DÖNEM: 23 CİLT: 71 YASAMA YILI: 4
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
115’inci
Birleşim
10 Haziran 2010 Perşembe
(Bu Tutanak
Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge
ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı
sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III.
- YOKLAMALAR
IV.
- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Konya
Milletvekili Harun Tüfekci’nin, Konya’nın kültür ve
turizme katkıları ve Konya’ya yapılan önemli yatırımlara ilişkin gündem dışı
konuşması
2.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un, balıkçılık sektöründe yaşanan sorunlara ilişkin
gündem dışı konuşması
V.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Muş
Milletvekili Sırrı Sakık ve 19 milletvekilinin,
devlet yurtlarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/753)
2.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan ve 19 milletvekilinin, üniversite öğrencilerinin
barınma sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/754)
3.- Muş Milletvekili
M. Nuri Yaman ve 19 milletvekilinin, bölgeler arası gelişmişlik farkının
nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/755)
4.- Van
Milletvekili Özdal Üçer ve 19 milletvekilinin,
taşımalı eğitim sisteminin sorunlarının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/756)
VI.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Türk Ticaret
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)
2.- Türk Borçlar
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)
3.-
Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak
İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana
Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S.
Sayısı: 458)
4.- Veteriner
Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum
ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonları Raporları
(1/806) (S. Sayısı: 498)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 13.04’te açılarak dokuz oturum yaptı.
Mardin
Milletvekili Cüneyt Yüksel, Mardin’in yeni kalkınma vizyonu
ve turizm potansiyeline,
Konya
Milletvekili Atilla Kart, özelleştirmeler ve uygulanmayan yargı kararlarına,
İlişkin gündem
dışı birer konuşma yaptılar.
Yozgat
Milletvekili Mehmet Ekici’nin, Tarım Kredi
Kooperatifleri Merkez Birliğine bağlı GÜBRETAŞ’ın,
bir konsorsiyum ile İran’da özelleştirme yoluyla satın
aldığı gübre fabrikasına ilişkin gündem dışı konuşmasına Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker cevap verdi.
Şırnak
Milletvekili Hasip Kaplan, Mardin’in kültürel
zenginliğine ve turizm potansiyeline,
Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır, tarım kredi kooperatiflerine borçlu çiftçilerin
ödeme zorluğu içerisinde bulunduğuna ve tahminen yüzde 70’inin takibe düşmüş
borçlu durumunda olduğuna,
Mersin
Milletvekili Vahap Seçer, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in,
konuşmasında, tarım kredi kooperatiflerinin üreticilere açtığı kredi miktarı ve
bu kredilere uyguladığı faiz oranı konusunda Genel Kurulu yanlış
bilgilendirdiğine,
İlişkin birer
açıklamada bulundular.
Zonguldak
Milletvekili Ali Koçal’ın, KİT Komisyonundan istifa
ettiğine ilişkin önergesi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır ve 23 milletvekilinin, muz üreticilerinin
sorunlarının (10/749),
Muş Milletvekili
M. Nuri Yaman ve 19 milletvekilinin, TOKİ hakkındaki iddiaların (10/750),
Tunceli
Milletvekili Şerafettin Halis ve 19 milletvekilinin, eğitimdeki cemaat
örgütlenmelerinin (10/751),
Siirt
Milletvekili Osman Özçelik ve 19 milletvekilinin,
üniversitelerin sorunlarının (10/752),
Araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla birer Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin
gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı
açıklandı.
Gündemin “Genel
Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler”
kısmında yer alan (8/10) esas numaralı, İstanbul’da yaşanan sel felaketi ile
ilgili verilmiş olan genel görüşme önergesinin görüşmelerinin Genel Kurulun 9/6/2010 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP
Grubu önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.
İstanbul
Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Eskişehir Milletvekili H. Tayfun İçli’nin, lehte söz alıp aleyhte konuştuğu ve konuşmasındaki
bazı ifadelere ilişkin bir açıklamada bulundu.
Yalova
Milletvekili Muharrem İnce, Hatay Milletvekili Mustafa Öztürk’ün,
grubuna,
İstanbul
Milletvekili Mustafa Özyürek, Hatay Milletvekili
Mustafa Öztürk’ün, şahsına,
Giresun
Milletvekili Nurettin Canikli, Yalova Milletvekili
Muharrem İnce’nin, grubuna,
Sataşması
nedeniyle birer konuşma yaptılar.
Plan ve Bütçe
Komisyonunda boş bulunan ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düşen 2 üyeliğe
İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek ve İzmir
Milletvekili Harun Öztürk,
Kamu İktisadi
Teşebbüsleri Komisyonunda boş bulunan ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düşen
1 üyeliğe Tunceli Milletvekili Kamer Genç,
Millî Eğitim,
Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda boş bulunan ve Cumhuriyet Halk Partisi
Grubuna düşen 1 üyeliğe Zonguldak Milletvekili Ali Koçal,
Seçildiler.
Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:
1’inci sırasında
bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun
olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96),
2’nci sırasında
bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun
olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/499) (S. Sayısı: 321),
3’üncü sırasında
bulunan, Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına
Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para
Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/761)
(S. Sayısı: 458),
Görüşmeleri
komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.
4’üncü sırasında
bulunan, Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki
Cetvellerin Dış Ticaret Müsteşarlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/802) (S. Sayısı:
476),
5’inci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında
değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen,
Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Siirt
Milletvekili Afif Demirkıran ve Trabzon Milletvekili
Mustafa Cumur’un; Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün; Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Çevre
ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonları
Raporları ( 1/821, 2/670, 2/572) (S. Sayısı: 503),
Üzerindeki
görüşmeler tamamlanarak kabul edildi ve kanunlaştı.
Balıkesir
Milletvekili Ali Osman Sali, iktisadi kalkınma
modellerinin bir ismi bulunduğuna ama tercih edilen politikadaki başarı ya da
başarısızlığın bu ismi değiştirmeye yetmeyeceğine ve konuşmasında söylediği ve
tartışmaya sebep olan “224 ülke” ifadesini “gümrük bölgesi” olarak
düzelttiğine,
Muğla
Milletvekili Mehmet Nil Hıdır, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in bahsettiği
söz konusu taş ocağından çıkan malzemeyle Bodrum-Milas, Milas-Yatağan
yollarının yapıldığına, Karayollarının sözleşmesi gereği mevzuat çerçevesinde
çalıştırıldığına ve kimsenin kayırılmadığına,
İlişkin birer
açıklamada bulundular.
10 Haziran 2010
Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 13.00’te toplanmak üzere birleşime
05.04’te son verildi.
|
|
|
Nevzat PAKDİL |
|
|
|
|
|
Başkan Vekili |
|
|
|
|
Fatih
METİN |
|
Murat
ÖZKAN |
|
|
|
Bolu |
|
Giresun |
|
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
|
|
|
Harun
TÜFEKCİ |
|
Bayram
ÖZÇELİK |
|
|
|
Konya |
|
Burdur |
|
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
|
|
|
|
Yusuf
COŞKUN |
|
|
|
|
|
Bingöl |
|
|
|
|
|
Kâtip Üye |
|
|
No.: 156
II.- GELEN KÂĞITLAR
10 Haziran 2010 Perşembe
Rapor
1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Yozgat
Milletvekili Bekir Bozdağ, Samsun Milletvekili Suat
Kılıç, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun
Milletvekili Nurettin Canikli, İstanbul Milletvekili
Ayşe Nur Bahçekapılı ve 3 Milletvekilinin; Sayıştay Kanunu Teklifi ve Avrupa
Birliği Uyum ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (2/594) (S. Sayısı: 510)
(Dağıtma tarihi: 10.6.2010) (GÜNDEME)
Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri
1.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, muayene ve ilaç
katılım paylarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13464)
2.- İstanbul Milletvekili
Sebahat Tuncel’in, Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf’ın
bazı ifadelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13475)
3.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, Çukurova Kadın Doğum
Hastanesi Başhekimi hakkındaki iddialara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13522)
4.- Muğla
Milletvekili Ali Arslan’ın, bazı genel müdürlerin
farklı yerlerde görevlendirildiği iddiasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/13523)
Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Muş
Milletvekili Sırrı Sakık ve 19 Milletvekilinin,
devlet yurtlarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/753) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.04.2010)
2.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan ve 19 Milletvekilinin, üniversite öğrencilerinin
barınma sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/754)
(Başkanlığa geliş tarihi: 14.04.2010)
3.- Muş
Milletvekili M. Nuri Yaman ve 19 Milletvekilinin, bölgelerarası gelişmişlik
farkının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/755)
(Başkanlığa geliş tarihi: 14.04.2010)
4.- Van Milletvekili
Özdal Üçer ve 19 Milletvekilinin, taşımalı eğitim
sisteminin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/756)
(Başkanlığa geliş tarihi: 14.04.2010)
10 Haziran 2010 Perşembe
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 13.04
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Fatih METİN (Bolu), Murat ÖZKAN (Giresun)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 115’inci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter
sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden
önce iki sayın milletvekili arkadaşımıza gündem dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk
söz Konya ilinin kültür ve turizme katkıları ve Konya’ya yapılan yatırımlar
hakkında söz isteyen Konya Milletvekili Harun Tüfekci’ye
aittir.
Sayın Tüfekci, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı
Konuşmaları
1.- Konya Milletvekili Harun Tüfekci’nin,
Konya’nın kültür ve turizme katkıları ve Konya’ya yapılan önemli yatırımlara
ilişkin gündem dışı konuşması
HARUN TÜFEKCİ
(Konya) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; Konya’mızın
kültür ve turizme katkıları ve ilimize yapılan önemli yatırımlar hakkında
gündem dışı söz almış bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; hoşgörü ve sevgi deyince akla Mevlânâ
gelir. Mevlânâ deyince de akla Konya gelir. Hazreti Mevlânâ’nın dünyaya sevgi ve hoşgörü üzerine verdiği
mesajları Konya’dan yayılmış ve kalplere nüfuz etmiştir. Bugün Mesnevi’nin
birçok dile çevrilmesiyle, insanlığın bu mesajlardan daha çok istifade
edeceğine inanıyoruz.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Konya’da Mevlânâ Kültür
Merkezinin dönemimizde hizmete girmesiyle, neredeyse her gün, Konya ilinde
değişik kültür faaliyetleri yapılmakta ve ulusal ve uluslararası değişik
faaliyetler yürütülmektedir. Turizmde özellikle son yıllarda
Antalya-Konya-Kapadokya hattının canlandığına şahit oluyoruz. Deniz, güneş ve
kumdan bıkmış, usanmış turistlerin artık, alternatif turizm olarak bölgemize
geçmesi ve orada değişik yerlerde ziyaretlerde bulunması arzu edilmekte ve
bunun çalışması yapılmakta. Örneğin, Seydişehir’de Tınaztepe Mağarası,
Beyşehir’de Beyşehir Gölü’nün günbatımı, Akşehir’in Nasrettin Hoca’sıyla,
Ereğli’nin İvriz’iyle, Karapınar’ın Meke Gölü’yle ki
merkezde Mevlânâ Türbesi’nden Selçuklu payitahtı olan
değişik eserlerin bulunduğu Konya merkezdeki eserler de artık ziyaretçiler
tarafından sıkça ziyaret edilmekte ve Antalya hattı bu anlamda canlanmaktadır.
Dönemimizde
ayrıca Konya’da birçok beş yıldızlı otel yapılmış ve sayısı da hızla
artmaktadır. Konya marka şehir olma yolunda önemli adımlar atmaktadır. Artık
Konya’mıza dört bir taraftan duble yollarla ulaşılmaya
başlanmıştır. Düne kadar bu husus tahayyül bile edilemezdi. Diğer taraftan,
istatistikler de göstermektedir ki, duble yollarla
beraber ölüm oranları yüzde 95’lere kadar azalmış ve bu şekilde, halkımızın
seyahatinde ciddi bir kolaylık sağlanmıştır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; AK PARTİ İktidarı döneminde, ülkemizin dört bir yanı,
son derece çağdaş hızlı trenlerle ulaşma imkânı sağlayan demir ağlarla
örülmüştür. Bunlardan biri de, hiç kuşkusuz Konya’mızın yarım yüzyıldır
rüyasını süsleyen hızlı tren hattının açılmasıyla birlikte Konya-Ankara
arasının 1 saat 15 dakikalık bir süreye inecek olması. Bu yıl içerisinde
Konya-Ankara Hızlı Tren Projesi’nin bitirilecek olması bölgemizde ayrıca bir
memnuniyet oluşturmuştur. Yine, 17 Aralıktaki Şebi-arus programına Sayın Başbakanımız inşallah hızlı trenle
intikal edecektir.
Değerli
arkadaşlarım, yüzyılın projesi olan ve Konya Ovası’nın susuzluğuna çare olacak
olan KOP Sulama Projesi hayal olmaktan çıkmıştır. Göksu Irmağı’nın suları
mümbit Konya Ovası’nın toprağıyla buluşacaktır. Tarıma, istihdama, ekonomiye
önemli katkılar sağlayacak bu proje -dönemimizde hayata geçirilecek olması- AK
PARTİ İktidarı olarak ülkemize kazandıracağımız en önemli eserlerden biri
olacaktır.
Bölgemizde ayrıca
termal turizmine yönelik de çok ciddi çalışmalar yapılmıştır. Seydişehir’de,
Ilgın’da, Cihanbeyli’de, Tuzlukçu’da çok ciddi
anlamda termal su bulunmuş ve kaplıca çalışmaları devam etmektedir.
Seydişehir Eti
Alüminyum Fabrikasının özelleşmesiyle birlikte fabrikaya dört yılda eski
parayla 200 trilyonun üzerinde, 200 milyon TL üzerinde yatırım yapılmış ve
modernizasyonu sağlanmıştır.
Ayrıca, 60 milyon
dolara, buhar santrali dediğimiz akışkan yataklı bir santral yapılmış ve çevre
dostu olan bu santral ile -en ufak şekilde çevreyi kirletmeden- vatandaşımızın
memnuniyeti sağlanmıştır.
Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, Selçuk Üniversitesinden sonra yeni kurulacak ikinci
devlet üniversitesiyle beraber iki yeni vakıf üniversitesinin Konya’ya
kazandırılacak olması nedeniyle Mevlânâ şehri olarak,
tahıl ambarı olarak, KOBİ merkezi olarak tanınan Konya, ayrıca üniversiteler
şehri olarak da tanınmaya başlanacaktır. Konya, eğitim ve kültür şehri
olmasıyla birlikte, eğitim kalitesinin yükseltilmesi için yürütülen
çalışmaların meyvelerini almaya başlamıştır. Konya’da kurulan vakıf
üniversiteleri ve yeni kurulan…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Tüfekci, konuşmanızı tamamlayınız efendim.
HARUN TÜFEKCİ
(Devamla) – …yeni kurulacak olan ikinci devlet üniversitesi kente kültürel,
sosyal ve ekonomik anlamda büyük katkılar sağlayacaktır.
Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, dönemimizde marka şehir olan Konya’nın yatırımları
elbette bunlarla sınırlı değildir. Ancak şu hususun bilinmesini isteriz ki, Hükûmetimiz sadece Konya’yı değil, artık birçok şehri marka
şehir yapma yolunda çok önemli adımlar atmaktadır. Bu hususta yatırımlar
konusunda bizlere çok ciddi destek veren başta Sayın Başbakanımız olmak üzere Hükûmetimizin değerli üyelerine teşekkürlerimi sunmak
suretiyle kendilerine saygılarımı arz ediyor, siz değerli heyete de ayrıca
saygılarımı ifade ediyorum.
Hayırlı günler
diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Tüfekci.
Gündem dışı
ikinci söz balıkçılığın sorunlarıyla ilgili olarak söz isteyen Muğla
Milletvekili Sayın Fevzi Topuz’a aittir.
Buyurun efendim.
(CHP sıralarından alkışlar)
2.- Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un, balıkçılık
sektöründe yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması
FEVZİ TOPUZ
(Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; balıkçılık sektöründe yaşanan
sorunlar üzerine gündem dışı söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Balıkçılık
sektörünün toplumsal beslenmeyi sağlayan, ekonomik yönden güçlü ve iyi bir
istihdam alanı yaratan özelliğine karşın bu sektörün sorunları ısrarla çözülmemektedir.
Türkiye’nin üç
tarafının denizlerle çevrili olduğu, ülkemizde balıkçılık politikasının
olmayışı, bir su ürünleri genel müdürlüğünün olmayışı, su ürünleri
kooperatiflerine yetki verilmeyişi balıkçılarımızı, sorunlarının içerisinden
çıkamaz hâle getirmiştir.
Balıkçılık
sektöründe ayrımcılık yapılmaktadır. Su ürünleri yetiştiriciliğinde faiz yüzde
6,5, kredi miktarı 1,5 milyon lira iken, deniz balıkçılığında faiz oranı 9,75
ve verilen kredi miktarı ise 500 bin TL’dir. Bu ayrım neden yapılmaktadır? Bu
taraflı tutum öncelikle düzeltilmelidir.
Bakanlar
Kurulunun 2006/11439 karar sayı ile dışarıdan et, süt ve balık tarım
ürünlerinin ithalatına izin verilmektedir. Bu izin, Avrupa Birliği ülkelerine
bir ayrımcılık olarak tanınmıştır, karşılıklılık ilkesi bile dikkate
alınmamıştır. Bakanlar Kurulunun bu kararı neden çıkarılmıştır? Balıkçılığı,
tarımı ve hayvancılığı yok edecek kararları tekrar gözden geçirmenizi
beklemekteyiz.
Türkiye'de
balıkçılık bitirilme noktasındadır, oysa balıkçılığın planlı, projeli, teşvikli
bir yapılanmaya ihtiyacı bulunmaktadır. Ne yapılmak istenmektedir, bunu da
anlamış değiliz. Önce tavuk ve et sektörüne darbe vurdunuz, şimdi sıra
balıkçılığa mı geldi? Sayın Bakana sormak istiyoruz ancak Bakanımız burada
olmadığı için AKP milletvekillerinin kendilerine iletmesini istiyoruz: Gıda
seçeneklerini artıracak ve ekonomiye katkı sağlayacak deniz ürünlerimizden
neden istediğimiz gibi yararlanamıyoruz?
Değerli
milletvekilleri, halkımızın ucuz ve hijyenik şartlara
uygun, taze balık tüketmesi gerekmektedir. Avrupa’da kişi başına 20 ila
Balıkçılarımızın
başka sorunları da var. Balıkçılık sektöründe faaliyet gösterenlerin borçları
her geçen gün 2’ye katlanmaktadır. Balıkçılarımızın borçlarının uzun vadede
tekrar yapılandırılması gerekmektedir. Balığı yakalayan ile satan arasında
makasın her geçen gün açılması nedeniyle halka ucuz balık yedirme şansını
kaybetmekteyiz. Kooperatiflerin piyasada rekabet edebilmesi için KDV oranının
indirilmesi gerekmektedir.
Bir başka sıkıntı
ise, balıkçılarımızın balık avlamaya çıkarken kullandıkları balıkçı
barınaklarının yetersiz olmasıdır. Geçmişte,
Değerli
milletvekilleri, bizim istediğimiz, Hükûmet su
ürünleri politikalarını bir an önce belirlemeli ve balıkçılarımıza rahat bir
nefes aldırmalıdır. Böylelikle, balıkçılarımız, yetiştirdiği ve avladığı
balıktan para kazanır, bunun yanında “bacasız sanayi” diye adlandırdığımız, her
biri 25-30 kişi istihdam eden teknelerimizin de ekonomimize katkısı devam eder.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Topuz, konuşmanızı tamamlayınız lütfen.
FEVZİ TOPUZ (Devamla)
– Teşekkürler Sayın Başkan.
Türkiye’de
ortalama 550 bin ton balık tüketilmektedir. Balıkçılığın Türk ekonomisine
yıllık katkısı 2 milyar 300 milyon dolar civarında olup bu sektör 130 bin
kişiye dolaylı veya dolaysız yönden istihdam sağlamaktadır. AKP İktidarı
yasaları altüst ederek halkımızı ve balıkçılarımızı mağdur etmektedir.
Tüm sorunların
yanında balıkçılarımızın sorunlarının da bir an önce çözülmesi dileğiyle yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Topuz.
Sayın
milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel
Kurula sunuşları vardır.
Meclis
araştırması açılmasına ilişkin dört önerge vardır, ayrı ayrı
okutuyorum:
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık
ve 19 milletvekilinin, devlet yurtlarının sorunlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/753)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Devlet
yurtlarının yetersizliği ve alınması gereken önlemlerin araştırılması amacıyla
Anayasa'nın 98'inci İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis
Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
1) Sırrı Sakık (Muş)
2) Selahattin Demirtaş (Diyarbakır)
3) Gültan Kışanak (Diyarbakır)
4) Ayla Akat Ata (Batman)
5) Bengi Yıldız (Batman)
6) Akın Birdal (Diyarbakır)
7) Emine Ayna (Mardin)
8) Fatma Kurtulan (Van)
9) Hasip Kaplan (Şırnak)
10) Hamit Geylani (Hakkâri)
11) İbrahim
Binici (Şanlıurfa)
12) M. Nuri Yaman (Muş)
13) Mehmet Nezir
Karabaş (Bitlis)
14) Mehmet Ufuk
Uras (İstanbul)
15) Osman Özçelik (Siirt)
16) Özdal Üçer (Van)
17) Pervin Buldan (Iğdır)
18) Sebahat Tuncel (İstanbul)
19) Sevahir Bayındır (Şırnak)
20) Şerafettin
Halis (Tunceli)
Gerekçe:
Üniversite
sınavına her yıl bir milyon 500 bin civarında öğrenci başvurmakta, bunların 800
bin civarındakileri üniversitelere yerleştirilmektedir. Ülkemizde, Yüksek
Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumuna (YURTKUR) bağlı yurt sayısı 256 iken özel
sektörün çalıştırdığı yurt sayısı üç bin 500 dolaylarındadır. Özel yurtların
büyük çoğunluğu tarikat ve cemaatler adına hizmet vermektedir. Yüksek Öğrenim
Kredi ve Yurtlar Kurumuna (YURTKUR) bağlı yurtların günümüz itibariyle kapasite
sayısı 229 bin 143'te kalmaktadır 2010 öğretim yılı başında 250 bin öğrenci YURTKUR'a, yurtlarda barınmak için başvurmuş 89 bin öğrenci
asil olarak yerleştirilmiş, geriye kalan 161 bin öğrenci ise yedek olarak
beklemiştir. Her yıl buna benzer durumlarla karşı karşıya kalan öğrenciler
aylarca barınma sorunlarını çözmek için seferber olmakta, eğitim yılının başını
bu nedenlerden dolayı kaçırmaktadırlar.
Eğitim
sistemimizin her kademesinde büyük oranda barınma sorunu yaşanmaktadır.
Özellikle ortaöğretim ve yükseköğretim kademelerinde devlet yurdu yetersizliği
aileleri özel yurtlara yöneltmektedir. Yerleştirilen öğrencilerin fazlalığı,
Devlet Yurtlarının sayısı ve kapasitesiyle karşılaştırıldığında, yurtların
yetersizliği açıkça görülmektedir. Özel yurt sayısı Devlet yurtlarının 15
katından daha fazladır. Her yıl, öğrenciler sınav sonuçları açıklandıktan sonra
ilk olarak barınma sorunuyla karşı karşıya kalmakta, Devlet yurtları diğer
yurtlara oranla daha ekonomik olduğundan dolayı tercihlerini bu yönde kullanmak
istemektedirler. Özellikle eğitimine ailesinden uzakta devam edecek
öğrencilerin büyük bir bölümü öncelikle Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar
Kurumunun (YURTKUR) yurtlarını tercih etmektedir. Devlet yurduna yerleşemeyen
öğrencilerin bazılarının evlere, özel yurtlara yerleştiğini; ekonomik durumu
kötü olan öğrencilerin ise bedava barınma imkânı sağlayan tarikat yurtlarının
ağına düştüğü görülmektedir. Tarikat ve cemaat yurtlarının üniversite kayıtları
sırasında stant kurdukları ve broşür dağıtarak ekonomik anlamda maddi yetersizlik
içerisinde olan öğrencileri hedef kitlesi olarak seçtikleri bilinmektedir.
Devlet yurtlarının yetersizliğinin farkında olan tarikat ve cemaatler, bu
durumdan da faydalanmasını bilmişler, mevcut hükümetten de güç alarak, genç
beyinleri saflarına katarak gittikçe daha fazla güçlenmektedirler.
Öğrencilerin ve
ailelerin mağduriyeti söz konusu olduğundan dolayı devlet yurtlarının
yetersizliği ve bu yetersizliği kendi lehlerine çevirmeye çalışan cemaat ve
tarikat yurtlarının araştırılması için Meclis araştırma komisyonu kurulması
gerekmekte, kurulan komisyonla halkımızın mağduriyetinin giderilmesi
gerekmektedir.
2.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan ve 19 milletvekilinin,
üniversite öğrencilerinin barınma sorunlarının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/754)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Üniversite
öğrencilerinin barınma sorunlarının ve öğrenci yurtlarında bulunan
sosyal-fiziki yetersizliklerin araştırılması; sorunların tespit edilerek
koşulların iyileştirilmesine yönelik çözüm yollarının tespiti için Anayasa'nın
98'inci, TBMM İçtüzüğü'nün 104. ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırması
açılmasını arz ve teklif ederiz.
1) Fatma Kurtulan (Van)
2) Selahattin Demirtaş (Diyarbakır)
3) Gültan Kışanak (Diyarbakır)
4) Ayla Akat Ata (Batman)
5) Bengi Yıldız (Batman)
6) Akın Birdal (Diyarbakır)
7) Emine Ayna (Mardin)
8) Hasip Kaplan (Şırnak)
9) Hamit Geylani (Hakkâri)
10) İbrahim
Binici (Şanlıurfa)
11) M. Nuri Yaman (Muş)
12) Mehmet Nezir
Karabaş (Bitlis)
13) Mehmet Ufuk
Uras (İstanbul)
14) Osman Özçelik (Siirt)
15) Özdal Üçer (Van)
16) Pervin Buldan (Iğdır)
17) Sebahat Tuncel (İstanbul)
18) Sevahir Bayındır (Şırnak)
19) Sırrı Sakık (Muş)
20) Şerafettin
Halis (Tunceli)
Gerekçe:
Yüksek Öğrenim
Kurumuna bağlı üniversitelerin Fakülte ve Yüksekokullarına yerleştirilen
öğrencilerin başta kayıt aşamasında olmak üzere üniversite hayatları boyunca
yaşadıkları en büyük sorunlardan biri barınma sorunudur. Üniversiteye girmeye
hak kazanmış öğrenciler ve aileleri, barınma sorununu kendi çabaları ile
çözmekte zorlanmakta, çözme koşulları bulamayan kimi öğrenciler ise ya kayıt
yaptırmamakta ya da çok zor koşullar altında okula devam etmek zorunda
kalmaktadırlar. Üniversitelerin en önemli sorunlarından biri hâline gelen yurt
ve barınma sorunu, yeni açılan üniversitelerde daha çok yaşanmakta ve çözüm
arayışları kimi zaman sonuçsuz kalmaktadır.
Yurt ve barınma
sorunu bir çok nedenden kaynaklanmakla beraber genel
olarak yanlış planlamadan meydana gelmektedir. Yerleştirilecek öğrenci sayısına
göre gerekli olan altyapıya sahip olmayan üniversiteler, girmeye kazanmış çoğu
öğrencisine barınma imkânı sunamamaktadır. Araştırmalar ülkemizde her beş
öğrenciden ancak birinin devlet ya da özel yurtlarda barınabildiğini
göstermektedir. Bazı üniversitelerde özellikle yeni açılan üniversitelerde bu
oran daha da fazla olmaktadır.
Yıllardır
üniversitelerde temel bir mesele olan barınma sorunu ele alınmamakta ve devlet
kalıcı çözümler sunmakta yetersiz kalmaktadır. Ucuz ve güvenli olacağı
düşünüldüğü için öğrenciler kredi ve yurtlar kurumunu genelde tercih etmekte
ancak sınırlı kapasiteye sahip bu yurtlarda bir çok
öğrenci yer bulmamaktadır. Çoğu öğrenci özel yurtlara yerleşmek ve ev kiralamak
zorunda kalmaktadır. Sosyal ve kültürel faaliyetlerinden kısmak zorunda kalan
öğrenciler, barınma sorununu çözmek için maddi olarak zorlanacakları harcamalar
yapmaktadırlar. Üniversitelerin bulunduğu yerlerde ev sahipleri ve emlakçılar fiyatları yüksek tutmakta, barınma yeri bulmakta
zorlanan öğrenci söz konusu fiyatlara razı olmak zorunda kalmaktadır.
Barınma sorunu
yaşayan öğrencilerin yanında yurtlarda barınma imkânı bulabilmiş öğrencilerin
yaşadıkları sorunlar da en az barınma yeri bulmak kadar önemlidir. Öğrenci,
yurda kayıt yaptırmış olsa bile, yurt koşullarının kötü olması sonucu yurttan
ayrılabilmekte ve maddi güçlük yaşayacağı ev kiralama yolunu seçebilmektedir.
İstanbul
Üniversitesi İletişim Fakültesi Akademik Medya ve Kamuoyu Araştırmaları Grubu (Akademedya) tarafından 2008'de İstanbul genelinde devlet,
vakıf ve özel olmak üzere 17 yurtta kalan 1.414 üniversite öğrencisiyle
"Üniversite Öğrencileri Yurt Yaşamı Araştırması" yapılmıştır.
Katılanların
yüzde 53'ünü erkeklerin oluşturduğu araştırmanın sonuçlarına göre, öğrencilerin
yüzde 65'ini 17-21 yaş arası gençler oluşturmakta ve yurtta kalanların yüzde
23'ü ayda 250-349 YTL arasında bir gelirle geçinmektedir.
Yurtlardaki
öğrencilerin yüzde 51'i 4 kişilik odalarda konakladığını belirtirken, yüzde
36'sı yurtların temizliğini, yüzde 39'u da yemek kalitesini "orta"
olarak değerlendirmiştir.
Öğrencilerin
yüzde 24'ü kaldıkları yurtların sosyal imkânlarını "kötü" olarak
nitelendirmiş, yüzde 54'ü etüt, yüzde 75'i TV ve yüzde 65'i de
bilgisayar/internet odalarını "yetersiz" bulmuştur.
Bu öğrencilerin
yüzde 82'si revirlerin, yüzde 50'si çamaşırhanenin, yüzde 67'si
banyo/tuvaletin, yüzde 68'i odaların fiziki durumunu, yüzde 73'ü kütüphaneleri,
yüzde 78'i de elektrik prizlerini "yetersiz" bulmuştur.
İstanbul genelinde
yapılan bu araştırmanın sonuçlarına göre yurt koşulları böyle iken diğer
illerde ve bölgelerde yurt koşullarının daha kötü olduğu yönünde
değerlendirmeler yapılmaktadır.
Aynı şekilde
değerlendirmeler, yurtların, ortak barınma alanından ileri gidemediğini ve
öğrencilere sosyal bir ortam sağlamadığını gösteriyor. Öğrencilerin yurtlarda
sosyal ve fiziki imkânlardan faydalanabilmeleri mümkün olmamaktadır. TV odası,
bilgisayar odası, oyun odası yetersiz olmakta, her saat sıcak su bulunmamakta
ve günlük olarak düzenli temizlik mevcut olmamaktadır. Araştırmalar ve
değerlendirmeler yurtların fiziki ve sosyal olarak revize edilmesi gerektiğini
ortaya koymaktadır.
Söz konusu
olumsuz koşullar göz önünde bulundurulduğunda, barınma ve yurt koşullarının
üniversiteye hak kazanmış öğrenciler açısından temel bir sorun olduğu
anlaşılmaktadır. Bu nedenle öğrencilerin barınma sorunlarının, yurt
koşullarının araştırılması ve önlem alınması için bir Meclis araştırma
komisyonu kurulmasının gerekli olduğu düşünülmektedir.
3.- Muş Milletvekili M. Nuri Yaman ve 19 milletvekilinin,
bölgeler arası gelişmişlik farkının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/755)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Türkiye'de
özellikle Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nin aleyhine işleyen
bölgeler arası gelişmişlik düzeyi farkının detaylı bir şekilde incelenmesi,
nedenlerinin saptanması ve gerekli önlemlerin belirlenmesi hakkında Anayasanın
98 inci ve TBMM İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis
Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.
1) M. Nuri Yaman (Muş)
2) Selahattin Demirtaş (Diyarbakır)
3) Gültan Kışanak (Diyarbakır)
4) Ayla Akat Ata (Batman)
5) Bengi Yıldız (Batman)
6) Akın Birdal (Diyarbakır)
7) Emine Ayna (Mardin)
8) Fatma Kurtulan
(Van)
9) Hasip Kaplan (Şırnak)
10) Hamit Geylani (Hakkâri)
11) İbrahim
Binici (Şanlıurfa)
12) Mehmet Nezir
Karabaş (Bitlis)
13) Mehmet Ufuk
Uras (İstanbul)
14) Osman Özçelik (Siirt)
15) Özdal Üçer (Van)
16) Pervin Buldan (Iğdır)
17) Sebahat Tuncel (İstanbul)
18) Sevahir Bayındır (Şırnak)
19) Sırrı Sakık (Muş)
20) Şerafettin
Halis (Tunceli)
Gerekçe:
Ülkemizde uzun
yıllardır, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin gelişme düzeyini yükseltmek
için çeşitli teşvik ve destekler uygulanmaktadır. Ancak yaklaşık 60 yıldır
uygulanan teşvikler gelişmişlik farkını ortadan kaldıramamış, aksine bu fiilî
durum gittikçe artmış ve derinleşmiştir.
Türkiye'nin
batısında özelikle de Marmara ve Ege Bölgelerinde yer alan iller çoğunlukla
gelişmiş merkezleri içeren kümelerde yer almaktadır. Aksi şekilde dezavantajlı
konumda olan kümelerde yer alan iller ise çoğunlukla Türkiye'nin doğusunda
bulunmaktadır.
Sanayi
aktiviteleri ve dolayısıyla sanayi istihdamı Türkiye'nin batısında
yoğunlaşmışken doğu illerinde sanayileşmenin çok düşük olduğu göze
çarpmaktadır. Doğu illerinde tarımsal istihdamın yüksek oluşuna rağmen gelir ve
katma değer verilerinin düşük oluşu tarımsal yoğunlaşmanın da bu illerde
olmadığının bir göstergesidir.
Yine sosyal
veriler bakımından da tablo çok farklı değildir. Türkiye'nin batısında yer alan
illerde eğitim ve sağlık hizmetlerine ilişkin durum doğu illerinin çok üzerinde
bir gelişmişliğe sahiptir.
Doğu ve
Güneydoğu'nun gelişmesi için yeni bir atılıma ihtiyaç vardır. Bu süreç ancak
sorunların bütünsellik içinde ele alınması ve bir atılım programında uygulamaya
konulması halinde etkin, verimli bir sonuca ulaşabilir. Sorunlar mevcudiyetini
korurken, bölgeye yatırım yapılmasını palyatif,
parasal teşvik tedbirleri ile sağlamaya çalışan anlayış artık terk edilmelidir.
Öncelikle,
bölgenin yatırım potansiyelini aşağı çeken faktörlerin tespit edilerek ortadan
kaldırılması, ulaşım, eğitim, enerji, sağlık gibi temel altyapı donanımının
oluşturulması ve bölgenin mukayeseli üstünlüklerini dikkate alan uygun yatırım
ortamının tesis edilmesi gerekmektedir. Bölgelerin yatırım ortamlarının
iyileştirilmesine koşut olarak, teşvik politikaları da, AB ülkelerindeki gibi
teknoloji, çevre, eğitim, toplumsal farklılıkların azaltılması gibi temeller
üzerinde yeniden tanımlanmalıdır. Yine Kürt sorununun çözümü de bölgenin
yatırım için istikrarlı bir ortam oluşturulmasında önemli bir parametre teşkil
etmektedir.
Türkiye
İstatistik Kurumu'nun 2009 yılı Aralık ayı itibariyle açıklamış olduğu işsizlik
rakamlarına göre İşsizlik Oranının en yüksek olduğu yerler ya Doğu ve Güneydoğu
Anadolu Bölgelerinde yer alan illerden ya da bu iki bölgeden yoğun göç alan
illerden (Mersin, Adana vb.) oluşmaktadır. Bu oranlar % 12,3 ile % 22,1 gibi
oldukça yüksek bir aralıkta teşekkül etmektedir.
Yine İşgücüne
Katılma ve İstihdam Oranları bakımından da durum bu iki bölge açısından oldukça
kaygı vericidir. Sözgelimi, İstihdam % 22,3 ile % 36,8 arası gibi çok düşük bir
aralıkta seyretmektedir.
Ancak şu gerçek
unutulmamalıdır ki, işsizlik verileri genel olarak sanayi işsizliği üzerinden
hesaplanan verilerdir. Çünkü kayıt dışı istihdam oranı yoğun olan tarım
sektörü, veriler açısından sorun teşkil edebilmektedir.
Oysa Doğu ve
Güneydoğu illerinde tarımın yoğunluğu göz önüne alındığında, buradaki veriler
gerçek verilerden daha da uzaklaşmaktadır. Bölge illerinde nüfus yoğunluğunun
azımsanmayacak bir kısmının kırsal nüfus olduğu göz önüne alındığında,
yayınlanan işsizlik verilerinin en az 2 ile çarpılması iktisadi olarak daha
anlamlı olacaktır.
Bilindiği üzere
tüm vatandaşlarına eşit, adil, hakkaniyet ölçüsünde davranma ve onları mutlu
etme, sosyal devlet olmanın bir gereğidir. Ülkede sosyal barışın tam manasıyla
sağlanabilmesi, bölgeler arası gelişmişlik düzeyinin mercek altına alınarak
ayrıntılı bir şekilde incelenmesi ve politikaların bu doğrultuda geliştirilmesi
ile mümkün olacaktır.
4.- Van Milletvekili Özdal Üçer
ve 19 milletvekilinin, taşımalı eğitim sisteminin sorunlarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/756)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Taşımalı eğitim
sisteminde var olan sorunların neler olduğunun tespit edilmesi ve bu sorunların
giderilmesi amacıyla Anayasa'nın 98, İçtüzüğün 104 ve 105'inci Maddeleri
gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederim.
1) Özdal Üçer (Van)
2) Selahattin Demirtaş (Diyarbakır)
3) Gültan Kışanak (Diyarbakır)
4) Ayla Akat Ata (Batman)
5) Bengi Yıldız (Batman)
6) Akın Birdal (Diyarbakır)
7) Emine Ayna (Mardin)
8) Fatma Kurtulan (Van)
9) Hasip Kaplan (Şırnak)
10) Hamit Geylani (Hakkâri)
11) İbrahim
Binici (Şanlıurfa)
12) M. Nuri Yaman (Muş)
13) Mehmet Nezir
Karabaş (Bitlis)
14) Mehmet Ufuk
Uras (İstanbul)
15) Osman Özçelik (Siirt)
16) Pervin Buldan (Iğdır)
17) Sebahat Tuncel (İstanbul)
18) Sevahir Bayındır (Şırnak)
19) Sırrı Sakık (Muş)
20) Şerafettin
Halis (Tunceli)
Gerekçe
İlköğretim okulu
bulunmayan, çeşitli nedenlerle eğitim-öğretime kapalı, birleştirilmiş sınıf
uygulaması yapan ilköğretim okullarındaki öğrencilerin, taşıma merkezi
ilköğretim okullarına günü birlik taşınarak kaliteli bir eğitim-öğretim
görmelerini sağlamak amacıyla ülkemizde taşımalı eğitim yapılmaktadır.
Yerleşim biriminde okul bulunmayan, doğal afet ve başka nedenlerle
okul binası kullanılamayacak derecede hasarlı olan, 1'inci, 2'nci ve 3'üncü
sınıflarda toplam öğrenci sayısı 10'dan az olan, yerleşim birimindeki
ilköğretim okulunda 4'üncü, 5'inci, 6'ncı, 7'nci ve 8'inci sınıflar için
yeterli sayıda derslik bulunmayan ve bu sınıflardaki toplam öğrenci sayısı
60'tan az olan bölgelerde taşımalı eğitim yapılmaktadır.
4306 sayılı yasa
gereğince 6'ncı, 7'nci ve 8'inci sınıf öğrencileri için taşımalı ilköğretimin
yaygınlaştırılması ve çağ nüfusunun zorunlu ilköğretimden geçirilmesi
kararlaştırılmıştır. Bu amaçla yaygınlaştırılan taşımalı eğitim uygulaması ile
5.754 taşıma merkezine 39.559 yerleşim biriminden toplam 667.475 öğrenci
taşınmaktadır. Bu öğrencilerden 597.805'ine öğle yemeği verilmektedir. Taşımalı
eğitimin yıllık ortalama maliyetinin 500 milyon TL'ye yaklaştığı yemek maliyeti
ile bu meblağın yıllık 700 milyon TL'yi bulduğu bilinmektedir.
Eğitimin
yaygınlaştırılması, yerleşim birimlerinin dağınık olması, iç göçler, eğitim
niteliğinin yükseltilmesi, fırsat eşitliğinin sağlanması, tek öğretmenli
köylere gönderilen öğretmenlerin genellikle aday öğretmen olması, bu
öğretmenlerin çevresiyle bütünleşememesi gibi gerekçelerle taşımalı ilköğretim
uygulaması gerçekleştirilmektedir.
Fakat taşımalı
eğitim uygulamasında ciddi sorunlar ile karşılaşılmaktadır. Yapılan bilimsel
araştırmalarda bu sorunların özellikle ulaşım, beslenme, ders performansı ve
ders dışı faaliyetlere katılımda yoğunlaştığı dile getirilmektedir.
Coğrafi koşulların
ve iklim koşullarının çok zor olmamasından dolayı okula gidiş-gelişte ciddi
sorunlar olduğu bilinmektedir. Kış aylarında yolların bozularak taşımayı
güçleştirmesi, araç şoförlerinin yeterli eğitime sahip olmaması, araçların
taşımaya uygun olmaması, öğrencileri taşıyan araçların kapasiteleri ve kışın
ısınmalarının yeterli olmaması, öğrenci olmayan kişilerin servis araçlarına
binmeleri, çocukların ayakta gidip gelmeleri, ulaşım boyutunda yaşanan ciddi
sorunlardan birkaçıdır.
Taşınan
öğrencilerin beslenme sürecinde yaşanan sorunlardan birkaçı ise; taşımalı
eğitimde verilen öğle yemeklerinin yetersiz ve kaliteden yoksun olması bu
yemeklerin denetimlerinin yeterince yapılmaması, taşıma merkezlerinde
öğrencilerin yemek yiyebileceği uygun bir yerin olmaması sayılabilir.
Ayrıca
öğrencilerle yeterince ilgilenmediği için; öğrencilerin ders başarılarının çok
düşük olduğu ve okul dışı eğitsel faaliyetlere katılamadıkları da
belirtilmektedir.
Taşımalı eğitim
sisteminin diğer önemli sorunları ise; taşıma merkezlerinin fiziki durumunun
yetersiz olması, çoğunda yemekhane, dinlenme alanının bulunmaması, eğitim
araç-gereçlerinin yetersizliği, sağlık hizmetlerinin yeterli düzeyde
verilmemesi diye sıralanabilir.
Çok yüksek
maliyetine rağmen taşımalı eğitim sistemi yerinde yapılan eğitimin kalitesini
sağlayamadığı yukarıda belirtilen konulardan açıkça anlaşılmaktadır. Üstelik
taşıma ve yemek maliyetinin istismara açık bir konu olması, bununla ilgili
birçok yolsuzluğun kamuoyunun gündemine gelmiş olması, taşımalı eğitim sisteminde
yaşanan sorunların boyutu hakkında belli kanaatler oluşturmaktadır.
Taşımalı eğitim
uygulaması kapsamında her gün 600 binden fazla öğrencinin kendi yaşadığı
yerleşim biriminden koparılarak uzak bir taşıma merkezi okuluna taşındığı
ülkemizde, taşımalı eğitim sisteminde var olan sorunların neler olduğunun
tespit edilmesi ve bu sorunların giderilmesi amacıyla mecliste bir araştırma
komisyonunun kurulması büyük önem arz etmektedir.
BAŞKAN –
Bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler
gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki
görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına
geçiyoruz.
1’inci sırada yer
alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
VI.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/324) (S. Sayısı: 96)
BAŞKAN –
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
2’nci sırada yer
alan Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/499) (S. Sayısı: 321)
BAŞKAN –
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
3’üncü sırada yer
alan Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına
Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para
Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve
Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek
Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)
BAŞKAN –
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
4’üncü sırada yer
alan Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı ile
Avrupa Birliği Uyum ve Tarım, Orman ve Köyişleri
Komisyonları Raporları’nın görüşmelerine başlayacağız.
4.- Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu
Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Tarım, Orman ve Köyişleri
Komisyonları Raporları (1/806) (S. Sayısı: 498) (x)
BAŞKAN – Komisyon
ve Hükûmet? Yerinde.
Komisyon Raporu
498 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Sayın
milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi
kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, tasarı tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra
bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerinde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.
Tasarının tümü
üzerinde ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Afyonkarahisar
Milletvekili Abdülkadir Akcan’a aittir.
Sayın Akcan,
buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bugün görüşeceğimiz 498 sıra sayılı Veteriner
Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı üzerinde Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.
Üzerinde bugün
çalışacağımız kanun tasarısı, görüşmeler sırasında ifade edildiği gibi dörtlü
paket olarak tanımlanıyor. Veteriner hizmetleri, hayvan
sağlığı, zooteknik mevzuatı, hayvan ıslahı ve Gıda ve
Yem Kanunu’nu birleştirerek, birbirleriyle de ilişkilendirmek suretiyle
kimilerine göre yanlış, kimilerine göre doğru olmayan ama işin Avrupa Birliği
müktesebatının 12’nci faslıyla ilişkilendirdiğimiz zaman gıda kontrolünde
özellikle tek otoritenin muhatap kılınması ve muhatap edilmesi mantığını esas
alması boyutunu göz önüne aldığımızda doğru olan, doğru olduğunu ifade etmek
durumunda olduğumuz bir kanun tasarısı.
(x)
498 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Ben burada bu kanun tasarısıyla ilgili olarak MHP Grubunun
görüşlerini serdederken tabii ki tarımla ilgili
olduğu için, gıda üretimiyle ilgili olduğu için, gıda güvenliği ve gıda
güvenilirliğiyle ilgili olduğu için belki Hükûmetin
ve Hükûmet partisinin milletvekillerinin çok hoşuna
gitmeyecek sözler söyleyeceğim ama bunun salt yıkıcı muhalefet anlayışıyla
değil, ibret alınacak, doğruyu bulmada kılavuz edilecek ifadeler olarak kabul
edilmesini Sayın Bakandan ve Hükûmetten, yüce
heyetten özellikle istirham ediyorum.
Değerli
milletvekilleri, gıda güvenliği demek, yeterli miktarda gıdanın üretilerek
kullanıma hazır hâle getirilmesi demektir. Üretmek ama ne pahasına olursa olsun
üretmek üreticinin değil, devletin ürettirme mantığı içerisinde,
sorumluluğundadır. Eğer çiftçi, üretici kâr edemiyorsa ve eğer hayvan hastalığı
ve bitkisel üretimin olumsuzluklarına karşı yapılması gereken ilaç ve kimyasala
dayalı mücadele vatandaşın cebinden gidiyorsa, bu takdirde çiftçi her türlü
olumsuzluk ve hastalıkla mücadele etmeksizin olanla yetinecek şekilde üretim
yapabilir demektir, bunu böyle algılamak lazım. İkinci önemli husus da gıda
güvenilirliği hususudur ki gıda güvenilirliği gıdanın insan sağlığına zarar
vermeyecek şekilde tüketimine arzını ifade eder.
Bir ülkede insan
sağlığı ve beslenmesi, o ülkede yetiştirilen hayvan ve bitki popülasyonunun
hastalık ve canlıyı olumsuz etkileyen zararlara karşı korunmasıyla sıkı sıkıya
ilişkilidir. Bu nedenle, insanların yeterli ve dengeli beslenmesi ile
sağlıklarının korunması bakımından Anayasa ile görevlendirilmiş olan devlet bu
görevlerini yerine getirirken bir seri düzenleme yapmak zorundadır. Sağlıklı
hayvan ve hayvansal ürün elde edilmesi, bir yandan hayvanların sağlığının
korunmasına, diğer yandan da bir anlamda hayvansal ürünün hammaddesi olan yemin
sağlıklı ve güvenilir olmasına ve hastalık yapıcı ve zarar verici unsurlar
taşımamasına bağlıdır.
Öte yandan,
bitkisel kökenli gıdaların insan sağlığına uygun olabilmesi için zararlı
organizma taşımaması gerekir. Bu zararlı organizmalar, hem bitkiden üretilecek
gıdayı hijyenik olma açısından etkiler hem de bitkisel
üretimin verimliliği ve üretimde kârlılığını etkiler. Bu nedenle bitki
sağlığının korunması her ülke ve insanının tamamı için önemlidir. Her ülke için
önemlidir diyoruz, bundan birkaç gün önce Ukrayna Türkiye'den gelen sebzelere
ambargo koydu, karantina uyguluyor. Niye? Patates güvesi. Patates güvesi olayı,
iki seneden beri İspanya’dan itibaren başlamış, Cezayir ve Türkiye'ye de gelen
bir hadise. Türkiye'de var bu. Bunun varlığıyla bireysel olarak mücadele etmek,
teker teker her bir çiftçinin mücadele etmesiyle
mücadeleden sonuç almak mümkün değildir. Bunun için de enstrümanlar,
tülle koruma, ilaçla mücadele olarak ikiye ayrılabilir. İlaçla mücadele
ettiğiniz zaman rezidü kontrolünde ilaç kalıntıları
çıktığından ithalatçı ülkeler bize karantina uyguluyorlar. Bu durumda, Tarım
Bakanlığına düşen görev bu bitki sağlığıyla mücadelede ilaçsız mücadele
konusunda çiftçiyi özendirmek ve bunun için teşviki geliştirmek olduğu hâlde,
maalesef Bakanlığımızın ve Hükûmetin kılı kıpırdamamıştır.
Şimdi, önce Ukrayna arkasından Rusya, teker teker
kendi üretimlerini korumak için, üreticilerini korumak için, hastalığın kendi
ülkelerine sirayetini engellemek için böyle bir tedbir almak durumundadırlar.
Onları da haksız görmek mümkün değildir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; günümüzde hayvan sağlığı ile hayvanlarla yakın temas
ve gıdaların üçte 2’sinin hayvansal kökenli gıda maddesi ihtiva etmesinden
dolayı insan sağlığı birbirinden ayırt edilemez hâle gelmiştir. Bu nedenle,
insan sağlığı, koruyucu hekimlik anlayışıyla hayvan sağlığı korunarak
korunmalıdır ve korunabilir konseptine ulaşılabilmiş ve bu konsept
bütün dünyada tek sağlık konsepti olarak ifade edilir hâle gelmiştir. Bu konseptin kabul edilmesi sağlık koruma tedbirlerinin de bu
anlayış içinde ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.
Bir ülkenin
hayvancılığı yalnızca o ülkenin hayvansal ürün ihtiyacını karşılamak için ve
karşılayacak kadar bir üretim anlayışına göre planlanmaz. Kaldı ki kim ne derse
desin, Türkiye bir tarım ülkesidir. İstihdamın önemli bir kısmını tarım
sektöründe yaratmak ve buradan gerçekleştirilecek üretim ile ihracatını da
gerçekleştirerek öteki ihtiyaçlarının bir kısmını da bu dış satım gelirleriyle
karşılamak durumundayız. Türkiye bu özelliğe yakın geçmişte sahipti ve bu
özelliği koruyordu. Ancak sekiz yıldan beri yaşanan çöküşün sonunda geldiğimiz
duruma bir bakın: 1995 yılında imzalanan Gümrük Birliği Anlaşması’yla, AB
baskısı sonucu hiç de gerekmediği hâlde kabul edilen yılda 19 bin ton eti
almamak için türlü bahaneler üretirken, şimdi geldiğimiz durum “Aman, ne olur
bize et verin.” sözünün söylendiği durum olmuştur. Sizce et ihlali için yapılan
ihaleler bunun en açık delili değil mi?
Değerli
milletvekilleri, Dördüncü Plan döneminde hedef, 1 milyon 487 bin ton kırmızı et
üretimi. Bu gerçekleşiyor. Altıncı Plan Dönemi’nde, yani
1994-95’e kadar hedef, 1 milyon 515 bin ton kırmızı et üretimi, gerçekleşiyor
ve 2010 programına, DPT programına bakıyoruz, ortada ne tablo var ne hedef var
ne bir şey, sadece klasik ifadelerle, işte efendim, şu tarihte
Değerli
milletvekilleri, şimdiki durum ne, bir de ona bakalım. Sayın Bakan daha
yaklaşık bir ay önce hayvan sayımı yaptırdı. Bu sayımın sonuçlarını da
açıkladı. Beside 2 milyon 200 bin baş sığır var. Besicilikte besihaneye hayvan
alınır. Besisini tamamlayan hayvan kesime gider ve yerine yenisi genç dana
konur ve onun besisiyle faaliyete devam edilir. Yani Sayın Bakanın sayımla
tespit ettirdiği hayvanın tamamı 2010 yılında kesilmeyecektir. Niçin? Bu sayı
pratik olarak yıl ortalaması olarak kabul edilebilir. Türkiye’de besinin
yapılış şeklinin yaklaşık bir yaşlı hayvanın
Türkiye'de koyun
sayısı 80’li yılların başında 45 milyon idi, şimdi 22-23 milyon başa düşmüştür.
Dün, kırmızı et üretimimizin yüzde 50’sini karşıladığımız koyun, keçi
varlığından bugün ancak yüzde 30’unu karşılayabilmekteyiz. Yani biraz önce
verdiğim, kişi başına
Değerli
milletvekilleri, bu rakam, üretimimizi tükettiğimizi varsayarsak Avrupa Birliği
ülkelerinde ortalama
Değerli
milletvekilleri, yapılan koyun kesimlerini de göz önüne aldığımızda fert başına
et üretimi 17 kilograma ulaşabilmektedir. Yani 2000’li yılların başında yere yere, eleştire eleştire bir hâl
ettiğiniz 57’nci Hükûmet döneminde kişi başına
kırmızı et üretimi 20 kilogramın üzerindeydi. Şimdi bununla nasıl övüneceksek
övünelim.
Peki, bu sonuca
nasıl geldik,
Çiftçinin
faaliyetten vazgeçmesi sadece hayvansal üretimde olmadı; tarlasını terk etti,
adam milyonlarca lira yatırım yaptığı serasında üretim yapamaz hâle geldi.
Gelin, gidelim, Antalya halinde domatesin kilosunun 20 kuruşa satıldığını nasıl
görürsünüz. 35-40 kuruşun altında üretim maliyeti olmayan domatesini, örtü
altında üretilen domatesini 20 kuruşa satmak zorunda olmasını, o seraya bir
daha fide alıp ürün yetiştirmek üzere fide koyup koymamayı ciddi şekilde
düşünen seracılarımızın olduğunu göz önüne alırsanız, tarımın ne hâlde olduğunu
net bir şekilde görürüz. İşte bu, gıda güvenliğinin ta kendisidir. Gıdanın
üretiminin güvenlik altına alınması, sürdürülebilir ve sürekli yapılır faaliyet
hâlinde olmasını sağlayamadığınız sürece gıda güvenliğini sağlayamayacaksınız
demektir.
Değerli
milletvekilleri, çiftçinin faaliyetten vazgeçmesinin yarattığı arz darlığının
en önemli sebeplerinden birisi de hayvan kaçakçılığıdır. Burada -Nurettin Bey keşke olsaydı- bir buçuk yıl
önce Kamu İhale Kanunu’nu değiştirirken bir önerge geldi. Bu önergede diyordu
ki: “Kamu İhale Kanunu’nun istisnai hükümleri arasına Türk Silahlı
Kuvvetlerinin doğrudan teminini sağlayacak hükmün konulması, istisna sayılması,
ihaleye çıkmaması…” “Niye Nurettin Bey?” dedim. “Sayın Bakanım, TSK’dan geldi bu talep.” dedi. Niye? “Verilen teklifler
arasında, kaçak hayvan olarak geldiği için, Türk çiftçisi, Türk hayvan
yetiştiricisi veya besici, etçi, et tüccarı 8 liranın altında teklif fiyat
veremezken 6 liradan, 6,5 liradan fiyat teklif ediliyordu. Bu yüzden, onları
teşvik etmeme adına bunu yapmak gerektiği noktasında bu önergeyi veriyoruz.”
dedi. Düşünebiliyor musunuz, kızını dövemeyen dizini dövüyor. Yani bu kaçakçılığın önüne bütün güvenlik tedbirlerini alarak
geçmekle yükümlü olan Hükûmetin güvenoyunu vericisi
grup başkan vekili bize kanunu arkadan dolaşarak, ülkede ihale nizamını
sağlamak için çıkartılmış kanunu arkadan dolaşarak bu kanunu değiştirmeyi
yeğliyor, “Kaçakçılar devam etsin kaçakçılığına ama biz kaçak eti TSK’ya aldırmamak için doğrudan Et ve Balık Kurumundan
temin imkânı verelim.” diyor. Bu önergenin, bu mantıkla verilmiş
önergenin başka izahı ve açıklaması olabilir mi değerli milletvekilleri?
Şimdi, Türk
tarımını ve hayvancılığını bu hâle nasıl getirdik? 2007 seçimleri sonrasında
muhalefet milletvekilleri olarak Meclis kürsüsüne her çıkışımızda bizler
sorunları dile getirdik. Her ne kadar Sayın Başbakan ve iktidar sözcüleri
“Efendim, muhalefet öneri getirmiyor.” diyerek doğruyu söylememiş olsalar da
biz hep sağlıklı öneriler getirdik. Biz sağlıklı önerileri getirirken AKP’li
milletvekillerimiz buraya çıkıp milletin kürsüsünden “nereden nereye” edebiyatı
geliştirdiler. Mesela biz dedik ki: “Ey Hükûmet,
Türkiye’de kırmızı ette dayandığımız en önemli kaynak sığır yetiştiriciliğidir.
Biz domuz eti tüketmiyoruz, koyunculuğumuzu da kaybettik. O zaman dayanacağımız
tek nokta sığır eti.” Sığırcılıkta dayanacağımız yegâne temel süt
sığırcılığıdır. Eğer süt üretimini ayakta tutarsanız, bunu verecek inek popülasyonunun yarısı erkek, yarısı dişi buzağı doğurur.
Dişi buzağı damızlık olur, yurt dışından damızlık ithal etmezsiniz. Erkek
buzağıyı da besiye alır, et üretirsiniz. Eğer sütü desteklemezseniz kesimhaneye
gider ve nitekim doğumuna bir ay kalmış inekler kesimhaneye gitti değerli
milletvekilleri. Onun sonunda biz bu noktaya geldik. Eğer süt para ederse bu
faaliyet sürdürülebilir faaliyet olur. Bunun için, fiyatlar ne olursa olsun her
çıkışta bu kürsüye bunu söyledim. Et fiyatı şudur, süt fiyatı şudur, yem fiyatı
şudur, ne olursa olsun, dünyada bir tek parametre vardır. 1 kilo sütü
sattığınızda 2 kilo karma yem, sanayi yemi alabilirseniz, bu faaliyeti dünya
sürdürülebilir bir faaliyet olarak kabul ediyor. Ya hâle bakın, 2008, yemin
kilosu 50-60 kuruş arasında değişiyor, sütün kilosu 40 kuruşa düşmüş. 1 kilo
sütle
Değerli
milletvekilleri, Türk insanının geleceğini risk altına sokamayız ve
sokamazsınız dedik. Bu görevi eksiksiz yerine getirebilmek için biz şunu
söyledik, öneri geliştirdik: “Süt tozu ithalatını engelleyin.” dedik,
engellemediniz. Süt üreticilerini, ülke genelinde sayısı 20’yi geçmeyen… Onlar
da bizim insanımız ama onlar da kendi menfaatini düşündüğü için böyle
davranıyor ama benim hayvan yetiştiricimin gerçeğiyle uyuşmuyor. “Süt
üreticilerini, ülke genelindeki sayısı 20’yi geçmeyen sanayicinin insafına terk
etmeyiniz.” dedik. “Süt Konseyini düzgün, amacı doğrultusunda ve amaca ulaşmak
için aktif hâlde tutunuz.” dedik, maalesef bunu beceremediniz ve süt fiyatları
sanayicinin inisiyatifiyle bir yılda -biraz önce
söylediğim- 80 kuruştan 40 kuruşa düştü. Bunun sonucu da hayvanlar kesime
gitti, damızlıklar kesime gitti.
Değerli
milletvekilleri, nereden nereye… 2002’de
Şimdi, size net
olarak bu sıkıntıdan kurtulmak için öneriyoruz. Eğer Türkiye'de besiciliği
ayakta tutmak istiyorsanız, kurumun fiyat regülasyonu
fonksiyonundan yararlanmak için Et ve Balık Kurumunu nasıl yeniden Tarım
Bakanlığı bünyesine aldıysanız -ki doğrudur- bunu Türkiye'nin tamamına
yaygınlaştırmak gerekir. Artık, Süt Endüstrisi Kurumu diye bir kurum kalmadı.
Bunun yerine, yönetimi, Bakanlık, Damızlık Yetiştiricileri Birliği, Süt
Kooperatifleri Birliğince yapılan, Türkiye’nin süt üretiminin yoğun olduğu
bölgelerde kurulacak, örnek ve alımını süt mamulü üretmek için değil,
sanayicinin darbe vurmaya kalktığı, canının istediği fiyatı vermeye kalktığı…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Akcan, konuşmanızı tamamlayınız efendim.
ABDÜLKADİR AKCAN
(Devamla) – …Türkiye gerçekleriyle uyuşmayan fiyatları verdiği gün, bu komisyon
tarafından yönetilen fabrikalar o sütü spot alımı hâlinde alacak, süt tozuna
çevirip muhafaza edecek, çünkü sütün başka türlü depolanma şansı yok. İşte,
bunu sağlayacak tedbiri almanızı öneriyoruz. Bunun yönetimini sanayiciye değil,
süt üreticisine, damızlık yetiştiricisine, koordinatör olarak Bakanlığa ve
devletin yatırım kaynağını kullanarak bu süt tozu fabrikalarını kuracaksınız,
ne zaman ki süt üreticisi dara düştü, ondan spot alım yapacaksınız.
Et ve Balık Kurumu
bu spot alımlarını yapardı. Bakanı olduğunuz Tarım Bakanlığına şimdi bağlı
olarak çalışan bu Et ve Balık Kurumunun geçmişini, mazisini siz çok iyi
biliyorsunuz Sayın Bakan. Oraya bakarak ne yapıldığını, aynısı süt üretimiyle
ilgili olarak da geliştirmek üzere bir sistemi kurup geliştirmek zorundasınız.
Bununla damızlık yetiştiriciliğinin önündeki engelleri kaldırırsınız, ciddi
anlamda teşvik etmiş olursunuz.
Bütün
sonuçlarıyla, bu kanun tasarısının kanunlaştıktan sonra…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ABDÜLKADİR AKCAN
(Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım.
…milletimize
hayırlı hizmetlere vesile olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Akcan.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan.
Sayın Özkan,
buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Veteriner
Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerine
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini belirtmek üzere söz almış
bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Yapılmak istenen
tasarı Avrupa Birliğine uyumu esas almaktadır ancak bazı maddelerde bu uyumu
görememekteyiz. Şöyle ki: Avrupa Birliği müktesebatında hayvansal kökenli gıda
ve yem üreten işletmelerin onayına tabi tutulmasını zorunlu kılan bir hüküm
yoktur. Avrupa Birliği müktesebatında hayvansal kökenli gıda ve gıda
ürünlerinin sağlıklı oluşumu ve insan sağlığına uygunluğunun kontrollerinde tek
otorite veteriner hekimliktir. Durumun bu olduğu bilindiği hâlde gereksiz
tartışmalar yapılmaktadır, hatta sanki tasarı Veteriner Hekimlik Kanunu gibi
algılanmaktadır.
Bizim isteğimiz,
bu tasarı yasalaşırken veteriner hizmetleri fonksiyonu ayrı bir yasayla, bitki
sağlığı konusu ayrı bir yasayla, gıda ve yem konusu birlikte ele alınarak ayrı
bir yasayla düzenlenmesi gerekirdi. Çalışma alanları meslek gruplarına göre
düzenlenmeliydi.
Bu tasarıdan
gerçek anlamda ziraat mühendisleri hoşnut değildir, gıda mühendisleri hoşnut
değildir, veteriner hekimler hoşnut değildir, ziraat teknisyeni ve teknikerleri
hoşnut değildir, veteriner sağlık teknisyeni ve teknikerleri hoşnut değildir ki
bu insanlar, bu gıda ve yem üretiminde, veteriner hizmetlerinde, sağlıklı ürünü
tüketiciyle buluşturmada görev alan Türkiye'nin yetiştirdiği değerli
insanlardır. Bunu nereden anlıyoruz? Komisyonlardaki tartışmalardan. Sivil
toplum temsilcilerinin tepkileri, önerileri, uyarıları dikkate alınmamıştır.
Gerçek hayatı yaşayanların özünde olanların talepleri göz ardı edilmiştir.
Yetkilendirilmiş veteriner hekim tanımı yapılmış ancak yetkilendirilmiş
mühendis, ziraat mühendisi tanımı yapılmamıştır.
Tasarının
gerekçesinde haksız rekabetin önüne geçileceği ifade edilmektedir. Doğru mudur?
Hayır. Neden? Çünkü Türk çiftçisi dünyanın en pahalı mazotunu, en pahalı
ilacını, en pahalı gübresini, en pahalı elektriğini kullanmaktadır. Bu girdi
maliyetleriyle Türk çiftçisi yabancı ülkelerin çiftçileriyle rekabet edebilir
mi? Mümkün değil. Tarım ve hayvancılık ülkesi olan Anadolu coğrafyasının
üreticileri yapılan ithalatlarla âdeta cezalandırılmaktadır. Örnek mi
istiyorsunuz: Etten başlayalım, canlı hayvandan başlayalım.
Değerli
arkadaşlarım, 30 Aralık 2006 Cumartesi, Bakanlar Kurulu kararı… Bakanlar Kurulu
kararının başında canlı hayvan var, et var. Miktarları yazılmış. Kemikli
parçalar 14.100 ton. Et ve yenilen sakatat 250 ton.
Peynir altı suyu
700 ton. Ürettiğimiz sütle övünüyoruz değerli arkadaşlarım. Peynir altı suyunu
Avrupa Birliği ülkelerinden almayı taahhüt etmişiz. Altında Sayın Tarım
Bakanımızın imzası var, Bakanlar Kurulumuzun imzası var, Sayın Başbakanın
imzası var. Yetmiyor değerli arkadaşlarım. Tereyağı… Ne kadar? İçerdiği süt
yağı oranı ağırlık itibarıyla yüzde 75’ten fazla fakat yüzde 80’den az olanlar
3.700 ton.
Eritme peynir…
Peynir ülkesiyiz. Otlu peynirle övünüyoruz, Edirne peynirimizle övünüyoruz,
Burdur’un süt ve süt ürünleriyle övünüyoruz ama eritme peynir 300 ton;
yetmiyor, diğer peynirler 2 bin ton; yetmiyor, diğer peynirler -oranları hariç-
1.000 ton; diğerleri 75 ton.
Çiçek soğanları…
Çiçekle övünüyoruz. Hollanda, Türkiye diyoruz. Lalemizle övünüyoruz,
karanfilimizle övünüyoruz. Ama tarım ve hayvancılık ülkesi olan, bitki üreten
ülke olan Türkiye’mizde çiçek soğanları, yumrular, yumrulu kökler, küçük
soğanlar, sürgün başları ve rizomlar 200 ton.
Güller 100 ton.
Burdur, göller ve güller diyarı Isparta, Burdur… Gül 100 ton değerli
arkadaşlarım. Karanfiller, orkideler, yetmiyor.
Tarım ve hayvancılık
ülkesiyiz. Zirveye çıktık. Tarımda çiftçiyi destekledik ama çiftçinin eli
hamur, karnı aç. Bunu hepinizin bilmesini istiyorum. Keşke şurada, Bakanlar
Kurulu sıralarında diğer bakanlarımız da olsaydı, AKP milletvekillerimiz burada
olsaydı, bunları duysaydı, bunları bilseydi, çiftçiyle paylaşsaydı.
Değerli
arkadaşlarım, yetmiyor. Krizantemler -ben bilmiyorum bunu- 100 ton. Tohumluk 6
bin ton. Fasulye, fasulye… Bizim Burdur’un fasulyesi vardır İnsuyu
fasulyesi, 50 kuruştan alıcı bulamıyor. Yazın fasulyeyi sokaklara döküyoruz.
Üretiyoruz, çalışıyoruz, yoruluyoruz. Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün
dediği veciz sözü tutuyoruz. “Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak
isteyen toplumlar önce hassasiyetlerini, daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye
mahkûmdurlar.” diyor. (CHP sıralarından alkışlar) Biz o sözü tutuyoruz.
Üretiyoruz, çalışıyoruz ama fasulyemizi yurt dışından almayı taahhüt ediyoruz
Avrupa Birliği ülkelerine.
Yetmiyor. Elma
1.750 ton. Değerli arkadaşlarım, bu hafta… Ben Antalya Korkuteli ilçesinde
veteriner hekimlik yaptım yirmi yıl. Burdur’umuzun Bucak’ında soğuk hava
depolarında… Meyve suyu fabrikaları da almadı elmamızı, sokaklara döktüler ama
dün bir markete gittim, markette bir elma, 15 tanesini koydular 2-3 kilo gelir diye,
tarttı, fiyatını üzerine yazdı, 15 lira 50 kuruş. Dedim ki kardeşim kuzu eti mi
veriyorsunuz, ne bu? “Beyefendi, alacaksanız alın, almayacaksanız bırakın.”
dedi. Doğru, haklısınız, çok özür dilerim dedim. Ama benim memleketimde elma 50
kuruşa alıcı bulamıyor. Bu elma ne? “Bu elma starking, ithal malı.” dedi. Bunun
yerlisi yok mu? “Golden var.” dediler. Gittim golden 2 lira 49 kuruş. Bu goldeni bizim üreticimiz 50 kuruştan satamadı değerli
arkadaşlarım. Bu hazin şeyi yaşayarak görüyoruz. Elma 1.750 ton, armut ve ayva
500 ton, şeftali nektarin bin ton; yetmiyor,
demirhindi, mahun elması -onları hep duyuyoruz,
değişik şeyler- bin ton; çarkıfelek meyvesi, karambola,
pitahaya 500 ton.
Çilek…
Arkadaşlarım, Mersin’de çilek üretiliyor. Öyle çilek üretiliyor ki her biri
yumurta büyüklüğünde, doğal, natürel, kokusu var ama yurt dışından çilek
getiriyoruz, 100 ton taahhüt.
Çay -Rizelilere
sesleniyorum buradan Rizelilere- 200 ton.
Buğday ve mahlut… Sayın Bakan buğday almayacağımızı söyledi. Bundan
iki buçuk ay önce et ve et ürünleri, canlı hayvan ithal etmeyeceğimizi de
söylemişti Sayın Bakan ama geldiğimiz noktada daha dün 8 bin ton canlı hayvan
yurt dışından Türkiye’ye geldi. Hans’ı düşündük,
Hasan’ı düşünmedik.
ÖZKAN ÖKSÜZ
(Konya) – Piyasayı dengeledik.
RAMAZAN KERİM
ÖZKAN (Devamla) – Dimitro’yu düşündük, Davut’u
düşünmedik.
Piyasa
dengelemesi böyle olmaz Değerli Arkadaşım, Sayın Özkan Öksüz. Piyasa
değerlendirmesinde 40 liraya kimse et almadı bu memlekette. Bir bonfile
konuşuluyor, 40 lira. Et ve Balık Kurumu 17 liraya, 18 liraya et kesti, bu
etler 23’e, 24’e satılıyordu Türkiye’de ama en yüksek fiyattan değerlendirme
yapıldı. Zaten o etin çiftçimize maliyeti 16 liraydı. 16 liradan besi aldı
vatandaşımız, şu anda 12 liraya hayvanını kestirmek zorunda bırakılıyor. Vardı,
sayı yeterliydi, o sayıyı hep beraber değerlendirdik, saydık, veteriner
hekimler saydı, raporlar geldi Tarım Bakanlığına ve haklılığını kabul ettik ama
o dönemde Et ve Balık Kurumu 17,8’e kesiyordu.
“Değerli Türk
üreticileri, ben etin fiyatını 15 lira belirledim. Kestirirseniz, Et ve Balık
kurumları hizmetinizdedir, getirin hayvanlarınızı keselim.” deseydi, o vatandaş
15 değil, 13’e hayvanını kestirecekti çünkü “Zararın neresinden dönersen
kârdır.” anlayışını hâkim kılacaktı ama biz onu yapmadık, birden fiyatı
ayarlama adına… Tabii ki üreticimizi düşündüğümüz kadar tüketicimizi de
düşünmek zorundayız. Bugün, Et ve Balık Kurumu yine eti 12 liraya mal etti
diyelim. Vatandaş kaça yiyecek? 15 liraya, 17 liraya yedirirseniz sizi
alkışlarız ama et reyonlarında yine et 20 lira, 22 lira. Biz 2 kilo et
yiyeceğimize 1 kilo, 1 kilo yiyeceğimize yarım kilo, yarım kilo yiyeceğimize
yüz gramla köfte yapıp içine ekmek, pirinç katıp doymasını biliriz, yokluğu
biliriz, bu Türk toplumu yokluğu bilir. Ama biz bunları yapmadan, Avrupa
ülkelerine verdiğimiz taahhüdü yerine getirme adına canlı hayvan getireceğiz,
arkasından besi danası getireceğiz… Bunları biz görmüştük 2008’de, uyardık
“Gelin, bu fabrikaları kapatmayalım, bu bacasız fabrikaları kesime
göndermeyelim.” dedik. Ama ne oldu? 4 kuruş destek verdiniz, sonra onu 3,6
kuruşa çektiniz, sütte desteği, o sağmal inekler, o bacasız fabrikalar kesime
gitti.
Burdur hayvan
pazarını hiç olmazsa ayda bir ziyaret edelim değerli arkadaşlarım. Bolvadin,
Afyon, Şuhut Burdur’dadır; Eskişehir Burdur’dadır; Kütahya Burdur’dadır, canlı
hayvan alırlar. O dönemde hayvan pazarında o ineklerden günde en az bir ton süt
sağılıyordu. Yüreklerim sızlıyordu orada. Sağıma gidiyor inek, oradaki Fatma
bacımız ineklerin göğüslerinden damacanalarını dolduruyor, bu inekler bir saat
sonra Bolvadin’de, Afyon’da, Şuhut’ta, Kütahya’da, Eskişehir’de sucuğa
sunuluyordu. Gördük bunu, uyardık. Ama bu uyarılarımız değerlendirilmedi.
Değerli
arkadaşlarım, yine aynı şekilde yulaf… Yulafa verin, destek veriyorsunuz.
Yulafa ben destek vermeyin demiyorum, bizim üreticimiz yulafı da yetiştirir.
Yetmiyor, malt. Kabuklu; gri beyaz çizgili kabuklu. Kavrulmuş olsun olmasın.
Bin ton, 500 ton, diğerleri 1.500 ton. Ekim amacıyla kullanılan tohum ve meyve
sporları 1.050 ton, şeker pancarı tohumları 300 ton. O pancarı zaten unuttuk.
Pancar bizim her şeyimizdi, pancar Türkiye'nin gelir ve getiri kaynağıydı, Türk
çiftçisinin traktörüydü, Türk çiftçisinin okulda okuttuğu çocuğunun katığıydı,
bir eğitim, kültür yuvasıydı. Onu da unutturdunuz. Kotayı serbest bıraktınız,
fiyat vermediniz, 2002’nin fiyatlarıyla pancar değerlendirilmeye çalışılıyor.
Hakkı olmadan üzerinden fireler düşüyorsunuz, pancar üreticisi de perişan.
Değerli
arkadaşlarım, bizim görevimiz sorun çözmek, siyasetin sorunu sorun çözmek.
Biraz sonra çözüm önerilerini sizlerle paylaşacağım.
Değerli
arkadaşlarım, yetmiyor. Değerli çiftçi kardeşlerim, AKP’ye yüzde 47 oy
verdiniz. Bu AKP’ye yüzde 47 oy verdiniz, hoşnutsunuz, iktidar da hoşnut!
Türkiye’de bakanların Türkiye’si var, rakamların Türkiye'si var, bankaların
Türkiye’si var! Bu mevcut Hükûmet bunlarla meşgul
değil, bakanlar çok rahatlar. Bankalar da çok rahat, geçen yıl 14 milyar dolar
kâr etmişler. Bunun 9 milyar doları kamu bankalarında. Bir arkadaşım biraz önce
o kamu bankalarıyla ilgili, Ziraat Bankasıyla ilgili bir mesaj çekti değerli
arkadaşlarım. Bu üretici Bucak’tan, Alkaya köyünden
Ahmet Ali Fidan. Dört dörtlük bir insan; çalışkan, dürüst
namuslu. 13 bin tavuğu var. Diyor ki: “Yumurtanın kolisini 4 liradan mal
ediyorum, şu anda 3 liradan satıyorum.” Değerli arkadaşlarım, maaşımızdan 100
lira eksik olsa itiraz ederiz. Bu çiftçi ki kolisi 4 liraya ürettiği 30
yumurtayı 3 liradan satıyor. 10 kuruş yumurtanın tanesi. Duble yumurta. Hile
yok, haram yok, helal gıda. Helal gıdadan bahsediyoruz ya, helal gıda. Yumurta,
doğal gıda; 3 kuruşa satıyor. Her kolide 1 lira zarar ediyor. Bu arkadaşımızın
3 trilyonluk mal varlığı var. Bucak’ta evi var üç katlı, köyde. Bucak’ta arsası
var, bunları Ziraat Bankası ipotek ediyor 3 trilyonluk. Diyorlar: “Efendim, üç
katlı ev sizin köyünüzde 20 bin lira.” “E, ben bunu şu kadara mal ettim.”
diyor. “Yok” diyor. İpotek yetersizliğinden bu arkadaşımıza kredi vermiyorlar.
Kredi verilmiyor, 3 trilyonluk servetini görmezden gelip kredi verilmiyor. Bu
insan ki üretmek istiyor “Tavuklar aç, yem almak istiyorum, zarar çekiyorum şu
anda. Çünkü bizim tavukçuluğumuzda ay var yılı besler, yıl var ayı besler. Biz
bekleriz, o günü bekleriz, o bir gün bize yeter, o gün kazanırız, ama onu biz
yıla yayarız, yokluğu biliriz, yoksulluğu biliriz, ama tavuklarımızı,
piliçlerimizi diri tutmaya çalışırız, üretimden ayrılmayız. İki oğlumla beraber
çalışıyorum.” diyor.
Yine, değerli
arkadaşlarım, “Sayın Ramazan Kerim Özkan Vekilimizin dikkatine: Çeltikçi ilçe Bağsaray kasabasında seracılık yapmaktayız. Salatalık
ürettik. Fiyatı 20 kuruş, en fazla 30 kuruş. 1 ton salatalık 200 TL. Gübre
damlama 25 kilo 75 lira. İlaç, TRIPS ilacı
Çiftçi feryat
ediyor değerli arkadaşlarım. Bunları göz göre göre
yapmıyoruz, şu salatalığın maliyeti 50 kuruş, 20 kuruştan satıyor şu anda.
Leblebi gibi o tohumuna altından fazla para verdi, İsrail firmalarından tohum
aldı. Domateste aynı durum söz konusu, marulda aynı durum söz konusu,
patlıcanda aynı durum söz konusu, fasulyede aynı durum söz konusu, ama bunlar
yetmiyormuş gibi biz taahhüt veriyoruz Avrupa Birliği ülkelerinden mal almaya
devam ediyoruz.
Geliyoruz sığır,
koyun veya keçi yağları 3 bin ton. Yurt dışına taahhüt etmişiz, kaçıranlar
olur. Bunlar Avrupa Birliği ülkelerinden alacağımız değerler. Ham yağlar 18.400
ton. Yine ham yağlar 10.600 ton, homojenize müstahzar
400 ton, diğerleri 80 bin ton.
“Ayçiçeğine
destek verin.” diyoruz Trakya bağırıyor… Trakya bağırıyor. Bu ülke kabak
çekirdeğini yetiştiremiyor mu değerli arkadaşım? Bir kabak yetiştiremiyor
muyuz? Kabak çekirdeğini yurt dışından alıyoruz, bademi yurt dışından alıyoruz,
cevizi yurt dışından alıyoruz. Cilalı ayakkabı gibi, reyonlara girdiğim zaman,
o cevizi gördüğüm zaman tüylerim diken diken oluyor.
Bunlar dövizle alınıyor. Bu dövizi yaratmak için mermercilerimiz,
sanayicilerimiz olağanüstü zamanlar harcıyorlar, çalışmalar yapıyorlar,
Türkiye'nin dağlarında çoban ateşi gibi. Ee, bunun
karşılığında biz alıyoruz dövizimizi, bizim ülkemizde yetiştirilecek olan
bademe, cevize, çileğe, armuda, ayvaya yatırıyoruz. Döviz bu. Döviz kolay
kazanılmıyor. Bunun değerini bilmemiz gerekiyor, buna bir çözüm bulmamız
gerekiyor.
Mantarlar,
diğerleri… Mantarlar ve domalan (sirke veya asetik asitten başka usullerle
hazırlanmış veya konserve edilmiş) 50 ton.
Değerli
arkadaşlarım, Silikon Vadisi gibi, Antalya’nın Korkuteli ilçesinde bir vadi
vardır, mantar. Bu sadece orada değil, Bursa’da da aynı, Bolu’da da aynı, mantar,
kültür mantarı. Şu anda üretim maliyeti 3 lira, 2.200 liradan toptan satışı
var.
Bu insanlar… Bütün girdileri doğal; hayvan gübresi, saman, atık, atık su. Hiçbir
şey istemiyor bizden. Yani bir ham maddesi, sokağa attığımız değerlendirilen
maddeler. O mantarı üretiyoruz ama biz mantarı yurt dışından 50 ton…
ÖZKAN ÖKSÜZ
(Konya) – O zaman maliyet nasıl 3 milyon oluyor hem dışarıdan geliyor…
RAMAZAN KERİM
ÖZKAN (Devamla) – Girdileri, onları da parayla değerlendiriyorlar; onları da
parayla alıyorlar, at gübresi parayla alınıyor.
ÖZKAN ÖKSÜZ
(Konya) – Desteksiz atıyorsun.
RAMAZAN KERİM
ÖZKAN (Devamla) – Desteksizse gider araştırırsınız. Halep
oradaysa arşın burada. Gideriz, beraber araştırırız.
Bezelye 300 ton.
Çilekten olanlar
bin ton.
Kiraz suyu…
Değerli arkadaşım,
kiraz mevsimindeyiz şu anda. Kiraz şu anda 1 lira toptan.
ORHAN KARASAYAR
(Hatay) – Nerede?
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Her yerde, nerede istiyorsanız. Gelin, Antalya’nın…
ÖZKAN ÖKSÜZ
(Konya) – Kafadan atıyorsun.
RAMAZAN KERİM
ÖZKAN (Devamla) – Burdur’da, bakın, 1 lira kiraz, 1 lira! Ankara’da 3 lira.
Yerine göre, dal dal… Biz toptancı fiyatını
söylüyoruz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
Keşke 10 lira
olsa, keşke 10 lira olsa.
Kiraz suyu bin
ton.
Net
Yine, köpüklü
şaraplar
Sirkeler ve
asetik asitten elde edilen, sirke yerine geçen maddeler 2.500 ton.
Kedi veya köpek maması. İşte. Ne kadar?
1.400 ton, diğerleri 6.700 ton.
Değerli
arkadaşlarım, bunları sizlerin değerlendirmeniz gerekiyor. Bunlar dövizle
alınacak müstahzarlar. Biz Türk çiftçisine sahip çıkalım diyoruz. Bunlar bizde
var, olmayan şey yok içinde. Sirke var bizde, duttan sirke yapılıyor, elmadan
sirke yapılıyor, üzümden sirke yapılıyor bu memlekette.
ÖZKAN ÖKSÜZ
(Konya) – Bunlar Avrupa Birliğiyle karşılıklı, onları niye söylemiyorsun?
RAMAZAN KERİM
ÖZKAN (Devamla) – Karşılıklı, karşılıklıysa bunun karşılığında ne veriyorsunuz?
ÖZKAN ÖKSÜZ
(Konya) – Aynı şekilde onlar da bizden alıyorlar.
BAŞKAN – Arkadaşlar,
lütfen… Karşılıklı konuşmayalım sayın milletvekilleri.
RAMAZAN KERİM
ÖZKAN (Devamla) – Karşılığında ne satıyorsunuz? Ne satıyorsunuz tarım ve
hayvancılık ülkesi olarak karşılığında?
Karşılığında ne
satıyoruz? Araba mı satıyorsunuz, traktör mü satıyorsunuz, ne satıyorsunuz
bunun karşılığında? Bunları değerlendirmeniz gerekiyor değerli arkadaşlarım.
BAYRAM ÖZÇELİK
(Burdur) – Tarım ürünlerinde ihracat ne kadar?
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Ramazan Bey, bu çiftçiye bu kadar dertleniyorsun, bu Bayram Özçelik’in hiç derdi yok galiba çiftçiyle? (AK PARTİ
sıralarından gürültüler)
BAŞKAN –
Arkadaşlar, lütfen…
RAMAZAN KERİM
ÖZKAN (Devamla) – Dert olmaz mı, dert çok. Bakın, Bakanlık olarak sağlıklı gıda
üretmek zorundayız. Bu sene… Biraz önce yine misafirlerim vardı. (CHP ve AK
PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Sayın Hatibi dinleyelim.
RAMAZAN KERİM
ÖZKAN (Devamla) – Memleketimizde güvenli gıda yetiştirmek zorundayız. Bunu
yetiştirmek için fareyle mücadele şart. Fareyle mücadeleyi yapamadık; farenin
hakkından gelemediniz, farenin, farenin. O küçücük fare âdeta ortakçı oldu,
çiftçinin ortakçısı oldu. Zaten çiftçinin ortakçısı çoktu; karınca ortakçı,
fare ortakçı, tilki ortakçı, yetmiyor elektrik ortakçı, mazot ortakçı,
yetmiyor…
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Hükûmet, Hükûmet…
ALİ KOYUNCU
(Bursa) – Çakal da…
RAMAZAN KERİM
ÖZKAN (Devamla) – O çakalları sen söyledin, çakal da ortakçı. E, bunlar, bu
ortakçılar çoğaldı, çiftçinin sırtında. O kadar yük bu çiftçiye zulüm değil
midir değerli arkadaşlarım? Buna rağmen yılmadı, o çiftçi direndi, hastalığını
unuttu, düğününü unuttu, mevlidini unuttu, hac farizasını bir yıl, iki yıl
erteledi ama o üretime her yönüyle sahip çıktı, üretti. Ama siz Hükûmet olarak, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak bu
çiftçiye sahip çıkamadınız, burada sınıfta kaldınız. Bunu kabul edin değerli
arkadaşlarım. Sınıfta kaldığınızın göstergesi.
Tarım
Bakanlığının bir kanunu görüşülüyor, Tarım Bakanına hepiniz taleplerde
bulunuyorsunuz, 200 inek, 100 inek. Nerede bu arkadaşlarım, niye gelmiyorlar
buraya? İlle yoklama olduğunda mı burada olacaklar? Destek istiyorsunuz, hibe
destek istiyorsunuz. Bakanlık koridorlarında hepinizi görüyoruz. Nerede bu
arkadaşlarımız, niye gelmiyorlar buraya? Niye getiremiyorsunuz? Niye
getirmiyorsunuz arkadaşlarınızı?
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAYRAM ÖZÇELİK
(Burdur) – Kuliste söylediklerin ile buradaki söylediklerin yüzde yüz ayrı, tam
tersi.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Hepsi doğru, hepsi. Bunları anlatıyoruz.
BAŞKAN – Kerim
Bey, buyurun, konuşmanızı tamamlayınız.
RAMAZAN KERİM
ÖZKAN (Devamla) – Yasanın ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyorum ama
yoksulluğun, yolsuzluğun biteceği, üretimin had safhaya ulaşacağı, çiftçinin
yüzünün güleceği mutlu günlerde buluşmak en büyük dileğimdir. Bu dileklerle
tümünüze saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Barış ve
Demokrasi Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici.
Sayın Binici,
buyurun efendim. (BDP sıralarından alkışlar)
BDP GRUBU ADINA
İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli üyeler; 498 sıra sayılı
Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı’nın tümü
üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Gıda güvenliği,
halk sağlığı ve koruyucu sağlık hizmetlerindeki rolü nedeniyle, tüm dünyada
gelişmişlik düzeyinin önemli bir göstergesi olarak görülmekte, Türkiye’nin
Avrupa Birliğine uyum sürecinde önemli bir hedef olarak karşımıza çıkmaktadır.
Gıda güvenliğinin sağlanması yeterli hukuki ve teknik alt yapıya, bu alanda
çalışmakta olan personel sayısı ve niteliğinin iyileştirilmesine, bununla
birlikte süreci iyi yönetebilecek siyasi ve bürokratik irade ve anlayışa
gereksinim vardır. Bunun gerçekleştirilmesinde nesnel, bilimsel ve ülke
gerçekleriyle uyumlu, halkımızın ve ülkemizin çıkarlarını koruyan bir mevzuat
temel gerekliliktir.
Yeni yasa
taslağı, ülkemizin kanun yapma tekniğine aykırı olarak birden fazla birbiriyle
ilintili ama bağımsız çalışma alanını aynı metin içine zoraki olarak sokma
girişiminin ruhsuzluğunu da taşımaktadır. Taslak hem içeriği hem hukuk tekniği
hem de Avrupa Birliği mevzuatına uyumu anlamında birçok yetersizlik
içermektedir. Gıda güvenliğini sağlamaya yönelik çözüm üretmek yerine, gıda
alanı, hayvansal ürünlere indirgenmekte ve taslağın tek bir mesleğin öne
çıkarılması kaygısıyla hazırlandığı izlenimini de vermektedir. Gıda güvenliği
kavramı, bilimsel içeriğinin ötesinde, bir meslek grubunun bütün gıda alanına
hâkim olma anlayışına kurban edilmek istenmektedir. Gıda alanındaki
düzenlemeler veteriner hizmetlerinin altında kaybolmuştur. Oysa veteriner
hizmetleri, gıda güvenliği temin eden unsurların sadece bir alt grubunu temsil
etmektedir. Sürecin tek bir meslek üzerinde tanımlanması, gıda güvenliğinin
sağlanması amacını daha da güçleştirecektir. Halkımız yeni tehditlerle karşı
karşıya kalacaktır.
Taslağın bu
şekliyle yasalaşması durumunda, gıda güvenliği işlevinin azalmasına bağlı
olarak halk sağlığını olumsuz yönde etkileyecek sorunlar da oluşacaktır. Halk
sağlığı ve koruyucu sağlık hizmetlerinin tam anlamıyla uygulanması, insan
tüketimine sunulan her türlü gıda maddesinin Gıda Yasası kapsamında yer
almasıyla mümkündür.
Taslağın tanımlar
kısmında resmî veteriner hekim yetkilendirilmiş, veteriner hekim gibi bir
mesleği işaret eden tanımların yapılması, denetim, resmî kontrol ve başka tüm
görevlerin veteriner hekimler üzerinde gerçekleştirilmesi anlamına gelmektedir.
Bu durum gıda güvenliği sürecinde görev alan diğer mesleklerin yok sayıldığının
ve Bakanlığın konuya nesnel yaklaşmadığının göstergesidir.
Resmî veteriner
hekim tanımıyla kamuda yetkilendirilmiş, veteriner hekim tanımıyla ise özel
sektörde veteriner hekimlere alan genişletme ve istihdam yaratma çabalarının
yasa aracılığıyla zorlandığı açıkça görülmektedir.
Hayvan sağlığı,
hayvan refahı ve zootekni, veteriner sağlık ürünleri, veteriner tıbbi ürünleri
gibi bölümlerinde sadece veteriner hekimine işaret eden vurgulamalar varken,
hem yukarıdaki çalışma alanlarında hem de bitki sağlığı gıda ve yem
bölümlerinde eş değer yetkiye sahip mühendislerin yer almaması, özellikle gıda
bölümünde mühendislerin adının bile geçmemesi de düşündürücüdür.
Taslak, veteriner
hekim ile yardımcı sağlık personeli arasında doğan bir görev ayrımı tanımlaması
yaparken aynı yaklaşımı mühendis ve yardımcı personel için göstermeyerek
mühendislik meslek disiplinlerini görmezden gelme anlayışını sürdürmektedir.
Veteriner sağlık ürünlerinin toptan satışının eczacı ve veteriner hekim
sorumluluğunda yapılabileceği ifade edilirken bitki koruma ürünlerinin
neredeyse herkes tarafından satılmasına izin verilerek bu alanda da mühendislik
meslek disiplinleri gözden kaçırılmaktadır. Taslak, veteriner tıbbi ürünler
için reçete yazma ve bunu uyguluma yetkisini yalnızca veteriner hekimlere
tanırken bitki koruma ürünlerinde reçete yazma yetkisi kamuda çalışan tekniker,
teknisyenlere de verilmekte, zirai mücadele ilaç bayilerine reçete yazma
yetkisi tanımamaktadır.
Taslak, hayvansal
üretimle ilgili olarak genelde konuya ilişkin eğitim almış mühendislerin,
özelde ise zootekni bölümü mezunu mühendislerin özlük haklarını görmezden
gelerek bu alanda geçerli mevzuatı tanımayı âdeta reddetmektedir. Avrupa
Birliği ülkelerinde üretim koşullarıyla şekillenmiş yaygın üretim anlayışı
gereği hayvansal ürünler yüzde 70 oranında tüketilmektedir. Oysa ülkemizin
üretim yapısı ve tüketim anlayışı bunun tam tersi bir seyir izlemektedir. AB
uyum sürecinde aday olan ülkelerin kendi tüketim profilinin
ve geleneksel ürünlerin korunması çeşitli belgelerle ya da raporlarla yer
almaktadır. Ayrıca, AB’nin yayımladığı mevzuat hükümlerine göre tüm gıda
maddelerinin üretim ve dış ticaretinde “resmî kontrolör” adı altında
mühendisler imza yetkisine sahiptir. Dolayısıyla AB ülkelerinde denetim ve kontrol
hizmetlerinin tek bir meslek tarafından yürütüldüğü doğru değildir.
Yasa taslağının
“Sorumluluklar” bölümünde “Piyasaya arz edilecek gıda ve yemlerden hangilerinin
onay alacağı, onaya tabi gıda ve yem işletmeleri, işin nevine göre, konu ile
ilgili lisans eğitimi almış en az bir personel çalıştırmak zorundadır.”
hükümleri de yer almaktadır.
Veteriner
ürünleriyle ilgili bölümde veteriner hekimlerin görevi net biçimde
tanımlanırken gıda ve yem üretim yerlerinin hangisinin onaya tabi tutulacağına
ilişkin yetki Bakanlığa bırakılmaktadır. Söz konusu taslakta sorumlu
yöneticilik uygulamasının tamamen kaldırıldığı da görülmektedir. Taslakta
Bakanlığın kontrolör ve mücadele hizmetleriyle ilgili uygun göreceği görevler
için kurum ve kuruluşların görevlendirileceği hükmüne de yer verilmektedir.
Sayın Başkan,
değerli üyeler; resmî kontrol sosyal devlet anlayışı içinde merkezî hükûmetin yapması gereken görevlerden biridir ve devlet
olmanın gereğidir.
Bu bağlamda,
denetim ve kontrol sistemlerinin etkin ve yaygın şekilde devlet eliyle yerine
getirilmesi gerekmektedir. Yapılacak denetim ve kontrol görevlerinin
ücretlendirilmesi, birilerinin çıkar sağlama eğiliminin dışa vurumudur. Sorumlu
yöneticilik uygulamasının sektöre yük olduğunu ve kaldırılması gerektiğini savunan
anlayışın hizmetlerin özelleştirilmesi durumunda işletmelerin çok daha büyük
bir mali yükle karşı karşıya kalacağını görmezlikten gelmesi anlamlıdır. Risk
analizi kapsamında yer alan risk değerlendirmesi, risk yönetimi ve risk
iletişimi gibi görev ve işlevler birbirinden ayrı kurumlar tarafından
gerçekleştirilmesi gerekirken taslağa göre bu görevlerin tümünü Bakanlık
üstlenmektedir. Bu taslak hazırlanırken konuyla ilgili odaların görüşleri
alınmamıştır fakat AKP Hükûmeti her alanda yaptığı
gibi sadece ilgili odaların fikirlerini alarak bu önerilerin hiçbirini de
dikkate almamıştır. Bu, tümüyle antidemokratik yaklaşım sonuçlarını bir kez
daha vahim yanlışlar içeren bir taslak ile kendisini göstermiştir.
Bu taslak,
veteriner hekim odaklı bir çalışma düzeni kurarken ziraat mühendislerinden söz
bile edilmemektedir. Bu kanun kapsamında verilen görevleri Bakanlık adına
yapmak için resmî veteriner hekim vardır da neden aynı görevi yapmak üzere
tanımlanan resmî ziraat mühendisi yoktur? Bazı resmî görevleri yürütmek üzere
Bakanlık tarafından yetki verilen Bakanlıkta görevli veteriner hekimler
dışındaki yetkilendirilmiş veteriner hekim vardır da neden aynı görevleri
yapmak üzere yetkilendirilmiş ziraat mühendisi yoktur. Bu soruların bilim ve
meslek etiğine uygun yanıtlarını bulmak da olanaksızdır. Buna karşılık aynı
Bakanlıkta en üst düzeyde yürütülen veteriner hekim lobisinin yarattığı meslek
taassubu gıda sektörünün disiplinler arası bir çalışma alanı olduğu görmezden
gelinebilmekte, Bakanlıkta görevli yetkili ziraat mühendisi bürokratlar ise bu
duruma sadece seyirci kalmaktadırlar.
Taslak, veteriner
hekim ile yardımcı sağlık personeli arasında doğal bir görev ayrımı tanımlaması
yaparken aynı yaklaşımı ziraat mühendisi ve yardımcı personel arasında
göstermeyerek ziraat mühendisliği mesleğine ilişkin süregelen tutum da
sürdürülmektedir.
Sayın Başkan,
değerli üyeler; bu anlayış Bakanlığın hem savcı hem yargıç olma isteğini açığa
çıkarmakta, Avrupa Birliği uygulamalarına ters düşmektedir. Avrupa Birliğinde
risk değerlendirmesi bağımsız kurumlarca yapılmakta, risk yönetimi sorumlu kamu
kurumları tarafından gerçekleştirilmektedir.
Taslağa göre,
veteriner sağlık hizmetleri, biyolojik ürünler ile bitki sağlık ürünlerinin
üretimi, ihracatı, ithalatı ve piyasaya arzı konularında onay gerekirken, gıda
ve yemde hangi ürünlerin onaya tabi olacağının Bakanlıkça belirleneceği hüküm
altına alınmıştır. Veteriner biyolojik ürünlerin tamamının onayının bir
veteriner hekime ya da veteriner hekim çalıştırana verileceği, veteriner sağlık
ürünlerinde ise kimya mühendisi, kimyager, eczacı ya da veteriner hekime
sorumluluk verileceği kesin hükme bağlanmışken, insan yaşamının sürdürülmesinin
temel öğesi olan gıda maddelerinin üretildiği iş yerlerinde hangisine onay
verileceği belli değildir. Sadece “Onaya tabi işletmelerde işin nevine göre
konuyla ilgili en az lisans eğitimi almış personel çalıştırmak zorundadır”
hükmü, ciddiyetsiz ve sorumsuz bir anlayışı yansıtmaktadır.
Taslak, tarım
sektörü ve ziraat mühendisliği, su ürünleri mühendisliği mesleğiyle ilgili
düzenlemeler getiren birçok yasayı yürürlükten kaldırarak, içeriğindeki yanlış
hükümlere toplumu ve mesleğimizi mahkûm etmektedir.
Taslak, üretim
yapımız, ekolojik faktörlerimiz, mikroklima
özelliklerimiz ve genetik zenginliğimiz dikkate alınmadan, ülkemiz
gerçeklerinden uzak bir şekilde hazırlanmıştır. Taslağın, ilgili tarafların
katılımı ve işin uzmanlarıyla birlikte yeniden ele alınarak düzenlenmesi büyük
bir önem taşımaktadır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı,
ziraat mühendisi ve ziraat teknisyeni, teknikerler arasında bir fark görmeyen
tavrını bu taslakta da sürdürmektedir. Nitekim Bakanlık, tüm ziraat teknikeri
ve teknisyenlerine, zirai mücadele bayisi açma hak ve yetkisiyle kamuda çalışan
ziraat teknikeri ve teknisyenlerine bitki koruma ürünlerinin reçete yazma
yetkisini ziraat mühendisleriyle eş bir düzeyde vermiştir. Taslak, veteriner
sağlık ürünlerinin toptan satışının eczacı ve veteriner hekim sorumluluğunda
yapılabileceğini ifade ederken, bitki koruma ürünlerinin neredeyse herkes
tarafından satılmasına izin vererek bu alanda da ziraat mühendisliği mesleğine
ilişkin saygısız tutum teyit etmektedir. İlgili yönetmeliklere dayalı olarak
da, uygulamada, aynı Bakanlıkta, bitki koruma ürünlerinin okuryazarlar, ilkokul
mezunları, ortaokul mezunları, lise mezunları, tekniker ve teknisyenler
tarafından satılmasında bir sakınca görmemektedir; oysa bu alandaki ziraat
mühendislerinin görev ve yetkileri yasa ve tüzükten ileri gelmektedir.
7472 sayılı
Ziraat Yüksek Mühendisliği Hakkında Kanun’un 2’nci maddesi, zirai mücadele
alanında ziraat mühendislerini yetkili kılmıştır. Ziraat Mühendislerinin Görev
ve Yetkilerine İlişkin Tüzük’ün “Zirai Mücadele, Zirai Karantina ve Tarım
İlaçları” başlıklı 5’inci maddesi, her türlü hastalık ve zararlılar konusunda
teşhis, ilaç ve metot önerisi, mücadele, planlama, ithal, ihraç, depolama,
pazarlama, dağıtma, karantina alanlarında ziraat mühendislerinin münhasır görev
ve yetkilerini açıklamaktadır. Veteriner ilaçlarında veteriner hekimleri
yetkili sayan Bakanlığın, bitki koruma ürünlerinde ziraat mühendislerinin yasa
ve tüzükten ileri gelen yetkilerini yok saymaya çalışması izah edilebilir bir
nitelik taşımamaktadır.
Sayın Başkan,
değerli üyeler; bu çifte standart dahi, Türkiye’de gıda güvenliğini korumakla
görevli Bakanlığın bu alanı doğru bir şekilde düzenleme gereğinde ne denli geri
düşmüş olduğunu açıklamaya yeterli bir göstergedir.
Taslak, veteriner
tıbbi ürünleri için reçete yazma ve bunu uygulama yetkisini yalnızca veteriner
hekimlere tanırken, bitki koruma ürünlerinde reçete yazma yetkisini kamuda
çalışan teknikerlere, teknisyenlere de tanımakta, zirai mücadele ilaç
bayilerine reçete yazma yetkisi tanımamaktadır. Görüldüğü gibi, veteriner tıbbi
ürünlerinde tavsiyede bulunmak, reçete yazmak, uyguluma yapmak yetkilerinin
tamamı yalnızca veteriner hekimlere verilmektedir. Buna karşılık, taslakta,
bitki koruma ürünlerinin uygulamasında ziraat mühendislerinin yetkisinden söz
edilmemektedir, bunun yerine “Bakanlıkça, bitki koruma ürünleri için reçete
düzenleme yetkisi verilenler.” deyimi kullanılmaktadır. Taslak, hayvansal
üretimle ilgili konularda genelde ziraat mühendislerinin, özelde ise zootekni
bölümü mezunu ziraat mühendislerinin özlük haklarını görmezden gelerek bu alanda
geçerli mevzuatı tanımayı âdeta reddetmektedir.
Taslağın “Canlı
hayvanlar ve hayvansal ürünlerin sevkleri ile hayvan satış yerleri ve satışa
ilişkin sağlık koşulları” başlıklı 8’inci maddesi, ticari veya değil tüm
hayvansal ürünler, sperma, ovum ve embriyo gibi üreme
ürünlerinin sevkine ilişkin hususların Bakanlıkça belirleneceği hükmünü
taşımaktadır. Kendisi bir idare olan Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı geçerli mevzuata uymakla yükümlüdür. Mevzuatı baypas etmeye yönelik
olarak her türlü yetkiyi Bakanlığın tasarrufuna bırakan bu düzenleme, gelecekte
yapılacak yanlış işler için âdeta şimdiden zemin hazırlamaktadır. Bakanlık da
yürürlükte olan yasa ve tüzük hükümlerine uyarlı işlem tesis etmek ve düzenleme
yapmak yerine her alanda olduğu gibi bu alanda da her şeyi belirlemeyi kendi
yetki alanında görerek bilim ve hukuk yerine keyfîliği egemen kılmaya
çalışmaktadır. AKP Hükûmeti, bu keyfîlikle yetinmeyip
bu taslakta, gıda işletmelerinde sorumlu yöneticilik müessesesini kaldırarak
toplam 6.300 ziraat mühendisi, su ürünleri mühendisi ve balıkçılık teknolojisi
mühendisinin işini kaybetmesine neden olacak bir düzenlemeye imza atma cüretini
gösterebilmektedir. Bunun yanında, halk sağlığını da riske etmekten
çekinmemektir.
Taslak, tarım
sektörü ve ziraat mühendisliği, su ürünleri mühendisliği, balıkçılık
teknolojisi mühendisliği mesleğiyle ilgili düzenlemeler getiren birçok yasayı
yürürlükten kaldıracaktır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun,
konuşmanızı tamamlayınız Sayın Binici.
İBRAHİM BİNİCİ
(Devamla) – Taslağın içeriğindeki yanlış hükümler, toplumu ve ziraat, su
ürünleri ve balıkçılık teknolojisi mühendisliğini mahkûm etmektedir. Bu kanun,
birçok hükmü itibarıyla, yürürlükten kaldıracağı yasal düzenlemelerden daha
geri hükümler taşımaktadır.
Tüm bu
değerlendirmelerle, taslağın, gerçekten katılımcı ve demokratik ortamlarda,
işin uzmanlarıyla birlikte yeniden ele alınarak düzenlenmesinin büyük önem
taşıdığı açıkça ortadadır. Şunu çok açıkça ifade ediyorum: Ziraat Mühendisleri
Odasına üye 44 bin ziraat, su ürünleri, balıkçılık teknolojisi ve tütün
teknolojisi mühendisinin özlük haklarını görmezden gelen ve gasbeden
kanunun, bu içeriğiyle kabul edilmesi düşünülmemelidir.
Böyle bir yasal
düzenlemenin olumlu tarım hizmetleri geliştirmeyeceğini düşünüyor, Genel Kurulu
saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
AK PARTİ Grubu
adına Hatay Milletvekili Orhan Karasayar.
Sayın Karasayar, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
AK PARTİ GRUBU
ADINA ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 498 sıra
sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı ile
ilgili olarak Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, öncelikle amacım, bu tasarı hakkında sizleri geniş bir şekilde
bilgilendirmek. Fakat burada muhalefet milletvekili arkadaşlarımın tarımla
ilgili konuşmalarını izleyince bu konuyla ilgili de bazı hatırlatmalarda
bulunmak isterim.
Değerli
arkadaşlarımız buraya çıktığı zaman çiftçimiz hakkında öyle olumsuz, bizleri
öyle karamsarlığa götürecek açıklamalarda bulunuyorlar ki ben de şahsen bir
anda kendi kendime şunu düşünüyorum: Acaba diyorum, Türk çiftçisi mazotu
karneyle almaya mı başladı? Gübre, ilaç karaborsası mı var?
MUSTAFA ENÖZ
(Manisa) – Aynen öyle.
GÜROL ERGİN
(Muğla) – Onu da yaparsınız, onu da. Eğer kalırsanız onu da yaparsınız.
ORHAN KARASAYAR
(Devamla) – Çiftçimiz tarlaya inemiyor mu? Tarlalarımız ekilemiyor mu? Bölgeye
bazen kara yoluyla gidiyorum, Hatay’dayım, Suriye sınırına kadar gidiyoruz.
Ankara’dan çıktığım zaman İç Anadolu’daki arazilere bakıyorum ekilmeyen bir
karış alan yok, Çukurova’yı geçiyorum ekilmeyen bir karış alan yok, Dörtyol
Amik Ovası’na gidiyorum ekilmeyen bir karış alan yok. Bakıyorsunuz Türk
çiftçisinin her yıl traktör alım gücü artmış. Traktörler de artık klimalı hâle
gelmiş. Türk tarım ürünlerinde ihracat artmış. Türk tarım ürünleri, Türk
çiftçisi damlama sulamasız alan bırakmamış. Türk çiftçisinde, Türkiye’de
üretilen tarım ürünlerinde kalite artmış, ihracat artmış…
MUSTAFA ENÖZ
(Manisa) – Niye o zaman hepsi borçlu çiftçinin?
ORHAN KARASAYAR
(Devamla) – …ve biz sürekli köylerimizde vatandaşlarımızla beraberiz. AK PARTİ
Grubunun, AK PARTİ’nin çiftçilerimize, tarıma yapmış
olduğu hizmetleri anlatmaya kalksam herhâlde burada yirmi dört saat sizlere
bunlardan bahsetmem lazım. Fakat, değerli
arkadaşlarımız tabii ki Türk çiftçisinin, tarımımızın daha ileriye gitmesini
istiyor olabilirler, biz de istiyoruz fakat gelinen noktayı da, 2002 ile şu
anki durumu karşılaştırdığınız zaman da çiftçilerimiz, aralarına gittiğimiz
zaman, her zaman Başbakanımıza, bizlere dua ediyorlar, teşekkür ediyorlar
değerli arkadaşlar.
GÜROL ERGİN
(Muğla) – Ooh! Sen dua ile bedduayı karıştırdın hemşehrim. Dua ile bedduayı karıştırıyorsun.
ORHAN KARASAYAR
(Devamla) – Bunları da tabii sizler de seçim sonuçlarında görüyorsunuz.
Değerli
arkadaşlar, mesleğim, ziraat mühendisiyim, zirai ilaç bayiliği ve tarım
makineleri bayiliği ile uğraştığım için sizlere basit bir örnek vermek
istiyorum. Değerli arkadaşlar, 2001 yılında biz, bizlere gelen firma
elemanlarından nakit para vererek ürün alamazdık, zirai ilaç alamazdık. Neden?
Firma elemanı bize şunu söylerdi: “Arkadaş, bak sen burada bugün bana bu
listeyi yapıyorsun, ben bu listeye fiyat veremiyorum. Akşam büroma gittiğim
zaman fiyatlar değişiyor.” Yani yıllık fiyatlar en az yüzde 100 değişirdi,
tohum fiyatları yüzde 100 değişirdi. Rafınızdaki bir tohum, bir ilaç o yıl
satılmayıp bir yıl sonraki sezona kaldığında, fiyatına yüzde 100 eklediğiniz
zaman yanılmıyordunuz. Fakat şu anda, değerli arkadaşlar, tarım ilaçlarının
birçoğunun fiyatları 2001’dekinden daha uygun, 2001’deki fiyatların altında.
Bunları tek tek de sizlere örnek verebilirim.
Değerli
arkadaşlar, tabii, bu konular anlatmakla bitmez. Tabii, Türk çiftçimiz, Türk
tarımımız AK PARTİ’mizin, Hükûmetimizin
çiftçilerimize yapmış olduğu hizmetleri en iyi şekilde görüyor. Bizden tabii
beklentileri var, biz de o beklentileri, çiftçilerimizin beklentilerini yerine
getirmek için hep beraber elimizden gelen gayreti göstereceğiz. İnanıyorum ki
bu tasarıyla da çiftçilerimizin ihtiyaçlarını, gıda tüketimi konusunda, gıda
üretimi konusunda, ihracat konusunda, kalite konusunda olan bazı eksiklikleri
de giderip çiftçimizin üretiminin değerini hep beraber daha da artıracağız
değerli arkadaşlar.
Değerli
arkadaşlar, görüşmekte olduğumuz Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve
Yem Kanunu Tasarısı, adından da anlaşılabileceği gibi geniş bir tarımsal alanı kapsamaktadır.
Son yıllarda önemi tüm dünyada giderek daha da artan, ülke ekonomisi içerisinde
önemli bir yere sahip olan, üretici ve tüketici cephesinden bakıldığında
toplumun hemen tamamını ilgilendiren tarım konusunu AK PARTİ olarak
toplumumuzun geleceği ve gıda güvencesi bakımından stratejik olarak
değerlendiriyor ve tarıma stratejik baktığımızı konuşmamın başında belirtmek
istiyorum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bu kanun tasarısı çok uzun süredir üzerinde yoğun
tartışmaların yapıldığı bir tasarıdır. Bunun nedeni tasarının öneminden
kaynaklanmaktadır. Tasarı, hayvan sağlığı, hayvan refahı ve zootekni, bitki
sağlığı, gıda ve yem güvenliğiyle ilgili konulara ilişkin düzenlemeler getiren
çok geniş bir uygulama alanını kapsamaktadır. Aynı zamanda halk sağlığıyla
doğrudan ilişkisi nedeniyle toplumun tamamını ilgilendirmektedir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; sözlerimin burasında, görüşmekte olduğumuz tasarının
amaçları ve gerekçeleri hakkında bilgi vermek amacıyla tasarının gerekçesinde
belirtilen bazı hususları burada zikretmek istiyorum. Çünkü zikredeceğim bu
hususların, tasarının amacını ve gerekçelerini daha iyi anlamamızı
sağlayacağını düşünüyorum.
Güvenilir gıda
üretimi için, gıdaların birincil üretim aşaması dâhil yem üretimi ve hayvanların
yetiştirilmesi, üretim ve dağıtımın tüm aşamaları birlikte
değerlendirilmelidir. Bu kanun ile çiftlikten sofraya gıda güvenilirliğinin
sağlanması amaçlanmaktadır.
Ülke ekonomisi
açısından büyük önem taşıyan hayvan ve bitki varlığımızın hastalık ve zararlılara
karşı korunması, mücadele yöntemleri, hayvanlardan insanlara geçen
hastalıkların önlenmesi, alınacak tedbirlerin ve uygulamaların belirlenmesi
amaçlanmıştır.
Hayvanların
sağlıklı olması ve bu hayvanlardan elde edilecek hayvansal ürünlerin sağlıklı
ve güvenilir olması, hayvanlara yedirilen yemlerin sağlıklı ve güvenilir
olmasıyla mümkündür. Bazı hastalık etkenlerinin yemlerden hayvanlara ve
hayvanlardan elde edilen ürünlerle de insanlara bulaşma riski vardır.
Hayvanlara yedirilen yemlerin sağlıklı ve güvenilirliğini sağlamak için
düzenlemeler getirilmektedir.
Hayvanların
sağlıklarının korunması, daha fazla verimin elde edilmesi ve hayvan
hastalıklarıyla mücadelede kullanılan en önemli unsurlardan biri de veteriner
sağlık ürünleridir Bu ürünlerin üretimi, piyasaya arzı ve kullanımı özel bir
önem arz ettiğinden, bunlara ilişkin düzenlemeler bu kanun kapsamında ele
alınmıştır.
Bitki ve bitkisel ürünlerin korunması ve güvenli şekilde
üretilmesi sağlık açısından önem arz etmektedir Bu nedenle, zararlı organizma
taşıma riski olan bitki ve bitkisel ürünler ve diğer maddelerle zararlı
organizmaların ülkeye girişinin ve ülke içinde yayılmasının önlenmesi amacıyla
yapılan mücadele faaliyetleri ve bu faaliyetlerde kullanılan bitki koruma
ürünlerinin üretimi, pazarlanması ve kullanımı ile ilgili düzenlemelere bu
kanun kapsamında yer verilmiştir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; günümüzde çevrenin korunması ve hayvan refahı konuları
ulusların gündeminde yer bulmakta, bunlara ilişkin yeni düzenlemeler getirilmektedir.
Bu nedenle bu kanun taslağında bu unsurlara yer verilmiştir, tasarı kapsamında
yürütülecek tüm faaliyetlerin çevrenin korunması dikkate alınarak yürütüleceği
belirtilmektedir. Bu, ülkemiz geleceği bakımından oldukça önemlidir çünkü
yürüteceğimiz tarımsal faaliyetlerimizi çevreye zarar vermeden veya en az
zararlı ekolojik olarak yapma zorunluluğumuz vardır.
Tasarı
kapsamındaki konularla ilgili mevcut yasal düzenlemelerin gelişen günün
koşullarına yeterince cevap vermemesi, yeni ihtiyaçların ortaya çıkması ve
dağınık bir yapı arz etmesi, mevcut yasaların yeniden ele alınarak böyle bir
yasal düzenleme yapılması ihtiyacını doğurmuştur.
Bu kanunun
hazırlanma gerekçelerinden birisi de AB üyeliğini hedef alan ülkemizin
veteriner hizmetleri, bitki sağlığı hizmetleri, veteriner sağlık ürünleri,
bitki koruma ürünleri, gıda ve yem konularında ulusal mevzuatını AB mevzuatı
ile uyumlaştırmaktır.
Tarımsal ürün
ticaretinde gıdanın uluslararası kabul gören standartlara uygun üretimi büyük
önem taşımaktadır. Getirilen düzenlemelerle bu standartlarda üretimin
gerçekleştirilmesi ve ülke ekonomimizin geliştirilmesi hedeflenmektedir.
Gıda
güvenilirliğinde çok önemli olan izlenebilirliğin sağlanmasında birincil üretim
dâhil çiftlikten sofraya gıda zincirinin tüm aşamaları birbiri ile
bağlantılıdır. Bu nedenle, bu hususlardaki yetki ve sorumluluğun tek bir
otoritede toplanması bunu sağlayacaktır. Bu tasarı ile bu sağlanmaktadır.
Hayvan
hastalıkları ile bitki ve bitkisel ürünlerdeki zararlı organizmalarla
mücadelede resmî kontrol ve denetimlerin etkin olarak yapılabilmesinde ilgili
kamu kurum ve kuruluşlarının da Bakanlığa yardımcı olmalarını sağlamak amacıyla
iş birliği yapmaları öngörülmektedir. Bu durum, bu alanda yürütülecek
hizmetlerin daha etkin ve verimli yürütülmesine katkı yapacaktır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; yukarıda da ifade ettiğim gibi, özetleyecek olursak,
tasarı ile veteriner hizmetleri, bitki sağlığı, gıda ve yem güvenilirliği
konularında birçok yenilik getirilmekte, ülkemiz mevzuatı bu alandaki AB
mevzuatı ile uyumlaştırılmakta, bu konularda ilgili AB standartlarına
ulaşılması hedeflenmektedir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; tasarının getirdiği başlıca yeniliklerden bahsedecek
olursak, hayvan sağlığı ile ilgili olarak, hayvancılık işletmeleri ve
hayvanların yeni doğan ve kesilenler dâhil kayıt altına alınması, kayıtlarının
tutulması, böylelikle ülke envanteri çıkarılmış
olacaktır.
Hayvan
varlığımızı sürdürülebilir bir şekilde korumak amacıyla, önce bir yaklaşım
benimsenerek daha hastalık görülmeden önce hastalıklarla ilgili ulusal ve yerel
acil eylem planları Bakanlığımız tarafından hazırlanacaktır. Bu planlarda
herhangi bir hastalık görülmesi durumunda kişilerin hangi görevleri yürüteceği
ve yüklenecekleri sorumlulukları ayrıntılı olarak yer alacaktır.
Hayvan sağlığının
korunması ve hayvan hastalıklarının yayılmasında büyük rol oynayan hayvan
hareketleri kayıt altına alınmakta ve izleme getirilmektedir.
Hayvan ticareti
yapanlar, nakliyeciler ve hayvan nakilleri sırasında hayvan refahıyla ilgili
yeni düzenlemeler getirilmektedir. Getirilen bu yeni düzenlemeler ile hayvan
hareketlerinde izlenebilirlik ve denetim artırılırken hayvan nakilleri ili
ilgili yaşanan sıkıntılara çözüm getirilmektedir.
Tasarı ile hayvan
hastalıklarıyla daha etkin mücadele yapılabilmesi amacıyla, ödenen hayvan
hastalık tazminatlarında üreticinin lehine yeni düzenlemeler getirilmektedir.
Şöyle ki, önceden sadece hastalıklı canlı hayvanlara ödenen tazminat,
mezbahalarda tespit edilen ve hastalık nedeniyle imha edilen hayvanlar ile
hastalık nedeniyle imha edilen hayvansal ürünlere ve bu amaçla yapılan
dezenfeksiyon için yapılan masraflar da devlet tarafından tazmin edilecektir.
Tasarıyla ilk olarak başta insan ve hayvan sağlığı olmak üzere ve ayrıca
çevreyi de korumak amacıyla, insanlar tarafından tüketilemeyen hayvansal yan
ürünlerin yani atıkların toplanması, taşınması, depolanması, muamele edilmesi,
imha edilmesiyle ilgili düzenlemeler getirilmekte ve ilgililere sorumluluklar
verilmektedir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; hayvan hastalıklarının önlenmesinde ve mücadelesinde
önemli bir rol oynayan veteriner sağlık ürünleriyle ilgili olarak 1928 tarih ve
1262 sayılı İspençiyari ve Tıbbi Müstahzarlar Kanunu’nda tek bir madde olarak
düzenleme yapılmışken bu tek bir maddelik düzenleme gelinen noktada gelişen
sektörün ihtiyaçlarını ve günün koşullarını karşılamaktan uzaktı. Tasarıyla
veteriner sağlık ürünlerinin üretimi, satışı, uygulanması ve kontrollerine
ilişkin günün koşullarını ve sektörün ihtiyaçlarını karşılayacak ayrıntılı
düzenlemeler getirilmiştir.
Bitki sağlığı
alanında tasarıyla zirai mücadelede kullanılan ilaçların reçeteli satışı ve
kayıt zorunluluğu getirilmektedir. Bu da bitki ve bitkisel ürünlerde ilaç
kalıntılarını önleyecektir. Bu durum, ürünlerimizin kalıntı yönüyle daha
sağlıklı ve güvenilir olmasını sağlayacaktır. Tasarıyla daha üretim safhasında
kalıntı tespit edilmesi hâlinde kalıntının durumuna göre ürün hasadı
geciktirilecek veya sağlık yönünden imhası gerekiyorsa ürün imha edilecektir.
Bazı bitki hastalıkları ve zararlılarına karşı ruhsatlı ilaç bulunmaması
hâlinde ihtiyaca binaen bu hastalıklara karşı etkili olan ilaçların kullanımına
geçici olarak müsaade edilecektir. Burada ruhsatlı ilaç yok diye üreticimiz
çaresiz bırakılmayacaktır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; gıda güvenilirliği alanında ise Hükûmetimiz
gıda güvencesine ve güvenilirliğine büyük önem vermektedir. Tasarı, gıdaların
birincil üretimden başlayarak üretim, işleme, depolama, dağıtım ve satış
aşamalarıyla ilgili düzenlemeler getirmekte, gıda güvenilirliğinin etkin bir
şekilde sağlanmasında önemli bir rolü olan izlenebilirlik zorunlu hâle
getirilmektedir. Örneğin herhangi bir olumsuzluk durumunda geriye ve ileriye
doğru izlenebilirliği sağlaması amacıyla, ürün sahibi, gıdayı nereden aldığını
ve nerelere sattığını belgelemek zorundadır.
Tasarı, insan
tüketimine sunulan tüm gıdaların insan sağlığı bakımından güvenilir olması
hükmünü getirmekte, güvenilir gıdanın sahip olması gereken özellikleri
belirtmekte ve bu özelliklerin sahip olması gereken kriterleri
ve ölçüleri vermektedir.
Tasarı, gıda
güvenilirliğinin sağlanmasında esas sorumluluğu AB’de olduğu gibi işletme
sahibine vermektedir, kamuoyuna da denetim yetki, sorumluluğunu vermektedir.
Gıda
üreticilerinin ürettikleri gıdanın sağlıklı ve güvenilir olması şartıyla, gıda
güvenilirliğinden taviz vermeden bürokratik işlemlerin azaltılarak
faaliyetlerinde kolaylıklar getirilmektedir.
Tasarıyla, 5179
sayılı Kanun gereği küçük-büyük ayrımı yapılmadan bütün gıda üreten iş yerlerinde
çalıştırılması zorunlu olan sorumlu yöneticilik uygulaması yeniden gözden
geçirilerek, gerçekten çalıştırılmasında fayda görülen işletmeler için,
üretimin nevine göre en az lisans düzeyinde eğitim almış personel
çalıştırılması zorunluluğu getirilmektedir.
Mevcut
uygulamada, gerek işletmeler gerekse bu işletmelerde çalışanlar açısından bazı
yönlerden sıkıntılar yaşanmaktaydı. Küçük işletmeler, bir mühendis veya
veteriner istihdam maliyetini karşılamakta zorlanmaktaydılar. İşletmenin
büyüklüğüne göre bir kişi beş iş yerine kadar sorumlu yönetici olarak görev
alabilmektedir. Bu, işveren ve çalışan açısından ve gerekse denetim bakımından
sıkıntılara yol açmaktadır.
Daha önce de
ifade ettiğim gibi, bütün gıda üreten iş yerleri, büyük-küçük ayrımı yapılmadan,
bitkisel ve hayvansal kökenli olmasına bakılmaksızın, gıda güvenilirliği
bakımından fark gözetilmeden mevzuata uygun üretim yapmak, yani başka bir
ifadeyle sağlıklı ve güvenilir gıda üretimleri gerekmektedir, yani tasarıyla
getirilen yükümlülükleri yerine getirmek zorundadır.
Yine, aynı
şekilde, tasarıya göre, büyük-küçük ayırımı yapılmaksızın bütün gıda üreten
işletmeler denetim kapsamında olup, olumsuzluk durumunda yaptırımlara
muhataptırlar. Mevcut uygulamadaki gıda iş yerlerindeki sorumlu yöneticilik
uygulaması yerine tasarıyla getirilen yeni düzenlemeye ilişkin bazı meslek
örgütlerimiz tarafından dile getirilen ve basında da yer alan sorumlu
yöneticilik konusunda birkaç hususa değinmek isterim:
Tasarıda, gıda
üretimi iş yerlerinde olan riskleri önceden önlemek, üretim kayıplarını
azaltmak, üretim aşamasına katkı yapmaları amacıyla 30 beygir gücü üzeri motor
gücü bulunan veya 10 ve üzeri toplam personel çalıştıran iş yerlerinde işin
nevine göre personel çalıştırılmasında fayda görülmüş ve bu amaçla personel
çalıştırma zorunluluğu getirilmiştir.
Her şeyden önce,
bazı taraflarca dile getirildiği gibi, bu tasarı bir istihdam yasası olmayıp
teknik ve sağlık önlemleriyle ilgili düzenlemeler içeren bir yasadır. Bununla
birlikte, getirilen düzenlemeyle mevcut uygulamada sorumlu yönetici olarak
görev yapan yaklaşık 20 bin civarında ziraat mühendisi, gıda mühendisi, kimya
mühendisi, kimyager, biyolog, veteriner gibi değişik mesleklere mensup
personelin istihdamında bir azalma olmayacaktır. Çünkü,
kayıtlara göre tasarıyla getirilen ölçülere uygun personel çalıştırılması
zorunlu olan işletme sayısı 20 binin üzerindedir.
Görüleceği üzere,
yeni düzenlemeyle ilgili istihdam edilen personel sayısında azalma olmayacağı
gibi, bu kişiler sadece bir iş yerinde görev alacaklar, işlerinde hem işveren
hem de kendi meslekleri açısından daha verimli olacaklardır. Bu alanda
getirilen düzenleme, iş yerleri ve burada görev yapacak personel açısından,
ülkemiz koşullarında ekonomik, sosyal ve gıda güvenliği bakımından en makul düzenlemedir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; tasarıyla gıdalarda olası risklerle ilgili olarak
ülkemizde ilk defa bağımsız, tarafsız, şeffaf ve bilimsel esaslara göre risk
değerlendirmesi yapmak üzere siyasi, ticari ve ekonomik kaygılardan uzak risk değerlendirme
birimleri oluşturulmaktadır. Bu birim, gıdalar konusunda gerek kamuya gerekse
halka en doğru bilgiyi verecek ve danışman görevi yapacaktır. Tasarı, birincil
üretim dâhil tüm gıda üretimi, dağıtım, satış yerlerine yönelik genel ve özel…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun
efendim, konuşmanızı tamamlayınız.
ORHAN KARASAYAR
(Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkanım.
Tasarı, birincil
üretim dâhil tüm gıda üretim, dağıtım ve satış yerlerine yönelik genel ve özel hijyen kuralları getirmekte ve bu kurallara uymayanlara
yaptırımlar öngörmektedir.
Bütün bu
düzenlemelerin amacı, birincil üretimden başlayarak son tüketiciye kadar, diğer
bir ifadeyle, tarladan sofraya kadar gıda güvenilirliğini etkin bir şekilde
sağlamak ve halkımıza sağlıklı ve güvenli ürünler sunmaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimi toparlayacak
olursam, bu tasarı, ister bitkisel üretim, ister hayvansal üretim olsun,
birincil üretim aşamasından başlamak üzere ve bunlardan elde edilecek ham maddenin
işlenerek ürünlere dönüştürülmesi, sağlıklı bir şekilde depolanmaları ve
dağıtılmalarını sağlamaya yönelik gerekli olan teknik ve sağlık kurallarını
belirlemek, bu konularda AB standartlarına ulaşmak, tarımsal ürünlerimizin
uluslararası kabul gören standartlara uygun üretimini sağlayarak rekabet
edebilirliğini artırmak ve ülke ekonomisinin, rekabetçi ülke ekonomisinin
gelişmesine katkı yapmak…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ORHAN KARASAYAR
(Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Evet,
alayım son cümlenizi.
Buyurun.
ORHAN KARASAYAR
(Devamla) – …yetiştiricilerimizin alın teri dökerek ürettikleri ürünlerin hak
ettiği değeri bularak refah seviyelerini yükseltmek, en önemlisi halkımıza
güvenilir ürünler sunmak amacıyla hazırlanmıştır.
Tasarı
kapsamındaki faaliyetlerin yürütülmesinde, gıda güvenilirliğinden ve etkin
denetimden taviz verilmeden, bürokratik işlemler azaltılarak üreticilerin önü
açılmış, ancak tüm gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ilgililere sorumluluk,
yükümlülükler getirilmiştir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; hazırlanma gerekçelerinin amacını kısaca açıklamaya
çalıştığım Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı’nın
yasalaşması hâlinde ülkemize ve halkımıza hayırlı olmasını diler, yasanın hazırlanmasında
emeği geçenleri kutlar, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Tasarının tümü
üzerinde şahsı adına Adıyaman Milletvekili Sayın Mehmet Erdoğan, buyurun
efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MEHMET ERDOĞAN
(Adıyaman) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Veteriner Hizmetleri, Bitki
Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı üzerine şahsım adına söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; gıda ve yem güvenilirliği, hasılı
halk sağlığını ilgilendiren çok önemli bir tasarıyla karşı karşıyayız. Bu
tasarının kanunlaşması ülkemizin menfaatinedir. Gıda ve yemdeki güvenilirlik,
halk sağlığı, bitki sağlığı, hayvan sağlığı ile hayvan ıslahı ve refahı,
tüketici menfaatleri ile çevrenin korunması da dikkate alındığında, bu tasarı
beş yıllık bir çalışmayı, bir hazırlık aşamasını geçirerek nihai şeklini
almıştır. Bu süreçte resmî ve özel kuruluşlar, sivil toplum kuruluşlarının görüşleri,
birlikler, odalar ve ülke ihtiyaçlarının dikkate alınmasıyla, Avrupa Birliği
müktesebatı da taranarak titiz bir çalışma neticesinde AB müktesebatına uyumlu
bir tasarı hazırlanmıştır.
Mevcut durum
analiz edildiğinde, mevcut kanunların uygulanmasında yaşanan sorunların
giderilmesi ve yeni ihtiyaçların karşılanması, yetki karmaşasının önlenmesi ile
yetki ve sorumluluğun tek otoritede toplanması amaçlanmakta. Tarladan sofraya
gıda güvenilirliğini sağlamak amacıyla, ilk üretim dâhil, gıdanın üretim ve dağıtımının
tüm aşamalarıyla ilgili kuralların belirlenmesi, kontrolü ve izlenebilirliğin
temini… Avrupa Birliği üyeliğini hedef alan ülkemizin veteriner hizmetleri,
bitki sağlığı, veteriner sağlık ve bitki koruma ürünleri, gıda ve yem hijyen kuralları ve bu hususlardaki resmî kontroller ile
ilgili ulusal mevzuatı AB mevzuatı ile de uyumlaştırıyoruz. Gıdaların
uluslararası kabul gören standartlara uygun üretiminin sağlanması esas
alınıyor. Hayvan ve bitki varlığının hastalık ve zararlılara karşı korunması ve
bunların mücadele yöntemleri, hayvanlardan insanlara geçen hastalıkların
önlenmesi ve insan sağlığının korunması için bu kanun tasarısının ne kadar
elzem olduğu ortadadır.
Bu kanun
tasarısı, hayvan hastalıklarıyla mücadele, bitki zararlılarıyla mücadele, hayvan
refahı, hayvan ıslahı ve zootekni konuları, veteriner ilaçları ve bitki koruma
ürünleri, gıda ve yemin üretim ve işleme ve dağıtım aşamaları, hijyen kuralları, risk analizi, resmî kontroller ve cezai
yaptırımların da geniş kapsamlı olarak ele alındığı önemli hususları
içermektedir.
Ayrıca, bu kanun
tasarısı çok önemli yenilikler getirmekte. Bunlardan kısa başlıklar hâlinde
sizlere bahsetmek isterim:
Hayvan
sağlığında, hayvanların tanımlanması ve işletmelerin kayıt altına alınması,
hayvan ticaretiyle uğraşanların belgelendirilmesi, hayvan nakilleriyle ilgili
hayvan refahı kurallarının getirilmesi, hastalıklarla ilgili ulusal ve yerel
acil eylem planlarının hazırlanması, veteriner sağlık ürünlerinin üretimi,
satışı, uygulanması ve kontrolüne ilişkin yasal altyapının oluşturulması
getirilmekte.
Yine bitki
sağlığında, Bakanlıkça belirlenen bitki ve bitkisel ürünlerle ilgili kayıt
zorunluluğunu getiriyoruz. Bitki ve bitkisel ürün nakillerinde bitki pasaportu
düzenleniyor. Bitki koruma ürünlerinin satışında reçete zorunluluğu
getiriliyor. Zararlı organizmalarla mücadelede yeni kurallar var. Bitki koruma
ürünleri kayıt altına alınıyor. Bitki koruma ürünlerinin uygulanmasına ilişkin
yeni düzenlemeler yapılmakta.
En önemlilerinden
birisi de yine, gıdada, gıda güvenliğinde esas sorumluluğun gıda işletmecisine
verilmesi. Gıda ile ilgili yetkilerin tek elde toplanması. Üretim izni, gıda
sicili ve tescil işleri kaldırılarak yerine kayıt ve onay sisteminin
getirilmesi. Tüm gıda üreten iş yerlerinde zorunlu olan sorumlu yönetici
uygulaması yeniden değerlendirildi. Çalıştırılmasında fayda görülen, Bakanlıkça
belirlenecek onaylı ve kayıtlı işletmelerde, üretimin nevine göre, en az lisans
düzeyinde eğitim almış kişilerin çalıştırılmasının zorunluluğu getirilmekte.
Risk değerlendirme
biriminin oluşturulması. İlk üretim dâhil, hijyenle
ilgili düzenlemeleri kanun kapsamında düzenleyerek cezai yaptırımları da
birlikte getiriyor. Geleneksel ürünler için istisnalar getiriliyor. Sınır
kontrol noktalarının kurulması ve işletilmesi sağlanmış oluyor.
Yine, yemle
ilgili, insan ve hayvan sağlığı yönünden ticarete konu olan yemler değil, kendi
hayvanları için hazırlanan yemler de kapsama alınıyor. Yemlerin tescil
zorunluluğu, yem katkıları ve özel amaçlı yemler hariç bırakılıyor. Yem
güvenilirliği kontrollerinin risk esasına göre yapılması yine yem
güvenilirliğinde öncelikli sorumluluğun yem işletmecilerine verilmesi, yeme
ilişin analizlerin yetkilendirilmiş laboratuvarlarda
da yapılabilmesine imkân verilmesi tasarıyla getirilen yenilikler arasında.
Tabii, bu tasarı
hazırlanırken iktidar ve muhalefet partisinin milletvekilleri olarak hem
komisyonda hem alt komisyonda birlikte çalıştık. Ama ne yazık ki Türkiye'nin
tarımsal faaliyetleri, tarımsal gelirimiz hesap edildiğinde akla hayale gelmeyecek
yanlış bilgilendirmeler yapıldığı için bunları da tekrar ifade etmek ihtiyacı,
zarureti hasıl oldu. Tarım sektörünün gayrisafi yurt
içi hasılaya katkısı 2002 yılında 23,7 milyar dolar
iken AK PARTİ hükûmetleri sayesinde 57 milyar
dolarlık bir durumdayız. Tarım ürünleri ihracatımız yine 2002’de 4 milyar dolar
iken 11,2 milyar dolara çıkartılmış. Bunlar hep AK PARTİ’nin
farkı. Tarımsal kredi kullanımı ve faiz oranları, 2002’de yüzde 59’
İlk defa mazot
desteğini getiren AK PARTİ Hükümetidir. AK PARTİ hükûmetleri
dönemi boyunca toplam mazot desteklemeleri, 2010 yılı dâhil 3 milyar TL’yi
bulmuştur.
2005’te ilk defa
gübre desteğini getiren yine AK PARTİ Hükûmetidir.
2,2 milyar TL’lik toplam gübre desteklemesi yapılmıştır.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Yalandan kim ölmüş, yalandan!
MEHMET ERDOĞAN
(Devamla) – “Halep oradaysa arşın burada.” demişler ya, biz milletimize
anlatıyoruz, bırakın, muhalefet isterse dinlemesin, doğruları söylemeye devam
edeceğiz.
Arz açığı bulunan
ve stratejik açıdan önemli on altı ürüne prim desteği devam ediyor.
Hayvancılık
destekleri 2002’de… Deminden beri konuştunuz, 2002’ye kadar hayvancılık
anlamında ne projeniz vardı, ne politikanız vardı Allah aşkına?
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Siz getirdiniz değil mi? Helal olsun!
MEHMET ERDOĞAN
(Devamla) – 2002’de 83 milyon TL, 83 trilyonluk hayvancılığa olan
desteklemeniz, 2010 yılında sadece 1 katrilyon 250 milyarlık hayvancılığa desteklememiz
vardır.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Ortada, ortada…
MEHMET ERDOĞAN
(Devamla) – Yüzde 50 hibeli kırsal kalkınma desteklerimiz devam ediyor.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Hayvanlar Uruguay’dan…
MEHMET ERDOĞAN
(Devamla) – Tarımsal ürünlerin işlenmesi, paketlenmesi, ambalajlanması,
depolanması gibi ekonomik yatırımlar, alet ve ekipman
alımları, basınçlı sulama yatırımları hâlen devam ediyor. Sertifikalı tohumluk
kullanımı, tarımsal sigorta desteği, mera ıslah çalışmaları, bunlar, AK PARTİ
sayesinde muhalefetin de tanıdığı çalışmalar, buluştuğu politikalar.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Yapma ya!
MEHMET ERDOĞAN
(Devamla) – Yem bitkisi ekim alanlarını 1,1 milyon hektardan 2,2 milyon hektara
taşımışız. Suni tohumlama hayvancılık için önemli. Ben veteriner hekimim. Yılda
640 bin suni tohumlama yapılırken AK PARTİ Hükûmetinde
yıllık 2 milyon 600 bin suni tohumlama yapılmıştır.
Süt ve etçi
damızlık sığırcılık yatırımlarının desteklenmesi… Anadolu’yu gezin, bir
dolaşın, GAP ve DAP illerinde sütçü ve etçi damızlık sığırlarla ilgili yapılan
desteklemelere şöyle bir bakın, vatandaş memnun mudur, değil midir?
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Çok, çok memnun!
MEHMET ERDOĞAN
(Devamla) – Hububat fiyatları açıklandı. Adıyaman’dan, seçim bölgemden
kooperatif mensupları, oda temsilcileri, ziraat odası, borsa başkanımız, hepsi,
çiftçilerimiz aradılar, Sayın Bakanımıza, AK PARTİ Hükûmetine
teşekkür ediyorlar.
VAHAP SEÇER
(Mersin) – Çok memnun, çok memnun!
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Elektriği aylığa bağladınız, aylık alıyorsunuz.
MEHMET ERDOĞAN
(Devamla) – Siz anlamasanız da, vatandaşımız, çiftçimiz bu durumu anladı, AK PARTİ’ye olan desteğin ve teveccühün -artırarak- devam
etmekte.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; ülkemizin gelişmesi ve…
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Her ay elektrik parası alıyorsunuz.
MEHMET ERDOĞAN
(Devamla) – …halkımızın sağlıklı bir şekilde beslenmesi için…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Çiftçi maaş alıyor sanki, her ay
elektrik parası alıyorsunuz.
BAŞKAN – Sayın Erdoğan,
konuşmanızı tamamlayınız efendim.
Buyurun.
MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – …hayvansal ve bitkisel gıdaların
sağlıklı bir şekilde üretimi, hazırlanması, işlenmesi, depolanması ve nakliyesi
gerçekten büyük önem arz etmekte.
Çağdaş medeniyet
anlayışıyla hazırlanmış olan bu kanun tasarısının hayata geçmesi ülkemizin
yararınadır.
Bu kanunun
hazırlanmasında, başta Sayın Bakanımız olmak üzere, iktidar ve muhalefet
partisi milletvekillerine komisyonda verdikleri katkılardan dolayı ve
bürokratlarımıza, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Kanunun
milletimiz ve memleketimiz için hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Erdoğan.
Hükûmet adına Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Mehmet Mehdi Eker.
Sayın Bakanım,
buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
TARIM VE
KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yüce Meclisin
değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Veteriner
Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı hakkında hem yüce
heyetinizi bilgilendirmek hem de konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunmak
istiyorum.
Sayın
milletvekilleri, insanoğlu başlangıçta tarıma, tarımsal üretime geçtiği
tarihlerde kendi şahsi zatî ihtiyaçları veya mahallî ihtiyaçlar için üretim
yaparken, şehirleşmenin artmasıyla, insanların topluluklar hâlinde bir arada
yaşamaya geçmesiyle birlikte artık pazar için üretim gündeme gelmiş ve bu
giderek çok daha ileri boyutlara ulaşmıştır. Tabii, pazar için üretim söz konusu
olduğunda ham madde niteliğindeki birincil üretim yerini işlenmiş ürünlere,
bunların muhafazasına, sanayiye, bunların ambalajlanmasına, uzak pazarlara
ulaşmasına, uzun süreler için muhafaza edilmesine ihtiyaç hissettirmiştir.
Böyle bir zorunluluk ortaya çıkarmıştır. İşte esasen bu tasarının
hazırlanmasındaki temel faktörlerden bir tanesi de bu alanda ortaya çıkan
ihtiyacı, yani gıdanın, gıda maddelerinin tarladan sofraya, çiftlikten çatala,
meradan tabağa zincirin bütün halkalarında denetimini tesis etmek, bunun hijyenik ve sağlıklı olduğundan emin olmak, buna ait
düzenlemeleri, mevzuatı oluşturmak ve bunu en etkin bir şekilde uygulamaktır.
Yani dünyanın her yerinde, özellikle ekonomisi gelişmiş ülkelerde, kentleşmeyi
belli bir düzeyin üzerine çıkarmış ülkelerde bu tür bir mevzuat, esasen gerekli
bir mevzuattır.
Biz de bugüne
kadar Türkiye’de bu alanda beş ayrı kanun ile düzenlenen bu konudaki mevzuatı
şimdi hem birleştiriyoruz, bir tek yasa hâline getiriyoruz hem bu yasalardaki
birtakım, teknoloji sebebiyle eskimiş veya güncelliğini kaybetmiş veya ortaya
yeni çıkmış ihtiyaçları da dikkate almak suretiyle bunları güncelliyoruz.
Yasaları sadeleştiriyoruz, bunların uygulanabilirliğini arttırıyoruz, yani daha
pratik bir hâle getiriyoruz ve yeni bir bakış açısıyla, yeni bir anlayışla bu
alandaki mevzuat ihtiyacını gideriyoruz.
Tabii, bu yasa
ile birlikte yürürlükten kaldıracağımız mevcut, meri mevzuatımızda beş tane
kanun var. Bunların bazıları hakikaten çok eski. Örneğin, 6968 sayılı Zirai
Mücadele ve Zirai Karantina Kanunu 1957 tarihlidir. Örneğin, Yem Kanunu 1973
tarihlidir. En yenilerden bir tanesi, 2004 tarihli 5179 sayılı Gıdaların
Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun’dur. Bunun dışında, yine, 1986
tarihli 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu var ve 2001 tarihli
Hayvan Islahı Kanunu var ki 2001 tarihli Hayvan Islahı Kanunu, 1926 yılındaki
Islahı Hayvanat Kanunu’na dayanılarak düzenlenmiş ancak muhteva itibarıyla, öz
itibarıyla herhangi bir yenilik getirmemiştir.
Şimdi, biz, bütün
bunları birleştirip, bütün bunları düzenleyip ortaya -biraz önce de arz ettiğim
gibi- Avrupa Birliğinin de en son mevzuatının gerektirdiği, onunla uyumlu, ona
paralel bir yeni düzenleme…
Bir hususu da bu
çerçevede ifade etmek istiyorum, bilginize arz etmek istiyorum: Bizim, Avrupa
Birliğiyle ilgili müzakere fasıllarından bir tanesi gıdadır, gıda güvenliğidir,
gıdaya ait fasıldır. Böyle bir düzenleme -Avrupa Birliğinin meri mevzuatıyla
uyumlu bir mevzuatın olması ve bunun tek çatı altında, tek merkezde
düzenlenmesi, bu yönde bir yeni mevzuatın oluşması- Avrupa Birliğiyle müzakere
edilecek olan gıda faslının da açılış kriterlerinden
birini oluşturuyor. Dolayısıyla bugün biz bu kanunu görüşmek suretiyle hem Türk
milletine, Türk tüketicisine ve bu ülkede yaşayan herkese daha hijyenik, daha sağlıklı gıda tüketmelerine imkân sağlayacak,
daha sağlıklı ve daha güvenilir, daha hijyenik gıda maddelerine ulaşmayı
rahatlatacak, kolaylaştıracak bir mevzuat düzenliyoruz ama aynı zamanda da
Avrupa Birliğiyle ilgili bir faslın açılış kriterini de yerine getirmiş
oluyoruz. Bu, bu bakımdan çok önemli çünkü eğer biz bugün bunu yüce
oylarınızla, yüce tensibinizle kanunlaştırırsak ve bu yayınlanırsa 30 Haziran
tarihi olmadan Avrupa Birliği ile gıda faslını da müzakereye açmış olacağız. Bu
bakımdan da önemli bir yasa tasarısı görüşmekte olduğumuz.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; neleri kapsıyor bu tasarı? Hayvan
hastalıklarıyla mücadeleyi. Bitki zararlılarıyla mücadeleyi. Hayvan
refahını. Hayvan ıslahı ve zootekni konularını, yani hayvan
yetiştiriciliği konularını. Veteriner ilaçları ve bitki koruma
ürünlerini. Gıda ve yemin üretim, işleme, dağıtımının tüm aşamaları ve hijyen kuralları. Hızlı uyarı sistemi. Özellikle
güvenilir gıdada önemli. Acil durumlar ve bu konularla ilgili kriz yönetimi
esaslarını. Risk analizi ve risk yönetimi. İhtiyati
tedbirleri, resmî kontrolleri ve cezai yaptırımları kapsıyor bu tasarı.
Tasarının hayvan
sağlığı alanında getirdiği yenilikleri dikkate aldığımızda: Hayvanların
tanımlanması ve işletmelerin kayıt altına alınması hususu. Hayvan
ticaretiyle uğraşan yurttaşlarımızın belgelendirilmesi. Hayvan nakilleriyle
ilgili hayvan refahı kurallarının getirilmesi. Yine proaktif
bir yaklaşımla hastalıklarla ilgili ulusal ve yerel acil eylem planlarının
hazırlanması. Veteriner sağlık ürünlerinin üretimi, satışı, uygulaması ve
kontrolüne ilişkin yasal altyapı oluşturulması, bu çerçevede, hayvan sağlığı
alanında getirilen yenilikler.
Bitki sağlığıyla
ilgili olarak da getirilen yenilikler var. Onların da sadece satır başlarını
sizlerle paylaşmak istiyorum saygıdeğer milletvekilleri.
Bakanlıkça
belirlenen bitki ve bitkisel ürünlerle ilgili kayıt zorunluluğu getirilmesi.
Bu, özellikle takipte ve bitki hastalık ve zararlılarıyla mücadelede kullanılan
pestisit ve diğer kimyasal maddelerin izlenmesi
konusunda bize büyük imkân tanıyacak bir düzenleme.
Yine bitki ve
bitkisel ürün nakillerinde bitki pasaportu düzenlemesi zorunluluğu getiriliyor,
bu kanun içerisinde yer alıyor.
Bitki koruma
ürünlerinin satışında reçete zorunluluğu getiriliyor. Bu da bütün
vatandaşlarımızın esasen beklediği ve arzu ettiği bir husustur.
Zararlı
organizmalarla mücadelede yeni kurallar getiriliyor ve bitki koruma ürünlerinin
uygulanmasına ilişkin keza yeni düzenlemeler getiriliyor.
Saygıdeğer
milletvekilleri, gıda konusunda, yani işlenmiş gıda konusunda gıda
güvenilirliğinde esas sorumluluğun gıda işletmecisine verilmesi getiriliyor, ki bu son derece de önemli bir husus. Çünkü
insanlar eğer imalathane sahibi iseler ve gıda işletmelerinde bir gıda maddesi
üretimi yapıyorlarsa bunun işletmecisinin bu konuda bir sorumluluğunun
bulunması gerekiyor.
Gıdayla ilgili
yetkilerin tek elde toplanması getiriliyor, ki bu,
denetim ve koordinasyonda çok büyük kolaylık sağlayacak bir düzenleme.
Üretimin izni,
gıda sicili ve tescil işleri basitleştiriliyor, bunlar kaldırılıyor. Bunun
yerine, Avrupa Birliğinde de olduğu gibi, kayıt ve onay sistemi getiriliyor.
Yine, gıda üreten
iş yerleri yerine, risk esasına dayalı değerlendirmeyle, Bakanlıkça belirlenen
onaylı ve kayıtlı işletmelerde üretimin çeşidine göre en az lisans düzeyinde
eğitim almış kişilerin çalıştırılması zorunluluğu getiriliyor.
Risk
değerlendirme birimi oluşturuluyor ve birincil üretim dâhil hijyenle
ilgili düzenlemelerin kanun kapsamında ele alınarak cezai yaptırımların
getirilmesi sağlanıyor.
Geleneksel
ürünler için istisna elbette ki var.
Bir de sınır
kontrol noktalarının kurulması ve işletilmesi yine bu mevzuatla getirilen bir
husus.
Yemle ilgili
olarak da, insan ve hayvan sağlığı yönünden sadece ticarete konu olan yemler
değil, yani insanlara, başkalarına sattıklarınız değil, kendi hayvanlarınızı
beslemek için ürettiğiniz yemler bile, orada hazırlanan yemler bile bu kapsam
içerisinde değerlendiriliyor. Yani onlara, kendi hayvanlarına yedirdiğiniz yemlere
bile bir standart getiriliyor, onlar da bu kanun çerçevesinde yapılacak olan
denetim, kontrol ve standartlar içerisine alınıyor.
Yemlerin tescil
zorunluluğu, yem katkıları ve özel amaçlı yemler hariç olarak kaldırılıyor. Yem
güvenilirliği kontrollerinin risk esasına göre yapılması sağlanıyor. Yem
güvenilirliğinde öncelikli sorumluluğun yem işletmecilerine verilmesi, bir de
yeme ilişkin analizlerin yetkilendirilmiş laboratuvarlarda
da yapılabilmesine imkân tanınıyor.
Saygıdeğer
milletvekilleri, biraz önce de söylediğim gibi, bu tasarının aynı zamanda
Avrupa Birliğiyle müzakere fasıllarından birinin açılış kriteri olması
hasebiyle Avrupa Birliği mevzuatına uyumlu olmasına özen gösterildi ve bu
çerçevede Avrupa Birliğinin 2002/178, 2004/852, 2004/853 ve 2004/854 sayılı
tüzükleriyle, bunların resmî kontrollerine yönelik 2004/882 sayılı Tüzük’ten
oluşan “yeni hijyen paketi” olarak adlandırılan
direktifler dikkate alınarak hazırlandı ve bunlarla uyumlu olarak bu tasarı
hazırlandı. Bu süreç içerisinde Avrupa Birliği Komisyonu yetkilileriyle de
görüşmeler yapıldı.
Taslakta yer alan
veteriner hizmetleri, bitki sağlığı, gıda ve yeme ilişkin kurallar gıda
güvenilirliğinin sağlanmasını amaçlıyor. Gıda güvenilirliğinin sağlanmasından
sorumlu Avrupa Birliğinin uygulaması doğrultusunda tek bir yetkili otorite
sağlanması hedefleniyor. Veteriner hizmetleri, bitki sağlığı, gıda ve yem
hizmetleri mevzuatının ayrı ayrı taslaklar şeklinde
düzenlenmiş olması durumunda bile Avrupa Birliği mevzuatı gereği aynı
düzenlemeleri içerecektir.
Kanun tasarısında
dikkat edildiği üzere bu hususlar sanki ayrı kanun taslakları gibi kısımlar
şeklinde birbirinden ayrılmıştır. Kanun paketinin birlikte hazırlanması
mükerrer uygulamaları, çakışma ve çatışmaları önlemek amacıyla yapılmıştır.
Avrupa Birliğinin bu tasarıyı beklediğini tekrar ifade etmek istiyorum
saygıdeğer milletvekilleri.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii tasarıyla ilgili
yapılan eleştirileri biz hep dikkate aldık ve bu tasarının hazırlanma sürecinde
-ki, uzunca bir süreç aldı bu- on bir tane bakanlık ve kamu kurum-kuruluşu, on
kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu, üniversite ve sivil toplum kuruluşu,
bir de kendileri doğrudan görüş gönderen kurum ve kuruluşlar da altı olmak
üzere, toplam asgari yirmi yedi kurum, kuruluş, sivil toplum kuruluşu, kamu
kuruluşundan destek alındı, onlardan katkı alındı, görüş alındı. Bu nedenle bu tasarının hazırlanması esnasında kimseye sorulmadığı
veya kimsenin görüşünün alınmadığı yönündeki eleştiriler çok haklı eleştiriler
değildir saygıdeğer milletvekilleri.
Değerli
milletvekilleri, arkadaşlarımız konuyla ilgili konuşurken tabii başka konulara
da değindiler ve bir arkadaşımız Türkiye’de (1/98) sayılı Ortaklık Konseyi
Kararı’na bağlı Türkiye’nin daha önceden imzaladığı ve uluslararası tarımsal
ticaretin esaslarını belirleyen, dolayısıyla da aklınıza gelebilecek ne kadar
tarımsal ürün varsa bunlarla ilgili listeleri buradan okudu. Kayıtlara
özellikle geçmesi açısından bunu açıklamayı zorunlu görüyorum, çünkü
zannedildiği gibi, orada okunan bütün ürünlerde o kadar ithalat yapılmış
değildir, böyle bir şey söz konusu değil. O 1998 yılında Türkiye-Avrupa Gümrük
Birliği arasında akdedilen anlaşma, bunun çerçevesinde Türkiye Avrupa Birliğine
gümrüksüz tarım ürünü ihraç ediyor -şimdi arkadaşımız bunları okumuyor, o
listeyi okumuyor- Avrupa Birliğinden belirli düzeydeki şartlarda ve gümrük
oranlarında alınabilecek -“alınan” demiyorum- ürünleri alınmış gibi söyleyip
bunlarla ilgili maalesef bilgiler verdi. Bunlar tabii doğru değildir.
Esasen, tabii,
“1998 tarihinde imzalanan anlaşma yanlıştır.” da demiyorum, o günkü Hükûmet o taviz listesini karşılıklı olarak düzenledi.
Şimdi,
arkadaşlar, biz acaba şunun farkında mıyız: Yani dünyada ithalat yapmadan, bir
gram ithalat yapmadan, bir liralık ithalat yapmadan sadece ve sadece ihracat
yapabileceğimizi mi düşünüyoruz? Dünyada böyle bir ülke var mı? Bu hayal değil
mi? Eğer biz, yani satır aralarında bunu vaat ediyorsak, böyle bir cennet vaat
ediyorsak, doğrusu bunu da ben hem yüce Meclisin hem milletimizin takdirine
bırakıyorum. Bu söylenenler doğru değildir…
RAMAZAN KERİM
ÖZKAN (Burdur) – Doğru…
TARIM VE
KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – …çünkü bunun bir de ihracat
boyutu var, onu da söylemek lazım. Şimdi ben size onu söyleyeyim. Mesela İsrail’den
bahsedildi.
Değerli
arkadaşlarım, İsrail’e bizim tarım ürünü ihracatımız 2009’da 142 milyon lira,
ithalatımız 27 milyon lira. Yani 142 milyon liralık tarım ürünü satmışız, 27
milyon liralık da tarım ürünü almışız. Bu bir ticaret.
Şimdi, Avrupa
Birliği ülkeleriyle… Bakın, şimdi, demin liste okundu ve işte “100 ton çilek”
diyor, sanki 100 ton çilek gelmiş gibi! Yani öyle bir şey yok. Yani olmayan
ürünlerin, gerçekleşmeyen, sadece listede ismi yazılı ürünlerin, ticarete konu
olabilecek ürünlerin listesini okuyor ve diyor ki: “Niye bunu ithal
ediyorsunuz?”
Şimdi, Avrupa
Birliğine bizim sattığımız, ihraç ettiğimiz tarım ürünü 2009 yılında 4,2 milyar
dolar. Aldığımız ne? 1,6 milyar dolar.
Şimdi, 4,2 milyar
dolar 1,6’nın kaç katı? 2,6 katı. Demek ki Avrupa Birliğine biz 2,6 kat daha
fazla tarım ürünü ihraç ediyoruz.
Genel ihracat
içinde 11,2 milyar dolar geçen yılki rakamımız ve bunun ithalatı da 9,6 milyar
dolar. Buradaki fark da net Türkiye tarım ürünü konusunda -ki bunun içerisinde
tarımsal hammaddeler de dâhildir, örneğin lif pamuk gibi, bunlar da dâhil olmak
üzere- tarım ürünü ihracatçısıdır hem dünyayla ilişkilerinde hem Avrupa
Birliğiyle ilişkilerinde ki biraz önce, demin, söyledim.
Şimdi, sebze
meyve tohumluğu söyleniyor. Biz uyguladığımız projeyle Türkiye'nin sebze
tohumluğunda kendine yeterlilik oranını yüzde 10’dan devraldık, yüzde 10; şimdi
yüzde 35. Beş yıl içerisinde yüzde 35’e çıkardık.
Diğer ürünleri
söylemiyorum, yani hububat tohumluğunu, diğer tohumluğu. Oralarda, mesela
ekmeklik buğdayda yüzde 95 kendi tohumumuzu kullanıyoruz, makarnalık buğdayda
yüzde 98 kendi tohumumuzu kullanıyoruz, arpada yüzde 99, diğer bakliyatta da
yüzde 100 kendi tohumumuzu kullanıyoruz; aspirde
yüzde 100, tütünde 85, fiğde yüzde 100 kendi tohumumuzu kullanıyoruz.
Şimdi, tabii ki
Türkiye’de tarım sektörünün sorunları var, onları hep beraber çözeceğiz ama
bunları söylerken de bir insaf ölçüsüyle değerlendirme yapılmasını hatırlatmak
istiyorum, kayıtlara bu şekilde geçmesi için bunları açıklama durumunda kaldım
ve kanunumuzun, tasarımızın hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim zamanlamanızdan dolayı.
Şahsı adına son
konuşmacı, Aydın Milletvekili Ahmet Ertürk.
Sayın Ertürk, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AHMET ERTÜRK (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı ile Avrupa
Birliği Uyum Komisyonu ve Tarım, Orman ve Köyişleri
Komisyonunun hazırlamış oldukları raporları bugün Meclisimizde görüşüyoruz ve
inşallah ürettiği ürünlerle bizleri besleyen ve doyuran çiftçilerimize yeni
fırsatlar, yeni imkânlar, yeni açılımlarla, bu yasal düzenlemeyle
buluşturuyoruz, buluşturmalıyız çünkü tarım bizim geleneğimiz ve geleceğimiz. Tarımı geliştirmeden, tarımımızı hak ettiği noktaya getirmeden
ülkemizi ve ülkemiz insanlarını layık oldukları fırsatlarla buluşturamıyoruz.
Doğru projeler, doğru öneriler ve doğru sözlerle gerçekten tarımımızı hak
ettiği ve layık olduğu yere taşıyabiliriz. Tabii muhalefet partilerimizin
değerli milletvekillerinin de gerek komisyonlarda gerekse Parlamentomuzda bu
yasa tasarısına yapacakları pek çok güzel katkılar olacaktır. Örneğin dün maden
yasasını görüşürken güzellikler yaşadık. Burada zeytin ürünümüzle ilgili, maden
yasası içerisinde gerek Hükûmetimizin daha önce
tasarı olarak getirdiği ve Tarım Komisyonumuzda da olgunlaştırılan yine
beraberce olgunlaştırdığımız ve Tarım Kanunu’muzun
11’inci maddesinde şekillenen ürün konseyleri maddesinden Ulusal Zeytin ve
Zeytinyağı Konseyimiz kurulmuştu. Dün Konseyimizin değerli üyeleri de
Parlamentomuzdaydı ve onların da katkılarıyla, sivil toplum kuruluşlarımızın
katkılarıyla dün maden yasamızda zeytinliklerle ilgili bir düzenleme yapıldı.
Tabii biz katkısı olan tüm arkadaşlarımıza zeytin bölgesi bir milletvekili
olarak da teşekkür ediyoruz.
Tabii
çalışmalarımızı sürdürüp olgunlaştırmamız lazım. Gene burada pek çok öneriler
ortaya konuldu. Doğru olan önerileri ve sözleri, talepleri mutlaka
değerlendirerek tarımımızı da sadece çiftçilerimizin üzerinden siyaset
yapılabilir durumdan mutlaka çıkarmamız lazım. Konuşan her arkadaşımız sanki
Türkiye’de tarım yokmuş… İşte Değerli Bakanımız izah etti; üretim nereden
nereye geldi, ihracat nereden nereye geldi, tarım ürünlerinin
değerlendirilmesiyle ilgili, üretim fırsatlarının artırılmasıyla ilgili neler
yapıldı. Pek çok güzel şeyler yapıldı ama sanki hiçbir şey yapılmamış gibi, yok
farz edilmiş gibi değerlendirmek de elbette doğru olan değildir.
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Aynı sizin gibi. Siz de 2002’den önceyi yok sayıyorsunuz.
AHMET ERTÜRK
(Devamla) – Burada tarımı sadece bitkisel üretim ve hayvansal üretim olarak da
görmemek lazım. Bu ürünlerin işlenmesi, değerlendirilmesiyle ilgili de pek çok
çalışmalar yapılmaktadır.
Hayvancılıkta, tarımla geçimini sağlayan çiftçilerimizin gerek
büyükbaş gerek küçükbaş gerek kanatlı üretimini yapan çiftçilerimize
işletmelerinin devamlılığının sağlanması, üretimlerinin sürdürülebilir hâlde
olması için öncelikle sütün değerlendirilmesi, anne olan, bize süt veren ve her
sene bir canlı yavru veren ineklerimizin ahırlarımızda olabilmesi, onların
verimlerinin artırılması, her sene verdikleri canlı yavrularla kendilerinden
daha çok süt veren damızlıklar yetiştirilmesi konusunda pek çok çalışmalar
yapılıyor. Bunları arkadaşlarımız biliyor,
veteriner hekim olan milletvekili arkadaşlarımız bu çalışmaları yakinen takip
ediyorlar. Bu konuda pek çok birlikler, dernekler, sivil toplum kuruluşları
kuruldu ve gene yasalarımızda hayat bulan üretici birlikleri kuruldu, gerek
koyun-keçi birlikleri gerek damızlık yetiştirici birlikleri gerek süt üreticisi
birlikleri ve bu birliklerimizle, bu birlikler çatısı altında örgütlenen
değerli üreticilerimize, çiftçilerimize daha fazla, daha farklı fırsatlar ve imkânlar
yaratılıyor.
Örneğin büyükbaş
süt desteği 40 lirayken, küçükbaş süt desteği 100 lira. Yani orada küçükbaş
daha zor bir üretim dalı olduğu için, ona farklı bir destekleme yapılabiliyor
ve bu desteklemelerin mutlaka örgütleri aracılığıyla yapılmasını çok
önemsiyoruz. Mutlaka, ne kadar ürettiğimizi bilebilir hâlde olmamız lazım.
Irkın iyileştirilmesi, ıslah çalışmaları da bu yasa tasarısında derlenip
toplanıyor, hepsi 10’uncu madde esprisinde bir disiplin altına getiriliyor.
Mesela suni
tohumlamada biz katma değer vergisini yüzde 1’e indirdik. Böylece hem
çiftçilerimizin hayvanlarının ırkının iyileştirilmesinde kullandıkları projenin
testinden geçmiş spermaları daha ucuz fiyattan edinmeleri ve hayvanlarındaki
sürülerinin verimini, kalitesini artırmaları imkânını getirdik.
Gene sütle ilgili
Ulusal Süt Konseyi kurduk ve Ulusal Süt Konseyi tabii emekleme aşamasında daha,
yeni yeni örgütleniyor, yeni yeni
şekilleniyor, yeni yeni neler yapabileceğini
belirliyor, tespit ediyor. Burada hem üreticilerimiz var ve onların
temsilcileri var hem sanayicilerimiz var hem tarımımız var hem hazinemiz var
hem Tarım Bakanlığımız var. Böylece sektörün tüm aktörleri Ulusal Süt Konseyi
içerisinde kendilerini temsil hakkı buluyorlar. Mesela bu sene çok güzel bir
fırsat yakaladık sütte. Geçmiş senelerde her sene bahar aylarında süt üretimi
artınca süt fiyatları durgunlaşır veya düşerdi ama bu sene Ulusal Süt
Konseyinin ve Tarım Bakanlığımızın yaptığı müşterek çalışmayla sütte regülasyon yasası çıkarıldı ve şu anda en düşük süt fiyatları
72 kuruş seviyesinde, aşağı inmedi. 72 kuruşla 85 kuruş aralığında süt
fiyatları alınıp satılıyor üreticilerimizden. Böylece… İşte, o fazla süt ne
oldu? İşte, fazla süt bu çıkan yasalarla Tarım Bakanlığımızın, TÜGEM Genel
Müdürlüğümüzün Ulusal Süt Konseyinin bir an evvel kurulması yönünde yaptığı
etkin çalışmalarla gayretlerle ve Konseyin kurulmasıyla ve onunla beraber süt regülasyonu yasası gelmesiyle önce anne olan ineklerimizin
ahırlarımızda mevcut hâlde olabilmesi imkânı getirildi ve süt fiyatları makul
bir seviyede kaldı.
Tabii, sütle beraber, süt desteğiyle beraber hayvan destekleri 275
lira, buzağı destekleri 60 lira, brusella aşısı
yaptıranlara artı 20 lira verilmek suretiyle, Damızlık Birliğine kaydolan
hayvanlara da artı 50 lira verilmek suretiyle hem örgütlenmeyi Bakanlığımız
teşvik etti hem de çiftçilerimizin ellerinde ne kadar hayvanlar var, bu ırklar
ne kadar süt veriyor, ne kadar et verme kabiliyetine haiz gibi pek çok bilgiyi
de bu vesileyle daha kısa yoldan temin edebilir hâle geldik. Tabii bu hayvanlarımızın beslenmesiyle ilgili de kaba yem
desteklerimiz –değerli arkadaşlarımız da, konuşmacılarımız da anlattılar- devam
ediyor. Ayrıca gene kırsal kalkınma desteklerinden de hem üretim destekleri,
yatırım destekleri hem de ekipman destekleri devam
ediyor. Bu çok güzel bir projeydi. Çiftçilerimizin üretimlerini yeni teknolojik
aletlerle, ekipmanlarla sürdürebilmeleri için yüzde 50
hibe destekli bu proje şu anda bitmiş gibi görünse de süresi, yeni çalışmalarla
Tarım Bakanlığımız bunu, yeni bir çalışma yöntemiyle tekrar uzatma yönünde
çalışmayı sürdürüyor.
Tabii sağlıklı
bitki bizim için çok önemli. İnsanlarımız tükettiği ürünlerin ne olduğunu
bilebilir hâlde olmalılar. Onun için de toprak tahlili yapan çiftçilerimize
yani ürettiği ürünü doğru gübreyle gübreleyen çiftçilerimize, toprak tahlili
yapan çiftçilerimize, sertifikalı tohum ve sertifikalı fidan, hem üreten
insanlarımıza hem de bunları kullanan insanlarımıza ayrıca desteklemeler
verildi. Damlama sulama, yağmurlama sulama yapan çiftçilerimize de sıfır faizli
tarımsal desteklemeler kullandırıldı.
Bunun dışında,
üretimde arz açığı olan ürünleri havza destekleri marifetiyle Tarım
Bakanlığımız yeni bir yapılanmaya gitti. Ülkemiz otuz bölgeye bölündü ve bu
otuz bölgede üretilmesi istenilen ülkemizin ihtiyaç duyduğu ve açık olan
ürünlerin de -mesela yağlı tohumlar gibi- daha fazla üretilebilmesi için
desteklemeler verildi, veriliyor, verilmeye devam ediliyor. Mesela, pamukta 420
liralık bir destek veriliyor ki inşallah, çiftçilerimiz bu sene biraz daha
pamuk ekmeye heves ediyorlar.
Bunun dışında,
tabii zeytinyağı gibi, soya gibi pek çok ürüne de destek veriliyor. Asıl
söylemek istediğim konu bu cümlede iyi tarım uygulamaları ve organik tarım
desteklemeleri. İyi tarım uygulamalarıyla artık insanlarımız çiftçilerimizin
ürettiği ürünlerden böyle endişe duymadan, yok “Bu hormonlu mu?” yok “Bu ilaçlı
mı?” yok “Acaba bu benim sağlığıma zarar verir mi?” endişelerinden arınmış bir
vaziyette bu ürünleri sağlıklı bir şekilde tüketebilecekler. İşte, Hükûmetimiz, Tarım Bakanlığımız bunun yönetmeliklerini,
tebliğlerini çıkarmak suretiyle iyi tarım uygulaması yapan... Yani hep
yıllardan beri bunları düşünüyorduk. Doğru üretim yapan çiftçilerimize, doğru
üretim yaparak, yani kullandığı tarım ilacını, kullandığı...
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Ertürk, konuşmanızı tamamlayınız lütfen, buyurun.
AHMET ERTÜRK
(Devamla) – Teşekkür ederim efendim.
Değerli milletvekilleri, tarım ilaçlarını kullanırken
çiftçilerimiz ilaç satan insanlardan bunları alarak kullanıyorlardı, ne
olduklarını belki bilemiyorlardı ama şimdi bu iyi tarım uygulamalarıyla ve
reçeteli tarım ilacı satışıyla artık kontrollü bir üretim, derli toplu bir
üretim ve tüketen insanlarımızın da gerek iç piyasada satılan ürünlerin kendi
insanlarımızın gerekse yurt dışına yaptığımız ihracatlarda da yurt dışına giden
ürünlerimizde ürünlerimizin geri dönmemesi için alınan bu çalışmalar bu yasal
düzenlemeyle de hem veteriner hizmetleri hem bitki sağlığı hem gıda ve yem ile
derlenip toplanıyor. Kurallar ve
kaideler insanlarımız içindir.
Doğru üretimler,
doğru çalışmalara vesile olmasını diliyorum ve bu tasarının öncelikle Türk
tarımına, üreten çiftçilerimize ve toplumumuza yararlı faydalara vesile olması
dileklerimle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Ertürk.
Sayın
milletvekilleri, tasarı üzerinde soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.
Sayın Ağyüz? Yok.
Sayın Durmuş?
Yok.
Sayın Enöz? Burada.
Buyurun efendim.
MUSTAFA ENÖZ
(Manisa) – Sayın Başkanım, Sayın Bakanımıza soruyorum:
Sınırlarımızda
hayvan kaçakçılığı yapılıyor mu? Yapılıyorsa, tahminen yılda büyükbaş, küçükbaş
olarak ne miktarda hayvan giriş ve çıkışı yapılmaktadır? Bu konuda ne gibi
tedbirler almaktasınız?
İkinci sorum:
Canlı erkek dana ithalatı başladı. Bunun yanında damızlık düve ithal etmeyi
düşünüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Enöz.
Sayın Macit…
HASAN MACİT
(İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Daha önce Sayın
Tarım Bakanımıza iki defa sorduğum yazılı bir soru önergesine alamadığım yanıt
nedeniyle tekrar sözlü olarak sormak istiyorum. 2002 ve 2009 yılları arasında
yıllar itibarıyla bitkisel üretimde ve hayvancılık sektöründe destekleme
kalemleri bazında il il toplam olarak verilen destek
miktarı ne kadardır? Destek miktarını Sayın Bakanımız verdiler ama il il vermediler. Acaba Bakanlığımızda böyle kayıt mı yoktur,
yoksa farklı bir yapı olduğu için mi verilmemektedir?
Bir diğer sorum,
tarımsal sulamada kullanılan elektrik fiyatlarına uygulanan sübvansiyon var
mıdır veya kaldırılmış mıdır? Kaldırılmış ise hangi tarihte kaldırılmıştır?
Tarımsal sulamada
kullanılan elektrik borçları için 2009 yılının Haziran ayında getirilen yeniden
yapılandırılma sonucunda kaç tane çiftçimiz başvurmuştur? Başvuran çiftçilerden
kaç tanesi ödeme yapabilmiştir? Şu anda elektrik borçlularının son durumu...
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Kaplan...
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
İstanbul Sabiha
Gökçen Havalimanı, üç kara ve iki deniz limanı ithalat kontrol sistemi ne zaman
faaliyete geçecek? Tarım ve kırsal kalkınma politikaları çerçevesinde, 8’inci
Fasıl olan, bu uyum yasaları gibi bu çıkarılan bu yasayla Kıbrıs Rum yönetimine
kayıtlı olan ya da son uğradığı liman Güney Kıbrıs olan gemilerin ve serbest
malların -uçaklar dahil- serbest dolaşımı konusunda
adım atılacak mı? Çünkü atılmadığı zaman bu fasıl geçilmemiş olacak ve şap
hastalığı, kuş gribi, Trakya bruselloz ve tüberküloz,
arilik statüsü, Newcastle
hastalığı, süngerimsi ensefalopati konusunda
yönetmelik çıkarılmasına rağmen ne ilerleme kaydedilmiş?
Son olarak,
belediyelerin itlaflarının, hayvan itlaflarının sonu gelecek mi? Onu soruyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Işık...
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, daha önce, Tar-Gel Projesi kapsamında, her yıl 2.500
kişi olmak üzere 2010 yılına kadar 10 bin adet ziraat mühendisi ve veteriner
hekimin istihdam edileceğine yönelik olarak kamuoyuna yapmış olduğunuz
açıklamalar doğrultusunda anılan dönemde, yani 2006-2010 yılları arasında
Bakanlığınızca istihdam edilen ziraat mühendisi ve veteriner hekimlerin
sayıları nasıldır? Bu konunda 2010
yılı programınız nedir?
İkinci sorum da
AB istekleri doğrultusunda, âdeta Türk tarımını ve ziraat mühendisliği
mesleğini bitirmeye yönelik olan bu tasarıda, ziraat mühendisleri ve veteriner
hekimlerin özlük haklarının iyileştirilmesi yönünde ne tür düzenlemeler yer
almaktadır?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın Coşkun…
HAKAN COŞKUN
(Osmaniye) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan,
buğday üreticileri buğday taban fiyatının 64-70 kuruş açıklanacağını beklerken
55 kuruş açıklanınca büyük sıkıntıya düşmüşlerdir.
Bir de buğdayda
bu seneki çeşitli sebeplerden dolayı verim düşüklüğü göz önüne alınarak buğday
üreten çiftçilerimizin kayıplarını giderici tedbirler almayı düşünüyor musunuz?
Düşünüyorsanız, bu tedbirleri bizlerle paylaşabilir misiniz?
Bir de Tarım
Bakanlığının çalışan personelinin, bu kanun tasarısıyla veya gelecekte, Tarım
Bakanlığı Teşkilat Kanunu’nda özlük haklarında ne gibi düzenlemeler
yapılacaktır?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın Doğru…
REŞAT DOĞRU
(Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Kasım 2009 ile
2010 Ocak ayları içerisinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde
hayvancılığın desteklenmesiyle ilgili teşvik kararnamesi çıkartılmış ve
uygulamaya konulmuştur ancak bu bölgelere yakın olan Tokat ili ise bu teşvik
bölgesinin dışında tutulmuştur. Hayvancılık, Tokat ilinde, bitki örtüsü
noktasında olsun, diğer konularda olsun çok ciddi olarak insanların geçim
kaynakları içerisindeydi. Son yıllarda çok ciddi bir düşüş vardı hayvancılıkla
ilgili olarak. Tokat’ın da bu teşvik bölgesine alınması noktasında bir çalışma
yapılacak mıdır? Çünkü haksızlık vardır. Burada halk
tarafından bir haksızlığın giderilmesi beklenmekte. Bu noktada Sayın
Bakanın görüşlerini bekliyoruz.
İkinci olarak da
Tokat ilinde Kazova bölgesinde büyük oranda dolu
afeti olmuştur. Dolu afetinden dolayı çiftçilerimiz perişan bir hâldedir.
Çiftçilerimize de bu yönlü olarak ne tür bir iyileştirme veyahut da bir şeyler
yapılabilecek midir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Yemişci…
TUĞRUL YEMİŞCİ
(İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Aracılığınızla
Bakanımıza sormak istiyorum: Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarından önce prim
ödemesi yapılan ürün sayısı neydi? Şimdi, kaç ürüne prim ödemesi yapılmaktadır?
Ayrıca, bu ödemelerin zamanlaması nasıl olmaktadır?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Tunç…
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Bakanım,
yedi buçuk yıllık AK PARTİ iktidarında her alanda olduğu gibi tarım alanında da
önemli icraatlar gerçekleştirilmiştir. Muhalefetin karamsar tablo çizmesi, bu
çabası AK PARTİ iktidarının birinci yılından itibaren başlamıştır ancak
milletimiz yapılan dört seçimde de muhalefetin dediğine değil AK PARTİ’nin icraatına bakarak oyunu kullanmıştır.
MUSTAFA ENÖZ
(Manisa) – Soru sor, soru!
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Tarım destekleri, geçmiş iktidarlarla kıyaslanmayacak derecede kat kat artmış, yeni destekler devreye alınarak tarımsal
üretimin artırılması sağlanmıştır. Bakanlığınızca Türkiye Tarım Havzaları
Üretim ve Destekleme Modeli uygulamaya konulmuştur. Bu modelin amacı ve
içeriğiyle ilgili bilgi verebilir misiniz?
Teşekkür
ediyorum.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Soruyla cevabı karıştırdın sen!
MUHARREM VARLI
(Adana) – Avukatlıkla çiftçiliğin ne alakası var?
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Sel geldiğinde her şeyi götürmeye çalışır ama kum kalır.
BAŞKAN – Sayın
Koyuncu, buyurun efendim.
ALİ KOYUNCU
(Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Aracılığınızla
Bakanımıza sormak istediğim soru: Daha önce cumhuriyet tarihinde uygulaması
olmayan ama 2006 yılında devlet destekli tarım sigortası uygulamasına
başlandığını biliyoruz. Bugüne kadar kesilen poliçe sayısı, devlet desteği ve
toplam sigorta bedelleri hakkında rakam verebilir misiniz? [MHP sıralarından
“Bravo(!)” sesleri]
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın Çırakoğlu…
LÜTFİ ÇIRAKOĞLU
(Rize) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Aracılığınızla
Sayın Bakanımıza sormak istiyorum: Tarımda uygulanan politikalar sonucu üretim
artışları nelerdir? Önemli ürünler için örnek verebilir misiniz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Çolak…
ERTEKİN ÇOLAK
(Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Bakanım,
2002 yılından önce IMF ve Dünya Bankasıyla yapılan anlaşmalar sonucu kaldırılan
destekleme uygulamaları var mıdır? Varsa nelerdir?
İkinci sorum:
Tarımsal ihracatımız ne kadardır ve hangi ülkelere yapılmaktadır?
Üçüncü sorum: AK
PARTİ döneminde kooperatifler aracılığıyla dağıtılan süt ineği adedi ne
kadardır?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın Cengiz…
MUSTAFA KEMAL
CENGİZ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Bakana
soruyorum:
Çanakkale daha
çok bir tarım veya hayvancılık kenti olarak bilinmektedir. Bu vesileyle,
Çanakkale’de, 2000 ve 2010 yılları arasında, on yıllık süreçte:
1) Büyükbaş
hayvan yetiştiriciliğinde artış mı yoksa azalma mı bulunmaktadır?
2) Küçükbaş
hayvan yetiştiriciliğinde, özellikle koyun ve keçide, on yıllık süreç nasıl
gelişmiştir? Artış mı vardır yoksa azalma mı vardır?
3) Çanakkale’de
organik et yetiştirme çalışmaları var mıdır? Varsa bu çalışmalar hangi
ilçelerimizde ve hangi merkezlerimizde gerçekleşmektedir?
4) Çanakkale
yöresinde koyun, keçi ve inek süt fiyatları bugün ne durumdadır? Bilgi verebilir misiniz.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Evet,
son olarak Sayın Öksüz, buyurun.
ÖZKAN ÖKSÜZ
(Konya) – Teşekkür ederim Başkanım.
Sayın Bakanım,
2002 yılında hayvancılığa verilen desteklerin genel destekler içindeki oranı ve
miktarı ne idi? Kaç destekleme kalemi mevcuttu? Günümüzdeki durumu nedir?
2003-2008
döneminde ilk kez başlatılan destekler nelerdir?
2003-2008 yılları
arasında kaç bin hektar arazi toplulaştırıldı?
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Bu soruları dağıttıkları nasıl belli oldu!
ÖZKAN ÖKSÜZ
(Konya) – Türkiye’de kimyevi gübre kullanımı ne kadardır? Vergisi nedir? Gübre
desteğinden üreticinin kârı nedir?
2003-2008 yılları
arasında üretilen sertifikalı fidan adedi ne kadardır?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
SIRRI SAKIK (Muş)
– Sayın Başkanım, bize sıra gelmedi.
BAŞKAN – Evet,
süremiz doldu.
Buyurun Sayın
Bakanım.
Eğer Sayın
Bakanın cevabından sonra tekrar süre kalırsa olur.
Arkadaşlar, her
arkadaşımız bir veya iki soru sorsa olur. Beş tane soru sorunca zaten Sayın
Bakan da ancak arada 1-2 arkadaşa cevap verebilir gibi geliyor bana.
ŞENOL BAL (İzmir)
– Yazılı cevap versin.
BAŞKAN – Buyurun
efendim.
TARIM VE
KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Sayın Enöz’ün söylediği,
hayvan giriş çıkışıyla ilgili bilgi olup olmadığı. Tabii, zaten yakalanıyor.
Yakalandığında tespit o zaman edilebiliyor ama bizim bilgilerimize göre,
Türkiye’de özellikle sınırlardan hayvan kaçakçılığı minimal düzeyde, yok
denecek düzeyde. Bizim damızlık ithalatıyla ilgili şöyle bir uygulamamız var
-bu esasen daha önceden başlayan bir uygulama, biz de onu sürdürüyoruz- sadece
100 başın üzerinde kendi işletmesinin ihtiyacını gidermek maksadıyla damızlık
sığır ithalatı devam ediyor, gebe düve ithalatı. Bugüne kadar da 2000-2010
yılları arasında -yani son dokuz buçuk yılda diyelim- 25 bin 667 baş gebe düve
ithalatı gerçekleşmiş Türkiye’de 2000’den bu yana, 2000’den beri bu sürüyor.
Sayın Macit’in
tabii sorusu, il il desteklemeleri söylüyor. Tabii
bunu yazılı ancak verebilirim çünkü benim elimde şu anda Türkiye'nin 81
vilayeti için il il ürünler itibarıyla ne kadar daha
önceden destek verildiği bilgisi hazır yok. Onu ben size yazılı olarak
sunacağım.
Elektrik
fiyatıyla ilgili bir sübvansiyon var mı, yok mu? Bizim Hükûmetimiz
döneminde elektrikle ilgili borçların yapılandırılması gerçekleşti 2003 yılında
ve ayrıca o tarihte borcunu ödeyenlere de bir indirim sağlandı. Yani ayrıca
-yanlış hatırlamıyorsam- 17,5 kuruş civarında bir iyileşme sağlandı, onlara da
bir indirim sağlandı. Tabii elektrik fiyatlarıyla ilgili son yapılan geçen
seneki düzenlemede kaç çiftçinin başvurduğu, bunların kayıtları bize gelmiyor,
Elektrik İdaresiyle ilişkili, Tarım Bakanlığıyla ilişkili değil, o nedenle de
bende yok. Onları biz size, temin eder ulaştırırız.
Sayın Kaplan’ın
sorusu, Sabiha Gökçen sınır kontrol noktasıyla ilgili. 2007 yılında biz orayı
faaliyete açtık, açılışını da ben yapmıştım. Orada canlı hayvan ve hayvansal
ürünlerin ithalat ve ihracatı ile ilgili yetkili bir kuruluş.
Şimdi, şap
hastalığıyla ilgili Türkiye çok önemli bir mesafe kat etti ve o mesafe de şu:
İlk defa olarak, çok uzun sürede, bu geçen hafta 27 Mayıs tarihinde Sayın
Kaplan, 27 Mayıs tarihinde Uluslararası Salgın Hastalıklar Ofisinin Türkiye'nin
Trakya bölgesinin aşılı arilik statüsü kazandığına
dair verdiği sertifika, belge. Biz bunu temin ettik, sağladık. Bu, Türkiye için
önemli bir gelişme, önemli bir başarı.
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Olumlu olumlu, burada belirtiyor; tek
olumlu şey de o zaten.
TARIM VE
KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – 27 Mayıs, evet. Dolayısıyla
bunlarla ilgili bizim gayretlerimiz var.
Tabii, Güney
Kıbrıs’la ilgili, onların aslında balıkçılıkla ilgili ön şartları var. Bu,
Fransa’nın da benzeri şartları var. Yani Türkiye’deki tarımla ilgili üç tane
müzakere başlığından bir tanesi gıdadır. Bu tasarıyla birlikte bunun müzakereye
açılması gündeme geliyor. Ama iki fasılla ilgili, ülkelerin özel şartları var
ve bu şartlar genellikle Kıbrıs sorununun çözümüyle ilişkili. O, tabii, diğer
alanlarda Türkiye'nin ulusal çıkarları çerçevesinde değerlendirilen, Hükûmet politikası ile diğer sektörlerle ilişkileri analiz
edilen ve ona göre tutum takınılan bir durum. O da o şekilde, söyleyeyim.
Sayın Işık’ın
Tar-Gel’le ilgili sorduğu soru: Şimdi, bir kere şunu
söyleyeyim: 2005 yılında değil, biz 2007 yılının başında zaten başladık. Yani
ilk Tar-Gel kapsamında bizim eleman alışımız 2007 yılındadır. 2.500 kişiyi 2007
yılında başlattık ve cumhuriyet tarihinde de bu bir ilk uygulamadır, iki bin
beş yüz köyde 2.500 tane ziraat mühendisi ve veteriner hekim çakılı olarak
çalışıyor. Özlük hakları itibarıyla da herhangi bir sorunları yok yani sosyal
güvenlik açısından, maaş, ücretler…
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Toplam kaç oldu?
TARIM VE
KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Toplam şu anda beş bin altı
yüz civarında köyde var, 2.500 kişi de bu sene aldık, geçtiğimiz ay başladılar,
2.500 kişi daha aldık. Bundan sonraki süreç içerisinde bizim zaten hedefimiz
şuydu: Dönem sonuna kadar yani oradaki hedefimiz yasama dönemi sonuna kadar -ki
başlangıçta 2007’de bunu açıkladığımızda yasama dönemi beş yıl olarak
öngörülmüştü- dolayısıyla 2012 yılına kadar bunun 10 bine çıkarılması bizim
hedefimizdi; bu hedefimiz duruyor, şu ana kadar da yarısı gerçekleşmiş durumda.
Yine, Sayın
Coşkun’un, Bakanlığın yasa tasarısının ve bu tasarının Bakanlık çalışanlarının
özlük haklarına dair bir şey getirip getirmediğiyle ilgili bir sorusu var.
Tabii, burada özlük hakları ayrı olarak yani sadece Tarım Bakanlığının değil,
diğer bütün bakanlıklardaki teknik elemanların veya diğer personelin özlük
haklarının iyileştirilmesi yönünde Hükûmet genelinde
bir çalışma var.
HAKAN COŞKUN (Osmaniye) – Diğer bakanlıklardan kötü.
TARIM VE
KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Diğer bakanlıklardan daha
kötü değil. Onlarda biliyorsunuz daha önce biz bir iyileştirme yaptık iki sene önce.
Burada, şu anda Devlet Bakanımız Sayın Hayati Yazıcı’nın
başkanlığında kamu personeliyle ilgili bir tasarı hazırlanmış ve bu tasarı
çerçevesinde de -yakında Meclis gündemine bu tasarı gelecek- burada bütün kamu
çalışanlarının özlük haklarıyla ilgili bir düzenleme gerçekleştirilecek.
Buğdayla ilgili
olarak bize gelen bilgiler… Ki ben geçen gün size hem Çukurova’dan hem
Türkiye’nin başka bazı yerlerinden gönderilen tebrik ve teşekkür fakslarını
kürsüden, bir gündem dışı konuşma vesilesiyle yaptığım…
ŞENOL BAL (İzmir)
– Onlar yandaşlar, yandaşlar…
TARIM VE
KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Onlar gerçek çiftçiler. Biz
maliyetin ne kadar olduğunu biliyoruz…
ŞENOL BAL (İzmir)
– Ne kadar?
TARIM VE
KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Bu maliyetin 437 lira/ton
olduğunu biliyoruz. Bunun içerisinde tarla kirası da dâhildir. Bizim verdiğimiz
fiyat 550 başlangıç için, eylül ayından itibaren her ay ton başına 10 lira
geliyor, 570-580 liraya çıkıyor; artı, 50 lira prim veriyoruz; artı, 103 lira
da -toplam için söylüyorum- tonda bizim verdiğimiz diğer destekler var.
Dolayısıyla, üreticimiz de bunu değerlendiriyor ve bunun doğru olduğunu
biliyor.
Sayın Doğru’nun
Tokat’la ilgili “Neden komşu illeri hayvancılık projesinden destekleniyor da Tokat
desteklenmiyor?” ifadesi oldu. Doğu Anadolu illerinde DAP projesi kapsamında
bir özel hayvancılık projesi uygulamaya girdi. Şu anda GAP ve DAP illerinde,
yani dokuz GAP ilinde ve on altı DAP ilinde bu uygulanıyor. Bizim şu anda
Türkiye geneliyle ilgili üzerinde çalıştığımız başka bir çalışma var ama Tokat
ilinde de gerek kredi faiz sübvansiyonlarından, ki
damızlık hayvan yetiştiriciliğinde bu yüzde 60 oranındadır, yüzde 60 oranında
kredi faiz sübvansiyonundan…
ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) – Herkes yararlanamıyor bundan Sayın
Bakan.
TARIM VE
KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Yararlanabiliyor, herkes
yararlanıyor.
Şimdi, hem
Türkiye'nin tüm bölgeleri bundan damızlık hayvancılıkta yüzde 60 faiz indirimi
hem besicilikte yüzde 50 faiz indiriminden istifade edebiliyor. Kredi faizleri
de zaten bildiğiniz gibi malum.
Çok teşekkür
ediyorum, diğer sorulara yazılı cevap vereceğim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bakan.
Tasarının
maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum…
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Karar yeter sayısı istiyorum.
HASAN MACİT
(İstanbul) – Karar yeter sayısı…
BAŞKAN – Evet,
oylamaya sunacağım, karar yeter sayısını arayacağım.
Kabul edenler…
Elektronik
cihazla oylama yapacağım.
İki dakika süre
vereceğim arkadaşlar.
Süreyi başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime on
dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 16.10
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 16.25
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat
PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK
(Burdur), Murat ÖZKAN (Giresun)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
115’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
498 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın maddelerine geçilmesinin
oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi tekrar maddelerine geçilmesini oylarınıza sunacağım ve karar
yeter sayısını arayacağım.
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Sayın milletvekilleri, şimdi birinci bölümün görüşmelerine
başlıyoruz.
Birinci bölüm 1 ila 26’ncı maddeleri kapsamaktadır.
Birinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına
Erzurum Milletvekili Sayın Zeki Ertugay. (MHP
sıralarından alkışlar)
Buyurun efendim.
MHP GRUBU ADINA ZEKİ ERTUGAY (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 498 sıra sayılı Tasarı’nın birinci bölümü üzerinde Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına görüşlerimi arz etmek üzere söz almış bulunuyorum.
Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, Genel Kurulda gürültü var.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, saygıdeğer arkadaşlarım, bir kısım
ifadeleri kullanmak istemiyorum, ama lütfen…
ZEKİ ERTUGAY (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu tasarı bu
hâliyle, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının görev, yetki
ve sorumluluklarının çok önemli bir bölümünü kapsayan, veteriner hizmetlerinden
bitki sağlığına kadar, bitki koruma ürünlerinden gıda, yem, hijyene
kadar her biri başlı başına önemli ve ayrı disiplinler olarak ele alınması
gereken on beş ayrı konuyu bir kanunda toplamış olacaktır ve yine üretimden
tüketime, kontrolden denetime, ithalattan ihracata kadar birçok önemli konu ve
bu alanlarda çalışan meslek mensuplarının görev ve sorumlulukları da tek bir
mevzuata bağlanmış olacaktır.
Sayın Bakanın, değerli konuşmacıların da ifade ettiği gibi, bu
tasarı yüce Meclisin gündemine Avrupa Birliğiyle görüşmelerde 12’nci faslın
açılabilmesi için, yani Avrupa Birliğinin talebi doğrultusunda getirilmiştir.
Dolayısıyla, bugün içinde bulunduğumuz şartlarda Türk çiftçinin ıztırabını dindirecek, derdine derman olacak herhangi bir
düzenleme getirmemektedir.
Ayrıca, biraz önce de ifade etmeye çalıştığım teknik sebeplerden
dolayı, her biri ayrı ayrı ve önemli disiplinler
olarak ele alınması gereken birçok görev ve yetkinin bir mevzuatta
düzenlenmesinin büyük bir kargaşaya sebep olacağı, hizmetlerde verimliliği
düşüreceği endişesini taşımaktayım.
Bu bakımdan, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu yasanın bu
şekliyle düzenlenmesine karşı olduğumuzu ifade etmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, bu tasarı çıktığı andan itibaren hâlen
yürürlükte olan Gıda Kanunu, Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu, Zirai Mücadele
ve Karantina Kanunu, Yem Kanunu ve Hayvan Islahı Kanunu yürürlükten kaldırılmış
olacaktır. Bunların birçoğu eski yasalar olmakla birlikte, hâlihazırdaki
uygulamalarda çok güzel uygulamaları olan çok başarılı kanunlar olarak
değerlendirilen birçok yasa da yürürlükten kaldırılmaktadır. Mesela, bunlardan
biri 2001 yılında 57’nci Hükûmet döneminde çıkarılan
Hayvan Islahı Kanunu’dur. Bu Kanun, bugüne kadar ihtiyaçlara cevap veren ve
başarıyla uygulanagelmiş bir yasadır. Şimdi, bu Yasa
yürürlükten kaldırılmaktadır. Niçin kaldırılıyor? Niye kaldırılıyor? Ne eksiği
var? Gerçekten bunu anlamak mümkün değildir ve çıkarılan bu yasada, şu anda
üzerinde görüştüğümüz yasada o başarılı uygulamaları olan Hayvan Islahı
Kanunu’nun bütün hükümleri yer almamaktadır. Ayrıca, Hayvan Islahı Kanunu’nda
yer almayıp da burada getirilen yeni bir düzenleme de yoktur.
Bu bakımdan, bu yasanın eksiğinin gediğinin olmadığı, düzenli
uygulaması olan bir yasanın kaldırılması işgüzarlık olarak tarafımızdan
değerlendirilmektedir.
Değerli milletvekilleri, bakın buradan söyleyeyim: Sorunsuz
işleyen bir mevzuatı değiştirmek yanlıştır. Bu mevzuata göre oluşmuş birimleri
tedirgin edecektir ve bu tedirginlik ülkede birçok soruna da yol açacaktır. Bu
bakımdan mevzuatın toplulaştırılması gerekçeniz yanlıştır, tutarsızdır.
Değerli milletvekilleri, aynı yanlışlıklar ve tutarsızlıklar diğer
mevzuattan kaldırılan yasalar, onlar için de geçerlidir. Hayvan Sağlığı ve
Zabıtası Kanunu için de geçerlidir, Gıda Kanunu için de geçerlidir, Yem Kanunu
için de Zirai Mücadele Kanunu için de geçerlidir.
Bu oluşturulmaya çalışılan yeni yapıyla, günümüzün en önemli
konusu olan gıda güvenliğini sağlamanız, ülke ihtiyaçlarına cevap vermeniz
mümkün değildir ve bu yasanın mutlak surette bu hâlinin, bu yapısının
değiştirilmesi gerekir.
Bize göre doğrusu şudur: Veteriner hizmetlerinin, hayvan
refahının, hayvan sağlığının, hayvan ıslahı ve zootekniğinin,
hayvan hareketlerinin, veteriner sağlık ürünlerinin ayrı bir yasada. Bitki
sağlığı, zirai mücadele, zirai karantina, bitki hastalık ve zararlıları, bitki
koruma ürünlerinin ayrı bir yasada, gıda ve yemin ayrı bir yasada ele
alınmasıdır.
Bakın değerli milletvekilleri, devletin en önemli görevlerinden
biri olan halkın gereği gibi beslenmesi hususu bu yasada yer almamaktadır.
Hâlbuki kaldırılan 5179’da, yani önceki Gıda Yasası’nda açıkça halkın gereği
gibi beslenmesini sağlamak biçiminde devlete bu sorumluluk yüklenmiştir.
Yine çok önemli bir konu olarak gördüğümüz bir diğer husus da
tüketici haklarının korunmasına dair tasarıda bir cümle dahi yoktur. Reklamlara
ve tüketicilerin yanıltılmasının önlenmesine dair ortaya konulan hükümler de
son derece yetersizdir.
Değerli milletvekilleri, yine yasada kontrol, denetim, ithalat ve
ihracat konularına, canlı hayvan ve hayvansal ürünlerle ilgili hususlara
ayrıntılı olarak yer verilmesine rağmen bitki sağlığı, gıda ve yem konuları
birkaç madde içerisinde toplanmış ve genel bir ifadeyle geçiştirilmiştir.
Bu bakımdan, bu sayılan konuların hiçbirinin diğerinden daha
önemli veya daha önemsiz olduğunu düşünmediğimiz için bu düzenleme yetersizdir.
Değerli milletvekilleri, bir diğer husus: Avrupa Birliğinde her
üyenin kendisine ait bağımsız bir gıda otoritesi bulunmaktadır. Ayrıca, Avrupa
Birliğinin bir üst organı olarak faaliyetlerini bağımsız biçimde yürüten yine
bir Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi bulunmaktadır. Bu konuda bugün önümüze
getirilen yasa da yine son derece yetersizdir zira ülkemizde gıda güvenliği
konusunda bağımsız bir gıda otoritesi bulunmamaktadır. Bağımsız bir gıda
otoritesinin ve -altını çizerek ifade ediyorum- ayrı bir risk değerlendirme
biriminin oluşturulması çok büyük önem arz etmektedir. Bu birimin
oluşturulması, görev tanımı ve yetkilerinin açıkça yazılarak tasarının
içerisine mutlak surette konulması gerekir. Bu, tasarının olmazsa olmazıdır.
Diğer taraftan, risk değerlendirmesi ile denetim ayrı ayrı
konulardır. Yapılması gereken en önemli düzenleme bu yasada olmayacaksa bir
gıda otoritesi, bağımsız bir gıda otoritesi kurulamayacaksa bu yasanın hiçbir
anlamı olmayacaktır.
Sayın Başkan, zannediyorum bu arada biraz vaktimiz gitti, ben
biraz da müsamahanıza sığınarak, bugün Türkiye tarımının içinde bulunduğu
durumdan bahsetmek istiyorum.
Her vesileyle ifade ettiğimiz gibi sekiz yıllık AKP İktidarı,
tarım sektörünü ve tarım kesimini bitirme noktasına getirmiştir. Buna dair, bu
hususlara dair, üreticinin içler acısı durumunu, çaresizliğini, kendi toprağını
terk edişini ve bugün Türkiye'de büyük bir trajedi olarak yaşanan işsizlikteki
temel patlamanın esas nedeninin tarımdan kopuş, tarımdan ayrılış, tarımdan terk
ediliş olduğunu defalarca ifade ettik çünkü tarım, işsizliği absorbe eden önemli sektördür. Bunları defalarca ifade
ettik ama Sayın Bakan, Bakanlık, Hükûmet hiç duymadı,
duymaya da zannediyorum niyeti yok.
Sayın Bakana tavsiyemiz, elbette ki bu yasal düzenlemeler de
önemli ancak tek marifet mevzuat düzenlemek değildir. Bunun için Türk çiftçisine
hizmeti ön plana alan ve üretimi artıracak, üretim ekonomisine geçişi
sağlayacak tedbirlerin alınması hayati önem taşımaktadır. Bakın, Sayın Bakan,
Türkiye’yi getirdiğiniz noktaya bir örnek vereyim: Bugün hayvancılıkta gelinen
nokta son derece karanlık bir noktadır. On beş yıldır
Çok net olarak ifade ediyorum: Bu ithalat kararının telaffuz
edildiği andan itibaren Türkiye'nin temeline iki temel dinamit konulmuştur.
Birincisi, bu ülkede besici öldürülmüştür. Siz belki besicinin, Türkiye
genelindeki birçok yerdeki besicinin sesini duymayabilirsiniz ama ben,
Türkiye'nin her yerinden bu feryatları duyuyorum. Önemli geçim kaynağı olan,
yegâne geçim kaynağı olan hayvancılık bölgesi kendi seçim bölgem Erzurum’dan
bunu biliyorum, Sayın Bakan, ithalat kararıyla birlikte besici ahırını
boşaltmıştır. 1 tek dana, hayvan bırakmamacasına “Fiyatlar düşecek.” diye,
canhıraş bir şekilde pazara çıkarmıştır.
Talihsiz bir beyanınız var; Türkiye’de, beceriksizliğiniz ve
politikasızlığınız sonucu getirdiğiniz bu vahim noktanın sorumlusu olarak 3-5
spekülatörü hatta besiciyi sorumlu tutmanız, tersinden, besici aleyhine bir spekülasyon olmuştur. Nasıl olduğunu da ben size söyleyeyim:
Bu kararla birlikte bir taraftan besici ahırını boşaltmıştır, bir taraftan da
gelecek için, bugünü kurtarma pahasına attığınız bu yanlış adımla Türkiye
hayvancılığını öldürdünüz; sonucu budur.
Ben size söyleyeyim: Besici kimdir, ne iş yapar, buna bir bakmanız
lazım. Besici spekülasyon yapar mı? Yapmaz Sayın
Bakan, yapamaz çünkü -siz de gayet iyi biliyorsunuz- besi hayvanının bir süresi
vardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun Sayın Ertugay,
konuşmanızı tamamlayınız.
ZEKİ ERTUGAY (Devamla) – Teşekkür ederim.
Dokuz aysa dokuz ay, on iki aysa on iki ay, besi süresi dolduğu
andan itibaren bir gün bile ahırda hayvanını bekletmez, derhâl elinden çıkarır
çünkü bilir ki geçirdiği her bir saat, her bir gün, yapılan masraf ete ve süte
dönüşmeyeceği için kendisi için bir kayıptır. Bu bakımdan, bu noktadan meseleyi
ele almanızda ve bu vahim karardan dönmenizde fayda var.
Bakın, ben size bir şey daha söyleyeyim, bu kararın çok önemli bir
sonucu da şudur: Et ithalatı pirinç ithalatına benzemez. Bu kapıyı bir defa
açtınız mı geriye döndürmeniz son derece mümkün değildir ve zordur. Gelecek on
yılları, hem besiciliğin hem ülkenin hem Türkiye hayvancılığının gelecek on
yıllarını çok büyük bir sıkıntıya soktunuz. Sık sık
milat olarak belirlediğiniz o 2002 yılından önce, yok saydığınız, ekonomide,
tarımda çökme olarak nitelediğiniz o 2002 yılı öncesi dönemde Türkiye hiç bu
noktaya gelmemişti.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir kez daha uzatayım Sayın Ertugay,
bu dakikanın sonunda bitiriniz efendim konuşmanızı.
Buyurun.
ZEKİ ERTUGAY (Devamla) – Sayın Bakan, bir hususu daha ifade etmek
istiyorum: Şu spekülasyon kararınızı ve kanaatinizi,
sık sık başvurduğunuz bu yorumunuzu lütfen gözden
geçirin. Eğer “Bu ülkede spekülasyon yapılıyor.”
derseniz, birileri de çıkar sorar: “Siz orada ne iş yapıyorsunuz? Niye bu spekülasyona fırsat veriyorsunuz?” Kaldı ki biz bu
hareketlerin spekülatif hareketler olmadığını da
defalarca söyledik. Nitekim, Türkiye’de Rekabet Kurumu
Başkanı da sizi yalanlamıştır.
Bir diğer husus, bu gelinen noktada hayvancılığın içine düştüğü bu
dramdan çıkışın tek yolu derhâl bu ne idiği belirsiz
hayvan ithalatını durdurmanızdır ve ithalat yapacaksanız bu kadar gebe düve ve
süt sığırı ithal edin. Şu kısa dönemde problemi çözmek için kapalı ahır sistemi
yerine -onun da devam etmesi mümkün olabilir- açık besiciliğe geçin ve kısa
zaman içerisinde, bu size göre spekülatif ama bize
göre bu talihsiz dönemi bu şekilde belki önleyebilirsiniz.
Değerli milletvekilleri, Sayın Bakan…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Ertugay, teşekkür etmem
lazım size.
ZEKİ ERTUGAY (Devamla) – Sayın Başkanım, çok sürem gitti yani üç
dakikam gitti. Söyleyecek çok şeyimiz var.
BAŞKAN – Efendim, ben zaten bir dakika ilave süre verdim.
Buyurun efendim, lütfen konuşmanızı tamamlayınız.
ZEKİ ERTUGAY (Devamla) – Son bir dakika daha.
Şimdi, benim elimde ihracatla, ithalatla ilgili rakamlar var. Bu
rakamlarla ilgili biraz önce söyledi. Gerçi Sayın Bakanın verdiği rakamlarda
zannediyorum dâhilde işleme rejimi çerçevesinde işlenen ürünler var. Ben
doğrudan doğruya toprak ürünü, tarımsal ürün ithalat ve ihracatında gelinen
noktayı söylüyorum: 2002 yılında tarımsal ihracatımızın yani doğrudan doğruya
ham ürünlerimizin ihracat fazlası 102 milyon dolardır yani 102 milyon dolar
fazla bir ihracatımız var. Bugün, 2009 rakamlarında da durum
kötü de 2008 daha vahim olduğu için onu söylüyorum, 2008 rakamlarında
Türkiye'nin ham ürün olarak, toprak ürün olarak, işlenmemiş ürün olarak
tarımsal ihracatı 4 milyar 168 milyon dolardır, ithalatı ise 6 milyar 433
milyon dolardır yani Türkiye 2 milyar 265 milyon dolarlık toprak ürünü, ham
ürün fazladan ithal etmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ZEKİ ERTUGAY (Devamla) – Bunu da yeniden değerlendirmenizi dikkatlerinize
sunuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ertugay.
Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Batman Milletvekili ve Grup
Başkan Vekili Sayın Bengi Yıldız.
Buyurun efendim.
BDP GRUBU ADINA BENGİ YILDIZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 498 sıra sayılı Kanun Tasarısı hakkında Barış ve Demokrasi
Partisi Grubunun görüşlerini sunmak üzere söz aldım. Yüce heyeti saygıyla
selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten, Adalet ve
Kalkınma Partisinin Sayın Bakanını ve milletvekillerini izlediğimizde nasıl bir
sanal ortam içerisinde olduğumuzu bir kez daha gözlemlemiş oluyoruz. 1990’lı
yıllarda tek kanallı televizyondan çok kanallı televizyonlara geçtiğimizde pembe
diziler vardı, mesela Brezilya’dan getirilmiş Yalan Rüzgârları ve Mariannalar vardı. Daha sonra, tabii, bunu izleyen diziler
oldu. Bir ara köye gittiğimde, saat on civarlarında insanlarımızın tarladan eve
doğru koştuğunu gördüm, kadın, çoluk çocuk. Evdekilere sordum “Ne oluyor?”
diye, dediler ki: “Vallahi Marianna dizisi başlıyor,
Yalan Rüzgarı başlıyor” onu izlemeye koşuyor halkımız.
Şimdi, tarım politikası, hayvancılık politikasını buradan
izleyince, 1990’ların o dizilerini hatırlıyorum, aklıma geliyor çünkü Sayın
Bakanla aynı bölgenin insanlarıyız ve her hafta sonu bölgeye gidiyoruz. Tarımda
ne oluyor, hayvancılıkta ne oluyor? Gerçekten, çatışmalı ortam döneminde bile
bölgenin vermiş olduğu göçten daha fazla göçü bu neoliberal
mi, liberal politikalar mı, adına ne derseniz deyin, bu dönemde insanlar
köyünü, işini, aşını bırakıp batı illerine göç etmek zorunda kaldı. Hani, yine
o liberal teorisyenlerin dediği gibi, görünmez bir el var ve bu şeyi idare
ediyor; o görünmez el aslında tarım ve hayvancılıkla uğraşanların cebine
giriyor, oradaki mevcut parayı da alıp bir başka kanala aktardığını
söyleyebiliriz ve çok görünen somut bir eldir bu el.
Sayın Bakan, bütün kanun tasarılarında ve Anayasa’da da olduğu
gibi, bu yasayı da aslında kimseyle konuşmadan, tartışmadan geçiriyorsunuz
Parlamentodan. Gerçi Sayın Bakanım biraz önce dedi ki, şu kadar kuruluşla,
kurumla diyalog içerisinde olduk, hepsini dinledik. Anayasa tartışmaları
sırasında da bu Parlamentoda bir ay boyunca konuştuk, bizi dinlediniz…
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Görüş
aldık.
BENGİ YILDIZ (Devamla) – …birçok kesimi de dinliyor gibi yaptınız
ama en sonunda kendi istediğinizi yaptırdınız, bu kanun tasarısı da böyle bir
şeydir. Bunun böyle olduğunu, bu tasarıdan en çok etkilenen, bu tasarının
kanunlaştığı hâlde en çok aktörü olacak Veteriner Hekimler Derneğinin elimde
yazısı, belgesi var. Bu Derneğin Başkanı Sayın Profesör Şakir
Doğan Tuncer, bu tasarının ne getirip ne götürdüğüne
ilişkin eleştirilerini sunuyor. Devletimizin de altına imza
attığı, kanunlaştırdığı uluslararası sözleşmelerin es geçildiğini, bunların
dikkate alınmadan bir yeniden yapılanmaya gidildiğini, özellikle Anayasa’nın
90’ıncı maddesine de atıfta bulunarak uluslararası sözleşmelerin kanunların da
üstünde olduğunu belirtiyor ve ne yazık ki 1984’te bu neoliberal
politikaların devreye girdiği dönemden itibaren kanun hükmünde kararnamelerle
hem kanunları hem uluslararası sözleşmeleri pas geçip düzenlemeler yapmışız. Şimdi
de özellikle, Hükûmet, bu politikayı yürütecek, bu
politikanın esas aktörleri olacak yasanın taşra teşkilatını, merkez teşkilatını
bir tarafa bırakarak, onları yok farz ederek yeni bir düzenlemeye gidiyor ve
binlerce yeni işsiz yaratılmasının zeminini yaratıyor değerli arkadaşlar.
Bu yasanın gerekçesine baktığımızda, gerçekten yine o demin
belirttiğimiz hiç kimsenin karşı koyamayacağı gerekçeler sıralanmış. “Sağlıklı
bir toplumun oluşturulmasında, halk sağlığı, hayvan sağlığı, bitki sağlığının
korunması, halkın yeterli gıdayla beslenmesi büyük önem arz etmektedir.” Bunun
gibi, hiç kimsenin karşı çıkmayacağı gerekçeler ortaya konmuş. Peki, bunu kim
hayata geçirecek? Hangi organizasyonla bunu hayata geçireceksiniz? Bunun bir
açıklaması, pratik, somut bir verisi yok.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; iyi şeyler olacak... Bu yasa
metninde de belirtildiği gibi “İyi şeyler yapacağız, iyi şeyler olacak”la
başlayan süreçleri çok iyi biliyoruz. Bu dönemde pratik yaşamımıza baktığımızda
toplumun giderek toplumsal bir çürümeyle karşı karşıya olduğunu görüyoruz.
Mesela, her gün basını açtığımızda, özellikle bölgemizde, son zamanlarda
özellikle yaygınlaşmaya ve açığa çıkmaya başladı: Siirt, Van, Batman’da, dün
bir partinin il yöneticisinin de içine karıştığını, çocuk yaştaki öğrencilerin,
çocukların -burada telaffuz etmek istemediğim kavramlarla- onurlarının,
haysiyetlerinin kırıldığını hepimiz izliyoruz.
Bu işin faillerine baktığımızda, özellikle devlet organizasyonu
içerisinde yer alan, özellikle de korucuların çok belirleyici bir rol aldığı
bir süreci görüyoruz değerli arkadaşlar. Canımızı, malımızı korumakla görevli
olan korucuların, 71 bin korucunun… Bugüne kadar Genelkurmay Başkanlığının
açıklamalarına göre, 5 bin-6 bin civarında suça karışmış köy korucusu var ve
her gün bu işleri, bu suçları işlemeye devam ediyorlar. Diğer taraftan da bizim
güvenliğimiz ile bizim canımızı, malımızı, ırzımızı korumakla görevli
olduklarından bahsedilen bir organizasyon… Bunlar, bu failler eğer yeterli
derecede cezalandırılmış olsaydı, bu olaylar bu insanların şahsında bugün de
devam ediyor olmazdı.
Yine, askerde ölümler basında çokça yer almaya başladı değerli
arkadaşlar. Dünkü, bir önceki günkü gazetede, bir gazetemizde… Muhafazakâr bir
gazete bile artık bu işe el atmaya başladı. Bölgede onlarca insanın her gün
kendi ailelerine cenazeleri gidiyor ve bunların askerde intihar ettikleri
söyleniyor.
Değerli arkadaşlar, buna ilişkin sorular soruyoruz -bu işin
sorumlusu başta Başbakan olmak üzere Millî Savunma Bakanıdır- ama gizlilik adı
altında bu sorularımıza cevap verilmiyor. Eğer bir ülkenin bir bölgesine
cenazeler gidiyorsa ve raporlarda da bunların birçoğunun şüpheli ölümler olduğu
söyleniyorsa, o ülkede hükûmet olan bir iktidarın,
bir partinin bunları görmezden gelen, üstünü örten bir yaklaşım sergilemesini
kamuoyunun vicdanına bırakıyoruz.
Başka bölgelere ne kadar cenaze gidiyor? Niye sadece doğu ve
güneydoğuda yaşayan insanlara bu cenazeler gidiyor meselesini iktidarın
sorgulaması ve sorumlularını bir an önce açığa çıkarması gerektiğine
inanıyoruz.
Cezaevleri… Değerli arkadaşlar, 50 bin insanın cezaevinde olduğu
bir dönemden, şu anda 120 bin insanın cezaevinde olduğu bir döneme geçmiş
bulunuyoruz ve Sayın Adalet Bakanına “Bu konuda ne yapacaksınız?” diye
sorduğumuzda, çok ilginçtir, bundan sonra bu Hükûmetin
ülkemizi nereye taşımak istediğinin göstergesi olan cevaplar veriyor: Yeni
cezaevleri. Nasıl cezaevleri değerli arkadaşlar?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Yıldız, buyurun, konuşmanızı tamamlayınız efendim.
BENGİ YILDIZ (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.
2002 yılından 2010 yılına kadar 52 yeni cezaevi yapılacak, bu
cezaevlerinin kapasitesi 35.570 kişiymiş. 2010 yılıyla 2015 yılı arasında 86
yeni cezaevi yapılacakmış, bunun da kapasitesi 42.422 kişi olacakmış.
SIRRI SAKIK (Muş) – Kendileri de girecek hiç korkma, sadece biz
girmeyeceğiz.
BENGİ YILDIZ (Devamla) – Yani Hükûmetin
politikasında 2015 yılına kadar 150 bin insanı cezaevinde barındıracak kadar
bir iyileştirme gerçekleştirilecek ve bunun maliyeti 1 milyar 796 bin 604
liraymış. Yani sadece bu parayı herhâlde suçu işleyen insanların rehabilitasyonuna ve iş sahibi yapmak konusuna harcasaydı
120 bin insan bugün cezaevinde olmayacak veyahut 2015 yılının cezaevi
projelerini çizmemiş olacaktı.
Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi sevgi ve saygıyla
selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yıldız.
AK PARTİ Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Ali Koyuncu.
Sayın Koyuncu, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ KOYUNCU (Bursa) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; öncelikle hepinizi sevgiyle, saygıyla, dostlukla selamlıyorum.
Veterinerlik ve gıda kanunu hakkında grup adına söz almış
bulunuyorum. Tabii, bizden önce çok değerli partilerimizin sözcüleri,
temsilcileri çok önemli konuşmalar yaptılar, o konuşmaları ben de çok dikkatli
bir şekilde dinledim. Dinlediğimde Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinin Ormankadı köyüne gittim, gittiğimde aklıma şunlar geldi: AK
PARTİ Hükûmetinden önce bizim köyde -bilmiyorum sizin
köylerde nasıldı da- icra arabaları, icra memurları köy yollarında
çarpışırlardı, kaza yaparlardı, sık bir şekilde kaza yaparlardı, onlar aklımıza
geldi.
VAHAP SEÇER (Mersin) – Şimdi köyde yapıyorlar, köyde!
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Şimdi hapishane yollarında
yapıyorlar!
ALİ KOYUNCU (Devamla) – Hatta bir tane icra memuru da kaza
yapmıştı bizim köy yolunda, onu da yaralı olarak kurtarmıştık. Onun akabinde
yine aynı şekilde…
VAHAP SEÇER (Mersin) – Seyyar mahkemeler var şimdi!
ALİ KOYUNCU (Devamla) – …bizim köydeki köylü, çiftçi
vatandaşımızı, kardeşimizi hapishaneye, mapushaneye
götürmek için de yine aynı şekilde jandarma arabaları da köy yollarında yoğun
bir şekilde giderlerdi, gelirlerdi. Beni oralara götürdünüz, oralara götürdünüz
konuşmalarınızla.
AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Adalet Bakanına sor, en çok artan
daire icra dairesi!
ALİ KOYUNCU (Devamla) – Tabii ki neden böyleydi? Müteselsil
kefillikler vardı hatırlar mısınız, tarım kredi kooperatiflerinde. Tarım kredi
kooperatiflerine gidersiniz. Ne almak için? Gübre almak için. Mazot zaten
satmıyorlardı, bizim dönemimizde mazot satışları başladı. Faizler mi? Faizleri
sorma, yüzde 59’du o dönemde, temerrüde girersen “Yandım anam Allah” türküsünü
çalardın! Onları hep biz gördük, yaşadık. Ve o dönemde müteselsil kefilliklerle
birlikte siz o gün alışveriş yaptığınızda yandınız. 20 kişi, 30 kişi zincirleme
kefil olursunuz birbirinize. Tanımazsınız. Ahmetleri, Mehmetleri birbirine
kefil edersiniz, ondan sonra bir gün bakarsınız ki, bugüne kadar hiç icraya
düşmemiş benim Ahmet Amcamın, Mehmet Amcamın evine icralar gelir.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Ali, şimdi hapisteler!
ALİ KOYUNCU (Devamla) – Bunları yaşadık, bunları gördük. Masal,
hikâye anlatmıyoruz, gerçekleri anlatıyoruz.
GÜROL ERGİN (Muğla) – Ali, hikâye değil de roman oldu roman!
ALİ KOYUNCU (Devamla) – Değerli kardeşlerim, sonra ne oldu?
MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Bugünün gerçekleri!
ALİ KOYUNCU (Devamla) – Bak, anlatıyorum. Sonra 2002 seçimleri
oldu, adam gibi adam Recep Tayyip Erdoğan Başbakan oldu. (AK PARTİ sıralarından
“Bravo” sesleri, alkışlar) Hemen çiftçinin 2,7 katrilyon borcunun 1,2 katrilyon
lirasını sildik. Köylerde çocuklar sofraya oturduklarında babasız bir şekilde
oturuyordu, hapishaneler dolmuştu.
M. NURİ YAMAN (Muş) – Hâlen dolu hâlen.
ALİ KOYUNCU (Devamla) – Savcılar, hâkimler artık bunların,
hükümlülerin cezalarını nerede çektireceğiz? Acaba okullarda mı çektirelim
diye… Köylünün yarısı içeride, yarısı dışarıdaydı. Bunları hep birlikte gördük.
MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Şimdi de 70 binlik
cezaevlerinde 120 bin kişi yatıyor.
ALİ KOYUNCU (Devamla) – Sonra 1,2 katrilyon lirasını sildik.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – 1,5
katrilyon…
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Yalan söyleme!
MUHARREM İNCE (Yalova) – 1,5 katrilyonun lafı mı olur Ali bak,
siliver!
ALİ KOYUNCU (Devamla) – 1,5 katrilyon lirasını sildik, geri
kalanında da üç yıl vadeyle çiftçilerin borçlarını ödemesini sağladık.
Ayrıca…
SUAT KILIÇ (Samsun) – Faizlerden de bahset.
ALİ KOYUNCU (Devamla) – Tabii ki, faizler yüzde 59’du. Şimdi kaç
biliyor musunuz arkadaşlar?
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Haram haram!
ALİ KOYUNCU (Devamla) – Bak ben söyleyeyim.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Aliciğim haram, sıfır yapacaksın!
Haram yine de. 1 de olsa, 2 de olsa haram, sıfır yapacaksın.
ALİ KOYUNCU (Devamla) – Ramazan Bey, Burdurlu kardeşim, bu
insanlar artık 5,2’yle hayvancılık kredileri alıyorlar. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
MUHARREM İNCE (Yalova) – Faiz haram, haram!
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Bunun 1’i de bir, bini de bir.
ALİ KOYUNCU (Devamla) – İşletme sayılarına baktığınızda da bunu
böyle göreceksiniz. Hani “Türkiye’de tarım bitti, çiftçi öldü, gitti…”, böyle
bir şey yok. Siz sanal âlemde yaşıyorsunuz. Ben daha bu hafta yine köyden
geldim. Tarladan geldik dedik daha önce, yine aynı şeyi söylüyorum. Ben burada
masal falan anlatmıyorum, yaşadıklarımı anlatıyorum.
AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Kadıköy’den mi!
ALİ KOYUNCU (Devamla) – Şimdi bakıyorsunuz değerli kardeşlerim,
Tarım Kanunu bizden önce var mıydı? AK PARTİ İktidarından önce bu ülkede Tarım
Kanunu yoktu.
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Siz gelmeden tarım bile yoktu!
MUHARREM İNCE (Yalova) – Elektrik bile yoktu!
ALİ KOYUNCU (Devamla) – Yoktu. Üretici Birlikleri Kanunu yoktu,
tarımda planlama yoktu, tarımda strateji yoktu. Biz geldik dedik ki… 2002-2010
arasında tarım strateji belgelerini ortaya koyduk mu? Koyduk. Bunları hep
birlikte gördük. Ayrıca, şimdi burada birtakım rakamlar verildi, denildi ki:
“Tarımsal ihracat.”
Değerli arkadaşlar, verilen rakamlar bizim elimizde de var. Evet,
2009 yılında ithalat, hani ithalatı çok seviyorsunuz ya önce ithalattan
başlayayım da gönlünüzü hoş edeyim sizin.
VAHAP SEÇER (Mersin) – Siz seviyorsunuz, bizim ne alakamız var.
ALİ KOYUNCU (Devamla) – 9 katrilyon 621 trilyon lira ithalatımız
oldu. İhracatımız ne kadar? Eski parayla 11 katrilyon 190 trilyon. Bizden önce…
VAHAP SEÇER (Mersin) – Bir yıl önceye git, 2008’e…
ALİ KOYUNCU (Devamla) – …ihracat ne kadardı? 3,8 milyar dolardı
değerli arkadaşlar. 3,8 milyar dolar mı daha büyük 11 katrilyon 190 trilyon
lira mı daha büyük, bunu da sizin takdirlerinize sunuyorum değerli arkadaşlar.
(CHP sıralarından gürültüler)
AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Senin yaşın kaçtı sekiz yıl önce?
Sekiz senede sen de büyüdün ama.
ALİ KOYUNCU (Devamla) – Ayrıca, tarımsal desteklemelere
baktığınızda total anlamda ne kadardı? 1,8 katrilyon liraydı. Bugün ne kadar
veriyoruz? 5,7 katrilyon lira destek veriyoruz. Hayvancılığa baktığınızda,
hayvancılıktan bahsediyorsunuz, 83 trilyon liraydı değerli kardeşlerim. 83
trilyon lira, total hayvancılığa verdiğimiz destek 83 trilyon.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Niye canlı hayvan alıyorsunuz o
zaman, niye hayvan geliyor?
ALİ KOYUNCU (Devamla) – Şimdi ne kadar veriyoruz? 1,251 trilyon
lira, yani 1 katrilyon 251 trilyon lira hayvancılığa destek veriyoruz değerli
arkadaşlar.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Neden alıyoruz o zaman canlı
hayvan?
ALİ KOYUNCU (Devamla) – Şimdi, Ramazan Bey, bizden önce inekler ne
kadar süt veriyordu biliyor musunuz? Bir inek ne kadar süt veriyordu? Sen
anlıyorsun benim ne demek istediğimi. Bakın, bir inek doğumdan doğuma
-verimlilikten bahsediyorum, veteriner olduğu için o anlıyor- 1.705, yani
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) –
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Bu konuşmaları Kemalpaşa’da yap göreyim
seni.
ALİ KOYUNCU (Devamla) – Değerli kardeşlerim, tabii ki süt verimine
baktığınızda, 8,4 milyon tondan 12,5 milyon tona süt verimi çıktı.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Ee, niye…
ALİ KOYUNCU (Devamla) – Daha önce kayıt var mıydı sütte? Kayıt
yoktu.
Bakın, değerli arkadaşlar, biz ilk defa Türkiye’de Ulusal Süt
Kayıt Sistemini kurduk. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Yani Burdur’da,
Ramazan Bey’in köyünde, amcasının, dayısının, akrabasının, cep telefonundan
İnternet’e girdiğimde, ne kadar inek sütü veriyor, ne kadar keçi sütü, ne kadar
koyun sütü, kime satıyor, kaç liraya satıyor, bakteri oranı nedir, somatik
hücre sayısı nedir, bunların hepsini biliyoruz.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Bunu bilmek sorun değil, karnı aç
çiftçinin.
ALİ KOYUNCU (Devamla) – İşte, biz bu Gıda Kanunu’yla, Veterinerlik
Kanunu’yla da şunu yapmaya çalışıyoruz…
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Bunu bilmek sorun değil. Bunları
bilsen ne olur.
ALİ KOYUNCU (Devamla) – …diyoruz ki: Ey Türk milleti, biz size
bundan sonra içtiğiniz sütün nerede üretildiğini, hangi çiftlikte üretildiğini,
somatik hücre değerinin ne olduğunu, bakteri sayısının ne olduğunu bilmeniz
için bu kanunları getiriyoruz.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Bunu bilmek sorun değil, bunlar
karın doyurmuyor.
ALİ KOYUNCU (Devamla) – Sizin sağlığınızı düşünüyoruz,
çocuklarımızın sağlığını düşünüyoruz diye bu kanunları çıkartmaya çalışıyoruz.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Karın doyurmuyor bunlar.
ALİ KOYUNCU (Devamla) – Çünkü bundan sonra tüketici, evde almış
olduğu sütü nereden aldığını izlenebilirlikle göreceksiniz. Bunlar daha önce
var mıydı? Yoktu değerli arkadaşlar. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
Tabii ki üretime baktığınızda -mısır üretimi- bitkisel üretimde de
çok ciddi anlamda bu ülke tarımında önemli gelişmeler oldu. 2 milyon ton biz
mısır üretiyorduk. 2 milyonun dışında da 2 milyon ton da ithal ediyorduk.
Şimdi, 4 milyon tonun üzerinde mısır üretiyoruz AK PARTİ’nin
geliştirmiş olduğu tarım politikaları sayesinde.
ŞENOL BAL (İzmir) – Sadece mısır. Diğerlerini de söylesene.
ALİ KOYUNCU (Devamla) – Sıfır faizli damlama sulama sistemleri…
Bunları biliyorsunuz yani her anlamda üretimin arttığını, bitkisel üretimin
arttığını da biliyorsunuz.
Tabii ki artık bitti “Kim ne veriyorsa…” Yem bitkilerinde… (CHP
sıralarından gürültüler)
Biliyorlar, biliyorlar, onları biliyorlar zaten de.
Şimdi, yem bitkilerinde her anlamda, her alanda tabii ki üretim
arttı. Sıfır faizli damlama sulama sistemleri veriyoruz dedik. Tabii, daha önce
“Kim ne veriyorsa ben beş fazlasını veririm.” politikaları artık bitti. Plan
var, program var. Sürdürülebilirlik için dünyayla rekabet edebilen bir tarım
politikasını ortaya koyuyor Tarım Bakanımız ve Tarım Bakanımızın çalışanları, Hükûmetimiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Tabii biz bu ülkede şunları da gördük değerli arkadaşlar: Köylere
gelip de bu insanların koyunlarını, kuzularını sayan, danalarını, ineklerini
sayan, hatta köpeklerini, merkeplerini sayan, ondan sonra da o insanlara vergi
çıkaran hükûmetler dönemini de gördük.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sen şimdi oturduğun yerden
sayıyorsun. Sen oturduğun yerden sayıyorsun Aliciğim.
ALİ KOYUNCU (Devamla) – Üretmeden, o dönemde traktör yoktu, açlık
dönemleri, sefalet dönemlerinde…
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Ali, o dönemde cep telefonu da yoktu.
ALİ KOYUNCU (Devamla) – …dedelerimizin bize anlattıkları, yaşım
genç ben hatırlamıyorum ama dedemin bize anlattıkları…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – İnternet bile yoktu…
MUHARREM İNCE (Yalova) – Deden de senin gibi yalancıymış.
BAŞKAN – Sayın Koyuncu, bir dakika süre vereceğim, konuşmanızı
tamamlayınız.
Buyurun.
ALİ KOYUNCU (Devamla) – Öküz arabalarıyla, üretmedikleri buğdayı
alan zihniyetleri de bu Türk çiftçisinin gördüklerini çok iyi biliyorsunuz.
Ayrıca, değerli kardeşlerim, 2007 seçimlerinde bir kahvede
oturuyoruz. Bir tane siyasi partinin lideri çıkmış anlatıyor: “Ey Türk
çiftçisi, mozotu ben 1 TL’ye vereceğim.” diyor.
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Mazot, mazot…
ALİ KOYUNCU (Devamla) – Yanımızda da yedi yaşında bir çocuk var,
hiç beklemedim, dedi ki: “Adam amma atıyor ya, adam amma atıyor.”
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Gemicileri söyle; Ali, gemicileri
söyle, alıyor mu almıyor mu?
ALİ KOYUNCU (Devamla) – Son günlerde gene atmalar başladı.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Gemi sahiplerine sor.
ALİ KOYUNCU (Devamla) – Birtakım insanlar birtakım insanların
söylemlerini görünce Cem Uzan’ı hatırlatıyorlar bana.
Desteksiz atmayın kardeşim, bu mozotu falan böyle
bedava veremezsiniz. Bunun kaynağını göstermezseniz yedi yaşında çocuk bile der
ki: “Adam amma atıyor.” Tamam, kendinizi yedi yaşındaki çocuğa bile
güldürürsünüz değerli kardeşlerim.
Ayrıca, bu çiftçinin oyuyla akademisyenlerin oyunun bir
olmadığını, “bir olmaz” dediniz 22 Temmuzdan sonra ve köylümüz bundan üzüldü.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Onu sen söyledin Ali, sen.
ALİ KOYUNCU (Devamla) – Köylüden bir özür dileyin.
Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Her şey gönlünüzce olsun,
Allaha emanet olun.
BAŞKAN – Sayın Koyuncu, teşekkür ederim efendim. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım…
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Aliciğim, yalan makinesi diyorlar sana.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Efendim?
MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Milletvekili, bir siyasi parti
liderinin mozotu 1 liraya vereceğini söyledi. O
siyasi parti lideri mazotu 1 liraya vereceğini söylemişti, mozotu
değil, düzeltiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
ALİ KOYUNCU (Bursa) – Sayın Grup Başkan Vekilim, düzeltmeniz için
çok teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına Mersin
Milletvekili Sayın Vahap Seçer, buyurun efendim. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA VAHAP SEÇER (Mersin) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Koyuncu aslında kendi söylediklerine kendi inanmıyor. Kendi ütopik dünyasında bir Türk tarımı hayal ediyor, yazıyor,
çiziyor orada; geliyor buraya, onu gerçekmiş gibi sizlere aktarmaya çalışıyor.
Tabii biz de burada doğruları sizlere söylemeye çalışacağız.
Değerli arkadaşlarım, 498 sıra sayılı kanun hakkında grubum
Cumhuriyet Halk Partisi adına ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım.
Avrupa Birliği sürecinde otuz beş faslın üçünü oluşturan, tarıma
ilişkin üçünü oluşturan fasıllardan biri olan 12’nci faslın, gıda güvenliği,
veterinerlik ve bitki sağlığı faslının açılması için bu yasa tasarısının
Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir an önce geçmesi gerektiğini biliyoruz.
Dolayısıyla bu anlamda da bu yasa tasarısının geçmesi için Cumhuriyet Halk
Partisi olarak elimizden gelen katkıyı vermeye çalışacağız.
Tabii konuştuğumuz konular önemli konular. Hayvan
sağlığından bitki sağlığına, gıda ve yem güvenilirliğinden halk sağlığına,
çevre sağlığına değişik konu ve fonksiyonları içeren bir tasarı. Tabii
Avrupa Birliği müzakere süreci ağır aksak gidiyor. Burada tabii Avrupa
Birliğinin öne sürdükleri, özellikle bizlere de aykırı gelen, düşündürücü gelen
birtakım siyasi kriterler, örneğin Kıbrıs Rum kesimine
limanlarımızı açma konusundaki yaptığı birtakım dayatmalar, birtakım teknik talepler,
kriterler, tabii ki bu sürece yani bu maceraya bakarsanız benim yaşımla eşit
aşağı yukarı Avrupa Birliği macerası. Tabii bu süreç içerisinde sekiz yıllık
AKP İktidarının, Avrupa Birliğine bir an önce girme arzusu, isteğiyle yola
çıkan AKP’nin özellikle 2007’den sonra bu alanda ayağını gazdan çekmesi bu
müzakere sürecini sıkıntılara sokmakta. Umut ediyorum, bizim de Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu olarak desteklediğimiz ve bir medeniyet projesi olarak
değerlendirdiğimiz Avrupa Birliği müzakere sürecinin hız kazanması ve bir an
önce Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliğine dâhil olması, üye olması.
Değerli arkadaşlarım, bu yasa tasarısını desteklerken, elbette ki
gözümüzden kaçmayan birtakım aksaklıklardan sizlere -ya da eksikliklerden-
bahsetmek istiyorum. Sayın Bakan mesleği itibarıyla veteriner hekim. İşin
açıkçası, bu yasa tasarısında biraz veteriner mesleğinin taassubunu -maalesef
üzülerek söylüyorum- görüyorum, izlenimlerim bunu gösteriyor. Örneğin, bakın,
yasa tasarısının “Tanımlar” başlıklı 3’üncü maddesinin seksen birinci
fıkrasında “yetkilendirilmiş veteriner hekim” tanımı var. Bu ne yapacak?
Veteriner hekimler, Bakanlık dışında görevli veteriner hekimlerin… Resmî
görevleri yürütmek üzere Bakanlık tarafından yetki verilen veteriner hekimlere
biz bu sıfatı veriyoruz, “yetkilendirilmiş veteriner hekim” ancak yine aynı
görev ve yetkiyle Bakanlık dışında bazı yetki ve görevleri kullanacak
mühendislere “yetkilendirilmiş mühendis” tanımını vermiyoruz. Burada açıkça
ortaya çıkıyor, veteriner hekimler mesleki anlamda bana göre bir taassup
içerisinde.
Yine tasarının “Veteriner tıbbi ürünlerin uygulanması”
başlıklı 14’üncü maddesine bakıyoruz; burada, üçüncü fıkrada, “Veteriner
biyolojik ürünleri uygulama yetkisi veteriner hekim veya yardımcı sağlık
personeline verilmiştir ve Bakanlığın programlı ve projeli çalışması için
uygulayıcılara, hayvan sahipleri tarafından Bakanlıkça belirlenen uygulama
ücretleri şartı getirilmiştir.” diyor ama aynı olay bitki hastalık ve
zararlılarıyla mücadelede uzman ve bir mühendis gözetiminde yapılmasını
öngörmüyor.
Oysa ki, biliyorsunuz,
özellikle Türkiye’nin önemli üretim kalemlerinden olan yaş sebze meyvede
ihracatta çok önemli sıkıntılar yaşıyoruz. Kimyasal zirai ilaçların
kullanımından kalan kalıntılar dolayısıyla ürünlerimiz, yaş sebze ve
meyvelerimiz gümrük kapılarından dönüyor. Uygulamada da… Bunu burada açıkça
ifade etmek istiyorum, Türk çiftçisi tabii ki teknik olarak, bilimsel olarak
çok iyi yetişmiş ya da bu konuda bilinçli bir kesim değil. Uygulamada
görüyoruz, hiçbir şekilde yaş sebze ve meyvede kullanılmayacak zirai ilaçlar,
insan sağlığına son derece zararlı olan zirai ilaçların bilinçsizlikten dolayı
yaş sebze ve meyvede kullanıldığını, zirai mücadelede kullanıldığını görüyoruz.
Dolayısıyla, biz bunu, tüketiciler olarak, yaş sebze ya da meyveyi direkt
olarak alıp tüketiyoruz ve bu bizim sağlığımıza ciddi anlamda tehdit
oluşturuyor. Dolayısıyla, bu mücadelelerin yapılmasında mutlaka bu konuda
uzmanlar, ziraat mühendisleri çiftçiye refakat etmeli, onlara teknik destek
götürmeli ve bu mücadelelerin onların gözetiminde olması gerektiğini
düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, tasarının en önemli konularından bir tanesi
özellikle gıda ve yem üreten işletmelerde daha önce sorumlu müdürler ya da
sorumlu personeller çalıştırılıyordu ve bir yönetmelikle o kriterler
düzenlenmişti. Mevcut uygulamada 60 beygir motor gücünün üzerinde bulunan ve 10
tane personelden fazla personel çalıştıran işletmelerde mutlaka sorumlu bir
yönetici istihdam edilmek zorundaydı. Ayrıca bu limitin yani 60 HP motor gücü
ve 10 personelin aşağısında kalan mikro işletmeler ya da küçük işletmeler
olarak tabir ettiğimiz işletmelerin her 5 tanesi bir tane böyle, bir sorumlu
müdür ya da sorumlu personel istihdam etmek durumundaydı. Ama yeni yapılan
düzenlemede bu kriterler 30 beygir gücü ve yine 10
personel olarak bırakıldı orada. Bunun üzerindeki büyük işletmelerde sorumlu
mühendis ya da personel istihdam zorunluluğu devam edildi. Bunun altında kalan
işletmelere böyle bir zorunluluk ortadan kaldırılmış oldu. Daha önceki
uygulamanın daha altında, gıda güvenilirliği açısından, çevre sağlığı
açısından, insan sağlığı açısından bir önceki yönetmelikle yapılan düzenleme
ile bugün bu tasarıdaki düzenlemeyi mukayese ettiğiniz zaman önceki düzenlemeye
göre daha geride bir düzenleme olduğunu buradan gözlemliyoruz.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de 40 bin civarında gıda işletmesi
var. Bunlar yem üretebiliyor ya da insani gıdalar üretebiliyor. Pastaneler,
fırınlar ya da yemek üreten büyük işletmeler ya da sucuk imal eden işletmeler,
bunun gibi onlarca, binlerce işletmenin, yaklaşık olarak 40 bin işletmenin
yüzde 80’i burada koyduğumuz kriterlerin yani 30
beygir gücü ve 10 eleman istihdam eden işletmelerin altında işletmeler, yüzde
80’i yani küçük işletmeler, mikro işletmeler. Biz, yaklaşık olarak bu 40 bin
işletmenin yüzde 80’ine tekabül eden 32 bin işletmede gıda güvenliği açısından,
halk sağlığı açısından bir tedbirin alınmamasının doğal olmadığını düşünüyoruz
bu tasarıyla. Gerçekten bugünkü koşullarda Avrupa Birliği sürecinde bu mantaliteyi ben şahsen aykırı buluyorum. Dolayısıyla, bu
konuda da, tabii ki bu bir istihdam yasa tasarısı değil ama mevcut yapıyla 20
bin mühendisimiz -bu ziraat mühendisidir, gıda mühendisidir- bu işletmelerde
halk sağlığı adına, gıda güvenilirliği adına hizmet veriyor. Bu insanların da
bu yeni düzenlemeyle işsiz kalacağını düşünürsek gerçekten çok yanlış bir iş
yaptığımızı daha net görmüş oluruz. Oysaki birçok üniversitemiz ziraat
mühendisi yetiştiriyor, birçok üniversitemiz, fakültelerimiz gıda mühendisi
yetiştiriyor, mezun ediyor. Bu insanlara niçin biz yıllarca yatırım yapıyoruz,
onların bu anlamda eğitim görmesini, tahsil görmesini sağlıyoruz? İşte bu konularda bize yardımcı olsunlar diye, ziraat alanında daha
sağlıklı bir zirai mücadele yapsınlar diye, gıda sektöründe insan sağlığına,
çevre sağlığına tehdit oluşturmayacak gıda üretimine katkı sunsunlar diye biz
bu insanlara yatırım yapıyoruz, yıllar yılı bunların eğitiminin devam etmesi ya
da onların eğitimini bitirme adına devlet kesesinden milyonlarca lirayı öğretim
bütçesine koyuyoruz.
Değerli arkadaşlarım, yasa tasarısıyla ilgili görüşlerimi sizinle
paylaştım. Geçtiğimiz günlerde Sayın Bakan birkaç kez burada bizlere hitap
etmek durumunda kaldı, gündem dışı konuşmalara yanıtlar verdi. Bu vesileyle de
Türk tarımını değerlendirdi. Bakanlığın yaptığı icraatlardan, Türk tarımının
geldiği noktalardan bahsetti. Dün de burada, -çok güncel bir konu olduğu için
sizinle paylaşmak istiyorum- Milliyetçi Hareket Partisi Grubundan bir arkadaşım
gündem dışı konuşma almıştı. Gübretaş firmasının, Gübretaş gübre fabrikasının
-ki, tarım kredi kooperatifleri Gübretaş
ortaklarından bir tanesidir- iki Türk ortağı ve bir İranlı ortağıyla Vakıfbank
ve Halk Bankasından 80 milyon avro kredi alarak İran’da bir gübre fabrikası
satın aldığını ve bu iki Türk şirketinin de sanki bu iş için kurulduğunu, çok
yeni firmalar olduğunu, bu konuda geçmişe dönük -bu sektörle ilgili- herhangi
bir faaliyetin olmadığı konusunda ve bu ilişkilerin kirli ilişkiler olduğunu,
bu ilişkilerden pis kokuların geldiğini burada ifade etti. Sayın Bakan
da bu konuda cevap verdi. O cevabı sırasında Avrupa Birliğine üye ülkelerle
Türkiye arasındaki gübre fiyatlarını, mazot fiyatlarını, hülasa tarımsal girdi
fiyatlarını karşılaştırdı ve ben yerimden kendisine bu karşılaştırmanın yanlış
olduğunu söyledim. Nihayetinde, Türkiye’de artık kamu iktisadi teşekkülleri
gübre üretmiyor, yani bu piyasalara direkt ya da endirekt müdahale etme şansı
yok artık. Biliyorsunuz, bu fabrikalar, Türkiye’de kamuya ait gübre fabrikaları,
İstanbul’da İstanbul Gübre Sanayisi, -daha doğrusu Kocaeli Körfez’de-
özelleştirildi. Kütahya, Gemlik, Samsun, TÜGSAŞ’a
bağlı kompoze ve nitrat fabrikaları özelleştirildi.
Sayın Bakan dedi ki bana... Ben dedim ki: “Siz fabrikaları
sattınız, gübre fabrikalarınızı; artık üretim özel sektörün elinde ve ithalat
yapıyoruz.” Dedi ki: “Sen bilmiyorsun -işaret etti- bizim dönemimizde değil,
daha önceki dönemde o fabrikalar özelleştirildi.” Şimdi, ben onları çıkardım,
acaba benim bilgilerim yanlış mı diye. Bakıyorum, İGSAŞ, İstanbul Gübre
Sanayisi Türkiye’nin tek üre üreten fabrikasıdır. Önemli bir tesistir.
Limanıyla, alanıyla, teknik donanımıyla 100,5 milyon dolara (A) firmasına, 2004
yılında, 18 Mart 2004 tarihinde sözleşme yaparak satılmış. Bakınız, iyi dinleyiniz.
TÜGSAŞ Gemlik Gübre Fabrikası, 9/12/2003 tarihinde
yapılan ihalede (A) firmasına, aynı (A) firmasına 83 milyon dolara satılmış,
83,1 milyon dolar. Yine TÜGSAŞ Kütahya Fabrikası, yine (A) firmasına, aynı (A)
firmasına, 18/10/2004 tarihinde sözleşme yapılmış ve o
da satılmış. Yani AK PARTİ iktidarları döneminde demek ki bu fabrikaları biz
özelleştirmişiz. Bunun tabii ki özelleştirme kararı, bir önceki hükûmetler, koalisyon hükûmetleri
döneminde alınmış olabilir. Ama nasıl Et-Balık Kurumunu özelleştirme
kapsamından çıkartma gereği duydunuz, bu fabrikaların da hiç olmazsa stratejik
olan bir İGSAŞ’ı, Türkiye’de tek üre üreten fabrikayı
satmayabilirdiniz ve böyle düşük rakamlara da satmayabilirdiniz. Gerçekten o
fabrikaları bilen arkadaşlarım, gören arkadaşlarım bu fiyatlarla mukayese
ettiği zaman, maalesef, Türkiye'nin yıllarca el emeği göz nuruyla inşa ettiği,
kurduğu, bugünkü noktalara getirdiği fabrikaları, tüyü bitmemiş yetimlerin
hakkını kimlere peşkeş çektiğimizi daha iyi görecektir. Bunu tüm samimiyetimle
söylüyorum, siyaset yapma adına söylemiyorum değerli arkadaşlarım.
Değerli arkadaşlarım, güncel konulardan bir tanesi de hububat
fiyatlarıydı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Seçer, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun efendim.
VAHAP SEÇER (Devamla) – Geçtiğimiz hafta bunları da tartışmıştık.
Tabii, Değerli, Sayın Bakanımız ve burada AK PARTİ’yi
temsilen konuşan arkadaşlarımız üreticilerden tebrik faksları, tebrik
telefonları aldıklarını söyledi.
Değerli arkadaşlarım, insanları yanıltmayalım. Sayın Bakana
teşekkür faksı gelen bölge Akdeniz Bölgesi, benim bölgem. O bölgenin toprakları
zaten -yani bizim o yörenin tabiriyle, orada buğday üretimi yapmak günahtır-
birinci sınıf topraklardır, yani çok daha katma değeri yüksek ürünler
yetiştirebileceğiniz alanlardır. Dolayısıyla, orada buğday üretimi yaptığınız
zaman çok ciddi, yüksek miktarlarda ürün alırsınız. Orada, Orta Anadolu’ya
göre, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne göre, Trakya’ya göre daha düşük maliyetlerde
buğday üretimi yapabilirsiniz.
Şimdi, tabii, Türkiye’de buğday üretimi devam ediyor. Ben ısrarla
bir şeyin altını çizmek istiyorum. Sayın Bakanın beklentisi, bu yıl Türkiye’de
ürün miktarının çok yüksek olacağı ya da birim alana çok yüksek verim alacağı
yönünde.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
VAHAP SEÇER (Devamla) – Son bir dakika rica ediyorum, hemen
bitireceğim.
BAŞKAN – Buyurun efendim.
VAHAP SEÇER (Devamla) – Ben ısrarla altını çiziyorum. Türkiye’de
bugüne kadar hasadı biten, Akdeniz Bölgesi’nde hasadı devam eden… Güneydoğu
Anadolu Bölgesi’nde, Ege Bölgesi’nde, Trakya Bölgesi’nde verimde bir düşüş var,
yüzde 20 civarında bir düşüş var. Verim düşüşü demek aynı zamanda kalite
düşüşünü de beraberinde getirir. Dolayısıyla, üreticinin… Belki fiyatlar, dünya
fiyatlarıyla, üretimle, maliyetlerle değerlendirme yaptığınız zaman uygun gibi
görülebilir -birinci sınıf ekmeklik buğdaya verdiğiniz 55 kuruş alım fiyatı ya
da tona 550 TL fiyat- ancak birim alana alınan ürünle bu hesabı yaptığınız
zaman üreticinin bu yıl da para kazanamayacağını göreceksiniz. Dolayısıyla ben
Sayın Bakanı tekrar ikaz etmek istiyorum: Destekleme primlerini mutlaka ama
mutlaka artırmak durumundasınız, yoksa Türk üreticisi bu sezonu da mağduriyetle
tamamlayacaktır diyorum.
Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Seçer.
Bölüm üzerinde son konuşmacı, şahsı adına İstanbul Milletvekili
Sayın Hasan Macit, buyurun efendim.
HASAN MACİT (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
şahsım ve Demokratik Sol Parti adına yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.
Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı üzerinde
şahsım adına söz almış bulunuyorum.
Değerli milletvekilleri, bu kanun uzun bir evreden sonra,
tartışılarak, birçok konu -ilintili olması bir gerçek ama- iç içe konularak bir
kanun tasarısı hâlinde önümüze getirilmiş bir kanundur. Aslında bu kanun
değişik adlar altında getirilseydi daha sağlıklı olurdu diye düşünüyorum. Önce
2006 yılında dörtlü hijyen paketi hâlinde dört kanun
tartışıldı, tepkiler üzerine geri çekildi; daha sonra veteriner hizmetleri
şekliyle 2009 yılında yeni bir, bitki sağlığı ve zootekni, hayvan sağlığı da
eklenerek getirildi ama su ürünlerini, madem hepsini bir araya getiriyoruz
bunları da eklememiz gerekiyordu. Böylelikle, bitki yetiştirme ve ıslahı ayrı
tutularak bir kanun hâlinde getirilmiş oldu.
Aslında bu kanunun veteriner hizmetleri ayrı, bitki sağlığı ve
hizmetleri ayrı, gıda ve yem hizmetleri kontrolleri ayrı olarak getirilmesi, üç
ayrı kanun hâlinde getirilmesi daha sağlıklı olurdu, Türk tarımına daha fazla
katkı koyardı. Bu hâliyle getirildiğinde bunun altında birtakım amaçlar gizli
gibi geliyor. Çünkü, kanun incelendiği zaman Tarım
Bakanlığının hizmetlerini özelleştirmeye yönelik maddeler var, ücret almaya
yönelik maddeler var, devletin ana görevi olan konuların ücreti mukabilinde
şahıslara hizmet karşılığı verilmesi maddeleri var ama beş dakika içerisinde ne
konuşacağımızı da bilemiyoruz, gerçekten, Türk tarımını konuşmak için saatler
gerekiyor. Biraz önce de arkadaşlarımız burada AKP İktidarı döneminde
yapılanları anlattılar ama bu AKP döneminde yapılanları acaba, odalarımıza
bırakmışlar, devletin resmî istatistik kurumunun verilerinden tarımı bir
incelemişler mi? AKP iktidara geldiğinde veriler neymiş, bugünkü rakamlar ne
olmuş, bir incelemişler mi? Merak ettim ve bu nedenle bunu buraya getirdim.
Sayın Bakanımız, her fırsatta işte, 5 milyar 200 milyon civarında
destek verdiklerini ve işte, 30 milyar civarında, geldiklerinden bu tarafa
destek verdiklerini açıklıyor. Bu destekler acaba nerelere gitti merak
ediyoruz. Çünkü bu destekler amacı doğrultusunda kullanılmış olsaydı, tarımın
bir noktadan belirli bir noktaya gelmiş olması gerekirdi. Yani, iyi bir noktaya
gelmiş olması gerekirdi.
Zaman da hızla geçiyor, ben buradan, ekilen alanları okumak
istiyorum, geldikleri noktadan bu noktada ekilen alanlarda ne kadar daralma
var, üretilen ürün miktarlarını okumak istiyorum, toplam, geldikleri noktada
Türkiye üretim olarak kaç ton üretim yapıyormuş, bugün kaç ton üretim yapıyor?
Merak eden AKP milletvekili arkadaşlarım bunlara bakarlarsa, Türk tarımının
hangi noktaya geldiğini net biçimde göreceklerdir. Sayılar, istatistikler
yanılmaz diye düşünüyorum, buradan, zamanım çok az, okumuyorum, sizlere
okumanızı tavsiye ediyorum.
Değerli arkadaşlar, “Gübreye destek verdik.” diyorsunuz. Şöyle bir
vicdanınızı yoklayın, gübre sizin iktidara geldiğinizde kaç liraydı, şimdi kaç
lira? Türk çiftçisi gübreyi kullanamıyor arkadaşlar, burada 10 milyon tondan 7 milyon
tona düşmüş, yazıyor. Neden düştü acaba destek veriyorsunuz bu kadar gübreye
de?
ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Toprak analizi yapıp öyle kullanıyor.
HASAN MACİT (Devamla) – Gelir, burada konuşursunuz.
Acaba destek veriyorsunuz da bu gübre miktarı niçin azalıyor da
artmıyor?
Değerli arkadaşlar, sizin döneminizde -tabii gübrenin çok değişik
isimler altında çok değişik miktarları var- 250 lira olan bir gübre 770 liraya
çıkmış, 373 lira olan bir gübre 920 liraya çıkmış, 206 lira olan bir gübre 600
liraya çıkmış yani 3 kat fiyat farkı oluşmuş. Bu 3 kat fiyat farkını kullanılan
gübreyle çarptığınız zaman, 3,5 milyar lira, sadece gübrede, AKP İktidarında
oluşan fiyat farkına verilen miktardır. Yani sizin tüm bir yılda Türk
çiftçisine verdiğiniz 5 milyar lira desteğin 3,5 milyar lirası, bir yılda Türk
çiftçisinin kullandığı gübrenin zammına gidiyor, daha geriye 1,5 milyar diğer
desteklere para kalıyor. Mazot 3 kat artmış. Tarımsal sulama…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Macit, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun efendim.
ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Desteklemelerin ne olduğunu biliyor mu
acaba?
HASAN MACİT (Devamla) – Ben desteklemeleri biliyorum sevgili
arkadaşım. Gelir, burada konuşursun, bire bir de sizinle istediğiniz yerde
tartışırız, istediğiniz kanalda…
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Sizin iktidarınızda varili kaç liraydı,
şimdi kaç lira?
BAŞKAN – Sayın Öksüz, lütfen…
HASAN MACİT (Devamla) – Sizin yandaş kanallarınız var, hangi
kanalı istiyorsanız sizinle değil Tarım Bakanınızla tartışırım bu konuları,
istediğinizle tartışırım, oradan laf atmayla değil… Anladınız mı?
ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Laf atmıyoruz, size anlatıyoruz.
HASAN MACİT (Devamla) – Sayın Bakan, burada, biraz önce sorduğum
soruya “Veriler elimde değil.” diyor. Tarımsal elektrikle ilgili, bütçe
görüşmelerinde “2002 yılında sübvansiyon kaldırıldı.” dedi. Evet, 2002 yılında,
tarımsal elektriğe verilen yüzde 30 sübvansiyon Aralık 2002’de AKP İktidarı
tarafından kaldırıldı…
HASAN ANGI (Konya) – Hayır, doğru söyle.
HASAN MACİT (Devamla) – Sen doğru söylüyorsan, burada söylersin.
…ve Haziran 2009’da tarımsal sulamayla ilgili, yeniden
yapılandırmayla ilgili, değerli arkadaşlar, 122 bin 380 abonemiz borçlu, bunun
9 bin 200 kişisi yapılandırmaya müracaat ediyor, yüzde 10 bile değil ve yapılandırmaya
müracaat edenler de borçlarını ödeyemeyerek kalıyor.
BAŞKAN – Sayın Macit, süremiz tamamlandı. Teşekkür için
mikrofonunuzu açayım, lütfen efendim…
Buyurun.
HASAN MACİT (Devamla) – Yapılandırmada dahi çiftçi elektrik
borcunu ödeyemiyorsa -biraz önce duyduklarınız- acaba hayal âleminde mi
yaşıyoruz yoksa Türk çiftçisinin durumu bizim anlattığımız gibi mi, sizin
anlattığınız gibi mi? Ben bu yorumu, bu değerlendirmeyi Türk çiftçisine havale
ediyorum.
Hepinize saygılar sunarım.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, birinci bölüm üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi, soru-cevap işlemine geçiyoruz on beş dakika süreyle.
Sayın Öksüz, buyurun efendim.
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Teşekkür ediyorum.
Sayın Bakanım, deminki konuşmacıyı dinlediniz. 2002 yılında
petrolün varili ne kadardı? Şu anda ne kadar?
Gene, gübreyle ilgili soruyorum: Türkiye’de kimyevi gübre
kullanımı ne kadardır? Vergisi nedir? Gübre desteğinde üreticinin kârı nedir?
Kooperatiflere verilen destek miktarı nedir? 2003-2008 döneminde
kaç projeye ne kadar destek verildi? Bu kooperatiflerde kaç kişi istihdam
ediliyor?
2002 yılında tarımsal kredi faiz oranları neydi? Şu anda nedir?
Kullanılan tarımsal kredi miktarı ne kadardır?
2002 yılında Ziraat Bankasından çiftçiye ne kadar kredi verildi?
Şu an nedir?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öksüz.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Genel Müdürün maaşını bir sor.
BAŞKAN – Sayın Bakanım, notları arkadaşlar almışlardır.
Sayın Cengiz? Yok.
Sayın Akkuş, buyurun.
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan;
1) Ülkemizin birçok kesiminde süt inekçiliği desteklenmiş ve
vatandaşlara binlerce damızlık hayvan pazarlanarak süt üretimi artırılmak istenmiştir
ancak süt fiyatlarının düşük olması ve desteğinin az olmasından dolayı süt
inekleri satılmaya başlanmıştır. Bu da inek alan vatandaşın borcunu
ödeyememekle karşı karşıya kalmasına sebep olmuş. Süt inekçiliğinin ivme
kaybetmemesi için ne gibi tedbirler almayı düşünüyorsunuz?
2) Yem bitkileri üretim desteği 2007’de 404.470 TL, 2008’de
676.095 TL iken 2009 yılında 288.320 TL’ye inmiştir, sebebi nedir?
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akkuş.
Sayın Macit, buyurun.
HASAN MACİT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Görüşülmekte olan Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem
Kanunu Tasarısı’nda, Bakanlığın, hayvan sağlığı alanında hizmetlerini yürütmek
üzere “resmî veteriner hekim”, bu yetkilerin özel çalışan veteriner hekimler
tarafından yürütülmesi için “yetkilendirilmiş veteriner hekim” müessesesi var
da tasarı da neden “resmî mühendis”, “yetkilendirilmiş mühendis” müessesesi
yok? Burada bir dengesizlik, bir adaletsizlik yok mudur? Bu bir meslek taassubu
mudur?
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Macit.
Sayın Paksoy…
MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim.
Sayın Bakan, et ithalatı Türkiye'nin yeni karşılaştığı,
sonuçlarını ve etkilerini bilmediği bir konu değildir ama yaklaşık on beş yıl
öncesinin unutulmuş olması kaygı vericidir. Gerçekten Türkiye 1995 ve 1996
yılları arasında yaklaşık 125 bin baş gebe düve, 470 bin baş kasaplık sığır ve
50 bin ton et ithal etmiştir. Bu süreçte, bunu izleyen yıllarda pek çok besici
iflas etmiş, sayısız üretici hayvansal üretimden çekilmiştir. Sayın Bakan,
üretici sizi en başarısız Tarım Bakanı olarak hatırlayacaktır diyor… Bu projeksiyona katılıyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Paksoy.
Sayın Işık…
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan;
1) 1 Ocak-15 Mayıs 2010 tarihleri arasında sel afetine
maruz kalan on yedi ildeki çiftçilerin tarım kredi kooperatifleri ve Ziraat
Bankasına olan borçlarının bir yıl süreyle ertelenmesine ilişkin Bakanlar
Kurulu kararında, Kütahya iline komşu Afyon, Manisa, Uşak, Bursa illeri dâhil
edildiği hâlde, bu illerin tam ortasında bulunan Kütahya ilinin aynı dönemde
selden etkilenmesine rağmen kapsama dâhil edilmemesinin gerekçesi nedir? Kütahya’nın da bu kapsama dâhil edilmesi yönünde bir çalışmanız
var mıdır?
2) Kütahya Tarım İl Müdürünün bir hafta önce görevden alınmasının
sebebi nedir? Bu konuda siyasi müdahalelerin olduğu iddiaları doğru mudur?
3) Kütahya Tarım İl Müdürlüğünün, başta ziraat mühendisi ve
veteriner hekim olmak üzere özellikle teknik personel açığı ne zaman kapatılabilecektir?
BAŞKAN – Sayın Ağyüz, buyurun efendim.
Yok mu?
Sayın Kahya…
ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Sayın Başkanım,
teşekkür ediyorum.
Sayın Bakanım, Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi
Programı kapsamında sulamaya destek veriliyor mu? Bugüne kadar kaç üreticiye ne
kadar destek verilmiş, bu desteklerle ne kadar alan sulamaya açılmıştır?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Bakanım, buyurun efendim.
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Daha vakit vardı Sayın Başkan.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) –
Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Öksüz’ün
sorusuyla başlıyorum.
2002 yılında, petrolün varili 20 küsur dolar idi ve AK PARTİ’nin göreve geldiği gün, 18 Kasım günü, Hükûmeti devraldığı gün, mazotun litresi 1 milyon 250 bin
lira idi. Bugün de 2,90 ile 3 lira arasında değişiyor. Dünyada, bu arada tabii,
2007-2008 yıllarında bir anormal…
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sayın Bakan, üzümün fiyatı hiç değişmedi,
500 lira.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) –
…anormal biliyorsunuz, 140 dolarlara kadar varili çıktı, çok fahiş fiyatlara
çıktı. Bundan da tabii bütün dünya gibi Türkiye'nin de petrol faturası, ithalat
faturası oldukça arttı.
Şimdi, Türkiye'nin kimyevi gübre üretimi yaklaşık 3 milyon tondur.
3 milyon ton, 2 milyon ton da ithal edilir, 5-5,5 milyon ton arasında
Türkiye'nin kimyevi gübre -çeşitli ürünlerdeki gübre- üretimi var. Tabii,
burada şunu söylemek lazım: Türkiye’de üretilen ve ithal edilen gübrelerin ham
maddelerinin tamamı, yaklaşık yüzde 95’i ithal ediliyor. Çünkü azotlu
gübrelerin temel ham maddesi amonyaktır, amonyağın kaynağı doğal gazdır ve
doğal gaz ithal edilir. Bunun dışında, diğer fosfatlı gübrelerin de, örneğin,
nitelikli kaya fosfatı, keza, fosforik asit vesaire. Bütün bunlar ham madde
olarak ithal ediliyor. Yani Türkiye'nin verdiği, mesela bazı ülkeler için
uyguladığı gümrük vergisi gübrede yüzde 6 civarında, yüzde 18 de katma değer
vergisi var.
Hükûmetimiz döneminde, 2002
yılından önce, o süreçte kaldırılmış olan, bizden önceki Hükûmet
döneminde birçok destek gibi kaldırılmış olan kimyevi gübre desteğini de yine
kimyevi gübre desteği altında biz tekrar uygulamaya koyduk ve geçtiğimiz yıl
700 milyon lira civarında bir destek ödemesi yaptık. Bunu da üç kategoride
veriyoruz. Tarla ürünleri için ayrı, yani hububat ve grubu için ayrı,
meyve-sebze grubu için ayrı ve diğer endüstri bitkileri için ayrı.
Hükûmetimiz döneminde
tarımsal kalkınma kooperatifleri çok ciddi bir artışla cumhuriyet tarihinin en
yüksek düzeyine ulaştı. Burada, genel bütçede, genel bütçe imkânlarıyla 703
tane tarımsal kalkınma kooperatifi desteklendi. Kırsal Alanda Sosyal Destek
Projesi’nden 1.007 tane, toplam 1.710 tane tarımsal kalkınma kooperatifi
desteklendi. Buraya ödediğimiz destek 1,5 milyar lira yani eski parayla 1,5
katrilyon lira. Bizden önceki dönemle bunun mukayesesini yapacak olursak bizden
önce uygulanan -ki elimde bütün bunların verileri var- toplam kooperatif
desteği 280-287 civarında ve burada çok cüzi bir para destek olarak ödenmişti.
Tarımsal kredi miktarı: Geçtiğimiz yıl içerisinde 9 milyarın
üzerinde bir tarımsal kredi uygulandı, ödendi çiftçilere ve bunun geriye dönüş
oranı da yüzde 97,5. Yani Türk çiftçisi aldığı 100 lira kredinin, zirai
kredinin 97,5 lirasını da geri ödedi. 2002 yılında bunun geriye dönüş oranı
yüzde 38’di. Yani Türk çiftçisi Ziraat Bankasından o tarihte aldığı kredinin,
100 liranın sadece 38 lirasını geri ödüyordu. Bugün 97,5’unu geri ödüyor. Bu ne
demektir? Alım gücünün de, ödeme gücünün de çok yükseldiğini gösteriyor ve bu
miktar kredi daha önce Ziraat Bankasının sadece 550 bin çiftçiye ödediği para
da 227 milyon lira idi 2002 yılında. 227 milyon lira çıktı 9 milyar liraya ve 9
milyar lira 1 milyon 100 bin çiftçiye veriliyor, faizler de yüzde 59’dan -bildiğiniz
gibi- yüzde 12-13 düzeyine düştü. Ancak bu ödenen kredinin yüzde 90’ının
üzerindeki kısmı da sübvansiyonludur yani yüzde 30 ila yüzde 60 arasında
değişen oranlarda faiz indirimine tabidir. Bunun da bazılarında -biraz önce
bazı milletvekillerimiz de sordu- damla sulama kredilerinde örneğin, kredi faiz
oranı sıfırdır yani faizsizdir. Bunları ödedik.
Kırsal kalkınma yatırımlarının desteklenmesi projesindeki sulama
projeleriyle -bir değerli milletvekilimizin sorusuydu- bugüne kadar 2,5 milyon
dekarın üzerinde alanda damla sulama kredisi kullandırıldı ve bu krediyle 2
milyon 558 bin dekar alanda damla sulama sistemi kuruldu. 2 türlü damla sulama
kredisi veriyoruz. Birisi zirai kredi kapsamında, faizsiz; bir de Tarım
Bakanlığının Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Projesi kapsamında
ödediğimiz yüzde 50 hibe destek. Hem Ziraat Bankası veriyor hem de bizler bunu
sağlıyoruz.
Saygıdeğer milletvekilleri, Sayın Akkuş’un süt inekçiliğine destek
verilmesiyle ilgili sorusu: Süt fiyatlarının düşük olması sebebiyle işte
ineklerin kesildiğini söyledi. Tabii, süt fiyatları şu anda mesela Avrupa’da
18-20 euro senttir. Bu da Türk parasıyla 36-40 kuruş
arasında değişiyor ama Türkiye’de şu anda 72,5 kuruş ortalama sütün litre
fiyatı. Biz buna ayrıca 4 kuruş da litre başına destek veriyoruz. Dolayısıyla
76,5 kuruş ortalama Türkiye’de şu anda inek sütünün fiyatı. Koyun sütüne bizim
verdiğimiz destek ise inek sütüne göre 2,5 kat daha fazladır. 10 kuruş orada
destek veriyoruz. Hem yem desteği hem hayvan başına ödediğimiz destek hem de
süt primi desteğiyle süt sığırcılığı Türkiye’de gelişiyor.
Esasen Türkiye’de hayvancılıkla ilgili söylenecek temel gösterge
şudur: Türkiye’de süt üretimi 2002 yılında 8,4 milyon ton iken bugün 12,5
milyon tondur Türkiye'nin süt üretimi. Bu rakam 8 milyon tonlardan 12 milyon
tonlara geldiyse Türkiye’de hayvancılık gelişmiş demektir. Bunun hiç başka bir
yolu yok.
Bir göstergesi daha vardır, o da çok önemlidir. 2002 tarihinde
içinde 50’den fazla büyükbaş hayvan bulunan işletme sayısı, hayvancılık işletme
sayısı Türkiye’de sadece 4.500’dür ama bugün 18 bin 650 civarında, 18 bin 650
tane Türkiye’de içinde 50’nin üzerinde büyükbaş hayvan bulunan işletme var. Bu
şu demektir: Türkiye ölçek ekonomisine…
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Hangi illerde Sayın Bakan?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Bütün
Türkiye’de bu var, hızla yayılıyor, hızla büyüyor. Türkiye’de artık geleneksel
olarak hayvancılık yapanların yanında, diğer sektörlerden insanlar da
hayvancılığa yatırım yapıyor. Mesela Türkiye’de başka sektörlerde çalışan
insanlar, örneğin halıcılık yapanlar veya -ne bileyim- iplik işiyle uğraşanlar
da artık hayvancılık sektörüne girip yatırım yapıyor ve verimli hayvancılık
faaliyetleri de gerçekleştiriyorlar.
Gerek et üretimiyle gerek süt üretimiyle, ikisiyle de ilgili
olarak da Türkiye’de hem hayvan başına verim artmıştır hem üretim miktarında
artış meydana gelmiştir. Spekülasyonlara da biz fırsat vermemek maksadıyla da
bir miktar kasaplık canlı hayvan ithalatı gerçekleştirdik ve onunla da
Türkiye’de bugün yüzde 20’ler civarında tüketici fiyatlarında azalma oldu ama
tüketim miktarında yüzde 25 artış oldu. Bu da yapılan işin doğru olduğunu
gösteriyor. Daha Türkiye’de hiç hayvan ithalatı yapılmamışken bile fiyatlarda
yüzde 20’nin üzerinde bir düşüşün meydana gelmesi bizim teşhisimizin de, çözüm
önerimizin de doğru olduğunu gösteriyor.
Sayın Başkanım, sürem doldu, kalan sorulara yazılı cevap
vereceğim.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Saygıdeğer arkadaşlarım, grup başkan vekili arkadaşlarım ve Genel
Kurulda olan milletvekili arkadaşlarımla bir hususu paylaşmak istiyorum yani
müşahedelerimle, yıllara dayanan gözlemimle: Şimdi, arkadaşlarımız bir dakika
içerisinde, seri bir şekilde tabii ki gündemlerinde olan soruları soruyorlar.
Bunlar bazen üç, dört, beş olabiliyor. Şimdi, sayın bakanlar cevap verirken
-benim gördüğüm, müşahede ettiğim, gözlemlediğim- bu sorulara cevap vermekte
zorlanıyorlar. Sadece iki arkadaşa cevap verirse bütün süre doluyor. Eğer
arkadaşlarımız soruları tek tek veya azami iki
civarında sınırlarlarsa sayın bakanlar daha çok arkadaşa cevap verme imkânına
sahip olurlar diye düşünüyorum. Takdirlerinize sunmak istedim.
Şimdi 1’inci madde üzerinde dört adet önerge vardır. Önergeleri
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki
Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun Tasarısının 1. maddesinden “ile hayvan ıslahı”
ifadesinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
|
Abdülkadir Akcan |
|
Muharrem Varlı |
Yılmaz Tankut |
|
|
Afyonkarahisar |
|
Adana |
Adana |
|
|
Hakan Coşkun |
|
Alim Işık |
Mümin İnan |
|
|
Osmaniye |
|
Kütahya |
Niğde |
|
|
|
|
Akif Akkuş |
|
|
|
|
|
Mersin |
|
TBMM Başkanlığına
Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı tasarının 1 inci maddesinin
“hayvan ıslahı” ibaresinden sonra gelen “ve refahını” ibaresinin kaldırılmasını
arz ve teklif ederiz.
|
|
Hasip Kaplan |
|
Sırrı Sakık |
Nuri Yaman |
|
|
Şırnak |
|
Muş |
Muş |
|
|
İbrahim Binici |
|
|
M. Nezir
Karabaş |
|
|
Şanlıurfa |
|
|
Bitlis |
T.B.M.M Başkanlığına
Görüşülmekte olan 498 sayılı tasarının 1. maddesinde “hayvan
ıslahı ve refahını, tüketici” ibaresinden sonra “üretici” ibaresinin
eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Gürol Ergin |
|
R. Kerim Özkan |
Ahmet Küçük |
|
|
Muğla |
|
Burdur |
Çanakkale |
|
|
Osman Kaptan |
|
|
Rasim Çakır |
|
|
Antalya |
|
|
Edirne |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem
Kanunu Tasarısının 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz.
MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı, gıda ve yem güvenilirliğini, halk
sağlığı, bitki ve hayvan sağlığı ile hayvan ıslahı ve refahını, üretici ve
tüketici menfaatleri ile çevrenin korunması da dikkate alarak korumak ve halkın
gereği gibi beslenmesini sağlamaktır.
Zeki
Ertugay
Erzurum
BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor musunuz?
TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN
(Adıyaman) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Ertugay, buyurun efendim.
(MHP sıralarından alkışlar)
ZEKİ ERTUGAY (Erzurum) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın milletvekilleri, görüşülmekte olan bu yasanın 1’inci
maddesiyle ilgili bir önergemiz var, onun üzerinde söz almış bulunuyorum.
Bu önergede, biraz önceki konuşmamda da ifade ettiğim gibi, halkın
sağlığının korunması ve halkın gereği gibi beslenmesinin sağlanması için buraya
bir hüküm eklenmesi gerektiğini ifade ettik. Bunun önemini yüce Meclisin çok
iyi takdir ettiği kanaatindeyim çünkü önemli olan insanımızın beslenmesidir.
Türk insanının beslenmesinde çok temel önemli problemler vardır, halkın gereği
gibi beslenmesinde ciddi bir protein açığı bulunmaktadır. Yani bugün Türkiye’de
aşağı yukarı kişi başına hayvansal protein miktarı, kullanılan miktarlar 21-
Şimdi, değerli milletvekilleri, biraz önce hayvancılıkla ilgili,
sürem yetmediği için, bazı ifade etmeye çalıştığım hususlar eksik kaldı. Sayın
Bakan da biraz önce yine konuşmasında hayvancılıkta ne kadar iyi durumda
olduğumuzu -şu anda bir soruya cevaben- tekrar ifade etti.
23/2/2010 tarihinde bu
yüce Mecliste ben bir konuşma yapmıştım ve o konuşmamda artan et ve süt
fiyatlarına, azalan hayvan varlığına, düşen üretime dikkat çekmiştim. Yani,
Türkiye’de fiyatlar artıyor çünkü artık üretici, hayvan üreticisi, besici…
Hatta besiciyi de iki kısımda değerlendirmek lazım. Bir, ahırında köylünün,
bizzat çiftçinin ürettiği bir hayvan var bir de onu yetiştiren bir besici var;
bir de o hayvanları toplayarak besicilik yapmaya çalışan ve belki de toplu bir,
daha büyük bir sermayeyle Türkiye genelinde piyasada rol oynamaya çalışan
birtakım kişiler var. Çiftçiyi burada mutlak suretle ayırt etmek lazım. Ben
köylünün, çiftçinin, Karslının, Erzurumlunun ahırındaki durumun çok vahim
olduğunu ve bu insanların bir kısmının da o toplayıcılar tarafından istismar
edildiğine ve çok perişan bir manzaranın olduğuna dikkatinizi çekmiştim. Şimdi,
böyle bir konuşmaya Sayın Bakan o tarihte bir cevap vermişti: “9 milyon 800 bin
baş civarında büyükbaş hayvan varlığı var 2002 tarihinde.” Ki bu rakam doğru
değil, 12 milyon civarında bir büyükbaş hayvan varlığı var ve Türkiye o tarihte
büyükbaş hayvan varlığı bakımından Avrupa Birliğinde 4’üncü sırada, sığır
varlığı bakımından 4’üncü sırada, koyun ve keçi varlığı bakımından 1’inci ve
2’nci sırada. Bu verilen rakam da haddizatında doğru değil, yani Sayın Bakanın
9 milyon 800 bin baş olarak verdiği rakam doğru değil ve devam ediyor: “2009
yılında bu 10 milyon 391 bin. Şimdi o kadar önemli bir nokta ki hem Türkiye’de
gerçekte hayvancılığın lokomotif alanı olan büyükbaş hayvancılık ve damızlık
süt sığırcılığı kan kaybetmemiş, aksine ileri bir noktaya gitmiş hem de hayvan
başına elde edilen ürün miktarında süt ve et miktarında çok ciddi artışlar
olmuştur.”
Şimdi, Sayın Bakan, Türk halkının protein açığı meydandayken,
Türkiye’de kişi başına et tüketiminde ciddi değil hiçbir artış olmamışken,
halkın refah düzeyinde bir gelişme olmamışken, Allah aşkına, böyle bir talep
artışı yokken bu tabloyu, bugün gelinen tabloyu nasıl izah ediyorsunuz? Yani bu
artış var da niçin hayvan, canlı hayvan ve et ithal etme noktasına geldiniz?
Bizi sebepler ilgilendirmiyor şu an itibarıyla, sonuç
ilgilendiriyor. Sonuç, idare ettiğiniz Türk tarımını getirdiğiniz nokta
meydanda ve Türkiye on beş yıldır et ithal etmiyordu, bugün et ithal ediyor ve
bu da hem üretici açısından hem tüketici açısından hem çiftçi açısından hem de
geniş kitleler açısından son derece vahim bir noktadır.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Canlı
hayvan, et değil.
ZEKİ ERTUGAY (Devamla) – Bunu lütfen kabul edin ve verdiğiniz
rakamlarla vatandaşımızı, insanımızı yanıltmayın.
Türkiye, hayvancılık noktasında çok ciddi manada gerilemiştir.
Besici, üretici ağır maliyetler altında ezilmektedir. Süt üretiminde de çok
ciddi istikrarsızlıklar vardır ve ağır maliyetler altında üretim…
Bugün, söyler misiniz, kasapta 35-40 milyona aldığınız eti, Et ve
Balık Kurumuna veya toplayıcıların, gerçek hayvan üreticisinden kaç liraya et
aldığını? Çok büyük bir çaresizlik yaşanmaktadır ve lütfen burada
başarılarınızdan bahsederken Türk milletini…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Ertugay, konuşmanızın
tamamlayınız.
Buyurun.
ZEKİ ERTUGAY (Devamla) – …Türk çiftçisini de hiçbir şey bilmiyor,
ne yapsak kabul ettiririz gibi saf yerine koymayın.
Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ertugay.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
T.B.M.M Başkanlığına
Görüşülmekte olan 498 sayılı tasarının 1. maddesinde “hayvan
ıslahı ve refahını, tüketici” ibaresinden sonra “üretici” ibaresinin
eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Gürol
Ergin (Muğla) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN
(Adıyaman) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Ergin. (CHP sıralarından alkışlar)
GÜROL ERGİN (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz tasarının
1’inci maddesi için verdiğim önerge dolayısıyla söz almış bulunuyorum.
Sözlerime başlarken sizleri ve yüce Türk ulusunu saygıyla selamlıyorum.
Ben burada Sayın Bakanın iki gün önce bu kürsüde değindiği konular
ile AKP sözcülerinin değindiği konular üzerinde gerçek bilgileri vermek üzere
söz aldım. Böylece tarımda yaşanan fiyaskoyu da sizlere gösterme şansı
bulacağımı düşünüyorum.
Değerli milletvekilleri, rakamlardan söz ediyordu Sayın Bakan ve
TÜİK rakamlarını gündeme getiriyordu. Ben de TÜİK rakamlarını söylüyorum: 2002
yılında 23 milyon 994 bin hektar olan işlenen tarım alanı 2008 sonunda 21
milyon 555 bin hektara, ekilen tarım alanı 18 milyon 123 bin hektardan 2008
sonunda 16 milyon 460 bin hektara inmiştir. Hububat ekim alanı 13 milyon 414
bin hektardan 11 milyon 990 bin hektara, buğday ekim alanı 9 milyon 300 bin
hektardan 8 milyon 90 bin hektara düşmüştür. Hububat ekilen alan ile buğday
ekilen alanda yaklaşık 1,5 milyon hektar azalma olurken yağlı tohum ekim alanı Sayın
Bakanın iddiasının aksine hemen hiç artmamış, artış yalnızca 20 bin hektar
olmuştur. 2002 yılında 657 bin hektar olan yağlı tohum ekim alanı 2008 yılında
677 bin hektardır.
Yem bitkilerine gelince: En önemli yem bitkileri yonca ve
korungadır. Bunların ekim alanları 2002’de 359 bin hektar, 2008’de 690 bin
hektardır yani 340 bin hektar artma vardır, bu doğrudur.
Tüm bu rakamlara baktığımız zaman, Sayın Bakanın önceki gün
söylediğinin aksine hububat ekiminden vazgeçilen alanlarda yağlı tohum ekiminin
olmadığını, yem bitkisi üretim alanlarındaki artışın da ekilmeyen araziler
karşısında son derece önemsiz kaldığını görmekteyiz. Kaldı ki aynı yıllarda
hububat yanında şeker pancarı, tütün ve pamuk ekim alanları da azalmış, en
önemli endüstri bitkisi olan pamuk ekim alanı 721 bin hektardan 495 bin hektara
düşmüştür, çünkü çiftçi AKP döneminde para kazanmadığından tarlasını ekmekten
vazgeçmiştir.
Hayvancılıkta durum farklı mıdır? Sayın Bakan, 1986 ile 1996
yılları arasında yaklaşık 1,5 milyon kasaplık canlı hayvan ithalatı
gerçekleştirildiğini söylüyor. Bu rakam doğru olabilir. O zaman Sayın Bakana
sormazlar mı: “1,5 milyon kasaplık hayvan getirenler Türkiye'nin hayvancılık
sorununu çözdüler mi ki siz bugün yeniden kasaplık hayvan getiriyorsunuz? Eğer
o gün yapılan yanlış idiyse bugün niye aynı yanlışı tekrarlamaktasınız?”
Sayın Bakan bu kürsüden yaptığı konuşmada, hayvancılık konusunda
doğru bilgilendirme yapmamıştır. Sayın Bakan “Türkiye'de üretim artmıştır.”
diyor. Oysa kırmızı et üretimine baktığımızda, 2007’de 575 bin olan üretimin
2008’de 482 bin tona, 2009’da 412 bin tona indiğini görüyoruz. 2002’deki üretim
ise 435.365 tondu. Yani 2009 üretiminin üzerindeydi. Gerçek durum budur.
Türkiye'de 2001 ila 2009 yılları arasında büyükbaş hayvan
sayısındaki artış yalnızca 125 bindir, ancak 2007’den itibaren büyükbaş hayvan
sayıları sürekli azalmıştır.
Küçükbaş hayvan sayılarına gelince: Asıl yıkım burada olmuştur.
2001 yılında 33 milyon 994 bin olan küçükbaş hayvan sayısı 7 milyonun üzerinde
azalarak bugün 26 milyon 877 bindir.
AKP döneminde sığır sayısı yalnızca 125 bin artarken, küçükbaş
hayvan sayısında azalış 7 milyon 117 bindir. Sayın Bakanın müthiş destekler
vererek yarattığını ifade ettiği tablo budur.
Hayvancılığa eskiye kıyaslanmayacak kadar büyük destekler verildi
ise ve gelinen durum bu ise, o zaman Sayın Bakana “Bu destekler nereye gitti,
kimler yedi ya da çarçur edildi?” diye sormak ve yanıtını ama gerçek, doğru
yanıtını istemek hakkımızdır.
AKP döneminde çiftçilerimiz, tarımsal girdi kullanımında, tarımsal
alet, makine, traktör alımlarında da frene basmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Ergin, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun efendim.
GÜROL ERGİN (Devamla) – 2008 yılında traktör satışları yüzde 39
azalırken 2009 yılında azalma yüzde 50’yi aşmış, 2009 yılının tamamında satılan
traktör sayısı 7.290 olmuştur. Oysa, o beğenmediğiniz
1998 yılında traktör satışı 48.568’dir.
Sizin TARSİM Genel Müdürü Sayın Bülent Bora, 6 Haziran 2010’da
-dört gün önce- “Devlet primin yarısını karşılasa bile çiftçi yine de prim
ödemede zorlandığı için mi sigorta tabana yayılmıyor?” sorusuna şu yanıtı
veriyor: “Prim yüksek değil ama çiftçimizin durumu da iyi değil.”
Sayın Bakan, buna ben ne ekleyeyim?
Tarım Sigortaları Genel Müdürünüz de bunu böyle söylüyor.
Şu sözü hiç unutmayın: “Bütün insanları belli bir süre, kimi
insanları her zaman kandırabilirsiniz, ama tüm insanları her zaman asla
kandıramazsınız.” diyorum, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
Görüşülmekte olan 498 sayılı tasarının 1 nci
maddesinin “hayvan ıslahı” ibaresinden sonra gelen “ve refahını” ibaresinin
kaldırılmasını arz ve teklif ederiz.
Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN
(Adıyaman) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Avrupa Birliği eğer bunu böyle yapın demese kendi iç dinamiklerimizle bu
ülkede, Türkiye, bir tarım, bir hayvancılık ülkesi deyip, yakın zamana kadar
ihracat yapan bir ülke deyip, kendi geleceğimizi, artan nüfusumuzu, 72 milyon
insanımızı düşünerek bu Mecliste kanun çıkarmayacağız demektir.
Bakın, kanunun gerekçesini okuyorum: “Avrupa Birliğinin uyum
referansı doğrultusunda.” Evet.
Peki, Avrupa Birliğinin gördüğü ve Hükûmeti
notlandırdığı İlerleme Raporu’nda ne diyor? Kontrol kapılarından başlıyor,
getiriyor… Ben demin bir soru sordum Bakana: Şap hastalığı konusunda hakikaten
ilerleme kaydetmişler, tebrik ediyorum. Yani çalışma yaptıkları konuda doğruysa
doğru ama gelin ondan sonraki noktalara bakalım. Trakya konusunda bu ilerleme
kaydedilmiş zaten ve notlara da geçiyor. Bruselloz ve
tüberkülozdan, arilik konusundan, bulaşıcı süngerimsi ensefalopati hastalığına kadar bakın, oradan geliyor.
Şimdi, burada çok ilginç bir noktaya denk getiriyoruz. Gıda ve yem pazarında
diyor ki “Hijyen paketi, hâlâ Türkiye’de bunun uygulaması yok.” Gıdalar, hijyen paketleme diye bir sistem var.
Yine geliyoruz “Etiketlenme ve sunum konusunda ilerleme
kaydedilmemiştir.” diyor.
Yine geliyoruz “Aroma maddelerine zararlı şeyler katılıyor. Bunun
düzenlemesi yoktur.” diyor. “Üstelik aflatoksin ile
ilgili olanlar başta olmak üzere etkin önlemler alınmamıştır.” diyor.
Şimdi, bunların hepsi insan sağlığını, direkt, gıda olayını, tarım
olayını, hayvancılığı ilgilendiriyor.
Şimdi soruyorum: Kardeşim, Türkiye, dışarıya et ihraç eden, tarım
ürünleri ihraç eden bir ülke iken, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde,
Erzurum’da, Kars’ta, Ağrı’da, Van’da, o bölgelerde Et ve Balık Kurumunun olduğu
dönemlerde, orada üretici etlerini orada rahatlıkla satıp, devletin, kamunun
gözetiminde alınıp satıldığı zaman et ithal edilmiyordu. Ucuzdu et. Ama ne oldu
birdenbire? Şimdi, Şırnak’ta, Van-Hakkâri-Şırnak arasındaki Faraşin
Yaylası’nda 500 bin baş küçük hayvan her sene yaylaya gider. Artık oradaki
korucular da illallah etti çünkü yaylaya gidemiyorlar. 500 bin baş hayvanın
nasıl gideceği konusunda yollarda sıkıntı çıkarılıyor, engel çıkarılıyor. En
sonunda Jirki aşireti bile “Biz bu silahları
bırakacağız artık.” deme noktasına geldi.
Şimdi, bir yandan bu. Diğer yandan, GAP projesinde 1 milyon hektar araziyi siz sulamaya
açmadığınız, planlamadığınız, bütçesini oluşturmadığınız zaman, orada tarımı
üretmediğiniz zaman, gıdayı üretmediğiniz zaman, kendi ürününüzü üretmediğiniz
zaman nereye satacaksınız söyler misiniz? Şimdi, et ithal ediyoruz. Ne demiş
Avrupa Birliği raporunda? Okuyorum aynen: “Hayvan ve hayvansal ürünlerin
ithalat koşulları hâlâ Avrupa Birliği ile ilgili … uyumlu değildir.” Ne diyor? “Fiilî et yasağı hâlâ devam
etmektedir.” Fiilî et yasağı uygulanan bir ülkede Hükûmet
kalkıp sekiz yıl iktidar olduktan sonra, dışarıdan da et ithal ettikten sonra
başarıyı konuşmasın, kimseyi kandırmasın. Dışarıdan et geliyor. Buranın insanı,
buranın kekiklerinden, meralarından beslenen hayvanların etleriyle büyüdü.
Saman gibi etleri ithal ederek buradaki insanların önüne koyduğunuz zaman,
sandıkta bunun hesabını sorarlar size arkadaşlar. Bu kadar basit değil.
Bakın, hayvan haklarıyla ilgili yasayı da kaldıracaksınız. Zaten
evcil hayvanlar, süs hayvanları, köpekler, kediler, her gün bunların hepsi
itlaf ediliyor. Bunların doğru dürüst barınakları yok. E, bir de ötenaziyi
koyuyorsunuz. İnsanlarda ötenaziyi çözdünüz de hayvanlarda mı ötenaziyi
koyuyorsunuz? Söyler misiniz, zaten ötenazi mi arıyorlar belediye ekipleri rak rak rak
vurduğunu vuruyor hayvanların ya da zehirliyor hayvanları? Al sana ötenazi! Al
sana yargı! Al sana karar! Bütün hayvanlara mahkeme mi kuracaksınız?
Kurullarınız mı ötenaziyi konuşacak?
Bakın, samimi olun. Eğer bir iş yapmak istiyorsanız ülkenizde,
sizin dışınızda bu işin erbapları vardır, Veterinerler Odası vardır, bir de
gıda mühendisleri vardır, kimya mühendisleri vardır, ziraat mühendisleri
vardır. Bunların üyeleri 10 binlerledir. Bunların mesleği, eğitimi, işi budur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kaplan, konuşmanızı tamamlar mısınız.
HASİP KAPLAN (Devamla) – Bunlar, durmadan Hükûmete,
Sayın Bakana, hepinize mektup yazıyorlar. İşte, mektupları
burada üçünün. Diyor ki: “Gıda güvenliği zaten küçük işletmelerde
başlar, 10 ve altında çalışanlarda. E, fırındı, kasaptı, ekmekti, çikolata
üretendi, bilmem neydi… Diyor ki: Sizin getirdiğiniz bu yasa tasarısıyla
7.500’ü aşkın ziraat mühendisi, 5 bine yakın kimya mühendisi, 8 bini aşkın
yönetici, sorumlu konumunda, 20 bin civarında uzman, eğitilmiş mühendis açıkta
kalıyor, işsiz kalıyor. Sizin işiniz gücünüz, Avrupa Birliğine makyaj iki yasa
çıkarıp 20 bin tane üniversite mezunu insanımızı işsizliğe mi itmektir? E,
biraz vicdan, biraz izan gerekiyor bu işlerde.
Sizin tarım politikanız yok, Hükûmet
programını açın bakın, yok. Hükûmet programında tarım
politikası yok, bütün bütçeleme olaylarında yok. Bana bir tane kalem çıkarın,
tarımın üç yılıyla ilgili, deyin ki: “Bunları yapacağız.” Yok
kardeşim, sizin önünüzü gördüğünüz yok, önünüzü görmüyorsunuz ve gerçekten bu
tarım politikası Türkiye için hayatidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HASİP KAPLAN (Devamla) – Türkiye’deki insanları düşünenlerin
özellikle bunu planlaması gerekir diyorum.
Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki
Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun Tasarısının 1. maddesinden “ile hayvan ıslahı” ifadesinin
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Abdülkadir
Akcan (Afyonkarahisar) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN
(Adıyaman) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Tankut, siz mi
konuşacaksınız?
Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesiyle ilgili
olarak vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Bu
vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, vermiş olduğumuz bu önergeyle bu maddeden
“hayvan ıslahı” ifadesinin hiçbir anlam ifade etmediğini düşündüğümüz için
çıkartılmasını istiyoruz. Çünkü, zaten 2007 yılında
pek çok bölümü yenilenmiş bir Hayvan Islahı Kanunu mevcuttur ve böyle bir
ifadeye de gerek yoktur. Esasen, hangi kanun teklif ve tasarısı getirilirse
getirilsin, bize göre, yönetim anlayışı değişmediği müddetçe, büyük emek ve
mesailerle çıkartılan bu ve benzer kanunların hiçbirisi aziz milletimizin
sıkıntılarını giderebilme adına pek de bir mana ifade etmemektedir. Çünkü sekiz
yıldan beri tek başına ülkemizin ve insanımızın mevcudiyetine hükmetmeye
çalışarak iktidarda bulunan AKP zihniyetinin temelinde bulunan insanlarımızı
oyalama, aldatma ve sadece kendi siyasi saltanatını devam ettirme anlayışı
değişmediği için bugün Meclisimizde çıkartılmaya çalışılan bu tasarının da bize
göre hiçbir anlamı olmayacaktır.
Sayın milletvekilleri, bugün özellikle son beş altı yıldan beri
uygulanan yanlış tarım ve hayvancılık politikaları ne yazık ki köy hayatını,
köylülüğü ve dolayısıyla çiftçilik ve hayvancılığı bitirmiştir. Oysa köylülük,
bir hayat tarzıdır ve toplumumuzun millî ve manevi dokusunun hemhâl olduğu ve
asla vazgeçemeyeceğimiz çok önemli ve kuvvetli ekonomik bir sosyal
gerçeğimizdir; aynı zamanda kültürdür, emektir, yardımlaşmadır, tükettiğini
kendisi üretmektir. Köy demek müzik demektir, folklor demektir, el sanatı
demektir. Ancak, maalesef, Türkiye'nin yarım asırdan beri ve özellikle de son
yedi yıldır karşılıksız ve iflah olmaz bir Avrupalı olma sevdası yüzünden köy
hayatımız ve ona bağlı olarak hayvan varlığımız ve gıda üretimimiz sistematik
bir şekilde kademe kademe yok edilmektedir. İşte bu anlayışın neticesinde de köylülük bitirilmiş ve artık yeni
halk oyunlarımız oynanamaz, yeni Türkülerimiz söylenmez, yeni kilimlerimiz,
yeni halılarımız dokunmaz olmuştur çünkü bütün bunları çok değil, yaklaşık daha
yedi sekiz yıl öncesine kadar üreten, yetiştiren, geliştiren, söyleyen ve ilmek
ilmek dokuyan milletin efendisi olan köylümüz, bugün
âdeta köle ve dilenci durumuna düşürülmüştür.
Bugün, AKP İktidarı, Avrupa Birliği maskesi altında bir taraftan
bölücü hainleri Habur’da kahramanlar gibi
karşılatırken, diğer taraftan üretmeden tüketen, tüketerek borçlanan,
borçlarını da ne var ne yok satarak ödemeye çalışan vahim bir Türkiye tablosuna
aziz milletimizi ve onun efendisi olan köylümüzü mahkûm etmiş bulunmaktadır.
Dolayısıyla, bu onulmaz AB sevdası uğruna köyler boşaltılarak üretime darbe
vurulmuş, hayvan varlığımız çok önemli ölçüde azaltılarak zengin bir kültür ve
yaşam biçimi âdeta yok edilmiştir.
Evet, değerli arkadaşlar, bugün yıllardan beri uygulanan ve içi
boş sloganlarla geçiştirilen popülist, yanlış ve
vizyonsuz tarım politikaları yüzünden nüfusumuz 2 kat fazlalaşırken, ne yazık
ki hayvan varlığımız yarı yarıya azalmıştır. Türkiye, Avrupa’yı besleyecek
tarımsal potansiyele sahip bir ülke iken bugün Avrupa ve diğer ülkelerden et
ithal etme durumuna düşmüştür.
Değerli arkadaşlar, bakınız, 1980’de Türkiye'nin nüfusu yaklaşık
45 milyon iken hayvan varlığı 83 milyon 557 bin baş idi; 2009’da nüfus 72
milyon 561 bin olmuş, hayvan varlığı 41 milyon 512 bin başa inmiştir. Yani
nüfus yaklaşık 2 katına yükselirken hayvan sayısı yüzde 50 azalırsa tabii ki et
30 lira olacak ve Türkiye et ithal etmek zorunda kalacaktır.
Sayın milletvekilleri, gerçekler böyle iken bugün hayvancılığımızı
geliştirecek köklü çözümler üretmek yerine popülist
bir yaklaşımla en üst düzeyde et ithalatının yeniden gündeme getirilmesi ve
ithalata başlanması, tek kelimeyle, hayvancılığımıza vurulan büyük bir
darbedir. AKP İktidarının bu anlayışı hem köylülerimizi hem besicilerimizi hem
Türk veteriner hekimlerini hem de tarım camiasının diğer mensuplarını büyük bir
endişeye sevk ederek hayal kırıklığına uğratmıştır çünkü bu film daha önce
görülmüştür ve bu bir kısır döngüdür. 1991 yılında 60 milyonun üzerinde olan
küçükbaş hayvan sayısı 2009 yılında 30 milyonun altına düşmüştür. Dolayısıyla,
mevcut et fiyatlarını spekülatif fiyat artışı olarak
değerlendirmek kadar yanlış bir yaklaşım da -bize göre- olamaz. Serbest piyasa
ekonomisi şartlarında tüm emtia ve gıda fiyatları arz talep dengesi içerisinde
meydana gelmektedir. Muhafaza ve stok şartlarının zorluğu nedeniyle fiyatı
üzerinde spekülasyon yapılabilecek en son ürün ettir.
Etin kaynağı olan besisini almış canlı hayvanı spekülatif
amaçla bekletmek her türlü bilimsel yaklaşımla ters olduğu gibi ekonomik de
değildir. Bugün fiyatlar yüksek bulunuyorsa bunun bir tek nedeni vardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun Sayın Tankut.
YILMAZ TANKUT (Devamla) – O da özellikle başta küçükbaş hayvan
olmak üzere arz eksikliğidir ve bunun sebebi de uygulanan yanlış hayvancılık
politikalarıdır. Piyasada arz darlığı nedeniyle besilik materyal fiyatları
yükselmiştir, buna bağlı olarak karkas et maliyetleri de fazlalaşmıştır.
Üretici ve besici hiçbir zaman için aşırı bir kazanç temin edememiştir. Bunun
yanında, Et ve Balık Kurumu bugünkü yapısı ve uygulama politikasıyla piyasadaki
fiyat dengesini sağlama görevini de yerine getirememektedir.
Sonuç olarak, et ithalatı hayvancılığımızın gelişmesine telafisi
mümkün olmayan ziyanlar verecektir. İthal et, halk sağlığımız ve hayvan
sağlığımız açısından önemli riskler ortaya koyacaktır. Et
ithalatının, halk sağlığı, hayvan sağlığı ve hayvancılığımız açısından ortaya
koyduğu bu sıkıntılar nedeniyle biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak AKP Hükûmetinin bu politikasına sonuna kadar karşı olacağımızı
buradan bir kez daha hatırlatıyoruz ve Hükûmetin bu
yanlış ve tehlikeli uygulamalardan bir an önce vazgeçerek, hayvancılığımızı,
siyasi mülahazalardan uzak bir devlet politikası şeklinde ele alarak
kalkındırması lazım geldiğini belirtiyor, önergemizi desteklemenizi temenni
ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tankut.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir.
Birleşime beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 18.16
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 18.29
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Fatih METİN (Bolu),
Murat ÖZKAN (Giresun)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
115’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
498 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
2’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, geliş sırasına göre
okutup aykırılıklarına göre işleme alıyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı , Gıda ve Yem Kanun Tasarısının 2. maddesinde yer
alan “zootekni konularını” ifadesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve
teklif ederiz.
|
|
Mehmet Şandır |
|
Abdülkadir Akcan |
Alim Işık |
|
|
Mersin |
|
Afyonkarahisar |
Kütahya |
|
|
Hakan Coşkun |
|
Mümin İnan |
Akif Akkuş |
|
|
Osmaniye |
|
Niğde |
Mersin |
|
|
|
|
Muharrem Varlı |
|
|
|
|
|
Adana |
|
TBMM Başkanlığına
Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı tasarının ikinci maddesinde
“yemlerin üretim” ibaresinden sonra gelmek üzere “tüketim” ibaresinin
eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
R. Kerim Özkan |
|
Gürol Ergin |
Esfender Korkmaz |
|
|
Burdur |
|
Muğla |
İstanbul |
|
|
Ahmet Küçük |
|
|
Rasim Çakır |
|
|
Çanakkale |
|
|
Edirne |
TBMM Başkanlığına
Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı tasarının 2 nci
maddesinin “bitkisel” ibaresinden sonra “ve hayvansal” ibaresinin eklenmesini arz
ve teklif ederiz.
|
|
Hasip Kaplan |
|
Sebahat Tuncel |
İbrahim Binici |
|
|
Şırnak |
|
İstanbul |
Şanlıurfa |
|
|
Sırrı Sakık |
|
|
Nuri Yaman |
|
|
Muş |
|
|
Muş |
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana)
– Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen Sebahat Tuncel,
İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın Tuncel. (BDP sıralarından
alkışlar)
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
498 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz
önerge hakkında söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kanun tasarısının genel gerekçesinde sağlıklı bir toplum için halk
sağlığı, hayvan sağlığı ve bitki sağlığının sağlanması, halkın yeterince
güvenli gıdayla beslenmesi gerektiği vurgulanmış ve bunun için devletin
sorumluluk sahibi olması gerektiği ifade edilmiştir. Bu genel gerekçenin gerçek
anlamda yaşam bulabilmesi için, İktidarın, ekolojik
bir perspektife sahip olması gerekir ama ne yazık ki Hükûmet,
bugüne kadar çıkardığı yasalarda olduğu gibi, bu yasada da ekolojik bir
perspektiften yoksun, sadece Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde ev
ödevlerini yapmak üzerinde olayı ele alan ve bu konuda kanun tasarısı çıkaran
bir noktadadır. Üstelik, bu kanun tasarısını
çıkarırken birbiriyle ilgili ama bağımsız konuları da olan konuları birlikte
ele alarak daha kapsamlı ele alınmasını da engellemektedir.
Mevcut taslak, gıda ve yem maddeleri yanında, insan tüketim amaçlı
olmayan bitkisel ürünler, hayvansal ürünler, embriyo, semen ve veteriner sağlık
ürünleri gibi çok farklı yaklaşımlara ve bu tür ürünlere yer vermesi nedeniyle
uygulanabilirlikten uzak durumdadır. Bitki sağlığı, hayvan yetiştiriciliği ve
sağlığı, hayvan refahı, hayvan hareketleri, veteriner sağlık ürünleri, gıda ve
yem farklı disiplinler oluşturmaktadır. Dolayısıyla, bu 5 maddenin daha farklı
kapsamda ele alınması gerekirken, AKP İktidarı bu tasarıda bunların hepsini iç
içe almış durumdadır. Biraz önce de ifade ettiğimiz gibi, bütün bunlar, yasalar
ele alınırken, demokratik, ekolojik bir toplum
perspektifinden ele alınmadığından sadece kâr amaçlı olarak ele alınmaktadır,
bunun sonucu olarak da insan sağlığı, toplum yaşamı, ekolojik denge hiçe
sayılmaktadır.
Bildiğiniz gibi bu hafta Çevre Koruma Haftası’dır. 5 Haziran Dünya
Çevre Günü Türkiye de bunu Çevre Koruma Haftası olarak kutlamaktadır. Çevre
sorunlarının başında hava, su ve toprağın kirlenmesi yatmaktadır. Ekolojik
sorunlar bugün insanlığın geleceğini tehdit etmektedir. O nedenle, buradan
yasalar çıkartılırken demokratik ve ekolojik bir
yaşamın olanakları ve sürdürülebilir bir yaşam standardı düşünerek ele alınmak
zorundadır. Aksi takdirde, çıkartılan yasalar yaşamımızı kolaylaştırmamakta,
aksine, daha sonradan çok daha ciddi sorunlara neden olmaktadır. Ancak, AKP Hükûmeti, nasıl daha çok kâr elde ederim ilkesine göre
davranmakta, birçok yasa teklifini buna göre ele almaktadır. Önümüzdeki
günlerde buraya nükleer santrallere ilişkin de yasa teklifi gelecektir. Yine HES’ler konusunda AKP İktidarının yaklaşımı ortadadır.
Çevre örgütlerinin, çevrecilerin itirazlarına rağmen, çevreye zararlı konularda
AKP Hükûmeti yasalar çıkarmaya devam etmektedir.
Üstelik bu yasaları çıkartırken de bu konuyla ilgilenen kurumlarla, kişilerle,
mühendis odalarıyla diyaloğa geçme konusunda da ne
yazık ki ketum davranmakta, özellikle görmemektedir; bu ciddi bir problemdir.
Şimdi bu sorunlar herkes tarafından biliniyor. Dolayısıyla, bu yasa da,
aslında, ne hayvan sağlığını ne insan sağlığını gerçek anlamda sağlayacak bir
yaklaşım değildir, bunu belirtmek istiyorum.
Diğer bir konu, sevgili arkadaşlar, bugün bir gazetede vardı, TMK
mağduru çocuklar için dünyaca ünlü Noam Chomsky, Zizek ve Immanuel Wallerstein Taksim
Meydanı’nda açlık grevine oturacaklarmış. Şimdi bu ne kadar
doğru bilmiyorum ama bu Türkiye'nin temel bir sorunu olan insan hakları ve
özgürlükleri konusunda ve bir yıldır AKP İktidarının “Gündeme alıyoruz,
düzelteceğiz, tartışacağız, Terörle Mücadele Kanunu’nda çocukları kapsam dışına
çıkaracağız.” söylemlerinin aslında ne kadar gerçek dışı olduğunu bir kez daha
öğrendik ve bu konuda çocuklar için adalet çağrıcıları birçok eylem, etkinlik
yaptı, Sayın Başbakanla görüştü. Sayın Başbakan onlara da söz vermişti
“Bu düzenlemeyi bu dönemde çıkaracağız.” diye ancak yasama dönemi bitiyor, AKP
İktidarının gündeminde TMK mağduru çocukların mağduriyetini giderecek herhangi
bir şey yok ama buna karşı Diyarbakır’da aileler çocuklarının durumuna dikkat
çekmek için eylemdeler, oturma eylemi yapıyorlar.
Diğer bir konu: Bazı düzenlemeler yapılacağı konusundaki
duyumlarımızın aslında hangi düzenlemeler olduğunu biz kısa süre önce anladık,
meğer AKP İktidarı yedi tane yeni cezaevi açacakmış. Yani düzenlemesi
çocukları…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Tuncel, lütfen
tamamlayınız sözlerinizi.
SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Yani AKP İktidarı, Terörle Mücadele Kanunu’ndan mağdur olan
çocukların hak ve özgürlüklerini sağlamak, bu ülkede gerçek anlamda barış ve
demokrasiyi sağlamak yerine yeni cezaevleri açacak, yedi tane cezaevi açacak ve
muhtemel ki yeni çocuklar Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yeni cezaevlerine
konulacaktır. Bunun aslında herkes tarafından görülmesi gerekiyor. AKP
İktidarı, bu ülkenin temel sorunlarını görmezden gelerek gerçek anlamda
demokrasi ve özgürlükleri ötelemek durumundadır. Sanırım önümüzdeki dönem bunu
herkes görecektir. Biraz önce sayın AKP’li
milletvekili burada konuşurken seçim meydanında konuşuyormuş gibi ifade
ediyordu. Sanırım, seçimlere de az kaldı, herkes bir şekilde bu kürsüyü
propaganda aracı hâline getirmeye çalışıyor. Sanırım halkımız da bu gerçekleri
görüyor, AKP’nin gerçek niyetini görüyor ve en kısa sürede de sandıkta da bunu
gösterecektir diye düşünüyorum.
Sayın milletvekilleri, son bir şeyi daha ifade etmek istiyorum.
Bugünkü yaşanan vahim bir durum, dün Dersim’in Ovacık
ilçesinde…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tuncel.
SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Lütfen Sayın Tuncel, benim öyle
bir uygulamam yok.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı tasarının ikinci maddesinde
“yemlerin üretim” ibaresinden sonra gelmek üzere “tüketim” ibaresinin
eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana)
– Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Burdur Milletvekili Kerim
Özkan.
Buyurun Sayın Özkan.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.
Verdiğimiz önergeyle üretici ve tüketici birlikteliğini
düşünmekteyiz.
Değerli arkadaşlarım, biraz önce -tabii ki tarımı konuşuyoruz,
Türkiye konjonktürünü konuşuyoruz- Sayın Ali Koyuncu
arkadaşımız öyle bir tablo çizdi ki, yani evlere şenlik, her şey tozpembe! Ben
de mutlu oldum. Soyadını çok seviyorum. “Koyuncu” soyadı toprakla iştigal eden,
koyunla iştigal eden anlamında değerlendirilir. Demek ki atalarında toprağa
sahip çıkanlar varmış, koyuna sahip çıkanlar varmış. Ama bugünlerde hem toprağa
sahip çıkan yok hem koyuna sahip çıkan yok. Biz ne diyoruz: “Toprakla koyun,
gerisi oyun.” Değerli Arkadaşım… Toprağa sahip çıkacaksın. Bakın, üç yıldır
milletvekilisin.
BAŞKAN – Sayın Özkan, lütfen Genel Kurula hitap edin.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – “Okul sütü” dediniz, başaramadınız,
“okul elması” dediniz başaramadınız. Bu sütü niçin çocuklarla buluşturmadık,
niçin askerle buluşturmadık? Tarım ve hayvancılığın birinci girdisi, temel
girdilerinde yem var, yem maddeleri var ama çıktı olarak et var, süt ürünleri
var. Tarımda da aynı şekilde. Üretim materyalimiz olan
elma Türkiye’de büyük bir sektöre, büyük bir çiftçi kitlesine hitap ediyor. Elma üreticisi perişan, süt üreticisi perişan. Bu
perişanlığı dile getirmediniz.
“Traktör satışları arttı.” Değerli arkadaşlarım, traktör satışları
arttı da… Benim Burdur’umda bir tane yediemin deposu vardı. Orada icra
takibinde ya bir buzdolabı ya bir çamaşır makinesi veya bir televizyon
bulunurdu. Şu anda Burdur’da beş tane yediemin deposu var sadece merkezde. On
ilçemin onunda da yediemin deposu var. Bunlarda neler var biliyor musunuz?
Biçerden tutun tarım alet ve makinelerinden, pulluktan sabana kadar icradan
alınmış malzemeler var. Tarım ve hayvancılık o kadar güzel de, bu materyaller
niçin icra kapılarından yediemin depolarına düştü. Bu sorunun cevabını
istiyorum sizlerden.
Sayın Başbakan Denizli’de aynı Sayın Ali Koyuncu gibi Denizli
halkına anlatıyordu. Dedi: “Şahlandı. Tarım şahlandı da şu kadar destek verdik,
mazot desteği verdik, gübre desteği verdik, süte destek verdik, düveye destek
verdik.” Acıpayamlı Mustafa Emmi dile geldi: “Sayın Başbakan, maval okuma, bunları külahıma anlat.” dedi. Ama ne yazık ki
Mustafa Emmi polisle karşılaştı, kendisini karakolda buldu.
Değerli arkadaşlarım, bunları söylemek zorundayız. Bizler Türk
toplumunun, Türkiye’de üreten insanların temsilcileriyiz. Böyle bir tablo var,
bu tabloyu yadsıyamayız. Öyle tablo sayın arkadaşımın söylediği gibi “Faizler
düştü…” “Faizin her türlüsü haramdır.” diyordunuz. 1 lirası da haram, 10 lirası
da haram. Niye sıfır faiz değil de yüzde 10 faiz o zaman? Bunu değerlendirin.
Verin. “Faizsiz kazanç kutsaldır.” diyordunuz. “Kâr ortaklığı” diyordunuz, ne
oldu o kâr ortaklıkları YİMPAŞ’ta KOMBASSAN’da?
Türkiye üreticilerinin paraları haraç mezat harcandı, perişan edildi; bunları
dile getirin, bunlara çözüm bulalım. Arkasından “Faizler düştü…” Vatandaş bana
şunu diyor: “Yavrum, her şey çok güzel, her şey güzel oldu, dünya bal oldu ama
kaşığın sapı kırıldı. Biz bir türlü, ürettiğimiz üründen artı değer
üretemiyoruz. Artı değer üretemediğimiz gibi, ürettiğimiz ürünleri üretim
maliyetinin altında satmak zorunda bırakılıyoruz.” “47 kuruş” dedi Sayın Bakan
buğdayın üretim maliyetini. Bu, Akdeniz Bölgesi için, Adana için geçerli
olabilir, ama Türkiye genelinde bunun üretim maliyetinin 62 kuruş olduğunu
herkes biliyor. Kilogramı 62 kuruş olan buğdayı 55 kuruştan şu anda alım
kampanyası başlattınız. Ama toprak mahsulleri ofisleri çalışıyor mu? Bölgelerde
toprak mahsulleri ofislerine kaynak aktardınız mı? Aktardığınız kaynak yeterli
mi alım için? Bunları hiç konuşmuyorsunuz. Tamam, kara gün dostuydu, ama toprak
mahsulleri ofislerinin kara gün dostu olmadığını gelin Burdur’da, Antalya’da,
Muğla’da, Denizli’de görün değerli arkadaşlarım. O ofisleri çalıştırmak
zorundasınız. Tarım kredilerden bahsediyorsunuz, tarım kredilerden… Tarım kredi
çalışanlarının ne kadar bir maaş aldığını, yönetim kurulu üyelerinin ne kadar
maaş aldıklarını niçin değerlendirmiyorsunuz? Halkın üzerinden, tarım kredideki
gübrenin fiyatının serbest piyasadan daha ucuz olması gerekirken serbest
piyasadan daha yüksek olduğunu niçin değerlendirmiyorsunuz? Vatandaşlar şu anda
tarım kredilere girmek istemiyor, tarım kredilerin önünden geçmek istemiyor.
Bunları hep beraber değerlendirmemiz gerekiyor.
Bu duygularla yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özkan.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
ALİ KOYUNCU (Bursa) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Koyuncu.
ALİ KOYUNCU (Bursa) – Sayın Başkanım, az önce konuşan, ismimi de
zikrederek…
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sevdiğimizi belirttik Ali Bey.
ALİ KOYUNCU (Bursa) – …benimle ilgili birtakım yanlış söylemlerde
bulundu, yanlış ifadeler kullandı. Bunu düzeltmek için 69’a göre söz istiyorum.
BAŞKAN – Sayın Koyuncu, sataşma söz konusu değil, onun için uygun
görmüyorum.
ALİ KOYUNCU (Bursa) – Ama Sayın Başkan…
BAŞKAN – Lütfen Sayın Koyuncu…
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Aliciğim, sevdiğimizi belirttik,
“Koyuncu” soyadını seviyoruz dedik, “Koyunu seviyoruz.” dedik, “Toprağı
seviyoruz.” dedik.
BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki
Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun Tasarısının 2. maddesinde yer alan “zootekni
konularını” ifadesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana)
– Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Alim
Işık, Kütahya Milletvekili.
Buyurun Sayın Işık. (MHP sıralarından alkışlar)
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Tabii, Sayın Bakan, değerli iktidar partisi sözcüleri burada
konuşunca, haklı olarak vatandaşlarımız da bizi “Bazı soruları lütfen bizim
adımıza sorar mısınız?” diye aradılar. Biraz sonra, ayrıca gelen mesajı da Ali
Bey için okuyacağım. Şimdi, bizim Kütahya ilinin Dumlupınar ilçesinin Ağaçlı
köyünden Mustafa Amcam. Aynen şöyle: “Oradan, benim dediklerimi okuyabilir
misiniz Sayın Vekilim.” diye telefonla bana iletti. “AKP İktidarı döneminde
elimizdeki inekler Allah’ın rahmetine kavuştu. Bizler de mezarlarımızı
kazdırdık, ölmek üzereyiz. Eğer seçimlere kadar onlar bizi bu mezarlara
gömmezler ise ilk seçimde biz onları, bol keseden atanları sandığa gömmek
zorundayız…”
MUSTAFA ÇETİN (Uşak) – Hayal bunlar, hayal.
ALİM IŞIK (Devamla) –
Hayal falan değil. Aynen okuyorum buradan bakınız, mesajı da vereceğim.
KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Kendin yazdın, kendin okuyorsun.
ALİM IŞIK (Devamla) –
Vereceğim kardeşim, telefonunu da vereceğim.
“…Sayın Hocam, o AKP’li kır saçlı vekil…”
OKTAY VURAL (İzmir) – Kim, kim o?
ALİM IŞIK (Devamla) –
Yani, beyaz saçlı demek istiyor, Sayın Ali Bey’i kastediyor tahmin ediyorum.
“...’Biz gelmeden motor yoktu, merkepler ile çiftçilik yapılıyordu.’
dedi. Bunu diyeceğine ‘Elindeki motorları biz sattırdık, mazotu 3 kat, gübreyi
3 kat çıkardık, köylüyü geçinemez hâle biz getirdik.’ deseydi çok doğru
söylemiş olurdu.”
Ali Beyciğim, sana vereceğim bunu.
“Çok teşekkür ederim.”
KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Selamı yok mu?
ALİM IŞIK (Devamla) –
Selamı da var, “Selamlar, selamlar.”
ALİ KOYUNCU (Bursa) – Bize de geldi teşekkür mesajları.
ALİM IŞIK (Devamla) –
Evet, onu… Tamam…
BAŞKAN – Sayın Işık, lütfen Genel Kurula hitap ediniz.
AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) – Ali, getir bakalım. Ali, getir de
okuyalım...
ALİM IŞIK (Devamla) –
Şimdi, yine, bazı vatandaşlarımız soruyorlar ki: “Bakanımıza sorabilir misiniz,
Türkiye’de sadece Sayın Bakanın da seçim bölgesi olan Diyarbakır ve diğer
Güneydoğu ve Doğu Anadolu illerinde mi tarım ve hayvancılık yapılmaktadır?
Tarım Bakanı sadece bu illerin mi bakanıdır? Niçin o bölgede yapılan tarım
destekleri, hayvancılık destekleri Anadolu’nun diğer illerinde yapılmamaktadır?
Lütfen bizim adımıza bunu da iletir misiniz.” diyenler var.
Sayın Bakanım, özellikle son dönemde basında et ithalatıyla ilgili
olarak çıkmış olan bazı şaibe, endişe ve iddiaları mutlaka
cevaplandırmalısınız. İthalatçı firmaların kimler olduğunu ve Türkiye’den
kimlerle bağlantılarının bulunduğunu kamuoyuna açıklamak zorundasınız, aksi
takdirde bu et ithalatı sizi de götürür, İktidarınızı da götürür. Bunu
açıklamanız lazım.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Onu
zaten biliyor. Açık, açık… Herkesin gözü önünde.
ALİM IŞIK (Devamla) –
Değerli milletvekilleri, ülkemizde birçok insanımızın gıdaya erişme hakkından
yoksun olduğu…
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, böyle bir şey olur mu?
Sayın Bakan laf atıyor.
ALİM IŞIK (Devamla) –
…her 4 kişiden 1’inin yoksulluk sınırının altında yaşadığı gerçeği göz önüne
alındığında, vatandaşlarımızın günümüz şartlarında artan ve çeşitlenen gıda
taleplerinin…
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan laf atmasın,
meşgul ediyor Hatibi. Söyler misiniz, uyarır mısınız?
ALİM IŞIK (Devamla) –
…güvenli ve sürdürülebilir olarak karşılanması ve herkes için adaletli şekilde
gıdaya erişim hakkının temin edilmesi konusunda yasal her türlü düzenlemelere
destek vermek elbette ki bu çatı altında bulunmamızın önemli gereklerinden
birisidir. Ancak ülkemizin gerek Avrupa ülkelerine gerekse Rusya’ya sattığı
malları sağlık standartları gerekçesiyle iade edilen ve günlerce gündemden
düşmeyen ülkemiz için, üreten ve satan işletmelerin kontrol ve denetimi, gıda
maddelerinin ve gıdayla temasta bulunan madde ve malzemelerin teknik ve hijyenik şekilde üretilmesi, muhafaza edilmesi, depolanması
ve pazarlanmasının sağlanması, tüketici sağlığı ve ülkemizin uluslararası
güvenilirliği açısından çok büyük önem arz etmekte. Fakat
sadece AB uyum sürecinin bir gerekliliği, 12’nci faslın açılabilmesi için ön
şart gibi nedenler öne sürülerek beş temel kanunun tamamen, dört kanunun bazı
maddelerinin yürürlükten kaldırılması, beş kanunun da bazı maddelerinde
değişiklik yapılması suretiyle tam on dört kanunu ilgilendiren bir alanı bir kanunun
içerisine toplayarak mevcut eksiklikleri gidermek sadece bir hayal olabilir. Diğer
taraftan, eğer bu işi bilerek yapıyorsanız Türk tarımını bitirme görevinizi mi
yerine getirmektesiniz? Bunu buradan sormadan geçemeyeceğim.
Özellikle
birinci bölümde veteriner hizmetlerinin, hayvan refahının, hayvan sağlığının,
hayvan ıslah ve zootekninin, hayvan hareketlerinin, veteriner sağlık
ürünlerinin bir yasada; ikinci grup olan bitki sağlığı, zirai mücadele, zirai
karantina, bitki hastalık ve zararlıları ile bitki koruma ürünleri bir yasada;
üçüncü grupta da gıda ve yem ayrı bir yasada ele alınmak zorundadır. Aksi
takdirde, bu, sadece bir yasak savmaktan ileri giden kanundan öteye
gitmeyecektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Işık, lütfen tamamlayınız.
Buyurun.
ALİM IŞIK (Devamla) –
Bu bağlamda, kanunun kapsamını belirleyen ve tasarının 2’nci maddesinde sayılan
konulardan “zootekni konularını” ifadesinin metinden çıkarılması gerekir.
Önergenin de aslı budur çünkü bu konuda Almanlarla ortak yürütülen GTZ projesi
kapsamında 1995 yılında kurulan ve bugün ülke geneline yayılarak dikey
teşkilatlanmasını tamamlamış olan damızlık sığır yetiştiricileri birlikleri
profesyonel bir yaklaşımla tüm işlemlerini yürütmektedirler. 2001 yılında çıkarılan
4631 sayılı Yasa ve yönetmelik bu alandaki boşluğu doldurmaktadır.
Dolayısıyla sözlerimin sonunda, Türk tarımını ve ziraat
mühendisliği mesleğini bitirme adına yaptığınız bu girişimin yeniden
değerlendirilmesini talep ediyor, önergemize desteklerinizi isteyerek
saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
III.- Y O K L A M A
(MHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
OKTAY VURAL (İzmir) – Toplantı yeter sayısı istiyoruz.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak toplantı yeter sayısı
talebi vardır, arayacağım.
Sayın Korkmaz, Sayın Vural, Sayın Şandır, Sayın Bal, Sayın Yıldız,
Sayın Varlı, Sayın Aksoy, Sayın Günal, Sayın Coşkun,
Sayın Işık, Sayın Uslu, Sayın Orhan, Sayın Ayhan, Sayın Ergun,
Sayın Tankut, Sayın Enöz,
Sayın Sipahi, Sayın Homriş, Sayın Ural, Sayın Kumcuoğlu.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.
VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
(Devam)
4.- Veteriner Hizmetleri, Bitki
Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Tarım, Orman ve
Köyişleri Komisyonları Raporları (1/806) (S. Sayısı:
498) (Devam)
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Madde kabul edilmiştir.
3’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, geliş sırasına göre
okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.
Okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki
Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun Tasarısının 3. maddesinin 15. paragrafında
“gösteren” kelimesinden sonra ve vasıflı kelimesinden önce olmak üzere
“hastalıklardan ari” ifadesinin ve 84. paragrafında
“üreme ve çoğalma” kelimelerinden sonra gelmek üzere “hastalıklardan korunma”
ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Mehmet Şandır |
|
S. Nevzat
Korkmaz |
Muharrem Varlı |
|
|
Mersin |
|
Isparta |
Adana |
|
|
Prof. Dr. Abdülkadir Akcan |
|
Hakan Coşkun |
Alim Işık |
|
|
Afyonkarahisar |
|
Osmaniye |
Kütahya |
|
|
Akif Akkuş |
|
|
Mümin İnan |
|
|
Mersin |
|
|
Niğde |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na
Görüşülmekte olan 498 Sıra Sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki
Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun Tasarısı'nın 3. maddesinin 50. fıkrasının aşağıdaki
gibi değiştirilmesini, 51, 52 ve 53. fıkraların ilave edilmesini, tasarıda
sonra gelen fıkraların buna göre teselsül ettirilmesini arz ve talep ederim.
"50) Gıda üreten işyeri: Gıda maddelerinin ham maddeden
başlayarak; depolama, tasnif, işleme, değerlendirme, dayanıklı hale getirme,
ambalajlama işlerinden bir veya birkaçının yapıldığı ve gıda maddeleri satış
yerlerine gönderilmek üzere depolandığı tesisler ile bu tesislerin
tamamlayıcısı sayılacak yerlerin tamamını,"
"51) Gıda maddeleri satış yeri: Her türlü ham, yarı mamul ve
mamul gıda maddelerinin toptan veya perakende dağıtım ve satışının yapıldığı ve
bunların satış için depolandığı yerleri,
52) Gıda maddeleri üreten ve satan işyeri: Gıda maddelerinin ham
maddeden başlayarak depolama, tasnif, işleme, değerlendirme, dayanıklı hale
getirme, ambalajlama işlemlerinden bir veya bir kaçının yapıldığı ve her türlü
ham, yarı mamul ve mamul gıda maddelerinin toptan veya perakende dağıtım ve
satışının yapıldığı ve bunların satış için depolandığı yerleri,
53) Toplu tüketim yeri: Gıda maddelerinin tekniğine uygun şekilde
işlendiği, üretildiği ve aynı mekânda tüketime sunulduğu yerleri,"
|
|
Mehmet Ali
Susam |
|
Osman Kaptan |
Vahap Seçer |
|
|
İzmir |
|
Antalya |
Mersin |
|
|
Mevlüt Coşkuner |
|
Ramazan Kerim
Özkan |
Ensar Öğüt |
|
|
Isparta |
|
Burdur |
Ardahan |
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana)
– Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, İzmir Milletvekili
Mehmet Ali Susam.
Buyurun Sayın Susam. (CHP sıralarından alkışlar)
MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan 498 sıra sayılı
Veteriner Hizmetleri Kanunu’yla ilgili söz aldım. 3’üncü maddesinde değişiklik
yapılmasıyla ilgili olarak da bir önerge verdik. Önerge okunurken dikkatle
Sayın Bakanı da izledim, Komisyon Başkanımızı da izledim. İnanıyorum ki Sayın
Bakanım bu verdiğimiz önergede ne demek istediğimizi hem dinlemedi hem anlamadı
ve o anlamıyla da rutin bir şekilde dedi ki: “Reddediyoruz.”
NURİ USLU (Uşak) – Nereden biliyorsun anlamadığını?
MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Ben gözlemimi aktarıyorum, sen de
dinle. Ben gözlemimi söylüyorum çünkü söylediğim şey o kadar çok doğru ki.
Verdiğimiz önerge, bir kurumun başkanı olarak, bir bakanlığın başkanı olarak bu
yasayı çıkartırken, tanımlamalarda gıda konusunda iş yerlerinin
sınıflandırılmasının bu şekilde yapılmasının hem kanunun işlemesi açısından hem
denetimi açısından hem cezalandırılması açısından kendisine de büyük faydalar
sağlayacağını, üzerinde incelerse, okursa görecektir. Çok net bir önerge
verdik.
Değerli arkadaşlarım, burada bunu verirken amacımız… Perakende piyasası çok güçlü bir piyasa. Özellikle gıda
perakende piyasası yaklaşık 300 milyar Türk liralık bir cironun döndüğü yıllık
bir piyasa. Bu piyasada üretim ayrı, üretimden satışa kadar olan işletmeler
var, sadece üretim ve depolamanın yapıldığı işletmeler var, üretimi yapılmış
satış yapan noktalar var, bütün bunların dışında, üretim dışında, toplu tüketim
yeri dediğimiz noktalar var.
Şimdi, eğer bunları ayırmazsanız, büyük bir entegre
süt fabrikasıyla bir yufka imalathanesini aynı kategoride görme durumunda
olacaksınız. Büyük bir sucuk fabrikasıyla bir kasabı aynı noktada görme
durumunda olacaksınız. Bunu, zaten kanunun ruhunda çok net bir şekilde cezalara
ve denetimlere baktığınızda görüyorsunuz. Hatta muhalefet şerhlerine
baktığınızda, benim gibi düşünen Erzurum Milletvekili Arkadaşımızın yazmış
olduğu muhalefet şerhinde de görüyorsunuz. Yani bu tanımlamada bu ayrımları
yapmazsanız işletmenin sermayesi kadar ceza yazabileceğiniz uygulamalarla karşı
karşıya kalacaksınız. Onun için, bu kanunun ruhunda başta tanımlamalarda
işletmeleri sınıflandırmak zorundayız. Onun için dedim, bunu Sayın Bakan okusa,
bürokrat arkadaşlar okusalar bunun yararlı olacağını görürler ve bu doğrultuda
bu önergeye katkı koyarlardı.
Değerli arkadaşlar, bu kanun, Avrupa Birliği uyum yasaları
çerçevesinde, Avrupa Birliği müktesebatından bize çevrilerek düzenlenmeye
çalışan ve en az dört kanunda olması gereken değişimi bir kanun içerisinde
toparlamış ve bu nedenle de gerçekten bütün yetkileri Tarım Bakanlığının
uhdesine almış; bu nedenle de uygulaması, işleyişi ve bu konuda çıkacak
sorunları çözüm anlamında çok zor bir kanun olma noktasına gelmiştir.
Sayın Bakanın, bu kanunu, Avrupa Birliğinden çevrildiği şekliyle uygulamak
ve buraya yazmak yerine yapması gereken şuydu. Bu kanunu,
Avrupa Birliğindeki genel çerçeveye alarak bu ülke şartlarına uyarlayarak, bu
ülkenin gıda sektörünün, bitkisinin, veterinerliğin, hayvancılığın ve benzeri
tüm alanların kendine özgü koşullarını, o sektörün içinde bulunan sivil toplum
örgütleri ve meslek örgütleriyle birlikte baştan aşağıya bir değerlendirip bu
kanunu ona göre dörde böler ve o şekilde içerisinde değerlendirmeler yaparak
sağlıklı bir kanun çıkartırdı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız Sayın Susam.
MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Maalesef, bu kanun, ana hatlarıyla bu
içerikten yoksundur.
Önergede zamanım kısıtlı olduğu için diğer konulara değinmeyeceğim
ama daha sonraki önergelerimde devam edeceğim. Bu anlamıyla Sayın Bakandan şunu
rica ediyoruz: Bu önergeyi okumadan reddetmek yerine, bir okuyun, getireceği
yararları bir tartın ve bu önergeye destek verirseniz, bundan sonraki süreçte
bu yasanın işleyişi açısından doğabilecek bir sürü sıkıntıyı ortadan kaldırmaya
yönelik önemli bir katkıdır. Meslek örgütlerinin ve sektörün görüşleri alınarak
yapılmış bir öneridir. Buna dikkatinizi çekiyorum ve önergemize destek
istiyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Susam.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutup işleme alıyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki
Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun Tasarısının 3. maddesinin 15. paragrafında
“gösteren” kelimesinden sonra ve vasıflı kelimesinden önce olmak üzere
“hastalıklardan ari” ifadesinin ve 84. paragrafında
“üreme ve çoğalma” kelimelerinden sonra gelmek üzere “hastalıklardan korunma”
ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana)
– Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Nevzat Korkmaz, Isparta
Milletvekili.
Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz değişiklik
önergemiz hakkında görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu önergemizde, 3’üncü maddenin 15’inci paragrafında
“hastalıklardan ari” ifadesinin yer almasını, 84’üncü
paragrafına da “hastalıklardan korunma” ifadesinin eklenmesini istiyoruz.
Neden? Çünkü, bir hayvanın damızlık olarak
nitelendirilmesi ve kullanılabilmesi için istenen özelliklere sahip olması
yetmez, kendisinden üreyecek nesle de hastalık aktarmaması şarttır. Öte yandan,
zootekni faaliyeti bir yetiştirme faaliyetidir. Yetiştirme ortamındaki
hayvanların her türlü hastalıklardan korunması da bu faaliyetin bir parçasıdır.
Dolayısıyla, tasarının bir eksikliğini kapatacak bu önerimizin kabulünü temenni
ediyoruz.
Değerli milletvekilleri, milletvekillerinin, seçildikten sonra tüm
ülkeyi temsil ettikleri hususu bir Anayasa hükmüdür. Ancak her milletvekilinin
de kendisini seçen iline karşı bir boyun borcu, bir vefası olmalıdır.
Isparta’nın haklarının savunulması hususunda da tüm Ispartalı milletvekillerine
görev ve sorumluluk düşmektedir. Bu sorunlar karşısında susmak, görmemezlikten
gelmek ya da ilgileniyor gözükerek taşın, kovuğun arkasına saklanmak Isparta ve
Ispartalıya vefasızlık etmek demektir. Hele hele
Isparta’ya hizmet konusunda yetkilendirilmiş iktidar milletvekillerinin çok
daha büyük mesuliyetleri olduğunu söylersek ancak malumu ilan etmiş oluruz. AKP
İktidarı döneminde Isparta’ya gerekli ehemmiyet gösterilmemiş, istihdam
kapıları, Isparta’yı merkez yapan kamu kurumları birer birer
kapatılmış, ekonomik ve siyasi manada Isparta irtifa kaybetmiştir.
AKP Hükûmetinin uyguladığı yanlış teşvik
sisteminden dolayı Isparta organize sanayisinin üçte 2’si boşalmış, çalışan
işçiler kendilerini sokakta bulmuşlardır. Isparta’nın tekstil sanayisi, inşaat
sanayisi çökmüş, yaklaşık 4 bin kişi işsiz kalmıştır. Kamgarn,
Kotex, Sümerhalı kapanmış
ya da Hükûmetinizce kapatılmış, Afyon’daki teşvikten
dolayı Üçtuğ Afyon’a taşınmış ve Isparta Mensucat
ayakta kalma mücadelesi vermektedir. Isparta’da İŞKUR’a
kayıtlı işsiz sayısı 11 bini bulmuştur. Bu rakam daha 2005’te 5.352 idi.
Bunlar yetmezmiş gibi, Isparta’yı diğer illere göre merkez hâline
getiren kamu kurumlarının Isparta temsilcilikleri kapatılmış ya da Isparta’dan
diğer illere taşınmıştır.
Değerli milletvekilleri, bunlara tesadüf diyebilir misiniz yahut
tesadüf ise, tüm bu olup bitenler neden hep Isparta’nın başına gelmektedir?
Isparta’nın iktidar nezdinde hukukunu koruyacak AKP’li milletvekillerimizi
yapılan yanlışlara karşı çıkmaya çağırırsak kendilerinden çok şey mi istemiş
oluruz?
Ispartalı AKP İktidarı döneminde kendisini kenara itilmiş
hissediyor iken, şimdi de Eğirdir ilçemizin de içinde olduğu ve ülkemizde
sadece dört yerde bulunan Su Ürünleri Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü
kapatılmaktadır. İktidara sorulduğunda, “Efendim, Antalya Akdeniz Su Ürünleri
Enstitüsüne bağlı bir şeflik durumuna gelmekte, kapatılmamaktadır.” diyorlar.
Ancak hiç eğmenin, bükmenin manası yok, Kayseri’den Balıkesir’e, Bilecik’ten
Yozgat’a kadar tam yirmi ilin bağlı olduğu Müdürlük Isparta Eğirdir’den
alınmakta ve teşkilat, hem kullandıkları kaynak, sahip oldukları yetki ve hem
de istihdam edilen personel sayısı açısından küçülmekte, şeflik pozisyonuna
düşürülerek sıradanlaştırılmaktadır.
AKP İktidarı döneminde, Eğirdir Kemik Hastalıkları Hastanesi başta
olmak üzere Isparta merkez ve ilçelerinde kapatılan kurumların başına gelenler
Su Ürünleri Enstitüsüne de uygulanmaktadır. Buradan uyarmakta fayda görüyorum:
Bu olup bitenlere Isparta AKP milletvekilleri, AKP il ve ilçe teşkilatları,
hatta AKP’li Eğirdir Belediyesi seyirci kalabilir, ancak Ispartalı ve Eğirdirli sessiz kalmayacak ve demokratik tepkisini en sert
ve seri bir biçimde ortaya koyacak, hakkını arayacaktır.
Sayın Tarım Bakanı buradayken kanayan bir yarayı daha gündeminize
getirmek istiyorum: Isparta’da bulunan 7 sulama birliğinin -ki bunlar Şarkikara-ağaç, Hoyran,
Senirkent, Atabey, Eğirdir, Yenişarbademli ve Gelendost’tur- TEDAŞ’a toplam borçları 25 trilyon 175 milyar liraya
ulaşmıştır. Biliyoruz ki, bu sorun tüm illerdeki sulama birliklerinin ortak
sorunudur. Çiftçimiz zor durumda-dır; üretememekte,
ürettiğini satamamaktadır. Böyle olunca borcunu ödeyemez hâle gelmiştir. Ancak
sulama yapamaz, ürününü yetiştiremez ise bu kısır döngü, gittikçe onları
çıkmaza sürükleyecektir. Bu borçlar da 36 taksitte ödenmesi şeklinde revize
edilmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Korkmaz, lütfen tamamlayınız.
S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.
Ancak, çiftçi o kadar zor durumdadır ki, bu borcunu faizleriyle
birlikte ödeyememekte, haciz işlemlerine maruz kalmaktadır. Borçlarının
ödenebilir olarak yeniden yapılandırılması, borç faizlerinin silinmesi ama bir
an önce sulama faaliyetlerine devamın sağlanması gerekmektedir.
Bu vesileyle, Hükûmet ve Tarım
Bakanlığından bir an önce yanlıştan dönerek Su Ürünleri Enstitüsünü
kaldırmamasını, sulama birliklerini rahatlatmasını, hiç olmazsa, bu kez
Isparta’ya hayırlı bir iş yapmasını, Isparta’yı şefkatle kucaklamasını
beklediğimizi ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Korkmaz.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge reddedilmiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Madde kabul edilmiştir.
4’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, gelişlerine göre
okutup aykırılıklarına göre işleme alıyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki
Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun Tasarısının 4. maddesinin (ç) bendine “tazminat
oranları” ifadesinden sonra gelmek üzere “hayvan sahiplerini mağdur etmeyecek
şekilde” ibaresinin eklenmesini ve (d) bendinde yer alan “veya belirli bir
bölgesinden” ifadesinin kanun tasarısı metninden çıkarılmasını arz ve teklif
ederiz.
|
|
Prof. Dr. Abdülkadir Akcan |
|
Hakan Çoşkun |
Mustafa Enöz |
|
|
Afyonkarahisar |
|
Osmaniye |
Manisa |
|
|
Muharrem Varlı |
|
Alim Işık |
Mümin İnan |
|
|
Adana |
|
Kütahya |
Niğde |
|
|
Akif Akkuş |
|
|
Mehmet Şandır |
|
|
Mersin |
|
|
Mersin |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 498 Sıra Sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki
Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısının 4’üncü maddesinin 1’inci fıkrasının “a”
bendindeki “ve koruma tedbirlerini” ibaresinden sonra “yıllık rutin kontroller
yapmakla” ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
İbrahim Birinci |
|
Hasip Kaplan |
Nuri Yaman |
|
|
Şanlıurfa |
|
Şırnak |
Muş |
|
|
Ufuk Uras |
|
Nezir Karabaş |
Sırrı Sakık |
|
|
İstanbul |
|
Bitlis |
Muş |
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana)
– Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Sırrı Sakık,
Muş Milletvekili.
Buyurun Sayın Sakık.
SIRRI SAKIK (Muş) – Selam arkadaşlar.
Tabii burada uzun süredir tartışmalar devam ediyor. Biz özellikle
iktidar partisi temsilcilerini burada dinlerken, çok güllük gülistanlık bir
ülkede olduğumuzu ve… Sevgili Ali yok burada, Bursa’da geçmiş dönem
iktidarlarında, icra memurlarıyla jandarmaların kafa kafaya geldiğinden, halkı
tutukladıklarından bahsediyor. Oysaki bizde icra memurları değil, şimdi de gidin,
JİTEM’le terörle mücadele birimleri kafa kafaya
gelirler, Ergenekoncular kafa kafaya gelirler. 3.000 çocuk şu an içeride.
Hayatın bir kısmını görmeyen bir milletvekili, bir iktidar bu ülkede hukuku ve
demokrasiyi inşa edemez. Ülkenin bir bölümünde bunlar yaşanıyor. Nasıl ki bütün
düşüncelerin anası düşünce özgürlüğü ise, aslında bu ülkenin temel sorunu da
Kürt sorunundan kaynaklanıyor. Siz Kürt sorununu çözmediğiniz müddetçe,
efendim, burada hangi yasaları değiştirirseniz değiştirin sonuç alamazsınız.
Sayın Bakanım, siz bölgeyi iyi bilirsiniz. Ben 1980 yıllarında
Gaziantep’te, Mersin’de, Adana’da ihracat yapıyordum ve Orta Doğu ülkelerine
her gün binlerce canlı hayvan ihraç ediyorduk. Bunların büyük bir çoğunluğu
-biz zaman zaman “Kürt coğrafyası” deyince
kızıyorsunuz- doğu ve güneydoğuda Antep’e gelirdi, oradan ihraç edilirdi ama
yasal olup yasa dışı iş yapan… Ordusundan yargısına ve siyaset dünyasına,
oradaki köyleri yaktılar, yaylaları yasakladılar ve orada on yedi yıldır hâlen
gidilemeyen köyler var. Oradan Antep’e, Mersin’e her yıl binlerce canlı hayvan
gelirken bugün o yaylalarda tek canlı hayvan yok, hâlâ yayla yasağı var, hâlâ
köyleri yakılan insanlar devletin… Ve bu işte sorumlu devlettir, yakan da
devlettir, devletin güvenlik güçleridir; bunu siz de bilirsiniz, biz de
biliriz, Tanrı da bilir ama bunun gereğini yapmadınız, o insanlar hâlen mağdur,
o insanlar, sizden, bir an önce o zararların tazmin edilmesini istiyor. Eğer
gerçekten bu temel sorunu çözerseniz Türkiye'nin bütün sorunlarını çözmüş
olursunuz. İşte budur ki, şu an siz, yurt dışından canlı hayvan ve et ithali
gibi bir süreçle karşı karşıyasınız. Orta Doğu’nun bütün ülkelerine canlı
hayvan ve et ihraç eden bir ülke eğer bugün bu noktaya gelmişse ve dönüp temel
sorunu tespit edemiyorsa, neyi değiştirirseniz değiştirin hiçbir şey hayata
geçmez ve hep böyle “keşke”, “ah” diyorlar ya, şu Siyasi Partiler Yasası ve
Seçim Kanunu’nun gözü kör olsun. Eğer gerçekten Siyasi Partiler Yasası ve Seçim
Kanunu böyle olmamış olsaydı, iktidar milletvekilleri sadece kendi lider
kadrolarına mesaj vermek değil, halka hesap verebilecek noktada olmuş
olsalardı, çıkıp buradan güllük gülistanlık bir Türkiye’yi sunmazlardı. Aslında
bunları sunduklarında kendileri de çok iyi biliyor ki, Türkiye bu noktada
değil.
Bakın, benim seçim bölgemde, “tarım” diyorsunuz; tütünü
yasakladınız, pancar belli bir kotaya geldi, canlı hayvan sıfır noktasında,
“alternatif ürün” diyorsunuz, ortada hiçbir şey yok, ama burada, Türkiye’de,
tarım noktasında toplumun çok rahat bir nefes alıp verdiğini söyleyen
arkadaşlarımız dönüp o bölgeye gidebilmelidirler.
Sayın Bakanım, birkaç kez size buradan soru olarak sormuştum.
Bakın, üreticiler o bölgede hâlen kendi arazilerini bir teminat olarak bu
devlete sunamıyor. Devlet oradaki arazileri teminat olarak kabul etmiyor,
gayrimenkulleri kabul etmiyor. Sizin yaşadığınız Bismil ilçesinde üreticilerin
hiçbirinin tarım arazileri teminat olarak kabul edilmiyor ama batıda nasıl bir
uygulama var çok net bilmiyorum ama o bölgedeki uygulamanın adil olmadığını
eminim ki siz de biliyorsunuz. Eğer bir bölgede kendi topraklarınızı teminat
olarak kabul edemiyorsanız o zaman iflas etmişsinizdir, o zaman sizin o bölgede
çıkıp bir şey söyleme hakkınız yoktur. O vesileyle batıda farklı bir hukukla,
burada farklı bir hukukla bu ülkede demokrasiyi inşa edemeyiz. Bu olup
bitenlerin asıl nedeni…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Sakık, lütfen
tamamlayınız.
Buyurun.
SIRRI SAKIK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkan.
Gerçekten -başta da belirttim- bu sorunları çözeceksek, iç
barışımızı inşa edebilirsek, yani topa, tüfeğe, silaha, çatışmaya giden
paraları ekonomiye, eğitime, sağlığa, tarıma, hayatın diğer alanlarına
yayabilirsek sorunlarımızı çözebiliriz. Hep de söylüyorum, yani gündüz vakti gözünü
kapatıp “Ben, gündüzü geceye çevirdim.” diyen bir vatandaş ancak kendisini
yanıltabilir. Siz iktidarlar da bu sorunun karşısında gözlerinizi kapatarak “Bu
ülkede sorun yoktur.” diyorsanız ve bu Parlamento, bütün siyasi partiler aynen
gündüzün ortasında gözünü kapatan vatandaş gibi davranıyorsa bu ülkede
gerçekten sorunlarımızı çözemeyiz. Burada sorunlarımız var. Sorunlarımızı
çözmeliyiz çünkü bu, hayatın her alanına yansıyor. Sorunun çözüm adresi Türkiye
Büyük Millet Meclisidir ve Türkiye coğrafyasıdır. Onun için herkesin yürekli
olması gerekir. Küçücük oy uğruna bu halkın geleceğini kimse heba etmemelidir.
Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki
Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun Tasarısının 4. maddesinin (ç) bendine “tazminat
oranları” ifadesinden sonra gelmek üzere “hayvan sahiplerini mağdur etmeyecek
şekilde” ibaresinin eklenmesini ve (d) bendinde yer alan “veya belirli bir
bölgesinden” ifadesinin kanun tasarısı metninden çıkarılmasını arz ve teklif
ederiz.
Abdülkadir
Akcan (Afyonkarahisar) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana)
– Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Faruk Bal, Konya
Milletvekili.
Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)
FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce
heyeti saygıyla selamlıyorum.
Üzerinde konuştuğumuz kanun tasarısı, Türkiye'nin nüfusunun önemli
bir bölümünü kapsayan, sosyal yönü olan, ekonomik yönü olan bir kanun
tasarısıdır. Bu tasarının iyileştirilmesi için ciddi çaba sarf eden
milletvekili arkadaşlarımızın gayretlerine, gerek Hükûmetten
gerek Komisyondan sürekli olumsuz oyların kullanılmış olması, AKP klasiğinin bu
kanunda da değişmediğini ortaya koymaktadır. Parmak demokrasisini bir kez daha
yaşıyor ve bu parmak demokrasisini tarımla uğraşan bütün vatandaşlarımıza
şikâyet ediyorum.
Şimdi, Sayın Bakan, sizin sekiz yıl içerisinde Türkiye’yi ve Türk
tarımını ve Türk köylüsünü, Türk çiftçisini getirdiğiniz yeri rakamlarla ortaya
koyacağım. Ondan sonra, bir seyahatin sonuçlarını sizlerle paylaşmaya
çalışacağım.
Siz bu Hükûmeti devraldığınızda, 2002
yılında, bir kilo buğday ile mazot karşılaştırmasını sizinle paylaşmak
istiyorum:
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Tam
tersi.
FARUK BAL (Devamla) – Sulama ücretlerinde, yine, aynı şekilde 2
kat artış var. Gübrede, ürede, 1 kilo buğday ile 0,72 kilo üre alabiliyordu,
şimdi 1,40’lık bir artış var, yani 2 kattan fazla bir durum var. Bu, devri
iktidarınızda çiftçinin yüzde 50 oranında fakirleştiğine bir işarettir. Bu
fakirleşme böyle olduğu içindir ki Türkiye’de bir rekoru gerçekleştirdiniz. Bu
rekor da işsizlik rekorudur, tarımdan boşalan işsizlik rekorudur.
Sayın Bakan, zatıaliniz beni
dinlemiyorsunuz efendim.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Buyurun,
dinliyorum ama söyledikleriniz yanlış, verdiğiniz bilgiler yanlış.
FARUK BAL (Devamla) – İşsizliğin farklı sebepleri var. Esnafı
çökerttiniz, verimsiz ve kalitesiz ürün üretmeye mahkûm ettiğiniz sanayiyi
çökerttiniz ama asıl olan, tarım boşaldı. Bugün, köylerde “tarım” dediğimiz
hadise, verimsizlik nedeniyle, kârsızlık nedeniyle nüfusun şehirlere
boşalmasına netice verdi. Bunun sonucu olarak da maalesef bir işsizlik külfeti
ekonominin üzerindedir.
Sayın Bakan, biz geçtiğimiz haftalarda 15 milletvekiliyle
-Milliyetçi Hareket Partisi milletvekiliyle- Konya’yı ziyaret ettik. Cihanbeyli
ilçesinde, Taşpınar Belediyesinde, Karabağ
Belediyesinde, Ilgın’ın merkezinde ve tüm belde ve köylerinde, Akşehir’in
merkezinde ve tüm belde ve köylerinde, Yunak’ın, Çeltik’in tüm merkezlerinde ve
belde ve köylerinde halkı ziyaret ettik. Bu ziyarette, altı tane ilçe ve yüz
elliye yakın köy ve beldedeki çiftçilerimizle ve hayvan üreticilerimizle 15
milletvekili yüz yüze görüştük. Sonucu size ifade ediyorum: Çiftçi sizin devri iktidarınızda
fakirleşmiştir ve çiftçi sizin devri iktidarınızda, bir daha gelmemek üzere bir
an önce bu iktidardan uzaklaşmanızı dört gözle beklemekte ve sizlerin oraya
gitmenizi bekleyerek doğrudan size bunları anlatabilme arzusunda,
heyecanındadırlar. İnsanlarımızın birbirine çay ısmarlamamak için, karşı
karşıya geldiklerinde “yol değiştiriyoruz” diyecek kadar çay parasını ikram
aracı olarak kullanamayacak şekilde sosyal hayatın bozulmasına şahit olduk,
bunu dile getiriyorlar.
Diğer taraftan elektrikle ilgili çok ciddi sorunlar vardır.
Elektriğin özelleştirilmesi neticesinde, özellikle Konya bölgesinde “peşin
ödeme” diye adlandırılan aylık taksitler hâlinde elektrik borcunun tahsil
edilmesi…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Bal, lütfen tamamlayınız.
Buyurun.
FARUK BAL (Devamla) – Bunu lütfen Sayın Bakanım ilginize rica
ediyorum. Not alırsanız ve ilgilenirseniz sevinirim.
Özelleştirilen elektriğin bedelini her ay tahsil etmek istiyor
şirket. Her ay çiftçinin geliri yoktur. Bundan dolayı icralar yoğunlaşmıştır.
Köye bir sarı taksi geldiğinde icra memuru geldi diye herkes kaçacak yer
aramaktadır.
İkincisi, özelleştiren şirket, tarımsal sulama amacıyla kurulmuş
olan tesisleri kırk dokuz yıllığına 1 lira bedelle devredilmesi için zorlamaktadır.
Bu gasptır. Gasbedilen mal köylünün kendi malıdır. Gasbeden kişi de sizin özelleştirmeyle vermiş olduğunuz
şirkettir.
Diğer taraftan, tarımsal amaçlı sulamayla ilgili yeni bir sistem
başlatılmış. Buna göre, o gün suyunu kullanacak olan kişinin şartelinin açılabilmesi için parayı peşin talep
etmektedirler. Dolayısıyla bu uygulama, zaten ödeme gücü olmayan, zaten
fakirleşmiş olan köylüye “üretim yapma” demek anlamını taşımaktadır. Bu konuya…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.
FARUK BAL (Devamla) – Sayın Başkanım, selamlamak için…
BAŞKAN – Lütfen Sayın Bal…
FARUK BAL (Devamla) – Peki, teşekkür ederek önergemize desteğinizi
rica ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir.
5’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, geliş sırasına göre
okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki
Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun Tasarısının 5. maddesinin 1. fıkrasından “bütçe
imkânları” ibaresinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
|
Abdülkadir Akcan |
|
Hakan Çoşkun |
Akif Akkuş |
|
|
Afyonkarahisar |
|
Osmaniye |
Mersin |
|
|
Alim Işık |
|
Mehmet Serdaroğlu |
Mümin İnan |
|
|
Kütahya |
|
Kastamonu |
Niğde |
|
|
Mehmet Şandır |
|
|
Muharrem Varlı |
|
|
Mersin |
|
|
Adana |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı tasarının 5 inci maddesinin 5
inci fıkrasındaki “yönetmelikle belirlenir” ibaresinden sonra gelen cümlenin
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
|
Hasip Kaplan |
|
Nuri Yaman |
M. Nezir
Karabaş |
|
|
Şırnak |
|
Muş |
Bitlis |
|
|
Sırrı Sakık |
|
|
Bengi Yıldız |
|
|
Muş |
|
|
Batman |
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana)
– Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Nuri Yaman, Muş Milletvekili.
Buyurun Sayın Yaman. (BDP sıralarından alkışlar)
M. NURİ YAMAN – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem
Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesiyle ilgili değişiklik önergemiz üzerine söz
almış bulunuyorum. Bu nedenle hepinizi en içten duygularla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, gerçekten bugün ekranları başında
bizi izleyen ve kendilerini çok yakından ilgilendiren bir yasa tasarısı
üzerinde çiftçilerimiz buradan hayırlı haberler bekliyor ve yıllardır çekmiş
oldukları sıkıntıların sanki yapılacak olan bu düzenlemeyle bir noktada
düzeleceği ve nefes alacağı umudu içinde ama ne yazık ki bu yapılmak istenen
değişiklikler, Avrupa uyum yasaları kapsamındaki düzenlemeler, ne bu kapsamdaki
amaçlanan düzenlemeleri yerine getiriyor ve ne de büyük umutlarla bekleyen
çiftçilerimiz gelecek günlerine umutla bakacak bir çalışmanın sonucunu bu yasa
tasarısında görememektedir.
Bilindiği gibi, sağlıklı toplum ve halk sağlığının sağlanması,
sağlıklı gıda ve hayvan yetiştiriciliğinden geçer. Bu, aynı zamanda beslenme
bakımından da sağlıklı çevre ve sağlıklı bitkinin yetiştirilmesiyle mümkündür.
Güvenilir gıda üretimi de iyi bir organizasyonla yapılan ciddi bir denetim
sonucunda ancak sağlanabilir. Bugün Avrupa Birliği ülkeleri hayvansal ve
bitkisel gıdaların tümünü bu şekilde denetim altına almışken, bunun yanında
çevre ve yetiştirilen çiçeklerde dahi belli denetim ve kontrol sistemlerini
kurmuştur. Bu denetim ve kontrol sistemleri, deyim yerindeyse, tehlike analizi
ve kritik kontrol noktaları olarak ifade edilen HACCP sistemi ve koyduğu
ilkeler düzeninde gıda güvenlikleri buralarda sağlanmıştır, ama ne yazık ki, bu
yapılan düzenlemelerle ilgili buna ait bir umut, buna ait bir ışık
görememekteyiz.
Değerli arkadaşlar, ülkemizin bilhassa Kürt coğrafyası olarak
değerlendirdiğimiz Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki insanlarımızın
temel geçim kaynakları tarım ve bunun önemli bir kolu olan hayvan
yetiştiriciliğidir. Her ne kadar yıllardan beri bu ülkede, çeşitli hükûmetler tarafından çok çeşitli adlar altında çekici
birtakım isimlerle bunları özendiren birtakım projeler uygulandıysa da,
bunların, ne yazık ki uygulamalarının ve denetimlerinin sağlıklı yapılmaması
sonucunda da, o konuyla ilgili uğraşan insanlar büyük sıkıntılara ve iflaslara
gitmişlerdir. Hâlen Tarım ve Köyişleri
Bakanlığınca bu coğrafyada DAP projesi (Doğu Anadolu Projesi), GAP projesi,
Tar-Et ve Tarımsal Kalkınma Kooperatifleri Projesi bu illerde uygulanır gibi
görülmektedir ve üzülerek belirtmek istiyorum ki -Sayın Bakanımın da dikkatini
çekmek istiyorum- bunlarla ilgili o kadar güzel böyle kitapçıklar, çekici
yayınlar yapılıyor ve bunlar, sanki köylü yapılmış olan bu dağıtılan
kitapçıkların içindekilerin gerçekliğine inanır gibi bu tarım il
müdürlüklerine, ilçe müdürlüklerine koşuyor. Ama koşup da gördükleri
manzara karşısında da yaptıkları projelerden nasıl geri döndükleriyle, nasıl
başarısız olduklarıyla bölgede yaptığımız bütün temaslarımızda birebir
karşılaşıyoruz.
Sayın Bakanım, siz Tar-Et Projesi’ni Türkiye çapında yirmi
sekiz ilde uyguladınız ama bu projede bir konuyu unuttunuz: Bu halkın büyük bir
çoğunluğunun, bu proje kapsamında yetiştirdiği 5 tane büyük baş hayvana rağmen
bunun kayıt kuyut altına alınmasından dolayı öte
taraftan sağlık sigortasından yararlandığının ve bir bakıma onun için önemli
sağlık sigortası olan yeşil karttan da mahrum bırakıldığının bilmiyorum
farkında mısınız?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Yaman, lütfen tamamlayınız.
M. NURİ YAMAN (Devamla) – Çünkü yeşil kart uygulaması sonucunda bu
kayıt kuyut altına alınmasından dolayı bu
vatandaşlarımız artık sizin bu Tar-Et Projesi ile hiç ama hiç ilgilenmemektedir
çünkü siz bir yandan kaş yapayım derken öte yandan da göz çıkarıyorsunuz. Lütfen bu Tar-Et Projesiyle ilgili olarak, 5 büyükbaş hayvandan
tutun 250 büyükbaş hayvana kadar uygulanan bu projede o küçük düzeyde, kendi
aile geçimini, kendi ailesinin gıdasını temin etmekle bu hayvanları besleyen
kişilere bu yeşil kart uygulamasının böyle bir varlığa sahip olmadan dolayı yok
sayılmaması konusunda gerekli düzenlemeyi yapın diyorum ve bu konudaki
önlemlerin, alınacak çalışmaların hayırlı olması dileğiyle hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki
Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun Tasarısının 5. maddesinin 1. fıkrasından “bütçe
imkânları” ibaresinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Mehmet Serdaroğlu
(Kastamonu) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana)
– Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mehmet Serdaroğlu,
Kastamonu Milletvekili.
Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
MEHMET SERDAROĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 5’inci maddede değişiklik yapılması için verdiğimiz önerge
üzerinde söz aldım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.
Önergemiz, madde metninde yer alan “bütçe imkânları” ibaresinin
metinden çıkarılmasını içermektedir. Tazminatlı bir hastalık nedeniyle
kesilmesi ya da itlaf edilmesine karar verilen hayvanların tazminat
bedellerinin bütçe imkânlarına bağlanması gerçekten haksızlıktır. Bugüne kadar
tarımsal destekleme ödemeleriyle pek çok ödemeyi bir yıl, hatta bazen iki yıl
geciktirerek yaptınız. Şimdiyse köylünün hastalanan 2 hayvanının parasını
ödememek için kanunla yol aramaktasınız. Zaten köylümüz geçimini sağladığı
malını kaybetmiş, devlet olarak üç kuruş tazminat vereceksiniz, onu da bütçe
imkânlarının içine almaktasınız. Böylece, bu gariban vatandaşın bütçe imkânı
nedir, onu düşünmüyorsunuz. Eğer 3-5 hayvanın parasını bir iki yıl geciktirerek
ödeyecekseniz vay bu Hükûmetin hâline!
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son aylarda et fiyatlarında
yaşanan artış ve Hükûmetin et ithalatı yapması sekiz
yıllık AKP İktidarının ne büyük bir plansızlık, programsızlık ve beceriksizlik
içinde olduğunun hamdolsun en açık göstergesidir!
Bakın, iktidarınızın içine düştüğü en büyük yanlış 2002’ye
takılıp, patinaj yapıp, yerinizde saymanızdır. Bütün icraatlarınızın
mukayesesini 2002’ye göre yapmanın yanılgısı içindesiniz. Tabii ki 2002,
1992’den, 1992, 1982’den farklı olacaktır, 2010 da 2002’den mutlaka farklı
olacaktır. Şayet sizin sekiz yıllık tek başına iktidarınızda bu fark olmadıysa,
bugün buralarda övüneceğinize, caka satacağınıza,
başınızı taşlara vurup, dövünmelisiniz ve bu büyük milletten özür
dilemelisiniz.
Her fırsatta eleştirdiğiniz 2001 yılında büyükbaş hayvan sayısı 10
milyon 500 bindir.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – 12 milyon.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – 11
milyon şu anda.
MEHMET SERDAROĞLU (Devamla) – 2010 yılına geldiğimizde hayvan
sayısının 2 milyon 200 bine düştüğünü görmekteyiz. İktidarınız döneminde bu
ülkede 8 milyon 300 bin büyükbaş hayvan yok olmuştur.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Doğru
değil.
MEHMET SERDAROĞLU (Devamla) – Soruyorum: Bundan daha büyük bir
beceriksizlik olur mu? Çiftçisine ve köylüsüne sizden daha büyük zarar veren
başka bir iktidar var mıdır?
Değerli milletvekilleri, peki bu hayvanlar nereye gitti? Nereye
gidecek; hepsi bir bir satılarak banka, gübre, yem ve
mazot borçları ödenmeye çalışıldı.
Çok değerli milletvekilleri, TÜİK’in
resmî rakamlarına göre geçen yıl ülkemizde at sayısı yüzde 7, eşek sayısı yüzde
14, katır sayısı yüzde 17 azaldı. Bu azalmanın size göre bir anlamı var mıdır
bilmiyorum. Bakın, toynaklı hayvan sayısındaki bu azalma hepsinin organize bir
şekilde kesilerek etinin satıldığını göstermektedir.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) –
Rakamlar yanlış.
MEHMET SERDAROĞLU (Devamla) – Bununla ilgili haberleri de sıkça
duymaktayız.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Eşek sayısı azalmamış, Sayın Bakan
itiraz ediyor, çoğalmış!
MEHMET SERDAROĞLU (Devamla) – Neticede iktidara gelirken çay,
simit hesabıyla refah vaat ettiğiniz bu millete at, eşek, katır eti yedirildiği
kamuoyunun malumudur ve mal da meydandadır. Milletine toynaklı hayvan etini
reva gören AKP İktidarının övündüğü başarının ölçüsü budur.
Değerli milletvekilleri, etin kilosu Bulgaristan’da 5 lira,
Yunanistan’da 6 lira, bizde ise 30 liradır. Aradaki bu devasa fark, yıllardır
uyardığımız AKP İktidarının yanlış politikalarının sonucudur. En son yanlışınız
da terörü bahane ederek yirmi beş vilayete destek verip diğer altmış altı
vilayeti defterden silmenizdir. Bunu büyük milletimin takdirlerine sunuyorum ve
bu yanlış asla ve asla affedilir bir yanlış değildir.
Bakın, tarım ürünleri ithalatını 3 milyar dolardan 10 milyar
dolara çıkardınız, Türk çiftçisini desteklemek yerine…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Serdaroğlu, lütfen
tamamlayınız.
MEHMET SERDAROĞLU (Devamla) – …elin çiftçisine her yıl 10 milyar
dolar aktarmaktasınız. Bu 10 milyar dolar Türk çiftçisinin cebine girseydi
bugün ne tarımımız ne de hayvancılığımız bu hâlde olurdu ve ne de milletimiz
30-40 liradan et yemek zorunda kalırdı.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak üç yıldır “Tarım ve hayvancılığı
bitiriyorsunuz.” diye diye dilimizde tüy bitti.
Yaptığınız yanlışları düzeltmek için önergeler verdik, kanun teklifleri verdik
ama siz “Dediğimiz dedik, çaldığımız düdük” dediniz.
Bakın sayın iktidar, şunu iyi bilin, Türk tarımına ve Türk
milletine verdiğiniz zarar kolay kolay telafi
edilecek gibi değildir. Bu vesileyle rakamlarla tescillenen her alandaki
başarısızlığınızın faturasını ödeyen bu milletimiz bu sefer de KDV’li olarak
sandıkta size bu faturayı kesecektir diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP
ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Serdaroğlu.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Madde kabul edilmiştir.
Sayın Bilgiç, bir söz talebiniz var.
SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, İç Tüzük 60’a göre
bir söz talebim var. Çok kısa.
BAŞKAN – Ne için istiyorsunuz Sayın Bilgiç?
SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Az önce Milliyetçi Hareket Partisi
adına konuşan sayın milletvekili Isparta milletvekilleri ve Isparta’yla ilgili
bir kısım değerlendirmelerde bulunmuştur. Ona katkıda bulunmak istiyorum.
BAŞKAN – Sayın Bilgiç, sayın hatip önerge üzerinde söz
istemişlerdir ve konuşmuşlardır. İç Tüzük’te böyle bir uygulama yok. Talebinizi
yerine getiremiyorum.
6’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır.
SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Efendim…
BAŞKAN – Lütfen Sayın Bilgiç…
SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, direkt Isparta
milletvekillerini hedef alarak konuşmuştur.
BAŞKAN – Sordum size “Ne için istiyorsunuz?” diye. Onu
açıklamadınız Sayın Bilgiç.
SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Evet, Isparta milletvekillerini
hedef almıştır.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
6’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme
alıyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki
Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun tasarısının 6. Maddesinin 1. paragrafının son
kısmında bulunan Bakanlıkça ve ifadesinin madde metninden çıkarılması ve
“tedbirler” kelimesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki şekilde düzenlenmesini
arz ve teklif ederiz.
“mevzuatı gereği bu hususta yetki ve sorumlulukları bulunan Sağlık
Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı ve Gümrük
Müsteşarlığının bağlı olduğu Devlet Bakanlığı’nın da görüşleri alınarak
Bakanlıkça belirlenir.”
|
|
Abdülkadir Akcan |
|
Alim Işık |
Hakan Coşkun |
|
|
Afyonkarahisar |
|
Kütahya |
Osmaniye |
|
|
Yılmaz Tankut |
|
Muharrem Varlı |
Mümin İnan |
|
|
Adana |
|
Adana |
Niğde |
|
|
|
|
Mehmet Şandır |
|
|
|
|
|
Mersin |
|
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana)
– Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Osmaniye Milletvekili
Hakan Coşkun.
Buyurun Sayın Coşkun. (MHP sıralarından alkışlar)
HAKAN COŞKUN (Osmaniye) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 498 sıra
sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge
üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, 27 Mayıs 2004 tarihinde gıda konusunda
yetkilendirilen Tarım ve Köyişleri Bakanlığının geçen
altı yıllık süre içerisinde gerekli tedbirleri almadığı görülmektedir. Bu
kanunla da bu tedbirlerin alınmadığını bir defa daha ifşa etmektedir. Bu
önergemizle teklif edilen değişiklik ile ithalat ve ihracatın konu edildiği
madde metninde Gümrük Müsteşarının bulunmadığı uygulamada eksikliklerin ortaya
çıkabileceği düşünülmektedir.
Yine metinde ilgili bakanlıkların görüşü alınarak bakanlıkça
yapılacak uygulamaların daha sağlıklı ve koordineli olacağı, tek bir otoritenin
muhatap olacağı, yetki ve sorumluluğun ve bunun sonucunda mesuliyetin de tek
bir kurumda toplanmış olması sağlanacaktır.
Değerli milletvekilleri, 2-3 Mayıs 2010 tarihinde Osmaniye
ilimizin Kadirli ilçesinde merkez ve sekiz köyünde aşırı yağıştan dolayı dolu
felaketi meydana gelmiştir. Altını bir defa daha çiziyorum, aşırı yağıştan
dolayı dolu felaketi meydana gelmiştir. Kayasuyu
köyümüz başta olmak üzere Yeniköy, Oruçbey, Yukarıçiyanlı, Aşağıbozkuyu, Karakütük, Sofular, Bekereci
köylerimizde yaklaşık 8 bin dekar alan yüzde 100’e yakın hasar görmüştür.
Bununla ilgili tutanakları ilçe tarım müdürlüğümüz, mühendis, tekniker,
muhtarımız ve çiftçimiz tutarak ilgili mercilere iletmiştir. Ağırlıklı olarak
buğday, arpa, karpuz, pamuk, ayçiçeği, zeytin, sebze ve meyveler yüzde 100
hasar görmüştür. Ancak bu tutanakta 2090 sayılı Kanun’a göre yapılabilecek bir
işlem olmadığı ilave edilmiştir. Buradan Sayın Bakanıma ve Hükûmet
yetkililerine bu sekiz köyümüzle ilgili çok fazla tarımsal arazisinin
bulunmadığını, bunların gelirlerinin tümünün, tamamına yakınının bu aşırı yağış
ve dolu felaketi sonucunda ellerinden gittiğini ve devletimizin yardımını
beklediğini bildirmek istiyorum.
Önerimizde, 2090 sayılı Kanun’daki “aşırı yağış” olarak
düşünülerek, dolu felaketi bertaraf edilip aşırı yağıştan kaynaklanan
sebeplerden dolayı 2010 yılında meydana gelen sel felaketi nedeniyle zarar
gören gerçek ve tüzel kişi üreticilerinin Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası ve
tarım kredi kooperatiflerine olan tarımsal kredi borçlarının ertelenmesine
ilişkin karar kapsamında değerlendirilmesi ve karara Osmaniye ilinin de
eklenmesini talep ediyorum.
Ayrıca, ikinci olarak da Başbakanlık Acil Yardım Fonu’nun 2090
sayılı Kanun hükmünden çıkarılması için… Bu felaketin de
aşırı yağıştan dolayı olduğu göz önünde bulundurularak -daha önce Balıkesir
ilinde yine dolu felaketinden dolayı olan bir hasardan Başbakanlık Acil Yardım
Fonu devreye girmiş, tahsis konusuna “aşırı yağıştan” ibaresi konularak oradaki
çiftçilerimizin sorunlarını gidermişlerdi- inşallah, Başbakanlık Acil Yardım
Fonu Kadirli ilçemizin sekiz köyündeki bu sıkıntıları da giderecektir,
gidermesini temenni ediyorum. Yoksa, değerli milletvekilleri, daha
önceki uygulamalarda olduğu gibi, 2007 yılındaki kuraklıkta çıkan kararnamede
-çevre illerimizi sayarsak- Maraş, Hatay, Adana, Aksaray, Konya, Kayseri
kuraklıkta, Allah’ın ne hikmetiyse Osmaniye kuraklık kapsamı dışında
değerlendirildi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Coşkun, lütfen tamamlayınız.
Buyurun.
HAKAN COŞKUN (Devamla) – Yine, çevre amaçlı tarım arazilerinin
kullanılmasıyla ilgili ÇATAK Projesi -dört yıldan bu yana uğraşmamıza rağmen-
çevre amaçlı tarım arazilerinin kullanılması, çevreye zarar veren, kimyasal
kullanan bölgelerde ağırlıklı uygulanıyor. 82 yılından bu yana da iki ürün
uygulanılan, ağırlıklı kimyasal gübre kullanılan bölgeme talep etmemize rağmen
yine Kahramanmaraş, Adana, Aksaray, Niğde, Kayseri, Konya var, ama ne yazık ki
yine Osmaniye yok. Bu konuda, Genel Başkanımızın bölgesi olduğu için mi ayırt
ediliyor? Bu, kafamızda bir soru işareti olarak bizim ve hemşehrilerimizin
bulunmakta.
Birinci derecede sekiz köyümüzdeki insanımızın zararının
giderilmesi için devleti göreve çağırıyor, ikinci derecede de ÇATAK Projesi’nde
de Osmaniye ilimizi görmek istiyor diyor hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Coşkun.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Madde kabul edilmiştir.
7’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme
alıyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki
Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun Tasarısının 7. maddesinin 2. paragrafındaki
“araçlarının” kelimesinden sonra gelen kısmının aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
“uygulama ücretleri Bakanlıkça belirlenir ve hayvan sahipleri veya
bakıcılar tarafından uygulayıcılara ödenir.”
|
|
Abdülkadir Akcan |
|
Hakan Çoşkun |
Beytullah Asil |
|
|
Afyonkarahisar |
|
Osmaniye |
Eskişehir |
|
|
Muharrem Varlı |
|
Alim Işık |
Mümin İnan |
|
|
Adana |
|
Kütahya |
Niğde |
|
|
Akif Akkuş |
|
|
Mehmet Şandır |
|
|
Mersin |
|
|
Mersin |
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana)
– Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Abdülkadir
Akcan, Afyon Milletvekili.
Buyurun Sayın Akcan. (MHP sıralarından alkışlar)
ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının birinci
bölümünde yer alan 7’nci maddeyle ilgili vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz
almış bulunuyorum.
Önergemiz açık. Yapılması gereken mücadelede sonuç alabilmek için
devlete alan külfeti de asgariye indirmeyi hedef alan bir önerge ama
reddedilmiş durumda. Tabii, buna bağlı olarak az sayıda iktidar milletvekili de
olsa ret söz konusu olacağı için biz de bu durumu değerlendirerek Türkiye'nin
güncel konularını dile getirmeye çalışıyoruz.
Konuyla ilgili iki hususu hazır buradayken ifade etmek istiyorum:
İlki, değerli milletvekilleri, hayvansal üretim üretici para kazandığı sürece
yapılır. Son et ithalatında, biraz önce televizyondan izlediğim kadarıyla, 12
TL’ye tahakkuk edeceği ifade edilmektedir fiyatın ve bu fiyat bizim ülkemize
nasıl geliyor? Bu fiyat bizim ülkemizdeki üretim maliyetinin altında. Değerli
milletvekilleri, bununla ilgili olarak da vatandaşa öyle bilgi aktarılıyor ki
işte, Avrupa’da bunu üretici nasıl 12 TL’nin altında üretiyor, mal ediyor da
Türkiye’ye bu rakamlarda verilebiliyor?
Bu rakamlarda destekleri ifade edeyim. Bir, her bir Avrupa Birliği
ülkesinde millî bütçeden bu üretim destekleniyor. Aynı üretim AB birlik
bütçesinden destekleniyor. Bu ürün o ülkeden bize ihraç edildiği için ihracat
teşviki alınıyor. Bu ürün yurt içinde sağlanan katma değer vergilendirildiğinden
yurt dışına çıktığında vergi iadesi alınıyor ve sonuçta bu katma değer vergisi
de iade edildiği için bizim ülkemize veya herhangi bir ülkeye girdiğinde o
ülkenin üretim maliyetinin altında oluyor. Yani ülkenin üreticileri
destekleniyor bir biçimde. Bizde bu destekleme bu boyutta olmadığı için… Sayın
Bakan biraz önce ifade ettiler: “O bölgede de çalışıyoruz.” Sayın Bakan,
2008’den beri -yirmi sekiz il veya yirmi altı il- Tar-Et programı kapsamında
uygulama yaptığınız illerde önce 1 lirayla başlayan kilo başı karkas teşvik
primi 1,5 lira olarak uygulanmaya devam edilirken, siz, o yirmi sekiz ilin
dışında kalan öteki illerde hâlâ bir arayış içerisindesiniz.
Değerli milletvekilleri, üretim maliyetinin yüksek olmasında rol
oynayan faktörlerden birini de ucuz besiye alınacak hayvan olarak telakki
ediyoruz. Besiye alınacak hayvanın ucuz olması hâlinde üretim maliyeti de
düşecek. Bunu sağlamak için yurt dışında -öğrendiğimiz kadarıyla- yakında ihale
yapılacakmış, kasaplık hayvan üretmek için besiye alınacak materyali yurt
dışından ithal edeceğiz.
Biraz önce beni Kars’tan aradılar. Sayın Bakan, idare ettiğiniz
ülkenin seksen bir ilinden birisi olan Kars’ta en önemli geçim kaynağı
hayvancılık, bir ay içerisinde pazarlanan besi danası sayısı 146. Gidin,
kayıtlarınızdan kontrol ettirin. Koskoca ilde 146 tane besi danası satılmış,
besiye almak için bunu almışlar. Almama nedenleri, hiç merak etmeyin, Hükûmet nasıl olsa yakında bize besiye alınacak hayvanı da
ithal edeceği için diyerek. Bununla ilgili olarak talep var, 200 bin baş besiye
alınacak besi danası talebi size yapılmış durumda. Bu imkânı açmasaydınız,
Kars’ta yetiştirilmiş besiye alınacak besi danası satılacaktı. Bunu satan
vatandaşımız ihtiyacını karşılayacaktı, borcunu ödeyecekti, senedini
ödeyecekti, icra kapısını çalmayacaktı ve böylece kendi iç kaynaklarımızı katma
değer yaratarak, onu daha fazla değer hâline getirerek, kesime hazır hâle
getirerek, ihtiyacımız olan ve arz darlığının yarattığı fiyat artışının önüne
geçecek üretimimizi yapmış olacaktık.
Şimdi, biz besi sonunda kesime gelmiş hayvanı ithal ediyoruz,
besiye alacağımız danayı da ithal ediyoruz, ondan sonra da Türk tarımının ve
tarımsal üretimin en önemli boyutu olan hayvancılığı geliştirdiğimizi iddia
ediyoruz. Karkas ağırlığını 180 kilodan 280 kiloya çıkarmak bir gelişimin
ölçüsü olabilir. Bu parametreyle sizin fert başına 20 kilo olan et üretimini,
15 kilo olan et üretimini 30 kiloya çıkarmış olmanız lazım, bu da yok. Sayı
azalıyor, verim artıyorsa ihtiyaç karşılanmıyor, karşılanması gereken ihtiyacımızı…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Akcan, lütfen tamamlayınız, buyurun.
ABDÜLKADİR AKCAN (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım.
İhtiyacımız olan eti dışarıdan ithal ediyorsak hâlâ, bu ne biçim
tarımsal üretim geliştirilmesidir?
İşte, mesele bu. Şu anda, Kars’tan
beni arayanlar ağlamaklı arıyordu. “Elimizdekini pazara çıkarıyoruz, kapış kapış giden besiye alınacak hayvanımı satamıyorum. Sayı da
146 oldu bir ay içerisinde.” diye ifade ediyor. Eğer biz bu
vatandaşlarımıza bu şekilde sırtımızı dönersek, onların pazarlama şansını
ortadan kaldırır, bunun yerine Avrupa Birliği ülkesi vatandaşlarının ürettiği
besi danasının pazarı hâline getirirsek ülkemizi, biz, bunu sürekli kılar,
sürekli dışarıdan et alma noktasına gideriz, süt alma noktasına gideriz,
yumurta alma noktasına gideriz ve bu, tarıma da, bu boyutta, bu millete en
büyük zararı vermiş oluruz diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akcan.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, birleşime 20.30’a kadar ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.55
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 20.36
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK
(Burdur), Fatih METİN (Bolu)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
115’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
498 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam
edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Şimdi, 8’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır. Önergeleri
geliş sıralarına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alıyorum.
Okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki
Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun Tasarısının 8. maddesinin 1. paragrafına “Bakanlıkça
belirlenen” kelimelerinden önce gelmek üzere “üretici ve nakliyeciye ilave
külfet getirmeyecek şekilde” ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Abdülkadir Akcan |
|
Hakan Coşkun |
Mümin İnan |
|
|
Afyonkarahisar |
|
Osmaniye |
Niğde |
|
|
Alim Işık |
|
Muharrem Varlı |
Mustafa Enöz |
|
|
Kütahya |
|
Adana |
Manisa |
|
|
Akif Akkuş |
|
|
Mehmet Şandır |
|
|
Mersin |
|
|
Mersin |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan “Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı,
Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı”nın “Hayvanlar ve Hayvansal Ürünlerin Sevkleri ile
Hayvan Satış Yerleri ve Satışa İlişkin Sağlık Koşulları” başlıklı 8. maddesinin
2. fıkrasından gelmek üzere aşağıdaki fıkranın 3. fıkra olarak eklenmesini ve
bundan sonraki fıkraların buna göre teselsül ettirilmesini arz ve talep ederiz.
|
|
R. Kerim Özkan |
|
Malik Ecder Özdemir |
Ahmet Küçük |
|
|
Burdur |
|
Sivas |
Çanakkale |
“(3) Ticari amaçla hayvan ve hayvan maddesi sevkleri mesai dışı ve
resmi tatil günlerinde de yapılır. Bu sevkler için sevki yapan personele her
yıl Bakanlıkça belirlenecek ücret ödenir.”
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana)
– Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ahmet Küçük, Çanakkale
Milletvekili.
Buyurun Sayın Küçük. (CHP sıralarından alkışlar)
AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
498 sıra sayılı yasanın 8’inci maddesiyle ilgili verdiğimiz önerge hakkında söz
almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi sevgi ve saygılarımla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, önergemiz, canlı hayvanlar ve hayvansal
ürünlerin sevkleri ve hayvan satış yerleri, satışa ilişkin sağlık koşullarıyla
ilgili maddenin üçüncü bendiyle ilgili. “Ticari amaçla hayvan ve hayvan maddesi
sevkleri mesai dışı ve resmî tatil günlerinde de yapılır. Bu sevkler için sevki
yapan personele her yıl Bakanlıkça belirlenecek ücret ödenir.” demektedir. Bu,
çok doğru olduğuna inandığımız, olmazsa olmaz bir durumdur çünkü hayvan
sevkiyatında tatil günü kavramı olmamalıdır ve bu sevkiyatla ilgili olarak meydana
gelebilecek aksilikler ve sakıncalar giderilmelidir ve bununla ilgili görev
yapan personele de mutlaka ücret ödenmelidir ve mutlaka Bakanlıkça bu ödemenin
belirlenen miktarda yapılması gerekmektedir. Bu mağduriyetin bu şekilde
düzeltilmesini amaçladık önergemizde.
Değerli milletvekilleri, bu Mecliste en çok bu dönem kanun
çıkarılan ve sorunları dile getirilen yurttaşlarımız tarım kesimindeki
yurttaşlarımızdır. Burada en çok konuşulan konu, tarım
kesiminde gerek bitkisel tarımla gerek hayvancılık tarımıyla ilgili, uğraşan
vatandaşlarımızın karşılaştığı sorunlar, çektiği sıkıntılar, bu sorunların
giderilmesiyle ilgili önerilerde bulunuyoruz ve duyarlılıkları dile
getiriyoruz; ısrarla bunları söylüyoruz ama maalesef, bu sorunları Türkiye’de
en az çözülen kesim de bu kesimdir yani hayvancılık ve bitkisel tarımla uğraşan
insanlardır. Türkiye’de zaten tarımla uğraşan kesimin önemli bir kısmı
da, bitkisel tarımla uğraşan hayvancılıkla da uğraşmaktadır. Zaten başka
türlüsü de mümkün değildir. Çünkü eğer bitkisel üretim yapan özellikle küçük
işletmeler, hayvansal üretim yapmazlarsa yani hayvanları bir fabrika hâline
getirip süt ve et üretmezlerse zaten işin içinden çıkmaları mümkün değildir.
Bakın, AKP Hükûmeti iktidara
geldiğinde, 2002’nin başlarında 400 veya 40 kuruş olan -bugünkü parayla- süt
fiyatları uzun süre bu fiyatın altında ve üstünde dalgalanmalarla son
zamanlarda 56, 57 kuruşlar seviyesindeydi ve bütün dikkati çekmemize rağmen,
hayvan sayısındaki ciddi artış ve bu kesime yapılan desteklerin yetersiz ve yersiz
yapılması, doğru yapılmaması, yönlendirici olmaması nedeniyle hayvansal
üretimde ciddi eksiklikler oluştu; hem süt eksikliği oluştu hem et eksikliği
oluştu ve sonuçta, hepimizin bildiği gibi, 2009’un Ekim, Kasım, Aralık
aylarında süt fiyatlarında bir yükselme oldu. Uzun süre hayvanlarını beslemekten artık yorulup, usanıp veya
besleyemeyip kasaba vermek zorunda kalan ve hayvan fiyatları hızla düşen
insanlar bir nefes aldılar, umutlandılar, hayvan fiyatlarında bir yükselme
oldu, geleceğe dönük umutları arttı, et fiyatları biraz kıpırdadı. Burada, Hükûmet, bu yönelimi, bu artışı
desteklemek veya hayvansal üretimin artışı şeklinde bunu yönlendirmek yerine,
maalesef, her zaman olduğu gibi “çiftçiyi köyünden kovma politikası” diye
nitelendirdiğimiz çiftçiyi ezme, tüketme anlayışı içerisinde hemen, hem süt
fiyatlarına dolaylı yoldan hem de et fiyatlarına direkt olarak, ithalat yoluyla
müdahale ederek çiftçinin üç kuruşunda gözü kaldı değerli arkadaşlar.
Şimdi, uçak uçak hayvan getiriliyor, et
ithalatı gerçekleştiriliyor, et fiyatları dibe düştü. O, büyük bir heyecan
içerisinde, et ve süt fiyatlarının artışıyla artan hayvan fiyatları nedeniyle
5-6 bin liralara inek alan yurttaşlarımız bugün yanmış vaziyettedir çünkü
bunların çoğu cebinden para verip almadı bunları, borçlanarak aldılar, gelecek
yıllarını bağladılar. Şimdi aynı ineklerin fiyatları, 6 bin liraya alınan
inekler 2.500-3 bin lira arkadaşlar. Şimdi bunu satsa satamaz, üretse zarar
ediyor, işin içinden çıkamaz. Yani kısacası, bu çiftçiyi köyünden kovma
politikasının sonucunda başınıza geleceği ben söyleyeyim Sayın Hükûmet: Köylü de sizi, sandığa gittiğinde köyünden
kovacak…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Küçük, lütfen tamamlayınız.
AHMET KÜÇÜK (Devamla) – …ve bu aldığı, parasını ödeyemediği
ineklerin ve zarar etmesinin bedelini size sandıkta ödetecek ama -bu AKP gider,
önemli değil. Zaten yolunu aldı, artık bavulunu topluyor, bunu herkes görüyor
da- değerli arkadaşlarım, önemli bir kesim, çiftçi kesimi, 20 milyon, 25 milyon
insan çocuklarını besleyemiyor, bırakın hayvanlarını çocuklarının eğitimini,
geleceğini kuramıyor, geleceği kararıyor, kendine bakamıyor, sağlığını
düşünemiyor. Dolayısıyla değerli arkadaşlarım, bu memlekete, bu memlekette
yaşayan 25 milyon çiftçiye verdiğiniz zararın bedelini sandıkta ödeyeceksiniz,
bu kesin ama inanın, o çocuklarının içemediği sütlerin, tedavi ettiremediği
hastalıklarının faturasını da öbür dünyada ödeyeceksiniz, bunu da böyle bilin.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Küçük.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki
Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısının 8. maddesinin 1. paragrafına
“Bakanlıkça belirlenen” kelimelerinden önce gelmek üzere “üretici ve
nakliyeciye ilave külfet getirmeyecek şekilde” ifadesinin eklenmesini arz ve
teklif ederiz.
Abdülkadir Akcan (Afyonkarahisar) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana)
– Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mustafa Enöz,
Manisa Milletvekili.
Buyurun Sayın Enöz. (MHP sıralarından
alkışlar)
MUSTAFA ENÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve
Yem Kanunu Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önergeyle
ilgili olarak söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Verdiğimiz önergeyle tasarının 8’inci maddesinin birinci
paragrafına “Bakanlıkça belirlenen” kelimelerinden önce gelmek üzere “üretici
ve nakliyeciye ilave külfet getirmeyecek şekilde” ifadesinin eklenmesini teklif
ediyoruz.
Gerekçesinde de belirttiğimiz gibi, hâlen bu hususu düzenleyen
mevzuata göre üretici, tüccar ve nakliyeci haksız yere mağdur edilmekte ve
sıkıntı çekmektedir. Önerge, düzenlemeler yapılırken bu mağduriyetin
kaldırılması hususunun dikkate alınmasını sağlamak amacıyla verilmiştir. Önerge
kabul edilirse zaten çok zor durumda olan nakliyeci esnafının mağduriyeti
giderilmiş olacaktır. Bugün nakliyecilerin de, aynı şekilde çiftçilerin de,
mazotun pahalı olması sebebiyle, maalesef, kamyonlarında, traktörlerinde mazot
yerine 10 numara yağ kullandıkları bilinmektedir. Bu da ilk defa olarak sizin
devrinizde yapılan bir uygulamadır. Önergemizin buna göre değerlendirilmesini
rica ediyoruz.
Sayın milletvekilleri, hayvan ve hayvansal ürün ihracatçısı
durumunda olan ülkelere bakıldığında hepsinin gelişmiş ülkeler olduğu ve
hayvancılığın tarım içindeki paylarının yüzde 50’lerin üzerinde olduğunu
görüyoruz. Ülkemizde ise hayvancılığın, tarım içindeki payı maalesef yüzde 25
civarındadır. Bu oran artırılmadığı ve buna uygun politikalar üretilmediği
müddetçe, ülkemiz her geçen gün, daha büyük damızlık hayvan ve et ithalatçısı
konumuna düşecektir.
Ülkelerin gelişmişlik ölçütlerinden birini de fert başına yıllık
et tüketim oranları oluşturmaktadır. Her devletin, halkına sağlıklı ve yeterli
kırmızı et tüketebileceği şartları oluşturmak temel görevidir.
Ülkemizin 1980-84 yılları arasında toplam ihracatı 5 milyar dolar
iken, Orta Doğu ülkelerine yılda 300-400 milyon dolarlık kırmızı et ihracatı
gerçekleştirilmekteydi. Günümüzde, ülkemizde kırmızı et fiyatıyla ilgili
tartışma, maalesef ithalat kararıyla sonuçlanmıştır.
Sayın milletvekilleri, dünyada bine yakın hayvan hastalığı
bulunmakta ve bunlardan 400 tanesi insanlara bulaşabilmektedir. Avrupa Birliği
ülkelerinden et ithalatı yapılmasıyla, yıllardan beri deli dana hastalığı
nedeniyle ithalatın yapılmadığı Avrupa Birliğine böylece et ithalat kapıları
açılmış olacaktır.
Et veya canlı hayvan ithalatının başlaması, iç piyasada yükselen
kırmızı et fiyatını düşürebilir. Et fiyatının düşmesi ilk bakışta önemli bir
adım olarak görülebilir. Daha ucuza et yiyen tüketiciler de bu durumdan memnun
olacaktır. Ancak tüketiciyi kısa vadede memnun edecek et ithalatı, hayvancılık
sektörüne çok büyük darbe vuracak, birçok besi işletmesi kapanacak, süt
inekleri kesime gidecek ve Türkiye’nin hayvan varlığı azalacağı için, bir süre sonra
et fiyatı bugünden daha da yüksek olabilecektir. Bu durumda sürekli ithalat
gündeme gelecek, bu kısır döngüde bir de bakmışsınız ki, Türkiye sadece et ve
canlı hayvan değil, et ve et ürünlerini, süt ve süt ürünlerini ithal etmek
zorunda kalabilecektir. Dolayısıyla, yerli üretim azalacak, ülkemiz
hayvancılığı tamamen dışa bağımlı bir hâle gelecektir. Buna benzer bir süreç
1980’li yılların başında yaşandı. O dönemde de sadece hayvancılıkta değil,
tarımın pek çok alanında yerli üretimin ithalatla terbiye edilme anlayışı
benimsendi, birçok ürüne kapılar açıldı, canlı hayvan, et, peynir ve diğer
hayvansal ürünler ithal edildi. Yapılan ithalatla Türkiye'de hayvancılık
sektörü çöktü. Sonraki yıllarda, pek çok destek paketi açılmasına rağmen
hayvancılıkta istenen üretim ve verim düzeyine ulaşılamadı. Takip eden yıllar
itibarıyla hayvan varlığının azalması ve buna bağlı olarak et üretiminin
düşmesi sonucunda et fiyatı da yükseldi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Enöz, lütfen tamamlayınız.
MUSTAFA ENÖZ (Devamla) – Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, besiciler için en önemli girdi kalemi olan
yemde çok ciddi sorunlar yaşanmaktadır. 2007 ve 2008’de yaşanan büyük kuraklık
sonucunda arpa ve diğer yem ham maddesi ürünlerde üretim azaldı, fiyat arttı,
bu dönemde pek çok besi işletmesi kapandı. Besicilikte bu sıkıntılar yaşanırken
benzer bir süreç süt hayvancılığında da yaşandı. Çiğ süt fiyatı 2008’de 45
kuruşa kadar düştü, çok sayıda süt hayvanı kesime gitti, hayvan varlığı azaldı.
Hükûmet kaçakçılığı
önlemek için yeterli tedbirleri de almıyor. Yıllardır sınırlarımızdan ülkeye
kaçak et ve canlı hayvan girmektedir. Yine, yıllardan beri, çok konuşulmasına
rağmen, sağlıklı bir kayıt sistemi de oluşturulamamıştır. Var olan kayıt
sistemine Tarım Bakanlığının kendisi bile inanmamakta çünkü Bakanlık sürekli
hayvan sayımı yapmaktadır.
Bu duygu ve düşüncelerle, önergemizin kabulü yönünde oy
kullanmanızı bekler, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Enöz.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Madde kabul edilmiştir.
9’uncu madde üzerinde iki adet önerge vardır, geliş sıralarına
göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.
Okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki
Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun Tasarısının 9. maddesinin 4. fıkrasının “kesimi
sırasındaki” kelimelerinden sonra gelmek üzere “inanç faktörü de göz önüne
alınarak” ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Abdülkadir Akcan |
|
Necati Özensoy |
Muharrem Varlı |
|
|
Afyonkarahisar |
|
Bursa |
Adana |
|
|
Mümin İnan |
|
Hakan Coşkun |
Hasan Çalış |
|
|
Niğde |
|
Osmaniye |
Karaman |
|
|
Akif Akkuş |
|
Alim Işık |
Mehmet Şandır |
|
|
Mersin |
|
Kütahya |
Mersin |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki
Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısının 9’uncu maddesinin 3. Fıkrasının ilk
cümlesinin “hayvanlara ötenazi uygulamak ancak şu şartlarda mümkündür” şeklinde
değiştirilmesini ve “ancak” ibaresinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
|
İbrahim Binici |
|
Hasip Kaplan |
M. Nuri Yaman |
|
|
Şanlıurfa |
|
Şırnak |
Muş |
|
|
Mehmet Ufuk
Uras |
|
|
Mehmet Nezir
Karabaş |
|
|
İstanbul |
|
|
Bitlis |
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana)
– Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Nezir Karabaş, Bitlis
Milletvekili.