DÖNEM: 23 YASAMA
YILI: 5
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
CİLT : 84
28’inci Birleşim
8 Aralık 2010 Çarşamba
(Bu Tutanak
Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge
ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı
sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. -
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III.
- YOKLAMA
IV. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.- İstanbul
Milletvekili Sacid Yıldız’ın, son günlerde
öğrencilere uygulanan şiddete ilişkin gündem dışı konuşması
2.- Mersin
Milletvekili Behiç Çelik’in, Mersin ilindeki sağlık sorunlarına ilişkin gündem
dışı konuşması
3.- Malatya
Milletvekili Öznur Çalık’ın, Ulaştırma Bakanlığının
Malatya ilinde gerçekleştirdiği çalışmalara ilişkin gündem dışı konuşması
V.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan ve 21 milletvekilinin, Macaristan’da yaşanan çevre
felaketinin ülkemize olası etkilerinin araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/949)
2.- BDP Grubu
adına Grup Başkanvekili Batman Milletvekili Ayla Akat
Ata’nın, nefret suçlarındaki artışın nedenlerinin araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/950)
3.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse ve 21 milletvekilinin, kredi kartı kullanımından
kaynaklanan sorunların ve kredi kartı faiz oranlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/951)
4.- İstanbul
Milletvekili Sacid Yıldız ve 22 milletvekilinin,
denizlerin gemiler tarafından kirletilmesi konusunun araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/952)
VI.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYON-LARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Türk Ticaret
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)
2.- Türk Borçlar
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)
3.- Kütahya
Milletvekili Soner Aksoy’un, Yenilenebilir Enerji Kaynak-larının
Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar,
Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (2/340) (S. Sayısı: 395)
4.- Kahramanmaraş
Milletvekili Veysi Kaynak’ın, Türk Ceza Kanu-nunda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/766) (S. Sayısı: 565)
5.- Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/961) (S.
Sayısı: 574)
VII.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un, CHP Grubuna
sataşması nedeniyle konuşması
2.- Samsun
Milletvekili Suat Kılıç’ın, Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, AK PARTİ
Grubuna sataşması nedeniyle konuşması
3.- Samsun
Milletvekili Suat Kılıç’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, AK PARTİ
Grubuna sataşması nedeniyle konuşması
4.- Isparta
Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Kahramanmaraş
Milletvekili Veysi Kaynak’ın, şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
5.- Devlet Bakanı
ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması
6.- Kahramanmaraş
Milletvekili Veysi Kaynak’ın, Isparta Milletvekili S.
Nevzat Korkmaz’ın, şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
VIII.-
AÇIKLAMALAR
1.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, konuşmasına ilişkin açıklaması
IX.-
ÖNERİLER
A) Danışma Kurulu Önerileri
1.- 2011 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap
Kanunu Tasarısının görüşme gün ve saatleri ile konuşma sürelerine ilişkin
Danışma Kurulu önerisi
X.-
OYLAMALAR
1.- Türk Ceza
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin oylaması
XI.-
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Antalya
Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, Alanya Akdağ Kayak
Merkezi Projesi’ne ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/16786)
2.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut’un, Adana’daki iki kültür
merkezinin hizmete açılmasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı
Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/16824)
3.- İzmir
Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, İzmir’in turizm açısından geliştirilmesine
ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın
cevabı (7/16825)
4.- Mersin Milletvekili
Ali Rıza Öztürk’ün, Devlet Halk Dansları Topluluğuna
misafir sanatçı alındığı iddiasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı
Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/16826)
5.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un, bazı vatandaşların gelir vergisi mükellefiyet
durumlarının değiştirilmesine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı
Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/16827)
I.- GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 15.03’te açılarak beş oturum yaptı.
Trabzon
Milletvekili Safiye Seymenoğlu, Türk kadınına seçme
ve seçilme hakkı verilişinin 76’ncı yıl dönümüne,
Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemir, uyuşturucu madde kullanımı ve toplumsal yaşama
etkilerine,
Denizli
Milletvekili Hasan Erçelebi, engellilerin
sorunlarına,
İlişkin gündem
dışı birer konuşma yaptılar.
Konuşma yapmak
üzere Genel Kurulu teşrif eden Pakistan Başbakanı Seyid
Yusuf Rıza Gilani’ye Başkanlıkça “Hoş geldiniz”
denildi.
Alınan karar
gereğince, Genel Kurula hitaben konuşma yapması kabul edilen Pakistan Başbakanı
Seyid Yusuf Rıza Gilani,
Genel Kurula hitaben bir konuşma yaptı.
Tokat
Milletvekili Reşat Doğru, gençliği, dolayısıyla geleceğimizi etkileyen madde
bağımlılığı ve kullanımına,
Adana
Milletvekili Hulusi Güvel, protesto haklarını
kullanmak isteyen öğrencilere karşı polis tarafından uygulanan şiddete,
Konya
Milletvekili Orhan Erdem, Hükûmetin engellilere
yaptıkları hizmetlere,
Trabzon
Milletvekili Cevdet Erdöl, Hükûmetleri
döneminde çıkarılan Uçucu Maddelerle Mücadele Kanunu ve sigarayla ilgili
yapılan düzenlemelere,
İlişkin birer
açıklamada bulundular.
İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel ve 19 milletvekilinin,
yenilenebilir enerji sektörünün potansiyelinin araştırılarak sektörün gelişmesi
için (10/945),
Hakkâri
Milletvekili Hamit Geylani ve 19 milletvekilinin,
ücretli öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak (10/946),
Tunceli
Milletvekili Şerafettin Halis ve 19 milletvekilinin, etnik ayrımcılığa ve
hoşgörüsüzlüğe neden olan programların araştırılarak (10/947),
Alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi;
Siirt
Milletvekili Osman Özçelik ve 19 milletvekilinin,
Özdemir Sabancı ve Üzeyir Garih cinayetleri ile
ilgili iddiaların araştırılması (10/948),
Amacıyla bir
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine
sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası
geldiğinde yapılacağı açıklandı.
Genel Kurulu
teşrif eden Vietnam Ulusal Meclisi Daimi Komitesi Üyesi ve Hukuk Komitesi
Başkanı Nguyen Van Thuan
Başkanlığındaki heyete Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denildi.
Konya
Milletvekili Faruk Bal, Belçika’da bir cinayate
kurban giden 2 Türk vatandaşının cenazelerinin ülkemize getirilmesine ilişkin
bir açıklamada bulundu.
Sayıştay
Başkanlığının “e-Devlete Geçişte Kamu Kurumları İnternet Siteleri” adlı
performans denetim raporu üzerinde bir genel görüşme açılmasına dair önergenin 7/12/2010 Salı günkü 27’nci Birleşimde okunması ve
görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi,
Gündemin, “Genel
Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler”
kısmında yer alan (üniversiteler ve öğrencilerinin sorunları) (10/286, 10/470)
esas numaralı Meclis Araştırması önergelerinin görüşmesinin Genel Kurulun 7/12/2010 Salı günkü birleşiminde birlikte yapılmasına
ilişkin CHP Grubu önerisi,
Yapılan görüşmelerden
sonra kabul edilmedi.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” kısmında yer alan 565, 574, 374, 472, 522, 481, 533, 569, 570, 572
ve 573 sıra sayılı kanun tasarı ve tekliflerinin bu kısmın 4, 5, 6, 7, 9, 10,
11, 12, 13, 14 ve 15 inci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna
göre teselsül ettirilmesine, Genel Kurulun; 7 Aralık 2010 Salı ve 29 Aralık
2010 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine, 28 Aralık
2010 Salı günü sözlü soruları müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek
gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler”
kısmında yer alan işlerin görüşülmesine, Genel Kurulun; 10 Aralık 2010 Cuma
günkü birleşiminde 374 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin bitimine
kadar çalışmalara devam edilmesine, çalışmaların bu birleşimde tamamlanamaması
hâlinde Genel Kurulun 11 Aralık 2010 Cumartesi günü saat 14.00’te toplanarak
gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler”
kısmında yer alan işlerin görüşülmesine ve 374 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin
görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalara devam edilmesine, 28 Aralık
2010 Salı günü 15.00-23.00 saatleri arasında, 29 ve 30 Aralık 2010 Çarşamba ve
Perşembe günlerinde ise 13.00-23.00 saatleri arasında çalışmalarını
sürdürmesine, 574 ve 472 sıra sayılı Kanun Tasarılarının, İç Tüzük’ün 91’inci
maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi
yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.
Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden
Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifi’nin (2/553), İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme
alınmasına ilişkin önergesi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.
Millî Savunma
Komisyonunda açık bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen 1 üyeliğe
Ordu Milletvekili Enver Yılmaz yapılan oylamadan sonra seçildi.
Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:
1’inci sırasında
bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun
olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96),
2’nci sırasında
bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun
olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/499) (S. Sayısı: 321),
3’üncü sırasında
bulunan, Kütahya Milletvekili Soner Aksoy’un; Yenilenebilir Enerji
Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii
Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun (2/340) (S. Sayısı: 395),
Görüşmeleri
komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.
4’üncü sıraya
alınan, Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak’ın;
Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet
Komisyonu Raporu’nun (2/766) (S. Sayısı: 565), tümü üzerindeki görüşmeler
tamamlanarak 1’inci madde üzerinde bir süre görüşüldü.
İstanbul
Milletvekili Burhan Kuzu, Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın ve Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın,
Tunceli
Milletvekili Kamer Genç, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın,
Şahıslarına
sataştıkları iddiasıyla birer konuşma yaptılar.
Ordu Milletvekili
Rıdvan Yalçın, İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun kendisiyle ilgili “görevi
kötüye kullanmaktan dosyası var” sözlerine ilişkin bir açıklamada bulundu.
8 Aralık 2010
Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 13.00’te toplanmak üzere birleşime
23.00’te son verildi.
|
|
|
Meral AKŞENER |
|
|
|
|
Başkan Vekili |
|
|
|
|
|
|
|
|
Bayram ÖZÇELİK |
|
Gülşen ORHAN |
|
|
Burdur |
|
Van |
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
No.: 40
II.- GELEN KÂĞITLAR
8 Aralık 2010 Çarşamba
Raporlar
1.- 2011 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(1/960) (S. Sayısı: 575) (Dağıtma tarihi: 8.12.2010) (GÜNDEME)
2.- 2009 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile
Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2009 Bütçe Yılı Kesin
Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna
Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/905,
3/1261) (S. Sayısı: 576) (Dağıtma tarihi: 8.12.2010) (GÜNDEME)
Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan ve 21 Milletvekilinin, Macaristan’da yaşanan çevre
felaketinin ülkemize olası etkilerinin araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/949) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.10.2010)
2.- BDP Grubu
adına Grup Başkanvekili Batman Milletvekili Ayla Akat
Ata’nın, nefret suçlarındaki artışın nedenlerinin araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/950) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.10.2010)
3.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse ve 21 Milletvekilinin, kredi kartı kullanımından
kaynaklanan sorunların ve kredi kartı faiz oranlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/951) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.10.2010)
4.- İstanbul
Milletvekili Sacid Yıldız ve 22 Milletvekilinin,
denizlerin gemiler tarafından kirletilmesi konusunun araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/952) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.10.2010)
8 Aralık 2010 Çarşamba
BİRİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 13.00
BAŞKAN:
Başkan Vekili Meral AKŞENER
KÂTİP
ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Gülşen ORHAN (Van)
BAŞKAN – Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 28’inci Birleşimini açıyorum.
III.-Y
O K L A M A
BAŞKAN –
Elektronik cihazla yoklama yapacağız.
Yoklama için üç
dakika süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda
bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen
milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım
istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını,
görevli personel aracılığıyla, üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Toplantı
yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden
önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk
söz, öğrencilere uygulanan şiddet hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili
Sayın Sacid Yıldız’a aittir.
Çok değerli
arkadaşlarım, hatibin mikrofonunu açmadan evvel Genel Kuruldaki uğultu buradan
benim işitmemi zorlaştırıyor ki Sayın Hatibin konuşmasını sizin
duyabileceğinizden şüpheliyim. Eğer sakinliği sağlayabilirsek iyi olur.
Buyurun Sayın
Yıldız.
IV.-
GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.-
İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın, son günlerde
öğrencilere uygulanan şiddete ilişkin gündem dışı konuşması
SACİD YILDIZ
(İstanbul) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; son zamanlarda öğrencilere uygulanan şiddet hakkında
konuşmak üzere gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Dün burada
gündeme getirildi ama gene konuşulmasında yarar var diye düşünüyorum. Bilindiği
gibi Sayın Başbakan Dolmabahçe’deki çalışma ofisinde rektörlere, üniversiteleri
nasıl özgürleştirdiklerinden bahsederken, dışarıda öğrenciler yerlerde
sürünmekte, öldüresiye dövülmekteydiler. Tek dertleri ellerindeki dosyayla
taleplerini Başbakana iletmek olan öğrencilere, polis her zaman olduğu
orantısız güç uygulamıştır. Hâlbuki bu öğrenciler ne devletin parasını
hortumlamış ne de yetim hakkına el uzatmışlardır, sadece en temel hak olan
protesto haklarını kullanmaya çalışıyorlardı. Kaldı ki bu hak Anayasa’yla
güvence altına alınmıştır, öğrenciler de bu anayasal haklarını kullanmak
istemişlerdir. Öğrenciler haklarını kullanmak isterken, ülkelerinde ileri
demokrasinin işlediği zannederek bu protestoyu gerçekleştirmek istemişlerdir.
Sayın Başbakan her fırsatta demokrasiden, özgürlükten bahsediyor, biz de buna
güvenerek eylem yapalım diye düşünen öğrenciler, yanıldıklarını çok geçmeden
acı bir şekilde anladılar. Dün burada arkadaşlarımız gösterdiler ama hafızalara
kazınsın diye gene gösteriyorum, öğrenciler ayaklar altında ezildiler. “Yapmayın, vurmayın, ne olur yapmayın.”
dediler, ayaklar altında ezildiler değerli milletvekilleri. Bu acı tabloyu
hepimiz seyrettik dört gündür. Ertesi gün, öğrencilerimizin yüzlerinin,
kollarının, gözlerinin polisin cop darbeleriyle mosmor olduğunu gördük.
Sapasağlam gözaltına alınan bir erkek öğrencinin tanınmaz hâlde serbest
bırakılmasına şahit olduk. Gözaltına almışsınız, elinizdeyken ne diye şiddet
uyguluyorsunuz?
Buradan söylerken
utanç duyuyorum ama bir kızımız çocuğunu küfürler eşliğinde yediği dayak
esnasında düşürdüğünü ifade etmiştir. Gene bu öğrencimiz feryat ediyor, diyor
ki: “Vurma, hamileyim dedim, acımadılar.” Burada, gene hafızalarınızda yer
etsin diye tekrar gösteriyorum değerli arkadaşlar.
Dünyanın her
kültüründe, dünyanın her yerinde hamilelere ayrıca bir özen gösterilir, ihtimam
gösterilir. Bize tıp fakültesinde hocalarımız dediler ki: “Üç tip insan vardır,
kadın, erkek ve hamile.” Bu durumda bu hamileye bu reva görülmüştür, bebeğini
kaybetmiştir. Bu cinayet değildir de nedir değerli arkadaşlar?
Serbest bırakılan
öğrenciler polislerin kameralar önünde nazik davrandıklarını fakat gözaltı
esnasında hakaret ve şiddete maruz kaldıklarını anlatmışlardır. Bu çocuklarımızın
yaşamına kara bir leke gibi çökmeye hiçbir gücün ve makamın hakkı yoktur. Şimdi
bu öğrencilerin psikolojisi ne olacak? Sayın Başbakan ya da Hükûmet
üyelerinin bu görüntüleri izlerken vicdanları rahat mıdır?
Burada başka bir
soru gündeme gelmektedir: Polis kendiliğinden mi böyle bir taarruza geçmiştir
–“taarruz” diyorum çünkü bunu bilerek söylüyorum- yoksa iktidardan bu yönde bir
emir mi almıştır? Düşünüyorum, bu polis memurlarının da çocukları var, onlar
demokratik bir hak kullanmak istese ve bunlarla karşılaşsalar ne hissederler?
Ben bu çirkin manzaranın polisin kendi yetkisiyle gerçekleştiğine inanmıyorum.
Emir altında olan bir insan emir almadan nasıl olur da öğrencileri böylesine
öldüresiye dövebilir değerli milletvekilleri?
Bu durumda,
bırakınız İstanbul Emniyet Müdürünü, Valisini, İçişleri Bakanını, demokratik
ülkelerde hükûmet istifa eder değerli arkadaşlar.
Ellerinde
herhangi bir şiddete neden olacak aracı olmayan insanlara karşı bu derece sert
müdahale edenler ya bu doğrultuda emir almışlardır, mecburlardır ya da
psikolojik sorunları vardır. Şiddet içermeyen bir eylem karşısında bu denli
sert, orantısız bir müdahale oldukça düşündürücüdür.
Değerli
arkadaşlar, daha bir ay önce İngiltere’de iktidardaki Muhafazakâr Partinin
genel merkezi üniversite harçlarına yapılan zammı protesto eden öğrenciler
tarafından camları kırılarak işgal edilmiş, polis, öğrencilere hiçbir şiddet
uygulamamıştır. Bunu da dikkatlerinize sunuyorum.
Avrupa’da gayet
masum eylemler arasında sayılan öğrenci eylemleri neden ülkemizde bu kadar
hoşgörüsüzce karşılanmaktadır. Çünkü iktidar korkuyor, buna da “ileri
demokrasi” diyor. Eğer üniversite öğrencileri taleplerini dile
getiremiyorlarsa, kendilerini Hükûmet yetkililerine
ifade etmek istediklerinde tekme tokat dövülüyorlarsa o ülkede özgür
üniversitelerden, insan haklarından ve demokrasiden bahsederken insanın biraz
olsun yüzü kızarmalıdır. Hoş, yüz kızarmak yerine hem dövüp hem de “canımız,
ciğerimiz” diyerek halkla dalga geçmektedirler. Oysa bu gençler yaptıkları
eylemde üniversitelerdeki sorunları dile getirmek istemişlerdir. Özgür
üniversite, yeterli sayıda yurt, parasız eğitim olsun, ulaşım zammı olmasın
istemişlerdir. Fakat Hükûmet bu sorunları dinlemek
yerine öğrencilerin üzerine polisi göndermiş, öldüresiye dövülmelerine neden
olmuştur. Bu öğrenciler düşman mıdır? Aynı sert muamele diğer örgütlere
uygulanmıyor fakat işçilere ve öğrencilere uygulanıyor.
Üniversite
öğrencileri haklarını aradıkları için analarından doğduklarına pişman
edilmişlerdir. İnsan sıfatını taşıyan her yurttaş bu görüntüler karşısında
utanç duymuştur.
Sayın Başbakanın
ocak ayında aynı mekânda öğrencilerle bulaşacağı açıklanmıştır. Acaba Başbakan
bu gençlerin yüzüne nasıl bakacaktır? Onlara hangi yüzle demokrasiden
bahsedecektir?
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
SACİD YILDIZ
(Devamla) - Daha fazla özgürlük ve daha fazla demokrasi vaadiyle milyonları
kandırmaya çalıştığı gibi öğrencileri de kandırmaya mı çalışacaktır Sayın
Başbakan? Artık bu olanlardan sonra kim inanır bu söylenenlere?
Sayın Başbakan
kendisini protesto eden öğrencilere “Herhâlde paraları var; bol bol yumurta alıp, bu yumurtaları buraya doğru sallamışlar.”
demektedir.
Arkadaşlar, bu
ülkede alınabilecek en ucuz gıdadır yumurta. Artık bu ülkede öğrencilerimize
yumurta almak da mı çok görülmektedir? Sayın Başbakan likit
yumurta alan çocuklara da aynı sözleri söyleyebilir mi? Tepkilerini dile getirmek
için alıp attıkları yumurtalar üniversite öğrencilerimizin ne kadar zengin
olduğunun göstergesi midir?
Değerli
milletvekilleri, bu çocuklar bizim çocuklarımızdır. Onlar bizim geleceğimizdir,
yarınımızdır. Onlara bu denli sert yaklaşırsak, onlara şiddeti ve kan dökmeyi
öğretirsek gençlerimizin o tertemiz yüreklerini kirletiriz. Çünkü insanlar bu
yaşlarda neye maruz kalırlarsa ileride karşısındakine aynı şeyi uygularlar.
Şiddet şiddeti doğurur. Onları kirletmeyelim. Onlara cop yerine burs verelim,
yurt yapalım, istihdam etmek için planlar yapalım ve özgür, özerk bir
üniversite oluşturalım. Bırakalım, taleplerini özgürce dile getirsinler,
yanlışın karşısında dimdik durmayı öğrensinler.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Yıldız.
SACİD YILDIZ
(Devamla) – Bir paragraf...
BAŞKAN – Hiç
yapmıyorum ama…
SACİD YILDIZ
(Devamla) – Yirmi saniye…
BAŞKAN -
Yapmıyorum, ne olur, ne olur…
SACİD YILDIZ
(Devamla) - Bir paragraf, sadece…
BAŞKAN – Bir
paragraf ama bakın, her seferinde aynı şey oluyor. Allah rızası için yapmayın.
SACİD YILDIZ
(Devamla) – Yirmi saniyeyi geçmez.
BAŞKAN - Buyurun.
SACİD YILDIZ
(Devamla) – Bırakalım taleplerini özgürce dile getirsinler, yanlışın karşısında
dimdik durmayı öğrensinler. Lütfen değerli arkadaşlarım, bırakalım da biz
kuramadık ama gençlerimiz, mutlu ve huzurlu bir ülke kurmak için bildikleri
uğruna ellerinden geleni yapsınlar.
Bu bakımdan,
araştırma önergesi verdik, bunlar araştırılsın diye. Bunu inşallah
desteklersiniz.
Hepinize
saygılarımı sunuyorum.
Teşekkür ederim.
(CHP sıralarından alkışlar)
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – İleri demokrasiye alışacaklar, alışacaklar…
BAŞKAN – Gündem
dışı ikinci söz Mersin ilinin sağlık sorunları hakkında söz isteyen Mersin
Milletvekili Sayın Behiç Çelik’e aittir.
Buyurun Sayın
Çelik. (MHP sıralarından alkışlar)
2.-
Mersin Milletvekili Behiç Çelik’in, Mersin ilindeki sağlık sorunlarına ilişkin
gündem dışı konuşması
BEHİÇ ÇELİK
(Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mersin ilinin sağlık
sorunlarını kamuoyunun ve yüce heyetinizin dikkatine sunmak ve bir çözüme
ulaşmak için gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinize saygılar
sunuyorum.
Mersin, 1 milyon
650 bin nüfusa, 15.600 kilometrekare yüzölçümüne, 13 ilçeye, 55 belediyeye ve
508 köye sahip Türkiye'nin 8’inci büyük ilidir. Bu kürsüden birçok kez Mersin’e
ilişkin düşüncelerimizi arz etmiştik ama ne yazık ki sağlık alanında da
Mersin’de bir çözüm üretilememiştir. Mersin, sanayide, tarımda, turizmde
istenen noktaya getirilmezken sağlık hizmetlerinde de, sağlık personelinin
atanmasında da ciddi ve önemli müşkülatlar içerisine sokulmuştur.
Mersin merkeze
baktığımız zaman, Devlet Hastanemiz, Toros Devlet
Hastanemiz, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanemiz ve Kadın Doğum ve
Çocuk Hastanemiz olmak üzere dört önemli hastaneye sahiptir. Bir keşmekeşin
içinde olan bu hastanelerimiz, kapasitesinin üzerinde, oldukça zor koşullarda
görev yapmaktadır. Sağlık Bakanlığının gayet isabetli olarak almış olduğu bir
kararla, Mersin Eğitim ve Araştırma Hastanesinin yapımı kararlaştırılmıştı. Toroslar Belediyesi arsa tahsisine yardımcı oluyor ama ne
hikmetse işlem tekemmül ettirilmiyor ve sanırım, rant
kavgasının kurbanı ediliyor. Toroslar Belediye
Başkanı Sayın Hamit Tuna’yla görüşmemde bin yataklı olarak düşünülen bu
hastane, yani eğitim ve araştırma hastanesi, tapu devrine hazır hâle
getirilmiş, ancak Sağlık Bakanlığınca henüz tapu devri işlemi
gerçekleştirilmemiştir. 1/1.000 ve 1/5.000’lik plan tadilatı da
gerçekleştirilmiş, iki senedir bekliyor ve arazi, arsa tahsisi de 232 bin
metrekare. Tıp fakültesi hastanesi de keza aynı şekilde, 100 dekar arazi
üzerinde kampüs alanında yapılmayı bekliyor, ancak
ödenek yetersizliği nedeniyle gerçekleştirilemiyor. Mersinliler yatak
sıkıntısından Adana’ya ve civar illere taşınmaya devam ediyor.
Değerli
arkadaşlar, Mersin merkezde bir ağız ve diş sağlığı merkezi var ve sekiz
ilçesinde ayrıca hastane var ama bu hastaneler şu anda işlevsel değil, çünkü yeterli
sağlık personeline sahip değil.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; yataklı tedavi kurumlarına değinmişken tıp merkezi ve
hastane düzeyinde özel nitelikli on iki sağlık kuruluşunun da olduğunu burada
belirtmek istiyorum. Bu veriler Mersin gibi bir il için doyurucu ve yeterli
değildir. Sağlık yatırımlarının süratle artırılmasını, yeni eğitim ve araştırma
hastanesinin bir an önce bitirilmesini çok önemli görüyoruz. Mersin merkez
dışında Tarsus, Silifke ve Anamur hastanelerinin bir an önce bölge hastaneleri
düzeyine yükseltilmesi ve hastaların ambulanslarda ölmelerinin önüne geçilmesi
şarttır.
Mersin’de
hastaneler ve sağlık kurulları da iyi yönetilmemektedir. 2003 yılından bu yana,
hastane başhekimleri ve idarecileri müfettiş teklifleriyle görevden alınmışlardır.
Hatta, 1’den çok başhekim ve yönetici görevi kötüyü
kullanma, yolsuzluk gibi suçlardan dolayı görevden alınmışlardır. Kısaca,
birçok hastane başhekimliğinde son yıllarda üçer, ikişer kez değişikliklerin
olduğu ortadadır.
Burada bir
atamadan söz etmek isterim: Söz konusu şahıs, belediyede zabıta memuru iken
Sağlık Bakanlığına memur olarak naklediliyor. Kısa sürede memuriyette yükselme
sistemini delerek bir ilin sağlık müdür yardımcılığına atanıyor, sonra Toros Devlet Hastanesine Hastane Müdür Yardımcısı olarak
atanıyor ve hülle yoluyla, bu şahıs, şu anda Mersin Devlet Hastanesi Müdürü
yapılıyor. Aynı zamanda, bu Memur-Sen’e bağlı Sağlık Sendikasının başkanlığını
yürütüyor…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.
BEHİÇ ÇELİK
(Devamla) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
…dolayısıyla
hastanede, partizanlığın ve militanlığın bir sembolü hâline gelme yolunda hızla
ilerliyor. Sağlık Bakanlığı bu hülle işini çözmelidir. Aksi takdirde
inandırıcılığını kaybedecektir.
Bu meyanda söz
almışken her gün telefonlar geliyor, müstahsil zor durumda. Bugün patlıcan,
salatalık, domates, limon ve muz fiyatları yeterli düzeyde değil. Örneğin
patlıcan, şu anda 22 kuruştan piyasaya veriliyor. Buna da çözüm bulunması
gerekir saygıdeğer milletvekilleri.
Tekrar sağlık
teşkilatına dönersek, sağlık teşkilatlarında Mersin’de Şemsettinler çoğalmasın,
kariyer ve liyakat esas alınsın, partizanlık olmasın, hizmet aşkı ve yüksek
meslek bilinci yükselsin diyor ve sonuç olarak sözümü tamamlarken hepinize
selam ve saygılarımı sunuyorum.
Teşekkür ederim.
(MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Çelik.
Gündem dışı
üçüncü söz, Ulaştırma Bakanlığının Malatya ilinde gerçekleştirdiği çalışmalar
hakkında söz isteyen Malatya Milletvekili Sayın Öznur
Çalık’a aittir.
Buyurun Sayın
Çalık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
3.-
Malatya Milletvekili Öznur Çalık’ın, Ulaştırma
Bakanlığının Malatya ilinde gerçekleştirdiği çalışmalara ilişkin gündem dışı
konuşması
ÖZNUR ÇALIK
(Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Malatya’daki kara yolları
çalışmaları ve ulaşım alanındaki gelişmelere ilişkin şahsım adına gündem dışı
söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlamadan yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Bir ülkenin
ekonomik anlamda, sanayisiyle, tarımıyla, turizmiyle, ticaretiyle, kültürüyle
başka ülkelerle rekabet edebilir konumda olması öncelikle ulaşım ağlarının bu
rekabete yetecek düzeyde olmasıyla gerçekleşebilir. Ülkemizin bu anlamda gücünü
artırabilmesi iller bazında gerçekleştirilecek olumlu gelişmelerin seyriyle
doğrudan alakalıdır.
Milletvekili
olduğum Malatya ilimizde 2002 yılından bu yana ulaştırmada çok ciddi adımlar
atılmıştır. AK PARTİ “Yollar bizi ayırmasın, birleştirsin.” diyerek Türkiye'nin
her yerinde ulaşım konusunda devrimsel çalışmalara imza atmıştır. Malatya da
tabii ki bundan payını almıştır. Bugün 750 binlik toplam nüfusuyla Malatya
büyükşehir olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir.
Bu anlamda, son
yıllarda hızla büyüyen Malatya’da gerçekleştirilen kara yolları çalışmalarına
kısaca değinmek isterim. Cumhuriyetin kurulduğu andan itibaren Malatya’ya
yapılan yol miktarı sadece
36 kilometre iken 2002-2010 arası toplam rakam 246 kilometreye
ulaşmıştır. Peki, bu başarı nasıl yakalandı? Gelin, rakamlarla konuşalım, somut
veriler üzerinden gidelim çünkü rakamlar yalan söylemez.
Bakınız, 38
kilometrelik Keban-Arapgir-Divriği yolunun sathi
kaplaması tamamıyla bitirilmiş vaziyette. 56 kilometrelik Elâzığ-Malatya
ayrımı, Pütürge-Doğanyol yolu, ki bu yol “Kubbedağı geçilmez.” diye anılırdı, bu yollar tamamlandı.
18 kilometrelik Tepehan yolumuzun asfaltlama
çalışmaları devam etmekte.
Malatya, ulaşım
ve ticari güzergâhlar düşünüldüğünde coğrafi olarak Doğu Anadolu Bölgesi’nin
cazibe merkezidir. Örneğin, Ankara-Van yolu olarak bilinen ve on altı ili
direkt ilgilendiren Malatya-Darende kara yolu son derece önemli bir
güzergâhtır.
Şimdi size
soruyorum: 2003 yılında bu yolda ne kadar ilerleme oldu diye bir baktığımızda,
sadece toplam 3 kilometre; ama bugün yapmış olduğumuz çalışmalara baktığımızda,
90 kilometrelik yolun 55 kilometresini bitirmiş vaziyetteyiz ve ayrıca buraya
da 1.600 metre uzunluğunda iki tüplü Karahan
Tüneli’nde çok önemli çalışmalar yaptık ve 650 metresi bitmiş vaziyette.
Malatya-Gölbaşı
bölünmüş yolu, Doğanşehir, Darende, Akçadağ, Arapkir, Arguvan, Doğanyol,
Pütürge, Battalgazi, Kuluncak, Hekimhan, Yazıhan, Yeşilyurt ve Kale
ilçelerimizin il bağlantı yollarında çok önemli çalışmalar gerçekleştirdik.
Malatya’mızın
prestiji açısından çok önemli gördüğümüz ve toplam 18 kilometrelik havaalanı
yolumuz da duble yol olarak tamamlanmış vaziyette ve
aydınlatmasıyla birlikte Malatya’ya kazandırılmış vaziyettedir.
Malatya
dâhilindeki uzunluğu 69 kilometre olan Elâzığ-Malatya bölünmüş yolumuzun tamamı
bitirilmiş vaziyettedir.
Yapılan köprülere
baktığımız zaman, 2002’den önce Malatya’da sadece 4 adet köprü varken bugün
toplamda 19 köprüye ulaşmış vaziyetteyiz ve şu anda da 15 köprü çalışması devam
etmektedir. Bunlardan en önemlisi ve sadece 1 tanesi, Beylerderesi
Viyadüğü olarak anılan ve rahmetli Turgut Özal
Cumhurbaşkanımızın da rüyası olan ve devlet karayolunu da 2,3 kilometre
kısaltacak olan 420 metrelik Beylerderesi Viyadüğü bizim de açılışını Sayın Başbakanımızın da
yapmasını beklediğimiz sonuca ulaşmıştır ve açılış için de gün saymaktadır.
423 metrelik
Sanayi Kavşağı’mız 2008 yılında trafiğe açıldı ve
Millî Egemenlik Alt Kavşağı-Akpınar Kavşağı’nı birbirine bağlayacak köprülü
kavşağın yapımı ise aralık sonunda tamamlanacaktır.
Yine Battalgazi Altgeçidi’miz ve İstasyon Kavşağı’mıza
yapmayı planladığımız kavşak çalışmalarımız da şu anda devam etmektedir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; sadece kara yolları mı? Tabii ki değil, hava
yollarında da çok önemli yollar katettik. “Hava yolu
halkın yolu olsun.” dedik ve Yıldırım Bakanımızın söylediği gibi, bu ivmeyle de
çok ciddi yol katettik. Biz, Hükûmet
olarak bu sloganın peşine düştük ve Malatya’dan Ankara’ya, İstanbul’a, İzmir’e,
Antalya’ya, Suudi Arabistan’a, Almanya’ya, Köln ve Franfurt’a
uçaklarımız kalkıyor. Şu anda da baktığımızda bu yoğunluk sebebiyle
havaalanımızın terminal binası yeterli gelmiyordu. Malatya’mıza yeni bir
terminal binası kazandırdık ve onu da Ulaştırma Bakanımızla birlikte açtık.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
ÖZNUR ÇALIK
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, şu an yolcu kapasitemiz 1,5 milyona ulaşmış
vaziyette.
Bana verilen
kısıtlı vakit içerisinde anlatmak istediğim pek çok gelişmeden sizleri haberdar
edemiyorum ancak son olarak sizlerle çok net bir sayıyı paylaşmak istiyorum:
Ulaştırma Bakanlığımızın 2003-2010 yılları arasında sadece Malatya’mız için
harcadığı rakam 563 milyon liradır.
Bizler, Malatya
adına, Türkiye adına dağları delerek erişilmezi eriştiren, milletimizi
birbirine kavuşturan Sayın Başbakanımıza ve Sayın Ulaştırma Bakanımıza
şükranlarımızı sunuyoruz.
Yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Çalık.
Gündeme
geçiyoruz.
Başkanlığın Genel
Kurula sunuşları vardır.
Meclis
araştırması açılmasına ilişkin dört önerge vardır, ayrı ayrı
okutuyorum:
V.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.-
Giresun Milletvekili Murat Özkan ve 21 milletvekilinin, Macaristan’da yaşanan
çevre felaketinin ülkemize olası etkilerinin araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/949)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Macaristan'ın Ajka şehrinde bulunan alüminyum fabrikasındaki iki setin
yıkılmasıyla kimyasal zehir taşıyan kızıl çamur geniş bir alana yayılmıştır.
Yaşanan bu çevre
felaketi nedeniyle ciddi şekilde kirlenen Marcal nehri,
Tuna nehri ile bağlantılıdır. Bu tehlikenin Tuna nehri üzerinden Karadeniz'e ve
dolayısıyla da Ülkemize gelmesi kaçınılmazdır.
Dünya çevre
bilimcileri, her geçen gün biraz daha genişleyerek yayılan, doğal yaşamı ve
insan sağlığını ciddi olarak tehdit eden bu felaket karşısında alarma geçmiş
iken, Türkiye'nin alacağı tedbirler konusunda toplumu rahatlatacak hiçbir
açıklama yapılmamaktadır.
Geçmişte yaşanan
Çernobil faciasının etkileri insanımızda yıllar sonra görülmüş, hala da
görülmektedir.
Bu nedenle;
kimyasal zehir taşıyan kızıl çamur tehlikesinin Ülkemizde görülebilecek
etkileri konusunun araştırılması ve gereken koruyucu tedbirlerin alınması için,
Anayasanın 98'inci. İç Tüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis
Araştırması açılmasını arz ederiz.
1) Murat Özkan (Giresun)
2) Akif Akkuş (Mersin)
3) Reşat Doğru (Tokat)
4) Oktay Vural (İzmir)
5) Rıdvan Yalçın (Ordu)
6) Erkan Akçay (Manisa)
7) Recai Yıldırım (Adana)
8) Behiç Çelik (Mersin)
9) Durmuşali
Torlak (İstanbul)
10) Hasan Çalış (Karaman)
11) Beytullah Asil (Eskişehir)
12) Mustafa Enöz (Manisa)
13) Osman Ertuğrul (Aksaray)
14) Mümin İnan (Niğde)
15) Osman Durmuş (Kırıkkale)
16) Kamil Erdal Sipahi (İzmir)
17) Hamza Hamit Homriş (Bursa)
18) Kemalettin Nalcı (Tekirdağ)
19) Cumali Durmuş (Kocaeli)
20) Ali Uzunırmak (Aydın)
21) Ahmet Deniz Bölükbaşı (Ankara)
22) Necati Özensoy (Bursa)
Gerekçe
Yarı kapalı bir
deniz olan Karadeniz, çevresindeki ülkelerden dökülen atıklarla hızla
kirlenmektedir.
Kıta Avrupa'sının
üçte birinin kanalizasyonunun Karadeniz'e boşaltıldığı bölge içinde 17 ülke ve
3 başkent vardır. Ayrıca Karadeniz, dünyanın en yoğun petrol trafiğinin yükünü
çekiyor.
Düzensiz atıklar
Karadeniz'de oksijeni tüketmiş, ortaya çıkan kirlilik nedeniyle Karadeniz'de
balık türleri azalmış, maalesef bazı balık türleri ise yok olmuştur. Balıkçılık
insanımızın önemli geçim kaynağıdır.
Hızla kirlenen
Karadeniz, bir başka felaket tehdidi altındadır. Macaristan'ın Ajka şehrinde bulunan alüminyum fabrikasındaki iki setin
yıkılmasıyla 700 bin metreküp kimyasal zehir taşıyan kızıl çamur geniş bir
alana yayılmıştır. Son derece tehlikeli olan kızıl çamur, ölümlere ve yüzlerce
yaralanmalara neden olmuştur.
Tehlikeli kızıl
çamurdan dolayı ciddi şekilde kirlenen Marcal nehri,
Tuna nehri ile bağlantılıdır. Karadeniz'deki ekolojik
bozulmanın sebeplerinin başında Tuna havzası gelmektedir. Kızıl çamurun
Karadeniz'e ulaşması an meselesidir. Ülkemizin kızıl çamurdan etkilenmeyeceği
şeklindeki açıklamalar aceleci olmuştur.
Dünya çevre
bilimcileri, her geçen gün biraz daha genişleyerek yayılan, doğal yaşamı ve
insan sağlığını ciddi olarak tehdit eden bu felaket karşısında alarma geçmiş
iken, Türkiye olarak biz ne tür tedbirler almayı planlıyoruz; bu konuda toplumu
rahatlatacak hiçbir açıklama yapılmamaktadır.
Macaristan'da
yaşanan çevre felaketinin etkilerinin Ülkemizde ne şekilde kendini göstereceği
konusunda izleme çalışmaları sürse de, uzun vadede ne şekilde etkileneceğimiz
konusu ciddi bir çalışma gerektirmektedir.
Geçmişte yaşanan
Çernobil faciasının etkileri insanımızda yıllar sonra görülmüş, hala da
görülmektedir.
Karadeniz'de
giderek artan kirlilik ve tehlikeli kızıl çamur felaketi konusunda çözüm
üretilmesi için sorumluluğu bulunan ülkelerle temasa geçilmesi gerekmektedir.
Bu nedenle;
Macaristan'da
yaşanan çevre felaketinin Ülkemizde görülebilecek etkileri konusunda, insan
sağlığı ve çevreye duyarlı; ciddi, organize bir çabaya gereksinim vardır.
2.-
BDP Grubu adına Grup Başkanvekili Batman Milletvekili Ayla Akat
Ata’nın, nefret suçlarındaki artışın nedenlerinin araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/950)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Türkiye’de son
yıllarda ırkçılık, milliyetçilik ve hoşgörüsüzlükten kaynaklanan “nefret suçları”nda yaşanan artışın bütün boyutları araştırılarak,
alınacak önlemlerin ve gerekli yasal düzenlemelerin belirlenmesi amacıyla
Anayasa’nın 98, İçtüzüğün 104 ve 105’inci Maddeleri gereğince Meclis
Araştırması açılmasını arz ederim.
Ayla
Akat Ata
Grup
Başkan Vekili
Gerekçe:
Türkiye'de son
yıllarda ırkçılık, milliyetçilik ve hoşgörüsüzlükten kaynaklanan "nefret suçları"nda giderek bir artış yaşanmaktadır.
İnsan Hakları
Gündemi Derneği tarafından 2009 yılında yapılan "Türkiye'de Nefret
Suçları" başlıklı çalışma Türkiye'de, AGİT raporlarına yansıyan pek çok
nefret suçu bulunmasına rağmen devlet tarafından söz konusu suçların takip
edilmediği ve araştırılmadığı ifade edilmektedir. Türkiye'de nefret suçlarının
varlığı konusunda devletin kurumlarında resmi bir verinin bulunmadığı, önlenmesine
yönelik gerekli kurumların oluşturulmadığı ve bu konuda herhangi bir çalışma
yapılmadığı belirtilmektedir. Dahası Türkiye'de nefret suçlarına yönelik
herhangi bir cezai yaptırım öngören yasal düzenlemelerin mevcut bulunmadığı,
bunun sonucu olarak da nefret suçları ve nefret propagandasının cezasız kaldığı
ifade edilmektedir.
Yine ilgili
çalışma kapsamında Türkiye'de 2006 yılının başından itibaren etnik ya da dini
azınlıklara, cinsel yönelimi ve toplumsal cinsiyet kimliği farklı olan kişilere
yönelik saldırıların gerçekleştirildiğini ortaya koymaktadır.
Son olarak
Manisa'nın Turgutlu İlçesi'nde yaşanan tecavüz olayı toplumda yaşanan ırkçılık,
milliyetçilik ve hoşgörüsüzlükten kaynaklanan "nefret suçları"na
örnek teşkil etmektedir. Manisa'nın Turgutlu ilçesinde yaşanan olayda ülkücü
kimliğe sahip olduğu belirtilen Kadir Sakallı adlı kişinin, cinsel şiddet
uygulamak amacıyla ikisi Kürt biri Türk kökenli olan 3 çocuğu alıkoyduğu
belirtilmektedir. Yaşanan olayda ilgili şahsın Uşak nüfusuna kayıtlı A.S adlı
çocuğu serbest bırakırken, Mardin nüfusuna kayıtlı Ş.A ve M.D adlı 2 çocuğa
tecavüz ettiği aktarılmaktadır. Olay yerinden uzaklaşmayan Uşak nüfusuna
kayıtlı A.S adlı öğrencinin yaşananları öğretmenine anlatması sonucu ortaya
çıkmıştır. Durumu öğrenen ailelerin polise başvurmasının ardından olayı
gerçekleştiren Kadir Sakallı adlı kişi Nöbetçi Mahkeme tarafından "Söz
konusu çocuğa cinsel istismar, cebir kullanma ve ruh sağlığını bozma"
suçundan tutuklanmıştır. Hazırlanan iddianamede çocuklara yönelik şiddetin
'basit tecavüz vakası' olarak değerlendirilmesi dikkat çekmektedir.
Yine yakın
zamanda Kırşehir BDP İl yöneticisi Şükrü L'nin 4
yaşındaki çocuğu K.L'ye yönelik tecavüz olayı
yaşanmış ve öldürülme ile sonuçlanmıştır.
Yapılan
çalışmalar nefret suçlarının, diğer suçlardan farklı olarak hem mağdurlar hem
de genel olarak toplum üzerinde psikolojik hasarlara yol açtığı, kurbanların
maruz kaldıkları fiziksel zararların dışında, fiziksel zarar görme korkusu ve
kalıcı stres gibi olumsuz psikolojik sonuçlar doğurduğu ortaya konmuştur.
Nefret suçlarının, özellikle mağdur bireyler ve bu bireylerle ortak özelliklere
sahip daha geniş kesimler üzerinde yaratacağı etkinin, herhangi bir önyargı saikiyle işlenmeyen suçlara göre daha fazla olduğu ifade
edilmektedir.
3.-
Adıyaman Milletvekili Şevket Köse ve 21 milletvekilinin, kredi kartı kullanımından
kaynaklanan sorunların ve kredi kartı faiz oranlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/951)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Ülkemizde
ekonominin kötü gidişi, yurttaşlarımız üzerinde ağırlığını derinden
hissettirmektedir. Bunun en son göstergesi bankacılık sektöründe kendini
göstermiştir. Türkiye'de bankalar 2009 yılını 20 milyar TL kârla kapatmıştır.
İşin ilginç yanı ise bu kârın yaklaşık 5,7 milyar lirasının kredi kartlarına
uygulanan yüksek faizlerden elde edilmesidir.
Türkiye'de 46.1 milyon kredi kartı kullanıcısı bulunmaktadır. Bunun
yüzde 35'lik kısmı yani yalnızca 16.1 milyonu sadece
asgari tutarı ödemektedir. 5 milyon kart sahibi ise ödeme yapamamaktadır. Kart
borcunun tamamını ödeyemediği için asgari tutarı ödeyip kalanı için yüksek faiz
yükü altına giren tüketiciler, geçtiğimiz bir yılda bankalara 4,2 milyar lira
faiz ödemek zorunda kalmaktadır. Borcu takibe düşen tüketiciye bankaların
yüklediği faiz ise son bir yılda 1,5 milyar lira olmuştur.
Bankalar, asgari
tutarı ödenen kredi kartının kalan borcuna aylık yüzde 2,44; takibe düşen kart
borcuna da yüzde 2,94 oranında faiz uygulamaktadır. Bu faiz oranları ise Merkez
Bankası tarafından belirlenmiştir. Bu yüksek faizlere gerekçe olarak ilginç bir
açıklama yapılmaktadır. Buna göre; bu yüksek faizlerin nedeni, vatandaşı kart
borcunu aksatmadan zamanında ödemeye teşvik etmek. Yüksek faizden çekinen
tüketicinin kart harcamasının tamamını her ödeme döneminde kapatacağı
düşünülerek bu yöntem izlenmektedir. Ancak uygulama beklendiği gibi sonuç
vermemektedir.
BDDK kayıtlarına
göre 2009 yılında kredi kartından yapılan 36,1 milyarlık harcamanın en az yüzde
35'ine, yani 12,6 milyarına faiz uyguladı. Böylece bir yılda 3,7 milyar lira
kâr sağlandı. Asgari tutarı ödenen oranın yüzde 40 olduğu varsayılırsa
bankaların faiz geliri 4,2 milyar liraya ulaşmıştır. Ayrıca bankalar, takibe
düşen 4 milyar 171 milyon liralık borca da gecikme faizi uygulamıştır. Buradan
da 1 milyar 471 milyon lira kazanç hanesine yazılmıştır. Bu hesaptan da
anlaşılacağı üzere bankaların kart faizinden elde ettiği kar 5,1 ila 5,7 milyar
lira olarak gerçekleşmiştir.
Ortaya konulan
rakamlar yalnızca 2009 için geçerli değildir. 2010 yılında da benzeri
rakamlarla karşılaşmaktayız. Bu yılın Ağustos sonu itibariyle kart harcamaları 40.7 milyara; faiz uygulanan harcama tutarı da (yüzde 35
hesabıyla) 14 milyar liraya ulaşmıştır. Bankalar asgarisi ödendiği için faize
maruz kalan 14 milyar lira sayesinde 2,7 milyar; takibe düşen bölümden de 1
milyar olmak üzere 8 ayda toplam 3.7 milyar lira
kazanç sağlamıştır.
Rakamlardan da
anlaşılacağı gibi, kredi kartına uygulanan faiz konusu sosyal bir patlamaya
neden olacak boyutlara ulaşmıştır. Geçtiğimiz yıllarda aynı nedenle artan
intiharlar, bozulan yuvalar, yıkılan yaşamlara tanık olmuştuk. Eğer bu konuda
yeni önlemler alınmazsa daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalmamız an
meselesidir. Ekonomisi bozuk olan toplumlarda, kredi kartının bir silah görevi
gördüğü unutulmamalıdır. Yaşamlarını devam ettirmek zorunda olan yurttaşlar,
mecburiyetten can simidi olarak gördüğü kredi kartına sarılmaktadır. Arkasında
edindiği yükün farkında olsa bile temel gereksinimlerini karşılamak amacıyla
birçok olumsuzluğa göğüs germekte ya da göz yummaktadır. Bu durumun önüne
geçilmediği durumda sosyal patlama gibi daha kötü bir tablo ile karşı karşıya
kalmamız olasıdır.
Kredi kartı
faizlerinin neden olduğu rakamlar göz önünde bulundurularak ve temelinde
ekonomik kötü gidişin olduğu unutulmadan, kredi kartı kullanımının neden olduğu
sorunların araştırılması ve bu sorunların çözümünde izlenecek yolların tespit
edilmesi amacıyla Anayasa’nın 98. ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105. maddeleri
gereğince Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.
1) Şevket Köse (Adıyaman)
2) Ali Oksal (Mersin)
3) Rasim Çakır (Edirne)
4) Sacid Yıldız (İstanbul)
5) Tansel Barış (Kırklareli)
6) Mehmet Ali
Susam (İzmir)
7) Engin Altay (Sinop)
8) Çetin Soysal (İstanbul)
9) Akif Ekici (Gaziantep)
10) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
11) Ali Rıza Öztürk (Mersin)
12) Selçuk Ayhan (İzmir)
13) Abdulaziz Yazar (Hatay)
14) Ahmet Küçük (Çanakkale)
15) Ramazan Kerim
Özkan (Burdur)
16) Mevlüt Coşkuner (Isparta)
17) Tayfur Süner (Antalya)
18) Osman Kaptan (Antalya)
19) Gökhan Durgun (Hatay)
20) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
21) Canan Arıtman (İzmir)
22) Bilgin
Paçarız (Edirne)
4.-
İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız ve 22
milletvekilinin, denizlerin gemiler tarafından kirletilmesi konusunun
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/952)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Ekolojik
dengelerin korunması, iklimlerin dengelenmesinde önemli bir unsur olması ve
insanlığın besin deposu olma özelliği nedeniyle, denizlerin her türlü
kirlilikten korunması yaşadığımız coğrafyanın en önemli konusu haline
gelmiştir. Bu kirlilik yükü içerisinde, gemilerden kaynaklanan kirliliğin
önemli bir payı bulunmaktadır. Türkiye, deniz ulaşımı açısından dünyanın en
önemli geçiş bölgelerinden biridir. Karadeniz ile Akdeniz arasındaki tek deniz
ulaşım yolu İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Marmara denizidir.
Boğazlarımızdaki deniz trafiği, özellikle İstanbul Boğazı gibi yoğun
yapılaşmanın görüldüğü noktalarda doğal ve yapay çevre bakımından çok ciddi
çevresel riskler oluşturmaktadır.
Bunların başında;
gemilerin çöplerini denize boşaltmaları, legal veya illegal yollardan
taşıdıkları tehlikeli atıkların veya maddelerin denize boşaltılması, kaza
durumunda denize petrol veya diğer zararlı maddelerin yayılması gelmektedir.
Ayrıca gemilerin limanlarda yükleme, boşaltma ve temizlik işlemleri sırasında
meydana gelen kirlilik en önemli konulardan birini teşkil etmektedir. Özellikle
petrol tanklarının yıkanması sırasında ortaya çıkan kirlilik büyük problem
oluşturmaktadır. Gemilerin sintine sularını denizlere
basmaları, gemilerdeki diğer pis suların ve ambar temizleme işlemi sırasında
çıkarılan çöp ve atıkların denizlere atılması, kirli balast sularının denize
verilmesi, en önemlisi de ham petrol ve petrol ürünleri, LNG (Liquefıed Natural Gases) veya LPG (Liquefıed Petroleum Gases) ile kimyasal
veya benzeri yükleri taşıyan gemiler Boğazlarımızda önemli ölçüde çevre
kirliliğine neden olmaktadır.
Sorunun çözümü
için düzenlenen konferanslar daha sonra uluslararası sözleşmelere dönüşerek,
deniz kirliliğinin önlenmesini içeren asıl adı "Denizlerin Gemiler
Tarafından Kirletilmesinin Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme" olan
"MARPOL 73/78 Sözleşmesi" adıyla anılmaya başlanmıştır. Ülkemiz de 24
Haziran 1990 tarihinde bu sözleşmenin bazı maddelerine taraf olmuştur.
Gemilerden
kaynaklanan sintine ve balast suları için limanlarımızda sintine ve balast
suları alma tesisleri mevcuttur. Ancak bunlar gerektiği gibi
çalıştırılmamaktadır. Bu tür tesislerin sayısı, kapasiteleri ve modernizasyonu
sağlanmalıdır. Yine bir takım özel sektör kuruluşları bu tür atıkları
toplamaktadır. Ancak bu atıkların nereye döküldüğü veya nasıl bertaraf edildiği
bilinmemektedir. Bunun için bu tür tesislerin lisans almaları ve sıkı bir şekilde
denetlenmeleri gerekmektedir.
Önlem alınmadığı
takdirde denizlerimizin gün geçtikçe daha büyük çevre riskleri ile karşı
karşıya kalmaları, kıyılarımızdaki Mavi Bayrak sayısının azalmasına neden
olacaktır. Ayrıca bu tür çevre sorunları sağlık, gıda, sosyokültürel, turizm ve
ekonomik olmak üzere pek çok alanda denizlerden faydalanma olanağımızı yok
edici yönde etki gösterecektir. Avrupa Birliği uyum sürecinde hız kazanan yasal
düzenlemeler ve uluslararası sözleşmelere taraf olma çalışmaları, bu yasal düzenlemelerin
uygulanmasında yetersizlik yaşanması halinde bir anlam taşımayacaktır.
Yukarıda
belirilen hususlar göz önünde bulundurularak, limanlarda kurulacak olan Atık
Kabul Tesislerinin bir an önce hayata geçirilmesi, gerek Türk gerekse de
yabancı uyruklu gemilerin diğer dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemiz
karasularında da kontrolsüz atık deşarjı yapmalarının engellenmesi, bunlara
yasal müdahalelerin gecikmeden uygulanması ve ilerleyen dönemlerde henüz taraf
olmadığımız uluslararası sözleşmelere de taraf olabilmek için gerekli
çalışmaların yapılması amacıyla Anayasanın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
İç Tüzüğü'nün 104. ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını
saygılarımızla arz ederiz.
1) Sacid Yıldız (İstanbul)
2) Rasim Çakır (Edirne)
3) Ferit Mevlüt Aslanoğlu (Malatya)
4) Ramazan Kerim
Özkan (Burdur)
5) Tansel Barış (Kırklareli)
6) Mehmet Ali
Susam (İzmir)
7) Engin Altay (Sinop)
8) Çetin Soysal (İstanbul)
9) Akif Ekici (Gaziantep)
10) Ali Rıza Öztürk (Mersin)
11) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
12) Ali Oksal (Mersin)
13) Şevket Köse (Adıyaman)
14) Selçuk Ayhan (İzmir)
15) Abdulaziz Yazar (Hatay)
16) Ahmet Küçük (Çanakkale)
17) Mevlüt Coşkuner (Isparta)
18) Tayfur Süner (Antalya)
19) Osman Kaptan (Antalya)
20) Gökhan Durgun (Hatay)
21) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
22) Canan Arıtman (İzmir)
23) Bilgin
Paçarız (Edirne)
BAŞKAN –
Bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler
gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki
görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Milliyetçi
Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Efendim, önergeyi geri çekiyorum.
BAŞKAN – Peki.
Alınan karar
gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
1’inci sırada yer
alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
VI.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN
DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.-
Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)
BAŞKAN –
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
2’nci sırada yer
alan, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2.-
Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı:
321)
BAŞKAN –
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
3’üncü sırada yer
alan, Kütahya Milletvekili Sayın Soner Aksoy'un, Yenilenebilir Enerji
Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii
Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız
yerden devam edeceğiz.
3.-
Kütahya Milletvekili Soner Aksoy’un, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının
Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar,
Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (2/340) (S. Sayısı: 395)
BAŞKAN –
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
4’üncü sırada yer
alan, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Veysi
Kaynak’ın, Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve
Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
4.-
Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak’ın, Türk Ceza
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu
(2/766) (S. Sayısı: 565) (x)
BAŞKAN –
Komisyon? Burada.
Hükûmet? Burada.
Dünkü birleşimde,
1’inci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşma yapılmıştı.
Şimdi söz sırası,
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın Ali Uzunırmak’tadır.
Buyurun Sayın Uzunırmak.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Bizden sonra konuşmacı yok mu? Onu lütfen…
BAŞKAN – Şu anda
yok.
Birleşime on
dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 13.48
İKİNCİ OTURUM
Açılma
Saati: 14.00
BAŞKAN:
Başkan Vekili Meral AKŞENER
KÂTİP
ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Gülşen ORHAN (Van)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28’inci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
565 sıra sayılı
Teklif’in görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon? Burada.
Hükûmet? Burada.
1’inci madde
üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın Ali Uzunırmak.
Buyurun. (MHP
sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kayıtlara “Sıra
sayısı: 565, Kahramanmaraş Milletvekili Veysi
Kaynak’ın; Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve
Adalet Komisyonu Raporu” olarak geçen, kayıtlarda “görevi kötüye kullanma”
tabiriyle özdeşleşen ama vicdanlarda ve hafızalarda ahlaksızlığa, yolsuzluğa,
usulsüzlüğe, adaletsizliğe, her şeye ama her şeye, ne kadar kötü manaya gelen
fiil varsa bunları teşvik yasası olarak geçecek olan bir teklifi görüşüyoruz.
Değerli
milletvekilleri, adı üstünde, görevi kötüye kullanma. Peki, görevi veren kim?
Görevi veren, yeri geldiğinde seçilmiş, seçmen, yeri geldiğinde kamu gücünü
tayin eden, atayan, iktidarların atadığı, kamu gücünü kullanan marifetliler.
Dolayısıyla burada istismar edilen, burada kötüye kullanılan, aslında görevini
kötüye kullananın babasının malı değil. Görev, halk adına, kamu adına
kullanılan kamu kaynaklarının ve kamu gücünün usulsüz ve menfaat temin ederek
kullanılması anlamını taşımaktadır.
Değerli
milletvekilleri, ben bu teklifle ilgili konuşmayı hazırlarken Milletvekilimiz
Sayın Veysi Kaynak Beyefendi’ye önce tebrik ve
teşekkür edecektim çünkü Parlamento tarihimizde nadir milletvekilinin sahip
olacağı bir görev anlayışına sahip arkadaşımız. Sekiz yıldır tek başına iktidar
olan AKP Hükûmetinin bu yasama çoğunluğuna sahip
olduğu Parlamentoda milletvekillerinin teklifi olarak muhalefet partilerinden
23’üncü Dönem Parlamentosunda 600 teklif beklemektedir sırada ama hiçbir teklif
Parlamentonun gündemine taşınamamış, hiçbir teklif görüşülememiştir. Ama
Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Veysi Kaynak’ın,
bu hatırlayabildiğim kadarıyla ikinci, üçüncü teklifidir görüşülüyor ve…
MUHARREM İNCE
(Yalova) – 22 teklifi var ve 14’ü yasalaşmış.
ALİ UZUNIRMAK
(Devamla) – 14’ü yasalaşmış! Çok büyük bir başarı bir milletvekili olarak ama
bu tekliflerin… Tabii ki, enteresandır teklif sahibi arkadaşımız bu konuları
çok savunamazken, konuşma imkânı bulmazken maalesef Hükûmet
tasarısı olarak getirmekte beis gören Hükûmet
yetkililerinin, iktidar sahiplerinin Parlamento kürsüsünden “yaptığımız
değişiklikler, yaptığımız dü-zenlemeler”
diyerek bunların bizzat Kabine üyeleri tarafından savunulduğunu görmekteyiz.
Ha, bu da neyi hatırlatıyor: İktidarın, Hükûmetin
çekinceleri var bunları tasarı olarak sahiplenmekte. Yani teklif olarak
verdirip sonradan Hükûmet tasarısıymış gibi burada sahiplenebilmeyi
ben milletvekili olarak bir dolanma yolu olarak görüyorum ve bunun Parlamento
anlayışına bir teamül olarak girmemesi gerektiği kanaatini taşıyorum.
Değerli
milletvekilleri, bu, iktidarın ne ilk yaptığı ne de son yaptığı. Buradaki yasama çoğunluğunun içerisinden çıkan Hükûmet,
iktidar maalesef buradaki yasama çoğunluğunu kullanarak âdeta, kanun devleti,
hukuk devleti olmamız gerekirken, hukukun üstünlüğünü tanımamız gerekirken,
hukukun üstünlüğünü tanımak yerine, halk iradesi-demokrasi-hukukun üstünlüğü
düzlemini tarumar ederek, hukukun üstünlüğünü hiçe sayıp, halk iradesini
demokrasiye aykırı bir şekilde halk mahkemelerine dönüştürme kanaatindedir ve
bu eylemi gerçekleştirmektedir, buradaki birçok fiil buna yöneliktir.
Değerli
milletvekilleri, burada yapılan değişiklikle “bir yıldan üç yıla kadar” olan
ceza “altı aydan iki yıla kadar”a indiriliyor; “altı aydan iki yıla kadar” olan
ceza “üç aydan bir yıla kadar”a indiriliyor. Dikkatinizi bir şeye çekmek
istiyorum: “Altı aydan iki yıla kadar” olan ceza “üç aydan bir yıla kadar”
olarak tam ortasından bölünmüş. “Bir yıldan üç yıla kadar” olan ceza da “altı
aydan iki yıla kadar”a düşürülmüş. Herhâlde, değerli arkadaşımız “bir yıldan üç
yıla kadar” olan cezayı tam ortasından böldüğünde “altı aydan bir buçuk yıla
kadar” ibaresini kullansaydı buçukçu olurum diye mi korktu merak ediyorum.
Değerli
milletvekilleri, dün Sayın Bakanın bizlerin sorularına verdikleri cevapta,
2005, 2006, 2007 yıllarında, bu suçtan yılda ortalama 12 bin davanın
görüldüğünü ve ortalama 12 bin davadan hemen hemen
yarı yarıya mahkûmiyet çıktığı rakamlarını verdi. Yani bu suç, nadir işlenen
bir suç değil; bu suç, âdeta, kamu kaynaklarını, kamu gücünü kullanırken
bazıları tarafından teamül hâline getirilmiş bir suç. Dolayısıyla, değerli
milletvekilleri, cezaların caydırıcı olması gerekirken, bu sıklıkta işlenen bir
suçun cezasının indirilmesi demek, bu suçu işlemeyi teşvik etmek demektir.
Peki, bu suç
işleme teşvik edilirken acaba bir başka şey de aklımıza geliyor mu? Elbette ki
aklımıza geliyor: Amir konumunda olan insanlara veya atanmışlara, seçilmişler
talimatlarıyla bu suçları işlettiler de -iki yıla indirilmesinin sebebi-
mahkemelerinin değişmesini, cezalarının ertelenebilmesini temin etmek için mi
bu indirimler yapılmaktadır? Bu bir noktada aslında af da çünkü cezalarının
indirilmesinin neticesinde birçok insan bundan faydalanarak hürriyetlerine
yeniden kavuşacaklardır. Maalesef suç işlemek kötü örnek olmaktan çıkmış ve
âdeta teşvik edilir bir duruma gelmiştir.
Değerli milletvekilleri,
bu işlemler bu İktidar zamanında acaba nadiren mi yapılıyor, yoksa sıklıkla mı
yapılıyor? Hukuk alanında yapılan bu işlemler başka alanlarda da yapılıyor.
Vatandaşlar arasında başka eşitsizlikler de meydana getiriliyor. İşte,
Parlamentoya sevk edilen, vergi ve devlete, kamuya olan borçlardaki yeniden
yapılandırmalarda da görüyoruz. Gittiğimiz şehirlerimizdeki vatandaşlarımızla
konuştuğumuzda elbette ki imkânları nispetinde bu borçlarını ödeyemeyen
insanların borçlarının yeniden yapılandırılmasında fayda var ama bir
bakıyorsunuz ki büyük vergi mükelleflerinin bunları teamül hâline getirdiği,
yandaşların bunların teamül hâline getirdiği, hatta ve hatta böyle masum
vatandaş isteklerinin arasına naylon, sahte faturaların da sıkıştırıldığını
görüyoruz. Peki, sormak gerekir: Eğer adalet mülkün temeliyse, oradaki mülk
devlet ise ve devletin en birincil görevi adaleti temin etmek ise o zaman biz
vergisini, sigortasını zamanında ödeyen, borçlarını zamanında ödeyen
vatandaşlarla ödemeyen vatandaşlar arasındaki meydana getirdiğimiz, bizzat
devlet eliyle meydana getirdiğimiz eşitsizliği nasıl ortadan kaldırabiliriz?
Acaba, bunun mütalaasını yapabiliyor mu iktidar? Buradaki çoğunluğa dayalı
olarak, bütün, ne kadar usulsüzlük, bir noktada ahlaksızlık varsa bunlara
vesile kılınıyor yüce Meclis, eşitsizlik meydana getirmeye vesile kılınıyor.
Değerli
milletvekilleri, böyle oldubittilerle bir ülkede ne demokrasi bilinci, kültürü
ne de devlet düzeni inşa edilebilir ancak burada, iki dudağının arasında aşiret
idare eden bir düzen kurulabilir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
ALİ UZUNIRMAK
(Devamla) – Bakın, bu teklif 5/11/2010 günü
Komisyondan çıkmış ve bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülüyor ve aynı
maddedeki düzenleme 12/12/2004 tarihinde yapılmış. 12/12/2004
tarihinde yapılan düzenlemeyi biz, 5/11/2010 tarihinde yeniden Meclis gündemine
alıp değiştiriyoruz. Aceleniz ne? Buradaki kürsülerden AKP grup sözcülerinden
bazıları, Ticaret Kanunu’ndan Borçlar Kanunu’na varıncaya kadar birtakım
kanunların acilen görüşülmesinden ve MHP’nin bunu engellendiğinden
bahsediyordu. Demek ki ondan daha önemli, taciri, tüccarı, haklı ticaret yapanı
korumak yerine, kurtarılmak istenen yandaşlar var. O kurtarılmak istenen
yandaşları kurtarmamaya bizim çoğunluğumuz yetmiyor.
Ben, yüce Türk
milletine bu ahlaksız kanunu şikâyet ediyorum ve hepinize saygılarımı
sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Uzunırmak.
Sayın
milletvekilleri, dün 1’inci maddenin görüşülmesi esnasında soru sormak için
sisteme giren arkadaşlarımızın isimlerini okuyorum ki tekrar bu arkadaşlarımız
sisteme girebilsinler: Sayın Ünlütepe, Sayın Işık,
Sayın Tankut, Sayın Köse, Sayın Akcan, Sayın Akkuş.
1’inci madde
üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan.
Buyurun Sayın
Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)
BDP GRUBU ADINA
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 565 sıra sayılı
Türk Ceza Kanunu’nun Görevini Kötüye Kullanma Maddesinde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bakıyoruz,
gerçekten AK PARTİ’nin gündemiyle Türkiye'nin gündemi
birbirinden farklı. Kendine istediği yasaları, teklifi akşam veriyor, ertesi
gün de komisyona iniyor. Tam dördüncü senemdir Meclisteyim.
Dört sene boyunca bir hukukçu olarak onlarca kanun teklifi verdim, gizli
dinlemeden taciz suçlarına kadar, düşünce suçlarından tutun da özel ağır ceza
mahkemelerinin kaldırılmasına kadar. Bunlardan hiçbirisi ne komisyona indirildi
ne de İç Tüzük 37’nci maddeye göre yaptığımız başvurular dikkate alındı. Şimdi,
böyle bir çalışma esasıyla Parlamentonun çalıştığını söylemek mümkün mü?
Şimdi,
Parlamentoda 600’ü aşkın fezleke var. Bu fezlekelerin 545 tanesi partililerimize
ait, hepsi düşünce açıklaması. Bunların hepsi ya Mecliste ya partide ya
mitingde ya seçimde yaptığımız konuşmaları kapsıyor. Hatta Kürtçe su istedik
diye de fezlekeler geldi, merhaba “…” (x) dediğimiz için de geldi. Evet, 545
fezleke geldi bize ama bizim dışımızda da fezlekeler var Mecliste. Bu
fezlekelere baktığımız zaman bu madde de içinde var bu fezlekenin ve bu
fezlekenin kapsadığı çok önemli kişiler de var, biliyorum.
Şimdi soruyorum:
Ne yapmak istiyorsunuz? Önceki Türk Ceza Kanunu’nda, meşhur 228, 230, 240’ıncı
maddeler. 2004 öncesi, zaten yüz bini aşkın dosya müruruzamana uğratıldı,
yargıdaki iş yükü nedeniyle, bu maddelerle ilgili dosyaların hemen hemen yüzde 80’i müruruzamana uğratıldı ve failleri
kurtuldu. Görevi kötüye kullanma, kötü muameleyi de işkenceyi de hırsızlığı da
zimmeti de her türlü, bu alandaki suçları kapsıyordu. E şimdi, bakıyoruz,
verilen teklifte ne yapılması isteniliyor? Maddede öncelikle, cezayı azaltıyor,
suç tipini değiştirmek için “kazanç” kavramı yerine “menfaat” konuyor, iki
maddede daha değişiklik yapılıyor ve bu maddelerle:
1) Dosyaları
asliye cezadan sulh cezaya düşürüyorsunuz, bir hükmü geri bıraktırma yolu
açıyorsunuz suçu sabit olsa.
2) Erteleme
imkânı sağlıyorsunuz çünkü üç sene cezalar ertelenmiyordu.
3) Örtülü af gibi
bir madde yapıyorsunuz. Bürokraside mi lazım size, yoksa Parlamentoya bu
şekilde taşımayı düşündüğünüz insanlar mı var? Açık konuşmak
lazım.
Yani ben şimdi,
Barış ve Demokrasi Partisi milletvekili olarak benim il belediye başkanım,
Şırnak Belediye Başkanım, bir basın açıklamasını okudu diye, bakın, Sayın
Parlamentonun dikkatine sunuyorum, bir basın açıklamasını okudu diye, örgüt
üyesi olmamakla birlikte örgüt üyesiymiş gibi davranmaktan, propaganda
yapmaktan, yedi yıl iki ay hapis cezası aldı. Yedi yıl, dile kolay, yedi yıl!
Eğer dağa çıkmış olsaydı, üniforma giymiş olsaydı, kod adını almış olsaydı,
elinde Kalaşnikofla, bombayla yakalansaydı, altı
buçuk sene ceza alacaktı, daha az ceza.
Şimdi, 2004’te
Terörle Mücadele Kanunu’nu değiştirdiniz, cezaları ağırlaştırdınız. Terörle
Mücadele Kanunu’nun bütün karşılıkları Türk Ceza Kanunu’nda yer aldı ve buna
rağmen, infaz hukuku da değiştirilmesine rağmen, dörtte 3 getirilmesine rağmen
hâlâ ceza artırımı var, hâlâ orada verilen cezalar 2 kat artırılıyor, infaz
hâlâ ağırlaştırılıyor. Peki, Terörle Mücadele Kanunu’nu niye kaldırmayı
düşünmezsiniz?
215’inci madde…
Abdullah Öcalan’a “sayın” dediği için 30 binin üstünde insan yargılanıyor.
Dikkat edin, 30 binin… Her mahkeme farklı karar veriyor; kimisi bir sene
veriyor, kimisi örgüt propagandası sayıyor beş sene veriyor, kimisi on sene
veriyor, kimisi yedi sene veriyor, kimisi altı ay veriyor, kimisi beraat
veriyor. “Suç ve suçluyu övme”, kabahat nevinden bir madde. Her gün, her yerde
Kenan Evren’e “sayın” diyorlar insanlar, rütbeliler. Hatta,
Başbakan yanında saf tuttu, resimleri yayınlandı. Bu ülkede darbe yapan, bu
Meclisi kapatan, bütün partileri kapatan, Zincirbozan’a
süren ve bırakın onu, sadece bu da değil, sarı üniformalarıyla gelip bu
kürsülerde oturanlar… Darbe yapanlara “sayın” dediği için bir tane Allah’ın
kulu hakkında açılmış bir dava var mı bu ülkede? Ya bu ülkenin yargıçları,
yargısı, bu yasayı yapanlar bu ülkede yaşamıyor ya da söylediklerinin hepsi
palavra. Ne diyorlar? “Kenan Evren’i yargılayacağız.” Siz gölgesini bile
yargılayamazsınız bu mantıkla, gölgesini! Siz bu kürsüde “Yargılayacağız.”
dediniz, biz suç duyurusunda bulunduk, ifadeye bile çağıramadınız.
Şimdi, arkadaşlar,
benim söylediklerim basit şeyler değil. Siz düşünce açıklamasının uluslararası
standartlarını, Avrupa Mahkemesi standartlarını biliyorsunuz, yargı biliyor.
Anayasa’nın 90’ıncı maddesi “Uluslararası sözleşmeler kanunların üstünde.”
diyor ama benim Yüksekova Belediye Başkanım Ruken
Yetişkin bir şenlik nedeniyle şu an cezaevinde. Benim Bitlis Belediye Başkanım,
benim hukukçu olan Kars’taki Belediye Başkanım gece apar topar gözaltına
alınıyor. Sizi rahatsız etmiyor mu bunlar? Ülkenin toplumsal barışına zarar
vermiyor mu bu yaklaşımlar? Türk Ceza Kanunu’nun 216’ncı, 220’nci maddesinin
6’ncı fıkrası, 7’nci fıkrası, 8’inci fıkrası, 314’üncü madde örgüt üyelerini
tanımlamış. Peki, bu madde neyi karşılıyor? Niye kaldırmayı düşünmüyorsunuz?
Yani illa, hırsıza, zimmetçiye, işkenceciye, namussuza mı çalışacağız bu
ülkede? Allah aşkına, düşünce suçu kaldırılmadan cezaları, indirilmeden
cezaları bu ülkede insanlar konuşamadan demokrasi gelebilir mi? Ne bu
ikiyüzlülük, madalyonun iki farklı yanı? Bir yanda ülkemde bu oluyor, bir yanda
böylesine ceza yasaları çıkarılıyor. Bunun neresi kabul edilebilir? Bizim
içimiz yanıyor. Her gün yanı başımızda arkadaşlarımız içeri alınıyor. Her gün
içeri alınırken
düşünceleri nedeniyle, bu yasalar Meclise geliyor. Kimi
kurtarmaya çalışıyorsunuz? Bu fezlekenin içinde, bu maddelerin içinde kim var?
Bakın bakayım, eski Türk Ceza Kanunu 228, 230, 240, sizin Genel Başkanınız,
Başbakan olmasın acaba? Fezleke maddelerine bakın. Şimdi, Allah aşkına, niye
düşünce suçlarında bir adım atmıyorsunuz? Niye Kürt siyasetçilere bu kadar
zalim davranıyorsunuz? Niye Kürt siyasetçiler konuştuğu için on sene içeri
atıyorsunuz? Niye hırsızlara kapıyı açıyorsunuz, düşüncesini açıklayanları
içeri atıyorsunuz? Bu yasalar…
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Onlar herkese yapıyor herkese, sadece Kürtlere değil.
HASİP KAPLAN
(Devamla) – Ben kendi açımdan içimde… Benim 3 bin tane partilim içeride. Sizin
yanınızda başka türlü içeri giren olabilir. 3 bin tane partilim içeride benim.
50 bin tane dava açılmış. Şimdi soruyum size…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
HASİP KAPLAN
(Devamla) – Teşekkür ederim.
Peki, Hükûmet olarak siz bu düşünce suçlarının cezalarını ne
zaman kaldıracaksınız? Konuştu diye insanlara ceza vermekten ne zaman
vazgeçeceksiniz? Kürt siyasetçilerinin yıllarca cezaevinde tutulmasının önünü
nasıl kapatacaksınız? Siz bunu kapatmadığınız sürece bu ülkeye nasıl barışı
getireceksiniz? Toplumsal barış nasıl sağlanacak? Demokratik bir toplum nasıl
sağlanacak? Siz bu kafayla sadece kendi gündeminizi oluşturursanız korkarım Robespierre’in yaptığının akıbeti de sizi bulmaz umarım. Robespierre de giyotin yasasını çıkarmıştı ama o giyotin
yasasında Robespierre de gitti.
Bu ceza maddesi
korkunçtur arkadaşlar. İyi düşünün. Biz, buna ret oyu vereceğiz. Bugünün
gündemi bu değil, gündeme gelin, gündeme davet ediyorum.
Saygılarımla.
(BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kaplan.
1’inci madde
üzerinde şahıslar adına ilk söz Konya Milletvekili Sayın Ali Öztürk’e aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Öztürk.
ALİ ÖZTÜRK
(Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 565 sıra sayılı Türk Ceza
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde
şahsım adına söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesi, kamu görevlilerinin görevlerinin gereklerine
uygun hareket ettikleri, yetkilerini hukuken belirlenen sınırlar içinde
kullandıkları yönünde toplumdaki güveni hâkim kılmayı, bu şekilde kamusal
faaliyetin etkili ve dürüst biçimde yapılmasını sağlamayı amaçlamaktadır.
Suç ve ceza
siyasetinde asıl olan, işlenen suç nedeniyle bozulan adaletin sağlanmasında
cezaların haklı, ölçülü, orantılı olmasıdır. Ancak bu şekilde failin pişmanlık
duygusu sağlanabilir, topluma yeniden kazandırılması sağlanabilir.
Bu temelde, 5237
sayılı Kanun’la düzenlenen -257’nci maddesi- madde metninde de belirtildiği
üzere, “Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında” diyerek genel
tamamlayıcı bir suç tanımlanmıştır. Kapsamlı, geniş alandaki suçları
cezalandıran bu maddedeki cezaların miktarı, eylem ile ceza arasındaki oran ve
kamu vicdanını rahatlatması bakımından rahatsız edici nitelikte olduğu gibi,
Ceza Kanunu’muzun tekniğine, amacına, ruhuna, uyarıcı
ve caydırıcılığına da aykırıdır.
Cezalar failin
zaruret içine itilmesine, belki de memuriyetinin sona erdirilmesine sebep
olmamalıdır. Zaten cezaları hâkim takdir etmektedir. Alt ve üst sınırlar
arasında ceza tayin ederken suçun ağırlığını elbette göz önüne alacaktır. Tabii
ki hâkim, cezaların tayininde gerekçe göstermek zorundadır. Cezaların tedbire
çevrilmesi şartları varsa, zaten hâkim öncelikle sanığın lehine olan hükümleri
uygulamak durumundadır. Sırf tedbire çevrilme sınırları içinde kalacağı
düşüncesiyle kanun teklifine karşı çıkmak, hukuki düşünce değildir. Bu nedenle
ceza adaleti yönünden kanun teklifinin yerinde olduğunu düşünüyorum. Hırsızlık,
rüşvet, zimmet, sahtecilik suçları zaten başka maddelerle düzenlendiği için
257’nci maddeyle bağlantı kurmak kasıtlı ve siyasi bir söylemdir, kamuoyunu
yanlış yönlendirmedir.
Tasarıyla
getirilen düzenleme, Türk Ceza Kanunu’nun 51’inci maddesindeki erteleme
konusunu devamlı kılmayacaktır. Tekerrür durumuna, suç işlemeyeceği konusunda
mahkemede oluşan kanaate göre hâkim cezayı erteleyecek ya da ertelemeyecektir.
Zaten şu anda diğer suçlarda da şartları oluştuğunda Türk Ceza Kanunu’nun
51’inci maddesindeki erteleme hükmü herkese uygulanmaktadır.
Türk Ceza
Kanunu’nun 257’nci maddesindeki bu değişikliğe karşı çıkanlar âdeta yolsuzluğu,
hukuksuzluğu, hırsızlığı hep bu madde düzenliyormuş, bu madde değişirse Türk
Ceza Kanunu tümden ortadan kalkacakmış gibi bir korku üretiyorlar. Hâlbuki Türk
Ceza Kanunu tüm suçları tanımlamış, tasnif etmiş, tanzim etmiş, her konu ve
hukuk alanı suç ve cezayla korunmuş ve müeyyidesini de koymuştur. İşte bütün
bunlara rağmen herhangi bir alandaki eylem ya da ihmal bir haksızlık,
adaletsizlik oluşturmuşsa o zaman Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesi devreye
sokulmaktadır. Bu anlamda tamamlayıcı, genel ve hatta tali bir suç olarak da
tanımlanmaktadır yani korkular boşadır ve sunidir.
Bu vesileyle yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Öztürk.
Şahısları adına
ikinci söz Bartın Milletvekili Sayın Yılmaz Tunç’a aittir.
Buyurun Sayın
Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 565 sıra sayılı Türk Ceza
Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi
üzerinde söz almış bulunuyorum, bu vesileyle sizleri saygılarımla selamlıyorum.
Öncelikle şunu
ifade etmek istiyorum: Görüşmekte olduğumuz kanun teklifiyle yolsuzluk
yapanlara örtülü af getirildiği şeklindeki beyanların gerçeklerle hiçbir ilgisi
bulunmamaktadır. (CHP sıralarından “Neyle alakası var?” sesleri)
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Biraz düşün. Ayıp oluyor, geri zekâlı mı herkes!
YILMAZ TUNÇ
(Devamla) - Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesinde yapılması öngörülen
değişikliğin yolsuzlukla mücadele açısından olumsuz sonuçların doğmasına neden
olabileceği yönündeki görüşlerin hukuki bir değeri bulunmamaktadır. Teklifle
rüşvet, zimmet, irtikâp, dolandırıcılık, emniyeti suistimal
gibi yolsuzlukların kaynağı olan suçlarda bir indirim yapılmamaktadır. Bilakis
AK PARTİ İktidarıyla birlikte ceza mevzuatımızda ve ceza infaz sistemimizdeki
ağırlaştırılmış hükümler neticesinde ceza sistemimiz yolsuzluk suçlarıyla
ilgili olarak da daha caydırıcı bir konuma getirilmiştir. Görevi kötüye
kullanma suçuna birçok ülkenin ceza kanunlarında yer verilmemiştir. Yeni Türk
Ceza Kanunu’muzda genel, tali ve tamamlayıcı bir suç
olarak “görevi kötüye kullanma suçu” tanımına yer verilmiş, görevin gereklerine
aykırı davranışın, bir başka suçu oluşturmadığı takdirde kamu görevlisinin bu
suça istinaden cezalandırılacağı öngörülmüştür. (CHP sıralarından gürültüler)
Dinlersen sen de
öğreneceksin.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen…
YILMAZ TUNÇ
(Devamla) – Ancak bu suç için öngörülen ceza miktarları uygulamada hâkime
olayın ağırlığına göre takdir hakkını kısıtlamış, aynı maddede yer alan suçlara
verilecek cezalar arasında suçun vasıf ve mahiyetine uygun olmayan cezalar
öngörülmüştür. Görüşmekte olduğumuz teklifte, maddede yer alan fıkralar
arasındaki dengenin sağlanmasının amaçlandığı görülmekte, bu da ceza hukuku
tekniği açısından önemli bir eksikliği gidermektedir.
Teklifle Türk
Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesinin 1’inci ve 2’nci fıkralarında yer alan
“kazanç” ibaresi “menfaat” olarak değiştirilmektedir. Bu değişiklik, olması
gereken olumlu bir değişikliktir çünkü görevi kötüye kullanma suçunun oluşumu
bakımından kişilere sağlanan sadece ekonomik bir kazanç olarak algılanmaması
gerekir. Bu nedenle “kazanç” ibaresinin yerine “menfaat” ibaresi getirilerek
uygulamadaki tereddütler giderilmektedir.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Dolandırıcılığı kibarlaştırıyorsun!
YILMAZ TUNÇ
(Devamla) - Maddedeki fıkralara baktığımızda, 1’inci fıkradaki suç, görevi
kötüye kullanma suçunun cezasını belirtmekte, 2’nci fıkradaki suç eski Ceza Kanunu’muzdaki görevi ihmal suçunu karşılamakta, 3’üncü
fıkra ise görevi kötüye kullanma suçundan daha ağır bir müeyyideyle
karşılanması gereken irtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde meydana gelen görevi
kötüye kullanma suçunu düzenlemektedir ki mevcut düzenlemede 1’inci fıkrayla
aynı cezayı öngörmektedir. Bunun
düzeltilmesi gerekiyordu, kanun teklifiyle bu husus düzeltilmektedir.
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Doğruyu söyle, doğruyu!
YILMAZ TUNÇ
(Devamla) - Ceza miktarları bakımından aynı bölümde yer alan suçlar arasındaki
denge sağlanmakta…
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Melik Gökçek’ten bir menfaat mi sağlıyorsunuz?
YILMAZ TUNÇ
(Devamla) - …bunun için de maddenin 1’inci ve 2’nci fıkrasında öngörülen
cezalarda indirim yapılması, 3’üncü fıkrada ise görevi kötüye kullanma suçunun
nitelikli hâli düzenlendiğinden, bu suçun cezasının diğer fıkralara göre daha
da ağırlaştırılması gerekiyordu. İşte teklif, görevi kötüye kullanma suçunun
nitelikli hâline verilecek cezayı artırmaktadır. Hapis cezasının üst sınırının
üç yıl olarak muhafaza edilmesi ve ayrıca beş bin güne kadar adli para
cezasının öngörülmesi fıkralar arasındaki dengesizliği ortadan kaldıran olumlu
bir değişikliktir.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Adamın götürdüğünün yanında beş bin gün nedir?
YILMAZ TUNÇ
(Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; muhalefete mensup
arkadaşlarımız diğer konularda olduğu gibi, görüşmekte olduğumuz kanun teklifinde
de konuyu saptırarak, olduğundan farklı göstererek farklı mecralara çekmenin
gayreti içerisinde olmuşlardır.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – İftira ediyorsun!
KEMALETTİN NALCI
(Tekirdağ) – Yapma!
YILMAZ TUNÇ
(Devamla) – Yolsuzluk gibi ağır bir ithamda bulunarak, bunu her fırsatta
tekrarlamaktadırlar.
Milletimiz şunu
iyi bilmektedir, AK PARTİ İktidarıyla yolsuzluklar tarihe karışmıştır.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Ne diyorsun ya?
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Doğrudur, çok doğru söylüyorsun! Sizi alkışlamak lazım bu
sözlerinizden!
YILMAZ TUNÇ
(Devamla) – Geçmiş iktidarların yolsuzluklarından ve bu yolsuzluklar nedeniyle
ülke ekonomisini krizlere sürüklemesinde dolayı AK PARTİ’yi
iktidara getiren milletimiz yapılan her seçimde AK PARTİ’yi
güçlendirerek sandıktan çıkarmıştır.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Yolsuzluk yapmayan var mı diyeceksin!
YILMAZ TUNÇ
(Devamla) – Milletimiz yolsuzlukları AK PARTİ’den
önceki iktidarlardan hatırlamaktadır. Milletimiz yolsuzlukları İSKİ
skandallarından, Yuvacık Barajlarından hatırlamaktadır. (CHP sıralarından
gürültüler)
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Geç bunları, geç, geç…
RASİM ÇAKIR
(Edirne) – İftira atıyorsun, beraat ettiler.
YILMAZ TUNÇ
(Devamla) – Milletimiz yolsuzlukları dokuz yıl önce batırılan yirmi bir banka
ve…
RASİM ÇAKIR
(Edirne) – Ağzını topla! Beraat ettiler…
YILMAZ TUNÇ
(Devamla) – …hortumlanan 50 milyar dolar ve sonucunda çıkarılan ağır ekonomik
buhranlardan hatırlamaktadır.
RASİM ÇAKIR
(Edirne) – Beraat ettiler, beraat… Özür dile!
YILMAZ TUNÇ
(Devamla) – Geçmiş iktidarlar döneminde yolsuzluklar nedeniyle… (CHP ve MHP
sıralarında gürültüler)
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
RASİM ÇAKIR
(Edirne) – Özür dile, saygısızlık yapma!
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri… Sayın milletvekilleri, lütfen…
Bir dakika ek
süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
YILMAZ TUNÇ
(Devamla) – …milletimiz çareyi AK PARTİ’de bulmuş ve
yolsuzlukları sona erdirmiş, temiz siyasetin kapılarını açmıştır.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Doğru! Boru hattıyla götürüyorsunuz, size boru hattı bile yetmez!
YILMAZ TUNÇ
(Devamla) – Türkiye artık milletimizin kaynaklarını yine milletimizin hizmetine
sunan bir iktidarı dört seçim iktidara getirmiştir.
BİLGİN PAÇARIZ
(Edirne) – Kısmetse haziranda yolcusunuz.
YILMAZ TUNÇ
(Devamla) – Seksen bir vilayetimiz eğitimden sağlığa, bayındırlıktan turizme,
tarımdan enerjiye, ulaşımdan KÖYDES, BELDES yatırımlarına her alanda hayal dahi
edilemeyen icraatlara sahne olmuştur. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Doğruları söyle!
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri…
BİLGİN PAÇARIZ
(Edirne) – Milleti kandırıyor!
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Doğruları söylemiyor!
YILMAZ TUNÇ
(Devamla) – Türkiye artık hortumlarla, yolsuzluklarla anılan bir ülke olmaktan
çıkmıştır. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
Yolsuzluk
suçlamalarıyla milletimizin kafasını karıştıramadığınızı yapılan dört seçim ve
iki referandum sonucuna bakarak artık anlamanız gerekir.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Ne demek istiyorsun yani? Türk milleti de ortak mı sizin yaptığınız
soygunlara, yolsuzluklara?
YILMAZ TUNÇ
(Devamla) – Bu duygu ve düşüncelerle kanun teklifinin hayırlı olmasını diliyor,
yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Tunç.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Sayın Başkanım, sözcü yalan söylemektedir bazı konularda.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Sayın
İnce, buyurun.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Sayın Başkanım, geçen dönem milletvekilimiz olan, daha önce Kocaeli
Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Sefa Sirmen’le
ilgili yalan beyanda bulunmuştur, iftira atmıştır. İzin verirseniz Cumhuriyet
Halk Partisi…
BAŞKAN – Buyurun,
üç dakikanız var. (CHP sıralarından alkışlar)
VII.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.-
Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un, CHP
Grubuna sataşması nedeniyle konuşması
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan…
(CHP ve AK PARTİ
sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın Ağyüz, isterseniz Sayın İnce’yi dinleyelim.
Buyurun.
MUHARREM İNCE
(Devamla) – Şimdi, iftira günahtır.
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Sizin her gün yaptığınız ne? Sizin her gün yatığınız şey iftira!
MUHARREM İNCE
(Devamla) – Geçen dönem Kocaeli Milletvekili Sefa Sirmen’le
ilgili dediniz ki: “Yuvacık Barajı’nda yolsuzluk var.” Komisyonlar kurdunuz.
Sefa Sirmen bu kürsüye geldi, dedi ki: “Hakkımda bu
iftiralar var, benim dokunulmazlığımı kaldırın.” Biz de Cumhuriyet Halk Partisi
milletvekilleri olarak Sefa Sirmen’in
dokunulmazlığının kaldırılması yönünde oy kullandık. Siz dokunulmazlığın
kaldırılmaması yönünde oy kullandınız. Sefa Sirmen üç
buçuk yıldır milletvekili değil ve geçtiğimiz hafta da bu davadan beraat etti.
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Kesinleşti mi? Kesinleşti mi? Kesinleşti mi, söyle!
MUHARREM İNCE
(Devamla) – Bu ne biçim vicdan? Bu ne biçim anlayış? Bu ne biçim ahlak? Bu ne
biçim siyaset? Böyle şey olur mu? (CHP sıralarından alkışlar)
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Kesinleşti mi, onu söyle.
MUHARREM İNCE
(Devamla) – Bak, bak arkadaşım, Sefa Sirmen’in
dokunulmazlığını niye kaldırmadın? Bak, yüreğin varsa 724 tane dosya var orada.
Meclisin sabıka kaydı 724 dosyadır. Onun içinde CHP’li milletvekilleri de var.
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Kaç tanesi CHP’li, bir bakın.
MUHARREM İNCE
(Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına milletimizin önünde, bu
milletin kürsüsünden söz veriyorum bütün arkadaşlarım adına. Yüreğiniz varsa,
cesaretiniz varsa, gücünüz yetiyorsa getirin, dokunulmazlıkların tümünü
kaldıralım.
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Siz bugün söz verirsiniz, yarın cayarsınız.
MUHARREM İNCE
(Devamla) – Çamur atma!
RASİM ÇAKIR
(Edirne) – Önce CHP’lilerden başlasınlar.
MUHARREM İNCE
(Devamla) – Önce CHP’lilerden başlayalım, söz. Önce CHP’lilerden başlayalım. Bu
ne biçim bir anlayış!
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – İSKİ skandalına ne diyeceksin!
MUHARREM İNCE
(Devamla) – İnsanın biraz yüzü kızarır, insan biraz utanır!
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – İSKİ’yi de savunun!
MUHARREM İNCE
(Devamla) – O kadar iftira attınız, Sefa Sirmen gitti
aklandı mahkemede. Gitti, aklandı!
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Kesinleşti mi?
MUHARREM İNCE
(Devamla) – Bak, görevi kötüye kullanma, hangi milletvekilleri burada
yargılanıyor, onlar açıklasın.
Bir şey daha
söyleyeyim. Dikmen Vadisi’nden, Çukurambar’dan Ankara
Büyükşehir Belediyesinin yaptığı konutlardan daire alan, konut alan
milletvekilleri parmağını kaldırsın. Bir kaldırın parmaklarınızı! Yakında
açıklayacağım onları, merak etmeyin. (CHP sıralarından alkışlar) Yakında açıklayacağım!
RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Almayan kaldırsın!
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Muharrem Bey, almayan var mı?
MUHARREM İNCE
(Devamla) – Yüzde 70’i! Yüzde 70’i! Onları açıklayacağım listesini. Hatta dün
ne yaptık biliyor musunuz? Açık oylama olsun dedik, açık oylama. Niye açık
oylama olsun dedik, biliyor musunuz? Hangi milletvekili bu tasarıya imza atmış,
“evet” demiş, görelim dedik.
Bir başka konu
daha var. 900 küsur kanun tasarısı sevk etmiş Hükûmet,
yasalaşma oranı yüzde 34. Veysi Kaynak’ın kanun tekliflerinin
yasalaşma oranı yüzde 63.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – O günahkâr! Maraşlılar soracak onun hesabını!
MUHARREM İNCE
(Devamla) – Bakanlar Kurulunu ikiye katlamış.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUHARREM İNCE
(Devamla) – Bir dakika verebilir misiniz.
BAŞKAN – Hayır,
veremem.
Bakın, sataşmaya
üç dakikaya veriyorum. Hiç yapmadım, ne olur.
MUHARREM İNCE
(Devamla) – Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Soru-cevap işlemine geçiyorum.
BİLGİN PAÇARIZ
(Edirne) – Çıkın cevap verin! Hadi cevap verin!
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Duymuyorlar bile!
BAŞKAN – Değerli
arkadaşlar, soru-cevap işlemine geçiyorum.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – İstedin, aklanma belgesi de geldi Sefa Sirmen’in,
istersen gel al!
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Kesinleşme şerhini göster! Yargıtay kararını göster!
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – İSKİ’nin hesabını ver, İSKİ’nin!
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – İSKİ ‘ den bahset! (CHP ve AK PARTİ sıralarından gürültüler)
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Bırak İSKİ’yi, dedemizin hesabını da
veririz merak etme! Atatürk’ün hesabını da veririz!
VI.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN
DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
4.-
Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak’ın, Türk Ceza
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu
(2/766) (S. Sayısı: 565) (Devam)
BAŞKAN – Sayın Ünlütepe, dünden soru için girmiştiniz. Sisteme girebilir
misiniz Sayın Ünlütepe.
Sayın Ünlütepe, buyurun.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Aracılığınızla Sayın Bakana şu soruyu yöneltmek istiyorum: Dün de sorduğum soruya
olumlu bir yanıt alamadım. Bir ülkenin çürümüşlüğünün hem nedeni hem de en
önemli göstergesi yolsuzluklardır.
Sayın Bakan,
Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşmeleri devam eden Türk Ceza Kanunu’nun
257’nci maddesine ilişkin değişiklik teklifinin kabul edilerek yasalaşması
durumunda bu kısmi aftan kaç kişi yararlanacaktır? Yararlanacak olanlar hangi
kamu kurum ve kuruluşlarında, hangi görevleri yürütmektedir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın
Işık…
ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan,
hâlen milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanına ulaşan toplam fezleke sayısı ne kadardır? Bunların ne
kadarı bu kanun teklifiyle görevi kötüye kullanma suçuna getirilen ceza indirimlerinden
yararlanabileceklerdir? Görevini kötüye kullandığı hâlde ceza indiriminden veya
affından yararlandırılacak olan milletvekillerine ait dosyaların partilere göre
dağılımı nasıldır? Toplam kaç milletvekilinin bu kanundan yararlandırılması düşünülmektedir?
Sayın Başbakanın da bu kanundan yararlanması söz konusu mudur? Yararlanacaklar
arasında eskiden ya da hâlen bakanlık yapan kaç milletvekilinin ismi
bulunmaktadır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Tankut, buyurun.
YILMAZ TANKUT
(Adana) – Teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan, bu
teklif ile görevi kötüye kullananların cezaları önemli ölçüde indirilmektedir.
Dolayısıyla, cezaların indirilmesiyle görevi kötüye kullananların da
cezalarının ertelenme imkânı meydana gelecektir. Bu şekilde, görevi kötüye kullanarak
bazı çevrelere haksız kazanç veya menfaat sağlayan kamu görevlilerine kıyak geçilerek “İyi ki görevi kötüye kullandınız, bunun
için sizi affediyoruz.” algısı meydana gelmeyecek midir? Bu durum sizin
vicdanınızı sızlatmayacak mıdır?
Ayrıca, bu zamana
kadar görevlerini kötüye kullanarak devletin malına, yani beytülmale el
uzatanların almış oldukları mahkûmiyetler de affedilerek kamu vicdanı
zedelenmeyecek midir?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Sayın
Akcan.
ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Ben bu soruyu dün
akşam sormak için sisteme girmiştim Sayın Başkan. Sabahleyin geldiğimde
İnternet portallarında, haber portallarında,
dün Sayın Bakan’ın Sayın Burhan Kuzu’ya gönderdiği not her tarafta geziyor.
Vicdanların
sızlama pahasına, sızlatılması pahasına, konuşmacıların Komisyon Başkanımızın
tebessümüyle izlendiği bir ortamda bu sorulara sağlıklı cevabın verilmediğini
gördükten sonra, soru sormanın bir anlamının olmadığını düşünerek soru
sormaktan vazgeçiyorum Sayın Başkan.
Teşekkür ederim.
ADALET KOMİSYONU
BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Ben cevap vereyim Sayın Başkan.
Tebessümün suç
olduğunu daha yeni duyuyorum.
ŞENOL BAL (İzmir)
– Ama müstehzi…
BAŞKAN – Sayın
Akkuş.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Sayın Başkan, Sayın Bakan; şahısları ve kamuyu zarara uğratanlar
görevini kötüye kullanırken bunun suç olduğunu bilerek yapıyorlar. Bilerek suç
işlemeyi ne maksatla dolaylı olarak affediyorsunuz?
Bu yasa, Ceza
Kanunu’nun 257’nci maddesindeki cezaların indirilmesi, hafifletilmesi, dolayısıyla
paraya çevrilmesi anlamına gelmiyor mu?
Kamu veya
şahıslar zarara uğratılırken birileri de bundan nemalanmaktadır. Yüksek
derecede nemaların yüzde 1’lik bir kısmı bu cezayı ödemeye yetiyor. Bu, emanete
hıyanet anlamı taşımıyor mu? İhanet edenin suçunu niçin ve ne hakla
hafifletiyorsunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim,
arkadaşlarıma da.
Şimdi, bazı
sorular tek tek madde hâlinde çok derinlemesine bir
incelemeyle kabul edilebilecek verileri içeriyor. Kaç kişi yararlanacak, bunun
ne kadarı seçilmiş, ne kadarı atanmış, mevcut fezlekeler içerisinde hangi
bakanlar veya milletvekilleri var, bunları inceleyerek arkadaşlarıma yazılı
olarak cevap vermeye gayret edeceğim.
Ancak, şunu,
dünkü konuşmalarımıza ilaveten, tekrar, 1’inci madde üzerindeki konuşmalarla
bağlantı kurarak söylemek istiyorum: Bu 257’nci maddede yaptığımız değişiklik,
maddeyi ortadan kaldırmadığı gibi, sadece kazanç ve menfaat tanımları üzerinde
bir değişiklik ve 1’inci, 2’nci, 3’üncü fıkralara ait yeniden bir ceza
düzenlemesidir. Bunu “örtülü af” olarak niteleyen arkadaşlarımız oldu, “kısmi
af” olarak niteleyen arkadaşlarımız oldu. Yapılacak şey -ceza hukukunun bir
ilkesidir- bu kanun kabul edildiği takdirde mevcut dosyalar ele alınacak ve
“Sanık, lehine olan hükümlerden istifade eder.” kuralınca yeniden bir düzenleme
yani hakkında ceza tertibine gidilecektir.
Burada erteleme
kapsamı içerisinde olduğunu ifade ederek “Artık siz bunları kurtarıyorsunuz
veya kurtarılacak.” şeklinde bir tanımlama yapıldı. Biliyorsunuz ki Türk Ceza
Kanunu’nun 50’nci maddesinde, kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımları
düzenlenmiş, 49’uncu maddenin 2’nci fıkrasında da hükmedilen bir yıl veya daha
az süreli hapis cezasının kısa süreli hapis cezası olduğu belirtilmiştir.
Kanunun 50’nci maddesinde öngörülen seçenek yaptırımların uygulanması, maddenin
3’üncü fıkrasında sayılan hâller dışında, hâkimin takdirindedir. Yani hâkim,
kısa süreli hapis cezası alan kişi hakkında, 3’üncü fıkradaki koşulları
taşımıyorsa, seçenek yaptırımları uygulayıp uygulamama konusunda takdir hakkına
sahiptir. Seçenek yaptırımların uygulanması, belirtilen istisna dışında,
zorunlu değildir.
Türk Ceza
Kanunu’nun 51’inci maddesinde ise hapis cezasının ertelenmesi düzenlenmiştir.
Bu hükme göre, daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis
cezasına mahkûm edilmemiş ve suçu işledikten sonra yargılama sürecinde
gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede
bir kanaat oluşturan kişinin aldığı iki yıl veya daha az hapis cezası
ertelenebilecektir. Erteleme sınırı, on sekiz yaşını doldurmamış veya altmış
beş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıl olarak düzenlenmiştir.
Seçenek yaptırımlarda olduğu gibi, erteleme kararı da hâkimin takdirindedir.
İki yıl veya daha az hapis cezası alması durumunda muhakkak bu cezaların
erteleneceği anlamına gelmemektedir.
Sayın Başkanım,
değerli arkadaşlarımızdan Sayın Uzunırmak, konuşması
sırasında bu kanun maddesinin değişmesinin yolsuzlukları teşvik anlamına
geldiğini, ahlaksızlık olduğunu defalarca söyledi ve sonunda yeni bir tanımlama
yaptı, bu kanuna “ahlaksız kanun” nitelemesinde bulundu. Bunların hepsi
tutanaklarda vardır. Ben doğru olmadığını, bu üslubun, bu nitelemenin yanlış
olduğunu düşünüyorum, şu bakımdan: Genel Kurulumuz kabul edecekse ve derecattan geçerek kesinleşecek bir kanun yürürlüğe
girdiğinde bu bir yasama faaliyetidir. Bu yasama faaliyetinin sonucunda ortaya
çıkacak kanun için mahkemelere, Anayasa Mahkemesine de gidilebilir ama
“ahlaksız kanun” nitelemesi bence tutanaklarda bulunmaması gereken bir
nitelemedir, maksadını aşmaktır. Neden biliyor musunuz? Türk Ceza Kanunu’nun
6’ncı maddesinin 1’nci fıkrasında bu maddeye göre suç işleyeceği kabul edilen
kamu görevlileri, kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla
ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi
olarak tanımlanmıştır. Bunların tamamı 2 milyon civarındadır. Bir yılda açılan
dava sayısı 10 bin civarında, mahkûmiyet yüzde 40 nispetindedir. Yani 2
milyonluk kitlede 5 bin, 6 bin elbette az değildir ama 2 milyonluk kitlenin
tamamını itham edercesine bunların hepsi yolsuzluk yapıyor, hepsi yolsuzluktan
sanık ve sabıkalı, onları kurtarmaya yönelik bir kanun olarak lütfen bunu
görmemek lazım. Yanlış yapabiliriz, bu yanlışların düzeleceği yerler vardır,
tekrar düzenleme yapabiliriz, yasama organının görevi içindedir.
Ben şunu da ifade
etmek istiyorum: Sayın Akcan soru sormadı ama önemli bir konuya temas etti.
Ben, dün Sayın Kuzu’nun salonda gerginliğe yol açabileceğini düşünerek Grup
Başkan Vekilimize bir not gönderdim, bunu fotoğraflar tespit etti. Ben grup
başkan vekilliği yaptım üç sene. Buradaki müzakerelerin sükûnet içinde
geçmesini takip etmek grup başkan vekilinin görevidir. Sayın Burhan Kuzu’ya
yönelik eleştiriler oldu, o da kendine göre cevap vermeye çalıştı. Bu tartışma
sırasında Meclisin sükûneti bozulabilir düşüncesiyle arkadaşımızın salonda
olmamasının daha doğru olacağını ifade ettim. Bu kanaatimi pekiştiren bir olay
da biraz önce yaşandı. Ben, Sayın Yılmaz Tunç arkadaşımızın konuşmasını
kınıyorum. Yanlış bir konuşmadır, tahrik edici bir konuşmadır, doğru bir
konuşma değildir. (MHP sıralarından alkışlar) Yani, haşa
hakkım değil belki ama, burada güzel bir şekilde bu müzakereleri yürütürken
ateşe benzin dökmenin, arkadaşlarımızı tahrik etmenin… Hatta şu arada
cevaplandırılamayacak konuların tahrik unsuru hâline gelmemesini şahsen arzu
ederdim.
Arkadaşlarımızın
sorularına yazılı olarak cevap vereceğim.
Teşekkür ediyorum
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Arınç.
Sayın
milletvekilleri, teklifin 1’inci maddesi üzerinde iki adet önerge vardır.
Önergeler aynı mahiyette olduğu için, okutup birlikte işleme alacağım.
İstemleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz
vereceğim.
Önergeleri
okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
Görüşülmekte olan
565 Sıra Sayılı Kanun teklifinin 1. maddesinin Teklif metninden çıkarılmasını
arz ve teklif ederiz.
|
|
Alim Işık |
Yılmaz Tankut |
Rıdvan Yalçın |
|
|
Kütahya |
Adana |
Ordu |
|
|
Akif Akkuş |
Mümin İnan |
Recep Taner |
|
|
Mersin |
Niğde |
Aydın |
|
|
|
Süleyman L. Yunusoğlu |
|
|
|
|
Trabzon |
|
BAŞKAN – Diğer
önergenin imza sahiplerini okutuyorum:
|
|
Ali İhsan Köktürk |
Rahmi Güner |
Tekin Bingöl |
|
|
Zonguldak |
Ordu |
Ankara |
|
|
Ali Rıza Öztürk |
Ahmet Tan |
|
|
|
Mersin |
İstanbul |
|
BAŞKAN – Komisyon
önergelere katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU
BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) –Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın
Köktürk, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
ALİ İHSAN KÖKTÜRK
(Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa
teklifinin 1’inci maddesine yönelik önerge üzerine söz almış bulunuyorum.
Öncelikle, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesine yönelik yasa teklifi,
görevi kötüye kullanma suçu için öngörülen ceza miktarlarını değiştirmektedir.
Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesine göre, görevi kötüye kullanma suçunun
karşılığı olarak haksız bir kazanç temin eden kamu görevlisi için bir yıldan üç
yıla kadar hapis cezası öngörülmesine karşın, getirilen yasa teklifiyle bu
cezanın alt sınırı altı aya, üst sınırı ise iki yıla düşürülmektedir. Cezanın
üst sınırının iki yıla düşürülmesi nedeniyle de görevi kötüye kullanma suçunu
işleyenler için hükmün açıklanmasının geriye bırakılması ve erteleme
hükümlerinden yararlanılması gibi bir avantaj, ayrıcalık sağlanmaktadır. Bu
nedenle, az önce konuşan Sayın Yılmaz Tunç’un söylemlerinin aksine, bu
düzenleme, bu yasa teklifi, görevi kötüye kullanma suçunu işleyenler için bir
nevi örtülü af düzenlemesi getirmektedir.
Değerli
milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisinin pek çok milletvekili hakkında ilgili
Kanun hükmü gereğince düzenlenmiş olan fezlekelerin Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet ve
Anayasa Karma Komisyonunda bekletildiği, Adalet ve Kalkınma Partisinin pek çok
belediye başkanıyla ilgili olarak bu suçtan dolayı açılan soruşturma, kovuşturma
ve yargılamaların devam ettiği ve yine Adalet ve Kalkınma Partisinin
siyasallaşmış gözde bürokratlarıyla ilgili olarak bu suçtan dolayı iki yılı
aşkın hapis cezaları olduğu bilinmektedir. Bunun yanı sıra yolsuzluklar âdeta
bir verem gibi, kanserli bir tümör gibi ülkemizi içten içe kemirmektedir.
Halkımızın açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşama tutunmaya çalıştığı bir
süreçte, maalesef, yine halkımızın tabiriyle, birtakım insanlar deveyi
havuduyla götürmektedir. Ve yine değerli milletvekilleri, bu bağlamda, içinden
geçtiğimiz süreçte WikiLeaks depremiyle ülkemizdeki
yolsuzluk iddiaları ve bunun Sayın Başbakana, sayın bakanlara yansımaları âdeta
ortalığa saçılmaktadır.
Değerli
arkadaşlar, ülkenin Başbakanına, ülkenin bakanlarına, ülkenin belediye başkanlarına
ve bürokratlarına yönelik bu kadar ciddi iddialar ulu orta ortalıklarda
dolaşıyorken, uluslararası kuruluşların raporlarına göre ülkemiz yolsuzluklar
konusunda kaygı yaratan ülkeler kategorisinde yer alıyorken, yolsuzluklara
altyapı oluşturan böyle bir suça ilişkin düzenlemenin -örtülü af niteliğiyle-
Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilmesi halkımıza yönelik çok büyük bir
haksızlıktır, çok büyük bir saygısızlıktır.
Değerli
milletvekilleri, yine hukuk devletinde yargı kararlarının bağlayıcılığı
asıldır. Oysa ki Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesi
kapsamında değerlendirilen yargı kararlarına uymama suçu, ceza miktarlarının
azaltılması suretiyle âdeta özendirilmekte, desteklenmektedir. Bunun sürekli
olarak dile getirdiğiniz hukuk devleti ilkesiyle ne derece bağdaştığını Adalet
ve Kalkınma Partili milletvekili arkadaşlarımın takdirlerine sunuyorum.
Değerli
milletvekilleri, bu teklifin içeriğinde kamu yararı yoktur. Getirilen bu
teklifin içeriğinde, açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşama tutunmaya
çalışan halkımızın yararları bulunmamaktadır ancak bunun tam tersine, Sayın
Başbakanın deyimiyle, haram lokma yiyenlerin, yetim hakkı yiyenlerin, kul hakkı
yiyenlerin yedikleri yanlarına kâr bırakılmaktadır. Ancak, halkımızın böyle bir
sürece seyirci kalmayacağı inancıyla önergemizin kabulünü diliyor, yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Köktürk.
Sayın Genç burada
mı?
Diğer önerge
sahiplerinden Sayın Yalçın, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; görüşülen kanun teklifinin
1’inci maddesi üzerinde verdiğimiz önergeyle ilişkili olarak söz almış
bulunuyorum. Konuşmamın başında yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkanım,
sessizliği temin eder misiniz efendim.
BAŞKAN – Hay hay Sayın Yalçın.
Sayın
milletvekilleri…
Evet, buyurun.
RIDVAN YALÇIN
(Devamla) – Sayın Başkanım, ayıplı bir teklif olarak nitelendirdiğimiz bu
teklifin gerçekleriyle yüzleşmek istemeyen arkadaşlarımız bunu sohbetle
kapatmak yerine, o sohbetlerini dışarıda yapmalarının Parlamento çalışmaları
bakımından daha hayırlı olacağını düşünüyorum.
Değerli
arkadaşlar, iki gündür burada gerçekten ibretle, hayretle yürüttüğümüz bir
müzakere var. Konunun siyasi tarafı oldukça etraflı şekilde tartışıldı. Burada
söz alan, özellikle avukatlık mesleğinden gelmiş, hâkimlik mesleğinden gelmiş
Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşları izlerken benim uzun yıllar yaptığım
avukatlık mesleğinde, bir avukatın inanmadığı bir davayı savunurken düştüğü
pozisyonları hatırladım. Gerçekten de Adalet ve Kalkınma Partisi adına konuşan
arkadaşlarımız konunun gerçeklerini ifade etmek yerine etrafında dolaşmayı
tercih ettiler.
Değerli
arkadaşlar, dün söz alan Sayın Bekir Bozdağ, hiç
kimsenin bu Mecliste itiraz etmediği bir şeyi ifade etti, daha doğrusu herkesin
bana göre itiraz etmesi gereken bir konu tekrar gündeme gelmedi; Sayın Bozdağ, bizim memleketimizde mahkemeler insanları alıyor,
hapse atıyor, iki yıl, üç yıl hapis yatılıyor, ondan sonra zimmet, rüşvet
ispatlanamadığı için kişinin beraat etmesi düşünülmüyor, biz bunu tutukladık,
bunun için de bir ceza verelim diye bu maddelerin işletildiğini ifade etti.
Değerli
arkadaşlar, bu yargı, bu ifade Türk hâkimlerine bir hakarettir ve asla kabul
edilemez. Bunu öncelikle ifade etmek istiyorum.
Değerli
arkadaşlarım, özellikle Sayın Bakanın dikkatine bir hususu sunmak istiyorum.
Burada bizim ifade ettiğimiz şey, bu cezalar tecil ya da paraya çevrilme
sınırının üstünde de o sınıra getiriliyor diye iddia etmiyoruz. Eğer bu
cezaların alt sınırları iki yılın üzerindeki cezalar olsaydı bu tartışma bu
anlamıyla anlamlı olabilirdi. İşte tam da burada iktidarla ayrışıyoruz.
Sayın Bakanım,
değerli milletvekilleri, değerli arkadaşlar; buradaki maddede düzenlenen
cezanın 1’inci fıkrası bir yılla başlayan bir ceza öngörüyor, 2’nci fıkrası,
yani kişileri mağdur etmenin, kamuyu zarara uğratmanın, kişilere haksız çıkar
sağlamanın ihmali davranışla işlenmiş hâli de altı ayla başlayan bir ceza
öngörüyor.
Sayın Bakanım,
değerli arkadaşlar; yani şunu anlatmak istiyorum: Her iki fıkradaki cezanın alt
sınırları itibarıyla paraya çevrilmesi, tecil edilmesi ya da herhangi bir diğer
yaptırıma, yani hapis dışında bir yaptırıma çevrilmesi mümkün. O hâlde, değerli
arkadaşlar, bir mahkeme, ilk suçunda bir kamu görevlisinin altı ayla ya da bir
yılla başlayan bir cezasını bir tedbire çevirmiyorsa, paraya çevirmiyorsa ya da
tecil etmiyorsa, ertelemiyorsa bunun sebeplerine bakmak gerekir. Bunun
sebeplerini uygulamadan gelen arkadaşlar bilecektir.
Değerli
arkadaşlarım, ya bu suçu işleyen kamu görevlileri artık suç işlemeyi alışkanlık
hâline getirmiştir, kamuyu zarara uğratmayı alışkanlık hâline getirmiştir, yani
hukuki deyimle sabıkalıdır ya da değerli arkadaşlarım, zararın boyutları o
kadar devasa ölçüdedir ki, o kadar bir ahlaki düşüklük içerisindedir ki bu kamu
görevlileri, mahkemeler bu kamu görevlilerini o görevleri yapmaya müsait
bulmamaktadır.
Şimdi, bu
gerçeklik bütün açıklığıyla karşımızdayken, değerli arkadaşlar, burada polemik yaparak, yok efendim, çıkar ile menfaat kavramlarını
birbiriyle yarıştırarak bu konuyu izah etmek ne hukuki ne siyasi etiğe sığmaz
değerli arkadaşlarım. Efendim neymiş? “Menfaat” kavramı daha geniş bir
kavrammış. “Çıkar” kavramının neyi varmış? Yani bir siyasi çıkarın da geniş bir
çerçeve içerisinde değerlendirilmesi mümkündür. Bu iki kavram üzerinde bir
oynama yapılıyorsa, bunun olsa olsa amacı, ya
dikkatleri ceza indiriminden kaçırmak şeklindedir ya da değerli arkadaşlarım,
suçun unsurları üzerinde bir değişiklik yapılıyor intibaı vererek yargılanan
bütün insanlar bakımından tekrar bir yargılama kapısını aralamak olmalıdır.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
RIDVAN YALÇIN
(Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Değerli
arkadaşlarım, konunun siyasi tarafı bir tarafa, biz hâkim, savcı değiliz. Ben,
şahsen, hiçbir arkadaşımı, hiçbir kişiyi bir suçla itham etmeyi doğru
bulmuyorum. Benim ifade ettiğim, bizim ifade ettiğimiz kavramlar, kurumsal
yolsuzluk odaklarına ilişkindir. Yoksa herhangi bir şahsı itham etmek
savcıların işidir.
Bu çerçevede,
değerli arkadaşlarım, Değerli Bakanım, şu sözlerime lütfen birisi çıkıp burada
cevap versin: Alt sınırı altı ay, bir yıl olan bu suçlardan ilk suçu olup da
yargılanıp mağdur olan, görevinden olan bir tane insan var mıdır? Evet, bazen
Türkiye’de yeni seçilmiş belediye başkanları acemilikleri döneminde birtakım
mazur görülebilecek fiiller işleyebilmektedirler ama biraz önce yaptığım
açıklamalar çerçevesinde bunlar mahkemelerce mazur görülmekte ve mutlaka
cezaları bir tedbire çevrilmektedir. Bütün bu gerçekler karşısında, lütfen, bir
sözcünüz, hâkim kökenli olabilir, avukat kökenli olabilir…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
RIDVAN YALÇIN
(Devamla) – Efendim, bitiriyorum, tamamlıyorum.
BAŞKAN – Buyurun.
RIDVAN YALÇIN
(Devamla) - …bu söylediklerimin aksini burada söyleyip beni ikna ederse çok
memnun olacağım.
Bu duygularla
önergemize destek talep ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Yalçın.
Önergeleri
birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
ALİM IŞIK (Kütahya) – Karar yeter sayısının aranmasını istiyorum Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Geçti ama, ben söyledim.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Geçmedi, geçmedi.
BAŞKAN – Kabul
etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Şimdi karar yeter sayısı arayacağım. Sayar mısınız. Karar yeter sayısı vardır. Kabul etmeyenler…
Madde kabul edilmiştir.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Efendim.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, bu bir nitelikli çoğunluk
gerektirir. Bir af niteliğindedir bu yasa çünkü yargı kararlarını işlevsiz bir
hâle getiriyor. Bu nedenle, nitelikli çoğunluğun aranması gerekir. Anayasa’nın
138’inci maddesinin son fıkrası açıkça “Yargı kararları yasama organını bağlar,
yürütmeyi bağlar, idareyi bağlar.” diyor. Bu oylamayla şimdi biz bu yargı
kararlarının tümünü işlevsiz hâle getiriyoruz. İşlevsiz hâle ancak afla
getirilir. Bu bir af niteliğinde olduğu için nitelikli çoğunluk gerektirir. Bu
konunun Başkanlık makamınca araştırılmasını istiyorum.
BAŞKAN –
Talebiniz tutanağa geçti.
2’nci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 2- Bu Kanun
yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN – Madde
üzerinde gruplar adına ilk söz talebi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
Kırklareli Milletvekili Sayın Turgut Dibek’e aittir.
Buyurun Sayın
Dibek. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli
arkadaşlar, 2’nci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım.
Öncelikle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
konuşmama geçmeden önce, az önce 1’inci madde üzerinde kişisel söz alan iktidar
partisi milletvekili arkadaşımızın açıklamalarıyla ilgili ben de birkaç cümle
ilave etmek istiyorum.
Gerçi Sayın Bakan
o konuşmayı doğru bulmadığını belirtti. Bundan da mutlu olduğumu burada ifade
etmek istiyorum. Ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim değerli arkadaşlar: Sayın
Milletvekili arkadaşımız ya bu aralar basını okumuyor, televizyonu izlemiyor ya
da izliyorsa, tahmin ediyorum, belli gazeteleri izliyor, yani yandaş basını
takip ediyor!
Değerli
arkadaşlar, Sayın Abdüllatif Şener AKP’nin
kurucusudur. Uzun yıllar, yani 2002-2007 arası milletvekili olmakla beraber
burada Başbakan Yardımcılığı yaptı, en önemli görevlerde bulundu. Dün de basına
yansıyan, yani basında okuduğum kadarıyla, orada gazetelerde yer alan birtakım
beyanları var. Yani bunları hiç mi okumadı arkadaşlarımız diye ben burada merak
ediyorum.
Şimdi, Abdüllatif Şener ne diyor değerli arkadaşlar? “Geçen dönem
yapılan yolsuzlukların her birini, bakanların da tümü, milletvekillerinin de
tümü, grubun tümü zaten biliyordu. Bunlar artık ayyuka çıkmıştı.” diyor, “Dolar
milyarderlerinin sayısı -yani bu gazetede, basında yazılanlara göre konuşuyorum-
Türkiye’de sanıldığının çok üzeridir.” diyor, “AKP İktidarı döneminde bu dolar
milyarderlerinin sayıları çok arttı. Bir kısmı kendilerini gizliyor, saklıyor.
Bir kısmının yatırımları Avrupa’da, yurt dışında.” diyor. Yani şunu söylüyor Abdüllatif Şener -WikiLeaks
belgelerinden sonra da aslında bunu söylemişti- “Benim niye istifa ettiğim o
belgelerde yazıyor.” Bu bir itiraftır, bu ikrardır. Şimdi
bunları duyup, bu yazılanları okuyup ondan sonra çıkıp burada milletvekili
dokunulmazlığı olmayan, üç buçuk yıldır milletvekilliği olmayan, hakkındaki
yargılama neticesinde beraat etmiş bir insanla ilgili olarak, bir belediye
başkanımızla ilgili olarak “İşte, şu yolsuzluğu yaptı, bu yolsuzluğu yaptı.”
demeyi, ben vallahi, bilmiyorum ama yani arkadaşlarımızın vicdanlarına
bırakıyorum değerli arkadaşlar.
Yani “Yolsuzluk
AKP İktidarının damarlarına işlemiş.” diyor. Bunu söyleyen de içinizden biri
değerli arkadaşlar. Önce bunları bir değerlendirin, önce bunlarla ilgili “Ya,
biz kendimizi bir çek edelim.” deyin. Yani biz konuşacağız ama bak içimizden
birileri çıkıyor, sorumluluk makamında yer almış burada, bakanlık yapmış,
Başbakan Yardımcılığı yapmış, özelleştirmenin başında bulunmuş, ekonominin
başında bulunmuş bu insan bunları söylüyor. Bunları biz ciddiye almayacak mıyız?
Yani yöntem şu mu: “En iyi yol saldırmaktır.” Biz burada çıkalım bağıralım,
çağıralım…
Görüyorum ki
arkadaşlarımız da Sayın Başbakanın bu uygulamış olduğu yöntemi gerçekten çok
iyi benimsemişler, ona göre burada konuşmalarını yapıyorlar. Öncelikle bunu
belirtmek istedim. Lütfen arkadaşlar, kendinize önce bir bakın, ondan sonra
çıkın burada konuşun.
Sayın Bakanı, bu
konudaki duyarlılığı için tekrar, değerli arkadaşlar, kutluyorum.
Şimdi, bu kanun
teklifi Meclise verildiğinde yani ilk haberimiz olduğunda aslında çok
şaşırmadım ama üzüldüm. Hani bazen şunu diyoruz bizler: “Hani bu kadarı da
olmaz. Olur ama bu kadarı da olmaz.” Bu kanun öyle bir
kanun değerli arkadaşlar. Teklif açısından konuşuyorum. Yani bu kanun
teklifinin aslında teklif olmadığını -Sayın Bakan da dün arkasında Hükûmet olarak durduklarını belirterek- bir tasarı olduğunu
zaten hepimiz biliyoruz ama yöntem olarak teklifle, bir milletvekili
arkadaşımın imzasıyla verildi.
Yani ben şunu
düşünmüştüm: Bu kadar ayyuka çıkmış, bu kanunun niye verildiği açık açık belli, bu teklifin niye verildiği… Bir
maddelik bir teklif. “Neresinden baksanız, neyi anlatsanız… Ne
söyleyeceksiniz insanlara?” diye ben kendi kendime düşündüm açıkça söyleyeyim.
Yani komisyonda tartıştık. Bir an merak ettim, arkadaşlarımız, iktidar partisi
milletvekili arkadaşlarımız gelecekler, nasıl savunacaklar, ne anlatacaklar
diye merak ettim. Yani geldiler, gerçekten orada da arkadaşlarımız işte
konuştular ama ben şunu merak ediyordum: Sayın Bakanımız dün söz aldığında
açıkçası biraz umutlanmıştım ve dedim ki: “Herhâlde Sayın Arınç,
yani rahatsız bu kanundan, burada farklı bir konuşma yapacak.” Çünkü kendi
konuşmasının içerisinde 1 Mart tezkeresini hatırlatan bir ibare de vardı yani
onunla ilgili üstlenmiş olduğu rolün ne kadar önemli olduğunu belirten bir
açıklaması vardı. Herhâlde dedim, Sayın Bakan yine ona benzer bir konuşmayla
“Arkadaşlar, ne yapıyorsunuz siz, böyle bir şey olur mu?” diyecek diye bekledim
ama gerçekten hayal kırıklığına uğradım. Sayın Kamer Genç yerinden şöyle bir
şey söylemişti: “Sayın Bakan, bir şey soracağım. Vicdanınız rahat mı?” dedi bu
kanun teklifiyle ilgili olarak. Sayın Bakan da “Evet, sonuna kadar vicdanım
rahat.” dedi.
Değerli
arkadaşlar, şimdi, bakın, bunu savunabilirsiniz, buradan metin gelip
okuyabilirsiniz, konuşulabilir ama ben şunu istiyorum: Halkın karşısına,
vatandaşımızın karşısına çıktığınızda yani göz göze geldiğinizde, gözlerine
bakarak nasıl anlatacaksınız bu değişiklik teklifini? Ben bunu merak ediyorum. Şimdi bu kanun teklifinin nereden geldiği, niye geldiği belli
zaten. Bir proje uygulanıyor. Bunun bir proje olduğu belli. Biraz sonra,
biraz sonra derken bir süre sonra yine buna benzer bir kanun teklifiyle karşılaşacağız
burada. Yine Sayın Kaynak’ın ortak imzası olan, yine AKP’den 2 milletvekili
arkadaşımızın da verdiği, aslında bu kanunun devamı olan bir teklif var
yukarıda. Sayın Adalet Komisyonu Başkanımız burada. O kanun teklifi Adalet
Komisyonundan inecek mi inmeyecek mi? Meclis Başkanlığımıza da bunu buradan
belirtmek istiyorum. Plan Bütçede görüşülecekse… O hangi kanun? İşte hani
hâkimlere tazminat davası açılmıştı biliyorsunuz, Mehmet Haberal’la
ilgili olarak haksız tutuklamalar ve tutukluluğunun devamıyla ilgili olarak.
Onunla ilgili verilen karardan sonra bu davaların kamu görevlilerine yani
hâkimlere -sadece hâkimleri kapsamıyor tabii ki, tüm kamu görevlilerini
kapsıyor- onlara açılmaması, kime, devlete açılması yönünde bir teklif var ama
bizim komisyona gelecek mi bilmiyorum. Yani Plan Bütçede görüşülecekmiş ama
mutlaka Adalet Komisyonunda görüşülmesi gereken bir kanun. O kanun da bunun
devamı arkadaşlar.
Burada ne
yapıyoruz? Şimdi, yolsuzluktan bahsediliyor, arkadaşlarımız rahatsız oluyor.
Değerli arkadaşlar, görevi kötüye kullanma suçunun cezasını indiriyoruz. Görevi
kötüye kullanma suçunu kim işliyor? Kamu görevlileri işliyor, bürokratlar
işliyor, bakanlar işliyor, memurlar işliyor ama kamu görevlileri işliyor.
Teklifin içerisinde var, “kazanç” ibaresinden bahsediyor. Diyor ki: “İşte bunu
menfaat… Daha genişletelim. Yargıtayın da
içtihatlarında kazanç maddi bir nitelemeyi içeriyor, menfaat daha geniş bir
kapsamda. Maddi, yani paranın dışında, maddi menfaatlerin dışında diğer
menfaatleri de içeren geniş bir nitelemedir.” diyor. Demek ki bu işin
içerisinde bir çıkar var, bir para var, bir menfaat var. Başka şeyler de
olabilir, yani illa da maddi menfaat olmayabilir. Şimdi, böyle bir suç
işlenmesi için bir menfaatin, ortada olan bir suçta, yani yolsuzluğun
içerisinde, yolsuzluğun bunun içinde zaten bulunduğu sabit. Durup dururken…
İşte, az önce soru geçseydi, süre yetseydi şunu soracaktım Sayın Bakana:
Kanunun gerekçesinde Sayın Kaynak da yazmış. Diyor ki şurada: “Aynı bölümde yer
alan suçlar arasında dengeyi sağlamak amaçlanmıştır.”
Değerli
arkadaşlar, bu Ceza Kanunu yasalaşırken kanun koyucu olarak burada aynı
mantıkla hareket edilmiş ve bu bölümdeki suçlar için belli bir ceza nitelemesi
yapılmış. Şimdi, bunların içerisinden bir tanesini alıyorsunuz, tek görevi
kötüye kullanmayı alıyorsunuz. Neyi dengeleyeceksiniz? Şimdi, bu mantıkla
hareket edeceksek o zaman şunu yapmamız lazım: Bu bölümdeki tüm suçların
hepsinin cezalarını elden geçirmemiz lazım. Diğer suçlar da ne? Onlar da
yolsuzlukla ilgili olan suçlar. Hepsinin mi cezasını indireceğiz? Yani işin
içerisinde yolsuzlukla mücadeleyi içeren bir düzenleme var.
Şimdi, değerli
arkadaşlar, böyle bir düzenlemenin cezasını indiriyorsanız, burada bu
eleştiriler, daha doğrusu bunlar az dahi. Yani burada üslubumuza dikkat etmeye
çalışıyoruz ki ben kendi adıma söyleyeyim, yani aslında daha dikkatli üslup
kullanıyorum ama bu kanunları gördükten sonra, bu teklifleri gördükten sonra,
açık açık insanları saf ve aptal yerine koyuyorsunuz
gibi geliyor bana, halkımızı. Yani “millî irade” deniyor, “hukukun üstünlüğü”
deniyor. İşte, Anayasa değişikliği paketi sırasında Ankara-İstanbul arası sık sık gidip geliyorduk, billboard’larda
“Hukukun üstünlüğü mü, üstünlerin hukuku mu?” diye yazıyorsunuz. İşte “Tam
bağımsız yargı, tam bağımsız -işte efendim- adalet.” diyorsunuz. Şimdi, bunları
söyledikten sonra bu yaptıklarınıza bakınca, gerçekten, yani hangi üslubu
kullanacağımı ben de bilmiyorum.
Şimdi, değerli
arkadaşlar, bu mantık geçmişte vardı. Biliyorsunuz, hani “Benim memurum işini bilir.” sözü vardı, onun
devamı. Açıkça söyleyeyim onun devamı. Yerel seçimler sırasında biz bunu çok
güzel yaşadık aslında. Benim ilimde yaşadık. Şimdi, Ali Uzunırmak,
sevgili milletvekili arkadaşımız MHP’nin, bizim milletvekili arkadaşlarımız da var,
onlar da yine kendi illerinde yaşıyor. Ben benim ilimde yaşamıştım Sayın
Valimiz döneminde. Şimdi Aydın’da Sayın Valimiz ama Tunceli’de de yaşadık. Yani
oradaki valimiz işi gücü bıraktı, “Patron ne istiyor…” Patron kim? Bildiğim
kadarıyla arkadaşlar da öyle söylüyorlar.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.
TURGUT DİBEK
(Devamla) – AKP’li arkadaşlar da “Patron böyle diyor.” diyorlar. “Patron”
dediğimiz Sayın Başbakan. Patron ne istiyorsa sayın valiler de onu yapıyorlar.
Kış günü orada buzdolabı dağıttınız. Sayın Başbakan çıktı dedi ki: “Sayın
Valimiz görevini yapıyor.” Tabii değerli arkadaşlar, daha sonra biliyorsunuz Yargıtayda ceza aldı kendisi, Giresun’a vali olmuştu ondan
sonra. Ama geçtiğimiz günlerde İstanbul’a giden öğrencilerimiz, 100-150 civarı
öğrencimiz bir yerde sıkıştırıldı, kıstırıldı, dövüldü, işte, sağ salim alındı,
hiç üzerinde yara bere olmayan çocuklar karakoldan burunları kırık hâlde çıktı.
Oradan emniyet müdürümüz çıktı “Polis görevini yapıyor.” dedi. Değerli
arkadaşlar, Sayın Başbakan onu söylerse tabii ki bürokratlar da onu söyleyecek.
Tabii zamanım
bitiyor, o yüzden, aslında söylenecek çok daha şey vardı ama şunu söyleyeyim:
Değerli arkadaşlar, AKP dönemi bittiğinde inanın iyi hatırlanmayacaksınız.
Vatandaşlarımız -hani, cenazenin ardından imam sorar ya “Nasıl bilirdiniz?”
diye- işte sorulduğunda diyecekler ki: “Ya bunlarda kul korkusu bir tarafa
Allah korkusu da yoktu.” Yani arkanızdan böyle bir…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SUAT KILIÇ
(Samsun) – Düzgün konuş, düzgün.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Yeni mi öğrendin, onlarda başta Allah korkusu yoktu.
TURGUT DİBEK
(Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Dibek.
SUAT KILIÇ
(Samsun) – Sayın Başkan, hatip konuşmasında müteaddit kereler grubumuza yönelik
kabul edilmesi imkânsız suçlamalarda bulundu. İç Tüzük 69’a göre bir söz hakkı
talep ediyorum.
BAŞKAN – Buyurun,
üç dakikanız var, yeni bir sataşmaya mahal vermeyin. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
VII.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
2.-
Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, AK
PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması
SUAT KILIÇ
(Samsun) – Değerli milletvekilleri, Sayın Başkan; Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum. Görüşmekte olduğumuz kanun Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci
maddesinde değişiklik öngören bir teklif.
Değerli
arkadaşlar, Türk Ceza Kanunu ortada. Hırsızlık, dolandırıcılık, nitelikli
dolandırıcılık, rüşvet, zimmet, ihtilas, irtikap…
Bütün bu suçların ne anlama geldiği, yaptırımlarının ne olduğu belli. Burada
yapılan düzenleme, konuya özel bir düzenleme. Kendi içerisinde bir suçun
tanımıyla ilgili bir düzenleme, süreleriyle ilgili bir düzenleme. Bir başka
suçun varlığını, bir başka suç kapsamına giren fiillerin varlığını ortadan
kaldırmaya yönelik bir düzenleme kesinlikle değil ama maalesef konunun teknik
boyutu üzerinde durmak yerine, muhalefet adına söz alan milletvekili
arkadaşlarımızın pek çoğu ispat edilmesi imkânsız birtakım düşünce ve
yaklaşımlarını kürsüden millete aktarmayı tercih eder oldular. WikiLeaks belgeleri üzerinden konuşanlar oldu, son olarak
bir siyasi partinin genel başkanı olan Sayın Şener’in önceki günlerde katıldığı
bir televizyon programında AK PARTİ’ye yönelik
suçlamalarını da buradaki konuşmalarına malzeme ve dayanak olarak kullanmak
isteyenler oldu.
Değerli
milletvekilleri, Abdüllatif Şener bir siyasal
partinin genel başkanıdır. AK PARTİ ile siyaseti örtüşmediği için olmalı ki
kendi siyasi partisini kurmuş, kendi siyasi ikbalinin peşinden gider olmuştur.
Parti kurmuştur, örgütlenmiştir, seçimlere girmeye hazırlık yapmaktadır kendi
ölçeğinde. 22 Temmuz 2007 tarihine kadar da Başbakan Yardımcısı olarak AK PARTİ
Hükûmetlerinde görev yapmıştır. Eğer iddiaları doğru
ise o iddiaları üzerine AK PARTİ Hükûmetinde
kalmaması gerekirdi. Özelleştirmeden sorumlu Başbakan Yardımcılığı yaptı,
Devlet Planlama Teşkilatı kendisine bağlıydı Başbakan Yardımcısı olarak. Varsa
elinde bilgisi, belgesi, doğrudan somut bir suçlama materyali bunu görevdeyken
bile savcılığa intikal ettirmesi gerekirdi ya da yanlışı gördüğü yerde “Ben yokum.” deyip, o an itibarıyla seçimleri beklemeksizin
gitmesi gerekirdi…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Televizyonda konuştu. Kendisi burada yok.
SUAT KILIÇ
(Devamla) - …ama böyle etraftan, kulaktan dolma bilgilerle, sırf bir şeyler
söylemiş olmak için buraya gelip bu cümleleri sarf etmek değerli arkadaşlar,
konuşanlar açısından da bir güven bunalımı yaratacaktır.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Burada olmayan bir kişi hakkında dedikodu yapma. Eski yol arkadaşın
senin.
SUAT KILIÇ
(Devamla) - Her lafın başı yolsuzluktan, istismardan, şundan bundan
bahsedenler, belgesini, bilgisini ortaya koyamadıkları takdirde
inandırıcılıklarını kaybedeceklerdir.
Bir diğer
huzursuzluk ve rahatsızlık duyduğum konu, bu milletin millî iradesiyle ve
aklıyla bu kadar alay etmemek lazım. Millet sorulduğunda diyecekmiş ki: “E
bunları iyi bilmezdik. Kul hakkını bilmezlerdi. Allah korkusu bilmezlerdi.”
Değerli
arkadaşlar, kul hakkını da çok iyi biliyoruz, Allah korkusunu da çok iyi
biliyoruz...
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Ama yemesini de iyi biliyorsunuz.
SUAT KILIÇ
(Devamla) – ...ve dört seçimdir bu Hükûmete oy veren,
tercih eden milletin iradesine, hiç olmazsa bu aziz milletin iradesine saygı
göstermeyi öğrenin diyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
VI.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN
DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
4.-
Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak’ın, Türk Ceza
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu
(2/766) (S. Sayısı: 565) (Devam)
BAŞKAN –
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Behiç Çelik,
buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 565 sıra sayılı
Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerine konuşma yapmak için söz aldım. Bu
vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Mülga 765 sayılı
Türk Ceza Kanunu, görevi kötüye kullanma suçunu 240’ıncı maddesinde
düzenlemişti. Aynı düzenleme 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda da yerini
korumuştur ancak ilave olarak “kamu zararı” kavramını da getirmiştir.
Değerli
arkadaşlar, bu teklifin özelliği, hatiplerin büyük çoğunluğunun da ifade ettiği
gibi bir tür af niteliği taşımasıdır.
Burada AKP İktidarı, suç işleyen kamu görevlilerini koruma iradesini
ortaya koyuyor. Görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevi yükümlülüğü ile
bağdaşmayan genel, tali ve tamamlayıcı bir suç türüne girmektedir. Eşitlik ve
liyakat ilkesine ters düşen uygulamalar sonucu bu suç türü ortaya çıkmaktadır.
Bu suçun oluşması için, suç fiilini kamu görevlisinin görevinden dolayı
işlemesi gerekir. Yani suçun oluşabilmesi için öncelikle muhataplarının
mağduriyetine yol açmış olması, ekonomik anlamda bir kamu zararının ortaya
çıkması ve bazı kişilere haksız kazanç sağlaması gerekir.
Takdir edersiniz
ki “mağduriyet” kavramı çok geniş kapsamlıdır ve anlamı geniştir. İmar
uygulamalarından personel atamaya kadar, hak edene verilecek ruhsatı vermeme
gibi, bunu çok, yelpaze şeklinde açmak ve uzatmak mümkündür. Karşılıklı rızayla
dahi olsa idarenin vatandaşa hakkını belli bir yarar karşılığı vermesi de
görevi kötüye kullanma kapsamında mütalaa edilir. Burada, idarenin muhatabı
olan vatandaşın, hizmetinin görülmeyeceği endişesinde olduğu da açıktır. İmar
Kanunu uygulamalarının bütün safahatı, çoğunlukla görevi kötüye kullanma suçu
kapsamında değerlendirilir. Onun için, bu düzenlemenin özellikle belediyeler
açısından ne kadar önemli olduğunu da dikkatlerinize sunmak istiyorum.
Görevi kötüye
kullanma suçunun oluşabilmesi için mutlaka icraat yapılmasına lüzum yoktur,
gerek yoktur. İhmalî bir hareket de bu suçun
oluşumunu sağlar.
Değerli
arkadaşlar “kamu zararı” kavramına biraz önce değinmiştim, yani suçun
oluşabilmesi için -ikinci bölümde- ekonomik anlamda bir kamu zararının ortaya
çıkması. Şimdi, bunu düzenlerken burada özellikle Genel Kurulun dikkatlerine
arz edilmeyen bir konu da 5018 sayılı Yasa. 5018 sayılı Yasa’nın 71’inci
maddesine dikkatinizi çekmek isterim. Bu madde kamu zararını tanımlıyor
aslında. Şöyle diyor: “Kamu zararı, mevzuata aykırı karar, işlem, eylem veya
ihmal sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır.
Kamu zararının
belirlenmesinde;
a) İş, mal veya
hizmet karşılığı olarak belirlenen tutardan fazla ödeme yapılması,
b) Mal alınmadan,
iş veya hizmet yaptırılmadan ödeme yapılması…”
Sayın Bakanım,
özellikle bu 71’inci maddeye de dikkatinizi çekerim.
“c) Transfer
niteliğindeki giderlerde fazla veya yersiz ödemede bulunulması,
d) İş, mal veya
hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek fiyatla alınması veya yaptırılması,
e) İdare
gelirlerinin tarh, tahakkuk veya tahsil işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde
yapılmaması,
f) Kamu
kaynakları ile yükümlülüklerinin yönetilmesinde, değerlendirilmesinde,
korunmasında veya kullanılmasında gerekli önlemlerin alınmaması veya özenin
gösterilmemesi suretiyle öz kaynağın azalmasına sebebiyet verilmesi,
g) Mevzuatında
öngörülmediği halde ödeme yapılmaması.”
Kamu zararı,
71’de böyle ifade ediliyor. Kontrol, denetim, inceleme, kesin hükme bağlama
veya yargılama sonucunda tespit edilen kamu zararının, zararın oluştuğu
tarihten itibaren hesaplanacak kanuni faiziyle birlikte ilgililerden tahsil
edilmesini öngörüyor. “Alınmamış para, mal ve değerleri
alınmış; sağlanmamış hizmetleri sağlanmış; yapılmamış inşaat, onarım ve üretimi
yapılmış veya bitmiş gibi gösteren gerçek dışı belge düzenlemek suretiyle kamu
kaynağında bir artışa engel veya bir eksilmeye neden olanlar ile bu gibi
kanıtlayıcı belgeleri bilerek düzenlemiş, imzalamış veya onaylamış bulunanlar
hakkında Türk Ceza Kanunu veya diğer kanunların bu fiillere ilişkin hükümleri
uygulanır.” hükmünü amirdir. Ayrıca, bu fiilleri işleyenlere her türlü
aylık, ödenek, zam, tazminat dâhil yapılan bir aylık net ödemelerin 2 katı
tutarına kadar da para cezası verileceği hükmünü amirdir bu madde.
Buradan
anlaşılacağı üzere, kamu zararına yol açan kamu görevlileri Türk Ceza Kanunu
madde 257’ye göre yargılanacaktır.
Şimdi, 5018’e bir
yerde daha dikkat edilmemişti, Genel Kurula getirilen ve kanunlaşan Sayıştay
Kanunu ele alındığı zaman ısrarla muhalefet partileri tarafından dile
getirilmesine rağmen performans denetimi göz ardı edilmiş ve performans
ölçümüne dönülerek 5018 sayılı Kanun’un ruhu Sayıştay Kanunu’nda da
çiğnenmişti. Aynı hataya tekrar düşüyorsunuz.
Bu sebeple bu
kanunu Sayın İyimaya’nın konuşmasını da dikkatle
dinlemiştim, o zaman “torba suçlar”, “kategorize suç” şeklinde ifade ederek
görevi kötüye kullanmayı muğlak, soyut hâle sokma
çabası içerisine girip bunu daha klasifiye hâle
getirme, sınıflandırarak netleştirme şeklinde bir irade izharında bulunmuştu
ancak burada farklı bir konu var: Görevi kötüye kullanma suçu sadece adliye
mahkemelerinin ya da idare mahkemelerinin değil -özellikle bölge idare
mahkemesinin yetkisi var- o kapsamın dışında bizatihi idarenin de önemli
görevlerinin olduğu bir suç grubuna girmektedir. Onun için Memurin Muhakematı Kanunu 1999’a kadar uygulanmıştı, daha sonra
4483 sayılı Kanun çıktı. Burada idare makamları geçmişte, 1999’a kadar kuruldu.
Daha sonra kanunda sayılan makam sahipleri, yargılanma ya da yargılanmama
kararı vermek suretiyle görevi kötüye kullanmanın hepsini saymaktadır. Görevi
ihmal, görevi kötüye kullanma, mühür fekki, resmî evrakta sahtekârlık suçları
gibi suçlar idarenin önemli takdir yetkisi kullandığı suç kapsamındadır. Bu,
cumhuriyet savcısının itirazı olduğu takdirde bölge idare mahkemesine giderek
bölge idare mahkemesinin vereceği kararla ancak cumhuriyet savcılığına intikal
edebiliyor. Bunlara dikkatinizi çekmek isterim. Onun için burada 3628 sayılı
Kanun’u ifade ederek konuyu saptırmanın hiçbir anlamı yoktur. O Rüşvet ve
Yolsuzluklarla Mücadele Yasası’nın kapsamında olan suçların tümü, doğrudan
cumhuriyet savcısının soruşturma yetkisinde olan suçları içermektedir, elbette
ki özellikle bunlar da memur suçları konumundadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
BEHİÇ ÇELİK
(Devamla) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan,
değerli arkadaşlarım; görevi kötüye kullanma suçları idare, adliye makamları
tarafından rahatlıkla ele alınıp ta Osmanlıda 1911 yılından bu yana uygulanagelen, yerleşmiş kuralları olan ve makam sahipleri,
makamları işgal eden devlet yetkililerinin rahatlıkla bunları kullanabildiği ve
çok iyi bir şekilde organize olduğu ve gerek ön inceleme raporları gerek adliye
mahkemelerinde, cumhuriyet savcılıklarında yürütülen belgeler de bunların çok
rahatlıkla yapılabildiği suç kapsamındadır.
Onun için, burada
birilerinin kurtarıldığı endişesini Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz de
taşıyoruz. Bu endişeyi sizin de taşıdığınıza inanıyorum. Bu madde sonunda
dönecek size de zarar verecek. Birtakım kişileri kurtarma adına böyle yanlış
bir yola sapmanızı hiç uygun görmüyor, bu duygularla hepinizi tekrar
saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Çelik.
Şahıslar adına
ilk söz, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Veysi
Kaynak’a aittir.
Buyurun Sayın
Kaynak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 565 sıra sayılı
Teklif’imin 2’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz aldım. Yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Saygıdeğer
milletvekilleri, aslında teklifin özü 1’inci madde yani bir madde. O madde de az önce Genel Kurulumuzun oylarıyla kabul edildi. Bu
üzerinde söz aldığım madde ise yürürlük maddesi fakat ben en azından bir kısım
eleştirilere –ki haksız olduğuna inandığım eleştirilere- ve bir kısım sorulara
cevap vermek için söz aldım.
Değerli
arkadaşlar, burada bulunan bütün hukukçuların bilmesi gereken, en azından
bildiğini tahmin ettiğim evrensel bir ceza hukuku prensibi var. Bu prensip
bizim Anayasa’mızın 38’inci maddesinde ve Ceza Kanunu’nun 2’nci maddesinde
ifade edilmiş: “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı
bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.” “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil
için kimseye ceza verilemez.” Anayasa’nın 38’inci ve Ceza Kanunu’nun 2’nci
maddesini peş peşe okudum. Böylece suçlarda ve cezalarda belirlilik ilkesini,
bu prensipleri bu maddelerde bizim iç hukukumuz vurgulamıştır. Bu, aynı zamanda
ceza hukukunun belirlilik fonksiyonu yanında güvence fonksiyonunun da bir
ifadesidir. Bu sebeple, bizdeki 257’nci madde, “Kanunda ayrıca suç olarak
tanımlanan hâller dışında” demek suretiyle bu evrensel ceza hukuku prensibinden,
yani suç ve cezaların taşıması gereken belirlilik ilkesinden uzaklaşmış ve
mevcut düzenleme, görevi kötüye kullanma suçunu, genel ve tamamlayıcı bir suç
tipi olarak düzenlemiştir. Hâlbuki bir kısım ülkelerde, mesela Almanya ve
Fransa gibi kamu görevinin gereklerine aykırı belirli fiilleri suç olarak
tanımlamış, bizdeki gibi genel ve tali bir suç tipine yer vermemiştir. Değerli
arkadaşlar, bundan ne çıkar? Bir kamu görevlisi hangi eyleminin, hangi fiilinin
suç oluşturup oluşturmadığını bilmeden ceza hukukunun güvence fonksiyonundan
nasıl yararlanacaktır? Bakın, bu maddeyle ilgili yani eski 230 ve 40, şimdiki
257’nci maddeyle ilgili ben birçok Yargıtay kararını taradım -hukukçu
arkadaşlara da tavsiye ediyorum- aynı eylemi, aynı fiili suç olarak nitelendirip
cezalandıran kararlar da var, suç oluşturmayacağı düşüncesiyle beraat kararı
verilmesini öneren Yargıtay kararları da var, aynı fiili.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Olayın özelliğine göre, kimisi rüşvet almış, kimisi almamış.
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Mesela, güncel…
RAHMİ GÜNER
(Ordu) – Veysi Bey, bir tek müeyyide iniyor, her olay
farklı.
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Lütfen… Lütfen… Bakın, ben…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Bunun ağırlığı altında ezileceksin.
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, lütfen, örneğimi tamamlayayım.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Olmaz bu kanun.
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Mesela -güncel bir örnek vereceğim- belediyelerin kamu
görevlilerine maaşlarından ve yasal haklarından başka bir kısım ödemeler yapan
belediye başkanları ve imzası bulunan encümen üyeleri hakkında, onlara, Devlet
Memurları Kanunu’nun verdiği imkân dışında başkaca gelir tevdi eden kararlara
karşı mahkûmiyet kararı veren Yargıtay kararları da var; aynı fiili yine
belediye memurlarına verilen bu fazla paraları Anayasa’nın sosyal devlet ilkesiyle
bağdaştıran, dolayısıyla suç oluşturmayacağını söyleyen Yargıtay kararları da
var.
RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Veysi Bey, ne ceza verilmiş o şahsa? Bir açıklar mısınız.
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Şimdi… Lütfen…
RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Memuriyeti alınmış mı elinden, açıklar mısınız?
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Lütfen… Lütfen…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Üç yıllık cezayı kaldırıyorsunuz.
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Şimdi, biz, hangi fiilin suç oluşturup oluşturmayacağını denetim
elemanının, savcının, yargıcın takdirine mi bırakacağız yoksa uluslararası
evrensel bir ceza prensibini mi uygulayacağız?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Ceza indiriminden bahset sen, boş ver onu.
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Bütün bunlara rağmen…
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Bunlarla ne alakası var?
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Anlamazsınız siz, anlamazsınız. Bütün bunlara rağmen…
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Anlayamayız değil mi! Zekâ seviyen ne ki senin, hiç ölçtürdün mü!
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen…
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Senin verdiğin kanun tekliflerinin yasalaşma oranı yüzde 63.
Bakanlar Kurulunu ikiye katlamışsın, ikiye.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sen bilmiyorsun. Kanun değişikliğini sen hazırlamadın çünkü.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen…
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Evet…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Kaynak, buyurun, bir dakika ek süre veriyorum.
OKTAY VURAL
(İzmir) - Bekir Bozdağ hazırladı, geldi, verdi sana.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen…
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Bu teklifle yolsuzluğun artacağı, teşvik edileceği söyleniyor. Bu da tamamen yanlış. Bakın, biz bu teklifle irtikap suçunu oluşturmayan görevi kötüye kullanma fiilini,
yani Kanun’un 3’üncü maddesini daha beter, cezayı artıran bir düzenleme hâline
getirdik…
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Niçin?
VEYSİ KAYNAK (Devamla)
– …bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ve 5 bin güne kadar adli para cezası
verilmesini öngördük. Akçalı iş buradadır yani bir yolsuzluk varsa akçalı iş
buradadır. Ayrıca, zimmetle ilgili, rüşvetle ilgili, irtikapla
ilgili, ihaleye fesat karıştırmayla ilgili bir değişiklik önerimiz mi var?
Hayır. Bunların hiçbiri doğru değil.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Bunlar görevi suistimal değil, ihmaldir.
Ceza Kanunu’nun 240’ıncı maddesine girer.
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Ama şurası da önemli ki “kazanç” yerine “menfaat” ibaresinin
konulmasıyla da bu suçun kapsamını aslında genişleten, şemsiyeyi çok daha
genişleten bir düzenleme yapıyoruz.
Değerli
arkadaşlar, biz bu düzenlemeyle kamuya zarar verenden, kamunun bu zararı tahsil
etmesinin önüne geçecek…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Cumhuriyet tarihinde 22 kanun teklifinden 14’ü kanunlaşmış başka bir
milletvekili var mı?
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Kısa bir cümle daha ilave edeceğim efendim.
BAŞKAN – Söz
verdim, buyurun.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Cumhuriyet tarihinde böyle bir milletvekili var mı?
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Ne var yani? Ne olmuş? Meclis de katılıyor arkadaşın teklifine. Ne
olmuş?
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Efendim, biz bu düzenlemeyle kamuya zarar verilmişse o kamu görevlisinden
bu zararın tazminini de mi engelliyoruz? Hayır.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Bakanlar Kurulunu ikiye katlamışsın.
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Biz bu düzenlemeyle kendisinden menfaat elde edilen şahsın verdiği
para ya da diğer maddi şeyleri ilgili kamu görevlisinden tazmin ettirme
imkânını mı ortadan kaldırıyoruz? Hayır. Peki, biz bu düzenlemeyle af mı
getiriyoruz? Yine hayır.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Daha fazla af getiriyorsunuz.
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Herkes bilir ki…(MHP sıralarından “Af, af” sesleri)
Arkadaşlar,
lütfen… Affı siz yaparsınız, Rahşan affına burada imza atarsınız…
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Yarıya indiriyorsun, yarıya!
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – …yolsuzlukları…
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Af getiriyorsun, af!
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – …hortumcuları, canileri, zânileri siz
dışarı çıkartırsınız, biz değil. Yaptığınız affın altında siz ezilirsiniz, biz
değil. Biz af çıkarmayız. (MHP sıralarından gürültüler)
Arkadaşlar,
özetle, yaptığımız iş, kanunun üst sınırında bir düzenleme yapmaktır.
MUHAMMET RIZA
YALÇINKAYA (Bartın) – Af, af!
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Affedeceğiniz isimleri de açıkla! Çalanları da açıkla!
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Aynaya bak, bir aynaya bak; yüzünü gör!
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Yapılan iş, kesinlikle paraya çevirmeyi, ertelemeyi zorunlu kılan
bir düzenleme de değildir, hâkime bu takdiri veren bir düzenleme değildir.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Bakanın imzası yok, müsteşarın imzası yok, memura af
getiriyorsunuz!
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Ben, bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kaynak.
Şahıslar adına
son söz Konya Milletvekili Sayın Ali Öztürk’e aittir.
Buyurun Sayın Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ALİ ÖZTÜRK
(Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 565 sıra sayılı Yasa
Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz aldım. Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Aslında, 1’inci
maddeyle ilgili bölümde ceza adaleti, suç ve ceza siyaseti üzerinde durmuştum.
Şimdi bu 257’nci maddenin biraz da kapsamına bakmak gerektiğini düşünüyorum.
257’nci maddenin
1’inci fıkrası icrai davranışla görevi kötüye
kullanma suçunu cezalandırıyor, 2’nci fıkrası ihmali davranışla görevi kötüye
kullanma suçunu, 3’üncü fıkrası da çıkar sağlayarak görevi kötüye kullanma
suçunu cezalandırıyor.
257’nci maddeye
baktığımızda, aslında Türk Ceza Kanunu’nda ve diğer tüm ceza uygulaması yapan
yasalarda cezalandırılmamış fakat ortada mevcut olan bir fiil nedeniyle bir
zarar doğmuş olması hâlinde genel bir madde olarak ve tamamlayıcı bir madde
olarak görevi kötüye kullanma suçu adı altında genel bir tanımla 257’nci
maddeye hemen müracaat ediliyor ve 257’nci madde içerisinde cezalandırılma düşünülüyor.
Bu nedenle, görevi kötüye kullanma
suçunu tanımlarken zaten yasanın metninde de çok açıkça belirtilmiş ki “Kanunda suç olarak tanımlanan hâllerin
dışında” diye de bu önemi vurgulamak istemiş ve bu suçun oluşması için kişinin
ya da kişilerin mağduriyetinin olması, kamu zararının doğması… Kişilere haksız
kazanç sağlama hâllerini cezalandıran bir maddedir. Bu tasarı ile maddede
yapılmak istenen değişiklik…
ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – “Tasarı” değil, teklif.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Ama “gizli tasarı” onu demek istiyorsun, itiraf et.
ALİ ÖZTÜRK
(Devamla) - Teklif…
…”kazanç”
kelimesinin “menfaat” olarak düzeltilmesi ve cezaların alt ve üst sınırlarının
düşürülmesi söz konusudur yoksa bu maddedeki ceza tümüyle ortadan
kaldırılmıyor. Bu maddedeki cezalar zaten uygulanırken uygulayıcılar Türk Ceza
Kanunu’ndaki lehe olan tedbirleri, hâkimin, lehe olması nedeniyle göz önünde
bulundurması gerektiği bilinen bir şey. Belki, bir örnek olarak bir orman
işletme müdürünün, bir tecrübe olması nedeniyle, verdiğimiz bir karardan...
RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Ali Bey, yapma ya, sen vicdanlı bir hâkimsin.
ALİ ÖZTÜRK
(Devamla) - Bir orman işletme müdürü, ihale yapmadan orman deposundan üçüncü
sınıf tomruklardan bir firmaya vermek suretiyle orman işletmesine aldığı…
RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Ali Bey, sen, Bekir Bey’in dediği gibi mi yaptın?
ALİ ÖZTÜRK
(Devamla) - …mefruşat, masa, sandalye
gibi malzemelerin karşılığında verdiği bu tomruk nedeniyle, sadece ihale
yapmadığı gerekçesiyle hakkında dava açılmıştı. Devlet Malzeme Ofisinden
sorulan fiyatlar alınan malzemenin iki fiyatı fakat verdiği tomruk alınan
malzemenin yarısı kadar. Şimdi, burada, işletme müdürünün yaptığı eylemde ihale
unsuru eksik ancak devlet kâr etmiş, orman işletmesi kâr etmiş, tomruğu iki
katı fiyatına vermiş. O hâlde düşünüyorsunuz, kimseye bir zararı yok, biz buna…
RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Ne ceza almış?
ALİ ÖZTÜRK
(Devamla) – Biz, bu durumda, ihale unsurunun eksik olması nedeniyle görevi
ihmal olarak düşünmüştük.
RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Ali Bey, ne ceza almış? Söyler misiniz onu.
ALİ ÖZTÜRK
(Devamla) – Ama Yargıtay, görevi kötüye kullanma olur diye kararı bozmuştu.
RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Ne ceza almış? Memuriyetine mâni mi olmuş? Onu da
söyler misiniz.
ALİ ÖZTÜRK
(Devamla) – Bu örnekte de olduğu gibi, uygulayıcıların takdiriyle beraber,
ancak buradaki failin de niyetinin önemli olduğuna bakmak gerekiyor.
Ben, bu yasanın
gerçekten adaletli ve adaleti sağlayacağını düşünüyorum.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Adaleti görüyoruz hakikaten, herkese görevi kötüye kullanmada...
ALİ ÖZTÜRK
(Devamla) – Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Öztürk.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Yargıya rağmen adalet olur mu, yargıya rağmen? Yargıyı
kurcalayarak adalet olur mu?
BAŞKAN - Soru-cevap
işlemine geçiyorum.
Sayın Dibek…
TURGUT DİBEK
(Kırklareli) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Aslında, Sayın Arınç orada bulunurken ona göre bir soru hazırlamıştım ama
kendisi geliyor zaten.
Öncelikle şunu
sormak istiyorum Sayın Arınç’a: Geçtiğimiz günlerde,
3 Sayın General açığa alınmıştı ilgili bakanlar tarafından. Daha sonra, yargıya
başvurdular yani askerî yüksek idare mahkemesine. O ara, Sayın Arınç’ın bir açıklaması olmuştu, işte “Bu mahkemedeki
albaylar mı generalleri yargılayacak?” diye, sanıyorum bu mealdeydi. Ama AKP
milletvekillerinin verdiği –konuşmamda da bahsettim- bir yasa teklifi var,
orada da hâkimler veya diğer kamu görevlileri için dava açılamayacak, ilgili
kuruma, bakanlığa açılacak. Ben, şunu merak ediyorum: Yani bir hâkim hakkında
dava açılamayacak ve dava, asliye hukuk mahkemesine açılacak, Adalet Bakanına
açılacak. Yani orada da aynı düşüncede mi Sayın Arınç
yani bir asliye hukuk hakîmi Adalet Bakanı hakkındaki bir tazminat davasına
bakarken aynı düşüncelerle mi acaba davaya bakacak diye onu merak ediyorum.
BAŞKAN – Sayın
İçli…
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.
Sayın Bakan, hem
dün hem bugün, 2 milyon memur olduğunu, bu davaların yani görevi kötüye
kullanma ile ilgili dava sayısının 10 bin civarında olduğunu ifade etti. Peki,
bu davalarda milletten ve devletten hortumlanan paranın miktarını Sayın Bakan
biliyor mu?
BAŞKAN – Sayın Tankut…
YILMAZ TANKUT
(Adana) – Teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan,
teklifle getirilen ceza miktarlarının azaltılmasının esas nedeninin, görevi
kötüye kullanan kamu görevlilerinin özellikle İktidara mensup siyasilerin suç
teşkil edecek talepleri ve istekleri konusunda gösterdikleri tedirginlikleri
ortadan kaldırmak için olduğu iddia edilmektedir. Bu doğru mudur? Bunun
cevabını istiyorum.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Sayın
Işık…
ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, bu
teklif yasalaşırsa, yürürlük tarihi itibarıyla, görüşülmekte olan kaç davanın
bu kanundan etkilenmesi beklenmektedir? Hâlen verilmiş olan cezalar da
azaltılarak yeni sürelere göre düzenlenecek midir? Düzenlenecekse, yaklaşık kaç
kişi bu kanundan etkilenecektir?
İkinci sorum da:
Görevi kötüye kullanma suçuna karşı bu teklifte verilen cezaların AB ülkeleri,
Amerika Birleşik Devletleri ve diğer bazı gelişmiş ülkelerdeki karşılıkları
nasıldır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın
Akkuş…
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, bu
suçlardan herhangi birisini ilk defa işleyen suçlulardan hapse atılan ve
görevine son verilerek cezalandırılan kaç kişi vardır ki bunu yaygın bir
mağduriyet olarak nitelendiriyorsunuz ve cezaları hafifletiyorsunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın
Taner…
RECEP TANER
(Aydın) – Sayın Bakan, iktidara geldiğiniz 2003 yılı ile 2009 yılını
kıyasladığımızda, yolsuzluk ve usulsüzlerden dolayı açılan dava sayılarında bir
artış var mıdır?
İki: Madde
gerekçesinde “suçlar arasında denge sağlamak”tan
bahsedilmektedir. Hapis cezası sınırının para cezası sınırına indirilmesi bir
denge sağlamış mıdır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Ünlütepe…
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan,
sorduğumuz sorulara yanıt alamıyoruz. Sorulan sorulara verdiğiniz yanıtta
“kapsamlı bir inceleme gerekeceğini” belirtiyorsunuz. Hâlbuki,
bu kanun teklifi Komisyonda görüşülürken Hükûmet bu
teklife katıldığını söyledi. Acaba Hükûmet,
altyapısını incelemeden, böyle bir kanun teklifine katıldığını niçin beyan
etti? Hükûmet yasaların altyapısını oluşturmadan, ön
çalışma yapmadan bu tür bir olayı yaratabiliyor mu?.
İki, -tekrar sormak
istiyorum çünkü bu yasa masumane bir yasa değil- kamu kurum ve kuruluşlarında
görevi kötüye kullanma suçundan sorgulanmasına izin verilmeyen ancak daha sonra
yargılanmasına idare mahkemeleri ya da Danıştay tarafından izin verilenlerin…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
İnce…
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
23’üncü Dönem
Parlamentosunda Bakanlar Kurulunun tasarı sayısı 974, bunların 371’i
yasalaşmış, yasalaşma oranı yüzde 38. Sayın Veysi
Kaynak, 22 kanun teklifi vermiş tek başına ve bunların 14’ü yasalaşmış. Sayın
Kaynak’ın tekliflerinin yasalaşma oranı yüzde 63. Bu Değerli Milletvekili
Arkadaşımıza cumhuriyet tarihi boyunca Bakanlar Kurulunu bile ikiye katlayan,
bu kadar yasama fabrikası olan bir arkadaşımıza önümüzdeki dönemde Bakanlar
Kurulu, Türkiye Büyük Millet Meclisi Üstün Hizmet Madalyası vermeyi düşünüyor
mu?
Teşekkür ederim.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Hayır, bakan yapsınlar canım.
BAŞKAN – Sayın
Bakan…
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Birkaç
arkadaşımız şundan yakınıyorlar: Sayın Bakan sorularımıza olumlu cevap vermedi.
Sayın Bakan sorularımıza yeterli cevap vermedi. Şimdi soruya bakmak lazım.
Öylesine soru var ki bunlar tamamen istatistik bilgisini gerektiriyor, şu şu ne kadardır, bu bu ne
kadardır? Yani ben elektronik beyin değilim, bunları inceleyerek sizlere
rakamları verme imkânımız olur ama burada olmaz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Komisyonda soruldu o, bugüne kadar niye beklettiniz?
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Sayın Bakan Komisyonda buna katıldınız.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Lütfen… Lütfen gerçekçi olalım
arkadaşlar. Yani hukuki nitelemelerinize ben cevap verebiliyorum.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Sayın Bakan, altyapısını oluşturmadan niye
getiriyor-sunuz buraya?
ŞENOL BAL (İzmir)
– Komisyonun bilmesi lazım.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın Ünlütepe,
siz…
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Niçin geliyorsunuz efendim buraya?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) –Bağırıp çağırmaya gerek yok canım!
İstatistik…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Kaç gündür bu kanun müzakere ediliyor. Aydan mı gelecek
bilgiler?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri…
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – İstatistik bilgisi gerektiren
konularda bir incelemeye ihtiyaç olduğunu söylüyorum.
Sayın Ünlütepe, Hükûmetimiz bu kanun
teklifine katılmıştır. Burada da ben temsil ediyorum ve her aşamada da bu kanun
teklifinin ceza hukuku bakımından da, ceza sosyolojisi bakımından da doğru
olduğunu söylüyorum. Bundan da geri adım atmıyorum. “Kanun teklifini geri
alacak mısınız?” diye sorduğunuzda da “Hayır, almayacağız.” diyorum.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Siz alamazsınız ki…
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Bunun ötesinde, elimizdeki veriler
bizim size arz ettiklerimizden ibaret değil. Nasrettin Hoca’ya sorulan soru
gibi soru sorulmaz. Yani dünyanın merkezi neresidir? Burasıdır. İnanmayan
ölçsün. Bunun üstünde ne kadar var? 1 milyon tane. İnanmayan saysın. Böyle
cevap olmaz. Ben, sizin sorduğunuz soruya kadar kıymetli bir cevap vermek için
incelemeye, araştırmaya ihtiyacım var.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Yani milletvekillerinin kaçını ilgilendiriyor?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Açılan dava sayısını söylüyorum,
mahkûmiyetle sonuçlanan dava sayısını söylüyorum, beraatla sonuçlanan dava
sayısını söylüyorum.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Dosyaları var, niye açıklamıyorsunuz milletvekillerinin kaç tanesini
ilgilendirdiğini?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Siz sorunuzu o kadar yerinde ve
yeterince sormalısınız ki ben de size ikna edici bir cevap verebileyim.
Sayın İnce’nin
sorusuyla başlıyorum…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Niye kaç tane milletvekilini açıklamıyorsunuz?
BAŞKAN – Sayın
Genç, lütfen, lütfen…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Dosyalar yok mu sende yahu?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – “Yahu” deme, konuşmana dikkat et,
burası Türkiye Büyük Millet Meclisi!
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sen de konuşmana dikkat et!
BAŞKAN – Sayın
Genç, lütfen…
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – “Yahu” deme…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sen bana karşı konuşmana dikkat ediyor musun?
BAŞKAN – Sayın
Genç, lütfen…
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – “Yahu” deme, Sayın Başkana
saygısızlık olur.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sizi perişan edeceğim!
BAŞKAN – Sayın
Genç, lütfen…
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Sayın Başkanım, İç Tüzük’e uygun davranmaya lütfen davet edin
efendim.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Yahu sakin olun…
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Yahuyla,
bilmem neyle Mecliste görüşme yapılmaz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Burada kaç tane milletvekili bu yasadan yararlanıyor?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın
Genç, lütfen... Soruları cevaplandırsın.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Efendim, kaç milletvekili yararlanıyorsa dosya sayısını söylesin.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Ünlütepe, şimdi soru sordunuz. İtirazınız olabilir…
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, burası bir yasama organı.
Sayın Bakan bizim sorduğumuz sorulara doğru ve anlamlı yanıt vermek zorunda.
İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray)
– Zaten öyle yapıyor.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) - Bu konuda lütfen Sayın Bakanı uyarın.
Sayın Bakan doğru yanıt vermiyor…
BAŞKAN – Lahavle
ve lakuvvete…
İLKNUR İNCEÖZ
(Aksaray) – Sayın Bakan o kadar doğru yanıt veriyor ki istatistiki
bilgilerle…
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Biz burada yasama organı üyesi olarak
bilgilenmiyoruz.
BAŞKAN – Sayın Ünlütepe, anlaşıldı, lütfen yerinize oturur musunuz…
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) - Bu yasa masumane bir yasa değil. Lütfen…
BAŞKAN – Yerinize
oturur musunuz…
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) - Ama lütfen, bu konuda Meclis Başkanı
olarak siz bize yardımcı olun.
BAŞKAN – Ya,
parmağınızı sallaya sallaya konuşuyorsunuz.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Siz bize yardımcı olun efendim.
BAŞKAN - Tamam
dinledik, tutanaklara geçti.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Efendim, tutanaklara geçmesi bir şey
ifade etmiyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
İSMAİL BİLEN
(Manisa) – Siz hem sorun hem cevap verin Halil Bey.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Efendim, Sayın Başkan, önemli olan, bir
yasama organı üyesinin bu konuda bilgilenebilmesidir. Bilgilenemediğimizi
söylüyoruz. Bu konuda da Başkanlık Divanından destek istiyoruz.
BAŞKAN – Sayın
İnce, lütfen sakinleştirin. Bakın, hiçbir şeyi…
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Hayır,
duyulmuyor. İtirazlar olabilir.
Buyurun.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Sayın Başkanım, ben Cumhuriyet Halk Partisinin Grup Başkan Vekiliyim
ama milletvekillerinin sınıf başkanı değilim.
BAŞKAN – Hayır,
sakinleştirmenizi rica ediyorum Sayın İnce.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Onlar kendi özgür iradeleriyle gerekli müdahaleleri yapabilirler
ancak sakinleştirmek gerekecek gibi bir durum olursa müdahale edebilirim.
BAŞKAN – Ben
hiçbir şey duymuyorum ama.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Bunun haricinde milletvekillerine müdahale etme hakkım yok efendim.
BAŞKAN – İtirazımız
yok ama ben sizden bir ricada bulundum dün ve bugün.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Peki efendim.
BAŞKAN – O da
şudur…
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Bozdağ, lütfen sözümü bitireyim.
Yani
sakinleştirmeyle ilgili bir cümle kurdum, itiraz ediyorsanız, “Yapmam.”
diyorsanız da söyleyecek bir şey yok.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, cumhuriyet tarihinin en karanlık kanunu geliyor
buraya. Soru soruyoruz, diyoruz ki: “AKP milletvekilleri içinde bu kanundan
yararlanan kaç tane milletvekili var?” En azından 60 tane milletvekili var.
Yani -eski 240- görevi ihmal ve suistimalden hüküm
giymiş, Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesinden hüküm giymiş 60’a yakın
milletvekili var ve bunların bu kanunla bu cezaları kalkıyor. Söylesin bize,
dosyalar kendisinde. Niye saklıyor?
BAŞKAN – Sayın
Bakan cevap vereceğini söylüyor, yazılı cevap vereceğini söylüyor.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Saklıyor efendim, kaç gündür yan nutuklar atıyor.
BAŞKAN – Canım,
siz de bu sandalyede oturdunuz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Hayır, yan nutuk atıyor efendim. Biz nutuklara alışkınız.
BAŞKAN – Yani
benim üçüncü dönemim. Biliyorum sistemi. Allah rızası için…
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Bozdağ, buyurun.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Hayır efendim, Millî Eğitim Bakanı Müsteşarı var, Sağlık Bakanı
Müsteşarı var…
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Sayın Başkan, tabii, Genel Kurulun çalışmaları İç Tüzük hükümlerine
göre yapılır ve İç Tüzük’ün hükümlerinde de Genel Kurulda konuşma üslubu ve
adabıyla ilgili de düzenlemeler vardır. Genel Kurulda herhangi bir milletvekili
buna uymadığı zaman Divan buna müdahale etmekle mükelleftir.
Şimdi, buradan
konuşan değerli milletvekilleri Sayın Bakana hakaret içeren cümleler
kuruyorlar. Yani “Siz doğru cevap vermiyorsunuz.” ifadesini takdir yetkisi
kimseye ait değildir. Bakan istediği cevabı verir, onun doğruluğunu, eğriliğini
takdir Bakana aittir ama İç Tüzük uygulanmıyor. O nedenle milletvekillerinin
her müdahalesine müdahale edilmeyip izin verilirse Meclisi biz çalıştıramayız.
Ben Divanı İç Tüzük’e uygun…
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Sayın Bakan üslubuna dikkat etsin.
BAŞKAN – Evet
Sayın Bakan, buyurun.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkan,
tabii üslup açısından ben dikkat çektim yani bizim verdiğimiz cevaplar
tatminkâr olmayabilir ama “Doğru söylemiyor, yalan söylüyor.” Bu şekil
ithamlara biz müstahak değiliz. Lütfen, hepimiz konuştuğumuza dikkat edelim.
Benim istatistiki bilgi içeren bir konuda size
yeterince cevap verebilmem için başsavcılıkları, UYAP sistemini tekrar gözden
geçirip mutlaka buna bir yanıt vermek ihtiyacını duyacağım ama şimdi bana
kapsamlı bir soru sorar da “Kaç kişidir, kimdir, nedir?” derseniz
söyleyeceklerim yanlış olabilir, yeterli olmayabilir. Ben sizden bunun iznini aldım
sadece ama hukuki nitelemeler veya kanun üzerindeki düşüncelerinizi
cevaplandırmaya her zaman hazırım, bunu söylemeyi ifade ediyorum. Ben Sayın
Başkanımızın…
ŞENOL BAL (İzmir)
– Soru önergelerine bile doğru dürüst cevap vermiyorsunuz Sayın Bakan, üç dört
satırla geçiştiriyorsunuz.
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) - Siz biliyorsunuz.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen yerinizden konuşmayın, lütfen… Lütfen yerinizden
konuşmayın.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Dokunulmazlık dosyaları Adalet ve Anayasa komisyonlarından kurulu
karma komisyonda var efendim.
BAŞKAN – Sayın
Genç…
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz.
BAŞKAN – Buyurun.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Bir defa, kanun henüz Meclisimizden
çıkmadı, yürürlüğe girmedi. Kanun yürürlüğe girdikten sonra dosyalar üzerinde
inceleme yapılıp sonuçlar açıklanıncaya kadar belli bir zaman var. Şu anda
“Bundan kaç kişi yararlandı veya yararlanacak?” demenin karşılığı “Şu
kadardır.” demek mümkün mü? Kanun yürürlüğe girmedikten sonra, mahkemeler
dosyaları ele almadıktan sonra, hangi maddeyi uygulayacaklarına karar
vermedikten sonra ben hâkimlerin yerine geçip de şu anda müzakeresi devam eden
bir kanun üzerinde size cevap verebilir miyim Allah aşkına?
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) - Siz biliyorsunuz.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – “Siz biliyorsunuz.” diyorsunuz
yani…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Dokunulmazlık dosyaları karma komisyonda.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Lütfen, lütfen… Sayın Başkanım,
müsaade…
Arkadaşlar, o
zaman sözümü keseceğim ve “Yazılı cevap vereceğim.” diyeceğim ama bir konu çok
önemli benim için. Bakın bugün üst üste geldi ama ben grup başkan vekili,
Meclis Başkanlığı ama en azından sizin gibi milletvekilliği yapmış bir
arkadaşınızım. Sayın İnce’nin söylediklerini çok önemsiyorum. Kanun tasarısı şu
kadar geldi, bunların şu kadarı yasalaştı ama Sayın Veysi
Kaynak’ın verdiği kanun tekliflerinin yüzde 63’ü yasalaştı. Burada bir gariplik
yok mu? Burada çok büyük bir gariplik var. Milletvekillerine kanun teklifi
yapma imkânı tanıyan İç Tüzük’ümüzdür. Dolayısıyla milletvekili kanun teklifi
yapıyorsa o milletvekiline hükûmetin saygısı olacak,
o milletvekiline parlamentonun saygısı olacak, o milletvekiline siyasi
partilerin ve bütün milletvekillerinin saygısı olacak. Bu sebeple… (CHP
sıralarından gürültüler)
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Ama hangi milletvekilleri getiriyor?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Ötekiler milletvekili değil mi?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Söylüyorum…
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen…
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Aklama paklama teknikleri…
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Arkadaşlar, niye sözümü kesiyorsunuz?
(CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen…
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) - Dolayısıyla yani o kadar ön
yargılısınız ve o kadar tahammülsüzsünüz ki bazı arkadaşlarımız, daha sözün
sonunu bile getirme fırsatını vermiyorsunuz.
O zaman yanlışlık
şurada: Muhalefet olsun iktidar partisi milletvekilleri olsun, mutlaka
verdikleri kanun teklifleri değerlendirilmelidir, hatta öncelikle muhalefet
partisi milletvekillerinin kanun teklifleri öncelik almalıdır. Bunu rahatlıkla
söylüyorum. Bu yapılmamışsa bir eksikliktir.
Teşekkür ediyorum
Sayın Başkan.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Efendim?
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Çok teşekkür ederim Sayın Arınç’a ama şunu
da belirtmem lazım: Bu milletvekillerinin kanun teklifleri 22’de 14 değil, Veysi Kaynak’a özel bir durum bu. Sekiz yıldır hangi
muhalefet milletvekilinin kanun teklifi yasalaşmış? Bir tane yok. Yani bu AKP
milletvekilleri için de geçerli, pek çoğu için. Ama burada sadece bir arkadaşımıza…
BAŞKAN – Ama
Sayın Bakan da buna dikkat çekti, olması gerektiğini söyledi.
ABDULLAH ÖZER
(Bursa) – Uygulama yok!
BAŞKAN – Evet
Sayın İnce, bitti mi?
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Aslında burada sadece bir arkadaşımıza hazırlanıyor bu, bu
arkadaşımız da buna imza atıyor, olay bu. Bu demokrasi değil, bu
milletvekillinin kanun teklifinin kanunlaşması olayı falan değil. Tam tersine,
bir milletvekili kendini Bakanlar Kurulunun emrine sokuyor. Burada, yasama
yürütmenin emrine girmiş durumdur bu, üstü kapalı olarak böyledir bu. Bunun
kayıtlara geçmesini istediğim için konuştum.
BAŞKAN – Geçti
Sayın İnce.
Sayın Vural,
buyurun.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz tabiatıyla bu kanundan
kimlerin faydalanacağını, kimlerin etkileneceğini öğrenmek istiyor. Bir kanun
çıkartıyoruz. Şimdi, bu istatistiklerin sonradan verilmesinin
bu kanunun geçip geçmemesi konusunda etkili olmayacağı açık. Dolayısıyla
Başbakanlığın “Düzenleyici etki analizi” dediği, “Kanunlarla ilgili düzenleyici
etki analizi yapılması gerekir.” dediği, hatta kendi hükûmetlerinin
Acil Eylem Planı’nda her bir kanunda hangi fayda, hangi maliyetin sağlanacağına
ilişkin düzenlemeler yapılacağını amir kendi taahhütleri olmasına rağmen… Bir
sayın milletvekili “Kaç kişi faydalanacak? Mevcut kimlerdir?” bu bilgileri
öğrenmek istiyor. Sayın Adalet Komisyonu Başkanı dedi ki: “İstatistik.” Yani,
bunlardan kimi etkiliyor, nereleri etkiliyor? Bir sayın milletvekilinin bu
bilgilere sahip olması kanunların kalitesi açısından önemli. Yani bunu bilmeden
nereye varacağız? Bu önemli midir? Bunlarla ilgili tespitler var mıdır? Kanun
böyle yapılır. Kanun çıkartalım, yani kime varıyorsa varsın… Kanun olmaz.
BAŞKAN – Sayın
Vural, kayıtlara geçti
OKTAY VURAL
(İzmir) – Dolayısıyla kanun tekniği açısından uygun değildir. Bu bakımdan, bu
kanunlar yapılırken komisyonlarda, bunların kimi etkilediği, kimleri kapsamı
içerisine aldığına ilişkin bir düzenleyici etki analizi çerçevesinde kanun
yapmak lazım.
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Bozdağ.
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Sayın Başkan, görüşülen teklif Anayasa ve İç Tüzük’e uygun mu,
burada bir tartışma yok.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Yahu, onu söyleyen de yok kardeşim!
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Milletvekilli, milletin iradesini yansıtarak burada yasa teklifi
verebilir mi? Vermiş.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Meclise bunu açıklasın.
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – İkincisi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde Türk Ceza Kanunu olsun
başka kanunlar olsun, milyonlarca insanı ilgilendiren kanunlar çıkarılıyor.
Hangi kanunla ilgili bugüne kadar “biz bu kanunu çıkarıyoruz, bunun muhatapları
şu kadar kişidir, istatistiki şudur, sıfatları şudur”
diye böyle bir analiz yapıp bunu tam ortaya koyma imkânı var mı?
Şimdi, şu anda
sorulan bir soruya anında böyle bir cevap verme imkânı, bugüne kadar Türkiye
Büyük Millet Meclisinde hiçbir hükûmet cevap
verememiştir.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – İki gündür soruyoruz kardeşim ya!
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Bu kanunu sonra getirin o zaman!
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Olmayacak şeyleri, cevabı olmayan soruları sorup cevap istenmesi
doğru değildir.
BAŞKAN –
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 16.04
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma
Saati: 16.17
BAŞKAN:
Başkan Vekili Meral AKŞENER
KÂTİP
ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Gülşen ORHAN (Van)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28’inci Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
565 sıra sayılı
Teklif’in görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon burada, Hükûmet burada.
Şimdi, teklifin
2’nci maddesi üzerine önerge işlemi yapacağız.
Sayın
milletvekilleri, madde üzerinde üç adet önerge vardır.
Önergeleri
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan
565 sıra sayılı yasa teklifinin 2. maddesindeki (yayımı tarihinde) ibaresinin
(yayımından 6 ay sonra) biçiminde değiştirilmesini arz ederim.
Kamer
Genç
Tunceli
BAŞKAN – Şimdi
okunacak iki önerge aynı mahiyettedir. Bu sebeple önergeleri okutup birlikte
işleme alacağım, istemleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı
söz vereceğim.
Önergeleri
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan
“Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin 2’nci
maddesinin, “Bu Kanun yayımı tarihinden itibaren 1 yıl sonra yürürlüğe girer”
şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Sacid Yıldız |
Turgut Dibek |
Halil Ünlütepe |
|
|
İstanbul |
Kırklareli |
Afyonkarahisar |
|
|
Yaşar Ağyüz |
Ergün Aydoğan |
Tayfun İçli |
|
|
Gaziantep |
Balıkesir |
Eskişehir |
|
|
|
Rahmi Güner |
|
|
|
|
Ordu |
|
TBMM Başkanlığına
Görüşülmekte olan
565 sıra sayılı kanun teklifinin 2. maddesinin; “Bu Kanun yayımı tarihinden bir
yıl sonra yürürlüğe girer” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Alim Işık |
Mümin İnan |
İzzettin Yılmaz |
|
|
Kütahya |
Niğde |
Hatay |
|
|
Yılmaz Tankut |
Metin Ergun |
Kemalettin Nalcı |
|
|
Adana |
Muğla |
Tekirdağ |
BAŞKAN – Komisyon
önergelere katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU
BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmı-yoruz efendim.
BAŞKAN – Kim
konuşacak?
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Sayın İçli konuşacak efendim.
BAŞKAN – Buyurun
Sayın İçli. (CHP sıralarından alkışlar)
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Çok değerli milletvekili
arkadaşlarım, sizleri saygıyla selamlıyorum. Biraz evvel önerge okundu,
gerekçesi okundu, ama dün de ifade ettim, aslında bu yasa teklifinin mutlaka
geri çekilmesi lazım. Tabii, Sayın Bakan çok veciz sözlerle bu yasanın anlamını
söylüyor ve savunuyor.
Sayın Bakanım,
madem bu kadar önemli bir yasa, niye bir milletvekili arkadaşı hedefe
oturtuyorsunuz da Hükûmet tasarısı olarak bu kanun
teklifini getirmiyorsunuz? Bu birinci çelişki. Yüreğiniz
yetiyorsa altında Başbakanın imzası, sizin imzanızla birlikte Hükûmet tasarısı olarak getirirsiniz, burada da Hükûmet olarak bunu savunursunuz.
Bakın, bu yasaya
böyle kılıf uyduruluyor. Ne kadar kılıf uydurulursa uydurulsun… Biraz evvel Veysi Arkadaşımız hukukun evrensel prensiplerinden
bahsetti. Evet, hukukun evrensel prensipleri var ama bu evrensel
prensipler burada yok. Burada ne var, biliyor musunuz? O çok ünlü atasözü
“Minareyi çalan kılıfını hazırlar.”
Diyorsunuz ki,
şunların yapılması lazım, bunların yapılması lazım. Soru sordum, dedim ki: “On
bin, görevi suistimalle ilgili dava var. Davanın
sayısı önemli değil. Bu davalarla o kişiler devletin, milletin ne kadar malını
hortumladı?”
Bakın, şimdi “WikiLeaks belgeleri” deyince kızıyorsunuz, bunlara “Tommiks, Teksas” diyorsunuz ama
oradaki iddialar var. Bakın iddialar ne, bir hatırlayalım, diyor ki: “AKP
yolsuzlukların kökünü kazıyacağını söyleyerek iktidara geldi. AKP’ye yakın
olanların anlattığına göre partinin ulusal, bölgesel, yöresel ve bakanların
yakın aile fertleri arasında ciddi çıkar ilişkisi ve çatışma olduğu söyleniyor.” Bir sürü şey söyleniyor. Ekmekli kadayıf gibi bu. Bir yerde uluslararası kokular,
yolsuzluk kokuları çıkmış, Avrupa Birliği ilerleme raporlarında var,
uluslararası belgelerde var, Amerika Birleşik Devletleri’nin gizli belgelerinde
var yolsuzluk iddiaları. Ama görevi kötüye kullanma neyle ilgilidir? Devlet adına görev yapan kamu görevlisi, memurla ilgili.
“İhalelerde fesat
var.” Bunu ben söylemiyorum, AKP’nin kurucularından Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener diyor; diyor ki: “Galataport
ihalesinde yirmi beş yıl sonra ödenmek kaydıyla ihale yapıldı.” Bu kimin malı?
Bu milletin malı. Başka ne diyor Sayın Abdüllatif
Şener? “Özelleştirme İdaresinden özellikle ayrıldım, istifa ettim.” diyor.
“Yolsuzluk bilgilerini nerede bulacaksınız?” diyor. Devlet Denetleme Kurulu…
Peki, Devlet Denetleme Kurulunun raporları, bugüne kadar savcılar tarafından
birçok dava var, görevi suistimal… Görevi suistimal etmiş, kamunun mallarını hortumlamışlar,
hortumlamaya devam ediyorlar. Şimdi AKP sözcüsü arkadaşlar diyor ki: “Zimmetle
ilgili davalar ayrı, o ayrı.”
Kardeşim, illa
cebine para koyması lazım değil, eğer bir kişi görev yaparken birilerinin
talimatıyla devletin mallarını yağmaladıysa, işte TÜPRAŞ olayları var, bir sürü
özelleştirmeler var. Allah rızası için elinizi vicdanınıza koyun. “Biz bu
yasayı değiştirdik. Bunu yapmakla kimse bundan şey yapmıyor, hukukun evrensel
prensiplerini yerine getiriyoruz…” Hukukun evrensel prensiplerini yerine
getirmiyorsunuz. “Minareyi çalan kılıfını hazırlar” atasözünün gereğini yerine
getiriyorsunuz. Sadece bu değil. Bir dava açılıyor, hâkimler hakkında “hukuka
aykırı karar verdi” diye Yargıtay ceza veriyor; onunla ilgili düzenleme
getirmeye kalkıyorsunuz. Askerî Yüksek İdare Mahkemesi bir karar verecek, ondan
önce uyarıyorsunuz, Sayın Bakan “Gerekirse Anayasa’yı, yasayı değiştiririz.”
diyorsunuz. Yani mıntıka temizliği yapıyorsunuz. İktidardan gittiğinizde sizden
hesap soracakların önünü çıkarttığınız kanunlarla tıkamaya çalışıyorsunuz.
Bakın bu,
hukuken -ikimiz de hukukçuyuz- buna
hukuken de ayıp denir, vicdanen de ayıp denir. Net olarak şunu söyleyeceksiniz:
“Benim Başbakanım, bakanlarım, milletvekillerim, belediye başkanlarım veyahut
da AKP yandaşları hakkında şu kadar dava var ve şu kadar davada devletin,
milletin şu kadar kaynağı hortumlandı ama biz bunların üzerine gitme cesaretini
gösteremiyoruz.” diyeceksiniz. Gösterecek kişi, özel, yolsuzlukla ilgili
ihtisas mahkemeleri kurar. Hani özel yetkili savcılar var, özel yetkili
mahkemeler var terörle… Devletin, bu devletin yapacağı en önemli iş,
yolsuzluklarla mücadele edecek, böyle sulandırma, arkasından dolanma, onların
suçunu ortadan hafifletip, zaman aşımına götürecek düzenlemeler değil,
yolsuzlukla ilgili ihtisas mahkemeleri kurulacak. Kim olursa olsun, babamın
oğlu da olsa, başbakan da olsa, bu Türkiye Büyük Millet Meclisi ve yetkili
organlar bunun üzerine gitmeli. Hiç kılıf aramayın.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Bu, bu yolsuzluk yapanların, devletin, milletin kaynaklarını
hortumlayanların kaçış, ricat yasasıdır. Madem çok iyi biliyordunuz, bu yasa
2005’te yürürlüğe girdi. Apar topar Türk Ceza Yasası’nı değiştirdiniz.
Değiştirdiniz ne oldu? Lehe düzenlemeler olduğu için Yargıtay tıkandı,
mahkemeler tıkandı. Bütün davalar zaman aşımına uğruyor. Bu düzenlemeyle
diyorsunuz ki yeni yasada “Sekiz yıllık zaman aşımı...” Peki, suç eski
tarihliyse ne olacak? 2005’ten önce işlenmiş suçlar… Ki, yargılaması devam eden
davaların birçoğu 2004, 2005 yılından öncedir. Ee, ne
olacak? Yargıtay zaten tıkanmış, Yargıtay iş göremiyor. Bu nedenle, zaman
aşımından davalar düşüyor. Bu düzenlemeyle de görevi ihmal eden, görevi suistimal eden insanlara ekmekli kadayıf ikram ediyorsunuz.
Bunu net olarak söyleyeyim Sayın Bakanım.
Çok teşekkür
ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın İçli.
Sayın Işık, siz
mi konuşacaksınız?
Buyurun. (MHP
sıralarından alkışlar)
ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri;
Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Veysi Kaynak’ın;
Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin yürürlükle
ilgili 2’nci maddesinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerine söz aldım.
Bu vesileyle hepinizi, öncelikle, saygılarımla selamlıyorum.
Aslında, hiç
konuşmayı düşünmediğim kanun tekliflerinden birisiydi çünkü -mesleğim
itibarıyla- hukukçu değilim. Ancak, birkaç konuda duyduğum rahatsızlığı dile
getirmek ve gerçekten milletvekili onuruna yakışmayan davranışlara şahit
olduğumu ve bundan dolayı da üzüntü duyduğumu belirtmek için buraya geldim.
Tabii ki her
milletvekilinin kanun teklifi vermek en doğal hakkıdır. Ancak, her
milletvekilinin, vermiş olduğu kanun teklifinin sınırının ne olduğunu elbette
ki önce kendi vicdanında tartması gerekir, bunun toplumda nasıl bir karşılığı
olacağını çok iyi irdelemesi gerekir. Maalesef bu teklifle milletvekilliğinin
toplumdaki itibarı ayaklar altına alınmıştır. Olmayan, gittikçe azalan, hele hele bu tür kanun teklifleriyle de neredeyse sıfırlanan
itibarı yüceltmek elbette ki bu yüce Mecliste bulunan her milletvekilinin en
önemli görevlerinden birisi olması gerekir. Ben bu konudan son derece
rahatsızlık duyduğumu ifade etmek istiyorum.
İkincisi, geçen
hafta -dün Sayın Bakana da sordum ama belki önemsiz gördü veya bilgisi olmadığı
için cevaplamadı- bu yüce Meclisin kulislerinde paketler dağıtıldı; ekmek,
poğaça paketleri. Buraya da geldi muhalefet kulisine. Ben “Bu poğaça kimden
geldi?” diye sorduğumda, dağıtan arkadaşlar “Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı
Sayın Melih Gökçek’in ikramı.” dedi. Aynen o dağıtana şunu söyledim: “Anlaşılan
odur ki bir hafta sonra Melih Gökçek’le ilgili bir yasa gelecektir.” Çünkü
geçen yıl da bunun örneği yaşandı.
Değerli
milletvekilleri, bu Meclis bunları hak etmiyor. Benim Meclis Divanından bir
talebim olacak, dışarıdan bu yüce Meclise poğaça, paket ve benzeri ikramların
girmesi lütfen engellensin. Bu, bu belediye…
MEHMET EMİN TUTAN
(Bursa) – Grup aldı parasıyla!
ALİM IŞIK (Devamla) - Ben yemedim, teklifi geri…
MEHMET EMİN TUTAN
(Bursa) – Grup dağıttı!
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen…
ALİM IŞIK (Devamla) - Değerli kardeşim, değerli milletvekilleri; eğer
böyle bir olay varsa, ki yaşanıyor bunlar zaman zaman,
buna engel olalım. Bu Meclis bunu hak etmiyor. Bir poğaçaya bir milletvekilinin
oyu satın alınamaz, hiçbir milletvekili de buna aracı olmaz. O nedenle, bundan
üzüntü duyduğumu ifade etmek istiyorum, bunlar yakışmıyor bu Meclise.
Bugün bir değerli
milletvekili de poğaçayı bırakınız, daireden bahsediyor. Bu Meclis bunları
tartışmamalı, bu Mecliste bunlar konuşulmamalı. Ben üzüntümü ifade etmek
istiyorum.
Diğer taraftan,
dokunulmazlık dosyalarıyla ilgili sorular geldi. Liste var. Sayın Bakanımın en
azından -TCK 240’ıncı maddeden, görevi kötüye kullanma suçundan dolayı on sekiz
tane dosya olduğu elimizde var- bunların kimler olduğunu açıklaması lazım,
bilmemesi mümkün değil. Bilmiyorsa en azından bu kanun yasalaşıncaya kadar “Şu
isimleri ben size açıklayacağım.” diye bir sözü en azından Sayın Bakanın
ağzından duymak isterim bir milletvekili olarak. Onun dışında birçok daha,
görevi ihmal var, avukatlık görevini kötüye kullanma var, ihaleye fesat
karıştırma gibi bu değişiklikten yararlanabilecek kişilere ait dosyalar var,
bunların hiç olmazsa kimlere ait olduğunu bilmemiz gerekiyor.
Önergemizde neden
bir yıl geç başlasın, bu yürürlük tarihinin, özeti şudur: Bu yasa teklifi ile
üst sınırlar birer yıl aşağıya çekildi yani üç yıl iki yıla indi, iki yıl bir
yıla indi. Hiç olmazsa bir yıl geç başlamasıyla, yürürlüğe bu sürenin
eklenmesiyle, şu ana yürürlükte olan ya da görülmekte olan davaların
sonuçlanması sağlanabilir. Önümüzde, altı ay sonra bir genel seçim var. Bu
genel seçimin arkasından altı aylık boşta kalacak süreyle hiç olmazsa
milletvekilliği dokunulmazlığı zırhından yararlanmayacak durumda olanların
yargılanması sağlanabilecek. O nedenle, bu teklifin yerinde bir teklif olduğunu
düşünüyorum.
Elbette ki,
hepimizin, en azından çocuklarımıza bırakacak bir temiz mirasının olması
gerekiyor. Ben, bu nedenle, değerli milletvekillerinin vicdanında bu önergenin
doğru değerlendirileceğine inanıyorum ve hepinize destekleriniz için şimdiden
teşekkür ediyorum.
Saygılar
sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Işık.
Önergeleri
birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler
reddedilmiştir.
SUAT KILIÇ
(Samsun) – Sayın Başkanım, bir söz talebim var.
BAŞKAN – Diğer
önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan
565 sıra sayılı yasa teklifinin 2. maddesindeki (yayımı tarihinde) ibaresinin
(yayımından 6 ay sonra) biçiminde değiştirilmesini arz ederim.
Kamer
Genç
(Tunceli)
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU
BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz
efendim.
BAŞKAN – Sayın
Genç, buyurun.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 565 sıra sayılı Yasa
Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde verdiğim bir önerge üzerinde söz almış
bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın
milletvekilleri, göreve başlarken herkes bu kürsüde bir yemin içti. İşte
yeminin metni kanunda var. Bu yeminde, milletvekilleri, kendisinin, ailesinin,
çoluk çocuğunun suçlarını affedeceğine dair bir yemin yapmadılar, hırsızları
affedeceğine dair bir yemin yapmadılar; dürüst, namuslu, Anayasa’ya sadakatle
görev yapacağına yemin ettiler.
Şimdi, bir kanun
teklifi gelmiş buraya; cumhuriyet tarihinin en karanlık, kimsenin teklife dahi
cesaret edemeyeceği bir kanun teklifi. Nedir kanun? Kamu görevini yapanlar,
görevini suistimal edenlere Türk Ceza Kanunu’nun
-eski- 240’ıncı maddesi bir yılla üç yıl arasında ceza veriyordu. Bunun amacı
neydi? Kamu görevini yapanlar dürüst görev yapsınlar, kamunun menfaatlerini
korusunlar, rüşvet almasınlar, devleti
talan etmesinler. Tam seksen sene uygulandı. Sonra geldi, Türk Ceza Kanunu’nun
257’nci maddesi uygulandı, o ilke aynen korundu. Sonra, kulislerden bir telefon
görüşmeleri yapılmış, Burhan Kuzu ile Melih Gökçek arasında. Diyor ki Melih
Gökçek: “Yahu orada bizim grupta 257’den mahkûm olan çok milletvekilleri var,
bunları bir fitillendirelim, kendi kendimize af çıkaralım.”
Şimdi burada
Bülent Arınç’a ben sordum. Yahu şimdi başka soruya
cevap vermiyorsun ama buna ver. Şimdi, senin elinde, Hükûmetsin
-dün sorduk- kaç tane AKP’li milletvekilinin bu Kanun’dan mahkûmiyet cezası
var, söyle. Şimdi, nutuklar atmaya gerek yok sayın milletvekilleri. Açık seçik,
net ve Türkçe konuşuyoruz. Bunu niye koruyorsunuz? Yahu bu milletin karşısına
çıkın, yiğitçe konuşun. Hep ikiyüzlülük yapıyorsunuz, gerçekleri saklıyorsunuz.
Şimdi bu kanun
yürürlüğe girdiği zaman içinizde iki sene, üç sene ceza alan kişiler var. Ne
olacak? Yargıtay on binlerce, belki yirmi bin tane davayı mahalline gönderecek.
Hükmü kesinleşmiş, hâlâ infaz safhasında olan, hapishanede olan kişiler de
hapishaneden tahliye olacak, gelecek. Ne olacak? Hükmün açıklanmasını… Acaba
iki yıla kadar mı ceza verecek mahallî mahkeme? Efendime söyleyeyim, altı ay
zaten paraya çevriliyor. Dolayısıyla, ben bunlarda… Adam hapishaneden çıkıp
gelecek. Ne kadar kıyak bir madde değil mi arkadaşlar,
ne kadar kıyak? Ondan sonra gelecek, mahkemeler yirmi bine yakın davayı yeniden
mahalline gönderecek. Acaba buna altı ay mı ceza uygulayalım, bir sene mi
uygulayalım? İki seneye kadar cezalarda hükmün açıklanmasını geriye bırakma
ilkesini getirmişsiniz, ondan sonra, yani devleti zarara uğratan, görevini suistimal eden kişilere verilen mahkemenin bu kararını
ortadan kaldırıyorsunuz. Kimin için kaldırıyorsunuz? Memleketini seven,
insanlık duygusunu taşıyan, ahlak ve edep düşüncelerini taşıyan insanların buna
karşı çıkması lazım. Bundan daha doğru bir şey var mı arkadaşlar? Yani, biz
niye geldik, biz burada hırsızları affetmeye mi geldik? Biz bu memleketi talan
edenlere af yapmaya mı geldik arkadaşlar?
FİKRİ IŞIK
(Kocaeli) – Ne hırsızı?
KAMER GENÇ
(Devamla) – Yani, arkadaşlar, bir gün biliyorsunuz bir torba kanun geldi, torba
kanuna bir madde ilave etmişler; efendim, mücevherat satanlardan KDV ve ÖTV
alınmayacak. Yahu araştırdık ki, bu madde nereden geldi; Tayyip Beyin oğlu
gitmiş bir mücevherat dükkanına ortak olmuş, Tayyip
Beyin oğlunun yapacağı mücevheratlardan ÖTV alınmayacak. Yahu, hangi akıl,
hangi ahlak, hangi edep bunu kabul eder arkadaşlar?
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – İftira, iftira.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Buna “Yalan” diyenin kendisi yalancı oğlu yalancıdır! Arkadaşlar
kanun ortada. Şimdi böyle bir şey olur mu sayın milletvekilleri? Ey vatandaş,
ekmek bulmaktan âciz içinde, ekmek bulmayan,
yurtlarda aç yatan o gençler, o polis copu altında inim inim
inleyen, o polis copu altında karnındaki bebeğini düşüren Türk gençlerine
yapılan bu muameleyi görmezsiniz, ama kendi hırsızlıklarını affetmek için her
şeye kanun teklifi getirirsiniz.
Arkadaşlar, böyle
bir olay bir memlekette olsa ne olur biliyor musunuz?
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Böyle bir memlekette, hele bir öğrenciyi, hamile bir öğrenciyi,
siz, dövüp de -polis- karnındaki bebeği düşürmeye giden bir olay olsa bir
memlekette ne yaparsınız? O memlekette en başta İçişleri Bakanı istifa eder.
(AK PARTİ sıralarından “Yok ya” sesi)
Yok mu? Senin
kızını dövseler, senin kızının karnındaki bebek düşse sen bunu tebrik mi
edeceksin, alkışlayacak mısın?
MEHMET EMİN TUTAN
(Bursa) – Terörist olmasın!
KAMER GENÇ
(Devamla) – İşte teröristin kim olduğu ortada duruyor.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen…
KAMER GENÇ (Devamla)
– Teröristin kim olduğu… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen…
KAMER GENÇ
(Devamla) – Yani adam en meşru hakkını koruyor arkadaşlar.
AHMET AYDOĞMUŞ
(Çorum) – Yalan konuşuyorsun!
KAMER GENÇ
(Devamla) – Bir genç gidiyor, toplantı, gösteri, yürüyüş hakkını kullanıyor,
senin polisin getiriyor, onu copluyor, karnındaki bebeği düşürüyor ve sen buna
“terörist” diyorsun. İşte ben sana ne diyeyim kardeşim! Sana söyleyecek öyle
laflarım var ki, ama size tazminat vere vere artık
bıktım yahu! Burnunuzdan gelsin sizin, burnunuzdan gelsin! (AK PARTİ
sıralarından gürültüler)
MEHMET EMİN TUTAN
(Bursa) – Ne diyor Sayın Başkan?
KAMER GENÇ
(Devamla) – Şimdi burada Bülent Arınç’ın -biraz sonra
yine okuyacağım da- sorduğumuz sorulara cevap vermesi lazım arkadaşlar. Burada Hükûmetin yüzü yok! Adalet Bakanı nerede? Gelsin burada
otursun!
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN –
Selamlayın lütfen.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Efendim, bunları selamlayacak bir durumda değilim. (AK PARTİ
sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)
MEHMET EMİN TUTAN
(Bursa) – Haydaa! Sayın Başkan…
FİKRİ IŞIK
(Kocaeli) – Bırak bunları!
KAMER GENÇ
(Devamla) – Dolayısıyla bizim burada yapmamız gereken bir görev var…
BAŞKAN – Sayın
Genç…
SUAT KILIÇ
(Samsun) – Yazıklar olsun sana!
KAMER GENÇ
(Devamla) – Millet bazı gerçekleri duysun efendim.
FAHRETTİN POYRAZ
(Bilecik) – Memur maaşıyla kaç daire aldığını açıkla sen.
KAMER GENÇ
(Devamla) - Bu gerçekleri niye inkâr ediyorsunuz? Ben burada doğruları
söylüyorum size. Bu kadar doğruları kimse söyleyemez.
BAŞKAN – Sayın
Genç…
KAMER GENÇ
(Devamla) – Ama maalesef siz bu doğruları anlayacak kapasitede değilsiniz.
FAHRETTİN POYRAZ
(Bilecik) – Sayın Başkan, daha ne kadar müsaade edeceksiniz?
KAMER GENÇ (Devamla)
- Aslında kapasitedesiniz de menfaatinize geldiği için bunları inkâr
ediyorsunuz.
BAŞKAN – Sayın
Genç… Sayın Genç…
SUAT KILIÇ
(Samsun) – Sayın Başkan, bu hakaretlere Divan olarak nasıl seyirci
kalıyorsunuz? Divanın görevi nedir Sayın Başkan?
KAMER GENÇ
(Devamla) – Dün burada Sayın Mehmet Şandır konuşurken bana dediler ki: “Yahu,
laf atma.” Ben de zannettim ki Bülent Arınç çıkacak
burada vicdani kanaatlerine göre konuşacak.
BAŞKAN – Sayın
Genç…
KAMER GENÇ
(Devamla) – Dedim ki, “Senin vicdanın yerinde mi, yani vicdanın kabul eder
mi?”, “Kabul ederim.” Onun vicdanının neyi kabul ettiğini biraz sonra
anlatacağım.
Saygılar
sunuyorum.
SUAT KILIÇ
(Samsun) – Sayın Başkan, söz talep ediyorum.
FAHRETTİN POYRAZ
(Bilecik) – Sayın Başkan, bu saçmalıkları daha ne kadar dinleyeceğiz!
ALİ KOÇAL
(Zonguldak) – Ya Fahrettin yeter ya! Yeter be!
BAŞKAN – Buyurun.
VII.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
3.-
Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, AK PARTİ
Grubuna sataşması nedeniyle konuşması
SUAT KILIÇ
(Samsun) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri…(AK PARTİ ve CHP
sıralarından gürültüler.)
ALİ KOÇAL
(Zonguldak) – Gel gel…
SUAT KILIÇ
(Devamla) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, sayın idare amirleri…
FAHRETTİN POYRAZ
(Bilecik) – Adamın orada bir anamıza küfretmediği kaldı.
ALİ KOÇAL
(Zonguldak) – Deminden beri durmadan konuşuyorsun be!
FAHRETTİN POYRAZ
(Bilecik) – Bir anamıza küfretmediği kaldı, konuşma!
ALİ KOÇAL
(Zonguldak) – Ayıp bir şey be!
FAHRETTİN POYRAZ
(Bilecik) – Ne hırsızlığımız kaldı, ne bir şey!
ALİ KOÇAL
(Zonguldak) – Otur yerine!
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri…
FAHRETTİN POYRAZ
(Bilecik) – Sana mı kaldı iş! Kamer Genç’i savunuyor bize yahu! Hayret bir şey
yahu!
ALİ KOÇAL
(Zonguldak) – Ahlaksızlığın lüzumu yok be!
FAHRETTİN POYRAZ
(Bilecik) – Sensin o!
ABDURRAHMAN ARICI
(Antalya) – Lütfen… Lütfen, bak, doğru düzgün konuşun, ahlaksız deme hakkınız
yok. Otur yerine!
BAŞKAN – Sayın
Kılıç, buyurun.
SUAT KILIÇ
(Devamla) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri; Genel Kurulu…
ALİ KOÇAL
(Zonguldak) – Ne demek otur be! Sen kimsin be! Ayıp be!
ABDURRAHMAN ARICI
(Antalya) – Ahlaksız diyemezsin. Lütfen… Lütfen…
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 16.40
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma
Saati: 16.51
BAŞKAN:
Başkan Vekili Meral AKŞENER
KÂTİP
ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Gülşen ORHAN (Van)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28’inci Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum.
Sayın Suat
Kılıç’ın konuşması yarım kalmıştı.
Buyurun Sayın
Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
SUAT KILIÇ
(Samsun) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum. Saygılarımı Genel Kurula ifade ederken de parti ayrımı
yapmaksızın millet iradesinin temsilcisi olan tüm milletvekillerine, içten,
kalbî saygılarımı, hürmetlerimi ifade ediyorum.
Çok değerli
milletvekilleri, içinde yarım yüzyıldır yaşattığı kin, nefret ve husumet
duygularıyla kürsüye gelenlerin güllük gülistanlık sevgi sözcükleri sarf
edebilmeleri mümkün değildir.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, oturum kapandıktan sonra sataşmadan dolayı söz
veremezsiniz, İç Tüzük çok açık efendim.
BAŞKAN – Yarıda
bırakmıştım Sayın Genç.
SUAT KILIÇ
(Devamla) – Sevgi sözcükleri ile milletvekillerine hitap edebilmeleri, millete
hitap edebilmeleri mümkün değildir. Ancak bir atasözü var: “Ayinesi
iştir kişinin lafa bakılmaz, görünür kişinin rütbei
aklı eserinde.” Biz milletimiz için çalışmaya devam ederken maruz kaldığımız
saldırılar karşısında kan kussak bile milletin hatırı alidir
diyeceğiz, Hakk’ın hatırı alidir diyeceğiz ve kızılcık şerbeti içtik demeye
devam edeceğiz ama zannedilmesin ki hakaretleri içimize sindiriyoruz. Her
hakaretin her çirkin sözün her küfrün sahibi bizatihi onu sarf edenin
kendisidir. Bu kürsüden sarf edilen o çirkin sözlerin, o
yakışıksız beyanların hiçbirini tekrar etmeyi size de şahsıma da milletime de
bu Meclisin mehabetine de yakıştıramıyorum, tekrar ifade etmiyorum ama
milletimiz de milletvekillerimiz de sarf edilen sözleri biliyor; o bize yönelik
olarak sarf edilen sözlerin sarf edenlere çok daha yakıştığını, onların o
çirkin beyanları çok daha iyi hak ettiğini milletimiz ayn-el
yakîn, Hakk-el yakîn biliyor, takdir ediyor. O nedenle,
milletvekili arkadaşlarıma şunu açık yüreklilikle ifade ediyorum: Söylenen o
çirkin sözlerin, iftiraların, ithamların, kürsüye taşınan yalanların ve yanlış
beyanların muhatabı biz değiliz.
ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Niye çıkıyorsun, konuşuyorsun o zaman?
SUAT KILIÇ
(Devamla) – Muhalefet etme adına Meclisin ve milletvekilliği müessesesinin
saygınlığına hiç kimsenin gölge düşürmemeye azami gayret etmesi lazım.
Diğer fasılda
-bir cümleyle ifade edeceğim- MHP’den konuşan milletvekili arkadaşımızın art
niyetli olmadığı kanaatindeyim.
ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Konuşma o zaman.
SUAT KILIÇ
(Devamla) - Değerli arkadaşlarım, şunu net olarak ifade ediyorum: Genel Kurul
kulislerinde dağıtılan ikramların hiçbiri ne bir belediyenin ne Büyükşehir
Belediyesinin ne de bir kamu kurumunun ikramı değildir, tamamı Genel Kurul
çalışmalarının geç saatlere kadar devam ettiği günler için hazırlanan ve AK
PARTİ Grubu tarafından servis edilen, bizim bütçemizden karşılanan ikramlardır.
Bugüne kadar iktidar-muhalefet ayrımına
da bu konuda kesinlikle girmedik. Hiç kimsenin içerisinde bu konularla ilgili
bir kuşku, bir istifham oluşmasın.
Genel Kurulu
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, bana atfedilerek benim küfrettiğim gibi birtakım
şeyler söyledi. Bunu sataşma…
SUAT KILIÇ
(Samsun) – Sayın Başkan, isim zikretmedim, hiçbir şahıstan bahsetmedim.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Hayır efendim, benim konuşmam üzerine bu konuşmayı yaptı.
BAŞKAN – İsminizi
zikretmedi Sayın Genç, yeter.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…
BAŞKAN - Şimdi,
565 sıra sayılı Teklif’in görüşmelerine devam edeceğiz.
VI.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN
DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
4.-
Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak’ın, Türk Ceza
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu
(2/766) (S. Sayısı: 565) (Devam)
BAŞKAN –
Komisyon? Burada.
Hükûmet? Burada.
Şimdi, Sayın
Kamer Genç’in önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmemiştir.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, efendim, bakınız, benim sözlerim… Sayın Başkan, böyle
olmaz ki yani siz AKP’ye çok destek veriyorsunuz.
BAŞKAN - 2’nci
maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
3’üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 3- Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN – 3’üncü
madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ilk söz Gaziantep
Milletvekili Sayın Yaşar Ağyüz’e aittir.
Buyurun Sayın Ağyüz. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gündemimize
alelacele gelen 565 sıra sayılı Yasa Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde söz
aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, cumhuriyetimizde Ulusal Kurtuluş Savaşı sürecini bilmeyen
vatandaşımız, bilmeyen gencimiz yoktur. Ulusal Kurtuluş Savaşı Atatürk
önderliğinde verilmiş ve bölgesel, kentini savunan liderlerin var olduğu bir
savaştır. Sütçü İmam bunlardan birisidir; Şahin Bey, Şehit Kâmil bunlardan
birisidir. Onlar ülkelerini kurtarmışlardır, ülkeleri için canlarını feda etmişlerdir.
Bugün aynı ulvi değerlerle anılan Kahramanmaraş’ın milletvekili de yolsuzluk
batağına batan, görevi kötüye kullanan seçilmişleri ve atanmışları kurtarmak
için canını feda etmeye kalkıyor. Bakın aradaki farka! Birisi ülkesini
kurtarmış o kent için, o ülke için, birisi de yüzsüzleri, yolsuzluk batağına
batanları, kamu malını talan edenleri, bunun için yargılanıp görevi kötüye
kullanma suçundan hapse girecek olanları hapisten kurtarmak için çaba
gösteriyor. Bu ne çelişkidir, bu ne çelişkidir! Bu fedakârlığa ne gerek var?
Niye Hükûmet bu tasarıyı getirmiyor?
Şimdi bakın, dört
yıldır bu Mecliste hep kamu mallarını ihale yoluyla, özelleştirme yoluyla
peşkeş çekmenin yasal değişiklikleri yapıldı. Hatırlayın, meşhur mısır ticareti
yapan Maliye Bakanının hayalî ihracatları, vergi afları bu dönemde sizlerin
oylarıyla geçmedi mi? Sizin adınız “AKP” değil, sizin adınız “Afla Kurtarma
Partisi!” Sizin halka vereceğiniz hiçbir şey yok. Siz yandaşlarınızı zengin
edersiniz, yandaşlarınızın usulsüzlüklerini affedersiniz. Sizin şiarınız bu. O
nedenle, vatandaş size yolsuzlukları örtbas et diye oy vermedi, vatandaş size,
o ulvi, derin duygularını istismar ettiğiniz vatandaş…
Bakın, 2002’de
sizin 3Y’niz vardı, 3Y! 3Y’yi hatırlayan var mı? Siz de unuttunuz tabii; lideriniz
unuttu, siz de unuttunuz!
3Y ne diyor?
“Yoksulluk”, “Yolsuzluk”, “Yasaklar.” İddialı bir kelime ve altında diyor ki:
“Bunların kökünü kazıyacağız.” Allah, Allah! Kökü kazındı mı? Yoksulluk eksildi
mi? Yoksulluk eksildiyse kömür dağıttınız vatandaş sayısı her yıl niye artıyor?
Niye, gıda dağıttığınız, yeşil kart dağıttığınız insan sayısı artıyor?
Yolsuzluk…
Uluslararası sıralamalarda niye yeriniz değişmiyor? Niye değişmiyor yeriniz?
“Yolsuzlukta hortumları keseceğiz.” dediniz, hortumlar yön değiştirdi yandaşlara.
Yandaş medya, yandaş zengin, yandaş ihaleci, yandaş bilmem ne, bunlar sizin
zamanınızda türedi.
Değerli
arkadaşlarım, kamu malını korumak istiyorsanız, kamu yararına olan yasaları
güçlendirmeniz lazım. Güçsüzleştirerek, bazı insanları affederek bir yere
varamazsınız.
Bakın, bir örnek
vereceğim size: Ankara metrosunun, büyükşehirlerde
metroların devrini Ulaştırma Bakanlığına yetki verdik. Kaç ay geçti? Niye
devralmıyor Ulaştırma Bakanlığı biliyor musunuz? Altında Ankara metrosunun öyle pislikler var ki!
Sayın Grup Başkan
Vekili diyor ki: “Ankara Belediyesinin ekmeklerini biz dağıtıyoruz.” Başka
ekmek mi bulamadın yahu, peksimet dağıt. Yani dışarıdaki korumalar, dağıtıcılar
söylüyor Ankara Büyükşehir Belediyesinin arabasıyla geldiğini, Ankara
Büyükşehir Belediyesinin adamlarının getirdiğini. Neyi inkâr ediyorsun Sayın
Başkan?
Onun için, biz
burada gerçekleri söylemek zorundayız. Sizin bazı sözler zorunuza gidiyor, bazı
sözler belki anlamının dışına taşıyor ama asıl sizin zorunuza giden, bu yasa
zorunuza gidiyor, bu yasa! Bu yasayı Tayyip Bey emretti, Veysi
Kaynak getirdi, siz de zoraki oy vereceksiniz, istemeye istemeye
oy veriyorsunuz, içinize sinmiyor. Onun için birbirimize karşı kırıcı
davranıyoruz, onun için birbirimize karşı saldırgan davranıyoruz. Bunu ikrar
edin, ikrar. İçinize sinmeyen yasaya zoraki oy veriyorsunuz, oy! Bu yanlıştır.
Sayın Bakan burada
oturuyor. Zahit Akman’ı kurtarma yasası değil mi bu?
Görevi kötüye kullanmadan ceza almadı mı? Hani Sayın Bakan sen diyordun ki:
“Zahit Akman’ın istifa etmesi lazım.” Hani sen
diyordun ki: “Zahid Akman’ı
ben olsam görevden alırdım.” Esip yağıyordun, gürlüyordun, askerlere esip
yağdığın gibi, “Bana suikast düzenlediler.” dediğin gibi. Nerede, hani bunların
aslı astarı nerede Sayın Bakan? Sayın Bakan, üslubunuza dikkat edeceksiniz.
Orduyu tahrip etmeye sizin hakkınız yok, kurumları tahrip etmeye sizin hakkınız
yok, TRT’yi halkın parasıyla iktidarın borazanı yapmaya sizin hakkınız yok
Sayın Bakan. (CHP sıralarından alkışlar) Onun için doğruları söylemek
zorundasınız. Doğruları söylemiyorsunuz ve onun sıkıntısı içerisinde de hep
beraber bu yasayı tartışma ortamını sağlayamadan geçireceğiz. Üç maddelik bir
yasa.
Peki başka yasalar yok mu? Var. Emeklilerin intibak yasasını niye
getirmiyorsunuz? Muhtarların maaş artışını niye getirmiyorsunuz? Esnafı ezen,
çığ gibi bitiren, alışveriş merkezlerini yeniden düzenleyecek yasayı niye
getirmiyorsunuz? Referandumdan bugüne seksen beş gün geçti. Seksen beş gün önce
referandum kampanyasında “evet” oylarını fazla çıkarmak için Tayyip Bey
vaatlerde bulundu; barış yasası, vergiler, bilmem, prim borçları, doğru. Peki bunlar için sayısız önerge, sayısız yasa teklifi
Meclisin arşivlerinde bekliyor. Seçime beş ay kala mı aklınıza geldi veya
aklınıza geldiyse seksen beş gündür bu yasa niye Meclise inmedi? Niye çiftçinin
elektrik borçlarını düzenlemiyorsunuz? Bunları düzenleyemezsiniz. Niye
düzenleyemezsiniz? Çünkü sizin bu süreçte aceleye getirmek istediğiniz
yasalarla kendi belediye başkanlarınızı kurtarmak zorundasınız. Özelleştirme
ihale furyasının yanı sıra kent rantlarını yaratan
belediye başkanlarını affedeceksiniz ki önümüzdeki dönem göz diktiğiniz kent
rantlarının yağması daha çok artsın, daha fütursuzca yapılsın imar tadilatları,
Gaziantep’te yeşil alanlar talan edilsin, İstanbul’da yeşil alanlara
rezidanslar yapılsın; Ankara’da peşkeş çekilsin üst geçitler, alt geçitler
vesaire uygulamalarıyla. Bunların önünü açıyorsunuz, yetki verdiğiniz yasa
bunların önünü açıyor. Bunun neresi kamu yararına, neresi toplum yararına,
neresi kent yararına? Kişileri kurtaran yasalarla uğraşmayın, toplumu
kalkındıracak, kamu yararını gözetecek yasalarla uğraşın. Ama buna sizin
gücünüz yetmez çünkü siz talimatla yasaları geçiren bir grupsunuz maalesef,
size talimat gelmeden bu yasaları gündeme alamazsınız.
Bakın değerli
arkadaşlarım, yasaklar eksildi mi? Dövülen öğrenciler, Sayın Tayyip Erdoğan’a
pankart asan ve on beş aya mahkûm olan öğrenciler; Ergenekon davasında daha
iddia ortaya atılmadan, 650 gündür, 670 gündür yatan gazeteciler; 45 tane, 48
tane, sorgusuz sualsiz yatan gazeteciler… Sizin düşünce özgürlüğünüz, sizin
ileri demokrasi anlayışınız bu. Siz ileri demokrasiden falan anlamazsınız.
Sizin demokratlığınız kendinize, siz kendinize demokratsınız, siz kendinize
çalışırsınız, kendi yandaşlarınıza çalışırsınız. Tabii, hepiniz değil.
Talimatla oy verenler vicdanıyla baş başa kaldığı zaman da ne kadar yanlış
yaptığını anlayacaklardır.
Bakın, sizin
döneminizde örtülü ödenek kullanımı tavan yaptı. Nereye harcanıyor? Sayın
Başbakan bir tek gün bunun açıklamasını niye vermiyor?
Milletvekili
lojmanlarını kaldırdınız, alkışladık. Güzel bir iddiaydı. O günden bugüne
kamuda lojman sayısı kaç tane arttı biliyor musunuz?
İlk geldiğinizde
lüks arabalara karşıydınız. O zaman mücahittiniz çünkü müteahhit
olmamıştınız daha. Lüks arabalara karşıydınız, 4x4’ten kaçıyordunuz, “Aman ha!”
diyordunuz. Şimdi bakın, Türkiye’de makam aracı sayısı 83.383, son dört yılda
da artan sayısı yüzde 20 değerli arkadaşlarım. Japonya’da 10 bin, İngiltere’de
12 bin, Fransa’da 9 bin. Siz bunlardan zengin bir ülke misiniz? Yoksa siz de
Başbakanın dışarıda attığı tafralar gibi, zengin olduğunuza gerçekten inanıyor
musunuz? Yoksa bir gecede rakamlarla oynayarak kişi başı alınan gelirin 15.500
dolara çıkmasına gerçekten inanıyor musunuz siz?
SONER AKSOY
(Kütahya) – Evet.
YAŞAR AĞYÜZ
(Devamla) - Hayal içindesiniz, hayal! Uyanın, beş ayınız kaldı. Bu beş ayda
bari halk yararına, toplum yararına iyi şeyler yapın değerli arkadaşlarım. Ama
yapacağınız inancında değilim.
Bu aceleciliğin
nedeni belli, giderayak belediyelerinizi kurtarmak istiyorsunuz. Bakın, bugün
bir iddia var gazetede, 263 milyon, Topbaş’ın bir şirkete peşkeş çektiği para.
Bunlar yazık günah değil mi? İmar rantlarıyla çekilen
peşkeşler.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ASIM AYKAN
(Trabzon) – İddia, iddia…
YAŞAR AĞYÜZ
(Devamla) – Ya o iddia, bu iddia yani.
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
YAŞAR AĞYÜZ
(Devamla) – O iddiaysa karşılığını çıkar söylersin. Demin Bartınlıya karşı Sefa
Sirmen’i arkadaşımız söyledi. İşte,
burada yargı kararı. Bak, biz yargı kararıyla konuşuyoruz. Bak, yargı
kararıyla. Adam yiğitçe çıktı buraya “Benim dokunulmazlığımı kaldırın.” dedi.
Sizin aranızda var mı dokunulmazlık zırhından kurtulmak isteyen babayiğit? Var
mı AKBİL’den soruşturmaya uğrayan babayiğit var mı,
grup başkan vekili var mı? Niye bunları savunuyorsunuz? Savunmak mecburiyetinde
kalıyorsunuz. Yazık size, günah size! Gulûl suçu
işleyenlere oy vererek ortak oluyorsunuz. Gulûl suçu
işliyorsunuz, kamu mallarını talan ettiriyorsunuz göz yuma yuma
değerli arkadaşlarım.
Bakın, yine sizi
çok öven bir gazeteci ne diyor: “İslam’da devlet ve belediye bütçelerini
hortumlamak var mıdır, rüşvet almak var mıdır, haram yemek var mıdır, her türlü
emanete hıyanet etmek var mıdır?” Bunların hepsi bu İktidar döneminde yaşandı;
ATV -Sabah’ta yaşandı, Balıkesir SEKA’da yaşandı…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YAŞAR AĞYÜZ
(Devamla) - …özelleştirmelerde yaşandı, belediyelerde yaşandı ve maalesef
mücevherci dükkânına ortak olan oğlunun sayesinde mücevherciler enerji lisans
sahibi oldular. İşte, sizin adaletiniz bu. O nedenle sizin adınız “Afla
Kurtarma Partisi.”
Hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Ağyüz.
Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Sayın Kemalettin
Nalcı. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
KEMALETTİN NALCI (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 565 sıra
sayılı Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Veysi
Kaynak’ın; Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin
3’üncü maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Saygıdeğer
milletvekilleri, görevi kötüye kullanma 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
257’nci maddesinde düzenlenmiştir. Şimdi de bu teklif ile yasalaştığında görevi
kötüye kullanmanın kriteri olan “kazanç” elde etme
“menfaat” olarak değiştirilecek, görevini kötüye kullanarak haksız kazanç
sağlayanlara verilen "bir yıldan üç yıla kadar" hapis cezası
"altı aydan iki yıla kadar" hapis cezası olarak uygulanacaktır.
Yine, görevinde
ihmal ve gecikme gösteren kamu görevlilerinin "altı aydan iki yıla
kadar" olan kamu cezası "üç aydan bir yıla kadar" indirilmekte,
üçüncü fıkrasında yer alan ceza hükmü de "bir yıldan üç yıla kadar hapis
ve beşbin güne kadar adli para cezası ile"
şeklinde değişmektedir. Böylece, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek
suretiyle, kişilerin mağduriyetine ve kamunun zararına neden olan ya da
kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi cezaevine girmekten
kurtulacaktır.
Görevi kötüye
kullanma suçunun oluşabilmesi için, gerçekleştirilecek fiilin kamu görevlisinin
görev alanına giren bir hususla ilgisi olması gerekir. Kamu görevinin
gereklerine aykırı olan bir fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza
siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır.
Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın belli koşulları
taşıması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçunun oluşabileceği kabul
edilmiştir. Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin
mağduriyetiyle sonuçlanmış olması veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden
olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlanmış olması hâlinde görevi kötüye
kullanma suçu işlenmiş olmaktadır.
Değerli
milletvekilleri, suçu oluşturan fiil, fail olan kamu görevlisinin görev
alanındaki iş ve işlemlerden biri ile ilgili olmalıdır. Bu fiillerin
nitelikleri ve gerçekleştirilme şekillerine göre farklı hükümler yerine 257’nci
madde hükmü ile ihtiyaç karşılanmaya çalışılmıştır. 765 sayılı Yasa’daki 228,
230, 240’ıncı maddelerin içeriği fiillerin hepsi bu madde kapsamına alınmıştır.
Bu yapılırken kişilerin mağduriyeti, kamunun zararı, haksız kazanç sağlama
unsurları getirilerek kapsam daraltılmıştır.
Değerli
milletvekilleri, görevi kötüye kullanma suçu, genel ve tamamlayıcı bir suç
tipidir. Bu nedenle görevin gereklerine aykırı davranışın başka bir suçu
oluşturmadığı hâllerde kamu görevlisini bu suça istinaden cezalandırmak
gerekir. Bu nitelikteki davranışlar Türk Ceza Kanunu’nun veya başka bir özel
yasada bağımsız suç olarak düzenlenmişse 257’nci maddedeki suç oluşmayacaktır.
257’nci maddede
yer alan görevinin gereklerine aykırı hareket etmekten söz edebilmek için kamu
görevlisinin kamu görevini kötüye kullanmış olması gerekmektedir.
Değerli
milletvekilleri, maddenin üçüncü fıkrasına göre kamu görevlisinin görevinin
gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir
başkasına çıkar sağlaması bazı hâllerde görevi kötüye kullanma suçunu
oluşturacaktır ancak bunun için fiilin icbar, zorlama suretiyle irtikap suçunu oluşturmaması gerekmektedir.
257’nci maddenin
son fıkrası ile kamu görevlisinin görevinin gereklerine uygun davranması için
veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlaması bazı
hâllerde görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacaktır.
Değerli
milletvekilleri, teklife göre, yargılanan kamu görevlilerine verilen cezalar
erteleme kapsamına girecektir; belediye başkanları alt sınıra yakın cezalar
alırsa başkanlıklar düşecektir.
Bunu şöyle bir
açmak istiyorum değerli milletvekilleri: Bugün, Devlet İhale Kanunu’na göre
yapılan ihalelerde, hepimiz de biliyoruz ki, belediye başkanları, bu ihale
kanunlarını ve imar düzenlemelerini kendi çıkarlarına ve yandaşlarının
çıkarlarına göre tanzim edebilmektedir ve bunlar oluşturulduğu zaman yapılan
denetimlerde ortaya çıktığı zaman bunlar iki kapsamda ele alınmaktadır. Birinci
kapsam, menfaat sağlamak için suç örgütü kurmak, yani ihaleye fesat
karıştırmak; ikinci kapsam ise görevi kötüye kullanmak. Bugün doğrudan temin,
yani ihalelerdeki -ki şu anda ben kendi bölgemde en azından beş belediye,
bunlardan Kapaklı Belediyesi başta olmak üzere beş belediye- görevi kötüye
kullanmadan dolayı en azından 30-35 trilyonluk haksız bir harcamadan dolayı
mahkemede. Bunları kurtarıyorsunuz Sayın Bakanım. Ondan sonra Sayın Veysi Kaynak çıkıyor buraya: “Bu kanun bir af kanunu
değildir.” diyor. O zaman af kanunu değilse bu kanunun ne gereği var? Ne gereği
var o zaman?
Bakıyoruz yine...
ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Ceza indirimi kanunu.
KEMALETTİN NALCI
(Devamla) – Bakın, o zaman hiçbir gereği yoksa, burada
ben size daha çok örnek verebilirim. Görevi kötüye kullanmanın… Bakın, bir
belediye başkanı düşünün, başka bir insanın, partilerin hakkını gasbediyor. Bunu yargılayabileceğiniz tek husus var: O da
görevi kötüye kullanmak. Başka bir şey var mı? Hayır, hiçbir şey yok.
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Kanunu yerinden mi kaldırıyoruz? Yerinde duruyor, yerinde.
KEMALETTİN NALCI
(Devamla) – Görevi kötüye kullanmak veya bir devlet memuruna yapabileceğiniz
tek bir konu, bunu iyi bir hukukçuyla konuşun, iyi bir hukukçuyla konuşun...
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Kim o iyi hukukçu?
KEMALETTİN NALCI
(Devamla) – Lütfen iyi bir hukukçuyla konuşun. Çünkü ben bu davaları çok iyi
biliyorum, ben bu işi yapıyorum Sayın Veysi Bey.
Artı, bunları,
zaten bu şekilde yargılayabileceğiniz görevlileri, belediye başkanını, bu işi
yapabilecek insanları tek kanun maddesi olarak görevi kötüye kullanmak…
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Duruyor yerinde, maddeyi mi kaldırıyoruz?
KEMALETTİN NALCI
(Devamla) – Peki, ben size şunu soruyorum: Doğrudan…
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Maddeyi mi kaldırıyoruz? Madde yerinde duruyor.
KEMALETTİN NALCI
(Devamla) – Ama, bakın, siz altı aya indirmekle neyi
yapıyorsunuz?
Ben şunu burada
size söylemek istiyorum: Ben kaldırıp kaldırmadığınızı değil… Cezayı, sadece
belediye veya kamuda ceza alma süresini geriye çekerek bu insanların görev
yapma şansını ortaya çıkartıyorsunuz, görevde kalma şansını ortaya
çıkartıyorsunuz. Ki kendi bölgemde yine aynı şeyden bahsedebilirim. Belediye
başkanları, Kapaklı başta bunda, her şey, görevi kötüye kullanmaktan, ihaleye
fesat karıştırmaktan hepsi belliyken şu anda yargılama devam ediyor ve görevi
kötüye kullanmaya çevrilerek, sizin bu çıkartmış olduğunuz yasadan faydalanarak
görevinin başında kalmaya devam edecek.
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Ne kadar ceza verileceğini nereden biliyorsun? Yargılamada ne
kadar ceza verileceğini nereden biliyorsun?
KEMALETTİN NALCI
(Devamla) – Efendim, bir adamı vurmuşsunuz, adam ölmüş. Ölmüşse bunun cezası
bellidir yani on yıldan otuz yıla kadar. Bunun cezası da altı ay değildir ki.
Ki “Bunun cezasını nereden biliyorsunuz?” demek bile yanlış. Bu ülkeyi soyan
insanlardan hesap sormak sizin de, bizim de görevimiz. Bunlara yol vermek
görevimiz değil ve burada karşılıklı tartışmak da değil.
Buradaki bu
kanunun bize göre, muhalefete göre en büyük şeyi, bu kanundan dolayı, suç
işlemiş olan insanların bu kanunlara sığınarak kurtulacak olmaları. Yoksa ben
size şunu şöyle yapıyorsunuz, buna böyle yapıyorsunuz demiyorum. Ama çok
iyi biliyorum ki bu kanun uygulamaya geçtiği zaman minimum on bin dosya
yargıdan düşecek. Peki, bu arada mağdur olanlar ne olacak, devletin zararları
ne olacak? Makam mevkilerini kullanarak, devletin vermiş olduğu yetkileri
kullanarak haksız yere kişileri zor durumda bırakan veya haksız kazanç sağlayan
insanların yaptıkları yanına kâr mı kalacak? Bizim görevimiz bunu mu yapmak?
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
KEMALETTİN NALCI
(Devamla) – Sağ olun.
Onun içindir ki
sayın milletvekilleri, bizim buradaki görevlerimiz… Ben şunun için, bunun için
çıkartılmış bir yasa demiyorum. Geneli üzerine baktığımız zaman, bunda
belediyeler ve kamu çalışanlarını rahatlatacak ve “Parasıyla değil mi?”
mantığını getirecek, tabiri caizse “Bu suçun bedeli var, veririm bu parayı,
aslanlar gibi de istediğimi yaparım.” mantığını ortaya koyabilecek bir
düzenleme içerisindeyiz. Bana göre bu düzenlemeden bir an önce vazgeçilmesi ve
reddedilmesi gerekiyor.
Bu duygu ve
düşüncelerle Genel Kurulu ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Nalcı.
Madde üzerinde
şahıslar adına ilk söz Konya Milletvekili Sayın Ali Öztük’e
aittir.
Buyurun Sayın Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ALİ ÖZTÜRK
(Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 565 sıra sayılı Yasa
Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz aldım. Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Aslında 1’inci
madde ile ilgili gerekli olanlar söylendi. 2’nci madde üzerindeki konuşmalarda
da belki eksik kalan hususlar tamamlandı. Fazla söylenecek bir şey de yok ama
belki bir kez daha açıklamakta gerek var diye düşünüyorum. Bu madde Ceza
Kanunu’nda değişmez kurallardan birisi değil, Ceza Kanunu’nun hiçbir maddesi de
değişmez değil; bugüne kadar Ceza Kanunu’nun çoğu maddesinde değişiklikler her
zaman yapıldı, bundan sonra da yapılabilecektir.
Burada getirilen
kesinlikle bir af değildir, cezanın alt ve üst sınırlarında bir düzenlemedir.
Bu, suç ve ceza siyaseti, suç ve ceza ekonomisi ile alakalı bir konudur ve ceza
adaletiyle alakalı bir konudur; bu, tamamen güven dengesini, bozulan adalet
duygularını tamir edici bir düşüncedir. Burada af olmadığına göre, sadece bir
erteleme sınırların içerisine giriyor diye yasaya karşı çıkmak, aslında yasanın
tekniğine de aykırı davranmak olur diye düşünüyorum.
Zaten bu 257’nci
madde bütün suçların kanunda tarifinden ve cezalandırılmasından sonra yine de
bir eylemin suç teşkil etmesi gerekiyorsa genel bir madde olarak bu maddeye
müracaat edildiği için… Bu maddenin isnat edildiği şekilde hırsızlık, zimmet,
sahtecilik, yolsuzluk gibi diğer suçlarla kesinlikle bir bağlantısı da yoktur,
genel bir maddedir. Bu nedenle yasa teklifindeki değişikliğin ceza adaletine
uygun olduğu düşüncesindeyim.
Bu vesileyle yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Öztürk.
Kastamonu
Milletvekili Sayın Hakkı Köylü.
Sayın Köylü şahsı
adına konuşacaktır.
Buyurun. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
HAKKI KÖYLÜ
(Kastamonu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkan,
değerli arkadaşlar; ben de madde üzerindeki görüşlerimi açıklamak istiyorum. Bu
arada tereddüt edilen, sorulan birkaç soru vardı, onlara da kısaca cevap vermek
istiyorum.
Birincisi,
yolsuzlukla adlandırılan, yolsuzluk maddeleri olarak belirlenen rüşvet, zimmet,
ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, irtikâp gibi daha
ağır hükümlerde indirici sebepler var, etkin pişmanlık hükümleri var. Bundan
daha hafif olan ve torba bir madde olan, her zaman suçunun nevi, türü, ne
olduğu anlaşılamayan bu maddede, daha önceki Ceza Kanunu’muzda
bir indirim sebebi olduğu hâlde bu kanunda bir indirim sebebi konulmamıştır.
Esasında bu o zaman yapılan bir eksikliktir, bundan dolayı bir indirime şimdi
gidilmesi gerekir.
İkincisi: Sayın
Şandır, dün “Neden indiriliyor bize izah edilsin.” demişti. Biz bu kanunu
yaptığımız zaman -yani 2004’ün Eylül ayında Türk Ceza Kanunu çıktı- bir yıl
ceza alan kişi cezaevinde dört ay on dört gün yatıyordu o zamanki infaz sistemine
göre. Ancak daha sonra infaz sistemi değişti, aralık ayında kabul edilen yeni
infaz sistemine göre, cezaların eskiden 1/3’ü infaz edilirken, sonradan 2/3’ü
infaz edildi ve dolayısıyla dört ay on dört gün cezaevinde yatacak kişi birden
sekiz ay yatmak zorunda kaldı. İşte bu maddenin genel yapısı itibarıyla bir
insanın cezaevinde sekiz ay yatması yani hafifletici sebepleri olsa dahi, en
basitini işlemiş olsa dahi sekiz ay yatması doğru değildi. Bu bakımdan bir
indirim gerekir.
Bir de suçluların
sayısının çoğaldığından bahsedildi. Esasında suç çoğalmadı, “kamu görevlisi”
tabiri çok genişletildi, daha önce 1 milyon kişi ise sonradan bu 2 milyona
çıktı. “Kamu görevlisi” tabirinin kapsamı genişletildiği için, ister istemez
herkes bu kapsama girdiği için dava sayısı çoğalmış oldu ama Türkiye'deki
açılan davalardan yüzde 70’inin, bazen 60’ının beraatla sonuçlandığını da
düşünürsek insanların buradan dolayı mağdur olması kaçınılmaz.
İşte, bunların
hepsini birlikte değerlendirdiğimizde, İnfaz Kanunu’ndaki o ağır hükmü de göz
önüne aldığımızda cezanın alt sınırının aşağıya çekilmesi yani suçun niteliği
hafif ise hafifletici sebepler varsa daha az bir ceza verilebilme imkânının
sağlanması için aşağı indirilmesinde fayda var. İsterse hâkim erteler isterse
ertelemez isterse hükmün açıklanmasını geri bırakır isterse bırakmaz, eskiden
olduğu gibi, bu tamamen hâkimin takdirine kalmıştır. Eğer fiil biraz daha
ağırsa, sanığın kastı yoğunsa, verilen zarar ağırsa bunları değerlendirerek
61’inci maddeye göre üst sınırdan ceza verebilir. Bunun için paraya da
çevirmez, tecil de etmez, hiç kimse de kurtulamaz. Bu kanundaki indirim sebebi
esas itibarıyla budur.
Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Köylü.
İç Tüzük’ün 72’nci
maddesine göre bir önerge vardır, okutup işleme alacağım:
TBMM Başkanlığına
565 sıra sayılı
Kanun teklifinin 3. maddesinin İçtüzük 72’ye göre görüşülmesine devam
edilmesini arz ve ederiz.
|
|
Oktay Vural |
Akif Akkuş |
Ali Uzunırmak |
|
|
|
İzmir |
Mersin |
Aydın |
|
|
|
|
Şenol Bal |
|
Osman Durmuş |
|
|
|
İzmir |
|
Kırıkkale |
Gerekçe:
Kamu menfaatini
haleldar eden bu Kanun teklifinin mahzurlarının Genel Kurulda daha fazla
izahını mümkün kılmak için görüşmelere devam edilmesi gerekmektedir.
BAŞKAN –
Önergeyi…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Karar yeter sayısı…
BAŞKAN - Karar
yetersayısı arayacağım.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı
yoktur.
Birleşime on
dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 17.26
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma
Saati: 17.38
BAŞKAN:
Başkan Vekili Meral AKŞENER
KÂTİP
ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Gülşen ORHAN (Van)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28’inci Birleşiminin Beşinci
Oturumunu açıyorum.
İzmir Milletvekili
Sayın Oktay Vural ve arkadaşlarının, İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre, 3’üncü
maddenin görüşmelerine devam olunmasına dair önergesinin oylanmasında karar
yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi önergeyi
tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.
Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.
565 sıra sayılı
Teklif’in görüşmelerine devam edeceğiz.
Komisyon burada.
Hükûmet burada.
Soru-cevap
işlemine geçiyorum.
Sayın Uzunırmak…
ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakanım,
toplumda genel bir kabul ki siz Türkçeyi güzel kullanan bir insansınız.
Tutanaklar var önümde, bu tutanaklarda, benim konuşmamda “…kanun maddesinin
değişmesinin yolsuzlukları teşvik anlamına geldiğini, ahlaksızlık olduğunu
defalarca söyledi ve sonunda yeni bir tanımlama yaptı, bu kanuna ‘ahlaksız
kanun’…” Benim konuşmamda, bu kanunu… Hafızalara, ahlaksızlığa, yolsuzluğa,
usulsüzlüğe, adaletsizliğe ve her şeye ama her şeye, ne kadar kötü manaya gelen
fiil varsa bunları teşvik yasası olarak geçecek olan bir teklifi görüşüyoruz.
Tabii ki ahlaksızlığı teşvik ahlaksızların işidir.
Şimdi, burada,
sizin ikinci bir mesele olarak gündeme getirdiğiniz “kamu görevi”
tanımlamasından yola çıkan…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Akkuş…
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Sayın Başkan, Sayın Bakan; Sayın Abdüllatif
Şener geçen haftaki bir açıklamasında “Benim, Kabineden neden ayrıldığımı şimdi
anladınız mı?” diyor. Sayın Bakanım, siz, adı geçen kişinin kadim dostu ve aynı
Kabinede bulunan arkadaşısınız. Yukarıdaki sözleriyle neyi kastetmektedir,
açıklayabilir misiniz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın
İçli…
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Sayın Başkanım, bu teklifle cezanın alt sınırı bir yıldan altı
aya indiği gibi, erteleme, para cezasına çevirme ve hükmün açıklanmasının geri
bırakılması gibi durumlar söz konusu olacak. 657 sayılı Devlet Memurları
Yasası’nın 48’inci maddesini bu düzenlemeyle baypas etmiyor musunuz? Hırsızlık
yaptığı mahkeme kararıyla tescil edilmiş, ancak hükmün ertelenmesine çevrilmiş
bir kişiye devlet görevi yaptırmayı nasıl düşünüyorsunuz?
BAŞKAN – Sayın
Köse… Yok.
Sayın Vural…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Teşekkür ederim efendim.
Sayın Bakana şu
soruları yöneltmek istiyorum: Şimdi, yapılan istatistiklere göre, 2006 yılında
19.777 sanık görevi kötüye kullanmaktan -yeni TCK, 257- 2007’ye göre 20.062
sanık, 2008’de 22.558, 2009’da da 44 binin üzerinde. Şimdi, sekiz yıldır
Türkiye’yi yöneten bir iktidar olarak, görevi kötüye kullanan memur sayısının
artmasının, Hükûmetinizin bu konuda genel bir
politikası ve yolsuzluklarla mücadele konusunda yeterince mücadele etmediğine
ilişkin bir yönetim anlayışının zafiyetinin yansıması olarak görüyor musunuz,
görmüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın
Işık…
ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan,
görevi kötüye kullanma suçuna karşı gerek bu tekliften önce gerekse teklif
yasalaşırsa verilen cezalar diğer ülkelerle karşılaştırıldığında ülkemizin durumu
nedir? Bilginiz varsa, açıklayabilirseniz memnun olurum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın
Yaman…
M. NURİ YAMAN
(Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Bakanım,
öyle anlaşılıyor ki grubunuzun el birliğiyle bu yasayı çıkarması kesin. Ancak
bu yasa çıktıktan sonra, birinci olarak, bakanlıklardaki teftiş kurullarının
bundan sonra memurlarla ilgili görevi kötüye kullanma ve görevi ihmal
suçlarını, gönül rahatlığı içinde, af niteliğindeki bu yasal düzenlemeye
rağmen, yürüteceklerine inanıyor musunuz? Yoksa bundan sonra, kamu
görevlilerinin görevi ihmal ve görevi kötüye kullanma suçlarıyla ilgili sadece
disiplin soruşturması yapılmasıyla mı yetineceksiniz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Tankut…
YILMAZ TANKUT
(Adana) – Teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan, bir
önceki soru-cevap kısmında da sordum, cevap alamadığım için yeniden sormak
istiyorum.
Ceza
miktarlarının azaltılmasının esas nedeninin, görevi kötüye kullanan kamu
görevlilerinin özellikle iktidara mensup siyasilerin suç teşkil edecek
talepleri ve istekleri konusunda gösterdikleri tedirginlikleri ortadan
kaldırmak için olduğu iddia edilmektedir. Bu doğru mudur? Buna samimiyetle
cevap verirseniz çok memnun olacağım.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Sayın
Dibek…
TURGUT DİBEK
(Kırklareli) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Az önce sormuştum
ama fırsat olmadı, Sayın Bakan açıklayamadı. İstatistiklerle bağlı değildi
sorum, güncel olduğu için sormuştum. 3 generalin yargılanmasıyla ilgili bir
açıklaması vardı “Albaylar mı yargılayacak?” diye, Sayın Bakanın. Ben, verilmiş
olan teklifle ilgili olarak, Bakanlığa dava açılacağını hâkim ve savcılar
hakkında, AKP’nin bunu öngördüğünü, arkadaşlarımızın, söylemiştim. Bu durumda,
asliye hukuk mahkemesi hâkimi Adalet Bakanlığına karşı davaya bakarken nasıl
bakacak? Sayın Bakandan düşüncelerini öğrenmek istemiştim.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Sayın
Bakan…
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli
arkadaşlar, Sayın Akkuş bir eski sayın bakandan ve onun konuşmasından bahisle,
benim bu konudaki bilgilerimi soruyor. Sayın Abdüllatif
Şener’le siyasette çok eskiden beri arkadaşlığımız var ama aynı Kabinede
birlikte görev yapmadık. Dolayısıyla müşahhas olarak o Kabinede beraber
bulunmadığımıza göre, ne demek istediği konusunda bir bilgiye sahip değilim
ancak bu iddiasında neyi kastettiğini ben de merak ettiğim için, dün akşam bir
haber kanalında, bir televizyon kanalında üç saate yakın süreyle yaptığı
konuşmayı merak etmiştim. Burada nöbetçi olduğum için takip edemedim ama görev
verdim, arkadaşlarım onun kasetini bana getirdiler, izledim, daha önceki
iddialarından bir kelimeyle bile bahsetmediğini gördüm. Dolayısıyla, Kabineden
niçin ayrıldığı konusunda kendisi de somut bir bilgi vermemiş durumda. Ben
bunun değerlendirilmesini arkadaşlarımızın takdirine bırakıyorum.
Sayın Uzunırmak, biraz evvelki konuşması içinde geçen cümleleri
konuştular. Kamu görevlileri tanımı, 6’ncı madde ile yeni bir tanıma
kavuşmuştur ve zenginleşmiştir içeriği. Sayın Köylü’nün
biraz önce bahsettiği gibi, eskiden 1 milyonsa bu rakam, 2 milyonu bulmuştur
çünkü 6’ncı maddede bu geçici süreyle görev yapanları da âdeta neredeyse
kapsamaktadır.
Sayın Dibek ve bazı
arkadaşlarımız, aslında İç Tüzük’ün ilgili maddesi gereğince sadece istişare
amaçlı sorular soruyorlar. Ben bunları cevaplandırmaktan kaçınmam ama konumuzla
doğrudan ilgili değil. Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve bunun hukukta iki
başlılık içerisinde bize ne getirip götürdüğü konusunda basında da yayınlanan
sözlerim oldu. Bunu bir kenara bırakıyorum ancak şu anda, bildiğim kadarıyla,
Plan ve Bütçe Komisyonunda konuşulan, görüşülen, hâkim ve savcılar hakkında
eğer tazminat davası açılacaksa bunun ilgili kuruma açılması konusunda bir
teklif var. Bu teklifin içeriğini bilmiyorum, Komisyon görüşmelerini takip etme
imkânım olmadı ancak eminim ki bu Komisyondaki görüşmeler sırasında da mesele
hem Anayasa’ya uygunluk veya aykırılık hem de içeriği konusunda eleştirilecektir.
Ancak hizmet kusuru sebebiyle zaten kanunlarımızda bağlı bulunduğu kuruma dair
karar alınması veya dava açılması, idarenin de bu konuda rücu
etme imkânı vardır. Bu konu teklif içerisinde nasıl bağdaştırılıyor, doğrusu,
ayrıntısına sahip değilim.
Sayın Yaman,
bakanlık teftiş kurullarının görevi ihmal veya kötüye kullanma suçlarından
dolayı bu kanunun çıkmasını takiben yeterli bir inceleme yapılıp
yapılmayacağını sordular. Teftiş kurullarının görevleri devam ediyor ve bu
görevlerini, umarız ki yerinde ve yeterince yapacaklardır. “Sadece disiplin
soruşturmasıyla ilgili mi kalacak?” dediler. Kanun’daki bu yetkiler devam
ediyor. Disiplin bakımından, idari bakımdan ve cezai bakımdan ne yapılması
gerekiyorsa umarım ki bunlar yapılacaktır.
Sayın Tankut, bir önceki maddeyle ve şimdiki maddeyle bağlantılı
olarak “Memurlar, siyasetin -siyasetçilerin daha doğrusu- etkisinde kalarak mı
bu suçları işliyorlar?” dedi. Doğrusu, buna kesinlikle hayır diyemem ama
kesinlikle evet de diyemem. Olabilir ki bazı kamu görevlileri, siyasetçilerin,
şu veya bu siyasi düşünceye mensup olan insanların, ellerinde yetki
bulunduranların veya bulundurmayanların etkisinde kalabilmiş olurlar ama bunu
tespit edecek bir veriye sahip değiliz.
Sayın Vural,
2006, 2007, 2008 yıllarında açılan davaları rakamlar olarak verdi. Bunları da
sanıyorum ben daha önceki konuşmamda vermiştim. “Yolsuzlukla mücadelede bir
başarısızlık söz konusu mu ki bu sayılar arttı?” buyuruyorlar. Bir defa,
eskiden dört madde hâlinde düzenlenen bir Ceza Kanunu düzenlemesi tek maddeye
indirgendi ve bu sebeple sayı artmış olabilir. Ancak, 2 milyon kamu görevlisi
düşünürseniz, açılan dava sayısı bir yılda 12 bin civarında ise, bunun yüzde
60’ı beraatle sonuçlanıyorsa, geri kalanı orantıya
vurduğumuz zaman çok büyük bir nispet olmadığını düşünebiliriz.
Biraz önceki
konuşmalar içerisinde, bir arkadaşımız soru sormuştu. Ben, Adalet Bakanlığından
bu konuyu acilen istedim. Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesinden şu anda
cezaevinde bulunan hükümlü ve tutuklu sayılarını, ismini hatırlayamayacağım bir
arkadaşımız merak etmişti. Aldığım rakamı söylüyorum değerli arkadaşlar: Şu
anda, 257’nci maddeden ceza hükmü yemiş 20 tane hükümlü var, sadece 20 tane. 7
tane tutuklu var. 4 tane de hüküm özlü kişi var yani dosyası bozulmuş veya
Yargıtay aşamasında. Toplam 31 kişi şu anda cezaevinde bulunuyor.
Yine bir rakama
ulaştım; Sayın Hamit Geylani, dün yaptığı konuşmada,
cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü olarak bulunan kişilerin sayısını çok ciddi
bir şekilde değerlendirmişti ve bu hepimizin dikkatini çekmişti. Ama, konuşma notlarına baktım, son yedi yılı içeren bir
değerlendirme yapmış. Yine arkadaşlarımızın bilgisine sunmak için söylüyorum:
Bu hafta itibarıyla yani pazartesiyi esas alarak, şu anda Türkiye’de 371
cezaevinde toplam 121.952 kişi bulunmaktadır. Bunların 64.035’i hükümlü,
35.540’ı tutuklu, 21.377’si de hüküm özlüdür yani Yargıtay aşamasında bozularak
veya henüz görülmemiş davaları itibarıyla. Dolayısıyla tutuklu ve hüküm özlüyü
topladığınızda hükümlü sayısından daha aşağı durumdadır. Bunu her şekilde
değerlendirebilirsiniz ama tutuklu bulunmaların istisna olduğunu ve tutukluluk
sürelerinin uzamaması gerektiğini, kanunda bu ölçüde verilen yetkinin kötüye
kullanılmaması gerektiğini ben de arkadaşlarımla birlikte her zaman savunuyor
ve ifade etmek istiyorum.
Sayın İçli “657
sayılı Kanun’un 48’inci maddesini tadil ediyor musunuz?” diye sordu. Böyle bir
niyetimiz yok yani kanunun içeriğinden ve uygulanmasından böyle bir tadil
anlamı çıkarılmamalı diye düşünüyorum.
Sayın Işık, çok
teşekkür ediyorum, hem biraz evvel yaptığı konuşmadan hem de verilen cezalar
konusunda. Bu konuda -kusura bakmayın- elimde yeterli bir maddi rakam yok. Onu
temin ettiğimde kendilerine ve Meclisimize ayrıca bilgi vermek istiyorum.
Yalnız, biraz önceki konuşmasında Sayın Kılıç açıklama yapmış olmakla birlikte,
hepimizi rahatsız eden bir konuya dikkatinizi çekmek isterim. Başkanlığım
döneminde de daha sonrasında da Meclis Genel Kurulunda, grup toplantı
salonlarında ve kulislerde yasama materyali dışında hiçbir şey dağıtılmaması
gerekir fakat geçtiğimiz dönemlerde bir arkadaşımız memleketinin sarımsağını
getirdi, hem grup toplantısında hem Meclis kürsüsüne koydu. Bir tanesi “Benim
bal kabağım çok güzeldir.” dedi, onu dağıtmaya kalktı. Bir başkası kamyon kamyon karpuz, kavun getirdi, onu dağıtmaya kalktı. Bir
başkası halı getirdi, onu dağıtmaya kalktı. Dönemimde yazı yazdım gruplara ve
bunu yasakladım. İç Tüzük teklifi de verdim “Genel Kurulda, grup salonlarında
ve diğer yerlerde -yani bizim yasama çalışması yaptığımız yerlerde- yasama
materyali dışında hiçbir şey dağıtılmamalıdır.” diye. Dolayısıyla, arkadaşımız
dikkat çekti yani Halk Ekmeğin veya Sayın Büyükşehir Belediye Başkanının
göndermiş olabileceği ekmek veya bir başka şeyin Meclis içerisinde
dağıtılmasını şık bulmadığımı, doğru bulmadığımı, yanlışlıklara yol
açabileceğini hatırlatmak isterim. Keşke bir İç Tüzük değişikliği yapsak ve
yasama belgeleri dışında, Genel Kurul ve diğer mekânlarda herhangi bir şey
dağıtılmasına engel olsak diye düşünüyorum.
Sayın Başkan,
teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın
milletvekilleri, 3’üncü madde üzerinde dört adet önerge vardır, okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
565 sıra sayılı
Kanun Teklifinin 3. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.
“Bu Kanun
hükümlerini Başbakan yürütür.”
|
|
OktayVural |
|
D. Ali Torlak |
|
Nevzat Korkmaz |
|
|
İzmir |
|
İstanbul |
|
Isparta |
|
|
|
KemalettinNalcı |
|
Akif Akkuş |
|
|
|
|
Tekirdağ |
|
Mersin |
|
BAŞKAN – Şimdi
okutacağım üç önerge aynı mahiyette olduğundan birlikte işleme alacağım,
istemleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz
vereceğim.
Önergeleri
okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
565 sıra sayılı
Kanun Tasarısının 3 üncü maddesinin “Bu Kanun hükümlerini Adalet Bakanı
yürütür.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Ertuğrul Kumcuoğlu |
Recep Taner |
Kemalettin Nalcı |
|
|
Aydın |
Aydın |
Tekirdağ |
|
|
Alim Işık |
Behiç Çelik |
|
|
|
Kütahya |
Mersin |
|
Diğer önerge:
|
|
Muharrem İnce |
Turgut Dibek |
Halil Ünlütepe |
|
|
|
Yalova |
Kırklareli |
Afyonkarahisar |
|
|
|
Rahmi Güner |
Yaşar Ağyüz |
Sacid Yıldız |
|
|
|
Ordu |
Gaziantep |
İstanbul |
|
|
|
Ergün Aydoğan |
Kamer Genç |
|
|
|
|
Balıkesir |
Tunceli |
|
|
Diğer önerge:
Ali Oksal Tekin Bingöl Tayfun İçli
Mersin Ankara Eskişehir
M.
Rıza Yalçınkaya F.
Murat Sönmez
Bartın Eskişehir
BAŞKAN – Komisyon
bu üç önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU
BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmı-yoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın
Vural, kim konuşacak?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Ertuğrul Kumcuoğlu konuşacak.
BAŞKAN – Sayın Kumcuoğlu, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
ERTUĞRUL
KUMCUOĞLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gündemimizdeki tek
maddelik tasarının 3’üncü maddesi hakkındaki önergemi savunmak için
huzurlarınızdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Aslına
bakarsanız, vermiş olduğum önergenin fazla anlamlı olmadığını düşünebilirsiniz
ama burada benim yapmak istediğim şu: Bu kanun hakkında iki gündür mümkün
olduğu detayda tartışıyoruz fakat ben bu tartışmalar sırasında gündeme
getirilmeyen birkaç önemli noktaya temas ederek bunları zabıtlara geçirmekte
yarar görüyorum.
Bu kanun
tasarısıyla ilgili konuşurken dün Sayın Bakan, bu kanunla ilgili olarak
“Vicdani kanaatim tamdır, vicdanen rahatım.” dedi. Kanunun esası hakkında bu
şekilde konuşmasını yadırgamadım çünkü biz bu kanun teklifinin aslında bir
milletvekili arkadaşımız tarafından gündeme getirilmiş bir teklif olmadığını,
bir tasarı olduğunu, hatta teklif şeklinde önümüze getirildiğine göre bir çakma
tasarı olduğunu
biliyoruz, herkes bu konuda görüyor durumu. O bakımdan, bu
tasarıyı, bu teklifi vermekle arkadaşı görevlendiren Hükûmetin
bu tasarı hakkında önceden fikir sahibi, kanaat sahibi, karar sahibi olmuş
olması normal. O bakımdan, Sayın Bakanın da vicdanen rahat olması normal. Fakat usul hakkında yani “Bu kadar hayati konuların, bazı önemli
hususların, Hükûmetin hedeflediği, amaçladığı ve
özellikle üzerine gittiği bazı hususların tasarı yerine teklif şeklinde
getirilmesi parlamenter etiğe ve geleneklere uygunluğu konusunda vicdanen rahat
mı Sayın Bakan?” diye sorduğumuzda, konuşmasından anladık ki o kadar rahat
değil, değil tamam ama ben bir başka hususa temas etmek istiyorum: Zamanlaması
konusunda vicdanınız rahat mı? Bugün 8 Aralık 2010. Memleketin bu kadar
önemli konusu ortada dururken şurada bütçenin yapılmasına iki üç gün kalmışken
Türkiye'nin onca meselesi gündemde dururken bu kanunun yel yepelek yelken
kürek, alelacele, paldır küldür bu Meclisin huzuruna getirilmesinin amacı ne?
Bu konuda hiç kimse hiçbir şey söylemedi. Hükûmet
kanadından da hiç kimse hiçbir şey söylemedi, iktidar kanadından da hiç kimse
hiçbir şey söylemedi.
Bakın, Sayın
Bakan, değerli arkadaşlar, Sayın Başkan; Türk kamuoyunda, sadece muhalefet
kanadında değil, ciddi bir güven bunalımına sebep oluyorsunuz. Biz, sizin neyi,
niçin yapmak istediğiniz konusunda sürekli şüpheye ve kuşkuya düşüyoruz ve Hükûmete ve iktidar kanadına olan güvenimizi sürekli
yitiriyoruz. Biz, bu konuda istisna değiliz. Millet de aynı tempoda sizin bu
art niyetli olduğundan şüphe ettiğiniz bu tür gıllıgışlı düzenlemelerinizden
rahatsız oluyor ve sürekli güvenini yitiriyor. Lütfen bu konuda ısrar etmeyin.
Getirecekseniz erkekçe tasarı olarak getirin ve bu hususta bu Genel Kurulda
tartışalım.
Bir başka hususa
temas etmek istiyorum. Efendim, olabilir böyle vakalar, tasarı yerine teklif
hâlinde gelir ama ne zamanki bu arkadaşımız buraya böyle teklifler getiriyor,
burada büyük huzursuzluk oluyor, büyük çekişme oluyor, büyük kargaşa oluyor ve
Meclisin mehabetine halel geliyor. Bu konuya burada temas edilmedi. İşin
yanlışlığına temas edildi fakat bu Meclisin, bu kutsal çatının altında bu tür
düzenlemelerin Meclisin mehabetine ve bizim temel fonksiyonumuza halel
getirdiği, bizi birbirimize düşürdüğü, kırgınlıklara, dargınlıklara sebep
olduğu konusuna temas edilmedi. Bunun da zabıtlara geçmesini istediğim için
buradayım.
Onun ötesinde,
Sayın Başkan, bir başka hususa daha temas etmek istiyorum. Bakın, burada bu tür
davaların gerek temyiz safhasında gerek mahkemede sayısının 15 bin civarında
olduğu söyleniyor. Bu kanun çıktıktan sonra bütün dosyalar yeni baştan ele
alınacak. Eğer herhangi bir kamu görevlisi 2004 senesinde bu kanuna, bu maddeye
aykırı bir suç işlediği mülahazasıyla mahkemeye verilmiş ise 2012 senesinde
onun davası müruruzamana uğrayacak ve ister istemez gerek Yargıtayın
gerek mahkemelerimizin iş yükü göz önünde tutulduğunda… Bu bir vakıa… Hemen
bugünkü gazetelerden size örnek veriyorum, diyor ki: “1 milyon çek davası var.
Yargıtay 10. Ceza Dairesi Başkanı, bunların çoğunun zaman aşımına uğrayacağını
söyledi. Yeni Çek Yasası lehte hükümler getirdiği için zorunlu yasa bozması
yapıyoruz. Zaman aşımının sorumlusu çıkarılan yeni yasa.” dedi.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
ERTUĞRUL
KUMCUOĞLU (Devamla) – Demek ki bu konuda da ister istemez zaman aşımına girecek
ve bazı insanlar hakkında dava düşecek fakat bazı insanlar hakkında düşmeyecek.
Kimler hakkında düşmeyecek? Bu çatı altında görev yapan milletvekili arkadaşlar
hakkındakiler düşmeyecek çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında
üyelik süresince zaman aşımı işlemez.
Şimdi, iki,
birisi daire başkanı, bir onun yardımcısı, müştereken, isteyerek veya
istemeyerek, bilerek veya bilemeyerek bir fiil yapmışlar, iki sene sonra
bunlardan biri hakkında zaman aşımı düşecek, dava düşecek fakat bu çatı
altındaki milletvekili sıfatıyla siz yargılanacaksınız, az da olsa, yeni
kanunla da olsa mahkûm olacaksınız. Bunun adalet neresinde?
Dolayısıyla çok
ciddi bir yanlışlık yapıyorsunuz Sayın Bakan. Bir şekilde, bu zaman aşımı
süresini bu kanunda düzeltmek durumundasınız. Aksi hâlde, çok yakın bir
gelecekte düzenleyici yeni bir teklif getirmek durumunda kalacaksınız.
Dikkatinizi
çekerek hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kumcuoğlu.
Sayın İçli,
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.
Çok değerli
milletvekili arkadaşlarım, sizleri saygıyla selamlıyorum.
Biraz evvel Sayın
Bakana bir soru sordum, sorumun yanıtını tam olarak alamadım. Daha doğrusu,
benim iddiamın aksinde görüş bildirdi.
Değerli
arkadaşlarım, bu yasayla, örtülü af dışında, görevi kötüye kullandığı
kesinleşmiş mahkeme kararıyla sabit olan ya da görevini ihmal ettiği mahkeme
kararıyla sabit olan kişilere yeniden devleti yönetme ve görevde kalma imkânını
tanıyoruz. Nasıl mı? Hiç kimsenin itiraz etmediği üç konu var. Cezanın alt
sınırını bir yıldan altı aya indirmekle erteleme, para cezasına çevirme ve
hükmün açıklanmasının geri bırakılması müesseselerini hayata geçirmiş oluyoruz.
Doğru mudur değerli arkadaşlarım?
Şimdi, 657 sayılı
Devlet Memurları Yasası’nın 48’inci maddesinde kimlerin devlet memuru
olabileceği belirtilmiştir. Şimdi, bu yasa biliyorsunuz 2008 tarihinde
değişikliğe uğradı. Eskiden “altı ay” şeklinde bir ibare varken 2008
değişikliğiyle kasten bir fiil işleyen, bir yıl ve üzerindeki fiilleri
işleyenlerle görevi kötüye kullanma, zimmet, irtikâp, ihtilas, ihaleye fesat
karıştırma, sahtekârlık, hırsızlık gibi suçlardan affa uğramış olsalar dahi
mahkûm olanların devlet memuru olamayacağına dair açık hüküm bulunmaktaydı.
Değerli
arkadaşlarım, Danıştay 12. Dairesinin 9/7/2008 tarih
2007/2534 esas 2008/4502 Karar sayılı Karar’ında da ifade edildiği gibi -ki Danıştayın bu konuda emsal kararları vardır- Danıştay bunu
sorgulamış, demiş ki, biraz evvel ifade ettiğim gibi, eski, değişikliğe
uğramadan önce: Ağır hapis veyahut altı aydan fazla hapis veyahut affa uğramış
olsalar dahi görevi kötüye kullanma suçundan mahkûm olmama şartının 657 sayılı
Devlet Memurları Kanunu’nda arandığını, daha sonra 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun “Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması”
başlıklı 231’inci maddesinin 6/12/2006 tarih ve 5560 sayılı Yasa’yla eklenen ve
23 Ocak 2008 tarih ve 5228 sayılı değişiklikle eklenen hükmü gereğince hükmün
açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç
doğurmamasını ifade ettiğinden, görevi kötüye kullanmaktan dolayı mahkûm
olanlar… Artık değerli arkadaşlarım, trilyonları götürmüş, hortumlamış
insanlara tekrar memuriyet kapısını bir nevi sağlamış oluyorsunuz, bu çok vahim
bir hata. Önceki görüşlerinizdeki samimiyet, bunda da samimiyetinize
inanıyorum, bir şeyin atlandığını burada gösteriyor. Evet, örtülü af
demeyebilirsiniz, şudur budur dersiniz.
Değerli Bakanım, Danıştayın kararı sizin çıkarttığınız, imza attığınız Hükûmet tasarısındaki, hükmün açıklanmasının geri
bırakılmasının ne gibi hukuki sonuçlar doğuracağına dair kanun maddesini de
okudum. Ey, el insaf, trilyonlar götürecek, mahkeme kararıyla
görevi kötüye kullandığı sabit olacak ama bununla bir hükmün açıklanması
ertelenecek yahut görevi ihmal suçunun cezası bir yıldan altı aya indirildiği
için o da işi hortumladığı gibi işi kıvıracak ve siz onu devletin başında,
devletin o yetimlerin, o vatandaşlarımızın bütün haklarını koruduğu hazinenin
kapısında onları yine nöbetçi olmaya devam ettireceksiniz. Burada eğer
bir ihmal yoksa kasıt ararım Sayın Bakanım. Onun için, bu kanunun derhal geri
çekilmesi lazım. Bunu vatandaşa anlatamazsınız. Bundan sonra yapılacak
hırsızlıklara kapı açtığınızın delilidir. Kasıt yok diyorum sizin için,
arkadaşlarınız için, kanun teklifini veren arkadaşım için kasıt yok diyorum ama
çekmezseniz, bundan sonra her hortumlamada hedef sizlersiniz. Hedef, direkt
olarak, gösterilir, söyleyecek siyaseten de laf bulamazsınız. Minareyi kılıfına
göre de ayarlayamazsınız çünkü tutanaklara geçen bu uyarıyla bu gereğini
yapıyorum. Mutlaka bir önerge vererek bununla ilgili engellemeyi yapmanız lazım
çünkü Türk vatandaşı, çaldığı, her şeyiyle, mahkeme kararıyla sabit olan
insanların hazinede, kamu adına tasarrufta bulunan yerlerde bulunmasını
istememektedir.
Teşekkürlerimi
sunuyorum. Değerli milletvekili arkadaşlarım, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın İçli.
Sayın İnce,
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın
milletvekilleri, dün akşam geç saatlerde Sayın Arınç,
1 Mart tezkeresiyle bu tasarı arasında bir bağ kurmuştu ve “1 Mart
tezkeresindeki tutumum nedeniyle zamanın büyükelçisinin ‘Bütün fitne bu adamdan
çıkıyor, bununla uyumlu çalışılamaz.’ demesini ben şeref madalyası olarak
görüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)” diye tutanaklardan okudum.
Şimdi “Bu kanun
teklifiyle ne bağı var bunun?” diyeceksiniz, bence şu bağı var: Bir
vatandaşımız, Amerikan Büyükelçiliğinin önündeki o siyah bariyerlerin
kaldırılmasıyla ilgili dava açıyor, davayı kazanıyor ama Melih Gökçek yargı
kararını uygulamıyor ve mahkeme de yargı kararını uygulamadığı gerekçesiyle
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanının ilan yoluyla kınanmasına karar veriyor ve
bu yargıda ilk. Sonra ne oluyor?
Melih Gökçek savunmasında şöyle diyor: “ABD’nin bilinen siyasi ve politik
durumu karşısında Ankara Büyükşehir Belediyesi, Hükûmeti
ve Amerika Birleşik Devletleri’ni karşısına alabilecek eylemde bulunmaktan
kaçınmıştır.” Şimdi, siz bu kanun teklifini yasalaştırarak Melih Gökçek’i
buradan affedeceksiniz, yani dün şeref madalyası olarak yakanıza taktığınız bir
başka madalyanız daha olacak o zaman.
Hani 1 Mart tezkeresinin
şerefinin sadece size ait olduğunu söylemişsiniz. Sizin milletvekilleri-nizin üçte 2’si -yaklaşık olarak söylüyorum- “Evet.”
demişti, üçte 1’ine yakın bir kısmı “Hayır.” demişti, oysa Cumhuriyet Halk
Partisi milletvekillerinin tümü “Hayır.” demişti. Bir kere orada bir şeref
varsa oraya ortağız ama öbürü şeref değilse “Evet.” demek, siz oranın da
ortağısınız, bizim orada bir ortaklığımız söz konusu değil. Eğer o bir
madalyaysa bugün Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçiliğinin önündeki o
bariyerleri kaldırmayan, mahkeme kararına uymayan Melih Gökçek’i burada
affetmiş olacaksınız. Ya o madalyanız geçersiz ya buradan yeni bir madalya…
Belki de o madalyayı Veysi Kaynak’a verebilirsiniz,
orası beni ilgilendirmez.
Buradaki sistem
şu sayın milletvekilleri, olay şöyle: Bir bürokrat -müsteşar, müsteşar
yardımcısı, genel müdür, neyse- yargı kararlarını keyfî biçimde uygulamıyor,
sonra zincirleme biçimde keyfî uygulamıyor, sonra görevi kötüye kullanıyor,
sonra bakıyorsunuz iş sıkışınca yargılanmasına da izin vermiyorsunuz, sonra
diyorsunuz ki: “Buna bir dokunulmazlık zırhı verelim.” Onu milletvekili
yapıyorsunuz, o bürokratı, sonra o geçmişte mahkeme kararlarını uygulamayan
bürokratı milletvekili yaparak, sonra da o milletvekili oyundan yararlanarak
bir de ona af çıkartıyorsunuz. Yani müthiş bir sistem bu. Önce
bürokrat yargı kararlarını uygulamıyor, sonra o, milletvekili oluyor, sonra o
milletvekili parmak kaldırarak, kanun teklifi vererek, yasama faaliyetinde
bulunarak kendisini aklıyor, Hükûmeti aklıyor. Bu müthiş bir sistem. Yani dünya demokrasi tarihine,
parlamenter demokrasi tarihine altın harflerle geçecek bir düşünce tarzı bu.
Şimdi, sürekli
olarak AKP grup başkan vekilleri İç Tüzük’ten söz ediyor. Ya, İç Tüzük’ten söz
etmeye sizin hakkınız yok. İç Tüzük’te mükerrer oy kullanmak var mı? İç Tüzük’ü
ağzınıza almamanız lazım. Defalarca mükerrer oy kullandığınız ortaya çıkmış.
Şimdi, bir başka
konu, Sayın Kuzu yine her fırsatta “Bütün partilerin -hatta Genel Başkanımızı
da katıyor- dosyaları var.” diyor. Değerli arkadaşlarım, dilimizde tüy bitti.
Biz, getirin, kimin ne dosyası varsa… Bakın, Meclisin suç dosyası burada. 724
tane, hepsi belli, yazıyor, görevi kötüye kullanmak, görevi kötüye kullanmak…
Arkadaşlarım soruyorlar Sayın Başbakan Yardımcısına, kimler… Burada
yazılı zaten. 724, sayı bu. Bu Meclis bunu hak etmiyor. Burada ben de
olsam böyle durmak istemem, çıkmak isterim mahkemenin karşısına. Neyse ak koyun
kara koyun belli olsun. Şimdi, bu keyfîliği sürdürmeyelim.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
MUHARREM İNCE
(Devamla) – Burada size son söyleyeceğim şu olsun: Sayın Başbakanın çok sevdiği bir söz var.
“Dürüst olun, dürüst.” diyor. Ben de diyorum ki: Yolsuzluğun batağına düşmeyin,
yetimin hakkına üşüşmeyin, haram lokma bölüşmeyin. (CHP sıralarından alkışlar)
Benim en son
söyleyeceğim şu, milletimize de en son şunu söylüyorum: Taş da yumurtanın
üstüne düşse, yumurta da taşın üstüne düşse olan hep yumurtaya oluyor. Burada
da ne yazık ki olan bu fakir fukara millete oluyor. Çalışmak emek ister. Emekle
elde ettiklerini söylemek yürek ister. Ben o yüreğin bütün milletvekillerinde
olduğuna inanıyorum. 23 Nisan 1920’den bu yana, sizler dâhil, hepimiz dâhil, bu
yürekte insanlar olduğumuza inanıyorum ve bu kanun teklifine “Hayır.”
diyeceğinizi umuyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın İnce.
Üç önergeyi
birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge
reddedilmiştir.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın Başkan, birleşimin sonuna
kadar olmak kaydıyla Sayın İnce’nin yaptığı konuşmaya bir açıklama getirmek
istiyorum, zamanı siz takdir edin.
BAŞKAN – Peki.
Son önergeyi
okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
565 sıra sayılı
Kanun Teklifinin 3. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.
“Bu Kanun
hükümlerini Başbakan yürütür.”
Oktay Vural (İzmir) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon
katılıyor mu önergeye?
ADALET KOMİSYONU
BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın
Korkmaz, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Kanun teklifiyle
ilgili çok şey söylendi -artık yasalaşma sürecinin sonuna geliyoruz- birçok
iddialarda bulunuldu, hakikaten bu iddiaların bir kısmı yenilir yutulur şeyler
değildi ancak AKP milletvekilleri memleketin en önemli meselesi olarak
işsizliği, yolsuzluğu, fakirliği fukaralığı değil de Türk Ceza Kanunu’nda yer
alan görevi kötüye kullanma suçunun hafifletilmesini gündemlerinden
düşürmeyeceklerini ve yasalaştıracaklarını hepimize gösterdiler, bu suçun
cezasını hafifletip bazı sanıkların da kuşlar kadar hafifletilmesinin önünü
açacaklarını bizlere gösterdiler. Hayırlı olsun,
hayrını görün diyoruz.
Değerli
milletvekilleri, bu kürsüden defalarca dile getirdik. Sahte para basan ve
piyasaya süren ve iki buçuk yıl hapis cezasına çarptırılan Isparta Şarkikaraağaç Belediye Başkanını hiçbir geçerli sebep yokken
referandum sonuna kadar görevde tutuyor ve altı ay hapse girmesini
erteliyorsunuz. 25 Kasımda içeri almak durumunda kalıp, bir hafta sonra
salıveriyorsunuz ve söylenene göre ikinci defa erteleme veriyorsunuz, göreve
başlatıyorsunuz.
Buradan ilan
ediyorum kıymetli arkadaşlar: Şarkikaraağaçlı hemşehrilerim ve Milliyetçi Hareket Partisinin hakkının
sonuna kadar takipçisi olacağız, sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz. Bu işin
peşini bırakmayacağız. Devletin parasını seçilme yeterliliğini kaybetmiş ve
kesinleşmiş iki buçuk yıl hapis cezası almış birine teslim ederlerken mutlaka
bunun hesabının sorulacağını unutmasınlar bu işin arkasında olanlar.
Değerli
milletvekilleri, Sayın Bakan; herhâlde bu töhmet ile yarın Hakk’ın huzuruna
çıkmak istemezsiniz. Ancak bu meseleyi vermiş olduğum bu bilgiyle öğrendiniz ve
artık vebal altındasınız, ya hakkı, hakikati ya partinizin doğrularını
savunacaksınız. Ben yirmi yıllık mülki idare amiri olarak herkese ve her kesime
bugüne kadar söyleyegeldiğim “Hakikat eninde sonunda
ortaya çıkar. Ey vatandaşlarım, doğruluktan ayrılmayınız.” sözünün
inandırıcılığı konusunda gerçekten çaresiz kaldığımı düşünüyorum. Bu yüzden,
kanun teklifini fırsat bilip bu gerçekleri sizlerle bir kez daha paylaşmak
istedim. Hakka, hakikate inanan herkesi ve özellikle cumhuriyet savcılarını
göreve davet ediyorum.
Değerli
milletvekilleri, bir başka hususu da sizlerle paylaşmak istiyorum: Bir e-mail
geldi. Bu e-mail’i bilmenizi istiyorum. “Sayın Meclis Başkanımız ve değerli
milletvekilleri” diye başlıyor elektronik mektup. Bakın ne diyor: “07/12/2010 tarihinde yerel bir televizyonu izlerken Sayın
Vekilimiz Veysi Kaynak’ın vermiş olduğu teklifi
görünce dikkat kesildik. Biz Elbistan’a bağlı Karaelbistan
beldesinde kurulu Sınırlı Sorumlu 125 no.lu Öz Karaelbistan
Taşıma Kooperatifi ve 8 üyesi olarak, AK PARTİ kuruldu kurulalı -dikkatinizi
çekiyorum arkadaşlar- AK PARTİ’liyiz. Şundan eminim
ki, Sayın Vekilimizin bize vekâleten değil birilerinin telkiniyle bu teklifi
verdiğini düşünüyoruz.” Yanlış anlamayın arkadaşlar, bu e-mail sadece bizlere
gelmedi yani içinizde olan, özellikle Maraş milletvekillerimiz başta olmak
üzere birçoğuna gönderilmiş.
“Biz Karaelbistan-Elbistan arasında yolcu taşımacılığı yapmak
üzere kurulmuş bir kooperatifiz. Kurucular arasında her köyden 1 kişi ve 3
muhtarımız da var ve prosedüre göre Valilikten de
iznini aldık. Karaelbistan’ın AK PARTİ’li
Belediye Başkanı bir yıldır bize ruhsat vermiyor. Biz çalışmaya başlayınca bizi
belediye kolluk gücüyle durdurdu. Konuyu mahkemeye taşıdık, yürütmeyi durdurma
kararı aldık. Belediye itiraz etti. Bu itirazı da bölge idare mahkemesi
reddetti.
Bu arada mahkeme
karar verip, bizi haklı buldu. -Yani esas kararı da almışlar- Biz de bu mahkeme
kararıyla belediyeye yeniden ruhsat talebinde bulunduk. Belediye, beldede
neredeyse halk sağlığını doğrudan ilgilendiren tesislerde dahi yapı kullanım
izni aramaz iken, beldedeki yapıların yüzde 70’i ruhsatsız iken terminal yeri
talebimize bizi âdeta alaya alan bir cevap verdi: ‘Kasabamızda yolcu
terminaline ihtiyaç yoktur. Terminal yokluğu nedeniyle beldemizde mağdur olan
kişi ve kuruluş da yoktur.’ Belediye Başkanı âdeta hukuka meydan okur vaziyette
‘Hâkim yanlış karar verdi. Bu beldenin hâkimi de savcısı da benim.’ diyor.”
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
“Tüm bunlardan
Kahramanmaraş milletvekillerimizi de haberdar ettik. Referandum sürecinde
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru hakkı kazanacağız diye kapı kapı dolaştık AKP’li olarak.” diyor.
“Şimdi, Veysi Kaynak’a soruyoruz: Sizin, bireysel başvuru hakkının
detaylarını düzenlemeniz gerekirken bir avuç derebeyinin cezasını ne diye
hafifletiyorsunuz? Lehimizde 4 adet mahkeme kararı varken biz nereden adalet
isteyelim? Başımızı nereye vuralım? Siz bu teklifi verirken hangi, 240’tan
yargılanan, belediye başkanlarının telkini altında kaldınız?”
Evet, bu iddiayı
biz dillendirmiyoruz arkadaşlar. Bu iddiayı AKP’li, Kahramanmaraşlı, Veysi Kaynak’ın seçmenleri dillendiriyor.
Şimdi, Sayın Veysi Kaynak’a ve sizlere hatırlatıyorum: Sandık göründü.
Yarın Maraş’a gideceksiniz, seçim bölgelerine gideceksiniz. Cevabı bize
yetiştirmeye kalkmayın, o seçmenlerinize verin diyor, yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Korkmaz.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Veysi Bey, bir cevap verin bu
söylenenlere!
BAŞKAN - Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
3’üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
İç Tüzük madde
86’ya göre, oyunun rengini belli etmek üzere 2 milletvekiline söz vereceğim.
Teklifin lehinde
ilk söz Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Veysi
Kaynak’a aittir.
Buyurun Sayın
Kaynak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; kanun teklifinin
tümü üzerinde oyumunun rengini belli etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu
vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Benden önceki
konuşmacının ifade ettiği Karaelbistan’daki
kooperatifle ilgili somut olayı bilmiyorum. Ama, ben
şunu söylüyorum: Kahramanmaraş’ta…
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – E-mail geldi, okumamışsın!
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Hayır, hayır… Gelmedi bana.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Size de geldi e-mail!
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Gelmedi efendim.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Hemen göstereceğim!
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Sen e-mail’lerimizi mi takip ediyorsun? İzinsiz… Bilişim suçu
işliyorsunuz o zaman.
BAŞKAN – Sayın
Korkmaz, lütfen yerinize oturun.
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Değerli arkadaşlar… Ben şunu ifade ediyorum.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Herkese gelmiş. Siz de varsınız!
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Kahramanmaraş’ta, benim de, bütün Kahramanmaraş milletvekillerininde,
bütün belediye başkanlarımızın da ve tabii ki AK PARTİ’nin
de yüzü ak. Bunu, en son, 12 Eylül referandumunda, Kahramanmaraşlılar,
Meclisimizin, partimizin sunduğu Anayasa değişikliğine merkezde yüzde 89’u, il
genelinde yüzde 80’i aşan oranda verdikleri “Evet.” oyuyla göstermişlerdir. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Bu, hukuk sorununu çözüyor mu?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Onun için mi size oy verdiğini söylüyorsunuz? Yazık, günah millete!
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu teklifle ilgili birçok eleştiri yapıldı.
Komisyon Başkanımız, değerli milletvekillerimiz, Değerli Bakanımız bunlara
cevap verdi ama şunun altını çizmek üzere tekrar huzurunuza geldim: Bu teklif,
kesinlikle, yolsuzlukların önünü açan, onlara cesaret veren, onları affeden bir
teklif değildir. Bir defa, af, bizim şiarımızda yoktur. Af kanunu yapanları
millet 2002 seçimlerinde cezalandırmış ve sandığa gömmüştür. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
İkincisi: Eğer
yolsuzluk bir akçeli işse, bir parasal konu ise teklifimizin 3’üncü maddesinde,
irtikap oluşturmayan görevi kötüye kullanma suçlarını
daha da ağırlaştıran bir cezaya çarptırılmasını istedik, adli para cezası
getirdik ve süresini de bir yıldan üç yıla olarak muhafaza ettik.
Son olarak şunu
ifade ediyorum: Daha önceki konuşmamda ifade ettim. Bu
teklifle Türk Ceza Kanunu’nun bu bölümünde düzenlenen kamu görevlisinin
ticaretini yasaklayan 259’uncu madde, kamu görevinin terki ve yapılmaması 260’ıncı
madde ve kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarrufu engelleyen 261’inci
maddeye uygun bir ceza alt ve üst sınırı getiriyoruz ve bunu da gerekçemizde
açık açık ifade ediyoruz, gizlediğimiz, sakladığımız,
örttüğümüz hiçbir şey yok.
Değerli
arkadaşlar, tabii, bir de çok şey söylendi: “Nöbetçi vekil, işte birçok teklif
onun üzerinden geliyor.” Eğer millî irade adına, milletimiz adına bana bir
nöbet düşüyorsa ben bundan gurur duyarım.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sen millet adına getirmedin bu teklifi!
AKİF AKKUŞ
(Mersin) - Sen de görevini kötüye kullanıyorsun!
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) - Ayrıca, hazırladığımız teklifler komisyonlardan geçip Genel Kurulda
kabul görüyorsa, bu, partimin, milletvekili arkadaşlarımın, Hükûmetimizin,
grup başkan vekillerimizin bana olan güvenini gösterir; bu da beni üzmez,
sadece sevindirir diyorum.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Her şeyi milletin sırtına yükleyin!
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) - Teklifimizin kabul edilmesini ve milletimiz için hayırlı olmasını
temenni ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kaynak.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisini yanlış bilgiyle
yönlendirmiştir. Kürsüden bir dakika…
BAŞKAN – Hayır,
bir dakika… Hangi konuda yanlış yönlendirdi arkadaş?
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Efendim, kendisine e-mail gelmediğini, böyle bir şeyden haberi
olmadığını söylemiştir, ispatlamak istiyorum.
BAŞKAN – Siz
Sayın Kaynak’ın bilgisayarını nereden biliyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Efendim, bakın, Türkiye Büyük Millet Meclisi…
BAŞKAN – Bir dakika,
anlamaya çalışıyorum.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Şöyle efendim: Bütün milletvekillerine göndermişler. Bize gelen
bilginin altında hangi milletvekiline gönderildiğine dair liste var.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Liste var efendim, e-mail’de alıcıların listesi var.
BAŞKAN – Anladım,
peki.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Alıcıların içinde Veysi Kaynak da var,
Mehmet Sağlam da var, Mehmet Akif Paksoy da var.
BAŞKAN – Anladım,
peki. Bir dakika… Bir dakika…
“Benim haberim
yok, bakmadım.” dedi. Dolayısıyla konu da anlaşıldı, tutanaklara da geçti.
SUAT KILIÇ
(Samsun) – Sayın Başkan, bir sataşma yok, bir hakaret yok.
OKTAY VURAL
(İzmir) – “Yok” dedi efendim.
BAŞKAN – Sayın
Vural, tutanaklara geçti şimdi işte.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkanım, suç işlediğini söyledi aynı zamanda. Oysa, açık ve
net, bir milletvekiline gelen e’mail’in kimlere geldiğini
ifade etmek…
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Bilişim suçu işlediğimi söyledi.
BAŞKAN – Ben “Suç
işledi.” dediğini duymadım. Tutanakları getirteceğim o zaman. “Suç işledi.”
dediyse söz vereceğim. Tamam mı?
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Tamam efendim.
BAŞKAN – İç Tüzük
madde 86’ya göre oyunun rengini açıklamak üzere, aleyhte Tunceli Milletvekili
Sayın Kamer Genç.
Buyurun Sayın
Genç. (CHP sıralarından alkışlar)
KAMER GENÇ (Tunceli)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 565 sıra sayılı Yasa Teklifi’nin
tümünün oylamasından önce oyumun rengini belirtmek üzere, aleyhte söz istedim.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Biraz önce teklif
sahibi Veysi Kaynak’ı dinledik. Diyor ki: “Arkadaş,
biz ne yapsak bu millet bize oy verecek. Biz soygunculuk da yapsak verir,
yolsuzluk da yapsak verir, ülkeye ne yapsak da verir.” (AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
MEHMET EMİN TUTAN
(Bursa) – Hayır, öyle bir şey demedi!
AHMET YENİ
(Samsun) – Ayıp, ayıp!
KAMER GENÇ
(Devamla) – Denilen o kardeşim!
Dolayısıyla, yani
bu millet, biz ne yapsak, bu memlekete karşı ne yapsak da verir.
AHMET YENİ
(Samsun) – Laflarına dikkat et, laflarına!
KAMER GENÇ
(Devamla) – Ee, ne yapalım? Ey millet, sen
duyuyorsun! Ben daha ne diyeyim?
Şimdi, bu kanun
müzakere edilirken Bülent Arınç çıktı kürsüye, dedim
ki: “Vicdanın bunu kabul ediyor mu?” “Çok kabul ediyor.” dedi. Ben aslında hata
etmişim. Ya, ben Bülent Arınç’ı tanıyorum. Bülent Arınç Meclis Başkanı iken Manisa’da bir KİT malı orada bir
gruba 3 milyon dolara satıldı. Arkasından altı ay sonra bu malın yarısı 15
milyon dolara birilerine satıldı. En azından bunu önleyebilirdi. Yine
Turgutlu’da bir İngiliz şirketine, Turgutlu’nun en güzel dağlarındaki o
ormanlar yok edilmek suretiyle bir nikel madeni ruhsatı verildi. Bu da yetmemiş
gibi bir de TÜBİTAK tarafından 1 milyon dolar kendisine para verildi. Meclis
Başkanıydı Bülent Arınç. Hakikaten memleketi
düşünseydi bunları engelleyebilirdi.
Şimdi, ben zaten
sizin partinizin ve yöneticilerinizin bu devletin mallarının pek öyle devlet
elinde kalmasına sıcak bakmadığını bilen bir insanım.
Şimdi, her
konuşmamın sonunda Suat Kılıç kalkıyor “Efendim, küfretti.” Ben kime küfrettim
kardeşim? Ben diyorum ki: Bu memlekette ihanet edenlere “ihanetçi” diyorum.
Eğer siz ihanet edenlere “ihanetçi” demiyorsanız hayhay. Ama Suat Kılıç’ın
kayınpederi Başbakanlıkta -büyük miktarda- Başbakanın Başmüşaviri,
karısı da Ankara Anakent Belediyesinden yine çok yüklü bir maaş alıyor.
SUAT KILIÇ (Samsun)
– Saygılı ol! Terbiyeli ol! Senin evladın hangi, nerede çalışıyor? Senin
evladın hangi Mecliste çalışıyor? Utan! Utan!
AHMET YENİ
(Samsun) – Senin oğlun nerede çalışıyor?
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Aileyi niye karıştırıyorsun? Ayıptır!
KAMER GENÇ
(Devamla) – Kendisi de Grup Başkan Vekili. Tabii, böyle olunca, tabii ki her
şeye ama her şeye karşı çıkıyor.
Şimdi, bakın
arkadaşlar, mesele şu: Bir kanun teklifini getirmişsiniz. Bu kanun teklifinde,
demin de söylediğim gibi, bu devlette görevini, kamu görevini yapıp da görevini
suistimal edenlere seksen yıldır uygulanan bir ile üç
yıl arasında ceza var. Şimdi bu cezayı kaldırıyorsunuz? Niye kaldırıyorsunuz?
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) - Kaldırmıyoruz.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Veya düşürüyorsunuz yani altı ay ile iki seneye indiriyorsunuz.
Niye indiriyorsunuz? Çünkü mevcut Ceza Kanunu uygulamasında böyle bir cezanın
artık hukuki kıymeti kalmaz. Altı ay ceza alsa paraya çevriliyor. Ne yapacak?
E, para çok sizde.
Şimdi, bakın,
İstanbul Belediye Başkanının aşağı yukarı seksen küsur ihalesinden dolayı
görevini suistimal ve ihmal ettiğine dair Danıştay
tarafından verilmiş karar var. Bu, Mart 2010’dan beri İstanbul Başsavcısının
elinde bekliyor bu dosya, üzerine bir türlü soruşturma yapılmıyor.
Şimdi bu kanun
çıktı. Hemen hepsine soruşturma izni verecekler. Bunlar gidecekler mahkemeye,
mahkemede altı ay kendilerine ceza verilecek…
RAHMİ GÜNER
(Ordu) – Üç ay, üç ay.
KAMER GENÇ
(Devamla) – …cezalar da paraya çevrilecek, ondan sonra gelecekler “Gördünüz mü
arkadaşlar, biz aklandık.” diyecekler.
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Paraya çevrilme zorunluluğu var mı?
KAMER GENÇ
(Devamla) – Yine Melih Gökçek’le ilgili bu konuda bir sürü görevi ihmal ve suistimal dosyaları var. Bunlar gidecek yine mahkemeye,
gelecek, efendim işte “Beraat ettik.”
Şimdi arkadaşlar,
peki, bu devlet nasıl ayakta kalır? Bu devleti yöneten kamu görevlileri, eğer
görevlerini suistimal ettiklerinde bir ceza
almadıkları takdirde nasıl bu devlette doğru görev yapılabilir? Yapılamaz.
Bizim içimizin yandığı olay bu. Yani bu devletin belli
birtakım soygunculara karşı, hırsızlara karşı korunması lazım. Bu
cezaları indirmek değil, bu cezaları artırmak lazım. Bunların
caydırıcı olması lazım. Bu kamu görevini yapan, bir ihaleyi yapan, Kamu
İhale Kanunu’na aykırı hareket ettiği zaman bilmeli ki arkadaş, Türk Ceza
Kanunu’nda kendisinin ağır bir cezayla cezalandırılacağını bilecek ve bu
fiilinden caydırıcı olarak dürüst görev yapacak.
Şimdi, sizin
içinizde bazı milletvekilleri var. Bunlar, zamanında bürokrattı, görevi ihmal
ve suistimalden dolayı ceza aldılar, geldiler,
milletvekili oldular. Şimdi, bu kanun yürürlüğe girdikten sonra bunlar tekrar,
hükmüm yeniden incelemeye alınacak… İşte, uyarlamaya diye bir madde var biliyorsunuz
Ceza Kanunu’nda…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Gidecekler, zaten iki yıla kadar da hükmün açıklanması geriye
bırakılmış olacak, dolayısıyla cezalar kalkacak.
Şimdi, bir
memlekette siyaset adamı onurlu ve soylu olmak zorunda. Bir siyaset adamı kendisiyle ilgili bir af çıkaramaz, çıkardığı
zaman bunun anlamı, işte o söylediğiniz anlamdaki anlamdır. Ben burada ifade
etmeyeyim. Bu ne haysiyete sığar ne insanlığa sığar ne yurtseverliğe sığar ne
dürüstlüğe sığar. Dolayısıyla biz diyoruz ki: Burada siz hangi kanunu
getirdiniz de memleketi korudunuz, milleti korudunuz, işsize problemini
çözümlemesi için bir şey getirdiniz? Yolsuzluklarla mücadele konusunda hangi
kanun tasarısını getirdiniz de biz karşı çıktık? Hayır, getirmiyorsunuz. Yahu,
aklı olan… Ya bir çocuğa sorun, yani bir memleketi suistimal
eden kişilerin cezasını affedecek, görevini suistimal
ederse bunun cezasını affedecek bir kanun namuslu bir kanun mudur? Bu kanuna oy
vermek namuslu bir davranış mıdır? Değil arkadaşlar, değil. Onun için oyumun
rengi aleyhtedir.
Teşekkür
ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
Korkmaz, sataşmadan size söz vereceğim. Yeni bir sataşmaya mahal vermeden,
buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
VII.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
4.-
Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın,
Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak’ın, şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; öncelikle söz verdiği için
Sayın Başkana teşekkür ediyorum.
Sayın Kaynak
biraz önce konuşma yapmaya çıktı, bizim söylemiş olduklarımızın doğruluğunu
araştırmak yerine suçüstü yakalanmış olmanın telaşıyla doğrudan şahsımı hedef alarak
bilişim suçu işlediğimi, bu bilgiyi nereden aldığımı söyledi.
AHMET YENİ
(Samsun) – Niye rahatsız oluyorsunuz!
S. NEVZAT KORKMAZ
(Devamla) – Kıymetli arkadaşlar, bir de bir atıfta bulundu, dedi ki savunma
mekanizmasıyla: “Bizim ne kadar doğru olduğumuzu referandumdan almış olduğumuz
oy gösteriyor.” Dikkat edin arkadaşlar, bu cümleyi kuran bir hukukçu
arkadaşımız. Yani bir siyasi karar ile hukuki kararı maalesef ayırt edemiyor
olduğunu hep birlikte gördük.
Yani Sayın
Kaynak, bu teşhisinizle, bu cümlenizle 100 ünlü hukukçudan biri olarak tarihe
geçtiniz.
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Tarihi sen mi yazıyorsun!
S. NEVZAT KORKMAZ
(Devamla) – Aynı zamanda hukuk tahsilini almış bir arkadaşımızın nasıl böyle
bir cümle kurabildiği de sanıyorum bundan sonra hukuk fakültelerinde ders
olarak okutulacaktır!
Bana “Bilişim
suçu işledi.” diyen arkadaşıma şunu ifade etmek istiyorum: Biliyorsunuz bir
elektronik mektup gönderilirken “kimden” ve “kime” bölümleri vardır. Kime
gönderildiği çok açık bir biçimde orada dile getirilmiş, yazılmış. Yani benim
senin sayfana girmem falan mümkün değil. Ama tabii, hukuk fakültesi mezunu bir
arkadaşımızın siyasi karar ile hukuki kararı ayırt edemediğini düşünürsek bana
böyle bir cümle kurmasını da çok görmüyor diyorum, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, bana sataşmada bulundu. Sataşmaya cevap vermek
istiyorum.
BAŞKAN – Hangi
konuda sataştı?
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Benim söylediğimi Genel Kurula yanlış aktardı, çarpıtarak
aktardı. (Gürültüler)
BAŞKAN – Bir
dakika… Ya hiç duymuyorum. Şimdi cümbür cemaat…
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, sözlerim çarpıtılmıştır, şahsıma yönelik…
BAŞKAN – Bir
saniye Sayın Kaynak…
Ya gerçekten
duymuyorum, hiç kimseyi duymuyorum. Bu taraf da susarsa iyi olacak.
Siz ne
diyorsunuz?
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Sözlerimi çarpıtarak Genel Kurula ifade etmiştir, düzeltmek
istiyorum. Sataşmadan dolayı söz istiyorum.
BAŞKAN – Neyi
çarpıttı?
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Efendim, benim “bilişim suçu işlemişsiniz” lafımı “eğer
mail’lerimi takip ediyorsanız bilişim suçu…” (Gürültüler)
BAŞKAN –
Duymuyorum Sayın Kaynak.
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – “…mail’lerimi takip ediyorsanız bilişim suçu işlemiş
olursunuz.” lafımı…(Gürültüler)
AKİF AKKUŞ
(Mersin)– Öyle bir şey yok. Tutanaklara bakılsın. Yanlış anladı yine, yanlış!
BAŞKAN – Şimdi,
beş dakika durun siz, ona bakacağım çünkü ben sizin konuşmanızda da “Bilişim
suçu işliyorsunuz, suç işliyorsunuz.” sözünü takip edememiştim.
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – “Mail’imi takip ediyorsanız eğer bilişim suçu işlemişsiniz
demektir.” dedim ben.
BAŞKAN – Bakın,
işte onu ben takip edememiştim, daha sonra baktırdım, onu demişsiniz. Onun için
Sayın Korkmaz’a söz verdim. Bir saniye bakacağım ona
da.
Sayın Arınç’a 69’uncu maddeye göre söz veriyorum.
Buyurun.
5.-
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın,
Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım;
hepinize saygılar sunuyorum.
Görüşmelerin
sonundayız. Görüşmeler sırasında tüm arkadaşlarımızın düşüncelerini,
eleştirilerini, önerilerini hep beraber inceledik. Şahsen bundan çok
yararlandığımı da ifade etmeliyim. Sonunda kabul edilir veya reddedilir, o
Genel Kurulumuza aittir.
Sayın İnce biraz
önceki konuşmasında ismimden de bahsederek birkaç konuyu gündeme getirdi. Ben
buna cevap vermek arzusundayım. Sayın Başkana teşekkür ediyorum.
1 Mart
Tezkeresi’ndeki tutumumla ilgili olarak dün konuştum, buna ekleyecek bir şey
yok ancak onunla bu kanun arasındaki irtibatı kurması ve bunu bir şekilde
yapması dikkatimi çekti. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Melih
Gökçek’le bu kanunun ilgisi olabilir. Yani, onun yargılandığı veya hüküm
giydiği bir dosya vardır. Ne kadardır bilmiyorum. Ancak, emin olun ki biz genel
bir düzenleme yapıyoruz. Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesinden, bugün, şu
kadar dosyası olan kişiler de o fıkralara uyduğu takdirde istifade edecektir.
Sayın Melih Gökçek’in bu kanunun çıkarılmasında bir dahli
olmuşsa, fazladan bir müdahalesi olmuşsa, bu müdahalesini herkesin gözünün
önünde yapıyorsa, telefon konuşmalarıyla veya Meclis Genel Kuruluna gönderdiği
birtakım hediyelerle bunu desteklemeye çalışıyorsa çok yanlış bir iş yapıyor,
çok saygısız bir iş yapıyor, bunu kabul etmemiz lazım.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Hükûmet onun emrinde!
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Müsaade buyurun.
Değerli
arkadaşlarım, ama ben şuna inanıyorum: Yaptığımız düzenleme doğru bir
düzenlemedir, makul bir düzenlemedir, yerinde bir düzenlemedir. Dün sordunuz,
tekrar ediyorum: Vicdani kanaatim de bu düzenlemenin doğru olduğu yönündedir.
İkinci bir konu:
Dün bir arkadaşımız konuşması sırasında “Zahid Akman
da mahkûm oldu, o da bundan yararlanacak.” demişti.
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Evet, ben söyledim.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Sayın Ergün Aydoğan
“Ben söyledim.” diyor. Çok haklı ama bir şeyi unutuyor. Sayın Aydoğan’ın unuttuğu şey şudur…
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Evet, kurtuldu.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Müsaade buyurun efendim. Bakın,
ben sizi önemsiyorum da size cevap veriyorum.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sizin göreviniz cevap vermek milletvekiline.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Sayın Aydoğan
diyor ki: “Zahid Akman da bundan hüküm giydi, bundan
dolayı onun affı için bu çıkıyor.” Değerli arkadaşlar, Zahid
Akman RTÜK Üst Kurul üyesidir ve RTÜK Üst Kurulunun pek çok üyesi de 257’nci
maddeden bir dava dolayısıyla mahkûm olmuşlardır. Bu mahkûm olanlar içerisinde
Cumhuriyet Halk Partisi kontenjanından RTÜK üyesi seçilen iki arkadaşımız da
vardır. Birisi rahmetli oldu Sayın Mehmet Dadak,
rahmet diliyorum, bir diğeri de Şaban Sevinç arkadaşımızdır. Dolayısıyla,
sadece Zahid Akman’ı ön
plana koyarak arkasında Üst Kurul üyelerinin diğer isimlerini unutmak veya
saklamak veya dikkatlerden kaçırmak doğru değil. Kaldı ki bu davayı sizden daha
iyi biliyorum. Verilen karar yanlıştır ve Yargıtay aşamasındadır, henüz
kesinleşmemiştir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Sayın Başkan, bir cümle daha
söylemek istiyorum.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Olmaz Sayın Başkan, bize vermiyorsunuz.
BAŞKAN – Hiç
yapmadım Sayın Arınç.
Teşekkür ederim,
sağ olun.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Teşekkür ederim. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın
Kaynak, buyurun.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Bakan belki kanunla ilgili de konuşma yapmak isteyebilir yani
sataşmanın dışında da söz talebi olabilir.
BAŞKAN – Ben,
önce sataşmadan söz verdim Sayın Bakana, şimdi de Sayın Kaynak’a sataşmadan söz
veriyorum.
Buyurun. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
6.-
Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak’ın, Isparta
Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Değerli Başkanıma
teşekkür ediyorum sataşmadan söz verdiği için çünkü sözlerim çarpıtılarak
sizlere sunulmuştu.
Ben, konuşmaya
başlarken bahsedilen Karaelbistan’daki o minibüs
kooperatifinin mail’inin bana ulaşmadığını söyledim, Nevzat Bey de ısrarla
mail’in bana ulaşmış olduğunu söyledi. Ben o zaman dedim ki: “Eğer siz benim
mail’lerimi takip ediyorsanız bilişim suçu işlemiş olursunuz.” Benim söylediğim
budur.
Ayrıca, yine o
kooperatifin sorunlarıyla ilgilenmeyeceğimizi falan da söylemedim, konudan
haberim olmadığını, hemen acilen de alakadar olacağımızı söyledim.
Ancak, şunu ifade
ediyorum: Sayın Nevzat Korkmaz’a tarih yazmak, hele
hukuk tarihi yazmak görevi kimse tarafından verilmedi. O yüzden, kim büyük
hukukçu, kim küçük hukukçu, o Nevzat Bey’in bilgisini de, haddini de aşan bir
şey.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Bir şey yazmak için sizden emir mi alacağız!
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Benim diplomamı, hukukçuluğumu sorgulamak Nevzat Bey’e kalmış bir
şey değil.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Hukuki karar ile siyasi kararı aynı kefeye koydun mu, bir açıkla
bakayım!
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) - Ben son olarak şunu ifade ediyorum: Yaptığımız işten her zamanki
gibi alnımız açık. Teklifimizin bütünü gerekçeleriyle birlikte, komisyondaki
konuşmalarımızla tutanaklar, hepsi birlikte incelensin, doğru bir iş yaptığımız
anlaşılacaktır. Biz AK PARTİ, AK PARTİ’li hiç kimse
yolsuzluğa prim vermez çünkü biz yolsuzlukla, yasakla ve yoksullukla mücadele
için kurulmuş bir partiyiz diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
VIII.-
AÇIKLAMALAR
1.-
Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Bülent Arınç’ın, konuşmasına ilişkin açıklaması
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Sayın Başkanım, ben de Genel Kurulu doğru bilgilendirmek istiyorum.
10 Temmuz 2007
tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen 5785 sayılı Yasa’yla Üst
Kurul üyelerinin görevleriyle ilgili işledikleri suçların soruşturulabilmesi
başbakan iznine bağlandı. Yani Başbakanın izni olmadan Zahid
Akman soruşturulamaz. Bu konuda kanun çıkardı bu Hükûmet.
Ben de Sayın Arınç’ı önemsediğim için cevap vermek
istedim.
Saygılar sunarım.
BAŞKAN- Teşekkür
ederim.
VI.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN
DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
4.-
Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak’ın, Türk Ceza
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu
(2/766) (S. Sayısı: 565) (Devam)
BAŞKAN – Teklifin
tümünün açık oylama şeklinde yapılmasına dair önerge vardır. Önergeyi okutup
imza sahiplerini arayacağım, açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun
kararını alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
565 sıra sayılı
Kanun teklifinin tümünün oylamasının “Açık oylama” şeklinde yapılmasını arz
ederiz.
Nevzat Korkmaz?
Burada.
Ali Uzunırmak? Burada.
Faruk Bal?
Burada.
Kemalettin Nalcı? Burada.
Oktay Vural?
Burada.
D. Ali Torlak?
Burada.
Osman Ertuğrul?
Burada.
Hamit Homriş? Burada.
Cemaleddin Uslu? Burada.
Kadir Ural?
Burada.
Hasan Özdemir?
Burada.
Ahmet Orhan?
Burada.
Recep Taner?
Burada.
Necati Özensoy? Burada.
Behiç Çelik?
Burada.
Süleyman Yunusoğlu? Burada.
Yılmaz Tankut? Burada.
Murat Özkan?
Burada.
Ertuğrul Kumcuoğlu? Burada.
Mümin İnan?
Burada.
Açık oylamanın
şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.
Açık oylamanın
elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Alınan karar gereğince
açık oylama elektronik cihazla yapılacaktır.
Oylama için iki
dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik
personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen
üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen iki dakikalık süre içerisinde
Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Ayrıca, vekâleten
oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını,
oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını
yine oylama için öngörülen iki dakikalık süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum.
Oylamayı
başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, 565 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümünün açık oylama sonucu:
“Kullanılan Oy Sayısı : 354
Kabul :
280
Ret : 74
(x)
Kâtip Üye Kâtip
Üye
Gülşen Orhan Bayram
Özçelik
Van Burdur”
Teklif kabul
edilmiş ve kanunlaşmıştır.
Birleşime 19.30’a
kadar ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 18.50
ALTINCI OTURUM
Açılma
Saati: 19.38
BAŞKAN:
Başkan Vekili Meral AKŞENER
KÂTİP
ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Gülşen ORHAN (Van)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28’inci Birleşiminin Altıncı
Oturumunu açıyorum.
Danışma Kurulunun
bir önerisi vardır, okutuyorum:
IX.-
ÖNERİLER
A) Danışma Kurulu Önerileri
1.-
2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2009 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesap Kanunu Tasarısının görüşme gün ve saatleri ile konuşma sürelerine
ilişkin Danışma Kurulu önerisi
Danışma Kurulu Önerisi
No: 86 Tarihi:
8/12/2010
Danışma Kurulunun 8/12/2010 Çarşamba günü yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerilerin
Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.
|
|
|
Mehmet Ali Şahin |
|
|
|
Türkiye Büyük Millet Meclisi |
|
|
|
Başkanı |
|
|
Mustafa Elitaş |
Muharrem İnce |
|
|
Adalet ve Kalkınma Partisi |
Cumhuriyet Halk Partisi |
|
|
Grubu Başkan Vekili |
Grubu Başkan Vekili |
|
|
Oktay Vural |
Ayla Akat
Ata |
|
|
Milliyetçi Hareket Partisi |
Barış ve Demokrasi Partisi |
|
|
Grubu Başkan Vekili |
Grubu Başkan Vekili |
Öneriler:
1.- 2011 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesinhesap Kanunu Tasarısının, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Gündeminin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının 1 inci ve 2 nci sıralarında yer alması; Bütçe görüşmelerine 13/12/2010
Pazartesi gün saat 13.00’te başlanması ve bitimine kadar, resmî tatil günleri dahil (18/12/2010 Cumartesi günü hariç), her gün saat
11.00’den 13.00’e ve 14.00’ten günlük programın tamamlanmasına kadar
çalışmalara devam olunması ve görüşmelerin on üç günde tamamlanması; bütçe
görüşmelerinin son günü olan 26/12/2010 Pazar günü görüşmelere saat 13.00’te
başlanması ve bitimine kadar çalışmalara devam olunması,
2.- Başlangıçta
Bütçenin tümü üzerinde gruplar ve Hükümet adına yapılacak konuşmaların (Hükümetin
sunuş konuşması hariç) 1’er saat (Bu süre birden fazla konuşmacı tarafından
kullanılabilir.), kişisel konuşmaların ise 10'ar dakika ile sınırlandırılması,
3.- Kamu
idarelerinin bütçeleri üzerindeki görüşmelerin on dört turda tamamlanması,
turların bitiminden sonra Bütçe ve Kesinhesap Kanunu
Tasarılarının maddelerinin oylanması,
4.- İçtüzüğün 72 nci maddesi gereğince yapılacak görüşmelerde, gruplar ve
Hükümet adına yapılacak konuşmaların 1, 2, 6 ve 9 uncu turlarda 50'şer, diğer
turlarda 40'ar dakika (Bu süre birden fazla konuşmacı tarafından
kullanılabilir.), kişisel konuşmaların 5'er dakika olması, kişisel konuşmalarda
her turda İçtüzüğün 61 inci maddesine göre biri lehte, biri aleyhte olmak üzere
iki üyeye söz verilmesi ve bir üyenin sadece bütçenin tümü üzerinde veya
sonundaki görüşmelerde ya da bir turda söz kaydı yaptırması,
5.- Bütçe
görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için
soru-cevap işleminin 20 dakika ile sınırlandırılması,
6.- Bütçe
görüşmelerinin sonunda gruplara ve Hükümete 1'er saat süre ile söz verilmesi
(Bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir.), İçtüzüğün 86 ncı maddesine göre yapılacak kişisel konuşmaların 10'ar
dakika olması,
Önerilmiştir.
BAŞKAN –
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
5’inci sırada yer
alan, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı ile Adalet Komisyonu
Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.
VI.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN
DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
5.-
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu
(1/961) (S. Sayısı: 574) (x)
BAŞKAN –
Komisyon? Burada.
Hükûmet? Burada.
Komisyon raporu
574 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Sayın
milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi
kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir.
Bu nedenle, tasarı tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine
geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer
alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.
Tasarının tümü
üzerinde söz isteyen, Hükûmet adına Adalet Bakanı
Sayın Sadullah Ergin.
Buyurun. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
ADALET BAKANI
SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 12
Eylül günü yapılan halk oylamasıyla yürürlüğe giren 5982 sayılı Yasa ile
Anayasa’mızın 159’uncu maddesinde yapılan değişikliğin zorunlu bir sonucu
olarak hazırlanan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanun Tasarısı ile ilgili
olarak Hükûmet adına söz almış bulunuyorum. Bu
vesileyle hepinizi Hükûmetimiz ve şahsım adına
saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Türk hukuk sistemi ve demokrasimiz açısından çok
önemli görevler ifa eden Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapılan Anayasa
değişikliği doğrultusunda yeniden yapılandırılması amacıyla hazırlanan yasa
tasarısını görüşmeye başlıyoruz.
Hatırlanacağı
üzere 7 Mayıs 2010 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen 5982
sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması
Hakkında Yasa 12 Eylül 2010 günü referanduma sunulmuş ve kabul edilerek
yürürlüğe girmiştir. Yapılan bu Anayasa değişikliği ile pozitif ayrımcılıktan
çocuk haklarına, sendikal özgürlüklerin genişletilmesinden kamu denetçiliği
kurumunun kurulmasına, askerî yargının görev alanının daraltılmasından Anayasa
Mahkemesinin yapısına kadar pek çok alanda önemli reformlar
gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen bu reformlar arasında kuşkusuz en
önemlilerinden biri de Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısıyla ilgili
olarak getirilen yeniliklerdir.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Özürlülerden daha önemli yani.
ADALET BAKANI
SADULLAH ERGİN (Devamla) – Hepimizin bildiği gibi Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu, henüz 1982 Anayasası yürürlüğe girmeden önce 13 Mayıs 1981 tarihli ve
2461 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu ile kurulmuş idari bir
organdır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kurulduğu günden
bu yana hemen her kesim tarafından, üye sayısının az olması, üyelerin sadece
Yargıtay ve Danıştaydan gelmesi, hakkında kararlar
alınan ilk derece hâkim ve savcılarından hiçbir temsilcinin Kurulda
bulunmaması, Kurul kararlarının yargı denetimine tamamen kapalı olması, Kurul
kararlarına karşı etkin itiraz sisteminin öngörülmemiş olması, hâkim ve
savcıların denetlenmesinde ve soruşturulmasında Adalet Bakanının yetkili
olması, adalet müfettişlerinin Bakan tarafından atanması, Kurulun kendisine ait
sekretaryasının, binasının ve bütçesinin bulunmaması gibi nedenlerle yoğun bir
biçimde eleştirilmiştir.
Kurulla ilgili
olarak Anayasa’da yapılan yeni düzenleme yeterli midir, bütün eleştiriler
karşılanmış mıdır? Bu soru sorulduğunda verilecek cevap şudur: Anayasa değişikliğiyle,
otuz yıldır yapılan eleştiriler önemli ölçüde karşılanmıştır; çok olumlu, ileri
adımlar atılmıştır ancak her yönüyle mükemmel bir kurul yapılanmasının
sağlandığını söylemek elbette ki mümkün değildir. Söz konusu Anayasa
değişikliğinden hemen sonra, Anayasa’yla ilgili olarak yeniden çalışma
yapılması gündeme getirilmiş olup önümüzdeki süreçte bu yönde yapılacak
çalışmalarda Kurulla ilgili olarak daha ileri ve olumlu adımların atılması söz
konusu olabilecektir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; ülkemiz, Avrupa Birliği müzakere sürecini başlatmış
olup bu aşamadan sonra gündeme gelen Avrupa Birliği ilerleme raporları ve
yargıyla ilgili istişari ziyaret raporlarında,
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısının değiştirilmesine yönelik
eleştiri ve öneriler söz konusu olmuştur. Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı yeniden düzenlenirken dile getirilen tüm bu
eleştiri ve önerilerin yanı sıra Avrupa Birliği müzakere süreciyle ilgili
yapılması gereken değişiklikler, yargı reformu stratejisinde tespit edilen
hedefler, uluslararası belgeler, mukayeseli hukuktaki benzer kurulların yapısı
ile ülkemizde değişik kişi, kurum, parti ya da sivil toplum kuruluşları
tarafından hazırlanmış olan Anayasa taslakları göz önüne alınmış ve Anayasa’nın
159’uncu maddesi bu şekilde değiştirilmiştir.
Hatırlatmak
gerekirse yapılan Anayasa değişikliğiyle Kurulun üye sayısı arttırılmış, Kurul
üyelerinin geldiği kaynaklar çeşitlendirilmiş, ilk derece mahkemesi
hâkimlerinin de Kurulda temsil edilmeleri sağlanmış, Kurul kendisine ait
sekretaryaya kavuşturulmuş, Kurulun üç daire ve genel kurul şeklinde çalışması
benimsenmiş, meslekten çıkarma cezalarına karşı yargı yolu açılmış, Kurula
bağlı teftiş kurulunun kurulması öngörülmüş ve kurulmuş, hâkimlerle ilgili
denetim işlemleri ile soruşturma izni konusundaki Adalet Bakanının yetkileri
büyük ölçüde Kurula devredilmiştir. Yine hatırlatmak
gerekir ki yapılan Anayasa değişikliği, Anayasa Mahkemesinden, Avrupa Birliği
organlarından, sivil toplum kuruluşlarından, yargı camiasından ve hepsinden öte
halkımızdan onay almış ve yürürlüğe girmiştir.
Bu süreçlerden
geçen Anayasa değişikliğinin zorunlu bir sonucu olarak geçici 19’uncu maddesi
uyarınca ilgili kurumlar tarafından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu
üyeliklerine seçimler yapılmış ve Kurul şu an itibarıyla çalışmalarına
başlamıştır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısına ilişkin Anayasa’nın
159’uncu maddesinde yapılan değişikliklerin hayata geçirilebilmesi ve Kurulun
etkin ve verimli çalışabilmesi için hâlen yürürlükte bulunan 2461 sayılı
Kanun’un kısmen değiştirilmesinin yeterli olmayacağı değerlendirilmiş ve yeni
bir yasanın hazırlanması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Değerli
milletvekilleri, şu hususu öncelikle vurgulamak istiyorum: Şu anda bir yasa
tasarısını görüşüyoruz. Bu görüşmeleri yaparken az önce değindiğim süreçlerden
geçen Anayasa değişikliğini uygulamaya yansıtmak üzere hazırlanmış olan bir
yasa tasarısını görüşmekte olduğumuzu unutmamak gerekir zira görüşmekte
olduğumuz yasa tasarısıyla ilgili olarak bugüne kadar yaşanan süreçte
Anayasa’daki düzenlemelerin zorunlu bir yansıması niteliğindeki bazı hükümlerin
yeniden eleştiri konusu yapıldığını görmekteyiz. Bu doğru bir yaklaşım tarzı
olmamaktadır. Kaldı ki söz konusu eleştiriler Anayasa değişikliği sırasında da
gündeme getirildiğinde bu konu yeterince müzakere edilmiştir. Şunu da belirtmek
gerekir ki Anayasa değişikliği sürecinde eleştiri olarak gündeme getirilen
hususların birçoğunda bugün görüşeceğimiz yasa tasarısıyla Anayasa’yla
yapılandan daha ileri adımlar atılmaktadır ancak unutmamak gerekir ki
görüşülmekte olan yasa tasarısı Anayasa’daki düzenlemelere aykırı olmamak
zorundadır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Adalet Komisyonunda yapılan görüşmeler neticesinde
kabul edilen yasa tasarısı huzurunuza getirilmiş ve kabulünüze sunulmuştur.
Yasa tasarısının huzurunuza getirilen şeklinin oluşmasında katkı sunan, başta
Adalet Komisyonu üyeleri olmak üzere, tüm çalışanlara teşekkür ediyorum.
Görüşmekte
olduğumuz yasa tasarısıyla ilgili olarak, özellikle Adalet Komisyonunda gündeme
getirilen konulardan birisi, Kurulda Adalet Bakanı ve Müsteşarının yer alması
hususudur. Bu konu Anayasa değişikliği esnasında da sürekli olarak gündeme
getirildiği ve o dönemde gerekli açıklamalar yapıldığı için bu hususla ilgili
olarak burada fazlaca zamanınızı almak istemiyorum.
Sadece şu hususu
tekrar hatırlatmakla bu konuyu geçeceğim: Görüşmekte olduğumuz yasa tasarısında
bu konuyla ilgili olarak yer alan hüküm, Anayasa’daki hükmün bir tekrarı
niteliğindedir. Bununla birlikte, yasa tasarısıyla bu konuda çok önemli ve
olumlu adımlar atılmıştır zira Anayasa hükmü uyarınca, Bakanın başkanı olduğu,
yönetmek ve temsil etmekle görevli kılındığı Kurulda yetkileri olabildiğince
sınırlandırılmış ve neredeyse sembolik hâle getirilmiştir. Öte yandan, Anayasa
değişikliğiyle Kurulun üyelerinden herhangi bir üye durumuna getirilen Adalet
Bakanlığı Müsteşarı bakımından yasa tasarısında, Anayasa’da bu yönde herhangi
bir sınırlama öngörülmemiş iken her üyenin sahip olduğu Daire Başkanı veya Başkan
Vekili seçilebilme hakkı tanınmamıştır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; yasa tasarısının görüşmeleri sırasında gündeme
getirilen bir diğer eleştiri konusu ise “Müsteşar bulunmadığı zaman kendisine
vekâlet etmekte olan Kurul toplantılarına katılır.” hükmüdür. Burada tartışmayı
gerektirir herhangi bir husus bulunmamaktadır zira bu durum vekâlet kurumunun
doğal bir zorunlu sonucudur. Bu hüküm yazılı olmasa bile yapılacak uygulamanın
bu yönde olacağına ilişkin herhangi bir kuşku bulunmamaktadır ancak
yürürlükteki 2461 sayılı Yasa’da bu yönde bir hüküm var iken yeni yasada böyle
bir hükme yer verilmemiş olmasının farklı yorumların yapılmasına sebebiyet
vereceği endişesiyle bu hüküm muhafaza edilmiştir. Öte yandan, Anayasa’daki
düzenlemede Kurulun tabii üyesi olarak yer verilen kişi, Adalet Bakanı
Müsteşarıdır. Bu üyelik, şahsa bağlı bir üyelik değil, yapılan göreve bağlı bir
üyeliktir. Göreve bağlı bir üyelikte önemli olan, o görevi o an için icra eden
kişinin katılımıdır.
Değerli
milletvekilleri, yasa tasarısıyla ilgili olarak gündeme getirilen bir diğer
eleştiri konusu ise Kurul müfettişlerine tanınan yetkilerdir. Öncelikle
belirtmek gerekir ki yasa tasarısının bugünkü durumuna gelmesine kadarki
süreçte bu konuda önemli değişiklikler yapılmıştır. Kamuoyunun ve ilgili kurum,
kurul ve kuruluşların görüşüne sunulan ön taslakta yer alan hüküm çok daha
daraltılmıştır.
Yasa tasarısı
hakkında gündeme getirilen başka bir eleştiri konusu ise yüksek mahkeme
üyeleriyle ilgili olarak bunların yüksek mahkemelerdeki görev ve kadrolarıyla
ilişkilerinin kesilmesi hükmü ve buna bağlı olarak disiplin ve suç
soruşturmaları hususlarında yasa tasarısında yer alan hükümlerdir. Burada yasa
tasarısının bu konudaki temel esprisini belirtmekte fayda bulunmaktadır.
Ülkemizde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu mukayeseli hukukta ise yargı
konseyleri devletin üç temel erkinden biri olan yargı alanında çok önemli bir
görev ifa etmektedir. Yargının temel aktörlerinden en önemlisi olan hâkim ve
savcıların özlük işleri konusunda söz sahibi olan bu kurulların ve bunların
üyelerinin bağımsızlıkları ve teminatları bu alanın düzenlenmesinde esas alınması
ve ihmal edilmemesi gereken ilkelerdir. Bu kadar önemli bir alanda görev alacak
Kurulun üyelerinin asli ve yegâne Kurul üyeliği, görevleri olmalıdır. Öte
yandan, yapılan Anayasa değişikliğiyle geniş tabanlı temsil esasına göre
yeniden yapılandırılan Kurulun üye kaynağı eskisi gibi sadece yüksek mahkeme
üyeleriyle sınırlı olmayıp yeni Kurulda yüksek mahkemenin üyelerinin yanında
adli ve idari yargıdan gelen hâkim ve savcıların yanı sıra akademisyenler ve
avukatlar da görev yapmaktadır. Üye kaynağının çeşitlenmesinin bir sonucu
olarak yasa tasarısı hazırlanırken Kurulda yer alan üyelerin hepsinin aynı
statüye tabi olması ve haklarında aynı hükümlerin uygulanması esasları
benimsenmiştir. Bu konuyla bağlantılı olarak Kurul üyelerinin disiplin ve suç
soruşturma ve kovuşturmalarıyla ilgili yapılan düzenlemeler de özellikle yüksek
mahkemelerden gelen üyeler bakımından gündeme getirilmektedir. Öncelikle
belirtmek gerekir ki Kurul üyelerinin görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce
Divanda yargılanacakları Anayasa’mızın 148’inci maddesinin altıncı fıkrasının
amir hükmüdür. Yasa tasarısındaki düzenleme de bu yöndedir. Anayasa’da bunun
dışında ne 154 ne de diğer 155’inci maddede herhangi bir farklı düzenleme
getirilmemiştir. Bununla birlikte yürürlükteki Yargıtay ve Danıştay Yasası’na
baktığımızda, söz konusu yüksek mahkeme üyelerinin disiplin suçları ve kişisel
suçları bakımından kendi bünyelerinde oluşturulan mekanizmalara görev ve
sorumluluk verildiği ve bunların kişisel suçlarının da Yargıtay Ceza Genel
Kurulunda yargılanması esasının benimsendiği görülmektedir.
Değerli
milletvekilleri, yasa tasarısıyla ilgili olarak gündeme getirilen bir diğer
eleştiri konusu ise geçici 3’üncü maddede yer alan düzenlemelerdir. Geçici
3’üncü maddeyle yapılan düzenleme nedir? Hatırlanacağı üzere daha önceden
Kurulun bütün kararları yargı denetimi dışındayken, Anayasa değişikliğiyle,
Kurulun meslekten çıkarma cezalarına karşı yargı yolu açılmıştır. Hukukun genel
ilkeleri uyarınca haklarında daha önceden meslekten çıkarma cezası verilenlerin
de bu hükümden yararlanmaları gerekmektedir. Bu düşünceden hareketle, geçici
3’üncü maddeyle, haklarında daha önceden meslekten çıkarma cezası verilenlerin
idari yargıya başvurmadan önce Kurula başvurmaları yönünde idari bir başvuru
yolu düzenlenmiştir. Bu konuda eleştiri getirmeden önce, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin, haklarında meslekten çıkarma cezası verilen kişilerle ilgili
olarak ülkemiz hakkında vermiş olduğu ihlal kararlarını ve yine bu kişilerle
ilgili olarak uluslararası kamuoyunda konuyla ilgili çevrelerin yaptıkları
değerlendirmeleri hatırlamakta fayda olacaktır.
Yargı sürecinin
ne kadar zor ve zahmetli olduğu burada bulunan herkesin malumudur. Eski Kurul
döneminde bu konuda hakkında karar verilip ulusal veya uluslararası çevrelerde
gündem konusu olan kararların ülkemiz açısından olumlu bir imaj oluşturmadığı
hepimizin malûmudur.
Belirtilen bu
hususlar dikkate alınmak suretiyle, geniş tabanlı temsil esasına göre ve hesap
verme temelinde oluşturulan yeni Kurulun, belirtilen durumda olan kişilerden
başvuruda bulunanların konumlarını yeniden değerlendirmek suretiyle bir karar
vermeleri amacıyla getirilen bu düzenlemenin çokça eleştirilmesi ve
reddedilmesinin doğru bir yaklaşım olmadığını düşünmekteyiz. Burada söz konusu
düzenlemeyi doğrudan reddetmek değil, varsa yanlışlarını gidermek için olumlu
katkılar sunmak daha doğru bir yaklaşım olacaktır.
Bunların yanında
yapılan bu geçici düzenlemeyi af olarak nitelendirmenin de hiçbir hukuki
dayanağı olmadığını düşünmekteyiz.
Değerli
milletvekilleri, Adalet Komisyonunun değerli üyelerinin katkılarıyla tasarı
üzerinde bazı olumlu değişiklikler de yapılmıştır. Yapılan bu değişikliklerden
de birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum:
Tasarının 6’ncı
maddesinin Başkan Vekilinin görev ve yetkilerini düzenleyen 6’ncı fıkrasının
(c) bendinde “Hukukî veya fiilî nedenlerle dairelerin toplanmasına engel sayıda
üye eksiği oluşursa diğer dairelerden üye görevlendirmek.” Başkan Vekilinin
görev ve yetkileri arasında sayılmış iken bu yetkinin Başkan Vekilinin görev ve
yetkileri içerisinde yer almasının uygun olmayacağı ve Genel Kurulun görev ve
yetkileri kapsamında olmasının daha uygun olacağı şeklinde Komisyonda getirilen
eleştiriler karşılanmıştır.
Yine, 14’üncü
maddede ve 17’nci maddelerde öngörülen müfettişlerin düzenleyecekleri hâl
kâğıtlarıyla ilgili hükümler madde metinlerinden Komisyondaki çalışmalar
esnasında çıkarılmıştır.
Tasarının 45’inci
maddesinde öngörülen yönetmeliklerin çıkarılması aşamasında Adalet Bakanlığının
görüşünün alınmasına ilişkin düzenleme de Kurul üyelerimizin önerisiyle
metinden çıkarılmıştır.
Tasarıda
öngörülen yönetmeliklerin çıkarılması noktasında herhangi bir düzenleyici
süreye yer verilmemiş olmasının eleştirilmesi üzerine, burada bir yıllık bir
süre öngörülmüş ve Komisyonda bu hüküm de ilave edilmiştir.
Değerli
milletvekilleri, Adalet Komisyonda, başta Danıştay ve Yargıtay olmak üzere,
katılan tüm kurumların değerli görüşleri dikkate alınarak yapılan bu değişikliklerden
sonra, bugün görüşmekte olduğumuz tasarı metni oluşturulmuştur. Tasarının
oluşturulan son hâlinde öngörülen düzenlemelerden önemli olanları ana
hatlarıyla şöylece sıralayabiliriz:
Kurul, bağımsız
bir yapıya kavuşturulmakta olup görevlerini yerine getirirken ve yetkilerini
kullanırken hiçbir organ, makam, merci veya kişi Kurula emir ve talimat
veremeyecektir.
Kurul
mahkemelerin bağımsızlığı ile hâkimlik ve savcılık teminatı esaslarını
gözeterek adalet, tarafsızlık, doğruluk ve dürüstlük, tutarlılık, eşitlik ve
liyakat ilkeleri çerçevesinde görev yapacaktır.
Söz konusu
bağımsızlığın bir sonucu olarak sekretarya işlerini yürütmek üzere Kurula bağlı
bir Genel Sekreterlik kurulmaktadır. Kurul, Başkanlık, Genel Kurul ve
dairelerden oluşmaktadır. Hâkim ve savcılarla ilgili tüm işlemler yedişer
üyeden oluşan daireler tarafından yürütülecek ve bu işlemler sonucunda
dairelerce verilen kararlara karşı yapılan itirazlar ise Genel Kurul tarafından
karara bağlanacaktır.
Hâkim ve
savcıların denetimi ve soruşturulmalarıyla görevli ve atamaları Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu tarafından yapılacak yeni bir Teftiş Kurulu
oluşturulmakta ve oluşturulan bu Teftiş Kurulu Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kuruluna bağlanmaktadır.
Genel Sekreter
hariç olmak üzere hâkim ve savcı sınıfından olup Kurulda görev yapacak
olanların tamamı Genel Kurul tarafından atanmaktadır. Bu konuda görüşe sunulan
ön taslaktaki teklif üzerine atama modelinden vazgeçilmiş, Genel Sekreter
dışındaki görevlilerin Genel Kurul tarafından doğrudan atanması benimsenmiştir.
Adalet Bakanlığı Müsteşarı sadece dairelerden birinde üye olarak görev yapacak,
Daire Başkanı veya Başkan Vekili olamayacaktır.
22 üyeden oluşan
Genel Kurul en az 15 üyeyle toplanacak ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla
yani en az 12 üyenin oyuyla karar alacaktır. Genel Kurul kararlarının yeniden
incelenmesi istenebilecek, daire kararlarına karşı ise yeniden inceleme ve
itiraz yoluna gidilebilecektir. Genel Kurulun ve dairelerin meslekten çıkarma
cezasına ilişkin kararlarının yanında Başkanın tek başına yaptığı işlemler ve
aldığı kararlara karşı da yargı mercilerine başvurulabilecektir.
Genel Kurulun her
yılın ocak ayının onuncu iş günü kendiliğinden, herhangi bir davete gerek
kalmaksızın toplanması da ayrıca öngörülmüştür.
Kurul üyelerinin
kanunda düzenlenenler dışındaki özlük işleri ve hakları bakımından Yargıtay
Daire Başkanı hakkındaki hükümlere tabi olması kararlaştırılmıştır.
Anayasa’da yer
alan propaganda yasağı tasarıyla yumuşatılarak adayların kendilerini
tanıtabilmelerine yönelik olarak mektup, mesaj, elektronik posta
gönderebilmelerine ve kapalı yer toplantısı düzenleyebilmelerine de imkân
getirilmiştir.
Daha önceden
haklarında meslekten çıkarılma cezası verilenlere yargı yoluna başvurmadan önce
Kurula başvurarak durumlarının yeniden değerlendirilmesi yolu da açılmıştır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 5982 sayılı Kanun’la Anayasa’da yapılan
değişikliklerin hayata geçirilmesi amacıyla hazırlanıp, gelen görüş ve
eleştiriler doğrultusunda Bakanlığımızca gerekli değişiklikler yapıldıktan
sonra son şekli verilen kanun tasarısıyla…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
ADALET BAKANI
SADULLAH ERGİN (Devamla) – …Anayasa Mahkemesi kararında da vurgulandığı üzere
yargı bağımsızlığı güçlendirilmekte, yargının tarafsızlığı geliştirilmekte,
Kurul bağımsız bir yapıya kavuşturulmaktadır, hukuk devletinin
güçlendirilmesine yönelik ileri adımlar atılmaktadır. Kurul geniş tabanlı
temsil esasına göre yeniden yapılandırılmıştır.
Halkımızın da
kabulüyle yürürlüğe konulan ve uluslararası çevrelerden olumlu değerlendirmeler
alan Anayasa değişikliğiyle yapılanları sizlerin de katkısıyla daha da ileri
seviyeye taşıyan bu tasarının, ülkemizde hukukun üstünlüğünü, yargı bağımsızlığını
ve demokrasiyi daha da güçlendireceği konusundaki inancımız tamdır.
Yasa tasarısının
yasalaşacağı umuduyla hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bakan.
Tasarı üzerinde
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Zonguldak Milletvekili Sayın Ali İhsan
Köktürk. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 574 sıra
sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Yasa Tasarısı’nın tümü üzerine
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi 12 Eylül’le hesaplaşma savıyla
halkımızın gündemine getirilen, gerçekte ise yasamaya egemen olan ve diğer
temel anayasal kurumlarımıza egemen olan Adalet ve Kalkınma Partisinin yargıya
da hâkim olma hedefini açık bir şekilde yansıtan bir referandum sürecini geride
bıraktık.
Devletin tüm
olanaklarının kullanıldığı, din görevlilerinin neredeyse tamamının seferber
edildiği, devrim yasalarının varlığına rağmen, Atlantik ötesindeki tarikat ve
cemaat liderinin ölüleri bile oy kullanmaya çağırdığı, yeşil kartların,
özürlülerimize bağlanan maaşların iptal edilme tehdidinin yapıldığı, su, altyapı,
kanalizasyon gibi temel hizmetlerin özellikle kırsal alanda yerine
getirilmeyeceği baskısının ağır bir şekilde hissettirildiği, Sosyal Yardımlaşma
Fonu’ndan yapılan ödemelerle bankaların önünde uzun kuyruklar oluştuğu, başta
TRT olmak üzere yazılı ve görsel medya organlarımızdaki tek taraflı yayınlarla
halkımızın âdeta ablukaya alındığı, neredeyse halkımızın yarısına yakınının
karşı oyuyla, yüzde 58 bir oyla gerçekleştirilen bir Anayasa değişikliğinden
sonra, bu Anayasa değişikliğinin aslında özünü, hedefini, ereğini oluşturan bir
önemli yasa tasarısını görüşüyoruz. Maalesef bugün
yine, tıpkı Anayasa değişiklik sürecinde olduğu gibi yüksek yargı organlarını,
baroları, meslek örgütlerini baypas eden Adalet ve Kalkınma Partisi iktidar
anlayışının ilgili kurumların önerilerini yine devre dışı bıraktığı bir yasa
tasarısıyla karşı karşıya bulunuyoruz.
Değerli
milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi, Anayasa’mızın değiştirilmesi teklif
dahi edilemeyen 2’nci maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti başlangıçtaki
kuvvetler ayrılığı ilkesi ve diğer temel ilkelere dayanan bir hukuk devletidir.
Yargı
bağımsızlığı, hukuk devletinin olmazsa olmaz koşuludur. Bu nedenle, yargı
yetkisinin Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı yine
Anayasa’mızın 9’uncu maddesinde açıkça ifade edilmektedir. Ancak bağımsız
yargının, bağımsız mahkemelerin olmazsa olmaz koşulu da yargı organlarına
ilişkin önemli görevleri yerine getiren, yetkileri kullanan yargı kurullarının
da yani bugün yasasını görüştüğümüz Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun da
tam anlamıyla bağımsız olmasıdır. Bu anlamda, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun
mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulup görev
yapması, yasama, yürütme organlarından bağımsız olarak görevlerini yerine
getirmesi, Kurulda görev alan hâkimlerin her türlü etki, baskı, kuşku ve
yönlendirmeden uzak, sadece Anayasa’ya, yasalara ve vicdanlarına göre karar
verebilmeleriyle olanaklıdır. Aksi takdirde, bağımsız bir Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulundan, bağımsız yargıdan ve bunların daha da üzerinde genel olarak
hukuk devletinden bahsetme olanağı yoktur.
Dolayısıyla bugün
görüşmekte olduğumuz Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Yasa Tasarısı,
ülkemizdeki hukuk devleti anlayışıyla, demokrasi anlayışıyla, yönetim biçimiyle
temelinden, özünden bağlantılı bir yasa tasarısıdır.
Değerli
milletvekilleri, bildiğiniz üzere 12 Eylül darbesini gerçekleştirenler 1981
yılında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Yasası’nı çıkartmışlardır. Bu
Yasa’ya göre Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Başkanı Adalet Bakanı
olmuştur. Adalet Bakanlığının Müsteşarı ve Adalet Bakanlığının Özlük İşleri
Genel Müdürü Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun iki doğal üyesi yapılmıştır.
Ancak 1982 Anayasası’nın 159’uncu maddesi hazırlanırken Adalet Bakanlığı Özlük
İşleri Genel Müdürü Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundan çıkarılmıştır.
Maalesef, 12
Eylül askerî darbesinin izlerinin silineceği savıyla gerçekleştirilen Anayasa
değişikliğinden sonra oluşan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısına,
ilk uygulamalarına ve önümüze gelen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Yasa
Tasarısı’nın içeriğine baktığımızda, çok daha ağır yeni 12 Eylül düzenlemesiyle
karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz.
Değerli
milletvekilleri, görüştüğümüz Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Yasa
Tasarısı’nda, 12 Eylül darbe Anayasası’nda olduğu gibi Adalet Bakanı Kurulun başkanıdır.
Adalet Bakanlığı Müsteşarı, tıpkı 12 Eylül darbe Anayasası’nda ve darbe
Yasası’nda olduğu gibi Kurulun doğal üyesidir. Ancak bunların yanı sıra, Adalet
Bakanının sadece Başkanlığını yaptığı ve temsil ettiği değil, bizzat yönettiği
bir Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu söz konusudur bugün. 1981
yılında yapılan darbe Yasası’nda bile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu için
“Adalet Bakanının yönetiminde” gibi tanımlamalar yapılmamışken, bu tür
kavramlar kullanılmamışken, yeni düzenlemelerle yani bugünkü tasarıyla Hâkimler
ve Savcılar Yüksek Kurulunun Bakanın yönetimine sokulması, demokratikleşme
savının arkasına saklanılarak yargı bağımsızlığının nasıl ortadan
kaldırıldığını çok açık bir şekilde gözler önüne sermektedir.
Değerli
milletvekilleri, yine 1981 yılında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı
içerisine sokulmasına rağmen, aşırılığa kaçıldığı fark edilerek 12 Eylülcülerin
bile Anayasa’daki Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundan çıkardıkları Adalet
Bakanlığının Özlük İşleri Genel Müdürü yani Personel Genel Müdürü ve hatta bir
önceki Personel Genel Müdürü, bugün, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna
girmişlerdir. Demokratik bir hak olarak sadece
adli ve idari yargıç ve savcılarına tanınmasına rağmen, idari görevlerdeki
kişilerle liste bütünlüğü içerisinde oldukları kamuoyuna yansıyan diğerleri,
seçim yoluyla atama şeklinde eksiksiz olarak sandıktan çıkarılmıştır.
Sonuç olarak
bugün, kuvvetler ayrılığı ilkesine rağmen… Kuvvetler ayrılığı ilkesi
-biliyorsunuz- Anayasa’nın “Başlangıç” kısmında çok açık bir şekilde ifade
ediliyor. Bugün, kuvvetler ayrılığı ilkesine rağmen, siyasal iktidarın,
yürütmenin bir parçası olan Adalet Bakanlığının listesinin blok olarak yer
aldığı bir Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu söz konusudur.
Değerli
milletvekilleri, görüştüğümüz tasarının maddelerine baktığımızda da tasarının
neyi amaçladığı daha net ve açık bir şekilde görülmektedir. Bu tasarıda,
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu yönetmenin ve temsil etmenin yanı sıra,
Kurul sekreterini atamak, hâkim ve savcılar hakkında denetim, araştırma,
inceleme ve soruşturma işlemlerine olur vermek Adalet Bakanına tanınan yetkiler
arasındadır. Kurulun tabii üyesi olan Müsteşarın bulunmadığı hâllerde yerine
vekâlet edenin katılacağına yönelik düzenleme, diğer üyelere tanınmayan, ancak
Adalet Bakanlığının hükümranlığını ve vesayetini Kurul üzerinde hissettirme
amacıyla tasarıya yerleştirilen bir düzenlemedir. Hâkim ve
savcıların atanmaları, nakilleri, geçici yetki verilmesi, müstemir
yetkilerin düzenlenmesi gibi çok önemli görevleri olan 1. Dairenin oluşumunda
Adalet Bakanlığı Müsteşarına yer veriliyorken, bu tür konularda uzman olan, Danıştaydan seçilen bir üyenin yer almaması, geçtiğimiz
dönemlerde, kararname dönemlerinde sürece hâkim olma anlayışını açık bir
şekilde ortaya koyan Adalet Bakanlığının bu tasarıda da bu niyetinden
vazgeçmediğini, tam tersine bu tasarıyla bu niyetini daha da pekiştirdiğini ve
yasallaştırdığını açık bir şekilde göstermektedir.
Değerli
milletvekilleri, tasarıda mesleğe kabul etme Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulunun görevleri arasında gösterilmesine karşın, yargıç ve savcı adaylığı
alımı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun görevleri arasında sayılmamıştır. Adli ve idari yargıda yargıç ve savcı adaylığı alımı ile ilgili
yazılı yarışma sınavı ve mülakatlar dâhil adaylıkla ilgili tüm konuların
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yetkileri içerisine alınması gerekirken,
tam tersine her yıl alınacak aday sayısının Adalet Bakanlığınca belirleneceği
şeklindeki düzenlemelerin muhafaza edilmesi, bu düzenlemelerin yargı
bağımsızlığını sağlama iddiasından ne kadar uzak olduğunu göstermektedir.
Değerli
milletvekilleri, UYAP bilişim sisteminin kullanılmasını sağlamak tasarıda genel
sekreterin görevleri arasında sayılmıştır. UYAP, hepimizin bildiği gibi, Adalet
Bakanlığı tarafından ülke geneli için kurulan ve işletilen, her türlü veriyi
depolama ve depolanan veriye erişim yetkisi Adalet Bakanlığında olan bir
bilişim sistemidir. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun tüm işlemlerinin UYAP
bünyesinde gerçekleştirilmesi demek, açık ve gizli siciller dâhil, Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulunun tüm faaliyetlerinin Adalet Bakanlığı tarafından
izleniyor olması demektir. Yargı bağımsızlığını hedefleyen bir tasarıda, UYAP’ın, yargı organları ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulunun kullanımı yönünden, işletilmesinin Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kuruluna devredilmesi gerekirken, aksine Adalet Bakanlığının işletiminde
bulunan UYAP’a Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu
da zorunlu kılmak, tasarının yargı bağımsızlığı hedefinden ne kadar uzak
olduğunu ortaya koymaktadır.
Değerli
milletvekilleri, yine tasarıya göre, Kurulun seçimle gelen üyelerinin disiplin
suçu oluşturan eylemler sebebiyle haklarında yürütülecek disiplin soruşturması
ve kovuşturması bu kanun hükümleri uyarınca HSYK Genel Kurulu tarafından
yapılacaktır. Oysaki, Anayasa’mızın 154 ve 155’inci
maddeleri ile Anayasa’mızın bu maddelerine paralel olarak çıkartılmış Danıştay
Kanunu ve Yargıtay Kanunu’nda, meslek mensupları hakkında görevden doğan ve
görev başında işlenen suçlar ile şahsi suçların disiplin ve ceza kovuşturması,
ceza hukuku bakımından ne şekilde soruşturulacağı açık bir şekilde düzenlenmiş
bulunmaktadır. Bu anayasal ve yasal düzenlemeler karşısında Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kuruluna yüksek mahkemelerden katılan üyeler hakkında tasarıda
öngörülen şekliyle kovuşturma yürütülmesi ve sahip oldukları tüm güvencelerden
Anayasa’ya aykırı olarak arındırılması olası değildir, kabul edilir değildir.
Bu düzenleme, açıkça Anayasa’nın 154’üncü ve 155’inci maddelerine aykırılık
oluşturmaktadır.
Değerli
milletvekilleri, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun meslekten çıkarma
kararlarına karşı Anayasa değişikliğiyle yargı yolu açılmıştır. Ancak bu
değişikliğin yürürlüğe girdiği 12/9/2010 tarihinden
önceki olaylar için de yargı yolunun açıldığı konusunda Anayasa’da bir geçici
madde yer alması gerekirken böyle bir geçici madde konulmamasına rağmen, bu
değişiklik, geçmişe etkili bir şekilde bu tasarının maddelerine yansıtılmıştır.
Yani, değerli milletvekilleri, Anayasa değişikliğinde, 12 Eylül tarihinden
önceki meslekten çıkarma kararlarına bu tasarının uygulanacağına yönelik
herhangi bir geçici madde yer almamasına rağmen, önümüze gelen Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu Yasa Tasarısı’nda düzenlenen maddelerde meslekten çıkarma
kararlarına yönelik olarak geçmişe dönük uygulamalar yapılmıştır.
Geçmişe yönelik
olarak yargı yolunun açılması, hak arama özgürlüğünün genişletilmesi yönünden
olumludur. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, sadece meslekten çıkarılma
kararlarına karşı değil aynı zamanda tüm disiplin kararlarına karşı yargı
yolunun açılması gerektiğini savunmuştuk. Biz, demokratik hak ve özgürlüklerin
genişletilmesinin her zaman yanında durduk. Ancak, değerli arkadaşlar, bu
düzenleme olumlu olmasına rağmen, az önce bahsettiğimiz gerekçelerden ötürü bu
düzenlemenin herhangi bir anayasal dayanağı maalesef bulunmamaktadır. Ayrıca
meslekten çıkartmaya yönelik mevzuatta bir değişiklik yapılmamasına rağmen,
yani meslekten ihraç nedenleri gerek Anayasa değişikliği gerekse bu tasarıyla
değiştirilmemesine rağmen, meslekten çıkartma nedenlerinin değiştirilmemesi
gerçeği karşısında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna başvuru yolu
getirilmesi hukuki dayanaktan tamamen yoksundur. Bununla da kalmayıp Hâkimler
ve Savcılar Yüksek Kuruluna müracaat edilerek meslekten çıkarılma cezasının
kaldırılması hâlinde bu karara karşı yargı yolunun da kapatılıyor olması
aslında bu
düzenlemenin niyetini ve niteliğini çok açık bir şekilde
göstermektedir. Bir taraftan meslekten çıkartma kararlarına karşı yargı yolunu
açacaksınız, diğer taraftan meslekten çıkarılan yargıç ve savcıları göreve
döndüren Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun kararlarına karşı yargı yolunu
kapatacaksınız. Böyle bir çifte standart olabilir mi değerli arkadaşlar, böyle
bir hukuk düzenlemesi olabilir mi? Bu düzenleme, az önce ifade ettiğim gibi,
yani niyeti ve niteliği çok açık bir şekilde gösteriyor.
Değerli
milletvekilleri, tasarının olumsuzlukları bu saydıklarımla sınırlanmayacak
kadar çok. Gerek bölümler üzerinde görev alan grup adına konuşacak değerli
milletvekillerimiz gerekse maddelere verdiğimiz önergelerde konuşacak olan
milletvekillerimiz, bu diğer düzenlemelere yönelik olarak çekincelerimizi ve
önerilerimizi Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda gündeme getirecekler.
Ben, zaman nedeniyle bunlara bu kürsüden değinemiyorum ama arkadaşlarımızın
kararlılıkla bu kürsüden bunları dile getireceklerini de Cumhuriyet Halk
Partisi adına ifade ediyorum.
Ancak, değerli
milletvekilleri, Anayasa değişikliği ve bu tasarıyla gerçekleştirilecek
değişikliklerden sonra en az bunlar kadar önemli başka sorun ve sonuçların da
ortaya çıkması, başka sorun ve sonuçlarla da karşılaşmamız olasıdır, kuvvetle
muhtemeldir. Hepimizin bildiği gibi, seçimlerin yargı güvencesi altında yapılması
temel bir hukuk ilkesidir. Nitekim Anayasa’mızın 79’uncu
maddesi “Seçimler, yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında
yapılır.” düzenlemesine yer vermiştir, ancak gerçekleştirilen Anayasa
değişikliği ve bugün görüşmekte olduğumuz Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu
Yasa Tasarısı’nın yasalaşmasından sonra mesleki gelecekleri siyasal iktidarın
Adalet Bakanının iki dudağının arasından çıkacak söze tabi kılınan, her türlü
baskıya, etkiye açık hâle gelen yargıç ve yargının demokratik ve özgür seçimler
için güvence oluşturması bundan sonra gerçekten kuşkuludur.
Değerli
milletvekilleri, şimdi sizlere bu konuşmalardan sonra sormak istiyorum:
“12 Eylül’le
hesaplaşıyoruz”, “demokratikleşiyoruz”, “yargı bağımsızlığını
gerçekleştiriyoruz”, “temel hak ve özgürlükleri güvence altına alıyoruz” iddia
ve söylemleriyle halkımızın gündemine taşınan ve bugün de Türkiye Büyük Millet
Meclisinde görüşülen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun bu yapısı, içeriği
ve tasarının bu düzenlemeleri karşısında 12 Eylül rejiminin hazırladığı darbe
Anayasası ve darbe Yasası’ndan daha olumlu bir düzenleme olduğunu söyleyebilmek
acaba mümkün müdür?
Adalet Bakanının
sadece temsil hakkına ve Başkanlığına sahip olduğu değil, açık bir şekilde
hukuki bir düzenlemeyle yönetim hakkına sahip olduğu bir Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu ile yargı bağımsızlığı nasıl sağlanabilir?
Adalet Bakanlığı
listesinin blok olarak yer aldığı, elimde yer alan Adalet ve Kalkınma
Partisinin Kayseri İl Başkanlığının mektubundan da açıkça görüldüğü üzere, referandumda
üstün çaba ve hizmetlerinden ötürü kendilerine önce teşekkür edilen, daha sonra
da Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliğiyle taltif edilen Kurul üyelerinin
bulunduğu bir Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yargıç güvencesinin nasıl
teminatı olabilir?
İlk işi liyakat,
kıdem ve tecrübe kriterlerinden yoksun bir
kararnameyle, Erzincan’da yasa dışı tarikat ve cemaat örgütlenmelerine karşı…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
ALİ İHSAN KÖKTÜRK
(Devamla) – …soruşturma açtıktan sonra başına gelmedik kalmayan Başsavcı İlhan Cihaner’i ve ötekileştirdiği cumhuriyet başsavcılarını düz
savcı olarak atayan, buna karşın Sayın Başbakanın başsavcısı olduğu Ergenekon
davasının diğer savcılarının ve hâkimlerinin yerinde kalması için özel
kararlılık gösteren bir Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile yargının
bağımsızlığı ve tarafsızlığı nasıl sağlanabilir?
Değerli
milletvekilleri, sonuç olarak bu tasarı, yargı bağımsızlığı hedefinden olabildiğince
uzak ve pek çok maddesi itibarıyla Anayasa değişikliğinin kapsamını aşan,
Anayasa’ya açık aykırılıklar içeren bir düzenlemedir. 12 Eylül’le hesaplaşma,
demokratikleşme, yargı bağımsızlığını gerçekleştirme iddiaları kaba bir
aldatmacadır.
Değerli milletvekilleri,
bu tasarı, içinden geçtiğimiz süreçte öğrencilere gazlı, tekmeli şiddet
kullanımı, Yargıtay santraline varan telefon dinlemeleri…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN –
Selamlayın lütfen.
ALİ İHSAN KÖKTÜRK
(Devamla) – Bağlıyorum Sayın Başkan.
…basına uygulanan
sansür, pek çok aydın gazetecinin tedbir niteliğini aşan, cezaya dönüşen
tutuklanmaları, Sayın Başbakanın mal varlığına yönelik iddiaları gündeme
getirenlere savurduğu tehditler ve diğer iktidar uygulamalarıyla birlikte
değerlendirildiğinde, sadece parti yargısına ve parti devletine doğru gidişin
değil, faşist devlete doğru doludizgin gidişin ayak sesleridir.
Bu duygu ve
düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Köktürk.
Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Faruk Bal. (MHP
sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanun Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket
Partisinin görüşlerini yüce heyete arz etmek üzere huzurunuzdayım. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, milletimizin kültüründe çok önemli üç tane kavram vardır ve
dilinden düşürmez: “Hak”, “hukuk”, “adalet.” İşte, görüştüğümüz Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu, hakkın, hukukun ve adaletin tecelli edebileceği
mahkemelerdeki hâkim ve savcıların özlük haklarıyla ilgili önemli bir
kuruluştur.
Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulunun, milletimizin “hak”, “hukuk” ve “adalet”
kavramlarıyla örtüşen kültürünün yanı sıra, demokratik toplum gerekleri ile de
bütünleşen önemli sorumlulukları bulunmaktadır.
Parlamenter
demokratik sistemlerde üç tane erk vardır; yasama erki, yürütme erki ve yargı
erki. Bu üç erk birbirinden bağımsız değildir. Bu üç erk arasında denge ve
denetim organları vardır. İşte bu üç erki de dengeleyecek ve denetleyecek olan
organ da yargıdır. Yargı, yasama gücünün yasama faaliyetlerinin Anayasa’ya ve
İç Tüzük’e uygunluğunu denetler. Yargı, yürütme gücünün tüm iş ve işlemlerinin
hukuka uygunluğunu denetler. Yargı, bir de, vatandaşın “hak”, “hukuk”, “adalet”
dediğimiz kavramlarla ilgili sıkıntıya düştüğünde güvenli bir liman olarak
sığındığı yerde bu işlevi yerine getirir. İşte bütün bunların kalbi, Hâkimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu dediğimiz, yargının çok önemli bir organıdır ve
yargının bu önemli kurumunu biz bugün burada tartışırken, ne olduğunu ve ne
olmadığını çok iyi anlamamız gerekmektedir. Demek ki, Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu parlamenter demokratik sistemde bir denge ve denetim organıdır,
bunu anladık ama Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bir şey değildir. Ne
değildir? Siyasi iktidarlar tarafından ele geçirilecek stratejik bir mevki
değildir. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ne değildir? Siyasi iktidarlar
tarafından ele geçirilecek bir mevzi de değildir. Hâkimler ve Savcılar Kurulu, çünkü, insanların rengine, dinine, diline, inancına
bakmaksızın karar veren, vicdanına göre karar veren hâkimlerin özlük haklarıyla
ilgilenen bir kurum olduğu içindir ki, siyasi kanaatlerine ve kararlarına göre
de karar verecek durumda değildir, buna göre teşkil edilecek durumda da değildir.
Değerli
arkadaşlarım, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun önemi ve özelliği böyle. Bu
kanunun dayanağını teşkil eden Anayasa değişikliğinden önceki Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulunu da sizlerin bilginize sunacak şekilde değerlendirmek
istiyorum.
Bundan önceki
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bir 12 Eylül askerî darbe ürünü idi; bundan
önceki Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bu niteliği itibarıyla antidemokratik
hükümler içeriyor ve antidemokratik uygulamalar yapıyordu; bundan önceki
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun elbette eksiği vardı, elbette yanlışı
vardı; elbette demokratikleştirilmesi gerekiyordu; elbette yanlışının
düzeltilmesi gerekiyordu; elbette eksiğinin tamamlanması gerekiyordu, ancak
böyle değil.
Değerli
arkadaşlarım, AKP tarafından bir dayatma ürünü olarak gerçekleştirilen Anayasa
değişikliğinden sonra baktığımızda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, eskiden
“Cumhuriyet Halk Partisinin arka bahçesi” diye eleştiren AKP tarafından Adalet
ve Kalkınma Partisinin sırçalı köşkü hâline getirilmeye çalışılmıştır. Adalet
ve Kalkınma Partisinin dayatmayla gerçekleştirdiği, uzlaşmadan uzak durduğu
Anayasa değişikliğinden sonra Sayın Başbakanın “Üstünlerin hukukunu
kaldıracağız, hukukun üstünlüğünü getireceğiz.” ifadesine, iddiasına rağmen yaratılmış
üstünlere hukuk yaratmak üzere kurulmuş bir yargı organı hükmüne dönüştürülmeye
çalışılmaktadır.
Değerli
arkadaşlarım, işte bu kavga içerisinde yargı itibarsızlaştırılmış, yargı
kavgaya konu edilmiş, Sayın Başbakanın ve Hükûmet
yetkililerinin diline pelesenk edilmek suretiyle yargının millet indindeki
değeri zayıflatılmaya çalışılmıştır.
“HSYK
değiştirilmeli, düzeltilmeli.” demiştik, “Ancak böyle değil, böyle
olmamalıydı.” diye de ifade etmiştim.
Değerli
arkadaşlarım, içinizde hukukçu vardır veya hukukçu olmaya hacet yok, dünyada
yüz doksan küsur tane devlet vardır ve bu yüz doksan küsur devletin de
İngiltere haricinde hepsinin anayasası vardır.
AKP’nin
dayatmasıyla gerçekleştirilen Anayasa değişikliğindeki şu hüküm dünyanın hangi
ülkesinde vardır? Bu hüküm şu: “Anayasa değişikliği gerçekleştirilir
gerçekleştirilmez, Resmî Gazete’de yayınlanır yayınlanmaz beş gün içerisinde
adaylık süreci ilan edilir, üç gün içerisinde adaylar müracaat eder, üç gün
içerisinde adaylara itiraz tanınır, iki gün içerisinde Yüksek Seçim Kurulu
karar verir, takip eden iki gün içerisinde seçim yapılır.”
Nereye
koşuyorsunuz beyler? Böyle bir anayasa var mı dünyada, böyle bir demokrasi var
mı dünyada? Aceleniz ne? Acelenizi anlıyoruz, acelenizi biraz sonra izah
edeceğiz. Niçin acele olduğunu da anlıyoruz ama kabul edemiyoruz, hukuk adına
kanımıza dokunuyor, onun için kabul edemiyoruz.
Değerli
arkadaşlarım, şimdi, bu Anayasa değişikliğindeki acelenin arkasında bir iş
yatıyor. Yatan iş gayet açık, gayet net, hiçbir tevile ihtiyaç duyulmayacak
kadar sarih. “CHP’nin arka bahçesi” olarak ilan ettiğiniz HSYK’yı
AKP’nin sırçalı köşkü hâline getirmek istiyorsunuz. Bunun için de niyetinizi
gizlemiyorsunuz. Gerçi biz demiştik “Bu Anayasa değişikliğinde niyetiniz halis
değil, arkada başka niyetler var.” diye. Şimdi, o niyetlerden birkaç tanesini
ben sizlerle paylaşmak istiyorum.
Değerli
arkadaşlarım, Anayasa değişikliği ile Anayasa Mahkemesindeki yedek üyeliği
kaldırdık mı? Kaldırdık. Gerekçesi neydi? Asil varken niye yedek olsun, hepsi
asil olsun diye.
Peki, Sayın
Bakan, siz, Anayasa Mahkemesinin yedek üyesini kaldırırken niçin Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kuruluna yedek üyelik ihdas ettiniz? “O çelişkiyi fark
etmedim.” diyebilirsiniz. Anayasa hükmü hâline geldi Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulunun yedek üyeliği.
Peki, bu kanun
tasarısı içerisinde yedek üyeyi niye adam yerine koymuyorsunuz? Bu kadar garip,
bu kadar mantıksız, bu kadar izahsız bir çelişki olabilir mi? Olur. Nasıl olur?
“Benim niyetim bu HSYK’yı AKP’nin sırçalı köşkü
hâline getirmek. Her ihtimali düşünürüm, orada çoğunluğu sağlamak için her
numarayı yaparım.” derseniz böyle çelişkilerle dolu bir yasayı yaparsınız.
Şimdi, seçilmiş olan yedek üyeleri ne yapacaksınız? Bu kanunda yok. Ne
yapacağınız bizim kulağımıza geliyor. Çağırıyorsunuz, “Merak etmeyin, oturun
oturduğunuz yerde; sizi Yargıtaya, sizi Danıştaya üye seçeceğiz…” Sayın Bakan, bunlar olur mu,
böyle şey olur mu?
Değerli
arkadaşlarım, Anayasa değiştirdik. “Müsteşarı kuruldan çıkarıyoruz, tabii
üyelikten çıkarıyoruz…” Güzel, ileri demokrasi nutukları attınız. Çıkardınız
da, Müsteşara öyle bir yetki veriyorsunuz ki Anayasa’ya rağmen, Müsteşar, bir
kişiyi vekil sıfatıyla Kurula gönderiyor ve kendisinin üyesi olarak orada
bulunmasını sağlıyor. Sayın Bakan burada “Vekâlet ilişkisinin gereğidir.” dedi.
Bu vekâlet hukuk vekâleti değil beyefendi. Tanzim ettiğiniz kanun Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu. Bunun üyelerini Anayasa’yla belirliyorsunuz, vekâlet
akdiyle değil.
Değerli
arkadaşlarım, ince ince hesaplar var. Birinci kurulu
tanzim ediyorsunuz. Birinci kurul ne işe bakacak? Hâkimlerin atama, nakil,
terfi vesaire; en önemli işi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun kalbi.
Burada Danıştaydan üye yok. Niçin yok? Danıştayın idari yargıyla ilgili hâkimler hakkında söz
hakkı yok mu? Cumhurbaşkanlığından gelen üyenin burada ne işi var? “Her
ihtimale karşı” diyorsunuz. “Her ihtimale karşı eğer birinci dairede bir
sıkıntı olur da zapturapt altına alamazsak üyeleri, o takdirde,
Cumhurbaşkanlığından gelen garanti oy verecek niteliktedir.” diye
düşünüyorsunuz. Bunu anlamamak için izandan yoksun olmak gerekmektedir.
Değerli
arkadaşlarım, Genel Sekreter Sayın Başbakanın şikâyet ettiği, “bürokrasi,
oligarşi” diye şikâyet ettiği yetkilerle donatılıyor HSYK içerisinde, başkan
vekilinden çok yetkisi var. Bu Genel Sekreter kim olacak acaba? Zihninizde var
birisi, belli. Niçin bu Genel Sekretere bu kadar görevi yüklüyorsunuz? Bütün
devlet kuruluşlarında genel müdür yardımcılarının sayısı 3’tür, müsteşar
yardımcılarının sayısı 3’tür, niçin bu Genel Sekretere 4’üncü yardımcıyı
koyuyorsunuz? Niçin tetkik hâkimlerini alırken Genel Sekreterin iradesine tabi
kılıyorsunuz? Niçin oraya alınacak elemanların teklif edilmesini Genel
Sekreterin yetkisine bırakıp başkan vekilinin yetkilerini sınırlandırıyorsunuz?
Demek ki orada kritik bir görev ifa edecek zatı muhterem var, ona uygun kanun
yapmaya çalışıyorsunuz.
Değerli
arkadaşlarım, “İleri demokrasi… Bakanlığın yetkilerini bıraktık.” Nerede
bıraktınız? Bakanlığın en önemli yetkisi hâkimler ve savcıların kararname
taslağını hazırlamaktır çünkü kararname taslağı iskelettir. Genel Sekreterliği
kuruyorsunuz, Genel Sekreterliğe bunca yetkiyi, 4 tane yardımcıyı veriyorsunuz,
niçin kararname taslağını hazırlamayı Bakanlığın uhdesinde bırakıyorsunuz? Her
ihtimale karşı, ya Kurulda ilerleyen süreçte bir kayıp olur da elimden ipler
kaçarsa diye korkuyorsunuz.
Değerli
arkadaşlarım, bütün bunları niye yapıyorsunuz? Bütün bunları Sayın Bakan -artık
ayan beyan ortaya çıktı- yandaş bir kamu görevlisi kitlesi yarattınız, genel
müdüründen, valisinden kaymakamına kadar, daire amirlerine, müdürlerine kadar
AKP’nin emrine soktunuz, yani devleti AKP’lileştirdiniz, bunu koruyacak bir
hukuk yaratmak istiyorsunuz. Sermayeyi yandaşlaştırdınız, yandaş sermayeyi
koruyacak bir hukuk arıyorsunuz. Basını yandaş hâle getirdiniz ya da
korkuttunuz, yandaş hâline getirdiğiniz ve korkuttuğunuz basına göre bir yargı
yaratmaya çalışıyorsunuz. İşte, bu Türkiye’nin diktaya gidişinin en önemli
göstergesidir.
Bu süreç
içerisinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun değerli üyeleri belirlendi.
Sözlerim onlara değil. İnanıyorum ki cübbesini giyerek vicdanının sesiyle
kürsüde karar vermiş bir hâkim, Kurul üyeliğine seçildikten sonra her türlü
dayatmaya, her türlü siyasallaştırma çabasına, her türlü yargıyı etki altına
alma düşüncesine karşı çıkacak azim ve kararlılığa sahiptir. Eğer Cenabıallah’ın kendisine verdiği ve diğer yaratıklardan
farklı olarak sadece insana bahşettiği vicdanına göre karar verecek ise
mecellenin hâkimi tarif eden hükmünü hatırlayacaktır. Mecellenin hâkimi tarif
eden hükmünü hatırladığı zaman sizin bu kanunla, bu Anayasa’yla yaptığınız tüm
değişikliklerin hiçbirisinin hiçbir esamesi
kalmayacaktır. Bekleyeceğiz, göreceğiz. Eğer, bağımsız, tarafsız yargıdan yana,
hukukun üstünlüğünden yana, hâkim teminatından yana hizmetleri olursa bunları
alkışlamaktan çekinmeyeceğiz. Ancak AKP’nin sırçalı köşkünde oturan prensler
hâline dönüşürlerse elbette ki, bir eski meslektaşları olarak en acımasız
eleştirileri bizlerden alacaklardır.
Değerli
arkadaşlarım, bu Anayasa değişikliği neticesinde yapılan seçimlerden sonra
ortaya çıkan tablo şudur: Hâkim ve savcı kitlesi, bir, Adalet Bakanlığına yakın
kitle; iki, Adalet Bakanlığına yakın olmayan kitle olarak ikiye bölünmüştür.
Adalet Bakanlığına yakın olmayan kitle korkmaktadır. Hâkim korkmaz ama
geleceğinden korkmaktadır. Adalet Bakanlığına yakın olmayan kitle tasfiye
edileceğinden endişe duymaktadır. Hâkim korkmaz, korkmamalı ama “Çoluğum çocuğum var.” diye düşünmektedir. Adalet
Bakanlığına yakın olmayan kitlenin bu kaygılarının giderilmesi gerekmektedir.
İşte, onun içindir ki seçilen ve atanan yeni üyelere Cenabıallah’ın
kendilerine bahşettiği vicdanın önemi burada ortaya çıkmaktadır. Bu kaygıyı, bu
endişeyi yargı üzerinden kaldırmalıdır. Eğer bu kaygı, bu endişe yargı
üzerinden kalkmaz ise tahterevallinin öbür tarafı gibi AKP yandaşı olanlar militanlaşır
ve AKP yandaşı militanlaşmış olan yargı mensupları bulundukları yargı
makamlarını silah olarak kullanır.
Değerli
arkadaşlarım, hukukun üstünlüğü kavramına geri dönerek hukukun üstünlüğünün
alametlerini sizlerle paylaşmak istiyorum. Münafıklığın alametleri sayılmış da
hukukun üstünlüğünün alametleri sayılmamış. Hukukun üstünlüğü -ya da tersini
söyleyeyim, tersinden anlatayım- yerine üstünlerin hukukunu yaratmanın alameti
dörttür. Üstünlerin hukukunun yaratıldığı yerde yani üstünler hukukunda hukuk
silah olarak kullanılır. “Başbakana 18 tane suikast davası açıldı, 18 defa
Sayın Başbakan suikasta maruz kaldı.” diye, Internet’ten indirdim.
Değerli
arkadaşlarım, bir ülkenin Başbakanına 18 tane suikast yapılmışsa bu vahim bir
durumdur. Bunlar basına çıktığına göre niçin bunların sonuçlarını yargı ele
geçirememiştir, niçin bunları yargı sonuçlandıramamıştır? Acaba, 18 tane
suikastın üstü örtüldüğüne göre, bu suikast iddiaları yargı silah olarak
kullanılmak amacıyla mı ortaya atılmıştır? Akla bu geliyor.
Başbakan
Yardımcısına Çukurambar’da suikast yapılacağı
iddiasıyla bir tahkikat yapıldı. Bu tahkikatın neticesinde ordunun en gizli
alanlarına girildi. Bu tahkikatın neticesi ne oldu? Hakikaten Başbakan
Yardımcısına bir suikast varsa, bu sonuna kadar gidilmeli ve failleri en şedit
şekilde cezalandırılmalı. Bu da gündemden düşürüldü. Acaba yargı gücü silah
olarak kullanılıp ordunun en önemli, gizli odasına girilerek birileri bir şey
almak için bunu silah olarak mı kullandı? Üstünlerin hukuku bunu mu gerektirdi?
Üstünlerin
hukukunun alametinin ikincisi, hukukta amaç önemlidir, adalet önemli değildir.
Amacı elde ettiğiniz zaman adil olsun olmasın fark etmez yani Makyavelisttir.
Değerli
arkadaşlarım, zimmet, rüşvet, görevi kötüye kullanma, siyasal bölücülük, Başbakana
hakaret suçlarından mahkûm olmuş veya tahkikatı bulunan belediye başkanlarının
tamamı görevinde. Biraz önce sayın milletvekilimizin izah ettiği…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.
FARUK BAL
(Devamla) - …Şarkikaraağaç Belediye Başkanı 2 defa
yargı gücüyle alınıp o makama oturmuş. Peki, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı
niçin görevinde değildir? Adana Büyükşehir Belediye Başkanı hakkında kaç tane
müfettiş inceleme yapmıştır? Kaç aydır bu incelemeler niçin bitirilememiştir?
Niçin hakkında hiçbir dava açılmadığı hâlde kalpazanlıktan, zimmetten mahkûm
olanlar yerinde dururken Adana Büyükşehir Belediye Başkanı görevinde değildir?
Çünkü Milliyetçi Hareket Partilidir. Milliyetçi Hareket Partili belediye
başkanlarının tehdit ve örnek olarak “Adana Belediye Başkanına döndürürüz.”
şeklinde şantaj ile önleri kesilmek istenmektedir hukuk marifetiyle.
Değerli
arkadaşlarım, üstünlerin hukukunda üçüncü alamet, eşitlik yoktur, üstün hakkı
önemlidir, eşitlik yoktur. Sayın Bakan geçen sene bütçe konuşmasında “Ergenekon
davasından 4 bin tane gizliliği ihlal eden basın ile ilgili soruşturma var.”
dedi. Bu 4 bin tane dosya ne oldu Sayın Bakan?
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Tamamlayın
lütfen.
FARUK BAL
(Devamla) – Ergenekon davasıyla ilgili yayın yapanlar gece, gündüz, akşam,
günde beş vakit namaz kılar gibi yapıyorlar, yorumlarını katıyorlar, ya Deniz
Feneri hakkında niçin bunlar yayın yapmaz Sayın Bakan? Çünkü Deniz Feneri,
üstünlerin hukukundan yararlanan birisidir, eşitlik yoktur.
Değerli
arkadaşlarım, üstünler hukukunda dördüncü alamet ise üstünler hukukuna tabi
olanlar kendisinden üstün olanlara tabi olur. Belçika’da Fehriye
Erdal davası. Bir Türk iş adamını katleden terör örgütünün üyesi niçin
yargılanamaz? Çünkü üstündür. Son bir olay ve yine
Belçika’da. 18 Eylül günü 2 tane Türk vatandaşı orada öldürüldü. Bu
vatandaşlarımız Konyalı Süleyman Aygün ve Uğur Aygün’dür. Sayın Bakan, 18 Eylülden bu yana bunların babası
cesedi alamadı hâkimin elinden. Cesetleri orada.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
FARUK BAL
(Devamla) – Sayın Başkanım, dolduruyorum, bir cümlelik.
BAŞKAN – Hayır,
olmaz. İki dakika üst üste verdim, farkında değilsiniz.
FARUK BAL
(Devamla) – Peki, teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sağ
olun.
Barış ve
Demokrasi Partisi Grubu adına Hakkâri Milletvekili Sayın Hamit Geylani. (BDP sıralarından alkışlar)
BDP GRUBU ADINA
HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte
olan yasa tasarısının tümü üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz
aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, öncelikle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Avrupa
ülkelerinde nasıl dizayn edildiği, ayrıca Türkiye’de
yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda yaşanan sorunlara özce değinmek
istiyorum.
Bugün Türkiye’de
yargı, kendisini siyasal konularda bitaraf değil, tam tersine “bir taraf”
olarak konumlandırmıştır, bu nedenle her zaman toplumsal tartışmaların ana
gündemini oluşturmaktadır. Yargı, demokratik ve hukuki değerlerin savunulmasını
üstlenmesi gerekirken ne yazık ki, yandaş siyasete soyunmuştur. Bu da halkın
yargıya olan güvenini derin bir şekilde yaralamakta, ayrıca ülkenin içinde
bulunduğu değişim sürecinin daha zor ve daha çatışmalı geçmesine yol
açmaktadır.
Değerli
arkadaşlar, yargının siyasi gerilimlerde taraf olmasının ve daima tartışmaların
odağında bulunmasının nedeni, mevcut sistemin yargıya biçtiği bir yerdir, bir
konumdur. Türkiye’de, yargının, karar verirken devletçi ideolojiye, vesayet
ağırlıklı askerî hassasiyetlere büyük bir önem gösterdiği herkes tarafından
bilinmektedir. Resmî ideolojiye karşıt olanları rahatlıkla cezalandırdığı, buna
karşılık da resmî ideoloji yandaşlarını da ve devlet görevlilerini de koruma
güdüsüyle hareket ettiği de yine bilinmektedir. Bu anlamda, maalesef, yargı
yurttaşın tek güvencesi olması gerekirken, devletin baskıcı ideolojik yapısının
ve gericiliğinin bekçiliği ve hamiliğini yapmaktadır.
Bir somut örnek
olarak, hepinizin malumu, Diyarbakır’da KCK adıyla sözüm ona devam eden ve
partimizin yönetici ve seçilmişlerinin yargılandığı davada yaşanan hukuk dışı
uygulamalardan, haksız tutuklamalardan ve ana dilde mahkeme tutanaklarıyla
vurulan prangalardan gözükmektedir. Ne yazık ki yargının önceliği ve koruması
birey ve hakları değil, devlet ve iktidarı elinde bulunduranların bekası
olmuştur. İşte en üzücü taraf da bu. Oysaki yargının
temel görevi ve işlevi, iktidarı yurttaşa karşı baskı aracı olarak kullananları
yargılamaktır ama bugün Türkiye’deki yargı sistemi tam tersini yapmakta.
Eğer yargı, bazı
güç odaklarını gereği gibi yargılamaktan kaçınırsa -ki kaçınıyor Türkiye’de-
hem yurttaşların yasalar karşısında eşitliğini ortadan kaldırır hem de
insanların hukuka ve adalete olan güvencesini temelden yok eder ve ortadan
kaldırır.
Değerli
milletvekilleri, kuşkusuz modern devletlerin üç erkinden biri olan yargının
önemi oldukça büyüktür. Yargıdan beklenen, bireyler ve birey ile devlet
arasında ortaya çıkacak sorunları adil çözmesi, bireylerin hak ve
özgürlüklerini garanti altına alması, hukuk düzenini koruması ve diğer güç
odaklarını denetlemesidir; temel görevi budur yargının.
Demokratik
ülkelerde yargı, yasama ve yürütme organlarının karar ve işlemlerini
denetlemekle yetinmektedir ama Türkiye’de yargı, bazen yasama organını işlevsiz
kılmakta, bazen de politik tercihlerde bulunup yürütmeyi de etkisiz
bırakmaktadır. Bununla birlikte, çoğu zaman da konjonktüre
yani döneme göre yürütmenin de istediği kararları alıyor, âdeta yürütmenin bir
organı, arka bahçesi hâline geliyor. Onun için, Türkiye’de en az yargının
bağımsızlığı kadar, hatta ondan da daha önemli, yargının devletten bağımsızlığı
sorunu vardır. Bu sorun Türkiye’de genel olarak askerî ve sivil bürokrasinin,
özel olarak da yargı bürokrasisinin kendisine vesayetçi bir rol biçmesinden
kaynaklanmaktadır. Bu da başlı başına bir amaç olarak yücelttiği devletin
çıkarlarına bireyin ve
toplum kesimlerinin çıkarları karşısında öncelik vermesi şeklinde
cereyan etmektedir. Onun için kutsal devlet, erişilmez devlet, devletin
güvenliği gibi fobiler devleti bugün tabulaştırmıştır. Bu mantaliteye
göre devletin bekasını ve güvenliğini sağlama görevinin yerine getirilmesinde
askerî ve polisiye önlemlerin yanı sıra yasal ve yargısal tedbirlere de ihtiyaç
duyulmaktadır.
Değerli
arkadaşlar, devlet güvenliğinin yargıya ciro edilmesi hadisesi sadece
Türkiye’de görülen bir garabetten başka bir şey değildir. Burada yargıya
biçilen rol tıpkı devletin diğer bürokratik kurumları gibi resmî ideolojisinin
sınırları dâhilinde bir tutum geliştirmek ve fonksiyon icra etmektir. Oysaki
çok basit demokratik çözümler vardır. Bakınız devletin demokratik güvenliği tüm
yurttaşların yaşamın her alanında kendi öz kimlikleriyle kendilerini ifade
ettiği demokratik örgütlendikleri ortamda ve oranda devletin demokratik
güvenliği kendiliğinden alınmış olur, bu kadar basit hadise. Sadece yargıyı
değil devletin birçok kurumunu etkileyen bu vesayetçi zihniyeti kurumsal
reformlarla ortadan kaldırmak ya da onu demokrasiye evirmek pek de olanaklı
görülmemektedir. Bu ülkede yaşanan tüm deneyimler bunu apaçık ortaya, açığa
çıkarmıştır. Ama AKP Hükûmetiyle de
gerçekleştirilmesi noktasında bizce bu hadise hayalden öteye geçemez. Zira AKP Hükûmeti, en büyük ayıplı demokrasi sınavını Anayasa
değişiklik paketinde vermiştir.
Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; yargının gerçekten bağımsız olması -tırnak içinde-
“Yargı bağımsızdır, hâkimler sadece vicdanlarına ve kanuna göre karar
verirler.” gibi ifadelerin yasalarda yer alması hiç de inandırıcı değil ve hiç
de bir kıymetiharbiyesi yoktur. Asıl yargı
bağımsızlığı, yargının mali ve idari bakımdan bağımsız olması, siyasi
aktörlerin yargı kurumlarının dışında kalması, yargı kurumlarının da siyasetin
içine girmemesi ve yargının devlet güvenliğinden vazife çıkarmamasıyla
olanaklıdır. Onun için devletin güvenliği yargıya düşmemiştir. Kimse merak
etmesin, devletin güvenliğine ve hamiliğine soyunan bugün ülkede o kadar kurum,
o kadar kişi vardır, yargıya sıra bile gelmez.
Değerli
arkadaşlar, günümüzdeki Avrupa devletlerinde temel çıkış noktası aynı olmakla
birlikte, yargının bağımsızlığını korumak açısından değişik sistemler söz
konusudur. Bu değişik sistemlerin hemen hemen tümünün
temelinde, 1950’lilerden sonra uluslararası kuruluşların aldığı kararların
uygulanması yatmaktadır. Bu anlayışa göre, hâkimler karar verirken sadece
yasalara bağlıdırlar, hiçbir yerden direktif ve emir almazlar. Devlet, yargının
görevini gerektiği gibi yerine getirmesi için gereken tüm maddi olanakları
sağlar. Hâkimlerin atamaları ve meslekte ilerlemeleri hükûmetin
dışındaki demokratik ve hukuksal yapısına sahip kurumlar tarafından yapılır.
Hâkimlerin bağımsızlığını bir yüksek hâkimler kurulu garanti altına alır.
Yüksek hâkimler kurulunun üyelerinin yarısı hâkimlerden oluşur, diğer üyeler
parlamento tarafından seçilir ama adil bir seçim sistemiyle halkın özgür
iradesinin meclise taşındığı bir meclis yapısında seçilen yargıçlar ancak adil
bir karar verebilirler.
Değerli
arkadaşlar, önce birkaç örnek verirsek, Fransa’da, İspanya’da, Portekiz’de
hâkimlerin atanması, yer değiştirmesi, terfi ve disiplin cezaları için yüksek
hâkimler kurulu yetkilidir; İtalya’da ise yargı Hükûmete
ve Meclise karşı tamamen otonom ve bağımsızdır; Belçika, İsveç, İrlanda, Hollanda
ve Danimarka’da yüksek hâkimler kurulları vardır; bu ülkelerdeki hâkimler
kurullarının görevleri daha ziyade maddi ve idari konularla sınırlıdır.
Peki,
görüştüğümüz bu tasarı ile dünyanın demokratik argümanlarına
ne kadar yaklaşım vardır ve ne kadar yurttaşın yargılama güvencesi vardır? Bize
göre hiç. Ne yazık ki bu sistemin DNA’sında yaşanan
pratikler, yaşanacak hâllerin habercisidir çünkü bu sistemin yasalarında, bu
sistemin hukuk dışı yasalarında bu ülkede çekilen acılar, yarın çekilecek
acıların işareti ve habercisidir çünkü Türkiye’de Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu yapısı, Başkanı, aldığı kararlar ve üyelerin seçimi konularında yargı
bağımsızlığına ve tarafsızlığına bugüne kadar hep aykırı düşmüştür, bu tasarı
da aynı aykırılıkları büyük ölçüde içermektedir. Türkiye’de bu durumdan
şikâyetçi olmayan tek kurum, tek kişi, tek hukukçu, tek uzman anayasacı bile
yoktur. Avrupa Birliği ilerleme raporlarında da bu Kurulun yapısının yargı
bağımsızlığına uygun olmadığı defalarca altı çizilerek belirtilmiştir.
Görüştüğümüz yasa
tasarısı, hepinizin de bildiği gibi, bu uyum yasası olup son Anayasa
değişikliğiyle yapısı değişen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu yeniden
şekillendiren, yapısını belirleyen bir tasarıdır.
Değerli
arkadaşlar, bu değişimin temelinde yatan özlem ve istem ise AKP Hükûmetinin Anayasa değişiklik paketiyle ele geçirmek
istediği yargıyı bu uyum yasalarıyla da tamamen etkisi altına alma istemidir.
AKP, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda yapılmak istenen kendi iktidarını ve
isteklerini önceleyen bir yaklaşım içindedir çünkü yine Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulunda Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı yer almaktadır.
Kurulun Başkanı yine Adalet Bakanıdır ve Bakan, Kurulda çok geniş yetkilere
sahiptir. Hâlâ yürütmenin Kurul üzerindeki etkisi devam ederken Avrupa Birliği
uygulamalarının tersine Meclisin iradesini hiçleştiren bir yaklaşım da
hâkimdir. AKP bu yapıyı şekillendirirken AB standartlarını dikkate aldığını
söylüyor ama AB ilerleme raporlarına ve dünya standartlarına baktığımızda bunun
böyle olmadığı da açıkça görülmektedir.
Öyleyse Adalet
Bakanının hâlen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun başında kalma ısrarı
nasıl açıklanabilir? Bunun tek açıklaması vardır, o da yargıda makas değiştirme
hevesi ve yaklaşımıdır; bu, güç ve sıra bende artık yaklaşımıdır, yine
iktidarda kaldığımız sürece biz de yargıyı kendimize ve kendi
gereksinimlerimize göre şekillendirelim dayatmasıdır. Oysaki makamlar ve
koltuklar gelip geçicidir. Önemli olan bağımsız, tarafsız bir yargının
oluşmasını sağlayacak bir mekanizma oluşturmaktır. Bunun arayışı içine girmek
de herkesin vicdan borcudur ve sorumluluğudur, ancak Türkiye Büyük Millet
Meclisinin şu anki yapısıyla, ne iktidarı ne de diğer muhalefet partileriyle
böyle bir arayışın içinde olduğunu söylemek, ne yazık ki üzülerek söylüyorum,
olanak dışıdır.
Kuşkusuz son
Anayasa değişikliklerini ve bu yasa tasarısını tümden reddetmiyoruz, hiç
saymıyoruz, elbette ki önemli birtakım değişiklikler de vardır ancak bunlar
yeterli olmayıp uzlaşı sağlanmadan getirilen ve yargı bağımsızlığı ve
tarafsızlığına farklı biçimlerde gölge düşüren değişikliklerdir. Bu değişimler
hukuk sistemine ve yurttaşa âdeta dikte ettirilmiştir.
Değerli
milletvekilleri, şimdi de hafızalardan hiç silinmeyecek bir yargı skandalına
özet vurgu yapmak istiyorum. Hatırlayacaksınız, 9 Kasım 2005 tarihinde,
Şemdinli’de Seferi Yılmaz adındaki yurttaşa ait kitabevine,
JİTEM elemanları olan astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz ile itirafçı Veysel
Ateş bomba atarken, olayda kullanılan araçla birlikte çok sayıda patlayıcı
silah, cinayet krokileri, ölüm listeleri ve haritalarla suçüstü yakalandılar.
Meydana gelen patlamada ve arkasından gelişen olayda 3 yurttaşımız yaşamını
yitirmiştir.
Olayda failler
suçüstü ve somut kanıtlar olan suç aletleriyle birlikte yakalanmış olmalarına
rağmen, dönemin Genelkurmay Başkanı, cinayeti işleyen failler hakkında
“Tanırım, iyi çocuklardır.” açıklamasını yapmıştı.
Olayın ardından
Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya’nın hazırladığı doğru, haklı ve somut
delillere dayanan iddianamesi neticesinde, sanıklar Van 3. Ağır Ceza
Mahkemesinde otuz dokuz yıl hapis cezasına çarptırıldılar. Ama yargı birliğinin
olmadığı bir sistemde yargı ayrılığı çatışmasından kaynaklı askerî bürokrasi ve
bazı odakların devreye girmesiyle dava dosyası görevsizlik gerekçesiyle Yargıtaydan bozularak, Van Askerî Ceza Mahkemesine
gönderildi. Dört beş ay tutuklu kalan sanıklar askerî mahkemede ilk celsede
tahliye edilerek, ödüllerle görevlerine iade edildiler.
“Şemdinli
davasının üzerine sonuna kadar gideceğiz.” diyen Sayın Başbakana sormak
istiyorum: Suçüstü yakalanan ve yargılamaları başlayan sanıklara “Tanırım, iyi
çocuklardır.” diyen dönemin Genelkurmay Başkanıyla Dolmabahçe’de anlaşarak mı
üzerine gittiniz? Her biri için verilen otuz dokuz yılı aşkın ceza kararı
ortadayken askerî mahkemece tahliye edilen sanıklara seyirci kalarak mı olayın
üzerine gittiniz? Daha da önemlisi hadisenin tüm bilgi, belge ve kanıtları
doğrultusunda örnek bir iddianame hazırlayan Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat
Sarıkaya hakkında sizin Hükûmetinizin Adalet
Bakanının izniyle soruşturma açılmadı mı? Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu
ile birlikte hazırlanan Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulunun raporuna göre
Sarıkaya’yı meslekten ihraç etmediniz mi?
Bu ve benzeri
yüzlerce örnek nedeniyle son değişimle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda da
yandaşlığın daha da tahkim edildiği bir yapıda bundan daha vahim kararların
verileceği endişesini taşıyoruz. Umarım, dilerim bu endişem boşa çıkar.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.
HAMİT GEYLANİ
(Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.
Değerli
arkadaşlar, AKP Hükûmeti demokratikleşmede inandırıcı
olmak istiyorsa ve sadece kendine Müslüman olmak istemiyorsa -çünkü onların
dışında bu ülkede Müslüman çok- öncelikle bu tür boş vaatlerden ve boş
demokrasi paketlerinden vazgeçmelidir.
Onun için de
başta yüzde 10’luk seçim barajı olmak üzere Seçim ve Siyasi Partiler
Yasası’ndaki tüm antidemokratik hükümleri ayıklayan, özel yetkili ağır ceza
mahkemeleri ve Terörle Mücadele Yasası’nı kaldıran bir paketle birlikte yeni,
demokratik, sivil ve toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak, toplumsal konsensüsün sağlanacağı bir anayasa paketiyle gelmelidir hem
de şimdi hem de seçimlerden önce.
Değerli
arkadaşlar, bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu bir kez daha saygıyla
selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –Teşekkür
ederim Sayın Geylani.
Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına Yozgat Milletvekili Sayın Bekir Bozdağ.
Buyurun. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU
ADINA BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hâkimler
ve Savcılar Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu üzerinde AK PARTİ
Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Bugün önemli bir
kanun tasarısını müzakere ediyoruz. Hukuk devleti açısından önemli değişimleri,
önemli gelişmeleri Anayasa değişikliğiyle beraber yaşadık ve milletimizin
verdiği yüzde 58 kabulle de bu değişimin hayata geçmesini Türk milleti Türkiye
Büyük Millet Meclisine talimatlandırdı.
Esasında biz
burada milletimizin verdiği bir talimatın da gereğini yerine getiriyoruz. Yani
“Biz Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yeni yapısını doğru buluyoruz ve
bunun somut uygulamalarını ve bu yapının hayata geçirilmesini de bir an önce
Türkiye Büyük Millet Meclisinden istiyoruz.” talimatını biz 12 Eylülde aldık.
Dolayısıyla, bu tasarı bu talimatın hayata geçirilmesidir.
Buradaki
değişimlerin, gelişmelerin demokratik hukuk devleti açısından ne kadar önemli
olduğunu görebilmek için, eskiyle yeniyi mukayese edip eleştirileri bu
mukayesenin süzgecinden geçirerek değerlendirmekte fayda vardır. Şöyle bir
bakalım: Eski hükme göre, Kurul 7 üyeden oluşuyor. Bakan ve Müsteşar tabii üye,
Danıştaydan 2, Yargıtaydan
3 üye, toplam 5 üye ama Danıştay ve Yargıtayın
doğrudan seçme yetkisi yok. Onların seçtikleri kişiler arasından Sayın
Cumhurbaşkanının nihai atamasıyla Kurulun oluşumu sağlanıyor.
Baktığınızda Yargıtayın 250 civarında üyesi var. İşte,
Danıştayda da 94 civarında Danıştay üyesi var ama
kürsüdeki hâkim ve savcılara, hem de idari adli yargıya baktığınızda, yaklaşık
11 bin – 12 bin arası bir rakamda hâkim ve savcı olduğunu görüyoruz ama Kurulun
oluşumuna baktığınızda, kürsüde görev yapan 10 binin üzerindeki hâkim ve savcının
orada bir tane temsilcisi yok. Bu hâkimlerin, bu savcıların, her türlü,
meslekleriyle ilgili kararların, hatta meslekten ihraçlarına dair kararların,
terfilere dair bütün kararların verildiği yerde onların söz söyleme hakkı yok,
onların denetleme hakkı yok, onların âdeta orada esamesi
okunmuyor.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Müsteşar Yardımcısı kürsü hâkimi mi?
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Kurulun adına, esasında “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu” demek
de bana göre yanlış. Danıştay ve Yargıtay hâkim ve savcıları yüksek kurulu
niteliğindeydi, bütün hâkimleri ve savcıları da temsil etmiyordu; demokratik
meşruiyeti de yoktu. Bunu bütün herkes dile getiriyordu. O nedenle, o yapıdan
bu yapıya doğru geçişe baktığınızda önemli bir değişim.
1982 Anayasası Yargıtaydan ve Danıştaydan üye
seçilmesine izin vermiş ama hem Yargıtayı hem de Danıştayı nihai üye seçmeye ehil görmemiş. “Olur ya bu Yargıtaydakiler yanlış yapar, bizim istemediğimiz adamları
seçer. Bunlar 3 tanesini seçsinler de Sayın Cumhurbaşkanına gelsin, nasıl olsa
Cumhurbaşkanları bizim dediklerimiz gibilerden oluyor, oradan ayarı biz
veririz.” anlayışıdır bu. 12 Eylül darbesini yapanlar, Yargıtay üyelerini,
Danıştay üyelerini bile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna doğrudan üye
seçmeye ehil görmemişler, “Siz buna layık değilsiniz.” demişlerdir. Ama bu
düzenleme ile ne deniyor? Yargıtay, şimdi, doğrudan Kurula kendi salt
çoğunluğuyla üye seçecek. Ne deniyor? Danıştay kendi üyeleri arasından Kurula
doğrudan üye seçecek. Kötü bir şey mi bu, geriye gidiş mi? Ama bizim Yargıtay
Başkanımız “Bunu kabul etmiyoruz.” diye açıklama yaptı. E, Danıştayın
Sayın Başkanı da açıklama yaptı, yargı bağımsızlığı elden gidiyormuş. Allah
aşkına, dünyanın hangi ülkesinde siz bir kurulun üzerindeki, bir seçim
sisteminin üzerindeki denetim ve vesayeti ortadan kaldıran ve o organa doğrudan
“Sen üye seçebilirsin.” diye yetki veren bir düzenleme yaparsınız da onlar buna
karşı çıkar? İşte, bizdekiler karşı çıktı, “Olmaz.” dedi. Niye olmaz? “E, biz
sana ‘Doğrudan seç.’ diyoruz, aracıyı taracıyı
kaldırıyoruz.” Yapılan budur; bu bir.
İki: Kürsüde bu
kadar hâkim ve savcı var dedik. Bunların bir temsilcisi var mıydı Kurulda? Yok.
Hâkimlerin kendileriyle ilgili, karar verenlerle ilgili Kurulda doğrudan
seçtikleri yok. Şimdi, peki, bunlara, kürsüde görev yapan
hâkim ve savcılara “Sizin içinizde birinci sınıf olanlar aday olsunlar, diğer
bütün hâkim ve savcılar da seçici olsunlar, seçimin yönetim ve denetimini de
Yüksek Seçim Kurulu yapsın ve bu şartlar altında Kurulun üyeleri doğrudan
doğruya hâkimler ve savcılar tarafından seçilsin.” demenin yargı
bağımsızlığına, hukuk devletine tehdit oluşturan, zarar veren yönü neresidir? Olması
gereken bu değil mi? Yapılan şey bu. Bütün hâkim ve savcıları temsil eden bir
yapı bugün oluşturuluyor. Kötü bir şey mi? E, doğru bir şey. Hukuk devleti
adına ileri bir adım mı? İleri bir adım. Kurula demokratik meşruiyet
kazandırıyor mu? Demokratik meşruiyet kazandırıyor. Adalet Akademisi hâkim ve
savcıların mesleğe kabul ve hizmet öncesi hizmet içi eğitimleriyle ilgileniyor,
hâkim ve savcılarla ilgili değerlendirmelerde buranın söz sahibi olması kötü
bir şey mi? Oradan Kurul, kendisi doğrudan seçiyor.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Adalet Akademisi nereye bağlı? Kimi
yanıltmaya çalışıyorsun?
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanı da şimdi Kurula 4 tane üye seçiyor. Esasında bu
4 üye, halkın arasından seçilen üye; avukatlar arasından, üniversite öğretim
üyeleri arasından seçiliyor ama sonuçta bunlar halkın arasında olan insanlar.
Bugün 72 milyon Türk milletinin hepsinin yargıda bir sorunu var; kimi davacı,
kimi davalı, kimi şüpheli, kimi sanık. Ama herkesin yargıyla bir sorunu var,
işleyişe dair görüşü, kanaati var. Bir nevi, halkın iradesinin de oraya
yansıması lazım. Dün, Sayın Cumhurbaşkanı Kurulun oluşumunda tek seçici, nihai
karar vericiydi. Kurulun 5 tane seçimle gelen üyesi vardı, son seçici 5’inde de
Cumhurbaşkanı ve 5’ini de Cumhurbaşkanı seçiyordu. Ama bugün, 22 üyeden 20
tanesi seçilerek geliyor ve bunların arasından Sayın Cumhurbaşkanı sadece 4
tanesini seçiyor ve buna baktığınız zaman da demokratik meşruiyeti temin
noktasında önemli bir adım atıldığını görüyoruz. Hem Kurula seçilen üyelerin
kaynakları çoğaltılmış hem yargının her kademesinden temsil sağlanmış; idari,
adli yargıdan, Yargıtaydan, Danıştaydan,
Akademiden, halktan ve kürsüde olanlardan oraya gelmesi temin edilmiş hem de
seçimler birilerinin vesayetine, denetimine, onayına tabi olmaktan çıkarılmış,
doğrudan seçme imkânı getirilmiştir. Şimdi, elinizi vicdanınıza koyun, bu mu
doğru yoksa Yargıtayın doğrudan seçemediği, Danıştayın doğrudan seçemediği, son sözü Cumhurbaşkanının
söylediği, kürsüde olan hiç kimsenin söz hakkı, sahibi olmadığı Kurulun oluşum
sistemi mi doğru? Hangisi doğru?
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Müsteşar Yardımcısı kürsüde mi, Personel Genel Müdürü kürsüde mi?
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Bu doğrudur ve bu ileri bir adımdır.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Personel Genel Müdürü ile Müsteşar Yardımcısı kürsü hâkimi mi?
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Onları da söyleyeceğim, sabredersen ona da geleceğim.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Kimi kandırıyorsun?
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, doğruyu söylemiyorsun!
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Şimdi, bakın, Kurulun başkanı kimdir? Adalet Bakanıdır. Eski yasada
kimdir? Adalet Bakanıdır. Her iki yasada da Kurulun Sayın Başkanı Adalet
Bakanı.
Peki, eski
Yasa’da Adalet Bakanının yetkilerine bakıyoruz şimdi: Adalet Bakanı ne
yetkilere sahip? Kurulun bütün toplantılarına Başkanlık yapabilir, her
toplantısına katılabilir, oy hakkı vardır. Şimdi, bir hâkim, bir savcı atanacak
veya başsavcı atanacak, Adalet Bakanının Kurul üyeleriyle masaya oturup çatır çatır pazarlık yapma hakkı var mıydı? Vardı. Oy verme hakkı
var mıydı? Vardı. Disiplin işlemleri yapılacak, disiplin cezası verilecek,
peki, bu cezayla ilgili Adalet Bakanının, şu ceza verilsin, bu ceza verilsin,
benim oyum şudur, şu oyu veriyorum deme hakkı var mıydı? Bu hakkı vardı. Peki,
bir başka şey: Teftiş Kurulu Kurula değil doğrudan Adalet Bakanına bağlıydı.
Adalet Bakanı talimat verdiği zaman savcılar ve hâkimler hakkında inceleme ve
soruşturma başlatılabiliyor muydu? Başlatılabiliyordu. Müthiş bir kudret vardı.
Öte yandan, Kurula giden bütün taslakları kim hazırlıyordu? Adalet Bakanlığının
Personel Genel Müdürlüğü hazırlıyordu. Kurulun çaycısı yok, bütçesi yok,
oturacağı koltuğu yok, her şeyiyle göbeğine kadar Adalet Bakanlığına bağlı bir
sistemdi. Allah aşkına, yürütmenin etkisi burada mı çok, şu tasarıda mı çok?
RAHMİ GÜNER
(Ordu) – Şimdiki tasarıda çok!
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) - Peki, bu tasarı neyi getiriyor diye baktığınızda: Bakın, bir,
Adalet Bakanı Kurulun Başkanı, doğru mu? Doğru.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Bu anlattıklarına sen inanıyor musun?
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) - Peki, Adalet Bakanı daire şeklinde çalışan Kurulun dairelerinin
çalışmasına katılıyor mu? Katılmıyor. Yani tayin, atama, terfi, disiplin
işleri, şunların hiçbir tanesinde Adalet Bakanı katılamaz, oy kullanamaz, görüş
serdedemez, tamamen daireler…
Şimdi, bir Adalet
Bakanı bu yetkilerinden vazgeçiyor, bir iktidar kendi bakanında olan bu
yetkileri geri alıyor, siz “Yargıyı ele geçiriyorsunuz.” diyorsunuz. Mantığa
bakın.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Bakan bile kendini bu kadar savunamaz. Hayatta bakan olamazsın sen,
hep grup başkan vekili kalırsın.
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) - Peki, bir başka şey: Teftiş Kurulu Adalet Bakanına bağlıydı. Şimdi
Teftiş Kurulu nereye bağlandı? Kurula bağlandı.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Bakan bile kendini savunamazdı bu kadar. Çok beklersin bakan olacağım
diye.
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) - Peki, soruşturmalarda, incelemelerde inceleme sistemi nasıl devam
ediyor? Ona bakın.
Şimdi disiplin
işlemleriyle ilgili işlere bakan…
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Bakan özelliği böyle değil. Bakan olmanın yolu buradan geçmez. O
kadar savunma.
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) - Öyle bakıp okumanız lazım, okumadan anlamadan konuşarak olmaz bu
işler. Ben kitabın ortasından konuşuyorum, kenarından kıyısından değil. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Ömür boyu grup başkan vekili kalırsın.
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Şimdi bakın, ilgili disiplin dairesi herhangi bir hâkim ve savcıyla
ilişkin inceleme ve soruşturma başlatılmasını Kurul Başkanının onayına, iznine
sunmadığı zaman Kurul Başkanının falan hakkında, filan hakkında soruşturma,
inceleme başlatın deme talimatını verme hakkı artık yok. Nerede? Eskiden
dilediğine başlatıyor, şimdi ilgili daireye veriyor. Daire getirmediği zaman
başkanın yapabileceği bir iş yok. Ha, getirdiği zaman, o zaman Kurul Başkanının
izin verip vermeme noktasında bir takdir hakkı var ama başkana sunma noktasında
başkanın hiç ama hiç etkisi yok. Şimdi ayrı bütçesi geliyor, genel sekreteryası oluyor ve orada genel sekreter atamaları
yapılıyor. Bütün taslakları, her şeyi de kim hazırlıyor? Bu Genel Sekreterlik
hazırlıyor. Kendi özel birimleri oluyor ve bu özel birimlerinin özel elemanları
oluyor, kendi bütçesi oluyor. Baktığınız zaman kurulun üzerinde hâlihazır 82
Anayasası’nın getirdiği idari vesayeti ortadan kaldıran, sadece oluşum ve yetki
itibarıyla önemli bir adım atıldı.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Yargıç devletine son mu verdiniz?
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Peki, bir başka şey…
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Kadı devleti değil mi bu, kadı devleti?
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Bakın, burada konuşuldu, Müsteşarla ilgili vekâlet meselesi. Doğru,
Müsteşar olmadığı zaman yerine vekili atanıyor ama bu yeni değil. Sanki yokmuş
da yeni gelmiş gibi bir şey söyleniyor. Eski yasanın 10’uncu maddesinin ikinci
fıkrasına bakarsanız, aynı hüküm de orada var. Ama burada, bakın, ileri ve
önemli bir adım atıldı hukuk devleti adına çünkü eskiden Müsteşar yoksa vekili
katılıyordu ama Müsteşar var da Ankara’da toplantıya katılmazsa Kurul
toplanamıyordu.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Katılmıyor, katılmıyor.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla)
– Yani, iktidar isterse Kurulu kilitleyebiliyordu.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – O yok, o yok, yalan bilgi veriyorsunuz,
yalan söylüyorsunuz!
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Yalan söylemiyorum, buyurun gelin buraya…
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Yalan söylüyorsunuz, 12 Eylül Anayasası
onu kaldırdı, yalan söylüyorsunuz!
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Bu kanun burada. Ben doğruları söylüyorum, çarpıtmayın.
Şimdi bakın, ne
getirdik biz? Toplantı nisabı getirdik. Ne getirdik? Karar nisabı getirdik.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Yalan söylüyorsunuz!
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Kurulu kilitleme imkânı yok yani toplantı nisabına ulaştığı zaman
Kurul toplanacak, karar nisabına ulaştığı zaman da Kurul karar alacaktır.
MALİK ECDER
ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Bakan üç ay boyunca Kurulu kilitledi.
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Şimdi, yargıyı elinde tutmak isteyen bir iktidar böyle bir yetkiyi
elinden verir mi? Baktığınız zaman, hem demokratik meşruiyet açısından hem
temsil açısından hem oluşum açısından hem de yetki ve görevler açısından
baktığınızda oldukça önemli değişimleri beraberinde getirdiğini görüyoruz. Bu,
hukuk devleti adına 12 Eylül Anayasası’ndan oldukça ileri adımlar atan
düzenlemeler içeriyor.
Biz burada şunu
eleştirsek hak verirdim, o da nedir…
MUHARREM İNCE
(Yalova) – 12 Eylülcüleri ne zaman yargılayacaksınız?
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Bu Kurula Türkiye Büyük Millet Meclisi neden üye seçmedi, Meclisin
seçmesi lazımdı, demokratik meşruiyetin tam olması için diye eleştiri
yapsaydık, o zaman ben bu eleştirilere hak verirdim ama şu ilerlemeleri bile
görmezsek o zaman yanlış yaparız.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – 12 Eylülcüleri ne zaman yargılayacaksınız?
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Bakın, geçenlerde Avrupa Konseyi Venedik Komisyonundan bir heyet
siyasi parti gruplarını ziyaret ettiler, bu arada AK PARTİ Grubunu da ziyaret
ettiler. Heyetin Başkanı Venedik Komisyonu Genel Sekreteri Sayın Thomas Markert’ın “Anayasa değişikliklerini biz demokrasi ve hukuk
devleti açısından önemli görüyoruz. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun
yapısındaki değişiklikleri önemsiyoruz ancak Meclisin buraya üye seçmemiş
olmasını eleştiriyoruz. Kurulda Bakanın olması veya Cumhurbaşkanının
seçtiklerinin olması veyahut da Meclisin seçtiklerinin olması bunların toptan
veya birinin olmasını da biz demokratik meşruiyetin somut bir göstergesi olarak
görüyoruz.” diye değerlendirmesi vardır, onlar da bu yönde değerlendirme
yapmışlardır.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Siz önce işsizliği ortadan kaldırın, işsizliği.
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Bakın, bir başka şey, burada konuşulurken dendi ki: Özlük
haklarıyla ilgili siz Kurula yetki veriyorsunuz.
TURGUT DİBEK
(Kırklareli) – Bu tarafa bak, bu tarafa!
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Ya, sizin grup ikna oluyor zaten, buraya bak, buraya.
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Peki, özlük haklarıyla ilgili Kurula yetki verilirse orada yargı
bağımsızlığından şundan olur mu dendi.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Fakat hiç doğru söylemiyorsunuz!
BAŞKAN – Sayın
Akkuş, Sayın Dibek, Sayın İnce, Sayın Ünlütepe
lütfen…
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Sayın Başkanım, ben dinleyenlere anlatıyorum, dinlemeyenler… Takdir
onlarındır. Bizi milletimiz dinliyor.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Onlar da dinliyor ama anlamıyor!
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Millet dinlemesin diye benim söylediklerimi gürültüye getirmek
istiyorlar ama ben doğruları söyleyeceğim.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Ağzından bal damlıyor!
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Şimdi, Kurulun görevleriyle ilgili eski Yasa’nın, yani yürürlükte
olan Yasa’nın 4’üncü maddesinin son fıkrasında “Hâkim ve savcıların yukarıdaki
maddede belirtilenler dışında kalan özlük işleri Adalet Bakanlığınca yerine
getirilir.” Ya bu eleştiriliyor. Biz, şimdi “Bu özlük işlerini Kurul yerine
getirsin.” diyoruz. Dünyanın hangi hukuk devletinde olur, “Özlük işleri Adalet
Bakanlığı tarafından yerine getirilir.” düzenlemesi değiştirilip “Kurul
tarafından yerine getirilir.” diye değiştirilince “Yargı bağımsızlığı elden
gidiyor.” diye eleştiri yapanlar acaba dünyanın hangi hukuk devletinde görülür?
Onu da ben bilmiyorum.
Ama bakın…
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Hukuk devleti değil, kadı devleti, kadı!
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Kadı devleti mi, onu milletimiz takdir edecektir.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Kadı ve kanun devleti!
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Konu Anayasa Mahkemesine gitti. Bakın, benim dediklerime “yalan”
diyorlar, kanun burada; kanun burada, milletimiz de okuyacak. Bu kanunu belki
herkes bilmeyebilir ama 10 binin üzerinde hâkim ve savcı, konuyu, ilgisini
takip edenler gayet yakından da biliyorlar.
Şimdi, elimde bir
karar var, Anayasa Mahkemesinin 2010/49 esas ve 2010/87 sayılı Kararı. “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısıyla ilgili bu
düzenleme Anayasa’da ifadesini bulan hukuk devleti ilkesine aykırı, bu
düzenleme cumhuriyetin değişmez ve değiştirilmesi teklif edilemez hükümlerinin
içini boşaltıyor, dolayısıyla böyle bir düzenleme olmaz.” diye konu Anayasa
Mahkemesine gitti ve Anayasa Mahkemesi bu kararında bakın neler diyor: “Hukuk
devleti ilkesinin temel bileşenlerinden birisi olan yargı bağımsızlığını
sağlamak amacıyla yargıç ve savcıların özlük, tayin, terfi ve disiplin işlerini
yürütmek üzere bağımsız idari kurullar (Yüksek Yargı Konseyleri) oluşturulması
Güney Avrupa demokrasilerinin yerleşik geleneklerinden birisidir. Türkiye
de 1961 Anayasası’ndan beri bu geleneğe dâhil olmuştur. Ancak Yüksek Yargı
Konseylerinin oluşumuna bakıldığında her ülkede farklı modellerin benimsendiği
görülmektedir. Bazı ülkelerde sadece yargıçların bu kurulların üyesi olduğu,
bazı ülkelerde ise yargıç olmayan hatta hukukçu olmayan üyelerin bulunduğu,
bazı ülkelerde yargı içinden ya da yürütmeden doğal üyelerin bulunduğu, üye
seçimlerinde genellikle yargıçlara rol verildiği, ancak parlamentolara ya da
devlet başkanlarına da üye seçme yetkisinin tanındığı görülmektedir. Yargıç
üyelerin genellikle tüm yargıçları temsil edecek şekilde ilk derece
mahkemeleri, istinaf mahkemeleri ve yüksek mahkemelerde çalışan yargıçlar
arasından seçildiği anlaşılmaktadır.” diyor. Uzun değerlendirme ama son kısmını
okumak istiyorum. Bu değerlendirmeleri yaptıktan sonra Yüksek Mahkeme diyor ki:
“Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısıyla ilgili olarak 5982 sayılı Yasa’nın 22.
maddesiyle yapılan yeni düzenlemeyle Kurulun üye sayısının artırıldığı, seçim
tabanının genişletildiği, Kurul üyelerinin büyük çoğunluğunun yargıçlar
tarafından doğrudan seçilmesinin kabul edildiği, Kurul’un kendi sekreteryasına kavuşturulduğu ve Teftiş Kurulunun Kurul’a
bağlandığı, böylece özerk yapısının güçlendirildiği görülmektedir.
Cumhurbaşkanının Kurula üye atama yetkisinin sınırlandırıldığı, Adalet
Bakanı’nın dairelerin çalışmasına katılmasının yasaklandığı, Bakan’ın Teftiş
Kurulu üzerindeki mutlak kontrolünün kaldırıldığı, böylece yürütmenin Kurul
üzerindeki etkisinin belli ölçüde azaltıldığı anlaşılmaktadır. Kurul’un
kararlarının kısmen de olsa yargı denetimine açılmasının hukuk devletinin
güçlendirilmesine yönelik bir adım olduğu görülmektedir.
Bu nedenle, sözkonusu hükümlerin yargı bağımsızlığını dolayısıyla hukuk
devleti ilkesini ortadan kaldırdığı ya da içini boşaltarak anlamsız hale
getirdiği söylenemez. İptal isteminin reddi gerekir.” Anayasa Mahkemesi.
Anayasa Mahkemesi
de yalan söylüyor diyorsanız söyleyecek bir şeyim yok diyorum.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Onu siz diyorsunuz.
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) - Bu yasanın hayırlı, uğurlu olmasını diliyor, yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bozdağ.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Anayasa Mahkemesi değil mi size “Laikliğe karşı eylemlerin odağı”
diyen, ona da inanıyor musunuz?
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Anayasa Mahkemesi onu demedi.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Ne dedi?
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – O gerekçeyi doğru okursanız…
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Sen, Sadullah Ergin’i bu kadar savunursan
hayatta bakan olamazsın.
BAŞKAN – Tasarı
hakkında şahıslar adına ilk söz Kastamonu Milletvekili Sayın Hakkı Köylü’ye aittir.
Buyurun Sayın
Köylü. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
HAKKI KÖYLÜ
(Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkanım,
değerli arkadaşlar; ben de tasarı üzerinde kendi görüşlerimi açıklamak için
huzurlarınızdayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu epeyce bir zamandan beri eleştirdiğimiz,
bazılarının çok fazla eleştirdiği, bazılarının da hoşuna gittiği bir kanun idi
ancak Kurulun son zamanlardaki tavırları, davranışları sebebiyle ve bu Kanun’un
12 Eylül döneminden kalma bir kanun olması da nazara alınarak değişiklik
yapılması öngörüldü ve Anayasa’da bu değişiklik yapıldı. Şimdi, Anayasa değişikliği artık yapıldığına göre, Anayasa’daki bu
yeni hükümler ortada olduğuna göre bunun evveliyatının eleştirilmesinin hiçbir
pratik faydası yoktur. Mademki Anayasa bu hükümleri getirdi, biz bu hükümleri
olduğu gibi mecburen kabul edeceğiz ve yeni yasamızı da bu hükümlere
uyarlayacağız. Bunun başka türlü yolu da yoktur, başka çaresi de yoktur.
Esasında, keşke
Anayasa değişikliği sırasında, Avrupa ülkelerinin büyük bir kısmında olduğu
gibi, Kurula üye seçme hakkı Türkiye Büyük Millet Meclisine de verilebilmiş
olsaydı Kurulun yapısı daha da demokratik olurdu ve o zaman belki de daha da az
itirazlar olurdu ama maalesef bu yapılamamıştır. Şunu da kabul etmemiz lazım:
Hiçbir parlamenter ülkede parlamentonun herhangi bir kuruma bir üye, bir kişiyi
seçmesinin doğru olmayacağı yönünde, yanlış olacağı yönünde hiçbir parlamenter
itiraz etmez ve buna karşı çıkmaz. Maalesef bizde bu oldu, bu yüzden de böyle istenilen
bir düzenleme yapılamadı.
Gelelim yeni
düzenlemeye: Yeni düzenlemede de Kurulun Başkanı Adalet Bakanıdır. Diğerlerini
saymıyorum şu anda. Adalet Bakanı neden Kurulun Başkanıdır?
Değerli
arkadaşlar, şimdi, yargıda bir sorun olduğu zaman, yargının genel olarak
yaptığı bir yanlışlık olduğu zaman, eleştirilmek istendiği zaman siz kalkıp da
Yargıtay üyelerini, Yargıtay Başkanını veya Anayasa Mahkemesi üyelerini veya
Başkanını ya da Yargıtay Başsavcısını karşınıza alıp doğrudan eleştiremezsiniz.
Bunu yaptığınız takdirde yargı örselenir, yargı tahrip olur, zarar görür. İşte,
burada yargıdan sorumlu birinin olması gerekir ve bu birinin de Meclise hesap
vermesi gerekir, Meclise karşı sorumlu olması gerekir. Bütün parlamenter
rejimlerde her kurum Parlamentoya karşı sorumludur ve hesap verir. Bizde de bu
hesabı verecek olan kişi Adalet Bakanıdır. Bu yüzden Adalet Bakanının mutlaka
bu kurumun içinde ve de bulunduğu statüye göre başında olması gerekir.
Şimdi, biraz
sonra göreceğiz, soru-cevap kısmı gelecek. Arkadaşlarımız buradaki hem
konuşmalarda hem soru-cevapta Adalet Bakanına söylemedikleri söz bırakmıyorlar,
yerden yere çalıyorlar. Bunu bir yargı mensubuna yapabilirler miydi? Bu mümkün
değil, yapılırsa da olmazdı zaten. İşte, Adalet Bakanı bunu göğüslemek için
vardır bu kurumun içinde ve olması da gerekir.
İkincisi: Diğer
kısımlardan yani yüksek yargının haricinden, dışarıdan Cumhurbaşkanının seçtiği
var akademisyenlerden, avukatlardan ve en önemlisi de taşrada görev yapan
bidayet mahkemelerindeki hâkimlerden yani adli yargıda görevli, idari yargıda
görevli Yüksek Mahkeme dışındaki hâkim ve savcılardan. Elbette ki bu çok
gerekliydi. Dünyanın her yerinde de var, Avrupa’da var ve bizde de oldu.
Eğer bir imkân
olsaydı bu Kurulun
yapısıyla ilgili Anayasa maddesini sadece hâkim ve savcılara
oylatmış olsaydık Türkiye’de yüzde 90’ın altında bir “evet” oyu çıkmazdı çünkü
bu kişilerle zaman zaman konuşuyoruz, tanıdıklarımız
var, bildiklerimiz var, hepsinin söylediği şeyler aynıdır: “Kurulun yapısının
böyle olması daha doğrudur.”
Burada Adalet Bakanı, Sayın Bozdağ’ın da anlattığı gibi, birçok yetkisini devretmiştir.
Kurulda disiplin soruşturmasına izin verme yetkisi gene sonuç itibarıyla Adalet
Bakanına aittir ama Adalet Bakanı disiplin soruşturmasının yürütüldüğü ve disiplin
kararının verildiği dairede bulunmamaktadır. Bu, bence de çok yerinde bir
karardır. Zira siz hem disiplin soruşturmasına izin verecekseniz elinizdeki
bilgi ve belgelere göre hem de o soruşturma sonunda o kişi hakkında karar
vereceksiniz. Cumhuriyet savcısının iddianameyle dava açıp mahkemede de
duruşmaya çıkıp karar vermesine benzer bu ve hâkimler elbette ki bunu
istemezler. Adalet Bakanı da kendisini bundan dışlamıştır. Bunun yanında,
atamalarda da gene Adalet Bakanı kendisini çekmiştir. Atamaları yapan dairenin
içerisinde görev almamaktadır. Gene atamalar kendi meslektaşları tarafından
seçilen hâkimlerce yapılmaktadır, bu da doğrudur.
Teftiş Kuruluna
gelince: Teftiş Kurulu yıllardan beri eleştirilirdi, “Adalet Bakanlığına
bağlıdır, Adalet Bakanının emir ve talimatlarıyla hareket eder.” diye
düşünülürdü. Doğru tarafları da vardı, belki hepsi doğru değilse bile önemli
bir kısmı doğruydu ama şu anda Teftiş Kurulu artık doğrudan Kurula bağlı.
Teftiş Kurulu Başkanını, başkan yardımcılarını ve müfettişleri Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu kendisi seçecektir. Bunlara görevleri kendisi verecektir
ve bu Kurul hâkimler hakkında gerekli denetimleri yapacak, yeri geldiği zaman
soruşturmalar yapacak, inceleme yapacak, sonunda raporunu hazırlayacaktır.
Kurul üyeleri hakkındaki disiplin ve ceza soruşturmaları bizzat Kurul
tarafından yapılacak. Bir ihbar veya şikâyet geldiği zaman
başkan, daire başkanlarından birisine bir inceleme görevi verecek, bu inceleme
görevinden sonra eğer bir soruşturmaya ihtiyaç olacaksa, bu takdirde gizli oyla
üç kişilik bir soruşturma heyeti kurulacak ve bu üç kişilik soruşturma heyeti
soruşturmayı yapacak, daha sonra sonucunu Kurula sunacak ve kararı da Kurul
verecektir. Ceza soruşturması ise gene aynı şekilde yapılacak ama bu
takdirde, sonuçta karar verildiği zaman, yargılanma kararı verildiği zaman
ilgililer Yüce Divana gidecek ve orada yargılanacaktır. Hâkimler hakkındaki
soruşturmalar gene bildiğimiz şekilde yapılacak ve sonuçta da ilgili merciye gönderilecektir.
Burada bir
değişiklik daha var: Genel Kurulun meslekten çıkarma cezalarına yargı yolu
açılmıştır. Dairelerin kararlarına karşı yeniden inceleme
yolu açılmış, bu yeniden inceleme sonucunda daire aynı kararı verirse, bu
takdirde karar Kurula gidecek, Genel Kurul inceleyecek, Genel Kurulun verdiği
karara karşı da tekrar ilgilisi yeniden inceleme talebinde bulunacak ve on gün
içerisinde yapılacak bu talepten sonra Genel Kurul bunu yeniden inceleyecek ve
nihai kararını verecektir. Bu karar kesindir, ihraç kararları hariç.
Şimdi, bir şey
daha belirtmek istiyorum değerli arkadaşlarım. “Seçimler istenildiği gibi
olmadı, bir tarafa yandaş hâkimler geldi ve Kurulun yapısı, terazi şaştı, bir
tarafa çöktü.” şeklinde itirazlar var.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Aynen öyle işte, aynen öyle.
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Peki…Öyle mi, değil mi, onu ben size izah
edeceğim. Şimdi…
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Yargıç devleti diyordunuz, şimdi kadı devleti.
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Peki, bizim tasarımızda ne vardı? Bizim tasarımızda, herkes bir oy
kullansın vardı, öyle değil mi, Meclisten geçen Anayasa’da öyleydi. Herkes bir
oy kullanacak, sonunda en yüksek oy alan 10 kişi -birinde 7, diğerinde 3 kişi
olmak üzere 10 kişi- sıralanacak ve bu 10 kişi Yüksek Kurula seçilmiş
olacaktı. Yüksek mahkeme bunu iptal etti, siz itiraz ettiniz, yüksek mahkeme
iptal etti. Dediniz ki: “Böyle olmaz.” yüksek mahkeme de dedi ki: “Hakikaten
doğru, sizin dediğiniz gibi olması gerekir, bizim dediğimiz gibi olmaz.” dedi
ve sonuçta ne oldu? O zaman ister istemez listeler çıkıyor, bunun sonucudur bu.
Birisi bir liste çıkarıyor, bir başkası bir liste çıkarıyor ve bu listeler
çarpışıyor. Sonunda listelerden birisi kazandı.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Anayasa Mahkemesi üyeleri özel kuryeyle çağrıldı, telefon bile
açamadılar biliyorsunuz değil mi?
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Şimdi, bakın, size şunu söyleyeceğim…
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Postayla çağrıldılar toplantıya, telefon açamadılar.
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Bakın, bir şeyi daha izah etmek istiyorum, dediniz ki: “Adalet
Bakanlığının Müsteşar Yardımcısı ve Personel Genel Müdürü buraya nasıl girdi,
neden seçildi?” En yüksek oy alan kişilerdir bunlar. Hâkimler Savcılar Yüksek
Kurulunun eski hâlini buradaki bazı arkadaşlarımız bilir, ben de bilirim.
Hâkimler, savcılar gelip Kurul üyeleriyle görüşme imkânı bulamazlardı.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Kurul bu şekle
geldi, yani şu andaki şeklinden öncekine, 12 Eylülden sonraki şekline geldi.
Hâkimler, savcılar Adalet Bakanlığına geldiler, Müsteşarla görüşebildiler,
Personel Genel Müdürüyle, müsteşar yardımcılarıyla görüşebildiler ve dediler
ki: “Eskiden bizi adam yerine koymazlardı, otur demezlerdi. İlk önce ‘Niye geldin,
kimden izin aldın, nasıl geldin?’ bunu sorarlardı. Ama buraya geldik, bizi adam
yerine koydular. ‘Hoş geldin.’ dediler, ‘Otur çay iç.’ dediler. Derdimizi
dinlediler ve biz bundan daha memnunuz.” dediler. Zamanla bu nereye geldi? Eğer
orada personel genel müdürlüğü yapmışsa birisi -ki müsteşar yardımcısı da önce
personel genel müdürüydü- bütün hâkim, savcılarla içli dışlıdır, onların
sorunlarına eğilir, dertlerini dinler, onlara yardımcı olur, güler yüz gösterir
ve kendisini tanırlar. İşte, bunun sonucu olarak da seçime girdiği zaman, o
kişi onlara iyilik ettiyse, derdini, sorununu dinlediyse, adam yerine koyduysa,
seçimde de en yüksek oyu ona verirler ve seçerler. Burada olan da bu olmuştur,
bunun haricinde başka bir şey de yoktur.
Teşekkür
ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Birleşime on
dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 21.44
YEDİNCİ OTURUM
Açılma
Saati: 21.59
BAŞKAN:
Başkan Vekili Meral AKŞENER
KÂTİP
ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Gülşen ORHAN (Van)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28’inci Birleşiminin Yedinci
Oturumunu açıyorum.
574 sıra sayılı
Tasarı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.
Komisyon? Burada.
Hükûmet? Burada.
Şimdi, Komisyon
adına, Komisyon Başkanı Sayın Ahmet İyimaya konuşma
yapacaktır.
Buyurun Sayın İyimaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ADALET KOMİSYONU
BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Değerli Başkan, yüksek Parlamentonun değerli
üyeleri; görüşülmekte olan tasarı üzerinde Komisyonun düşüncelerini sizlerle
paylaşırken hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Önemli bir
tasarıyı, bağlayıcı normları belirlenmiş sınırlı bir tasarıyı görüşüyoruz.
Muhalefet partilerimizin, iktidar partisinin ve yürütme organının değerli
temsilcilerinin kimi noktalarda birbiriyle örtüşen, kimi noktalarda karşıtlık
gösteren faydalı müzakereler sürüyor, yararlanıyoruz. Gelecek için aslında
çağları, zamanları geleceğe aktaran belgeler bakımından önemli bir veri tabanı
oluşturuyoruz.
Yıl 2010. Acaba
bu en temel sorunu Türkiye 2010 yılında mı tartışmalıydı? Uygarlık tarihine
baktığınız zaman gelişmiş ülkeler bu tartışmayı İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen
sonra tamamladılar, kurumsallaştırdılar ve inanç değerinde sistemler
oluşturarak bağlayıcılıklarını içselleştirdiler ve hukuk uygarlığının lezzetini
son noktasına kadar tadıyorlar, örnek üretiyorlar, biz de mukayeseli veriler
olarak onlara bakıyoruz. Aslında siyaset kurumu olarak bizim ve sistem olarak
cumhuriyetin tüm organlarının medeniyet aynasında kendilerini seyretmeleri
lazım. Reform noktasında kusurumuz ne, aksayan nokta ne sorusuna ciddi cevap
aramak lazım. Ben farklı bakış açısıyla bugünkü tartıştığımız sorunu ortaya
koymaya çalışacağım.
Değerli
arkadaşlar, siyaset kurumu ve sistem bütünü, reform öngörüsü ve reform sezgisi
bakımından sorunludur, arızalıdır. Olayların, sorunların bize anlatmak istediği
mesajı algılamak yerine mazeret üretmeyi yeğliyoruz. Reform gerçeği talep
olarak sistemi ve siyaset kurumunu dayattığında oluşmakta olan reform
projelerine, reform girişimlerine sistem ve kimi dinamikler korkunç bir direnç
oluşturuyor. Hangi reform gelişimine bakarsak bakalım -bilhassa 1950’den sonra-
demokratikleşmek istemeyen, yetkisini delege etmek istemeyen, bürokrasiyi bir
araç değil egemenlik olarak gören statükonun çapraz
engelleri reform dirençleri olarak karşımıza çıkıyor. Mecbur kalındığında da
geliştirdiğimiz reform zaten eskimiş, pörsümüş ve soruna cevap oluşturmaktan
uzakta kalmış oluyor. Ama olan kime oluyor? Olan millete, olan sisteme oluyor.
Güneş hızla doğuyor, hızla batıyor. Uygarlık tekerleği hızla dönüyor; zaman
aralığı, sistem açığı, standart açığı olarak bizim millî gerçeğimize dönüşüyor
ve Türkiye’nin yaşadığı sarmal bu.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Siz şiir yazın, şiir!
RAHMİ GÜNER
(Ordu) – Hangi sistemden bahsediyorsun Allah aşkına!
ADALET KOMİSYONU
BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – Peki, Anayasa veya hâkimler, savcılar reformu
-veya muhalefetteki değerli sözcülerin, partilerin anlayışıyla reform değil- bu
anlamda reform bakışıyla hangi paradoksları yaşadı? Bir: Bir siyasetçi
kimliğimden çok hukukçu ve akademik kimlikle soruna yaklaşmak istiyorum.
Konjonktürün hararetini, sistemin teşhisinden daha fazla önemsedik. O zaman ne
oldu? Sorunu tartışmak yerine kişilerin tartışması oldu. Bir de bu aşamada
gerçekten şu oldu: Bir sistem dönüşümü yerine, sistemi şu anda, yani Anayasa
değişikliğinden önce temsil edenler, üyeler ile sistemi reform sonrası temsil
edenler arasındaki tartışmaya dönüştürdük. Hâlbuki eski sistemin, yürürlükten
kalkan sistemin üyeleri de saygın hukukçulardı, gelecek kişiler de saygın
hukukçular. Ama sistem parametrelerini de tartışmalıydık, bir.
İki: Cumhuriyet
dönemi şunu yapamadı arkadaşlar, yapamadık, hepimiz yapamadık: Yargının
demokratik eleştirisini yapamadık. Sorun o. TESEV, TESAV, geçmişte kimi sivil
toplum örgütleri yaptı bunu, burada şu paradigmayla
karşılaşıyorsunuz: Tapu iptal davasında sorun yok, bir öğretmen naklinin iptali
davasında sorun yok ama ideolojik alandaki sorunlara sıra gelince -yani ben ona
şöyle diyorum makalelerimde- zor zamanların zor işlerine sıra gelince hukuk
askıya alınıyor, ideolojinin isterleri hukuk yerine geçiyor. Buna bilimde ne
diyoruz? Hak paradigması yerine ideolojik paradigma
diyoruz. Osmanlıda da öyleydi, bugün de. “Nef’i
hazine” diyor, mülkiyet hukukuna karşı devletin geliştirdiği bir sistem, “nef’i hazine” olunca senin mülkiyet hakkın da, kira akdin
de, her şeyin de sona eriyor. Çok önemli. Yine kamu yönetiminde, Fransızlar “raison d’etat” diyor, biz
“hikmeti hükûmet” diyoruz, o devreye girince bütün
hukuk duruyor, askıya alınıyor. Şu anda ne yapılıyor? Şimdi, kanun yapmak,
anayasa yapmak sorun değil, demokratik dönüşüm sorun, zihniyeti ideoloji paradigmasından hak paradigmasına götürebilmek sorun. Bu,
Osmanlının da sorunuydu, cumhuriyetin de sorunuydu, herhâlde daha fazla bir
eğitim sorunu.
Şimdi, ne
yapıyoruz? Değerli Bakanım, değerli sözcüler, sorunu kendi açılarından ortaya
koydular. Ben içine girmek istemiyorum, derince de anlatırım her bölümü ama
birkaç bölüm… Şu anda ne yapılıyor? Bir: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu
gerek 1961 modelinde gerek -ara versiyonlarda-
1971-1972 modelinde gerek 1982 modelinde bir çıkış garantisidir. İdeolojik
vesayetin askerî veya diğer bürokrasiler yoluyla yapamadıklarını, zor işlerde,
dar çerçeveli kurullarla yapmak. Örnekleri çok bunun.
Şu anda yargı
sistemi vesayetin yükünden kurtarılıyor. Zor zamanların zor işlerinde vesayet
parametreleri veya paradigmaları değil, hukuk ve
demokrasi paradigmaları geliyor. Bir güç temerküzü vardı, bu parçalanıyor,
çoğullaşıyor.
Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu esasen, özü itibarıyla, yargı organı değil; yargı
alanını düzenleyen regülasyon organı, idari organ ve
bu organın teşekkülü yoğunlukla yargıçlardan oluşmalıydı, oluştu, şuradan
buradan yargıçlardan oluştu. Bir de idari alandan oluşmalıydı. Anayasa
Mahkemesinin bir müdahalesi oldu. Bağlayıcılık bir tarafa, o tartışılır. Bu
önemli, bilimin katılması lazımdı. Sırf hukuk bilimi katıldı, siyaset ve
ekonomi bilimi katılmadı.
Bir gözlemimi
daha paylaşmak istiyorum: Bakın, değerli arkadaşlar, Anayasa Komisyonu
Başkanlığımda, Anayasa Mahkemesi, dönemin başkanı aracılığıyla Anayasa
Mahkemesi reformunu, modelini Komisyonumla paylaştı. Atilla Sav zamanında,
sonraki başkanlıklarda da “Yine reforma tabi olalım.” dediler. Sık şekilde
Avrupa Anayasa Mahkemesi sempozyumlarına gidiyorlardı,
etkilendiler ve bir model oluşturdular. Ben bu sorunda, Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulunun küresel yapıdaki ve standarttaki kendi konumunu okumasını ve
reformu kendisinin istemesini, mutlak retçi değil, katılımcı bir çizgide
bulunmasını temenni ederdim, bu gerçekleşmedi. “Sayın İyimaya,
şimdiki modelden rahatsız olduğunuz noktalar yok mu? Veya noksan gördüğünüz
noktalar yok mu?”
Bir: Bu model
eskisine göre iyi, olması gerekenin gerisinde tamamlanması gereken bir
modeldir. Bana göre mesela -ki büyük emeğim oldu- savunma mesleğinin Hâkimler
ve Savcılar Yüksek Kurulunda temsilini öngördük, hazırlayıcı kurul bunu kabul
etti, baro başkanları seçecekti Cumhurbaşkanının seçeceği şeyleri ve baro
başkanları bu yetkiyi kendileri için kullandılar. Kendisine yetki veren
müvekkilin yetkisini kendisi için kullanan avukat örneğinde oldular. Ben bunu
Barolar Birliği Başkanıyla paylaştım: “Ben olsam baro başkanı olarak aday
olmazdım, avukatlardan seçerdim.” dedim.
İki: Burada
demokratik meşruiyet sorununda kim iktidarda olursa olsun uzak olmayan
gelecekte bu modelin iyileştirilmesi noktasında bir Avrupa Birliği talebinin
geleceğini şu anda görüyorum.
Üç: Adalet
Bakanlığı personeli mevcut anayasal sistem geçici madde içerisinde aday
olabilir, engelleyen bir şey yok ama bir başka bakışla Adalet Bakanlığı
görevlilerinin, hâkimlerin bu seçimlere katılmaması noktasında bir bağdaşmazlık
normu kurumsal kanuna öngörülebilir. Bunlar ilerideki yapılacak şeylerdir. “Peki şimdiki nasıl Sayın İyimaya?”
Şimdi bir reform gerçekleşti. Anayasa Mahkememiz istemleri reddetti. Büyük
millet büyük çoğunlukla kabul etti. Şimdiki meydana gelen yapı konusunda
pozitif not hemen
verilebilir ama işleyiş konusunda elbette ki bekleyeceğiz, göreceğiz. Aynı
hataları aynı kurul zor zamanların zor işlerinde hukuku referans almaz, kimi
dayatmaları referans alırsa aynı eleştiriyi açık toplumda o da hak eder ve hak
ettiği payını alır.
Ben bu büyük
dönüşümün millet için hayırlı olmasını diliyorum. Kanunun hukuk dünyamıza,
yargı alanındaki regülasyon etkisine etki sağlamasını,
yarar sağlamasını, katkıda bulunmasını diliyorum.
Yüce heyeti
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın İyimaya.
Şahıslar adına
son söz, Denizli Milletvekili Sayın Mehmet Salih Erdoğan’a aittir.
Buyurun Sayın
Erdoğan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MEHMET SALİH
ERDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu Tasarısı üzerinde AK PARTİ adına
görüşlerimi sizlerle paylaşmak üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, 12 Eylül 2010 tarihinde halk oylamasıyla sonuçlanan ve kabul
edilen Anayasa çerçevesinde bir uyum yasasını beraberce görüşüyoruz. Değerli
arkadaşlar, son değişikliğe gelinceye kadar, Anayasa değişikliğine gelinceye
kadar 16 defa Anayasa’mızda değişiklik yapıldı ve son değişikliği yirmi altı
madde olarak 12 Eylülde gerçekleştirmiş olduk.
Bu Anayasa
değişikliklerinin tümünün amacı, hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi,
demokrasimizin çıtasının yükseltilmesi, hukuk devleti ilkesinin gelişmesine
yönelik olarak yapılan değişikliklerdir. Dolayısıyla son değişikliği de bu
bağlamda ele almak ve değerlendirmek gerektiği düşüncesindeyim.
Tabii, son
değişikliği bu yüce Meclisin çatısı altında beraberce gerçekleştirdik. Oy
verenler oldu, vermeyenler oldu, oylamaya katılan partilerimiz oldu,
katılmayanlar oldu ama şunu kesinlikle bilelim ki, bu yüce Meclisten çıkan her
yasa, her teklif, her kanun, yasalaşan her teklif, her tasarı yüce Meclisin
tümünü bağlayan yasalardır. Ağır ceza mahkemesi 3 hâkimle temsil edilir, 3
hâkimden 1’i muhalif kaldığı zaman, muhalefet şerhi yazdığı zaman, o mahkemenin
kararı, karara katılan 2 hâkimin görüşü olarak nitelendirilmez, o ağır ceza
mahkemesinin kararıdır. Dolayısıyla, Meclisimizin çıkarmış olduğu her kanun,
katılalım katılmayalım, beğenelim beğenmeyelim bu dönemde çıkmış ise 23’üncü
Dönem Parlamentosunun eseri olarak tarihe geçecektir.
Tabii bu Anayasa
çerçevesi içerisinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu yanında yirmi
altı maddede yaptığımız değişikliğe paralel olarak çıkarmamız gereken pek çok
yasaların olduğunu hepimiz biliyoruz. Özellikle
kadınlarımızı, özürlülerimizi, gazilerimizi ve şehit yakınlarımızı doğrudan
ilgilendiren ve pozitif ayrımcılık getiren yasaların çıkarılması, kişisel
verilerin korunmasına dair kanunun bir an önce çıkarılması, Kamu Denetçiliği
Yasası’nın çıkarılması -ki bu Kanun geçen dönemde çıkarılmıştı, anayasal
dayanağı olmadığı için Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi- bunun hemen
acilen çıkarılması, yine sendikal faaliyetlerle ilgili düzenlemeye paralel
yasaların çıkarılması, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkıyla ilgili
kanunun çıkarılması… Ki bu kanunun çıkarılmasında da önemli bir
gereklilik var. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Türkiye'nin imajını zedeleyen
pek çok dava açılmış durumdadır, dolayısıyla Anayasa Mahkememizin Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinde, ayarında kararlar vermesi, hak ve özgürlüklerin çıtasını
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi seviyesine çıkarması konusunda önemli. Tabii, şu
anda görüşmekte olduğumuz Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu
Tasarısı’nın da bir an önce görüşülüp yasalaşması gerekmektedir.
Değerli
milletvekilleri, bu kanunların çıkarılmasında Hükûmetimizin,
AK PARTİ’nin, Parlamentonun temel amacı özgürlüklerin
korunması ve geliştirilmesi, demokrasinin çıtasının yükseltilmesi ve hukukun
üstünlüğü ilkesinin pekiştirilmesi amacına yöneliktir. Bunu bir kez daha
vurgulamış olalım.
Değerli
arkadaşlar, bu kanunla ilgili muhalefet partilerimizin pek çok eleştirileri
oldu. Bir kere, bu tasarıyı 12 Eylül darbe Anayasası’ndan daha kötü göstermek,
daha geriye götürdüğünü söylemek hem hukuka uygun değil hem de hakkaniyete ve insafa
sığmaz bir durum olarak nitelendiriyorum.
Değerli
arkadaşlar, Grup Başkan Vekilimiz tarafından ve biraz önce Komisyon Başkanımız
tarafından ve benden önce konuşan Sayın Hakkı Köylü tarafından ifade edildi.
Değerli arkadaşlar, bir kere, mevcut Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu
Kanunu’nun hiçbir yönden tasvip edilmeye değer bir yasa olmadığı bugüne kadar
yapılan eleştirilerle ortaya kondu. Bir kere, mevcut Yasa’da Kurul kararlarına
karşı etkili bir itiraz yolu yok. Mahkeme yoluna gidemiyoruz, gidilemiyor.
İkincisi:
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararlarının içeriğinin ne olduğu,
tartışmaların ne yönde cereyan ettiği hususunda bir gizlilik esası var. Bu
yasayla bunların tümü ortadan kaldırılıyor. Kurul tamamen idari ve mali bir
özerkliğe kavuşturuluyor.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – İki sene önce niçin söylemiyordun böyle bir şeyi?
MEHMET SALİH
ERDOĞAN (Devamla) – Teftiş Kurulu tamamen Kurula bağlı hâle getiriliyor. Bunun
neresi daha geriye gitmektir? Eğer mesele bakanın ve müsteşarın Kurulda
bulunması ise değerli arkadaşlar, bakın, bu konuda gelin şöyle bir akıl
yürütelim, şöyle düşünelim.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Müsteşar Yardımcısıyla Personel Genel Müdürünü de unutma! Yardımcısı
da var!
MEHMET SALİH
ERDOĞAN (Devamla) – Şöyle bir düşünelim arkadaşlar. Bu konuda uzlaşamadık,
iktidar muhalefet uzlaşamadık. Ne yapmamız lazımdı? Vatandaşa gittik. Vatandaş
yüzde 58’le “Bu uygun.” dedi.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – 1982 Anayasası yüzde 92 oy almıştı.
MEHMET SALİH
ERDOĞAN (Devamla) – Biz vatandaşa gidelim dedik ve gittik.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Yüzde 92’yi unutma!
MEHMET SALİH
ERDOĞAN (Devamla) – E, siz de Anayasa Mahkemesine gittiniz, Anayasa Mahkemesi
de bunun demokratik hukuk devleti ilkelerine aykırı olmadığı hususunda karar
verdi. Eğer bunu da kabul etmiyorsak değerli arkadaşlar, gelin, o zaman
Avrupa’daki örneklerine gidelim. Avrupa’daki benzer kuruluşlara baktığımız
zaman, Avrupa’da kurulu bulunan hâkimler ve savcılar kurullarının içerisinde
karma bir yapı var.
Değerli
arkadaşlar, isterseniz bu konuda Venedik Komisyonunun 2007 tarihinde vermiş
olduğu karara bakın veyahut da Türkiye'yle ilgili incelemelerine bakın. Avrupa Hâkimler Danışma Konseyi, kamuoyunda Venedik Komisyonu
olarak adlandırılan Hukuk Yoluyla Demokrasi İçin Avrupa Komisyonu, 2007
tarihinde Adli Atamalar Raporu’nda, değerli arkadaşlar, Fransa’da kurulun
başkanının Cumhurbaşkanı olduğunu ifade ettikten sonra, Türkiye'de Adalet
Bakanı ve müsteşarın Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyesi olmasının tek
başına Kurulun bağımsızlığını zayıflatmayacağını ortaya koymuştur, bu konuda
karar vermiştir. Eğer merak edenler olursa Adli Atamalar Raporu’nun 2007
tarihli 33’üncü paragrafından bu konuyu tetkik edebilirler.
Değerli
arkadaşlar, demin söyledim, Fransa’da Yargıtaydan 1
tane temsilci yok Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda. 6 hâkim ve savcı
meslektaşları tarafından seçiliyor, Danıştaydan 1 üye
seçiliyor, Cumhurbaşkanı, Senato Başkanı, Meclis Başkanı tarafından da birer
üye seçiliyor, Cumhurbaşkanı kurulun başkanı, Adalet Bakanı da başkan
yardımcısı. Dolayısıyla, burada yanlış olan bu düzenleme değil. Eğer biz bu
Kurula seçilen hâkim ve savcıların tarafsızlığı ve bağımsızlığı konusunda
şüpheye düşersek değerli arkadaşlar, öncelikle bu Kurula üye seçen hâkim ve
savcılarımızı töhmet altında bırakmış oluruz. İkincisi, seçilen hâkim ve
savcılarımızın hakkını da yemiş oluruz.
Değerli
arkadaşlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, ben öyle zannediyorum ki,
bundan sonra, inşallah, örnek kararlar verecek, bugüne kadar eleştirdiğimiz
yanlışlara düşmeyen davranışlar sergileyecek…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
MEHMET SALİH
ERDOĞAN (Devamla) - …-ve muhalefetin
yaptığı eleştiriler de- Türk hukukunu daha da ileri götürecek, o eleştirilerin
haksız olduğunu ortaya koyan hareketleriyle Türkiye’de bağımsızlığın, hukuk
devletinin gelişmesinin öncülüğünü yapacak.
Ben bu vesileyle
hepinizi saygıyla selamlıyorum, kanunun hayırlara vesile olmasını temenni
ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Erdoğan.
Soru-cevap
işlemine geçiyorum.
Sayın Ünlütepe.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan,
ülkemiz devlet güvenlik mahkemelerinin yarattığı hukuksuzluk dönemini
yaşamıştır. Şimdi de 2004 yılında İktidarınız döneminde kurmuş olduğunuz özel
yetkili ağır ceza mahkemelerinin hukuksuzluk dönemini yaşıyoruz. Ezmek
istediğiniz kişileri İktidarınızın belirlediği savcılar tarafından sorgulayıp,
yine İktidarınız tarafından belirlenen yargıçlar tarafından yargılamaktasınız.
Burada yargı bağımsızlığından bahsedebilir misiniz? Bu hukuksuzluğu sona
erdirebilmek için özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin kaldırılmasını
düşünüyor musunuz?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Sayın
Uslu…
CEMALEDDİN USLU
(Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakana kısa
bir sorum olacak.
HSYK’yla ilgili olarak üye seçimlerinde Bakanlık listesinin kazandığı
basına yansımıştır. Gerçekte durum böyle midir? Hâkim ve savcıların Bakanlık
yanlısı, Bakanlık karşıtı olarak ayrılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Tankut…
YILMAZ TANKUT
(Adana) – Teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan,
tasarının 3’üncü maddesinde Kurulun bağımsızlığı düzenlenmekte olup “Kurul
tamamen bağımsızdır.” denilmektedir. Bildiğimiz kadarıyla, Bakanlığın
hazırladığı ön taslakta Kurula idari, mali özerklik ve tüzel kişilik
tanınmışken, bu, daha sonra tasarı metninden çıkartılmış ve 44’üncü maddeyle,
Kurula yalnızca bütçe verilmesi düzenlenmiştir. Bu değişikliğe neden ihtiyaç
duyulmuştur?
Diğer taraftan,
geçici 1’inci maddeyle, Kurula bütçe verilinceye kadar Kurulun giderlerinin
Bakanlık bütçesinden karşılanacağı söylenmektedir. Fakat geçici 1’inci maddeye
süre konusunda herhangi bir tarih ve sınırlama konulmamıştır.
Bu durumda, bu maddeye
dayanılarak Kurula bütçe verilmeden uzun yıllar çalıştırılması söz konusu
olabilecektir.
Peki, böyle bir
tablo karşısında giderleri Adalet Bakanlığı tarafından uzun yıllar karşılanacak
olan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun bağımsızlığı nasıl sağlanacaktır? Bu durum Kurulun
bağımsızlığına sadece bu açıdan gölge düşürmeyecek midir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın
İnce…
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan,
malum belgeler ortaya çıktıktan hemen sonra bir günlüğüne, 2 Aralık günü
Amerika Birleşik Devletleri’ne gittiniz mi? Bunca yolu bir günlüğüne neden
gittiniz? Orada kimlerle konuştunuz ve basından neden gizlediniz bunu?
Anayasa
değişikliğiyle, referandumda özürlülere, şehit ailelerine, gazilere pozitif
ayrımcılık yapacaktınız. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı, kişisel
verilerin korunması… Bütün bunlar ortadayken neden HSYK en öne geçti?
Görme engelli bir
Başbakanlık müşaviri daha yakında yanında refakatçisi olmadığı gerekçesiyle
uçaktan indirildi. Memurlar iki sendikaya üye olacaktı, sendika üyesi bir kadın
işten atıldı. Siz 12 Eylülcülerden hesap soracaktınız. Bunların hiçbirisi
gündemde yok. Neden HSYK önde?
Bir de artık her
yere kendi yandaşlarınızı getirdiğinize göre dokunulmazlıkları kaldırmayı
düşünüyor musunuz?
BAŞKAN – Sayın
Kaplan…
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Teşekkür ederim.
Biz yargı
birliğini savunurken önergelerimizi reddettiniz. 3 general alınınca da görevden,
AİHM’e gidince de pişman oldunuz. Pişmanlığınız
nedeniyle bir şey yapmayı düşünüyor musunuz? Uluslararası mahkemelere yargıç
seçmeyi niye koymadınız bu tasarıya? Olağanüstü özel ağır ceza mahkemelerini
kaldıracak mısınız? Kenan Evren’i yargılayacak mısınız? Verdiğiniz sözü tutacak
mısınız?
BAŞKAN – Sayın Aydoğan…
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, dün
ve bugün görüşülen görevi kötüye kullanma suçuna ceza indirimini öngören tasarı
görüşmelerinde neden yoktunuz? Bu tasarıya katılmadınız mı? “Üstünlerin hukukundan
hukukun üstünlüğü” dediniz, hukukun üstünlüğünden kendi hukukunuzu mu
kastediyorsunuz? Yargının verdiği kararları, lehinize olup olmadığına bakarak
yorumluyorsunuz. Daha önce ulemaya sorulması talebiniz devam ediyor mu?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Sayın
Tütüncü…
ENİS TÜTÜNCÜ
(Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başbakanın
defalarca bir beyanatı olmuştu. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Anayasa
Mahkemesinde gerekli değişiklikler yapılır yapılmaz dokunulmazlıkların
kaldırılması gündeme gelecekti.
Sayın Bakandan
soruyorum: Dokunulmazlıkların kaldırılması ya da sınırlandırılmasıyla ilgili
yasal değişikliği ne zaman gündeme getireceksiniz?
İkinci sorum
Sayın Başkan: Yargıç ve savcılarla ilgili 2802 sayılı Yasa önümüzde, Adalet
Bakanlığının görevleriyle ilgili Yasa, 2992 sayılı Yasa önümüzde. Bunlarda
değişiklik yok. Bunlarda değişiklik olmadığına göre, bu aşamada sadece Hâkimler
ve Savcılar Yüksek Kurulunun Yasası’nın değiştirilmesi yeterli mi? Adalet
Bakanlığına Anayasa değişikliği öncesinde yüklenen tüm görevler olduğu gibi
sürdürülmüyor mu?
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ENİS TÜTÜNCÜ
(Tekirdağ) – Neden diğer yasalarda da değişiklikler yapılmıyor?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın
İnan…
MÜMİN İNAN
(Niğde) – Teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan,
kanunun genel gerekçesinde 22 üyeden oluşan genel kurulun en az 15 üyeyle
toplantı yapacağı, üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar alınması
öngörülmektedir. Oylamanın 11’e 11, eşitlik olması hâlinde nasıl bir karar
alınacaktır?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Sayın
Işık…
ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, 12
Eylül 2010 tarihinde yapılan referandum çalışmaları öncesinde -kamuoyunun da
çok yakından bildiği gibi- 12 Eylülcüleri yargılayacağınız sözünü verdiniz ve
bu söylemle de referandum sürecini baştan sona yönettiniz. O günden bugüne kaç
kişi hakkında 12 Eylül döneminde yaptığı icraatlardan dolayı dava açıldı? Bu
başvuruların sonucu ne olacak? Kenan Evren ve çalışma arkadaşlarının
yargılanmasında zaman aşımını nasıl yok edeceksiniz?
İkincisi: Avrupa
Birliği ilerleme raporlarında yer alan eleştirilere rağmen Adalet Bakanının ve
Müsteşarının HSYK’da yer almasını nasıl
değerlendiriyorsunuz? Bu düzenlemede bir değişiklik yapılması söz konusu mudur?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın
Köse…
ŞEVKET KÖSE
(Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan,
hâkimler ve Yargıtay binaları hukuka aykırı olarak dinlenmektedir. Sizin
Bakanlığınız döneminde bu dinlemelerin daha da çok arttığı biliniyor. Sizden
önceki Adalet Bakanlığı döneminde yargıçlar ve yargı binalarında dinlenme bu
kadar yoğun oluyor muydu, olmuyorsa bugün fazla dinlenmenin olmasının gerekçesi
nedir, yoksa bu bir parti devletine doğru gidişin göstergesi midir?
İkinci sorum:
Ceza ve tutukevlerinde toplam kaç kişi vardır, bunların yüzde kaçı tutuklu,
yüzde kaçı hükümlüdür? Bu durum sizin… Bu tutukluluğun giderek bir nevi cezaya
dönüşmesi hukuk anlayışınızla bağdaşıyor mu?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın
Özdemir…
MALİK ECDER
ÖZDEMİR (Sivas) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan,
Sayın Başbakan referandum mitinglerinde “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu
artık dedelerden icazet almayacak.” demişti. Şimdi, yeni oluşturduğunuz
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu hangi tarikat ve cemaat yöneticilerinden
icazet alacaktır? Özel yetkili mahkemelerde Fethullah
Gülen cemaatinden olmayan kaç tane hâkim ve savcı var? Gizli tanık ve isimsiz
ihbar mektuplarına dayalı hazırlanan iddianameleri ve açılan davaları hukuk
anlayışınıza uygun buluyor musunuz?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Sayın
Asil…
BEYTULLAH ASİL
(Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Bakan,
yasanın genel gerekçesinin sonuç bölümünde “HSYK’da
yapılan değişiklikle yargı bağımsızlığı güçlendirilmektedir.” denilmektedir;
milletteki algı yargının bağımsızlığının zayıflatıldığı yönündedir. “Yargının
tarafsızlığı geliştirilmektedir.” denilmektedir; kamuoyundaki algı yargının
tarafsızlığını kaybettiği yönündedir. “Kurul bağımsız bir yapıya
kavuşturulmaktadır.” denilmektedir; milletteki algı Kurulun Adalet Bakanlığının
sekretaryası hâline geldiği yönündedir. “Hukuk devletinin güçlendirilmesine
yönelik ileri adımlar atılmaktadır.” diyorsunuz, çocuk mahkemelerinde bile
yargılama süresi beş yüz yirmi yedi güne ulaşmıştır. Yargılamanın cezaya dönüşmesinin
önüne geçmeyi düşünüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Öztürk…
ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakana sormak istiyorum: İki üç
gün önceki gazetelerde, Sayın Bakanın 3 Aralık günü Türkiye saatiyle saat 07.00’de
ABD Adalet Bakanı Eric Holder’la
bir saat görüşmek için yirmi iki saatlik yolculuk yaptığı şeklinde iddialar yer
aldı. Bu iddialar doğru mudur? Hatta, kendisini
havaalanında Namık Tan’ın karşıladığı söyleniyor. Bu yasanın görüşülmesinden
önce Adalet Bakanıyla bir saat görüşmek için niye oralara kadar gitmiştir,
neden telefonla görüşme olmamıştır, görüşmelerin içeriği nedir?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Sayın
Bakan…
ADALET BAKANI
SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Tabii, son soru
Sayın İnce’nin de müşterek sorusu olduğu için, müsaade ederseniz onunla
başlayayım. “Bir saatlik bir görüşme için Amerika’ya kadar gitmek uzun bir
yolculuk değil midir? Bu niçin basından gizli yapılmıştır?” gibi bir soru
geldi. Her şeyden önce, bu görüşme, Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye
Adalet Bakanlıkları arasındaki periyodik münasebetlerin bir parçası. Türkiye,
ABD ile karşılıklı projeler yürütüyor şu anda. Bu projeler çerçevesinde, yargı
bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlamak adına, şu anda Bakanlığımızdan bir
heyet bir haftalık bir inceleme gezisi için ABD’de çalışıyor ve burada
hâkimlerin not sistemi, onların derecelendirilmesi, Türkiye'deki uygulama,
ABD’deki uygulamalar inceleniyor; karşılıklı bir proje. Bu projede İngiltere,
Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye var. Bunun gibi onlarca ülkeyle
Türkiye'nin karşılıklı yürütmüş olduğu projeler var, Avrupa Birliğiyle var,
OECD’yle var, Birleşmiş Milletlere üye ülkelerle var. Dolayısıyla, bugünün
dünyasında bu tür ilişkiler, temaslar son derece normal.
Benim Adalet
Bakanıyla görüşmemde, Türkiye ile ABD arasındaki adli anlaşmalarda yaşanan
tıkanıklıkların çözümüne ilişkin bir pratik yol bulma noktasında somut konular
konuşuldu. Burada Türkiye ile ABD arasında suçluların iadesi, hükümlülerin
iadesi, adli yardımlaşma, istinabe konularında yaşanan tıkanıklıklar var. Beş
yıldır, altı yıldır bu ülkeyle yapılmış olan yazışmalar neticesinde sonuç
alınamayan olaylar var. Bütün bunların bir çözüme kavuşturulması için yapılmış
görüşmelerdir ve rutin ziyaretlerdendir.
Bu görüşme gizli
olmayıp basının belli kısmında yer almıştır. Ben gitmeden önce Akşam
gazetesinin genel yayın yönetmeni bunları yazmıştır, benim ABD’ye şu tarihlerde
yapacağım ziyaretle ilgili görüşmede kendi kanaatlerini yazmıştır. Ayrıca bu
bilindiği için Anadolu Ajansı, Doğan Yayın Grubu ben Amerika’ya iner inmez
karşılamışlar ve konuyla ilgili sorular sormuşlardır, bütün bunlara cevaplar
verilmiştir. Yani herhangi bir gizli görüşme söz konusu değildir. Kaldı ki bu
görüşmede Washington Büyükelçimiz ve Büyükelçilik yetkilileri de bulunmuştur,
bu görüşmeler tutanağa bağlanmıştır ve Dışişlerinde bunun kriptoları
mevcuttur. Görüşmelerin içeriği de bunlardır. Dolayısıyla, normal olmayan
herhangi bir şey söz konusu değildir.
Onun dışında,
Sayın Başkanım, genel itibarıyla bu soru ve cevap bölümüne ilişkin olarak İç
Tüzük’ümüzün uygulamasında gerçekten çarpıklık var. O da şu: Değerli
milletvekillerimiz yasanın geneli üzerindeki görüşmeler yapılırken saatlerce
zamanları var, kendilerince sorularını hazırlıyorlar ve burada o süre
içerisinde peşi peşine sorular soruluyor. Burada cevap verecek olan bakan bu
soruları o an duyuyor ve o an muttali oluyor. Bir yandan bu soruları dikte
etmek, yazmak zorunda ve sorular bittikten sonra da bunlara peşi peşine
kendisine ayrılan süre içerisinde cevap vermek zorunda. Bu cevaplar soruyu
soran milletvekilimizin tam arzu ettiği kıvamda olmadığı zaman da şikâyetler
geliyor: “Ben sorduğum soruya tam olarak cevap alamadım.” Doğru ama sorulan
soruların bir çoğu da görüşülmekte olan yasayla ilgili
olmayıp başka konulara ait sorular oluyor. Dolayısıyla burada ben genel olarak
şunu ifade edeyim.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – İlk kez katılıyorum.
ADALET BAKANI
SADULLAH ERGİN (Hatay) – Bu soru-cevap bölümünün uygulanış biçimi çok sağlıklı
değil. Bu nedenle, verdiğimiz cevaplarda eksiklikler olabilir, zaman zaman belki yanlış anlaşılmalar olabilir ama bunları sonuna
kadar cevaplandırma irademiz var. Eksikler varsa onları da tutanaklardan daha
sonra tamamlamaya gayret edeceğiz ve tamamlayacağız.
Sayın Ünlütepe, “DGM’lerin yarattığı hukuksuzluğu, 2004’te
kurulan özel yetkili mahkemeler eliyle şimdi bu mahkemeler yapıyor. Bu
mahkemeleri kaldırmayı düşünüyor musunuz?” gibi bir soru sordu. Kısa vadede
önümüzde böyle bir proje söz konusu değil ama şu yapılıyor şu anda: Ceza
mevzuatımızın 2004’te yapılmasından bu yana yaklaşık altı yıl geçti. 2005’te
yürürlüğe girdi bunlar, uygulaması beş yılı doldurdu, altıncı yıla geçti. Bu
altı yıllık uygulamada Ceza Kanunu, Ceza Usul Yasası, İnfaz Yasası, bütün
bunlarda murat edilenden başka, maksadı aşan sonuçlar ortaya çıkmışsa, bu yasa
yapılırken amaçlanandan farklı birtakım neticeler ortaya çıkmışsa, bunların
değerlendirmesi için bir komisyon çalışıyor şu anda. Bu ceza yasalarını, usul
yasalarını yapan akademik ekip, İstanbul’da özel bir üniversitenin riyasetinde
bir toplantı yapmıştı bundan üç ay önce. Uluslararası ceza hukukçularının da
katıldığı bir değerlendirme toplantısıydı ve Türkiye’deki ceza mevzuatının
uygulanmasından doğan sorunlar varsa, bunların tespiti ve bunların telafisi
cihetinde bir çalışma var. Bu çalışma tamamlandığında tamamına ilişkin bir
değerlendirme yapılacak. Şayet 250’lerle ilgili bir sorun ortaya konulur ise
bunu da elbette ki gözden geçirmek mümkün olabilecek Sayın Ünlütepe.
Sayın Uslu’nun sorusu: “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun
seçimini Bakanlık listesi kazandı diye bir iddia var. Bu iddialar karşısında ne
diyorsunuz?” diye bir soru sordu Sayın Uslu. Biz buna ilişkin daha önce 15 Ekim
2010 tarihinde açıklama yaptık. Seçimden önceydi bu. Seçimler yapılmadan önce
de bunu gündeme getirenler oldu. Bu noktada değerli arkadaşlar, bu seçimleri
yapanlar 12 bine yakın kürsü hâkim ve savcısı. Bu işin seçmeni hâkimler ve
savcılar. Bu hâkim ve savcılar, Türkiye’deki genel seçimlerin selametini sağlayan
seçim kurullarında bu vazifeyi gören kişiler aynı zamanda ve bu ülkede adaleti
tahakkuk ettirecek olan kadrolar. Şimdi seçmeninin hâkim, savcıların olduğu bir
seçimde, Yüksek Seçim Kurulunun gözetimi altında yapılan bir seçimde bu
iddialar dile getirilmiştir. Bu iddiaları Yüksek Seçim Kurulu da
değerlendirmiştir ve buna dönük en ufak bir tespitleri olmadığını ifade
etmiştir. Dolayısıyla bunlar doğru tespitler değildir.
Ancak burada
murat edilen şey, soruda kastedilen şey “YARSAV listesi ya da bir başka
derneğin listesinden kimse kazanamadı. Bu niye böyle oldu?” diye bir soru varsa
buna ilişkin de beyanlarımız olmuştur. Kürsüdeki hâkim, savcılarımız artık
yargıda bu tartışmalardan keyif almamaktadır, bu tartışmaları tasvip
etmemektedir. Üslup itibarıyla, yöntem itibarıyla mutedil ve yargının
sorunlarını konuşarak çözüm bulma maksatlı çalışmalara prim veren bir yaklaşım
göstermiştir yargı camiası. Bu işin siyasi platformda siyasetçi üslubuyla
konuşulmasını, tartışılmasını, gündeme getirilmesini onaylamamıştır bizim
kanaatimizce.
Sayın Tankut’un bir sorusu var, o da “Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu Tasarısı taslak olarak Bakanlık İnternet sitesinde yayınlandığında
Kurulun mali ve idari özerkliği olacağına dair bir hüküm vardı ama Komisyonda
bu değiştirildi.” dedi Sayın Tankut. Sayın Tankut haklıdır. Yalnız bunun teknik bir zorunluluğu var. O
da şu: Maliye Bakanlığı bizim getirmiş olduğumuz taslağa bir itiraz yaptı.
Sebebi de şu: 5018 sayılı Yasa bir kamu idaresinin özel bütçeli olabilmesi için
hükümler getirmiş, şartlar koymuş. Bu şartlardan bir tanesi “Bir bakanlığa
bağlı veya ilgili olarak belirli bir kamu hizmetini yürütmek üzere kurulmuş bir
kurul olması gerekiyor. Yaptığı hizmet karşılığında gelir elde etmesinin mümkün
olması gerekir.” diyor. Şimdi, HSYK’nın bu şartı
karşılamadığı ve yasaya açıkça aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle bunun bu
şekilde ifadesinin yasaya aykırılık oluşturacağını Maliye Bakanlığı dile
getirdi. Dolayısıyla şu anda bağımsız çalıştığından hiçbir şüphe duyulmayan
Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi gibi yüksek yargı organlarında olduğu
gibi, Bakanlık genel bütçe içerisinde ama özel, o kuruma ait bir bütçe olarak
kurgulanması öngörüldü. Buradaki değişikliğin tek sebebi bu teknik
zorunluluktan kaynaklanmıştır Sayın Tankut.
YILMAZ TANKUT
(Adana) – Geçici 1’inci maddede bir tarih belirtilmemiş, sadece “Adalet
Bakanlığının bütçesinden giderleri karşılanır.” diyor. Ne zamana kadar Adalet
Bakanlığının uhdesinde bunu sürdürecek?
ADALET BAKANI
SADULLAH ERGİN (Hatay) - Değerli arkadaşlar, tabii, burada…
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Boşluk var, Sayın Bakan, boşluk… Ne zamana kadar?
ADALET BAKANI
SADULLAH ERGİN (Hatay) - Değerli arkadaşlar, şimdi, bakınız, genel bütçe
içerisinde kuruma ait özerk bütçe hâlinde ifade edilmiş, aynen Yargıtay,
Danıştay ve Anayasa Mahkemesi gibi. Dolayısıyla bunların bağımsız, özerk
bütçesi olabilmesi için gelir getirici bir faaliyetinin olması gerekiyor yasaya
göre. Bu teknik zorunluluktan dolayı bu değişikliği…
YILMAZ TANKUT
(Adana) – Sayın Bakan, ilgili maddede bütçesi var.
ADALET BAKANI
SADULLAH ERGİN (Hatay) - Sayın Tankut, biz bu
gerekçeyle bu değişikliği yaptık Komisyonda. Bunu ifade etmiş oldum.
Onun dışında,
değişik milletvekillerimizin, muhtelif arkadaşlarımızın sorduğu bir soru var, o
da “12 Eylül darbesini ve darbecilerini yargılayacaktınız. Anayasa
değişikliğini gündeme getirirken ve referandum öncesinde bunları sıkça dile
getirdiniz.” diye bir soru geldi.
Evet değerli
arkadaşlar, Anayasa’mızın geçici 15’inci maddesi çok açık ve net. 12 Eylülü
yapanların, bu faaliyeti icra edenlerin, 83’teki serbest seçimlere kadar geçen
dönemde bu süreci şu ya da bu şekilde deruhte edenlerin hakkında cezai
soruşturma yapılamayacağı, hukuk davası açılamayacağı, herhangi bir soru dahi
sorulamayacağı hükmünü havi. Şimdi biz şunu söyledik, dedik ki: Biz 21’inci
yüzyılda Avrupa Birliğiyle tam üyelik müzakereleri yürüten bir ülke olarak
Anayasa’sında bir darbe faillerini koruyan ve onlara ilanihaye
güvence sağlayan böyle bir maddeyi taşıyamayız. Bu Anayasa’mız açısından bir
ayıp. Bizim için gelecek kuşaklara bırakacağımız çok kötü bir miras olacaktır.
AHMET DURAN BULUT
(Balıkesir) – Öyle demediniz, “Hesap soracağız.” dediniz.
ADALET BAKANI
SADULLAH ERGİN (Hatay) - Müsaade edin. Benim burada bugüne kadar…
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Hesap, hesap!
ADALET BAKANI
SADULLAH ERGİN (Hatay) - Arkadaşlar…
ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – Sayın Bakan, ben yarın göstereceğim.
ADALET BAKANI
SADULLAH ERGİN (Hatay) - Dinlerseniz…
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Hesap, hesap!
ADALET BAKANI
SADULLAH ERGİN (Hatay) - Hem soru sorup hem cevap verecekseniz bilmem…
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Üç ay geçti, hesap soracaktınız!
ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – Yarın göstereceğim kürsüden Sayın Bakan.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen…
ADALET BAKANI
SADULLAH ERGİN (Hatay) – Değerli arkadaşlar, bu sualler sorulamaz bir
durumdaydık referandum öncesinde. Şu anda, değişik sivil toplum örgütleri,
değişik şahıslar suç duyurularında bulunmuşlardır. Bu suç duyuruları ilgili
savcılıklar tarafından incelenmektedir. Şu anda yetki konusunda belli
ihtilaflar yaşanmaktadır, yetki sorununu çözmek üzere yargı organları arasında
bir çalışma devam etmektedir. Şu aşamada yetkili makam şurasıdır ya da burasıdır
gibi bir sözü Adalet Bakanının söylemesi son derece yanlıştır, devam etmekte
olan bir soruşturmaya müdahale mahiyetindedir. Ancak, otuz yıldır sorulamayan
sorular şu anda soruluyor.
BEYTULLAH ASİL
(Eskişehir) – Hani nerede soruluyor?
ADALET BAKANI SADULLAH
ERGİN (Hatay) - Otuz yıldır savcılar bu konuda çalışamıyordu, şu anda
çalışıyor.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Meydanlarda niye hesap soracağız dediniz o zaman? Niye kandırdınız
insanları? Çocuk mu kandırıyorsunuz? Ayıp!
ADALET BAKANI
SADULLAH ERGİN (Hatay) - Hepimizin, hepimizin bu sürecin sonucunu beklememiz
gerekiyor.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri…
ADALET BAKANI
SADULLAH ERGİN (Hatay) – Burada yargılamayı, sorgulamayı yapacak olan siyaset
kurumu değildir, bağımsız yargı organlarıdır.
MUHARREM İNCE (Yalova)
– “Yargılayacağız” diye meydanlarda gezdiniz. Niye yargılamıyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından “Bağırma!” sesleri)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen… Lütfen…
ADALET BAKANI
SADULLAH ERGİN (Hatay) – Evet, heyecanlanmayın, bağırmayın ve heyecanlanmayın.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen…
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Meydanlarda bağırdınız durdunuz “Yargılayacağız.” diye. Nerede o
yürek! Nerede o cesaret! Nerede o yürek!
ADALET BAKANI
SADULLAH ERGİN (Hatay) – Biraz daha bağırın Sayın İnce. Bir Grup Başkan Vekili
olarak az bağırıyorsunuz, biraz daha bağırın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar
!)
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Sen Bakan olarak meydanlarda “12 Eylülcüleri yargılayacağız.”
demedin mi? Niye yargılayamıyorsun? Yüreğin mi yok?
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri…
ADALET BAKANI
SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Özdemir şöyle bir soru sordular: “Yeni HSYK
hangi cemaatlerin mensuplarıyla dolmuştur ya da 250 yetkili mahkemelerin
hâkimleri, savcıları içerisinde cemaat mensubu olmayan kaç tane hâkim, savcı
vardır?”
Sayın Özdemir…
MALİK ECDER
ÖZDEMİR (Sivas) – Benim iddiam değil, Hanefi Avcı’nın
kitabında var.
ADALET BAKANI
SADULLAH ERGİN (Hatay) – Evet, bu şekildeki atfı cürüm ve soyut isnatlar hiçbir
anlam ve mana ifade etmezler. Müddei müddeasını
ispatla mükelleftir. Hukuktaki en temel kriter budur.
MALİK ECDER
ÖZDEMİR (Sivas) – Bu iddia benim değil, Hanefi Avcı’nın
iddiası Sayın Bakan.