayrıca, yapılacak araştırmalarla yasanın uygulamasının nasıl sağlanacağı, aile içi şiddet mağdurlarının nasıl korunacağı ve bunun için hangi platformların oluşturulacağı yani tutarlı bir aile politikasının nasıl oluşturulacağı da gene bu kurumun yapacağı araştırmalarla ortaya çıkmalıdır.

Geleneksel anlayışa göre kadının temel ve birincil görevi annelik ve çocuk bakımıdır. Evet, bu, kadınların sahip olduğu en güzel özelliktir. Gelecek nesilleri yetiştirme görev ve sorumluluğunu yüklenen kadından, bu görevini, ev içindeki komşuluk ve akrabalık ilişkileri çerçevesinde titizlikle yerine getirmesi beklenir ama ailedeki erkekler maalesef bu görev ve sorumluluğu paylaşmazlar, onlar daha çok zamanlarını dışarıda geçirirler ve ev içi sorumlulukların tamamının kadınlar tarafından yerine getirilmesini beklerler ve böylece çalışma yaşamından uzak kalan kadın, aynı zamanda, toplumun diğer yaşam alanlarından da uzak ve kopuk yaşamaktadır. Dolayısıyla, kadınlar karar alma süreçlerine katılamamakta, güçsüz kalmakta ve onların günlük yaşamlarını etkileyecek kararların alınmasında kendilerini etkisiz ve aciz hissetmektedirler. Ailedeki erkek ise kadının güçlenmesini istememektedir, aynen Hükûmetimizin de yaptığı gibi. Neden böyle söylüyorum? Çünkü hâlâ bir kadın valimiz yok. Bu kürsüden sıklıkla dile getiriyorum: Yönetim kademesinde kadınlarımız yok ve hâlâ bir kadın valimiz yok.

Hükûmet politikalarının sonucunda büyük bir uçurum oluşturan gelir dağılımında adaletsizlik, aileyi ve aileyi oluşturan bireyleri, özellikle de kadın ve çocuğu yaralamakta, kadın ve çocuk yoksulluğu pekişmektedir. Ülkemizde insanların yüzde 1’i ulusal gelirin yüzde 49’unu alırken geri kalanı ulusal gelirin yüzde 51’ine ulaşabilmektedir. Yoksul aileler, aile göçleri, kadın ve çocuk emeğinin sömürüsü, aile refahının yetersizliği ve aile parçalanmaları yaşanılan aile sorunları olarak görülmektedir ve ben Sayın Bakanımızdan bu konuda, bu konularda bu kurumun yaptığı araştırmaların neler olduğunu da öğrenmek istiyorum.

Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan “Sosyal Yardım Alanların Yardım Algısı ve Yoksulluk Kültürü” adlı bir araştırma, Hükûmetin eleştirilere hedef olan sosyal yardımlarının ihtiyaç sahibi aileler üzerindeki etkisini çarpıcı bir şekilde ortaya koymuştur. Yapılan yardımlar insanları muhtaç ve bağımlı konuma getirmekte, yardım alanlar çalışma yaşamına girme konusunda gönülsüz olmakta, istihdam sürecinin dışına çıkamamaktadır. Yardım alabilmek için kamuoyu nezdinde, kendi sosyal ortamında, arkadaş çevresi içerisinde yardıma muhtaç damgası vurulan kadın ve çocuk, yoksulluğu çok daha derin yaşamakta ve hissetmektedir.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz ve çeşitli sivil toplum örgütleri, konunun uzmanları Hükûmeti bu araştırmanın öncesinde ve sonrasında defalarca bu yardımların yapılış biçimi konusunda uyardık, sosyal yardımın bireyi küçük düşüren bir biçimde sunulmasının yanlışlığını dile getirdik. Olması gereken, aileyi ve bireyi güçlü kılan ve sosyal devlet ilkesine uygun bir aile politikası belirlemektir. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarının uygulamaya koyacağı aile sigortası politikası bunun başarılı bir örneği olacaktır. Aile sigortası, sosyal refah devletinin ailelere kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmeleri için sağladığı bir gelirdir, ailenin geçimini sağlayan kişi işsiz kaldığında ödenir. Bu gelirle aile temel ihtiyaçlarını karşılayabilir. Aile sigortasıyla kimse işsiz kalmaz. Uluslararası Çalışma Örgütünün kabul ettiği 102 sayılı Sosyal Güvenliğin Asgari Normları Sözleşmesi’nin öngördüğü dokuz sigorta dalından biri olan aile sigortası ülkemizde ne yazık ki uygulanmamaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı, aile sigortası kurumunu hayata geçirerek sadaka dağıtan devletten sosyal devlete geçişin önemli basamaklarından birini inşa etmiş olacaktır. Aile sigortası ile kadını ve çocuğu küçük düşüren, rencide eden, yardım alanı sosyal çevresine ifşa eden sosyal yardım manzaraları son bulacaktır. Aile sigortasında, devlet her ay ailenin banka hesabına insan onuruna yaraşır bir yaşamı sağlayacak miktarı yatıracak ve paranın kullanımı kadının inisiyatifinde olacaktır. Bu uygulama ile aynı zamanda kadının evde daha güçlü konuma gelmesine destek olunacaktır. Hakların sağlanması, uygulanması, korunması ve geliştirilmesi uygulayıcıların temel sorumluluğundadır. “Yasaları çıkardık ama uygulamada sorun var.” demek ülkeyi yöneten Hükûmete yakışmaz, mutlaka gerekli önlemlerin alınması gerekir. Bunun için, toplumsal cinsiyet bakış açısının ülkenin ana plan ve programlarına, yasalara entegre edilmesi ve uygulanması gerekir. Mustafa Kemal Atatürk’ün 1920’lerde vurguladığı gibi, nüfusun yarısı gelişirken diğer yarısının gelişmemişliğiyle toplumsal kalkınma nasıl sağlanabilir? Anayasa’mızda söylendiği gibi –inşallah öyle söylüyordur- kadınlar lehine pozitif ayrımcılık yapmalıyız. Kadının güçlendirilmesi ailenin güçlendirilmesidir. Bu da topluma gelişme olarak döner. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, kadınları güçlü olan bir Türkiye göreceğiz, bunu hep beraber yaşayacağız.

Bu duygularla hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erbatur.

İzmir Milletvekili Canan Arıtman. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Arıtman.

CHP GRUBU ADINA CANAN ARITMAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün 2011 bütçesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizdeki nüfusun yarısını oluşturan kadınların, 36 milyonun yaşamını iyileştirmek, statüsünü yükseltmek için çalışması gereken bu Genel Müdürlük, sekiz yıllık AKP İktidarında acaba görevlerini yapabilmiş midir yoksa yapıyormuş gibi mi vakit geçirmiştir?

Şimdi ülke kadınlarımızın durumuna bir bakalım, bir MR çekelim: Kadınlarımızın durumu kötü, iktidarın kadın düşmanlığı altında giderek de kötüye gidiyor. Kadınların güçlenme alanları olan eğitim, sağlık, çalışma yaşamı ile siyasete ve karar mekanizmalarına katılım alanlarına bakarsak kadınlarımız eğitimsiz, hâlâ 4 milyon kadınımız okumaz-yazmaz, kör cahil durumda. Güneydoğuda 2 kadından biri okumaz-yazmaz. Kadınlarımızın yüzde 41’inin ilkokul diploması bile yok.

Sağlık, kadınların en ciddi biçimde eşitsizliğe uğradığı alanlardan biri. Tüm OECD ve AB ülkeleri arasında anne ölüm oranları en yüksek olan ülke biziz. Ulusal anne ölümleri araştırmasına göre, ülkemizdeki 5 anne ölümünden 4’ü ne yazık ki önlenebilir ölümlerdendir. Kadınlarımızın yaşam hakkını bile koruyamıyoruz. Dünyanın 17’nci büyük ekonomisi olmakla övünürken bu büyük ekonomiden kadınlara gerekli ve yeterli payları ayırmıyoruz. Bu on yedi büyük ekonomisi olan ülkelerin hiçbirinde anne ölüm oranları bizdeki kadar yüksek değildir ve biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak cinsiyete duyarlı bütçelendirme istediğimiz zaman ekonomiden sorumlu bakan hâl⠓Bizim parti politikamızda bu yok.” diyebilmektedir. Kadın sağlığı konusunda hâlâ bölgeler arası eşitsizlik ciddi biçimde sürmektedir. Kadına yönelik şiddet oranlarıyla, tüm AB ve OECD ülkeleri arasında en kötü durumdayız. Kadınların fiziksel şiddete uğrama oranı yüzde 39, cinsel şiddet yüzde 15, her iki şiddetin birlikte görülme oranı yüzde 42. Şiddete maruz kalan her 4 kadından 1’i, orta veya ağır derecede yaralanıyor. Kadınlarımız gebelikte bile yüksek oranda şiddete uğruyor. Kadının eğitimsizliği ve yoksulluğu, şiddete uğrama olasılığını katlıyor. Aile içi şiddet nedeniyle öldürülen kadın oranları AKP döneminde yüzde 1.400 arttı. Türkiye’de bu yedi yıllık süreç içerisinde hiçbir şeyin oranı bu kadar çok artmadı ama kadın katliamları zirve yaptı.

CEDAW 2010 Türkiye Raporu’nda Hükûmete “Gerekli yasal düzenlemeleri yapın, Ceza Yasası’ndaki ayrımcılık içeren maddeleri kaldırın.” diyor. CEDAW Komitesi ayrıca endişelerini dile getirip “Geçici özel önlemleri niye almıyorsunuz? Kadınların ilerlemesini sağlamak için gerekli yerlere neden kaynak ayırmıyorsunuz?” diyor. Türkiye’de kadından yana olan her şeyin ancak yasa ve Anayasa sayfalarında kaldığının, asla yaşama geçmediğinin, bilinçli olarak geçirilmediğinin hâlâ farkına varamadılar. CEDAW Komitesi, raporunda erken yaşta ve zorla evlilikler gibi zararlı geleneksel uygulamaların hâlâ devam etmesi konusunda derin endişe duyduğunu yazıyor.

Ülkemizde her 3 gelinden 1’i çocuk, güneydoğuda ise her 2 gelinden 1’i. Çocuk gelin görülme sıklığı ile ailelerin yoksulluğu doğru orantılı. Güneydoğuda kız çocuklarını evlendirme yolları arasında en çok uygulananlar, başlık paralı evlilik, kan bedeli evliliği ve berdel gibi geleneksel evliliklerdir. Ayrıca, ülkemizin doğusunda, kırsal alandaki yoksul ailelerin kız çocukları, para karşılığı, bu işi meslek edinmiş birtakım aracılar vasıtasıyla batıdaki yaşlı adamlarla evlendirilmektedir. Kız çocuklarının metalaştırıldığı bu evliliklerin çoğunda resmî nikâh da yoktur. Ne yazık ki toplumun benimsediği tüm bu geleneksel evlilikler, kadının ruhsal, fiziksel ve sosyal sağlığı üzerinde olumsuz etki gösterirken kadının insan hakkı ihlallerine de yol açmaktadır. Aile içi şiddet bu evliliklerde daha yoğundur ve bu geleneksel evlilikleri önlemek için Hükûmet, halının altına süpürmekten başka hiçbir şey yapmamaktadır.

Kadınların iş gücüne katılımında da durum içler acısıdır. 90’larda yüzde 34 olan iş gücüne katılım oranı bugün yüzde 26’ya düşmüştür. AKP İktidarında sürekli düşüş gösteren kadının iş gücüne katılım oranları kentlerde yüzde 22’lere kadar inmektedir. Yine, yüzde 22 olan kadın istihdamı oranımızla AB ve OECD ülkeleri arasında en kötü durumda olan biziz. Kadın işsizliği erkeklerinkinden çok daha fazla. Zaten istihdamdaki o az sayıdaki kadınlarımız da genelde düşük ücretli, düşük statülü işlerde ve çoğunlukla da sosyal güvencesiz olarak çalışmaktadırlar.

Siyasal katılımda da kadın oranlarımızla Avrupa’da sonuncu, dünya listelerinde ise liste sonlarında, demokrasiyle yönetilmeyen ülkelerle bir aradayız. Muhtarların bile ancak binde 9’u kadın, belediye başkanlıklarında binde 1 olamadı, ulusal Parlamento yüzde 9, yerel parlamento ortalaması yüzde 4. Yani bu oranlarla kadınlarımızın siyasal katılımı seçilen olarak yoktur. Ülkemizde hâlâ hâkimiyet kayıtsız şartsız erkeklerindir. Karar mekanizmalarında da kadın yok. Hiç kadın valimiz yok, kaymakamların ancak yüzde 2’si kadın, bürokratların da sadece yüzde 7’si kadın. Bu rakamları uzatmak istemiyorum ama ülkenin neresine bakarsanız bakın her alanda kadınlar çok ağır bir eşitsizlik ve ayrımcılık yaşıyorlar.

Kadınlarımızın bu acıklı durumunu zaten uluslararası raporlar da gösteriyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2010 raporunda 234 ülke arasında sondan 8’inci sıradayız. Kadının iş gücüne katılımı konusunda ise aynı raporda listenin sondan 3’üncü sırasındayız. Yani arkadaşlar durum içler acısıdır.

Sekiz yıllık AKP İktidarında kadınlar her alanda geriye gitti. Şiddetten  çocuk evliliğine, töre cinayetlerinden intiharlara, işsizlikten yoksulluğa kadar her şey kadını eziyor, güçsüzleştiriyor. AKP İktidarında kadının geriye götürülmesi projesi uygulanmaktadır. Çağdaş, güçlü kadından Orta Doğu kadınına dönüştürülüyoruz.

Eski Genel Başkanımız “Medeniyetler arasındaki tek fark kadına bakış açısıdır.” der. Peki, AKP’nin kadına bakış açısı nedir? “Kadın-erkek eşit değildir. Gidin, 3 çocuk doğurun.” diyen bir Başbakan, “Kadınların çalışmasına gerek yoktur.” diyen bir bakan. Bu bakış açısıyla kadınların statüsünün yükselmesi mümkün müdür?

Hitler de kadınlara benzer şeyler söylüyordu. Hitler’in kadınlara verdiği rol ve görev, mutfak, çocuk ve kilise idi. Ne büyük bir benzeşme değil mi?

Kadın haklarını türbana indirgeyen, türbanla sınırlayan, bunun ötesindeki tüm kadın haklarını reddeden bir anlayışın egemenliğinde kadınlar ezildiler.

Dünyada kadını örterek, kapatarak, doğurmaya zorlayarak kadın haklarında ilerleme sağlamış, kadının statüsünü yükseltmiş tek bir ülke yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Arıtman.

CANAN ARITMAN (Devamla) – Bir dakika Sayın Başkan…

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Arıtman.

CANAN ARITMAN (Devamla) – Genel Kurulu selamlamak için yarım dakika…

BAŞKAN – Tamamlamış oldunuz. Teşekkür ederiz.

CANAN ARITMAN (Devamla) – Yarım dakika…

Peki Sayın Başkan.

AKP İktidarında gizli bir kadın düşmanlığı vardır.

AHMET YENİ (Samsun) – Kimse duymuyor.

AHMET KOCA (Afyonkarahisar) – Hayda!

ALEV DEDEGİL (İstanbul) – Böyle bir usul yok.

BAŞKAN – Sayın Arıtman…

CANAN ARITMAN (Devamla) – Sekiz yıllık iktidarında…

BAŞKAN – Sayın Arıtman…

CANAN ARITMAN (Devamla) – …kadını güçsüzleştiren, ezen, geriye götüren bu anlayışı…

BAŞKAN – Sayın Arıtman, lütfen yerinize geçer misiniz.

AHMET YENİ (Samsun) – İkna odalarını unutmayın!

CANAN ARITMAN (Devamla) – …nüfusun yarısını oluşturan kadınlar, seçim sandığında geriye, geldikleri yere yollayacaklardır.

AHMET YENİ (Samsun) – İkna odalarını unutmayın!

AHMET KOCA (Afyonkarahisar) – Oradan öyle mi gözüküyor?

BAŞKAN –  Sayın Arıtman, lütfen yerinize geçiniz.

CANAN ARITMAN (Devamla) – Ancak o zaman milyonlarca kadının yüzü gülecektir.

AHMET YENİ (Samsun) – İkna odalarını unutmuyor bu millet!

CANAN ARITMAN (Devamla) – Teşekkür eder, saygılar sunarım.

AHMET KOCA (Afyonkarahisar) – Kürsüyü işgal etme!

AHMET YENİ (Samsun) – İkna odalarını unutmadık!

CANAN ARITMAN (İzmir) – Kadın düşmanları hariç!

AHMET KOCA (Afyonkarahisar) – Kürsüyü işgal etme!

AHMET YENİ (Samsun) – İkna odalarını unutmadı bu millet!

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşacak sayın milletvekillerinin adlarını sırayla okuyorum: Ali Osman Sali, Mustafa Kabakcı, Dilek Yüksel, Halide İncekara, Cafer Tatlıbal, Lokman Ayva, Özlem Müftüoğlu, Safiye Seymenoğlu konuşacaklardır.

İlk konuşmacı Balıkesir Milletvekili Ali Osman Sali. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Söz süreniz beş dakikadır, lütfen uyunuz. Karar bu yöndedir.

Buyurunuz efendim.

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ OSMAN SALİ (Balıkesir) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri;  Gümrük  Müsteşarlığının bütçesiyle ilgili olarak huzurunuzdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bir yandan ülkemizin yer aldığı coğrafi konum, diğer yandan silah ve uyuşturucu kaçakçılığı, gümrüklerimizin önemini her geçen gün daha da artırmaktadır. Ticaret hacmi her yıl artış göstermekte, ticarete konu olan eşyanın çeşitliliği baş döndürücü bir hızla artmaktadır. Bu gelişmelere paralel olarak uluslararası ticaretin yasal zeminde gerçekleşmesi amaç ve hedefi doğrultusunda örgütlenen gümrüklerimizin kanunlar ile kendine yüklenilen görevleri eksiksiz ve tam olarak yerine getirmesi büyük önem arz etmektedir.

Hükûmetimizin ve gümrüklerimizin önem ve öncelik verdiği konular arasında dış ticaretin kolaylaştırılması, yasa dışı ticaretin ise engellenmesi yer almakta, bu konuda her türlü hukuki ve idari tedbirler alınmaktadır. Yasa dışı eşyanın ülkemize girmemesi ya da ülkemizden çıkmamasını sağlayarak ülkenin iç ve dış güvenliğine olan katkısı, bütçe gelirlerimizin önemli bir bölümünü tahsil etmesi, adli kolluk görevi ifa etmesi gibi misyonlarının dışında gümrüklerimiz, ülkemizin dışa açılan penceresi olması nedeniyle temsil ve imaj fonksiyonuna da sahiptir.

Değerli arkadaşlar, ülkenin mali çıkarları, millî güvenlik ve emniyeti, kamu sağlığı, çevre ve tüketiciler ile fikrî ve sınai mülkiyet haklarının korunması konularında önleyici, caydırıcı, mücadele edici çok önemli görevler üstlenen Gümrük Müsteşarlığı klasik gümrük idaresi anlayışında da köklü değişikliklere gitmiştir.

Kaçakçılıkla mücadele için mevzuat, personel ve idari altyapısının fiziki ve teknik yönlerinde yenileme ve iyileştirme çabaları büyük ölçüde gerçekleştirilmiştir. Bugün itibarıyla gümrüklerimiz vergi tahsilatı yapan kurum hüviyetinden çok, farklı alanlara ilişkin politikaların uygulayıcısı ve denetleyicisi konumuna gelmişlerdir.

Gümrük Müsteşarlığında önemli ve kalıcı adımlar atılmaktadır. Bunlardan birkaçı: İhtiyaca göre mevzuatın yenilenmesi ve güncellenmesi suretiyle dış ticaret erbabına sağlanan kolaylıklar, otomasyonda yapılan atılımlar, yap-işlet-devret modeli, Avrupa Birliği projeleri, kanun düzenlemeleri bunlardan bazılarıdır.

Gümrük idarelerinde ithalat, ihracat işlemlerinin yüzde 100’ü elektronik ortamda yapılmakta, ilk yirmi dört saat içinde işlemlerin çoğu sonuçlanmaktadır. 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu çerçevesinde, Müsteşarlıkça, gümrük beyannamelerinin elektronik ya da mobil imzalı olarak gümrüğe sunulmasına olanak veren elektronik imza ve mobil imza uygulamaları başlatılmıştır. Gümrüklerde başlatılan mobil imza ve elektronik imza uygulamalarıyla kâğıt evrakın ortadan kalktığı, modern, hızlı işleyen ve gelişen Türkiye'ye yakışır, Avrupa Birliği standartlarında işlem yapan gümrük idaresi hedefine daha da yaklaşılmış olmaktadır.

Değerli arkadaşlar, birkaçını belirttiğimiz son birkaç yıl içerisinde gerçekleştirdiği faaliyetler ile e-gümrük olma yönünde önemli aşamalar kaydeden gümrük idaresinin bu çalışmalarıyla şeffaflık, erişilebilirlik ve iyi yönetişim hedeflerine ulaşması sağlanacaktır. Gümrük teşkilatımızın  başlattığı modernizasyon çabasının sürdürülmesini temenni etmekteyiz.

Gümrüklerimizin gittikçe artan stratejik öneminin farkında olan Hükûmetimizin de destekleriyle dış ticaret erbabımızın en kolay şekilde işlemlerini halledebildiği, buna mukabil kaçakçılık başta olmak üzere tüm gümrük suçları için caydırıcılığı en üst seviyeye ulaşmış idareler hâline gelecektir.

Personelin yaklaşık yüzde 74’ü yüksekokul ve üstü bir eğitime sahip olduğu Müsteşarlığın nitelikli, değişime ve gelişmeye açık, yabancı dil bilen, uzmanlık esasına dayalı, bilgi teknolojisinden yararlanabilen personel istihdam anlayışı esas alınarak hizmette kalitenin yükseltilmesi amaçlanmaktadır. Yıllar içinde artan işlem yükünün aksine, personel sayısında gerekli artış sağlanamamıştır.

Değerli arkadaşlar, işlemlerin basitleştirilerek bürokrasinin azaltılması, risk odaklı etkin bir kontrol ve denetim sistemi ile kaçakçılıkla daha etkin mücadele edilmesi, böylece Avrupa Birliğine teşkilat ve altyapı alanlarında uyum sağlamak amacıyla hazırlanan Gümrük Müsteşarlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın görüşmeleri devam etmektedir. Alt komisyon çalışmaları tamamlanmış, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşmelerine temenni ediyoruz ki yakın bir zamanda başlanacaktır.

Sayın milletvekilleri, söz konusu teşkilat yasasıyla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sali.

ALİ OSMAN SALİ (Devamla) – Ben teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Konya Milletvekili Mustafa Kabakcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz efendim.

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA KABAKCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet Personel Başkanlığı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli Başkan, değerli üyeler; Devlet Personel Başkanlığı, devlet personel rejiminin temel ilke ve politikasını, kurum ve kuruluşların teşkilat, görev ve yetkilerini, kamu görevlilerinin tabi olacakları personel rejimlerini ülke şartlarına en uygun olacak şekilde düzenlemek, belirlenen personel politikasını uygulamak, revize etmek, uygulamayı takip etmek, denetlemek, personel rejimleri arasında uyum, denge ve koordinasyonu sağlamak göreviyle çalışmaktadır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; kamu personel rejiminde uygulama birliğinin sağlanması, bireylerin başvurularının sonuçlandırılması, memurlar ile diğer kamu görevlilerinin hukuki ve mali statüsünün iyileştirilmesi bu Başkanlığın temel amaçlarından biridir.

Başkanlığın önemli görevlerinden biri de kamu kurum ve kuruluşlarına ait kadro ve pozisyonların iptal, ihdas ve değişiklik taleplerini incelemek, bunların bütçe imkânları, hizmet gerekleri ve diğer kamusal ihtiyaçlara bağlı şekilde kullanılması işlemlerini yürütmektir.

Kamu hizmetlerine giriş, kamu personel seçme sınavıyla toplumun büyük ölçüde itibar ettiği bir sisteme dönüşmüştür. Devlet Personel Başkanlığı, özelleştirme programına alınan, özelleştirilen, kapatılan, tasfiye edilen veya yeniden yapılandırılan kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan memur, sözleşmeli personel ve bazı kapsam dışı unvanlı personelin diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakilleriyle ilgili işlemleri de yürütmektedir. Bu kapsamda 1994 yılından bu yana 67.548 istihdam fazlası personel Başkanlığa bildirilmiş ve bu personelin kamu kurum ve kuruluşlarına nakilleri gerçekleştirilmiştir. Ben bu vesileyle önce kamu personel sisteminin belli başlı birkaç sorununa da değinmek istiyorum. Bu alandaki en önemli sorun farklı kamu kurum ve kuruluşlarında benzer statüde görev yapmakta olanların mali haklarının birbirinden farklı olmasıdır. Farklı kurumlarda çalışıyor olmaları sebebiyle aynı işi yapanlara farklı ücretlerin ödenmesi söz konusudur. Ülkemizde tek kanuna dayalı bir ücret rejimi maalesef uygulanmamaktadır. Bu konuda kurum ve kuruluşlar arasındaki ücret eşitsizliğini gidermek amacıyla ek ödeme uygulamasına hepimizin bildiği gibi 2006 yılında başlanmıştır. İktidarımız bu konudaki çalışmalarına devam ederek ücret adaletsizliğini gidermekte kararlıdır.

İkinci önemli sorun ödeme kalemlerinin çokluğudur. Maaş ödeme kalemleri maalesef inanılmaz sayıdadır. Birkaç örnek vermek gerekirse: Gösterge aylığı, ek gösterge aylığı, taban aylık, kıdem aylığı, iş güçlüğü, iş riski tazminatı, özel hizmet gibi daha burada sayamayacağım çokluktadır. Ödeme kalemlerinin sayısının azaltılması hususunda kurumun çalışmaları devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli üyeler; üçüncü problem iller arasındaki personel dağılımındaki dengesizliktir. Bazı kurumların kurdukları atama sistemleri iller ve alt bölgelerinde belirlenecek ilave ödemelerle bu sorunun çözülebildiğini görmekteyiz. Günümüzde yürürlükte olan kamu personel rejimi çağdaş personel yönetiminin temel ilkelerinin başında yer alan objektiflik, yeterlilik, yerinde istihdam, adil ücret, kariyer planlaması, kariyer geliştirme ve bu gibi ilkeleri hayata geçirmede yetersiz kalmaktadır. Personelin yerinde istihdamında, mali haklarda performansının değerlendirilmesinde yönetime katılmada yaşanan sorunları ortadan kaldırarak çözüm üretilmesi alanlarında çağdaş personel yönetim sistemi oluşturmaya yönelik çalışmalar AK PARTİ Hükûmeti tarafından çıkarılan kanun ve yönetmeliklerle kurumsallaştırılmaya çalışılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet Personel Başkanlığımız ülkemizin en eski ve en köklü kurumlarından biridir ve kuruluşunun 50’nci yılını 17 Aralıkta kutlayacağız.

Son olarak, 2010 yılında 12 milyon 201 bin Türk Lirası olan Devlet Personel Başkanlığı bütçesi yüzde 45’lik bir artış ile 2011 yılı bütçe tasarısında 17 milyon 724 bin Türk Lirası olarak öngörülmüştür.

Sayın Başkan, değerli üyeler; 2011 mali yılı bütçemizin ülkemize hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kabakcı.

Tokat Milletvekili Dilek Yüksel.

Buyurunuz Sayın Yüksel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA DİLEK YÜKSEL (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü bütçesine ilişkin görüşlerimi açıklamak üzere AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Hükûmetimiz sosyal devlet anlayışını ortaya koyarken muhtaç ve yoksul kesimlerin insan onuruna yakışır şekilde yaşamalarını sağlamak ve kimsesizlerin kimsesi olmayı hedeflemiştir. Bu hedefe ulaşmak, toplumsal denge ve adaleti sağlamak amacıyla son yıllarda sosyal yardımlar etkili bir sosyal politika aracı olarak kullanılmaktadır. Sosyal yardım uygulaması, gelir dağılımının iyileştirilmesinde ve toplumsal refahın yükseltilmesinde önemli rol oynamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Yardım Bilgi Sistemi’yle yardım başvurusu yapan vatandaşlarımızın muhtaçlıklarının tespiti, merkezî veri tabanları kullanılmak suretiyle bizzat devlet tarafından yapılmaya başlanmış, bireyler muhtaçlıklarını ispatlama külfetinden kurtarılmıştır. Sosyal Yardım Bilgi Sistemi’nin hayata geçirilmesiyle, sosyal yardım başvurularında vatandaşların muhtaçlığının ispatına ilişkin istenilen on yedi belge ortadan kaldırılmış ve bürokrasi en aza indirgenmiştir.

Bildiğiniz gibi bu program kapsamında yoksul ailelere, çocuklarını okula ve sağlık kontrollerine götürme şartıyla yardım verilmektedir. Yeni hazırlanan modül ile programdan yararlanan çocuklara ilişkin veriler Millî Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı veri tabanlarından anında aktarılmakta ve böylece 1,34 milyon TL’lik evrak tasarrufu sağlanmaktadır.

Bütünleşik Sosyal Yardım Hizmetleri Projesi’nin 2013 yılında tamamlanmasıyla birlikte sosyal yardım alanında hizmet veren belediyeler ve sivil toplum kuruluşlarının bilgi paylaşımına olanak sağlayan bir mekanizma da hayata geçirilmiş olacaktır. Yoksullukla etkin bir mücadele için fakir ve muhtaç vatandaşlarımızın güçlendirilmesi, bilgiye ve sosyal erişim fırsatlarının artırılması gerekmektedir. Alo Sosyal Yardım hattıyla vatandaşlarımız sadece 144’ü tuşlayarak ücretsiz bir şekilde sosyal yardım hizmetleriyle ilgili bilgiyi alabilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; genel olarak Hükûmetimiz döneminde fon kaynakları… 2003 yılında 826 milyon 583 bin TL olan Fon geliri 2009 yılında 1 milyar 842 milyon 802 bin TL’ye ulaşmıştır. 2010 yılı ekim ayı itibarıyla ise Fon gelirleri 1 milyar 703 milyon 864 bin TL olarak gerçekleşmiştir. İhtiyaç sahibi ailelerimizin gıda ve giyim gibi temel ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla ramazan ayı ve Kurban Bayramı öncesinde sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına kaynak aktarımı yapılmaktadır. Bu kapsamda 2003-2010 Ekim dönemi itibarıyla 1 milyar 113 milyon TL kaynak aktarılmıştır. 2010 yılı Ocak-Ekim sonu itibarıyla gıda yardımları kapsamında 46,2 milyon TL kaynak aktarılmıştır.

Yoksul kesimlerin temel eğitim ve sağlık hizmetlerinden azami düzeyde faydalanmalarını sağlayacak desteklere de öncelik verilmiştir. 2003 yılında başlatılan yeni bir uygulamayla ülke genelinde eğitim çağında olup özel eğitime gereksinim duyan engelli çocuklarımızın okullarına ücretsiz ve zahmetsiz olarak ulaşmaları sağlanarak engelli çocuklarımızın ailelerinin sıkıntıları hafifletilmekte, engellilerimizin eğitim hayatına katılmaları yoluyla toplumla bütünleşmelerine de imkân yaratılmaktadır. Ayrıca ilköğretimde ücretsiz ders kitabı uygulaması da Fon kaynaklarıyla yürütülmektedir.

İstihdam alanında proje destek programları arasında gelir getirici ve istihdam artırıcı projeler de özel bir yer tutmaktadır. Bu kapsamda bireysel veya grup hâlinde kendi işini kurma talebi olan dar gelirli vatandaşlarımıza kır, kent ayrımı yapmadan 15 bin TL’ye kadar ödenek ayrılmaktadır. İstihdam alanındaki destek programlarından birçoğu da seçim bölgem olan Tokat’ta başarıyla yürütülmektedir. Bunlardan bir tanesini örnek olarak vermek istiyorum: 2009 yılında 33 kişiye sera projesiyle sera verilmiştir ve vatandaşlarımız kesme çiçek üretimine geçmiş ve çiçek borsasına bunları satarak Tokat ekonomisine katkı sağlamıştır.

Sonuç olarak, ben de insani bir hizmet alanı olan sosyal yardımların vatandaşlara ulaşmasında profesyonelce çalışmalar yürüten bu çalışanları kutluyor, bahsi geçen kanun tasarısının önümüzdeki dönemdeki yasalaşma sürecinde gereken desteği vereceğimi açıklıyorum.

Hepinize saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yüksel.

İstanbul Milletvekili Halide İncekara. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın İncekara.

AK PARTİ GRUBU ADINA HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; ben sizi çok seviyorum çünkü ne zaman kürsüye çıksam tebessüm etme ihtiyacı hissediyorum.

Demin çıkan arkadaşlarıma da çok teşekkür ediyorum ama bu Hükûmet dönemidir KSGM’yi on yıl kâğıt üzerinde bırakmayıp on yıldan sonra kanunu çıkarıp çalışan bir kurum hâline getiren bu Hükûmettir. Aile Araştırma Merkezini…

ŞENOL BAL (İzmir) – Ne büyük iş yapmışsınız!

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Ne iş yapmışız, ne iş yapmışız? İyi bir şey yapmışız. Ben bununla övünüyorum ve tebessüm ediyorum, gurur duyuyorum.

ŞENOL BAL (İzmir) – Ya, ne var övünecek bunda?

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Siz de olduğunuz yerlerden hiç rahatsız olmayın. Sizler de muhalefet yaparak daha iyi olması için katkıda bulunuyorsunuz fakat birazcık insaf lazım, birazcık görmek lazım.

ŞENOL BAL (İzmir) – Kurumsallaştırın bir kere ilk önce.

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Ben karşınızda 2011 bütçe görüşmelerinde Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunu sizlerle paylaşacağım. Rakamlar vermişler arkadaşlar ama rakamlara boğmayayım sizi. Hangi rakama baksam binlerce sayı artmış. Oranlara bakıyorum yüzde binlerle ifade ediliyor. Yani şimdi bu yüzde binlerle artışları sizlerle paylaşarak sizleri daha zor durumda bırakmayayım istiyorum.

Peki, yeter mi? Yetmez.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Gözaltılar, zamlar, ölümler, işkenceler, hepsinde artış var.

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Çünkü kim ki “Yaptığım yetti.”, kim ki der ki “Yaptığım bitti.”, kendisini inkâr etmiş olur.

SHÇEK daha önce sadece ihtiyaç sahibi çocuklarımıza bakarken, yaşlılarımıza bakarken, ailelere yardım ederken 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’ndan sonra sorumluluk alanları daha da çok arttı. Bütçe rakamlarını artırabiliriz, daha çok para verebiliriz fakat Kurumun en büyük eksikliği kabul edelim ki yetişmiş eleman eksikliğidir.

Gelişen ihtiyaçları öngöremeyen YÖK’ün, daha önceden ihtiyaç olabilecek alanlarda fakülte hazırlığına girmemesi ve bu çalışmanın yine bizim dönemimizde SHÇEK yöneticileri ve sayın bakanlarımızın gayretiyle, YÖK’le yapılan görüşmelerle üniversiteler açılmış, bu mesleklerde eleman yetişmesi sağlanmıştır ama bu elemanların da hayata geçmesi nereden bakarsanız dört beş yılını alacaktır diye düşünüyorum.

Bir de Kurumda en güzel hizmetlerden birisi… Sizlere de tavsiye ederim, randevulu olarak gitmeyin, randevusuz kapılarını çalın; o kurumlarda dezavantajlı gruplarla çalışan o çalışanlara da manevi destekler verin. Çocuklarla bir araya gelin, oturun. O yeni açılan Sevgi Evlerini, çocukların yaşadığı ortamları görün. Eksikler varsa paylaşalım, daha iyisini yapalım.

Sıfır-altı yaş grubunda özellikle çocuklarımızı, yurt havasından kurtararak ev ortamına, aile yapısı, görgü ve geleneklerini paylaşabilecekleri, okula gittiğinde, öğretmeni para toplarken ya da işte, yardım toplarken ona “Çocuğum, sen getirme.” demiyor artık, o çocuk da cebine harçlık olarak bırakılan zarfı öğretmenine uzatıyor.

Yalnız, dostlar, şunu paylaşmak isterim, hep söylüyorum, çocukların sadece sırtları üşümez, sadece karınları acıkmaz, çocukların ruhları da üşür. Parayla, binayla her şey tamamlanmaz. En çok ihtiyaç hissettikleri şey sevgi, güvendir ve bu sorumluluk sadece Sosyal Hizmetler Kurumuna da ait olan bir şey değildir. Bütün kurumların bir iş birliği içinde aileyi yaşatmaya, bir arada tutmaya, problemlerini çözmeye yönelik organizasyonların ve kurumlar arası diyalogların sağlıklı bir şekilde gelişmesi gerekiyor.

Ben bu fırsatla hem muhalefette eleştiren arkadaşlarıma, katkıda bulunanlara hem de Değerli Bakan ve ekibine yaptığı çalışmalardan ötürü çok teşekkür ediyorum.

Şunu söyleyeyim: Uzun bulup kısaltmadık, geniş bulup daraltmadık. Tam tersi, dar bulduğumuzu genişlettik, küçük bulduğumuzu büyüttük arkadaşlar ve bununla gurur duyuyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İncekara.

Kahramanmaraş Milletvekili Cafer Tatlıbal.

Buyurunuz efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA CAFER TATLIBAL (Kahramanmaraş) -  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  SHÇEK bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinize selam ve sevgiyle saygılarımı sunuyorum.

Ülkemizde sosyal hizmetler cumhuriyet öncesine dayanan köklü bir geçmişe sahiptir. Ailenin toplumun temeli olduğu inancından kaynaklanan çocuklara şefkat, yaşlılara hürmet ilkesi çerçevesinde şekillenen sosyal hizmet kültürümüz Anayasa’da ifadesini bulan sosyal devlet ilkesiyle bütünleşmiştir.

Kurtuluş Savaşı’nın en zor zamanlarında Himaye-i Etfal Cemiyetinin kurulmuş olduğunu unutmayalım. Cumhuriyet döneminde değişik alanlarda sunulan sosyal hizmetler, 1983 yılında çıkarılan 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu ile tek çatı altına alınıp birleştirilmiştir. Bununla birlikte sosyal hizmet alanı çocuklarla sınırlı da değildir. AK PARTİ 2002 yılı sonunda iktidara geldiğinde Aile ve Sosyal Araştırmalar ile Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlükleri ve Özürlüler İdaresinin kuruluşunu düzenleyen kanun hükmünde kararnameleri Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğinden bu kuruluşlar âdeta ölüme terk edilmişti. Öncelikle, bunların kuruluş kanunları çıkartılarak sosyal hizmetler alanında kaos ortadan kaldırılmıştır. Faaliyetlerini Başbakanlığa bağlı olarak sürdüren Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun öncelikli ve özellikli hizmet alanı korunmaya muhtaç çocuklardır.

2000’li yıllarla birlikte korunmaya muhtaç çocuklara yönelik sosyal hizmet anlayışında yeni fikir ve yaklaşımlara ihtiyaç olduğu görülmüştür. Çünkü toplumlar sokak çocukları, suça itilen çocuklar, çocuk istismarı, çocuğa yönelik şiddet gibi geçmişte pek de bilinmeyen yepyeni olgularla yüzleşmek zorunda kalmıştır.

Diğer taraftan, kamu yönetiminde yeni arayışlar, Kurumun hizmetlerine ilişkin olarak toplumdan yükselen eleştiriler, akademik çevre yanında medyanın da çocuk sorunlarına gösterdiği yakın ilgi AK PARTİ hükûmetleri için uyarıcı ve yol gösterici olmuş. Nitekim göreve gelir gelmez, bu tespitlerden hareketle, çok yönlü çözümler gözeten dinamik bir icraat içine girilmiştir.

Öncelikle, sosyal hizmetlerin hangi alanında olursa olsun dünyadaki değişik uygulama örnekleri mercek altına alınmıştır. Tek bir modele bağlı hizmet sunumunun sürdürülmediği görülmüştür. Örneğin, bazı Avrupa ülkelerinde hizmetlerin tümüne yakını kilise ve belediyeler tarafından yürütülmekte, temel eğitimden sonra askerlik yapmak istemeyenler sosyal hizmetler alanında hizmetle askerliklerini bitirebilmektedirler.

Kurumda bakılan bir çocuk için maliyetin yaklaşık 700 TL olduğunun tespit edilmesi üzerine evde bakım ve ayni, nakdi yardım yapılması, ailelerin desteklenmesi, evlat edindirme, koruyucu aile, ev tipi bakım gibi hizmet modelleri hayata geçirilmiştir. Huzurevlerinin sayısı artırılmış, yaşlıların sosyal hayata katılmasını gözeten yaşlı danışma merkezleri uygulamaları başlatılmıştır.

SHÇEK Genel Müdürlüğüne karşı kamuoyunun sarsılan güveni olumlu uygulamalarla yeniden tesis edilmiştir. 2004 yılında ülkemizde ilk defa Sosyal Hizmet Şûrası yapılmış, bu şûrada yüzlerce bildiri tartışılmıştır.

Sosyal Hizmetler Danışma Kurulu tarafından eğitimli sosyal hizmet personeline duyulan ihtiyaç nedeniyle yapılan girişimler sonucunda, sosyal hizmetler yüksekokulu, fizyoterapist yetiştiren okul sayılarının artırılması için tavsiye kararı alınmıştır. Kurum personelinin uygun ortamlarda hizmet vermesi, sosyal imkân ve tesislerden azami ölçüde yararlanması, özlük haklarının iyileştirilmesine yönelik çalışmalar da özenle sürdürülmektedir. Çocuk, kadın ve özürlülerle ilgili uluslararası çalışmalara aktif bir şekilde iştirak edilmiş, bu konudaki uluslararası sözleşmelerin bir an önce iç hukukumuzun bir parçası hâline gelmesi için önemli çabalar sarf edilmiştir. Öngörülü bir yaklaşımla ve Kurumun hiçbir zaman hizmet ihtiyacının gerisinde kalmaması ilkesinden hareketle bütçe de her yıl düzenli olarak artırılmıştır.

Elbette ki belirtilen hizmetlerde takip edilmesi gereken en doğru yol, önleyici ve koruyucu hizmetlerle aile ve çocuğun destelenerek ailenin parçalanmasının önlenmesine, çocukların mümkün olduğu ölçüde aile ortamından koparılmamasına öncelik verilmiştir. Koruyucu, önleyici ve eğitici hizmetler her geçen gün yaygınlaştırılmaktadır.

Hizmetlerde birinci öncelik, sosyal hizmete ihtiyaç duyan bireye ulaşabilmek ve onun yoksunluğunu gidermektir. Bireye kimin ulaştığından çok, hizmetin içeriği, kalitesi, sunuluş biçimi, bireye sağladığı tatmin ve uyandırdığı memnuniyete bakıyoruz. Hükûmetimizin, önce insan onuru ve insanca yaşama için hizmet sevdası doğrultusunda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAFER TATLIBAL (Devamla) - SHÇK’ın 2011 yılı bütçesinin hayırlara vesile olmasını diler, teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tatlıbal.

İstanbul Milletvekili Lokman Ayva. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Ayva.

AK PARTİ GRUBU ADINA LOKMAN AYVA (İstanbul)  - Sayın Başkanım, aziz milletimin kıymetli vekilleri; yüreğimden gelerek hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

Efendim, malumunuz, Lokman konuşsa konuşsa Özürlüler İdaresi bütçesinde konuşur. Bankacılık üzerine konuşacak hâlimiz yok ya! Şimdi, zaman zaman konuşmalarında birtakım değerli arkadaşlarımız, büyüklerimiz veya sivil toplum kuruluşu temsilcileri diyorlar ki: “Özürlülere yardım etmek lazım, destek olmak lazım; yarın bir gün, Allah korusun, biz de özürlü olabiliriz.” Ben “Kuvvetli bir kadın hakları savunucusuyum.” diyorum; yarın bir gün kadın olurum diye mi yapıyorum bu işi? (Alkışlar)

Şimdi, Halide Hanım, salondan katkıda bulunan arkadaşımıza “Bu hizmetleri görmek lazım, kıymetini bilmek için.” dedi. Ben de diyorum ki: “Özürlülere verilen hizmetlerin kıymetini bilmek için görmemek lazım.” (Alkışlar)

Şimdi, efendim, ben, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşlarıyla, ülkesiyle, devletiyle iftihar ediyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisimizle iftihar ediyorum. Hükûmetimizle, Başbakanımızla, bakanlarımızla, kamu yöneticisi ve kamuda çalışan görevli arkadaşlarımızla, sivil toplum kuruluşu ve özel sektör, herkesle Türkiye’de bir özürlü olarak iftihar ediyorum, çok teşekkür ediyorum.

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Muhalefeti unutma Lokman Bey.

LOKMAN AYVA (Devamla) – Bütün Türkiye Büyük Millet Meclisini, muhalefet, iktidar, hepsini kastederek söylüyorum, çalışanları, uzmanları dâhil olmak üzere. Bütün partilerimizden çok memnunuz, çok teşekkür ediyorum. Çünkü temel bir insan hakkı meselesi olan özürlülerle ilgili hak ve hukuku benim de içinde bulunduğum son sekiz yılda inanılmaz bir hâle getirdiniz. Ne yaptı hükûmetler? İlk başta ben 2001‘de, 2002’de şöyle düşünüyordum: Türkiye, muhalefeti, iktidarı, Hükûmetiyle, Meclisiyle çatlasa da patlasa da 100 birimlik işin ancak 10 birimini yapar diye düşünüyordum ama bugün görüyoruz ki, hamdolsun, 100 birimlik işin en zor olan yüzde 10’unu bırakın, yüzde 20-30’unu yapmış. Bu, bizim için, hepimiz için bir iftihar vesilesidir. Yani hep beraber insanımızın, en zor durumda olanın kıymetini biliyoruz, onun da başkasından ayrılmaz olduğunu fark ediyoruz ve diyoruz ki: “Sen de herkes kadar bizim için vazgeçilmezsin, kıymetlisin.” mesajı veriyoruz. Bu, insanlık için iftihar edilecek bir durumdur ve Türkiye uluslararası standartlarda da bunu başarmıştır. Yüz binlerce kardeşimin ailesi baktığı için bakım desteği alıyor. Bunu buradan beraber Hükûmetimizin organizasyonuyla yaptık. 490 binden fazla kardeşim özürlü maaşı alıyor, harçlığını buradan alabiliyor yine milletimizin verdiği vergilerlerle. Yine, yüz binlerce kardeşim okula gidebiliyor, eğitim alabiliyor rehabilitasyon merkezinden okuluna kadar her şeye.

Şimdi, bakınız, sosyal hayata katılımla ilgili bir rakam vereyim: 2 bin civarındaydı bundan on sene önce özürlü lisanslı sporcu sayısı, şu anda 25 bini geçti.

Evet, Türkiye, büyük işler yaptı değerli arkadaşlar. Ben, bundan sonra da önemli işler yapacağından adımdan daha fazla eminim. Şimdi, Türkiye'nin buna benzer çok hizmetleri var, benim burada saymam mümkün değil. Bunun için, ozida.gov.tr İnternet sitesinden, lokmanayva.net’ten veya 444 6000 numaralı telefondan vatandaşlarımız da çok detaylı şeyleri öğrenebilirler. Reklam olsun diye…

BAŞKAN – Son bir dakika Sayın Ayva.

LOKMAN AYVA (Devamla) – Fakat Çalışma Bakanlığımızın bu güzelliklere gölge düşüren bir önergesi oldu. Benim, yüce heyetinizin, her zaman olduğu gibi, Hükûmetimizle beraber, Türkiye Cumhuriyeti’nde özürlüler aleyhine dışlayıcı, ayrımcı maddeler geçirmeyeceğinize karşı inancım sonsuzdur.

Tekrar, emeği geçen, hizmeti geçen herkese çok çok teşekkür ediyor, hepinizle iftihar ediyorum. Sağ olun, var olun. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ayva.

Gaziantep Milletvekili Özlem Müftüoğlu.

Buyurunuz Sayın Müftüoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ÖZLEM MÜFTÜOĞLU (Gaziantep) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; aile, birey ve toplum hayatı için zorunludur. Aile, her çağın ve her toplumun en temel sosyal bir kurumu olarak neslin devamı, çocukların bakımı ve yetiştirilmesi, yeni nesillere kültürel kimliğin, dinî ve ahlaki değerlerin kazandırılması, tarihsel ve toplumsal bilincin aktarılması; sevgi, saygı ve hoşgörü esasına dayanan tutum ve değerlerin yerleştirilmesi gibi temel fonksiyonları üstlenerek varlığını sürdürmektedir. Dünyada geçirilen tecrübeler göstermiştir ki, çocuk, genç, kadın, erkek, yaşlı, özürlü, her bireyin ihtiyaçlarının en iyi cevap bulduğu yer ailedir. Aile Türk toplumunun temelidir. Bizler insan olarak sevgi, saygı, hoşgörü, özveri, sadakat, paylaşma ve sorumluluklarımızı ailemizden alır ve kazanırız. Sahip olduğumuz aile değerleri millî birlik ve beraberliğimizin en önemli teminatıdır. Anayasa’mızın 41’inci maddesinde yer alan “Aile, Türk toplumunun temelidir…” ifadesi önemli bir yükümlülüğü tarif etmekle birlikte çarpıcı bir toplumsal gerçeği de işaret etmektedir. Aileyi korumak ve güçlendirmek için gereken tedbirleri almak ve teşkilatı kurmak Anayasa’mızın amir hükümleri arasında yer almaktadır. Kalkınma planlarında da aileye gereken önem verilmiş, ailenin korunması ve güçlendirilmesi, aile fertleri arasındaki bağlılık ve dayanışmayı geliştirici ve özendirici politikalara ağırlık verilmesi vurgulanmıştır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türk toplumunun tarih boyunca güçlü aile değerlerine yaslanarak gerçekleştirdiği yükselişi sürdürmek için aile merkezli politikalara öncelik verilmesinin gerekliliği bilinciyle 1989 yılında Aile Araştırma Kurumunun kurulması, aile konusunun sosyal politikalar açısından merkezî önemini de ortaya koymuştur. Geçen zaman zarfında çeşitli hukuki sorunlar yaşayan kurumla ilgili Hükûmetimiz önemli bir adım atarak 13 Kasım 2004 tarihinde 5256 sayılı Yasa ile Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü olarak yeniden yasal statüye kavuşturulmuştur. Genel Müdürlüğümüz, ülkemiz sosyal sorunlarının tespiti ve çözümü ile Türk ailesinin bütünlüğünün korunması, güçlendirilmesi ve sosyal refahın arttırılmasına yönelik ulusal ve uluslararası bilimsel araştırmalar yapmak veya yaptırmak, projeler geliştirmek, desteklemek, bunların uygulamaya konulmasını sağlamak ve aileye yönelik millî bir politikanın oluşturulmasına yardımcı olmak amacıyla faaliyet göstermektedir. Genel Müdürlük, misyonu gereği önemli bir yükümlülükle karşı karşıya bulunmaktadır. Aile odaklı çözüm politikaları oluşturmak Genel Müdürlüğümüzün hedefidir. Çalışma esası sosyal politikanın rasyonel, sağlıklı olarak yürütülmesi için sahadaki sorunların bilimsel verilerle tespit edilmesi ve stratejik çözüm yollarının hızla üretilmesi anlayışına dayanmaktadır. Çoğunlukla “uzman” unvanlı altmış sekiz personelin görev yaptığı Genel Müdürlükte, teşkilat kanununun çıkmasıyla birlikte araştırma projelerine hız verilmiştir.

Ülkemizde ilk defa, Genel Müdürlüğümüz -Dünya Aile Örgütü iş birliğiyle 4-7 Aralık 2009 tarihinde İstanbul’da Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Bakanımız Sayın Selma Aliye Kavaf’ın katılımlarıyla Dünya Aile Zirvesi gerçekleştirilmiştir. Zirveye elli dört ülkeden bakanlar, milletvekilleri, sivil toplum kuruluşları, kamu kurumları, üniversiteler, medya ve aileleri temsilen üç yüzden fazla delege katılarak, karşılıklı bilgi ve deneyimleri paylaşma ve geleceğe yönelik ortak politikalar belirleme imkânı bulmuştur. Bu bağlamda, Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğünün 2011 yılı bütçesi 7 milyon 297 bin lira olarak öngörülmüştür.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ülkemizde şöyle bir atasözü vardır: “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.” İşte sekiz yıllık AK PARTİ hükûmetleri de milletine hizmetkâr olmak düsturuyla birçok icraatlar ortaya koymuştur ve halkımızın nezdinde bu hizmetler neticesinde takdir görmüştür ve milletimiz defalarca oylarıyla bize destek vermiştir.

Ben, 2011 yılı bütçemizin de, halkımıza, milletimize yönelik hizmetlere vesile olacağı inancındayım. Bundan dolayı, Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, Bakanımıza, bakanlarımıza, milletvekillerimize ve emeği geçen tüm bürokratlara hem kendi adıma hem milletim adına teşekkür eder, saygılarımı sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Müftüoğlu.

Trabzon Milletvekili Safiye Seymenoğlu.

Buyurunuz Sayın Seymenoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SAFİYE SEYMENOĞLU (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 mali yılı bütçe görüşmelerinde, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, ülkemiz kadınının insan haklarının gelişmesi ve toplumsal yaşamın tüm alanlarında tam katılımının sağlanabilmesi için önemli gelişmeler göstermiş, özellikle de 2003 yılından bu yana gerçekleştirilen yasal düzenlemeler ile önemli ilerlemeler kaydetmiştir.

KSGM, kuruluşundan bu yana başta yasal çalışmalar olmak üzere görev alanı kapsamıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, üniversiteler, kadın konusunda çalışan sivil toplum kuruluşları ile iş birliği çerçevesinde çok sayıda çalışmalar yapmış, kadın erkek eşitliği konusunda farkındalık yaratma ve duyarlılık artırmaya yönelik önemli bir bilgi birikimi ve deneyimi oluşturmuştur.

Değerli milletvekilleri, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Türkiye’de kadınların toplumsal fırsatlardan erkeklerle eşit biçimde yararlanmalarının sağlanması ve kadının insan haklarının korunması hedeflerine dönük olarak önemli bir projeyi uygulamış, Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Projesi’ni yürütmüştür. İki bileşenden oluşan projenin ilk bileşeni, Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi, Eşleştirme; ikincisi ise Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle Mücadele Projesi’dir.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi, Eşleştirme Projesi kapsamsında, diğer çalışmaların yanı sıra toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına yönelik kamu politikalarına temel teşkil etmek üzere ulusal eylem planı hazırlanmıştır. Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle Mücadele Projesi kapsamında ise farkındalık ve duyarlılık artırıcı birçok çalışmanın yanı sıra “Aile İçi Şiddetle Mücadele El Kitabı” hazırlanmış, kadına yönelik şiddetle mücadelede erkek katılımlı konferanslar gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen önemli bir çalışma da Avrupa Birliği 2005 yılı katılım öncesi mali yardım programı kapsamında finanse edilen ve Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünce ülke genelinde yürütülen Türkiye’de kadına yönelik aile içi şiddet araştırmasıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi, kadına karşı şiddetin önlenmesi konusunda gösterdiği duyarlılık ve hassasiyetle 2005 yılında töre ve namus cinayetleriyle kadınlara ve çocuklara yönelik şiddetin sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla araştırma komisyonu kurmuştur. Komisyon çalışmaları sonucu oluşturulan raporu takiben “Çocuk ve kadınlara yönelik şiddet hareketleri ile töre ve namus cinayetlerinin önlenmesi için alınacak tedbirler” konulu Başbakanlık Genelgesi yürürlüğe girmiştir. Genelge ile Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, kadına yönelik şiddet ve töre, namus cinayetleri konusunda koordinatör kurum olarak belirlenmiştir. Bu çerçevede, genelgede belirlenen sorumlu ve iş birliği kuruluşlarının gerçekleştirdiği faaliyetler üçer aylık dönemler hâlinde izlenerek Başbakanlığa sunulmakta, Kadına Yönelik Şiddet İzleme Komitesi çalışmalarını Devlet Bakanı Başkanlığında yürütmektedir.

Genelge gereğince, Genel Müdürlük koordinasyonunda kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, özel sektör ve yerel yönetimlerin katılımıyla, iş birliğiyle hazırlanan kısa, orta ve uzun vadede şiddetle kimlerle, nasıl ve nerede mücadele edileceği sorunlarına cevap verecek Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı yürürlüğe girmiştir.

Kadına yönelik şiddetle mücadele amacıyla kadın ve aileden sorumlu Devlet Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Diyanetten sorumlu Devlet Bakanlığı arasında, kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında hizmet içi eğitim protokolleri imzalanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, dünyada kadın erkek eşitliğinin tam olarak sağlanabilmesi için kamu kurumlarının bütçelerinin cinsiyete duyarlı bütçeleme sistemine dönüştürülmesinin gerekli görüldüğü ve bu doğrultuda çalışmaların yapıldığı bir süreç yaşanmaktadır.

Ülkemizde de öncelikli gündem maddelerinden olan kadın-erkek eşitliğinin sağlanması konusunda çalışan ve tek ulusal mekanizma olan Kadının Statüsü Genel Müdürlüğüne ayrılan bütçe, kurumun faaliyetlerinin sürdürülebilirliği ve etkinliğinde önemli bir faktördür.

Değerli milletvekilleri, 2011 yılı bütçesinde Kadının Statüsü Genel Müdürlüğüne ayrılan bütçenin kadının farkındalık ve toplum içerisinde karar alma mekanizmalarında yerinin daha ileriye taşınması adına olumlu sonuçlar doğuracağı inancıyla bütçenin hayırlı olmasını diler, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Seymenoğlu.

Lehinde, Konya Milletvekili Orhan Erdem.

Buyurunuz Sayın Erdem (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ORHAN ERDEM (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılı bütçesi üzerinde lehte söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle bütçemizin ülkemize, milletimize, bugün bütçelerini müzakere ettiğimiz kuruluşlara, bakanlıklarımıza hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ederim.

Bugün bütçelerini müzakere yaptığımız bakanlıklar, insan merkezli, hani AK PARTİ’nin de en önemli anlayışlarından, felsefelerinden biri olan “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın, insanı yücelt ki devlet yücelsin.” felsefesine hizmet eden kurumları kapsamakta. AK PARTİ, 2002 Kasımından bu yana bu konuda o kadar büyük hizmetler yaptı ki Türkiye'nin bütçesi 5 katına çıkabildiği hâlde bu kurumların bütçelerinin en az 10, 15, 20, 27 katına çıktığını görüyoruz.

Bir örnek verelim: 2002 Kasımı ile 2010 yılı arasını baz alırsak Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun 2002 yılında kullandığı bütçe 121.589 lira, 2011’de önerdiğimiz bütçe 3 milyon 279 bin 483 lira; 27 kat artmış. Buradan da AK PARTİ’nin özürlülere, yaşlılara, düşkünlere, muhtaç olanlara ne kadar önem verdiğini çok net görebiliyoruz. Bu örnekleri Sosyal Yardımlaşma Vakfı için, diğer bugün görüşmelerini yaptığımız kurumlar için de ele alabilir, değerlendirebiliriz ama insan merkezli anlayışımızın en güzel örneği bence buydu.

Maaş alan özürlü sayısına baktığınızda 2002’de 262.373 kişi, 2010 Eylülüne geldiğinizde 493.970 kişi. Yüzde 100 artmış. Bugün dışarıda daha çok engellimizi marketlerde, sokaklarda görebiliyoruz. Yeterli mi? Yetmez. Bir an önce belediyelerimiz ulaşabilirlik konusundaki eksikleri yerine getirmeli.

İstihdama bakalım: 2002’de kamu kurumlarında 6.103 kişi çalışıyordu, 2010’da 21 bine çıktı. 31 bin kadroya da peyderpey alım yapılmakta. İşçi kadrolarına baktığınızda da aynı, diğer kriterleri ele aldığınızda da aynı. Zaten AK PARTİ’nin özürlülerle ilgili politikalarında birçok şeyle ilgili geçmiş yok, kıyas yok. “Evde bakım” diye bir hizmeti var. Bugün 300 binlere dayanan mağdur insana bir asgari ücret ödeme yapılabilmekte. Ancak, bunları görmek lazım. Haftası içinde olduğumuz Hazreti Mevlân⠓İki parmağını gözlerine koy, bir şey göremiyorsun dünyadan. Sen göremiyorsun diye bu âlem yok değil.” diyor. İnşallah herkes bunu görmeye çalışıp “Doğrulara doğru, eksikleri de giderelim.” şekliyle muhalefet yapmalıdır. Yine Hazreti Mevlân⠓Kalbi ve gözü bir olmayan insanın yüz tane dili olsa o dilsiz.” der. Gerçekten gözümüzle, gönlümüzle bunu görmemiz gerekiyor.

Ben, gerçekten, bugüne kadar görev alan devlet bakanlarımıza, başta Başbakanımıza, kurum çalışanlarına çok teşekkür ediyorum. 2011 yılının 2010’dan daha iyi olacağına eminim.

Ve AK PARTİ bütçelerinde lehte konuşmak kadar kolay bir şey olmadığını da biliyorum. Çok şükür bu İktidarla bu dönem milletvekiliyiz. Bu büyük hizmetlerde bir nebze olsun bizlerin de katkısı olduğunu düşünüyorum. Bugüne kadar bu işleri hep birlikte yaptık. Ben de, sizlerin bu anlayışla yaptıklarınızı kutluyor, teşekkür ediyorum.

Tekrar 2011 yılı bütçemizin ülkemize hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Erdem.

Hükûmet adına ilk söz Devlet Bakanı Hayati Yazıcı’ya aittir.

Buyurunuz Sayın Yazıcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığıma bağlı Gümrük Müsteşarlığı, Devlet Personel Başkanlığı, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğünün bütçeleriyle alakalı görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, önce bütçelerimizin, Bakanlığıma bağlı bütçelerin daha reel, daha gerçekçi… Faaliyetlerimize ilişkin eleştiri, öneri yapmak suretiyle katkı veren bütün milletvekillerine konuşmamın başında teşekkür ediyorum ve gene konuşmamın başında, bütçeleri değerlendirmek üzere söz alan milletvekillerimizce bazı eleştiriler, bazı sorular yöneltilmişti, öncelikle o konular üzerinde durmak istiyorum.

Sayın Akat’ın buradaki beyanında, yapılan yardımların bir sadaka mantığı içerisinde yapıldığına ilişkin vurgu yer aldı. Bu birkaç yıldır tekrarlanıyor. Bizim yardımlarımızın bir plan dâhilinde, bir proje dâhilinde ve çok değişik kurumların katılımıyla kanunlar ve ikincil düzenlemeler çerçevesinde yapıldığını herkes biliyor ve bu yardımlar son derece şeffaf bir biçimde yapılıyor ve özellikle 2003 yılından bu yana gerçekten sosyal yardımların, fonun kuruluş amacı doğrultusunda, hiçbir yere aktarılmasına fırsat vermeden, tamamen sosyal güvenceden yoksun insanlarımıza gerek coğrafya olarak gerekse felsefi düşünce, etnik mensubiyet itibarıyla hiçbir ayrım yapmadan, insan olmasından kaynaklanan özellikleri dikkate almak suretiyle, muhtaç vatandaşlarımıza adil bir şekilde erişimini sağlamak üzere çalışmaları sürdürüyoruz. Detaylara inecek değilim.

BENGİ YILDIZ (Batman) – Objektif kriterler var mı Sayın Bakanım?

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Ama bir örnek vermek isterim. Bakın, biz, yoksullukla ilgili bütün kamu kuruluşlarının yaptığı çalışmaları da içeren… Çünkü sosyal politikaları çok spesifik olarak Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü icra ediyor. Ama bunun yanında bugün bütçeleri görüşülmekte olan SHÇEK, Özürlüler İdaresi, Sağlık Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı hatta Bayındırlık Bakanlığı ve evet, Afet ve Acil İşler Başkanlığı, TOKİ  gibi kamu idareleri de birçok sosyal politika yürütmektedir. Bütün bunları dikkate almak suretiyle oluşturduğumuz haritada, Diyarbakır’da -yaptığımız total yardımları kişi başına dağılım hesabıyla yaptığımızda- kişi başına 798,33 TL yardım yapıldığı bu kayıtlarda mevcut.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Bakanım, yapılan yardımlar gerçekten yardıma muhtaç insanlara parayla satılıyor.

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Bu kayıtlarda mevcut.

İkinci olarak Sayın Lâtifoğlu, burada özellikle, Trabzon Milletvekili olması dolayısıyla çay üzerinde durdu, kendi takdirleri. Ama gördüm ki konuşmalarında esas veriler tamamen yanlış. Bilmiyorum Beyefendi burada mı, Sayın Lâtifoğlu? (MHP sıralarından “Burada, burada” sesleri)

SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Trabzon) – Buradayım.

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Bakın şimdi “50 bin ton çay girmekte” diyorsunuz, böyle bir şey mümkün değil. Türkiye'nin çay üretimi belli, kişi başına tüketim miktarı belli, ithaline izin verilen çay miktarı belli. Dolayısıyla, 50 bin ton çayın bu anlamda Türkiye’ye girmesi mümkün değil. Kaçak olarak yakalanan çay miktarı 235 tondur şu gün itibarıyla. Bunu ifade ediyorum.

SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Trabzon) – Yakalanmayanları ifade etmeye çalıştık efendim.

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Konuşmamın başını dinlerseniz anlayacaksınız, bu bir muhakeme işi. Bakın, Türkiye’de ÇAYKUR’un ürettiği çay belli, 105 bin ton, özel sektörün ürettiği belli, 105 bin ton; 210 bin ton eder. Türkiye’de yaklaşık 2,9 kilogram kişi başına çay tüketimi var. 70 milyonla çarptığınız zaman 210 bin ton eder.

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – O resmî rakam efendim. İfade edilen, kaçak.

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – 210 bin ton eder, ben rakamları size veririm. Burada tartışmaya girecek değilim.

Devam ediyorum ve yine Sayın Lâtifoğlu diyor ki…

SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Trabzon) – Yunusoğlu…

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – “Kişi beraberinde 15 kilogram çay getirilmektedir.” diyorsunuz ve öneriyorsunuz, “Bunu 3 kilograma indirelim.” diyorsunuz. Biz kaç yıldır, kişi beraberinde getirilecek çay miktarını 1 kiloya indirmişiz…

SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ederim.

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – …1 kilo… Kaç yıldır böyle uyguluyoruz ve ben geçtiğimiz pazar günü Habur’daydım.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Kaçak çay nereden geliyor  Sayın Bakanım? Her yerde kaçak çay satılıyor.

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Orada da denetlemelerde bulundum. Kişi başına, yolcu, üç günde bir ancak 1 kilogram çay getirebilir.

KÜRŞAT ATILGAN (Adana) – Sayın Bakan, kaçak çaylar nasıl satılıyor?

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Yine devam ediyor Sayın Yunusoğlu, diyor ki: “Uzmanlarla ilgili torba kanunda bir düzenleme var, bu geri çekildi, haberiniz var mı?” Benim Bakanlığımla ilgili her şeyden haberim var, arkamda da cereyan etse haberim var, görürüm. Evet, uzmanlarla ilgili bir düzenleme yaptık. Torba kanunda var ama kurul üyeleri, uzmanlarla ilgili düzenlemenin birçok kanunda değişiklik gerektirdiğinden madde türeteceği, madde sayısının da 50-60’a ulaşacağı şeklindeki gerekçeler dolayısıyla torba kanundan bunu geri çekiyoruz ama bu düzenlemeyi daha da genişleterek gerçekleştireceğiz.

Gene diyorsunuz ki: “Gümrükte meslekte yükselme sınavı kaç yıldır yapılmıyor.” Aralık 2009 tarihinde Gümrükte meslekte yükselme sınavı yapıldı ve bu sınavda kazananlar şef ve müdür seviyesine yükseltildi. 40 kişi müdür, 15 müdür yardımcısı, 40 bölge amiri ve kısım amiri, 26 şef bu sınavda kazanmış ve statüleri değişmiştir.

“İstanbul Başmüdürü hakkında soruşturma…” diyorsunuz. Daha önceki yıllarda, İstanbul Başmüdürümüz dâhil, mal varlığıyla alakalı bir soruşturma başlatılmış, sonuçlanmış 2004 yılında, dolayısıyla İstanbul Başmüdürüne atfı söz konusu olabilecek bir suçlama unsuruna rastlanmamıştır.

Bir tekstil firmasından söz ediyorsunuz. Diyorsunuz ki: “Dâhilde işleme rejimi kapsamında getirdiği tekstil ürününü, yangın çıkmış olması dolayısıyla ihraç etmediği… Bundan bilginiz var mı?” Bundan da bilgim var ve bu konuyu soruşturma talimatı verdim. Mahkemenin bilirkişi raporu olmasına rağmen, “Burada yangın çıktı, bu kadar ürün yandı.” şeklinde mahkeme tespiti olmasına rağmen, yeniden soruşturma talimatı verdim. Bugün yarın raporu bekliyorum ve takip ediyorum.

Evet, değerli arkadaşlar, Gümrük Müsteşarlığı gerçekten Türk kamu idaresi içerisinde önemli işlev icra eden kamu idarelerimizden bir tanesi ve biz 149 yıl geçmişi olan Gümrük Müsteşarlığını hem altyapı olarak hem insan donanımı ve yetilerini geliştirmesi açısından ve hem de işlemlerin sürat ve kolaylığı açısından büyük ölçüde modernize etmiş durumdayız. Gümrük kapılarımızı gerçekten çağdaş anlayışla yeniliyoruz. Her defasında belki örnek veriyorum; görmediyseniz, Kapıkule Gümrük Kapısı’nı lütfen gidin görün, gezin. Türkiye’ye yakışır, modern bir gümrük kapısını çok kısa zamanda inşa ettik, ticaret erbabımızın hizmetine sunduk.

Gümrüğün faaliyetlerini iki başlık altında toplamak mümkün. Bir tanesi, işlemleri kolaylaştıracaksınız, basitleştireceksiniz çünkü ticaret erbabı çok seri şekilde ürününün muhatabına erişimini sağlayacak ki, rekabet etme şansı olsun ama bunun yanında, bunun kadar önemli bir işlevi de, her türlü kaçağı önleyeceksiniz. Uyuşturucu kaçağı, insan kaçağı, ürün kaçağı; ne gelirse kaçak olarak aklınıza, bunları önleyeceksiniz. İşte bu çerçevede biz gümrüklerimizi teknik araç ve gereçlerle de modernize ediyoruz. Teknolojiyi en yoğun, en etkin şekilde kullanan kurum hâline getirdik. Sınırlı insan kaynağımızı bu teknik araç ve gereçlerle takviye ederek hizmet kalitesini artırmış bulunuyoruz.

Hukuksal altyapımızı tamamladık, teşkilat kanunumuz hariç. Gerçekten, gümrükte 5911 sayılı Kanun’la -bu sizlerin de desteğiyle- mevzuat altyapısını tamamladık. Yaptığımız bu düzenlemeyle Türkiye gümrük bölgesine gelen eşya için özet beyanın eşyanın gelişinden önce verilmesine imkân sağlamak suretiyle hem risk değerlendirmesini daha etkin yapabiliyoruz hem de ürünlerin daha seri şekilde gümrükten geçişiyle tüketiciye erişimini gerçekleştirmiş oluyoruz.

Yetkilendirilmiş gümrük müşavirliği ve beyan esasını başlattık. Bu, gümrükte önemli bir yenilik; bu, çağdaş bir perspektifle ortaya konmuş bir yaklaşım biçimi. Avrupa ülkelerinin tamamını kapsayan, “Ortak Transit” olarak adlandırılan transit taşıma sistemine ilişkin hukuki çerçeveyi oluşturduk, fikrî mülkiyet hakları da dâhil olmak üzere birçok alanda Avrupa Birliği müktesebatına uyumu gerçekleştirmiş bulunuyoruz.

Değerli milletvekilleri, Gümrük Müsteşarlığı, gerçekten, e-Dönüşüm Türkiye Projesi’ni başarıyla uygulayan kamu idarelerinden bir tanesi. İnşallah yakın zamanda insansız ve kâğıtsız gümrük işlemlerini hayata geçirir hâle geleceğiz. Deneme uygulamalarını başlattık.

Risk değerlendirme birimi oluşturduk gümrükte. Daha önceki yıllarda Gümrük Müsteşarlığının değişik genel müdürlükleri bünyesinde bulunan ama verimli çalışmadığını gördüğümüz risk birimlerini topladık, bir daire başkanlığı şeklinde “Risk değerlendirme birimi” oluşturduk. Bakın, kırmızı hat, sarı hat, yeşil hat uygulamaları var. Eminim ki size tanıdıklarınız bazı yakınmalarda bulunuyordur. Bir ürünün kırmızı hatta düşüp düşmemesi o ürünle ilgili işlemin yapıldığı gümrük idaresinin takdirinde değil, bu değerlendirmeleri otomatik olarak merkez yapmaktadır. Oradaki memurun, o ürünün, o iletinin, o gönderinin, kırmızı, yeşil hat vesaire düşüp düşmeyeceğini takdir edemez, öyle bir yetkisi yok. Bu tespiti, bu saptamayı merkezden risk birimi yapar ve hangi memurun kırmızı hatta düşen işlemle ilgili faaliyeti yürüteceğini de merkez tayin eder. Dolayısıyla bu kadar hassas davranmak suretiyle daha önceki yıllarda gümrüklere hâkim olan etik kurallarına aykırı davranışları da hemen hemen sonlandırmış bulunuyoruz. Bana gelmiyor, gelince de üzerine sıfır toleransla gidiyorum ama size erişen varsa onları da bilmek isterim.

Değerli arkadaşlar, gümrükle ilgili söyleyeceğim çok şey var ama görüyorum ki altı dakikam kalmış. Tabii, çok önemli bir genel müdürlüğümüz de Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü. Biz yapamayacağımız hiçbir şeyi söylemedik ama ne söylediysek de onu yaptık, unutmadık, seçim meydanlarında bırakmadık. Ne dedik? “Sessiz yığınların sesi, kimsesizlerin kimi olacağız.” dedik. Öyle yaptık, öyle davranıyoruz.

Bakın, dünyada 1,5 milyar insan günlük 1 doların altında gelirle yaşıyor ve 1 milyar insan temiz suya erişmekten yoksun. Demin bir arkadaşım söz etti ama Türkiye’de günlük 1 doların altında bir parayla geçinmek zorunda olan bir birey kalmamıştır. Bunu biz sağladık ve İktidarımızda Fon kaynaklarını sadece bu amaçla kullanıyoruz. Demin de ifade ettim. Buna itiraz ederseniz dosya yanımda var. Geçmiş dönemlerde Başbakan, Başbakan Yardımcısı olarak arkadaşlarımızın olur verdiği, bu Fon’dan başka fasıllara aktarmaya olur verdikleri uygulamaları var. Dolayısıyla bunu bilmenizi özellikle istirham ediyorum. Biz 1 kuruşu dahi, Sosyal Yardımlaşma Dayanışma Fonu’nun 1 kuruşunu dahi başka hiçbir fasıla aktarmıyoruz. Tamamen sosyal güvenceden yoksun vatandaşlarımızın ihtiyaçlarına tahsis ve teksif etmiş bulunmaktayız.

Önemli bir sosyal politika olarak proje destek oranlarını artırdık. İktidara geldiğimizde, emaneti aldığımızda bu Fon’un kaynaklarının yüzde 1,5’u proje desteklerine tahsis ediliyordu ve biz bunu bugün yüzde 20 seviyelerine çıkardık.

Amacımız, insana sadece gıda vermek, açlığını gidermek değil, iş kurmasını sağlamak, geleceğini kendi çalışmasıyla garanti ettirmek ve böylece hem yoksul vatandaşlarımız iş sahibi oluyor, öte yandan da Sosyal Yardımlaşma Dayanışma Genel Müdürlüğünün muhatap kitlesi azalıyor. Böyle bir politika izliyoruz ve bu politikalarımız çerçevesinde yedi yıldır çocuklarımızın kitaplarını sıraların üzerinde teslim ediyoruz. Bu, çok çağdaş bir yaklaşım. Hani eleştiriyorlar belki, eleştiren arkadaşımız oldu, “Niye burada zenginlere de veriyorsunuz?” Ee çocuk, çocukların arasında zengin fakir ayrımı yapamayız. Bütün çocukları ayırt etmeksizin masalarının üzerinde teslim ediyoruz.

Biz sadece sosyal politikaları gıda yoksunluğunu esas alarak yürütmüyoruz, eğitimsizliği ve elbette ki istihdam güçlüğündeki sorunları da dikkate almak suretiyle bu perspektif içerisinde bir sosyal politika yürütüyoruz. İşte bu kapsamda şartlı eğitim yardımı da özgün uygulamalarımızdan bir tanesi ve bu uygulamamız çerçevesinde Türkiye’de 2 milyon çocuk bu projeden faydalanmakta ve bu çocuklar eğitimlerini okula gitmek suretiyle anneleri hesabına yatırılan paralarla sürdürmektedirler.

Diğer bir faaliyetimiz, barınma yardımları. Anadolu’nun çok değişik yörelerinde gerçekten sağlık koşullarından uzak, çatılarda yaşayan insanlarımız var, tuvaleti, mutfağı, yatak odası bir arada yaşamak zorunda olan insanlarımız var. Bunlara el attık. Bir taraftan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü vakıflar aracılığıyla, bu gibi vatandaşlarımızın sorunlarını gidermek için projelerini uygularken, öte yandan TOKİ’yle birlikte sosyal konut üretimine başlamış bulunuyoruz ve hedefimiz ilk etapta 50 bin konut. Bu projemizin 928 konutunu Eskişehir’de bitirdik. İnşallah anahtar dağıtım töreni yapacağız, uygun olan arkadaşlarımı, mümkünse hepinizi bekliyoruz. Gerçekten buralara zaman ayırın, bu törenlere gelin. Gelirseniz bize sinerji verirsiniz, daha fazla çalışırız, sizlerden de güç almış oluruz.

Değerli milletvekilleri, son olarak, Devlet Personel Başkanlığının faaliyetlerinden söz etmek istiyorum. Gerçekten, Devlet Personel Başkanlığı, Türkiye'nin kamu idaresi uygulamaları bakımından yüklenen işlev itibarıyla en özgün kurumlardan bir tanesi. Kamuda çalışanların bütününün envanterinin tutulduğu, meslekte yükselme standartlarının belirlendiği, mevzuat düzenlemelerinin genel düzenlemelere uygunluğu açısından görüş bildiren önemli kurumlarımızdan bir tanesi. İnşallah bu kurumu da, kuruluş yasasında öngörüldüğü şekilde, en etkin hâle getirme çalışmamızı sürdürüyoruz ve bu kararlılığımız devam ediyor. Bu çerçevede, memurlarımızın mali ve sosyal haklarının belirlenmesi noktasında yürüttüğümüz müzakereleri izlediniz. Burada bir arkadaşım bunu da eleştirdi. “Niye Anayasa değişikliği yaptığınız hâlde, yasada değişiklik yaparak sözleşme süresini geçmediniz de toplu görüşme yöntemiyle belirlediniz?” dedi. Anayasa değişmeden yasa çıkar mı? Bekledik 12 Eylülü. Milletimiz de Anayasa değişikliğini onayladı ve Anayasa’nın 53 ve 128’nci maddelerinde gerçekleşen düzenlemeleri dikkate almak suretiyle inşallah 2012 yılı mali ve sosyal hakları yasal değişikliğini de hazırlamış bulunuyoruz. Gerçekleştirdiğimiz takdirde, 2012 yılında kamu görevlilerinin mali ve sosyal haklarını toplu sözleşme yöntemi uygulamak suretiyle hayata geçireceğiz. Bu, görevimiz ve bu görevi yapma konusunda da bizim kararlılığımız devam ediyor.

Bütün mesai arkadaşlarıma, Gümrükte, Sosyal Yardımlaşmada ve Personel Başkanlığında çalışmalarımıza emek veren arkadaşlarımızın hepsine teşekkür ediyorum, sizleri de saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yazıcı.

Hükûmet adına Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf.

Buyurunuz Sayın Kavaf. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 mali yılı bütçe görüşmeleri çerçevesinde Bakanlığıma bağlı kuruluşların bütçelerini görüşüyoruz. Bu çerçevede öncelikle sayın konuşmacıların, benden önceki hatiplerin bana yöneltmiş olduğu bir kısım sorulara cevap vererek konuşmama başlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Kadının Statüsü, Sorunları Genel Müdürlüğü, Aile Araştırma Kurumu, Özürlüler İdaresi, Darülaceze ve Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu Bakanlığıma bağlı kuruluşlar. Bütün bu kurumlarda kadınlara, çocuklara, yaşlılara, özürlülere ve aile kurumuna yönelik bir dizi çalışmaları yürütüyoruz. Bu çalışmalar çerçevesinde kadınımızın hayat standardını iyileştirmek, kız çocuklarımızın sürdürülebilir eğitim almasını sağlamak, kadının daha çok istihdama dâhil edilmesini sağlamak, aile kurumunun güçlendirilmesi ve güçlü aile yapısının önemine binaen ailenin desteklenmesi ve özürlülerimizin insanlık onuruna yaraşır bir şekilde hayatın içerisinde yer alması noktasındaki çalışmalarımızı sizlerle paylaşacağız.

Değerli milletvekilleri, Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü iktidarımız döneminde teşkilat yasasına kavuşturulmuştur ve benden önceki bir kısım hatip tarafından az bulunan, küçümsenen bütçesi de yine iktidarımız döneminde teşkilat yasasına kavuşturulduktan sonra bu Kuruma tahsis edilmiştir ve bütçe alabilir hâle gelmiştir. Bu ülkede bizden önce de hükûmetler vardı, Parlamento vardı, yasama faaliyetlerinde bulunuyorlardı, niye bizden önce teşkilat yasası çıkmadı, Kurumun bütçesine para aktarılmadı? Bunlar bizden önce de gerçekleştirilebilirdi.

OECD’nin, Dünya Ekonomik Forumu’nun bir kısım sıralamalarından söz edildi. Doğrudur, bu sıralamalarda Türkiye’nin yeri bir kısmında 63, bir kısmında 77, bazı endekslerde de, bir kısmında da 131’inci sırada. Buna bir açıklık getirmek isterim: Ülkemizde tahminen kadınların elde ettiği gelir yılda 5.352 dolar, erkekler için bu 20.441 dolardır. Sözü edilen ülke Surinam’da bu veri kadınlarda 4.794 dolar, erkeklerde ise 10.875 dolardır. Yine, sözü edilen bir diğer ülke olan Uganda’da bu veri kadınlar için 865 dolar, erkekler için ise 1.256 dolardır.

Yine, ülkemizde yükseköğrenimde okullaşma oranlarına baktığımızda, bu oran ülkemizde kadınlarda yüzde 34, erkeklerde yüzde 43’tür.

Surinam’da bu oran, sırasıyla, kadınlarda yüzde 16, erkeklerde yüzde 9; Uganda’da yüzde 3 ve yüzde 4’tür. Aradaki makas farkından dolayı bu sıralamada ülkemiz sözü edilen sıralarda yer almıştır.

Elbette biz ülkemizi Surinam’la da Uganda’yla da kıyaslamıyoruz. Bizim ülkemizde kadınlarımızın elde ettiği gelir, Uganda’da kadınların elde ettiği gelirin 10 katıdır, Surinam’da kadınların elde etmiş olduğu gelirden çok daha fazladır. (BDP sıralarından gürültüler)

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Uganda’nın dışında başka ülke yok mu?

DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF (Devamla) – Ancak aradaki makas farkından dolayı sıralamada bu rakamlar ortaya çıkmaktadır.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Yakışmıyor Sayın Bakan, yakışmıyor!

DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF (Devamla) – Yine Kadının Statüsü ve Sorunları bütçesinin küçüklüğünden ve kadına harcanan paranın azlığından söz edildi. Elbette Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü bir ARGE genel müdürlüktür, araştırma ve geliştirme çalışmaları yapan bir genel müdürlüktür ve ayrılan bütçe araştırma geliştirme içindir ama bunun dışında, Hükûmetimiz, Sağlık Bakanlığının anne-çocuk sağlığı harcamalarında, Millî Eğitim Bakanlığımızın kız çocuklarının okullaştırılması için şartlı nakit transferinde ve kadınlarımızın okuryazarlık oranının artırılması için onlara harcanan bütçelerde, Sosyal Güvenlik Kurumumuzun yine sosyal güvenlik alanında kadınlarımız ve kız çocuklarımız için bütçelerine ayırmış oldukları paralar ve yine Sanayi Bakanlığımızın İŞKUR vasıtasıyla, iş kurmak isteyen ve üretim yapmak için başvuran kadınlarımız için ayırmış olduğu bütçeler yine Hükûmetimizin kadınlar adına farklı bakanlıkların bütçesine aktarmış olduğu çok ciddi rakamlardır. Bunların da gözden kaçırılmaması gerektiğini düşünüyorum.

Anne-bebek ölümlerinden bahsedildi. Evet, şu anda bizde anne ölümleri yüz binde 18, bebek ölümleri ise 2003’ten 2008’e kadar yüzde 48 oranında bir düşüşle yüzde 17’lere düşmüştür. Bu da Dünya Sağlık Örgütünün ideal olarak belirlediği rakamlar çerçevesindedir.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Hâlâ çok yüksektir efendim, AB ülkelerinin 10 misli, yapmayın!

DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF (Devamla) - Kadın hakları mücadelesinden bahsedildi, burada Sayın Başbakanımızın konuyla ilgili bir cümlesini aktarmak istiyorum: “Kadın hakları için mücadelenin ideolojilerden arındırılması, siyaset ve ideolojiler üstü bir yapıya kavuşması, hareketin önünü açacaktır.” Sayın Başbakanımızın ifadesi.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Kadını siyasetsiz ve iradesiz bırakmanın başka bir tarafı!

DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF (Devamla) – Elbette, biz kadınlarımızı bireysel tercihlerinden dolayı başı kapalı ya da açık diye ayırmıyoruz ya da ideolojik tercihlerinden dolayı kategorize etmiyoruz. Bu ayrımı ve bu kategorizasyonu yapanların kimler olduğunu, ben yüce Meclisin takdirine sunuyorum. İkna odalarını ve insanın en temel hakkı olan eğitim hakkını bireysel tercihinden, başörtüsünden dolayı kimlerin engellediğini yine yüce Meclisin takdirine bırakıyorum.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Başı örtülüler iş buluyor, başı açıklar kapıda…

DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF (Devamla) - Yine, Sayın Başbakanımızın bu konuda bir sözünü aktarmak istiyorum: “Biz kadın ile erkeğin temel haklara sahip olmasını, haklar noktasında kesinlikle eşit olmasını, demokrasinin ve çağdaşlığın bir gereği olmanın çok ötesinde bir insanlık meselesi olarak görüyoruz ve bunu böyle görmek zorunda olduğumuzu her zaman her yerde söylüyoruz.” Eylemlerimizle de bunu gösteriyoruz. Elbette biz kadına yönelik şiddeti de kınıyoruz, tasvip etmiyoruz. Sadece kınamakla kalmıyoruz, bakın bu ülkede otuz senedir konuşulan, ama bir türlü değiştirilemeyen Türk Ceza Yasası vardı. 2005 yılında bu iktidar o Ceza Yasası’nı değiştirdi ve töre ve namus cinayetlerinde indirim sebebi olarak kullanılan tahrik unsurunu kaldırarak idamdan sonra en ağır ceza olan müebbet hapis cezasını getirdi.

NEVİNGAYE ERBATUR (Adana) – Sayın Bakan, o töreye, namusa yok!

CANAN ARITMAN (İzmir) – Sadece töre cinayetlerinde!

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Bakan, kadın katliamlarını da söyleyin!

DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF (Devamla) - Yine 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’da 2007 yılında değişiklik yapılarak sadece şiddeti uygulayan eşe değil, diğer aile fertlerine de ceza uygulanması uygulamasını bu iktidar getirdi.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bir insan niye siyasete talip olur? Niye milletvekili olur? Mücadelesini meşru siyasi zeminde, Parlamentoda, burada yapmak için. Ama mücadele yeri olarak Parlamentoyu değil de sokağı, sokak çatışmalarını tercih ediyorsanız, onun sonuçlarından dolayı Hükûmeti ya da şahsımı sorumlu tutmanın takdirini ben Parlamentoya bırakıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Bakan, bizim tabanımız sokakta çünkü.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Bu söylem çok ayıp, bir kadına yakışmıyor.

DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF (Devamla) – Değerli milletvekilleri, sosyal sorumluluk anlayışımızın temelinde, kaynakların gelecek nesillere çoğalarak ve geliştirilerek aktarılmasını sağlayacak olan sürdürülebilirlik ilkesinden hareket ediyoruz. Bu nedenle, hizmetlerimizi sadece bugünün değil yarının Türkiye’sine de çözümler üretecek biçimde planlıyoruz. Bunun için bütün Türkiye’yi tarıyor, ihtiyaç analizleri yapıyor, sosyal hizmet haritaları hazırlıyoruz.

Bu doğrultuda, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun hizmet önceliğini aile merkezli koruyucu ve önleyici çalışmalar oluşturmaktadır. Kurum bakımına ihtiyacı olan çocuk, genç, özürlü, kadın ve yaşlılarımız için sunulan hizmetler, her kesimin farklı ihtiyaçlarına göre alternatifler oluşturacak biçimde yeniden düzenlenmiştir. Yeni hizmet modellerimiz, ihtiyaç sahiplerine en yüksek kalitede ve bulundukları yerde hizmet verme ilkesiyle oluşturulmaktadır.

Hükûmetimiz, devletin himayesine ihtiyaç duyan ancak sosyal güvencesi olmayan vatandaşlarımıza ulaşabilmek amacıyla Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun bütçesinde önceki yıllara oranla önemli artışlar sağlamıştır. 2002 yılında 121 milyon 589 bin lira olan Kurum bütçesi, 2011 yılında yüzde 2.700 oranında artırılarak 3 milyar 279 milyon 483 bin liraya çıkartılmıştır.

Sosyal hizmetler alanında Kurumumuzun sunduğu hizmetlerde Hükûmetimizin göreve geldiği günden bugüne önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Bunların en önemlilerinden biri, yatılı Kurum bakımının ihtiyaç sahipleri için son seçenek hâline getirilmesidir. Bu çerçevede, öz ailesi yanında destek, koruyucu aile, evlat edindirme, evde bakım gibi yeni hizmet modellerimiz başka ülkeler tarafından örnek alınmaktadır. Bu kapsamda yaptığımız bazı çalışmaları paylaşmak istiyorum:

Aileye dönüş ve aile yanında destek uygulaması ile 2005 yılından bu yana ekonomik yoksulluk sebebiyle çocukların Kurum koruması altına alınmasından vazgeçilmiştir. Daha önce, ekonomik sebeplerle koruma altına alınan çocuklar da ailelerinin yanına döndürülmüş ve kendi öz aileleri yanında desteklenmeye devam edilmektedir. Bu kapsamda 29.920 çocuğumuzu ailesinin yanında destekliyoruz.

Ailesi yanında desteklenen çocuklarla birlikte ihtiyaç sahibi kişilere verilen ekonomik ve sosyal destek 2002 yılında 5 milyon 233 bin 236 lira idi, 2010 yılında bu rakam 87 milyon 44 bin lira olmuştur. 2011 yılında ise bu desteğin 2002'ye göre yüzde 1.880 oranında arttırılarak 98 milyon 290 bin lira olması öngörülmektedir.

2003 yılına kadar 6.976 çocuk evlat edindirilmişken bugün 10.948 çocuk evlat edindirilmiştir. 2003 yılında 515 çocuğumuza koruyucu aile yanında bakım hizmeti verilirken bu kapsamda yer alan çocuk sayısı 1.227'ye ulaşmıştır.

Aile yanında bakımın mümkün olmadığı durumlarda ise koğuş tipi uygulamalardan süratle vazgeçiyoruz. Bunun yerine küçük merkezlerde veya müstakil binalardan oluşan siteler içinde çocuklarımızın yaşlarına ve ihtiyaçlarına uygun biçimde düzenlenmiş mekânlarda hizmetlerini sürdürüyoruz.

Çocuklarımızın ev ve aile ortamının güvenliğini, sıcaklığını, toplumsal yaşamı, komşuluk ilişkilerini, örf ve adetleri yaşayarak öğrenebilecekleri, 5-6 çocuğun bir arada kaldığı çocuk evlerini yaygınlaştırıyoruz. Çocuk evleri, SHÇEK tarihinde ve kurum bakımı yaklaşımında reform niteliğindeki örnek bir uygulamadır. Türkiye genelinde 284 çocuk evimiz var, 2011 yılı sonuna kadar bu sayıyı 400'e çıkarmayı planlıyoruz.

Yine, ev tipi uygulamalarımızdan olan, 10-12 çocuğumuzun kaldığı, siteler içinde bağımsız binalardan oluşan sevgi evlerine son üç yılda hız verdik. Hâlen 32 sevgi evi sitesinde 235 villa tipi evde 1.888 çocuğumuz kalıyor.

Ev ortamı hazırladığımız bu kuruluşlarımızda yaşayan çocuklarımızın akademik başarıları da gözle görülür bir biçimde artmıştır. Üniversite sınavına giren 466 gencimizden 328'i bir yükseköğrenim programına yerleştirilmeye hak kazanmıştır, yüzde 70’lik bir başarı elde edilmiştir.

Son yıllarda, çocuklarımızın yükseköğrenime devamlarını özendirmek için üniversite mezunlarının işe yerleştirilmesine ağırlık verilmiş, 3413 sayılı Yasa gereği korunma altında bulunan ve on sekiz yaşını tamamlayan 31.693 gencimiz kamu kurum ve kuruluşlarında işe yerleştirilmiştir.

5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında suça itilen ve suç mağduru çocuklara ilişkin Kurumumuza yeni yükümlülükler getirilmiştir. Bu kapsamda çeşitli illerde koruma ve bakım rehabilitasyon merkezleri ile bakım ve sosyal rehabilitasyon merkezlerinde hizmet verilmektedir.

7 koruma ve bakım rehabilitasyon merkezimizde 128 çocuğa, 23 bakım ve sosyal rehabilitasyon merkezimizde ise 335 çocuğumuza yatılı hizmet veriyoruz. 2011 yılında bu merkezlerin toplam sayısının 40'a ulaşması planlanmaktadır.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumumuzun toplum merkezleri ve aile danışma merkezleri aracılığıyla sürdürdüğü koruyucu, önleyici hizmetleri de yaygınlaştırıyoruz. Bu merkezlerimiz göç alan büyük illerde ve sosyoekonomik yönden yetersiz olan yörelerde hizmet vermektedir.

2003 yılında 76 merkezimizde 56.270 kişiye hizmet verirken, bugün 133 toplum merkezimizde, aile danışma merkezimizde 107.467 vatandaşımıza destek veriyoruz.

Ulusal düzeyde sosyal hizmet erken uyarı sisteminin kurulması için 2009 yılında altı ilimizde pilot uygulama başlatıldı. Sosyal hizmet ve rehabilitasyon merkezlerimiz 2011 yılında ülke genelinde yaygınlaştırılacaktır.

İstismara uğrayan ya da bu riski taşıyan, şiddet mağduru olan kadınlarımıza psikososyal destek, acil barınma, sağlık, hukuki yardım gibi ihtiyaçlarını karşılayan kadın konukevlerimizin sayısını da hızla artırıyoruz.

2003 yılında 170 kapasiteli 8 kadın konukevimiz varken, bugün ise 867 kapasiteyle 38 kadın konukevimizle hizmet veriyoruz. Bu rakamı bu yılın sonuna kadar açacağımız konukevleri ile 45'e, 2011 yılında ise 50'ye çıkarmayı hedefliyoruz. Ayrıca, bu yıl tüm illerimizde şiddete uğrayan kadınlarımızın barınabilecekleri ilk kabul merkezlerini de kurmuş bulunuyoruz.

Yatılı bakım hizmeti veren huzurevleri ile yaşlı bakım ve rehabilitasyon merkezlerinin fiziki koşulları ve hizmet standartlarını da iyileştirdik. Odalarımız yeniden düzenlenerek 1 ya da 2 yaşlının kalacağı hâle getirilmiştir. 2002 yılında 5.977 kapasiteyle çalışan huzurevlerimiz, bugün 9.052 yaşlımıza hizmet vermektedir. 2011 yılında ise 10 bin kapasiteye ulaşmayı hedefliyoruz.

Ayrıca, yaşlı hizmetlerimizde, bin yaşlımıza gündüzlü dayanışma hizmeti ve yeni uygulamaya başladığımız "evde yaşama destek" kapsamında 100 yaşlımıza da hizmet veriyoruz. Evde bakım hizmeti ile altmış yaş üstü 55 bin ağır özürlü yaşlıya evlerinde bakım hizmeti vermekteyiz. Evde yaşama destek ve gündüzlü hizmetlerinin yaygınlaştırılması 2011 yılında da devam edecektir.

Kuruluşlarımızda çalışan personelin nitelik ve niceliği bakımından da önemli gelişmeler kaydedilmiştir. 2003 yılında çalışan personel sayımız 12.644 iken, bu sayı bugün 22.169'a ulaşmıştır. 2011 yılında ise 25 bin personele ulaşmayı hedefliyoruz.

2003 yılında yaklaşık 30 kişiye 1 bakım elemanı düşerken şimdi ise kuruluşlarımızda, özürlü bakım merkezlerinde 6 özürlüye, çocuk yuvalarında 6 ile 8 çocuğa, huzurevlerinde ise 15 yaşlıya, en az meslek lisesi mezunu, kız meslek lisesi çocuk gelişimi veya düz lise mezunu ise sertifikalandırılmış 1 bakım elemanı hizmet vermektedir.

Ayrıca, sosyal çalışmacı ihtiyacına yönelik olarak YÖK ve üniversiteler nezdinde yapılan girişimlerle, lisans düzeyinde 15, Açık Öğretim Fakültesi ön lisans düzeyinde 1 sosyal hizmet bölümünün açılması sağlanmıştır.

Özürlü vatandaşlarımıza yönelik devrim niteliğindeki evde bakım hizmeti kapsamında, 2006 yılından bugüne kadar, 275 bin 795 özürlünün bakımını üstlenen akrabası ya da vasisine toplam 2 milyar 452 milyon 723 bin 822 lira ödenmiştir.

Evet, İktidarımızdan önce özürlüler, evlerin bodrum katlarında, arka odalarında kilitlenmiş, gün ışığı görmeyen, insan önüne çıkarılmayan insanlardı. 2011 yılı sonuna kadar 381 bin özürlümüze evde bakım hizmeti vermeyi hedefliyoruz.

Bakıma muhtaç özürlülerimizin bakımlarını üstlenen aile, akraba ya da vasisine ayda 544 lira ödüyoruz. Bu uygulamayla bakıma muhtaç ağır özürlü kişiler evlerine yük olmaktan çıkmış oluyor.

2003 yılı başlarında 21 özürlü bakım merkezinde 1.943 kapasite ile hizmet verirken, bugün 140 resmî ve özel bakım merkezinde 11.655 özürlümüze hizmet veriyoruz. 2003 yılı başında yatılı hizmet talebinde bulunan özürlü sayısı 3.729 iken bugün sıra bekleyen özürlümüz yok.

Bakanlığım bünyesindeki Özürlüler İdaresi Başkanlığının bütçesi ve çalışmalarından da kısaca bahsetmek istiyorum. 2002 mali yılında 2 milyon 449 bin lira olan bütçe 2010 yılında 5 milyon 653 bin lira olmuştur. Tabii ki, özürlülerimize ödemiş olduğumuz bakım ücretleri bu bütçenin dışında tutulmuştur. Özürlüler Kanunu ile…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kavaf.

DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF (Devamla) – Bütçenin hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Sayın Başkan, Sayın Bakan konuşurken bana atfen “Milletvekilinin yeri burasıdır, çalışma yapacağı yer buradadır. Eğer sokağa çıkarsa başına gelenlere katlanır.” dedi.

BAŞKAN – Yanlış anlaşılmayı düzeltmek için yerinizden bir dakika süre vereceğim.

Mikrofonunuzu açıyorum.

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Yanlış anlaşılma değil, bir itham, bir durum tespiti Sayın Başkan.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Senin sataştıkların ne olacak?

BAŞKAN – Açıklamanızı yerinizden yapınız lütfen, buyurunuz, oturunuz.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, açıklama için istemedi; sataşma var, söz hakkı istedi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Zaten söz hakkı veriyorum efendim.

Buyurunuz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Ya, onun sataştıklarına da onun cevap vermesi lazım.

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Sen bir kadın olarak sus lütfen ya! Utanın!

BAŞKAN – Buyurunuz efendim, lütfen, açıldı mikrofonunuz.

Sayın Bayındır, iki dakika süre veriyorum.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf’ın, “Siyasi mücadele yeri olarak meşru siyasi zemin, parlamento değil de sokak, sokak çatışmaları tercih ediliyorsa” sözlerine ilişkin açıklaması

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Aynası Uganda olanın, Ruanda olanın zaten yüzüne bakılmaz. Bir kere, bir bakan olarak, kadından sorumlu Bakan olarak burada öz eleştiri vermesi gerekirken, istifa etmesi gerekirken, beni bu şekilde yeniden itham edip, bu şekilde hedef göstermesini kınıyorum ve söz hakkı istiyorum. Neden? Çünkü henüz bir soruşturma yapılmadı, henüz bu konuda hesap vermesi gerekenler vermedi çünkü kusur, orada panzerden su sıkan değil, burada o tazyiki yaratan anlayıştır. Sayın Bakanı öz eleştiriye ve hesap vermeye davet ediyorum yoksa gerçekten şurada kıyameti koparacağım! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Böyle bir şey var mı? Burası hukuk devleti.

VAHİT KİRİŞÇİ (Adana) – Sayın Başkan…

MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) – Sayın Başkan…

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) –  Benim her yerdir, benim yerim her yerdir.

Başbakan vekillerine “Twitter’da değil, gidin, halkın içinde konuşun…” Siz burada papağanlık mı yapacaksınız yoksa gerçek anlamda kadın haklarını mı savunacaksınız?

MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) – Sen orada militanlık yapacaksın...

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) –  Benim yerim demokrasi mücadelesidir. Bunu sokakta da, evde de, Parlamentoda da yapacağım, bu benim yasal ve anayasal hakkımdır. Sayın Bakan Anayasa’ya karşı suç işlemiştir, yasalara karşı suç işlemiştir.

DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF (Denizli) – Ne alakası var? Soru sordu, cevap verdim.

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) –  Polis akademisinde profesörlük yapan biri bile gençlere uygulanan şiddetten sonra diyor ki: “Kadınların, gençlerin, herkesin yürüme ve basın açıklaması yapma hakkı vardır. Biz böyle eğitiyoruz.” Bu eğitimi bozan sizlersiniz ve sizi öz eleştiriye, hesap vermeye davet ediyorum. Kınıyorum sizin bu tavrınızı!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Biz de seni kınıyoruz!

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bayındır. Yeterli açıklama olmuştur.

DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF (Denizli) – Sayın Başkan, soru sordu, cevap verdik ama “sorular” kısmında soru sorabilir.

SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Trabzon) – Sayın Başkan, Sayın Bakanımız benim yaptığım konuşmam üzerine bana birtakım cevaplar verdi. Konuya açıklık getirmek üzere 60’ıncı maddeye göre kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Yerinizden lütfen… Yerinizden, yanlış anlaşmaya olanak vermemek üzere, bir dakika süre vereceğim size de.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, bizim talebimiz…

DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF (Denizli) – Böyle şey olur mu?

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Cevap verdim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Bakanlar… Yanlış anlaşmaya yol açtı, yerinden…

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Yanlış anlaşma değil, suç! İtham etti.

BAŞKAN – Sataşma değil efendim, ben sataşmadan söz vermiyorum, kısa bir açıklama için söz veriyorum Sayın Vekilime.

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Ama niye yerimden? Orada bana hakaret ediyor, beni suçluyor, hakir görüyor bu hâlimi! Bir kadın olarak bunu bekliyorum sizden.

BAŞKAN – Sayın Bayındır, siz yeterince cevap verdiniz ve konuştunuz. Daha gerek var mı acaba?

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Yunusoğlu, buyurunuz efendim, bir dakika süre size, kısa bir açıklama istediğiniz için.

2.- Trabzon Milletvekili Süleyman Lâtif Yunusoğlu’nun, Devlet Bakanı Hayati Yazıcı’nın, kaçak çayla ilgili vermiş olduğu rakamlara dair konuşmasına ilişkin açıklaması

SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gümrük Müsteşarlığı bütçesi konusunda yapmış olduğum konuşma üzerine Sayın Bakan sorularıma cevaplar verdi, öncelikle Sayın Bakana teşekkür ediyorum. Ancak, benim buradaki amacım kimseyi incitmek veya yaralamak değildir. Birtakım usulsüzlüklerin üzerine gidilmesi konusunda Sayın Bakana ve görevlilere birtakım uyarılar yapmak istedim.

Şimdi, kaçak çay konusunda ben bir rakam burada ifade ettim. Bu rakamı Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında Bütçe Plan görüşmelerinde yapılan ve ifade edilen rakamlara dayanarak söyledim ve bir kaçak çaydan bahsediyorum. Sayın Bakan, o kadar kaçak çayın olmadığını ifade ettiler. Hâlbuki bu bilinmeyen, yasa dışı yollardan giren kaçak çayın ne kadar olduğunu net olarak hiç kimse bilemez. Eğer biliyorsa Sayın Bakan, biz “Niye önlem almadınız?” diye kendilerine soru yöneltiriz.

İkincisi olarak, ben 2006 yılında Türkiye’ye giren…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Derdiniz net anlaşıldı, konu da o konuydu zaten, siz de açıklık getirdiniz.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, izninizle, az önce milletvekilimize yerinden söz vermeden önce bir sataşmanın olduğunu söyledik, mümkünse tutanaklara bakın.

BAŞKAN – Ben sataşma olarak nitelemedim, açıklama olarak yerinden de söz verdim.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Bu durumda…

BAŞKAN – Oradan yeterince konuştu Sayın Bayındır.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, nasıl dersiniz “Yeterince konuştu.” diye.

BAŞKAN – Söz hakkı yerine geldi Sayın Ata. Daha ne istediğinizi anlamış değilim.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Vekilimiz şahsında grubumuza da sataşma yapılmıştır ve söz hakkı talep ediyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen Sayın Ata.

AHMET YENİ (Samsun) – Bütçe görüşmelerine devam edelim Sayın  Başkan.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, lütfen, siz bu Parlamentoda hepimizin…

AHMET YENİ (Samsun) – Devam edelim bütçeye Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Ata, ben Sayın Bayındır’a söz verdim. Lütfen…

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Hayır, yerimden değil… Onların amacı oturtmaktı. Sayın Başkan, ben sizden böyle bir şey beklemiyordum yani.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, grubumuz hedef alındı, milletvekillerimiz hedef alındı.

BAŞKAN – Sayın Ata, lütfen yerinize oturunuz. Ben gerekli söz hakkını verdim efendim.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, bu durumda siz taraf olmuş oluyorsunuz.

BAŞKAN – Şimdi aleyhinde Adana Milletvekili…

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Bakanımızın kürsüde söylediklerine siz de taraf olmuş, yapılan muameleyi uygun görmüş oluyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Ata lütfen… Lütfen…

AYLA AKAT ATA (Batman) – Evet, eğer cevap hakkı vermediyseniz öyle. Taraf olmuş oluyorsunuz.

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Yasama üyesini savunmamış oluyorsunuz, yürütmeye siz de alet olmuş oldunuz.

BAŞKAN – Sayın Bayındır, siz gerekli söylemlerinizi yerinizden de yerine getirdiniz, bir farkı yoktur.

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Ama yerimden değil… Amaç zaten oturtmak ve etkisizleştirmek. Yasamanın bir üyesine karşı suç işleniyor ve siz buna seyirci kaldınız.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/960) (S. Sayısı: 575) (Devam)

2.- 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2009 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/905, 3/1261) (S. Sayısı: 576) (Devam)

A) GÜMRÜK MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.- Gümrük Müsteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Gümrük Müsteşarlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Devlet Personel Başkanlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Devlet Personel Başkanlığı  2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK ESİRGEME KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) ÖZÜRLÜLER İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) KADININ STATÜSÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Adana Milletvekili, aleyhte, Mustafa Vural.

Buyurunuz Sayın Vural.

MUSTAFA VURAL (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Konuşmama başlarken şahsım ve Demokratik Sol Parti adına yüce Meclisi saygılarımla selamlarım.

Sosyal devlet, sosyal adalet ve sosyal güvenliği sağlamak, herkes için insan onuruna yaraşır bir hayat düzeyini gerçekleştirmekle yükümlü bir devlet olarak tanımlanır.

(Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır komisyon sıraları önüne gelerek bastonunu bıraktı) 

(AK PARTİ sıralarından “Sayın Başkan…” sesleri,  gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Bayındır, lütfen… Sayın Bayındır, lütfen yerinize geçiniz…  Lütfen yerinize geçiniz…

Size yeniden söz vereceğim Sayın Vural.

Buyurunuz efendim.

MUSTAFA VURAL (Devamla) – Sosyal devlet, sosyal adalet ve sosyal güvenliği sağlamak, herkes için insan onuruna yaraşır bir hayat düzeyini gerçekleştirmekle yükümlü bir devlet olarak tanımlanır. Bu tanımın gereği olarak 1986 yılında 3296 sayılı Kanun’la, yoksul vatandaşlara yardım etmek, sosyal yardımlaşmayı güçlendirmek üzere Başbakanlığa bağlı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu kurulmuştur. 1991’de yoksulların sağlık hizmetlerinin karşılanabilmesi için de yeşil kart uygulaması başlatılmıştır. Ayrıca Türkiye, 21 Kasım 1990 yılında Paris Şartı Bildirgesi’ne imza atarak yoksullukla mücadele konusunda uluslararası kamuoyuna söz vermiştir. 

Değerli arkadaşlarım, görüldüğü gibi, ülkemiz, sosyal devlet olmanın gereği olarak yoksullukla mücadele konusunda pek çok önlemi daha AKP kurulmadan önce almış, uygulamaya da başlamıştır. Demokratik Sol Parti olarak, 1997-2002 yılları arasında ilgili Bakanlığı aralıksız biz yönettik koalisyon hükûmetleri döneminde. Bu yıllar arasında yaklaşık 16 milyon yoksulumuza ayni ve nakdî yardım yapılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir şeye çok özen gösterdik, valilerimize, kaymakamlarımıza dedik ki:  “Özellikle ayni yardımları hava karardıktan sonra dağıtın.” Niçin böyle istedik? Yardım alan aileler komşularından utanmasın, onurları incinmesin diye.

Değerli arkadaşlarım, yardım, siyasi bir uygulama değil, insani bir uygulamadır. Şimdi öyle mi yapılıyor? Yardımlar paketleniyor, medya çağrılıyor, gazete ve televizyonlarda haber yaptırılıyor.

Değerli arkadaşlarım, sömürünün en kötüsü inanç sömürüsüdür, duygu sömürüsüdür. Yaşıyoruz, duyuyoruz, okuyoruz, köy ve mahalle muhtarlarımız iktidar tarafından baskı altındadır.

Sayın Bakan aracılığıyla iktidara sesleniyorum: Yol yapın, okul yapın, su getirin, göğsünüzü gere gere oy isteyin, ancak sosyal yardımı rüşvete dönüştürmeyin. Ne yazık ki yardımlar AKP’ye oy satın almaya dönüştürülmüştür.

Geçenlerde bir gazetemizde Sayın Bakan Hayati Yazıcı’nın bir demecini okudum. Haberin başlığı şöyle: “Düşük maaşlılara da müjde. Yoksulluk sınırı altındaki kayıtlı çalışanlara da sosyal yardım verilecek.” Sayın Bakanı içtenlikle kutluyorum. Bu yüreklice bir itiraftır. Sayın Bakanın bu açıklaması bütçenin sunuşunda gerek Maliye Bakanının gerek AKP sözcülerinin gerekse Başbakanın tepeden gördüklerine en aşağıdan haykırıştır. Artık, çalışanların, emeklilerin pek çoğunun ücretlerinin insanca yaşamaya yeterli olmadığı ortaya çıkmıştır. Hükûmetin ilan ettiği gibi, dünyanın kalkınmış yirmi ülkesi içine girmiş ülkemizde maaşların bir bölümü yoksulluk sınırı altında ise ülke büyüklüklerine ilişkin rakamlarınızı yeniden gözden geçirmelisiniz.

Demokratik Sol Parti, maaş ve ücretlerin yaşanabilir miktarlara çekilmesi, yoksullukla mücadele ve sosyal yardımların bir merkezde toplanıp devlet denetiminde, insan onuruna yakışır, adaletli bir şekilde ulaştırılması konusunda kapsamlı çalışmalarını seçim bildirgesinde kamuoyuyla paylaşacaktır.

2011 bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Vural.

Şimdi soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Sisteme giren sayın milletvekili arkadaşlarımın adlarını okuyorum: Sayın Asil, Sayın Ağyüz, Sayın Özdemir, Sayın Işık, Sayın Korkmaz,  Sayın Köse, Sayın Enöz, Sayın İnan, Sayın Çalış, Sayın Süner, Sayın Doğru, Sayın Taner, Sayın Paksoy, Sayın Geylani, Sayın Erbatur, Sayın Kaptan, Sayın Aydoğan, Sayın Akkuş, Sayın Durmuş, Sayın Macit, Sayın Güvel, Sayın Yalçın ve Sayın Emek.

Sırayla söz vereceğim. Süremiz yirmi dakika, on dakika sorulara ayrılmıştır, on dakika da cevaplara; tekrar yineliyorum ve bir dakika her kişiye söz hakkı veriyorum.

Buyurunuz Sayın Asil.

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Sayın Bakan, İmralı’da bulunan terör örgütü mensubuyla görüşmeler yapılıyor. Başbakan “Hükûmetin hiçbir ilişkisi yoktur, devlet görüşüyordur görüşüyorsa.” diyor. Dün Silahlı Kuvvetlerden bir açıklama geldi. “Türk Silahlı Kuvvetlerinin bununla hiçbir ilişkisi yoktur.” diye. Devlet Personel Başkanlığının başı olarak terör örgütüyle kimin görüştüğü hususunda bildiklerinizi Meclisle paylaşır mısınız?

İkinci sorum: Eskişehir’de fondan dağıtılan kömürler son derece kalitesiz ve şehrin hava kirliliğini son derece olumsuz etkiliyor. Bazı gecelerde insanlar sokağa çıkmaya korkuyor. Bu konuda bir tedbir almayı düşünür müsünüz? Eskişehir’de “Soma kömürü” diyerek dağıtılan bu kömürlerin kalitesiz başka kömürler olmasını inceletir misiniz?

Üçüncü sorum Sayın Kavaf’a: Şehirlerde, kavşaklarda elinde, sırtında çocukla karda, kışta, yağmurda dilenen insanlar mendil, sakız sattırılan çocuklar, tedbir almak bakanlığın görevi değil mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Asil.

Sayın Ağyüz…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, seçim bölgem Gaziantep’in Karkamış ilçesi ekonomik olarak geri kalmış bir ilçe. Gümrük kapılarının yeniden yapılandırılması programlarında olan Karkamış Kara Sınır Kapısı ne zaman yeniden düzenlenerek etkin hâle getirilecek?

Engellilere yapılan parasal yardımda esas alınan aylık gelirinin 100 TL’yi aşmaması gerekiyor şartı günümüzde çok ilkel bir şart değil mi? 100 TL’nin üzerinde geliri olan engelliye “Muhtaç değilsin.” demek doğru mu?

Ayrıca dağıttığınız kömürler artıyor, gıda yardımları artıyor her yıl. Bu, Türkiye’de yoksullaşmanın bir göstergesi değil midir? Sosyal yardımların eşit, adil dağıtılmadığı bir gerçekken kömür yardımlarının evi, aracı olanlara dağıtıldığı iddiaları kentlerde dolaşırken bunu inceleme gereğini hissetmiyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ağyüz.

Sayın Özdemir…

HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakana soruyorum: 2004 yılında Vakıf Genel Sekreterliğini genel müdürlük çatısı altında teşkilatlandırarak vakıf yardımının il ve ilçelere giderek siyasallaşmasına sebep oldunuz.

Buna göre ilk sorum: Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma vakıflarının daha çok merkezden kontrol edilmesinin vakıf yardımlarının yönlendirilmesindeki etkisi nedir? Vakıf yardımlarının merkezden yönlendirilmesinin gerekçesi nedir?

İkinci sorum: İl ve ilçelerdeki vakıf heyetlerinde il genel meclisinde seçilen kişilerin görevlendirilmesinin sebepleri nedir?

Üçüncü sorum: Yazın sıcak günlerde gerçekleştirilen Gaziantep’teki kömür yardımlarınız hâlen devam etmekte midir? Son iki ay içerisinde kaç kişiye kömür yardımı yaptınız? Referandum öncesi yapılan kömür yardımları ne kadardır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özdemir.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İlk sorum Sayın Yazıcı’yadır: Sayın Bakan, daha önce verdiğim bir soru önergesine istinaden, İçişleri Bakanlığınca şehit ailesi veya yakınlarından ikinci bir kişinin daha devlet tarafından işe yerleştirilmesine yönelik olarak olumlu görüşle Bakanlar Kuruluna gönderilen düzenleme ne aşamadadır? Hızla bu düzenlemenin yasalaşması sağlanabilecek midir?

İkinci sorum Sayın Kavaf’adır: Hâlen çeşitli nedenlerle ailesinden ayrı yaşayan sokak çocuklarının ve nerede olduğu bilinmeyen kayıp çocukların Bakanlığınızca tespit edilebilen sayıları ne kadardır? Bu durumdaki çocukların topluma kazandırılması amacıyla Bakanlığınızca yürütülen bir çalışma var mıdır? Yine bu amaçla Bakanlığınız ne tür tedbirler almış ya da almaktadır?

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Korkmaz…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, ben de sualimi Sayın Kavaf’a, Özürlüler İdaresinden sorumlu Sayın Kavaf’a yöneltmek istiyorum: Kısa bir süre önce Özürlüler İdaresi Başkanlığına atadığınız Başkan, icraatlarıyla değil skandallarıyla bir türlü medyanın gündeminden inmiyor, çevresindeki bayan yöneticilere bir türlü tahammül göstermiyor. İki bayan Başkan Yardımcısından birini sırf istifaya zorlamak için Ankara Saray’a tesis müdürünün emrine araştırma görevine gönderiyor, diğerine de engelli çocuğunu bir kere Kuruma getirdi diye herkesin içinde hakaretler yağdırarak “Burası çocuk yuvası değil. Bir daha çocuğu burada görmek istemiyorum.” diyor. Doğrusu merak ediyorum, kendi mesai arkadaşlarının engelli çocuğuna tahammül edemeyen kurum başkanı, Türkiye'nin engelli çocuklarına nasıl hizmet götürür?

Üçüncü sorum: Engelli bir bayan olan şube müdürünü dövmek için üzerine yürüyen daire başkanı hakkında engellilerden sorumlu bir bayan bakan olarak bugüne kadar nasıl bir işlem yaptınız?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Korkmaz.

Sayın Köse…

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunda sosyal hizmet uzmanlarının meslek unvanları olan sosyal hizmet uzmanı bir genelgeyle kullandırılmamaktadır, kullananlara soruşturma açılmaktadır. Bu uygulamanın gerekçesi nedir?

Yine, genel müdürünüzce çalışanların isteği dışında tayin yapılmakta ve aileler ayrılmaktadır. Bu sürgünlerin durdurulması ne zaman olacaktır?

Sivil toplum kuruluşları neden çocuk evlerine alınmamaktadırlar? Gerekçe olarak ağabeylerin ve ablaların yardımcı olduğu söylenmektedir.

Yine, sosyal hizmet uzmanları kendilerine iş yerinde psikolojik taciz yapıldığını söylemektedirler. Bu konuda bir çalışma yapıyor musunuz?

Devlet kurumlarında özürlü kadrolarının yüzde 70’inden fazlası boştur. Bu konuda hem yasal hem de fiilî bir düzenleme yapılacak mıdır?

Özel sektörde özürlü çalışmalarına ilişkin teşvikin gelişmesi amacıyla ek düzenlemeler yapılması düşünülmekte midir?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Köse.

Sayın Enöz…

MUSTAFA ENÖZ (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın ilgili Bakana soruyorum: Çocukları ve gençleri hırsızlığa, kapkaça, dilenmeye zorlayan çetelerin varlığı biliniyor. Bu çocukların çetelerin eline düşmemesi için özel bir çalışmanız var mı?

Ayrıca, bu çocukların büyük bir bölümü uyuşturucu bağımlısı olarak hem kendilerine hem de topluma zarar veriyor, gasp ve cinayet gibi olaylara karışıyorlar. Şimdi, bu olayları hayatın bir gerçeği deyip sineye çekip normal mi göreceğiz, yoksa acil bir eylem planı dâhilinde sorunların çözümüne yönelik tedbirlerin alınmasını mı sağlayacağız? Bu konuda Hükûmet olarak bir çalışmanız, gerçekçi bir projeniz var mıdır?

İkinci sorum: Gelişmiş ülkelerde bakıma muhtaç kimsesizlere kurumsal bakım yerine evinde bakım uygulamaları yapılmaktadır. Bizde bu konuda stratejik planlarımızda olmasına rağmen bu konuda çalışma…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Enöz.

Sayın İnan…

MÜMİN İNAN (Niğde) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde ve Türkiye’de en çok eleştirilen konuların başında sosyal yardımlar gelmektedir. Sosyal yardımın muhtaç insanlara yapılmasında hiçbir milletvekili ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak hiçbir zaman karşı çıkmadık. Milletimizin, fakir fukara milletin açlıktan ölmesine, soğuktan donmasına gönlümüz razı olmaz. Buradaki eleştirilen konuların tamamı yardımın yapılış biçiminedir. Bu konuyla ilgili Milliyetçi Hareket Partisi olarak asgari ücretin yarısı kadar, vatandaşlarımızın onurunu kırmadan maaş bağlayalım önerimiz ve kanunumuz Meclistedir. Bunun gündeme getirilerek yasalaştırılmasına katkı verir misiniz? Bu daha onurlu bir davranış olacaktır, modern devlete daha yakışır bir tutum olacaktır.

Diğer taraftan Çocuk Esirgeme Kurumunda sosyal hizmet uzmanı, psikolog ve sosyolog ve hemşire eksikliği Niğde’de olduğu gibi Türkiye’de de vardır. Ne zaman bu eksikliği gidermeyi düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İnan.

Sayın Çalış…

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkan, teşekkürler.

Benim ilk iki sorum Sayın Yazıcı’ya: Sayın Bakan, sosyal yardımlar içerisinde iş kurma ve meslek edindirmeye yönelik kaç proje vardır? Bu projelerin genel yardımlar içerisinde yüzde olarak oranı nedir?

İkinci sorum: Yıllar itibarıyla sosyal yardımlardaki artışla kalkınma hızı ve gayrisafi millî hasılada kişi başına düşüş oranlarına bakınca ters orantı görülüyor. Bu durumu nasıl izah ediyorsunuz?

Üçüncü sorum Sayın Kavaf’a: İnternet bağımlılığını azaltacak çocuk ve gençlere yönelik ne gibi projeleriniz vardır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çalış.

Sayın Süner…

TAYFUR SÜNER (Antalya) – Sayın Bakanım, ülkemizden, özellikle Antalya’dan yapılan yaş sebze ve meyve ihracatında dönem dönem sıkıntılar yaşandığı bilinmektedir. İlaç kalıntısı veya haşere gibi sıkıntılar sonucunda ülkemiz, dolayısıyla bütün ihracatçılarımız sorun yaşamaktadırlar. Bu sorunların yaşanmaması için hangi firmanın veya firmaların mamulünde sıkıntı yaşanıyorsa, o firmanın yaptığı ihracatın yasaklanması suretiyle çözüm bulunabileceği kanaatindeyim. Tüm firmaların aynı uygulamaya tabi tutulması, gerek ihracatın gerekse işini iyi yapan firmaların önünde engel olarak durmaktadır. Böyle bir uygulamayı hayata geçirmek konusunda düşünceleriniz nelerdir?

İkinci sorum, engelli vatandaşlarımızın toplumsal yaşama tam katılımlarının sağlanması hedefine ulaşabilmek için kamu kurum ve kuruluşlarının kullandıkları binalar, özel yapılar, kamuya ait açık alanlar ve toplu taşıma araçlarının engellilerin kullanımına uygun duruma getirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığıyla ortak bir çalışma…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Süner.

Buyurunuz Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce Sayın Asil’in, Eskişehir’deki kömür kalitesiz… İlk defa böyle bir şikâyet alıyorum Eskişehir’le alakalı, başka yerlerle oldu. Bizim dağıttığımız kömürün kalori miktarı bellidir, o kalorinin altında herhangi bir kömür alımı yapılmışsa, o alımı yapan Sosyal Yardımlaşma Vakfı mütevellisi sorumludur, kesinlikle kabul etmemesi gerekir. Geçende böyle bir şey oldu bir ilimizde, soruşturması devam ediyor. Dolayısıyla, Eskişehir’deki kömürün hava kirliliğine şayet sebebiyeti varsa ve bu kalori eksikliğinden kaynaklanıyorsa bunun üzerinde duracağız. Şimdi, hemen sizin yanınızda, Genel Müdürüm arkamda, bu talimatı vermiş oluyorum.

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Teşekkür ederim.

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Sayın Ağyüz’ün, engellilere aylık 100 TL veyahut da işte sosyal güvenceden yoksunlara 100 TL yardım az değil mi? Bizim belirlediğimiz bir miktar söz konusu değil.

Bakın, değerli arkadaşlar, gene bu sorularla bağlantılı olarak, diğer bir arkadaşımız sormuştu, “Yardımlar niye merkezileşiyor, niye merkezde yapıyorsunuz?” diye. Böyle bir durum söz konusu değil. Bizim aylık periyodik ödeme dediğimiz -ki, bu yaklaşık 50 milyon TL civarındadır- Türkiye genelinde 973 Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfına…

HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) – Sayın Bakan, bu bir vakıf, vakıf!

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) - … nüfus, sosyal gelişmişlik kriteri dikkate alınmak suretiyle periyodik olarak gönderilmekte ve bu yardımın eriştiği yerde muhtaç vatandaşlarımızın tespitini ve onlara yardım miktarının belirlenmesini mütevelli heyetleri yapmaktadır. Dolayısıyla, bir merkezileşme söz konusu değil ama somut olarak herhangi bir yerdeki uygulamada bir kayırma, bir haksızlık söz konusuysa…

HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) – Çok… Çok…

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Varsa somut olarak… “Çok.” demek olmaz, “Çok.” olmaz. Bunu tarif edeceksiniz, falan yerde falan kişi… “Çok.” demek belirsiz demektir. Bizim belirsizliğe zamanımızı harcayacak imkânımız yok çünkü işimiz çok. Somut, tarif edin yapacağım.

HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) – Vatandaş şimdi bize diyor ki Sayın Bakanım: “Bu kömürler tamamen havayı bozdu.”

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Tarif edin yapacağım.

“Kömür yardımları devam edecek mi?” diyor. Edecek.

Bakın, değerli milletvekilleri, kömür yardımını sadece vatandaşın kömür ihtiyacının giderilmesi şeklinde bir proje olarak algılamayın. Bu kömürlerin tamamı bu topraklardan çıkarılmaktadır. Dolayısıyla, bu proje çerçevesinde bizim ocaklarımız çalışmakta, binlerce kişi iş bulmakta ve yine binlerce nakliyeci iş bulmak suretiyle istihdam oluşturmaktadır. Böyle bir boyutu var, birkaç boyutu var.

Yazın kömür dağıtılması… Buna takılıp kalıyorsunuz. Defalarca izah ettim. Arkadaşlar, 2 milyon ton kömür dağıtıyoruz. Değerli milletvekilleri, 2 milyon ton kömürü hangi ayı uygun görüyorsanız -eylül, kasım, aralık, hangisini uygun görüyorsanız- gelin planlayın, 2 milyon ton kömürü çıkarıp dağıtmayı planlayın, bir formülünüz varsa onu icra edeceğim. Ama 2 milyon ton kömür çıkacak, bunu depolayacaksınız, bunu dağıtacaksınız. Bu, bir plan dâhilinde olur ve yılın her mevsimi bu projeyi uygulamak durumundayız. Bunu bilmenizi özellikle istiyorum.

Sayın Köse diyor ki: “Özürlü çalışması için düzenleme yapılacak mı?” Özürlü çalışmasında, özellikle bu sene ve önümüzdeki sene özellikle kamuda görevli memur kesiminde bir hayli mesafe almış durumdayız, 21 bine çıkarttık. İnşallah önümüzdeki yıl da zaten açıktan atama kontenjanı dışında özürlüler için istihdam imkânı getirilmektedir.

Son bir şey, herhâlde benim sürem bitiyor; bir şeye daha cevap vereyim Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Yazılı verin isterseniz.

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Sayın İnan yardımın yapılış biçimini eleştiriyor ve diyor ki: “Bu konuda bizim kanun taslağımız var, destekleyecek misiniz?”

MÜMİN İNAN (Niğde) – Var efendim, asgari ücretin yarısı kadar maaş bağlanması için teklifimiz var.

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Biz hazırlıklıyız, bizim de bu konuda kanun tasarımız var.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bizim söylediğimiz farklı bir şey.

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Yetiştirebilirsek, destek verirseniz sizinle paylaşalım, grubunuzla paylaşalım, çıkartalım.

MÜMİN İNAN (Niğde) – Tamam…

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Bizim bütün Türkiye’deki yardım faaliyetlerini daha belirlenmiş ölçütlere bağlamak suretiyle bir hazırlığımız var. İnşallah onu yakında Bakanlar Kuruluna sunacağız.

Diğer sorulara yazılı cevap vereceğim.

Hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yazıcı.

Buyurunuz Sayın Kavaf.

DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF (Denizli) – Sayın Başkanım, “Sokakta yaşayan çocuklar ve yetişkinlerle ilgili ne yapılıyor?” diye sordu bir vekilimiz.

Sokakta yaşayan veya çalıştırılan çocuklarla alakalı gezici mobil ekipler oluşturduk. Bu ekipler vasıtasıyla bunlar sokaktan toplanıyor. Çocukların eğer ailelerine ulaşabilirsek ailelerine ulaşılabiliyor ve gerekli hukuki işlemleri başlatıyoruz. Eğer ailesi çocuğunu sahiplenmiyor ve ilgilenmiyorsa o zaman biz kendi kurumlarımızda çocukları kurum bakımı altına alıyoruz, yaşlıları da huzurevlerine yerleştiriyoruz.

“Hâlen ailesinden ayrı yaşayan ve kayıp çocukların sayısı nedir?” diye soruldu. Emniyet rakamlarına göre söylüyorum: Bu rakam 1.100. Bunlardan 580 tanesi bizim kurumlarımızda kayıtlı olup da “kayıp” diye nitelendirilen ama gerçekte kayıp değil, bunlar sokağın kontrolsüz yaşamına alışkın oldukları için kurum bakımını reddeden çocuklarımız. Bunları biz güvenlik ve kolluk güçleri vasıtasıyla yine bulundukları yerden toparlayıp, kurumlarımıza getirmek, bunların bakım ve rehabilitasyonuyla ilgilenmek üzere, bakım ve rehabilitasyon, sosyal rehabilitasyon merkezlerindeki çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Sosyal hizmet uzmanlarımızın unvan kullanamamaları ile ilgili bir soru geldi. Sosyal hizmet uzmanlığıyla ilgili, 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de, Kanun’da, bu personelin unvanları içerisinde “sosyal hizmet uzmanı” diye bir kadro bulunmamaktadır, “sosyal çalışmacı” olarak tanımlanmıştır. Ayrıca “sosyal hizmet uzmanı” unvanını kullanabilmek için, ilgili personel mahkemeye de başvurmuş, hukuk sürecine başvurmuş ancak mahkeme de bu kararnamenin haklılığına karar vermiştir. Kurumun bu konuda, onlarla ilgili, yasalara uygun olmayan herhangi bir tasarrufu söz konusu değildir.

“STK’lar niye çocuk evlerine alınmıyor?” diye, bir sayın vekilimiz sordu. Yine, bir sayın vekilimizce kürsüdeki konuşmasında da dile getirilmişti: “Efendim, muhtelif günlerde bu kurumlara ziyarete gidiliyor ve bu çocuklar sanki gelenleri eğlendirmek zorundaymış gibi, çok rahatsız edici bir durum söz konusu. Buna müsaade edilmemesi gerekir.” dendi. Bizim genel olarak, Kurum olarak böyle bir prensip kararımız var. Biz bayramlarda ve özel günlerde bu kurumlarımızı nihai bir ziyarete açarak veya bunun dışındaki günlerde çocuklarımızın özel alanı kabul edilen alanların onların iradesi dışında ziyaretçi trafiğine açılmasına müsaade etmiyoruz. Tam tersi, geleneklerimize uygun olarak bayramlarda da çocuklarımızın o şehrin büyüklerine, valisine, belediye başkanına veya huzurevindeki yaşlılarına bizzat kendilerinin giderek bu sosyal faaliyete katılmalarını teşvik ediyoruz. Buna uyulması noktasında da hassasiyet gösteriyoruz.

“Özürlülerle ilgili kadrolar niye doldurulamıyor.” dendi. Biliyorsunuz, geçen yıl bütçe kanununun sonuna ilave ettiğimiz bir kanunla özürlü istihdamını normal Maliye Bakanlığının tahsis ettiği kadroların dışına çıkarmıştık ve bu çerçevede, 39 bin kadronun her an doldurulabilmesinin önünü açtık. Bununla ilgili Millî Eğitim Bakanlığımız bir sınav yaptı, 5 bin kişiyi istihdam etti. Şimdi, Sağlık Bakanlığımız, Çevre Bakanlığımız ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarımız sınavlar açarak özürlü istihdamındaki sorumluluklarını yerine getirmek üzere bu girişimde bulunuyorlar. Ancak özürlülerimizin istihdamında kadroların doldurulamamasının esas nedeni, geçmişte özürlülere yönelik eğitim çalışmalarının altyapısının olmaması nedeniyle, özürlülerimizin herhangi bir mesleki eğitim alamamaktan dolayı meslek sahibi olmaması nedeniyle özürlülerimizin istihdamında böyle bir güçlük yaşıyoruz ama onların eğitimden kaynaklanan bu eksikliğini gidermeye yönelik çalışmalarımız da devam ediyor.

BAŞKAN – Sayın Kavaf, süreniz doldu.

DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF (Denizli) – Peki, teşekkür ediyorum.

Diğerlerini yazılı olarak cevaplandıracağım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkanım, tek kelimelik sorularımıza bile cevap vermediler. Demagoji, yok şunu yaptık, yok bunu yaptık, reklam…

BAŞKAN – Yazılı cevap verecekler efendim.

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Yarın sabah kahvaltısına bekliyorum makamıma.

BAŞKAN - Şimdi, sırasıyla beşinci turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Gümrük Müsteşarlığı 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.84 - GÜMRÜK MÜSTEŞARLIĞI

1.– Gümrük Müsteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

Ö D E N E K  C E T V E L İ

Kodu                  Açıklama                                                                           (TL)

01             Genel Kamu Hizmetleri                                                        305.021.630

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03             Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                    16.458.370

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                   

                 TOPLAM                                                                             321.480.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gümrük Müsteşarlığı 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Gümrük Müsteşarlığı 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Gümrük Müsteşarlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A -  C E T V E L İ

                                                                                                                   (TL)

                                                                                                                          

- Toplam Ödenek                                           :                              262.184.496,38

- Bütçe Gideri                                                :                              237.244.255,67

- İptal Edilen Ödenek                                     :                                24.940.240,71

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gümrük Müsteşarlığı 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Devlet Personel Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.78 - DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI

1.– Devlet Personel Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

Ö D E N E K  C E T V E L İ

Kodu                  Açıklama                                                                           (TL)

01             Genel Kamu Hizmetleri                                                          17.685.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02             Savunma Hizmetleri                                                                      39.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                  

                 TOPLAM                                                                               17.724.000     

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Devlet Personel Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Devlet Personel Başkanlığı 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Devlet Personel Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A -  C E T V E L İ

                                                                                                                   (TL)

                                                                                                                          

- Toplam Ödenek                                           :                                11.854.600,00

- Bütçe Gideri                                                :                                  9.432.370,52

- İptal Edilen Ödenek                                     :                                  2.422.229,48

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Devlet Personel Başkanlığı 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.90 - SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.– Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu                  Açıklama                                                                           (TL)

01             Genel Kamu Hizmetleri                                                            1.551.100

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03             Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                         350.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

10             Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri                      17.942.900

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                   

                 TOPLAM                                                                               19.844.000     

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdrülüğü 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabı bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A -  C E T V E L İ

                                                                                                                   (TL)

                                                                                                                          

- Toplam Ödenek                                           :                                12.162.200,00

- Bütçe Gideri                                                :                                  5.918.912,14

- Ödenek Üstü Gider                                     :                                     314.075,13

- İptal Edilen Ödenek                                     :                                  6.557.362,99

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabın bölümleri kabul edilmiştir.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.93 - SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK ESİRGEME KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.– Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu                  Açıklama                                                                           (TL)

01             Genel Kamu Hizmetleri                                                          11.504.500

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03             Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                    21.862.400

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

10             Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri                 3.246.116.100

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                   

                 TOPLAM                                                                          3.279.483.000     

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN–  (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A -  C E T V E L İ

                                                                                                                   (TL)

                                                                                                                          

- Toplam Ödenek                                           :                           1.819.567.144,09

- Bütçe Gideri                                                :                           1.808.424.786,32

- İptal Edilen Ödenek                                     :                                11.043.717.80

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek                      :                                       98.639,97

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.87 - ÖZÜRLÜLER İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.– Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu                  Açıklama                                                                           (TL)

01             Genel Kamu Hizmetleri                                                            1.751.500

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02             Savunma Hizmetleri                                                                        2.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03             Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                         160.500

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

10             Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri                        7.708.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                     

                 TOPLAM                                                                                 9.622.000     

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Özürlüler İdaresi  Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A -  C E T V E L İ

                                                                                                                   (TL)

                                                                                                                          

- Toplam Ödenek                                           :                                  5.751.300,00

- Bütçe Gideri                                                :                                  5.146.631,14

- İptal Edilen Ödenek                                     :                                     604.668,86

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının  bölümleri kabul edilmiştir.

Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.88 - AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.– Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu                  Açıklama                                                                           (TL)

01             Genel Kamu Hizmetleri                                                            7.197.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03             Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                         100.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                     

                 TOPLAM                                                                                 7.297.000     

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Aile ve Sosyal Araştırma Genel Müdürlüğü 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Aile ve Sosyal Araştırma Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A -  C E T V E L İ

                                                                                                                   (TL)

                                                                                                                          

- Toplam Ödenek                                           :                                  5.782.800,00

- Bütçe Gideri                                                :                                  5.029.656,44

- İptal Edilen Ödenek                                     :                                     753.143,56

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Aile ve Sosyal Araştırma Genel Müdürlüğü 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının  bölümleri kabul edilmiştir.

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.89 - KADININ STATÜSÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.– Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu                  Açıklama                                                                           (TL)

01             Genel Kamu Hizmetleri                                                            5.752.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                     

                 TOPLAM                                                                                 5.752.000     

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A -  C E T V E L İ

                                                                                                                   (TL)

                                                                                                                          

- Toplam Ödenek                                           :                                  4.309.800,00

- Bütçe Gideri                                                :                                  3.814.169,23

- İptal Edilen Ödenek                                     :                                     495.630,77

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının  bölümleri kabul edilmiştir.

Böylece Gümrük Müsteşarlığı, Devlet Personel Başkanlığı, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü, Özürlüler İdaresi Başkanlığı, Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü ile Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün 2011 yılı merkezî yönetim bütçeleri ile 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesapları kabul edilmiştir. Hayırlı olmalarını temenni ederim.

Sayın milletvekilleri, beşinci tur görüşmeleri tamamlanmıştır.

17.00’ye kadar ara veriyorum.

       

Kapanma Saati: 16.41

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Fatih METİN (Bolu), Gülşen ORHAN (Van)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 34’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı altıncı tur görüşmelerine başlıyoruz.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/960) (S. Sayısı: 575) (Devam)

2.- 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2009 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/905, 3/1261) (S. Sayısı: 576) (Devam)

H) ULAŞTIRMA BAKANLIĞI

1.- Ulaştırma Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Ulaştırma Bakanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) KARAYOLLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Karayolları Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Karayolları Genel Müdürlüğü  2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) BİLGİ TEKNOLOJİLERİ VE İLETİŞİM KURUMU

1.- Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) DENİZCİLİK MÜSTEŞARLIĞI

1.- Denizcilik Müsteşarlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Denizcilik Müsteşarlığı  2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) SİVİL HAVACILIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü  2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

L) MİLLΠ SAVUNMA BAKANLIĞI

1.- Millî Savunma Bakanlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî Savunma Bakanlığı  2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

M) SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI

1.- Savunma Sanayi Müsteşarlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Savunma Sanayi Müsteşarlığı  2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Altıncı turda, Ulaştırma Bakanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, Denizcilik Müsteşarlığı, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, Millî Savunma Bakanlığı, Savunma Sanayii Müsteşarlığı bütçeleri yer almaktadır.

Sayın milletvekilleri, tekrar bu konuda hatırlatma yapıyorum, tur üzerindeki görüşmeler bittikten sonra, yirmi dakikalık soru-cevap işlemi için, soru sormayla ilgili işlemleri şimdiden yaparsanız daha iyi olacaktır.

Bu turda gruplar elli dakika konuşacaktır.

İlk grup Milliyetçi Hareket Partisidir. Ahmet Kenan Tanrıkulu, Hüseyin Yıldız, Durmuş Ali Torlak, Kürşat Atılgan, Sabahattin Çakmakoğlu, Hamit Homriş konuşacaktır.

İlk konuşmacı olarak İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu.

Buyurunuz efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on iki dakikadır.

MHP GRUBU ADINA AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Ulaştırma Bakanlığı 2011 yılı bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hem şahsım hem de grubumuz adına Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bütçe, hükûmetler için en önemli politik bir belgedir; toplumumuzun vergi verebilecek kesimlerinden toplanan kaynakların ülkenin temel hedeflerine uygun amaçları için hangi yöntemlerle harcanacağını belirten bir dokümandır. Dolayısıyla bu belge sayesinde hükûmetlerin de ve aynı zamanda ekonomi yönetimlerinin de samimiyetleri ve tabii ki becerileri de test edilir. Söz konusu bu test bağlamında önceki yılların bütçelerinin bir türlü hedeflerinin tutturulamaması ve sürekli revize edilmesi sebebiyle de bugünkü 2011 yılı bütçesi de benzer bir durumla karşı karşıya kalacaktır.

Değerli milletvekilleri, 2011 yılı bütçesinde görmekteyiz ki seçim sürecine odaklanmış bir hükûmet ve onun ekonomi yönetimi kendi önünü göremediği gibi ekonominin de önünü görememiştir. Kaliteli ve sürdürülebilir bir büyüme öngöremeyen, cari açıkla mücadeleden uzak ve işsizlikle ilgili elle tutulur bir projesi bulunmayan bütçe karşımızda durmaktadır.

Değerli milletvekilleri, öte yandan, ekonomide ve sanayide kredi maliyetlerinin yüksekliği, kayıt dışı ekonomi ve düşük fiyatlı ithalattan kaynaklanan haksız rekabet, bürokrasinin fazlalığı, kamunun sağladığı bazı girdilerin uluslararası fiyatlarla mukayese yaptığımız zaman yüksek kalması ve vergi oranlarındaki yükseklik gibi temel sorunlar da sekiz yıldır karşımızda durmaktadır.

Sayın milletvekilleri, bu tespiti Hükûmetin sayın bakanlarının da imzası olan Devlet Planlama Teşkilatının hazırladığı 2011 Yılı Programı söylemektedir. Bunlar bizlerin tespiti değil, Hükûmetin organı olan Devlet Planlama Teşkilatının tespitleridir.

Ulaştırma Bakanlığının bütçesine baktığımız zaman ilk dikkatimizi çeken, ulaştırma sektörü sabit sermaye yatırımlarının sabit fiyatlarla geçtiğimiz yıla oranla yüzde 2 gerilemesidir. Tabii, burada da kamunun ulaştırmadaki payının yaklaşık olarak yüzde 35 gerilemesinin çok önemli bir rolü bulunmaktadır.

Gene bu bütçede dikkat çeken diğer bir husus, sektörel sabit sermaye yatırımları içerisinde -bu sefer cari fiyatlarla- yüzde 10’un altında değişim gösteren tek sektörün yüzde 1,7’yle ulaştırma sektörü olduğunu görüyoruz. Demek ki sabit sermaye yatırımları içerisinde de bu sene ulaştırma sektörü en az gelişme ve değişme gösterecektir. İşte her fırsatta övgüyle ulaştırma hizmetlerini anlatan Hükûmet, ne hikmetse, bu hizmetlerin, bu projelerin birçoğunun 57’nci Hükûmet döneminde başlatılan işler olduğunu da maalesef söylememekte, bundan imtina etmektedir. Bizlerin 57’nci Hükûmet döneminde, o dönemde başlattığı bu projeleri, ülkemiz için doğru ve gerekli projeleri Hükûmetin bu şekilde sahiplenmesi, eğer bir hak teslim edilecekse, bizleri ancak memnun eder, mutlu eder. Çünkü bizler için asıl amaç milletimize bu projelerin kazandırılması ve devamının getirilmesidir.

Değerli milletvekilleri, ulaştırma alanında AKP Hükûmetinin performans düşüklüğünü, yine biraz önce söylediğim gibi, kendi dokümanlarının, Hükûmetin ve onların organlarının hazırladığı dokümanların da içerisinde bulmaktayız. Bu bakımdan, ulaştırmada sekiz yıldır devam eden birçok projenin kâğıt üstünde kalarak, ülkemiz hizmetine maalesef sunulmayarak, “yapılacak, edilecek” gibi birtakım “cek, cak”lı cümlelerle, söylemlerle kullanılması da, tahmin ediyorum, övgüden ziyade eleştiriye açık bir konudur.

Değerli milletvekilleri, çağdaş ulaştırma anlayışına baktığımız zaman, yani birçok ülkedeki ulaştırma sektörüne çağdaş ve modern anlamda yaklaşan kesimlere baktığımız zaman, ulaştırma modları arasında bir denge görüyoruz. Zaten bu çağdaş ulaştırma anlayışı, bu modlar arasındaki dengeyi sağlamayı, hız ve güveni, ileri teknoloji kullanımını, sektörel dönüşümü öngören projelerin üretilip uygulamaya konulmasıyla farklılık yaratıyor.

Bu bağlamda da çağdaş ülkelerin ulaştırma sistemleri sürekli olarak, hem ekonomik hem sosyal ve tabii ki siyasi şartların da değişimine paralel olarak planlı ve programlı bir şekilde gelişme gösteriyor. Son sekiz yıla baktığımız zaman, maalesef benzeri gelişmelerin ülkemiz için sağlanamadığını görüyoruz. Özellikle ulaştırma türlerinin -demir yollarının ve deniz yollarının- çok önemli imkânları gereğince kullanamayan, dengesiz, pahalı ve sağlıksız bir ulaştırma sisteminin sorunlarını yaşadığını görüyoruz. Örneğin, çift yollarla ilgili, kazaları yüzde 90 azalttığı ileri sürülmektedir. Belki bu doğrudur ancak bunun aksine, bugün Türkiye’ye baktığımız zaman bu süre zarfında maalesef bu kazaların 2 katı arttığını da görüyoruz. Bu durumu Bakanlık ve ilgili genel müdürlüğün yetkilileri de kabul etmektedirler. Yıllık trafik kazası sayısı bakımından bir mukayese yaptığımız zaman 2002’de 439 bin civarında olduğunu, 2009’un başlangıcına geldiğimizde yine 950 binlere çıktığını görüyoruz. Bu dönem içerisinde yine yıllık bazda ölümlerin ve kazaların, çok ciddi yaralanmaların arttığına da şahit oluyoruz.

Değerli milletvekilleri, Devlet Planlama Teşkilatı tarafından, geçiş hesaplarının doğru olmadığı ve projenin İstanbul trafiğine de bir çözüm sunamayacağı belirtilmesine rağmen Karayolları Genel Müdürlüğünün geçiş garantisi vererek yap-işlet-devret sistemiyle yapılacak olan İstanbul’daki üçüncü köprü projesi maalesef rantabl değildir. Bu yüzden, bu projede üstleniciler için geçiş garantisi istenmektedir ve bu sürekli dile getirilmektedir. Burada da projenin, İstanbul’un geçiş trafiğini rahatlatmasından ziyade gayrimenkul rantı yaratacağından endişe duyulmaktadır ve birçok medya organında da bu konu işlenmektedir.

Bir diğer alt sektör demir yollarına baktığımız zaman, değerli milletvekilleri, demir yolları sadece hızlandırılmış trenden ibaret değildir, böyle de görmemek gerekir diye düşünüyorum.

Yine, Bakanlığın açıkladığı 2009 rakamlarına göre demir yollarımızın yüzde 95’i hâlen tek hatlı durumdadır ve bu toplam hatların, rayların yaklaşık yüzde 48’inin yaşı da 21’in üzerindedir. Rakamlardaki bütün bu olumsuzluklara rağmen, sekiz yıldır bu durumun düzeltilemediğini, bunun yerine çok uzun bir vade olan “2023 yılında düzelteceğiz.” denmesi de huzurunuza getirilmesi gereken bir konudur.

Yine bu sektörde Ankara merkezli hızlı tren çekirdek ağı kapsamında gerçekleştirilecek projelerde de şöyle sorular akla gelmektedir: “Uzun vadede mal ve hizmet hareketlerini yolcu hareketleriyle birlikte neler görecek, ne şekilde ilerleyecek veyahut ulaşım talebinin nasıl karşılanacağı ve bunun kara, deniz, hava taşımacılığına nasıl yansıyacağı” şeklinde hesaplamaların da kamuoyuyla paylaşılması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, demir yollarımızdaki başarısızlığı sadece içerideki -yurt içindeki- organlarda, yayınlarda görmüyoruz. Avrupa Birliğinin son ilerleme raporuna baktığımız zaman da “Demir yolu taşımacılığı bugüne kadar ilerleme kaydedilmeyen tek taşımacılık alt sektörüdür.” deniyor bu raporda.

Diğer yandan, geçtiğimiz haftalar içerisinde maalesef hepimizin üzülerek görüp, takip ettiği tarihî, İstanbul’daki Haydarpaşa Garı’ndaki yangın da tek kelimeyle suistimal ve görevin kötüye kullanılmasıdır. Bu tip olayların önceden öngörülmeyip önlenememesi ve zamanında müdahale edilememesi de bir skandala yol açmıştır.

Yine, Pamukova’da yaşanan hızlı tren faciası, Avrasya Maratonu’nda Boğaziçi Köprüsü’nün tehlike atlatması veyahut İstanbul Havalimanı’nın hemen kenarındaki çok büyük ölçüde akaryakıt depolarının yerleşim yerlerine çok yakın olması bence önemli konulardır. Burada da, bünyesinde birçok temel görevi barındıran Ulaştırma Bakanlığının yönetişimsizlikten bu yükün altında ezilmeye ve yanlışlar yapmaya devam ettiğini görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu bağlamda Demiryolları çalışanlarımızın da önemli sorunları vardır ve bu sorunlar her geçen gün artmaktadır ama bu sorunları dile getiren kendi çalışanlarına karşı da bir cezalandırma yöntemi uygulanmaktadır. Pilot ve kaptanlara verilen önem kadar en az makinistlerimize ve bu alanda çalışan personelimize de önem verilmesini diliyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu iktidar döneminde yine özelleştirilen sekiz liman devletin kasasına yaklaşık 1,5 milyar dolar civarında bir para getirmiştir ama bu özelleştirmelerden sonra maalesef bu limanların çoğu işletme ve yatırım açısından doğru dürüst kullanılamamıştır. Bunların en önemli örnekleri Çeşme Limanı -İzmir’de- verilebilir. Bu olumsuzluğun ne zaman ve nasıl giderileceğine dair de herhangi bir bilgi ve teklifte bulunulmamaktadır. Keza İzmir Deniz Ticaret Odası hem Aliağa hem İzmir Limanı için öneriler ve tekliflerde bulunmuştur Bakanlığa, bununla ilgili de bir cevap alınamamıştır.

Değerli milletvekilleri, İzmir metrosu da sahipsiz görünüyor. Bakın, İstanbul ve Ankara metroları ağustos ayı içerisinde Bakanlığa müracaat etmiş ama İzmir metrosuyla ilgili herhangi bir cevabın da alınmadığını görüyoruz. Sadece bazı gazetelerde Sayın Ulaştırma Bakanının açıklamalarını görüyoruz. Bu konuda da, umarım, İzmirliler için olumlu ve müjde verici bir haberle karşı karşıya kalırız.

Değerli milletvekilleri, bu süre zarfında Ulaştırma Bakanlığıyla ilgili olarak dile getirmeye çalıştığımız ve eleştirdiğimiz konular, umarım, sayın Bakanlık yetkilileri tarafından ciddiye alınır ve önümüzdeki bütçe döneminde cevaplandırılır. Ve bu şekilde de yeni bütçenin hem Ulaştırma Bakanlığının kendisine, mensuplarına hem de Türk milletine hayırlı olmasını diliyor, tekrar saygılarımızı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tanrıkulu.

Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Yıldız.

Süreniz sekiz dakikadır.

MHP GRUBU ADINA HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ulaştırma Bakanlığının, Karayolları Genel Müdürlüğü ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumlarının 2011 yılı bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ve şahsım adına, yüce heyetinizi ve büyük Türk milletini saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kalkınmanın ve büyük bir devlet olmanın en önemli göstergelerinden ikisi de ulaşım ve bilişim alanlarında elde edilen başarılardır. Adalet ve Kalkınma Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisinde kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi sırasındaki anlayışını bütçe görüşmelerinde de sürdürmektedir. Başta Sayın Başbakan, bakanlar ve söz alan Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri olmak üzere, karalama, inkâr, istismar ve duygu sömürüsü anlayışını devam ettirmektedirler. Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin sekiz yılı aşan iktidarları döneminde, yetmiş dokuz yıllık cumhuriyet hükûmetlerinin yaptığından daha büyük ve daha çok duble yol yapıldığını, bilgi teknolojisi ve iletişim sektöründe Avrupa Birliği ülkelerini bile geride bıraktığımızı Türkiye Büyük Millet Meclisinde, televizyon ekranlarında ve seçim meydanlarında söyleyerek, hak etmemenize rağmen övünmeye ve Türk milletini kandırmaya devam etmektesiniz. Özellikle kara yolları, bilişim ve iletişim sektöründe yaptıkları hizmetler için sizden önceki elli yedi cumhuriyet hükûmetinin tüm yetkililerine teşekkür etmek istiyorum çünkü AKP’nin unuttuğu şeylerden bir tanesi de teşekkür, lügatlerinde bulunmamaktadır. Sekiz yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetine de yapabildiği hizmetler kadarıyla, onlara da teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluğunda, 2002 yılı sonu itibarıyla 1.714 kilometre otoyol, 6.101 kilometre bölünmüş yol, 58.240 kilometre de devlet yolu ve il yolu olmak üzere toplam 66.054 kilometre yol ağı bulunmaktadır. Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin sekiz yıllık iktidarında, 484 kilometre yapımı önceden süren otoyol tamamlanmış, 12.929 kilometre de bir şeridi daha önceden yapılmış olan yolların ikinci şeridi yapılarak duble yol hâline getirilmiştir. Yani her fırsatta övündüğünüz yolun toplamı, bir şerit ve 12.929 kilometredir.

Değerli milletvekilleri, bu yapılan 12.929 kilometrelik bir şeritlik yolun tümünün projesi önceki hükûmetlerce yapılmış, istimlakleri önceki hükûmetlerce tamamlanmış, yol yapımında en önemli unsurların da projenin yapılması ve istimlaklerin yapılması olduğunu da Sayın Ulaştırma Bakanımız ve burada söz alan AKP yetkilileri sıklıkla unutmaktadır ve bunlardan hiç bahsetmemektedirler.

Değerli milletvekilleri, beğenmediğiniz ve her fırsatta kötülediğiniz sizden önceki hükûmetler, o dönemin ekonomik ve teknolojik zor şartları altında 50 tonluk kamyonlardan, kırıcılardan, delicilerden yoksun, kazmayla, kürekle, kompresörle 66.054 kilometre yol yapmışlardır. Bu yolları yaparken de o hükûmetler aynı zamanda -Sayın Elitaş tebessüm ediyor- sattığınız Ereğli, İskenderun demir çelik fabrikaları, PETKİM’i, Türk Telekom’u, hidroelektrik santrallerini, termik santralleri, Tekeli, SEKA’yı, okulları, hastaneleri, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü, Boğaziçi Köprüsü’nü, otoyolları ve sayamayacağımız sizlerin de çok iyi bildiği tesisleri yapıyordu. Bununla beraber, bu 66 bin kilometre yolu da yapmıştı o sizin beğenmediğiniz elli yedi cumhuriyet hükûmeti.

Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti olarak sekiz yılı aşan iktidarınızda ise 12.929 kilometre bölünmüş yolun bir şeridini yaparken, yukarıda saymış olduğum tesislerin hem de hiçbirini yapmazken, yapılanları da peşkeş çekerek 35 milyar dolara özelleştirme yaptınız. Değerli milletvekilleri, bu özelleştirmeden elde edilen 35 milyar doların yarısıyla bu övündüğünüz 12.929 kilometrelik bir şeritlik yolun, adliye saraylarının, okulların, hastanelerin ve sizlerin bu kürsüde anlattığınız diğer yatırımların tamamı o özelleştirmelerden aldığınız 35 milyar doların yarısıyla yapılırdı. Kalan yarısını ne yaptığınızı ise siz biliyorsunuz. İnşallah, Milliyetçi Hareket Partisinin iktidarında bunun hesabını sorup o kalan 17,5 milyar doları ne yaptığınızı da buradan soracağız. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Millet biliyor, millet!

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, Devlet Planlama Teşkilatı raporları, Yüksek Planlama Kurulu raporları, Avrupa Birliği raporları ulaştırma sektöründe Hükûmetin maalesef başarılı olmadığını raporlamaktadır. Bunlar benim düşüncelerim değildir, sizlerin de çok önem verdiği Avrupa Birliği ve size ait, Hükûmete ait kurumlardaki raporlardır. Duble yola dönüştürülen yolların yapımında da ihtiyaçlar ve trafik yoğunluğu yerine siyasi müdahalelerin yapılması da ayrı bir garabettir. Duble yollar nedeniyle trafik kazalarının azaldığı da doğru değildir. Azalan kazalar sadece bu duble yollarda kafa kafaya çarpışmaların azalmasıdır.

Değerli milletvekilleri, burada, hem sayın bakanlarımız bizim sormuş olduğumuz sorulara alakasız cevaplar vermekte, sayın bakanlar da bizim sorularımıza doğru dürüst cevap vermemektedirler. Sayın Bakana yazılı olarak soruyorum, diyorum ki: “Sayın Bakanım, bu yapmış olduğunuz duble yollarla ilgili maliyet nedir, ne kadar para harcadınız?” diye soruyorum. Yazılı, okunabilir, cevap vermek kolay çünkü burada övünüyorsunuz. Sayın Bakan vermiş olduğu cevaplarda bu yollara ne kadar harcama yapıldığını, bu harcamalarla ilgili kilometre maliyetinin ne olduğunu bir türlü açıklamıyor.

Birinci günkü görüşmelerde bir sayın bakana buradan soruyorum, soruma cevap vermiyor. Tekrarladığımız zaman ise bu soruyla alakası olmayan cevaplar vermeye çalışıyor ve burada oturan Sayın Adalet ve Kalkınma Partili milletvekilleri de beni “Otur!” diye uyarıyorlar kaba bir şekilde. Benim sorularımda Sayın Bakanı rahatsız edecek, Adalet ve Kalkınma Partili milletvekillerini rahatsız edecek bir kelime yok. Gayet kibar ve nazik. Almak istediğim cevap ise belli ama Sayın Bakanın bunlara cevap vermekten ziyade doğru olmayan bilgilerle hem Türk milletini hem de Türkiye Büyük Millet Meclisini yanıltmasının kendisine yakıştığını söylüyorum sadece.

Bu duygu ve düşüncelerle 2011 bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı uğurlu olmasını diliyor, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetine de, üçüncü zarfı açtılar, artık bir üç zarf hazırlamalarının zamanının geldiğini söyleyerek hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yıldız.

İstanbul Milletvekili Durmuş Ali Torlak. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz altı dakikadır.

Buyurunuz.

MHP GRUBU ADINA D. ALİ TORLAK (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Denizcilik Müsteşarlığı bütçesiyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin dünya denizciliğinde söz sahibi olması için Denizcilik Müsteşarlığının yönetim kademesindeki insanlarımızın ve ekibinin uluslararası nitelikte bir yönetim anlayışının olmasıyla mümkündür. Günümüzde dünya ticaretinin yüzde 90’ı deniz yoluyla yapılmaktadır. Bu oran denizcilik sektörü olmadan dünya ticaretinin devamlılığının olmadığını göstermektedir. AKP Hükûmetinin denizcilik sektörünü büyütme yerine küçültülmüş bir idari yapı içerisinde yönetme arzusu değişmediği ve yasal değişiklik yoluna gidilerek güçlü bir denizcilik idaresi oluşturulamadığı takdirde denizcilik sektörünün ülkemize ve ekonomiye olan katkısının önemi anlaşılamayacaktır. Denizcilik Müsteşarlığının mevcut idari yapısı ile de sektörün ihtiyaçlarına cevap veremediği, sektörü doğru yönlendiremediği de açıktır. Bu nedenle sektörün büyüklüğü ve dinamikliği dikkate alınarak çok güçlü, yirmi dört saat çalışan yapısı olan bir müsteşarlık veya denizcilik bakanlığının kurulması gerekliliği aşikârdır.

Değerli milletvekilleri, AKP hükûmetleri döneminde Türk denizcilik sektörü geriye gitmiştir. Sürekli, dönemlerini, 2000 öncesiyle, 2002 öncesiyle kıyaslayan AKP, söz konusu denizcilik olunca kıyas yapmaktan kaçınmaktadır. Çünkü dünya deniz ticaretinden Türkiye on yıl önce yüzde 2 pay alırken şimdi yüzde 0,6 ile reel anlamda yüzde 300’e yakın düşme yaşamıştır. Dünya sıralamasında 1 Ocak 2002’de 19’uncu olan Türk deniz ticaret filosu 2004’te 23’üncü, 2005’te 24’üncü, 2009’da 26’ncı sıraya düşmüştür. Ayrıca, seyir emniyeti ve deniz güvenliği bakımından gençleştirilme ihtiyacı açıktır.

Türk deniz ticaret filosunun 1999 yılında yaş ortalaması on sekiz iken bugün itibarıyla yirmi dört olan yaş ortalaması, irdelenmesi gereken ve çözüm bulunması gereken önemli bir sorundur. Ayrıca, ülkemiz toplam ithalat ve ihracatının yüzde 88’ini deniz yoluyla gerçekleştirirken, ülkemiz dış ticaret taşımacılığında millî filomuzun aldığı pay 2002 yılında yüzde 33 iken bu oran 2006’da yüzde 20,6’ya, bugün ise yüzde 14 oranına düşmüştür. Yani devlete ait yüklerin dahi olduğu ihracat ve ithalatımızın yüzde 86’sının yabancı bayraklı gemiler tarafından taşınması, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir husustur.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu konuda Hükûmeti devamlı uyarmamıza, bu sorunu devamlı gündeme getirmemize rağmen, sorun olduğu yerde bırakılmış, âdeta çözümsüzlüğe itilmiş, on yıl önce 10,5 milyon dead weight ton olan millî filomuz, 2010 Ekim ayı itibarıyla 8,1 milyon dead weight tona düşmüştür.

Bakınız, yeni verilen siparişlerle birlikte Çin’in 183,6 milyon dead weight ton ile 1’inci, Güney Kore’nin 150,78 milyon dead weight ton ile 2’nci ve Japonya’nın 73,6 milyon dead weight ton ile 3’üncü olduğu dünya gemi inşa sıralamasında Türkiye, Filipinler, Vietnam, Hindistan, Brezilya, Tayvan ve Romanya’dan sonra 1,19 milyon dead weight ton ile ancak 10’uncu sırada yer alabilmiştir. Transit taşımacılıkta önemli tehdit kaynağı olarak karşımıza çıkan ve dünya navlun piyasasında ülke olarak çok az pay almamıza neden olan deniz ticaret filomuzun ve koster filomuzun yaşlandığından hep bahsederiz, yenilenmesi sürekli gündemde olur. Kaldı ki Sayın Bakan bir konuşmasında “Eğer çalışma yapılmazsa Akdeniz’de koster taşımacılığını Rusya’ya kaptırabiliriz.” diyerek sorunun büyüklüğünü kabul etmiştir. Aynı şekilde, Sayın Başbakan, 2011 yılı bütçe konuşmasında deniz yolu ulaşımı ile gemi inşa sanayisi sorunlarına bir satır dahi değinmeyerek AKP Hükûmetinin sektöre olan bakış açısını göstermiştir.

Sektörde yaşanan tüm olumsuzluklar sonucunda AKP Hükûmeti döneminde uygulanan yanlış politikalarla dünya ile rekabet olumsuz etkilenmiş, destek verilmeyerek fiilî istihdam sayısı 36.981’den 6.500’e düşen gemi inşa sektöründe yan sanayi ile birlikte sadece Tuzla tersaneler bölgesinde 200 bin insanımız işsiz kalmıştır. Zonguldak’ın Ereğli ilçesindeki tersaneler bölgesinde de aynı durum yaşanmaktadır. 2008’de 7 bin olan istihdam sayısı, Türkiye İş Kurumu Zonguldak İl Müdürlüğü verilerine göre 2010’da 277’ye düşmüştür. Yalova Altınova tersanelerinde de durum farklı değildir.

Bu nedenlerle gemi inşa sanayisinin sorunları bir yumak hâline dönüşerek her geçen gün büyümekte ve birçok tersane kapanmaya başlamış bulunmaktadır. Hükûmetin aylarca denizcilik sektöründe büyük beklentilere neden olduğu Kredi Garanti Fonu imkânlarıyla da bu sorunların çözümü mümkün görünmemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; büyük sıkıntılara rağmen Türk denizciliğine hizmet veren armatörlere, tersanecilere, yan sanayicilerimize, ve sektörde çalışan tüm insanlarımıza…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

D. ALİ TORLAK (Devamla) - …sektöre verdikleri destekten dolayı Milliyetçi Hareket Partisi ve şahsım adına saygılarımızı sunarız. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Torlak.

Adana Milletvekili Kürşat Atılgan.

Buyurunuz Sayın Atılgan. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakikadır.

MHP GRUBU ADINA KÜRŞAT ATILGAN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün 2011 yılı bütçesiyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sivil havacılık hepimizin hayatını yakından ilgilendiren bir husustur çünkü bu Genel Müdürlüğün icraatları neticesinde faaliyet gösteren hava yolu şirketlerine hepimiz en az ayda birkaç sefer hayatımızı teslim ediyoruz. Dolayısıyla bu Genel Müdürlüğün icra etmiş olduğu görevler hayatidir.

Peki, bu Genel Müdürlük kendisine verilmiş olan görevi, kanunla, yönetmelikle verilmiş olan görevi teçhizatı, personeli ve teşkilatıyla acaba yerine getirmeye müsait midir değil midir, onu açıklıkla ortaya koymak lazım. Üç yıldır bu kürsüden söylüyorum: Sivil havacılığımızın gelmiş olduğu boyutu Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün mevcut teşkilatıyla götürmek mümkün değildir. Dolayısıyla Genel Müdürlüğün behemehâl müsteşarlık seviyesine çıkarılarak şu anki personelinin bizim gibi benzer ülkelerdeki, bize benzer ülkelerdeki personel sayısına ehil personelle çıkarılarak en az 3 misli personelle faaliyetlerini yürütmesi mümkündür. Birazdan Sayın Bakan buraya çıkıp sivil havacılığımızın yüzde 200-250 nasıl büyüdüğünü anlatacak. Gerçekte acaba teşkilatımız bu oranda büyüdü mü? Hayır. Sadece yüzde 35 civarında -2002’ye göre- personeli arttı, o kadar.

Ayrıca bu teşkilat yapısı AB ülkelerindeki teşkilat yapısından son derece farklıdır. Hâlen yürürlükte olan Dokuzuncu Kalkınma Planı bize bu konuda yol gösteren önemli bir plandır. Bu planının Hava Taşımacılığı Özel İhtisas Raporu’nda bu teşkilatın yetersizliği açık olarak dile getirilmesine rağmen Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü bu raporu ve bu Dokuzuncu Kalkınma Planı’nda kendisine yol gösteren rapordaki hususları hiç dikkate almamakta, sekiz yıldır teşkilatını büyütecek herhangi bir teklifi Bakanlığa veya Meclisin huzuruna getirmemektedir.

Ayrıca değerli arkadaşlarım, 2920 sayılı Kanun’un 42’nci maddesi, 5431 sayılı Kanun’un 4/g maddesi ve Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatının Annex-12 ve Türk Arama ve Kurtarma Yönetmeliği açık olarak Ulaştırma Bakanlığına ve Sivil Havacılık Genel Müdürlüğüne arama-kurtarma teşkilatını kurma sorumluluğu vermesine rağmen, bugüne kadar Genel Müdürlük bünyesinde arama-kurtarma teşkilatı kurulmamıştır.

Peki, kurulmazsa ne olur değerli milletvekilleri? Kurulmazsa, rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının helikopter kazasında olduğu gibi yaşanan arama-kurtarma zafiyeti ve eksikliğin nelere mal olduğu, bütün Türkiye’de,  düşen arkadaşlarımızı günlerce nasıl aradığımızı hep birlikte yaşadık. Dolayısıyla, Türkiye bu yetersizliğin acısını günlerce hep birlikte yaşadı, bunu mutlaka en kısa zamanda kurmak gerekir.

Ayrıca, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün 140 civarındaki personeliyle değerli milletvekilleri, muadil ülkelerle karşılaştırıldığı zaman bu sayı son derece yetersizdir. Etkin bir denetim ve kontrol yapması mümkün değildir. Şimdi, Sayın Bakan birazdan buraya çıkacak -ben bunu üç senedir söylüyorum- diyecek ki, SANA ve SAFA denetlemelerindeki artış oranını söyleyecek bana. Evet, sanal olarak “SANA-SAFA” dediğimiz yani millî ve yabancı uçaklara yapılan denetlemelerdeki artışı bu Meclisteki birçok arkadaşa anlatabilirsiniz, inandırabilirsiniz de ama beni inandırmanız mümkün değildir. Çünkü, bu denetlemelerin en önemli istatistiki değeri hava yolu şirketlerinin yapmış olduğu kaza kırım oranlarındaki düşüştür. Bugün etkin denetim yapılamadığı için Türkiye’deki kaza kırım oranları son derece yüksektir. Yani, bu Genel Müdürlük hayatidir derken hayatımızı koyarak uçtuğumuz uçaklardaki kaza kırım oranının son derece yüksek olduğunu sizlere söylemek istiyorum. Hepimiz uçarken kendimizi risk altına atıyoruz. Bu, binde 1’dir milyonda 1’dir ama önemli bir risk vardır. Bu risk de Avrupa’daki ve dünyadaki önemli ülkelerin risklerinden son derece yüksektir. Bu nedenle, değerli arkadaşlarım, İnternetteki “Airline Accident Statistcs Reports” denen, yani hava yolları kaza istatistik raporlarına giren -burada da girilebilir- arkadaşlarım, görecekler ki, çok çarpıcı bir sonuçla karşılaşacaklar. O çarpıcı sonuç şudur: Türk Hava Yolları, Türk sivil havacılığı Avrupa’da kaza kırım oranında birinci, dünyada üçüncüdür. İşte o nedenle bana anlatamazsınız dedim. Yani Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü teşkilatı büyütülür, etkin bir denetleme yapılırsa kaza kırım oranları sıfıra doğru gider. Dolayısıyla, bu yapının Türkiye’ye maliyeti, kaza kırım oranlarının çok yükseklere çekilmesidir. Bunu sadece kontrolsüz büyümeyle izah etmek mümkün değildir, sanal kontrollerle izah etmek mümkündür aynı zamanda.

Değerli arkadaşlarım, Sivil Havacılık bünyesinde teşkil edilen bir kurul var ki başka ülkelerde bu kurullar bağımsız kurullardır, o da kaza kırım tetkik kurullarıdır. Bizde, Sivil Havacılık bünyesinde kaza kırım tetkik kurulları oluşturulmaktadır. Hâlbuki bütün dünyada, ciddi havacılık işleri yapan ülkelerde bu kurullar bağımsızdır. Neden olması gerekir? Çünkü son yıllarda olan kazalarda da -dikkat ederseniz- Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün de birtakım ihmalleri ve noksanları olduğu görülmektedir. Dolayısıyla, bünyesinden çıkan bir kurul, kendi genel müdürlüğünün birtakım kabahatlerini örtmektedir. Hâlbuki bu kurulların asli unsuru, kazanın sebebini ortaya çıkarmak, kazanın oluşundan dersler çıkarmak, kimlerin ne tür eksiklikler yaptığını ortaya koymak ve bundan sonra böyle bir kazanın olmaması için neler yapılması gerektiği noktasında raporlar hazırlamaktır. İşte, Türkiye’deki kazaların bir türlü azalmamasının altında yatan sebeplerden biri de Türkiye'de gerçek anlamda bağımsız kaza kırım kurullarının oluşturulmamasıdır. İnanıyorum ki Sayın Bakan bu söylediklerimi bir muhalefet milletvekilinin söylediği sözler olarak değerlendirmeyip, bunu, bu konularda teknik bilgisi olan bir şahsın söyledikleri olarak değerlendirir ve bir an evvel, bu söylediklerimi hayata geçirecek faaliyetler için, Sivil Havacılık Genel Müdürüne, gerekli bağımsız kurulların kurulması için çalışmayı yaptırır.

Değerli arkadaşlarım, sivil havacılığın sorunlarını ancak havacılık şûralarında düzeltmek mümkündür.

Zaman da azaldığı için atlayarak konuşmama devam ediyorum.

Diğer bir konu vardır ki hayati bir önem arz etmektedir. Türkiye'de yabancı pilotların ve yabancı teknisyenlerin cirit attığı, kendi pilotlarımızın ve kendi teknisyenlerimizin iş bulamadığı bir durumu yaşıyoruz kanuna rağmen. Kanun diyor ki: “Türkiye'de herhangi bir nedenle pilot bulunamazsa yabancı pilotlara çalışma izni verilir.” Benim bildiğim onlarca pilot işsiz olmasına rağmen Türk Hava Yolları bünyesinde 200, Türkiye’de 600 civarında yabancı pilot görev yapmaktadır. Bunun da sebebi Türklerle yabancılar arasındaki klerans farkıdır. Bir Türk pilotunun Türk Hava Yollarına girmesi için pilot lisansı olması, dört yıllık üniversite bitirmesi, “TOEIC” dediğimiz yabancı dil sınavından 600 puan alması ve DLR testinden geçmesi gerekir. Yabancı pilot için iki şart var: Pilot lisansı olması, en az lise mezunu olması. Yani Türk gençlerine, işsiz duran Türk gençlerine kastınız nedir değerli arkadaşlar?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KÜRŞAT ATILGAN (Devamla) – Son derece yüksek maaşlarla görev yapan bu sektöre Türk genci mi bulamadınız?

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Atılgan.

Kayseri Milletvekili Sabahattin Çakmakoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Çakmakoğlu.

MHP GRUBU ADINA SABAHATTİN ÇAKMAKOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, sayın milletvekili arkadaşlarım; öncelikle sizleri saygılarla selamlıyorum.

Millî Savunma Bakanlığı 2011 yılı bütçesiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi adına görüşlerimizi ana hatlarıyla anlatmaya çalışacağım.

Bilindiği gibi, bu bütçe Türk Silahlı Kuvvetlerinin de bütçesidir, Türkiye'nin savunma bütçesidir. Genelde bütçelere bakıldığında, devletlerin uyguladığı ekonomik, sosyal politikalar, kalkınma planları, savunmaları için gerekli değerler öne alınır. Bizim için ise asıl olanı, silahlı kuvvetlerimizin, savunmamızın ertelenemez ihtiyaçlarını öncelikle karşılayıp karşılamadığına bakılır. Bütçede öyle olduğu anlaşılmaktadır.

Bizim için esas, devletimizin, savunmamızın oluşuna göre ilkelerimiz neler olmalıdır, buna da bakmamız gerekmektedir. Genel ilkemiz, biliyorsunuz, büyük kurtarıcımız Mustafa Kemal Atatürk’ten devraldığımız, hemen, daima da uygulayageldiğimiz “Yurtta sulh, cihanda sulh.” ilkesidir. Önceliklerimize, bize karşı olabilecek hareketlere, politikalara ve husumetlere karşı bir caydırıcı güç var olmalıdır, var edilmelidir. Bunu yapıyorken küreselleşme çabaları olmasına rağmen dünyamızda, politikalarımıza uygun müştereklerden yana olan uluslararası antlaşmalarda yer almalıyız, mevcut olanları da korumasını, onları yerinde ve zamanında iyi kullanmasını bilmeliyiz. Dünlerde kalınmış olsa bile, tarihsel geçmişimizi, coğrafi konumumuzu dikkate alıcı çok rollü görevlere silahlı kuvvetlerimizi daima hazır hâlde bulundurmalıyız. Tabiidir ki savunmamız için gerektiğinde kullanılmak üzere, cephe savaşlarına, “gayrinizami” dediğimiz asimetrik savaşlara, teröristlerle mücadele gücümüze, ablukalara, güç gösterme hallerimize askerimizi daima hazırda, eğitilmiş bulundurmalıyız. Savunmamızın başlıca kaynağı olarak, dayanağı olarak bu düşüncelerdeyiz.

Bu arada, savunmamızın gereği, yakınlarımızda oluşturulmaya çalışılan kitle imha silahlarının gelişiyor olması, ülkemizi etkileyecek füze menzillerinin artışı gibi olayları yakın ilgimiz içinde bulundurmalıyız. Üç kıtanın âdeta kavşağı durumundaki çok komşulu ülkemizin sınırlarını korumada çok güçlü olunmalıdır. Biliyorsunuz, denizlerde 8.300, karalarımızda 2.875 kilometre olan sınırlarımızdaki güvenliğimizin, kaçakçılığı, hem de teröristlerin giriş-çıkış trafiğini yeterli önleyemediğini hepimiz biliyoruz. Bu sebeple, sınır güvenliğimizi çok yönlü iyileştirmelerle geliştirmeli, güçlendirmeliyiz. Komşu ülkelerle güneyimizdeki sınırlarımızın -gerçeklere bakılmaksızın hiç de- suni, yapay oldukları bilinmektedir. Bu hâlin ıslahına yönelen çalışmaları mutlaka gündeme sebepleriyle getirmeliyiz. Mesela, bayramlarda sınır bölgelerimizde yaşanılan geliş, gidiş ve kalış süreleri trafiğinin yoğunlaşan artışının, bu kısa süreli ziyaretlerin bile, sınırlarımızın nasıl gerçeğe uyulmadan tespit edildiğini, egemen güçlerin menfaatleri doğrultusunda politik çıkarlarının gözetildiği için yapıldığını, etrafa ve ilgilenenlere göstermeliyiz. Bu sebeplerle, sınırlarda belirttiğimiz makul bir yeni düzenleme gerçekleşinceye kadar da sınır güvenlik kuşağı, tampon bölgeler oluşturulması yolunda çalışılmalıdır.

Sayın Başkan, sayın milletvekili arkadaşlarım; şimdi de sizlere, Millî Savunma Bakanlığıyla ilgili benimsediğimiz bazı konulardan bahsetmek istiyorum. Savaşlarda, vatan görevlerinde, terörle mücadelede hayatlarını kaybetmiş şehitlerimizle gazilerimizin tamamını kapsayan, onların tanımlamaları dâhil, onlara ve yakınlarına yapılacak maddi, manevi yardımlar ve hizmetlerin belirleneceği, çeşitli yasal düzenlemelerdeki farklılıkların, aksaklıkların giderilmesini amaçlayan, çözüme kavuşturan bir şehitler ve gaziler temel kanunu artık çıkarılmalıdır.

Terörle mücadeledeki ayrı güçlerin tek bir güç hâline getirilmesi sağlanmalıdır.

Terör örgütlerinin kullanageldikleri ortamın giderilmesi için çok yönlü gerçekleri insanımıza anlatacak, bilgilendirecek, yönlendirecek, koordine edecek eğitici öğretici ülke genelinde bir çalışma yapılmalıdır.

Silahlarımızın ülke kaynaklarından karşılanması esastır, biliyoruz. Bunun için özel sektörün tesislerinin teşviklerle kullanılması, bu hâlin etkinlikle devam ettirilmesi bizim de arzumuzdur.

Asimetrik tehditlerin yurt içi kaynaklarının bağlantılarının tam kesilmesi için malum sınır bölgelerimizdeki tehditkâr uzantıların tecavüzlerine, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 51’inci maddesinin de cevaz verdiği gereği meşru müdafaa ilkesi, hakkı yerinde ve zamanında kullanılmalı, sıcak takip, sınır ötesi harekâtı yerinde gerçekleştirilmelidir.

Millî savunmanın ve silahlı kuvvetlerimizin görevli bütün personelinin kurumlarının sosyal tesislerinden -emeklileri dâhil- yararlanması sağlanmalıdır.

Bir başka konuyu bu defa da tekrarlamak istiyorum. Sayın Başkan, sayın milletvekillerimiz; yurt dışındaki insanlarımızın askerliklerini yapmalarında bazı kolaylaştırıcı tedbirler alınmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SABAHATTİN ÇAKMAKOĞLU (Devamla) – Bunun için o ülkelerdeki askerî birliklerden yararlanılmalı, olmuyor ise Türkiye’den bir birlik gönderilmek suretiyle orada yapılması sağlanmalı ve dövizle askerlik esasından doğan kaynaklardan gidiş geliş ücretlerinin karşılanması yolu da açılmalıdır.

Teşekkürler. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çakmakoğlu.

Bursa Milletvekili Hamit Homriş.

Buyurunuz Sayın Homriş. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA H. HAMİT HOMRİŞ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Savunma Sanayi Müsteşarlığı bütçesiyle ilgili konuşma yapmak üzere huzurlarınızda bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Ancak bütçe gibi önemli bir görüşmede AKP sıralarında sadece 25-26 sayın milletvekilinin bulunduğunu görmekten de üzüntü duyduğumu belirtmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ÖMER İNAN (Mersin) – Kendinize bakın.

H. HAMİT HOMRİŞ (Devamla) – Toplam 16 milyar 976 milyon lira büyüklüğündeki Millî Savunma Bakanlığı 2011 yılı bütçesinde Savunma Sanayii Müsteşarlığı özel bütçesine sadece 32 milyon liranın ayrıldığı görülmektedir. Bu bütçenin dünya savunma harcamalarına kıyasla fazla olup olmadığı ve bu kaynağın Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılamak için etkin ve verimli bir şekilde kullanılıp kullanılmadığı hususları dikkat çekmektedir.

SIPRI’nın (Stockholm International Peace Research Institute) 2009 yılı rakamlarına göre, geçen yıl dünya savunma harcamaları 1 trilyon 531 milyar dolardır. 661 milyar dolar savunma harcamasıyla Amerika Birleşik Devletleri en fazla savunma harcaması yapan ülke olup Amerika’yı 100 milyar dolarla Çin, 63 milyar dolarla Fransa, 58 milyar dolarla, 53 milyar dolarla Rusya, 51 milyarla Japonya ve 45 milyar dolarla da Almanya takip etmektedir. Türkiye ise en fazla savunma harcaması yapan ilk on beş ülke arasında dahi yer almamaktadır.

Tartışmamız gereken esas konu, Türkiye'nin bu harcamaları yerli yerinde yapıp yapmadığıdır. Milliyetçi Hareket Partisi savunma için ayrılan kaynakların etkin ve verimli bir şekilde kullanılmadığı düşüncesindedir çünkü Sayın Bakanın Plan Bütçe konuşmasında ülkemizin güvenliğine yönelik en büyük tehdit olarak tanımladığı PKK terör örgütü ile savunma sanayisi faaliyetleri içinde saydığı askerî teçhizat  tedarik projelerinin, birbiriyle uyumlu olması gerekirken, ne yazık ki içerik ve zamanlama bakımından birbirleriyle uyuşmadığı görülmektedir. Sayın Bakanın ifadesi ile son derece organize olmuş asimetrik tehditlere yani teröristlere karşı, askerî teçhizat tedarik projelerinden 250 adedi için 4 milyar dolar ödeyeceğimiz ana muharebe tankı Altay'ın 120 milimetrelik topunu mu kullanacağız? 116 adedine 16 milyar dolar ödeyeceğimiz radarlara karşı görünmezlik özelliği olan F-35 savaş uçaklarını mı kullanacağız? 6 adedine 2 milyar euro ödeyeceğimiz yeni tip denizaltını mı kullanacağız? Yoksa 11 adedi için 3 milyar dolar ödeyeceğimiz millî gemi projesini mi kullanacağız? Sayın Bakanın tehdit algılaması ve tanımı ile askerî teçhizat tedarik projeleri arasındaki ilgiyi anlamak mümkün değildir.

Bir başka önemli husus, bu projelerin tedarik planlaması ile ilgilidir. Bu projelerde sözleşme imzası, ilk ürünün ortaya çıkması ve Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine girişi arasında ortalama yedi yıllık bir süre olduğu görülmektedir. Muhtemel gecikmeleri de dikkate alırsak proje başlangıcından itibaren ürün teslimatları için en az yedi ila on yıl arasında değişen bir zaman söz konusudur.

Öncelikli tehdit algılamamız PKK terörü olduğuna göre, örneğin 2004 yılında yeniden başlatılan 3 milyar dolar bedelli ATAK helikopter projesinde ilk helikopteri yedi ila on yıl sonra teslim alacağız demektir. Böyle bir tedarik planlaması kabul edilemez.

Sayın milletvekilleri, AKP hükûmetleri döneminde Millî Savunma Bakanlığı sembolik bir bakanlık hâline gelmiştir. Savunma ile ilgili görevler Genelkurmay Başkanlığına, savunma politikasıyla ilgili görevler Dışişleri Bakanlığına bırakılmıştır. Bugün savunma ve güvenlik ile ilgili konularda Millî Savunma Bakanlığının ağırlıklı bir rolü olduğunu söyleyebilir miyiz?

Gelişmiş ülkelerde savunma bakanlıklarının görevi, ülkenin savunma politikalarının belirlenmesi ve uygulanmasını sağlamaktır. Türkiye'de Millî Savunma Bakanlığının böyle bir görev icra ettiğini söyleyebilir misiniz?

Diğer taraftan, 58, 59 ve 60’ıncı AKP hükûmetleri dönemlerinde gerek Millî Savunma Bakanlığı tedarik faaliyetlerinin yürütülmesi gerekse Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun yapısının iyileştirilmesine yönelik hiçbir bir yasal düzenleme yapılmamıştır.

Sayın Milletvekilleri, Bakanlığın savunma sanayisi projeleriyle ilgili çalışmalarında hemen her ay bir vesile yaratılarak ve ciddi paralar harcanarak törenler yapılıyor olması dikkat çekmektedir. Bu kadar sık tören yapılmasının amacı nedir? Savunma sanayisi ürünlerinin müşterisi halk değil ki sizin bir pazarlama ihtiyacınız olsun. Savunma sanayisi ürünlerinin müşterisi Türk Silahlı Kuvvetleri. Onların da pazarlamaya değil, ürüne ihtiyaçları vardır. Bu pazarlama faaliyeti Türk Silahları Kuvvetleri için olmadığına göre kimin içindir, doğrusu merak ediyoruz.

Savunma Sanayii Müsteşarlığınca yürütülmekte olan projelerdeki gecikmelerden hiçbir şekilde bahsedilmemektedir. Örneğin, Barış Kartalı (AWACS uçakları) Projesi ile Meltem projelerindeki gecikmeler gibi. Barış Kartalı (AWACS uçakları) Projesi dört yıl gecikmiştir. Bu gecikmeler hiç gündemde bulunmuyor.

Soruyorum: Savunma Sanayii Müsteşarlığı projelerinde gecikme oranı nedir? Kaç projede gecikme vardır? Projeler niçin geciktirilmektedir?

Değerli milletvekilleri, sekiz yıllık AKP İktidarı döneminde Türk Silahlı Kuvvetleri askerî teçhizat tedarik sistemi, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu, TAI, HAVELSAN, ROKETSAN gibi vakıf şirketlerinin gelişimi hakkında hiçbir işlem yapılmamıştır.

Sözlerimi tamamlamadan önce Sayın Bakana üç soru sormak istiyorum:

Birincisi: AKP iktidarları döneminde İtalyan Agusta firmasına ihale edilen işlerin toplamı, birlikte çalıştığı Türkiye'deki firmalar dâhil, kaç milyar dolardır? ATAK Helikopter Projesi’nde bugüne kadar Agusta firmasına yapılan toplam ödeme miktarı ne kadardır? İlk prototip helikopter niçin düşmüştür?

İkinci sorum: Agusta firmasının Türkiye temsilcisi kimdir?

Üçüncü sorum: AKP iktidarları döneminde başlatılan savunma sanayisi holdingi kurulması çalışmasının akıbeti ne olmuştur? Bu çalışmalar için bir danışmanlık firmasından hizmet alınmış mıdır? Alınmışsa bu firmaya ne kadar ödeme yapılmıştır? Bu danışman firma hangi ihale yöntemiyle seçilmiştir? İhale yapılmışsa ihaleye hangi firmalar çağrılmıştır?

Bu sorularımın cevap bulması dileklerimle sözlerime son veriyorum. Partim ve şahsım adına yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Homriş.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kemal Demirel, Metin Arifağaoğlu, Mehmet Emrehan Halıcı, Hüsnü Çöllü, Erol Tınaztepe, Hüseyin Pazarcı konuşacaktır.

İlk konuşmacı Bursa Milletvekili Kemal Demirel’dir.

Buyurunuz Sayın Demirel. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakikadır.

CHP GRUBU ADINA KEMAL DEMİREL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ulaştırma Bakanlığı bütçesi üzerinde konuşmak için söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisimizi ve halkımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Ulaştırma Bakanlığı gerçekten Türkiye'nin en önemli bakanlıklarından bir tanesi çünkü Türkiye'nin, ulaşım noktasında bir değerlendirme yaptığımızda, ulaşım modları içerisinde birbiriyle rekabet etmemesi gereken, tam tersine, birbirleriyle bütünleşmiş bir ulaşım politikasının geçerli ve yürürlükte olmasını özellikle vurgulamak istiyorum. Çünkü Türkiye’nin ulaşım politikalarını gözden geçirdiğimiz zaman, Osmanlı öncesi, Osmanlı sonrası, cumhuriyet dönemi ve cumhuriyet döneminden bugüne kadar karşılaştırdığımızda, demir yollarının gelmesi gereken noktada olmadığını ve cumhuriyet dönemindeki demir yolu atağının 1950 yılı sonrası âdeta kaderine terk edildiğini ve onun yerine kara ulaşım modlarının öne çıkarıldığını ve bunun sonucu olarak Türkiye'nin ekonomik anlamda, maddi ve manevi anlamda büyük kayıplarla karşı karşıya kaldığını özellikle vurgulamak istiyorum. Bunu can olarak ortaya koyarsak, inanın, Türkiye trafik kazalarında kaybettiği canı depremlerde kaybetmemiştir. O yüzden trafik kazalarının önüne geçebilmenin, onları en aza indirebilmenin, can ve mal kayıplarını aza indirmenin yolunun demir yollarına sahip çıkmak, demir yollarına gereken ağırlığı vermek ve demir yolu ulaşımını Türkiye’nin her yerine ulaştırmanın yolunu bulmaktan geçtiğini özellikle vurgulamak istiyorum. Tabii bu noktada kara yollarına kaynak ayrılırken ve bu kaynağı yaratmak için mevcut demir yollarının taşınmazları arasındaki garlar, etrafındaki bulunan yerler özelleştirmeyle ve satılmasıyla kara yollarına kaynak ayrılması gibi çalışmalar da yapılmıştır. Bunun da aslında o garların, o taşınmazların demir yolu ulaşımında ve hizmetinde kullanılmasını çok daha sağlıklı olduğunu vurgulamak istiyorum.

Değerli milletvekillerim, bugün Türkiye’nin gerçekten demir yolu konusunda hak ettiği yere gelmesi gerektiğini her zaman vurguladım. Bu noktada Bursa’da ve Türkiye’de demir yolu noktasında -Sayın Bakanımın da yakından takip ettiğini biliyorum- hak ettiği yere gelmesi için on  dört yıldan beri mücadele veriyorum. Milyona yakın imza toplamışımdır, 250 kilometre yol yürümüşümdür, 44 vilayette Bursa’ya ve Türkiye’de demir yolunun gelişmesi için ve demir yolunu hak ettiği yere gelmesi için de kampanyalar yapmışımdır çünkü bunda amaç bu ülkedeki can ve  mal kayıplarının önüne geçebilmek, Türkiye’nin maddi kayıplarının önüne geçilmesi ve maddi noktasında da başka yerlere de yatırım yapılabilmesi için mutlaka demir yolunun şart olduğunu vurgulamak istemişimdir. Burada özellikle vurguluyorum, eğer demir yolu ve taşımacılıkta payımızı yüzde 25’e çıkarabilmiş olsak bugün ulaştırmaya da ayrılan pay yüzde 15 düşecektir yani ulaşıma düşecek olan pay başka yatırımlara aktarılacaktır. Bu nedir? Sağlığa aktarılacaktır, eğitime aktarılacaktır, başka yerlerin de kalkınmasına aktarılacak diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, yine Ulaştırma Bakanlığının kitapçığında rakamlar var, işte cumhuriyet öncesi, cumhuriyet sonrası, 1950 ve bugüne kadar ve AKP Hükûmetinin 2003’ten 2010 yılına kadar yapmış olduğu çalışmalarda 1.076 kilometre demir yolu inşaatının yapıldığını söylediler. Ben burada bir kez daha Sayın Bakana sormak istiyorum: Bu 1.076 kilometre içerisinde iki tane ili bağlayan veya iki tane ilçeyi bağlayan 1 kilometre demir yolu yapılmış mıdır? Şimdi bu yapılan demir yolu içerisinde hızlı tren güzergâhları yapılmıştır ama o güzergâhlar içerisinde yine mevcut demir yolları vardır. Benim öğrenmek istediğim, mesela Bursa ile Ankara arasında 1 kilometre ya da 1 metre demir yolu yapılmış mıdır? Eğer yapılabilmiş olsaydı, 2003 yılından 2010 yılına, inanıyorum ki Bursa demir yoluna kavuşur ve Bursa hak ettiğini alırdı. Bunu niye vurgulamak istiyorum? 1950 yılına kadar Bursa’da demir yolu vardı. Ama ne yazık ki 1950’den sonra dost ve müttefik Amerika’nın talebi üzerine Mecliste kanun çıkarılarak Bursa-Mudanya demir yolu kaldırılmış. Evet, ne yazık ki gerçek bu ve Bursa, Türkiye’nin, ekonomide, ihracatta ülke ekonomisine en fazla katkı veren iki ilinden bir tanesi ama maalesef bu il demir yoluna kavuşmamış. Sanayide, tarımda, turizmde, eğitimde böyle önemli bir kentin demir yolu ulaşımından mahrum bırakılmasını asla kabul etmiyoruz ve bunu kabullenemiyoruz.

Yine son günlerdeki açıklamalarda, işte Bandırma-Bursa-Bilecik demir yoluyla ilgili yapılan çalışmalarda, Bursa-Yenişehir’le ilgili ihaleye çıkarılacağını söylediler, sevindik. Ne zaman çıkarılacağını söylediler? 18 Ekim, olmadı; 5 Kasım, yine olmadı. Dediler ki: “İşte projeler var, gözden geçiriyoruz. Müteahhitlerin, daha doğrusu ihaleye giren firmaların çalışmaları var, gözden geçiriyoruz, onları inceliyoruz.” Ama diyorlar ki: “2011-2013 arasında bitecek.” Ben yine bir kez daha buradan sesleniyorum: İnşallah bitecek. Evet, ama inanıyorum ki bu hızla maalesef 2013 yılına kadar Bursa’ya demir yolunun gelmesi noktasında umutlarımız azalıyor.

Ama ben şunu… Bursalılar seyrediyor, Türkiye seyrediyor. Türkiye’de demir yolunun ve o ulaşımın… Mustafa Kemal’in dediği gibi “Demir yolları bir ülkenin toptan tüfekten daha önemli bir silahıdır.“ Bunu niye söylemiştir? Çünkü demir yollarını önemini Kurtuluş Savaşı’nda ortaya koymuştur. O günkü şartlarda demir yolları, Kurtuluş Savaşı’nda Türk askerine hem silah hem asker açısından en büyük desteği veren bir ulaşım aracı olduğu için. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum.

Onun dışında, konuşacak konu çok ama sekiz dakikaya sığdırmak da kolay değil ve artısı da olmuyor bu işin, artı 1, artı 2’de olmuyor. Bu anlamda kara yollarındaki kamyon taşımacılığını yapan şoförlerimizin, esnafımızın da çok büyük sıkıntıları var. Bu sıkıntıları da özellikle vurgulamak istiyorum ama Parlamentonun kürsüsünden de vekillerimiz konuşmalarını özgürce ve zamanı da kullanırken gerektiğinde o zamanı aşma noktasında da gerekli hassasiyetin gösterilmesini özellikle bir kez daha vurgulamak istiyorum. Bu hepimiz için geçerli çünkü buraya kamyoncular gelemez, şoför esnafı gelemez, kamyonetçiler gelemez.

Sayın Bakan, yine kamyonetçilerle ilgili bir şey söylemek istiyorum: Onlar şehir dışına çıkamıyorlar, şehir dışına çıkıldığı zaman K1 belgesi gerekiyor, o 25 ton şartı aranıyor ama bu da olmadığı için mümkün olmuyor. Biz de diyoruz ki kamyonetçilerin de şehir dışına çıkmaları için K1 belgesi almalarının önemli olduğunu vurgulamak istiyorum.

Sözlerimi bağlarken, kamyoncuların işte son zamanlarda en çok şikâyet ettiği konulardan bir tanesi zamlar, benzin ve mazot zamları. Şimdi kamyoncular şunu söylüyor: “Bas gaza, frene, debriyaja, kazandığını ver vergiye, stopaja, benzine, mazota.” Bir de ne diyor: “Kaderimizse çekeriz, batsın bu dünya.” Bu yazıların olmaması için kamyoncu esnafına, şoförlerimize de gereken desteğin verilmesi, mazottaki ve benzindeki KDV, ÖTV oranlarının mutlaka ve mutlaka indirilmesi gerektiğini bir kez daha vurguluyor, hepinizi en içten sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Demirel.

Artvin Milletvekili Metin Arifağaoğlu.

Buyurunuz Sayın Arifağaoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA METİN ARİFAĞAOĞLU (Artvin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2011 yılı Karayolları Genel Müdürlüğü bütçe üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve izleyenleri saygıyla selamlıyorum.

Yol konusunda ülkemizde tek uzman kuruluş Karayolları Genel Müdürlüğüdür. 64.800 kilometrelik yol ağına sahip olan Karayolları Genel Müdürlüğünde çok iyi yetişmiş mühendisler ve teknisyenler bulunmaktadır ancak yirmi beş-otuz yıllık bir mühendisin, aldığı ücretle üniversitede okuyan çocuğuna ve zaruri ev ihtiyaçlarına maaşını yetiştirmesi mümkün gözükmemektedir. Yetki verip iş ve üretim beklediğiniz teknik kadroların ve Karayolları camiasında çalışan toplam 16.265 personelin maaşlarının iyi olduğunu söylemek mümkün değildir.

Özelleştirme İdaresi Yüksek Kurulunun 15 Ekim 2010 tarihinde 2010/88 no.lu Kararı’na göre otoyollar, köprüler ve bu yolun üzerinde yer alan tesisler özelleştiriliyor. 2.197 kilometre otoyolumuz bulunmaktadır. Bu yeterli değildir, yeni otoyollara ihtiyacımız vardır. Yeni otoyolların yap-işlet-devret modeliyle yapılmasını Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak destekliyoruz ancak mevcut otoyollarımızdan Edirne-İstanbul-Ankara, Pozantı-Tarsus-Mersin, Tarsus-Adana-Gaziantep ve Toprakkale-İskenderun otoyolları ile Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinin özelleştirilmesini doğru bulmuyoruz. Tek paket hâlinde birlikte fiilî teslim tarihinden itibaren yirmi beş yıl süreyle işletme devir hakkı verilerek özelleştirme kararı almışsınız. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bu kararı doğru bulmuyoruz. Herhangi bir kriz ortamında değiliz. Mevcut otoyolları özelleştirmek doğru değildir ancak yeni yapılacak otoyolların yerli veya yabancı firmalarca yaptırılmasının doğru ve ülke çıkarları için uygun olacağını düşünüyoruz. Mevcut otoyolları özelleştirirseniz Türkiye'nin ana sorunu olan işsizliği azaltmazsınız, bilakis artırmış olursunuz. Otoyollarımız gelir getiren önemli kaynaklarımız arasındadır. Otoyolları satıyorum demek Türkiye'nin geleceğini satıyorum demektir. Ülkemizin yirmi beş yıllık gelirini satmanız doğru değildir. Doğmamış çocukların geleceğini satıyorsunuz. Ülkemizin varlıklarını tek tek sattınız, satmaya da devam ediyorsunuz. Altı ay sonra seçim var, dilerim bu aziz millet satanlardan sandıkta hesap sorar.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Karadeniz Bölgesi’ni güneye bağlayacak yeni koridorlara şiddetle ihtiyaç vardır. Karadeniz’de bulunan illerin güneye bağlantılarını sağlayacak standardı yüksek yollara geç kalınmadan başlanılmalıdır.

Artvin barajlar şehri oldu. Çoruh Nehri üzerinde 10 adet baraj bulunuyor. Borçka-Muratlı ve Borçka-Artvin arası eski yollar baraj gölü içinde kaldı, ancak bu yolların standardı düşüktü; elli yıl sonra bir protokolle bu yollar barajları yapan Devlet Su İşleri tarafından yapıldı, ancak elli yıl sonra yine aynı standartla yapıldı. Bu doğru değildi, fakat üzgünüm Karayolları müdahale etmedi ve aynı standartla yollar yapıldı.

Borçka-Artvin arasında 11 adet tünel olmasına rağmen, yine yolların standardı düşüktür, milletvekili oldum, buraya geldim, “Tüneller karanlıktır.” dedim, ancak üç senede bu 11 adet tüneller aydınlatılabildi.

Değerli milletvekilleri, bu bölgede yaşayan insanların yüksek standartlı yollara ihtiyacı olduğunu ancak 2010 yılında anlayabildiniz. 2010 yılına gelince Karadeniz’i güneye bağlayan bölünmüş yollara ihtiyaç olduğu hissedilmiştir. Geç de olsa böyle bir projeye başlanmış olması oldukça yararlıdır. Bölgede yaşayan insanlar için ve şoför esnafı için sevindirici ve mutlu edici, önemli bir projedir. Bu proje Hopa-Borçka devlet yolu, Cankurtaran Tüneli’dir. Hopa-Borçka devlet yolu, Cankurtaran Tüneli elbette ki Artvin için çok önemlidir, ancak Artvin’den sonra Ardanuç ve Şavşat istikametine gitmek için Deriner Barajı varyant yolu kullanılacaksa bu proje amacına ulaşamayacaktır. Neden ulaşamayacaktır?

Değerli milletvekilleri, Deriner Barajı yapılırken servis yolu olarak Varyant… Deriner Barajı-Varyant yolu diyoruz, bu çok inişli çıkışlı yoldur, şoför esnafı ve hiçbir vatandaş bu yoldan memnun değildir. Şu anda Artvin-Erzurum devlet yolu yapılmaktadır. Bu Varyant yolunu baypas etmekten başka çaremiz yoktur. Bu yol nasıl baypas edilir, çözüm var mıdır? Vardır. Şavşat Suyu’nun Çoruh Nehri’yle birleştiği noktaya bir viyadük yaparak çözüm sağlanabilir. Bu çözüm sağlandıktan sonra Kuzey Karadeniz’i güneye bağlayacak iki seçenek karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan biri Ardanuç üzerinden Ardahan’a ulaşmaktır, diğeri Şavşat üzerinden Ardahan’a ulaşmaktır. İster Ardanuç üzerinden gidin, Bilbilan Geçidi’nden kurtulmak için tünel gerekmektedir ister Şavşat üzerinden gidin, orada da Sahara Geçidi’nden kurtulmak için yine tünele ihtiyaç vardır. Her iki geçitten de tünelle kurtularak… Yüksek rakımlı geçitlerden böylece kurtulmak mümkündür.

Yine, bizim Artvin için çok önemli projelerden biri Ardanuç-Ardahan Projesi’ydi,  on yedi yıldır devam ediyor. Bu proje hâlen daha bitirilmemiştir. Bu kürsüde, Sayın Bakanımız “2009’da bitecek.” demişti, bitmemiştir.

Yine önemli projelerden Borçka-Camili yolu vardır, on dokuz yıldır devam ediyor. Bu proje de bitirilememiştir maalesef.

Yine Artvin için çok önemli yeni projeden bahsetmek istiyorum. Ardanuç-Olur arası 48 kilometredir. Bu yeni proje, mutlaka iki ilçe için çok çok önemlidir ancak Erzurum ve Artvin illeri için alternatif bir güzergâh olacaktır ve bu iki il arasındaki trafiği çok çok rahatlatacaktır. Onun için, Ardanuç-Ardahan arasındaki bu yolu da önemsiyor ve destekliyoruz.

Ne yazık ki sekiz dakikada bunları yetiştirmek çok zor. Karayolları Genel Müdürlüğü bütçesinin çalışanlara ve ülkemize hayırlı, uğurlu olmasını diliyor, sizleri tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Arifağaoğlu.

Ankara Milletvekili Mehmet Emrehan Halıcı.

Buyurunuz Sayın Halıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET EMREHAN HALICI (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilgi ve iletişim sektörü tüm dünyayı değiştiren ve bu değişime uyma konusunda kişileri, kurumları, devletleri âdeta zorlayan olağanüstü etkiye sahip bir sektördür. Böyle olduğu için de hükûmetlerimiz ve birçok devlet yöneticimiz tarafından özel bir önemle karşılanmıştır. İlgileri ve katkıları nedeniyle rahmetli Turgut Özal’ı, Sayın Süleyman Demirel’i ve rahmetli Bülent Ecevit’i şükranla anmak isterim.

Ecevit’in 1999 yılında bilgi toplumu hedefini siyasete taşıması ve başında bulunduğu 57’nci Cumhuriyet Hükûmetinin “e-Cumhuriyet” girişimini başlatması, bilişim ve iletişim konularının devlette karşılık bulmasını sağlamış ve yeni yapılanmaların oluşmasına olanak oluşturmuştur. Koalisyon ortakları olan Milliyetçi Hareket Partisini ve Anavatan Partisini de takdirle hatırlamamız gerekir.

AKP Hükûmeti e-Türkiye Projesi’ne bir “dönüşüm” kelimesi ekleyerek e-Dönüşüm Türkiye Projesi adıyla yeniden tanımlamıştır ve bu çerçevede 2006-2010 yıllarını kapsayan Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı’nı 2006 yılında yürürlüğe sokmuştur.

Plan çerçevesinde gerçekleştirilecek faaliyetlerin ve projelerin tanımının yapıldığı eylem planı 111 adet eylem içermektedir. 2009 yılı sonu itibarıyla baktığımızda bu 111 eylemden sadece 22’si tamamlanmış, 19’u ise henüz başlangıç aşamasındadır ve ortalama olarak bu projelerin, bu eylemlerin tamamlanma oranı maalesef yüzde 49,65’tir. Bu, çok üzücü bir tablodur.

Raporu hazırlayan Devlet Planlama Teşkilatıdır. Çünkü bu Eylem Planı’nın uygulanmasını Devlet Planlama Teşkilatı izlemekte ve e- Dönüşüm Türkiye İcra Kuruluna rapor etmektedir.

Şimdi, e-Dönüşüm Türkiye İcra Kurulu nedir? Bu Kurul 2003 yılında Hükûmet tarafından kurulmuş ve 2007 yılında Kurul üyeleri yeniden tanımlanmıştır. Bilgi Toplumu Strateji’sinin uygulanması açısından en üst karar organıdır ve içinde çok değerli üyeleri barındırmaktadır, bakanlarımız, bürokratlarımız ve sivil toplum örgütlerinin bulunduğu. Bu önemli Kurul 2003 yılından beri 27 kez toplanmıştır ve son toplantısını Temmuz 2009 yılında yapmıştır yani bir buçuk yıldır bu Kurul toplanamamaktadır. Bu aslında, çok ciddiyetten uzak bir durumdur ve biraz önce bahsetmiş olduğum başarısızlığın en önemli nedenlerinden bir tanesidir. Türkiye'nin içinde bulunduğu bu olumsuz tablo, uluslararası ekonomik kuruluşların da raporlarına maalesef yansımaktadır. Dünya Ekonomi Forumu’nun ülkelerin bilgi toplumuna hazır olma durumlarını gösteren raporda, 2008-2009 yılı için Türkiye'nin durumu, 134 ülke arasında, sadece 61’inci sıradır.

Niyet ve hedef iyi olmasına rağmen başarıya ulaşamamış olmanın aslında çok da sürpriz olmaması gerekir çünkü ülkemizde bu konunun sahibi belli değildir. Dikkatinizi çekiyorum “yoktur” demiyorum, “belli değildir...” Aslında bütçeye bakacak olursak sadece Ulaştırma Bakanlığının altında Bilgi ve İletişim Kurumunun bu bütçede yer aldığını görüyoruz, bu konuların bu Kurumda yer aldığını görüyoruz ama Bilgi Toplumu Stratejisi Kurumsal Yapılanma Modeli’ne baktığımız zaman ise bir dolu tablo var, bir dolu kurum var. Hemen kısaca, siyasi liderlik Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı, strateji ve politika belirleme e-Dönüşüm Türkiye İcra Kurulu, kaynak tahsisi Devlet Planlama Teşkilatı Bilgi Toplumu Genel Müdürlüğü, strateji koordinasyonu Kamu Yönetimi Geliştirme Genel Müdürlüğü, Mahallî İdareler Genel Müdürlüğü ve uygulama komisyonu, uygulamadan, koordinasyondan sorumlu ise Dönüşüm Liderleri Kurulu.

Şimdi  “Dönüşüm Liderleri Kurulu” deyince buraya da bir bakmak lazım. Bilgi Toplumu Genel Müdürlüğünün sayfasına baktığımız zaman bu Kurulun da sadece ve sadece 2 kez toplandığınızı görüyoruz; birisi Şubat 2008’de, diğeri ise Haziran 2008’de yani iki buçuk yıldır bu Kurul da hiçbir toplantı maalesef yapmamış. Aslında bu kadar karışık bir yapılanma modeli olduğu zaman ve bu kadar sahiplenen kurum olduğu zaman ve kurullar da ciddi bir biçimde toplanmadığı zaman herhangi bir adım atmak, herhangi bir hedefe ulaşmak da tabii ki mümkün değil.

Değerli milletvekilleri, bilişim ve iletişimin kesişim noktasında İnternet vardır. İnternet’e yaklaşım açısından Hükûmeti değerlendirdiğimiz zaman da maalesef olumlu bir tabloyla karşılaşmıyoruz. 5651 sayılı Yasa -üzülerek söylüyorum- temel hak ve özgürlükler açısından çok ciddi problemler yaratmış ve hem yurt içinde hem de uluslararası arenada önemli ve olumsuz, maalesef, yankılar oluşturmuştur.

Şimdi, İnternet’ten sorumlu olan Ulaştırma Bakanlığı olduğuna göre “Ulaştırma Bakanlığı ve İnternet” deyip bir araştırma yaptığımız zaman karşımıza bu sefer de İnternet Kurulu çıkıyor. Şimdi, İnternet Kurulu sayfasına -şu an bilgisayarı olanlar bakabilir- bu sayfaya girdiğimiz zaman da maalesef çalışma grupları dışında dokümanlar, toplantılar ve haberler bölümü tamamen boştur, tıkladığınızda hiç ama hiçbir bilgi gelmemektedir.

Şimdi, değerli arkadaşlar, ya bu Kurul da diğerleri gibi çalışmıyor ya da bu sayfa çalışmıyor. Bu sayfa kimin sayfası? İnternet’ten sorumlu olan Bakanlığımızın, İnternet’ten sorumlu olan Kurulunun İnternet sayfası yani dramla komedi arası bir durum.

Aslında benim vaktim sekiz dakika olacaktı, yanlışlık mı var acaba?

BAŞKAN – Sekiz dakikaydı efendim. Devam edin siz. Sekiz dakika. Bir dakikanız kaldı.

MEHMET EMREHAN HALICI (Devamla) – Peki.

Şimdi, rakamlarla ilgili olarak da birtakım farklılıklar var DPT’nin raporuyla Ulaştırma Bakanlığının sunduğu rapordaki rakamlar arasında ama oraya şu an maalesef değinemeyeceğim, sadece şunu söylemek istiyorum: Bu rakamlarda geçen yıl 22,2 milyar ABD doları olan sektör büyüklüğünde, maalesef, yazılım, sadece yüzde 2,3’lük bir öneme sahiptir; bilişim ise kendisi açısından yüzde 30’luk bir bölüme sahiptir. Bu, hoş bir durum değildir. Yazılım ve bilişim, sadece bugünü değil, yarınlarımızı ilgilendiren çok ama çok önemli bir konudur. Dolayısıyla, üzerine çok önemle eğilmemiz gerekir. Eleştirilerimizin iyi niyetle yapıldığının bilinmesini özellikle istiyorum.

Sözlerime son verirken bütçenin hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, yarın akşam Şebiarus töreninde anacağımız Hazreti Mevlânâ’nın çağrısı olan sevgi, barış ve hoşgörünün tüm insanlığa egemen olması dileğiyle, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Halıcı.

Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü.

Buyurunuz Sayın Çöllü. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz dokuz dakikadır.

CHP GRUBU ADINA HÜSNÜ ÇÖLLÜ (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Denizcilik Müsteşarlığının 2011 yılı bütçesi üzerinde CHP Grubu adına söz aldım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Denizcilik sektöründen gelen bir milletvekili olarak Türkiye'nin denizleri ve denizciliği ihmal etmemesi ve yüzünü daha fazla denizlere dönmesi gerektiğini, denizlerin Türkiye için de önemli fırsatlar taşıdığını hep vurguladım. 2009 bütçesi üzerinde konuşurken Sayın Bakanın, denizci kökenli bir bakan olmasına rağmen Plan ve Bütçe Komisyonunda denizciliği üç dört cümleyle geçiştirdiğini belirtmiştim. Bu sitemimin bir etkisi olmuş olacak ki Sayın Bakan, iki yıldır, Komisyonda denizciliği de gündeme aldı ve ayrıntılı açıklamalar yapıyor. Memnuniyet verici bu değişimin öncelikle altını çizmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, denizcilik sektörünün tüm dinamikleriyle ülkemiz ekonomisinin lokomotifi olacak potansiyelde olduğunu her fırsatta vurguladım ancak bu potansiyelin üretime, katma değere dönüşmesi yolunda AKP İktidarıyla geçen dokuz yıl içinde ciddi bir mesafe alınabildiğini söylemek mümkün değildir hatta bazı alanlarda ise ciddi kan kayıpları yaşanmıştır.

Sektöre birlikte şöyle bir bakalım: Deniz taşımacılığındaki durum nedir? Taşımacılığın dünyadaki ölçeği yaklaşık 500 milyar dolardır. Türkiye, AKP döneminde taşımacılıkta çok dramatik bir dönem yaşamıştır. 2003 yılında ihracatın yüzde 28’i Türk Bayraklı gemilerle gerçekleştirilirken 2009 yılında bu rakam yüzde 13’lere gerilemiştir. İthalatta ise 2003 yılında Türk Bayraklı gemilerin payı yüzde 30 olurken 2009 yılında ithalatın yüzde 15’i Türk Bayraklı gemilerle ancak yapılabilmiştir. Toplamda baktığınızda ihracatımız ve ithalatımız neredeyse yüzde 50 artarken Türk Bayraklı gemilerin payı yüzde 30’lardan yüzde 14’lere gerilemiştir. Yaklaşık 215 milyon tonluk yükün yalnızca 30 milyon tonunu Türk Bayraklı gemiler taşıyabilmiştir. Türkiye, bırakın 500 milyar dolardan pay almayı, sürekli artan oranda ödeme yapar durumdadır. Böyle bir tabloyu kabul etmek ve anlamak mümkün değildir. İç taşımacılıkta da mesafe alındığını söylemek olanaklı değildir. Deniz taşımacılığı kara yoluna göre katbekat ucuz olmasına rağmen hâlen vatandaşlarımızın yüzde 95’ini yükümüzün ise yüzde 92’sini kara yoluyla taşımaktayız.

Değerli milletvekilleri, gemi inşa sanayisindeki durum nedir? Gemi inşa sanayimiz -gelişen dünya ticaretine- 2002-2008 döneminde büyük bir sıçrama göstermiştir, kendi dinamikleriyle büyük bir başarıya imza atmıştır, binlerce kişiye istihdam yaratılmış, işçilerin evine ekmek götürmesi sağlanmış, ihracat yoluyla da ülke ekonomisine ciddi katkılar sağlanmıştır ancak ekonomik kriz bu  tabloyu tersine çevirmiştir, 20 bine yakın kişi işini aşını kaybetmiştir, birçok tersane iflas noktasına gelmiştir. Maalesef, Hükûmetimiz bu süreci seyretmiştir.

Bakın, bu sorun pek çok ülkede ve tersanelerde yaşanmıştır ancak Çin, Kore, Fransa gibi ülkeler süreci seyretmek yerine, sektörü ayakta tutabilmek için aktif bir politika izlemişlerdir, kredi olanakları yaratmışlardır, destek politikaları uygulamışlardır. Türkiye'de ise gemi inşa sanayisi ne yazık ki kaderine terk edilmiştir. Bir medya kuruluşu için kamu bankalarının 750 milyon dolar kredi açtığı bir dönemde gemi inşa sanayisi için hiçbir olanak yaratılmamıştır. Böyle bir tabloyu Türk denizciliğinin hak ettiğini düşünmüyorum. Kriz döneminde sektöre bir can suyu verilebilseydi tahribat bu kadar ağır olmayabilirdi. Sektör kendi dinamikleriyle ayağa kalkmaya çalışmaktadır. Bu noktada kredi garanti kapsamında yatırım ve işletme kredisi olanağı getirilmiş ancak koşulların ağır olması nedeniyle de bunun beklenen katkıyı sağlamasının çok mümkün olmayacağı düşünülmektedir.

Değerli milletvekilleri, evet, amatör denizciliği geliştirmeden Türkiye’de denizciliği geliştiremeyiz. Denizci belgesi almak yetmez. İnsanlarımızın denizle daha fazla haşır neşir olmalarını sağlamak için, onları tekneyle de tanıştırmalıyız.

Motorlu taşıt vergisinin yeniden yapılandırılmasıyla ilgili bir adım atılmıştır. Sayın Bakan 1.240 teknenin de Türk Bayrağı’na geçtiğini söylüyor ama bu rakamlar yetmez. Neden Türk Bayrağı’nın tercih edilmediği üzerinde dikkatle durulmalıdır. Çünkü sisteme olan bir güvensizlik vardır. Bugün vergiler indirildi ama yarın bunun tekrar eski seviyesine çıkarılabileceği endişesi var. Bu endişeyi gidermediğimiz sürece de bu alanda yol almak maalesef mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, biraz da deniz turizmine değinecek olursak, deniz turizmi, hem turizmin hem de denizciliğin önemli bir ayağıdır ve çok büyük bir pastadır. Türkiye’ye gelen turistlerin büyük bir bölümü deniz turizmi için gelmektedir. Türkiye bu alanda özellikle daha fazla gelir elde edebileceği yat turizmi ve marinacılık ile kruvaziyer turizminde atılımlar yapması gerekmektedir. Çünkü İtalya’nın 6.500 kilometre uzunluğundaki kıyılarında 380, İspanya’da 4.964 kilometrelik sahillerde 96 marina varken, bizim marina sayımız 36’dır. Sayın Bakan 2023 yılı için 50 bin bağlama kapasitesi hedefi koyuyor ancak diğer ülkelerin de çalışmaları dikkate alındığında bizim daha hızlı olmamız gereği de açıktır.

Üzerinde dikkatle durmamız gereken bir alan da kruvaziyer turizmidir. Çünkü gelir potansiyeli çok yüksektir. Bu alanda da ciddi bir planlı yatırım ve tanıtım atağına geçmek gerekmektedir. Seçim bölgem Antalya’nın da kruvaziyer turizmi açısından çok çekici özellikleri olmasına rağmen limanın yetersizliği nedeniyle istenilen gelişme sağlanamamaktadır. Bu konuda yerel dinamiklerle bir çaba içerisindeyiz. Hükûmetin ve ilgili birimlerin bu çabaya destek vermeleri ve turizmin başşehri Antalya’nın bu konuda da yol alması adına katkı koymaları gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, Antalya ilimiz, serbest bölgesinde faaliyet gösteren yat inşa yerleri ve mega yat yapımı konusunda da önemli bir merkez hâline gelmiştir. Bu sayede hem istihdam yaratmakta hem de katma değer sağlamaktadır ve sonucu olarak da mega yat yapımı konusunda bir dünya markası olma yolunda emin adımlarla da ilerlemektedir. Bu kapsamda Manavgat Yat Yapım ve Çekek Yeri Projesi gündemdedir. Bu proje, deniz turizmi açısından büyük önem taşıyan ve uzun süredir üzerinde çalıştığımız bir projedir. Şimdi belirli bir aşamaya gelinmiştir. Burada amaç, bu projenin en sağlıklı, en verimli ve en hızlı şekilde yaşama geçirilmesi olmalıdır. Bu anlamda, yetkili ve ilgili tarafların bir araya gelip siyasi rantı, kişisel çıkar ve beklentileri bir tarafa bırakarak sektör ve bölge çıkarlarını öne çıkaran ortak bir karar oluşturması konusunda çaba gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak, denizciliğimiz ne yazık ki AKP döneminde yalnız bırakılmıştır, en azından hava yolunun ve kara yolunun aldığı desteği ve yatırımı almamıştır. Denizcilikte bir şeyler yapılabilmişse büyük ölçüde sektörün kendi olanaklarıyla sağlanmıştır. Bu noktanın altını çizmek istiyorum.

Bakın, denizciliğin rotasını çizmesi gereken ve tüm çalışanlarıyla sektörün gelişmesi adına gayret gösteren Denizcilik Müsteşarlığının bir kanunu yoktur. Bütçesinin büyük bir bölümü personel harcamalarına giden bir yapı ile mesafe almak mümkün değildir. Denizcilik Müsteşarlığının ulaşım, taşıma, gemi inşa sanayi ve turizm boyutlarıyla sektöre yönelik tüm hizmetlere odaklanan yeni ve kapsamlı bir organizasyona ihtiyacı vardır. Yaklaşık dokuz yıldır bu düzenleme konusunda da bir adım atılmaması büyük bir eksikliktir.

Denizciliğin gelişmesi isteniyorsa burada izlenmesi gereken yol, aynı turizmde olduğu gibi, denizciliğin de bir devlet politikası olarak ele alınması gereğidir. CHP iktidarında denizciliğe gereken önemi vereceğiz ve bütüncül bir yapıda denizciliğin hem istihdam alanı yaratma hem de ekonomik katma değer yaratma konusundaki potansiyelini değerlendireceğiz.

Bu düşüncelerle Denizcilik Müsteşarlığının bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çöllü.

Erzincan Milletvekili Erol Tınastepe. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Tınastepe.

CHP GRUBU ADINA EROL TINASTEPE (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Ulaştırma Bakanlığı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1925 yılında daha sonra “Türk Hava Kurumu” adını alacak olan Türk Tayyare Cemiyetinin kurulmasıyla Atatürk’ün çok önem verdiği Türk havacılığının kurumsal temelleri atılmış, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra çok büyük bir gelişme içinde olan hava taşımacılığı kısa sürede çok hızlı teknolojik ve yapısal değişiklikler gösteren bir ulaştırma sektörü hâline gelmiştir.

Türk hava yolu ulaştırma sektörü 14/10/1983 tarihinde kabul edilen 2920 sayılı Sivil Havacılık Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle özellikle 1980’lerin ikinci yarısından itibaren belirgin bir gelişme içine girmiştir. Bu dönemde Türk Hava Yollarının bir modernizasyon ve standardizasyon programı çerçevesinde filosunu geliştirmeye başladığı, hizmet standartlarını yükseltme çabasına girdiği ve yurt içi hatlardan ziyade, ekonomik açıdan avantajlı dış hatlara yönelmekte olduğu görülmektedir.

Değerli arkadaşlarım, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanına, uçuş emniyeti ve havacılık güvenliğinin yanı sıra, operasyon, bakım, tescil, lisans, havaalanı emniyeti, yer hizmetleri, iş yeri ve kolaylıklar, seyrüsefer emniyeti, seyrüsefer teknik hizmetleri, uçuş müsaadeleri, ikili anlaşmalar, havacılık güvenliği gibi birçok konu girmektedir. Bugün sivil havacılık teşkilatı “genel müdürlük” seviyesinde teşkilatlanmıştır. Sivil havacılığımız bugünkü hâliyle kaliteli hizmet vermekten uzak, yoğun mesai saatleri altında ezilen yetersiz personeliyle sadece kâr ve büyümeye endeksli bir yapıya sahip duruma getirilmiştir. Kazalar ve uçuş sırasında meydana gelen aksaklıkları ve tehlikeleri, gözlemledikleri olumsuzlukları uçuş ve yer ekipleri işlerini kaybetme korkusuyla açıkça anlatamamakta, bunun yerine İnternet  ortamında isimsiz iletilerle paylaşarak dile getirmeye çalışmaktadırlar. Uçuş ve yer hizmetlerinin güvenli bir şekilde yapılmasının, güvenlik zafiyetinin asgari düzeye indirilmesinin ve eğitilmiş, donanımlı personelin önemini Amerika’nın 11 Eylülde yaşadığı olay bize göstermiştir.

Değerli arkadaşlarım, uluslararası sivil havacılık kaza oranlarına baktığımızda ülkemizin durumunu daha iyi anlayabiliriz. Dünya istatistikleri kaza sayı ve oranlarının işlendiği karnemizin Batılı ülkelere göre pek de iyi olduğu söylenemez. Örneğin Delta ve British Airways’in 1 milyon kalkış itibarıyla ölümlü kaza oranı 0,17’dir. Bu oranlar Northwest, Continental, United, Lufthansa, Air Canada gibi şirketlerde 0,21 ve 0,33 bandındadır. Air France ve Swiss şirketlerinin 0,72-1,36 arasındadır. Bizim oranımız ise 3,60’tır. Bunun için gerekli önlemi zaman geçirmeden almalıyız.

Uçuş sayıları çok daha fazla olmasına karşın Air Canada 1983, British 1985, Lufthansa 1993 yılından bugüne kadar hiç kaza yapmayan şirketlerdir. Bu hava yolu şirketlerinin yapılanmasını iyi incelemek ve gerekli tedbirleri bir an önce almak faydalı olacaktır.

İstatistiklerdeki olumsuz tablo, 1974 yılından bugüne geçen otuz altı yılda ulusal hava yolu şirketimizin on üç büyük kaza yapmış olmasına bağlıdır. Bu durumu sadece bugünkü yöneticilere mal etmek haksızlık olacak ama bu 13 kazanın 3’ünün son yedi yılda gerçekleşmiş olması dikkat çekicidir.

Sadece “Çok uçuş yaparak fazla kâr yapalım.” mantığını gütmek yanlıştır. Önemli olan güvenli uçuştur. Son on yıl içinde Pegasus, Atlasjet, İzair gibi hava yolu şirketlerinin kurulması ve beraberinde özellikle de iç hatlarda artan sefer sayılarıyla, yeni hizmete giren hava limanları, sektördeki bu denli büyümenin yanında teknik desteğin, uçuş ve yer hizmetlerinin bu büyümeye paralel olarak orantılı gelişmediğini göstermektedir.

Yer hizmetlerinin eğitimli personel azlığından kötüleşmesi, hava yolu şirketlerinin rekabet uğruna kaliteyi standartların altına düşürmesi, Türkiye’de bu alanda bir denetimin ve altyapının fazla güçlü olmadığını göstermekte olup ve bir an önce de acil önlemler alınması gerekmektedir.

Oysa uluslararası sivil havacılıkta gelişmiş ülkeler bağımsız bir denetleme kurulu oluşturmak suretiyle, sivil havacılığın üzerinde, bütün kurumları içine alan bir yapıyla denetimlerini yürütmektedirler.

2 Mayıs 2007 tarihinde Uluslararası Sivil Havacılık Örgütünün Türk sivil havacılığı üzerine yayınladığı raporda Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünü uyararak havacılıkla ilgili birçok şeyin yüzeysel yapıldığını belirtmiştir. Ayrıca, Avrupa Havacılık Birliği de hava yolu şirketimize birtakım kısıtlama ve yasaklar getirmiştir.

O günden bugüne Türk sivil havacılığındaki yapısal sorunlar giderilmediğinden pek fazla şeyin değişmediğini görmekteyiz. İnşallah, Bakanlık ve Sivil Havacılık yöneticileri bu değerlendirmelerimizi dikkate alacaklardır.

Değerli arkadaşlarım, sivil havacılığın mutlaka yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Bağımsız bir denetleme kurumumun sivil havacılık için ne kadar önemli olduğunu, 2007 yılında Isparta’da düşen Atlasjet uçağı sonrası oluşan söylentiler ve yaşananlar bize göstermiştir. Isparta’da düşen uçakta 6 nükleer fizikçinin bulunması ve kaza sonrası Amerikalıların uçak enkazında incelemelerde bulunması birçok soruyu akla getirmiştir. Kazayla ilgili, Samsun Milletvekilimiz Sayın Haluk Koç’un Başbakanın cevaplaması için verdiği önergeye de ne yazık ki cevap verilmemiştir.

Değerli arkadaşlarım, sivil havacılık sektörünün altyapı eksiklikleri giderilmeden büyütülmeye çalışılması dikkate alındığında, hava yolu şirketlerinin de Sivil Havacılık Kurumunun da kalifiye eleman ve teknik altyapı yönünden bu büyümenin gerisinde kalmaması gerekmektedir. Sivil havacılığın orantılı bir şekilde büyümesini ve gelişmesini sağlamak için öncelikle Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün özerk bir kuruluş hâline getirilmesi lazımdır. Bunun akabinde, kazaların minimize edilmesi, uçakların karıştığı kazalar hakkında bilimsel incelemelerin yapılması, teknik ve bilimsel istatistiklerin, eğitim programlarının hazırlanması, uçuş ekiplerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesi, çalışanları bilinçlendirmek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tınastepe.

EROL TINASTEPE (Devamla) – Teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Balıkesir Milletvekili Hüseyin Pazarcı. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Pazarcı.

Süreniz dokuz dakikadır.

CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN PAZARCI (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Savunma Bakanlığı ve Savunma Sanayi Müsteşarlığı bütçesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin güvenlik ve savunma politikası, Sayın Bakanın Bütçe Plan Komisyonunda yaptığı konuşmada belirttiği gibi uluslararası istikrara katkı yanında, esasen, ülkenin birliği, ulusal bağımsızlığı, egemenliği, ülke bütünlüğü ve yaşamsal çıkarlarının hedeflerine yönelik olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçlarını karşılama görevidir. Bu Bakanlığın önemli görevlerinden biri, savunma ve güvenlik konusundaki gelişmeleri izlemek ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücünü ve yeteneklerini bu gelişmelere ve özellikle bizim tehdit algılamamıza göre oluşturmaktır.

Millî Savunma Bakanlığı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu amaçla modernleşmesini, bağımsız hareket etme yeteneğini sürekli bir biçimde artırmak görevini yüklenmiş bulunmaktadır ve bu çerçevede şunu hemen ifade etmek lazım ki cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana daha Atatürk döneminden başlayarak Millî Savunma bakanlıkları bu çabayı gerektiği gibi göstermişlerdir. Dolayısıyla, Sayın Bakanımızın özellikle Bütçe Komisyonundaki konuşmasında olayı sadece sekiz yıldır yapılan bir faaliyet şeklinde ağırlıklı olarak takdimi hak gözetirlik değildir. Daha önce emek veren herkesin ve bütün hükûmetlerin bu katkısını unutmamak gerekmektedir. Özellikle şunu hatırlatmak isterim ki Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında 1974’ten sonra bu Türk Silahlı Kuvvetlerinin bağımsız yeteneğini geliştirme hamlesi büyük önem kazanmıştır. Dolayısıyla bütün bunları inkâr etmemek lazım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığın silah araç ve gereçleriyle ilgili yeni çalışmaları tabii ki takdir edilecek şeylerdir daha önceki bakanlıklar için olduğu gibi ama konuyu bu silah araç gerece getirdiğimiz zaman akla gelen ilk şey, bunları kullanacak olan insan unsurudur yani Türk Silahlı Kuvvetleridir. Motivasyonu kırılmış ve yıpratılmış bir orduyla dünyanın en sofistike, en gelişmiş silahlarıyla bile ülke güvenliğini gereği gibi sağlamak çok zordur. Bunun için, Türk Silahlı Kuvvetlerinin belirli bir süreden beri ağır bir yıpratma furyasına uğratılmasını üzüntüyle karşılıyoruz. Türk Silahlı Kuvvetleri içinde yasalara aykırı davranan bireyler bulunduğu takdirde bunların hukuka ve adalet ilkelerine uygun olarak gerekli soruşturma, kovuşturma ve yargılamaya tabi tutulması hiç kimsenin reddedeceği bir unsur değildir ancak durum bugün maalesef bunu göstermiyor. Daha önceki Genelkurmay Başkanının da belirttiği gibi, Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı âdeta psikolojik bir harekât yürütülüyor. Basın yayın organlarına sızdırılmış haberler, nitelikleri ya da doğrulukları kanıtlanmamış belgeler yanında iktidar partisinin bazı elemanlarının da -hepsi için bunu söylemiyorum- suçlayıcı söylemlerde bulunması bu alevlenmeyi artırmaktadır. Evet, şunu tanımak gerekiyor ki, Hükûmet zaman zaman “Ordumuz bizim gözbebeğimizdir, ona toz kondurtmayız.” mealinde söylemlerde bulunuyor ancak bunlar inandırıcı görünmüyor. Esas olan, kurum olarak Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmamaktır. En doğru yaklaşım, güvenliğimiz için, emniyetimiz için, millî savunmamız için bu olacaktır. Aksine bir tutum, güvenliğimizi tehlikeye düşürecek olasılıkları da ortaya çıkaracaktır. Bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Hükûmetin gerekli özeni göstereceğini umut ediyoruz.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir başka sorunu personel konusuyla ilgilidir ve burada da özellikle askerlik görevine ilişkin bugün bir kaos yaşanmaktadır. Bu çerçevede birinci sorun, yurt içi bedelli askerlik sorunudur, bu yola gidilip gidilmeyeceği sorunudur. Her gün onlarca ve bazen yüzlerce e-posta alıyoruz ve almaya devam ediyoruz. İkinci sorun, askerlik süresiyle ilgilidir. Değişik süreler mi olacak, tek tip askerlik mi olacak, bu süre ne kadar olacak, bu merak konusudur. Üçüncü sorun ise profesyonel askerliğe gidilip gidilmeyeceği, eğer buna gidilecekse bunun sayısının ne olacağı ve zamanı konusudur. Maalesef yine tüm AKP’li arkadaşlarımızı suçlama yoluna gidemeyiz ama bazı AKP’li yetkililerin yaptığı kimi beyanlar, durumu bir hayli belirsiz kılmış ve insanlarımızı, milyonlarca insanlarımızı kaygılı bir yaşama itmiştir. Üzerinde çalışılmamış konularda beyanda bulunulmamasına özen gösterilmesi zannediyorum hepimizin görevidir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin personelini de ilgilendiren başka sorunlar var, özellikle kıdem ve tazminat konuları, emeklilik sorunları. Bunların ayrıntısına girecek vaktimiz yok.

Bir başka üzerinde durmak istediğim konu “Casus belli” adı altında sunulan, bahsedilen konudur. 1995 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi, Yunanistan eğer kara sularını -çünkü Yunanistan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni onayladı o tarihte- 6 milden 12 mile çıkarırsa bu hakkını saklı tuttuğunu ifade ediyordu. O zaman, Türkiye Büyük Millet Meclisi de Hükûmete, okuyorum aynen: “Askerî bakımdan gerekli görülecek olanlar da dâhil olmak üzere tüm yetkilerin verilmesine ve bu durumun Yunan ve dünya kamuoyuna dostane duygularla duyurulmasına karar vermiştir.”

“Casus belli” savaş nedeni demektir. Burada Meclisimiz Hükûmete savaş yetkisi vermemiştir, sadece önlem alma yetkisi vermiştir eğer herhangi bir, Türkiye’nin temel menfaatlerini rahatsız edecek bir durum ortaya çıkmışsa. Bu karar hâlen -Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu kararı- geçerlidir. Millî Güvenlik Belgesi’ne yansıtıldığı veyahut geri alınması gerektiği konusunda AKP’li bazı yetkililerin beyanı olmuştur ama bu, doğru değildir. Bu yaklaşımı da tasvip etmiyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Pazarcı.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sebahattin Karakelle, Murat Yıldırım, Asım Aykan, Müjdat Kuşku, Osman Coşkun, Mehmet Sarı, Mehmet Beyazıt Denizolgun, Ali Temür, Mehmet Yılmaz Helvacıoğlu, Fazlı Erdoğan konuşacaktır.

İlk konuşmacı, Erzincan Milletvekili Sebahattin Karakelle’dir.

Buyurunuz Sayın Karakelle. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ulaştırma Bakanlığımızın 2011 yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Ulaşımın her alanında, havacılıkta, denizcilikte, demir yollarında, kara yollarında, bilişim sektöründe destanların yazıldığı, ezberlerin bozulduğu bir dönemi yaşadık, yaşıyoruz. Bilirsiniz ki bazı havaalanlarında koyun, kuzu otlatılıyordu; pistlerde sebze, meyve kurutuluyordu. Yıllarca ölü yatırım olarak görülen bu havaalanlarını tamamladık, Avrupa’nın en modern havaalanları seviyesine çıkardık. Havacılığımız Ankara, İstanbul, İzmir üçgenine sıkışmıştı. Havacılığı yurt geneline yaydık. 2002 yılında 8 milyon 500 bin olan iç hat yolcu sayısı 50 milyona dayandı. 10 milyon insanımız hayatında ilk defa uçağa bindi. Hava yolu halkın yolu oldu.

Kara yollarında cumhuriyet tarihimizin en büyük yol  yapım seferberliğini başlattık. Yetmiş dokuz yılda yapılan 6.100 kilometre bölünmüş yola sekiz yılda 13.300 kilometre ilave ettik. Aşılmaz denilen dağları aştık, geçilmez denilen vadileri geçtik. Köprülerle, viyadüklerle, tünellerle her ilimizi, her ilçemizi birbirine bağladık. Sadece yolları değil, gönülleri de birbirine bağladık. Türkiye’nin çehresini değiştirdik. Anadolu’nun kara bahtını ak yaptık. Doğudan batıya, kuzeyden güneye ülkemizi duble yollarla, otobanlarla, bilişim otobanlarıyla donattık.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1998-2000 yılları arasında Ulaştırma Bakanlığı bütçelerinin toplamı bugünün rakamıyla 26 milyar. Bu yıl Sayın Başbakanımızın temelini attığı yap-işlet-devret modeliyle yapılacak olan İstanbul-İzmir otoyolunun İzmir-Körfez Geçişi Projesi’nin yatırım tutarı 11 milyar liradır. Bizden önceki hükûmetlerin dört yılda ulaştırmaya yaptığı yatırımı biz kamudan hiçbir kaynak kullanmadan tek bir projede yapıyoruz. Peki ne değişti? Zihniyet değişti değerli milletvekilleri. Hizmet siyaseti işbaşına geldi. AK PARTİ Hükûmeti işbaşına geldi.

Bu ülke yüksek hızlı treni hayallerden, rüyalardan bilirdi. Hükûmetimiz Ankara-Eskişehir yüksek hızlı tren yolunu başladı ve bitirdi, hizmete açtı. Bugün hızlı trende dünyada 8’inci, Avrupa’da ise 6’ncı ülkeyiz. Ankara-Konya hızlı tren demir yolu bitti, denemesi yapılıyor. Asrın projesi Marmaray’ın yapımı devam ediyor. Bakü-Tiflis-Kars ipek demir yoluna başladık, yarı yarıya bitirdik.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de denizcilik can çekişiyordu, balıkçılık can çekişiyordu. Kıyılarımızı limanlarla, yat limanlarıyla, tersanelerle, deniz yapılarıyla donattık. Türkiye denizcilikte, gemi inşasında dünyanın ilk 5 ülkesi arasında yer aldı. Gemilerimiz kara sularımız dışına çıkamıyordu. Ülkemizi kara listeden çıkardık, beyaz listenin başına yerleştirdik. Artık cep telefonuyla sadece konuşma yapılmıyor, dünyanın her yerindeki bilgiye de ulaşılıyor. Türkiye’nin İnternet  altyapısı ülke genelinde nakış nakış işlendi. Unutmayınız ki bilgi toplumu hedefine sözle gidilmez; bilgi toplumu hedefine bütün okullara hızlı İnternet  bağlayarak gidilir, e-devlet kapısı açılarak gidilir, bütün santralleri yenileyerek, sayısal hâle getirerek gidilir, bütün sınıfları akıllı sınıf yaparak 3 milyar dolarlık Fatih Projesi’yle gidilir. Muasır medeniyet seviyesine de ancak böyle ulaşılır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ulaştırma Bakanımız ulaşımın, bilişimin her alanında, duble yollarda, hızlı trende, PTT banklarda destan yazdı. Daha yazılacak çok destanı var. Bir halk türkümüz bakınız ne diyor: “Yola yolladım seni, yollar yormasın seni.” Biz milletimizi yollar yormasın diye iktidara geldik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Hamdolsun, sekiz yıldır bu ülkenin yollarını açan bir Başbakanımız var; gece demeden gündüz demeden çalışan, herkesin takdir ettiği bir Ulaştırma Bakanımız var.

Bu vesileyle Ulaştırma Bakanımız Sayın Binali Yıldırım ve ekibine şükranlarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum. Ulaştırma Bakanlığımızın 2011 yılı bütçesinin hayırlı uğurlu olmasını Cenabıhak’tan niyaz ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Karakelle.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Bakan, bu Erzincan yağından biz de isteriz, yalnız yemeyin bu yağı yani!

BAŞKAN – Çorum Milletvekili Murat Yıldırım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Yıldırım.

AK PARTİ GRUBU ADINA MURAT YILDIRIM (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ulaştırma Bakanlığımızın 2011 yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlarım.

Ulaştırma Bakanlığımız son sekiz yıl içerisinde kara, hava, deniz ve demir yollarıyla iletişimde dev hamleler gerçekleştirmiştir. Yapılan çalışmaları milletimiz ve bizler gururla izliyoruz. Ülkemiz, doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine, “aşılmaz” denilen engelleri aşarak geniş bir ulaşım ağıyla donatılmaktadır. Ulaştırma çalışmalarıyla birçok ilke imza atılmıştır. AK PARTİ kadroları olarak, “yapacağız, edeceğiz” şeklindeki afaki sözlerden ziyade, gerçekleştirdiğimiz işlerin onurunu yaşayan bir iktidarız.

İktidarımız döneminde ulaşım ve iletişim için yaklaşık 92 milyar yatırım yapılmıştır. 2011 yılında Ulaştırma Bakanlığı ve bağlı kuruluşların bütçe toplamına baktığımızda karşımıza 19,5  milyar liralık bir rakam çıkmaktadır. Bunun yaklaşık 9,3 milyarlık kısmı yatırıma ayrılan bütçedir. 2002 yılında kamu yatırım harcamaları içerisindeki Ulaştırma Bakanlığı yatırımlarının payı yüzde 5 iken, 2010 yılındaki gerçekleşme yüzde 43’tür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye ekonomisi bugün Avrupa’nın altıncı, dünyanın on beşinci en büyük ekonomisi olma konumunu elde ettiyse ulaştırma ve diğer alanlarda yatırıma ayrılan bu rakamların önemi büyüktür. Bugün kara yolları alanında 100 binden fazla insanımıza istihdam sağlanırken 400 binden fazla insanımıza geçim imkânı temin edilmektedir.

2002-2010 arasındaki uçuş trafiği yüzde 137 artış göstermiştir. Yine aynı dönemdeki yolcu trafiği yüzde 187 ve yük trafiği de yüzde 109 artmıştır. Bu, hizmet edenlerle laf edenler arasındaki farkı ortaya koymaktadır. İktidarımız öncesinde dünya genelinde 60 noktaya uçulurken bugün 130 noktaya uçulmaktadır. İş adamlarımız dünyanın 130 ülkesine yüz yüze mal satma imkânına  kavuşmuştur.

Demir yollarımıza baktığımızda da bu büyük farkı görüyoruz. Türkiye ilk defa iktidarımızda hızlı trenle tanışmıştır. 2002 yılında demir yoluna tahsis edilen ödenek 464 milyon TL iken 2009 yılında 5 kat, 2010 yılında ise 4,4 milyar lira ile 10 kat artmıştır. Türkiye bugün kara, hava, deniz ve demir yolu ulaşımındaki dev yatırımlarla Avrupa, Orta Doğu, Orta Asya ve Çin bağlantısında stratejik bir güzergâh konumuna gelmiştir. Okullarda öğretilen “Türkiye, Asya ve Avrupa arasındaki stratejik öneme sahip ülke.” sözü iktidarımızla gerçekleşmiştir. Bu, büyük bir devrimdir. Ülkemiz, cumhuriyetimizin yüzüncü yılında, kara, deniz, hava ve demir yolu ulaşımıyla dünyanın lider ülkelerinden biri olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seçim bölgem olan Çorum da büyük değişimden hak ettiği payı almıştır. Çorum, kuzeyinden güneyine 18 adet yol şantiyesiyle inşaat hâlindedir. Çorum-Ankara duble yol çalışmaları tamamlandı. Çorum Samsun’a duble yolla bağlandı.

Çorum-Yozgat Duble Yol Projesi’yle önümüzdeki yıl sonunda Karadeniz’i Mersin Limanı’na bağlayan bir geçiş bölgesi olacaktır. Onlarca yıldır aşılamayan Kırkdilim kayalıkları yerle bir edildi, o geçit vermez sarp kayalıklar baklava dilimleri gibi dilimlendi. Sanayisiyle adını duyurmuş olan Çorum’dan, her gün tonlarca mamul ürün limanlara sevk edilmektedir. Ulaşım giderlerini düşürmek yatırımcı açısından büyük önemi haizdir, bu ise ancak demir yoluyla sağlanabilmektedir. O sebeple, demir yolu Çorumlu için hep bir özlem olmuştur, artık bu özlem sona erecek.

Geçtiğimiz günlerde iş teslimi yapan Çerikli-Çorum-Samsun Hızlı Tren Demir Yolu Hattı Projesi için de gösterdikleri yakın ilgiden dolayı başta Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Sayın Bakanımıza Çorum halkının minnettarlığını iletmek isterim. Bu projeyle Başkent Samsun limanına bağlanacak, Çorum bir tarafta Başkentle, diğer yandan Samsun Limanı ile dünyaya kapısını açmış olacaktır.

Yine bölge için planlanan Ankara-Çorum-Samsun Otoyolu Projesi bizi heyecanlandırmaktadır. Hem hızlı tren hem otoyol projesi sadece Çorum’u değil, Karadeniz’in tümünü kapsamaktadır.

Bu vesileyle bütçenin hayırlı olmasını diliyor, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yıldırım.

Gaziantep Milletvekili Mehmet Sarı.

Buyurunuz Sayın Sarı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET SARI (Gaziantep) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılı bütçesinin Ulaştırma Bakanlığı Denizcilik Müsteşarlığı bütçesiyle ilgili Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye, konumu itibarıyla üç tarafı denizlerle çevrili olup 8.333 kilometrelik kıyı şeridiyle Avrupa, Asya, Orta Doğu arasında köprü, Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler için ise su yolu bakımından hayati öneme sahip bir ülkedir. Deniz yolu ulaşımı demir yolu ulaşımına göre 3,5 kat, kara yolu ulaşımına göre 7 kat, hava yolu ulaşımına göre 22 kat daha ucuz olup tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de uluslararası ticarette yüzde 87 gibi büyük bir bölümü deniz yoluyla gerçekleşmektedir.

AK PARTİ döneminde Denizcilik Müsteşarlığı tarafından önemli atılımlar yapılmış ve bunun neticesinde olumlu ilerlemeler sağlanmıştır. Kabotaj hattında çalışan yük, yolcu, balıkçı ile ticari yatların özel tüketim vergisi indirilmiştir. Ayrıca 2009 yılında yapılan bir düzenlemeyle iç sularda faaliyet gösteren kamuya ait yük ve yolcu gemileri de bu kapsama dâhil edilmiş bulunmaktadır. ÖTV’siz yakıt uygulamasıyla sektöre verilen destek 30 Eylül 2010 tarihi itibarıyla 1 milyar 934 milyon TL’ye ulaşmış bulunmaktadır.

Kabotaj hattında taşınan yolcu miktarında 2002 yılına göre yüzde 61, taşınan araç miktarında ise yüzde 71’lik bir artış sağlanmıştır. Trakya’dan Anadolu’ya geçişlerde deniz yolunun kullanılması, özellikle İstanbul trafiğine rahatlama getirmiş, bu kapsamda deniz yoluyla taşınan ağır vasıta araç sayısında 2002 yılına göre 2009 yılında yüzde 584’lük bir artış sağlamıştır. Ülke genelinde kabotaj taşımacılığında elleçtirilen yük miktarlarında 2002 yılına göre 2009 yılında yüzde 31 artış gerçekleşmiş olup 2010 yılında ise bu artışın yüzde 36’ya çıkması beklenmektedir.

Yine 2002 yılı baz alındığında limanlarımızda işlem gören toplam konteyner miktarında 2010 yılı sonu itibarıyla yüzde 219’luk bir artış beklenmektedir. Limanlarımızda elleçtirilen yük miktarında 2002 yılına göre 2009 yılı yüzde 63 artış ile gerçekleşmiş, 2010 yılında ise yüzde 92 olması beklenmektedir.

Liman, fener ve tahlisiye ücretlerinde indirime gidilmiş, bunun neticesinde limanlarımızı ziyaret eden büyük gezinti gemisi yolcu sayısında 2002 yılına göre 2010 yılında yüzde 441’lik bir artış beklenmektedir. Limanlarımıza uğrayan kruvaziyer gemi sayısında 2010 yılı sonu itibarıyla yüzde 78’lik bir artış beklenmektedir. Yurt dışı bağlantılı devam eden Ro-Ro seferlerine üç yeni hat ilave edilmiş ve tüm Ro-Ro hatlarında taşınan araç sayısında 2010 yılı sonu itibarıyla yüzde 64’lük bir artış beklenmektedir.

Türk sahipli deniz ticaret filosunda 2002 ile 2010 yılı Eylül ayı arasında adet bazındaki artış yüzde 161 olurken tonaj bazında ise yüzde 100 oranında bir artış gerçekleşmiştir. Türk sahipli deniz ticaret filosu dünya sıralamasında devamlı yükselmiş ve 2009 yılı itibarıyla 16’ncı sıraya oturmuştur.

Denizcilik Müsteşarlığı hizmetlerinin birçoğunu elektronik ortamda sunmakta, 7 adet e-hizmet, e-devlet, 28 adet hizmet e-denizcilikten sunulmaktadır. Denizcilik alanında en prestijli kuruluş olan Paris Memorandum, ülkelerin durumlarının belirlendiği kara, gri, beyaz listeler, dünya denizciliğinde ülkelerin denizcilik filolarının deniz emniyeti bakımından karnesi ve prestij açısından da kredibilitesi olarak değerlendirilmekte, bu kapsamda Türkiye 2008 yılından beri beyaz listededir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Denizcilik Müsteşarlığı 2003 yılından günümüze kadar denizciliği sevdirmek amacıyla Anadolu’nun birçok yerinde bizzat etkinlik düzenlemekte ve desteklemektedir. Bu çerçevede bu yıl ağustos ayında Gaziantep Rumkale’de Gaziantep Büyükşehir Belediyesinin düzenlediği offshore yarışlarına Müsteşarlığımız da destek vermiştir. Ülkemizde hızla geliştirilen denizcilikten Gaziantep de nasibini almış ve özel bir üniversitemiz, Zirve Üniversitesi, Denizcilik Bölümü açmıştır. İnşallah, Denizcilik Müsteşarlığımızın önümüzdeki yılda Nizip Zeugma antik kentte yapılacak offshore yarışmalarına destek vermesini temenni ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk denizciliğinin uluslararası camiada hak ettiği yeri alabilmesi ve daha ileri seviyelere ulaşması amacıyla yol haritası niteliği taşıyan Denizcilik Müsteşarlığı 2011 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sarı.

Trabzon Milletvekili Asım Aykan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Aykan.

AK PARTİ GRUBU ADINA ASIM AYKAN (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karayolları bütçesi üzerinde görüşlerimi arz etmek için söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, bugün aşure günü malum, İslam dünyasının aşure gününü kutluyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, yol çalışmalarının bir ülke için ne anlam ifade ettiğini uzun boylu söylemeye gerek yok. İnsan vücudunda kan damarı ne ise herhâlde bir ülke için de yol budur. İkinci Dünya Savaşı’ndan çıkan Almanların kalkınma hamlesini başlatmak için yoldan başlamış olması, herhâlde bize dünya çapında güzel bir örnektir. Ayrıca, ülkemiz Avrupa ile Asya arasında bir koridordur ve coğrafyamızın gereği olarak bizim yola önem vermemiz tabii bir çalışma alanımızdır.

Yol problemini çözemeyen bir ülkenin ticarette başarılı olması mümkün değildir, güvenliği sağlaması -buna askerlik güvenliği de dâhil- mümkün değildir, yaşanabilir kentler kurması mümkün değildir, ülke imkânlarını değerlendirmesi, potansiyelini değerlendirmesi mümkün değildir, gerçek anlamda trafik güvenliğini sağlaması mümkün değildir, turizmde mesafe alması mümkün değildir. Nitekim Alanya yolu, Kemer yolu ve Karadeniz sahil yolunun ülkemizdeki turizm hamlesine nasıl bir katkı sağladığını hep beraber biliyoruz. Ayrıca, insan sağlığının ve zaman tasarrufunun da yolla birebir ilintili olduğunu söylemek gerekir.

Bütün bunların farkında olan Hükûmetimiz kurulduğu günden beri, yani sekiz yıl öncesinden beri bu konuda önemli bir hamle yapmış ve isabetli adımlar atmıştır.

Bu anlamda lazım gelen çalışmaları yapan şu anki Bakanımız Binali Yıldırım Bey’e, geçmiş Bayındırlık Bakanlarımız Zeki Ergezen Bey’e ve Faruk Nafiz Özak Bey’e, ayrıca altmış yıllık köklü kuruluşumuz olan, müteahhitlerimize okul görevi gören, dünya çapında müteahhitlerimizin yetişmesine öncülük eden karayolları teşkilatımıza şükranlarımı sunuyorum.

Son sekiz yılda, arkadaşlar, biz Hükûmet olmadan önceki sekiz yıla göre kıyas yaptığımız zaman, yaklaşık olarak 1’e 8 seviyesinde yatırım yapmışız. Yani geçmişte 1 yapılmışsa, şimdi 8 katını yapmışız. Bu, cumhuriyet rekorudur, belki bir dünya rekorudur.

Şu an harcadığımız, bu sekiz yılda harcadığımız para 36 milyar TL’dir, yani 36 katrilyondur. Geçmiş sekiz yılda harcanan para ise yaklaşık olarak 4,5 milyar TL civarındadır, arada 8 kat vardır ve aynı zamanda belki bir dünya rekorudur. Bir buçuk asır önce yaşayan Halil Rıfat Paşa, biliyorsunuz “Gidemediğiniz yer sizin değildir.” diyordu. Kendisi Sivas Valiliği, İzmir Valiliği yaptı ve sadrazamdı. Valilikleri döneminde de 800 kilometrelik yola imza attı.

Bütün bunları bir misalle arz etmek istersek değerli arkadaşlar, Ferhat gibi dağları delen Karayollarımızın iş makineleri fiziki olarak “Tak, tak, tak.” diyor ama siyasi olarak “Ak, ak ak.” diyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu farkı, siyasi olarak belki muhalefet partilerimiz yadırgayacaktır ama objektif baktığımız zaman, hakkı teslim anlamında görmemiz gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, bu anlamda yaptığımız çalışmalar 500 kilometre otoyol, 13 bin kilometre bölünmüş yol -yaklaşık olarak söylüyorum- 5 bin kilometre tek platformlu yol, 95 kilometre köprü, 27 kilometre viyadük, 62 kilometre tünel, 5 bin kilometre bitüm sıcak karışımı, 110 bin kilometre sathi kaplama, 124 köprü, 560 adet kaza kara noktasının düzeltilmesi olmuştur.

Değerli arkadaşlar, ayrıca gelecek yıllara yönelik olarak 24 yerde 10 bin kilometre 83 milyar dolarlık da yap-işlet-devret modeliyle otoyol yapmayı planlıyoruz.

Bu anlamda, ayrıca bir hususa değinmek istiyorum. Biliyorsunuz, geçen yıl haziran ayında Karayollarımıza peyzaj, temizlik ve ağaçlandırma görevini de vermiş bulunuyoruz. Karayollarımızın bu çalışmayı da en güzel şekilde yerine getireceğine inanıyorum.

Karayolları bütçemizin ülkemiz ve teşkilatımız için hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aykan.

Çanakkale Milletvekili Müjdat Kuşku.

Buyurunuz Sayın Kuşku. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MÜJDAT KUŞKU (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılı Karayolları genel bütçesiyle ilgili AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kara yolları, ulaşım modları arasında çok büyük yükü kaldıran bir çeşittir ve ülkemizde de yolcu taşımacılığının yüzde 95’ini ve yük taşımacılığının da yüzde 84’ünü kaldıran bir ulaşım çeşididir. Dolayısıyla, kara yollarında yapılan yatırımlar herkes için çok önemlidir. Ticaret için de önemlidir, yolculuk yapmak için de çok önemlidir. Dolayısıyla, ülkemizin kara yollarına yapacağı yatırımlar, bütçeden ayrılan paylar da bundan dolayı en yüksek şekilde tutularak sekiz yıldan beri bu yolların yapımına devam edilmektedir.

Tabii, geçmişle mukayese yapmak açısından değil ama büyüklükleri göstermek açısından bazı şeyler söylemek gerekirse; yaklaşık olarak bu sekiz yıl zarfında 13 bin kilometre bölünmüş yol yapılmıştır.

Tabii, bölünmüş yol, trafik güvenliği ve konfor açısından son derece önemli ve aynı zamanda da trafik kazalarını minimize eden bir yol ağı oluşturmuştur. Dolayısıyla, bundan sonra bu bölünmüş yolların yüzey güzelleştirmesi de hızla devam etmektedir ve BSK kaplaması bu yıllarda son derece artmıştır. Bunda da bir mukayese etmek gereği olursa; yaklaşık olarak 6.800 kilometre olan BSK kaplama sadece 2010 yılında 3.500 kilometre daha artırılmıştır.

Dolayısıyla, bu yolların BSK kaplamaları da yapıldıktan ve bölünmüş yollar tamamlandıktan sonra bunların daha konforlu ve daha güvenli yollar hâline gelmesi için Karayollarımız, mutlaka bunları şehir dışlarına çıkarak yeni güzergâhlarında yeni yollar yapmaya devam edecektir diye düşünüyoruz.

Bu arada tabii ki, otoyollara da önem vermenin gerekliliğine vurgu yapmak üzere, bundan sonraki dönemde bütün partilerimizin de komisyonlarda mutabakat ettiği gibi yap-işlet-devret modeliyle yeni otoyollar yapılacaktır.

Bunlardan birincisi olan İzmir-Gebze-İstanbul arası zaten yapımına başlanmış bir yoldur ve bu otoyol yaklaşık olarak üç beş yıl içinde tamamlanarak son derece konforlu bir otoyol hâline gelecektir ve İstanbul-İzmir güzergâhındaki yolculuğu yaklaşık olarak üç buçuk saate kadar düşürecektir.

Bundan sonraki ikinci önemli yolumuz, mutlaka İstanbul’daki üçüncü köprü geçişi olduktan sonra da ondan sonraki üçüncü olarak Çanakkale üzerinden geçecek olan Kınalı-Çanakkale-Tekirdağ ve Balıkesir yolunda İzmir aksına gelecek olan otoyoldur ki, bu, Çanakkale’yi çok ilgilendirmektedir ve bunun proje çalışmaları da yapılmaktadır. Yaklaşık olarak 370 kilometre olan bu yol tamamlandığında, Avrupa istikametinden ülkemize gelen herkese, çok kaliteli, çok kısa ve çok güvenli bir yolculuk imkânı da sağlayacaktır.

Bu arada, tabii uçak seferleri de çok önemli ve Çanakkale’yi çok ilgilendiren bir müjdemiz var. Sayın Bakanımızdan az önce öğrendik, bundan sonra Çanakkale-Ankara ve Çanakkale-İstanbul seferleri haftada yedi güne çıkarılarak devam edecektir. Çanakkale’de, Sayın Bakanımızın bütün Çanakkale’ye yaptığı yardımlar ve yatırımlardan sonra şimdi, hava yolunda da böyle bir kolaylık sağlanacaktır, Çanakkale’ye kalite gelecektir. Bütün vatandaşlarımızın bu Çanakkale hattını kullanmalarını ve Çanakkale’ye gelmelerini rica ediyoruz.

Sabrınız için çok teşekkür ediyorum. Ben 2011 yılı Karayolları bütçesinin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını temenni ediyorum. Bu çalışmalarından dolayı… “13 bin kilometre yolun yanında bir 13 bin kilometre yol daha yaptılar.” demenin o kadar doğru olmadığını düşünüyorum çünkü gerçekten, kara yolu son derece zor yapılan bir işlemdir ve kara yolunda kilometre hesabı asla yapılamaz. Projelerin kendilerine göre özellikleri vardır. Projelerin bazılarında kara yolları daha ucuza mal edilirken bazıları onun 3 katına, 4 katına mal edilebilir diyorum ve bu konudaki desteklerinden dolayı öncelikle Ulaştırma Bakanımıza, Sayın Müsteşarımıza ve Karayolları çalışanlarına çok teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kuşku.

Yozgat Milletvekili Osman Coşkun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Coşkun.

AK PARTİ GRUBU ADINA OSMAN COŞKUN (Yozgat) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu bütçesi üzerinde grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Hükûmetimiz, bilgi, teknoloji, iletişim ve yenilik çalışmalarının, rekabet gücü yüksek, sürdürülebilir ekonomi temeli olduğunun bilinciyle bu Kuruma özel önem vermektedir. Biliyoruz ki güçlü, başarılı, gelişmiş bir Türkiye, bilgiyle, teknolojiyle, iletişimle atılan temeller üzerinde yükselecektir. Bu kapsamda, bilişim sektörü büyüklüğü 2002 yılında 9,1 milyar dolar iken 2010 yılı Eylül ayı itibarıyla 35 milyar dolara ulaşmış olup sektör bu sürede yüzde 284 oranında büyümüştür. Buna paralel olarak 2002 yılında sektörde yetkilendirilmiş işletmeci sayısı 97 iken Eylül 2010 itibarıyla 415’e ulaşmış olup bu dönemde işletmeci sayısı yüzde 327 oranında artmıştır.

Değerli arkadaşlarım, Hükûmetimizin uyguladığı politikalar ve stratejilerle son yıllarda bilim, teknoloji, iletişim ve yenilikler alanında büyük adımlar gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte uluslararası standartlara uygun, kaliteden taviz vermeyen çalışmalardan birkaçını sizlerle paylaşmak isterim: Yüksek ses kalitesinde telefon görüşmesi, Elektronik İmza Kanunu, İnternet Kanunu’nun kabulü, 3G hizmetlerinin faaliyete açılması, Elektronik Haberleşme Sektöründe Hizmet Kalitesi Yönetmeliği’nin çıkarılması gibi.

Değerli arkadaşlarım, Hükûmetimiz, tüm bu çalışmalar için ARGE’ye ayrılan kaynak ve yatırımı önemli ölçüde artırmıştır; bilgi, teknoloji ve iletişim alanının ihtiyaç duyduğu idari ve yasal altyapıyı oluşturmuştur. 2003-2008 yılları arasında, Türkiye, ARGE harcamaları en hızlı artan ülke olmuştur. Özel sektörümüz, üniversitelerimizle kamu araştırma enstitülerimiz çalışmalarını hızlandırmalılar. Çünkü dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olmak için üretim ve ihracatımız içinde ileri teknoloji ürünlerinin payını yüzde 5’ten yüzde 20’lere çıkarmamız gerekiyor. İktidarımız süresinde teknoloji merkezi, teknoparklara önem verdik ve destekledik. Teknogirişim sermayesi desteğiyle eğitimli ve nitelikli gençlerimizin teknoloji ve yenilik odaklı iş fikirlerini hayata geçirmeleri için genç girişimcilere destek verilerek ülkemizdeki beyin göçü tersine çevrilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, bilgi çağında bir ülke ürettiği bilgi, geliştirdiği teknoloji ve gerçekleştirdiği iletişim, yenilikler ölçüsünde dünyada söz sahibi olacaktır. Başkalarının ürettiği bilgiyle, geliştirdiği bilim ve teknolojiyle rekabet gücümüzü geliştiremeyiz, rekabet gücümüz gelişmeden ise müreffeh bir ülke olamayız. O sebeple, kendi beyin gücümüzü destekleyen, dünya ile rekabet edebilecek nitelikte insan gücümüzü yetiştirecek bir eğitim sistemine, bilim ve teknolojiye sahip olmak zorundayız. Artık, “ilim için ilim” anlayışının yerine, “insan için ilim” anlayışını koymalıyız. Kamu kurumları, üniversiteler ve iş dünyası iş birliği yapıp birlikte yol almalı, birlikte hareket etmeliyiz. Bütün kaynaklarımızı ve kurumlar arası ilişkilerimizi bu hedefe odaklayarak seferber etmeliyiz.

Bu kapsamda, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunda devam eden bazı çalışmaları sizlerle paylaşmak istiyorum. Acil güvenlik haberleşme sisteminin tesis edilmesi, GSM kapsama alanını tüm ülke sathına yaygınlaştırılması, çevre ülkelere eğitim programları düzenlenmesi.

Tabii, konu bilgi ve teknoloji olunca, bir bilgiyi daha sizlerle paylaşarak sözlerime son vermek istiyorum. Gelişmiş ülkelerde de bizde olduğu gibi seçimler yapılmaktadır. Seçim öncesi kıyasıya devam eden yarış, daha sonra yerini karşılıklı saygıya ve çalışmaya bırakmaktadır. Milletvekilleri birbirlerine, bizde olduğu gibi, saygıyla “Sayın” diye hitap etmektedir, çünkü onlar artık sadece kendilerini değil kendini seçen milletini temsil etmektedir.

Bu duygu ve düşünceyle, başta Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu olmak üzere, tüm kurumlarımıza başarılar diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Coşkun.

İstanbul Milletvekili Mehmet Beyazıt Denizolgun.

Buyurunuz Sayın Denizolgun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET BEYAZIT DENİZOLGUN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılı Ulaştırma Bakanlığı Denizcilik Müsteşarlığı bütçesi üzerinde, AK PARTİ adına söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Denizcilik Müsteşarlığında çalışan denizci kökenli çalışanlarımız yüzde 7’den yüzde 25’e yükseltilmiştir.

Özel teknelerden alınan MTV'nin çok yüksek olması amatör denizciliğin gelişmesi önünde büyük bir engel idi. Bu olumsuz husus nedeniyle amatör teknelerden alınan MTV kaldırılmıştır, 15/5/2009 tarihinde de Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

ÖTV’siz yakıt uygulamasına geçilmiştir. 16 Temmuz 2003 tarihli Bakanlar Kurulu Kararıyla ve Maliye Bakanlığının da 31/12/2003 tarihindeki kararıyla, akaryakıttan alınan Özel Tüketim Vergisi sıfıra indirilmiştir. Bu şekilde de bu uygulama başladıktan sonra, 1 Ocak 2004 tarihinden 30 Eylül 2010 tarihine kadar toplam olarak 1 milyar 934 milyon lira ÖTV tahsil edilmeyerek sektöre özel bir destek sağlanmıştır.

Liman hizmetleri tarifesi: Avrupa Birliği ve Akdeniz Havzası ülkeleri ile rekabet edilmesi bu ülkelere göre çok yüksek olan ülkemizin liman ücret tarifelerinde yaklaşık  yüzde 50 indirim yapılmış ve uygulama 1 Ağustos 2003 tarihinde başlamıştır ve bu şekilde de yüzde 75’e varan indirim sağlanmıştır.

2002’de 821 adet kruvaziyer gemi ülkemize gelmiş iken bu yıl sonunda 1.460 adet kruvaziyer geminin geleceği öngörülmektedir. Bu şekilde kruvaziyer gemi sayısında  yüzde 78’lik bir artış görülmektedir. 2002’de 333 bin gemi yolcusu gelmiştir kruvaziyerle, 2010 yılında ise 1 milyon 800 bine yükselmiş ve yüzde 441 bir artış sağlanmıştır.

Yurt dışından alınıp Türk Uluslararası Gemi Sicili’ne kaydedilecek gemilerin yurda gelmeden kaydedilmesi imkânını sağlayan yönetmelik 17/9/2006 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Bir de ithal edilen gemiler için armatörümüze teşvik sağlanmıştır.

Gemi Sicili Kanunu’nda yapılan değişikle ithal edilecek gemiler 12 bin deadweight tondan tonaj sınırı 3 bin deadweight tona düşmüştür. Ayrıca özel yapılı gemilerden de 499 groston sınırından 300 grostona indirilmiştir.

Türk Ticaret Kanunu’nun 824’üncü maddesinde yapılan değişiklikle daha önce iki yıl olarak geçici Türk Bayrağı çekme izni süresi geminin sözleşmeyle bırakıldığı süreyle sınırlı olarak uzatılmıştır. Türk Ticaret Kanunu’nun 851’inci maddesinde yapılan değişiklikle geminin yurt dışında cebrî icra mahkeme kararıyla bir yabancıya satılması hâli de eklenmiştir.

e-gemi, gerçekten bu e-ticaret ve e-gemi bunun içinde… Denizcilik alanında gemi sicili işlemleri, isim onayları Haziran 2007’den itibaren elektronik ortamda yapılmak suretiyle günler süren bürokratik işlemler çok az dakikalara indirilmiştir.

Bir de biliyorsunuz ülkemiz yıllardır kara bayrak listesindeydi fakat çalışmalarla, bu Paris Memorandumu liman devleti denetimlerinde Türk Bayraklı gemiler 2003, 2004 ve 2005 yıllarında iyileşen bir performans göstererek 2006’da kara listeden gri listeye geçmiştir. Müteakiben Denizcilik idaremizce Türk Bayraklı gemilerin deniz emniyeti kurallarına uyumun artırılmasıyla bu Türk Bayraklı gemilerimiz bundan sonra beyaz listeye 2008 yılında geçmiştir ve bu şekilde Avrupa Birliği ülkelerinde bu ülkelerin artık prestij olarak da kredibilitesi artmış bulunmaktadır.

Türk boğazlarında seyir, can, mal ve çevre emniyetinin artırılmasıyla deniz trafiğinin anlık izlenerek yönlendirilmesi amacıyla İstanbul ve Çanakkale boğazlarında kurulan TBGTH Sistemleri 30 Aralık 2003’te hizmete açılmıştır.

e-denizcilik üzerinden yapılan işlemler: Evrak takibi, gemi adamı yeterlik belgesi doğrulama, gemi isim talep işlemleri, ÖTV’si indirilmiş yakıt bilgi ekranı, gemi acenteleri yetki belgesi doğrulama, gemi belgeleri doğrulama.

Bundan sonra, denizcilik eğitimimiz hakkında Avrupa Deniz Emniyeti Ajansı (EMSA) değerlendirmesinde olumlu rapor yayınlanmıştır ve bu şekilde Avrupa Birliğinde Türk gemi adamlarımız çalışabilmektedir. Bu şekilde denizciliği sevdirmek adına amatör denizciliği artırmak için de 2003’e kadar 47 bin kişi amatör denizci belgesi almış iken şimdi kolaylaştırılmış ve bu günümüze kadar 85 bin kişiye kadar artmıştır.

İktidarımız zamanında ciddi aşamalar kaydedildi fakat global krizde denizcilik biraz zor durumlara düştü fakat bu zaman zarfında da savunma sanayimize yapılan askerî gemilerle… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Denizolgun.

Giresun Milletvekili Ali Temür.

Buyurunuz Sayın Temür. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ TEMÜR (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü bütçesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde sivil havacılık faaliyetlerinin uluslararası standartlara uygun olarak düzenlenmesi ve uygulanmasında tek yetkili kurum Sivil Havacılık Genel Müdürlüğüdür. Genel Müdürlük, hava taşıma işletmelerinin faaliyetlerini uluslararası standartlara uygun olarak yapmaları için sürekli denetim ve gözetim faaliyetlerini sürdürmektedir. Daha önce denetim konusunda Avrupa’da son sırada olan ülkemiz sürekli yapılan denetimler sonucunda 44 ülke içerisinde Avrupa 3’üncüsü olmuştur. AK PARTİ hükûmetleri tarafından alınan önlemler ve yapılan düzenlemelerle hava yolu, halkın yolu hâline getirilmiş, uçağa binmek imtiyaz olmaktan çıkarılmıştır. Gerek ücret gerekse erişilebilirlik açısından uçağı binmenin diğer ulaşım vasıtalarıyla bir farkı kalmamıştır.

AK PARTİ’nin iktidara gelmesiyle birlikte hava ulaşımında reform sayılan yeni düzenlemeler bir bir hayata geçmiş, özel sektör kuruluşlarının iç hatlarda seferlere başlamasının önü açılmıştır.

2000’li yılların başında sadece Türk Hava Yolları 2 merkezden 25 noktaya iç hat seferleri yapabilirken bugün -özel sektör kuruluşları da dâhil olmak üzere- 6 hava yolu şirketiyle 7 merkezden 46 noktaya uçuş yapılabilmektedir.

Yine, 2000’li yılların başında iç ve dış hat toplam olmak üzere 33 milyon 783 bin yolcu taşınırken Kasım 2010 itibarıyla bu sayı tam 97 milyonu aşmıştır.

Değerli milletvekilleri, küreselleşmeyle birlikte dünyadaki ticaret hacminin hızla artması, ulaşım sektörünün dünya ekonomisinin en önemli aktörlerinden biri hâline getirmiştir.

Ülkemiz, havacılık endüstrisinde uluslararası havacılık gelişmelerini yakından takip etmekte ve çağın gereklerini yerine getirmek için her türlü çalışmayı yapmaktadır.

Hava yolu işletmelerimizin her geçen gün büyüyen uçak filoları, uluslararası iş birliği ve ortaklıklar, uçuş ağımızın yurt içinde ve yurt dışında giderek büyümesi Türk sivil havacılığını üst sıralara taşımıştır.

Ekonomik krizler nedeniyle dünya sivil havacılık sektöründe belirli bir küçülme meydana gelmişken Türkiye’de sivil havacılık alanında dünyayı şaşırtan bir büyüme gerçekleşmiştir. Öyle ki Türk sivil havacılığı yakaladığı rekor büyüme sayesinde uluslararası kuruluşların 2015 yılı için öngördüğü toplam trafik sayısı bugünlerde aşılmıştır.

Dünyada yaşanan küresel ekonomik kriz nedeniyle 100’e yakın uluslararası hava yolu şirketi batmış durumdayken pek çok ülkenin hava taşımacılığındaki yolcu sayıları yüzde 10 nispetinde düşmüşken, yük miktarı yüzde 20 azalarak dünya sivil havacılığında önemli ölçüde bir daralma olmuşken, ülkemizde ise bırakın azalmayı, daralma dahi olmamış, pek çok alanda gelişme yaşanmıştır. Dünyada havacılık sektörünün ortalama büyüme hızı yüzde 5 iken Türkiye’de bu oran yüzde 60’ları yakalamıştır.

Değerli milletvekilleri, son yıllarda Türk havacılık sektöründe büyük atılım yaşanmış, Türk uçak filosuna 220 büyük gövdeli uçak ilave edilmiştir ve hava yolu taşımacılığı yapan şirket sayısı 13’ten 17’ye yükselmiştir. Büyük gövdeli uçak sayısı 110’dan 330’a çıkarken, koltuk kapasitesi de yüzde 128 artarak 57.279 olmuştur.

Değerli milletvekilleri, bölgesel havacılığın geliştirilip yaygınlaştırılması için Hükûmetimizin uyguladığı teşvik ve projeler sayesinde atıl durumdaki 7 tane havaalanı hizmete alınmıştır. Ayrıca, 2011 yılı bütçesinde 4 tane yeni havaalanı yapımı programa girmiştir. Bu havaalanlarından bir tanesi de Ordu ve Giresun illerimize ortak hizmet edecek olan Ordu ve Giresun Havaalanı’dır. Bu havaalanının yapımında, programa alınmasında ilgilerini esirgemeyen Sayın Başbakanımıza, Ulaştırma Bakanımıza ve Hükûmetimize şükranlarımızı arz ediyoruz.

2011 bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Temür.

Sayın milletvekilleri, saat 20.00’ye kadar ara veriyorum.

                               

Kapanma Saati: 19.34

 

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 34’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı altıncı tur görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi söz sırası Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Siirt Milletvekili Mehmet Yılmaz Helvacıoğlu’na aittir.

Buyurunuz efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET YILMAZ HELVACIOĞLU (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Savunma Bakanlığının 2011 yılı bütçesiyle ilgili olarak söz almış bulunmaktayım. Bu nedenle hepinize saygılar sunuyorum.

Türk ordusu yüzyıllardır milletimizin dünya üzerinde var olması için üzerine düşen görevleri en iyi şekilde yapmış ve yapmaya devam edecektir. Bugün yaşadığımız zorlu coğrafyada ordumuzun gücü çok önemlidir. Ayakta kalmak için güçlü bir ordumuzun olması tabiidir. Türk ordusu her gün daha da artan imkân ve kabiliyetleriyle milletimiz için övünç kaynağı olmaya devam etmektedir. Ekonomisi güçlü bir ülke orduyu idame etme imkânına sahip olmasına rağmen buna ihtiyaç duyması jeopolitik ve jeostratejik konumuyla doğrudan ilgilidir. Ülkemiz, bağımsızlık ve millî bütünlüğünün idamesi için her an harbe hazır, ileri teknolojiyle donatılmış, eğitim ve morali üstün bir silahlı kuvvete sahip olmak zorundadır.

Değerli milletvekilleri, Türk Silahlı Kuvvetleri bugün sadece ülkemizin güvenliğini sağlamakla kalmamış, dünyanın çeşitli bölgelerinde de barışa katkıda bulunmaktadır. Bosna Hersek’te, Kosova’da, Aden’de, Afganistan’da, Lübnan’da barışa yaptığımız katkılar azımsanmayacak düzeydedir. Silahlı kuvvetlerimiz dost ve kardeş ülkelerin ordularının eğitimine katkı sağlayarak milletimizin temsilcisi olarak görev yapmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Millî Savunma bütçesini özetlersek: 2011 yılı savunma bütçesi 8 milyar 965 milyon TL; personel ve prim giderleri 3 milyar 755 milyon TL; silah sistemleri, sefer stokları 3 milyar 931 milyon TL; yiyecek, iskân, bina onarımları 60 milyon TL; içme suyu tesisi yapımı, lojmanlar 203 milyon TL; dış askerî yardımlar, sağlık giderleri, dost ülkelerden eğitim amacıyla gelecek askerî personelin masraflarının karşılanması ile NATO ve uluslararası kuruluşlara katkı payı aidatı ödemeleri olmak üzere Millî Savunma Bakanlığımızın bütçesi toplam olarak yaklaşık 17 milyar Türk lirası olarak öngörülmüştür.

Bu bütçenin 2011 yılı hedeflerine göre gayrisafi yurt içi hasıla içerisindeki payı yüzde 1,4’tür. 2011 yılı merkezî yönetim bütçesi içindeki payı ise yüzde 5,4’tür.

Değerli milletvekilleri, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu harp, silah, araç, gereç ve mühimmatın mümkün olan azami ölçüde yurt içi imkânlarla karşılanması gayreti ve ARGE faaliyetlerinin ağırlıklı olarak yer alması nedeniyle millî sanayimize önemli katkılar sağlamaktadır. Ulusal savunma sanayisinin geliştirilmesi ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin modernizasyon ihtiyaçlarının azami ölçüde yurt içi imkân ve kabiliyetleriyle karşılanması amacı doğrultusunda silahlı kuvvetlerimizin önemli projelerinden bir kısmı Sanayi Müsteşarlığı tarafından yürütülmektedir.

Savunma sanayisi alanında etkin, verimli ve modern teknoloji kullanan ve dışa bağımlılığı asgari düzeye indiren bir yapıda, iç ve dış piyasada rekabet edebilir kalitede üretim yapabilen Makine Kimya Endüstrisi, ulusal savunma sanayimize önemli kazanımlarda bulunmaktadır.

Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, Türk sanayisi tarafından tasarlanan ve geliştirilen ürünlerle karşılanması amaçlanmaktadır. Bu temel yaklaşım içerisinde millî imkânlarla modern tank geliştirilmesi, Türk Silahlı Kuvvetlerinin taarruz, taktik, keşif helikopteri ihtiyacının karşılanması, denizaltıların inşa edilmesi, tamamen millî imkânlarla geliştirilen insansız hava araçlarının üretimlerinin ülkemizde olması ülkemiz için bir gurur kaynağı olmuştur. Yeni nesil savaş uçağı F-35 Projesine dokuz ülkenin yer aldığı konsorsiyumla da devam edilmektedir.

Savunma harcamalarının denetim ve kontrolü, gerek planlama gerekse harcama aşamasında Maliye Bakanlığı, Sayıştay ve Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine tabi bulunmaktadır. Savunma harcamalarının ana amacı ülkemize yönelebilecek her türlü tehdide karşı caydırıcılığı sağlayacak “küçülerek etkinleşme” temel prensibi çerçevesinde nicelikten çok niteliğe önem veren, vurucu gücü yüksek ve mobilitesi fazla kuvvetlere sahip olmaktır. Bütçenin azami tasarruf anlayışıyla kullanılması için gerekli çabanın gösterileceğine inancım tamdır.

Bu duygu ve düşüncelerle, Millî Savunma Bakanlığının 2011 yılı bütçesinin Türk Silahlı Kuvvetlerimize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Helvacıoğlu.

Zonguldak Milletvekili Fazlı Erdoğan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Erdoğan.

AK PARTİ GRUBU ADINA FAZLI ERDOĞAN (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Savunma Sanayii Müsteşarlığının 2011 mali yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Savunma Sanayii Müsteşarlığı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin modernizasyon ihtiyaçlarını karşılamak ve modern savunma sanayimizi geliştirmek, ülkemizin stratejik savunma ve güvenlik ihtiyaçlarına, teknolojik gelişmeler doğrultusunda yurt içi çözümler sunan, uluslararası pazara entegre ve savunma sanayisine yön veren uzman tedarik konumu olma konusunda çalışmaktadır. 2000’li yıllardaki küresel krize rağmen, 2002 yılından bu yana büyük bir hızla gelişen savunma sanayimiz, 2009 yılında da olumlu örnekleriyle bu tabloyu çizmiştir. Bunu sayısal olarak ifade etmek gerekirse, 2002 yılında 240 milyon dolar seviyesinde olan toplam savunma sanayimizin ihracatı 2009 yılında 832 milyon dolar seviyesine çıkmış ve Türkiye'nin kendi iç dinamikleriyle yüzde 10’a kadar dışarıdan alım düşmüştür. Silahlı kuvvetlerimizin ihtiyaçlarının yurt içinden karşılanma oranı sekiz yıl içerisinde yüzde 25 seviyesinden yüzde 45,7 seviyelerine ulaşmıştır. Savunma sanayimizin yüzde 50 oranında yurt içinden karşılanmasıyla birlikte 1 milyar dolar savunma hizmeti ihracatı hedefinin yakalanması mümkün hâle gelmiştir. 2002 yılından beri kaydedilen istikrarlı ve sürdürülebilir büyümenin tesadüfi olmadığı, Hükûmetimizin güçlü bir savunma sanayinin dışa bağımlılığının azaltılması, ordumuzun caydırıcılığının artırılmasındaki rolünün Savunma Sanayii Müsteşarlığı eliyle kararlı bir şekilde gerçekleştirildiğini görmekteyiz.

Son dönemdeki başarılı çabaları ve sergilediği performansla savunma sektörü, oluşturduğu tasarım yetkinliği ve ofset uygulamalarıyla sektörler içinde örnek teşkil etmektedir. Dost ve müttefik ülkelerin resmî temsilcilerini ve savunma sanayisine yön veren dünyanın en önemli savunma firmalarının katılımcılarını bir araya getiren Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı’nın dokuzuncusu İstanbul’da icra edilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bölgesel ve küresel önceliklerin yanı sıra askerî anlamda diğer ülkelerle de olan ikili ilişkilerin geliştirilmesine Hükûmetimiz büyük önem vermektedir. Bugüne kadar 42 ülkeyle savunma sanayisi iş birliği anlaşması yapılmış, 12 ülkeyle de anlaşma aşamasına gelinmiştir. Bu anlaşmalar çerçevesinde, dost ülkelerin silahlı kuvvetlerinin geliştirilmesine ve savunma sanayisi ürünlerinin pazarlanmasına yönelik faaliyetler devam etmektedir.

Sektörün temel taşlarını oluşturan Makine Kimya Endüstrisi Kurumu, vakıf şirketleri, özel şirketler ve askerî firmalar özgün ürün geliştirme, üretim ve ihracat alanında önemli merhaleler kat etmiş ve millî savunma sanayisinin yetkinliği ile güven veren bir noktaya gelmesine katkıda bulunmuştur.

Türkiye, AK PARTİ Hükûmetlerimizin döneminde savunma sanayisi ilklerini başardı; ilk temel eğitim uçağı Hürkuş, ilk ana muharebe tankı Altay, ilk korvet Milgem, ilk insansız hava aracı Anka, ilk uydu Göktürk, ilk jet motoru, ilk radar, ilk piyade tüfeği, ilk makineli tüfek, ilk seyyar yüzücü hücum köprüsü Samur. Bu ilkleri daha çoğaltabiliriz. Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyacı olan seyyar yüzücü hücum köprüsü Samur, yurt dışından hiçbir destek alınmadan tamamı Türk mühendislerce tasarlanan ve geliştirilen ilk yerli kara sistemidir. Söz konusu Samur’un ilk örneği geçtiğimiz günlerde tamamlanmıştır.

Sayın Başbakanımızın başkanlığında yapılan Savunma Sanayii İcra Komitesi toplantısında Hava Kuvvetleri Komutanlığının 2020’li yıllardan sonra jet eğitim uçağı ve muharip uçak ihtiyacının karşılanması maksadıyla kavramsal tasarım yapılması için Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ ile sözleşme görüşmelerine başlanmasına karar verilmiştir.

Dünyadaki 100 büyük savunma sanayisi kuruluşu arasında artık Türkiye de var. ASELSAN dünya savunma şirketleri arasında 86’ncı sıraya gelmiştir.

Diğer taraftan savunma sanayimiz 2009 ve 2010 yıllarında ihracat başarılarına devam ederken, Malezya’ya tekerlekli zırhlı araç, Suudi Arabistan’a bazı malzemeler, Birleşik Arap Emirliklerine sahil güvenlik botu satış işbirliği sözleşmeleri üzerinde mutabakat sağlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilk defa harp gemileri AK PARTİ döneminde özel sektöre ihale edilmiştir; beş tane ihale bu şekilde verilmek kaydıyla, kriz döneminde tersanelerimize büyük destek sağlanmıştır. Bilindiği üzere Savunma Sanayii Müsteşarlığı tarafından yürütülen savunma projeleri, Savunma Sanayii Destekleme Fonu’ndan finanse edilmektedir. 2002 yılı içinde projelere 1 milyar 83 milyon ABD doları ödeme yapılmışken, 2010 yılında bu ödemeler 1,3 milyar dolarlar seviyesine ulaşmıştır. Diğer taraftan, Müsteşarlık özel bütçesi 2002 yılında 10 milyon iken, 2011 yılında bu bütçe 30 milyona kadar ulaşmaktadır.

Teklif edilen bütçenin büyük bölümü Müsteşarlığın personel giderleri ile yönetim faaliyetleri için gerekli malzeme ve hizmet alımlarını karşılamaya yöneliktir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAZLI ERDOĞAN (Devamla) – Sözlerime burada son verirken, 2011 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Erdoğan.

Sayın milletvekilleri, Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutuyorum:

VI.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Genel Kurulun 17 Aralık 2010 Cuma günkü birleşiminde saat 10.00’dan 12.00’ye ve 13.00’ten günlük programın tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

                         Tarihi: 16/12/2010

Danışma Kurulunun yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerinin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

Öneri:

Genel Kurulun; 17 Aralık 2010 Cuma günkü birleşiminde saat 10.00’dan 12.00’ye ve 13.00’ten günlük programın tamamlanmasına kadar çalışması önerilmiştir.

                                                                                                                 Mehmet Ali Şahin

                                                                                                                 Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                 Başkanı

                      Mustafa Elitaş                                                        Kemal Anadol

            Adalet ve Kalkınma Partisi                                       Cumhuriyet Halk Partisi

                 Grubu Başkanvekili                                               Grubu Başkanvekili

                     Mehmet Şandır                                                         Bengi Yıldız

             Milliyetçi Hareket Partisi                                      Barış ve Demokrasi Partisi

                 Grubu Başkanvekili                                               Grubu Başkanvekili

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/960) (S. Sayısı: 575) (Devam)

2.- 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2009 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/905, 3/1261) (S. Sayısı: 576) (Devam)

H) ULAŞTIRMA BAKANLIĞI (Devam)

1.- Ulaştırma Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Ulaştırma Bakanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) KARAYOLLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Karayolları Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Karayolları Genel Müdürlüğü  2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) BİLGİ TEKNOLOJİLERİ VE İLETİŞİM KURUMU (Devam)

1.- Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) DENİZCİLİK MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.- Denizcilik Müsteşarlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Denizcilik Müsteşarlığı  2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) SİVİL HAVACILIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü  2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

L) MİLLΠ SAVUNMA BAKANLIĞI (Devam)

1.- Millî Savunma Bakanlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî Savunma Bakanlığı  2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

M) SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.- Savunma Sanayi Müsteşarlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Savunma Sanayi Müsteşarlığı  2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN - Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şerafettin Halis ve Sırrı Sakık konuşacaktır.

İlk konuşmacı Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis’tir.

Süreniz yirmi dakikadır.

Buyurunuz efendim. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA ŞERAFETTİN HALİS (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım Ulaştırma Bakanlığı bütçesi hakkında. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bir ülkenin gelişmişliği o ülkedeki ulaştırma sistemiyle doğrudan bağıntılıdır. Gelişmiş ülkeler açısından bu önem çok daha fazladır. Kendi ülkemize baktığımızda da gelişme ve sanayileşme oranında bir sorunlar yumağı hâli yaşanmaktadır. Bugüne değin, deyim yerindeyse bir ulaşım ana planı yapılmamıştır; denenmek istenen, yapılmak istenen beş yıllık, on yıllık planlar da öngörülen hedefine ulaşmamıştır.

Tabii, ulaştırma sistemi deyince her şeyden önce kara yolları, demir yolları, hava yolları ve deniz yollarıyla, alt sektörlerle müteşekkil bir sistem. Ancak Türkiye’ye bakıldığında kara yollarına büyük önem atfedilmiş, 8.333 kilometrelik kıyı şeridine rağmen deniz yolları hiç değer bulmamış, yine demir yolları da coğrafyamızın uygun olmasına rağmen çok kabul görmemiştir. Hele hele kara yollarının kan gölüne döndüğü ülkemizde çok daha fazla güvenli olarak kabul görmesi gereken demir yolu sistemi devreye girmesi gerekirken yine de olmamıştır. Bakın, “Kara yolları kan gölü.” diyoruz, hiçbir bayram yok ki öncesinde ve sonrasında onlarca insan ölmesin, yüzlerce, binlerce insan yaralanmasın ve milyarlara bedel bir servet yok olmasın, ancak bu görülmüyor. 2007’de sadece, bir rakam vermek gerekirse, 825 bin kaza meydana gelmiş; 188 bin yaralı, 9.429 kişi yaşamını yitirmiş. Yani Irak işgalinin beş yılında Amerikan askerlerinin kaybı sadece 4 bin küsurla sınırlı. Tabii, böyle beş yıllık bir savaş ve bir yıllık bir ülkenin kara yolunda kaza sonucu yaşamını yitiren insanlar kıyaslandığında burada bir faciayla karşı karşıya olduğumuz görülüyor.

Neden kara yolları? Konuşmacı arkadaşlarımızın hiçbiri kara yollarının tarihçesinde kara yollarının kaderini belirleyen ve bugün hâlâ  o belirleyiciliği devam eden bir Amerika raporundan bahsetmek istemediler ne hikmetse, bir Hilts raporu var. Bilindiği gibi, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra motorlu taşıt araçları çok daha fazla ihtiyaç hâline geldi. Böyle olunca da Amerika için yeni yeni motorlu araç pazarları gerekiyordu. 1948 yılında Türkiye Amerika Birleşik Devletleri’nden ulaştırma sistemiyle ilgili bir rapor ister. Tabii, Amerika’nın canına minnet, gecikmez, hemen raporu gönderir. Raporu yazan da ABD Federal Karayolları Genel Müdür Yardımcısı Hilts. Tabii, Hilts’in raporunda Türkiye’de mutlaka kara yolları ağının döşenmesi, asfaltlanması yönünde bir telkin, bir öneri verilir. Hiç gecikilmeden hemen 1950 yılında durum yasalaşır ve Bayındırlık Bakanlığına bağlı Karayolları Genel Müdürlüğü kurulur. Çok ilginçtir, Bayındırlık Bakanlığına bağlı Karayolları Genel Müdürlüğü harcamaları genel bütçe içinde kaynak bulur ve yapılan işler kâr ve zarar hesabı yapılmadan yapılır. Bu anlamda, böyle olunca da, hem demir yolları hem hava yolları hem deniz yolları bundan nasibini almaz ve bunlar geri bıraktırılır. Tabii, bunda amaç bellidir. Her şeyden önce Marshall Planı devreye girer. Marshall Planı yardımıyla Amerika’nın bu raporu Türkiye’de yaşam bulur. Marshall Planı’nın bir bağımlılık planı olduğu da herkes tarafından bilinen bir durumdur.

Tabii, bugün bakıyoruz kara yollarımızın ulaştırma içindeki payına. Kara yollarının ulaştırma sistemi içindeki payı yüzde 95. İlk defa, bu, 1983-93 Ulaştırma Planı’yla aşağı çekilmek istenmiş, yüzde 72’lerden yüzde 36’lara düşürülmek istenmiş ama uygulanmamış, daha sonra bu plan 1986’da kaldırılmış. Yine, bu yıl bakıldığında ulaştırma sistemi içinde, taşımacılık sistemi içinde kara yollarının yolcu taşıma payı yüzde 96, demir yolları sadece yüzde 2’ye tekabül ediyor. Oysaki kara yollarına göre çok daha güvenli olan, çok daha ekonomik olan, çevre kirliliği yaratmayan demir yolları ulaşımı esas alınmalıydı. Dediğim nedenlerden dolayı alınmadı.

Birçok ülke 1970’li yılların ortasından sonra kendi demir yolları politikalarını bir daha gözden geçirmek zorunda kaldılar çünkü demir yolları politikaları, dediğim nitelikleri taşımasından ötürü, kaliteli hizmet ve ucuz hizmet niteliklerinden ötürü revaçta ama ülkemizde demir yolları komünist ülkelerin ulaşım sistemidir zihniyetiyle Marshall Planı meşru kabul ediliyor ve devreye konuyor. Oysaki bizim söylediğimiz demir yolları, Türkiye’nin coğrafyası ve sosyal ihtiyaçları itibarıyla çok daha fazla ihtiyaca cevap verirdi.

Tabii, AKP İktidarı döneminde kara yollarında çok ciddi bir kilometraj eklendiğini söylediler. Kara yolları ve duble yolların yapımıyla ciddi övünmeler içinde oldular. Tabii, bizim çocukluğumuzda, öğretmenin bize verdiği ödevleri yapmamız için ebeveynlerimiz bize baskı uygularlardı, “Ödevlerinizi yapmazsanız dışarı bırakmayız, çocuklarla oynamaya bırakmayız.” derlerdi. Biz de ne yapardık? Çalakalem bir sayfa, iki sayfa yazı yazardık. Tabii, okuma yazma bilmeyen ebeveynler bunu yutardı. Çalakalem yazılmış yazının dolayısıyla karakteri de bozuk olurdu ertesi gün de öğretmene yutturmanın imkânı da olmazdı. Bugün, evet, AKP yollar yapıyor, kara yolları yapıyor, bunu kabul etmek lazım ama AKP’nin yaptığı yollar ne yazık ki çalakalem yazılmış yazı gibi, çalakalem yapılmış yollar.

Tabii, demir yollarına verilmeyen bir değer hızlandırılmış tren ya da hızlı tren sistemiyle kamuflaj edilmeye çalışıldı. Dünyanın hiçbir yerinde  -yani bizim bildiğimiz kadarıyla- olmayan bir şey yapıldı Türkiye’de: Hızlandırılmış tren sistemi. Nedir hızlandırılmış tren sistemi? Cevabını bir faciayla verdi, Pamukova’da 41 insanımızın ölümüne yol açan bir kaza sonucuyla noktalandı. Tabii, hızlandırılmış tren yerine hızlı tren sistemine geçildi. Hızlı tren deyince en az 300-400 kilometre arasında, ortalama hız yapan sistem olarak algılanmalı. Ancak Eskişehir-Ankara arasında yapılan hızlı tren sistemi ne yazık ki ortalama 160 kilometreyi geçmiyor. Tabii, böyle olunca da hızlı tren sisteminin de ne kadar hızlı tren sistemi olduğu tartışılır duruma geliyor.

Yine, demir yollarının önemine binaen çalışmaları var AKP’nin. Sayın Başbakan 2003 yılında Ankara-İstanbul hattında bir hızlı tren sistemi oluşturacağını söylemişti. Bu hızlı tren sistemiyle -tarih vermiş, 5 Aralık 2005- Ankara’dan İstanbul’a ulaşılacağını söylemiş ama bugüne kadar, aradan beş yıl geçmiş olmasına rağmen, sekiz yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ böyle bir tren sistemi ortada yok.

MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) – Olur, olur, merak etme.

ŞERAFETTİN HALİS (Devamla) – Olur da, verdiğiniz sözü zamanında yaparsanız daha iyi olur.

1970’lerde 70 bine yakın demir yolcu var. Bugün bakıyoruz, 20-28 bin arasına düşürülmüş bu sayı. Dolayısıyla, sayı düşürülünce de, mevcut demir yolcuların, mevcut demir yolu emekçilerinin hem yükü ağırlaşıyor hem de can güvenlikleri ortadan kalkmış oluyor.

Yine, demir yollarımızın ne yazık ki bugüne kadar hâlâ yüzde 95’i tek hatlı olarak çalışıyor. Tek hatlı çalışınca da ister istemez çok ciddi ertelemelere yol açıyor. Tabii tehir… Şimdi, en çok tehir eden 10 trenin güzergâhı veriliyor. Bu 10 tren içinde 7’sinin bu ülkenin doğusunda yani Kürt’lerin yaşamış olduğu alanlarda olması yine manidardır. Güney Ekspresi, Haydarpaşa-Kurtalan, haftada dört gün, sefer başına ortalama gecikme süresi 555 dakika olarak verilmiş. Yine Güney Ekspresi, Kurtalan- Haydarpaşa, haftada dört gün karşılığı 377 dakika tehir, gecikme ortalaması.

BENGİ YILDIZ (Batman) – Kimse binmiyor Şerafettin, boş gidip boş geliyor.

ŞERAFETTİN HALİS (Devamla) - Van Gölü Ekspresi, Tatvan-Haydarpaşa haftada iki gün, tehir süresi ortalama 308. Bu böylece devam edip gidiyor. Şimdi, bu kadar tehirle, bu kadar gecikmeyle ulaşım yapan bir sistemin hangi yönünden bahsetmek lazım? Bu sisteme bir de geçen yüzyılın başında mevcut olan teknik ya da geometrik, fiziki nitelikler hâlâ varsa o zaman başımız sağ olsun, Türkiye’de demir yolculuğu, demir yolu ulaşımı bitmiş demektir. Zaten 2010 Avrupa İlerleme Raporu’nda ilerleme kaydedilmeyen taşımacılıkta alt sektör olarak Devlet Demir Yollarını gösteriyor.

Yine, Hazine Müsteşarlığının 2008 kamu işletmeleri raporu var. Bu raporda “1996-2009 arası toplam çalışan sayısı yüzde 12 oranında azaltılmıştır.” diyor. Yine bu süreçte 18 yol atölyesinden 8’i tamamen, 7 adedinin ise inşaat bölümleri kapatılarak mekanik atölyelere dönüştürülmüştür.

Yetmiyor, özelleştirme var. İşletilen 7 limandan Haydarpaşa-Haliç, Mersin, İskenderun, İzmir, Bandırma, Samsun, Derince özelleştirme programına alındı. Tabii, çok ilginçtir, özelleştirme gerekçesi bugüne kadar zarar eden kurumların ve sektörlerin özelleştirilmesiydi. Ancak buraya baktığımızda, bir Mersin Limanı yılda ortalama 41 milyon dolar kâr ediyor. İşçileri ve memurları Devlet Demiryollarına bırakılmak üzere, otuz altı yıllığına 750 milyon dolara özelleştirilme planına alınıyor.

Yine, İzmir Limanı yılda ortalama 60 milyon dolar kâr ediyor. Kırk dokuz yıllığına 1 milyar 275 milyon dolarla firmaya ihale ediliyor ama firma daha sonra ödeme yapmadığı için bu sözleşme bozuluyor.

Tabii, Haydarpaşa’ya gelince, Haydarpaşa çok gözde bir bina. Her ne kadar Aralık 2010’da bir yangından söz ediliyorsa da asıl Haydarpaşa 2006 yılında yanıyor. Haydarpaşa’nın duvarına asılı kocaman dövizde, devasa bir dövizde, Devlet Demiryollarının açık teklif yoluyla gayrimenkullerinin satışı burada reklam ediliyor. Tabii, çok şey söylendi bu yollar üzerinde, Haydarpaşa Garı üzerinde ama asıl biz şunu söylüyoruz: Haydarpaşa’nın yakılması, basından da izlediğimiz kadarıyla Dünya Ticaret Bankasına arazilerin peşkeş çekilmesi için yapılmış bir yangın olarak söyleyebiliriz.

Tabii, kara yollarından bahsedince, kara yolları yapıldı ama çalakalem yapıldı. Şimdi, ben, kendi ilimden örneklerle bu yolların ne olduğunu anlatmaya çalışacağım.

Şimdi, Tunceli-Kovancılar-Elâzığ kara yolu 132 kilometre. Kovancılar’dan Tunceli’ye dönüldüğünde yapılmış yeni bir yol her ne kadar varsa da çok ciddi bir nitelik farkı gösteriyor. Asıl bizim yol iletişimimiz Elâzığ’la Pertek üzerinde ama Pertek’le 70’li yılların ortasında yapılan Keban Barajı’ndan dolayı direkt iletişim yok, orada bir feribot iletişimi var.

Şimdi, her şeyden önce Tunceli’nin sosyal, ekonomik çehresinde bir değişikliğin yapılması gerçekten isteniyorsa Pertek Köprüsü’nün mutlaka yapılması gerekir, ki bu köprü, iki yaka arasındaki açıklık 1.200 metre. Pertek-Kale arasında 700 metrelik dolgu yapma durumu, olanağı var. Böyle bir olanak var ve bu konuda fizibilite çalışmaları yapılmış. Bu dolgu 160 bin metreküpe tekabül ediyor ki, günümüz iş makineleri ve teknolojisi açısından çok da büyük bir durum değil.

Tabii, ben burada Sayın Bakanıma, yanında Sayın Millî Savunma Bakanımız da var… AKP yöneticileri “Biz bundan sonra artık doğuya namlunun ucundan bakmıyoruz.” diye övünüyorlar. Eğer, gerçekten doğuya namlunun ucundan bakılmayacaksa öncelikle Kürt sorununun çözümü noktasında bir adımın atılmasıyla beraber ekonomik yatırımların da mutlaka olması gerekiyor. Bu konuda Pertek Köprüsü’nün yapılmasını hem Bayındırlık Bakanımızdan hem de Sayın Savunma Bakanımızdan… Özellikle Savunma Bakanımızın Hozat’ta görev yapmış olması, aynı zamanda benim öğretmenim olması itibarıyla da, kendilerinin deyimiyle “Hozat benim ilk göz ağrım” demeleri itibarıyla da bu köprünün sözünü burada kendilerinden duymak istiyorum. Eğer gerçekten bu köprü yapılırsa hem Tunceli’nin sosyal, ekonomik çehresinde bir değişiklik olacaktır hem de Tunceli’den Karadeniz ana bağlantılara gidiş çok daha kolay olacaktır.

Ancak, bundan önce de yine Tunceli’den Elâzığ’a Pertek üzerinden giderken Pertek yolunun -ki bu Pertek yolu çok uzun bir yol da değil doğrusu, 39 kilometrelik bir yol- hem virajları hem eğimi itibarıyla çok ciddi kazalara neden oluyor, virajlarda kamyonların kuyruk bölümüne çarpmadan geçmek mümkün olmuyor. Bu anlamda çok büyük külfete mal olmayacak Pertek yolunun virajlardan kurtarılması, eğimin düşmesi için bir çalışmanın, yani genişletme çalışmasının yapılması gerekiyor.

Hozat yolu, Hozat’ı Elâzığ’a bağlayan yol ne yazık ki Elâzığ il sınırından itibaren, “kerte kürte” halkın deyimiyle, dediği şekilde ciddi bir çukur tarlası daha doğrusu köstebek tarlası hâlinde ve dar. Şimdi, dar olan bu yolda çoğu yerlerde araçların birbirini geçme imkânı yok. Nazımiye yolumuz yıllardır iki aracın birbirini zor geçebileceği şekilde dar. Mazgirt yolumuz yine kalite ve nitelik itibarıyla çok niteliksiz ve düşük. Ovacık’ın Hozat üzerinden Elâzığ’a bağlanması yönünde yapılan bir yol tam bir mühendislik felaketi, hâlâ bitmiş değil. Bütün ısrarlara rağmen -bölge teftişi dâhilinde yol bakımı, denetimi yapılıyor ama- halkın bütün rahatsızlığına rağmen bir iyileşme yok.

Yine, Geyiksuyu üzerinden Hozat’a giden yol, Geyiksuyu’na kadar olan 30 kilometrelik bölümü yapıldı. Yine biraz önce söylediğim ifadeyi kullanacağım, başka bir ifade kullanmak zor, yine bir mühendislik faciası. Bütün yerel yöneticilerin bütün çabalarına, çalışmalarına -takdir ediyorum Karayollarındaki yerelde çalışan yöneticileri- onların bütün çaba ve çalışmalarına rağmen bölge denetimi ya da Ankara denetimli bir iyileştirme görülmediği biliniyor.

Ben burada, bir daha bu konuda iki Sayın Bakanımızdan Pertek Köprüsü’nün yapılmasının sözünü almak istiyorum. Eğer gerçekten artık bundan sonra Kürtlerin yaşadığı alanlara yönelik yeni bir siyaset gelişecekse, gerçekten artık namlunun ucundan bakmak istemeyeceklerse bu köprü sözünün verilmesi burada artık şart olmuştur. Bu konuda ben burada bu sözü sayın bakanlarımızdan duymak istiyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞERAFETTİN HALİS (Devamla) – Sayın Bakanım, biz söz almak, bir şeyler duymak istedik.

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – Teşekkür ederiz.

ŞERAFETTİN HALİS (Devamla) – Biz bunu söz kabul ediyoruz.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Halis.

Muş Milletvekili Sırrı Sakık. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Sakık.

Süreniz otuz dakikadır.

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de Millî Savunma Bakanlığı bütçesi üzerine söz almış bulunmaktayım grubum adına. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Millî Savunma Bakanlığı bütçesine başlamadan önce Ulaştırma Bakanlığıyla ilgili küçük bir iki şey söyleyeceğim.

Sayın Bakanım, biz, doğru bir şey yapılırsa, Barış ve Demokrasi Partisi olarak alkışlarız. Bakanlığınız döneminde önemli şeyler yapıldı, teşekkür ediyoruz ama bir konuyu sizlerle paylaşmak istiyoruz. Özellikle seçildiğimiz günden bugüne kadar sürekli bu VIP denilen bir bela var, yani niye var onu da bilmeyiz, ama burada ayrımcı politikalar uygulandığını hep size söyledik, yetkili birimlerinize de anlattık, ama ne yazık ki birkaç örnek vererek…

Adana Havaalanı’nda, Sayın Ahmet Türk ve arkadaşlarımızın orada uğradıkları haksızlıkları size ilettiler. Yine, birçok bayan arkadaşımızın nasıl haksızlığa uğradığını sizlere ilettik. Yine, ben Antalya’dan İzmir’e giderken, uçağın kalkmasına tam kırk dakika var. İçeri girdiğimde, bir görevli elinde telsizle beni kapıda bekliyordu, “Hoş geldiniz” dedi, “Biz sizin İzmir’e gideceğinizi biliyoruz.” dedi. Oturduk, yarım saat bir haber gelmedi. Tekrar döndük -yanımda da arkadaşlarımız vardı- “Efendim, uçağımız rötarlıdır.” dedi. Oturduk, bir on dakika sonra tekrar sorduk, üçüncü kez sorduk. Geldi, dedi ki: “Uçak kalktı Sayın Vekilim.” Ve bu bizim kimliğimize karşı bir tepkiydi, hatta sonradan Vali de arayıp böyle bir şeyin olduğunu söyledi.

Yine, İstanbul’da, İstanbul Havaalanı’nda uçağa biniyoruz. Yine yanımda Sayın Türk var. Yani VIP hakkı olmayan bir partinin genel başkanı, tek bir vekili de yok. Büyük eskortlarla, büyük bir orduyla içeri girdiler, A protokolünde kendisine bir uygulama yapıldı ve Sayın Türk’le biz arka taraflarda kaldık. Yine B, C, D protokolünde farklı kesimler oturuyordu. Birini getirip oturttular “Ya, bu kim?” dedik yani Parlamentodan olsa tanırız, bürokrasiden az çok tanıdıklarımız da var. “Vallahi, muhakkak bu derin devletin temsilcisidir, onlar gelince zaten hayat duruyor.” dedik, öyle düşündük çünkü 2-3 kişi getirip onu bindirdiler. Ankara’da indiğimizde, yine uçağın içerisinden onu birkaç arkadaş gelip aldı. Merak ettim, indim sordum, Ulaştırma Bakanlığı personeliymiş, Müsteşar yardımcısıymış.

Şimdi, sizin bu bürokratların, Allah rızası için, niye burnu bu kadar Kafdağı’nda? Acaba bu bürokrat AKP’li bir milletvekiline karşı bunu yapabilir miydi? Bu bürokratlar başka bir milletvekiline karşı bu saygısızlığı yapabilir miydi? Ama sorun BDP olunca, sorun Kürtler olunca, sizin bürokratlarınızda aşağılama… Çünkü hep bu halkı aşağıladınız ya, onların temsilcisini de aşağılamak gibi bir duygu var içinizde.

Yine, Ankara’da onlarca kez aynı şeyle karşılaştık. Yani bizim çocuklarımız, eşlerimiz halkımızla birlikte giderler yani halkla birlikte katılırlar ama biz gittiğimizde, bakıyoruz, sizin milletvekillerinizin çocukları, hatta 18’inci, 19’uncu 20’nci Dönem milletvekillerinin eşleri, çocukları geliyor, oradan, VIP’den biniş yapıyorlar ama bizim arkadaşlarımızın eş ve çocuklarına ayrımcı politikalar uygulanıyor.

Yine, bazı arkadaşlar geliyor, merak ediyoruz, oradaki personel koşuyor çantayı alıyor. Soruyoruz: “Bu kim?” “Vallahi, AKP Urfa Milletvekilinin kardeşi.” Böyle bir VIP uygulaması olur mu?

Biz çok meraklı değiliz ama emin olunuz ki, her türlü haksızlığa karşı isyan ederiz. Lütfen, bunu düzeltiniz. Birkaç kez söyledik ve bizim kimliğimize karşı bir ayrımcı politika uygulandığını söyledim.

Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; savaşın manzarası ölüm ve kandır. Zira, hiçbir ülke savunma ve güvenliğini sadece silahlanarak sağlayamaz. Özgürlükler ve haklar demokratik sistem içinde bir hukuka bağlanmadığı müddetçe bileceğiz ki, güvenlik riski önce içeriden kaynaklanmaktadır. Toplumsal gelişmeyi evrensel kriterlerle sürdürmek istiyorsak ekonomide liberalleşmeyi, toplumsal alanda özgürleşmeyi, siyasette demokratikleşmeyi gerçekleştirmeliyiz. Aksi hâlde dünyanın en büyük ordusuna da sahip olsanız güvenliğinizi sağlayamazsınız.

Soğuk savaşın sona ermesiyle dünyanın daha güvenilir bir yer olacağı beklentisi doğmuştu. Ancak silahlanma en üst seviyeye çıktı ve güvensizlik arttı ve ülkemiz de dünyada silaha büyük bir yatırım yapmaktadır.

Binlerce insanın ölümüne neden olan silahlanma peşi sıra gelişen saldırılara bu kadar para harcanırken açlık, yoksulluk, küresel ısınma gibi sorunlarla boğuşan dünyamız hayatta kalma mücadelesine kaynak bulamıyor. Örneğin, 10 milyar dolar bulunamadığı için her yıl 2 milyon çocuk ishalden ölüyor. Silahlanmaya trilyon dolarlar aktarılırken gelişmiş ülkeler her beş saniyede 1 çocuğun açlıktan ölmesine göz yumuyor. Ülkemizde ne yazık ki, açlıktan ölen çocuklar… 21’inci yüzyılda dünyanın en büyük ayıbı, bir yılda açlıktan ölen 6 milyon çocuk var ve Türkiye’nin varoşlarında ve Türkiye’nin, Anadolu’nun her tarafında da bu çocuklar yaşamlarını yitiriyorlar.

Eğitime ayırdığımız bütçe komiktir. Eğitime ayrılan bütçeyle savunmaya ayrılan bütçe arasında fark ise daha komiktir. Ne yazık ki, bu bütçede en büyük payı, aslan payını Türk Silahlı Kuvvetleri, Millî Savunma Bakanlığı alır. Çünkü onlar emrederler, plan ve bütçe buna göre şekillenir, Hükûmet onların aslan payını verir, geri kalan paylar da diğer bakanlıklar arasında paylaşılır.

Eğitime, sağlığa dünyanın her tarafında ciddi bir pay ayrılırken, ülkemizde en çok silaha ve en çok da millî savunma fonlarına ciddi şekilde kaynak aktarılmaktadır.

Aslında Türkiye'nin savunmaya ayırdığı kaynaklar bütçelerle sınırlı değildir. Savunma Sanayii Destekleme Fonu, Türk Silahlı Kuvvetlerini Geliştirme Vakfı, dış krediler, iç yatırımlar -aynı sıra bile- Türkiye’de aktarılan silahlar savunmanın kaynakları olarak düşünülebilir. Hâlen özel statüsü süren bazı savunma projelerini finanse eden Savunma Sanayii Destekleme Fonu, alkol, tütün ve lüks eşyadan, tüketimden yapılan kesintiler, her yıl milyonlarca dolar para bu fonlara aktarılmaktadır. Burada mesela OYAK, bankacılık, sigortacılık, otomotiv, finans sektörleri… Dünyada silahlı kuvvetlerin bankası olan bir tek ülke vardır yani silahlı kuvvetlerin bir tek bankası vardır dünyada, o da Türk Silahlı Kuvvetlerinindir, OYAK’tır. Bunlar denetlenemez, kontrol edilemez ve bunlar, sürekli Parlamentonun denetiminin dışındadır.

Ne yazık ki ülkemizde, adına “düşük yoğunluklu savaş” da denilen çatışmalar, halkımıza çok acı dolu yıllar yaşatmıştır. Kimi Hükûmet yetkilileri -bu düşük yoğunluklu savaşın adına- otuz yıllık süre içerisinde 500 milyar doların bu savaşa harcandığını söylüyorlar ve hepimiz de buna tanıklık ediyoruz. Türkiye'nin, bu konuda böyle lüks davranmasına ve halkımızın geleceğini silahlara, çatışmaya, kavgaya ayırmaya hakkı yoktur.

Nitekim 2009 yılı bütçe görüşmelerinde, Savunma Bakanlığına ayrılan kısmında Sayın Vecdi Gönül’ün, Millî Savunma Bakanı Müsteşarı Korgenaral Ahmet Turmuş’un kulağına “Her ne kadar savunma sanayisine biraz daha fazla pay ayırdıysak da sizinkiler daha çok gizlidir.” diyor. Güneydoğuda bir operasyon göstererek “Çoktan kurtarırız bunu.” diyor. Sözleri, özel bir televizyon kanalında kamuoyuna yansımaktadır ve hayalî operasyonlar Sayın Bakanın ağzından kamuoyu tarafından bilinmektedir. Bütçeyi şişirerek, içine, “Kaç hayalî operasyon yapıldı acaba?” sorusu akla gelmiyor. Sayın Bakanım, bugüne kadar gerçekten kaç tane hayalî operasyon yaptınız? Eğer demokratik bir ülkede olmuş olsaydık, siz o koltuğunuzda oturamayacaktınız. Yani bu Parlamento eğer vicdan sahibi olmuş olsaydı sizi orada oturtmamalıydı. Ne demek hayalî operasyonlar? Biz biliriz, biz tanırız, hayalî operasyonları da, gerçek operasyonları da biliriz ama demokrasiden, militer güçlerden hesap soracağını söyleyen AKP, bu konuda suçüstü yakalanan Bakan koltuğunu korumaktadır. Hükûmetler düşer demokratik ülkelerde bu yaklaşımlardan. Ama tabii ki bu bizim ülkemizde şeklen böyle militer güçlerle bir kavga var. Aslında, hepimiz birbirimizi iyi biliyoruz. Siz niye şeklen kavga ediyorsunuz? Çünkü Balyoz operasyonundan -birazdan oraya da geleceğim- Ergenekon operasyonuna kadar uzanacağız, hesaplaşacağız eğer zamanımız yeterse. Sizin gerçekten kamuoyunu nasıl yanılttığınızı, nasıl hesaplaştığınızı, nasıl onlarla bir birlik oluşturduğunuzu her birlikte burada bu gece halkımızla birlikte paylaşacağız.

Bu ülke bu halk için demokratik özgürlükler stratejisini bir an önce oluşturmalıdır, yoksa herkes kaybeder. Artık tek millet, tek dil edebiyatı yapıp bizi de zaman zaman demokratik bir hak olan dilimizle ilgili bir şeyi gündeme getirdiğimizde ırkçılıkla, Nazizm’le suçlayanlara sesleniyorum: Biz ırkçı ve bölücü değiliz. Biz bu ülkenin bütünlüğünü savunuyoruz. Biz kırıntı bir iki şeyle Kürt halkının bu kırıntılara boyun eğmeyeceğini ve kanmayacağını söylüyoruz. Aslında, bu tekçi politikaları Kürt halkına, diğer halklara dayatanlar ırkçıdır, tekçidir, bölücüdür. Onun için, koşullar ne olursa olsun bir halkın dilini, kültürünü savunmak dünyanın her yerinde olduğu gibi bu ülkede de meşrudur, demokratiktir, ahlakidir, vicdanidir. Biz bunu yapacağız, bunu savunacağız, halkların burada temsilcisi biz olacağız, sadece Kürtlerin değil, bu ülkede kendisini bu yasalarda, Anayasa’da görmeyen bütün halkların temsilcisi olmaya devam edeceğiz ve onların sesi olacağız. Sizin bölücülüğünüze karşı birlikte yaşamayı esas alacağız. İnadınıza halkların kardeşliğini her yerde savunacağız ama ret ve inkâr politikalarına karşı da dimdik duracağız.

“Bu ülke ve bu hak için, demokratik özgürlük stratejisi oluşturulmalıdır ve gereği yapılmalıdır.” dedik. Yüreğiniz yetiyorsa gelin, barışın bütçesini yapalım. Yapamıyorsanız savaşa harcanacak her kuruşun ve kaybolacak her canın sorumlusu, siz AKP İktidarı ve siz bakanlar olacaksınız. Ölen yoksul Anadolu çocuklarının sorumlusu siz olacaksınız. Bu savaşın mağdurları yoksul Anadolu çocuklarıdır, sizin çocuklarınız değil. Onun için onların üzerinde at oynatıyorsunuz. Size soruyorum, hep de buradan sordum: Bana siyaset dünyasından bir çocuğun gidip o coğrafyada yaşamını yitirdiğini söyleyebilir misiniz? Asker, sivil, siyaset dünyası size, bürokratlar size, üniformalılar size sesleniyorum: Bir tek tanenizin çocuğu gidip ölmedi! Yoksul Anadolu çocukları üzerinden artık ne olur, ne olur siyaset yapmayın.

Hepimiz ortak vatandan bahsediyoruz. Bir dil ve kültür, bir halka lütuf değildir, demokratik bir haktır. Bu hak, dil ve kültür için bu kadar kan ve şiddete gerek var mıdır? Bir miktar el vicdan! Artık dönüp, bir miktar kendimize sualler ve sorular sormalıyız.

Yani burada denetlenemeyecek bir güç oluşturursanız… Bu güçlerin geçmişten bugüne kadar neler yaptığını biliyoruz. Onun için “Kontrol edilmeyecek güç, güç değil.” derler. Çünkü bunları, militer güçleri eğer Parlamento kontrol edemezse… Biz onları tanırız, 1960’larda yaptıkları ihtilalle Adnan Menderes ve arkadaşlarını sudan bahanelerle nasıl idam ettiklerini biliriz. 12 Martta sivil uzantılarına verdikleri talimatlarla Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını nasıl…

MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) – Şu anda 1 tane şehit Niğde’ye geliyor senin bölgenden!

SIRRI SAKIK (Devamla) – İşte tabii ki, sen şehitler, sen kan üzerinden siyaset yapacaksın!

MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) – Sen yapıyorsun, sen!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sen yapıyorsun, sen! Tabii, seçimler yakın, yine kan, yine kan, şiddet üzerinden siyaset yapacaksın. Ama artık deniz bitti, yapamayacaksınız. Gideceksiniz, çünkü soruna çözüm üretmeyenler gidecek, dökülecek.

Şimdi, biz bunları tanıyoruz, Denizlerin nasıl idam edildiğini biliyoruz. Biz bunları tanıyoruz, 12 Eylülde nasıl ihtilal yaptıklarını biliyoruz ve -nasıl o dönemde ihtilal yaptıklarını- sonra dönemin Başbakanı ve sonra Cumhurbaşkanı oldu. Ne diyordu? Diyordu ki: “Bunlar kan üzerinden siyaset yaptılar ve Köşk’e çıktılar.” Peki, aslında senin de elin kanlıydı. Siz de Denizleri astınız. Eğer bunlar kan üzerinden siyaset yapıyor idiyse siz burada Parlamentoda bulunan siyasi partilerin o dönem temsilcileri, siz bostan korkuluğu muydunuz? Bir tek can var. Eğer inanıyorsak Allah’a, o canı ancak Allah alabilir. Sayın Başbakanın dediği gibi, sesimizi de halkımız kısabilir. Ölüp gideceğiz ama militer güçlere teslim olursanız, işte Başbakanı asar, Denizleri asar, 12 Eylülde MHP’lisini, devrimcisini de asar. Onun için, kontrol edilmeyecek güç güç değildir. Bunların bir an önce kontrol edilmesi gerektiğini söylüyoruz.

Sevgili arkadaşlar, sürekli, bilirsiniz, kışlalara gidilirken hep derler: “Orduya sadakat şerefimizdir.” yazılıdır oralarda. Ben de şimdi soruyorum: Ey asker, demokrasiye sadakat ne zaman şerefiniz olacak? Ne zaman “Demokrasiye sadakat şerefimizdir.” diyeceksiniz? Ne zaman halkın iradesine saygı göstereceksiniz? Bu halkın iradesini, halkın emrinde olanlar yani eğer sivil iktidarın emrindeyse sivil iktidara… Evet, siz bir devlet memurusunuz, ona göre hareket edeceksiniz. Ama ne yazık ki bugüne kadar ülkemiz bu konuda sabıkalı. Mesela, halk arasında bir söz var, derler ki: “Askerin kanı, generalin şanıdır.” Askerin kanı olmasın, generalin de şanı olmasın. Kimse ölmesin. Bu ülkede ölümden şan, şeref doğmasın. Kimse ölmesin. Ölümden yaşam doğmuyor. Onun için, hepimiz ölümden, ölümü çağrıştıracak şeylerden kaçmalı ve hepimiz yaşamı hayata geçirmeliyiz ve çocuklarımıza karşı böyle bir sorumluluğumuz vardır.

Sevgili arkadaşlar, Vietnam’da bir gazinin “İtiraf” diye bir makalesi var.

“Ben bir Vietnam gazisiyim. Sanmıyorum ki Amerikan halkı savaşı, savaşta olup bitenleri gerçekten anlamaktadır. Napalm atılmış köylere girdiğimizde insanlar eritilmiş metal parçaları gibi birbirlerine yapışmışlardı. Öyle ki çok kere insan mı hayvan mı olduklarını bile ayırt edemezdiniz. Roket atan jetlerimiz vardı. Roket kovanlarının içleri çivi doluydu. Atıldıklarında, futbol sahası genişliğinde bir alanın her 2,5 santimetrekaresine 1 çivi düşüyordu. Aklınız almaz, insanoğluna bu çivilerin neler yapabileceğine. Orada bir yıl kaldım ve asla 'bu yanlıştır' deme cesaretini gösteremedim.”

Siz de yanlışa karşı “yanlıştır” deyin. Buraları terk ederek, giderek bir sorun çözülmüyor.

“Tersine uydum. Savaşın acımasızlığına seyirci oldum. Şimdi yurdumda, evimdeyim. Bazen yüreğim sızlıyor. Çünkü bütün bunları hatırlıyor ve karşı çıkma cesaretini gösteremediğimi biliyor, utanıyorum. Vietkong kötüdür fakat bu benim de kötü olmamı haklı kılmayacağı gibi başkalarına da çocuklarınızı, kocalarınızı, kardeşlerinizi oralara gönderip onlar kadar kötü olmalarını istemek hakkını vermez. Akıl almaz bir şey bu. Savaşı görmeyen, yaşamayan, olup bitenlerin insanı nasıl etkilediğini anlayamaz. Üzerine bin kiloluk bir bombanın atıldığı bir köye girersiniz. Esir almak diye bir sorununuz yoktur. Çünkü esir alınacak kimse kalmamıştır. Öldürülenlerin Vietnamlı olup olmadıklarını da bilemezsiniz. İnsanların parçalarını bir araya getiremezsiniz ki. Halkımızın anlaması gereken budur.”

İşte, bu coğrafyada da bunlar yaşandı. Utandığım için bu fotoğrafları getirmedim. Ben tanığıyım 1991’lerin, 2000’lere kadar gelen süreçte nasıl binlerce insanın yakıldığının, Vietnam’da uygulanan politikaların nasıl o coğrafyada uygulandığının tanığıyım. Utandığım için getirmedim buraya.

“Orada, bu işlerin ortasındayken bunun doğru olduğunu düşünürsünüz. Her şey öylesine günlük olağan bir iş hâline gelmiştir ki, yapılanları akla yatkın bulursunuz. Sonra yurda döndüğünüzde, karınızı çocuklarınızı gördüğünüzde, ne yaptığınızı anlarsınız. Bir yerin havadan çekilmiş bir fotoğrafına bakın. Bir de aynı yerin B-52'lerin bombardımanından sonra çekilmiş fotoğrafı ile karşılaştırın. Olup bitenleri aklınız almaz. Beni tedirgin eden, oradayken bütün bunları kabullenmemiz, akla yatkın bulmamız. 'Doğrudur, çünkü onlar düşmandır' dememiz. Ama yurda, eve dönünce, insan ve hayvanlara yapılan bunca eziyete, işlenen bunca cinayete karşı çıkıp ağız açacak yürekliliği gösteremediğinize inanamazsınız. Onların Vietkong olduklarından bile emin değilsinizdir. Bilemezsiniz ki. Bu ülkenin insanlarına napalm bombasının ne olduğunu anlatacak bir yol yoktur. Bir yere gelirsiniz, insanlar eğri büğrü olmuşlardır. Akıl dışı bir şey. Bir parçaya yaklaşırsınız, insan mıdır, hayvan mıdır anlayamazsınız. Şimdi ise evinize dönmüş, bir zaman yapılanların yanlış olduğunu söyleyecek yürekliliği gösteremediğinizi bilerek yaşamaktasınız. Oysa birçok arkadaşın söyleyecek cesareti vardı.” İşte, biz de o cesaretlilerden biriyiz, bu grubumuz öyle biri, yani ölümün önünde boyun eğmeyen bir grubuz. “Bu yüzden ayrı tutuldular. 'Askeri göreve uymaz' damgası yediler. Uymazlardı, çünkü yürekliydiler. Bizim gibiler göreve uygun bulunmuşlardı. Çünkü biz kabullenmiştik zoru ve zulmü.” Onun için, biz de zoru ve zulmü kabullenmiyoruz. Bu, bir Vietnam gazisinin savaşta yaşadıklarını, sonra gelip Amerika’da bir üniversitede öğrencilerle paylaştığı bir anısıdır.

Aslında çok fazla bir zamanımız yok. Söylenecek o kadar çok şeyimiz var ki. Bu ülkede neler olup bitti, neler yapıldı, hepsine tanığız. Eski Genelkurmay başkanlarından tutun birçok yetkiliye kadar… Mesela, Orgeneral Başbuğ “Türk Silahlı Kuvvetleri, PKK’yi 5 kere bitirdi.” diyor. Bir oyun, senaryo çizmiş. Nasıl bitirmiş? “PKK’yi 5 defa bitirdik. 1984’ten  2010’a kadar 26 yıl geçti. ‘40 bine yakın terörist etkisiz hâle getirildi.’ dediniz, doğrudur.” Bir gazeteci söylüyor.  “Rakamları biz verdik. 30 bini etkisiz hâle getirildi. 10 bin de yaralı.” Bilmem ne oldu… “Örgütün dağ kadrosu yıllara göre değişiyor, ortalama 6 bin diyoruz, şu anda 4 binler civarında, ortalama 6 bin dersek, 30 bini 6’ya bölerseniz 5 bin çıkıyor.” Tam bir bulmaca gibi. “Matematiksel olarak baktığımızda 26 yılda güvenlik kuvvetleri 5 defa bu PKK’yi bitirmiştir.”

Peki, bitirdiyseniz, nedir sayın generaller, Sayın Savunma Bakanım? Hâlen duruyor ve “Bitirdim.” dediğiniz bütün alanda var ve arkasında milyonlarca halk da var. Onun için, bu yol, bu yöntem sorunları çözmüyor.

Sadece doğru bir şey var. Diyor ki: “1999 ve 2004 yılları arasında biz gerekeni yapmadık.” Doğrudur. İşte, bugün de gereken yapılmıyor. 1999-2004, heba olan dört beş yıl vardır. Ne zaman silahlar susuyorsa bu ülkede sorunların yok anlamında kabul edildiği bir süreci yaşıyoruz.

İşte, yine silahlar sustu ve sizden rica ediyoruz, ülkemiz, halkımız ve geleceğimiz adına, kardeşlik adına: Gelin, hep birlikte artık bu yılları heba etmeyelim. Birlikte bir yol haritası koyalım önümüze, birlikte -hep söylüyoruz- hakikatleri araştırma komisyonu oluşturalım. Ülkemiz acı dolu yıllar yaşadı, bu yıllar hepimize çok ağır faturalarla yeniden geri gelebilir. Onun için sizi göreve davet ediyoruz.

Bakın, bu ülkede şeyden bahsetmişken bugün, “Balyoz Darbe Planı” diye bir plan vardı, işte onun sanıkları bugün mahkemedeydi. Şimdi, Ergenekon’la hesaplaştınız sözüm ona. Ergenekon’un ilk sanıkları nerede? O generaller nerede? Nasıl, nerede oturdunuz da o generaller şu an özgürlüklerine kavuştu da arkasında güçler olmayan yani uzun namlulu silahları olmayanlar niye içeride? Bu mu adaletiniz? Oturdunuz, konuştunuz ve onlar özgürlüğüne kavuştu. Bu Balyoz Darbe Planı’nda -okuyunca insanın tüyleri diken diken oluyor- peki ne oldu? Tutuklandılar. Tutuklanıyor, ikinci gün bir başka yargıç serbest bırakıyor. Sonra Başbakanlıkta, Konutta toplantılar oldu, uzlaşı sağlandı, bunlar özgürlüklerine kavuştu. Hatta bunlardan Çetin Doğan -birinci aktör- hasta oluyor, hastaneye gidiyor. Bakın, bir sokakta çocuk eğer hırsızlık da yapsa, hastaysa, muhakkak kapıda polis, bekçisi bekler hastanede. Ama bunları kimse bekleyemiyor, kontrol edemiyor çünkü kontrolsüz bir güç. Ve sonra tutuklu çıkıyor diyor ki: “Hayır, ben bu gece gidip evimde dinleneceğim.” Gidiyor evinde dinleniyor. Bu ülkede kolluk kuvvetleri görev yapmıyor; yargısı yapmıyor, polisi yapmıyor, askeri yapmıyor. Ama diğerlerine gücünüz yetiyor. Ve bugün mahkemeye gidiyordu, gördüm, iki ayağını bir beton şeyine koymuş, orada askerler bunun ayakkabısını, korumaları… İster asker olsun ister polis olsun, bu ülkenin çocukları onun hizmetçisi değil. Böyle bir ülke olabilir mi? Ekranlarda biraz önce izledim.

Şimdi, bu ülkede 65 bin asker gidiyor üst düzey subayların, generallerin evlerinde onlara hizmetçilik ediyor. Yahu böyle bir şey olur mu? Sizlere hizmetçilik yapsın diye çocuklarımızı askere göndermiyoruz ki. Size ve çocuklarınıza, eşlerinize karşı bizim böyle bir sorumluluğumuz yok ki. Biz burada efendi ve köle ilişkileri içerisinde yaşamıyoruz ki. Eğer “Peygamber ocağı” dediğiniz ocaksa, orada peygamberin adaleti uygulanmalıdır. Sizin çoluk çocuklarınıza hizmetçilik yapmak üzere çocuklarımız oraya gelmiyor. Bu anlayıştan vazgeçin.

Mesela, dönüyoruz “Türk Silahlı Kuvvetleri”, bilmem “Türk Tabipler Birliği”, bilmem… Peki kardeşim, biz de kendi çocuklarımızı gönderiyoruz, burada Ermeniler de gönderiyor, diğer halklar da gönderiyor, Kürtler de gönderiyor. Neden “Türk Silahlı Kuvvetleri?” Bakın, “Türkiye Büyük Millet Meclisi.” İşte buradan başlamalıyız. Yani birbirimizi kucaklayacak sözcüklere, köprülere ihtiyacımız vardır. Gelin bu köprüleri birlikte oluşturalım. Küçük jestler, küçük mimikler barışa giden yolda önemli mesafelerdir. Bu noktada teklik politikalarından lütfen vazgeçiniz.

Daha önce tabii bazı generallerin de nasıl yargıya müdahale ettiğini de bir bütün olarak biliriz. Yani Şemdinli olayında da Büyükanıt’ın sivil mahkemeye nasıl müdahale ettiğini biliriz. Ne diyordu? “İyi çocuklar.” dedi. Sonra, sivil mahkemelerin otuz dokuz yıl mahkûm ettiği o suçüstü yakalanan katiller askerî mahkemeler tarafından serbest bırakıldı. Bu mu adaletiniz? “İyi çocuklar”dı, o mesaj yetiyordu ve sonra o iyi çocukların ne yaptığını biliyoruz.

O vesileyle, söylenecek çok şey var. Poyrazköy’de lav silahları yakalandı. Yine dönemin Genelkurmay Başkanı çıktı, açıklama yaptı. Ne dedi? “Yakalananlar soba borusu.” dedi. Ne oldu sonra? Makine Kimya ne dedi? Dedi ki: “Bunlar askerlerin şeyi.” E, hani diyordunuz ki: “Silah namustur, herkes buna sahip çıkacak.” Peki, ordudan bu kadar silahlar alınıp götürülüyor da ne oluyor, niye namusunuza sahip çıkmıyorsunuz? Niye kabullenmiyorsunuz? Yok böyle “Hukuksuzluğa kefalet ederim.” diyemezsiniz. “Kefil olsanız, bir gün kefal olursunuz.” demiştim. Yine de söylüyorum: Eğer hukuk ve demokrasi oturursa herkes bunun hesabını verir.

Sevgili arkadaşlar, yine, düzensiz notlarımdan… Vallahi, çok önemli bir şey vardı ama… Evet, Mustafa Kemal diyor ki: “Ben askerim. Savaşın ne olduğunu bilirim. Zorunlu değilse savaş cinayettir. Ben de elbette barıştan yanayım çünkü yüzlerce yıllık yaralarımızı ancak barışla sağlayabiliriz.”

Bizim ülkemizde hele hele, savaşmak için hiçbir neden yoktur. Daha çok barış, daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, daha çok empati ve daha çok halkın iradesine saygı duymak.

İşte, eğer diğer siyasi partilere, bunların temsilcilerine bir saygınız varsa -bunu herkes için söylüyorum- dönüp ilk önce ve kendi emeği, alın teri ve bilek gücüyle gelen Barış ve Demokrasi Partisine bütün kurumların saygı göstermesini diliyorum, barış dolu yıllar diliyorum. Bir daha bütçelerin savaşa ayrılmadığı bir Türkiye dileğiyle, hepinize iyi akşamlar diliyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sakık.

Şahıslar adına lehte, İstanbul Milletvekili Mehmet Sekmen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Sekmen.

MEHMET SEKMEN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Savunma Sanayii Müsteşarlığı ve Ulaştırma Bakanlığı bütçeleri lehinde görüşlerimi açıklamak için şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Günümüzde savunma sanayisi teknolojilerinde hızlı bir değişim yaşanmaktadır. Ülkemizde de savunma teknolojilerinde dışa bağımlılığın azaltılması ve ordumuzun caydırı gücünün artırılması için 2002 yılından bu yana  önemli aşamalar kaydedilmiştir. Özellikle büyük bir silahlı gücü elinde bulunduran ülkemizin coğrafi konumu itibarıyla da ileri teknoloji ürünü sistemlerle donatılma zorunluluğu vardır. Savunma sanayimizdeki gelişmelerin sonucu olarak silahlı kuvvetlerimiz ihtiyaçlarının 2003 yılında yüzde 25 olan yurt içinden karşılanma oranı 2009 yılında yüzde 45 seviyesine ulaşmış, 2010 yılında ise yüzde 50’ye ulaşması tahmin edilmektedir.

2000’li yılların başında savunma sanayimizin ihraç portföyü zırhlı muharebe aracı, telsiz ve basit mühimmat ile sınırlı iken, son yıllarda silahlı kuvvetlerimizin özgün yurt içi ürünlerle donatılmasının sonucu olarak millî sanayimiz tarafından geliştirilen ürünler dünya pazarında ciddi bir ihracat başarısı yakalamıştır. Savunma sanayimizin, ihracat yapabilen, tasarım yeteneğini haiz, ürün bazlı stratejiler geliştirebilen bir duruma gelmesi memnuniyet vericidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın bu bölümünde  Ulaştırma Bakanlığının bütçesi üzerinde de görüşlerimi ifade etmek istiyorum.

Ulaştırma sektöründe temel amaç, taşıma türleri arasında dengenin sağlandığı, çağdaş teknoloji ve uluslararası kurallarla uyumlu, çevreye duyarlı, ekonomik, güvenli ve hızlı taşımacılığın yapıldığı bir ulaştırma altyapısının oluşturulmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan 2003 yılına kadar 6.100 kilometre bölünmüş yol yapılmış iken 2003’ten bugüne kadar 13.400 kilometre yol yapılmıştır. Toplam bölünmüş yol uzunluğu 19.500 kilometreye ulaşmıştır. Bunun yanında tünel çalışmaları 2002 sonu itibarıyla toplam 91 adet iken 2010 yılı itibarıyla 160 adete ulaşmıştır. Bu dönem Karadeniz sahil yolu, Bolu tüneli bitirilmiş, Marmaray Projesi başlamış ve yapımı devam etmektedir.

Denizcilikte ve hava ulaşımında önemli çalışmalar yapılmaktadır. Yeni tersaneler, limanlar, yat ve marinalar devreye sokulmuş, hava yolu halkın yolu konumuna getirilmiştir. Bunun için yeni hava limanları yapılmış, ulaşımda sanki bir devrim yaşanmaktadır.

Ayrıca yıllarca ihmal edilen demir yolu yatırımları da bizim dönemimizde önemli bir gelişme kaydetmiştir. Hızlı tren önemli projelerimiz arasındadır. Ankara-Eskişehir hattı tamamlanmış, Eskişehir-İstanbul hattı inşaatı devam etmektedir. Ankara-Konya hattı bitirilerek deneme seferleri başlatılacak konuma getirilmiştir. Ankara-Sivas hattının altyapı çalışmaları devam etmektedir. Ankara-İzmir ve Ankara-Kayseri projeleri hazırlanmıştır. 2.297 kilometrelik proje kısa vadede tamamlanacak ve yaklaşık 18 milyar Türk lira yatırım bedeli ödenecektir. Mevcut demir yollarının bakım ve onarımı da devam etmektedir. Çok önemli gördüğüm Marmaray Projesi’nin 2013 yılında bitirilmesi için çalışmalar tüm hızıyla sürmektedir. Ulaştırmada bundan sonraki hedeflerimiz ulaştırmanın tüm türlerinde trafik güvenliğini artırmak, bölünmüş yol yapım çalışmalarını devam ettirmek, mevcut kara yollarının standartlarını yükseltmektir.

Bilgi teknolojileri ve iletişim sektöründe de önemli düzenlemeler yapıldı. Çağrı merkezlerinin özellikle doğu ve güneydoğuda yaygınlaştırılması düzenlemeleriyle vatandaşlarımıza büyük kolaylıklar getirilmiştir.

Sonuç olarak, çok önemli projeleri hayata geçiren Hükûmetimiz kıt kaynaklarını en verimli şekilde kullanarak, milletimizin yıllardır beklediği hizmeti yerine getirmenin gayreti içerisindedir. Aziz milletimiz, kara, deniz, hava ve demir yollarındaki çağ atlayan gelişmeleri izlemektedir.

Bu vesileyle Millî Savunma Bakanlığı, Savunma Sanayii Müsteşarlığı ve Ulaştırma Bakanlığımızın 2011 yılı bütçelerinin hayırlı olmasını temenni ediyor, yüce heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sekmen.

Hükûmet adına Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım…(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Yıldırım.

Süreniz otuz dakikadır.

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – Sayın Başkan, Meclisimizin değerli üyeleri; 2011 yılı Bakanlığımız bütçesi, bağlı kuruluşları Denizcilik Müsteşarlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü ve Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü ile ilişkili kurumu Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığının bütçeleri münasebetiyle söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığımızın 2011 yılı bütçesini sunmak üzere bugün dokuzuncu kez huzurunuzdayım. Sizlere bugün, dünden bugüne ulaşan ve erişen Türkiye gerçeğinden bahsetmek istiyorum.

Hizmetlerimiz vatandaşlarımızın hayatını nasıl kolaylaştırıyor, Türkiye nasıl değişti, nasıl değişiyor, nasıl gelişiyor? Bunlardan bahsetmek istiyorum. Siz sayın milletvekillerimiz de, sizler ve bizler, bütün vatandaşlarımız gibi ulaşım ve bilişim alanında yaptığımız hizmetlerden her gün yararlanıyor, günlük hayatımızda bizzat tecrübe ediyoruz. Hizmetlerimizi sadece milletimiz değil cümle âlem ilgiyle ve takdirle izliyor.

“Hava yolu halkın yolu olacak. Herkes uçağa binebilecek.” dedik, sözümüzü tuttuk. İşte rakamlar: Dünyada yolcu sayısını en fazla artıran 4’üncü ülke Türkiye’dir. Brezilya, Çin ve Rusya’dan sonra Türkiye dünyada yolcu sayısını en hızlı artıran 4’üncü ülke olmuştur. Dünya havacılık idareleri bile bu başarıyı tahmin edememişler ve dünya otoritelerinin 2015 yılı tahminlerini Türkiye 2005 yılında geçmiştir. Küresel krizin en şiddetli olduğu 2009 yılında dahi dünyada havacılık sektörü küçülmeye devam ederken Türkiye büyümeye devam etmiş ve toplam 86 milyon yolcu hava yoluyla seyahat etmiştir. Bu yıl havacılıkta 100 milyonu aşıyoruz. 2002 yılına göre dış hat yolcu sayısında 3 kat, iç hat yolcu sayısında 5 kat artış sağladık. Filomuzdaki uçak sayımız 110’dan 360’a yükseldi. Sektördeki doğrudan iş bulan personel sayısı 50 binden 110 bine çıktı. Bunlardan 7 bin civarında pilotumuz aktif hâle geldi, 2002 yılında bu sayı 1.300’dü. 2002 yılında sektörün toplam cirosu 3,3 milyar lira iken 2009 sonu itibarıyla bu rakam 18 milyara yükseldi. Havacılıkta sağlanan bu başarı sayesinde millî bayrak taşıyıcımız Türk Hava Yolları saygın, etkili, küresel bir oyuncu hâline geldi. Avrupa 9’unculuğundan Avrupa 4’üncülüğüne yükseldi. 60 noktaya doğrudan uçuş yaparken 130 noktaya doğrudan uçuş yapar hâle geldi.

Havaalanlarına 4,5 milyar Türk lirası yatırım yaptık. Bununla da kalmadık, yaptığımız havaalanlarını tekrar kiraya verdik, hazineye 14,5 milyar TL bir katkı sağladık. Atıl havaalanlarını uçuşlar başlatmak suretiyle aktif hâle getirdik. 2003 yılında 36 havaalanımız vardı ve bunların sadece 25 tanesine uçak inebiliyordu. Şimdi, 46 havaalanımızın tamamına uçak iniyor. Bugün, 7 hava yolu şirketimiz 7 merkezden tüm havaalanlarımıza sefer yapıyor. Bununla da kalmıyor, çapraz uçuşları da gerçekleştiriyoruz. Artık, vatandaşlarımız, Ankara’dan Zonguldak Çaycuma Havaalanı’na, Çaycuma’dan Trabzon’a, Trabzon’dan İstanbul’a uçuş yapabiliyor.

Hedeflerimiz büyük. Şimdi, cumhuriyetimizin 100’üncü yılına, 2023’e kadar 60 milyon kapasiteli bir, 30 milyon kapasiteli iki, 15 milyon kapasiteli üç havaalanı yapmayı planlıyoruz. Yerli uçak üretimi konusunda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Havacılıkla ilgili organize sanayi bölgeleri kurma ve Türkiye’yi bölgenin havacılık üssü yapmaya kararlıyız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şunu söylemeliyim ki biz yüzdelerden ziyade vatandaşın yüzündeki mutluluk ifadesini, memnuniyetini daha fazla önemsiyoruz. Bu ülkede seksen yaşına kadar uçağa binmemiş vatandaşımız vardı, vatandaşlarımız vardı. İnsanlarımızı bu hasretten ve bu mahrumiyetten kurtardık. Cumhuriyetimizden sadece bir yaş küçük, seksen altı yaşında, Kars’ta yaşayan Mehmet Emin Atmaca adlı vatandaşımız hayatında ilk kez, dört yıl önce uçak yolculuğu yapabildiyse, torunlarına daha çabuk kavuşabiliyor ise, bunun mutluluğu hiçbir oranla, hiçbir yüzdeyle, hiçbir rakamla ölçülmez.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Büyük Atatürk ne diyor? “Demir yolları refah ve ümran tevlit eder.” Bakalım seksen yedi yılda Atatürk’ün bu öğüdüyle ilgili neler yapabilmişiz? Şimdi tabloya baktığımızda, 1923-1946 yılları arasında önemli bir demir yolu atılımı görüyoruz. Zaten bu çalışmalar da Onuncu Yıl Marşı’na konu olmuş ve “Demir ağlarla ördük yurdu dört baştan.” diye bugün de tekrarlanır hâle gelmiş, gururla ifade edilmektedir. Ancak 1946’dan sonra, özellikle de 1960’tan sonra demir yollarında ciddi bir kan kaybı, ciddi bir unutulmuşluğa rastlıyoruz. Bu, rakamlara da yansıyor. Yıllık ortalama yapılan demir yolu 1946’dan 2003’e kadar sadece yılda 18 kilometre ve yıl 2003, demir yolları tekrar ülkenin gündeminde. Hükûmetimiz demir yollarını bir devlet politikası olarak ele alıyor ve yılların ihmalini ortadan kaldıracak önemli projeleri birer birer hayata geçiriyor. 2003’te başlayıp 2010 yılına kadar devam eden ve yapımı tamamlanan demir yollarına baktığımızda her yıl için 135 kilometre demir yolu yaptığımız ortaya çıkıyor. Aynı zamanda sekiz yılda demir yolu ağımızın yüzde 50’sini de tamamen yeniledik.

Bakû-Tiflis-Kars, Marmaray Projesi’yle Türkiye’yi Pekin’den Londra’ya uzanan İpek Yolu’nun kalbi hâline getiriyoruz. Tekirdağ-Muratlı demir yolu ile kırk yıl sonra ilk defa bir ilimizi, Tekirdağ’ı demir yoluna kavuşturduk. Şimdi Ankara-Sivas Hızlı Tren Projesi’yle Yozgat’ı da tarihinde ilk kez demir yoluyla buluşturuyoruz.

Milletimizin hızlı tren hayallerinin bir tünele gömülü bırakıldığı günü unutmayalım. 1976 yılında temeli atılan sürat demir yolu Sincan-Ayaş arasındaki tünelden bir türlü çıkamadı. 10 kilometrelik tünelin temel atma törenine katılan yeni mühendisler, tünel şantiyesinden emekli olarak çalışma hayatını tamamladı. Gönüllerdeki hızlı tren hasretini de yine bu dönemde dindirdik. “Kara tren gecikir.” dönemi, yerini, “Hızlı tren yetişir.” sloganına bıraktı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bugün dünyanın hızlı tren işletmeciliğine sahip 8’inci ülkesi olabildiysek, bu, Türkiye'nin gururu, hepimizin gururu olmalıdır. Bugüne kadar 2,5 milyon insanımız hızlı trenle seyahat etti. Eskişehir-Ankara artık tek bir şehir gibi. Ankara’dan Eskişehir’e gitmek, Kayaş’tan Sincan’a gitmek gibi oldu. Artık Eskişehir’de ve Ankara’da oturan gençler, evinden barkından, ana babasından ayrılmadan üniversite eğitimi görebiliyor.

Şimdi bu kervana Konya da katılıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yarın Sayın Başbakanımız Ankara-Konya hızlı tren test sürüşlerini Konya’dan başlatıyor. Eskişehir-İstanbul, Ankara-Sivas çalışmaları devam ediyor. Bursa-Bilecik’in yapımına başlıyoruz.

KÜRŞAT ATILGAN (Adana) – Adana’ya ne zaman gelecek Sayın Bakan? Adana’ya da gidecek mi Sayın Bakanım? Lütfen…

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Milletimize söz verdik. “Türkiye’yi doğudan batıya, kuzeyden güneye duble kara yollarıyla donatacağız.” dedik. Nasıl bu  sözümüzü bugün yerine getirdiysek şimdi de yine milletimize söz veriyoruz.

KÜRŞAT ATILGAN (Adana) – Adana’ya ne zaman gidecek?

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) Demir yollarında duble demir yolları çağını başlatıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 2023 yılına kadar, cumhuriyetimizin yüzüncü yılına kadar demir yolları ağımızı 2 katına çıkaracağız.

KÜRŞAT ATILGAN (Adana) – Adana’ya gidecek mi Sayın Bakanım?

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Evet. Eş zamanlı olarak ülkemizi bölgesinde lojistik üs yapıyoruz. Ayrıca Türkiye’de demir yolu ağlarını genişletirken aynı zamanda yerli demir yolu sanayisini de kuruyoruz. Sakarya’da, Konya’da, Afyon’da, Erzincan’da, Karabük’te, Sivas’ta, Çankırı’da makas fabrikası, travers fabrikası, ray imalatı ve bağlantı elemanları gibi demir yollarının vazgeçilmez altyapı, üstyapı üretimini gerçekleştiriyoruz.

Kent içi ulaşımda da İzmir Egeray’ı yaptık, hizmete soktuk, Marmaray, Başkentray projeleri de devam ediyor, gün sayıyor. Şehir içi raylı sistemi artık belediyelerin yanı sıra biz de yapmaya başladık.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Marmaray yüz elli yıllık hayalimiz, İstanbul’un toplu ulaşımının omurgası olacak büyük bir proje. Denizin altmış metre altından geçen bu muhteşem proje dünyanın en derin su altı tüneli olma özelliğine sahip. Bu proje 29 Ekim 2013’te hizmete girecek. Dünyanın dört bir yanından televizyon kanalları, basın organları projeyi adım adım takip ediyor, belgeseller yapıyor. Ülkemizi ziyaret eden yabancı konuklar, devlet adamları bu projeyi merak ediyor, bizzat görmek istiyor. Dünyanın gözünü kamaştıran Marmaray Projesi tamamlandığında her gün 1,5 milyon İstanbullu Avrupa’dan Asya’ya sadece dört dakikada geçecek. İstanbul’da toplu taşımada, bu proje tamamlandığında, raylı sistem payı yüzde 8’den yüzde 27’ye çıkmış olacak.

Şimdi kara yollarının geçmiş yıllarına bir göz atalım. 2000’li yıllarda şehirden şehre gitmek için yola düştüğümüzde önümüzdeki kamyonların, tırların yoldan çekilmesini bekler, bir türlü sollama yapamazdık. Bazen sabrımız taşar, hatalı sollama yapar ve bunun bedelini de çok ağır öderdik. Çünkü o günlerde sadece 6 ilimiz bölünmüş yollarla birbirine bağlanıyor idi, bugün 74 ilimiz bölünmüş yollarla birbirine bağlanıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Artık araç sollamadan hemen hemen istediğimiz her ile gitme imkânına sahibiz. Amacımız, bütün şehirlerimizi bölünmüş yollarla birbirine bağlamak, komşu illeri birbirleriyle yakınlaştırmak.

2003-2010 yılları arasında yapılan toplam 13.556 kilometrelik bölünmüş yol ve diğer kara yolu çalışmaları için 40 milyon Türk Lirası para harcadık.

KÜRŞAT ATILGAN (Adana) – Milyar…

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – 40 milyar para harcadık. Milletimize helali hoş olsun.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yok yok… Özel idareden çoğu, özel idare bütçelerinden yapıldı bölünmüş yollar.

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Efendim, özel idareye biz gönderiyoruz. Özel idarenin cari harcamaları karşılamaya parası yok, onlara da biz para gönderiyoruz, merak etmeyin.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Köy yardımlarından, oradan buradan kesiliyor.

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Eğer bölünmüş yollar sayesinde tek bir vatandaşımızın hayatını kurtarabildiysek, buna vesile olduysak bunun değeri parayla pulla ölçülmez. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Onun için, bütün çalışmalarımızda önce insan diyoruz. Yolları böldük, hayatları birleştirdik. Yılda ortalama 2 bin kilometre bölünmüş yol yaptık. 2012 sonunda toplam 22.500 kilometre bölünmüş yola ulaşacağız. Bölünmüş yollarda seyahat süresinden yüz elli beş milyon saat tasarruf sağladık. Yine 658 milyon litre yakıt tasarrufu sağladık. Bolu Tüneli’yle Ankara-İstanbul arası seyahat süresi üç buçuk saate indi. 569 kilometrelik Ankara-İzmir bölünmüş yolunun hizmete girmesiyle seyahat süresi on iki saatten yedi saate indi, böylece ekonomiye 194 milyon TL katkı sağlandı. 134 kilometrelik çile yolu, ölüm yolu Adapazarı-Mekece-Bozüyük yolunun tamamlanmasıyla dört saatlik seyahat süresi bir buçuk saat kısaldı, ekonomiye katkı yıllık 118 milyon TL. 404 kilometrelik Ankara-Samsun yolunda seyahat süresini bir buçuk saat kısalttık. 78 kilometrelik Ankara-Kırıkkale-Elmadağ rampaları çile yolunu tamamladık, bir buçuk saat olan seyahat süresini bir saate indirdik. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Liste uzayıp gidiyor. Vaktinizi almak istemiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kara yolu taşımacılığının yeniden yapılandırılması konusunda da prensibimiz “Yolların kralı olmaz, yolların kuralı olur.” dedik ve bu sektörde kaosa, kargaşaya son verdik. Belge sistemi getirerek kara yolu taşıma sektörünün yüzde 95’ini sisteme dâhil ettik. Yetmiş dokuz yılda sadece 4.176 işletme yetki belgesi almışken 2003-2010 yıllarında 407.420 işletmeye yetki belgesi verdik. Taşımacılığa mesleki, mali kriterler getirerek saygınlık kazandırdık. 1,5 milyon kişiye mesleki yeterlilik eğitimi verdik, belgelerini sağladık. Ruhsat üzerinden masa başında araç muayene devrini kapattık, Avrupa standartlarında araç muayene istasyonları kurduk. Bu istasyonlarda bugüne kadar 14 milyon 511 bin araç muayene oldu ve bunların emniyeti, teknik donanımı tamamen yenilendi. Yollarımızı trafik canavarı olmuş, hurda araçlardan kurtardık. Vatandaşlarımızın geçim kaynağı gördüğü, miadını doldurmuş, vergi borcunu dahi ödeyemediği, trafikten kaydını da düşüremediği, atsa atamadığı, satsa satamadığı araç sahiplerine kolaylık getirdik, “Getir aracını, al bedelini.” dedik. Bu şekilde 23.621 aracı aldık, hurdaya çıkardık ve hak sahiplerine 120 trilyon ödedik. Kısa vadede 100 bin aracı, aynı şekilde atıl olarak sektördeki bulunan bu kapasiteyi de bertaraf edeceğiz, hurdaya çıkaracağız.

Duble yolları 6.101 kilometreden 19.657 kilometreye çıkarmasaydık, araç muayene istasyonlarını kurmasaydık, ağırlık ve boyut kontrolü istasyonları kurup denetlemeler yapmasaydık 2002 yılında 8 milyon 600 bin olan motorlu araç sayısının bugün 14 milyon 900 bine ulaştığını ve bir günde yaklaşık 40 milyon insanımızın bu taşıtlarla yolculuk yaptığını dikkate aldığımızda Türkiye bu yükün altında kalırdı. Yeni yaptığımız bölünmüş yol ağımızın sadece kullanıcılara, vatandaşlarımıza, sürücülere yakıt ve zaman tasarrufu 7 milyar lira civarındadır. Bunun anlamı şudur: 40 milyar harcadığımız bölünmüş yolların her yıl 7 milyarı geri gelmektedir. Bu da altı yıl gibi bir sürede yaklaşık olarak bu yollara harcanan paranın tekrar Türkiye’ye, Türk ekonomisine yakıt ve zaman tasarrufu olarak dönmesi demektir. Bölünmüş yollarda yol kusurundan kaynaklanan kaza oranı neredeyse sıfıra yaklaşmıştır. Bu yollardaki genel kaza oranlarında ise eski hâline göre yüzde 60 azalma görülmektedir. 100 milyon taşıt/kilometre başına düşen can kaybı 2002 yılında 6 iken bu değer 2009 yılında 4,41 seviyesine gerilemiştir. AB ortalaması 3’tür. Yani bu alanda daha fazla, yapacağımız çok şey vardır. Sürücülerin eğitiminden tutun, diğer bütün önlemler konusunda daha fazla çalışmamız gerekir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul-İzmir arasını üç buçuk saate düşürecek İstanbul-İzmir Otoyol Projesi’nin temelini attık. Bu proje için şunu söylemek istiyorum: 1950 yılında Türkiye'nin millî geliri 9,5 katrilyondu. Bu proje tek başına, yap-işlet-devret modeliyle yapılan bu proje bile 1950 yılındaki Türkiye Cumhuriyeti’nin bir yıllık millî gelirinden daha büyük. Türkiye'nin nereden nereye geldiğini gösteren en açık proje, en açık örnektir. Proje üzerindeki İzmit Körfez Geçiş Köprüsü açıklık itibarıyla Japonya Kobe’deki Akashi Köprüsü’nden sonra, 1.700 metreyle ikinci köprüdür. Dünyanın ikinci büyük köprüsünü de İzmit Körfezi’ne yapmış olacağız. Devlet bütçesinden kaynak ayırmadan 11 milyarlık yatırım yapılacak, beş yıl sonra bu proje hizmete girecek.

Şimdi, sırada daha birçok otoyol projesi var. Kuzey Marmara otoyolu, Ankara-Niğde, Aydın-Denizli, Ankara-Delice ve toplam 19 otoyol projesini de 2023 hedefleri içerisinde yap-işlet-devret modeliyle gerçekleştirmeyi planlıyoruz.

İstanbul’un yakında üçüncü bir gerdanlığı olacak. Türkiye'ye yaraşır üçüncü boğaz köprüsünün hazırlıklarını tamamladık.

Değerli milletvekilleri, Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün kapasitesi günlük 250 bin araç. İki köprüden her gün 500 bin, 550 bin araç geçiyor. On dakikalık geçiş süresi yaşanan yoğunluktan dolayı doksan dakikaya kadar çıkıyor, bu da yüzde 300’lük işletme kaybı anlamına geliyor. Kuzey Marmara Otoyolu Projesi köprülerde yaşanan bu yoğunluğu ve zaman kaybını ortadan kaldıracak aynı zamanda da transit trafiğin yükünü alacak, ayrıca köprülerin büyük bakımının yapılmasıyla birlikte onların daha rahat çalışmasına imkân sağlayacak.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, 2003 yılında kara listede olan ve her 4 gemisinden 1’i uluslararası limanlarda tutulan denizciliğimizi beyaz bayrak ülkesi hâline getirdik. Kıyı yapılarıyla, denizcilere verdiğimiz destekle sekiz yılda denizciliğimizde önemli bir mesafe katettik. Deniz ticaret filomuz 19’uncu sıradan 15’inci sıraya yükseldi. 2003 yılına göre gemi adedinde yüzde 47, gemi sahipliği oranında yüzde 156 artış sağlandı. Yakıt desteği sayesinde kıyılarımızda, kabotaj hattında yük ve yolcu taşımacılığında yüzde 100’lere varan artışlar sağladık.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilişim… Büyük Atatürk Anadolu’da gittiği her yerde kendisinden okul ve yol istendiğini söylerdi. 2010 yılında, bu ülke insanı artık bizden yol yerine daha ziyade bilişim otoyolu istiyor, ADSL istiyor, geniş bant erişim hizmeti istiyor. Talepler yalnızca vatandaşlarımızla sınırlı kalmıyor, Türkiye'nin komşuları da aynı talepleri bizden istiyor: “Gelin, bizim e-devlet kapımızı yapın, MOBESE sistemimizi kurun, VEDOP, UYAP projelerini bize de verin.” Bilişim Türk insanının günlük yaşamında artık vazgeçilmez hâle geldi. “Orada bir köy var uzakta, gitmesek de gelmesek de o köy bizim köyümüzdür.” demiyoruz artık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakın, Trabzon Uzungöl’de yaşayan yetmiş yaşındaki Havva Hanım kışın Ankara’ya, oğullarının yanına geliyor ama memleket hasretini İnternet’ten gideriyor. Köyünde kar mı yağıyor, yağmur mu yağıyor, bilgisayardan görüntülü olarak izleyebiliyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İstanbul’da yaşayan seksen yaşındaki Orhan Tezcan isimli vatandaşımız 100 konuttan oluşan yazlık sitenin yöneticiliğini yapıyor. Site sakinlerine duyurularını İnternet’ten gönderiyor, ödemeleri İnternet üzerinden takip ediyor.

Yetmiş dört yaşındaki Yüksel Özbey’in en önemli tutkusu seyahat etmek. Gitmek istediği şehirleri önceden İnternet’ten araştırıyor, daha sonra turlara katılıyor. Yüksel Bey hangi doktora gideceğini, doktorların özgeçmişlerini de İnternet’ten araştırıyor, ona göre karar veriyor.

Biz eğer Ankara Bilkent’te yaşayan altmış beş yaşındaki Ayşe Boyar’ın Çin’in Şanghay şehrinde okuyan oğlu Fatih, gelini Elif, torunu Ömer’e hasretini İnternet’ten görüntülü olarak giderebiliyorsa ne mutlu bize, ne mutlu bu ülkeye ki böyle bir teknolojiye kavuştuk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Bakan, hangisini keşfettiniz? Bunlardan hangisini siz keşfettiniz? Ayıp ya! Ayıp! Böyle politika olmaz, böyle politika olmaz! Avrupa’da bunları yapmayan ülke yok.

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Bütün okullarımıza İnternet altyapısı kurduk. Kablolu erişimin olmadığı 5 bin civarındaki köy okuluna da uydu üzerinden İnternet sağladık. 40 bin okulumuzun, 620 bin dersliğin tamamını üç yıl içerisinde akıllı sınıf hâline getiriyoruz. Bu projeyi de Millî Eğitim Bakanlığıyla birlikte yapıyoruz.

2002 yılında bu ülkede geniş bant yoktu. Bugün 8,5 milyon ev halkı, 35 milyon vatandaşımız geniş bant İnternet ile dünyayla iletişim kuruyor.

e-devlet kapısını hizmete aldık. 223 kamu hizmetini e-devlet kapısından veriyoruz.

2002’de 23 milyon olan cep telefonu sayısını 62 milyona çıkardık.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Bravo! Çok pahalı ama çok. En pahalı cep telefonu Türkiye’de. 

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Üçüncü nesil hizmetini, görüntülü cep telefonu hizmetini vatandaşlarımıza kazandırdık. İletişimde yaptığımız gelişmelerle telefon görüşme ücretlerini yüzde 60 ucuzlattık.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Kaçak giren telefonları önleyemiyorsunuz yalnız, o sıkıntı!

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; PTT, başlı başına bir başarı öyküsü. PTT Bank Projesi’yle bugün, vatandaşlarımız 1.357 yerde, banka olmayan, hizmetleri elde eder hâle geldi. Listeler, hizmetler uzadıkça uzuyor. Zamanımız ne yazık ki hizmetlerin tamamını anlatmaya yetmiyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ben bunları söyledikten sonra…

ALİM IŞIK (Kütahya) – PTT postaları haftada bir geliyor Sayın Bakan.  PTT, postaları Meclise haftada bir getiriyor, Türkiye Büyük Millet Meclisine.

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Siz değerli milletvekilleri, bu bütçe görüşmeleri sırasında yaptığınız katkılar için, tenkitler için teşekkür ediyoruz. Bu bütçenin hazırlanmasında ve buralara gelmesinde emeği geçen bütün çalışma arkadaşlarıma, Plan-Bütçe Komisyonu arkadaşlarıma ve Hükûmetimize, başta Sayın Başbakanımız olmak üzere, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum ve arkadaşlarımız dedi ki: “Geçmiş dönemlere teşekkür etmediniz.” Bu ülkeye, taş üstüne taş koyan herkese teşekkür ediyorum, sağ olsunlar, var olsunlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Önemli olan, bu ülkeye hizmet etmektir.

Onun için, ben bu duygularla yüce Meclisi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Bütçemizin ülkemize hayırlı, uğurlu olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yıldırım.

ŞERAFETTİN HALİS (Tunceli) – Sayın Bakan, bizim köprüyü unuttunuz. Söz vermiştiniz. Kendi ağzınızla…

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – Tamam, onu beraber konuşalım.

BAŞKAN – Millî Savunma Bakanı Vecdi Gönül. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Gönül, süreniz yirmi dakika.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Savunma Bakanlığının 2011 yılı bütçesiyle ilgili açıklamalara geçmeden önce zatıalinizi ve değerli milletvekillerini şahsım ve mesai arkadaşlarım adına saygıyla selamlıyorum.

Bu müzakereler sırasında Bakanlığımız bütçesiyle ilgili görüş beyan eden, sorular soran arkadaşlara da teşekkür ediyorum.

Huzurlarınıza getirilen 16 milyar 975 milyon liralık Millî Savunma Bakanlığının 2011 yılı bütçe teklifi, mevcut ekonomik ve sosyal politikalar, orta vadeli program ve enflasyonla mücadele programı çerçevesinde kamu açıklarının sınırlı bir boyutta tutulması amacıyla, alınan tedbirlerin gerektirdiği kamu harcamalarının azaltılması çalışmaları ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin zorunlu ihtiyaçları ile uluslararası savunma, güvenlik, siyasal ve ekonomik durum dikkate alınarak azami tasarruf prensibiyle hazırlanmıştır.

Uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler şartlarında kayıtlı ilkeler, ülkenin savunma ihtiyaçları temelinde şekillenen Türkiye’nin dış güvenlik ve savunma politikası, bölge ve dünyadaki barış ile istikrarın sürekliliğinin temini ilkesine dayanmaktadır. Bu çerçevede, ülkenin birliği, ulusal bağımsızlığı, egemenliği, toprak bütünlüğü ve hayati çıkarları korunurken müttefiklere karşı uluslararası yükümlülükler de eksiksiz yerine getirilmektedir.

Bilindiği gibi güçlü, istikrarlı, demokratik, laik ve çağdaş Türkiye’nin, kendi güvenliğine ilave olarak bölgesindeki barış, güvenlik ve istikrara katkı sağlaması yönünde de tarihî yükümlülükleri mevcuttur.

Türkiye, bu yükümlülüklerini gerek tek başına bir güç olarak gerekse mensubu olduğu uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla bölgesel iş birliği sürecinde öncülük, iyi komşuluk ilişkilerinin ve ekonomik iş birliğinin teşviki, zor şartlar altında bulunanlara insani yardım, barışı koruma operasyonlarına katılım, uyuşmazlıkların çözümü ile çatışma sonrası uzlaşma ve yeniden yapılandırma gayretlerine katkı gibi geniş bir yelpazede barışçıl, ilkeli ve etkin bir güvenlik politikası izlemek suretiyle yerine getirmeye çalışmaktadır.

Ülkemiz, binlerce yıllık devlet geleneği, pazar ekonomisi, sosyal, kültürel yapısı ile Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu üçgeninin ortasında bir istikrar ve barış adası durumundadır. Bu durumu korumaya ve daha da geliştirmeye devam edecektir. Türkiye’nin bölgesinde barış ve istikrarın sağlanmasında, sürdürülmesinde oynadığı etkin rol devam edecektir. Askerî ve siyasi yönlerden güçlü ve kendi içinde istikrarlı olan ülkemizden de beklenen budur.

Değerli milletvekilleri, hazırlanışı sırasında, azami tasarruf ve kaynakların etkin kullanımı ilkelerini temel alan 2011 yılı bütçe teklifimizle sözleşmeli ve devam eden projeler, kanunlara dayalı istihkaklar, iç güvenlik ve sefer stoku tamamlama ihtiyacı, uluslararası görevler, işletme-bakım idame ihtiyaçları, dost ülkelerdeki birliklerimizin ihtiyaçları için planlanan ödeneklerden vazgeçilmesi mümkün olmadığından, diğer ihtiyaçların bir bölümü gelecek yıllara ertelenmek suretiyle öncelikle idame ve modernizasyon ihtiyaçlarının kısmen karşılanması hedeflenmiştir.

Ayrıca, günümüzde ülkelerin bağımsızlığından söz edildiğinde, artık teknolojik bağımsızlık anlaşılmaktadır. Teknolojik bağımsızlık sonucu elde edilecek ekonomik güç ve toplumsal refah, aslında Kurtuluş Savaşı mücadelemizin de en önemli hedeflerinden biri olmuş ve Büyük Önder Atatürk tarafından “tam bağımsızlık” olarak ortaya konmuştur.

Bu ilke ışığında savunma sanayi stratejimiz, ülke güvenliğinin sağlanması amacıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçlarının güvenilir ve istikrarlı bir şekilde karşılanması, bu amaçla ileri teknoloji gerektiren sistemlerin dahi uzun dönemde de olsa yurt içinde üretilmesi, bunun için gerekli teknolojik alt yapının oluşturulması, gerekli görüldüğü yerlerde yeni üretim tesislerinin kurulması ve kurulmuş bulunan tesislerin teşvik edilmesi temeline dayanmaktadır.

Bu prensiplerin sonucu olarak 2000’li yıllarla birlikte sürekli bir gelişim eğilimi yakalayan savunma sanayimiz, küresel krize rağmen 2009 yılında da olumlu bir tablo çizmiştir. Bunu sayısal olarak ifade etmek gerekirse, dolaysız sektör cirosu 2 milyar 319 milyon dolara, toplam savunma ve havacılık ihracatı 832 milyon dolara yükselmiş, toplam imzalanan sözleşmeler içinde yurt dışından hazır alım ise yüzde 10’a kadar düşmüştür. Özellikle bu yüzde 10 rakamını bilhassa belirtmek isterim çünkü iki şey birbirine karıştırılmaktadır: Bütçe olarak hâlâ önemli bir miktarda, belki havacılık sektörü sebebiyle, yurt dışına transferler yapılmaktadır müşterek üretimlerden dolayı. Ancak hazır alımın yüzde 10’a düşmesi savunma sanayimizin önemli bir başarısıdır.

Son dönemdeki çabaları ve sergilediği performansla, savunma sektörü, oluşturduğu tasarım yeteneği, offset uygulamalarıyla diğer sektörler için de örnek teşkil etmektedir. Komşu sektörlerde de tasarım kültürünün geliştirilmesi ve diğer kamu kurumlarının offset ve yurt içi katkı uygulamalarını gündemlerine almaları için çalışmalar gerçekleştirmek önümüzdeki dönem için önemli gündem maddemiz olacaktır.

Bahsi geçen süreçte şu projeler ilk defa Türkiye'de yürürlüğe konmuştur: İlk temel eğitim uçağı Hürkuş, ilk ana muharebe tankı Altay, ilk korvet MİLGEM, ilk insansız hava aracı Anka, ilk uydu Göktürk, ilk jet motoru, ilk radar, ilk piyade tüfeği, ilk makineli tüfek.

Dün yapılan, Sayın Başbakanımızın başkanlığında yapılan İcra Komitesi toplantısında bir tarihî karar alındı. Bu tarihî kararın iki maddesi var. Birincisi, ülkemizin tarihinde ilk defa jet savaş uçağının yapılma ilke kararı alındı. Bu jet savaş uçağı millî imkânlarla tamamen özgün bir proje olarak gerçekleştirilecek ve ülkemizin kuruluşunun 100’üncü yılına bir seri olarak hazırlanmış olacak. İkinci tarihî karar, bir güç sisteminin yapılmasının yeniden planlanmasıdır. Bu da Türkiye'de ilk defa tank motoru, gemi motoru gibi şimdiye kadar hep dışarıdan aldığımız dizel motorların Türkiye'de yapılması ve bunların şanzımanlarının, aktarma organlarının da Türkiye de yapılmasıdır. Türk sanayisinin buraya gelmesinden dolayı gerek savunma sanayisinde çalışan arkadaşlarımıza gerekse savunma sanayisine gerçekten teşekkür borçluyuz.

Millî olarak geliştirilmeye başlanmış uzun yıllar devam eden hazır alım ve lisanslı üretim modellerinin ağırlığı en aza indirilmiştir. 2009 yılı itibarıyla Türkiye'nin 500 sanayi kuruluşu sıralamasında 11 savunma sanayi firması yer almış, aynı yıl ASELSAN firmamız dünya savunma şirketleri arasında 86’ncı sıraya kadar yükselmiştir. Daha önce işletilmesinde krizler olan Makine Kimyanın da 120’nci sıradan 80’inci sıralara kadar inmesi mümkün olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi de sayın konuşmacıların konuşmalarında temas ettikleri hususları tespit edebildiğim kadarıyla cevaplandırmaya çalışacağım.

Sayın Çakmakoğlu, “Terörle mücadelede kuvvetler birleştirilmelidir.” diyorlar. Bu, bugüne kadar belli bir ölçüde yapıldı, bundan sonra da elbette yerine getirilecektir. Terörle mücadelede en ufak bir taviz verilmeden mücadeleye devam edilecektir.

“Silahların özel sektörde teşviki…” Gerçekten bu yapılan bir hedeftir. Çünkü bugün deniz araçlarının büyük bölümü… Korvetin yapılmasında elli firma devreye girmiştir. Ayrıca arama kurtarma gemileri, petrol gemileri, karakol gemileri, çıkarma gemileri, bunların tamamı beş ayrı proje olarak özel sektöre yaptırılmaktadır. Bu projelerden mesela Karakol Gemisi Projesi on altı gemiyi ihtiva etmektedir.

Bursa Milletvekilimiz Hamit Bey, tehdit algılamasını yanlış buluyorlar. Tehdit algılaması yeni bir olay değildir, Genelkurmayın fevkalade üzerinde durduğu ve ciddi bir şekilde hazırladığı, her askerî şûrada gündeme getirdiği ve Hükûmetin tasvibini aldığı bir konudur.

Bazı özel soruları var. “Savunma Sanayii Müsteşarlığı tarafından terörle mücadele için temin edilen teçhizatlar nelerdir?” Taarruz ve taktik keşif helikopterleri, ATAK Projesi, insansız hava araçları. Şu anda yüz ellinin üzerinde küçük insansız hava aracı terörle mücadelede kullanılmaktadır. Tabii büyük insansız hava araçları da buna ilaveten kullanılmaktadır.

Personel ve konvoy koruma maksatlı jammer’ler. Jammer’ler vaktiyle dışarıdan alınırdı, şimdi tamamı Türkiye’de üretilmekte ve dikkat edersiniz önemli ölçüde de bir zayiata mâni olmuş bulunmaktadır.

Gece görüş sistemleri, mayına karşı korumalı araçlar, elektronik dinlemeler.

Bir başka sorusu: “Agusta firmasına ne kadar ihale verildi?” ATAK helikopteriyle ilgili bu soru. ATAK helikopteri ihalesi daha evvel hazır alım şeklinde ve 4,5 milyar liralık bir ihaleyken şimdi 2,8 milyarlık müşterek üretim, hatta müşterek üretimden de öte, TUSAŞ’ın ana yükleniciliğinde olan bir üretimdir.

ATAK Projesi’nde İtalyanların alt yüklenici olarak payları 1 milyar 234 milyon avrodur. Bunun, ayrıca, bir de önceden almayı planladığımız 150 milyon kadarlık bir iş payları vardır. Bu kapsamda söz konusu firmaya ATAK Projesi için şimdiye kadar 340 milyon avro, Erken Duhul Helikopter Projesi için de 45 milyon avro ödeme yapılmıştır.

ATAK Projesi’nin geciktiğinden bahsedildi. Prototip 2011’de uçacaktır. 2012’de ilk şekli, 2013’te ful versiyonu uçuşa girecektir.

Bir başka sorusu: “Holding çalışması hangi danışman firmasıyla yapıldı?” Bu altı sene önce olan bir çalışma. Danışman firması olarak iki firma işletme ve ticari şirket kurulmasına yabancı olduğumuz için seçilmiş ve bu firmalardan birisine 50 bin, diğerine de 15 bin dolar para ödenmiştir. Proje şimdilik ertelenmiştir.

HİK Projesi’nin geciktiğinden bahsediliyorlar. Doğrudur, dört senelik bir gecikme meydana gelmiştir. Bu yükleniciden kaynaklanan gecikmenin cezası kesilmiştir.

“Agusta firmasının temsilcisi kimdir?” diye soruluyor. Biz hiçbir ihalede temsilciyle görüşmeyiz. Hiçbir ihalenin temsilcisi bizim muhatabımız değildir ve “İhalelerde temsilcimiz yoktur.” diye de kendilerinden taahhüt alırız.

Müsteşarlık tarafından yürütülen proje sayıları: 2002 yılında 62 adedi modernizasyon, gerisi ARGE olmak üzere 100 civarındayken şimdi 249 adet proje yürütülmektedir.

Değerli milletvekilleri, Sayın Hüseyin Pazarcı’ya takdir ifadelerinden dolayı teşekkür ediyorum. Bütçe Komisyonundaki sekiz yılı anlatmamın sebebi sekiz yıldan sorumlu olduğum içindir. Yani sekiz yılın hesabını sizlere vermek durumunda olduğum için sekiz yıl anlatılmıştır. Elbet daha evvel de büyük hizmetler yapılmıştır.

Askerliğin bedelli oluşuyla ilgili sorusu: Bugüne kadar sekiz yıl içerisinde benim ağzımdan bedelli askerlikle ilgili hiçbir müspet ifade çıkmamıştır. Çünkü kanun açıktır, Türkiye Büyük Millet Meclisi 1111 sayılı Kanun’un 10’uncu maddesini değiştirmediği müddetçe benim vaatkâr konuşmam mümkün değildir.

Süre değişimiyle ilgili de hiçbir beyanım olmamıştır. Bazı gazetelerin bazı yerlerden bir brifing dolayısıyla aldıkları bilgileri, belki maksatlarını da aşacak puntolarla ifade etmelerinin sonucudur.

“Profesyonel askerliğe ne zaman geçilecek?” deniyor. Profesyonel askerliğe 1986 yılında çıkarılan Uzman Erbaş Kanunu’yla adım atılmıştır. Zaman içerisinde diğer kanunlar da çıkarılmaktadır ve yalnız profesyonel askerlik değil, karma bir sistem öngörülmüştür.

Partiler adına son konuşmayı yapan Sayın Milletvekilinin üslubunun fevkalade yanlış ve Meclisimize yakışmayan bir üslup olduğunu belirtmeliyim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sizden mi onay alacağım? Nasıl konuşacağımı siz mi belirleyeceksiniz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Devamla) – Efendim, bu üslubunuzun Meclise yakışmadığını ben düşünüyorum, arkadaşlarım ne düşünür onu bilmiyorum, ben kendi kanaatimi söylüyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Aslında siz de bu ülkede bakanlık yapmaya yakışmıyorsunuz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Devamla) –Ayrıca, şöyle bir cümleniz var: “Peki, bitirdiyseniz nedir sayın generaller, Sayın Savunma Bakanım? Hâlen duruyor ve ‘Bitirdim.’ dediğiniz bütün alanda var ve arkasında milyonlarca halk da var. Onun için, bu yol, bu yöntem sorunları çözmüyor.”

Neyin arkasında halk var? Terörün mü? Siz de onların arasında mısınız? Terörün arkasında mısınız?

SIRRI SAKIK (Muş) – Halkımızın arkasındayız, halkımızın.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Halk yok mu arkasında? İsyan etmiyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Devamla) – Bakın, burada “Bitirdim.” dedikleri terördür.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bitirmemişsiniz.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Bitirmemişsiniz. Halk da arkasındadır, milyonlarca insan arkasında destek veriyor.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Devamla) – Siz terörü söylüyorsunuz. Ben zabıttan okuyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Siz bilmiyor musunuz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Devamla) – Şimdi tabii ben milletvekili olduğunuz için sorularınıza cevap vereceğim.

Binlerce çocuk öldüğü söyleniyor. “…”(x) bizim zamanımızda yüzde 18’lere düşmüştür.

En büyük payın Millî Savunma Bakanlığına ayrıldığı söyleniyor. Millî Savunma Bakanlığına ayrıldığı yıl sekiz yıl önceydi. Şimdi Millî Savunma Bakanlığı bütçesi altıncı bütçedir.

Eğitime pay ayrılmadığı söyleniyor. Millî Savunma Bakanlığının bütçesi 17 milyarı bulmazken Eğitim Bakanlığının bütçesi -ki iftiharla söylüyoruz, eğitime pay ayrılmadığı söyleniyor- 17 milyarı bile bulmayan Savunma Bakanlığı bütçesi yanında 34 milyar, üniversitelerin bütçesi 11 milyardır. Böylece eğitime ayrılan bütçe 45 milyardır. Bununla hepimiz iftihar etmeliyiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

“OYAK’ın bankası var.” deniliyor. OYAK’ın bankası yok. Vaktiyle vardı, satıldı.

SIRRI SAKIK (Muş) – Kimin peki OYAK?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Devamla) – “Erler hizmetçilik yapıyor.” deniyor. Erlerin hizmetçilik yapmasını kimsenin tasvip etmesi mümkün değil, hiçbir arkadaşımızın da tasvip etmesinin kabil olduğu kanaatinde değilim. İç Hizmet Kanunu var. Bu Kanun yanlış uygulanıyorsa, bildiğiniz varsa bildirirsiniz, tahkikat yapılır.

Değerli milletvekilleri, burada ben de milletvekiliyim, sizler de hepiniz milletvekilisiniz. Ben bu anlayışla bu sorulara cevap verdim, yoksa fikirleri ve üslubu tasvip ettiğimden değil.

Değerli milletvekilleri, Millî Savunma Bakanlığı bir ülkenin istikbalinde, hâlinde en önemli bakanlıklardan biridir. Millî Savunma Bakanlığının görevi Türk Silahlı Kuvvetlerini harbe hazırlamaktır. Türk Silahlı Kuvvetlerini harbe hazırlama görevi hükûmete verilmiştir. Hükûmet adına da Millî Savunma Bakanlığı yapmaktadır. Millî Savunma Bakanlığının rolünü bunun üzerinde, bunun dışında aramak Anayasa’nın mana ve ruhuna nüfuz etmemektir.

Nasıl ki bizler, hepimiz, buraya Anayasa’yla gelmişsek, Anayasa’nın ürünüysek Millî Savunma Bakanlığı da Anayasa’nın bir ürünüdür. Binaenaleyh, onu çarptırarak, şöyle yaparak, böyle yaparak anlatmak fevkalade yanlıştır, ayrıca silahlı kuvvetler de vatan hizmetini en iyi şekilde yapmaktadır. Zaten “Silahlı kuvvetler” dediğiniz ne bir aristokratik sınıftır ne bir ayrı bir zümredir, hepsi sizin evlatlarınızdır, sizin çocuklarınızdır. Türkiye kadar silahlı kuvvetlerin halkla birleştiği başka bir ülke de yoktur.

Bu bütçe münasebetiyle bize emanet ettiğiniz parayı da en iyi şekilde, en tasarrufa riayet ederek sarf etmemiz, en güzel örneğini biraz evvel ifade ettiğim, silahlı kuvvetlerin, yerli ama en kaliteli savunma ürünleriyle, bugüne kadar hiç olmadığı kadar, bugüne kadar hiç görülmediği şekliyle teçhiz edilmesiyle ve hiçbir noksanın kalmamasıyla anlaşılabilir. Bütçedeki artış enflasyona paralel ve hatta ondan biraz daha fazladır ama fonksiyon ve teçhiz edilme, düzenleme bunun bir parçasıdır.

Bunun bir ifadesi olmak üzere şunu sizlere arz ediyorum: Millî Savunma Bakanlığının bu seneki ihalelerinin sayısı 5.545’tir. Bu 5.545 halka açık ihaleden yalnız 4’üne itiraz edilmiştir, o da mahkemededir.

Ben, emanet ettiğiniz paranın, emanet ettiğiniz gücün emin ellerde olduğunu, sizlerin iradesi doğrultusunda kullanılacağından asla şüphe edilmemesi gerektiğini arz ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gönül.

Aleyhte İstanbul Milletvekili Durmuş Ali Torlak.

Buyurunuz Sayın Torlak. (MHP sıralarından alkışlar)

D. ALİ TORLAK (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılı Denizcilik Müsteşarlığı bütçesiyle ilgili olarak şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, şimdi aldığımız bir habere göre Mardin merkezde Kenan Erdem isimli bir uzman çavuş şehit olmuştur. Şehidimize Allah’tan rahmet, ailesine ve büyük Türk milletine başsağlığı diliyorum.

Sayın Bakan, saydığınız, başta Marmaray Projesi olmak üzere, bazı projelerin 57’nci Hükûmet tarafından başlatılıp bunların devam eden projeler olduğunu kabul ettiğiniz için size çok teşekkür ediyorum. Ancak, isterdim ki denizciliği bir yarım dakika değil de bir beş altı dakika daha buradaki insanlarımıza, buradaki milletvekillerimize ve gruba anlatsaydınız.

Değerli milletvekilleri, bugün Türk denizciliği çok sayıda bakanlık, kamu kurum ve kuruluşlarının yetki karmaşası yaşadığı ve bu bağlamda birçok sıkıntılarla uğraşmak zorunda kalınan bir sektör hâline gelmiştir. Dolayısıyla, Sayın Bakanın “Denizcilik bizim için ayrıcalıklı bir sektördür.” sözü havada kalmış, Sayın Başbakanın “Yatırım yapanın başımızın üzerinde yeri vardır.” sözüne güvenerek yola çıkan ve yeni yatırım yapan yatırımcılar, karşılığında destek görmeyerek ya iflas etmişlerdir ya da iflasın eşiğine gelmişlerdir. Denizcilik sektöründe bir zamanlar binlerce çalışan vardı. Bu insanlar, bugün, işsiz oldukları gibi başka bir sektörde de iş bulamamışlardır. Çalışanlar borçlarını ödeyemez, masraflarını karşılayamaz durumdadırlar. AKP Hükûmet yetkilileri her platformda istihdam oluşturmaktan söz ediyor, işsiz insanlarımızı beklentiye sokuyor, sonra istihdam oluşturacak sektörlere destek vermeyerek kendi söylemleriyle ters düşüyorlar. Hükûmet, denizcilik sektörünü desteklemiş olsaydı, ülkemizde bulunan yüz otuz tersanenin her biri dün olduğu gibi yaklaşık bin kişi istihdam ederek 130 bin kişiye daha iş imkânı sağlardı, dolayısıyla yan sanayiyle birlikte bu sayı asgari 500 bin kişiyi bulacaktı.

Değerli milletvekilleri, bakınız, Çin, Güney Kore, Vietnam ve Hindistan son iki yıl içerisinde devlet desteğiyle denizcilik sektörü yüzde 35-40 arası büyüme gösterirken yüz binlerce insana da istihdam olanağı sağlamıştır. Bizde ise durum tam tersine dönmüştür. Ocak 2009 ile kıyasladığımızda, dead weight ton bazında bu ülkeler devamlı büyüme gösterirken bizde ise Eylül 2010 itibarıyla yüzde 70’lik bir düşüş olmuştur. Bu noktaya gelmemiz tamamen Hükûmetin yanlış politikaları nedeniyledir.

Değerli milletvekilleri, 1 Ocak 2011 tarihinden itibaren Paris Memorandumu’na taraf devletlerce uygulamaya başlanacak yeni denetim sistemiyle yaşlı gemilerin Avrupa Birliği limanlarına girmesi hâlinde alıkonulmaları kuvvetle ihtimaldir veya Avrupa Birliği ülkeleri karasularına dahi giremeyeceklerdir. Dolayısıyla millî filomuzun yüzde 60’ı uluslararası taşımacılık yapamayacağına göre sektöre destek vermemek bu ülkeye yapılacak en büyük kötülük olacaktır. Bu durumda belki de ülke dış ticaret taşımacılığının tamamı yabancı filolar tarafından yapılacaktır. Bu da ülkemizin milyarlarca dolar döviz kaybına neden olacaktır.

Değerli milletvekilleri, gemi inşa sanayisi, sektörün dünyadaki diğer aktörlerine bakıldığında, otomotiv gibi frene bastığında duracak bir sanayi değildir. Uygun finansman modelleri oluşturmadan bir ülkenin denizcilik sektörünü geliştirmek ve büyütmek mümkün değildir. Destekler sağlanmazsa yatırım ve üretim de yapılmayacaktır. Dolayısıyla, ülkeler denizden gelecek refahtan da istifade edemeyecekleri gibi, Türkiye gibi denize muhtaç olan ülkelerin deniz yoluyla taşımacılığa daha fazla döviz ödeyeceği de açıktır. Ayrıca, elde ettikleri navlunlarla kredi borçlarını tam ödeyemez duruma gelen sektörün krizi atlatana kadar bu sıkıntıların çözülmesi yönünde kredi ertelemesi  ya da yapılandırılmasına gidilmesi büyük önem taşımaktadır.

Değerli milletvekilleri, büyük sıkıntılara rağmen Türk denizciliğine hizmet veren armatörlere, tersanecilere, yan sanayicilerimize ve sektörde çalışan tüm insanlarımıza sektöre verdikleri destekten dolayı Milliyetçi Hareket Partisi ve şahsım adına teşekkür ediyorum.

Kanaatim odur ki AKP Hükûmet yetkilileri, yandaşlar hariç, bu sektörün geneline destek vermek istemeyecektir. İlgililer, seçim dönemi geldiğinde her zaman olduğu gibi mavi boncuk dağıtacaktır.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Torlak.

Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Sayın Aydoğan, Sayın Yıldız, Sayın Işık, Sayın Çalış, Sayın Köse, Sayın Bulut, Sayın Çalık, Sayın Enöz, Sayın Özdemir, Sayın Asil, Sayın Şandır, Sayın İnan, Sayın Varlı, Sayın Doğru, Sayın Paksoy, Sayın Yalçın, Sayın Torlak, Sayın Özensoy, Sayın Akkuş ve Sayın Bal sisteme girmişlerdir. Sırayla söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Aydoğan.

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Duble yolların kalitesini yeterli buluyor musunuz? Çok övünülen duble yolların trafik levhası ve ışıklandırma eksiklikleri kazalara neden olmuyor mu ki Balıkesir Edremit’teki eksiklikler giderilmiyor?

Balıkesir’deki Orta Mandıra köyünden geçen batı çevre yolundaki alt geçit eksikliği giderilecek mi?

Biraz öncekini… Duble yolların kalitesini yeterli buluyor musunuz?

Köprü ve otoyolları ne zaman satacaksınız? Bu satış istihdam artışı sağlayacak mı?

Sivil havacılık tazminatını kimler almaktadır? Tazminat alan personel kriterlere uyuyor mu?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yıldız, buyurunuz.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Antalya Gazipaşa Havaalanı’nın son durumu nedir? Bundan sonraki projeksiyonunuz ne olacaktır?

Sayın Bakanım, ikinci sorum: Antalya-Alanya yolu artık özellikle yaz dönemleri trafiği taşıyamamaktadır. Bu yolla ilgili bir genişletme ya da yeni bir yol yapım projeniz var mıdır? Yoksa trafik sorununu nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz?

Üçüncü sorum: 57’nci Hükûmet döneminde projelendirilen Çanakkale geçişi, iki köprü arasındaki üçüncü Boğaz geçişi yap-işlet-devret modeliyle niçin ihale edilip Türk milletine kazandırılmamıştır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yıldız.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorularım Sayın Ulaştırma Bakanınadır.

Sayın Bakan, Temmuz 2010’da ihalesi yapılan Zafer Bölgesel Havaalanı inşaatı o günden bugüne beş ay geçmesine rağmen hiçbir ilerleme kaydetmemiştir. Acaba bir sıkıntı mı vardır, bu havaalanıyla ilgili son durum nedir? Ordu-Giresun Havaalanı 2011 yılında ihale edilebilecek midir?

2) Bize dağıttığınız kitapta da görüldüğü gibi Ankara-İzmir otoyolu ile Ankara-İzmir Hızlı Tren Projesi’nin Kütahya ilinden geçmesi gerekirken bu ilden geçmediği görülmektedir. Bu karar siyasi midir, Kütahya için yapılan bu haksızlığa vicdanınız nasıl sızlamayacaktır?

3) Kütahya ili Emet ilçesi ve Tavşanlı arasındaki yolun yapım çalışmaları ne aşamadadır? 2011 yılı için bu amaçla ne kadar para ayrılmıştır?

Son sorum: 10 Kasım 2008 tarihinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Işık.

Sayın Çalış…

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sorum Sayın Ulaştırma Bakanına.

Sayın Bakan, Karaman-Mut, Karaman-Konya duble yollarının Sarıveliler-Alanya yolunun özellikle Kuş Yuvası bölgesinin Hadim-Sarıoğlan-Konya yolunu ne zaman bitireceksiniz?

İkinci sorum ise Tokat Vekilimiz Sayın Doğru adına: Tokat-Niksar, Erbaa-Niksar-Reşadiye ve Tokat çevre yollarını ne zaman bitirmeyi düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çalış.

Sayın Köse…

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, yakın zamanda temeli atılan Gebze-Yalova Köprüsü üzerinde demir yolu geçişi niçin dikkate alınmamıştır? 1,5 milyar dolar maliyeti olduğu ifade edilen bu köprünün Körfez fay hattı üzerinde olması sakıncalı değil midir?

Atatürk Barajı üzerine kurulacak olan Adıyaman-Diyarbakır arası ulaşımı sağlayacak Nissibi Köprüsü yılan hikâyesine dönmüştür. Bu köprünün yapım çalışmaları hangi aşamadadır? Kesin olarak ne zaman hizmete girecektir?

Yine, ülkemizde işsiz olan pilot sayısı kaçtır? Araştırma yapılmadan yabancı pilot alımına girişilmiş midir? Yabancı pilot istihdamı konusunda aracı olan danışmanlık firmaları nasıl tespit edilmiştir?

Son olarak, Ankara’dan Batum Havaalanı’na direkt uçuşlara 2011 yılında başlanabilecek mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Köse.

Sayın Bulut…

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Bakan, Kütahya ve Bursa hattını Ege’ye ulaştıracak olan Balıkesir-Edremit yolunun çift yola dönüştürülmesi konusundaki çalışmalarınız ne durumdadır? Yazın müthiş bir şekilde trafik yoğunluğu olmakta ve o yol bu yoğunluğu kaldırmamaktadır. Körfeze Edremit-İzmir demir yolu yapımı konusunda bir projeniz var mıdır? Körfez Havaalanı’ndan sonra Edremit’e bir ihracat limanı yapılması gibi bir düşünceniz, projeniz bulunmakta mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Bulut.

Sayın Enöz...

MUSTAFA ENÖZ (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İki sorum var. Nakliyede 25 ton için verilen K1 belgelerinin maliyeti 12 bin TL’dir. Ayrıca, K belgeleri araç devirlerinde devredilememektedir. Şoför esnafı için çok büyük sıkıntılar doğuran bu uygulama ticareti de sekteye uğratmaktadır. K1 belgesiyle ilgili bir düzenleme düşünüyor musunuz?

İkinci sorum: Ankara-İzmir Hızlı Tren Projesi hangi aşamadadır? Planınız bu konuda nedir? Yapım çalışmaları ne zaman başlayacaktır? Güzergâhı ne olacaktır? Hangi illere uğrayacaktır? Manisa bu illerin içerisinde midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Enöz.

Sayın Özdemir, buyurunuz.

HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakana soruyorum: Bürokratik yapılanma içerisinde neredeyse en olumsuz çalışma şartlarına ve özlük haklarına sahip olan Karayolları Genel Müdürlüğü personeli kurumundan ayrılmak için âdeta fırsat kollar bir duruma gelmiştir. Genel Müdürlük personelinin maaşlarında ve özlük haklarında iyileştirmeye yönelik bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?

İkinci sorum: Sivil havacılık alanında devletin tekelini ortadan kaldırabilmek için herhangi bir çalışmanız var mıdır? Kaza Kırım İnceleme Kurulu için özerk bir yapılanma planlıyor musunuz? Üyesi olduğumuz sivil havacılıkla ilgili uluslararası kuruluşların dokümanlarını Türkçeye çevirip mevzuatımıza yerleştirmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özdemir.

Sayın Çalık…

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Sorum Yıldırım Bakanıma.

Bizim Malatya’mızdaki viyadük çalışmalarımız, tünellerimiz ve alt geçitlerimiz tamamlanmak üzere fakat büyükşehir olmaya aday olan Malatya’mızın özellikle merkezdeki trafik yoğunluğu dolayısıyla çevre yoluna acil ihtiyacı var. Malatya çevre yolu ne zaman başlayacak?

İkinci sorum da Çin’le imzalanan protokol çerçevesinde hızlı tren projesi Sivas-Malatya-Elâzığ ve Diyarbakır yol güzergâhının başlangıç sürecini Sayın Bakanımdan öğrenebilirsek çok mutlu olacağız.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çalık.

Sayın Asil…

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, Eskişehir çevre yolu üzerine yapılan alt geçitlerin hizmete girmesinin üzerinden aylar geçmiş olmasına rağmen ışıklandırma ve kavşak düzenleme çalışmaları yapılmamıştır. Şehirler arası ve şehir içi trafiğin çok yoğun olarak aktığı bu yolda bu ihmal kazalara neden olmakta, sürücüler büyük tehlike atlatmaktadır. Işıklandırma ve kavşak düzenleme çalışmaları ne zaman yapılacaktır?

Bir de tren yolunun yer altına alınması projesi ne aşamadadır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Asil.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın İnan sorabilsin diye çıktım.

BAŞKAN – Sayın İnan, buyurunuz.

MÜMİN İNAN (Niğde) – Sayın Başkanım, Türkiye Büyük Millet Meclisinde Türk Silahlı Kuvvetlerine ve Türkiye Cumhuriyeti devletine hakaret edildiği saatlerde Mardin Dargeçit’te teröristlerce hemşehrimiz Uzman Çavuş Kenan Erdem şehit edilmiştir. Şehidimizin ailesine, Türk Silahlı Kuvvetlerine ve aziz Türk milletine başsağlığı diliyorum.

Diğer taraftan, Ulaştırma Bakanımıza bir soru sormak istiyorum: Kemerhisar-Adana-Pozantı gişelerine kadar geçtiğimiz günlerde 2.200 lira olan otoban ücreti aniden 8 bin liraya çıkmıştır. Fahiş bir fiyat. Pozantı-Adana…

Niğde Havaalanı ne zaman bitirilecektir? Diğer taraftan, Pozantı-Çamardı ve Niğde-Ketençimen-Çiftlik yollarını da 2011 yılında planlayıp bitirmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın İnan.

Buyurunuz Sayın Bakan.

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın başında, şehit olan uzman çavuşumuza Allah’tan rahmet diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Evet, sorular bir hayli kalabalık. Tabii, cevaplarının da hazırlanması gerekiyor ama bir kısmını burada cevaplayacağım, yetiştiremediklerimi de yazılı olarak izninizle cevaplandırmak istiyorum.

Sayın Aydoğan duble yolların kalitesi konusunda bir soru gündeme getirdi. Duble yolların kalitesini artırma yönünde 2010 yılında fevkalade önemli çalışmalar yaptık ve bu sene kara yolları tarihinde rekor miktarda sıcak karışım asfalt kaplaması gerçekleştirdik. Şehirlerimizin birçoğu, giriş çıkışları, 10 kilometrelik kısımdan başlayarak sıcak asfalt kaplaması yapılmış ve programa 2011 yılında da aynen devam edilecektir.

Köprü, otoyolların satışı söz konusu değildir. Özelleştirme idaresi Başkanlığı köprü ve otoyolların uzun vadeli işletme hakkının devriyle ilgili bir çalışma yürütmektedir. Bu konu henüz daha hazırlık aşamasındadır.

Sivil havacılık tazminatını öngören yasa geçtiğimiz aylarda Meclisten çıkmıştır. Bu yasaya göre hangi branşlarda tazminat alacaklar detaylı bir şekilde yasada tadat edilmiştir, o çerçevede ödemeler yapılmaktadır.

Sayın Yıldız’ın sorusu: Antalya-Alanya yolu, doğrusu, hakikaten gittikçe ağır trafik yükü altında sorun teşkil etmektedir. Biliyorsunuz bu yol tek yoldu, göreve geldiğimizde ilk yaptığımız bölünmüş yollardan birisi Antalya-Alanya bölünmüş yoludur ve şimdi bir paralel başka bir yol çalışmasını şu anda proje ve etüt çalışmalarını sürdürüyoruz.

Gazipaşa Havaalanı malum mâniaları olan bir havaalanıdır. Esasen kurulduğu yer yanlıştır. Ancak, 50 trilyon harcanarak yapılmış bu havaalanını işletebilmek amacıyla neredeyse bedava denecek bir ücretle bir işletmeciye kiraladık ihale yoluyla. 1.825’e 30 metre ebadında olan mevcut pist 2.000’e 45 metreye yükseltilmesi yönünde izin verilmeyi kararlaştırdık. Şu anda havaalanı faaldir, uçuşlar havaalanında yapılmaktadır ancak, dediğim gibi, kısıtlı, mânialı bir havaalanıdır. Pistin uzatılmış olması bile bu mâniaları ortadan kaldırmaya yetmeyecektir. O bakımdan bu havaalanına uçuş yapan pilotların önceden eğitim alması ve görerek şartlarda uçuşlarını gerçekleştirmeleri mümkün olacaktır.

Sayın Alim Işık’ın sorusunu cevaplandırmak istiyorum. Zafer Havaalanı, ihalesi yapılmıştır. Geçtiğimiz haftalarda YPK kararı da çıkmıştır. 2011’in ilk veya ikinci ayında temeli atılacak, yapımına başlanacaktır.

Diğer bir soru: Ankara-İzmir otoyolu. Ankara-İzmir otoyolunun proje çalışmaları devam ediyor. Kütahya ile Afyon şehirleri arasından geçecek olup bu iki ilimize bağlantılar sağlanacaktır.

Tabii, demir yolu için de proje çalışmaları tamamlanma aşamasındadır. Daha önce de ifade ettim, otoyollar veya hızlı demir yolları, hangisini yaparsanız yapın yolu coğrafya belirler. Eğer yolu coğrafyanın belirlemesine izin vermezseniz o zaman ciddi sorunlarla karşı karşıya kalırsınız.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, süreniz, size ayrılan süre doldu.

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – Efendim, Bakanımızın sorusu yok.

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Sayın Bakan, Ordu-Giresun Havaalanı, cevap vermediniz

BAŞKAN – Size soru yok muydu efendim?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (İzmir) – Yok.

BAŞKAN – Peki, o zaman devam ediniz.

Buyurunuz.

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – Dolayısıyla Emet-Tavşanlı yolunun da çalışmaları, Emet-Tavşanlı şehir geçişleri yapılmış olup diğer kesimlerde çalışmalar devam etmektedir.

Diğer soru, Sayın Çalış’ın sorusu: Karaman-Konya büyük oranda zaten bitirilmiştir.

Taşağıl-Kuşyuvası, bu zor bir yoldur, Toroslardan Antalya-Manavgat arasına inen bir yoldur. Proje çalışmaları devam etmektedir. Bir kesiminde de çalışma yapılmaktadır.

Tokat-Niksar, Tokat çevre yolu da büyük oranda yapılmasına rağmen belirli bir kesiminde kamulaştırmayla ilgili hukuki sorunlar yaşamaktayız. Bu hukuki sorunları da çözmek üzereyiz. Bunlar bittiğinde kısa sürede tamamlanacaktır.

Bir başka soru: İzmit köprüsünde demir yolu geçişinin de olması konusunda ta baştan beri çalışmalar yapılmış olup ancak teknik bakımdan bunun mümkün olmadığı köprü açıklığı dikkate alındığında ortaya çıkmış ve uygulamanın demir yolu olmadan yapılmasına karar verilmiştir.

Pilot sayımız… 1.300 pilotumuz faal iken 2003’te, bugün bu sayı 7 bine ulaşmıştır. Aslında sağ koltukta oturan pilot yani ikinci açığımız yoktur, fazlamız vardır. Açığımız olan, sol koltukta oturan kaptan açığıdır. Bunların da çeşitli tip eğitimlerden geçmiş olması lazım. Bu da bir süreye ihtiyaç gösteriyor, açık bu yüzdendir yoksa keyfî olarak yabancı pilot istihdamı yapılmamaktadır. Bunun bilinmesinde fayda var.

Sayın Bulut’un sorusu: Balıkesir-Edremit yolunun ihalesi yapıldı, iş yeri teslimi de yapıldı ve çalışmalara 2011’de faal olarak başlanacak.

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Adıyaman Nissibi Köprüsü ne oldu?

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – Sırayla… Geliyoruz şimdi.

Edremit-İzmir otoyol çalışması şu anda gündemimizde yok. Edremit’e bir liman projesi de yine gündemimizde yoktur.

Sayın Enöz K1 belgesiyle ilgili…

Evet, Nissibi Köprüsü’nün proje yapımı devam ediyor. 2011 yılı yatırım programına alındı, proje bitince ihalesi de yapılacak.

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Ne zaman bitecek? Yılan hikâyesine döndü Sayın Bakan.

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – Efendim, proje yapıyoruz. Oradaki köprü bir küçük boğaz köprüsüdür.

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Dokuz yıl efendim… Sayın Bakan dokuz yıldır proje bitmedi mi?

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – Böyle zor bir projedir. Proje süresi iki buçuk yıldır, proje iki buçuk yıldan beri yapılıyor. Bunlar çocuk oyuncağı değil. Bu işler ciddi çalışmalar ister.

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Çocuk oyuncağı değil. Proje biter efendim. Dokuz yılda bitmez mi proje?

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – Görüyorsunuz, hizmetleri yaptıkça sabırsızlıklar artıyor. Daha kısa sürede daha çok iş yapmamızı istiyorsunuz. Bunda da haklısınız ama ne yapalım seksen yılın ihmalini sekiz yıla sığdıramadık. Bu konuda da tabii ki üzüntülüyüz.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Bravo, çok güzel cevaplar verdiniz Sayın Bakan!

BAŞKAN – Süreniz doldu Sayın Bakan.

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – Teşekkür ediyorum. Bundan sonraki soruları da yazılı olarak cevaplandıracağım.

Çok teşekkür ediyorum, sağ olun, var olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

Buyurunuz Sayın Gönül, ufak bir açıklamanız var.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şehidimizle ilgili bilgi vermek istiyorum.

Jandarma Uzman Çavuş Kenan Erdem, Mardin Dargeçit İlçe Jandarma Komutanlığında görevliyken ilçe merkezinde saat 17.10’da bir sivil araçtan açılan ateş sonucu şehit olmuştur. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum. Bütün milletimizin, ailesinin başı sağ olsun, silahlı kuvvetlerin başı sağ olsun. Hepinize saygıyla arz ediyorum. Allah şefaatine nail eylesin.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gönül.

KÜRŞAT ATILGAN (Adana) – 60’a göre kısa bir söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Atılgan.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Adana Milletvekili Kürşat Atılgan’ın, Millî Savunma Bakanı Mehmet Vecdi Gönül’ün, Mardin Dargeçit’te şehit olan Jandarma Uzman Çavuş Kenan Erdem’le ilgili konuşmasına ilişkin açıklaması

KÜRŞAT ATILGAN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce milletin kürsüsünden, milletin birliğinin ve savunmasının teminatı olan Türk Silahlı Kuvvetleri, hakkında son derece çirkin iddialarla itham edildi. Maalesef Savunma Bakanımız bu çirkin iddialara yeteri kadar açıklıkla ve aynı üsluba yakın bir üslupla cevap veremedi. Dolayısıyla bu milletin  birliğinin teminatı olan Türk Silahlı Kuvvetlerine saldırıyı, asli gayesi bu ülkeyi bölmek olan insanların bu saldırılarını milletin dikkatine getirmeyi, sizlerin dikkatine getirmeyi bu Mecliste bir görev addediyorum. Dolayısıyla, silahlı kuvvetlerini savunmakla sorumlu olanların yeteri kadar savunmalarını da temenni ediyorum.

Teşekkür ediyorum söz verdiğiniz için. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Atılgan.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/960) (S. Sayısı: 575) (Devam)

2.- 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2009 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/905, 3/1261) (S. Sayısı: 576) (Devam)

H) ULAŞTIRMA BAKANLIĞI (Devam)

1.- Ulaştırma Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Ulaştırma Bakanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) KARAYOLLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Karayolları Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Karayolları Genel Müdürlüğü  2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) BİLGİ TEKNOLOJİLERİ VE İLETİŞİM KURUMU (Devam)

1.- Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) DENİZCİLİK MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.- Denizcilik Müsteşarlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Denizcilik Müsteşarlığı  2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) SİVİL HAVACILIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Sivil Havacılık Genel <