DÖNEM: 23 CİLT: 84 YASAMA YILI: 5
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
30’uncu
Birleşim
10 Aralık 2010 Cuma
(Bu
Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür
belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş
alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L
E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - YOKLAMA
IV. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI
1.- Sivas Milletvekili
Malik Ecder Özdemir’in, Dünya İnsan Hakları Günü’ne ilişkin gündem dışı
konuşması ve Devlet Bakanı Faruk Çelik’in cevabı
2.- Diyarbakır
Milletvekili Akın Birdal’ın, Dünya İnsan Hakları Günü’ne ilişkin gündem dışı
konuşması ve Devlet Bakanı Faruk Çelik’in cevabı
3.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, Afşin-Elbistan Termik Santrali İşletmesinin
sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin gündem dışı konuşması ve Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı
V.-
AÇIKLAMALAR
1.- Konya
Milletvekili Ayşe Türkmenoğlu’nun, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin
kabulünün 62’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması
2.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, bireylerin düşüncelerini özgürce ifade etmelerine
ve serbestçe toplantı yapmalarına ilişkin açıklaması
3.- Gaziantep
Milletvekili Akif Ekici’nin, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün
62’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması
4.- Aydın
Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Aydın ilinde aşırı yağış nedeniyle meydana gelen
afete ilişkin açıklaması
5.- İzmir
Milletvekili Oktay Vural’ın, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün
62’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması
6.- Van
Milletvekili Özdal Üçer’in, ülkemizde 121 bin kişinin cezaevlerinde çok kötü
koşullarda yaşam sürdürdüklerine ilişkin açıklaması
7.- İstanbul
Milletvekili Edibe Sözen’in, insan haklarına ilişkin açıklaması
8.- Amasya
Milletvekili Hüseyin Ünsal’ın, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Strateji
Geliştirme Dairesi Başkanlığındaki personele baskı yapıldığına ilişkin açıklaması
9.- Eskişehir
Milletvekili Beytullah Asil’in, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin
kabulünün 62’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması
10.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Çin Özerk Uygur Bölgesi’nde yaşayan
Türklerin işkence gördüklerine ilişkin açıklaması
11.- İstanbul
Milletvekili Halide İncekara’nın, milletvekillerinin üsluplarına ilişkin
açıklaması
12.- Trabzon
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in,
merhum Başbakan Adnan Menderes’in özel hayatına dair ifadelerine ilişkin
açıklaması
13.- İzmir
Milletvekili Oktay Vural’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, merhum
Başbakan Adnan Menderes’in özel hayatına dair ifadelerine ilişkin açıklaması
14.- Yozgat
Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, merhum
Başbakan Adnan Menderes’in özel hayatına dair ifadelerine ilişkin açıklaması
15.- Adalet
Bakanı Sadullah Ergin’in, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, merhum Başbakan
Adnan Menderes’in özel hayatına dair ifadelerine ilişkin açıklaması
16.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, merhum Başbakan Adnan Menderes’in özel hayatına
dair sözlerini geri aldığına ve ailesinden özür dilediğine ilişkin açıklaması
VI.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- İstanbul Milletvekili
Çetin Soysal ve 22 milletvekilinin, bireylerin telefonlarının yasadışı
dinlenmesi konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/957)
2.- İzmir
Milletvekili Kamil Erdal Sipahi ve 21 milletvekilinin, astsubayların
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/958)
3.- İstanbul
Milletvekili Hasan Macit ve 20 milletvekilinin, 12 Eylül askerî darbesi
döneminde Hava Kuvvetleri Komutanı olan emekli Orgeneral Tahsin Şahinkaya ile
ilgili usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarının araştırılması amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/959)
4.- Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemir ve 24 milletvekilinin, sosyal yardımlaşma ve
dayanışma vakıflarının yaptığı yardımlarda yaşanan sorunların araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/960)
VII.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Türk Ticaret
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)
2.- Türk Borçlar
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)
3.- Kütahya Milletvekili
Soner Aksoy’un, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi
Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu
Raporu (2/340) (S. Sayısı: 395)
4.- Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/961) (S.
Sayısı: 574)
5.- Erzurum
Milletvekili Muzaffer Gülyurt’un; 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının
Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve
Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (2/401) (S. Sayısı: 374)
VIII.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Adalet Bakanı
Sadullah Ergin’in, Ordu Milletvekili Rahmi Güner’in, şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
2.- Yozgat
Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, AK PARTİ
Grubuna sataşması nedeniyle konuşması
3.- Yozgat
Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Başbakana
sataşması nedeniyle konuşması
4.- Trabzon
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın,
CHP Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması
5.- Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
6.- Konya
Milletvekili Faruk Bal’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.- Gürültü ve
kavga nedeniyle İç Tüzük’ün 68’inci maddesine göre ikinci kez birleşime ara
vermek yerine, birleşimi kapatması gerektiği hâlde kapatmaması nedeniyle Oturum
Başkanının tutumu hakkında
X.- OYLAMALAR
1.- Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı’nın oylaması
XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut’un, bazı kamu kurumlarına ait evrakların kargo
şirketi ile gönderilmesine ve imha edilmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve
Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı (7/16673)
2.- Denizli
Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, ataması yapılan ve kurumdan ayrılan personele
ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı
(7/16735)
3.- Kahramanmaraş
Milletvekili Durdu Özbolat’ın, bir siyasi parti ilçe başkanı hakkındaki
iddialara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın
cevabı (7/16814)
4.- İstanbul
Milletvekili Hasan Macit’in, Isparta-Yakaören köyünde yeraltından çıkan gaza
ilişkin Başbakandan sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın
cevabı (7/16866)
5.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Akkuyu’da kurulması kararlaştırılan nükleer
güç santraline ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner
Yıldız’ın cevabı (7/16938)
6.- Niğde
Milletvekili Mümin İnan’ın, akaryakıt dağıtımı yapan firmalar ve Niğde’deki
petrol arama çalışmalarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı
Taner Yıldız’ın cevabı (7/16940)
7.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Akkuyu’da nükleer enerji santrali kurulmasına
dair anlaşmadaki devretme hakkıyla ilgili hükme ilişkin sorusu ve Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16941)
8.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Akkuyu’da kurulacak nükleer santralde
kullanılacak VVER-1200 tipi reaktörlere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16942)
9.- Mersin Milletvekili
Ali Rıza Öztürk’ün, Akkuyu’da kurulacak nükleer enerji santralinde kullanılacak
yakıt cihazlarının teminine ve proje şirketine tahsis edilecek araziye ilişkin
sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16944)
10.- Mersin Milletvekili
Ali Rıza Öztürk’ün, TKİ’nin binaları ile Diyanet Vakfının gayrimenkullerinin
takas yapıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı
Taner Yıldız’ın cevabı (7/17082)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 13.05’te açılarak altı oturum yaptı.
Iğdır
Milletvekili Ali Güner, Haydar Aliyev’in 7’nci ölüm yıl dönümüne,
Niğde
Milletvekili Mümin İnan, Niğde ilinin ekonomik ve sosyal sorunlarına,
İlişkin gündem
dışı birer konuşma yaptılar.
Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, hayvancılığın sorunlarına ilişkin gündem dışı
konuşmasına Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz cevap verdi.
Konya
Milletvekili Ali Öztürk, Mevlânâ’nın 737’nci vuslat yıl dönümüne ve anma
törenlerine;
Kırıkkale
Milletvekili Osman Durmuş,
Kırklareli
Milletvekili Tansel Barış,
Haydar Aliyev’in
7’nci ölüm yıl dönümüne ve Türk-Azerbaycan dostluğuna;
Gaziantep
Milletvekili Akif Ekici, Uluslararası Yolsuzlukla Mücadele Günü’ne,
Düzce
Milletvekili Celal Erbay, sürgünde yaşamakta olan Ahıska Türklerine,
İlişkin birer açıklamada
bulundular.
Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in,
Balıkesir
Milletvekili Ergün Aydoğan’ın,
Ülkemizde
uygulanmakta olan tarım politikalarına ilişkin açıklamalarına Devlet Bakanı
Cevdet Yılmaz cevap verdi.
Niğde
Milletvekili Mümin İnan, Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz’ın konuşmasına ilişkin bir
açıklamada bulundu.
Adana
Milletvekili Hulusi Güvel ve 22 milletvekilinin, üniversite öğrencilerinin
barınma sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
(10/953),
Adana
Milletvekili Hulusi Güvel ve 23 milletvekilinin, yaş sebze ve meyve
üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi (10/954),
İstanbul
Milletvekili Hasan Macit ve 19 milletvekilinin, 12 Eylül askerî darbesinin
sonuçlarının araştırılması (10/955),
Hakkâri
Milletvekili Hamit Geylani ve 19 milletvekilinin, Hakkâri ili Geçitli köyü
yakınlarında meydana gelen patlama ile ilgili iddiaların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi (10/956),
Amacıyla bir
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine
sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası
geldiğinde yapılacağı açıklandı.
Görüşmeleri
izlemek üzere Genel Kurulu teşrif eden Kuveyt Ulusal Meclisi Başkanı Jassem
Mohammed Al-Kharafi ve beraberindeki Parlamento heyetine Başkanlıkça “Hoş
geldiniz” denildi.
Başkanlıkça, 2011
Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin
Hesap Kanunu Tasarısı’nın üzerinde şahısları adına söz almak isteyen üyelerin söz
kayıt işlemlerine ilişkin duyuruda bulunuldu.
Gündemin “Genel
Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan
(10/83) ve (10/865) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin
görüşmelerinin Genel Kurulun 9/12/2010 Perşembe günkü
birleşiminde birlikte yapılmasına ilişkin MHP Grubu,
İstanbul
Milletvekili Sacid Yıldız tarafından, Türkiye Büyük Millet Meclisine 9 Aralık
2010 tarihinde verilmiş olan, “Üniversite öğrencilerine orantısız güç
kullanılması” hakkında Meclis araştırması önergesinin 9/12/2010
Perşembe günkü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli
birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu,
Önerileri yapılan
görüşmelerden sonra kabul edilmedi.
Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:
1’inci sırasında
bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun
olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96),
2’nci sırasında
bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun
olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/499) (S. Sayısı: 321),
3’üncü sırasında
bulunan, Kütahya Milletvekili Soner Aksoy’un; Yenilenebilir Enerji
Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii
Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun (2/340) (S. Sayısı: 395),
Görüşmeleri
komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.
4’üncü sırasında
bulunan ve görüşmelerine devam olunan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında
değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen,
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu
(1/961) (S. Sayısı: 574) birinci bölümünün 12’nci maddesine kadar kabul edildi.
Şırnak
Milletvekili Hasip Kaplan, “Ahmet Kaya’nın 10’uncu ölüm yıl dönümü kutlanacak”
şeklindeki ifadesini “Ahmet Kaya’nın 10’uncu ölüm yıl dönümü anılacak” şeklinde
düzelttiğine ilişkin bir açıklamada bulundu.
Yozgat
Milletvekili Bekir Bozdağ, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in AK PARTİ Grup
Başkanına,
Trabzon
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in partisine,
Sataştıkları
iddiasıyla birer konuşma yaptılar.
10 Aralık 2010
Cuma günü, alınan karar gereğince saat 14.00’te toplanmak üzere birleşime
22.56’da son verildi.
|
Meral
AKŞENER |
|
Başkan
Vekili |
|
|
|
Bayram
ÖZÇELİK Fatih
METİN |
|
Burdur Bolu |
|
Kâtip
Üye Kâtip
Üye |
|
|
|
Gülşen
ORHAN |
|
Van |
|
Kâtip
Üye |
No.: 42
II.-
GELEN KÂĞITLAR
10
Aralık 2010 Cuma
Rapor
1.- Kolluk
Gözetim Komisyonu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Tasarısı ile İçişleri Komisyonu Raporu (1/924) (S. Sayısı: 587) (Dağıtma
tarihi: 10.12.2010) (GÜNDEME)
Meclis
Araştırması Önergeleri
1.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal ve 22 Milletvekilinin, bireylerin telefonlarının yasadışı
dinlenmesi konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/957)
(Başkanlığa geliş tarihi: 19.10.2010)
2.- İzmir
Milletvekili Kamil Erdal Sipahi ve 21 Milletvekilinin, astsubayların
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/958) (Başkanlığa geliş
tarihi: 19.10.2010)
3.- İstanbul
Milletvekili Hasan Macit ve 20 Milletvekilinin, 12 Eylül Askeri Darbesi
döneminde Hava Kuvvetleri Komutanı olan emekli Orgeneral Tahsin Şahinkaya ile
ilgili usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarının araştırılması amacıyla bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/959) (Başkanlığa geliş tarihi:
20.10.2010)
4.- Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemir ve 24 Milletvekilinin, sosyal yardımlaşma ve
dayanışma vakıflarının yaptığı yardımlarda yaşanan sorunların araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/960) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.10.2010)
Süresi
İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri
1.- Kahramanmaraş
Milletvekili Durdu Özbolat’ın, 12 Eylül 1980 dönemine dair bazı istatistiki bilgilere ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/16187)
2.- Zonguldak
Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, bir açıklamasına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/16188)
3.- İzmir
Milletvekili Kemal Anadol’un, AİHM’nin Hrant Dink davasındaki kararına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/16202)
4.- İstanbul
Milletvekili Sacid Yıldız’ın, tutuklu ve hükümlü hastaların durumlarına ilişkin
Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16216)
5.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, siyasi parti propagandalarındaki sanal reklam
uygulamasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16218)
6.- Adana
Milletvekili Tacidar Seyhan’ın, Diyarbakır’a yeni cezaevi yapılmasına ilişkin
Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16219)
7.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, hükümlü ve tutukluların ziyaret edilebilmelerine
ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16220)
8.- İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel’in, bir cezaevinde yaşandığı iddia edilen işkence
ve kötü muameleye ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16221)
9.- Sivas Milletvekili
Malik Ecder Özdemir’in, eski bir il emniyet müdürünün kitabındaki iddialara
ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16222)
10.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, KPSS Eğitim Bilimleri
sınavının iptal edilmesine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi
(7/16223)
11.- Burdur
Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, yapılması planlanan Bucak Devlet
Hastanesinin yatak kapasitesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/16303)
10 Aralık 2010 Cuma
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.04
BAŞKAN: Başkan Vekili Meral
AKŞENER
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK
(Burdur), Yusuf COŞKUN (Bingöl)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30’uncu Birleşimini
açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz
vereceğim.
Gündem dışı ilk söz Dünya İnsan Hakları Günü münasebetiyle söz
isteyen Sivas Milletvekili Sayın Malik Ecder Özdemir’e aittir.
Sayın milletvekilleri, gerçekten büyük bir uğultu var. Bu konuda
biraz hassas olursak iyi olur.
Buyurun Sayın Özdemir. (CHP sıralarından alkışlar)
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A)
Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Sivas Milletvekili Malik Ecder
Özdemir’in, Dünya İnsan Hakları Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Devlet
Bakanı Faruk Çelik’in cevabı
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dünya İnsan Hakları Günü
nedeniyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinize ve
bana bu fırsatı sağlayan Sayın Başkana en içten teşekkürlerimi, sevgi ve
saygılarımı sunuyorum.
Değerli arkadaşlarım, 10 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler
Genel Kurulunca kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin üzerinden
tam altmış iki yıl geçmiş. Aradan geçen bu süre zarfında insan hakları
ihlallerini engellemek, işkence ve kötü muameleyle mücadele etmek için
uluslararası bir yığın sözleşmeler imzalanmış. Birleşmiş Milletler İnsan
Hakları Komiserliği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi çeşitli kurumlar
oluşturulmuş. Biz de Türkiye olarak bu sözleşmelere taraf olmuşuz ve bu
sözleşmelerin altını imzalamışız. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararını iç
hukukumuzun üstünde saymışız. Hukuki düzenlemeler açısından başkaca ülkelerle
kıyasladığımızda aslında çok geri bir noktada değiliz ama bunların uygulanması
noktasına baktığımızda, bugün ülkemizin içinde bulunduğu tablonun hiç de iç
açıcı olmadığını hep birlikte görüyoruz.
Değerli arkadaşlarım, uluslararası ilişkilerin gereği ya da uyum
sağlamak adına yasa çıkarmak önemli değil, önemli olan, çıkarılan yasaların
herkese adil ve eşit bir biçimde uygulanmasını sağlamaktır. Bunun için de
öncelikle ülkeyi yönetenlerin insan hak ve özgürlüklerine, demokrasiye ve hukuk
devletine yürekten inanmaları gerekiyor. Bugün, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinde aleyhinde en çok dava açılan ülkelerin başında ne yazık ki Türkiye
geliyor. Âdeta ülkeyi yarı açık bir cezaevine çevirdiniz. Herkesin telefonunun
dinlendiği, kimin, yarın neyle suçlanacağı belli olmayan bir Türkiye
yarattınız. Giderek bir korku imparatorluğu oluşturdunuz. Sayın Başbakanın bir
polis ordusuyla geziyor olmasını ilk önce bir saltanat göstergesi gibi kabul
ediyordum ama şimdi bakıyorum ki yarattığınız bu korku imparatorluğunun esiri
hâline Sayın Başbakan da gelmiş vaziyette. Teslim aldığınız bütün kurumları
suskun hâle getirdiniz, üniversiteler de bunların içerisinde. Geçen hafta
üniversitede yapılan toplantılarda, rektörler içeride Sayın Başbakanın önünde
kıyama dururken üniversite dışındaki öğrencilerin coplanması, biber gazına maruz
kalmaları konusunda rektörlerden tek laf çıkmadı.
Sayın Bakan buradaysa ısrarla bir kere daha söylüyorum: Özel
yetkili mahkemelere yerleştirdiğiniz tarikat ve cemaat üyesi kimi hâkim ve
savcıların hazırladığı ve sadece ve sadece gizli tanık ve isimsiz ihbar
mektuplarına dayalı açılan iddianameleri, açılan davaları, hukuk devletiyle
uyuşturmak, bağdaştırmak mümkün mü?
Değerli arkadaşlarım, bugün, 45’in üzerinde gazeteci ve 120 binin
üzerinde insan ceza ve tutukevinde. Bunların yüzde 60’ından fazlası tutuklu
sıfatıyla cezaevlerinde bulunuyor. Yasalarımız, sanığın yurt dışına kaçma ya da
delilleri karartma ihtimali varsa ancak o zaman tutuklamanın bir son çare
olduğunu söylemesine rağmen, bugün siz ne yapıyorsunuz? Sizi eleştiren,
gözünüzün üzerinde kaşınız var diyen herkesi neredeyse bir kulp takıp doğruca
Silivri toplama kampına gönderiyorsunuz. Bugün ülkenin namuslu gazetecileri,
bilim adamları, sendikacıları, on sekiz-yirmi aydan bu tarafa neyle
tutuklandıkları belli olmadan bu cezaevlerinde tutulmaya devam ediliyorlar.
Mustafa Balbay bir kitap yazmış, bana ve herhâlde bütün
milletvekillerimize gönderdi: “Silivri Toplama Kampı Zulümhane” diye. Bu kitabı
bütün milletvekili arkadaşlarımızın okumasını önemle rica ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, gelin bir empati
yapalım: Şu içinde bulunduğumuz Genel Kurulun kapısını üstümüze kilitleseler
-bırakın on sekiz ayı, on sekiz günü- “On sekiz saat bu Genel Kuruldan
çıkmayacaksınız.” deseler kendinizi nasıl hissedersiniz? Televizyonlardan
izlediğimiz öğrencilerin içerisinde kendi çocuklarınızın, kendi oğlunuzun ve
kızınızın olduğunu düşünün, polisin öğrenciye karşı uyguladığı kötü muameleyi
bir kere daha vicdanınızda çek edin diyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Devamla) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlar, aradan altmış iki yıl geçmiş olmasına rağmen,
insan hakları konusunda ülkemiz bugün -üzülerek söylüyorum- övünülecek bir
noktada değil. Çok fazla söze gerek yok, Selçuklu Azamı Nizamülmülk’ün güzel
bir sözü var, diyor ki: “Bir ülke belki küfür ile mamur olabilir ama zulüm ile
asla.” Altmış iki yıl aradan sonra bugün ülkemizde hem küfür var hem zulüm var.
Bu küfrün ve zulmün en kısa zamanda sona ereceği, gerçek anlamda demokrasiye ve
insan haklarına kavuşacağımız günü umutla bekliyorum.
Polis karakollarında, cezaevlerinde özgürlüklerinden yoksun
bırakılan tüm insanları saygıyla selamlıyor, yüce heyetinize en derin sevgi ve
saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdemir.
Gündem dışı ikinci söz yine aynı konuda söz isteyen Diyarbakır
Milletvekili Sayın Akın Birdal’a aittir.
Buyurun Sayın Birdal.
2.- Diyarbakır Milletvekili Akın
Birdal’ın, Dünya İnsan Hakları Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Devlet
Bakanı Faruk Çelik’in cevabı
AKIN BİRDAL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
ben de Birleşmiş Milletlerce altmış iki yıl önce kabul edilen İnsan Hakları
Bildirgesi’nin yıl dönümü nedeniyle Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış
bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.
Değerli milletvekilleri, aslında öyle insan hakları günleri,
evrensel kazanımların yıl dönümü kutlanır ama ne yazık ki ne dünyanın hâli
açısından ne de Türkiye’de böyle bir İnsan Hakları Günü’nün sevincini ve
kutlama heyecanını duyamıyoruz. Çünkü dünya ve Türkiye, insan
hakları açısından yaralı. Ama şöyle bir fırsat sunuyor bu yıl dönümleri
bize: Yüzleşme. Gerçekten, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 30 madde. 28
maddesi bu hak ve özgürlükleri kullanacak olanlara kişisel, siyasal haklar ve
özgürlükler, ekonomik, toplumsal ve kültürel haklar ve özgürlükler, diğer 2
maddesi de bu hakları ve özgürlükleri kullanacaklara ve düzenleyeceklere
getirilen yükümlülükler.
Şimdi, ne yazık ki ne dünya açısından ne de Türkiye açısından bu
bildirgede öngörülen haklar ve özgürlükler yaşam bulamamıştır, tam tersine,
soğuk savaş sonrası giderek daha da ağırlaşmaktadır. Örneğin, İsveç Barış
Enstitüsü “SIPRI”nin araştırmalarına göre, raporlarına göre, soğuk savaş
döneminde her yıl silahlanmaya ayrılan para 700-800 milyar dolarken, şimdi 1
trilyon 434 milyar dolara çıktı. Bu silahlanmanın insan hakları açısından
getireceği sonuçları kestirmek zor değil. İşte, Orta Doğu’da insanlık trajedisi
ve dramı yaşanıyor. Bir de tabii, 11 Eylül 2001 insan hakları açısından bir
milattır. Gerçekten, NATO yeni bir konsept
belirlemiştir; güvenlik gerekçesiyle hakların ve özgürlüklerin
sınırlandırılması, kısıtlanması ve hak arama mücadelesini de terör bahanesiyle
ortadan kaldırmaya kalkışmıştır.
Şimdi, ülkemizde ise insan hak ve özgürlüklerinin güvencesini
oluşturacak anayasal ve yasal sistem, hâlâ -dün de konuştuk- 1980 askerî
darbesinin getirdiği anayasal ve yasal sistem, insan hak ve özgürlüklerinin
önündeki en büyük engeli oluşturmaktadır.
Değerli milletvekilleri, 2010 yılında insan hakları ve
özgürlükleri açısından, demokratikleşme açısından en çok konuşulan konu Kürt
sorunu olmuştur. Gerçekten, Kürt sorununun çözümsüzlüğünün
sonuçları, gerek demokrasi gerek barış gerek hukukun üstünlüğü açısından
gerekse “birinci kuşak” diye adlandırdığımız kişisel ve siyasal haklar ve
özgürlükler gerekse “ikinci kuşak” diye adlandırılan ekonomik, toplumsal,
sosyal ve kültürel haklar ve diğer, üçüncü sırada da kolektif ve dayanışma
hakları ağır baskı altındadır ve gerçekten ağır sonuçlar doğurmaktadır.
Şimdi, örneğin, insan hakları alanında çok gelişemedik ama bir
insan hakları bilinci oluştu çünkü örneğin, 1980 darbesi sonrası İnsan Hakları
Derneğinin bugün 25’inci yılına, İnsan Hakları Vakfının da 20’nci yılına
ulaştık ve yirmi beş yıldır biz bu İnsan Hakları Günü’nde bilincimizi
yeniliyoruz, geliştiriyoruz. Gerçekten hakların ve özgürlüklerin kazanımı
yolunda fazla yol alınamadı ama bir insan hakları bilinci oluştu. İnsan hakları
kuruluşları her yıl bir tema belirliyorlar ve o tema üzerinde bugünden
başlayarak bir haftayı İnsan Hakları Haftası etkinlikleri çerçevesinde
anıyorlar, kutluyorlar ve ne olması gerektiğine dair önemli perspektifler
sunuyorlar. Örneğin, bugün de: “Özel yargı yerine adil yargılanma” başlığını belirlemişler ve arkadaşlarımız
adil yargılanmadan ne anladıklarını ve gerçekten özel yargının getirdiği
hukuksuzluğu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunmak istemişler. Arkadaşlarımız bir hafta önce Sayın Başkandan randevu istemişler
çünkü bunlar hep yasal düzenleme ve elbette ki yasama yetkisi olan bu
Parlamento bunu yapacak ve o nedenle arkadaşlarımız doğru adres kabul edip
haklı olarak muhatap Türkiye Büyük Millet Meclisini biliyorlar ve Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına başvuruyorlar İnsan Hakları Günü’nde ziyaret edip
sorunları iletmek üzere. Sayın Başkandan ne olumlu ne de olumsuz yanıt
alınıyor.
Ayrıca bir de tabii bizim, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu var,
acaba Sayın Başkanı ve üyeleri -arkadaşımızı tenzih ediyorum elbette, bunun
ayırdında olan arkadaşlar var- farkındalar mı acaba bugün İnsan Hakları Günü
olduğundan ya da böyle bir yüzleşme ve sorgulama fırsatının sunulduğundan
haberdar mıdırlar? Şimdi…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.
AKIN BİRDAL (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Arkadaşlar, baştan aşağı, a’dan z’ye kadar insan hakları açısından
gerçekten büyük bir trajedi yaşanıyor. Bakın, şimdi, birkaç gündür öğrencilerin
yarattığı insan hakları resmini -ki, bu Türkiye'nin gerçek resmidir- konuşuyoruz.
Şimdi, iktidar, devlet, siz dinlemiyorsunuz, Kürtleri
dinlemiyorsunuz, emekçileri dinlemiyorsunuz, kadınları dinlemiyorsunuz,
Alevileri dinlemiyorsunuz, farklı olanları, öteki olanları dinlemiyorsunuz ve
gençleri de dinlemiyorsunuz. En sonunda gençler çaresini buldu ve size
dinlettiler. Nasıl? Yumurtayla. O nedenle, dinlememe konusundaki ısrarınızdan,
bu otoriter yapınızdan geçin…
MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) – Bir gün o yumurtalar sizin kafanızda
da patlar!
AKIN BİRDAL (Devamla) – O kafaları… Biz çok yedik ama insan
hakları mücadelesi yürüyor ve bir gün size de lazım olacak bu insan hakları,
bir gün size de gerekli olacak.
Gelin, öylesine bize… Örneğin yarın iktidardan düşün, hepinizin
yakasına yapışılacak, hepinizin dosyası var, insan hakları konusunda ağır
sabıkanız var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AKIN BİRDAL (Devamla) - Gelin, o nedenle, korkudan ve yoksulluktan
kurtulmuş, özgür, demokratik bir Türkiye’yi birlikte yaratalım. Yoksa yarın
vakit çok geçmiş olur.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Birdal.
Bu arada, bir bilgiyi sizinle paylaşmak isterim. Bugün için pek
çok milletvekili arkadaşımız, Sayın Birdal’ın ve Sayın Özdemir’in konuştuğu
konuda gündem dışı söz talebinde bulundu ama üç kişiye verebildiğim için,
dolayısıyla o arkadaşlarımızı burada sayamam ama pek çok arkadaşımız istediği
için o hakkı da teslim edeyim.
Şimdi Devlet Bakanımız Sayın Faruk Çelik Hükûmet adına cevap
verecek.
Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bugün 10 Aralık 2010 Dünya İnsan Hakları Günü. Bu vesileyle
huzurlarınızdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyor, bugünün anlamıyla ilgili görüş
ve düşüncelerini burada ifade eden değerli milletvekili arkadaşlarıma teşekkür
ediyorum.
Değerli milletvekilleri, hak ve özgürlükler uğruna, insan hakları
uğruna verilen bireysel mücadelenin tarihi insanlık tarihi kadar eskidir.
İnsanların siyasal toplum öncesi doğal toplum ortamında bulundukları dönemde de
bu mücadele hep var olmuştur. Bu mücadele “devlet” denen organizasyonun ortaya
çıkmasından sonra da devam etmiştir, devam ediyor, devam edecektir. Doğal
toplum ortamında insanlar birbirlerinin hak ve özgürlüklerini ihlal ederken,
siyasal toplum ortamında da yönetenler, yönetilenlerin üzerinde baskı kurmuş ve
tarihî süreç içerisinde keyfî uygulamalar yapmışlardır. İnsanın yaşam hakkı,
mülkiyet hakkı, ifade hürriyeti, inanç hürriyeti gibi temel hak ve özgürlükler
ihlal edilmiştir. Bundan dolayı, büyük ölçüde siyasal toplumda hak ve
özgürlüklerin tarihi, devletlere karşı verilen mücadelenin tarihi olarak
görülmektedir.
Bugün yaşanan tüm değişimlere ve insanlığın ulaştığı olgunluğa
rağmen, insan hakları bağlamında ihlaller dünyanın dört bir yanında ne yazık ki
devam etmektedir. İnsan hak ve hürriyetlerine yönelik tehdit ve tehlikeler
tarihin hemen her döneminde büyük sosyal hareketlenmelerin, isyanların,
ihtilallerin ve savaşların sebebi olmuştur. Hak ve özgürlüklerin korunması ve
güvence altına alınması için verilen mücadeleler neticesinde ise sayısız
özgürlük bildirileri yayınlanmıştır.
İslam dünyası açısından olaya baktığımız zaman, Hazreti Muhammed’in
Veda Hutbesi’nin bu bağlamda temel metinlerden birini oluşturduğunu görüyoruz.
Batı’da ise kralın yetkilerini sınırlandırmaya yönelik 1215 tarihli Magna Carta Sözleşmesi, 1628, 1679 ve 1689 İngiliz Haklar
Bildirgesi, 1776 Amerika Birleşik Devletleri Virginia İnsan Hakları Bildirgesi,
1791 Fransa İnsan ve Yurttaş Hakları bildirgeleri yayınlanmıştır. Aslında bu
metinler günümüz hukuk devleti, demokrasi ve insan hakları anlayışının temelini
oluşturmuştur. Buna rağmen insan hakları alanında uluslararası iş birliği ne
yazık ki ancak 20’nci yüzyılda iki dünya savaşının sonunda yaşanan
trajedilerden sonra ancak uluslararası ilişkiler başlayabilmiştir. Hiç şüphesiz
insan hakları alanında en önemli bildirge Birleşmiş Milletler İnsan Hakları
Evrensel Beyannamesi’dir. Söz konusu beyanname 10 Aralık 1948 tarihinde
Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul ve ilan edilmiştir. Bu beyannamenin
ardından yine Birleşmiş Milletlerin önderliğinde eğitim, ayrımcılık, kadın,
çocuk, şiddet, işkence, sığınmacılar, din ve vicdan hürriyeti, ekonomik, sosyal
ve kültürel haklar, çevre ve benzeri konularda pek çok uluslararası hak ve
özgürlükler beyannamesi kabul ve ilan edilmiştir. Bugün Avrupa Konseyi, Avrupa
Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Avrupa Birliği gibi oluşumların temeli bu
bildirgelere dayanmaktadır. Ancak Batı’nın bu bildiri ve beyanname geçmişine
rağmen bugün Batı’da ırkçılık, ayrımcılık, dışlama, şiddet, ötekileştirme,
İslamofobi, göçmenlerin ve çingenelerin sınır dışı edilmesi gibi birçok hak
ihlalinin yaşanması da oldukça düşündürücüdür.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz açısından konuyu
ele alacak olursak, bildiğiniz gibi Anayasa’mızın 2’nci maddesinde Türkiye
Cumhuriyeti’nin insan haklarına saygılı bir hukuk devleti olduğu ifade
edilmektedir. Keşke altmış bir yıl önce, taraf olduğumuz, altına imza
koyduğumuz İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne taraf olan bir ülke olarak
tıpkı 1961 Anayasası’nda olduğu gibi “saygılı” ifadesi değil de “insan
haklarına dayalı” ifadesinin -kelimesinin- kullanılmış olması ne kadar yerinde
olurdu diye burada ifade etmek istiyorum.
Anayasa’mızın 5’inci maddesine bakınca, bireyin temel hak ve
özgürlüklerinin korunması ve kullanılması konusunda devleti
görevlendirmektedir. Anayasa’mızın gösterdiği bu hedefler doğrultusunda,
Türkiye son sekiz yılda evrensel standartlara ulaşma yönünde önemli mesafeler
katetmiştir. Düşünce ve ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, işkence ve kötü
muamelenin önlenmesi, kişi özgürlüğü ve güvenliği, basın özgürlüğü, kadın-erkek
eşitliği, yargının işleyişi, temel haklara ilişkin uluslararası sözleşmelerin
statüsü, sivil-asker ilişkileri ve daha birçok konuda yapılan değişikliklerle
insan hak ve özgürlüklerinin sınırları genişletilmiştir. Böylece insan hak ve
özgürlükleri lüks olmaktan çıkıp günlük yaşamın bir parçası hâline gelmiştir.
Son dönemde, özellikle 2009 yılından beri reform süreci yeni bir
ivme kazanmıştır. Anayasa değişikliklerinde yargı reformu stratejisi, insan
hakları alanında bağımsız kurumsallaşma, din ve vicdan özgürlüğü, hoşgörü ve
saygı ikliminin geliştirilmesi ve ayrımcılıklarla mücadele konularına özel bir
önem ve öncelik verilmiştir.
12/9/2010 tarihinde
yapılan halk oylamasıyla kabul edilen Anayasa değişiklikleriyle, kadınlar,
çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi dezavantajlı gruplara pozitif ayrımcılık,
kişisel verilerin korunması, yerleşme ve seyahat hürriyetinin genişletilmesi,
çocuk hakları ve çocukların korunması, memurlara toplu sözleşme hakkı, bilgi
edinme hakkının anayasal güvenceye kavuşturulması, ombudsmanlığın kurulması,
YAŞ ve HSYK’nın meslekten çıkarma kararlarına yargı yolunun açılması, disiplin
kararlarının tümüne yargı yolunun açılması, Anayasa Mahkemesine bireysel
başvuru hakkı gibi reformların yanında…
AHMET ERSİN (İzmir) – Öğrencilerin dövülmesi!
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Kâğıt üzerinde bunlar, kâğıt
üzerinde… Öğrencilere reva gördüğünüz muamele hangi haklara sığıyor?
DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – …kurulacak olan ayrımcılığın
önlenmesi ve eşitlik kurulu ile ülkemiz demokrasi ve insan hakları çıtasını
önemli ölçüde yükseltmiş bulunmaktadır.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Yazılı haklar var tabii!
DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Tabii, bu sürece, bu önemli
sürece katkı sunan, katılan tüm arkadaşlar gibi, buna katılmayan, bu sürece, bu
olumlu sürece katkı vermeyenleri de saygıyla burada biz anıyoruz çünkü netice
itibarıyla bu dönem Parlamentosunun gerçekleştirdiği ve önümüzdeki süreçte hep
birlikte anılacağımız bir dönem. Onun için, bence iftihar edilecek şeyler
gerçekleşti. Bugün siyasi anlamda bunlar söylense de gelecekte sizler de
iftihar edeceksiniz, bundan hiç şüphem yok.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Bakan, Türkiye'nin içinde
bulunduğu tablo ortada.
DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Şimdi, yüce Meclisimizin
gündeminde olan uyum yasalarıyla birlikte bu reformlar tümüyle önümüzdeki kısa
süre içerisinde hayata geçmiş olacaktır.
Değerli milletvekilleri, takdir edersiniz ki insan haklarının
güvence altına alınması sadece yasal düzenlemelerle gerçekleşecek bir konu
değildir. Bu yasaları uygulayacak olanların da öncelikle yasalara ve daha da
önemlisi evrensel ilkelere intibakının da sağlanması gerekir. Bu konularla
ilgili eğitim çalışmaları yoğun bir şekilde devam etmektedir. Bu eğitim
programlarıyla birlikte önemli mesafeler alınmış, belirli bir zihniyet değişimi
de -yönetim anlamında söylüyorum- yasalara paralel olarak değişmektedir.
Ancak, son zamanlarda tatsız olayların yaşandığını da -az önce
ifade edildiği gibi- hepimiz gözlemliyoruz. Bazen özgürlükleri kullananlarla
özgürlükleri korumakla görevli olanlar karşı karşıya gelebilmektedir. İşte, bu
noktada hakları kullananlarla hakları koruyanların kendilerine çizilen
sınırlara riayet etmeleri gerekir. Bu konuda milletvekillerinin, siyasi
partilerin günübirlik, mevsimlik siyaset uğruna bu olayları değerlendirme
hakkına sahip oldukları inancı içerisinde değilim.
Bakınız, yönetimlerin görevi özgürlük alanını genişletmekdir.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Hangi özgürlük? Lütfen ya…
DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Var olduğu ölçüde, olması
gerektiği ölçüde özgürlük alanlarını genişletmek yönetimlerin görevidir.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Polisin coplama özgürlüğü mü? Neyi
kastediyorsunuz?
DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Güvenlik güçlerinin görevi,
kamu düzenini korumanın yanında bu özgürlük alanını da koruma görevleri vardır
fakat şunu…
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Bakan, biber gazının
özgürlükle ne alakası var? Tüplerle biber gazı insanların üstüne boca ediliyor!
Hangi özgürlükten bahsediyorsunuz? Yapmayın.
DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bakınız, şunu unutmayalım:
Kamu düzenini sağlamaya, sağlamakla görevlilere biz bir ölçü tavsiye ederken
özgürlük adına yola çıkan, caddeye çıkan ve eylemde bulunanlara da ölçüsüz
olabilirsiniz gibi bir yaklaşım kesinlikle doğru değildir.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Hangi ölçüsüz ilişki?
DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Demokratik düzende
özgürlükler kullanılırken…
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Pankart asmak, “Eğitim hakkı
istiyoruz.” demek ölçüsüzlük mü Sayın Bakan?
DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – …tepki anlamında da koruma
anlamında da özgürlüklerin daraltılmaması esas olmalıdır. Bunu özellikle
belirtmek istiyorum.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Bakan, inanç özgürlüğü
mü?
DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Değerli milletvekilleri,
bütün bunlarla birlikte tarihî derinliği olan ve kronikleşen toplumsal sorun
alanlarına da el attığımızı burada belirtmek istiyorum.
(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri rica ediyorum, lütfen…
DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bu İktidar cesaretle bu
konuları ele aldı.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Hangi cesaret?
DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Yani burada ifade
ediyorsunuz: Güneydoğu terör sorunu, Kürt sorunu, Alevilik sorunu…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Bakan, o kelimeyi ağzına
alma! O kelimeyi ağzına alma!
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen…
DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bunlar hiçbir iktidarın
bugüne kadar ele almayı değil gündemine bile almaya cesaret edemediği
konulardır.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Alevilik konusunu ağzına
almasın!
DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bu İktidar, AK PARTİ
İktidarı cesaretle bu konuları ele aldık, taşın altına biz gövdemizi koyduk.
Samimiyetle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bunu da en iyi
sizler biliyorsunuz ama bu kadar hassas konuların, bu kadar kronik sorunların,
yıllarca ötelenmiş sorunların çözümü konusunda bu iyi niyet girişimleri ve bu
çabalarını desteklemeniz gerekirken ülkenin geleceği açısından, çocuklarınızın
geleceği açısından, gelecek nesiller açısından desteklemeniz gerekirken en
önemli konuda bile muhalefeti ve günübirlik siyaseti öne çıkarmak doğrusu…
KAMER GENÇ (Tunceli) –
Dokuz senedir iktidardasın…
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sorunların çoğunu siz yarattınız,
devri iktidarınız yarattı Sayın Bakan. Sizden önce on iki ay, on sekiz ay
tutukluluk var mıydı?
DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – ...gelecekte aynaya
baktığımız zaman hepimizin birbirimize söyleyeceği çok şeyler olacaktır. Onun
için günü geçiştirme değil, geleceğini sağlıklı kılma konusunda çabalarımıza,
çalışmalarımıza, her şeye rağmen desteğinizi beklediğimizi ifade ediyorum.
Bu sorunlu alanların temel hak ve özgürlükler çerçevesinde çözüme
kavuşturulması noktasında da önemli mesafeleri kat ettik. Daha demokratik, daha
özgür bir Türkiye için söylenmesi gereken ne varsa söylemeye devam edeceğiz…
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sadece söylüyorsunuz yani!
DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – …daha özgür ve daha demokrat
bir Türkiye için atılması gereken ne gibi adımlar varsa bunları atmaya devam
edeceğiz, yapılması gereken ne varsa bunları yapacağımızı ifade ediyorum.
Burada değerli konuşmacılar bazı konulara temas ettiler.
Enteresan, bir hukukçu arkadaşım, burada tutuklularla ilgili, tutuklanan
insanların siyasi bir iradeyle bağlantılı hâle getirilmesinin birisi tarafından
yapılmasına anlam veririz de bir hukukçu tarafından yapılmasını doğrusu
anlamakta zorlanıyoruz.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Özel yetkili mahkemeler siyasi
iradenin kararıyla tutuklama yapıyorlar.
DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Tutukluları siyasi iradeyle,
siyasi iktidarla nasıl bir araya getiriyorsunuz! Bu ifadenizin hâkim ve
savcılar için nasıl bir hezeyan, nasıl bir anlam ifade ettiğini de lütfen düşünmenizi
istiyorum bir hukukçu olarak.
Diğer bir konu…
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Bakan, şu kitabı okumanızı
rica ediyorum. Bir gazeteci yazdı.
BAŞKAN – Sayın Özdemir, lütfen…
DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Dinlemiyorsunuz. Biz
toplumun tüm kesimlerini dinliyoruz, toplumun tüm kesimleriyle bir araya
geliyoruz, sorunların çözümünde de diyaloğu esas almış bir iktidarız.
Dinlemiyorsunuz. Dolayısıyla, dinlemeyince de gençlerin yumurta atmasını
meşrulaştırmaya dönük, yani bu tepkileri meşrulaştırmaya dönük bir ifadenin de
kürsüden kullanılmasının bu Meclisin mehabetine yakışmadığı inancı
içerisindeyim.
Yani şunu bilelim: Yumurtadan özgürlük çıkmaz, yumurtadan iktidar
da çıkmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Yumurtayla iktidar birazcık aklanır
belki!
DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – İktidardan çıkmanın yolu,
canla başla, milletle bütünleşerek çalışmadan geçtiği inancı içerisindeyim.
Yani yumurtadan çıkacak olan bahsettiğiniz konu ise himmete muhtaçtır, desteğe
muhtaçtır.
Bu anlamlı günün, Türkiye…
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Bakan, siz polemik
yapmayın, sorularımıza cevap verin lütfen!
DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Cevabını gayet net ve açık
olarak veriyorum.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Özel yetkili mahkemelerin durumunu
içinize sindiriyor musunuz?
DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Türkiye, son sekiz yılda
insan hakları bağlamında, demokrasi bağlamında gerçekten her türlü
engellemelere rağmen, maksimum düzeyde üzerine düşen sorumluluğu AK PARTİ
İktidarı gerçekleştirmiştir diyorum, tekrar bugün ve önümüzdeki sürecin insan
haklarına dayalı bir süreç olması temennisiyle hepinize saygılar sunuyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Hâkimleri korumak için kanun çıkarıyorsunuz,
hâkimleri.
BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Afşin-Elbistan Termik Santrali
İşletmesinin sorunları ve çözüm önerileri hakkında söz isteyen Kahramanmaraş
Milletvekili Sayın Mehmet Akif Paksoy’a aittir.
Buyurun Sayın Paksoy. (MHP sıralarından alkışlar)
3.- Kahramanmaraş Milletvekili
Mehmet Akif Paksoy’un, Afşin-Elbistan Termik Santrali İş-letmesinin sorunlarına
ve çözüm önerilerine ilişkin gündem dışı konuşması ve Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı
MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Afşin-Elbistan Termik Santrali İşletmesinin sorunları ve çözüm
önerilerimiz hakkında gündem dışı söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken
yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Ülke yönetimlerini üstlenenler enerjiyi kesintisiz, güvenli, temiz
ve ucuz yollardan bulmak ve bu kaynakları da mutlaka çeşitlendirmek
durumundadırlar.
Ülkemizde 9,3 milyar ton linyit rezervi bulunduğu tahmin
edilmektedir. Bu rezervin yaklaşık yarıya yakını Afşin Elbistan Havzası’nda
bulunmaktadır. Afşin-Elbistan Termik Santralinin hâlen A ve B üniteleri 2.818
megavat enerji üretmektedir. A ve B santralleri dışında yeni kurulacak
ünitelerin kömür ihtiyacını karşılayacak miktarda kömür rezervi vardır. Bu
rakamlar Türkiye'nin toplam enerji üretiminin yüzde 15’ine tekabül etmektedir.
Bu ölçekteki bir yatırımın elbette çeşitli sorunları vardır. Başta
çevreyle ilgili olmak üzere istihdam, kamulaştırma, yönetim aşamalarında birçok
sıkıntı yaşanmaktadır.
Özellikle çevre konusunda, Afşin-Elbistan Termik Santralinin
standartlara uygun üretim yapması bir türlü sağlanamamış, bu durum bölgede
yaşayan insanların kanser hastalığı başta olmak üzere birçok yönden zarar
görmesine sebep olmuştur. Geçenlerde Kahramanmaraş’ta bir grup çevreci Özel İdare
İş Merkezi önünde A termik santralinin çevreye verdiği zararları protesto etti.
Bölge halkı bu konuda çok muzdarip. Kanser
hastalığının hızla artması santralin gerekli filtrasyon işlemleri yapmadan
havaya verdiği dumana bağlanmaktadır. Santral çevresinde arazileri olan
çiftçilerimiz ürünlerinin zarar gördüğünü ifade etmektedir. Bu durum resmî
raporlarla da teyit edilmiştir. Yirmi altı yıldır çalışan bir santralin verdiği
zararlara bir çözüm bulunamamasını vatandaşımıza nasıl izah edeceksiniz?
Özet olarak bu kadar yatırım yapılmasına rağmen bölge halkı mutlu
değildir. Biz bölgedeki sorunların çözümüne büyük katkı yapacağı düşüncesiyle
bu ölçekteki bir yatırımın EÜAŞ’a bağlı bir işletme müdürlüğü yerine genel
müdürlük olarak yapılandırılmasını öneriyoruz. Hâlen genel müdürlük olarak
faaliyet gösteren diğer termik santraller ile Afşin-Elbistan Termik Santrali
kıyaslandığında elektrik üretimi, istihdam ve rezerv yönlerinden Afşin-Elbistan
Termik Santralinin üretimde bulunan iki ünitesiyle açık ara önde olduğu
görülmektedir. Söz konusu tesisler özelleştirme programına alınmamalıdır. Genel
müdürlük kurulduğunda her türlü problem yerinde çözülecek, zaman kaybı
olmayacaktır.
Bir örnek vermek gerekirse, santralleri Afşin’e bağlayan yol kömür
sahasında kaldığı için, santralleri Afşin’e bağlayan yol hâlihazır 29
kilometredir. Ancak, Afşinlilerin 16 kilometrelik yeni yol teklifleri hâlen
neticelendirilememiştir.
İstihdam sorunu bölgenin en büyük problemidir. Bu konuda,
istihdamla ilgili EÜAŞ raporu doğrultusunda, EÜAŞ’ın sahip olduğu
Afşin-Elbistan kömür sahasında kuracağı iş yerlerinde çalıştıracağı vasıflı ve
vasıfsız iş gücünü Türkiye İş Kurumundan talep ederken tamamının bu sahadaki
kamulaştırma mağdurlarından gönderilmesini isteyebilir şeklinde bir kararın Bakanlar
Kurulu kararı olarak sınav yönetmeliğine mutlaka eklenmesi gerekir. Bu
uygulamanın örneği daha önce de Zonguldak için yapılmıştır ve hâlen de
uygulanmaktadır. Bu şekilde bir çözüm bölge halkını çok memnun edecektir.
Ayrıca, 143 kişilik kadro verildiği ve ocak ayında alım yapılacağı
söylenmektedir. Ancak verilecek bu kadro en az 500 olmalıdır. Sayın Bakanımdan
bu konuda anlayış bekliyorum.
Kıymetli arkadaşlar, bir kısım unsurların ikamesi zordur.
Güvenliğin, gıdanın, enerjinin ikamesini bu kapsamda değerlendirebiliriz.
Ülkemizin enerjide büyük ölçüde dışa bağımlı olduğunu düşündüğümüzde, yerli
kaynakların etkin ve maksimum düzeyde kullanılması ülke ekonomisi açısından
büyük önem arz etmektedir.
Sayın milletvekilleri, ülkemizin enerjisinin yüzde 15’ini
karşılayacak büyük bir projenin bugüne kadar bir master planı yapılmamıştır.
Bir master plan yapıldığı takdirde, bölge halkının, istihdam başta olmak üzere,
diğer sorun ve talepleri de analiz edilerek karşılanabilecektir. Dolayısıyla
nasıl bir iskân yapılacak,
nasıl bir tarım politikası izlenecek, nasıl bir eğitim politikası, nasıl bir
nüfus, nasıl bir sağlık politikası uygulanacağı tespit edilebilecektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
MEHMET AKİF PAKSOY (Devamla) – Önerdiğimiz gibi Hükûmet,
Afşin-Elbistan Termik Santralini işletme müdürlüğü seviyesinden bir genel
müdürlüğe dönüştürdüğü takdirde, zikredilen sorunlar, bütünlükçü bir bakış
açısıyla daha kolay ve daha ekonomik bir şekilde çözülecektir. Biz bu konuda
gerekli teklifimizi Türkiye Büyük Millet Meclisine sunacağız.
Hükûmet, Kahramanmaraş’tan aldığı siyasi desteği Kahramanmaraş’ın
hak ettiği hizmet olarak vermelidir. Kahramanmaraş, özellikle ilçeleri, ihmal
edilmişlikten çok muzdariptir. İlçelerimiz, hizmet alamamaktan dolayı,
Kahramanmaraş’tan ayrılarak daha iyi hizmet alan komşu illere bağlanmayı
konuşmaktadır. Geçenlerde Andırın ilçemiz, bu konuda talebini Sayın
Cumhurbaşkanına arz etmiştir: “Elbistan Kahramanmaraş yerine Malatya’ya bağlı
olsa hak ettiğimiz hizmetleri daha iyi alacağız.” demektedirler. Bu sebeple
bölge halkını rahatlatmamız gerekmektedir.
Bu düşüncelerle Afşin-Elbistan Termik Santralinin genel müdürlük
seviyesinde yapılandırılmasının önemli ve hayırlı hizmetlere vesile olacağına
olan inancımı ifade ederek hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Paksoy.
60’ıncı maddeye göre pek kısa söz talepleri vardır. Onları yerine
getirdikten sonra Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Taner Yıldız’a da söz
vereceğim Hükûmet adına.
Sayın Türkmenoğlu…
V.- AÇIKLAMALAR
1.- Konya Milletvekili Ayşe
Türkmenoğlu’nun, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün 62’nci yıl
dönümüne ilişkin açıklaması
AYŞE TÜRKMENOĞLU (Konya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Bugün İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün 62’nci yıl
dönümüne, 12 Eylül 2010 referandumuyla daha demokratik, daha eşitlikçi ve hukuk
ilkesine daha uygun bir Anayasa’yla girmenin memnuniyeti içerisindeyiz. İnsanı
merkeze koyan bir anlayışla yöneten AK PARTİ İktidarı döneminde kabul edilen
onlarca kanun, kanun değişikliği, uluslararası sözleşme ve yürütülen insan
hakları eğitimi çalışmalarıyla yoğun bir şekilde sürdürülen demokratikleşme ve
insan haklarını koruma mücadelesinde çok önemli bir mesafe katedilmiştir.
Bu vesileyle 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nü kutluyor,
Türkiye'nin en kısa sürede halkımızın ortak iradesine göre şekillenmiş
demokratik ve sivil yeni bir Anayasa’ya kavuşmasını ve insan haklarına göre
şekillenmiş bir toplumsal düzeninin gerçekleşmesini temenni ediyorum, saygılar
sunuyorum.
BAŞKAN – Sayın Güvel…
2.- Adana Milletvekili Hulusi
Güvel’in, bireylerin düşüncelerini özgürce ifade etmelerine ve serbestçe
toplantı yapmalarına ilişkin açıklaması
HULUSİ GÜVEL (Adana) – Teşekkür ediyorum Başkanım.
Değerli arkadaşlar, bireylerin düşüncelerini özgürce ifade
etmeleri, serbestçe toplantı yapmaları insan haklarının temel unsurlarından bir
tanesidir. Bu hakkı kullanmak isteyen işçilere, öğrencilere polisçe yapılanlar
ortadadır. İnsanlar toplanma ve örgütlenme özgürlüklerini kullandıkları için
hedef gösterilmekte, her türlü şiddete maruz bırakılmaktadırlar. Bu kabul
edilebilir bir durum değildir.
Öte yandan, ülkemizde basın üzerinde, sendikalar üzerinde her
türlü muhalif sesi sindirmek için iktidar eliyle baskı uygulanmaktadır,
insanlar siyasal görüşleri veya inançları yüzünden baskı görmektedirler.
Bunların yaşandığı keyfî tutuklanmaların, mahkûmiyete dönen tutukluluk
sürelerinin olduğu bir ülkede insan haklarından söz etmek mümkün değildir.
Dünya İnsan Hakları Günü’nü kutluyor, yüce heyeti saygıyla
selamlıyorum.
BAŞKAN – Sayın Ekici…
3.- Gaziantep Milletvekili Akif
Ekici’nin, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün 62’nci yıl dönümüne
ilişkin açıklaması
AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bugün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü. İnsan Hakları Evrensel
Beyannamesi’nde yer alan temel hak ve özgürlüklerin bu kadar çiğnendiği başka
bir dönem olmamıştır. Temel hak ve özgürlükler konusunda evrensel bir referans
belgesi olan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün bugün 62’nci yıl
dönümü. Bu referans belgesinde herkesin düşünce ve anlatım özgürlüğü
olduğundan, hiç kimsenin keyfî olarak gözaltına alınamayacağından, tutuklanamayacağından,
kimsenin özel yaşamına, haberleşmesine keyfî olarak karışılamayacağından
bahsedilir. Ancak son öğrenci olaylarında da şahit olduğumuz gibi, iktidarı
eleştiren düşünceler coplanmakta, biber gazıyla etkisiz hâle getirilmeye
çalışılmaktadır. Genç kızlarımız yerlerde sürüklenmektedir. Hepimizin
vicdanlarını yaralayan bir şekilde, muhalif sesler, keyfî uygulamalarla
cezaevlerine doldurulmaktadır. Yine AKP iktidarları döneminde, baktığımız
zaman, özel hayata müdahalenin, illegal dinlemelerin tavan yaptığı bir süreç
yaşanmaktadır. AKP devri iktidarında temel insan hakları hiçe sayılmaktadır.
İleri demokrasi masallarıyla AKP faşizmi bu ülkeye yerleştirilmek
istenmektedir.
Şunun da bilinmesi gerekir: CHP iktidarında, Türkiye, özgürlükler,
eşitlikler ve insan hakları konusunda tüm dünyaya örnek ülkeler arasına
girecektir.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Uzunırmak…
4.- Aydın Milletvekili Ali
Uzunırmak’ın, Aydın ilinde aşırı yağış nedeniyle meydana gelen afete ilişkin
açıklaması
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Bugün, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabulünün yıl dönümü
ama bir üzüntümüzü dile getirmek istiyorum. Sabah, Aydın ilinin Koçarlı,
Yeniköy, Bıyıklı ve Bağarası ilçe ve beldelerinin oluşturduğu hatta, Menderes Vadisi’nde bir yağmur başlamış ve bu yağmur
afata dönüşmüştür ve 1 vatandaşımız can kaybına uğramıştır. Hâlen de bu
beldelerimizin belediyelerinin dışındaki köylerde de aynı afat olmuş,
Koçarlı’mızın Güdüşlü köyünde bazı araçlar -biz “çay” deriz- dere yatağına yuvarlanmış
ve hâlen daha çıkarma çalışmaları devam etmekte. Oradan artık hayatını
kaybetmiş vatandaşımız çıkar mı? İnşallah çıkmaz, merakla bekleniyor. Kayıplar
var. Ve aynı zamanda bu Bağarası, âdeta ilçe büyüklüğünde bir beldedir, insan
boyunda suların aktığı bir safhaya sürüklenmiş.
Dolayısıyla, buradaki sayın bakanlarımızdan ben rica ediyorum,
hemen afat bölgesi ilan edilerek oradaki yaraların sarılmasını, vatandaşımızın
dertlerine çözüm bulunmasını, çiftçimizin, vatandaşımızın uğradığı kayıpların
telafisini rica ediyorum.
Saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Vural…
5.- İzmir Milletvekili Oktay
Vural’ın, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün 62’nci yıl dönümüne
ilişkin açıklaması
OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.
Biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak 10 Aralık Dünya İnsan
Hakları Günü’nü kutluyoruz. Gerçekten insanların sahip olduğu hak ve
özgürlüklerin insan onuruna yakışır bir şekilde kullanılması, altmış iki yıl
önce İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’yle güvence altına alınmıştır. Ancak
şunu hatırlatmalıyım ki aslında “insan hakları” kavramı bundan tam bin üç yüz
yetmiş sekiz yıl önce Peygamber Efendimizin Veda Hutbesi’nde en anlamlı şekilde
dile getirilmiştir. Dolayısıyla, bu konuda ecdadımızın ve medeniyet anlayışımızın
kökleri sağlamdır. Dolayısıyla, Peygamberimiz, insanlar arasında insan olma
bakımından herhangi bir fark görmeyen, onları eşit hak ve vazifelere, kıymet ve değerlere sahip
varlıklar olarak kabul eden bir anlayışı tüm dünyaya deklare etmiştir. Biz de
bu deklarasyon doğrultusunda, kurduğumuz devletlerde
bu insan haklarına hep riayet etmiş şerefli bir medeniyetin temsilcileri olarak
bu 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nü kutluyoruz. Medeniyetimizin köklerini
unutmayalım. Biz yüksek bir medeniyetin evlatları olarak elbette bu medeniyet
referanslarımıza da yer vermemiz gerektiğini düşünüyorum.
Teşekkür ederim söz verdiğiniz için.
BAŞKAN - Sayın Üçer…
6.- Van Milletvekili Özdal
Üçer’in, ülkemizde 121 bin kişinin cezaevlerinde çok kötü koşullarda yaşam sürdürdüklerine
ilişkin açıklaması
ÖZDAL ÜÇER (Van) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Geldiğimiz zaman içerisinde 121 bin kişinin cezaevlerinde çok kötü
koşullarda yaşam sürdürdüğü ve bunların yarısına yakınının hiçbir cezai hükmü
olmadığı hâlde tutuklu olarak bulunan mahkûmlar olduğunu belirtmek istiyorum.
2002 AKP Hükûmetinin başlangıç noktasından bugüne kadar 59 binden
121 bine çıkmış bu mahkûm sayısı. Bu mahkûmlar kimlerdi? Çocuklardı,
öğrencilerdi, gençlerdi, kadınlardı, siyasetçilerdi, sendikacılardı. Bunların
bu kadar yoğunluklu bir şekilde tutuklandığı bir dönemde yüzleri kızarmadan
birileri insan haklarından bahsedebiliyorsa biz bu söylemlerde bulunanları
halkın vicdanına havale ediyoruz.
Ülkemizde insanlık onuruna yaraşır bir yaşamın olması
dileğiyle, çocukların katledilmediği, gençlerin tartaklanmadığı, öğrencilerin
dışlanmadığı, ötekileştirilmediği, darp edilmediği, eğitimcilerin mağdur
edilmediği, siyasetçilerin özgür düşünceden dolayı yargılanmadığı ve bizzat bu
AKP Hükûmeti tarafından çıkarılmış gizli tanık yasasıyla birilerinin hafiye
çalışmaları şeklinde yapılan siyasi çalışmalar sonucu bağımsız olmayan yargı
güçlerince alıkonulmadığı bir yaşam dileğinde bulunuyoruz ama maalesef bu
Hükûmetten herhangi bir beklentimiz kalmamış. Umuyorum ki ülkemizde insanlık onuruna yaraşır ve insan haklarıyla
donatılmış demokratik bir yaşam tesis edilir.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Sözen.
7.- İstanbul Milletvekili Edibe
Sözen’in, insan haklarına ilişkin açıklaması
EDİBE SÖZEN (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
İnsan hakları, kaynağı ne olursa olsun demokrasi pratiklerinin
ancak olduğu yerde vardır, yani demokrasi olmadan insan haklarından söz etmek
mümkün değil ve insan haklarının öznesi sadece insandır ve bu haklar insanlara
sadece insan oldukları için verilen haklardır. Hakların etnikleştirilmesi,
hakların belli bir kesime mal edilmesi insan haklarının ruhuna aykırıdır. Bugün
dünya üzerindeki hemen her ülke sicilini insan hakları üzerinden yürütmektedir
ve hemen her ülke insan hakları ihlallerine meydan vermemek durumundadır.
Bizim gündeme getirdiğimiz “şeffaflık” ilkesi gereği bugün 81
ilimizde il insan hakları kurulları, 892 ilçemizde ilçe insan hakları kurulları
oluşturulmuş ve insan hakları ihlalleri kamuoyuna altı ayda bir açıklanmaya
başlanmıştır. Bunun yanında Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı ve İnsan
Hakları Kurulu da insan haklarını geliştirme ve uygulama görevini yürütmektedir
ve bu kurumlara yapılan başvuruların sayısı özellikle şeffaflık ilkesi gereği
önemli ölçüde artmıştır. Meclis İnsan Hakları Komisyonumuzun da incelemeleri ve
alt komisyon çalışmaları vardır. İşkence, mahkûmlara kötü muamele, düşünce,
ifade ve vicdan özgürlüğü, çocuk hakları, ekonomik ve sosyal haklar konusunda
Avrupa Birliği müktesebatıyla uyumlu bir şekilde çalışmaktadır. Elbette ki
eksiklikler vardır, elbette ki bazı alanlarda ihlaller ortaya çıkmaktadır ama
çabamız…
BAŞKAN – Sayın Ünsal…
8.- Amasya Milletvekili Hüseyin
Ünsal’ın, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Strateji Geliştirme Dairesi
Başkanlığındaki personele baskı yapıldığına ilişkin açıklaması
HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Enerji Bakanımıza aracılığınızla bir soru sormak istiyorum. Sayın
Bakan, Strateji Geliştirme Daire Başkanlığındaki personele Daire Başkanının
baskı yaptığı yönünde yoğun şikâyetler vardır. Ayrıca, buradaki personele yasa
ve yönetmeliklere aykırı olarak ceza uygulanmakta ve sicilleri özel olarak
bozulmaya çalışılmaktadır.
Yine, ayrıca, bu Daire, Ankara içindeki lüks otellerde ve
Antalya’daki lüks otellerde “performans çalışması değerlendirmesi” adı altında
hem Bakanlığın hem de devletin parasını çarçur etmektedir çünkü Bakanlığınızın
uhdesinde hem binanızda ve diğer kuruluşlarınızda bu çalışmaların yapılacağı
çok salonlar olmasına rağmen, bu paralar maalesef heba olmaktadır. Bu konudaki
düşüncelerinizi almak istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Asil…
9.- Eskişehir Milletvekili
Beytullah Asil’in, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün 62’nci yıl
dönümüne ilişkin açıklaması
BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi -kabulünün yıl dönümü olan
bugün- yükseköğretimin, liyakatlerine göre herkese tam eşitlikte açık olmasını
ve her şahsın şahsiyetinin serbestçe gelişmesi için zaruri olan ekonomik,
sosyal ve kültürel haklarının her devletin teşkilatı ve kaynaklarıyla mütenasip
olarak gerçekleşmesini öngörmektedir.
Yine Anayasa’mıza göre “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun
bırakılamaz ve devlet, maddî imkânlarından yoksun başarılı öğrencilerin,
öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli
yardımları yapar.” demektedir.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin ve Anayasa’nın bu
düzenlemelerinden yükseköğrenim yönünden çıkan sonuçlar, yükseköğretimin
liyakat dışında hiçbir ölçüt konulmaksızın herkese tam eşitlikte açık olması ve
sosyal eğitimin güvencesinin devlet kaynakları oranında herkese tanınmasıdır.
Maalesef, bugün, ekonomik imkânsızlıklar nedeniyle binlerce
öğrenci üniversitede yükseköğrenimlerini tamamlayamamakta veya üniversiteye
girememektedirler.
Bugün gereği, bu İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin bu
maddesini de yetkililere hatırlatıyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – Sayın Bulut…
10.- Balıkesir Milletvekili Ahmet
Duran Bulut’un, Çin Özerk Uygur Bölgesi’nde yaşayan Türklerin işkence
gördüklerine ilişkin açıklaması
AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Efendim, Çin Özerk Uygur
Bölgesi’nde milyonlarca Türk Çin zulmü altında işkence görmekte, okuma, çalışma
hakları ellerinden alınmakta, Türk kızlarına tecavüz edilerek işkence
yapılmakta, bu işkenceler dünya kamuoyuna mal olduğu hâlde insanlık
susmaktadır.
Azerbaycan’ın Karabağ bölgesini işgal eden Ermenilerin Karabağ’da
yaptıkları zulümden sonra oradan sürgün edilen milyonu aşkın insan bu
önümüzdeki kış kıyamet döneminde tren vagonlarında yıllardan beri yaşamaya
mecbur ve mahkûm edilmiştir. Bu bir insanlık ayıbıdır. İnsanlığı bu noktalarda
dikkate ve duyarlılığa davet ediyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Taner Yıldız.
Buyurun Sayın Yıldız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
(Devam)
A)
Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)
3.- Kahramanmaraş Milletvekili
Mehmet Akif Paksoy’un, Afşin-Elbistan Termik Santrali İş-letmesinin sorunlarına
ve çözüm önerilerine ilişkin gündem dışı konuşması ve Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (Devam)
ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın
Başkan, değerli arkadaşlar; Sayın Akif Paksoy’un gündem dışı konuşmalarını değerlendirmek
üzere Hükûmetimiz adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle Afşin-Elbistan Termik Santralimizin bulunduğu
Kahramanmaraş ili Türkiye'nin içerisinde hem üretimiyle hem de linyit
rezervleri itibarıyla baktığımızda çok ciddi bir öneme sahiptir. Türkiye’deki
şu ana kadar tespit edilmiş rezervler itibarıyla baktığımızda 11,5 milyar tonun
yüzde 42’lik bölümü, tespit edilen rakamlar itibarıyla Kahramanmaraş sınırları
içerisinde bulunmaktadır. Bu açıdan, yerli kömür açısından, yerli üretim
açısından bizim için son derece değerlidir.
Tabii, orada bulunan santrallerimiz var. Bu santralleri biraz
sonra detaylarına da girerek aktarmak istiyorum. Hem HES’lerle alakalı,
yenilenebilir enerji kaynaklarıyla alakalı hem de kömür santralleriyle alakalı
ciddi bir rezerv vardır. Yalnızca kamunun Menzelet HES dediğimiz 124 megavatlık
santrali var, Sır HES dediğimiz 283 megavatlık santrali var, Ceyhan HES
dediğimiz, Kısık HES dediğimiz yine hidroelektrik santralleri var. Aynı zamanda
Afşin-Elbistan A ve Afşin-Elbistan B santrallerimiz mevcut. Bu santrallerin
kapasiteleri 1.355 megavat ve 1.440 megavat.
Afşin-Elbistan Havzası’na, tamamen bu havzaya bir bütün olarak
baktığımızda normalde burada 7 ila 8 bin megavatlar civarında santral kurulabilmesini
temin edecek ve bunu güçlendirecek bir rezerv var. Peki, bunun hepsini yapmak
lazım mı? Evet, hepsini yapmak lazım ancak çevre şartlarına
uymak kaydıyla.
Ben Sayın Milletvekilimizin gösterdiği hassasiyete teşekkür
ediyorum. Çünkü orada Afşin-Elbistan A’nın rehabilitasyondan
önceki -ki şu anda bununla alakalı çalışmaları da aktaracağım- bir kısım çevre
değerlerine, spektlerine mahkeme kararıyla uymadığını gördük. İster kamunun
santrali olsun isterse özel sektörün biz bunu net olarak ortaya koymamız lazım.
Bölgedeki çiftçilerimiz, vatandaşlarımız açtıkları dava sonucunda yaklaşık 21
milyon TL civarında -bütün hepsi itibarıyla söylüyorum- davayı kazanmışlardır
ve bunu da kamu ödemek durumundadır.
Biz, çevre şartlarına uygun olarak bunları yapmak zorundayız. Her
ne kadar dünyada bu şartlara uyulmadan çok fazla kömür santralleri yapılmış
olsa da biz, çevreyle uyumlu, yeşille uyumlu ama bir yandan da arz güvenliğini
yerli kaynaklarımızla beraber tedarik edeceğimiz bir yapıya kavuşmamız lazım.
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından yalnızca Kahramanmaraş
ili sınırları içerisinde 61 tane lisans verilmiştir ve bunun 17 tanesi
işletmededir.
2010 yılı Ekim ayı itibarıyla kesinleşmiş rakamlar itibarıyla hem
tüketimi hem de üretimi açısından baktığımızda aslında yüzde 60’lar civarında
üretimin tüketimi karşılama oranı mevcuttur. Yani Kahramanmaraş, tükettiğinden
çok daha fazlasını üreten ve enterkonnekte sisteme bu
vesileyle enerji veren önemli bir rezerv ilimizdir enerji açısından
baktığımızda.
Aylık tüketim itibarıyla baktığımızda brüt olarak 863 milyon
kilovatsaat civarında üretimi ve 347 milyon kilovatsaat civarında da tüketimi
vardır. Toplam Türkiye içerisindeki oranına tüketim itibarıyla baktığımızda
yüzde 2’ler civarında bir rakama karşılık gelmektedir Kahramanmaraş civarında
tüketilen enerji.
Aynı zamanda, üretilen enerji açısından baktığımızda, tabii ki
biraz önce bahsettiğim gibi, yalnızca kamunun santralleri açısından
baktığımızda bile yüzde 6,5-7’ler civarında. Özel sektörle beraber de baktığımızda
205-206 milyar kilovatsaat civarında toplam. Türkiye’deki üretimi düşünürsek
Kahramanmaraş ilinin üretime koyduğu katkı son derece değerlidir.
Sayın Milletvekilimizin bahsettiği bir konu da şu: Biz
Afşin-Elbistan A’daki arızalarla alakalı, özellikle titreşime dayalı arızaların
giderilmesine dönük ihalelerimizi yaptık. Adını da söylemek durumundayım, çünkü
aynı şekilde bu santralin yapımı sırasında da o firma yer almıştı. O firmanın
yine çıkarttığı durum tespit raporları neticelendi. Bununla alakalı ihaleye
çıkıldı. İhale de neticelendirilmek üzere ve mutlaka orada yine normal 7-8
milyar kilovatsaat civarındaki tüketim miktarlarına ulaşacağız. Siz de
bahsettiniz, yaklaşık yirmi altı-yirmi yedi yıllık bir santralin tabii ki
üzerinde titizlikle de durmamız lazım.
Enterkonnekte sisteminin sağlıklı bir şekilde
yürütülebilmesi açısından Maraş bir genel bir müdürlük olabilir mi, üretim
açısından bir genel müdürlük olabilir mi? Tabii ki Maraş’ın, aldığı yatırımlar
itibarıyla yüzde 1,5-2’lik payının, tüketim itibarıyla baktığımızda yine yüzde
2’lik payının bir genel müdürlük kurulmasını gerektirecek gerekçeleri tamamen
kapsadığını görmüyoruz ama bu, işletmelerin hassasiyetle takip edilmesine mâni
bir hâl değil. Özellikle TEİAŞ’la alakalı,
özellikle EÜAŞ’la alakalı tekrar bunu gündeme getirdiğimizde, buraya artı bir
genel müdürlük, ayrı bir genel müdürlük kurmanın fazladan olacağı, işletme
açısından farklı bir verimlilik doğuracağı kanaatine sahip olduk.
Tabii ki termik santrallerin, özellikle kömür açısından baktığımızda,
özellikle düşük kalorili kömürler açısından baktığımızda çevreye tesirlerini
biliyoruz. Bu tesirlerin bir kısmı olumsuz tesirler ama artık teknolojinin
gelişmesiyle beraber de bunların her birinin önleminin alınma imkânı var. Biz
de bu önlemleri alıyoruz.
Şu ana kadar yalnızca Afşin-Elbistan A’yla alakalı yaptığımız
yatırımları isterseniz kısaca söyleyeyim:
Birinci ünitede herhangi bir sıkıntı yok ve burada üretim devam
etmektedir.
İkinci ünitede pazartesi günü itibarıyla kısa sürede verdiğimiz bu
kesintiden dolayı tekrar pazartesi günü üretime başlanacaktır.
Problem olan üç ve dördüncü ünitedir. Üçüncü ünitede yine Asltom
firmasıyla beraber, oradaki jeneratörün yıldız noktasında meydana gelen bir
kayma sonucunda bir arıza oluştu.
Dördüncü ünitede de yine vibrasyon sebebiyle ünite devre dışı
edildi.
Bunların da toplam altı yedi ay içerisinde her birinin işletmeye
geçeceğini rahatlıkla söyleyebilirim.
Diğer bir konu, strateji… Bizim dairemizle alakalı bir konu
edildi. Değerli arkadaşlarım, bunun kuralları belli, personelin hangi kuralla
çalışacağı, hangi kuralla işlerine devam edeceği belli. Burada ayrı bir
uygulama yapılması söz konusu ise bu konuyu özellikle, konuşmadan sonra sizinle
de isim alarak da onun üzerine giderim ve eğer varsa bir haksızlık, tabii ki o
haksızlığın giderilmesi adına da bizler mutlaka katkı koymak zorundayız, Enerji
Bakanlığı olarak da müdahale etmek durumundayız.
Ben Afşin-Elbistan sahasında özellikle çevre hassasiyetinin ön
plana çıktığı ama bunun da istismar edilmemesi gerektiği kanaatindeyim. Bu
görevi ister kamu ister özel sektör tabii ki yerine getirmek durumunda ama biz
yerli kömürlerimizi de mutlaka üretime kazandırmak zorundayız. Bu konuda ben
Afşin ve Elbistan’da da farklı bir duygunun da hissedilmediği kanaatindeyim.
Oradaki gerek istihdam açısından, bakın, oradaki kamulaştırmalar, höyükler, sit
alanları, tarihî mekânlar hepsine dikkat edilerek oradaki rezervimizin açığa
çıkartılması lazım. Ben bütün bu konularla alakalı hassasiyetimizin
azaltılmadan devam ettiğini, artarak devam ettiğini ama hem yerli kaynakları
harekete geçirerek, yerli kömür rezervlerimizi kullanarak hem de bizim çevreyle
alakalı hassasiyetimizi artırarak devam etmemiz lazım.
Ben bütün bu duygu ve düşüncelerle heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
Meclis araştırması açılmasına ilişkin dört önerge vardır, ayrı
ayrı okutuyorum:
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA
SUNUŞLARI
A) Meclis
Araştırması Önergeleri
1.- İstanbul Milletvekili Çetin
Soysal ve 22 milletvekilinin, bireylerin telefonlarının yasadışı dinlenmesi
konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/957)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Son dönemde yaşanan siyasi gelişmeler, yargılamalar toplum
üzerinde önemli etkiler yaratmaktadır. Özellikle telefonların dinlenmesi,
kanuna aykırı olarak yapılan telefon dinlemelerinin yargılama sürecinde delil
olarak sunulması toplum üzerinde de bir korku yaratmaktadır.
Neredeyse herkesin dinlendiğini düşündüğü, bu dinlemelerin
kanıksandığı ve kanunsuz dinlemelere karşı gelmek yerine konuşmalarını
sınırlandırdığı bir süreçten geçilmektedir. Bir süre önce emniyetin önemli
birimlerinde görev yapmış olan Hanefi Avcı'nın yazdığı kitapta kanunsuz
dinlemelere ilişkin ayrıntılı ve çok çarpıcı anlatımlar yer almaktadır.
Bu anlatımlarda; Hanefi Avcı kendisinin nasıl kanunsuz bir şekilde
dinlendiğini, kendisine bu bilginin nasıl aktarıldığını, bunun üzerine İçişleri
Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı'na yaptığı başvuruları anlatmıştır. Kitabın bir
bölümünde "Eğer bu insanlar benim gizlediğim, iki öğrenci adına alınmış,
yalnızca birebir görüşme yaptığım, başka hiç kimseyle görüşmediğim, herkesten
gizlediğim numaramı tespit edebilmişlerse, o zaman gizliliğe benim kadar dikkat
etmeyen, özel tedbir almayan insanların gizli yaptıkları tüm görüşmeleri tespit
edebiliyorlar." demektedir. Bunun dışında dinlemelerin, telefon numaraları
üzerinden değil, telefon makinesinin IMEI numarası üzerinden yapıldığını, hiç
kimsenin kullandığı telefonun IMEI numarasını bilmediği için tüm devlet
yetkililerinin dahil herkesin bu şekilde dinlenme
imkanının olduğu ifade edilmektedir.
Nitekim kitapta Ankara'da yapılan kanunsuz dinlemelere örnek
olarak l. sınıf Emniyet Müdürü Sabri Uzun, Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Daire
Başkanı Hüseyin Özalp, Sakarya Eski Emniyet Müdürü Mustafa Aydın ile Nüfus
Vatandaşlık İşleri Genel Müdür Yardımcısı Namık Demir verilmektedir. Ayrıca
daha bir çok bakanlık üst düzey yöneticisinin Ankara
İstihbarat Daire Başkanlığı tarafından İçişleri Bakanı ve Emniyet Genel
Müdürlüğü'nün bilgisi olmaksızın hukuksuz olarak uzun süredir dinlendiği
belirtilmektedir.
Hanefi Avcı, emniyet teşkilatı içinde çok önemli birimlerde görev
yapmış bir emniyet mensubudur. Bu nedenle söz konusu kitapta yer alan kanunsuz
dinlemelere ilişkin bölümler titizlikle incelenmeli ve değerlendirilmelidir.
Özel olarak binlerce insanın kanunsuz dinlenildiği açıkça ifade edilmektedir.
Devletin demirbaş listesinde kayıtlı olmayan dinleme cihazlarının hangi
ülkelerden temin edildiği, bu cihazların alınması talimatının kim ya da kimler
tarafından verildiği, nerelerde kullanıldığı, bu cihazların alımında kaynağın
nereden karşılandığı detaylı olarak incelenmelidir. Bu konuda yapılacak
ayrıntılı incelemelerle kanunsuz dinlemelerde kullanılan donanımların ne
şekilde temin edildiği, bu dinlemeleri kimin yaptığının tespit edilmesi şeffaf
ve demokratik bir yapılanma açısından önemlidir.
Anayasanın 20. maddesinde "Özel Hayatın gizliliği ve
korunması" başlığı altında, herkesin özel hayat ve aile hayatına saygı
gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Bunun yanında 22.
maddede de herkesin haberleşme hürriyetine sahip olduğu ve haberleşmenin
gizliliğinin esas olduğu düzenlenmiştir.
Aynı şekilde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8'inci maddesine
göre de "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı
gösterilmesi hakkına sahiptir" devamında ise bu hakkın kullanılmasına
müdahalenin ne koşullarda olabileceği belirtilmiştir.
Tüm bu yasal düzenlemelere rağmen, kanunsuz dinlemelerin bu
boyutta olması kaygı vericidir. Devlet yapısı içinde,
bulundukları birim ya da konumdan faydalanarak binlerce kişinin özel hayatın
gizliliği ile haberleşme özgürlüğü haklarını ihlal eden kişi ya da kurumların
tespiti ile bir daha bu tip yasa dışı dinlemelerin yapılmaması için alınacak
tedbirlerin tespiti amacıyla, Anayasanın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğü’nün 104. ve 105. maddeleri gereğince meclis araştırması açılmasını arz
ve teklif ederiz. 07.10.2010
1) Çetin Soysal (İstanbul)
2) Sacid Yıldız (İstanbul)
3) Ali Rıza Öztürk (Mersin)
4) Rasim Çakır (Edirne)
5) Tansel Barış (Kırklareli)
6) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
7) Engin Altay (Sinop)
8) Akif Ekici (Gaziantep)
9) Selçuk Ayhan (İzmir)
10) Abdulaziz Yazar (Hatay)
11) Ali Oksal (Mersin)
12) Şevket Köse (Adıyaman)
13) Ahmet Küçük (Çanakkale)
14) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
15) Mevlüt Coşkuner (Isparta)
16) Tayfur Süner (Antalya)
17) Osman Kaptan (Antalya)
18) Gökhan Durgun (Hatay)
19) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
20) Canan Arıtman (İzmir)
21) Bilgin Paçarız (Edirne)
22) Atila Emek (Antalya)
23) Ahmet Ersin (İzmir)
2.- İzmir Milletvekili Kamil Erdal
Sipahi ve 21 milletvekilinin, astsubayların sorunlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/958)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Türk Silahlı Kuvvetlerinin emir ve komuta sisteminde yer alan asli
ve en önemli unsurlardan birisi de değerli Astsubaylarımızıdır.
Ülkeleri ve şerefli meslekleri için bir ömrü feda eden, en zor
şartlarda en ücra yurt köşelerinde canı pahasına görev yapan, yüzlerce şehit veren
Astsubaylarımızın çok ciddi ve birikmiş sorunları acil çözümler beklemektedir.
Şerefli Astsubay camiasının aile fertleriyle birlikte yıllardır
biriken sorunlarının, kendilerine verilipte yerine getirilmeyen sözlerin
araştırılması ve çözümlenmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, Astsubaylarımızla ilgili sorunların araştırılması
amacıyla Anayasa’nın 98'inci maddesi ve TBMM İçtüzüğün’ün 104 ve 105'inci
maddeleri gereğince Meclis araştırması yapılmasını arz ederim.
1) Kamil Erdal Sipahi (İzmir)
2) Mehmet Şandır (Mersin)
3) Durmuş Ali Torlak (İstanbul)
4) Emin Haluk Ayhan (Denizli)
5) Erkan Akçay (Manisa)
6) Ahmet Kenan Tanrıkulu (İzmir)
7) Osman Durmuş (Kırıkkale)
8) Mehmet Zekai Özcan (Ankara)
9) Sabahattin Çakmakoğlu (Kayseri)
10) Mustafa Kalaycı (Konya)
11) Süleyman Nevzat Korkmaz (Isparta)
12) Hasan Çalış (Karaman)
13) Behiç Çelik (Mersin)
14) Beytullah Asil (Eskişehir)
15) Hüseyin Yıldız (Antalya)
16) Şenol Bal (İzmir)
17) Mehmet Akif Paksoy (Kahramanmaraş)
18) Necati Özensoy (Bursa)
19) Muharrem Varlı (Adana)
20) Ali Uzunırmak (Aydın)
21) Yıldırım Tuğrul Türkeş (Ankara)
22) Zeki Ertugay (Erzurum)
Gerekçe:
Astsubay Camiası; 100.000'i aşkın muvazzaf Astsubay ve 117.500
emekli Astsubay olmak üzere aile fertleri de dahil
edildiğinde bir milyon kişiyi aşan önemli bir toplum kesitini ifade etmektedir.
Yıllardır biriken sorunlarının çözümü ve kendilerine verilen
sözlerin yerine getirilmesini camiaya yakışan bir sabır ve vakarla
beklemişlerdir.
Son olarak 9 Ekim 2010'da 96.500 üyesi ve 86 şubesi olan TEMAD'ın
(Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği) çabasıyla, Ankara'da toplanan onbini aşkın
emekli Astsubay ve aileleri, yine kendilerine yakışan bir vakar ve ciddiyetle
sorunlarını bir Miting kapsamında kamuoyuyla paylaşmışlardır.
Astsubaylarımız emekli olduklarında maaşları % 45 oranında
azalmakta ve bir kısmı açlık sınırında mücadeleye mahkûm edilmektedir.
Yüzde ellisi ek iş, yüzde yirmisi işportacılık yaparak yaşam
mücadelesi veren bu şerefli insanlar bir ömrü devlet uğruna feda etmenin
bedelini fakirlik sınırı ile açlık sınırı arasındaki gelirleriyle
ödemektedirler.
Türk Silahlı Kuvvetleri emeklilerine ödenen birçok tazminattan
yararlanamadıkları gibi, kurumdan tazminat alamayan devlet memurlarının emekli
maaşlarına eklenen 100 TL.'den de mahrum bırakılıyorlar.
Emekli maaşlarına 100 TL. seyyanen zam
yapılacağı iki yıl önce resmen açıklanıyor ama sonuç alınamıyor.
Diğer yandan devlet memurluğundan 1'inci ve 2'nci derece emekli
olanların arasında 400 TL'lik bir fark bulunmakta. Astsubaylarımızın çok az bir
kısmı 1'nci dereceden emekli olabiliyor. İki yıllık yüksek okul eğitimi alan
kamu görevlileri 1'inci derece 4'üncü kademeden emekli olurken bir Astsubay
Yüksekokul bitirse bile 1'inci derece 3'üncü kademeden emekli olabiliyor.
Lojman tahsisi ve sağlık imkânlarından yararlanma konusunda
mevcutlarına göre oran yetersizliği ve sorunlar mevcut.
OYAK kurumundaki üyelerin en az % 60'ı Astsubaylardan oluşurken
yönetim ve denetim kurullarında temsil hakları bulunmamaktadır. OYAK'ta görev
alma oranları ise mevcutları ile orantısız kalmakta. Bu konudaki eşitsizlik
AİHM'ne götürülmüş durumdadır.
Yukarıda bir kısmı belirtilen ciddi sorunların araştırılması ve en
kısa sürede çözümlenmesi gerekmektedir.
3.- İstanbul Milletvekili Hasan
Macit ve 20 milletvekilinin, 12 Eylül askerî darbesi döneminde Hava Kuvvetleri
Komutanı olan emekli Orgeneral Tahsin Şahinkaya ile ilgili usulsüzlük ve
yolsuzluk iddialarının araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/959)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
1986 yılında zamanın SHP milletvekilleri tarafından 12 Eylül
darbesinin Hava Kuvvetleri komutanı Sayın Tahsin Şahinkaya'nın yaptığı iddia
edilen yolsuzluklarla ilgili araştırma önergesi Anayasanın Geçici 15. Maddesine
dayanılarak yürürlüğe bile alınmamıştır. 12 Eylül 2010 tarihli halk oylaması
sonucu anayasanın geçici 15. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
Geçici 15 madde yürürlükten kaldırıldığından dolayı dönemin SHP
milletvekillerinin verdiği araştırma önergesinin gündeme alınarak,
Anayasamızın 98 ve İçtüzüğümüzün 104 ve 105'inci maddeleri
uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ederiz. Saygılarımızla.05.10.2010
1) Hasan Macit (İstanbul)
2) Hüseyin Mert (İstanbul)
3) Fevzi Topuz (Muğla)
4) Sacid Yıldız (İstanbul)
5) Ferit Mevlüt Aslanoğlu (Malatya)
6) Rahmi Güner (Ordu)
7) Recai Birgün (İzmir)
8) Ahmet Küçük (Çanakkale)
9) Orhan Ziya Diren (Tokat)
10) Rasim Çakır (Edirne)
11) Tansel Barış (Kırklareli)
12) Fehmi Murat Sönmez (Eskişehir)
13) Ayşe Jale Ağırbaş (İstanbul)
14) Mustafa Vural (Adana)
15) Hasan Erçelebi (Denizli)
16) Zekeriya Akıncı (Ankara)
17) Ahmet Ersin (İzmir)
18) Tayfur Süner (Antalya)
19) Şevket Köse (Adıyaman)
20) Malik Ecder Özdemir (Sivas)
21) Ali Oksal (Mersin)
Gerekçe:
12 Eylül 1980'den sonra ülkemizde uzunca bir süre parlamento
denetiminden uzak bir dönem yaşanmıştır. Bu dönemde, gemicilikten havacılığa
kadar birçok alanda usulsüzlük ve yolsuzluk iddiaları ortaya atılmış; ancak pek
çoğu resmiyete intikal ettirilmediği için, inceleme ve araştırma dışı kalmıştır.
Bu iddiaların en çok yoğunlaştığı kişilerden biri, Emekli Orgeneral Sayın
Tahsin Şahinkaya olmuştur.
Şahinkaya ile ilgili iddialar, F-16 uçaklarının alımında yolsuzluk
yapmak, Hava Kuvvetleri Komutanı iken bu Kuvvetin ihale ve alımlarının belli
şirketlere verilmesi için nüfuz kullanıp çıkar sağlamaktan, haksız iktisap
yoluyla çok sayıda taşınır ve taşınmaz mal edinilmiş olmaktan, yurt dışında ve
sırdaş hesaplarda parası olmaya kadar uzanmaktadır.
Sayın Şahinkaya'nın ayrıca birtakım holdinglerle kendisinin ve
yakınlarının ortaklık ilişkisi içinde olduğu iddiaları vardır. Bu iddialara
göre, Sayın Şahinkaya, eşi ve çocukları, Kalebodur, Kaleterasit ve Bagfaş
şirketlerinin ortaklarındandır. Yine eşi daha sonra Bagfaş tarafından,
Denizcilik Bankasından satın alınan İş-Kur'un da kurucu ortağıdır. İleri
sürülen iddialara karşı savunmaya geçen Şirketlerden ilki (Kalebodur Şirketi)
Şahinkaya'nın ve yakınlarının ortak olduğu, ikincisi ise (Kayalar Şirketi) Hava
Kuvvetleri Komutanlığının ihalelerini en çok alan şirkettir.
Silahlı Kuvvetlerin ihale ve alımlarında yolsuzluklar yapıldığına
ilişkin iddiaları, ilk kez Sayın Tahsin Şahinkaya ile de ortaya çıkmamıştır.
Locheed, ITT gibi şirketlerin de Türkiye'de rüşvet dağıttıkları öne sürülmüş ve
bu iddialar yargıya intikal ettirilmiştir. Bu nedenle bu tür araştırmaların
Silahlı kuvvetleri rahatsız edeceği yolundaki söylentiler haklı olamaz.
Tersine, bu gibi iddiaların ortada bırakılması, silahlı kuvvetlerin sağlam
gelenekleri ile bağdaşmaz. Esasen bu tip yolsuzluk iddiaları, hiçbir gerekçe
ile örtbas da edilemez.
Sayın Şahinkaya'nın mal varlığı ile ilgili açıklamaları da tatmin
edici olmaktan uzaktır. Beyan ettiği veya elden çıkardığı mal varlığının, hangi
imkânlarla iktisap ettiği hususu açıklığa kavuşmamıştır. Ayrıca Hava Kuvvetlerinin
çeşitli tesislerinin, Şahinkaya Ailesinin ortak olduğu seramik fabrikalarının
ürünleri ile donatıldığı iddia edilmektedir. Bu doğru mudur? F-16 uçakları ile
ilgili anlaşma, yalnız uçak üretimine ilişkin değildir. Bu anlaşma ülke
ekonomisinin boyutlarında bir dizi çıkar bağlantısını ve ipoteklerini de
gündeme getirmiştir.
Yukarda belirtilen şirketler, bu anlaşmanın yan bağlantılarına
nasıl olup da yerleştirilmiştir. İş-Kur, Denizcilik Bankasınca neden satın
alınmış ve daha sonra, yine bu ailenin ortak olduğu Bagfaş tarafından niçin
geri alınmıştır?
Yukarda sorulan iddiaları açıklığa kavuşturmak için Anayasamızın
98 ve içtüzüğümüzün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması
açılmasını arz ederiz. Saygılarımızla.
4.- Gaziantep Milletvekili Hasan
Özdemir ve 24 milletvekilinin, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının
yaptığı yardımlarda yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/960)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na
Anayasamızda Türkiye Cumhuriyeti devletinin niteliklerinden birisi
olarak belirtilen sosyal devlet ilkesi gereği yardıma muhtaç vatandaşlarımıza
Valilik ve Kaymakamlıklar aracılıyla çeşitli yardımlar yapılmaktadır. Ancak bu
yardımlar son dönemde daha çok iktidar partisi yardımlarıymış gibi algılanmaya
başladı ve yardıma muhtaç kişilerin tespitinde kriterler
değişime uğradı. Bu halde devletin sosyal yardım mekanizmasında ortaya çıkan
adaletsizliği gidermek için araştırılarak alınacak önemleri tespit etmek üzere
Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması
açılmasını arz ve teklif ederiz.
1) Hasan Özdemir (Gaziantep)
2) Hamza Hamit
Homriş (Bursa)
3) Mehmet Akif
Paksoy (Kahramanmaraş)
4) Mümin İnan (Niğde)
5) Osman Ertuğrul
(Aksaray)
6) Yılmaz Tankut (Adana)
7) Oktay Vural (İzmir)
8) Emin Haluk
Ayhan (Denizli)
9) Osman Çakır (Samsun)
10) Ahmet Kenan
Tanrıkulu (İzmir)
11) Hüseyin
Yıldız (Antalya)
12) Hasan Çalış (Karaman)
13) Mehmet
Serdaroğlu (Kastamonu)
14) Sabahattin
Çakmakoğlu (Kayseri)
15) Recep Taner (Aydın)
16) Ertuğrul
Kumcuoğlu (Aydın)
17) Abdülkadir
Akcan (Afyonkarahisar)
18) Erkan Akçay (Manisa)
19) Mustafa Enöz (Manisa)
20) Necati
Özensoy (Bursa)
21) Ahmet Duran
Bulut (Balıkesir)
22) Beytullah
Asil (Eskişehir)
23) Ahmet Deniz
Bölükbaşı (Ankara)
24) Metin Ergun (Muğla)
25) Süleyman
Turan Çirkin (Hatay)
Gerekçe:
Anayasamızın 2. maddesinde belirtilen Cumhuriyetin niteliklerinden
biri olan "Sosyal Devlet" olmanın bir gereği olarak Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu 14.06.1986 tarihinde yürürlüğe giren
3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu ile kurulmuştur.
Kurulduğu tarihten 09.12.2004 tarihine kadar Fonun idari işleri, Başbakanlığa
bağlı bir birim olarak faaliyet gösteren Fon Genel Sekreterliği eliyle
yürütülmüştür. Yardım faaliyetlerinin ise her il ve ilçede kurulan Vakıflar
marifeti ile yürütülmesi öngörülmüştür. Bu vakıfların mütevelli heyetlerinin
başında vali ve kaymakamlar bulunmaktadır. Heyetin üyeleri belediye başkanı,
mal müdürü, müftü, sağlık grup başkanı, milli eğitim müdürü gibi kurum
müdürleri ile siyasi vasfı olmayan ve kaymakam ve valiler tarafından belirlenen
üçer kişilik vatandaş gruplarından oluşmaktadır.
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları gerek yurt çapında
sürdürdüğü yardım faaliyetleri ile sosyal güvencesi olmayan yoksul, kimsesiz,
muhtaç ve düşkün vatandaşlarımıza gerekse istihdam odaklı mesleki eğitim ve
proje destekleri ile işsiz, eğitimsiz vatandaşlarımıza ilişkin devletin sosyal
sorumluluklarını yerine getirmiştir. Vakıf biçiminde örgütlenme bu yapıya
esneklik, sürat ve şeffaflık kazandırmıştır. Halkımızın bu kurumları çok çabuk
benimsemesine yol açmıştır. Bu yapı sayesinde vakıflar kuruldukları tarihten bu
yana çok sayıdaki iktidar değişikliğine rağmen, faaliyetleri bakımından siyasi
bir argüman olarak kullanılmamıştır.
Bu durum AKP iktidarı ile büyük bir değişime uğramıştır.
01.12.2004 tarihinde kabul edilen, 09.12.2004 tarihinde de Resmi Gazetede
yayımlanarak yürürlüğe giren 5263 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel
Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunla, Fon Genel Sekreterliği,
Başbakanlığa bağlı bir Genel Müdürlük olarak teşkilatlandırılmış, böylece Fon
idaresi bu tarihte kurumsal bir yapıya kavuşmuştur. Her ne kadar Fon
idaresinin, Genel Müdürlük olarak yapılandırılması ile mevcut sosyal yardım
programlarının ekonomik ve sosyal yoksunluk içerisinde bulunan vatandaşlara
daha etkin ve daha hızlı bir şekilde ulaştırılmasının amaçlandığı ifade edilse
de sonuç farklı olmuştur. Uygulamada bu değişiklik İl ve İlçe Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları daha çok merkezden kontrol edilmesine ve
yönlendirilmesine yol açmıştır. Genel Müdürlüğün aslında Medeni Kanun hükümlerine
göre ve özel hukuk tüzel kişiliği olarak kurulan Vakıfları, süreç içinde İl ve
İlçe müdürlükleri biçiminde tamamen kendine bağlı birer taşra uzantısına
dönüştürülmüştür.
Yine aynı kanunla vakıf mütevelli heyetlerine kaymakam ve valiler
tarafından seçilen halktan üyelerin İl Genel Meclislerince seçilmesi
uygulamasına geçilmiştir. Demokratik gibi görünen bu değişiklik, il genel
meclislerindeki siyasi yapının vakıf mütevelli heyetlerine girmesine yol
açmıştır. Özellikle küçük ve orta büyüklükteki illerimizdeki çoğunluk gücünü
kullanarak AKP, kendisine yakın kimseleri vakıf mütevelli heyetlerine sokmuş,
bu da AKP'nin buradaki faaliyetleri siyaseten kullanmasının başlangıcını teşkil
etmiştir. O kadar ki bazı ilçelerde AKP İlçe başkanları, parti yönetim kurulu
üyeleri, İl Genel Meclis üyelerinin yakın akrabaları vakıf mütevelli heyeti
üyeliğine seçilmiştir.
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının 2004 sonrasında son
derece planlı ve zamanlaması iyi ayarlanmış bu adımları 1986 yılından beri
devam eden bu hayırlı faaliyetlerin siyasi bir argüman
olarak kullanılması ile sonuçlanmıştır. Böylece yardıma muhtaç ailelerin
tespitine de siyaset bulaşmıştır.
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının siyasi bir argüman olmasına neden olan hukuki ve kurumsal gelişmelerin
bir an önce bertaraf edilmelidir. Bütün bu gerekçelerle Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışma Vakıflarının bu izleniminin silinmesi için yapılması gerekenlerin
araştırılarak çözüm yollarının tespit edilmesi gerekmektedir.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp
açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.
Alınan karar gereğince, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
1’inci sırada yer alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)
BAŞKAN – Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
2'nci sırada yer alan, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)
BAŞKAN - Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
3'üncü sırada yer alan, Kütahya Milletvekili Sayın Soner Aksoy'un,
Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına
İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sanayi, Ticaret,
Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
3.- Kütahya Milletvekili Soner
Aksoy’un, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı
Kullanımına İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile
Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu
(2/340) (S. Sayısı: 395)
BAŞKAN - Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
4'üncü sırada yer alan, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu
Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam
edeceğiz.
4.- Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu Kanunu Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/961) (S. Sayısı: 574) (x)
BAŞKAN - Komisyon? Burada.
Hükûmet? Burada.
Dünkü birleşimde İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun
olarak görüşülen tasarının birinci bölümünde yer alan 11’inci madde kabul
edilmişti.
Şimdi bu bölümde yer alan diğer maddeleri, varsa önerge
işlemlerini yaptıktan sonra oylarınıza sunacağım.
12’nci madde üzerinde üç önerge vardır. Önergeleri önce geliş
sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 12 nci maddesinin üçüncü
fıkrasında yer alan “kendilerine” ifadesinin madde metninden çıkarılmasını arz
ve teklif ederiz.
|
Hamit
Geylani Özdal
Üçer Nuri
Yaman |
|
Hakkâri
Van Muş |
|
Akın
Birdal Sırrı
Sakık Hasip
Kaplan |
|
Diyarbakır Muş Şırnak |
|
Pervin
Buldan |
|
Iğdır |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Hakimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 12. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “beş
yıl” ibaresinin “sekiz yıl” olarak değiştirilmesini arz ederiz.
|
Ali Rıza
Öztürk Rahmi
Güner Halil
Ünlütepe |
|
Mersin Ordu Afyonkarahisar |
|
Orhan Ziya
Diren Birgen
Keleş Ferit Mevlüt
Aslanoğlu |
|
Tokat İstanbul Malatya |
BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:
(x) 574 S. Sayılı Basmayazı 08/12/2010 tarihli 28’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 12. Maddesinin birinci
fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.
“(1) Genel Kurulda ve dairelerinde çalıştırılmak üzere özlük
işlemleri açısından Genel Sekreterliğe bağlı yeteri kadar tetkik hakimi bulunur. Tetkik hakimlerinin
görev dağılımı Genel Kurul tarafından kararlaştırılır.”
|
Oktay
Vural Faruk
Bal Metin
Çobanoğlu |
|
İzmir Konya Kırşehir |
|
Rıdvan
Yalçın Behiç
Çelik Osman
Ertuğrul |
|
Ordu Mersin Aksaray |
|
Mümin
İnan Nevzat
Korkmaz Kadir
Ural |
|
Niğde Isparta Mersin |
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Korkmaz, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüştüğümüz tasarının 12’nci maddesinde değişiklik içeren
önergemiz üzerinde görüşlerimizi anlatmak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz kanun tasarısının 12’nci
maddesinde tetkik hâkimlerinin, idari bir görev olan Genel Sekreterliğe bağlı
ve ondan talimat almak üzere istihdam edileceği hususu düzenlenmiştir. Elbette
Genel Sekreter birinci sınıf hâkim ve savcılardan seçilecek ancak bu onun idari
bir görevde olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Emrine verilen hâkim ve
savcılar da idari görev ifa edeceklerdir. Anayasa’nın 140’ıncı maddesinin
altıncı fıkrasında “Hâkim ve savcılar idari görevleri yönünden Adalet
Bakanlığına bağlıdırlar.” denilmektedir. Genel Sekreterliğe bağlı olarak
çalışacak hâkim ve savcıların konumları, bağlılıkları Anayasa’nın 140’ıncı
maddesini ve hâkim ve savcıların bağımsız görev yapacakları hususunu gerçekten
zorlayan hükümlerdir. Teamülleri ve evrensel hukuk anlayışını dejenere edebilecek hükümlerdir.
“Bunun ne gibi menfi tesirleri olur?” derseniz kıymetli
arkadaşlar: Türkiye Cumhuriyeti devletinin idari yapısını incelediğimizde dört
bakanlığın sistem içerisinde çok özel bir işlev gördüğünü görürsünüz. Bu durumu
âdeta masanın tablasını taşıyan dört ayağa benzetebiliriz. Bu bakanlıklar,
Adalet, İçişleri, Dışişleri ve Maliye bakanlıklarıdır.
Bu dört kurum bu işlevlerini onlarca asırlık devlet geleneği olan
milletimizin tarihinden ve ortaya koyduğu devlet geleneklerinden almıştır. Herkesin fevri ve tepkisel davrandığı olağanüstü bir dönemde olağan
ve soğukkanlı davranmayı düstur edinmiş bir hariciyenin, devlet tüzel
kişiliğiyle şahsın hukukunun uyumlaştırıldığı ve insanları bir arada tutan
asayiş ve huzurun temin edildiği dâhiliyenin, devlet çarkının döndürülmesi için
zaruri olan devlet kaynaklarının oluşturulduğu ve doğru yerlerde harcandığı ve
devletin mallarına sahip çıkıldığı, maliyenin ve adaletin, hakkın, hukukun
adresi güvenilir ve tarafsız adliyenin mevcudiyetidir ki, devleti ayakta tutar,
devleti ebet müddet devlet kılar.
Elbette tüm kurum ve kuruluşlar çok önemli hizmetler vermektedir
ve elbette hepsinin yadsınamaz çok özel önemleri vardır. Ancak saydığımız
kurumlarda oluşabilecek bir zafiyet devlet bünyesinin bütününde bir zafiyet
doğuracaktır. Bu hep böyle cereyan etmiştir. Bu yüzden, zikrettiğimiz
bakanlıklar, kariyer bakanlıkları olarak anılır. Adalet Bakanlığının asli
unsurları da hâkim ve savcılardır. Daire başkanlığı da dâhil üst yönetim
görevlerine hep hâkimlik mesleğine mensup kişiler getirilir ki, devleti ayakta
tutma ve taşıma işlevlerine bir halel gelmesin, hukuk eğitimi almış kişiler
Adalet Bakanlığını yönetsin. Bu yüzden hâkim ve savcıların Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu Başkanlığı altında görevlendirilip daire başkanlıklarıyla
irtibatlandırılması gerekiyor. Sadece özlük işleriyle ilgili kayıtlar genel
sekreterlikçe tutulabilir…
Efendim, çok uğultu var, çok özür diliyorum.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, sükûneti sağlarsak gerçekten iyi
olacak.
Buyurun Sayın Korkmaz.
S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Bunun dışında idari görev ifa edecek genel sekreterliğin altında
görevlendirilmesinin Adalet Bakanlığının klasik teşkilatlanmasına uymadığını
söylemeliyiz.
Değerli milletvekilleri, bildiğiniz üzere, AKP Anayasa
değişikliğiyle HSYK çoğunluğunu ele geçirmiştir ve artık oradan çıkaramayacağı
bir karar yoktur. Şimdi de Yargıtay ve Danıştay için bir kuşatma ve ele geçirme
planı hazırlanıyor. Basından öğrendiğimize göre, Yargıtayda 6 adet, Danıştayda
4 adet daire kurulacak ve buralara HSYK tarafından yeni üyeler atanarak
Yargıtay ve Danıştay Genel Kurul çoğunluğu ele geçirilecektir. Önümüzdeki yıl
yapılacak Yargıtay Başkanlığı seçimi de Danıştay Başkanlığı seçimi de böylece
garanti altına alınmış olacaktır. Bunu söylediğimizde diyorlar ki: “Efendim,
dairelerin kurulmasını iki yıl önce Yargıtay teklif etmişti.” Doğru. O zaman
bunu sümen altında tuttunuz, işleme koymadınız. Daire ihtiyacı bugünün ihtiyacı
değildi ki. İhtiyaç var idiyse, ki bugün böyle
söylüyorsunuz, dün niye kurmadınız bu daireleri? Şimdi, HSYK’da yeterli
çoğunluk sağlanınca bu öneri gündeme taşınıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, kendi aranızda konuştuğunuz
kelimeleri ben buradan duyabiliyorum. Sohbet edecekseniz de biraz daha hafif
bir sesle ederseniz iyi olur. Aksi takdirde de çok iyi demlenmiş çay olduğunu
söylüyorlar, dışarıda sohbetinize devam edin.
Bir dakika ek süre veriyorum.
Buyurun.
S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.
Üstelik “İstinaf mahkemeleri kuruyoruz, Yargıtayın üzerindeki yükü
kaldırıyoruz.” diye kadrolar çıkarttınız. Eğer yanlış hatırlamıyorsam, 4 bin
adet hâkim ve savcı, 900 adet idari ve adli yargı hâkim ve savcı adayı, 100
adet de Adalet Bakanlığı müfettişi kadrosu çıkarttınız. İnşaatlar yaptınız,
binalar yaptınız. Doğrusu merak ediyorum: Bu da Türk milletini bir oyalama
taktiği miydi? Yapmadan yapıyor gibi gözükmenin bir örneği miydi?
Bakınız, Sayın Yargıtay Başkanı açıklıyor, istinaf mahkemelerini
kurmaz iseniz altı değil on altı daire de çözüm olmayacak.
AKP olarak, bu Mecliste, muhalefetle açık, şeffaf ve samimi bir
biçimde konuşmayı, diyalog kurmayı maalesef beceremediniz, hep gizli gündeminiz
ülke gündemini belirledi.
Bundan sonra hangi sözünüze ne diye güveneceğiz diyor, önergemize
destekleriniz bekliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge reddedilmiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Hakimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 12. maddesinin 2. fıkrasında geçen “beş yıl”
ibaresinin sekiz yıl olarak değiştirilmesini arz ederiz.
Ali
Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli
milletvekilleri; arkadaşlar, ne dedik ki katılmıyorsunuz? Diyoruz ki: “Beş
yıllık süreyi sekiz yıla çıkarın ki başarı elde edecek insanların başarısını
daha iyi görürsünüz.” Size burada bir olanak tanıyoruz. Beş yılda başarılı
insan sayısı azdır ama sekiz yıl hizmet verirse başarılı daha çok insan
bulabilirsiniz ama kabul etmiyorsunuz.
İki: Burada “üstün başarı” çok göreceli bir kavram. Neye göre
üstün başarı? Kimine göre farklıdır üstün başarı, kimine göre farklı. Buradaki
objektif kıstasınız nedir arkadaşlar? Üstün başarı… Bir kere bu kıstas çok
subjektif. Objektif bir hâle getirin. Bu “üstün başarı” kavramını da hepimiz
bilelim.
Bir başka konuya geleceğim müsaade ederseniz. Dün burada sivil ve
askerî hâkim ve savcılar arasında yıpranma ile ilgili söyledim ama ne Sayın
Bakan ne Sayın Komisyon Başkanı sahip çıkmadınız. Yine söylüyorum: Bu ülkede
ister sivil ister askerî, tüm yargı mensuplarının… Ben sivil yargı
mensuplarının daha çok yıprandığına inanıyorum ama bu konuda hiçbir görüş
bildirmediniz. Yine altını çiziyorum: Hâkim ve savcıların, adalet dağıtan
insanların yıpranması askerî hâkimde başka, askerî savcıda başka, sivil
savcıda, sivil hâkimde başka olamaz Sayın Bakan. Bunlara, sivil savcı ve
hâkimlere sahip çıkmak sizin görevinizdir, bir kez daha bunun altını çiziyorum.
Bir başka konuya geçiyorum: Arkadaşlar, 2006 yılından beri hâkim
ve savcılarımızın maaşlarında hiçbir artış olmadı.
Bir başka konu var: Verdiğiniz yargı tazminatı. “Tazminat” adı
altında veriyorsunuz belli bir rakamı hâkim ve savcılarımıza ama emekli
oldukları zaman onları çok güç durumda bırakıyorsunuz. Lütfen, eğer hâkim ve
savcılarımıza belli bir maaş veriyorsak bunu “tazminat” adı altından çok “maaş”
adı altında verin ki yarın emekliliklerinde bu insanlar zor durumda kalmasın.
Siz “tazminat” adı altında verip, emekliliklerinde çok düşük bir emekli
maaşıyla karşı karşıya getiriyorsunuz hâkim ve savcıları. Bu nedenle, hâkim ve
savcıların “Yargı tazminatı” dediğiniz tazminatlarını maaşlarıyla birlikte
değerlendirmek kaçınılmazdır arkadaşlar. Bunun altını bir kez daha çiziyorum.
Yine, değerli arkadaşlarım, lojman konusuna geleceğim müsaade
ederseniz. Tabii kamu görevi yapan insanlara… Başta Meclis lojmanlarını bir
kere kapattınız her ne hikmetse, tabii bizler saygı duyuyoruz ama amacı neydi,
gayesi neydi, niçin kapattınız, bir gün bunu da söylemediniz. Dediler ki
“Kamuya kaynak.” Bu konuyu geçeceğim.
Bazı illerimizde, hâkim ve savcılarımız lojmanda kalamıyor. Adaletse herkesin eşit olması lazım. Örneğin, özellikle
büyük şehirlerde lojmansız bir sürü hâkim ve savcımız var, bazıları lojmanda
kalıyor, bazıları kalamıyor. Adaletse, hiç değilse lojmanda kalamayan insanlara
lojman tazminatı vermeniz lazım, eğer eşitlikse. Aynı görevi yapan insanlar,
birileri lojmanda kalıyor, birileri kalamıyor. “Efendim, kuradır, sıradır.”
Veremiyorsanız o zaman, o insanlara bir lojman tazminatı vermek zorundasınız
arkadaşlar. Böyle adalet olmaz! Adalet dağıtan insanlara adaletsizlik
yapıyorsanız, sorun buradan başlıyor. Hâkim ve savcılarımızın özellikle büyük
şehirlerde çok önemli lojman problemleri var ama bir türlü buna çözüm
bulunmuyor ve özellikle son yıllarda, lojmanlaşma yönünde de çok da bir gayret
sarf edilmiyor; eskilerden girenler kalıyor, o şehre yeni gelen insanlar
lojmanda kalamıyor. Bu haksızlığı gidermek zorundasınız. Bu bir haksızlıktır.
Bu haksızlığı ne şekilde gidereceğiz? Yani hak dağıtan insanlara, adalet
dağıtan insanlara adaletsizlik yapmayın; burada başlıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bu nedenle arkadaşlar,
özellikle, hâkim ve savcılarımızın, sivil hâkimlerle askerî hâkimler arasında
hiçbir fark olamaz, bunun düzeltilmesi lazım yıpranma tazminatı yönünde. İki: Mutlaka tazminatlarının maaşlarıyla birlikte alınması lazım,
maaşa ilave edilmesi lazım. Üç: Lojmanda kalamayan hâkim ve
savcılarımızın mutlaka bu sorunlarına çözüm getirilmesi gerekir.
Hepinize saygılar sunarım, teşekkür ederim. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge reddedilmiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu Kanunu Tasarısının 12 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan
“kendilerine” ifadesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Nuri
Yaman (Muş) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
bugün çok önemli bir gün, Dünya İnsan Hakları Günü.
Size göstereceğim şu işarete iyi, dikkatle bakınız. Tırnak içinde
üç nokta, tırnağı kapat, üstünde de parantez aç, içine bir çarpı koy -bu,
Meclis tutanağıdır- sonra da altında bir not, şöyle, bakın: “Bu bölümde, Hatip
tarafından Türkçe olmayan bir dille, birtakım kelimeler ifade edildi.” yazıyor.
Bu gördüğünüz işaret, Meclisimizin, yani 1920’de cumhuriyetin kuruluş
felsefesinde Kürdistan mebuslarının kurduğu, Lazistan mebuslarının, Türk
mebuslarının birlikte kurduğu Mecliste, 2010 yılında ben… Şu işarete bakın…
AHMET YENİ (Samsun) – Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdular, ne
anlatıyorsun!
HASİP KAPLAN (Devamla) – Bakın, burada, bu ayıp, insan haklarının
en büyük ayıbıdır.
ÖMER İNAN (Mersin) – Bu tarafa da göster, görmedik.
HASİP KAPLAN (Devamla) - Bundan daha büyük bir ayıp
olabilir mi? Milyonlarca insanın gözünün içine baka baka, hem inkâr edeceksin
hem asimile edeceksin hem şovenizm uygulayacaksın hem ırkçılık yapacaksın hem
türküsünü söylediği için üstüne üstüne gideceksin hem müziğini, folklorunu
yaptığı için terörist ilan edeceksin, cezaevlerini dolduracaksın, örgüt üyesi
olmamakla birlikte örgüt üyeliğinden binlerce siyasetçisine ceza vereceksin
“Dünya İnsan Hakları Günü’nüz kutlu olsun.” diyeceksiniz.
Arkadaşlar, kimse kimseyi kandırmasın, ben burada rakamları
saymayacağım, kaç kişi öldü, kaç kişi yargısız infazda, kaç kişi cezaevinde
senelerce yatıyor ve ifadeye dahi çıkamadı. Yalnız şunu söyleyeceğim ben size:
Böylesi günlerde konuşurken herkesin çok dikkatli olması lazım. Budur hayat,
yaşıyorsak bu ülkede beraber, gerçekliklerimize de alışacağız. Müziğin,
şarkıların, folklorun, kimliğin, kültürün, hiçbir şeyin bu ülkeyi bölmediğini,
bölmeyeceğini, hep birlikte yaşaya yaşaya öğreneceğiz. Yoksa,
2010 yılında hâlâ bizim çocuklarımız kalkıp Ciğerhun’un şiirlerini okursa ve
derse ki Robson şiirinde olduğu gibi “…” (x)
“Yalnız siyahlar baskı altında kalmadı, biz de beyazız, baskı
altındayız.” denen, kırk beş yıl önce yazılan şiirinden sonra, siyahlar 1947’de
medeni haklarını aldığı zaman, o zamanın devlet başkan yardımcısı, bir siyahi öğrenciyle bir beyaz öğrenciyi, ikisini ellerinden
tutup birlikte üniversiteye getirmişti ve Amerika’da siyahlarla beyazlar
arasındaki ırk ayrımını o şekilde, devletin öncülüğünde ve en yetkili
kişileriyle kaldırmıştı. O zamanlar, hatırlayın, aynı otobüse binemiyorlardı,
aynı lokantaya gidemiyorlardı, aynı üniversiteye gidemiyorlardı ama siyahi olan bir Başkan, Obama, buraya, bu kürsüye de geldi,
konuştu.
Şimdi, biz bunca yıldan sonra, Dünya İnsan Hakları Günü’nü
kutlarken, birbirimizin yüzüne bakarken yüzümüz kızarmıyorsa eğer, insan
haklarından bahsediyorsak eğer, ayrımcılığı görmüyorsak eğer, “Kürt’üm.” diyene
burada düşman gözüyle bakıyorsak eğer, “Kürt” kelimesini duyunca birilerinin bu
Mecliste tüyleri diken diken oluyorsa eğer “İstiklal Savaşı’nın, kurtuluş
mücadelesinin, müdafaai hukuk derneklerinin zamanını ne çabuk unuttular.” diye
söylemek, hatırlatmak da bizim boynumuzun borcudur.
MEHMET OCAKDEN (Bursa) – Bu şovdan vazgeçin!
HASİP KAPLAN (Devamla) – Biz burada neyi konuşuyoruz? HSYK yasası.
HSYK yasası budur arkadaşlar, adalet budur. Adalet budur: Tırnak içinde üç
nokta, tırnağı kapat, üstüne de çarpı işareti koy; Kürt kimliğinin
gerçekliğidir 2010 yılında.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET OCAKDEN (Bursa) – Bırak şu şovu!
(x) Bu bölümde, Hatip tarafından
Türkçe olmayan bir dille, birtakım kelimeler ifade edildi.
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
HASİP KAPLAN (Devamla) – Ve şimdi son bir dakikamda size HSYK ile
ilgili bir cümle söyleyeceğim, hepiniz düşünün: HSYK kanunu diyelim bugün geçti
ve CHP iptal için başvurdu -dinleyin- Anayasa Mahkemesine gidecek değil mi? E,
Anayasa Mahkemesinin uyum yasası çıkmadı, çalışamıyor, karar alamıyor,
toplanamıyor. Söyleyin bana, nasıl bu yasa yasalaşacak? Farz et ki onu da
yaptınız, sonra Anayasa Mahkemesinin uyum yasasını buraya getirdiniz, Meclise.
O uyum yasasını da tartıştık -oyları yettiği için ben CHP, ana muhalefet
diyorum, o anlamda- tekrar CHP başvurdu, “Anayasa Mahkemesi uyum yasası da
Anayasa’ya aykırı.” dedi, yine Anayasa Mahkemesine gitti. E, toplanamayacak,
karar alamayacak. Alamayacak arkadaşlar, çünkü Anayasa Mahkemesi şu an
çalışmıyor. Ahmet Türk’ün, Tuğluk’un başvurusunu dahi yapamıyoruz şu an göreve
iadesi için, Meclise iadesi için. Bunu iyi düşünün.
Teşekkür ederim.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Hasip Bey, bu hafta
çalışmaya başladı.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum…
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, Hatip konuşurken televizyon
yayını kesintili olarak…
BAŞKAN – Ben şu oylamayı yapabilir miyim? Önce onu söyledim.
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge
reddedilmiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Madde kabul edilmiştir.
Buyurun Sayın Sakık.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, Hatip konuşurken Meclis TV
kesintili olarak veriyor konuşmayı Kürtçe konuştu diye. Şimdi, şuradan sormak
gerekiyor: TRT Şeş yayın yapıyor. TRT Şeş’le TRT 3 arasında ne fark var? İşte,
tam sizin çifte standartlarınız!
SUAT KILIÇ (Samsun) – Sırrı Bey, ne kesilmiş? Neyin yayını
kesilmiş?
SIRRI SAKIK (Muş) – Hatip konuşurken yayın kesilmiş.
SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, Başkanlığa bir arzım olacak.
Böyle bir şeyin olmasını mümkün olarak görmüyorum. Başkanlığın TRT
3’ten bilgi almasını ve bu bilgiyi Genel Kurulla paylaşmasını arz ediyorum.
M. NURİ YAMAN (Muş) – Bilgi geldi.
ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Ben dışarıdaydım, kesildi yayın Sayın
Başkan.
SUAT KILIÇ (Samsun) – Böyle bir şeyin kasten olması mümkün değil,
böyle bir şeyin yaşanması mümkün değil.
BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 15.49
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 16.09
BAŞKAN: Başkan Vekili Meral
AKŞENER
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK
(Burdur), Yusuf COŞKUN (Bingöl)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
30’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
574 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden
devam edeceğiz.
Komisyon? Burada.
Hükûmet? Burada.
Sayın milletvekilleri, biraz önce Sayın Hasip Kaplan tarafından
yapılan konuşmanın bir bölümünün teknik arıza dolayısıyla yayınlanamadığı bilgisi
Başkanlığımıza ulaşmıştır. Bu nedenle Sayın Hatibe çok kısa bir açıklama
yapması için yerinden söz vereceğim.
Buyurun Sayın Kaplan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Gerçekten, bunun, umuyoruz ki teknik bir arıza olması nedeniyle
böyle olduğunu, böyle yaşandığını. O bölümde, kürsüde söylediğim sözlerin
anlaşılması açısından şunu söylemek istiyorum: Bu söylediğim sözler bütün
kamuoyunca da bilinmeli çünkü Ciğerhun’un Robson şiirinden bir mısra okumuştum.
“…”(x) Yani Türkçesi “Ey yoldaş Robson/ Yalnızca siyahlar baskı altında
yaşamıyor/ Biz de beyazız, kaldık perişan.” Ondan sonra da Obama’nın
seçildiğini, buraya geldiğini söyledim. Bu vesileyle ben “…”(xx) diyorum.
Dünya İnsan Hakları da kutlu olsun bu vesileyle diyorum. Umarım ki
tekrar teknik arızaya rastlamamışızdır!
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Sayın İnan…
AKİF AKKUŞ (Mersin) - Ben anlamıyorum… Herkesin
anlaması lazım.
BAŞKAN - Sayın Akkuş, bir saniye…
Sayın İnan, buyurun.
ÖMER İNAN (Mersin) – Demin konuşma yapan Hatip, çok agresif bir şekilde, tahrikkâr bir şekilde burada Kürt
düşmanlığı yapıldığını ifade etti. Bu doğru bir şey değil, Mecliste Kürt
düşmanlığı yapılmıyor. Hiçbir arkadaşımız bunu yapmaz. Bunu düzeltmesini talep
ediyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 13’üncü madde üzerinde aynı
mahiyette iki önerge vardır. Şimdi bu önergeleri okutup birlikte işleme
alacağım. Önerge sahiplerinin istemi hâlinde kendilerine ayrı ayrı söz
vereceğim.
(x) Bu bölümde, Hatip tarafından
Türkçe olmayan bir dille, birtakım kelimeler ifade edildi.
(xx) Bu bölümde, Hatip tarafından
Türkçe olmayan bir dille, birtakım kelimeler ifade edildi.
Önergeleri okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 13. Maddesinin 2. fıkrasında
bulunan “Genel Sekreterin teklifi üzerine” ibaresinin madde metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
Yılmaz
Tankut Faruk
Bal Metin
Çobanoğlu |
|
Adana Konya Kırşehir |
|
Rıdvan
Yalçın Mümin
İnan Behiç
Çelik |
|
Ordu Niğde Mersin |
|
Oktay
Vural Alim Işık Kadir
Ural |
|
İzmir Kütahya Mersin |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Hakimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı’nın İkinci Bölüm Tetkik hakimleri ile ilgili 13.
maddenin 2. fıkrasında geçen “Genel sekreterin teklifi üzerine” ibaresi madde
metninden çıkarılmıştır.
|
Turgut
Dibek Rahmi
Güner Halil
Ünlütepe |
|
Kırklareli Ordu Afyonkarahisar |
|
Ali Rıza
Öztürk Ali İhsan
Köktürk Orhan Ziya
Diren |
|
Mersin Zonguldak Tokat |
BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın
Başkanım.
BAŞKAN – Sayın Tankut, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
görüşülmekte olan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı’nın
13’üncü maddesi üzerine vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bu önergemizle, maddenin ikinci fıkrasında
bulunan “Genel Sekreterin teklifi üzerine” ibaresinin kaldırılmasını
istemekteyiz çünkü bürokratik bir makam olan Genel Sekreterin yerine, Kurulun
işleyişinden sorumlu Başkan Vekiline, sorumluluğuna uygun olacak şekilde bir
yetki verilmesinin daha doğru olacağını düşünmekteyiz.
Değerli milletvekilleri, her karış toprağı aziz şehitlerimizin
mübarek kanlarıyla sulanmış kutsal vatanımızın, ona hizmet etmek gayesiyle
organize olmuş kutlu devletimizin ilelebet payidar olması, bu vatan üzerinde
yaşayan hepimizin elbette ki ortak arzusu olmalıdır. İşte bu
ortak arzunun var olabilmesi ise her vatandaşımızın ortak hedef, sevinç ve
acılarını birlikte yaşayabilmesine, memleketimizin, devletimizin imkân ve
kaynaklarını adil ve eşit bir şekilde paylaşabilmesine bağlıdır ama bütün
bunların hayat bulabilmesinin en temel ve en önemli şartlarından biri de hiç
kuşkusuz adaletin tesisine ve onun tecelli edebilmesine bağlıdır. Bunları
sağlayacak olan zemin ve güç ise hiç şüphesiz devletimizin bizatihi kendisidir.
Şimdi buradan hepimizin şu suali öncelikle kendi vicdanımıza sorup
cevap araması icap etmektedir: Acaba bugün, biz, devlet olarak hakkın, hukukun,
adaletin tecellisini sağlayabilmekte miyiz?
Değerli arkadaşlar, insanın yaşayabilmesi için her şeyin
başı sağlıktır diyoruz fakat devletinin koruyucu şemsiyesi altında bulunamayan
insanların sağlıklı ve şahsiyetli bir şekilde hayatlarını devam ettirebilmeleri
de çok zor ve sıkıntılıdır ancak devletin ve milletin yaşayabilmesinin temel
şartının da adalet olduğunu hepimiz biliyor, inanıyor ve söylüyoruz çünkü
adaletin olmadığı yerde huzur ve düzen olmaz, huzur ve düzenin olmadığı yerde
de ne devlet ne de millet uzun süre ayakta kalamaz. İşte aziz milletimiz ve kutlu devletimiz için bu kadar önemli olan
adalet, hepimizin ama öncelikle devleti idare edenlerin başta siyasi iktidar
olmak üzere idare sorumluluğunu üstlenen her kesimin üzerinde titizlik
göstermesi gereken çok önemli bir konudur ama bugün maalesef ülkemizin en temel
sorunlarından birisinin adaletsizlik olduğunu üzülerek görmekteyiz. Hukuka
dayanmayan tasarrufların, kanunsuz ve ceberut uygulamaların hemen her gün
gündem maddesi olması az önce işaret ettiğim ve büyük bir ihtimam ve titizlikle
korunması gereken adalet anlayışıyla ilgili derin endişe ve kaygılarımızı
maalesef haklı çıkartmaktadır. Dahası özellikle son yıllarda artan
hukuksuzluklar, kanunsuzluklar artık sıradan hâle gelmiş, bu tür uygulamalar
kanıksanır olmuştur ki bu da tehlikenin çok vahim boyutlara geldiğini ortaya
koymaktadır.
Bakın değerli arkadaşlar, Türk Dil Kurumu adaleti nasıl
tanımlıyor: “Adalet, yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından
kullanılmasının sağlanması, hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme, herkese
kendi hakkı olanı verme ve doğruluktur.” Bu tanıma göre bugün hiçbirimizin
yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından adil ve eşit bir şekilde
kullanıldığını söylemesi mümkün değildir. Yine bugün hiçbirimizin devleti
yöneten siyasi iradenin yani AKP’nin hak ve hukuku gözettiğini ifade edebilmesi
de söz konusu değildir. Bugün adaleti uygulamak ve yerine getirmekten sorumlu
olan devlet kuruluşlarının siyasi emellerle hedef hâline getirilmediğini, bu
kuruluşların siyasi ikbal kaygılarıyla yapılandırılma sürecine sokulmadığını da
hiç kimse söyleyemez.
Değerli arkadaşlar, şimdi buradan soruyorum: Bugün gelinen noktada
yolsuzluk soruşturması açan hâkimler görevden alınıyorsa, yine o hâkimlerin
mahrem bilgileri toplanıp konuşmaları dinleniyorsa, onlara komplo kuruluyor ve
polis baskınına maruz bırakılıyorsa, takip edilen davalara yandaş savcı
aranıyor ve o savcının üzerine başka bir savcı gönderiliyorsa Türk adalet
sisteminin böylesine kaos ve karmaşa içine itilmesinin
sorumlusu sizce kimdir? Muhalefet midir, yoksa iktidar mıdır?
Eğer, AKP iktidarına mensup yolsuzluk, irtikâp, suistimal gibi
kesinleşmiş suçlardan ceza alan belediye başkanları, bürokratlar hâlen görevde
tutuluyor ama hakkında yargının verdiği kesinleşmiş suçu bulunmayan AKP’li
olmayan belediye başkanları ile milliyetçi, ülkücü bürokratları görevden
alınıyor, sürgün ediliyorsa adalet bunun neresindedir? Eğer Türk milleti adına
karar veren hâkimler, cumhuriyetin savcıları bu aziz milletin çocuklarını
katleden PKK’lı canilerin ayağına talimatla gönderiliyorsa ve bunların
aklanması isteniyorsa üç kıtada haklı mücadelesini vermiş bu necip millet kime,
nasıl güvenecektir?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
YILMAZ TANKUT (Devamla) – Halkımızı açlığa ve yokluğa
mahkûm eden, onları oy deposu olarak gören, üretim yerine tüketimi, ithalata
bağlı büyümeyi, işsizliği fazlalaştırıp yeni oy depoları hedefleyen, ekonomiye
emperyalist sermayeye hediye eden, dış siyasette teslimiyet ilkesini benimseyen
AKP iktidarı maalesef dirliğin, düzenin temeli olan adaleti de çökertmek
suretiyle sanki son bir darbeye hazırlanıyor görüntüsünü vermektedir.
Bugün üzerinde yaşadığımız cennet vatanımızın manevi mimarı olan
Şeyh Edebali’nin mirasçısı olmakla iftihar ettiğimiz Osmanlı’nın kurucusu Osman
Gazi’ye nasihati olan “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” şeklindeki veciz sözünü,
milletimizi kandırmak suretiyle kendi siyasi ikbal ve saltanatları için
dillerine nakarat yapanlar bilmelidirler ki, bugün gittikleri yol, yol değildir.
Bunun önünde duran ve engel olanlar, adaletin tesisini istemeyenler bugün belki
dokunulmazlık zırhının arkasına saklanabilirler ama yarın en büyük adaletin
olduğu yerden ve ilahî adaletin tecellisinden kaçamayacaklardır diyor, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge reddedilmiştir.
Sayın Öztürk, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Haftası. Bu 10 Aralık Dünya
İnsan Hakları Haftası’na Türkiye, işkence, kötü muamele, baskı ve şiddet
gölgesinde giriyor. İnsana dair tüm hakların gasbedildiği, sokaklarda ayaklar
altına alındığı ve şiddetin sokağa taşındığı görüntüler altında Türkiye
giriyor. Türkiye’de hâlâ insanlar gözaltında kaybolmaktalar, hâlâ haksız bir
şekilde tutuklanmaktadırlar. Türkiye’de Sayın
Cumhurbaşkanının 1 Ekim günü Meclisin açılışında da söylediği gibi, tutuklama
fiilî mahkûmiyet hâline çevrilmekte, üniversite öğrencileri hak aradıkları için
coplanmakta, “Vurmayın, karnımda çocuk var!” diyen bir genç kadının karnına
vurulan tekmelerle, polis tekmeleriyle çocuğu düşürülmekte ve hak arayan, sendikal
mücadele veren işçiler sokakta yine polis tarafından coplanmakta, gözlerine
biber gazı sıkılmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten üniversiteli hamile genç kızın
polis dayağıyla çocuğunu düşürmesinden daha ağır bir insan hakkı ihlali
olabilir mi? Hangi demokratik hukuk devletinin ülkesinde “Hamileyim, vurmayın!”
diye haykıran bir kadının karnına polis tekme atar? Dünyanın hangi demokratik
hukuk devletinde “Vurmayın, hamileyim!” diye haykıran kadına, kadının karnına
tekme atarak çocuğun düşmesine sebep olan polisleri o ülkenin Başbakanı ya da
İçişleri Bakanı korur?
Değerli arkadaşlarım, ana karnındaki bebeği öldürmek, bir insan
hakkı ihlalinden öte bir cinayettir. O bebeğin de yaşam hakkı vardır.
Şimdi, ben merak ediyorum. Bugün 10 Aralık. Dünya İnsan Hakları
Haftası’na girdiğimiz bugünde bebeğin yaşam hakkını yok eden, ananın da
gerçekten insan hakkı ihlalini yapan eylem hakkında, bu eylemi yapanlar
hakkında, Sayın Başbakan, Sayın İçişleri Bakanı ve insan hakları kurulları bir
işlem yapacak mı, ben merak ediyorum değerli arkadaşlarım. Yoksa bu da faili
meçhuller arasına mı katılacaktır, bunu merak ediyorum ve aynı zamanda bunu da
“Bizim dönemimizde faili meçhul olmadı.” diyen AKP’li arkadaşlarımın dikkatine
sunmak istiyorum.
Bugün dünyada çağdaşlığın en önemli ölçütü düşünce ve ifade
özgürlüğüdür. Düşünmek ifade özgürlüğünü de kapsar. Düşündüğünüzü ifade
edemedikten sonra düşünce özgürlüğünün bir anlamı kalmaz. İfade özgürlüğü ve
özgür eleştiriyi kurumsallaştıran ülkeler çağdaşlıktan sınıfı geçmişlerdir,
düşünce ve ifade özgürlüğünün olmadığı ülkelerde rüşvet, yolsuzluk ve
ahlaksızlık, adam kayırma gibi olaylar sıkça rastlanılan olaylardır.
Türkiye gerçekten insan hakları ihlalinde sınıfta kalmıştır.
Türkiye'nin insan hakları ihlalinde sınıfta kalmasının en önemli nedeni,
demokratik hukuk devletinin tüm kurum ve kurallarıyla işletilemeyişi,
insanların hukuk güvenliğinden yoksun kalışlarıdır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği 12.198 hak ihlali
kararının 2.295’i Türkiye'ye aittir. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin
raporuna göre adil yargılanma hakkının ihlali konusunda dünyada ilk sırada yer
almaktadır. Rapora göre, 2010 yılı itibarıyla mahkemenin önüne gelen 119.300
dosyanın aşağı yukarı yüzde 10’undan fazlası, 13.100 adedi Türkiye aleyhine
yapılan başvurular oluşturmaktadır. Buna göre mahkemenin baktığı her 9 davadan
1’i Türkiye’yle ilgilidir değerli arkadaşlarım.
Yine 12.198 hak ihlalinin kararı verilmiş, bunun 2.295’i
Türkiye’ye aittir. Yani 12.198 hak ihlali kararının 2.295’i -aşağı yukarı yüzde
20’sine yakını- Türkiye’ye aittir. Türkiye, dünyada adil yargılanma hakkının
ihlali bakımından ilk sıradadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
verilerine göre, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin önünde şu anda karar
aşamasına kadar toplam 119.300 dosya bekliyor. Bu dosyaların 33.550 tanesi ile
Rusya 1’inci sırada, 13.100 dosyayla Türkiye 2’nci sırada bulunuyor yani
Türkiye'nin insan hakları konusundaki yeri, değerli arkadaşlarım, girmek
istediğimiz Avrupa Birliği ülkeleriyle aynı düzeyde değil, maalesef Rusya ve
Ukrayna gibi ülkelerle aynı düzlemdedir.
Bu tablo, sanıyorum ve umuyorum ki, Türkiye'nin Avrupa Birliğine
girdiğini iddia eden ve Türkiye’de insan hakları ihlallerinin olmadığını
söyleyen insanların bu düşüncelerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
kararlarıyla ve bilimsel istatistik verileriyle çürütülmesidir. Bu da
Türkiye’de adil yargılanma hakkını ortadan kaldıran, hukukun güvenliğinin
olmamasının doğal bir sonucudur. Sanıyorum Adalet Bakanı gereken önlemleri
alır.
Hepinize saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Karar yeter sayısı Sayın Başkan.
BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.
Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 16.27
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 16.33
BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK
(Burdur), Yusuf COŞKUN (Bingöl)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
30’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
574 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde
verilen aynı mahiyetteki iki önergenin oylanmasında karar yeter sayısı
bulunamamıştı.
Şimdi, önergeleri yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter
sayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar
yeter sayısı vardır.
Tasarı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon? Burada.
Hükûmet? Burada.
13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
14’üncü madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanun Tasarısının 14 üncü maddesinin 2 nci fıkrasının
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.
Madde 14 – 2: Teftiş kurulu üçüncü dairenin gözetiminde kurul
adına görev yapar.
|
Halil
Ünlütepe Ali İhsan
Köktürk Rahmi
Güner |
|
Afyonkarahisar Zonguldak Ordu |
|
Ali Rıza
Öztürk Birgen
Keleş Şahin
Mengü |
|
Mersin İstanbul Manisa |
|
Turgut
Dibek |
|
Kırklareli |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun tasarısının 14. Maddesinin 2. Fıkrasının
“Teftiş Kurulu üçüncü dairenin gözetiminde Kurul adına görev yapar” şeklinde değiştirilmesini 4. fıkrasının (ç)
bendinde bulunan “…Kurul tarafından” ibaresinin metinden çıkarılarak, yerine
“Kanunla…” kelimesinin yazılmasını arz ve teklif ederiz.
|
Faruk
Bal Metin
Çobanoğlu Rıdvan
Yalçın |
|
Konya
Kırşehir
Ordu |
|
Oktay
Vural Alim Işık Mümin
İnan |
|
İzmir
Kütahya
Niğde |
|
Behiç
Çelik Kadir
Ural Murat
Özkan |
|
Mersin
Mersin
Giresun |
BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.
TBMM Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 S. Sayılı yasa tasarısının 14 üncü
maddesinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
Sırrı
Sakık Hasip
Kaplan Nuri
Yaman |
|
Muş
Şırnak
Muş |
|
Şerafettin
Halis Nezir
Karabaş Özdal
Üçer |
|
Tunceli
Bitlis
Van |
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Kim konuşacak?
Sayın Sakık, buyurun.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi
saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Biraz önce burada grubumuz adına konuşan arkadaşımız -bugün 10
Aralık Dünya İnsan Hakları Günü- yani, bir şiirde Kürtçe, iki parça, iki sözcük
söylerken televizyonun, efendim, teknik bir arızadan kaynaklı bir yayında
kesinti yaptığını söylediler. Şimdi ben buradan sormak istiyorum: “… …”(x)
Yani…
H. HASAN SÖNMEZ (Giresun) - Türkçe konuşalım, Türkçe!
SIRRI SAKIK (Devamla) - Ben Kürtçe konuşuyorum. Şimdi, bugün 10
Aralık 2010…
H. HASAN SÖNMEZ (Giresun) – Türkçe konuş biz de anlayalım.
SIRRI SAKIK (Devamla) – Anlamıyorsan senin sorunun, bu benim
sorunum değil.
H. HASAN SÖNMEZ (Giresun) - Benim sorunum değil. Türkçe konuşalım
lütfen!
SIRRI SAKIK (Devamla) - İnsan Hakları Günü ben ana dilimde burada
size “merhaba” demek istiyorum ve size diyorum ki…
ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Milletin sabrını zorlamayın!
SIRRI SAKIK (Devamla) - “……”(xx) (AK
PARTİ sıralarından “Ayıp” sesleri, gürültüler)
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Yazıklar olsun hepinize!
SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, size teşekkür ediyorum.
Ben şimdi bunları niye konuştum? Aslında germek için konuşmadım
bunları. Bu televizyon, gerçekten bir teknik hatadan kaynaklı bir konu muydu
yoksa Divan üyesi olmama rağmen Divanda böyle bir karar mı alınmış?
Şimdi, burada, hemen sağımda çalışma arkadaşlarımız var. Bunlara
talimat verilmiş: “Burada eğer Kürtçe konuşulursa ‘Türkçe dışında…’ daha önce
“Bilinmeyen bir dil…” Eğer bilinmeyen bir dilse Orta Doğu’da 40 milyon insan
yaşıyor, Suriye’de, İran’da, Irak’ta, Türkiye’de yaşıyoruz, Sovyetlerde,
İsrail’de… Bu nasıl bilinmeyen bir dil? Eğer bilinmeyen bir dilse ey AKP, ey
Adalet ve Kalkınma, nerede adaletiniz, nerede kalkınmanız? TRT Şeş şu anda
bilinmeyen bir dilden yayın yapıyor. Şimdi, bunu nasıl izah edebilirsiniz? Siz
iktidarsınız, Meclis Başkanı sizden, Divanın çoğunluğu sizden, böyle bir kararı
nasıl alabilirsiniz? Nasıl Genel Sekreter, hangi hakla buraya talimat
verebilir, “bilinmeyen bir dil” olarak yazabilir? Veyahut da hangi güç bizim
dilimize gem vurabilir? Hangi güç televizyonuna ve bu noktada yayın yapan
Meclis TV’de Kürtçe yayına sansür koyabilir?
(x) Bu bölümde, Hatip tarafından
Türkçe olmayan bir dille, birtakım kelimeler ifade edildi.
(xx) Bu bölümde, Hatip tarafından
Türkçe olmayan bir dille, birtakım kelimeler ifade edildi.
Dün de söyledim burada, bugün de söylüyorum. Sevgili arkadaşlar,
ne Anayasa ne yasa ne uluslararası sözleşme ne Lozan’daki anlaşmalar benim
dilime, kimliğime gem vuramaz, hiçbir güç de vuramaz! Biz bu dil için, bu
kimlik için buradayız. Onun içindir ki ağır bedeller ödüyoruz. Bu dilin
özgürleşmesi için hepinize görevler düşüyor. Cumhuriyeti birlikte kurduk,
birlikte hepimiz bu önemli bir günde, 10 Aralıkta, birbirimizin diline,
kültürüne, kimliğine saygılı olmalıyız. Bu saygıyı yakalayabilirsek yani akan
bu kanı durdurabiliriz. Bu saygıyı gösterebilirsek halklar arasında körüklenmek
istenen savaşı, kavgayı durdurabiliriz ama birbirimizi yok sayarsak yani
korkunun kuşattığı bir meclis yaratırsak, korkunun kuşattığı alanlar
yaratabilirsek biz sorunlarımızı çözemeyiz. Bütün sorunlarımızın sıkıntısı
bugüne kadar bu ülkeyi kuşatan korkudur, ordunun korkusudur, yargının
korkusudur. El vicdan edin! Hiç olmazsa Parlamento bu militer güçlerden ders
alarak, onlar da korkuyu burada egemen kılmasın. Siz, sorunları çözmek için
varsınız burada. Bizim de sorunlarımız var. Bu sorunları birlikte oturup
çözmemiz gerekirken… İşte, bugün nedir? Adalet ve hukuk için burada yasaların
değişmesini istiyoruz. Peki, benim hukukuma saygı göstermeyen bir yasal
değişiklik yoksa ben kendimi nasıl ifade edeceğim?
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Savcılar Kanunu bu kanun.
SIRRI SAKIK (Devamla) – Nasıl?
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hâkimler ve Savcılar Kanunu…
SIRRI SAKIK (Devamla) – Yahu, hâkimler ve savcılar bizim
hakkımızda karar vermiyor mu? Sizin ülkenizde adaleti, bizim ülkemizde adaleti
ve hukuku savcılar ve yargıçlar tayin etmiyor mu? Siz savcılardan şikâyetçi
değil miydiniz, siz yargıçlardan şikâyetçi değil miydiniz? Sayın Başbakan değil
miydi, diyordu “Bunlar ciğerimizi söktü.” Bunlar sizin ciğerinizi söktüyse
bizim bütün organlarımızı tahrip ettiler. Biz, uzun yıllardır ret ve inkâr
politikalarından dolayı ağır bedeller ödüyoruz. Onun için, biz, adalet ve hukuk
istiyoruz. Hep de söylüyoruz, hukukun ve huzurun ülkesini yaratmalıyız. Hukuk
ve huzur…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
RECEP KORAL (İstanbul) – Tercüme eder misiniz baştan
söylediğinizi, anlayamadık?
SIRRI SAKIK (Devamla) – Türkçe mi? Ben ”Saygıdeğer
milletvekilleri, sevgili kardeşlerim.” dedim, “Yani bir ana dilden niye
korkuyoruz? Hepimiz ana dillere saygılı olmalıyız.” dedim. Burada kötü bir şey
var mı?
RECEP KORAL (İstanbul) – Teşekkür ederiz.
SIRRI SAKIK (Devamla) – İşte, biz de teşekkür ediyoruz.
Aramızdaki fark bu. Biz, diyalog kuramıyoruz, empati
yapamıyoruz, sürekli birbirimizi ötekileştirmeye çalışıyoruz. Ötekileştikçe
aramıza nifaklar giriyor. Ötekileştirilmeyecek bir Türkiye yaratmaya
çalışıyoruz. Bugün, hep söylüyorum, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü. Hepimiz
bu sorumlulukları bilerek, kendi ülkemizde ve dünyada daha çok insanların
özgür… Yani kan ve gen bağına bağlı olmayan, duygu bağına bağlı olan bir
dünyayı yaratmalıyız. Hepimize böyle sorumluluklar düşüyor.
Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Sayın Uzunırmak, buyurun.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, bu münakaşalar herhâlde son
bulması gereken münakaşalar.
Eğer Türkiye'nin herhangi bir bölgesinde herhangi bir kahveye bir
İngiliz gitse, kahvede hiç İngilizce bilen olmasa ve orada konuşsa, oradaki
insanlar derler ki: Anlamadığımız veya bilmediğimiz bir dilde konuştu.
Şimdi, dolayısıyla “anlaşılmayan bir dil” veya “bilinmeyen bir
dil” tanımlamasını… Karşı tarafta anlamayan insanların elbette ki “anlamadığım”
ve “bilmediğim bir dil” olarak zabıtlara geçirmesi kadar normal bir şey yoktur.
Arkadaşların bu işleri fazla germemesi gerekir. Burası Türkiye Büyük Millet
Meclisi. İnsan haklarının bu kadar yoğunlaştığı, bu kadar geliştiği bir dönemde
bu gerilmeler… Meclis kürsüsünden arkadaşımızın dediği anlaşılmıyor. Burada
birçok milletvekili anlamıyor bunu. Nasıl hâlen daha ısrar ediliyor böyle
şeylere? Bunların bir anlamı yok. Anlamsız olduğunu bildiriyorum. İnsan
haklarının doğru kullanılması gerektiğini bir kez daha vurguluyorum.
Çok teşekkür ediyorum yüce Meclise.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, burası bir kahvehane falan
değil. Burada çok farklı dillerin konuşulduğu bir kürsü. Ama
eğer biz kardeşlikten bahsediyorsak, kardeşliğin diline saygı gösterilmemiştir.
İşte söylemek istediğimiz budur. Dünyanın dört bir tarafından siyasi aktörler geldiler, burada
konuştular, çoğumuz da bilmiyorduk. Eğer böyle bir eksiklik varsa bu eksikliğin
telafisi, Divan karar alır, bundan
sonra Kürtçe bilmeyen arkadaşlarımız ya Kürtçe öğrenir veya tercüme edilir. Ama
eğer Türk kardeşlerimiz Kürtçe’yle ilgili bir sıkıntı yaşıyorlarsa, o da onların ayıbıdır!
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Germe!
YILMAZ TANKUT (Adana) – Ayıp oluyor!
SUAT KILIÇ (Samsun) – Sırrı Bey, Türk kardeşlerin Türkçe
konuştuğunuz zaman sizi anlayabiliyor. Mesele bu.
BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun tasarısının 14. Maddesinin 2. Fıkrasının
“Teftiş Kurulu üçüncü dairenin gözetiminde Kurul adına görev yapar” şeklinde değiştirilmesini 4. fıkrasının (ç)
bendinde bulunan “…Kurul tarafından” ibaresinin metinden çıkarılarak, yerine
“Kanunla…” kelimesinin yazılmasını arz ve teklif ederiz.
Faruk
Bal (Konya) ve milletvekilleri
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Vural, kim konuşacak?
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Çelik efendim.
BAŞKAN – Sayın Çelik, buyurun.
BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ben de konuşmama başlamadan önce yüce heyetinizi saygılarımla
selamlamak istiyorum ve 10 Aralık gününü idrak ederken, bugün İnsan Hakları
Günü olması hasebiyle, bugünün bilhassa son üç yüz yılda hep ezilen, itilen,
katledilen ve milyonlarca soydaşının ne yazık ki yok edilmesini yaşayan büyük
milletimin, Türk milletinin her üç kıtada kayıplarını da bu vesileyle rahmetle
anmak istiyorum ve en son yaşadığımız kitlevi manada Azerbaycan’da Hocalı
katliamını da burada dikkatlerinize sunmak istiyorum.
Dünyanın hiçbir yerinde ne bizim milletimize ne de başka uluslara
ve halklara hiçbir zaman zulüm, katliam, jenosit olmasın. Temennimiz bu
yöndedir. Türk milleti dört bin yıllık geçmişinde bütün diğer ulusların
hukukuna daima saygı göstermiş ve kendisinin millî ve manevi terbiyesiyle bunu
düstur edinmiş; ezen, zulmeden, katleden değil, tam tersine zalimlerin üzerine
daima gitmiş, hakkı ve haklıyı tutmuş, asil ve yüce bir millettir. Bugün
münasebetiyle kendi milletimin de bu hasletlerini sizlerle paylaşmak istedim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konumuza dönersek,
özellikle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanun Tasarısı’nın, öncelikle
Anayasa değişikliği yapıldıktan sonra bu kanun tasarısına kadar gelinen
süreçte, üyeliklere seçim sürecinde bazı illerde Adalet Bakanlığı tarafından
görevlendirilen tetkik hâkimlerinin hâkim ve savcılar üzerinde Sayın Bakanın ve
Müsteşarın mesajlarını götürerek baskı yaptıkları yönünde ciddi ihbarlar
gelmiştir, bize kadar gelmiştir. Bunları her zaman
Sayın Bakanımla paylaşabilirim.
Diğer bir konu: Bir müsteşar yardımcısı düşünün, gidiyor ve sekiz
büyük ilde toplantı yapıyor ve toplantıları, yine, seçimlerde Bakanlık
listesine destek amaçlı ve “Bakanlık listesine oy vermezseniz size gösteririm
ha!” mesajını çok sert bir şekilde bildirmek...
Diğer bir konu: Tabii, seçim oluyor, Kurul toplanıyor. Kurul,
taşradaki hâkimlerin, savcıların sözlerinin daha etkin olacağı bir kurul ve
demokratik bir kurul ve yargı erkini daha da kuvvetlendirecek olan bir kurul
olarak kamuoyuna sunulmasına rağmen, ne yapıldı? İşte, böyle Bakanlık listesini
dayatma suretiyle seçim yapıldı ve hâkim ve savcılardan aday bile çıkarılmasına
izin verilmedi sonuç itibarıyla ve geldi, Kurulun Başkan Vekilliğine Adalet
Akademisi Başkanı oturdu.
Başka bir şey daha oldu HSYK dışında: Türkiye'nin en büyük üç
ilinden birine bir başsavcı atandı; ilçe başsavcısı olan kişi, bütün kıdem ve
liyakat esasları bir kenara itilerek bir ile atandı. Şimdi, burada Adalet
Bakanlığında oturmuş altmış yıllık teamül yıkıldı. Böylece, yargıda yürütmenin
ne kadar baskın olduğunu çok net bir şekilde müşahede ediyor ve görüyoruz,
bunları hep birlikte görüyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Bu durumda kıdeme, tecrübeye saygı göstermeyen bir Hükûmetin
oluşturmuş olduğu bir yargı yapısından adalet beklemek, tabii ki, teorik
anlamda çok güç.
Onun için, değerli kardeşlerim, değerli arkadaşlarım, burada,
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun toplumun bütününü temsil etmesi, kılı
kırk yaracak hâkim ve savcılarımızın olması ve böyle bir kadroyla adaletin
tecelli edilmesini beklememiz gerekirken, maalesef, bu tahakkuk etmeyecek.
Burada, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, bütün
hatiplerimizle, özellikle bu mevzuyu da ciddiyetle vurguladık ama buna rağmen
bizim taleplerimiz yerine getirilmedi, getirilmiyor.
Bu duygularla önergemize desteklerinizi bekliyor, saygılar
sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge reddedilmiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanun Tasarısının 14 üncü maddesinin 2 nci fıkrasının
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.
Madde 14 – 2: Teftiş kurulu üçüncü dairenin gözetiminde kurul
adına görev yapar.
Halil
Ünlütepe (Afyonkarahisar) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Katılmıyoruz
Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın
Başkanım.
Sayın Mengü, buyurun.
ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sadece Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’yla yargıyı
şekillendirmiyorsunuz, TRT’yi de şekillendirdiniz, tam bir iktidar yayın organı
hâline getirdiniz. Salı günü Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Başkanı grup
toplantısında konuşurken Sayın Başbakanı eleştirdi. Eleştiri başlar başlamaz
aynen teknik arıza nedeniyle yayın kesildi. Çok da hazırlıksızlarmış herhâlde,
evvela bir dizi film koydular -üç dakikalık bir kesinti- arkasından bir reklam
girdiler, onu da beğenmediler, bir başka şey daha oldu, ben de hemen Sayın
Genel Müdürü aradım. Özel Kalemdeki Saygıdeğer Hanımefendi Sayın Genel Müdürün
lavaboya geçtiklerini söyledi. Tabii, bir insan ihtiyacıdır, gayet tabii geçer.
Altı saat sonra döndü Sayın Genel Müdür bana milletvekili olarak, ben de
kendisini rahatsız etmeyeyim diye telefona çıkmadım, herhâlde çok ağır bir
bağırsak enfeksiyonu geçiriyordu, lavabodan bana
telefona dönüşü altı saat sürünce yapacak bir şey kalmadı, konuşmadık. Şimdi,
böyle bir düzende yaşıyoruz. Her işi kendinize uygun, kendinizin hoşunuza
gittiği şekilde yaparsanız bu iş olmaz.
Bakın, ben size bir şey daha söyleyeyim. Harika bir şey
yapılabilir: Ateşli Silahlar Kanunu’nda bir değişiklik yapın, yumurtayı da o
aletlerin içine sokun. Olur ya, her gün yumurta atıyor gençlik. “Gençlik niye
yumurta atıyor?” diye hiç bakmıyoruz da yumurta atan gençliğe kızıyoruz ve bir
anayasa profesörü -ki uğradığı yumurtalı saldırıdan dolayı ben de dün kendisine
burada bütün iyi niyetimle geçmiş olsun dileklerimi ilettim ama- dönüp diyor
ki: “68 kuşağının Allah belasını versin.”
Beyler, birbirimize bela okuyarak mı bu memleketi yöneteceğiz? Bir
olay olmuştur, doğrudur, gençliğin tepkisi sert olmuş olabilir, biraz fazla
olabilir. Bunu tartışmamız gereken nokta bu mudur? “68 kuşağının Allah belasını
versin.” Öbürü de kalkar derse ki: “Senin de Allah belanı versin.” Ne
yapacağız? Bela mı okuyacağız her dakika birbirimize? Hele bunu normal bir kişi
yaparsa çok yadırgamıyorum ama bir anayasa profesörü yaptığı zaman içiniz
acıyor. Yani ülkeyi yönetirken hakikaten kişisel değerlerimize göre değil,
kişisel ruh hâlimize göre değil, ülkenin ihtiyaçlarına göre yönetelim.
Bakın, bugün, herhâlde sayın bürokratlar yakında çalışmaya
başlarlar, yeni bir Anayasa değişikliği teklifi gelebilir. Çünkü gazetelerden
okuduğum kadarıyla Avrupa Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin savcılığı -bir
gazete haberi, bir gazetede gördüm- bu görevden alınan 3 generalin terfisiyle
ilgili olumlu görüş yani “Terfi ettirilmelidir.” şeklinde bir görüş serdetmiş.
O zaman yapılması gereken şu: Hemen bir Anayasa değişikliği yapalım, Askerî
Yüksek İdare Mahkemesini, Askerî Yargıtayı, hakikaten olması gerektiği şekilde…
Çünkü sizin böyle bir niyetiniz yoktu, o gün için bu ihtiyacı duymamıştınız.
Neydi o ihtiyaç? Anayasa referandumuna giderken hazırladığınız Anayasa
paketinde Askerî Yüksek İdare Mahkemesini ve Askerî Yargıtayı benimsediğinizi
açıkça ortaya koymuştunuz. Nasıl koymuştunuz? Bu iki yüksek mahkemeyle ilgili
düzenlemelerde birer kelime değişikliği, birer tümce değişikliği yaptınız. Yani
siz bu yüksek yargı organlarının varlığını kabul ediyordunuz. Ama bir anda
şimdi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi böyle bir karar verince, şimdi sizin bu
Askerî Yüksek İdare Mahkemesini, Askerî Yargıtayı kaldırmanız gerekiyor.
Doğrudur, Batı’da uygar ülkelerde Danıştay gibi bir kurum varsa
idari yargının içinde bir dairedir, Yargıtayın içinde bir dairedir. Ama bunu
ihtiyacınız olduğu zaman yapmayın. Bunu, hukuken yapılmasını düşündüğünüz
zaman, evrensel hukuka -dünyada modern hukuktur- dünyanın şu anda yaşadığı
düzendeki gereklilik varsa bunu yapın. Bu anlattığınız olaylar Bulgaristan’da
yeni oldu, bunu örnek almayın. Bırakın gene Bulgaristan’ı, onun hemen dibinde
bir Balkan ülkesi olan Romanya’da bu yıllar evvelden beri vardır. Romanya’da,
benim bildiğim, en az on beş sene evvel -ondan evvelini bilemiyorum- zaten
askerî yargıtay yoktu, yargıtayın içinde bir daire olarak görev yapıyorlardı;
doğrusu bunun budur. Ama siz bunu Anayasa değişikliği yaparken getirmediniz.
Çünkü o zaman böyle bir ihtiyaç duymuyordunuz, şimdi böyle bir ihtiyaç
duyuyorsunuz. Bakın bu çok sakıncalı. Eğer her ihtiyaç duyduğunuz anda kanun
yapmaya başlarsanız hukuk devleti olmaktan çıkarsınız, bir kanunlar devleti
hâline gelirsiniz. İnsanın kulağına ilk etapta “Kanuna uygun olmak.” iyi bir
şeydir gibi gelir ama bütün totaliter rejimler kanunlarla yürürler. Yani bir
şeyin kanuna uygun olması demek her zaman hukuka uygun olması demek değildir,
her zaman evrensel hukuka uygun olması demek değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.
ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – O bakımdan, değerli arkadaşlarım, yasal
değişiklikleri yaparken… Hepimiz milletvekiliyiz, bugün varız yarın yokuz ama
yarın hakikaten bizi, bu memleketin tarihini yazacaklara -şu Parlamentoyu
incelerken- ne olur “İşlerine geldiği şekilde kanun çıkartırlardı, evrensel
hukuk onlar için hiçbir değer yaratmazdı.” diye düşündürmeyelim.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Karar yeter sayısı…
BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge reddedilmiştir, karar yeter sayısı vardır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Madde kabul edilmiştir.
15’inci maddede iki önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun tasarısının 15. Maddesinin 2. Fıkrasında
yer alan “ilgililerin” kelimesinden sonra gelmek üzere “ve kurulun” ibaresinin
eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
Faruk
Bal Metin
Çobanoğlu Rıdvan
Yalçın |
|
Konya Kırşehir Ordu |
|
Oktay
Vural Alim Işık Behiç
Çelik |
|
İzmir
Kütahya Mersin |
|
Kadir
Ural |
|
Mersin |
BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Hakimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 15. maddesinin c bendinde geçen “sekiz”
ibaresinin “on” olarak değiştirilmesini arz ederiz.
|
Ali Rıza
Öztürk Rahmi
Güner Halil
Ünlütepe |
|
Mersin Ordu Afyonkarahisar |
|
Birgen
Keleş Şahin
Mengü Orhan Ziya
Diren |
|
İstanbul Manisa Tokat |
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Mengü. (CHP sıralarından alkışlar)
ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Değerli arkadaşlarım, yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum Sayın Başkanım.
Biraz evvel, dün de, konuşmamda söyledim olayları kendimize göre
yorumlamayalım, ülkenin ihtiyaçlarına göre yorumlayalım diye. Her
sıkıştığımızda bir yasa değişikliği gündeme getirirsek problemleri çözemeyiz ve
bu yasa değişikliklerini yaparken eğer imkân varsa, olmaması mümkün değil, bir
düzgün prosedür içinde yapalım.
Şimdi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu tartışıyoruz. Dün,
basının tabiriyle, yandaşlarınıza çıkarttığınız örtülü af kanunu var; çok
sevgili meslektaşımın sunduğu kanun tasarısı, teklifi var. Şimdi, bunların
içinde açık Anayasa’ya aykırı hükümler var. Ama Anayasa Mahkemesinin uyum
yasasını getirmediğiniz için Anayasa Mahkemesi çalışmıyor. Şimdi, Anayasa
Mahkemesinde bekleyen dosyalar var. Anayasa Mahkemesine gidecek ve belki
yürütmeyi durdurma talepleri olacak. Nasıl çalışacak Anayasa Mahkemesi? Yani
siz şu anda Anayasa Mahkemesinin çalışmasını istemiyorsanız tutarsınız bu uyum
yasasını, beklersiniz. Ama Anayasa Mahkemesi sizin istediğiniz şekilde
şekillendirildi. Şekillendirdiğiniz Anayasa Mahkemesinin dahi bir an evvel
faaliyete geçmesini istemiyorsunuz. Yapın şu değişikliği, evvela onu getirin.
Bakın, Borçlar Kanunu, Ticaret Kanunu değişikliği yaparken de gene yanlış
yapıyorsunuz. Borçlar Kanunu değişmiyor, Ticaret Kanunu değişmiyor. Hâlbuki
Borçlar Kanunu öncedir, Ticaret Kanunu onun ayrılmaz cüzüdür. Bir karmakarışık
yani tam bir çadır tiyatrosu gibi, “Ben yaptım, oldu.” mantığıyla, Ticaret
Kanunu’nu tartışmayalım, Borçlar Kanunu’nu da tartışmayalım, bunları bir
haftada geçirelim; bir bölümün, memleketin bir sanayicisinin, tüccarının, bankacısının,
özellikle bankacısının ihtiyacı var, bir an evvel yapalım. Hayır yapmayalım.
Temel kanunu tartışıyoruz beyler, temel kanunu tartışıyoruz.
AGÂH KAFKAS (Çorum) – Sayın Mengü…
ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Müsaade et. Bu, hukuk; sen bundan
anlamazsın, işçi olsa ondan anlarsın.
AGÂH KAFKAS (Çorum) – Sen insanlıktan anlamıyorsun, yüce Meclisi
çadır tiyatrosuna benzetiyorsun.
ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Tamam, tamam anlarsın sen şimdi.
BAŞKAN – Sayın Kafkas, lütfen…
ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Oturursun, kanunu yaparsın, doğru
yaparsın, sırasıyla yaparsın, yasamanın da önünü açarsın. Bugün biz, yarın siz.
Buradan Anayasa Mahkemesine çok yasa gidecek. Anayasa Mahkemesini çalışır hâle
getirin, evvela onu yapın.
Şimdi, açıkçası, Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesinde yapılan
değişiklik bana göre bir örtülü af, örtülü özel af. Sayısal
rakama tabi. 330 milletvekilinin oy kullanması lazım, 280 milletvekili
oy kullanmış. Şimdi, ben bunu Anayasa Mahkemesine götüreceğim, şekilden. Kim
bakacak buna, bakabilecek mi? Bakmayacak. Burada bazı hukukçu arkadaşlarım
“Bunun Anayasa’yla bir alakası yok, bu Anayasa’ya aykırılık teşkil etmez.”
diyebilirler, bu bir hukuki görüş meselesi ama bunun irdelenmesi lazım. Nasıl
irdeleteceğiz? Örtülü af mıdır, değil midir? Burada bekleyen dosyalar var,
yürüyen yargılama var çünkü o sizin dediğiniz sınırlara çektiğiniz zaman, bu
yasalar, bu cezalar erteleme içine giriyor.
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Emsal kararlar var.
ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Tabii, olur emsal kararlar, bunların hepsi
hukukta tartışılır ama bu benim denetleme hakkımın da önünü kesmemesi lazım. O
zaman, evveliyetle Anayasa Mahkemesinin uyum yasasını getireceksiniz buraya.
Yani o zaman, işinize geldiği zaman o kanunu çıkartırsınız, işinize geldiği
zaman bu kanunu çıkartırsınız. Olmuyor arkadaşlar, bu işler iyi gitmiyor. Yarın
bunun altında hep beraber, hepimiz kalırız.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun tasarısının 15. Maddesinin 2. Fıkrasında
yer alan “ilgililerin” kelimesinden sonra gelmek üzere “ve kurulun” ibaresinin
eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Faruk
Bal (Konya) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Akkuş. (MHP sıralarından alkışlar)
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Efendim, demin burada anlamadığım bir dil
konuşuldu. Meclis buna tepki koymadığı için, konuşmama başlarken kimseyi
selamlamıyorum.
574 sıra sayılı HSYK Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesinde
değişiklik yapılması isteğiyle vermiş olduğumuz önerge hakkında söz almış
bulunuyorum.
Bu önerge ile, kanun tasarısı 15’inci
maddenin 2’nci fıkrasında istediğimiz değişiklikle bağımsız ve tarafsız bir
niteliğe sahip olması gereken Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda, Kurul
müfettişliğinden Adalet müfettişliğine yapılacak atamalarda etkilenme ve
siyasallaşma sonucunun yaşanmaması için sadece ilgililerin değil Kurulun da
muvafakatının alınması istenmektedir. Aksi takdirde, ilgililerin muvafakat edip
etmediklerinin kim tarafından sorulacağı net değil. Teftiş Kurulu Başkanının,
sevmediğinden dolayı istemediği birine böyle bir isteği olup olmadığını
sormazsa ne olacak? Yani istemediği kişiye sormayı atlarsa ne yapılacak? Onun
için, Kurulun muvafakatının istenmesi gerekmektedir.
1’inci fıkranın (a) bendinde “Teftiş Kurulu Başkanı ve başkan
yardımcıları birinci sınıf hâkim ve savcılar arasından atanır.” denmektedir.
Aynı kıdemde olan birçok hâkim ve savcı bulunması hâlinde seçim nasıl yapılacak
bu belli değil.
Maddenin 1’inci fıkrası (c) bendinde “Üstün başarısı ile Kurul
müfettişliği hizmetinde yararlı olacağı anlaşılmış bulunanlar arasından
atanır.” ibaresi bulunmaktadır. Üstün başarının kriteri
nedir? Başarı kim tarafından tayin edilecek belli değil. Burada ”Baktığı dosya
sayısı mı, kılık kıyafeti mi, yaşantısı mı, yoksa tebaa olup olmadığına mı
bakılacak?” bunlar belli değil. Sicil amiriyle arasında bulunan bir ihtilaf
bunu nasıl etkileyecek? Bu gibi soruları çoğaltabiliriz. Bu önergenin kabul
edilmesi bu sakıncaları bir nebze önleyecektir.
Sayın milletvekilleri, referandum sırasında sık sık üstünlerin
hukukunun üstünlüğünün sağlanacağı belirtildi ancak bütün bu aksaklıklar,
mutlaka karşılık bulması gereken bu sorular masumane bir şekilde aksamamıştır,
bilinçli bir şekilde eksik bırakılmıştır. Böylece, hukuk siyasallaştırılmak,
AKP’lileştirilmek istenmiştir. Bu eksiklikler bunda da başarılı olunduğunun
delilleridir ancak yüce Türk milleti üzülmesin, 2011 seçimleri sonunda bunlar
yeniden ele alınacak ve gerçek manada hukukun üstünlüğü sağlanacaktır.
Bugün dünkünden daha üst bir üstünler hukuku yaratılmaya
çalışılmaktadır çünkü hukuk silah gibi kullanılma amacındadır. Başbakan
Yardımcısına Çukurambar’da suikast yapılacağı sanal iddiası ile devletin en
önemli beyni olan bir odaya girilmiştir. “Oradan birtakım devlet için hayati
belgelerin çıkarılmadığı ne malum?” diyor vatandaş. Yani üstünler hukukunda
amaç ön plana çıkmıştır. Suça bulaşmış birçok belediye başkanı görevine devam
ederken Aytaç Durak sanal iddialarla görevden alınmıştır. Bu, başka ne anlama
gelebilir? Üstün haklıdır, eşitlik de yoktur bu Anayasa değişikliğinde. Ancak
üstünler hukukuna tabi olanlar kendilerinden üstün gördükleri sanal üstünlere
tabidirler. Mesela, Belçika’da AB’nin merkezinde bulunan Fehriye Erdal niçin
yargılanamıyor? Bunun sorulması lazım, ortaya konması lazım. Tebaa olmayı kabul
etmekten başka bir şey değildir bu.
Sayın milletvekilleri, size bir olaydan bahsetmek istiyorum: Mut
ilçemizin kuzey tarafında...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
AKİF AKKUŞ (Devamla) - ...Mut ilçesine takriben 25 ila 45
kilometre arasında değişen köyleri Mut’a bağlayan bir yol var. Referandum
sırasında bu yolun kenarına öbek öbek mıcır döküldü. Niye? Çünkü dağların
üstünde bir yer. Yol süratle bozulmuş, artık arabaların rahat hareket etmesi
mümkün değil. Yolun tamir edilmesi lazım yahut stabilize
kaplanması lazım.
Değerli hemşehrilerim… Değerli milletvekilleri…
KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Yola gittin ya…
AKİF AKKUŞ (Devamla) – Gideriz. Mut’a gittik ya ondan.
Hemşehrilerime buradan bir selam çakıyorum.
Dolayısıyla, referandumda bu altı yedi köy, Dağpazarı, Çivi,
Ballı, Demirciler, Güme, Ovakavağı köylerinde “Hayır.” oylarının fazla
çıkmasıyla maalesef bu mıcırlar bugün oradan geri götürüldü, yüklendi
arabalara, geri götürüldü. Bunu vicdanlarınıza sunuyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AKİF AKKUŞ (Devamla) – Saygılarımı sunuyorum efendim. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir.
16’ncı maddede üç önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 16 ncı maddesinin birinci
fıkrasının (a) bendinde yer alan “yönetmek,” ibaresinden sonra gelmek üzere
“Teftiş Kurulunun” ibaresinin getirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Hamit
Geylani Özdal
Üçer Nuri
Yaman |
|
Hakkâri
Van
Muş |
|
Akın
Birdal Sırrı
Sakık Hasip
Kaplan |
|
Diyarbakır
Muş Şırnak |
|
Pervin
Buldan |
|
Iğdır
|
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun tasarısının 16. Maddesinin 1. Fıkrasının
“c” bendinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
Faruk
Bal Metin
Çobanoğlu Rıdvan
Yalçın |
|
Konya
Kırşehir
Ordu |
|
Behiç
Çelik Kadir
Ural Ali
Uzunırmak |
|
Mersin
Mersin
Aydın |
|
Nevzat
Korkmaz |
|
Isparta
|
BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Hakimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 16. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendinin
madde metninden çıkarılmasını arz ederiz.
|
Ali Rıza
Öztürk Rahmi
Güner Halil
Ünlütepe |
|
Mersin
Ordu
Afyonkarahisar |
|
Birgen
Keleş Rasim
Çakır Orhan Ziya
Diren |
|
İstanbul
Edirne
Tokat |
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Kim konuşacak?
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Rasim Çakır.
BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergemiz
üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bugün 10 Aralık İnsan Hakları Günü. İnsanlık
tarihine şöyle bir bakarsak, insanlık tarihi sosyal ve kültürel gelişmeler
açısından birçok gelişmelere örnek, ekonomik bakımdan bakarsak, ilkel komünal
üretim biçiminden sosyalist üretim biçimine kadar çok değişik üretim
biçimlerini kapsayan bir insanlık tarihi var önümüzde. Ama insanlık tarihinin
bir bölümü de savaşlar, katliamlar, ölümler, kanlar; bu da insanlığın bir
tarihi. İnsanoğlu, bu büyük Birinci Dünya ve İkinci Dünya savaşlarından sonra
yüz binlerce, milyonlarca insanın katledilmesinden sonra oturup bir noktada bir
konsensüs sağlamış, bir uzlaşma sağlamış ve İnsan
Hakları Evrensel Bildirgesi’ni kaleme almış ve bütün dünya olarak da bu
bildirgenin altına imza atmış. Bu bildirge, bu dünyada yaşayan her insanın
asgari şartlarda hakkı olan konuları, saygı gösterilmesi gereken konuları
içeren ve herkesin birbirine bu anlamda saygı duymasını gerektiren bir bildirge
ve bu bildirge, insan haklarını belirlerken bundan sonra insan hakları adına
kan dökülmemesi, savaşların olmamasını da öngörerek kaleme alınmış. O bakımdan,
bugün, insan hakları savunucuları, insan haklarına saygı duyan ve önem
verenlerin ilk önce yapması gereken şey, insan hakkının elde edilebilmesi ve
geliştirilmesi noktasında silahı reddetmek, terörü reddetmek, insan hakkı elde
etmek için insan öldürmeyi reddetmek olmalıdır. Bu duygu ve düşünceyle söz
aldım. Bugün bir sayın bakan, 12 Eylül referandumundan sonra Türkiye’de insan
haklarının gelişmesi noktasında önemli gelişmeler ve kazanımlar olduğunu bu
kürsüde ifade etmeye çalıştı. Ama gerçeğe baktığınızda gerçek öyle mi? Gerçek
pek de öyle değil. Çünkü referandumdan sonra Anayasa’nın
geçici 15’inci maddesi kaldırılsa da, referandumdan sonra Yüksek Askerî Şûra
kararları yargı denetiminin dışında tutulsa da, maalesef, 12 Eylülde ve 28
Şubatta ve 12 Mart 1971’de yargı yolu kapalı olan, yargıya gidemeyen, idarenin
kararlarıyla disiplinsizlik nedeniyle resen emekli edilen, hanımı türban
takıyor diye veya farklı bir siyasi görüşü var diye silahlı kuvvetlerden resen
emekli edilen, mağdur edilen ve bugün bu toplum içerisinde pazarlarda, köşe
başlarında işportacılık, seyyar satıcılık, esnaflık yaparak onuruyla dimdik
ayakta durmaya çalışan insanların mağduriyetlerinin giderilmesi noktasında,
maalesef bu Anayasa değişikliği en ufak bir kazanım sağlamamıştır.
Anayasa değişikliği referandumundan sonra, bu
arkadaşlarımızın, bu vatandaşlarımızın Askerî Yüksek İdare Mahkemesine ve Millî
Savunma Bakanlığına yaptıkları müracaatlar neticesinde, YAŞ kararlarına yargı
yolu açılması ile ilgili Anayasa değişikliğinin geçmişe yönelik
uygulanamayacağı gerekçesiyle talepleri reddedilmiş, üçlü kararnameyle resen
emekli edilenlerin de, Anayasa’nın geçici 15’inci maddesinin kaldırılmasının
otuz yılı geçtiği ve zaman aşımına uğradığı için, talepleri reddedilmiştir. Dolayısıyla, referandumdan önce Sayın Başbakanın ve iktidar
sözcülerinin kamuoyuyla paylaştığı “Bu referandum 12 Eylülle bir yüzleşmedir, bir
anlamda 12 Eylülden bir hesap sormadır, bir anlamda 12 Eylülün
mağduriyetlerinin giderilmesidir, yaraların sarılmasıdır.” iddialarının
maalesef telafi edilmediği gibi çok net bir durum ortaya çıkmıştır. Bu anlamda
yargı yollarının kapalı olduğunu, yargıyla birtakım hakların elde
edilemeyeceğini gördüğümüz için ben ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak
bugün bir kanun teklifi verdik. Bu kanun teklifinde 12 Mart
1971’de silahlı kuvvetlerden resen emekli edilen subay, astsubay ve askeri
memurların, 12 Eylül 1980’de üçlü kararnameyle resen emekli edilen subay,
astsubay ve askerî memurların ve askerî öğrencilerin ve 28 Şubat kararlarıyla
Türk Silahlı Kuvvetlerinden YAŞ kararıyla resen emekli edilen subay, astsubay
ve sivil personelin özlük haklarını düzenlemeye yönelik…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
RASİM ÇAKIR (Devamla) – …onların çektiği ızdırapların, onların
çektiği çilelerin parasal bir karşılığı yok. Hiçbir maddiyat bu çileleri telafi
etmez ama bir parça olsun devletin “Ben bu işte yanlış yaptım, ben bu
insanlardan özür diliyorum.” anlamına gelebilecek ve onların özlük haklarını
düzenlemeye yönelik bir kanun teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak sunduk. Şimdi
diğer gruplarla beraber, özellikle iktidar partisi grubuna ve
milletvekillerine, başta Sayın Ahmet İyimaya’ya önemli bir görev yüklüyorum
Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde millet adına: Bu kanun teklifine -belki
biraz değişiği de olabilir, kanun teklifidir, Allah’ın kelamı değildir,
muhakkak ki komisyonda değişir, Genel Kurulda değişebilir ama- iktidar partisi
milletvekillerinin de samimiyetle sahip çıkmasını, destek vermesini ve bir an
önce, yani seçime gitmeden bu Parlamentodan bu kanunun çıkması için
desteklerini bekliyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çakır.
III.- YOKLAMA
(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Yoklama talebi vardır.
Sayın Hamzaçebi, Sayın Ünlütepe, Sayın Dibek, Sayın Köktürk, Sayın
Güner, Sayın Baratalı, Sayın Çakır, Sayın Genç, Sayın Özdemir, Sayın Ünsal,
Sayın Koçal, Sayın Tan, Sayın Barış, Sayın Paçarız, Sayın Ekici, Sayın Emek,
Sayın Halıcı, Sayın Pazarcı, Sayın Hacaloğlu, Sayın Günday, Sayın Aslanoğlu.
Yoklamaya iki dakika süre veriyorum ve başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
(Devam)
4.- Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu Kanunu Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/961) (S. Sayısı: 574)
(Devam)
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge reddedilmiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun tasarısının 16. Maddesinin 1. Fıkrasının
“c” bendinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Faruk
Bal (Konya) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Çelik, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
konuşmama başlamadan önce hepinize en derin saygılarımı sunuyorum.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı üzerinde
müteaddit konuşmalarımızda görüşlerimizi yüce heyetinize arz etmiştik ancak bu
önerge üzerinde de bir hususu dikkatlerinize sunmak isterim.
Biliyorsunuz, politika bütün disiplinlerle ilişkisi olan önemli
bir bilim dalıdır yani psikolojiyi, sosyolojiyi, ekonomiyi, hukuku doğrudan
ilgilendiren önemli bir bilim dalıdır politika. Politika bir toplumun, bir
devletin yönetilmesinde daima bize birtakım ön açıcı uygulamaları getirmek
suretiyle öbür disiplinlerin orada neşvünema bulmasına, hayat bulmasına yol
açabilir. Politikanın bu yönü aslında bir toplumun daha da hızlı gelişmesi için
önemli katkılar sağlayabilir ama politika, politika yapıcılarının elinde, doğru
politika yapıcılarının elinde daha anlamlıdır. Ön açan bir politik anlayışın
oluşturmuş olduğu elverişli çevre, aynı zamanda normatif bir bilim dalı olan
hukukun gelişmesine olağanüstü katkılar yapar. Bu noktada hukukun bir toplumsal
yapıda kuvvetlenmesi, güçlenmesi, bütün kurallarıyla ve bütün kurumlarıyla tam
anlamıyla yerleşmesi ve yerleşmiş olan bu hukuk kurallarının toplumun geneli,
yani maşerî vicdanında yankı bulması çok önem arz eder.
Burada AKP İktidarının, bu sözlerimden sonra, yapmış olduğu
icraatlarına baktığımız zaman, özellikle son Anayasa değişikliği, yani
çıkarılan 5982 sayılı Yasa’dan sonra yapılan Anayasa değişikliği, ne yazık ki
böyle bir ortamın tamamen kalkmasına yol açmıştır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu oluşturulurken de, bir önceki 14’üncü maddedeki konuşmamda da ifade
etmiş-tim, böyle partizan ve militan bir uygulamanın eseri olarak çıkmıştır.
Böyle bir yapı, böyle bir anlayış Türk toplumunu nasıl ileri götürecektir;
sizlere soruyorum. Bu, demokrasi diye diye ve toplumun millî ve manevi
değerleri, toplumun maddi değer hükümleri miting alanlarında bir bir
kullanılırken, cami önlerinde propaganda yapılırken aslında cini şişeden
çıkarmış oluyorsunuz. O zaman ne oluyor? Politika, ön açıcı değil, hukuku,
yönetimin bütün değerlerini, toplumsal değerlerimizi yok eden, tüketen ve
toplumsal kanserleşmeye sebep olan bir hususu getirip önümüze dayatıyor. Şimdi,
yüce Mecliste bazı tartışmalar bize bunun işaretlerini veriyor aslında, bunları
çok iyi anlıyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, bu sözlerimi, iktidar partisinin çok değerli
milletvekillerinin çok iyi anladığına ve bana katıldıklarına inanıyorum, inanmak
istiyorum. O yüzden, gelin, bizim vermiş olduğumuz önergelerimizi kabul edin ve
görüşlerimizi lütfen dikkate alın. Demokrasimizi en iyi şekilde yaşatalım.
Devletin kurumlarını 21’inci yüzyıla göre yeniden hazırlayalım. Böyle partizan,
yandaş bir yargı ortaya çıkarmayalım. Yandaş polis, yandaş medya yapmayalım ve
başarısız olan, enerjisi tükenen gitsin, enerji birikimini sağlayan siyasal
oluşumlar Türkiye’yi yönetmeye devam etsin ve sonuçta…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Sonuçta, bu ülkeyi çocuklarımıza güzel,
müreffeh bir Türkiye olarak bu ülkeyi miras bırakalım ve yolumuza devam edelim
ama böyle bir anlayışı iktidar partisi elitinden görmemiz mümkün değil. İktidar
partisi elitinin yaptığı, yapmak istediği, Türkiye’yi federatif bir sisteme
çevirerek yok etmek, bütün değer hükümlerimizi piyasalaştırarak tüketmektir. Bu
itibarla, değerli arkadaşlarım, oyuna gelmemeliyiz, gelmemek durumundayız. Aksi
hâlde, ipin ucunu kaçırdığımız zaman yani bağımsızlık ve egemenliğimizi -Allah
göstermesin- kaybettiğimiz zaman elimizden hiç kimse tutmaz, aynı Birinci Dünya
Savaşı ve sonrasında olduğu gibi büyük katliamlara düçar oluruz.
Bu duygularla, önergemizin kabulünü diler, hepinize saygılar
sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelik.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge reddedilmiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 16 ncı maddesinin birinci
fıkrasının (a) bendinde yer alan “yönetmek,” ibaresinden sonra gelmek üzere
“Teftiş Kurulunun” ibaresinin getirilmesini arz ve teklif ederiz.
Akın
Birdal (Diyarbakır) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) –
Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Halis, buyurun.
ŞERAFETTİN HALİS (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ben de grubum adına söz almış bulunmaktayım. Sizleri saygıyla
selamlıyorum.
Tabii, bugün, İnsan Hakları Günü. Herkes kendi cephesinden insan haklarını değerlendirdi. Ben
isterdim ki bugün sizlerin İnsan Hakları Günü’nü kutlayarak söze başlamış
olaydım ancak yığınlarca insan hakkı ihlalinin olduğu bir ülkede insan
haklarını kutlamak yerine, insan hakları savunucularını, demokrasi ve özgürlük
mücadelesi verenleri selamlayarak söze başlamak istiyorum.
Düşünün ki öğrenci gençlik hakkını arıyor ve hakkını ararken
-kabul edersiniz ya da etmezsiniz- birkaç yumurta atılıyor ve bu ülkenin bir
bakanı çıkıp 68 kuşağına atfen kırk yıl öncesine, elli yıl öncesine gidiyor ve “68
kuşağı da böyleydi. Bunlar memleketin baş belasıydılar.” Her şeyden önce, o
sizin “baş belası” dedikleriniz, Türkiye'nin siyasal tarihinde, en şanlı, en
şerefli sayfalara imza atmış gençlerdi. Kimdi bunlar? Denizlerdi, Hüseyinlerdi,
Yusuflardı; darağacının gölgesinde Türk ve Kürt halklarının kardeşliği için
slogan atmışlardı ve bedenlerini davaları için feda etmişlerdi. Kimdi bu
gençler? Yine, Türkiye halklarının özgürlüğü ve bağımsızlığı için Kızıldere’de
slogan atarak, marş söyleyerek kurşunlara, bombalara hedef olan Mahir
Çayanlardı. Kimdi bu gençler, sizin deyiminizle “baş belaları?” Bu halkın
davası için, Türkiye halklarının davası için işkencelerde ser verip sır
vermeyen, lime lime bedenleriyle direnen İbrahim Kaypakkayalardı. Şimdi, eğer
Türkiye'nin siyasal tarihinde şanlı bir sayfa aranacaksa burada aranır; aksi
takdirde ne idamlar için kalem kıranlar ne işkence için ferman verenler ne de
top, tank, tüfek atılması için yine talimat verenlerdir.
Dünden bugüne bir şey değişmemiş olacak ki bazı zihniyetlerde,
bugün de hâlâ bu ülkede Kürtlerin, Alevilerin ve sosyalistlerin hak talepleri
kanla bastırılıyor. Nedir bu kanla bastırılan talepler? Düşünce
ve ifade özgürlüğü. Düşünün ki “Kürtlerin partisi” olarak
adlandırdığınız, bizce “Türkiye partisi” olan DTP yani Demokratik Toplum
Partisi geçen yıl, bugün kapatıldı. Neydi suçu? Sadece Kürtlerin hak ve
özgürlüklerini politikada eksen yapmasıydı. Ne oldu? DTP milletvekillerine yani
sayısı 20 olan bugünkü BDP milletvekillerine iki bin üç yüz otuz üç yıl ceza
talep ediliyor.
Tabii, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün asıl aracı dildir. Dili
bir başka yere göndermenin aracı da yine basındır, yayındır. Dün,
Kızılderelerde insanları katleden zihniyet, kurşun atmamış Denizleri idam eden
zihniyet, İbrahimleri lime lime işkenceyle parçalayan zihniyet, bugün de yine
sosyalistlerin kendi düşüncelerini ifade etme ve yayma hakkı tanımıyor. Bakın,
son on beş yılda Kürtlerin çıkardığı, öyle söylüyorum, mademki Kürtlerin
yayını, “Gündem” adıyla başlayan gazete geleneği yüzlerce defa kapatıldı, biz
bile sayısını bilmiyoruz. Yine Azadiya Welad gazetesi “Kürtçe yayın yapıyor.”
diye Yayın Yönetmenine, yani Vedat Kurşun’a 166 yıl verildi. Bugün, basın
özgürlüğü kapsamında Türkiye cezaevlerinde 39 tutuklu gazeteci var ve yayını durdurulan
12 gazete ve dergi var. Yine ifade özgürlüğü kapsamında 790 kişi para cezası
almış, toplam 1.485 yıl hapis cezası istenmiş. Kime? Gazetecilere. Kime? Düşüncelerini ifade etmek ve yaymak isteyenlere.
Şimdi ben, burada, düşünceleri uğruna mücadele veren, bu kadar
bedeli göze almış, bunları saygıyla anıyor ve burada bugüne kadar…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
ŞERAFETTİN HALİS (Devamla) - …her türlü baskıyla, şiddetle,
zulümle karşı karşıya kalmış dergi ve gazeteleri okumak istiyorum: Gündem
gazetesi, Devrimci Demokrasi, Günlük, Azadiya Welad, Kızıl Bayrak, İşçi-Köylü,
Atılım, Yürüyüş, Alınteri, Odak, Proleter Devrimci Duruş, Devrimci Hareket,
Sosyalist Barikat ve adını burada anamadığım bir yığın dergi. Hepsini saygıyla
selamlıyor ve mücadelelerinde başarılar diliyor, yanında olacağımızı bir daha
söylüyorum.
Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
17’nci maddede üç önerge vardır, sırasıyla okutup en aykırısını
işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 17 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendinde yer alan “hâl” ifadesinin “durum” ve “icaplarına”
ifadesinin “gereklerine” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
M. Nezir
Karabaş Hasip Kaplan Şerafettin Halis |
|
Bitlis Şırnak Tunceli |
|
Nuri
Yaman Sırrı
Sakık |
|
Muş Muş |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 17.
maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinde geçen “gerektiğinde istinabe yoluna başvurabilir”
ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ederiz.
|
Ali Rıza
Öztürk Rahmi
Güner Halil
Ünlütepe |
|
Mersin Ordu Afyonkarahisar |
|
Birgen
Keleş Hulusi
Güvel Kamer
Genç |
|
İstanbul Adana Tunceli |
|
Orhan
Ziya Diren |
|
Tokat |
BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun tasarısının 17. Maddesinin 2. Fıkrasının
“b” bendinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
Faruk
Bal Rıdvan
Yalçın Behiç
Çelik |
|
Konya Ordu Mersin |
|
Nevzat
Korkmaz Kadir
Ural D. Ali
Torlak |
|
Isparta Mersin İstanbul |
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) –
Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Vural, kim konuşacak.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Rıdvan Yalçın.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Yalçın. (MHP sıralarından alkışlar)
RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Görüşülen tasarının 17’nci maddesine ilişkin olarak verdiğimiz
değişiklik önergesi üzerinde söz aldım. Yüce Meclisin değerli üyelerini
saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bugün, İnsan Hakları Günü münasebetiyle
farklı değerlendirmeler yapıldı. İnsan hakları adına bu
kürsüden herkesin söylemesi gereken ilk sözün, yaşlı-genç demeden, kadın-çocuk
demeden, hiçbir günahı olmayan masum insanları katleden terör örgütlerine karşı
bir kınama yapılması ihtiyacını burada ifade ediyorum ve yalnız ülkemizde değil
dünyanın neresinde olursa olsun silahla çözüm aramayı bir yöntem olarak
benimsemeyeceğimizi ve terörü lanetlediğimizi ifade etmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, bu önergemiz, hukuk sistematiği
bakımından ciddiye alınması gereken bir öneridir. Tabii, verilen bütün önergeler,
sanki biri kabul edilirse surda bir gedik açılacakmış gibi bir mantık
içerisinde reddediliyor ama Sayın Bakanın özellikle takdirine sunuyorum.
Burada, müfettişlere adli görevler verilen bir düzenleme yapılmış durumda. Bu
verilen adli görevlerin Türkiye’yi uluslararası arenada da sıkıntıya sokma
ihtimalini, riskini çok yoğun şekilde görüyoruz. Onun için, bize göre burada
müfettişlere bir adli görev vermek yerine, en azından “çalışmalarını tamamlayıp
adli makamlara teklifte bulunma” şeklinde değiştirilmesinin, yani önergemiz
kabul edilmeyecekse bile bu şekilde değiştirilmesinin çok daha faydalı olacağı
inancındayım.
Değerli milletvekilleri, Türkiye’de özellikle AKP
İktidarıyla birlikte gerek devlet kurumları arasındaki uyumsuzluklar ve gerekse
AKP’nin kendisiyle aynı ideolojik frekansı taşımayan bütün kurumlarla, bütün
kişilerle, sivil toplum kuruluşlarıyla yaşattığı, sürdürdüğü bir kavga var ve
Sayın Başbakan bundan siyaseten çıkar sağlıyor ki “Biz vura vura geldik.” diye
de zaman zaman bu kavgaya bir açıklama da getiriyor. Bu anlayış sebebiyle ya önemli kurumları kendinizle aynı frekansa
getirdiniz ya yok ettiniz ya sindirdiniz, bütün bunları yapamıyorsanız da
alternatiflerini kurarak etkisiz hâle getirdiniz. Yargıda da bu süreç yaşandı
ve bugün yaşanan sürecin yasal düzenlemesini, maalesef, görüşüyoruz.
Şimdi, değerli milletvekilleri, bunu şunun için ifade
ettim: Hâkim Savcılar Yüksek Kuruluyla Hükûmet arasında, önceki Kurulda Hükûmet
kanadıyla seçilmiş üyeler arasında çok yoğun kavgalar yaşandı, kurullar
toplanamadı ve bu kavgaların sebebi -bir kısmı kamuoyuna yansıdı, biz bir
kısmına elbette vâkıf değiliz- özellikle iki üç yıldır Türkiye’deki siyaseti de
maniple etmekte kullanılan, nerede bir aykırı ses çıkıyorsa onunla
ilişkilendirilerek insanların cezaevine atıldığı, içlerinde suçlu, masum
birbirine karıştığı bir yargılama süreci yaşanırken, aslında kavga bu
mahkemelere bakacak olan, özel yetkili mahkemelere bakacak olan hâkimleri kimin
atayacağı, kimin belirleyeceği hususunda yaşanmıştı.
Şimdi, Sayın Bakanım, özellikle bir vatandaş olarak, hem de bu
yüce Parlamentonun üyesi olarak soruyorum ve lütfen, bana ikna edici bir cevap
veriniz: Bir mahkemenin başkanı ha oradaki ağır ceza mahkemesinde görev yapsın
ha özel yetkili mahkemelerde, aynı maaşı alacaklar, aynı sosyal haklara
sahipler. Peki, neden bu kadar önemlidir? Özel yetkili bir mahkemede hâkimlik
yapmak, savcılık yapmak neden Kurulun toplanamayacağı kadar bir krize sebep
olmaktadır? Şöyle bir sonuç mu ortaya çıkıyor: Kurulun seçilmiş üyelerinin
istediği hâkimler atanmış olunca o mahkemeler başka kararlar mı veriyor,
tutuklanacak olanı tutuklamıyor, tutuklanmış olanı tahliye mi ediyor? Ya da Hükûmet kanadı olarak sizlerin istediği
hâkimler atandığında tersi mi oluyor, sizin istediğiniz insanlar tutuklanıyor,
istemedikleriniz tahliye mi ediliyor? Eğer bu hâkimler aynı hukuku
uygulayacaksa, aynı kanunu uygulayacaksa, aynı delilleri değerlendirecekse,
burada görev yapacak insanların bir manevi paye kazanması dışında -işte, şu
mahkemenin başkanı, şu mahkemenin savcısı payesi dışında- bir sosyal statü,
sosyal saygınlık kazanması dışında ne gibi bir esprisi olabilir, neden
olabilir, etken olabilir? Bunu, istirham ediyorum, rica ediyorum, bir vatandaş
olarak bize açıklayın. Eğer böyle değilse, yani Hükûmet kanadıyla yargı
kanadının tercihlerinin böyle bir sebebi yoksa, yani
bu hâkimler kimin referansıyla geliyorsa gelsin aynı kararı vereceklerse, bu
kavganın sebebi nedir?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.
RIDVAN YALÇIN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkanım.
Yok, eğer gerçekten bu hâkimler kendisine referans olan insanların
telkinine göre karar veriyorlarsa, o zaman, Sayın Başkanım, bir vatandaş olarak
bu ürkütücü duruma bir açıklama beklemek bizim hakkımız.
Bugün, sizin atanmasını istediğiniz hâkimler ya da Kurulun diğer
üyelerinin atanmasını istediği hâkimler, istedikleri mahkemede olmasa da, bu
ülkenin bir mahkemesinde hâkim ya da savcılar. Onların yargıladığı
vatandaşlarımızın suçu nedir o zaman? O mahkemelerde yargılanan vatandaşlarımız
kendilerinin ideolojik olarak hukuk önünde eşit olmadığını düşünüyorlarsa, bu
onların hakkı değil midir?
Ben, bu kanun vesilesiyle bu sorularıma cevap beklediğimi,
kamuoyunun da cevap beklediğini ifade ediyor, teşekkür ediyor, yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 17.
maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinde geçen “gerektiğinde istinabe yoluna
başvurabilir” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ederiz.
Ali
Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Genç buyurun.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 574
sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 17’nci maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz önerge
üzerinde söz almış bulunuyorum ve hepinize saygılar sunuyorum.
Değerli milletvekilleri, eğer bir memlekette, parlamentosunda
anayasa diye bir kurum yoksa, anayasa işlemiyorsa,
anayasa ihlal ediliyorsa kanunlar niye yapılır? Bunu öğrenmek istiyorum.
Şimdi, bir Tayyip Erdoğan var, çıkıyor diyor: “Biz imam
hatipliydik, bizi dışladılar, bizi aşağıladılar, bize cenaze yıkayıcısı
dediler.” Yahu, Tayyip Bey kim sana söyledi bunları? Şimdi gelmişsin Başbakan
olmuşsun, Başbakanlık yap. Devletin bütün kadrolarına imam hatipli doldurdun.
Değerli arkadaşlarım bakın, bir Anayasa’mız var, Anayasa ne diyor?
“Devletin dili Türkçedir.” diyor. Şimdi, arkadaşlarımız burada gelip başka bir
dille konuşmak istiyorlar. Ben…
SIRRI SAKIK (Muş) – Niye rahatsız oluyorsun?
KAMER GENÇ (Devamla) – Bir dakika, bir dinle, ben rahatsızım
çünkü. Neden? Şimdi, arkadaşlar, burada biz Anayasa üzerine yemin ettik. Eğer
yabancı bir dille yahut da bildiğiniz bir dille şey ederseniz, ben de o
bölgenin insanıyım ama ben Kürtçe anlamıyorum. Benim ana dilim Dersim
bölgesinde konuşulan dildir. Ben senin konuştuğun dili anlamıyorum. O zaman
başvurursun Meclis Başkanına, Meclis Başkanı da… Herkese o cihazları da
dağıtırsın, kulaklık takarsın, orada resmen tercüme yaptırırsın, burada
konuşursun. Ben ne bileyim sen burada çıkıp da bana küfretmedin? Böyle bir şey
olur mu arkadaşlar?
SIRRI SAKIK (Muş) – Bravo, vallahi bravo!
KAMER GENÇ (Devamla) – Peki, bu Hükûmet niye oturuyor burada, bu
Hükûmet, arkadaşlar, bu Hükûmet? Bakın yedi sene ben bu kürsüde Başkan
Vekilliği yaptım, Türkiye Cumhuriyeti devletinin birliğine ve bütünlüğüne
yönelik her harekete karşı çıkıyordum. Bu Hükûmet neyi savunuyor burada
arkadaşlar? Niye oturuyor burada? Bu devletin kurumlarını savunmak bu Hükûmetin
görevi değil mi? Ey iktidar grubu, sizin göreviniz değil mi? Burada bu devlete
ve bu millete vaki birtakım saldırılar olduğu zaman kim koruyacak? Yunanlılar
mı koruyacak?
Şimdi, burada biraz önce arkadaşımız diyor ki: “Kürtlere hakaret
ediliyor, bilmem, söylendiği zaman Kürtlere kızıyorsunuz.” Arkadaşlar, bu
salonda “Türk” kelimesinden fazla “Kürt” kelimesi konuşuluyor. Yahu, insaf be
kardeşlerim! Yahu, bu memlekette hep değişik ırkta insanlar var, inançta
insanlar var. Niye böyle istismarcılık yapıyoruz?
Arkadaşlar, bu devlet bizim. Bu devlette birliği bütünlüğü
savunacağız. Bu devlette birlik ve bütünlüğü meşru zeminlerde savunacağız.
Dolayısıyla burada mücadele yapılır, Anayasa’yı değiştirirsiniz, kanunları
değiştirirsiniz, burada gelip ondan sonra o Anayasa üzerinde yemin edersiniz,
burada böyle görev yaparız. Ben şahsen rahatsızım bu gibi şeylerden. Biz buraya
niçin geldik? Bir yeminle başladık, o yeminin gereğini yerine getirelim
arkadaşlar.
Tabii yani Türkiye’de iktidar da yok.
Bakın Hüseyin Çelik ne diyor? Diyor ki Sayın Genel Başkanımıza:
“Kılıçdaroğlu, Türk, Kürt, Alevi, Sünni, doğulu, batılı olmasının kendileri
için fark etmeyeceğini söyledi. Ama sayın Kılıçdaroğlu,
kendisine karşı bile dürüst değil. Kendisi Dersimli, Alevi-Kürt olduğu hâlde
kendisini Türkmen kabul ediyor.”
Yahu, Hüseyin Çelik, bu sana mı kaldı, kimin Kürt, kimin Alevi,
kimin bilmem Türkmen olduğu sana mı kaldı? Hüseyin Çelik’in milletvekili olduğunu
ben biliyorum, ne zaman geldiğini, hangi tarikatın kadrosundan Doğru Yol
Partisinden milletvekili olduğunu biliyorum. Böyle bir şey olur mu?
Yani şimdi Tayyip Erdoğan çıkıyor diyor ki: “Önemli olan boy değil
soydur.” Ben de soruyorum: Tayyip Erdoğan, senin soyun nedir? Hele bir söyle
bakalım, soyun neyse söyle yahu, madem başkalarının soyunu öğrenmek istiyorsun.
Yahu, bunlar çok ilkel düşünceler. Önemli olan insanın insan
olmasıdır. Birisi bilmem Avrupa’da doğar, birisi Çin’de doğar. Bu önemli değil
ki insan insandır. Bizim temel vasfımız insan olmak. İnsanın inancı önemli
değil, insanın ırkı önemli değil. O insanın özünde var olan dürüstlük
önemlidir, kişilik önemlidir. Yoksa bu insanlara senin, efendim, ırkın bu...
Adam senin ırkından olur, hırsız olur, namussuz olur ama öte taraftan başka
ırktan olur, dürüst olur, vatansever olur, yasalara, hukuka saygılı bir insan
olur.
Onun için, değerli arkadaşlar, milletvekilleri; hele partinizin
başında olan bu insanlara söyleyin, böyle ilkel şeylerle uğraşmasınlar, bu
memlekete fayda getirmez. Şurada oturan şu bakanlarınıza bu devlete sahip
olmasını öğretsinler. Buraya soğan başı olarak gelmiyorlar, buraya Türkiye
Cumhuriyeti devletinin Hükûmetinin kurallarını müdafaa etmek için geliyorlar.
(CHP sıralarından alkışlar)
Şimdi, kanun getirmişsiniz. Bu kanunda, şimdi, müfettişin hâkim
hakkında soruşturma yapabilmesi için Adalet Bakanından izin alması lazım. E,
Adalet Bakanı kendi yandaşından olan bir hâkim hakkında soruşturma izni
vermedi. Ee, ne olacak? Soruşturma yapamayacak. Dolayısıyla nedir bu kanun?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
KAMER GENÇ (Devamla) – Bunu siz “totaliter bir devletin hâkim ve
savcılar kanun tasarısı” olarak ancak söyleyebilirsiniz yani demokratik
kuralları uygulayan bir devletin bir hâkimler ve savcılar tasarısı değil.
Dolayısıyla biz burada havanda su dövüyoruz arkadaşlar. Ya,
diyorum ki bir memlekette eğer Anayasa bu kadar şey altına alınıyorsa artık bu
memlekette kanun niye çıkarıyorsunuz ki yani? Çıkarmanın da bir anlamı yok.
Burada anlaşalım arkadaşlar.
Bir Meclis Başkanı var, varlığıyla yokluğu bir şey yok. Hep böyle
çıkıp da yurt dışına gezmekle, bilmem, oralarda, sülalesini toplayıp da
uçaklarla gezmekle bu memlekete görev yapılmaz. Bu memlekette meşru zemini
korumamız lazım.
Arkadaşlar, bakın, bunu herkesin bilmesi lazım: Yabancı güçler şu
Anadolu toprağını bizim elimizden almak için çok haince hileler içindeler. Bu
toprağı korumak için, herkesin 1920’lerde İstiklal Savaşı’nı yaparken
Kürt’üyle, Türk’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle sırt sırta vererek verdiği
mücadeleyi vermemiz lazım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Dili bilinmeyen Kürt mü, Kamer
Genç? Hangi Kürt’ten bahsediyorsunuz, dili bilinmeyen mi?
KAMER GENÇ (Devamla) – Aksi takdirde, dolayısıyla, bu mücadeleyi
vermezsek birtakım emperyalist güçlerin yandaşları oluruz. Onun için, ya,
bunların getirdikleri…
Ben burada fikirlerimi söylüyorum, sana söylemiyorum Sırrı Bey.
Ben meşruluğu savunuyorum.
Getir, Anayasa’yı değiştir, “Devletin resmî dili Kürtçedir.”, çık
burada Kürtçe konuş kardeşim. Başka bir şey yok.
Bir dakikam bitti mi Sayın Başkanım?
BAŞKAN – Vermiştim, evet. (CHP sıralarından alkışlar)
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Karar yeter sayısı…
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı
arayacağım: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler...
SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayılsın Sayın Başkan. Var… Ya da tereddüt
varsa elektronik cihazla…
BAŞKAN – Önerge reddedilmiştir, karar yeter sayısı vardır.
SIRRI SAKIK (Muş) - Sayın Başkan…
BAŞKAN – Ne olduğunu söyler misiniz.
SIRRI SAKIK (Muş) - Grubumuza yönelik olarak Anayasa’ya sadakatten
ayrıldığımıza, ülkeyi bölmek istediğimize dair bir konuşma yaptı.
BAŞKAN – Sayın Sakık, bakın, ben çok dikkatle izledim.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Bir saniye, ben söyleyeyim, gerekirse söz vereceğim ama
şunu söyleyeyim: Sayın Genç’in konuşmasını çok dikkatle izledim.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Ben bir sataşma yapmadım.
BAŞKAN – Evet, onu söylüyorum.
Yani grubunuzu hedef alan, grubunuzu istiskal eden, grubunuza
sataşan bir dili yoktu.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Ben genel konuştum.
BAŞKAN – Şimdi ben size söz verdiğim zaman sataşmadan, Sayın
Genç’e de…
KAMER GENÇ (Tunceli) - Ben Hükûmete sataştım Sayın Başkan “Orada
niye oturuyor.” dedim.
BAŞKAN – Bir saniye…
Sayın Genç’e de arkasından söz vermem lazım. Dolayısıyla bir
sataşma ben görmedim. Yapmayın.
SIRRI SAKIK (Muş) - Sayın Genç’i biz tanıyoruz, 12 Eylülün bize
armağanı…
BAŞKAN – Çok dikkatle izledim.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 17 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendinde yer alan “hâl” ifadesinin “durum” ve “icaplarına”
ifadesinin “gereklerine” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Hasip
Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Kim konuşacak?
Buyurun Sayın Karabaş.
MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 17’nci madde üzerine verdiğimiz önergeyle ilgili söz almış
bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bugün İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin
kabul edilişinin 62’nci yıl dönümü. Bugün ve bu hafta İnsan Hakları Haftası
olarak kutlanacak. Ben de başta Türkiye halklarına, Orta Doğu halklarına, tüm
dünya insanlığına, insan haklarının geliştiği, insanların ayrımcılığa
uğramadığı bir dünya umut ederek bugünü kutluyorum.
Değerli arkadaşlar, tabii dile getirilecek birçok şey var. HSYK
görüşülüyor, ancak ben dille ilgili birkaç şey söyleyeceğim. Şimdi, birkaç
cümle veya bazen birkaç kelime Kürtçe konuşulduğu için Meclis gerildi. Hem
Kürtleri temsil ettiğini söyleyen AKP milletvekilleri gerildi hem MHP hem CHP
milletvekilleri gerildi.
Değerli arkadaşlar, bu devlet, Türkiye Cumhuriyeti devleti doksan
yıl boyunca, Kürtçe konuşan Kürt halkına kelime başına ceza kesti. Kürtçe
konuşulduğu için, Kürtçe yazıldığı için insanlara onlarca yıl ceza verildi.
Kürtçe siyaset yapıldığı için partiler kapatıldı, insanların siyaset yapması
engellendi. Bürokratlar, devlet memuru olanlar Kürtçe konuştuğu için sürgünlere
uğradı ve bugün, doksan yıl sonra dönüp Kürtlere diyoruz ki: “Kürtler ne
istiyor?”
Peki, siz, bilmediğiniz bir dilde bir tek cümle burada kurulduğu
zaman geriliyorsunuz da, doksan yıldır bu politikayı uyguladığınız Kürtler
gerildiği zaman niye diyorsunuz “Bu Kürtler ne istiyor?” Kürtler gerildi, çünkü
onun diline kem vurdunuz, onun diline ket vurdunuz, onun dilini yasakladınız.
Onun diline, kültürüne hakaret ettiniz.
Değerli milletvekilleri, dille ilgili birkaç şey daha söylemek
istiyorum. Sizi germemek için Kürtçe sözcük burada kullanmayacağım ama şuna
emin olun ki bizler ve Kürt halkı ve insan haklarından yana olan Türkler,
Lazlar, Çerkezler ve Avrupa, Amerika sizi gerecek. Siz ya bu politikalarınızı,
bu mantığınızı, bu beyninizi değiştireceksiniz veya gerileceksiniz. Daha çok
gerileceksiniz çünkü bu çağda, 3’üncü bin yılda bu mantıkla, bu anlayışla
siyaset yapılmaz. Bu anlayışla Türkiye gibi, Orta Doğu’nun göbeğinde, dünyada
tarihî geçmişiyle birlikte şimdi coğrafyası, mevcut siyasal yapısı, nüfusu,
kimlikleri, kültürü, ekonomisi, sanayisiyle önemli bir ülke ve herkes
Türkiye’yle ilgileniyor, Türkiye’deki sorunlarla da ilgileniyor. Onun için, hem
içte hem dışta bu mantık, bu zihniyet değiştirilmediği zaman daha çok
gerileceksiniz.
Değerli milletvekilleri, şimdi, burada hem Sırrı Bey konuştuğu
zaman birçok arkadaş hem de kürsüye gelindiği zaman bazı arkadaşlar “Bilinmeyen
bir dilde konuşuldu. Biz anlamadık.” dedi. Biz de şunu söylüyoruz: Doksan
yıldır bu ülkede siz bu dili bilmeyen, Kürtçenin dışında bir dil “bilmeyen”
insanlara tırnak içinde “bilinmeyen dille” hitap ettiniz. Tırnak içinde diyorum
çünkü biz Türkçe başta olmak üzere hiç bir dile, hiçbir kültüre “bilinmeyen”
demeyiz. Siz Kürtçe bilmiyorsunuz diye Kürtçe bilinmez dil olmaz, Kürtler
Türkçe bilmiyor diye Türkçe bilinmez dil olmaz. Bizler Almanca, İngilizce,
Fransızca bilmiyoruz diye bu diller bilinmeyen dil olmaz. Bu dillerin mahkeme
tutanaklarına ve burada Parlamentonun tutanaklarına “bilinmeyen dil” olarak
işlenmesi gerçekten ayıptır. Yani bu gerekçelerle, efendim, biz…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
MEHMET NEZİR KARABAŞ ( Devamla)
– Tamamlıyorum Başkan.
Biz, Kürtçeye yönelik değil, Kürtlere yönelik değil, bilmediğimiz
için… O zaman, sayın beyler, siz İngilizceyi birçoğunuz biliyor musunuz?
İngilizceye “bilinmeyen dil” dediğiniz zaman ne söylenecek size?
BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Rize) – Ama mütercim tercüman var o
konuşurken.
MEHMET NEZİR KARABAŞ ( Devamla)
– Ha, şu olabilir: Siz yıllarca dilini bilmediğiniz insanlara Türkçeden başka
dil bilmeyen doktor gönderdiniz. Siz Türkçeyi bilmeyen insanlara, ona vaaz
vermesi için, hutbe okuması için, namazını kıldırması için imam gönderdiniz.
Siz oraya -ki AKP “Kürtlerin çoğunluğunu ben temsil ediyorum.” diyor- siyaseti,
propagandanızı gidip o insanların, o halkın bilmediği dilde yaptınız.
Bürokratlarınız o insanlara görev vermek, hizmet yapmak için oraya gittiği
zaman, Kürtçe bilmeyen, Türkçeden başka dil bilmeyen bürokratları gönderdiniz.
Onun için, bu mantık, bu bakış doğru değil. Siz bir dili
bilmiyorsunuz diye bir dil bilinmez dil olmaz ve bu mantıkla giderseniz
gerilirsiniz. Biz umarız ki bir daha ne bu Meclis ne bizler ne de insan hakları
savunucuları gerilmez, bu ülkede sağlıklı bir şekilde sorunlarımızı çözeriz.
Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Reddedilmiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Kabul edilmiştir.
Madde 18’de iki önerge vardır, sırasıyla okutup en aykırısını
işleme alacağım.
TBMM Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 18. maddesinin
son fıkrasında “En geç üç ay önce;” ifadesinin “en az altı ay önce;” şeklinde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Beytullah
Asil Rıdvan
Yalçın Reşat
Doğru |
|
Eskişehir Ordu Tokat |
|
Oktay
Vural Cemaleddin
Uslu |
|
İzmir Edirne |
BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 18. maddesinin (1)/a bendindeki
“meslekte fiilen onbeş yılını doldurmuş” ifadesinden sonra gelmek üzere “baroya
kayıtlı, serbest” ibaresinin eklenmesini, (1)/d ve (1)/e bentlerindeki “birinci
sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş” ifadesinden önce
“seçildikleri sırada meslekten çıkarılmayı gerektiren bir nedenle” ifadesinin
eklenmesini, (1)/ç bendinde “kendi üyeleri” ifadesinden önce gelmek üzere “(b)
ve (c) bendindeki Yargıtay ve Danıştay’dan seçilecek üyeler için oy
kullanmamış” ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
Ali Rıza
Öztürk Ali İhsan
Köktürk Turgut
Dibek |
|
Mersin Zonguldak Kırklareli |
|
Rahmi
Güner Ferit Mevlüt
Aslanoğlu Halil
Ünlütepe |
|
Ordu Malatya Afyonkarahisar |
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Kim konuşacak?
Buyurun Sayın Güner. (CHP sıralarından alkışlar)
RAHMİ GÜNER (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu
Tasarısı’nın 18’inci maddesinin 1/a bendindeki hükme ilave edilmek üzere vermiş
olduğumuz önerge üzerinde konuşmak için söz aldım. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bugün insan haklarını anma ve kutlama günü.
Değerli arkadaşlarım, işte bugün bu Parlamentoya sunulacak olan
hatta sunulmuş olan bazı kanunlar var. Bu kanunlardan bir tanesi geçen gün,
Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesinde geçti. Bu maddede, bu tartışmalardan da
anlaşılacağı üzere, tamamen görevi kötüye kullanma suçu işleyenlerin
cezalarında büyük bir indirime gidildi, tecil kapsamına alındı, paraya çevirme
kapsamına alındı, asliye ceza mahkemelerinde yargılanan suçların sulh ceza
mahkemelerinde yargılanması bu Mecliste kabul edildi.
Değerli arkadaşlarım, bu maddenin kabulüyle belli bürokratların,
belediye başkanlarının, kamu hizmeti yapıp da görevini kötüye kullananların
cezalarında bir nevi af niteliğinde bir kanun tasarısı çıktı.
Değerli arkadaşlarım, yine son günlerde Plan ve Bütçe Komisyonunda
torba yasasıyla görüşülmekte olan, yine kamuda çalışanların kişisel
sorumluluklarından, görevi kötüye kullanmalarından dolayı haklarında açılacak
olan davalarda da dikkat ederseniz, dava açılamayacağına dair bir kanun
tasarısı komisyona sunulmuş bulunmaktadır. Yakında bu kanun tasarısı da Meclise
gelecek.
Değerli arkadaşlarım, siz, mahkemeye gitmeyi, mahkemede
yargılanmayı, mahkemede belli bir fiil işleyenlerin cezalandırılmasını önlemek
için kanun teklifleri sunmaktasınız ama dikkat edin, eğer bu şekilde kanun
teklifleri Meclise gelirse yakında asliye ceza mahkemelerinin, hukuk
mahkemelerinin görecek olduğu davalarda büyük bir azalma olacaktır.
Değerli arkadaşlarım, görevi kötüye kullanan, görevi kötüye
kullanmaktan başkasına, kamuya zarar verenler hakkında iki türlü dava
açılmaktadır. Bu davalardan bir tanesi, adliye mahkemelerinde açılan kişisel
sorumluluktan ve görevi kötüye kullanmadan dolayı tazminat davalarıdır. Yine
aynı şekilde aynı fiilin işlenmesinden dolayı idare aleyhine açılan davalar
vardır. Eğer o kanun tasarısı bu Meclisten geçerse, bu torba yasasıyla gelen
kanun tasarısı, kişisel sorumluluktan kamu kesiminde çalışanların hepsi
aleyhine bir dava açılmasını ortadan kaldırıyorsunuz. Bu da dikkat ederseniz,
bu İnsan Hakları Günü’nde bu görevi kötüye kullanma eylemiyle, fiiliyle zarar
gören kişilerin büyük bir haksızlığa uğrayacağını, hak kaybına uğrayacağını da
gerçekten iyi irdelemek lazım.
Değerli arkadaşlarım, son zamanlarda çok kötü fiiller
işlenmektedir. Ben Parlamentonun bu konuda duyarsız olmasını hâlâ idrak
edemiyorum.
Değerli arkadaşlarım, İstanbul’da bir öğrenci eyleminde dövülen
bir kadının çocuğunu düşürme durumu var.
Değerli arkadaşlarım, bundan daha acı bir olay olur mu? Bir kadın
dövülüyor, çocuğu düşürülüyor. Döven polis.
Şimdi, bu kanun tasarısı gelirse, onun bu görevi kötüye
kullanmadan dolayı hakkında bir dava açılamayacak mı, kamuya mı dava açılacak
değerli arkadaşlarım? Bu Parlamento neden bunun üzerine gitmiyor? Dövülen bir
kadın ve o kadının bir çocuğu düşüyor arkadaşlar, düşürülüyor. Yazık değil mi
değerli arkadaşlarım? Bu, dünyanın başka bir ülkesinde olsa, açıkça söylüyorum,
o İçişleri Bakanı ve görevliler hakkında derhâl soruşturma başlar, o İçişleri
Bakanı da görevden istifa eder.
Değerli arkadaşlarım, bu iş bu kadar ucuz değil. İşte İnsan
Hakları Günü’nde karşılaştığımız durumlar bunlar. Geçen sene de aynı olaylar
oldu. Ekmek isteyen, çoluk çocuğunun rızkını isteyen belli işçiler o karda
yağmurda havuzlara atıldı, dövüldü, işkence gördü değerli arkadaşlarım. Bu
Parlamento, değerli arkadaşlarım, neden bunların soruşturmasını yapıp da bu
kişilerin yakasına yapışmıyor? İnsan Hakları Günü’nde bu kadar insan hakkı
ihlal edilir mi değerli arkadaşlarım? İşte sorun bu.
Bu yönden, biz bu kanun tasarılarımızı ne kadar çabalarla
iyileştirmek istesek de bir başarı sağlayamayacağız görüşündeyim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.
RAHMİ GÜNER (Devamla) – Meclisin bu konulara çok duyarlı olması
gerekli. Eğer duyarlı olmazsa her gün daha vahim olaylar, her gün daha kötü
olaylarla karşılaşacağız ama yüce Meclisin bu konulara bir tedbir alıp bu gibi
olayların üzerine gidip müeyyideyi artırıcı yasalar çıkarmasını öneriyor,
hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Karar yeter sayısı…
BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 18. maddesinin
son fıkrasında “En geç üç ay önce;” ifadesinin “en az altı ay önce;” şeklinde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Beytullah
Asil (Eskişehir) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Asil, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu
Tasarısı’nın 18’inci maddesinde yapılmasını istediğimiz değişiklik önergesi
üzerinde söz aldım.
Bu vesileyle, her fırsatta çok önemsediğimizi ifade ettiğimiz ama
bir türlü tamamını kucaklayamadığımız gençliğimizin karşılaştığı bir sorunun
unutulup gitmesini önlemek ve hukuksal boyutunu ortaya koymak vesilesiyle üç
konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, aylar önce KPSS 2010 sınavı yapıldı. Sınav
sonuçları açıklandı. Sonuçların açıklanmasıyla gençler netlerinin eksik geldiği
iddialarında bulundu. 2010 KPSS’de eğitim bilimleri, genel yetenek ve genel
kültür testlerinde geçmiş yıllara göre net yapanların sayısının çok yüksek
olduğu iddiaları konuşulmaya başlandı. KPSS puanlarına göre öğretmen ataması
yapıldığını dikkate alan Türk Eğitim-Sen konuyu sahiplendi ve iddiaları gündeme
taşıdı. Bunun üzerine, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi eğitim bilimlerinde
350 kişinin tam net yaptığını açıkladı. Eğitim bilimlerinde tam yapan 120
kişinin akrabalık ilişkisi ortaya çıktı, aralarında evli olanlar vardı, aynı
dershanenin öğrencileri vardı. Enteresan olan, bütün bu delillere rağmen
Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezinin Başkanının “mutsuz insanların feryadı”
diye açıklama yapıyor, iddiaları reddediyor olması. Bütün bu olaylar olurken
YÖK de yorum yapmıyordu, Türk Eğitim-Sen ise her zaman olduğu gibi dik duruş
göstermek suretiyle yeni delillere ulaşıyor, bunları kamuoyuyla paylaşıyordu.
Soruların sınavdan beş gün önce bir e-posta adresine gönderildiği, bu dosyada
yüz on altı eğitim bilimleri sorusu olduğu iddiaları gerek yazılı gerek görsel
basında ciddi bir şekilde yer almasına rağmen kimse bu iddiaları ortaya atan bu
sendika temsilcilerini çağırmıyor, ellerindeki bu maddi delilleri istemiyordu.
Buna rağmen, sendika yetkilileri savcılığa giderek ellerindeki tüm maddi
delilleri savcıya sundular ve bildiklerini anlattılar. Aynı günlerde çok
manidardır ki basının bir bölümünde de e-posta sahibinin samanlıkta çekilmiş
fotoğrafları yayınlanıyor, köyde yaşayan bir gariban olduğu, İnternet’e
ulaşamayacağı teraneleri yayınlanıyordu. Ancak, savcı bu kişinin ifadesini
aldığında, soruların sınavdan önce kendi e-posta adresine geldiğini ve kimin
gönderdiğini itiraf ediyordu.
Değerli milletvekilleri, bu olay, 350 kişinin yaptığı bir
hırsızlık olayı değildir, 5-10 bin kişinin katıldığı organize bir harekettir.
Bunu yapanlar, kendi yandaşlarına öğretmen atamalarında, devlet memurluğu
atamalarında avantaj sağlamak ve yandaşlarını kadrolara yerleştirebilmek
amacını taşıyorlardı. Ortada çok büyük bir tezgâh vardır. Bu tezgâhta Türk
Eğitim-Sen’in ortaya çıkardığı 2 kişi vardır. Binlerce kişinin katıldığı bu
kopya olayında hiç kimsenin adı bilinmiyor. Bu kopya olayında, sadece,
sendikanın ortaya çıkardığı soruları alan ve verenin isimleri var. Bu kopya
olayının ana aktörleri mutlaka bulunmalıdır ki bundan sonra yapılacak sınavlara
güven duyulsun.
Bütün gençlerimizin hak ettiği yere gelebilmesinin önünü açacak
tedbirleri almak Hükûmetin görevidir. “Benim adamım”, “benim yandaşım”, “benim
siyasetim”, “benim hırsızım” olmaz. Hırsızın cinsi, cibilliyeti, ahlakı,
partisi, ideolojisi olmaz. Başkalarının hakkını gasp edenlerin imanı, inancı
olabilir mi? Deniz Fenerinde de aynı şeyleri yaşamadık mı?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
BEYTULLAH ASİL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu tasarının
genel gerekçesinin sonuç bölümünde “Yargı bağımsızlığı güçlendirilmektedir.
Yargının tarafsızlığı geliştirilmektedir. Kurul, bağımsız bir yapıya
kavuşturulmaktadır. Hukuk devletinin güçlendirilmesine yönelik ileri adımlar
atılmaktadır.” denilmektedir. Nasıl inanacağız? AKP milletvekillerinin
oylarıyla KPSS skandalının araştırılması için Meclise verilen önerge
reddedildi. Komisyon kurulamadı. Savcılık soruşturmayı neticelendirmiyor. 6
Aralıkta yapılan öğretmen atamasında, kamuoyunun, kopya çektiğine, bu
organizasyonun içinde olduğuna inandığı pek çok insan bugün öğretmen olarak
atandı. İşte bu algının, hukukun bağımsız olduğu algısının kamuoyuna
yerleştirilmesi gerekmektedir. Buraya yazmakla bunun olmayacağını ifade ediyor,
yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Asil.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Sayın İncekara, pek kısa söz talebiniz var.
Buyurun.
V.- AÇIKLAMALAR (Devam)
11.- İstanbul Milletvekili Halide
İncekara’nın, milletvekillerinin üsluplarına ilişkin açıklaması
HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Sayın Başkanım, ben bir -konuşma
üslubuyla- serzenişte bulunmak istiyorum. Bazı parlamenter arkadaşlarımız
kürsüye çıktıkları zaman, bırakın bir milletvekili olmayı, benim seçmen bile
olmadığım dönemlerde yapılan zulümlerin mesulü bizmişiz gibi -ben şahsım adına
konuşuyorum- dönüp de “yaptınız”, “ettiniz”, “gittiniz” ifadelerini katiyen
üzerime alınmıyorum. Ben hiç kimseye dün için dönüp “Askerleri öldürdünüz.”,
”Polisleri öldürdünüz.”, “Okulları yaktınız.”, “Çocukları katlettiniz.”
demeyeceğim gibi, bütün parlamenter arkadaşlarımın, ülkenin aydınlık bir
geleceği için hep olumlu katkıda bulunacağını düşünerek dillerimizin daha
nazik, daha sınırlayıcı olmasını arzu ediyorum.
Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Öldüren varsa söylesin.
SIRRI SAKIK (Muş) – Bu nasihatler kime? Hanımefendi açıklasın. Biz
arkasında duramayacağımız hiçbir şey söylemeyiz.
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
(Devam)
4.- Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu Kanunu Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/961) (S. Sayısı: 574)
(Devam)
BAŞKAN - Madde 19’da iki önerge vardır, sırasıyla okutuyorum, en
aykırı olanı işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu Kanunu Tasarısının 19. maddesinin (3) fıkrasındaki “bu seçimler”
ibaresinden sonra gelmek üzere “27. madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla”
ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
Ali Rıza
Öztürk Ali İhsan
Köktürk Turgut
Dibek |
|
Mersin Zonguldak Kırklareli |
|
Rahmi
Güner Ferit Mevlüt
Aslanoğlu Halil
Ünlütepe |
|
Ordu Malatya Afyonkarahisar |
BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun tasarısının 19. Maddesinin 2. fıkrasının
sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
“Türkiye Adalet Akademisinin yapacağı seçimlerde; Adalet
Bakanlığında üst düzey yönetici olarak görev yapan Akademi üyeleri oy
kullanamazlar.
|
Cemaleddin
Uslu Faruk Bal Mustafa Enöz |
|
Edirne Konya Manisa |
|
Rıdvan
Yalçın Hüseyin
Yıldız Nevzat
Korkmaz |
|
Ordu Antalya Isparta |
|
Behiç
Çelik |
|
Mersin |
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Katılmıyoruz
Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Uslu, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
CEMALEDDİN USLU (Edirne) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 574 sıra sayılı Kanun
Tasarısı’nın 19’uncu maddesi üzerinde verdiğimiz değişiklik önergesi üzerinde
söz aldım. Sizleri saygılarımla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, tasarının bu maddesiyle Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu seçimlerinin zamanı ve esasları düzenlenmiştir. Her
dönemde bir defada yapılacağı belirtilmektedir. 27’nci maddesinde ise
üyeliklerde boşalma olması hâlinde nasıl hareket edileceği hüküm altına
alınmaktadır. Bu sebeple tasarının bütünlüğü gözetilerek bu önergeyi düzenledik
ve takdirlerinize sunuyoruz.
Değerli milletvekilleri, 12 Eylül günü yapılan halk oylamasının
neticesinde Anayasa değişikliğinin bir zorunlu sonucu olarak bu tasarı gündeme
getirilmektedir. Türk hukuk sistemi ve demokrasimiz açısından Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu çok önemli görevler ifa etmektedir. Özellikle Türkiye’de
görev yapan hâkim ve savcılarımızın atanması, özel yetkili mahkemelere üye
atanması hususları bakımından fevkalade önemli görevler üstlenmektedir.
Bilindiği üzere, halk oylamasının kişisel özgürlükleri ifade eden
maddeleri bir kenara çıkarıldığında, bu halk oylamasının ana temasının Anayasa
Mahkemesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu olduğu malumlarınızdır. Esasen
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun mevcut yapısı, kurulduğu 1981 yılından
beri hep eleştirilmektedir. Üye sayısının az olması, üyelerin sadece Yargıtay
ve Danıştaydan gelmesi, Kurul kararlarının yargı denetimine kapalı olması,
denetim yetkisinin Adalet Bakanlığının isteğine göre kullandırılması gibi
eleştiriler hep dile getirilmiştir. Bütün bu olumsuzlukların giderilmesi
beklenirken halk oylaması süresince dile getirilen Adalet ve Kalkınma
Partisinin yargıya hâkim olma hedefi açık bir şekilde gerçekleştirilmeye
çalışılmaktadır.
Yargı bağımsızlığı, hukuk devletinin temel koşuludur. Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulunun bağımsızlığı, Türk adaletine olan güveni ortaya
koymaktadır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun temsili için yapılan üye
seçimlerinde Bakanlığın yargı mensupları üzerinde kurduğu baskı hafızalardan
silinmemiştir. Yargı mensupları ikiye ayrılmış, bütün bunlar milletimizin gözü
önünde cereyan etmiş ve ulusal basında yer almıştır.
Dün yüksek yargıyı bir siyasi partimizin arka bahçesi olarak
göstermeye çalışanlar, şimdi iktidar partisinin arka bahçesi yapma gayretini
ortaya açıkça koymaktadırlar.
Bu önergemizi takdirlerinize sunuyor, sizleri saygılarımla
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu Kanunu Tasarısının 19. maddesinin (3) fıkrasındaki “bu seçimler”
ibaresinden sonra gelmek üzere “27. madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla”
ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Ali
Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Güner, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
RAHMİ GÜNER (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanun
Tasarısı’nın 19’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerine söz almış bulunuyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, içimizde hukukçular var, iktisatçılar var.
Bunlar gerçekten hukukla ilgili dersleri görmüş arkadaşlarımızdır, kanunları da
incelemiş olan arkadaşlarımızdır. Bizim Türk hukuk sistemi… Ticaret hukuku
Alman Pandekt hukukundan özümsenmiştir. Medeni Kanunu’muz İsviçre Medeni
Kanunu’ndan, Ceza Kanunu’muz da İtalya Ceza Kanunu’ndan bize adapte olmuş
kanunlardır. Yani, Türkiye Cumhuriyeti, Avrupa’yla, gerçekten, hem yasalar
yönünden hem kanunlar yönünden de daha ilk cumhuriyet kurulduğu zamanlarda bu
şekilde yolu seçmiştir. Zamanla gelişen içtihatlar, doktrin gelişmeleri ve bu
ülkelerdeki kanunların da bazı maddeleri Türkiye’yle, Türkiye’de çıkan bu kanun
maddeleri özelleştirilmek suretiyle yeni kanunlar yapılmaktadır. Değerli
arkadaşlarım, Adalet konusunda da aynı çalışmalar yapılır ve buradan özümsenir.
Sayın Adalet Bakanı geçen Amerika’ya gitti. Amerika’ya gittikten
sonra, Amerikan kanunlarıyla, oranın hukuk sistemiyle ilgili tetkikler yapmaya
gittiğini söylüyor. Burada Adalet Komisyonunda çalışan arkadaşlarımız var,
Anayasa Komisyonunda çalışan arkadaşlarımız da var, birisi söylesin: Amerikan
hukuku ile Türk hukukunun özel bir durumu var mı, yok mu? Çünkü Amerikan hukuku
tamamen bilirkişilere dayanan ve dikkat ederseniz Amerikan hukuku bizim
hukukumuzdan çok farklı bir hukuk sistemi olan bir hukuktur.
Değerli arkadaşlarım, bugün bir gazetenin bir başlığını ben okumuş
ve yayınlamıştım. Sayın Bakan bu konuda nasıl bir açıklama yapacak, merak
ediyorum. Yeni Çağ Gazetesi’nin şu şeyini size tutuyorum arkadaşlar. Bakın
burada “Adalet Bakanı… Şok Gezi. Amerika’ya gidip Türkiye federal sistemi
inceledi.” şeklinde bir manşet var. Değerli arkadaşlarım, bu bizi çok
yaralamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu Anayasa’nın 1, 2, 3, 4’üncü
maddelerinde açıkça belirlenmiştir. Biz federal sisteme mi gidiyoruz? Nereden
çıkıyor değerli arkadaşlarım bu durum? Bakın, şunu açıkça söylüyorum: Biz bu
cumhuriyeti egemen güçlere karşı mücadele vererek kurduk. Bu cumhuriyetin
hudutları cetvelle çizilmedi, bu yabancı ülkelerin, emperyalist ülkelerin bize
taviziyle de çizilmedi. Değerli arkadaşlarım, bu Türkiye Cumhuriyeti’nin
Misakımillî hudutları, Türkiye'nin üniter yapısı dikkat ederseniz Türk halkının
kanıyla çizilmiştir. Bunu kimse değiştiremez, bunu değiştirmeye de kimsenin
gücü yetmez.
Benim dedelerim Batum’dan Ordu’ya kayıklarla silah taşıdı da Kuvayımilliye’ye götürdü.
Rüsumat Gemisi İngiliz, Yunan gemilerinden silahını boşalttı ve batırılmaması
için suya gömüldü, tekrar açıldı, Batum’dan silah taşımaya gitti.
Değerli arkadaşlarım, benim büyüklerim bugün Duatepe’de
yatmaktadır, 500 tanesi. Biz emperyalizme karşı böyle mücadeleyle geldik.
Türkiye’de nereden çıktı bu eyalet sistemi, eyalet kanunları şeklindeki bu
durum? Bu açıkça burada, gazetenin manşetinde yazılıyor. Neden bunlar
yazılıyor? Çünkü bizim demek ki bu konuda bir gelişmeler var ki yazılıyor. O
bakımdan bu konuşmamda bilhassa bu konu üzerinde durmak istiyorum. Kimse
Türkiye üzerine oynamasın, Türkiye üzerine şeye girmesin. Her zaman Türkiye’de
sarı saçlı, mavi gözlüm çıkar. Bu Karadeniz’den de çıkar, Marmara’dan da çıkar,
bu Akdeniz’den de çıkar, Güneydoğu Anadolu’dan da çıkar, Doğu Anadolu’dan da
çıkar, Anadolu’dan da çıkar ama kimse cesaret etmesin, Türkiye'nin millî
bütünlüğünün, Türkiye'nin üniter yapısının, Misakımillî hudutlarının bölüneceği
tavizini kimse veremez; siz de vermezsiniz, biz de vermeyiz değerli
arkadaşlarım. İşte bu çok önemli bir konudur.
Sarı saçlı, mavi gözlüm çıkmazsa, Doğu Anadolu’dan siyah saçlım,
kara gözlüm çıkar değerli arkadaşlarım. Önemli olan Türkiye Cumhuriyeti’nin bu
yapısının ilelebet korunmasıdır. Kimseye taviz vermeyiz değerli arkadaşlarım ve
taviz de vermeyeceğiz.
O bakımdan, bu gazetenin yazmış olduğu bu yazı… Neden yazıyor?
Sayın Bakan neden Amerika’ya gitti, geldi, bunu açıklasın…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
RAHMİ GÜNER (Devamla) – …bunu açıkça burada belirlesin, bu haberi
tekzip etsin ve bu haber neden yazıldı, bunu ortaya atsın değerli arkadaşlarım.
Bizim Türkiye’de üniter yapının, Türkiye Cumhuriyeti rejiminin ve
Misakımillî hudutlarının hiçbir şekilde bölünmesine taviz verecek bir yapımız
yoktur. Bu konuda Sayın Meclisin de, değerli Meclisin de aynı görüşte olduğu
görüşündeyim.
Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı...
BAŞKAN - Sayın Bakanın sataşmadan bir söz talebi vardır.
Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz üç dakika. Sataşmalarda üç dakika üzerine dakika
eklemiyorum. Onu da göze alarak buyurun.
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR
1.- Adalet Bakanı Sadullah
Ergin’in, Ordu Milletvekili Rahmi Güner’in, şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın
Başkanım. Şahsınızı ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Biraz önce kürsüde Genel Kurula hitap eden değerli milletvekili
arkadaşımız günlük bir gazetenin manşetinden alıntı yaparak “Adalet Bakanı
Amerika Birleşik Devletleri’ne niye gitti? Oradaki federal yapıyı inceleyip
acaba Türkiye’ye bunu transfer etmek mi istiyordu?” gibi birtakım imalar, açık
beyanlarda bulundu. Değerli arkadaşlar, Genel Kurulda bu soru dünkü oturumda
soruldu tarafımıza. Bunları çok net ifade ettik. Türkiye'nin, Birleşmiş
Milletler çatısı altında bulunan birçok ülkeyle ikili, üçlü, dörtlü gruplar
hâlinde iş birliği çalışmaları var, yürüttükleri projeler var. Amerika Birleşik
Devletleri ile de aramızda değişik projeler var ama benim gidişimle ilgili
açıklamayı ben çok net yaptım: Amerika ile Türkiye arasında var olan adli iş
birliği anlaşmalarında ciddi aksamalar var dedim. Beş yıl, altı yıl süreyle
yazışmalara rağmen netice alınamayan adli yardım taleplerimiz var, istinabe
taleplerimiz var, bunlar karşılanamıyor. Buralarda tıkanıklıkları aşma
noktasında Amerikalı meslektaşımla Büyükelçimiz ve Dışişleri yetkililerinin
nezaretinde bir görüşme yapılmıştır. Bunların tutanakları tutulmuştur, kriptoları Dışişleri Bakanlığında mevcuttur. Konuştuğumuz
konu da tamamen Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında var olan, daha
önce imzalanmış bulunan adli iş birliği anlaşmalarının daha fonksiyonel şekilde
uygulanabilmesine dönük tedbirler üzerinedir. Buna dönük olarak da önümüzdeki
şubat ayına kadar bir heyetin Amerika’da, bu konu üzerinde Türk-Amerikalı
bürokratların özel çalışma yapmasına dair de somut bir karar da alınmıştır.
Dolayısıyla, bu gazete haberinin doğru olmadığını ifade ediyorum
Sayın Güner. Buna yönelik olarak aynı gazetede daha önce benzer yazılar
yazıldı, Amerikalı uzmanların Amerika Büyükelçiliğinde çalışıp Türk Adalet
Bakanlığını bunların etkilediğine dair beyanlar oldu. Bütün bunlara açıklamalar
gönderildi, tekzipler yapıldı. Hiçbir tane cevapsız yazıları yoktur.
Bu açıklamayı yapma zarureti hasıl oldu,
bunları Genel Kurula arz etme zarureti hasıl oldu.
Bu fırsatı verdiğiniz için Sayın Başkan, sizlere teşekkür ediyorum
ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
(Devam)
4.- Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu Kanunu Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/961) (S. Sayısı: 574)
(Devam)
BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı
arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.
19.30’a kadar birleşime ara veriyorum.
Kapanma Saati: 18.31
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 19.36
BAŞKAN: Başkan Vekili Meral
AKŞENER
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya),
Gülşen ORHAN (Van)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
30’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
574 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 19’uncu maddesinin oylanmasında
karar yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi maddeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını
arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar
yetersayısı vardır.
Tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon? Burada.
Hükûmet? Burada.
20’nci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı kanun tasarısının 20. maddesinin
son paragrafında yer alan “Otuz gün” ibaresinin “Onbeş” gün olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Oktay
Vural Beytullah
Asil Cemaleddin
Uslu |
|
İzmir Eskişehir Edirne |
|
Yılmaz
Tankut Nevzat
Korkmaz Mustafa
Enöz |
|
Adana Isparta Manisa |
BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu Kanunu tasarısının 20. maddesinin 2. fıkrasındaki “on” ibaresinin
“onbeş”, “beş” ibaresinin “bir hafta” olarak değiştirilmesini, 3. fıkranın
sonuna “Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulu’nda yer alan Yargıtay ve Danıştay
üyeleri, hem Adalet Akademisi’nden hem de Yargıtay veya Danıştay’dan aday
olamazlar” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
Ali Rıza
Öztürk Halil
Ünlütepe Ali İhsan
Köktürk |
|
Mersin Afyonkarahisar Zonguldak |
|
Turgut
Dibek Bilgin
Paçarız Kamer
Genç |
|
Kırklareli Edirne Tunceli |
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın
Başkanım.
BAŞKAN – Sayın Genç, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 574
sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 20’nci maddesinde verdiğimiz önergeyle ilgili söz
aldım. Hepinize saygılar sunuyorum.
Sayın milletvekilleri, biliyorsunuz bu Anayasa değişikliği
yapılmadan önce Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 7 üyesinden 5’i yüksek
yargıdan gelmişti; 3’ü Yargıtaydan, 2’si Danıştaydan gelmişti. Bunun da bir
mantığı vardı. Şimdi, Danıştay ve Yargıtay en yüksek mahkemeler, alt
mahkemelerde verilen kararları inceleyen, orada her hâkimle ilgili verdikleri
kararla da o hâkimler hakikaten yargı görevini hakkıyla yapıyorlar mı,
yapmıyorlar mı, yeterli bilgiye, deneyime sahipler mi diye bir de not
veriyorlardı. Bunların tayin ve nakillerinde, o kişilerin Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu üyesi olmasından daha mantıklı bir şey olamazdı ama Tayyip Bey
her vesileyle dedi ki: “Efendim, yargıda kast sistemi var. Yargıda bir
azınlığın tahakkümü var.”
Bununla kastettiği şuydu: O 7 kişilik Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu üyelerinden 1 tanesi Alevi idi. O “kast” dediğiyle de işte Alevi kastını
kastediyordu. “Burada azınlığın tahakkümü var.” deyince, o vatandaşın Alevi
olması da onun kafasına göre bir azınlık tahakkümü idi.
Şimdi, değerli milletvekilleri, Danıştaydan gelen bir kişi olarak
bu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun işleyişini yakından, iyi bilen
birisiydim. Geçmişteki birçok Adalet Bakanı oradaki o hâkim ve savcıların bir
kısmını getiriyorlardı, yediriyorlardı, içiriyorlardı, Kıbrıs’ta toplantı
yapıyorlardı, Antalya’da toplantı yapıyorlardı ve beraber anlaşıyorlardı ama bu
AKP İktidarı gelince “İlle benim dediğim olacak.” dediler. Ondan
sonra, maalesef, bugün Adalet Bakanlığı makamında oturan kişi veya zat,
yargıyı, Türk yargı sistemini yok eden, tahakküm kuran, hâkim bağımsızlığını
yok eden, gece sabah beşte Erzurum’a, özel yetkili mahkemeye telefon açarak
Erzurum Cumhuriyet Başsavcısını usulsüz olarak, yasalara aykırı olarak orada
yargılatıp aylarca içeride tutan bir düşünce ve bir anlayışa sahip bir kişi.
Ayrıca, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda, olabilir, geçmişte
bir adalet bakanı oradaki bir başkan vekiline telefon ediyor. “Ya, şunu şuraya
at.” diyebilir belki. Tabii, eski Adalet Bakanının telefonu dinlendiği için
Tayyip Erdoğan “Artık, dedelerin hâkim atamasını engelledik.” diyor. Ben de
buradan söyledim: “Tamam, dedeleri engellediniz ama imamlara bu yetkiyi
verdin.” Hayır, “imam” meselesi, “dede” meselesi değil. Bakın, devletin
Başbakanlık makamında oturan zatın insanlara bakış açısı ne kadar ayrımcı ne
kadar bölücü ne kadar insanlar arasında hisse dayalı, hak ve hukuk ilkelerini
bir tarafa iten… Ancak kendisinin o diktatör tavırları karşısında cephe
almayan, ona direnmeyen insanlar, ancak onun için belli makamlardan insanlar
yaşayabilir yoksa onun dışındakiler yaşayamaz.
Şimdi, çıkmış bugün de diyor ki Sayın Genel Başkanımıza: “Sen
gidip başkasından oy istedin. E, sen gidip de oyunu kullanmadın.” diyor. Yani hem kör hem kel hem fodul. Soruyorum: Sayın Kemal
Kılıçdaroğlu’nun seçim kütüğünden ismini silen başka bir politikacı var mı? AKP tabii, şeytani düşüncelere sahip. Ne etti? (AK PARTİ
sıralarından gürültüler)
AHMET YENİ (Samsun) – Şeytani düşünceye sen sahipsin!
KAMER GENÇ (Devamla) – İstanbul’da Sayın Genel Başkanımız o zaman
belediye başkan adayıydı, seçmen kütüğünü oraya götürmüştü. Arkasından,
gittiler, onu fark ettirmeden o seçim kütüğünü araştırdılar, “Orada ikamet
etmiyor.” diye terkin ettiler.
AHMET YENİ (Samsun) – Başka işleri yok…
KAMER GENÇ (Devamla) – Ondan sonra da seçim de gelince tabii ki oy
kullanamadı. Hem kendileri art niyetli ve oyun içinde oyun oynuyorlar hem de
kendileri çıkıp “Sen seçimde oy kullanmadın.” diyor. Yahu, Tayyip Bey, vallahi,
senin karakterinle nasıl mücadele edeceğiz bilmiyorum. Çünkü konuşmanla, görüntünle
içindeki olaylar bambaşka mesele. Şimdi, İsrail’le bir arasını bozdu, güya
bozulmuş gibi gösterdi, sonra WikiLeaks belgeleri çıkınca hemen bir bahane
yaratarak Türk hava uçaklarını İsrail’deki depreme gönderdi ve hemen diyalog
kurdu. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Arkasından Ahmet Davutoğlu’nu
gönderdi Amerika’ya, onlarla diyalog kurdu, ondan sonra da bu diyaloglardan
sonra da çıktı yiğitlenmeye başladı. Yahu, şimdi bakın, diyor ki…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AHMET YENİ (Samsun) – Niye rahatsız oluyorsun?
BAŞKAN - Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
KAMER GENÇ (Devamla) – Diyor ki: “Efendim git, İsviçre
bankalarında benim hesaplarımı öğren sana bağışlayacağım.” Bizim Genel
Başkanımız da dedi ki: “Ya bizim, CHP’nin, kimsenin kirli parasına ihtiyacı
yok.” Tayyip Bey, Türkiye’de yaşamıyor mu? Hele şimdi Tayyip Bey sen gel
bankadan benim hesabımı sor, verirler mi sana, bırak İsviçre Bankalarını? De
ki, “Ya, bu Kamer Genç’in bankalarda hangi hesapları var?” Verirler mi? Yani bu
kadar bu milleti cahil, aptal zannetme. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bir
insan kendi hesabını kendisi çıkarır ortaya.
Arkadaşlar, zaten, yani Amerika ile içli dışlısınız. Amerikan
Dışişleri Bakanı açıklama yaptı dedi ki, “Bizim yaptığımız tespitler doğrudur.
Bunların hiçbir surette aksi iddia edilemez.” İki tane kaynaktan sekiz tane
bankada hesabı olduğu söylendi. Biz de istiyoruz ki, yani gitsin desin ki…
Burada, mesela devletler arası anlaşmalar var, o 20’lerin onayladıkları bir
anlaşma var, onlar pekâlâ bankalarda hangi kişilere ait hesap olup olmadığını
araştırabilirler ama sen buna başvurmuyorsun, hep demagoji
yapıyorsun. Böyle bir şey olmaz…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Buyurun Sayın Bozdağ.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, Kamer Genç konuşurken
grubumuza, Grup Başkanımıza…
BAŞKAN – Hiç duymuyorum.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Grubumuzu şeytani düşüncelilikle suçladı…
KAMER GENÇ (Tunceli) – E şeytani demekle…
AHMET YENİ (Samsun) – Şeytani sensin be! Hep şeytanisin be!
KAMER GENÇ (Tunceli) – Şeytanide bir şey yok ki, şeytan hafif
kalır.
BAŞKAN - Buyurun.
Üç dakika…
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR (Devam)
2.- Yozgat Milletvekili Bekir
Bozdağ’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, AK PARTİ Grubuna sataşması
nedeniyle konuşması
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
tabii, her zaman söylüyoruz, gene de söylemekte fayda var çünkü söyleye söyleye
belki oturacak, bizim bu kürsüde doğruları söylememiz lazım ve gerçekleri
söylememiz lazım ve gerçekleri başka türlü gösterip insanları aldatıcı
beyanlarda bulunmamamız lazım çünkü biliyoruz bu özellik… Şeytan, insanlara
gerçekleri farklı gösterir, başka başka dünyaları gösterir, ayağını kaydırır,
cennetten bile çıkarır, başka şeyleri cennet gibi gösterebilir.
Gerçekleri çarpıtmak ve başka türlü göstermek şeytani bir vasıftır
ama doğruları söylemek insani bir vasıftır diyor, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
(Devam)
4.- Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu Kanunu Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/961) (S. Sayısı: 574) (Devam)
BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:
TBMM Başkanlığı’na
Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı kanun tasarısının 20. maddesinin
son paragrafında yer alan “Otuz gün” ibaresinin “Onbeş” gün olarak
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Beytullah
Asil (Eskişehir) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Kim konuşacak Sayın Vural?
OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe okunsun.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe: Sürecin kısaltılması amaçlanmıştır.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir.
21’inci maddede iki önerge vardır, sırasıyla okutup en aykırısını
işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu tasarısının 21. maddesinin (1)/a bendine
“HSYK’nın doğal üyesi olan Adalet Bakanlığı Müsteşarı ile “meslekte olmayan
ancak meslekten sayılanlar, bu seçimlerde oy kullanamaz.” İbaresinin
eklenmesini, (1)/c bendinde “Birinci sınıf olup” ibaresinden sonra “başvuru tarihine
göre meslekten çıkarılmayı gerektiren bir nedenle” ifadesinin eklenmesini,
(1)/c bendinin sonuna “İdari Kadrolarda çalışan hakim
ve savcılar ile Adalet Bakanlığı bürokratları aday olamaz.” İbaresinin
eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
Ali Rıza
Öztürk Halil
Ünlütepe Ali İhsan
Köktürk |
|
Mersin Afyonkarahisar Zonguldak |
|
Turgut
Dibek Bilgin
Paçarız |
|
Kırklareli Edirne |
BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun tasarısının 21. Maddesinin 1. fıkrasına
aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
“ç) Türkiye Adalet Akademisinde üye olarak görev yapan Adalet
Bakanlığı üst düzey yöneticileri bu madde kapsamında yapılacak seçimlerde oy
kullanamaz.”
|
Faruk
Bal Metin Çobanoğlu Rıdvan Yalçın |
|
Konya Kırşehir Ordu |
|
Behiç
Çelik Kadir
Ural Nevzat
Korkmaz |
|
Mersin Mersin Isparta |
|
D.
Ali Torlak |
|
İstanbul |
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın
Başkanım.
BAŞKAN – Sayın Vural, kim konuşacak?
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Rıdvan Yalçın.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Yalçın. (MHP sıralarından alkışlar)
RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
21’inci madde üzerinde verdiğimiz önergeyle ilişkili olarak söz almış
bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, verdiğimiz önergeler çok ciddi bir emek
ürünü, bilimsel yanı kuvvetli önergeler ama âdeta dolu bir bardağın su kabul
etmemesi gibi dinlemeden, anlamadan, anlamaya çalışmadan reddediyorsunuz bütün
önergelerimizi. Buradaki konuşmalarımıza cevap da vermiyorsunuz. Onun için,
önergelerin içerikleri hakkında konuşmak belki çok da anlamlı olmuyor.
Bu kanunla ilgili şahsen önemsediğim iki hususu sizlerle paylaşmak
istiyorum. İlk husus, değerli milletvekilleri -aslında maddesi geçti, 4’üncü
maddedeydi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun görevleriyle ilgili bir
husustu- burada mesleğe kabul hususunda bir düzenleme var. Bu konuyu
Komisyondaki konuşmalarımda da ifade etmiştim.
Değerli arkadaşlar, şimdi yaptığımız düzenlemede de,
geçmişteki düzenlemede de, hatta -bu İktidarın bir eksikliği değil- bu
İktidardan önceki zamandaki düzenlemede de hâkim, savcı adayları staj
dönemlerinde, yani aday hâkim, savcı oldukları dönem içerisinde genel hizmetler
sınıfında memur kabul ediliyor, yani mesleğe kabul aşamasına kadar hâkim, savcı
olacak kişiler, bir başka erkin, yargı erkinin mensubu olacak kişiler bu
sıfatlarını kazanana kadar staj dönemi içerisinde genel hizmetler sınıfında
memur kabul ediliyor. Şimdi, bir hâkim, savcı adayının, bana göre, şahsiyetinin
oluştuğu, mesleki karakterinin oluştuğu bu staj dönemi içerisinde, memur
refleksleriyle ki memur refleksi derken bunu aşağılayıcı bir tanım olarak ifade
etmiyorum, bir hiyerarşik düzen içerisinde, emir-komuta zinciri içerisindeki
bir yapıyı kastetmek için ifade ediyorum; bununla tam ters reaksiyonlar
göstermesi gereken yargı erkinin reflekslerine göre yetişmesi gerekirken
maalesef, bir memur refleksleriyle mesleki şahsiyetleri oluşuyor. Bu konu da Komisyonda önerge vermemize rağmen, maalesef
düzeltilmedi. Eğer bu önergemiz geçmiş olsaydı ya da iktidar bir reform
yapıyoruz, yargı bağımsızlığını daha da kuvvetlendiriyoruz anlayışı içerisinde
olsaydı, bu konudaki samimi çağrılarımıza kulak verir, birlikte bir düzenleme
yapma imkânı olabilirdi fakat maalesef mümkün olmadı.
Değerli arkadaşlar, üzerinde durmak istediğim ikinci husus, bu
kanunun geçici maddesinde, daha önce Kuruldan meslekten ihracına karar
verilmişlerle ilgili. Anlıyorum hissiyatınızı, psikolojinizi; geçmişle bir
hesaplaşma ve hatta bir intikam keyfi yaşama adına, meslekten ihraç edilmiş
birtakım insanları tekrar mesleğe almak istiyorsunuz, bununla da kendi
tabanınıza bir mesaj vermek istiyorsunuz. Meslekten ihraç edilmiş insanların
haklılığını tartışmıyorum, çok haklı sebepleri de olabilir, gerçekten mağdur
olmuşlar da olabilir fakat arkadaşlar, bunun usulü bu olamaz. Yaşadığımız türlü
sıkıntılardan, gerilimlerden sonra bir Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu
oluşturulmuş. Siz ne kadar aksini iddia etseniz de, ne kadar farklı söylemlerin
arkasına gizlenseniz de kamuoyundaki algı, bugün oluşan Kurulun AKP’yle
ideolojik frekans yakınlığı içerisinde olduğudur. Bu böyle olmayabilir, Kurul
üyeleri gerçekten objektif insanlar olabilir, gerçekten hukuki birikimleri
yetkin olabilir, yeterli olabilir, bunun hesabı içerisinde değiliz, biz bu
konuda ön yargılı da bakmıyoruz fakat siz, şimdi, Kurul üyelerinin önüne bir el
bombası bırakıyorsunuz. Bir Ferhat Sarıkaya olayında olduğu gibi,
getireceksiniz, bu Kurulun önüne ilk iş olarak “Meslekten ihraç edilmiş
arkadaşlarımızı geri al.” noktasına getiriyorsunuz.
Arkadaşlar, yazık ediyorsunuz. Bu Kurul üyelerine, böyle bir
tartışmalı, gerilimli bir süreçten sonra böyle bir turnusolü koymanın âlemi
yok. Bu arkadaşlar, yeni Kurul üyeleri, mesleğe alsalar ayrı bela, almasalar
ayrı bela. Onun için, daha zaman var geçici maddeye, sizi bir kez daha
sükûnetli düşünmeye davet ediyorum. Meslekten atılmış ve gerçekten mağdur olmuş
insanlar varsa -ki olabilir, ben bunun aksini de düşünüyor değilim- bunun yolu,
Kurula müracaat ederek bu kişilerin dönüşünü bir idari kararla…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.
RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
…sağlamayı savunmak yerine, Kurulu buna zorlamak yerine, Kurulu
daha ilk sınavında bir ideolojik refleks vermeye, taraf olmaya zorlamak yerine,
bu konuyu bir yargı kararıyla düzeltmenin yolunu açmalısınız. Bunun,
Türkiye'nin bugün yaşadığı gerilim ortamından çıkmasına, normalleşmesine daha
faydalı olacağına inanıyor, bu düşüncelerle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.
(MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu tasarısının 21. maddesinin (1)/a bendine
“HSYK’nın doğal üyesi olan Adalet Bakanlığı Müsteşarı ile “meslekte olmayan
ancak meslekten sayılanlar, bu seçimlerde oy kullanamaz.” İbaresinin
eklenmesini, (1)/c bendinde “Birinci sınıf olup” ibaresinden sonra “başvuru tarihine
göre meslekten çıkarılmayı gerektiren bir nedenle” ifadesinin eklenmesini,
(1)/c bendinin sonuna “İdari Kadrolarda çalışan hakim
ve savcılar ile Adalet Bakanlığı bürokratları aday olamaz.” İbaresinin
eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Ali
Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Kim konuşacak?
MEMHET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Halil Ünlütepe.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Ünlütepe. (CHP sıralarından alkışlar)
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Bugün çok önemli bir yasayı görüşüyoruz. Tabii, geciken bir saat
olmasına rağmen, dikkatimizi kaybetmemeye çalışıyoruz.
Dün, Sayın Bakana bir soru yöneltmiştim, o da şuydu: “Ülkemiz,
devlet güvenlik mahkemelerinin yarattığı hukuksuzluk dönemini yaşamıştır.
Şimdi, 2004 yılında çıkartmış olduğunuz, İktidarınız döneminde çıkartmış
olduğunuz, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin hukuksuzluk dönemini
yaşıyoruz. Ezmek istediğiniz kişileri, İktidarınızın belirlediği savcılar
tarafından sorgulayıp yine İktidarınız tarafından belirlenen yargıçlar
tarafından yargılamaktasınız. Burada, yargı bağımsızlığından bahsedebilir
misiniz? Bu hukuksuzluğu sona erdirebilmek için özel yetkili ağır ceza
mahkemelerinin kaldırılmasını düşünüyor musunuz?” diye soru yöneltmiştim. Sayın
Bakan, bu konu üzerinde verdiği yanıtta, beş yıllık bir sürecin dolduğunu,
bunun üzerinde yasa yapılırken amaçlanandan farklı birtakım neticeler ortaya
çıkmışsa bunların değerlendirilmesi için şu anda bir komisyonun çalıştığını
söylemiştir. Bundan umutlanarak bu konuyla ilgili düşüncelerimi paylaşmak
istiyorum.
Değerli arkadaşlar, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 250’nci maddesine
göre kurulan özel yetkili mahkemeler, nitelik itibarıyla siyasi suçlulara
bakmaktadırlar. Suçların siyasal nitelikte olduğunu kabul etmek zorundayız.
Özel nitelikli mahkemelerle ilgili ciddi siyasi açıklamalar yapıldı. Örneğin,
Sayın Başbakan, bilinen bir soruşturmayla ilgili olarak aynen şunu söyledi,
önce: “Yargıyla iş birliği içinde biz bu işe başladık.” dedi, daha sonra “Ben
bu davanın savcısıyım.” dedi. Gene, nisan ayı içinde, Sayın İçişleri Bakanı,
İstanbul’da, bir Adalet ve Kalkınma Partisi toplantısında aynen “Özel
mahkemeler kurduk.” dedi. Gene, Sayın Başbakan, haziran ayı içinde yapılan
Adalet ve Kalkınma Partisi il başkanları toplantısında, özel yetkili
mahkemelerin yargıç ve savcılarıyla ilgili Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin verdiği
bir karardan sonra aynen şunları söyledi… Tutuklama ve tutuklamanın devamı
kararlarının gerekçesiz oluşu nedeniyle tazminata hükmetmesine karşı çıkarken,
özel yetkili mahkemelerin yanında saf tutarak, bu mahkemelerle siyasal iktidar
arasındaki bağı açık ve somut bir şekilde ortaya koymuştur.
Değerli arkadaşlar, özel yetkili mahkemelerin görev alanına giren
suçlar kesinlikle uzmanlığı gerektirmez. Türkiye’de yargıçlar belirli bir
eğitim ve deneyimden geçmişlerdir. Bu mahkemeler, ağır ceza mahkemeleri bu
suçlara bakar. Bu tür bir suç isnadıyla dava açılmışsa hangi nöbetçi mahkemeye
sıra geliyorsa o mahkemeler bakmalıdır. Demokrasinin temel noktası budur.
“Belirli birtakım yargılamaları benim yargıcıma, benim savcımın hazırlattığına
yaptırayım.” derseniz onun içinde kaybolur gideriz. Şimdi, öncelikle, bu niçin
böyledir? Adil yargılamanın yapılabilmesi için asıl olan budur. Şimdi, özel
yetkili mahkemelerde bugün yapılan yargılamalarda müdafiler dosyaya
ulaşamamakta, kanıtlara ulaşamamaktadır. Bu, Türkiye’ye yakışmıyor. Açıkçası,
bugünkü geldiğimiz noktaya yakışmayan bir uygulamanın içindeyiz.
Başka bir nokta vereyim: Özel yetkili mahkemelerle ilgili savcılar
ve yargıçlar hakkında soruşturma yapılması istendiğinde Adalet Bakanlığı bu
konularda çok fazla bir direnç gösteriyor ama örneğin, İstanbul 2. Asliye Hukuk
Mahkemesi, yazdıkları iddianame nedeniyle 3 özel yetkili savcının kınanmasına
karar vermiştir. Bunlar yargı kararları. Ankara 4. İdare Mahkemesi, yürüttüğü
soruşturma nedeniyle özel yetkili 1 savcı için soruşturma açılmasına izin
vermiştir. Yani belirli birtakım benim yargıcımı, benim savcımı… Soruşturmayı
yürüten savcı ve yargıçlarda Adalet Bakanlığı fren vazifesini yaparken bu kapı,
bu yol yargı kararlarıyla açılıyor. İşte, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna
bu dönem çok daha fazla bir ihtiyaç var çünkü Teftiş Kurulu da belirli bir
yönde o Kurula doğru geçiyor.
Başka bir şey vereyim: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 9 özel yetkili
yargıç aleyhine açılan tazminat davalarının kısmen kabulüne karar verdi, daha
sonra Genel Kuruldan geçti.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.
HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Teşekkür ediyorum efendim.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi Erzurum’da özel yetkili bir mahkemeden,
savcıdan dosyayı getirtemedi. Bu, hukuk adına cidden karamsar bir tablonun
doğmasına neden olmaktadır.
Daha, ayrıca bir konu: Özel yetkili savcıların ve mahkemelerin
olduğu bir dönemde Van
Cezaevi’nde Enver Arpalı’nın, İstanbul’da Ali Tatar’ın ve Kuddusi
Okkır’ın ölümü bir hukuk faciasıdır. Bir iktidarın, hele hele bir Adalet
Bakanının görevinden hemen ayrılmasını gerektiren bir olaydır. Bunların tümü
özel yetkili mahkemelerde meydana gelen ölüm olaylarıdır. Bunu daha da
çoğaltabiliriz.
Sayın Bakan, ben sizin dünkü açıklamanızdan da yararlanarak
söylüyorum, bu konu, hakikaten, öncelikle Türkiye'nin gündemine girmelidir.
Doğal yargıç ilkesine dönebilmeliyiz. Türkiye’ye yakışan budur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Ben, bu Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu Kanunu Tasarısı’nda özel mahkemelerin Türkiye fotoğrafını sizlerle
paylaşma ihtiyacını duydum. Bu duygu ve düşüncelerle, yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Efendim, size de teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir.
22’nci madde üzerinde üç önerge vardır. Önergeleri önce geliş
sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 22 nci maddesinin birinci
fıkrasında yer alan "yönetim" ibaresinin "yönetiminde"
olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Hasip
Kaplan M. Nezir
Karabaş Şerafettin
Halis |
|
Şırnak Bitlis Tunceli |
|
Nuri
Yaman Sırrı
Sakık |
|
Muş Muş |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı "Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı"nın 22'nci maddesinin 6'ncı
fıkrasının “İl seçim kurulları, oy kullanacak hâkim ve savcı sayısına göre,
kamu görevlileri arasından seçilecek bir başkan, dört asıl ve iki yedek üyeden
oluşan sandık kurulları oluşturur. İhtiyaç halinde üye sayısı il seçim kurulu
tarafından artırılır. Sandık kurullarının işlem, tedbir ve kararlarına karşı
yapılan şikâyet ve itirazlar il seçim kurulunca karara bağlanır.” şeklinde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Turgut
Dibek Ali İhsan
Köktürk Ferit Mevlüt
Aslanoğlu |
|
Kırklareli Zonguldak Malatya |
|
Halil
Ünlütepe Orhan Ziya
Diren Yaşar Ağyüz |
|
Afyonkarahisar Tokat Gaziantep |
|
Şevket
Köse Ali Rıza
Öztürk |
|
Adıyaman Mersin |
BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup, işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun tasarısının 22. Maddesinin 2. Fıkrasından
sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.
"(3) Bölge Adliye Mahkemelerinde görevli hakim
ve savcılar bulundukları ilde oy kullanır."
|
Faruk
Bal Metin
Çabanoğlu Rıdvan
Yalçın |
|
Konya Kırşehir Ordu |
|
Behiç
Çelik Nevzat
Korkmaz Hüseyin
Yıldız |
|
Mersin Isparta Antalya |
|
Kadir
Ural |
|
Mersin |
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Bal, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 22’nci
maddeyle ilgili olmak üzere Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun verdiği önerge
üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.
Biraz önce 21’inci maddeyi geçtik. 21’inci maddede Milliyetçi
Hareket Partisinin verdiği
önergeye Sayın Adalet Komisyonu Başkanı katılmadığı ifade etti.
Sayın Adalet Bakanı da katılmadığını ifade etti. AKP Grubunun oylarıyla da
Milliyetçi Hareket Partisinin bu önergesi reddedildi.
Şimdi soruyorum Sayın Bakana çok samimi olarak ve Sayın Komisyon
Başkanına: Neyi reddettiğinizi biliyor musunuz?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Tabii biliyoruz.
Ne demek bu?
FARUK BAL (Devamla) – “Biliyoruz” dediniz. Peki, o zaman ben bir
de milletimizle paylaşayım neyi reddettiğinizi.
Değerli arkadaşlarım, demokrasilerde her bireyin bir oy hakkı
vardır. Bu evrensel bir kuraldır ve bireylerin birinin diğerine üstünlüğü
yoktur. Buna itirazınız var mı? Yok. Bu kanuna göre sizin 5 tane bürokratınızın iki tane oy hakkı
vardır. Bu oy haklarından bir tanesi Türkiye Adalet Akademisine, Türkiye Adalet
Akademisi Kanunu’nun 12’nci maddesi uyarınca görevli olan Sayın Müsteşar, Sayın Ceza İşleri Genel Müdürü, Sayın Hukuk
İşleri Genel Müdürü, Sayın Personel Genel Müdürü gibi üst düzey bürokratlarını
üye olarak gönderiyorsunuz kanun gereği. Bu üst düzey bürokratlar, Adalet
Akademisinden üye olarak Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna seçilecek
kişilere oy veriyor -gayet doğaldır- ama 23’üncü veya 24’üncü maddede de aynı
bürokratlar, hâkimler ve savcıların kendi aralarında seçecekleri Kurul
üyelerine de oy veriyorlar yani bu üst düzey bürokratların iki tane oy hakkı
var. Bu iki oy hakkının bir tanesinin alınması gerekmektedir.
İşte Adalet Akademisinde görevli olan üst düzey bürokratların, ilerideki
maddede düzeltme yapılmasına gerek kalmaksınız, burada oy kullanamayacaklarına
ilişkin bir önerge vermiştim. Siz bu önergeye katılmadığınızı ifade ettiniz,
bundan sonraki önergeye de katılmayacağınızı tahmin ediyoruz.
Değerli arkadaşlarım, işte Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş
olduğu önergenin özü, anlamı budur. Bu önergenin reddedilmesinin ileri
demokrasi mi geri demokrasi mi anlamına geldiğini Sayın Bakanın, Sayın Komisyon
Başkanının ve değerli milletvekillerinin takdirine bırakıyorum.
Şimdi verdiğimiz önergeyi de reddedeceksiniz.
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Edeceğim…
FARUK BAL (Devamla) – Katılmadığınızı ifade ettiniz. Neye
katılmadığınızı biliyor musunuz Sayın Bakan, Sayın Komisyon Başkanı?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Öğreneceğiz şimdi!
FARUK BAL (Devamla) – Biliyorsunuz değil mi efendim? Biliyorsunuz,
bilmediğinizi varsayamayız. Bu Bölge İdare Mahkemeleri Kanunu’nu siz
çıkarmadınız mı? Siz çıkardınız. Bölge İdare Mahkemeleri Kuruluş Kanunu
çıktığına göre faaliyete geçirilmesi an meselesi değil mi? An meselesidir.
Bunlar faaliyete geçtiği zaman buradaki hâkim ve savcıların oy kullanma hakkı
olmayacak mıdır? Olacaktır.
Gayet masum bir şekilde dedik ki ileride bir daha kanun
değiştirmeyin, bölge idare mahkemesinin başkan ve üyeleri de bulundukları
illerde oy kullanır. Verdiğimiz önerge bu, reddettiğiniz önerge de bu.
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – (2)’nci fıkra
karşılıyor.
FARUK BAL (Devamla) – Bunun neresi ileri demokrasi, bunun neresi yargı
bağımsızlığı, bunun neresi hâkim tarafsızlığı?
Değerli arkadaşlarım, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak,
bağımsız ve tarafsız bir yargıya katkı sağlayabilmek için 22’nci maddeye kadar
çok ölçülü, çok hukuka uygun önergeler verdik. Bu önergelerin reddedilmiş
olması, sizin hukuk karşısındaki durumunuzu tartışılır hâle getirmiştir diyor,
önergemizin değerlendirilmesini, sizin tekrar vicdanlarınıza bırakıyorum.
Yine reddedileceğini tahmin ediyorum. Bu önerge reddedildiği
takdirde, hâkimler ve savcıların, kürsü hâkim ve savcılarının seçimiyle ilgili
maddede de yine aynı önergeyi vereceğiz Sayın Bakan. Bakalım o zaman ne
diyeceksiniz? O zaman da “hayır” derseniz, bu takdirde dünyada belki ilk defa
ve belki dünyada hiçbir yargı mesleğinde görülmeyen bir biçimde, bir hâkime iki
oy hakkı vermek gibi ucube ve garip bir işi yapmış olacaksınız.
Teşekkür eder, saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Sayın Başkan,
oylamadan evvel, 69’a göre, yanlış bilgiyle ilgili kısa bir açıklama yapmak
istiyorum.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum…
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Karar yeter sayısı…
BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 20.09
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 20.19
BAŞKAN: Başkan Vekili Meral
AKŞENER
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ
(Konya), Gülşen ORHAN (Van)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
30’uncu Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.
574 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 22’nci maddesi üzerinde verilen
Konya Milletvekili Sayın Faruk Bal ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında
karar yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter
sayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir,
karar yeter sayısı vardır.
Tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon burada.
Hükûmet burada.
Buyurun Sayın İyimaya.
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Değerli
Başkanım, Milliyetçi Hareket Partisi Sözcüsü Arkadaşımız tasarının 22’nci
maddesinde düzenlenen Adalet Akademisi üyelerinin çift oy kullandığı hükmünü
değiştirmeye yönelik önergesini açıklarken sanıyorum mesele vukufuyla
incelenmediği için bir yanlışlık var ortada.
Durum şudur arkadaşlar: Adalet Akademimizin üye kaynakları,
bu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu seçiminde oy kullanacak üye kaynakları,
yüksek mahkemeler, Danıştay ve Yargıtay ki 10, yüksek adalet bürokrasisi ki üye
sayısı 8. Bunlar gerçekten seçimde hem Adalet Akademisinden seçilecek üyeyi
belirlemek bakımından oy kullanıyorlar hem de geldikleri kaynaklardan yani
Yargıtayın veya Danıştayın kontenjanını ve alt adli yargının kontenjanını
belirlemek için oy kullanıyorlar, bu aykırı mı?
Komisyonda, bir defa, bir; arkadaşlarımız hatırlayacaklar,
özellikle müzakere ettik, bu 22’nci maddeyi erteledik, öğleden sonraki
müzakerede sonuçlandırdık. Sorun şu: Buradaki sorun, demokrasi teorisi
bakımından, hukuk bakımından, sıfatların birleşmesi var. Sıfatlar bir konuda
birleşirse, birleşilen sıfat bakımından bir oy hakkı vardır. Nerede birleşiyor
sıfatlar? Bunlar, birinci sınıf hâkim, adli yargıdan üye seçimleri yetkileri
var ama hem de Adalet Akademisinden. Adalet Akademisindeki sıfat birleşiminden
orada oy kullanım hakkı doğuyor. Yargıtay için de sıfatlar birleşiyor, nerede?
Adalet Akademisi üyesini seçme bakımından ama orada onu kullanıyor. Yargıtayda,
Yargıtayın Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kontenjanını seçmek için de oy
kullanıyorlar. Sıfatların birleşmesine yasama organı tersine bir çözüm
öngörebilirdi. Ben de bunu görüş olarak ortaya koydum, öğleden sonra müzakere
ettik. Sıfatların birleşimini, yüksek Komisyon, demokrasi teorisiyle de
denkleştirerek, mükerrer oyun bir salt mükerrer oy değil, sıfatların
birleşmesinden kaynaklandığını ortaya koydu.
Ama ben şunu fark edemiyorum: Üst derece bürokratlar için mükerrer
oy itirazını ortaya koyan aklın, muhakemenin, zihniyetin Yargıtay üyeleri için
niye ortaya koymadığını anlamakta zorluk çekiyorum.
Teşekkür ediyorum.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Zorluk çekiyorsanız o zaman değiştirin
işte Başkan.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Herkes eşit oy hakkına sahiptir.
BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı "Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı"nın 22'nci maddesinin 6'ncı
fıkrasının “İl seçim kurulları, oy kullanacak hâkim ve savcı sayısına göre,
kamu görevlileri arasından seçilecek bir başkan, dört asıl ve iki yedek üyeden
oluşan sandık kurulları oluşturur. İhtiyaç halinde üye sayısı il seçim kurulu
tarafından artırılır. Sandık kurullarının işlem, tedbir ve kararlarına karşı
yapılan şikâyet ve itirazlar il seçim kurulunca karara bağlanır.” şeklinde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Turgut
Dibek (Kırklareli) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Ağyüz, buyurun.
YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
574 sıra sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı’nın 22’nci
maddesinin 6’ncı fıkrasında bir değişiklik önergesi için CHP Grubu adına söz
aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabii, bu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu seçiminde
oluşturulacak seçim kurullarının istendiği zaman da işlerinin kolaylaşması için
üye sayısının artırılmasını amaçlıyoruz.
Önemli bir yasa görüşüyoruz ama bu yasa özellikle 12 Eylül
referandumundan sonra sicili bozuk bir şekilde gelen bir yasa. Sicilinin bozuk
olmasının nedeni, oldubittiye getirilen bir referandum sonucu halk oylamasından
geçen ve seçiminde demokratik kurallara uyulmayan, Bakanlık listelerinin
kamuoyunda çarşaf çarşaf dolaştığı ve Bakanlık bürokratlarının seçilmesi için
çaba gösterildiği bir seçim. Sonucu da belli, bekleyen hâkim, savcılar ataması
hemen bir günde, Sayın Bakanın teklifiyle onaylandı, geçti.
İşte, siz her yerde suskun toplum arıyorsunuz, güdümlü toplum
arıyorsunuz. Kendini soran, sorgulayan, değerini ortaya koyan değil, “Ben,
benim dediğimi yapan” anlayışı sergilemek istiyorsunuz. Anayasa Mahkemesinde
bunu yapmak istiyorsunuz, özel yetkilendirilmiş mahkemelerde bunu yapıyorsunuz,
şimdi de Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda bunu yapıyorsunuz. Bakın,
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu oluştururken yapılan seçimde herkese
propaganda yasak ama ne hikmetse Personel Genel Müdürüne il il gezmesi serbest,
toplantı yapması serbest.
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Biz mi oy kullandık orada?
YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Diğer bürokrata mesaj, e-mail göndermesi,
Bakanlık forsunu kullanarak destek istemesi serbest. Bunun adı da demokrasi
oluyor.
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Kendilerinin istediği olmayınca…
YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Bu yasanın ikinci kırık yanı da Sayın
Başbakan, bir kere, demokrat değil. “Demokrasi benim için araçtır, istediğim
yerde inerim, binerim.” diyen bir Başbakan demokrat olabilir mi? Olamaz. Hâkimler
ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı kendisine iki beden büyük gelen, Ali
Diboculuğunu hâlen ortadan kaldıramamış olan bir Bakanın yaptığı düzenleme
demokrat olabilir mi?
FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Ayıp, ayıp!
YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Onun için bu yasanın sicili bozuk, sicili.
Yazık oluyor. Siz özellikle…
ALİ TEMÜR (Giresun) – Senin
sicilin bozuk!
YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Manşet manşet gazetelerde çıktı, tersi de
kanıtlanmadı daha Ali Diboculuğunun. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen Hatibe müdahale etmeyin.
YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Şimdi, böyle bir durumda görüştüğümüz bu
yasaya demokrat bir yasadır diyemeyiz. Siz bir kere, demokrat değilsiniz,
kendinize demokratsınız.
Bakın, bugün Sayın Başbakan il başkanlarıyla yaptığı toplantıda
konuşuyor. Konu muhalefet, gençler, gençlerin yumurta atması, Dolmabahçe’deki
şey… Yani bir protesto gösterisini bu kadar büyütmenin, her gün temcit gibi
ortaya koymanın ne anlamı var? O gençleri niye dinlemiyorsunuz? Evet, biz
yumurta atma eylemine karşıyız, tavır olarak uygun görmüyoruz ama gençleri
muhatap alma cesaretini gösteremiyorsunuz. Gençler, gençlerin yumurta atması,
muhalefetin sahip çıkması… Muhalefet demokratik tavrını ortaya koyan herkese
kucak açar, onlar sahipsiz değildir. Bunu böyle bilin. Onlar sahipsiz değildir.
FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Siz “faşist” dediniz ona. Ne konuşuyorsun
sen!
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Baş örtüsüne
niye sahip çıkmadı?
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen müdahalede bulunmayın.
YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Korku imparatorluğunu yaşatmaya
çalıştığınız bir ortamda elbette ki o özgürlüklere sahip çıkacak bir parti
olacaktır, o da -övünçle söylüyoruz- Cumhuriyet Halk Partisidir. (CHP
sıralarından alkışlar)
Bakın, 12 Eylül’den hesap soracaktınız, hesap.
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – İkna odaları…
YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – 12 Eylül ürünü bir parti 12 Eylül’den
hesap sorabilir mi? 12 Eylül mağdurlarının niye hesabını sormuyorsunuz Sayın
Bakan?
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Onun için mi hayır dediniz!
YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – 12 Eylül’den beri işlenen faili meçhul
cinayetler için CHP, MHP, diğer partiler, BDP büyük ölçüde önerge verdiler,
niye sahip çıkmadınız? Çıkamazsınız, çünkü siz 12 Eylül ürünü bir partisiniz
değerli arkadaşlarım.
Tabii, siz işinize geldiği zaman yasa çıkarırsınız. Geçen gün
belediye başkanlarının görevi kötüye kullanmaktan dolayı cezalarını düşürdünüz,
14-15 tane de milletvekili. Gözünüz aydın, kurban kesin artık.
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Sizde kaç tane var?
YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Gel, dokunulmazlıkları kaldıralım varsa.
Varsa yüreğin, belki senin de vardır şaiben! Yiğit! Onun için, böyle bir
ortamda yiğitlik taslayamazsınız bize karşı siz.
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Delikanlıyız biz!
YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Siz bize karşı demokrat olamazsınız.
Bakın, Deniz Feneri Derneği davası ne oldu Sayın Bakan? Deniz
Feneri Derneği için üç defa yasa çıkaran bir parti Deniz Feneri’nden hesap
sorabilir mi?
Kamu yararına dernek yaptınız, izinsiz bağış toplama yaptınız,
vergi iadesinden faydalandırdınız ve…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – …bunun içinde İçişleri Bakanı Sayın Beşir
Atalay var, Atalay! Bu ayıplarla siz Deniz Feneri’nden nasıl hesap soracaksınız.
Bakın, Sayın Başbakan diyor ki bugünkü sözünde: “Alı yeşili boyadı
da fıstığa yeşil mi kaldı?” Bu sana mahsus.
AGÂH KAFKAS (Çorum) – Bunları mı söylüyorsunuz gelip burada! Ayıp,
ayıp!
YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Bir gün diyeceksin ki “Millî görüş gömleğimi
çıkardım.” bir gün diyeceksin ki “Demokrasi tramvaydır, istediğim yerde iner,
binerim.”
AGÂH KAFKAS (Çorum) – Senin ağzına yakışmıyor Sayın Başbakan!
YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Bu yanar dönerlik
size mahsus, Başbakanınıza mahsus, bakanlarınıza mahsus.
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Sen kendi Genel Başkanına bak!
YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Onun için sizde bulunan özellikleri
başkalarına mal etmeyin.
İsviçre’de sekiz hesap çıkmış, CHP mi çıkardı? Amerika Birleşik
Devletleri çıkardı.
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Aynaya bakın, aynaya!
YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Yalanlandı mı? Yalanlanmadı. Bu belgeleri
niye çıkardı, kim çıkardı diye araştırıyorlar, sekiz tane hesabın doğru olup
olmadığını araştırmıyorlar, bu size düşer yüreğiniz varsa. Wikipedia en üst
sıralarda zengin gösteriyor Başbakanınızı. Niye bunun hesabını vermiyorsunuz?
Niye hesabınızı sormuyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
Onun için, siz demokrat olamazsınız. Siz kendinize yandaş medya,
yandaş yargı, yandaş basın yaratıyorsunuz, tutuklulara yazık oluyor. Siz
özgürlükçü olamazsınız, siz demokrat değilsiniz. Siz korku imparatorluğu
yaratıyorsunuz, bu seçimde biz bunu yıkacağız. (AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Hadi oradan be!
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Başkan…
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, hatip konuşurken Grup Başkan
Vekilimize uygunsuz ifadelerle sataşmıştır.
Uygun görürseniz cevap vermek istiyorum.
AHMET YENİ (Samsun) – Grup Başkanımıza.
BAŞKAN – Sayın Bakan, siz ne için istiyorsunuz?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Ben de sataşmadan… Kısa bir
açıklama.
BAŞKAN – Bakın, birinizden birinize söz vereceğim.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, ben, uygun görürseniz.
BAŞKAN – Tamam buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR (Devam)
3.- Yozgat Milletvekili Bekir
Bozdağ’ın, Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Başbakana sataşması nedeniyle
konuşması
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; bu
kürsüden sataşarak prim yapmak isteyenler çok olabilir ama biz onların hepsini
gördük, geçirdik. Ama ben gerçekleri söyleyeceğim.
YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – İşine bak, işine! Doğruları söyle!
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Şimdi doğruları ben söyleyeceğim, kim yanar döner? Millet de ona karar verecek.
YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Doğrular ağır geliyor tabii.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bakın, bir kaset olayı çıktı. Sayın
Kılıçdaroğlu o zaman “Ben aday değilim.” dedi, Sayın Baykal’la da görüştü.
YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Oraları geç sen! Oraları geç!
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - “Müracaat etmeyeceğim.” dedi, bakın,
ondan sonra aday oldu. Doğru mu?
Peki, iki: Etro gömlek olayı ortaya çıktı. “Tıkır
tıkır parasını ben ödedim.” dedi.
YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Kılıçdaroğlu’nun oğlunun gemisi yok!
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) -
Fatura bir başka sayın vekilin adına çıktı. Doğru mu?
“Üniversiteye kızlar başı örtülü gidecek.” dedi, aynı gün
Radikal’de çıkanın manası, özeti buydu, ama akşam tekzip etti “Ben bunu
kastetmedim.” dedi. Doğru mu? (AK PARTİ
sıralarından “Doğru” sesleri)
YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Kılıçdaroğlu’nun adını ağzına alma
Bekir!
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Peki, Tunceli’de aftan bahsetti,
Ankara’ya gelince “Ben bunu kastetmedim, başka şeyler söyledim.” dedi. Doğru
mu? (AK PARTİ sıralarından “Doğru” sesleri)
Peki, Sayın Öymen burada “Dersim’de analar ağlamadı mı?” deyince
Tunceli’de gene “Gereğini yapmak zorunda.” dedi ve ondan sonra da “Bu iş bitti,
partiye zarar verecek iş yapmayız.” diye Ankara’da açıklama yaptı. Doğru mu?
(AK PARTİ sıralarından “Doğru” sesleri)
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Sayın Başkan, cevap vermeyle ne ilgisi var
bu söylediklerinin?
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) -
Peki “AK PARTİ’liler halk oylamasında bizim adamlarımızı dövdü.” diye
açıklamada bulundular, daha aynı gün bütün kayıtlarla, kuyutlarla onların
kimlerle ilgili olduğu ortaya çıktı. Doğru mu? (AK PARTİ sıralarından “Doğru”
sesleri)
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Sorduğu soruya cevap versin Sayın Başkan.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Peki “AK PARTİ’liler afişleri, o Müslüman
kadınların rahibe gibi örtünmemesi için o afişleri AK PARTİ’liler astı.” diye
açıklamada bulundu Genel Başkan. Ertesi gün görüntüleri çıktı kimin açıkladığı…
Doğru mu? (AK PARTİ sıralarından “Doğru” sesleri)
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – İddialara cevap versin. Sayın Başkan,
müdahale etsenize!
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Peki, bu WikiLeaks ile ilgili şeyler
çıkınca “Sayın Başbakan sadece bunların doğru olmadığını söylesin. Ciddi şeyler
bizim için kâfidir.” dedi mi? (AK PARTİ sıralarından “Doğru” sesleri)
SIRRI SAKIK (Muş) – Burası kışla mı?
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Sayın Başbakan çıktı ve bunlarla ilgili
açıklama yaptı. Bir kuruşunun bulunmadığını söyledi. İspat etmeyeni müfteri
ilan etti.
Peki, arkasından ne dedi? “Bunu ben söylemedim.” E kim
söyledi? “Amerika söyledi, onlara git
söyle.” dedi. Doğru mu? (AK PARTİ sıralarından “Doğru” sesleri)
Peki, ertesi gün ne dedi? “Ondan sonra git, belge getir.” dedi.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Başkan, tiyatro mu oynuyoruz?
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Sayın Başbakan da “İspat edin, bütün
variyetimizi size ben hibe edeyim hem Türkiye’de hem dünyada neyim varsa.”
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Tiyatro mu oynuyoruz burada?
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Şimdi, kim yanar kim döner kararı siz
verin.
Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP
sıralarından gürültüler)
YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Benim iddialarıma cevap vermemiştir ve
doğruyu söylememiştir.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.
4.- Trabzon Milletvekili Mehmet
Akif Hamzaçebi’nin, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, CHP Genel Başkanına
sataşması nedeniyle konuşması
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Sayın Bozdağ Sayın Başbakana sataşma gerekçesiyle söz aldı.
Ancak sataşmaya cevap vermek yerine en iyi savunma saldırıdır anlayışıyla bizim
Genel Başkanımıza saldırdı.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Biz açmadık konuyu.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ama Sayın Bozdağ’ın ilginç bir
tarzı var. Burası Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu değil Sayın Bozdağ, niye hep
buraya hitap ediyorsunuz? Orada Cumhuriyet Halk Partisi var, Milliyetçi Hareket
Partisi var, Barış ve Demokrasi Partisi var. Bakamıyor musunuz bizim yüzümüze?
Şimdi, Sayın Kılıçdaroğlu’nun gömleğinden size ekmek çıkmaz. Sayın
Kılıçdaroğlu’nun saydığınız davranışlarından size ekmek çıkmaz.
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Yalan mı söyledikleri?
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ama ben size, ben size…
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Söylediklerim yalan mı, yanlış mı? Söyle,
bir tanesine yanlış de!..
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – İzin verir misiniz?
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ben size Sayın Başbakanın birkaç
olayını anlatacağım:
Sayın Başbakan… Hatırlayacaksınız bir Kuşadası Limanı ihalesi
olmuştu, Galataport ihalesi olmuştu.
“Ofer” diye bir adam gidip almıştı. Sayın Başbakana sordular: “Ofer’i tanıyor
musun?” “Hayır tanımıyorum, kimdir o?” Öğleden sonra
“Ya hatırlayamıyorum.” Daha sonra “Görüşmüş olabilirim.” Onunla Başbakanlık
odalarında görüşen kimdi? Hangi Sayın Başbakandı? (CHP sıralarından alkışlar)
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Doğru mu Bekir? Bekir doğru mu?
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Üsküdar’daki eve geleceğim. (AK
PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Kendisinindi, sonra çocuğunun
oldu. Bakın, mal varlığı tartışmalarını hiç sevmeyen bir milletvekiliyim ama
Sayın Bozdağ mademki gömlekten giriyor, ben de buralara geleceğim. Mal varlığı
tartışmalarını sevmiyorum. “Bu benim.” dedi, sonra “Oğlumun.” dedi, sonra
oğluna kira ödeyip ödemediği ortaya çıktı.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bir tane,
Sayın Kılıçdaroğlu’nun arkasında durduğu bir tane laf söyle! Kendi
kendini tekzipte birinci bir genel başkan!
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Ben size -kira ödeyip ödemediği
belli değil daha- başka bir şey söyleyeceğim. Siz, “12 Eylülden hesap
soracağım.” diye yola çıktınız. 2000 sonrası darbecilerden hesap soruyorsunuz
şimdi, “Darbe düşünmüşler.” diye, birçok komutan yargılanıyor. Peki, ben size
soruyorum: Darbenin kendisi olan 28 Şubattan niye hesap soramıyorsunuz? Çünkü, siz 28 Şubatın ürünüsünüz. 28 Şubat paşalarından
icazet alarak kurulmuş bir partisiniz siz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
AHMET YENİ (Samsun) – Hadi oradan!
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Onun için hesap soramazsınız.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ
sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati :
20.36
ALTINCI OTURUM
Açılma Saati: 20.51
BAŞKAN: Başkan Vekili Meral
AKŞENER
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK
(Burdur), Gülşen ORHAN (Van)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
30’uncu Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.
574 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden
devam edeceğiz.
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
(Devam)
4.- Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu Kanunu Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/961) (S. Sayısı: 574)
(Devam)
BAŞKAN – Komisyon? Burada.
Hükûmet? Burada.
22’nci madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 22 nci maddesinin birinci
fıkrasında yer alan "yönetim" ibaresinin "yönetiminde"
olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Sırrı Sakık (Muş) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Sakık. (BDP sıralarından alkışlar)
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; tekrar
hepinize merhaba.
Maşallah, sesiniz gür yani kışlada ses ne kadar gür çıkıyorsa
biraz önce burada da aynı şekilde. Keşke bu ülkenin demokratikleşmesi için bu
kadar gür bir sesiniz ve gücünüz olmuş olsaydı.
Şimdi, biz birbirimizi anlamakta biraz zorluk çekiyoruz, bütün
sıkıntımız da bu. Yani buraya, biz, emin olunuz ki sadece
siyaseten seçmenlere mesaj anlamında çıkıp kürsüde konuşmuyoruz, böyle bir
derdimiz de yok ama sorunlarımız var, sorunlarımızı buraya taşıdığımız için bütün
partiler “Osmanlı Bankası”na dönüşüyor, hepsi, ortalıkta, efendim “Bilinmeyen
bir dil.” E, şimdi, siz bir halkın diline, AKP “bilinmeyen dil” derse, CHP
derse, MHP derse, siz sonra dönüp bizimle nasıl bağ oluşturacaksınız?
Mesela AKP vekillerinden biri çıktı, bize şunu söylüyor, diyor ki:
“Sayın Başkanım, ben bir konuşma üslubuyla serzenişte bulunmak istiyorum.” ve
sonra “Efendim, ben şahsım adına konuşurum. Dönüp de yaptınız mı, ettiniz mi,
gittiniz mi, adam öldürdünüz mü, asker öldürdünüz...” diyor. Sevgili kardeşim,
ben ilk kez gördüm Halide Hanım’ın burada konuştuğunu; konuştu ve yanında da
valizleri vardı, çekip gitti. Bizi dinleyeceksiniz. Biz ne konuşuyoruz, ne
ediyoruz, talebimiz nedir?
Bakın, bugün Hürriyet gazetesinde manşet bir haber var: “Mezara
tahammül edemediler”, “Mezar ayıbı” dediler. Bir Alman vatandaşı geliyor, bu
ülkede bu ülkenin vatandaşı olmak istiyor. “Ben ölünce beni bu topraklara
gömün.” diyor. Ama birileri gidiyor Bodrum’da “Bu adam Müslüman değil, bizim
yanımızda gömülmemelidir.” diyor. Aynı ayıbı, benim eşim için de bu coğrafyada,
sizin belediye başkanınız ve Milliyetçi Hareket Partisinin belediye meclis
üyesi “Nasıl buraya defnedersiniz?” diye yaptı, bu ayıplar uygulandı. Şimdi,
birbirimizin cenazesine tahammülümüz yoksa, dilimize
yoksa, kültürümüze yoksa peki nasıl bir arada yaşayacağız? Asıl söylemek
istediğimiz budur.
Biz, yoksa “Geçmişten bugüne kadar olup biten faili meçhul
cinayetlerin mimarı sizsiniz.” demedik. Sizin döneminizde faili meçhul
cinayetlerin bir noktaya geldiğini de biliyoruz. Ama size dönüp soruyoruz:
“Sevgili arkadaşlarımız, kardeşlerimiz; Cumhuriyet Halk Partisi, Barış ve
Demokrasi Partisi sürekli bu faili meçhul cinayetlerin araştırılması için
önergeler hazırlıyor, gelin hep birlikte bunları araştıralım. İnsanlığa karşı
suç işleyenler… Evet, eğer bir mezarlığa karşı bu tepki varsa insanlığa karşı
bir suç işlenmiştir. Gelin hep birlikte bu köprüleri oluşturalım.” Ama ne
hikmetse, bununla ilgili küçük bir adım atılmıyor. Çünkü siz demokrasi için
bedel ödemeden buradasınız ama bizler, buralarda oturanlar, sizin
dışınızdakilerin büyük bir çoğunluğu demokrasi için çok ağır bedeller ödedik.
Onun için, artık bedel ödemek istemiyoruz. Sorunlarımızı oturarak konuşmak
istiyoruz. Hep de söylüyoruz, Avustralya’da yaşayan yerli bir halk, Aborjinler,
onlar ve timsahlar aynı havuzda, aynı suda yıkanmayı, o aynı suda bulunmayı
başardılar. Peki, biz cumhuriyeti birlikte kuranlar, kardeş halklar, biz, Allah
aşkına, neden birlik oluşturamıyoruz? Biz niye birlik adına daha çok önemli
şeyler söylemiyoruz? Neden empati yapmıyoruz? Neden?
Bu nedenler yok. Seçimler var. Herkes dönüp kendi seçmenine ne kadar mesaj
gönderebilirim…
Aslında size şunu söyleyeyim: Eğer bu antidemokratik yasalar ve
Siyasi Partiler Yasası, Seçim Kanunu böyle olmamış olsaydı eminim ki hepinizin
vicdanı bu tür olaylara karşı ayaklanırdı. Ama hepinizin vicdanını Başbakan
kelepçelemiş çünkü Başbakana göre kendinizi şekillendireceksiniz. Bütün her şey Başbakanın talimatı doğrultusunda. Böyle bir
demokrasi de olmaz.
MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) – Siz kimden aldığınız talimatla
hareket ediyorsunuz acaba?
SIRRI SAKIK (Devamla) – Biz halkımızın talimatındayız.
Vallahi, biz, bakın, emin olun, önünde arkasında olamayacağımız
hiçbir şeyi söylemeyiz. Biz kimsenin de arka bahçesi değiliz, Kürt halkının ön
bahçesiyiz, Türkiye demokrasi güçlerinin ön bahçesi… Ha dönüp derseniz ki: Bu
dağdaki kardeşlerimiz… Onlar bizim çocuklarımız ve kardeşlerimizdir. Bir
tarafımız askerde bir tarafımız da oradadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
SIRRI SAKIK (Devamla) – Yani bu da bizim realitemizdir. Biz de
diliyoruz, umuyoruz, çünkü onlar da bu ülkenin çocuklarıdır ve
kardeşlerimizdirler. Biz bu kardeşlerimizin sorunlarının bitmesini istiyoruz.
Yani biz bu ülkede bütün acıları ortaklaştırarak…
OSMAN KILIÇ (Sivas) – Kürtler de bizim kardeşimiz.
SIRRI SAKIK (Devamla) – Siz de bizim kardeşimiz… İşte bakın,
bunlar, bu köprüleri oluşturabilirsek sorunu çözeriz. Ama ne hikmetse bunlar
oluşmuyor.
ASIM AYKAN (Trabzon) – Var
bunlar, var.
SIRRI SAKIK (Devamla) – Var. Peki, bu insanlar deli midir; varsa
bu kadar ağır bedeller ödeniyor? Biz sabahtan neyi konuşuyoruz? Herkes çıktı
burada, bütün grup sözcüleri dedi ki: “Bizim anlamadığımız dil.” “Anlamadığınız
dil” ne demek Allah aşkına? Bu halka hakaret değil midir?
MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Anlamıyoruz tabii, anlamıyoruz
ki zaten!
SIRRI SAKIK (Devamla) – Anlamıyorsan anlayacaksın. Kabadayılık
yapmana gerek yok. Oturacaksın, anlayacaksın. Gidip orada emir kipleriyle
“…”(x) olmaz. Yani oradaki komutanlar, oradaki yetkililer Kürtlere sadece onu
yaparlar. Giderler oraya “…”(xx) Bu aşağılayıcıdır, halkı aşağılamaktır. Sizin
hiç kimseye bunu yapma hakkınız yoktur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, teşekkür etmek için…
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul
etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir.
23’üncü maddede iki adet önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 23 üncü maddesinin ikinci
fıkrasında yer alan “iki gün” ibaresinin “üç gün” olarak değiştirilmesini arz
ve teklif ederiz.
|
Hasip
Kaplan M. Nezir
Karabaş Şerafettin
Halis |
|
Şırnak Bitlis Tunceli |
|
Nuri
Yaman Sırrı
Sakık |
|
Muş Muş |
BAŞKAN – Şimdi en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu tasarısının 23. maddesinin (1). bendinin ikinci cümlesindeki “on” ibaresinin “onbeş” olarak
değiştirilmesini, (3). bendindeki “Adalet Bakanlığı
teşkilatlarında görev yapanlar ile yurt dışında bulunan yargıç ve savcılar”
ibaresinin madde metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.
|
Ali Rıza
Öztürk Halil
Ünlütepe Ali İhsan
Köktürk |
|
Mersin Afyonkarahisar Zonguldak |
|
Turgut
Dibek Bilgin
Paçarız Ferit Mevlüt
Aslanoğlu |
|
Kırklareli Edirne Malatya |
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın
Başkanım.
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
(x) Bu bölümde, Hatip tarafından
Türkçe olmayan bir dille, birtakım kelimeler ifade edildi.
(xx) Bu bölümde, Hatip tarafından
Türkçe olmayan bir dille, birtakım kelimeler ifade edildi.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli
milletvekilleri; şimdi şuna çok üzülüyorum biliyor musunuz: Burada üç gündür bu
yasayı konuşuyoruz ve “Adalet Bakanlığı personeli.” diyoruz. Adalet dağıtanlar,
hâkimler, savcılar ve Adalet Bakanlığı personeli de onlara yardımcı personel.
Bunların tüm sorunlarını tüm arkadaşlarımızın söylemesine rağmen gerek Sayın
Bakanın gerekse bu Mecliste onlara sahip çıkması gereken, onların hakkını
savunması gereken bir adalet profesörünün de onların hakkına sahip çıkmadığını
görüyorum.
Dünden beri defalarca konuştum, bir kere bu insanlara sahip çıkın.
Yüreği hür, beyni hür ve ekonomik olarak hür olan bir adalet personeli adil
adalet dağıtır. Hiç kimse bunlara hiç bir taraftan bakmıyor, hiç kimse bunlara
bir çözüm önerisi de getirmiyor. Çıkın deyin ki bize: “Arkadaş, haklısın, doğru
konuşuyorsun, hâkimlerimizin özellikle şu sorunları, savcılarımızın şu
sorunları var, şunlar var, şunlar var, şunlar var, bunları çözeceğiz.” Hiç yok,
sadece bir yasa görüşüyoruz ama bu yasayı uygulamayan kim? Bu yasadaki kişiler
kim?
Şimdi, iki konuşmamda da hâkimler ve savcılarla ilgili sorunları
söyledim ama bir de adalet personeli var. Bunlar en gariban personel, devletin
en sahip çıkılmayan personeli, bunun altını çiziyorum. Sayın Bakan, Bakanlık
olarak personelinize sahip çıkmıyorsunuz. Devletin en gariban personeli bunlar,
mübaşirler, kâtipler, diğerleri… Adalet Bakanlığında, adliyelerde çalışan bu
personellerin sahibi yok. Hakikaten çok yük çekiyorlar, çok yük çekmelerine
rağmen hiçbir şekilde ekonomik olarak sorunları bir şekilde çözülmüyor.
Bir de tabii infaz koruma memurları var. İnfaz koruma memurlarının
hakikaten hangi şartlarda ve hangi koşullarda çalıştığını hepiniz benden daha
iyi biliyorsunuz ama sahip çıkılmayan bir kurum. O mahkûmlarla bir şekilde
psikolojik olarak verdikleri mücadeleye, inanın, acaba içimizden bir tanesi bir
gün dayanabilir mi? Bu insanlara sahip çıkmak bizim, hepimizin görevi. Biz
adalet dağıtan bir kurumun yasasını görüşüyoruz ama “Bu kurumun gerideki
sorunları nedir?”, “Bu insanların sorunları nedir?” hiç bunlardan
bahsetmiyoruz. Arkadaşlar, bunlardan bahsetmek zorundayız, bunları çözmek
zorundayız. Yine söylüyorum: Adliyede çalışan zabıt kâtipleri, memurlar ve
infaz koruma memurları, mübaşirler, bunlar hakikaten çok… Yirmi dört saat
çalışan insanlar var, hâkimin evine gece dosya götüren insanlar var. Eğer bir
hâkim yirmi dört saat çalışıyorsa, gece evinde dosya inceleyip ertesi gün elli
dosyaya, altmış dosyaya bakıyorsa bu insanlara sahip çıkmak zorundayız. Değerli
arkadaşlarım, hakikaten bunlara bir şekilde bakmıyoruz. “Hep, hele biz kanunu
yapalım gitsin.” diyoruz. Hayır arkadaşlar, bunları
çözmeden bu yasa işlemez. Bunları çözmeden siz Yüksek Hâkimler Savcılar Kuruluna
arabalar alıyorsunuz, onlara yerler kiralıyorsunuz, onlara her türlü, çok büyük
izzetüikram yapıyorsunuz ama aşağı bakın aşağı. Artık o Volkswagen’ler… Bir
gördüm -kaç tane- tüm yeni atanan arkadaşlara, hepsinin altına araba, yerleri
yurtları, sandalyeleri masaları gıcır gıcır.
M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Çok mu görüyorsunuz?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Çok görmüyoruz. Aşağıya bakın
aşağıya, aşağıya da bakın. Aşağı bakmıyorsunuz, hâkimlerin sorununa
bakmıyorsunuz, savcıların sorununa bakmıyorsunuz, mübaşirlerin sorununa
bakmıyorsunuz. Biraz da aşağı bakın.
Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge reddedilmiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 23 üncü maddesinin ikinci
fıkrasında yer alan “iki gün” ibaresinin “üç gün” olarak değiştirilmesini arz
ve teklif ederiz.
M.
Nezir Karabaş (Bitlis) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
AYLA AKAT ATA (Batman) – Gerekçeyi okutalım Sayın Başkan.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe
Söz konusu maddenin ikinci fıkrasındaki değişiklikle itirazların
inceleme süresi uzatılarak, kısa süreden kaynaklı doğabilecek eksiklik ve
yanlışlıkların giderilmesi amaçlanmıştır.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
23’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
24’üncü maddede üç önerge vardır. Önergeleri, önce geliş sırasına
göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu Kanunu Tasarısının 24 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan
"beş gün" ibaresinin "yedi gün" olarak değiştirilmesini arz
ve teklif ederiz.
|
M. Nezir
Karabaş Hasip
Kaplan Şerafettin
Halis |
|
Bitlis Şırnak Tunceli |
|
Nuri
Yaman Sırrı
Sakık |
|
Muş Muş |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı "Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı"nın 24'üncü maddesinin 1'inci fıkrasının
"Seçim takviminin ilân tarihinden itibaren onbeş gün içinde adaylar Yüksek
Seçim Kuruluna başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren on gün
içinde Yüksek Seçim Kurulu adayların başvurularını inceler ve geçici aday
listesini ilân eder. Hâkim ve savcılar tarafından gerekçeleri ve buna bağlı
somut delilleri ile birlikte ilân tarihinden itibaren beş gün içinde adaylığa
itiraz edilebilir," şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Halil
Ünlütepe Turgut
Dibek Ali İhsan
Köktürk |
|
Afyonkarahisar Kırklareli Zonguldak |
|
Ferit Mevlüt
Aslanoğlu Orhan Ziya Diren Rahmi Güner |
|
Malatya Tokat Ordu |
|
Ali
Rıza Öztürk |
|
Mersin |
BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun tasarısının 24. Maddesinin 1. Fıkrasına
aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
"Adalet Bakanlığı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve
Türkiye Adalet Akademisinde üst düzey yönetici veya üye olan hâkim ve savcılar
aday olabilmek için seçimin yapılacağına ilişkin kararın ilanından itibaren iki
gün içinde bu görevlerinden çekilmek zorundadırlar."
|
Faruk
Bal Metin
Çobanoğlu Rıdvan Yalçın |
|
Konya Kırşehir Ordu |
|
Behiç
Çelik Nevzat
Korkmaz Hüseyin
Yıldız |
|
Mersin Isparta Antalya |
|
Kadir
Ural |
|
Mersin |
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın
Başkanım.
BAŞKAN - Sayın Bal, buyurun.
FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın
Adalet Bakanının ve Sayın Adalet Komisyonu Başkanının katılmadığı önerge
hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak üzere
huzurunuzdayım.
Katılınmayan önerge şudur: Hâkimler ve savcılar seçim yapacaktır;
yapılacak olan bu seçimde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun üyeleri
belirlenecektir ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu da Türkiye’deki bütün
hâkim ve savcıların özlük işlemlerini, atama, nakil işlemlerini, terfi
işlemlerini, meslekte ilerleme işlemlerini yürüteceklerdir. Böyle önemli bir
göreve seçilecek olan Kurulun üyeliklerine, Adalet Bakanlığının Teftiş Kurulu Başkanı,
Adalet Bakanlığının müsteşar muavinleri, Adalet Bakanlığının Ceza İşleri Genel
Müdürü, Hukuk İşleri Genel Müdürü, Personel Genel Müdürü aday olarak ortaya
çıktığı takdirde, hâkim ve savcılar üzerinde kullanacakları etki nedeniyle
hâkim ve savcılar baskı altında kalacaktır. Bu önergenin reddi hâlinin
doğuracağı sonuç budur.
Diğer taraftan, Adalet Akademisinde öğretim üyesi olarak, başkan
olarak ve bürokrat olarak bulunan kişiler, hâkim ve savcı sınıfının meslek içi
eğitimlerinde hâkimler üzerinde önemli bir etki sahibi olmuş kişilerdir,
dolayısıyla diğer adaylardan farklı ve üstün bir konuma sahiplerdir. Hele hele
bunların görevde bulundukları süre içerisinde aday olmaları hâlinde, muhtemel
mesleki ilerlemeleriyle ilgili kurslarda da kendi aleyhlerinde sonuç
doğurabileceğini ihtimalini yüreklerinde hissedeceklerdir.
Üçüncüsü ise daha vahimi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun
bürokrasisinde görev yapan genel sekreter, genel sekter yardımcıları aday
olacak. Bu adaylara taşradaki hâkimlerin “Hayır.” diyebilme imkânı ve ihtimali
var mıdır? Dolayısıyla, hâkimler üzerinde etkin rol alan, yetki kullanan bu
makamların, dürüst ve adil bir seçim yapılabilmesi için bu görevlerinden
çekilmeleri gerekir.
Şimdi, Sayın İyimaya, zatıaliniz muhtelif
defa ifade ettiniz. Zatıalinizin şahsına karşı bir
söylem değildir bu. İşgal ettiğiniz Adalet Komisyonu Başkanı sıfatıyla
soruyorum size…
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – İşgal etmiyorum,
ihraz ediyorum.
OKTAY VURAL (İzmir) – Fuzuli işgal demedi ama.
FARUK BAL (Devamla) – Temsil ettiğiniz Adalet Komisyonu Başkanı
sıfatıyla soruyorum size: Siz, muhakeme gücü yüksek bir şahsiyet olarak böyle
bir adaletsizliğe nasıl “Hayır.” diyebilirsiniz? Adaletsizliği ortaya koyan
kanuna nasıl “Hayır.” diyebilirsiniz?
Sayın Bakan, zatıalinizin şahsına, Adalet
Bakanlığının şahsiyetine karşı bir söz söylemiyorum. Söylediğim söz,
tartıştığımız kanuna yöneliktir, bu kanunu eleştiriyorum, böyle algılamanızı
rica ediyorum. Böyle bir adaletsizliği, Adalet Bakanı sıfatını haiz bir kişi
olarak, o makamı temsil eden kişi olarak nasıl uygun görebiliyorsunuz? Tabii ki
bunların uygun görülmesi mümkün değildir. Amaç, Osmanlının oyunu gibi, oyun
içerisinde oyun vardır, bu oyun da oyunlardan bir başkasıdır.
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Osmanlı oyunu
değil, Osmanlı öyle yapmaz.
FARUK BAL (Devamla) - Tabii ki Osmanlının oyununu siz mükemmel bir
şekilde bu HSYK seçiminde ortaya koydunuz.
Birkaç cümleyle de Sayın İyimaya’nın beni anlamakta zorluk çektiği
hususlar hakkında bilgi vermek istiyorum. Biraz önce, 21’inci madde
görüşülürken “İfade ettiği hususları anlamakta zorluk çekiyorum.” dedi.
Sayın İyimaya, anlamakta zorluk çeker çünkü… Osmanlı dönemine
tekrar gidelim. Son zamanlarında iki tane edebiyat akımı vardı: Bunlardan biri
Fecriati, diğeri ise Serveti Fünun idi. Serveti Fünuncular “Sanat, sanat
içindir.” noktasında hareketle “Vatan, millet, Sakarya.” denildiği zaman,
bunları aşka, sevdaya dönüştürmüş bir ekoldür. Fecriaticiler ise halkın,
köylünün, işçinin, yaşayan insanların sorunlarını gündeme getirmişlerdir. Sayın
İyimaya, Serveti Fünun ekolünden geldiği için, bizim, yargının sorunlarını
anlatır iken kullandığımız dili anlamakta zorluk çekecektir.
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Sen Konyalı, ben
köylüyüm.
FARUK BAL (Devamla) – Ama, değerli
milletvekilleri, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun oluşturulmasına ilişkin
hâkimlerin oy kullanmasıyla ilgili olmak üzere, Adalet Bakanlığı
bürokratlarının oy kullanmalarıyla ilgili maddede de tekrar bir önerge
vereceğiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
FARUK BAL (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
O önergede beş dakika konuşma hakkımız var, İç Tüzük bu kadar
imkân veriyor.
Ben de Fecriati usulüyle Sayın İyimaya’nın üstün belagat
kabiliyetine yargının sesini dile getirmeye çalışacağım diyor, hepinize
teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
İç Tüzük ihlali yapmazsam, ben de bir katkıda bulunayım.
Bir de bu görüp görmemezlikten gelme, bilip bilmemezlikten gelme
diye Tecahülüarif sanatı vardır, onu da ben eklemiş olayım. (Alkışlar)
FARUK BAL (Konya) – Anlayamadım Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sizinle ilgisi yok, Meclise söylüyorum.
FARUK BAL (Konya) - Biz o sanatı kullanmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Tecahülüarif sanatı var; bilip bilmemezlikten gelme,
görüp görmemezlikten gelme. Eski bir hoca olarak ben de onu hatırlatmak istedim.
Sizinle ilgisi yok.
FARUK BAL (Konya) – Biz bildiğimizi söylüyoruz, gördüğümüzü
anlatıyoruz.
BAŞKAN – Hayır, sizinle ilgisi yok. Yani ne Sayın İyimaya ne
sizinle ilgisi var. Ben arkadaşlarımıza bir katkıda bulundum.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı "Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı"nın 24'üncü maddesinin 1'inci fıkrasının
"Seçim takviminin ilân tarihinden itibaren onbeş gün içinde adaylar Yüksek
Seçim Kuruluna başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren on gün
içinde Yüksek Seçim Kurulu adayların başvurularını inceler ve geçici aday
listesini ilân eder. Hâkim ve savcılar tarafından gerekçeleri ve buna bağlı
somut delilleri ile birlikte ilân tarihinden itibaren beş gün içinde adaylığa
itiraz edilebilir." şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Halil
Ünlütepe (Afyonkarahisar) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın
Başkanım.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Dibek. (CHP sıralarından alkışlar)
TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlar, 24’üncü madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi
adına vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım. Öncelikle saygıyla
selamlıyorum yüce Meclisi.
Değerli arkadaşlar, 24’üncü madde, ondan önceki maddeler adli
yargıdan ve idari yargıdan seçimle gelecek olan hâkimlerin seçilme usullerini
düzenliyor genel olarak. Orada bir düzenlemede, sürelerle ilgili bir değişiklik
talebimiz var.
Ancak ben, önergemizle ilgili düşüncelerimizi belirtmeden önce
özellikle, daha önce de diğer arkadaşlarımız da buraya geldiğinde ısrarla aynı
şeyleri söyledi çünkü AKP İktidarının gerek bu Anayasa değişikliği sürecinde
-yani referandum öncesinde- gerekse yasa tasarısı komisyonda görüşülürken,
burada görüşülürken ısrarla söylemiş olduğu bir şeyler var. Yani bu yasayla
ilgili olarak şunu söylüyorlar ki Sayın Bozdağ daha önce konuşmasını yaparken
de bu konulara değinmişti: Hakimler ve Savcılar Yüksek
Kurulunun yapısının demokratikleştiğini bu yasayla, Anayasa değişikliğinden
sonraki düzenleme ile daha çoğulcu bir hâle getirildiğini, tabana yayıldığını,
kürsü hâkimlerinin nihayetinde kendilerini Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulunda temsil etme imkânını bulduğunu ve demokratik bir yapı oluştuğunu,
bunun da aslında özlenen bir talep olduğunu söylüyordu değerli arkadaşlar.
Tabii, bizler bunun doğru olmadığını aslında anlatıyoruz. Ben, burada yine
birkaç konuyu, belki arkadaşlarımızın gözünden kaçmış olan birkaç konuyu
sizlere belirtmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, yaklaşık 12 bine yakın hâkim ve savcı var
Türkiye’de adli ve idari yargıda. Tabii, rakamları ben yuvarlamaya çalışıyorum.
Bunun yaklaşık 4 bini birinci sınıf hâkim ve savcılar. Tabii, bu 12 bin hâkim
ve savcının tümü seçme ve seçilme hakkına sahip de yani aday olma, yani seçilme
hakkına sahip olan, sadece bunların içerisinde hem seçme hem seçilme hakkını
birden kullanma olanağı olan yaklaşık 4 bin kişi, onlar da birinci sınıf hâkim
ve savcılar.
Değerli arkadaşlar, onunla ilgili bir takvim, onunla ilgili
usuller -bugüne kadar hiçbir anayasada, zannediyorum dünyanın hiçbir
anayasasında da böyle bir şey yoktur- bir yönetmelik yazılır gibi her şeyi,
işte günlerini, itiraz sürelerini, başvuru sürelerini gerek Anayasa’nın
159’uncu maddesine gerekse geçici 19’uncu maddeye buradan değişiklik geçerken
referanduma sunulan paket içerisine koymuştunuz. Yani, böyle bir şey dünyanın hiçbir yerinde olmamıştı, ilk kez
böyle bir şey oldu. Ben, acaba niye bu kadar arkadaşlar hassas çalışmışlar,
ince çalışmışlar diye düşünmüştüm. Tabii, şunu gördük sonunda: Aslında, bu
bilerek yapılan bir uygulamaydı yani içinde o kadar güzel yerleştirilmiş,
hesabını kitabını yaptığınız konular var ki. Değerli arkadaşlarımız
demokrasiden bahsediyorlar, çoğulculuktan bahsediyorlar ama şuna bakmış AKP
İktidarı nihayetinde: Ya biz HSYK’yı nasıl ele geçiririz? Öyle bir şey yapalım
ki söylerken de güzel şeyler söyleyelim ama nihayetinde uygulamada öyle bir şey
çıksın ki karşımıza, bu yapı artık bizim yapımız olsun. Bunu ölçmüş
arkadaşlarımız, artık bilmiyorum, belki bir yerlerden arkadaşlar destek de
almış olabilirler ama ölçmüşler, biçmişler, öyle güzel şeyler koymuşlar ki
farkında olmadığınız belki de. Ama, bir seçim yaptık,
o seçimde de ısrarla Sayın Bakan tabii ki onu yapacak. Ne yapacak? Yani, biz
liste bastık, işte listeleri gönderdik, başsavcılara talimat verdik, bu liste
bizim listemiz arkadaşlar, tek tek hâkimlerle, savcılarla görüşeceksiniz, bu
liste buradan çıkacak dedik diyecek hâli yok ama işin özü buydu. Yani, kalkıp
da işte, güneş balçıkla sıvanmaz denir, gerçeği saklamanın da hiçbir anlamı
yok. Bu listeler, daha seçimlerden evvel İnternet sitesinde yayınlanmıştı
zaten. Ben çok iyi hatırlıyorum yani Bakanlığın listesi olarak yayınlanmıştı bu
listeler.
Değerli arkadaşlar, evet evet, Bakanlığın listesiydi. Şimdi, her
ilde oy kullanma, Anayasa’ya da kondu bu. Her ilde yani Türkiye’de seksen bir
il var. İdari yargıda bölge idare mahkemelerinin olduğu
yerlerde tabii ki. İdari yargıda her yerde mahkemeler yok ama adli
yargıda her ilde. Niye her ilde diye düşünmüştüm ben. İşte, şunun için her
ilde: Düşünün yani bölge olabilir miydi yani yedi bölgede. Bazen sınavlar
yapılıyor, biliyorsunuz işte, Türkiye’yi yedi veya sekiz bölgeye bölerek belli
merkezlerde bunlar yapılıyor. Niçin her il? Benim ilim küçük bir il. Sanıyorum,
Türkiye’de o kadar çok küçük il var ki onların da hâkim ve savcılarının
toplamına baktığınızda ilçelerle birlikte, çok az sayı yapıyor. Bu neye
benziyor biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Yani, bir köyde -daha evvel bunu
ben söylemiştim- işte, kaymakam muhtarı çağırıyor veya ileri gelenlere diyor ki
“Bakın, bu referandumda buradan evet oyu çıkmasını istiyoruz. Eğer buradan evet
oyu çıkmazsa şu şu şu hizmetler var, bu hizmetleri yapmayacağız.”
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.
TURGUT DİBEK (Devamla) – Yani “Greyder kenarda duruyor, işte, su
işiniz var, bunlar yapılmayacak.” Ne yapacak o köylü? O vatandaş ne yapacak
değerli arkadaşlar?
AHMET YENİ (Samsun) – O eskidendi, şimdi…
TURGUT DİBEK (Devamla) – Topu topu 150 tane seçmeni var yani ne
yapacak? Mecburen gidiyor, evet oyu veriyor, sonra diyorsunuz ki: “Demokrasi,
özgür irade, gerçek işte budur.”
Değerli arkadaşlar, 50 tane, 40 tane hâkimin, savcının olduğu bir
ilden bahsediyoruz. Oraya o insanları oy kullanmaya zorunlu tutmuşsunuz. Yani
Bakanlık bir tane liste göndermiş, işte, personeli göndermiş, savcılara talimat
vermiş. Oradaki hâkim ve savcılar o illerde kime oy verecek? Başka listelere
nasıl oy verecek değerli arkadaşlar?
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Hâkimler ilkokul çocuğu mu?
TURGUT DİBEK (Devamla) –
Ya, mümkün mü öyle bir şey? Ha, niye bunu bir yerde yapmadınız veya
bölgelerde yapmadınız? Niçin? Yani “Anayasa’ya niye öyle koydunuz?” diye
soruyorum zaten. En basitten oydu bir tanesi.
Onun dışında öyle şeyler var ki, mesela -yani zamanımda bitiyor
ama- dört yıllık süreleri var HSYK üyelerinin, dört yıl. Dört yıl sonra eğer
yeniden seçilmiyorlarsa kadrolarının bulunduğu yerlere geri dönüyorlar değerli
arkadaşlar. Onun da aslında çok özel olarak oraya konulduğunu hep beraber
görüyoruz. Belki biraz sonra başka bir önergede konuşacağım, ona da değinmek
istiyorum çünkü onunla beraber…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TURGUT DİBEK (Devamla) – Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 24 üncü maddesinin ikinci
fıkrasında yer alan "beş gün" ibaresinin "yedi gün" olarak
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Hasip
Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
AYLA AKAT ATA (Batman) – Gerekçe okunsun.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Söz konusu maddenin ikinci fıkrasındaki değişiklikle daha detaylı
bir incelemenin yapılabilmesi için sürenin uzatılması amaçlanmaktadır.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir.
25’inci maddede üç önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına
göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun tasarısının 25. Maddesine aşağıdaki bendin
eklenmesini arz ve teklif ederiz.
"d) Bu bendin uygulanmasında propaganda; reklam yapmak, afiş
asmak, gösteri yapmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmaktır."
|
Faruk
Bal Metin
Çobanoğlu Rıdvan
Yalçın |
|
Konya Kırşehir Ordu |
|
Nevzat
Korkmaz Behiç
Çelik Kadir
Ural |
|
Isparta Mersin Mersin |
|
D.
Ali Torlak |
|
İstanbul |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 25. maddesinin (1)/c. Bendinden
sonra gelmek üzere “d- Yerel, Bölgesel ve Ulusal Gazetelerde ve TV'lerde
özgeçmişlerini ve mesleki deneyimlerini yayınlatabilirler." bendinin ve
“(2) Yukarıdaki (1) fıkradaki propaganda yasağı, Hakim ve Savcı Meslek
Örgütleri için uygulanmaz." fıkrasının eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
Ali Rıza
Öztürk Halil
Ünlütepe Ali İhsan
Köktürk |
|
Mersin Afyonkarahisar Zonguldak |
|
Turgut
Dibek Bihlun
Tamaylıgil |
|
Kırklareli İstanbul |
BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 25 inci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
Hasip
Kaplan M. Nezir
Karabaş Şerafettin
Halis |
|
Şırnak Bitlis Tunceli |
|
Nuri
Yaman Sırrı
Sakık |
|
Muş Muş |
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Söz konusu maddenin birinci fıkrası (b) bendinin madde metninden
çıkarılması ile adaylar adına doğabilecek kötüye kullanımın engellenmesi
amaçlanmaktadır.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 25. maddesinin (1)/c. Bendinden
sonra gelmek üzere “d- Yerel, Bölgesel ve Ulusal Gazetelerde ve TV'lerde
özgeçmişlerini ve mesleki deneyimlerini yayınlatabilirler." bendinin ve
“(2) Yukarıdaki (1) fıkradaki propaganda yasağı, Hakim ve Savcı Meslek
Örgütleri için uygulanmaz." fıkrasının eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Ali
Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Köktürk, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 25’inci maddeye yönelik önerge üzerinde söz almış bulunuyorum.
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, yaklaşık çarşamba gününden bu yana, bu
saate kadar, demokrasiyi, temel hak ve özgürlükleri güvence altına alacağı
iddiasıyla Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından, Adalet Bakanlığı tarafından
Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilen önemli bir yasayı görüşüyoruz.
Biz de sadece çarşamba gününden bu yana değil Anayasa Mahkemesinin ve Hâkimler
ve Savcılar Yüksek
Kurulunun yapısının
değişikliğini içeren Anayasa değişikliği sürecinden bu yana aslında bu sürecin
demokratikleşme süreci olmadığını, temel hak ve özgürlükleri geliştirme süreci
olmadığını, yargı bağımsızlığını gerçekleştirme süreci olmadığını anlatmaya
çalışıyoruz.
İşte, değerli arkadaşlar, üzerinde önerge verdiğimiz, söz
aldığımız 25’inci madde, bu tasarının aslında bu amaçlardan ne kadar uzak
olduğunun çok bariz bir örneğini oluşturuyor. 25’inci maddeye baktığımızda bu
maddenin propaganda yasağını içerdiğini görüyoruz yani bu maddeye göre Hâkimler
ve Savcılar Yüksek Kuruluna seçilmek için aday olan hâkim ve savcılar, kesin
aday listelerinin ilanından başlayarak oy kullanma sürecinin sonuna kadar
propaganda yapamazlar ancak kendi özgeçmişlerini, Yüksek Seçim Kurulunun
belirlediği esas ve usuller çerçevesinde bu iş için tahsis edilmiş bir İnternet sitesinde
yayınlayabilirler.
Yine, kimliklerini ve meslekleriyle ilgili düşüncelerini kısaca
açıklayan mektup, elektronik posta ve ileti gönderebilirler, kapalı salon
toplantısı yapabilirler. Ancak değerli arkadaşlar, aday olan hâkim ve
savcılarımız gerek yerel gerek bölgesel gerekse ulusal televizyon ve
gazetelerde kendi özgeçmişlerini ve aday olma gerekçelerini, Meclisteki tecrübelerini
içeren bilgilerini yayınlatamazlar.
Yine, hâkim ve savcılarımızın meslek örgütleri, Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kuruluna girmesini istedikleri adaylarla ilgili propaganda
yapamazlar.
Şimdi, değerli arkadaşlar, ben, bu bilgiler ışığında, bu
tasarı metninin ışığında sizlere sormak istiyorum: Bir taraftan gelirlerinin
yüzde 80’i halkımızın ödediği vergilerden, elektrik faturalarından oluşan
TRT’yi kendi şahsi malıymış gibi kullanan, diğer taraftan bu da yetmiyormuş
gibi iki devlet bankasından, halkın cebinden 750 milyon dolar para vererek
yandaş medyasını yaratan ve yine ülkemizdeki görsel ve yazılı basının yüzde
80’ine, yüzde 90’ına her türlü yöntemi kullanarak hâkim olan bir anlayış, diğer
taraftan hâkim ve savcılarımızın aday olma sürecinde kendi öz geçmişlerini ve
kendi mesleki tecrübelerinin yerel gazetelerde bile yayınlanmasını engelleyecek
böyle bir tasarıyı Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk ediyor. Bu kadar çiftçe standart içeren bir anlayış değerli arkadaşlar. Bu
iddiaların, bu savların samimi olduğunu kabul edebilir miyiz?
Diğer taraftan bakıyoruz, kendi düşünsel birlikteliği
içerisinde olan hâkim ve savcıların Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu
yönetiminde yer alması için liste hazırlayan ve bu listeyi gizli gizli
adliyeler kanalıyla dağıtan Adalet Bakanlığının, diğer taraftan hâkim ve
savcıların meslek örgütlerinin propagandalarını engellemesi karşısında bu
tasarının genel gerekçesinde bahsedilen amaçlar samimi olabilir mi?
Değerli arkadaşlar, 12 bine yakın hâkim ve savcı, Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu seçimlerinde oy kullanıyor yani bunlar mesleğe yeni
başlayandan tutun emeklilik derecesine gelmiş hâkimlerimizi de içeren ve
genelde birbirini tanımayan bu kadar geniş bir kadro. Bu kadar geniş bir kadro
karşısında Kurula aday olan hâkim ve savcıları bu kadar dar bir tanım
içerisinde propaganda kapsamına sokan anlayış, az önce bahsettiğim
demokratikleşme, temel hak ve özgürlükleri geliştirme iddiasında samimi
olabilir mi? Değerli arkadaşlar, tabii ki samimi değil. Bu tasarı, bu 25’inci
madde…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Devamla) – Düzenlenen tasarı, kendi
Müsteşarını, kendi Personel Genel Müdürünü, hatta bir önceki Personel Genel
Müdürünü, Adalet Akademisi Başkanını ve düşünsel birliktelik içerisinde
oldukları hâkim ve savcıları blok listeyle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna
sokan Adalet Bakanlığının kendi kontrolünde olmayan hâkim ve savcıların Kurula
girmesini engellemeye yönelik bir düzenlemeyi Türkiye Büyük Millet Meclisine
sevk etmiştir. Dolayısıyla bu düzenleme, Hâkim ve
Savcılar Yüksek Kuruluna hâkim olma ve bu kanalla ülkemizdeki yargı
bağımsızlığını ortadan kaldırarak yargıyı yürütmenin, siyasal iktidarın,
AKP’nin kuyruğuna takma anlayışının çok açık bir göstergesidir.
Bu nedenle, bu düşüncelerle önergemizin kabulünü diliyor, yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge
reddedilmiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun tasarısının 25. Maddesine aşağıdaki bendin
eklenmesini arz ve teklif ederiz.
"d) Bu bendin uygulanmasında propaganda; reklam yapmak, afiş
asmak, gösteri yapmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmaktır."
Faruk
Bal (Konya) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın
Başkanım.
BAŞKAN – Sayın Bal, buyurun.
FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine
Sayın Komisyon Başkanı ve Sayın Adalet Bakanının katılmadığı önergemizi izah
etmek üzere huzurunuza çıkmış bulunuyorum.
Değerli arkadaşlarım, bir seçim varsa, seçilmek isteyen adayın
kendini seçmene takdim etmesi en tabii hakkıdır ve en doğal hakkıdır. Bu,
evrensel değerlerin de tabii bir sonucudur. Eğer bir aday kendisini seçmene
anlatamıyor ise, kendisine oy verecek kişilere kim olduğunu, kimliğini,
ehliyetini, liyakatini anlatamıyor ise bunun adı evrensel değerlerde ortaya
çıkan demokratik bir seçim usulü değildir.
Şimdi, dünyanın neresinde var bilmiyorum, ilkleri başaran bir
parti olarak AKP, yargı mesleğinin mensuplarının kendilerinin yönetecek,
kendilerinin organı olan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna seçecekleri
üyenin kabiliyeti, ehliyeti, liyakati hakkında bilgi sahibi olmadan oy
kullanmak mecburiyetinde. Aday olan kişi de kendisini takdim edebilme hakkından
yoksun bulunmaktadır. Böyle bir demokrasi, böyle bir seçim, böyle bir usul
dünyanın hiçbir yerinde yoktur, bir ilki AKP bu Anayasa değişikliği ve
sonrasındaki tasarıyla karşımıza çıkarmıştır.
Değerli arkadaşlarım, önergeyle verdiğimiz husus şudur: Elbette ki
hâkim vakur insandır, hâkim insandır, metin insandır, mekîn insandır, sıradan
insanların taşkınlıklarını ve sıradan insanların ahlak dışı, hukuk dışı
davranışlarını yapmayacak kadar hukuka saygılı insanlardır. Dolayısıyla,
propagandadan yasağın ne anlama geldiğini, propagandanın ne anlama geldiğini
tanımlıyoruz. Bunu da reklam yapmak, afiş asmak, gösteri yapmak ve benzeri
faaliyetlerde bulunmak şeklinde… Bunu reddettiniz. Peki, geriye ne kaldı? Geriye açık bir alan kaldı, bu açık alan, Adalet Bakanının, biraz önce
reddettiğiniz önergeyle müsteşar muavinlerinin, teftiş kurulu başkan ve
yönetici ve başkan yardımcılarıyla müfettişlerinin, personel genel
müdürlerinin, ceza işleri, hukuk işleri, ceza tevkif evleri genel müdürlerinin
propagandaya hacet bile kalmadan hâkimler ve savcılar üzerinde kullandıkları
etkin yetkiye karşı bağımsız ve tarafsız yargıyı savunacak kişileri söz söyleme
hakkından, kendilerini ifade etme hakkından mahrum etmiş oldunuz. Diğer
taraftan, bu görevlere sahip olmayan hâkim ve savcıların propaganda yasaklılığı
şu hükme de girmektedir: Seçim dönemi hâkim ve savcıya izin vermediğiniz
takdirde aday olan hâkim ve savcı, bulunduğu yeri terk ettiği takdirde disiplin
suçu işlemiş olacaktır. Hele hele işgüzar, yandaş yarattığınız yargıç ve
hâkimlerden birisi, “Adaylardan feşmekânca geldi, benden kendisine oy vermemi
talep etti.” diye bir tutanak tutup size gönderdiği zaman emrinizdeki Teftiş
Kuruluyla, Ceza İşleri Genel Müdürüyle bu hâkimin, bu savcının canına
okursunuz. Seçimlerin Temel Hükümleri Kanunu’ndaki propaganda yasağındaki
müeyyideyi sizin benim kadar bilmeniz lazım. Aday olacak kişiye karşı bu
tehdidi nasıl uygulayabilirsiniz? Böyle bir uygulama nasıl bir Adalet Bakanlığı
tasarısı olarak bu yüce Meclisin huzuruna gelebilir?
Değerli arkadaşlarım, aklımızı, mantığımızı kullanalım. Yani bunun
için… Siyasi bir söylemle alakası yok bunun. Gayet basit, gayet doğal, evrensel
değerlerle bağdaşan, uyuşan bir hukuku, bir önergeyi reddediyorsunuz, niçin?
“Niçin?” dediğimiz zaman oynadığınız oyundan başka çözüm yok, bu “Niçin”e cevap
veren başka bir ihtimal yok, o da yandaş bir yargı kurumu yaratmak. Çünkü
yarattığınız yandaş sermayeyi koruyacak, yarattığınız yandaş basını koruyacak,
yarattığınız yandaş devlet hizmetinde bulunan kamu görevlilerini koruyacak bir
hukuk yaratmak istiyorsunuz. Bu hukukun hukuka uygun olması mümkün mü? Değil.
İşte, hukuka uygun olmayan böyle bir tasarıyla burada mahcup duruma düşersiniz.
Değerli arkadaşlarım, amacım benim kanunu eleştirmek, sizi mahcup duruma
düşürmek asla değildir. Ama bunu reddetmenizi ben bir hukukçu olarak, bir
milletvekili olarak, bu milletin bir vekili olarak hazmedemiyorum, kabul
edemiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.
FARUK BAL (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bundan sonraki nesillere de hiç olmazsa bunun hazmedilmediğini
ortaya koyan bir düşüncenin bu Mecliste dile getirildiğini ifade etmek üzere
huzurunuzda bulunuyor ve artık “parmak demokrasisi” diye tanımladığımız,
Bakanın ve Komisyon Başkanının kabul etmediği her tasarıyı otomatik olarak
reddetmek üzere programlanmış milletvekili oylarıyla reddediyorsunuz. Böyle
demokrasi olur mu? Böyle bir hukuk anlayışı olur mu?
Bu hukuk anlayışını ve bu demokrasiyi, bitmek tükenmek bilmeyen
bir sabır ile tekrar sizlerin vicdanınıza sunuyor, hepinize önergemize destek
vermek üzere vicdani bir mesuliyet altında bulunduğunuzu hatırlatmak istiyorum.
(MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge reddedilmiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Madde kabul edilmiştir.
Madde 26’da bir önerge vardır, okutuyor ve işleme alıyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu tasarısının 26. maddesinin “1” fıkrasının
sonuna “Listeden çıkarılan adayların isimleri Yüksek Seçim Kurulu tarafından İl
Seçim Kurullarına ve Sandık Kurullarına bildirilir.” Hükmünün eklenmesini arz
ve teklif ederiz.
|
Ali Rıza
Öztürk Halil
Ünlütepe Ali İhsan
Köktürk |
|
Mersin Afyonkarahisar Zonguldak |
|
Bihlun
Tamaylıgil Turgut
Dibek |
|
İstanbul Kırklareli |
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz
Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) –
Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Sayın Ünlütepe, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, saygıdeğer üyeler;
hâkimler ve savcılar kanununu görüşüyoruz. Vermiş olduğum bir önerge üzerinde
söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, dün bazı üyelerimiz tarafından Sayın Bakana
sorulan bir soruya verilen yanıtı sizlerle paylaşmak istiyorum. Dün bir üyemiz
şunu sordu: “12 Eylülcüleri yargılayacağınız sözünü verdiniz. O günden bugüne
kaç kişi hakkında 12 Eylül döneminde yaptığı icraatlardan dolayı dava açıldı ve
ne yaptınız?” Sayın Bakanın verdiği cevap bana göre doğru ama tabii ki toplumu
tatmin etmedi. Sayın Bakan aynen şunları söyledi: “Anayasa’mızın geçici 15’inci
maddesi çok açık ve net. 12 Eylülü yapanların, bu faaliyeti icra edenlerin,
1983’teki serbest seçimlere kadar geçen dönemde bu süreci şu ya da bu şekilde
deruhte edenlerin hakkında cezai soruşturma yapılamayacağı, hukuk davası
açılamayacağı, herhangi bir soru dahi sorulamayacağı hükmünü havidir. Biz ancak
21’inci yüzyılda Avrupa Birliğine aday olan bir üyenin Anayasa’sında bu ibare
olmasın diye kaldırdık.” dedi.
Sevgili arkadaşlar, siyaset dürüst insanların işidir. Siyasette
toplumun önüne çıktığınızda ona ne söylerseniz yarın karşınıza çıkar. Ben,
şimdi, 12 Eylül Anayasa değişikliğiyle ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisinde
yapılan toplantıda sayın Adalet ve Kalkınma Partili
değerli milletvekillerinin bu maddeyle ilgili burada söyledikleri sözleri dün
gibi hatırlıyorum. Biz geçici 15’inci maddeyle ilgili “Bu şekilde düzenleme
yaparsanız yargılayamazsınız. Gelin, biz bir önerge hazırlıyoruz, buna destek
olun.” dedik. Olmadınız. Meydanlara çıktınız, “Darbecilerden hesap soruyoruz.”
dediniz, toplumla düşüncelerinizi paylaştınız. Biz de referandum döneminde
“Hayır.” oyu isterken “Bu Anayasa değişikliğiyle darbecilerden hesap
soramazsınız.” dedik, toplumla düşüncelerimizi paylaştık. Dün Sayın Adalet
Bakanı, bizim dediğimiz düşünceye geldi. O nedenle mutluyum çünkü Mecliste
doğruyu söyledi.
Değerli arkadaşlar, bir anayasa değişikliğini yapabilmek için
toplumu yanlış bilgilendirmek doğru bir hareket midir? Bir siyasetçinin
yapabileceği iş midir? Elbette siyaseti ciddi bir kamu yönetimi olarak kabul
edenler için toplumu yanıltmak hiç de doğru bir iş değildir.
Şimdi ne oldu? Toplum sizlerden düşüncelerinizi yerine getirmenizi
istiyor, söylediklerinizi yerine getirmenizi istiyor. Getirebilecek misiniz? Bu
ortamda mümkün değil çünkü Anayasa değişikliğindeki yanlış bir düzenleme sizin
niyetinizi ortaya koyuyordu. Sayın Başbakan, açık açık toplumda “Darbecilerden
hesap soracağız.” diyordu, “Hayır oyu verenler darbeyi savunanlar.” diyordu,
“Bir 12 Eylülde darbeyi ortadan kaldıracağız.” diyordu. Sayın Başbakan acaba
şimdi ne düşünüyor? Topluma, daha çok değil, iki buçuk ay önce verdiği ve
toplumdan yüzde 58 oy aldığı o verdiği sözlerin arkasında duruyor mu? Onunla
ilgili değişiklikleri yapabiliyor mu? Yo. Ama Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu Kanunu önemliydi, çünkü Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yargının
kalbidir, yargının kalbini ele geçirmeniz gerekiyordu, bunun için Anayasa
değişikliği gerekiyordu, bu Anayasa değişikliğini yapabilmek için gerekirse
topluma yanlış bilgiler şırınga edilebilmeliydi, toplumla onlar
paylaşılabilmeliydi. Bunların tümü yapıldı ve bir anayasa değişikliği yerine
getirildi, ama bu hukuksal bir düzenlemenin içinde dün Sayın Adalet Bakanının
yaptığı açıklama doğru bir açıklamaydı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Niçin Adalet Bakanı toplumla bu
düşüncelerini 12 Eylül referandumundan önce paylaşmadı? Niçin Sayın Başbakan bu
düşüncelerini 12 Eylül referandumundan önce paylaşmadı? Acaba halkı
varabileceği bir mesafede, varabileceği nokta için araç olarak mı
kullanıyorlardı, araç olarak mı görüyorlardı? Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği
çağdaş demokraside böyle bir yöntem yoktur. Bugün çoğunluğunuzun getirdiği
irade, yarın toplumun karşısında sizi mahcup duruma düşürür. Bu nedenle…
AHMET YENİ (Samsun) – Millet çoğunluğu.
HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Ben ne söylediğimi biliyorum, dinleyin.
AHMET YENİ (Samsun) – Milletin çoğunluğu.
HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Dinle efendim, dinle…
AHMET YENİ (Samsun) – Milletin çoğunluğu, anlamıyorsunuz.
HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) - Yani bir şey söyleyeceğim ama ağırına
gider.
Milleti kandırarak o çoğunluğu sağlıyorsunuz. Utanmanız lazım!
Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından “Ayıp, ayıp”
sesleri, CHP sıralarından alkışlar)
HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Ama hak etti, siz değil.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir.
Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.
Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.
İkinci bölüm geçici 1, 2 ve 3’üncü maddeler dâhil 27 ila 48’inci
maddeleri kapsamaktadır.
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 21.46
YEDİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 21.57
BAŞKAN: Başkan Vekili Meral
AKŞENER
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK
(Burdur), Gülşen ORHAN (Van)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
30’uncu Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.
574 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden
devam edeceğiz.
Komisyon? Burada.
Hükûmet? Burada.
İkinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz
isteyen Afyonkarahisar milletvekili Sayın Halil Ünlütepe.
Buyurun Sayın Ünlütepe.
CHP GRUBU ADINA HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan,
değerli üyeler; 574 sıra sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu
Tasarısı’nın ikinci bölümünde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Saygıdeğer arkadaşlarım, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu
anayasal bir kurumdur ve Anayasa’mızın 159’uncu maddesinde düzenlenmiştir. Buna
uygun olarak da bu Kurulun çalışmalarını belirleyecek olan yasayı çıkartmaya
çalışıyoruz.
Değerli arkadaşlar -biraz önceki konuşmamda da söylediğim gibi-
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yargının kalbidir. Bu Kurulun sağlıklı
çalışabilmesi gerekir, bu Kurulun bağımsız olması gerekir. Bu Kurulla ilgili
olarak Avrupa Birliği ilerleme raporlarında hep, karşımıza şu unsur çıkıyordu:
“Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda Adalet Bakanı ve Müsteşarın bulunması,
siyasetin yargıya müdahalesi anlamında olacaktır.” Kuruldan
bu Sayın Bakan ile Müsteşarın çıkartılması isteniyordu ve hemen hemen her
raporda karşımıza bu çıkıyordu, bunu görüşüyorduk ama bugün, son oluşumdan
sonra, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yeni oluşumunda Sayın Bakanın ve
Sayın Müsteşarın dışında, Sayın Müsteşar Yardımcısı ve Personel Genel Müdürünün
de Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda yer aldığını görüyoruz. Bir
yargı sisteminin bağımsızlığından söz edebilmek için yargının kurumsal ve
işlevsel açıdan bağımsız olması esastır. Türk yargısı ise artık Adalet
Bakanlığının tamamen siyasi iradesi altına girmiştir. Görüştüğümüz Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı bunu daha da pekiştirmektedir. Böyle bir
ortamda yargı bağımsız olabilir mi? Yargıyı niçin bağımlı bir hâle getirmeye
çalışıyoruz, bundan ne bekliyorsunuz? Yargıçlar görevlerini yapabilmeleri için
bağımsız ve güvenceye sahip olmalıdırlar. Hukuk devletinin temel ilkesi yargı
bağımsızlığı ve yargıç güvencesidir. Yargıç her zaman vicdanı ile baş başadır.
Yargıyı ele geçirme, kuşatma yanlıştır, hukukun siyasallaşmasına yol açar.
Hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi
ilkeleri devletimizde egemen olmalıdır. Yargı bağımsızlığını ilgilendiren
önemli bir yasayı sizlerle paylaşmaya çalışıyorum.
Bu ikinci bölümde dikkati çeken en önemli hususlardan birisi şu:
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun gündemini Sayın Başkan
tespit ediyor. Bu, Bakanlığın tamamen iradesinin Kurula hâkimiyetine neden
olabilir. Bu nedenle, gündemin tespitinde, başkan, daire başkanlarıyla bir
araya gelerek gündemi eğer birlikte tespit edebilirlerse bu çok daha olumlu bir
davranış olur diye düşünüyorum. Ayrıca, dairelerde de gündemi daire başkanı
yapmaktadır, bu da yanlıştır, bu da daire başkanının dairede ciddi bir
hâkimiyetine neden olmaya sebep olabilir. Orada da üyelerin çoğunluğunun
birleştiği maddeler öncelikle görüşülebilmelidir ortamının yaratılması gerekir.
Bu düzenlemede şunu da görüyoruz: Meslekten çıkarmada yargıya
başvurma yolu açılmıştır, bunu olumlu karşılıyoruz. Bu doğru bir işlemdir.
Yalnız, meslekten çıkarmanın yanında, disiplin cezası almış olanların da
yargıya müracaat edebilmeleri ortamının açılması daha demokratik bir işlev
olarak karşımıza çıkıyor. Bu olanak verilmemiştir. Bu konuda Komisyondaki
önerilerimiz, yeterince Komisyonda değerlendirilmemiştir.
Ayrıca, Anayasa’da karşılığı bulunmayan, Kurulun diğer 21 üyesine
tanınmayan bir hak… Müsteşar yönünden ayrıcalık getiriliyor. Hâlbuki,
Anayasa’nın 159’uncu maddesi açık ve net. Burada kimlerin bulunabileceğini
belirtirken “Adalet Bakanlığı Müsteşarı” demektedir. Müsteşarın başka birisini
vekil olarak tayin edebilmesi Anayasa’ya aykırıdır. Burada çıkan konuşmacılar
“Hayır, bu daha önceki 2461 sayılı Yasa’da da vardı.” diyorlarsa da 2461 sayılı
Yasa 12 Eylül 1980’de çıkartılmıştır. 12 Eylül Anayasası ise 1982 yılında kabul
edilmiştir. Yani, 2461 sayılı Yasa’da “Müsteşarın yerine Müsteşar Vekili veya
Müsteşarın belirttiği insan katılabilir.” denilmesine rağmen, ondan sonra kabul
edilen Anayasa’da Müsteşarın yerine başka birisinin katılmasına izin
verilmemiştir. Şimdiki yaptığınız düzenleme, bizi 12 Eylülden daha geriye
götüren bir düzenlemedir. Bu, Anayasa’nın 159’uncu maddesine de tamamen
aykırıdır.
Sevgili arkadaşlar, bu arada geçici 3’üncü maddeyle bir
değişikliğe gidilerek yargıçlıktan veya savcılıktan atılmış, ayrılmış olan
kişilerin mesleğe dönebilmelerinin olanağı yaratılmaya çalışılmaktadır.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun kararıyla, 1982’den 2009 yılına kadar 96
yargıç veya savcı meslekten atılmıştır. Bunların hangi suçtan dolayı meslekten
atıldığını bilemiyoruz. Sayın Adalet Bakanımız burada yok ama bunların…
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Geldim.
HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Geldi mi, ha, tamam.
Ama bunların hangi meslekten dolayı atıldıkları konusunda da bizi
bilgilendirebilirlerse çok mutlu olurum. Çünkü, belki
isimleri zikredilmeyebilir, kişiliklerine dokunulmaması nedeniyle, ama hangi
suçlardan… Bazı suçlardan dolayı meslekten atılanların mesleğe dönmesi zaten
olanaklı değil. Görebildiğim kadarıyla 96 rakamından büyük bir kısmının,
mesleğe bir geri dönüş olarak, döneceklerini zannetmiyorum.
Peki, bu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda, en son 3’üncü
madde düzenlemesinde, meslekten atılanlar belirli bir süreç içinde mesleğe
dönebilmek için bir yargı kurumuna değil, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna
başvuruyor. Hâlbuki
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu anayasal bir kurumdur,
anayasal bir kurum. Şimdiye kadar almış oldukları kararlardan dolayı yeni
Kurulun eski kararları yok farz etmesi 82’den bu yana yapılan işlemlerin
meşruiyetini tartışılır bir duruma getirmektir. Dolayısıyla, Kurulun,
Anayasa’nın vermediği bir yetkiyi… Çünkü Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun
görevleri Anayasa’nın 159’uncu maddesinde belirlenmiştir. Bu belirlenen Kurulun
Anayasa’nın vermediği bir yetkiyi idari bir kararla “Ben senin itirazını kabul
ettim.” diyerek mesleğe kabul kararı vermesi hukuken olanaklı değildir.
Burada bu kişilerin mesleğe dönmesi için bir yöntem bulunmalı mı?
Bulunmalıdır. Yapılabilecek en iyi yöntem şudur: Bu, meslekten atılanlar yargı
yoluna başvurmalı, yargı yoluyla kabul edilirse Kurul onları uygun gördüğü bir
yöntemle mesleğe tekrar kabul edebilir. Ama Kurulun kabul ettiği kişileri
yargıya götürebilme olanağınız da yok. Açıkçası Kurul bu konuda yetkili
değildir. Burada yeni bir düzenlemeye gidilmelidir.
Peki, bu Kurulun oluşumu… 22 üyenin oluşumunu biraz önce sizlerle
paylaşmaya çalıştım. Kurul tamamen belirli bir düşüncenin ışığında
oluşturulmaya çalışılmıştır. Örneğin, Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından Kurula
üye olarak seçilen kişilerin konumları kamuoyunda ciddi olarak
tartışılmaktadır. Mesela, üyelerden birisinin suçu şu: Adli yargılamayı
etkilemeye teşebbüs. Adli yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçundan yargılanan
biri bugün Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda üye.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Teşekkür ederim efendim.
Peki, bu kişi bu Kurulda üye olduğu müddetçe o yargıç bağımsız bir
karar veremez. Yargının tarafsızlığını ortadan kaldırırsınız. Kimdir bu üye?
AKBİL dosyasında bilirkişidir. “Suç unsuru yoktur.” diyememiş “kuşkuyla
karşılıyorum.” demiş. Başka bir üye mi bulamadınız? Size hizmet edeni Hâkimler
ve Savcılar Yüksek Kuruluna mademki Sayın Bakan siz seçseydiniz, seçtirme
olanağını bulsaydınız. Cumhurbaşkanını bu işe alet etmeniz Cumhurbaşkanlığı
makamına olan güveni ortadan kaldırır. Sadece o mu? Kayseri Baro Başkanı hangi
nitelikleriyle buraya geldi? Bu referandumda, Adalet ve Kalkınma Partisinin
dediği gibi, toplumu yanıltarak “Evet oyu vermeniz gerekir.” diye bu yönde
çalışması mı buradaki Kurul üyeliğine getirilmesinin sebeplerinden birisi? Bu
konudaki düşüncelerimi -konuşmam bitmek üzere- daha sonra aldığım sözde
paylaşacağım. Açıkçası Kurul hiç bu kadar partizan bir Kurul olmamıştır.
Efendim, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Karar yeter sayısı Sayın
Başkanım.
BAŞKAN – Oylama yok ki, konuşuyoruz daha!
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Öyle mi?
BAŞKAN – Yani, kaç gündür çalışıyoruz, haklısınız Sayın Hamzaçebi.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın
Ertuğrul Kumcuoğlu… (MHP sıralarından alkışlar)
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; gecenin bu geç saatinde hepinizi saygıyla selamlıyorum ve
önümüzdeki, gündemimizdeki kanunun ikinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket
Partisinin görüş ve önerilerini, değerlendirmelerini arz etmek üzere
huzurlarınızdayım.
Şimdi, efendim, bazı arkadaşlar yadırgıyor fakat ben fırsat
buldukça tekrar edeceğim: Efendim, Adalet ve Kalkınma Partisinin getirdiği
kanunların pek çoğunda çok ciddi, çok rahatsız edici Türkçe bozuklukları,
Türkçe noksanlıkları görüyorum ve bunun bir şekilde giderilmesinin mutlaka şart
olduğunu düşünüyorum çünkü yanlış Türkçeyle doğru kanun yapamazsınız. Bu konuda
fazla uzatmıyorum fakat ikinci bölümün ilk maddesi olan 27’nci maddenin daha
iyi nasıl kaleme alınabileceği konusundaki çalışmamı kürsüden inince Sayın
Bakana arz edeceğim, bakarlar, haklı olup olmadığıma karar verirler.
Onun ötesinde, bu kanun tasarısında çok ciddi tedvin hataları
veyahut da mantık boşlukları var.
Şimdi, bakın, yine 27’nci maddede, ikinci bölümün birinci
maddesinde deniyor ki: “Kurulda asli üyeliklerden birisi herhangi bir şekilde
boşalırsa onun yerine yedeği gelir.” Hemen arkasından da diyor ki: “Ama
herhangi bir şekilde Kurul toplantı için gerekli çoğunluk sayısını kaybederse
şu şekilde seçim yapılır.”
Değerli arkadaşlar, Sayın Bakan, Sayın Başkan; Bu Kurulun 22 asil,
12 yedek üyesi var, 34 kişi. Karar alma sayısı, toplantı sayısı 15. 34’ten 15’i
çıkın, 17. Sizin bu Kurulda çok kısa bir zaman aralığında
17 asil üyenin birdenbire Kurul dışında kalabileceğini düşünmenizin arkasındaki
neden nedir? Hangi mantıktır bu? Hangi anlayıştır bu? Hangi beklentidir bu?
Hangi öngörüdür bu? Nasıl oluyor da bu 34 kişinin 17’si çok kısa bir zaman
aralığında Kuruldan şu veya bu sebeple -ölüm, istifa, ihraç- ayrılıyorlar? Ne yapmak istiyorsunuz siz? Ne
demek istiyorsunuz siz? Bunu bize niye açıklamıyorsunuz?
Ha, tabii, bu mantık, baktığınızda normal insanları yadırgatır ama
Sayın Bakanı yadırgatmaz çünkü Sayın Bakanın çok değişik bir mantığı var. Bunun
adına da “AKP mantığı” diyoruz. Sayın Bakan evvelsi gün bu kürsüde konuştu.
Bakın ne dedi, aynen: “Yapılan bu Anayasa değişikliği ile pek çok alanda önemli
reformlar gerçekleştirilmiştir. Anayasa değişikliği ile otuz yıldır yapılan
eleştiriler önemli ölçüde karşılanmıştır, çok olumlu ileri adımlar atılmıştır.”
Yani ne yapıyor Sayın Bakan? Adalet ve Kalkınma Partisinin hazırladığı Anayasa
değişikliğini övüyor, methediyor ve olumlu birtakım beyanlarda bulunuyor, ama
hemen arkasından bakın nasıl devam ediyor, Bakan diyor bunu: “Görüşmekte
olduğumuz yasa tasarısıyla ilgili olarak Anayasa’daki düzenlemelerin zorunlu
bir yansıması niteliğindeki bazı hükümlerin yeniden eleştiri konusu yapıldığını
görmekteyiz. Bu doğru bir yaklaşım tarzı olmamaktadır.” Yani AKP mantığına göre
Sayın Bakan AKP’nin her türlü eylemini övebilir, olumlu bulabilir,
alkışlayabilir ama muhalefet eleştiremez. Sayın Bakan, yirmi dakikalık
konuşmanızda çok ciddi mantık hatalarıyla malul bir konuşma yaptınız burada. E,
tabii, bu mantık da böyle kanun yapar. Biraz önce söylediğim sıkıntıları ortaya
çıkarır.
Bakın değerli arkadaşlar, bu kürsü kutsaldır, bu kürsü önemlidir.
Burada kendinizi övebilirsiniz, hadiseleri abartabilirsiniz ama burada gerçeğe
aykırı beyanda bulunmak yanlıştır, yakışıksızdır -tabirimi mazur görün-
ayıptır. Bakın, Sayın Bakan evvelsi günkü konuşmasında ne dedi: “Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı yeniden düzenlenirken Avrupa Birliği müzakere
süreciyle ilgili yapılması gereken değişiklikler göz önüne alınmış ve
Anayasa’nın 159’uncu maddesi bu şekilde değiştirilmiştir.” Yani “Biz bu kurumu
Avrupa Birliğine uyumlu bir hâle getirdik.” dedi mi? Dedi. Fakat maalesef bu
gerçekleri aksettirmiyor. Nereden belli? Bu Anayasa değişikliği konuşulurken bu
Mecliste, Avrupa Birliği Türkiye Karma Parlamento Komisyon Başkanı Helene
Flautre, aynen şöyle dedi: “Türkiye’de olduğu gibi Avrupa’da da Adalet
Bakanının ve Adalet Bakanlığı Müsteşarının Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulunda bulunmaları, demokrasinin temel ilkesi olan kuvvetler ayrılığına
aykırı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle Hükûmeti bu öneriyi geri çekmeye
davet ediyorum.” Demek ki, Avrupa Birliğinin en üst düzeyindeki bir yetkilisi
Bayan Flautre, “Bu yaptığınız iş yanlıştır, bizim kurallarımıza, bizim
standartlarımıza uymuyor.” diyorsa siz bu kürsüden “Uyuyor.” dediğiniz zaman
maalesef gerçekleri ifade etmiyorsunuz, çünkü karşı taraf “Uymuyor.” diyor.
Kuralı koyan o, siz yanılıyorsunuz!
Şimdi, arkadaşlar, başka bir konuya temas etmek istiyorum, bu çok önemli: Şimdi, Sayın Bakan burada evvelsi gün yaptığı konuşmada dedi ki: “Adalet Bakanlığı Müsteşarı sadece dairelerin birinde üye olarak görev yapacak, daire başkanı veya başkan vekili olamayacaktır.” ve bunu da bu düzenlemenin olumlu bir tarafı olarak takdim etti bizlere. Şimdi, hukukun üstünlüğüne saygımız tam. Yargının saygınlığını da tartışmıyoruz ama söz konusu ol