DÖNEM: 23                                                                YASAMA YILI: 4

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

CİLT : 72

117’nci Birleşim

15 Haziran 2010 Salı

(Bu Tutanak Dergisinde yer alan va kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her türlü belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

 

 

   I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMALAR

 IV. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Şanlıurfa Milletvekili Ramazan Başak’ın, tarımdaki son fiyat politikalarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Mersin ilinde yapılması planlanan Akkuyu Nükleer Santrali’ne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu’nun, 649’uncu Kırkpınar yağlı güreşleri ve kutlama etkinliklerine ilişkin gündem dışı konuşması

 

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, gündem dışı konuşmasında tarımla ilgili düşüncelerini ifade eden Şanlıurfa Milletvekili Ramazan Başak’ın, kendi seçim bölgesinden Karadeniz’e fındık toplamaya gidecek olanların oradaki yetkili birimlerce bölgeye sokulmayacaklarına dair beyanlarıyla ilgili toplumu bilgilendirmek gibi bir görevinin bulunduğuna ilişkin açıklaması

2.- Muğla Milletvekili Gürol Ergin’in, gündem dışı konuşma yapan Şanlıurfa Milletvekili Ramazan Başak’ın beyanlarının gerçekleri yansıtmadığına ilişkin açıklaması

3.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in ifade ettiği gibi Cumhuriyet Halk Partisinin sendikalara karşı olmasına, hele hele DİSK’in kapatılmasını düzenleyecek bir yasayı kabul etmesine imkân olmadığına ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, yaptığı konuşmada CHP’nin Parlamentoda olmasını kastettiğine, oy kullanma anlamında bir ifadesi olmadığına ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- İran İslam Cumhuriyeti İslami Danışma Meclisi Başkanı Ali Larıjani’nin davetine icabet edecek olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mehmet Ali Şahin’in, beraberindeki Parlamento heyetini oluşturmak üzere siyasi parti gruplarınca ismi bildirilen milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1217)

2.- Kore Cumhuriyeti Ulusal Meclisinin Kore Cumhuriyeti’ne davetine icabet edecek olan TBMM Millî Savunma Komisyonu üyelerinden oluşan Parlamento heyetini oluşturmak üzere siyasi parti gruplarınca ismi bildirilen milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1218)

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve 25 milletvekilinin, HES projelerinin çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/761)

2.- CHP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, İsrail’in, Gazze’ye insani yardım götüren gemiye yaptığı saldırı olayı konusunda Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/762)

3.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür ve 27 milletvekilinin, engellilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/763)

4.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 26 milletvekilinin, İstanbul’da kent içi ulaşımda yaşanan bazı kazaların araştırılarak yaya güvenliğini sağlamak için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/764)

C) Önergeler

1.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun, (2/503) esas numaralı Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/222)

VII.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, polisin dur ihtarına uymadığı için öldürülen kişilere ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1059) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya’nın iki ilçesindeki sağlık kuruluşlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1420) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

3.- Aksaray Milletvekili Osman Ertuğrul’un, hormonlu gıdaların sağlığa etkisine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1441) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

4.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Kumçatı Beldesindeki kapalı sağlık ocağına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1489) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

5.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, sağlık personeline görev yerine göre ek ücret teşvikine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1490) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

6.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Şırnak Üniversitesinde Tıp Fakültesi açılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1491) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

7.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Gaziantep Çocuk Hastanesinin bir ihalesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1506) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

8.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, hasta muayene katkı paylarının harcanmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1554) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

9.- Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, sigara yasağı düzenlemelerinde işletmelerin gözetilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1596) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

10.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, hastanelerdeki uzman doktor yetersizliğine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1599) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

11.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, hastanelerle ilgili bir kanun tasarısına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1603) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

12.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, bir beldedeki kanser vakalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1617) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

13.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, muayene ücreti uygulamalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1657) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

14.- Çankırı Milletvekili Ahmet Bukan’ın, Çankırı’daki yeni devlet hastanesinin hizmete girmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1672) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

15.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, bir hastanedeki uzman doktor ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1724) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

16.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, sözleşmeli personele kadro verilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1725) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

17.-  Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, sigarayı bırakmak isteyenlere yönelik çalışmalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/1726) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

18.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, sezaryen yöntemiyle yapılan doğumlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/1727) Cevaplanmadı

19.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, Kahramanmaraş’ta tüp bebek merkezi kurulmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1915) Cevaplanmadı

20.- Manisa Milletvekili Mustafa Enöz’ün, taşeron şirket çalışanlarının özlük haklarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1953) Cevaplanmadı

21.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’taki baz istasyonlarının sağlığa etkilerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1993) Cevaplanmadı

22.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’a ambulans helikopter alımına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1994) Cevaplanmadı

23.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Zile Devlet Hastanesi binasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1995) Cevaplanmadı

24.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’ta KKKA hastalığı araştırma istasyonu kurulmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2047) Cevaplanmadı

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

 

 

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

 

 

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)

3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 3 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Emniyet Teşkilatı Kanunu ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve 3 Milletvekilinin; Kırşehir Milletvekili Abdullah Çalışkan ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/702, 1/714, 1/865, 1/887, 2/646, 2/703) (S. Sayısı: 508)

 

 

 

5.- İstanbul Milletvekili Nusret Bayraktar ve 14 Milletvekilinin; 03.07.2005 Tarih ve 5393 Sayılı Belediyeler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile İçişleri Komisyonları Raporları (2/435) (S. Sayısı: 509)

6.- Kamulaştırma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/773) (S. Sayısı: 475)

 

IX.- OYLAMALAR

1.- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Emniyet Teşkilatı Kanunu ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Uludere’de yaşanan bir olaya ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/13327) (Ek cevap)

2.- Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal’ın, cezaevlerindeki bazı uygulamalara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/13781)

3.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, bir kişi hakkında terör örgütü üyeliği saptamasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/13868)

4.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Ordu E Tipi Cezaevinde yapıldığı iddia edilen bir uygulamaya ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/13869)

5.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Van’daki kadın personele ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/13952)

6.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, cezaevindeki bir kişinin sağlık sorunlarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/13953)

7.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, TPAO Personel Yönetmeliği’ndeki emeklilik yaşı düzenlemesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14218)

8.- Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un, nükleer santral ihalesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14308)

9.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, Ziraat Bankasının personel alım sınavına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/14358)

10.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, bir TOKİ konutları sitesinin yönetimine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/14437)

11.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, turizm gelirlerinin azalmasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/14462)

12.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, GAP illerindeki sosyal destek projelerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/14486)

13-  Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, Denizli’nin bazı ilçelerindeki yatırımlara ve faaliyetlere ilişkin soruları ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/14517), (7/14518), (7/14519), (7/14520), (7/14521)

14.- Isparta Milletvekili Mevlüt Coşkuner’in, Sümer Halı arşivinin değerlendirilmesine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/14602)

15.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 90’ıncı Yıl Millî Egemenlik Kompozisyon Yarışması ödül törenine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in cevabı (7/14607)

16.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, nükleer santral kurulmasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14754)

17.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, personel alımına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in cevabı (7/14859)

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 14.03’te açılarak dört oturum yaptı.

 

Bolu Milletvekili Fatih Metin, İzzet Baysal’a ve İzzet Baysal Vakfına,

Isparta Milletvekili Haydar Kemal Kurt, Isparta’nın ekonomik durumuna,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

 

Mersin Milletvekili Behiç Çelik, Türkiye’de tarım ve hayvancılığın ciddi bir gerileme içerisinde olduğu TÜİK verilerince de doğrulanmasına rağmen Isparta Milletvekili Haydar Kemal Kurt’un, konuşmasında, Isparta’nın gelişmekte olduğunu ifade etmesini yadırgadığına, böyle bir durumun söz konusu olmadığına ilişkin bir açıklamada bulundu.

 

İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 19 milletvekilinin:

Yoksulluk sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/757),

Etnik nüfus yapısının araştırılması (10/758),

Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır ve 19 milletvekilinin, ekonomik krizin bireylerin sağlığına etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/759),

Bitlis Milletvekili Mehmet Nezir Karabaş ve 19 milletvekilinin, mayın kurbanlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/760),

Amacıyla birer Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

 

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96),

2’nci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/499) (S. Sayısı: 321),

3’üncü sırasında bulunan, Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/761) (S. Sayısı: 458),

Görüşmeleri komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

 

4’üncü sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen ve görüşmelerine devam olunan, Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonları Raporları (1/806) (S. Sayısı: 498) üzerindeki görüşmeler tamamlanarak elektronik cihazla yapılan açık oylamadan sonra kabul edildi ve kanunlaştı.

5’inci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 3 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Emniyet Teşkilatı Kanunu ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve 3 Milletvekilinin; Kırşehir Milletvekili Abdullah Çalışkan ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (2/702, 1/714, 1/865, 1/887, 2/646, 2/703) (S. Sayısı: 508) tümü ve birinci bölümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı; verilen aradan sonra komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından görüşmeleri ertelendi.

 

Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun “Atatürk Orman Çiftliğinde kamu zararı vardır.” kararına rağmen Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in, Bakanlık denetcilerinin görüşüne itibar ederek soruşturma izni vermemesine; kamuoyunu yanıltmasına ve Gazi Üniversitesine yapılan tahsisin de amacı dışında kullanılmasına ilişkin bir açıklamada bulundu.

 

15 Haziran 2010 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşime 19.59’da son verildi.

                       

                       

                                                                    Nevzat PAKDİL

                                                                      Başkan Vekili

 

 

                     Fatih METİN                                                                           Murat ÖZKAN

                            Bolu                                                                                       Giresun

                       Kâtip Üye                                                                                 Kâtip Üye

 

                                                                                                                                                No.: 158

II.- GELEN KÂĞITLAR

14 Haziran 2010 Pazartesi

Raporlar

 

1.- Türkiye Cumhuriyeti ile Şili Cumhuriyeti Arasında Serbest Ticaret Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/853) (S. Sayısı: 517) (Dağıtma tarihi: 14.06.2010) (GÜNDEME)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kolombiya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Anlaşması ile Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/364) (S. Sayısı: 518) (Dağıtma tarihi: 14.06.2010) (GÜNDEME)

 Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.-    İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in, domuz gribi aşısı ile ilgili açıklamalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13697)

2.-    Muğla Milletvekili Ali Arslan’ın, Diyarbakır Göğüs Hastalıkları Hastanesinin kapatılmasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13748)

3.-    Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, hastanelerde enfeksiyon kaynaklı bebek ölümlerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13749)

4.-    Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, Konya’daki aile hekimliği uygulamasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13750)

5.-    Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Ayvalık ilçesindeki intihar olaylarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13751)

6.-    Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’taki sağlık ocaklarındaki personel eksikliğine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13752)

7.-    Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’taki bazı sağlık verilerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13753)

8.-    Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, Alanya esnafının desteklenmesine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/14061)

9.-    Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, Kemer esnafının desteklenmesine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/14062)

10.-  Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, Manavgat esnafının desteklenmesine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/14063)

11.-  Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, Ziraat Bankasının personel alımında KPSS şartını kaldırmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14430) 

12.-  Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, resmi ve sosyal etkinliklerin ve kutlamaların organizasyonuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14432) 

13.-  Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, yerli ürün kullanımıyla ilgili genelgeye uymayan kurum ve kuruluşlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14433) 

14.-  Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, eşinin bir yurt dışı gezisine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14434) 

15.-  Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, çocuklara yönelik istismar olaylarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14435) 

16.-  Çanakkale Milletvekili Mustafa Kemal Cengiz’in, Genişletilmiş Ortadoğu Projesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14436) 

17.-  İstanbul Milletvekili Bayram Ali Meral’in, firari bazı sanıklara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14438) 

18.-  İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, mevsimlik tarım işçilerinin sorunlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/14445) 

19.-  Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, tarımsal sulamaya ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/14446)

20.-  Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, nehir santrallerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/14447) 

21.-  Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, bazı köylerin tarımsal sulama ve içme suyu sorunlarına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/14448) 

22.-  Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, yargıdaki HES projelerine ve tersane izinlerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/14450) 

23.-  İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un, TMSF yönetimindeki medya kuruluşlarına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/14452) 

24.-  Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, işsizlik sorununa ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/14453) 

25.-  Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Van’daki bir ölüm olayına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14454)

26.-  Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, bir köyün bazı ihtiyaçlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14455) 

27.-  Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, terör mağdurlarının istihdamına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14456) 

28.-  Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Osmaniye’deki okulların depreme karşı dayanıklılıklarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14457) 

29.-  Van Milletvekili Özdal Üçer’in, madde bağımlılığı tedavisine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14458) 

30.-  Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, İstanbul Büyükşehir Belediyesine alınan itfaiye erlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14459) 

31.-  Mardin Milletvekili Emine Ayna’nın, bir lisedeki şiddet olayına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14460) 

32.-  Osmaniye Milletvekili Hakan Coşkun’un, Osmaniye’de yapılan başarı tespit sınavına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/14463) 

33.-  Osmaniye Milletvekili Hakan Coşkun’un, Osmaniye İl Milli Eğitim Müdürlüğünün ihale ettiği bir sisteme ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/14464) 

34.-  Osmaniye Milletvekili Hakan Coşkun’un, bir anma etkinliğine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/14465) 

35.-  Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğünün yeniden yapılandırılmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/14466) 

36.-  Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Bahçesaray ilçesinde eğitim ve öğretimdeki duruma ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/14467) 

37.-  Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van’da öğrenciler arasındaki madde bağımlılığına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/14468) 

38.-  Van Milletvekili Özdal Üçer’in, okullardaki madde bağımlılığına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/14469) 

39.-  Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Bahçesaray’daki köy okullarındaki eğitim ve öğretime ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/14470) 

40.-  İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın, ABD Büyükelçiliğinin şehir temsilciliği programına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14472)

41.-  Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, çiftçilerin elektrik borçlarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/14474) 

42.-  Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Roman açılımı toplantısına ilişkin Devlet Bakanından (Faruk Çelik) yazılı soru önergesi (7/14475) 

43.-  Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, telefon santrali bulunmayan bazı köylere ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/14476)

                                                                                                                                                No.: 159

 

15 Haziran 2010 Salı

Teklif

1.- Konya Milletvekili Kerim Özkul ve 4 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/712) (Adalet;  Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler; Sanayi, Ticaret, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji; Milli Savunma ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.6.2010)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi ve 25 Milletvekilinin, HES projelerinin çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/761) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.04.2010)

2.- CHP Grubu adına Grup Başkanvekilleri Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, İsrail’in Gazze’ye insani yardım götüren gemiye yaptığı saldırı olayı konusunda bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/762) (Başkanlığa geliş tarihi: 09.06.2010)

3.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür ve 27 Milletvekilinin, engellilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/763) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.04.2010)

4.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 26 Milletvekilinin, İstanbul’da kent içi ulaşımda yaşanan bazı kazaların araştırılarak yaya güvenliğini sağlamak için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/764) (Başkanlığa geliş tarihi:

15 Haziran 2010 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.07

BAŞKAN : Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Gülşen ORHAN (Van)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 117’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Sayın milletvekilleri, görüşmelere başlamadan önce, 11 Haziran 2010 tarihinde, 115’inci Birleşimde yapılan kapalı oturuma ait tutanak özetinin İç Tüzük’ün 71’inci maddesine göre okunabilmesi için kapalı oturuma geçmemiz gerekmektedir.

Bu nedenle, sayın milletvekilleri ile Genel Kurul salonunda bulunabilecek yeminli stenograflar ve yeminli görevliler dışındakilerin salonu boşaltmalarını rica ediyorum.

Tutanak özeti okunduktan sonra, açık oturuma geçilecek ve görüşmelere devam edilecektir.

Sayın idare amirlerinin bu konuda yardımcı olmalarını ve salon boşaltıldıktan sonra Başkanlığa haber vermelerini rica ediyorum.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, tarihi yanlış söylediniz, tutanaklara yanlış geçti, 10 Haziran 2010.

BAŞKAN - Şimdi kapalı oturuma geçiyoruz.

 

Kapanma Saati: 15.08

 

 

 

İkinci Oturum

(Kapalıdır)

 

 

 

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.16

BAŞKAN : Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Gülşen ORHAN (Van), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 117’nci Birleşiminin kapalı oturumdan sonraki Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, tarımdaki son fiyat politikaları hakkında söz isteyen Şanlıurfa Milletvekili Ramazan Başak’a aittir.

Buyurun Sayın Başak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Şanlıurfa Milletvekili Ramazan Başak’ın, tarımdaki son fiyat politikalarına ilişkin gündem dışı konuşması

RAMAZAN BAŞAK (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, 2010 yılı hasat döneminin, Şanlıurfa’ya, Konya’ya, Diyarbakır’a, Adıyaman’a, Yozgat’a, Niğde’ye, kısaca Türk çiftçisine bol bereketli ve hayırlı uğurlu olması temennisiyle hepinize saygılar sunuyorum.

AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara) – Bereket mi bıraktınız?

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Para veriyor musunuz? Para ver, para! Bereket var da para yok!

RAMAZAN BAŞAK (Devamla) – Saygıdeğer milletvekilleri, yaklaşık bundan bir ay önce, Tarım Bakanımız, 2010 yılındaki Toprak Mahsulleri Ofisinin tarım ürünleri alım fiyatlarını ve politikasını açıkladı. Bunu hepimiz yakından takip ettik. Müsaade ederseniz, bu rakamlarla ilgili birkaç istatistiki rakamı verdikten sonra, gözlerden kaçan, aslında bu fiyatların yüksekliği kadar önemli olan birkaç hususu da ben sizlerin şahsında tüm çiftçilerimizin ve 72 milyon insanın dikkatine sunmak istiyorum.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Önce mazot fiyatlarından bahset. Mazot fiyatından, gübre fiyatından bahset…

RAMAZAN BAŞAK (Devamla) - Saygıdeğer milletvekilleri, ben çiftçi çocuğuyum ve arazi sahibiyim…

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – ...ilaç fiyatlarından bahset.

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen…

RAMAZAN BAŞAK (Devamla) - …ama aynı zamanda yıllarca da bu tarım ürünlerinin satışıyla ilgilendim.

Bakın, Tarım Bakanımızın açıklamış olduğu yumuşak buğdayın bu seneki ton başına fiyatı 550 TL, 50 lira da prim veriyoruz, 600 TL. [CHP ve MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar(!)]

Saygıdeğer milletvekilleri, şu anda serbest piyasada vatandaş ürününü 600 TL’nin üstünde rahatlıkla satabiliyor.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Nerede?

RAMAZAN BAŞAK (Devamla) - Bakın, biraz önce bir şey söyledim. Müsaade ederseniz, sert buğday ve arpayla da ilgili bir iki kelimeyi söyledikten sonra çok önemli bir hususu dikkatinize sunacağım.

Bakın, şu anda sert buğdayın açıklanan tavan fiyatı 575 TL/ton.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Gübre fiyatlarından bahset.

RAMAZAN BAŞAK (Devamla) - Şu anda piyasada bu rakamın üstünde gidiyor. Arpa için 415 TL artı 40 lira prim vermişiz. Üç aydan sonra da ay bazında 10 TL olmak üzere çiftçiye destek veriyoruz.

Saygıdeğer milletvekilleri, muhalefet partilerindeki değerli arkadaşlarım, “Şu anda çiftçinin sıkıntısı var mıdır?” derseniz (CHP ve MHP sıralarından “Yok, yok!” sesleri) kısmen de evet ama “Çiftçi mutlu mu?” derseniz, 2012 yılından çok mutlu olduğunu ben burada rahatlıkla söyleyebilirim. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – 2012 daha gelmedi.

RAMAZAN BAŞAK (Devamla) - 2002 yılından bu yana.  Saygıdeğer milletvekilleri, 2002 yılından bu yana kadar…

Bakın, biraz önce bir şey söyledim, gözden kaçan birkaç hususu dikkatlerinize sunmak istediğimi söyledim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Demek 2012 daha kötü olacak.

RAMAZAN BAŞAK (Devamla) - Bakın, ben Toprak Mahsulleri Ofisine çok ürün verdim.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Allah aşkına, gübre fiyatlarından bahset!

RAMAZAN BAŞAK (Devamla) - Ürettim, gübre aldım ve sonrasında hükûmetlerin… Sizin iktidar olduğunuz dönemde yapamadığınız birkaç hususu biz yaptık ama siz bunu göstermemeye çalışıyorsunuz.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Seni Urfa’ya sokmazlar.

RAMAZAN BAŞAK (Devamla) – İktidarlar ne yapacak saygıdeğer milletvekilleri? İktidarlar taban fiyatlarını zamanında açıklayacak. Neden açıklayacak biliyor musunuz? Tüccara mahkûm etmemek için açıklayacak bu sene yaptığımız gibi, 2009’da yaptığımız gibi, 2008’de yaptığımız gibi. Peki, fiyatınız ne kadar yüksek olursa olsun siz eğer çiftçiye parasını ne zaman ödeyeceğinizi söylemezseniz, çiftçi getirip Toprak Mahsulleri Ofisine o ürünü vermez saygıdeğer arkadaşlar. Bakın, 2010 yılında Sayın Bakanımız açıkladı: “Çiftçi ürettiği malın bedelini bir ay içerisinde alacak.”

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bir ay sonra, bir ay sonra.

RAMAZAN BAŞAK (Devamla) – Peki, bu aracı bankalarla anlaşma yapıp ürün kartı alan vatandaşlara da on gün erken ödeme yapıyoruz. Saygıdeğer milletvekilleri, peki, vatandaş ürününü satmak istemiyor, çiftçi ürününü satmak istemiyor…

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Beyefendi, sen Türkiye’de mi yaşıyorsun, uzayda mı yaşıyorsun? Senin yaşadığın yer neresi?

RAMAZAN BAŞAK (Devamla) – Bakın, devrim niteliğindeki bir husustan bahsediyorum Saygıdeğer Milletvekili Ağabeyim.

Vatandaş ürününü satmak istemiyor ama deposu yok, ambarı yok, kira vermek istemiyor. Ne yapıyoruz biliyor musunuz? Diyoruz ki: “Getir, Toprak Mahsulleri Ofisinin deposuna koy, ister sat ister geri çek, senden kira almıyoruz.”

GÜROL ERGİN (Muğla) – Hay Allah razı olsun!

RAMAZAN BAŞAK (Devamla) – Saygıdeğer milletvekilleri, bu da yetmiyor diyoruz. Belki vatandaşın biraz harçlığa ihtiyacı var, kızı üniversitede okuyor, traktörün taksidi var, giyim alacak. Diyoruz ki: “Senin o Toprak Mahsulleri Ofisine kira vermeden yatırdığın ürünün bedelinin yüzde 30’unu da sana avans veriyoruz.”

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Yanında jilet de veriyor musunuz?

RAMAZAN BAŞAK (Devamla) – Saygıdeğer milletvekilleri, bu, AK PARTİ İktidarında yapılan devrimlerden bir tanesidir ve bir şey daha söylüyoruz, diyoruz ki: “Çiftçi Kayıt Sistemi’nde, ÇKS’deki kayıtlı ne kadar ürünün varsa hepsini alıyoruz.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Başak, lütfen tamamlayınız.

RAMAZAN BAŞAK (Devamla) – Neden bunları anlatıyorum biliyor musunuz arkadaşlar? Çünkü fiyata odaklanıp kalıyoruz. Fiyat kadar önemli bu hususların hiçbirini yeterince anlatamıyoruz. Bu bizim eksikliğimiz. AK PARTİ İktidarında 72 milyon insanın hayrına yaptığımız hizmetleri yeterince anlatabilirsek, var ya, emin olun, yüz yıl siz bu iktidarı göremezsiniz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Vay milletin hâline o zaman!

RAMAZAN BAŞAK (Devamla) – Saygıdeğer milletvekilleri, sözü fazla uzatmadan, tarımın başkenti, GAP’ın başkenti…

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Söylediklerine, Allah aşkına, sen inanıyor musun?

RAMAZAN BAŞAK (Devamla) – …ve turizmin Türkiye’deki başkenti olan Şanlıurfa çiftçisinin Sayın Başbakanımıza, Bakanımıza ve siz değerli arkadaşlarıma şükranlarını özellikle iletmek istiyor…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Tamam, anlaşıldı.

RAMAZAN BAŞAK (Devamla) – …hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Senden iyi pazarlamacı olur!

OKTAY VURAL (İzmir) – Böyle önemli bir konuya Tarım Bakanının cevap vermesi gerekir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Başak.

Gündem dışı ikinci söz…

GÜROL ERGİN (Muğla) – Sayın Başkan… Sayın Başkan, ben bu konuda kısa bir konuşma yapmak istiyorum.

BAŞKAN – …Mersin ilinde yapılması planlanan Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili söz isteyen Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’e aittir.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Kısa bir görüş açıklamak istiyordum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sonunda Sayın Ergin.

Buyurun Sayın Öztürk.

2.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Mersin ilinde yapılması planlanan Akkuyu Nükleer Santrali’ne ilişkin gündem dışı konuşması

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Silifke-Aydıncık arasında, Büyükeceli beldesindeki Akkuyu mevkisinde yapılması planlanan nükleer santralin işletilmesi, tesisine ilişkin geçenlerde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığıyla Rusya arasında bir anlaşma imzalandı. Bildiğimiz üzere, daha önce, bu nükleer santralin yapımı için ihale yapılmıştı ancak bu ihale iptal edildi yasa ve hukuka aykırı olması nedeniyle. Şimdi de ihalesiz bir şekilde Rusya’yla anlaşma yapıldı.

Değerli milletvekilleri, Akkuyu Nükleer Santrali sadece Doğu Akdeniz Bölgesi’ni değil, tüm Türkiye’yi sosyal, ekonomik, ekolojik ve jeopolitik boyutlarda bir nükleer maceraya sürüklemesi açısından son derece önemlidir. Bu nedenle, sadece Mersin milletvekilleri olarak bizleri değil, tüm milletvekillerimizi ilgilendiren bir konudur.

Hükûmet ile bu yapılan anlaşma sonucunda enerjimiz, sadece enerjimiz değil, aynı zamanda geleceğimiz de Rusya’ya teslim edilmiştir. Bu anlaşmayla ilgili ben bir soru önergesi verdim ancak Meclis Başkanımız bu soru önergesini geri çevirdi, Bakanlığa bile gitmedi. Ben bu anlaşmanın açıklanmasını istemiştim.

Değerli arkadaşlarım, bu anlaşmaya göre;

Sahibi yüzde 100 Rusya olan bir proje şirketi kurulacak.

Türk tarafı bedelsiz olarak araziyi Rus şirketine devredecek.

Rus şirketi buraya dört adet VVER-1200 Rus modeli reaktör ünitesi kuracak.

Santralin, yardımcı tesislerin ve üretilecek elektriğin sahibi Rus şirketi olacak.

Nükleer santralin inşası için, Rusya'dan kalifiye işçiler ve personel -bunu özellikle Gülnar, Büyükeceli ve Aydıncık’ta oturan yurttaşlarımız iyi anlasınlar- çalıştırılacak, nükleer santral Rus personel tarafından işletilecek değerli arkadaşlarım.

Ruslar Akkuyu sahasında 10 bin kişilik işçi köyünün oluşturulmasını istemektedirler ancak bu işçilerin hangi oranda Türklerden oluşacağı konusunda bir açıklık yoktur.

Yine Türk tarafı, Rus çalışanların ülkeye giriş çıkışı, Akkuyu sahasına yerleşimi, çalışanların edindiği taşınır ve taşınmaz malların yönetimi konusunda özel kolaylıklar uygulayacaktır yani Ruslar Akkuyu'da âdeta İncirlik gibi özerk bir üs elde etmiş olacaklardır.

Rus proje şirketi, santralin hisselerini satmak isterse Türk tarafının hisseleri en fazla yüzde 49 olabilecektir yani çoğunluk hisse Ruslarda olacaktır. Ayrıca santrale yakıt Rusya'nın TVEL şirketi tarafından sağlanacaktır.

Yine, Türkiye Elektrik Ticaret AŞ de Rus tarafıyla kurulacak birinci ve ikinci ünitenin üreteceği elektriğin yüzde 70’ini, üçüncü ve dördüncü ünitelerin de yüzde 30’unu on beş yıl süreyle 12,35 ABD senti olacak şekilde alım garanti sözleşmesi imzalayacaktır değerli arkadaşlarım.

Yine, Akkuyu sahası için düşünülen VVER-1200 model üniteler Rusya tarafından yeni geliştirilmiştir. Daha henüz dünyada VVER-1200 model bir reaktör işletme hâlinde bulunmamaktadır ve henüz rüştünü ispatlamış reaktörler değildir. Rusya bu modeli ilk kez Leningrad Nükleer Santrali faz 2 birinci ünitesi ile Novovoronezh Nükleer Santrali faz 2 birinci ünitesinde inşa edeceğini açıklamıştır.

Bu anlaşmanın, bu Türkiye Büyük Millet Meclisinde onanmasından sonra bu santralin inşasının gerçekleşmesi durumunda Akkuyu santrali, bir ülke sınırları içinde bulunup da sahibinin bir başka ülke olduğu dünyanın ilk nükleer santrali olacaktır. Hiç bir ülkede yabancı bir devlet, başka bir ülkede nükleer santralin hem finansmanını hem inşaatını hem de işletmesini yüklenmedi. Böyle bir proje dünyanın hiçbir ülkesinde şu ana kadar gerçekleşmedi değerli arkadaşlarım. 

Uzmanlar, böyle bir anlaşmanın Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunun denetim regülasyonlarına uygun olmadığını belirtmektedirler. Nükleer santral yapmak için uğraşan ülkelerin tamamında devlet nükleer santralin sahibidir veya ortağıdır. Dünyada ilk nükleer santral alanında benzeri bulunmayan bir ihale modeli ve santral üzerine imzalanan bu anlaşma ile ilgili ülkemizde nükleer teknolojiyi, nükleer santralleri savunan tüm akademisyenler, bürokratlar ve teknokratlar bile isyan etmektedir değerli arkadaşlarım. 

Örneğin, son otuz yılda nükleer santralin Akkuyu’da kurulması için çalışan Hacattepe Üniversitesi Nükleer Mühendisliği Bölüm Başkanı Sayın Profesör Doktor Osman Kemal Kadiroğlu, EKOIQ Yeşil İş ve Yeşil Yaşam dergisinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurun.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - …yayımlanan röportajında Rusya ile Türkiye Hûkümeti arasında yapılan anlaşmayla ilgili olarak "Ülkemize büyük bir kazık atılıyor ama ne yazık ki bizde nükleer santral tipi seçimlerine rüşvet veya siyasi dayatmacılık karışmaktadır." demektedir.

Değerli arkadaşlarım, bu alışverişten Türkiye ne kazanıyor? Doğal gaz dış alımımızda Rusya'ya bağımlılığımız yüzde 64, petrolde yüzde 33. Buna bir de nükleeri ihalesiz olarak Rusya'ya verme niyetini eklerseniz enerjideki bağımlılığımız yüzde 80’e gelmektedir. 

Alışveriş olunca bir şey verilir, bir şeyler alırsınız ama ülkeden verip aldığınızı şirketler adına almak kabul edilebilir bir devlet yönetimi değildir. Nükleeri de Ruslara verirken bir şirketin projesi hâline dönüşen Samsun-Ceyhan Rus petrolünü sağlamak, bir diğer şirkete, Gazprom ile evlilik yüzüğü takmak... İşte Türkiye'nin kazandığı budur. Üstelik bu şirketin elinde yirmi üç ilin gaz dağıtım lisansı var. Daha yalın bir ifadeyle, Gazprom’a sadece gaz ithalinde değil, gaz dağıtımında da bağımlı hâle geliyoruz Rusya’ya.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Selamlayacağım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk, lütfen…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Edirne ilinde yapılan Kırkpınar yağlı güreşlerinin 649’uncu yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu’ya aittir.

Buyurun Sayın Uslu.

3.- Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu’nun, 649’uncu Kırkpınar yağlı güreşleri ve kutlama etkinliklerine ilişkin gündem dışı konuşması

CEMALEDDİN USLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, serhat şehri Edirne ilimizin ve yüce milletimizin muhteşem değerlerinden tarihî Kırkpınar yağlı güreşlerinin 649’uncu yıl dönümü münasebetiyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Edirne, 1361 yılında I. Murad tarafından Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılmış ve İstanbul’un fethine kadar cihan imparatorluğuna başkentlik yapmıştır. Tarihteki bu önemli yeri, mimari açıdan benzersiz birçok eserin burada hayat bulmasına vesile olmuştur. Serhat şehri Edirne’mizin tarih sahnesinde yaşadığı ve geçirdiği bu sürecin doğal bir sonucu olarak, tarihî ve kültürel birçok mirasın da yoğun olarak ilimizde yer almasını sağlamıştır.

Edirne, bu tarihî mirasın yaşayan örnekleriyle doludur. Mimar Sinan’ın “Ustalık eserim.” dediği ve dünyanın hayran kaldığı tarihî Selimiye Camisi mimari özellikleri bakımından tam bir şaheserdir. Edirne, içinde barındırdığı camileri, köprüleri, kervansarayları ve tarihî çarşılarıyla yaşayan canlı bir tarihtir. Bu tarih yalnızca eserlerinde değil, kültüründe, sporunda da görülmektedir.

Nitekim, fethedildiği 1361 yılından günümüze kadar sürdürülerek geleneksel hâle getirilmiş olan ve bu yıl 649’uncusunu kutlayacağımız tarihî Kırkpınar yağlı güreşleri ve kutlama etkinlikleri bunun somut bir göstergesidir.

Adına Rumeli fatihi Orhan Gazi’nin kardeşi Süleyman Paşa tarafından gerçekleştirilen Rumeli seferinde, akıncı birliklerinde bulunan ve adlarının “Ali” ve “Selim” olduğu rivayet edilen 2 kardeşin Edirne yakınlarındaki Ahiköy çayırında güreş tuttukları ve bir gün boyunca yenişemeyerek can verdikleri alanda kaynayan pınardan akan Kırkpınar yağlı güreşleri, altı yüz kırk dokuz yıldır milletimizin şanına yakışır bir şekilde sürdürülegelmiştir. Kırkpınar yalnızca bir coğrafyanın adı değil, orada vücut bulan bir milletin, Müslüman Türk milletinin yiğitlik destanının yazıldığı paha biçilmez bir kültür mirasıdır. Kırkpınar fetih ruhunun, azmin, yenilmezliğin sembolüdür.

Değerli milletvekilleri, Kırkpınar’da yetişen yiğit pehlivanlarımızın spor tarihimize kazandırdığı şanlı sayfalar kuşaktan kuşağa aktarılan ve aktarılacak övünç abideleridir. Tarihî geçmişi nedeniyle yüzyıllar öncesine dayanan ve ulusal kimliğimizi yansıtan gelenekleriyle Kırkpınar’ın başarı destanları Türk gençlerinin her zaman daha büyük hedeflere koşmasını sağlayacak övünç kaynağıdır. Türk kültüründe er meydanında güreş tutan pehlivan sadece bir sporcudan ibaret değildir. Pehlivan yiğitliğin, mertliğin, dürüstlüğün, üstün şahsiyet sahibi olmanın, saygınlığın, dayanışma ve ahlakın kişiselleşmiş biçimidir.

Dünyanın en eski güreş sporu organizasyonu olan Kırkpınar yağlı güreşleri altı yüz kırk dokuz yıldır devam etmektedir, dünyanın ve ülkemizin en eski spor organizasyonudur. Yüzyıllardır sürdürülen bu gurur ve onur verici etkinlik, ilimiz, ülkemiz ve dünya sporu adına sevindirici bir durumdur. Atalarımızdan yadigâr bu kültür mirasını sürdürmek adına ilimizde asırlardır gerçekleştirilen bu tarihî spor etkinliğinin Türk güreşinin uluslararası müsabakalarda elde ettiği başarılarda ve dünya şampiyonlarının ülkemizden çıkmasında Kırkpınar’da yetişmiş Aliço Pehlivanların, Kurtdereli Mehmetlerin, Koca Yusufların ve Adalı Halillerin payı büyüktür.

Dünyanın en eski spor organizasyonu olan Kırkpınar yağlı güreşlerine son yıllarda Hükûmet tarafından gereken destek maalesef sağlanamamıştır. Başbakanlık Tanıtım Fonu’ndan birçok etkinliğe kaynak aktaran Hükûmetin dünyanın en tarihî organizasyonu olan ata sporumuz Kırkpınar yağlı güreş etkinliklerine destek olmamasının sebebi nedir?

Fetih ruhunun, azmin, yenilmezliğin, dostluğun ve kardeşliğin sembolü olan Kırkpınar yağlı güreşlerinin 649’uncu yılında Edirne’mizdeki bu coşkuyu yaşamaya herkesi bekliyoruz. Önümüzdeki hafta, yani 21 Haziran-27 Haziran arasında bir hafta süreyle devam edecek etkinliklerde 25, 26, 27 Haziran günleri Kırkpınar yağlı güreşleri yapılacaktır. Edirneliler ülkemizin her bölgesinden, dünyanın birçok ülkesinden bu organizasyon nedeniyle gelecek  misafirleri beklemektedir.

Edirne halkı adına hepinizi Kırkpınar yağlı güreşlerine davet ediyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Uslu.

Sayın Sakık ve Sayın Ergin, söz talepleriniz var.

İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi gereğince birer dakikalık süreyle söz veriyorum.

Sayın Sakık, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, gündem dışı konuşmasında tarımla ilgili düşüncelerini ifade eden Şanlıurfa Milletvekili Ramazan Başak’ın, kendi seçim bölgesinden Karadeniz’e fındık toplamaya gidecek olanların oradaki yetkili birimlerce bölgeye sokulmayacaklarına dair beyanlarıyla ilgili toplumu bilgilendirmek gibi bir görevinin bulunduğuna ilişkin açıklaması

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan teşekkür ediyorum.

Ben, ilk konuşmacı arkadaşımızın tarımla ilgili düşüncelerini ifade ederken biraz  da Türkiye'nin dışında olduğunu düşünüyorum çünkü en çok kendi seçim bölgesinden insanlar Karadeniz’e, oraya fındık toplamaya giderken ve oradaki yetkili birimler “Buraya Kürt işçiler giremez, giren her işçi kaçak sayılacak ve bu işçiler 2.500 lira TL ile cezalandırılacak…”

Şimdi, bu gerçeği gören arkadaşımızın, kendi iliyle, kendi halkıyla ilgili küçük de olsa toplumu bilgilendirmek gibi bir görevi yok mudur diye düşünüyorum. Acaba bu iktidar bölgeye giden, Karadeniz’e giden Kürt işçileri için bir pasaport düşünüyor mu?

İkincisi, Gürcistan’dan getirip orada çalıştıracağı işçilerle Kürt işçileri aynı kefeye nasıl koyabilir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Ergin, buyurun.

2.- Muğla Milletvekili Gürol Ergin’in, gündem dışı konuşma yapan Şanlıurfa Milletvekili Ramazan Başak’ın beyanlarının gerçekleri yansıtmadığına ilişkin açıklaması

GÜROL ERGİN (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de ilk konuşmacının tarım ve fiyat politikaları üzerine söyledikleri konusunda birkaç söz söylemek istiyorum.

Birincisi, Sayın Konuşmacı, taban fiyatının zamanında belirlendiğini söyledi; bu, yanlıştır. Çukurova’da hasat bitmeye yakınken ancak fiyatlar açıklanmış, bu arada çiftçiler ellerindeki ürünü maalesef tüccara satmak zorunda kalmışlardır.

İkincisi, “2008 ve 2009’da da aynı şekilde yaptık.” dedi. Anlaşılıyor ki arkadaşımızın dünyadan değil, Türkiye’den de haberi yok, çiftçiden de haberi yok çünkü 2008’de taban fiyat hiç açıklanmadı; bunu bilmiyor.

Üçüncüsü, “Bir ay içinde bedelini alacak.” dedi. Bir ay içinde bedel almak peşin para almak anlamına gelmediği için zaten çiftçi tüccara gidiyor; bunu da bilmiyor.

Dördüncüsü, Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı olmayanlar acaba bu destekleri nasıl alacaklar? O konuda bir bilgisi var mı; bunu söyleyebilir mi -çünkü onlar alamıyor- ve en önemlisi GAP’a ayrılan 2,8 katrilyon lira nereye gitti? Aslında bir Urfalı olarak bunu sormalı, söylemeliydi diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ergin.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları vardır.

Sayın milletvekilleri, Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ Gündemin Sözlü Sorular kısmında yer alan sorulardan 1, 119, 131, 157, 158, 159, 162, 193, 221, 222, 225, 235, 262, 269, 303, 304, 305, 306, 426, 452, 484, 485, 486 ve 534’üncü sıralarındaki soruları birlikte cevaplandırmak istemişlerdir. Sayın Bakanın bu istemini sırası geldiğinde yerine getireceğim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup bilgilerinize sunacağım.

Okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- İran İslam Cumhuriyeti İslami Danışma Meclisi Başkanı Ali Larıjani’nin davetine icabet edecek olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mehmet Ali Şahin’in, beraberindeki Parlamento heyetini oluşturmak üzere siyasi parti gruplarınca ismi bildirilen milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1217)

                                                                                                               11/06/2010

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Mehmet Ali Şahin'in İran İslam Cumhuriyeti İslami Danışma Meclisi Başkanı Ali Larijani'nin vaki davetine icabet etmek üzere, beraberinde bir Parlamento heyetiyle 13-15 Haziran 2010 tarihleri arasında İran'a resmi ziyarette bulunması TBMM Genel Kurulu'nun 8 Haziran 2010 tarih ve 113. birleşiminde kabul edilmiştir.

Anılan Kanun'un 2. Maddesi uyarınca, Heyetimizi oluşturmak üzere Siyasi Parti Gruplarınca bildirilen isimler Genel Kurul'un bilgisine sunulur.

                                                                                                       Mehmet Ali ŞAHİN

                                                                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                 Başkanı

Adı Soyadı:                                    Seçim Çevresi:

1) Mehmet Günal                           Antalya

2) Ahmet İnal                                 Batman

3) Gökhan Durgun                         Hatay

4) Mehmet Müezzinoğlu                İstanbul

5) Recep Yıldırım                           Sakarya

6) Abdurrahman Dodurgalı            Sinop

2.- Kore Cumhuriyeti Ulusal Meclisinin Kore Cumhuriyeti’ne davetine icabet edecek olan TBMM Millî Savunma Komisyonu üyelerinden oluşan Parlamento heyetini oluşturmak üzere siyasi parti gruplarınca ismi bildirilen milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1218)

                                                                                                               11/06/2010

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

TBMM Milli Savunma Komisyonu Üyelerinden oluşan bir Parlamento Heyeti'nin, Kore Cumhuriyeti Ulusal Meclisi'nin resmi davetlisi olarak Kore Cumhuriyeti'ne resmi bir ziyarette bulunması Genel Kurul'un 1 Haziran 2010 tarih ve 109. Birleşiminde kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun'un 2. Maddesi uyarınca Siyasi Parti Gruplarınca bildirilen isimler, Genel Kurul'un bilgisine sunulur.

                                                                                                         Mehmet Ali Şahin

                                                                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                 Başkanı

Adı Soyadı                                     Seçim Çevresi

Zekeriya Akıncı                              Ankara

Mehmet Alp                                   Burdur

Fuat Bol                                          İstanbul

Mehmet Domaç                              İstanbul

Hasan Kemal Yardımcı                  İstanbul

Kamil Erdal Sipahi                         İzmir

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin dört önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve 25 milletvekilinin, HES projelerinin çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/761)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde elektrik enerjisi üretiminin enerji kaynaklarına göre dağılımına bakıldığında doğalgazın 1990 yılında 17,7'lik payının hızla arttığı ve 2010 yılında da yüzde 50'lere ulaşması beklenmediği görülmektedir. Diğer ithal kaynaklar da dahil edildiğinde elektrik üretimimizin yaklaşık yüzde 58'i ithal kaynaklardan sağlanmaktadır. Neredeyse tamamı ithal kaynak olan doğal gaza bu ölçüde bağımlılık enerjide önemli bir arz güvenliği riski oluşturmaktadır. Bu durum elektrik üretiminde doğal kaynakların, yenilenebilir enerji kaynaklarının bu çerçevede de Hidro Elektrik Santral(HES)lerin önemini artırmaktadır.

2009 yılı itibarıyla kamu ve özel sektör tarafından Türkiye genelinde işletme halinde 187 adet, inşa halinde ise 138 adet Nehir Tipi HES bulunmaktadır. Yine 2009 yılı itibarıyla 1600 civarında da HES projesi mevcuttur. Projelerin toplam kurulu gücü yaklaşık 23.000 MW olup yıllık ortalama üretimin 81.000 GWh olması beklenmektedir. Öngörülen bu üretim değeri, Türkiye'nin 2008 yılında tükettiği toplam elektrik enerjisi miktarının yüzde 40'ına karşı gelmektedir. Kaldı ki 2008 yılı küresel krizin başlangıç yılı olduğundan beklenenden daha düşük düzeyde bir tüketim gerçekleşmiştir.

Karadeniz bölgesi, özellikle de Trabzon ve Rize illeri bol yağış alması nedeniyle HES projelerinde öne çıkmaktadır. 2009 yılı itibarıyla inşa halinde olan toplam 138 HES'ten 41 adedi Trabzon'da, 23 adedi ise Rize'dedir. Yani neredeyse inşa halindeki her iki HES'ten biri Trabzon ya da Rize'dedir.

Nehir tipi HES'ler yenilenebilir alternatif birer enerji kaynağı olarak kabul edilebilirler. Ancak bunun için inşaat ve işletme aşamalarında uyulması gereken kurallar ve ilgili denetim mekanizmaları tam ve doğru olarak belirlenmeli ve uygulanmalıdır. Aksi takdirde doğal yaşam alanları tahrip olacaktır. Aynı vadi üzerinde çoğu kez vadi özellikleri dikkate alınmadan geliştirilen çok sayıda HES projesi bulunmaktadır. Farklı doğal bitki örtüsüne sahip, farklı akarsular üzerinde yapılacak olan HES'ler için hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirme Raporlarının birbirlerine benzerlikleri; yeterli çalışma yapılmadan âdeta aynı raporların farklı projelerde kullanıldığı izlenimini yaratmaktadır. Ayrıca iletim hatlarının geçeceği yerlerle ilgili bilimsel çalışmaların yapılıp yapılmadığı konusunda da kamuoyunda bir takım tedirginlikler yaşanmaktadır. Aynı akarsu üzerinde birden fazla HES projesi yapılmaktadır. Proje kapsamında aynı akarsu üzerinde yapılan boruların toplam uzunluğu bazen 30 kilometreye yaklaşabilmektedir. Bu durum bu mesafe boyunca suyun çekilmesi ve çevrenin büyük oranda zarar görmesi anlamına gelmektedir. Her ne kadar yönetmelikte akarsuyun on yıllık ortalama akımının yüzde 10'u oranında "cansuyu" bırakılması yönünde bir hüküm olsa da bu oranda bırakılıp bırakılmadığı konusunda tereddütler vardır. Kaldı ki "can suyu” çevredeki canlıların ve doğal bitki örtüsünün sadece yaşaması için gerekli olan sudur. Bu miktardaki su doğal yaşamın sürdürülebilirliği ile gelişip büyümesini sağlamaktan uzaktır. Ayrıca bölge halkı tarafından kimi projelerde yer altı sularının da toplanarak kullanıldığı ifade edilmektedir. Proje alanları jeolojik, topografik, iklimsel özellikleriyle sel ve heyelan gibi afetlere karşı son derece hassastır. Doğaya olan müdahaleler; bitki örtüsünün tahribinin (özellikle dik yamaçları tutan ormanların) yanında, dik yamaçlarda açılan yollar, taş ocaklarında yapılan patlatmaların yarattığı sarsıntılar, havzada eğim/anakaya/toprak ve su dengesini olumsuz etkileyecek veya yok edecektir. Tüm canlıların ana ihtiyacı olan su, bir enerji kaynağı ve para kazanma aracı olarak değil de bir yaşam kaynağı olarak görülmelidir. Son yıllardaki bu özensiz tutum AKP'nin özellikle Karadeniz'deki akarsulara ve yer altı sularına sadece potansiyel enerji gözüyle baktığının da bir göstergesidir.

Bu düşünceler doğrultusunda; uygulanmakta olan politikalar çerçevesinde inşa edilmekte olan HES'lerin gerek planlanmasına ilişkin sorunlar ile gerekse inşaat ve işletme aşamalarında doğaya verdikleri zararların tespiti ve bu sorunların çözümü ile doğayla dost enerji politikalarının geliştirilmesine ilişkin önerilerin araştırılarak belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98, İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

1) Mehmet Akif Hamzaçebi            (Trabzon)

2) Mehmet Cevdet Selvi                  (Kocaeli)

3) Bilgin Paçarız                              (Edirne)

4) Şevket Köse                                (Adıyaman)            

5) Ali Oksal                                     (Mersin)

6) Turgut Dibek                               (Kırklareli)

7) Yaşar Ağyüz                               (Gaziantep)

8) Metin Arifağaoğlu                       (Artvin)

9) Tansel Barış                                (Kırklareli)

10) Tekin Bingöl                             (Ankara)

11) Hüseyin Ünsal                          (Amasya)

12) Necla Arat                                 (İstanbul)

13) Fatma Nur Serter                       (İstanbul)

14) Sacid Yıldız                               (İstanbul)

15) Rasim Çakır                              (Edirne)

16) Fehmi Murat Sönmez                (Eskişehir)

17) Algan Hacaloğlu                       (İstanbul)

18) Ahmet Küçük                            (Çanakkale)

19) Ergün Aydoğan                         (Balıkesir)

20) Derviş Günday                          (Çorum)

21) Ramazan Kerim Özkan             (Burdur)

22) Erol Tınastepe                           (Erzincan)

23) Engin Altay                               (Sinop)

24) Suat Binici                                 (Samsun)

25) Mehmet Ali Susam                   (İzmir)

26) Fevzi Topuz                              (Muğla)

2.- CHP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, İsrail’in, Gazze’ye insani yardım götüren gemiye yaptığı saldırı olayı konusunda Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/762)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İsrail Silahlı Kuvvetlerinin 31 Mayıs 2010 Pazartesi günü sabahın erken saatlerinde çoğunluğu Türklerden oluşan 32 ülke vatandaşının bulunduğu gemi konvoyuna karşı yapmış olduğu insanlık dışı saldırı sonucunda 9 vatandaşımız ölmüş ve Türk ve yabancı 60'a yakın kişi yaralanmıştır.

Türk ve dünya kamuoyunu derinden sarsan bu saldırı sadece bir ülkeye değil, tüm insanlık camiasına yöneliktir. Bu konvoydaki gemilerde bulunan insanlar uluslararası camianın vicdanını temsil etmektedirler. Bu nedenle bu saldırı insanlık vicdanına ve değerlerine yapılmıştır.

Bu konuda İsrail'i şiddet ve nefretle kınayan deklarasyon TBMM'de oybirliği ile kabul edilmiştir. Siyasi iktidar söz konusu deklarasyonun gereğini bir an önce yerine getirmelidir.

İsrail saldırısını bir hukuki analize tabi tuttuğumuz zaman şu noktalar öne çıkmaktadır:

1) İsrail'in Gazze'ye uyguladığı abluka meşruiyetten yoksundur. BM Güvenlik Konseyi'nin sırasıyla 2008 ve 2009' da almış olduğu 1850 ve 1860 sayılı kararlar bu hususu teyit etmektedir.

Nitekim 1860 sayılı kararda; İsrail'e tümüyle Gazze'den çekilmesi çağrısında bulunulmakta ve Gazze'ye yapılacak insancıl yardımın hiçbir şekilde engellenemeyeceğini öngörülmektedir. Kararda, aynı zamanda, İsrail'den insani yardımın Gazze'ye ulaştırılması için sevkiyat koridorları açması istenmektedir. Sonuç olarak, İsrail'in Gazze ablukası hukuka uygun değildir.

2) Deniz hukuku açısından, açık denizlerde seyreden bir gemiye müdahale, ancak korsanlık, köle ticareti, uyuşturucu kaçakçılığı ve korsan yayın yapılması durumlarında meşru sayılabilir. Bu bakımdan İsrail komandoları, Mavi Marmara gemisine saldırıda bulunarak uluslararası hukuku ihlal etmişlerdir.

3) BM Antlaşması'nın 2. maddesinin 4. fıkrası üye ülkelerin birbirlerine karşı kuvvet kullanmalarını engellemektedir. İsrail komandoları silahsız sivilleri taşıyan Mavi Marmara'ya çıkarak açtıkları ateşle ölüm ve yaralamalara sebebiyet vermek suretiyle, BM Antlaşması'nın söz konusu hükmünü ihlal etmişlerdir.

Gemideki kişiler sopalarla direnişe geçmiş olsalar bile, bu, İsrailli askerlere meşru savunma ilkesine dayanarak haklılıklarını ileri sürmek imkânını vermez. Zira meşru savunmanın birinci şartı, kullanılan gücün karşılaşılan tehlike ile orantılı olması ve tehlikeyi başka türlü önleme imkânının mevcut bulunmamasıdır.

Belirtmiş olduğumuz bu üç nokta, sivil ve silahsız bir insani yardım gemisine İsrail komandoları tarafından yapılan saldırı sonunda 9 vatandaşımızın ölmesinden ve Türk ve yabancı 60'a yakın kişinin yaralanmasından, İsrail devletinin sorumlu olduğunu ortaya koymaktadır.

Ancak, kriz yönetimi açısından Hükümet'in ciddi bir yetersizlik sergilediği göze çarpmaktadır. Nitekim, Hükümet bir risk analizi sonucunda AKP milletvekillerinin yolculuğa katılmalarını sakıncalı görmüş ve engellemiştir. Buna karşılık, müdahale uyarılarına rağmen Hükümet, vatandaşlarımızın aynı gemiye binmelerinde bir sakınca görmemiştir.

Yukarıda belirttiğimiz noktaların TBMM tarafından özenle incelenmesi gerektiği takdir edilecektir. Ayrıca, Sayın Başbakan ve Sayın Dışişleri Bakanı, yaptıkları açıklamalarla Türkiye'nin onurunun ve çıkarlarının yanı sıra mağdur vatandaşlarımızın haklarının en etkin biçimde korunacağını taahhüt etmişlerdir. Oysa, olayın üzerinden bir haftadan fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen, BM Güvenlik Konseyi'nden bir kınama kararı veya açıklaması çıkartılamamış, İsrail özür dilemekten imtina etmiş, olayların tüm yönleriyle ortaya çıkmasına yarayacak bir uluslararası araştırma komisyonu kurdurulamamıştır. Hükümet de kendi açısından olayın sorumlularının nasıl cezalandırılacağı konusunda bir yol haritasını oluşturmakta acz içindedir. Bütün bunların yanında, İsrail ile askeri, siyasi ve ekonomi ilişkilerimiz alanında alınacak tedbirler konusunda, Hükümet içinde şu ana kadar ortak bir görüş oluşturulamadığı yapılan farklı açıklamalardan anlaşılmaktadır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı yanlış yansıtılmış, İsrail'le yapılan görüşme ve yazışmalar kamuoyundan saklanmış, süreç karartılarak, şeffaflıktan uzak bir anlayış sergilenmiştir. Gemide yurttaşları bulunan diğer ülkeler ile Arap Birliği ve İslam Konferansı nezdinde yapılan girişimler de yetersiz kalmıştır.

Bu görüş ve düşüncelerle, İsrail'in insanlık dışı saldırısının sonuçlarının siyasi ve hukuki açılardan değerlendirilmesi ve alınacak önlemlerin belirlenmesi ile Hükümetin bu alandaki sorumluklarını ne ölçüde yerine getirdiğinin incelenerek ortaya çıkarılması amacıyla Anayasa'nın 98 inci, TBMM içtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

 

M. Akif Hamzaçebi

Muharrem İnce

 

Trabzon

Yalova

 

Grup Başkan Vekili

Grup Başkan Vekili

3.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür ve 27 milletvekilinin, engellilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/763)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde, engelli vatandaşlarımız toplam nüfusun 12,29'unu (yaklaşık 8.5 milyon) oluşturmaktadır. Farklı özür gruplarında bulunan bu vatandaşlarımızın sorunlarının çözümüne yönelik olarak bu güne kadar etkin ve kalıcı önlemler alınamamıştır. Özürlülerimizin yaşamakta olduğu sorunlar her geçen gün artmaktadır. Özellikle engelli vatandaşlarımızın istihdam sorunu, topluma katılmaları için fiziki koşulların yetersizliği sürekli dile getirilmesine rağmen çözüme yönelik ciddi adımlar atılmamaktadır.

Engellilerimizin yaşadığı sorunların saptanması, çözümü için etkin ve kalıcı önlemlerin alınması amacıyla Anayasa'nın 98'inci, TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105. maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

1) Ali Rıza Ertemür                        (Denizli)

2) Zekeriya Akıncı                          (Ankara)

3) Tekin Bingöl                              (Ankara)

4) Ali Arslan                                  (Muğla)

5) Ramazan Kerim Özkan              (Burdur)

6) Gürol Ergin                                (Muğla)

7) Tansel Barış                               (Kırklareli)

8) Hüseyin Ünsal                           (Amasya)

9) Halil Ünlütepe                            (Afyonkarahisar)

10) Ali Rıza Öztürk                        (Mersin)

11) Ali Koçal                                  (Zonguldak)

12) Enis Tütüncü                            (Tekirdağ)

13) Erol Tınastepe                          (Erzincan)

14) Rasim Çakır                             (Edirne)

15) Durdu Özbolat                         (Kahramanmaraş)

16) Ali İhsan Köktürk                    (Zonguldak)

17) Şevket Köse                             (Adıyaman)

18) İsa Gök                                    (Mersin)

19) Mehmet Ali Susam                  (İzmir)

20) Atila Emek                               (Antalya)

21) Tayfur Süner                            (Antalya)

22) Malik Ecder Özdemir               (Sivas)

23) Metin Arifağaoğlu                    (Artvin)

24) Hüsnü Çöllü                             (Antalya)

25) Ahmet Küçük                           (Çanakkale)

26) Mevlüt Coşkuner                     (Isparta)

27) Mehmet Ali Özpolat                 (İstanbul)

28) Fevzi Topuz                             (Muğla)

Gerekçe:

Ülkemizde, engelli vatandaşlarımız toplam nüfusun 12,29'unu (yaklaşık 8,5 milyon) oluşturmaktadır. Farklı özür gruplarında bulunan bu vatandaşlarımızın sorunlarının çözümüne yönelik olarak bu güne kadar etkin ve kalıcı önlemler alınamamıştır. Özürlülerimizin yaşamakta olduğu sorunlar her geçen gün artarken, özellikle engelli vatandaşlarımızın en büyük sorunu olan istihdam konusunda ciddi adımlar atılmamaktadır. Hatta kamunun elinde bulunan ve özürlülerin kanuni hakkı olan memur ve işçi kadroları dahi doldurulmamaktadır.

Engellilerin ilgili yasal düzenlemeler; engellilerin yetenekleri doğrultusunda eğitilmesi, meslek kazandırılması, verimli kılınarak sosyal ve ekonomik refahlarının sağlanması amacıyla mesleki rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanmasını güvence altına almaktadır. Bu karşın uygulama da sorunlar devam etmektedir.

Çalışamayan, çalışamayacak durumda olan engellilere 181-200 TL arasında aylık bağlanmaktadır. Bu miktar engelli vatandaşlarımızın yaşamlarını insan onur ve saygınlığına yakışır bir şekilde sürdürmeleri ve asgari temel ihtiyaçlarını karşılamaları için yeterli değildir. 181 lira engelli aylığı alan bir kişi, bakıma muhtaç ise bu kişiye evde bakım desteği verilmemektedir.

Engellilerimizin en büyük sorunlarından biride toplumun her kesiminde olduğu gibi işsizliktir. Engellilerimizin istihdamı konusunda yasal zorunluluklar bulunmasına rağmen bu sorun hâlâ devam etmektedir. Türkiye İş Kurumu verilerinin incelenmesinden, 2009/Temmuz ayı itibarıyla işverenlerin; 1.909 kamu, 21.039 özel sektör olmak üzere toplam 22.948 özürlü açık kontenjanı bulunmaktadır. 2009/Ağustos ayı itibarıyla da; 80.237 erkek, 30.815 kadın olmak üzere toplam 111.052 özürlü işe yerleştirilmek için sıra beklemektedir.

Ülkemizdeki mevcut dolu memur kadro sayısı 1 milyon 700 bin dolayındadır. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunun 53. Maddesine göre bu sayının %3 oranında memur statüsünde özürlü personel istihdam edilmesi gerekmektedir. Buda kamuda memur statüsünde 51 bin engelli vatandaşımızın istihdam edilmesi anlamına gelmektedir. 2009 yılı verilerine göre bu kapsamda kullanılan toplam kadro sayısı 10 bin civarındadır. Yaklaşık 40 bin kadroya atama yapılmamaktadır.

Bir diğer ifadeyle hem 4857 Sayılı İş Kanunu hem de 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununa göre özürlülere kullandırılması gereken yaklaşık 63 bin kadro boş bırakılmıştır. Bu engelli vatandaşlarımıza tanınan kanuni bir hakkın yok sayılmasıdır.

Engelliler sağlık desteğine en fazla ihtiyaç duyan toplum kesimini oluşturmaktadır. Bu vatandaşlarımızın gelirleri son derece kısıtlı olduğu ve yaşadıkları sorunlar bilinmekteyken, engellilerden neden muayene, ilaç, tıbbi malzeme, ameliyat ve yatarak tedavi için katkı payı alınmaktadır.

İmar yasasında 1997 yılında yapılan değişiklikle yapıların engellilere uygun olarak inşası zorunlu tutulmuştur. Bu tarihten sonra yapılan pek çok binanın engellilere uygun olmadığı bilinmektedir. Engelliler kent yaşamının her alanında engellemelerle karşı karşıyadır. Otobüs, alt ve üst geçitler, pek çok kamu kurumu engellilerimizin kullanımına uygun değildir ve konuda hiçbir somut adım atılmamaktadır.

Yukarıda kısaca değinilen konular engelli vatandaşlarımızın yaşamak zorunda kaldığı sorunlarla ilgili sadece birkaç ana başlıktır. Engelli vatandaşlarımızın yaşadığı sorunların saptanması, çözümü için etkin ve kalıcı önlemlerin alınması için bir araştırma komisyonu kurulması uygun ve yerinde olacaktır.

4.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 26 milletvekilinin, İstanbul’da kent içi ulaşımda yaşanan bazı kazaların araştırılarak yaya güvenliğini sağlamak için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/764)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

11 Mart 2010 tarihinde İstanbul Güngören'de, Kemal Hasoğlu Lisesi'nde okuyan 3 öğrencimize tramvay çarpmış, öğrencilerimizden Deniz, İrem ve Buket hayatını kaybetmiştir. Söz konusu kazanın olduğu alanda daracık yaya kaldırımları, tramvay hattı ile araç trafiğinin kesiştiği 7 kavşak bulunmaktadır. Tramvay hattı, araç trafiği ile birlikte seyretmektedir. Bu hat üzerinde iki tane okul bulunmaktadır. Öğrenciler okuldan çıktıklarında karşıdan karşıya geçmek için araç trafiğinin ve tramvayın seyrettiği yoldan geçmek zorundadır. Mevcut hattın kullanıma açıldığı andan itibaren üst geçit, yaya geçidi, trafik ışığı ya da bariyer gibi kazayı engelleyici nitelikte hiçbir önlem alınmamıştır. Tramvay hattı üzerinde iki okulun olmasına rağmen şimdiye kadar üst geçit yapılmaması kazaya davetiye çıkarmıştır. Tramvay hattının fizibilite çalışmaları sırasında, bu hattaki okul, yerleşim alanları düşünülerek yayaların geçişlerinin ne şekilde sağlanacağının planlanmamış olması kent planlamasının ne kadar hatalı olduğunun örneklerinden sadece bir tanesidir. Yaşanan bu acı olayla İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kenti planlamadaki hatasının bedelini gencecik bedenler ödemiştir.

6 Nisan 2010'da İstanbul Bayrampaşa, Demirkapı'da tramvay bir vatandaşımıza çarpmış ve bu kaza sonucunda Hacı Emin Sadıklı hayatını kaybetmiştir. Olayın meydana geldiği sırada trafik ışıklarının çalışmadığı, kazanın meydana gelmesinden sonra sinyalizasyonla ilgili çalışma yapıldığı ifade edilmektedir.

7 Nisan 2010'da İstanbul Kozyatağı'nda bir otomobil kontrolden çıkarak otobüs durağına girmiş, bu kaza sonucunda da 3 kişi hayatını kaybetmiştir.

İstanbul Kozyatağı'nda kazanın meydana geldiği yolun transit geçiş alanı olması, şehirlerarası geçişlerin de sağlandığı bir yol olması nedeniyle durakların yoldan bir ceple ayrılması gerekliliği ifade edilmektedir.

Bunun yanında İstanbul'da özellikle E-5 karayolu üzerinde otobanın içinde otobüs duraklarının olduğu bilinmektedir. Bu duraklara ulaşmak için vatandaşlarımızın otobanı geçmesi gerekmektedir. Ancak geçişi sağlayacak herhangi bir alt ya da üst geçidin olmaması kazalara davetiye çıkaran bir başka durumdur.

Kent içi ulaşımda vatandaşlarımızın can güvenliğine uygun düzenlemeler yapmak İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin görev ve yetki alanı içindedir. Şehir planlamasının düzgün yapılması araçların seyrettiği yolların, otobüs duraklarının ve yaya geçişlerinin nasıl sağlanacağı düzgün bir kent planlaması ile tespit edilecek bir durumdur. Kent içi ulaşımda, yaya ve araçların can güvenliğini sağlamaya yönelik tedbirlerin, meydana gelen kazalara göre değil, düzgün yapılmış kent planlamasına göre belirlenmesi mutlaktır.

Bu da kentin planlamasında, uzman kişi ve kurumlarla yapılacak işbirliği ve ortak çalışmalarla belirlenebilecek bir durumdur.

Oysa İstanbul'da meydana gelen kazalar sonrasında belli çalışmalar yapılmakta, kent planlaması gelişi güzel yapılmaktadır. Bu da vatandaşlarımızın can güvenliğini tehlikeye atmaktadır.

Bu nedenle İstanbul'da 11 Mart'ta Güngören'de, 6 Nisanda Bayrampaşa'da meydana gelen tramvay kazaları ile 7 Nisanda Kozyatağı'nda meydana gelen kazanın kent planlaması açısından incelenmesi ve İstanbul'daki planlamacılık hatalarının tespiti ve alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasanın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104. ve 105. maddeleri gereğince meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Çetin Soysal                               (İstanbul)

2) Tekin Bingöl                              (Ankara)

3) Zekeriya Akıncı                          (Ankara)

4) Ali Arslan                                  (Muğla)

5) Ramazan Kerim Özkan              (Burdur)

6) Gürol Ergin                                (Muğla)

7) Tansel Barış                               (Kırklareli)

8) Hüseyin Ünsal                           (Amasya)

9) Halil Ünlütepe                            (Afyonkarahisar)

10) Rasim Çakır                             (Edirne)

11) Ali Rıza Öztürk                        (Mersin)

12) Durdu Özbolat                         (Kahramanmaraş)

13) Enis Tütüncü                            (Tekirdağ)

14) Ali İhsan Köktürk                    (Zonguldak)

15) Şevket Köse                             (Adıyaman)

16) İsa Gök                                    (Mersin)

17) Ali Koçal                                  (Zonguldak)

18) Mehmet Ali Susam                  (İzmir)

19) Atila Emek                               (Antalya)

20) Tayfur Süner                            (Antalya)

21) Malik Ecder Özdemir               (Sivas)

22) Hüsnü Çöllü                             (Antalya)

23) Metin Arifağaoğlu                    (Artvin)

24) Ahmet Küçük                           (Çanakkale)

25) Ali Rıza Ertemür                      (Denizli)

26) Mehmet Ali Özpolat                 (İstanbul)

27) Fevzi Topuz                             (Muğla)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

C) Önergeler

1.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun, (2/503) esas numaralı Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/222)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/503 esas numaralı Kanun Teklifim, süresi içinde ilgili komisyonda görüşülmediğinden İçtüzüğümüzün 37. maddesi gereğince doğrudan gündeme alınmasını saygılarımla arz ederim. 01/04/2010

                                                                                                        Mehmet Serdaroğlu

                                                                                                               Kastamonu

BAŞKAN – Teklif sahibi Mehmet Serdaroğlu, Kastamonu Milletvekili.

Buyurun Sayın Serdaroğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET SERDAROĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; sosyal güvenlik destek primi borçlarının yeniden yapılandırılmasını öngören kanun teklifimin doğrudan gündeme alınması için söz aldım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti iktidara gelir gelmez sosyal güvenlik sistemimizi kökten değiştirmek için harekete geçti ve bu süreçte bir sürü kanun çıkarıldı. Bunları bırakın vatandaşlarımızın takip etmesini Sosyal Güvenlik Kurumunun çalışanları dahi takip edemedi. Tabii, bu kanunlar hesapsız kitapsız çıkarıldığı için de bir sürü haksızlığa neden oldu ve tam bir keşmekeş yaşandı. Yaşanan bu keşmekeşin bir sürü olumsuz sonucu da bir bir bugünlerde ortaya çıkmaya başladı. Bunlardan biri de altı yedi yıl sonra ortaya çıkan sosyal güvenlik destek primi borcudur. BAĞ-KUR’dan emekli olmuş ancak çalışmaya devam eden bir bakkaldan veya Emekli Sandığı ya da SSK’dan emekli olup esnaflık yapmaya başlayan vatandaşlarımızdan sosyal güvenlik destek primi kesmek için iktidar olarak bir kanun çıkarmışsınız, bundan vatandaşımızın haberi yok. Altı yedi yıl sonra gönderilen ihbarnamelerden de anlaşılıyor ki Sosyal Güvenlik Kurumunun da bundan haberi yok. Sonuçta bütçe açıklarını giderebilmek için deliler gibi para arayan Hükûmetiniz vatandaşlarımıza altı yedi yıl sonra yağmur gibi borç tebligatları yağdırmaya başlamıştır. Yaklaşık 112 bin vatandaşımız 3 ilâ 10 bin lira arasında değişen borçlarla karşı karşıyadır. Bir umutla bir çerçi dükkânı açan emeklinin bu birikmiş borçları ödeme gücü olmadığı için de hacizler ve hapisler kapıda beklemektedir.

Değerli milletvekilleri, hepinizin bildiği üzere ülkemizde emekli maaşlarının yüzde 90’ı açlık sınırının altındadır. Emeklilerimiz, açlık sınırının altındaki bu düşük maaşlarla geçinmelerine imkân olmadığı için küçük bir dükkân açıp, kazanacağı üç beş kuruşu emekli maaşına katmak ve evine ekmek getirmenin derdi içindedir.

İşte, şimdi siz, altı yedi yıl boyunca hiçbir bildirimde bulunmadan, birikmiş sosyal güvenlik destek primi borçlarını faizleriyle beraber isteyerek bu insanlara büyük bir darbe vurmaktasınız. Kurumunuz işini yapmamış, devlet görevini yerine getirmemiş, kendi ihmalinizin cezasını vatandaşa kesiyorsunuz. Dükkân açıp vergisini ödemiş, diğer yasal yükümlülüklerini yerine getirmiş vatandaşın burada suçu nedir, sizlere sormak istiyorum?

Değerli milletvekilleri, önümüzde 112 bin mükellefi, aileleriyle birlikte 500 bin kişiyi doğrudan ilgilendiren bir sorun vardır. Bu sorunun çözülmemesi durumunda hacizler gelecek, ekmek tekneleri kapanacaktır. Hani hep dersiniz ya “Muhalefet konuşur, çözüm önermez.” İşte, bu kanun teklifimizle bu soruna gerçek bir çözüm önerisi getirmekteyiz çünkü bu işte vatandaşın bir kabahati, gerçekten ama gerçekten yok. Kabahat tamamen devletin ve devleti işletemeyen AKP Hükûmetinindir. O yüzden, bunların faizlerini  silelim, anapara borçlarını da on iki taksit yapalım, bu insanlara bir nefes alma, faaliyetlerine devam etme imkânı tanıyalım.

Değerli milletvekilleri, hamaset yapmıyoruz, siyaset de yapmıyoruz, olmayacak bir şey de istemiyoruz. Gözünüzden kaçan, dikkatinizden kaçan önemli bir soruna akılcı, kolay…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Serdaroğlu, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurun.

MEHMET SERDAROĞLU (Devamla) – …ve adil bir çözüm önerisi sunmaktayız. Bu mağdurlar adına istirham ediyorum, bu önergemize oy verin, bu işi burada birlikte çözelim. Yok eğer “Ülkemizde böyle bir sorun yok.” diyorsanız ve yine her zaman söylediğiniz gibi çözüm önerisi İktidarınızın alternatifi olarak gördüğünüz Milliyetçi Hareket Partisinden geldi diye “Kabul etmeyiz.” diyorsanız sizleri milletimin ve bu mağdurların vicdanına havale ediyorum ve milletimize de “Merak etmeyin, az kaldı, biz gelince bu ve benzeri sorunları çözeriz.” diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Serdaroğlu.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, ancak karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 16.06

 

 

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.18

BAŞKAN : Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Gülşen ORHAN (Van), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 117’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş doğrudan gündeme alma önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 16.19

 

 

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.31

BAŞKAN : Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Gülşen ORHAN (Van), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 117’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş doğrudan gündeme alma önergesinin ikinci oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır ve önerge kabul edilmemiştir.

Gündemin Sözlü Sorular kısmına geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ, gündemin “Sözlü Sorular” kısmında yer alan sorulardan 1, 119, 131, 157, 158, 159, 162, 193, 221, 222, 225, 235, 262, 269, 303, 304, 305, 306, 426, 452, 484, 485, 486 ve 534’üncü sıralarındaki soruları birlikte cevaplandırmak istemişlerdir.

Şimdi, bu soruları sırasıyla okutuyorum:

VII.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, polisin dur ihtarına uymadığı için öldürülen kişilere ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1059) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın aracılığınızla İçişleri Bakanı tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim. 30.10.2008

                                                                                                              Kamer Genç

                                                                                                                  Tunceli

2008 yılı içinde yurdun muhtelif yerlerinde dur ihtarına uyulmadığı öne sürülerek öldürülen vatandaş sayısının 33 kişiyi bulduğu ve en sonda Antalya’da 18 yaşındaki Çağdaş Gemlik isimli gencin de bu suretle öldürüldüğü anlaşılmaktadır.

1- Polisin bu suretle adam öldürmesini doğru buluyor musunuz? Bulmuyorsanız şimdiye kadar ne gibi önlem aldınız? Suçlular hakkında ne gibi işlem yaptınız?

2- Bu öldürme olaylarında Bakan olarak sorumluluğunuz yok mudur? Varsa neden istifa etmiyorsunuz? İstifa etmeniz için daha kaç masum vatandaşın ölümünü bekliyorsunuz?

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya’nın iki ilçesindeki sağlık kuruluşlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1420) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

                                                                                                               25.05.2009

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıda belirtilen sorularımın, Sağlık Bakanı Sayın Prof. Dr. Recep AKDAĞ tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                         Prof. Dr. Alim Işık

                                                                                                                 Kütahya

Kütahya ili Aslanapa ve Çavdarhisar ilçeleri birbirine yakın mesafede, karşılıklı gidiş gelişin yoğun olduğu iki komşu ilçedir. Bu ilçeler arasında bir noktada kurulacak her iki ilçenin ortak olarak yararlanabileceği bir A tipi 112 Servisine ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca Aslanapa ilçemizde bulunan Sağlık Ocağının da A tipine dönüştürülmesi istenmektedir. Bu konularla ilgili olarak;

1. Aslanapa ilçesinde bulunan B tipi 112 servisinin, Aslanapa ve Çavdarhisar ilçeleri arasında uygun bir yerde kurulacak A tipi 112 servisine dönüştürülmesi mümkün müdür? Mümkünse bu düzenlemenin 2009 yılı içinde yapılması sağlanabilir mi?

2. Aslanapa Sağlık Ocağının A tipine dönüştürülmesi sağlanabilir mi? Bu düzenlemenin 2009 yılında gerçekleştirilmesi mümkün müdür?

3.- Aksaray Milletvekili Osman Ertuğrul’un, hormonlu gıdaların sağlığa etkisine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1441) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımı Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini arz ederim. 29/05/2009

                                                                                                           Osman Ertuğrul

                                                                                                                 Aksaray

Soru:

- Sıklıkla tüketilen hormonlu gıdalar, vücuttaki hormon dengesinin ve bağışıklık sisteminin bozulmasına, şişmeye, yağlanmaya ve hücreleri zayıflatarak kanser yatkınlığını artırmaya neden olduğunu bilmekteyiz.

- Ülkemizde üretilen sebze, meyve gibi ürünlerin kontrollü ve bilinçli üreticiler tarafından üretildiğine inanıyor musunuz?

- Sağlık Bakanlığı olarak; bu konuda ilgili kuruluşlarla bir çalışmanız olmuş mudur?

- Ülkemizde görülen kanser vakalarının artmasında hormonlu gıdaların etkisi ne kadardır?

4.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Kumçatı Beldesindeki kapalı sağlık ocağına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1489) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın, Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından, Anayasanın ve İçtüzüğün 98 nci maddesi uyarınca sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim. 22.06.2009

                                                                                                             Hasip Kaplan

                                                                                                                   Şırnak

Şırnak iline bağlı Kumçatı beldesi geniş bir coğrafyaya yayılmış olduğu için iki sağlık ocağı yapılmış, ancak: bir mahalledeki sağlık ocağı açık olup diğeri kapalıdır.

Soru:

1- Kapalı olan sağlık Ocağında kim kalmaktadır? Personel ataması yapılıp ne zaman hizmete açılacaktır?

5.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, sağlık personeline görev yerine göre ek ücret teşvikine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1490) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın, Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından, Anayasanın ve İçtüzüğün 98 nci maddesi uyarınca sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim. 22.06.2009

                                                                                                             Hasip Kaplan

                                                                                                                   Şırnak

Şırnak ili Suriye ve Irak sınırında nüfusu 450 bini aşkın olan Habur sınır kapısı nedeniyle hareketli bir ilimizdir. Son yıllarda, Cizre, İdil, Silopi, Şırnak gibi yerlerde yapılan Devlet Hastaneleri ile alt yapı çalışmaları sürmektedir.

Soru:

1- Uzman doktor atamalarında yaşanan sıkıntıları gidermek için, hassas yerlerde görev yapan sağlık personeline "ek ücret teşviki" için hazırlık yapılmakta mıdır?

6.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Şırnak Üniversitesinde Tıp Fakültesi açılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1491) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın, Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından, Anayasanın ve İçtüzüğün 98 nci maddesi uyarınca sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim. 22.06.2009

                                                                                                             Hasip Kaplan

                                                                                                                   Şırnak

Şırnak ili Suriye ve Irak sınırında nüfusu 450 bini aşkın olan Habur sınır kapısı nedeniyle hareketli bir ilimizdir. Son yıllarda, Cizre, İdil, Silopi, Şırnak gibi yerlerde yapılan Devlet Hastaneleri ile alt yapı çalışmaları sürmektedir.

Soru:

1- Şırnak Ortadoğu'ya açılan bir kapı olarak giderek önem kazanmaktadır. Bu nedenle Şırnak Üniversitesi bünyesinde bir tıp fakültesi açılması için, Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte yapılan bir çalışma var mıdır?

7.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Gaziantep Çocuk Hastanesinin bir ihalesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1506) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                             Yaşar Ağyüz

                                                                                                                Gaziantep

Bakanlığınızda ve bağlı Kurumlarında yapılan ihalelerde, idarenin şeffaf, katılımcı davranması toplumun ve katılımcıların güvenini sağlayan unsurlar olması gerekirken,

1. Seçim bölgem Gaziantep Çocuk Hastanesinin 07.04.2009 tarihinde yapmış olduğu Biyokimya, Makroelisa ve Hormon Hizmet Alımı ihalesine iki firmanın katıldığı ve katılımcı bir firmanın iş deneyimi için damga vergisi yatırılmadığı bahanesi ile ihaleye katılımın engellenerek, tek firmayla ihale yapılması yasal kriterlere ve şeffaflığa uygun mudur?

2. İhaleye katılan iki firma arasında 424.000 TL. gibi büyük fark olması üzerine ihaleyi 1.5 ay sonra 25.05.2009 tarihinde iptal eden komisyon kararı üzerine, yasal olmayan biçimde, 15.06.2009 tarihinde yeni Raportör Komisyonu kurularak, bir ihale kararı yazdırılıp, bahse konu hizmet alım ihalesi, tek kalan ve en yüksek teklifi veren Gazi Kimya Limited Şirketine hangi yasal kriterlerle verilmiştir? Veya hangi kriterler görmezlikten gelinmiştir?

3. Bakanlığınızın ve bağlı kurumlarınızın yaptığı ihalelerde bu tür şaibeler neden eksik olmamaktadır?

Bakanlığınızın kamuoyunda bu şekilde tartışılması sizi rahatsız etmiyor mu?

8.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, hasta muayene katkı paylarının harcanmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1554) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sn. Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasının teminini arz ederim.

                                                                                                           Dr. Reşat Doğru

                                                                                                                   Tokat

Soru: 1 Ekim 2008 tarihinden önce, Sağlık Bakanlığı kuruluşlardan hasta muayenelerinden, hiç katkı payı alınmıyordu. 1 Ekim 2008 ile 1 Ekim 2009 tarihleri arasında ülke genelinde ne miktar katkı payı alınmıştır? Bu alınan paralar nerelerde harcanmıştır?

9.- Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, sigara yasağı düzenlemelerinde işletmelerin gözetilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1596) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı tarafından sözlü olarak cevaplandırılması hususunda gereğini arz ederim.

                                                                                                         Av. Rıdvan Yalçın

                                                                                                                    Ordu

Soru

4207 Sayılı tütün mamullerinin zararlarının önlenmesine dair kanun, 5727 sayılı kanun ile önemli değişikliklere konu edilerek, tütün ürünlerinin tüketilmesine kapsamlı yasaklar öngörülmüştür. Kapsamlı yasakların yürürlüğe girmesi toplumda önemli ölçüde kabul görmüşse de, Türkiye genelinde yeme içme ve eğlence yerlerinin faaliyetlerini açık alanlarına ya da sokaklara taşıdığı görülmektedir. Oysa şimdi kış mevsimine girilecek olması bu iş kollarındaki esnafları ciddi anlamda kaygılandırmaktadır. Mevcut düzenleme ile işletmeler arasında haksız ihbarlar bir rekabet biçimine dönüşmüş, kamu görevlileri işletmeler, işletme sahipleri ile müşteriler arasında da kavgaya varacak tartışmalar yaşanılır olmuştur. Sigaraya özenilmesinin engellenmesi düşünülürken, mevcut uygulamayla amaç örtüşmemektedir.

Bu itibarla,

1) Tüm bu sakıncaların ortadan kaldırılması, yasanın daha uygulanabilir olması, tütün mamullerinin zararlarını azaltıcı ve işletmelerin ekonomik yararını dengeleyici tarzda yeni bir düzenleme yapmayı düşünmekte misiniz?

10.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, hastanelerdeki uzman doktor yetersizliğine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1599) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                             Tayfur Süner

                                                                                                                  Antalya

Antalya'nın Kemer İlçesindeki devlet hastanesinde başhekim olan kulak-burun-boğaz uzmanından başka bir uzman doktor bulunmamaktadır. Bundan dolayı hastalara reçeteler yazılamamakta, hastalar özel hastanelere veya Antalya'ya sevk edilmek zorunda kalmaktadırlar.

Soru 1: Kemer Devlet Hastanesi'ne gerekli uzman doktorların atanması için gereken çalışmalar yapılmakta mıdır? Yoksa turizmin en önemli merkezlerinden biri olan Kemer İlçesi'ndeki devlet hastanesi tek bir uzman doktora mı terk edilecektir?

Soru 2: İktidarınızın, gerek çalışan gerekse emekli hastalardan ek muayene ücreti talep ettiği bir dönemde, devlet hastanelerinin kadrolarını bu denli zayıf bırakması hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

11.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, hastanelerle ilgili bir kanun tasarısına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1603) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                            Yılmaz Tankut

                                                                                                                   Adana

Hükümetinizin sağlık alanında uygulamakta olduğu Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında, TBMM gündeminde bulunan "Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı" ile kamu hastanelerinin özelleştirilerek, birer işletme haline getirilmesi öngörülmektedir.

Bu tasarının yasalaşmasıyla birlikte, hastane personelinin sözleşmeli olarak alınabileceği ve kadrolaşmanın artacağı belirtilmektedir.

Bu yasanın hastaneleri, maliyeti ucuz, kârı yüksek hasta gruplarını seçmeye yönelteceğini, buna karşın hastaneye mali yük getiren hastalıkları seçmek istemeyeceği endişeleri bulunmaktadır.

Bu hususlar çerçevesinde;

1- Bu yasa tasarısı ile liyakatsiz bir kadrolaşma olacağı ve mali yük getiren hastalıkların tedavisinin zorlaşacağı endişelerine katılıyor musunuz?

2- Sağlık hizmetlerinin nitelikli, eşit ve ücretsiz sunulması anlayışının ortadan kalkacağı endişelerini nasıl gidereceksiniz?

12.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, bir beldedeki kanser vakalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1617) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kahramanmaraş İli Afşin İlçesi Büyük Tatlı Beldesindeki kanser vakaları ile ilgili sorumun Sağlık Bakanı Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

                                                                                                       Mehmet Akif Paksoy

                                                                                                           Kahramanmaraş

Seçim bölgem Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesine bağlı Büyüktatlı Beldesi’nde asbestli toprak ve sudan kaynaklanan kanser vakaları yüzünden son 15 yılda aralarında bebeklerin de olduğu 250 kişinin öldüğü, yaklaşık 3.000 kişinin göç ettiği, halen birçok vatandaşımızın tedavi gördüğü belirtilmektedir. Bu konuda Bakanlığınızın bir sorumluluğu olduğunu düşünüyor musunuz? Hastalığın önlenmesi amacıyla Bakanlığınızca bir çalışma yürütülmekte midir?

Bakanlığınız Kanser Savaş Daire Başkanlığının Büyüktatlı Beldesi ile ilgili bir veri/izleme sonucu bulunmakta mıdır?

13.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, muayene ücreti uygulamalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1657) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıda belirtilen sorularımın, Sağlık Bakanı Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim.                                                                                                                   

                                                                                                         Prof. Dr. Alim Işık

                                                                                                                 Kütahya

Bakanlığınız döneminde uygulamaya konan politikalar kapsamında Özel Sağlık Kuruluşlarına giden hastalarımızdan 15 TL, resmi sağlık kurumlarında 8 TL muayene ücreti alınması ve bunun bir kısmının Eczaneler aracılığıyla tahsil edilmesi gerek vatandaşlarımızın gerekse Eczacılarımızın değişik sorunlar yaşamasına neden olmaktadır. Bu uygulamayla ilgili olarak;

1. Gerek resmi gerekse özel sağlık kurumlarında muayene olan vatandaşlarımızdan muayene ücreti alınması uygulamasının kaldırılması ya da her iki tür sağlık kurumunda da eşit miktarda uygulanması yönünde bir çalışmanız var mıdır? Varsa çalışmanın içeriği ve uygulama takvimi nasıldır?

2. Muayene ücretlerinin 3 TL’lik bölümünün eczaneler aracılığı ile tahsil edilmesinin gerekçesi nedir? Bu konunun vatandaşlarımızla eczacılarımız arasında tatsızlıkların yaşanmasına yol açtığı bilinmekte midir? Bu uygulamanın kaldırılması düşünülmekte midir?

14.- Çankırı Milletvekili Ahmet Bukan’ın, Çankırı’daki yeni devlet hastanesinin hizmete girmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1672) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

TBMM Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                             Ahmet Bukan

                                                                                                                  Çankırı

2002 yılında yapımına başlanan ve geçtiğimiz aylarda tamamlanan ilimiz  kırk evler mevkiinde bulunan devlet hastanemiz tam manasıyla ne zaman hizmet verecektir?

15.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, bir hastanedeki uzman doktor ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1724) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasının teminini arz ederim.

                                                                                                           Dr. Reşat Doğru

                                                                                                                   Tokat

Erbaa Devlet Hastanesinde uzun süredir Göz Hastalıkları, Kardiyoloji ve Röntgen uzmanı eksikliği vardır. Bölge hastanesi konumunda olan hastanemize ne zaman atama yapılacaktır?

16.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, sözleşmeli personele kadro verilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1725) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasının teminini arz ederim.

                                                                                                           Dr. Reşat Doğru

                                                                                                                   Tokat

Bakanlığınız bünyesinde 4-B statüsünde çalışmakta olan personele kadro vererek, bu durumdaki personelin mağduriyetini gidermeyi düşünüyor musunuz?

17.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, sigarayı bırakmak isteyenlere yönelik çalışmalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/1726) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasının teminini arz ederim.

                                                                                                           Dr. Reşat Doğru

                                                                                                                   Tokat

Sağlık Bakanlığı olarak 2009 yılında kaç kişiye sigarayı bırakması için tedavi yardımı yapılmıştır?

Hali hazırda sigarayı bıraktırmak için ne tür çalışmalar yapılmaktadır?

18.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, sezaryen yöntemiyle yapılan doğumlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/1727) Cevaplanmadı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasının teminini arz ederim.

                                                                                                           Dr. Reşat Doğru

                                                                                                                   Tokat

Ülkemizde doğumlarda sezaryen yöntemi son yıllarda çok yoğun olarak kullanılmaktadır.

Ülkemizde son 1 yılda sezaryen sayısı ve normal doğuma oranı nedir? Normal doğumun uygulanması ve özendirilmesi için Bakanlığınızın bir çalışması var mıdır?

19.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, Kahramanmaraş’ta tüp bebek merkezi kurulmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1915) Cevaplanmadı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Sağlık Bakanı Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

                                                                                                       Mehmet Akif Paksoy

                                                                                                           Kahramanmaraş

1- Toplam 1 milyonu aşkın nüfusu bulunan seçim bölgem Kahramanmaraş’ta tüp bebek merkezi bulunmamaktadır. Kahramanmaraş’a, Adıyaman, Osmaniye gibi komşu illeri de göz önünde bulundurarak bir tüp bebek merkezi kurmayı düşünüyor musunuz?

2- Yaptığım araştırma sonucunda yeni bir binaya gereksinim duyulmadan Kahramanmaraş Devlet Hastanesi’nin mevut durumunun bir tüp bebek ünitesi kurmaya elverişli olduğunu öğrendim. Bakanlığınızın bu konuda bir çalışması bulunmakta mıdır? Yoksa yapmayı düşünüyor musunuz?

20.- Manisa Milletvekili Mustafa Enöz’ün, taşeron şirket çalışanlarının özlük haklarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1953) Cevaplanmadı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

                                                                                                             Mustafa Enöz

                                                                                                                  Manisa

Taşeron şirketler aracılığı ile hastanelerimizde görev yapmakta olan sağlık çalışanları, asgari ücretle görevlerini yapmaktadırlar. Söz konusu taşeron sağlık çalışanları devlet hastanelerinin her yerinde görevlendirilebilmektedirler.

Buna göre;

Tamamen işverenin vereceği emre göre çalışmak durumunda olan taşeron şirket çalışanları ile ilgili olarak, iş güvencesi, aldıkları ücretlerin ve çalışma şartlarının iyileştirilmesi gibi özlük hakları ile ilgili olarak, hükümetinizce bir düzenleme yapma çalışması bulunmakta mıdır?

21.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’taki baz istasyonlarının sağlığa etkilerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1993) Cevaplanmadı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasının teminini arz ederim.

                                                                                                           Dr. Reşat Doğru

                                                                                                                   Tokat

Soru: Sağlık Bakanlığı olarak Baz İstasyonlarının sağlığa zararlı olup olmadığını ve sağlık yönünden uygun yerlere kurulması ile ilgili bir çalışmanız var mıdır?

22.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’a ambulans helikopter alımına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1994) Cevaplanmadı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasının teminini arz ederim.

                                                                                                           Dr. Reşat Doğru

                                                                                                                   Tokat

Soru: Tokat ili hastaneleri, Bölge hastaneleri konumundadır. Bölgedeki acil hastalar için devamlı ilde kalacak Ambulans Helikopter almayı düşünüyor musunuz?

23.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Zile Devlet Hastanesi binasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1995) Cevaplanmadı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasının teminini arz ederim.

                                                                                                           Dr. Reşat Doğru

                                                                                                                   Tokat

Soru: Zile Devlet Hastanesi fiziki durumu itibarıyla vatandaşlarımıza hizmet verememektedir. Mağduriyetin giderilmesi açısından yeni bir hastane yapılmasını düşünüyor musunuz?

24.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’ta KKKA hastalığı araştırma istasyonu kurulmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2047) Cevaplanmadı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Sağlık Bakanı Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

                                                                                                           Dr. Reşat Doğru

                                                                                                                   Tokat

Soru: Tokat ili ve çevresinde Kırım Kongo Kanamalı Hastalık (kene ısırmaları) hastalığı yıllardır görülmektedir. Bu bölgeye bir araştırma istasyonu veya merkezi kurmayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Değerli Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; esas numarası (6/1059) numaralı soruyu cevaplıyorum: Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç’in ilgili sorusunu cevaplamak üzere şunları ifade etmek istiyorum: Dur ihtarına uyulmadığı öne sürülerek meydana gelen ölüm ve yaralama olaylarıyla ilgili olarak, İçişleri Bakanlığımızca 12/11/2008 tarihli, “polisin yetkileri konulu” bir genelge hazırlanarak, başta valilerimiz olmak üzere, her kademedeki yöneticilerin konuya azami hassasiyet göstermeleri noktası kendilerinden istenmiştir. Soru önergesinde adı geçen kişinin 27/10/2008 tarihinde ölümüyle ilgili olarak, olaya karışan görevli memur, 28/10/2008 tarihinde sevk edildiği adli makamlarca tutuklanmıştır. Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan duruşma sonunda, görevli polis memurunun on altı yıl sekiz ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Ayrıca, olayla ilgili başlatılan idari tahkikatla silahıyla dikkatsizlik, tedbirsizlik veya ihmal sonucu ölüme sebebiyet verme suçundan Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulunun kararıyla ilgili polis memuru meslekten çıkarma cezasıyla da tecziye edilmiştir.

Esas numarası (6/1420) olan soruda Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık, Kütahya’nın iki ilçesiyle ilgili 112 ihtiyaçları hususunda sorular sormaktadır. Kütahya ili Aslanapa ilçesi 2009 yılı itibarıyla 11.432 kişiye sahip bir ilçemizdir ve Kütahya iline uzaklığı 40 kilometredir. Çavdarhisar ilçesi ise nüfusu 8.485’le Kütahya iline uzaklığı 60 kilometredir. Bu her iki ilçemizden 2008 yılında 112 ile alınan yaralı ve hastalarımızın toplam sayısı 362’dir. Dolayısıyla, günde ortalama 1 hastanın 112 servisleriyle taşındığı anlaşılmaktadır ve bugünkü işleyişiyle de 112 hizmetlerinin yerine getirildiği görülmektedir. Dolayısıyla, kaynakların şu andaki mevcut durumu ve etkin kullanımı açısından burada bir (A) tipi acil sağlık hizmetleri istasyonuna dönüşmeye gerek görülmektedir. Sayın Milletvekilimiz böyle bir düzenlemenin yapılıp yapılmayacağından bahsederek bir soru sormuştur.

(6/1441) sayılı, MHP Aksaray Milletvekili Sayın Osman Ertuğrul’un sorusuna cevap veriyorum: Sayın Milletvekilimiz burada “hormonlu gıdalar” diye tarif ettiği gıdalarla kanser arasındaki ilişkiyi ve Bakanlığımızın bu husustaki çalışmalarını sormaktadır. Bilindiği gibi, gıda maddelerine hangi katkı maddelerinin ne oranlarda katılabileceği ve bunun takibinin nasıl yapılacağı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından yürütülmektedir. Bakanlığımızın da temsil edildiği Ulasal Gıda Kodeksi Komisyonu, bu çalışmaların bilimsel yanını ve pratik yanını yürütmektedir. Bu Komisyon, Avrupa Birliği direktifleri ve ayrıca klinik testler uluslararası çalışmaları dikkate alarak kararlar vermektedir. Dolayısıyla, ülkemizde üretilen sebze ve meyve gibi ürünlerin bu şekilde kontrolü mümkün olduğunca yapılmaktadır ve biz de Sağlık Bakanlığı olarak Tarım Bakanlığıyla bu çalışmaları yürütüyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu hususta şunu ifade etmek isterim: Vatandaş arasında “hormonlu gıdalar” diye bilinen gıdalar itibarıyla bu “hormonlu” lafı aslında çok da doğru bir laf değildir. Bir kısım gıdalar için genetik bazı çalışmalarla gıdaların verimliliği artırılmakta, bir kısım gıdalarda da genetiği değiştirilmiş olma problemi gündeme getirilmektedir. Türkiye'de, genetiği değiştirilmiş gıda noktasında bir sıkıntımız yok, Tarım Bakanlığımız bu hususta gerekli düzenlemeleri yapmış ve bu mesele tamamen kontrol altındadır ancak kanserin ortaya çıkmasında, genel anlamda, gıdaların ne kadar rolü var, bu konu da bilim çevreleri tarafından tartışılmakta ve sürekli olarak bu hususta araştırmalar yapılmaktadır.

Bilinen şudur: Doğrudan, gıdalarla kanser arasında yaygın bir ilişki, bütün dünya itibarıyla konuştuğumuzda yoktur. Zaman zaman bazı özel gıdalarla kanserler arasında ilişki kurulabilmektedir ancak özellikle bağırsak kanserleri dediğimiz kanser türlerinde posalı gıda tüketmemenin olumsuz etkileri olduğunu bilmekteyiz. Ülke genelinde, kanser kayıt sistemimizin geliştirilmesiyle birlikte, son yıllarda kayıt dışı vakaları artık kayıt altına alabiliyoruz. Dolayısıyla önümüzdeki yıllarda bu meseleyi daha yakından takip edebileceğiz. Kanserin artışı eğer önümüzdeki yıllarda önlenecekse, bunu önlemek istiyorsak özellikle sigara, hareketsiz yaşam tarzı ve çevresel etkenlerle mücadeleye devam etmek durumundayız.

Sayın Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili, (6/1489) sayılı soru önergesinde Şırnak ilinde bir beldedeki, Kumçatı beldesindeki sağlık birimlerinden bahsetmektedir.

Yaptığım araştırmada, 1990 yılında, Şırnak ilinde Kumçatı beldesinde eski bir sağlıkevi hizmet binasının mevcut olduğunu tespit ettim. Bu sağlıkevi hizmet binası Kumçatı’da 2004 tarihine kadar sağlık hizmeti vermiştir ancak biz Kumçatı’ya 2004 yılında yeni bir sağlık ocağı yaptık; yani bir sağlıkevi yerine yeni bir sağlık ocağı yaptık ve bu sağlık ocağında hizmet vermeye başladık, dolayısıyla burada hizmet güzel bir biçimde devam etmektedir.

Eski sağlıkevi hizmet binasında kimin kaldığını da sormuş Değerli Milletvekilimiz; o, “kapalı sağlık ocağı” demiş ama orası bir sağlık ocağı olmamış daha öncesinde, bir sağlıkevi binası. Bu binada şu an sağlık ocağı hizmetlisi ve onun bir amcası, mayına basan bir korucu kardeşimiz, 11 nüfuslu ve iki gözü de görmeyen bir kardeşimiz oturmaktadır ve bina şu anda sağlık hizmeti için kullanıma uygun değildir, zaten bu anlamda bir ihtiyaç da görmemekteyiz. Yaptığımız yeni sağlık ocağı binasında 1 doktor, 1 sağlık memuru, 4 hemşire ve 1 hizmetli vatandaşlarımıza hizmeti sürdürmektedirler.

Yine Sayın Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekilimiz, (6/1490) sayılı sorusunda, son yıllarda Cizre, İdil, Silopi, Şırnak gibi yerlerde yapılan devlet hastanelerine işaret etmiştir ve bu anlamda “Uzman doktor atamalarında yaşanan sıkıntıları gidermek için bir ek ücret teşviki yapacak mısınız?” diye sormaktadır.

Değerli milletvekilleri, aslında Sayın Hasip Kaplan’ın sorusunda da belirtildiği gibi, gerçekten, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa, Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla, ülkemizin bu bölgelerinde sağlık hizmeti ihtiyaçları gereği gibi karşılanabilmeye başlanmıştır.

Ben size bazı sayılar vermek isterim: Şırnak ilinde, 2002 yılında 21 uzman hekim görev yaparken, 2009 yılı sonu itibarıyla 131 uzman hekim görev yapmaktadır. 21 uzman hekimden 131 uzman hekime çıkmışız. Aslında, 21 uzman hekimle geçmişte burada nasıl hizmet veriliyordu, gerçekten bir hekim olarak insan bunu düşünmekten kendini alamıyor ama bugün, Şırnak ve Cizre’de yaptığımız mükemmel hastanelerle, bu uzman hekimlerimizle, diğer sağlık personelimizle gerçekten hizmetin kalitesi çok ciddi ölçüde artmıştır. Aslında, 4924 sayılı Kanun’la bu bölgelerde çalışan doktorlarımıza bir ücret teşviki de getirilmiş durumdadır. Bu bölgelerde çalışan doktorlarımız ve diğer sağlık çalışanları, diledikleri takdirde, diğer memuriyet haklarında herhangi bir gerileme olmaksızın, sözleşmeli, bu 4924 statüsüne geçmekte ve bu şekilde ücretleri de artmaktadır. Yani bu anlamda, bütün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, Orta Anadolu’da ve diğer bölgelerimizde de, biraz uçlarda kalan ilçelerimizde sağlık hizmetlerinin, şükürler olsun ki, bugün hem nicelik hem de nitelik olarak önemli bir ilerleme gösterdiği açıktır.

(6/1491) sayılı sorusunda Sayın Hasip Kaplan, Şırnak’ta bir tıp fakültesi açılması için Millî Eğitim Bakanlığıyla birlikte bir çalışmamızın olup olmadığını soruyor. Aslında, tıp fakültelerinin kurulması hususunda Sağlık Bakanlığı doğrudan yetkili veya sorumlu bir bakanlık değildir ama kuşkusuz YÖK’ün ve Millî Eğitim Bakanlığının bu hususu bizimle istişare etmesini her zaman istiyoruz ve bu istişareleri de yapıyoruz. Şu anda Şırnak’ta bir tıp fakültesi kurulmasıyla ilgili bize bir hazırlık gelmiş değil ancak şunu yapıyoruz: Devlet Planlama Teşkilatı, YÖK, Hazine Müsteşarlığı ve Maliye Bakanlığıyla birlikte ortak çalışmalarla bütün Türkiye’de bundan böyle kurulacak tıp fakülteleri ve kurulacak tıp fakültelerinin hastaneleriyle ilgili bir planlama çalışması yapıyoruz.

Aslında, özellikle, nüfusu çok yüksek olmayan şehirlerde kurulan tıp fakültelerine ikinci bir hastane açılmasını ben Sağlık Bakanı olarak doğru bulmuyorum. Bu hem hastaya verilen hizmet açısından hem o tıp fakültesinde öğrenim gören tıp fakültesi öğrencileri, lisans öğrencileri ve uzmanlık öğrencileri açısından doğru olmuyor. Muhakkak, hastane yapılanmasında küçük ve orta ölçekli şehirlerde bir tek büyük hastaneyle hizmet vermek ve tıp fakültelerindeki eğitimi ve araştırmayı da bu hastanelerde gerçekleştirmek gerekiyor.

Gaziantep Milletvekilimiz Sayın Yaşar Ağyüz, (6/1506) sayılı sorusunda Gaziantep Çocuk Hastanesindeki bir ihaleyle ilgili bazı sorular sormuş. Bununla ilgili olarak doğrusu ben, il valiliğine bir talimat yazısı yazarak neler yapıldığını sordum. İl valiliği, bu ihalelerle ilgili bir inceleme yaptırmış ve bize de bir cevap göndermiş durumdadır. Ancak, bundan önce şunu ifade edeyim: Sayın Milletvekilimiz “Bu tür şaibeler neden eksik olmuyor? Kamuoyunda konuların bu şekilde tartışılması sizi rahatsız etmiyor mu?” diye bir sual yöneltmiş. Elbette, bu konular hususunda son derece hassasız. Şunu ifade edeyim: Sağlık Bakanlığı kuruluşları, taşra kuruluşları, hastaneler ve il müdürlükleri, çok sayıda ihale yapan kuruluşlardır. Mesela, 2009 yılında, Kamu İhale Kurumu verilerine göre 21.660 ihale yapılmış ve bu ihalelerden iptal edilen yalnızca 205’idir. 948’si hakkında şikâyette bulunulmuş, 21.660 ihaleden sadece 205’i iptal edilmiştir. Tabii ki bu kadar çok sayıdaki satın alma işlemleriyle ilgili olarak zaman zaman bazı şikâyetler, iddialar bize ulaşmaktadır. Bunları en hızlı biçimde değerlendiriyoruz. Gerek basın yoluyla gerek diğer üçüncü kişiler yoluyla yapılan bütün şikâyetleri ben incelettiriyorum, herhangi bir hata ya da kasıt bulunması durumunda da gereğini derhâl yerine getiriyoruz.

Önergeye konu edilen Gaziantep Çocuk Hastanesinin yapmış olduğu ihale hakkında da il valiliği, yaptığı soruşturma sonucunda, ihaleyle ilgili iş ve işlemlerin idare tarafından prosedüre uygun yapıldığı kanaatine varmıştır. Doğrusu, ben de incelettiğimde, bende de bu düşünce hasıl oldu. Çünkü firmalardan biri, burada başvuru eksiklikleri dolayısıyla ihaleye sokulamamış, diğer bir firma da ihale iptal edildikten sonra usulüne uygun bir itirazda bulunmuş, bu itiraz değerlendirilmiş ve sonuçta da ihale bu ikinci firmaya verilmiş durumdadır.

Sayın Reşat Doğru, Tokat Milletvekilimiz… Sayın Doğru, bana en çok soru önergesi veren değerli milletvekillerimizden biridir ve gerçekten bu sorulardan da ziyadesiyle yararlandığımı söylemek isterim.

(6/1554) sayılı soru önergesinde, Sayın Doğru, 1 Ekim 2008 tarihinde başlanan katkı payı uygulamalarıyla ilgili bir soru sormaktadır.

Aslında şunu ifade etmek isterim değerli milletvekilleri: Sağlık Bakanlığı hastalardan herhangi bir katkı payı almamaktadır, katkı payı alan kuruluş Sosyal Güvenlik Kuruluşudur. Fakat -enteresandır tabii- başında “sağlık” olan birçok cümle sonuçta Sağlık Bakanlığına atfedilir, “sağlıklı ekonomi” diye de başlasanız Sağlık Bakanlığı akla gelebilir. Nitekim, biz bir anket çalışması yaptırdık 12 bin kişi üzerinde bu katkı paylarıyla ilgili olarak. “Katkı paylarından sorumlu kuruluş, bunu uygulayıcı kuruluş kimdir?” diye sorduk, vatandaşın yüzde 73,3’ü “Sağlık Bakanlığı” dedi. Böyle bir algılama da var. Tabii, bu katkı payları Sağlık Bakanlığının hastanelerinde alınıyor, diğer özel hastanelerde ve üniversite hastanelerinde alınıyor.

Miktarını, ne kadar para alındığını Sayın Reşat Doğru sormuşlar. Doğrusu bunu Sosyal Güvenlik Kurumuna sormak gerekecek.

“Peki, bu paralar nerelerde harcanıyor?” sorusu da var. Bu paralar Sosyal Güvenlik Kurumunun kasasına geri dönmektedir. Dolayısıyla Sosyal Güvenlik Kurumu yine vatandaşa bunları harcamaktadır.

Aslında, değerli milletvekilleri, bu katkı payları meselesine şu gözle bakmak lazım: Türkiye’de Sağlıkta Dönüşüm Programı’ndan önce, eğer önemli bir hastalığınız varsa, ameliyat olacaksanız, sizin veya yakınınızın mutlaka bir muayenehaneye gitmeniz ve hatırı sayılır bir para ödemeniz gerekirdi. Bu, kuraldı Türkiye’de. Bunu hepimiz biliyoruz, vatandaşımız da çok iyi biliyor. Bu kural artık yıkılmıştır. Sağlık Bakanlığı hastanelerinde şu anda aynı zamanda muayenehane çalıştıran hekimlerin oranı yüzde 13’tür, hekimlerin yüzde 87’si muayenehane çalıştırmamaktadır. Dolayısıyla vatandaşın bir muayenehaneye giderek para ödeme zarureti -öyle diyelim- belki, olsa olsa bu yüzde 13’lük muayenehane kesiminde zaman zaman meydana gelebilmektedir. Ama biraz daha yaygın bir uygulama var, yasal olmasına rağmen benim başından beri tıp etiğine uygun bulmadığım bir uygulamadır bu: Üniversite hastanelerimizde vatandaşlarımızdan  “döner  sermaye   ödemeleri”  adı  altında,  vatandaşın -tırnak içinde- “hoca parası” dediği paralar alınmaktadır. Bu oldukça yaygındır Türkiye’de şu anda. Yani Sağlık Bakanlığı hastanelerinde artık bir muayenehaneye gitme ihtiyacı büyük ölçüde ortadan kalkmış olmasına rağmen, üniversite hastanelerinde âdeta muayenehaneler -yine tırnak içinde ifade ediyorum- o üniversite hastanesinin içine taşınmış durumdadır.

Peki, bundan vatandaşımızı kurtarmak gerekmiyor mu? Tabii ki gerekiyor, bunun için sizlerle birlikte bu yüce Meclisin çatısı altında Tam Gün Kanunu’nu yaptık. Tam Gün Kanunu’na göre, Temmuz ayının 30’undan itibaren -yani şurada, işte, kaç gün kaldı? Kırk beş gün- Sağlık Bakanlığı hastanelerinde muayenehanesi olan bu yüzde 13’lük hekim grubu da -ki bunların sayısı 3.500 civarındadır- artık muayenehanelerini kapatacaktır. Bunların büyük çoğunluğunun kamuda çalışmaya devam edeceklerini de biliyoruz.

Peki, üniversite hastaneleri ne olacak? Üniversite hastanelerinde de yıl sonu itibarıyla artık bu hoca parası, döner sermaye parası ortadan kalkacak. Ancak şunu da hatırlatmadan geçemeyeceğim: Bu Kanun şu anda ana muhalefet partisi, Cumhuriyet Halk Partisi tarafından, özellikle bu döner sermaye ödemeleri açısından birçok maddesi itibarıyla iptali için Anayasa Mahkemesine götürülmüş durumdadır. Umarım bir iptal meydana gelmez ve vatandaşımız bu çileden, bu ıstıraptan bu sene içerisinde tamamen kurtulmuş olur; biz de sağlık çalışanları olarak, sağlık yöneticileri olarak, bu yüce Meclisin çatısı altında görev yapan milletvekilleri olarak vatandaşımıza hayırlı bir iş yapmış olmanın rahatlığıyla gece yastıklarımıza başımızı koyabiliriz. Çünkü gerçekten vatandaşın bu anlamda para ödemesi çok zordur.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Keşke Anayasa’ya uygun olsa da Anayasa Mahkemesine başvurmasak Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Tabii, bir değerli milletvekilimiz oradan bir katkıda bulunuyor Anayasa’ya aykırılıkla ilgili. Bize göre Anayasa’ya hiçbir aykırılık da yoktur. Vatandaşın gidip de üniversitede hocaya para vermemesinin Anayasa’ya ne aykırılığı olabilir? Vatandaşın gidip muayenehaneye para vermemesinin Anayasa’ya ne aykırılığı olabilir?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Mahkeme niye iptal etti o zaman Sayın Bakan? Mahkeme vatandaşın düşmanı mı?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, şimdi bunu niçin anlattım? Çünkü bu katkı payı meselesi Türkiye’de biraz farklı şekillerde lanse ediliyor. Neden biz kamu hastanelerinde 8 lira, efendim, özel hastanelerde 15 lira bir katkı payına karar verdik Hükûmet olarak? Bu kararın doğru bir karar olduğu 2010’un ilk altı aylık uygulamalarından ortaya çıkmıştır.

Değerli milletvekilleri, şunu gördük: Bu sene hastanelerdeki hasta yığılması, yerini “birinci basamak” dediğimiz sağlık ocakları ve aile hekimliklerine doğru biraz değiştirmeye başlamıştır. Hastanelerimize aşırı başvurular, durumu ağır olan ve mutlaka hastaneye gitmesi gereken hastaların işini gerçekten çok zorlaştırıyordu. Yani Türkiye’de yıllarca hizmet alamayan vatandaşlarımızın, tamamen ücretsiz olarak istediği her hastaneye başvurma hakkını kazanınca, aslında basit bir reçete yazdırmak için veya ne bileyim, bir basit üst solunum yolu enfeksiyonu için bile hastaneye gittiğini görmeye başlamıştık. Bu uygulamadan sonra bir denge oluştu.

Şunu da ifade etmek isterim: Bu devlet hastanelerinde vatandaşımızdan alınan 8 liralık katkı payı, reçete alınırsa 8 liradır, bir reçete alınmamışsa 5 liradır. Şu tarafını da eklemeliyim: Kanser hastalarından, sürekli tedavi gören diğer hastalar grubundan da bu katkı payları alınmamaktadır. Dolayısıyla, aslında, katkı payları, “Vatandaştan bir para alalım, bu para, işte, bizim giderlerimizi karşılasın.” diye alınan paralar değildir; hastanelere başvuruları düzenlemek için düşünülmüştür ve bugün, doğru çalıştığı da anlaşılıyor. Yani gidip bir muayenehaneye 150-250 lira para vermek, bir ameliyata, efendim, 500 lira, bin lira, 2 bin lira para vermekle, 5 bin lira para vermekle kıyaslandığında bu katkı paylarının gerçekten küçük rakamlar olduğu açıktır.

Bugün Sağlık Uygulama Tebliği’nde bir kalp nakli için 95 bin lira ücret alınmaktadır. Kalp-akciğer nakli 110 bin lira, bir kemik iliği nakli 168 bin lira, akraba dışı kemik iliği nakli 354 bin lira, diyaliz tedavisinin günlüğü 2 bin liradır ve bunlar tamamen vatandaşımıza ücretsiz verilmektedir. Türkiye, gerek tedaviler açısından gerek acil hastaların taşınması açısından gerek vatandaşlarına ilaç verme açısından bugün Avrupa’nın ve dünyanın sağlık sistemi itibarıyla en cömert ülkelerinden biri konumundadır. Binlerce vatandaşımız -biraz sonraki bir soruda da temas edeceğim- kendilerinden beş kuruş talep edilmeksizin hava ambulanslarıyla hastanelere taşınmaktadır.

Evet, esas numarası (6/1596) olan sorusunda Ordu Milletvekilimiz Sayın Rıdvan Yalçın, tütün kontrolü ve sigarayla ilgili yaptığımız Kanun’dan bahisle bazı işletmelerin bundan olumsuz etkilendiğini ve bunun için ne yapıldığını, ne yapılacağını sormuş.

Değerli milletvekilleri, bu konu da çok önemli bir konudur. Aslında biz tütün kontrolü, sigaranın kapalı mekânlarda içilmesinin kısıtlanması, yasaklanmasıyla ilgili düzenlemeleri Meclisimizde sizlerle birlikte yaparken elbette bu konuyu çok iyi araştırdık. Dünyanın diğer ülkelerindeki örneklerden biliyorduk ki bu uygulamalar “ikram sektörü” dediğimiz lokanta, kahvehane, otel, kafe gibi işletmelerin satışlarını ve kârlılıklarını azaltmaz, dünyadaki örnekleri bunun böyle. Biraz fazla gürültü koparıldı Türkiye’de Kanun’dan sonra bu sektördeki bazı paydaşlar tarafından. Hatta üzülerek ifade etmeliyim, 2 milletvekilimiz de Kanun’un bu kısımlarıyla ilgili bir geriye dönüş için kanun teklifi verdiler Türkiye Büyük Millet Meclisine.

Şimdi, peki, gerçek neydi acaba, ne oldu, bakın ben size rakamlarla ifade edeyim: Maliye Bakanlığı verileriyle 2008 yılı Temmuz ayında 932 bin olan ikram sektörü işletme sayısı -rakamları binli rakama ben yuvarlıyorum kolay anlaşılsın diye- bu kısıtlamaların başladığı tarihten sonra 2009 yılı Aralık ayında 959 bine yükselmiştir. Hani hep söyleniyor ya, işletmeler kapandı, işte geriledi vesaire diye. Yani bu sektörlerde bir büyüme var. Yemek sektörü yüzde 4, alkollü içecek sektörü yüzde 3, alkolsüz içecek sektörü yüzde 2, genel olarak ikram sektörü ise yüzde 3 büyümüştür. İkram sektörü işletmelerinin 2009 yılı Ağustos-Aralık dönemi KDV matrahları 2008 yılının aynı dönemine göre yüzde 11 oranında artmıştır. Tekrar ifade edeyim: 2008 yılının Ağustos-Aralık dönemine göre 2009 yılında bu sektörün KDV matrahları yüzde 11 artmıştır. Artış oranı yemek sektöründe yüzde 13, alkolsüz içecek sektöründe -kahvehane, kafeterya gibi- yüzde 10 olarak gerçekleşmiştir ve yine Türkiye İstatistik Enstitüsünün dönemler itibarıyla gayrisafi yurt içi hasıla verilerine göre, 2009 yılının üçüncü çeyreğinde Türkiye'nin gayrisafi yurt içi hasılası yüzde 3,3 oranında düşerken -o global kriz dönemi- otel, restoran ve kahvehanelerin dâhil olduğu ikram sektöründe yüzde 5,2’lik gelir artışı olmuştur.

Demek ki -başka rakamlar da var- bu sektörlerde, bütün diğer ülkelerde olduğu gibi, yani lokantalar, kahvehaneler de dâhil olmak üzere kamuya açık, kapalı ortamlarda sigara içilmesini yasaklayan Kanun her açıdan yararlı bir düzenleme olmuştur. Dolayısıyla bu Kanun’da bir geriye gidiş asla olmayacaktır. Biz, Türk halkının, çocuklarımızın geleceğini bu anlamda yakın biçimde takip etmeye devam edeceğiz.

Esas numarası (6/1599) sayılı sorusunda Sayın Tayfur Süner, Antalya Milletvekili, Kemer Devlet Hastanesinde bir başhekimin kulak burun boğaz uzmanı olduğunu, ikinci bir kulak burun boğaz uzmanı olmadığı için işlerin aksadığını ifade etmiş sorusunda. Bugün itibarıyla Kemer Devlet Hastanemizde 9 uzman tabip var, 2 de kulak burun boğaz uzmanı var. Sayın Milletvekilimizin sorusunu sorduğu tarihte tek kulak burun boğaz uzmanı var.

Ama şunu ifade etmek isterim: Sağlık Bakanlığında, başhekim ve başhekim yardımcılığı gibi görevler ikinci görevlerdir ve kişinin asıl görevi olan hekimlik ile birlikte yürütülmektedir. Kemer Hastanesinin çok büyük bir hastane olmadığı göz önüne alındığında, bu hekim arkadaşımız tek hekimken de orada kulak burun boğaz hizmetlerini yapabileceği anlaşılmaktadır.

Sayın Milletvekilimiz şunu da söylüyor: “Devlet hastanelerinin kadrolarını bu denli zayıf bırakması hakkında düşünceniz nedir, niye böyle yaptınız?” Tabii ki böyle bir şey hiç yapmadık. Dönemimizde kamu hastaneleri hep güçlenmiştir, bundan sonra da güçlenmeye devam edecektir. Hele Antalya’ya sıra gelirse, Türkiye ortalaması 1 uzman hekime göre 1.250 iken Antalya’da bu ortalama 1.100’dür. Dolayısıyla bu anlamda hizmet gerekleri Antalya ilimizde de layıkıyla yerine getirilmektedir, getirilmeye çalışılmaktadır.

(1603) esas sayılı soruda, Sayın Yılmaz Tankut, Adana Milletvekilimiz, kamu hastane birliklerini soruyor. Kamu hastane birliklerinin… Şöyle diyor Sayın Milletvekili: “Kamu hastanelerinin özelleştirilerek birer işletme hâline getirilmesi öngörülmektedir. Hastane personelinin sözleşmeli olarak alınacağı, yasanın hastaneleri, maliyeti ucuz, kârı yüksek hasta grupları seçmeye yönelteceği… Böyle bir durum asla olmayacaktır. Kamu hastane birlikleri kanunu, kamu hastanelerini özelleştirmeyi asla düşünmediğimiz bir kanundur. Zaten kanunun metnine bakıldığında bu açıkça görülecektir. Biz kamu hastanelerini yerinden yönetilen, özerk bir anlayışla yönetilen ama yine kamuya ait olan, güçlendirilmiş, vatandaşın hizmetini daha iyi verecek hastaneler olarak tanzim etmiş durumdayız bu yasa tasarısını. Şu anda da Meclis Genel Kurulumuzdadır ve inşallah bu dönem bitmeden de yasalaşması için gayret göstereceğiz.

Burada çalışanların özlük hakları veya statüleriyle ilgili herhangi bir değişiklik olmamaktadır. Değerli Milletvekillimizin de belki meseleyi karıştırmış olabileceği bir yan var, bir taraf var, o da şudur: Kamu hastane birlikleri sürekli hastane yöneticiliğini ortadan kaldırmaktadır, bu doğru. Yani başhekim atandınız, müdür atandınız, başhemşire atandınız, yardımcı atandınız ilanihaye orada kalacaksınız… Bunu ortadan kaldırmaktadır. Üç yıllığına yönetim kurulları oluşuyor, üç yıllığına profesyonel bir yönetim oluşturuluyor ve tamamen objektif bir başarı indeksiyle bunlar takip ediliyorlar, işlerini yaptıklarında, vatandaşın hizmetini iyi gördüklerinde ödüllendiriliyorlar ve hizmetlerine devam ediyorlar; işlerini, görevlerini yeterince yerine getirememişlerse görevden alınmalarını sağlayabilecek objektif bir değerlendirme prosedürü ortaya konuyor.

Bu kanun tasarısı komisyonda görüşülürken de ben ifade etmiştim, buradan bir kere daha ifade etmek isterim Meclis kürsümüzden: Değerli milletvekilleri, biz sekiz yıldır iktidarda olan bir partiyiz, dolayısıyla tabii olarak bu dönem içerisinde atanan yöneticilerin büyük kısmı bizim dönemimizde atanan yöneticilerdir ama biz bu yasa tasarısıyla artık merkezî hükûmetin yönetici atama yetkisini ortadan kaldırıyoruz. Yani Sağlık Bakanı olarak ben veya Sağlık Bakanlığı olarak AK PARTİ Hükûmetinin Sağlık Bakanlığı artık kamu hastane birliği hâline getirilmiş hastanelere yönetici atamayacak doğrudan doğruya. Hani bu kanun yorumlanırken kadrolaşmadan falan da bahsediliyor da onun için bunu zikretme ihtiyacı duydum. Aslında kanun son derece çağdaş bir yönetim modeli getirmektedir.

Sayın Mehmet Akif Paksoy, Kahramanmaraş Milletvekilimiz, esas numarası (1617) sayılı olan soruyla Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesine bağlı Büyüktatlı beldesi kanser verilerinden bahsetmiş. Muhtemelen kendisine yanlış veriler ulaşmış çünkü çok yüksek sayılardan bahsediyor. 2.152 nüfuslu Büyüktatlı beldesinde kanserden ölenlerin sayısı son on yılda 18 kişi olarak kaydedilmiş durumdadır. Sayın Milletvekilimiz 250 kişinin kanserden öldüğünü ifade etmiş, muhtemelen bir yanlış bilgi ulaşmış olabilir.

Ülkemizin genel verileriyle kıyaslandığında “mezotelyoma” dediğimiz bu bölgede asbestin yol açabildiği, asbestli toprağın yol açabildiği bir kanser türü dışında diğer kanser türlerinde bir artış da gözlemiyoruz ama Sayın Milletvekilimiz muhtemelen buna işaret etmiş, doğru olarak işaret etmiş. Bu asbeste karşı mutlaka mücadele etmek lazım. Bunun için bölgede çalışan sağlık personelini eğitiyoruz, halkı asbestli toprak konusunda bilgilendiriyoruz, asbestli toprağın değişik sebeplerle, höllük, sıva toprağı, tavan ve çatı izolasyonunda kullanılmamasını sağlamaya çalışıyoruz. Yolda da kullanılmaması lazım bu asbestin. Bu anlamda, özellikle rehabilitasyon çalışmaları için il özel idaresiyle iş birliği hâlinde çalışmalarımıza da devam ediyoruz.

Sayın Milletvekilimiz önemli bir konuya işaret etmiştir. Bu bölgede, asbestli toprağın olduğu bölgede yaşayan vatandaşlarımız sağlık kuruluşlarının ve diğer ilgililerin uyarılarına mutlaka dikkat etmelidir ve bu bölgedeki mahallî idare de asbestli toprağı yol inşaatlarında ve  diğer inşaatlarda kullanmamalıdır, korunma yöntemi budur çünkü.

Kütahya Milletvekilimiz Sayın Alim Işık, (1657) sayılı sorusunda, yine katkı paylarından bahsediyor ve “3 liralık bölüm niçin eczaneler aracılığıyla alınıyor. “ diyor, bir de “Kaldırılması için bir çalışmanız var mıdır?”

Biraz önce uzunca temas ettim bu konuya. Özel hastanelerde alınan 15 lira muayene katkı payının, daha doğrusu özel hastane muayenelerine gidildiğinde tahakkuk eden 15 liranın 3 lirası reçetelerle ilgili olduğu için eczanelerde alınmaktadır. Sağlık Bakanlığı hastanelerine giden vatandaşlarımıza tahakkuk eden 8 liraların da eczaneden alınmasının sebebi vatandaşlarımızın hastanelerde sıkıntı çekmemesidir. Çünkü biz şunu gördük: Vatandaşı hastanelerde bir vezne kuyruğuna sokmak gerçekten hiç pratik değil ve vatandaşımız için bir sıkıntı oluşturuyor. Zaten eczaneye gittiğinde vatandaşlarımız ilaçları için katkı payı ödemektedir yüzde 10 ile 20 arasında; bu arada o 3 lirayı veya 8 lirayı da ödemektedirler. Tekrar ifade edeyim ki bu katkı paylarının amacı vatandaştan bir para toplamak değildir, bu bir finansal amaçlı uygulama değildir; amaç, hastanelere giden vatandaşların regülasyonunu sağlamak ve birinci basamak aile hekimliği ve sağlık ocaklarını kullanmaları hususunda onları teşvik etmektir.

Esas numarası (1672) sayılı soruda Sayın Ahmet Bukan, Çankırı Milletvekilimiz, 2002 yılında yapımına başlanan ve 2009’un sonlarında tamamlanan yeni devlet hastanesinin ne zaman hizmet vereceğini söylüyor. Sayın Milletvekilimiz Genel Kurulda mı bilmiyorum ama aslında, şunu özellikle ifade edeyim: Değerli milletvekilleri, Çankırı’daki bu hastane gerçekten sorunlu bir inşaat olarak devam etti. Nihayetinde biz müteahhidinden geçici kabulle hastaneyi Kasım 2009’da aldık, işi layıkıyla yapamamış olduğu ve tamamlayamamış olduğu hâlde, tespit ettiğimiz noksanlıkları da yüklenici firma namı hesabına yapmak için bir ikmal ihalesi yaptık, yani hukuki prosedürü bu şekilde işletmek durumunda kaldık. Eksiklikleri bu ihaleyle bu yıl içerisinde tamamlayarak Çankırı’daki hastanemizi hizmete açmış olacağız, bu senenin içinde inşallah hizmete açmış olacağız.

(1724) esas numaralı sorusunda Sayın Reşat Doğru, Tokat Milletvekilimiz, Erbaa Devlet Hastanesindeki bazı uzman eksikliklerinden bahsetmiş. O günden bugüne bu eksiklikleri tamamlamışız. Kardiyoloji, göz ve radyoloji, radyodiagnostik alanında 3 uzman hekimimiz şu anda Erbaa’da hizmet yapmaktadır.

Yine Sayın Doğru’nun (1725) esas numaralı sorusunda, “4/B statüsünde çalışan personele kadro vererek mağduriyetlerini gidermeyi düşünüyor musunuz?” sorusu var. Aslında “Neden 4/B’li personel çalıştırıyorsunuz?” diye de sorabilirsiniz.

4/B’li personeli, bir hizmet ihtiyacı, hizmet gereği için çalıştırıyoruz, çünkü bu personeli özellikle eleman temin etmekte güçlük çektiğimiz bölgeler başta olmak üzere istihdam ediyoruz, bununla beraber diğer kuruluşlarda da istihdam ettiğimiz personelimiz elbette var.

Gerçekten bu 4/B’lilerin istihdam şekilleri ve özlük haklarıyla ilgili bazı eksikler vardı. Sayın milletvekilimizin bu soruyu sorduğu tarih 2010’un başlangıcı. Ancak 29/3/2009 tarihinde bir Bakanlar Kurulu kararı yaptık. Burada, unvan değişikliği, yeniden hizmete alınma, “becayiş” denen karşılıklı yer değişikliği, eş durumu ve sağlık mazereti sebebiyle yer değişikliği gibi imkânları 4/B’li personelimize de tanıdık. Bu sayede 4/A’lı personel ile 4/B’li personelin özlük hakları arasındaki farklılıkları büyük ölçüde gidermiş olduk.

Aslında 4/B’lilerin bir avantajı da var. 4/B’lilerin aylık gelirleri 4/A’lılara göre ortalamada 150 lira civarında azdır, çünkü kendi sigorta primlerini kendileri ödüyorlar, ancak bu bir avantaj da oluşturuyor; emekliliklerinde 4/B’liler, yaklaşık olarak 400 lira civarında daha fazla bir emeklilik aylığına da sahip olabilecekler, yani 4/B’lilerin lehine de böyle bir şey oluşmuş durumda. Bu bir hizmet ihtiyacı, ifade ettiğim gibi, büyük ölçüde sıkıntıları da ortadan kaldırılmış durumda bu değerli sağlık çalışanlarımızın.

Yine Sayın Doğru, (1726) esas nolu sorusunda, 2009 yılında kaç kişiye sigarayı bırakması için tedavi yardımı yapıldığını soruyor.

Şöyle söyleyeyim: Ülke genelinde Bakanlığımıza bağlı olarak faaliyet gösteren 130 sigara bırakma polikliniği vardır Değerli Milletvekilim. Bu 130 poliklinikte 2009 yılında 34 bin kişiye hizmet verilmiş durumdadır. Bu polikliniklerin hem sayılarını hem kapasitelerini artırmaya devam ediyoruz. 2010, 2011 yılı içerisinde çok daha yüksek sayıda vatandaşımıza bu anlamda hizmet vermeyi düşünüyoruz.

Bu arada, 2008 yılında yaptığımız bir araştırma var, “Küresel Yetişkin Tütün Araştırması.” Şimdi, bunu Dünya Sağlık Örgütüyle beraber 2010 yılı için tekrarlıyoruz. Bu senenin sonuna doğru bu araştırmanın sonuçları çıkacak. Daha önce de çeşitli vesilelerle ifade ettiğim gibi, Türkiye’de sigara içme oranı tedricî biçimde azalmaya başlamıştır. 2010 verilerinin bunu teyit eder mahiyette ortaya çıkacağına da inanıyorum. Bu, gerçekten hepimizi çok sevindiren bir durum olmalıdır. Çünkü, sigaranın tıp diliyle epidemi, bir salgın olduğu açık, özellikle gençlerimizi yakalayan bir salgın olduğu açık. Son yıllarda bu hususta yaptığımız çalışmalarla, bu meseleyi, bu epidemiyi de kontrol altına almış olacağız inşallah.

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir saniye.

Sayın Bakan, konuyla ilgili kısa bir açıklama isteyen sayın milletvekilleri sisteme girmişlerdir, süremiz de tamamlanmak üzere. Yerinize oturursanız Sayın Bakan, sayın milletvekillerine söz vereceğim.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Süner, buyurun.

TAYFUR SÜNER (Antalya) – Sayın Başkanım, Sayın Bakanıma teşekkür etmek istiyorum, çünkü önergeden sonra Kemer’e 1 kadın doğum, 1 dâhiliye, 2 genel cerrah, 1 anestezi uzmanı gönderdi.

Kemer, kışın 20 bin nüfusu olan bir ilçemiz. Ama yaz nüfusu 150 bin ila 200 bin arasında değişiyor. Tabii ki, norm kadro gereği bu kadronun dışında herhangi bir şey yapılamıyor. Ama 150 ila 200 bin nüfusu nazarıitibara alarak, yazın geçici görevlendirme yaparak ortopedi, üroloji ve radyoloji bölümlerine de bir tayin gerçekleşirse yazın, Kemer halkı size daha çok teşekkür eder.

Ben de teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Süner.

Sayın Doğru, buyurun.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakana çok teşekkürlerimi arz ediyorum, sağ olsunlar sorularıma cevap veriyorlar.

Katkı paylarındaki sorumdaki amaç, vatandaş ekonomik olarak sıkıntı içerisindedir. Dolayısıyla, devlet hastaneleri, özel hastaneler, üniversite hastanelerine verilen miktarla ilgili çok büyük sıkıntıları vardır ve kaldırılmasını talep etmektedirler.

Artı, yeşil kartlılar, 2022 ile ilgili sağlıktan faydalananlar, özürlülerden de katkı payları alınıyor. Gerçi “Geri ödenmek kaydıyla” deniliyor ama en azından bu noktada bu fakir insanlardan katkı payı alınmamasıyla ilgili bu soruyu sormuştum.

Ayrıca, Tokat’taki hastanelerin çoğunda doğru uzman hekim noktasında epey bir iyileştirme olmuştur. Ancak, mesela Reşadiye ilçesi Nebişeyh beldesi ile Kuzbağı beldesi -buralar belediyelik yerlerdir- uzun zamandan beri doktor, hemşire ve ebeleri yoktur. Özellikle Nebişeyh beldesi ve Kuzbağı’nda Kırım Kongo…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Paksoy.

MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, teşekkür ederim.

Yalnız, sorumdaki bu Afşin ilçemiz Tatlar beldemizdeki sıkıntılar devam ediyor, vatandaşımız tedirgin. Bu konuda çalışmaları bir an önce başlatırsanız bölge halkımız memnun olacaktır.

Bir de Sayın Bakanım şeyi soracağım: Şimdi, 400 yataklı devlet hastanesi inşaatı bitmek üzere. Bu devlet hastanesi açıldığında, 400 yataklı hastanemiz, yalnız bunun, Yenişehir Devlet Hastanesinin TOKİ’ye devredileceği söz konusu mu? Bir onu soruyorum.

Bir de ayrıca, eski devlet hastanesinin kapatılacağı söyleniyor. Bu konudaki bilgileri verir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakana ben de teşekkür ediyorum her ne kadar geç de olsa sorularımız cevaplandı.

Aslanapa ve Çavdarhisar ilçelerinin birlikte kullanacağı bir acil sağlık istasyonuna gerek olmadığı yönünde istatistiki bilgilerle de destekleyen bir cevabı oldu. Ancak Sayın Bakanım, şunu söylemek isterim: Bu verdiğiniz değerler en son çare olarak acil yardım talebinde bulunan kişilere aittir ama birçok insanımız böyle bir imkânı olmadığı gerekçesiyle bu tür ihtiyacı kendisi karşılama yönüne gitmektedir. Eğer bu iki ilçenin birlikte kullanabileceği bir acil sağlık istasyonu gündeme getirilebilir ve Bakanlığınızca bu gerçekleştirilirse gerçekten sizlere birçok insan teşekkür edecektir.

Sayın Doğru’nun da belirttiği gibi, bu, katkı payı alınması konusu eczacılarla birçok vatandaş arasında çok ciddi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakana önce teşekkür etmek istiyorum cevapları için.

Birincisi: Şırnak’ta hâlâ kapalı olan yerleri, bir de personel eksikliği olan yerleri sormuştum. Sayın Bakan genel bir cevap verdiler. Bu Kumçatı beldesi uzun bir yol üzerinde bir yerleşim, iki ayrı sağlık ocağı konumlandırılmış bir yer. Onun için, iki tane mahallesi var uzun, onlara ihtiyaç var.

Bir de gerçekten sağlık personeline ek ücret ve teşvik konusu, konut konusu son derece, bu sınır illerimizde önemli bir konu. Tıp fakültesini de… Şırnak Havaalanı yapılacak üç kapılı, Irak, Suriye’ye de açılan üçlü bir kapısı olacak Şırnak Havalimanı’nın. Bu açıdan tıp fakültesinin Şırnak’ta açılmasının çok önemli olduğunu düşünmüştüm, bunun için soru sormuştum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Ağyüz…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, bir yıl olmuş soru önergemi vereli ama cevabınıza teşekkür ederim.

Soruşturma için hangi aşamalardan geçmiş bu vilayetçe, bunu bana yazılı olarak bildirebilirseniz sevinirim.

Ayrıca Gaziantep’te özürlü raporu için psikiyatrist yok, ergen psikiyatristi; çok sıkıntı çekiliyor.

Bölge hastanesi vaadiniz var. Bölge hastanesi ne oldu? Arsa sorununu çözebildiniz mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, sayın milletvekillerinin açıklama istediği konularda cevap vermek üzere lütfen kürsüye buyurun.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Değerli Başkanım, teşekkür ediyorum, milletvekili arkadaşlarıma da teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilimizin Kemer’le ve yaz nüfusuyla ilgili söylediği hususlara katılıyorum. Elimizden geldiği kadar, ifade ettiği uzmanları da, en azından geçici görevle de olsa, orada bulundurmaya çalışacağımızı ifade ediyorum. Bunu arkadaşlarımla konuşacağım. Gerçekten yaz nüfusu yüksek olan yerlerde mutlaka geçici görevlendirmelerle oranın yaz sağlık ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyoruz; sürekli personel verseniz bu sefer kışın personel orada atıl duruma düşüyor.

Reşadiye’nin beldeleriyle ilgili olarak Sayın Doğru’nun ifade ettiği hususları da değerlendireceğim, bakacağım onlara.

Sayın Paksoy’un bu 400 yataklı hastaneyle, Kahramanmaraş’taki hastaneyle ilgili sorduğu ilave bir şey oldu. Bu hastaneyi sadece 400 yatak olarak da bırakmıyoruz. Bu hastane aslında şu anda 400 artı 100-150 civarında bir kapasiteye sahip. Biliyorsunuz, çok büyük ve modern bir hastaneye yaptık, yapıyoruz. Ayrıca, bunun yanında, büyük bir arsa oluşturmuştuk -ondan da mutlaka haberiniz var- Kahramanmaraş’ta büyük bir sağlık kampusu inşa edeceğiz. Tabii, şehrin içerisindeki diğer hastaneleri, bu kampuslar inşa edildikten sonra, yerinde, aynı kapasitede tutmak hizmet gerekleriyle hiç örtüşmüyor. Bu hususta da biz, milletvekillerimizden ve şehrin siyasi iradesinden aslında destek bekliyoruz. Hangi şehirde yeni ve büyük bir hastane yapılırsa eski hastanelerin kendi yerlerinde aynı şekilde devam etmesi talebi karşımıza zaman zaman getirildi, getirilebildi. Oysa bu mümkün olan bir şey değil yani sonuçta insan kaynağıyla hizmet veriyorsunuz ve böyle, parçalı bir hizmet vermenin bir anlamı da yok; öyle olsaydı bu hastaneleri yapmazdık. Dolayısıyla biz, Kahramanmaraş’ta da Türkiye'nin bütün diğer şehirlerinde olduğu gibi, Kahramanmaraş’ın otuz ila elli yılına yetecek yeni tesisler yapıyoruz. Bu tesisler tamamlandıktan sonra, düzenlemeleri de buna göre yapacağız, hizmet ihtiyaçlarına göre.

MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – TOKİ’ye devredilecek mi Sayın Bakanım?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Yani biz, şehirlerdeki arsalarımızı TOKİ’yle konuştuk ama şu anda elimde TOKİ’yle bu arsayı da konuştuk mu, o bilgi yok doğrusu, onu size bilahare vereyim.

Sayın Işık yine Aslanapa ile Çavdarhisar arasında bir şeyden bahsetti. Aslında bu her iki ilçemizde de acil hizmetler sunuluyor. Böyle bir 112 müstakil merkezinde 15 kişiyi çalıştırmak lazım Değerli Milletvekili, yirmi dört saat açık tutmak için. 15 kişi günde 1 kişi taşıyacak. Tabii ki o vatandaşımızın kıymeti çok büyük, 1 kişiyi de taşıması gerekirse taşısın ama bu 1 kişiler taşınıyor. Her iki ilçede de şu anda 112 sağlık hizmeti var.

Sayın Kaplan’ın yine Şırnak’la ilgili personel taleplerini de gözden geçireceğim ama hakikaten yani Şırnak’ı, Sayın Kaplan, geçmişle kıyaslayamayız sağlık hizmetleri açısından. Bundan sonra da mutlaka hizmetlerimizi Şırnak halkına artırmaya devam edeceğiz.

Sayın Ağyüz’e soruşturmanın detaylarını vereceğim, il valiliğinin yaptığı soruşturmanın.

Bu ergen psikiyatrisi, çocuk psikiyatrisi konusundaki eksiği de mecburi hizmetli göndererek çözüyoruz. Zannediyorum ya atanma yapıldı veya yapılmak üzere. Bu hususta sayı çok az maalesef, çocuk psikiyatrisi sayısı Türkiye’de çok az; sıkıntıyı bundan dolayı çekiyoruz.

Gaziantep’teki bölge hastanesi meselesi de şudur: Buranın arsa işlerini TRT’den aldığımız bir arsayla, daha doğrusu almakta olduğumuz bir arsayla aşağı yukarı tamamlamak üzereyiz ama şehrin doğu tarafında da bir ihtiyaç var. Ben yakında Gaziantep’te bir il değerlendirmesi yaptım, Değerli Milletvekilimiz mutlaka haberdar olmuştur. Şehrin doğu tarafında henüz bir arsa temin edebilmiş değiliz. Uygun bir arsa temin edersek şehrin doğu tarafına da yeni bir yatırım düşünüyoruz.

Katkı payları konusunda geniş açıklama yaptığım için yeniden o konuya dönmek istemiyorum. Doğrusu vatandaşımıza bu kadar hizmeti vermişken yani 10 milyarlarca lirayı vatandaşımıza sağlık hizmeti sunarken bu katkı paylarından bir muradımız var onu anlatmaya çalışıyorum, hastanelerdeki büyük yoğunluğu azaltmak. Burada vatandaşımız büyük bir çileden kurtuldu, doğru. Yani dün muayenehaneye 250 lira veren, 200 lira veren vatandaş bugün katkı payı olarak 8 lirayı vermemeyi ister. O onun en tabii hakkıdır. Ama bunu hatırlatmak da bu ülkenin sekiz yıldır Sağlık Bakanlığını yapan bir siyasetçi olarak benim hakkım. Yani 200 lira öderdik, 100 lira öderdik, 300 lira öderdik, 3 bin lira öderdik, bunun yerine 8 lira katkı payı veriyoruz. Bunun da vatandaşlarımız tarafından anlayışla karşılanacağına inanıyorum.

Hepinize saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, böylece gündemin “Sözlü Sorular” kısmında yer alan sorulardan 1, 119, 131, 157, 158, 159, 162, 193, 221, 222, 225, 235, 262, 269, 303, 304, 305 sıralarındaki sorular cevaplandırılmıştır. Diğer sorular gündemde kalacaktır.

Alınan karar gereğince diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 17.42

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 17.59

BAŞKAN : Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Gülşen ORHAN (Van)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 117’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

4’üncü sırada yer alan, Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 3 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Emniyet Teşkilatı Kanunu ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve 3 Milletvekilinin; Kırşehir Milletvekili Abdullah Çalışkan ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 3 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Emniyet Teşkilatı Kanunu ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve 3 Milletvekilinin; Kırşehir Milletvekili Abdullah Çalışkan ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/702, 1/714, 1/865, 1/887, 2/646, 2/703) (S. Sayısı: 508) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Geçen birleşimde teklifin birinci bölümü üzerindeki görüşmeleri tamamlanmıştı.

Şimdi birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır; geliş sıralarına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

508 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 1. Maddenin, Geçici Madde 10 da “Bakanlığa tahsis edilen serbest öğretmen kadrolarından boş bulunan 25.000 öğretmen kadrosuna” ibaresinde 25.00 yerine “40.00 öğretmen” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Ferit Mevlüt Aslanoğlu                    Ensar Öğüt                          R. Kerim Özkan

                         Malatya                                   Ardahan                                   Burdur

                     Yaşar Tüzün                           Yaşar Ağyüz                        Abdulaziz Yazar

                          Bilecik                                   Gaziantep                                   Hatay

                                                                 Orhan Ziya Diren

                                                                           Tokat

                            

(x) 508 S. Sayılı Basmayazı 11/6/2010 tarihli 116’ncı Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 sıra sayılı Bazı Kanun ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 1’inci maddesinde geçen “25.000” ibaresinin “50.000” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Mustafa Kalaycı                       Mehmet Şandır                    Emin Haluk Ayhan

                          Konya                                     Mersin                                     Denizli

                    Ahmet Bukan                         Yılmaz Tankut                           Akif Akkuş

                          Çankırı                                     Adana                                     Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, yoklama talebimiz var.

BAŞKAN – Bir saniye Sayın İnce, acele etmeyin lütfen, sabırlı olun.

Önerge üzerinde söz isteyen Akif Akkuş, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Akkuş.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 508 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesindeki değişiklik için verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 1’inci maddeye eklenen geçici 10’uncu madde ile Millî Eğitim Bakanlığına tahsis edilen serbest öğretmen kadrolarından boş bulunan 25 bin öğretmen kadrosuna 2010 Yılı Merkezi Bütçe Kanunu’nun 22’nci maddesi kapsamında yapılacak atamalardan ayrı olarak, yani normal atamalardan ayrı olarak 2010 yılı içinde atama yapılması teklif edilmektedir. Bu teklif, belirttiğim gibi, 25 bin kişidir. Ancak bu atanacak 25 bin yeni öğretmenin kadrolu mu yoksa sözleşmeli mi atanacağı belirtilmemektedir çünkü son yıllarda öğretmen kadroları sözleşmeli kadrolarla doldurulmaktadır. Bugün 68 bin ila 70 bin arasında sözleşmeli öğretmen bulunmaktadır. Bu, tabii, “Niçin 68 bin değil yahut da 70 bin değil?” diye sorarsanız maalesef net bir cevap alamıyoruz. “Kaç?” diyoruz? Kimisi diyor ki “68.350”, bir başkası diyor ki işte “70 bin kadar” yani yine Bakanlık kadrolarına sorduğumuz zaman. Bu yüzden 68 bin ila 70 bin arasında diye belirtiyorum.

Bu öğretmenlerimiz kadrolu olan öğretmenlerimizle aynı görevi yapmaktadırlar ancak kadrolu öğretmenin sahip olduğu birçok haktan mahrumdurlar. Bu farkları şu şekilde belirtebiliriz: Kadrolu öğretmenler ile sözleşmeli öğretmenler arasında birçok fark var dedik. Sözleşmeli öğretmenler, özür durumu hariç, il içi ve il dışı tayin isteyememektedirler. Niçin isteyemiyor? Çünkü il içi, il dışı tayin isteyebilmesi için öğretmenliğinin bir yılı geçmesi gerekiyor. Tabii, bir yıl dolmadan bunun süresi doluyor, yenilenmek mecburiyetinde kalıyor, bu yüzden isteyemiyor. Sözleşmeli öğretmenler idareci veya müfettiş olamazlar, yurt dışında genellikle görevlendirilemezler. Sözleşmeli öğretmenlerin ek dersinden Sosyal Sigortalar Kurumu kesintisi yapılmaktadır. Sözleşmeli öğretmenler eş, çocuk ve doğum yardımları alamamaktadırlar. Sözleşmeli öğretmenlere özür durumunda yapılan il dışı yer değiştirmelerde yolluk dahi ödenmemektedir. Sözleşmeli öğretmenler temel ve hazırlayıcı eğitim kurslarını almalarına rağmen bu eğitim “mesleki eğitim” adı altında verilmektedir. Herhangi bir şekilde asalete geçmeleri de söz konusu olamamaktadır çünkü bir yılı dolmuyor hiçbir şekilde. Bir yılı dolduğunda sözleşmesinin süresi bitmiş oluyor, dolayısıyla geçemiyor.

Sözleşmeli öğretmenlerin sözleşmeleri her yıl ocak ayında yenilenmektedir bilindiği gibi. Yani sigorta dâhil her sene çıkış-giriş işlemi yapılmaktadır, uzun süreli sözleşme yapılmamaktadır. Her yıl yenilenen sözleşmeleri Maliye Bakanlığı kıymetli evrak olarak belirlediği için vergiye tabi tutulmakta ve vergiyi de peşin almaktadır.

Değerli milletvekilleri, gördüğünüz gibi, sözleşmeli öğretmen âdeta bir köle gibi devlette görev yapmaktadır. Artık bu devirde bundan vazgeçilmesi gerekiyor, sözleşmeli öğretmenin millî eğitim kadrolarında bulunmaması gerekiyor. Bunların acilen kadrolu öğretmenler olarak değerlendirilmesi yerinde olacaktır diyoruz.

Ve diyoruz ki, bu 25 bin sayıyı 50 bin yapalım. Mademki böyle bir, atanması gerekenlerin dışında ekstradan bir atama söz konusu, o zaman bunlar 50 bin olsun. Niçin 50 bin olsun? Çünkü bugün atama bekleyen 237 bin öğretmen adayı var. Bunun sayısı tabii bugünlerde biraz daha artacak; malumunuz, bugünlerde üniversitelerden yeni mezunlar ortaya çıkacak.

Millî Eğitim Bakanlığında çalışan kadrolu öğretmen sayısı 538 bin. 68 bin yahut da 70 bin de bu var, 600 bin öğretmen var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akkuş, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurun.

AKİF AKKUŞ (Devamla) – Geçenlerde yaptığım bir konuşmada da belirtmiştim, ülkemizin 177 bin öğretmene daha ihtiyacı bulunmakta. Dolayısıyla kadro bekleyen öğretmenlerin değerlendirilebilmesi, öğretmen bekleyen çocuklarımızın da daha kaliteli eğitim alabilmesi için bu 177 bin öğretmenin ataması gerçekleştirilmelidir diyorum.

Bir de değerli milletvekilleri, yükseköğretim elemanlarıyla bir problem var, bunu da belirtmekte fayda görüyorum. Malumunuz, 2002 yılında yükseköğretimde kadrolu öğretim üyesi olarak bulunanlara belli bir ödeneğin verilmesi kararlaştırılmış idi ve bu ödenekten profesörler, doçentler istifade ettiler ama yardımcı doçentler istifade edemediler. Bunlar aşağı yukarı sekiz senedir istifade edememektedirler, hâlbuki söz verildi. AKP hükûmetleri de söz verdi bu konuda bunun verileceğine, daha önceki hükûmetler de söz verdi ama bir türlü bu yerine getirilemedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AKİF AKKUŞ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akkuş.

AKİF AKKUŞ (Devamla) – Acilen bunun da verilmesi gerekiyor.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akkuş.

Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – …yoklama talebi var, onu yerine getireceğim.

Sayın İnce, Sayın Demirel, Sayın Özyürek, Sayın Süner, Sayın Çöllü, Sayın Köse, Sayın Güner, Sayın Öztürk, Sayın Emek, Sayın Öğüt, Sayın Barış, Sayın Ergin, Sayın Pazarcı, Sayın Hacaloğlu, Sayın Ağyüz, Sayın Aslanoğlu, Sayın Yazar, Sayın Özdemir, Sayın Paçarız, Sayın Arifağaoğlu.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 3 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Emniyet Teşkilatı Kanunu ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve 3 Milletvekilinin; Kırşehir Milletvekili Abdullah Çalışkan ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/702, 1/714, 1/865, 1/887, 2/646, 2/703) (S. Sayısı: 508) (Devam)

BAŞKAN – Mersin Milletvekili Akif Akkuş ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

508 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 1. Maddenin, Geçici Madde 10 da “Bakanlığa tahsis edilen serbest öğretmen kadrolarından boş bulunan 25.000 öğretmen kadrosuna” ibaresinde 25.00 yerine “40.00 öğretmen” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                  Ferit Mevlüt Aslanoğlu (Malatya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?

Ensar Öğüt, Ardahan Milletvekili.

Buyurun Sayın Öğüt.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 508 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, önergemde 25 bin öğretmenin 40 bin olmasını öneriyorum ve bunu da Sayın Bakanımın kabul etmesini ve Hükûmetin kabul etmesini istirham ediyorum. Niçin? Türkiye’de yapılan üniversite imtihanlarında en sonuncu Ardahan, Şırnak, Hakkâri ve bu, aşağı yukarı yedi sekiz yıldır devam ediyor yani bizi âdeta cezalandırıyor devlet veya Hükûmet, öyle diyelim.

Şimdi, Ardahan’a 2 tane Millî Eğitim Bakanı geldi kadrolarıyla beraber hem Sayın Hüseyin Çelik hem de Sayın Nimet Çubukçu Hanımefendi. Ben teşekkür ediyorum ama onların geldiği dönemde de Ardahan dibe vurdu, sonuncu olduk. Şimdi niye? Türkiye’de yaklaşık 300 bin civarında öğretmen mezun var. Devlet bunlara masraf etmiş, öğretmen yapmış, sınıf öğretmeni, uzman öğretmen var ama atanamıyorlar. Öğretmenin yerine Ardahan’da 60 tane polis ders veriyor Sayın Bakanım. Lütfen, şimdi buna bir cevap burada verin bakayım. Sayın Valiyle ben konuştum, Ardahan Valisiyle, dedi ki: “Ne yapayım? Öğretmen olmadığı için ders verebilecek polisleri tespit ettim, 60 tane polis Ardahan’da -sağ olsunlar, teşekkür ederim- sınıflara girdi, ders verdiler.” Şimdi öğretmenin yetişme tarzı… Öğretmen var; uzman, branş öğretmeni var, sınıf öğretmeni var; bunlar atanmıyor, polislerle veya iki yıllık yedek öğretmenlerle, efendim, atamalarla ders görmeye çalışıyor çocuklar.

Değerli arkadaşlar, yani kalkınmamış, gelişmemiş bölgelere uzman öğretmenler gönderip oradaki çocuklara eğitimi yaptırmamız gerekirken, yani onlara, hiç alakası olmayan, öğretmenlikle alakası olmayan insanlara ders verdirmeye kalkarsanız Türkiye’nin eğitim sorunu böyle olur. Çocuklar ilkokulu bile bitiremezler, ortaokulu bitiremezler, cahil kalırlar, işsiz kalırlar, yoksullaşırlar, ya gider terör örgütünün kucağına düşer ya da gelir büyük şehirlerde hırsızlık yaparlar, bunun ikisinden başka şey yok. Bakın, şimdi cezaevlerinde en çok Doğu ve Güneydoğulu çocuklar var. Peki niye var? Eğitimsizlikten. Çocuklarımız okuyamıyor, meslek edinemiyor, siz hâlen daha “25 bin tane öğretmen atayalım…” Sizin buraya 100 bin tane öğretmen atamanız lazım. Yine ben insaflı davrandım, Grup Başkan Vekilimiz Yalova Milletvekili Muharrem İnce “40 bin de de geçsin.” dedi.

Değerli arkadaşlar, şimdi, onun için… Mesela, örnek veriyorum: Ben dün Ardahan’daydım, Ardahan Göle ilçesinin Balçeşme köyüne gittim. Balçeşme köyündeki öğretmenler dedi ki: “Bizim lojmanımız yok. 12 tane öğretmen Balçeşme köyünden Göle’ye gidiyoruz, orada yatıyoruz, oradan buraya geliyoruz.” dedi. Kaç kilometre? 20 kilometre. Peki, yazık değil mi? Yani bu devlet bir lojman yapamıyor mu, bütçesi mi yok, parası mı yok? Bütün köylerde böyle, sadece Göle’nin Balçeşme köyü değil arkadaşlar. Ben buradan sesleniyorum, rica ediyorum: Göle’nin Balçeşme köyü dâhil, bütün köylere lojmanlar yapın, sosyal tesisler yapın ki, öğretmen gitsin, orada dursun.

MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) – Hangi köyde lojman var?

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Bütün köylerde olsun. Devlet niye var o zaman? Biz niye varız? Bütün köylere lojmanlar yapılması lazım.

MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) – Siz niye yapmadınız şimdiye kadar o köylere o lojmanları?

BAŞKAN – Sayın Selamoğlu, lütfen.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Dünya kadar paraları sağa sola çarçur ediyorsunuz. Beyefendi, bana ne söylüyorsun?

Şimdi, değerli arkadaşlar, dün sabah saat üç sularında Kars Paşaçayırı Kız Öğrenci Yurduna bir tane sapık giriyor, üçüncü kata kadar çıkıyor. Bütün kızların odalarının kapılarını kırıyorlar, banyolarına giriyorlar, mutfaklarına giriyorlar. İmdat çığlıkları, bilmem neler falan… Yurtta kız çocukları tedirgin oluyor ve perişan durumdalar. Sonuçta yakalanıyor bu sapık ve serbest bırakılıyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, hepimizin çocukları var. Türkiye’nin her tarafından gitmiş, Kafkas Üniversitesinin yurdunda kalıyor. Kız çocukları perişan durumda, şikâyet dahi edemiyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öğüt, buyurun.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Şimdi, Sayın Bakana bana gelen yazının bir fotokopisini de verdim. İstirham ediyorum, derhal Millî Eğitim Bakanlığı el koysun, oradaki ihmal eden görevlileri görevden alsın ve de oraya, o çocukların psikolojisini düzeltecek şekilde rehber öğretmenleri gönderilsin ve o çocuklara sahip çıkılsın, buradan istirham ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin eğitim durumu sıfır noktasındadır. Millî Eğitim Bakanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi sekiz yıllık döneminde bir tane Doğu ve Güneydoğu’da başarılı bir il yapmamıştır. Bunu göz önünde tutarak o bölgelere başta olmak üzere, Türkiye’nin eğitim düzeninde bir seferberlik yaparak mutlak surette geliştirmemiz gerekiyor, bu çocuklar bizimdir. Özellikle istirham ediyorum, yetişmiş öğretmenler gönderin ve bizi başkalarına mahkûm etmeyin.

Hepinize saygılar sunuyorum. Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öğüt.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Komisyonun bir düzeltme talebi vardır.

Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Sayın Başkan, Geçici 10’uncu madde kabul edildiği için mükerrer olmaması bakımından mevcut maddenin 11’inci madde olarak düzeltilmesini ve buna göre teselsül ettirilmesini arz ediyorum.

BAŞKAN – Düzeltme talebiyle birlikte 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, geliş sırasına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 sıra sayılı teklifin 2 nci maddesinin “rütbeler” başlığı altında “Kıdemli Başpolis Memuru” ibaresinin “Kıdemli Amir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Hasip Kaplan                           Nuri Yaman                             Akın Birdal

                          Şırnak                                       Muş                                    Diyarbakır

                   Sebahat Tuncel                        Osman Özçelik                        Hamit Geylani

                         İstanbul                                      Siirt                                      Hakkâri

                                                                       Sırrı Sakık

                                                                            Muş

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 2 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 2: 04/06/1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasında geçen polis memuru rütbesi; "Kıdemli Başpolis, Başpolis ve Polis Memuru" şeklinde sınıflandırılmış, bu sınıflandırma esas alınarak polis memuru ile çarşı ve mahalle bekçilerinin görev ünvanları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

                   Hasan Özdemir                        Mehmet Şandır                          Reşat Doğru

                        Gaziantep                                  Mersin                                      Tokat

                                          Beytullah Asil                       Ahmet Duran Bulut

                                              Eskişehir                                    Balıkesir 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

657 sayılı Kanunun 1-Sayılı Ek Gösterge Cetvelinin" "VII - Emniyet Hizmetleri Sınıfı" bölümü, halen çalışan ve emekli olacak Emniyet Teşkilatı personelinin maaş durumlarının iyileştirilmesi amacıyla yeniden düzenlenmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 508 sıra sayılı teklifin 2 nci maddesinin “rütbeler” başlığı altında “Kıdemli Başpolis Memuru” ibaresinin “Kıdemli Amir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                           Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Nuri Yaman, Muş Milletvekili.

Buyurun Sayın Yaman.

M. NURİ YAMAN (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 508 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinde değişiklik yapılmasıyla ilgili olarak vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi en içten duygularımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, gerçekten bugün önemli bir kurumumuzu, can ve mal güvenliğimizden sorumlu olan, ülkenin genel kamu düzeninin sağlanmasında önemli rolü bulunan ve devlet adına da zor kullanma yetkisinin en üst düzeydeki silah kullanma yetkisi bulunan bir memuru, bir kuruluşu ve memurlarını burada görüşüyoruz. Bu kuruluşun elemanlarının bugün Türkiye’nin en ücra köşesine, bütün il ve ilçelerde kamu düzeniyle ilgili çalışmalarını hepimiz yakından takip ediyoruz ve karşılaşılan olumlu olayları da olumsuz olayları da yakından biliyoruz.

Bu düzenlemeyle her ne kadar polis memurlarının moral motivasyonlarının sağlanmasına yönelik ve bunların bir noktada özlük haklarının az da olsa düzeltilmesine yönelik yeni bir çalışma, yeni unvanlar geliyor. Burada görev yapan bu arkadaşlarımızın başpolis memuru, polis memuru, kıdemli başpolis memuru olmasının belki kendilerinde bir psikolojik rahatlık sağlayabilir ancak bu devletin zor kullanma yetkisini elinde bulunduran polis memuru arkadaşlarımızın bu nicelik değişiklikleri bence önemli değil. Önemli olan, bunların nitelik değişikliklerini ve bu ülkenin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde belli bir eğitim sürecinden geçirildikten sonra bu yetkilerin ve bu görevlerin bu kişiler tarafından yerine getirilmesidir.

Her ne kadar bu düzenlemeyle Avrupa Birliği müktesebatına uyum kapsamında birtakım iyileştirmeler yapıldığı gerekçede gösteriliyor ise de, ben Sayın Bakanıma evvela şunu sormak istiyorum:

Siz, Avrupa Birliğinde her ne kadar 250 kişiye 1 polis düşüyorsa, bizde 300 kişilik bir rakamı bu sayıya indirmeyi düşünüyorsanız, bununla ilgili olarak bu polis sayısındaki açığı bu şekilde kapatmaya çalışırken Avrupa ülkeleriyle aramızdaki polis şiddetini acaba bu ölçüde aşağıya çekebilecek misiniz? Polisin, 2006 yılındaki Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nda yapmış olduğunuz değişiklikle kendisine tanınmış olan o çok önemli görevlerin yerine getirilmesinin eğitimini verebilecek misiniz?

Bakın, siz, 2007 tarihinde yapmış olduğunuz bu değişiklikle, polis görevini yaparken direnişle karşılaşması hâlinde bu direnişi kırmak amacıyla ne ölçüde neler yapılacağını sırayla koymuş ve evvela bu kademeli olarak güç kullanırken bedenî kuvvetini kullanmalı, maddi gücü kullanmalı ve kanuni şartlar yerine geldiği zaman, ancak o zaman o kendisine verilen silah kullanma yetkisini kullanması gerekir. Evvela siz, bu çok üstün yetkileri verdiğiniz bu kişilere, bu görevlilere, bunun kullanma yolunu, yöntemini, eğitimini Türkiye’deki mevcut okullarınızda verebiliyor musunuz? Sayın Genel Müdürüm burada, sormak istiyorum: Bugün Türkiye’de polis eğitimini vermeye yönelik 25 tane polis meslek yüksekokulu var -dikkatinizi çekmek istiyorum, 25 adet- 2 adet polis koleji ve 1 adet de polis akademisi bulunmaktadır.

Bakın, bu polis meslek yüksekokullarının Türkiye’nin çeşitli il ve ilçelerinde tamamıyla siyasi amaçlarla nasıl konuşlandırıldığı herkesin bilgisi dâhilindedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yaman, lütfen tamamlayınız.

M. NURİ YAMAN (Devamla) – Bu nedenle diyorum ki, silah kullanma yetkisini verdiğiniz bu polislerin, Türkiye’de, 2007 yılından bu yana, sürekli, yaşamını yitiren kişilerin hayatına son verdiğinin bilmem farkında mısınız? 2007 yılında, bu zor kullanma yetkisi nedeniyle silah kullanan polis memurlarının kurşunu ile 24 kişi, 2008’de 37 kişi ve 2009’da da tam 48 kişi hayatını kaybetmiştir. Baran Tursun’u öldüren polis memuruna iki yıl bir ay ceza verilmiştir. Murat Kasap Adana’da polis kurşunuyla öldürüldüğünde, polis memuru bir yıl sekiz ay ceza almıştır. Ali Demir, Aydın Didim’de polis tarafından öldürüldüğünde, bu arkadaşımız, ilgili polis memuru beraat etmiştir. Daha birçok örneğini vermem mümkündür. En son Muğla’da meydana…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yaman, teşekkür ediyorum.

M. NURİ YAMAN (Devamla) – Teşekkür etmek için Sayın Başkan…

Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür ama bu yetkileri verirken bunların eğitimin verilmesinin de ihmal edilmemesi gerektiğini bildiriyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yaman.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 sıra sayılı teklifin 3 ncü maddesinin son fıkrasında “28” olan ibaresinin “30” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Hasip Kaplan                            Akın Birdal                           Sebahat Tuncel

                          Şırnak                                  Diyarbakır                                 İstanbul

                                          Hamit Geylani                             Nuri Yaman

                                               Hakkâri                                        Muş

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 sıra sayılı “bazı kanunlarda ve 190 sayılı kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun teklifinin 3. maddesinde “en az 4 yıllık yüksek öğretim kurumlarından veya” cümlesinden sonra gelen “bunlara denkliği kabul edilen yurtdışındaki yüksek öğretim kurumlarından” bölümünün metinden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

                Ahmet Duran Bulut               Prof. Dr. Akif Akkuş                      Behiç Çelik

                        Balıkesir                                   Mersin                                     Mersin

                                         Hüseyin Yıldız                         Kemalettin Nalcı

                                               Antalya                                     Tekirdağ

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ahmet Duran Bulut, Balıkesir Milletvekili.

Buyurun Sayın Bulut. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 508 sıra sayılı Tasarı’nın 3’üncü maddesi üzerinde verdiğim önerge hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Toplumun huzuru, mutluluğu için, güvenliği için bin bir meşakkat çekerek görev yapan değerli emniyet mensuplarını, polisleri burada saygıyla, sevgiyle selamlıyor, şükranlarımı sunuyorum.

Tabii ki her mesleğin kendine özgü zorlukları, mesleğe girerken kendine özgü birtakım kuralları vardır -olmalıdır mesleğin özelliğine göre- ama maalesef Türkiye’de biz adama iş bulmak adına mesleklere eleman almaktayız. Alırken bu konuda, mesleğin özelliğine göre hassasiyet göstermemekteyiz. Söz gelimi öğretmenlik mesleğine öğretmenler alınırken öğretmenin ne diksiyonuna bakılır ne sosyalitesine bakılır ne medeni tavrına, duruşuna, görüşüne bakılır, sadece aldığı puana göre öğretmen olarak yerleştirilir. Tabii ki biz de çocuklarımızı ona teslim etmek, onun verebildiği kadarıyla eğitimine razı olmak durumunda kalırız.

Şimdi, bu tasarıda emniyet teşkilatına polis alınırken Türkiye’deki dört yıllık üniversitelerden mezun olanlarla birlikte Türkiye tarafından denkliği kabul edilmiş diğer ülkelerden mezun, dışarıdaki diğer üniversitelerden mezun öğrencilerin de alınabileceği ifade edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, günlerdir, aylardır Türkiye’nin gündemi, konusu sadece, öğretmen olarak yetiştirdiğimiz 300 binin üzerinde insan bugün işsiz. Bizim üniversitelerimizden yetişmiş bu öğrenciler. Dolayısıyla, önce kendi üniversitelerimizden mezun olan gençlere bu şansı vermek, tanımak gibi bir mecburiyetimizin olması gerekir. Üstelik emniyet gibi hassasiyeti olan, hassasiyet taşıması geren bir meslekte, gelen kişilerin “orijinlerine, yetişme şekline, bu anlamda, hangi ülkede hangi eğitimi almış, nasıl yetişmiş, acaba yetiştirilmiş mi, acaba bilerek Türkiye’ye mi gönderilmiş?” bu anlamda dikkatli davranmak gerekmektedir. Ancak, Hükûmet maalesef ”dün dündür, bugün bugündür” zihniyetiyle hassasiyetini de ortaya koymadan kara düzen bir yönetim şeklini tercih etmektedir.

Daha önce ifade etmiştim, bu özel güvenlik kurumları yabancılara satılabiliyor. Türkiye’de DAK isimli bir şirket, hatta AKP’nin bile güvenliğini, binasının güvenliğini sağlıyordu, TOBB’un, ticaret odalarının, Telekom’un güvenliğini sağlayan bu kurumu Securitas isimli yabancı kurum satın almıştı, yabancı bir şirket. Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün Bey’i ziyaret ettiğimde “Sayın Başkan, binanız bir yabancı güvenlik şirketi tarafından korunuyor, bunun farkında mısınız?” diye sormuştum ve sonradan odasının arkasında, lavabonun arkasında bir silah bulunmuştu, sonradan kendisiyle görüşemedim ama bir güç acaba o silahı oraya koydu, daha sonra içeri girip ona bir suikast tertipleyip daha sonra intihar süsü mü verecekti? Bütün bunlar açısından dikkatli olmak, özen göstermek zorunda olduğumuz bir kurum emniyet teşkilatı. Buna özen gösterilmesi gerekmektedir. Mensuplar alınırken bu konuda hassas davranılması gerekmektedir.

Tabii ki emniyet teşkilatımız zaman zaman eleştirilere maruz kalmaktadır, haklı olan tarafları da çoktur; eğitimden, sosyal hakların eksikliğinden, dinlenme… En azından, belirli bir mesainin dışında çalıştıkları için görev yorgunluğu içerisinde olan emniyet mensuplarımız bu anlamda sıkıntı çekmektedirler, yönetimin, Bakanlığın bu konuda da dikkat etmesi gerekmektedir. Millî Eğitim Bakanlığının ihtiyacı olan 130 bin öğretmen yerine bugün 25 bin öğretmen alınmaya kalkılması, 30 bin öğretmen alınması, 40 bin, 50 bin alınması öğretmen ihtiyacını nasıl karşılayamayacaksa emniyet teşkilatında da bu anlamda çok büyük bir açık ve ihtiyaç bulunmaktadır. 1 polise düşen vatandaş sayısını değerli milletvekilleri ifade ediyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bulut.

AHMET DURAN BULUT (Devamla) – Dolayısıyla, ülkenin Avrupa normlarına uygun bir şekle gelmesi adına daha dikkatli olunması, daha özen gösterilmesi gerekmektedir. Emniyet teşkilatının çalışan personelinin özlük haklarının değerlendirilmesi, medeni bir insan gibi yaşayabilmesi, çoluk çocuğuyla gidip bir dinlenebilecek bir ekonomik düzeye kavuşturulabilmesi, çalışma şartlarının düzenlenerek bir programa dâhil edilmesi ve zinde, insan sevgisiyle, hukuka bağlılığıyla mücehhez birer kamu görevlisi olarak görev yapmasını beklediğimiz polis mensuplarının teşkilatta var olması Bakanlığımızı da güçlendirecektir, devletimize olan güveni de artıracaktır.

Bu düşüncelerle, vermiş olduğum önergeme kabul oyu vermenizi diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bulut.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 sıra sayılı teklifin 3 üncü maddesinin son fıkrasında “28” olan ibaresinin “30” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                           Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Akın Birdal, Diyarbakır Milletvekili.

Buyurun Sayın Birdal. (BDP sıralarından alkışlar)

AKIN BİRDAL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 508 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 3’üncü maddesindeki değişiklik önergesi için Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Şimdi, burada, “En az dört yıllık yükseköğretim kurumlarından ya da bunlara denkliği kabul edilen yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olup, sınav tarihi itibarıyla 28 yaşından gün almayan erkek ve bayanlar ile askerliğini yapmış, 30 yaşından gün almamış erkek adaylar arasında yapılacak seçme sınavında başarılı olanlar, altı aydan az olmamak üzere polis meslek eğitimine alınırlar." deniliyor.

Şimdi, bizim bu değişiklik önergemiz, dört yıllık eğitimden sonra, lisansüstü öğrenim, master ve benzeri kurslardan sonra, yirmi sekiz yaşın erken olacağı ve bunun yeterli olmayacağı düşüncesiyle otuz yaş olmasına ilişkin bir önerimiz.

Şimdi, kuşkusuz “Akıl yaşta değil baştadır.” denilir. Örneğin, polislerin, gerçekten yirmi sekiz ya da otuz yaşında buraya alınacak olmaları sorun değil. “Polis” deyince, kuşkusuz, hemen, insan hakları açısından, güvenlik güçlerinin hukuka bağlı olup olmadığı ya da devletin onları nasıl dizayn edeceği önemli. Örneğin, burada, insan haklarından, sürekli, ihlallerinden yakınılırken Polis Vazife ve Selahiyet Yasası’nı getirmişseniz ve polisin insan haklarına, özgürlüklere yönelik uygulamalarını cesaretlendirici bir politika izliyorsanız -bu, yirmi sekiz ya da otuz yaş, fark etmiyor ama- yasa bakımından biz de böyle bir öneri getiriyoruz.

Yasa değişikliğinin gerekçesinde “Avrupa Birliğine üye ülkelerde 1 polise 250 kişi düşmekte iken, ülkemizde bugün itibarıyla yurttaşlara hizmet veren polis sayısı -tabii, hizmet anlamında yorumluyoruz biz, öyle olması gerekir, çünkü kamu görevlisidir- 177.740 olup, 1 polis 301 kişiye hizmet vermektedir. Avrupa Birliği standartlarına göre bu sayı yetersiz kalmaktadır.” deniyor. Nitekim, insan hakları açısından, gerçekten kimi ihlallerin örneğin savunmalarında şu, gerekçeyi oluşturuyor: Beden ve ruh yeteneğinin yitirilmesine bağlanıyor çünkü gerçekten, onların da kamu görevlisi olarak yaptıkları işin yoğunluğu, sürenin çokluğu ve hayat koşulları. Ama bunların tabii, insan hakları açısından ihlallere hiçbir gerekçesi olamaz. Avrupa Birliği ülkelerinin hangilerinin karakollarında işkence ya da kötü muamele ile olan bir soruşturma şekli var ya da yok? Örneğin, biz, her zaman, bu soruşturmanın adli kolluk kuvvetlerince yapılması gerektiğini öneriyoruz ama ne yazık ki gözaltına alındığı andan itibaren, polis sorgulamaya başlıyor. Hatta, kimi işkence vakalarında eğer Türkiye Cumhuriyeti devleti Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde mahkûm edilmişse işkence ve kötü muamele yapan kamu görevlisine o tazminatın ödettirilmesi yaklaşımı getirilmiştir ki bu doğru değildir. Eğer demokratik bir devletse, hukuk devletiyse, insanlık onuruna bağlıysa ve insan haklarına dayalı bir hukuk dizaynı varsa başta demokratik, sivil bir anayasa ve ondan kaynaklanan yasalar; orada zaten bunlar tartışılmaz, işkence yapmış, bunun tazminatını devlet mi ödesin yoksa işkenceyi yapan kamu görevlisi mi ödesin şeklinde tartışmalar söz konusu olamaz.

Biliniyor ki siyasi iktidarlar bu hak ihlal ve keyfîlikleri münferit olarak değerlendirmektedir ama ne yazık ki zaten aslında olmayan bir şeyden çok sıkça söz edilir. Nasıl ki Türkiye’de demokrasi, demokrasi, demokrasi… İşte, örneğin, bugün Hükûmet partisi Genel Başkanı, Sayın Başbakanın söylemlerini dinledik grup toplantısında: “Demokrasi, demokrasi, demokrasi…” Yani niye bu kadar böyle bir komplekse kapılıyoruz ki? Olmadığı için zaten. Demokrasi olsa gerçekten insan haklarına dayalı, demokratik, sivil, hukukun üstünlüğünü esas alan, kişi güvenliği ve özgürlüğü temelinde bir adalet anlayışı olur ve orada da herkes kendi diliyle, kimliğiyle, kültürüyle kendisini özgürce ifade eder ve o doğrultuda da sivil bir toplum projesinin ferdi olur. Orada çok sıkça söz edilmez. Olmayan şeylerden çok sıkça söz edilmektedir, işte, örneğin, barış…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

AKIN BİRDAL (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Gerçekten insanlığın ortak kazanımları barış, demokrasi, insan hakları, ne yazık ki bunlar başka ülkelerde iki büyük dünya savaşı sonrası hukukun güvencesi altına alınmış ve bir sistem oluşturmuş ve içselleştirilmiş bir yönetim biçimine dönüşmüş ama ne yazık ki bunlar bizde olmadığı için… Bugün, örneğin, bakın, şimdi, 15 Nisan 2010, Kuşadası’nda bir sivil polis bir yurttaşı yakalayıp yere yatırdı ve başına ateş açtı. Yaralıya yardım etmek isteyenlerse engellendi. Daha dün, Muğla’da Şerzan Kurt adlı bir öğrenciyi, üniversite öğrencisini sözle tartışmayı yatıştırmak gerekçesiyle, görevli, yol gösteren bir polis görevlisi, çocuğun başına ateş açarak öldürdü. Şimdi, bunlar söyleniyor, günlerden beri “Derin kod adlı bir güvenlik görevlisi, Şerzan Kurt’u öldürdü.” diyoruz. Bunu hiç kimse, bir cumhuriyet savcısı suç duyurusu kabul etmiyor ya da Hükûmetten “Kimdir bu? Nasıldır? Bir soruşturma açalım.” denilmiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AKIN BİRDAL (Devamla) – Bu nedenle, herkesin, insan haklarına dayalı, hukuka bağlı, demokratik bir toplum içinde kamu görevlisi olmasını diliyorum ve umuyorum. Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Birdal.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Başkan, yoklama talebimiz var.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak yoklama talebi vardır.

Sayın İnce, Sayın Aslanoğlu, Sayın Demirel, Sayın Öğüt, Sayın Öztürk, Sayın Köse, Sayın Güvel, Sayın Süner, Sayın Halıcı, Sayın Atay, Sayın Barış, Sayın Köktürk, Sayın Dibek, Sayın Çakır, Sayın Arat, Sayın Aydoğan, Sayın Hacaloğlu, Sayın Pazarcı, Sayın Özbolat, Sayın Özer ve Sayın Yalçınkaya.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Bu Halk Partisi de hiç değişmedi, aynı!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… İç Tüzük’teki haklarını kullanıyorlar.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Önce sen kendini değiştir! Sen kendini değiştir!

BAŞKAN – Lütfen Sayın Milletvekili…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Dışarıda dedikodu yapacağına gel de içeriye çalış!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Önce sen kendini değiştir tamam mı, bize laf atacağına! Önce kendini değiştir! Ayıptır ya! Ne demek ya “Hiç değişmedi.” Önce kendini değiştir bize laf atacağına.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Dışarıda iş takibi yapacağına gelip burada Meclisi takip edeceksin.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Önce kendini değiştir!

MUHARREM İNCE (Yalova) – İhale takibi yapacağına önce gelip Meclisi takip edeceksin.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Ayıp Muharrem Bey, sana yakışmıyor.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Allah Allah! Gelip oturup oturup burada “Halk Partisi değişmedi…” Ne demek “Değişmedi.” ya? Ayıptır ya!

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu… Sayın Aslanoğlu…

KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Ayıp ya! Yapma!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sen yapma! Gelip burada laf atma!

KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – İşine git be!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Özür dile, özür! Hem sonradan gelecek laf atacak hem de şey yapacak ya!

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Tamam, sakin ol.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Ayıp ya! Dışarıdan gelip oturuyor… Kendini değiştir. Lafa bak!

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 3 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Emniyet Teşkilatı Kanunu ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve 3 Milletvekilinin; Kırşehir Milletvekili Abdullah Çalışkan ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/702, 1/714, 1/865, 1/887, 2/646, 2/703) (S. Sayısı: 508) (Devam)

BAŞKAN – Tasarının 3’üncü maddesi üzerindeki Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 508 sıra sayılı teklifin 4 ncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “bomba imha” ibaresinin yerine “görev” ibaresi olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Hasip Kaplan                          Hamit Geylani                        Osman Özçelik

                          Şırnak                                    Hakkâri                                      Siirt

                       Sırrı Sakık                            Pervin Buldan                       M. Nezir Karabaş

                            Muş                                         Iğdır                                        Bitlis

                                                                      Özdal Üçer

                                                                            Van

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 508 sıra sayılı Yasa tasarısının 4. maddesindeki “Damga vergisi hariç” ibaresinin madde metninden çıkartılmasını arz ederiz.

Saygılarımızla.

                   Kemal Demirel                  Ferit Mevlüt Aslanoğlu                   Hulusi Güvel

                           Bursa                                     Malatya                                     Adana

                     Yaşar Tüzün                           Tayfur Süner                        Mustafa Özyürek

                          Bilecik                                    Antalya                                   İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Hulusi Güvel Adana Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Güvel.

HULUSİ GÜVEL (Adana) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu tasarı ile Emniyet Genel Müdürlüğünün polis ihtiyacı ile Millî Eğitim Bakanlığının öğretmen açığının karşılanması hedeflenmektedir. Bu iki alanda ciddi bir açık vardır. Polis ve öğretmen ihtiyacının kısmen de olsa karşılanması olumlu bir gelişmedir ancak kamuya personel alımı sorunları ortadan kaldırmamaktadır. Hâlâ ciddi bir öğretmen açığı vardır. Sözleşmeli öğretmen, kadrolu öğretmen, ücretli öğretmen ayrımından kaynaklanan sorunlar sürüp gitmektedir. Pek çok sözleşmeli öğretmenin eş durumundan tayinleri yapılamamaktadır. Eşler ayrı illerde çalışmak zorunda bırakılmaktadır. Bu nedenle aile kurumu zarar görmektedir. Sözleşmeli öğretmenlik gibi eğitim politikalarıyla örtüşmeyen anlayışların terk edilmesi gerekmektedir. Bu yapılmadan, tüm öğretmenlerimize hak ettikleri statü verilmeden, kadro ihdasıyla bu sorunların çözüme kavuşturulması olanaksızdır. Eğitim anlayışının, öğretmene bakış açısının değişmesi gerekmektedir. Öğretmenlik mesleğinin saygınlığına gölge düşürecek yapılanmalardan uzak durulması bir zorunluluktur.

Değerli  arkadaşlar, ülkemizde  öğretmen açığı olduğu kadar,  emniyet kadrolarında da ciddi bir açık vardır. Türkiye’de 350 vatandaşa 1 polis düşmektedir. Pek çok ülkede 250 kişiye 1 polis düşmektedir. Bu oranın sağlıklı bir hâle getirilmesi açısından emniyet kadrolarına yapılan bu atama yerindedir. Ancak polis sayısının artırılması sorunu tek başına çözmekten uzaktır. Özellikle büyük kentlerde görev yapan polislerin iş yükü çok ağırdır. Bu ağırlığın azaltılması vatandaş ve asayiş sağlayan güvenlik güçleri arasındaki ilişkileri de olumlu etkileyecektir. Emniyet güçlerinin eğitim düzeyinin yükseltilmesi konusunda daha ciddi adımlar atılması gerekmektedir.

Bu iki kurumumuza yeni kadrolar ihdas edilmesi olumlu değerlendirilmekle beraber, genel olarak tüm kamu sistemini, özel olarak bu iki kurumumuzu ilgilendiren bir soruna değinmek istiyorum.

Emniyet teşkilatı ile Millî Eğitim Bakanlığının üst düzey kadrolarında ciddi bir kadrolaşma içinde olduğu gözlenmektedir. Her iki kurum için de bu tehlikelidir. Güvenlik ve asayişi sağlayan bir kurumda, insanlarımızın geleceğini emanet ettiğimiz eğitim sisteminde  kadrolaşmak, başkalarını ötekileştirmek ülkeye hiçbir yarar getirmez. Atamalarda ve görevde yükselmelerde liyakat değil siyasi yanlılık aranan özellik hâline gelirse bundan en büyük zararı ülkemiz görür. AKP’nin bunca zamanlık iktidarına bakıldığında özellikle bu iki kurumumuz başta olmak üzere  hemen her yerde bir kadrolaşmaya gidildiğini görmekteyiz. Belediyelerden tutun da bakanlıklara, üst kurullara, yükseköğrenim sistemine kadar her yerde bu kadrolaşmayı gözlemek mümkündür. Kendine yakın siyasi  görüşü kayırmak o kadar sıradan hâle gelmiştir ki AKP il başkanlıklarından referansı olmayan müteahhitler iş alamamaktadır. Sosyal yardımlardan yararlanmak için yeşil kart almak için bile belli ölçüde referans gerekmektedir. İşe yerleştirmekten herhangi bir atamaya kadar kamuda bu böyle sürüp gitmektedir.

Değerli arkadaşlarım, kadrolaşmak demek sizden olmayanı ötekileştirmek demektir. Eğer vatandaşları “benden” ve “benden olmayan” diye ayırmaya başlarsanız önce insanlardaki adalet duygusunu yok edersiniz. Eğer bir toplumda adalet duygusu zedelenirse o toplum içinden çürümeye başlar. Kamuya personel alımında, atamalarda, görevde yükselmede, bir yerden bir yere tayinlerde ölçünüz siyasi yakınlık olmuşsa o devleti güvenilmez bir devlet hâline getiriyorsunuz demektir. Hiçbir siyasi iktidarın bunu yapmaya hakkı yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Güvel.

HULUSİ GÜVEL (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

O kurumlar yalnızca bir siyasi anlayışın nemalandığı yerler değildir. O kurumlar hizmet için vardır, o kadrolar hizmet için vardır. Eğer o kurumları siyasetinizin arka bahçesi gibi görürseniz, eğer o kadroları liyakatli insanlar yerine siyasi destekçilerinizle doldurursanız bir süre sonra devlet mekanizmasını işlemez hâle getirirsiniz.

Bundan en büyük zararı toplumun göreceğinin altını çiziyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Güvel.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 508 sıra sayılı teklifin 4 ncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “bomba imha” ibaresinin yerine “görev” ibaresi olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                           Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hamit Geylani, Hakkâri Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Geylani.

HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4’üncü madde değişikliği üzerine Barış ve Demokrasi Partisi adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, teklifle 30 bin yeni polis atamasının yapılması hedeflenmektedir. Ne var ki bundan önce hem mevcut hem de atanacak polislerin eğitimi, yurttaşa olan bakışı ve davranışı ile hukuk çerçevesinde kalmalarını sağlamanın atamalardan çok çok daha önemli olduğunu vurgulamak istiyorum.

Son dönemlerde, hepinizin de tanık olduğu gibi, Türkiye’de tam bir polis hukuksuzluğu yaşanmaktadır. Demokratik bir hukuk devletinde yurttaşların demokratik eylemlerine müdahale etmek, hele hele şiddet kullanarak ağır yaralama ve ölümlere meydan vermek büyük bir suçtur, ayrıca insan haklarına ve evrensel hukuk normlarına büyük bir aykırılıktır.

Polisin yarattığı hukuksuzlukları sadece ilim olan Hakkâri’den birkaç örnekle özet olarak sizlere bilgi vermek istiyorum. Daha yeni, 9 Haziran günü bir bütün olarak partimize uygulanan kitlesel gözaltı ve tutuklamaların devamı ve de Sayın Başbakanın bir kez daha bugün partimizi hedef göstermesinin bir sonucu olarak Hakkâri il eşbaşkanlarımız ile genel merkez görevlileri ve parti yöneticileri hukuki dayanaktan yoksun siyasi bir kararla tutuklanmışlardır.

Bunun en utanç verici boyutu ise gözaltına alınanlardan partili yöneticimiz Emine Akboğa’nın emniyetten hastaneye götürülürken araçtaki alkollü emniyet görevlileri tarafından tacize uğramış olmasıdır. İşte, polisin uyguladığı gerçek terörün kanıtı bu ve yarattığı hukuksuzluklardır. Mağdure, hem kendisi hem de avukatı, bu polisler hakkında Hakkâri Cumhuriyet Savcılığında suç duyurusunda bulunmuştur.

Sanırım Sayın İçişleri Bakanı buradadır. Acaba, Sayın Bakan, bu görevliler hakkında idari ve adli herhangi bir işlem başlatılmış mıdır, haberiniz var mı veya başlatmayı düşünüyor musunuz?

Yapılan taciz ve tutuklamaları protesto etmek amacıyla basın açıklaması yapan gruba saldıran polis ekipleri bilerek ve hedef göstererek Cemil Akgül adındaki yurttaşı da gaz mermisiyle ağır bir şekilde yaralamış, hayati tehlikesi hâlen devam eden Akgül -Van Devlet Hastanesinde ameliyat edilerek- hâlen yoğun bakımdadır.

Yine, 15 Mayısta düzenlenen “Tecavüz kültürüne dur diyelim.” yürüyüşüne katılanlara müdahale eden polis, sekiz yaşındaki Cafer Erik isimli çocuğun bir gözünü plastik mermiyle kör etmiştir. Ertesi gün, 16 Mayıs akşamı, bir düğün töreninde eğlenen çocukların slogan attıkları gerekçesiyle yapılan müdahalede Remzi Duman adındaki çocuk karnından aldığı gerçek mermiyle yaralanmıştır. Ayrıca, beş yaşındaki Aziz Ayaz ve on iki yaşındaki Turgut Gezer adındaki çocuklar da polisin zırhlı araçlarıyla ağır yaralanmıştır.

Daha önce yine Hakkâri’de kolu kırılırcasına bükülen Cüneyt Ertuş adlı çocuğun objektiflere yansıyan yüzündeki acı ve korku ifadesi tüm dünyada yankı bulmuştur. Yine 2009 yılında, hem de 23 Nisan Çocuk Bayramı’nda Hakkâri’de özel harekât polisi, on iki yaşındaki Seyfi Turan’ı sokak ortasında ve kameralar önünde kafasına dakikalarca silah dipçiğiyle vurmuş ve Turan, gazetecilerin yardımıyla hastaneye kaldırılmıştır ve aynı gün, aynı yerde polisten kaçarken dereye düşen on iki yaşındaki Abdulsamet Erip ise boğularak yaşamını yitirmiştir. Nisan ayı içinde, bir de on dört yaşındaki Hatip Kurt polisler tarafından ağzı burnu kan içinde kalacak şekilde hem de annesinin gözleri önünde ve tüm feryatlarına rağmen şiddete uğramıştır. Bunlar Türkiye’de yaşanan polis hukuksuzluğunun birkaç karesi, birkaç manzarası.

Değerli milletvekilleri, bu saydıklarım sadece Hakkâri’de ve son birkaç ay içinde yaşanan olaylardı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAMİT GEYLANİ (Devamla) – Aslında, Türkiye’nin diğer kentlerinde bu ve buna benzer ve daha vahim olayları hep birlikte gözlemledik, gördük. Bizce bunun en vahim boyutu, bu suçlular hakkında, bu suçları işleyenler hakkında herhangi bir yasal işlemin yapılmamasıdır. Bu ve benzeri nedenlerle, polisin alımından önce özetlediğimiz hukuksuzlukları önlemek gerektiğini yineleyerek hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 19.05

 

 

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.10

BAŞKAN : Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Gülşen ORHAN (Van)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 117’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

508 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

5’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 sıra sayılı teklifin 5 inci maddesinin “Ek Madde 28” fıkrasında da yer alan “Emniyet genel Müdürlüğünce” ibaresinin “Bakanlıkça” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Hasip Kaplan                           Nuri Yaman                             Akın Birdal

                          Şırnak                                       Muş                                    Diyarbakır

                    Hamit Geylani                        Sebahat Tuncel                            Sırrı Sakık

                         Hakkâri                                   İstanbul                                      Muş

                                                                      Özdal Üçer

                                                                            Van

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 sıra sayılı yasa tasarısının 5. maddesinin 3. fıkrasının sonuna aşağıdaki ifadenin eklenmesini arz ederiz.

Saygılarımızla,

                   Ali Rıza Öztürk                 Ferit Mevlüt Aslanoğlu                   Şevket Köse

                          Mersin                                    Malatya                                  Adıyaman

                   Kemal Demirel                          Tayfur Süner                           Hulusi Güvel

                           Bursa                                     Antalya                                     Adana

“24 yıl ve üzeri fiilî hizmet yapan I. sınıf emniyet müdürleri idarenin uygun görmesi hâlinde 63 yaşına kadar çalıştırılabilir.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 5- 3201 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

"Ek Madde 28- Emniyet Genel Müdürlüğüne bağlı mevcut polis memuru kadro sayısının % 15'ini geçmemek üzere en az on yıl fiilen olumlu sicil ile görev yapmış veya dört yıllık yüksek okul mezunu olup da en az fiilen altı yıl olumlu sicil ile görev yapmış olanlar, Eğitim Dairesi Başkanlığınca yapılacak yazılı sınav başarı sırasına göre en az altı haftalık eğitime çağrılır ve eğitim sonu başarı sırası ile polis memurluğundan Başpolis rütbesine atamaları yapılır.

Başpolis rütbesinde en az fiilen altı yılını olumlu sicil ile doldurup ikinci bölge hizmetini tamamlamış olanlar Başpolis kadrosunun % 25'ini geçmemek üzere ve kıdem sırasına göre Kıdemli Başpolis rütbesine atanırlar.

İhtiyaç halinde Kıdemli Başpolis rütbesinde en az fiilen dört yılını olumlu sicil ile dolduranlar, Kıdemli Başpolis kadrosunun %25'ini geçmemek üzere ve kıdem sırasına göre komiser yardımcılığı kursuna çağrılır. Eğitim Dairesi Başkanlığınca düzenlenecek en az dört aylık Komiser yardımcılığı kursunu başarıyla bitirmiş olanlar başarı sırasına göre Komiser Yardımcısı rütbesine (B) grubu olarak atanırlar.

Komiser Yardımcılığı kursuna üç kez çağrıldığı halde mazereti olmaksızın katılmayanlar bir daha çağrılamaz ve bu hakkını kaybetmiş sayılırlar.

Komiser Yardımcısı, Kıdemli Başpolis ve Başpolis rütbelerine atamada personelin kıdemi, eğitim düzeyi, yöneticilik yeteneğine ilişkin sicil amirlerinin değerlendirmesi, taltif ve takdirnameleri, adli ve idari cezaları, mesleki disiplini ile yazılı sınav sonuçları esas alınır.

Başpolis rütbesine atanacakların seçiminde aranacak şartlar, başvuru ve değerlendirme usulleri, yazılı sınav başarı sırasının tespiti, verilecek yöneticilik eğitimi ile atanma usul ve esasları bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içerisinde çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Kıdemli Başpolis; Başpolis, polis memuru, çarşı ve mahalle bekçilerinin, Başpolis ise polis memurları ile çarşı ve mahalle bekçilerinin hiyerarşik üstüdür.

Kıdemli Başpolis ve Başpolisler hakkında, bu kanun ve diğer kanunlarda ayrıca belirtilmeyen hususlarda polis memurları hakkındaki hükümler uygulanır.

                    Yılmaz Tankut                        Hasan Özdemir                        Beytullah Asil

                          Adana                                   Gaziantep                                 Eskişehir

                     Reşat Doğru                         M. Akif Paksoy                      Nevzat Korkmaz

                           Tokat                               Kahramanmaraş                              Isparta

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Korkmaz, efendim…

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili.

Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanunlarda ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinde verdiğimiz önerge hakkında konuşmak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkede huzurun ve asayişin tesisi, kanun hakimiyetinin temini, devletin kolluk güçlerinin ve elbette polis sınırları içerisinde emniyet teşkilatımızın sorumluluğundadır. Bu görev bugüne kadar icra edilirken emniyet teşkilatımız birçok sıkıntılar yaşamıştır, birçok şehit vermiştir, arkasında terör mağduru, gözü yaşlı aileler bırakmış ve elbette Türk tarihindeki şanlı yerini almış, milletinin gönlünde haklı bir sevgi kazanmıştır. Bu vesileyle polis şehitlerimizi rahmetle anıyor, ailelerine şehitlerimizin milletine emanetleri olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, teşkilatın birçok sıkıntıları vardır. Bildiğiniz üzere maddi sıkıntıları vardır, manevi sıkıntıları vardır ama bu kısa konuşma süresinde hepsini burada sıralamamız mümkün değil. Bu sorunlar elbette akşamdan sabaha çözülebilecek sorunlar değildir, zaman gerektirir, her şeyden önemlisi çözme niyeti gerektirir, anlayış değişikliğine ihtiyaç vardır ve tabii ki kaynak gerektirir. Bunları veri kabul etmek kaydıyla yine de hemen yapılabilecek bir şeyler olduğunu da biliyoruz, özellikle onların moral motivasyonu ve görev heyecanı ve şevkinin tazelenmesi açısından.

Polis teşkilatında maddi sıkıntıların giderilmesi Hükûmet tarafından defalarca söz verilmiş olmasına rağmen bir türlü çözülmemiştir. Denilebilir ki: “Mali kaynaklar, efendim, bütçe imkânları.” Polisimiz diyor ki: “Tüm bu ağır çalışma şartlarına rağmen adalet istiyorum, ayrıcalık değil. “ Nedir üzerinde durduğu? Diğer mesleklerle arasında ücret dengesizlikleri vardır, adaletsizlikler vardır, yine hepinizin bildiği üzere fazla mesai, tatil sıkıntısı vardır, atama ve terfide sıkıntıları vardır. Örneğin birinci sınıftaki yükseköğrenim görmüş bir öğretmen 3.000 ek gösterge alırken yine yükseköğrenim görmüş bir polis memuru maalesef 2.200 ek gösterge almaktadır. Elbette ki öğretmenlik mesleğimizi kutsuyoruz -Allah hepsine sağlık, sıhhat versin- bu mesleğe hürmetle, saygıyla bakıyoruz, onların imkânlarının artırılmasını iktidardan diliyoruz. Tabii, bunları yaparken de canını ülkesi ve insanı için siper eden polis kardeşlerimizin de maruz kaldığı bu haksızlığın bir an önce giderilmesini temenni ediyoruz. Bunun için de şu tabloda, bahsetmiş olduğum tabloda bir düzeltme yapmak sanıyorum bu kadar zor olmasa gerek.

Değerli milletvekilleri, bir de onların içerisinden gelmiş, İçişleri Bakanlığından gelmiş bir kardeşiniz olarak diyebilirim ki polis teşkilatının sorunları hep katı hiyerarşik yapısından dolayı ertelenegelmiştir. Bu arkadaşlarımız her türlü sıkıntılarına rağmen “önce vatan” der, seslerini çıkarmaz, işi yavaşlatmaz, greve gidemez, toplu gösteri yapamaz, böylece, maalesef, hükûmetler, eli var dili yok bu teşkilatı hep elde var bir olarak görmüşlerdir. Bu vakar ve onurlu davranış maalesef suistimal edilegelmektedir.

Bu bakımdan hep beklemişlerdir ki sekiz yıllık AKP İktidarı -ki Türk siyasi hayatının son dönemlerinde bu kadar büyük bir siyasi güçle gelen bir iktidar mevcut değildir- bu sorunlarını çözsün ve zaman zaman kendilerine Hükûmetin sopası gibi davranan Hükûmet de, AKP de bu sıkıntılarına eğilsin istemişlerdir ancak bugüne kadar ne bu sorunlarını çözmüştür AKP İktidarı ne de bu sorunların çözümü için Meclis gündemine getirmiştir.

Teşkilatın en büyük sorunlarından biri de manevi tatminsizliktir kıymetli arkadaşlar. Her türlü sıkıntılarına rağmen bir türlü teşekkür sözcükleri duymayan teşkilat, tabiri caizse adam gibi muamele görmeyi arzu etmektedir.

Yirmi yıl teşkilatta görev yapan polis, mesleğe yeni başlayan bir polisle arasında bir itibar farkı olsun istemektedir, terfi ve görevde yükselmenin güzelliğini yaşamak istemektedir. İşte bu önerimiz buna matuftur.

Bu önerimizde polisler arasında da bir hiyerarşi oluşturulmakta, bu hiyerarşide yükselmek objektif kriterlere bağlanmaktadır. Teklifteki yaş sınırı kaldırılmakta, yüksekokul şartı getirilmekte, ayrıca en az altı haftalık bir eğitim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız.

Buyurun.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Ayrıca önerimizde altı haftalık bir eğitim kursu öngörülmekte, başarı sırası şartı getirilerek haksızlıkların önüne geçilmesi planlanmaktadır. Ayrıca, kıdemli başpolislikten sonra da kıdemli başpolislerin moral ve motivasyonunu, dinamizmini olumlu yönde etkileyebilmek için komiser yardımcılığı yolu da açık tutulmaktadır.

Bu önerimizin teşkilata daha büyük faydalar getireceğini, dinamizm getireceğini düşünüyoruz. AKP sıralarından destek beklediğimizi, hiç olmazsa bu defalık polis teşkilatımızın samimi olarak yanında yer almalarını beklediğimizi ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Korkmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 sıra sayılı yasa tasarısının 5. maddesinin 3. fıkrasının sonuna aşağıdaki ifadenin eklenmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

24 yıl ve üzeri fiilî hizmet yapan 1. sınıf emniyet müdürleri idarenin uygun görmesi hâlinde 63 yaşına kadar çalıştırılabilir.

                                                                          Ferit Mevlüt Aslanoğlu (Malatya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 508 sıra sayılı Tasarı’nın 5’inci maddesinin üçüncü fıkrasına bir ibare eklenmesine ilişkin önergemiz üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biz, burada, yirmi dört yıl ve üzeri fiilî hizmeti olan birinci sınıf emniyet müdürlerinin de idarenin de uygun görmesi hâlinde çalıştırılmasını öngören bir düzenleme getiriyoruz. Bununla emniyet teşkilatında gerçekten deneyim elde etmiş olan personelden yararlanmanın yolunun açılmasını istiyoruz. Çünkü mevcut durumda emniyet müdürlerimiz veya emniyet mensuplarımız altmış yaşında emekli oluyorlar. Bu, aynı zamanda idarenin de elinin kolaylaştırılması açısından önemlidir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizde herkesin sorunu olduğu gibi polislerimizin de gerçekten sorunu var. Ülkenin güvenlik ve huzurunu sağlamakla görevli polislerimiz gece gündüz demeden sürekli çalışıyorlar, mesai mefhumu yok; futbol maçında onlar koşturuyor, siyasi partilerin mitinglerine yine onlar koşturuyor, iki kişi kavga etse onlar koşturuyor. Yani her tarafta, ülkenin her tarafında onlar var. Fakat bu kadar çalışmalarına karşın bunların aldıkları ücret gerçekten içler acısıdır.

Bu ülkede aslında herkes mağdur. Polis mağdur, öğretmen mağdur, emekli mağdur, işçiler mağdur, köylüler mağdur ama hepsinden önemlisi Başbakan da mağdur. Bu mağduriyetlerin giderilmesi gerekiyor. Öyle anlaşılıyor ki Başbakan dâhil toplumda yaşayan herkesin mağduriyetlerinin giderilebilmesi için AKP’nin iktidardan uzaklaşması herhâlde gerekiyor değerli arkadaşlarım. Çünkü sekiz yıllık iktidarı boyunca AKP, bu mağduriyetleri gideremediği gibi başta Sayın Başbakan olmak üzere ülkeyi yönetmekle görevli olanlar, mağduriyetleri gidermekle görevli olanlar kendilerinin mağdur olduklarını beyan ederek sürekli ağladılar.

Bu vesileyle şunu da söylemek istiyorum: Hukuk kuralları herkes için uyulması gereken kurallardır ve herkes bu ülkede suç işlediği zaman suçunun cezasını görmelidir. Ancak ceza verme yetkisi mevcut kanunlarımıza göre güvenlik örgütü olarak polislerimizde değil, ceza verme yetkisi adliyededir yani hâkimlerimizdedir. Oysa uygulamada üzülerek görüyorum ki hâlâ polislerimiz kendilerinin görevini unutarak, yakaladıkları sanık ya da şüpheliyi, ceza verme yetkisinin kendilerinde olduğunu sanarak ceza verme, ceza anlamına gelebilecek gerçekten, şiddet uygulamaktadırlar vatandaşlara ya da çoğu olaylarda gördüğümüz gibi, gerçekten, bir arama, yakalama ve gözaltına almakla görevli polislerimiz bu, hukukta öngörülen kurallara uymuyorlar ya da mahkeme kararlarına uymuyorlar, gelişigüzel bu görevleri yapıyorlar. Bunu nereden biliyoruz? İşte, arkasından davalar açılıyor. Açılan davalarda, kimi polisler hakkında görevi kötüye kullanmaktan davalar açılıyor, kimisi de mahkûm oluyor.

Şimdi, ben merak ediyorum ve gerçekten, İçişleri Bakanına soruyorum: Bu gözaltına alma işlemleri, yakalama işlemleri yapılırken polisler ya da onların başındaki amirleri bu ellerindeki mahkeme kararlarında ne ifade edildiğini anlamıyorlar mı, bilmiyorlar mı? Ellerindeki mahkeme kararlarına aykırı bir şekilde insanları neden gözaltına alma ihtiyacı duyuyorlar? Yani kelepçe takmak bile Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda açıkça belirlenmiş, yakalamanın nasıl olacağı belirlenmiş ve orantısız olmamak kaydıyla polisin kendisini korumak için güç kullanma durumu belirlenmiş. E, şimdi, polisin kendisini korumayı aşar bir şekilde güç kullandığını biz çoğu toplumsal olaylarda, hatta adi vakalarda bile görüyoruz.

Bu durumlar, gerçekten, 21’inci yüzyılda yani Avrupa Birliğine girmek üzere olunan bir ülkede hâlâ daha bizim güvenlik güçlerimizin içinde böylesine yanlış uygulamaların olması hepimizi üzüyor değerli arkadaşlarım. Bunların bir an önce ortadan kaldırılması gerekmektedir. Yani polislerin hâlâ kötü muamele ve işkence ile suçlanıyor olması bile, haklarında bu şekilde iddiaların, ithamların ortaya atılıyor olması bile bizleri son derece üzmektedir.

Demokratik hukuk devletinde herkesin görevi tanımlanmıştır, yeri bellidir. Elbette ki suç işleyen herkes suçun cezasını görecektir ama deminden de söylediğim gibi suçun cezasını, ceza vermekle yetkili ve görevli olan makamlar verecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Öztürk.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Güvenlik güçlerimizin görevi, kanunlara uygun bir şekilde uygulamayı yapmak, suç işlediği iddia edilen kişileri yakalayıp, kanuna uygun bir şekilde yakalayıp, kanuna uygun bir şekilde gözaltına alıp, kanuna uygun bir şekilde yetkili adli makamlara teslim etmekten ibarettir diye düşünüyorum.

Elbette ki polisin yaptığı bu yanlış uygulamaları biz, kimi zaman -söylediğimiz gibi- içinde bulunduğu ekonomik, sosyal ve psikolojik şartların ağırlığıyla telafi etmeye çalışıyorsak da aslında hiçbir mazeret bu yapılan eylemleri hoş gösteremez çünkü asıl olan hukuktur, asıl olan demokratik hukuk devletinin hiçbir yanlış uygulamaya maruz kalmadan sürekliliğidir diye düşünüyorum. Bu anlayışla da hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 sıra sayılı teklifin 5 inci maddesinin “Ek Madde 28” fıkrasında da yer alan “Emniyet genel Müdürlüğünce” ibaresinin “Bakanlıkça” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                           Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Nuri Yaman, Muş Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Yaman. (BDP sıralarından alkışlar)

M. NURİ YAMAN (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 508 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin… Değişiklik önergesi üzerine Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu nedenle hepinizi en içten duygularla selamlıyorum.

Değişiklik önergesiyle ilgili görüşlerimi sizlerle paylaşmadan önce, bugün gerçekten, yine, Sayın İçişleri Bakanımı ve Sayın Emniyet Genel Müdürümüzle onun kurmay heyetini burada bulmaktan, burada görmekten yararlanarak önemli bir konuyu siz değerli milletvekillerinin de görüşüne sunmak istiyorum: Bilindiği gibi, ilgili mevzuatın düzenlemeleriyle Emniyet Genel Müdürlüğünün hem eğitimi hem denetimi ve hem de gözetimi altında bulunan özel güvenlik görevlilerinin çok önemli ve kangrenleşen ve sürekli ilgililer tarafından da dört gözle sorunlarının çözümüne ilişkin beklenen bir tasarı var. Bu tasarı, İçişleri Bakanlığı alt komisyonunda şu anda görüşülmek üzere sıra bekliyor ve öyle inanıyorum ki bizler gibi sizler de Türkiye'nin her tarafından bu özel güvenlik görevlileri tarafından kendilerinin bu içinde bulundukları zor şartlar, çalışma koşulları, özlük haklarıyla ilgili sürekli aranıyorsunuzdur. Ne yazık ki mevcut tasarı alt komisyona indirgendiği biçimde de bunların beklentilerine cevap verecek bir konumda değildir. Çünkü bunlar, bu özel güvenlik görevlileri bugün ülkemizde, bilhassa metropollerde, kamu kurumlarında ve büyük sitelerimizin birçoğunda bu çalışma şartları içinde ve aldıkları ücret karşısında büyük biz eziklik duymaktadırlar. Özel güvenlik görevlileri çok önemli değil, ama insanca yaşamayı, kendi çoluk çocuğunu geçindirecek ölçüde açlık sınırıyla eşit değerde aldıkları bu ücretlerinin yine kendi onurlarına ve yaşam koşullarına uygun en az asgari ücretin hiç olmazsa 1 veya 1,5 katı bir artışını bekliyorlar. yine bunların alınmalarıyla ilgili düzenlenen şartnamelerinde verilmesi gereken malzemelerde eksik verilmeler söz konusu. Örneğin şartnamede iki gömlek, iki pantolon öngörülmesine rağmen, çoğuna bunun bir tanesi ancak verilebilmekte. Yine, kıyafet sistemlerinde de ve sokakta, görev yaptıkları yerlerde de gördüğümüz gibi, çok farklı üniforma ve amblemlerle süslü değişik kıyafetler içinde görünüyorlar. Kendi isteklerinden biri de bu konunun da düzeltilmesi olayıdır.

Yine, bu kişilerin, biliyorsunuz, devletin güvenlik teşkilatı olarak polis, asker ve özel güvenlik görevlisi olarak yasayla isimleri konmuş ve belirlenmiştir. Bu statülerine uygun kılık kıyafetin yanında, yine bu çalıştırıldıkları yerlerdeki özel güvenlik kıyafetleri dışında, bazı fabrikaların, fabrika sahiplerinin bu konuyu özel güvenlik kıyafeti giydirerek –bunların, yasa ve yönetmeliklerinde öngörülen şartları taşımadıkları hâlde- göstermelik bir şekilde çalıştırıldıkları iddia edilmektedir.

Özel güvenlik görevlileri, yapılan sınavla verilen özel güvenlik kimlik kartlarının aynı zamanda süresiz bir hak olarak kendilerine verilmesini talep ediyorlar.

Yine, ihaleyle yenilenip girdi-çıktı yapılmasını, tazminat haklarının yanmasını, ihale zamanı falan kişi çıksın, falan kişi gelsin korkusunu yaşamamak için bu konuda da en azından, Hükûmetin benimsemediği ama kendilerinin seve seve kabul edeceği 4/C kapsamı içinde olmayı dahi kendilerinin geleceği bakımından uygun görüyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız.

Buyurun.

M. NURİ YAMAN (Devamla) – Yine, bazı güvenlik görevlilerinin sendikal konumlarıyla ilgili olarak yapmış oldukları başvurularda, ne yazık ki devletin bakanlık düzeyindeki bazı birimlerinde -ilgili idare mahkemelerinin kararlarına rağmen- kamuda çalışan, kamuda bu özel güvenlik görevini yürüten insanların bu talepleri karşısında görevlerine bir çırpıda son verilmektedir. Bu nedenle Sayın Emniyet Genel Müdürümüzün ve Sayın Bakanımızın, Bakanlık teşkilatında bu konunun, öne sürülen konuların gündeme taşınmasını ve özel güvenlik birimlerinin dört gözle bekledikleri yasal düzenlemelerde gerekli iyileştirmelerin yapılmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde üç adet önerge vardır, geliş sıralarına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 sıra sayılı teklifin 6 ncı maddesinin “Kıdemli Başpolis” ibaresinin “Kıdemli Amir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Hasip Kaplan                          Pervin Buldan                        Fatma Kurtulan

                          Şırnak                                       Iğdır                                         Van

                      Özdal Üçer                           Osman Özçelik                           Sırrı Sakık

                            Van                                         Siirt                                         Muş

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir. Bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım. Önerge sahiplerinin istemi hâlinde de kendilerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 sıra sayılı yasa tasarısının 6. maddesindeki “polis” ibaresinden önce “çarşı ve mahalle bekçileri” ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

             Ferit Mevlüt Aslanoğlu                 Kemal Demirel                            Fatih Atay

                         Malatya                                     Bursa                                      Aydın

                                           Tayfur Süner                              Şevket Köse

                                               Antalya                                    Adıyaman

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 6’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Mustafa Kalaycı                Süleyman L. Yunusoğlu                     Şenol Bal

                          Konya                                    Trabzon                                     İzmir

                 Abdülkadir Akcan                    Nevzat Korkmaz                       K. Erdal Sipahi

                   Afyonkarahisar                              Isparta                                       İzmir

“Madde 6- 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 40 ıncı maddesinin ikinci fıkrasının (14) numaralı bendinde yer alan “polis,” ibaresi, “çarşı ve mahalle bekçileri, polis memuru, başpolis memuru ve kıdemli başpolis memuru,” olarak değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki iki önergeye katılıyor mu Komisyon?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Malatya Milletvekili.

Buyurun Sayın Aslanoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.

Sayın Bakanım, keşke “Katılmıyorum.” dediğiniz önergeyi hakikaten bilseydiniz, özür diliyorum. Bizim verdiğimiz önerge… 2008 yılında çarşı ve mahalle bekçilerini emniyet hizmetleri sınıfına katmak için yasa çıktı. Bu yasayla çarşı ve mahalle bekçileri emniyet hizmetleri sınıfına geçtiler; artık, bekçilerimiz de yardımcı hizmetler sınıfından çıkıp emniyet hizmetleri sınıfına geçtiler. Ancak, buradaki önergemiz şu: Geçtiler ama ne verdiniz bu insanlara? Hiç, bir hiç verdik, bir hiç verdik; altını çiziyorum, sadece ismi emniyet hizmetleri sınıfına geçmek oldu.

Değerli arkadaşlarım, eğer 2008 yılında çıkardığımız yasayla çarşı ve mahalle bekçilerimizi emniyet hizmetleri sınıfına kattıysak bunların fiilî hizmet zammını da vermek zorundayız. Emniyet teşkilatı diyor ki: “5557 sayılı Kanun’u çıkardık ama Sosyal Güvenlik Kanunu’nda bu olmadığı için biz bunu yapamıyoruz.” İşte arkadaşlar, işte burada yeri. Her şekilde, bu kanunun içinde hem Sosyal Güvenlik Kanunu’nda değişiklik yapıyorsunuz hem Emniyet Teşkilatı Kanunu’nda değişiklik yapıyorsunuz. Neden, bekçilerin, çarşı ve mahalle bekçilerinin hakkını verecek bir madde…

Ha, şunu deyin: Arkadaş, biz çarşı ve mahalle bekçilerini emniyet hizmetleri sınıfına geçirdik ama biz onların yıpranma paylarını vermiyoruz, bilerek vermiyoruz deyin, o zaman biz de öyle söyleyelim. Hem emniyet hizmetleri sınıfına geçirdik diyeceksiniz… Ha, bunun manası şudur: Emniyet hizmetleri sınıfına geçirdik demek, sizin yıpranma zamlarınızı ve sosyal haklarınızı emniyet hizmetleri sınıfından vereceğiz demektir bunun adı. Ee, bunu… Ondan sonra çıkıp diyorsunuz ki: “5510 sayılı Sosyal Güvenlik Yasası’nda, orada ‘çarşı ve mahalle bekçileri’ ismi olmadığından bu maddeyi uygulayamıyoruz.”

İşte, arkadaşlar, bu maddede hem 5510’u değiştiriyor hem de 5557’yle ilgili çarşı ve mahalle bekçilerinin emniyet hizmetleri sınıfındaki maddeyi değiştiriyor, yeri burasıdır. Bu insanların hakkını verin, bu insanların hakkını yemeyin. Çarşı ve mahalle bekçilerini mademki emniyet hizmetleri sınıfına kattınız, hakkını vereceksiniz arkadaşlar. Ama üzülüyorum, Sayın Bakan diyor ki: “Katılmıyorum.” Arkadaşlar, yapmayın. Zaten bu insanların hepsi yargıda Sayın Bakan. Yani bir teşkilat, insanlarına “Yargı yolu açıktır.” deyip, kendi içinde sorununu çözemeyip “Yargıya git.” diyorsa hakikaten bunun ismini koyamıyorum arkadaşlar. Yaklaşık binlerce dava var Danıştayda. Haklı olduklarını bile bile kendi insanınızı mahkeme kapılarına niye düşürüyorsunuz?

Değerli  milletvekilleri,  bu  madde,  Bakanlığın,  İçişleri Bakanlığının -altını çiziyorum- “5510 sayılı Sosyal Güvenlik Yasası’nda olmadığı için uygulayamıyoruz.” dediği, “O Yasa değişmediği için uygulamıyoruz.” dediği bir madde. Ama her iki maddenin ortak olduğu bir madde bu 6’ncı madde. İşte, taş da burada kuş da burada. Çarşı ve mahalle bekçilerinin hakkını verin arkadaşlar. Her iki maddeyi bu madde değiştiriyor. Bu önergeyle -iki satır bir önerge- bir tek “polis”in önüne “çarşı ve mahalle bekçileri” yazacağız, başka bir şey yapmıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, hepinizin takdirine sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

Önerge üzerinde söz isteyen  Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 508 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesiyle ilgili vermiş olduğumuz önerge üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızda bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli Tarım Bakanımız da burada. Bir konuyu arz edeceğim. Mutlaka Bakanımızın da bilgisi olmuştur.

Değerli milletvekilleri, dün itibarıyla Konya’da Ereğli ilçemizde meydana gelen, neredeyse ceviz büyüklüğündeki dolu yağışı Ereğlili çiftçilerimizin tarladaki buğdayını, sebzesini, meyvesini hırş etmiş, büyük oranda hasar vermiştir. Hasar büyüktür, çiftçimizin zararı büyüktür. Hasar tespitine yönelik çalışmalar yapılmaktadır.

Ereğli ilçemizin temel geçim kaynağı tarımdır. O nedenle, meydana gelen hasar telafi edilmezse Ereğlili çiftçilerimiz gerçekten çok zor durumda kalacaktır. AKP Hükûmetinden ve Sayın Bakanımızdan Ereğlili çiftçilerimizin bu zararının telafi edilmesi için gerekli kararnamenin bir an önce çıkarılmasını talep ediyorum. Ereğlili çiftçilerimizin ürünlerinde meydana gelen hasar telafi edilmelidir. Yine, bu çiftçilerimizin kredi, prim ve elektrik borçları ertelenmelidir. Hükûmetin bu konuya hemen duyarlılık göstereceğine ve gerekli kararnameyi çıkaracağına inanıyorum.

Ereğlili hemşehrilerime, çiftçilerimize geçmiş olsun diyorum. Cenabıallah milletimizi bu tür afetlerden korusun.

Değerli milletvekilleri, çarşı ve mahalle bekçileri emniyet hizmetleri sınıfında yer almalarına ve aynı şartlarda çalışmalarına rağmen fiilî hizmet zammından mahrum bulunmaktadır. Bekçinin düdüğü ötmüyor arkadaşlar. Çarşı ve mahalle bekçilerinin yüzünün bir nebze gülmesi için fiilî hizmet zammından yararlandırılması gerekmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak vermiş olduğumuz önergede, emniyet teşkilatında çalışan, birçok adli olay yaşayan, şehit düşen emniyet çarşı ve mahalle bekçilerinin fiilî hizmet zammına, yani yıpranma tazminatı haklarına kavuşturulması teklif edilmektedir. Önergemiz, eşitsizliği ve mağduriyeti gidermeye yöneliktir.

Vatandaşın huzuru, sağlığı ve can güvenliği için her türlü riski göze alarak görev yapan çarşı ve mahalle bekçileri sorunlarına çare bulunmasını istemektedir. Çarşı ve mahalle bekçileri aynı çatı altında olmalarına rağmen hizmet sınıflarındaki ayrım sebebiyle eşit haklara sahip olmadıklarını ve bunun dezavantajını yaşadıklarını ifade etmektedir. Hiç olmazsa fiilî hizmet zammında yaşadıkları mağduriyete son verilmesi için bu düzenleme bir imkân sunmaktadır. Çarşı ve mahalle bekçilerinin bu haklarının verilebilmesi için tüm milletvekillerinin destek vereceğini umuyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifi emniyet mensuplarının çalışma şartlarında ve ücretlerinde bir iyileştirmeyi içermemektedir. Gerek çalışırken gerekse emekli olduktan sonra polislerimize saygın, itibarlı ve güvenilir bir hayat sürdürebilmelerini temin amacıyla özlük hakları iyileştirmesi mutlaka yapılmalıdır.

Emniyet teşkilatımızın ağır ve yıpratıcı çalışma koşulları göz önüne alındığında senelik ve haftalık izinleriyle, emniyet hizmetleri tazminatı, ek göstergeler, özel hizmet tazminatı, fazla mesai ücretleri gibi konularda mutlaka yeniden düzenleme yapılmalı ve gerekli iyileştirmeler yapılmalıdır.

Kanun teklifinin Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmesi esnasında Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri olarak vermiş olduğumuz emniyet hizmetleri sınıfı personelinin senelik izninin otuz gün olarak belirlenmesi ve bu  süreye gidiş ve dönüş için en çok ikişer gün eklenebilmesi, senelik izinlerinden başka haftada en az otuz altı saat izin verilmesi teklifimize Hükûmet katılmamış ve AKP milletvekillerinin oylarıyla reddedilmiştir.

Yine Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri olarak vermiş olduğumuz emniyet mensuplarına (5.000) göstergenin memur aylık katsayısıyla çarpımı tutarında güvenlik tazminatı verilmesi teklifimize Hükûmet katılmamış ve AKP milletvekillerinin oylarıyla reddedilmiştir.

Yine Milliyetçi Hareket Partili milletvekilleri olarak vermiş olduğumuz 3201 sayılı Kanun ek 21’inci maddesine göre verilmekte olan fazla çalışma ücretinin artırılması teklifimize Hükûmet katılmamış ve AKP milletvekillerinin oylarıyla reddedilmiştir.

Emniyet teşkilatı içerisinde başpolislik gibi yeni kurumların getirilmesi olumludur, ancak emniyet teşkilatı mensupları için, sorunun çözümü için görüşmekte olduğumuz bu kanun teklifi yeterli değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kalaycı, lütfen toparlayınız.

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Bu teklif, emniyet teşkilatımız açısından, üzülerek söylüyorum, içi boş bir tekliftir. Polisin esas sorunları özlük hakları ve çalışma koşullarıdır. Polisin, emniyet teşkilatının özlük hakları ve çalışma koşullarına ilişkin sorunlarının çözümü için yine Milliyetçi Hareket Partisi milletvekillerince hazırlanan kanun teklifi 4 Mart 2010 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulmuştur. Anılan kanun teklifi, tali komisyon olarak İçişleri Komisyonunda, asli komisyon olarak da Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmeyi beklemektedir.

Sayın Bakanımızın  bu konuda ilgisini gerçekten bütün emniyet teşkilatı beklemektedir. Teklifin bir an önce gündeme alınarak gerekli düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.

Konuşmama burada son verirken yüce heyetinizi bir kez daha saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Birleştirilen önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Niye bekletiyorsunuz Sayın Başkan, “Kabul etmeyenler” deyin, devam edin.

BAŞKAN – Kabul etmeyenler… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Lütfen, sayın milletvekilleri…

HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya) – Böyle bir şey olur mu ya?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, 60’ıncı maddeye göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Oturur musunuz lütfen Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – 60’ıncı maddeye göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayıyor sayın kâtip üyeler.

HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya) – Niye bekliyoruz? Kapıdan gelenleri mi bekliyoruz?

BAŞKAN – Önergeler reddedilmiştir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, 60’ıncı maddeye göre söz istiyorum. Divandaki bir arkadaşımız sabahtan beri dışarıya, oraya buraya işaret ediyor… Buna hakkı yoktur Sayın Başkan.

BAŞKAN – Oturur musunuz… Lütfen Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, buna hakkı yoktur. Divan Üyeniz konuştuğu zaman her tarafa işaret ediyor gelsinler diye. Buna Divan Üyesinin hakkı yoktur Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sözleriniz tutanaklara geçmiştir Sayın Aslanoğlu.

Teşekkür ediyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Geçse ne olur.

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 sıra sayılı teklifin 6 ncı maddesinin “Kıdemli Başpolis” ibaresinin “Kıdemli Amir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                           Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?

Sırrı Sakık, Muş Milletvekili.

Buyurun Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Muş) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; biraz önce ne oldu Allah aşkına? Hiç mi uzlaşmayacağız? Yani burada bekçiler dâhil edilmiş olsaydı, sizin hanenize eksiler mi yazılırdı, ne olurdu? Peki, hep uzlaşıdan bahsediyorsunuz ama üç muhalefet partisi ortak bir şeyle, sayıları da yetiyor… Koşuyorsunuz, koşuşturuyorsunuz ve ne olur yani bekçiler de bu haktan, hukuktan faydalansa kıyamet mi kopar? Demek ki siz, hak, hukuk, adalet yok…

Şimdi, bizim, bekçiyle de polisle de sorunumuz var, ama ne yazık ki bekçi, polis sokakta sizi savunur, bize saldırır, ama biz de burada onların hakkını, hukukunu yerli yerine oturtmak için çırpınıyoruz.

Şimdi, sevgili arkadaşlar, yani polise sadece silah ve fiziksel eğitim vererek polisi eğitemezsiniz. Ben bizden örnekler vermek istiyorum: Polisin sistemle sorunu var ama bizim de polisle sorunumuz var. Çünkü sistemi cansiparane bir şekilde savunuyor. Bu sistem hem onlara zulmediyor hem bize zulmediyor.

Şimdi, Samsun’da saldırıya maruz kaldık, saldırganı etkisiz hâle getirdiğimizde, ilk, polis, elindeki telsizle devletin aracının camını kırdı. Şimdi, bu, nasıl bir ruh hâli?

Yine, İzmir’de, en demokratik hakkımızı kullanmak üzere, bu kan, bu şiddet bitsin, polis de ölmesin, asker de ölmesin, yani bu ülkenin vatandaşlarının hiçbiri ölmesin diye alanlardayız, üç buçuk saat polis ve polis şefleri bizi alıkoydular. Aslında bu polis ve polis şeflerinin orada barışa, demokrasiye katkı sunmaları gerekirdi, çünkü en çok ölenler onlar, en çok mağdur olanlar onlar, onların nasıl yaşadıklarını biliyoruz, nasıl geçim sıkıntısı çektiklerini de biliyoruz. Onun için, bu savaş bitmediği müddetçe onlar bu sıkıntılarla hep karşı karşıya kalacaklar ve ben İzmir’de gözlerimle gördüm, öyle bir hınç var ki elindeki silahla devletin aracını çizmeye çalışıyor. Şimdi düşünebiliyor musunuz bu ruh hâli nasıl bizim hukukumuzu oluşturabilir? Bu ruh hâli nasıl bizim birlikteliğimizi sağlayabilir? Bu ruh hâli nasıl Barış ve Demokrasi Partisini koruyabilir, nasıl Kürtleri koruyabilir? Şimdi polisi bu hâle getirdiniz. Bütün siyasal iktidarlar polisi kendi himayesinde eriterek muhalif güçlere karşı acımasızca saldırttı. En çok da muhalif kim? Kürtler. Kimler? Türkiye demokrasi güçleri ve bunlar sürekli bunların saldırısına maruz kaldı.

Yine, 2008 yılında bizim partimiz Sakarya’da bir etkinlik düzenledi ve bundan İçişleri Bakanlığının haberi var, Valinin var, Emniyet Müdürünün var, Genel Müdürün haberi var ve gece ablukaya alındı bizim arkadaşlarımız ve şölen alanı. Orada polis şefi öncülük ediyor ve faşist odaklar orayı kuşatıyorlar. Bir arkadaşımız yaşamını yitirdi. Geç saatlere kadar o ablukayı kıramadık ve sonra döndük geldik, buradan İçişleri Bakanlığına müracaatımız oldu. İçişleri Bakanlığı, gönderdiği müfettişlere bakın, ne diyor? Sakarya’ya giden İçişleri Bakanlığı müfettişleri -orada bir araştırma yapmışlar- diyor ki: “Sakarya’ya gelen vatandaşlarımız Karadeniz’den gelenlerdir.” diyor. Dinine bağlı olduklarını, devletçi olduklarını söylüyorlar. Onun için, yapılacak çok bir şey de yok. Peki, sevgili Hükûmet, bu ülkede dinine bağlı olmayan, ülkesini sevmeyen kim var? Muhalif olan herkes sizin düşmanınız mı olmalı? İşte, failleri soruşturanlar da ve tetikleyenler de aynı olunca failler ortaya çıkmıyor yani dönüp buna uygun yüzlerce örnek verebiliriz yani Kızıltepe’nin göbeğinde nasıl ki on iki yaşındaki çocuğun bedenine on üç kurşun sıkan polisler gidip Eskişehir’de yargılanıp da aklandıysa, Uğur Kaymaz olayında olduğu gibi, buna benzer onlarca olay… Dursun Baran’ın olayında da aynı şeyler oldu.

Onun için, adaletsiz bir yürek, katı bir yürek adalet sağlayamaz. O vesileyle, polisin bir bütün olarak bir rehabiliteden geçmesi gerekir yani bu ülkede vatandaşlar arasında ayrımcılık yapmayacak, hukuka bağlı olacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi lütfen tamamlayınız.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Bakın, son olarak, Balyoz Operasyonu’ndan gıyabi tutuklaması olanlar elini kolunu sallayarak gidiyor, hastanede yatıyor. Gıyabi tutuklaması var ama polis müdahale edemiyor ama gidiyor, halkın oylarıyla seçilmiş, yüzde 80 oy almış belediye başkanının eline kelepçe vurabiliyor ama orada gıyabi tutuklaması olanla ilgili bir tek işlem yapamıyor ve siz Hükûmetsiniz. Oradaki komutan çıkıyor, elini kolunu sallayarak evine gidiyor, akşam evinde eşi, çocuklarıyla birlikte kalıyor, sabahleyin mahkemeye gidiyor, yine yargınız, yine kolluk kuvvetleriniz müdahale etmiyor ama sorun muhalif güçler olunca, o muhalif güçlerin eline kelepçeyi vurabilme gücünüz var. Onun için, hukukunuz ve adaletiniz Türkiye’de iflas etmiştir. Bu adalet ve hukuk mücadelesinde hep karşınızda olacağız.

Hepinize teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum.

III.- Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, yoklama talebimiz var.

BAŞKAN – Arayacağım Sayın İnce.

Sayın İnce, Sayın Özpolat, Sayın Demirel, Sayın Atay, Sayın Güner, Sayın Öztürk, Sayın Halıcı, Sayın Barış, Sayın Özdemir, Sayın Köktürk, Sayın Pazarcı, Sayın Dibek, Sayın Hacaloğlu, Sayın Ağyüz, Sayın Arifağaoğlu, Sayın Ünlütepe, Sayın Yıldız, Sayın Anadol, Sayın Özdemir.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime kırk beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 20.01

 

 

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.55

BAŞKAN : Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 117’nci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - 508 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesi üzerinde verilen Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve arkadaşlarının önergesinin oylamasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Bu nedenle yeniden yoklama yapacağız.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 3 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Emniyet Teşkilatı Kanunu ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve 3 Milletvekilinin; Kırşehir Milletvekili Abdullah Çalışkan ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/702, 1/714, 1/865, 1/887, 2/646, 2/703) (S. Sayısı: 508) (Devam)

BAŞKAN - 508 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, geliş sırası göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.

T.B.M.M. Başkanlığı

Görüşülmekte olan 508 Sıra Sayılı yasa tasarısının 7. maddesindeki a bendinin sonundaki 1/1/2012 tarihinin 31/1/2012 olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

             Ferit Mevlüt Aslanoğlu                 Ali Rıza Öztürk                         Turgut Dibek

                         Malatya                                    Mersin                                   Kırklareli

                                           Rasim Çakır                               Fevzi Topuz

                                                Edirne                                        Muğla

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 sıra sayılı Bazı Kanun ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 7’nci maddesinde geçen “1/1/2012” ibarelerinin “1/1/2011” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Mustafa Kalaycı                       Mehmet Şandır                    Emin Haluk Ayhan

                          Konya                                     Mersin                                     Denizli

                      Akif Akkuş                           Yılmaz Tankut                         Ahmet Bukan

                          Mersin                                     Adana                                     Çankırı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 sıra sayılı teklifin 7 nci maddesinin tekliften çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                     Hasip Kaplan                           Nuri Yaman                             Akın Birdal

                          Şırnak                                       Muş                                    Diyarbakır

                   Sebahat Tuncel                         Hamit Geylani                        Osman Özçelik

                         İstanbul                                   Hakkâri                                      Siirt

                                                                       Sırrı Sakık

                                                                            Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Nuri Yaman, Muş Milletvekili.

Buyurun Sayın Yaman.

M. NURİ YAMAN (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 508 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinde değişiklik yapılmasıyla ilgili olarak vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerine Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum.

Tabii bu Hükûmetin ve İktidarın alışkanlıklarına karşı biz bu önergeleri düzenleyeceğiz, onların her zaman olduğu gibi doğru olan şeylere de karşı çıkarak bunları reddedeceğini bile bile yine düşüncelerimizi açıklamaktan geri kalmayacağız.

Bilindiği üzere kanun tasarısında yer alan hususlardan biri de yeşil kartlıların genel sağlık sigortası kapsamına alınmasına ilişkin geçiş sürecinin 1 Ocak 2012 tarihine ertelenmesiyle ilgili düzenlemedir. Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ’ın vermiş olduğu bilgilere göre 17 Şubat 2010 tarihi itibarıyla Türkiye genelinde aktif olarak kullanılan yeşil kart sayısı 9 milyon 541 bin 791 kişidir. Bu kartların bölgelere göre dağılımı ise Doğu Anadolu Bölgesi’nde yüzde 25,38; Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yüzde 24,87; Akdeniz Bölgesi’nde yüzde 14,53; İç Anadolu Bölgesi yüzde 10,17; Karadeniz Bölgesi yüzde 9,7; Marmara Bölgesi yüzde 8,57; Ege Bölgesi de yüzde 6,72’dir.

Söz konusu rakamlar bize göstermektedir ki Türkiye’de yaşayan her 7 kişiden 1’i yeşil kart taşımaktadır. Bu oran, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde her 4 kişiden 1’i bu kartı kullanmak zorunda bırakılmıştır. Bir örnek vermek gerekirse, seçim bölgem olan Muş ilinde güncellenen bilgilere göre toplam yeşil kart sayısı 181.118’dir. İlimin nüfusunun 404 bin olduğu dikkate alındığında yaklaşık olarak her 2 kişiden 1’i yeşil kart sahibidir. Muş ilinin ilçelerinde de durum bundan farklı değildir.

Tablo göstermektedir ki iktidar Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerini, gerekli yatırımları yapmayarak, insanları iş sahibi hâline getirmeyerek, çalışmaya müsait bu nüfusu âdeta yarattığı sadaka kültürü ile bir oy deposuna dönüştürmüş ve bu gayretlerini de maalesef sürdürmektedir.

Elbette ki sadece sağlık hizmetleri açısından değil, her açıdan ihtiyaç sahibi kişilere yardımlarda bulunmak, sosyal devlet ilkesinin başta gelen bir görevi ve gereğidir ancak görünen o ki AKP İktidarı, geldiğinden beri sadece ve sadece büyük bir yoksulluk kesimini yaratmış ve bunu da sürdürmektedir.

Sayın Sağlık Bakanı, övüne övüne yeşil kart sayısını söyleyedursun, aslında bu durumun büyük bir utanç kaynağı olması gerekir çünkü bilindiği üzere, yeşil kart alabilmek için hiçbir sosyal güvenlik kurumunun güvencesi altında bulunmaması ve aylık geliri veya aile içindeki geçim payının asgari ücretin net tutarının üçte 1’inden az olması gerekir.

Asgari ücretin net tutarı 621 liradır, yani kişinin yeşil kart alabilmesi için aylık 207 liradan daha az bir gelire sahip olması gerekmektedir. 4 kişilik bir ailenin açlık sınırının yaklaşık olarak 900 TL olduğu da düşünüldüğünde demek oluyor ki ülkemizde 10 milyona yakın kişinin hemen hiçbirinin sosyal güvencesi bulunmamaktadır, hem de bu kişiler açlık sınırının bile altında yaşamaktadır.

Açıkça görülmektedir ki iktidar, fakirliği meşrulaştırmış, insanları yoksulluğa mahkûm ederek halkımızı kendisine bağımlı bir hâle getirmiştir.

Şimdi de yapılmak istenen bu düzenleme ile, yeşil kartlıların genel sağlık sigortası kapsamına geçme süresini 1 Ocak 2012 tarihine ertelenmesiyle neyi amaçlamaktadır? Bunu anlamak için fazla kendimizi zorlamaya gerek yok. Acaba bunu yapmakla halka ne mesaj vermek istiyorsunuz, kimi kandırmak istiyorsunuz? Bu açık ve net bir şekilde bir seçim rüşveti değil midir? Siz bu seçim rüşvetini bu halka layık görerek ve bu halkın doğal hakkı olan, sosyal devletin vermek zorunda olduğu birtakım hakları, onu sadaka kültürü içinde bir arada yürütmek suretiyle, bununla neyi amaçlıyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yaman, lütfen tamamlayınız.

M. NURİ YAMAN (Devamla) – Evet, bununla amaçladığınız bir tek hedef vardır, o da ilçe başkanlarınızı, il başkanlarınızı, buradaki  yeşil kart uygulamasında bulunan vali ve kaymakamları nasıl kendi direktiflerinizle yönetiyor idiyseniz, bundan sonra da vatandaşın bu doğal hakkını, sağlık hakkını gasbederek yine kendinize bağımlı hâle getirmek istiyorsunuz. Bundan bir an önce vazgeçmeniz gerektiğini buradan açıklıkla ifade etmek istiyorum. Tuttuğunuz bu yol size sağlıklı bir sonuç doğurmayacaktır. Halkın bunları göre göre yakında yapılacak olan -bir yıl sonraki- seçimlerde size gerekli olan dersi vereceğine inanıyorum.

Bu önergenin kabulüyle bu maddenin sağlıklı bir hâle getirilmesini diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yaman.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 sıra sayılı Bazı Kanun ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 7’nci maddesinde geçen “1/1/2012” ibarelerinin “1/1/2011” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                         Mehmet Şandır (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Yunusoğlu efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Süleyman Yunusoğlu, Trabzon Milletvekili.

Buyurun Sayın Yunusoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin 7’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz önergeye ilişkin söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Kanun teklifinin bu maddesiyle Hükûmet ve kanun teklifini Meclis gündemine getiren milletvekilleri, kendi yaptıkları Sosyal Güvenlik Reformu ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun çöktüğünü resmen kabul etmiş oluyorlar.

Bu kanun teklifiyle, yeşil kartlıların sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kapsamına alınması 1 Ocak 2012’ye kadar uzatılmaktadır, yani daha önce Mecliste iki defa görüşülen Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 106’ncı maddesiyle geçici 12’nci maddesinin yürürlük tarihi 1 Ocak 2012 tarihine ertelenmektedir.

5510 sayılı Kanun’un “Genel Sağlık Sigortalısı Sayılanlar” başlıklı 60’ıncı maddesinin birinci fıkrasında, harcamaları, taşınır ve taşınmazları ile bunlardan doğan hakları da dikkate alınarak, Sosyal Güvenlik Kurumunca belirlenecek test yöntemleri ve veriler kullanılarak tespit edilecek aile içindeki geliri, kişi başına düşen aylık tutarı asgari ücretin üçte 1’inden az olan vatandaşlar genel sağlık sigortalısı sayılmıştır.

Bu uygulamaya iki yıl içinde geçilerek, 3816 sayılı Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanun’un, dolayısıyla da yeşil kart uygulamasının kaldırılması öngörülmüştür.

Değerli milletvekilleri, yıllardan beri ülkemizde uygulanan, gelir düzeyi az olan vatandaşların sağlık hizmetlerini karşılamak maksadıyla kurulan yeşil kart sistemi vatandaşlarımızın sağlık hizmetleri açısından iyi bir uygulama olmuş, ancak kimi zaman vatandaşlarımız tarafından bu durum istismar edilmiş -ki öyle bölgelerimiz olmuştur ki nüfus sayımlarında çıkan kişi sayısından daha fazla yeşil kart sayısının bulunduğu beldeler tespit edilmiştir- kimi zaman da siyasi iktidarlar tarafından oy avcılığı adına yeşil kartlılar istismar edilmiştir, ancak bu iki yıllık sürede anılan hükümlerin gereği bir türlü yerine getirilememiştir.

Kanun teklifiyle, yeşil kart uygulamasının 2012 yılına kadar, yine il ve ilçe idare kurulları tarafından yürütülmesi hususu düzenlenmektedir.

Değerli arkadaşlar, Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2005 yılında 6,8 milyon olan aktif yeşil kartlı sayısı bugün itibarıyla 9,4 milyonu aşmış durumdadır. Buna göre, her yıl ortalama 520 binin üzerindeki vatandaşımızın yeşil karta muhtaç duruma düştüğü anlaşılmaktadır. Ayrıca, yine Sağlık Bakanlığı verilerine göre iptal edilen yeşil kart sayısı 8 milyonu aşmış bulunmaktadır. Bu durum, yaklaşık olarak verilen her iki yeşil karttan birinin iptal edildiğini ortaya koymaktadır.

Değerli arkadaşlar, yeşil kart verilmesine ilişkin mevcut uygulama siyasi müdahalelere ve keyfî uygulamalara çok müsait olup, iptal edilen yeşil kart sayısının yüksekliği de bu durumu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Mevcut uygulamanın 2011 genel seçimlerinden sonraya, 2012 yılına kadar devam ettirilmesi, Adalet ve Kalkınma Partisinin bu konuyu seçim öncesi yine istismar edeceğini, oy hesabıyla dilediğine yeşil kart verme düşüncesinde olduğunu göstermektedir. Zira, bu uygulamanın devam ettirilmesinin başka bir gerekçesi de görülmemektedir. Henüz sistemin oluşturulamadığı ve kadro yetersizliği gerekçeleri de geçersizdir.

Sosyal Güvenlik Kurumunda AKP’ye kurum başkanı dayanmamaktadır. Kurum yöneticilerini sürekli değiştiren Hükûmetin geçen süre zarfında yeşil kartlıların 5510 sayılı Kanun kapsamına alınmasına yönelik altyapıyı hazırlayamamış olması beceriksizliklerinin de bir göstergesidir.

Yeşil kart AKP tarafından siyasi rant kapısı olarak görülmemelidir. Çok zor da olmayan bu sistemin iki yılda kurulamaması ve iki yıl daha süre uzatılmasının öngörülmesi, AKP Hükûmetinin gerçek niyetini de ortaya koymaktadır. Yeşil kartlılar ve yeşil kart dağıtımı Hükûmetin oy avlama yöntemi olmaktan çıkarılmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yunusoğlu.

SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu sebeple, kanun teklifinde geçen 1/1/2012 tarihi 1/1/2011 olarak değiştirilmelidir. Bilgisayar çağında, tek başına Hükûmetin iktidar olduğu bir dönemde altı yılda bir sistemin kurulamamış olması düşündürücüdür.

Bu önergemizin destek göreceğine inanıyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, yoklama talebimiz vardır.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın İnce, Sayın Aslanoğlu, Sayın Öğüt, Sayın Atay, Sayın Köse, Sayın Güvel, Sayın Süner, Sayın Öztürk, Sayın Coşkuner, Sayın Köktürk, Sayın Çakır, Sayın Aydoğan, Sayın Arifağaoğlu, Sayın Hacaloğlu, Sayın Özkan, Sayın Pazarcı, Sayın Özbolat, Sayın Ünlütepe, Sayın Ağyüz, Sayın Oksal, Sayın Yalçınkaya.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 3 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Emniyet Teşkilatı Kanunu ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve 3 Milletvekilinin; Kırşehir Milletvekili Abdullah Çalışkan ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/702, 1/714, 1/865, 1/887, 2/646, 2/703) (S. Sayısı: 508) (Devam)

BAŞKAN – Teklifin 7’nci maddesi üzerinde verilen Trabzon Milletvekili Süleyman Yunusoğlu ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. 

Diğer önergeyi okutuyorum:

T.B.M.M. Başkanlığı

Görüşülmekte olan 508 Sıra Sayılı yasa tasarısının 7. maddesindeki a bendinin sonundaki 1/1/2012 tarihinin 31/1/2012 olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

                                                                                        Ali Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Öztürk.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan 508 sıra sayılı Tasarı’nın 7’nci maddesinin (a) bendinde, şu anda tasarıdaki hâliyle 5510 sayılı Kanun’un 106’ncı maddesinin son fıkrasında yer alan “bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren iki yıl sonra” ibaresi “1/1/2012 tarihinde” olarak değiştirilmiş. Bizim verdiğimiz önergeyle bunun “1/1/2012” değil, “31/1/2012” olarak değiştirilmesini öngörüyoruz.

Değerli milletvekilleri, yasalar yapılırken toplumun ihtiyaçları gözetilerek ve hem Anayasa’ya hem de uluslararası hukuk kurallarına uygun olarak yapılma zorunluluğu vardır. Parlamento yasama yapma yetkisine sahiptir ancak, her yetkinin kullanılmasında olduğu gibi, bu yetki, keyfî olarak “Ben yaptım, oldu.” anlayışıyla kullanılamaz. Yasaların, hem Anayasa’ya hem uluslararası hukuk kurallarına uygun hem de toplumun ihtiyaçlarını giderecek nitelikte olması gerekiyor. Bir sene önce çıkardığımız bir yasayı altı ay sonra, bir yıl sonra tekrar değiştirmek zorunda kalıyor isek burada gerçekten, yasa yapma bakımından, çok ciddi eksikliklerin olduğunu düşünmemiz gerekiyor.

Bu konuda ya iktidar partisi… Bilindiği üzere, bu Mecliste genellikle iktidar partisinin getirdiği yasa tasarıları ya da iktidar partisi milletvekilleri eliyle getirilen teklifler kanunlaşıyor. Muhalefetin getirdiği tekliflerin ya da muhalefet milletvekillerinin verdiği tekliflerin burada yasalaşma olanağı yok. O hâlde, iktidar partisi demek ki ya toplumun ihtiyaçlarını gözetmeksizin sadece kendi ihtiyaçlarına ve konjonktüre göre bu yasayı yapıyor ve konjonktüre göre davranıyor. Dolayısıyla, hemen ilerleyen zamanda, konjonktür tekrar değişince yeniden yasa yapma veya yaptığı yasada değişiklik yapmak durumunda kalıyor, yani âdeta Meclisi yazboz tahtasına çeviriyor.

Şimdi, daha geçen sene 5510 sayılı Yasa bu Meclisten iktidar partisinin ısrarlı ve yanlış tutumuyla, tüm muhalefetin itirazlarına rağmen çıkarılmış. Şimdi, aradan bir zaman geçmeden, hatta bir yasama dönemi geçmeden, yeşil kartlıların bu durumunda yeniden bir düzenleme, yani tarihi ileri erteleme şeklinde bir düzenleme getiriliyor. Bu, işte, iktidar partisinin kendi keyfine göre, kendi ihtiyaçlarını karşılamak için yasa yaptığının somut örneğidir. Burada şunu söylemek istiyorum: İktidar partisi her seçim öncesi demek ki sosyal devlet ilkesini hatırlıyor, demek ki yoksulu o zaman hatırlar hâle geliyor.

Değerli arkadaşlarım, bunda en büyük olay, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, yasama organı olarak Hükûmeti denetlemesi gerekirken, bizzat kendisinin, Hükûmet tarafından bile değil, Başbakan tarafından yönetilir ve denetlenir olmasından kaynaklanıyor. Buradaki eksikliğin temeli de Sayın Başbakanın, Meclisin komisyonlarında çalışmadan, Meclis kültürünü, birikimini elde etmeden doğrudan Başbakan olmasından kaynaklanan bir yanlışlık olduğunu ben düşünüyorum. Belediye başkanlığından, Başbakan geliyor, Meclis komisyonlarının dahi nasıl çalıştığını bilmeden ve Meclisin kendisine bağlı olduğunu düşünerek, buradaki sayısal çoğunluğuna dayanarak böyle derme çatma yasalar çıkartıyor ve o yasalar bir daha değiştirmek zorunda kalınıyor. Böylelikle Parlamentonun zamanı çok anlamsız bir şekilde çalınıyor değerli arkadaşlarım.

Değerli milletvekilleri, burada İçişleri Bakanımız varken, hem Emniyet Genel Müdürümüz varken bir konuyu da söylemek istiyorum. Polisin, emniyetin görevi tarafsız davranmaktır. Kayseri’de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız Taner Yıldız’a bir saldırı oldu, Emniyet Müdürü görevden alındı veya başka bir ile atandı. Yine Samsun’da o zamanki DTP Genel Başkanı Ahmet Türk’e yönelik bir saldırı oldu, Samsun Emniyet Müdürü de görevden alındı ya da başka bir ile atandı. Ancak Van’da Cumhuriyet Halk Partisinin o zamanki Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal’a ve Cumhuriyet Halk Partisi heyetine, polisin de seyirci kaldığı veya kamuoyunda, basında yansıyan iddialara göre polisin de bu olaya bir şekilde ortak olduğu bir saldırı düzenlendi ama bununla ilgili yapılan soruşturmaların ne aşamada olduğu belli değil.

Yine bir başka konu, emniyetle ilgili: Bilindiği üzere trafik polisleri sık sık arkadan, sanki şoförü tespit edilemezmiş gibi ceza uygulaması yapmaktadırlar. Şimdi, geçen gün bir taksiye bindim, Ankara’da bir ticari taksi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen tamamlayınız.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Ceza makbuzlarını bana gösterdi ve ödediği rakamı gösterdi. İnanın ki ödediği rakam 3 milyar değerli arkadaşlarım ve ceza makbuzlarının hepsi arkadan yazılmış, yani Karayolları Kanunu’nun 119’uncu maddesine göre yazılmış. Bu olay tamamen yanlıştır, hukuk dışıdır. Hatta böyle bir olay benim kendi başıma da geldi. Ben kimliğimi vermeme rağmen polis bana ceza yazmadı Çumra’da, arkamdan ceza tutanağı gönderdi buraya. Aslında, Meclis Başkanının göndermesi gerekiyordu ama arkamdan, sanki şoförü tespit edilememiş gibi bir ceza tutanağı gönderdi. Ben rica ediyorum Emniyet Genel Müdürümüzden, Sayın İçişleri Bakanımızdan, bu olaya, taksi şoförlerini isyan ettiren bu olaya lütfen el atsınlar.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. 

Maddeyi  oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 sıra sayılı Bazı Kanun ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 8’inci maddesinde geçen “1/1/2012” ibaresinin “1/1/2011” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Mustafa Kalaycı                       Mehmet Şandır                    Emin Haluk Ayhan

                          Konya                                     Mersin                                     Denizli

                      Akif Akkuş                           Yılmaz Tankut                         Ahmet Bukan

                          Mersin                                     Adana                                     Çankırı

                                                                    Beytullah Asil

                                                                        Eskişehir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 sıra sayılı teklifin 8’inci maddesinin tekliften çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                     Hasip Kaplan                         Fatma Kurtulan                        Pervin Buldan

                          Şırnak                                       Van                                         Iğdır

                       Sırrı Sakık                         M. Nezir Karabaş                      Osman Özçelik

                            Muş                                        Bitlis                                        Siirt

                                                                      Özdal Üçer

                                                                            Van

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen…

AYLA AKAT ATA (Batman) – Özdal Bey konuşacak.

BAŞKAN – …Özdal Üçer, Van Milletvekili.

Buyurun Sayın Üçer. (BDP sıralarından alkışlar)

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 508 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesi üzerine verilmiş olan değişiklik önergesi üzerine grubumuz adına konuşmak için söz hakkı almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Kanun teklifinin 8’inci maddesinin kanun metninden çıkarılmasını önermişiz çünkü yeşil kartların, yeşil kartlarla ilgili işlemlerin il ve ilçe idari kurullarına havale edilmesinin doğurmuş olduğu keyfî tutumların süreklileşmesini sağlamaya dönük bir yasa önergesi. Bunun da yoksullukla terbiye edilmeye çalışılan sosyal güvenlik hakkının devlet tarafından güvencesiz hâle getirildiği yurttaşların zafiyetlerinin, yoksulluk zafiyetlerinin seçim malzemesi olarak kullanılması bizim temel gerekçemizdir. Bu konuda Başbakanın iktidarlık konusunda en temel söylemleri vardı: “Yoksullukla mücadele, yolsuzlukla mücadele, yollarla mücadele.” Yolların ne hâlde olduğu ortada, yolsuzlukların ne boyuta vardığı ortada ama yoksulluklar da gün geçtikçe büyüyor. Şairin dediği gibi: Koca bir zenginliğin gölgesinde koca bir halk küçüldükçe küçülüyor. Varılan kıyılarda birileri gemilerini kurtarsa bile, varılan kıyılarda deniz tükeniyor.

Şimdi, kamu personeli rejimi çerçevesinde devlet idaresini sağlamaya dönük bütün kurumlarda çalıştırılması gereken, ihtiyaç duyulan kamu personelinin atama sorunlarının giderilmesi gerekmektedir ve bu konuda kamu personeli rejimi çerçevesinde AKP Hükûmeti sınıfta kalmıştır. Bunun söylemi bize ait değildir, kamu emekçilerinin farklı örgütlü bütün güçleri aynı söylemi söylemektedir.

Kamu emekçilerinin özlük haklarını düzenlemeye dönük her türlü olumlu girişimi koşulsuz desteklemekteyiz. Bu, hangi kamu emekçisi olursa olsun, hangi kamu personeli olursa olsun. Güvenlik biriminde çalışan bekçiler, polisler olabilir; eğitim biriminde çalışan öğretmenler, eğitimciler, hizmetliler; idari birimde çalışan şahıslar; tarım kurumunda çalışan, Tarım Bakanlığında çalışan; Çevre Bakanlığında çalışan; kısacası devletin hangi kurumunda olursa olsun çalışan bütün kamu personelinin özlük haklarının eşitlikçi temelde giderilmesine dönük olumlu tavrımız her zaman için olumlu niyeti olan Hükûmete destek olacaktır fakat biz kamu emekçilerine ve halkın geneline yönelik politikalarında samimiyeti kamu emekçilerine yönelik de algılamadığımız için, böyle bir samimiyetin olmadığını gördüğümüz için böylesi bir yasa teklifine destek vermiyoruz.

Şu anki durumda güvenlik sendromu öyle bir noktaya getirilmiş ki, hem öğretmenlerin ataması yapılıyor hem de polislerin kadro ihdası yapılıyor. Fakat öğretmenlerden, eğitime olan ihtiyaçtan hiçbir şekilde bahsedilmiyor, güvenlik ihtiyacından bahsediliyor.

Değerli arkadaşlar, bu toplumda eğer eğitim ihtiyacı giderilmezse, inanın, güvenlik ihtiyacı gün geçtikçe katmerlenerek artacaktır ve yazık ki bu ülkede güvenlik güçlerinin… Tabii ki söylemimizi kendi görev sorumluluklarının, yetkilerinin sınırları çerçevesinde hareket eden vicdanlı kamu emekçilerine yöneltmiyoruz ama -güvenlik güçlerinin- devletin kendisine vermiş olduğu yetkiyi kötüye kullanan kamu görevlilerine ilişkin bizim söylemlerimiz nettir. Bugün, emniyet müdürlerinin, emniyet müdür yardımcılarının, polislerin içinde bulunduğu uluslararası uyuşturucu ticaret mekanizması var. Burada -filmlere konu olan, eroin, uyuşturucu madde bağımlılığı sorunlarının dizilere konu edildiği durumda- açığa çıkan durumlara baktığımızda, Van mesela, Emniyet Müdürü, Emniyet Müdür Yardımcısı ve bunlara bağlı kişiler bizzat bu şebekelerin içinde. On yaşında çocuklar artık eroin müptelası yapılmaya çalışılıyor. Okulların önünde eroin satılıyor. Bu konuyla ilgili birçok soru önergesi verdiğimiz hâlde, İçişleri Bakanı sanki içişleriyle ilgili bir sorun değilmiş gibi bütün bunlara, Millî Eğitim Bakanı bütün bunlara kayıtsız kalmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Üçer, lütfen tamamlayınız.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Bu şebekelerle, uluslararası şebekelerle, uyuşturucu şebekeleriyle anılan yöneticiler, insanların gözü önünde, dünyanın, kamuoyunun gözü önünde sivil yurttaşların ölümüne neden olacak talimatlar veriyor, güvenlik güçleri ile halkı karşı karşıya getiriyor, en basit demokratik tepkilerin ortaya çıktığı basın açıklamalarında bile. Hele ki, Van’da Önder Okşar isimli Müdür Yardımcısının bu konularla ismi geçiyor ve bütün olaylı gösterilerde bizzat talimatı veren ve kitlenin önünde tahrik edici tutumları olan kişiyle ilgili soru önergelerimiz olduğu hâlde İçişleri Bakanı neden hiçbir şey yapmadı? Bugün bile Çaldıran’da sınır ticareti yapan birinin, kaçak yollarla sınır ticareti yapan birinin öldürülmüş olmasının -şu an vicdanınızı sızlatmıyor Sayın Bakanım bunu biliyorum ama- bizim tepkimizi aldığını bilmesini istiyorum. Artık halkın tahammülü kalmamıştır. Vurur, öldürür, arkasından da “Devlet gücüdür, yasal mermisini kullanmıştır.” diyecek bir yüz kalmamıştır, bunu da kabul etmiyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Üçer.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 sıra sayılı Bazı Kanun ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 8’inci maddesinde geçen “1/1/2012” ibaresinin “1/1/2011” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Beytullah Asil (Eskişehir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeyi katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Ankara) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Eskişehir Milletvekili Beytullah Asil.

Buyurun Sayın Asil. (MHP sıralarından alkışlar)

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 508 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesi üzerinde verdiğimiz değişiklik önergesi hakkında söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Özensiz, “Ben çoğunluk sahibiyim istediğimi yaparım.” mantığı ile ihtisas komisyonlarını çalıştırmadan Meclis sabahlara kadar çalıştırılarak alelacele geçirilen kanunlardan birini, 5510 sayılı Kanun’un bazı maddelerini düzeltiyoruz. Bunun son olmasını dilemek istiyorum ama aynı özensizlik maalesef yine devam ediyor.

Değerli arkadaşlarım, kanun teklifinin 8’inci maddesi, 1/1/2012 tarihine kadar sosyal güvenlik kurumlarınca talep edilen aile içindeki kişi başına düşen gelir tutarının tespiti kararlarının yine il, ilçe idare kurulları tarafından verilmesini düzenlemektedir. Hâlbuki 3816 sayılı Kanun çerçevesinde yapılan yeşil kart uygulaması konusunda 5510 sayılı Kanun’da, 2008 yılında, 17/4/2008 tarihli ve 5754 sayılı Kanun’la yeni bir düzenleme yapılmış, harcamaları, taşınır ve taşınmazlarıyla bunlardan doğan hakları da dikkate alınarak aile içindeki geliri kişi başına düşen aylık tutarı asgari ücretin üçte 1’inden az olan vatandaşların Sosyal Güvenlik Kurumunca belirlenecek test yöntemleri ve veriler kullanılmak suretiyle tespit edilerek genel sağlık sigortalısı sayılması ve bu uygulamaya iki yıl içinde geçirilerek 3816 sayılı Kanun’un yürürlükten kaldırılması hükme bağlanmıştı. Ancak mevcut uygulamanın 2011 genel seçimlerinde de devamını sağlamak gayesiyle 2012 yılına kadar devam ettirilmesini öngören bu değişiklik maalesef önümüze getirilmiş, konu yine seçim döneminde AKP tarafından istismar edilerek, oy hesabıyla dilediğine yeşil kart verme düşüncesinde olduğu gözlenmektedir. Zira, bu uygulamayı geçmiş seçimlerde bizatihi çok yakından yaşadık. Bu noktada önergemizle bunun ocak ayına kadar uzatılması teklifimizin kabulü doğrultusunda oy kullanacağınızı umuyorum.

Değerli arkadaşlarım, yine bu konuyla ilgili çok önemli bir konu üzerinde durmak istiyorum: 5510 sayılı Kanun’un 41’inci maddesinde bir düzenlemeye gitti bu yüce Meclis. Kanun gereği, doğum yapan kadınların çocuklarının hayatta olması ve bu süreler içerisinde çalışmaması, sosyal güvenlik primlerinin ödenmemesi şartıyla talepte bulunan sigortalı kadınların doğum borçlanması yapabileceği hükme bağlanmıştı. Ancak, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Sosyal Güvenlik Kurumunun konuya ilişkin tebliğ ve genelgeleri birbirinden farklı olmuş, daha doğrusu, Sosyal Güvenlik Kurumu bu hakkı kadınlar aleyhine daraltmış, Yasa’da olmayan sınırlamalar getirmiştir. Yasa’da, doğum tarihinden sonra iki yıllık süreyi geçmemek kaydıyla, hizmet akdine istinaden, iş yerinde çalışmaması ve çocuğun yaşaması şartlarının dışında başka bir şart aranmaz iken, genelgeyle, doğum sonrasında borçlanmak isteyen kadınlara, doğum yaptığı dönemde sigortalı olarak hizmet akdine dayalı çalışıyor olması, işten ayrılmışsa, işten çıktıktan sonra üç yüz gün içinde doğum yapmış olması, doğum nedeniyle işten ayrılmış olması veya işe gelmemiş olması gibi kanunda olmayan şartlar öne sürülerek bu hizmetten faydalanmak isteyenlerin önüne engel çıkarılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız Sayın Asil.

BEYTULLAH ASİL (Devamla) - Bu hukuksuzluğun karşısında vatandaşlarımız da mahkemelerde haklarını aramaya başlamış, mahkemeler de Sosyal Güvenlik Kurumunu haksız bulmuştur, sadece Kanun’un lafzıyla bağlı kalmayıp, kadınların sosyal ve fiziki şartlarını gözeten, sosyal devlet ilkesiyle uyumlu ve pozitif ayrımcılık prensibine uygun kararlar vermiştir. Yargıtay da verdiği onama kararında “Hizmet akdine istinaden iş yerinde çalışması ve çocuğun yaşama şartlarının dışında başkaca bir şart aranmaksızın borçlanma hakkına sahip olduğu kabul edilmelidir.” demiştir. O hâlde Sosyal Güvenlik Kurumuna düşen bundan sonra Sosyal Güvenlik Kurumunun ikincil mevzuattaki düzenlemeleri Yargıtay kararına uygun hâle getirmeli vatandaşımızı mahkeme kapılarında, Sosyal Güvenlik Kurumunu da milyonlarca lira mahkeme masrafı ödemekten  kurtarmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Asil.

BEYTULLAH ASİL (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Karar yeter sayısı istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Arayacağım Sayın Öztürk.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Sayın milletvekilleri karar yeter sayısı yoktur, birleşime beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 21.41

 

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 21.49

BAŞKAN : Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 117’nci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

508 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesi üzerinde verilen Eskişehir Milletvekili Beytullah Asil ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Kanun teklifinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır, geliş sırasına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 Sıra Sayılı Bazı Kanun ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 9 uncu maddesinde geçen “60” ibaresinin “30” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Erkan Akçay                           Ahmet Orhan                              Alim Işık

                          Manisa                                    Manisa                                   Kütahya

                                          Beytullah Asil                               Şenol Bal

                                              Eskişehir                                       İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 sıra Sayılı ve 190 Sayılı kanun hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına dair kanun teklifinin çerçeve 9. maddesinde geçen “60” ibaresinin “120” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Algan Hacaloğlu                  Fehmi Murat Sönmez                Ali İhsan Köktürk

                         İstanbul                                  Eskişehir                                Zonguldak

                      Rasim Çakır                            Yaşar Tüzün                           Turgut Dibek

                          Edirne                                     Bilecik                                   Kırklareli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 sıra sayılı teklifin 9 ncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                     Hasip Kaplan                         Sebahat Tuncel                           Özdal Üçer

                          Şırnak                                    İstanbul                                      Van

                       Sırrı Sakık                           Osman Özçelik                      M. Nezir Karabaş

                            Muş                                         Siirt                                         Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Sebahat Tuncel, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Tuncel.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 508 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesi üzerinde, Barış ve Demokrasi Partisi olarak verdiğimiz değişiklik önergesi üzerine, söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, burada ilginç bir durum yaşanıyor, maddeler oylanırken iktidar partisinin milletvekilleri geliyor, oyunu kullanıyor, sonra hemen çıkıyor. Anlaşılan, burada konuştuğumuz konu sayın milletvekillerini fazla ilgilendirmiyor. En azından gelip burada bunu dinlerlerse bu süreç de iyi işler diye düşünüyoruz.

Sayın milletvekilleri, AKP Hükûmeti toplumsal kesimlerin taleplerinin kapsamlı tartışılması ve sağlıklı sonuçlara ulaşmasını engellemek için torba yasalarla sürekli önümüze gelmektedir ve buna “evet” ya da “hayır” dememizi beklemektedir. Komisyon ve Hükûmet, zaten bizim verdiğimiz önergelere hiç katılmamaktadır, bugüne kadar katıldığını hiç görmedik ve dolayısıyla, kendi oylarının çoğunluğunu kullanarak buradan torba yasaları geçirmektedir. Ancak bu torba yasaların toplumsal yaşamda ne kadar etkili olduğunu pratik yaşamda görmekteyiz. Her defasında da bu yasaları düzeltme konusunda yeni önergeler getirilmeye çalışılmaktadır. Bizim önerimiz Hükûmete, bu yöntemden vazgeçsin, bu kanun teklifinde de olduğu gibi birçok bakanlığı ilgilendiren konular bakanlıklardan geçsin, komisyonlardan geçsin, sağlıklı tartışılsın, gerçekten toplumun yaşamını kolaylaştıracak işler yapalım. Aksi takdirde burada sadece iktidar-muhalefet karşıtı bir şeye dönüşüyor.

Sayın milletvekillerim, bugün 15 Haziran. Türkiye işçi sınıfı mücadelesi açısından 15-16 Haziran direnişi bir dönüm noktasını oluşturmaktadır. Bildiğiniz gibi, 1970 Haziranında Adalet Partisi ve dönemin Cumhuriyet Halk Partisinin oylarıyla (x) Mecliste kabul edilen Sendikalar Kanunu’yla DİSK kapatılmak istenmişti. 1970 yılında yapılan bir yasa değişikliğiyle sendikaların iş kolunda toplu sözleşme yetkisi ve yine konfederasyonların temsil yetkisi de tüm çalışanların üçte 1’inin üye olması koşuluna bağlanmıştı. Sendikaya üyelik ve sendikadan istifada noter şartı getirilmişti. Bu şekilde fiilen DİSK’in varlığı ortadan kaldırılmak istenmiş, örgütlenme özgürlüğü, emekçilerin elinden alınmak istenmişti ancak emekçiler, kendilerine, örgütlenme özgürlüğüne yönelik, DİSK’in kapatılmasına yönelik bu girişime karşı sessiz kalmamışlar, direnme hakkını kullanmışlardır. 15 Haziranda aldıkları bu direnme kararını 15-16 Haziranda yükseltmişlerdir. Tarih 16 Haziran olduğunda 168 fabrikadan 150 bin işçi eyleme katılmış, direnişe şiddetle müdahale edilmesi sonucunda 4 işçi yaşamını yitirmiş, 200’den fazla işçi yaralanmış, yaşanan bu direnişe karşı sıkıyönetim ilan edilmiş, 100’lerce sendikacı 12 Mart mahkemelerinde yargılanmış, olayların ardından 5 bini aşkın kişi işten atılmıştır. İki gün boyunca binlerce emekçinin sokaklarda tepkilerini dile getirerek örgütlenmeye sahip çıkmasının ardından Anayasa Mahkemesi bu kanun teklifini iptal etmiştir ancak 12 Eylül darbesiyle birlikte bu yasa tekrar Türkiye’de işçi ve emekçilerin gündemine gelmiştir ve hâlâ işçi ve emekçiler bunun sıkıntısını çekmektedir. 15-16 Haziran direnişinin 40’ıncı yılında işçi ve emekçiler bugün neoliberal politikalara karşı sömürüye, adaletsizliğe karşı sendikalaşma ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması için direnişlerini sürdürmektedir. Biz de buradan 15-16 Haziran direnişlerini selamlıyor, emekçilerin hak ve özgürlük mücadelesinin yanında olduğumuzu bir kez daha ifade etmek istiyoruz.

                                     

(x) Bu ifadelere  ilişkin düzeltme, bu Birleşim Tutanak Dergisi’nin 106’ncı sayfasında yer almıştır.

Sayın milletvekilleri, neoliberal politikaların kendini var ettiği en önemli alanlardan birisi sağlık ve sosyal güvenlik alanıdır. Toplumun en temel ihtiyacı olan ve bütün insanların koşulsuz eşit olarak paylaşması gereken sağlık ve sosyal güvenlik hizmetleri, ne yazık ki tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bir meta hâline getirilmiş durumdadır. Özellikle AKP Hükûmeti döneminde koşulsuz uyguladığı Dünya Bankası ve IMF politikaları sonucunda Sağlıkta Dönüşüm Programı’na ait yasal düzenlemeler -bugüne kadar yapılan Kamu Güvenliği Temel Kanunu, aile hekimliği, genel sağlık sigortası gibi- vatandaşların sağlık hakkını bir hak olmaktan çıkarmış ve metalaştırmıştır ne yazık ki.

Tabii, bir yandan bu sağlık hakkı elimizden alınırken, diğer yandan da Türkiye’de güvencesiz çalışma koşulları, iş sağlığı ve iş güvenliği konusunda da çok ciddi sorunlar yaşandığı bilinmektedir. Tabii, bu politikalar karşısında çıkartılan bu yasalar bu sorunları çözebilmekte midir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu yasalarla bu sorunlar, başta da ifade ettiğimiz gibi bu zihniyetle çözülmeyecektir. Bu sorunları tek tek tartışmak bunda nasıl çözüm gücü olabilir? İktidarıyla, muhalefetiyle, toplumsal yapıyla, özellikle bu yasalardan bire bir etkilenen kesimlerle bu meseleleri tartışmak çözümler açısından daha önemlidir.

Bu, primlerin altmış güne yükseltilmesi meselesinde biz bu maddenin kaldırılmasını öneriyoruz çünkü bu konuda gerçekten ekonomik krizin yükünü taşıyan birçok kesimler var, BAĞ-KUR’lular da bunlardan birisi. Dolayısıyla bu kadar yoğun yaşanan sorunlar, ekonomik kriz karşısında insanlara yeniden sağlık meselesinin bir hak olarak sürekli verilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

O açıdan da önerimize evet diyeceğinizi umuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tuncel.

Önergeyi oylarınıza…

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

İki dakikalık süre veriyorum elektronik sistemle…

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 Sıra Sayılı Bazı Kanun ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 9 uncu maddesinde geçen “60” ibaresinin “30” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                          Ahmet Orhan (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Ankara) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Manisa Milletvekili Ahmet Orhan.

Buyurun Sayın Orhan. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET ORHAN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 508 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle aziz Türk milletini ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Dertlerini çözme beklentisindeki vatandaşlarımızda hayal kırıklıkları yaratacak yeni bir kanun tasarısıyla karşı karşıyayız. Elimizdeki teklif AKP hükûmetlerinin iktidara gelmesinden bu yana ortaya koyduğu pek çok örneğinden bir tanesidir. Teklifte getirilen değişiklikle BAĞ-KUR’luların ve bakmakla yükümlü oldukları kişilerin sağlık hizmetlerinden yararlanabilmesi için aranan altmış günden fazla prim borcu bulunmaması şartında tecil ve taksitlendirilerek daha önceden devam eden tecil ve taksitlendirmeler hariç tutulmaktadır.

Bilindiği gibi, yaşanmakta olan ekonomik krizin tahribatı tüm toplum kesimleri gibi esnaflarımızı, işverenlerimizi de bunaltmıştır. Bu ağır şartlar sebebiyle iş yapamaz hâle gelen iş veren ve esnaflarımız taahhütlerini yerine getiremez hâle, duruma düşmüştür.

Bir taraftan iş yapamaz hâle gelen esnaflarımız onca sıkıntının arasında, bunlar yetmezmiş gibi, bir de e-hacizlerle köşeye sıkıştırılmaktadır. Bu ağır şartlar arasında iflaslar artmıştır. Artan yalnız iflaslar değildir. Bizim yüce dinimiz İslam’da intihar en büyük günahların başında yer almaktadır. Maalesef içinde bulunduğumuz günlerde iş adamlarında, taahhütlerini yerine getiremeyen vatandaşlarımız arasında intihar vakalarının sayısı her geçen gün artmaya devam etmektedir. Bu durumu dikkatle takip edip gereken tedbirleri almak bu Hükûmetin görevleri arasında olmalıdır.

Teklifin Komisyonda görüşülmesi sırasında tüm bu sorunlara bir nebze çare olması için Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri tarafından verilip iktidar partisi mensupları tarafından reddedilmiş olan önergeyle iş veren, esnaf ve tarım sigortalılarının 31 Mayıs 2010 tarihine kadar ödenmemiş olan sigorta prim borçlarının kırk sekiz aya kadar taksitlendirilmesi sağlanamamış, milletimizde hayal kırıklığı ve üzüntü yaratmıştır. Zor şartlarda hayatını sürdürmek için mücadele veren esnaf ve çiftçilerimize yönelik gerçek bir vergi ve sigorta affına acilen ihtiyaç vardır. Hayat ve ekonomi durmuştur. Milletimizin tüm kesimleri gibi esnaflarımız zor durumdadır.

25/12/2003 tarihli Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun’un yürürlüğe girmesinden bu yana onca yıl geçmiştir. Kısaca, borcunu yapılandırmış veya ödemiş vatandaşlarımız için Merkez Bankası tarafından tutulan kayıtların silinmesi kanunla düzenlenmiş olmasına rağmen pratikte uygulamanın bunun tam tersi olduğu görülmektedir.

Bu kürsüden Hükûmete soruyorum: Türkiye Cumhuriyeti kanunları bankalar için geçerli değil midir? Eğer bankalar Meclisimizin çıkardığı kanunlara uymaktan imtina ediyorlarsa bu konuda gerekenleri yapmak Hükûmetin asli görevi değil midir?

Değerli milletvekilleri, sosyal güvenlik kurumları bu alandaki bürokrasiyi bitirmek, yine yaşanan birtakım suistimalleri, varsa haksız ödemeleri ortadan kaldırmak için, Kuruma teknoloji ve sürat kazandırmak amaçlarıyla tek çatı altında birleştirilmişti. Bu birleştirmeden birçok sıkıntı ve mağduriyetler doğmuştur. Bu mağdur olan kesimlerin başında Türk çiftçisi gelmektedir.

2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu’nun uygulama tebliğlerinde değişiklikler yapılmıştır. Bu değişikliklerin uygulanmasıyla ilgili olarak, çiftçilerimiz geçmiş yıllarda yatırmış oldukları primleri gösterir tarım BAĞ-KUR sigortalılık belgelerini, müstahsil makbuzları, tarım, BAĞ-KUR giriş bildirgelerinin bulunmasına ve ilgili kuruma bildirmelerine rağmen kayıtlarda bulunamamaktadır; arşivlerde sorunlar yaşanmakta ve uygulanan emeklilik ve geriye dönük borçların düzenlemesiyle ilgili olarak büyük sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu konu, hâlâ çözülememiştir.

Türk çiftçisinin ödeme ve emeklilik işlemlerinin bürokratik işleyiş açısından azaltılması zorunluluktur. Çiftçi, esnaf, işçi, memur perişandır. Taşeron sistemi neticesinde madenlerde, tersanelerde işçilerimiz ölüyor. Perişan memurumuz üç kuruş maaşla çocuk okutmaya mı çalışsın, kira mı ödesin? Gelecekten ümidini yitirmiş olan işsizlerimiz kahve köşelerinde perişandır. Üniversite mezunu gençlerimiz -iş yok- perişan. Geriye ne kaldı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Orhan, lütfen tamamlayınız.

Buyurun.

AHMET ORHAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bir tek, sistemde, AKP İktidarından beslenen rantiyeci yandaşlar mutlu. İktidar tarafından açılım yapılıyor ama kan akmaya devam ediyor. Özelleştirme yapılıyor, her yer satılıyor, hem de yok pahasına. İşsizlik artmaya devam ediyor ve daha burada saymakla bitiremeyeceğim bir yığın aksaklık…

Türk milletinin sosyal güvenlik dertlerine ne zaman derman olunacak? Bütün bu sorunların doğru cevabı, yaklaşmakta olan Milliyetçi Hareket Partisi iktidarındadır.

Hepinizi bu duyguyla, saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Orhan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Arayacağım Sayın Vural.

İki dakikalık süre veriyorum elektronik sistemle oylama yapacağım, karar yeter sayısı arayacağım aynı zamanda.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır ve önerge reddedilmiştir.

Sayın Öztürk, bir söz talebiniz vardı.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sisteme girin, buyurun.

Hangi konuda söz istediniz?

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in ifade ettiği gibi Cumhuriyet Halk Partisinin sendikalara karşı olmasına, hele hele DİSK’in kapatılmasını düzenleyecek bir yasayı kabul etmesine imkân olmadığına ilişkin açıklaması

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkanım, Barış ve Demokrasi Partisi adına konuşan Milletvekili Arkadaşımız konuşurken 15-16 Haziran olaylarından bahsederken “274 sayılı Sendikalar Yasası’nda ve 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Yasası’nda Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisiyle birlikte” sözünü bahsetti. Ben düzeltme yapmak istiyorum. O tarihte -1970’te oldu bu olaylar- doğrudur, 274 sayılı ve 275 sayılı yasalarda siyasi iktidarın değişiklik yapması üzerine bu olaylar başlamıştır, işçi sınıfı orada direnişini göstermiştir ancak o, iktidar partisi Adalet Partisinin yaptığı düzenleme sonucundadır. Cumhuriyet Halk Partisinin sendikalara karşı olması mümkün değildir, hele hele DİSK’e. DİSK’in kapatılmasını sağlayacak bir yasal düzenlemeyi veya sendikaların kapatılmasını düzenleyecek bir yasayı kabul etmesi mümkün değildir.

Ben bu düzeltmeyi yapmak istedim. Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 3 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Emniyet Teşkilatı Kanunu ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve 3 Milletvekilinin; Kırşehir Milletvekili Abdullah Çalışkan ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/702, 1/714, 1/865, 1/887, 2/646, 2/703) (S. Sayısı: 508) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 sıra Sayılı ve 190 Sayılı kanun hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına dair kanun teklifinin çerçeve 9. maddesinde geçen “60” ibaresinin “120” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                            Ali İhsan Köktürk (Zonguldak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Ankara) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Rasim Çakır, Edirne Milletvekili.

Buyurun Sayın Çakır. (CHP sıralarından alkışlar)

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Önerge üzerine söz aldım, yalnız bu arada önergeden söz etmeden önce bir konuyu demokrasinin en üst düzeyde tecelli ettiği bu Parlamentoda dile getirme ihtiyacı içerisindeyim. Bekledim ki bu görevi belki bir iktidar partisi milletvekili yapar ama yapmayınca görev yine ana muhalefet partisi olarak bize düştü.

Dün en kıdemli Başbakan Yardımcısı, bir toplantıda içindeki duyguları, nefret duyguları yüzünün bütün mimiklerine yansımış bir biçimde, artık Türk Silahlı Kuvvetlerinin Cumhuriyet Halk Partisinin arka bahçesi olmadığı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin bundan sonra darbe yapamayacağına yönelik birtakım açıklamalar yaptı. Biz de demokrasinin en üst kurumu olan Parlamentoyu temsil eden milletvekilleri olarak bu açıklamaları ibretle ve hayretle dinledik.

Değerli arkadaşlarım, bu söz, öncelikle Cumhuriyet Halk Partisinin manevi şahsiyetine karşı yapılmış olan bir hakarettir. Biz Cumhuriyet Halk Partililer bunu şahsımıza karşı yapılmış ve kurumsal kimliğimize karşı yapılmış bir hakaret olarak görüyoruz.

Ayrıca, bu, Türk Silahlı Kuvvetlerinin manevi şahsiyetine ve Türk Silahlı Kuvvetlerini oluşturan asker kişilere karşı yapılmış da bir hakarettir. Biz bunu böyle düşünüyoruz.

Türkiye'nin böyle bir gündemi yok iken, Türkiye’de böyle bir konu tartışılmıyor iken dilini ve aklını siyaseti adına iyi kullanmasını becerdiğini bildiğimiz Başbakan Yardımcısının birdenbire böyle bir konuyu Türkiye gündemine sokmaya çalışma gayretlerinin ne anlama geldiğini anlamış da değiliz ama şükür ki ne Cumhuriyet Halk Partisi ne de Türk Silahlı Kuvvetleri ne de kamuoyu bu şahsiyetin sözlerini dikkate alarak önemseme gibi bir tepki de vermemişlerdir.

Bunun ikinci cümlesi, artık Türk Silahlı Kuvvetlerinin darbe yapamayacağı şeklinde bitiyor. Bu cümleyi de anlamakta gerçekten bizler, demokrasiyle seçilmiş milletvekilleri olarak zorluk çektik. “Türk Silahlı Kuvvetleri artık darbe yapamaz…”

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Yapamaz, tabii yapamaz.

RASİM ÇAKIR (Devamla) – Ne oldu da yapamaz? Yani dünden bugüne bu ülkede ne değişti de dün yapardı da bugün yapamaz?

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Her şey rayına oturdu, rayına.

RASİM ÇAKIR (Devamla) – Bunun gerekçelerini açıklamak durumundaydı Sayın Başbakan Yardımcısı.

MEHMET SAİT DİLEK (Isparta) – Yapsın mı?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

RASİM ÇAKIR (Devamla) – Yoksa gözaltına alınan, tutuklanan, cezaevlerine gönderilen asker kişiler, sırf silahlı kuvvetlerin darbe yapma isteğini yok etmek adına, Sayın Arınç’ın talimatıyla mı göz altına alınıyorlar, tutuklanıyorlar veya cezaevine atılıyorlar? Bunu bilmek istiyorum ben veya Sayın Arınç’a bir suikast iddiası acaba kozmik büroya girmeyi amaçlayan bir tezgâhın neticesi mi yaşandı ve kamuoyuna mal oldu veya “E-muhtırayı tek başıma yazdım.” diyen eski Genelkurmay Başkanı Sayın Başbakanla kapalı kapılar arkasında saatlerce görüşüp arkasından da 1 milyon dolarlık zırhlı aracı hediye olarak alması… Acaba bu e-muhtıra da mı bir karşılıklı anlaşma, bir karşılıklı danışıklı dövüş biçiminde yaşandı bu ülkede? Bu söylemin arkasından yurttaş olarak ve milletvekili olarak bizim bunları düşünmemiz çok doğaldır, çok yerindedir.

Değerli arkadaşlarım, Türk Silahlı Kuvvetleri Türkiye Cumhuriyeti’nin silahlı kuvvetleridir, Türk Silahlı Kuvvetleri hepimizin Türk Silahlı Kuvvetleridir. Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları hepimizin kardeşleridir, evlatlarıdır, damatlarıdır, oğullarıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çakır, lütfen tamamlayınız.

RASİM ÇAKIR (Devamla) – Bugün Türk Silahlı Kuvvetleri her gün, ama her gün onlarca şehitlerine ağladığı bir günde AKP’nin yanlış politikaları yüzünden her gün Türk Silahlı Kuvvetlerinin kahraman Mehmetçiklerinin bedel ödediği bir günde, Sayın Başbakan Yardımcısının silahlı kuvvetleri kullanarak bundan bir siyasi rant elde etme gayretlerini…

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Sizin işiniz o!

RASİM ÇAKIR (Devamla) – …bu ülkenin geleceğine yönelik yapılmış en büyük hakaret ve bu ülkenin geleceğine konmaya çalışılan en büyük dinamit lokumları olarak görmemiz gerekir değerli arkadaşlarım.

Bunu, sadece Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili olarak değil, demokrasiye inanan, demokrasinin sürekliliğine ve devamlılığına inanan ve yaşamının her gününde, en zor koşullarda demokrasiyi savunma adına bedel ödemiş bir arkadaşınız olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çakır, teşekkür ediyorum.

RASİM ÇAKIR (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Çakır, teşekkür edin.

RASİM ÇAKIR (Devamla) – …sizlerin de en azından büyük bir çoğunluğunuzun benim gibi düşündüğünü ifade ederek yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çakır.

III.- Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama talebimiz var.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, ancak yoklama talebi vardır, onu yerine getireceğim.

Sayın İnce, Sayın Öztürk, Sayın Aslanoğlu, Sayın Özdemir, Sayın Çakır, Sayın Özkan, Sayın Atay, Sayın Süner, Sayın Çöllü, Sayın Emek, Sayın Halıcı, Sayın Öğüt, Sayın Köktürk, Sayın Güvel, Sayın Barış, Sayın Pazarcı, Sayın Hacaloğlu, Sayın Aydoğan, Sayın Oksal, Sayın Ağyüz, Sayın Arifağaoğlu.

Evet, üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 3 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Emniyet Teşkilatı Kanunu ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve 3 Milletvekilinin; Kırşehir Milletvekili Abdullah Çalışkan ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/702, 1/714, 1/865, 1/887, 2/646, 2/703) (S. Sayısı: 508) (Devam)

BAŞKAN – uncu madde üzerindeki Rasim Çakır ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

10’uncu madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 Sıra Sayılı Bazı Kanun ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 10’uncu maddesinde yer alan öğrenim ibarelerinden önce gelmek üzere “eğitim ve” ibarelerinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                     Erkan Akçay                            Akif Akkuş                               Şenol Bal

                          Manisa                                    Mersin                                      İzmir

                                  Süleyman L. Yunusoğlu                    Ahmet Orhan

                                               Trabzon                                      Manisa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 sıra sayılı teklifin 10 uncu maddesindeki “Polis Akademisinde” ibaresinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                     Hasip Kaplan                       M. Nezir Karabaş                      Pervin Buldan

                          Şırnak                                       Bitlis                                        Iğdır

                                            Özdal Üçer                                 Sırrı Sakık

                                                  Van                                           Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Ankara) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Nezir Karabaş, Bitlis Milletvekili.

Buyurun Sayın Karabaş. (BDP sıralarından alkışlar)

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 508 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 10’uncu maddesinde verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi daha önce, Harp Akademisinde okuyan öğrenciler yaş sınırına bağlı olmadan eğitim süresince yetim aylığından yararlanabiliyordu. Bu tasarıda, 10’uncu maddede yapılan değişiklikle Polis Akademisi öğrencileri de bu haktan yararlanacak.

Şimdi, Türkiye’de eğitim yapanların, özellikle üniversite öğrencilerinin ne kadar zor koşullarda eğitim yaptıklarını, ne kadar zorlandıklarını, özellikle bu konuda geçmiş hükûmetlerin de 2002 yılından bu yana AKP’nin de tüm söylemlerine, iddialarına rağmen eğitim gören öğrencilerin, ekonomik durumu uygun olmayan, maddi koşulları uygun olmayan öğrencilerin eğitim sorunlarını çözme, eğitim yapabilme durumunda olmayanlara, ekonomik durumları elvermeyenlere yardımda bulunma konusunda ciddi sıkıntılar devam ediyor.

Yetimlerin, yetim aylığı alanların üniversite eğitimi döneminde aylıklarının devam etmesi önemlidir. Ancak biz burada bu taleplerimizi dile getirdiğimiz zaman eminim Türkiye’de geçmiş hükûmetlerin de bugün AKP’nin de yeri geldiği zaman silahlı kuvvetlerimiz, yeri geldiği zaman polis teşkilatımız denilerek, bazen vatandaşların diğer kesimlerine, halkın diğer kesimlerine yapılmayan ayrıcalıkları sunma gibi talepler var. Buna karşı çıktığımız zaman da veya toplumun tümüne yayılsın eğer bir hak varsa, Anayasa’da eşitlikten bahsediyoruz, diğer yasalarda eşitlikten bahsediyoruz, tüm kesimlere, tüm vatandaşlara eşit dağıtılmasını dile getiriyoruz, “Siz nasıl bir talebi silahlı kuvvetlerimizden veya polis teşkilatımızdan esirgersiniz?” diyor.

Şimdi soruyorum sizlere, hem AKP’ye hem daha önce bu yasayı bu şekilde düzenleyen partilere ve o partilerden gelen milletvekillerine soruyoruz: Eğer eğitim gören bir öğrencinin yetim aylığından yararlanması gerekiyorsa -ki bu gereklidir, gerçekten önemli bir haktır, yararlanması gerekiyor- neden şimdiye kadar sadece Harp Akademisi öğrencileri yararlanıyordu ve AKP neden sadece buna Polis Akademisi öğrencilerini ekliyor? Peki, hukuk okuyan, mühendislik okuyan, elektrik elektronik okuyan veya eğitim okuyan, diğer herhangi bir eğitim alanında eğitim gören öğrenciler neden bu haktan yararlanmıyor? Onlar daha mı az vatansever oluyorlar? Daha mı az vatanlarını seviyorlar? Veya bu ülkede bu güvenlik kaygısıyla, her şeyin güvenlik mantığıyla oluşturulduğu bir mantıkta biz bu ayrıcalıkları nereye kadar savunacağız?

Elbette ki her mesleğin kendisine göre zorlukları var. Bir meslek erbabının -bu, ordu mensubu olabilir, emniyet mensubu olabilir, eğitimci olabilir, mühendis olabilir, başka bir alanda çalışan işçi veya emekçi olabilir- mesleğinden kaynaklanan, yaptığı işin ağırlığından kaynaklanan her türlü hakkı elbette vereceğiz. Bunun verilmesi için her parti, her partinin milletvekili veya bunu belirleyenler bu konuda ağırlığını koyacak, bu hakkın verilmesini, teslim edilmesini sağlayacak. Fakat yetim aylığı alma konusunda neden sadece geçmişte Harp Akademileri, şimdi de Polis Akademisine bu tür bir ayrıcalık tanıyoruz?

Onun için, bizim verdiğimiz önerge ile “Polis kaldırılsın.” dediğimiz zaman, “Harp Akademisi öğrencisine veya Polis Akademisi öğrencisine verilmesin.” değil. Biz Anayasa’nın eşitlik prensibi çerçevesinde, eğitimi sürdüğü sürece, ister yirmi beş yaşında olsun ister otuz beş yaşında olsun, eğer eğitim görüyorsa, eğitim gören tüm yetimlerin daha önce aldığı aylıklar ve eğitim haklarının tümünden yararlandırılmasını istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurun.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Devamla) – Bu konuda,  Sayın Bakanın, Komisyonun ve tüm milletvekillerinin duyarlı olacağını, üniversitede okuyan ve eğitim gören tüm öğrencilere bu hakkın tanınacağını umuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 508 Sıra Sayılı Bazı Kanun ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 10 uncu maddesinde yer alan öğrenim ibarelerinden önce gelmek üzere “eğitim ve” ibarelerinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                               Şenol Bal (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Ankara) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Şenol Bal, İzmir Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Bal.

ŞENOL BAL (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 508 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesi için vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygılarımla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, evet, AKP İktidarı sekiz yılını doldururken tüm kurumlarıyla, tüm kurumlarının mensuplarıyla maalesef çatışmacı bir görüntü sergiliyor. Biraz önce de bir başka hatibin dile getirdiği gibi, dün televizyonlarda görmüş olduğum manzara gerçekten beni çok ürküttü. Başbakan Yardımcısının akıl tutulmasına uğramış hâli gözlerimin önünden kesinlikle gitmiyor. Öyle bir ifade kullandı ve öyle bir müstehzi bir duruş sergiliyordu ki gerçekten korktum ve yüzyılların peygamber ocağı olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin komutanları için aynen şu ifadeyi kullandı, diğer ifadeleri bir kenara atıyorum değerli milletvekilleri, aynen şöyle diyordu, şu ifadeye bir bakın: “Onlar şerefli, onurlu komutanlar olarak Türkiye'nin hem iç hem dış güvenliğindeki görevini çok iyi yapmaya başladılar." “Başladılar!” bunun manası ne demek değerli milletvekilleri? Yani AKP İktidarının, Hükûmetinin operasyonlarından sonra mı onurlu ve şerefli komutanlar hâline geldiler? Daha önce değiller miydi? Hizaya mı çektiniz? Bu ne kindir, bu ne gaflettir, bu ne düşmanlıktır? Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı yapmış, şu an Başbakan Yardımcısı zatı şahanenin devlet adamlığını algılayış şeklini buradan kınıyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri içinde yanlış yapanlar olabilir ama Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları ve komutanları her zaman şerefli, onurlu ve başarılı olmuşlardır. Ama Irak’ta Türk ordusunun başına çuval geçirildiğinde bunun cevabını vermeyen, bunu hafife alan yürütmenin onurlu ve şerefli hareket ettiğini söyleyebilir miyiz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır.

ŞENOL BAL (Devamla) - Yine Habur’da teröristlerin ayağına mahkeme yollayıp bayrak ve Atatürk posterini kaldırarak onları rahatsız etmemek adına hareket edenleri onurlu ve şerefli bir hareket olarak değerlendirebilir miyiz? PKK’nın hamisi Barzani’yle Kürdistan bayrağı altında kucaklaşmak onurlu ve şerefli bir hareket midir değerli milletvekilleri?

Yine, Ermeni soykırım iftirasını hiç durmadan yineleyen ve ısrar eden, Karabağ’dan çıkmaktan kesinlikle bahsetmeyen ve Ermenistan Devleti’yle Ermeni protokolleri imzalayarak düştüğümüz durum onurlu ve şerefli bir durum mudur?

Irak’ta 1 milyon Müslüman öldürülmüş, kadınların ırzına geçilmiş, çocuklar öksüz, yetim kalmışken Büyük Ortadoğu Projesi Eş Başkanlığıyla övünmek onurlu ve şerefli bir davranış mıdır?

Evet, sayın milletvekilleri, Sayın Arınç’ta âdeta megalomanik bir durum sergileyen bu zihniyetin sonucu, korkarım, Manisa’da uzun süreli bir istirahati gerektirebilir.

Sayın milletvekilleri, Polis Akademisinin marşı nasıldır bilir misiniz? Son mısralarını söylüyorum: “Albayrağa renk veren, şehitlerin kanıdır./Polis Akademisi, Türk'ün şeref şanıdır.”

Evet sayın milletvekilleri, Sayın Bakan; Polis Akademisinde 1 Ağustos 2009’da, 29 Nisan 2009’da atadığınız, Zaman gazetesinin ünlü yazarlarından ve malum sivil Anayasa’nın mimarlarından, AB ve Soros fonlarının müdavimi bir akademisyen getirerek PKK açılımının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bal, lütfen tamamlayınız.

ŞENOL BAL (Devamla) - … altyapısını hazırlayan Kürt çalıştayını, yine malum, ne olduğu belli, büyük çoğunluğu ne olduğu belli, görüşleri belli yazarçizer takımıyla Polis Akademisinde gerçekleştirdiniz. İşte, Polis Akademisinden mezun bir emniyet mensubunun kızı olarak utanç duydum bundan. Evet, bu kişiler, İmralı canisinin görüşlerinin dikkate alınmasından, PKK ile müzakere yapılması ve PKK’nın siyasallaşması görüşlerini dâhiyane    olarak size sundu. Siz de o kadar uçtunuz ki “Türkiye bu prangadan kurtulmalı, Türkiye bu sorunu çözerse kanatlanıp uçacak.” dediniz. Evet, bu kanatlanmanın sonucu Sayın Bakan Habur’da yaşandı, Habur’da ve pişman değiliz dediler, duymazlıktan gelindi, kıyafetleri ve paçavralarıyla ortaya çıkan görüntüler milleti çileden çıkardı ve açılımlar etrafa saçıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bal, teşekkür ediyorum.

ŞENOL BAL (Devamla) – Sözümü bitireyim Sayın Başkan.

Bu yanlışlardan dönmelisiniz Sayın yürütmenin değerli koordinatör Bakanı.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Sayın Tuncel, bir söz talebiniz var, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, yaptığı konuşmada CHP’nin Parlamentoda olmasını kastettiğine, oy kullanma anlamında bir ifadesi olmadığına ilişkin açıklaması (x)

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce yaptığım konuşmada 1970’te Adalet Partisinin ve CHP’nin Parlamentoda olmasını kastetmiştim, oy kullanmak anlamında değil. Bunu düzeltmek istiyorum ve 1970’te Adalet Partisinin oylarıyla o zaman DİSK’in kapatılmasına yönelik kanun teklifi kabul edilmişti, arkasından 15-16 Haziran direnişleri gerçekleştirilmişti. Bunu düzeltmek istedim.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 22.37

 

 

                                     

(x) Bu açıklamayla  ilgili ifadeler, bu Birleşim Tutanak Dergisi’nin 96’ncı sayfasında yer almıştır.

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 22.48

BAŞKAN : Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Gülşen ORHAN (Van), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 117’nci Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 3 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Emniyet Teşkilatı Kanunu ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve 3 Milletvekilinin; Kırşehir Milletvekili Abdullah Çalışkan ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/702, 1/714, 1/865, 1/887, 2/646, 2/703) (S. Sayısı: 508) (Devam)

BAŞKAN - Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

İkinci bölüm 11 ila 20’nci maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Durdu Özbolat, Kahramanmaraş Milletvekili…

İkinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Mustafa Kalaycı.

Sayın Kalaycı, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; temel kanun şeklinde görüşülmekte olan 508 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızda bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Görüştüğümüz kanun teklifinin 18’nci maddesiyle 70 bin öğretmen kadrosu ve 30 bin polis kadrosu ihdas edilmektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri olarak 29 Mart 2010 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verdiğimiz ve benim de imzamın bulunduğu (2/646) esas no.lu Millî Eğitim Bakanlığında Sözleşmeli Statüde Çalıştırılan Öğretmenlerin Memur Kadrolarına Atanması Hakkında Kanun Teklifi, Plan ve Bütçe Komisyonunda yapılan görüşmelerde diğer tasarı ve tekliflerle birleştirilerek görüşülmüştür. Ancak, ihdas edilen memur kadrolarına sözleşmeli öğretmenlerin atanarak sözleşmeli öğretmen uygulamasına son verilmesini öngören teklifimizdeki maddeler dikkate alınmamıştır.

Anayasa’nın 128’inci maddesinde “Devletin kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.” hükmü yer almaktadır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4’üncü maddesinin (a) bendinde de “Mevcut kuruluş biçimine bakılmaksızın devlet ve diğer kamu tüzel kişiliklerince genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerini ifayla görevlendirilenler bu kanunun uygulanmasında memur sayılır.” denilmektedir. Asli ve sürekli görevler yürütmek üzere 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile kamu kurumlarına memur kadroları ihdas edilmiştir. Bunların dışında kalan ve memurlar eliyle gördürülmesi mümkün olmayan hizmetler için ise 657 sayılı Kanun sözleşmeli personel istihdamını öngörmüş olup bu şekildeki istihdam şekli esasen istisnai durumlara ilişkindir. Ancak, gelinen noktada bugün devletin asli ve sürekli hizmetleri niteliğinde olan eğitim ve öğretim hizmetleri sözleşmeli personel eliyle yürütülür hâle gelmiştir. Bir yandan öğretmen unvanı için kadrolar ihdas edilip memur istihdam edilirken bir yandan da aynı unvanda sözleşmeli eleman çalıştırılması Anayasa’nın 128’inci maddesine de aykırıdır.

Eğitim-öğretim hizmetleri için aslolan, hizmet ihtiyacının memurlar eliyle yürütülmesi olduğundan, yeteri kadar kadro temin edilerek eşitlik ve hakkaniyetli bir şekilde objektif esaslara uygun memur teminidir.

Geçen yıl Millî Eğitim Bakanı gerek Mecliste gerekse Kamu-Sen’e bağlı Türk Eğitim-Sen yönetiminin kendilerini ziyaretinde sözleşmeli öğretmenleri kadroya alacağı sözünü vermiştir. Yine, geçtiğimiz aylarda da Maliye Bakanlığı ile çalışmaların yapıldığı, tasarının hazırlanmakta olduğu belirtilmiştir, ancak bugüne kadar söz konusu tasarı Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmamıştır. 68 bin sözleşmeli öğretmen verilmiş olan sözün yerine getirilmesini beklemektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz kanun teklifimiz de, yapılan bu uygulama nedeniyle kendilerinin bir kusuru bulunmayan sözleşmeli öğretmenlerin mağduriyetinin giderilmesi ve mevcut uygulamanın Anayasa’ya uygun hâle getirilmesi amacıyla 657 sayılı Kanun kapsamında sözleşmeli olarak çalışan öğretmenlerin hemen memur kadrolarına geçirilmesini düzenlemektedir. Gerçekten sözleşmeli öğretmenlerimizin bu sorununun giderilmesi gerekmektedir. Gerçi, kadro sorunu yaşayan sadece sözleşmeli öğretmenler değil, ders saat ücretli, vekâlet eden ya da usta öğretici gibi sıfatlarla öğretmenlik yapanlar da bulunmaktadır. Yani farklı maaşlar, farklı statü, farklı özlük hakları, açıkçası bir ayrımcılık yapılmaktadır. Bu, doğru değildir; öğretmenler arasında böyle bir ayrımcılık yapmak doğru değildir. Gelin, bu uygulamayı düzeltelim. Sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçirilmesini içeren kanun teklifimizde, yapılacak intibak işlemlerine dair gerekli hükümler de yer almaktadır. Artık daha fazla beklemeyelim, kanayan bu yarayı tedavi edelim. Böylelikle sizler de sözünüzü yerine getirmiş olursunuz.

Bir diğer konu, sürekli bir umut içerisinde atanmayı bekleyen öğretmen adaylarının sorunudur. 327 bin kişi atamayı beklemektedir. Gerçekten de çok sıkıntıdalar, bunalımdalar; yaşları otuzu geçmiş, hâlen atanmayı beklemektedirler.

Öğretmen açığımız, Millî Eğitim Bakanlığının verilerine göre 133 bin kişi düzeyindedir. Eğer emeklileri dikkate alırsak, okullaşma oranının artacağını dikkate alırsak, okul öncesi eğitimi seksen bir ile yaygınlaştırırsak bizim öğretmen açığımızın 150 binin de üzerinde olduğu ortadadır. Bu kadar öğretmen açığı söz konusuyken, 327 bin öğretmen adayının atanmayı beklemesi, mesleğini yapamaması AKP Hükûmetinin vurdumduymazlığını, iş bilmezliğini, tutarsızlığını ve eğitim sisteminin plansız, programsız yürütüldüğünü göstermektedir.

Bir diğer önemli sorun, öğretmenlerin ve eğitim çalışanlarının, özellikle de emeklilerinin aylıklarının yetersiz olmasıdır. Öğretmenlerimizin ve Millî Eğitim Bakanlığı teşkilatında çalışan diğer personelin özlük haklarında mutlaka iyileştirme yapılmalıdır. Öğretmenler, aldığı aylıkla geçimlerini temin edemediğinden ek işler yapmak zorunda kalmaktadır. Özellikle de emekli olduktan sonra bağlanan emekli aylığı önemli oranda düştüğünden emekli öğretmenler geçimini büyük güçlüklerle sürdürebilmektedir. Bu nedenle, öğretmenlerin maaş ve diğer ödemelerinde iyileştirme yapılmasının yanı sıra emekli aylığı hesabında dikkate alınmayan ek ders ücreti gibi ödemelerin de emekli aylığına dâhil edilmesi için mutlaka gerekli düzenleme yapılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin 12’nci maddesinde 1479 sayılı Kanun’un mülga 50’nci maddesine göre belirlenmesi gereken sigortalıların ödeyecekleri primler ile bağlanacak aylıkların hesabına esas gelir basamaklarının kendinden önceki dönemde yürürlükte bulunan gelir basamakları esas alınarak 1/4/2002-30/6/2002 döneminde yüzde 32,32; 1/7/2002-31/3/2003 döneminde yüzde 17,89; 1/4/2003-30/6/2003 döneminde yüzde 20; 1/7/2003-31/12/2003 döneminde yüzde 16,5 oranında artırılarak belirlenmesi ve bu dönemlerde 1479 sayılı Kanun’un 50’nci maddesinin ikinci cümlesinin uygulanmaması hususları düzenlenmektedir. Teklifin gerekçesinde 1479 sayılı Kanun’a tabi sigortalıların ödeyecekleri primler ile bağlanacak aylıkların hesabına esas gelir basamaklarının belirlenmesi konusunda Bakanlar Kuruluna yetki veren 1479 sayılı Kanun’un geçici 17’nci ve 4830 sayılı Kanun’un 51’inci maddesinin (m) fıkrasının Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi üzerine çıkarılan (2002/3930) ve (2003/5471) sayılı Bakanlar Kurulu kararlarının yasal dayanağı kalmadığı gerekçesiyle hukuksal boşluğun giderilmesi için hazırlanan gelir basamaklarının yasal dayanağa kavuşturulmasının amaçlandığı ifade edilmektedir.

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca yapılan 3 Haziran 2010 tarihli basın duyurusunda, bu maddede yapılan düzenleme ile ilgili bilgilere yer verilerek kanun teklifinde yer alan geçici düzenlemenin bağımsız çalışan sigortalılardan yani BAĞ-KUR’lulardan emekli olanlar bakımından bir aylık artışı getirmemekte olduğu, aylıklar yönünden mevcut durumun devam ettirildiği açıklanmıştır. Dolayısıyla o dönemlerde BAĞ-KUR emekli aylıklarına yapılan fiilî zam oranları dikkate alınarak düzenleme öngörüldüğü, teklifin bu maddesinin BAĞ-KUR emeklilerinin aylıklarında bir artış getirmediği ifade edilmektedir. Böylelikle 2002 ve sonraki yıllarda emekli olan ve ileride emekli olacak olan tüm BAĞ-KUR’luların emekli aylıkları yüzde 32,3-yüzde 118 aralığında artacağı yönünde kamuoyunda oluşan beklenti boşa çıkmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kalaycı, lütfen tamamlayınız.

Buyurun.

MUSTAFA KALAYCI (Devamla) – “BAĞ-KUR emeklisine müjdeli haber” şeklinde basında yer alan haberler Hükûmet üyeleri tarafından yalanlanmamıştır. Sadece biraz önce okuduğum Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının duyurusu İnternet sitesinde yer almıştır. AKP Hükûmeti BAĞ-KUR emeklilerinin umutlarını bir kez daha yok etmiş, hayallerini yıkmış bulunmaktadır. Ancak maddede yer alan kendinden önceki gelir basamaklarının esas alınacağı yönündeki ifade, bir tarih verilmediğinden ileride hukuki ihtilaflara neden olabilecek niteliktedir.

Nitekim, sosyal güvenlik alanında uzmanlığı her kesim tarafından kabul görmüş olan bir arkadaşımızın bir ulusal gazetemizde yazdığı 4 Haziran 2010 tarihli makalede de Bağ-Kur emekli aylıklarının 2 katından fazla yükseltileceği belirtilmiştir. Yapılan bu değişiklik sonrasında Bağ-Kur emekli aylıklarında kullanılan ve ileride de kullanılması gereken gelir tablosundaki emekli aylığını belirleyen gelir basamakları 1 Temmuz-31/12/2003 dönemini kapsamaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kalaycı, teşekkür ediyorum.

MUSTAFA KALAYCI (Devamla) – Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İkinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Durdu Özbolat, Kahramanmaraş Milletvekili.

Buyurun Sayın Özbolat. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA DURDU ÖZBOLAT (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısıyla ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz tasarı, ağırlıklı olarak emniyet ve millî eğitim teşkilatlarımızı ilgilendiriyor. Tasarı kanunlaşırsa işsiz gençlerimizden bir kısmına istihdam imkânı vereceğiz, 30 bin gencimiz polis olacak. İmkânımız varsa bu sayıyı daha da artıralım. Birçok kurumda olduğu gibi emniyet teşkilatımızdaki eleman sayısı da yetersizdir. Örneğin, Avrupa Birliğine üye ülkelerde kişi başına düşen polis sayısı 250’yken bu sayı ülkemizde 301’dir.

Ülkemizdeki nüfus artış oranı Avrupa ülkelerinin çok üzerindedir. Gerçi, Sayın Başbakana göre bu doğru değildir. Evlenen her çiftten 3 çocuk isteyerek nüfusumuzu kendi istediği seviyeye getirmeyi hedefliyor ama nüfus artış hızı çok çok fazla sayın milletvekilleri. Siz Başbakana inanmayınız.

Polisimizin yetki alanına giren alanlarda nüfus daha da fazla. Bu durum bizlerin önüne öncelikle polis sayımızı artırmak gibi bir zorunluluk getiriyor. Ayrıca, son dönemlerde 43 adet yeni ilçe emniyet müdürlüğü kurulmuş, 84 yeni ilçeyle bazı alanlar jandarma sorumluluk alanından polis sorumluluk bölgesine devredilmiştir. Sayıyı artıralım, hiç beklemeyelim, buna itirazımız yok ancak itirazımız başka konularda: Polis kadrolarını tespit ederken her zaman yaptığınız gibi partizanlık yapmayınız, adaletli davranın, memleketimizin gencini “sizden”, “bizden olmayan” diye ayırmayın. Gençlerin adalet duygusunu zedelerseniz devlete olan güvenlerini de zedelersiniz.

Nicelik önemli sayın milletvekilleri ama nitelik de önemli. Polislerimizin eğitimine önem verelim. Çağın gerektirdiği bilgiyi, beceriyi, anlayışı genç polislerimize kazandıralım, meslekte olanlara da sık sık hizmet içi eğitim programları uygulayalım.

Toplumsal olaylarda zaman zaman polisimizin uyguladığı orantısız güç vatandaşın teşkilata olan güvenini sarsıyor. Bu kareler bir milletvekili olarak bizleri rahatsız ediyor. Bundan birkaç ay önce Tekel işçilerinin ve milletvekillerimizin maruz kaldığı şiddet hepimizin gözleri önünde. En son Barış ve Demokrasi Partisi Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın uğradığı şiddet nedeniyle hastanede yatmasına neden olan bu görüntüler ülkemize yakışmıyor.

Değerli arkadaşlarım, buradan Sayın İçişleri Bakanına bir çağrı yapıyorum: Ülkemizdeki polis sayısını Avrupa ülkelerindeki standartlara ulaştırın, size destek verelim. Eğitimlerini de o standartlara ulaştırın Sayın Bakan, ona da destek verelim. Emniyet mensuplarımızın maaşlarını da diğer ülkelerdeki meslektaşlarının seviyesine yükseltin, ona da destek verelim. Ama teşkilatı siyasileştirmeyin, zira halkımızda bu teşkilatımızın çok fazla siyasileştiği yönünde bir algılama var.

Tasarının Millî Eğitim Bakanlığıyla ilgili kısmında ise Bakanlığa 70 bin öğretmen kadrosu veriliyor. Bu kadronun 25 bininin 2010 yılında kullanılması öngörülüyor. Ancak, bu sayı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu’nun öngördüğü 21 bin adet öğretmen atamasının dışında olacak. Tasarı kanunlaşırsa bu yıl 46 bin öğretmen ataması yapacağız, buna itirazımız yok.

Sayın milletvekilleri, ne kadar çok gencimizi işsizlik batağından kurtarırsak biz o kadar mutlu olacağız. Ben, 25 Ocak tarihinde, Sayın Millî Eğitim Bakanına “Atama bekleyen kaç öğretmen var?” diye bir soru sormuştum. Sayın Bakan bu soruya “312.400” diye cevap verdiler. Bu sayının birkaç hafta sonra mezun olacak öğretmen adaylarının sayısıyla 350 bin-360 bin civarında olması bekleniyor. Öyle zannediyorum ki bu sayı birçok bakanlığın merkez ve taşra teşkilatlarında istihdam edilen personel sayısının çok üzerindedir.

Yine Millî Eğitim Bakanlığının verilerine göre öğretmen açığıysa 133 bindir. Derslik başına düşen öğrenci sayısı ise okul öncesinde 21, ilköğretimde 32, ortaöğretimde 33’tür ancak büyük şehirler ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bu rakamlar daha da fazladır. Mesela bu sayı İstanbul’da ilköğretimde 46, Şanlıurfa’da 53, Van’da 45’tir.

Öğretmen başına düşen öğrenci sayısıyla ilgili bazı karşılaştırmalar yaptığımızda ise sayın milletvekilleri, ilköğretimde Türkiye’de 22, Belçika’da 12,6; Macaristan’da 10,7; Portekiz’de 11,8; Avrupa Birliğine üye ülkelerde öğretmen başına ilköğretimde 16, ortaöğretimde ise 13 öğrenci düşüyor. Ülkemizde 10 milyon 526 bin 695 öğrenci ilköğretimde, 3 milyon 639 bin öğrenci ise ortaöğretimde eğitim görüyor. Bu rakamları baz aldığımızda ülkemizdeki öğretmen açığı ilköğretimde 172.241, ortaöğretimde ise 73.068 olmak üzere toplam 245.309’dur. Konuşmamı rakamlara dayandırarak belki biraz canınızı sıktım ama değerli arkadaşlarım, tablo böyle. Şu anda atama bekleyen 350 bini aşkın öğretmen adayı ve onların sıkıntılı aileleri bizlerden hamaset değil, çözüm bekliyor.

Eğitim sendikalarımızdan birinin bir basın açıklamasından ve Ardahan Milletvekilimiz Sayın Ensar Öğüt’ün gündüz yaptığı açıklamalardan aldığım bir bilgiyi dikkatinize sunmak istiyorum. Ardahan’da görev yapan 400 öğretmenden 60’ı eş durumu ya da benzeri nedenlerle tayin olunca, öğretmen açığını kapatma konusunda Bakanlığımız da duyarsız kalınca şehrin Valisi ve Emniyet Müdürü derslere üniversite mezunu polisleri sokmaya başlıyorlar. Geçtiğimiz yıllarda da bu açığı kapatmak için, ilgili branşta formasyon şartı aranmaksızın yüksekokul mezunlarını görevlendirerek imam öğretmen uygulaması başlatan yetkililer şimdi de polis öğretmen uygulamasını başlatarak sorun çözmeye çalışıyorlar. Kabahat o şehrin Valisinde, Millî Eğitim Müdüründe ya da Emniyet Müdüründe değil değerli arkadaşlarım; kabahat, 21’inci yüzyılı yaşayan ülkemizin bu sorunları çözememiş Millî Eğitim Bakanlığında; kabahat o Bakanlığın bağlı olduğu hükûmetlerde. 350 binin üzerinde işsiz öğretmen adayı varken, siz öğretmen açığını polisle, imamla kapatmaya çalışın. Çok yazık!

Bakın, değerli milletvekilleri, Avrupa ülkelerinde gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5,5’i kamu eğitim harcamalarına ayrılıyor. Bu oran nüfusun yüzde 31’i çocuk ve gençlerden oluşan Fransa’da 5,7’dir, bizde ise -ki, nüfusumuzun yüzde 47’si çocuk ve gençlerden oluşmaktadır- 2,74’tür, bir önceki yıl ise 2,95’tir. Payı artıracağımıza azaltıyoruz.

Şimdi bize diyeceksiniz ki: “Bütçe olanaklarımız bu kadar.” Artırın değerli arkadaşlarım, iktidar değil misiniz? İşinize gelen konularda “Avrupa Birliği hedefleri” diyeceksiniz, kanunları jet hızıyla çıkaracaksınız, eğitim-öğretim söz konusu olduğunda “Bütçe olanakları bu.” diyeceksiniz.

Seksen yedi yıllık cumhuriyet, AKP İktidarı döneminde kadrolu öğretmenlik, sözleşmeli öğretmenlik, vekil öğretmenlik, ücretli öğretmenlik, polis öğretmenlik, imam öğretmenlik gibi öğretmenlik türleriyle tanıştı. Mevsimlik işçi alır gibi öğretmen alıyorsunuz. Bu durum kaliteyi düşürmüyor mu? Bundan vazgeçin değerli arkadaşlarım. Kaldı ki, bundan bir yıl önce Sayın Bakan artık sözleşmeli öğretmen alınmayacağını, sözleşmeli öğretmenlerin tamamının kadroya geçirileceğini söylemişti. O çocuklar daha ne kadar bekleyecekler Sayın Bakan? 4 Haziran tarihinde 9.599 öğretmen ataması yapıldı. Şimdi bu ataması yapılmayan öğretmenler bize soruyor, biz de size soruyoruz Sayın Bakan: Bunların kaç tanesi sözleşmeli öğretmenlerden, kaç tanesi atama bekleyen öğretmenlerden seçildi? Bundan sonraki öğretmen alımlarında bu işleyiş nasıl olacaktır?

Benim, bu kürsüden Sayın Millî Eğitim Bakanı ve AKP milletvekillerine bir önerim var: “Ataması Yapılmayan Öğretmenler Platformu” diye bir platform var, bu gençlerle biraz konuşun lütfen ya da kendinizi o gençlerin anne babalarının yerine koyun, empati yapın biraz. Mesela 2002 yılında mezun olup atanmayan beden eğitimi öğretmeni Hakan Demirbanka’nın yerine koyun ya da Hakan’ın kendi çocuğunuz, kardeşiniz olduğunu düşünün ya da 2000 yılında mezun olan Mustafa Kocabaş’ın yerine koyun kendinizi ya da 2008 yılında mezun olan edebiyat öğretmeni Fırat Sarıpınar’ın, sınıf öğretmeni Mutlu Kayıran’ın yerine koyun. Platformun verilerine göre ataması yapılmadığı için intihar eden öğretmen sayısı 14. En son Bursa’da biyoloji öğretmeni Fikret Ercan intihar etti. Yazık değil mi bu gençlere. Bunların böyle bunalımlara girip hayatlarının baharında intihara sürüklenmeleri içinizi acıtmıyor mu?

Ben, burada, Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir sözünü hatırlatarak sözlerime son veriyorum: “Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında kadrolu-sözleşmeli öğretmen ayrımı olmayacak, atama bekleyen öğretmenlerimizin tamamının da ataması yapılacaktır.” Bugünler de yakın sevgili gençler.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özbolat.

İkinci bölüm üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Nezir Karabaş, Bitlis Milletvekili.

Buyurun Sayın Karabaş. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 508 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, yirmi maddelik bir tasarı ve tekliflerin içinde birçok bakanlığı, komisyonu ilgilendiren maddeler var ancak tasarının özü öğretmen ve polis atamalarıyla ilgili. Şimdi, tabii, birinci bölüm üzerine de, bu bölüm, ikinci bölüm üzerine de birçok hatip dile getirdi, Türkiye’de hem resmî rakamlara göre hem de eğitim alanında örgütlü olan sendikaların rakamlarına göre 300 binin üzerinde atama bekleyen öğretmen var. Tabii bunların kurdukları bir platform da var. Bir ara Sayın Başbakan “Ne demek ataması yapılmayan öğretmenler?” demişti. Yani bu çok açık. Eğitim mezunu olmuş, üniversiteyi okumuş, öğretmen olmaya hak kazanmış, atanıp öğretmenlik yapmayı bekleyen kişiler... Ha, bunlar da örgütlü toplumun doğası gereği bir araya gelip atamalarının yapılması, işsiz olan eğitimcilerin dayanışması şeklinde bir yapı oluşturmuşlar yani bu çok açık.

Şimdi, tabii, daha önce dile getirdik çeşitli dönemlerde. Millî Eğitim Bakanlığının kendisinin yaptığı iç denetim çalışması var, raporu var; geçen yıl yapılmış, 133 bin öğretmen açığından bahsediyor. Yine, birçok alanda, hizmetli, diğer alanlardaki açıklardan bahsediyor, geniş bir rapor ama öğretmenler üzerindeki kısımla ilgili dile getirirsek geçen yıl Millî Eğitimin kendisinin yaptığı iç denetim sonucunda 133 bin öğretmen açığı var. Tabii, bu süre içinde yapılan öğretmen atamaları var ama bu sürede yeni yetişen, eğitim çağına gelmiş öğrenci, okumaya başlamış öğrenci sayısını kıyasladığımız zaman bu sayının düşmediğini, tam tersine yükseldiğini söyleyebiliriz. Ancak Türkiye’de çok ciddi bir öğretmen açığı olduğunu, yapılan, atanan sözleşmeli öğretmen, vekil öğretmen, ek ders ücreti karşılığı öğretmen uygulamalarına rağmen ciddi şekilde açık olduğunu hem Sayın Bakan hem Hükûmet kabul ediyor ancak bunlar dile getirildiği zaman 2002’den sonra yapılan öğretmen atamaları, 2002’den bu yana öğrenci sayısına düşen öğretmen sayısı, 2002’den bu yana derslik sayısı üzerinden hesap yapılıyor.

Şimdi, çağdaş dünyada, dünyanın sayılı ekonomileri arasında olduğunu iddia eden bir hükûmetin yapması gereken, tüm alanlarda, özellikle eğitimde mevcut tüm boşlukları, tüm açıkları kapatmak, herkesin eğitim ve öğretim hakkını elde etmesini, eğitim ve öğretim yapabilmesi için bir okula, bir dersliğe, bir öğretmene sahip olmasını sağlaması gerekiyor çünkü çağdaş dünyada eğitim en temel insan hakkıdır, en temel insan haklarından biridir. Eğer bir insanı siz eğitimden mahrum bırakırsanız, diğer alanda, demokrasiden, insan haklarından bahsetmenin çok anlamı kalmaz. Eğer sizin eğitimde olması gereken, öğrencilere yetecek dersliğiniz yoksa, eğer siz mevcut, okuyan, okullu olan öğrencilere yetecek kadar öğretmeniniz yoksa, 2002’den bu yana ne kadar atama yapmışsınız, ne kadar derslik yapmışsınız bunun hiçbir anlamı yoktur. Benim veya sizin, bir diğerinin çocuğu okul okuyacak, onun okuması için derslik olmayacak, onu okutacak öğretmen olmayacak ama siz diyeceksiniz ki: “2002’den önceki hükûmetler, iktidarlar, Millî Eğitim bakanları bizden de daha az kişi okutmuşlar.” Yani bu gerekçeyi hiçbir veli de kabul etmez, hiçbir çocuk da kabul etmez, uluslararası, dünya standartlarına da uygun değil.

Şimdi, birçok zaman bunlar denildiği zaman bütçe önümüze getirilir, imkânlar önümüze getirilir. Peki, hani biz dünyanın en büyük 16’ncı, 17’nci ekonomisiydik? Hani 2023 yılında ilk 10’un arasına girmeyi hedeflemiştik, önümüze koymuştuk? Büyük olmak ne demektir? Eğer bizler çocuklarımızın, okul okuması gereken çocuklarımızın eğitim görecekleri sayıda okulu ve dersliği yapamıyorsak, eğer bizler okul okuması gereken çocukların eğitimini karşılayacak, onları eğitecek sayıda öğretmeni atayamıyorsak -ki üniversiteler açmışız, eğitim fakültelerini açmışız, insanlar okumuş, buradan mezun olmuş, iş arıyor, feryat ediyor- biz bunları atayamayacaksak büyük olmak, büyük ekonomilerin arasına girmek hangi anlamı ifade ediyor, neyin büyüğü oluyoruz, hangi anlamda büyük oluyoruz, onun açıklanması gerekiyor; Hükûmet tarafından açıklanması gerekiyor, Sayın Başbakan tarafından açıklanması gerekiyor, Sayın Bakan tarafından açıklanması gerekiyor.

Tabii, veriler hep dile getirildi, eğitimle ilgili veriler üzerinde konuşmaya ihtiyaç yok. Çok acil bir şekilde, 2010 yılı içinde, sözleşmeli öğretmenlerin durumu hemen netleştirilmeli çünkü bu konuda hem Sayın Başbakan hem Sayın Bakan hem Hükûmet yetkilileri defalarca açıklama yaptılar bugüne kadar, geçmiş yıllarda “Biz en kısa sürede sözleşmeli öğretmenleri kadroya geçireceğiz.” Yani 2010 yılı içinde sözleşmeli öğretmenlerin hepsinin kadroya geçirilmesi gerekiyor ve bunun için bir çalışma yapılması gerekiyor.

Başta bizler olmak üzere, bu Parlamentodaki tüm milletvekillerinin, 550 tane milletvekilinin destek vereceğini umuyorum ve bunun dışında da kimse davranmayacak, bir an önce bunun öne alınması gerekiyor ve bu kadroların, şu anda ihdas edilen kadroların dışında atanması gerekiyor, bununla ilgili bir düzenleme yapılması gerekiyor. Yoksa 68 bin-70 bin civarında sözleşmeli öğretmen var, bunların birçoğu KPSS sınavına girmiş veya yeniden giriyor. Siz 25 bin tane öğretmen ataması yapacaksınız, birçoğu zaten sözleşmeli, vekil veya ek derste çalışan öğretmenlerin arasında olacak, bu açığı kapatmayacak. Siz 25 bin, 40 bin veya 50 bin tane öğretmeni atadığınız zaman, bunların çoğunluğunu, yarısını en az, belki yarısından çoğunu bu tür öğretmenler oluşturuyor ve o sayı kadar açık kalıyor yine, öğretmen açığı kapanmıyor.

Tabii, bu arada emniyet teşkilatı için kadro ihdasıyla ilgili konuya da değinmek istiyorum. Şimdi, bu tasarının gerekçesinde hem Hükûmetin hem diğer milletvekillerinin, bu tasarıyı getirenlerin bir gerekçeleri var, açıklama yapılmış -Sayın İçişleri Bakanımız da cuma günü yaptığı açıklamada aynısını söyledi- diyor ki: Türkiye’de kişi başına düşen polis sayısıyla Avrupa Birliğinde kişi başına düşen polis sayısını karşılaştırıyor. Tabii, o zaman Sayın Bakan 200 binin üzerinde bir polisten bahsetti. Bu tasarıda 177 bin öğretmenden bahsediliyor ve şu anda o dönemden sonra yapılan atamalar ve şu anda ihdas edilen kadroları da aldığımız zaman, gerçekten kişi sayısına düşen polis anlamında, 1 polise düşen kişi anlamında Avrupa Birliği standartlarını yakalıyoruz.

Peki, şunu sormak istiyorum Sayın Hükûmete, İçişleri Bakanına ve birlikte görüşüldüğü için Millî Eğitim Bakanına: Sizler millî eğitimde, sağlıkta, diğer alanlarda, hukukta, diğer tüm alanlarda Avrupa Birliğinin hangi standardını yakaladınız ki polis ataması ve ihtiyacıyla ilgili değerlendirme yaptığınız zaman “Avrupa Birliği standardı” diyorsunuz ve bunu yakalamamız gerektiğini söylüyorsunuz? Peki, eğitimde bu standartları hiç karşılaştırdınız mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız Sayın Karabaş.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Şu anda Avrupa Birliği standartlarını bırakın, Avrupa Birliğinin en geri ülkesine bile ulaşabilmemiz için mevcut, atanmayı bekleyen tüm öğretmenleri atamamız gerekiyor, mevcut dersliklere on binlerce yeni derslik eklememiz gerekiyor. Sağlıkta kişi başına düşen doktor sayısını Avrupa Birliği standardına getirmemiz için Hükûmetin 2002’den bu yana kıyasladığı rakamların kat kat üzerine çıkmamız gerekiyor. Yatak sayısı konusunda, diğer tüm alanlarda bunları yapmamız gerekiyor. Tüm bunları yapmamışken elbette ki ihtiyaç sayısı kadar polis atanır ama burada her alanda eksiklik varken diğer alanlarda siz insanların yerleşebileceği, çalışabileceği alanları açmıyorken mühendisin, doktorun, avukatın bile gelip polisliğe başvurduğu bir sistem, bir işleyiş iyi bir işleyiş değil diyorum, hepinizi saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Karabaş.

İkinci bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Abdullah Çalışkan, Kırşehir Milletvekili.

Buyurun Sayın Çalışkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ABDULLAH ÇALIŞKAN (Kırşehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 508 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ikinci bölümünde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, emniyet teşkilatımız tüm kadrolarıyla birlikte ülkemizde huzur ve güven içinde yaşayabilmemiz için büyük bir özveriyle gece gündüz çalışmaktadır. Kentlerde artan nüfus artışı ve büyükşehir sınırları içinde kalan jandarma sorumluluk bölgelerinin polis sorumluluk bölgesine dâhil olması nedeniyle emniyet teşkilatımızın polis ihtiyacı hızla artmıştır.

Avrupa Birliği ülkelerinde 1 polise 250 kişi düşerken ülkemizde bu rakam 301’dir. Hükûmetimiz 2005 yılında ilgili kanunda yaptığı değişiklik ile dört yıllık üniversite mezunlarının altı ay eğitim görerek hızla emniyet teşkilatına katılabilmesinin önünü açmıştır. Bu sayede bugüne kadar yaklaşık 23 bin polis emniyet teşkilatına katılmıştır. 2010 yılında da 4.750 polisin yine emniyet teşkilatına katılması planlanmaktadır.

Hazırlamış olduğumuz bu kanun teklifimiz ile erkek ve bayanlarda yirmi yedi yaş olan yaş sınırı yirmi sekize çıkarılmakta ve askerliğini yapmış erkekler için ise bu sınır otuz yaşa çıkarılmaktadır. Ayrıca toplam 30 bin polis alınması için de kadro tahsis edilmektedir.

Diğer yandan, kanun teklifimiz ile polis memurları için kıdemli başpolis memuru, başpolis memuru ve polis memuru şeklinde üç farklı rütbe esası getirilmekte ve harp okulu öğrencileri gibi polis akademisi öğrencilerinin de öğrenimleri boyunca yetim aylıklarının kesilmemesi sağlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ’nin iktidara gelmesiyle eğitime ayrılan bütçe ilk defa savunma harcamalarının önüne geçmiştir. 2002 yılından bugüne kadar Türkiye genelinde 142 bin derslik yapılmıştır. Millî eğitimde öğretmen ihtiyacını karşılamak amacıyla tamamen objektif esaslar üzerinden bugüne kadar 264 bin kadrolu ve sözleşmeli öğretmenin ataması yapılmıştır.

Bu kanun teklifiyle öğretmen ihtiyacının karşılanması amacıyla merkezî yönetim bütçe kanunlarına göre tahsis edilen atama izinleri dışında Millî Eğitim Bakanlığının serbest öğretmen kadrolarından boş bulunan 25 bin adet kadroya 2010 yılı içinde atama yapılması amaçlanmaktadır.

Ayrıca, Millî Eğitim Bakanlığının taşra teşkilatında kullanılmak üzere, toplam 70 bin adet öğretmen kadrosu ihdas edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde toplam 260 adet organize sanayi bölgesi yer almaktadır. Bu kanun teklifi ile organize sanayi bölgelerinin yönetim kurullarının seçildiği genel kurul toplantılarında temsilde adalet sağlanarak tüm işletmelerin doğrudan veya temsilciler aracılığıyla seçimlere katılabilmesinin önü açılmıştır. Buna göre, küçük sanayi sitelerinden oluşan organize sanayi bölgeleri içinde bulunan küçük sanayi sitesi yapı kooperatifleri, toplu iş yeri yapı kooperatifleri, işletme kooperatifleri, site yönetimleri, imar planında yer alan ve her birinde bir işletmenin yer alacağı en az 3 bin metrekare… 3 bin metrekareden küçük sanayi parseli şeklinde yer almış en az 50 parsel malikinin kendi aralarında örgütlenmesi hâlinde bir katılımcı olarak genel kurulda temsil edilmesi sağlanmıştır.

Diğer yandan, bu kanun teklifiyle organize sanayi bölgeleri içinde yer alan kooperatiflerin üye sayılarına orantılı bir şekilde genel kurulda temsil edilebilmesi de sağlanmıştır. Buna göre, tek bir kooperatif alanı, içinde bulunduğu organize sanayi bölgesi alanının yüzde 60’ını geçmesi hâlinde, bu organize sanayi bölgesindeki katılımcıların genel kurul temsilcilerinin her 100 üyesi için 1 kişi olarak tespit edilmesi ve temsilcilerin, site yönetimleri ile kooperatiflerin yetkili organları tarafından seçilmesine imkân sağlanmıştır.

Ayrıca bu kanun teklifiyle yeni kurulan organize sanayi bölgelerinin gerekli şartları sağlayarak bir an önce genel kurul toplantılarını yapıp yönetim kurulunu seçebilmesi için de gerekli olan şartlar hafifletilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çalışkan, lütfen tamamlayınız.

ABDULLAH ÇALIŞKAN (Devamla) – Birçok organize sanayi bölgesi bu mevcut şartları sağlayamadığı için hâlâ müteşebbis heyet tarafından idare edilmektedir. Daha önce, organize sanayi bölgesinde kurulacak tüm işletmelerin 2/3’ü üretime geçtiklerini belgeledikleri takdirde veya bölgenin kredi borcunun tamamen ödenmesi durumunda genel kurul toplanabilirken bu değişiklikle bölgede kurulacak tüm işletmelerin 2/3’ünün yapı kullanma izni alması ve bunların da en az yarısının üretime geçtiğini iş yeri açma belgesiyle belgelemeleri şartı getirilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun teklifimizin yasalaşarak yürürlüğe girmesi ümidiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çalışkan.

Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Malatya Milletvekili.

Buyurun Sayın Aslanoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Sayın Bakanım -demin yoktunuz- bekçilerin hakkını veriyor musunuz, vermiyor musunuz?

Şimdi, -demin hakikaten baktım, burada baktım göremedim, orada baktım göremedim- çarşı ve mahalle bekçilerimize 2008 yılında bu yasayı çıkarırken bu insanlara bu Meclis, o zaman burada olanlar şu sözü verdi mi vermedi mi? “Ey bekçiler, biz size fiilî hizmet zammını vereceğiz.” dediniz mi demediniz mi?

İki: “Yıpranma” dediğimiz yani “Yıpranmadan dolayı Sosyal Güvenlik Kanunu’na bu maddeyi, ilave maddeyi koyacağız.” dediniz mi demediniz mi? Ama bugüne kadar hep şunu söylediniz: “Sosyal Güvenlik Kanunu’nda polisler ve diğer emniyet sınıfındaki hizmetler var, çarşı ve mahalle bekçileri ismi yok diye bu yasayı uygulayamıyoruz.” dediniz.

Yine söylüyorum. Bu yasa, hem Sosyal Güvenlik Kanunu’nu hem de emniyet sınıfımızın diğer bölümlerini ilgilendiren bir yasa. Tam yeri. Bu nedenle, tek kelime soruyorum. Bugüne kadar bu insanları şöyle oyaladınız: “Sosyal Güvenlik Kanunu’nda yok, yok, yok.” dediniz. Bir önerge verdim, reddettiniz. Biraz sonra bir önerge daha geliyor, ondan sonra bir tane daha geliyor, üç önerge daha gelecek. Ya Sosyal Güvenlik Kanunu’na koyun, çarşı ve mahalle bekçilerimize fiilî hizmet zammını verin…

Sayın Bakanım, siz söz verdiniz. Burada konuşma yaparken sizin tutanaklarınızdan çıkardım ben bunu.

Yine, bu insanlara o zaman yüzde 52 tazminat veriyordunuz ve yüzde 72’ye çıkaracağınızı ifade ettiniz ama her ne hikmetse yine bu arkadaşlarımızın hiçbir şekilde sosyal hakları verilmedi.

Yani şunu söylüyorum arkadaşlar: 2008 yılında çıkarılan yasa bir hiç yasa. Çarşı ve mahalle bekçilerimize çok güzel güller verildi ama bu güller soldu, soldu. Bu nedenle, bir kez daha soruyorum Sayın Bakanım: Bu hakkı verecek misiniz vermeyecek misiniz?

İki: Biraz da -Millî Eğitim Bakanım yok burada- şu usta öğreticiler var arkadaşlar, bilmem bilir misiniz, usta öğreticiler. Yani biçki dikiş öğretmeni, İngilizce öğretmeni -ne bileyim, başka- triko öğretmeni. Özellikle halk eğitim merkezlerimizde usta öğretmenler var. Bunlar yıllardır emek verirler, yıllardır özellikle yetişkin eğitiminde çok büyük emek verirler ama bunlar sadece ücret alırlar. Ders ücreti dışında… Yirmi yıldır, yirmi beş yıldır bu işi yapan usta öğreticiler var. Yazları çalışmıyor, hiçbir sosyal hakkı yoktur yazları, sadece derse gittiğinde alırlar.

Değerli arkadaşlarım, bu ülkede özellikle kadınlarımıza yönelik bu tür işlerde, beceri kazandırma kurslarında çok büyük emek veren usta öğreticilere, bu insanlara Millî Eğitim Bakanlığı acaba  ne zaman biraz bakacak? Bunların sahibi yok, bunların hiçbir şeyi yok; sadece derse gidiyorlar, ücretlerini alıp çıkıyorlar.

Değerli arkadaşlarım, yirmi yıldır, yirmi beş yıldır aynı işi yapan ve çok büyük özveriyle özellikle yetişkinlerimize büyük hizmet veren bu insanlarımızın önünde saygıyla eğiliyorum ama aynı saygıyı onların sosyal hakları yönünde veremediğimiz için çok üzülüyorum. Özellikle Millî Eğitim Bakanlığımızdan önümüzdeki süreçte mutlaka usta öğreticilerimiz konusunda buraya bir yasanın gelmesi lazım.

Ayrıca Sayın İçişleri Bakanım, bekçilerle ilgili sizin grubunuzdan -isim vermek istemiyorum- yasa teklifi veren, bu verdiğim önergelerle aynı önergeyi veren… İçişleri Komisyonunda ve Plan ve Bütçe Komisyonunda sizin milletvekillerinizin de kanun teklifleri var. Eğer istiyorsanız, eğer bunu biz yaptık diyecekseniz, biz tüm önergelerimizi çekelim, o kanun teklifini veren arkadaşım getirsin, yeter ki bekçilerin hakkını verin. Hak vermek bizim için bir saygıdır. İlla biz yaptık demeyelim. Lütfen, sizin milletvekiliniz önergeyi versin. O önergeye ben de imza atayım Sayın Bakanım.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır, okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

II. Bölüm üzerindeki görüşmelerin İçtüzük 72. maddesine istinaden devam etmesini arz ederiz.

                      Oktay Vural                              Şenol Bal                             Beytullah Asil

                           İzmir                                        İzmir                                    Eskişehir

                                       Metin Çobanoğlu                       Mustafa Kalaycı

                                               Kırşehir                                      Konya

Gerekçe:

Polis ve öğretmenlerin sorunlarının ve çözüm önerilerinin yeterince tartışılmasını ve daha uygun bir kanunun çıkarılmasını temin etmek açısından görüşmelerin devamında fayda vardır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, yoklama talebimiz vardır.

BAŞKAN – Arayacağım Sayın İnce.

Yoklama talebi var.

Sayın İnce, Sayın Hamzaçebi, Sayın Aslanoğlu, Sayın Özdemir, Sayın Süner, Sayın Atay, Sayın Köse, Sayın Çöllü, Sayın Güvel, Sayın Emek, Sayın Öğüt, Sayın Halıcı, Sayın Arifağaoğlu, Sayın Köktürk, Sayın Barış, Sayın Özkan, Sayın Hacaloğlu, Sayın Pazarcı, Sayın Çakır, Sayın Aydoğan.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 3 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Emniyet Teşkilatı Kanunu ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve 3 Milletvekilinin; Kırşehir Milletvekili Abdullah Çalışkan ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/702, 1/714, 1/865, 1/887, 2/646, 2/703) (S. Sayısı: 508) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. 

Sayın milletvekilleri, bölüm üzerinde on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız. Sekiz dakika soru sorma süresi.

Sistemde silindi, Sayın Ağyüz, Sayın Akkuş, Sayın Asil, Sayın Çalış, Sayın Sipahi ve Sayın Çelik sisteme girmişlerdi.

Sayın Ağyüz, buyurun.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, özellikle piyasa araçları, taksiciler arkadan, habersiz plakaya ceza yazımından çok bezgin, “Trafik cezaları kazancımızın baş ortağı oldu.” diyorlar, bu uygulamanın dürüstlüğüne de inanmıyorlar. Bunun nedeni, niçini de iyi anlatılamıyor. Bu nedenle bir tedirginlik var. Bunun çözümü için bir düşünceniz var mı?

Ayrıca polisimizin çalışma koşulları ve dinlenme yetersizliği çok geri düzeyde. Ekonomik koşulların zorluğunun da polisimizi istemediği fevri davranışlara ittiğini kabul etsek de toplumsal olaylarda acaba psikolojik bir iticilik mi oluyor, yoksa bir yerden talimat alarak mı toplumsal olaylarda baskıcı, önleyici, cebrî tedbirlerle polisimiz karşı karşıya kalıyor? Bu insanlara da yazık, sağlık…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akkuş…

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sayın Başkan, Sayın Bakan; son zamanlarda polis karakollarına saldırının sıklaştığı ve birçok polisimizin yaralandığı veya hayatını kaybettiği dikkati çekmektedir. Karakollara yapılan saldırılar terörün şehirlere kaydırılacağının bir işareti midir? Bu olaylarla ilgili olarak ne gibi önleyici tedbirler alıyorsunuz? Kendi karakolunda bile tehdit altında olan polis, vatandaşı nasıl koruyacak?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Asil…

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, son günlerde PKK terör örgütünün saldırıları artmış, siviller de terörün hedefi hâline gelmiştir. Son iki ayda 34 şehit verdik, 100’ün üzerinde güvenlik görevlimiz ve vatandaşımız da yaralanmıştır. Bu artışın uyguladığınız açılım politikalarının ürünü olduğunu düşünüyor musunuz? Bu olumsuzlukları ortadan kaldırma adına hangi tedbirleri almayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.