DÖNEM: 23 YASAMA
YILI: 5
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
CİLT : 86
32’nci Birleşim
14 Aralık 2010 Salı
(Bu Tutanak Dergisinde yer alan ve kâtip üyeler tarafından
okunmuş bulunan her tür belge ile
konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş
alıntı sözler aslına uygun olarak
yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
II. - KANUN TASARI
VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
1.- 2011 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/960)
(S. Sayısı: 575)
2.- 2009 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi
Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2009 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait
Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı
Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/905, 3/1261) (S. Sayısı: 576)
A) CUMHURBAŞKANLIĞI
1.-
Cumhurbaşkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.-
Cumhurbaşkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
1.- Türkiye Büyük
Millet Meclisi 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Türkiye Büyük
Millet Meclisi 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI
1.- Sayıştay Başkanlığı 2011 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Sayıştay Başkanlığı 2009 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
D) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU
1.- Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu
2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu
2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
E) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI
1.- Anayasa
Mahkemesi Başkanlığı
2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Anayasa
Mahkemesi Başkanlığı
2009 Yılı Merkez Yönetim Kesin Hesabı
F) BAŞBAKANLIK
1.- Başbakanlık
2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Başbakanlık
2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
G) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Vakıflar
Genel Müdürlüğü 2011
Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Vakıflar
Genel Müdürlüğü 2009
Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
H) BASIN–YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Basın-Yayın
ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Basın-Yayın
ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
I) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI
1.- Hazine Müsteşarlığı 2011
Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Hazine Müsteşarlığı 2009
Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
İ) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU
1.- Bankacılık
Düzenleme ve Denetleme Kurumu
2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Bankacılık
Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
J) SERMAYE PİYASASI KURULU
1.- Sermaye
Piyasası Kurulu 2011
Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Sermaye
Piyasası Kurulu 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
K) TÜTÜN VE ALKOL PİYASASI DÜZENLEME KURUMU
1.- Tütün ve
Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Tütün ve
Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
L) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
1.- Diyanet
İşleri Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Diyanet
İşleri Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
M) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI
1.- Türk
İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Türk
İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
N) YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI
1.- Yurtdışı
Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
O) AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ
1.- Avrupa
Birliği Genel Sekreterliği
2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Avrupa
Birliği Genel Sekreterliği
2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Giresun
Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması
2.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Giresun Milletvekili
Nurettin Canikli’nin, MHP Genel Başkanına sataşması
nedeniyle konuşması
3.- Manisa
Milletvekili Şahin Mengü’nün, Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
4.- İzmir
Milletvekili K. Kemal Anadol’un, Devlet Bakanı Egemen
Bağış’ın, CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması
IV.- AÇIKLAMALAR
1.- Giresun
Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Isparta
Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Sayıştay
denetiminin etkinliğini ya da kapsamını daraltmak için bir çalışma yaptıklarına
dair beyanına ilişkin açıklaması
2.- Muş
Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, “Bilinmeyen bir
dil” konusunda yaptığı konuşmaya ilişkin açıklaması
V.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, bir köyün afet kapsamına alınmasına ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in
cevabı (7/16869)
2.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars’taki yatırım
projelerine ayrılan kaynağa ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı
(7/16929)
3.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars’ta sınır ticaret
merkezi kurulmasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın
cevabı (7/17045)
4.- Denizli
Milletvekili Hasan Erçelebi’nin, kadrosu bulunmayan
milletvekili danışmanlarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in cevabı (7/17260)
5.- İstanbul
Milletvekili Esfender Korkmaz’ın,
Flaman Parlamentosu Başkanının bir açıklamasına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in cevabı
(7/17261)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 13.00’te açılarak üç oturum yaptı.
2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/960) (S.
Sayısı: 575) ve 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile
Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2009 Bütçe Yılı Kesin
Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna
Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun
(1/905, 3/1261) (S. Sayısı: 576) tümü üzerindeki görüşmeleri tamamlanarak
maddelerine geçilmesi kabul edildi ve tasarıların 1’inci maddeleri okundu.
Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmasına
ilişkin bir açıklamada bulundu.
İstanbul
Milletvekili Mustafa Özyürek, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan’ın, şahsına sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.
14 Aralık 2010
Salı günü, alınan karar gereğince saat 11.00’de toplanmak üzere birleşime
20.50’de son verildi.
|
|
|
Mehmet
Ali ŞAHİN |
|
|
|
|
Başkan |
|
|
|
|
|
|
|
|
Murat
ÖZKAN |
|
Yusuf
COŞKUN |
|
|
Giresun |
|
Bingöl |
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
14 Aralık 2010 Salı
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 11.04
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter
sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Sayın
milletvekilleri, gündemimize göre, 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu
Tasarısı ile 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki
görüşmelere devam edeceğiz.
Program uyarınca,
bugün iki tur görüşme yapacağız.
Birinci turda
Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Sayıştay, Radyo ve Televizyon
Üst Kurulu, Anayasa Mahkemesi, Başbakanlık, Vakıflar Genel Müdürlüğü,
Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü bütçeleri yer almaktadır.
II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan
ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/960) (S. Sayısı: 575)
2.- 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2009 Bütçe Yılı
Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların
Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (1/905, 3/1261) (S. Sayısı: 576) (x)
A) CUMHURBAŞKANLIĞI
1.- Cumhurbaşkanlığı 2011
Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Cumhurbaşkanlığı 2009
Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
1.- Türkiye Büyük
Millet Meclisi 2011 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Türkiye Büyük
Millet Meclisi 2009 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI
1.- Sayıştay Başkanlığı 2011 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Sayıştay Başkanlığı 2009 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
(x)
575 ve 576 S. Sayılı Basmayazılar ve Ödenek
Cetvelleri 13/12/2010 tarihli 31’inci Birleşim
Tutanağı’na eklidir.
D) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU
1.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2011 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2009 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
E) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI
1.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
F) BAŞBAKANLIK
1.- Başbakanlık 2011 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Başbakanlık 2009 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
G) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Vakıflar Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Vakıflar Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
H) BASIN–YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – Komisyon
ve Hükûmet? Yerinde.
Sayın
milletvekilleri, 08/12/2010 tarihli 28’inci Birleşimde
bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur
için soru-cevap işleminin yirmi dakika olması kararlaştırılmıştır. Buna göre,
turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekillerinin,
konuşmaların bitimine kadar şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan sonra
ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofonlarındaki
kırmızı ışıkları yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin söz talepleri kabul
edilmiş olacaktır.
Tur üzerindeki
konuşmalar bittikten sonra, soru sahipleri, ekrandaki sıraya göre sorularını
yerlerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi on dakika içinde tamamlanacaktır.
Cevap işlemi için de on dakika süre verilecektir. Cevap işlemi on dakikadan
önce bitirildiği takdirde geri kalan süre için sıradaki soru sahiplerine söz
verilecektir.
Bilgilerinize
sunulur.
Birinci turda
grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:
Gruplar:
Barış ve
Demokrasi Partisi: Sırrı Sakık, Muş; Hamit Geylani, Hakkâri milletvekilleri.
Milliyetçi
Hareket Partisi: Yılmaz Tankut, Adana; Murat Özkan,
Giresun; Süleyman Nevzat Korkmaz, Isparta; Cumali
Durmuş, Kocaeli; Ahmet Orhan, Manisa milletvekilleri.
Cumhuriyet Halk
Partisi: M. Cevdet Selvi, Kocaeli; Rahmi Güner, Ordu; Osman Kaptan, Antalya; Halil Ünlütepe, Afyonkarahisar; Şahin Mengü, Manisa; Bülent Baratalı, İzmir milletvekilleri.
AK PARTİ: Kerem Altun, Van; Harun Tüfekci, Konya;
Hacı Hasan Sönmez, Giresun; Alaattin Büyükkaya,
İstanbul; Fatoş Gürkan, Adana; Ayşe Türkmenoğlu,
Konya; Akif Gülle, Amasya; Osman Demir, Tokat; İrfan Gündüz, İstanbul; Hüseyin
Gülsün, Tokat milletvekilleri.
Şahsı adına: Lehinde, Mehmet Salih Erdoğan, Denizli; aleyhinde,
Zekeriya Akıncı, Ankara milletvekilleri.
Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, bazı siyasi parti gruplarımız konuşmalarının
tamamını beşer dakikadan 10 kişiye kullandırmışlardır, bazı partilerde ise 3
veya 5 kişi söz konusudur. Burada sözünü bitiren arkadaşlara bir dakikalık ek
süre vereceğim. Adaleti temin bakımından, eğer daha az sürede konuşan şahıslar
varsa gruplar adına, onların da o hakkını kendilerine kullandırmaya gayret
edeceğim.
Evet, ilk söz,
Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sırrı Sakık’a aittir.
Sayın Sakık, buyurun efendim. (BDP sıralarından alkışlar)
BDP GRUBU ADINA
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de Cumhurbaşkanlığı,
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğü kalemleri üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi
Grubunun düşüncelerini aktarmak üzere buradayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Biz grup olarak
özellikle kalem kalem bütçeyi değerlendirmektense bu
kurumların ne yapması gerektiği konusunda düşüncelerimizi sizlerle paylaşmak
istiyoruz. Daha önceki bütçe görüşmelerinde de dile getirdiğimiz ama bugüne
kadar gerçekleşmeyen bir konunun hâlen gerçekleşmemesi ve kafalarda soru
işaretlerinin olması bizi gerçekten üzüyor. Geçen yıl yoktuk yani Anayasa
Mahkemesinin kararından sonra, partimizin kapatılmasından sonra bütçe
görüşmelerinde yoktuk ama o bütçe görüşmelerinde de bu dile gelmedi ve
tartışılmadı. Konu şu: Üç buçuk yıl önce buradan Parlamentonun iradesiyle
seçilen Cumhurbaşkanının ailesinin militer güçlerin
baskısıyla Köşk’e giremediği konusunda kuşkularımız, duyumlarımız vardı, bunu
sizlerle paylaştık; ama bugüne kadar Türkiye toplumunu aydınlatan bir bilgiye
sahip değiliz. Parlamentonun bu konuda bir bilgi sahibi olması gerekir. Bu
konuda kim ki etkili ve yetkiliyse… Çünkü, bize
söylenen şuydu: “Sayın Cumhurbaşkanının ailesi Köşk’e şu nedenlerle giremiyor”
diyorlardı. Nedeni; “Efendim, tadilat ve tamirat.” Şimdi günümüzün çağında üç
buçuk yıllık, dört yıllık süre içerisinde yeni ilçeler yaratılıyor bugünkü
teknolojiyle. Bugünkü teknolojiyle dört yıla yakın süre içerisinde yeni kentler
kuruluyor, ama Çankaya’da küçük bir dairenin onarılması eğer üç buçuk yıl
alıyorsa, burada ciddi soru işaretleri vardır. Ama,
nitekim son resepsiyonda bir kırılma hattının yaşandığını gördük, bu ülkemiz
adına sevindiricidir. Belki militer güçler bu noktada
rahatsız oldular, bu hiç bizi ilgilendirmiyor. Evet, Sayın Cumhurbaşkanının
eşinin başında türban olması militer güçleri rahatsız
ediyorsa bu onların sorunudur, ama biz Türkiye’de yaşayan halklar bundan
rahatsız değiliz, bunun kırılması gereklidir. Bir an önce Sayın Cumhurbaşkanı
Dışişleri konutunu terk etmek zorundadır. Eğer terk edebilirse halkın iradesine
saygı göstermiş olur, ama bunu yapmazsa, devam ederse militer
güçlere teslim olduğu anlamında bir sonuç çıkarırız, bu da bizim en doğal
hakkımızdır.
Yine Sayın
Cumhurbaşkanımızın seçildiği günden bugüne kadar buralarda zaman zaman yaptığı konuşmalar vardır. Bu konuşmalar, ülkenin
sorunlarının altını çizerek… Hatta, 1 Ekim 2010, bu
kürsüde yaptığı konuşmada, artık Kürt sorununun barışçıl bir şekilde çözülmesi
gerektiğini söylüyordu, artık silah ve şiddetin dışında bu Parlamentoyu göreve
davet ediyordu. İnanç sorununun da aynı şekilde çözülmesi gerektiğini
söylüyordu Sayın Cumhurbaşkanı. Hukukun ve huzurun ülkesini yaratmak bu
Parlamentonun göreviydi, Parlamentoyu göreve davet ediyordu. Yargılanma
sürecinin bir infaz sürecine dönüştüğünü yine buradan seslenerek, hepimize
seslenerek söyledi ve nitekim Ergenekon davasında, KCK davasında yargılama
süreci bir infaza dönüşmüştür, Parlamentoyu göreve çağırmıştır. Temsilde
adaleti burada vurgulayarak Parlamentoyu göreve çağırmıştır. Ama ne yazık ki bu
konuda Parlamento üzerine düşen sorumlulukları yapmamıştır.
Sayın
Cumhurbaşkanı da bunları sadece söylem bazında seslendirmemelidir. Yani bu sorunların çözümünde, evet, Sayın Cumhurbaşkanı önemli bir
rol üstlenebilir, bu sorunun çözümünde bir yol haritasını bizimle birlikte
paylaşabilir ama ne yazık ki görebildiğimiz kadarıyla bu sorunları burada
seslendiren Sayın Cumhurbaşkanı ve bu ülkenin yöneticileri bu sorunların
çözümünü, özellikle Kürt sorununun çözümünü sadece Türkiye Büyük Millet
Meclisinde çözmek değil, Türkiye coğrafyasında değil, Amerika’dan Bağdat’a
kadar seferler düzenleyerek -Kürt
sorununu- çözmeye çalışıyor. Biz hep söyledik, bu sorunun çözümü
Bağdat’ta, Amerika’da değil, bu sorunun çözümü Suriye’de, İran’da, Irak’ta
değil, bu sorunun çözümü Türkiye coğrafyasıdır, Türkiye Büyük Millet
Meclisidir. Onun için buralara sefer düzenlemeyin. Sefer düzenlersiniz ama
zafer kazanamazsınız. Çünkü burada bu halkın iradesini dikkate almadan
uluslararası güçlerle Kürt sorununu çözme şansınız yoktur ve yine aynı şeyi
söyledik, buralardan kararlar çıkararak, savaş kararları çıkararak sınır ötesi
ve sınır içi operasyonlar yaparak sorunları çözemezsiniz. Oralara da sefer
yapabilirsiniz ama zafer kazanamazsınız çünkü otuz yıldır aynı seferler
yapıldı, hiçbir zaferi olmayan seferler yapıldı.
Şimdi, tam bu
noktada, artık burada, Kürt halkının iradesiyle, kurumlarıyla oturup konuşmanın
zamanı geldi. Eğer silahlar susuyorsa biz hepimiz bir bütün olarak bir rehavete
kapılıyoruz, -başta Cumhurbaşkanımız, Hükûmetimiz-
Kürt sorununu yok sayıyoruz. “Silahlar patlamıyorsa Kürt sorunu yoktur...” Nitekim, 1999’da da tamamen silahlı güçler bu ülkenin
sınırlarının dışına çıkınca dört yıl heba edildi. İşte bugün de böyle bir süreç
yaşanıyor ve silahlar sustu, Parlamentoya önemli görevler düşüyor, Sayın
Cumhurbaşkanımıza da önemli görevler düşüyor. Bu silahların sustuğu dönemde bir
projeyle Kürt sorununu çözmeliyiz.
Sayın
Cumhurbaşkanımız yakın bir tarihte İsviçre’ye bir seyahatte bulundu.
Gittiğinde, orada şöyle bir serzenişte bulunmuştu oradaki yöneticilere. Orada,
biliyorsunuz, bir camiyle ilgili, inançlarla ilgili İsviçre’nin bir tavrı vardı
ve camiyi seslendirirken, oradaki yöneticiler şunu söylüyordu: “Bizim sorunumuz
inançlarla değil. Sorunumuz, imar sorunudur, bir inşaat sorunudur.” Şimdi bunu
söylerken Sayın Cumhurbaşkanımız, kendi ülkesinde olup bitenleri görmüyor.
Gittiği o ülke, 7,5 milyon nüfusu olan bir ülke. O ülkede üç tane resmî dil
var. O ülkede otonom bölgeler var. O ülkede demokrasi, yani bütün halkların
İsviçre’si olmuş bir demokrasi var. Ama burada, bizim ülkemizde, kiliselere
karşı tutumu bir bütün olarak biliyoruz, buradaki rahiplere, misyonerlere nasıl
saldırıların olduğunu biliyoruz -şimdi biz bu kadar kendi ülkemizde sabıkalıyken-
ve Hrant Dink’in nasıl
öldürüldüğünü biliyoruz, gayrimüslimlere karşı uygulanan politikaları bir bütün
olarak biliyoruz. Kendimiz bu kadar hukuksuz, bu kadar halklara, inançlara
karşı hoşgörüsüz ama başka yerde ve demokrasinin beşiği olan ülkelerde onlara
demokrasi dersi vermek bir miktar çelişiyor. Onun için, Sayın Cumhurbaşkanımız,
sizin tespitleriniz doğrudur yani bu ülkedeki, burada yaptığınız konuşmaların
hayata geçmesi için derhâl siz Parlamentoyu göreve çağırın; Parlamento bu
konuda politikalar üretsin, Parlamento bir barış komisyonu oluştursun, bir
hakikatleri araştırma komisyonu oluştursun. Eğer bu komisyonları
oluşturabilirse barışa hızlı adımlarla ilerleyebiliriz ama sizin bahsettiğiniz
bu Parlamentoda…
Bakın, bu
Parlamento seçime gidiyor. Hangi yasalarla gidiyor? Hangi seçim kanunuyla
gidiyor? Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanımız, sizin içinize siniyor mu? Bu mevcut
Siyasi Partiler Yasası, Seçim Kanunu, bu yüzde 10’luk baraj sizin içinize
siniyor mu? Bu partiler arasındaki adaletsizlik sizin içinize siniyor mu?
Sayın
milletvekilleri, sizin içinize siniyor mu? Seçime gidiyoruz, dört grubumuz var
ve grubu olmayan siyasi partilerimiz var. Şimdi, dört gruptan üçü; siz 186,5
trilyon para alacaksınız, siz 86,5 trilyon, siz 57 trilyon para alacaksınız.
Bir tek lira para almayan bir parti ve diğer partiler, bağımsızlar sizinle
nasıl yarışacaklar? Bunun adı demokrasi midir? Hani eşitlik ilkesi? İşte,
bunların bir an önce gözden geçirilmesi gerekir, adaletin buradan başlaması
gerekir. Eğer bu adalet uygulanmazsa siz demokrasiden ve özgürlüklerden
bahsedemezsiniz. Allah aşkına şu hâlimize bakın, tek parti dönemi gibi,
bakmayın farklı partiler olmamıza. Bu Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu
ancak diktatörlüklerde bulunan bir kanundur. Dört siyasi partinin lideri nasıl
emrediyorsa Parlamento öyle oluşuyor. Tek parti döneminde de aynı şeyler
yapılıyordu çünkü Edirne’den birini Muş’tan milletvekili ediyorlardı, şimdi de
aynı şekilde Meclis Başkanımızı İstanbul’dan Antalya’ya gönderen bu
zihniyettir. Aynı zihniyet Cumhuriyet Halk Partisinde de var, MHP’de de var, BDP’de de var. Onun için, halkın içinde olmadığı, halkın
iradesinin içinde olmadığı bir Siyasi Partiler Yasası, Seçim Kanunu bizi nasıl
özgürleştirebilir, biz nasıl düşüncelerimizi ifade edebiliriz? Yani dün burada
gördüm, dehşete kapıldım. Aman Allah’ım neydi o, Sayın Başbakan nereyi
fethetmişti! Siz bir bütün olarak ayaktaydınız. O ne çığlıklardı, o ne
alkışlardı! Çünkü belirleyici olan tek kişi Sayın Başbakan. İşte bu demokrasi
bizi bir yere taşımaz. Bu, padişahlar döneminde de yapılıyordu. İşte “Çok yaşa
padişahım.” diyenler de vardı ama padişahlar çok yaşamadı! Bu siyasi parti
aktörlerinin birçoğu, Özal da öyleydi, Demirel de öyleydi, Mesut Yılmaz da
öyleydi. Dönün bakın, hiçbiri kalmadı. Bunlar da gidecek. Demokratik bir rejim
oluşmadığı müddetçe, sizin ayakta alkışladığınız, çığlıklar attığınız Sayın
Erdoğan da gidecek. Onun için, demokrasi hepimize gerekli. Onun için, tek parti
rejiminden nasıl şikâyet ediyorsanız bugün, aslında bugün uygulanan politikalar
da tek partinin farklı bir versiyonudur.
Onun için, açık
ve net söylüyoruz: Bu adalet duygusu zedelendiği müddetçe bu ülkede iç barışı
sağlayamazsınız. Siz bizim oylarımızla burada iktidar oluşturmaya
çalışıyorsunuz. Allah aşkına, yani yolsuzlukla hırsızlığın veya oy çalmanın
arasında ne fark vardır? Siz niye halkın iradesine ipotek koyuyorsunuz? Niye
dünyada olmayan yüzde 10’luk barajı hayatta tutuyorsunuz? Neden, neden bütün
farklılıkların Parlamentoya yansımasını engelliyorsunuz? Ne yapmak
istiyorsunuz? Tek parti olsanız, 550 milletvekili de sizin olsa ne değişir, ne
yaparsınız?
Onun için, 2011
yılı önemli bir yıldır. Bu önemli bir yıl, çünkü yeni bir Anayasa. Bu yeni
Anayasa’da bütün halkları kucaklayacak yeni tespitler, retçi, inkârcı bölümler,
hepsi çıkarılacak. Ama farklı renklerin, kültürlerin buraya yansıması gerekir.
Bunun için derhâl bu… Cumhuriyet Halk Partisi zaman zaman
seslendiriyor, zaman zaman bu konuda “Biz de bu yüzde
10’luk baraja karşıyız.” diyor. Diğer partileri de, Milliyetçi Hareket
Partisini de göreve davet ediyoruz. Nasıl 2007 seçimlerinden önce, seçimlere
birkaç ay kala çok alelacele bir şekilde…
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Biz seslendirmiyoruz, eylem yapıyoruz, kanun teklifi
verdik; seslendirmiyoruz.
SIRRI SAKIK
(Devamla) – Sadece kanun teklifiyle olmaz.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Tamam.
SIRRI SAKIK
(Devamla) – Gelin, hep birlikte burada Meclisi kilitleyelim, demokrasiye
birlikte sahip çıkalım. Nasıl 2007 seçimlerinde BDP’nin
gelmemesi için -o dönem Demokratik Toplum Partisi- hiç uzlaşmadığınız siz ve
Adalet ve Kalkınma Partisi seçimlere bir iki ay kala çok alelacele bir şekilde
Anayasa’da değişiklik yapmadınız mı? “Kürtler nasıl olsa seçimlerde gider
sandık başında tercihlerini kullanamaz. Efendim, bağımsızlar gelmesin…” İşte,
onların değirmenine su taşıdınız. Zannettiniz ki bölgeden 3-5 milletvekilini de
siz kaparsınız. Oysaki hepsini onlar kaptı. Hukuka, Anayasa’ya karşı hile
yaptılar, birlikte hile yaptınız.
Onun için, bugün
daha hâlen fırsat var. Gelin, hep birlikte bunu seslendirelim. Eğer bunu
seslendirebilirsek, bunu hayata geçirebilirsek gerçekten sorunlarımızın
çözümüyle ilgili ciddi bir şekilde sorunu çözebiliriz.
Sevgili
arkadaşlar, burada Sayın Cumhurbaşkanının seslendirdiği ve sürekli, işte… Yani
artık aslında bir cumhuriyetin bir öz eleştirisiydi, yani 1920’lerde kurulan
cumhuriyetin bir öz eleştirisiydi Sayın Cumhurbaşkanının burada, ekim ayında, 1
Ekimde yaptığı konuşma.
Şimdi, o tarihte
bir öz eleştiri, hâlen burada “Bilinmeyen bir dil.” olarak geçiyor. Sayın
Cumhurbaşkanı “Kürt realitesini kabul ediyoruz.” diyor ama burada “Bilinmeyen
bir dil.” geçiyor.
Bilinmeyen bir
kimlik, efendim, adı konulmamış bir coğrafya. Biz zaman zaman
burada söyleyince kıyametler kopuyor. Yani kıyametleri de koparsanız,
bilinmeyen dil Kürt dilidir, bilinmeyen kimlik Kürt kimliğidir, ipotek
koyduğunuz o coğrafyanın adı Kürt coğrafyasıdır ve Kürdistan’dır. Bunu ben
söylemiyorum. Bunu, 1920’lerde Mustafa Kemal söylüyor. 1920’lerden biraz daha
öteye gidelim, çok çok öteye gidelim, 1071’lerde
Anadolu’da ilk kapıyı size açan Kürtlerdir. O gün de Kürtler
vardı, Kürdistan vardı, Osmanlıda da Kürdistan vardı, cumhuriyet kurulurken de
Kürdistan vardı ve ben o gün burada “Kürdistan” derken birkaç arkadaşımız
neredeyse masalara çıkıyordu, onlara seslendim, dedim ki: “Bakın, iki gün sonra
-kıyametleri koparmayın- sizden temsilciler, genel başkan yardımcıları, Kuzey
Irak’a gidecekler, Kürdistan bölgesine gidecekler, orada ağırlanacaklar.” Ve
nitekim arkadaşlarımız gitti, orada -Genel Başkan Yardımcınız gitti- KDP’nin kongresine katıldı, “Kürdistan’da bulunmaktan onur
duyuyorum.” dedi, çok da iyi etti. E, niye tepki gösterdiniz? Demek ki böyle
bir yer var. Onun için, birbirimizin değerlerine, inançlarına saygısızlık
etmeyelim. Yani, “Kürdistan” derken ülkenin birliğine bir zararı yok. Biz
“Kürdistan” derken, “Kürt halkı” derken bir realiteden bahsediyoruz. Rahatsız
da olabilirsiniz. Rahatsız da olsanız söyleriz, burayı terk etseniz de söyleriz
çünkü bir realitedir. Eğer bu realite olmamış olsaydı Mustafa Kemal bunu
demezdi, eğer bu realite olmamış olsaydı 1920’lerde Kürtlere özerkliği Mustafa
Kemal seslendirmezdi. 2010’lardayız, hâlâ 1920’lerin Anayasası’nı arıyorsak, bu
da bu ülkenin, bu Parlamentonun bir ayıbıdır. Biz nasıl hâlen 1920’lerin
Anayasası’nı arayabiliriz? Onun için, bir miktar da bizim oturup kendimize
sualler sormamız lazım. Hep adına yemin ettiğimiz o Mustafa Kemal var ya işte,
o, 1920’lerde bunu açık bir şekilde… Kürt milletvekillerine “Kürdistan
milletvekili” diye hitap eden o, Laz milletvekiline “Lazistan
milletvekili” diye hitap eden kendisi. Ama 1924 sonrası red
ve inkâr, ondan sonra kavga… Şimdi kavganın ve şeyin zamanı ve miadı doldu.
Onun için, daha çok uzlaşı, daha çok demokrasi, daha çok barış.
Türkiye’de
çoğunluktaki Sünni Türk kesimin artık o egemen gücü kırılmalıdır. Burada bu
ülke sadece bunlara ait değildir. Bu ülke hepimizin ana yurdudur, burada farklı
halklar yaşıyor, farklı inançlar yaşıyor yani biz bu ülkeyi herkesin ortak
ülkesi yani bütün halkların Türkiye’si yapmaya mecburuz ve mahkûmuz, Parlamentomuzun
görevi de budur.
Sevgili
arkadaşlar, asıl Parlamentonun görevi bu iken bu Parlamento görevini yapmıyor.
Başta da belirttiğim gibi Siyasi Partiler Yasası, Seçim Kanunu, bu baraj
sorunu, bu hak, hukuk ve adalet sorunu olan sorunları Parlamento çözmüyor.
Parlamento Başkanımızın, Parlamentodaki vekillerimizin böyle bir sorunu yok.
Parlamento başkanları, Meclis başkanları ne zaman göreve geliyorlar, sürekli
seferdedirler. Bakın, Sayın Köksal Toptan’dan Mehmet Ali Şahin’e kadar, göreve
geldikleri günden bugüne kadar kırkın üzerinde, elliye yakın ülkelerde
seyahatlerde bulunmuşlar. Kardeşim, sizin göreviniz uluslararası seyahatlerde
değil. Burada bu Parlamentoyu çalıştıracaksınız, bu adaletsizliği ortadan
kaldıracaksınız. Ne yapıyorsunuz? Bir ülkeye gidiyorlar Sayın Meclis
Başkanımız. Yanına alıyor kafasına uygun olan 3-4 tane milletvekillerini.
Bunların içerisinde BDP yok. İşte zaman zaman CHP’yi
de katıyor, zaman zaman MHP’yi ama AKP’ye biraz daha
toleranslı. Giderken 20 kişilik bir orduyla gidiyor. Kim? Polis. Kim? Burada
resim çeken fotoğrafçı arkadaşlarımız. Kim? Ceketini taşıyacak. Kim? Valizini
taşıyacak. Kaddafi böyle gidiyor, demokratik
ülkelerde bu yok. Bizim ülkemize gelen Meclis başkanlarını da görüyoruz, gelen
heyetleri de görüyoruz yani bu ülkenin akarlarını böyle keyfî kullanmak… Siz bu
ülkede padişah değilsiniz. Biz size teba edecek
şeyler değiliz. Yani siz bu ülkeyi özgürleştirmek, demokratikleştirmek, bu
Parlamentoyu adil bir hâle getirmek için göreve geldiniz.
Şimdi bakıyorum,
dünya kadar, 1 trilyona yakın Meclisin harcamaları var, iki Meclis Başkanımızın
harcamalarıdır. Yanlarında sürekli Meclisten 15-20 kişi seyahatlerdedirler ama
götürdüğü, 15’e yakın polis ve diğer birimlerden. Milletvekillerini katıyor ama
BDP’den bir milletvekili burada resim çeken
arkadaşımız kadar, halkın iradesi olan, o hakka sahip değil çünkü bu ülke, bu
Sünni Türklerin babasının çiftliği. Bize böyle bakıyorlar, halkın iradesini yok
sayıyorlar. Böyle bir uygulama olur mu? Siz bu Parlamentonun iradesiyseniz, biz
zaman zaman haksızlığa, zulme uğradık ve hep de
uğruyoruz; milletvekili saldırıya uğruyor, milletvekili yaralanıyor,
ilgilenmiyorsunuz. O saldırıyı gerçekleştirenlerle ilgili soruşturma bile
açtırtmıyorsunuz, takip etmiyorsunuz ama bu keyfiyetlerinizden de asla geri
kalmıyorsunuz.
Son, bir iki…
Zaman açısından bir miktar sıkıntımız var.
Ben Sayın
Bakanıma sormak istiyorum: Genelde hep sizi vicdan sahibi bilirim, öyle de
biliyorum. Benim de vicdanım, yol haritam gözyaşlarımdır. Benim de gözyaşlarım
artık anayasamdır, yasamdır. Sizin de gözleriniz hep yaşlıdır. Biraz önce bu
saydıklarım ve TRT’nin BDP ile ilgili tutumu, RTÜK’ün bizimle ilgili tutumu, bu
Parlamentonun bizimle ilgili tutumu, bu Meclis Başkanının BDP ile ilgili tutumu
vicdani midir Sayın Bakanım, ahlaki midir? Halkın iradesine bu kadar haksızlık
yapılır mı? Ben inanıyorum ki, sizin de vicdanınızda mahkûm olmuştur çünkü biz
soru önergesi veriyoruz, TRT’den soruyoruz, diyoruz ki: TRT, tarafsız
olmalısın, Anayasa’nın şu hükmünü yerine getirmelisin, diğer siyasi partilere
ne kadar süre tanıdıysan BDP’ye de tanımalısınız.
Gelen cevapta diyor ki: “Haber değeri olursa…” Demek ki, bugüne kadar BDP haber
değeri olan hiçbir eylem yapmamıştır. Oysaki herkes, eli vicdanında olan herkes
bilir ki, BDP her gün gündem oluşturacak noktada halkıyla beraberdir ve Türkiye
demokrasi güçleriyle Kürt halkının sesidir ve her yerde zulme karşı direnen bir
harekettir ama bu TRT tarafından görülmez ve edilmez.
Diğer bir konu:
RTÜK, evet biliyoruz sizin arka bahçeniz ama el vicdan, bu RTÜK neyi denetler,
görevi nedir? Şimdi soruyoruz… Bakın, birçok kanalda, birçok dizilerde sadece
Kürtler değil diğer halklara da haksızlık var. Aşağılanıyor, inançlar
aşağılanıyor, halklar aşağılanıyor, halklar arası çatışma körükleniyor ve biz
başvuruda bulunuyoruz, dönüp bize cevap, parti olarak: “Efendim, biz bir suça
rastlamadık.” Oysaki akşam Kurtlar Vadisi’ni izleyen gençler, sabahleyin elinde
silahla, elinde çakılarla, bıçakla, ne ise, üniversitede saldırıya geçiyor. O
yiğit, babayiğit bir tane Alemdar var ya, ona özenerek ve bu biliniyor. Halklar
arasındaki kin, nefreti nasıl tetiklediğini hepimiz de biliyoruz.
SUAT KILIÇ
(Samsun) – İzlemeyin Kurtlar Vadisi’ni. Biz izlemiyoruz Kurtlar Vadisi’ni.
SIRRI SAKIK
(Devamla) – Nasıl, anlamadım?
SUAT KILIÇ
(Samsun) – “İzlemeyin Kurtlar Vadisi’ni.” diyorum. Biz de izlemiyoruz Kurtlar
Vadisi’ni.
SIRRI SAKIK
(Devamla) – Biz de izlemiyoruz ama bakın, izleyenler var diyoruz. Buradan
etkilenip üniversitede bunu saldırıya ve saldırı nedeni olarak görenler var.
Bizi onlarca üniversiteli öğrenciler arıyor yani biz ezbere konuşmuyoruz.
Ne yapıyor bu
Alemdar? Sanal bir Alemdar.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Sakık, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
SIRRI SAKIK
(Devamla) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Ne yapıyor?
Efendim, Amerikan üssünü basıyor, gidiyor Kuzey Irak’ı basıyor, İsrail’i
basıyor ve sanal bir dünya… Eğer gerçekten siz buradan bir kurtuluş
bekliyorsanız beş, on tane daha Kurtlar Vadisi, ne ise, o dizilerden hayata
geçirin, Türkiye güllük gülistanlık olsun, bütün düşmanları alıp getirsin.
Gidiyor Kandil’i basıyor, orayı basıyor, bilmem ne yapıyor. Şimdi, bunlar
halklar arasında düşmanlığı tetikliyor, bunlar iç barışımıza katkı sunmuyor.
Bunları hep söyledik. Sayın Başbakanımız gidiyor, Kurtlar Vadisi’ni, filmini
izliyor, onlara teşekkür ediyor. Ee siz teşekkür
ederseniz o size özenenler de sabahleyin üniversitede kendi arkadaşına
saldırıda bulunur.
Ve Sayın Başbakan
dün diyordu ki, işte, yeni yeni adalet ve hukuktan
bahsederken şunu söylüyordu: “Yeni
saraylar yapıyoruz.” Vallahi, köşkler, saraylar olur ama içinde adalet
olmazsa... Oradan laf attık ama cevap vermiyor, “İnşallah, o da olur.” diyor.
Siz köşkler, saraylar da yapsanız içinde adalet olmazsa bu halk mutlu olmaz.
Onun için, ilk önce adalet ve hukuku hep birlikte yakalamalıyız. Adaletin
olmadığı saraylar hiçbir şey ifade etmez.
Ben Azerbaycan’a
gittim, orada gördüm. Kocaman bir saray yapmışlardı. İçine Aliyev’in
de bir büstünü koymuşlardı. Aman Allah’ım, sokakta da dolaşıyorduk, kimse
korkudan tek ses etmiyordu ve dünyanın en büyük saraylarından da biridir.
Türkiye’deki saraylar da öyledir. Sayın Başbakan saraylar yapacağına ilk önce
bu ülkede hukukun ve huzurun ülkesini yaratmalıdır. Biz, hukuk ve huzur
istiyoruz. Ülkemizin tek ihtiyacı olan da budur: İç barıştır ve kardeşliktir.
Ben, bütçenin
bundan sonra savaşa, bütçenin kavgaya değil, bütçenin Türkiye toplumunun
barışa, kardeşliğe, halklar arası köprü oluşturmaya yarayacak bir bütçe
olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Barış ve
Demokrasi Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Hakkâri Milletvekili Sayın Hamit
Geylani.
Buyurun efendim.
(BDP sıralarından alkışlar)
BDP GRUBU ADINA
HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılı mali
bütçe yasa tasarısında yer alan Anayasa Mahkemesi, Sayıştay, Başbakanlık ve
Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçeleri üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi adına
söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, bilindiği üzere, Anayasa Mahkemesi 61 Anayasası’yla Türkiye hukuk
sistemine dâhil edilmiş, böylece ilk defa yasamanın işlemlerini denetleyen bir
yüksek mahkeme kurulmuştur. Çünkü hukuk devleti olmanın en önemli kriteri devletin tüm işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına
uygun olması ve bunların yargı denetimine tabi tutulmasıdır. Bu anlamda Anayasa
Mahkemesinin temel görevi devletin eylem, işlem ve fonksiyonlarını bireyin hak
ve özgürlükleri lehine koruması temelinde yatmaktadır. Ne var ki bu kurum,
şimdiki ve önceki yapısı ve kararlarıyla kendini sadece devletin yıkılmaz
tabularını ve ezberlerini tekrarlamakla yetkili ve sorumlu sayan bir yapıya
dönüşmüştür. Bilindiği gibi Anayasa Mahkemesi kendi yasasını bile bizatihi
kendisi ihlal etme noktasına gelmiştir.
Değerli
arkadaşlar, Anayasa Mahkemesi siyasette müdahale kurumu değil ve olmamalıdır
ama bakıyoruz ki Türkiye’de yargı çoğunlukla kendi siyasetini inşa eden
organlara dönüşmüştür. Sadece Halkın Emek Partisinden başlayarak son olarak
kapatılan Demokratik Toplum Partisiyle birlikte demokrasi ve barış eksenli
sekiz partimiz kapatılmış, 100’lerce partili hakkında siyaset yasağı
konulmuştur. Bunun son örneği de Demokratik Toplum Partisi Eş Başkanları Sayın
Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’la birlikte 100’ü aşkın
partili hakkında verilen siyaset yasaklarıdır. Bu anlayış, yargının
siyasallaşmasına ve daha vahimi siyasetin de yargılaşmasına yol açmaktadır.
Değerli
arkadaşlar, Anayasa Mahkemesi kuruluş, işleyiş ve atama felsefesiyle kurumsal
ve işlevsel fonksiyonunu da evrensel hukuk normlarını ve ülke gerçeklerini
dışlayarak biçimlendirmektedir. Ayrıca üyelerin çoğunun atanmasını yapan Sayın
Cumhurbaşkanlarının siyasi veya belli bir ideolojik gelenekten gelmeleri de
başlı başına bir handikaptır ve de vesayetin başka bir
hâl biçimi olarak kendisini açığa çıkarmaktadır. Anayasa Mahkemesi üyelerinin
seçiminde halk iradesinin temsili konumunda olan parlamentolara ağırlık vermek
gerekiyor. Böylece kamuoyundaki eğilimlerin anayasa mahkemelerine bir ölçüde de
olsa yansıması sağlanmış olacaktır. Gerçi yüzde 10 barajlı bir seçim sistemiyle
bu da olanaklı görülmemektedir. Bu bağlamda, Avrupa ülkelerinde anayasa
mahkemelerinin yapılanmasında çağcıl ilkelere uyulduğunu görmekteyiz. Fransa,
Almanya, İtalya ve İspanya gibi ülkelerde anayasa mahkemelerinin üyeleri
cumhurbaşkanının yanı sıra parlamentolar ve yüksek yargı organlarınca
seçilmektedir. Ayrıca bu ülkelerde, halkın özgür iradesi, sağlanan eşit
ekonomik olanaklarla ve özgürlükler noktasında meclise eşit yansımasıdır. İşte
bu eşitlik noktasında seçilen üyeler ancak tarafsız ve bağımsız olabilirler.
Anayasayı
değiştiren irade üstünde hiçbir iradenin olmaması gerekiyor. O da halkın gerçek
iradesini yansıtacak, kimsenin kimseden milletvekili çalmadığı, demokratik
parlamenter sistemlerle olanaklıdır ama bu ülkede yaşanan vurgun, talan ve
hırsızlıkların bir boyutu da milletvekili hırsızlığıdır. İşte yüzde 10’luk
seçim barajı hukuksuzluğuna ve adaletsizliğine direnmenin bir biçimiyle dışa
vurumudur.
Değerli
arkadaşlar, herkesin kabul ettiği gibi, bugün, Türkiye’nin temel sorunu ve
gündemi demokratikleşmedir. Çözüm anahtarı da çağcıl ve evrensel hukuk
normlarını içeren bir demokratik Anayasa’dır. Bunun
açar anahtarı da baş sorun olan Kürt sorununun demokratik ve barışçıl
çözümüdür. Yaşam ve evrensel değerler çözmeyeni çözerler, bundan sonra da
çözecekler. Yirmi altı yıllık ölmek ve öldürme kültürü sistemin nice kurumlarını ve hükümetlerini çözdüğünü
ve dağıttığını da unutmamak gerekir. 82 darbe Anayasası sivil bir irade
duruşundan yoksun olduğu gibi, militer bir gücün
ırkçı, ret ve inkârcı tonlarıyla cilalanmıştır. Oysaki,
demokratik anayasalar tüm aidiyetlere, kimliklere, kültürlere ve farklı
görüşlere, ayrı cinsiyetlere aynı mesafede ve aynı hoşgörü içinde olmalıdırlar.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; anayasaların başlangıç metinleri o anayasaların
demokratik ve hukuki iklimini de belirlerler. 82 Anayasası’nın sert iklimi,
bilindiği gibi, ırkçı koroyla başlar ve o tempoyla devleti vatandaşa karşı
koruyarak ve kutsayarak devam eder, benzer fobilerle son bulur. Başlangıç metni
dâhil, 66’ncı madde ve onlarca takip eden öncesi ve sonrasındaki maddelerle,
Türkiye’de yaşayan onlarca kimliksel ve kültürel aidiyetleri yok sayarak bütün
yurttaşları “Türk” olarak tanımlamakta ve Türk olmaya zorlamaktadır. Metin,
Türk aidiyetinin maddi, manevi çıkar ve onuru üzerine kurgulanmıştır. Türk
milletinin menfaatlerinin korunması öncelikli ve öne çıkarılmaktadır. Ne var
ki, demokratik anayasalar, menfaatler ve belli aidiyetler üzerine değil,
hukukun üstünlüğü üzerine inşa edilirler. Onun için Anayasa’da değişiklik
yapılacaksa başlangıç metninden başlamak gerekir ve bu anlayışa denk düşen
devlet, sivil ve demokratik toplumun ihtiyaçlarına yanıt veren işlevleriyle,
bir teknik aygıt olarak Anayasa’da yer almalıdır. Devletin ideolojisi
olamayacağı gibi, devlete kutsallık izafe eden metafizik anlayışlardan da
gerçekten uzak kalınmalıdır.
Bakınız, 82
Anayasası’nda şimdiye kadar yapılan ve yapılmak istenen değişiklikler belli
olaya, belli kişiye ve kişilere endeksli, parti ve kişi çıkarları doğrultusunda
olmuştur. Bu da devletin uygun gördüğü ve emrettiği değişiklikler olarak
algılanmakta, ülke ve halk yararı ikincil, hatta yok sayılmaktadır. Son olarak
17’nci değişiklik paketi de ne yazık ki halkın özgürlük ve demokrasi
ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzak kalmış, AKP Hükûmetinin
çıkar, öncelik ve ihtiyaçları temelinde hazırlanmıştır.
Değerli
arkadaşlar, egemenliğin koşulsuz halka ait olduğunu herkes söylüyor, bir sakız
gibi çiğnenmekte. O zaman bu hakkı kullanırken yöntemini ve koşullarını da
kendisi, bizatihi bu halk belirlemelidir, ilkelerini tartışmalı, sonuç
çıkarmalı ve kuralını da yapmalıdır. Bu hakkın teslimi en azından demokratik,
katılımcı bir anayasa kadar önemlidir. Bu bağlamda, meşruluktan ve toplumun
taleplerine yanıt vermekten uzak 82 Anayasası’nın yama ve çıkar temelinde
dönemsel değişimlerle demokratik bir anayasa hâline dönüştürülmesi olanak
dışıdır. Dolayısıyla toplumsal kabule dayanan ve tüm toplumsal katmanları
kapsayan yeni bir anayasanın hazırlanması en doğru yöntemdir ve kaçınılmazdır.
Bugün olmasa yarın mutlaka bu duruş sergilenecektir. Toplumsal kabulün miladı
da ana dil ve düşünce özgürlüğüdür. Çünkü siyaset dâhil tüm yaşamsal hakların
kullanımı ancak düşünce özgürlüğünün olmasıyla anlam kazanır. Ne yazık ki
bugüne kadar Kürt diline ve onu ifade eden düşünceye onlarca yasa, yüzlerce
düzenleme ve binlerce uygulama dizisiyle yasaklar zinciri konulmuştur. Ne
acıdır ki bugün hâlâ -benden önceki konuşmacı arkadaşım da ifade etti- Kürtçe,
Meclis ve mahkeme tutanaklarına “Bilinmeyen bir dil.” ya da “Anlaşılmayan bir
dil.” olarak geçmektedir. Bu, Türkiye’nin 21’inci yüzyıl ayıbıdır. Türkiye bu
ayıptan derhâl kurtulmalıdır.
Değerli
arkadaşlar, bireyler demokratik devlet düzeninde ancak kendilerini
kimlikleriyle, ana dilleriyle, düşünceleriyle, cinsiyetleriyle ve tüm
renkleriyle ifade edebilirler. Onun için diyoruz ki, tüm evrensel hakları yok
sayan Türkiye’deki anayasa kültürü başlı başına bir açmazdır. Zira, bu ülke kırk yıl, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
yaptığı 1921 Anayasası hariç antidemokratik yasalarla yönetildi. Son kırk
yılında ise darbe anayasalarıyla yönetildi ve hâlen yönetilmektedir. İşte bu
seksen yılın bakiyesi -tırnak içinde- “Ferman anlayışıdır.” İşte gelinen
noktada bu anlayışı ortadan kaldırmanın tek yöntemi, tek yolu demokratik bir
anayasadır.
Bu anlayışın
doğal sonucu olarak da AKP, her seçim öncesi yeni anayasa sözü vermekte ancak
onu bir türlü gerçekleştirecek cesaret ve iradeyi gösterememektedir. Bu kez de
seçim sonrası bir belirsizliği işaret etmekle halkı yine bir “Demokratik
anayasa.” -tırnak içinde- söylemiyle kandırmaktadır.
Biz Barış ve
Demokrasi Partisi olarak yeni ve demokratik bir anayasa için her zaman ve her
koşulda somut önerilerimizle hazır olduğumuzu belirtiyoruz.
Değerli
arkadaşlar, 12 Eylül referandumunda kabul edilerek yürürlüğe giren AKP Hükûmetinin son değişiklikleri de Anayasa Mahkemesinin
demokratik bir yapıya kavuşmasını sağlayamamıştır. Bu nedenle kurumsal işlevini
bile aşarak hukuku zorlayan kararlar veren Anayasa Mahkemesinin yetkileri,
yapılacak yeni bir anayasayla demokratik, bağımsız ve yansız bir zemine
çekilmelidir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; devletin mali yapısının sağlıklı, düzenli, hukuki ve
verimli işleyebilmesinin yolu iyi bir kamu mali kontrol işleminden geçmektedir.
Bu da kamu mali yönetiminde şeffaflık, hesap verebilirlik ilkesiyle doğrudan
ilişkilidir. Kamu mali kontrolünün sorunsuz işlemesi ise bağımsız ve güvenilir
bir denetim mekanizmasının oluşturulmasıyla anlam ifade eder. Ancak bu
denetimin tüm kamu yönetimini kapsaması ve uluslararası denetim standartlarına
uygun olması da kaçınılmazdır.
Türkiye'de mali
kontrol ve denetime, Anayasa’nın 160’ıncı maddesine göre Türkiye Büyük Millet
Meclisi adına Sayıştay görevli ve yetkili kılınmıştır. 832 sayılı Sayıştay
Yasası çağın ihtiyaçlarına yanıt vermemiş, süreç içerisinde kısmi değişimlerle,
nihayetinde geçtiğimiz haftalarda yeni Sayıştay Yasası’nın bu Parlamentoda
kabul edilmesiyle de sorunları çözme noktasına gelmemiştir. Fakat yeni Sayıştay
Yasası da tıpkı eskisi gibi içinde birçok eksik ve yanlış düzenlemeler
barındırmaktadır. Bakınız, askerî kurumların bütçeleriyle devlete ait ellerinde
mal ve silahların denetimi bu yeni Yasa ile de gerçek anlamda yapılamayacaktır
çünkü askerî harcamaların, Silahlı Kuvvetlerin yaptığı operasyonların, atılan
bombaların, kaybolan mayınların, işlenen cinayetlerin denetiminin bu Meclis
tarafından yapılması gerekirdi. Bundan hiç kimse kaçınmamalıdır. Oysaki askerî
harcamaların gizli bir yönetmeliğe göre yapıldığı, bizzat Sayıştay Genel
Sekreteri tarafından ifade edilmiştir. Ayrıca bu gizli yönetmeliği ne Sayıştay
üyeleri ne de başka bir kişi görmüştür. Değerli arkadaşlar, bu ülkede 17 bin
faili meçhul cinayet işlendi ve bu cinayetlerin büyük bir bölümünü işleyen JİTEM’in bütçesine ne kadar para ayrıldığını bilmek, örtülü
ödeneklerle halkın cebinden çıkan paranın kimlere peşkeş çekildiğini öğrenmek,
bilmek bu halkın, hele ki yoksul halkın en doğal hakkı değil midir?
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bu amaçla, Sayıştay her şeyden önce bağımsız ve
tarafsız olmalıdır. Üyelerinin seçim yöntemi de bu anlayışa göre ve siyasetten
arınmış bir biçimde düzenlenmelidir. Gerçek mali denetim, böylesi özgür iradeye
sahip bir anlayış ve cesaretle olanaklıdır. Meclis İç Tüzüğü’nde yapılacak bir
düzenlemeyle yeniden Sayıştay komisyonunun kurulması gerektiğini bir kez daha
burada yineliyoruz. Zira, var olan düzenlemeyle Sayıştayın işlevi Plan Bütçe Komisyonu içinde giderek
küçülmektedir. Demokratik ülkelerdeki işleyiş bağımsız komisyonlarla
yürütülmektedir. Hatta mali denetim komisyonlarının başkanları da muhalefet
kanadından seçilmektedirler. Böylece kamu maliyesinde hesap verme işi
şeffaflaşarak, hortumlanan devlet kasasının güvencesi sağlanmış olur diye
düşünüyoruz. Adil bir bütçe toplumdaki gelir eşitsizliklerini gidermeyle,
devlet gelir-giderleri üstünden zenginleşen ve bunu alıp yoksula aktarmakla bir
ölçüde sağlanırken ne yazık ki Türkiye'de bütçeler yoksulun canını almakta,
zengine ise vurgun yapma olanağını sağlamaktadır. Savunmaya ve güvenliğe
ekonomik muslukların açılmasıyla ülke güvenliğinin sağlanamayacağını, sadece
ekonomik krizin daha da derinleşeceğini yaşadığımız acı süreçler göstermiştir.
Bakınız, devletin ve dolayısıyla ülkenin gerçek güvenliği, yurttaşın gerçek
anlamda sağlanmış güvenliğiyle olanaklıdır ama Türkiye’deki temel anlayış,
özgürlükleri güvenliğe feda etme kültürüdür.
Sayın
milletvekilleri, bütçe harcamaları bize şunu gösteriyor: Bütçe, dış borçlanma
faizine, savunmaya ve güvenliğe öncelikle ayrılmaktadır. Eğitim, sağlık ve
yoksulluğu giderme hizmetlerinde devlet harcamaları hep geride kalmaktadır.
Türkiye'de yaşanan yoksulluk sorununun bugün geldiği düzey, herkesin
vicdanlarını sızlatacak boyutlara ulaşmıştır. Ülke genelinde 2 milyona yakın
yurttaşımız açlık sınırının altındadır, bunun da temel nedeni işsizliktir.
Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odasının yaptığı bir araştırmaya göre,
Diyarbakır’da 28 bin çalışana karşılık 312 bin kişi iş aramaktadır ve kentteki
işsizlik oranı yüzde 70’i bulmuştur. Sosyal devlet anlayışıyla uygulamadaki,
farklıdır. Uygulamada durum çok değişik: Vatandaş muhtaçtır, devlet ise sanki
yardımsever rolündedir ve ulufe dağıtmaktadır. Oysaki devlet bir hayır kurumu
değil, devlet yardım yapmaz, devlet, yurttaşların hak ve özgürlüklerini güvence
altına alır, onların tüm sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik ihtiyaçlarını
yerine getirecek kurumlar oluşturur. Ülkemizdeki sosyal yardım kurumlarının politize olması da çok büyük bir problemdir. Üstelik, bu hizmetler kalitesiz, verimsiz, kırtasiyeci,
siyasal kayırımcı ve çalışanların işsizliği nedeniyle
çok ciddi sorunlarla karşı karşıyadır.
Sosyal Yardımlaşma
ve Dayanışma Vakfı, siyasi iktidarların yan kuruluşu hâline gelmiştir ve bu
kurumların hizmetlerinden yararlanabilmek için seçimlerde oy hesabı
yapılmaktadır. Beyaz eşya, kömür dağıtımları bunların belirgin örnekleridir.
AKP Hükûmeti de kömür, makarna ve susuz evlere
çamaşır makinesi gibi, onur kırıcı sadaka kültürüyle bölgeyi geri kalmışlıktan
kurtaramaz. Onun için, sosyal devlet anlayışını da böyle yozlaştırmamalıdır
çünkü her şeyden önce istihdam ve yatırım, demokratik ve barışçıl iklim ister.
Bu nedenle, bütçeden ve çokça yasadan önce, ülkemizin bir barış, toplumsal
barış iklimine gereksinimi vardır ama etkili ve yetkili sorumlular bu ihtiyacı
hep görmemezlikten gelmişler ve görmemeye devam ediyorlar. Halkı önce muhtaç
hâle getirip sonra da sadaka verir gibi para ve gıda yardımı yaparak bölgeler
arası gelişmişlik farkları giderilemez. Gençlerin, kadınların ve engelli
vatandaşların istihdamına yönelik, tanıyacak özel istihdam projeleri
gerekmektedir. Kayıt dışı ekonominin ve kayıt dışı istihdamın önlenmesi için
dürüst bir mali politikaya ihtiyaç vardır.
Değerli
arkadaşlar, asgari ücret ve emekli maaşları, insan onuru ve saygınlığına
yaraşacak şekilde yeniden düzenlenmelidir. IMF ve Dünya Bankasına teslim
olmadan yoksul halkı bu ekonomik buhrandan kurtarmaya, ülkemizin toplumsal
barışına, demokratikleşmesine ve evrensel hukukun egemen olmasına da bu
Meclisin öncülük etmesi gerekmektedir. Yeni bir anayasayı da içselleştirmeyen
seçim bütçesine “Hayır.” demekten başka seçeneğimiz kalmıyor, tüm özet olarak belirttiğimiz
bu nedenlerle.
Yine, bütçenin
diğer kalemleri üzerinde değerli arkadaşlarımızın dile getireceği gerekçelerden
ötürü, bu bütçenin bu ülkede bugün yaşanan şiddet ve çatışma ortamını kaldıran
ve sağlam temele oturtacak bir irade ve anlayıştan yoksun olduğunu görüyoruz.
Bunun için, bütçeye “Hayır.” demekten başka çare kalmadığını söylüyoruz.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Sayın Başbakan, dün, bütçe konuşmasında ne yazık ki
çok talihsiz benzetmeler ve şiddet tehditleri yaptı. Sadece bir iki örnek
verirsek: Tırnak içinde “Şiddete karşı olmayan şiddet görecektir.” demesi, bir
biçimiyle ihkakıhakkın başka bir versiyonudur.
Zaten, daha önce de pompalı tüfek saldırılarını meşru ve haklı gören Sayın
Başbakan “Çocuk da olsa, kadın da olsa gereği yapılacaktır.” ve “Sevmeyen terk
etsin.” dememiş miydi? Demişti. Şimdiye kadar, güvenlik güçleri de bunun
gereğini ne yazık ki fazlasıyla yaptılar.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Geylani, konuşmanızı tamamlayınız.
HAMİT GEYLANİ
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Yine, dünkü
konuşmasının bir bölümündeki “Koyun güdemeyen çoban” benzetmesi de gariban
çobanlığı küçümsemedir, birilerine bir ölçüde hakarettir.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Peygamberlik mesleğidir çobanlık.
HAMİT GEYLANİ
(Devamla) – Oysaki çoban, sürü sahibine ihanet etmiyorsa ve sürüyü gereği gibi
güdüyorsa onurlu bir emekçi olarak görmek lazım ve emeğinin karşılığını da
annesinin sütü gibi helal görmesi gerekiyor ve ülkeyi demokratik yöntemlerle
yönetmeyen yöneticilerden daha da saygındır bizce öyle bir emekçi. Ya “Bekâra
karı boşamak” söylemine ne demeli Sayın Başbakanın? Bunu defalarca söylüyor.
Başbakanın ağzı ile bütçede ve anlayışlarında kadının adı yok değerli kadın
arkadaşlar. En vahimi de bu söylem kadına en büyük hakarettir, küçümseme ve
tahkirdir çünkü her şeyden önce toplumun yarısını oluşturan bu kutsal yapı bir
kere “karı” değil, “karı” değil, sözcük yanlış. Toplumsal barış ve demokrasi
mücadelesinde tüm baskılara karşın onurla direnen ve ağır bedel ödeyen
kadınlardır, kadınlar. Onun için, Nazım’ın iki dizesiyle diyorum ki: “Kadınlar,
bizim kadınlar,/ Elleri öpülesi kadınlar.”
Bu duygularla tüm
dünya kadınlarını ve Genel Kurulu bir kez daha saygıyla selamlıyorum. (BDP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Barış ve
Demokrasi Partisi Grubu adına konuşmalar tamamlanmıştır.
Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına ilk konuşmacı Adana Milletvekili Sayın Yılmaz Tankut. (MHP sıralarından alkışlar)
Buyurun efendim.
MHP GRUBU ADINA
YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 mali yılı
Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, hepinizin malumu olduğu üzere Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Bu
yüce makam, büyük Türk milletinin, Türkiye Cumhuriyeti devletinin birliğini
temsil eder. Cumhurbaşkanı, Anayasa’nın uygulanmasını, devlet organlarının
düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir ve bu manada göreve başlarken şöyle yemin
eder: “Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime
aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma
Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim.” Peki, devletin başı olan ve Türk milletinin
birliğini temsil eden Sayın Cumhurbaşkanımız, bu konuda gerekeni acaba
yapabilmiş midir, gereken titizliği ve hassasiyeti gösterebilmiş midir? Bize
göre, maalesef, pek gösterememiştir çünkü bugün devletimizin anayasal
kurumları, özellikle son üç yılda yani Sayın Gül’ün göreve seçildiği 2007
yılından bu yana, daha çok iç kavga ve çatışmalarla gündeme gelmiştir. Herkesin
birbirinin gölgesinden korkar hâle geldiği, kirli çamaşırlarını ortaya dökme
gayreti verdiği ve âdeta, bir güç savaşına sahne olan bu süreçte, devletin başı
Sayın Cumhurbaşkanı, maalesef, üzerine düşen sorumluluğu çok da yerine
getirememiştir.
Diğer taraftan,
rektör atamalarında hiç mi hiç tarafsız olamamış ve milletimizin vicdanında da
bize göre mahkûm olmuştur. Hele hele, bölücü
hainlerin gemi azıya aldığı, hemen her gün şehitler verdiğimiz dönemlerde dahi
bölücü terörle mücadelede devletin mücadele azmini tetikleyecek, kararlılığını
sergileyecek söz ve eylemlerini göremediğimiz Sayın Cumhurbaşkanı, aksine,
tıpkı AKP Hükûmetinin yaptığı gibi, hainleri
cesaretlendirecek açılım ve söylemleri tercih etmiştir.
Sayın Abdullah
Gül, Cumhurbaşkanı olmadan, 2006 yılı içerisinde, gazetecilerin Ankara
temsilcilerine “Terörü demokrasi içerisinde çözeceğiz.” derken neyi
kastetmekteydi ve Cumhurbaşkanı olduktan sonra “Önümüzde çok güzel fırsatlar
var, bunları mutlak iyi değerlendirmek lazım.” derken neyi kastetmektedir?
Şimdi, buradan
soruyorum: Daha fazla demokrasi ve özgürlükler ile bölücü terör nasıl yok
edilecektir, nasıl önlenecektir? Terör, demokrasi içerisinde nasıl
çözülecektir? Alçakça ve küstahça yapılan bölücülüğü teşvik eden, canibaşının posterleriyle alanlarda devlete meydan
okuyanlara yani haysiyetinizin ve şahsiyetinizin güvencesi olan devletinize
küfredenlere, hangi demokratik açılımları sunacaksınız? Uzaktan kumandalı
mayınlarla ve el bombalı tuzaklarla askerlerimizi şehit eden vahşetin bu
temsilcilerine, birtakım yerlere hoş gözükmek adına, demokrasi adına zeytin
dalı mı uzatacaksınız ya da kapalı kapılar arkasında görüşmekten vazgeçip,
alenen onlarla masaya oturup, onları tanıdığınızı ve muhatap aldığınızı bütün
dünyaya ilan mı edeceksiniz yoksa, yüzyıllardır
şehitlerimizin kanlarıyla sulanan, ön sözü Çanakkale’de yazılan, son sözü
Lozan’da söylenen bu aziz vatan topraklarını onlarla pay mı edeceksiniz? Sayın
Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan ve AKP Hükûmeti bu
“demokratik açılım” denilen ihanet açılımlarının neler olduğunu dürüstçe ve çok
açık bir şekilde Türk milletine açıklamalıdırlar.
Değerli
arkadaşlar, hatırlayınız, Sayın Cumhurbaşkanının “Güzel şeyler olacak.”
şeklinde âdeta yol haritasını açıkladığı ve hepinizce malum olan sürecin
sonunda dağlardaki inlerinden davetle getirtilen eşkıyanın Habur
şovu, Habur rezaleti hâlen içimizde kanayan bir
yaradır. Cumhurbaşkanını yani devleti temsil eden yani yüce
Türk milleti adına karar veren hâkim ve savcıların eli kanlı PKK’lı canilerin
ayağına gönderildiği de hâlen unutulmamıştır ve bu hainlerin Türkiye
Cumhuriyeti’ni kuran ve bugün Sayın Gül’ün de bulunduğu makamı ilk
şereflendiren Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün posterlerinin ve yine,
bağımsızlığımızın sembolü olan ay yıldızlı al bayrağımızın indirildiği seyyar
mahkeme salonlarında ağırlandığı da hâlen hafızalarımızdan silinmemiştir.
Sayın
milletvekilleri, terörizmin anladığı dil, etkin ve kararlı bir mücadele iken,
Sayın Abdullah Gül’ün kendi ifadesine göre terör ancak ve demokrasi içinde
çözülebilecektir. Şimdi soruyorum: Bugüne kadar hangi ülke terörü demokrasi
içinde çözebilmiştir; İngiltere mi, İspanya mı, hangisi? Dolayısıyla, değerli
arkadaşlar, üç yıldır bu görevi sürdüren Sayın Cumhurbaşkanı yeminle devraldığı
üzerindeki sorumluluğu ya tam olarak idrak edememiştir ya da bizim bilmediğimiz
başka etkilerle başka sorumlulukları vardır diye bizler düşünmeden edemiyoruz.
Diğer taraftan,
Sayın Cumhurbaşkanının bu zamana kadarki davranışlarına baktığınızda,
kendisinin de içinden geldiği, mensubu olduğu AKP ile bağlarını hâlen
koparamamanın sancısını yaşamakta olduğu görülmektedir, hâlen o gömleği bir
türlü üzerinden çıkaramadığı anlaşılmaktadır. Hükûmetin
her yaptığını onaylamak, çıkardığı kanunlara jet hızıyla onay vermek haklı
olarak bu makamın noter gibi algılanmasına yol açmıştır ki buna hiç kimsenin
hakkı yoktur.
Sayın Cumhurbaşkanı
Türkiye'nin yüksek menfaatleri konusunda da bize göre iyi bir sınav, ne yazık
ki, bu zamana kadar verememiştir. Daha dün Doğu Avrupa ülkelerinin NATO’ya
giriş sürecinde bu Mecliste kendisi Dışişleri Bakanı olarak “Türkiye Avrupa
Birliği süreciyle senkronize edebilirdi bunu.” derken, bugünün Cumhurbaşkanı
olarak, ülkemizi NATO’nun füze üssü hâline getiren anlaşma karşısında “NATO
başka, Avrupa Birliği başka.” diyebilmektedir. Dolayısıyla, Türkiye'nin uzun vadeli menfaatlerini
göremeyen, bunun yerine günlük, hatta anlık ama tutarsız söylemlerle, bu yüce
makamın saygınlığına uygun bir politikayı, biz, maalesef, bu makamda
görememenin bugün üzüntüsünü yaşamaktayız.
Amacımız elbette
ki bu yüce makamı yıpratmak değildir, bu makamda bulunan Sayın Gül’ü rencide
etmek hiç değildir, Milliyetçi Hareketin bu konulardaki hassasiyeti kamuoyunca
yakinen bilinmektedir ancak kesinlikle yıpratılıp siyasi çekişmelere alet
edilmemesi gereken bu makam, maalesef, görüşmekte olduğumuz bütçesiyle de haklı
eleştirilere muhatap olmaktadır. Bakın, bütçe artış oranları
yönünden bir önceki Cumhurbaşkanı Sayın Sezer döneminin son dört yılı ile Sayın
Gül’ün 2011’i de dâhil ederek son dört yılını karşılaştıracak olursak, Sayın
Ahmet Necdet Sezer döneminin son dört yılındaki ortalama yıllık bütçe artış
oranının yaklaşık yüzde 9 olmasına karşılık, Sayın Abdullah Gül döneminin 2011
dâhil edilerek dört yıllık ortalama bütçe artış oranının yüzde 39 olduğu
görülecektir. Evet, bir tarafta yüzde 9, diğer tarafta yüzde 39. Bir tarafta,
geçmişte belirli kesimlerce “maneviyatı zayıf” olarak tanımlanan ve sütre
gerisinde samimi insanlarımızın aklının karıştırıldığı bir Cumhurbaşkanı
döneminde bütçe artışları ortalama yüzde 9 olurken, diğer tarafta “manevi
değerlerle mücehhez ve Müslüman Cumhurbaşkanı” propagandalarına mazhar olan
mevcut Cumhurbaşkanı döneminin bütçe artışları yüzde 39.
Değerli
milletvekilleri, bakın, örnek olması ve tasarrufu öncelikle kendisinin yapması
gereken Sayın Cumhurbaşkanının, önceki Cumhurbaşkanı döneminin aksine, bütçe rakamlarının
birdenbire bu kadar yüksek oranda fazlalaşması, tek kelimeyle, kamu vicdanını
yaralamaktadır. Ayrıca, yüce dinimizin israfın haram olduğu ve inananların
gösteriş, debdebe ve şatafattan uzak durmaları lazım geldiği konusundaki
emirlerini herkes ama özellikle de Sayın Cumhurbaşkanı gayet iyi bilmektedir.
Dolayısıyla, bugün yaşanılan ekonomik sıkıntılar içerisinde ilk önce
Cumhurbaşkanlığı makamı örnek gösterilen bir makam olmalı ve yoğun israfın
yaşandığı bir makam olmamalıdır, mütevazılığı elden bırakmadan, yokluk ve
yoksullukla boğuşan aziz milletimizi de incitmemelidir. Ancak ne yazık ki
Cumhurbaşkanlığı bütçesinin önceki dönemlere göre böyle bu kadar yüksek olması
bizce hiç de örnek alınacak ve örnek olunacak bir durum değildir.
Değerli milletvekilleri,
bakınız 2010 yılı bütçesi 72,5 milyon lira, 2011 yılı için istenen bütçe ise
116,9 milyon lira olup, bu çok yüksek bir artış demektir ve bu para az bir para
değildir. Bugünkü rakamlarla yaklaşık 195 bin kişinin asgari ücretine denk
düşen bir paradır. Açlığın, yokluğun her geçen yıl arttığı ülkemizde
insanlarımızın çöplükten ekmek topladığı Türkiye’de hiç kimse, yetimin,
öksüzün, garip ve kimsesizlerin malını hovardaca harcayamaz, harcamamalıdır da.
Bir ülkede işçiye, memura, emekliye, dul ve yetime yüzde 2 ile yüzde 4 oranında
yani günlük bir simit parası kadar maaş artışı yapılırken Cumhurbaşkanlığı
makamı için yıllık yüzde 50-60’lara varan oranlarda bütçe artışı talep etmek en
hafif bir ifadeyle vicdanların kör olması demektir.
Peki, bunların
bilinmesine rağmen Sayın Cumhurbaşkanını bu kadar vurdumduymaz yapan, onu
israftan alıkoyamayan nedir acaba? Acaba birliğini temsil ettikleri
milletimizin içinde bulunduğu tabloyu mu görememektedirler yoksa benden sonrası
tufan mantığı içinde midirler? Her iki hâlin de kabul edilebilir yanı elbette
ki bulunmamaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Tankut, konuşmanızı tamamlayınız.
YILMAZ TANKUT
(Devamla) – Sonuç itibarıyla milletimiz, Sayın Cumhurbaşkanından kendisine
emanet edilen bu makama uygun bir tavır ve duruş bekliyor, ülkemizin meselelerine
Amerika’dan, İngiltere’den dışarıdan değil Ankara’dan bakmasını istiyor.
Yine aziz
milletimiz, içeride ihanet, dışarıda husumet cephelerine cesaret verecek açılım
ve söylemlerden vazgeçmesini istiyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçek sahibi
olan büyük Türk milleti, devletimizin başından, dışarıda başı dik, haysiyetli
ve onurlu bir politika istiyor. Bu ülkenin yetim, öksüz çocukları, sahipsiz,
unutulmuş evlatları, çöplükte karın doyuran binlerce vatandaşı, bu devletin
başına “İsraf haramdır emrini unutma.” diyor.
Netice olarak,
başta Cumhurbaşkanımızın bizatihi kendisi örnek olmalı ve harcama kalemlerine
daha fazla dikkat ederek Cumhurbaşkanlığı makamını kesinlikle yıpratmamalıdır
diyor, bu duygu ve düşüncelerle 2011 yılı bütçesinin devletimize, milletimize,
ülkemize hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Giresun Milletvekili Sayın Murat
Özkan. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
MURAT ÖZKAN (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime
başlamadan önce hepinizi saygılarımla selamlıyorum. 2011 yılı Türkiye Büyük
Millet Meclisi bütçesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini
anlatmak üzere karşınızda bulunuyorum.
Değerli milletvekilleri, siyasette tanımlanması en zor
kavramlardan biri hiç şüphesiz demokrasi. Geçmişten günümüze kadar sürekli anlam değiştirdi. Aslında demokrasi,
kişisel özgürlükler ve insan haklarını içinde barındıran yüksek bir kavramdır.
En temel ve en basit hâliyle demokrasi, halkın kendi kendisini yönetmesidir. Bu
tanıma ek olarak, demokratik yönetim, özgürlükleri sınırlandırmamalı, eşitlik
ilkesinden asla taviz vermemeli ve tüm bunları yaparken de adil olmalıdır.
İşte, bu sınırların dışına çıkarsa o yönetim çok kolay bir biçimde zalim olur,
tıpkı bugün olduğu gibi. Çünkü bizi düşünmeye ve eyleme sevk eden özgürlük,
varmış gibi yapılıyor ancak yok. Özgür olmayınca eleştiri hakkınız da yok. Hele Başbakanı eleştirmek kimin haddine, bu kürsüde ya da başka bir
yerde. Başbakana yönelik en ufak eleştiri grubunuzu ayağa kaldırıyor,
arkasından tazminat davaları, mahkeme süreci geliyor. Kendisi ağzına gelen her
şeyi söyleyen Sayın Başbakan, başkasından duyduğu en ufak bir eleştiriye dahi
tahammül gösteremiyor. Demokrasinin en temel şartlarından biri olan eleştiri
hakkı da böylece gasbediliyor. Sizden farklı
düşünmeye kimsenin hakkı yok. Sizi üniversitede protesto eden gençlere bile
tahammül edemiyorsunuz, YÖK’ün emriyle derin soruşturmalar başlatıyorsunuz. Bu
durumdan savcılarınız da vazife çıkarıyor, hemen adli soruşturmalar başlıyor.
“Bugün yumurta atan yarın taş atar, öbür gün kurşun atar.” gibi bilimsel kehanetlerde
bulunuyorsunuz ve hemen önlem alıyorsunuz. Bravo! İyi niyet okuyorsunuz. Bitmek
tükenmek bilmeyen bir kompleks ve hırsla gençlerimizin
hayatını karartıyorsunuz.
Sayın
milletvekilleri, gelelim temsile: Sizin temsiliyetle
ilgili de sorunlarınız var. Oy aldığınız kitleye bile ihanet ediyorsunuz.
Merkez sağda yer aldığınızı iddia eden sizler, size oy veren kesimlerin
hassasiyetlerini çoktan unuttunuz. İmralı canisi ile el sıkışma noktasına
geldiniz. Hatta yakında milletvekili olarak aramızda… Pardon, aranıza
getirirseniz bile şaşmayacağız. “Aranıza” diyorum çünkü sizin planlarınıza göre
yeni Mecliste MHP olmamalı, İmralı canisi olmalı. Mecliste MHP olmasın ki cani
Öcalan ve bölücüler Mecliste cirit atsın. Şimdiden AKP olarak kampanyalar
başlattınız, MHP Meclise girmesin diye çalışıyorsunuz. İşinizi gücünüzü
bıraktınız, MHP ile uğraşıyorsunuz. Niye? Çünkü MHP olmazsa Öcalan daha mutlu
olur, terörle daha kolay pazarlık yaparsınız. Belki de Tayyip Erdoğan’ı
Cumhurbaşkanı, Abdullah Öcalan’ı da Başbakan yaparsınız. Belki de sizin gizli
gündeminiz bu.
SUAT KILIÇ
(Samsun) – Sayın Başkan, buna müdahale etmeyecek misiniz?
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Evet, eleştiriye tahammül etmiyorsunuz.
AGÂH KAFKAS
(Çorum) – Eleştiri mi bu ya?
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Böyle konuşulur mu? Müdahale edin Sayın Başkanım, bu ayıp!
SUAT KILIÇ (Samsun) – Bu, Türk milletine hakaret.
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Tam da biraz önce söylediğim şeyler, anında tepki veriyorsunuz.
SUAT KILIÇ
(Samsun) – Türk milletine hakaret bu Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Sayın
Kılıç… Sayın Özkan…
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Başbakanı kim yapıyor Sayın Başkanım? Meclisi kim oluşturuyor?
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Belki de sizin gizli gündeminiz bu, bilemiyoruz.
BAŞKAN – Sayın
Özkan, eleştirinizi yapınız ama…
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Bilemiyoruz…
BAŞKAN – Lütfen…
SUAT KILIÇ
(Samsun) – Siz kendi genel başkanınızı layık görün başbakanlığa, bir suç örgütü
liderini niye layık görüyorsunuz?
BAŞKAN – Lütfen…
Buyurun.
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Ama MHP’den bu kadar nefret ettiğinize göre bir planınız mutlaka
olmalı.
SUAT KILIÇ
(Samsun) – Ne kadar ayıp!
AGÂH KAFKAS
(Çorum) - Mutlaka düzelt, yakışmıyor sana!
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Arkadaşlar, bakın farklı sözlere, farklı görüşlere…
SUAT KILIÇ
(Samsun) – Sayın Başkan, bu ifadelerin tutanaktan çıkarılması lazım, çok ayıp.
BAŞKAN – Sayın
Kılıç, tamam…
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – …tahammül edememeniz, bu kadar tepki göstermeniz, arkadaşın yerinde
bile oturamıyor olması, hoplaması, ayağa kalkması bunun açık, net ifadesi.
AGÂH KAFKAS
(Çorum) – Kim kimi başbakan yapıyor? Ayıp ayıp!
MEHMET SALİH
ERDOĞAN (Denizli) – Tahrik etme, çok ayıp, yakışmıyor sana!
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Dinlemeyi öğrenin bence. Burada millet adına konuşan bir milletvekili
var karşınızda ve bu milletvekiline bu kadar saygısız davranmanızdan dolayı
sizi kınıyorum.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) - Böyle bir talihsiz konuşma olur mu? Çok ayıp çok!
(Mikrofon Başkan
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Özkan, mikrofonunuzu kapattım.
Burada bir grubu,
terörizmden mahkûm olmuş bir şahsı Başbakan olarak getirme iddiasını ortaya
koymak yakışıksız bir davranıştır. Lütfen…
SUAT KILIÇ
(Samsun) - Eleştiri değil bu, ayıp; bu, Türk milletine hakaret!
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Sayın Başkan, dinlemediniz, “Bilemiyorum.” dedim.
BAŞKAN – Hayır,
olmaz Sayın Özkan. Herkesin hukukuna riayet etmeniz lazım. Sizin hukukunuza
riayet edilmesini istiyorsanız sizin de bu hukuka riayet etmeniz lazım. Lütfen…
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Sayın Başkan, ne hakla kapatıyorsunuz? Milletin sesini susturmak
için hangi hakkınızı kullanıyorsunuz?
BAŞKAN -
Konuşmanıza dikkat ediniz. Hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur. Lütfen…
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan, yalnız uyarı yapın, mikrofonu kapatamazsınız.
BAŞKAN – Buyurun
efendim, kaldığınız yerden devam ediniz.
Buyurun Sayın
Özkan.
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Sayın Başkan, sonunu dinlemeden olayı anında feveran eden… İşte,
tahammülsüzlüğünüzün bir göstergesini burada da bir şovla yaptınız. Diyorum ki:
Belki de böyle bir gündeminiz var, bilemiyoruz, ben bilemiyorum şahsen. Ama
MHP’den bu kadar nefret ettiğinize göre bir planınız olmalı çünkü MHP’yle terör
bir arada olmaz, MHP’nin olduğu yerde terörle açıktan pazarlık yapamazsınız;
işte, bugün olduğu gibi ancak gizli kapılar ardında pazarlık yapabilirsiniz.
Evet, İmralı’da suspus otururken, cezasını çekerken bu cani onu yeniden örgüt
lideri yaptınız. Bunu yapan da bugünkü Hükûmettir.
BAŞKAN – Sayın
Özkan, lütfen konuşmanıza dikkat ediniz. Lütfen…
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Sayın milletvekilleri…
SUAT KILIÇ
(Samsun) – Ayıp ya, ayıp ya!
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Arkadaş görüşlerini ifade ediyor, cevap versinler.
BAŞKAN – Hayır, böyle bir üslup olabilir mi
Sayın Şandır? Başka bir gruba demokrasi adına hakaret etme hakkı var mı? (MHP
sıralarından gürültüler)
Lütfen efendim,
istirham ediyorum… Olmaz böyle bir şey, lütfen…
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Sayın Başkan, bu konuda suç duyurusunda bulundum.
BAŞKAN – Buyurun,
buyurun.
MURAT ÖZKAN
(Devamla) - Bu konuda suç duyurusunda bulundum.
AGÂH KAFKAS
(Çorum) – Ayıp ya! Ayıp ya!
MURAT ÖZKAN
(Devamla) - Sakin ol, bağırma…
BAŞKAN – Sayın
Kafkas, lütfen…
Sayın Özkan,
buyurun.
AGÂH KAFKAS
(Çorum) - Yapan da şerefsizdir, diyen de şerefsizdir!
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Doğru… Doğru… Bunu yapan şerefsizdir, aynen katılıyorum. (MHP
sıralarından gürültüler)
MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Aynen katılıyorum, söyleyen de şerefsizdir!
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Sözlerine dikkat et!
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Sayın milletvekilleri, bu Hükûmet
devletin yapısını da bozdu, devletin üniter yapısı
tartışılır hâle geldi. Devlet sadece bir zümre tarafından yönetilir hâle geldi.
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Berikinin sözü önemli oluyor Başkanım, oradakinin sözü…
MURAT ÖZKAN
(Devamla) - Âdeta kendi menfaatleri için başka bir amaç gözetmeyen bir çıkar
grubuna dönüşüldü. Hükûmetin ilgi alanında ne işçi ne
çiftçi ne öğrenci ne de memur var; ne yasalara bağlılık umurunuzda ne de
Anayasa’ya.
ÖMER FARUK ÖZ
(Malatya) – Vallahi yakışmıyor.
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Ne yapacaksın? Ne yapmayı düşünüyorsun güzel kardeşim? Oradan beni
tehdit etmekle ne kazanacaksın? Yani insanların tehdit ederek, insanlara
bağırarak, çağırarak bizi susturmak… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN –
Arkadaşlar, lütfen…
MURAT ÖZKAN
(Devamla) - Tam da biraz önce söylediğim gibi, onu yapıyorsunuz.
Tahammülsüzsünüz, demokrasinin ne olduğunu içselleştirememişsiniz maalesef
değerli arkadaşlar.
AGÂH KAFKAS
(Çorum) – Söylediğinin demokrasiyle ne alakası var?
MURAT ÖZKAN
(Devamla) - Bakın, şurada beni konuşturmamak için… (AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
BAŞKAN –
Arkadaşlar, lütfen…
MURAT ÖZKAN
(Devamla) - Yüzlerinize bakıyorum, kin, nefret, şiddet, kavga istiyorsunuz. Ama
biz sizin oyunlarınıza gelmeyeceğiz. Çünkü biz bu milleti seviyoruz, bu
milletin hakkını da sonuna kadar koruyacağız. Beni korkutacağınızı
zannediyorsunuz yanılıyorsunuz, çok yanılıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
MUSTAFA ÜNAL
(Karabük) – Aynaya bakın!
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen sükûneti sağlayınız.
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Lütfen…
Ne yasalara
bağlılık umurunuzda ne de Anayasa’ya. Yolunuza yargı çıkarsa onu da bertaraf
edersiniz, statüko diyerek ortadan kaldırırsınız
kolayca. İşlerinizi kanunsuz, Anayasa’sız halletmeye nasıl olsa alıştınız ve
yine “demokratikmiş” gibi yapıyorsunuz. Pek çok diktatör seçimle işbaşına
geldi, tıpkı sizin gibi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın
Özkan, lütfen… Böyle bir üslup olmaz!
SUAT KILIÇ
(Samsun) – Yok böyle bir şey ya! Böyle bir üslup olabilir mi?
MEHMET SALİH
ERDOĞAN (Denizli) - Millet iradesine saygı göstermiyorsun!
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Arkadaşlar seçimle işbaşına gelmedi mi Sayın Başkan?
BAŞKAN – Diktatör
kim?
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Ben ne diyorum?
SUAT KILIÇ
(Samsun) – Kendin kinden, nefretten bahsediyorsun; mermi atar gibi konuşuyorsun
kürsüden, mermi atar gibi konuşuyorsun, yazık!
MURAT ÖZKAN
(Devamla) - Arkadaşlar seçimle işbaşına geldi ve başka diktatörler de seçimle
işbaşına geldi. Bundan niye alınıyorsunuz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Bir
grubu itham ediyorsunuz.
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Lütfen Başkan olun…
BAŞKAN – Sizi
düzgün konuşmaya davet ediyorum.
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Meclisin Başkanı olun lütfen.
AGÂH KAFKAS
(Çorum) – Hakaret ediyorsun!
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Hakaret etmiyorum.
AGÂH KAFKAS
(Çorum) – Ediyorsun be!
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Hitler de seçimle işbaşına geldi, siz de seçimle işbaşına geldiniz.
MEHMET OCAKDEN
(Bursa) – Hitler’i siz iyi bilirsiniz, Hitler’i en iyi siz bilirsiniz.
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Ama, değerli arkadaşlar, bunlar sonra diktatöre
dönüştü.
George Orwell’i hatırlarsınız “Bin Dokuz
Yüz Seksen Dört” adlı bir kitap yazdı sanki bugünün Türkiye’sini görmüş gibi,
sizin yönettiğiniz ülkeyi anlatıyor kitabında: “Ülkeyi yönetenler ne deseler
tersini yapıyorlar; Barış Bakanlığında savaş planları hazırlanıyor, barış adı
altında insanlara işkence yapılıyor, Bakanlığa sağ girenlerin cenazesi çıkıyor”
Burada ise polis merkezine girenlerin burnu kırılmış çıkıyor.” Sadece fiziksel şiddet değil üstelik,
onların onurları da çalınıyor, gelecekleri elinden alınıyor ve fişleniyorlar.
Demokrasi naraları atıp suçlu mu, suçsuz mu bilmeden, hatta neyle suçlandığını
bilmeden insanları yıllarca hapsediyorsunuz. Tıpkı o kitaptaki gibi.
MEHMET OCAKDEN
(Bursa) – Siz Ergenekon’u savunuyorsunuz.
MURAT ÖZKAN (Devamla)
– Sizin Bakanlığınızda da değerli arkadaşlar işler böyle çalışıyor. Terörle
mücadele etmesi gereken İçişleri Bakanlığı artık terörle müzakere ediyor. İşi
suç ve suçluyla mücadele etmek olanlar artık suçluyla muhabbet eder hâle geldi
ve o muhabbetin ne olduğunu, hangi masada, hangi pazarlıkların döndüğünü kimse…
Pardon, bazılarınız dışında kimse bilmiyor.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun,
konuşmanızı tamamlayınız.
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Bölücübaşına tahammül edebiliyor, ancak
muhalefete tahammül edemiyorsunuz.
Meydanlarda size
“Öcalan’la görüşüyorsunuz.” diyenlere “Şerefsiz” dediniz. Peki, yalanı ilke
edinen, ikiyüzlülüğü, riyayı politika zannedenleri ben yüce milletimin
takdirine bırakıyorum.
Sekiz yıldır
iktidarda bulunan sizler demokrasiden ne anlıyorsunuz? Aslında Anayasa
değişiklik süreci maskenizi düşürdü, ülkeyi “evetçiler”
ve “hayırcılar” diye ikiye böldünüz.
Değerli
arkadaşlar, demokrasi sadece çoğunluğun yönetimi değildir. Eğer böyle
düşünürseniz -ki sizin yaptığınız tam da budur- sürekli arkamızdaki söze vurgu
yapar “Egemenlik kayıtsız, şartsız
milletindir.” dersiniz ama milletten aldığınız gücü millet için değil sadece
kendiniz için kullanırsınız.
Sayın
milletvekilleri, Hükûmetin eşitlik anlayışı da sorunlu.
Sizin gözünüzde tüm vatandaşlar eşit ama bazıları daha eşit çünkü siz
partinizin adındaki “adalet” kavramını çoktan unuttunuz.
AGÂH KAFKAS
(Çorum) – Yapma Allah’ını seversen!
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Demokrasi imtiyaz kabul etmez ama sizin demokrasiniz imtiyazlar
üzerine kurulu. Örneğin şu an içinde bulunduğumuz Meclis. Demokrasinin
hayata geçtiği bu çatı altında kayırmacılık, yandaşlık artık olağan. Mecliste
çalışan personelin neredeyse tamamı istisnai memuriyet statüsünde.
AGÂH KAFKAS
(Çorum) – Hiç olmazsa Meclise hakaret etme.
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Atamalar Başkanın emriyle sınavsız bir biçimde yapılıyor. Kriterler
nedir bilmiyoruz ve uygulamayı Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olmasına
rağmen yapıyorsunuz. Adı üzerinde “istisnai kadro” yani nadiren
başvurulması gereken bir yöntem. Sizin döneminizde bu uygulama sadece
Mecliste değil tüm bakanlıklarda genel bir nitelik kazandı. İstisnai kadroları
aralıksız doldurboşalt sistemiyle yandaşlarını,
yakınlarınızı atamaktan hiç sıkılmıyorsunuz, adalet duygunuz ise hiç rahatsız
olmuyor. Gariban, kimsesi olmayanlar sınavlarda ter dökerken eş dost ve
akrabalarınız en iyi pozisyonlara…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Sayın Başkanım, epeyce zamanımı aldınız, ek süre talep ediyorum.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Bir
dakika arkadaşlar…
Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, söylediğim gibi, AK PARTİ Grubu 10 kişi konuşacak
olduğu için onlara birer dakika süre vereceğimi söylemiştim. Diğer parti
gruplarını konuşacak şahıs adedine göre de ifade etmiştim. Milliyetçi Hareket
Partisinden 5 kişi konuşuyor. Dolayısıyla her milletvekili arkadaşıma iki
dakikalık süreyi kullandırıyorum.
Sizin sürenizi de
kullandırdım. Bir kısım atışmalar, sataşmalar oldu. Onun için son bir dakikalık
süre içinde konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun efendim.
SIRRI SAKIK (Muş)
– Sayın Başkan, peki, biz tek kişi konuşuyoruz. Niye bizim hakkımızı…
BAŞKAN – Size de…
Biraz sonra açıklayacağım efendim.
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Gelin bu yanlışı düzeltmede öncelikle yüce Meclisten başlayalım
değerli arkadaşlar. Üstelik çözüm de basit: İstisnai kadrolara atamalar istisnaen yapalım, normal işler için kullanılan kadrolara
ise sınavla memur alalım; herkes girsin, kazansın, çalışsın, kimseye ayrıcalık
tanınmasın. Bu hususta Milliyetçi Hareket Partisi olarak vermiş olduğumuz kanun
teklifine desteklerinizi bekleriz.
Meclis
personelini A, B, C diye ayırdınız, bir sürü özlük haklarında farklılıklar
yarattınız, aynı işi yapan insanlara, gelin, adaletli bir şekilde aynı özlük
haklarını tanıyalım.
Sayın
milletvekilleri, bir ülkenin geleceğinden endişe duymadan yaşamak için,
milletimizin refah içinde yaşaması için dürüst siyasete, dürüst siyasetçiye
ihtiyacı vardır. Ülkesi için hizmete soyunduğu iddiasıyla siyasetçiler bu
anlamda herkese örnek olmalı, ama bugün tam tersi hâllere gelmiş durumdayız.
Sürekli demokrasiden bahsederken ipin ucunu bir türlü Türk milletine vermek
istemiyorsunuz. Artık bir noktayı iyi öğrenmemiz gerekiyor, demokrasi milletin
sesidir, azınlıkta veya muhalefette olanın da korunması gerekir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan…
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Değerli milletvekilleri, ben de teşekkür ediyorum, ancak bu kadar
baskı altında… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Arkadaşlar,
lütfen karşılıklı konuşmayalım. Lütfen…
MURAT ÖZKAN
(Devamla) – Sizi yüce Türk milletine havale ediyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
Özkan, teşekkür ederim.
SIRRI SAKIK (Muş)
– Sayın Başkan, bize iki dakika…
BAŞKAN – Sayın Sakık, şunu ifade edeyim: Ben size iki dakikalık süre
verdim, konuştunuz, sonra tamamladınız. Eğer devam etseydiniz, o dediğim gibi
iki kişi kullandınız, o hakkı size kullandıracaktım, onu söyledim. Aynı şeyi
Sayın Geylani için de verdim, iki dakikalık sürede
bitirmeyince tekrar mikrofonunu açtım. Yani orada problem yok.
SIRRI SAKIK (Muş)
– Sayın Başkan, söyleseydiniz biz de talep ederdik.
BAŞKAN – Hayır,
söyledim, baştan söyledim, demek…
SIRRI SAKIK (Muş)
– Şimdi bize sataşma var. Bakın, bize iki dakika rica ediyorum, eksik
bıraktığımız şeyi tamamlamak için.
BAŞKAN – Sayın Sakık… Sayın Sakık…
SIRRI SAKIK (Muş)
– Bakın, kaç dakika? AKP’ye beşten on dakika fazla konuşma hakkı verdiniz. Bize
iki üç dakika rica ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Sakık, bakınız, ben size şunu ifade ediyorum.
SIRRI SAKIK (Muş)
– İki dakika…
BAŞKAN – Efendim, müsaade eder misiniz.
Konuşmanın
başında Genel Kurulu açtığım sırada ifade ettim. Dedim ki: “Bir kısım gruplar
10 kişi konuşuyor, bir kısım gruplar daha az sayıda konuşuyor, dolayısıyla
orada kullandıracağım ek süreyi diğer arkadaşlar için de kullandıracağım.” Ama
size iki dakika açtım, eğer yetmeseydi devamını getirecektim. Bunun için…
SIRRI SAKIK (Muş)
– Şimdi iki dakika istiyoruz ne olur, eksik bıraktığımız bir şey var.
BAŞKAN – Durun
bir dakika, bir dinleyelim şimdi, o süre geçti, o şeyi kapattık.
SIRRI SAKIK (Muş)
– Sataşmadan dolayı…
BAŞKAN – Bir
dakika efendim, bir dinleyelim. Bir dakika…
Buyurun Sayın Canikli.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan, biraz önce Sayın Konuşmacı grubumuza hakaret eden,
çok sert hakaretlerde bulunan, iftiralar atan bir konuşma yapmıştır. Sataşma
söz konusu, söz istiyorum Sayın Başkan.
AGÂH KAFKAS
(Çorum) – İçine sindi mi Sayın Şandır?
BAŞKAN –
Arkadaşlar, biraz önce bir kısım arkadaşlarımız ifade etti, burada konuşurken
arka sıralardan da bir kısım milletvekili arkadaşlarımızın değişik ifadeler
kullandığı söylendi. Birbirimize hakaretamiz sözler söyleyerek hiçbir yere
varamayız, hiçbir netice…
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Tutanaklara bakılsın… Öyle bir hakaret yok efendim. Arkadaşımız
görüşlerini ifade etmiştir.
BAŞKAN – Sayın
Şandır, ben dinledim. Kullanılan ifade, Sayın Özkan’ın “Aynen sizin gibi.”
ifadesidir efendim. Dinliyorum yani, şeyi kullandım, sadece bir arkadaşı
dinlemedim.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Ben de aynısını söyleyeceğim Sayın Şandır.
BAŞKAN - Onun
için, diyelim ki terörden mahkûm olmuş, siz nasıl sıfatlandırırsanız
sıfatlandırınız, Öcalan’la ilgili olarak da burada Başbakanlık yolunu…
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan, bu yolu açarsanız bu kürsüde konuşan herkesin her
sözünden bir özel anlam çıkararak burada gruplar söz alır ve burada bu
müzakereleri perişan edersiniz.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Öyle şey olur mu Sayın Başkan?
BAŞKAN – Hayır,
burada AK PARTİ Grubuna yönelik bir ifade vardır. Doğrudur, ben de tespit
ettim.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) - Her türlü hakareti yapacaksınız, her şeyi söyleyeceksiniz ondan
sonra da onu normal kabul edeceksiniz. Eğer o normal ise biz de normal
konuşacağız Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Canikli, iki dakika süre veriyorum, buyurun. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan, aynı şeyi ben de isterim yoksa 63’e göre…
BAŞKAN –
İsteyebilirsiniz de bir şeye dayalı olması lazım. Ne isteyeceksiniz, onu bir
şey yapalım.
AGÂH KAFKAS
(Çorum) – Neye göre isteyeceksiniz? Onun hakareti yetmedi ben devam mı edeyim
diyeceksin?
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Canikli.
III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin,
Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle
konuşması
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Biraz önce
gerçekten çok talihsiz ve bu Meclise yakışmayan içerikte bir konuşma izledik.
Bundan dolayı, öncelikle üzüntülerimi ifade ediyorum ve bu Meclis altında böyle
bir konuşmayı dinlemek zorunda kaldığım için üzüntülerimi ifade ediyorum.
Değerli
arkadaşlar, bakın, biz hiçbir zaman terör örgütüyle bir müzakere etmedik, bunu
defalarca, binlerce kez söyledik. Eğer müzakere…
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Kim yapıyor?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Kim ediyor müzakere biliyor musunuz? Kim etti?
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Siz etmiyorsanız kim ediyor?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) - Müzakere edilip edilmediğini görmek istiyorsanız 12 Ocak 2000
tarihli altında rahmetli Sayın Bülent Ecevit…
YILMAZ TANKUT
(Adana) – Talimat verildi, müzakere edilmedi.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) - … ve Mesut Yılmaz ve Sayın Devlet
Bahçeli’nin imzası olan…
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Söyle, söyle. Kim müzakere etmiş?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) - …ve çok açık bir şekilde, örtülü falan değil açık bir şekilde terör
örgütüyle müzakere anlamına gelen o metni okuyun değerli arkadaşlar.
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Müzakereyi kim yapıyor Sayın Canikli?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) - Eğer müzakere görmek istiyorsanız ona bakacaksınız. Terör örgütüyle
açık bir müzakere 57’inci Hükûmet döneminde
yapılmıştır. Altında o Hükûmeti oluşturan
liderlerinin üçünün de imzası vardır.
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Kim yapıyor, kim? Müzakereyi kim yapıyor? Söyle o zaman. Söyle!
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Bunları çok konuştuk. Bugün
burada konuşmak belki istemiyordum ama yapılan konuşmadan sonra bunları mutlaka
burada ifade etmemiz gerekir.
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Söyle, müzakereyi kim yapıyor?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, bizim kimseye kinimiz yok.
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Laf kalabalığına getirme. Söyle, söyle siz yapıyorsunuz.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Milliyetçi Hareket Partisine de herhangi bir kin içerisinde,
düşmanlık içerisinde değiliz. Siz kendi kendinize kötülük ediyorsunuz.
MEHMET GÜNAL
(Antalya) - Kim yapıyor? Kim şerefsiz söyle o zaman? Kim şerefsiz söyle o
zaman?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – 2002 yılında sizi sandığa biz mi gömdük?
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Şerefsiz kimse onu söyle Sayın Canikli.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – AK PARTİ mi gömdü? Bunu
burada ifade etmemiz gerekiyor. Sandığa millet gömer, iradeyi millet ortaya
koyar.
MEHMET GÜNAL
(Antalya) - Şerefsiz kimse onu söyle o zaman. (AK PARTİ sıralarından “Otur
yerine” sesleri) Söyle! Kim yapıyor?..
BAŞKAN – Sayın Günal, lütfen…
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – 2002’de AK PARTİ mi vardı?
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Kim yapıyor?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Referandumda, referandumda yanlış yaptınız. Millete karşı durdunuz…
MEHMET GÜNAL
(Antalya) - Kim yapıyor müzakereyi? Burada söylediniz “Yapan da şerefsiz.”
dediniz. Kim bu şerefsiz?
BAŞKAN – Sayın Günal…
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Millete hakaret ettiniz ve millet de size ders verdi. Yanlışı kendinizde
arayın.
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Sen Hükûmet değil misin? Kim yapıyor
müzakereyi?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Bakın, değerli milletvekili arkadaşlarım…
BAŞKAN – Sayın Günal, lütfen… Sayın Günal, siz
oturun lütfen.
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Sayın Başkan, şerefsiz kimse söylesinler o zaman… Biz mi, kim
şerefsiz?
BAŞKAN –
Estağfurullah.
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Kim yapıyor Sayın Başkan? Bu müzakereler yapılıyor işte. Biz
yapmıyoruz. Söyle bakalım kim yapıyor? Biri yapıyor Sayın Başkan. Müzakereleri
birileri yapıyor işte.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Millet iradesinin ne anlama geldiğini, nasıl teessüs ettiğini daha
bilmiyorsunuz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET GÜNAL
(Antalya) - Söyle bakalım kim yapıyor? “Yapan şerefsizdir.” diye siz de
söylediniz. Kim şerefsiz!.. Şerefsiz kim?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Sayın Başkan, milletvekilini millet seçer, bunu bilmiyor musunuz?
Bunu bilmeyecek insanın buraya çıkıp saçma sapan konuşması… (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Canikli, teşekkür ediyorum.
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Sayın Başkanım, kimse şerefsiz, Türkiye Cumhuriyeti’nde kim
görüşüyorsa…
İRFAN GÜNDÜZ
(İstanbul) – Yapan da söyleyen de şerefsiz, tamam.
MEHMET GÜNAL
(Antalya) - O şerefsizi bulun o zaman.
Öyle bir şey olur mu ya!
BAŞKAN – Sayın Günal,
oturunuz.
Arkadaşlar, bir
dakika sakin olun.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın
Şandır, buyurun efendim.
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Hükûmet değil misiniz?
BAŞKAN –
Arkadaşlar, lütfen… Sayın Günal, Grup Başkan
Vekiliniz konuşuyor. Lütfen efendim.
Buyurun Sayın
Şandır.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan, biraz önce de ifade ettiğim gibi bu bütçe
görüşmelerinin selameti açısından hatibe müdahale edilmemesi lazım. Kaldı ki
siz müdahale ediyorsunuz. İç Tüzük’ümüz açık. Söz verdiğiniz Sayın Hatip Genel
Başkanımızın ismini de anarak bu defa yeni bir tartışmaya sebep oldu.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Bir sataşma yok Sayın Başkan. (MHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın Canikli, lütfen oturunuz. Sayın Canikli,
lütfen oturunuz.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) - 12 Ocak tarihli belge yanlış değildir. Ben hakaret etmedim Sayın
Başkan, hakaret edildiği için cevap verdim.
BAŞKAN – Sayın Canikli, lütfen oturur
musunuz…. Arkadaşlar, lütfen…
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) - Her türlü iftirayı atacaksınız, her türlü hakareti yapacaksınız,
sonra da susmamızı bekleyeceksiniz; böyle bir şey olur mu Sayın Başkanım?
BAŞKAN - Sayın Canikli, lütfen oturunuz efendim, lütfen.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) - Biz mi başlattık? Hakareti biz mi yaptık Sayın Başkanım, lütfen…
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Sayın Başkan takdir eder bunları.
BAŞKAN – Sayın
Şandır, burada konuşan arkadaşımız, hangi gruba mensup olursa olsun, bakınız,
birbirimizi tabii ki eleştireceğiz, tenkit edeceğiz…
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan, bunu ben de temenni ediyorum.
BAŞKAN - …ama bu, eleştiri sınırlarını aşıp başka bir
hâle dönüşürse o zaman tabii ki diğer grupların hakkı doğar veya şahısların
hakkı doğar, ona bir şey demiyorum ben. Benim söylediğim odur.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Eyvallah…
BAŞKAN – Yani,
düzgün bir lisanla konuşmaktır.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Ama mikrofonu kapatmanız kabul edilemez.
BAŞKAN – Efendim?
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Mikrofonu kapatmanız bu İç Tüzük’ün hiçbir yerinde yazmıyor. Onu
doğru bulmuyoruz. Yani, o yaptığınız hadise özel bir tavır oldu.
BAŞKAN – Sayın
Şandır, bakın…
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Ben o anlamda gerekirse usul tartışması da açarım.
BAŞKAN – Sayın
Şandır, şunu diyorum: Bakınız, Sayın Özkan bizim Başkanlık Divanındaki bir
arkadaşımız. Ben sadece, çok gürültüler ortaya çıktığı için, sesimizin
anlaşılması babında mikrofonu kapattım ve sonrasında da tekraren, aynı, kaldığı
yerden devam ettirdim. Hatta dikkat ederseniz…
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Hayır o maksatla…
BAŞKAN – Efendim,
şöyle… Şimdi, ben konuşursam, siz de konuşursanız birbirimizi anlayamayız.
Bakın, siz konuştuğunuz an ben sizi dinliyorum. Lütfen… Ve arkasından, o
sataşmaların neticesindeki ek süreyi de Sayın Özkan’a kullandırdım. Bakın, şu
ana kadar hiçbir arkadaşımıza da o süreyi kullandırmadım.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Tamam…
BAŞKAN - Onu
ifade ediyorum ben.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) - Sayın Canikli’nin konuşmasına cevaben söz
istiyorum.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Ben hakaret etmedim Sayın Başkanım. Benim öyle bir hakaretim yok.
BAŞKAN – Evet,
Sayın Canikli konuşmasında…
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Kimseye hakaret etmedim.
BAŞKAN –
Arkadaşlar…
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Sayın Başkan, iki dakika konuşsa, ne olacak yani?
BAŞKAN – Merhum
Sayın Ecevit, Sayın Bahçeli ve yanılmıyorsam Sayın Yılmaz’dan bahsetti.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Ben bir yazıdan bahsettim sadece, bu kadar, hepsi bu kadar.
BAŞKAN - Ortak
imzalarının olduğu bir açıklamadan bahsetti.
Buyurun, konuya
bir açıklık getiriniz.
İki dakikalık
süre de size veriyorum.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Ben hiçbir zaman hakaret etmem ve etmedim, sadece bir gerçekten
bahsettim.
2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın,
Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, MHP Genel
Başkanına sataşması nedeniyle konuşması
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan, tekrar temennimi ifade ediyorum. Gerçekten, burada
konuşan hatibe hepimiz tahammül etmemiz lazım. Hakaret eden
kendi aczini ortaya kor.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Doğru, haklısınız.
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Ama, kimse burada, hakaret kastıyla buraya
çıkıp konuşmak akılsızlığını da göstermez. Sayın Özkan da böyle bir akılsızlık
yapmamıştır, kanaatlerini ifade etmiştir. “Belki” diyerek başlamıştır.
Dikkat edilmesini
ben de tavsiye ediyorum ancak bir şey söyleyeceğim: Sayın Başkanım, sizin ve
bizim burada uymamız gereken temel kural bu İç Tüzük ve Anayasa. Sayın Sakık’ın konuşmasına hiç müdahale etmediniz.
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Evet… Neler söyledi!
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Hâlbuki Sayın Sakık, bu Anayasa’ya aykırı
birçok konuda görüş ifade etti. Sayın grup yöneticileri de itiraz etmediler.
ÖZNUR ÇALIK
(Malatya) – Siz niye itiraz etmediniz?
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Niye itiraz etmiyorsunuz, sözünü niye kesmiyorsunuz? Sayın Murat
Özkan’ın mikrofonunu keserken bir tavır ortaya koymuyor musunuz? Dolayısıyla
biz bu görüşmelerin selameti açısından Başkanlık Divanının bu hususa dikkat
etmesi gerektiğini ısrarla söylüyoruz.
Ayrıca, Sayın
Nurettin Canikli milletin gözünün içine baka baka doğruları söylemiyor.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Yapmayın Sayın Şandır, Allah aşkına.
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) - 2000 yılında yapılan o görüşme bir müzakere değildir, bir devlet
toplantısıdır.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – 12 Ocak 2000 tarihi gerçek değil mi?
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) - O devlet toplantısında alınan kararın imzalanmasıdır.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Tamam, ben de ondan
bahsettim. Ne diyor o kararda?
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) - Ama siz öyle yapmıyorsunuz, siz doğrudan İmralı’yla müzakere
yapıyorsunuz ve bunu yapanı şerefsizlikle suçladınız.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Şandır, ben orada öyle bir ifade kullanmadım.
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) - Şimdi arkadaşımın ifade ettiği gibi kim bu şerefsiz? Devletin hangi
kademesi şerefsiz? Bu müzakereyi yapıyorsunuz. Bu müzakereyi devlet yapıyor
diye kendinizi kenara çekemezsiniz, esas müzakere budur.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Ben öyle bir ifade kullanmadım.
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) - Bunu milletin gözünden saklayamazsınız, geriye dönüp suçlamak da
sizin hakkınız değil, haddiniz değil.
SUAT KILIÇ
(Samsun) – Terörle de ve teröristbaşıyla da müzakere
yoktur, bunu aklınıza koyun!
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) - Ayrıca, gerçekleri saptırmak da gerçekten bu milletin aklıyla alay
etmektir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) - Bunu sizin bilgilerinize sunarım ve Sayın Başkan, bu noktada
duyarlılık talep ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Şandır.
BENGİ YILDIZ
(Batman) – Sayın Başkan, bu konuda Barış ve Demokrasi Partisi de kendisini bu
işin muhatabı olarak görür.
YILMAZ TANKUT
(Adana) – Buyurun, hadi itiraz edin, müdahale edin!
BENGİ YILDIZ
(Batman) – Birincisi, Sayın Öcalan İmralı’da bir tutukludur. (MHP sıralarından
gürültüler)
YILMAZ TANKUT
(Adana) – Sayın Başkan, niye
konuşturuyorsunuz!
BENGİ YILDIZ
(Batman) – Bir tutuklunun, İmralı’da olsun, Türkiye Cumhuriyeti sınırları
içerisinde, Türkiye Cumhuriyeti kanunları çerçevesinde burada hakaret
edemezsiniz.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Suçluyu övmektir, suçluyu!
BENGİ YILDIZ
(Batman) – Ben övmüyorum. Millete hakaret edemezsiniz.
BAŞKAN – Sayın
Yıldız, teşekkür ediyorum.
BENGİ YILDIZ
(Batman) – Onun için, bundan sonra bu konulara dikkat edilmesini özellikle
belirtiyoruz!
BAŞKAN – Sayın
Yıldız, lütfen…
BENGİ YILDIZ
(Batman) – Özellikle belirtiyoruz, germeyin Parlamentoyu!
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Siz geriyorsunuz!
BAŞKAN – Sayın
Yıldız, lütfen yerinize oturunuz.
BENGİ YILDIZ
(Batman) – Böyle cani falan diyemezsiniz, sizde de bir sürü cani var ama biz
cani mani demiyoruz. (AK PARTİ sıralarından “Sensin cani”sesi)
Fazla konuşma
terbiyesiz! Şerefsiz!
II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
1.- 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan
ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/960) (S. Sayısı: 575) (Devam)
2.- 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2009 Bütçe Yılı Kesin
Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna
Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/905,
3/1261) (S. Sayısı: 576) (Devam)
A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Cumhurbaşkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Cumhurbaşkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)
1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi 2011 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi 2009 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesabı
C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Sayıştay Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Sayıştay Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
D) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU (Devam)
1.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
E) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2009 Yılı Merkez Yönetim Kesin Hesabı
F) BAŞBAKANLIK (Devam)
1.- Başbakanlık 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Başbakanlık 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
G) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1.- Vakıflar Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Vakıflar Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
H) BASIN–YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN –
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Isparta Milletvekili
Sayın Süleyman Nevzat Korkmaz.
Sayın Korkmaz,
buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayıştay
bütçesi üzerinde şahsım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini
açıklamak üzere huzurlarınızdayım. 2011 yılı bütçesinin ülkemize ve aziz
milletimize hayırlar getirmesi temennilerimle, yüce heyetinizi saygılarımla
selamlıyorum.
Sözlerime başlamadan
önce, önceki gün Hakk’ın rahmetine kavuşan Irak Türkmenlerinin sesi, Kerkük
türkülerinin efendisi, Türk dünyasının önemli sanatçılarından Abdurrahman Kızılay Kardeşimize Allah’tan rahmet, ailesine
ve Türk sanat dünyasına başsağlığı diliyorum; mekânı cennet olsun.
Değerli
milletvekilleri, ne zaman Meclis Genel Kuruluna Sayıştay ile ilgili bir taslak
gelse, bir husus görüşülse giriş cümleleri hep aynı oluyor, tartışmalar hep
aynı eksende devam ediyor. Ne söyleniyor: “Çağdaş katılımcı demokrasilerde,
seçilenlerin, hükûmet edenlerin halk tarafından
denetlenmesi önemlidir. Ancak, Hükûmet, bu çağdaş
kabule karşı çıkarak denetimden kaçmak, Türkiye Büyük Millet Meclisine ve onun
adına denetim yapan Sayıştaya hesap vermemek için her
yolu deniyor. Sayıştay raporları görmezlikten geliniyor, denetimin içi
boşaltılırken sıradanlaştırılıyor.” Tüm Meclis gruplarının bu tekrarları içeren
cümlelerinden gerekli mesajları çıkarmayan ve bildiğini okumaya devam eden Hükûmet, her türlü fırsat ve mazeretin arkasına saklanarak,
sekiz yıldır yaptıklarının, harcadıkları halkın kaynaklarının hesabını vermeme
hususunda ısrar ediyor, inat ediyor. Muhalefet ise tekrarın öğretim
metotlarından birisi olduğu gerçeğinden hareketle, milletin kendisine yüklediği
vazife gereği ısrarla hesap sormaya devam ediyor. Sorularına kaçamak cevaplar
alsa da, koskoca bir yasama yılında hiçbir önerisi dikkate alınmasa da
muhalefet, işini yapmaya devam ediyor. Bakalım, aldığı yüksek oy oranıyla başı
dönmüş, ayakları bir türlü yere basmayan AKP’nin hem Meclisi hem de milleti
gerginliğe iten ısrarcı, dayatmacı bu inatlaşması, bu halat oyunu nereye kadar
sürecek?
Demokrasi ve
adaletin herkese lazım olduğunu, mevki ve makamların bugün var, yarın yok
olduğunu, bugünün galiplerini yarınlarda nasıl bir son beklediğini ne zaman
hatırlayacak, ne zaman, sadece AKP’ye oy verenlerin değil tüm milletin Hükûmeti olduğu aklına gelecek?
Üç buçuk yıldır
Mecliste yaptığımız uyarılara, yaptığımız bütün çağrılara rağmen, maalesef,
yıllarca Sayıştay Kanunu’nu Komisyonda bekletip Genel Kurula indirmediniz.
Yüzlerce denetçinin emeği ve milyarlarca lira vatandaşın parasına mal olmuş,
içerisinde birçok usulsüzlük ve yolsuzluk ihbarları, tespitleri içeren Sayıştay
raporlarının Genel Kurulda görüşülmesine engel oldunuz. Hükûmetin,
kamu idarelerinin ve AKP’li belediyelerin usulsüzlükleri, yolsuzlukları ortaya
çıkacak diye yılın altı yedi ayı denetim yapan Sayıştay denetçilerini sahaya
çıkarmadınız. Bugüne kadar yaptığınız katrilyonlarca liralık harcamaların
denetlenmesini istemediğiniz için “Denetimi AB normlarına uyduruyoruz.” maskesi
altında devlet sistemini denetimsiz bıraktınız. İdari işlem ve harcamalarda
kamu yararı bulunup bulunmadığı konusunun Sayıştay tarafından denetlenmemesi
için performans denetiminin tanımını değiştirdiniz, idarenin kendi koyduğu
hedeflere uygunluğu şekline dönüştürüp kendi çalar, kendisi oynar hâle
getirdiniz. Yetmedi, işi şansa bırakmamak için Sayıştay Kanunu’na, sanki
kurumun böyle bir iddiası varmış gibi “Yerindelik denetimi yapamaz.” diye
niyetinizi beyan eden bir cümle koydurdunuz.
Sayıştay deyince
aklınıza, her zaman kurumun faaliyetlerine destek olmak değil de “Adamlarımızı
nasıl Sayıştay üyesi yaparız, nasıl Genel Kurulu ele geçiririz?” suali
getirdiniz. Sayıştay denetçi yardımcılığı sınav sistemini değiştirip AKP
referansı ile Sayıştay kadrolarını doldurdunuz.
Ya Sayıştay
Kanunu görüşülürken son anda Genel Kurula getirdiğiniz önergeye ne demeli?
Evet, geçici 5’inci madde rezaletinden bahsediyorum. Bu bile tek başına
denetimden kaçtığınızın ispatı değil midir? Grup Başkan Vekilinizin de altında
imzası olan önerge bakın ne diyor: “31/12/2018 tarihine kadar bu kanunun 4’üncü maddesinin (a)
ve (b) bentlerinde sayılanlardan kamu payı yüzde 50’nin altında olup hisse
senetleri İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında işlem görenler Sayıştay
denetimine tabi tutulamaz.”
Değerli
milletvekilleri, tarihe takılıp kalmayın, 31/12/2018
tarihinin burada hiçbir önemi yok, sadece geçici madde formatına uydurmak için
böyle afaki bir tarih konulmuş. Bu düzenleme günlük hayatımızı nasıl etkiliyor,
son derece basit.
Grup Başkan
Vekiliniz Sayın Canikli Maliye kökenli bir
kardeşimiz, bu işleri de iyi bilir. Kastedilen, Türk Telekom gibi büyük payın
kamunun elinde olmadığı şirketler. Türk Telekom’u öldüm fiyatına yabancılara
sattığınız yetmiyormuş gibi, hiç olmazsa ortaklık hakları dolayısıyla yapılacak
sınırlı denetimi de kaldırıyor ve kaçırıyorsunuz ya da hesabı veremeyeceğinizi
biliyor, şimdiden tedbirler, engeller üretiyorsunuz. Burada nasıl bir kamu
menfaati var, nasıl bir millî hissiyatla hareket ediyorsunuz? Yani değerli AKP
milletvekilleri, siz bu kürsüden milletin menfaatlerini mi, yoksa Öger’in menfaatlerini takip için mi yemin ettiniz? Belki
birçoğunuz bu hadiseden haberi olmaksızın el kaldırıyor. Böyle bir vebalin
altına sizi ve sizin iradenizi itenlerle yüzleşmeniz ve en azından bunun
hesabını sormanız gerekmiyor mu?
Görevi kötüye
kullanan milletvekilleri ve belediye başkanlarının cezasını indirirken,
milletvekili dokunulmazlığının devamına evet derken de aslında birilerinin
nârına yanıyorsunuz. Sizlere de, sizlere saygı gösterenlere de yazık oluyor.
Neden suçluyu kollayan, koruyan, kol kanat geren olarak anılasınız. Şunu
unutmayın sayın AKP milletvekilleri: Milletin, “Sen
kendini zeki bizi aptal mı sanıyorsun.” diyeceği günler geliyor. Sayıştayın denetiminden, mahkemelerin hesabından
kaçabilirsiniz, ancak milletin şaşmaz terazisinden, o engin ve adil
muhakemesinden kaçamayacaksınız. Ne yaparsanız yapın ne engeller getirirseniz
getirin, mızrağın çuvala gizlenemeyeceğini ve gün ışığının karanlıkta
gizlediğiniz şeyleri görünür kılacağını er geç göreceksiniz. Türkiye
Cumhuriyeti’nin en önemli kurumlarından biri olan Sayıştayı
yine muteber yerine oturtmak ve millet adına denetim yapar, hesap sorar hâle
getirmek Milliyetçi Hareket Partisinin görevlerinden biri olacaktır.
Değerli milletvekilleri,
bir süre önce Genel Kurulda müzakere edilen ve AKP oylarıyla yasalaşan Sayıştay
Kanunu’nun görüşmeleri sırasında Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz
önergelerin hiçbiri ama hiçbiri maalesef dikkate alınmamıştır. Sayıştayın performans denetimini iğdiş eden 2’nci madde
değişikliği esnasında muhalefetin tepkisini azaltmak için AKP’nin, yani
sizlerin verdiği tekriri müzakere sözünden de caydınız. İçinizde Sayıştay
Başkanlığı üyeliği, denetçiliği yapmış insanlar bulunmasına rağmen performans denetiminin
içinin boşaltılmasına sessiz ve seyirci kaldınız. Milliyetçi Hareket Partisi
olarak Sayıştayın denetim fonksiyonunun
güçlendirilmesi için biz yine de bu önerilerimizi milletin huzurunda
tekrarlamaya devam edeceğiz. Nedir bu öneriler?
1) Vakit
geçirmeksizin önceki performans denetimi tanımına geri dönülmelidir.
2) Sayıştay
denetçilerinin hazırladığı raporların ilgili bakanlıklara da gönderilip sonra
yapılacak teftişlerde de kullanılmasının sağlanması zarureti vardır ve bu
müfettişlere zaman kazandıracaktır, devlette uyumu temin edecektir.
3) Türkiye Büyük
Millet Meclisi içerisinde Sayıştay irtibat bürosu kurulmalı ve milletvekilleri
inceleme ve araştırma taleplerine kılavuzluk yapılmalıdır.
4) Denetim ve
araştırma yapılmasını talep etme yetkisi sadece Meclis Başkanlığına değil,
Meclisteki muhalefet gruplarına da tanınmalıdır. Böylece hiçbir şeyin gizli
saklı kalmaması temin edilmelidir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN- Buyurun
Sayın Korkmaz.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
5) Diğer bakanlık
mensuplarına verildiği gibi, Sayıştay denetçileri ve denetçi yardımcılarına da
yurt dışında yabancı dil öğrenme, yüksek lisans ve doktora yapma imkânları
tanınmalıdır.
6) Sayıştay
üyeliği seçimleri sürecinin Sayıştay ayağında birinci sınıf denetçilere de oy
kullanma hakkı verilmelidir. Bu, HSYK üyelik seçimlerinde birinci sınıf
hâkimlere oy kullanma hakkı isteyen AKP için de samimiyet sınavı olacaktır.
7) Sayıştay
raporları ve bir sonraki yıl sonuçları özel bir gündem ile basın aracılığıyla
kamuoyuna açıklanmalı ve halkın bilgi sahibi olması sağlanmalıdır. Bu
raporların açıklanması her yıl kamuoyunca herkes tarafından beklenir hâle
getirilmelidir.
Bu ve benzeri
isteklerin gerçekleştirilmesi zor şeyler olmasa gerek. Bin at ile bin deve
istemiyoruz kısaca. Tabii ki devletin, halkın malının korunmasını kendisine iş
edinenler için kolay bir mesele. Bu emanetleri mukaddes bilenler için kolay bir
mesele.
2011 yılı
Sayıştay bütçesinin milletimize ve Sayıştaya hayırlı
olmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Korkmaz.
Sayın
milletvekilleri…
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan, sayın konuşmacı ismimden bahsederek, daha önce
verdiğim bir önergede ileri sürdüğüm düşünceden farklı bir görüş atfetmiştir,
69’a göre açıklama yapmak istiyorum.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Hayır, “İyi bilir.” dedim, sana bir sataşma yok.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Hayır, sataşmadan değil zaten, açıklama yapmak istiyorum sadece.
BAŞKAN - Buyurun,
çok kısa bir süre…
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Sayın Başkan, her konuşmacının arkasından hep böyle konuşulacak mı?
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Önergede ileri sürdüğüm düşünceyle alakası olmayan… Sayın Başkanım,
izin verin lütfen.
BAŞKAN - Sayın Canikli, lütfen efendim….
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Önergede belirttiğim düşünceyle hiç alakası olmayan bir görüş
atfetti Sayın Başkan, çok net. İzin verin, lütfen…
BAŞKAN – Sayın Canikli, bir dakika süre vereyim, oturun, yerinizden
açıklamanızı yapın efendim.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Ama Sayın Başkan, dinleyenler yanlış… Sanki Sayıştay denetiminden
kaçırmak gibi…
BAŞKAN - Sayın Canikli, mikrofonunuzu açayım, yerinizden açıklamanızı
yapın efendim.
Buyurun.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan, hiçbir zaman Sayıştay denetiminin alanını daraltmak
için bir çalışma yapmadık. Bakın, bugün yüzlerce… (MHP sıralarından gürültüler)
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Sayın Başkan, birazdan söz alıp açıklama yapsın.
BAŞKAN - Sayın Canikli, bakınız, mikrofonunuzu açtırdım ben efendim,
buyurun siz.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Efendim, iktidar partisi Sayıştayda
konuşmayacak mı? O konuşmalarda çıkar açıklarsınız.
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Az sonra açıklasın sözcünüz.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Söz hakkım yok mu Sayın Başkan?
Önergeyi veren
benim değerli arkadaşlar. Lütfen önergeyi…
BAŞKAN – Sayın Canikli, kısaca izah edin efendim.
Buyurun.
IV.- AÇIKLAMALAR
1.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin,
Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Sayıştay
denetiminin etkinliğini ya da kapsamını daraltmak için bir çalışma yaptıklarına
dair beyanına ilişkin açıklaması
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkan,
Sayın Konuşmacının…
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş’ın imzası var.
BAŞKAN – Evet,
efendim.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Hayır.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – O önergede Sayın Canikli’nin imzası yok,
Sayın Elitaş’ın imzası var.
BAŞKAN – Buyurun,
buyurun.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Efendim, bakın, 2’nci maddeyle ilgili…
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Sataşma yok efendim.
BAŞKAN – Nevzat
Bey… Nevzat Bey…
Buyurun.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) - İsmimi de zikretti Sayın Başkan, ismimi de zikretti.
BAŞKAN – Buyurun
efendim, siz buyurun.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Değerli arkadaşlar, biz, hiçbir zaman Sayıştay denetiminin
etkinliğinin ya da kapsamının daraltılması için bir çalışma yapmadık; tam
aksine, bugün eski Kanun’a göre Sayıştay denetiminde olmayan, denetim dışında
yüzlerce kurum vardır. Bütün bu kurumlar bu Kanun’la Sayıştay denetimi
kapsamına alınmaktadır. Bu bir.
İkincisi: Bakın,
ilk defa belediyelerin KİT’leri, kamu iktisadi kuruluşları denetim kapsamına
alınmaktadır. Bugün en çok belediye AK PARTİ’li
belediye, başta İstanbul, Ankara olmak üzere; en çok iktisadi kuruluşu olan
belediyeler de bunlardır. İlk defa bu belediyeler Sayıştayın
denetimi kapsamına alınmaktadır. Denetimden korkan bir siyasi iktidar böyle
yapmaz Sayın Başkan, tam aksini yapar.
Teşekkür ederim
efendim.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Hani sataşma yoktu! Neyi açıklıyor Sayın Başkan?
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Canikli.
Sayın
milletvekilleri, bundan sonraki arkadaşımızın konuşma süresi için yeterli zaman
yoktur. Bunu da dikkate alarak saat 14.00’te toplanmak üzere birleşime ara
veriyorum.
Kapanma Saati: 13.56
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.04
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
2011 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu
Tasarısı birinci tur görüşmelerine devam ediyoruz.
II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve
Teklifleri (Devam)
1.- 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan
ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/960) (S. Sayısı: 575) (Devam)
2.- 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2009 Bütçe Yılı Kesin
Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna
Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/905,
3/1261) (S. Sayısı: 576) (Devam)
A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Cumhurbaşkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Cumhurbaşkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)
1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi 2011 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi 2009 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesabı
C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Sayıştay Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Sayıştay Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
D) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU (Devam)
1.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
E) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2009 Yılı Merkez Yönetim Kesin Hesabı
F) BAŞBAKANLIK (Devam)
1.- Başbakanlık 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Başbakanlık 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
G) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1.- Vakıflar Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Vakıflar Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
H) BASIN–YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – Komisyon
ve Hükûmet yerinde.
Şimdi söz sırası
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Cumali
Durmuş’a aittir.
Sayın Durmuş,
buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
CUMALİ DURMUŞ (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı kapsamında Radyo ve Televizyon Üst Kurulu
ve Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü bütçelerinin üzerinde Milliyetçî Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
3984 sayılı Radyo
ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’un 1994 yılında
yürürlüğe girmesiyle Radyo ve Televizyon Üst Kurulu kurulmuştur. Bu Kurul,
radyo ve televizyon faaliyetlerini düzenlemek ve denetlemekle görevli özerk ve
tarafsız bir kamu tüzel kişiliğidir. Yaklaşık on altı yıldır faaliyette olan
RTÜK, düzenleme görevinin ilk ayağı olan ve yasayla da kendisine verilen
frekans ihalelerini yapmayarak hem bu görevini yerine getirmemiş hem de
devletin milyonlarca TL zarara uğramasına sebep olmuştur. Gerçi, bu konuda
sadece Kurulu sorumlu tutmanın çok haksızlık olacağına da inanıyorum. Sekiz
yıldır hem Parlamento çoğunluğunu hem Hükûmeti elinde
tutan AKP’nin gerekli yasal düzenlemeyi yapmaması en büyük eksiklik olarak
karşımıza çıkmaktadır.
Denetleme
görevine gelince, bugün ülkemizde 23 tanesi ulusal, 16 tanesi bölgesel, 214
tanesi yerel olmak üzere toplam 253 tane televizyon kanalı ve 36 tanesi ulusal,
100 tanesi bölgesel, 951 tanesi yerel olmak üzere toplam 1.087 tane radyo
kanalı faaliyet sürdürmektedir. Bugün RTÜK, televizyon kanalı olarak ancak elli
tane kanalın rutin izlemesini yapabilmekte, radyo yayınlarını ise hemen hemen hiç takip etmemekte, sadece şikâyet üzerine
değerlendirmeye almaktadır.
Bunun
değerlendirme açısından ne kadar vahim bir durum olduğu ortadadır ancak benim
asıl vurgulamak istediğim, fiziki imkânsızlıklardan dolayı izlenemeyen
yayınlardan daha çok rutin olarak izleme ve değerlendirmesi yapılan televizyon
yayınlarıdır. Yayınların “Toplumun millî ve manevi değerlerine ve Türk aile
yapısına aykırı olmaması.” ilkesi ne yazık ki en yoğun ihlal edilen ilke
olmuştur. Dünyanın hiçbir ülkesinde ücretsiz yayın yapan televizyon kuruluşları
bu kadar pervasızca yayın yaparak toplumsal değerleri tahrip eden bir tutum
sergileyememektedir. Diğer ülkelerde çocuk ve gençler üzerinde olumsuz etkide
bulunacak yayınlar şifreli, ücretli kanallarda verilirken biz de tam aksine ve
inadına, günün her saatinde evlere sokulmaktadır.
Bugün ülkemizde
televizyon yayınlarından genel bir memnuniyetsizlik olduğu çok açıktır. Hangi
görüşten, hangi siyasal partiden olursa olsun ülkemiz insanı televizyonlardaki
sorumsuz yayınlardan rahatsızdır. Televizyon yöneticileri rating
uğruna bu ülkenin geleneklerini, millî ve manevi değerlerini, dilini, çocuklar
ve gençlerimizin ruh sağlığını âdeta hiçe sayan bir yayıncılık anlayışıyla
hareket etmektedir. Özellikle çocukların ve ev hanımlarının televizyon izlediği
saatlerde birbirlerinin benzeri niteliksiz, düzeysiz, insanların özel
yaşamlarını konu edinen ve birçok insanın ölümüne ve saldırıya uğramasına neden
olan programlara gösterilen müsamaha hâlen sürmektedir.
Peki, RTÜK ne
yapmaktadır? RTÜK’te, çoğunluğu oluşturan ve yönetimi beş yıldır elinde tutan,
muhafazakârlığı kimseye bırakmayan AKP’nin, manevi değerlerimize verdiği önemin
en önemli göstergesi budur. AKP bürokratlarının yönetiminde son beş yılda
yayınlarda bir düzelme değil, aksine kötüye gidiş vardır. Gerçi, bir TV
programında “Türk aile yapısı nasıl olur?” sorusuna “Onu ben bilmiyorum.” diyen
bir anlayışla beş yıldır üye ve Başkan olarak görev yapan Sayın Davut Dursun’un cevabı bu Kurulun mantığını ve görevini nasıl
yaptığı hakkında bir fikir verir. Cevabın olmayışının altında “Türk”
kelimesinden duyulan rahatsızlık olduğu açıkça ortadadır ki yeni düzenlemelerde
içinde “Türk” olan kelimelerin ayıklanması bunun açık işaretidir. Millî ve
manevi değerlere sahip olmak sözle değil icraatla olur. Bugün ülkemiz için
olmazsa olmaz önem taşıyan RTÜK’ün bu durumu AKP’nin muhafazakârlık konusundaki
samimiyetsizliğinin de bir göstergesidir.
2005 yılında
seçilen yeni üyelerle önemli bir kısmı AKP zihniyetinin sözcüsü ve emir eri
gibi davranan Kurul, kamu görevlisi olduklarını unutan AKP’ye hizmeti en önemli
görev sayan üyeler çoğunluğu tarafından yönetilmeye başlanmıştır. RTÜK’ü ele
geçiren zihniyet kendi kafa yapıları ve çıkarları doğrultusunda yayın yapan
kuruluşlara her türlü kolaylığı ve serbestliği sağlamaktadır. Onların yasalara
ve yönetmeliklere aykırı faaliyetlerini âdeta görmezlikten gelirken bunların
dışında kalan ve dünya görüşleriyle bağdaşmayan yayın yapan kuruluşlara ise
âdeta bir sürek avı başlatılmıştır. Kanunda tarif edilen tarafsızlık, AKP’ye ve
politikalarına uygun yayın yapmak gibi anlaşılmaktadır. Uygulamada özellikle
seçim dönemlerinde Kurulun yasadan kaynaklanan yetkilerini kullanmakta zafiyet
gösterdiği, kimi yayıncı kuruluşların Hükûmete karşı
tutumuna göre cezalandırılması gereken yayınların hoş görüldüğü, toplumsal
bilinçlenmeyi amaçlayan yayınlar sebebiyle de kimi kuruluşların cezaya tabi tutulduğu
yaşanabilmektedir.
Anayasa’dan
kaynaklanan haberleşme ve haber alma özgürlüğü, devri iktidarınızda, iktidar
sahiplerinin yönlendirme özgürlüğü olarak dikte edilmiş, yandaş medya zaten
bunu canı gönülden vazife edinmiş, olmayanlar da tehdit ve baskılarla buna
mecbur kılınmış. Bunu en açık şekilde Anayasa referandumu kampanyası süresince
görmek mümkündür. Özellikle yandaş ve candaş medya,
iktidar kaybederse kendilerinin de neyi kaybedeceğini bildikleri için inanılmaz
derecede kirli bir propaganda yürütmüşler, sözde medyayı düzenlemekle görevli
RTÜK seyretmeye devam etmiştir.
Türkiye
Cumhuriyeti devletinin varlık ve bağımsızlığına, devletin ülkesi ve milletiyle
bölünmez bütünlüğüne, Atatürk ilke ve inkılaplarına
aykırı yayın yapılmaması bir yayın ilkesi olarak belirlenmişken RTÜK bu ilkenin
pervasızca ihlaline göz yummaktadır. Toplumu şiddete, teröre,
etnik ayrımcılığa sevk eden veya halkı sınıf, ırk, din, dil, mezhep ve bölge
farkı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik eden yayınlara meydan verilmemesi
ilkesi her gün ihlal edilmekte, terör örgütü ve yandaşlarının örtülü ya da açık
propagandasına ses çıkarılmamakta, sözde ileri demokrasi adına üniter yapının ortadan kaldırılması yani Anayasa’nın açıkça
ihlal edildiği program ve tartışmalar bütün hızıyla devam ederken karşımızda
sadece seyreden bir RTÜK var.
Hükûmetin “açılım” diye
sunduğu yıkım projeleri yıkıcı ve bölücü düşüncelerle vatandaşlarımızı
yönlendirmeye çalışırken görevini yapmayan bir kurul var. Gerçi şöyle bir soru
da akla gelebilir: “RTÜK gücü yetmeyebilir. Bu yayınları hukukun üstünlüğüne
inandığımız ülkede izlemeyen cumhuriyet savcıları izleme fırsatı bulamıyor mu?”
diye bir soru sormak aklımıza gelebilir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; yayıncılığın, yayın organı ve sahipleri ile
yakınlarının haksız çıkarları doğrultusunda kullanılmaması ilkesi yasada yer
almaktayken, bazı medya patronlarının devletle ilişkilerinde açıktan olmasa da
yayın kuruluşlarını, Hükûmeti bir karar almaya, bir
karardan vazgeçirmeye nasıl zorladıkları ve sonuç aldıkları bütün vatandaşlarımızın
malumudur.
Sayın
milletvekilleri, bir başka hususa da dikkat çekmek istiyorum. Borsamızın,
bankalarımızın, enerji sektörünün, kısaca bütün millî varlıklarımızın
yabancılaştığı iktidarınızda eksik kalan sadece Türk basını ve medyasıydı, onu
da yabancı ortaklık payını yüzde 50’ye çıkararak halletmeye çalışıyorsunuz.
Yabancı sermaye medya sahipliğini yüzde 50’ye çıkararak, yok olmaya yüz tutan
Türk kültürü ve ahlakı tamamen yok edilecektir. Yerli medyayı
denetleyemiyorsunuz, önünde el pençe durduğunuz yabancı sermayeye nasıl söz
geçireceksiniz? Böyle bir şeyi düşünmezsiniz de çünkü varlığınız, iktidarınız,
uluslararası sermaye baronlarına bağlı.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Durmuş, konuşmanızı tamamlayınız efendim.
CUMALİ DURMUŞ
(Devamla) – Siyasi ve ekonomik konularda taviz verdiğiniz müddetçe
iktidarınızın devam edeceğine inanıyorsunuz. Unutmayın ki bu millet size iki
dönem birtakım beklentilerle ciddi destek verdi. Meşruiyetinizi uluslararası
güçlerde aramak yerine size bu desteği veren millette arayın. Seçime kısa bir
süre var, aklınızı başınıza alın. Sekiz yıllık iktidarınızda hiç aklınıza
gelmeyen millet için, kalan sürenizi iyi kullanın. Yandaş ve candaşları korumaktan ve kalkındırmaktan vazgeçin, milleti
kalkındırın. Yoksa öyle bir sonuçla karşılaşacaksınız ki ne olduğunuzu
anlamadan, geçmiş örneklerde olduğu gibi kendinizi siyasetin karanlığında
bulacaksınız. Hafızalarda kötü bir dönem olarak kalacaksınız.
2011 Haziranında
yapılması planlanan genel seçimlerde, ayrışmayı, çatışmayı, partizanlığı
ortadan kaldıran, hakkı haklıya teslim eden, kimsesizlerin sahibi olmayı
becerebilen, herkese fırsat eşitliği sağlayan, kimseyi ötekileştirmeden hatırlı
bir vatandaş olarak kabul eden milliyetçi hareketin iktidarı temennisiyle
sözlerimi tamamlarken yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Durmuş.
Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına son konuşmacı Manisa Milletvekili Sayın Ahmet
Orhan.
Buyurun Sayın
Orhan. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
AHMET ORHAN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılı Merkezî
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu
Tasarısı’nın Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesi üzerine Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve
aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.
Vakıf, insanda
mevcut olan karşılıklı dayanışma, başkalarına iyilik yapma duygusunu hukuki
statüye kavuşturan ve ona süreklilik sağlayan, tüzel kişiliğe sahip, hukuki ve
sosyal bir müessesedir. Türk milletinin sahip olduğu tarihî ve kültürel mirasın
en önemli kaynaklarından olan vakıflar, yardım ve hayır kurumlarıdır.
Vakıfların yüzyıllardır çeşitli sosyal, kültürel ve ekonomik hizmetler sunageldiği, fakirliğin önlenmesinde kurduğu hastaneler,
imarethaneler, yaşlı bakımevleriyle, sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın en
güzel örneklerini sunageldiği bilinen bir gerçektir.
Selçukludan
Osmanlıya, Osmanlıdan günümüze kadar vakıflar çok mühim işlere imza atmıştır.
Onun içindir ki vakıf kültür ve medeniyeti, tarihi içerisinde çok ciddi roller
oynamıştır. Selçuklulardan günümüze kadar akla gelebilecek hemen her alanda bir
vakıf kurulmuştur. Bizler, hasta ve garip leyleklerin bakım ve tedavisi için
bile vakıf kuran bir milletin evlatlarıyız. Yoksul genç kızlara çeyiz
verilmesi, bunların düğünlerinin yapılması bile düşünülmüştür. Cezaevlerindeki
mahkûmların ihtiyaçlarının karşılanması, tarımın geliştirilmesi, borç yüzünden
hapse girenlerin borçlarının ödenmesi bir mesele olarak görülmüş, ilgili
vakıflar kurularak gerekli önlemler alınmıştır.
Osmanlı
Devleti’nde vakıfların çok büyük bir gelişme gösterdiği, toplumun eğitim,
sağlık, sosyal güvenlik gibi en temel ihtiyaçlarının ötesinde son derece
ayrıntılara dönük alanlara bile yöneldiği anlaşılmaktadır. O kadar ki Batılı
sosyal politikacılar 16’ncı asır Osmanlı toplumu için “vakıf cenneti” tabirini
kullanmışlardır. Gerçekten, o dönemlerde vakıf kurumu toplumun tüm
ihtiyaçlarına cevap vermeye çalışan tek yaygın toplumsal kuruluş hâline
gelmiştir. Böylece, halk devletine güvenmiş, sevgi beslemiştir. Bugün vakıf
medeniyeti tüm gelişmelere rağmen o görkemli eski görünüşünden çok uzaktır.
Onun içindir ki aradığımız huzuru bulamıyoruz. Bu değerlerin yanında gerçeklere
göz atmakta fayda olacaktır ve bunlar yaşananlardır ve AKP tarafından 72
milyonun gözünün içine baka baka
gerçekleştirilmektedir. Hatırlayın, AKP’yle beraber her şeye bedava dönemi
başlatılmıştır. Kömür bedava, erzak bedava, giysi bedava, kırtasiye ve diğer
bilumum masraflar bedava, bedava, bedava. Çalışalım yok, çalıştıralım yok, ara
elaman yetiştirelim, insanımıza iş bulalım yok. AKP 22 Temmuz, 29 Mart
seçimleriyle 12 Eylül referandumu öncesinde “Al kömürü, al erzakı, al parayı
ver oyu.” demiş ve bunun karşılığını da almıştır. Söylenen
“Hayırsever iş adamlarımızın yaptığı bağış.”tır. Bu doğru değildir.
AKP’nin seçim
öncesinde oy karşılığı dağıttığının kaynağı vergilerdir. Hem de bu fakir
milletin zor şartlar altında verdiği vergilerdir. Yani Tunceli’de valilik
marifetiyle sırtlarda suyu bağlanmamış eve giden çamaşır makinesi, elektriği
olmayan evlere giden buzdolapları bunu açıkça ortaya koymaktadır. Oradaki
insanlarımız her şeyin en iyisine layıktır. Lakin seçim öncesi bu hareketin
anlamı açıktır ve bunun kaynağı ülkemizin tüm bireylerinin vergileridir.
Bu olayın bir
yönünü daha dikkatlerinize sunmak isterim. Demokrasi eşit şartlarda siyasi
yarışmayla yerleşir. Demokrasi diye ortaya çıkanların demokrasiyi ne hâle
getirdiğinin açık ispatıdır tüm yaşananlar. AKP kendi adına oy için dağıttığı
kömürleri vergi gelirlerinden karşılamıştır. Bu çarkın bir kısmı şu şekilde
kurulmuştur: Malum, AKP’yle beraber “gıda bankaları” denen dernek ve vakıflar
tesis edilmiştir. Deniz Feneri, Deniz Yıldızı, Hızır Yardım bunların
ünlüleridir. AKP bu gıda bankalarını bütün vergilerden muaf tutmuştur.
Yetmemiştir, buraya bağış yapanların vergilerini de yaptıkları bağış miktarında
düşmüştür. Dahası, yaptığı bağış fazla, vergisi az ise sonraki seneye mahsup
ettirilmiştir. Bu şekilde acayip bir çark kurularak devlete vergi ödemesi
gerekenler dolaylı olarak AKP propagandasına ve değirmenine su taşımaya yani
AKP’ye kömür ve erzak katkılarını yapmaya başlamıştır. Bizim inancımıza ve
devlet anlayışımıza göre kazanç vergilendirilmişse kutsaldır. Öyle devletin
kesesinden yardım yapmak yok. Yapılan hesaplara göre, Türkiye’nin bu işten zararı
milyarlarca lira seviyesindedir. Bu parayla bu ülkede onlarca fabrika kurulur
ve binlerce işsize iş bulunabilirdi. AKP, devletin kasasına girecek parayı
kendi siyasi faydası uğruna ambalajında kurdele, fiyonk ve konfeti olarak
kullanmıştır. Bu uygulamada necip Türk milletinin geçmişten bugüne yansıması ve
vakıf kültürünün doğrudan bağı ve paralelliği yoktur. Yüce Türk milletinin
fertleri, bu adaletsizlikleri hafızasına not etmektedir. Bu meyanda Sosyal
Yardımlaşma Fonu da “çalışma, buradan al ve yat fonu” hâline gelmiştir. Sosyal
yardımlaşma vakıfları ciddi denetim altına alınarak haksız menfaat edinmelerin
önüne geçilmelidir. Bugün, kamuoyunda, Sosyal Yardımlaşma Vakfı yöneticilerinin
maaşları halk arasında konuşulmaktadır. Mutlaka bunun önüne geçmek durumundayız.
Bu yapılanlar ecdadın kemiklerini sızlatmaktadır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; özellikle sosyal politika işlevleriyle vakıflar,
günümüz sanayi toplumlarının yaşadığı birçok sorunu bertaraf etme yeteneğine
sahiptir. Ülkemizde vakıfların işleyişi ve denetimiyle sorumlu olan Vakıflar
Genel Müdürlüğü de vakıfların yeniden yapılanması kapsamında önemli bir revizyona tabi tutulmalıdır. Bu husus Sayıştay denetim
raporunda yer almıştır. Personel politikaları ve kazanımları pozitif artış
yönünde iyileştirilmelidir. Kurumun öncelikle rasyonel bir çalışma
organizasyonuna kavuşması büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, siyasi birtakım
etkilenmelerden uzak bir işleyişin hâkim kılınması gereği vardır.
Vakıflar Türk
kültürünün temel yapı taşlarındandır. Türk devletlerinde en güzel uygulamaları
görülmüş ve tüm dünyanın dikkatini çeken sanat şaheserleri de vakıf ürünü
eserler olarak ortaya çıkmıştır. Zamanımızda kurulan derneklerin ve vakıfların
önemli bir kısmı maalesef tabela derneği ve vakfı olmaktan öteye
gidememektedir, çünkü bir kısmının teşkilat yapısı çok zayıftır, bir kısmı
kişilerin tekelindedir. Ayrıca, bu tekelleşmenin ötesinde, restorasyon
ve tadilat işlevlerinin dışında ve de ihtiyaç sahibi fakir fukaranın hakkının
gaspı yoluyla bir kısım vakıf üniversitesi kurulmuş olup, bu kuruluş ile ilgili
kanunlarla kendi içinde ters düşmekle birlikte, fakir insanlarımız için
yapılacak harcama, paraların ve imkânların zengin çocuklarının okuyacağı
üniversiteler kurulması demektir. Vakıf üniversitelerinin daha çok, daha
yeterli imkânlara sahip olmayan gençlerimize hizmet vermesi mutlaka
sağlanmalıdır.
AKP Hükûmeti döneminde, bizi biz yapan değer, kurum ve
müesseseler bir bir erozyona uğratılıp yok
edilmektedir. Tarihten bugüne ışık tuttuğumuz vakıfların Genel Müdürlük
binasının Hilton Oteli olduğu gerçeği gelinen noktayı ifade etmesi bakımından
son derece manidardır. Vakıfların, fakir ve ihtiyaç sahibinin, gariplerin
unutulduğu bir müessese hâline geldiğini üzülerek ifade ediyor, bu hususu tarih
nezdinde, yüce Türk milletinin vicdanlarına emanet ediyorum.
Bu duygu ve
düşüncelerle, Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesinin ve işlevinin yetersizliğini
ifade ederken, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Orhan.
Sayın
milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşmalar
tamamlanmıştır.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına ilk konuşmacı, Kocaeli Milletvekili Sayın Cevdet Selvi, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
M. CEVDET SELVİ (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunmaktayım. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlarım.
Sayın
milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığı, devletimizin en önemli ve yüce makamıdır.
Cumhurbaşkanının temsil ve idari görevlerinde en ufak bir zafiyetin, aksaklığın
olmaması hepimizin beklentisi, dileğidir. Bu makamın yıpratılmaması,
saygınlığının korunması için başta iktidar olmak üzere hepimizin, herkesin
gereken hassasiyeti göstermesi gerekmektedir. Ancak bunun da ötesinde böylesine
önemli ve geniş yetkilere sahip olan bu makamın güvenilirliğini korumak,
saygınlığını artırmak herkesten önce Cumhurbaşkanının kendisine düşen en önemli
görev ve sorumluluktur.
Sayın milletvekilleri,
bilindiği üzere Cumhurbaşkanı görevine Anayasa’nın 103’üncü maddesinde yer alan
andı Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve tüm halkın huzurunda okuyarak
başlamaktadır. Milletin huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı
içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması
ülküsünden ayrılmayacağı, Anayasa’ya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, laik
cumhuriyet ilkelerine bağlı kalacağı gibi çok önemli kavram ve değerler üzerine
yemin eder, bu görevlerini yerine getirmek için bütün gücüyle çalışacağına dair
ant içer.
Yine Anayasa’nın
104’üncü maddesinin ilk paragrafında “Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu
sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder;
Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını
gözetir.” denilerek Cumhurbaşkanının görevi genel olarak tarif edildikten sonra
yapacağı görev ve yetkileri tek tek sıralanmaktadır.
Bütün bunları
dikkate aldığımızda, Cumhurbaşkanı seçimlerinde uzlaşmanın kaçınılmazlığı ve
çok büyük önem taşıdığı açıkça ortaya çıkmaktadır. Ancak AK PARTİ’nin
iktidara geldiği günden itibaren “Ben yaptım, oldu.” mantığıyla hareket etmesi,
her konuda dayatmalarla sonuç alma çabası ve alışkanlığı 2007 genel
seçimlerinden sonra da yaygınlaşarak devam etmiştir. Bu Cumhurbaşkanlığı
seçimine de bu anlayış damgasını vurmuştur, AK PARTİ içinde tartışmalara neden
olmuş, sonunda AK PARTİ Grubunda sadece AKP’nin Cumhurbaşkanı adayı olarak ilan
edilmesine özellikle özen gösterilmiştir.
Bugün geldiğimiz
noktada ise yaşanan olaylar ve Sayın Cumhurbaşkanının kararları, uygulamaları
hepimizde Sayın Başbakanın, AKP’nin vesayeti altında olduğu izlenimini
güçlendirmiştir, hatta “Çankaya şubesi”, “AKP’nin onay makamı” eleştirilerini
doğrular hâle gelmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Cumhurbaşkanı
seçimindeki uyarılarımızda, kaygı ve endişelerimizde ne kadar haklı olduğumuz
açıkça ortaya çıkmış, kanıtlanmıştır.
Sayın
milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığını bu anayasal çerçevede yaşanan gelişmeler
karşısında değerlendirdiğimizde yani sıkça söylenen deyimle “Cumhurun başı”nı, ülkenin içinde bulunduğu durumu ve cumhurun hâlini
topluca ele aldığımızda ne yazık ki istenen ve beklenen bir tabloyla
karşılaşmak mümkün değildir. Üzülerek belirtmek isterim ki son yıllarda gelişen
olaylar tarihimize olumsuzlukların yaşandığı acı bir bölüm olarak girecektir ve
torunlarımız bunu üzülerek görecektir.
“Demokrasi”,
“özgürlük”, “insan hakları” sadece lafta kalmıştır, içi boşaltılmış, halkın
yanıltılmasında, oyalanmasında dilden düşmeyen bir araç olarak kullanılır hâle
gelmiştir. Hukukun üstünlüğü ilkesi unutulmuş, kuvvetler ayrılığı yok
edilmiştir. Halkın yararına olan yasalar uygulanmaz, yargı işlevini tam olarak
yapamaz durumundadır.
Devletin önemli
birimleri, kamu kurum ve kuruluşları ile sürekli kavga edilmekte ya da
birbiriyle kavga etmeleri için büyük çaba gösterilmekte, çanak tutulmaktadır.
Yer altı, yer üstü kaynaklarımızın, halkın müşterek malı olan varlıklarımızın
sorumsuzca talan edildiği, hesapsızca elden çıkarıldığı bir süreç
yaşanmaktadır. Yolsuzluk, haksızlık ve adaletsizlikler büyük boyutlara
ulaşmıştır, artık saklanamaz, inkâr edilemez hâle gelmiştir. Antidemokratik,
hukuk dışı, yasa dışı baskılar, uygulamalar her geçen gün daha da ağırlaşmakta
ve yaygınlaşmaktadır. Demokratik, anayasal, yasal hak arama yolları
tıkanmıştır. Devlet memuru, kolluk güçleri, iktidarın teşviki ve desteğiyle
aşırı şiddet kullanımını acımasızca ve hızla artırmaktadır.
Değerli
milletvekilleri, yoksulluk, işsizlik, baskılar… Ülke geleceğinden, çoluk
çocuğunun geleceğinden kaygı duyan yurttaşlarımızın büyük bir bölümü korku,
endişe ve ne yazık ki bunalım içine sokulmuştur. Araştırmaların ve ilgili
istatistiklerin de rakamsal olarak ortaya koyduğu gibi intiharlar, cinayet ve cinnetler,
aile içi şiddet, hırsızlık, boşanmalar, ailelerin parçalanması büyük ölçüde
artmış ve hızla devam etmektedir. Vergiler, harçlar, haksız cezalar ve temel
tüketim mallarına gelen zamlar büyük borç altında bulunan tüm yurttaşlarımızı
çaresizlik içinde bırakmaktadır.
Sayın
milletvekilleri, ülkemizde yaşanan bu olumsuzluklar karşısında
Cumhurbaşkanımızın Anayasa’mızda verilen görev ve yetkilerinin ne kadarını
nasıl kullandığına baktığımızda, bütün milletin Cumhurbaşkanı yerine bir
bölümünün başkanı gibi davrandığını, Hükûmetin
politikalarına, uygulamalarına, her şeye rağmen bağlı ve bağımlı olduğunu, her
yasanın altına anında onay verdiğini görmekteyiz. AKP’nin, iktidarın yıllardır
devlet birimlerini ele geçirme uygulamalarında başaramadığı hukuksal ve anayasal
yetkinin olmadığı noktalarda Sayın Cumhurbaşkanı yetkisini kullanarak AKP’nin
taleplerini anında yerine getirmektedir. Yükseköğretim Kuruluna, üniversite
rektörlerine, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna, Anayasa Mahkemesi üyeliğine
yaptığı atamalar ise ibret verici olduğu kadar da düşündürücüdür. Anayasa
Mahkemesi üyeliğine normal koşullarda aday olamayacak bir şahsı…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Selvi, konuşmanızı tamamlayınız.
M. CEVDET SELVİ
(Devamla) - …önce Müsteşar Yardımcısı atayıp bir ay sonra üye olarak atamasını
tasvip etmek mümkün değildir. Böyle bir yola başvurulması, örnek olması
bakımından elbette ciddiyetle bağdaşmamış, makama uygun düşmemiştir.
Sayın
milletvekilleri, bütün bunlar ortadayken Sayın Cumhurbaşkanının devletin en
önemli kurumlarına yaptığı atamalarda tarafsız davrandığını, devlet
organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını sağlama konusunda görevini tam
olarak yerine getirebildiğini söyleyebilir miyiz?
Değerli
milletvekilleri, ne yazık ki ülkemizde en önemli konular ve makamlar üzerinde
bile çelişkilerin, kuşkuların, hukuksuzlukların, belirsizliklerin yaşanması
olağan hâle gelmiştir. Devletin başının, Cumhurbaşkanının bile süresinin
belirsizliğinin devam etmesi, belki beceriksizliktir ama ibret verici ve üzüntü
vericidir.
Sayın
milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığına gerekli ve yeterli ödeneğin verilmesi
konusunda bugün bu döneme kadar sorun olmamış, bundan sonra da olmamalıdır.
Ancak tahsis edilen ödeneğin, amacına uygun harcanıp harcanmadığına bakmak,
gerekli önlemleri almak da Meclisin temel görevidir. Bu nedenle, bütçe
kalemlerine baktığımızda iktidarın israf içinde yaptığı harcamaların bir
benzerini Cumhurbaşkanlığı ödeneklerinde de görmekteyiz. Son yıllarda
ödeneklerde önemli artışlar yapıldığı hâlde, tahmin edilen başlangıç
ödeneğinden daha fazla harcama yapıldığı, sürekli ödenek aşımı olduğu, bu
nedenle de bütçesi en çok sapan kurumlar arasında yer aldığı görülmektedir. Bu,
Cumhurbaşkanlığının bütçe hazırlamadaki sorumluluğu ve ciddiyetini de açıkça
ortaya koymaktadır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Selvi,
teşekkür cümlenizi alayım. İki dakika ek süre vermiştim, süreniz tamamlandı.
Buyurun efendim.
M. CEVDET SELVİ
(Devamla) – Peki Başkan.
Dış politika ve
ilişkilerde, artık, şatafatlı, israf içinde, yoksul halka daha yük getirmenin
yerine daha ciddi, tutarlı -artık, İncili Çavuş politikaları, ahbap çavuş
politikalarının da geçersiz kaldığı yeniden ele alınmalı- bir politika
üretmenin zamanı gelmiştir, bundan kaçınılmamalıdır.
Sayın Başkan,
teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Selvi.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Ordu Milletvekili Sayın Rahmi Güner.
Buyurun Sayın Güner.
CHP GRUBU ADINA
RAHMİ GÜNER (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2011 yılı bütçesinin
Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, Meclisimiz, gerçekten dünyada eşi olmayan ve Türkiye
Cumhuriyeti’ni kuran bir meclistir. Konuşmalarımda bazı sorunlara değineceğim.
Yalnız, incitmek istemiyorum bu yüce Meclisi. Türkiye Büyük Millet Meclisi
bütçesi üzerinde konuşurken özenli olmaya da çalışacağım fakat kurumun artık
nelerle anıldığına değinmeden de geçmeyeceğim.
Bu Meclisin
saygınlığını korumak elbette ki hepimizin görevidir fakat değerli arkadaşlarım,
bu en başta Sayın Meclis Başkanının görevidir.
13/12/2010 tarihi
itibarıyla 23’üncü Dönemde 17.305 yazılı soru önergesi verilmiş ve bunlardan
7.967 adedi süresi içinde cevaplanmamış -yani İnternet’te yayınlanmıyor, gözden
kaçırılıyor- 1.474 adedi işleme konulmadan, önerge veren milletvekillerine iade
edilmiştir. 23 Dönemde iade konusunda bir rekor kırılmış gibi gözükmektedir.
Rekor mudur, değil midir, bunun yanıtını Sayın Başkan verecektir.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi, AKP hükûmetleri döneminde iktidar
partisiyle aynı paralelde denetimden kaçan, denetim mekanizmasını işlevsiz
kılan bir yapıya bürünmüştür. Bu dönemde, milletvekillerinin yurttaş adına
denetim görevini yaparken en sık başvurduğu yöntem olan soru önergesi anlamını
yitirmiştir. Sayın Başkan, Meclis, denetim görevini yerine getirdikçe
saygınlaşır, lokantaya, çay ocağına kalite belgeleri alarak değil.
Yine, şunu da
belirtiyorum: Normal koltuklar varken makam odalarına yeni, lüks koltukların
alınmasını da burada kınıyorum.
7 Aralık Salı
günü, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin hesaplarının dört yıldır neden denetlenmediğini
sordu. Şimdi, Genel Kurulun önünde Sayın Başkana bir de ben soruyorum: Bu
Meclis hesaplarını araştırma komisyonu niye kurulmuyor? Niye dört yıldır bu
Meclisin hesapları denetlenmiyor ve bunun önündeki engel kimdir, kimlerdir?
Sayın Başkan, milletin huzurunda cevap vermenizi bekliyoruz.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; personelin çok önemli dertleri var, sizlere de ulaşıyordur.
Meclis personelinin servislerini kaldırdınız, “Daha sonra koyarız veya yol
ücreti veririz.” dediniz, ikisi de şu ana kadar yapılmadı. Acaba bu konuda ne
düşünüyorsunuz?
Kurumda aynı işi
yapan personel farklı ücretler almaktadır. Bu da kanayan bir yaradır. Meclis
Başkanı olarak bu kurumun çalışanlarının hakkını korumak öncelikle sizin
görevinizdir.
Daha önce, Divan
kararıyla, kadrolu olup da yardımcı hizmetler sınıfında çalışan dört yıllık
fakülte mezunları genel idari hizmetler sınıfına geçirilmiştir. Şu anda bu
konumda olan personel iki yıldır beklemektedir. Bu arkadaşların atamasını ne
zaman yapmayı düşünüyorsunuz?
Özellikle yeni
inşaat çalışmasıyla araçların park yerlerinin olmadığı ve çok sıkışık bir
şekilde park edildiğini de görmekteyiz, sizler de görmektesiniz. İnşallah,
yeni, servis otobüsleri uygulanırsa bu da ortadan kalkmış olur.
Değerli
arkadaşlarım, bu Mecliste geçen dönem bir Genel Sekreter vardı. Genel Sekreterin
neden görevden alındığını ben burada söylemek istemiyorum ama değerli
arkadaşlarım, yeni bir Genel Sekreter alınmış bu Meclise. Bu Genel Sekreter,
milletvekiliyle, parlamenterle nasıl konuşulacağını bilmiyor değerli
arkadaşlarım, karşısındaki parlamenteri kendi personeli zannediyor. Bu konuyu
da bu Mecliste söylemek durumundayım çünkü bu Mecliste her parlamenter,
çalışanın, o Genel Sekreterin amiri durumundadır. Bunu da Sayın Başkana iletmiş
oluyorum. Bu şekilde çalışan, Meclisin havasını bilen, Meclisin çalışma
yöntemlerini bilen çok değerli kişiler var. Dikkat ederseniz, genel sekreter
yardımcıları da dışarıdan alınmaktadır. Bu Meclisten neden alınmıyor? Çünkü
Meclisin yönetimini çok iyi bilen, üniversite mezunu, kariyer sahibi çok
değerli kişiler var. İlla, partizan nitelikte olan kişilerin mi alınması
gerekli? Buna da Sayın Başkandan bir cevap bekliyorum değerli arkadaşlarım.
Bir de şu var: Bu
Mecliste, dikkat ederseniz, bu Genel Sekreterin kardeşi işe alınıyor. Yine bu
Mecliste, dikkat ederseniz, geçmişteki Meclis başkanlarının yakınları, kızları,
gelinleri işe alınıyor. Türkiye’de, dikkat ederseniz, KPSS imtihanlarına giren
yüzlerce, binlerce genç var. Yüzlerce, binlerce genç bu imtihanlara giriyor, iş
arıyor devlet kapılarında. 280 bin civarında öğretmen atama, tayin bekliyor
değerli arkadaşlarım. Bu sorunlar varken Meclis neden böyle partizan tutum
içinde bu uygulamaları yapıyor? Sayın Başkandan bunun açıklamasını istiyorum.
Değerli
arkadaşlarım, Türkiye… Esasında şunu söylüyorum: En ücra köşesinde bulunan,
yaşayan, Türkiye Cumhuriyeti’ne üretimde katkıda bulunan kişilerin umut yeri
Türkiye Büyük Millet Meclisidir.
Değerli
arkadaşlarım, yine memurların bugün göz bebeği, umut beklediği kurum Türkiye
Büyük Millet Meclisidir, işçilerimizin her zaman sorunlarının giderilecek
olduğu yer, Türkiye Büyük Millet Meclisidir, emeklilerin sorunlarının
halledilecek olduğu yer Türkiye Büyük Millet Meclisidir.
Değerli
arkadaşlarım, bugün, en küçük birimde seçimle gelen köy muhtarlarının yasa
tasarısının, onların ücretlerinin, aldığı paranın iyileştirilmesi, onların
insanca toplumda bir muhtar olarak, bir yönetici olarak görev yapmalarını
sağlayacak olan, maaşlarının iyileştirilmesinin özü burasıdır değerli
arkadaşlarım.
Yine, değerli
arkadaşlarım, şunu da belirtmek istiyorum: Bugün, üreticinin alın terinin
verilecek olduğu, onun savunulacak olduğu, yönlendirilecek olduğu yer Türkiye
Büyük Millet Meclisidir. Bugün, bir dergide Sayın Başbakanın konuşması
yayınlanıyor.
Değerli
arkadaşlarım, konuşmanın özü fındık. Fındık ancak üreticinin temsilcileriyle
görüşülür, fındık o yörede yaşayan insanların sorunları dinlenerek konuşulur
ama Cüneyt Zapsu’yla görüşerek, o 8 milyon üreticinin
emeği, alın teri orada tespit edilip… Sayın Başbakan, onunla görüşeceğine,
halkın temsilcisiyle görüş, o halkın alın terini ver.
Değerli
arkadaşlarım, 3 milyon lira yeter mi? 3,5 milyon lira yeter mi?
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Güner, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
RAHMİ GÜNER
(Devamla) – Hesabını Cüneyt Zapsu’yla yapma, halkla
yap, üreticiyle yap, alın terini ver. Bu önemli.
Değerli
arkadaşlarım, bu Meclis, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran meclistir. Bu Meclis,
bütün dünyadaki egemen güçlere karşı, emperyalizme karşı verilen gazi bir
meclistir. Bu Meclisin başı da Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı veren, Ulusal Kurtuluş
Savaşı’nın önderi, büyük adam Mustafa Kemal’in oturduğu koltuktur orası. O
koltuğa oturduğun zaman, Türkiye'nin sorunlarını, Türkiye'nin üniter yapısını, Türkiye’de rejimi, Misakımillî hudutlarını
en iyi şekilde savunacak olan bu Meclistir, bu Meclisin Başkanıdır değerli
arkadaşlarım.
Burada çok şeyler
konuşuluyor, çok şeyler gündeme geliyor değerli arkadaşlarım. Bu, bu Türkiye
Cumhuriyeti’nin başlatmış olduğu, bu halkın başlatmış olduğu Ulusal Kurtuluş
Savaşı’nda canını veren, kanını veren büyüklerimizin ruhuna burada yapılan bir
yanlışlık, hakaret olur değerli arkadaşlarım. Onun için bu Meclisin çok
dikkatli olması lazım. Bu Meclis dünyada örnek olan, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı
başlatan, ordularını kuran, emperyalizme karşı en iyi şekilde mücadele veren
kutsal bir yerdir, kutsal bir yuvadır. Bu kürsüde konuşan kişilerin çok çok dikkatli olması gereklidir ve ağzına ulusal bütünlüğü
bozacak hiçbir kelimenin gelmemesi gereklidir değerli arkadaşlarım. İşte, biz
kutsal bir görev yapıyoruz. Bu çatının altına girdiğimiz zaman bu üniter yapıyı, bu milletin millî bütünlüğünü koruyacağımıza
yemin ediyoruz. Bu yeminimize sadık kalalım. Ha, buna sadık kalmayan buraya
gelmesin değerli arkadaşlarım. Bunları yaşatmayalım halkımıza.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Güner, teşekkür ederim.
RAHMİ GÜNER
(Devamla) – Bağlayacağım.
BAŞKAN – Şimdi,
her defasında ben teşekkür için mikrofonları açmayayım çünkü arkadaşların
konuşacağı süreler belli. Lütfen, benim sınırımı da zorlamayın.
Buyurun efendim.
RAHMİ GÜNER
(Devamla) – Hemen bağlayacağım.
BAŞKAN – Teşekkür
cümlenizi alayım.
RAHMİ GÜNER
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım bu Meclisin çok dikkatli olması gerekli.
Personelini de koruması lazım, halkı da koruması lazım, halkın lehine çıkan,
halkın yararına kanunların geçmesi lazım. Başkalarının cezasını indiren,
başkalarına af gibi kanunları geçiren bir meclis olmamalı ve Meclis Türkiye'nin
menfaatlerini korumalı.
BAŞKAN – Sayın Güner, lütfen konuşmanızı tamamlayınız efendim.
RAHMİ GÜNER
(Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum.
Teşekkür ederim.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Antalya Milletvekili Sayın Osman Kaptan.
Buyurun Sayın
Kaptan. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA OSMAN
KAPTAN (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayıştay ve RTÜK
bütçeleri hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Hepinizi saygıyla selamlarım.
Sayın
arkadaşlarım, Sayıştay Kanunu iki hafta önce Genel Kurulumuzda muhalefetin tüm
uyarılarına karşın kabul edilmiştir. Yolsuzluklara karşı ve tüyü bitmemiş yetim
hakkının yenmemesi için, Sayın Cumhurbaşkanının, Sayıştay Kanunu’nun performans
denetimiyle ilgili maddesini tekrar görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine
iade etmesini dileriz.
Değerli
arkadaşlarım, ülkemizde 249 televizyon ve 1.062 radyo bulunmaktadır. Bunları
düzenleyen ve denetleyen RTÜK, kendi yaptırdığı bir araştırmaya göre, yüzde 25
oranında tarafsızdır. Bu oran da zaten RTÜK’ün yapısını yansıtmaktadır. RTÜK’ün
9 üyesinin 6’sı, yani üçte 2’si AKP’lidir. Bu AKP’li üyeler de yandaş radyo ve
televizyonları koruyan, yandaş olmayanları da cezalandıran bir anlayış
içindedir. Örneğin, 2010 yılında bir TV programında İkinci Meclise “darbeci
Meclis” deniyor, tekke ve medreselerin kapatılması eleştiriliyor. İkinci
Meclise cumhuriyeti kurduğu için, laikliği getirdiği için “darbeci” deniyor,
RTÜK buna ceza vermiyor. Cem TV’ye ise özel harekâtçı İbrahim Şahin ile TRT
Genel Müdürü İbrahim Şahin’in görüntüleri birlikte verildi diye ana haber
yayınını durdurma cezası veriliyor. RTÜK, üzüm çeşidini şarap markası zannedip
NTV’ye ceza veriyor. İşte, RTÜK budur.
Sayın
arkadaşlarım, burada da Torino yakınında yetişen “nebbion” diye bir üzüm çeşidini RTÜK şarap markası zannediyor
ve NTV’ye programı durdurma cezası veriyor.
Değerli
arkadaşlarım, TRT, RTÜK denetiminde değildir. Yeni RTÜK yasa taslağında ise, o
taslak kabul edilirse RTÜK’ün denetimi altında olacaktır TRT.
Şimdi, TRT’nin
açılımı kamuoyumuzda “Tayyip radyo ve televizyonu” olarak söylenmektedir.
Tayyip Bey’in ve AKP’nin ileri demokrasi anlayışı da zaten bu demek değil
midir?
Değerli
arkadaşlarım, İbrahim Şahin TRT’ye Genel Müdür olunca, önce “Ben bu personelle
kırk kanal yönetirim.” dedi, “Personel fazla” dedi, sonra yetişmiş 994 personeli emekli etti,
200’e yakın kişiyi görevden aldı, araştırmacı ve strateji uzmanı yaptı, bu
personellere iş vermedi. TRT’de personel sayısını azaltacak olan Genel Müdür
tam tersini yaptı, emekli olanların 2 katı yeni personel aldı. TRT Genel Müdürü
çaycısını bile dışarıdan getirdi. TRT çalışanlarıyla davalı hâle geldi, açılan dava sayısı bini
aştı. TRT kendisini savunmak için diğer kurumlardan 13 avukat aldı. Danıştayda TRT ve İbrahim Şahin hakkında çok dava varken
Danıştay eski Genel Sekreteri ve şu anda 13. Dairesi Üyesi Taci
Bayhan’ın eşi elişi öğretmeni Hayrünnisa Bayhan 15
Mayıs 2010’da TRT’ye 16344 sicil numarasıyla araştırmacı olarak naklen
atanmıştır.
Yine aynı
şekilde, TRT Yasası’nda yapılan bir değişikliğin iptali için Cumhuriyet Halk
Partisi 15/7/2008’de Anayasa Mahkemesine dava açmış,
henüz o dava sonuçlanmamışken Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın oğlunun
23 Ekim 2009’daki düğününde TRT’nin kadrolu sanatçıları sahne almıştır. “Bunda
ne var?” diyeceksiniz. Sayın arkadaşlarım, bunda çok şey var. Anayasa
Mahkemesinin gündemini Anayasa Mahkemesi Başkanı belirliyor. Raportör, raporunu
aylar önce tamamlamıştır.
Sayın
arkadaşlarım, TRT’de sözleşmeli personel adı altında yandaş medya kadrolaşması
yapılıyor. Zaman gazetesinden, Samanyolu TV’den, Cihan Haber Ajansından, Kanal
7’den, Kanal A’dan, Kanal 24’ten, Aksiyon
dergisinden, Türkiye gazetesi ve Yurt Haber Ajansından toplam 35 kişi
alınmıştır. Yandaş olmayan diğer kanallardan tek kişi dahi alınmamıştır.
TRT’ye diğer kamu
kurumlarından alınan 160 kişi arasında arkeolog var, zabıt kâtibi var, polis
memuru var, adli tıp memuru var, kimya öğretmeni var, el işi öğretmeni var
ancak iletişim fakültesi mezunu tek kişi yok.
TRT’ye girmek
için koşulları tutmayanlar, önce bakanlıkların ve valiliklerin özel kalem
müdürlüğüne veya basın danışmanlığına atanıp sonra TRT’ye nakil ettiriliyor. Bu
şekilde TRT’ye atanan 12 kişi vardır. Bunlardan bazı örnekler vermek istiyorum:
Ahmet Turan Ayhan, Zaman gazetesinde çalışırken Turizm Bakanlığına basın
müşaviri oluyor, beş ay sonra TRT’ye alınıyor. Aynı şekilde Devlet Bakanıyken
Sayın Nimet Çubukçu’nun ve Sayın Mehmet Aydın’ın özel
kalem müdürlerinin kadroları TRT’ye alınıyor. Maliye Bakanı Sayın Mehmet
Şimşek’in şu andaki basın müşavirinin kadrosu yine TRT’dedir. Çetin Tüzün, önce Batman Valiliği Özel Kalem Müdürlüğüne
getiriliyor, AKP Batman Milletvekili Ahmet İnal Bey’in danışmanıyken TRT’ye
alınıyor. Volkan Metin, AKP Uşak Milletvekili Mustafa Çetin’in damadı, önce TOKİ’de uzman olarak göreve başlıyor, sonra valiliğe özel
kalem müdürü olacak ve sonra da Ocak 2009’da göreve başladıktan üç ay sonra
TRT’ye geçiyor ve yine Çorum Valiliğinde özel kalem müdürlüğü yapan Mualla
Ayşegül Kumrulu TRT’ye alınıyor.
Sayın
arkadaşlarım, TRT’deki atamalarda liyakat ve kariyer ilkelerine uyulmadığı
Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu raporunda yer almıştır. Cumhurbaşkanı ve
Başbakanın danışmanları ve yandaş medya taraftarları TRT’de program yapıp
sunmaktadırlar. Başbakanın ve bakanlıkların tüm etkinlikleri TRT’de canlı
yayınla yayınlanırken muhalefete yer verilmiyor, verilse de aleyhte veriliyor.
Geçmişi şaibeli,
şüpheli, firari Tuncay Güney’in TRT 2’de çıkarıldığı programdan dolayı TRT
Sayın Deniz Baykal’a 10 bin lira, Cumhuriyet Halk Partisine 50 bin lira
tazminat ödemeye mahkûm edilmiştir.
Yine, özel
kanallara bile çıkarılmayan Mehmet Ali Ağca, TRT’ye çıkarılmıştır.
Yarbay Ali Tatar,
Ergenekon’dan ikinci kez yakalama emri çıkınca beylik tabancasıyla intihar
ediyor. Ailesi GATA’ya kaldırıyor ama maalesef
kurtarılamıyor. TRT bu olayı “Yarbay Ali Tatar başından tek kurşunla vurulmuş
hâlde bulundu.” şeklinde vermiştir. Bu nasıl bir kamu haberciliğidir?
Sayın
arkadaşlarım, TRT yandaş gazetecilerin ve AKP’lilerin gelir kapısı olmuştur.
Basına göre Mehmet Barlas “Ben TRT’ye program yapmadım, para almadım. Belki de
birileri benim adıma TRT’den para aldı.” diyor. TRT’ye göre de para verildi.
AKP kurucusu ve
MKYK üyesi Ayşe Böhürler TRT’ye program yapıyor.
Sadece iki programdan 1,5 milyondan fazla para aldığı yazıyor. Bugünkü
gazetelerde de resmi var.
Hakan Şükür’e de
yine yılda 728 bin lira veriliyormuş.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Kaptan, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
OSMAN KAPTAN
(Devamla) – Sağ olun Başkanım.
Sayın
arkadaşlarım, TRT iktidarın sesi olmuştur, iktidarın borazanı olmuştur,
iktidarın, TRT, vuvuzelası olmuştur, TRT iktidarın
çiftliği hâline gelmiştir. Artık TRT’ye “devlet kurumu” demek imkânsızdır,
“AKP’nin yayın organı” demek daha doğrudur. Onun için ben, bu konuda, TRT’ye
yüzde 2 elektrik payı kesilmemesi ve TRT’nin zararlarının devlet bütçesinden
ödenmemesi için kanun teklifi verdim. Teklifimin kabul edilmesi hâlinde
elektrik fiyatları yüzde 2 ucuzlayacaktır, TRT’nin zararları da devlet
tarafından ödenmeyecektir.
Değerli
arkadaşlarım, AKP ve Hükûmet yola çıkarken “Üç Y’ye son.” dedi. Neydi üç Y? Yolsuzluklar, yoksulluklar,
yasaklara sondu. Ne oldu geldiğimiz süreçte? Hiçbirisi son olmadı, daha da
arttı, daha da üzerleri örtüldü, hatta hatta üç Y
dört Y oldu. Nedir dördüncü Y? Yandaşlıktır. Nedir o yandaşlık? Türkiye’de
Sayın Cumhurbaşkanı yandaş oldu, medya yandaş oldu, yargı yandaş oldu son
Anayasa değişikliğiyle, yönetim yandaş, denetim yandaş, RTÜK yandaş, TRT
yandaş. Ee, Türkiye yandaşların Türkiye’si değil, Türkiye
tüm bu vatandaşların Türkiye’si olmak durumundadır.
Hepinize saygılar
sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Kaptan.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Halil Ünlütepe, Afyonkarahisar Milletvekili.
Sayın Ünlütepe, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan,
değerli üyeler; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Anayasa Mahkemesi bütçesi
üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Son yapılan
Anayasa değişikliğiyle Anayasa Mahkemesinin üye yapısıyla oynanarak Yüksek
Mahkemeyi işlevsiz kılmak, siyasal iktidarın dünya görüşüne ve isteklerine
uygun kararlar vermesini sağlamak üzere yapılan Anayasa değişikliği halk
oylamasının ardından yürürlüğe girmiştir. Anayasa Mahkemesinin düşürüldüğü
durum demokrasiye, temel hak ve özgürlüklerin korunup sürdürülmesine vurulan
bir darbedir.
Değerli
arkadaşlar, Avrupa’da anayasa mahkemeleri 20’nci yüzyılın ikinci yarısından
itibaren ortaya çıkmıştır. Adolf Hitler’i kanlı bir diktatör yapan, bu yolda
önünü açan 17 ve 18’inci yüzyılların demokrasi anlayışıdır. 20’nci yüzyılın
birinci yarısına kadar bu anlayışı baz alan
demokrasiler seçimle iş başına gelmeyi demokrasi adına yeterli görürler ve
seçimle işbaşına gelenlerin mutlak iktidar gücüne sahip olduğunu kabul ederler.
Günümüz Türkiye’sinde de tam olarak savunulan, bu köhnemiş demokrasi
anlayışıdır. Ne var ki bu görüş demokrasileri kolayca baskıcı rejimlere
dönüştürmüş ve dünya bunun bedelini çok ağır ödemiştir. Hitler ve Mussolini ikilisinin yarattığı ortam bunun en önemli
örneğini oluşturmaktadır.
Yeni çağdaş
demokrasi anlayışında “Seçimle iktidara gelen iktidarların demokrasiyi yok etme
özgürlüğü olamaz.” ilkesi benimsenmiştir. Erkler ayrılığı ve hukuk devleti
kavramlarıyla anayasa mahkemeleri bu dönemin eserleridir. Erkler ayrılığı
ilkesi yasama, yürütme ve yargının eşitliği ve iş bölümü içinde iş birliği
esasına dayanır.
Hukuk devleti,
hukukun üstünlüğünü tanıyıp koruyan, devlet organları ile kamu kurum ve
kuruluşlarının tüm eylem ve işlemlerini yargı süzgecinden geçiren düzeni
anlatmaktadır. Çağdaş demokrasi anlayışında anayasa mahkemeleri demokrasiyi ve
temel hak ve özgürlükleri sürekli kılabilmek için iktidar gücünü sınırlandırmak
amacıyla kurulmuşlardır. Bu nedenle, anayasa mahkemesinin yasama ve yürütmeden
bağımsız olması, demokrasi ve temel hak ve özgürlükler yönünden yaşamsal önem
taşımaktadır.
Anayasa’mızdaki
erkler ayrılığı ve demokratik hukuk devleti ilkelerine dayalı parlamenter
sistem kabul edilmiştir. Yasama ve yürütmeyi ele geçiren tek parti yönetiminin
sivil diktaya dönüşmesi olasılığına karşı anayasa koyucu Anayasa Mahkemesini
kurmuş ve yasama işlemlerinin denetimini yüksek mahkemeye vererek iktidar
gücünü sınırlandırmıştır. Denetimsiz güç despotizme dönüşür ve bundan en büyük
zararı demokrasi alır.
Anayasa’mız
önemli görevleri yükümlemiştir. Şimdi, son Anayasa değişikliğinden sonra
baktığımızda, Anayasa Mahkemesinin bağımsızlığı siyasal rejim yönünden yaşamsal
önemdedir. Yüksek Mahkemenin bağımsızlığı, onu işlevsel kılma yönünden üye
yapısına yasama ve yürütmenin müdahale etmemesini gerektirir. Oysa yapılan
Anayasa değişikliğiyle Anayasa Mahkemesinin tüm üyelerinin Sayın Cumhurbaşkanı
ve Türkiye Büyük Millet Meclisince seçilip atanmasının yolu açılmıştır.
Sayın Başbakan
yargıyı ayak bağı olarak görmekte ve bu bağdan kurtulmak için Anayasa
değişikliği yapıldığını meydanlarda söylemektedir. Başbakanın isteğine uygun
biçimde yargıyı bertaraf etmek, daha doğrusu kendi isterlerine uygun kararlar
vermesini sağlamak üzere yargıyı ele geçirebilmek için Anayasa’da iki önemli
değişiklik yapıldı: Biri Anayasa Mahkemesi, diğeri Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulunun üye yapısını değiştirmekti.
Anayasa
Mahkemesinin üye yapısı 15’ten 17’ye çıkarıldı, yedek üye statüsü kaldırıldı,
mevcut yedek üyeler asıl üye statüsüne geçirilmiştir. Anayasa Mahkemesinin 17
üyesinin 3’ü Türkiye Büyük Millet Meclisi, 14’ü Cumhurbaşkanınca atanacaktır.
Çağdaş demokratik ülkelerin hiçbirinde anayasa mahkemesinin tüm üyelerinin
seçimi bir tek siyasal partinin iradesine bırakılmamıştır. Yapılan değişiklikte
Anayasa Mahkemesi fiilen ve hukuken AKP mahkemesi niteliğine dönüşmüştür.
Değerli
arkadaşlar, Anayasa Mahkemesine üye seçilmesi, yasama ve yürütmenin yargıya
karışmaması gerektiğini, ileri demokrasilerde sistem gereği yasama organınca
seçim yapılacaksa bunun uzlaşma ile muhalefetin de katılması sağlanarak
nitelikli çoğunlukla yapılmasının zorunlu olduğunu söylemektedir. Bunun için
Avrupa ülkelerinde genellikle parlamentodan eğer anayasa mahkemesine üye
seçilecekse üçte 2 çoğunluk aranmaktadır.
Peki, bizde ne
oldu? Sayıştaydan bir üye seçtik, Hicabi
Dursun. Anayasa Mahkemesine üye seçilirken… Öncelikle bu Hicabi
Dursun Sayıştayda Genel Kurulda üye seçimi yapılırken
2009’da seçilemeyeceği anlaşılınca otuz günlük sürede Sayıştay Genel Kurulunun
Genel Kurul yapması engellendi. Hicabi Dursun’u parmak kaldırarak burada sadece Adalet ve Kalkınma
Partililerin oylarıyla Sayıştay üyeliğine seçtik. Bu sefer Anayasa Mahkemesi
üyeliğine seçiminde ne oldu? Sayıştay 3 üye gösterecekti. Sayıştaydan
aday olarak gösterilen Hicabi Dursun seçildiği
tarihte kırk beş yaşını doldurmamıştı. Sayıştayda
deneyimi çok az olan bir üyeydi, bir yıllık bir üyeydi. En az oyu almıştı, 28
oy almıştı. Burada da tekrar geldi, sadece Adalet ve Kalkınma Partililerin
oylarıyla bu sefer de Anayasa Mahkemesi üyeliğine 256 oyla seçildi.
Parlamentonun salt çoğunluğu 276. Yapılan o Anayasa değişiklikleriyle nasıl bir
partinin ele geçirildiğini bugün şimdi, çok daha iyi görüyoruz. Fakat, yani onu tarihsel gelişiminde Hitler örneğini verdim,
tarihsel gelişiminde Mussolini örneğini de burada
bilerek verdim.
Şimdi, elbette,
bu kişi bugün yargılamaya geçtiğinde sizler için, Anayasa Mahkemesine gidip
yargılanacak olanlar hakkında nasıl bir yargılama yapabilir? Dolayısıyla
Parlamentodan seçilen üyeler tamamen bir siyasal partinin bir elemanı gibi
seçilmişlerdir.
Değerli
arkadaşlar, başka bir örnek…
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – O insanlar burada yok, cevap veremiyorlar bu saldırılara. O
insanlar burada değil ama bakın…
HALİL ÜNLÜTEPE
(Devamla) – Efendim, dinle, dinle, sabret, dinle efendim.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – O insanlar cevap veremiyor.
HALİL ÜNLÜTEPE
(Devamla) – Efendim, dinle…
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – O insanlar burada değil.
HALİL ÜNLÜTEPE
(Devamla) – Ben neyin ne olduğunu biliyorum. Bunu seçmeseydiniz, onu
seçmeseydiniz.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – O insanların söz hakkı olsa tamam söyleyin, eleştirin ama cevap
veremiyorlar bu insanlar.
HALİL ÜNLÜTEPE
(Devamla) – Şaibeli kişileri seçmeseydiniz, şaibeli kişileri seçmeseydiniz.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Yazık yani olmaz böyle bir şey.
BAŞKAN – Sayın Canikli…
HALİL ÜNLÜTEPE
(Devamla) – Cumhurbaşkanı tarafından seçildi bir üye. Yargıyı…
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Meclis seçti, Meclis seçti.
HALİL ÜNLÜTEPE
(Devamla) – Efendim, dinle, dinle…
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Meclis seçmedi, siz seçtiniz.
HALİL ÜNLÜTEPE
(Devamla) – Siz bir Grup Başkan Vekilisiniz, eğer dinlemekten acizseniz… Ben
neyi konuşacağıma kendim karar veririm Beyefendi.
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Ünlütepe, Genel Kurula hitap edin.
HALİL ÜNLÜTEPE
(Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından, Anayasa Mahkemesinde raportör olarak bulunan bir üye var. Anayasa Mahkemesi
üyeliğine seçilemeyecek durumda. Ne yapılıyor?
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Ünlütepe, konuşmanızı tamamlayınız.
HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla)
– Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilemeyecek olan bir kişi Ulaştırma
Bakanlığında Müsteşar Yardımcılığına getiriliyor. Bir aylık bir süreçle
Müsteşar Yardımcılığı görevini yaparak, oradan yargıyı dolanarak, dolambaçlı
bir yöntemin içine sokarak Anayasa Mahkemesi üyeliğine getiriyorsunuz. Hâlbuki
Cumhurbaşkanı hem devletin başı hem yürütmenin başıdır. Sayın Cumhurbaşkanının
göreve seçildiği günden beri bağlı olduğu siyasi partiyle düşünce bağından
kendisini kurtaramamış olması, Anayasa Mahkemesine seçtiği üyelerin
niteliklerinde de bu görülmektedir.
Hâlbuki Anayasa
Mahkemesinin kuruluş amacının sebeplerinden birisi şuydu: “Eğer bir siyasal
parti hem Meclis, yasama organına hem yürütmeye sahip olursa, tarafsız bir
Cumhurbaşkanı bu dengeyi koruyabilir.” diyordu. İşte, sadece sizin oylarınızla
seçilen bir Cumhurbaşkanı da bu Anayasa Mahkemesini Adalet ve Kalkınma
Partisinin bir yan kuruluşu hâline getirmiştir.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Cumhurbaşkanını Meclis seçti, biz değil. Meclis seçti!
AHMET YENİ
(Samsun) – Siz de oy verseydiniz, niye oy vermediniz!
HALİL ÜNLÜTEPE
(Devamla) – Ya bir dinleyin ya! Niye dinlemekten zevk almıyorsunuz ya! Gelirsin
konuşursun kardeşim ya!
AHMET YENİ
(Samsun) – Ben de konuşacağım biraz sonra!
HALİL ÜNLÜTEPE
(Devamla) – Konuşursun tabii kardeşim, sen de konuşursun tabii ama işin gücün
laf atmak!
AHMET YENİ
(Samsun) – Devam et, devam et!
HALİL ÜNLÜTEPE
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, Anayasa Mahkemesi Başkanının son dönemlerde
yaptığı açıklamalar… Anayasa Mahkemesi Başkanı bu Anayasa’yı korumak ve
kollamakla yükümlüdür, bunun için yemin etmiştir. Bir ara… Artık siyasi
iktidarın düşüncesine doğru gidiyor. Sayın Başkan Anayasa’nın değiştirilmesi
dahi teklif edilemeyecek maddelerinin değiştirilebileceğinden söz ediyor. Hâlbuki
Anayasa’nın ilk üç maddesi cumhuriyetin kurucu felsefesidir. Cumhuriyetin
kurucu felsefesini tartışmaya açmak akıl işi değildir.
Başka bir şey
daha vermek istiyorum. Sayın Anayasa Mahkemesi Başkanımızın bir açıklamasını
daha sizlerle paylaşmak istiyorum. Yeni üyelerin yemin töreninde yaptığı
konuşma: “Değişime karşı çıkan çağının nabzını tutamaz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Ünlütepe, ek sürenizi de tamamladınız.
HALİL ÜNLÜTEPE
(Devamla) – Bir dakikada bağlayabilirim.
BAŞKAN – Hayır
efendim, şimdi bir dakika olduğu zaman ben size veremem. Sadece bir teşekkür
cümlenizi alayım.
Buyurun efendim.
HALİL ÜNLÜTEPE
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, o konuşması da yerinde değildi, Anayasa
Mahkemesi Başkanına yakışmayan bir konuşmaydı. Eğer Anayasa Mahkemesi Başkanı
bir hukukçu olsaydı o konuşmayı yapamazdı.
Sevgili
arkadaşlar, önümüzde, Meclisin önünde bir an önce çıkartılması gereken
Anayasa’nın kuruluş kanunudur. Bugün Anayasa Mahkemesi çalışmamaktadır.
Anayasa’nın kuruluş kanununu bir an önce Meclisten çıkarmalıyız.
BAŞKAN – Sayın Ünlütepe, teşekkür ediyorum size de.
HALİL ÜNLÜTEPE
(Devamla) – Ayrıca bu Anayasa değişikliğiyle ferdî başvuru hakkını da tanıdık,
onun da önüne geçilmesi kanaatindeyim.
Bu duygu ve
düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan,
size de çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Saygıdeğer
arkadaşlarım, bakınız, hiçbir kısıtlama yapmıyorum, mümkün olduğunca da
sürelerinizi veriyorum ama usul hâline getirirsek arkası gelir. Bu teşekkür
cümlesi, doğrusu yönetici olarak benim de fazla hoşuma gitmiyor yani “Teşekkür
cümlenizle bağlayınız.” ibaresi de yerli yerinde bir ifade değil. Lütfen
süremizde konuşmalarımızı tamamlayalım.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Şahin Mengü.
Buyurun Sayın Mengü. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz sekiz
dakikadır.
CHP GRUBU ADINA
ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe
müzakerelerinde rakamlar fazla değer atfetmiyor Türkiye’de, hemen hemen dünyanın bütün parlamentolarında böyledir. Hangi
birimin bütçesini konuşuyorsanız o birimin eylem ve davranışlarını tartışırsınız.
Ben de huzurlarınıza Başbakanlıkla ilgili görüşlerimi açıklamaya geldim.
Dün burada, gerek
Sayın Maliye Bakanı gerek Sayın Başbakan öyle güzel bir tablo çizdi ki ben
kendim bir refah ülkesinde yaşadığım inancına vardım. O kadar müreffeh
yaşıyoruz ki Maliye Bakanı dağıttı “Emekliler çok para bile alıyor.” dedi -onun
da nasıl olduğunu anlatacağım şimdi de- böyle çizilen bir tablo.
Arkasından, bir
lokantanın basılması, anasıyla babasıyla yemek yiyen çocukların hüviyetlerinin
toplanıp tekrar aileye teslim edilmesi gibi… Allah’tan, bir hukuk profesöre
olan Ankara Barosu Başkanı orada olduğu için olaya müdahale etti, geri adım
atıldı. Bu, çok enteresan bir eylem ve davranış tarzı.
Tabii, bütçelerin
sapmaması için evvela Başbakanlık bütçesinin çok sağlıklı ve öngörülü olması
gerekir. Şu anda hatırlayabildiğim kadarıyla Başbakanlığın bütçesi kendine
bağlı kuruluşlarla beraber 5,1 trilyon yani eski parayla katrilyon. Şimdi o
bakımdan… Buna tabii MİT dâhil, kendisine bağlı diğer birçok
bağlı kurum da var ama asıl burada hassas olan nokta, Başbakanlığın kendisinin
kullanması yani Sayın Başbakanın devletin yüksek menfaatlerinin temini için
yani gizli istihbarat, gizli operasyonlar, bazen sosyal ve ekonomik menfaatler
temin etmek üzere kendisinin şahsına, namusuna tevdi edilmiş olan örtülü
ödenek.
Şimdi, örtülü
ödeneğe baktığınız zaman, bizde maalesef örtülü ödenek rakamı çok küçük
gösteriliyor. Ama arkasından bu rakam bin katına, 1.300 katı yukarılara
çıkıyor. Burada ne yapılmak isteniyor? Benim tespitim: Örtülü ödenekten
harcanacak paranın miktarının burada tartışılmasının önüne geçiliyor. Yoksa
özel kalemin bütçesi içinde gösterilen rakamlardan elbette bütçe tekniği içinde
arasında kaydırmalar yaparsınız. Bu kaydırmalara göre de fasıllar arasında
hareketle bunu çözersiniz. Ama bu, burada, yüce Mecliste bu rakamların
tartışılmasının önüne geçilir. Biz en azından burada, elbette o örtülü ödenek
kendi Kanunu’ndan, tabi olduğu Kanun’dan ötürü gizlidir ama neyin, nerede en
azından rakam olarak harcandığını bilmek de bu yüce Meclisin hakkıdır. Hiç
birimiz bu rakamı bilmiyoruz.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Nerelerde harcandığını bilemezsiniz.
ŞAHİN MENGÜ
(Devamla) – Hayır, bakın, onu söylemiyorum.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Söylediniz de onun için.
ŞAHİN MENGÜ
(Devamla) - Sayın Canikli,
orada oturup hep laf atıyorsun. Ben bu paraların harcandığı noktaların gizli
olduğunu ama rakamını da bilmek hakkım olduğunu söylüyorum. Yani bir rakamı bin
katı, 1.300 katı artırarak burada uygulama yapmak çok sağlıklı değil. Çünkü gizlilik,
şüpheyi uyandırır. O zaman baştan öngörünü yaparsın harcayacağın paraya yakın.
Tabii zaman zaman sapmalar olur ama o bütçeye yakın
bir rakam ortaya koyarsın. Eğer koyduğun rakamı bin katı, 1.300 katı
artıyorsan, bu, toplumda şüpheyi uyandırır; onu anlatmaya çalışıyorum.
Değerli
milletvekilleri, çok önemli olaylar yaşıyoruz, bu örtülü ödenekle de ilgili
yaşıyoruz çünkü çeşitli dedikodular var. Tabii, gizlilik söz konusu olduğu için
şeffaflık söz konusu olamayacağına göre neyin nereye harcandığını bilmek de çok
mümkün değil.
Bir gazete haberi
çıktı “Futbolcu transferi için para verildi.” denildi. Bakın, şimdi elimde bir
tane gazete haberi var, dergi haberi var: “2 milyon 600 bin sterline alındı, 1
pounda Remzi Gür’e kiralandı.” diye. Ne kadar doğrudur, ne kadar yalandır bilmiyorum.
Araştırılması gerekir, araştırmayalım mı? Söylemeyelim mi bunları?
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Söyleyin canım!
ŞAHİN MENGÜ
(Devamla) - Hah, bunları söyleyeceğiz
gayet tabii.
Ama, bu arada, çok
çarpıcı, çok yaşanan olaylar da var. Adana Milletvekilimiz Tacidar
Seyhan, Sayın Başbakanın cevaplandırması için iki tane soru sormuş, diyor ki:
“MİT Müsteşarı İmralı’da Abdullah Öcalan’la görüştü mü, görüşmedi mi?” Buna
cevap geliyor, Sayın Cemil Çiçek imzasıyla. Çok enteresan, çok açık bir cevap
geliyor. “Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, şu yazısında, 2937 sayılı
Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu çerçevesinde
görevlerine ilişkin faaliyetlerin gizli olarak yürütüldüğü belirtilmiştir.”
Orada ne konuşulduğunu sormamış arkadaş. Arkadaşım, orada böyle bir görüşmenin
olup olmadığını sormuş.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – O da gizli…
ŞAHİN MENGÜ
(Devamla) – Şimdi, geriye dönüp bakın… Şimdi, Sayın Başbakan diyor… Bu cevaptan
da anlaşıldığı kadarıyla görüşülmüş.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Öyle bir şey söylenmiyor.
ŞAHİN MENGÜ
(Devamla) - Görüşülmüş… Şimdi, bakın, Sayın Başbakan evvela dedi ki…
“Görüşüldü.” diyene hakaret etti. Sonra “Ben görüşmüyorum, devlet görüşüyor.”
dedi. Ya, Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanı mahalle muhtarı mıdır? Başbakana
bağlı bir, çok üst düzey bürokrattır. Eğer… Niye bunları saklıyoruz?
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Gazeteler siyasidir!
ŞAHİN MENGÜ
(Devamla) - Müsaade et Canikli… Canikli,
sonra orada çok karşılıklı konuşmaya başlarız. Müsaade et…
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Peki, tamam…
ŞAHİN MENGÜ
(Devamla) - O bakımdan, şimdi, bir şeye cevap veriyorsanız… Bakın,
milletvekiline cevap veriyorsunuz. Şunu uygar bir ülkede yapsanız, bu cevabı
veren ilgili bakan gider. Bunun Japonya’da örneği var. Yani “İki tane kurumsal
cevap vardır.” deyip yuvarlak cevap veren bakanı Japonya’da görevinden aldılar.
Bir başka şey
daha var. Sayın Başbakana yine Tacidar Seyhan
arkadaşım soruyor: “Sen şu tarihte, üç gün ortadan yok oldun.” Gayet tabii
Başbakanlar da dinlenir. “Edirne’nin Keşan ilçesinde Şapçı Prestige
Otelde Yunan İstihbarat Başkanıyla görüştün mü görüşmedin mi?” diyor. Buna
gelen cevap da yine Sayın Cemil Çiçek tarafından veriliyor, bakın ne deniyor:
“Sayın Başbakanın gerek yurt içi gerek yurt dışı yapmış olduğu görüşmeler
ilgili mevzuat ve teamüller çerçevesinde gerçekleşmektedir.”
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Çok aydınlatıcı!
ŞAHİN MENGÜ
(Devamla) – Şimdi, bu sorunun cevabı… Eğer görüştüyse, o zaman, devlet
teamülüne göre yapılması gereken tutanağı var mı yok mu? Bu görüşme devletin
arşivine girdi mi girmedi mi? Burada ne görüşüldü? Bu usulden midir teamüllere
uygun mudur? Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının bir devletin istihbarat teşkilatı
başkanıyla görüşmek üzere bir hudut kasabasına gitmesi çok teamülden midir? İlk
defa duyuyoruz da öğrenelim diye soruyoruz. Belki usuldendir. Acaba MİT
Müsteşarını göndermemesinin sebebi: Sayın Başbakan MİT Müsteşarına mı
güvenmiyor? Eğer bir istihbarat teşkilatının… Olabilir, Yunan İstihbarat
Teşkilatı Başkanı buraya gelir, Sayın Başbakanla görüşür. Nasıl CIA Başkanı
geldiği zaman görüşüyorsa bu çok da ayıp bir şey değildir. Devletler bu tip
ilişkileri kurarlar. Ama sayın başbakanlar, özellikle bu ülkenin Başbakanı bir
ülkenin istihbarat teşkilatı başkanının ayağına doğru gitmez, onu buraya
getirir.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Böyle bir şey olabilir mi, yapmayın ya.
ŞAHİN MENGÜ
(Devamla) – Müsaade et.
Burada,
“olmamıştır” demiyor, “Böyle bir görüşme olmamıştır.” demiyor gelen cevapta,
“Teamüllere uygun olmuştur.” diyor.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Şahin Bey, böyle bir şey söz konusu değil.
ŞAHİN MENGÜ
(Devamla) – Teamüllere uygun olan nedir? Bunu öğrenmek istiyorum. Teamüle uygun
olan gider mi kardeşim? Bunu söyleyeceksiniz, “Teamüllere uygundur, gider.”
diyeceksiniz. Verecek, şimdi, Sayın Başbakan Yardımcısı cevabını. Ama nitekim, bakın, daha vahimi var. Sayın Cemil Çiçek’in bu
cevabından sonra gazeteci Mustafa Mutlu bunu gündeme getiriyor Vatan
gazetesinde. Sayın Mustafa Mutlu’yu arıyor ve şunu
söylüyor…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Mengü, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun efendim.
ŞAHİN MENGÜ
(Devamla) – … diyor ki sonunda: “Görüşme oldu mu,
olmadı mı, bilmiyorum.” Peki, o zaman bu milletvekillerin sorduğu sorulara
Sayın Cemil Çicek cevap verecekse şunu yazar: “Böyle
bir görüşmeden haberim yok, bilgim yok.” der. Hem “Usulüne uygun yapılmıştır.”
diyeceksin, gazeteci sorduğu zaman gazeteciye işin gerçeğini söyleyeceksin,
“Ben bilmiyorum.” diyeceksin. Şimdi, bu, bu yüce Parlamentonun manevi
şahsiyetine saldırı mıdır, değil midir? Hele bunun yıllarca bu Parlamentoda
görev yapmış olan Cemil Çiçek gibi çok deneyimli bir siyasetçi tarafından
yapılması işi daha vahim hâle getiriyor.
Değerli
arkadaşlarım, burada hepimiz bu ülke için görev yapıyoruz. Hiçbirimizin bir
diğerinden bu ülkenin sevgisi hakkında bir santim daha ne fazla ne eksik olduğuna
inancım yok. Herkes bu ülkeyi en az bir diğeri kadar seviyor. O zaman burada
görev yapan insanlara da ne olur saygılı davranın. Bu cevabı vermeye hiçbir
siyasetçinin, hiçbir bakanın hakkı yok. Bu, çok ağır bir şey,
bu Parlamentoya saygısızlık.
Değerli
arkadaşlarım, çok şey anlatılabilir. Bu Remzi Gür’e verilen para var mıdır, yok
mudur; bir dernek üstünden 2 milyon 600 bin pound yurt dışına gönderilmiş
midir? Bunun araştırılması lazım. Oradan da 1 pounda Remzi Gür’e mi o bina
peşkeş çekilmiştir, kiralanmıştır? Kimin parasını kime veriyorsunuz? 2 milyon
600 bin pounddan bahsediyoruz. Bu memlekette açlık sınırında yaşayan
milyonlarca insan varken, her gün 1 milyon çocuk aç yatağa girerken bu
rakamların, bunların tartışılması ve araştırılması lazım.
Tabii,
arkadaşlarım, sırası geldiğinde Teksasvari kanunu da
tartışacaklardır. Ama evvela, şu 2 milyon 600 bin poundu bir öğrenmek
mecburiyetindeyiz. Bu para kime, niçin verilmiştir? Bu Remzi Gür’ün ne özelliği
vardır? Ona 1 pounda bu bina kiralanmıştır.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Garanti ediyorum, gerçek değildir. Öyle bir şey yok, dedikodu,
gazete haberi sadece.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Mengü.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, son konuşmacı İzmir Milletvekili Sayın Bülent Baratalı.
Buyurun efendim.
(CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
BÜLENT BARATALI (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Basın-Yayın Enformasyon
Genel Müdürlüğü bütçeleri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz
almış bulunmaktayım. Bu nedenle, Sayın Başkan sizi ve milletvekillerini
saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekili arkadaşlarım, toplumlar doğaya ve insanlığa kazandırmış oldukları
eserler, zenginlikler ve değerlerle tarihte iz bırakabilirler. Varlıklarını
sürdürebilmeleri ise yaratılmış olan eserlerin, zenginliklerin ve değerlerin
korunup gelecek kuşaklara aktarılmasıyla mümkündür. Bu anlamda, yaklaşık bin
yılı bulan bir geçmişe sahip olan vakıflarımız, hem bir Osmanlı kurumudur hem
de Evkaf Vekâletinin kaldırılmasıyla bir cumhuriyet kurumu hâline getirilmiştir
Vakıflar Genel Müdürlüğü. Önemli sorumluluklar üstlenmiştir. Evladı fatihanların ve atalarımızın kurduğu vakıflar güzel şeyler
yapmışlardır, imarethaneler kurmuşlardır, garip gurebaya,
fakir fukaraya ve muhtaçlara yardım etmişlerdir, hatta bazı Osmanlı padişahları
sokak hayvanları için bile vakıf kurmuşlardır. Ama öte yandan bu vakıfların,
özellikle Osmanlının son dönemlerinde olduğu gibi, sadrazamların, vezirlerin ve
bazı zenginlerin mal varlıklarını korumak için de yaptıkları, vergi kaçırmak
için de yaptıkları bir kurum olarak kullanılmaya başlandığını da görmekteyiz.
Bu bir tarihsel gerçektir. Bugüne baktığımız zaman da biraz paralellik de arz
etmektedir.
Hâlen 41.800
adedi mazbut, 283 adedi mülhak, 4.544 adedi yeni ve 161’i cemaat vakfı olmak
üzere toplam 46.793 vakıf bulunmaktadır. Bunların bir kısmının kültür
varlıklarımızın bakımı, onarımı, korunması amaçlı olduğu bellidir ancak az önce
söylediğim gibi, üzülerek belirtiyorum ki bazıları da zenginleşmek amacıyla
tekrar kullanılmıştır.
Geçen bütçede de
söylemiştim vakıfların denetimiyle ilgili ancak bu sıkıntılar devam ediyor.
Yani vakıflarda pis kokular var. Bunu ben geçen bütçede burada anlatmıştım. Ben
söylemiyorum, Cumhuriyet Halk Partisi de söylemiyor -Sayıştay Başkanı orada
oturuyor- Sayıştay söylüyor, “Vakıflarda pis kokular var.” diye söylüyor.
Geçen sene şöyle
söylemişim: “Taşınır ve taşınmaz tüm tarihî eserlerin tespit edilmesi amacıyla
kurumsal bazda yok olma riski taşıyan eserlerin önceliklendirilmesine
ilişkin sistemli bir çalışma yapılmaması, yapılan tespitin tam ve sağlıklı olması
için teknolojik araçlardan yeterince yararlanılmaması, onarım ve restorasyon konularındaki denetim ve güvenliğe önem
verilmemesi, harcamaların açık ve şeffaf olmaması, yardımların hakkaniyet
terazisinden şaşmayacak ölçülerde dengeli ve eşit yapılmaması, üstlenilen
sorumluluk, misyon ve vizyon açısından önemli olduğu kadar kamu vicdanı
açısından da büyük önem taşımaktadır.”
Nitekim bu sene
Sayın Bakanın ve benim seçim bölgemde önemli yolsuzluklar ortaya çıkmıştır.
Sayın Genel Başkanımız bir grup konuşmasında bunu açıkladı.
İzmir ve Manisa
çevresinde yirmi iki vakıf camisinin onarımı için ihaleye çıkıldı, ihaleyi alan
firmalara ihale bedelinin tamamı olan 6 milyon 874 bin liranın ödenmesine
karşın, belirtilen onarım işlerinin ancak yüzde 44’ünün yapıldığı fotoğraflarla
belgelendi. Bu konunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Yani bunların
bazıları Sayın Bakanın memleketinde; Manisa Demirci Yakup Çelebi Camisi, Manisa
Kula Emre Camisi, Urla Güdük Minare Camisi, yine Urla Denizli Camisi, Kemeraltı Camisi, Merkez Çorakkapı
Camisi diye gidiyor. Ben, Sayın Bakanı otuz yıldır tanıyorum, muhakkak bunlara
da bir cevap vereceğini de burada umut ediyorum, ama benim düşüncelerim şöyle:
Cami üzerinden,
ibadet ve inanç üzerinden yolsuzluk yapanların ne bu dünyada ne de öbür dünyada
yatacak yeri yoktur. Yalnızca bunu yapanların değil, buna göz yumanların,
fırsat yaratanların, üzerine gitmeyerek fakir fukaranın hakkını siyasi ranta dönüştürenlerin de dinden, imandan burada söz etmeye
hakları bulunmamaktadır diye düşünüyorum.
Ayrıca diğer bir
konu sayın milletvekilleri, Sayın Bakana da sormak istiyorum: İstanbul’da
Kaptanı Derya Halil Paşa Camisi dinî alan tanımından çıkartıldı mı çıkartılmadı
mı? Çıkartıldıysa hangi gerekçelerle çıkartıldı, burada ne yapılması planlanıyor?
Değerli
milletvekilleri, AKP tarafından hazırlanan bir yasayla, İstanbul’da, Bezmiâlem Valide Sultan, Silahtar Abdullah Ağa ve
Abdülhamit Sani Mazbut Vakıfları adına Vakıflar Genel
Müdürlüğü tarafından Bezmiâlem adıyla bir vakıf
üniversitesi kuruldu. Bu yasayla, öncelikli olarak yoksullara ve sağlık
güvencesinden yoksun olanlara hizmet vermekte olan Vakıf Gureba
Eğitim ve Araştırma Hastanesi özel bir üniversiteye dönüştürülerek zenginlere
ve parası olanlara tahsis edildi ve edilmekte. Garip gureba
edebiyatı yapan AKP’nin, ilk ve tek gureba
hastanesinin hangi toplumsal gerekçeyle kimlere, ne karşılığında devredilmek
istendiği de önemli bir soru işaretidir ama asıl sorun garip gureba ve hastane değildir, bunun arazisidir. Her ne kadar
Vakıflar Genel Müdürlüğü, hastanenin başka bir yere taşınmasının söz konusu
olmadığını söylese de burada zaman kimi haklı gösterecektir, önümüzdeki
günlerde göreceğiz. Çünkü aynı açıklamada üniversitenin Eyüp’teki Silahtar
Abdullah Ağa Vakfı’na ait 300 bin metrekarelik arazi üzerine inşa edilecek
yerleşkesinde alışveriş merkezleri ve konaklama mekânları gibi ince düşünülmüş
detayların da yer alacağının belirtilmesi vakıfların nasıl bir rant aracı olarak düşünüldüğünün bir başka göstergesidir.
Değerli
milletvekilleri, sekiz senedir olumlu olarak destekliyoruz Vakıflar Genel
Müdürlüğünü, yapıcı bir muhalefet içindeyiz ancak az önce söylediğim gibi
önemli yolsuzluk konuları da var, bunların üzerine gidilmesi gerekiyor. Bu
nedenlerle tamamen kendi kaynaklarından oluşan 401 milyon liralık 2011
bütçesinin 207 milyon lirasının yatırımlara ayrılmasını olumsuz buluyoruz ancak
1.883 personelle denetimin yapılmayacağını burada söylüyoruz ve bunun izlenmesi
için biz elimizden geleni yapmaya söz veriyoruz ve 2011 Vakıflar Genel Müdürlüğü
bütçesinin ulusumuza, vakıflar camiasına iyilikler getirmesini diliyorum.
Değerli milletvekilleri, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel
Müdürlüğü bütçesiyle ilgili düşüncelerimizi belirtmeden önce Sayın Bakanın
Komisyondaki sunumundan bir cümleyi sizlere okumak istiyorum, Sayın Bakan aynen
şöyle söylüyor: “Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü ifade ve basın
özgürlüğünün gelişmesi, ülkemizin dünya kamuoyuna gerçekçi şekilde tanıtılması,
ülke dışındaki gelişmelerin zamanında ve gerçek verilere dayalı olarak
izlenmesine imkân sağlamaktadır.” Bu sözler Sayın Arınç’a ait. Oysa Dünya Basın Konseyleri Birliğinin
hazırladığı raporda “Türkiye’de medya ve ifade özgürlüğü tehdit altında.”
denilmekte, düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda nasıl bir yüz kızartıcı durumda
olduğumuz gözler önüne serilmektedir. Bu rapora göre Türkiye’de gazeteci ve
yazarlar aleyhine 5 binden fazla soruşturma başlatılmıştır. 46 gazeteci ve
yazar hapse atılmış ve birçoğu tutuklu olarak, duruşmaları yapılmadan veya
hüküm giymeden hapiste bulunmaktadır.
Hapisteki
gazeteciler arasında hüküm giymeden veya teminatla salıverilmeden iki seneden
uzun süredir tutuklu olan Mustafa Balbay ve Tuncay
Özkan da bulunmaktadır. Türkiye’de gazeteciler ve yazarlar aleyhine yedi yüzden
fazla ceza kovuşturması yapılmaktadır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Baratalı, konuşmanızı tamamlayınız.
BÜLENT BARATALI
(Devamla) – 178 ülkenin yer aldığı basın özgürlüğü endeksinde Türkiye 138’inci
sırada bulunmaktadır. Bu ortamda Türkiye’de ifade ve düşünce özgürlüğünden söz
etmek mümkün müdür?
Değerli
milletvekilleri, özgür bir basın ancak hukukun üstünlüğüne dayalı, laik ve
demokratik bir düzende varlığını sürdürebilir ancak ne yazık ki sekiz yıllık
AKP hükûmetleri boyunca hukuk adına en büyük hukuksuzluklar
birbiri peşi sıra uygulamaya konulmuş, bundan medya da payına düşeni fazlasıyla
almış bulunmaktadır.
Diğer yandan,
düşünce ve ifade özgürlüğünün en önemli iki ayağından biri olan yerel basının
da durumu içler acısıdır ve ağır sorunlarla boğuşmaktadır. Bu duruma ilgili
Bakanlığın ve Genel Müdürlüğün kayıtsız kalmasıyla da âdeta yerel basın yok
sayılmaktadır veya Hükûmete bağımlı hâle getirilmek
istenmektedir.
Ulu Önder
Atatürk’ün “fazilet adaları” olarak nitelendirdiği yerel basınımız, ne yazık ki
resmî ilan pastasından yeterince pay alamamak, ticari ilan ve reklam
yetersizliği, gazete kâğıdı teminindeki zorluk, tiraj
sorunları nedeniyle âdeta can çekişmektedir.
Değerli
milletvekilleri, geçen bütçe döneminde de bu Genel Müdürlüğün sorunlarına
değinmiştim. Özellikle idari kadrolara dışarıdan atamalar yapılmaktadır hâlâ
daha. Yöneticilerin bir bölümü emekliliğe zorlanmaktadır. Yurt dışı görevlere
iletişim mezunu olmak koşulu arandığı hâlde ilkokul mezunları bile
görevlendirilmektedir. 657, 4/B ve sözleşmeli şekilde üç statüde çalıştırılan
en düşük ücretliler bu gruptadır. Başbakanlığa bağlı kurumların neredeyse
tümünde çalışanlarına Başbakanlık tazminatı ödenirken bu Genel Müdürlük
çalışanlarına bu tazminatlar ödenmemiştir, hizmet binası olmaması nedeniyle
senede 2 trilyon civarında kira ödemektedir.
Yine, üzülerek
ifade ediyorum ki geçen seneden beri hiçbir şey değişmemiştir ve hiçbir şeyin
değişmeyeceği de ortadadır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT BARATALI
(Devamla) – Bitirdim Sayın Başkanım, selamlayacağım sadece.
Yine, bütün bu
düşüncelerle, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 bütçesinin, bu Genel Müdürlüğün
bütçesinin ulusumuza ve çalışanlarına iyilikler getirmesini diliyor, yüce
heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP ve AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Baratalı.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına konuşmalar tamamlanmıştır.
Birleşime on
dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 15.36
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 15.48
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
2011 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2009 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu
Tasarısı birinci tur görüşmelerine devam ediyoruz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Şimdi söz sırası
AK PARTİ Grubu adına Van Milletvekili Kerem Altun’a
aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Sayın Altun, süreniz beş dakika, ek süreniz de bir dakika olacak
ihtiyaç duyulursa.
Buyurun efendim.
AK PARTİ GRUBU
ADINA KEREM ALTUN (Van) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri;
devletimizin en yüksek temsil ve idare makamı olan Türkiye Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanlığının bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Sayın
milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığı makamı devletimizin şeref ve itibarının da
temsil edildiği makamdır. Onun için her türlü tartışmanın dışında tutulmalıdır.
Diğer yandan, sorumluluk ve temsil makamında bulunan insanlar olarak bu konuda
üslubumuza dikkat etmek zorundayız. Kişisel ilişkilerimizde birbirimize saygı
ifade ederken, devletin ali makamları ve kurumlarıyla
ilgili siyasi içerikli mesajlar verdiğimizde ağza alınmayacak sözler kullanmak
doğrusu hiçbirimize yakışmıyor. Kin, öfke ve nefreti çağrıştıran sözlerin,
yersiz, gereksiz siyasi tartışmaların milletimiz tarafından benimsenmediğini,
kabul görmediğini milletimizi iyi tanıyanlar bilir. Temsil ve idare görevinde
asla zafiyet kabul etmeyecek olan Cumhurbaşkanlığı makamı bugün binlerce yıllık
devlet geleneğimizin onuruna ve milletimizin değerlerine yakışır tarzda ulusal,
bölgesel ve küresel ölçekte görevler icra etmektedir.
Değerli
milletvekilleri, ülkemiz 21’inci yüzyıla iyi bir başlangıç yaparak girdi. Bu
dönemde Türkiye Cumhuriyeti, içeride ve dışarıda elde ettiği kazanımları
kurumsallaştırma yolunda taze bir bilinç ve dinamizmle ilerlemektedir. Çağdaş
medeniyet seviyesinin üstüne çıkmayı arzulayan Türkiye Cumhuriyeti’nin bu
yürüyüşünde ıskalanmadan hem halkı ve yöneticileriyle
bir bütün olması hem de bilinçli ve girişimci bir ruhla hareket etmesi her
zamankinden daha fazla önem taşımaktadır.
Milletimizin
yüksek takdirle takip ettiği üzere, Sayın Cumhurbaşkanımız öncü, moral verici,
motive edici ve vizyon koyucu kişiliğiyle yoğun bir
tempo içinde, dur durak bilmeden çalışmalarını sürdürmektedirler çünkü çağımız,
bilgi ve sürat çağıdır, bu tempoyu yakalayabilenlerin ayakta kalma şansı
vardır.
Bu çerçevede,
görevdeki üç yıllık zaman diliminde Sayın Cumhurbaşkanımız, ağırlıklı olarak
siyasi ve ekonomik gündemlerle, ülkemizin iş adamları, akademisyenleri ve basın
mensuplarıyla sağladıkları yurt dışı ziyaretlerinde muhataplarıyla verimli
görüşmeler ve bağlantılar gerçekleştirmişlerdir. Bu girişimler, kısa, orta ve uzun
vadede Türkiye'nin siyasi gücüne, ekonomik refahına katkıları anlaşılacak büyük
adımlardır.
Değerli
milletvekilleri, artık ülkemizin komşularıyla sorun yaşayan değil, çözüm bulan,
sulhu yurtta olduğu gibi cihanda da bayraklaştıran bir ülke olarak sergilediği
yükseliş hem bölgesinde hem de küresel çapta takdir toplamaktadır.
Sayın
Cumhurbaşkanımız, küresel ve bölgesel aktörlerle her alanda yoğun ikili ve
toplu görüşmeleri başarıyla gerçekleştirmiş, Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyi Zirve Toplantısına Başkanlık etmiş, yine Birleşmiş Milletler 65’inci
Genel Kurulu Binyıl Kalkınma Hedefleri Zirvesi çerçevesinde yapılan Gelişmiş
Ülkeler Yuvarlak Masa Toplantısına Eş Başkanlık yapmışlardır.
Keza, Haziran
2010 yılında Güneydoğu Avrupa Devlet ve Hükûmet
Başkanları Zirvesi Sayın Cumhurbaşkanımızın girişimleriyle İstanbul’da
düzenlenmiştir. Böylece, artık, Türkiye, sorunlarını erteleyen, öteleyen bir
ülke değil çağdaş diplomasiyi en ince şekilde kullanan öz güven ve yumuşak güç
sahibi bir ülke olma yolunda önemli adımlar atmıştır.
Yine,
Türkiye'nin, gerek Afganistan ve Pakistan gerekse Bosna Hersek ve Sırbistan ile
kurduğu üçlü diyalog mekanizmaları, yapıcı ve barış odaklı diplomasinin 2010
yılı içindeki tezahürleri arasında yer almaktadır. Sayın Cumhurbaşkanımızın, bu
başarılı ve sonuç alıcı yurt dışı temaslarının yanında milletimizin moralinin
yüksek tutulması ve sorunların yerinde görülmesi amacıyla onlarca yurt içi gezi
gerçekleştirdiklerine tanık olduk. Gerek mülki idare temsilcileri gerekse
vatandaşlarımızla, sivil toplum örgütleriyle samimi temasların sağlandığı bu
ziyaretler, devletin sıcak yüzünü göstermesi ve güven telkin etmesi bakımından
önemli bir işlevi yerine getirmektedir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Altun, konuşmanızı tamamlayınız.
KEREM ALTUN
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, Türkiye’deki bütün toplum kesimlerinin
temsilcisi olan Sayın Cumhurbaşkanımız, iç ve dış faaliyetlerinin yanında
kültür, sanat ve toplumsal çalışmalara olan desteğini de sürdürmektedir. Bu
çerçevede, siyasetçisinden sanatçısına, gazetecisinden bürokratına, sade
vatandaştan sivil toplum örgütlerine kadar pek çok kesimin ağırlandığı Çankaya
Köşkü cumhura kapılarını sonuna kadar açmıştır. Çankaya Köşkü, demir
parmaklıklar arasında girilmez, gizemli bir mekân olmaktan çıkmıştır. Bu
tabloyla özlediğimiz bir Cumhurbaşkanlığı profili
gösterilmektedir, sergilenmektedir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanlığı makamı toplumumuzun doğrudan yararlandığı
pek çok sosyal sorumluluk projelerine de ayrı bir önem vermektedir. Bu
projelerden bir tanesi de Kuzey Van Gölü Projesi’dir. Bu projeyle, Doğu Anadolu
Bölgemizde bulunan Ahlat, Adilcevaz, Tatvan ve Erciş
ilçelerini kapsayan kültürel mirasın korunup geliştirilmesi, temelinde
sosyokültürel ve fiziksel gelişmeleri sağlayacaktır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Altun, son cümlenizi alayım.
KEREM ALTUN
(Devamla) – Cumhurbaşkanlığımızın 2011 yılı bütçesinin yüce makama ve milletimize
hayırlı olmasını diliyorum.
Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Altun.
AK PARTİ Grubu
adına ikinci konuşmacı Konya Milletvekili Sayın Harun Tüfekci.
Buyurun. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU
ADINA HARUN TÜFEKCİ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2011 yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına
söz almış bulunuyorum. Siz değerli heyeti saygılarımla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, bilindiği üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisi milletimiz adına
yasama, denetim ve temsil görevini yerine getirmektedir. Şüphesiz ülkemizin
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olmasının temelinde Türkiye Büyük
Millet Meclisi yatmaktadır. Milletimiz, egemenlik hakkını Mecliste temsilcileri
vasıtasıyla kullanmaktadır. Bazı yerler vardır ki önemi ve değeri hiçbir şeyle
kıyaslanamaz. Bazı makamlar da vardır ki sorumluluğu ağırdır ama onuru çok
büyüktür. Yüce Meclisimiz, bu ülkede değeri ve kıymeti tartışma götürmez bir
mekândır. Şu anda içinde bulunduğumuz binada seksen bir vilayetimizden değişik
sesler ve renkler bir arada bulunmaktadır. Bu tarihî binada ülkemizin daha iyi
yerlere gelebilmesi için önemli kararlar alınıyor ve gelecek kuşakların
hayatlarına yön verilmesi amacıyla hareket edilmektedir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; sekiz yıldır bu Meclis önemli yasalar çıkarmıştır. Bu
yasalar sayesinde son yılların en büyük reformları, yenilikleri, değişimi
yapılmıştır. Bu büyük değişim beraberinde siyasi bir istikrarı getirmiş, bu da
ekonomiyi, dış politikayı olumlu yönde etkilemiştir. Kurucu iradeden ilham ve
güç alan Meclisimiz, ülkemizin gelişmesi, demokrasimizin güçlenmesi, insan hak
ve özgürlükleri standartlarının yükseltilmesi için iktidarıyla muhalefetiyle
bir bütün hâlinde azimle çalışmak ve gayret etmektedir.
Değerli
arkadaşlarım, şimdi yasama ve denetim çalışmalarına ilişkin bazı hususlarda
sizlere bilgi vermek amacıyla bulunuyorum.
23’üncü Dönemin
başından 9 Aralık 2010 tarihine kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bugüne
kadar 738 kanun tasarısı gelmiş, bunlardan 373’ü kanunlaşmıştır. Yine kanun
tekliflerinden de 813 kanun teklifinin 173’ü kanunlaşmıştır.
23’üncü Dönemde
Türkiye Büyük Millet Meclisini 2,5 milyona yakın insan değişik vesilelerle
ziyaret etmiştir. Bu da Meclisimizin ne kadar önemli olduğu ve vazgeçilmez
olduğunu ortaya koymaktadır.
Kanunların güncel
metinlerine ulaşılabilmesine imkân sağlayacak olan mevzuat bilgi sistemi kısa
süre içerisinde İnternet üzerinden kullanıcıların hizmetine sunulacaktır.
Türkiye Büyük
Millet Meclisinde elektronik belge yönetimine geçiş yapabilmek amacıyla
çalışmalar yürütülmektedir. Arşivdeki Osmanlıca belgelerin tespiti yapılmış,
bugünkü harflere çevrilmesi işi başlatılmıştır.
Değerli
milletvekili arkadaşlarım, 2010 yılı Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesi 468,7
milyon Türk lirası olarak kanunlaşmıştır. Yıl içinde toplam 21,4 milyon Türk
lirası özel ödenek kaydıyla birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesi 490,1
milyon Türk lirası olmuştur. Yıl sonu itibarıyla da
2010 yılı bütçemizin gerçekleşme oranının tahminen yüzde 85,3 oranına ulaşması
beklenmektedir. 2011 yılı bütçe teklifimiz 2010 yılı kullanılabilir bütçe
ödeneğine göre yüzde 9,1 artışla 512 milyon 935 bin TL olarak önerilmiş
bulunmaktadır.
Bilindiği gibi,
gerek 2010 yılı gerekse 2011 yılı bütçemizin yüzde 70’ler dolayındaki personel,
sağlık gibi rutin harcamalar dışındaki önemli bir bölümünü Meclisimizin bilgi
ve teknoloji altyapısını güçlendirmeye ve fiziki imkânlarını iyileştirmeye
harcıyoruz.
Türkiye Büyük
Millet Meclisindeki komisyon toplantı salonlarının seslendirme ve görsel sunum
sistemleri yenilenmiş bulunmaktadır. Vatandaşlarımızın dilekçeleri elektronik
ortamda e-dilekçe programıyla Dilekçe Komisyonuna iletilmektedir. Ayrıca
milletvekillerine randevu programı sistemiyle beraber, bu şekilde elektronik
sistemle randevu alınabilmektedir.
Yine Meclis
TV’miz çalışmalarını İnternet üzerinden de yapmaktadır. Diğer yandan,
Meclisimizin tüm birimlerinin iş ve işlemlerinin 2013 yılına kadar tamamen
elektronik ortamda yürütülmesini amaçlayan Bilgi İşlem Altyapı Projesi üzerinde
çalışmalar Maliye Bakanlığı ve Kamu İhale Kurumu iş birliği hâlinde
yürütülmektedir.
Değerli
arkadaşlarım, önümüzdeki yıl içinde, 520 milletvekilimizin çalışma şartları
bakımından büyük önem taşıyan ve teknolojinin imkânlarından en iyi şekilde
yararlanmak üzere, içinde çalışma ofisleri, toplantı salonları, sosyal donatı
alanları da bulunan parlamenterler çalışma birimleri binamızın ihalesi…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Tüfekci.
HARUN TÜFEKCİ
(Devamla) - …2011 yılı içerisinde yapılmış olacaktır. Binanın yapım süreci,
ihalenin sonuçlanmasına müteakip on sekiz ay olarak kararlaştırılmış ve 2013
yılında, inşallah, bina hizmete girecektir. Tüm bu teknik düzenlemeler, bütçe
ayarlamaları ve yatırımların tek bir sebebi vardır, o da daha iyi yasama ve
denetim faaliyetini yapan bir Meclise sahip olmaktır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; mali disiplinden ve yapısal reformlardan taviz vermeden,
titizlikle hazırlanan 2011 yılı bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı
olmasını temenni ediyor, siz değerli heyeti sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Tüfekci.
AK PARTİ Grubu
adına üçüncü konuşmacı Giresun Milletvekili Sayın Hasan Sönmez.
Buyurun efendim.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU
ADINA H. HASAN SÖNMEZ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 2011 yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ
Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum.
Sayın
milletvekilleri, bağımsızlık mücadelemizi yürüten ve gururla 87’nci yıl
dönümünü kutladığımız, cumhuriyetimizi ilan eden Türkiye Büyük Millet Meclisi
kurulduğu günden beri üzerine düşen görevi şerefle yerine getirmektedir. Kurucu
iradeden ilham ve güç alan Meclisimiz, ülkemizin gelişmesi, demokrasimizin
güçlenmesi, insan hak ve özgürlükleri standartlarının yükseltilmesi için
iktidarıyla, muhalefetiyle yeni düzenlemeler yapmaya azimle devam etmektedir.
Bu ulvi çatı altında yapmış olduğumuz çalışmalarla ilgili olarak özet bilgiler
vermek istiyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi 23’üncü Yasama Döneminde 10 Aralık 2010 tarihine kadar Türkiye
Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’ne göre yapması gereken çalışmanın çok üstünde
bir performans sergilemiş, 1.732 saat çalışması gerekirken 2.520 saat çalışma
gerçekleştirmiştir. Başka bir ifadeyle 788 saat fazla çalışma yaparak
milletimizin ihtiyaç duyduğu yasal düzenlemeleri gerçekleştirmiştir.
23’üncü Dönemin
başından 13 Aralık 2010 tarihine kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına gelen toplam kanun tasarı sayısı 738’dir, bunlardan 375’i
kanunlaşmıştır. Yine, aynı dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
813 kanun teklifi verilmiş, bunlardan 174’ü kanunlaşmış, 5’i üyelerce geri
alınmış, 24’ü Genel Kurul gündeminde, 609’u ise ilgili ihtisas komisyonlarında
görüşülmeyi beklemektedir.
23’üncü Dönem
başından bugüne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 2.285 sözlü
soru önergesi, 17.305 yazılı soru önergesi verilmiş; bu soru önergelerinden
sözlü olanların yüzde 72’si, yazılı olanların yüzde 86’sı cevaplandırılmış olup
diğer soru önergeleri işlemde bulunmaktadır.
23’üncü Dönemde
10 Aralık 2010 tarihine kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 960
Meclis araştırması önergesi verilmiştir. Bunlardan bir kısmı Genel Kurulda
görüşülerek komisyonlar kurulmuştur. Kanser araştırma, kayıp çocuklar, sporda
şiddet ve spor kulüplerinin sorunlarını araştırma komisyonu ile Muhsin Yazıcıoğlu Komisyonu bunlardandır. Kalan Meclis araştırması
önergeleri Genel Kurul gündemindedir.
23’üncü Dönemde 3
Meclis soruşturması açılmasına dair önerge ile 12 gensoru verilmiştir. Ayrıca,
verilen 15 genel görüşme önergesinin 1’i reddedilmiş, 1’i kabul edilmiş ve
genel görüşmesi yapılmış, 13 genel görüşme önergesi ise Genel Kurul gündeminde
bulunmaktadır.
Sayın
milletvekilleri, kanunların güncel metinlerine, gerekçelerine, görüşme
tutanaklarına ulaşabilmesine imkân sağlayan mevzuat bilgi sistemi hâlen
İntranet üzerinden hizmette olup kısa süre içerisinde İnternet üzerinden hem
milletvekillerimizin hem de dış kullanıcıların hizmetine sunulacaktır. Keza 23
Nisan 1920’den bugüne kadarki Genel Kurul tutanaklarının İntranet’ten sonra
yakın bir zamanda İnternet’e konulup kamuoyunun hizmetine sunulması çalışmaları
tamamlanmak üzeredir.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Araştırma Merkezi, milletvekillerinin yasama ve denetim
faaliyetlerinde ihtiyaç duydukları bilgileri doğru zamanda ve talebe uygun
biçimde karşılamaktadır. Bu amaçla üretilen araştırma raporları ve bilgi
notları kulislerde ve kütüphanelerdeki panolarda milletvekillerimizin dikkatine
sunulmakta, ayrıca Araştırma Merkezinin tüm çalışmaları bu Müdürlüğün İntranet
sayfasında tam metin olarak yayımlanmaktadır.
2010-2014
dönemini kapsayan Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği Stratejik
Planı hazırlanmış ve 2010 yılı başından itibaren uygulamaya konmuştur. Bu
planla milletvekillerinin yasama ve denetim faaliyetlerine daha etkin bir katkı
sağlamak ve Parlamentonun idari yapısının işleyişini iyileştirmek
amaçlanmaktadır.
Türkiye Büyük
Millet Meclisinin idari kapasitesinin güçlendirilmesi amacıyla hazırlanan ve
Avrupa Birliği fonlarından finanse edilen OECD Sigma
Projesi de bu dönemde tamamlanmıştır.
Türkiye Büyük
Millet Meclisinin kuruluşundan 2010 yılına kadar geçen sürede görev yapan
11.752 parlamenterle ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi albümü hazırlanmış, 4
cilt hâlinde basılıp dağıtımı yapılmıştır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi dış ilişkilerde ülke
parlamentoları arasında aktif bir role sahiptir. Bu kapsamda 11 uluslararası
asamblenin üyesi…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Sönmez.
H. HASAN SÖNMEZ
(Devamla) - …3’ünün ise aynı zamanda kurucu üyesidir. 2010 yılı Türk
milletvekillerinin uluslararası asamblelerde söz sahibi oldukları ve önemli
görevlere seçildikleri bir yıl olmuştur. Hâlen başta Dışişleri ve AB Uyum
Komisyonları olmak üzere 17 ihtisas komisyonu ile 102 dostluk grubu,
parlamenter diplomasi faaliyetlerini sürdürmektedir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; milletvekillerinin mevcut çalışma ofisleriyle Türkiye
Büyük Millet Meclisinin yemekhane vesair alanları
yoğun bir ziyaretçi akınına maruzdur. Milletvekilleri ofislerinde
çalışamamaktadırlar. Milletvekillerinin anayasal ve yasal görevlerini daha
etkin ve verimli bir şekilde yerine getirebilmesi için, çağdaş
parlamentolardaki uygulamalar da dikkate alınarak, yapımı planlanan
Parlamenterler Hizmet Binasının bir an önce inşa edilerek hizmete sunulması, vesair önlemlerin alınması yerinde olacaktır.
Öte yandan,
23’üncü Dönem içerisinde kurulmuş olan İç Tüzük Uzlaşma Komisyonu Raporu,
siyasi parti grupları ve kamuoyunun bilgisine sunulmuştur. Daha etkin ve
verimli bir yasama ve denetim faaliyeti için yeni bir İç Tüzük ihtiyacını
herkes kabul etmektedir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
H. HASAN SÖNMEZ
(Devamla) – Bu itibarla, yeni İç Tüzük’ün zaman geçirilmeden çıkarılması ve
yürürlüğe konulması uygun olacaktır.
Bu duygu ve
düşüncelerle, 2011 yılı Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesinin hayırlı
olmasını diler, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Sönmez.
AK PARTİ Grubu
adına İstanbul Milletvekili Sayın Alaattin Büyükkaya, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
AK PARTİ GRUBU
ADINA ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli
milletvekilleri; görüşülmekte olan 2011 Yılı Mali Bütçe Kanunu’nun Sayıştay
bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Konuşmama
başlamadan önce yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bütçe hakkı parlamentoların ortaya çıkışıyla birlikte
demokratik parlamenter sistemin işleyişinin en önemli unsurlarından biri
olmuştur. Ülkemizde 1876 yılında ilk Parlamento kurulmasına rağmen, bütçe
hakkının vatandaşın parasını koruyacak sistemi, padişah fermanıyla 1862 yılında
bu ülke kurmuştur ve bu manada Sayıştayımız, yüz kırk
sekiz yıllık geçmişiyle ülkemizin en köklü kuruluşlarından biridir.
Sayıştay,
kuruluşundan bugüne kadar özellikle bütçe uygulamalarının düzenliği konusunda
denetimler yapmış ve çalışmalarını ağırlıklı olarak hesap yargısı yönünde
sonuçlandırmıştır. Bu manada önemli hizmetler yapmış olmakla birlikte tam
istenileni de verdiği söylenemez. Ta ki kamu mali yönetimi alanında ülkemiz
reformlar yapmaya başladıktan sonra bu konuda da düzenleme ihtiyacı ortaya
çıkmış ve 2003 yılında yasalaşan Mali Kontrol Kanunu’ndan sonra Sayıştay Yasası
da hazırlanıp Parlamentoya 2006 yılında sunulmuştur. Açıkça, bu Kanun çok kısa
bir zaman önce yasalaştı.
Bu düzenlemeden
dolayı çok büyük mutluluk duyuyorum, çünkü bu Yasa’nın Parlamentoya
sunulmasından itibaren görev yaptım, Alt Komisyon Başkanı olarak yaptım ve
Yasa’nın, elimden geldiği kadar, Türkiye’ye, Türk milletine yakışır bir yasa
olması için gayret sarf ettim. Bu Yasa bundan böyle demokratik yaşamımıza
önemli katkı sağlayacaktır. Özellikle Avrupa Birliğine uyum noktasında da
ülkemizin elini güçlendirmiştir. Ayrıca, vatandaşın her bir kuruşunun hesabını
soran ve veren bir devlet yönetimi anlayışı bu Yasa’yla artık uygulama imkânı
bulacaktır. Artık, Sayıştay, Parlamento adına yapacağı denetimleri, hiçbir
istisnaya tabi tutmadan, tüm kamu idareleri üzerinden gerçekleştirecektir. Bu,
Türk devlet hayatında çok önemli bir değişim ve yeniliktir.
Ayrıca, bu
Yasa’nın en önemli özelliklerinden biri de, nerede bir kamu kaynağı kullanımı
olursa orada da denetimin olacağıdır.
Evet, bunlar çok
önemli noktalardır. “Ülkemizin demokratikleşmesi”, “hesap verme”, “saydamlık”
gibi kavramların artık içi boş değil, gerçekten içi doldurulmuş kavramlar
hâline gelmesini sağlayacaktır bu Yasa. Ama tabii ki burada Sayıştayımıza
da, Parlamentomuza da düşen yeni görevler vardır. Sayıştayımız
artık bu yeni Yasası’yla birlikte, kendisini bu Yasa’ya uygun yeni bir yapıya
hızla kavuşturmalıdır. Buna uygun kadrolarını eğitmeli ve bunları denetime
hazır hâle getirmelidir. Ayrıca, çıkarılması gereken yönetmelikleri bir an önce
çıkararak hayata geçirmelidir.
Ayrıca,
Parlamentomuz açısından da bir husus vardır: Buradaki hazırlanan raporların
incelenmesi için ayrı bir komisyon oluşturulması gerekmektedir Plan ve Bütçe
Komisyonuna bağlı olarak. Bunun için İç Tüzük değişikliğini Parlamentomuz bir
an önce yapmalıdır. Aksi takdirde, bu raporların incelenmeden havada kalmış
raporlar olmasını hiçbirimiz sanıyorum ki arzu etmeyiz dolayısıyla bu
raporların hayata geçebilmesi, vatandaşın her kuruşunun hesabının kamudan
sorulabilmesi için bu düzenlemenin Parlamentomuz tarafından da hızla hayata
geçirilmesi gerekmektedir.
Ben inanıyorum ki
bunlar en kısa zamanda hayata geçirilecek ve Sayıştayımız
bu yönde yüz kırk sekiz yıllık geçmişine yakışır bir çalışma yapacaktır, bundan
asla şüphe etmiyorum.
Yine şunu da
belirtmeliyim ki, bu raporlarla, artık, gerçek manada -biraz önce söylediğim
gibi- saydamlık…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALAATTİN
BÜYÜKKAYA (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Büyükkaya.
ALAATTİN
BÜYÜKKAYA (Devamla) – …güvenilirlik, açıklık ve hesap verebilirlik ilkesi
ülkemizde kurumsal bir yapıya kavuşacaktır.
Bu duygularla,
ben Sayıştayın 2011 bütçesinin hayırlı olmasını ve
yine, 2011 mali yılı bütçemizin ülkemize, Türk milletine hayırlı ve uğurlu
olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum.
Teşekkür ederim.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Büyükkaya.
AK PARTİ Grubu
adına Adana Milletvekili Sayın Fatoş Gürkan.
Buyurun efendim.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU
ADINA FATOŞ GÜRKAN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Radyo ve
Televizyon Üst Kurulunun 2011 mali yılı bütçesi üzerinde grubum adına söz almış
bulunmaktayım. Bizi izleyen aziz milletimizi ve yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Ülkemizde özel
radyo ve televizyon yayınları 1990 yılından itibaren herhangi bir yasal
düzenlemeye tabi olmaksızın başlamıştır. Anayasal boşluk nedeniyle 1993 yılında
Anayasa değişikliği yapılmıştır. Özel radyo ve televizyon yayınlarını
düzenleyen 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında
Kanun’un 1994 yılında yürürlüğe girmesiyle Radyo ve Televizyon Üst Kurulu
kurulmuştur.
Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu, radyo ve televizyon faaliyetlerini düzenlemek ve
denetlemekle görevli, Anayasa’nın 133’üncü maddesi kapsamında seçilen 9 üyeden
oluşmaktadır. Üyeler, siyasi parti gruplarının üye sayısı oranında belirlenecek
üye sayısının ikişer katı gösterilerek adaylar arasından her siyasi parti
grubuna düşen üye sayısı esas alınmak suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurulunca seçilen özerk ve tarafsız bir kamu tüzel kişiliği
niteliğindedir.
Ülkemizde radyo
ve televizyon yayınları karasal, uydu ve kablo ortamlarında yapılmaktadır.
Hâlen Üst Kurul yayıncı kütüğünde kayıtlı 24 ulusal, 15 bölgesel ve 210 yerel
olmak üzere toplam 249 televizyon kuruluşu; 35 ulusal, 98 bölgesel ve 929 yerel
olmak üzere toplam 1.062 radyo kuruluşu bulunmaktadır. Ayrıca kablo ortamında
78 televizyon, uydu ortamında 148 televizyon ile 53 radyo kuruluşuna lisans ve
izin verilmiştir.
RTÜK’ün önemli
görevleri arasında olan yayın içeriklerinin denetimi üç koldan yürütülmektedir.
Bunlar, RTÜK uzmanları tarafından yapılan doğrudan denetim, 444 1 178 RTÜK
İletişim Merkezi, RTÜK web ve RTÜK e-posta kanallarından gelen izleyici
şikâyetlerinin değerlendirilmesi yoluyla yapılan izleyici denetimi ve
yayıncılık etik ilkeleri ile izleyici temsilciliği müessesesi üzerinden yayın
kuruluşlarının yaptığı öz denetimdir.
Doğrudan denetim
çalışmaları kapsamında Üst Kurulun Ankara’daki merkezinde SKAAS kapsamında 110
adet televizyon yayını ile 72 adet radyo yayını kaydedilmektedir. Bunlardan 40
televizyon yayını Üst Kurul uzmanları tarafından düzenli olarak takip
edilmektedir. Yayın ilkelerini ihlal eden kuruluşlara Yasa’nın 33’üncü maddesi
kapsamında Üst Kurulca müeyyideler de uygulanmaktadır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun önemli
faaliyetlerinin yoğunlaştığı bir alan da çocuklarımızın olumsuz yayın
içeriğinden korunmasıdır. Bu kapsamda, 2006 yılında hayata geçirilen “Akıllı
İşaretler Koruyucu Sembol Sistemi”yle, 2006-2007 öğretim yılından itibaren
ilköğretim okullarında verilmeye başlanan medya okuryazarlığı dersi
konulmuştur. Üst Kurul, çocukların olumsuz yayın içeriğinden korunmasına yönelik
olarak, 2010 yılında, Televizyon Yayıncıları Derneği iş birliğiyle “İyi Uykular
Çocuklar” projesini hayata geçirmiştir. RTÜK, çocuklarımızı zararlı yayınlardan
koruduğu gibi, kişisel gelişimlerine yönelik yayınları da teşvik etmektedir.
Kadınlarımıza yönelik her türlü şiddet ve cinsiyet ayrımcılığına yönelik
yayınların yapılmasına karşı önlemler almakta ve bu tür yayınları yapanlara
karşı cezai işlemler de yürütülmektedir. RTÜK, yapılan yayınlarla ilgili
düzenli olarak kamuoyu araştırmaları da yapmaktadır.
Mevcut yasa, on
altı yılda yaklaşık yirmi değişiklik yapılarak günün şartlarına uyarlanmak
istenmişse de yayın teknolojisindeki hızlı değişim, Anayasa Mahkemesinin bazı
maddeleri iptal etmesi gibi temel nedenlerle yasal çerçevenin yeniden
düzenlenmesi zorunlu hâle gelmiştir. Bu amaçla hazırlanan tasarının komisyon
çalışmaları tamamlanmış olup önümüzdeki günlerde Genel Kurulda görüşmeleri
yapılacaktır.
Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı, sektörün
sorunlarına çözümler içermekte, düzenleme konusundaki yetki karmaşasını ortadan
kaldırmakta, yayın denetimi konusunda RTÜK’ü daha etkin kılmakta, yayıncılık
sektöründe rekabeti artırıcı bir nitelik taşımaktadır. Dünyayla paralel şekilde
sayısal yayıncılığa geçişin hukuksal altyapısının oluşturulmasının da
amaçlandığı tasarıda önemli düzenlemeler yer almaktadır.
Yine, kanunda
yapılacak değişiklikle, çocuklarımızın ve kadınlarımızın kişisel gelişim ve
yaşamlarını…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Gürkan.
FATOŞ GÜRKAN
(Devamla) – …olumsuz yönde etkileyen şiddet içeren programlara idari ve cezai
müeyyideler yer almakta, mevcut kanundaki müeyyideler artırılmakta, hatta
ülkenin birlik ve beraberliğini olumsuz etkileyen, terörü, bölücülüğü teşvik
eden, tahrik eden programlarda lisans iptali cezasına kadar gidilmektedir.
RTÜK, kanun
gereği denetim görevini tabii ki yerine getirecektir ancak sadece denetimle
sorunların çözülmesi mümkün değildir. Daha bilinçli, daha eğitimli, başarılı ve
kişilikli insanlardan oluşan bir toplumun tesisinde en etkin kuruluşlardan biri
de “dördüncü güç” olarak tabir edilen medyadır. Medyanın da bu anlamda önemli
bir etkisi ve sorumluluğu bulunmaktadır. Yapılan yayınlarda, topluma zararlı
birey ya da grupların her türlü davranışını yayınlamaktan çok toplumu bir adım
daha ileriye götürecek yayınlara yer verilmelidir. Tabii ki diğer sorumluluk da
izleyicilere düşmektedir. İzleyiciler, yapılan yayınlarda seçici olmalı ve
medyayı kaliteli yayın yapmaya zorlamalıdır.
Radyo ve
Televizyon Kurulunun bahsetmiş olduğum çalışmalarının etkin bir şekilde
yürütülebilmesi için 2011 yılı bütçesi 115 milyon TL olarak belirlenmiştir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
FATOŞ GÜRKAN
(Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.
Bütçenin
ülkemize, milletimize, RTÜK çalışanlarına hayırlı olmasını diliyor, yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Gürkan.
AK PARTİ Grubu
adına Konya Milletvekili Sayın Ayşe Türkmenoğlu.
Buyurun efendim.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU
ADINA AYŞE TÜRKMENOĞLU (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011
mali yılı Anayasa Mahkemesi bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bildiğiniz gibi,
12 Eylül 2010 günü bir referandum yapılmış ve aziz halkımızın teveccühüyle
Anayasa’mızda reform niteliğinde yenilikler yapılmış ve yeni Anayasa’mız
yapılan değişikliklerle yürürlüğe girmiştir. Burada özellikle şunu belirtmek
istiyorum: 82 Anayasası’nda bugüne kadar 16-17 kez değişiklik yapıldı ama
referandumla yapılan değişikliklerden en önemlisi de buydu. Daha önce
biliyorsunuz, Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili referandum yapılmıştı.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Anayasa’mızda yapılan değişikliklerin içinde belki de
en önemlisi her bütçe döneminde dile getirilen ve eleştirilen Anayasa
Mahkemesinin yapısında ve görevlerinde önemli değişiklikler yapılmış,
Mahkemenin üye sayısı artırılmış, asil-yedek üye ayrımı kaldırılmış ve görev
süreleri sınırlandırılmıştır. Diğer ülkelerde de örneği olduğu gibi,
Cumhurbaşkanımızın yanı sıra Türkiye Büyük Millet Meclisinin de Anayasa
Mahkemesine üye seçebilmesine imkân tanınmıştır. Anayasa Mahkemesi üyeliğinin
süresi on iki yıl olarak sınırlandırılmış. Bu değişiklikle Mahkemedeki üye profilinin yeni toplumsal koşullara ve yeni anlayışlara göre
makul bir süre içinde kendini yenilemesine olanak tanınmıştır. Ayrıca, Anayasa
Mahkemesinin “Yüce Divan” sıfatıyla yargılayacağı kişiler arasına Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanı, Genelkurmay Başkanı, kara, deniz ve hava kuvvetleri
komutanları ile jandarma komutanı da eklenmiştir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Türkiye’deki en çok hak ihlallerinin maalesef yargı
kararlarına dayalı hak ihlalleri olduğunu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine
yapılan başvuruların çok büyük bir bölümünün yargıdan kaynaklanan hak ihlalleri
olduğunu görüyoruz. Bilindiği gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi mevcut
durumda ülkelerden kendisine yönelik olarak yapılan başvurularda, başvuru
sahibinin ülkesindeki bütün hukuk yollarını tüketmiş olmasını göz önünde
bulunduruyor. Bununla birlikte, başvuru sahibinin ülkesinde, varsa bireysel
başvuru yoluna müracaat edip etmediğini de gözlemlemektedir. Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesine gitmeden Türkiye’de de yargı kararlarından doğan ihlallerin
son kez yurt içinde denetiminin sağlanması noktasındaki anlayıştan hareket
edilerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı getirilmiştir. Adil
yargılama hakkının ihlali sonucunda yılda 3.500-4 bin arasında bir başvurunun
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapıldığını düşünürsek bu konuda bireysel
başvurunun ne kadar önemli olduğunu görürüz. Türkiye’de bireysel başvuru
yolunun kabul edilmesi, bir yandan bireylerin sahip oldukları temel hak ve
özgürlüklerin daha iyi korunmasını sağlayacak, öte yandan da kamu organlarını
Anayasa’ya ve kanunlara daha uygun davranma konusunda zorlayacaktır. Bu
amaçlarla yapılan değişiklikle bireysel hak ve özgürlüklerin korunması ve
teminat altına alınması için vatandaşlara bireysel başvuru hakkı tanınmış ve
Anayasa Mahkemesine de bu başvuruları inceleme ve karara bağlama görevi
verilmiştir. Bireysel başvuru Türkiye’de ilk defa hayata geçeceği için, bunun
çok sağlıklı bir hukuksal altyapısının oluşturulması gerekmektedir. Bu
çerçevede, Anayasa Mahkemesi ve ilgili kurumların çalışmaları sonuçlandığında,
uyum yasaları da en kısa sürede hayata geçirilecektir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; sözlerimi burada tamamlarken ülkemizin demokrasisine,
birey hukukuna ve hukuk devleti kavramına gerçekten çok tarihî, eşsiz ve
gelecekte çok önemli katkılar sağlayacak olan Anayasa değişikliğini
gerçekleştiren bu Parlamentonun bir üyesi olmaktan onur duyduğumu belirtir,
bütçemizin hayırlı uğurlu olmasını diler, saygılar sunarım. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Türkmenoğlu.
AK PARTİ Grubu
adına, Amasya Milletvekili Sayın Akif Gülle. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU
ADINA AKİF GÜLLE (Amasya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili
arkadaşlarım; 2011 Başbakanlık bütçesi üzerinde söz aldım. Hepinizi en içten
duygularla selamlıyorum.
2011 Başbakanlık
bütçesi, 2010 yılı bütçesine göre yaklaşık yüzde 28’lik bir artışla elbette
önümüze gelmiş bulunuyor. Bütçe artışının gerekçesi, Başbakanlık bütçesinin
transfer tertibinden yardım alan kuruluşlara yapılan artırma tutarının
yükselmiş olmasından kaynaklanmakta. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızla
ilgili çalışma yapmak ve sorunlarına çözüm üretmek, soydaş ve akraba
toplulukları ile sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkileri yürütmek ve Yurtdışı
Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının transfer tertibine eklenmesi, yüzde
28’lik bir artışı elbette beraberinde getirmiştir.
Değerli
milletvekili arkadaşlarım, Başbakanlık, yürütme kurumlarımız içerisinde en
önemli ve en önde gelenidir. Hâl böyle olunca, Başbakanlıkta görev yapanlar,
devlet yapımızın ve güvenlik hayatımızın içerisinde farklı fonksiyonları
haizdirler, olmaları icap eder.
Diğer yandan,
Başbakanlık kurumunun, kamu idarelerinin sürekli gelişimini mümkün kılan yapıya
kavuşmalarını sağlamak sorumluluğu da üzerlerinde olan bir sorumluluktur.
Bugünkü Başbakanlık yönetimi bu anlamda yönetimde değişim, dönüşüm ve pozitif
yenilenme konusunda ciddi çalışmaları elbette yürütmektedir. Başbakanlık merkez
teşkilatımızın kamunun yeniden yapılanması konusunda yaptığı bu çalışmalardan
dolayı kendilerine özellikle teşekkürlerimi, tebriklerimi ifade etmek
istiyorum.
Değerli
milletvekilleri, Başbakanlığın arzu edilen çalışmaları gerçekleştirebilmesi
için kariyer ve potansiyeli oldukça gelişmiş uzman bir kadroya ihtiyacı vardır.
Yani istenilenlerin yerleştirildiği değil, iş bilenlerin getirildiği bir kurum
olması icap eder.
Değerli
milletvekili arkadaşlarım, size bir gerçeği ifade etmek istiyorum: 2002 yılında
Başbakanlıkta kadrolu 1.700 civarında eleman var idi, bir de hemen bunun
yanında 500 civarında da geçici görevlendirmeyle diğer kurumlardan alınan
eleman Başbakanlık bünyesinde bulunuyordu. Gelelim bugüne: Bugün ise geçici 500
elemandan kimse yok Başbakanlıkta, kadrolu 1.700 eleman da bugün itibarıyla
1.374 sayısına düşmüş durumda. Yani bilgi, tecrübe ve samimi gayreti olanlara
“Haydi, işe devam.” denildiği bir gerçek bugünkü Başbakanlık makamımızda,
bizatihi kurumumuzun içerisinde. Herhâlde en güzel olanı da hiç şüphesiz ki
buydu.
Kıymetli
arkadaşlarım, bir önemli konu da bugünkü Başbakanlıkta BİMER’in
bulunmasıdır. Aziz milletimizin bütün mensupları, talep, öneri ve tenkitlerini,
bu merkez aracılığıyla, bizzat Sayın Başbakanımıza iletebilmektedirler.
Elbette, ilettiklerinin cevabını hiç uzun olmayan bir süre içerisinde tekrar
alabilmektedirler. BİMER, Sayın Başbakanımızın Büyükşehir Belediye
Başkanlığında oluşturduğu Beyaz Masa’nın âdeta Başbakanlık makamına yansımasını
da ifade etmektedir.
Bakınız, 2010
yılının ilk dokuz ayı içerisinde BİMER’e yapılan
müracaat yani vatandaşlarımızın yaptığı müracaat 449.580 civarındadır. Burada
vatanımızın, ülkemizin problemleri, sorunları veya yapılan iyilikleri için
ilgisini ve alakasını esirgemeyen, bizzat Sayın Başbakanımızla iletişim
kurabilen vatandaşlarıma da huzurlarınızda teşekkürlerimi sunuyorum.
Değerli
milletvekili arkadaşlarım, 2011 yılı bütçemizin genelinin aziz milletimize
hayırlı uğurlu olmasını temenni ederken, bir diğer taraftan, Başbakanlık
bütçemiz de hayırlı uğurlu olsun diyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sağ olun. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
Gülle, teşekkür ederim.
AK PARTİ Grubu
adına Tokat Milletvekili Sayın Osman Demir.
Buyurun efendim.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU
ADINA OSMAN DEMİR (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Başbakanlığın 2011 yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Şu an içinde
bulunduğumuz şartları sağlıklı değerlendirebilmek için buraya nereden
geldiğimize bakmamız gerekir. Böylece, hem geçmişten bugüne ne kadar mesafe
aldığımızı görmüş hem de gelecekte nereye gidiyor olduğumuz hakkında fikir
edinmiş oluruz.
Hatırlanacağı
gibi, AK PARTİ’nin iktidara geldiği 2002 yılı sonunda
ülkemiz 2001 ekonomik krizinin ağır faturasıyla boğuşmaktaydı. Yüksek bütçe
açıklarına bir de iflas eden bankalardan kaynaklanan borçlar eklenince,
uluslararası kredi derecelendirme firmaları ülkemizin kredi notunu sürekli
düşürüyorlardı. Kaynak bulmak son derece zor hâle gelmişti, ülke riski
nedeniyle yüksek faizle borçlanabiliyorduk. Faiz giderleri vergi gelirlerinin
yüzde 80’ini yutuyordu. Yüksek enflasyon ve döviz kuru artışları paramızı pula
çevirmişti. TL, tasarruf aracı olma fonksiyonunu önemli ölçüde yitirmiş,
vatandaşlarımız döviz üzerinden mevduat hesabı açıyorlardı. Ekonomi yönetimi
IMF kapılarında nöbet tutuyordu. Siyasi partilere güven kalmamış, olumsuz beklentiler
piyasalara egemen olmuştu. Karaman Valisi kriz ortamında insanların ruh hâlini
olumsuz etkiliyor diye “Yolun sonu görünüyor.” türküsünün halka açık yerlerde
söylenmesini yasaklamıştı. Türkiye'nin bugünlere buralardan geldiğini unutmamız
gerekir.
Öyle bir ortamda
“Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” diyen Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın genel
başkanlığında kurulan AK PARTİ girdiği her iki genel seçimde de oylarını
artırarak tek başına iktidar olmuştur. AK PARTİ iktidarları bir yandan çözümsüz
zannedilen sorunları çözmeye ve ülkemizin uluslararası itibarını yükseltmeye
çalışmış, diğer yandan siyaset alanına müdahale etmeyi alışkanlık hâline
getiren siyaset dışı kurumlara karşı demokrasi mücadelesi vermiştir, vermeye de
devam etmektedir.
AK PARTİ
İktidarının başarılı icraatları sonucu Türkiye ekonomisi dünyanın 26’ncı büyük
ekonomisi sıralamasından 16’ncı büyük ekonomisi sıralamasına yükselmiştir.
Küresel krizin yaşandığı 2009 yılı hariç tutulduğunda cumhuriyet tarihinin en
uzun süreli istikrarlı büyüme rekorları kırılmıştır. Bütçe açıkları enflasyon
ve faiz oranları düşmüş, döviz kurları istikrar kazanmıştır. Paradan altı sıfır
atılmış, vatandaşlarımız kendi paramızla tasarruf eder hâle gelmiştir. Doğrudan
yabancı sermaye girişleri yılda 1 milyar dolardan 20 milyar dolara çıkmıştır.
Bankaların verdikleri kredilerin toplam varlıklara oranı yüzde 23’ten yüzde
51’e çıkmıştır. 2002 yılında yüzde 74 olan AB tanımlı borç stokunun gayri safi
yurt içi hasılaya oranı 2004 yılından beri Maastricht Kriterleri olan yüzde 60’ın hayli altında
seyretmektedir. Kamu maliyesindeki faiz yükü hızla aşağı çekilmiş, uluslararası
kredi notumuz kriz ortamlarında dahi artar olmuştur. AK PARTİ İktidarında
işsizliğin azalmadığı tezi de doğru değildir çünkü Türkiye’de cumhuriyetin
başından beri tarım kesimindeki gizli işsizliği azaltan kırdan kente göç
yaşanmaktadır. Üretime katkı bakımından açık işsizlikle gizli işsizlik arasında
hiçbir fark yoktur. Her ikisinde de üretime katkı sıfırdır.
2002 yılında iş
gücünün yüzde 34,9’u tarım kesiminde istihdam edilirken 2009 yılında bu oran
yüzde 24,7’ye düşmüştür. Aradaki yüzde 10,2’lik fark, tarım kesimindeki gizli
işsizlik azalışıdır. Gizli işsizler sanayi ve hizmet sektöründe işe
girdiklerinde istihdam ve işsizlik oranları değişmediği hâlde üretim
artmaktadır. İşsizlik oranı artmadan üretimin artmasının sebebi de işte budur.
AK PARTİ
öncesinde birçok iktidar, muhalefetin ve siyaset dışı kurumların baskılarına
fazlaca dayanamayıp kısa sürede yıkılmıştır. 29 Ekim 1923’ten 14 Mart 2003’e
gelinceye kadar ortalama ömrü on altı ay olan elli sekiz hükûmet
kurulmuştur. Kısa ömürlü iktidarlar uzun vadeli, köklü yatırımlara girişememiş,
girişilen yatırımlar yarım kalmış ve kamu kaynakları buralarda israf olmuştur.
Kamu kesimindeki istikrarsızlık özel kesimi olumsuz etkilemiş, yabancı sermaye
ülkemizi tercih etmemiş, spekülatif işlemler artmış,
bankalar iflas etmiş, istikrarlı büyüme sağlanamamış, ülkemiz kendi kendine
kriz üretir hâle gelmiştir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Demir,
konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
OSMAN DEMİR
(Devamla) – Yüksek enflasyon, yüksek faiz, yüksek bütçe açıkları, yüksek kamu
borç yükü ve yüksek döviz kuru artışı gibi kısır döngüler ortaya çıkmıştır.
Ülkemizi bu kadar kısır döngülerden de kurtaran, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın
Başbakanlığında, yine, AK PARTİ iktidarları olmuştur.
Şimdiki Türkiye,
geçmişle kıyaslanamayacak kadar güçlüdür; Kıbrıs’ta Rum kesimini çözüme
zorlamaktadır, AB ile tam üyelik müzakereleri yürütmektedir, bölge ve dünya
barışına olumlu katkı yapmaktadır; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Geçici
Üyeliği, Avrupa Parlamentosu Başkanlığı, İslam Konferansı Örgütü Genel
Sekreterliği gibi uluslararası görevleri üstlenmiştir. Hani derler ya “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.” İşte yapılanlar, işte
yürütmenin başı Başbakanlık ve işte AK PARTİ iktidarları. Bu başarıları
görmezden gelenleri aziz milletimize havale ediyoruz. Sözün de, kararın da
milletin olacağı gün yakındır. O gün milletimiz herkesin karnesini eline
verecektir.
Başbakanlığımızın
2011 yılı Bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, yüce Meclisi tekrar saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
AK PARTİ Grubu
adına, İstanbul Milletvekili Sayın İrfan Gündüz.
Buyurun. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU
ADINA İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Vakıflar
Genel Müdürlüğünün 2011 yılı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış
bulunuyor, saygıdeğer heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Vakıf kavramı
toplumsal hayatımızın her alanında etkili olan, sıkıntılarımızı paylaştırarak
küçülten, sevinçlerimizi paylaştırarak gerçekten büyüten bir paylaşma,
yardımlaşma ve dayanışma kurumudur. Günümüzde 41.800 adet mazbut, 283 adet
mülhak, 4.549 adet yeni ve 161 cemaat vakfının iş ve işlemleriyle denetimini,
vakıf kültür varlıklarının bakımı, onarımı ve yaşatılması ile vakıfların
vakfiyelerindeki amaçlarını gerçekleştirme faaliyetleri özel bütçeli bir
kuruluş olan Vakıflar Genel Müdürlüğünce yürütülmektedir.
Hazineden hiçbir
katkı almadan gelirlerinin yüzde 50’sini yatırıma ayıran Vakıflar Genel
Müdürlüğünün bütçesi geçmiş yıllara oranla kıyaslandığında AK PARTİ İktidarında
katlanarak büyümüştür, bunu açık seçik görürüz. 2003 yılı bütçesi 44 milyon TL
iken 2010 yılı bütçesi 400 milyon TL olarak gerçekleşmiştir. 2011 mali yılı
bütçesi ise 401 milyon TL olarak öngörülmektedir. Hiçbir sosyal güvencesi
olmayan muhtaç, özürlü, engelli ve yetimlere sosyal yardımlar yapılmaktadır. Bu
fasıldan 2002 yılında 1.054 vatandaşımız yararlanır iken 2010 yılında bu sayı
3.676 kişiye çıkarılmış ve her birine aylık olarak 2002 yılında 115 TL yardım
yapılırken şu anda bu yardımların aylık miktarı 317 TL’ye yükseltilmiştir.
Yine demin
arkadaşımız söyledi, Vakıf Gureba Hastanesinde sadece
bu yıl, 2010 yılı içerisinde 7.414 hasta, bütün ücretleri Vakıflar Genel
Müdürlüğü tarafından karşılanarak tedavi edilmiş ve bu cümleden olmak üzere 1
milyon 86 bin TL harcama yapılmıştır.
2006-2007 öğretim
yılında başlatılan, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim
okullarında öğrenim gören şehit çocuklarına, öksüz ve yetim 10 bin öğrenciye
2011 yılında da aylık 50 TL burs verilmesine devam edilecektir.
Değerli
arkadaşlarım, 2002 yılında 57 imarette 20.285 kişiye sıcak yemek dağıtımı yapılırken
2010 yılında 81 ilde açılan 109 imaret aracılığıyla bu miktar 78.450 kişiye
yükseltilmiştir. Ayrıca 794 ilçede 58.650 aileye her ay on kalemden oluşan kuru
gıda yardımı yapılmasına devam edilmektedir. Bunun da 2010 yılı bütçesi
içerisindeki yeri 28 milyon 500 bin TL’ye ulaşmıştır.
Vakıflar Genel
Müdürlüğü, toplumun ihtiyaç duyduğu evrensel yeteneklere sahip, bilgili,
deneyimli, araştırmacı, dinamik, ülke sorunlarına duyarlı, mesleklerinde
başarılı, uluslararası bilimsel çalışmaları yakından takip edecek insanlar
yetiştirmek üzere Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi ile
Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi 2010-2011 eğitim yılında öğretime
başlamışlardır.
Vakıf yoluyla
meydana gelen vakıf kültürel varlıklarının bakım, onarım ve restorasyonu
büyük bir itinayla sürdürülmektedir. 1998-2002 yılları arasında 46 eser
onarılmış iken -bakın, bu rakama dikkat edin- 2003-2010 yılları arasında yedi
yılda 3.484 eserin proje ve onarımı gerçekleştirilmiştir. İstikbali hep
göklerde değil, aynı zamanda köklerde arayan bir anlayışın ürünüdür bu icraat.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Vakıflar Genel
Müdürlüğüne ait gayrimenkuller yıllarca atıl durumda bırakılmıştır. Bugün
bunların elektronik ortamda takibi neticesinde Vakıflar Genel Müdürlüğü devlet
bütçesinden tek kuruş katkı almadan, kendi ayakları üstünde durarak bu
onarımları gerçekleştirmektedir. 3.334 adet gayrimenkul kat karşılığı, 118 adet
gayrimenkul yapım karşılığı uzun süreli kiralama; 113 adet tarihî eser restorasyon karşılığı uzun süreli kiralama modeliyle değerlendirilerek
2 milyon TL’lik yatırımın hayata geçirilmesi sağlanmıştır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Gündüz, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
İRFAN GÜNDÜZ (Devamla) – 4916 sayılı Kanun kapsamında yer alan ve
üzerinde toplu yapılaşma bulunan işgalli vakıf taşınmazlarının hazine
mülkiyetindeki taşınmazlarla trampa işlemleri devam etmekte olup bugüne kadar
yapılan çalışmalarla İstanbul’da 4.557 adet, Antalya’da 1.570 adet vakıf
taşınmazı hazineye devredilerek, karşılığında eş değer taşınmazlar Vakıflar
Genel Müdürlüğü adına teslim alınmıştır.
Bu başarının
yakalanmasında emeği geçen herkesi, tepeden tırnağa Vakıflar Genel Müdürlüğü
personelini, Sayın Başbakanımızı ve sorumlu Bakanımızı tebrik ediyor, 2011 yılı
bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi tekrar sevgi ve
saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Gündüz.
AK PARTİ Grubu
adına son konuşmacı Tokat Milletvekili Sayın Hüseyin Gülsün.
Buyurun efendim.
AK PARTİ GRUBU
ADINA HÜSEYİN GÜLSÜN (Tokat) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri;
Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü bütçesiyle ilgili AK
PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu nedenle yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 7 Haziran
1920 tarihinde cumhuriyet ilan edilmeden önce 6 sayılı Kanun’la ve Atatürk’ün
direktifiyle Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti olarak kurulmuş, Kurtuluş
Savaşı’ndan beri önemli fonksiyonlar icra etmiş, yurt içinde ve yurt dışında
enformasyon alanında ülkemizin en köklü kurumlarından biri hâline gelmiştir,
1984 tarihinde Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü adıyla yeniden
yapılandırılmıştır.
Genel Müdürlük 24
saat, 15 dilde yabancı medya takibi yaparak dijital arşiv sistemine aktaran
Medya Takip Merkeziyle devletin üst makamlarına hizmet edecek olan Devlet Enformasyon
Sistemi’ni oluşturmuştur. Devlet Enformasyon Sistemi Genel Müdürlük tarafından
takip edilen 40 yabancı televizyon, 15 dilde 250 yabancı haber ajansı, 3
yabancı, 4 yerli ajans, 82 ülkeden 39 dilde 1.400 gazete ve 81 ilden 1.200
yerel gazeteye erişimi sağlamaktadır.
Kurum, yurt
dışında bulunan basın müşavirlikleri aracılığıyla yabancı medyayı izlemekte,
değerlendirmekte, bulgularını ilgili kamu kurumlarıyla paylaşmaktadır. Dış
kamuoyunun ülkemiz hakkında daha doğru bilgilendirilmesini, Kamu Diplomasisi
Koordinatörlüğü kanalıyla sağlamaktadır. Ayrıca, AB’ye üye ülkelerin kamu
iletişim kurumlarının oluşturduğu dayanışma ve istişare platformu olan Venedik
Kulübüne de üyedir, bu yönüyle de basının ilgi odağı olmaktadır.
Diğer yandan,
ülkemizde görev yapan yabancı basının mesleki sorunlarını çözümlemek ve onların
çalışmalarını kolaylaştırmakla yükümlü olan kurum bu görevini en iyi şekilde
yerine getirmekte, ülkemizin tanıtımına katkıda bulunmaktadır. Genel Müdürlük
sekretaryasının yaptığı Basın Kartı Komisyonu yerli ve yabancı basın yayın
organlarının medya çalışanlarına ve devlet enformasyon hizmetiyle görevli
kişilere basın kartı vermektedir. Bugün itibarıyla basın kartı sahibi gazeteci
sayısı 11.700’e ulaşmıştır.
Değerli
milletvekilleri, yerel basına yönelik eğitim seminerleri, haber ajansı üyeliği,
sayfa tasarımı ve mizanpaj eğitimleri ve özendirme
yarışmaları düzenleyerek yerel basını güçlendirmekte ve desteklemektedir çünkü
yerel medya medyanın mektebidir, çağdaş demokrasinin yaşama geçmesi bakımından
vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Yerel sorunların, beklentilerin, şikâyetlerin
merkeze, merkezî yönetime ve kamuoyuna ulaştırılması, günümüz demokrasisinin
olmazsa olmazıdır.
Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğünün görev alanının en önemli bölümünü yerel medya
oluşturmaktadır. Bunun amacı, geliştirilmiş, sorunları en aza indirilmiş ve
işlevsel yapıya kavuşmuş bir yerel medyanın oluşumuna katkıda bulunmaktadır.
Yine Genel
Müdürlük tarafından hazırlanan Anadolu’nun Sesi gazetesiyle TRT Anadolu ve
Basın-Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü iş birliğiyle yayına başlayacak
“Anadolu’nun Sesi” adlı programla, hafta içi beş gün, iki saat canlı yayınla
Anadolu basınını ulusal mecraya taşıyacaktır.
Genel Müdürlük bu
çalışmalarla, özellikle Türkiye'nin kılcal damaları olan halkın haber alma
özgürlüğünde en önemli öğe olan yerel medyamızı, gazetesiyle, televizyonuyla,
radyosuyla ve çalışanlarıyla geliştirmek ve güçlendirmek istemektedir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; medya demokratik toplumların vazgeçilmez öğesidir. Bir
demokrasinin tam anlamıyla işlediğinin en önemli göstergesi, o ülkede bağımsız
ve özgür bir medyanın olmasıyla mümkündür. Bağımsız ve özgür bir medya ve
gazeteciler, demokrasimizin en önemli teminatıdır. Bu inancımızdan dolayı,
bugün herkesin rahatlıkla söyleyebildiği özgürlükçü bir kanun olarak
nitelendirilen…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Gülsün, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
HÜSEYİN GÜLSÜN
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
…5187 sayılı
Basın Kanunu 2004’te çıkarıldı. Türkiye'nin bugüne kadar yaptığı katılımcı ve
özgürlükçü basın yasası olan bu Kanun, aynı zamanda ifade ve basın özgürlüğünün
sağlanması bakımından da Avrupa Birliği standartlarını yakalayan hukuki bir
düzenlemedir.
Aynı Kanun’da
gazetecilik mesleğine önemli güvenceler getirilmiştir. 5187 sayılı Basın
Kanunu’nun 3’üncü maddesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10’uncu
maddesiyle paralel hâle getirilmiş, basın özgürlüğü önündeki engeller
kaldırılmıştır. Nitekim, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun
“Basın özgürlüğü” başlıklı 3’üncü maddesi “Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi
edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.” der.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; konuşmamı tamamlarken bütçemizin ülkemize hayırlı
olmasını diliyor, yüce heyetinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Gülsün.
Sayın
milletvekilleri, AK PARTİ Grubu adına konuşmalar tamamlanmıştır.
Birleşime on
dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 16.51
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 17.06
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Yaşar TÜZÜN
(Bilecik)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum.
2011 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2009 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu
Tasarısı birinci tur görüşmelerine devam ediyoruz.
Komisyon ve Hükûmet
yerinde.
Şimdi söz sırası,
şahsı adına, lehinde olmak üzere Denizli Milletvekili Mehmet Salih Erdoğan’a
aittir.
Buyurun efendim.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MEHMET SALİH
ERDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz
kurumların 2011 yılı bütçeleri lehinde şahsım adına söz aldım. Yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
demokrasi tarihinin gelişim süreci içinde anayasa mahkemeleri dünyada daha geç
zamanlarda ortaya çıkmış bir kurumdur. Anayasa yargısının iptal kararlarının
yasama organının tekelinde bulanan yasa yapma yetkisine müdahale sayılıp
sayılmayacağı ve böyle bir sistemin hâkimler hükûmetine
dönüşmeksizin nasıl kurulacağı ve işleyeceği üzerinde uzun tartışmalar
yaşanmıştır. Ama artık günümüzde, anayasa mahkemelerinin demokrasinin ve hukuk
devletinin olmazsa olmaz unsurlarından birisi olduğu hususunda tereddüt
bulunmamaktadır.
Değerli
milletvekilleri, hukuk devleti, yargı da dâhil olmak üzere, tüm devlet, organ
ve makamlarını hukukun sınırları içinde tutan ve hukukun sınırları içerisinde
hareket etmekle yükümlü kılan bir ilkedir. Anayasa hükümleri, yasama, yürütme
ve yargı organlarını, idare makamlarını ve kişileri de bağlayan temel hukuk
kuralıdır. Bu nedenle kanunlar Anayasa’ya aykırı olamaz, bu nedenle mahkeme
kararlarına uyulur ve bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararlarına uymak, aslında,
Anayasa’ya uymak demektir.
Ancak, ülkemizde
belli bazı çevrelerde “Anayasa’nın bağlayıcılığı” ilkesinin sadece seçilmiş
organları, yasama organını ve idari makamları bağladığı inancı hâkimdir. Bazı
seçkinlerce benimsenen ve maalesef bazı yüksek yargıçlarımızca da uygulamaya
konulan bu inanç, zaman zaman Anayasa Mahkemesi
kararlarına siyasi ve ideolojik saiklerin hâkim
olmasına neden olmaktadır. Yargı kararlarının Anayasa’ya uygun olma
zorunluluğunun önemsenmemesi veya Anayasa’ya uygun olmayan yargı kararlarının
bazı çevrelerce eleştiriye bile tahammül gösterilmemesi ilkesi, hukuk devleti
ilkesi ve temsilî demokrasi ilkesiyle asla bağdaşmaz.
Değerli
milletvekilleri, son Anayasa değişikliğiyle Anayasa Mahkememizde pek çok
değişiklikler yapılmıştır. Üye sayısı 11’den 17’ye çıkarılmış, Anayasa
Mahkemesi üyeliği on iki yılla sınırlandırılmış ve genel kurul ve iki daire
olmak üzere, üç kurul hâlinde çalışması öngörülmüş, Türkiye Büyük Millet
Meclisine Anayasa Mahkemesine üye seçme hakkı tanınmıştır. Değerli
milletvekilleri, ülkemiz, Avrupa ülkeleri içinde, yasama organının Anayasa
Mahkemesine üye seçmeyen tek ülkesiydi. Bu durum, Sayın İyimaya’nın
ifadesiyle 1982 Anayasası’nın bir eksiği ve bu Anayasa’yı yapanların ortak
kusurudur. Bu eksiklik ve kusurdan Anayasa’mız kurtulmuştur.
Değerli milletvekilleri,
savunma, yargının üç temel unsurundan biridir. Bu nedenle, savunma, karar
makamı ve iddia makamı ile eş değerdedir. Bu açıdan, Anayasa Mahkemesi
üyeliğinde vazgeçilmeyecek temel dinamiklerden biri de avukattır. Baroya
kayıtlı serbest avukatlar arasından bir üyenin Türkiye Büyük Millet Meclisi
tarafından Anayasa Mahkemesine seçilmesi, ayrıca Cumhurbaşkanımıza avukatlar
arasından da Anayasa Mahkemesine üye seçme yetkisinin verilmiş olması yargı,
iddia makamı ve savunma arasında bir denge kurulması açısından önemli bir
yeniliktir.
Değerli
milletvekilleri, Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru
hakkını 1987 yılında tanımıştır ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde bugüne
kadar Türkiye aleyhinde on, on iki binin üzerinde dava açılmıştır. Bu davaların
maalesef büyük bir kısmı Türkiye'nin aleyhine sonuçlanmıştır. Bu nedenle,
Anayasa Mahkememize bireysel başvuru hakkının getirilmesi büyük bir yeniliktir.
Bundan sonra, herkes, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlükler
yönünden herhangi birisinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasında ise
Anayasa Mahkememize kişisel başvuruda bulunabilecektir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Erdoğan, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
MEHMET SALİH
ERDOĞAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, buradan bir çağrımız da Anayasa
Mahkememizedir. Hak ve özgürlükler çağını yaşadığımız bu çağda Mahkememiz daha
fazla temel haklar denetimi yapan bir mahkemeye dönüşmelidir ve Anayasa
Mahkememiz temel hak ve özgürlükler konusunda dünyaya emsal olacak kararlar
verebilmelidir. Anayasa Mahkemesi bunu gerçekleştirecek tarihî geçmişe,
tecrübeye ve birikime sahiptir.
Bu vesileyle
görüşmekte olduğumuz kurum bütçelerinin tekrar hayırlı olmasını temenni ediyorum.
Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Erdoğan.
Sayın
milletvekilleri, şimdi Hükûmet adına Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç.
Sayın Bakanım,
buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, bir Hükûmet üyesi mi
konuşacak?
BAŞKAN – Evet,
bir Bakan konuşacak.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım;
hepinizi saygıyla selamlıyorum. Birinci tur görüşmeler üzerinde Hükûmet adına açıklama yapmak üzere söz aldım.
Söz alan parti
gruplarına ait milletvekillerimizi ve şahısları adına konuşan değerli
arkadaşlarımı kutluyorum. Kendileri önemli konulara temas ettiler. Bazı notlar
aldım. Bunların bir kısmını şimdi, bir kısmını da sorular kısmında
cevaplandırmaya çalışacağım.
Bildiğiniz gibi,
bugün Başbakanlık bütçemiz var, Vakıflar Genel Müdürlüğü var, Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğü var, RTÜK Başkanlığımız var ve Bakanlığımla doğrudan
ilgili olmayan diğer kurumlar var. Ben, bu bütçeler üzerinde sizlere sadece
önemli gördüğüm birkaç bilgiyi vermek üzere sözlerime başlıyorum.
Başbakanlık
bütçesi üzerinde: Türkiye, 2009 yılı başından bu yana yürütmekte olduğu
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliği çerçevesinde, 2010 Eylül
ayında Konseyin Dönem Başkanlığını üstlenmiştir. Türkiye, 2009-2010 yıllarını
kapsayan hâlihazır Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliği çerçevesinde,
2009 Haziran ayında da Konseyin Dönem Başkanı olmuştu. Bu defaki Dönem
Başkanlığımız, Birleşmiş Milletlerin 65’inci Genel Kurul genel görüşmelerinin
ve “Binyıl Kalkınma Hedefleri” doğrultusunda katedilen
mesafenin gözden geçirilmesine dönük zirvenin gerçekleştiği döneme rastlaması
bakımından da özel bir önem taşımıştır. 2020 yılına girmeden Türkiye'nin en az
bir kez daha Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine aday
olmasını hedefliyoruz. Bugünün dünyasında her ülkenin çok boyutlu ve çok yönlü
bir dış politikasının olması artık kaçınılmaz hâle gelmiştir.
Türkiye’nin
hedefi, aktif ve gerçekçi bir dış politika çizgisini yakalamak ve sürdürmektir.
Bu kapsamda Avrupa Birliği üyeliği için samimi çaba gösteren de, Kıbrıs’ta
çözüme evet diyen, Afganistan’da NATO görevi sürdüren de, İspanya’yla Medeniyetler
İttifakı Projesi’ni yürüten de aynı Türkiye’dir.
Türkiye, hiçbir
ülkenin, hiçbir toplumun, hiçbir inanç ve kültürün karşısında değildir, olması
düşünülemez, bugün izlenen dış politikanın istikameti de budur. Türkiye’nin,
belli bir bölgeye, belli bir meseleye saplanıp kalmış bir dış politika anlayışı
yoktur. Türkiye olarak her bölgeye, her ülkeye, her soruna barış ve dostluk
zemininde aynı sıcak ve akılcı bir yaklaşım içindeyiz.
Başbakanlık
olarak genel hedeflerimize değindikten sonra, Başbakanlık merkez teşkilatının
2011 yılı bütçe teklifi ve 2009 yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarılarıyla,
teşkilatın görev ve hedefleri hakkında kısa bilgiler vermek istiyorum.
3056 sayılı
Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek
Kabulü Hakkında Kanun’a göre Başbakanlık merkez teşkilatı, Müsteşar ve beş
Müsteşar Yardımcısının yönetiminde, ana ve yardımcı hizmet ve danışma ve
denetim birimleri olmak üzere toplam yirmi bir birimden oluşmaktadır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Başbakanlık olarak 2011’le 2015 yılları arasında
odaklanacağımız stratejik amaçlar şunlardır:
Ulusal ve uluslararası stratejilerin belirlenmesinde ve
politikaların uygulanmasında kurumun etkinliğini artırmak.
Vatandaşa daha
hızlı, kaliteli ve güvenilir kamu hizmeti verilmesini sağlamak.
Şeffaf, hesap
verebilir, verimli ve etkili çalışan bir kamu yönetiminin gerçekleştirilmesine
öncülük etmek.
Karar alma
süreçlerine toplumsal unsurların ve bireylerin katılımına imkân veren dönüşümü
sağlamak.
Kurumsal
kapasiteyi geliştirmektir.
Başbakanlığın
yukarıda zikredilen amaç ve hedeflerine ulaşabilmesi için 2011 Mali Yılı Bütçe
Tasarısı’nda teklif edilen toplam ödenek tutarı 5 milyar 115 milyon 222 bin
Türk lirasıdır. 2010 yılı toplam ödeneği 4 milyar 3 milyon 750 bin liraydı.
Yıllık artış oranı yaklaşık yüzde 28’dir.
Bütçe artışının temel nedeni, Başbakanlık bütçesinin transfer
tertibinden yardım alan kuruluşlara yapılan aktarma tutarlarının yükselmiş
olmasıyla, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızla ilgili çalışmalar yapmak ve
sorunlarına çözüm üretmek, soydaş ve akraba topluluklarla sosyal, kültürel ve
ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla bu topluluklara yönelik
faaliyetler yürütmek amacıyla kurulan Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar
Başkanlığının Başbakanlık transfer tertibinden yardım alan kuruluşlar arasına
dâhil edilmiş olmasıdır.
Başbakanlık
bütçesinin transfer tertibinden yardım alan kuruluşların teşkilat kanunlarında
kuruluşların gelirleri arasında Başbakanlık bütçesine konulacak ödenekler de
belirtilmiştir. Cari ve sermaye transfer tertiplerine konulan bu ödenekler
Başbakanlık bütçesinin büyüklüğünü önemli oranda etkilemektedir. Bu kalemlerin
bütçe toplamı içindeki oranı yaklaşık yüzde 88 düzeyindedir.
Başbakanlık bütçesinden ödenek transferi yapılan kuruluşlar:
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik
Araştırma Kurumu, Türkiye Bilimler Akademisi, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü,
Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı, GAP İdaresi Başkanlığı, Türkiye
ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü, Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı,
Atatürk Kültür Merkezi, Atatürk Araştırma Merkezi, Yüksek Öğrenim Kredi ve
Yurtlar Kurumu ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığıdır.
2011 yılı bütçe
teklifinde 4 milyar 492 milyon 299 bin lira olan yukarıdaki on iki kuruluşa
hazine yardımı ve sermaye transferi olarak ayrılmıştır. 2010 yılında söz konusu
rakam 3 milyar 512 bin 301 bin liraydı. Bu kalemlerdeki artış geçen yıla oranla
yaklaşık yüzde 28 olarak gerçekleşmiştir. Miktar olarak en büyük transfer
yükseköğrenim öğrencilerinin çağdaş ve güvenilir barınma, beslenme, kredi, burs
hizmetleriyle, öğrenimlerine sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlerle kişisel
gelişimlerine destek olmak amacıyla ve sosyal devlet yaklaşımıyla hareket eden
Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğüne ayrılan 2 milyar 408
milyon 437 bin liradır. Transfer tertiplerindeki miktar hariç tutulduğunda,
Başbakanlık merkez teşkilatı 2011 yılı bütçe teklifi 622 milyon 923 bin
liradır. Bu miktar 2010 yılında 491 milyon 449 bin liraydı. Dolayısıyla 2011 yılı
bütçe teklifi 2010 yılı başlangıç ödeneğine göre yüzde 26,75 oranında
artmıştır. Biraz önce bahsettiğim kuruluşlara yapılan transferler hariç
tutulduğunda, 2010 yılı Başbakanlık toplam ödenek teklifinin yüzde 29 küsuru
yatırım, yüzde 13 küsuru personel, yüzde 48,72’si cari giderler, yüzde 8,9’u
transferlerden oluşmaktadır. Başbakanlık bütçesindeki artış, tüm arşiv
binalarının bir aya toplanmasını sağlayacak millî arşiv sitesi inşaatı için
yatırım bütçesine 150 milyon lira ödenek ayrılmasından kaynaklanmaktadır.
2009 mali yılı
kesin hesabıysa transferler dâhil toplam 2.540.172.641 liraya ulaşmıştır. Bu
miktarın yüzde 2,5’u olan 63.774.010.000 personel gideri, yüzde 15,34’ü olan
389 milyon küsuru cari giderlerden, yüzde 4 küsuru olan 122 milyon
yatırımlardan, yüzde 77,32’si 1.964.174.000 lira transferden oluşmaktadır.
Başbakanlık
bütçesi hakkındaki bu bilgilerden sonra, Başbakanlık merkez teşkilatının
yürüttüğü bazı faaliyetlere kısaca değinmek istiyorum. Başbakanlığın temel
işlevlerinden birisi hükûmet programının hayata
geçirilmesinde gördüğü koordinasyon vazifesidir. Kamu kesimindeki düzenleme, iş
ve işlevlerin Hükûmet önceliklerini yansıtmasıyla bu
öncelikler çerçevesinde tutarlılığın sağlanması Başbakanlığın gözettiği
hususlardır. Bu kapsamda devlet ve millet ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla
gereken düzenlemeler vakit geçirilmeden yapılmaktadır. Avrupa Birliği
müktesebatının devralınmasına ilişkin düzenlemeler de buna dâhildir. Bu
kapsamda aralık ayı itibarıyla çeşitli konulara ilişkin 1.125 adet kararname sonuçlandırılmış,
174 adet kanun tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sevk
edilmiştir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Resmî Gazete, devletin işleyişi ve hükûmetlerin
icraatı açısından önem taşıyan her türlü düzenlemenin yayımlanarak kalıcı belge
ve dayanak hâline dönüştürüldüğü bir tür kamusal hafızadır; arşivlerden farklı
olarak herkesin bilgisine ve erişimine açıktır. Mevcut arşivlerdeki saklama
koşullarının zorluğu, istenilen gazetenin bulunması için emek ve maliyet
yüksekliği, günümüzde teknolojide alınan mesafe ile özel ve kamu kurumlarının
talebi 1920 yılından bugüne tüm Resmî Gazete arşivinin elektronik ortamda
hizmete sunulmasının gerekçelerini oluşturmaktadır.
7 Ekim 1920
tarihinden 26 Haziran 2000 tarihine kadar yayımlanmış Resmî Gazete’lerin
elektronik ortama aktarılması ve fihristinin çıkartılarak kullanıcıların
hizmetine sunulması amaçlanmaktadır. Yaklaşık 1 milyon sayfa ve altı yüz doksan
üç cilt tutan Resmî Gazete’lerin elektronik ortama aktarılması, tarayıcı
yoluyla bilgisayara aktarılması, okunması ve düzeltilmesi işlemleri için 2009
yılında gerekli çalışmalar tamamlanmış olup, e-Resmî Gazete ve donanım alımı
işi ihalesi yapılmıştır. Proje, en geç bu yılın sonuna kadar tüm kullanıcıların
hizmetine sunulacaktır. Böylece, büyük bir ihtiyaca cevap verilmiş olacak ve
Resmî Gazete’lerin orijinal nüshalarına erişimi sağlanmış olacaktır.
Yürürlüğe girdiği
tarih itibarıyla kodifiye edilen mevzuat, Başbakanlık İnternet sitesinde yer
alan Mevzuat Bilgi Sistemi’ne aktarılmaktadır. Mevzuat Bilgi Sistemi ücretsiz
olarak kullanıcıların hizmetine sunulmaktadır.
Değerli
milletvekilleri, arşivlerimizin eşsiz kültürel zenginliğini gerek yurt içinde
gerekse yurt dışında ilgililere sunmayı ve bu zenginliği dünyaya tanıtmayı,
Türkiye'nin dış politikadaki tezlerini tarihî belgeler ışığında, bilimsel
temelde desteklemeyi, yerli ve yabancı kamuoyunu aydınlatmayı hedeflemekteyiz.
Arşivlerimizle ilgili bu hedeflerimiz doğrultusunda arşivlerden en ileri
düzeyde yararlanılması için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Özellikle Osmanlı
arşivleri sayı ve ilmî değer itibarıyla büyük ehemmiyete sahip olmasına rağmen,
evrakları tek ve sağlıklı bir merkezde depolayacak, tasnif, restorasyon
ve araştırma hizmetleri gibi birbirleriyle ilişkili ve bu maksada matuf hizmetler
için kullanılacak arşiv mekânlarına sahip değildir. Bu durumu düzeltmek için
İstanbul’da beş ayrı alanda dağınık hâlde bulunan arşiv ünitelerini bir araya
toplamak ve arşivcilik ihtiyaçlarını tam olarak karşılayabilmek maksadıyla
modern bir millî arşiv sitesinin yapımına başlanmıştır. Millî arşiv sitesinin
2011 yılında tamamlanması öngörülmektedir. Bunun gibi yatırımlarla
arşivlerimizi hizmet sunum kalitesi ve erişebilirlik açısından dünyanın
gelişmiş ülke arşivleriyle rekabet edebilecek bir düzeye getirmek için
çalışmalarımız tüm hızıyla devam etmektedir.
Kamu kesiminde
yürütülen faaliyetlerle ilgili olarak idari iş ve işlemlerin sadeleştirilmesi
ve kalitesinin artırılması yoluyla vatandaşlarımızın hayatının
kolaylaştırılması odaklandığımız konulardan birisidir. Kamu kesiminin bütününde
teknolojik imkânları ve özellikle “e-devlet” uygulamalarını önemsiyor ve etkili
kullanmaya gayret ediyoruz. Vatandaşlarımızın ve iş sahiplerinin hayatlarını
kolaylaştırmaya yönelik olarak çabuk sonuç verecek tedbirlere ağırlık
veriyoruz.
Sayın
milletvekilleri, Başbakanlık olarak vatandaş odaklılık ilkesinin hayata
geçirildiği öncü hizmetler de sunmaktayız. Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER)
Projesi’yle bilişim ve iletişim teknolojilerine dayanan bir halkla ilişkiler
uygulamasıyla müracaatlar her zaman ve her yerden yapılabilmektedir. BİMER
kamusal iletişimi hızlı biçimde sağlarken, coğrafi uzaklığı da ortadan
kaldırmış, vatandaşlarımız seslerini ülkenin en ücra köşesinden Ankara’ya
duyurma imkânına kavuşmuştur. 2011 yılında BİMER sisteminin altyapısı
güçlendirilecektir.
Vatandaşlara ve
sivil toplum kuruluşlarına insan haklarıyla ilgili konularda bilgi, materyal ve
rehberlik desteği sağlanmış, böylece insan haklarına ilişkin olarak
vatandaşlarımızın bilinç düzeyinin artırılması için her türlü destek
verilmiştir. İl ve ilçe insan hakları kurullarının etkinliğini ve sivil toplum
kuruluşlarının insan haklarıyla ilgili çalışmalara katılımını artırmayı
hedeflemekteyiz.
Türkiye'nin
barışı destekleme ve koruma harekâtına katılımı kapsamında gerçekleşebilecek
giderler karşılığında da 246,2 milyon ödenek ayrılmıştır. Bu harekâtlar
uluslararası alanda Türkiye'nin katıldığı sivil ve askerî faaliyetlerdir. Bu
kaynağın kullanımı, Dışişleri Bakanlığıyla koordinasyon tesis edilerek
Başbakanlığın oluruyla gerçekleşmektedir.
Avrupa
Birliğinden sağlanan mali yardımlar çerçevesinde 2011 yılında Başbakanlık
Teftiş Kurulunca “Yolsuzlukla Mücadele Politika ve Uygulamalarının
Koordinasyonunun Güçlendirilmesi” ve Kamu Görevlileri Etik Kurulunca “Kamuda
Etik Kültürünün Geliştirilmesi” isimli projeler yürütülecektir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; sözlerime son verirken Başbakanlık merkez teşkilatının
2011 yılı Bütçe Kanunu ile 2009 yılı Kesin Hesap Kanun Tasarılarına ilişkin
görüşmelerine katkılarınız ve gösterdiğiniz ilgi için gerek Sayın Başbakanımız
gerekse şahsım adına teşekkür ediyorum.
Sayın
milletvekilleri, Vakıflar, Radyo Televizyon Üst Kurulu ve Basın-Yayın
Enformasyon Genel Müdürlüğüyle ilgili sunuş konuşmalarımı bu şekilde yapmak
istemiyorum. Biraz önce konuşmalarını yapan ve değerli katkılarda bulunan
milletvekili arkadaşlarımızın temas ettiği konulara cevap vermek suretiyle
belki o bütçeleri de konuşmuş olacağız.
Sayın Bülent
Baratalı konuşmasında, her zaman olduğu gibi, olumlu, pozitif bir yaklaşımda
bulundu. Vakıflarla ilgili olarak gerek Komisyonda gerek Komisyon dışında da
her zaman uyarıcı ve destekleyici konuşmalar yapıyor, kendisine teşekkür
ediyorum.
Bezmiâlem Vakıf
Üniversitesi, geçtiğimiz yıl Vakıflar Genel Müdürlüğünün yönetiminde belli
vakıfların iştirakiyle kurulan iki üniversitedir. Bu üniversitelerin kanunları
Meclisimizden çıkmıştır. Bu Vakıflar Kanunu’nun 52’nci maddesinde üniversite
kurulmasının kanuni dayanağı da bulunmaktadır.
Sayın Baratalı’nın söz konusu ettiği konu önemli bir konudur
çünkü ecdadımızın sadece fakirlerin ve yoksulların karşılıksız olarak tedavi
görmesi amacıyla bağışladığı bu hastanenin ne duruma geldiği bir tartışma
konusu olmuştur. Hatta bu kanunlarla ilgili olarak, bildiğim kadarıyla, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubunun Anayasa Mahkemesine de bir müracaatı bulunmaktadır.
Ben sadece
açıklamak için şu bilgiyi veriyorum. Vakıflar Meclisi kararımızda Bezmiâlem Valide Sultan’ın vakfiyesi doğrultusunda yüzde 20
oranında, fakir ve garip hastalara çağın gereklerine uygun, ücretsiz teşhis ve
tedavi şartı getirilmiştir. Bu aynen devam etmektedir.
Bezmiâlem Vakıf Gureba Hastanesinin kurulacak üniversiteye mülkiyetinin
devri söz konusu değildir, sadece intifa hakkı verilmiştir.
Yine, Vakıflar
Meclisi kararımızda, bu üniversitelerde okutulacak öğrencilerden yüzde 20
oranında, ihtiyaç sahibi ailelerin çocukları için tam burslu olarak okutulması
şartı da bulunmaktadır. Bezmiâlem Vakıf Gureba Hastanesi şu anda üniversiteye bağlı araştırma ve
uygulama hastanesi olarak hizmete devam edecektir.
Bildiğiniz gibi,
ikinci vakıf üniversitemiz de Fatih Sultan Mehmet Üniversitesidir, geçtiğimiz
günlerde akademik eğitim yılına başlamıştır.
İzmir ve
Manisa’da yapılan bazı vakıf çalışmalarında, daha doğrusu restorasyonlarda
yolsuzluklar saptandığı ve bununla ilgili olarak neler yapıldığı söz konusu
edilmiştir. Bu konuda da Sayın Baratalı haklıdır. Ancak şunu öncelikle
söylemeliyim, kendisi de her zaman takdir etmiştir: 2003 ve 2009 yılları
arasında, bizim, İzmir’de yaptığımız restorasyon
çalışmaları tam 71 adettir. Bunun içerisinde Urla, Tire, Selçuk, Ödemiş,
Menemen, Menderes, Konak, Karaburun, Bergama, Çeşme’de bulunan camiler,
külliyeler, mescitler, hanlar ve diğerleri bulunmaktadır, 71 adet. Şu anda da
tam 4 tane restorasyon devam etmektedir, bunlardan
birisi Hisar Camisidir, Hacı Mehmet Ağa Camisidir ve diğerleridir.
Aynı şekilde
Manisa’da 2003-2009 yılları arasında 41 adet eser restore edilmiştir, şu anda
da 6 tanesinin restorasyonu devam etmektedir.
Görüldüğü gibi
kapsamlı bir çalışma yapılmaktadır ve bu da halkımız tarafından takdirle
karşılanmaktadır.
2004 ve 2008
yılları arasında, yani benim Bakanlık görevime gelmeden önce, bir vesileyle, 38
adet proje temini, 41 adet restorasyon, 23 adet işle
ilgili müşavirlik hizmetinin mevzuata ve restorasyon tekniklerine uygun olarak
yapılmadığı, bu tespitler üzerine de bizzat Genel Müdürlük tarafının -18 Mayıs
2007- talimatıyla inceleme ve soruşturma çalışmaları başlatılmıştır, daha sonra
da bu, soruşturmaya dönüştürülmüştür. Olayların üstünün kapatılması veya
raporların rafa kaldırılması söz konusu değildir. Bu konuda hassasiyetinizi
paylaşıyoruz ve takipçisiyiz. İnceleme ve soruşturma
çalışmaları 2009 yılında tamamlanmış olup bu çalışmalar sonucunda 1 personelin
sözleşmesi feshedilmiştir, Bölge Müdürü dâhil 6 personel hakkında cumhuriyet
savcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur, 2 personel hakkında disiplin
yönünden işlem tesis edilmiştir; fazla ödeme olarak tespit edilen 8 milyon 909
bin 872 liranın ilgili personel ve yüklenicilerden tahsili için tazmin yönünde
işlemler başlatılmıştır. Toplam 30 adet firma ve kişi de kamu
ihalelerine girmekten yasaklanmıştır.
Manisa Demirci
Yakup Çelebi Camisi, Manisa Kula Emre Camisi, Urla Denizli Camisi, yanlışım yoksa, Kemeraltı Camisi ve Merkez Çorakkapı Camilerinin onarımları tamamlanmış ve kabulleri
de bitmiştir. Hâlihazırda ibadete açık olan camilerle ilgili bir problem söz
konusu değildir.
Vakıf kültür
varlıklarının projelerinin hazırlattırılması ve restorasyonlarının
gerçekleştirilmesi işlevi Vakıf Kültür Varlıkları İhale Yönetmeliği’ne göre
gerçekleştirilmektedir. Bu çerçevede, ihaleler de Genel Müdürlüğümüz İnternet
sitesinde yayınlanarak yeterli katılım ve rekabetin sağlanmasına azami gayret
sarf edilmektedir. İhaleler açık ve şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmektedir.
Bu kapsamda, ihalelerde restorasyon işini üstlenecek
yüklenicilerin seçiminde tecrübe ve deneyimlerini gösteren iş deneyim şartı,
restorasyon işinde işin başında belirli bir süre deneyimi olan mimarların
bulunma şartı getirilmiş, bu noktada seçici davranılmaktadır.
Bir sorunuz da İstanbul’da Kaptanı Derya Halil
Paşa Camisi’nin ne olduğu konusudur. Bu konuda daha evvel sizlere cevap
verilmiş olması gerekir. Bir yazılı cevap var. Bununla vaktimi geçirmeyeyim.
Size ayrıca takdim edeyim müsaade ederseniz.
Değerli
arkadaşlarım, vakıf taşınmazlarının tespit ve belgelenmesi çalışmalarında
teknolojinin elverdiği en son bilişim altyapısına sahibiz. Hâlihazırda
taşınmazlarla ilgili tüm bilgi ve belgeler dijital ortama aktarılmış olup,
geliştirilen yazılım sistemleriyle, taşınmazlar dijital ortamda takip
edilmektedir. Bu çerçevede Coğrafi Bilgi Sistemi, Vakıf Arşiv Yönetim Sistemi,
Vakıf Bilgi Yönetim Sistemi, Vakıf Taşınmazları Yönetim Sistemi ve Sanat
Eserleri Bilgi Yönetim Sistemiyle bilişim altyapımız tamamlanmıştır. Bu
konularda bir eksikliğimiz bulunmamaktadır.
Sayın Baratalı
konuşmaları sırasında Basın-Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğüyle ilgili olarak
da bir iki konuya temas etti. “Yurt dışı görevlere iletişim fakültesi
mezunlarının atanması gerekirken, neredeyse ilköğretim mezunu kişiler
atanmaktadır.” Bu doğru değildir. Yurt dışına atama veya geçici
görevlendirmeyle tayin edilenlerin tamamı üniversite mezunudur. Bizim kanun
hükmünde kararnamemize göre iki yıllık süre yeterli olmasına rağmen, yurt
dışına görevlendirilenlerin tamamı, Genel Müdürlük emrinde en az beş yıl
çalışanlardır.
Türkiye’de ifade
ve basın özgürlüğünün bulunmadığı şeklindeki sözleri… Bunları geçtiğimiz
günlerde yapılan bazı toplantılarda da dile getirmiştim. Basın Kanunu’muz yazılı basınla ilgili, RTÜK de radyo ve
televizyon yayıncılığıyla ilgili konuları düzenlemektedir. Şüphesiz, şu anda
haklarında dava açılmış ve bu davalar sebebiyle mahkûmiyet kararları alınmış,
cezaevinde veya cezaevine girmek üzere olan basın mensubu arkadaşlarımızın
bulunduğu bir vakıadır. Bu konudaki rakamlar muhteliftir. Bu rakamların
içerisinde, gazeteci sıfatını taşımasına rağmen başka suçlardan, diyelim ki adi
suçlardan veya terörle mücadele kapsamında kalan suçlardan da hüküm giyenler
vardır sayıları az olmakla birlikte ama sanıyorum, Sayın Baratalı’nın
da, hepinizin de söz konusu ettikleri, düşüncelerini ifade etmekten, yazmaktan,
çizmekten, gazete çıkarmaktan dolayı cezaların alınmış olmasıdır. Basın Kanunu’muzda üç madde bunlarla ilgilidir ve genelde idari
para cezası ve buna eş değerde başka yaptırımlar söz konusudur ancak Türk Ceza
Kanunu’nun özellikle üç maddesi, soruşturmanın gizliliğini ihlal veya adli
yargıyı etkilemeye teşebbüs ve ona benzer bir maddeyle ilgili olarak çok sayıda
dava açılmaktadır. Soruşturmanın gizliliği esastır, Ceza Muhakemesi Kanunu bunu
öngörüyor. Bunu esas olarak kabul edince, peki bu maddelerden dolayı ceza almak
acaba keyfî mi? Muğlak olan ifadelerin yorumlanması
suretiyle mi veriliyor? Acaba suçun unsurlarını daha belirgin hâle getirsek,
geçtiğimiz günlerde yaptığımız bir yasama çalışması gibi, bu arkadaşlarımızın
mağduriyeti önlenebilir mi? Bu konuda, hem Başbakanlık Basın-Yayın hem de
Adalet Bakanlığımızla ilgili çalışmalar yaptık. Çalışmalar önemli bir noktaya
geldi. Geçtiğimiz günlerde Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin bir toplantısında, daha
sonra Anadolu Ajansının bir uluslararası toplantısında da bunun ana dinamikleri
üzerinde durmuştum. Suçun unsurlarını netleştiriyoruz ve ceza hadlerini daha
aşağılara çekiyoruz. Böyle bir düzenleme bütçe dolayısıyla belki aralık ayı
sonuna kadar gelmeyebilir ama emin olun ki herhâlde, ocak ayında bunu hep
beraber gerçekleştireceğiz.
“Yerel basına ne
tür destek sağlanıyor?” Hemen hemen yirmiye yakın
desteğimiz var. Ücretsiz haber ajansı aboneliği yapıyoruz, yılda iki defa yerel
medya eğitim semineri, İnternet sitemizden Anadolu Haberler Bülteni
yayınlanıyor, yerel basına tasarım, mizanpaj gibi
teknik altyapı desteği veriyoruz, Anadolu Basını Özendirme Yarışı yapıyoruz,
yerel gazeteciler için mesleki gezi ve değişim programı başlatıyoruz, TRT’de
yayınlanacak “Anadolu’nun Sesi” programı ile yerel medyayı ülke gündemine
taşıyoruz, birtakım sosyal haklar ve basın kartında da iyileştirmeler
sağlıyoruz. Vaktim bu kadar izin veriyor, müsaadenizle bu konuyu geçmek
istiyorum.
Sayın Sırrı Sakık’ın konuşmasıyla
bağlantılı olarak, asıl bir başka konuyu belki sözlerimin sonunda ifade
edeceğim ama RTÜK’le ilgili eleştiriler yapılırken -başka arkadaşlarımızın da
bu konuda eleştirileri oldu- televizyonlardaki bazı dizilerde şiddete
yönlendirilme veyahut da ırkçılık yapılması, Türkiye’deki bütünlüğümüzü
bozacak, bizi birbirimize düşman edecek, infiale sevk edecek ögeler bulunduğu şikâyeti yapıldı. Bu şikâyetinizde tamamen haklısınız. Maalesef bazı
televizyonlarımızdaki diziler rating uğruna veya
ideolojik sebeplerle bu ölçüde olabiliyor. Radyo Televizyon Üst Kurulu bu
konuda resen de şikâyet üzerine de inceleme başlatıyor, rapor tanzim ediyor ve
buna göre bir müeyyide uygulamasına gidiyor.
Sadece, sözünüzün
arasında, konuşmanızın arasında bir “Vadi...” tam özel ismini söylemeyeyim,
böyle bir diziyle ilgili olarak “Ne yapıldı?” diye sormuştunuz. Bizim şu andaki
mevcut yasamıza göre önce uyarı, sonra program durdurma ve diğer müeyyideler
geliyor. Yeni RTÜK Kanunu’nda suçun vahametine veyahut da işlenen -ne diyeyim-
temanın vahametine göre, en ağırından başlamak üzere, bir müeyyide sistemi
getirdik ama bu diziyle ilgili olarak 3 kez para cezası verilmiştir. Ayrıca,
pek çok defalar da uyarı ve program durdurma cezası verilmiştir. “Hâlen devam
ediyor.” derseniz aynı ögelerle birlikte, esasen
bizim şikâyetimiz de budur çünkü mevcut RTÜK Kanunu’na göre vereceğiniz her
müeyyide maalesef uygulanamamaktadır. En küçüğünden başlamak zorundasınız ve
hepsinde yargı yolu var, kesinleşmeden de bunu infaz etmek mümkün olmuyor.
Sayın Cumali Durmuş da konuşmalarında yine RTÜK’le ilgili olarak
bazı konulara temas etmişti: “RTÜK’ün 50 televizyon izleyebildiği, hiç radyo
dinlemediği...” Bunlar doğru değil. Şu anda RTÜK merkezinde Sayısal Kayıt Arşiv
ve Analiz Sistemi, “SKAAS” dediğimiz bir sistemle 110 televizyon sürekli
izlenmekte ve kayıt tutulmaktadır. Radyolar bölge müdürlüklerinde dinlenmekte,
Ankara’da 72 kadar radyo dinlenmektedir. Ayrıca, emniyet müdürlüklerinde de
dinlenmektedir. 110 televizyon SKAAS kapsamında, 72 radyo yine bu kapsamda, 181
il ve ilçe yayınında da kayıtlar Ankara’ya getirilmektedir.
Yine Sayın Durmuş’un konuşmasında ifade edilen “Terör örgütü yanlısı
yayın yapmak veya bu yayınlara bir şey yapılmadığı...” Bu da doğru değildir
çünkü 3984 sayılı RTÜK Kanunu’nun 4/y fıkrası suç örgütlerinin korkutucu ve
yıldırıcı özelliklerinin yansıtılmaması amacını getirmektedir. 4/y maddesini
ihlalden yani biraz evvel okuduğum yayın ilkelerine aykırı yayın yapmaktan 2010
yılının ilk on ayında 10 müeyyide uygulanmıştır. 2005 ile 2010 arasında ise
toplam 80 müeyyide uygulanmıştır. Bununla ilgili şikâyetler de hem izleme sonucu
hem de bireysel şikâyetler tarafından dikkate alınmaktadır.
İzleyicilerin
televizyon yayınlarından duydukları memnuniyetsizlikler, RTÜK tarafından
gerçekleştirilen televizyon izleme eğilimleri, radyo dinleme eğilimleri,
kadınların televizyon izleme eğilimleri gibi farklı kamuoyu araştırmalarıyla
tespit edilerek sonuçlar yayıncılarla paylaşılmaktadır. Biraz önce söylediğim
yayınların şiddet kullanımını özendirici veya ırkçı nefret duygularını
kışkırtıcı nitelikte olmaması gerekir. Bunlarla ilgili 2002 ile 2010 arasında
206 müeyyide uygulanmıştır. 1 Ocak 2010’la hemen hemen
geçtiğimiz ay arasında da 13 müeyyide uygulanmıştır.
Değerli
milletvekilleri, bugün bütçesi olmamasına rağmen, Değerli Arkadaşımız Plan
Bütçe Komisyonunda da ve her fırsatta da ileri sürdüğü –Sayın Osman Kaptan
Arkadaşımdan bahsediyorum- TRT’yle ilgili bazı konuları gündeme getirdi. Ben prensip olarak, konuştuğumuz konudan farklı olanlara gerçekten
Meclis Başkanımızın da bağlı olduğu İç Tüzük sebebiyle cevap vermemeyi
yeğliyorum ama bu davranış devam ediyor ve bu aslında sadece TRT’yle ilgili
değil, burada hazır bulunmayan, cevap vermek imkânı olmayan Anayasa Mahkemesi
Başkanı gibi veya bir başka kurumun mensubu gibi, isim zikredilerek,
kendilerini küçültücü bazı konuşmalar da yapılmaktadır. Bu herhâlde
doğru bir şey değildir. Yani kendisini savunma imkânı yoksa,
bir yerden müdahale edip “Hayır, öyle değil. Ben şunu açıklamak istiyorum.”
diyebilmesi mümkün olmayan bir kişiyi burada özel ismiyle ortaya koymak doğru
değil. Kanaatimi paylaşıyorum. Sayın Başkanlar da zaten bunlara azami dikkati
gösteriyorlar. Ama TRT âdeta böyle vur abalıya kabilinden eleştiri konusu
yapılıyor. Bu eleştirilerin bir kısmı doğru olabilir ama söze getirdiğiniz,
gündeme getirdiğiniz konularda haklı değilsiniz.
Bakınız, sadece
birkaç cümleyle bunu açıklamak istiyorum. TRT Genel Müdürünün şahsından hep
bahsediyorsunuz. Genel Müdürlük bir kanuna kavuştu. Genel Müdürü var, Yönetim
Kurulu var, Yönetim Kurulu üyeleri var. Bu Genel Müdürün göreve geldiği 23
Kasım 2007 tarihinde personel sayısı 7.500 kişiydi, bugünkü sayı, bu süre
içerisinde yani üç yıldan bu yana 9 yeni televizyon kanalı açılmasına rağmen
-şu anda TRT’nin 14 kanalı var- 3 yeni dergi çıkarılmasına, 5 yeni radyo
kurulmasına rağmen 7.365 kişidir. Yani göreve geldiği günden daha az elemanla
bugün TRT hizmetlerini yürütmektedir ve çoğu zaman söylüyorsunuz: “Ben bu
kadrolarla 40 tane kanal kurarım.” Ee bunun doğru
olduğu da ortaya çıkıyor. Çünkü 9 kanal bu dönemde açılmıştır. TRT Arapça’dan, TRT Şeş’ten, TRT Turizm ve Belgesel Kanalından,
TRT Anadolu’dan bahsediyorum. Sizler de bunları herhâlde çok iyi biliyorsunuz.
“Yandaş” diye
isimlendirilen basından 35 kişi alındığı, diğer basından hiç kimsenin
alınmadığı: TRT konusunda bana sürekli sözlü ve yazılı soru önergeleri geliyor,
hepsini cevaplandırıyorum. Bu konu da orada cevaplandırılmıştır ama inanın ki
bu haksızlıktır. Biz, şu basın veya şu radyo veya bu televizyon veya şu gazete
diye ayırt etmiyoruz. İşini iyi yapan, yayıncılıkta başarılı olan, arkasında
herhangi bir şaibesi bulunmayan gazetecilerle çalışmak bizim görevimizdir ve şu
anda 50’den fazla, hemen hemen basının bütün -ne
diyeyim ona- her yönünden ve her tarafından arkadaşlarımız çalışmaktadır.
Bunlar isim isim de daha önce soru önergeleriyle
bildirilmişti. Ben, Meclis kürsüsünden isim açıklanmasını doğru bulmuyorum ama
yeri geldiği ve arzu ettiğiniz zaman da bunlar açıklanabilir.
TRT’ye naklen
geçiş yöntemiyle zabıt kâtibi gibi mesleklerin alındığını ama iletişim
mezunlarının alınmadığını belirtiyorsunuz. İletişim fakültesi mezunlarının
özellikle bu alanda yeterince iş bulamadıkları kanaatini ben de taşıyorum. Bu
yüzden, bana bağlı olan kurumlarda -TRT, Anadolu Ajansı, Basın Yayın- halkla
ilişkiler ve iletişim fakültesi mezunlarının mutlaka değerlendirilmesi
gerektiğini söylüyoruz ancak biliyorsunuz ki KPSS puanı, belli bir noktaya
gelince ayrıca özel bir yarışma sınavı ve arkasından mülakatla bu işler oluyor.
Sadece iletişim fakültesi mezunlarına pozitif ayrımcılık tanıyarak diğer
fakülte mezunlarını bunun dışında tutmanın da herhâlde doğru olmadığını
düşünüyorum.
Naklen yöntemiyle
TRT’ye girenlerin büyük bir kısmı iletişim mezunudur. 100’e yakın iletişim
mezunu naklen geçişle alınmış, bunların da isimleri bizim tarafımızdan
mahfuzdur. TRT’ye alınan basın müşavirlerinin tamamı iletişim mezunu ve sarı
basın kartı sahibidir. Bu kişilerin kendi mesleklerini icra edecekleri TRT’ye
gelmelerinden daha doğal bir şey olamaz.
Sayın Osman
Kaptan, konuşmanızda TRT’yi “Tayyip Radyo Televizyonu” olarak nitelendirdiniz.
Bu benzetme size aittir ve siz iddia ediyorsunuz ki TRT’de çalışan herkes veya
TRT’ye alınan her kişi AK PARTİ Hükûmetine veya İktidarına
yandaştır, onların verdiği görevleri yerine getiriyor ve onlarla birlikte
hareket ediyor. Bu çok bütüncül bir kötülemedir. TRT buna müstahak değil. Bu
yanlıştır. O kadar yanlıştır ki, mesela siz TRT kadrosunda olup da bazı
bakanların yanında çalışan TRT çalışanlarını söylüyorsunuz ama unuttuğunuz bir
gerçek var. Sayın Deniz Baykal’ın da, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun
da en yakınında, en azından dört beş yıldır çalışan ve onların her ikisine
sizlerden çok daha yakın olan 2 görevli var, birisi Baki Özilhan,
birisi de Baha Ülgen’dir. İkisi de TRT mensubudur,
TRT’den maaş almaktadır ve TRT’den geçici görevle Cumhuriyet Halk Partisinde
görevlendirilmiştir.
MALİK ECDER
ÖZDEMİR (Sivas) – Ne alakası var?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Çok alakası var. O kadar şeyler
söylüyorsunuz ki sonunda mecbur kaldım. Bu ikisi de değerli insanlardır. Meclis
Başkanlığım dönemimde Baki Özilhan’ın ne kadar
dürüst, çalışkan, başarılı bir gazeteci olduğunu bilen bir insanım. Ama sanki
bütün TRT çalışanları AK PARTİ’nin emrinde ve
hizmetinde. Hayır. Büyük bir kurumuz biz ve bizden istenen elemanları da her
partiye tahsis etme noktasında şüphesiz, milletvekillerimize veya genel
başkanlara, bugüne kadar devam ettik.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Bizim talebimiz üzerine geldiler.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Sayın Baki Özilhan
ve Baha Ülgen için, TRT mensubu olması, TRT’den maaş
alması, geçici görevle Cumhuriyet Halk Partisinde görevlendirilmiş olması bir
eksiklik değil. Ama başkaları için bulduğunuz eksikliği bu arkadaşlar için
görmüyorsanız, sadece onu hatırlatmak istiyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Emsal değil Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakın…
ZEKERİYA AKINCI
(Ankara) – Eleştirileri bununla mı göğüslüyorsun?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Hayır. Lütfen… Lütfen…
MALİK ECDER
ÖZDEMİR (Sivas) – 500 tane örneği var.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Ona da geleceğim, ona da
geleceğim.
Bakın, Şahin Mengü salonumuzda bulunuyor. Sayın Mengü’nün
değerli kızları da daha bir ay öncesine kadar TRT Türk’ün Tahran muhabiriydi.
ŞAHİN MENGÜ (Manisa)
– Hayır, hayır, hayır…
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım…
ŞAHİN MENGÜ
(Manisa) – Sizin hiçbir zaman kadronuzda olmadı, Haber One
Ajansının Tahran temsilcisiydi.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Biliyorum, aynı şeyi söylüyorum
ben de.
ŞAHİN MENGÜ
(Manisa) – Sizin kadronuz değil ki. Sizin kadronuz değil ki Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Bakın arkadaşlar…
ŞAHİN MENGÜ
(Manisa) – Sizin kadronuz değil. Bana Genel Müdürünüzün yazısı var.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Hayır, ben sorulmasa söylemezdim,
niye söyleyeceğim?
ŞAHİN MENGÜ
(Manisa) – Genel Müdürünüzün yazısı var “Bizimle alakası yoktur bu personelin.”
diye, hadise bu.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Elbette…
Şunu söylüyorum:
TRT Türk TRT’nin kanallarından biridir. TRT Türk’e haber yayını yapan, haber
akışı yapan One Ajans… Onlarca sorunuz var “Kimdir bu
One Ajans?” diye. One
Ajansın Tahran şubesinde muhabir olarak çalışan arkadaşımız Sayın Mengü’nün çok değerli kızlarıydı yani bunda gocunacak bir
şey yok. Şimdi de başka bir özel televizyon kanalında gazetecilik yapıyor. Yani
TRT cüzzamlı bir kuruluş değil, TRT ayıplı bir
kuruluş değil; TRT’de çalışmak bir onur, bir şeref, ben bunu söylemek
istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Değerli
arkadaşlarım, şu anda TRT’nin temizlik ihalesini alan firmanın çok değerli
arkadaşlarımızla başka bir ilişkisi var ama sözü uzatmayacağım. Eğer elinize
taş alıp da camları kırmaya başlarsanız kendi camınızın kırılma ihtimali
olabilir, lütfen bu konulara dikkat edin.
TRT sizin
oyuncağınız değil…
MALİK ECDER
ÖZDEMİR (Sivas) – Sizin oyuncağınız, sizin.
RASİM ÇAKIR
(Edirne) – Sizin oyuncağınız da değil.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – TRT’de de, başka kurumlarda da
kimlerin hangi siyasi parti mensubu olduğunu, kimlere çalıştığını az çok
biliyoruz.
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Açıklayın…
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Ama lütfen herkesin, her şeyin
açıklanacağı bir zeminde değiliz.
Meclis Başkanlığı
zamanında “Burada kimler, kimler çalışıyor?” diye sorulduğunda ben bir çalışma
yaptım. Sayın Anadol’la o zamanlar biz çok iyi
görüşürdük.
RASİM ÇAKIR
(Edirne) – Sayın Bakan, sirkatin söylüyorsun, şecaat arz ederken sirkatin
söylüyorsun.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Burada her partinin genel
başkanının, milletvekillerimizin, bakanlık yapmış insanların yakınları görev
aldı. Bunların isimlerini az çok biliyorum, envanteri
var ama bu çok doğal bir şey, bunu kötülemeye gerek yok. Sadece AK PARTİ’ye husumet içerisinde “Şu sizin bilmem neyiniz.” diye
ortaya çıkarsanız bu yanlış olur.
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Ölçüyü kaçırdın, ölçüyü.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Onun için, TRT daha düne kadar
yani 2007’den öncesine kadar hakkında kitaplar yazılan, “çiftlik” diye
nitelendirilen, sivil ve askerî bürokrasiden, yüksek yargıdan, siyasetten çok
önemli insanların kızlarının, baldızlarının, kardeşlerinin, amcalarının iş
bulduğu bir çiftlikti; bugün o şekilde değil. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
TRT’yi korumak zorundayız, böyle şey olmaz. (CHP sıralarından gürültüler)
RASİM ÇAKIR
(Edirne) – Şimdi de sizin çiftliğiniz!
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, siz sorduğunuz
için size dönerek söylüyorum ama Genel Kurula hitap ediyorum. Söylediğiniz her
konuyu araştırarak ve vicdanen düşünerek hareket etmeniz lazım. Sadece 1
arkadaşımızı, 2 arkadaşımızı göstererek bir kurumu bütünüyle kötülemek elbette
doğru değil. TRT yayınlarını izlemiyor olabilirsiniz ama bugün TRT yayınlarını
binlerce, milyonlarca insan izliyor. Sadece TRT Arapça kanalının 300 milyondan
fazla izleyicisi var.
ALİ İHSAN KÖKTÜRK
(Zonguldak) – Sayın Bakanım, dava açılmadı mı 3 tane daire başkanı hakkında.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – TRT Şeş’in 100 milyondan fazla
izleyicisi var, TRT Haber’in Türkiye'de rating’i çok
yüksek. Niye bunları kötüleyelim? On dört tane kanal açmış bir kurumun bu kadar
iyi faaliyetlerini görerek göz kapatmak yerine “Teşekkür ederiz ama şöyle olsa
daha iyi olurdu.” demek doğru düşmez mi değerli arkadaşlarım?
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Dava açıldı hakkında 3 tane daire başkanının.
ALİ İHSAN KÖKTÜRK
(Zonguldak) – 3 tane daire başkanı hakkında dava açıldı Sayın Bakanım, savcılık
iddianamesi ortada.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, lütfen, ben
kimseyi incitmemeye çalışıyorum ama orada bunu konuşuyoruz, burada bunu
konuşuyoruz, kulise çıkıyoruz bunu konuşuyoruz. Yahu, TRT’den, şu elinize
tutuşturulan kâğıttan başka bildiğiniz bir şey yok mu Allah aşkına, onu
söyleyin onu konuşalım.
Ben şu kadar,
bana bağlı kurumların bütçesini size sunmadım. Neden? Bunları zaten
biliyorsunuz. Plan Bütçe Komisyonu… Yazıldı ve yayınlandı. Ben sadece sizin
sorularınıza cevap vererek -çünkü oradaki on dakika buna yeterli olmayacak-
sizi aydınlatmaya çalışıyorum ama burada bütçesi konuşulmayan bir kurumu, vur
abalıya, her gün dövmeye kalkıyorsunuz; yazıktır, günahtır. TRT’den eleman gönderilmiş,
Anayasa Mahkemesi Başkanının düğününde çalmışlar söylemişler. Bunun Plan Bütçe
Komisyonunda cevabı verildi. Anayasa Mahkemesi Başkanı özel olarak yazı
gönderdi bunu iddia eden arkadaşımıza. Bunlar kadrolu sanatçılar değil, akitli,
sözleşmeli sanatçılar; bunların herhangi bir yere gidip program yapmasına engel
yok ve Anayasa Mahkemesi Başkanı not gönderiyor, “2 milyar 800 milyon da
ödedim.” diyor. Bunu böyle sakız gibi burada her defasında çiğneyerek kendisi
hazır bulunmayan bir insan için bunu bir küçültme vesilesi yapmak çok doğru
değil arkadaşlar.
Bakınız, değerli
kardeşlerim, burada MHP Grubu adına konuşan bir arkadaşımız, Sayın Özkan, Hükûmet olarak bizi çok yaralayıcı, çok rencide edici bir
konuşma yaptı. Tutanak elimde, ikinci bir hata yapmak istemiyorum bunları
okumak suretiyle. Bu tutanakları herkes alabilir, herkes okuyabilir. Eminim
basın mensupları da bu tutanakları okuyacaktır. Bizi terör örgütüyle baş başa
vermekle, onlarla anlaşmakla, onların başındaki adamı Başbakan veya bir başka
şey yapmakla itham eden çok yakışıksız, çok çirkin bir konuşma. Bu, nereden
bakarsanız bakın kabul edilecek bir konuşma değildir. Sayın Şandır ve
arkadaşları da eminim yani yapılan bu konuşma sebebiyle üzülmüşlerdir. AK PARTİ
Grubu adına bir arkadaşımız cevap verdi, ben de Hükûmetim
adına bir cevap vermek istiyorum: Bu külliyen yalandır. Böyle bir iddia ve
iftira “belki” sözleriyle geçiştirilemez ve hatta, şu
eksikliği söylemem gerekir: “Bu Öcalan denen kişiyi siz gelir Meclise de sokar,
Başbakan da yaparsınız.” Bu, Öcalanı’ı methetmektir
aslında, Öcalan’ın propagandasını yapmaktır. Bunu söylüyorsunuz da Bengi
Yıldız’ın “Sayın Öcalan” demesine niye karşı çıkıyorsunuz? O, sadece “sayın”
kelimesiyle belki bu saygısını ifade ediyor, siz onu Başbakanlık noktasına
kadar bile getirmeye çalışıyorsunuz! (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu
fevkalade yanlış bir şey. Bu arkadaşımız, Meclis Başkanlığı bütçesi üzerinde de
konuşuyor. İç Tüzük’ün 176’ncı maddesi “Başkanlık Divanı bütçeyi sevk eder.”
diyor, altında imzası olan bir bütçenin aleyhinde konuşamaz. İç Tüzük’ün 42’nci
maddesi, “Komisyonda muhalefet şerhi yazmamışsa, aleyhte düşüncesini ifade
etmemişse, kürsüye çıkıp aleyhte konuşamaz.” diyor. Geçen sene de bunu yaptı,
bu sene de bunu yapıyor değerli arkadaşlar. Yani, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin kurallarını Başkanlık Divanı üyeleri eğer kullanmayacak ve onlara
cesaret vereceksek biz böyle çok yanlış bir iş yaparız. O yüzden arkadaşımızın
konuşması tutanakta, inşallah çıkarılmaz, bütün web sitemizde de yayınlandığı
için pek çok insanın da bilgilerine mutlaka sunulacaktır.
Bir cümleyle
sözlerimi toparlamak istiyorum: Şahin Mengü
arkadaşımız “Örtülü ödenek rakamı başlangıçta çok küçük gösteriliyor. Bunun
nedeni nedir? Bu ödenek kapsamında ne kadar harcama yapılmaktadır?” Hepimiz
biliyoruz, 5018 sayılı Kanun’un 24’üncü maddesinde örtülü ödeneğin tanımı
yapılmış ve bu ödenekten nerelere harcama yapılacağı açıkça belirtilmiştir.
Kanun’da örtülü ödenek “…kapalı istihbarat ve kapalı savunma hizmetleri,
Devletin millî güvenliği ve yüksek menfaatleri ile Devlet itibarının gerekleri,
siyasi, sosyal ve kültürel amaçlar ve olağanüstü hizmetlerle ilgili Hükümet
icapları için kullanılmak üzere Başbakanlık bütçesine konulan ödenek” olarak
tanımlanmıştır.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Miktarı ne kadar?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Uluslararası ya da ulusal ölçekte
meydana gelebilecek ve örtülü ödenek harcamasını gerektirecek gelişmeler
önceden öngörülemediğinden, bütçe yılı başında bu ödenek için sadece tertip
açılmakta, daha sonra ortaya çıkan devlet ihtiyaçlarına göre yıl içinde aktarma
yapılarak harcama gerçekleştirilmektedir. Bu nedenle, başlangıçta tahmin edilen
bütçe ile gerçekleşen bütçe karşılaştırması bu ödenek için söz konusu değildir.
Kanunla çerçevesi çizilen hususların dışında bu ödenekten Başbakanlık için
yapılmış herhangi bir harcama yoktur. Başbakanlığın açıklık ve şeffaflık
politikası gereğince, örtülü ödenekten yapılan harcamalar 2006 yılından beri
Başbakanlık faaliyet raporlarıyla kamuoyuna açıklanmaktadır. 2010 yılında
örtülü ödenekten şu ana kadar 383 milyon 170 bin 247 lira harcanmıştır.
Değerli
arkadaşlarım, Sayın Sırrı Sakık konuşmasında önemli
konulara temas etti; Meclis başkanlarını seyahatleri itibarıyla eleştirdi,
Kürtçe konuşmaktan bahsetti, TRT’den ve RTÜK’ten bahsetti. Bir kısmına cevap
verdim ancak şu konuyu da açık yüreklilikle ifade etmek istiyorum çünkü
kendileri büyük bir samimiyetle bunu söylediler. Kürtçe bir dildir,
kültürümüzün önemli bir ögesidir. Ana dili olarak
bunu konuşan milyonlarca insan vardır hem Türkiye'de hem bütün coğrafyada, bunu
inkâr etmek akıllılık değildir. Bunu inkâr edenler otuz sene evvel, kırk sene
evvel, elli sene evvel bu ülkede oldu, şimdi onların yüzüne bakan yok, kendileri
de çok mahcup. Bu dil var ve yaşıyor. Bu dilin alfabesi var, grameri var,
edebiyatı var, folkloru var, bunu inkâr etmek akıl kârı bir şey değil. Elbette bunu bildiğimiz için, bugüne kadar yapılan düzenlemelerle taa 2000, 2001 yılından başlayarak -o günkü hükûmeti eleştirmiyorum, doğru olanı yaptılar- Avrupa
Birliği sürecinde sıfırdan başlayarak bir noktayı bir özgürlük alanı hâline
getirmek istediler ama bugün, en son, bizim RTÜK’te yaptığımız yönetmelik
değişikliği ile kendi ana dilinde günlük lisanını konuşan insanların yirmi dört
saat televizyon ve radyo yayınına izin verildi. Komisyonda açıklamıştım,
on beş tane yerel televizyon, radyo, iki tane de ulusal televizyon, Kürtçe, Zazaki, Sorani, Arami, bu dillerde yayın yapmak üzere de izin aldı. Bunlar
her yerde konuşulabilir, her yerde bunun önü açık. Biz bunun da kapanmasını hiç
düşünmeyiz. Sanıyorum ki hepimiz bu kanaatteyiz. Ama yapılan bir iş var. Grup
toplantısında veya Meclis Genel Kurulunda Kürtçe konuşuyorsunuz. Bu Kürtçe
konuşmak şu anlamdaysa belki makul olarak karşılayabiliriz: Yani “Siz bunu
inkâr etmeyin, ‘bilinmeyen bir dil’ olarak da yazmayın. Bu bize hakarettir. Bu
dil vardır ve işte ben onu konuşuyorum. Dünyanın gerçeği de budur.” diyorsanız
ki ben öyle anlıyorum…
SIRRI SAKIK (Muş)
– Aynen, evet, onun için yapıyoruz.
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Aynen öyledir Sayın Bakanım.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Tamam, peki. Ama şunu söylemem
lazım, ben meseleye başka bir açıdan bakacağım: Şimdi, siz burada konuşuyorsunuz,
bu tutanakçılar da bunları yazıyor. Bu Meclisin hafızası bu gruptur. Benim için
İşletme Yapım Müdürlüğü o kadar önemli değildi, Kültür Sanat o kadar önemli
değildi ama burada bir hatayı affetmedim ve beş yıl boyunca bu tutanakçı
arkadaşlar kim burada ne söylüyorsa onu zapt etmekle mükellef.
Şimdi, bu
arkadaşlarımızın hiçbirisinin Kürtçe bilmediğini düşünelim.
OSMAN ÖZÇELİK
(Siirt) – 2 kişi de bilen gelsin.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Bir saniye, bir saniye… Karşılıklı
tartışmayacağız. Ben kanaatimi ifade ediyorum.
550
milletvekilimiz var. Ben eminim, içinde benim de olduğum 400 arkadaşımız bu
dili bilmiyor. Siz konuşuyorsunuz, çok da güzel bir şey söylüyorsunuz belki,
temennide bulunuyorsunuz ama ben anlamıyorum. Anlamıyor, anlamıyor… Anlayanlar
var. “Siz de keşke öğrenseydiniz.” diyebilirdiniz.
SIRRI SAKIK (Muş)
– Sayın Bakanım ama adı “bilinmeyen dil” değil. Kürtçe konuştuğumuzu Türkiye de
biliyor artık.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Bakın, ona geleceğim. Lütfen Sayın
Sakık.
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Meclis Başkanlığı stenograflara yazı yazmış.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Arkadaşlar, bakın şunu söylemek
istiyorum: Siz meseleye Kürtçe açısından bakıyorsunuz, ben başka bir açıdan
bakacağım. Ben sizi anlamak istiyorum. Ben sizi nasıl anlayacağım? Türkçe
konuşursanız anlayacağım çünkü siz de çok iyi Türkçe biliyorsunuz ama ben
Kürtçe bilmiyorum. Bildiğim sadece “…”(x)
SIRRI SAKIK (Muş)
– “…” (x) (x)
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) –Onun ötesinde hiçbir şey bilmiyorum
ama bakın, siz oraya oturdunuz, buradan bir arkadaşımız geldi, Çerkezce
konuşmaya başladı. Bu Meclisin içerisinde, ben biliyorum ki en az 20 tane
Çerkezce bilen var. Sayın Önder Sav olsaydı, çıkar üç beş kelime konuşurdu.
Bizim Nazım Ekren Hoca gelse buraya konuşur, Sait Açba gelse konuşur. Ben bunları biliyorum ama 500
milletvekili anlamaz bunu. Ne yapacağız? Siz de Çerkezce mi öğrenin
diyeceksiniz? Gürcüce konuşan pek çok milletvekili arkadaşımız var. Sayın Ahmet
İyimaya bu kürsüye gelse size de hiçbir şey
söylemeden Gürcüce konuşsa…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Bakanım, birkaç dakikanızı rica edeyim.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, inanın,
kimseyi aşağılamak, kötülemek, yanlış bulmak adına söylemiyorum. Burada
Çerkezce konuşan bir arkadaşımın ben üç cümlesini bilebilirim, eşim Çerkez
çünkü ama konuştuğunu anlamam. Ahmet İyimaya, ne
bileyim, bizim Eyüp Fatsa, bir başkası, Artvin’den, Ordu’dan, Bursa’dan, bir
başka yerden gelse burada Gürcüce konuşmaya başlasa bu zavallılar ne yapacak
Allah aşkına? Bu hangi dilden, nereden bilecek? Neden bunlara kabahat
buluyoruz? Buraya çıkan bir insan bilmediğimiz bir dilde konuşmaya başlasa
nereden bilecek Gürcüce mi konuşuyor, Çerkezce mi konuşuyor, Boşnakça mı
konuşuyor? Bilemez.
HAMİT GEYLANİ
(Hakkâri) – Bunlar çok küçük detaylar.
OSMAN ÖZÇELİK
(Siirt) – Bunlar devletin ayıbı.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Arkadaşlar, benim bilmemem ayıp
değil, sizin bile yarınız bilmiyor Kürtçeyi. 20 milletvekilisiniz 10 taneniz
bilmiyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
OSMAN ÖZÇELİK
(Siirt) – Yasaklandığı için bilmiyorlar.
(x)
Bu bölümde, Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dille, birtakım kelimeler ifade
edildi.
(x)
(x) Bu bölümde, Milletvekili tarafından Türkçe olmayan bir dille birtakım
kelimeler ifade edildi.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Kendi içinizde Kürtçe kursu
açtınız, iflas etti, kimse gitmedi, Akın Birdal tek
başına kaldı.
OSMAN ÖZÇELİK
(Siirt) – Yasaklandığı için bilmiyorlar. Bir dil yasaklandı yüz yıl,
yasaklandı. Olur mu öyle şey!
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Emine Ayna
arkadaşımız gelse buraya –hiç gelmiyor yeminden sonra- burada konuşsa Kürtçe
bir kelime bilmez, İstanbul lehçesiyle konuşuyor. Ben onu burada dinlerken veya
bir başka yerde dinlerken bu İstanbul Türkçesini nereden kapmış bu Hanımefendi
diye gıpta ediyorum. İçinizde Kürtçe bilmeyenler var. Nasıl iletişim
kuracaksınız bizimle? Kaldı ki… (BDP sıralarından gürültüler)
OSMAN ÖZÇELİK
(Siirt) – Yasaklandığı için bilmiyorlar Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakın…
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Sayın Bakan, kaldırın o yazıyı.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen…
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Peki, topluyorum.
MALİK ECDER
ÖZDEMİR (Sivas) - Anayasa nerede? Yasa nerede? Yemin nerede?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Söylüyorum.
MALİK ECDER
ÖZDEMİR (Sivas) – Neyi söylüyorsun? Sadece anlamadığını söylüyorsun.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Bir dakika…
Bakın,
arkadaşlar, anayasal düzenimizi bilmemiz lazım. Anayasa’nın 3’üncü maddesi
“Resmî dil Türkçedir.” diyor. Siyasi Partiler Kanunu’nun 81’inci maddesi var, o
bunu söylüyor.
Anayasa’nın
3’üncü maddesini, Sayın Sakık, Sayın Özçelik, sayın arkadaşlarım, nasıl değiştireceksiniz?
OSMAN ÖZÇELİK
(Siirt) – Değiştireceğiz Sayın Bakan, hep beraber değiştireceğiz.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Değiştirilmesi teklif bile
edilemeyen maddeler değil mi bunlar? Lütfen arkadaşlar, gerçekçi olalım. Nasıl
değiştireceksiniz?
OSMAN ÖZÇELİK
(Siirt) – Toplumsal gerçekliğe aykırı olan her şeyi değiştireceğiz burada,
birlikte değiştireceğiz.
HAMİT GEYLANİ
(Hakkâri) – Peki, hangi mantığa uyuyor?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Anayasa’nın 3’üncü maddesini benim
için yapmadılar, sizin için de yaptılar. Değiştirilmesi teklif bile edilemeyen
maddeler ortada dururken sizin söylediğiniz sadece temenniden ibaret kalır ama
Kürtçeyi aşağılamak, “Kürtçe yoktur.” demek, bunu inkâr etmek, Kürtleri
dağlardaki kar üzerinde yürürken “kart”, “kurt” sesi çıkaran garip yaratıklar
olarak nitelendirmek rezilliktir, yanlıştır ve büyük bir kötülüktür. (AK PARTİ
ve BDP sıralarından alkışlar) Ben bunu söylüyorum. Burada Türkçe
konuşacaksınız, ben sizi anlayacağım, siz de beni anlayacaksınız. Meclis
grubunda Kürtçe değil, Türkçe konuşacaksınız. Bu bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor.
Eğitim dilinin Türkçe olması da bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Anayasa bunu
güzel tanzim etmiş. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN –
Arkadaşlar…
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Sayın Ecder,
bundan niye gocundunuz bilmiyorum.
BAŞKAN – Sayın
Bilen, lütfen…
Sayın Özdemir…
Sayın Bilen…
İSMAİL BİLEN –
Genel Başkanınız başka şey söylüyor, çıkıp burada söylesene.
BAŞKAN - Sayın
Bilen, lütfen, arkadaşlar… Sayın Bilen, Sayın Özdemir…
Sayın Bakanım,
buyurun efendim, konuşmanızı tamamlayınız.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Arkadaşlar,
inanın yani düşüncemi belki de hepimizin düşüncesi olarak söylemek istiyorum.
Ben, Kürtçenin orada veya burada konuşulmasından, yazılmasından, Mem ü Zin’in Türkçeye
çevrilmesinden, Kürtçe basılmasından rahatsız değilim ama yani Anayasa’mızın
öngördüğü bir sistem var ve bu bence doğru, sizce de doğru olması lazım. Resmî
dilimizi… Yani milletvekilinin yemini kısmında da şüphesiz bu Anayasa üzerine
yemin ettik.
HAMİT GEYLANİ
(Hakkâri) – Anayasa’nın doğru olmadığını söylüyoruz.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Burada konuşurken belki kendinizi
tatmin ediyorsunuz ama faydalı bir iş yapmıyorsunuz, yararlı bir iş
yapmıyorsunuz. Yaraları kaşımanın, sinir uçlarına basmanın faydası yok güzel
kardeşlerim.
OSMAN ÖZÇELİK
(Siirt) – Biz böyle yapmasaydık siz Mem ü Zin’i çevirmezdiniz Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) - Biz birbirimizi seviyoruz. Size
gelecek bize gelsin. Siyaset yapmanızı önemsiyoruz. Siz, milletimizin
siyasetinin temsilcisi olarak burada bulunuyorsunuz, başımızın üstünde yeriniz
var. Siyaset yapmanın yolu da çıkıp buraya on dakika Kürtçe konuşmakla değil
ki. Toplumun sorunlarını, bölgenin sorunlarını, açlık, fakirlik, yoksulluk,
temsildeki eksiklik…
ÖZDAL ÜÇER (Van)
– Yani siz Türkçe konuşunca bunları mı anlatıyorsunuz?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) - …bunları burada anlatırsanız biz
dinleriz, gereğini yapmaya kalkarız.
OSMAN ÖZÇELİK
(Siirt) – Yeterince anlatıyoruz onları zaten.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) - Ama lütfen, değerli arkadaşlarım,
bu konuyu bir istismar konusu hâline getirmemek gerekir.
Yıllarca, bir
insanın kendi kimliğini ifade etmesi üzerinde ağır baskılar uygulandı. 80’den
sonra, Kürtçe konuşmanın bile yasaklandığı bir dönem geçirdik ama bunlar bitti.
Artık ülkemizde… Her zaman söylüyorsunuz, “TRT’nin bir kanalı yirmi dört saat
yayın yaparken bu yasak da neyin nesi?” diyorsunuz, aradaki paradoksları
gösteriyorsunuz, çelişkileri gösteriyorsunuz, amenna. Zamanla yol alıyoruz.
Özgürlükler, demokrasi, Türkiye’de bir gecede, bir anda olmuyor. Bütün bunları
el birliğiyle yapıyoruz. Avrupa Birliği yolunda yapılan çalışmaları, bundan
evvelki tüm hükûmetler destekledi. CHP’nin içinde
bulunduğu hükûmetler de MHP’nin içinde bulunduğu hükûmetler, DSP’nin… Hepsi destekledi, biz de onlara
elimizi kaldırdık. Şimdi biz, ülkemizde yaşayan, kökeni ne olursa olsun, bizim
yurttaşımız olan, vatandaşımız olan, kardeşimiz olan herkesin hakkını kendi
hakkımız gibi savunmaya söz verdik, onları seviyoruz ve kucaklıyoruz. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Sayın Başkanım,
sürem var ama müsaadenizi alıyorum. Yüce heyete saygılar sunuyorum, hepinize
iyi akşamlar diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bakanım.
SIRRI SAKIK (Muş)
– Sayın Başkan…
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Efendim…
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Bu dil konusunda, tutanak konusunda, konuşmuş olduğu… Sayın Başkan,
İç Tüzük’e göre…
BAŞKAN – Dil
konusunda bir şey söylemedi, kendi kanaatlerini söyledi. Söylemesin mi efendim?
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Ama grubumuza yönelik yanlış bir anlaşılmaya açıklık getirmek
istiyorum.
BAŞKAN – Hayır,
yanlış bir anlaşılma yok.
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Efendim, grubumuza…
ŞAHİN MENGÜ
(Manisa) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Mengü, buyurun.
ŞAHİN MENGÜ
(Manisa) – Sayın Bakan, çocuğumun da adını vererek gerçek dışı açıklamada
bulundu.
BAŞKAN – Neyle
ilgili efendim?
ŞAHİN MENGÜ
(Manisa) – Benim adımı da vererek, çocuğumun adını da vererek gerçek dışı
açıklamada bulundu. O nedenle söz istiyorum.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Açıklama yapacak.
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Sayın Başkan, Sayın Bakan grubumuza…
BAŞKAN – Sayın
Kaplan, lütfen efendim, durun.
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Sayın Başkan, bizim grubumuz…
BAŞKAN –
Arkadaşlar, bakınız…
Sayın Kaplan, müsaade eder misiniz.
Bakınız, biraz
önce, Sayın Sakık, burada çıktı, konuştu. Hatta, diğer partilere mensup olan arkadaşlarımız da “Sayın
Başkan, bu konuya niye müdahale etmediniz?” diye bize itirazda bulundu. Sayın Arınç, Bakan olarak görüşlerini ifade etti. Şimdi, burada
bir şey yok.
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Sayın Başkan, bizim grubumuzun…
BAŞKAN – Sayın Mengü…
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Ama bizim grubumuzun…
BAŞKAN – Müsaade
eder misiniz efendim.
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Bizim grubumuzun niyetini, amacını farklı bir şekilde koydu,
düzeltmek istiyorum. Yani iki dakika…
ŞAHİN MENGÜ
(Manisa) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Mengü, müsaade eder misiniz efendim.
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Ama bizim grubumuzla ilgili on dakika…
BAŞKAN – Efendim,
müsaade eder misiniz Sayın Kaplan.
Bir dakika
efendim.
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Sayın Başkan, on dakika, grubumuzla ilgili…
BAŞKAN – Sayın Mengü, evet, sizin çocuğunuzdan, diğer şeyden bahsetti. Biz
tabii konuyu bilmiyoruz, Sayın Bakan bir açıklama yaptı. Eğer Sayın Bakanın
açıkladığının dışında bir husus varsa, açıklayacaksanız buyurun efendim.
ŞAHİN MENGÜ
(Manisa) – Evet, evet.
OSMAN KAPTAN
(Antalya) – Sayın Başkan, ben de söz istiyorum.
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Sayın Başkan, Kürtçeyle ilgili…
BAŞKAN – Efendim,
Kürtçe tartışması yapmıyoruz burada.
Buyurun Sayın Mengü.
III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
3.- Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün,
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın,
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
ŞAHİN MENGÜ
(Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın milletvekilleri,
bu benim kızımın TRT’de çalıştığına dair açıklama KİT Komisyonunda Sayın TRT
Genel Müdürü tarafından da dile getirilmişti…
HALİL MAZICIOĞLU
(Gaziantep) – Öyle demedi.
ŞAHİN MENGÜ
(Devamla) – …benim bulunmadığım bir
Komisyonda dile getirilmişti. Arkadaşlarımın bana haber vermesi üstüne ben
Sayın TRT Genel Müdürüne yazı yazdım. Kızımın TRT’nin hangi biriminde
çalıştığının, hangi fasıldan kendisine ücret ödendiğinin bildirilmesini
istedim. Sayın Genel Müdür bana bir müddet sonra cevap verdi ama kısa bir süre
sonra, benim kızımın herhangi bir şekilde TRT personeli olmadığını bana
bildirdi.
Benim kızım “One Haber Ajansı” diye bildiğim, Türk ortakların kurduğu,
dünyanın muhtelif şehirlerinde temsilcilikleri olan bir haber ajansının Tahran
temsilcisiydi. Bir tane AKP’li milletvekili arkadaşım, bir tane sayın bakan,
TRT’nin herhangi bir personeli benim çocuğumun TRT’de çalışması için tavassutta
bulunduğumu söylerse milletvekilliğinden istifa ederim. (CHP sıralarından
alkışlar) Milletvekilliğinden istifa ederim ama “Burada bulunmayan, kendini
savunamayacak bir insana…” diyordunuz Sayın Grup Başkan Vekili, ona şimdi
sizdekiler saldırınca bir ses yok.
Şimdi, Sayın
Bakan, benim kızımın TRT personeli olduğunu bana ispat edeceksiniz. (AK PARTİ
sıralarından “Demedi öyle bir şey.” sesleri) İspat etmezseniz meslektaşlığımıza
saygısızlık etmiş olursunuz.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Hemen ispat edeyim, hemen.
ŞAHİN MENGÜ
(Devamla) – TRT’de çalıştığını… (AK PARTİ sıralarından “Öyle bir şey
söylemedi.” sesleri)
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Ben söyleyeceğimi biliyorum canım.
ŞAHİN MENGÜ
(Devamla) – Benim çocuğum One Haber Ajansının… İster
TRT’ye ister bir başka kuruma, her zaman haber geçer.
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş)
– Öyle söyledi, aynen öyle söyledi.
ŞAHİN MENGÜ
(Devamla) – Çok teşekkür ediyorum. Olayın gerçeği budur. Benim kızım hiçbir
şekilde TRT personeli olmamıştır. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Aynısını söyledi.
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın
Kaplan, bu hususta başka bir tartışma konusu açmıyorum ben. Sayın Arınç burada görüşlerini belirtti ve bu konu kapandı.
II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
1.- 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan
ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/960) (S. Sayısı: 575) (Devam)
2.- 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2009 Bütçe Yılı Kesin
Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna
Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/905,
3/1261) (S. Sayısı: 576) (Devam)
A) CUMHURBAŞKANLIĞI(Devam)
1.- Cumhurbaşkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Cumhurbaşkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)
1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi 2011 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi 2009 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesabı
C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI(Devam)
1.- Sayıştay Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Sayıştay Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
D) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU(Devam)
1.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
E) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI(Devam)
1.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2009 Yılı Merkez Yönetim Kesin Hesabı
F) BAŞBAKANLIK(Devam)
1.- Başbakanlık 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Başbakanlık 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
G) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ(Devam)
1.- Vakıflar Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Vakıflar Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
H) BASIN–YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ(Devam)
1.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – Evet,
aleyhinde Sayın Zekeriya Akıncı, Ankara Milletvekilimiz, buyurun efendim. (CHP
sıralarından alkışlar)
ZEKERİYA AKINCI
(Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken hepinizi
saygıyla selamlıyorum ve umut ediyorum ki Sayın Arınç’ın
bu tanıtım ve reklam kampanyası TRT’nin o sıfırlara inmiş izlenebilirlik
oranını bir parça olsun yükseltsin. Dileğim odur.
Değerli
arkadaşlarım, Hükûmet sözcülerince çizilen pembe
tablolara rağmen, halkın acı gerçeklerin pençesinde kıvrandığı bir süreçte
bütçe görüşmelerini yapıyoruz, “Şu kuruma ne kadar, bu kuruluşa ne kadar?” diye
kalemleri belirliyoruz.
Değerli
arkadaşlarım, bazı kurumları bir yana bırakırsak, kime ne pay verirseniz verin,
hangi bütçeyi sunarsanız sunun, esas olan onların yönetim anlayışı ve
uygulamaları olacaktır ve hiç kuşku yok ki bu uygulamalar büyük ölçüde
Başbakanlık politikalarına paralel bir anlayışla sergilenecektir.
Kimi arkadaşlarım
“Bunu nereden çıkarıyorsunuz?” diyebilir. Sadece bu birinci turdaki kimi
kuruluşlarla ve kurumlarla ilgili değerlendirmemi kısaca yaparsam konu daha iyi
anlaşılacaktır diye umut ediyorum. Ayrıca, biraz önce konuşan bir AKP sözcüsü
de -turun başında konuşan bir AKP sözcüsü de- devlet yöneticilerine saygılı
olmaktan söz etti. O arkadaşıma hatırlatmak isteyeceğim temel konu şudur:
Devlet yöneticileri önce kendi saygınlıklarını koruyacaklardır.
Bakınız, şu anda
görüşmekte olduğumuz bütçe kalemlerinden birisi olan Türkiye Büyük Millet
Meclisinin Başkanı eğer şurada, hepimizin huzurunda Sayın Başbakan tarafından
azarlanabilmişse ve sesini çıkaramamış ise onun bütçesi ne kadar olursa olsun,
ne kadar heyet karşılarsa karşılasın, 23 Nisanda da Meclisi gelin odası gibi
süslesin, hiçbir şey ifade etmez ya da Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül,
Sayın Başbakanımızın kardeşi, eğer yürütmenin başı olarak bugüne kadar sadece ve
sadece AKP’nin düzenlemiş olduğu yasaları onaylamak ve kafasına göre rektör
atamakla hatırlanacaksa onun varın
bütçesinde Hanımefendinin perdeleri ya da halıları değiştirmek için ne
kadar pay verirseniz verin bir anlamı, bir önemi kalmaz.
CELAL ERBAY
(Düzce) – Ayıp ya, ayıp!
ZEKERİYA AKINCI
(Devamla) – Şurada daha kısa bir süre önce Sayıştay Yasası düzenlenirken eğer Sayıştayın Başkanı, Sayıştayın en
temel görevi elinden alınırken gıkını çıkarmadan orada oturuyorsa Sayıştayın bütçesi 200 milyar fazla olsa ne olur, 300
milyar eksik olsa ne olur? Neyi ifade eder ki!
Önce Sayıştayın Başkanı o kurumun, Meclisin Başkanı bu kurumun,
Cumhurbaşkanının kendisi o kurumun saygınlığını korumak zorundadır.
Eğer Deniz Feneri
davasında suçluluğu ayyuka çıkmış birisi, Başbakanın ve Sayın Arınç’ın kollarının altında RTÜK Başkanlığı yapmaya devam
etmişse kimden kime ne saygısı bekliyorsunuz? Orada bütçe üç kuruş fazla olsa
ne olur, beş kuruş eksik ne olur değerli arkadaşlarım?
Belli ki
buralarda Başbakanın iradesi dışında hiçbir Allah’ın kulunun hareket şansı
yoktur ve bunlar üstelik güya en tarafsız olması gereken kurumlardır. Niye mi
öyledir? E tek adam yönetimi deyince kızıyorsunuz. Kızmayın, karşı çıkmayın. Biz uzlaşmadan ve katılımdan uzak bu gücün kafasındaki başkanlık
sistemine ağır ağır yürümeye çalıştığını ve amacına
ulaşma adına her yöntemi denediğini, bazen uzaktan yakından ilgisi olmadığı
hâlde 12 Eylülde idam edilen gençlerin arkasından ağladığını, bazen de dört yüz
elli iki yıllık Süleymaniye’nin avlusuna kürsü kurdurup millete nutuk çektiğini
çok iyi biliyoruz. Yeter ki insanların inançlarını ve duygularını
istismar edebilsinler. Her yöntemi denemekten kaçınmıyorlar.
Peki, ben size
başka bir şey söyleyeyim: Bu duygulu ve yufka yürekli aslan gençlerin
arkasından ağlayan Başbakanımız bir tek gün Tekel işçileri, üniversite öğrencileri,
bilim adamları, aydınlar, gazeteciler, en acımasız baskı ve saldırılara maruz
kaldığında kendisinden bir tek üzüntü beyanı duydunuz mu bugüne kadar?
Duyamazsınız, duyamazsınız çünkü bizim
Başbakanımız demokrasiyi ve onun vazgeçilmez unsuru olan muhalefeti ve muhalif
unsurları sevmiyor.
Bakınız, Sayın
Başbakan daha on gün önce yapılan 6. İmam Hatipliler Kurultayında diyor ki:
“Yatılı öğrenci arkadaşlarımın parasızlıktan ranzalarında hıçkırarak
ağladıklarını unutmuş değilim.”
Peki, Sayın
Başbakan, o yatılı okullarda ranzalarda parasızlıktan hıçkırarak ağlayan
arkadaşlarınızı unutmuyorsunuz da o kulaklarınızı niye üniversitelerdeki yüz
binlerce halk çocuğunun yoksulluğun pençesinde kıvranırken “parasız eğitim”
diye taleplerini üniversite koridorlarında haykırdıkları zaman duymak
istemiyorsunuz? Eğer parasızlık sadece imam hatiplilerin canını yakıyor diye
düşünüyorsanız öyle düşünmeyin. Parasızlık herkesin canını yakıyor, yoksulluk
da üniversiteli gençlerin canını yakıyor ve o feryatların yükseliş sebebi de
budur.
Şimdi, bakın, üstelik, bu minicik protestoları bile -onaylamayabiliriz,
beğenmeyebiliriz- mütevazı protestoları bile…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Akıncı, konuşmanızı tamamlayınız.
ZEKERİYA AKINCI
(Devamla) – …acımasızca ezen, burun kıran, hamile protestocuları tekmeleyen
uygulamayı dün Başbakanın burada büyük bir heyecanla savunmuş olmasından da
utanç duydum.
Polis sizin
polisiniz değildir Başbakanım, polis bu ülkenin polisidir, hepimizin polisidir.
Polis sizin polisiniz değildir sadece. Onu savunmak hepimizin görevidir ama
onun acımasız, vahşi şiddet uygulamalarına karşı çıkmak bizden önce de sizin
görevinizdir.
Şu yumurta atan
gençlerle “Omlet yapsaydınız.” diye niye alay ediyorsunuz? TÜSİAD Başkanı kadar
olamıyor musunuz? “Gençlik, muhalefet demektir.” diyemiyor musunuz?
ÖZNUR ÇALIK
(Malatya) – Sizin Genel Sekreteriniz “faşist” dedi. Üstelik de yumurta atmamışlardı,
sadece protesto etmişlerdi.
ZEKERİYA AKINCI
(Devamla) – “Gençleri anlayalım, onlarla diyalog kurmalıyız.” diyemiyor
musunuz? Diyemiyorsunuz, alay
ediyorsunuz “Omlet yapsınlar.” diye. Ne berbat bir espri, ne
kötü bir espri. Espri kabiliyetiniz de yok. Onun için ha bire
karikatüristleri mahkemeye verip duruyorsunuz.
AHMET YENİ
(Samsun) – “Faşist” niye dediniz öğrencilere?
ZEKERİYA AKINCI
(Devamla) – Bakın arkadaşlar, sekiz yıldır iktidardasınız…
AHMET YENİ
(Samsun) – “Faşist” niye dediniz öğrencilere?
ZEKERİYA AKINCI
(Devamla) – Sekiz yıldır iktidardasınız. Buraya çıkıyorsunuz “Yapıyoruz,
yapıyoruz, yapıyoruz…” Yapın, iyi olur, memlekete bir çivi çakın, memnun oluruz
ama beş senedir, altı senedir TOKİ’nin konutlarını, duble yolları dinliyoruz.
Sayın Canikli’ye dedim ki ya dokuzuncu bütçeyi mi
kullanıyorsunuz? “Evet.” Ortalama 300 katrilyon. Ne kadar eder? 2,5 kentilyon.
E Allah’tan korkun, dokuzuncu kezdir 300 katrilyon bütçe kullanıyorsunuz ya!
Yapacaksınız bir şeyler, hepsini yiyip yutacak hâliniz yok. Elbette ki bu
ülkede bir sürü işi de yapmak… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
Özür dilerim,
maksadımı aşmayayım da elbette yapacaksınız. Millet bu parayı size hizmet edin
diye veriyor. O parayı alıyorsunuz uhdenize, milletin vergileriyle, rafineriden
90 kuruşa çıkan benzini 4 liraya satıyorsunuz, vergileri topluyorsunuz, sonra
da 300 katrilyon bütçenin üstüne oturuyorsunuz, “Onu yaptık, bunu yaptık.” diye
övünüyorsunuz. Yapacaksınız kardeşim, yapacaksınız ama bizim size önerimiz,
daha düzgün yapın, daha dürüst yapın, daha iyi yapın. Bir de “Yapıyoruz.”
derken seksen yıllık cumhuriyet tarihinde yapılanları da satmayın, elde avuçta
da bir şeyler bırakın. Bizim bir başka önerimiz de odur. (CHP sıralarından
alkışlar)
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Akıncı.
ZEKERİYA AKINCI
(Devamla) – Son sözlerimi tamamlarken…
BAŞKAN – Son
cümlenizi alayım, teşekkür cümlenizi.
ZEKERİYA AKINCI (Devamla) – Peki.
BAŞKAN – Ek iki
dakika süre vermiştim size.
Buyurun.
ZEKERİYA AKINCI
(Devamla) – Son sözümü tamamlarken Sayın Başbakanın dün Güneydoğu’yla ilgili
sunmuş olduğu çözüm önerisini de hayretle karşıladığımı ifade ediyorum. Hükûmet ekonomiden elini çekmiş, fabrika yapmayacakmış,
altyapı yapacakmış, orada terör bitecekmiş, terör bitince özel sermaye gidip
yatırım yapacakmış, böylece orası kalkınacakmış, işsizlik azalacakmış. Aynen
böyle.
BAŞKAN – Sayın
Akıncı, teşekkür ederim. Lütfen…
ZEKERİYA AKINCI
(Devamla) – Teessüf ediyorum.
Yaz gelsin, hep
beraber yonca biçeriz inşallah.
BAYRAM ALİ
BAYRAMOĞLU (Rize) – Bir tane de çözüm söyle yahu burada!
ZEKERİYA AKINCI
(Devamla) – Saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Saygıdeğer
milletvekilleri, birinci turdaki konuşmalar tamamlanmıştır.
Şimdi soru-cevap
işlemini gerçekleştireceğiz.
Sayın Akcan,
buyurun efendim.
ABDÜLKADİR
AKCAN (Afyonkarahisar)
– Sayın Başkanım, aracılığınızla sormak istiyorum Sayın Sayıştay Başkanına.
Meclis adına Sayıştayımız denetleme yaparken kamu kurumlarına gönderdiği
Sayıştay denetçilerini denetleme sona ermeden bir başka kuruma görevlendirmesi
hâlinde, o aynı noktada denetlemeye devam edilememektedir. Bu nedenle, bu
yüzden de kurumun denetlenme hâli devre dışı bırakılmış olmaktadır. Bununla ne
yapılmak istenmektedir Sayıştayca? Bunun onlarca
örneği vardır. Bunlardan bir tanesi de Bolvadin Belediye Başkanlığıdır.
İkinci sorum
Sayın Cumhurbaşkanlığımızın Genel Sekreterine: Sayın Cumhurbaşkanımız bir
seyahat dönüşü gazetecilere verdiği beyanda “Ben hiç kimsenin eşini, hanımını
takip etmiyorum, siyasete bulaşıp bulaşmadıklarına bakıyorum. Herhangi bir
partiden aday olanları çok değerli olsalar dahi…”
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapandı)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın Uslu…
CEMALEDDİN USLU
(Edirne) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Vakıflarla ilgili sorum.
Edirne’nin vakıf
eserleri ve tarihî dokusuyla geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Edirne ilinde
2010 yılında bakım ve onarımı yapılan eserler hangileridir? Bu çalışmalar
yeterli midir?
Ayrıca Edirne’de
vakıf dükkânlarına yapılan yüzde 8 zam esnafı zor durumda bırakmıştır. Bu kira
artışı hangi esasa göre belirlenmiştir? Bugüne kadar kira borcu biriken esnafa
borç yapılandırması yapılacak mıdır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Uslu.
Sayın Işık…
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan,
birkaç sorum var.
1) Sayın
Cumhurbaşkanı döneminde ataması yapılan rektörlerden kaç kişi kendi
üniversitelerinde yapılan aday belirleme seçimlerinde birinci sırada olmuştur?
Açıklarsanız memnun olurum. Bu sistemin değiştirilmesi konusunda bir
hazırlığınız var mıdır?
2) 2010 yılında
ÖSYM tarafından yapılan sınavlarda ortaya çıkan kopya veya hırsızlık
iddialarıyla ilgili olarak Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu tarafından
yapılan inceleme veya soruşturmanın sonucu ne olmuştur? Kaç kişi suçlu
bulunmuştur?
3) Hâlen
Başbakanlık koruma ordusunda görev yapan koruma memuru sayısı kaçtır? Bunlar
için bütçeden ne kadar ödenek ayrılmıştır?
Son sorum:
Kütahya ili Simav ilçesinde geçen yıl meydana gelen depremde zarar gören
camilerin onarımı ne aşamadadır? Bunların onarımını ne zaman bitirmeyi
düşünüyorsunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Taner…
RECEP TANER
(Aydın) – Sayın Bakan, Hükûmetin on dört Ortodoks
papazı Türk vatandaşlığına aldığı AB ilerleme raporlarında geçmektedir.
Bir: Türkiye
Cumhuriyeti Vatandaşlığı Kanunu’nun hangi maddelerine istinaden bu papazları
Türk vatandaşlığına aldınız?
İki: Sensinot Meclisine Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının
seçileceği gerekçesi ortadayken bu papazların Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı
yapılmasıyla oraya seçilmeleri Lozan Anlaşmasına karşı değil mi?
Üçüncü sizinle
ilgili: RTÜK tarafından ulusal ve yerel TV’lere son bir yılda ne kadar ceza
tahakkuk ettirilmiş ve ne kadarı tahsil edilmiştir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Taner.
Sayın Aslanoğlu…
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Efendim, benim sorum Meclis Başkanlığına.
Bir kurumda aynı
işi yapacaksın, belki daha fazla çalışacaksın. Yamalı bir bohça personel
yapısı: Kadrolu, sözleşmeli, diğer kurumlardan gelenler, 4/C’liler
ve diğerleri. On beş yirmi yıldır Mecliste görev yapacaksın, bir başka adamını
bulup paraşütle buraya geleceksin bir yıllıkken. Bu yapı sizin vicdanınızı
zedelemiyor mu? Sınava alınmış, sınav kazanmış ama onlar hep orada bırakılmış.
Önce bir yere özel kalem müdürü olarak gitmiş, sonra paraşütle memur olarak
buraya gelmiş. Hak, hukuk, adalet bu mu? Hak, adalet için yasa çıkaran bu yüce
Mecliste yaşanan bu adaletsizlerden hicap duyuyorum ve utanıyorum. Milletvekili
olarak ben utanıyorsam, haksızlığa uğrayan Meclis çalışanları ne diyorlar?
Acaba böyle gelmiş böyle mi gitmeli? Kendileri kadrolu olanlar… Sayın Genel
Sekreter bundan hicap duymuyor mu?
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın Tankut…
YILMAZ TANKUT
(Adana) – Teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan,
Sayın Cumhurbaşkanı Dışişleri Bakanıyken bu Mecliste, Doğu Avrupa ülkelerinin
NATO’ya giriş sürecinde “Türkiye bu süreci Avrupa Birliği süreciyle senkronize
edebilirdi.” şeklinde sözler söylemişti. Ancak bugün Sayın Cumhurbaşkanı
NATO’nun Füze Kalkanı Anlaşması’nda “NATO başka, Avrupa Birliği başka.”
demektedir. Sizce bu çelişkili beyanlar neden kaynaklanmaktadır? Hükûmet olarak dün “Avrupa Birliği ile NATO süreci uyum
içinde olabilir.” görüşünüz bugün değişmiş midir? Değiştiyse ana sebebi nedir?
İkinci sorum
Meclis Başkanlığına: Son aylarda Türkiye Büyük Millet Meclisinde
milletvekillerinin e-posta adreslerine, özellikle iktidar ve ana muhalefet
partisinin genel başkanlarına yönelik çirkin, seviyesiz, ağza alınmayacak küfür
dolu mesajlar gelmektedir. Bu e-postalardan sizin bilginiz var mıdır? Varsa,
bunlar niçin önlenmemektedir? Bu postalar kimler tarafından, ne zaman, ne
şekilde gönderilmektedir? Bu konuda hiç araştırma yaptınız mı?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Tankut.
Sayın Korkmaz…
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Sayın Başkan, ben de bir tespitimi Türkiye Büyük Millet Meclisiyle
paylaşıp eski Meclis Başkanı Sayın Bülent Arınç’ın
burada olmasını da fırsat bilerek bir soru yöneltmek istiyorum, bir talebimi
iletmek istiyorum.
Bir seyahatimiz
esnasında İspanya Parlamentosunda en nadide yerde Kanuni Sultan Süleyman’ın
yağlı boya tablosunu gördük. Bunun nedenini sorduğumuzda şöyle söyledi
mihmandar: “Tüm gücü elinde bulunduran bir sultanın devleti yönetmek adına,
kendisini de bağlayacak kanunları yayınlaması ve uygulamalarında kanunilik
vasfını aramasıdır ki böyle bir kişinin resmi olsa olsa
kanunların yapıldığı yer olan parlamentolara yakışır.”
Bir yabancı
parlamentonun gösterdiği bu alicenaplığı Türkiye Büyük
Millet Meclisi ne zaman gösterecektir? Neden Meclisimizde devleti
kurumsallaştırma gayreti içinde olan Selçuklu Veziri Nizamülmülk,
kanunnameleri dünyaca bilinen Cengiz Han, Timur ve Fatih, ayrıca Mecelle’nin
yazarı olan Ahmet Cevdet Paşa’nın hatırası yaşatılmıyor?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Aydoğan…
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
RTÜK, Hükûmet adına yayın kuruluşları üzerinde baskı kurmak, Hükûmet aleyhine yayın ve eleştiriyi önlemek görevi olan
kurum mudur?
Basın ve yayın kurumlarına
kesilen cezaların ölçüsü ve kriteri nedir?
Canlı yayın
konuklarının konuşmalarından dolayı yayın yapan kuruma ceza kesmek ahlaki ve
hukuki midir? Canlı yayın konuğunun söylem ve düşüncelerinden yayın yapan kurum
sorumlu tutulabilir mi?
RTÜK hangi yayın
kurumlarına ceza kesmiştir? Kesilen cezaların miktarı nedir?
Özellikle gündüz
kuşağında yayınlanan evlilik, eş bulma, barıştırma, kriminal
içerikli programlarda rating uğruna intihara veya
cinayetlere yol açacak olaylara izin verilmektedir. Bu durumun önüne geçmek
için alınan bir önlem var mıdır?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Aydoğan.
Sayın Çöllü…
HÜSNÜ ÇÖLLÜ
(Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
İlk sorum Sayın Arınç’a: CHP’nin suç duyurusu üzerine TRT 1, TRT Haber, TRT
6 yayın koordinatörleri hakkında yayın ilkelerini ihlal, seçim yasaklarını
ihlal ve taraflı yayın yapmaktan bir yıldan üç yıla kadar hapis istemli dava
açıldı. Yani, TRT’nin taraflı yayınları savcılıkta da tescillenmiş oldu. Siz
taraflı yayın yapan TRT yöneticileri hakkında herhangi bir idari soruşturma
başlattınız mı? Başlattıysanız soruşturma ne aşamadadır?
Bir sorum da
Meclis Başkanlığına: Yardımcı hizmetler sınıfında çalışıp dört yıllık lisans
mezunu olanların genel idari hizmetler sınıfına geçirilmesi sağlanacak mıdır?
Meclis bütçesinden geçen iki yılda dernek, birlik, sandık gibi kurumlar ile kâr
amacı gütmeyen kuruluşlara yapılan transferlerin miktarı ne kadardır? Bu
kuruluşlar hangileridir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Ağyüz…
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Teşekkür ederim.
Sayın Bakan,
Anadolu Ajansı, milletvekillerinin soru önergelerini haber olarak neden
vermiyor özellikle size bağlandıktan sonra, siz göreve geldikten sonra?
Ayrıca seçim
bölgem Gaziantep’te 2011 programında onarım ve restorasyon
programına alınan vakıf eseri var mıdır?
RTÜK’teki lojman,
araç ve yurt dışı gezi savurganlığına neden müdahale etmiyorsunuz?
Ayrıca Londra’da
açılan bir Mimar Sinan sergisinin görgü şahidi oldum. Eğer oradaki protokol ve
fuar için gelenler olmasaydı katılım çok zayıftı. 25-30 tane reprodüksiyonla
Mimar Sinan sergisini orada anlamlı kılmaya çalışıyoruz ve buna örtülü
ödenekten para verildiği söyleniyor. Bu örtülü ödenekten ne kadar para
verilmiştir? Bu sergiyi açan kişinin niteliği nedir? Bu daha birçok başkentte
devam edecek ama amaç Türkiye’mizi tanıtmaksa böyle anlamsız sergilerle Türkiye
tanıtılabilir mi?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
SIRRI SAKIK (Muş)
– Sayın Başkan, bir
talebimiz vardı.
BAŞKAN – Sadık
Bey, buyurun.
TÜRKİYE BÜYÜK
MİLLET MECLİSİ BAŞKAN VEKİLİ SADIK YAKUT (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
Sayın
milletvekilleri, bazı konuşmacılar Meclis Başkanlığının soru önergelerini iade
ettiğinden yakındılar. Milletvekilleri elbette soru önergesi vererek bilgi edinme
ve denetim yetkilerini kullanacaklardır. Peki, bu önergeler için Anayasa ve İç
Tüzük’te birtakım şartlar öngörülmüşse bu şartlar dikkate alınmayacak mıdır? İç
Tüzük ne diyor: “Meclis Başkanı İç Tüzük şartlarına uygun bulduğu soru
önergelerini işleme alır.” Nedir bu şartlar? Sorunun açık olması, kişilikle
ilgili olmaması, kişisel görüşler içermemesi, görüş alışverişi sağlamak üzere
verilmemesi, kaba ve yaralayıcı ifadeleri içermemesi. Ayrıca Anayasa’nın
138’inci maddesi de yargı bağımsızlığını koruma amacıyla, görülmekte olan bir
davada kullanılan yargı yetkileriyle ilgili soru sorulamayacağını öngörmüş.
Şimdi, Meclis Başkanımız, iddianamenin içeriği, tutuklama, duruşmanın
ertelenmesi gibi hâkim ve savcıların kullandıkları yargı yetkisini sorgulamaya
kalkan önergeleri işleme koyup Anayasa hükmünü ihlal mi etsin, yargıya
müdahaleye izin mi versin, “Vicdanınız sızlamayacak mı?”, “Utanç duymuyor
musunuz?” gibi soruları sorup, kabul edip, İç Tüzük’ün düzenlemelerini
görmezden mi gelsin?
İade edilen soru
sayısına baktığımızda, bu dönem toplam 21.211 yazılı ve sözlü soru önergesinden
1.620’si, yani sadece yüzde 7’si iade edilmiştir. Üstelik,
bu iadelerin 911’i köy, ilçe adı değiştirilerek verilen form şeklindeki kalıp
soru önergeleridir. Tek bir önergede düzenlenebilecek soruların her birinin
ayrı ayrı önergeyle verilerek, yüzlerce soru
önergesiyle Meclis Başkanlığının ve ilgili bakanlığın boğulmasının ve
kırtasiyeciliğin önlenmesi için bu sorular iade edilmiştir. Meclis Başkanlığı
soru şartlarını geniş ve yumuşak yorumlamakta, şartlara belirgin aykırılık
taşıyan sorular mecburen iade edilmektedir.
Bu arada soru
önergelerinin cevaplandırılma durumuyla ilgili bilgiler de şu şekilde: işleme
alınan 2.285 sözlü soru önergesinin 1.639’u, oransal olarak ifade etmek gerekiyorsa
yüzde 70’i cevaplandırılmıştır. İşleme alınan 17.306 yazılı soru önergesinin
8.681’i süresi içerisinde, 6.190’ı da sonradan cevaplandırılmıştır,
cevaplandırılma oranı yüzde 85’tir.
Sayın Güner’in konuşması sırasındaki “Genel sekreter yardımcıları
dışarıdan getirildi, liyakatsiz, hâlbuki içeriden getirilmesi gerekirdi.”
şeklindeki konuşmasına cevap olarak: Mevcut üç genel sekreter yardımcılarından
birisi idari olup, personel ve idari işlerden sorumlu, kendisi son olarak
Başbakanlıkta personel genel müdür yardımcısıydı.
İkincisi teknik
olup, daha önce uzun yıllar Savunma Sanayii
Müsteşarlığında çok kritik projeleri yürütmüş, daha sonra yaklaşık yedi yıl
Bayındırlık ve İskân Bakanlığında müsteşar yardımcılığı yapmış, Orta Doğu
Teknik Üniversitesi mezunu, makine yüksek mühendisidir. Üçüncüsü ise yasama
olup, bizzat Meclisin içerisinden birisidir, uzun yıllar yasamada görev almış,
en son Kanunlar ve Kararlar Müdürlüğünü yürütmüş ve Orta Doğu Teknik
Üniversitesi mezunudur. Görüldüğü gibi liyakatsizlikten bahsetmek bu
bürokratlara haksızlık olur gibi geliyor.
Yine Sayın Güner’in “Odalara ihtiyaç olmadığı hâlde koltuk alınıyor.
Bu bir israf mıdır?” sorusu: Gerek kulisler gerekse grup başkan vekillerinin
odalarındaki koltuklar ekonomik ömrünü dolduran yaklaşık yirmi yıllık
koltuklardı. Bu değişiklikler gelen yoğun talep üzerine yapılmıştır ve iyi
şartlarda hizmet edilmesi için yapılmıştır.
Yine Sayın Güner’in Türkiye Büyük Millet Meclisinde farklı unvanlarda
farklı ücretler ödenmesiyle ilgili sorusu…
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Bu sorulara Sayın Bakan cevap verdi konuşmasında.
TÜRKİYE BÜYÜK
MİLLET MECLİSİ BAŞKAN VEKİLİ SADIK YAKUT (Kayseri) - Türkiye Büyük Millet
Meclisi…
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) - Sorulara cevap verin.
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKAN VEKİLİ SADIK YAKUT (Kayseri) -
Lütfen sabreder misiniz.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Söylediklerinizin hepsi yalan.
TÜRKİYE BÜYÜK
MİLLET MECLİSİ BAŞKAN VEKİLİ SADIK YAKUT (Kayseri) – Sabreder misiniz Sayın
Milletvekilim.
BAŞKAN – Sayın Ağyüz, lütfen…
Sayın Yakut,
buyurun efendim.
TÜRKİYE BÜYÜK
MİLLET MECLİSİ BAŞKAN VEKİLİ SADIK YAKUT (Kayseri) - Türkiye Büyük Millet
Meclisindeki istihdam şekli aynen diğer kamu kurumlarında olduğu gibi memurlar
sözleşmeli 4/B ve geçici personel 4/C, söz konusu statülerdeki farklı ücret
düzenlemeleri, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na dayalı olarak yürütülen
genel istihdam mevzuatına dayanmaktadır. Tüm kamu kurumlarında aynı türden
farklı ücret ödemeleri de söz konusudur.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, yirmi yıldır burada çalışıyor. Yirmi yıldır
burada çalışıyor bu insanlar.
TÜRKİYE BÜYÜK
MİLLET MECLİSİ BAŞKAN VEKİLİ SADIK YAKUT (Kayseri) - Lütfen sabredin…
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu…
TÜRKİYE BÜYÜK
MİLLET MECLİSİ BAŞKAN VEKİLİ SADIK YAKUT (Kayseri) - Yine Sayın Güner’in ve Sayın Çöllü’nün
sorularıyla ilgili…
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, yirmi yıldır çalışıyorlar burada.
BAŞKAN –
Saygıdeğer arkadaşlarım, lütfen, müsaade edin de cevap versin. Eğer cevabı
dinlemeyecekseniz niye soru sordunuz ki?
Sayın Yakut,
buyurun.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Yok ama, Sayın Genel Sekreterin
vicdanı sızlamıyor mu?
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen…
TÜRKİYE BÜYÜK
MİLLET MECLİSİ BAŞKAN VEKİLİ SADIK YAKUT (Kayseri) - Sayın Vekilim, soru
soruyorsunuz, cevabına lütfen sabredin, tahammül edin lütfen.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Yapmayın ya! Her sene aynı şeyi söylüyorsunuz. Her sene
aynı şey!
TÜRKİYE BÜYÜK
MİLLET MECLİSİ BAŞKAN VEKİLİ SADIK YAKUT (Kayseri) - Kadrolu yardımcı hizmetler
sınıfındaki ve hizmetli personelin yükseköğrenim bitirmek kaydıyla genel idari
hizmetler sınıfına geçirilmesiyle ilgili sorunun cevabı: Bakanlıklar ve bağlı
kuruluşlarında hizmetli kadrolarında çalışan personelin tamamı yardımcı
hizmetler sınıfında yer almaktadır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun
36’ncı maddesi gereğince diğer kamu kurumlarına göre farklı uygulama
oluşturmamak amacıyla böyle bir talebe olumsuz bakılmaktadır.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Sayın Başkan, on dakikayı da Başkan mı kullanacak?
TÜRKİYE BÜYÜK
MİLLET MECLİSİ BAŞKAN VEKİLİ SADIK YAKUT (Kayseri) - Yine personele servis
hizmeti sağlanmasıyla ilgili soru: Yeni parlamenterler binasının inşaatı devam
etmektedir. İnşaat nedeniyle iş araçlarının giriş ve çıkışı ve Meclis giriş ve
çıkışındaki trafik yoğunluğu dikkate alınarak söz konusu talep üzerine
değerlendirmeler devam etmektedir.
Teşekkür
ediyorum, Genel Kurula saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
RAHMİ GÜNER
(Ordu) – Servislerle ilgili soruya cevap vermediniz.
YILMAZ TANKUT
(Adana) – Sayın Başkan, e-postalarla ilgili hiçbir cevap vermediniz.
BAŞKAN – Evet,
Sayın Akcan’ın Sayıştay Başkanına yönelttiği bir soru vardı, Sayın Başkan o
soruya cevap vereceklerdir.
Sayın Akyel,
buyurun efendim.
TÜRKİYE BÜYÜK
MİLLET MECLİSİ BAŞKAN
VEKİLİ SADIK YAKUT (Kayseri) – Bir saniye Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun.
TÜRKİYE BÜYÜK
MİLLET MECLİSİ BAŞKAN VEKİLİ SADIK YAKUT (Kayseri) – Sayın Korkmaz,
önerileriniz için özellikle teşekkür ediyorum, not alınmıştır. Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlık Divanının ilk toplantısına konu getirilip
değerlendirilecektir.
Diğer taraftan,
Sayın Tankut’un sorusuyla ilgili konu ilgili
birimimize iki hafta önce AK PARTİ milletvekillerinden birinin talebiyle
iletilmiş olup, gelen küfürlü mesajların engellenmesi için bir hazırlık
yapılıyor. Talep eden vekillerimizin bilgisayarına kurulabilecek fakat
şahısların yakalanması veya tespit edilmesi için yasal olarak savcılığa
başvurmak gerekiyor.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Sayın
Başkan, buyurun.
SAYIŞTAY BAŞKANI
RECAİ AKYEL – Sayın Başkanım, sayın milletvekillerim; şahsım ve kurumum adına
saygıyla selamlıyorum.
Sayın Akcan’ın
sorusunu cevaplandırıyorum: Denetim programının uygulanmasında, denetçinin
kurumu denetimi devam ederken normal olan durum denetim programının
kesilmemesidir, denetçinin değiştirilmemesidir. Ancak zaruri herhangi bir
nedenle denetçi denetimden ayrılmak zorunda kalırsa denetim tamamlatılır.
Sayın Akcan’ın
sorusunda somut olay olarak ifade ettiği Bolvadin Belediyesinin denetimiyle
ilgili durum araştırıldıktan sonra yazılı olarak cevaplandırılacaktır.
Saygılarımı
sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Bakanım,
buyurun.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın Başkanım, ben de birkaç
cümleyle cevap vereyim.
Sayın Cemaleddin Uslu Edirne ve vakıf eserleriyle ilgili
sormuştu. 2003-2010 döneminde 81 eser restore edildi, burada isimleri var.
Hâlen 4 eserin restorasyonu devam etmektedir.
Kira artışları
Bölge Müdürlüğünce o yörenin emsal ve rayiçleri nazarıitibara alınarak
yapılmaktadır. Yüzde 8 artış Bölge Müdürlüğünce makul olarak
değerlendirilmiştir. Yeni gelecek olan tasarının içerisinde vakıf kira
borçlarının da yapılandırılması düşünülmektedir.
Şu anda, 2010
yılında onarımı devam eden eserler Edirne’de 4 tanedir; II. Bayezit
Külliyesi, Ayşekadın Camisi, Büyük Sinagog, Hasan Sezai Baba Mescidi.
Sayın Alim Işık, Kütahya Simav ilçesindeki restorasyonlardan
bahsediyor. Onarım ihaleleri gerçekleştirilmiş, 2011 yılında yapılacaktır. Şu
anda da Simav’da Harmancık (Serenaltı) Camisi, Nasuh
Ağa Camisi, Oduncuoğlu Camisi, Ulu Cami restorasyonları devam etmektedir.
Sayın Ağyüz, “Gaziantep’te 2011’de onarıma alınan eserler var
mıdır?” Bunların da geniş bir listesi var. Şu ana kadar 53 eser restore
edilmiştir. 2010 yılında, merkezde 4, Nizip’te 1, Oğuzeli’nde 1, Şahinbey’de 1
eserin de restorasyonu devam etmektedir. Onarımı
yapılacak eserler de Karatarla Camisi, Tabak Camisi,
Tekke Camisi, Bostancı ve Havra… Teferruatlı olarak kendilerine sunabilirim.
Sayın Işık,
“Yerel ve ulusal televizyonlara uygulanan para cezaları ne kadardır? Ne kadarı
tahsil edilmiştir?” Bunları rakamsal olarak kendilerine ileteceğim, yazılı
cevapla. “Hangi kriterlere göre bu ceza veriliyor?”
Bizim 4’üncü maddede, 3984’ün, yayın ilkelerimiz var. Bunların ihlali hâlinde
müeyyidelerin uygulanması söz konusudur. Yasa’nın 33’üncü maddesine göre,
uyarma, program durdurma ve para cezaları uygulanmaktadır. Yeni kanunda bu
sistem tamamen değiştirilmektedir.
Sayın Recep
Taner’in “Sen Sinot Meclisinin… Niçin papazlar, Türk
vatandaşlığına alınmıştı?” diye... Plan ve Bütçe Komisyonunda bunun cevabını
vermiştim. Vatandaşlık Kanunu’muzun ilgili maddesine
göre İçişleri Bakanlığı, lüzum gördüğü takdirde, vatandaşlığa alma işlemini
yapmaktadır.
Sayın Tankut, Sayın Cumhurbaşkanının bir konuşmasından bahsederek
“Niye görüş değiştirdi?” demişti. Onu ben bilemiyorum, kendilerine sormak
gerekir.
Sayın Korkmaz’a da Sayın Sadık Yakut cevap verdiler.
Sayın Ergün Aydoğan da “RTÜK’ün kestiği cezaların kriteri
nedir?” Biraz önce söylemiş oldum.
Sayın Hüsnü Çöllü
“Cumhuriyet Halk Partisinin şikâyeti üzerine kanal koordinatörü ve diğer
yetkililer hakkında dava açıldı.” diyor, doğrudur. Şikâyet ettiğiniz kişi TRT
Genel Müdürüydü. Cumhuriyet savcılığı onun hakkında şikâyeti muteber görmedi;
kanal koordinatörü ve 2 yönetici hakkında dava açtı ama sadece dava açtı, hüküm
vermedi ve hüküm kesinleşmedi. “Bunlar hakkında ne yapmayı
düşünüyorsunuz?” TRT Genel Müdürlüğü
Kanunu’nda yapılacak işlem belirtilmiştir.
“Anadolu Ajansı
sorularına neden cevap verilmiyor?” Anadolu Ajansı bir anonim şirkettir, ticari
bir kuruluştur; Bakanlığımla da doğrudan bir ilgisi bulunmamaktadır.
Sayın Başkan,
teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, Meclis Başkanı sorduğumuz sorulara cevap vermiyor.
Özellikle hangi milletvekili, kaç defa yurt dışına gitti de harcırahlar aldı?
Defalarca sorduk.
BAŞKAN – Sayın
Genç…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Bu bütçede cevap verilmezse… Niye yani cevap verilmiyor? Böyle bir
şey olur mu? Her şey gizli tutuluyor. Olmaz ki ya!
BAŞKAN – Sayın
Genç, şunu ifade ediyorum: Bakınız, bu şekilde 3-4 milletvekili arkadaşım soru
sordular, en son, yanlış hatırlamıyorsam, Sayın Sakık
sormuştu, sekiz on sayfalık bir şeyi size de gönderdim, diğer partilerden de
soran arkadaşlar vardı, onlara da gönderdim. Durumlar belli.
Son olarak Sayın Sakık’ın kısa bir açıklama yapmak için söz talebi vardı,
onu yerine getireceğim.
Buyurun Sayın Sakık.
IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)
2.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın,
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın,
“Bilinmeyen bir dil” konusunda yaptığı konuşmaya ilişkin açıklaması
SIRRI SAKIK (Muş)
– Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.
Sayın Bakanımız
biraz önce dille ilgili burada açıklama yaparken biz bu tepkimizin neden
olduğunu birkaç kez bu kürsüde dile getirdik. Meclis Başkanından tutun mahkeme
başkanlarına kadar herkes “bilinmeyen bir dil” diyor. Bakın, “Nutuk” adlı
kitapta Mustafa Kemal’in konuşmaları ve açıklamaları var, orada “Kürt” ve
“Kürdistan” geçiyor. Nerede bir “Kürt” ve “Kürdistan” geçiyorsa sansürleniyor.
Birinci baskıda “Kürdistan” ve “Kürt” var ama ikinci baskıda Mustafa Kemal’i
bile sansürleyen bir anlayış var. Mahkemeler aynı doğrultuda. Şu anda 2 bine yakın
BDP’li tutuklu. Neden? Dilden ve
kültürden dolayı. Kendilerini Kürtçe savunmak istiyorlar ve yargıçlar
diyor ki: “Hayır, biz sizi bu şekilde kabul etmeyiz.” Biz onun için diyoruz ki
bu yanlış bir tutumdur, yoksa Kürt sorununun çözümünün Anayasa ve yasalardan
geçtiğini biliyoruz. Biz Anayasa’nın kökten değişmesini istiyoruz ve ben Sayın
Bakanıma Kürtçe: “…”(x)
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Mealini söyle, Türkçesini söyle.
OSMAN ÖZÇELİK
(Siirt) – Kürtçe konuştuğunuz için Allah sizden de razı olsun.
(x)
Bu bölümde, Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dille birtakım kelimeler ifade
edildi.
II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
(Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
1.- 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan
ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/960) (S. Sayısı: 575) (Devam)
2.- 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2009 Bütçe Yılı Kesin
Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna
Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/905,
3/1261) (S. Sayısı: 576) (Devam)
A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Cumhurbaşkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Cumhurbaşkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)
1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi 2011 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi 2009 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesabı
C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Sayıştay Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Sayıştay Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
D) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU (Devam)
1.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
E) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2009 Yılı Merkez Yönetim Kesin Hesabı
F) BAŞBAKANLIK (Devam)
1.- Başbakanlık 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Başbakanlık 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
G) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1.- Vakıflar Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Vakıflar Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
H) BASIN–YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.
Şimdi, sırasıyla,
birinci turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini
ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.
Cumhurbaşkanlığı
2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
01 - CUMHURBAŞKANLIĞI
1.- Cumhurbaşkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu Açıklama (TL)
01 Genel Kamu
Hizmetleri 116.900.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 116.900.000
BAŞKAN – Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Cumhurbaşkanlığı
2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Cumhurbaşkanlığı
2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.- Cumhurbaşkanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A - C E T V E L İ
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
(TL) |
|
|
|
|
|
|
- Toplam Ödenek |
: |
88.611.300,00 |
|
- Bütçe Gideri |
: |
84.702.573,65 |
|
- İptal Edilen
Ödenek |
: |
3.908.726,36 |
BAŞKAN – (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Cumhurbaşkanlığı
2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
02- TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi 2011 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu Açıklama (TL)
01 Genel Kamu
Hizmetleri 512.391.700
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
02 Savunma
Hizmetleri 2.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu Düzeni ve
Güvenlik Hizmetleri 102.500
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
07 Sağlık
Hizmetleri 438.800
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 512.935.000
BAŞKAN – Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi 2009 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A - C E T V E L İ
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
(TL) |
|
|
|
|
|
|
- Toplam Ödenek |
: |
427.253.069,27 |
|
- Bütçe Gideri |
: |
374.593.400,21 |
|
- İptal Edilen
Ödenek |
: |
43.290.515,06 |
|
- Ertesi Yıla
Devreden Ödenek |
: |
9.369.154,00 |
BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul
edilmiştir.
Sayıştay
Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
06- SAYIŞTAY
BAŞKANLIĞI
1.- Sayıştay Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu Açıklama (TL)
01 Genel Kamu
Hizmetleri 15.372.300
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
02 Savunma
Hizmetleri 15.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu Düzeni ve
Güvenlik Hizmetleri 111.748.200
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
09 Eğitim
Hizmetleri 1.700.000
TOPLAM 128.835.500
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayıştay
Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Sayıştay
Başkanlığı 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.- Sayıştay Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin
Hesabı
BAŞKAN– (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A - C E T V E L İ
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
(TL) |
|
|
|
|
|
|
- Toplam Ödenek |
: |
99.021.530,07 |
|
- Bütçe Gideri |
: |
85.573.590,75 |
|
- İptal Edilen
Ödenek |
: |
13.344.594,25 |
|
- Ertesi Yıla
Devreden Ödenek |
: |
103.345,07 |
BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayıştay
Başkanlığı 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
42.01 – RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU
1.– Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2011 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu Açıklama (TL)
01 Genel Kamu
Hizmetleri 78.469.500
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
02 Savunma
Hizmetleri 1.200.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
08 Dinlenme,
Kültür ve Din Hizmetleri 35.330.500
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 115.000.000
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul
edilmiştir.
Gelir cetvelini
okutuyorum:
GELİR C E T V E L
İ
Kodu Açıklama (TL)
03 Teşebbüs ve
Mülkiyet Gelirleri 200.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
05 Diğer Gelirler 114.800.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 115.000.000
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3984 sayılı
Kanun’un 12’nci maddesine göre Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun 2011 yılı için
merkez ve taşra teşkilatına ait kadro cetvelleri Plan ve Bütçe Komisyonunda
karara bağlanmıştır.
Şimdi, Radyo ve
Televizyon Üst Kurulunun merkez teşkilatında 580, taşra teşkilatında 90 olmak
üzere, toplam 670 kadroyla ilgili kadro cetvellerini oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri ile kadro
cetvelleri kabul edilmiştir.
Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2009 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A - C E T V E L İ
(TL)
|
- Toplam Ödenek |
: |
143.829.000,00 |
|
- Bütçe Gideri |
: |
66.786.387,16 |
|
- İptal Edilen
Ödenek |
: |
77.042.612,84 |
BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
B - C E T V E L İ
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
(TL) |
|
|
|
|
|
|
- Bütçe Geliri
Tahmini |
: |
143.829.000,00 |
|
- Yılı Net Tahsilatı |
: |
68.650.404,61 |
|
|
|
|
BAŞKAN– (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul
edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
03 - ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI
1.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu Açıklama (TL)
01 Genel Kamu
Hizmetleri 4.128.451
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu Düzeni ve
Güvenlik Hizmetleri 12.197.549
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 16.326.000
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığı 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A - C E T V E L İ
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
(TL) |
|
|
|
|
|
|
- Toplam Ödenek |
: |
13.758.400,00 |
|
- Bütçe Gideri |
: |
9.851.898,46 |
|
- İptal Edilen
Ödenek |
: |
3.906.501,54 |
BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığı 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul
edilmiştir.
Başbakanlık 2011
yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
07 - BAŞBAKANLIK
1.– Başbakanlık 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu Açıklama (TL)
01 Genel Kamu
Hizmetleri 5.018.153.500
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
02 Savunma
Hizmetleri 1.533.500
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu Düzeni ve
Güvenlik Hizmetleri 3.985.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
04 Ekonomik İşler
ve Hizmetler 67.250.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
07 Sağlık
Hizmetleri 822.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
08 Dinlenme,
Kültür ve Din Hizmetleri 23.478.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 5.115.222.000
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Başbakanlık 2011
yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Başbakanlık 2009
yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.- Başbakanlık 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A - C E T V E L İ
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
(TL) |
|
|
|
|
|
|
- Toplam Ödenek |
: |
2.568.556.472,34 |
|
- Bütçe Gideri |
: |
2.540.172.641,50 |
|
- İptal Edilen
Ödenek |
: |
28.383.830,84 |
BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Başbakanlık 2009
yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Vakıflar Genel
Müdürlüğü 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
40.18 - VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Vakıflar Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu Açıklama (TL)
01 Genel Kamu
Hizmetleri 21.590.500
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu Düzeni ve
Güvenlik Hizmetleri 5.940.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
07 Sağlık
Hizmetleri 464.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
08 Dinlenme,
Kültür ve Din Hizmetleri 326.340.500
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
10 Sosyal
Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri 47.086.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 401.421.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Gelir cetvelini okutuyorum:
GELİR CETVELİ
Kod Açıklama (TL)
03 Teşebbüs ve
Mülkiyet Gelirleri 366.725.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
04 Alınan Bağış
ve Yardımlar ile Özel Gelirler 4.935.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
05 Diğer
Gelirleri 53.340.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
06 Sermaye
Gelirleri 84.000.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 509.000.000
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Vakıflar Genel
Müdürlüğü 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Vakıflar Genel
Müdürlüğü 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.- Vakıflar Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A - C E T V E L İ
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
(TL) |
|
|
|
|
|
|
- Toplam Ödenek |
: |
466.501.900,26 |
|
- Bütçe Gideri |
: |
336.444.836,93 |
|
- İptal Edilen
Ödenek |
: |
129.909.059,97 |
|
- Ertesi Yıla
Devreden Ödenek |
: |
148.003,36 |
BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
B - C E T V E L İ
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
(TL) |
|
|
|
|
|
|
- Bütçe Tahmini |
: |
500.000.000,00 |
|
- Yılı Net Tahsilatı |
: |
276.676.855,02 |
BAŞKAN– (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Vakıflar Genel
Müdürlüğü 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğü 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
07.77 - BASIN –YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.– Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2011 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu Açıklama (TL)
01 Genel Kamu
Hizmetleri 7.066.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
02 Savunma
Hizmetleri 45.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu Düzeni ve
Güvenlik Hizmetleri 412.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
08 Dinlenme,
Kültür ve Din Hizmetleri 70.867.800
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 78.390.800
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğü 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul
edilmiştir.
Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğü 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2009 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin
Hesabı
BAŞKAN– (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A - C E T V E L İ
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
(TL) |
|
|
|
|
|
|
- Toplam Ödenek |
: |
77.541.000,00 |
|
- Bütçe Gideri |
: |
76.291.876,18 |
|
- İptal Edilen
Ödenek |
: |
1.249.123,82 |
BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğü 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Saygıdeğer
milletvekilleri, böylece, Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi,
Sayıştay, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Anayasa Mahkemesi, Başbakanlık,
Vakıflar Genel Müdürlüğü ile Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün 2011
yılı merkezî yönetim bütçeleri ile 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesapları
kabul edilmiştir. Kurumlarımıza ve milletimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.
Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, birinci tur görüşmeler tamamlanmıştır.
Saat 19.45’te
toplanmak üzere birleşime ara veriyorum.
Kapanma Saati: 18.59
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 19.49
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşiminin Beşinci
Oturumunu açıyorum.
2011 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu
Tasarısı ikinci tur görüşmelerine başlıyoruz.
II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
1.- 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan
ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/960) (S. Sayısı: 575) (Devam)
2.- 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2009 Bütçe Yılı Kesin
Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna
Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/905,
3/1261) (S. Sayısı: 576) (Devam)
I) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI
1.- Hazine Müsteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Hazine Müsteşarlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
İ) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU
1.- Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2009 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
J) SERMAYE PİYASASI KURULU
1.- Sermaye Piyasası Kurulu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Sermaye Piyasası Kurulu 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin
Hesabı
K) TÜTÜN VE ALKOL PİYASASI DÜZENLEME KURUMU
1.- Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
L) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
1.- Diyanet İşleri Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
2.- Diyanet İşleri Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesabı
M) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI
1.- Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
N) YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI
1.- Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2011 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
O) AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ
1.- Avrupa Birliği Genel Sekreterliği 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Avrupa Birliği Genel Sekreterliği 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – Komisyon
ve Hükûmet yerinde.
İkinci turda,
Hazine Müsteşarlığı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Sermaye Piyasası
Kurulu, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu, Diyanet İşleri Başkanlığı,
Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Yurtdışı Türkler ve Akraba
Topluluklar Başkanlığı, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği bütçeleri yer
almaktadır.
Sayın
milletvekilleri, 08/12/2010 tarihli 28’inci
Birleşimde, bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması
ve her tur için soru-cevap işleminin yirmi dakika olması kararlaştırılmıştır.
Biraz önceki
başlangıçta da sizlere arz etmiştim, sisteme girerek arkadaşlarımız söz
isteyeceklerdir.
İkinci turda
grupları ve şahısları adına söz alan üyelerin isimlerini okuyorum:
Gruplar:
Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu: Mithat Melen, İstanbul; Mustafa Cihan Paçacı, Ankara;
Mustafa Enöz, Manisa; Reşat Doğru, Tokat; Osman
Çakır, Samsun milletvekilleri.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu: Enis Tütüncü, Tekirdağ; Bihlun Tamaylıgil, İstanbul; Esfender
Korkmaz, İstanbul; Haluk Koç, Samsun; Onur Öymen,
Bursa milletvekilleri.
AK PARTİ: Yahya
Doğan, Gümüşhane; Ahmet Yeni, Samsun; Halil Aydoğan, Afyonkarahisar; Şevket Gürsoy,
Adıyaman; Abdurrahman Dodurgalı, Sinop; Mehmet Çiçek,
Yozgat; Ahmet Koca, Afyonkarahisar; Fazilet Dağcı
Çığlık, Erzurum; Abdullah Çalışkan, Kırşehir; Cüneyt Yüksel, Mardin
milletvekilleri.
Barış ve
Demokrasi Partisi: Hasip Kaplan, Şırnak; Nezir
Karabaş, Bitlis; Şerafettin Halis, Tunceli; Akın Birdal,
Diyarbakır milletvekilleri.
Şahsı adına:
Lehinde Saffet Kaya, Ardahan; aleyhinde Hüseyin Mert, İstanbul milletvekilleri.
Şimdi, Milliyetçi
Hareket Partisi Grubundan başlıyoruz.
İlk söz, İstanbul
Milletvekili Mithat Melen’e aittir.
Sayın Melen,
buyurun efendim. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Melen,
belirlenen süreniz on iki dakikadır efendim.
MHP GRUBU ADINA
MİTHAT MELEN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi
Hareket Partisi adına Hazine bütçesi için söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti
saygıyla selamlarım.
Gerçi, hiç böyle
alışkın değilim çok az hayranıma konuşmaya ama…
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun)- Araya, yemek arasına denk geldi, ondan.
MİTHAT MELEN
(Devamla) - Demek ki, gerçekten, Türkiye’de Hazinenin önemini Türkiye Büyük
Millet Meclisi böyle değerlendiriyor. Hâlbuki, Hazine
benim de ait olduğum bir kurum, Türkiye'nin en önemli kurumu, ama sekiz yıldır
-sağ olun- hiç Hazineyi kullanmıyorsunuz, Hazineyle de ilgilenmiyorsunuz. Bence
çok ciddi. Hatta Hazineyi bir parça sanki devre dışı bırakmış gibi bir hava da
var. Merkez Bankasına da epeyce yükleniyoruz. Bu da biraz zaten ilgiyle belli
oluyor.
Bir de başka
önemli bir şey var, onu da mutlaka arz etmek zorundayım: Bu bütçeyle, biz,
artık, Türkiye’de, son sekiz yıldan beri ilgilenmiyoruz, bütçeyi ciddiye
almıyoruz. Niye almıyoruz, bakın onu da söyleyeyim: Bütçe sadece üç tane
maddenin konuşulması ve gelecek yılda birtakım maaşların, paraların, onların
bunların ödeneklerinin onaylanması değil. Bütçe, aslında, bir ülkenin -başta
tabii Türkiye’den bahsediyoruz- geleceğe dönük politikalarının onaylanmasıyla
ilgili bir şey. Orta ve uzun vadeli, kısa vadeli programlarının ve planlarının
onaylanmasıyla ve onların tartışılmasıyla ilgili bir şey. Ama biz hiç o konuda…
Gerçekten, sekiz yıldır geleceğe dönük bir şey de konuşmuyoruz, özellikle
Türkiye Büyük Millet Meclisinde ve ekonomi konusunda Türkiye Büyük Millet
Meclisi o kadar devre dışı ki hiçbir şey Türkiye Büyük Millet Meclisinde
konuşulmuyor.
Belki Anayasa’yı
değiştirmeden önce oturup İç Tüzük’ü değiştirmemiz lazım idi. İç Tüzük’te de,
Bütçe Komisyonunun yanında ciddi bir ekonomik komisyon kurmamız gerekiyordu. Bu
da önemliydi çünkü çok önemli olaylar oluyor, sadece Türkiye’de değil dünyada
da. Onları da gayet kolay çözüyorsunuz tabii torba kanunlarla. Bir torba
kanunda doksan altı tane yasaya atıf var. Yazan bile farkında değil ne
olduğunun. Hakikaten, piyasa takip edemiyor. Ayrıca piyasa takip edemediği
zaman ne oluyor biliyor musunuz? Aynı böyle ilgisizlik gibi, ciddiye almıyor
Türkiye Büyük Millet Meclisini, hele ekonomi konusunda hiç ciddiye almıyor.
Şimdi bir tane muhabir yok bakın bunu izleyen, beni değil tabii Türkiye Büyük
Millet Meclisini. Beni izleyen izliyor, önemli değil, onda derdim yok. Ama
gerçekten, gerçekten oturup Türkiye Büyük Millet Meclisinin ekonomide
ağırlığını hissettirmemiz lazım. Onu da kim hissettirecek? Bizler. Eğer biz
bunu hissettiremezsek, ikide bir… Çünkü dünyayı yönetenin kim olduğundan
bahsediyoruz, işte o devletler, derin devletler. Hayır, dünyada gerçek
demokrasilerde parlamentolar yönetiyor, ekonomiyi de parlamentolar yönetiyor,
biz öyle yönetmiyoruz; el yordamıyla, sağdan soldan bilgilerle. Belirli
beyanatları bile Hazinenin yapması, Hazinenin sahip olması gerekirken Merkez
Bankası yapıyor.
Efendim, Merkez
Bankasının özerkliği… Benden önce herkes biliyor ki Merkez Bankası Kanunu’nun
1’inci maddesi fiyat istikrarıyla ilgili bir maddedir. Merkez Bankasının bir
numaralı görevi fiyat istikrarını yerine getirmektir ama şimdi Merkez Bankası
fiyat istikrarının yanında finansal istikrarla uğraşmaya başladı. Niye? Çünkü
Hazine uğraşmıyor. Hazine Kanunu’nda da öyle çok önemli bir şey var. Sadece Hazine mamelek idaresinden sorumlu. İsmi üzerinde “Hazine.” Mameleki
idare edecek, devletin mamelekini; değerlendirecek, nemalandıracak. Çok önemli
nemalandırmak ama bu görevlerini Hazine yapmıyor, fonksiyonlarını yerine
getirmiyor. Burada da başka mesele var. Ekonomiyle ilgili yasaları yani kamu,
piyasayı düzenlerken kendi içindeki düzenlemeleri doğru dürüst yapmamış yani
ekonomi hukukunda çok ciddi eksiklikler var. Kim yapacak bazı şeyleri? O görev
tanımları da doğru değil. Onu da, o sistemi devamlı bozduğumuz için o torba
kanunlarla her gün bir kanun çıkıyor. Şimdi Hazine Müsteşarı da, Sayın Müsteşar
da burada, ona sorsak o da aynı şeyleri söyleyecek, o bile takip edemiyordur.
Onun için oturup bu işleri bir kere daha yoluna sokmamız lazım yani Hazinesiz
bir ekonomi yönetimi olmaz. Dünyada zaten bakanlıkların adı
“Hazine Bakanlığı” çoğu zaman. Bu arada Maliye Bakanlığı alınmasın, onun
da yeri ayrı ama sadece bütçe değil, ekonomi yönetimindeki Hazinenin ağırlığı
önemli.
Bakın, o kadar
bazı şeyleri basite indirgersek kolay ki. Niye? İki tane önünüzde Hükûmet olarak seçenek var. Ya gelirleri artırmak için
vergileri artırırsınız yahut da vergileri aynen tutarsınız harcamaları
artırırsınız. Bunu kim yapacak? Bunu yapacak olan Hazinenin kendi. Peki,
bakalım biraz geçmişe. Gelirleri artıranlar yani vergileri artıran hükûmetlerin ömürleri dört sene bile sürmemiş uluslararası
anlamda. Peki, harcamaları artıranların ömürleri ne kadar olmuş? Onlar da dört
sene olmuş. Yani harcamayı da artırsanız, vergiyi de artırsanız, on dokuz tane
ülkede yapılan -Batılı ülke bunlar- araştırmada, ömrünüz çok uzun olmuyor. Buna
koalisyonlar dâhil çünkü orada başka alternatif yok, para politikalarında. Üzerine malî politikaların eklenmesi lazım. İşte o, demin
şikâyet etmeye çalıştığım o finansal istikrarı Merkez Bankası üstlenmiş durumda
ki, yanlış; o da bir zorunluluk hâline gelmiş. Mesela Merkez Bankası şikâyet
ediyor aşırı ısınmadan. Nedir o aşırı ısınma? Büyüme. Ne pahasına büyüyoruz?
Burada çok…
Bakın, herkes nutuk atıyor -siyasi konuşmuyorum, çok teknik söylemeye
çalışıyorum, yani isim önemli değil- şunu yaptık, bunu yaptık, 2001’de şu oldu,
şimdi bu oldu diye. Bundan beş sene sonra biz de bunlar oldu diyeceğiz. O
yanlış. Esas şey, aşırı ısınma, yani aşırı büyüme. Ne pahasına? İthalat pahasına,
ithal etme pahasına, borçlanma pahasına. Çok fazla borçlanırsanız bunları bir
gün ödeyeceksiniz. Öyle, kamu borcunu azaltıp, özel sektörün borcunu çoğaltıp
veya bankaları rahatlatıp, arkasından da faizlerle oynamaya kalkmak… Faizlerle
nasıl oynayacaksınız, faizi nasıl düşüreceksiniz? Bugün faizi düşürdüğünüz gün
Türkiye’ye fon gelmeyecek. Fon gelmeyince bizim açıklarımız kapanmayacak,
ekonomi duracak, sistem duracak. Bunu hep birlikte biliyoruz. Yarın biz
devralsak aynı şey olacak. Onun için burada oturup, hakikaten, cari açık
meselesini çok iyi, kafamızın bir tarafına yerleştirmemiz lazım. Bu cari açık
Türkiye’ye tahribatta bulunuyor, dikkat edin. Belki hepimiz, hep birlikte,
herkes, ben dâhil, cebimizde işte otuz tane kredi kartıyla hovardaca bunları
harcıyoruz fakat çok tehlikeli.
Türkiye’de
KOBİ’ler çalışmıyor, dünyayla rekabet edecek üretim yapmıyoruz, üretim
yapamıyoruz. Türkiye’de üretim sektörünün boğazını sıktık. Birkaç sektör, o da
neyle çalışıyor? İthalatla çalışıyor, ithalatsız üretim Türkiye’de olmuyor.
Sakın ha, yanlış anlaşılmasın, ithalatı kısalım falan diyen yok, ihracatı
artırmamız lazım, gerçekten üretimi artırmamız lazım Türkiye’de.
Mesela, küresel
rekabetçilik konusunda bir şey yapmadık ve yapmıyoruz. Çok
ciddi bu küresel rekabetçilik. Size çok basit bir iki rakam vermek
istiyorum. Nasıl rekabet edeceksiniz? Şimdi, Türkiye’de on beşle altmış dört
yaş arasındaki insanların yaklaşık okuma yılı altı buçuk yıl. Altı buçuk yılla
dünyada Kore’yle rekabet edemezsiniz, on bir yıl okumuşlar. Onu bırakın, mesela
OECD’de otuz üç tane ülkede sondan ikinciyiz. Niye bu rakamları konuşmuyoruz? O
hani, on beş yaşındaki çocukların matematiğe ve dünyaya açıklığı ölçülmüş,
sondan ikinci olmuşuz. Yani okuma yılı altı buçuk bile olsa dünyayla rekabet edemeyecek
derecedesiniz yani niteliğiniz yok. Niteliği olmayan ülke ekonomide başarılı
olamaz, rekabet edemez, üretim yapamaz. O ülke işin kolayına varır, ne
yapar? Daima ihracat yerine ithalat
yapar, ithalatı arttırır, bütçe açığı da dâhil artar. Bunu da borçla kapatır.
Borcu kapatmak için faizi yüksek tutar, birkaç bankaya da, hakikaten, rahatlık
sağlar.
Bir de efendim,
bankalar çok iyi durumda. İşte, 2001’de -tabii onu da iftiharla söylüyoruz- IMF
geldi, o programı yaptı, onun için, işte, bankalar rahatladı. Şimdi rahatlamış
gibi görünüyor. Aman, sakın ha, yine yanlış anlaşılmasın “Bankalar batsın,
Türkiye bir krize girsin.” kesinlikle bunu en son söyleyecek, en son isteyecek
benim. O krizin acılarını hep birlikte çekeriz çünkü. Onun için, aman, bankalar
rahatlasın tabii ama bankalar üretimle ilgilenmiyor, bankalar spekülatif şey yapıyor ve daha çok yatırımı destekleyen
kredi vermiyor bankalar. Kredi portföyündeki her şey
tüketime dönük. Tüketim yanlış değil ama size yine bir rakam, Türkiye’de
tüketimin toplamının yüzde 25’i İstanbul’da. Yani İstanbul
bir tarafa, Türkiye bir tarafa. Sadece dörtte 1’ini İstanbul’da
yapıyorsunuz tüketimin, geri kalanı da bütün Türkiye yapıyor. Bu da çok
tehlikeli bir gelişme. İşte, esas gelir farklılıkları, esas adaletsizlikler,
gelir adaletsizliklerinin de doğduğu en önemli noktalardan bir tanesi bu.
Gerçekten üretim, hatta üretim de hizmet sektöründe üretim. Yine hizmet
sektörüne karşı olmak anlamında değil bu, hizmet sektörüne karşı olmak
anlamında değil, tam aksine ama temerküz ettiği yer, toplandığı yer Türkiye’de
dar bölgelerdir. Anadolu’ya doğru dürüst, sermaye dâhil, üretim dâhil,
yayılmıyor. Anadolu’da çok iyi patlayan bir Anadolu ateşi var ama yeterli
değil. Yani Türkiye’nin bugün 200 milyar dolara çıkmış ithalat potansiyelinin
yanında bir o kadar 200 milyar dolarlık... Çünkü yaklaşık, küçücük Hollanda o
kadar ihracat ve ithalat yapıyor. Hollanda kadar yapamıyoruz. Onun için,
ihracatımızın da çok yüksek olması lazım.
Az gelinen
rakamlar ve daha önemli bir şey daha var: Katma değer artırmak, katma değer
eklemek üretime. Katma değer de ekleyemediğimiz için… Çünkü katma değer de
gerekli bir teknolojiye ihtiyaç duyuyor. O teknolojiyi yakalamak da çok zor.
Türkiye’nin önündeki en önemli sıkıntı gelecek yıllarda, bir kere Doğu’dan
gelecek rekabet; iki, Batı’nın yavaşlamasıyla ilgili. Batı yavaşladı, biraz bu
sene toparlanıyor ama yeterli değil. Krizleri saymıyorum. İnşallah, o krizler
bize sirayet etmez. “İnşallah” diyorum maalesef. İnşallah etmez çünkü o zaman
hakikaten işler zor ama o Doğu rekabetiyle Batı’da yavaşlayan ekonomi modeli ve
gittikçe sıkıntıya düşen bir Avrupa. Niye? Fransa ve Almanya gibi iki tane
ekonomik motoru iyi çalışmayan, küresel rekabete de dayanamayan bir yapı. Ben
de ticaretimin yüzde 50’den fazlasını o piyasayla yapıyorum. Onun için, o
piyasa... İyi ki euro vardı, takla atmadı. Euroya karşı olanlara da cevabı euronun
olması. Euro olmasaydı, takla atabilirdi. İyi ki euro
vardı. Arada o imparatorluklardan bahsettiler ama...
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Melen, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
MİTHAT MELEN
(Devamla) – Boş da olsa salon, konuşabiliyorum Sayın Başkan. Teşekkür ederim.
Ama gerçekten
ileriye dönük çok iyi düşünmemiz lazım bunu. Mesela, 2011, seçime kadar bu
sistem idare edebilir bizi, belki seçimi de kazandırır. Böyle, ama ondan sonra
işler çok ciddi, ondan sonra hakikaten oturup çok ağır önlemler almak lazım,
kemer sıkma önlemleri. Bunu da yanlış görüyorum işte. Bu, bir fırsattı, kaçtı.
Hakikaten, Batı sıkıntıdayken Türkiye altyapısını yenileyecek, yeni baştan
düzenleyecek ve finansal istikrarını koruyarak yeni baştan finansal yapısını
kuracak bir pozisyona gelebilirdi; gelemedik, siyaset adına feda ettik. Yine,
yine bir altı ay, yine bu nutuklarla feda edeceğiz. Ondan sonra seçim gelecek.
Seçimden sonra kim gelirse gelsin çok ağır ve zorunlu tedbirler alacak.
Böyle IMF’in borcunu ödedik, ödemedik, bilmem, bunlar artık
hakikaten modası geçmiş şeyler. Biz gelecekle ilgili neler yapıyoruz? İşte
bütçede esas eleştirdiğim nokta o. Hiç gelecek burada konuşulmuyor, bir de
birbirimizle itişmekten, yemekten başka birbirimizi. Bırakın bunları ya.
Ekonomide artık çok önemli bir döneme girdik ve Türkiye’nin ayakta kalması
gerektiği bir döneme. Bu ayakta kalması gerektiği dönemde birbirimizle kavga
ederek bu işi çözemeyiz ama o orta vadeli planlarda, Avrupa Birliğine de
uyumda, bütün bunların hepsinin yeniden konuşulduğu bir 2011 yılına gireceğiz.
2011 yılına girerken burada bütçeyle ilgili oturup bir kişinin bunları
söylemesini ben istiyordum yetkililerden tabii. Ama bunlar konuşulmadı. Onu yaptık,
bunu yaptıkla ilgili şeyler. Çok yazık. Niye yazık? O zaman da halk, milletimiz
bizle çok az ilgileniyor, Türkiye Büyük Millet Meclisini ciddiye almıyor,
ekonomideki gerçekten hâkim olma unsurunu da kaybediyor.
Bu duygu ve
düşüncelerle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum ve bütçenin hayırlı olmasını
diliyorum.
Teşekkür ederim.
(MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Melen.
Saygıdeğer
milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 20.06
ALTINCI OTURUM
Açılma Saati: 20.16
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşiminin Altıncı
Oturumunu açıyorum.
2011 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu
Tasarısı ikinci tur görüşmelerine devam ediyoruz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Şimdi söz sırası,
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Mustafa Cihan Paçacı’dadır.
Buyurun Sayın
Paçacı. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
MUSTAFA CİHAN PAÇACI (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sermaye
Piyasası Kurulu ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu bütçelerini
değerlendirmek amacıyla Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum.
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, biraz önce İstanbul Milletvekilimiz Sayın Mithat Melen, Hazine
ile ilgili değerlendirmelerde bulundu ve dikkat ettim, iktidar partisi AKP’den
17 milletvekili bu konuşmayı dinleyebildi. 337 milletvekili olan bir partinin
bütçe gibi çok önemli bir görüşmede sadece 17 milletvekiliyle temsil edilmesi
gerçekten, bütçenin, bütçeye verilen değerin ve ülkenin problemleri ile ilgili
değerlendirmelere ne derece önem verdiğinin açık bir göstergesi olmuştur.
Umuyorum ki bundan sonraki görüşmelerde, en azından bütçe görüşmelerinde
İktidar bu görüşmelere yeterli çoğunlukta katılır ve bu değerlendirmeleri
izler.
Değerli
milletvekilleri, bütçe görüşmeleri esas itibarıyla, ülkeyi yöneten iktidarın
bir yıllık ekonomik faaliyetlerinin analiz edildiği görüşmelerdir. Bir yılın
başarılı olup olmadığının ölçüsü ise bir önceki yıl ile kıyaslanarak tespit
edilir. Ancak, AKP, her bütçe görüşmesinde, bir önceki yılla kıyas yapmaktan
kaçınmakta ve sürekli 2002 ve öncesiyle kıyas yoluna gitmektedir. Özellikle
Sayın Başbakan, her konuşmasında, kendi dönemini değerlendirmek yerine 2002 ve
öncesine atıfta bulunarak, o dönemi eleştirmekte ve böylece kendi döneminin
başarılı olduğu imajını vermeye çalışmaktadır. Sayın Başbakan dünyada yaşanan
ekonomik krizin ülkemizi etkilemediği, teğet geçtiği iddiasında bulunurken
verdiği en önemli örnek, ülkemizde finans sektöründe dünyadaki gibi bir krizin
yaşanmadığıdır.
Değerli arkadaşlar, cumhuriyet döneminde Türk ekonomisinde iki önemli değişim ve dönüşüm yaşanmıştır. Bunlardan biri, 80’li yılların başında karma ekonomik yapıdan serbest piyasa ekonomisine geçiştir. Diğeri ise, Milliyetçi Hareket Partisinin de içinde bulunduğu 57’nci Cumhuriyet Hükûmeti döneminde, bedeli siyaseten ağır bir şekilde ödenmiş olsa da, özellikle finans sektöründe yapılan radikal reformlardır. İşte, dünyada yaşanan finansal krizden ülkemizin diğer ülke finans piyasaları kadar etkilenmemesinde en önemli neden bu yapılan reformlardır. Buna rağmen İktidar, o dönemde yapılan reformları görmezden gelmekte ve haksız eleştirilerde bulunmaktadır. Hani, anlama kıtlığından kaynaklanan bir hatayı sürekli tekrarlamak anlamında kullanılan bir atasözümüz vardır: “Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur.” Her yıl olduğu gibi dünkü bütçe görüşmelerinde de yine 2002 öncesi Fon’a devredilen bankalarla ilgili olarak 57’nci Cumhuriyet Hükûmet