DÖNEM: 23                            CİLT: 84                    YASAMA YILI: 5

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

30’uncu Birleşim

10 Aralık 2010 Cuma

 

(Bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

   I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II. - GELEN KÂĞITLAR

 III. - YOKLAMA

 IV. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in, Dünya İnsan Hakları Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Devlet Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

2.- Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal’ın, Dünya İnsan Hakları Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Devlet Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, Afşin-Elbistan Termik Santrali İşletmesinin sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin gündem dışı konuşması ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Konya Milletvekili Ayşe Türkmenoğlu’nun, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün 62’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

2.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, bireylerin düşüncelerini özgürce ifade etmelerine ve serbestçe toplantı yapmalarına ilişkin açıklaması

3.- Gaziantep Milletvekili Akif Ekici’nin, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün 62’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

4.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Aydın ilinde aşırı yağış nedeniyle meydana gelen afete ilişkin açıklaması

5.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün 62’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

6.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, ülkemizde 121 bin kişinin cezaevlerinde çok kötü koşullarda yaşam sürdürdüklerine ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Edibe Sözen’in, insan haklarına ilişkin açıklaması

8.- Amasya Milletvekili Hüseyin Ünsal’ın, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığındaki personele baskı yapıldığına ilişkin açıklaması

9.- Eskişehir Milletvekili Beytullah Asil’in, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün 62’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

10.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Çin Özerk Uygur Bölgesi’nde yaşayan Türklerin işkence gördüklerine ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Halide İncekara’nın, milletvekillerinin üsluplarına ilişkin açıklaması

12.- Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, merhum Başbakan Adnan Menderes’in özel hayatına dair ifadelerine ilişkin açıklaması

13.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, merhum Başbakan Adnan Menderes’in özel hayatına dair ifadelerine ilişkin açıklaması

14.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, merhum Başbakan Adnan Menderes’in özel hayatına dair ifadelerine ilişkin açıklaması

15.- Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, merhum Başbakan Adnan Menderes’in özel hayatına dair ifadelerine ilişkin açıklaması

16.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, merhum Başbakan Adnan Menderes’in özel hayatına dair sözlerini geri aldığına ve ailesinden özür dilediğine ilişkin açıklaması

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 22 milletvekilinin, bireylerin telefonlarının yasadışı dinlenmesi konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/957)

2.- İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi ve 21 milletvekilinin, astsubayların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/958)

3.- İstanbul Milletvekili Hasan Macit ve 20 milletvekilinin, 12 Eylül askerî darbesi döneminde Hava Kuvvetleri Komutanı olan emekli Orgeneral Tahsin Şahinkaya ile ilgili usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarının araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/959)

4.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir ve 24 milletvekilinin, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının yaptığı yardımlarda yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/960)

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

 

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

 

 

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)

3.- Kütahya Milletvekili Soner Aksoy’un, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (2/340) (S. Sayısı: 395)

4.- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/961) (S. Sayısı: 574)

 

 

5.- Erzurum Milletvekili Muzaffer Gülyurt’un; 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (2/401) (S. Sayısı: 374)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in, Ordu Milletvekili Rahmi Güner’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

3.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Başbakana sataşması nedeniyle konuşması

4.- Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, CHP Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Gürültü ve kavga nedeniyle İç Tüzük’ün 68’inci maddesine göre ikinci kez birleşime ara vermek yerine, birleşimi kapatması gerektiği hâlde kapatmaması nedeniyle Oturum Başkanının tutumu hakkında

 

X.- OYLAMALAR

1.- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı’nın oylaması

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, bazı kamu kurumlarına ait evrakların kargo şirketi ile gönderilmesine ve imha edilmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı (7/16673)

2.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, ataması yapılan ve kurumdan ayrılan personele ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16735)

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, bir siyasi parti ilçe başkanı hakkındaki iddialara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16814)

4.- İstanbul Milletvekili Hasan Macit’in, Isparta-Yakaören köyünde yeraltından çıkan gaza ilişkin Başbakandan sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16866)

5.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Akkuyu’da kurulması kararlaştırılan nükleer güç santraline ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16938)

6.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın, akaryakıt dağıtımı yapan firmalar ve Niğde’deki petrol arama çalışmalarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16940)

7.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Akkuyu’da nükleer enerji santrali kurulmasına dair anlaşmadaki devretme hakkıyla ilgili hükme ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16941)

8.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Akkuyu’da kurulacak nükleer santralde kullanılacak VVER-1200 tipi reaktörlere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16942)

9.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Akkuyu’da kurulacak nükleer enerji santralinde kullanılacak yakıt cihazlarının teminine ve proje şirketine tahsis edilecek araziye ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16944)

10.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, TKİ’nin binaları ile Diyanet Vakfının gayrimenkullerinin takas yapıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17082)

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 13.05’te açılarak altı oturum yaptı.

 

Iğdır Milletvekili Ali Güner, Haydar Aliyev’in 7’nci ölüm yıl dönümüne,

Niğde Milletvekili Mümin İnan, Niğde ilinin ekonomik ve sosyal sorunlarına,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

 

Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, hayvancılığın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşmasına Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz cevap verdi.

 

Konya Milletvekili Ali Öztürk, Mevlânâ’nın 737’nci vuslat yıl dönümüne ve anma törenlerine;

Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş,

Kırklareli Milletvekili Tansel Barış,

Haydar Aliyev’in 7’nci ölüm yıl dönümüne ve Türk-Azerbaycan dostluğuna;

Gaziantep Milletvekili Akif Ekici, Uluslararası Yolsuzlukla Mücadele Günü’ne,

Düzce Milletvekili Celal Erbay, sürgünde yaşamakta olan Ahıska Türklerine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

 

Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in,

Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan’ın,

Ülkemizde uygulanmakta olan tarım politikalarına ilişkin açıklamalarına Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz cevap verdi.

Niğde Milletvekili Mümin İnan, Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz’ın konuşmasına ilişkin bir açıklamada bulundu.

 

Adana Milletvekili Hulusi Güvel ve 22 milletvekilinin, üniversite öğrencilerinin barınma sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/953),

Adana Milletvekili Hulusi Güvel ve 23 milletvekilinin, yaş sebze ve meyve üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/954),

İstanbul Milletvekili Hasan Macit ve 19 milletvekilinin, 12 Eylül askerî darbesinin sonuçlarının araştırılması (10/955),

Hakkâri Milletvekili Hamit Geylani ve 19 milletvekilinin, Hakkâri ili Geçitli köyü yakınlarında meydana gelen patlama ile ilgili iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/956),

Amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

 

Görüşmeleri izlemek üzere Genel Kurulu teşrif eden Kuveyt Ulusal Meclisi Başkanı Jassem Mohammed Al-Kharafi ve beraberindeki Parlamento heyetine Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denildi.

 

Başkanlıkça, 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın üzerinde şahısları adına söz almak isteyen üyelerin söz kayıt işlemlerine ilişkin duyuruda bulunuldu.

 

Gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan (10/83) ve (10/865) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin görüşmelerinin Genel Kurulun 9/12/2010 Perşembe günkü birleşiminde birlikte yapılmasına ilişkin MHP Grubu,

 

İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız tarafından, Türkiye Büyük Millet Meclisine 9 Aralık 2010 tarihinde verilmiş olan, “Üniversite öğrencilerine orantısız güç kullanılması” hakkında Meclis araştırması önergesinin 9/12/2010 Perşembe günkü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu,

Önerileri yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

 

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96),

2’nci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/499) (S. Sayısı: 321),

3’üncü sırasında bulunan, Kütahya Milletvekili Soner Aksoy’un; Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun (2/340) (S. Sayısı: 395),

Görüşmeleri komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

 

4’üncü sırasında bulunan ve görüşmelerine devam olunan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/961) (S. Sayısı: 574) birinci bölümünün 12’nci maddesine kadar kabul edildi.

 

Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, “Ahmet Kaya’nın 10’uncu ölüm yıl dönümü kutlanacak” şeklindeki ifadesini “Ahmet Kaya’nın 10’uncu ölüm yıl dönümü anılacak” şeklinde düzelttiğine ilişkin bir açıklamada bulundu.

Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in AK PARTİ Grup Başkanına,

Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in partisine,

Sataştıkları iddiasıyla birer konuşma yaptılar.

 

10 Aralık 2010 Cuma günü, alınan karar gereğince saat 14.00’te toplanmak üzere birleşime 22.56’da son verildi.

 

                                                                  Meral AKŞENER

                                                                    Başkan Vekili

 

                Bayram ÖZÇELİK                                                                           Fatih METİN

                          Burdur                                                                                            Bolu

                       Kâtip Üye                                                                                     Kâtip Üye

 

                                                                   Gülşen ORHAN

                                                                            Van

                                                                       Kâtip Üye

 

 

                                                                                                                                                 No.:  42

II.- GELEN KÂĞITLAR

10 Aralık 2010 Cuma

Rapor

1.- Kolluk Gözetim Komisyonu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri Komisyonu Raporu (1/924) (S. Sayısı: 587) (Dağıtma tarihi: 10.12.2010) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 22 Milletvekilinin, bireylerin telefonlarının yasadışı dinlenmesi konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/957) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.10.2010)

2.- İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi ve 21 Milletvekilinin, astsubayların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/958) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.10.2010)

3.- İstanbul Milletvekili Hasan Macit ve 20 Milletvekilinin, 12 Eylül Askeri Darbesi döneminde Hava Kuvvetleri Komutanı olan emekli Orgeneral Tahsin Şahinkaya ile ilgili usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarının araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/959) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.10.2010)

4.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir ve 24 Milletvekilinin, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının yaptığı yardımlarda yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/960) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.10.2010)  

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, 12 Eylül 1980 dönemine dair bazı istatistiki bilgilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/16187)

2.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, bir açıklamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/16188)

3.- İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un, AİHM’nin Hrant Dink davasındaki kararına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/16202)

4.- İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın, tutuklu ve hükümlü hastaların durumlarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16216)

5.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, siyasi parti propagandalarındaki sanal reklam uygulamasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16218)

6.- Adana Milletvekili Tacidar Seyhan’ın, Diyarbakır’a yeni cezaevi yapılmasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16219)

7.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, hükümlü ve tutukluların ziyaret edilebilmelerine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16220)

8.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, bir cezaevinde yaşandığı iddia edilen işkence ve kötü muameleye ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16221)

9.- Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in, eski bir il emniyet müdürünün kitabındaki iddialara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16222)

10.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, KPSS Eğitim Bilimleri sınavının iptal edilmesine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16223)

11.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, yapılması planlanan Bucak Devlet Hastanesinin yatak kapasitesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/16303)

10 Aralık 2010 Cuma

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Yusuf COŞKUN (Bingöl)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30’uncu Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz Dünya İnsan Hakları Günü münasebetiyle söz isteyen Sivas Milletvekili Sayın Malik Ecder Özdemir’e aittir.

Sayın milletvekilleri, gerçekten büyük bir uğultu var. Bu konuda biraz hassas olursak iyi olur.

Buyurun Sayın Özdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in, Dünya İnsan Hakları Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Devlet Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dünya İnsan Hakları Günü nedeniyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinize ve bana bu fırsatı sağlayan Sayın Başkana en içten teşekkürlerimi, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, 10 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin üzerinden tam altmış iki yıl geçmiş. Aradan geçen bu süre zarfında insan hakları ihlallerini engellemek, işkence ve kötü muameleyle mücadele etmek için uluslararası bir yığın sözleşmeler imzalanmış. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komiserliği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi çeşitli kurumlar oluşturulmuş. Biz de Türkiye olarak bu sözleşmelere taraf olmuşuz ve bu sözleşmelerin altını imzalamışız. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararını iç hukukumuzun üstünde saymışız. Hukuki düzenlemeler açısından başkaca ülkelerle kıyasladığımızda aslında çok geri bir noktada değiliz ama bunların uygulanması noktasına baktığımızda, bugün ülkemizin içinde bulunduğu tablonun hiç de iç açıcı olmadığını hep birlikte görüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, uluslararası ilişkilerin gereği ya da uyum sağlamak adına yasa çıkarmak önemli değil, önemli olan, çıkarılan yasaların herkese adil ve eşit bir biçimde uygulanmasını sağlamaktır. Bunun için de öncelikle ülkeyi yönetenlerin insan hak ve özgürlüklerine, demokrasiye ve hukuk devletine yürekten inanmaları gerekiyor. Bugün, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde aleyhinde en çok dava açılan ülkelerin başında ne yazık ki Türkiye geliyor. Âdeta ülkeyi yarı açık bir cezaevine çevirdiniz. Herkesin telefonunun dinlendiği, kimin, yarın neyle suçlanacağı belli olmayan bir Türkiye yarattınız. Giderek bir korku imparatorluğu oluşturdunuz. Sayın Başbakanın bir polis ordusuyla geziyor olmasını ilk önce bir saltanat göstergesi gibi kabul ediyordum ama şimdi bakıyorum ki yarattığınız bu korku imparatorluğunun esiri hâline Sayın Başbakan da gelmiş vaziyette. Teslim aldığınız bütün kurumları suskun hâle getirdiniz, üniversiteler de bunların içerisinde. Geçen hafta üniversitede yapılan toplantılarda, rektörler içeride Sayın Başbakanın önünde kıyama dururken üniversite dışındaki öğrencilerin coplanması, biber gazına maruz kalmaları konusunda rektörlerden tek laf çıkmadı.

Sayın Bakan buradaysa ısrarla bir kere daha söylüyorum: Özel yetkili mahkemelere yerleştirdiğiniz tarikat ve cemaat üyesi kimi hâkim ve savcıların hazırladığı ve sadece ve sadece gizli tanık ve isimsiz ihbar mektuplarına dayalı açılan iddianameleri, açılan davaları, hukuk devletiyle uyuşturmak, bağdaştırmak mümkün mü?

Değerli arkadaşlarım, bugün, 45’in üzerinde gazeteci ve 120 binin üzerinde insan ceza ve tutukevinde. Bunların yüzde 60’ından fazlası tutuklu sıfatıyla cezaevlerinde bulunuyor. Yasalarımız, sanığın yurt dışına kaçma ya da delilleri karartma ihtimali varsa ancak o zaman tutuklamanın bir son çare olduğunu söylemesine rağmen, bugün siz ne yapıyorsunuz? Sizi eleştiren, gözünüzün üzerinde kaşınız var diyen herkesi neredeyse bir kulp takıp doğruca Silivri toplama kampına gönderiyorsunuz. Bugün ülkenin namuslu gazetecileri, bilim adamları, sendikacıları, on sekiz-yirmi aydan bu tarafa neyle tutuklandıkları belli olmadan bu cezaevlerinde tutulmaya devam ediliyorlar.

Mustafa Balbay bir kitap yazmış, bana ve herhâlde bütün milletvekillerimize gönderdi: “Silivri Toplama Kampı Zulümhane” diye. Bu kitabı bütün milletvekili arkadaşlarımızın okumasını önemle rica ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, gelin bir empati yapalım: Şu içinde bulunduğumuz Genel Kurulun kapısını üstümüze kilitleseler -bırakın on sekiz ayı, on sekiz günü- “On sekiz saat bu Genel Kuruldan çıkmayacaksınız.” deseler kendinizi nasıl hissedersiniz? Televizyonlardan izlediğimiz öğrencilerin içerisinde kendi çocuklarınızın, kendi oğlunuzun ve kızınızın olduğunu düşünün, polisin öğrenciye karşı uyguladığı kötü muameleyi bir kere daha vicdanınızda çek edin diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Devamla) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, aradan altmış iki yıl geçmiş olmasına rağmen, insan hakları konusunda ülkemiz bugün -üzülerek söylüyorum- övünülecek bir noktada değil. Çok fazla söze gerek yok, Selçuklu Azamı Nizamülmülk’ün güzel bir sözü var, diyor ki: “Bir ülke belki küfür ile mamur olabilir ama zulüm ile asla.” Altmış iki yıl aradan sonra bugün ülkemizde hem küfür var hem zulüm var. Bu küfrün ve zulmün en kısa zamanda sona ereceği, gerçek anlamda demokrasiye ve insan haklarına kavuşacağımız günü umutla bekliyorum.

Polis karakollarında, cezaevlerinde özgürlüklerinden yoksun bırakılan tüm insanları saygıyla selamlıyor, yüce heyetinize en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdemir.

Gündem dışı ikinci söz yine aynı konuda söz isteyen Diyarbakır Milletvekili Sayın Akın Birdal’a aittir.

Buyurun Sayın Birdal.

2.- Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal’ın, Dünya İnsan Hakları Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Devlet Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

AKIN BİRDAL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Birleşmiş Milletlerce altmış iki yıl önce kabul edilen İnsan Hakları Bildirgesi’nin yıl dönümü nedeniyle Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, aslında öyle insan hakları günleri, evrensel kazanımların yıl dönümü kutlanır ama ne yazık ki ne dünyanın hâli açısından ne de Türkiye’de böyle bir İnsan Hakları Günü’nün sevincini ve kutlama heyecanını duyamıyoruz. Çünkü dünya ve Türkiye, insan hakları açısından yaralı. Ama şöyle bir fırsat sunuyor bu yıl dönümleri bize: Yüzleşme. Gerçekten, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 30 madde. 28 maddesi bu hak ve özgürlükleri kullanacak olanlara kişisel, siyasal haklar ve özgürlükler, ekonomik, toplumsal ve kültürel haklar ve özgürlükler, diğer 2 maddesi de bu hakları ve özgürlükleri kullanacaklara ve düzenleyeceklere getirilen yükümlülükler.

Şimdi, ne yazık ki ne dünya açısından ne de Türkiye açısından bu bildirgede öngörülen haklar ve özgürlükler yaşam bulamamıştır, tam tersine, soğuk savaş sonrası giderek daha da ağırlaşmaktadır. Örneğin, İsveç Barış Enstitüsü “SIPRI”nin araştırmalarına göre, raporlarına göre, soğuk savaş döneminde her yıl silahlanmaya ayrılan para 700-800 milyar dolarken, şimdi 1 trilyon 434 milyar dolara çıktı. Bu silahlanmanın insan hakları açısından getireceği sonuçları kestirmek zor değil. İşte, Orta Doğu’da insanlık trajedisi ve dramı yaşanıyor. Bir de tabii, 11 Eylül 2001 insan hakları açısından bir milattır. Gerçekten, NATO yeni bir konsept belirlemiştir; güvenlik gerekçesiyle hakların ve özgürlüklerin sınırlandırılması, kısıtlanması ve hak arama mücadelesini de terör bahanesiyle ortadan kaldırmaya kalkışmıştır.

Şimdi, ülkemizde ise insan hak ve özgürlüklerinin güvencesini oluşturacak anayasal ve yasal sistem, hâlâ -dün de konuştuk- 1980 askerî darbesinin getirdiği anayasal ve yasal sistem, insan hak ve özgürlüklerinin önündeki en büyük engeli oluşturmaktadır.

Değerli milletvekilleri, 2010 yılında insan hakları ve özgürlükleri açısından, demokratikleşme açısından en çok konuşulan konu Kürt sorunu olmuştur. Gerçekten, Kürt sorununun çözümsüzlüğünün sonuçları, gerek demokrasi gerek barış gerek hukukun üstünlüğü açısından gerekse “birinci kuşak” diye adlandırdığımız kişisel ve siyasal haklar ve özgürlükler gerekse “ikinci kuşak” diye adlandırılan ekonomik, toplumsal, sosyal ve kültürel haklar ve diğer, üçüncü sırada da kolektif ve dayanışma hakları ağır baskı altındadır ve gerçekten ağır sonuçlar doğurmaktadır.

Şimdi, örneğin, insan hakları alanında çok gelişemedik ama bir insan hakları bilinci oluştu çünkü örneğin, 1980 darbesi sonrası İnsan Hakları Derneğinin bugün 25’inci yılına, İnsan Hakları Vakfının da 20’nci yılına ulaştık ve yirmi beş yıldır biz bu İnsan Hakları Günü’nde bilincimizi yeniliyoruz, geliştiriyoruz. Gerçekten hakların ve özgürlüklerin kazanımı yolunda fazla yol alınamadı ama bir insan hakları bilinci oluştu. İnsan hakları kuruluşları her yıl bir tema belirliyorlar ve o tema üzerinde bugünden başlayarak bir haftayı İnsan Hakları Haftası etkinlikleri çerçevesinde anıyorlar, kutluyorlar ve ne olması gerektiğine dair önemli perspektifler sunuyorlar. Örneğin, bugün de: “Özel yargı yerine adil yargılanma”  başlığını belirlemişler ve arkadaşlarımız adil yargılanmadan ne anladıklarını ve gerçekten özel yargının getirdiği hukuksuzluğu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunmak istemişler. Arkadaşlarımız bir hafta önce Sayın Başkandan randevu istemişler çünkü bunlar hep yasal düzenleme ve elbette ki yasama yetkisi olan bu Parlamento bunu yapacak ve o nedenle arkadaşlarımız doğru adres kabul edip haklı olarak muhatap Türkiye Büyük Millet Meclisini biliyorlar ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına başvuruyorlar İnsan Hakları Günü’nde ziyaret edip sorunları iletmek üzere. Sayın Başkandan ne olumlu ne de olumsuz yanıt alınıyor.

Ayrıca bir de tabii bizim, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu var, acaba Sayın Başkanı ve üyeleri -arkadaşımızı tenzih ediyorum elbette, bunun ayırdında olan arkadaşlar var- farkındalar mı acaba bugün İnsan Hakları Günü olduğundan ya da böyle bir yüzleşme ve sorgulama fırsatının sunulduğundan haberdar mıdırlar? Şimdi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.

AKIN BİRDAL (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Arkadaşlar, baştan aşağı, a’dan z’ye kadar insan hakları açısından gerçekten büyük bir trajedi yaşanıyor. Bakın, şimdi, birkaç gündür öğrencilerin yarattığı insan hakları resmini -ki, bu Türkiye'nin gerçek resmidir-  konuşuyoruz.

Şimdi, iktidar, devlet, siz dinlemiyorsunuz, Kürtleri dinlemiyorsunuz, emekçileri dinlemiyorsunuz, kadınları dinlemiyorsunuz, Alevileri dinlemiyorsunuz, farklı olanları, öteki olanları dinlemiyorsunuz ve gençleri de dinlemiyorsunuz. En sonunda gençler çaresini buldu ve size dinlettiler. Nasıl? Yumurtayla. O nedenle, dinlememe konusundaki ısrarınızdan, bu otoriter yapınızdan geçin…

MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) – Bir gün o yumurtalar sizin kafanızda da patlar!

AKIN BİRDAL (Devamla) – O kafaları… Biz çok yedik ama insan hakları mücadelesi yürüyor ve bir gün size de lazım olacak bu insan hakları, bir gün size de gerekli olacak.

Gelin, öylesine bize… Örneğin yarın iktidardan düşün, hepinizin yakasına yapışılacak, hepinizin dosyası var, insan hakları konusunda ağır sabıkanız var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) 

AKIN BİRDAL (Devamla) - Gelin, o nedenle, korkudan ve yoksulluktan kurtulmuş, özgür, demokratik bir Türkiye’yi birlikte yaratalım. Yoksa yarın vakit çok geçmiş olur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Birdal.

Bu arada, bir bilgiyi sizinle paylaşmak isterim. Bugün için pek çok milletvekili arkadaşımız, Sayın Birdal’ın ve Sayın Özdemir’in konuştuğu konuda gündem dışı söz talebinde bulundu ama üç kişiye verebildiğim için, dolayısıyla o arkadaşlarımızı burada sayamam ama pek çok arkadaşımız istediği için o hakkı da teslim edeyim.

Şimdi Devlet Bakanımız Sayın Faruk Çelik Hükûmet adına cevap verecek.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 10 Aralık 2010 Dünya İnsan Hakları Günü. Bu vesileyle huzurlarınızdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyor, bugünün anlamıyla ilgili görüş ve düşüncelerini burada ifade eden değerli milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, hak ve özgürlükler uğruna, insan hakları uğruna verilen bireysel mücadelenin tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanların siyasal toplum öncesi doğal toplum ortamında bulundukları dönemde de bu mücadele hep var olmuştur. Bu mücadele “devlet” denen organizasyonun ortaya çıkmasından sonra da devam etmiştir, devam ediyor, devam edecektir. Doğal toplum ortamında insanlar birbirlerinin hak ve özgürlüklerini ihlal ederken, siyasal toplum ortamında da yönetenler, yönetilenlerin üzerinde baskı kurmuş ve tarihî süreç içerisinde keyfî uygulamalar yapmışlardır. İnsanın yaşam hakkı, mülkiyet hakkı, ifade hürriyeti, inanç hürriyeti gibi temel hak ve özgürlükler ihlal edilmiştir. Bundan dolayı, büyük ölçüde siyasal toplumda hak ve özgürlüklerin tarihi, devletlere karşı verilen mücadelenin tarihi olarak görülmektedir.

Bugün yaşanan tüm değişimlere ve insanlığın ulaştığı olgunluğa rağmen, insan hakları bağlamında ihlaller dünyanın dört bir yanında ne yazık ki devam etmektedir. İnsan hak ve hürriyetlerine yönelik tehdit ve tehlikeler tarihin hemen her döneminde büyük sosyal hareketlenmelerin, isyanların, ihtilallerin ve savaşların sebebi olmuştur. Hak ve özgürlüklerin korunması ve güvence altına alınması için verilen mücadeleler neticesinde ise sayısız özgürlük bildirileri yayınlanmıştır.

İslam dünyası açısından olaya baktığımız zaman, Hazreti Muhammed’in Veda Hutbesi’nin bu bağlamda temel metinlerden birini oluşturduğunu görüyoruz. Batı’da ise kralın yetkilerini sınırlandırmaya yönelik 1215 tarihli Magna Carta Sözleşmesi, 1628, 1679 ve 1689 İngiliz Haklar Bildirgesi, 1776 Amerika Birleşik Devletleri Virginia İnsan Hakları Bildirgesi, 1791 Fransa İnsan ve Yurttaş Hakları bildirgeleri yayınlanmıştır. Aslında bu metinler günümüz hukuk devleti, demokrasi ve insan hakları anlayışının temelini oluşturmuştur. Buna rağmen insan hakları alanında uluslararası iş birliği ne yazık ki ancak 20’nci yüzyılda iki dünya savaşının sonunda yaşanan trajedilerden sonra ancak uluslararası ilişkiler başlayabilmiştir. Hiç şüphesiz insan hakları alanında en önemli bildirge Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’dir. Söz konusu beyanname 10 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul ve ilan edilmiştir. Bu beyannamenin ardından yine Birleşmiş Milletlerin önderliğinde eğitim, ayrımcılık, kadın, çocuk, şiddet, işkence, sığınmacılar, din ve vicdan hürriyeti, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar, çevre ve benzeri konularda pek çok uluslararası hak ve özgürlükler beyannamesi kabul ve ilan edilmiştir. Bugün Avrupa Konseyi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Avrupa Birliği gibi oluşumların temeli bu bildirgelere dayanmaktadır. Ancak Batı’nın bu bildiri ve beyanname geçmişine rağmen bugün Batı’da ırkçılık, ayrımcılık, dışlama, şiddet, ötekileştirme, İslamofobi, göçmenlerin ve çingenelerin sınır dışı edilmesi gibi birçok hak ihlalinin yaşanması da oldukça düşündürücüdür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz açısından konuyu ele alacak olursak, bildiğiniz gibi Anayasa’mızın 2’nci maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin insan haklarına saygılı bir hukuk devleti olduğu ifade edilmektedir. Keşke altmış bir yıl önce, taraf olduğumuz, altına imza koyduğumuz İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne taraf olan bir ülke olarak tıpkı 1961 Anayasası’nda olduğu gibi “saygılı” ifadesi değil de “insan haklarına dayalı” ifadesinin -kelimesinin- kullanılmış olması ne kadar yerinde olurdu diye burada ifade etmek istiyorum.

Anayasa’mızın 5’inci maddesine bakınca, bireyin temel hak ve özgürlüklerinin korunması ve kullanılması konusunda devleti görevlendirmektedir. Anayasa’mızın gösterdiği bu hedefler doğrultusunda, Türkiye son sekiz yılda evrensel standartlara ulaşma yönünde önemli mesafeler katetmiştir. Düşünce ve ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, işkence ve kötü muamelenin önlenmesi, kişi özgürlüğü ve güvenliği, basın özgürlüğü, kadın-erkek eşitliği, yargının işleyişi, temel haklara ilişkin uluslararası sözleşmelerin statüsü, sivil-asker ilişkileri ve daha birçok konuda yapılan değişikliklerle insan hak ve özgürlüklerinin sınırları genişletilmiştir. Böylece insan hak ve özgürlükleri lüks olmaktan çıkıp günlük yaşamın bir parçası hâline gelmiştir.

Son dönemde, özellikle 2009 yılından beri reform süreci yeni bir ivme kazanmıştır. Anayasa değişikliklerinde yargı reformu stratejisi, insan hakları alanında bağımsız kurumsallaşma, din ve vicdan özgürlüğü, hoşgörü ve saygı ikliminin geliştirilmesi ve ayrımcılıklarla mücadele konularına özel bir önem ve öncelik verilmiştir.

12/9/2010 tarihinde yapılan halk oylamasıyla kabul edilen Anayasa değişiklikleriyle, kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi dezavantajlı gruplara pozitif ayrımcılık, kişisel verilerin korunması, yerleşme ve seyahat hürriyetinin genişletilmesi, çocuk hakları ve çocukların korunması, memurlara toplu sözleşme hakkı, bilgi edinme hakkının anayasal güvenceye kavuşturulması, ombudsmanlığın kurulması, YAŞ ve HSYK’nın meslekten çıkarma kararlarına yargı yolunun açılması, disiplin kararlarının tümüne yargı yolunun açılması, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı gibi reformların yanında…

AHMET ERSİN (İzmir) – Öğrencilerin dövülmesi!

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Kâğıt üzerinde bunlar, kâğıt üzerinde… Öğrencilere reva gördüğünüz muamele hangi haklara sığıyor?

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – …kurulacak olan ayrımcılığın önlenmesi ve eşitlik kurulu ile ülkemiz demokrasi ve insan hakları çıtasını önemli ölçüde yükseltmiş bulunmaktadır.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Yazılı haklar var tabii!

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Tabii, bu sürece, bu önemli sürece katkı sunan, katılan tüm arkadaşlar gibi, buna katılmayan, bu sürece, bu olumlu sürece katkı vermeyenleri de saygıyla burada biz anıyoruz çünkü netice itibarıyla bu dönem Parlamentosunun gerçekleştirdiği ve önümüzdeki süreçte hep birlikte anılacağımız bir dönem. Onun için, bence iftihar edilecek şeyler gerçekleşti. Bugün siyasi anlamda bunlar söylense de gelecekte sizler de iftihar edeceksiniz, bundan hiç şüphem yok.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Bakan, Türkiye'nin içinde bulunduğu tablo ortada.

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Şimdi, yüce Meclisimizin gündeminde olan uyum yasalarıyla birlikte bu reformlar tümüyle önümüzdeki kısa süre içerisinde hayata geçmiş olacaktır.

Değerli milletvekilleri, takdir edersiniz ki insan haklarının güvence altına alınması sadece yasal düzenlemelerle gerçekleşecek bir konu değildir. Bu yasaları uygulayacak olanların da öncelikle yasalara ve daha da önemlisi evrensel ilkelere intibakının da sağlanması gerekir. Bu konularla ilgili eğitim çalışmaları yoğun bir şekilde devam etmektedir. Bu eğitim programlarıyla birlikte önemli mesafeler alınmış, belirli bir zihniyet değişimi de -yönetim anlamında söylüyorum- yasalara paralel olarak değişmektedir.

Ancak, son zamanlarda tatsız olayların yaşandığını da -az önce ifade edildiği gibi- hepimiz gözlemliyoruz. Bazen özgürlükleri kullananlarla özgürlükleri korumakla görevli olanlar karşı karşıya gelebilmektedir. İşte, bu noktada hakları kullananlarla hakları koruyanların kendilerine çizilen sınırlara riayet etmeleri gerekir. Bu konuda milletvekillerinin, siyasi partilerin günübirlik, mevsimlik siyaset uğruna bu olayları değerlendirme hakkına sahip oldukları inancı içerisinde değilim.

Bakınız, yönetimlerin görevi özgürlük alanını genişletmekdir.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Hangi özgürlük? Lütfen ya…

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Var olduğu ölçüde, olması gerektiği ölçüde özgürlük alanlarını genişletmek yönetimlerin görevidir.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Polisin coplama özgürlüğü mü? Neyi kastediyorsunuz?

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Güvenlik güçlerinin görevi, kamu düzenini korumanın yanında bu özgürlük alanını da koruma görevleri vardır fakat şunu…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Bakan, biber gazının özgürlükle ne alakası var? Tüplerle biber gazı insanların üstüne boca ediliyor! Hangi özgürlükten bahsediyorsunuz? Yapmayın.

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bakınız, şunu unutmayalım: Kamu düzenini sağlamaya, sağlamakla görevlilere biz bir ölçü tavsiye ederken özgürlük adına yola çıkan, caddeye çıkan ve eylemde bulunanlara da ölçüsüz olabilirsiniz gibi bir yaklaşım kesinlikle doğru değildir.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Hangi ölçüsüz ilişki?

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Demokratik düzende özgürlükler kullanılırken…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Pankart asmak, “Eğitim hakkı istiyoruz.” demek ölçüsüzlük mü Sayın Bakan?

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – …tepki anlamında da koruma anlamında da özgürlüklerin daraltılmaması esas olmalıdır. Bunu özellikle belirtmek istiyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Bakan, inanç özgürlüğü mü?

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bütün bunlarla birlikte tarihî derinliği olan ve kronikleşen toplumsal sorun alanlarına da el attığımızı burada belirtmek istiyorum.

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri rica ediyorum, lütfen…

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bu İktidar cesaretle bu konuları ele aldı.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Hangi cesaret?

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Yani burada ifade ediyorsunuz: Güneydoğu terör sorunu, Kürt sorunu, Alevilik sorunu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Bakan, o kelimeyi ağzına alma! O kelimeyi ağzına alma!

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen…

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bunlar hiçbir iktidarın bugüne kadar ele almayı değil gündemine bile almaya cesaret edemediği konulardır.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Alevilik konusunu ağzına almasın!

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bu İktidar, AK PARTİ İktidarı cesaretle bu konuları ele aldık, taşın altına biz gövdemizi koyduk. Samimiyetle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bunu da en iyi sizler biliyorsunuz ama bu kadar hassas konuların, bu kadar kronik sorunların, yıllarca ötelenmiş sorunların çözümü konusunda bu iyi niyet girişimleri ve bu çabalarını desteklemeniz gerekirken ülkenin geleceği açısından, çocuklarınızın geleceği açısından, gelecek nesiller açısından desteklemeniz gerekirken en önemli konuda bile muhalefeti ve günübirlik siyaseti öne çıkarmak doğrusu…

KAMER GENÇ (Tunceli) –  Dokuz senedir iktidardasın…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sorunların çoğunu siz yarattınız, devri iktidarınız yarattı Sayın Bakan. Sizden önce on iki ay, on sekiz ay tutukluluk var mıydı?

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – ...gelecekte aynaya baktığımız zaman hepimizin birbirimize söyleyeceği çok şeyler olacaktır. Onun için günü geçiştirme değil, geleceğini sağlıklı kılma konusunda çabalarımıza, çalışmalarımıza, her şeye rağmen desteğinizi beklediğimizi ifade ediyorum.

Bu sorunlu alanların temel hak ve özgürlükler çerçevesinde çözüme kavuşturulması noktasında da önemli mesafeleri kat ettik. Daha demokratik, daha özgür bir Türkiye için söylenmesi gereken ne varsa söylemeye devam edeceğiz…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sadece söylüyorsunuz yani!

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – …daha özgür ve daha demokrat bir Türkiye için atılması gereken ne gibi adımlar varsa bunları atmaya devam edeceğiz, yapılması gereken ne varsa bunları yapacağımızı ifade ediyorum.

Burada değerli konuşmacılar bazı konulara temas ettiler. Enteresan, bir hukukçu arkadaşım, burada tutuklularla ilgili, tutuklanan insanların siyasi bir iradeyle bağlantılı hâle getirilmesinin birisi tarafından yapılmasına anlam veririz de bir hukukçu tarafından yapılmasını doğrusu anlamakta zorlanıyoruz.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Özel yetkili mahkemeler siyasi iradenin kararıyla tutuklama yapıyorlar.

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Tutukluları siyasi iradeyle, siyasi iktidarla nasıl bir araya getiriyorsunuz! Bu ifadenizin hâkim ve savcılar için nasıl bir hezeyan, nasıl bir anlam ifade ettiğini de lütfen düşünmenizi istiyorum bir hukukçu olarak.

Diğer bir konu…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Bakan, şu kitabı okumanızı rica ediyorum. Bir gazeteci yazdı.

BAŞKAN – Sayın Özdemir, lütfen…

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Dinlemiyorsunuz. Biz toplumun tüm kesimlerini dinliyoruz, toplumun tüm kesimleriyle bir araya geliyoruz, sorunların çözümünde de diyaloğu esas almış bir iktidarız. Dinlemiyorsunuz. Dolayısıyla, dinlemeyince de gençlerin yumurta atmasını meşrulaştırmaya dönük, yani bu tepkileri meşrulaştırmaya dönük bir ifadenin de kürsüden kullanılmasının bu Meclisin mehabetine yakışmadığı inancı içerisindeyim.

Yani şunu bilelim: Yumurtadan özgürlük çıkmaz, yumurtadan iktidar da çıkmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Yumurtayla iktidar birazcık aklanır belki!

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – İktidardan çıkmanın yolu, canla başla, milletle bütünleşerek çalışmadan geçtiği inancı içerisindeyim. Yani yumurtadan çıkacak olan bahsettiğiniz konu ise himmete muhtaçtır, desteğe muhtaçtır.

Bu anlamlı günün, Türkiye…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Bakan, siz polemik yapmayın, sorularımıza cevap verin lütfen!

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Cevabını gayet net ve açık olarak veriyorum.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Özel yetkili mahkemelerin durumunu içinize sindiriyor musunuz?

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Türkiye, son sekiz yılda insan hakları bağlamında, demokrasi bağlamında gerçekten her türlü engellemelere rağmen, maksimum düzeyde üzerine düşen sorumluluğu AK PARTİ İktidarı gerçekleştirmiştir diyorum, tekrar bugün ve önümüzdeki sürecin insan haklarına dayalı bir süreç olması temennisiyle hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Hâkimleri korumak için kanun çıkarıyorsunuz, hâkimleri.

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Afşin-Elbistan Termik Santrali İşletmesinin sorunları ve çözüm önerileri hakkında söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mehmet Akif Paksoy’a aittir.

Buyurun Sayın Paksoy. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, Afşin-Elbistan Termik Santrali İş-letmesinin sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin gündem dışı konuşması ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı

MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Afşin-Elbistan Termik Santrali İşletmesinin sorunları ve çözüm önerilerimiz hakkında gündem dışı söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülke yönetimlerini üstlenenler enerjiyi kesintisiz, güvenli, temiz ve ucuz yollardan bulmak ve bu kaynakları da mutlaka çeşitlendirmek durumundadırlar.

Ülkemizde 9,3 milyar ton linyit rezervi bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu rezervin yaklaşık yarıya yakını Afşin Elbistan Havzası’nda bulunmaktadır. Afşin-Elbistan Termik Santralinin hâlen A ve B üniteleri 2.818 megavat enerji üretmektedir. A ve B santralleri dışında yeni kurulacak ünitelerin kömür ihtiyacını karşılayacak miktarda kömür rezervi vardır. Bu rakamlar Türkiye'nin toplam enerji üretiminin yüzde 15’ine tekabül etmektedir.

Bu ölçekteki bir yatırımın elbette çeşitli sorunları vardır. Başta çevreyle ilgili olmak üzere istihdam, kamulaştırma, yönetim aşamalarında birçok sıkıntı yaşanmaktadır.

Özellikle çevre konusunda, Afşin-Elbistan Termik Santralinin standartlara uygun üretim yapması bir türlü sağlanamamış, bu durum bölgede yaşayan insanların kanser hastalığı başta olmak üzere birçok yönden zarar görmesine sebep olmuştur. Geçenlerde Kahramanmaraş’ta bir grup çevreci Özel İdare İş Merkezi önünde A termik santralinin çevreye verdiği zararları protesto etti. Bölge halkı bu konuda çok muzdarip. Kanser hastalığının hızla artması santralin gerekli filtrasyon işlemleri yapmadan havaya verdiği dumana bağlanmaktadır. Santral çevresinde arazileri olan çiftçilerimiz ürünlerinin zarar gördüğünü ifade etmektedir. Bu durum resmî raporlarla da teyit edilmiştir. Yirmi altı  yıldır çalışan bir santralin verdiği zararlara bir çözüm bulunamamasını vatandaşımıza nasıl izah edeceksiniz?

Özet olarak bu kadar yatırım yapılmasına rağmen bölge halkı mutlu değildir. Biz bölgedeki sorunların çözümüne büyük katkı yapacağı düşüncesiyle bu ölçekteki bir yatırımın EÜAŞ’a bağlı bir işletme müdürlüğü yerine genel müdürlük olarak yapılandırılmasını öneriyoruz. Hâlen genel müdürlük olarak faaliyet gösteren diğer termik santraller ile Afşin-Elbistan Termik Santrali kıyaslandığında elektrik üretimi, istihdam ve rezerv yönlerinden Afşin-Elbistan Termik Santralinin üretimde bulunan iki ünitesiyle açık ara önde olduğu görülmektedir. Söz konusu tesisler özelleştirme programına alınmamalıdır. Genel müdürlük kurulduğunda her türlü problem yerinde çözülecek, zaman kaybı olmayacaktır.

Bir örnek vermek gerekirse, santralleri Afşin’e bağlayan yol kömür sahasında kaldığı için, santralleri Afşin’e bağlayan yol hâlihazır 29 kilometredir. Ancak, Afşinlilerin 16 kilometrelik yeni yol teklifleri hâlen neticelendirilememiştir.

İstihdam sorunu bölgenin en büyük problemidir. Bu konuda, istihdamla ilgili EÜAŞ raporu doğrultusunda, EÜAŞ’ın sahip olduğu Afşin-Elbistan kömür sahasında kuracağı iş yerlerinde çalıştıracağı vasıflı ve vasıfsız iş gücünü Türkiye İş Kurumundan talep ederken tamamının bu sahadaki kamulaştırma mağdurlarından gönderilmesini isteyebilir şeklinde bir kararın Bakanlar Kurulu kararı olarak sınav yönetmeliğine mutlaka eklenmesi gerekir. Bu uygulamanın örneği daha önce de Zonguldak için yapılmıştır ve hâlen de uygulanmaktadır. Bu şekilde bir çözüm bölge halkını çok memnun edecektir.

Ayrıca, 143 kişilik kadro verildiği ve ocak ayında alım yapılacağı söylenmektedir. Ancak verilecek bu kadro en az 500 olmalıdır. Sayın Bakanımdan bu konuda anlayış bekliyorum.

Kıymetli arkadaşlar, bir kısım unsurların ikamesi zordur. Güvenliğin, gıdanın, enerjinin ikamesini bu kapsamda değerlendirebiliriz. Ülkemizin enerjide büyük ölçüde dışa bağımlı olduğunu düşündüğümüzde, yerli kaynakların etkin ve maksimum düzeyde kullanılması ülke ekonomisi açısından büyük önem arz etmektedir.

Sayın milletvekilleri, ülkemizin enerjisinin yüzde 15’ini karşılayacak büyük bir projenin bugüne kadar bir master planı yapılmamıştır. Bir master plan yapıldığı takdirde, bölge halkının, istihdam başta olmak üzere, diğer sorun ve talepleri de analiz edilerek karşılanabilecektir. Dolayısıyla nasıl bir iskân  yapılacak, nasıl bir tarım politikası izlenecek, nasıl bir eğitim politikası, nasıl bir nüfus, nasıl bir sağlık politikası uygulanacağı tespit edilebilecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

MEHMET AKİF PAKSOY (Devamla) – Önerdiğimiz gibi Hükûmet, Afşin-Elbistan Termik Santralini işletme müdürlüğü seviyesinden bir genel müdürlüğe dönüştürdüğü takdirde, zikredilen sorunlar, bütünlükçü bir bakış açısıyla daha kolay ve daha ekonomik bir şekilde çözülecektir. Biz bu konuda gerekli teklifimizi Türkiye Büyük Millet Meclisine sunacağız.

Hükûmet, Kahramanmaraş’tan aldığı siyasi desteği Kahramanmaraş’ın hak ettiği hizmet olarak vermelidir. Kahramanmaraş, özellikle ilçeleri, ihmal edilmişlikten çok muzdariptir. İlçelerimiz, hizmet alamamaktan dolayı, Kahramanmaraş’tan ayrılarak daha iyi hizmet alan komşu illere bağlanmayı konuşmaktadır. Geçenlerde Andırın ilçemiz, bu konuda talebini Sayın Cumhurbaşkanına arz etmiştir: “Elbistan Kahramanmaraş yerine Malatya’ya bağlı olsa hak ettiğimiz hizmetleri daha iyi alacağız.” demektedirler. Bu sebeple bölge halkını rahatlatmamız gerekmektedir.

Bu düşüncelerle Afşin-Elbistan Termik Santralinin genel müdürlük seviyesinde yapılandırılmasının önemli ve hayırlı hizmetlere vesile olacağına olan inancımı ifade ederek hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Paksoy.

60’ıncı maddeye göre pek kısa söz talepleri vardır. Onları yerine getirdikten sonra Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Taner Yıldız’a da söz vereceğim Hükûmet adına.

Sayın Türkmenoğlu…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Konya Milletvekili Ayşe Türkmenoğlu’nun, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün 62’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

AYŞE TÜRKMENOĞLU (Konya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bugün İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün 62’nci yıl dönümüne, 12 Eylül 2010 referandumuyla daha demokratik, daha eşitlikçi ve hukuk ilkesine daha uygun bir Anayasa’yla girmenin memnuniyeti içerisindeyiz. İnsanı merkeze koyan bir anlayışla yöneten AK PARTİ İktidarı döneminde kabul edilen onlarca kanun, kanun değişikliği, uluslararası sözleşme ve yürütülen insan hakları eğitimi çalışmalarıyla yoğun bir şekilde sürdürülen demokratikleşme ve insan haklarını koruma mücadelesinde çok önemli bir mesafe katedilmiştir.

Bu vesileyle 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nü kutluyor, Türkiye'nin en kısa sürede halkımızın ortak iradesine göre şekillenmiş demokratik ve sivil yeni bir Anayasa’ya kavuşmasını ve insan haklarına göre şekillenmiş bir toplumsal düzeninin gerçekleşmesini temenni ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Güvel…

2.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, bireylerin düşüncelerini özgürce ifade etmelerine ve serbestçe toplantı yapmalarına ilişkin açıklaması

HULUSİ GÜVEL (Adana) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Değerli arkadaşlar, bireylerin düşüncelerini özgürce ifade etmeleri, serbestçe toplantı yapmaları insan haklarının temel unsurlarından bir tanesidir. Bu hakkı kullanmak isteyen işçilere, öğrencilere polisçe yapılanlar ortadadır. İnsanlar toplanma ve örgütlenme özgürlüklerini kullandıkları için hedef gösterilmekte, her türlü şiddete maruz bırakılmaktadırlar. Bu kabul edilebilir bir durum değildir.

Öte yandan, ülkemizde basın üzerinde, sendikalar üzerinde her türlü muhalif sesi sindirmek için iktidar eliyle baskı uygulanmaktadır, insanlar siyasal görüşleri veya inançları yüzünden baskı görmektedirler. Bunların yaşandığı keyfî tutuklanmaların, mahkûmiyete dönen tutukluluk sürelerinin olduğu bir ülkede insan haklarından söz etmek mümkün değildir.

Dünya İnsan Hakları Günü’nü kutluyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Ekici…

3.- Gaziantep Milletvekili Akif Ekici’nin, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün 62’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde yer alan temel hak ve özgürlüklerin bu kadar çiğnendiği başka bir dönem olmamıştır. Temel hak ve özgürlükler konusunda evrensel bir referans belgesi olan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün bugün 62’nci yıl dönümü. Bu referans belgesinde herkesin düşünce ve anlatım özgürlüğü olduğundan, hiç kimsenin keyfî olarak gözaltına alınamayacağından, tutuklanamayacağından, kimsenin özel yaşamına, haberleşmesine keyfî olarak karışılamayacağından bahsedilir. Ancak son öğrenci olaylarında da şahit olduğumuz gibi, iktidarı eleştiren düşünceler coplanmakta, biber gazıyla etkisiz hâle getirilmeye çalışılmaktadır. Genç kızlarımız yerlerde sürüklenmektedir. Hepimizin vicdanlarını yaralayan bir şekilde, muhalif sesler, keyfî uygulamalarla cezaevlerine doldurulmaktadır. Yine AKP iktidarları döneminde, baktığımız zaman, özel hayata müdahalenin, illegal dinlemelerin tavan yaptığı bir süreç yaşanmaktadır. AKP devri iktidarında temel insan hakları hiçe sayılmaktadır. İleri demokrasi masallarıyla AKP faşizmi bu ülkeye yerleştirilmek istenmektedir.

Şunun da bilinmesi gerekir: CHP iktidarında, Türkiye, özgürlükler, eşitlikler ve insan hakları konusunda tüm dünyaya örnek ülkeler arasına girecektir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak…

4.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Aydın ilinde aşırı yağış nedeniyle meydana gelen afete ilişkin açıklaması

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabulünün yıl dönümü ama bir üzüntümüzü dile getirmek istiyorum. Sabah, Aydın ilinin Koçarlı, Yeniköy, Bıyıklı ve Bağarası ilçe ve beldelerinin oluşturduğu hatta, Menderes Vadisi’nde bir yağmur başlamış ve bu yağmur afata dönüşmüştür ve 1 vatandaşımız can kaybına uğramıştır. Hâlen de bu beldelerimizin belediyelerinin dışındaki köylerde de aynı afat olmuş, Koçarlı’mızın Güdüşlü köyünde bazı araçlar -biz “çay” deriz- dere yatağına yuvarlanmış ve hâlen daha çıkarma çalışmaları devam etmekte. Oradan artık hayatını kaybetmiş vatandaşımız çıkar mı? İnşallah çıkmaz, merakla bekleniyor. Kayıplar var. Ve aynı zamanda bu Bağarası, âdeta ilçe büyüklüğünde bir beldedir, insan boyunda suların aktığı bir safhaya sürüklenmiş.

Dolayısıyla, buradaki sayın bakanlarımızdan ben rica ediyorum, hemen afat bölgesi ilan edilerek oradaki yaraların sarılmasını, vatandaşımızın dertlerine çözüm bulunmasını, çiftçimizin, vatandaşımızın uğradığı kayıpların telafisini rica ediyorum.

Saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Vural…

5.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün 62’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nü kutluyoruz. Gerçekten insanların sahip olduğu hak ve özgürlüklerin insan onuruna yakışır bir şekilde kullanılması, altmış iki yıl önce İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’yle güvence altına alınmıştır. Ancak şunu hatırlatmalıyım ki aslında “insan hakları” kavramı bundan tam bin üç yüz yetmiş sekiz yıl önce Peygamber Efendimizin Veda Hutbesi’nde en anlamlı şekilde dile getirilmiştir. Dolayısıyla, bu konuda ecdadımızın ve medeniyet anlayışımızın kökleri sağlamdır. Dolayısıyla, Peygamberimiz, insanlar arasında insan olma bakımından herhangi bir fark görmeyen, onları eşit hak ve vazifelere, kıymet ve  değerlere sahip varlıklar olarak kabul eden bir anlayışı tüm dünyaya deklare etmiştir. Biz de bu deklarasyon doğrultusunda, kurduğumuz devletlerde bu insan haklarına hep riayet etmiş şerefli bir medeniyetin temsilcileri olarak bu 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nü kutluyoruz. Medeniyetimizin köklerini unutmayalım. Biz yüksek bir medeniyetin evlatları olarak elbette bu medeniyet referanslarımıza da yer vermemiz gerektiğini düşünüyorum.

Teşekkür ederim söz verdiğiniz için.

BAŞKAN - Sayın Üçer…

6.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, ülkemizde 121 bin kişinin cezaevlerinde çok kötü koşullarda yaşam sürdürdüklerine ilişkin açıklaması

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Geldiğimiz zaman içerisinde 121 bin kişinin cezaevlerinde çok kötü koşullarda yaşam sürdürdüğü ve bunların yarısına yakınının hiçbir cezai hükmü olmadığı hâlde tutuklu olarak bulunan mahkûmlar olduğunu belirtmek istiyorum.

2002 AKP Hükûmetinin başlangıç noktasından bugüne kadar 59 binden 121 bine çıkmış bu mahkûm sayısı. Bu mahkûmlar kimlerdi? Çocuklardı, öğrencilerdi, gençlerdi, kadınlardı, siyasetçilerdi, sendikacılardı. Bunların bu kadar yoğunluklu bir şekilde tutuklandığı bir dönemde yüzleri kızarmadan birileri insan haklarından bahsedebiliyorsa biz bu söylemlerde bulunanları halkın vicdanına havale ediyoruz.

Ülkemizde insanlık onuruna yaraşır bir yaşamın olması dileğiyle, çocukların katledilmediği, gençlerin tartaklanmadığı, öğrencilerin dışlanmadığı, ötekileştirilmediği, darp edilmediği, eğitimcilerin mağdur edilmediği, siyasetçilerin özgür düşünceden dolayı yargılanmadığı ve bizzat bu AKP Hükûmeti tarafından çıkarılmış gizli tanık yasasıyla birilerinin hafiye çalışmaları şeklinde yapılan siyasi çalışmalar sonucu bağımsız olmayan yargı güçlerince alıkonulmadığı bir yaşam dileğinde bulunuyoruz ama maalesef bu Hükûmetten herhangi bir beklentimiz kalmamış. Umuyorum ki ülkemizde insanlık onuruna yaraşır ve insan haklarıyla donatılmış demokratik bir yaşam tesis edilir.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Sözen.

7.- İstanbul Milletvekili Edibe Sözen’in, insan haklarına ilişkin açıklaması

EDİBE SÖZEN (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İnsan hakları, kaynağı ne olursa olsun demokrasi pratiklerinin ancak olduğu yerde vardır, yani demokrasi olmadan insan haklarından söz etmek mümkün değil ve insan haklarının öznesi sadece insandır ve bu haklar insanlara sadece insan oldukları için verilen haklardır. Hakların etnikleştirilmesi, hakların belli bir kesime mal edilmesi insan haklarının ruhuna aykırıdır. Bugün dünya üzerindeki hemen her ülke sicilini insan hakları üzerinden yürütmektedir ve hemen her ülke insan hakları ihlallerine meydan vermemek durumundadır.

Bizim gündeme getirdiğimiz “şeffaflık” ilkesi gereği bugün 81 ilimizde il insan hakları kurulları, 892 ilçemizde ilçe insan hakları kurulları oluşturulmuş ve insan hakları ihlalleri kamuoyuna altı ayda bir açıklanmaya başlanmıştır. Bunun yanında Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı ve İnsan Hakları Kurulu da insan haklarını geliştirme ve uygulama görevini yürütmektedir ve bu kurumlara yapılan başvuruların sayısı özellikle şeffaflık ilkesi gereği önemli ölçüde artmıştır. Meclis İnsan Hakları Komisyonumuzun da incelemeleri ve alt komisyon çalışmaları vardır. İşkence, mahkûmlara kötü muamele, düşünce, ifade ve vicdan özgürlüğü, çocuk hakları, ekonomik ve sosyal haklar konusunda Avrupa Birliği müktesebatıyla uyumlu bir şekilde çalışmaktadır. Elbette ki eksiklikler vardır, elbette ki bazı alanlarda ihlaller ortaya çıkmaktadır ama çabamız…

BAŞKAN – Sayın Ünsal…

8.- Amasya Milletvekili Hüseyin Ünsal’ın, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığındaki personele baskı yapıldığına ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Enerji Bakanımıza aracılığınızla bir soru sormak istiyorum. Sayın Bakan, Strateji Geliştirme Daire Başkanlığındaki personele Daire Başkanının baskı yaptığı yönünde yoğun şikâyetler vardır. Ayrıca, buradaki personele yasa ve yönetmeliklere aykırı olarak ceza uygulanmakta ve sicilleri özel olarak bozulmaya çalışılmaktadır.

Yine, ayrıca, bu Daire, Ankara içindeki lüks otellerde ve Antalya’daki lüks otellerde “performans çalışması değerlendirmesi” adı altında hem Bakanlığın hem de devletin parasını çarçur etmektedir çünkü Bakanlığınızın uhdesinde hem binanızda ve diğer kuruluşlarınızda bu çalışmaların yapılacağı çok salonlar olmasına rağmen, bu paralar maalesef heba olmaktadır. Bu konudaki düşüncelerinizi almak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Asil…

9.- Eskişehir Milletvekili Beytullah Asil’in, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün 62’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi -kabulünün yıl dönümü olan bugün- yükseköğretimin, liyakatlerine göre herkese tam eşitlikte açık olmasını ve her şahsın şahsiyetinin serbestçe gelişmesi için zaruri olan ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının her devletin teşkilatı ve kaynaklarıyla mütenasip olarak gerçekleşmesini öngörmektedir.

Yine Anayasa’mıza göre “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz ve devlet, maddî imkânlarından yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar.” demektedir.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin ve Anayasa’nın bu düzenlemelerinden yükseköğrenim yönünden çıkan sonuçlar, yükseköğretimin liyakat dışında hiçbir ölçüt konulmaksızın herkese tam eşitlikte açık olması ve sosyal eğitimin güvencesinin devlet kaynakları oranında herkese tanınmasıdır.

Maalesef, bugün, ekonomik imkânsızlıklar nedeniyle binlerce öğrenci üniversitede yükseköğrenimlerini tamamlayamamakta veya üniversiteye girememektedirler.

Bugün gereği, bu İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin bu maddesini de yetkililere hatırlatıyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Bulut…

10.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Çin Özerk Uygur Bölgesi’nde yaşayan Türklerin işkence gördüklerine ilişkin açıklaması

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Efendim, Çin Özerk Uygur Bölgesi’nde milyonlarca Türk Çin zulmü altında işkence görmekte, okuma, çalışma hakları ellerinden alınmakta, Türk kızlarına tecavüz edilerek işkence yapılmakta, bu işkenceler dünya kamuoyuna mal olduğu hâlde insanlık susmaktadır.

Azerbaycan’ın Karabağ bölgesini işgal eden Ermenilerin Karabağ’da yaptıkları zulümden sonra oradan sürgün edilen milyonu aşkın insan bu önümüzdeki kış kıyamet döneminde tren vagonlarında yıllardan beri yaşamaya mecbur ve mahkûm edilmiştir. Bu bir insanlık ayıbıdır. İnsanlığı bu noktalarda dikkate ve duyarlılığa davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Taner Yıldız.

Buyurun Sayın Yıldız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, Afşin-Elbistan Termik Santrali İş-letmesinin sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin gündem dışı konuşması ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (Devam)

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Sayın Akif Paksoy’un gündem dışı konuşmalarını değerlendirmek üzere Hükûmetimiz adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle Afşin-Elbistan Termik Santralimizin bulunduğu Kahramanmaraş ili Türkiye'nin içerisinde hem üretimiyle hem de linyit rezervleri itibarıyla baktığımızda çok ciddi bir öneme sahiptir. Türkiye’deki şu ana kadar tespit edilmiş rezervler itibarıyla baktığımızda 11,5 milyar tonun yüzde 42’lik bölümü, tespit edilen rakamlar itibarıyla Kahramanmaraş sınırları içerisinde bulunmaktadır. Bu açıdan, yerli kömür açısından, yerli üretim açısından bizim için son derece değerlidir.

Tabii, orada bulunan santrallerimiz var. Bu santralleri biraz sonra detaylarına da girerek aktarmak istiyorum. Hem HES’lerle alakalı, yenilenebilir enerji kaynaklarıyla alakalı hem de kömür santralleriyle alakalı ciddi bir rezerv vardır. Yalnızca kamunun Menzelet HES dediğimiz 124 megavatlık santrali var, Sır HES dediğimiz 283 megavatlık santrali var, Ceyhan HES dediğimiz, Kısık HES dediğimiz yine hidroelektrik santralleri var. Aynı zamanda Afşin-Elbistan A ve Afşin-Elbistan B santrallerimiz mevcut. Bu santrallerin kapasiteleri 1.355 megavat ve 1.440 megavat.

Afşin-Elbistan Havzası’na, tamamen bu havzaya bir bütün olarak baktığımızda normalde burada 7 ila 8 bin megavatlar civarında santral kurulabilmesini temin edecek ve bunu güçlendirecek bir rezerv var. Peki, bunun hepsini yapmak lazım mı? Evet, hepsini yapmak lazım ancak çevre şartlarına uymak kaydıyla.

Ben Sayın Milletvekilimizin gösterdiği hassasiyete teşekkür ediyorum. Çünkü orada Afşin-Elbistan A’nın rehabilitasyondan önceki -ki şu anda bununla alakalı çalışmaları da aktaracağım- bir kısım çevre değerlerine, spektlerine mahkeme kararıyla uymadığını gördük. İster kamunun santrali olsun isterse özel sektörün biz bunu net olarak ortaya koymamız lazım. Bölgedeki çiftçilerimiz, vatandaşlarımız açtıkları dava sonucunda yaklaşık 21 milyon TL civarında -bütün hepsi itibarıyla söylüyorum- davayı kazanmışlardır ve bunu da kamu ödemek durumundadır.

Biz, çevre şartlarına uygun olarak bunları yapmak zorundayız. Her ne kadar dünyada bu şartlara uyulmadan çok fazla kömür santralleri yapılmış olsa da biz, çevreyle uyumlu, yeşille uyumlu ama bir yandan da arz güvenliğini yerli kaynaklarımızla beraber tedarik edeceğimiz bir yapıya kavuşmamız lazım.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından yalnızca Kahramanmaraş ili sınırları içerisinde 61 tane lisans verilmiştir ve bunun 17 tanesi işletmededir.

2010 yılı Ekim ayı itibarıyla kesinleşmiş rakamlar itibarıyla hem tüketimi hem de üretimi açısından baktığımızda aslında yüzde 60’lar civarında üretimin tüketimi karşılama oranı mevcuttur. Yani Kahramanmaraş, tükettiğinden çok daha fazlasını üreten ve enterkonnekte sisteme bu vesileyle enerji veren önemli bir rezerv ilimizdir enerji açısından baktığımızda.

Aylık tüketim itibarıyla baktığımızda brüt olarak 863 milyon kilovatsaat civarında üretimi ve 347 milyon kilovatsaat civarında da tüketimi vardır. Toplam Türkiye içerisindeki oranına tüketim itibarıyla baktığımızda yüzde 2’ler civarında bir rakama karşılık gelmektedir Kahramanmaraş civarında tüketilen enerji.

Aynı zamanda, üretilen enerji açısından baktığımızda, tabii ki biraz önce bahsettiğim gibi, yalnızca kamunun santralleri açısından baktığımızda bile yüzde 6,5-7’ler civarında. Özel sektörle beraber de baktığımızda 205-206 milyar kilovatsaat civarında toplam. Türkiye’deki üretimi düşünürsek Kahramanmaraş ilinin üretime koyduğu katkı son derece değerlidir.

Sayın Milletvekilimizin bahsettiği bir konu da şu: Biz Afşin-Elbistan A’daki arızalarla alakalı, özellikle titreşime dayalı arızaların giderilmesine dönük ihalelerimizi yaptık. Adını da söylemek durumundayım, çünkü aynı şekilde bu santralin yapımı sırasında da o firma yer almıştı. O firmanın yine çıkarttığı durum tespit raporları neticelendi. Bununla alakalı ihaleye çıkıldı. İhale de neticelendirilmek üzere ve mutlaka orada yine normal 7-8 milyar kilovatsaat civarındaki tüketim miktarlarına ulaşacağız. Siz de bahsettiniz, yaklaşık yirmi altı-yirmi yedi yıllık bir santralin tabii ki üzerinde titizlikle de durmamız lazım.

Enterkonnekte sisteminin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi açısından Maraş bir genel bir müdürlük olabilir mi, üretim açısından bir genel müdürlük olabilir mi? Tabii ki Maraş’ın, aldığı yatırımlar itibarıyla yüzde 1,5-2’lik payının, tüketim itibarıyla baktığımızda yine yüzde 2’lik payının bir genel müdürlük kurulmasını gerektirecek gerekçeleri tamamen kapsadığını görmüyoruz ama bu, işletmelerin hassasiyetle takip edilmesine mâni bir hâl değil. Özellikle TEİAŞ’la alakalı, özellikle EÜAŞ’la alakalı tekrar bunu gündeme getirdiğimizde, buraya artı bir genel müdürlük, ayrı bir genel müdürlük kurmanın fazladan olacağı, işletme açısından farklı bir verimlilik doğuracağı kanaatine sahip olduk.

Tabii ki termik santrallerin, özellikle kömür açısından baktığımızda, özellikle düşük kalorili kömürler açısından baktığımızda çevreye tesirlerini biliyoruz. Bu tesirlerin bir kısmı olumsuz tesirler ama artık teknolojinin gelişmesiyle beraber de bunların her birinin önleminin alınma imkânı var. Biz de bu önlemleri alıyoruz.

Şu ana kadar yalnızca Afşin-Elbistan A’yla alakalı yaptığımız yatırımları isterseniz kısaca söyleyeyim:

Birinci ünitede herhangi bir sıkıntı yok ve burada üretim devam etmektedir.

İkinci ünitede pazartesi günü itibarıyla kısa sürede verdiğimiz bu kesintiden dolayı tekrar pazartesi günü üretime başlanacaktır.

Problem olan üç ve dördüncü ünitedir. Üçüncü ünitede yine Asltom firmasıyla beraber, oradaki jeneratörün yıldız noktasında meydana gelen bir kayma sonucunda bir arıza oluştu.

Dördüncü ünitede de yine vibrasyon sebebiyle ünite devre dışı edildi.

Bunların da toplam altı yedi ay içerisinde her birinin işletmeye geçeceğini rahatlıkla söyleyebilirim.

Diğer bir konu, strateji… Bizim dairemizle alakalı bir konu edildi. Değerli arkadaşlarım, bunun kuralları belli, personelin hangi kuralla çalışacağı, hangi kuralla işlerine devam edeceği belli. Burada ayrı bir uygulama yapılması söz konusu ise bu konuyu özellikle, konuşmadan sonra sizinle de isim alarak da onun üzerine giderim ve eğer varsa bir haksızlık, tabii ki o haksızlığın giderilmesi adına da bizler mutlaka katkı koymak zorundayız, Enerji Bakanlığı olarak da müdahale etmek durumundayız.

Ben Afşin-Elbistan sahasında özellikle çevre hassasiyetinin ön plana çıktığı ama bunun da istismar edilmemesi gerektiği kanaatindeyim. Bu görevi ister kamu ister özel sektör tabii ki yerine getirmek durumunda ama biz yerli kömürlerimizi de mutlaka üretime kazandırmak zorundayız. Bu konuda ben Afşin ve Elbistan’da da farklı bir duygunun da hissedilmediği kanaatindeyim. Oradaki gerek istihdam açısından, bakın, oradaki kamulaştırmalar, höyükler, sit alanları, tarihî mekânlar hepsine dikkat edilerek oradaki rezervimizin açığa çıkartılması lazım. Ben bütün bu konularla alakalı hassasiyetimizin azaltılmadan devam ettiğini, artarak devam ettiğini ama hem yerli kaynakları harekete geçirerek, yerli kömür rezervlerimizi kullanarak hem de bizim çevreyle alakalı hassasiyetimizi artırarak devam etmemiz lazım.

Ben bütün bu duygu ve düşüncelerle heyetinizi saygıyla  selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin dört önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 22 milletvekilinin, bireylerin telefonlarının yasadışı dinlenmesi konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/957)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Son dönemde yaşanan siyasi gelişmeler, yargılamalar toplum üzerinde önemli etkiler yaratmaktadır. Özellikle telefonların dinlenmesi, kanuna aykırı olarak yapılan telefon dinlemelerinin yargılama sürecinde delil olarak sunulması toplum üzerinde de bir korku yaratmaktadır.

Neredeyse herkesin dinlendiğini düşündüğü, bu dinlemelerin kanıksandığı ve kanunsuz dinlemelere karşı gelmek yerine konuşmalarını sınırlandırdığı bir süreçten geçilmektedir. Bir süre önce emniyetin önemli birimlerinde görev yapmış olan Hanefi Avcı'nın yazdığı kitapta kanunsuz dinlemelere ilişkin ayrıntılı ve çok çarpıcı anlatımlar yer almaktadır.

Bu anlatımlarda; Hanefi Avcı kendisinin nasıl kanunsuz bir şekilde dinlendiğini, kendisine bu bilginin nasıl aktarıldığını, bunun üzerine İçişleri Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı'na yaptığı başvuruları anlatmıştır. Kitabın bir bölümünde "Eğer bu insanlar benim gizlediğim, iki öğrenci adına alınmış, yalnızca birebir görüşme yaptığım, başka hiç kimseyle görüşmediğim, herkesten gizlediğim numaramı tespit edebilmişlerse, o zaman gizliliğe benim kadar dikkat etmeyen, özel tedbir almayan insanların gizli yaptıkları tüm görüşmeleri tespit edebiliyorlar." demektedir. Bunun dışında dinlemelerin, telefon numaraları üzerinden değil, telefon makinesinin IMEI numarası üzerinden yapıldığını, hiç kimsenin kullandığı telefonun IMEI numarasını bilmediği için tüm devlet yetkililerinin dahil herkesin bu şekilde dinlenme imkanının olduğu ifade edilmektedir.

Nitekim kitapta Ankara'da yapılan kanunsuz dinlemelere örnek olarak l. sınıf Emniyet Müdürü Sabri Uzun, Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Daire Başkanı Hüseyin Özalp, Sakarya Eski Emniyet Müdürü Mustafa Aydın ile Nüfus Vatandaşlık İşleri Genel Müdür Yardımcısı Namık Demir verilmektedir. Ayrıca daha bir çok bakanlık üst düzey yöneticisinin Ankara İstihbarat Daire Başkanlığı tarafından İçişleri Bakanı ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nün bilgisi olmaksızın hukuksuz olarak uzun süredir dinlendiği belirtilmektedir.

Hanefi Avcı, emniyet teşkilatı içinde çok önemli birimlerde görev yapmış bir emniyet mensubudur. Bu nedenle söz konusu kitapta yer alan kanunsuz dinlemelere ilişkin bölümler titizlikle incelenmeli ve değerlendirilmelidir. Özel olarak binlerce insanın kanunsuz dinlenildiği açıkça ifade edilmektedir. Devletin demirbaş listesinde kayıtlı olmayan dinleme cihazlarının hangi ülkelerden temin edildiği, bu cihazların alınması talimatının kim ya da kimler tarafından verildiği, nerelerde kullanıldığı, bu cihazların alımında kaynağın nereden karşılandığı detaylı olarak incelenmelidir. Bu konuda yapılacak ayrıntılı incelemelerle kanunsuz dinlemelerde kullanılan donanımların ne şekilde temin edildiği, bu dinlemeleri kimin yaptığının tespit edilmesi şeffaf ve demokratik bir yapılanma açısından önemlidir.

Anayasanın 20. maddesinde "Özel Hayatın gizliliği ve korunması" başlığı altında, herkesin özel hayat ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Bunun yanında 22. maddede de herkesin haberleşme hürriyetine sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu düzenlenmiştir.

Aynı şekilde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8'inci maddesine göre de "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir" devamında ise bu hakkın kullanılmasına müdahalenin ne koşullarda olabileceği belirtilmiştir.

Tüm bu yasal düzenlemelere rağmen, kanunsuz dinlemelerin bu boyutta olması kaygı vericidir. Devlet yapısı içinde, bulundukları birim ya da konumdan faydalanarak binlerce kişinin özel hayatın gizliliği ile haberleşme özgürlüğü haklarını ihlal eden kişi ya da kurumların tespiti ile bir daha bu tip yasa dışı dinlemelerin yapılmaması için alınacak tedbirlerin tespiti amacıyla, Anayasanın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104. ve 105. maddeleri gereğince meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. 07.10.2010

1) Çetin Soysal                                (İstanbul)

2) Sacid Yıldız                                 (İstanbul)

3) Ali Rıza Öztürk                           (Mersin)

4) Rasim Çakır                                (Edirne)

5) Tansel Barış                                (Kırklareli)

6) Durdu Özbolat                            (Kahramanmaraş)

7) Engin Altay                                 (Sinop)

8) Akif Ekici                                    (Gaziantep)

9) Selçuk Ayhan                              (İzmir)

10) Abdulaziz Yazar                        (Hatay)

11) Ali Oksal                                   (Mersin)

12) Şevket Köse                              (Adıyaman)

13) Ahmet Küçük                            (Çanakkale)

14) Ramazan Kerim Özkan             (Burdur)

15) Mevlüt Coşkuner                      (Isparta)

16) Tayfur Süner                             (Antalya)

17) Osman Kaptan                          (Antalya)

18) Gökhan Durgun                        (Hatay)

19) Mehmet Ali Özpolat                  (İstanbul)

20) Canan Arıtman                          (İzmir)

21) Bilgin Paçarız                            (Edirne)

22) Atila Emek                                (Antalya)

23) Ahmet Ersin                              (İzmir)

2.- İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi ve 21 milletvekilinin, astsubayların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/958)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türk Silahlı Kuvvetlerinin emir ve komuta sisteminde yer alan asli ve en önemli unsurlardan birisi de değerli Astsubaylarımızıdır.

Ülkeleri ve şerefli meslekleri için bir ömrü feda eden, en zor şartlarda en ücra yurt köşelerinde canı pahasına görev yapan, yüzlerce şehit veren Astsubaylarımızın çok ciddi ve birikmiş sorunları acil çözümler beklemektedir.

Şerefli Astsubay camiasının aile fertleriyle birlikte yıllardır biriken sorunlarının, kendilerine verilipte yerine getirilmeyen sözlerin araştırılması ve çözümlenmesi gerekmektedir.

Bu nedenle, Astsubaylarımızla ilgili sorunların araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98'inci maddesi ve TBMM İçtüzüğün’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması yapılmasını arz ederim.

1) Kamil Erdal Sipahi                      (İzmir)

2) Mehmet Şandır                           (Mersin)

3) Durmuş Ali Torlak                      (İstanbul)

4) Emin Haluk Ayhan                     (Denizli)

5) Erkan Akçay                               (Manisa)

6) Ahmet Kenan Tanrıkulu              (İzmir)

7) Osman Durmuş                           (Kırıkkale)

8) Mehmet Zekai Özcan                  (Ankara)

9) Sabahattin Çakmakoğlu               (Kayseri)

10) Mustafa Kalaycı                        (Konya)

11) Süleyman Nevzat Korkmaz       (Isparta)

12) Hasan Çalış                               (Karaman)

13) Behiç Çelik                                (Mersin)

14) Beytullah Asil                           (Eskişehir)

15) Hüseyin Yıldız                          (Antalya)

16) Şenol Bal                                   (İzmir)

17) Mehmet Akif Paksoy                (Kahramanmaraş)

18) Necati Özensoy                         (Bursa)

19) Muharrem Varlı                        (Adana)

20) Ali Uzunırmak                          (Aydın)

21) Yıldırım Tuğrul Türkeş             (Ankara)

22) Zeki Ertugay                              (Erzurum)

Gerekçe:

Astsubay Camiası; 100.000'i aşkın muvazzaf Astsubay ve 117.500 emekli Astsubay olmak üzere aile fertleri de dahil edildiğinde bir milyon kişiyi aşan önemli bir toplum kesitini ifade etmektedir.

Yıllardır biriken sorunlarının çözümü ve kendilerine verilen sözlerin yerine getirilmesini camiaya yakışan bir sabır ve vakarla beklemişlerdir.

Son olarak 9 Ekim 2010'da 96.500 üyesi ve 86 şubesi olan TEMAD'ın (Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği) çabasıyla, Ankara'da toplanan onbini aşkın emekli Astsubay ve aileleri, yine kendilerine yakışan bir vakar ve ciddiyetle sorunlarını bir Miting kapsamında kamuoyuyla paylaşmışlardır.

Astsubaylarımız emekli olduklarında maaşları % 45 oranında azalmakta ve bir kısmı açlık sınırında mücadeleye mahkûm edilmektedir.

Yüzde ellisi ek iş, yüzde yirmisi işportacılık yaparak yaşam mücadelesi veren bu şerefli insanlar bir ömrü devlet uğruna feda etmenin bedelini fakirlik sınırı ile açlık sınırı arasındaki gelirleriyle ödemektedirler.

Türk Silahlı Kuvvetleri emeklilerine ödenen birçok tazminattan yararlanamadıkları gibi, kurumdan tazminat alamayan devlet memurlarının emekli maaşlarına eklenen 100 TL.'den de mahrum bırakılıyorlar.

Emekli maaşlarına 100 TL. seyyanen zam yapılacağı iki yıl önce resmen açıklanıyor ama sonuç alınamıyor.

Diğer yandan devlet memurluğundan 1'inci ve 2'nci derece emekli olanların arasında 400 TL'lik bir fark bulunmakta. Astsubaylarımızın çok az bir kısmı 1'nci dereceden emekli olabiliyor. İki yıllık yüksek okul eğitimi alan kamu görevlileri 1'inci derece 4'üncü kademeden emekli olurken bir Astsubay Yüksekokul bitirse bile 1'inci derece 3'üncü kademeden emekli olabiliyor.

Lojman tahsisi ve sağlık imkânlarından yararlanma konusunda mevcutlarına göre oran yetersizliği ve sorunlar mevcut.

OYAK kurumundaki üyelerin en az % 60'ı Astsubaylardan oluşurken yönetim ve denetim kurullarında temsil hakları bulunmamaktadır. OYAK'ta görev alma oranları ise mevcutları ile orantısız kalmakta. Bu konudaki eşitsizlik AİHM'ne götürülmüş durumdadır.

Yukarıda bir kısmı belirtilen ciddi sorunların araştırılması ve en kısa sürede çözümlenmesi gerekmektedir.

3.- İstanbul Milletvekili Hasan Macit ve 20 milletvekilinin, 12 Eylül askerî darbesi döneminde Hava Kuvvetleri Komutanı olan emekli Orgeneral Tahsin Şahinkaya ile ilgili usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarının araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/959)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1986 yılında zamanın SHP milletvekilleri tarafından 12 Eylül darbesinin Hava Kuvvetleri komutanı Sayın Tahsin Şahinkaya'nın yaptığı iddia edilen yolsuzluklarla ilgili araştırma önergesi Anayasanın Geçici 15. Maddesine dayanılarak yürürlüğe bile alınmamıştır. 12 Eylül 2010 tarihli halk oylaması sonucu anayasanın geçici 15. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

Geçici 15 madde yürürlükten kaldırıldığından dolayı dönemin SHP milletvekillerinin verdiği araştırma önergesinin gündeme alınarak,

Anayasamızın 98 ve İçtüzüğümüzün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ederiz. Saygılarımızla.05.10.2010

1) Hasan Macit                               (İstanbul)

2) Hüseyin Mert                             (İstanbul)

3) Fevzi Topuz                               (Muğla)

4) Sacid Yıldız                                (İstanbul)

5) Ferit Mevlüt Aslanoğlu              (Malatya)

6) Rahmi Güner                              (Ordu)

7) Recai Birgün                              (İzmir)

8) Ahmet Küçük                             (Çanakkale)

9) Orhan Ziya Diren                       (Tokat)

10) Rasim Çakır                             (Edirne)

11) Tansel Barış                             (Kırklareli)

12) Fehmi Murat Sönmez               (Eskişehir)

13) Ayşe Jale Ağırbaş                    (İstanbul)

14) Mustafa Vural                          (Adana)

15) Hasan Erçelebi                         (Denizli)

16) Zekeriya Akıncı                        (Ankara)

17) Ahmet Ersin                             (İzmir)

18) Tayfur Süner                            (Antalya)

19) Şevket Köse                             (Adıyaman)

20) Malik Ecder Özdemir               (Sivas)

21) Ali Oksal                                  (Mersin)

Gerekçe:

12 Eylül 1980'den sonra ülkemizde uzunca bir süre parlamento denetiminden uzak bir dönem yaşanmıştır. Bu dönemde, gemicilikten havacılığa kadar birçok alanda usulsüzlük ve yolsuzluk iddiaları ortaya atılmış; ancak pek çoğu resmiyete intikal ettirilmediği için, inceleme ve araştırma dışı kalmıştır. Bu iddiaların en çok yoğunlaştığı kişilerden biri, Emekli Orgeneral Sayın Tahsin Şahinkaya olmuştur.

Şahinkaya ile ilgili iddialar, F-16 uçaklarının alımında yolsuzluk yapmak, Hava Kuvvetleri Komutanı iken bu Kuvvetin ihale ve alımlarının belli şirketlere verilmesi için nüfuz kullanıp çıkar sağlamaktan, haksız iktisap yoluyla çok sayıda taşınır ve taşınmaz mal edinilmiş olmaktan, yurt dışında ve sırdaş hesaplarda parası olmaya kadar uzanmaktadır.

Sayın Şahinkaya'nın ayrıca birtakım holdinglerle kendisinin ve yakınlarının ortaklık ilişkisi içinde olduğu iddiaları vardır. Bu iddialara göre, Sayın Şahinkaya, eşi ve çocukları, Kalebodur, Kaleterasit ve Bagfaş şirketlerinin ortaklarındandır. Yine eşi daha sonra Bagfaş tarafından, Denizcilik Bankasından satın alınan İş-Kur'un da kurucu ortağıdır. İleri sürülen iddialara karşı savunmaya geçen Şirketlerden ilki (Kalebodur Şirketi) Şahinkaya'nın ve yakınlarının ortak olduğu, ikincisi ise (Kayalar Şirketi) Hava Kuvvetleri Komutanlığının ihalelerini en çok alan şirkettir.

Silahlı Kuvvetlerin ihale ve alımlarında yolsuzluklar yapıldığına ilişkin iddiaları, ilk kez Sayın Tahsin Şahinkaya ile de ortaya çıkmamıştır. Locheed, ITT gibi şirketlerin de Türkiye'de rüşvet dağıttıkları öne sürülmüş ve bu iddialar yargıya intikal ettirilmiştir. Bu nedenle bu tür araştırmaların Silahlı kuvvetleri rahatsız edeceği yolundaki söylentiler haklı olamaz. Tersine, bu gibi iddiaların ortada bırakılması, silahlı kuvvetlerin sağlam gelenekleri ile bağdaşmaz. Esasen bu tip yolsuzluk iddiaları, hiçbir gerekçe ile örtbas da edilemez.

Sayın Şahinkaya'nın mal varlığı ile ilgili açıklamaları da tatmin edici olmaktan uzaktır. Beyan ettiği veya elden çıkardığı mal varlığının, hangi imkânlarla iktisap ettiği hususu açıklığa kavuşmamıştır. Ayrıca Hava Kuvvetlerinin çeşitli tesislerinin, Şahinkaya Ailesinin ortak olduğu seramik fabrikalarının ürünleri ile donatıldığı iddia edilmektedir. Bu doğru mudur? F-16 uçakları ile ilgili anlaşma, yalnız uçak üretimine ilişkin değildir. Bu anlaşma ülke ekonomisinin boyutlarında bir dizi çıkar bağlantısını ve ipoteklerini de gündeme getirmiştir.

Yukarda belirtilen şirketler, bu anlaşmanın yan bağlantılarına nasıl olup da yerleştirilmiştir. İş-Kur, Denizcilik Bankasınca neden satın alınmış ve daha sonra, yine bu ailenin ortak olduğu Bagfaş tarafından niçin geri alınmıştır?

Yukarda sorulan iddiaları açıklığa kavuşturmak için Anayasamızın 98 ve içtüzüğümüzün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ederiz. Saygılarımızla.

4.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir ve 24 milletvekilinin, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının yaptığı yardımlarda yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/960)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Anayasamızda Türkiye Cumhuriyeti devletinin niteliklerinden birisi olarak belirtilen sosyal devlet ilkesi gereği yardıma muhtaç vatandaşlarımıza Valilik ve Kaymakamlıklar aracılıyla çeşitli yardımlar yapılmaktadır. Ancak bu yardımlar son dönemde daha çok iktidar partisi yardımlarıymış gibi algılanmaya başladı ve yardıma muhtaç kişilerin tespitinde kriterler değişime uğradı. Bu halde devletin sosyal yardım mekanizmasında ortaya çıkan adaletsizliği gidermek için araştırılarak alınacak önemleri tespit etmek üzere Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Hasan Özdemir                           (Gaziantep)

2) Hamza Hamit Homriş                 (Bursa)

3) Mehmet Akif Paksoy                  (Kahramanmaraş)

4) Mümin İnan                                (Niğde)

5) Osman Ertuğrul                           (Aksaray)

6) Yılmaz Tankut                             (Adana)

7) Oktay Vural                                (İzmir)

8) Emin Haluk Ayhan                     (Denizli)

9) Osman Çakır                               (Samsun)

10) Ahmet Kenan Tanrıkulu            (İzmir)

11) Hüseyin Yıldız                          (Antalya)

12) Hasan Çalış                               (Karaman)

13) Mehmet Serdaroğlu                   (Kastamonu)

14) Sabahattin Çakmakoğlu             (Kayseri)

15) Recep Taner                              (Aydın)

16) Ertuğrul Kumcuoğlu                 (Aydın)

17) Abdülkadir Akcan                     (Afyonkarahisar)

18) Erkan Akçay                             (Manisa)

19) Mustafa Enöz                            (Manisa)

20) Necati Özensoy                         (Bursa)

21) Ahmet Duran Bulut                   (Balıkesir)

22) Beytullah Asil                           (Eskişehir)

23) Ahmet Deniz Bölükbaşı            (Ankara)

24) Metin Ergun                              (Muğla)

25) Süleyman Turan Çirkin             (Hatay)

Gerekçe:

Anayasamızın 2. maddesinde belirtilen Cumhuriyetin niteliklerinden biri olan "Sosyal Devlet" olmanın bir gereği olarak Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu 14.06.1986 tarihinde yürürlüğe giren 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu ile kurulmuştur. Kurulduğu tarihten 09.12.2004 tarihine kadar Fonun idari işleri, Başbakanlığa bağlı bir birim olarak faaliyet gösteren Fon Genel Sekreterliği eliyle yürütülmüştür. Yardım faaliyetlerinin ise her il ve ilçede kurulan Vakıflar marifeti ile yürütülmesi öngörülmüştür. Bu vakıfların mütevelli heyetlerinin başında vali ve kaymakamlar bulunmaktadır. Heyetin üyeleri belediye başkanı, mal müdürü, müftü, sağlık grup başkanı, milli eğitim müdürü gibi kurum müdürleri ile siyasi vasfı olmayan ve kaymakam ve valiler tarafından belirlenen üçer kişilik vatandaş gruplarından oluşmaktadır.

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları gerek yurt çapında sürdürdüğü yardım faaliyetleri ile sosyal güvencesi olmayan yoksul, kimsesiz, muhtaç ve düşkün vatandaşlarımıza gerekse istihdam odaklı mesleki eğitim ve proje destekleri ile işsiz, eğitimsiz vatandaşlarımıza ilişkin devletin sosyal sorumluluklarını yerine getirmiştir. Vakıf biçiminde örgütlenme bu yapıya esneklik, sürat ve şeffaflık kazandırmıştır. Halkımızın bu kurumları çok çabuk benimsemesine yol açmıştır. Bu yapı sayesinde vakıflar kuruldukları tarihten bu yana çok sayıdaki iktidar değişikliğine rağmen, faaliyetleri bakımından siyasi bir argüman olarak kullanılmamıştır.

Bu durum AKP iktidarı ile büyük bir değişime uğramıştır. 01.12.2004 tarihinde kabul edilen, 09.12.2004 tarihinde de Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5263 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunla, Fon Genel Sekreterliği, Başbakanlığa bağlı bir Genel Müdürlük olarak teşkilatlandırılmış, böylece Fon idaresi bu tarihte kurumsal bir yapıya kavuşmuştur. Her ne kadar Fon idaresinin, Genel Müdürlük olarak yapılandırılması ile mevcut sosyal yardım programlarının ekonomik ve sosyal yoksunluk içerisinde bulunan vatandaşlara daha etkin ve daha hızlı bir şekilde ulaştırılmasının amaçlandığı ifade edilse de sonuç farklı olmuştur. Uygulamada bu değişiklik İl ve İlçe Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları daha çok merkezden kontrol edilmesine ve yönlendirilmesine yol açmıştır. Genel Müdürlüğün aslında Medeni Kanun hükümlerine göre ve özel hukuk tüzel kişiliği olarak kurulan Vakıfları, süreç içinde İl ve İlçe müdürlükleri biçiminde tamamen kendine bağlı birer taşra uzantısına dönüştürülmüştür.

Yine aynı kanunla vakıf mütevelli heyetlerine kaymakam ve valiler tarafından seçilen halktan üyelerin İl Genel Meclislerince seçilmesi uygulamasına geçilmiştir. Demokratik gibi görünen bu değişiklik, il genel meclislerindeki siyasi yapının vakıf mütevelli heyetlerine girmesine yol açmıştır. Özellikle küçük ve orta büyüklükteki illerimizdeki çoğunluk gücünü kullanarak AKP, kendisine yakın kimseleri vakıf mütevelli heyetlerine sokmuş, bu da AKP'nin buradaki faaliyetleri siyaseten kullanmasının başlangıcını teşkil etmiştir. O kadar ki bazı ilçelerde AKP İlçe başkanları, parti yönetim kurulu üyeleri, İl Genel Meclis üyelerinin yakın akrabaları vakıf mütevelli heyeti üyeliğine seçilmiştir.

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının 2004 sonrasında son derece planlı ve zamanlaması iyi ayarlanmış bu adımları 1986 yılından beri devam eden bu hayırlı faaliyetlerin siyasi bir argüman olarak kullanılması ile sonuçlanmıştır. Böylece yardıma muhtaç ailelerin tespitine de siyaset bulaşmıştır.

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının siyasi bir argüman olmasına neden olan hukuki ve kurumsal gelişmelerin bir an önce bertaraf edilmelidir. Bütün bu gerekçelerle Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının bu izleniminin silinmesi için yapılması gerekenlerin araştırılarak çözüm yollarının tespit edilmesi gerekmektedir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Alınan karar gereğince, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2'nci sırada yer alan, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3'üncü sırada yer alan, Kütahya Milletvekili Sayın Soner Aksoy'un, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Kütahya Milletvekili Soner Aksoy’un, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (2/340) (S. Sayısı: 395)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4'üncü sırada yer alan, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4.- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/961) (S. Sayısı: 574) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Dünkü birleşimde İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının birinci bölümünde yer alan 11’inci madde kabul edilmişti.

Şimdi bu bölümde yer alan diğer maddeleri, varsa önerge işlemlerini yaptıktan sonra oylarınıza sunacağım.

12’nci madde üzerinde üç önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 12 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “kendilerine” ifadesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Hamit Geylani                           Özdal Üçer                             Nuri Yaman

                         Hakkâri                                      Van                                         Muş

                      Akın Birdal                              Sırrı Sakık                             Hasip Kaplan

                       Diyarbakır                                    Muş                                       Şırnak

                                                                    Pervin Buldan

                                                                            Iğdır

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 12. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “beş yıl” ibaresinin “sekiz yıl” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                   Ali Rıza Öztürk                         Rahmi Güner                          Halil Ünlütepe

                          Mersin                                      Ordu                               Afyonkarahisar

                 Orhan Ziya Diren                        Birgen Keleş                   Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                           Tokat                                     İstanbul                                   Malatya

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:

                                   

(x) 574 S. Sayılı Basmayazı 08/12/2010 tarihli 28’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 12. Maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

“(1) Genel Kurulda ve dairelerinde çalıştırılmak üzere özlük işlemleri açısından Genel Sekreterliğe bağlı yeteri kadar tetkik hakimi bulunur. Tetkik hakimlerinin görev dağılımı Genel Kurul tarafından kararlaştırılır.”

                      Oktay Vural                              Faruk Bal                          Metin Çobanoğlu

                           İzmir                                      Konya                                    Kırşehir

                    Rıdvan Yalçın                            Behiç Çelik                          Osman Ertuğrul

                           Ordu                                      Mersin                                    Aksaray

                      Mümin İnan                         Nevzat Korkmaz                          Kadir Ural

                           Niğde                                      Isparta                                     Mersin

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz tasarının 12’nci maddesinde değişiklik içeren önergemiz üzerinde görüşlerimizi anlatmak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz kanun tasarısının 12’nci maddesinde tetkik hâkimlerinin, idari bir görev olan Genel Sekreterliğe bağlı ve ondan talimat almak üzere istihdam edileceği hususu düzenlenmiştir. Elbette Genel Sekreter birinci sınıf hâkim ve savcılardan seçilecek ancak bu onun idari bir görevde olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Emrine verilen hâkim ve savcılar da idari görev ifa edeceklerdir. Anayasa’nın 140’ıncı maddesinin altıncı fıkrasında “Hâkim ve savcılar idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığına bağlıdırlar.” denilmektedir. Genel Sekreterliğe bağlı olarak çalışacak hâkim ve savcıların konumları, bağlılıkları Anayasa’nın 140’ıncı maddesini ve hâkim ve savcıların bağımsız görev yapacakları hususunu gerçekten zorlayan hükümlerdir. Teamülleri ve evrensel hukuk anlayışını dejenere edebilecek hükümlerdir.

“Bunun ne gibi menfi tesirleri olur?” derseniz kıymetli arkadaşlar: Türkiye Cumhuriyeti devletinin idari yapısını incelediğimizde dört bakanlığın sistem içerisinde çok özel bir işlev gördüğünü görürsünüz. Bu durumu âdeta masanın tablasını taşıyan dört ayağa benzetebiliriz. Bu bakanlıklar, Adalet, İçişleri, Dışişleri ve Maliye bakanlıklarıdır.

Bu dört kurum bu işlevlerini onlarca asırlık devlet geleneği olan milletimizin tarihinden ve ortaya koyduğu devlet geleneklerinden almıştır. Herkesin fevri ve tepkisel davrandığı olağanüstü bir dönemde olağan ve soğukkanlı davranmayı düstur edinmiş bir hariciyenin, devlet tüzel kişiliğiyle şahsın hukukunun uyumlaştırıldığı ve insanları bir arada tutan asayiş ve huzurun temin edildiği dâhiliyenin, devlet çarkının döndürülmesi için zaruri olan devlet kaynaklarının oluşturulduğu ve doğru yerlerde harcandığı ve devletin mallarına sahip çıkıldığı, maliyenin ve adaletin, hakkın, hukukun adresi güvenilir ve tarafsız adliyenin mevcudiyetidir ki, devleti ayakta tutar, devleti ebet müddet devlet kılar.

Elbette tüm kurum ve kuruluşlar çok önemli hizmetler vermektedir ve elbette hepsinin yadsınamaz çok özel önemleri vardır. Ancak saydığımız kurumlarda oluşabilecek bir zafiyet devlet bünyesinin bütününde bir zafiyet doğuracaktır. Bu hep böyle cereyan etmiştir. Bu yüzden, zikrettiğimiz bakanlıklar, kariyer bakanlıkları olarak anılır. Adalet Bakanlığının asli unsurları da hâkim ve savcılardır. Daire başkanlığı da dâhil üst yönetim görevlerine hep hâkimlik mesleğine mensup kişiler getirilir ki, devleti ayakta tutma ve taşıma işlevlerine bir halel gelmesin, hukuk eğitimi almış kişiler Adalet Bakanlığını yönetsin. Bu yüzden hâkim ve savcıların Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanlığı altında görevlendirilip daire başkanlıklarıyla irtibatlandırılması gerekiyor. Sadece özlük işleriyle ilgili kayıtlar genel sekreterlikçe tutulabilir…

Efendim, çok uğultu var, çok özür diliyorum.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, sükûneti sağlarsak gerçekten iyi olacak.

Buyurun Sayın Korkmaz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bunun dışında idari görev ifa edecek genel sekreterliğin altında görevlendirilmesinin Adalet Bakanlığının klasik teşkilatlanmasına uymadığını söylemeliyiz.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz üzere, AKP Anayasa değişikliğiyle HSYK çoğunluğunu ele geçirmiştir ve artık oradan çıkaramayacağı bir karar yoktur. Şimdi de Yargıtay ve Danıştay için bir kuşatma ve ele geçirme planı hazırlanıyor. Basından öğrendiğimize göre, Yargıtayda 6 adet, Danıştayda 4 adet daire kurulacak ve buralara HSYK tarafından yeni üyeler atanarak Yargıtay ve Danıştay Genel Kurul çoğunluğu ele geçirilecektir. Önümüzdeki yıl yapılacak Yargıtay Başkanlığı seçimi de Danıştay Başkanlığı seçimi de böylece garanti altına alınmış olacaktır. Bunu söylediğimizde diyorlar ki: “Efendim, dairelerin kurulmasını iki yıl önce Yargıtay teklif etmişti.” Doğru. O zaman bunu sümen altında tuttunuz, işleme koymadınız. Daire ihtiyacı bugünün ihtiyacı değildi ki. İhtiyaç var idiyse, ki bugün böyle söylüyorsunuz, dün niye kurmadınız bu daireleri? Şimdi, HSYK’da yeterli çoğunluk sağlanınca bu öneri gündeme taşınıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, kendi aranızda konuştuğunuz kelimeleri ben buradan duyabiliyorum. Sohbet edecekseniz de biraz daha hafif bir sesle ederseniz iyi olur. Aksi takdirde de çok iyi demlenmiş çay olduğunu söylüyorlar, dışarıda sohbetinize devam edin.

Bir dakika ek süre veriyorum.

Buyurun.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

Üstelik “İstinaf mahkemeleri kuruyoruz, Yargıtayın üzerindeki yükü kaldırıyoruz.” diye kadrolar çıkarttınız. Eğer yanlış hatırlamıyorsam, 4 bin adet hâkim ve savcı, 900 adet idari ve adli yargı hâkim ve savcı adayı, 100 adet de Adalet Bakanlığı müfettişi kadrosu çıkarttınız. İnşaatlar yaptınız, binalar yaptınız. Doğrusu merak ediyorum: Bu da Türk milletini bir oyalama taktiği miydi? Yapmadan yapıyor gibi gözükmenin bir örneği miydi?

Bakınız, Sayın Yargıtay Başkanı açıklıyor, istinaf mahkemelerini kurmaz iseniz altı değil on altı daire de çözüm olmayacak.

AKP olarak, bu Mecliste, muhalefetle açık, şeffaf ve samimi bir biçimde konuşmayı, diyalog kurmayı maalesef beceremediniz, hep gizli gündeminiz ülke gündemini belirledi.

Bundan sonra hangi sözünüze ne diye güveneceğiz diyor, önergemize destekleriniz bekliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 12. maddesinin 2. fıkrasında geçen “beş yıl” ibaresinin sekiz yıl olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                                                                                        Ali Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; arkadaşlar, ne dedik ki katılmıyorsunuz? Diyoruz ki: “Beş yıllık süreyi sekiz yıla çıkarın ki başarı elde edecek insanların başarısını daha iyi görürsünüz.” Size burada bir olanak tanıyoruz. Beş yılda başarılı insan sayısı azdır ama sekiz yıl hizmet verirse başarılı daha çok insan bulabilirsiniz ama kabul etmiyorsunuz.

İki: Burada “üstün başarı” çok göreceli bir kavram. Neye göre üstün başarı? Kimine göre farklıdır üstün başarı, kimine göre farklı. Buradaki objektif kıstasınız nedir arkadaşlar? Üstün başarı… Bir kere bu kıstas çok subjektif. Objektif bir hâle getirin. Bu “üstün başarı” kavramını da hepimiz bilelim.

Bir başka konuya geleceğim müsaade ederseniz. Dün burada sivil ve askerî hâkim ve savcılar arasında yıpranma ile ilgili söyledim ama ne Sayın Bakan ne Sayın Komisyon Başkanı sahip çıkmadınız. Yine söylüyorum: Bu ülkede ister sivil ister askerî, tüm yargı mensuplarının… Ben sivil yargı mensuplarının daha çok yıprandığına inanıyorum ama bu konuda hiçbir görüş bildirmediniz. Yine altını çiziyorum: Hâkim ve savcıların, adalet dağıtan insanların yıpranması askerî hâkimde başka, askerî savcıda başka, sivil savcıda, sivil hâkimde başka olamaz Sayın Bakan. Bunlara, sivil savcı ve hâkimlere sahip çıkmak sizin görevinizdir, bir kez daha bunun altını çiziyorum.

Bir başka konuya geçiyorum: Arkadaşlar, 2006 yılından beri hâkim ve savcılarımızın maaşlarında hiçbir artış olmadı.

Bir başka konu var: Verdiğiniz yargı tazminatı. “Tazminat” adı altında veriyorsunuz belli bir rakamı hâkim ve savcılarımıza ama emekli oldukları zaman onları çok güç durumda bırakıyorsunuz. Lütfen, eğer hâkim ve savcılarımıza belli bir maaş veriyorsak bunu “tazminat” adı altından çok “maaş” adı altında verin ki yarın emekliliklerinde bu insanlar zor durumda kalmasın. Siz “tazminat” adı altında verip, emekliliklerinde çok düşük bir emekli maaşıyla karşı karşıya getiriyorsunuz hâkim ve savcıları. Bu nedenle, hâkim ve savcıların “Yargı tazminatı” dediğiniz tazminatlarını maaşlarıyla birlikte değerlendirmek kaçınılmazdır arkadaşlar. Bunun altını bir kez daha çiziyorum.

Yine, değerli arkadaşlarım, lojman konusuna geleceğim müsaade ederseniz. Tabii kamu görevi yapan insanlara… Başta Meclis lojmanlarını bir kere kapattınız her ne hikmetse, tabii bizler saygı duyuyoruz ama amacı neydi, gayesi neydi, niçin kapattınız, bir gün bunu da söylemediniz. Dediler ki “Kamuya kaynak.” Bu konuyu geçeceğim.

Bazı illerimizde, hâkim ve savcılarımız lojmanda kalamıyor. Adaletse herkesin eşit olması lazım. Örneğin, özellikle büyük şehirlerde lojmansız bir sürü hâkim ve savcımız var, bazıları lojmanda kalıyor, bazıları kalamıyor. Adaletse, hiç değilse lojmanda kalamayan insanlara lojman tazminatı vermeniz lazım, eğer eşitlikse. Aynı görevi yapan insanlar, birileri lojmanda kalıyor, birileri kalamıyor. “Efendim, kuradır, sıradır.” Veremiyorsanız o zaman, o insanlara bir lojman tazminatı vermek zorundasınız arkadaşlar. Böyle adalet olmaz! Adalet dağıtan insanlara adaletsizlik yapıyorsanız, sorun buradan başlıyor. Hâkim ve savcılarımızın özellikle büyük şehirlerde çok önemli lojman problemleri var ama bir türlü buna çözüm bulunmuyor ve özellikle son yıllarda, lojmanlaşma yönünde de çok da bir gayret sarf edilmiyor; eskilerden girenler kalıyor, o şehre yeni gelen insanlar lojmanda kalamıyor. Bu haksızlığı gidermek zorundasınız. Bu bir haksızlıktır. Bu haksızlığı ne şekilde gidereceğiz? Yani hak dağıtan insanlara, adalet dağıtan insanlara adaletsizlik yapmayın; burada başlıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bu nedenle arkadaşlar, özellikle, hâkim ve savcılarımızın, sivil hâkimlerle askerî hâkimler arasında hiçbir fark olamaz, bunun düzeltilmesi lazım yıpranma tazminatı yönünde. İki: Mutlaka tazminatlarının maaşlarıyla birlikte alınması lazım, maaşa ilave edilmesi lazım. Üç: Lojmanda kalamayan hâkim ve savcılarımızın mutlaka bu sorunlarına çözüm getirilmesi gerekir.

Hepinize saygılar sunarım, teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 12 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “kendilerine” ifadesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                             Nuri Yaman (Muş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün çok önemli bir gün, Dünya İnsan Hakları Günü.

Size göstereceğim şu işarete iyi, dikkatle bakınız. Tırnak içinde üç nokta, tırnağı kapat, üstünde de parantez aç, içine bir çarpı koy -bu, Meclis tutanağıdır- sonra da altında bir not, şöyle, bakın: “Bu bölümde, Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dille, birtakım kelimeler ifade edildi.” yazıyor. Bu gördüğünüz işaret, Meclisimizin, yani 1920’de cumhuriyetin kuruluş felsefesinde Kürdistan mebuslarının kurduğu, Lazistan mebuslarının, Türk mebuslarının birlikte kurduğu Mecliste, 2010 yılında ben… Şu işarete bakın…

AHMET YENİ (Samsun) – Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdular, ne anlatıyorsun!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bakın, burada, bu ayıp, insan haklarının en büyük ayıbıdır.

ÖMER İNAN (Mersin) – Bu tarafa da göster, görmedik.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bundan daha büyük bir ayıp olabilir mi? Milyonlarca insanın gözünün içine baka baka, hem inkâr edeceksin hem asimile edeceksin hem şovenizm uygulayacaksın hem ırkçılık yapacaksın hem türküsünü söylediği için üstüne üstüne gideceksin hem müziğini, folklorunu yaptığı için terörist ilan edeceksin, cezaevlerini dolduracaksın, örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt üyeliğinden binlerce siyasetçisine ceza vereceksin “Dünya İnsan Hakları Günü’nüz kutlu olsun.” diyeceksiniz.

Arkadaşlar, kimse kimseyi kandırmasın, ben burada rakamları saymayacağım, kaç kişi öldü, kaç kişi yargısız infazda, kaç kişi cezaevinde senelerce yatıyor ve ifadeye dahi çıkamadı. Yalnız şunu söyleyeceğim ben size: Böylesi günlerde konuşurken herkesin çok dikkatli olması lazım. Budur hayat, yaşıyorsak bu ülkede beraber, gerçekliklerimize de alışacağız. Müziğin, şarkıların, folklorun, kimliğin, kültürün, hiçbir şeyin bu ülkeyi bölmediğini, bölmeyeceğini, hep birlikte yaşaya yaşaya öğreneceğiz. Yoksa, 2010 yılında hâlâ bizim çocuklarımız kalkıp Ciğerhun’un şiirlerini okursa ve derse ki Robson şiirinde olduğu gibi “…” (x)

“Yalnız siyahlar baskı altında kalmadı, biz de beyazız, baskı altındayız.” denen, kırk beş yıl önce yazılan şiirinden sonra, siyahlar 1947’de medeni haklarını aldığı zaman, o zamanın devlet başkan yardımcısı, bir siyahi öğrenciyle bir beyaz öğrenciyi, ikisini ellerinden tutup birlikte üniversiteye getirmişti ve Amerika’da siyahlarla beyazlar arasındaki ırk ayrımını o şekilde, devletin öncülüğünde ve en yetkili kişileriyle kaldırmıştı. O zamanlar, hatırlayın, aynı otobüse binemiyorlardı, aynı lokantaya gidemiyorlardı, aynı üniversiteye gidemiyorlardı ama siyahi olan bir Başkan, Obama, buraya, bu kürsüye de geldi, konuştu.

Şimdi, biz bunca yıldan sonra, Dünya İnsan Hakları Günü’nü kutlarken, birbirimizin yüzüne bakarken yüzümüz kızarmıyorsa eğer, insan haklarından bahsediyorsak eğer, ayrımcılığı görmüyorsak eğer, “Kürt’üm.” diyene burada düşman gözüyle bakıyorsak eğer, “Kürt” kelimesini duyunca birilerinin bu Mecliste tüyleri diken diken oluyorsa eğer “İstiklal Savaşı’nın, kurtuluş mücadelesinin, müdafaai hukuk derneklerinin zamanını ne çabuk unuttular.” diye söylemek, hatırlatmak da bizim boynumuzun borcudur.

MEHMET OCAKDEN (Bursa) – Bu şovdan vazgeçin!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Biz burada neyi konuşuyoruz? HSYK yasası. HSYK yasası budur arkadaşlar, adalet budur. Adalet budur: Tırnak içinde üç nokta, tırnağı kapat, üstüne de çarpı işareti koy; Kürt kimliğinin gerçekliğidir 2010 yılında.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET OCAKDEN (Bursa) – Bırak şu şovu!

                                    

(x) Bu bölümde, Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dille, birtakım kelimeler ifade edildi.

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Ve şimdi son bir dakikamda size HSYK ile ilgili bir cümle söyleyeceğim, hepiniz düşünün: HSYK kanunu diyelim bugün geçti ve CHP iptal için başvurdu -dinleyin- Anayasa Mahkemesine gidecek değil mi? E, Anayasa Mahkemesinin uyum yasası çıkmadı, çalışamıyor, karar alamıyor, toplanamıyor. Söyleyin bana, nasıl bu yasa yasalaşacak? Farz et ki onu da yaptınız, sonra Anayasa Mahkemesinin uyum yasasını buraya getirdiniz, Meclise. O uyum yasasını da tartıştık -oyları yettiği için ben CHP, ana muhalefet diyorum, o anlamda- tekrar CHP başvurdu, “Anayasa Mahkemesi uyum yasası da Anayasa’ya aykırı.” dedi, yine Anayasa Mahkemesine gitti. E, toplanamayacak, karar alamayacak. Alamayacak arkadaşlar, çünkü Anayasa Mahkemesi şu an çalışmıyor. Ahmet Türk’ün, Tuğluk’un başvurusunu dahi yapamıyoruz şu an göreve iadesi için, Meclise iadesi için. Bunu iyi düşünün.

Teşekkür ederim.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Hasip Bey, bu hafta çalışmaya başladı.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, Hatip konuşurken televizyon yayını kesintili olarak…

BAŞKAN – Ben şu oylamayı yapabilir miyim? Önce onu söyledim.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Buyurun Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, Hatip konuşurken Meclis TV kesintili olarak veriyor konuşmayı Kürtçe konuştu diye. Şimdi, şuradan sormak gerekiyor: TRT Şeş yayın yapıyor. TRT Şeş’le TRT 3 arasında ne fark var? İşte, tam sizin çifte standartlarınız!

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sırrı Bey, ne kesilmiş? Neyin yayını kesilmiş?

SIRRI SAKIK (Muş) – Hatip konuşurken yayın kesilmiş.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, Başkanlığa bir arzım olacak.

Böyle bir şeyin olmasını mümkün olarak görmüyorum. Başkanlığın TRT 3’ten bilgi almasını ve bu bilgiyi Genel Kurulla paylaşmasını arz ediyorum.

M. NURİ YAMAN (Muş) – Bilgi geldi.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Ben dışarıdaydım, kesildi yayın Sayın Başkan.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Böyle bir şeyin kasten olması mümkün değil, böyle bir şeyin yaşanması mümkün değil.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 15.49

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Yusuf COŞKUN (Bingöl)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

574 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Sayın milletvekilleri, biraz önce Sayın Hasip Kaplan tarafından yapılan konuşmanın bir bölümünün teknik arıza dolayısıyla yayınlanamadığı bilgisi Başkanlığımıza ulaşmıştır. Bu nedenle Sayın Hatibe çok kısa bir açıklama yapması için yerinden söz vereceğim.

Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Gerçekten, bunun, umuyoruz ki teknik bir arıza olması nedeniyle böyle olduğunu, böyle yaşandığını. O bölümde, kürsüde söylediğim sözlerin anlaşılması açısından şunu söylemek istiyorum: Bu söylediğim sözler bütün kamuoyunca da bilinmeli çünkü Ciğerhun’un Robson şiirinden bir mısra okumuştum. “…”(x) Yani Türkçesi “Ey yoldaş Robson/ Yalnızca siyahlar baskı altında yaşamıyor/ Biz de beyazız, kaldık perişan.” Ondan sonra da Obama’nın seçildiğini, buraya geldiğini söyledim. Bu vesileyle ben “…”(xx) diyorum.

Dünya İnsan Hakları da kutlu olsun bu vesileyle diyorum. Umarım ki tekrar teknik arızaya rastlamamışızdır!

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın İnan…

AKİF AKKUŞ (Mersin) - Ben anlamıyorum… Herkesin anlaması lazım.

BAŞKAN - Sayın Akkuş, bir saniye…

Sayın İnan, buyurun.

ÖMER İNAN (Mersin) – Demin konuşma yapan Hatip, çok agresif bir şekilde, tahrikkâr bir şekilde burada Kürt düşmanlığı yapıldığını ifade etti. Bu doğru bir şey değil, Mecliste Kürt düşmanlığı yapılmıyor. Hiçbir arkadaşımız bunu yapmaz. Bunu düzeltmesini talep ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 13’üncü madde üzerinde aynı mahiyette iki önerge vardır. Şimdi bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım. Önerge sahiplerinin istemi hâlinde kendilerine ayrı ayrı söz vereceğim.

                                  

(x) Bu bölümde, Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dille, birtakım kelimeler ifade edildi.

(xx) Bu bölümde, Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dille, birtakım kelimeler ifade edildi.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 13. Maddesinin 2. fıkrasında bulunan “Genel Sekreterin teklifi üzerine” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Yılmaz Tankut                             Faruk Bal                          Metin Çobanoğlu

                          Adana                                     Konya                                    Kırşehir

                    Rıdvan Yalçın                           Mümin İnan                             Behiç Çelik

                           Ordu                                       Niğde                                     Mersin

                      Oktay Vural                               Alim Işık                                Kadir Ural

                           İzmir                                     Kütahya                                    Mersin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı’nın İkinci Bölüm Tetkik hakimleri ile ilgili 13. maddenin 2. fıkrasında geçen “Genel sekreterin teklifi üzerine” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

                     Turgut Dibek                           Rahmi Güner                          Halil Ünlütepe

                        Kırklareli                                    Ordu                               Afyonkarahisar

                   Ali Rıza Öztürk                     Ali İhsan Köktürk                   Orhan Ziya Diren

                          Mersin                                  Zonguldak                                   Tokat

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Tankut, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerine vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu önergemizle, maddenin ikinci fıkrasında bulunan “Genel Sekreterin teklifi üzerine” ibaresinin kaldırılmasını istemekteyiz çünkü bürokratik bir makam olan Genel Sekreterin yerine, Kurulun işleyişinden sorumlu Başkan Vekiline, sorumluluğuna uygun olacak şekilde bir yetki verilmesinin daha doğru olacağını düşünmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, her karış toprağı aziz şehitlerimizin mübarek kanlarıyla sulanmış kutsal vatanımızın, ona hizmet etmek gayesiyle organize olmuş kutlu devletimizin ilelebet payidar olması, bu vatan üzerinde yaşayan hepimizin elbette ki ortak arzusu olmalıdır. İşte bu ortak arzunun var olabilmesi ise her vatandaşımızın ortak hedef, sevinç ve acılarını birlikte yaşayabilmesine, memleketimizin, devletimizin imkân ve kaynaklarını adil ve eşit bir şekilde paylaşabilmesine bağlıdır ama bütün bunların hayat bulabilmesinin en temel ve en önemli şartlarından biri de hiç kuşkusuz adaletin tesisine ve onun tecelli edebilmesine bağlıdır. Bunları sağlayacak olan zemin ve güç ise hiç şüphesiz devletimizin bizatihi kendisidir.

Şimdi buradan hepimizin şu suali öncelikle kendi vicdanımıza sorup cevap araması icap etmektedir: Acaba bugün, biz, devlet olarak hakkın, hukukun, adaletin tecellisini sağlayabilmekte miyiz?

Değerli arkadaşlar, insanın yaşayabilmesi için her şeyin başı sağlıktır diyoruz fakat devletinin koruyucu şemsiyesi altında bulunamayan insanların sağlıklı ve şahsiyetli bir şekilde hayatlarını devam ettirebilmeleri de çok zor ve sıkıntılıdır ancak devletin ve milletin yaşayabilmesinin temel şartının da adalet olduğunu hepimiz biliyor, inanıyor ve söylüyoruz çünkü adaletin olmadığı yerde huzur ve düzen olmaz, huzur ve düzenin olmadığı yerde de ne devlet ne de millet uzun süre ayakta kalamaz. İşte aziz milletimiz ve kutlu devletimiz için bu kadar önemli olan adalet, hepimizin ama öncelikle devleti idare edenlerin başta siyasi iktidar olmak üzere idare sorumluluğunu üstlenen her kesimin üzerinde titizlik göstermesi gereken çok önemli bir konudur ama bugün maalesef ülkemizin en temel sorunlarından birisinin adaletsizlik olduğunu üzülerek görmekteyiz. Hukuka dayanmayan tasarrufların, kanunsuz ve ceberut uygulamaların hemen her gün gündem maddesi olması az önce işaret ettiğim ve büyük bir ihtimam ve titizlikle korunması gereken adalet anlayışıyla ilgili derin endişe ve kaygılarımızı maalesef haklı çıkartmaktadır. Dahası özellikle son yıllarda artan hukuksuzluklar, kanunsuzluklar artık sıradan hâle gelmiş, bu tür uygulamalar kanıksanır olmuştur ki bu da tehlikenin çok vahim boyutlara geldiğini ortaya koymaktadır.

Bakın değerli arkadaşlar, Türk Dil Kurumu adaleti nasıl tanımlıyor: “Adalet, yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanması, hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme, herkese kendi hakkı olanı verme ve doğruluktur.” Bu tanıma göre bugün hiçbirimizin yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından adil ve eşit bir şekilde kullanıldığını söylemesi mümkün değildir. Yine bugün hiçbirimizin devleti yöneten siyasi iradenin yani AKP’nin hak ve hukuku gözettiğini ifade edebilmesi de söz konusu değildir. Bugün adaleti uygulamak ve yerine getirmekten sorumlu olan devlet kuruluşlarının siyasi emellerle hedef hâline getirilmediğini, bu kuruluşların siyasi ikbal kaygılarıyla yapılandırılma sürecine sokulmadığını da hiç kimse söyleyemez.

Değerli arkadaşlar, şimdi buradan soruyorum: Bugün gelinen noktada yolsuzluk soruşturması açan hâkimler görevden alınıyorsa, yine o hâkimlerin mahrem bilgileri toplanıp konuşmaları dinleniyorsa, onlara komplo kuruluyor ve polis baskınına maruz bırakılıyorsa, takip edilen davalara yandaş savcı aranıyor ve o savcının üzerine başka bir savcı gönderiliyorsa Türk adalet sisteminin böylesine kaos ve karmaşa içine itilmesinin sorumlusu sizce kimdir? Muhalefet midir, yoksa iktidar mıdır?

Eğer, AKP iktidarına mensup yolsuzluk, irtikâp, suistimal gibi kesinleşmiş suçlardan ceza alan belediye başkanları, bürokratlar hâlen görevde tutuluyor ama hakkında yargının verdiği kesinleşmiş suçu bulunmayan AKP’li olmayan belediye başkanları ile milliyetçi, ülkücü bürokratları görevden alınıyor, sürgün ediliyorsa adalet bunun neresindedir? Eğer Türk milleti adına karar veren hâkimler, cumhuriyetin savcıları bu aziz milletin çocuklarını katleden PKK’lı canilerin ayağına talimatla gönderiliyorsa ve bunların aklanması isteniyorsa üç kıtada haklı mücadelesini vermiş bu necip millet kime, nasıl güvenecektir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

YILMAZ TANKUT (Devamla) – Halkımızı açlığa ve yokluğa mahkûm eden, onları oy deposu olarak gören, üretim yerine tüketimi, ithalata bağlı büyümeyi, işsizliği fazlalaştırıp yeni oy depoları hedefleyen, ekonomiye emperyalist sermayeye hediye eden, dış siyasette teslimiyet ilkesini benimseyen AKP iktidarı maalesef dirliğin, düzenin temeli olan adaleti de çökertmek suretiyle sanki son bir darbeye hazırlanıyor görüntüsünü vermektedir.

Bugün üzerinde yaşadığımız cennet vatanımızın manevi mimarı olan Şeyh Edebali’nin mirasçısı olmakla iftihar ettiğimiz Osmanlı’nın kurucusu Osman Gazi’ye nasihati olan “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” şeklindeki veciz sözünü, milletimizi kandırmak suretiyle kendi siyasi ikbal ve saltanatları için dillerine nakarat yapanlar bilmelidirler ki, bugün gittikleri yol, yol değildir. Bunun önünde duran ve engel olanlar, adaletin tesisini istemeyenler bugün belki dokunulmazlık zırhının arkasına saklanabilirler ama yarın en büyük adaletin olduğu yerden ve ilahî adaletin tecellisinden kaçamayacaklardır diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge reddedilmiştir.

Sayın Öztürk, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Haftası. Bu 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Haftası’na Türkiye, işkence, kötü muamele, baskı ve şiddet gölgesinde giriyor. İnsana dair tüm hakların gasbedildiği, sokaklarda ayaklar altına alındığı ve şiddetin sokağa taşındığı görüntüler altında Türkiye giriyor. Türkiye’de hâlâ insanlar gözaltında kaybolmaktalar, hâlâ haksız bir şekilde tutuklanmaktadırlar. Türkiye’de Sayın Cumhurbaşkanının 1 Ekim günü Meclisin açılışında da söylediği gibi, tutuklama fiilî mahkûmiyet hâline çevrilmekte, üniversite öğrencileri hak aradıkları için coplanmakta, “Vurmayın, karnımda çocuk var!” diyen bir genç kadının karnına vurulan tekmelerle, polis tekmeleriyle çocuğu düşürülmekte ve hak arayan, sendikal mücadele veren işçiler sokakta yine polis tarafından coplanmakta, gözlerine biber gazı sıkılmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten üniversiteli hamile genç kızın polis dayağıyla çocuğunu düşürmesinden daha ağır bir insan hakkı ihlali olabilir mi? Hangi demokratik hukuk devletinin ülkesinde “Hamileyim, vurmayın!” diye haykıran bir kadının karnına polis tekme atar? Dünyanın hangi demokratik hukuk devletinde “Vurmayın, hamileyim!” diye haykıran kadına, kadının karnına tekme atarak çocuğun düşmesine sebep olan polisleri o ülkenin Başbakanı ya da İçişleri Bakanı korur?

Değerli arkadaşlarım, ana karnındaki bebeği öldürmek, bir insan hakkı ihlalinden öte bir cinayettir. O bebeğin de yaşam hakkı vardır.

Şimdi, ben merak ediyorum. Bugün 10 Aralık. Dünya İnsan Hakları Haftası’na girdiğimiz bugünde bebeğin yaşam hakkını yok eden, ananın da gerçekten insan hakkı ihlalini yapan eylem hakkında, bu eylemi yapanlar hakkında, Sayın Başbakan, Sayın İçişleri Bakanı ve insan hakları kurulları bir işlem yapacak mı, ben merak ediyorum değerli arkadaşlarım. Yoksa bu da faili meçhuller arasına mı katılacaktır, bunu merak ediyorum ve aynı zamanda bunu da “Bizim dönemimizde faili meçhul olmadı.” diyen AKP’li arkadaşlarımın dikkatine sunmak istiyorum.

Bugün dünyada çağdaşlığın en önemli ölçütü düşünce ve ifade özgürlüğüdür. Düşünmek ifade özgürlüğünü de kapsar. Düşündüğünüzü ifade edemedikten sonra düşünce özgürlüğünün bir anlamı kalmaz. İfade özgürlüğü ve özgür eleştiriyi kurumsallaştıran ülkeler çağdaşlıktan sınıfı geçmişlerdir, düşünce ve ifade özgürlüğünün olmadığı ülkelerde rüşvet, yolsuzluk ve ahlaksızlık, adam kayırma gibi olaylar sıkça rastlanılan olaylardır.

Türkiye gerçekten insan hakları ihlalinde sınıfta kalmıştır. Türkiye'nin insan hakları ihlalinde sınıfta kalmasının en önemli nedeni, demokratik hukuk devletinin tüm kurum ve kurallarıyla işletilemeyişi, insanların hukuk güvenliğinden yoksun kalışlarıdır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği 12.198 hak ihlali kararının 2.295’i Türkiye'ye aittir. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin raporuna göre adil yargılanma hakkının ihlali konusunda dünyada ilk sırada yer almaktadır. Rapora göre, 2010 yılı itibarıyla mahkemenin önüne gelen 119.300 dosyanın aşağı yukarı yüzde 10’undan fazlası, 13.100 adedi Türkiye aleyhine yapılan başvurular oluşturmaktadır. Buna göre mahkemenin baktığı her 9 davadan 1’i Türkiye’yle ilgilidir değerli arkadaşlarım.

Yine 12.198 hak ihlalinin kararı verilmiş, bunun 2.295’i Türkiye’ye aittir. Yani 12.198 hak ihlali kararının 2.295’i -aşağı yukarı yüzde 20’sine yakını- Türkiye’ye aittir. Türkiye, dünyada adil yargılanma hakkının ihlali bakımından ilk sıradadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi verilerine göre, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin önünde şu anda karar aşamasına kadar toplam 119.300 dosya bekliyor. Bu dosyaların 33.550 tanesi ile Rusya 1’inci sırada, 13.100 dosyayla Türkiye 2’nci sırada bulunuyor yani Türkiye'nin insan hakları konusundaki yeri, değerli arkadaşlarım, girmek istediğimiz Avrupa Birliği ülkeleriyle aynı düzeyde değil, maalesef Rusya ve Ukrayna gibi ülkelerle aynı düzlemdedir.

Bu tablo, sanıyorum ve umuyorum ki, Türkiye'nin Avrupa Birliğine girdiğini iddia eden ve Türkiye’de insan hakları ihlallerinin olmadığını söyleyen insanların bu düşüncelerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla ve bilimsel istatistik verileriyle çürütülmesidir. Bu da Türkiye’de adil yargılanma hakkını ortadan kaldıran, hukukun güvenliğinin olmamasının doğal bir sonucudur. Sanıyorum Adalet Bakanı gereken önlemleri alır.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk. 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Karar yeter sayısı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 16.27

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Yusuf COŞKUN (Bingöl)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

574 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde verilen aynı mahiyetteki iki önergenin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, önergeleri yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Tasarı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

14’üncü madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanun Tasarısının 14 üncü maddesinin 2 nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Madde 14 – 2: Teftiş kurulu üçüncü dairenin gözetiminde kurul adına görev yapar.

                    Halil Ünlütepe                      Ali İhsan Köktürk                       Rahmi Güner

                   Afyonkarahisar                           Zonguldak                                   Ordu

                   Ali Rıza Öztürk                         Birgen Keleş                           Şahin Mengü

                          Mersin                                    İstanbul                                    Manisa

                                                                     Turgut Dibek

                                                                        Kırklareli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 14. Maddesinin 2. Fıkrasının “Teftiş Kurulu üçüncü dairenin gözetiminde Kurul adına görev yapar”  şeklinde değiştirilmesini 4. fıkrasının (ç) bendinde bulunan “…Kurul tarafından” ibaresinin metinden çıkarılarak, yerine “Kanunla…” kelimesinin yazılmasını arz ve teklif ederiz.

                        Faruk Bal                          Metin Çobanoğlu                       Rıdvan Yalçın

                          Konya                                    Kırşehir                                     Ordu

                      Oktay Vural                               Alim Işık                               Mümin İnan

                           İzmir                                     Kütahya                                     Niğde

                      Behiç Çelik                              Kadir Ural                             Murat Özkan

                          Mersin                                     Mersin                                    Giresun

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 S. Sayılı yasa tasarısının 14 üncü maddesinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                       Sırrı Sakık                             Hasip Kaplan                           Nuri Yaman

                            Muş                                       Şırnak                                       Muş

                   Şerafettin Halis                        Nezir Karabaş                            Özdal Üçer

                          Tunceli                                      Bitlis                                        Van

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

Sayın Sakık, buyurun.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Biraz önce burada grubumuz adına konuşan arkadaşımız -bugün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü- yani, bir şiirde Kürtçe, iki parça, iki sözcük söylerken televizyonun, efendim, teknik bir arızadan kaynaklı bir yayında kesinti yaptığını söylediler. Şimdi ben buradan sormak istiyorum: “… …”(x) Yani…

H. HASAN SÖNMEZ (Giresun) - Türkçe konuşalım, Türkçe!

SIRRI SAKIK (Devamla) - Ben Kürtçe konuşuyorum. Şimdi, bugün 10 Aralık 2010…

H. HASAN SÖNMEZ (Giresun) – Türkçe konuş biz de anlayalım.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Anlamıyorsan senin sorunun, bu benim sorunum değil.

H. HASAN SÖNMEZ (Giresun) - Benim sorunum değil. Türkçe konuşalım lütfen!

SIRRI SAKIK (Devamla) - İnsan Hakları Günü ben ana dilimde burada size “merhaba” demek istiyorum ve size diyorum ki…

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Milletin sabrını zorlamayın!

SIRRI SAKIK (Devamla) - “……”(xx) (AK PARTİ sıralarından “Ayıp” sesleri, gürültüler)

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Yazıklar olsun hepinize!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, size teşekkür ediyorum.

Ben şimdi bunları niye konuştum? Aslında germek için konuşmadım bunları. Bu televizyon, gerçekten bir teknik hatadan kaynaklı bir konu muydu yoksa Divan üyesi olmama rağmen Divanda böyle bir karar mı alınmış?

Şimdi, burada, hemen sağımda çalışma arkadaşlarımız var. Bunlara talimat verilmiş: “Burada eğer Kürtçe konuşulursa ‘Türkçe dışında…’ daha önce “Bilinmeyen bir dil…” Eğer bilinmeyen bir dilse Orta Doğu’da 40 milyon insan yaşıyor, Suriye’de, İran’da, Irak’ta, Türkiye’de yaşıyoruz, Sovyetlerde, İsrail’de… Bu nasıl bilinmeyen bir dil? Eğer bilinmeyen bir dilse ey AKP, ey Adalet ve Kalkınma, nerede adaletiniz, nerede kalkınmanız? TRT Şeş şu anda bilinmeyen bir dilden yayın yapıyor. Şimdi, bunu nasıl izah edebilirsiniz? Siz iktidarsınız, Meclis Başkanı sizden, Divanın çoğunluğu sizden, böyle bir kararı nasıl alabilirsiniz? Nasıl Genel Sekreter, hangi hakla buraya talimat verebilir, “bilinmeyen bir dil” olarak yazabilir? Veyahut da hangi güç bizim dilimize gem vurabilir? Hangi güç televizyonuna ve bu noktada yayın yapan Meclis TV’de Kürtçe yayına sansür koyabilir?

                                  

(x) Bu bölümde, Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dille, birtakım kelimeler ifade edildi.

(xx) Bu bölümde, Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dille, birtakım kelimeler ifade edildi.

Dün de söyledim burada, bugün de söylüyorum. Sevgili arkadaşlar, ne Anayasa ne yasa ne uluslararası sözleşme ne Lozan’daki anlaşmalar benim dilime, kimliğime gem vuramaz, hiçbir güç de vuramaz! Biz bu dil için, bu kimlik için buradayız. Onun içindir ki ağır bedeller ödüyoruz. Bu dilin özgürleşmesi için hepinize görevler düşüyor. Cumhuriyeti birlikte kurduk, birlikte hepimiz bu önemli bir günde, 10 Aralıkta, birbirimizin diline, kültürüne, kimliğine saygılı olmalıyız. Bu saygıyı yakalayabilirsek yani akan bu kanı durdurabiliriz. Bu saygıyı gösterebilirsek halklar arasında körüklenmek istenen savaşı, kavgayı durdurabiliriz ama birbirimizi yok sayarsak yani korkunun kuşattığı bir meclis yaratırsak, korkunun kuşattığı alanlar yaratabilirsek biz sorunlarımızı çözemeyiz. Bütün sorunlarımızın sıkıntısı bugüne kadar bu ülkeyi kuşatan korkudur, ordunun korkusudur, yargının korkusudur. El vicdan edin! Hiç olmazsa Parlamento bu militer güçlerden ders alarak, onlar da korkuyu burada egemen kılmasın. Siz, sorunları çözmek için varsınız burada. Bizim de sorunlarımız var. Bu sorunları birlikte oturup çözmemiz gerekirken… İşte, bugün nedir? Adalet ve hukuk için burada yasaların değişmesini istiyoruz. Peki, benim hukukuma saygı göstermeyen bir yasal değişiklik yoksa ben kendimi nasıl ifade edeceğim?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Savcılar Kanunu bu kanun.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Nasıl?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hâkimler ve Savcılar Kanunu…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Yahu, hâkimler ve savcılar bizim hakkımızda karar vermiyor mu? Sizin ülkenizde adaleti, bizim ülkemizde adaleti ve hukuku savcılar ve yargıçlar tayin etmiyor mu? Siz savcılardan şikâyetçi değil miydiniz, siz yargıçlardan şikâyetçi değil miydiniz? Sayın Başbakan değil miydi, diyordu “Bunlar ciğerimizi söktü.” Bunlar sizin ciğerinizi söktüyse bizim bütün organlarımızı tahrip ettiler. Biz, uzun yıllardır ret ve inkâr politikalarından dolayı ağır bedeller ödüyoruz. Onun için, biz, adalet ve hukuk istiyoruz. Hep de söylüyoruz, hukukun ve huzurun ülkesini yaratmalıyız. Hukuk ve huzur…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

RECEP KORAL (İstanbul) – Tercüme eder misiniz baştan söylediğinizi, anlayamadık?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Türkçe mi? Ben ”Saygıdeğer milletvekilleri, sevgili kardeşlerim.” dedim, “Yani bir ana dilden niye korkuyoruz? Hepimiz ana dillere saygılı olmalıyız.” dedim. Burada kötü bir şey var mı?

RECEP KORAL (İstanbul) – Teşekkür ederiz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – İşte, biz de teşekkür ediyoruz.

Aramızdaki fark bu. Biz, diyalog kuramıyoruz, empati yapamıyoruz, sürekli birbirimizi ötekileştirmeye çalışıyoruz. Ötekileştikçe aramıza nifaklar giriyor. Ötekileştirilmeyecek bir Türkiye yaratmaya çalışıyoruz. Bugün, hep söylüyorum, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü. Hepimiz bu sorumlulukları bilerek, kendi ülkemizde ve dünyada daha çok insanların özgür… Yani kan ve gen bağına bağlı olmayan, duygu bağına bağlı olan bir dünyayı yaratmalıyız. Hepimize böyle sorumluluklar düşüyor.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Sayın Uzunırmak, buyurun.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, bu münakaşalar herhâlde son bulması gereken münakaşalar.

Eğer Türkiye'nin herhangi bir bölgesinde herhangi bir kahveye bir İngiliz gitse, kahvede hiç İngilizce bilen olmasa ve orada konuşsa, oradaki insanlar derler ki: Anlamadığımız veya bilmediğimiz bir dilde konuştu.

Şimdi, dolayısıyla “anlaşılmayan bir dil” veya “bilinmeyen bir dil” tanımlamasını… Karşı tarafta anlamayan insanların elbette ki “anlamadığım” ve “bilmediğim bir dil” olarak zabıtlara geçirmesi kadar normal bir şey yoktur. Arkadaşların bu işleri fazla germemesi gerekir. Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi. İnsan haklarının bu kadar yoğunlaştığı, bu kadar geliştiği bir dönemde bu gerilmeler… Meclis kürsüsünden arkadaşımızın dediği anlaşılmıyor. Burada birçok milletvekili anlamıyor bunu. Nasıl hâlen daha ısrar ediliyor böyle şeylere? Bunların bir anlamı yok. Anlamsız olduğunu bildiriyorum. İnsan haklarının doğru kullanılması gerektiğini bir kez daha vurguluyorum.

Çok teşekkür ediyorum yüce Meclise.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, burası bir kahvehane falan değil. Burada çok farklı dillerin konuşulduğu bir kürsü. Ama eğer biz kardeşlikten bahsediyorsak, kardeşliğin diline saygı gösterilmemiştir. İşte söylemek istediğimiz budur. Dünyanın dört bir tarafından  siyasi aktörler geldiler, burada konuştular, çoğumuz da bilmiyorduk. Eğer böyle bir eksiklik varsa bu eksikliğin telafisi,    Divan karar alır, bundan sonra Kürtçe bilmeyen arkadaşlarımız ya Kürtçe öğrenir veya tercüme edilir. Ama eğer Türk kardeşlerimiz Kürtçe’yle ilgili bir sıkıntı yaşıyorlarsa,  o da onların ayıbıdır!

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Germe!

YILMAZ TANKUT (Adana) – Ayıp oluyor!

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sırrı Bey, Türk kardeşlerin Türkçe konuştuğunuz zaman sizi anlayabiliyor. Mesele bu.

BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 14. Maddesinin 2. Fıkrasının “Teftiş Kurulu üçüncü dairenin gözetiminde Kurul adına görev yapar”  şeklinde değiştirilmesini 4. fıkrasının (ç) bendinde bulunan “…Kurul tarafından” ibaresinin metinden çıkarılarak, yerine “Kanunla…” kelimesinin yazılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                           Faruk Bal (Konya) ve milletvekilleri

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Vural, kim konuşacak?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Çelik efendim.

BAŞKAN – Sayın Çelik, buyurun.

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de konuşmama başlamadan önce yüce heyetinizi saygılarımla selamlamak istiyorum ve 10 Aralık gününü idrak ederken, bugün İnsan Hakları Günü olması hasebiyle, bugünün bilhassa son üç yüz yılda hep ezilen, itilen, katledilen ve milyonlarca soydaşının ne yazık ki yok edilmesini yaşayan büyük milletimin, Türk milletinin her üç kıtada kayıplarını da bu vesileyle rahmetle anmak istiyorum ve en son yaşadığımız kitlevi manada Azerbaycan’da Hocalı katliamını da burada dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Dünyanın hiçbir yerinde ne bizim milletimize ne de başka uluslara ve halklara hiçbir zaman zulüm, katliam, jenosit olmasın. Temennimiz bu yöndedir. Türk milleti dört bin yıllık geçmişinde bütün diğer ulusların hukukuna daima saygı göstermiş ve kendisinin millî ve manevi terbiyesiyle bunu düstur edinmiş; ezen, zulmeden, katleden değil, tam tersine zalimlerin üzerine daima gitmiş, hakkı ve haklıyı tutmuş, asil ve yüce bir millettir. Bugün münasebetiyle kendi milletimin de bu hasletlerini sizlerle paylaşmak  istedim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konumuza dönersek, özellikle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanun Tasarısı’nın, öncelikle Anayasa değişikliği yapıldıktan sonra bu kanun tasarısına kadar gelinen süreçte, üyeliklere seçim sürecinde bazı illerde Adalet Bakanlığı tarafından görevlendirilen tetkik hâkimlerinin hâkim ve savcılar üzerinde Sayın Bakanın ve Müsteşarın mesajlarını götürerek baskı yaptıkları yönünde ciddi ihbarlar gelmiştir, bize kadar gelmiştir. Bunları her zaman Sayın Bakanımla paylaşabilirim.

Diğer bir konu: Bir müsteşar yardımcısı düşünün, gidiyor ve sekiz büyük ilde toplantı yapıyor ve toplantıları, yine, seçimlerde Bakanlık listesine destek amaçlı ve “Bakanlık listesine oy vermezseniz size gösteririm ha!” mesajını çok sert bir şekilde bildirmek...

Diğer bir konu: Tabii, seçim oluyor, Kurul toplanıyor. Kurul, taşradaki hâkimlerin, savcıların sözlerinin daha etkin olacağı bir kurul ve demokratik bir kurul ve yargı erkini daha da kuvvetlendirecek olan bir kurul olarak kamuoyuna sunulmasına rağmen, ne yapıldı? İşte, böyle Bakanlık listesini dayatma suretiyle seçim yapıldı ve hâkim ve savcılardan aday bile çıkarılmasına izin verilmedi sonuç itibarıyla ve geldi, Kurulun Başkan Vekilliğine Adalet Akademisi Başkanı oturdu.

Başka bir şey daha oldu HSYK dışında: Türkiye'nin en büyük üç ilinden birine bir başsavcı atandı; ilçe başsavcısı olan kişi, bütün kıdem ve liyakat esasları bir kenara itilerek bir ile atandı. Şimdi, burada Adalet Bakanlığında oturmuş altmış yıllık teamül yıkıldı. Böylece, yargıda yürütmenin ne kadar baskın olduğunu çok net bir şekilde müşahede ediyor ve görüyoruz, bunları hep birlikte görüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Bu durumda kıdeme, tecrübeye saygı göstermeyen bir Hükûmetin oluşturmuş olduğu bir yargı yapısından adalet beklemek, tabii ki, teorik anlamda çok güç.

Onun için, değerli kardeşlerim, değerli arkadaşlarım, burada, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun toplumun bütününü temsil etmesi, kılı kırk yaracak hâkim ve savcılarımızın olması ve böyle bir kadroyla adaletin tecelli edilmesini beklememiz gerekirken, maalesef, bu tahakkuk etmeyecek.

Burada, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, bütün hatiplerimizle, özellikle bu mevzuyu da ciddiyetle vurguladık ama buna rağmen bizim taleplerimiz yerine getirilmedi, getirilmiyor.

Bu duygularla önergemize desteklerinizi bekliyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanun Tasarısının 14 üncü maddesinin 2 nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Madde 14 – 2: Teftiş kurulu üçüncü dairenin gözetiminde kurul adına görev yapar.

                                                                                       Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

Sayın Mengü, buyurun.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sadece Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’yla yargıyı şekillendirmiyorsunuz, TRT’yi de şekillendirdiniz, tam bir iktidar yayın organı hâline getirdiniz. Salı günü Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Başkanı grup toplantısında konuşurken Sayın Başbakanı eleştirdi. Eleştiri başlar başlamaz aynen teknik arıza nedeniyle yayın kesildi. Çok da hazırlıksızlarmış herhâlde, evvela bir dizi film koydular -üç dakikalık bir kesinti- arkasından bir reklam girdiler, onu da beğenmediler, bir başka şey daha oldu, ben de hemen Sayın Genel Müdürü aradım. Özel Kalemdeki Saygıdeğer Hanımefendi Sayın Genel Müdürün lavaboya geçtiklerini söyledi. Tabii, bir insan ihtiyacıdır, gayet tabii geçer. Altı saat sonra döndü Sayın Genel Müdür bana milletvekili olarak, ben de kendisini rahatsız etmeyeyim diye telefona çıkmadım, herhâlde çok ağır bir bağırsak enfeksiyonu geçiriyordu, lavabodan bana telefona dönüşü altı saat sürünce yapacak bir şey kalmadı, konuşmadık. Şimdi, böyle bir düzende yaşıyoruz. Her işi kendinize uygun, kendinizin hoşunuza gittiği şekilde yaparsanız bu iş olmaz.

Bakın, ben size bir şey daha söyleyeyim. Harika bir şey yapılabilir: Ateşli Silahlar Kanunu’nda bir değişiklik yapın, yumurtayı da o aletlerin içine sokun. Olur ya, her gün yumurta atıyor gençlik. “Gençlik niye yumurta atıyor?” diye hiç bakmıyoruz da yumurta atan gençliğe kızıyoruz ve bir anayasa profesörü -ki uğradığı yumurtalı saldırıdan dolayı ben de dün kendisine burada bütün iyi niyetimle geçmiş olsun dileklerimi ilettim ama- dönüp diyor ki: “68 kuşağının Allah belasını versin.”

Beyler, birbirimize bela okuyarak mı bu memleketi yöneteceğiz? Bir olay olmuştur, doğrudur, gençliğin tepkisi sert olmuş olabilir, biraz fazla olabilir. Bunu tartışmamız gereken nokta bu mudur? “68 kuşağının Allah belasını versin.” Öbürü de kalkar derse ki: “Senin de Allah belanı versin.” Ne yapacağız? Bela mı okuyacağız her dakika birbirimize? Hele bunu normal bir kişi yaparsa çok yadırgamıyorum ama bir anayasa profesörü yaptığı zaman içiniz acıyor. Yani ülkeyi yönetirken hakikaten kişisel değerlerimize göre değil, kişisel ruh hâlimize göre değil, ülkenin ihtiyaçlarına göre yönetelim.

Bakın, bugün, herhâlde sayın bürokratlar yakında çalışmaya başlarlar, yeni bir Anayasa değişikliği teklifi gelebilir. Çünkü gazetelerden okuduğum kadarıyla Avrupa Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin savcılığı -bir gazete haberi, bir gazetede gördüm- bu görevden alınan 3 generalin terfisiyle ilgili olumlu görüş yani “Terfi ettirilmelidir.” şeklinde bir görüş serdetmiş. O zaman yapılması gereken şu: Hemen bir Anayasa değişikliği yapalım, Askerî Yüksek İdare Mahkemesini, Askerî Yargıtayı, hakikaten olması gerektiği şekilde… Çünkü sizin böyle bir niyetiniz yoktu, o gün için bu ihtiyacı duymamıştınız. Neydi o ihtiyaç? Anayasa referandumuna giderken hazırladığınız Anayasa paketinde Askerî Yüksek İdare Mahkemesini ve Askerî Yargıtayı benimsediğinizi açıkça ortaya koymuştunuz. Nasıl koymuştunuz? Bu iki yüksek mahkemeyle ilgili düzenlemelerde birer kelime değişikliği, birer tümce değişikliği yaptınız. Yani siz bu yüksek yargı organlarının varlığını kabul ediyordunuz. Ama bir anda şimdi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi böyle bir karar verince, şimdi sizin bu Askerî Yüksek İdare Mahkemesini, Askerî Yargıtayı kaldırmanız gerekiyor.

Doğrudur, Batı’da uygar ülkelerde Danıştay gibi bir kurum varsa idari yargının içinde bir dairedir, Yargıtayın içinde bir dairedir. Ama bunu ihtiyacınız olduğu zaman yapmayın. Bunu, hukuken yapılmasını düşündüğünüz zaman, evrensel hukuka -dünyada modern hukuktur- dünyanın şu anda yaşadığı düzendeki gereklilik varsa bunu yapın. Bu anlattığınız olaylar Bulgaristan’da yeni oldu, bunu örnek almayın. Bırakın gene Bulgaristan’ı, onun hemen dibinde bir Balkan ülkesi olan Romanya’da bu yıllar evvelden beri vardır. Romanya’da, benim bildiğim, en az on beş sene evvel -ondan evvelini bilemiyorum- zaten askerî yargıtay yoktu, yargıtayın içinde bir daire olarak görev yapıyorlardı; doğrusu bunun budur. Ama siz bunu Anayasa değişikliği yaparken getirmediniz. Çünkü o zaman böyle bir ihtiyaç  duymuyordunuz, şimdi böyle bir ihtiyaç duyuyorsunuz. Bakın bu çok sakıncalı. Eğer her ihtiyaç duyduğunuz anda kanun yapmaya başlarsanız hukuk devleti olmaktan çıkarsınız, bir kanunlar devleti hâline gelirsiniz. İnsanın kulağına ilk etapta “Kanuna uygun olmak.” iyi bir şeydir gibi gelir ama bütün totaliter rejimler kanunlarla yürürler. Yani bir şeyin kanuna uygun olması demek her zaman hukuka uygun olması demek değildir, her zaman evrensel hukuka uygun olması demek değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.

ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – O bakımdan, değerli arkadaşlarım, yasal değişiklikleri yaparken… Hepimiz milletvekiliyiz, bugün varız yarın yokuz ama yarın hakikaten bizi, bu memleketin tarihini yazacaklara -şu Parlamentoyu incelerken- ne olur “İşlerine geldiği şekilde kanun çıkartırlardı, evrensel hukuk onlar için hiçbir değer yaratmazdı.” diye düşündürmeyelim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

15’inci maddede iki önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 15. Maddesinin 2. Fıkrasında yer alan “ilgililerin” kelimesinden sonra gelmek üzere “ve kurulun” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                        Faruk Bal                          Metin Çobanoğlu                       Rıdvan Yalçın

                          Konya                                    Kırşehir                                     Ordu

                      Oktay Vural                               Alim Işık                               Behiç Çelik

                           İzmir                                     Kütahya                                    Mersin

                                                                       Kadir Ural

                                                                          Mersin

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 15. maddesinin c bendinde geçen “sekiz” ibaresinin “on” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                   Ali Rıza Öztürk                         Rahmi Güner                          Halil Ünlütepe

                          Mersin                                      Ordu                               Afyonkarahisar

                     Birgen Keleş                           Şahin Mengü                       Orhan Ziya Diren

                         İstanbul                                    Manisa                                      Tokat

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Mengü. (CHP sıralarından alkışlar)

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Değerli arkadaşlarım, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum Sayın Başkanım.

Biraz evvel, dün de, konuşmamda söyledim olayları kendimize göre yorumlamayalım, ülkenin ihtiyaçlarına göre yorumlayalım diye. Her sıkıştığımızda bir yasa değişikliği gündeme getirirsek problemleri çözemeyiz ve bu yasa değişikliklerini yaparken eğer imkân varsa, olmaması mümkün değil, bir düzgün prosedür içinde yapalım.

Şimdi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu tartışıyoruz. Dün, basının tabiriyle, yandaşlarınıza çıkarttığınız örtülü af kanunu var; çok sevgili meslektaşımın sunduğu kanun tasarısı, teklifi var. Şimdi, bunların içinde açık Anayasa’ya aykırı hükümler var. Ama Anayasa Mahkemesinin uyum yasasını getirmediğiniz için Anayasa Mahkemesi çalışmıyor. Şimdi, Anayasa Mahkemesinde bekleyen dosyalar var. Anayasa Mahkemesine gidecek ve belki yürütmeyi durdurma talepleri olacak. Nasıl çalışacak Anayasa Mahkemesi? Yani siz şu anda Anayasa Mahkemesinin çalışmasını istemiyorsanız tutarsınız bu uyum yasasını, beklersiniz. Ama Anayasa Mahkemesi sizin istediğiniz şekilde şekillendirildi. Şekillendirdiğiniz Anayasa Mahkemesinin dahi bir an evvel faaliyete geçmesini istemiyorsunuz. Yapın şu değişikliği, evvela onu getirin. Bakın, Borçlar Kanunu, Ticaret Kanunu değişikliği yaparken de gene yanlış yapıyorsunuz. Borçlar Kanunu değişmiyor, Ticaret Kanunu değişmiyor. Hâlbuki Borçlar Kanunu öncedir, Ticaret Kanunu onun ayrılmaz cüzüdür. Bir karmakarışık yani tam bir çadır tiyatrosu gibi, “Ben yaptım, oldu.” mantığıyla, Ticaret Kanunu’nu tartışmayalım, Borçlar Kanunu’nu da tartışmayalım, bunları bir haftada geçirelim; bir bölümün, memleketin bir sanayicisinin, tüccarının, bankacısının, özellikle bankacısının ihtiyacı var, bir an evvel yapalım. Hayır yapmayalım. Temel kanunu tartışıyoruz beyler, temel kanunu tartışıyoruz.

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Sayın Mengü…

ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Müsaade et. Bu, hukuk; sen bundan anlamazsın, işçi olsa ondan anlarsın.

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Sen insanlıktan anlamıyorsun, yüce Meclisi çadır tiyatrosuna benzetiyorsun.

ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Tamam, tamam anlarsın sen şimdi.

BAŞKAN – Sayın Kafkas, lütfen…

ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Oturursun, kanunu yaparsın, doğru yaparsın, sırasıyla yaparsın, yasamanın da önünü açarsın. Bugün biz, yarın siz. Buradan Anayasa Mahkemesine çok yasa gidecek. Anayasa Mahkemesini çalışır hâle getirin, evvela onu yapın.

Şimdi, açıkçası, Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesinde yapılan değişiklik bana göre bir örtülü af, örtülü özel af. Sayısal rakama tabi. 330 milletvekilinin oy kullanması lazım, 280 milletvekili oy kullanmış. Şimdi, ben bunu Anayasa Mahkemesine götüreceğim, şekilden. Kim bakacak buna, bakabilecek mi? Bakmayacak. Burada bazı hukukçu arkadaşlarım “Bunun Anayasa’yla bir alakası yok, bu Anayasa’ya aykırılık teşkil etmez.” diyebilirler, bu bir hukuki görüş meselesi ama bunun irdelenmesi lazım. Nasıl irdeleteceğiz? Örtülü af mıdır, değil midir? Burada bekleyen dosyalar var, yürüyen yargılama var çünkü o sizin dediğiniz sınırlara çektiğiniz zaman, bu yasalar, bu cezalar erteleme içine giriyor.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Emsal kararlar var.

ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Tabii, olur emsal kararlar, bunların hepsi hukukta tartışılır ama bu benim denetleme hakkımın da önünü kesmemesi lazım. O zaman, evveliyetle Anayasa Mahkemesinin uyum yasasını getireceksiniz buraya. Yani o zaman, işinize geldiği zaman o kanunu çıkartırsınız, işinize geldiği zaman bu kanunu çıkartırsınız. Olmuyor arkadaşlar, bu işler iyi gitmiyor. Yarın bunun altında hep beraber, hepimiz kalırız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 15. Maddesinin 2. Fıkrasında yer alan “ilgililerin” kelimesinden sonra gelmek üzere “ve kurulun” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                             Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akkuş. (MHP sıralarından alkışlar)

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Efendim, demin burada anlamadığım bir dil konuşuldu. Meclis buna tepki koymadığı için, konuşmama başlarken kimseyi selamlamıyorum.

574 sıra sayılı HSYK Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesinde değişiklik yapılması isteğiyle vermiş olduğumuz önerge hakkında söz almış bulunuyorum.

Bu önerge ile, kanun tasarısı 15’inci maddenin 2’nci fıkrasında istediğimiz değişiklikle bağımsız ve tarafsız bir niteliğe sahip olması gereken Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda, Kurul müfettişliğinden Adalet müfettişliğine yapılacak atamalarda etkilenme ve siyasallaşma sonucunun yaşanmaması için sadece ilgililerin değil Kurulun da muvafakatının alınması istenmektedir. Aksi takdirde, ilgililerin muvafakat edip etmediklerinin kim tarafından sorulacağı net değil. Teftiş Kurulu Başkanının, sevmediğinden dolayı istemediği birine böyle bir isteği olup olmadığını sormazsa ne olacak? Yani istemediği kişiye sormayı atlarsa ne yapılacak? Onun için, Kurulun muvafakatının istenmesi gerekmektedir.

1’inci fıkranın (a) bendinde “Teftiş Kurulu Başkanı ve başkan yardımcıları birinci sınıf hâkim ve savcılar arasından atanır.” denmektedir. Aynı kıdemde olan birçok hâkim ve savcı bulunması hâlinde seçim nasıl yapılacak bu belli değil.

Maddenin 1’inci fıkrası (c) bendinde “Üstün başarısı ile Kurul müfettişliği hizmetinde yararlı olacağı anlaşılmış bulunanlar arasından atanır.” ibaresi bulunmaktadır. Üstün başarının kriteri nedir? Başarı kim tarafından tayin edilecek belli değil. Burada ”Baktığı dosya sayısı mı, kılık kıyafeti mi, yaşantısı mı, yoksa tebaa olup olmadığına mı bakılacak?” bunlar belli değil. Sicil amiriyle arasında bulunan bir ihtilaf bunu nasıl etkileyecek? Bu gibi soruları çoğaltabiliriz. Bu önergenin kabul edilmesi bu sakıncaları bir nebze önleyecektir.

Sayın milletvekilleri, referandum sırasında sık sık üstünlerin hukukunun üstünlüğünün sağlanacağı belirtildi ancak bütün bu aksaklıklar, mutlaka karşılık bulması gereken bu sorular masumane bir şekilde aksamamıştır, bilinçli bir şekilde eksik bırakılmıştır. Böylece, hukuk siyasallaştırılmak, AKP’lileştirilmek istenmiştir. Bu eksiklikler bunda da başarılı olunduğunun delilleridir ancak yüce Türk milleti üzülmesin, 2011 seçimleri sonunda bunlar yeniden ele alınacak ve gerçek manada hukukun üstünlüğü sağlanacaktır.

Bugün dünkünden daha üst bir üstünler hukuku yaratılmaya çalışılmaktadır çünkü hukuk silah gibi kullanılma amacındadır. Başbakan Yardımcısına Çukurambar’da suikast yapılacağı sanal iddiası ile devletin en önemli beyni olan bir odaya girilmiştir. “Oradan birtakım devlet için hayati belgelerin çıkarılmadığı ne malum?” diyor vatandaş. Yani üstünler hukukunda amaç ön plana çıkmıştır. Suça bulaşmış birçok belediye başkanı görevine devam ederken Aytaç Durak sanal iddialarla görevden alınmıştır. Bu, başka ne anlama gelebilir? Üstün haklıdır, eşitlik de yoktur bu Anayasa değişikliğinde. Ancak üstünler hukukuna tabi olanlar kendilerinden üstün gördükleri sanal üstünlere tabidirler. Mesela, Belçika’da AB’nin merkezinde bulunan Fehriye Erdal niçin yargılanamıyor? Bunun sorulması lazım, ortaya konması lazım. Tebaa olmayı kabul etmekten başka bir şey değildir bu.

Sayın milletvekilleri, size bir olaydan bahsetmek istiyorum: Mut ilçemizin kuzey tarafında...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

AKİF AKKUŞ (Devamla) - ...Mut ilçesine takriben 25 ila 45 kilometre arasında değişen köyleri Mut’a bağlayan bir yol var. Referandum sırasında bu yolun kenarına öbek öbek mıcır döküldü. Niye? Çünkü dağların üstünde bir yer. Yol süratle bozulmuş, artık arabaların rahat hareket etmesi mümkün değil. Yolun tamir edilmesi lazım yahut stabilize kaplanması lazım.

Değerli hemşehrilerim… Değerli milletvekilleri…

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Yola gittin ya…

AKİF AKKUŞ (Devamla) – Gideriz. Mut’a gittik ya ondan. Hemşehrilerime buradan bir selam çakıyorum.

Dolayısıyla, referandumda bu altı yedi köy, Dağpazarı, Çivi, Ballı, Demirciler, Güme, Ovakavağı köylerinde “Hayır.” oylarının fazla çıkmasıyla maalesef bu mıcırlar bugün oradan geri götürüldü, yüklendi arabalara, geri götürüldü. Bunu vicdanlarınıza sunuyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AKİF AKKUŞ (Devamla) – Saygılarımı sunuyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

16’ncı maddede üç önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “yönetmek,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Teftiş Kurulunun” ibaresinin getirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Hamit Geylani                           Özdal Üçer                             Nuri Yaman

                         Hakkâri                                      Van                                         Muş

                      Akın Birdal                              Sırrı Sakık                             Hasip Kaplan

                       Diyarbakır                                    Muş                                       Şırnak

                                                                    Pervin Buldan

                                                                            Iğdır

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 16. Maddesinin 1. Fıkrasının “c” bendinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                        Faruk Bal                          Metin Çobanoğlu                       Rıdvan Yalçın

                          Konya                                    Kırşehir                                     Ordu

                      Behiç Çelik                              Kadir Ural                            Ali Uzunırmak

                          Mersin                                     Mersin                                     Aydın

                                                                  Nevzat Korkmaz

                                                                          Isparta

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 16. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendinin madde metninden çıkarılmasını arz ederiz.

                   Ali Rıza Öztürk                         Rahmi Güner                          Halil Ünlütepe

                          Mersin                                      Ordu                               Afyonkarahisar

                     Birgen Keleş                            Rasim Çakır                        Orhan Ziya Diren

                         İstanbul                                     Edirne                                      Tokat

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Rasim Çakır.

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergemiz üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bugün 10 Aralık İnsan Hakları Günü. İnsanlık tarihine şöyle bir bakarsak, insanlık tarihi sosyal ve kültürel gelişmeler açısından birçok gelişmelere örnek, ekonomik bakımdan bakarsak, ilkel komünal üretim biçiminden sosyalist üretim biçimine kadar çok değişik üretim biçimlerini kapsayan bir insanlık tarihi var önümüzde. Ama insanlık tarihinin bir bölümü de savaşlar, katliamlar, ölümler, kanlar; bu da insanlığın bir tarihi. İnsanoğlu, bu büyük Birinci Dünya ve İkinci Dünya savaşlarından sonra yüz binlerce, milyonlarca insanın katledilmesinden sonra oturup bir noktada bir konsensüs sağlamış, bir uzlaşma sağlamış ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni kaleme almış ve bütün dünya olarak da bu bildirgenin altına imza atmış. Bu bildirge, bu dünyada yaşayan her insanın asgari şartlarda hakkı olan konuları, saygı gösterilmesi gereken konuları içeren ve herkesin birbirine bu anlamda saygı duymasını gerektiren bir bildirge ve bu bildirge, insan haklarını belirlerken bundan sonra insan hakları adına kan dökülmemesi, savaşların olmamasını da öngörerek kaleme alınmış. O bakımdan, bugün, insan hakları savunucuları, insan haklarına saygı duyan ve önem verenlerin ilk önce yapması gereken şey, insan hakkının elde edilebilmesi ve geliştirilmesi noktasında silahı reddetmek, terörü reddetmek, insan hakkı elde etmek için insan öldürmeyi reddetmek olmalıdır. Bu duygu ve düşünceyle söz aldım. Bugün bir sayın bakan, 12 Eylül referandumundan sonra Türkiye’de insan haklarının gelişmesi noktasında önemli gelişmeler ve kazanımlar olduğunu bu kürsüde ifade etmeye çalıştı. Ama gerçeğe baktığınızda gerçek öyle mi? Gerçek pek de öyle değil. Çünkü referandumdan sonra Anayasa’nın geçici 15’inci maddesi kaldırılsa da, referandumdan sonra Yüksek Askerî Şûra kararları yargı denetiminin dışında tutulsa da, maalesef, 12 Eylülde ve 28 Şubatta ve 12 Mart 1971’de yargı yolu kapalı olan, yargıya gidemeyen, idarenin kararlarıyla disiplinsizlik nedeniyle resen emekli edilen, hanımı türban takıyor diye veya farklı bir siyasi görüşü var diye silahlı kuvvetlerden resen emekli edilen, mağdur edilen ve bugün bu toplum içerisinde pazarlarda, köşe başlarında işportacılık, seyyar satıcılık, esnaflık yaparak onuruyla dimdik ayakta durmaya çalışan insanların mağduriyetlerinin giderilmesi noktasında, maalesef bu Anayasa değişikliği en ufak bir kazanım sağlamamıştır.

Anayasa değişikliği referandumundan sonra, bu arkadaşlarımızın, bu vatandaşlarımızın Askerî Yüksek İdare Mahkemesine ve Millî Savunma Bakanlığına yaptıkları müracaatlar neticesinde, YAŞ kararlarına yargı yolu açılması ile ilgili Anayasa değişikliğinin geçmişe yönelik uygulanamayacağı gerekçesiyle talepleri reddedilmiş, üçlü kararnameyle resen emekli edilenlerin de, Anayasa’nın geçici 15’inci maddesinin kaldırılmasının otuz yılı geçtiği ve zaman aşımına uğradığı için, talepleri reddedilmiştir. Dolayısıyla, referandumdan önce Sayın Başbakanın ve iktidar sözcülerinin kamuoyuyla paylaştığı “Bu referandum 12 Eylülle bir yüzleşmedir, bir anlamda 12 Eylülden bir hesap sormadır, bir anlamda 12 Eylülün mağduriyetlerinin giderilmesidir, yaraların sarılmasıdır.” iddialarının maalesef telafi edilmediği gibi çok net bir durum ortaya çıkmıştır. Bu anlamda yargı yollarının kapalı olduğunu, yargıyla birtakım hakların elde edilemeyeceğini gördüğümüz için ben ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bugün bir kanun teklifi verdik. Bu kanun teklifinde 12 Mart 1971’de silahlı kuvvetlerden resen emekli edilen subay, astsubay ve askeri memurların, 12 Eylül 1980’de üçlü kararnameyle resen emekli edilen subay, astsubay ve askerî memurların ve askerî öğrencilerin ve 28 Şubat kararlarıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinden YAŞ kararıyla resen emekli edilen subay, astsubay ve sivil personelin özlük haklarını düzenlemeye yönelik…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

RASİM ÇAKIR (Devamla) – …onların çektiği ızdırapların, onların çektiği çilelerin parasal bir karşılığı yok. Hiçbir maddiyat bu çileleri telafi etmez ama bir parça olsun devletin “Ben bu işte yanlış yaptım, ben bu insanlardan özür diliyorum.” anlamına gelebilecek ve onların özlük haklarını düzenlemeye yönelik bir kanun teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak sunduk. Şimdi diğer gruplarla beraber, özellikle iktidar partisi grubuna ve milletvekillerine, başta Sayın Ahmet İyimaya’ya önemli bir görev yüklüyorum Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde millet adına: Bu kanun teklifine -belki biraz değişiği de olabilir, kanun teklifidir, Allah’ın kelamı değildir, muhakkak ki komisyonda değişir, Genel Kurulda değişebilir ama- iktidar partisi milletvekillerinin de samimiyetle sahip çıkmasını, destek vermesini ve bir an önce, yani seçime gitmeden bu Parlamentodan bu kanunun çıkması için desteklerini bekliyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çakır.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklama talebi vardır.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Ünlütepe, Sayın Dibek, Sayın Köktürk, Sayın Güner, Sayın Baratalı, Sayın Çakır, Sayın Genç, Sayın Özdemir, Sayın Ünsal, Sayın Koçal, Sayın Tan, Sayın Barış, Sayın Paçarız, Sayın Ekici, Sayın Emek, Sayın Halıcı, Sayın Pazarcı, Sayın Hacaloğlu, Sayın Günday, Sayın Aslanoğlu.

Yoklamaya iki dakika süre veriyorum ve başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/961) (S. Sayısı: 574) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 16. Maddesinin 1. Fıkrasının “c” bendinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                             Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Çelik, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce hepinize en derin saygılarımı sunuyorum.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı üzerinde müteaddit konuşmalarımızda görüşlerimizi yüce heyetinize arz etmiştik ancak bu önerge üzerinde de bir hususu dikkatlerinize sunmak isterim.

Biliyorsunuz, politika bütün disiplinlerle ilişkisi olan önemli bir bilim dalıdır yani psikolojiyi, sosyolojiyi, ekonomiyi, hukuku doğrudan ilgilendiren önemli bir bilim dalıdır politika. Politika bir toplumun, bir devletin yönetilmesinde daima bize birtakım ön açıcı uygulamaları getirmek suretiyle öbür disiplinlerin orada neşvünema bulmasına, hayat bulmasına yol açabilir. Politikanın bu yönü aslında bir toplumun daha da hızlı gelişmesi için önemli katkılar sağlayabilir ama politika, politika yapıcılarının elinde, doğru politika yapıcılarının elinde daha anlamlıdır. Ön açan bir politik anlayışın oluşturmuş olduğu elverişli çevre, aynı zamanda normatif bir bilim dalı olan hukukun gelişmesine olağanüstü katkılar yapar. Bu noktada hukukun bir toplumsal yapıda kuvvetlenmesi, güçlenmesi, bütün kurallarıyla ve bütün kurumlarıyla tam anlamıyla yerleşmesi ve yerleşmiş olan bu hukuk kurallarının toplumun geneli, yani maşerî vicdanında yankı bulması çok önem arz eder.

Burada AKP İktidarının, bu sözlerimden sonra, yapmış olduğu icraatlarına baktığımız zaman, özellikle son Anayasa değişikliği, yani çıkarılan 5982 sayılı Yasa’dan sonra yapılan Anayasa değişikliği, ne yazık ki böyle bir ortamın tamamen kalkmasına yol açmıştır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu oluşturulurken de, bir önceki 14’üncü maddedeki konuşmamda da ifade etmiş-tim, böyle partizan ve militan bir uygulamanın eseri olarak çıkmıştır. Böyle bir yapı, böyle bir anlayış Türk toplumunu nasıl ileri götürecektir; sizlere soruyorum. Bu, demokrasi diye diye ve toplumun millî ve manevi değerleri, toplumun maddi değer hükümleri miting alanlarında bir bir kullanılırken, cami önlerinde propaganda yapılırken aslında cini şişeden çıkarmış oluyorsunuz. O zaman ne oluyor? Politika, ön açıcı değil, hukuku, yönetimin bütün değerlerini, toplumsal değerlerimizi yok eden, tüketen ve toplumsal kanserleşmeye sebep olan bir hususu getirip önümüze dayatıyor. Şimdi, yüce Mecliste bazı tartışmalar bize bunun işaretlerini veriyor aslında, bunları çok iyi anlıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bu sözlerimi, iktidar partisinin çok değerli milletvekillerinin çok iyi anladığına ve bana katıldıklarına inanıyorum, inanmak istiyorum. O yüzden, gelin, bizim vermiş olduğumuz önergelerimizi kabul edin ve görüşlerimizi lütfen dikkate alın. Demokrasimizi en iyi şekilde yaşatalım. Devletin kurumlarını 21’inci yüzyıla göre yeniden hazırlayalım. Böyle partizan, yandaş bir yargı ortaya çıkarmayalım. Yandaş polis, yandaş medya yapmayalım ve başarısız olan, enerjisi tükenen gitsin, enerji birikimini sağlayan siyasal oluşumlar Türkiye’yi yönetmeye devam etsin ve sonuçta…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Sonuçta, bu ülkeyi çocuklarımıza güzel, müreffeh bir Türkiye olarak bu ülkeyi miras bırakalım ve yolumuza devam edelim ama böyle bir anlayışı iktidar partisi elitinden görmemiz mümkün değil. İktidar partisi elitinin yaptığı, yapmak istediği, Türkiye’yi federatif bir sisteme çevirerek yok etmek, bütün değer hükümlerimizi piyasalaştırarak tüketmektir. Bu itibarla, değerli arkadaşlarım, oyuna gelmemeliyiz, gelmemek durumundayız. Aksi hâlde, ipin ucunu kaçırdığımız zaman yani bağımsızlık ve egemenliğimizi -Allah göstermesin- kaybettiğimiz zaman elimizden hiç kimse tutmaz, aynı Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında olduğu gibi büyük katliamlara düçar oluruz.

Bu duygularla, önergemizin kabulünü diler, hepinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelik.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “yönetmek,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Teftiş Kurulunun” ibaresinin getirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                         Akın Birdal (Diyarbakır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Halis, buyurun.

ŞERAFETTİN HALİS (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de grubum adına söz almış bulunmaktayım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bugün, İnsan Hakları Günü. Herkes kendi cephesinden insan haklarını değerlendirdi. Ben isterdim ki bugün sizlerin İnsan Hakları Günü’nü kutlayarak söze başlamış olaydım ancak yığınlarca insan hakkı ihlalinin olduğu bir ülkede insan haklarını kutlamak yerine, insan hakları savunucularını, demokrasi ve özgürlük mücadelesi verenleri selamlayarak söze başlamak istiyorum.

Düşünün ki öğrenci gençlik hakkını arıyor ve hakkını ararken -kabul edersiniz ya da etmezsiniz- birkaç yumurta atılıyor ve bu ülkenin bir bakanı çıkıp 68 kuşağına atfen kırk yıl öncesine, elli yıl öncesine gidiyor ve “68 kuşağı da böyleydi. Bunlar memleketin baş belasıydılar.” Her şeyden önce, o sizin “baş belası” dedikleriniz, Türkiye'nin siyasal tarihinde, en şanlı, en şerefli sayfalara imza atmış gençlerdi. Kimdi bunlar? Denizlerdi, Hüseyinlerdi, Yusuflardı; darağacının gölgesinde Türk ve Kürt halklarının kardeşliği için slogan atmışlardı ve bedenlerini davaları için feda etmişlerdi. Kimdi bu gençler? Yine, Türkiye halklarının özgürlüğü ve bağımsızlığı için Kızıldere’de slogan atarak, marş söyleyerek kurşunlara, bombalara hedef olan Mahir Çayanlardı. Kimdi bu gençler, sizin deyiminizle “baş belaları?” Bu halkın davası için, Türkiye halklarının davası için işkencelerde ser verip sır vermeyen, lime lime bedenleriyle direnen İbrahim Kaypakkayalardı. Şimdi, eğer Türkiye'nin siyasal tarihinde şanlı bir sayfa aranacaksa burada aranır; aksi takdirde ne idamlar için kalem kıranlar ne işkence için ferman verenler ne de top, tank, tüfek atılması için yine talimat verenlerdir.

Dünden bugüne bir şey değişmemiş olacak ki bazı zihniyetlerde, bugün de hâlâ bu ülkede Kürtlerin, Alevilerin ve sosyalistlerin hak talepleri kanla bastırılıyor. Nedir bu kanla bastırılan talepler? Düşünce ve ifade özgürlüğü. Düşünün ki “Kürtlerin partisi” olarak adlandırdığınız, bizce “Türkiye partisi” olan DTP yani Demokratik Toplum Partisi geçen yıl, bugün kapatıldı. Neydi suçu? Sadece Kürtlerin hak ve özgürlüklerini politikada eksen yapmasıydı. Ne oldu? DTP milletvekillerine yani sayısı 20 olan bugünkü BDP milletvekillerine iki bin üç yüz otuz üç yıl ceza talep ediliyor.

Tabii, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün asıl aracı dildir. Dili bir başka yere göndermenin aracı da yine basındır, yayındır. Dün, Kızılderelerde insanları katleden zihniyet, kurşun atmamış Denizleri idam eden zihniyet, İbrahimleri lime lime işkenceyle parçalayan zihniyet, bugün de yine sosyalistlerin kendi düşüncelerini ifade etme ve yayma hakkı tanımıyor. Bakın, son on beş yılda Kürtlerin çıkardığı, öyle söylüyorum, mademki Kürtlerin yayını, “Gündem” adıyla başlayan gazete geleneği yüzlerce defa kapatıldı, biz bile sayısını bilmiyoruz. Yine Azadiya Welad gazetesi “Kürtçe yayın yapıyor.” diye Yayın Yönetmenine, yani Vedat Kurşun’a 166 yıl verildi. Bugün, basın özgürlüğü kapsamında Türkiye cezaevlerinde 39 tutuklu gazeteci var ve yayını durdurulan 12 gazete ve dergi var. Yine ifade özgürlüğü kapsamında 790 kişi para cezası almış, toplam 1.485 yıl hapis cezası istenmiş. Kime? Gazetecilere. Kime? Düşüncelerini ifade etmek ve yaymak isteyenlere.

Şimdi ben, burada, düşünceleri uğruna mücadele veren, bu kadar bedeli göze almış, bunları saygıyla anıyor ve burada bugüne kadar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

ŞERAFETTİN HALİS (Devamla) - …her türlü baskıyla, şiddetle, zulümle karşı karşıya kalmış dergi ve gazeteleri okumak istiyorum: Gündem gazetesi, Devrimci Demokrasi, Günlük, Azadiya Welad, Kızıl Bayrak, İşçi-Köylü, Atılım, Yürüyüş, Alınteri, Odak, Proleter Devrimci Duruş, Devrimci Hareket, Sosyalist Barikat ve adını burada anamadığım bir yığın dergi. Hepsini saygıyla selamlıyor ve mücadelelerinde başarılar diliyor, yanında olacağımızı bir daha söylüyorum.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…  Önerge reddedilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…   Kabul edilmiştir.

17’nci maddede üç önerge vardır, sırasıyla okutup en aykırısını işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 17 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “hâl” ifadesinin “durum” ve “icaplarına” ifadesinin “gereklerine” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 M. Nezir Karabaş                       Hasip Kaplan                         Şerafettin Halis

                           Bitlis                                       Şırnak                                     Tunceli

                                               Nuri Yaman                                Sırrı Sakık

                                                     Muş                                           Muş

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 17. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinde geçen “gerektiğinde istinabe yoluna başvurabilir” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ederiz.

                   Ali Rıza Öztürk                         Rahmi Güner                          Halil Ünlütepe

                          Mersin                                      Ordu                               Afyonkarahisar

                     Birgen Keleş                           Hulusi Güvel                           Kamer Genç

                         İstanbul                                     Adana                                     Tunceli

                                                                 Orhan Ziya Diren

                                                                           Tokat

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 17. Maddesinin 2. Fıkrasının “b” bendinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                        Faruk Bal                             Rıdvan Yalçın                            Behiç Çelik

                          Konya                                       Ordu                                      Mersin

                  Nevzat Korkmaz                          Kadir Ural                             D. Ali Torlak

                          Isparta                                     Mersin                                    İstanbul

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Vural, kim konuşacak.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Rıdvan Yalçın.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yalçın. (MHP sıralarından alkışlar)

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Görüşülen tasarının 17’nci maddesine ilişkin olarak verdiğimiz değişiklik önergesi üzerinde söz aldım. Yüce Meclisin değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün, İnsan Hakları Günü münasebetiyle farklı değerlendirmeler yapıldı. İnsan hakları adına bu kürsüden herkesin söylemesi gereken ilk sözün, yaşlı-genç demeden, kadın-çocuk demeden, hiçbir günahı olmayan masum insanları katleden terör örgütlerine karşı bir kınama yapılması ihtiyacını burada ifade ediyorum ve yalnız ülkemizde değil dünyanın neresinde olursa olsun silahla çözüm aramayı bir yöntem olarak benimsemeyeceğimizi ve terörü lanetlediğimizi ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bu önergemiz, hukuk sistematiği bakımından ciddiye alınması gereken bir öneridir. Tabii, verilen bütün önergeler, sanki biri kabul edilirse surda bir gedik açılacakmış gibi bir mantık içerisinde reddediliyor ama Sayın Bakanın özellikle takdirine sunuyorum. Burada, müfettişlere adli görevler verilen bir düzenleme yapılmış durumda. Bu verilen adli görevlerin Türkiye’yi uluslararası arenada da sıkıntıya sokma ihtimalini, riskini çok yoğun şekilde görüyoruz. Onun için, bize göre burada müfettişlere bir adli görev vermek yerine, en azından “çalışmalarını tamamlayıp adli makamlara teklifte bulunma” şeklinde değiştirilmesinin, yani önergemiz kabul edilmeyecekse bile bu şekilde değiştirilmesinin çok daha faydalı olacağı inancındayım.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de özellikle AKP İktidarıyla birlikte gerek devlet kurumları arasındaki uyumsuzluklar ve gerekse AKP’nin kendisiyle aynı ideolojik frekansı taşımayan bütün kurumlarla, bütün kişilerle, sivil toplum kuruluşlarıyla yaşattığı, sürdürdüğü bir kavga var ve Sayın Başbakan bundan siyaseten çıkar sağlıyor ki “Biz vura vura geldik.” diye de zaman zaman bu kavgaya bir açıklama da getiriyor. Bu anlayış sebebiyle ya önemli kurumları kendinizle aynı frekansa getirdiniz ya yok ettiniz ya sindirdiniz, bütün bunları yapamıyorsanız da alternatiflerini kurarak etkisiz hâle getirdiniz. Yargıda da bu süreç yaşandı ve bugün yaşanan sürecin yasal düzenlemesini, maalesef, görüşüyoruz.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bunu şunun için ifade ettim: Hâkim Savcılar Yüksek Kuruluyla Hükûmet arasında, önceki Kurulda Hükûmet kanadıyla seçilmiş üyeler arasında çok yoğun kavgalar yaşandı, kurullar toplanamadı ve bu kavgaların sebebi -bir kısmı kamuoyuna yansıdı, biz bir kısmına elbette vâkıf değiliz- özellikle iki üç yıldır Türkiye’deki siyaseti de maniple etmekte kullanılan, nerede bir aykırı ses çıkıyorsa onunla ilişkilendirilerek insanların cezaevine atıldığı, içlerinde suçlu, masum birbirine karıştığı bir yargılama süreci yaşanırken, aslında kavga bu mahkemelere bakacak olan, özel yetkili mahkemelere bakacak olan hâkimleri kimin atayacağı, kimin belirleyeceği hususunda yaşanmıştı.

Şimdi, Sayın Bakanım, özellikle bir vatandaş olarak, hem de bu yüce Parlamentonun üyesi olarak soruyorum ve lütfen, bana ikna edici bir cevap veriniz: Bir mahkemenin başkanı ha oradaki ağır ceza mahkemesinde görev yapsın ha özel yetkili mahkemelerde, aynı maaşı alacaklar, aynı sosyal haklara sahipler. Peki, neden bu kadar önemlidir? Özel yetkili bir mahkemede hâkimlik yapmak, savcılık yapmak neden Kurulun toplanamayacağı kadar bir krize sebep olmaktadır? Şöyle bir sonuç mu ortaya çıkıyor: Kurulun seçilmiş üyelerinin istediği hâkimler atanmış olunca o mahkemeler başka kararlar mı veriyor, tutuklanacak olanı tutuklamıyor, tutuklanmış olanı tahliye mi ediyor?  Ya da Hükûmet kanadı olarak sizlerin istediği hâkimler atandığında tersi mi oluyor, sizin istediğiniz insanlar tutuklanıyor, istemedikleriniz tahliye mi ediliyor? Eğer bu hâkimler aynı hukuku uygulayacaksa, aynı kanunu uygulayacaksa, aynı delilleri değerlendirecekse, burada görev yapacak insanların bir manevi paye kazanması dışında -işte, şu mahkemenin başkanı, şu mahkemenin savcısı payesi dışında- bir sosyal statü, sosyal saygınlık kazanması dışında ne gibi bir esprisi olabilir, neden olabilir, etken olabilir? Bunu, istirham ediyorum, rica ediyorum, bir vatandaş olarak bize açıklayın. Eğer böyle değilse, yani Hükûmet kanadıyla yargı kanadının tercihlerinin böyle bir sebebi yoksa, yani bu hâkimler kimin referansıyla geliyorsa gelsin aynı kararı vereceklerse, bu kavganın sebebi nedir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.

RIDVAN YALÇIN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Yok, eğer gerçekten bu hâkimler kendisine referans olan insanların telkinine göre karar veriyorlarsa, o zaman, Sayın Başkanım, bir vatandaş olarak bu ürkütücü duruma bir açıklama beklemek bizim hakkımız.

Bugün, sizin atanmasını istediğiniz hâkimler ya da Kurulun diğer üyelerinin atanmasını istediği hâkimler, istedikleri mahkemede olmasa da, bu ülkenin bir mahkemesinde hâkim ya da savcılar. Onların yargıladığı vatandaşlarımızın suçu nedir o zaman? O mahkemelerde yargılanan vatandaşlarımız kendilerinin ideolojik olarak hukuk önünde eşit olmadığını düşünüyorlarsa, bu onların hakkı değil midir?

Ben, bu kanun vesilesiyle bu sorularıma cevap beklediğimi, kamuoyunun da cevap beklediğini ifade ediyor, teşekkür ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 17. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinde geçen “gerektiğinde istinabe yoluna başvurabilir” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ederiz.

                                                                                        Ali Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Genç buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 574 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 17’nci maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum ve hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, eğer bir memlekette, parlamentosunda anayasa diye bir kurum yoksa, anayasa işlemiyorsa, anayasa ihlal ediliyorsa kanunlar niye yapılır? Bunu öğrenmek istiyorum. 

Şimdi, bir Tayyip Erdoğan var, çıkıyor diyor: “Biz imam hatipliydik, bizi dışladılar, bizi aşağıladılar, bize cenaze yıkayıcısı dediler.” Yahu, Tayyip Bey kim sana söyledi bunları? Şimdi gelmişsin Başbakan olmuşsun, Başbakanlık yap. Devletin bütün kadrolarına imam hatipli doldurdun.

Değerli arkadaşlarım bakın, bir Anayasa’mız var, Anayasa ne diyor? “Devletin dili Türkçedir.” diyor. Şimdi, arkadaşlarımız burada gelip başka bir dille konuşmak istiyorlar. Ben…

SIRRI SAKIK (Muş) – Niye rahatsız oluyorsun?

KAMER GENÇ (Devamla) – Bir dakika, bir dinle, ben rahatsızım çünkü. Neden? Şimdi, arkadaşlar, burada biz Anayasa üzerine yemin ettik. Eğer yabancı bir dille yahut da bildiğiniz bir dille şey ederseniz, ben de o bölgenin insanıyım ama ben Kürtçe anlamıyorum. Benim ana dilim Dersim bölgesinde konuşulan dildir. Ben senin konuştuğun dili anlamıyorum. O zaman başvurursun Meclis Başkanına, Meclis Başkanı da… Herkese o cihazları da dağıtırsın, kulaklık takarsın, orada resmen tercüme yaptırırsın, burada konuşursun. Ben ne bileyim sen burada çıkıp da bana küfretmedin? Böyle bir şey olur mu arkadaşlar?

SIRRI SAKIK (Muş) – Bravo, vallahi bravo!

KAMER GENÇ (Devamla) – Peki, bu Hükûmet niye oturuyor burada, bu Hükûmet, arkadaşlar, bu Hükûmet? Bakın yedi sene ben bu kürsüde Başkan Vekilliği yaptım, Türkiye Cumhuriyeti devletinin birliğine ve bütünlüğüne yönelik her harekete karşı çıkıyordum. Bu Hükûmet neyi savunuyor burada arkadaşlar? Niye oturuyor burada? Bu devletin kurumlarını savunmak bu Hükûmetin görevi değil mi? Ey iktidar grubu, sizin göreviniz değil mi? Burada bu devlete ve bu millete vaki birtakım saldırılar olduğu zaman kim koruyacak? Yunanlılar mı koruyacak?

Şimdi, burada biraz önce arkadaşımız diyor ki: “Kürtlere hakaret ediliyor, bilmem, söylendiği zaman Kürtlere kızıyorsunuz.” Arkadaşlar, bu salonda “Türk” kelimesinden fazla “Kürt” kelimesi konuşuluyor. Yahu, insaf be kardeşlerim! Yahu, bu memlekette hep değişik ırkta insanlar var, inançta insanlar var. Niye böyle istismarcılık yapıyoruz?

Arkadaşlar, bu devlet bizim. Bu devlette birliği bütünlüğü savunacağız. Bu devlette birlik ve bütünlüğü meşru zeminlerde savunacağız. Dolayısıyla burada mücadele yapılır, Anayasa’yı değiştirirsiniz, kanunları değiştirirsiniz, burada gelip ondan sonra o Anayasa üzerinde yemin edersiniz, burada böyle görev yaparız. Ben şahsen rahatsızım bu gibi şeylerden. Biz buraya niçin geldik? Bir yeminle başladık, o yeminin gereğini yerine getirelim arkadaşlar.

Tabii yani Türkiye’de iktidar da yok.

Bakın Hüseyin Çelik ne diyor? Diyor ki Sayın Genel Başkanımıza: “Kılıçdaroğlu, Türk, Kürt, Alevi, Sünni, doğulu, batılı olmasının kendileri için fark etmeyeceğini söyledi. Ama sayın Kılıçdaroğlu, kendisine karşı bile dürüst değil. Kendisi Dersimli, Alevi-Kürt olduğu hâlde kendisini Türkmen kabul ediyor.”

Yahu, Hüseyin Çelik, bu sana mı kaldı, kimin Kürt, kimin Alevi, kimin bilmem Türkmen olduğu sana mı kaldı? Hüseyin Çelik’in milletvekili olduğunu ben biliyorum, ne zaman geldiğini, hangi tarikatın kadrosundan Doğru Yol Partisinden milletvekili olduğunu biliyorum. Böyle bir şey olur mu?

Yani şimdi Tayyip Erdoğan çıkıyor diyor ki: “Önemli olan boy değil soydur.” Ben de soruyorum: Tayyip Erdoğan, senin soyun nedir? Hele bir söyle bakalım, soyun neyse söyle yahu, madem başkalarının soyunu öğrenmek istiyorsun.

Yahu, bunlar çok ilkel düşünceler. Önemli olan insanın insan olmasıdır. Birisi bilmem Avrupa’da doğar, birisi Çin’de doğar. Bu önemli değil ki insan insandır. Bizim temel vasfımız insan olmak. İnsanın inancı önemli değil, insanın ırkı önemli değil. O insanın özünde var olan dürüstlük önemlidir, kişilik önemlidir. Yoksa bu insanlara senin, efendim, ırkın bu... Adam senin ırkından olur, hırsız olur, namussuz olur ama öte taraftan başka ırktan olur, dürüst olur, vatansever olur, yasalara, hukuka saygılı bir insan olur.

Onun için, değerli arkadaşlar, milletvekilleri; hele partinizin başında olan bu insanlara söyleyin, böyle ilkel şeylerle uğraşmasınlar, bu memlekete fayda getirmez. Şurada oturan şu bakanlarınıza bu devlete sahip olmasını öğretsinler. Buraya soğan başı olarak gelmiyorlar, buraya Türkiye Cumhuriyeti devletinin Hükûmetinin kurallarını müdafaa etmek için geliyorlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, kanun getirmişsiniz. Bu kanunda, şimdi, müfettişin hâkim hakkında soruşturma yapabilmesi için Adalet Bakanından izin alması lazım. E, Adalet Bakanı kendi yandaşından olan bir hâkim hakkında soruşturma izni vermedi. Ee, ne olacak? Soruşturma yapamayacak. Dolayısıyla nedir bu kanun?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bunu siz “totaliter bir devletin hâkim ve savcılar kanun tasarısı” olarak ancak söyleyebilirsiniz yani demokratik kuralları uygulayan bir devletin bir hâkimler ve savcılar tasarısı değil.

Dolayısıyla biz burada havanda su dövüyoruz arkadaşlar. Ya, diyorum ki bir memlekette eğer Anayasa bu kadar şey altına alınıyorsa artık bu memlekette kanun niye çıkarıyorsunuz ki yani? Çıkarmanın da bir anlamı yok. Burada anlaşalım arkadaşlar.

Bir Meclis Başkanı var, varlığıyla yokluğu bir şey yok. Hep böyle çıkıp da yurt dışına gezmekle, bilmem, oralarda, sülalesini toplayıp da uçaklarla gezmekle bu memlekete görev yapılmaz. Bu memlekette meşru zemini korumamız lazım.

Arkadaşlar, bakın, bunu herkesin bilmesi lazım: Yabancı güçler şu Anadolu toprağını bizim elimizden almak için çok haince hileler içindeler. Bu toprağı korumak için, herkesin 1920’lerde İstiklal Savaşı’nı yaparken Kürt’üyle, Türk’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle sırt sırta vererek verdiği mücadeleyi vermemiz lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Dili bilinmeyen Kürt mü, Kamer Genç? Hangi Kürt’ten bahsediyorsunuz, dili bilinmeyen mi?

KAMER GENÇ (Devamla) – Aksi takdirde, dolayısıyla, bu mücadeleyi vermezsek birtakım emperyalist güçlerin yandaşları oluruz. Onun için, ya, bunların getirdikleri…

Ben burada fikirlerimi söylüyorum, sana söylemiyorum Sırrı Bey. Ben meşruluğu savunuyorum.

Getir, Anayasa’yı değiştir, “Devletin resmî dili Kürtçedir.”, çık burada Kürtçe konuş kardeşim. Başka bir şey yok.

Bir dakikam bitti mi Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Vermiştim, evet. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayılsın Sayın Başkan. Var… Ya da tereddüt varsa elektronik cihazla…

BAŞKAN – Önerge reddedilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

SIRRI SAKIK (Muş) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Ne olduğunu söyler misiniz.

SIRRI SAKIK (Muş) - Grubumuza yönelik olarak Anayasa’ya sadakatten ayrıldığımıza, ülkeyi bölmek istediğimize dair bir konuşma yaptı.

BAŞKAN – Sayın Sakık, bakın, ben çok dikkatle izledim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye, ben söyleyeyim, gerekirse söz vereceğim ama şunu söyleyeyim: Sayın Genç’in konuşmasını çok dikkatle izledim.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Ben bir sataşma yapmadım.

BAŞKAN – Evet, onu söylüyorum.

Yani grubunuzu hedef alan, grubunuzu istiskal eden, grubunuza sataşan bir dili yoktu.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Ben genel konuştum.

BAŞKAN – Şimdi ben size söz verdiğim zaman sataşmadan, Sayın Genç’e de…

KAMER GENÇ (Tunceli) - Ben Hükûmete sataştım Sayın Başkan “Orada niye oturuyor.” dedim.

BAŞKAN – Bir saniye…

Sayın Genç’e de arkasından söz vermem lazım. Dolayısıyla bir sataşma ben görmedim. Yapmayın.

SIRRI SAKIK (Muş) - Sayın Genç’i biz tanıyoruz, 12 Eylülün bize armağanı…

BAŞKAN – Çok dikkatle izledim.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 17 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “hâl” ifadesinin “durum” ve “icaplarına” ifadesinin “gereklerine” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                           Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

Buyurun Sayın Karabaş.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 17’nci madde üzerine verdiğimiz önergeyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edilişinin 62’nci yıl dönümü. Bugün ve bu hafta İnsan Hakları Haftası olarak kutlanacak. Ben de başta Türkiye halklarına, Orta Doğu halklarına, tüm dünya insanlığına, insan haklarının geliştiği, insanların ayrımcılığa uğramadığı bir dünya umut ederek bugünü kutluyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii dile getirilecek birçok şey var. HSYK görüşülüyor, ancak ben dille ilgili birkaç şey söyleyeceğim. Şimdi, birkaç cümle veya bazen birkaç kelime Kürtçe konuşulduğu için Meclis gerildi. Hem Kürtleri temsil ettiğini söyleyen AKP milletvekilleri gerildi hem MHP hem CHP milletvekilleri gerildi.

Değerli arkadaşlar, bu devlet, Türkiye Cumhuriyeti devleti doksan yıl boyunca, Kürtçe konuşan Kürt halkına kelime başına ceza kesti. Kürtçe konuşulduğu için, Kürtçe yazıldığı için insanlara onlarca yıl ceza verildi. Kürtçe siyaset yapıldığı için partiler kapatıldı, insanların siyaset yapması engellendi. Bürokratlar, devlet memuru olanlar Kürtçe konuştuğu için sürgünlere uğradı ve bugün, doksan yıl sonra dönüp Kürtlere diyoruz ki: “Kürtler ne istiyor?”

Peki, siz, bilmediğiniz bir dilde bir tek cümle burada kurulduğu zaman geriliyorsunuz da, doksan yıldır bu politikayı uyguladığınız Kürtler gerildiği zaman niye diyorsunuz “Bu Kürtler ne istiyor?” Kürtler gerildi, çünkü onun diline kem vurdunuz, onun diline ket vurdunuz, onun dilini yasakladınız. Onun diline, kültürüne hakaret ettiniz.

Değerli milletvekilleri, dille ilgili birkaç şey daha söylemek istiyorum. Sizi germemek için Kürtçe sözcük burada kullanmayacağım ama şuna emin olun ki bizler ve Kürt halkı ve insan haklarından yana olan Türkler, Lazlar, Çerkezler ve Avrupa, Amerika sizi gerecek. Siz ya bu politikalarınızı, bu mantığınızı, bu beyninizi değiştireceksiniz veya gerileceksiniz. Daha çok gerileceksiniz çünkü bu çağda, 3’üncü bin yılda bu mantıkla, bu anlayışla siyaset yapılmaz. Bu anlayışla Türkiye gibi, Orta Doğu’nun göbeğinde, dünyada tarihî geçmişiyle birlikte şimdi coğrafyası, mevcut siyasal yapısı, nüfusu, kimlikleri, kültürü, ekonomisi, sanayisiyle önemli bir ülke ve herkes Türkiye’yle ilgileniyor, Türkiye’deki sorunlarla da ilgileniyor. Onun için, hem içte hem dışta bu mantık, bu zihniyet değiştirilmediği zaman daha çok gerileceksiniz.

Değerli milletvekilleri, şimdi, burada hem Sırrı Bey konuştuğu zaman birçok arkadaş hem de kürsüye gelindiği zaman bazı arkadaşlar “Bilinmeyen bir dilde konuşuldu. Biz anlamadık.” dedi. Biz de şunu söylüyoruz: Doksan yıldır bu ülkede siz bu dili bilmeyen, Kürtçenin dışında bir dil “bilmeyen” insanlara tırnak içinde “bilinmeyen dille” hitap ettiniz. Tırnak içinde diyorum çünkü biz Türkçe başta olmak üzere hiç bir dile, hiçbir kültüre “bilinmeyen” demeyiz. Siz Kürtçe bilmiyorsunuz diye Kürtçe bilinmez dil olmaz, Kürtler Türkçe bilmiyor diye Türkçe bilinmez dil olmaz. Bizler Almanca, İngilizce, Fransızca bilmiyoruz diye bu diller bilinmeyen dil olmaz. Bu dillerin mahkeme tutanaklarına ve burada Parlamentonun tutanaklarına “bilinmeyen dil” olarak işlenmesi gerçekten ayıptır. Yani bu gerekçelerle, efendim, biz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

MEHMET NEZİR KARABAŞ ( Devamla) – Tamamlıyorum Başkan.

Biz, Kürtçeye yönelik değil, Kürtlere yönelik değil, bilmediğimiz için… O zaman, sayın beyler, siz İngilizceyi birçoğunuz biliyor musunuz? İngilizceye “bilinmeyen dil” dediğiniz zaman ne söylenecek size?

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Rize) – Ama mütercim tercüman var o konuşurken.

MEHMET NEZİR KARABAŞ ( Devamla) – Ha, şu olabilir: Siz yıllarca dilini bilmediğiniz insanlara Türkçeden başka dil bilmeyen doktor gönderdiniz. Siz Türkçeyi bilmeyen insanlara, ona vaaz vermesi için, hutbe okuması için, namazını kıldırması için imam gönderdiniz. Siz oraya -ki AKP “Kürtlerin çoğunluğunu ben temsil ediyorum.” diyor- siyaseti, propagandanızı gidip o insanların, o halkın bilmediği dilde yaptınız. Bürokratlarınız o insanlara görev vermek, hizmet yapmak için oraya gittiği zaman, Kürtçe bilmeyen, Türkçeden başka dil bilmeyen bürokratları gönderdiniz.

Onun için, bu mantık, bu bakış doğru değil. Siz bir dili bilmiyorsunuz diye bir dil bilinmez dil olmaz ve bu mantıkla giderseniz gerilirsiniz. Biz umarız ki bir daha ne bu Meclis ne bizler ne de insan hakları savunucuları gerilmez, bu ülkede sağlıklı bir şekilde sorunlarımızı çözeriz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Reddedilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Kabul edilmiştir.

Madde 18’de iki önerge vardır, sırasıyla okutup en aykırısını işleme alacağım.

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 18. maddesinin son fıkrasında “En geç üç ay önce;” ifadesinin “en az altı ay önce;” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Beytullah Asil                         Rıdvan Yalçın                           Reşat Doğru

                        Eskişehir                                     Ordu                                       Tokat

                                               Oktay Vural                           Cemaleddin Uslu      

                                                     İzmir                                         Edirne

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 18. maddesinin (1)/a bendindeki “meslekte fiilen onbeş yılını doldurmuş” ifadesinden sonra gelmek üzere “baroya kayıtlı, serbest” ibaresinin eklenmesini, (1)/d ve (1)/e bentlerindeki “birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş” ifadesinden önce “seçildikleri sırada meslekten çıkarılmayı gerektiren bir nedenle” ifadesinin eklenmesini, (1)/ç bendinde “kendi üyeleri” ifadesinden önce gelmek üzere “(b) ve (c) bendindeki Yargıtay ve Danıştay’dan seçilecek üyeler için oy kullanmamış” ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                   Ali Rıza Öztürk                     Ali İhsan Köktürk                       Turgut Dibek

                          Mersin                                  Zonguldak                                Kırklareli

                     Rahmi Güner                   Ferit Mevlüt Aslanoğlu                  Halil Ünlütepe

                           Ordu                                     Malatya                             Afyonkarahisar

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

Buyurun Sayın Güner. (CHP sıralarından alkışlar)

RAHMİ GÜNER (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı’nın 18’inci maddesinin 1/a bendindeki hükme ilave edilmek üzere vermiş olduğumuz önerge üzerinde konuşmak için söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bugün insan haklarını anma ve kutlama günü.

Değerli arkadaşlarım, işte bugün bu Parlamentoya sunulacak olan hatta sunulmuş olan bazı kanunlar var. Bu kanunlardan bir tanesi geçen gün, Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesinde geçti. Bu maddede, bu tartışmalardan da anlaşılacağı üzere, tamamen görevi kötüye kullanma suçu işleyenlerin cezalarında büyük bir indirime gidildi, tecil kapsamına alındı, paraya çevirme kapsamına alındı, asliye ceza mahkemelerinde yargılanan suçların sulh ceza mahkemelerinde yargılanması bu Mecliste kabul edildi.

Değerli arkadaşlarım, bu maddenin kabulüyle belli bürokratların, belediye başkanlarının, kamu hizmeti yapıp da görevini kötüye kullananların cezalarında bir nevi af niteliğinde bir kanun tasarısı çıktı.

Değerli arkadaşlarım, yine son günlerde Plan ve Bütçe Komisyonunda torba yasasıyla görüşülmekte olan, yine kamuda çalışanların kişisel sorumluluklarından, görevi kötüye kullanmalarından dolayı haklarında açılacak olan davalarda da dikkat ederseniz, dava açılamayacağına dair bir kanun tasarısı komisyona sunulmuş bulunmaktadır. Yakında bu kanun tasarısı da Meclise gelecek.

Değerli arkadaşlarım, siz, mahkemeye gitmeyi, mahkemede yargılanmayı, mahkemede belli bir fiil işleyenlerin cezalandırılmasını önlemek için kanun teklifleri sunmaktasınız ama dikkat edin, eğer bu şekilde kanun teklifleri Meclise gelirse yakında asliye ceza mahkemelerinin, hukuk mahkemelerinin görecek olduğu davalarda büyük bir azalma olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, görevi kötüye kullanan, görevi kötüye kullanmaktan başkasına, kamuya zarar verenler hakkında iki türlü dava açılmaktadır. Bu davalardan bir tanesi, adliye mahkemelerinde açılan kişisel sorumluluktan ve görevi kötüye kullanmadan dolayı tazminat davalarıdır. Yine aynı şekilde aynı fiilin işlenmesinden dolayı idare aleyhine açılan davalar vardır. Eğer o kanun tasarısı bu Meclisten geçerse, bu torba yasasıyla gelen kanun tasarısı, kişisel sorumluluktan kamu kesiminde çalışanların hepsi aleyhine bir dava açılmasını ortadan kaldırıyorsunuz. Bu da dikkat ederseniz, bu İnsan Hakları Günü’nde bu görevi kötüye kullanma eylemiyle, fiiliyle zarar gören kişilerin büyük bir haksızlığa uğrayacağını, hak kaybına uğrayacağını da gerçekten iyi irdelemek lazım.

Değerli arkadaşlarım, son zamanlarda çok kötü fiiller işlenmektedir. Ben Parlamentonun bu konuda duyarsız olmasını hâlâ idrak edemiyorum.

Değerli arkadaşlarım, İstanbul’da bir öğrenci eyleminde dövülen bir kadının çocuğunu düşürme durumu var.

Değerli arkadaşlarım, bundan daha acı bir olay olur mu? Bir kadın dövülüyor, çocuğu düşürülüyor. Döven polis.

Şimdi, bu kanun tasarısı gelirse, onun bu görevi kötüye kullanmadan dolayı hakkında bir dava açılamayacak mı, kamuya mı dava açılacak değerli arkadaşlarım? Bu Parlamento neden bunun üzerine gitmiyor? Dövülen bir kadın ve o kadının bir çocuğu düşüyor arkadaşlar, düşürülüyor. Yazık değil mi değerli arkadaşlarım? Bu, dünyanın başka bir ülkesinde olsa, açıkça söylüyorum, o İçişleri Bakanı ve görevliler hakkında derhâl soruşturma başlar, o İçişleri Bakanı da görevden istifa eder.

Değerli arkadaşlarım, bu iş bu kadar ucuz değil. İşte İnsan Hakları Günü’nde karşılaştığımız durumlar bunlar. Geçen sene de aynı olaylar oldu. Ekmek isteyen, çoluk çocuğunun rızkını isteyen belli işçiler o karda yağmurda havuzlara atıldı, dövüldü, işkence gördü değerli arkadaşlarım. Bu Parlamento, değerli arkadaşlarım, neden bunların soruşturmasını yapıp da bu kişilerin yakasına yapışmıyor? İnsan Hakları Günü’nde bu kadar insan hakkı ihlal edilir mi değerli arkadaşlarım? İşte sorun bu.

Bu yönden, biz bu kanun tasarılarımızı ne kadar çabalarla iyileştirmek istesek de bir başarı sağlayamayacağız görüşündeyim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.

RAHMİ GÜNER (Devamla) – Meclisin bu konulara çok duyarlı olması gerekli. Eğer duyarlı olmazsa her gün daha vahim olaylar, her gün daha kötü olaylarla karşılaşacağız ama yüce Meclisin bu konulara bir tedbir alıp bu gibi olayların üzerine gidip müeyyideyi artırıcı yasalar çıkarmasını öneriyor, hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 18. maddesinin son fıkrasında “En geç üç ay önce;” ifadesinin “en az altı ay önce;” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Beytullah Asil (Eskişehir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Asil, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı’nın 18’inci maddesinde yapılmasını istediğimiz değişiklik önergesi üzerinde söz aldım.

Bu vesileyle, her fırsatta çok önemsediğimizi ifade ettiğimiz ama bir türlü tamamını kucaklayamadığımız gençliğimizin karşılaştığı bir sorunun unutulup gitmesini önlemek ve hukuksal boyutunu ortaya koymak vesilesiyle üç konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, aylar önce KPSS 2010 sınavı yapıldı. Sınav sonuçları açıklandı. Sonuçların açıklanmasıyla gençler netlerinin eksik geldiği iddialarında bulundu. 2010 KPSS’de eğitim bilimleri, genel yetenek ve genel kültür testlerinde geçmiş yıllara göre net yapanların sayısının çok yüksek olduğu iddiaları konuşulmaya başlandı. KPSS puanlarına göre öğretmen ataması yapıldığını dikkate alan Türk Eğitim-Sen konuyu sahiplendi ve iddiaları gündeme taşıdı. Bunun üzerine, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi eğitim bilimlerinde 350 kişinin tam net yaptığını açıkladı. Eğitim bilimlerinde tam yapan 120 kişinin akrabalık ilişkisi ortaya çıktı, aralarında evli olanlar vardı, aynı dershanenin öğrencileri vardı. Enteresan olan, bütün bu delillere rağmen Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezinin Başkanının “mutsuz insanların feryadı” diye açıklama yapıyor, iddiaları reddediyor olması. Bütün bu olaylar olurken YÖK de yorum yapmıyordu, Türk Eğitim-Sen ise her zaman olduğu gibi dik duruş göstermek suretiyle yeni delillere ulaşıyor, bunları kamuoyuyla paylaşıyordu. Soruların sınavdan beş gün önce bir e-posta adresine gönderildiği, bu dosyada yüz on altı eğitim bilimleri sorusu olduğu iddiaları gerek yazılı gerek görsel basında ciddi bir şekilde yer almasına rağmen kimse bu iddiaları ortaya atan bu sendika temsilcilerini çağırmıyor, ellerindeki bu maddi delilleri istemiyordu. Buna rağmen, sendika yetkilileri savcılığa giderek ellerindeki tüm maddi delilleri savcıya sundular ve bildiklerini anlattılar. Aynı günlerde çok manidardır ki basının bir bölümünde de e-posta sahibinin samanlıkta çekilmiş fotoğrafları yayınlanıyor, köyde yaşayan bir gariban olduğu, İnternet’e ulaşamayacağı teraneleri yayınlanıyordu. Ancak, savcı bu kişinin ifadesini aldığında, soruların sınavdan önce kendi e-posta adresine geldiğini ve kimin gönderdiğini itiraf ediyordu.

Değerli milletvekilleri, bu olay, 350 kişinin yaptığı bir hırsızlık olayı değildir, 5-10 bin kişinin katıldığı organize bir harekettir. Bunu yapanlar, kendi yandaşlarına öğretmen atamalarında, devlet memurluğu atamalarında avantaj sağlamak ve yandaşlarını kadrolara yerleştirebilmek amacını taşıyorlardı. Ortada çok büyük bir tezgâh vardır. Bu tezgâhta Türk Eğitim-Sen’in ortaya çıkardığı 2 kişi vardır. Binlerce kişinin katıldığı bu kopya olayında hiç kimsenin adı bilinmiyor. Bu kopya olayında, sadece, sendikanın ortaya çıkardığı soruları alan ve verenin isimleri var. Bu kopya olayının ana aktörleri mutlaka bulunmalıdır ki bundan sonra yapılacak sınavlara güven duyulsun.

Bütün gençlerimizin hak ettiği yere gelebilmesinin önünü açacak tedbirleri almak Hükûmetin görevidir. “Benim adamım”, “benim yandaşım”, “benim siyasetim”, “benim hırsızım” olmaz. Hırsızın cinsi, cibilliyeti, ahlakı, partisi, ideolojisi olmaz. Başkalarının hakkını gasp edenlerin imanı, inancı olabilir mi? Deniz Fenerinde de aynı şeyleri yaşamadık mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

BEYTULLAH ASİL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu tasarının genel gerekçesinin sonuç bölümünde “Yargı bağımsızlığı güçlendirilmektedir. Yargının tarafsızlığı geliştirilmektedir. Kurul, bağımsız bir yapıya kavuşturulmaktadır. Hukuk devletinin güçlendirilmesine yönelik ileri adımlar atılmaktadır.” denilmektedir. Nasıl inanacağız? AKP milletvekillerinin oylarıyla KPSS skandalının araştırılması için Meclise verilen önerge reddedildi. Komisyon kurulamadı. Savcılık soruşturmayı neticelendirmiyor. 6 Aralıkta yapılan öğretmen atamasında, kamuoyunun, kopya çektiğine, bu organizasyonun içinde olduğuna inandığı pek çok insan bugün öğretmen olarak atandı. İşte bu algının, hukukun bağımsız olduğu algısının kamuoyuna yerleştirilmesi gerekmektedir. Buraya yazmakla bunun olmayacağını ifade ediyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Asil.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın İncekara, pek kısa söz talebiniz var.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

11.- İstanbul Milletvekili Halide İncekara’nın, milletvekillerinin üsluplarına ilişkin açıklaması

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Sayın Başkanım, ben bir -konuşma üslubuyla- serzenişte bulunmak istiyorum. Bazı parlamenter arkadaşlarımız kürsüye çıktıkları zaman, bırakın bir milletvekili olmayı, benim seçmen bile olmadığım dönemlerde yapılan zulümlerin mesulü bizmişiz gibi -ben şahsım adına konuşuyorum- dönüp de “yaptınız”, “ettiniz”, “gittiniz” ifadelerini katiyen üzerime alınmıyorum. Ben hiç kimseye dün için dönüp “Askerleri öldürdünüz.”, ”Polisleri öldürdünüz.”, “Okulları yaktınız.”, “Çocukları katlettiniz.” demeyeceğim gibi, bütün parlamenter arkadaşlarımın, ülkenin aydınlık bir geleceği için hep olumlu katkıda bulunacağını düşünerek dillerimizin daha nazik, daha sınırlayıcı olmasını arzu ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Öldüren varsa söylesin.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bu nasihatler kime? Hanımefendi açıklasın. Biz arkasında duramayacağımız hiçbir şey söylemeyiz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/961) (S. Sayısı: 574) (Devam)

BAŞKAN - Madde 19’da iki önerge vardır, sırasıyla okutuyorum, en aykırı olanı işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi  Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 19. maddesinin (3) fıkrasındaki “bu seçimler” ibaresinden sonra gelmek üzere “27. madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                   Ali Rıza Öztürk                     Ali İhsan Köktürk                       Turgut Dibek

                          Mersin                                  Zonguldak                                Kırklareli

                     Rahmi Güner                   Ferit Mevlüt Aslanoğlu                  Halil Ünlütepe

                           Ordu                                     Malatya                             Afyonkarahisar

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 19. Maddesinin 2. fıkrasının sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“Türkiye Adalet Akademisinin yapacağı seçimlerde; Adalet Bakanlığında üst düzey yönetici olarak görev yapan Akademi üyeleri oy kullanamazlar.

                  Cemaleddin Uslu                           Faruk Bal                             Mustafa Enöz

                          Edirne                                     Konya                                     Manisa

                    Rıdvan Yalçın                         Hüseyin Yıldız                       Nevzat Korkmaz

                           Ordu                                      Antalya                                    Isparta

                                                                      Behiç Çelik

                                                                          Mersin

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Uslu, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

CEMALEDDİN USLU (Edirne) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 574 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 19’uncu maddesi üzerinde verdiğimiz değişiklik önergesi üzerinde söz aldım. Sizleri saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının bu maddesiyle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu seçimlerinin zamanı ve esasları düzenlenmiştir. Her dönemde bir defada yapılacağı belirtilmektedir. 27’nci maddesinde ise üyeliklerde boşalma olması hâlinde nasıl hareket edileceği hüküm altına alınmaktadır. Bu sebeple tasarının bütünlüğü gözetilerek bu önergeyi düzenledik ve takdirlerinize sunuyoruz.

Değerli milletvekilleri, 12 Eylül günü yapılan halk oylamasının neticesinde Anayasa değişikliğinin bir zorunlu sonucu olarak bu tasarı gündeme getirilmektedir. Türk hukuk sistemi ve demokrasimiz açısından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu çok önemli görevler ifa etmektedir. Özellikle Türkiye’de görev yapan hâkim ve savcılarımızın atanması, özel yetkili mahkemelere üye atanması hususları bakımından fevkalade önemli görevler üstlenmektedir.

Bilindiği üzere, halk oylamasının kişisel özgürlükleri ifade eden maddeleri bir kenara çıkarıldığında, bu halk oylamasının ana temasının Anayasa Mahkemesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu olduğu malumlarınızdır. Esasen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun mevcut yapısı, kurulduğu 1981 yılından beri hep eleştirilmektedir. Üye sayısının az olması, üyelerin sadece Yargıtay ve Danıştaydan gelmesi, Kurul kararlarının yargı denetimine kapalı olması, denetim yetkisinin Adalet Bakanlığının isteğine göre kullandırılması gibi eleştiriler hep dile getirilmiştir. Bütün bu olumsuzlukların giderilmesi beklenirken halk oylaması süresince dile getirilen Adalet ve Kalkınma Partisinin yargıya hâkim olma hedefi açık bir şekilde gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır.

Yargı bağımsızlığı, hukuk devletinin temel koşuludur. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun bağımsızlığı, Türk adaletine olan güveni ortaya koymaktadır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun temsili için yapılan üye seçimlerinde Bakanlığın yargı mensupları üzerinde kurduğu baskı hafızalardan silinmemiştir. Yargı mensupları ikiye ayrılmış, bütün bunlar milletimizin gözü önünde cereyan etmiş ve ulusal basında yer almıştır.

Dün yüksek yargıyı bir siyasi partimizin arka bahçesi olarak göstermeye çalışanlar, şimdi iktidar partisinin arka bahçesi yapma gayretini ortaya açıkça koymaktadırlar.

Bu önergemizi takdirlerinize sunuyor, sizleri saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi  Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 19. maddesinin (3) fıkrasındaki “bu seçimler” ibaresinden sonra gelmek üzere “27. madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Ali Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Güner, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

RAHMİ GÜNER (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanun Tasarısı’nın 19’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, içimizde hukukçular var, iktisatçılar var. Bunlar gerçekten hukukla ilgili dersleri görmüş arkadaşlarımızdır, kanunları da incelemiş olan arkadaşlarımızdır. Bizim Türk hukuk sistemi… Ticaret hukuku Alman Pandekt hukukundan özümsenmiştir. Medeni Kanunu’muz İsviçre Medeni Kanunu’ndan, Ceza Kanunu’muz da İtalya Ceza Kanunu’ndan bize adapte olmuş kanunlardır. Yani, Türkiye Cumhuriyeti, Avrupa’yla, gerçekten, hem yasalar yönünden hem kanunlar yönünden de daha ilk cumhuriyet kurulduğu zamanlarda bu şekilde yolu seçmiştir. Zamanla gelişen içtihatlar, doktrin gelişmeleri ve bu ülkelerdeki kanunların da bazı maddeleri Türkiye’yle, Türkiye’de çıkan bu kanun maddeleri özelleştirilmek suretiyle yeni kanunlar yapılmaktadır. Değerli arkadaşlarım, Adalet konusunda da aynı çalışmalar yapılır ve buradan özümsenir.

Sayın Adalet Bakanı geçen Amerika’ya gitti. Amerika’ya gittikten sonra, Amerikan kanunlarıyla, oranın hukuk sistemiyle ilgili tetkikler yapmaya gittiğini söylüyor. Burada Adalet Komisyonunda çalışan arkadaşlarımız var, Anayasa Komisyonunda çalışan arkadaşlarımız da var, birisi söylesin: Amerikan hukuku ile Türk hukukunun özel bir durumu var mı, yok mu? Çünkü Amerikan hukuku tamamen bilirkişilere dayanan ve dikkat ederseniz Amerikan hukuku bizim hukukumuzdan çok farklı bir hukuk sistemi olan bir hukuktur.

Değerli arkadaşlarım, bugün bir gazetenin bir başlığını ben okumuş ve yayınlamıştım. Sayın Bakan bu konuda nasıl bir açıklama yapacak, merak ediyorum. Yeni Çağ Gazetesi’nin şu şeyini size tutuyorum arkadaşlar. Bakın burada “Adalet Bakanı… Şok Gezi. Amerika’ya gidip Türkiye federal sistemi inceledi.” şeklinde bir manşet var. Değerli arkadaşlarım, bu bizi çok yaralamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu Anayasa’nın 1, 2, 3, 4’üncü maddelerinde açıkça belirlenmiştir. Biz federal sisteme mi gidiyoruz? Nereden çıkıyor değerli arkadaşlarım bu durum? Bakın, şunu açıkça söylüyorum: Biz bu cumhuriyeti egemen güçlere karşı mücadele vererek kurduk. Bu cumhuriyetin hudutları cetvelle çizilmedi, bu yabancı ülkelerin, emperyalist ülkelerin bize taviziyle de çizilmedi. Değerli arkadaşlarım, bu Türkiye Cumhuriyeti’nin Misakımillî hudutları, Türkiye'nin üniter yapısı dikkat ederseniz Türk halkının kanıyla çizilmiştir. Bunu kimse değiştiremez, bunu değiştirmeye de kimsenin gücü yetmez.

Benim dedelerim Batum’dan Ordu’ya kayıklarla silah taşıdı da Kuvayımilliye’ye  götürdü. Rüsumat Gemisi İngiliz, Yunan gemilerinden silahını boşalttı ve batırılmaması için suya gömüldü, tekrar açıldı, Batum’dan silah taşımaya gitti.

Değerli arkadaşlarım, benim büyüklerim bugün Duatepe’de yatmaktadır, 500 tanesi. Biz emperyalizme karşı böyle mücadeleyle geldik. Türkiye’de nereden çıktı bu eyalet sistemi, eyalet kanunları şeklindeki bu durum? Bu açıkça burada, gazetenin manşetinde yazılıyor. Neden bunlar yazılıyor? Çünkü bizim demek ki bu konuda bir gelişmeler var ki yazılıyor. O bakımdan bu konuşmamda bilhassa bu konu üzerinde durmak istiyorum. Kimse Türkiye üzerine oynamasın, Türkiye üzerine şeye girmesin. Her zaman Türkiye’de sarı saçlı, mavi gözlüm çıkar. Bu Karadeniz’den de çıkar, Marmara’dan da çıkar, bu Akdeniz’den de çıkar, Güneydoğu Anadolu’dan da çıkar, Doğu Anadolu’dan da çıkar, Anadolu’dan da çıkar ama kimse cesaret etmesin, Türkiye'nin millî bütünlüğünün, Türkiye'nin üniter yapısının, Misakımillî hudutlarının bölüneceği tavizini kimse veremez; siz de vermezsiniz, biz de vermeyiz değerli arkadaşlarım. İşte bu çok önemli bir konudur.

Sarı saçlı, mavi gözlüm çıkmazsa, Doğu Anadolu’dan siyah saçlım, kara gözlüm çıkar değerli arkadaşlarım. Önemli olan Türkiye Cumhuriyeti’nin bu yapısının ilelebet korunmasıdır. Kimseye taviz vermeyiz değerli arkadaşlarım ve taviz de vermeyeceğiz.

O bakımdan, bu gazetenin yazmış olduğu bu yazı… Neden yazıyor? Sayın Bakan neden Amerika’ya gitti, geldi, bunu açıklasın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

RAHMİ GÜNER (Devamla) – …bunu açıkça burada belirlesin, bu haberi tekzip etsin ve bu haber neden yazıldı, bunu ortaya atsın değerli arkadaşlarım.

Bizim Türkiye’de üniter yapının, Türkiye Cumhuriyeti rejiminin ve Misakımillî hudutlarının hiçbir şekilde bölünmesine taviz verecek bir yapımız yoktur. Bu konuda Sayın Meclisin de, değerli Meclisin de aynı görüşte olduğu görüşündeyim.

Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı...

BAŞKAN - Sayın Bakanın sataşmadan bir söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika. Sataşmalarda üç dakika üzerine dakika eklemiyorum. Onu da göze alarak buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in, Ordu Milletvekili Rahmi Güner’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Şahsınızı ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce kürsüde Genel Kurula hitap eden değerli milletvekili arkadaşımız günlük bir gazetenin manşetinden alıntı yaparak “Adalet Bakanı Amerika Birleşik Devletleri’ne niye gitti? Oradaki federal yapıyı inceleyip acaba Türkiye’ye bunu transfer etmek mi istiyordu?” gibi birtakım imalar, açık beyanlarda bulundu. Değerli arkadaşlar, Genel Kurulda bu soru dünkü oturumda soruldu tarafımıza. Bunları çok net ifade ettik. Türkiye'nin, Birleşmiş Milletler çatısı altında bulunan birçok ülkeyle ikili, üçlü, dörtlü gruplar hâlinde iş birliği çalışmaları var, yürüttükleri projeler var. Amerika Birleşik Devletleri ile de aramızda değişik projeler var ama benim gidişimle ilgili açıklamayı ben çok net yaptım: Amerika ile Türkiye arasında var olan adli iş birliği anlaşmalarında ciddi aksamalar var dedim. Beş yıl, altı yıl süreyle yazışmalara rağmen netice alınamayan adli yardım taleplerimiz var, istinabe taleplerimiz var, bunlar karşılanamıyor. Buralarda tıkanıklıkları aşma noktasında Amerikalı meslektaşımla Büyükelçimiz ve Dışişleri yetkililerinin nezaretinde bir görüşme yapılmıştır. Bunların tutanakları tutulmuştur, kriptoları Dışişleri Bakanlığında mevcuttur. Konuştuğumuz konu da tamamen Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında var olan, daha önce imzalanmış bulunan adli iş birliği anlaşmalarının daha fonksiyonel şekilde uygulanabilmesine dönük tedbirler üzerinedir. Buna dönük olarak da önümüzdeki şubat ayına kadar bir heyetin Amerika’da, bu konu üzerinde Türk-Amerikalı bürokratların özel çalışma yapmasına dair de somut bir karar da alınmıştır.

Dolayısıyla, bu gazete haberinin doğru olmadığını ifade ediyorum Sayın Güner. Buna yönelik olarak aynı gazetede daha önce benzer yazılar yazıldı, Amerikalı uzmanların Amerika Büyükelçiliğinde çalışıp Türk Adalet Bakanlığını bunların etkilediğine dair beyanlar oldu. Bütün bunlara açıklamalar gönderildi, tekzipler yapıldı. Hiçbir tane cevapsız yazıları yoktur.

Bu açıklamayı yapma zarureti hasıl oldu, bunları Genel Kurula arz etme zarureti hasıl oldu.

Bu fırsatı verdiğiniz için Sayın Başkan, sizlere teşekkür ediyorum ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/961) (S. Sayısı: 574) (Devam)

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

19.30’a kadar birleşime ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 18.31

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Gülşen ORHAN (Van)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

574 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 19’uncu maddesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi maddeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yetersayısı vardır.

Tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

20’nci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı kanun tasarısının 20. maddesinin son paragrafında yer alan “Otuz gün” ibaresinin “Onbeş” gün olarak  değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                      Oktay Vural                           Beytullah Asil                       Cemaleddin Uslu

                           İzmir                                    Eskişehir                                    Edirne

                    Yılmaz Tankut                       Nevzat Korkmaz                        Mustafa Enöz

                          Adana                                     Isparta                                     Manisa

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu tasarısının 20. maddesinin 2. fıkrasındaki “on” ibaresinin “onbeş”, “beş” ibaresinin “bir hafta” olarak değiştirilmesini, 3. fıkranın sonuna “Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulu’nda yer alan Yargıtay ve Danıştay üyeleri, hem Adalet Akademisi’nden hem de Yargıtay veya Danıştay’dan aday olamazlar” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                   Ali Rıza Öztürk                        Halil Ünlütepe                      Ali İhsan Köktürk

                          Mersin                              Afyonkarahisar                           Zonguldak       

                     Turgut Dibek                          Bilgin Paçarız                           Kamer Genç

                        Kırklareli                                   Edirne                                     Tunceli

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Genç, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 574 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 20’nci maddesinde verdiğimiz önergeyle ilgili söz aldım. Hepinize saygılar sunuyorum.

Sayın milletvekilleri, biliyorsunuz bu Anayasa değişikliği yapılmadan önce Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 7 üyesinden 5’i yüksek yargıdan gelmişti; 3’ü Yargıtaydan, 2’si Danıştaydan gelmişti. Bunun da bir mantığı vardı. Şimdi, Danıştay ve Yargıtay en yüksek mahkemeler, alt mahkemelerde verilen kararları inceleyen, orada her hâkimle ilgili verdikleri kararla da o hâkimler hakikaten yargı görevini hakkıyla yapıyorlar mı, yapmıyorlar mı, yeterli bilgiye, deneyime sahipler mi diye bir de not veriyorlardı. Bunların tayin ve nakillerinde, o kişilerin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyesi olmasından daha mantıklı bir şey olamazdı ama Tayyip Bey her vesileyle dedi ki: “Efendim, yargıda kast sistemi var. Yargıda bir azınlığın tahakkümü var.”

Bununla kastettiği şuydu: O 7 kişilik Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinden 1 tanesi Alevi idi. O “kast” dediğiyle de işte Alevi kastını kastediyordu. “Burada azınlığın tahakkümü var.” deyince, o vatandaşın Alevi olması da onun kafasına göre bir azınlık tahakkümü idi.

Şimdi, değerli milletvekilleri, Danıştaydan gelen bir kişi olarak bu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun işleyişini yakından, iyi bilen birisiydim. Geçmişteki birçok Adalet Bakanı oradaki o hâkim ve savcıların bir kısmını getiriyorlardı, yediriyorlardı, içiriyorlardı, Kıbrıs’ta toplantı yapıyorlardı, Antalya’da toplantı yapıyorlardı ve beraber anlaşıyorlardı ama bu AKP İktidarı gelince “İlle benim dediğim olacak.” dediler. Ondan sonra, maalesef, bugün Adalet Bakanlığı makamında oturan kişi veya zat, yargıyı, Türk yargı sistemini yok eden, tahakküm kuran, hâkim bağımsızlığını yok eden, gece sabah beşte Erzurum’a, özel yetkili mahkemeye telefon açarak Erzurum Cumhuriyet Başsavcısını usulsüz olarak, yasalara aykırı olarak orada yargılatıp aylarca içeride tutan bir düşünce ve bir anlayışa sahip bir kişi.

Ayrıca, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda, olabilir, geçmişte bir adalet bakanı oradaki bir başkan vekiline telefon ediyor. “Ya, şunu şuraya at.” diyebilir belki. Tabii, eski Adalet Bakanının telefonu dinlendiği için Tayyip Erdoğan “Artık, dedelerin hâkim atamasını engelledik.” diyor. Ben de buradan söyledim: “Tamam, dedeleri engellediniz ama imamlara bu yetkiyi verdin.” Hayır, “imam” meselesi, “dede” meselesi değil. Bakın, devletin Başbakanlık makamında oturan zatın insanlara bakış açısı ne kadar ayrımcı ne kadar bölücü ne kadar insanlar arasında hisse dayalı, hak ve hukuk ilkelerini bir tarafa iten… Ancak kendisinin o diktatör tavırları karşısında cephe almayan, ona direnmeyen insanlar, ancak onun için belli makamlardan insanlar yaşayabilir yoksa onun dışındakiler yaşayamaz.

Şimdi, çıkmış bugün de diyor ki Sayın Genel Başkanımıza: “Sen gidip başkasından oy istedin. E, sen gidip de oyunu kullanmadın.” diyor. Yani hem kör hem kel hem fodul. Soruyorum: Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçim kütüğünden ismini silen başka bir politikacı var mı? AKP tabii, şeytani düşüncelere sahip. Ne etti? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Şeytani düşünceye sen sahipsin!

KAMER GENÇ (Devamla) – İstanbul’da Sayın Genel Başkanımız o zaman belediye başkan adayıydı, seçmen kütüğünü oraya götürmüştü. Arkasından, gittiler, onu fark ettirmeden o seçim kütüğünü araştırdılar, “Orada ikamet etmiyor.” diye terkin ettiler.

AHMET YENİ (Samsun) – Başka işleri yok…

KAMER GENÇ (Devamla) – Ondan sonra da seçim de gelince tabii ki oy kullanamadı. Hem kendileri art niyetli ve oyun içinde oyun oynuyorlar hem de kendileri çıkıp “Sen seçimde oy kullanmadın.” diyor. Yahu, Tayyip Bey, vallahi, senin karakterinle nasıl mücadele edeceğiz bilmiyorum. Çünkü konuşmanla, görüntünle içindeki olaylar bambaşka mesele. Şimdi, İsrail’le bir arasını bozdu, güya bozulmuş gibi gösterdi, sonra WikiLeaks belgeleri çıkınca hemen bir bahane yaratarak Türk hava uçaklarını İsrail’deki depreme gönderdi ve hemen diyalog kurdu. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Arkasından Ahmet Davutoğlu’nu gönderdi Amerika’ya, onlarla diyalog kurdu, ondan sonra da bu diyaloglardan sonra da çıktı yiğitlenmeye başladı. Yahu, şimdi bakın, diyor ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YENİ (Samsun) – Niye rahatsız oluyorsun?

BAŞKAN - Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

KAMER GENÇ (Devamla) – Diyor ki: “Efendim git, İsviçre bankalarında benim hesaplarımı öğren sana bağışlayacağım.” Bizim Genel Başkanımız da dedi ki: “Ya bizim, CHP’nin, kimsenin kirli parasına ihtiyacı yok.” Tayyip Bey, Türkiye’de yaşamıyor mu? Hele şimdi Tayyip Bey sen gel bankadan benim hesabımı sor, verirler mi sana, bırak İsviçre Bankalarını? De ki, “Ya, bu Kamer Genç’in bankalarda hangi hesapları var?” Verirler mi? Yani bu kadar bu milleti cahil, aptal zannetme. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bir insan kendi hesabını kendisi çıkarır ortaya.

Arkadaşlar, zaten, yani Amerika ile içli dışlısınız. Amerikan Dışişleri Bakanı açıklama yaptı dedi ki, “Bizim yaptığımız tespitler doğrudur. Bunların hiçbir surette aksi iddia edilemez.” İki tane kaynaktan sekiz tane bankada hesabı olduğu söylendi. Biz de istiyoruz ki, yani gitsin desin ki… Burada, mesela devletler arası anlaşmalar var, o 20’lerin onayladıkları bir anlaşma var, onlar pekâlâ bankalarda hangi kişilere ait hesap olup olmadığını araştırabilirler ama sen buna başvurmuyorsun, hep demagoji yapıyorsun. Böyle bir şey olmaz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Buyurun Sayın Bozdağ.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, Kamer Genç konuşurken grubumuza, Grup Başkanımıza…

BAŞKAN – Hiç duymuyorum.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Grubumuzu şeytani düşüncelilikle suçladı…

KAMER GENÇ (Tunceli) – E şeytani demekle…

AHMET YENİ (Samsun) – Şeytani sensin be! Hep şeytanisin be!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şeytanide bir şey yok ki, şeytan hafif kalır.

BAŞKAN - Buyurun.

Üç dakika…

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, her zaman söylüyoruz, gene de söylemekte fayda var çünkü söyleye söyleye belki oturacak, bizim bu kürsüde doğruları söylememiz lazım ve gerçekleri söylememiz lazım ve gerçekleri başka türlü gösterip insanları aldatıcı beyanlarda bulunmamamız lazım çünkü biliyoruz bu özellik… Şeytan, insanlara gerçekleri farklı gösterir, başka başka dünyaları gösterir, ayağını kaydırır, cennetten bile çıkarır, başka şeyleri cennet gibi gösterebilir.

Gerçekleri çarpıtmak ve başka türlü göstermek şeytani bir vasıftır ama doğruları söylemek insani bir vasıftır diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/961) (S. Sayısı: 574) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı kanun tasarısının 20. maddesinin son paragrafında yer alan “Otuz gün” ibaresinin “Onbeş” gün olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Beytullah Asil (Eskişehir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak Sayın Vural?

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Sürecin kısaltılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

21’inci maddede iki önerge vardır, sırasıyla okutup en aykırısını işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu tasarısının 21. maddesinin (1)/a bendine “HSYK’nın doğal üyesi olan Adalet Bakanlığı Müsteşarı ile “meslekte olmayan ancak meslekten sayılanlar, bu seçimlerde oy kullanamaz.” İbaresinin eklenmesini, (1)/c bendinde “Birinci sınıf olup” ibaresinden sonra “başvuru tarihine göre meslekten çıkarılmayı gerektiren bir nedenle” ifadesinin eklenmesini, (1)/c bendinin sonuna “İdari Kadrolarda çalışan hakim ve savcılar ile Adalet Bakanlığı bürokratları aday olamaz.” İbaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                   Ali Rıza Öztürk                        Halil Ünlütepe                      Ali İhsan Köktürk

                          Mersin                              Afyonkarahisar                           Zonguldak

                                              Turgut Dibek                             Bilgin Paçarız

                                                 Kırklareli                                      Edirne

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 21. Maddesinin 1. fıkrasına aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“ç) Türkiye Adalet Akademisinde üye olarak görev yapan Adalet Bakanlığı üst düzey yöneticileri bu madde kapsamında yapılacak seçimlerde oy kullanamaz.”

                        Faruk Bal                          Metin Çobanoğlu                       Rıdvan Yalçın

                          Konya                                    Kırşehir                                     Ordu

                      Behiç Çelik                              Kadir Ural                          Nevzat Korkmaz

                          Mersin                                     Mersin                                     Isparta

                                                                     D. Ali Torlak

                                                                         İstanbul

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Vural, kim konuşacak?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Rıdvan Yalçın.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yalçın. (MHP sıralarından alkışlar)

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 21’inci madde üzerinde verdiğimiz önergeyle ilişkili olarak söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, verdiğimiz önergeler çok ciddi bir emek ürünü, bilimsel yanı kuvvetli önergeler ama âdeta dolu bir bardağın su kabul etmemesi gibi dinlemeden, anlamadan, anlamaya çalışmadan reddediyorsunuz bütün önergelerimizi. Buradaki konuşmalarımıza cevap da vermiyorsunuz. Onun için, önergelerin içerikleri hakkında konuşmak belki çok da anlamlı olmuyor.

Bu kanunla ilgili şahsen önemsediğim iki hususu sizlerle paylaşmak istiyorum. İlk husus, değerli milletvekilleri -aslında maddesi geçti, 4’üncü maddedeydi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun görevleriyle ilgili bir husustu- burada mesleğe kabul hususunda bir düzenleme var. Bu konuyu Komisyondaki konuşmalarımda da ifade etmiştim.

Değerli arkadaşlar, şimdi yaptığımız düzenlemede de, geçmişteki düzenlemede de, hatta -bu İktidarın bir eksikliği değil- bu İktidardan önceki zamandaki düzenlemede de hâkim, savcı adayları staj dönemlerinde, yani aday hâkim, savcı oldukları dönem içerisinde genel hizmetler sınıfında memur kabul ediliyor, yani mesleğe kabul aşamasına kadar hâkim, savcı olacak kişiler, bir başka erkin, yargı erkinin mensubu olacak kişiler bu sıfatlarını kazanana kadar staj dönemi içerisinde genel hizmetler sınıfında memur kabul ediliyor. Şimdi, bir hâkim, savcı adayının, bana göre, şahsiyetinin oluştuğu, mesleki karakterinin oluştuğu bu staj dönemi içerisinde, memur refleksleriyle ki memur refleksi derken bunu aşağılayıcı bir tanım olarak ifade etmiyorum, bir hiyerarşik düzen içerisinde, emir-komuta zinciri içerisindeki bir yapıyı kastetmek için ifade ediyorum; bununla tam ters reaksiyonlar göstermesi gereken yargı erkinin reflekslerine göre yetişmesi gerekirken maalesef, bir memur refleksleriyle mesleki şahsiyetleri oluşuyor. Bu konu da Komisyonda önerge vermemize rağmen, maalesef düzeltilmedi. Eğer bu önergemiz geçmiş olsaydı ya da iktidar bir reform yapıyoruz, yargı bağımsızlığını daha da kuvvetlendiriyoruz anlayışı içerisinde olsaydı, bu konudaki samimi çağrılarımıza kulak verir, birlikte bir düzenleme yapma imkânı olabilirdi fakat maalesef mümkün olmadı.

Değerli arkadaşlar, üzerinde durmak istediğim ikinci husus, bu kanunun geçici maddesinde, daha önce Kuruldan meslekten ihracına karar verilmişlerle ilgili. Anlıyorum hissiyatınızı, psikolojinizi; geçmişle bir hesaplaşma ve hatta bir intikam keyfi yaşama adına, meslekten ihraç edilmiş birtakım insanları tekrar mesleğe almak istiyorsunuz, bununla da kendi tabanınıza bir mesaj vermek istiyorsunuz. Meslekten ihraç edilmiş insanların haklılığını tartışmıyorum, çok haklı sebepleri de olabilir, gerçekten mağdur olmuşlar da olabilir fakat arkadaşlar, bunun usulü bu olamaz. Yaşadığımız türlü sıkıntılardan, gerilimlerden sonra bir Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu oluşturulmuş. Siz ne kadar aksini iddia etseniz de, ne kadar farklı söylemlerin arkasına gizlenseniz de kamuoyundaki algı, bugün oluşan Kurulun AKP’yle ideolojik frekans yakınlığı içerisinde olduğudur. Bu böyle olmayabilir, Kurul üyeleri gerçekten objektif insanlar olabilir, gerçekten hukuki birikimleri yetkin olabilir, yeterli olabilir, bunun hesabı içerisinde değiliz, biz bu konuda ön yargılı da bakmıyoruz fakat siz, şimdi, Kurul üyelerinin önüne bir el bombası bırakıyorsunuz. Bir Ferhat Sarıkaya olayında olduğu gibi, getireceksiniz, bu Kurulun önüne ilk iş olarak “Meslekten ihraç edilmiş arkadaşlarımızı geri al.” noktasına getiriyorsunuz.

Arkadaşlar, yazık ediyorsunuz. Bu Kurul üyelerine, böyle bir tartışmalı, gerilimli bir süreçten sonra böyle bir turnusolü koymanın âlemi yok. Bu arkadaşlar, yeni Kurul üyeleri, mesleğe alsalar ayrı bela, almasalar ayrı bela. Onun için, daha zaman var geçici maddeye, sizi bir kez daha sükûnetli düşünmeye davet ediyorum. Meslekten atılmış ve gerçekten mağdur olmuş insanlar varsa -ki olabilir, ben bunun aksini de düşünüyor değilim- bunun yolu, Kurula müracaat ederek bu kişilerin dönüşünü bir idari kararla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

…sağlamayı savunmak yerine, Kurulu buna zorlamak yerine, Kurulu daha ilk sınavında bir ideolojik refleks vermeye, taraf olmaya zorlamak yerine, bu konuyu bir yargı kararıyla düzeltmenin yolunu açmalısınız. Bunun, Türkiye'nin bugün yaşadığı gerilim ortamından çıkmasına, normalleşmesine daha faydalı olacağına inanıyor, bu düşüncelerle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu tasarısının 21. maddesinin (1)/a bendine “HSYK’nın doğal üyesi olan Adalet Bakanlığı Müsteşarı ile “meslekte olmayan ancak meslekten sayılanlar, bu seçimlerde oy kullanamaz.” İbaresinin eklenmesini, (1)/c bendinde “Birinci sınıf olup” ibaresinden sonra “başvuru tarihine göre meslekten çıkarılmayı gerektiren bir nedenle” ifadesinin eklenmesini, (1)/c bendinin sonuna “İdari Kadrolarda çalışan hakim ve savcılar ile Adalet Bakanlığı bürokratları aday olamaz.” İbaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Ali Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEMHET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Halil Ünlütepe.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ünlütepe. (CHP sıralarından alkışlar)

HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün çok önemli bir yasayı görüşüyoruz. Tabii, geciken bir saat olmasına rağmen, dikkatimizi kaybetmemeye çalışıyoruz.

Dün, Sayın Bakana bir soru yöneltmiştim, o da şuydu: “Ülkemiz, devlet güvenlik mahkemelerinin yarattığı hukuksuzluk dönemini yaşamıştır. Şimdi, 2004 yılında çıkartmış olduğunuz, İktidarınız döneminde çıkartmış olduğunuz, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin hukuksuzluk dönemini yaşıyoruz. Ezmek istediğiniz kişileri, İktidarınızın belirlediği savcılar tarafından sorgulayıp yine İktidarınız tarafından belirlenen yargıçlar tarafından yargılamaktasınız. Burada, yargı bağımsızlığından bahsedebilir misiniz? Bu hukuksuzluğu sona erdirebilmek için özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin kaldırılmasını düşünüyor musunuz?” diye soru yöneltmiştim. Sayın Bakan, bu konu üzerinde verdiği yanıtta, beş yıllık bir sürecin dolduğunu, bunun üzerinde yasa yapılırken amaçlanandan farklı birtakım neticeler ortaya çıkmışsa bunların değerlendirilmesi için şu anda bir komisyonun çalıştığını söylemiştir. Bundan umutlanarak bu konuyla ilgili düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 250’nci maddesine göre kurulan özel yetkili mahkemeler, nitelik itibarıyla siyasi suçlulara bakmaktadırlar. Suçların siyasal nitelikte olduğunu kabul etmek zorundayız. Özel nitelikli mahkemelerle ilgili ciddi siyasi açıklamalar yapıldı. Örneğin, Sayın Başbakan, bilinen bir soruşturmayla ilgili olarak aynen şunu söyledi, önce: “Yargıyla iş birliği içinde biz bu işe başladık.” dedi, daha sonra “Ben bu davanın savcısıyım.” dedi. Gene, nisan ayı içinde, Sayın İçişleri Bakanı, İstanbul’da, bir Adalet ve Kalkınma Partisi toplantısında aynen “Özel mahkemeler kurduk.” dedi. Gene, Sayın Başbakan, haziran ayı içinde yapılan Adalet ve Kalkınma Partisi il başkanları toplantısında, özel yetkili mahkemelerin yargıç ve savcılarıyla ilgili Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin verdiği bir karardan sonra aynen şunları söyledi… Tutuklama ve tutuklamanın devamı kararlarının gerekçesiz oluşu nedeniyle tazminata hükmetmesine karşı çıkarken, özel yetkili mahkemelerin yanında saf tutarak, bu mahkemelerle siyasal iktidar arasındaki bağı açık ve somut bir şekilde ortaya koymuştur.

Değerli arkadaşlar, özel yetkili mahkemelerin görev alanına giren suçlar kesinlikle uzmanlığı gerektirmez. Türkiye’de yargıçlar belirli bir eğitim ve deneyimden geçmişlerdir. Bu mahkemeler, ağır ceza mahkemeleri bu suçlara bakar. Bu tür bir suç isnadıyla dava açılmışsa hangi nöbetçi mahkemeye sıra geliyorsa o mahkemeler bakmalıdır. Demokrasinin temel noktası budur. “Belirli birtakım yargılamaları benim yargıcıma, benim savcımın hazırlattığına yaptırayım.” derseniz onun içinde kaybolur gideriz. Şimdi, öncelikle, bu niçin böyledir? Adil yargılamanın yapılabilmesi için asıl olan budur. Şimdi, özel yetkili mahkemelerde bugün yapılan yargılamalarda müdafiler dosyaya ulaşamamakta, kanıtlara ulaşamamaktadır. Bu, Türkiye’ye yakışmıyor. Açıkçası, bugünkü geldiğimiz noktaya yakışmayan bir uygulamanın içindeyiz.

Başka bir nokta vereyim: Özel yetkili mahkemelerle ilgili savcılar ve yargıçlar hakkında soruşturma yapılması istendiğinde Adalet Bakanlığı bu konularda çok fazla bir direnç gösteriyor ama örneğin, İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, yazdıkları iddianame nedeniyle 3 özel yetkili savcının kınanmasına karar vermiştir. Bunlar yargı kararları. Ankara 4. İdare Mahkemesi, yürüttüğü soruşturma nedeniyle özel yetkili 1 savcı için soruşturma açılmasına izin vermiştir. Yani belirli birtakım benim yargıcımı, benim savcımı… Soruşturmayı yürüten savcı ve yargıçlarda Adalet Bakanlığı fren vazifesini yaparken bu kapı, bu yol yargı kararlarıyla açılıyor. İşte, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna bu dönem çok daha fazla bir ihtiyaç var çünkü Teftiş Kurulu da belirli bir yönde o Kurula doğru geçiyor.

Başka bir şey vereyim: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 9 özel yetkili yargıç aleyhine açılan tazminat davalarının kısmen kabulüne karar verdi, daha sonra Genel Kuruldan geçti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.

HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Teşekkür ediyorum efendim.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi Erzurum’da özel yetkili bir mahkemeden, savcıdan dosyayı getirtemedi. Bu, hukuk adına cidden karamsar bir tablonun doğmasına neden olmaktadır.

Daha, ayrıca bir konu: Özel yetkili savcıların ve mahkemelerin olduğu bir dönemde Van  Cezaevi’nde Enver Arpalı’nın, İstanbul’da Ali Tatar’ın ve Kuddusi Okkır’ın ölümü bir hukuk faciasıdır. Bir iktidarın, hele hele bir Adalet Bakanının görevinden hemen ayrılmasını gerektiren bir olaydır. Bunların tümü özel yetkili mahkemelerde meydana gelen ölüm olaylarıdır. Bunu daha da çoğaltabiliriz.

Sayın Bakan, ben sizin dünkü açıklamanızdan da yararlanarak söylüyorum, bu konu, hakikaten, öncelikle Türkiye'nin gündemine girmelidir. Doğal yargıç ilkesine dönebilmeliyiz. Türkiye’ye yakışan budur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Ben, bu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı’nda özel mahkemelerin Türkiye fotoğrafını sizlerle paylaşma ihtiyacını duydum. Bu duygu ve düşüncelerle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Efendim, size de teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

22’nci madde üzerinde üç önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 22 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "yönetim" ibaresinin "yönetiminde" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Hasip Kaplan                       M. Nezir Karabaş                      Şerafettin Halis

                          Şırnak                                       Bitlis                                      Tunceli

                                               Nuri Yaman                                Sırrı Sakık

                                                     Muş                                           Muş

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı "Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı"nın 22'nci maddesinin 6'ncı fıkrasının “İl seçim kurulları, oy kullanacak hâkim ve savcı sayısına göre, kamu görevlileri arasından seçilecek bir başkan, dört asıl ve iki yedek üyeden oluşan sandık kurulları oluşturur. İhtiyaç halinde üye sayısı il seçim kurulu tarafından artırılır. Sandık kurullarının işlem, tedbir ve kararlarına karşı yapılan şikâyet ve itirazlar il seçim kurulunca karara bağlanır.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Turgut Dibek                       Ali İhsan Köktürk               Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                        Kırklareli                                Zonguldak                                 Malatya

                    Halil Ünlütepe                      Orhan Ziya Diren                        Yaşar Ağyüz

                   Afyonkarahisar                               Tokat                                    Gaziantep

                                               Şevket Köse                            Ali Rıza Öztürk

                                                 Adıyaman                                    Mersin

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup, işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 22. Maddesinin 2. Fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"(3) Bölge Adliye Mahkemelerinde görevli hakim ve savcılar bulundukları ilde oy kullanır."

                        Faruk Bal                          Metin Çabanoğlu                       Rıdvan Yalçın

                          Konya                                    Kırşehir                                     Ordu

                      Behiç Çelik                         Nevzat Korkmaz                       Hüseyin Yıldız

                          Mersin                                     Isparta                                     Antalya

                                                                       Kadir Ural

                                                                          Mersin

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Bal, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 22’nci maddeyle ilgili olmak üzere Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun verdiği önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce 21’inci maddeyi geçtik. 21’inci maddede Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği  önergeye Sayın Adalet Komisyonu Başkanı katılmadığı ifade etti. Sayın Adalet Bakanı da katılmadığını ifade etti. AKP Grubunun oylarıyla da Milliyetçi Hareket Partisinin bu önergesi reddedildi.

Şimdi soruyorum Sayın Bakana çok samimi olarak ve Sayın Komisyon Başkanına: Neyi reddettiğinizi biliyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Tabii biliyoruz. Ne demek bu?

FARUK BAL (Devamla) – “Biliyoruz” dediniz. Peki, o zaman ben bir de milletimizle paylaşayım neyi reddettiğinizi.

Değerli arkadaşlarım, demokrasilerde her bireyin bir oy hakkı vardır. Bu evrensel bir kuraldır ve bireylerin birinin diğerine üstünlüğü yoktur. Buna itirazınız var mı? Yok. Bu kanuna göre sizin 5 tane  bürokratınızın iki tane oy hakkı vardır. Bu oy haklarından bir tanesi Türkiye Adalet Akademisine, Türkiye Adalet Akademisi Kanunu’nun 12’nci maddesi uyarınca görevli olan Sayın Müsteşar,  Sayın Ceza İşleri Genel Müdürü, Sayın Hukuk İşleri Genel Müdürü, Sayın Personel Genel Müdürü gibi üst düzey bürokratlarını üye olarak gönderiyorsunuz kanun gereği. Bu üst düzey bürokratlar, Adalet Akademisinden üye olarak Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna seçilecek kişilere oy veriyor -gayet doğaldır- ama 23’üncü veya 24’üncü maddede de aynı bürokratlar, hâkimler ve savcıların kendi aralarında seçecekleri Kurul üyelerine de oy veriyorlar yani bu üst düzey bürokratların iki tane oy hakkı var. Bu iki oy hakkının bir tanesinin alınması gerekmektedir.

İşte Adalet Akademisinde görevli olan üst düzey bürokratların, ilerideki maddede düzeltme yapılmasına gerek kalmaksınız, burada oy kullanamayacaklarına ilişkin bir önerge vermiştim. Siz bu önergeye katılmadığınızı ifade ettiniz, bundan sonraki önergeye de katılmayacağınızı tahmin ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, işte Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu önergenin özü, anlamı budur. Bu önergenin reddedilmesinin ileri demokrasi mi geri demokrasi mi anlamına geldiğini Sayın Bakanın, Sayın Komisyon Başkanının ve değerli milletvekillerinin takdirine bırakıyorum.

Şimdi verdiğimiz önergeyi de reddedeceksiniz.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Edeceğim…

FARUK BAL (Devamla) – Katılmadığınızı ifade ettiniz. Neye katılmadığınızı biliyor musunuz Sayın Bakan, Sayın Komisyon Başkanı?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Öğreneceğiz şimdi! 

FARUK BAL (Devamla) – Biliyorsunuz değil mi efendim? Biliyorsunuz, bilmediğinizi varsayamayız. Bu Bölge İdare Mahkemeleri Kanunu’nu siz çıkarmadınız mı? Siz çıkardınız. Bölge İdare Mahkemeleri Kuruluş Kanunu çıktığına göre faaliyete geçirilmesi an meselesi değil mi? An meselesidir. Bunlar faaliyete geçtiği zaman buradaki hâkim ve savcıların oy kullanma hakkı olmayacak mıdır? Olacaktır.

Gayet masum bir şekilde dedik ki ileride bir daha kanun değiştirmeyin, bölge idare mahkemesinin başkan ve üyeleri de bulundukları illerde oy kullanır. Verdiğimiz önerge bu, reddettiğiniz önerge de bu.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – (2)’nci fıkra karşılıyor.

FARUK BAL (Devamla) – Bunun neresi ileri demokrasi, bunun neresi yargı bağımsızlığı, bunun neresi hâkim tarafsızlığı?

Değerli arkadaşlarım, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, bağımsız ve tarafsız bir yargıya katkı sağlayabilmek için 22’nci maddeye kadar çok ölçülü, çok hukuka uygun önergeler verdik. Bu önergelerin reddedilmiş olması, sizin hukuk karşısındaki durumunuzu tartışılır hâle getirmiştir diyor, önergemizin değerlendirilmesini, sizin tekrar vicdanlarınıza bırakıyorum.

Yine reddedileceğini tahmin ediyorum. Bu önerge reddedildiği takdirde, hâkimler ve savcıların, kürsü hâkim ve savcılarının seçimiyle ilgili maddede de yine aynı önergeyi vereceğiz Sayın Bakan. Bakalım o zaman ne diyeceksiniz? O zaman da “hayır” derseniz, bu takdirde dünyada belki ilk defa ve belki dünyada hiçbir yargı mesleğinde görülmeyen bir biçimde, bir hâkime iki oy hakkı vermek gibi ucube ve garip bir işi yapmış olacaksınız.

Teşekkür eder, saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Sayın Başkan, oylamadan evvel, 69’a göre, yanlış bilgiyle ilgili kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 20.09

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Gülşen ORHAN (Van)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30’uncu Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

574 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 22’nci maddesi üzerinde verilen Konya Milletvekili Sayın Faruk Bal ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Buyurun Sayın İyimaya.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Değerli Başkanım, Milliyetçi Hareket Partisi Sözcüsü Arkadaşımız tasarının 22’nci maddesinde düzenlenen Adalet Akademisi üyelerinin çift oy kullandığı hükmünü değiştirmeye yönelik önergesini açıklarken sanıyorum mesele vukufuyla incelenmediği için bir yanlışlık var ortada.

Durum şudur arkadaşlar: Adalet Akademimizin üye kaynakları, bu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu seçiminde oy kullanacak üye kaynakları, yüksek mahkemeler, Danıştay ve Yargıtay ki 10, yüksek adalet bürokrasisi ki üye sayısı 8. Bunlar gerçekten seçimde hem Adalet Akademisinden seçilecek üyeyi belirlemek bakımından oy kullanıyorlar hem de geldikleri kaynaklardan yani Yargıtayın veya Danıştayın kontenjanını ve alt adli yargının kontenjanını belirlemek için oy kullanıyorlar, bu aykırı mı?

Komisyonda, bir defa, bir; arkadaşlarımız hatırlayacaklar, özellikle müzakere ettik, bu 22’nci maddeyi erteledik, öğleden sonraki müzakerede sonuçlandırdık. Sorun şu: Buradaki sorun, demokrasi teorisi bakımından, hukuk bakımından, sıfatların birleşmesi var. Sıfatlar bir konuda birleşirse, birleşilen sıfat bakımından bir oy hakkı vardır. Nerede birleşiyor sıfatlar? Bunlar, birinci sınıf hâkim, adli yargıdan üye seçimleri yetkileri var ama hem de Adalet Akademisinden. Adalet Akademisindeki sıfat birleşiminden orada oy kullanım hakkı doğuyor. Yargıtay için de sıfatlar birleşiyor, nerede? Adalet Akademisi üyesini seçme bakımından ama orada onu kullanıyor. Yargıtayda, Yargıtayın Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kontenjanını seçmek için de oy kullanıyorlar. Sıfatların birleşmesine yasama organı tersine bir çözüm öngörebilirdi. Ben de bunu görüş olarak ortaya koydum, öğleden sonra müzakere ettik. Sıfatların birleşimini, yüksek Komisyon, demokrasi teorisiyle de denkleştirerek, mükerrer oyun bir salt mükerrer oy değil, sıfatların birleşmesinden kaynaklandığını ortaya koydu.

Ama ben şunu fark edemiyorum: Üst derece bürokratlar için mükerrer oy itirazını ortaya koyan aklın, muhakemenin, zihniyetin Yargıtay üyeleri için niye ortaya koymadığını anlamakta zorluk çekiyorum.

Teşekkür ediyorum.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Zorluk çekiyorsanız o zaman değiştirin işte Başkan.

HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Herkes eşit oy hakkına sahiptir.

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı "Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı"nın 22'nci maddesinin 6'ncı fıkrasının “İl seçim kurulları, oy kullanacak hâkim ve savcı sayısına göre, kamu görevlileri arasından seçilecek bir başkan, dört asıl ve iki yedek üyeden oluşan sandık kurulları oluşturur. İhtiyaç halinde üye sayısı il seçim kurulu tarafından artırılır. Sandık kurullarının işlem, tedbir ve kararlarına karşı yapılan şikâyet ve itirazlar il seçim kurulunca karara bağlanır.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Turgut Dibek (Kırklareli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Ağyüz, buyurun.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 574 sıra sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı’nın 22’nci maddesinin 6’ncı fıkrasında bir değişiklik önergesi için CHP Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu seçiminde oluşturulacak seçim kurullarının istendiği zaman da işlerinin kolaylaşması için üye sayısının artırılmasını amaçlıyoruz.

Önemli bir yasa görüşüyoruz ama bu yasa özellikle 12 Eylül referandumundan sonra sicili bozuk bir şekilde gelen bir yasa. Sicilinin bozuk olmasının nedeni, oldubittiye getirilen bir referandum sonucu halk oylamasından geçen ve seçiminde demokratik kurallara uyulmayan, Bakanlık listelerinin kamuoyunda çarşaf çarşaf dolaştığı ve Bakanlık bürokratlarının seçilmesi için çaba gösterildiği bir seçim. Sonucu da belli, bekleyen hâkim, savcılar ataması hemen bir günde, Sayın Bakanın teklifiyle onaylandı, geçti.

İşte, siz her yerde suskun toplum arıyorsunuz, güdümlü toplum arıyorsunuz. Kendini soran, sorgulayan, değerini ortaya koyan değil, “Ben, benim dediğimi yapan” anlayışı sergilemek istiyorsunuz. Anayasa Mahkemesinde bunu yapmak istiyorsunuz, özel yetkilendirilmiş mahkemelerde bunu yapıyorsunuz, şimdi de Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda bunu yapıyorsunuz. Bakın, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu oluştururken yapılan seçimde herkese propaganda yasak ama ne hikmetse Personel Genel Müdürüne il il gezmesi serbest, toplantı yapması serbest.

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Biz mi oy kullandık orada?

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Diğer bürokrata mesaj, e-mail göndermesi, Bakanlık forsunu kullanarak destek istemesi serbest. Bunun adı da demokrasi oluyor.

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Kendilerinin istediği olmayınca…

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Bu yasanın ikinci kırık yanı da Sayın Başbakan, bir kere, demokrat değil. “Demokrasi benim için araçtır, istediğim yerde inerim, binerim.” diyen bir Başbakan demokrat olabilir mi? Olamaz. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı kendisine iki beden büyük gelen, Ali Diboculuğunu hâlen ortadan kaldıramamış olan bir Bakanın yaptığı düzenleme demokrat olabilir mi?

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Ayıp, ayıp!

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Onun için bu yasanın sicili bozuk, sicili. Yazık oluyor. Siz özellikle…

ALİ TEMÜR (Giresun) –  Senin sicilin bozuk!

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Manşet manşet gazetelerde çıktı, tersi de kanıtlanmadı daha Ali Diboculuğunun. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen Hatibe müdahale etmeyin.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Şimdi, böyle bir durumda görüştüğümüz bu yasaya demokrat bir yasadır diyemeyiz. Siz bir kere, demokrat değilsiniz, kendinize demokratsınız.

Bakın, bugün Sayın Başbakan il başkanlarıyla yaptığı toplantıda konuşuyor. Konu muhalefet, gençler, gençlerin yumurta atması, Dolmabahçe’deki şey… Yani bir protesto gösterisini bu kadar büyütmenin, her gün temcit gibi ortaya koymanın ne anlamı var? O gençleri niye dinlemiyorsunuz? Evet, biz yumurta atma eylemine karşıyız, tavır olarak uygun görmüyoruz ama gençleri muhatap alma cesaretini gösteremiyorsunuz. Gençler, gençlerin yumurta atması, muhalefetin sahip çıkması… Muhalefet demokratik tavrını ortaya koyan herkese kucak açar, onlar sahipsiz değildir. Bunu böyle bilin. Onlar sahipsiz değildir.

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Siz “faşist” dediniz ona. Ne konuşuyorsun sen!

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Baş örtüsüne niye sahip çıkmadı?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen müdahalede bulunmayın.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Korku imparatorluğunu yaşatmaya çalıştığınız bir ortamda elbette ki o özgürlüklere sahip çıkacak bir parti olacaktır, o da -övünçle söylüyoruz- Cumhuriyet Halk Partisidir. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, 12 Eylül’den hesap soracaktınız, hesap.

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – İkna odaları…

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – 12 Eylül ürünü bir parti 12 Eylül’den hesap sorabilir mi? 12 Eylül mağdurlarının niye hesabını sormuyorsunuz Sayın Bakan?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Onun için mi hayır dediniz!

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – 12 Eylül’den beri işlenen faili meçhul cinayetler için CHP, MHP, diğer partiler, BDP büyük ölçüde önerge verdiler, niye sahip çıkmadınız? Çıkamazsınız, çünkü siz 12 Eylül ürünü bir partisiniz değerli arkadaşlarım.

Tabii, siz işinize geldiği zaman yasa çıkarırsınız. Geçen gün belediye başkanlarının görevi kötüye kullanmaktan dolayı cezalarını düşürdünüz, 14-15 tane de milletvekili. Gözünüz aydın, kurban kesin artık.

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Sizde kaç tane var?

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Gel, dokunulmazlıkları kaldıralım varsa. Varsa yüreğin, belki senin de vardır şaiben! Yiğit! Onun için, böyle bir ortamda yiğitlik taslayamazsınız bize karşı siz.

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Delikanlıyız biz!

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Siz bize karşı demokrat olamazsınız.

Bakın, Deniz Feneri Derneği davası ne oldu Sayın Bakan? Deniz Feneri Derneği için üç defa yasa çıkaran bir parti Deniz Feneri’nden hesap sorabilir mi?

Kamu yararına dernek yaptınız, izinsiz bağış toplama yaptınız, vergi iadesinden faydalandırdınız ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – …bunun içinde İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay var, Atalay! Bu ayıplarla siz Deniz Feneri’nden nasıl hesap soracaksınız.

Bakın, Sayın Başbakan diyor ki bugünkü sözünde: “Alı yeşili boyadı da fıstığa yeşil mi kaldı?” Bu sana mahsus.

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Bunları mı söylüyorsunuz gelip burada! Ayıp, ayıp!

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Bir gün diyeceksin ki “Millî görüş gömleğimi çıkardım.” bir gün diyeceksin ki “Demokrasi tramvaydır, istediğim yerde iner, binerim.”

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Senin ağzına yakışmıyor Sayın Başbakan!

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Bu yanar dönerlik size mahsus, Başbakanınıza mahsus, bakanlarınıza mahsus.

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Sen kendi Genel Başkanına bak!

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Onun için sizde bulunan özellikleri başkalarına mal etmeyin.

İsviçre’de sekiz hesap çıkmış, CHP mi çıkardı? Amerika Birleşik Devletleri çıkardı.

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Aynaya bakın, aynaya!

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Yalanlandı mı? Yalanlanmadı. Bu belgeleri niye çıkardı, kim çıkardı diye araştırıyorlar, sekiz tane hesabın doğru olup olmadığını araştırmıyorlar, bu size düşer yüreğiniz varsa. Wikipedia en üst sıralarda zengin gösteriyor Başbakanınızı. Niye bunun hesabını vermiyorsunuz? Niye hesabınızı sormuyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Onun için, siz demokrat olamazsınız. Siz kendinize yandaş medya, yandaş yargı, yandaş basın yaratıyorsunuz, tutuklulara yazık oluyor. Siz özgürlükçü olamazsınız, siz demokrat değilsiniz. Siz korku imparatorluğu yaratıyorsunuz, bu seçimde biz bunu yıkacağız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Hadi oradan be!

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Başkan…

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, hatip konuşurken Grup Başkan Vekilimize uygunsuz ifadelerle sataşmıştır.

Uygun görürseniz cevap vermek istiyorum.

AHMET YENİ (Samsun) – Grup Başkanımıza.

BAŞKAN – Sayın Bakan, siz ne için istiyorsunuz?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Ben de sataşmadan… Kısa bir açıklama.

BAŞKAN – Bakın, birinizden birinize söz vereceğim.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, ben, uygun görürseniz.

BAŞKAN – Tamam buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Başbakana sataşması nedeniyle konuşması

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; bu kürsüden sataşarak prim yapmak isteyenler çok olabilir ama biz onların hepsini gördük, geçirdik. Ama ben gerçekleri söyleyeceğim.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – İşine bak, işine! Doğruları söyle!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Şimdi doğruları ben söyleyeceğim, kim yanar döner? Millet de ona karar verecek.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Doğrular ağır geliyor tabii.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bakın, bir kaset olayı çıktı. Sayın Kılıçdaroğlu o zaman “Ben aday değilim.” dedi, Sayın Baykal’la da görüştü.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Oraları geç sen! Oraları geç!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - “Müracaat etmeyeceğim.” dedi, bakın, ondan sonra aday oldu. Doğru mu?

Peki, iki: Etro gömlek olayı ortaya çıktı. “Tıkır tıkır parasını ben ödedim.” dedi.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Kılıçdaroğlu’nun oğlunun gemisi yok!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) -  Fatura bir başka sayın vekilin adına çıktı. Doğru mu?

“Üniversiteye kızlar başı örtülü gidecek.” dedi, aynı gün Radikal’de çıkanın manası, özeti buydu, ama akşam tekzip etti “Ben bunu kastetmedim.”  dedi. Doğru mu? (AK PARTİ sıralarından “Doğru” sesleri)

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Kılıçdaroğlu’nun adını ağzına alma Bekir!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Peki, Tunceli’de aftan bahsetti, Ankara’ya gelince “Ben bunu kastetmedim, başka şeyler söyledim.” dedi. Doğru mu? (AK PARTİ sıralarından “Doğru” sesleri)

Peki, Sayın Öymen burada “Dersim’de analar ağlamadı mı?” deyince Tunceli’de gene “Gereğini yapmak zorunda.” dedi ve ondan sonra da “Bu iş bitti, partiye zarar verecek iş yapmayız.” diye Ankara’da açıklama yaptı. Doğru mu? (AK PARTİ sıralarından “Doğru” sesleri) 

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Sayın Başkan, cevap vermeyle ne ilgisi var bu söylediklerinin?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) -  Peki “AK PARTİ’liler halk oylamasında bizim adamlarımızı dövdü.” diye açıklamada bulundular, daha aynı gün bütün kayıtlarla, kuyutlarla onların kimlerle ilgili olduğu ortaya çıktı. Doğru mu? (AK PARTİ sıralarından “Doğru” sesleri)

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Sorduğu soruya cevap versin Sayın Başkan.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Peki “AK PARTİ’liler afişleri, o Müslüman kadınların rahibe gibi örtünmemesi için o afişleri AK PARTİ’liler astı.” diye açıklamada bulundu Genel Başkan. Ertesi gün görüntüleri çıktı kimin açıkladığı… Doğru mu? (AK PARTİ sıralarından “Doğru” sesleri)

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – İddialara cevap versin. Sayın Başkan, müdahale etsenize!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Peki, bu WikiLeaks ile ilgili şeyler çıkınca “Sayın Başbakan sadece bunların doğru olmadığını söylesin. Ciddi şeyler bizim için kâfidir.” dedi mi? (AK PARTİ sıralarından “Doğru” sesleri)

SIRRI SAKIK (Muş) – Burası kışla mı?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Sayın Başbakan çıktı ve bunlarla ilgili açıklama yaptı. Bir kuruşunun bulunmadığını söyledi. İspat etmeyeni müfteri ilan etti.

Peki, arkasından ne dedi? “Bunu ben söylemedim.” E kim söyledi?  “Amerika söyledi, onlara git söyle.” dedi. Doğru mu? (AK PARTİ sıralarından “Doğru” sesleri)

Peki, ertesi gün ne dedi? “Ondan sonra git, belge getir.” dedi.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Başkan, tiyatro mu oynuyoruz?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Sayın Başbakan da “İspat edin, bütün variyetimizi size ben hibe edeyim hem Türkiye’de hem dünyada neyim varsa.”

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Tiyatro mu oynuyoruz burada?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Şimdi, kim yanar kim döner kararı siz verin.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Benim iddialarıma cevap vermemiştir ve doğruyu söylememiştir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

4.- Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, CHP Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sayın Bozdağ Sayın Başbakana sataşma gerekçesiyle söz aldı. Ancak sataşmaya cevap vermek yerine en iyi savunma saldırıdır anlayışıyla bizim Genel Başkanımıza saldırdı.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Biz açmadık konuyu.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ama Sayın Bozdağ’ın ilginç bir tarzı var. Burası Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu değil Sayın Bozdağ, niye hep buraya hitap ediyorsunuz? Orada Cumhuriyet Halk Partisi var, Milliyetçi Hareket Partisi var, Barış ve Demokrasi Partisi var. Bakamıyor musunuz bizim yüzümüze?

Şimdi, Sayın Kılıçdaroğlu’nun gömleğinden size ekmek çıkmaz. Sayın Kılıçdaroğlu’nun saydığınız davranışlarından size ekmek çıkmaz.

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Yalan mı söyledikleri?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ama ben size, ben size…

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Söylediklerim yalan mı, yanlış mı? Söyle, bir tanesine yanlış de!..

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – İzin verir misiniz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ben size Sayın Başbakanın birkaç olayını anlatacağım:

Sayın Başbakan… Hatırlayacaksınız bir Kuşadası Limanı ihalesi olmuştu,  Galataport ihalesi olmuştu. “Ofer” diye bir adam gidip almıştı. Sayın Başbakana sordular: “Ofer’i tanıyor musun?” “Hayır tanımıyorum, kimdir o?” Öğleden sonra “Ya hatırlayamıyorum.” Daha sonra “Görüşmüş olabilirim.” Onunla Başbakanlık odalarında görüşen kimdi? Hangi Sayın Başbakandı? (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Doğru mu Bekir? Bekir doğru mu?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Üsküdar’daki eve geleceğim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Kendisinindi, sonra çocuğunun oldu. Bakın, mal varlığı tartışmalarını hiç sevmeyen bir milletvekiliyim ama Sayın Bozdağ mademki gömlekten giriyor, ben de buralara geleceğim. Mal varlığı tartışmalarını sevmiyorum. “Bu benim.” dedi, sonra “Oğlumun.” dedi, sonra oğluna kira ödeyip ödemediği ortaya çıktı.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bir tane,  Sayın Kılıçdaroğlu’nun arkasında durduğu bir tane laf söyle! Kendi kendini tekzipte birinci bir genel başkan!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Ben size -kira ödeyip ödemediği belli değil daha- başka bir şey söyleyeceğim. Siz, “12 Eylülden hesap soracağım.” diye yola çıktınız. 2000 sonrası darbecilerden hesap soruyorsunuz şimdi, “Darbe düşünmüşler.” diye, birçok komutan yargılanıyor. Peki, ben size soruyorum: Darbenin kendisi olan 28 Şubattan niye hesap soramıyorsunuz? Çünkü, siz 28 Şubatın ürünüsünüz. 28 Şubat paşalarından icazet alarak kurulmuş bir partisiniz siz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Hadi oradan!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Onun için hesap soramazsınız.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati : 20.36

 

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.51

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Gülşen ORHAN (Van)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30’uncu Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

574 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/961) (S. Sayısı: 574) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

22’nci madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 22 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "yönetim" ibaresinin "yönetiminde" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                  Sırrı Sakık (Muş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Sakık. (BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; tekrar hepinize merhaba.

Maşallah, sesiniz gür yani kışlada ses ne kadar gür çıkıyorsa biraz önce burada da aynı şekilde. Keşke bu ülkenin demokratikleşmesi için bu kadar gür bir sesiniz ve gücünüz olmuş olsaydı.

Şimdi, biz birbirimizi anlamakta biraz zorluk çekiyoruz, bütün sıkıntımız da bu. Yani buraya, biz, emin olunuz ki sadece siyaseten seçmenlere mesaj anlamında çıkıp kürsüde konuşmuyoruz, böyle bir derdimiz de yok ama sorunlarımız var, sorunlarımızı buraya taşıdığımız için bütün partiler “Osmanlı Bankası”na dönüşüyor, hepsi, ortalıkta, efendim “Bilinmeyen bir dil.” E, şimdi, siz bir halkın diline, AKP “bilinmeyen dil” derse, CHP derse, MHP derse, siz sonra dönüp bizimle nasıl bağ oluşturacaksınız?

Mesela AKP vekillerinden biri çıktı, bize şunu söylüyor, diyor ki: “Sayın Başkanım, ben bir konuşma üslubuyla serzenişte bulunmak istiyorum.” ve sonra “Efendim, ben şahsım adına konuşurum. Dönüp de yaptınız mı, ettiniz mi, gittiniz mi, adam öldürdünüz mü, asker öldürdünüz...” diyor. Sevgili kardeşim, ben ilk kez gördüm Halide Hanım’ın burada konuştuğunu; konuştu ve yanında da valizleri vardı, çekip gitti. Bizi dinleyeceksiniz. Biz ne konuşuyoruz, ne ediyoruz, talebimiz nedir?

Bakın, bugün Hürriyet gazetesinde manşet bir haber var: “Mezara tahammül edemediler”, “Mezar ayıbı” dediler. Bir Alman vatandaşı geliyor, bu ülkede bu ülkenin vatandaşı olmak istiyor. “Ben ölünce beni bu topraklara gömün.” diyor. Ama birileri gidiyor Bodrum’da “Bu adam Müslüman değil, bizim yanımızda gömülmemelidir.” diyor. Aynı ayıbı, benim eşim için de bu coğrafyada, sizin belediye başkanınız ve Milliyetçi Hareket Partisinin belediye meclis üyesi “Nasıl buraya defnedersiniz?” diye yaptı, bu ayıplar uygulandı. Şimdi, birbirimizin cenazesine tahammülümüz yoksa, dilimize yoksa, kültürümüze yoksa peki nasıl bir arada yaşayacağız? Asıl söylemek istediğimiz budur.

Biz, yoksa “Geçmişten bugüne kadar olup biten faili meçhul cinayetlerin mimarı sizsiniz.” demedik. Sizin döneminizde faili meçhul cinayetlerin bir noktaya geldiğini de biliyoruz. Ama size dönüp soruyoruz: “Sevgili arkadaşlarımız, kardeşlerimiz; Cumhuriyet Halk Partisi, Barış ve Demokrasi Partisi sürekli bu faili meçhul cinayetlerin araştırılması için önergeler hazırlıyor, gelin hep birlikte bunları araştıralım. İnsanlığa karşı suç işleyenler… Evet, eğer bir mezarlığa karşı bu tepki varsa insanlığa karşı bir suç işlenmiştir. Gelin hep birlikte bu köprüleri oluşturalım.” Ama ne hikmetse, bununla ilgili küçük bir adım atılmıyor. Çünkü siz demokrasi için bedel ödemeden buradasınız ama bizler, buralarda oturanlar, sizin dışınızdakilerin büyük bir çoğunluğu demokrasi için çok ağır bedeller ödedik. Onun için, artık bedel ödemek istemiyoruz. Sorunlarımızı oturarak konuşmak istiyoruz. Hep de söylüyoruz, Avustralya’da yaşayan yerli bir halk, Aborjinler, onlar ve timsahlar aynı havuzda, aynı suda yıkanmayı, o aynı suda bulunmayı başardılar. Peki, biz cumhuriyeti birlikte kuranlar, kardeş halklar, biz, Allah aşkına, neden birlik oluşturamıyoruz? Biz niye birlik adına daha çok önemli şeyler söylemiyoruz? Neden empati yapmıyoruz? Neden? Bu nedenler yok. Seçimler var. Herkes dönüp kendi seçmenine ne kadar mesaj gönderebilirim…

Aslında size şunu söyleyeyim: Eğer bu antidemokratik yasalar ve Siyasi Partiler Yasası, Seçim Kanunu böyle olmamış olsaydı eminim ki hepinizin vicdanı bu tür olaylara karşı ayaklanırdı. Ama hepinizin vicdanını Başbakan kelepçelemiş çünkü Başbakana göre kendinizi şekillendireceksiniz. Bütün her şey Başbakanın talimatı doğrultusunda. Böyle bir demokrasi de olmaz.

MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) – Siz kimden aldığınız talimatla hareket ediyorsunuz acaba?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Biz halkımızın talimatındayız.

Vallahi, biz, bakın, emin olun, önünde arkasında olamayacağımız hiçbir şeyi söylemeyiz. Biz kimsenin de arka bahçesi değiliz, Kürt halkının ön bahçesiyiz, Türkiye demokrasi güçlerinin ön bahçesi… Ha dönüp derseniz ki: Bu dağdaki kardeşlerimiz… Onlar bizim çocuklarımız ve kardeşlerimizdir. Bir tarafımız askerde bir tarafımız da oradadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Yani bu da bizim realitemizdir. Biz de diliyoruz, umuyoruz, çünkü onlar da bu ülkenin çocuklarıdır ve kardeşlerimizdirler. Biz bu kardeşlerimizin sorunlarının bitmesini istiyoruz. Yani biz bu ülkede bütün acıları ortaklaştırarak…

OSMAN KILIÇ (Sivas) – Kürtler de bizim kardeşimiz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Siz de bizim kardeşimiz… İşte bakın, bunlar, bu köprüleri oluşturabilirsek sorunu çözeriz. Ama ne hikmetse bunlar oluşmuyor.

ASIM AYKAN (Trabzon) –  Var bunlar, var.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Var. Peki, bu insanlar deli midir; varsa bu kadar ağır bedeller ödeniyor? Biz sabahtan neyi konuşuyoruz? Herkes çıktı burada, bütün grup sözcüleri dedi ki: “Bizim anlamadığımız dil.” “Anlamadığınız dil” ne demek Allah aşkına? Bu halka hakaret değil midir?

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Anlamıyoruz tabii, anlamıyoruz ki zaten!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Anlamıyorsan anlayacaksın. Kabadayılık yapmana gerek yok. Oturacaksın, anlayacaksın. Gidip orada emir kipleriyle “…”(x) olmaz. Yani oradaki komutanlar, oradaki yetkililer Kürtlere sadece onu yaparlar. Giderler oraya “…”(xx) Bu aşağılayıcıdır, halkı aşağılamaktır. Sizin hiç kimseye bunu yapma hakkınız yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, teşekkür etmek için…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

23’üncü maddede iki adet önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 23 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “iki gün” ibaresinin “üç gün” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Hasip Kaplan                       M. Nezir Karabaş                      Şerafettin Halis

                          Şırnak                                       Bitlis                                      Tunceli

                                               Nuri Yaman                                Sırrı Sakık

                                                     Muş                                           Muş

BAŞKAN – Şimdi en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu tasarısının 23. maddesinin (1). bendinin ikinci cümlesindeki “on” ibaresinin “onbeş” olarak değiştirilmesini, (3). bendindeki “Adalet Bakanlığı teşkilatlarında görev yapanlar ile yurt dışında bulunan yargıç ve savcılar” ibaresinin madde metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

                   Ali Rıza Öztürk                        Halil Ünlütepe                      Ali İhsan Köktürk

                          Mersin                              Afyonkarahisar                           Zonguldak

                     Turgut Dibek                          Bilgin Paçarız                   Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                        Kırklareli                                   Edirne                                    Malatya

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

                                  

(x) Bu bölümde, Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dille, birtakım kelimeler ifade edildi.

(xx) Bu bölümde, Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dille, birtakım kelimeler ifade edildi.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; şimdi şuna çok üzülüyorum biliyor musunuz: Burada üç gündür bu yasayı konuşuyoruz ve “Adalet Bakanlığı personeli.” diyoruz. Adalet dağıtanlar, hâkimler, savcılar ve Adalet Bakanlığı personeli de onlara yardımcı personel. Bunların tüm sorunlarını tüm arkadaşlarımızın söylemesine rağmen gerek Sayın Bakanın gerekse bu Mecliste onlara sahip çıkması gereken, onların hakkını savunması gereken bir adalet profesörünün de onların hakkına sahip çıkmadığını görüyorum.

Dünden beri defalarca konuştum, bir kere bu insanlara sahip çıkın. Yüreği hür, beyni hür ve ekonomik olarak hür olan bir adalet personeli adil adalet dağıtır. Hiç kimse bunlara hiç bir taraftan bakmıyor, hiç kimse bunlara bir çözüm önerisi de getirmiyor. Çıkın deyin ki bize: “Arkadaş, haklısın, doğru konuşuyorsun, hâkimlerimizin özellikle şu sorunları, savcılarımızın şu sorunları var, şunlar var, şunlar var, şunlar var, bunları çözeceğiz.” Hiç yok, sadece bir yasa görüşüyoruz ama bu yasayı uygulamayan kim? Bu yasadaki kişiler kim?

Şimdi, iki konuşmamda da hâkimler ve savcılarla ilgili sorunları söyledim ama bir de adalet personeli var. Bunlar en gariban personel, devletin en sahip çıkılmayan personeli, bunun altını çiziyorum. Sayın Bakan, Bakanlık olarak personelinize sahip çıkmıyorsunuz. Devletin en gariban personeli bunlar, mübaşirler, kâtipler, diğerleri… Adalet Bakanlığında, adliyelerde çalışan bu personellerin sahibi yok. Hakikaten çok yük çekiyorlar, çok yük çekmelerine rağmen hiçbir şekilde ekonomik olarak sorunları bir şekilde çözülmüyor.

Bir de tabii infaz koruma memurları var. İnfaz koruma memurlarının hakikaten hangi şartlarda ve hangi koşullarda çalıştığını hepiniz benden daha iyi biliyorsunuz ama sahip çıkılmayan bir kurum. O mahkûmlarla bir şekilde psikolojik olarak verdikleri mücadeleye, inanın, acaba içimizden bir tanesi bir gün dayanabilir mi? Bu insanlara sahip çıkmak bizim, hepimizin görevi. Biz adalet dağıtan bir kurumun yasasını görüşüyoruz ama “Bu kurumun gerideki sorunları nedir?”, “Bu insanların sorunları nedir?” hiç bunlardan bahsetmiyoruz. Arkadaşlar, bunlardan bahsetmek zorundayız, bunları çözmek zorundayız. Yine söylüyorum: Adliyede çalışan zabıt kâtipleri, memurlar ve infaz koruma memurları, mübaşirler, bunlar hakikaten çok… Yirmi dört saat çalışan insanlar var, hâkimin evine gece dosya götüren insanlar var. Eğer bir hâkim yirmi dört saat çalışıyorsa, gece evinde dosya inceleyip ertesi gün elli dosyaya, altmış dosyaya bakıyorsa bu insanlara sahip çıkmak zorundayız. Değerli arkadaşlarım, hakikaten bunlara bir şekilde bakmıyoruz. “Hep, hele biz kanunu yapalım gitsin.” diyoruz. Hayır arkadaşlar, bunları çözmeden bu yasa işlemez. Bunları çözmeden siz Yüksek Hâkimler Savcılar Kuruluna arabalar alıyorsunuz, onlara yerler kiralıyorsunuz, onlara her türlü, çok büyük izzetüikram yapıyorsunuz ama aşağı bakın aşağı. Artık o Volkswagen’ler… Bir gördüm -kaç tane- tüm yeni atanan arkadaşlara, hepsinin altına araba, yerleri yurtları, sandalyeleri masaları gıcır gıcır.

M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Çok mu görüyorsunuz?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Çok görmüyoruz. Aşağıya bakın aşağıya, aşağıya da bakın. Aşağı bakmıyorsunuz, hâkimlerin sorununa bakmıyorsunuz, savcıların sorununa bakmıyorsunuz, mübaşirlerin sorununa bakmıyorsunuz. Biraz da aşağı bakın.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 23 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “iki gün” ibaresinin “üç gün” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        M. Nezir Karabaş (Bitlis) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Gerekçeyi okutalım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe

Söz konusu maddenin ikinci fıkrasındaki değişiklikle itirazların inceleme süresi uzatılarak, kısa süreden kaynaklı doğabilecek eksiklik ve yanlışlıkların giderilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

23’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

24’üncü maddede üç önerge vardır. Önergeleri, önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 24 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "beş gün" ibaresinin "yedi gün" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 M. Nezir Karabaş                       Hasip Kaplan                         Şerafettin Halis

                           Bitlis                                       Şırnak                                     Tunceli

                                               Nuri Yaman                                Sırrı Sakık

                                                     Muş                                           Muş

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı "Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı"nın 24'üncü maddesinin 1'inci fıkrasının "Seçim takviminin ilân tarihinden itibaren onbeş gün içinde adaylar Yüksek Seçim Kuruluna başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren on gün içinde Yüksek Seçim Kurulu adayların başvurularını inceler ve geçici aday listesini ilân eder. Hâkim ve savcılar tarafından gerekçeleri ve buna bağlı somut delilleri ile birlikte ilân tarihinden itibaren beş gün içinde adaylığa itiraz edilebilir," şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Halil Ünlütepe                          Turgut Dibek                       Ali İhsan Köktürk

                   Afyonkarahisar                            Kırklareli                                Zonguldak

             Ferit Mevlüt Aslanoğlu               Orhan Ziya Diren                       Rahmi Güner

                         Malatya                                     Tokat                                       Ordu

                                                                   Ali Rıza Öztürk

                                                                          Mersin

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 24. Maddesinin 1. Fıkrasına aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"Adalet Bakanlığı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Türkiye Adalet Akademisinde üst düzey yönetici veya üye olan hâkim ve savcılar aday olabilmek için seçimin yapılacağına ilişkin kararın ilanından itibaren iki gün içinde bu görevlerinden çekilmek zorundadırlar."

                        Faruk Bal                          Metin Çobanoğlu                       Rıdvan Yalçın

                          Konya                                    Kırşehir                                     Ordu

                      Behiç Çelik                         Nevzat Korkmaz                       Hüseyin Yıldız

                          Mersin                                     Isparta                                     Antalya

                                                                       Kadir Ural

                                                                          Mersin

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Bal, buyurun.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Adalet Bakanının ve Sayın Adalet Komisyonu Başkanının katılmadığı önerge hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak üzere huzurunuzdayım.

Katılınmayan önerge şudur: Hâkimler ve savcılar seçim yapacaktır; yapılacak olan bu seçimde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun üyeleri belirlenecektir ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu da Türkiye’deki bütün hâkim ve savcıların özlük işlemlerini, atama, nakil işlemlerini, terfi işlemlerini, meslekte ilerleme işlemlerini yürüteceklerdir. Böyle önemli bir göreve seçilecek olan Kurulun üyeliklerine, Adalet Bakanlığının Teftiş Kurulu Başkanı, Adalet Bakanlığının müsteşar muavinleri, Adalet Bakanlığının Ceza İşleri Genel Müdürü, Hukuk İşleri Genel Müdürü, Personel Genel Müdürü aday olarak ortaya çıktığı takdirde, hâkim ve savcılar üzerinde kullanacakları etki nedeniyle hâkim ve savcılar baskı altında kalacaktır. Bu önergenin reddi hâlinin doğuracağı sonuç budur.

Diğer taraftan, Adalet Akademisinde öğretim üyesi olarak, başkan olarak ve bürokrat olarak bulunan kişiler, hâkim ve savcı sınıfının meslek içi eğitimlerinde hâkimler üzerinde önemli bir etki sahibi olmuş kişilerdir, dolayısıyla diğer adaylardan farklı ve üstün bir konuma sahiplerdir. Hele hele bunların görevde bulundukları süre içerisinde aday olmaları hâlinde, muhtemel mesleki ilerlemeleriyle ilgili kurslarda da kendi aleyhlerinde sonuç doğurabileceğini ihtimalini yüreklerinde hissedeceklerdir.

Üçüncüsü ise daha vahimi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun bürokrasisinde görev yapan genel sekreter, genel sekter yardımcıları aday olacak. Bu adaylara taşradaki hâkimlerin “Hayır.” diyebilme imkânı ve ihtimali var mıdır? Dolayısıyla, hâkimler üzerinde etkin rol alan, yetki kullanan bu makamların, dürüst ve adil bir seçim yapılabilmesi için bu görevlerinden çekilmeleri gerekir.

Şimdi, Sayın İyimaya, zatıaliniz muhtelif defa ifade ettiniz. Zatıalinizin şahsına karşı bir söylem değildir bu. İşgal ettiğiniz Adalet Komisyonu Başkanı sıfatıyla soruyorum size…

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – İşgal etmiyorum, ihraz ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Fuzuli işgal demedi ama.

FARUK BAL (Devamla) – Temsil ettiğiniz Adalet Komisyonu Başkanı sıfatıyla soruyorum size: Siz, muhakeme gücü yüksek bir şahsiyet olarak böyle bir adaletsizliğe nasıl “Hayır.” diyebilirsiniz? Adaletsizliği ortaya koyan kanuna nasıl “Hayır.” diyebilirsiniz?

Sayın Bakan, zatıalinizin şahsına, Adalet Bakanlığının şahsiyetine karşı bir söz söylemiyorum. Söylediğim söz, tartıştığımız kanuna yöneliktir, bu kanunu eleştiriyorum, böyle algılamanızı rica ediyorum. Böyle bir adaletsizliği, Adalet Bakanı sıfatını haiz bir kişi olarak, o makamı temsil eden kişi olarak nasıl uygun görebiliyorsunuz? Tabii ki bunların uygun görülmesi mümkün değildir. Amaç, Osmanlının oyunu gibi, oyun içerisinde oyun vardır, bu oyun da oyunlardan bir başkasıdır.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Osmanlı oyunu değil, Osmanlı öyle yapmaz.

FARUK BAL (Devamla) - Tabii ki Osmanlının oyununu siz mükemmel bir şekilde bu HSYK seçiminde ortaya koydunuz.

Birkaç cümleyle de Sayın İyimaya’nın beni anlamakta zorluk çektiği hususlar hakkında bilgi vermek istiyorum. Biraz önce, 21’inci madde görüşülürken “İfade ettiği hususları anlamakta zorluk çekiyorum.” dedi.

Sayın İyimaya, anlamakta zorluk çeker çünkü… Osmanlı dönemine tekrar gidelim. Son zamanlarında iki tane edebiyat akımı vardı: Bunlardan biri Fecriati, diğeri ise Serveti Fünun idi. Serveti Fünuncular “Sanat, sanat içindir.” noktasında hareketle “Vatan, millet, Sakarya.” denildiği zaman, bunları aşka, sevdaya dönüştürmüş bir ekoldür. Fecriaticiler ise halkın, köylünün, işçinin, yaşayan insanların sorunlarını gündeme getirmişlerdir. Sayın İyimaya, Serveti Fünun ekolünden geldiği için, bizim, yargının sorunlarını anlatır iken kullandığımız dili anlamakta zorluk çekecektir.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Sen Konyalı, ben köylüyüm.

FARUK BAL (Devamla) – Ama, değerli milletvekilleri, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun oluşturulmasına ilişkin hâkimlerin oy kullanmasıyla ilgili olmak üzere, Adalet Bakanlığı bürokratlarının oy kullanmalarıyla ilgili maddede de tekrar bir önerge vereceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

FARUK BAL (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

O önergede beş dakika konuşma hakkımız var, İç Tüzük bu kadar imkân veriyor.

Ben de Fecriati usulüyle Sayın İyimaya’nın üstün belagat kabiliyetine yargının sesini dile getirmeye çalışacağım diyor, hepinize teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

İç Tüzük ihlali yapmazsam, ben de bir katkıda bulunayım.

Bir de bu görüp görmemezlikten gelme, bilip bilmemezlikten gelme diye Tecahülüarif sanatı vardır, onu da ben eklemiş olayım. (Alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Anlayamadım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sizinle ilgisi yok, Meclise söylüyorum.

FARUK BAL (Konya) - Biz o sanatı kullanmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tecahülüarif sanatı var; bilip bilmemezlikten gelme, görüp görmemezlikten gelme. Eski bir hoca olarak ben de onu hatırlatmak istedim. Sizinle ilgisi yok.

FARUK BAL (Konya) – Biz bildiğimizi söylüyoruz, gördüğümüzü anlatıyoruz.

BAŞKAN – Hayır, sizinle ilgisi yok. Yani ne Sayın İyimaya ne sizinle ilgisi var. Ben arkadaşlarımıza bir katkıda bulundum.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı "Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı"nın 24'üncü maddesinin 1'inci fıkrasının "Seçim takviminin ilân tarihinden itibaren onbeş gün içinde adaylar Yüksek Seçim Kuruluna başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren on gün içinde Yüksek Seçim Kurulu adayların başvurularını inceler ve geçici aday listesini ilân eder. Hâkim ve savcılar tarafından gerekçeleri ve buna bağlı somut delilleri ile birlikte ilân tarihinden itibaren beş gün içinde adaylığa itiraz edilebilir." şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                             Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Dibek. (CHP sıralarından alkışlar)

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, 24’üncü madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım. Öncelikle saygıyla selamlıyorum yüce Meclisi.

Değerli arkadaşlar, 24’üncü madde, ondan önceki maddeler adli yargıdan ve idari yargıdan seçimle gelecek olan hâkimlerin seçilme usullerini düzenliyor genel olarak. Orada bir düzenlemede, sürelerle ilgili bir değişiklik talebimiz var.

Ancak ben, önergemizle ilgili düşüncelerimizi belirtmeden önce özellikle, daha önce de diğer arkadaşlarımız da buraya geldiğinde ısrarla aynı şeyleri söyledi çünkü AKP İktidarının gerek bu Anayasa değişikliği sürecinde -yani referandum öncesinde- gerekse yasa tasarısı komisyonda görüşülürken, burada görüşülürken ısrarla söylemiş olduğu bir şeyler var. Yani bu yasayla ilgili olarak şunu söylüyorlar ki Sayın Bozdağ daha önce konuşmasını yaparken de bu konulara değinmişti: Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısının demokratikleştiğini bu yasayla, Anayasa değişikliğinden sonraki düzenleme ile daha çoğulcu bir hâle getirildiğini, tabana yayıldığını, kürsü hâkimlerinin nihayetinde kendilerini Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda temsil etme imkânını bulduğunu ve demokratik bir yapı oluştuğunu, bunun da aslında özlenen bir talep olduğunu söylüyordu değerli arkadaşlar. Tabii, bizler bunun doğru olmadığını aslında anlatıyoruz. Ben, burada yine birkaç konuyu, belki arkadaşlarımızın gözünden kaçmış olan birkaç konuyu sizlere belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, yaklaşık 12 bine yakın hâkim ve savcı var Türkiye’de adli ve idari yargıda. Tabii, rakamları ben yuvarlamaya çalışıyorum. Bunun yaklaşık 4 bini birinci sınıf hâkim ve savcılar. Tabii, bu 12 bin hâkim ve savcının tümü seçme ve seçilme hakkına sahip de yani aday olma, yani seçilme hakkına sahip olan, sadece bunların içerisinde hem seçme hem seçilme hakkını birden kullanma olanağı olan yaklaşık 4 bin kişi, onlar da birinci sınıf hâkim ve savcılar.

Değerli arkadaşlar, onunla ilgili bir takvim, onunla ilgili usuller -bugüne kadar hiçbir anayasada, zannediyorum dünyanın hiçbir anayasasında da böyle bir şey yoktur- bir yönetmelik yazılır gibi her şeyi, işte günlerini, itiraz sürelerini, başvuru sürelerini gerek Anayasa’nın 159’uncu maddesine gerekse geçici 19’uncu maddeye buradan değişiklik geçerken referanduma sunulan paket içerisine koymuştunuz. Yani, böyle bir şey dünyanın hiçbir yerinde olmamıştı, ilk kez böyle bir şey oldu. Ben, acaba niye bu kadar arkadaşlar hassas çalışmışlar, ince çalışmışlar diye düşünmüştüm. Tabii, şunu gördük sonunda: Aslında, bu bilerek yapılan bir uygulamaydı yani içinde o kadar güzel yerleştirilmiş, hesabını kitabını yaptığınız konular var ki. Değerli arkadaşlarımız demokrasiden bahsediyorlar, çoğulculuktan bahsediyorlar ama şuna bakmış AKP İktidarı nihayetinde: Ya biz HSYK’yı nasıl ele geçiririz? Öyle bir şey yapalım ki söylerken de güzel şeyler söyleyelim ama nihayetinde uygulamada öyle bir şey çıksın ki karşımıza, bu yapı artık bizim yapımız olsun. Bunu ölçmüş arkadaşlarımız, artık bilmiyorum, belki bir yerlerden arkadaşlar destek de almış olabilirler ama ölçmüşler, biçmişler, öyle güzel şeyler koymuşlar ki farkında olmadığınız belki de. Ama, bir seçim yaptık, o seçimde de ısrarla Sayın Bakan tabii ki onu yapacak. Ne yapacak? Yani, biz liste bastık, işte listeleri gönderdik, başsavcılara talimat verdik, bu liste bizim listemiz arkadaşlar, tek tek hâkimlerle, savcılarla görüşeceksiniz, bu liste buradan çıkacak dedik diyecek hâli yok ama işin özü buydu. Yani, kalkıp da işte, güneş balçıkla sıvanmaz denir, gerçeği saklamanın da hiçbir anlamı yok. Bu listeler, daha seçimlerden evvel İnternet sitesinde yayınlanmıştı zaten. Ben çok iyi hatırlıyorum yani Bakanlığın listesi olarak yayınlanmıştı bu listeler.

Değerli arkadaşlar, evet evet, Bakanlığın listesiydi. Şimdi, her ilde oy kullanma, Anayasa’ya da kondu bu. Her ilde yani Türkiye’de seksen bir il var. İdari yargıda bölge idare mahkemelerinin olduğu yerlerde tabii ki. İdari yargıda her yerde mahkemeler yok ama adli yargıda her ilde. Niye her ilde diye düşünmüştüm ben. İşte, şunun için her ilde: Düşünün yani bölge olabilir miydi yani yedi bölgede. Bazen sınavlar yapılıyor, biliyorsunuz işte, Türkiye’yi yedi veya sekiz bölgeye bölerek belli merkezlerde bunlar yapılıyor. Niçin her il? Benim ilim küçük bir il. Sanıyorum, Türkiye’de o kadar çok küçük il var ki onların da hâkim ve savcılarının toplamına baktığınızda ilçelerle birlikte, çok az sayı yapıyor. Bu neye benziyor biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Yani, bir köyde -daha evvel bunu ben söylemiştim- işte, kaymakam muhtarı çağırıyor veya ileri gelenlere diyor ki “Bakın, bu referandumda buradan evet oyu çıkmasını istiyoruz. Eğer buradan evet oyu çıkmazsa şu şu şu hizmetler var, bu hizmetleri yapmayacağız.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.

TURGUT DİBEK (Devamla) – Yani “Greyder kenarda duruyor, işte, su işiniz var, bunlar yapılmayacak.” Ne yapacak o köylü? O vatandaş ne yapacak değerli arkadaşlar?

AHMET YENİ (Samsun) – O eskidendi, şimdi…

TURGUT DİBEK (Devamla) – Topu topu 150 tane seçmeni var yani ne yapacak? Mecburen gidiyor, evet oyu veriyor, sonra diyorsunuz ki: “Demokrasi, özgür irade, gerçek işte budur.”

Değerli arkadaşlar, 50 tane, 40 tane hâkimin, savcının olduğu bir ilden bahsediyoruz. Oraya o insanları oy kullanmaya zorunlu tutmuşsunuz. Yani Bakanlık bir tane liste göndermiş, işte, personeli göndermiş, savcılara talimat vermiş. Oradaki hâkim ve savcılar o illerde kime oy verecek? Başka listelere nasıl oy verecek değerli arkadaşlar?

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Hâkimler ilkokul çocuğu mu?

TURGUT DİBEK (Devamla) –  Ya, mümkün mü öyle bir şey? Ha, niye bunu bir yerde yapmadınız veya bölgelerde yapmadınız? Niçin? Yani “Anayasa’ya niye öyle koydunuz?” diye soruyorum zaten. En basitten oydu bir tanesi.

Onun dışında öyle şeyler var ki, mesela -yani zamanımda bitiyor ama- dört yıllık süreleri var HSYK üyelerinin, dört yıl. Dört yıl sonra eğer yeniden seçilmiyorlarsa kadrolarının bulunduğu yerlere geri dönüyorlar değerli arkadaşlar. Onun da aslında çok özel olarak oraya konulduğunu hep beraber görüyoruz. Belki biraz sonra başka bir önergede konuşacağım, ona da değinmek istiyorum çünkü onunla beraber…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURGUT DİBEK (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 24 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "beş gün" ibaresinin "yedi gün" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                           Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Söz konusu maddenin ikinci fıkrasındaki değişiklikle daha detaylı bir incelemenin yapılabilmesi için sürenin uzatılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

25’inci maddede üç önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 25. Maddesine aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"d) Bu bendin uygulanmasında propaganda; reklam yapmak, afiş asmak, gösteri yapmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmaktır."

                        Faruk Bal                          Metin Çobanoğlu                       Rıdvan Yalçın

                          Konya                                    Kırşehir                                     Ordu

                  Nevzat Korkmaz                          Behiç Çelik                              Kadir Ural

                          Isparta                                     Mersin                                     Mersin

                                                                     D. Ali Torlak

                                                                         İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 25. maddesinin (1)/c. Bendinden sonra gelmek üzere “d- Yerel, Bölgesel ve Ulusal Gazetelerde ve TV'lerde özgeçmişlerini ve mesleki deneyimlerini yayınlatabilirler." bendinin ve “(2) Yukarıdaki (1) fıkradaki propaganda yasağı, Hakim ve Savcı Meslek Örgütleri için uygulanmaz." fıkrasının eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                   Ali Rıza Öztürk                        Halil Ünlütepe                      Ali İhsan Köktürk

                          Mersin                              Afyonkarahisar                           Zonguldak

                                              Turgut Dibek                          Bihlun Tamaylıgil      

                                                 Kırklareli                                    İstanbul              

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 Sıra Sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 25 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                     Hasip Kaplan                       M. Nezir Karabaş                      Şerafettin Halis

                          Şırnak                                       Bitlis                                      Tunceli

                                               Nuri Yaman                                Sırrı Sakık

                                                     Muş                                           Muş

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Söz konusu maddenin birinci fıkrası (b) bendinin madde metninden çıkarılması ile adaylar adına doğabilecek kötüye kullanımın engellenmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısının 25. maddesinin (1)/c. Bendinden sonra gelmek üzere “d- Yerel, Bölgesel ve Ulusal Gazetelerde ve TV'lerde özgeçmişlerini ve mesleki deneyimlerini yayınlatabilirler." bendinin ve “(2) Yukarıdaki (1) fıkradaki propaganda yasağı, Hakim ve Savcı Meslek Örgütleri için uygulanmaz." fıkrasının eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Ali Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Köktürk, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 25’inci maddeye yönelik önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yaklaşık çarşamba gününden bu yana, bu saate kadar, demokrasiyi, temel hak ve özgürlükleri güvence altına alacağı iddiasıyla Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından, Adalet Bakanlığı tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilen önemli bir yasayı görüşüyoruz. Biz de sadece çarşamba gününden bu yana değil Anayasa Mahkemesinin ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek  Kurulunun  yapısının değişikliğini içeren Anayasa değişikliği sürecinden bu yana aslında bu sürecin demokratikleşme süreci olmadığını, temel hak ve özgürlükleri geliştirme süreci olmadığını, yargı bağımsızlığını gerçekleştirme süreci olmadığını anlatmaya çalışıyoruz.

İşte, değerli arkadaşlar, üzerinde önerge verdiğimiz, söz aldığımız 25’inci madde, bu tasarının aslında bu amaçlardan ne kadar uzak olduğunun çok bariz bir örneğini oluşturuyor. 25’inci maddeye baktığımızda bu maddenin propaganda yasağını içerdiğini görüyoruz yani bu maddeye göre Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna seçilmek için aday olan hâkim ve savcılar, kesin aday listelerinin ilanından başlayarak oy kullanma sürecinin sonuna kadar propaganda yapamazlar ancak kendi özgeçmişlerini, Yüksek Seçim Kurulunun belirlediği esas ve usuller çerçevesinde bu iş için tahsis edilmiş bir İnternet  sitesinde yayınlayabilirler.

Yine, kimliklerini ve meslekleriyle ilgili düşüncelerini kısaca açıklayan mektup, elektronik posta ve ileti gönderebilirler, kapalı salon toplantısı yapabilirler. Ancak değerli arkadaşlar, aday olan hâkim ve savcılarımız gerek yerel gerek bölgesel gerekse ulusal televizyon ve gazetelerde kendi özgeçmişlerini ve aday olma gerekçelerini, Meclisteki tecrübelerini içeren bilgilerini yayınlatamazlar.

Yine, hâkim ve savcılarımızın meslek örgütleri, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna girmesini istedikleri adaylarla ilgili propaganda yapamazlar.

Şimdi, değerli arkadaşlar, ben, bu bilgiler ışığında, bu tasarı metninin ışığında sizlere sormak istiyorum: Bir taraftan gelirlerinin yüzde 80’i halkımızın ödediği vergilerden, elektrik faturalarından oluşan TRT’yi kendi şahsi malıymış gibi kullanan, diğer taraftan bu da yetmiyormuş gibi iki devlet bankasından, halkın cebinden 750 milyon dolar para vererek yandaş medyasını yaratan ve yine ülkemizdeki görsel ve yazılı basının yüzde 80’ine, yüzde 90’ına her türlü yöntemi kullanarak hâkim olan bir anlayış, diğer taraftan hâkim ve savcılarımızın aday olma sürecinde kendi öz geçmişlerini ve kendi mesleki tecrübelerinin yerel gazetelerde bile yayınlanmasını engelleyecek böyle bir tasarıyı Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk ediyor. Bu kadar çiftçe standart içeren bir anlayış değerli arkadaşlar. Bu iddiaların, bu savların samimi olduğunu kabul edebilir miyiz?

Diğer taraftan bakıyoruz, kendi düşünsel birlikteliği içerisinde olan hâkim ve savcıların Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yönetiminde yer alması için liste hazırlayan ve bu listeyi gizli gizli adliyeler kanalıyla dağıtan Adalet Bakanlığının, diğer taraftan hâkim ve savcıların meslek örgütlerinin propagandalarını engellemesi karşısında bu tasarının genel gerekçesinde bahsedilen amaçlar samimi olabilir mi?

Değerli arkadaşlar, 12 bine yakın hâkim ve savcı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu seçimlerinde oy kullanıyor yani bunlar mesleğe yeni başlayandan tutun emeklilik derecesine gelmiş hâkimlerimizi de içeren ve genelde birbirini tanımayan bu kadar geniş bir kadro. Bu kadar geniş bir kadro karşısında Kurula aday olan hâkim ve savcıları bu kadar dar bir tanım içerisinde propaganda kapsamına sokan anlayış, az önce bahsettiğim demokratikleşme, temel hak ve özgürlükleri geliştirme iddiasında samimi olabilir mi? Değerli arkadaşlar, tabii ki samimi değil. Bu tasarı, bu 25’inci madde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Devamla) – Düzenlenen tasarı, kendi Müsteşarını, kendi Personel Genel Müdürünü, hatta bir önceki Personel Genel Müdürünü, Adalet Akademisi Başkanını ve düşünsel birliktelik içerisinde oldukları hâkim ve savcıları blok listeyle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna sokan Adalet Bakanlığının kendi kontrolünde olmayan hâkim ve savcıların Kurula girmesini engellemeye yönelik bir düzenlemeyi Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk etmiştir. Dolayısıyla bu düzenleme, Hâkim ve Savcılar Yüksek Kuruluna hâkim olma ve bu kanalla ülkemizdeki yargı bağımsızlığını ortadan kaldırarak yargıyı yürütmenin, siyasal iktidarın, AKP’nin kuyruğuna takma anlayışının çok açık bir göstergesidir.

Bu nedenle, bu düşüncelerle önergemizin kabulünü diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 25. Maddesine aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"d) Bu bendin uygulanmasında propaganda; reklam yapmak, afiş asmak, gösteri yapmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmaktır."

                                                                                             Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Bal, buyurun.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine Sayın Komisyon Başkanı ve Sayın Adalet Bakanının katılmadığı önergemizi izah etmek üzere huzurunuza çıkmış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, bir seçim varsa, seçilmek isteyen adayın kendini seçmene takdim etmesi en tabii hakkıdır ve en doğal hakkıdır. Bu, evrensel değerlerin de tabii bir sonucudur. Eğer bir aday kendisini seçmene anlatamıyor ise, kendisine oy verecek kişilere kim olduğunu, kimliğini, ehliyetini, liyakatini anlatamıyor ise bunun adı evrensel değerlerde ortaya çıkan demokratik bir seçim usulü değildir.

Şimdi, dünyanın neresinde var bilmiyorum, ilkleri başaran bir parti olarak AKP, yargı mesleğinin mensuplarının kendilerinin yönetecek, kendilerinin organı olan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna seçecekleri üyenin kabiliyeti, ehliyeti, liyakati hakkında bilgi sahibi olmadan oy kullanmak mecburiyetinde. Aday olan kişi de kendisini takdim edebilme hakkından yoksun bulunmaktadır. Böyle bir demokrasi, böyle bir seçim, böyle bir usul dünyanın hiçbir yerinde yoktur, bir ilki AKP bu Anayasa değişikliği ve sonrasındaki tasarıyla karşımıza çıkarmıştır.

Değerli arkadaşlarım, önergeyle verdiğimiz husus şudur: Elbette ki hâkim vakur insandır, hâkim insandır, metin insandır, mekîn insandır, sıradan insanların taşkınlıklarını ve sıradan insanların ahlak dışı, hukuk dışı davranışlarını yapmayacak kadar hukuka saygılı insanlardır. Dolayısıyla, propagandadan yasağın ne anlama geldiğini, propagandanın ne anlama geldiğini tanımlıyoruz. Bunu da reklam yapmak, afiş asmak, gösteri yapmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak şeklinde… Bunu reddettiniz. Peki, geriye ne kaldı? Geriye açık bir alan kaldı, bu açık alan, Adalet Bakanının, biraz önce reddettiğiniz önergeyle müsteşar muavinlerinin, teftiş kurulu başkan ve yönetici ve başkan yardımcılarıyla müfettişlerinin, personel genel müdürlerinin, ceza işleri, hukuk işleri, ceza tevkif evleri genel müdürlerinin propagandaya hacet bile kalmadan hâkimler ve savcılar üzerinde kullandıkları etkin yetkiye karşı bağımsız ve tarafsız yargıyı savunacak kişileri söz söyleme hakkından, kendilerini ifade etme hakkından mahrum etmiş oldunuz. Diğer taraftan, bu görevlere sahip olmayan hâkim ve savcıların propaganda yasaklılığı şu hükme de girmektedir: Seçim dönemi hâkim ve savcıya izin vermediğiniz takdirde aday olan hâkim ve savcı, bulunduğu yeri terk ettiği takdirde disiplin suçu işlemiş olacaktır. Hele hele işgüzar, yandaş yarattığınız yargıç ve hâkimlerden birisi, “Adaylardan feşmekânca geldi, benden kendisine oy vermemi talep etti.” diye bir tutanak tutup size gönderdiği zaman emrinizdeki Teftiş Kuruluyla, Ceza İşleri Genel Müdürüyle bu hâkimin, bu savcının canına okursunuz. Seçimlerin Temel Hükümleri Kanunu’ndaki propaganda yasağındaki müeyyideyi sizin benim kadar bilmeniz lazım. Aday olacak kişiye karşı bu tehdidi nasıl uygulayabilirsiniz? Böyle bir uygulama nasıl bir Adalet Bakanlığı tasarısı olarak bu yüce Meclisin huzuruna gelebilir?

Değerli arkadaşlarım, aklımızı, mantığımızı kullanalım. Yani bunun için… Siyasi bir söylemle alakası yok bunun. Gayet basit, gayet doğal, evrensel değerlerle bağdaşan, uyuşan bir hukuku, bir önergeyi reddediyorsunuz, niçin? “Niçin?” dediğimiz zaman oynadığınız oyundan başka çözüm yok, bu “Niçin”e cevap veren başka bir ihtimal yok, o da yandaş bir yargı kurumu yaratmak. Çünkü yarattığınız yandaş sermayeyi koruyacak, yarattığınız yandaş basını koruyacak, yarattığınız yandaş devlet hizmetinde bulunan kamu görevlilerini koruyacak bir hukuk yaratmak istiyorsunuz. Bu hukukun hukuka uygun olması mümkün mü? Değil. İşte, hukuka uygun olmayan böyle bir tasarıyla burada mahcup duruma düşersiniz. Değerli arkadaşlarım, amacım benim kanunu eleştirmek, sizi mahcup duruma düşürmek asla değildir. Ama bunu reddetmenizi ben bir hukukçu olarak, bir milletvekili olarak, bu milletin bir vekili olarak hazmedemiyorum, kabul edemiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.

FARUK BAL (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bundan sonraki nesillere de hiç olmazsa bunun hazmedilmediğini ortaya koyan bir düşüncenin bu Mecliste dile getirildiğini ifade etmek üzere huzurunuzda bulunuyor ve artık “parmak demokrasisi” diye tanımladığımız, Bakanın ve Komisyon Başkanının kabul etmediği her tasarıyı otomatik olarak reddetmek üzere programlanmış milletvekili oylarıyla reddediyorsunuz. Böyle demokrasi olur mu? Böyle bir hukuk anlayışı olur mu?

Bu hukuk anlayışını ve bu demokrasiyi, bitmek tükenmek bilmeyen bir sabır ile tekrar sizlerin vicdanınıza sunuyor, hepinize önergemize destek vermek üzere vicdani bir mesuliyet altında bulunduğunuzu hatırlatmak istiyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge reddedilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Madde 26’da bir önerge vardır, okutuyor ve işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 574 sıra sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu tasarısının 26. maddesinin “1” fıkrasının sonuna “Listeden çıkarılan adayların isimleri Yüksek Seçim Kurulu tarafından İl Seçim Kurullarına ve Sandık Kurullarına bildirilir.” Hükmünün eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                   Ali Rıza Öztürk                        Halil Ünlütepe                      Ali İhsan Köktürk

                          Mersin                              Afyonkarahisar                           Zonguldak

                                           Bihlun Tamaylıgil                         Turgut Dibek

                                                  İstanbul                                     Kırklareli

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Ünlütepe, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, saygıdeğer üyeler; hâkimler ve savcılar kanununu görüşüyoruz. Vermiş olduğum bir önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, dün bazı üyelerimiz tarafından Sayın Bakana sorulan bir soruya verilen yanıtı sizlerle paylaşmak istiyorum. Dün bir üyemiz şunu sordu: “12 Eylülcüleri yargılayacağınız sözünü verdiniz. O günden bugüne kaç kişi hakkında 12 Eylül döneminde yaptığı icraatlardan dolayı dava açıldı ve ne yaptınız?” Sayın Bakanın verdiği cevap bana göre doğru ama tabii ki toplumu tatmin etmedi. Sayın Bakan aynen şunları söyledi: “Anayasa’mızın geçici 15’inci maddesi çok açık ve net. 12 Eylülü yapanların, bu faaliyeti icra edenlerin, 1983’teki serbest seçimlere kadar geçen dönemde bu süreci şu ya da bu şekilde deruhte edenlerin hakkında cezai soruşturma yapılamayacağı, hukuk davası açılamayacağı, herhangi bir soru dahi sorulamayacağı hükmünü havidir. Biz ancak 21’inci yüzyılda Avrupa Birliğine aday olan bir üyenin Anayasa’sında bu ibare olmasın diye kaldırdık.” dedi.

Sevgili arkadaşlar, siyaset dürüst insanların işidir. Siyasette toplumun önüne çıktığınızda ona ne söylerseniz yarın karşınıza çıkar. Ben, şimdi, 12 Eylül Anayasa değişikliğiyle ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan toplantıda sayın Adalet ve Kalkınma Partili değerli milletvekillerinin bu maddeyle ilgili burada söyledikleri sözleri dün gibi hatırlıyorum. Biz geçici 15’inci maddeyle ilgili “Bu şekilde düzenleme yaparsanız yargılayamazsınız. Gelin, biz bir önerge hazırlıyoruz, buna destek olun.” dedik. Olmadınız. Meydanlara çıktınız, “Darbecilerden hesap soruyoruz.” dediniz, toplumla düşüncelerinizi paylaştınız. Biz de referandum döneminde “Hayır.” oyu isterken “Bu Anayasa değişikliğiyle darbecilerden hesap soramazsınız.” dedik, toplumla düşüncelerimizi paylaştık. Dün Sayın Adalet Bakanı, bizim dediğimiz düşünceye geldi. O nedenle mutluyum çünkü Mecliste doğruyu söyledi.

Değerli arkadaşlar, bir anayasa değişikliğini yapabilmek için toplumu yanlış bilgilendirmek doğru bir hareket midir? Bir siyasetçinin yapabileceği iş midir? Elbette siyaseti ciddi bir kamu yönetimi olarak kabul edenler için toplumu yanıltmak hiç de doğru bir iş değildir.

Şimdi ne oldu? Toplum sizlerden düşüncelerinizi yerine getirmenizi istiyor, söylediklerinizi yerine getirmenizi istiyor. Getirebilecek misiniz? Bu ortamda mümkün değil çünkü Anayasa değişikliğindeki yanlış bir düzenleme sizin niyetinizi ortaya koyuyordu. Sayın Başbakan, açık açık toplumda “Darbecilerden hesap soracağız.” diyordu, “Hayır oyu verenler darbeyi savunanlar.” diyordu, “Bir 12 Eylülde darbeyi ortadan kaldıracağız.” diyordu. Sayın Başbakan acaba şimdi ne düşünüyor? Topluma, daha çok değil, iki buçuk ay önce verdiği ve toplumdan yüzde 58 oy aldığı o verdiği sözlerin arkasında duruyor mu? Onunla ilgili değişiklikleri yapabiliyor mu? Yo. Ama Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu önemliydi, çünkü Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yargının kalbidir, yargının kalbini ele geçirmeniz gerekiyordu, bunun için Anayasa değişikliği gerekiyordu, bu Anayasa değişikliğini yapabilmek için gerekirse topluma yanlış bilgiler şırınga edilebilmeliydi, toplumla onlar paylaşılabilmeliydi. Bunların tümü yapıldı ve bir anayasa değişikliği yerine getirildi, ama bu hukuksal bir düzenlemenin içinde dün Sayın Adalet Bakanının yaptığı açıklama doğru bir açıklamaydı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Niçin Adalet Bakanı toplumla bu düşüncelerini 12 Eylül referandumundan önce paylaşmadı? Niçin Sayın Başbakan bu düşüncelerini 12 Eylül referandumundan önce paylaşmadı? Acaba halkı varabileceği bir mesafede, varabileceği nokta için araç olarak mı kullanıyorlardı, araç olarak mı görüyorlardı? Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği çağdaş demokraside böyle bir yöntem yoktur. Bugün çoğunluğunuzun getirdiği irade, yarın toplumun karşısında sizi mahcup duruma düşürür. Bu nedenle…

AHMET YENİ (Samsun) – Millet çoğunluğu.

HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Ben ne söylediğimi biliyorum, dinleyin.

AHMET YENİ (Samsun) – Milletin çoğunluğu.

HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Dinle efendim, dinle…

AHMET YENİ (Samsun) – Milletin çoğunluğu, anlamıyorsunuz.

HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) - Yani bir şey söyleyeceğim ama ağırına gider.

Milleti kandırarak o çoğunluğu sağlıyorsunuz. Utanmanız lazım!

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından “Ayıp, ayıp” sesleri, CHP sıralarından alkışlar)

HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Ama hak etti, siz değil.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm geçici 1, 2 ve 3’üncü maddeler dâhil 27 ila 48’inci maddeleri kapsamaktadır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 21.46

 

 

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.57

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Gülşen ORHAN (Van)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30’uncu Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

574 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

İkinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Afyonkarahisar milletvekili Sayın Halil Ünlütepe.

Buyurun Sayın Ünlütepe.

CHP GRUBU ADINA HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli üyeler; 574 sıra sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı’nın ikinci bölümünde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer arkadaşlarım, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu anayasal bir kurumdur ve Anayasa’mızın 159’uncu maddesinde düzenlenmiştir. Buna uygun olarak da bu Kurulun çalışmalarını belirleyecek olan yasayı çıkartmaya çalışıyoruz.

Değerli arkadaşlar -biraz önceki konuşmamda da söylediğim gibi- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yargının kalbidir. Bu Kurulun sağlıklı çalışabilmesi gerekir, bu Kurulun bağımsız olması gerekir. Bu Kurulla ilgili olarak Avrupa Birliği ilerleme raporlarında hep, karşımıza şu unsur çıkıyordu: “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda Adalet Bakanı ve Müsteşarın bulunması, siyasetin yargıya müdahalesi anlamında olacaktır.” Kuruldan bu Sayın Bakan ile Müsteşarın çıkartılması isteniyordu ve hemen hemen her raporda karşımıza bu çıkıyordu, bunu görüşüyorduk ama bugün, son oluşumdan sonra, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yeni oluşumunda Sayın Bakanın ve Sayın Müsteşarın dışında, Sayın Müsteşar Yardımcısı ve Personel Genel Müdürünün de Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda yer aldığını görüyoruz. Bir yargı sisteminin bağımsızlığından söz edebilmek için yargının kurumsal ve işlevsel açıdan bağımsız olması esastır. Türk yargısı ise artık Adalet Bakanlığının tamamen siyasi iradesi altına girmiştir. Görüştüğümüz Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı bunu daha da pekiştirmektedir. Böyle bir ortamda yargı bağımsız olabilir mi? Yargıyı niçin bağımlı bir hâle getirmeye çalışıyoruz, bundan ne bekliyorsunuz? Yargıçlar görevlerini yapabilmeleri için bağımsız ve güvenceye sahip olmalıdırlar. Hukuk devletinin temel ilkesi yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesidir. Yargıç her zaman vicdanı ile baş başadır. Yargıyı ele geçirme, kuşatma yanlıştır, hukukun siyasallaşmasına yol açar. Hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi ilkeleri devletimizde egemen olmalıdır. Yargı bağımsızlığını ilgilendiren önemli bir yasayı sizlerle paylaşmaya çalışıyorum.

Bu ikinci bölümde dikkati çeken en önemli hususlardan birisi şu: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun gündemini Sayın Başkan tespit ediyor. Bu, Bakanlığın tamamen iradesinin Kurula hâkimiyetine neden olabilir. Bu nedenle, gündemin tespitinde, başkan, daire başkanlarıyla bir araya gelerek gündemi eğer birlikte tespit edebilirlerse bu çok daha olumlu bir davranış olur diye düşünüyorum. Ayrıca, dairelerde de gündemi daire başkanı yapmaktadır, bu da yanlıştır, bu da daire başkanının dairede ciddi bir hâkimiyetine neden olmaya sebep olabilir. Orada da üyelerin çoğunluğunun birleştiği maddeler öncelikle görüşülebilmelidir ortamının yaratılması gerekir.

Bu düzenlemede şunu da görüyoruz: Meslekten çıkarmada yargıya başvurma yolu açılmıştır, bunu olumlu karşılıyoruz. Bu doğru bir işlemdir. Yalnız, meslekten çıkarmanın yanında, disiplin cezası almış olanların da yargıya müracaat edebilmeleri ortamının açılması daha demokratik bir işlev olarak karşımıza çıkıyor. Bu olanak verilmemiştir. Bu konuda Komisyondaki önerilerimiz, yeterince Komisyonda değerlendirilmemiştir.

Ayrıca, Anayasa’da karşılığı bulunmayan, Kurulun diğer 21 üyesine tanınmayan bir hak… Müsteşar yönünden ayrıcalık getiriliyor. Hâlbuki, Anayasa’nın 159’uncu maddesi açık ve net. Burada kimlerin bulunabileceğini belirtirken “Adalet Bakanlığı Müsteşarı” demektedir. Müsteşarın başka birisini vekil olarak tayin edebilmesi Anayasa’ya aykırıdır. Burada çıkan konuşmacılar “Hayır, bu daha önceki 2461 sayılı Yasa’da da vardı.” diyorlarsa da 2461 sayılı Yasa 12 Eylül 1980’de çıkartılmıştır. 12 Eylül Anayasası ise 1982 yılında kabul edilmiştir. Yani, 2461 sayılı Yasa’da “Müsteşarın yerine Müsteşar Vekili veya Müsteşarın belirttiği insan katılabilir.” denilmesine rağmen, ondan sonra kabul edilen Anayasa’da Müsteşarın yerine başka birisinin katılmasına izin verilmemiştir. Şimdiki yaptığınız düzenleme, bizi 12 Eylülden daha geriye götüren bir düzenlemedir. Bu, Anayasa’nın 159’uncu maddesine de tamamen aykırıdır.

Sevgili arkadaşlar, bu arada geçici 3’üncü maddeyle bir değişikliğe gidilerek yargıçlıktan veya savcılıktan atılmış, ayrılmış olan kişilerin mesleğe dönebilmelerinin olanağı yaratılmaya çalışılmaktadır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun kararıyla, 1982’den 2009 yılına kadar 96 yargıç veya savcı meslekten atılmıştır. Bunların hangi suçtan dolayı meslekten atıldığını bilemiyoruz. Sayın Adalet Bakanımız burada yok ama bunların…

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Geldim.

HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Geldi mi, ha, tamam.

Ama bunların hangi meslekten dolayı atıldıkları konusunda da bizi bilgilendirebilirlerse çok mutlu olurum. Çünkü, belki isimleri zikredilmeyebilir, kişiliklerine dokunulmaması nedeniyle, ama hangi suçlardan… Bazı suçlardan dolayı meslekten atılanların mesleğe dönmesi zaten olanaklı değil. Görebildiğim kadarıyla 96 rakamından büyük bir kısmının, mesleğe bir geri dönüş olarak, döneceklerini zannetmiyorum.

Peki, bu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda, en son 3’üncü madde düzenlemesinde, meslekten atılanlar belirli bir süreç içinde mesleğe dönebilmek için bir yargı kurumuna değil, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna başvuruyor. Hâlbuki  Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu anayasal bir kurumdur, anayasal bir kurum. Şimdiye kadar almış oldukları kararlardan dolayı yeni Kurulun eski kararları yok farz etmesi 82’den bu yana yapılan işlemlerin meşruiyetini tartışılır bir duruma getirmektir. Dolayısıyla, Kurulun, Anayasa’nın vermediği bir yetkiyi… Çünkü Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun görevleri Anayasa’nın 159’uncu maddesinde belirlenmiştir. Bu belirlenen Kurulun Anayasa’nın vermediği bir yetkiyi idari bir kararla “Ben senin itirazını kabul ettim.” diyerek mesleğe kabul kararı vermesi hukuken olanaklı değildir.

Burada bu kişilerin mesleğe dönmesi için bir yöntem bulunmalı mı? Bulunmalıdır. Yapılabilecek en iyi yöntem şudur: Bu, meslekten atılanlar yargı yoluna başvurmalı, yargı yoluyla kabul edilirse Kurul onları uygun gördüğü bir yöntemle mesleğe tekrar kabul edebilir. Ama Kurulun kabul ettiği kişileri yargıya götürebilme olanağınız da yok. Açıkçası Kurul bu konuda yetkili değildir. Burada yeni bir düzenlemeye gidilmelidir.

Peki, bu Kurulun oluşumu… 22 üyenin oluşumunu biraz önce sizlerle paylaşmaya çalıştım. Kurul tamamen belirli bir düşüncenin ışığında oluşturulmaya çalışılmıştır. Örneğin, Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından Kurula üye olarak seçilen kişilerin konumları kamuoyunda ciddi olarak tartışılmaktadır. Mesela, üyelerden birisinin suçu şu: Adli yargılamayı etkilemeye teşebbüs. Adli yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçundan yargılanan biri bugün Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda üye.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Teşekkür ederim efendim.

Peki, bu kişi bu Kurulda üye olduğu müddetçe o yargıç bağımsız bir karar veremez. Yargının tarafsızlığını ortadan kaldırırsınız. Kimdir bu üye? AKBİL dosyasında bilirkişidir. “Suç unsuru yoktur.” diyememiş “kuşkuyla karşılıyorum.” demiş. Başka bir üye mi bulamadınız? Size hizmet edeni Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna mademki Sayın Bakan siz seçseydiniz, seçtirme olanağını bulsaydınız. Cumhurbaşkanını bu işe alet etmeniz Cumhurbaşkanlığı makamına olan güveni ortadan kaldırır. Sadece o mu? Kayseri Baro Başkanı hangi nitelikleriyle buraya geldi? Bu referandumda, Adalet ve Kalkınma Partisinin dediği gibi, toplumu yanıltarak “Evet oyu vermeniz gerekir.” diye bu yönde çalışması mı buradaki Kurul üyeliğine getirilmesinin sebeplerinden birisi? Bu konudaki düşüncelerimi -konuşmam bitmek üzere- daha sonra aldığım sözde paylaşacağım. Açıkçası Kurul hiç bu kadar partizan bir Kurul olmamıştır.

Efendim, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Karar yeter sayısı Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Oylama yok ki, konuşuyoruz daha!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Öyle mi?

BAŞKAN – Yani, kaç gündür çalışıyoruz, haklısınız Sayın Hamzaçebi.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın Ertuğrul Kumcuoğlu… (MHP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu geç saatinde hepinizi saygıyla selamlıyorum ve önümüzdeki, gündemimizdeki kanunun ikinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüş ve önerilerini, değerlendirmelerini arz etmek üzere huzurlarınızdayım.

Şimdi, efendim, bazı arkadaşlar yadırgıyor fakat ben fırsat buldukça tekrar edeceğim: Efendim, Adalet ve Kalkınma Partisinin getirdiği kanunların pek çoğunda çok ciddi, çok rahatsız edici Türkçe bozuklukları, Türkçe noksanlıkları görüyorum ve bunun bir şekilde giderilmesinin mutlaka şart olduğunu düşünüyorum çünkü yanlış Türkçeyle doğru kanun yapamazsınız. Bu konuda fazla uzatmıyorum fakat ikinci bölümün ilk maddesi olan 27’nci maddenin daha iyi nasıl kaleme alınabileceği konusundaki çalışmamı kürsüden inince Sayın Bakana arz edeceğim, bakarlar, haklı olup olmadığıma karar verirler.

Onun ötesinde, bu kanun tasarısında çok ciddi tedvin hataları veyahut da mantık boşlukları var.

Şimdi, bakın, yine 27’nci maddede, ikinci bölümün birinci maddesinde deniyor ki: “Kurulda asli üyeliklerden birisi herhangi bir şekilde boşalırsa onun yerine yedeği gelir.” Hemen arkasından da diyor ki: “Ama herhangi bir şekilde Kurul toplantı için gerekli çoğunluk sayısını kaybederse şu şekilde seçim yapılır.”

Değerli arkadaşlar, Sayın Bakan, Sayın Başkan; Bu Kurulun 22 asil, 12 yedek üyesi var, 34 kişi. Karar alma sayısı, toplantı sayısı 15. 34’ten 15’i çıkın, 17. Sizin bu Kurulda çok kısa bir zaman aralığında 17 asil üyenin birdenbire Kurul dışında kalabileceğini düşünmenizin arkasındaki neden nedir? Hangi mantıktır bu? Hangi anlayıştır bu? Hangi beklentidir bu? Hangi öngörüdür bu? Nasıl oluyor da bu 34 kişinin 17’si çok kısa bir zaman aralığında Kuruldan şu veya bu sebeple -ölüm, istifa, ihraç-  ayrılıyorlar? Ne yapmak istiyorsunuz siz? Ne demek istiyorsunuz siz? Bunu bize niye açıklamıyorsunuz?

Ha, tabii, bu mantık, baktığınızda normal insanları yadırgatır ama Sayın Bakanı yadırgatmaz çünkü Sayın Bakanın çok değişik bir mantığı var. Bunun adına da “AKP mantığı” diyoruz. Sayın Bakan evvelsi gün bu kürsüde konuştu. Bakın ne dedi, aynen: “Yapılan bu Anayasa değişikliği ile pek çok alanda önemli reformlar gerçekleştirilmiştir. Anayasa değişikliği ile otuz yıldır yapılan eleştiriler önemli ölçüde karşılanmıştır, çok olumlu ileri adımlar atılmıştır.” Yani ne yapıyor Sayın Bakan? Adalet ve Kalkınma Partisinin hazırladığı Anayasa değişikliğini övüyor, methediyor ve olumlu birtakım beyanlarda bulunuyor, ama hemen arkasından bakın nasıl devam ediyor, Bakan diyor bunu: “Görüşmekte olduğumuz yasa tasarısıyla ilgili olarak Anayasa’daki düzenlemelerin zorunlu bir yansıması niteliğindeki bazı hükümlerin yeniden eleştiri konusu yapıldığını görmekteyiz. Bu doğru bir yaklaşım tarzı olmamaktadır.” Yani AKP mantığına göre Sayın Bakan AKP’nin her türlü eylemini övebilir, olumlu bulabilir, alkışlayabilir ama muhalefet eleştiremez. Sayın Bakan, yirmi dakikalık konuşmanızda çok ciddi mantık hatalarıyla malul bir konuşma yaptınız burada. E, tabii, bu mantık da böyle kanun yapar. Biraz önce söylediğim sıkıntıları ortaya çıkarır.

Bakın değerli arkadaşlar, bu kürsü kutsaldır, bu kürsü önemlidir. Burada kendinizi övebilirsiniz, hadiseleri abartabilirsiniz ama burada gerçeğe aykırı beyanda bulunmak yanlıştır, yakışıksızdır -tabirimi mazur görün- ayıptır. Bakın, Sayın Bakan evvelsi günkü konuşmasında ne dedi: “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı yeniden düzenlenirken Avrupa Birliği müzakere süreciyle ilgili yapılması gereken değişiklikler göz önüne alınmış ve Anayasa’nın 159’uncu maddesi bu şekilde değiştirilmiştir.” Yani “Biz bu kurumu Avrupa Birliğine uyumlu bir hâle getirdik.” dedi mi? Dedi. Fakat maalesef bu gerçekleri aksettirmiyor. Nereden belli? Bu Anayasa değişikliği konuşulurken bu Mecliste, Avrupa Birliği Türkiye Karma Parlamento Komisyon Başkanı Helene Flautre, aynen şöyle dedi: “Türkiye’de olduğu gibi Avrupa’da da Adalet Bakanının ve Adalet Bakanlığı Müsteşarının Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda bulunmaları, demokrasinin temel ilkesi olan kuvvetler ayrılığına aykırı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle Hükûmeti bu öneriyi geri çekmeye davet ediyorum.” Demek ki, Avrupa Birliğinin en üst düzeyindeki bir yetkilisi Bayan Flautre, “Bu yaptığınız iş yanlıştır, bizim kurallarımıza, bizim standartlarımıza uymuyor.” diyorsa siz bu kürsüden “Uyuyor.” dediğiniz zaman maalesef gerçekleri ifade etmiyorsunuz, çünkü karşı taraf “Uymuyor.” diyor. Kuralı koyan o, siz yanılıyorsunuz!

Şimdi, arkadaşlar, başka bir konuya temas etmek istiyorum, bu çok önemli: Şimdi, Sayın Bakan burada evvelsi gün yaptığı konuşmada dedi ki: “Adalet Bakanlığı Müsteşarı sadece dairelerin birinde üye olarak görev yapacak, daire başkanı veya başkan vekili olamayacaktır.” ve bunu da bu düzenlemenin olumlu bir tarafı olarak takdim etti bizlere. Şimdi, hukukun üstünlüğüne saygımız tam. Yargının saygınlığını da tartışmıyoruz ama söz konusu ol