DÖNEM: 23                            CİLT: 71                    YASAMA YILI: 4

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

115’inci Birleşim

10 Haziran 2010 Perşembe

 

(Bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

 

   I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMALAR

IV. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Konya Milletvekili Harun Tüfekci’nin, Konya’nın kültür ve turizme katkıları ve Konya’ya yapılan önemli yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un, balıkçılık sektöründe yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve 19 milletvekilinin, devlet yurtlarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/753)

2.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan ve 19 milletvekilinin, üniversite öğrencilerinin barınma sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/754)

3.- Muş Milletvekili M. Nuri Yaman ve 19 milletvekilinin, bölgeler arası gelişmişlik farkının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/755)

4.- Van Milletvekili Özdal Üçer ve 19 milletvekilinin, taşımalı eğitim sisteminin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/756)

 

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)

3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)

4.- Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonları Raporları (1/806) (S. Sayısı: 498)


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 13.04’te açılarak dokuz oturum yaptı.

Mardin Milletvekili Cüneyt Yüksel, Mardin’in yeni kalkınma vizyonu ve turizm potansiyeline,

Konya Milletvekili Atilla Kart, özelleştirmeler ve uygulanmayan yargı kararlarına,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin, Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğine bağlı GÜBRETAŞ’ın, bir konsorsiyum ile İran’da özelleştirme yoluyla satın aldığı gübre fabrikasına ilişkin gündem dışı konuşmasına Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker cevap verdi.

Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Mardin’in kültürel zenginliğine ve turizm potansiyeline,

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, tarım kredi kooperatiflerine borçlu çiftçilerin ödeme zorluğu içerisinde bulunduğuna ve tahminen yüzde 70’inin takibe düşmüş borçlu durumunda olduğuna,

Mersin Milletvekili Vahap Seçer, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in, konuşmasında, tarım kredi kooperatiflerinin üreticilere açtığı kredi miktarı ve bu kredilere uyguladığı faiz oranı konusunda Genel Kurulu yanlış bilgilendirdiğine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın, KİT Komisyonundan istifa ettiğine ilişkin önergesi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 23 milletvekilinin, muz üreticilerinin sorunlarının (10/749),

Muş Milletvekili M. Nuri Yaman ve 19 milletvekilinin, TOKİ hakkındaki iddiaların (10/750),

Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis ve 19 milletvekilinin, eğitimdeki cemaat örgütlenmelerinin (10/751),

Siirt Milletvekili Osman Özçelik ve 19 milletvekilinin, üniversitelerin sorunlarının (10/752),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla birer Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan (8/10) esas numaralı, İstanbul’da yaşanan sel felaketi ile ilgili verilmiş olan genel görüşme önergesinin görüşmelerinin Genel Kurulun 9/6/2010 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Eskişehir Milletvekili H. Tayfun İçli’nin, lehte söz alıp aleyhte konuştuğu ve konuşmasındaki bazı ifadelere ilişkin bir açıklamada bulundu.

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Hatay Milletvekili Mustafa Öztürk’ün, grubuna,

İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek, Hatay Milletvekili Mustafa Öztürk’ün, şahsına,

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, grubuna,

Sataşması nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Plan ve Bütçe Komisyonunda boş bulunan ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düşen 2 üyeliğe İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek ve İzmir Milletvekili Harun Öztürk,

Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunda boş bulunan ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düşen 1 üyeliğe Tunceli Milletvekili Kamer Genç,

Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda boş bulunan ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düşen 1 üyeliğe Zonguldak Milletvekili Ali Koçal,

Seçildiler.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96),

2’nci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/499) (S. Sayısı: 321),

3’üncü sırasında bulunan, Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/761) (S. Sayısı: 458),

Görüşmeleri komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

4’üncü sırasında bulunan, Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Dış Ticaret Müsteşarlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/802) (S. Sayısı: 476),

5’inci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Siirt Milletvekili Afif Demirkıran ve Trabzon Milletvekili Mustafa Cumur’un; Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün; Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Çevre ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonları Raporları ( 1/821, 2/670, 2/572) (S. Sayısı: 503),

Üzerindeki görüşmeler tamamlanarak kabul edildi ve kanunlaştı.

Balıkesir Milletvekili Ali Osman Sali, iktisadi kalkınma modellerinin bir ismi bulunduğuna ama tercih edilen politikadaki başarı ya da başarısızlığın bu ismi değiştirmeye yetmeyeceğine ve konuşmasında söylediği ve tartışmaya sebep olan “224 ülke” ifadesini “gümrük bölgesi” olarak düzelttiğine,

Muğla Milletvekili Mehmet Nil Hıdır, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in bahsettiği söz konusu taş ocağından çıkan malzemeyle Bodrum-Milas, Milas-Yatağan yollarının yapıldığına, Karayollarının sözleşmesi gereği mevzuat çerçevesinde çalıştırıldığına ve kimsenin kayırılmadığına,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

10 Haziran 2010 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 13.00’te toplanmak üzere birleşime 05.04’te son verildi.

 

 

Nevzat PAKDİL

 

 

 

 

Başkan Vekili

 

 

 

Fatih METİN

 

Murat ÖZKAN

 

 

Bolu

 

Giresun

 

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

 

 

Harun TÜFEKCİ

 

Bayram ÖZÇELİK

 

 

Konya

 

Burdur

 

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

 

 

 

Yusuf COŞKUN

 

 

 

 

Bingöl

 

 

 

 

Kâtip Üye

 

 

                                                                                                                                               No.:  156

II.- GELEN KÂĞITLAR

10 Haziran 2010 Perşembe

Rapor

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ, Samsun Milletvekili Suat Kılıç, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı ve 3 Milletvekilinin; Sayıştay Kanunu Teklifi ve Avrupa Birliği Uyum ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (2/594) (S. Sayısı: 510) (Dağıtma tarihi: 10.6.2010) (GÜNDEME)

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, muayene ve ilaç katılım paylarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13464)

2.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf’ın bazı ifadelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13475)

3.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Çukurova Kadın Doğum Hastanesi Başhekimi hakkındaki iddialara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13522)

4.- Muğla Milletvekili Ali Arslan’ın, bazı genel müdürlerin farklı yerlerde görevlendirildiği iddiasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13523)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve 19 Milletvekilinin, devlet yurtlarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/753) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.04.2010)

2.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan ve 19 Milletvekilinin, üniversite öğrencilerinin barınma sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/754) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.04.2010)

3.- Muş Milletvekili M. Nuri Yaman ve 19 Milletvekilinin, bölgelerarası gelişmişlik farkının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/755) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.04.2010)

4.- Van Milletvekili Özdal Üçer ve 19 Milletvekilinin, taşımalı eğitim sisteminin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/756) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.04.2010)  


10 Haziran 2010 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Fatih METİN (Bolu), Murat ÖZKAN (Giresun)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 115’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce iki sayın milletvekili arkadaşımıza gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz Konya ilinin kültür ve turizme katkıları ve Konya’ya yapılan yatırımlar hakkında söz isteyen Konya Milletvekili Harun Tüfekci’ye aittir.

Sayın Tüfekci, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Konya Milletvekili Harun Tüfekci’nin, Konya’nın kültür ve turizme katkıları ve Konya’ya yapılan önemli yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması

HARUN TÜFEKCİ (Konya) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; Konya’mızın kültür ve turizme katkıları ve ilimize yapılan önemli yatırımlar hakkında gündem dışı söz almış bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hoşgörü ve sevgi deyince akla Mevlânâ gelir. Mevlânâ deyince de akla Konya gelir. Hazreti Mevlânâ’nın dünyaya sevgi ve hoşgörü üzerine verdiği mesajları Konya’dan yayılmış ve kalplere nüfuz etmiştir. Bugün Mesnevi’nin birçok dile çevrilmesiyle, insanlığın bu mesajlardan daha çok istifade edeceğine inanıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Konya’da Mevlânâ Kültür Merkezinin dönemimizde hizmete girmesiyle, neredeyse her gün, Konya ilinde değişik kültür faaliyetleri yapılmakta ve ulusal ve uluslararası değişik faaliyetler yürütülmektedir. Turizmde özellikle son yıllarda Antalya-Konya-Kapadokya hattının canlandığına şahit oluyoruz. Deniz, güneş ve kumdan bıkmış, usanmış turistlerin artık, alternatif turizm olarak bölgemize geçmesi ve orada değişik yerlerde ziyaretlerde bulunması arzu edilmekte ve bunun çalışması yapılmakta. Örneğin, Seydişehir’de Tınaztepe Mağarası, Beyşehir’de Beyşehir Gölü’nün günbatımı, Akşehir’in Nasrettin Hoca’sıyla, Ereğli’nin İvriz’iyle, Karapınar’ın Meke Gölü’yle ki merkezde Mevlânâ Türbesi’nden Selçuklu payitahtı olan değişik eserlerin bulunduğu Konya merkezdeki eserler de artık ziyaretçiler tarafından sıkça ziyaret edilmekte ve Antalya hattı bu anlamda canlanmaktadır.

Dönemimizde ayrıca Konya’da birçok beş yıldızlı otel yapılmış ve sayısı da hızla artmaktadır. Konya marka şehir olma yolunda önemli adımlar atmaktadır. Artık Konya’mıza dört bir taraftan duble yollarla ulaşılmaya başlanmıştır. Düne kadar bu husus tahayyül bile edilemezdi. Diğer taraftan, istatistikler de göstermektedir ki, duble yollarla beraber ölüm oranları yüzde 95’lere kadar azalmış ve bu şekilde, halkımızın seyahatinde ciddi bir kolaylık sağlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ İktidarı döneminde, ülkemizin dört bir yanı, son derece çağdaş hızlı trenlerle ulaşma imkânı sağlayan demir ağlarla örülmüştür. Bunlardan biri de, hiç kuşkusuz Konya’mızın yarım yüzyıldır rüyasını süsleyen hızlı tren hattının açılmasıyla birlikte Konya-Ankara arasının 1 saat 15 dakikalık bir süreye inecek olması. Bu yıl içerisinde Konya-Ankara Hızlı Tren Projesi’nin bitirilecek olması bölgemizde ayrıca bir memnuniyet oluşturmuştur. Yine, 17 Aralıktaki Şebi-arus programına Sayın Başbakanımız inşallah hızlı trenle intikal edecektir.

Değerli arkadaşlarım, yüzyılın projesi olan ve Konya Ovası’nın susuzluğuna çare olacak olan KOP Sulama Projesi hayal olmaktan çıkmıştır. Göksu Irmağı’nın suları mümbit Konya Ovası’nın toprağıyla buluşacaktır. Tarıma, istihdama, ekonomiye önemli katkılar sağlayacak bu proje -dönemimizde hayata geçirilecek olması- AK PARTİ İktidarı olarak ülkemize kazandıracağımız en önemli eserlerden biri olacaktır.

Bölgemizde ayrıca termal turizmine yönelik de çok ciddi çalışmalar yapılmıştır. Seydişehir’de, Ilgın’da, Cihanbeyli’de, Tuzlukçu’da çok ciddi anlamda termal su bulunmuş ve kaplıca çalışmaları devam etmektedir.

Seydişehir Eti Alüminyum Fabrikasının özelleşmesiyle birlikte fabrikaya dört yılda eski parayla 200 trilyonun üzerinde, 200 milyon TL üzerinde yatırım yapılmış ve modernizasyonu sağlanmıştır.

Ayrıca, 60 milyon dolara, buhar santrali dediğimiz akışkan yataklı bir santral yapılmış ve çevre dostu olan bu santral ile -en ufak şekilde çevreyi kirletmeden- vatandaşımızın memnuniyeti sağlanmıştır.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Selçuk Üniversitesinden sonra yeni kurulacak ikinci devlet üniversitesiyle beraber iki yeni vakıf üniversitesinin Konya’ya kazandırılacak olması nedeniyle Mevlânâ şehri olarak, tahıl ambarı olarak, KOBİ merkezi olarak tanınan Konya, ayrıca üniversiteler şehri olarak da tanınmaya başlanacaktır. Konya, eğitim ve kültür şehri olmasıyla birlikte, eğitim kalitesinin yükseltilmesi için yürütülen çalışmaların meyvelerini almaya başlamıştır. Konya’da kurulan vakıf üniversiteleri ve yeni kurulan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tüfekci, konuşmanızı tamamlayınız efendim.

HARUN TÜFEKCİ (Devamla) – …yeni kurulacak olan ikinci devlet üniversitesi kente kültürel, sosyal ve ekonomik anlamda büyük katkılar sağlayacaktır.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, dönemimizde marka şehir olan Konya’nın yatırımları elbette bunlarla sınırlı değildir. Ancak şu hususun bilinmesini isteriz ki, Hükûmetimiz sadece Konya’yı değil, artık birçok şehri marka şehir yapma yolunda çok önemli adımlar atmaktadır. Bu hususta yatırımlar konusunda bizlere çok ciddi destek veren başta Sayın Başbakanımız olmak üzere Hükûmetimizin değerli üyelerine teşekkürlerimi sunmak suretiyle kendilerine saygılarımı arz ediyor, siz değerli heyete de ayrıca saygılarımı ifade ediyorum.

Hayırlı günler diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tüfekci.

Gündem dışı ikinci söz balıkçılığın sorunlarıyla ilgili olarak söz isteyen Muğla Milletvekili Sayın Fevzi Topuz’a aittir.

Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un, balıkçılık sektöründe yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

FEVZİ TOPUZ (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; balıkçılık sektöründe yaşanan sorunlar üzerine gündem dışı söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Balıkçılık sektörünün toplumsal beslenmeyi sağlayan, ekonomik yönden güçlü ve iyi bir istihdam alanı yaratan özelliğine karşın bu sektörün sorunları ısrarla çözülmemektedir.

Türkiye’nin üç tarafının denizlerle çevrili olduğu, ülkemizde balıkçılık politikasının olmayışı, bir su ürünleri genel müdürlüğünün olmayışı, su ürünleri kooperatiflerine yetki verilmeyişi balıkçılarımızı, sorunlarının içerisinden çıkamaz hâle getirmiştir.

Balıkçılık sektöründe ayrımcılık yapılmaktadır. Su ürünleri yetiştiriciliğinde faiz yüzde 6,5, kredi miktarı 1,5 milyon lira iken, deniz balıkçılığında faiz oranı 9,75 ve verilen kredi miktarı ise 500 bin TL’dir. Bu ayrım neden yapılmaktadır? Bu taraflı tutum öncelikle düzeltilmelidir.

Bakanlar Kurulunun 2006/11439 karar sayı ile dışarıdan et, süt ve balık tarım ürünlerinin ithalatına izin verilmektedir. Bu izin, Avrupa Birliği ülkelerine bir ayrımcılık olarak tanınmıştır, karşılıklılık ilkesi bile dikkate alınmamıştır. Bakanlar Kurulunun bu kararı neden çıkarılmıştır? Balıkçılığı, tarımı ve hayvancılığı yok edecek kararları tekrar gözden geçirmenizi beklemekteyiz.

Türkiye'de balıkçılık bitirilme noktasındadır, oysa balıkçılığın planlı, projeli, teşvikli bir yapılanmaya ihtiyacı bulunmaktadır. Ne yapılmak istenmektedir, bunu da anlamış değiliz. Önce tavuk ve et sektörüne darbe vurdunuz, şimdi sıra balıkçılığa mı geldi? Sayın Bakana sormak istiyoruz ancak Bakanımız burada olmadığı için AKP milletvekillerinin kendilerine iletmesini istiyoruz: Gıda seçeneklerini artıracak ve ekonomiye katkı sağlayacak deniz ürünlerimizden neden istediğimiz gibi yararlanamıyoruz?

Değerli milletvekilleri, halkımızın ucuz ve hijyenik şartlara uygun, taze balık tüketmesi gerekmektedir. Avrupa’da kişi başına 20 ila 25 kilogram balık tüketilirken, ülkemizde 7 ile 8 kilogram tüketilmektedir. Plan, proje yapamıyorsanız, hiç olmazsa, balıkçılarımızın bu konuda çalışmasına da engel olmayın.

Balıkçılarımızın başka sorunları da var. Balıkçılık sektöründe faaliyet gösterenlerin borçları her geçen gün 2’ye katlanmaktadır. Balıkçılarımızın borçlarının uzun vadede tekrar yapılandırılması gerekmektedir. Balığı yakalayan ile satan arasında makasın her geçen gün açılması nedeniyle halka ucuz balık yedirme şansını kaybetmekteyiz. Kooperatiflerin piyasada rekabet edebilmesi için KDV oranının indirilmesi gerekmektedir.

Bir başka sıkıntı ise, balıkçılarımızın balık avlamaya çıkarken kullandıkları balıkçı barınaklarının yetersiz olmasıdır. Geçmişte, 8 metre civarındaki tekneler için yapılan barınaklar, gelişen teknoloji ile filomuzdaki teknelerin 20-25 metrelik tekneler hâline gelmesiyle mevcut balıkçı barınakları balıkçılarımızın ihtiyaçlarını karşılayamaz hâle gelmiştir. Barınakların geliştirilmesi ve yenilenmesi için ne yapılmaktadır? Balıkçı barınaklarının birer gelir kapısı olarak görülmemesi gerekir. Kiralarda sık sık sorunlar yaşanmaktadır. Örnek vermek gerekirse: Herhangi bir balıkçı barınağının kira bedelini Tarım Bakanlığına bağlı il müdürlükleri belirlemektedir ancak bazı bölgelerde Millî Emlak Genel Müdürlüğü, belirlenen bu değerin 10 katına kadar bedele çıkarabilmektedir. Bu noktada tek bir kurum belirleyici olmalı ve kamuoyu hizmeti kavramını da göz önüne almalıdır. Balıkçı barınaklarından normal kira ücreti dışında, kooperatiflerden, bakım, onarım adı altında yıllık brüt gelirinden yüzde 10 oranında katkı payı istenmektedir. Hem kira alınması hem de yüzde 10 katkı payı alınması haksızlıktır. Bu uygulamanın bir an önce durdurulması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, bizim istediğimiz, Hükûmet su ürünleri politikalarını bir an önce belirlemeli ve balıkçılarımıza rahat bir nefes aldırmalıdır. Böylelikle, balıkçılarımız, yetiştirdiği ve avladığı balıktan para kazanır, bunun yanında “bacasız sanayi” diye adlandırdığımız, her biri 25-30 kişi istihdam eden teknelerimizin de ekonomimize katkısı devam eder.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Topuz, konuşmanızı tamamlayınız lütfen.

FEVZİ TOPUZ (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye’de ortalama 550 bin ton balık tüketilmektedir. Balıkçılığın Türk ekonomisine yıllık katkısı 2 milyar 300 milyon dolar civarında olup bu sektör 130 bin kişiye dolaylı veya dolaysız yönden istihdam sağlamaktadır. AKP İktidarı yasaları altüst ederek halkımızı ve balıkçılarımızı mağdur etmektedir.

Tüm sorunların yanında balıkçılarımızın sorunlarının da bir an önce çözülmesi dileğiyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Topuz.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin dört önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve 19 milletvekilinin, devlet yurtlarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/753)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Devlet yurtlarının yetersizliği ve alınması gereken önlemlerin araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98'inci İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Sırrı Sakık                                   (Muş)

2) Selahattin Demirtaş                     (Diyarbakır)

3) Gültan Kışanak                           (Diyarbakır)

4) Ayla Akat Ata                             (Batman)

5) Bengi Yıldız                                (Batman)

6) Akın Birdal                                 (Diyarbakır)

7) Emine Ayna                                                (Mardin)

8) Fatma Kurtulan                           (Van)

9) Hasip Kaplan                              (Şırnak)

10) Hamit Geylani                           (Hakkâri)

11) İbrahim Binici                           (Şanlıurfa)

12) M. Nuri Yaman                         (Muş)

13) Mehmet Nezir Karabaş             (Bitlis)

14) Mehmet Ufuk Uras                   (İstanbul)

15) Osman Özçelik                          (Siirt)

16) Özdal Üçer                                (Van)

17) Pervin Buldan                           (Iğdır)

18) Sebahat Tuncel                          (İstanbul)

19) Sevahir Bayındır                       (Şırnak)

20) Şerafettin Halis                          (Tunceli)

Gerekçe:

Üniversite sınavına her yıl bir milyon 500 bin civarında öğrenci başvurmakta, bunların 800 bin civarındakileri üniversitelere yerleştirilmektedir. Ülkemizde, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumuna (YURTKUR) bağlı yurt sayısı 256 iken özel sektörün çalıştırdığı yurt sayısı üç bin 500 dolaylarındadır. Özel yurtların büyük çoğunluğu tarikat ve cemaatler adına hizmet vermektedir. Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumuna (YURTKUR) bağlı yurtların günümüz itibariyle kapasite sayısı 229 bin 143'te kalmaktadır 2010 öğretim yılı başında 250 bin öğrenci YURTKUR'a, yurtlarda barınmak için başvurmuş 89 bin öğrenci asil olarak yerleştirilmiş, geriye kalan 161 bin öğrenci ise yedek olarak beklemiştir. Her yıl buna benzer durumlarla karşı karşıya kalan öğrenciler aylarca barınma sorunlarını çözmek için seferber olmakta, eğitim yılının başını bu nedenlerden dolayı kaçırmaktadırlar.

Eğitim sistemimizin her kademesinde büyük oranda barınma sorunu yaşanmaktadır. Özellikle ortaöğretim ve yükseköğretim kademelerinde devlet yurdu yetersizliği aileleri özel yurtlara yöneltmektedir. Yerleştirilen öğrencilerin fazlalığı, Devlet Yurtlarının sayısı ve kapasitesiyle karşılaştırıldığında, yurtların yetersizliği açıkça görülmektedir. Özel yurt sayısı Devlet yurtlarının 15 katından daha fazladır. Her yıl, öğrenciler sınav sonuçları açıklandıktan sonra ilk olarak barınma sorunuyla karşı karşıya kalmakta, Devlet yurtları diğer yurtlara oranla daha ekonomik olduğundan dolayı tercihlerini bu yönde kullanmak istemektedirler. Özellikle eğitimine ailesinden uzakta devam edecek öğrencilerin büyük bir bölümü öncelikle Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumunun (YURTKUR) yurtlarını tercih etmektedir. Devlet yurduna yerleşemeyen öğrencilerin bazılarının evlere, özel yurtlara yerleştiğini; ekonomik durumu kötü olan öğrencilerin ise bedava barınma imkânı sağlayan tarikat yurtlarının ağına düştüğü görülmektedir. Tarikat ve cemaat yurtlarının üniversite kayıtları sırasında stant kurdukları ve broşür dağıtarak ekonomik anlamda maddi yetersizlik içerisinde olan öğrencileri hedef kitlesi olarak seçtikleri bilinmektedir. Devlet yurtlarının yetersizliğinin farkında olan tarikat ve cemaatler, bu durumdan da faydalanmasını bilmişler, mevcut hükümetten de güç alarak, genç beyinleri saflarına katarak gittikçe daha fazla güçlenmektedirler.

Öğrencilerin ve ailelerin mağduriyeti söz konusu olduğundan dolayı devlet yurtlarının yetersizliği ve bu yetersizliği kendi lehlerine çevirmeye çalışan cemaat ve tarikat yurtlarının araştırılması için Meclis araştırma komisyonu kurulması gerekmekte, kurulan komisyonla halkımızın mağduriyetinin giderilmesi gerekmektedir.

2.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan ve 19 milletvekilinin, üniversite öğrencilerinin barınma sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/754)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Üniversite öğrencilerinin barınma sorunlarının ve öğrenci yurtlarında bulunan sosyal-fiziki yetersizliklerin araştırılması; sorunların tespit edilerek koşulların iyileştirilmesine yönelik çözüm yollarının tespiti için Anayasa'nın 98'inci, TBMM İçtüzüğü'nün 104. ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Fatma Kurtulan                           (Van)

2) Selahattin Demirtaş                     (Diyarbakır)

3) Gültan Kışanak                           (Diyarbakır)

4) Ayla Akat Ata                             (Batman)

5) Bengi Yıldız                                (Batman)

6) Akın Birdal                                 (Diyarbakır)

7) Emine Ayna                                                (Mardin)

8) Hasip Kaplan                              (Şırnak)

9) Hamit Geylani                             (Hakkâri)

10) İbrahim Binici                           (Şanlıurfa)

11) M. Nuri Yaman                         (Muş)

12) Mehmet Nezir Karabaş             (Bitlis)

13) Mehmet Ufuk Uras                   (İstanbul)

14) Osman Özçelik                          (Siirt)

15) Özdal Üçer                                (Van)

16) Pervin Buldan                           (Iğdır)

17) Sebahat Tuncel                          (İstanbul)

18) Sevahir Bayındır                       (Şırnak)

19) Sırrı Sakık                                 (Muş)

20) Şerafettin Halis                          (Tunceli)

Gerekçe:

Yüksek Öğrenim Kurumuna bağlı üniversitelerin Fakülte ve Yüksekokullarına yerleştirilen öğrencilerin başta kayıt aşamasında olmak üzere üniversite hayatları boyunca yaşadıkları en büyük sorunlardan biri barınma sorunudur. Üniversiteye girmeye hak kazanmış öğrenciler ve aileleri, barınma sorununu kendi çabaları ile çözmekte zorlanmakta, çözme koşulları bulamayan kimi öğrenciler ise ya kayıt yaptırmamakta ya da çok zor koşullar altında okula devam etmek zorunda kalmaktadırlar. Üniversitelerin en önemli sorunlarından biri hâline gelen yurt ve barınma sorunu, yeni açılan üniversitelerde daha çok yaşanmakta ve çözüm arayışları kimi zaman sonuçsuz kalmaktadır.

Yurt ve barınma sorunu bir çok nedenden kaynaklanmakla beraber genel olarak yanlış planlamadan meydana gelmektedir. Yerleştirilecek öğrenci sayısına göre gerekli olan altyapıya sahip olmayan üniversiteler, girmeye kazanmış çoğu öğrencisine barınma imkânı sunamamaktadır. Araştırmalar ülkemizde her beş öğrenciden ancak birinin devlet ya da özel yurtlarda barınabildiğini göstermektedir. Bazı üniversitelerde özellikle yeni açılan üniversitelerde bu oran daha da fazla olmaktadır.

Yıllardır üniversitelerde temel bir mesele olan barınma sorunu ele alınmamakta ve devlet kalıcı çözümler sunmakta yetersiz kalmaktadır. Ucuz ve güvenli olacağı düşünüldüğü için öğrenciler kredi ve yurtlar kurumunu genelde tercih etmekte ancak sınırlı kapasiteye sahip bu yurtlarda bir çok öğrenci yer bulmamaktadır. Çoğu öğrenci özel yurtlara yerleşmek ve ev kiralamak zorunda kalmaktadır. Sosyal ve kültürel faaliyetlerinden kısmak zorunda kalan öğrenciler, barınma sorununu çözmek için maddi olarak zorlanacakları harcamalar yapmaktadırlar. Üniversitelerin bulunduğu yerlerde ev sahipleri ve emlakçılar fiyatları yüksek tutmakta, barınma yeri bulmakta zorlanan öğrenci söz konusu fiyatlara razı olmak zorunda kalmaktadır.

Barınma sorunu yaşayan öğrencilerin yanında yurtlarda barınma imkânı bulabilmiş öğrencilerin yaşadıkları sorunlar da en az barınma yeri bulmak kadar önemlidir. Öğrenci, yurda kayıt yaptırmış olsa bile, yurt koşullarının kötü olması sonucu yurttan ayrılabilmekte ve maddi güçlük yaşayacağı ev kiralama yolunu seçebilmektedir.

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Akademik Medya ve Kamuoyu Araştırmaları Grubu (Akademedya) tarafından 2008'de İstanbul genelinde devlet, vakıf ve özel olmak üzere 17 yurtta kalan 1.414 üniversite öğrencisiyle "Üniversite Öğrencileri Yurt Yaşamı Araştırması" yapılmıştır.

Katılanların yüzde 53'ünü erkeklerin oluşturduğu araştırmanın sonuçlarına göre, öğrencilerin yüzde 65'ini 17-21 yaş arası gençler oluşturmakta ve yurtta kalanların yüzde 23'ü ayda 250-349 YTL arasında bir gelirle geçinmektedir.

Yurtlardaki öğrencilerin yüzde 51'i 4 kişilik odalarda konakladığını belirtirken, yüzde 36'sı yurtların temizliğini, yüzde 39'u da yemek kalitesini "orta" olarak değerlendirmiştir.

Öğrencilerin yüzde 24'ü kaldıkları yurtların sosyal imkânlarını "kötü" olarak nitelendirmiş, yüzde 54'ü etüt, yüzde 75'i TV ve yüzde 65'i de bilgisayar/internet odalarını "yetersiz" bulmuştur.

Bu öğrencilerin yüzde 82'si revirlerin, yüzde 50'si çamaşırhanenin, yüzde 67'si banyo/tuvaletin, yüzde 68'i odaların fiziki durumunu, yüzde 73'ü kütüphaneleri, yüzde 78'i de elektrik prizlerini "yetersiz" bulmuştur.

İstanbul genelinde yapılan bu araştırmanın sonuçlarına göre yurt koşulları böyle iken diğer illerde ve bölgelerde yurt koşullarının daha kötü olduğu yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır.

Aynı şekilde değerlendirmeler, yurtların, ortak barınma alanından ileri gidemediğini ve öğrencilere sosyal bir ortam sağlamadığını gösteriyor. Öğrencilerin yurtlarda sosyal ve fiziki imkânlardan faydalanabilmeleri mümkün olmamaktadır. TV odası, bilgisayar odası, oyun odası yetersiz olmakta, her saat sıcak su bulunmamakta ve günlük olarak düzenli temizlik mevcut olmamaktadır. Araştırmalar ve değerlendirmeler yurtların fiziki ve sosyal olarak revize edilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Söz konusu olumsuz koşullar göz önünde bulundurulduğunda, barınma ve yurt koşullarının üniversiteye hak kazanmış öğrenciler açısından temel bir sorun olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle öğrencilerin barınma sorunlarının, yurt koşullarının araştırılması ve önlem alınması için bir Meclis araştırma komisyonu kurulmasının gerekli olduğu düşünülmektedir.

3.- Muş Milletvekili M. Nuri Yaman ve 19 milletvekilinin, bölgeler arası gelişmişlik farkının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/755)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de özellikle Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nin aleyhine işleyen bölgeler arası gelişmişlik düzeyi farkının detaylı bir şekilde incelenmesi, nedenlerinin saptanması ve gerekli önlemlerin belirlenmesi hakkında Anayasanın 98 inci ve TBMM İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) M. Nuri Yaman                           (Muş)

2) Selahattin Demirtaş                     (Diyarbakır)

3) Gültan Kışanak                           (Diyarbakır)

4) Ayla Akat Ata                             (Batman)

5) Bengi Yıldız                                (Batman)

6) Akın Birdal                                 (Diyarbakır)

7) Emine Ayna                                                (Mardin)

8) Fatma Kurtulan                           (Van)

9) Hasip Kaplan                              (Şırnak)

10) Hamit Geylani                           (Hakkâri)

11) İbrahim Binici                           (Şanlıurfa)

12) Mehmet Nezir Karabaş             (Bitlis)

13) Mehmet Ufuk Uras                   (İstanbul)

14) Osman Özçelik                          (Siirt)

15) Özdal Üçer                                (Van)

16) Pervin Buldan                           (Iğdır)

17) Sebahat Tuncel                          (İstanbul)

18) Sevahir Bayındır                       (Şırnak)

19) Sırrı Sakık                                 (Muş)

20) Şerafettin Halis                          (Tunceli)

Gerekçe:

Ülkemizde uzun yıllardır, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin gelişme düzeyini yükseltmek için çeşitli teşvik ve destekler uygulanmaktadır. Ancak yaklaşık 60 yıldır uygulanan teşvikler gelişmişlik farkını ortadan kaldıramamış, aksine bu fiilî durum gittikçe artmış ve derinleşmiştir.

Türkiye'nin batısında özelikle de Marmara ve Ege Bölgelerinde yer alan iller çoğunlukla gelişmiş merkezleri içeren kümelerde yer almaktadır. Aksi şekilde dezavantajlı konumda olan kümelerde yer alan iller ise çoğunlukla Türkiye'nin doğusunda bulunmaktadır.

Sanayi aktiviteleri ve dolayısıyla sanayi istihdamı Türkiye'nin batısında yoğunlaşmışken doğu illerinde sanayileşmenin çok düşük olduğu göze çarpmaktadır. Doğu illerinde tarımsal istihdamın yüksek oluşuna rağmen gelir ve katma değer verilerinin düşük oluşu tarımsal yoğunlaşmanın da bu illerde olmadığının bir göstergesidir.

Yine sosyal veriler bakımından da tablo çok farklı değildir. Türkiye'nin batısında yer alan illerde eğitim ve sağlık hizmetlerine ilişkin durum doğu illerinin çok üzerinde bir gelişmişliğe sahiptir.

Doğu ve Güneydoğu'nun gelişmesi için yeni bir atılıma ihtiyaç vardır. Bu süreç ancak sorunların bütünsellik içinde ele alınması ve bir atılım programında uygulamaya konulması halinde etkin, verimli bir sonuca ulaşabilir. Sorunlar mevcudiyetini korurken, bölgeye yatırım yapılmasını palyatif, parasal teşvik tedbirleri ile sağlamaya çalışan anlayış artık terk edilmelidir.

Öncelikle, bölgenin yatırım potansiyelini aşağı çeken faktörlerin tespit edilerek ortadan kaldırılması, ulaşım, eğitim, enerji, sağlık gibi temel altyapı donanımının oluşturulması ve bölgenin mukayeseli üstünlüklerini dikkate alan uygun yatırım ortamının tesis edilmesi gerekmektedir. Bölgelerin yatırım ortamlarının iyileştirilmesine koşut olarak, teşvik politikaları da, AB ülkelerindeki gibi teknoloji, çevre, eğitim, toplumsal farklılıkların azaltılması gibi temeller üzerinde yeniden tanımlanmalıdır. Yine Kürt sorununun çözümü de bölgenin yatırım için istikrarlı bir ortam oluşturulmasında önemli bir parametre teşkil etmektedir.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun 2009 yılı Aralık ayı itibariyle açıklamış olduğu işsizlik rakamlarına göre İşsizlik Oranının en yüksek olduğu yerler ya Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde yer alan illerden ya da bu iki bölgeden yoğun göç alan illerden (Mersin, Adana vb.) oluşmaktadır. Bu oranlar % 12,3 ile % 22,1 gibi oldukça yüksek bir aralıkta teşekkül etmektedir.

Yine İşgücüne Katılma ve İstihdam Oranları bakımından da durum bu iki bölge açısından oldukça kaygı vericidir. Sözgelimi, İstihdam % 22,3 ile % 36,8 arası gibi çok düşük bir aralıkta seyretmektedir.

Ancak şu gerçek unutulmamalıdır ki, işsizlik verileri genel olarak sanayi işsizliği üzerinden hesaplanan verilerdir. Çünkü kayıt dışı istihdam oranı yoğun olan tarım sektörü, veriler açısından sorun teşkil edebilmektedir.

Oysa Doğu ve Güneydoğu illerinde tarımın yoğunluğu göz önüne alındığında, buradaki veriler gerçek verilerden daha da uzaklaşmaktadır. Bölge illerinde nüfus yoğunluğunun azımsanmayacak bir kısmının kırsal nüfus olduğu göz önüne alındığında, yayınlanan işsizlik verilerinin en az 2 ile çarpılması iktisadi olarak daha anlamlı olacaktır.

Bilindiği üzere tüm vatandaşlarına eşit, adil, hakkaniyet ölçüsünde davranma ve onları mutlu etme, sosyal devlet olmanın bir gereğidir. Ülkede sosyal barışın tam manasıyla sağlanabilmesi, bölgeler arası gelişmişlik düzeyinin mercek altına alınarak ayrıntılı bir şekilde incelenmesi ve politikaların bu doğrultuda geliştirilmesi ile mümkün olacaktır.

4.- Van Milletvekili Özdal Üçer ve 19 milletvekilinin, taşımalı eğitim sisteminin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/756)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Taşımalı eğitim sisteminde var olan sorunların neler olduğunun tespit edilmesi ve bu sorunların giderilmesi amacıyla Anayasa'nın 98, İçtüzüğün 104 ve 105'inci Maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederim.

1) Özdal Üçer                                  (Van)

2) Selahattin Demirtaş                     (Diyarbakır)

3) Gültan Kışanak                           (Diyarbakır)

4) Ayla Akat Ata                             (Batman)

5) Bengi Yıldız                                (Batman)

6) Akın Birdal                                 (Diyarbakır)

7) Emine Ayna                                                (Mardin)

8) Fatma Kurtulan                           (Van)

9) Hasip Kaplan                              (Şırnak)

10) Hamit Geylani                           (Hakkâri)

11) İbrahim Binici                           (Şanlıurfa)

12) M. Nuri Yaman                         (Muş)

13) Mehmet Nezir Karabaş             (Bitlis)

14) Mehmet Ufuk Uras                   (İstanbul)

15) Osman Özçelik                          (Siirt)

16) Pervin Buldan                           (Iğdır)

17) Sebahat Tuncel                          (İstanbul)

18) Sevahir Bayındır                       (Şırnak)

19) Sırrı Sakık                                 (Muş)

20) Şerafettin Halis                          (Tunceli)

Gerekçe

İlköğretim okulu bulunmayan, çeşitli nedenlerle eğitim-öğretime kapalı, birleştirilmiş sınıf uygulaması yapan ilköğretim okullarındaki öğrencilerin, taşıma merkezi ilköğretim okullarına günü birlik taşınarak kaliteli bir eğitim-öğretim görmelerini sağlamak amacıyla ülkemizde taşımalı eğitim yapılmaktadır.

Yerleşim biriminde okul bulunmayan, doğal afet ve başka nedenlerle okul binası kullanılamayacak derecede hasarlı olan, 1'inci, 2'nci ve 3'üncü sınıflarda toplam öğrenci sayısı 10'dan az olan, yerleşim birimindeki ilköğretim okulunda 4'üncü, 5'inci, 6'ncı, 7'nci ve 8'inci sınıflar için yeterli sayıda derslik bulunmayan ve bu sınıflardaki toplam öğrenci sayısı 60'tan az olan bölgelerde taşımalı eğitim yapılmaktadır.

4306 sayılı yasa gereğince 6'ncı, 7'nci ve 8'inci sınıf öğrencileri için taşımalı ilköğretimin yaygınlaştırılması ve çağ nüfusunun zorunlu ilköğretimden geçirilmesi kararlaştırılmıştır. Bu amaçla yaygınlaştırılan taşımalı eğitim uygulaması ile 5.754 taşıma merkezine 39.559 yerleşim biriminden toplam 667.475 öğrenci taşınmaktadır. Bu öğrencilerden 597.805'ine öğle yemeği verilmektedir. Taşımalı eğitimin yıllık ortalama maliyetinin 500 milyon TL'ye yaklaştığı yemek maliyeti ile bu meblağın yıllık 700 milyon TL'yi bulduğu bilinmektedir.

Eğitimin yaygınlaştırılması, yerleşim birimlerinin dağınık olması, iç göçler, eğitim niteliğinin yükseltilmesi, fırsat eşitliğinin sağlanması, tek öğretmenli köylere gönderilen öğretmenlerin genellikle aday öğretmen olması, bu öğretmenlerin çevresiyle bütünleşememesi gibi gerekçelerle taşımalı ilköğretim uygulaması gerçekleştirilmektedir.

Fakat taşımalı eğitim uygulamasında ciddi sorunlar ile karşılaşılmaktadır. Yapılan bilimsel araştırmalarda bu sorunların özellikle ulaşım, beslenme, ders performansı ve ders dışı faaliyetlere katılımda yoğunlaştığı dile getirilmektedir.

Coğrafi koşulların ve iklim koşullarının çok zor olmamasından dolayı okula gidiş-gelişte ciddi sorunlar olduğu bilinmektedir. Kış aylarında yolların bozularak taşımayı güçleştirmesi, araç şoförlerinin yeterli eğitime sahip olmaması, araçların taşımaya uygun olmaması, öğrencileri taşıyan araçların kapasiteleri ve kışın ısınmalarının yeterli olmaması, öğrenci olmayan kişilerin servis araçlarına binmeleri, çocukların ayakta gidip gelmeleri, ulaşım boyutunda yaşanan ciddi sorunlardan birkaçıdır.

Taşınan öğrencilerin beslenme sürecinde yaşanan sorunlardan birkaçı ise; taşımalı eğitimde verilen öğle yemeklerinin yetersiz ve kaliteden yoksun olması bu yemeklerin denetimlerinin yeterince yapılmaması, taşıma merkezlerinde öğrencilerin yemek yiyebileceği uygun bir yerin olmaması sayılabilir.

Ayrıca öğrencilerle yeterince ilgilenmediği için; öğrencilerin ders başarılarının çok düşük olduğu ve okul dışı eğitsel faaliyetlere katılamadıkları da belirtilmektedir.

Taşımalı eğitim sisteminin diğer önemli sorunları ise; taşıma merkezlerinin fiziki durumunun yetersiz olması, çoğunda yemekhane, dinlenme alanının bulunmaması, eğitim araç-gereçlerinin yetersizliği, sağlık hizmetlerinin yeterli düzeyde verilmemesi diye sıralanabilir.

Çok yüksek maliyetine rağmen taşımalı eğitim sistemi yerinde yapılan eğitimin kalitesini sağlayamadığı yukarıda belirtilen konulardan açıkça anlaşılmaktadır. Üstelik taşıma ve yemek maliyetinin istismara açık bir konu olması, bununla ilgili birçok yolsuzluğun kamuoyunun gündemine gelmiş olması, taşımalı eğitim sisteminde yaşanan sorunların boyutu hakkında belli kanaatler oluşturmaktadır.

Taşımalı eğitim uygulaması kapsamında her gün 600 binden fazla öğrencinin kendi yaşadığı yerleşim biriminden koparılarak uzak bir taşıma merkezi okuluna taşındığı ülkemizde, taşımalı eğitim sisteminde var olan sorunların neler olduğunun tespit edilmesi ve bu sorunların giderilmesi amacıyla mecliste bir araştırma komisyonunun kurulması büyük önem arz etmektedir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonları Raporları’nın görüşmelerine başlayacağız.

4.- Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonları Raporları (1/806) (S. Sayısı: 498) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 498 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, tasarı tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerinde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan’a aittir.

Sayın Akcan, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün görüşeceğimiz 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Üzerinde bugün çalışacağımız kanun tasarısı, görüşmeler sırasında ifade edildiği gibi dörtlü paket olarak tanımlanıyor. Veteriner hizmetleri, hayvan sağlığı, zooteknik mevzuatı, hayvan ıslahı ve Gıda ve Yem Kanunu’nu birleştirerek, birbirleriyle de ilişkilendirmek suretiyle kimilerine göre yanlış, kimilerine göre doğru olmayan ama işin Avrupa Birliği müktesebatının 12’nci faslıyla ilişkilendirdiğimiz zaman gıda kontrolünde özellikle tek otoritenin muhatap kılınması ve muhatap edilmesi mantığını esas alması boyutunu göz önüne aldığımızda doğru olan, doğru olduğunu ifade etmek durumunda olduğumuz bir kanun tasarısı.

                                     

(x) 498 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Ben burada bu kanun tasarısıyla ilgili olarak MHP Grubunun görüşlerini serdederken tabii ki tarımla ilgili olduğu için, gıda üretimiyle ilgili olduğu için, gıda güvenliği ve gıda güvenilirliğiyle ilgili olduğu için belki Hükûmetin ve Hükûmet partisinin milletvekillerinin çok hoşuna gitmeyecek sözler söyleyeceğim ama bunun salt yıkıcı muhalefet anlayışıyla değil, ibret alınacak, doğruyu bulmada kılavuz edilecek ifadeler olarak kabul edilmesini Sayın Bakandan ve Hükûmetten, yüce heyetten özellikle istirham ediyorum.

Değerli milletvekilleri, gıda güvenliği demek, yeterli miktarda gıdanın üretilerek kullanıma hazır hâle getirilmesi demektir. Üretmek ama ne pahasına olursa olsun üretmek üreticinin değil, devletin ürettirme mantığı içerisinde, sorumluluğundadır. Eğer çiftçi, üretici kâr edemiyorsa ve eğer hayvan hastalığı ve bitkisel üretimin olumsuzluklarına karşı yapılması gereken ilaç ve kimyasala dayalı mücadele vatandaşın cebinden gidiyorsa, bu takdirde çiftçi her türlü olumsuzluk ve hastalıkla mücadele etmeksizin olanla yetinecek şekilde üretim yapabilir demektir, bunu böyle algılamak lazım. İkinci önemli husus da gıda güvenilirliği hususudur ki gıda güvenilirliği gıdanın insan sağlığına zarar vermeyecek şekilde tüketimine arzını ifade eder.

Bir ülkede insan sağlığı ve beslenmesi, o ülkede yetiştirilen hayvan ve bitki popülasyonunun hastalık ve canlıyı olumsuz etkileyen zararlara karşı korunmasıyla sıkı sıkıya ilişkilidir. Bu nedenle, insanların yeterli ve dengeli beslenmesi ile sağlıklarının korunması bakımından Anayasa ile görevlendirilmiş olan devlet bu görevlerini yerine getirirken bir seri düzenleme yapmak zorundadır. Sağlıklı hayvan ve hayvansal ürün elde edilmesi, bir yandan hayvanların sağlığının korunmasına, diğer yandan da bir anlamda hayvansal ürünün hammaddesi olan yemin sağlıklı ve güvenilir olmasına ve hastalık yapıcı ve zarar verici unsurlar taşımamasına bağlıdır.

Öte yandan, bitkisel kökenli gıdaların insan sağlığına uygun olabilmesi için zararlı organizma taşımaması gerekir. Bu zararlı organizmalar, hem bitkiden üretilecek gıdayı hijyenik olma açısından etkiler hem de bitkisel üretimin verimliliği ve üretimde kârlılığını etkiler. Bu nedenle bitki sağlığının korunması her ülke ve insanının tamamı için önemlidir. Her ülke için önemlidir diyoruz, bundan birkaç gün önce Ukrayna Türkiye'den gelen sebzelere ambargo koydu, karantina uyguluyor. Niye? Patates güvesi. Patates güvesi olayı, iki seneden beri İspanya’dan itibaren başlamış, Cezayir ve Türkiye'ye de gelen bir hadise. Türkiye'de var bu. Bunun varlığıyla bireysel olarak mücadele etmek, teker teker her bir çiftçinin mücadele etmesiyle mücadeleden sonuç almak mümkün değildir. Bunun için de enstrümanlar, tülle koruma, ilaçla mücadele olarak ikiye ayrılabilir. İlaçla mücadele ettiğiniz zaman rezidü kontrolünde ilaç kalıntıları çıktığından ithalatçı ülkeler bize karantina uyguluyorlar. Bu durumda, Tarım Bakanlığına düşen görev bu bitki sağlığıyla mücadelede ilaçsız mücadele konusunda çiftçiyi özendirmek ve bunun için teşviki geliştirmek olduğu hâlde, maalesef Bakanlığımızın ve Hükûmetin kılı kıpırdamamıştır. Şimdi, önce Ukrayna arkasından Rusya, teker teker kendi üretimlerini korumak için, üreticilerini korumak için, hastalığın kendi ülkelerine sirayetini engellemek için böyle bir tedbir almak durumundadırlar. Onları da haksız görmek mümkün değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günümüzde hayvan sağlığı ile hayvanlarla yakın temas ve gıdaların üçte 2’sinin hayvansal kökenli gıda maddesi ihtiva etmesinden dolayı insan sağlığı birbirinden ayırt edilemez hâle gelmiştir. Bu nedenle, insan sağlığı, koruyucu hekimlik anlayışıyla hayvan sağlığı korunarak korunmalıdır ve korunabilir konseptine ulaşılabilmiş ve bu konsept bütün dünyada tek sağlık konsepti olarak ifade edilir hâle gelmiştir. Bu konseptin kabul edilmesi sağlık koruma tedbirlerinin de bu anlayış içinde ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.

Bir ülkenin hayvancılığı yalnızca o ülkenin hayvansal ürün ihtiyacını karşılamak için ve karşılayacak kadar bir üretim anlayışına göre planlanmaz. Kaldı ki kim ne derse desin, Türkiye bir tarım ülkesidir. İstihdamın önemli bir kısmını tarım sektöründe yaratmak ve buradan gerçekleştirilecek üretim ile ihracatını da gerçekleştirerek öteki ihtiyaçlarının bir kısmını da bu dış satım gelirleriyle karşılamak durumundayız. Türkiye bu özelliğe yakın geçmişte sahipti ve bu özelliği koruyordu. Ancak sekiz yıldan beri yaşanan çöküşün sonunda geldiğimiz duruma bir bakın: 1995 yılında imzalanan Gümrük Birliği Anlaşması’yla, AB baskısı sonucu hiç de gerekmediği hâlde kabul edilen yılda 19 bin ton eti almamak için türlü bahaneler üretirken, şimdi geldiğimiz durum “Aman, ne olur bize et verin.” sözünün söylendiği durum olmuştur. Sizce et ihlali için yapılan ihaleler bunun en açık delili değil mi?

Değerli milletvekilleri, Dördüncü Plan döneminde hedef, 1 milyon 487 bin ton kırmızı et üretimi. Bu gerçekleşiyor. Altıncı Plan Dönemi’nde, yani 1994-95’e kadar hedef, 1 milyon 515 bin ton kırmızı et üretimi, gerçekleşiyor ve 2010 programına, DPT programına bakıyoruz, ortada ne tablo var ne hedef var ne bir şey, sadece klasik ifadelerle, işte efendim, şu tarihte 215 kilogram olan karkas, fert başına karkas, şimdi 270-280 kilograma ulaşmıştır. Türkiye’de ortalama 280 kilogram karkas üretiminin gerçekleştirildiği ifadesi devlet ağzıyla doğruyu söylememek demektir. Avrupa Birliği ülkelerinde bile sığır başına ortalama karkasın 280 kilograma ulaşmadığını düşünürsek, bu kocaman bir yalandır.

Değerli milletvekilleri, şimdiki durum ne, bir de ona bakalım. Sayın Bakan daha yaklaşık bir ay önce hayvan sayımı yaptırdı. Bu sayımın sonuçlarını da açıkladı. Beside 2 milyon 200 bin baş sığır var. Besicilikte besihaneye hayvan alınır. Besisini tamamlayan hayvan kesime gider ve yerine yenisi genç dana konur ve onun besisiyle faaliyete devam edilir. Yani Sayın Bakanın sayımla tespit ettirdiği hayvanın tamamı 2010 yılında kesilmeyecektir. Niçin? Bu sayı pratik olarak yıl ortalaması olarak kabul edilebilir. Türkiye’de besinin yapılış şeklinin yaklaşık bir yaşlı hayvanın 200 kilogram civarında ağırlıkta iken besiye alınıp 500 kilogram-600 kilogram civarına kadar beslendiğini, uygulamada biraz yanlış da olsa geleneğin bu olduğunu düşünürsek, hayvan beside on ay civarında tutuluyor demektir. Yani Sayın Bakanın sayımla verdiği değer olan 2 milyon 200 bin başın belki en çok yüzde 20 fazlasını alın, besideki hayvan sayısı tüm yılda 2 milyon 600 bin baş eder. Bu, aynı zamanda yıl içinde kesilen hayvandır. Bu sayıyı 2010 yılı plan hedeflerinde verilen ortalama karkas ağırlığı doğru olmasa da 270 kilogramla çarparsak, sonuçta 2010 yılı sığır kökenli, kemikli, yağlı kırmızı et üretiminin 700 bin ton ve kişi başına üretimin 10 kilogram civarında, 72 milyon alırsak nüfusu 10 kilogram civarında olduğunu görürüz.

Türkiye'de koyun sayısı 80’li yılların başında 45 milyon idi, şimdi 22-23 milyon başa düşmüştür. Dün, kırmızı et üretimimizin yüzde 50’sini karşıladığımız koyun, keçi varlığından bugün ancak yüzde 30’unu karşılayabilmekteyiz. Yani biraz önce verdiğim, kişi başına 10 kilogram olan sığır eti üretiminin yüzde 50’si olan -yüzde 30’u da değil, yüzde 50’sini alın- 5 kilogramlık koyun etini eklersek kişi başına kırmızı et üretimimiz 15 kilogramdır.

Değerli milletvekilleri, bu rakam, üretimimizi tükettiğimizi varsayarsak Avrupa Birliği ülkelerinde ortalama 83 kilogram; 83’ün yüzde 70’inin kırmızı et olduğu gerçeğini göz önüne alırsanız aradaki farkın ne kadar büyük olduğunu… Biz 15 kilo üretiyoruz, elin adamı 75 kilo fert başına yılda et tüketiyor kırmızı et olarak. Bu rakamın Amerika Birleşik Devletleri’nde üretim olarak fert başına yıllık 138 kilo olduğunu da düşünürseniz övünülecek hiçbir hâlimizin olmadığını kabul etmek zorundayız.

Değerli milletvekilleri, yapılan koyun kesimlerini de göz önüne aldığımızda fert başına et üretimi 17 kilograma ulaşabilmektedir. Yani 2000’li yılların başında yere yere, eleştire eleştire bir hâl ettiğiniz 57’nci Hükûmet döneminde kişi başına kırmızı et üretimi 20 kilogramın üzerindeydi. Şimdi bununla nasıl övüneceksek övünelim.

Peki, bu sonuca nasıl geldik, 5 kilogram düşüşün sonucuna nasıl geldik? Değerli milletvekilleri, 2003 yılında kırmızı et, sığır eti 6,8 lira; 2004’te 7,5 lira artı 1 lira teşvik; 2006’da 8 lira; 2008’de 8,5 lira; 2009’un başında -Et-Balık rakamı bu söylediğim 2009- 9 lira ödendi. Oysa 2003-2009 yılları arasındaki enflasyonu göz önüne aldığınızda 2009 yılı sonunda bu rakamın 16 lira olması gerekiyordu. Sayın Başbakan ne dedi? “Bu et fiyatlarına benim vatandaşım katlanamaz, ucuz yemeli.” E, ucuz yemeli de nasıl ucuz yemeli? Üretimi kısarsanız, ürettirmezseniz, arzı daraltırsanız piyasada, Sayın Bakanın sık sık kullandığı… “E ne yapalım efendim, serbest piyasa ekonomisi şartları Türkiye'de hüküm sürüyor, ona göre de fiyat tecelli ediyor.” diyor. O tecelli eden fiyatın üzerinde arzın yüksekliğinin hiç mi payı yok? Arzın darlığının fiyat artışında hiç mi payı yok? Ekonominin kuralları bunu böyle söylemiyor mu Sayın Bakan? Dolayısıyla bu rakam karşısında üretici verdiğini alamadı ve terk etti, arz daraldı.

Çiftçinin faaliyetten vazgeçmesi sadece hayvansal üretimde olmadı; tarlasını terk etti, adam milyonlarca lira yatırım yaptığı serasında üretim yapamaz hâle geldi. Gelin, gidelim, Antalya halinde domatesin kilosunun 20 kuruşa satıldığını nasıl görürsünüz. 35-40 kuruşun altında üretim maliyeti olmayan domatesini, örtü altında üretilen domatesini 20 kuruşa satmak zorunda olmasını, o seraya bir daha fide alıp ürün yetiştirmek üzere fide koyup koymamayı ciddi şekilde düşünen seracılarımızın olduğunu göz önüne alırsanız, tarımın ne hâlde olduğunu net bir şekilde görürüz. İşte bu, gıda güvenliğinin ta kendisidir. Gıdanın üretiminin güvenlik altına alınması, sürdürülebilir ve sürekli yapılır faaliyet hâlinde olmasını sağlayamadığınız sürece gıda güvenliğini sağlayamayacaksınız demektir.

Değerli milletvekilleri, çiftçinin faaliyetten vazgeçmesinin yarattığı arz darlığının en önemli sebeplerinden birisi de hayvan kaçakçılığıdır. Burada  -Nurettin Bey keşke olsaydı- bir buçuk yıl önce Kamu İhale Kanunu’nu değiştirirken bir önerge geldi. Bu önergede diyordu ki: “Kamu İhale Kanunu’nun istisnai hükümleri arasına Türk Silahlı Kuvvetlerinin doğrudan teminini sağlayacak hükmün konulması, istisna sayılması, ihaleye çıkmaması…” “Niye Nurettin Bey?” dedim. “Sayın Bakanım, TSK’dan geldi bu talep.” dedi. Niye? “Verilen teklifler arasında, kaçak hayvan olarak geldiği için, Türk çiftçisi, Türk hayvan yetiştiricisi veya besici, etçi, et tüccarı 8 liranın altında teklif fiyat veremezken 6 liradan, 6,5 liradan fiyat teklif ediliyordu. Bu yüzden, onları teşvik etmeme adına bunu yapmak gerektiği noktasında bu önergeyi veriyoruz.” dedi. Düşünebiliyor musunuz, kızını dövemeyen dizini dövüyor. Yani bu kaçakçılığın önüne bütün güvenlik tedbirlerini alarak geçmekle yükümlü olan Hükûmetin güvenoyunu vericisi grup başkan vekili bize kanunu arkadan dolaşarak, ülkede ihale nizamını sağlamak için çıkartılmış kanunu arkadan dolaşarak bu kanunu değiştirmeyi yeğliyor, “Kaçakçılar devam etsin kaçakçılığına ama biz kaçak eti TSK’ya aldırmamak için doğrudan Et ve Balık Kurumundan temin imkânı verelim.” diyor. Bu önergenin, bu mantıkla verilmiş önergenin başka izahı ve açıklaması olabilir mi değerli milletvekilleri?

Şimdi, Türk tarımını ve hayvancılığını bu hâle nasıl getirdik? 2007 seçimleri sonrasında muhalefet milletvekilleri olarak Meclis kürsüsüne her çıkışımızda bizler sorunları dile getirdik. Her ne kadar Sayın Başbakan ve iktidar sözcüleri “Efendim, muhalefet öneri getirmiyor.” diyerek doğruyu söylememiş olsalar da biz hep sağlıklı öneriler getirdik. Biz sağlıklı önerileri getirirken AKP’li milletvekillerimiz buraya çıkıp milletin kürsüsünden “nereden nereye” edebiyatı geliştirdiler. Mesela biz dedik ki: “Ey Hükûmet, Türkiye’de kırmızı ette dayandığımız en önemli kaynak sığır yetiştiriciliğidir. Biz domuz eti tüketmiyoruz, koyunculuğumuzu da kaybettik. O zaman dayanacağımız tek nokta sığır eti.” Sığırcılıkta dayanacağımız yegâne temel süt sığırcılığıdır. Eğer süt üretimini ayakta tutarsanız, bunu verecek inek popülasyonunun yarısı erkek, yarısı dişi buzağı doğurur. Dişi buzağı damızlık olur, yurt dışından damızlık ithal etmezsiniz. Erkek buzağıyı da besiye alır, et üretirsiniz. Eğer sütü desteklemezseniz kesimhaneye gider ve nitekim doğumuna bir ay kalmış inekler kesimhaneye gitti değerli milletvekilleri. Onun sonunda biz bu noktaya geldik. Eğer süt para ederse bu faaliyet sürdürülebilir faaliyet olur. Bunun için, fiyatlar ne olursa olsun her çıkışta bu kürsüye bunu söyledim. Et fiyatı şudur, süt fiyatı şudur, yem fiyatı şudur, ne olursa olsun, dünyada bir tek parametre vardır. 1 kilo sütü sattığınızda 2 kilo karma yem, sanayi yemi alabilirseniz, bu faaliyeti dünya sürdürülebilir bir faaliyet olarak kabul ediyor. Ya hâle bakın, 2008, yemin kilosu 50-60 kuruş arasında değişiyor, sütün kilosu 40 kuruşa düşmüş. 1 kilo sütle 800 gram yem alınır hâle gelindiği için vatandaş götürdü, hayvanlarını kestirdi. İşte bu arz darlığıdır Sayın Bakan. Bunun böyle olduğunu da çok iyi biliyorsunuz. Bu da fiyatlara yansıyan bir sonuçtur. Bu, üretimin kısıtlanması, istihdamın ortadan kalkması, istihdam edememe sorununu birlikte getiren bir sonuçtur.

Değerli milletvekilleri, Türk insanının geleceğini risk altına sokamayız ve sokamazsınız dedik. Bu görevi eksiksiz yerine getirebilmek için biz şunu söyledik, öneri geliştirdik: “Süt tozu ithalatını engelleyin.” dedik, engellemediniz. Süt üreticilerini, ülke genelinde sayısı 20’yi geçmeyen… Onlar da bizim insanımız ama onlar da kendi menfaatini düşündüğü için böyle davranıyor ama benim hayvan yetiştiricimin gerçeğiyle uyuşmuyor. “Süt üreticilerini, ülke genelindeki sayısı 20’yi geçmeyen sanayicinin insafına terk etmeyiniz.” dedik. “Süt Konseyini düzgün, amacı doğrultusunda ve amaca ulaşmak için aktif hâlde tutunuz.” dedik, maalesef bunu beceremediniz ve süt fiyatları sanayicinin inisiyatifiyle bir yılda -biraz önce söylediğim- 80 kuruştan 40 kuruşa düştü. Bunun sonucu da hayvanlar kesime gitti, damızlıklar kesime gitti.

Değerli milletvekilleri, nereden nereye… 2002’de 1 litre süt, 1 kilogram süt 360-380 bin lira arasındaydı yani 36-38 kuruş arasındaydı, yemin çuvalı 8 milyondu, 160 bin liraya yani 16 kuruşa gelirdi yemin kilosu, 1 kilo sütle 2 kilo 200 gram yem alabiliyordunuz. Yerdiğiniz, nereden nereye edebiyatı geliştirerek yerdiğiniz 57’nci Hükûmetin size bıraktığı emanet buydu. Daha ileriye götürmek gerekirken siz bunu nerelere getirdiniz.

Şimdi, size net olarak bu sıkıntıdan kurtulmak için öneriyoruz. Eğer Türkiye'de besiciliği ayakta tutmak istiyorsanız, kurumun fiyat regülasyonu fonksiyonundan yararlanmak için Et ve Balık Kurumunu nasıl yeniden Tarım Bakanlığı bünyesine aldıysanız -ki doğrudur- bunu Türkiye'nin tamamına yaygınlaştırmak gerekir. Artık, Süt Endüstrisi Kurumu diye bir kurum kalmadı. Bunun yerine, yönetimi, Bakanlık, Damızlık Yetiştiricileri Birliği, Süt Kooperatifleri Birliğince yapılan, Türkiye’nin süt üretiminin yoğun olduğu bölgelerde kurulacak, örnek ve alımını süt mamulü üretmek için değil, sanayicinin darbe vurmaya kalktığı, canının istediği fiyatı vermeye kalktığı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akcan, konuşmanızı tamamlayınız efendim.

ABDÜLKADİR AKCAN (Devamla) – …Türkiye gerçekleriyle uyuşmayan fiyatları verdiği gün, bu komisyon tarafından yönetilen fabrikalar o sütü spot alımı hâlinde alacak, süt tozuna çevirip muhafaza edecek, çünkü sütün başka türlü depolanma şansı yok. İşte, bunu sağlayacak tedbiri almanızı öneriyoruz. Bunun yönetimini sanayiciye değil, süt üreticisine, damızlık yetiştiricisine, koordinatör olarak Bakanlığa ve devletin yatırım kaynağını kullanarak bu süt tozu fabrikalarını kuracaksınız, ne zaman ki süt üreticisi dara düştü, ondan spot alım yapacaksınız.

Et ve Balık Kurumu bu spot alımlarını yapardı. Bakanı olduğunuz Tarım Bakanlığına şimdi bağlı olarak çalışan bu Et ve Balık Kurumunun geçmişini, mazisini siz çok iyi biliyorsunuz Sayın Bakan. Oraya bakarak ne yapıldığını, aynısı süt üretimiyle ilgili olarak da geliştirmek üzere bir sistemi kurup geliştirmek zorundasınız. Bununla damızlık yetiştiriciliğinin önündeki engelleri kaldırırsınız, ciddi anlamda teşvik etmiş olursunuz.

Bütün sonuçlarıyla, bu kanun tasarısının kanunlaştıktan sonra…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDÜLKADİR AKCAN (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

…milletimize hayırlı hizmetlere vesile olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akcan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan.

Sayın Özkan, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Yapılmak istenen tasarı Avrupa Birliğine uyumu esas almaktadır ancak bazı maddelerde bu uyumu görememekteyiz. Şöyle ki: Avrupa Birliği müktesebatında hayvansal kökenli gıda ve yem üreten işletmelerin onayına tabi tutulmasını zorunlu kılan bir hüküm yoktur. Avrupa Birliği müktesebatında hayvansal kökenli gıda ve gıda ürünlerinin sağlıklı oluşumu ve insan sağlığına uygunluğunun kontrollerinde tek otorite veteriner hekimliktir. Durumun bu olduğu bilindiği hâlde gereksiz tartışmalar yapılmaktadır, hatta sanki tasarı Veteriner Hekimlik Kanunu gibi algılanmaktadır.

Bizim isteğimiz, bu tasarı yasalaşırken veteriner hizmetleri fonksiyonu ayrı bir yasayla, bitki sağlığı konusu ayrı bir yasayla, gıda ve yem konusu birlikte ele alınarak ayrı bir yasayla düzenlenmesi gerekirdi. Çalışma alanları meslek gruplarına göre düzenlenmeliydi.

Bu tasarıdan gerçek anlamda ziraat mühendisleri hoşnut değildir, gıda mühendisleri hoşnut değildir, veteriner hekimler hoşnut değildir, ziraat teknisyeni ve teknikerleri hoşnut değildir, veteriner sağlık teknisyeni ve teknikerleri hoşnut değildir ki bu insanlar, bu gıda ve yem üretiminde, veteriner hizmetlerinde, sağlıklı ürünü tüketiciyle buluşturmada görev alan Türkiye'nin yetiştirdiği değerli insanlardır. Bunu nereden anlıyoruz? Komisyonlardaki tartışmalardan. Sivil toplum temsilcilerinin tepkileri, önerileri, uyarıları dikkate alınmamıştır. Gerçek hayatı yaşayanların özünde olanların talepleri göz ardı edilmiştir. Yetkilendirilmiş veteriner hekim tanımı yapılmış ancak yetkilendirilmiş mühendis, ziraat mühendisi tanımı yapılmamıştır.

Tasarının gerekçesinde haksız rekabetin önüne geçileceği ifade edilmektedir. Doğru mudur? Hayır. Neden? Çünkü Türk çiftçisi dünyanın en pahalı mazotunu, en pahalı ilacını, en pahalı gübresini, en pahalı elektriğini kullanmaktadır. Bu girdi maliyetleriyle Türk çiftçisi yabancı ülkelerin çiftçileriyle rekabet edebilir mi? Mümkün değil. Tarım ve hayvancılık ülkesi olan Anadolu coğrafyasının üreticileri yapılan ithalatlarla âdeta cezalandırılmaktadır. Örnek mi istiyorsunuz: Etten başlayalım, canlı hayvandan başlayalım.

Değerli arkadaşlarım, 30 Aralık 2006 Cumartesi, Bakanlar Kurulu kararı… Bakanlar Kurulu kararının başında canlı hayvan var, et var. Miktarları yazılmış. Kemikli parçalar 14.100 ton. Et ve yenilen sakatat 250 ton.

Peynir altı suyu 700 ton. Ürettiğimiz sütle övünüyoruz değerli arkadaşlarım. Peynir altı suyunu Avrupa Birliği ülkelerinden almayı taahhüt etmişiz. Altında Sayın Tarım Bakanımızın imzası var, Bakanlar Kurulumuzun imzası var, Sayın Başbakanın imzası var. Yetmiyor değerli arkadaşlarım. Tereyağı… Ne kadar? İçerdiği süt yağı oranı ağırlık itibarıyla yüzde 75’ten fazla fakat yüzde 80’den az olanlar 3.700 ton.

Eritme peynir… Peynir ülkesiyiz. Otlu peynirle övünüyoruz, Edirne peynirimizle övünüyoruz, Burdur’un süt ve süt ürünleriyle övünüyoruz ama eritme peynir 300 ton; yetmiyor, diğer peynirler 2 bin ton; yetmiyor, diğer peynirler -oranları hariç- 1.000 ton; diğerleri 75 ton.

Çiçek soğanları… Çiçekle övünüyoruz. Hollanda, Türkiye diyoruz. Lalemizle övünüyoruz, karanfilimizle övünüyoruz. Ama tarım ve hayvancılık ülkesi olan, bitki üreten ülke olan Türkiye’mizde çiçek soğanları, yumrular, yumrulu kökler, küçük soğanlar, sürgün başları ve rizomlar 200 ton.

Güller 100 ton. Burdur, göller ve güller diyarı Isparta, Burdur… Gül 100 ton değerli arkadaşlarım. Karanfiller, orkideler, yetmiyor.

Tarım ve hayvancılık ülkesiyiz. Zirveye çıktık. Tarımda çiftçiyi destekledik ama çiftçinin eli hamur, karnı aç. Bunu hepinizin bilmesini istiyorum. Keşke şurada, Bakanlar Kurulu sıralarında diğer bakanlarımız da olsaydı, AKP milletvekillerimiz burada olsaydı, bunları duysaydı, bunları bilseydi, çiftçiyle paylaşsaydı.

Değerli arkadaşlarım, yetmiyor. Krizantemler -ben bilmiyorum bunu- 100 ton. Tohumluk 6 bin ton. Fasulye, fasulye… Bizim Burdur’un fasulyesi vardır İnsuyu fasulyesi, 50 kuruştan alıcı bulamıyor. Yazın fasulyeyi sokaklara döküyoruz. Üretiyoruz, çalışıyoruz, yoruluyoruz. Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği veciz sözü tutuyoruz. “Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar önce hassasiyetlerini, daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar.” diyor. (CHP sıralarından alkışlar) Biz o sözü tutuyoruz. Üretiyoruz, çalışıyoruz ama fasulyemizi yurt dışından almayı taahhüt ediyoruz Avrupa Birliği ülkelerine.

Yetmiyor. Elma 1.750 ton. Değerli arkadaşlarım, bu hafta… Ben Antalya Korkuteli ilçesinde veteriner hekimlik yaptım yirmi yıl. Burdur’umuzun Bucak’ında soğuk hava depolarında… Meyve suyu fabrikaları da almadı elmamızı, sokaklara döktüler ama dün bir markete gittim, markette bir elma, 15 tanesini koydular 2-3 kilo gelir diye, tarttı, fiyatını üzerine yazdı, 15 lira 50 kuruş. Dedim ki kardeşim kuzu eti mi veriyorsunuz, ne bu? “Beyefendi, alacaksanız alın, almayacaksanız bırakın.” dedi. Doğru, haklısınız, çok özür dilerim dedim. Ama benim memleketimde elma 50 kuruşa alıcı bulamıyor. Bu elma ne? “Bu elma starking, ithal malı.” dedi. Bunun yerlisi yok mu? “Golden var.” dediler. Gittim golden 2 lira 49 kuruş. Bu goldeni bizim üreticimiz 50 kuruştan satamadı değerli arkadaşlarım. Bu hazin şeyi yaşayarak görüyoruz. Elma 1.750 ton, armut ve ayva 500 ton, şeftali nektarin bin ton; yetmiyor, demirhindi, mahun elması -onları hep duyuyoruz, değişik şeyler- bin ton; çarkıfelek meyvesi, karambola, pitahaya 500 ton.

Çilek… Arkadaşlarım, Mersin’de çilek üretiliyor. Öyle çilek üretiliyor ki her biri yumurta büyüklüğünde, doğal, natürel, kokusu var ama yurt dışından çilek getiriyoruz, 100 ton taahhüt.

Çay -Rizelilere sesleniyorum buradan Rizelilere- 200 ton.

Buğday ve mahlut… Sayın Bakan buğday almayacağımızı söyledi. Bundan iki buçuk ay önce et ve et ürünleri, canlı hayvan ithal etmeyeceğimizi de söylemişti Sayın Bakan ama geldiğimiz noktada daha dün 8 bin ton canlı hayvan yurt dışından Türkiye’ye geldi. Hans’ı düşündük, Hasan’ı düşünmedik.

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Piyasayı dengeledik.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Dimitro’yu düşündük, Davut’u düşünmedik.

Piyasa dengelemesi böyle olmaz Değerli Arkadaşım, Sayın Özkan Öksüz. Piyasa değerlendirmesinde 40 liraya kimse et almadı bu memlekette. Bir bonfile konuşuluyor, 40 lira. Et ve Balık Kurumu 17 liraya, 18 liraya et kesti, bu etler 23’e, 24’e satılıyordu Türkiye’de ama en yüksek fiyattan değerlendirme yapıldı. Zaten o etin çiftçimize maliyeti 16 liraydı. 16 liradan besi aldı vatandaşımız, şu anda 12 liraya hayvanını kestirmek zorunda bırakılıyor. Vardı, sayı yeterliydi, o sayıyı hep beraber değerlendirdik, saydık, veteriner hekimler saydı, raporlar geldi Tarım Bakanlığına ve haklılığını kabul ettik ama o dönemde Et ve Balık Kurumu 17,8’e kesiyordu.

“Değerli Türk üreticileri, ben etin fiyatını 15 lira belirledim. Kestirirseniz, Et ve Balık kurumları hizmetinizdedir, getirin hayvanlarınızı keselim.” deseydi, o vatandaş 15 değil, 13’e hayvanını kestirecekti çünkü “Zararın neresinden dönersen kârdır.” anlayışını hâkim kılacaktı ama biz onu yapmadık, birden fiyatı ayarlama adına… Tabii ki üreticimizi düşündüğümüz kadar tüketicimizi de düşünmek zorundayız. Bugün, Et ve Balık Kurumu yine eti 12 liraya mal etti diyelim. Vatandaş kaça yiyecek? 15 liraya, 17 liraya yedirirseniz sizi alkışlarız ama et reyonlarında yine et 20 lira, 22 lira. Biz 2 kilo et yiyeceğimize 1 kilo, 1 kilo yiyeceğimize yarım kilo, yarım kilo yiyeceğimize yüz gramla köfte yapıp içine ekmek, pirinç katıp doymasını biliriz, yokluğu biliriz, bu Türk toplumu yokluğu bilir. Ama biz bunları yapmadan, Avrupa ülkelerine verdiğimiz taahhüdü yerine getirme adına canlı hayvan getireceğiz, arkasından besi danası getireceğiz… Bunları biz görmüştük 2008’de, uyardık “Gelin, bu fabrikaları kapatmayalım, bu bacasız fabrikaları kesime göndermeyelim.” dedik. Ama ne oldu? 4 kuruş destek verdiniz, sonra onu 3,6 kuruşa çektiniz, sütte desteği, o sağmal inekler, o bacasız fabrikalar kesime gitti.

Burdur hayvan pazarını hiç olmazsa ayda bir ziyaret edelim değerli arkadaşlarım. Bolvadin, Afyon, Şuhut Burdur’dadır; Eskişehir Burdur’dadır; Kütahya Burdur’dadır, canlı hayvan alırlar. O dönemde hayvan pazarında o ineklerden günde en az bir ton süt sağılıyordu. Yüreklerim sızlıyordu orada. Sağıma gidiyor inek, oradaki Fatma bacımız ineklerin göğüslerinden damacanalarını dolduruyor, bu inekler bir saat sonra Bolvadin’de, Afyon’da, Şuhut’ta, Kütahya’da, Eskişehir’de sucuğa sunuluyordu. Gördük bunu, uyardık. Ama bu uyarılarımız değerlendirilmedi.

Değerli arkadaşlarım, yine aynı şekilde yulaf… Yulafa verin, destek veriyorsunuz. Yulafa ben destek vermeyin demiyorum, bizim üreticimiz yulafı da yetiştirir.

Yetmiyor, malt. Kabuklu; gri beyaz çizgili kabuklu. Kavrulmuş olsun olmasın. Bin ton, 500 ton, diğerleri 1.500 ton. Ekim amacıyla kullanılan tohum ve meyve sporları 1.050 ton, şeker pancarı tohumları 300 ton. O pancarı zaten unuttuk. Pancar bizim her şeyimizdi, pancar Türkiye'nin gelir ve getiri kaynağıydı, Türk çiftçisinin traktörüydü, Türk çiftçisinin okulda okuttuğu çocuğunun katığıydı, bir eğitim, kültür yuvasıydı. Onu da unutturdunuz. Kotayı serbest bıraktınız, fiyat vermediniz, 2002’nin fiyatlarıyla pancar değerlendirilmeye çalışılıyor. Hakkı olmadan üzerinden fireler düşüyorsunuz, pancar üreticisi de perişan.

Değerli arkadaşlarım, bizim görevimiz sorun çözmek, siyasetin sorunu sorun çözmek. Biraz sonra çözüm önerilerini sizlerle paylaşacağım.

Değerli arkadaşlarım, yetmiyor. Değerli çiftçi kardeşlerim, AKP’ye yüzde 47 oy verdiniz. Bu AKP’ye yüzde 47 oy verdiniz, hoşnutsunuz, iktidar da hoşnut! Türkiye’de bakanların Türkiye’si var, rakamların Türkiye'si var, bankaların Türkiye’si var! Bu mevcut Hükûmet bunlarla meşgul değil, bakanlar çok rahatlar. Bankalar da çok rahat, geçen yıl 14 milyar dolar kâr etmişler. Bunun 9 milyar doları kamu bankalarında. Bir arkadaşım biraz önce o kamu bankalarıyla ilgili, Ziraat Bankasıyla ilgili bir mesaj çekti değerli arkadaşlarım. Bu üretici Bucak’tan, Alkaya köyünden Ahmet Ali Fidan. Dört dörtlük bir insan; çalışkan, dürüst namuslu. 13 bin tavuğu var. Diyor ki: “Yumurtanın kolisini 4 liradan mal ediyorum, şu anda 3 liradan satıyorum.” Değerli arkadaşlarım, maaşımızdan 100 lira eksik olsa itiraz ederiz. Bu çiftçi ki kolisi 4 liraya ürettiği 30 yumurtayı 3 liradan satıyor. 10 kuruş yumurtanın tanesi. Duble yumurta. Hile yok, haram yok, helal gıda. Helal gıdadan bahsediyoruz ya, helal gıda. Yumurta, doğal gıda; 3 kuruşa satıyor. Her kolide 1 lira zarar ediyor. Bu arkadaşımızın 3 trilyonluk mal varlığı var. Bucak’ta evi var üç katlı, köyde. Bucak’ta arsası var, bunları Ziraat Bankası ipotek ediyor 3 trilyonluk. Diyorlar: “Efendim, üç katlı ev sizin köyünüzde 20 bin lira.” “E, ben bunu şu kadara mal ettim.” diyor. “Yok” diyor. İpotek yetersizliğinden bu arkadaşımıza kredi vermiyorlar. Kredi verilmiyor, 3 trilyonluk servetini görmezden gelip kredi verilmiyor. Bu insan ki üretmek istiyor “Tavuklar aç, yem almak istiyorum, zarar çekiyorum şu anda. Çünkü bizim tavukçuluğumuzda ay var yılı besler, yıl var ayı besler. Biz bekleriz, o günü bekleriz, o bir gün bize yeter, o gün kazanırız, ama onu biz yıla yayarız, yokluğu biliriz, yoksulluğu biliriz, ama tavuklarımızı, piliçlerimizi diri tutmaya çalışırız, üretimden ayrılmayız. İki oğlumla beraber çalışıyorum.” diyor.

Yine, değerli arkadaşlarım, “Sayın Ramazan Kerim Özkan Vekilimizin dikkatine: Çeltikçi ilçe Bağsaray kasabasında seracılık yapmaktayız. Salatalık ürettik. Fiyatı 20 kuruş, en fazla 30 kuruş. 1 ton salatalık 200 TL. Gübre damlama 25 kilo 75 lira. İlaç, TRIPS ilacı 10 gram 50 lira -İsrail’den alıyoruz bu ilaçları. Tohumunu da İsrail’den aldık bunların- mazot kilogram fiyatı 3 lira. Bu şartlar altında biz çiftçiler ne yapacağız? Tarım kredi borcumuz, Ziraat Bankası borçlarımız, bunları ödememiz için ne yapmalıyız? Grup toplantısında dile getirirseniz seviniriz.” diyor çiftçi Hasan emmi.

Çiftçi feryat ediyor değerli arkadaşlarım. Bunları göz göre göre yapmıyoruz, şu salatalığın maliyeti 50 kuruş, 20 kuruştan satıyor şu anda. Leblebi gibi o tohumuna altından fazla para verdi, İsrail firmalarından tohum aldı. Domateste aynı durum söz konusu, marulda aynı durum söz konusu, patlıcanda aynı durum söz konusu, fasulyede aynı durum söz konusu, ama bunlar yetmiyormuş gibi biz taahhüt veriyoruz Avrupa Birliği ülkelerinden mal almaya devam ediyoruz.

Geliyoruz sığır, koyun veya keçi yağları 3 bin ton. Yurt dışına taahhüt etmişiz, kaçıranlar olur. Bunlar Avrupa Birliği ülkelerinden alacağımız değerler. Ham yağlar 18.400 ton. Yine ham yağlar 10.600 ton, homojenize müstahzar 400 ton, diğerleri 80 bin ton.

“Ayçiçeğine destek verin.” diyoruz Trakya bağırıyor… Trakya bağırıyor. Bu ülke kabak çekirdeğini yetiştiremiyor mu değerli arkadaşım? Bir kabak yetiştiremiyor muyuz? Kabak çekirdeğini yurt dışından alıyoruz, bademi yurt dışından alıyoruz, cevizi yurt dışından alıyoruz. Cilalı ayakkabı gibi, reyonlara girdiğim zaman, o cevizi gördüğüm zaman tüylerim diken diken oluyor. Bunlar dövizle alınıyor. Bu dövizi yaratmak için mermercilerimiz, sanayicilerimiz olağanüstü zamanlar harcıyorlar, çalışmalar yapıyorlar, Türkiye'nin dağlarında çoban ateşi gibi. Ee, bunun karşılığında biz alıyoruz dövizimizi, bizim ülkemizde yetiştirilecek olan bademe, cevize, çileğe, armuda, ayvaya yatırıyoruz. Döviz bu. Döviz kolay kazanılmıyor. Bunun değerini bilmemiz gerekiyor, buna bir çözüm bulmamız gerekiyor.

Mantarlar, diğerleri… Mantarlar ve domalan (sirke veya asetik asitten başka usullerle hazırlanmış veya konserve edilmiş) 50 ton.

Değerli arkadaşlarım, Silikon Vadisi gibi, Antalya’nın Korkuteli ilçesinde bir vadi vardır, mantar. Bu sadece orada değil, Bursa’da da aynı, Bolu’da da aynı, mantar, kültür mantarı. Şu anda üretim maliyeti 3 lira, 2.200 liradan toptan satışı var.

Bu insanlar… Bütün girdileri doğal; hayvan gübresi, saman, atık, atık su. Hiçbir şey istemiyor bizden. Yani bir ham maddesi, sokağa attığımız değerlendirilen maddeler. O mantarı üretiyoruz ama biz mantarı yurt dışından 50 ton…

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – O zaman maliyet nasıl 3 milyon oluyor hem dışarıdan geliyor…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Girdileri, onları da parayla değerlendiriyorlar; onları da parayla alıyorlar, at gübresi parayla alınıyor.

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Desteksiz atıyorsun.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Desteksizse gider araştırırsınız. Halep oradaysa arşın burada. Gideriz, beraber araştırırız.

Bezelye 300 ton.

Çilekten olanlar bin ton.

Kiraz suyu…

Değerli arkadaşım, kiraz mevsimindeyiz şu anda. Kiraz şu anda 1 lira toptan.

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Nerede?

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Her yerde, nerede istiyorsanız. Gelin, Antalya’nın…

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Kafadan atıyorsun.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Burdur’da, bakın, 1 lira kiraz, 1 lira! Ankara’da 3 lira. Yerine göre, dal dal… Biz toptancı fiyatını söylüyoruz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Keşke 10 lira olsa, keşke 10 lira olsa.

Kiraz suyu bin ton.

Net 100 kg ağırlık başına kıymetli 22 euroyu geçmeyenler. Neyse o.

Yine, köpüklü şaraplar 750 litre.

Sirkeler ve asetik asitten elde edilen, sirke yerine geçen maddeler 2.500 ton.

Kedi veya köpek maması. İşte. Ne kadar? 1.400 ton, diğerleri 6.700 ton.

Değerli arkadaşlarım, bunları sizlerin değerlendirmeniz gerekiyor. Bunlar dövizle alınacak müstahzarlar. Biz Türk çiftçisine sahip çıkalım diyoruz. Bunlar bizde var, olmayan şey yok içinde. Sirke var bizde, duttan sirke yapılıyor, elmadan sirke yapılıyor, üzümden sirke yapılıyor bu memlekette.

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Bunlar Avrupa Birliğiyle karşılıklı, onları niye söylemiyorsun?

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Karşılıklı, karşılıklıysa bunun karşılığında ne veriyorsunuz?

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Aynı şekilde onlar da bizden alıyorlar.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen… Karşılıklı konuşmayalım sayın milletvekilleri.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Karşılığında ne satıyorsunuz? Ne satıyorsunuz tarım ve hayvancılık ülkesi olarak karşılığında?

Karşılığında ne satıyoruz? Araba mı satıyorsunuz, traktör mü satıyorsunuz, ne satıyorsunuz bunun karşılığında? Bunları değerlendirmeniz gerekiyor değerli arkadaşlarım.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Tarım ürünlerinde ihracat ne kadar?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ramazan Bey, bu çiftçiye bu kadar dertleniyorsun, bu Bayram Özçelik’in hiç derdi yok galiba çiftçiyle? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Dert olmaz mı, dert çok. Bakın, Bakanlık olarak sağlıklı gıda üretmek zorundayız. Bu sene… Biraz önce yine misafirlerim vardı. (CHP ve AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Hatibi dinleyelim.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Memleketimizde güvenli gıda yetiştirmek zorundayız. Bunu yetiştirmek için fareyle mücadele şart. Fareyle mücadeleyi yapamadık; farenin hakkından gelemediniz, farenin, farenin. O küçücük fare âdeta ortakçı oldu, çiftçinin ortakçısı oldu. Zaten çiftçinin ortakçısı çoktu; karınca ortakçı, fare ortakçı, tilki ortakçı, yetmiyor elektrik ortakçı, mazot ortakçı, yetmiyor…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hükûmet, Hükûmet

ALİ KOYUNCU (Bursa) – Çakal da…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – O çakalları sen söyledin, çakal da ortakçı. E, bunlar, bu ortakçılar çoğaldı, çiftçinin sırtında. O kadar yük bu çiftçiye zulüm değil midir değerli arkadaşlarım? Buna rağmen yılmadı, o çiftçi direndi, hastalığını unuttu, düğününü unuttu, mevlidini unuttu, hac farizasını bir yıl, iki yıl erteledi ama o üretime her yönüyle sahip çıktı, üretti. Ama siz Hükûmet olarak, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak bu çiftçiye sahip çıkamadınız, burada sınıfta kaldınız. Bunu kabul edin değerli arkadaşlarım. Sınıfta kaldığınızın göstergesi.

Tarım Bakanlığının bir kanunu görüşülüyor, Tarım Bakanına hepiniz taleplerde bulunuyorsunuz, 200 inek, 100 inek. Nerede bu arkadaşlarım, niye gelmiyorlar buraya? İlle yoklama olduğunda mı burada olacaklar? Destek istiyorsunuz, hibe destek istiyorsunuz. Bakanlık koridorlarında hepinizi görüyoruz. Nerede bu arkadaşlarımız, niye gelmiyorlar buraya? Niye getiremiyorsunuz? Niye getirmiyorsunuz arkadaşlarınızı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Kuliste söylediklerin ile buradaki söylediklerin yüzde yüz ayrı, tam tersi.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Hepsi doğru, hepsi. Bunları anlatıyoruz.

BAŞKAN – Kerim Bey, buyurun, konuşmanızı tamamlayınız.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Yasanın ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyorum ama yoksulluğun, yolsuzluğun biteceği, üretimin had safhaya ulaşacağı, çiftçinin yüzünün güleceği mutlu günlerde buluşmak en büyük dileğimdir. Bu dileklerle tümünüze saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici.

Sayın Binici, buyurun efendim. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli üyeler; 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gıda güvenliği, halk sağlığı ve koruyucu sağlık hizmetlerindeki rolü nedeniyle, tüm dünyada gelişmişlik düzeyinin önemli bir göstergesi olarak görülmekte, Türkiye’nin Avrupa Birliğine uyum sürecinde önemli bir hedef olarak karşımıza çıkmaktadır. Gıda güvenliğinin sağlanması yeterli hukuki ve teknik alt yapıya, bu alanda çalışmakta olan personel sayısı ve niteliğinin iyileştirilmesine, bununla birlikte süreci iyi yönetebilecek siyasi ve bürokratik irade ve anlayışa gereksinim vardır. Bunun gerçekleştirilmesinde nesnel, bilimsel ve ülke gerçekleriyle uyumlu, halkımızın ve ülkemizin çıkarlarını koruyan bir mevzuat temel gerekliliktir.

Yeni yasa taslağı, ülkemizin kanun yapma tekniğine aykırı olarak birden fazla birbiriyle ilintili ama bağımsız çalışma alanını aynı metin içine zoraki olarak sokma girişiminin ruhsuzluğunu da taşımaktadır. Taslak hem içeriği hem hukuk tekniği hem de Avrupa Birliği mevzuatına uyumu anlamında birçok yetersizlik içermektedir. Gıda güvenliğini sağlamaya yönelik çözüm üretmek yerine, gıda alanı, hayvansal ürünlere indirgenmekte ve taslağın tek bir mesleğin öne çıkarılması kaygısıyla hazırlandığı izlenimini de vermektedir. Gıda güvenliği kavramı, bilimsel içeriğinin ötesinde, bir meslek grubunun bütün gıda alanına hâkim olma anlayışına kurban edilmek istenmektedir. Gıda alanındaki düzenlemeler veteriner hizmetlerinin altında kaybolmuştur. Oysa veteriner hizmetleri, gıda güvenliği temin eden unsurların sadece bir alt grubunu temsil etmektedir. Sürecin tek bir meslek üzerinde tanımlanması, gıda güvenliğinin sağlanması amacını daha da güçleştirecektir. Halkımız yeni tehditlerle karşı karşıya kalacaktır.

Taslağın bu şekliyle yasalaşması durumunda, gıda güvenliği işlevinin azalmasına bağlı olarak halk sağlığını olumsuz yönde etkileyecek sorunlar da oluşacaktır. Halk sağlığı ve koruyucu sağlık hizmetlerinin tam anlamıyla uygulanması, insan tüketimine sunulan her türlü gıda maddesinin Gıda Yasası kapsamında yer almasıyla mümkündür.

Taslağın tanımlar kısmında resmî veteriner hekim yetkilendirilmiş, veteriner hekim gibi bir mesleği işaret eden tanımların yapılması, denetim, resmî kontrol ve başka tüm görevlerin veteriner hekimler üzerinde gerçekleştirilmesi anlamına gelmektedir. Bu durum gıda güvenliği sürecinde görev alan diğer mesleklerin yok sayıldığının ve Bakanlığın konuya nesnel yaklaşmadığının göstergesidir.

Resmî veteriner hekim tanımıyla kamuda yetkilendirilmiş, veteriner hekim tanımıyla ise özel sektörde veteriner hekimlere alan genişletme ve istihdam yaratma çabalarının yasa aracılığıyla zorlandığı açıkça görülmektedir.

Hayvan sağlığı, hayvan refahı ve zootekni, veteriner sağlık ürünleri, veteriner tıbbi ürünleri gibi bölümlerinde sadece veteriner hekimine işaret eden vurgulamalar varken, hem yukarıdaki çalışma alanlarında hem de bitki sağlığı gıda ve yem bölümlerinde eş değer yetkiye sahip mühendislerin yer almaması, özellikle gıda bölümünde mühendislerin adının bile geçmemesi de düşündürücüdür.

Taslak, veteriner hekim ile yardımcı sağlık personeli arasında doğan bir görev ayrımı tanımlaması yaparken aynı yaklaşımı mühendis ve yardımcı personel için göstermeyerek mühendislik meslek disiplinlerini görmezden gelme anlayışını sürdürmektedir. Veteriner sağlık ürünlerinin toptan satışının eczacı ve veteriner hekim sorumluluğunda yapılabileceği ifade edilirken bitki koruma ürünlerinin neredeyse herkes tarafından satılmasına izin verilerek bu alanda da mühendislik meslek disiplinleri gözden kaçırılmaktadır. Taslak, veteriner tıbbi ürünler için reçete yazma ve bunu uyguluma yetkisini yalnızca veteriner hekimlere tanırken bitki koruma ürünlerinde reçete yazma yetkisi kamuda çalışan tekniker, teknisyenlere de verilmekte, zirai mücadele ilaç bayilerine reçete yazma yetkisi tanımamaktadır.

Taslak, hayvansal üretimle ilgili olarak genelde konuya ilişkin eğitim almış mühendislerin, özelde ise zootekni bölümü mezunu mühendislerin özlük haklarını görmezden gelerek bu alanda geçerli mevzuatı tanımayı âdeta reddetmektedir. Avrupa Birliği ülkelerinde üretim koşullarıyla şekillenmiş yaygın üretim anlayışı gereği hayvansal ürünler yüzde 70 oranında tüketilmektedir. Oysa ülkemizin üretim yapısı ve tüketim anlayışı bunun tam tersi bir seyir izlemektedir. AB uyum sürecinde aday olan ülkelerin kendi tüketim profilinin ve geleneksel ürünlerin korunması çeşitli belgelerle ya da raporlarla yer almaktadır. Ayrıca, AB’nin yayımladığı mevzuat hükümlerine göre tüm gıda maddelerinin üretim ve dış ticaretinde “resmî kontrolör” adı altında mühendisler imza yetkisine sahiptir. Dolayısıyla AB ülkelerinde denetim ve kontrol hizmetlerinin tek bir meslek tarafından yürütüldüğü doğru değildir.

Yasa taslağının “Sorumluluklar” bölümünde “Piyasaya arz edilecek gıda ve yemlerden hangilerinin onay alacağı, onaya tabi gıda ve yem işletmeleri, işin nevine göre, konu ile ilgili lisans eğitimi almış en az bir personel çalıştırmak zorundadır.” hükümleri de yer almaktadır.

Veteriner ürünleriyle ilgili bölümde veteriner hekimlerin görevi net biçimde tanımlanırken gıda ve yem üretim yerlerinin hangisinin onaya tabi tutulacağına ilişkin yetki Bakanlığa bırakılmaktadır. Söz konusu taslakta sorumlu yöneticilik uygulamasının tamamen kaldırıldığı da görülmektedir. Taslakta Bakanlığın kontrolör ve mücadele hizmetleriyle ilgili uygun göreceği görevler için kurum ve kuruluşların görevlendirileceği hükmüne de yer verilmektedir.

Sayın Başkan, değerli üyeler; resmî kontrol sosyal devlet anlayışı içinde merkezî hükûmetin yapması gereken görevlerden biridir ve devlet olmanın gereğidir.

Bu bağlamda, denetim ve kontrol sistemlerinin etkin ve yaygın şekilde devlet eliyle yerine getirilmesi gerekmektedir. Yapılacak denetim ve kontrol görevlerinin ücretlendirilmesi, birilerinin çıkar sağlama eğiliminin dışa vurumudur. Sorumlu yöneticilik uygulamasının sektöre yük olduğunu ve kaldırılması gerektiğini savunan anlayışın hizmetlerin özelleştirilmesi durumunda işletmelerin çok daha büyük bir mali yükle karşı karşıya kalacağını görmezlikten gelmesi anlamlıdır. Risk analizi kapsamında yer alan risk değerlendirmesi, risk yönetimi ve risk iletişimi gibi görev ve işlevler birbirinden ayrı kurumlar tarafından gerçekleştirilmesi gerekirken taslağa göre bu görevlerin tümünü Bakanlık üstlenmektedir. Bu taslak hazırlanırken konuyla ilgili odaların görüşleri alınmamıştır fakat AKP Hükûmeti her alanda yaptığı gibi sadece ilgili odaların fikirlerini alarak bu önerilerin hiçbirini de dikkate almamıştır. Bu, tümüyle antidemokratik yaklaşım sonuçlarını bir kez daha vahim yanlışlar içeren bir taslak ile kendisini göstermiştir.

Bu taslak, veteriner hekim odaklı bir çalışma düzeni kurarken ziraat mühendislerinden söz bile edilmemektedir. Bu kanun kapsamında verilen görevleri Bakanlık adına yapmak için resmî veteriner hekim vardır da neden aynı görevi yapmak üzere tanımlanan resmî ziraat mühendisi yoktur? Bazı resmî görevleri yürütmek üzere Bakanlık tarafından yetki verilen Bakanlıkta görevli veteriner hekimler dışındaki yetkilendirilmiş veteriner hekim vardır da neden aynı görevleri yapmak üzere yetkilendirilmiş ziraat mühendisi yoktur. Bu soruların bilim ve meslek etiğine uygun yanıtlarını bulmak da olanaksızdır. Buna karşılık aynı Bakanlıkta en üst düzeyde yürütülen veteriner hekim lobisinin yarattığı meslek taassubu gıda sektörünün disiplinler arası bir çalışma alanı olduğu görmezden gelinebilmekte, Bakanlıkta görevli yetkili ziraat mühendisi bürokratlar ise bu duruma sadece seyirci kalmaktadırlar.

Taslak, veteriner hekim ile yardımcı sağlık personeli arasında doğal bir görev ayrımı tanımlaması yaparken aynı yaklaşımı ziraat mühendisi ve yardımcı personel arasında göstermeyerek ziraat mühendisliği mesleğine ilişkin süregelen tutum da sürdürülmektedir.

Sayın Başkan, değerli üyeler; bu anlayış Bakanlığın hem savcı hem yargıç olma isteğini açığa çıkarmakta, Avrupa Birliği uygulamalarına ters düşmektedir. Avrupa Birliğinde risk değerlendirmesi bağımsız kurumlarca yapılmakta, risk yönetimi sorumlu kamu kurumları tarafından gerçekleştirilmektedir.

Taslağa göre, veteriner sağlık hizmetleri, biyolojik ürünler ile bitki sağlık ürünlerinin üretimi, ihracatı, ithalatı ve piyasaya arzı konularında onay gerekirken, gıda ve yemde hangi ürünlerin onaya tabi olacağının Bakanlıkça belirleneceği hüküm altına alınmıştır. Veteriner biyolojik ürünlerin tamamının onayının bir veteriner hekime ya da veteriner hekim çalıştırana verileceği, veteriner sağlık ürünlerinde ise kimya mühendisi, kimyager, eczacı ya da veteriner hekime sorumluluk verileceği kesin hükme bağlanmışken, insan yaşamının sürdürülmesinin temel öğesi olan gıda maddelerinin üretildiği iş yerlerinde hangisine onay verileceği belli değildir. Sadece “Onaya tabi işletmelerde işin nevine göre konuyla ilgili en az lisans eğitimi almış personel çalıştırmak zorundadır” hükmü, ciddiyetsiz ve sorumsuz bir anlayışı yansıtmaktadır.

Taslak, tarım sektörü ve ziraat mühendisliği, su ürünleri mühendisliği mesleğiyle ilgili düzenlemeler getiren birçok yasayı yürürlükten kaldırarak, içeriğindeki yanlış hükümlere toplumu ve mesleğimizi mahkûm etmektedir.

Taslak, üretim yapımız, ekolojik faktörlerimiz, mikroklima özelliklerimiz ve genetik zenginliğimiz dikkate alınmadan, ülkemiz gerçeklerinden uzak bir şekilde hazırlanmıştır. Taslağın, ilgili tarafların katılımı ve işin uzmanlarıyla birlikte yeniden ele alınarak düzenlenmesi büyük bir önem taşımaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, ziraat mühendisi ve ziraat teknisyeni, teknikerler arasında bir fark görmeyen tavrını bu taslakta da sürdürmektedir. Nitekim Bakanlık, tüm ziraat teknikeri ve teknisyenlerine, zirai mücadele bayisi açma hak ve yetkisiyle kamuda çalışan ziraat teknikeri ve teknisyenlerine bitki koruma ürünlerinin reçete yazma yetkisini ziraat mühendisleriyle eş bir düzeyde vermiştir. Taslak, veteriner sağlık ürünlerinin toptan satışının eczacı ve veteriner hekim sorumluluğunda yapılabileceğini ifade ederken, bitki koruma ürünlerinin neredeyse herkes tarafından satılmasına izin vererek bu alanda da ziraat mühendisliği mesleğine ilişkin saygısız tutum teyit etmektedir. İlgili yönetmeliklere dayalı olarak da, uygulamada, aynı Bakanlıkta, bitki koruma ürünlerinin okuryazarlar, ilkokul mezunları, ortaokul mezunları, lise mezunları, tekniker ve teknisyenler tarafından satılmasında bir sakınca görmemektedir; oysa bu alandaki ziraat mühendislerinin görev ve yetkileri yasa ve tüzükten ileri gelmektedir.

7472 sayılı Ziraat Yüksek Mühendisliği Hakkında Kanun’un 2’nci maddesi, zirai mücadele alanında ziraat mühendislerini yetkili kılmıştır. Ziraat Mühendislerinin Görev ve Yetkilerine İlişkin Tüzük’ün “Zirai Mücadele, Zirai Karantina ve Tarım İlaçları” başlıklı 5’inci maddesi, her türlü hastalık ve zararlılar konusunda teşhis, ilaç ve metot önerisi, mücadele, planlama, ithal, ihraç, depolama, pazarlama, dağıtma, karantina alanlarında ziraat mühendislerinin münhasır görev ve yetkilerini açıklamaktadır. Veteriner ilaçlarında veteriner hekimleri yetkili sayan Bakanlığın, bitki koruma ürünlerinde ziraat mühendislerinin yasa ve tüzükten ileri gelen yetkilerini yok saymaya çalışması izah edilebilir bir nitelik taşımamaktadır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; bu çifte standart dahi, Türkiye’de gıda güvenliğini korumakla görevli Bakanlığın bu alanı doğru bir şekilde düzenleme gereğinde ne denli geri düşmüş olduğunu açıklamaya yeterli bir göstergedir.

Taslak, veteriner tıbbi ürünleri için reçete yazma ve bunu uygulama yetkisini yalnızca veteriner hekimlere tanırken, bitki koruma ürünlerinde reçete yazma yetkisini kamuda çalışan teknikerlere, teknisyenlere de tanımakta, zirai mücadele ilaç bayilerine reçete yazma yetkisi tanımamaktadır. Görüldüğü gibi, veteriner tıbbi ürünlerinde tavsiyede bulunmak, reçete yazmak, uyguluma yapmak yetkilerinin tamamı yalnızca veteriner hekimlere verilmektedir. Buna karşılık, taslakta, bitki koruma ürünlerinin uygulamasında ziraat mühendislerinin yetkisinden söz edilmemektedir, bunun yerine “Bakanlıkça, bitki koruma ürünleri için reçete düzenleme yetkisi verilenler.” deyimi kullanılmaktadır. Taslak, hayvansal üretimle ilgili konularda genelde ziraat mühendislerinin, özelde ise zootekni bölümü mezunu ziraat mühendislerinin özlük haklarını görmezden gelerek bu alanda geçerli mevzuatı tanımayı âdeta reddetmektedir.

Taslağın “Canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerin sevkleri ile hayvan satış yerleri ve satışa ilişkin sağlık koşulları” başlıklı 8’inci maddesi, ticari veya değil tüm hayvansal ürünler, sperma, ovum ve embriyo gibi üreme ürünlerinin sevkine ilişkin hususların Bakanlıkça belirleneceği hükmünü taşımaktadır. Kendisi bir idare olan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı geçerli mevzuata uymakla yükümlüdür. Mevzuatı baypas etmeye yönelik olarak her türlü yetkiyi Bakanlığın tasarrufuna bırakan bu düzenleme, gelecekte yapılacak yanlış işler için âdeta şimdiden zemin hazırlamaktadır. Bakanlık da yürürlükte olan yasa ve tüzük hükümlerine uyarlı işlem tesis etmek ve düzenleme yapmak yerine her alanda olduğu gibi bu alanda da her şeyi belirlemeyi kendi yetki alanında görerek bilim ve hukuk yerine keyfîliği egemen kılmaya çalışmaktadır. AKP Hükûmeti, bu keyfîlikle yetinmeyip bu taslakta, gıda işletmelerinde sorumlu yöneticilik müessesesini kaldırarak toplam 6.300 ziraat mühendisi, su ürünleri mühendisi ve balıkçılık teknolojisi mühendisinin işini kaybetmesine neden olacak bir düzenlemeye imza atma cüretini gösterebilmektedir. Bunun yanında, halk sağlığını da riske etmekten çekinmemektir.

Taslak, tarım sektörü ve ziraat mühendisliği, su ürünleri mühendisliği, balıkçılık teknolojisi mühendisliği mesleğiyle ilgili düzenlemeler getiren birçok yasayı yürürlükten kaldıracaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, konuşmanızı tamamlayınız Sayın Binici.

İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) – Taslağın içeriğindeki yanlış hükümler, toplumu ve ziraat, su ürünleri ve balıkçılık teknolojisi mühendisliğini mahkûm etmektedir. Bu kanun, birçok hükmü itibarıyla, yürürlükten kaldıracağı yasal düzenlemelerden daha geri hükümler taşımaktadır.

Tüm bu değerlendirmelerle, taslağın, gerçekten katılımcı ve demokratik ortamlarda, işin uzmanlarıyla birlikte yeniden ele alınarak düzenlenmesinin büyük önem taşıdığı açıkça ortadadır. Şunu çok açıkça ifade ediyorum: Ziraat Mühendisleri Odasına üye 44 bin ziraat, su ürünleri, balıkçılık teknolojisi ve tütün teknolojisi mühendisinin özlük haklarını görmezden gelen ve gasbeden kanunun, bu içeriğiyle kabul edilmesi düşünülmemelidir.

Böyle bir yasal düzenlemenin olumlu tarım hizmetleri geliştirmeyeceğini düşünüyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

AK PARTİ Grubu adına Hatay Milletvekili Orhan Karasayar.

Sayın Karasayar, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı ile ilgili olarak Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, öncelikle amacım, bu tasarı hakkında sizleri geniş bir şekilde bilgilendirmek. Fakat burada muhalefet milletvekili arkadaşlarımın tarımla ilgili konuşmalarını izleyince bu konuyla ilgili de bazı hatırlatmalarda bulunmak isterim.

Değerli arkadaşlarımız buraya çıktığı zaman çiftçimiz hakkında öyle olumsuz, bizleri öyle karamsarlığa götürecek açıklamalarda bulunuyorlar ki ben de şahsen bir anda kendi kendime şunu düşünüyorum: Acaba diyorum, Türk çiftçisi mazotu karneyle almaya mı başladı? Gübre, ilaç karaborsası mı var?    

MUSTAFA ENÖZ (Manisa) – Aynen öyle.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Onu da yaparsınız, onu da. Eğer kalırsanız onu da yaparsınız.

ORHAN KARASAYAR (Devamla) – Çiftçimiz tarlaya inemiyor mu? Tarlalarımız ekilemiyor mu? Bölgeye bazen kara yoluyla gidiyorum, Hatay’dayım, Suriye sınırına kadar gidiyoruz. Ankara’dan çıktığım zaman İç Anadolu’daki arazilere bakıyorum ekilmeyen bir karış alan yok, Çukurova’yı geçiyorum ekilmeyen bir karış alan yok, Dörtyol Amik Ovası’na gidiyorum ekilmeyen bir karış alan yok. Bakıyorsunuz Türk çiftçisinin her yıl traktör alım gücü artmış. Traktörler de artık klimalı hâle gelmiş. Türk tarım ürünlerinde ihracat artmış. Türk tarım ürünleri, Türk çiftçisi damlama sulamasız alan bırakmamış. Türk çiftçisinde, Türkiye’de üretilen tarım ürünlerinde kalite artmış, ihracat artmış…

MUSTAFA ENÖZ (Manisa) – Niye o zaman hepsi borçlu çiftçinin?

ORHAN KARASAYAR (Devamla) – …ve biz sürekli köylerimizde vatandaşlarımızla beraberiz. AK PARTİ Grubunun, AK PARTİ’nin çiftçilerimize, tarıma yapmış olduğu hizmetleri anlatmaya kalksam herhâlde burada yirmi dört saat sizlere bunlardan bahsetmem lazım. Fakat, değerli arkadaşlarımız tabii ki Türk çiftçisinin, tarımımızın daha ileriye gitmesini istiyor olabilirler, biz de istiyoruz fakat gelinen noktayı da, 2002 ile şu anki durumu karşılaştırdığınız zaman da çiftçilerimiz, aralarına gittiğimiz zaman, her zaman Başbakanımıza, bizlere dua ediyorlar, teşekkür ediyorlar değerli arkadaşlar.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Ooh! Sen dua ile bedduayı karıştırdın hemşehrim. Dua ile bedduayı karıştırıyorsun.

ORHAN KARASAYAR (Devamla) – Bunları da tabii sizler de seçim sonuçlarında görüyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, mesleğim, ziraat mühendisiyim, zirai ilaç bayiliği ve tarım makineleri bayiliği ile uğraştığım için sizlere basit bir örnek vermek istiyorum. Değerli arkadaşlar, 2001 yılında biz, bizlere gelen firma elemanlarından nakit para vererek ürün alamazdık, zirai ilaç alamazdık. Neden? Firma elemanı bize şunu söylerdi: “Arkadaş, bak sen burada bugün bana bu listeyi yapıyorsun, ben bu listeye fiyat veremiyorum. Akşam büroma gittiğim zaman fiyatlar değişiyor.” Yani yıllık fiyatlar en az yüzde 100 değişirdi, tohum fiyatları yüzde 100 değişirdi. Rafınızdaki bir tohum, bir ilaç o yıl satılmayıp bir yıl sonraki sezona kaldığında, fiyatına yüzde 100 eklediğiniz zaman yanılmıyordunuz. Fakat şu anda, değerli arkadaşlar, tarım ilaçlarının birçoğunun fiyatları 2001’dekinden daha uygun, 2001’deki fiyatların altında. Bunları tek tek de sizlere örnek verebilirim.

Değerli arkadaşlar, tabii, bu konular anlatmakla bitmez. Tabii, Türk çiftçimiz, Türk tarımımız AK PARTİ’mizin, Hükûmetimizin çiftçilerimize yapmış olduğu hizmetleri en iyi şekilde görüyor. Bizden tabii beklentileri var, biz de o beklentileri, çiftçilerimizin beklentilerini yerine getirmek için hep beraber elimizden gelen gayreti göstereceğiz. İnanıyorum ki bu tasarıyla da çiftçilerimizin ihtiyaçlarını, gıda tüketimi konusunda, gıda üretimi konusunda, ihracat konusunda, kalite konusunda olan bazı eksiklikleri de giderip çiftçimizin üretiminin değerini hep beraber daha da artıracağız değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, görüşmekte olduğumuz Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı, adından da anlaşılabileceği gibi geniş bir tarımsal alanı kapsamaktadır. Son yıllarda önemi tüm dünyada giderek daha da artan, ülke ekonomisi içerisinde önemli bir yere sahip olan, üretici ve tüketici cephesinden bakıldığında toplumun hemen tamamını ilgilendiren tarım konusunu AK PARTİ olarak toplumumuzun geleceği ve gıda güvencesi bakımından stratejik olarak değerlendiriyor ve tarıma stratejik baktığımızı konuşmamın başında belirtmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun tasarısı çok uzun süredir üzerinde yoğun tartışmaların yapıldığı bir tasarıdır. Bunun nedeni tasarının öneminden kaynaklanmaktadır. Tasarı, hayvan sağlığı, hayvan refahı ve zootekni, bitki sağlığı, gıda ve yem güvenliğiyle ilgili konulara ilişkin düzenlemeler getiren çok geniş bir uygulama alanını kapsamaktadır. Aynı zamanda halk sağlığıyla doğrudan ilişkisi nedeniyle toplumun tamamını ilgilendirmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin burasında, görüşmekte olduğumuz tasarının amaçları ve gerekçeleri hakkında bilgi vermek amacıyla tasarının gerekçesinde belirtilen bazı hususları burada zikretmek istiyorum. Çünkü zikredeceğim bu hususların, tasarının amacını ve gerekçelerini daha iyi anlamamızı sağlayacağını düşünüyorum.

Güvenilir gıda üretimi için, gıdaların birincil üretim aşaması dâhil yem üretimi ve hayvanların yetiştirilmesi, üretim ve dağıtımın tüm aşamaları birlikte değerlendirilmelidir. Bu kanun ile çiftlikten sofraya gıda güvenilirliğinin sağlanması amaçlanmaktadır.

Ülke ekonomisi açısından büyük önem taşıyan hayvan ve bitki varlığımızın hastalık ve zararlılara karşı korunması, mücadele yöntemleri, hayvanlardan insanlara geçen hastalıkların önlenmesi, alınacak tedbirlerin ve uygulamaların belirlenmesi amaçlanmıştır.

Hayvanların sağlıklı olması ve bu hayvanlardan elde edilecek hayvansal ürünlerin sağlıklı ve güvenilir olması, hayvanlara yedirilen yemlerin sağlıklı ve güvenilir olmasıyla mümkündür. Bazı hastalık etkenlerinin yemlerden hayvanlara ve hayvanlardan elde edilen ürünlerle de insanlara bulaşma riski vardır. Hayvanlara yedirilen yemlerin sağlıklı ve güvenilirliğini sağlamak için düzenlemeler getirilmektedir.

Hayvanların sağlıklarının korunması, daha fazla verimin elde edilmesi ve hayvan hastalıklarıyla mücadelede kullanılan en önemli unsurlardan biri de veteriner sağlık ürünleridir Bu ürünlerin üretimi, piyasaya arzı ve kullanımı özel bir önem arz ettiğinden, bunlara ilişkin düzenlemeler bu kanun kapsamında ele alınmıştır.

Bitki ve bitkisel ürünlerin korunması ve güvenli şekilde üretilmesi sağlık açısından önem arz etmektedir Bu nedenle, zararlı organizma taşıma riski olan bitki ve bitkisel ürünler ve diğer maddelerle zararlı organizmaların ülkeye girişinin ve ülke içinde yayılmasının önlenmesi amacıyla yapılan mücadele faaliyetleri ve bu faaliyetlerde kullanılan bitki koruma ürünlerinin üretimi, pazarlanması ve kullanımı ile ilgili düzenlemelere bu kanun kapsamında yer verilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günümüzde çevrenin korunması ve hayvan refahı konuları ulusların gündeminde yer bulmakta, bunlara ilişkin yeni düzenlemeler getirilmektedir. Bu nedenle bu kanun taslağında bu unsurlara yer verilmiştir, tasarı kapsamında yürütülecek tüm faaliyetlerin çevrenin korunması dikkate alınarak yürütüleceği belirtilmektedir. Bu, ülkemiz geleceği bakımından oldukça önemlidir çünkü yürüteceğimiz tarımsal faaliyetlerimizi çevreye zarar vermeden veya en az zararlı ekolojik olarak yapma zorunluluğumuz vardır.

Tasarı kapsamındaki konularla ilgili mevcut yasal düzenlemelerin gelişen günün koşullarına yeterince cevap vermemesi, yeni ihtiyaçların ortaya çıkması ve dağınık bir yapı arz etmesi, mevcut yasaların yeniden ele alınarak böyle bir yasal düzenleme yapılması ihtiyacını doğurmuştur.

Bu kanunun hazırlanma gerekçelerinden birisi de AB üyeliğini hedef alan ülkemizin veteriner hizmetleri, bitki sağlığı hizmetleri, veteriner sağlık ürünleri, bitki koruma ürünleri, gıda ve yem konularında ulusal mevzuatını AB mevzuatı ile uyumlaştırmaktır.

Tarımsal ürün ticaretinde gıdanın uluslararası kabul gören standartlara uygun üretimi büyük önem taşımaktadır. Getirilen düzenlemelerle bu standartlarda üretimin gerçekleştirilmesi ve ülke ekonomimizin geliştirilmesi hedeflenmektedir.

Gıda güvenilirliğinde çok önemli olan izlenebilirliğin sağlanmasında birincil üretim dâhil çiftlikten sofraya gıda zincirinin tüm aşamaları birbiri ile bağlantılıdır. Bu nedenle, bu hususlardaki yetki ve sorumluluğun tek bir otoritede toplanması bunu sağlayacaktır. Bu tasarı ile bu sağlanmaktadır.

Hayvan hastalıkları ile bitki ve bitkisel ürünlerdeki zararlı organizmalarla mücadelede resmî kontrol ve denetimlerin etkin olarak yapılabilmesinde ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının da Bakanlığa yardımcı olmalarını sağlamak amacıyla iş birliği yapmaları öngörülmektedir. Bu durum, bu alanda yürütülecek hizmetlerin daha etkin ve verimli yürütülmesine katkı yapacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yukarıda da ifade ettiğim gibi, özetleyecek olursak, tasarı ile veteriner hizmetleri, bitki sağlığı, gıda ve yem güvenilirliği konularında birçok yenilik getirilmekte, ülkemiz mevzuatı bu alandaki AB mevzuatı ile uyumlaştırılmakta, bu konularda ilgili AB standartlarına ulaşılması hedeflenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının getirdiği başlıca yeniliklerden bahsedecek olursak, hayvan sağlığı ile ilgili olarak, hayvancılık işletmeleri ve hayvanların yeni doğan ve kesilenler dâhil kayıt altına alınması, kayıtlarının tutulması, böylelikle ülke envanteri çıkarılmış olacaktır.

Hayvan varlığımızı sürdürülebilir bir şekilde korumak amacıyla, önce bir yaklaşım benimsenerek daha hastalık görülmeden önce hastalıklarla ilgili ulusal ve yerel acil eylem planları Bakanlığımız tarafından hazırlanacaktır. Bu planlarda herhangi bir hastalık görülmesi durumunda kişilerin hangi görevleri yürüteceği ve yüklenecekleri sorumlulukları ayrıntılı olarak yer alacaktır.

Hayvan sağlığının korunması ve hayvan hastalıklarının yayılmasında büyük rol oynayan hayvan hareketleri kayıt altına alınmakta ve izleme getirilmektedir.

Hayvan ticareti yapanlar, nakliyeciler ve hayvan nakilleri sırasında hayvan refahıyla ilgili yeni düzenlemeler getirilmektedir. Getirilen bu yeni düzenlemeler ile hayvan hareketlerinde izlenebilirlik ve denetim artırılırken hayvan nakilleri ili ilgili yaşanan sıkıntılara çözüm getirilmektedir.

Tasarı ile hayvan hastalıklarıyla daha etkin mücadele yapılabilmesi amacıyla, ödenen hayvan hastalık tazminatlarında üreticinin lehine yeni düzenlemeler getirilmektedir. Şöyle ki, önceden sadece hastalıklı canlı hayvanlara ödenen tazminat, mezbahalarda tespit edilen ve hastalık nedeniyle imha edilen hayvanlar ile hastalık nedeniyle imha edilen hayvansal ürünlere ve bu amaçla yapılan dezenfeksiyon için yapılan masraflar da devlet tarafından tazmin edilecektir. Tasarıyla ilk olarak başta insan ve hayvan sağlığı olmak üzere ve ayrıca çevreyi de korumak amacıyla, insanlar tarafından tüketilemeyen hayvansal yan ürünlerin yani atıkların toplanması, taşınması, depolanması, muamele edilmesi, imha edilmesiyle ilgili düzenlemeler getirilmekte ve ilgililere sorumluluklar verilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hayvan hastalıklarının önlenmesinde ve mücadelesinde önemli bir rol oynayan veteriner sağlık ürünleriyle ilgili olarak 1928 tarih ve 1262 sayılı İspençiyari ve Tıbbi Müstahzarlar Kanunu’nda tek bir madde olarak düzenleme yapılmışken bu tek bir maddelik düzenleme gelinen noktada gelişen sektörün ihtiyaçlarını ve günün koşullarını karşılamaktan uzaktı. Tasarıyla veteriner sağlık ürünlerinin üretimi, satışı, uygulanması ve kontrollerine ilişkin günün koşullarını ve sektörün ihtiyaçlarını karşılayacak ayrıntılı düzenlemeler getirilmiştir.

Bitki sağlığı alanında tasarıyla zirai mücadelede kullanılan ilaçların reçeteli satışı ve kayıt zorunluluğu getirilmektedir. Bu da bitki ve bitkisel ürünlerde ilaç kalıntılarını önleyecektir. Bu durum, ürünlerimizin kalıntı yönüyle daha sağlıklı ve güvenilir olmasını sağlayacaktır. Tasarıyla daha üretim safhasında kalıntı tespit edilmesi hâlinde kalıntının durumuna göre ürün hasadı geciktirilecek veya sağlık yönünden imhası gerekiyorsa ürün imha edilecektir. Bazı bitki hastalıkları ve zararlılarına karşı ruhsatlı ilaç bulunmaması hâlinde ihtiyaca binaen bu hastalıklara karşı etkili olan ilaçların kullanımına geçici olarak müsaade edilecektir. Burada ruhsatlı ilaç yok diye üreticimiz çaresiz bırakılmayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gıda güvenilirliği alanında ise Hükûmetimiz gıda güvencesine ve güvenilirliğine büyük önem vermektedir. Tasarı, gıdaların birincil üretimden başlayarak üretim, işleme, depolama, dağıtım ve satış aşamalarıyla ilgili düzenlemeler getirmekte, gıda güvenilirliğinin etkin bir şekilde sağlanmasında önemli bir rolü olan izlenebilirlik zorunlu hâle getirilmektedir. Örneğin herhangi bir olumsuzluk durumunda geriye ve ileriye doğru izlenebilirliği sağlaması amacıyla, ürün sahibi, gıdayı nereden aldığını ve nerelere sattığını belgelemek zorundadır.

Tasarı, insan tüketimine sunulan tüm gıdaların insan sağlığı bakımından güvenilir olması hükmünü getirmekte, güvenilir gıdanın sahip olması gereken özellikleri belirtmekte ve bu özelliklerin sahip olması gereken kriterleri ve ölçüleri vermektedir.

Tasarı, gıda güvenilirliğinin sağlanmasında esas sorumluluğu AB’de olduğu gibi işletme sahibine vermektedir, kamuoyuna da denetim yetki, sorumluluğunu vermektedir.

Gıda üreticilerinin ürettikleri gıdanın sağlıklı ve güvenilir olması şartıyla, gıda güvenilirliğinden taviz vermeden bürokratik işlemlerin azaltılarak faaliyetlerinde kolaylıklar getirilmektedir.

Tasarıyla, 5179 sayılı Kanun gereği küçük-büyük ayrımı yapılmadan bütün gıda üreten iş yerlerinde çalıştırılması zorunlu olan sorumlu yöneticilik uygulaması yeniden gözden geçirilerek, gerçekten çalıştırılmasında fayda görülen işletmeler için, üretimin nevine göre en az lisans düzeyinde eğitim almış personel çalıştırılması zorunluluğu getirilmektedir.

Mevcut uygulamada, gerek işletmeler gerekse bu işletmelerde çalışanlar açısından bazı yönlerden sıkıntılar yaşanmaktaydı. Küçük işletmeler, bir mühendis veya veteriner istihdam maliyetini karşılamakta zorlanmaktaydılar. İşletmenin büyüklüğüne göre bir kişi beş iş yerine kadar sorumlu yönetici olarak görev alabilmektedir. Bu, işveren ve çalışan açısından ve gerekse denetim bakımından sıkıntılara yol açmaktadır.

Daha önce de ifade ettiğim gibi, bütün gıda üreten iş yerleri, büyük-küçük ayrımı yapılmadan, bitkisel ve hayvansal kökenli olmasına bakılmaksızın, gıda güvenilirliği bakımından fark gözetilmeden mevzuata uygun üretim yapmak, yani başka bir ifadeyle sağlıklı ve güvenilir gıda üretimleri gerekmektedir, yani tasarıyla getirilen yükümlülükleri yerine getirmek zorundadır.

Yine, aynı şekilde, tasarıya göre, büyük-küçük ayırımı yapılmaksızın bütün gıda üreten işletmeler denetim kapsamında olup, olumsuzluk durumunda yaptırımlara muhataptırlar. Mevcut uygulamadaki gıda iş yerlerindeki sorumlu yöneticilik uygulaması yerine tasarıyla getirilen yeni düzenlemeye ilişkin bazı meslek örgütlerimiz tarafından dile getirilen ve basında da yer alan sorumlu yöneticilik konusunda birkaç hususa değinmek isterim:

Tasarıda, gıda üretimi iş yerlerinde olan riskleri önceden önlemek, üretim kayıplarını azaltmak, üretim aşamasına katkı yapmaları amacıyla 30 beygir gücü üzeri motor gücü bulunan veya 10 ve üzeri toplam personel çalıştıran iş yerlerinde işin nevine göre personel çalıştırılmasında fayda görülmüş ve bu amaçla personel çalıştırma zorunluluğu getirilmiştir.

Her şeyden önce, bazı taraflarca dile getirildiği gibi, bu tasarı bir istihdam yasası olmayıp teknik ve sağlık önlemleriyle ilgili düzenlemeler içeren bir yasadır. Bununla birlikte, getirilen düzenlemeyle mevcut uygulamada sorumlu yönetici olarak görev yapan yaklaşık 20 bin civarında ziraat mühendisi, gıda mühendisi, kimya mühendisi, kimyager, biyolog, veteriner gibi değişik mesleklere mensup personelin istihdamında bir azalma olmayacaktır. Çünkü, kayıtlara göre tasarıyla getirilen ölçülere uygun personel çalıştırılması zorunlu olan işletme sayısı 20 binin üzerindedir.

Görüleceği üzere, yeni düzenlemeyle ilgili istihdam edilen personel sayısında azalma olmayacağı gibi, bu kişiler sadece bir iş yerinde görev alacaklar, işlerinde hem işveren hem de kendi meslekleri açısından daha verimli olacaklardır. Bu alanda getirilen düzenleme, iş yerleri ve burada görev yapacak personel açısından, ülkemiz koşullarında ekonomik, sosyal ve gıda güvenliği bakımından en makul düzenlemedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarıyla gıdalarda olası risklerle ilgili olarak ülkemizde ilk defa bağımsız, tarafsız, şeffaf ve bilimsel esaslara göre risk değerlendirmesi yapmak üzere siyasi, ticari ve ekonomik kaygılardan uzak risk değerlendirme birimleri oluşturulmaktadır. Bu birim, gıdalar konusunda gerek kamuya gerekse halka en doğru bilgiyi verecek ve danışman görevi yapacaktır. Tasarı, birincil üretim dâhil tüm gıda üretimi, dağıtım, satış yerlerine yönelik genel ve özel…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim, konuşmanızı tamamlayınız.

ORHAN KARASAYAR (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Tasarı, birincil üretim dâhil tüm gıda üretim, dağıtım ve satış yerlerine yönelik genel ve özel hijyen kuralları getirmekte ve bu kurallara uymayanlara yaptırımlar öngörmektedir.

Bütün bu düzenlemelerin amacı, birincil üretimden başlayarak son tüketiciye kadar, diğer bir ifadeyle, tarladan sofraya kadar gıda güvenilirliğini etkin bir şekilde sağlamak ve halkımıza sağlıklı ve güvenli ürünler sunmaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimi toparlayacak olursam, bu tasarı, ister bitkisel üretim, ister hayvansal üretim olsun, birincil üretim aşamasından başlamak üzere ve bunlardan elde edilecek ham maddenin işlenerek ürünlere dönüştürülmesi, sağlıklı bir şekilde depolanmaları ve dağıtılmalarını sağlamaya yönelik gerekli olan teknik ve sağlık kurallarını belirlemek, bu konularda AB standartlarına ulaşmak, tarımsal ürünlerimizin uluslararası kabul gören standartlara uygun üretimini sağlayarak rekabet edebilirliğini artırmak ve ülke ekonomisinin, rekabetçi ülke ekonomisinin gelişmesine katkı yapmak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN KARASAYAR (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Evet, alayım son cümlenizi.

Buyurun.

ORHAN KARASAYAR (Devamla) – …yetiştiricilerimizin alın teri dökerek ürettikleri ürünlerin hak ettiği değeri bularak refah seviyelerini yükseltmek, en önemlisi halkımıza güvenilir ürünler sunmak amacıyla hazırlanmıştır.

Tasarı kapsamındaki faaliyetlerin yürütülmesinde, gıda güvenilirliğinden ve etkin denetimden taviz verilmeden, bürokratik işlemler azaltılarak üreticilerin önü açılmış, ancak tüm gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ilgililere sorumluluk, yükümlülükler getirilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hazırlanma gerekçelerinin amacını kısaca açıklamaya çalıştığım Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı’nın yasalaşması hâlinde ülkemize ve halkımıza hayırlı olmasını diler, yasanın hazırlanmasında emeği geçenleri kutlar, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde şahsı adına Adıyaman Milletvekili Sayın Mehmet Erdoğan, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gıda ve yem güvenilirliği, hasılı halk sağlığını ilgilendiren çok önemli bir tasarıyla karşı karşıyayız. Bu tasarının kanunlaşması ülkemizin menfaatinedir. Gıda ve yemdeki güvenilirlik, halk sağlığı, bitki sağlığı, hayvan sağlığı ile hayvan ıslahı ve refahı, tüketici menfaatleri ile çevrenin korunması da dikkate alındığında, bu tasarı beş yıllık bir çalışmayı, bir hazırlık aşamasını geçirerek nihai şeklini almıştır. Bu süreçte resmî ve özel kuruluşlar, sivil toplum kuruluşlarının görüşleri, birlikler, odalar ve ülke ihtiyaçlarının dikkate alınmasıyla, Avrupa Birliği müktesebatı da taranarak titiz bir çalışma neticesinde AB müktesebatına uyumlu bir tasarı hazırlanmıştır.

Mevcut durum analiz edildiğinde, mevcut kanunların uygulanmasında yaşanan sorunların giderilmesi ve yeni ihtiyaçların karşılanması, yetki karmaşasının önlenmesi ile yetki ve sorumluluğun tek otoritede toplanması amaçlanmakta. Tarladan sofraya gıda güvenilirliğini sağlamak amacıyla, ilk üretim dâhil, gıdanın üretim ve dağıtımının tüm aşamalarıyla ilgili kuralların belirlenmesi, kontrolü ve izlenebilirliğin temini… Avrupa Birliği üyeliğini hedef alan ülkemizin veteriner hizmetleri, bitki sağlığı, veteriner sağlık ve bitki koruma ürünleri, gıda ve yem hijyen kuralları ve bu hususlardaki resmî kontroller ile ilgili ulusal mevzuatı AB mevzuatı ile de uyumlaştırıyoruz. Gıdaların uluslararası kabul gören standartlara uygun üretiminin sağlanması esas alınıyor. Hayvan ve bitki varlığının hastalık ve zararlılara karşı korunması ve bunların mücadele yöntemleri, hayvanlardan insanlara geçen hastalıkların önlenmesi ve insan sağlığının korunması için bu kanun tasarısının ne kadar elzem olduğu ortadadır.

Bu kanun tasarısı, hayvan hastalıklarıyla mücadele, bitki zararlılarıyla mücadele, hayvan refahı, hayvan ıslahı ve zootekni konuları, veteriner ilaçları ve bitki koruma ürünleri, gıda ve yemin üretim ve işleme ve dağıtım aşamaları, hijyen kuralları, risk analizi, resmî kontroller ve cezai yaptırımların da geniş kapsamlı olarak ele alındığı önemli hususları içermektedir.

Ayrıca, bu kanun tasarısı çok önemli yenilikler getirmekte. Bunlardan kısa başlıklar hâlinde sizlere bahsetmek isterim:

Hayvan sağlığında, hayvanların tanımlanması ve işletmelerin kayıt altına alınması, hayvan ticaretiyle uğraşanların belgelendirilmesi, hayvan nakilleriyle ilgili hayvan refahı kurallarının getirilmesi, hastalıklarla ilgili ulusal ve yerel acil eylem planlarının hazırlanması, veteriner sağlık ürünlerinin üretimi, satışı, uygulanması ve kontrolüne ilişkin yasal altyapının oluşturulması getirilmekte.

Yine bitki sağlığında, Bakanlıkça belirlenen bitki ve bitkisel ürünlerle ilgili kayıt zorunluluğunu getiriyoruz. Bitki ve bitkisel ürün nakillerinde bitki pasaportu düzenleniyor. Bitki koruma ürünlerinin satışında reçete zorunluluğu getiriliyor. Zararlı organizmalarla mücadelede yeni kurallar var. Bitki koruma ürünleri kayıt altına alınıyor. Bitki koruma ürünlerinin uygulanmasına ilişkin yeni düzenlemeler yapılmakta.

En önemlilerinden birisi de yine, gıdada, gıda güvenliğinde esas sorumluluğun gıda işletmecisine verilmesi. Gıda ile ilgili yetkilerin tek elde toplanması. Üretim izni, gıda sicili ve tescil işleri kaldırılarak yerine kayıt ve onay sisteminin getirilmesi. Tüm gıda üreten iş yerlerinde zorunlu olan sorumlu yönetici uygulaması yeniden değerlendirildi. Çalıştırılmasında fayda görülen, Bakanlıkça belirlenecek onaylı ve kayıtlı işletmelerde, üretimin nevine göre, en az lisans düzeyinde eğitim almış kişilerin çalıştırılmasının zorunluluğu getirilmekte.

Risk değerlendirme biriminin oluşturulması. İlk üretim dâhil, hijyenle ilgili düzenlemeleri kanun kapsamında düzenleyerek cezai yaptırımları da birlikte getiriyor. Geleneksel ürünler için istisnalar getiriliyor. Sınır kontrol noktalarının kurulması ve işletilmesi sağlanmış oluyor.

Yine, yemle ilgili, insan ve hayvan sağlığı yönünden ticarete konu olan yemler değil, kendi hayvanları için hazırlanan yemler de kapsama alınıyor. Yemlerin tescil zorunluluğu, yem katkıları ve özel amaçlı yemler hariç bırakılıyor. Yem güvenilirliği kontrollerinin risk esasına göre yapılması yine yem güvenilirliğinde öncelikli sorumluluğun yem işletmecilerine verilmesi, yeme ilişin analizlerin yetkilendirilmiş laboratuvarlarda da yapılabilmesine imkân verilmesi tasarıyla getirilen yenilikler arasında.

Tabii, bu tasarı hazırlanırken iktidar ve muhalefet partisinin milletvekilleri olarak hem komisyonda hem alt komisyonda birlikte çalıştık. Ama ne yazık ki Türkiye'nin tarımsal faaliyetleri, tarımsal gelirimiz hesap edildiğinde akla hayale gelmeyecek yanlış bilgilendirmeler yapıldığı için bunları da tekrar ifade etmek ihtiyacı, zarureti hasıl oldu. Tarım sektörünün gayrisafi yurt içi hasılaya katkısı 2002 yılında 23,7 milyar dolar iken AK PARTİ hükûmetleri sayesinde 57 milyar dolarlık bir durumdayız. Tarım ürünleri ihracatımız yine 2002’de 4 milyar dolar iken 11,2 milyar dolara çıkartılmış. Bunlar hep AK PARTİ’nin farkı. Tarımsal kredi kullanımı ve faiz oranları, 2002’de yüzde 59’la Ziraat Bankası çiftçimize kredi verirken, hem de yüzde 59 faizle verirken, AK PARTİ döneminde yüzde 0-13 aralığında faiz, artı 550 bin çiftçiye 2002 yılında 529 milyon kredi kullandırılırken, bu dönemde 1 milyon 121 bin çiftçimize 9,5 milyar TL’lik, 9,5 katrilyonluk çiftçiye kredi kullandırılmıştır. Bunların geri ödemesini hesap ettiğiniz zaman yüzde 92-97’dir. Demek ki çiftçimiz memnundur. Toplam tarımsal desteklemeler 2002 yılında 1,868 milyar TL idi, sadece 2010 yılındaki tarımsal desteklemelerimiz bütçede 5,6 katrilyondur. AK PARTİ döneminde toplam 35 katrilyonluk, çiftçimize destekleme yapılmış olacaktır.

İlk defa mazot desteğini getiren AK PARTİ Hükümetidir. AK PARTİ hükûmetleri dönemi boyunca toplam mazot desteklemeleri, 2010 yılı dâhil 3 milyar TL’yi bulmuştur.

2005’te ilk defa gübre desteğini getiren yine AK PARTİ Hükûmetidir. 2,2 milyar TL’lik toplam gübre desteklemesi yapılmıştır.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Yalandan kim ölmüş, yalandan!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – “Halep oradaysa arşın burada.” demişler ya, biz milletimize anlatıyoruz, bırakın, muhalefet isterse dinlemesin, doğruları söylemeye devam edeceğiz.

Arz açığı bulunan ve stratejik açıdan önemli on altı ürüne prim desteği devam ediyor.

Hayvancılık destekleri 2002’de… Deminden beri konuştunuz, 2002’ye kadar hayvancılık anlamında ne projeniz vardı, ne politikanız vardı Allah aşkına?

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Siz getirdiniz değil mi? Helal olsun!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – 2002’de 83 milyon TL, 83 trilyonluk hayvancılığa olan desteklemeniz, 2010 yılında sadece 1 katrilyon 250 milyarlık hayvancılığa desteklememiz vardır.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Ortada, ortada…

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Yüzde 50 hibeli kırsal kalkınma desteklerimiz devam ediyor.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Hayvanlar Uruguay’dan…

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Tarımsal ürünlerin işlenmesi, paketlenmesi, ambalajlanması, depolanması gibi ekonomik yatırımlar, alet ve ekipman alımları, basınçlı sulama yatırımları hâlen devam ediyor. Sertifikalı tohumluk kullanımı, tarımsal sigorta desteği, mera ıslah çalışmaları, bunlar, AK PARTİ sayesinde muhalefetin de tanıdığı çalışmalar, buluştuğu politikalar.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Yapma ya!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Yem bitkisi ekim alanlarını 1,1 milyon hektardan 2,2 milyon hektara taşımışız. Suni tohumlama hayvancılık için önemli. Ben veteriner hekimim. Yılda 640 bin suni tohumlama yapılırken AK PARTİ Hükûmetinde yıllık 2 milyon 600 bin suni tohumlama yapılmıştır.

Süt ve etçi damızlık sığırcılık yatırımlarının desteklenmesi… Anadolu’yu gezin, bir dolaşın, GAP ve DAP illerinde sütçü ve etçi damızlık sığırlarla ilgili yapılan desteklemelere şöyle bir bakın, vatandaş memnun mudur, değil midir?

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Çok, çok memnun!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Hububat fiyatları açıklandı. Adıyaman’dan, seçim bölgemden kooperatif mensupları, oda temsilcileri, ziraat odası, borsa başkanımız, hepsi, çiftçilerimiz aradılar, Sayın Bakanımıza, AK PARTİ Hükûmetine teşekkür ediyorlar.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Çok memnun, çok memnun!

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Elektriği aylığa bağladınız, aylık alıyorsunuz.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Siz anlamasanız da, vatandaşımız, çiftçimiz bu durumu anladı, AK PARTİ’ye olan desteğin ve teveccühün -artırarak- devam etmekte.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin gelişmesi ve…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Her ay elektrik parası alıyorsunuz.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – …halkımızın sağlıklı bir şekilde beslenmesi için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Çiftçi maaş alıyor sanki, her ay elektrik parası alıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Erdoğan, konuşmanızı tamamlayınız efendim.

Buyurun.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – …hayvansal ve bitkisel gıdaların sağlıklı bir şekilde üretimi, hazırlanması, işlenmesi, depolanması ve nakliyesi gerçekten büyük önem arz etmekte.

Çağdaş medeniyet anlayışıyla hazırlanmış olan bu kanun tasarısının hayata geçmesi ülkemizin yararınadır.

Bu kanunun hazırlanmasında, başta Sayın Bakanımız olmak üzere, iktidar ve muhalefet partisi milletvekillerine komisyonda verdikleri katkılardan dolayı ve bürokratlarımıza, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Kanunun milletimiz ve memleketimiz için hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

Hükûmet adına Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Mehmet Mehdi Eker.

Sayın Bakanım, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı hakkında hem yüce heyetinizi bilgilendirmek hem de konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunmak istiyorum.

Sayın milletvekilleri, insanoğlu başlangıçta tarıma, tarımsal üretime geçtiği tarihlerde kendi şahsi zatî ihtiyaçları veya mahallî ihtiyaçlar için üretim yaparken, şehirleşmenin artmasıyla, insanların topluluklar hâlinde bir arada yaşamaya geçmesiyle birlikte artık pazar için üretim gündeme gelmiş ve bu giderek çok daha ileri boyutlara ulaşmıştır. Tabii, pazar için üretim söz konusu olduğunda ham madde niteliğindeki birincil üretim yerini işlenmiş ürünlere, bunların muhafazasına, sanayiye, bunların ambalajlanmasına, uzak pazarlara ulaşmasına, uzun süreler için muhafaza edilmesine ihtiyaç hissettirmiştir. Böyle bir zorunluluk ortaya çıkarmıştır. İşte esasen bu tasarının hazırlanmasındaki temel faktörlerden bir tanesi de bu alanda ortaya çıkan ihtiyacı, yani gıdanın, gıda maddelerinin tarladan sofraya, çiftlikten çatala, meradan tabağa zincirin bütün halkalarında denetimini tesis etmek, bunun hijyenik ve sağlıklı olduğundan emin olmak, buna ait düzenlemeleri, mevzuatı oluşturmak ve bunu en etkin bir şekilde uygulamaktır. Yani dünyanın her yerinde, özellikle ekonomisi gelişmiş ülkelerde, kentleşmeyi belli bir düzeyin üzerine çıkarmış ülkelerde bu tür bir mevzuat, esasen gerekli bir mevzuattır.

Biz de bugüne kadar Türkiye’de bu alanda beş ayrı kanun ile düzenlenen bu konudaki mevzuatı şimdi hem birleştiriyoruz, bir tek yasa hâline getiriyoruz hem bu yasalardaki birtakım, teknoloji sebebiyle eskimiş veya güncelliğini kaybetmiş veya ortaya yeni çıkmış ihtiyaçları da dikkate almak suretiyle bunları güncelliyoruz. Yasaları sadeleştiriyoruz, bunların uygulanabilirliğini arttırıyoruz, yani daha pratik bir hâle getiriyoruz ve yeni bir bakış açısıyla, yeni bir anlayışla bu alandaki mevzuat ihtiyacını gideriyoruz.

Tabii, bu yasa ile birlikte yürürlükten kaldıracağımız mevcut, meri mevzuatımızda beş tane kanun var. Bunların bazıları hakikaten çok eski. Örneğin, 6968 sayılı Zirai Mücadele ve Zirai Karantina Kanunu 1957 tarihlidir. Örneğin, Yem Kanunu 1973 tarihlidir. En yenilerden bir tanesi, 2004 tarihli 5179 sayılı Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun’dur. Bunun dışında, yine, 1986 tarihli 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu var ve 2001 tarihli Hayvan Islahı Kanunu var ki 2001 tarihli Hayvan Islahı Kanunu, 1926 yılındaki Islahı Hayvanat Kanunu’na dayanılarak düzenlenmiş ancak muhteva itibarıyla, öz itibarıyla herhangi bir yenilik getirmemiştir.

Şimdi, biz, bütün bunları birleştirip, bütün bunları düzenleyip ortaya -biraz önce de arz ettiğim gibi- Avrupa Birliğinin de en son mevzuatının gerektirdiği, onunla uyumlu, ona paralel bir yeni düzenleme…

Bir hususu da bu çerçevede ifade etmek istiyorum, bilginize arz etmek istiyorum: Bizim, Avrupa Birliğiyle ilgili müzakere fasıllarından bir tanesi gıdadır, gıda güvenliğidir, gıdaya ait fasıldır. Böyle bir düzenleme -Avrupa Birliğinin meri mevzuatıyla uyumlu bir mevzuatın olması ve bunun tek çatı altında, tek merkezde düzenlenmesi, bu yönde bir yeni mevzuatın oluşması- Avrupa Birliğiyle müzakere edilecek olan gıda faslının da açılış kriterlerinden birini oluşturuyor. Dolayısıyla bugün biz bu kanunu görüşmek suretiyle hem Türk milletine, Türk tüketicisine ve bu ülkede yaşayan herkese daha hijyenik, daha sağlıklı gıda tüketmelerine imkân sağlayacak, daha sağlıklı ve daha güvenilir, daha hijyenik gıda maddelerine ulaşmayı rahatlatacak, kolaylaştıracak bir mevzuat düzenliyoruz ama aynı zamanda da Avrupa Birliğiyle ilgili bir faslın açılış kriterini de yerine getirmiş oluyoruz. Bu, bu bakımdan çok önemli çünkü eğer biz bugün bunu yüce oylarınızla, yüce tensibinizle kanunlaştırırsak ve bu yayınlanırsa 30 Haziran tarihi olmadan Avrupa Birliği ile gıda faslını da müzakereye açmış olacağız. Bu bakımdan da önemli bir yasa tasarısı görüşmekte olduğumuz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; neleri kapsıyor bu tasarı? Hayvan hastalıklarıyla mücadeleyi. Bitki zararlılarıyla mücadeleyi. Hayvan refahını. Hayvan ıslahı ve zootekni konularını, yani hayvan yetiştiriciliği konularını. Veteriner ilaçları ve bitki koruma ürünlerini. Gıda ve yemin üretim, işleme, dağıtımının tüm aşamaları ve hijyen kuralları. Hızlı uyarı sistemi. Özellikle güvenilir gıdada önemli. Acil durumlar ve bu konularla ilgili kriz yönetimi esaslarını. Risk analizi ve risk yönetimi. İhtiyati tedbirleri, resmî kontrolleri ve cezai yaptırımları kapsıyor bu tasarı.

Tasarının hayvan sağlığı alanında getirdiği yenilikleri dikkate aldığımızda: Hayvanların tanımlanması ve işletmelerin kayıt altına alınması hususu. Hayvan ticaretiyle uğraşan yurttaşlarımızın belgelendirilmesi. Hayvan nakilleriyle ilgili hayvan refahı kurallarının getirilmesi. Yine proaktif bir yaklaşımla hastalıklarla ilgili ulusal ve yerel acil eylem planlarının hazırlanması. Veteriner sağlık ürünlerinin üretimi, satışı, uygulaması ve kontrolüne ilişkin yasal altyapı oluşturulması, bu çerçevede, hayvan sağlığı alanında getirilen yenilikler.

Bitki sağlığıyla ilgili olarak da getirilen yenilikler var. Onların da sadece satır başlarını sizlerle paylaşmak istiyorum saygıdeğer milletvekilleri.

Bakanlıkça belirlenen bitki ve bitkisel ürünlerle ilgili kayıt zorunluluğu getirilmesi. Bu, özellikle takipte ve bitki hastalık ve zararlılarıyla mücadelede kullanılan pestisit ve diğer kimyasal maddelerin izlenmesi konusunda bize büyük imkân tanıyacak bir düzenleme.

Yine bitki ve bitkisel ürün nakillerinde bitki pasaportu düzenlemesi zorunluluğu getiriliyor, bu kanun içerisinde yer alıyor.

Bitki koruma ürünlerinin satışında reçete zorunluluğu getiriliyor. Bu da bütün vatandaşlarımızın esasen beklediği ve arzu ettiği bir husustur.

Zararlı organizmalarla mücadelede yeni kurallar getiriliyor ve bitki koruma ürünlerinin uygulanmasına ilişkin keza yeni düzenlemeler getiriliyor.

Saygıdeğer milletvekilleri, gıda konusunda, yani işlenmiş gıda konusunda gıda güvenilirliğinde esas sorumluluğun gıda işletmecisine verilmesi getiriliyor, ki bu son derece de önemli bir husus. Çünkü insanlar eğer imalathane sahibi iseler ve gıda işletmelerinde bir gıda maddesi üretimi yapıyorlarsa bunun işletmecisinin bu konuda bir sorumluluğunun bulunması gerekiyor.

Gıdayla ilgili yetkilerin tek elde toplanması getiriliyor, ki bu, denetim ve koordinasyonda çok büyük kolaylık sağlayacak bir düzenleme.

Üretimin izni, gıda sicili ve tescil işleri basitleştiriliyor, bunlar kaldırılıyor. Bunun yerine, Avrupa Birliğinde de olduğu gibi, kayıt ve onay sistemi getiriliyor.

Yine, gıda üreten iş yerleri yerine, risk esasına dayalı değerlendirmeyle, Bakanlıkça belirlenen onaylı ve kayıtlı işletmelerde üretimin çeşidine göre en az lisans düzeyinde eğitim almış kişilerin çalıştırılması zorunluluğu getiriliyor.

Risk değerlendirme birimi oluşturuluyor ve birincil üretim dâhil hijyenle ilgili düzenlemelerin kanun kapsamında ele alınarak cezai yaptırımların getirilmesi sağlanıyor.

Geleneksel ürünler için istisna elbette ki var.

Bir de sınır kontrol noktalarının kurulması ve işletilmesi yine bu mevzuatla getirilen bir husus.

Yemle ilgili olarak da, insan ve hayvan sağlığı yönünden sadece ticarete konu olan yemler değil, yani insanlara, başkalarına sattıklarınız değil, kendi hayvanlarınızı beslemek için ürettiğiniz yemler bile, orada hazırlanan yemler bile bu kapsam içerisinde değerlendiriliyor. Yani onlara, kendi hayvanlarına yedirdiğiniz yemlere bile bir standart getiriliyor, onlar da bu kanun çerçevesinde yapılacak olan denetim, kontrol ve standartlar içerisine alınıyor.

Yemlerin tescil zorunluluğu, yem katkıları ve özel amaçlı yemler hariç olarak kaldırılıyor. Yem güvenilirliği kontrollerinin risk esasına göre yapılması sağlanıyor. Yem güvenilirliğinde öncelikli sorumluluğun yem işletmecilerine verilmesi, bir de yeme ilişkin analizlerin yetkilendirilmiş laboratuvarlarda da yapılabilmesine imkân tanınıyor.

Saygıdeğer milletvekilleri, biraz önce de söylediğim gibi, bu tasarının aynı zamanda Avrupa Birliğiyle müzakere fasıllarından birinin açılış kriteri olması hasebiyle Avrupa Birliği mevzuatına uyumlu olmasına özen gösterildi ve bu çerçevede Avrupa Birliğinin 2002/178, 2004/852, 2004/853 ve 2004/854 sayılı tüzükleriyle, bunların resmî kontrollerine yönelik 2004/882 sayılı Tüzük’ten oluşan “yeni hijyen paketi” olarak adlandırılan direktifler dikkate alınarak hazırlandı ve bunlarla uyumlu olarak bu tasarı hazırlandı. Bu süreç içerisinde Avrupa Birliği Komisyonu yetkilileriyle de görüşmeler yapıldı.

Taslakta yer alan veteriner hizmetleri, bitki sağlığı, gıda ve yeme ilişkin kurallar gıda güvenilirliğinin sağlanmasını amaçlıyor. Gıda güvenilirliğinin sağlanmasından sorumlu Avrupa Birliğinin uygulaması doğrultusunda tek bir yetkili otorite sağlanması hedefleniyor. Veteriner hizmetleri, bitki sağlığı, gıda ve yem hizmetleri mevzuatının ayrı ayrı taslaklar şeklinde düzenlenmiş olması durumunda bile Avrupa Birliği mevzuatı gereği aynı düzenlemeleri içerecektir.

Kanun tasarısında dikkat edildiği üzere bu hususlar sanki ayrı kanun taslakları gibi kısımlar şeklinde birbirinden ayrılmıştır. Kanun paketinin birlikte hazırlanması mükerrer uygulamaları, çakışma ve çatışmaları önlemek amacıyla yapılmıştır. Avrupa Birliğinin bu tasarıyı beklediğini tekrar ifade etmek istiyorum saygıdeğer milletvekilleri.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii tasarıyla ilgili yapılan eleştirileri biz hep dikkate aldık ve bu tasarının hazırlanma sürecinde -ki, uzunca bir süreç aldı bu- on bir tane bakanlık ve kamu kurum-kuruluşu, on kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu, üniversite ve sivil toplum kuruluşu, bir de kendileri doğrudan görüş gönderen kurum ve kuruluşlar da altı olmak üzere, toplam asgari yirmi yedi kurum, kuruluş, sivil toplum kuruluşu, kamu kuruluşundan destek alındı, onlardan katkı alındı, görüş alındı. Bu nedenle bu tasarının hazırlanması esnasında kimseye sorulmadığı veya kimsenin görüşünün alınmadığı yönündeki eleştiriler çok haklı eleştiriler değildir saygıdeğer milletvekilleri.

Değerli milletvekilleri, arkadaşlarımız konuyla ilgili konuşurken tabii başka konulara da değindiler ve bir arkadaşımız Türkiye’de (1/98) sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’na bağlı Türkiye’nin daha önceden imzaladığı ve uluslararası tarımsal ticaretin esaslarını belirleyen, dolayısıyla da aklınıza gelebilecek ne kadar tarımsal ürün varsa bunlarla ilgili listeleri buradan okudu. Kayıtlara özellikle geçmesi açısından bunu açıklamayı zorunlu görüyorum, çünkü zannedildiği gibi, orada okunan bütün ürünlerde o kadar ithalat yapılmış değildir, böyle bir şey söz konusu değil. O 1998 yılında Türkiye-Avrupa Gümrük Birliği arasında akdedilen anlaşma, bunun çerçevesinde Türkiye Avrupa Birliğine gümrüksüz tarım ürünü ihraç ediyor -şimdi arkadaşımız bunları okumuyor, o listeyi okumuyor- Avrupa Birliğinden belirli düzeydeki şartlarda ve gümrük oranlarında alınabilecek -“alınan” demiyorum- ürünleri alınmış gibi söyleyip bunlarla ilgili maalesef bilgiler verdi. Bunlar tabii doğru değildir.

Esasen, tabii, “1998 tarihinde imzalanan anlaşma yanlıştır.” da demiyorum, o günkü Hükûmet o taviz listesini karşılıklı olarak düzenledi.

Şimdi, arkadaşlar, biz acaba şunun farkında mıyız: Yani dünyada ithalat yapmadan, bir gram ithalat yapmadan, bir liralık ithalat yapmadan sadece ve sadece ihracat yapabileceğimizi mi düşünüyoruz? Dünyada böyle bir ülke var mı? Bu hayal değil mi? Eğer biz, yani satır aralarında bunu vaat ediyorsak, böyle bir cennet vaat ediyorsak, doğrusu bunu da ben hem yüce Meclisin hem milletimizin takdirine bırakıyorum. Bu söylenenler doğru değildir…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Doğru…

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – …çünkü bunun bir de ihracat boyutu var, onu da söylemek lazım. Şimdi ben size onu söyleyeyim. Mesela İsrail’den bahsedildi.

Değerli arkadaşlarım, İsrail’e bizim tarım ürünü ihracatımız 2009’da 142 milyon lira, ithalatımız 27 milyon lira. Yani 142 milyon liralık tarım ürünü satmışız, 27 milyon liralık da tarım ürünü almışız. Bu bir ticaret.

Şimdi, Avrupa Birliği ülkeleriyle… Bakın, şimdi, demin liste okundu ve işte “100 ton çilek” diyor, sanki 100 ton çilek gelmiş gibi! Yani öyle bir şey yok. Yani olmayan ürünlerin, gerçekleşmeyen, sadece listede ismi yazılı ürünlerin, ticarete konu olabilecek ürünlerin listesini okuyor ve diyor ki: “Niye bunu ithal ediyorsunuz?”

Şimdi, Avrupa Birliğine bizim sattığımız, ihraç ettiğimiz tarım ürünü 2009 yılında 4,2 milyar dolar. Aldığımız ne? 1,6 milyar dolar.

Şimdi, 4,2 milyar dolar 1,6’nın kaç katı? 2,6 katı. Demek ki Avrupa Birliğine biz 2,6 kat daha fazla tarım ürünü ihraç ediyoruz.

Genel ihracat içinde 11,2 milyar dolar geçen yılki rakamımız ve bunun ithalatı da 9,6 milyar dolar. Buradaki fark da net Türkiye tarım ürünü konusunda -ki bunun içerisinde tarımsal hammaddeler de dâhildir, örneğin lif pamuk gibi, bunlar da dâhil olmak üzere- tarım ürünü ihracatçısıdır hem dünyayla ilişkilerinde hem Avrupa Birliğiyle ilişkilerinde ki biraz önce, demin, söyledim.

Şimdi, sebze meyve tohumluğu söyleniyor. Biz uyguladığımız projeyle Türkiye'nin sebze tohumluğunda kendine yeterlilik oranını yüzde 10’dan devraldık, yüzde 10; şimdi yüzde 35. Beş yıl içerisinde yüzde 35’e çıkardık.

Diğer ürünleri söylemiyorum, yani hububat tohumluğunu, diğer tohumluğu. Oralarda, mesela ekmeklik buğdayda yüzde 95 kendi tohumumuzu kullanıyoruz, makarnalık buğdayda yüzde 98 kendi tohumumuzu kullanıyoruz, arpada yüzde 99, diğer bakliyatta da yüzde 100 kendi tohumumuzu kullanıyoruz; aspirde yüzde 100, tütünde 85, fiğde yüzde 100 kendi tohumumuzu kullanıyoruz.

Şimdi, tabii ki Türkiye’de tarım sektörünün sorunları var, onları hep beraber çözeceğiz ama bunları söylerken de bir insaf ölçüsüyle değerlendirme yapılmasını hatırlatmak istiyorum, kayıtlara bu şekilde geçmesi için bunları açıklama durumunda kaldım ve kanunumuzun, tasarımızın hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim zamanlamanızdan dolayı.

Şahsı adına son konuşmacı, Aydın Milletvekili Ahmet Ertürk.

Sayın Ertürk, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET ERTÜRK (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunun hazırlamış oldukları raporları bugün Meclisimizde görüşüyoruz ve inşallah ürettiği ürünlerle bizleri besleyen ve doyuran çiftçilerimize yeni fırsatlar, yeni imkânlar, yeni açılımlarla, bu yasal düzenlemeyle buluşturuyoruz, buluşturmalıyız çünkü tarım bizim geleneğimiz ve geleceğimiz. Tarımı geliştirmeden, tarımımızı hak ettiği noktaya getirmeden ülkemizi ve ülkemiz insanlarını layık oldukları fırsatlarla buluşturamıyoruz. Doğru projeler, doğru öneriler ve doğru sözlerle gerçekten tarımımızı hak ettiği ve layık olduğu yere taşıyabiliriz. Tabii muhalefet partilerimizin değerli milletvekillerinin de gerek komisyonlarda gerekse Parlamentomuzda bu yasa tasarısına yapacakları pek çok güzel katkılar olacaktır. Örneğin dün maden yasasını görüşürken güzellikler yaşadık. Burada zeytin ürünümüzle ilgili, maden yasası içerisinde gerek Hükûmetimizin daha önce tasarı olarak getirdiği ve Tarım Komisyonumuzda da olgunlaştırılan yine beraberce olgunlaştırdığımız ve Tarım Kanunu’muzun 11’inci maddesinde şekillenen ürün konseyleri maddesinden Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyimiz kurulmuştu. Dün Konseyimizin değerli üyeleri de Parlamentomuzdaydı ve onların da katkılarıyla, sivil toplum kuruluşlarımızın katkılarıyla dün maden yasamızda zeytinliklerle ilgili bir düzenleme yapıldı. Tabii biz katkısı olan tüm arkadaşlarımıza zeytin bölgesi bir milletvekili olarak da teşekkür ediyoruz.

Tabii çalışmalarımızı sürdürüp olgunlaştırmamız lazım. Gene burada pek çok öneriler ortaya konuldu. Doğru olan önerileri ve sözleri, talepleri mutlaka değerlendirerek tarımımızı da sadece çiftçilerimizin üzerinden siyaset yapılabilir durumdan mutlaka çıkarmamız lazım. Konuşan her arkadaşımız sanki Türkiye’de tarım yokmuş… İşte Değerli Bakanımız izah etti; üretim nereden nereye geldi, ihracat nereden nereye geldi, tarım ürünlerinin değerlendirilmesiyle ilgili, üretim fırsatlarının artırılmasıyla ilgili neler yapıldı. Pek çok güzel şeyler yapıldı ama sanki hiçbir şey yapılmamış gibi, yok farz edilmiş gibi değerlendirmek de elbette doğru olan değildir.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Aynı sizin gibi. Siz de 2002’den önceyi yok sayıyorsunuz.

AHMET ERTÜRK (Devamla) – Burada tarımı sadece bitkisel üretim ve hayvansal üretim olarak da görmemek lazım. Bu ürünlerin işlenmesi, değerlendirilmesiyle ilgili de pek çok çalışmalar yapılmaktadır.

Hayvancılıkta, tarımla geçimini sağlayan çiftçilerimizin gerek büyükbaş gerek küçükbaş gerek kanatlı üretimini yapan çiftçilerimize işletmelerinin devamlılığının sağlanması, üretimlerinin sürdürülebilir hâlde olması için öncelikle sütün değerlendirilmesi, anne olan, bize süt veren ve her sene bir canlı yavru veren ineklerimizin ahırlarımızda olabilmesi, onların verimlerinin artırılması, her sene verdikleri canlı yavrularla kendilerinden daha çok süt veren damızlıklar yetiştirilmesi konusunda pek çok çalışmalar yapılıyor. Bunları arkadaşlarımız biliyor, veteriner hekim olan milletvekili arkadaşlarımız bu çalışmaları yakinen takip ediyorlar. Bu konuda pek çok birlikler, dernekler, sivil toplum kuruluşları kuruldu ve gene yasalarımızda hayat bulan üretici birlikleri kuruldu, gerek koyun-keçi birlikleri gerek damızlık yetiştirici birlikleri gerek süt üreticisi birlikleri ve bu birliklerimizle, bu birlikler çatısı altında örgütlenen değerli üreticilerimize, çiftçilerimize daha fazla, daha farklı fırsatlar ve imkânlar yaratılıyor.

Örneğin büyükbaş süt desteği 40 lirayken, küçükbaş süt desteği 100 lira. Yani orada küçükbaş daha zor bir üretim dalı olduğu için, ona farklı bir destekleme yapılabiliyor ve bu desteklemelerin mutlaka örgütleri aracılığıyla yapılmasını çok önemsiyoruz. Mutlaka, ne kadar ürettiğimizi bilebilir hâlde olmamız lazım. Irkın iyileştirilmesi, ıslah çalışmaları da bu yasa tasarısında derlenip toplanıyor, hepsi 10’uncu madde esprisinde bir disiplin altına getiriliyor.

Mesela suni tohumlamada biz katma değer vergisini yüzde 1’e indirdik. Böylece hem çiftçilerimizin hayvanlarının ırkının iyileştirilmesinde kullandıkları projenin testinden geçmiş spermaları daha ucuz fiyattan edinmeleri ve hayvanlarındaki sürülerinin verimini, kalitesini artırmaları imkânını getirdik.

Gene sütle ilgili Ulusal Süt Konseyi kurduk ve Ulusal Süt Konseyi tabii emekleme aşamasında daha, yeni yeni örgütleniyor, yeni yeni şekilleniyor, yeni yeni neler yapabileceğini belirliyor, tespit ediyor. Burada hem üreticilerimiz var ve onların temsilcileri var hem sanayicilerimiz var hem tarımımız var hem hazinemiz var hem Tarım Bakanlığımız var. Böylece sektörün tüm aktörleri Ulusal Süt Konseyi içerisinde kendilerini temsil hakkı buluyorlar. Mesela bu sene çok güzel bir fırsat yakaladık sütte. Geçmiş senelerde her sene bahar aylarında süt üretimi artınca süt fiyatları durgunlaşır veya düşerdi ama bu sene Ulusal Süt Konseyinin ve Tarım Bakanlığımızın yaptığı müşterek çalışmayla sütte regülasyon yasası çıkarıldı ve şu anda en düşük süt fiyatları 72 kuruş seviyesinde, aşağı inmedi. 72 kuruşla 85 kuruş aralığında süt fiyatları alınıp satılıyor üreticilerimizden. Böylece… İşte, o fazla süt ne oldu? İşte, fazla süt bu çıkan yasalarla Tarım Bakanlığımızın, TÜGEM Genel Müdürlüğümüzün Ulusal Süt Konseyinin bir an evvel kurulması yönünde yaptığı etkin çalışmalarla gayretlerle ve Konseyin kurulmasıyla ve onunla beraber süt regülasyonu yasası gelmesiyle önce anne olan ineklerimizin ahırlarımızda mevcut hâlde olabilmesi imkânı getirildi ve süt fiyatları makul bir seviyede kaldı.

Tabii, sütle beraber, süt desteğiyle beraber hayvan destekleri 275 lira, buzağı destekleri 60 lira, brusella aşısı yaptıranlara artı 20 lira verilmek suretiyle, Damızlık Birliğine kaydolan hayvanlara da artı 50 lira verilmek suretiyle hem örgütlenmeyi Bakanlığımız teşvik etti hem de çiftçilerimizin ellerinde ne kadar hayvanlar var, bu ırklar ne kadar süt veriyor, ne kadar et verme kabiliyetine haiz gibi pek çok bilgiyi de bu vesileyle daha kısa yoldan temin edebilir hâle geldik. Tabii bu hayvanlarımızın beslenmesiyle ilgili de kaba yem desteklerimiz –değerli arkadaşlarımız da, konuşmacılarımız da anlattılar- devam ediyor. Ayrıca gene kırsal kalkınma desteklerinden de hem üretim destekleri, yatırım destekleri hem de ekipman destekleri devam ediyor. Bu çok güzel bir projeydi. Çiftçilerimizin üretimlerini yeni teknolojik aletlerle, ekipmanlarla sürdürebilmeleri için yüzde 50 hibe destekli bu proje şu anda bitmiş gibi görünse de süresi, yeni çalışmalarla Tarım Bakanlığımız bunu, yeni bir çalışma yöntemiyle tekrar uzatma yönünde çalışmayı sürdürüyor.

Tabii sağlıklı bitki bizim için çok önemli. İnsanlarımız tükettiği ürünlerin ne olduğunu bilebilir hâlde olmalılar. Onun için de toprak tahlili yapan çiftçilerimize yani ürettiği ürünü doğru gübreyle gübreleyen çiftçilerimize, toprak tahlili yapan çiftçilerimize, sertifikalı tohum ve sertifikalı fidan, hem üreten insanlarımıza hem de bunları kullanan insanlarımıza ayrıca desteklemeler verildi. Damlama sulama, yağmurlama sulama yapan çiftçilerimize de sıfır faizli tarımsal desteklemeler kullandırıldı.

Bunun dışında, üretimde arz açığı olan ürünleri havza destekleri marifetiyle Tarım Bakanlığımız yeni bir yapılanmaya gitti. Ülkemiz otuz bölgeye bölündü ve bu otuz bölgede üretilmesi istenilen ülkemizin ihtiyaç duyduğu ve açık olan ürünlerin de -mesela yağlı tohumlar gibi- daha fazla üretilebilmesi için desteklemeler verildi, veriliyor, verilmeye devam ediliyor. Mesela, pamukta 420 liralık bir destek veriliyor ki inşallah, çiftçilerimiz bu sene biraz daha pamuk ekmeye heves ediyorlar.

Bunun dışında, tabii zeytinyağı gibi, soya gibi pek çok ürüne de destek veriliyor. Asıl söylemek istediğim konu bu cümlede iyi tarım uygulamaları ve organik tarım desteklemeleri. İyi tarım uygulamalarıyla artık insanlarımız çiftçilerimizin ürettiği ürünlerden böyle endişe duymadan, yok “Bu hormonlu mu?” yok “Bu ilaçlı mı?” yok “Acaba bu benim sağlığıma zarar verir mi?” endişelerinden arınmış bir vaziyette bu ürünleri sağlıklı bir şekilde tüketebilecekler. İşte, Hükûmetimiz, Tarım Bakanlığımız bunun yönetmeliklerini, tebliğlerini çıkarmak suretiyle iyi tarım uygulaması yapan... Yani hep yıllardan beri bunları düşünüyorduk. Doğru üretim yapan çiftçilerimize, doğru üretim yaparak, yani kullandığı tarım ilacını, kullandığı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ertürk, konuşmanızı tamamlayınız lütfen, buyurun.

AHMET ERTÜRK (Devamla) – Teşekkür ederim efendim.

Değerli milletvekilleri, tarım ilaçlarını kullanırken çiftçilerimiz ilaç satan insanlardan bunları alarak kullanıyorlardı, ne olduklarını belki bilemiyorlardı ama şimdi bu iyi tarım uygulamalarıyla ve reçeteli tarım ilacı satışıyla artık kontrollü bir üretim, derli toplu bir üretim ve tüketen insanlarımızın da gerek iç piyasada satılan ürünlerin kendi insanlarımızın gerekse yurt dışına yaptığımız ihracatlarda da yurt dışına giden ürünlerimizde ürünlerimizin geri dönmemesi için alınan bu çalışmalar bu yasal düzenlemeyle de hem veteriner hizmetleri hem bitki sağlığı hem gıda ve yem ile derlenip toplanıyor. Kurallar ve kaideler insanlarımız içindir.

Doğru üretimler, doğru çalışmalara vesile olmasını diliyorum ve bu tasarının öncelikle Türk tarımına, üreten çiftçilerimize ve toplumumuza yararlı faydalara vesile olması dileklerimle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ertürk.

Sayın milletvekilleri, tasarı üzerinde soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

Sayın Ağyüz? Yok.

Sayın Durmuş? Yok.

Sayın Enöz? Burada.

Buyurun efendim.

MUSTAFA ENÖZ (Manisa) – Sayın Başkanım, Sayın Bakanımıza soruyorum:

Sınırlarımızda hayvan kaçakçılığı yapılıyor mu? Yapılıyorsa, tahminen yılda büyükbaş, küçükbaş olarak ne miktarda hayvan giriş ve çıkışı yapılmaktadır? Bu konuda ne gibi tedbirler almaktasınız?

İkinci sorum: Canlı erkek dana ithalatı başladı. Bunun yanında damızlık düve ithal etmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Enöz.

Sayın Macit…

HASAN MACİT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Daha önce Sayın Tarım Bakanımıza iki defa sorduğum yazılı bir soru önergesine alamadığım yanıt nedeniyle tekrar sözlü olarak sormak istiyorum. 2002 ve 2009 yılları arasında yıllar itibarıyla bitkisel üretimde ve hayvancılık sektöründe destekleme kalemleri bazında il il toplam olarak verilen destek miktarı ne kadardır? Destek miktarını Sayın Bakanımız verdiler ama il il vermediler. Acaba Bakanlığımızda böyle kayıt mı yoktur, yoksa farklı bir yapı olduğu için mi verilmemektedir?

Bir diğer sorum, tarımsal sulamada kullanılan elektrik fiyatlarına uygulanan sübvansiyon var mıdır veya kaldırılmış mıdır? Kaldırılmış ise hangi tarihte kaldırılmıştır?

Tarımsal sulamada kullanılan elektrik borçları için 2009 yılının Haziran ayında getirilen yeniden yapılandırılma sonucunda kaç tane çiftçimiz başvurmuştur? Başvuran çiftçilerden kaç tanesi ödeme yapabilmiştir? Şu anda elektrik borçlularının son durumu...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kaplan...

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı, üç kara ve iki deniz limanı ithalat kontrol sistemi ne zaman faaliyete geçecek? Tarım ve kırsal kalkınma politikaları çerçevesinde, 8’inci Fasıl olan, bu uyum yasaları gibi bu çıkarılan bu yasayla Kıbrıs Rum yönetimine kayıtlı olan ya da son uğradığı liman Güney Kıbrıs olan gemilerin ve serbest malların -uçaklar dahil- serbest dolaşımı konusunda adım atılacak mı? Çünkü atılmadığı zaman bu fasıl geçilmemiş olacak ve şap hastalığı, kuş gribi, Trakya bruselloz ve tüberküloz, arilik statüsü, Newcastle hastalığı, süngerimsi ensefalopati konusunda yönetmelik çıkarılmasına rağmen ne ilerleme kaydedilmiş?

Son olarak, belediyelerin itlaflarının, hayvan itlaflarının sonu gelecek mi? Onu soruyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık...

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, daha önce, Tar-Gel Projesi kapsamında, her yıl 2.500 kişi olmak üzere 2010 yılına kadar 10 bin adet ziraat mühendisi ve veteriner hekimin istihdam edileceğine yönelik olarak kamuoyuna yapmış olduğunuz açıklamalar doğrultusunda anılan dönemde, yani 2006-2010 yılları arasında Bakanlığınızca istihdam edilen ziraat mühendisi ve veteriner hekimlerin sayıları nasıldır? Bu konunda 2010 yılı programınız nedir?

İkinci sorum da AB istekleri doğrultusunda, âdeta Türk tarımını ve ziraat mühendisliği mesleğini bitirmeye yönelik olan bu tasarıda, ziraat mühendisleri ve veteriner hekimlerin özlük haklarının iyileştirilmesi yönünde ne tür düzenlemeler yer almaktadır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Coşkun…

HAKAN COŞKUN (Osmaniye) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, buğday üreticileri buğday taban fiyatının 64-70 kuruş açıklanacağını beklerken 55 kuruş açıklanınca büyük sıkıntıya düşmüşlerdir.

Bir de buğdayda bu seneki çeşitli sebeplerden dolayı verim düşüklüğü göz önüne alınarak buğday üreten çiftçilerimizin kayıplarını giderici tedbirler almayı düşünüyor musunuz? Düşünüyorsanız, bu tedbirleri bizlerle paylaşabilir misiniz?

Bir de Tarım Bakanlığının çalışan personelinin, bu kanun tasarısıyla veya gelecekte, Tarım Bakanlığı Teşkilat Kanunu’nda özlük haklarında ne gibi düzenlemeler yapılacaktır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Kasım 2009 ile 2010 Ocak ayları içerisinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde hayvancılığın desteklenmesiyle ilgili teşvik kararnamesi çıkartılmış ve uygulamaya konulmuştur ancak bu bölgelere yakın olan Tokat ili ise bu teşvik bölgesinin dışında tutulmuştur. Hayvancılık, Tokat ilinde, bitki örtüsü noktasında olsun, diğer konularda olsun çok ciddi olarak insanların geçim kaynakları içerisindeydi. Son yıllarda çok ciddi bir düşüş vardı hayvancılıkla ilgili olarak. Tokat’ın da bu teşvik bölgesine alınması noktasında bir çalışma yapılacak mıdır? Çünkü haksızlık vardır. Burada halk tarafından bir haksızlığın giderilmesi beklenmekte. Bu noktada Sayın Bakanın görüşlerini bekliyoruz.

İkinci olarak da Tokat ilinde Kazova bölgesinde büyük oranda dolu afeti olmuştur. Dolu afetinden dolayı çiftçilerimiz perişan bir hâldedir. Çiftçilerimize de bu yönlü olarak ne tür bir iyileştirme veyahut da bir şeyler yapılabilecek midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yemişci

TUĞRUL YEMİŞCİ (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Aracılığınızla Bakanımıza sormak istiyorum: Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarından önce prim ödemesi yapılan ürün sayısı neydi? Şimdi, kaç ürüne prim ödemesi yapılmaktadır? Ayrıca, bu ödemelerin zamanlaması nasıl olmaktadır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Tunç…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, yedi buçuk yıllık AK PARTİ iktidarında her alanda olduğu gibi tarım alanında da önemli icraatlar gerçekleştirilmiştir. Muhalefetin karamsar tablo çizmesi, bu çabası AK PARTİ iktidarının birinci yılından itibaren başlamıştır ancak milletimiz yapılan dört seçimde de muhalefetin dediğine değil AK PARTİ’nin icraatına bakarak oyunu kullanmıştır.

MUSTAFA ENÖZ (Manisa) – Soru sor, soru!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Tarım destekleri, geçmiş iktidarlarla kıyaslanmayacak derecede kat kat artmış, yeni destekler devreye alınarak tarımsal üretimin artırılması sağlanmıştır. Bakanlığınızca Türkiye Tarım Havzaları Üretim ve Destekleme Modeli uygulamaya konulmuştur. Bu modelin amacı ve içeriğiyle ilgili bilgi verebilir misiniz?

Teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Soruyla cevabı karıştırdın sen!

MUHARREM VARLI (Adana) – Avukatlıkla çiftçiliğin ne alakası var?

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sel geldiğinde her şeyi götürmeye çalışır ama kum kalır.

BAŞKAN – Sayın Koyuncu, buyurun efendim.

ALİ KOYUNCU (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Aracılığınızla Bakanımıza sormak istediğim soru: Daha önce cumhuriyet tarihinde uygulaması olmayan ama 2006 yılında devlet destekli tarım sigortası uygulamasına başlandığını biliyoruz. Bugüne kadar kesilen poliçe sayısı, devlet desteği ve toplam sigorta bedelleri hakkında rakam verebilir misiniz? [MHP sıralarından “Bravo(!)” sesleri]

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Çırakoğlu

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Aracılığınızla Sayın Bakanımıza sormak istiyorum: Tarımda uygulanan politikalar sonucu üretim artışları nelerdir? Önemli ürünler için örnek verebilir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Çolak…

ERTEKİN ÇOLAK (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, 2002 yılından önce IMF ve Dünya Bankasıyla yapılan anlaşmalar sonucu kaldırılan destekleme uygulamaları var mıdır? Varsa nelerdir?

İkinci sorum: Tarımsal ihracatımız ne kadardır ve hangi ülkelere yapılmaktadır?

Üçüncü sorum: AK PARTİ döneminde kooperatifler aracılığıyla dağıtılan süt ineği adedi ne kadardır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Cengiz…

MUSTAFA KEMAL CENGİZ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakana soruyorum:

Çanakkale daha çok bir tarım veya hayvancılık kenti olarak bilinmektedir. Bu vesileyle, Çanakkale’de, 2000 ve 2010 yılları arasında, on yıllık süreçte:

1) Büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinde artış mı yoksa azalma mı bulunmaktadır?

2) Küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde, özellikle koyun ve keçide, on yıllık süreç nasıl gelişmiştir? Artış mı vardır yoksa azalma mı vardır?

3) Çanakkale’de organik et yetiştirme çalışmaları var mıdır? Varsa bu çalışmalar hangi ilçelerimizde ve hangi merkezlerimizde gerçekleşmektedir?

4) Çanakkale yöresinde koyun, keçi ve inek süt fiyatları bugün ne durumdadır? Bilgi verebilir misiniz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Evet, son olarak Sayın Öksüz, buyurun.

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Teşekkür ederim Başkanım.

Sayın Bakanım, 2002 yılında hayvancılığa verilen desteklerin genel destekler içindeki oranı ve miktarı ne idi? Kaç destekleme kalemi mevcuttu? Günümüzdeki durumu nedir?

2003-2008 döneminde ilk kez başlatılan destekler nelerdir?

2003-2008 yılları arasında kaç bin hektar arazi toplulaştırıldı?

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Bu soruları dağıttıkları nasıl belli oldu!

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Türkiye’de kimyevi gübre kullanımı ne kadardır? Vergisi nedir? Gübre desteğinden üreticinin kârı nedir?

2003-2008 yılları arasında üretilen sertifikalı fidan adedi ne kadardır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkanım, bize sıra gelmedi.

BAŞKAN – Evet, süremiz doldu.

Buyurun Sayın Bakanım.

Eğer Sayın Bakanın cevabından sonra tekrar süre kalırsa olur.

Arkadaşlar, her arkadaşımız bir veya iki soru sorsa olur. Beş tane soru sorunca zaten Sayın Bakan da ancak arada 1-2 arkadaşa cevap verebilir gibi geliyor bana.

ŞENOL BAL (İzmir) – Yazılı cevap versin.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Enöz’ün söylediği, hayvan giriş çıkışıyla ilgili bilgi olup olmadığı. Tabii, zaten yakalanıyor. Yakalandığında tespit o zaman edilebiliyor ama bizim bilgilerimize göre, Türkiye’de özellikle sınırlardan hayvan kaçakçılığı minimal düzeyde, yok denecek düzeyde. Bizim damızlık ithalatıyla ilgili şöyle bir uygulamamız var -bu esasen daha önceden başlayan bir uygulama, biz de onu sürdürüyoruz- sadece 100 başın üzerinde kendi işletmesinin ihtiyacını gidermek maksadıyla damızlık sığır ithalatı devam ediyor, gebe düve ithalatı. Bugüne kadar da 2000-2010 yılları arasında -yani son dokuz buçuk yılda diyelim- 25 bin 667 baş gebe düve ithalatı gerçekleşmiş Türkiye’de 2000’den bu yana, 2000’den beri bu sürüyor.

Sayın Macit’in tabii sorusu, il il desteklemeleri söylüyor. Tabii bunu yazılı ancak verebilirim çünkü benim elimde şu anda Türkiye'nin 81 vilayeti için il il ürünler itibarıyla ne kadar daha önceden destek verildiği bilgisi hazır yok. Onu ben size yazılı olarak sunacağım.

Elektrik fiyatıyla ilgili bir sübvansiyon var mı, yok mu? Bizim Hükûmetimiz döneminde elektrikle ilgili borçların yapılandırılması gerçekleşti 2003 yılında ve ayrıca o tarihte borcunu ödeyenlere de bir indirim sağlandı. Yani ayrıca -yanlış hatırlamıyorsam- 17,5 kuruş civarında bir iyileşme sağlandı, onlara da bir indirim sağlandı. Tabii elektrik fiyatlarıyla ilgili son yapılan geçen seneki düzenlemede kaç çiftçinin başvurduğu, bunların kayıtları bize gelmiyor, Elektrik İdaresiyle ilişkili, Tarım Bakanlığıyla ilişkili değil, o nedenle de bende yok. Onları biz size, temin eder ulaştırırız.

Sayın Kaplan’ın sorusu, Sabiha Gökçen sınır kontrol noktasıyla ilgili. 2007 yılında biz orayı faaliyete açtık, açılışını da ben yapmıştım. Orada canlı hayvan ve hayvansal ürünlerin ithalat ve ihracatı ile ilgili yetkili bir kuruluş.

Şimdi, şap hastalığıyla ilgili Türkiye çok önemli bir mesafe kat etti ve o mesafe de şu: İlk defa olarak, çok uzun sürede, bu geçen hafta 27 Mayıs tarihinde Sayın Kaplan, 27 Mayıs tarihinde Uluslararası Salgın Hastalıklar Ofisinin Türkiye'nin Trakya bölgesinin aşılı arilik statüsü kazandığına dair verdiği sertifika, belge. Biz bunu temin ettik, sağladık. Bu, Türkiye için önemli bir gelişme, önemli bir başarı.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Olumlu olumlu, burada belirtiyor; tek olumlu şey de o zaten.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – 27 Mayıs, evet. Dolayısıyla bunlarla ilgili bizim gayretlerimiz var.

Tabii, Güney Kıbrıs’la ilgili, onların aslında balıkçılıkla ilgili ön şartları var. Bu, Fransa’nın da benzeri şartları var. Yani Türkiye’deki tarımla ilgili üç tane müzakere başlığından bir tanesi gıdadır. Bu tasarıyla birlikte bunun müzakereye açılması gündeme geliyor. Ama iki fasılla ilgili, ülkelerin özel şartları var ve bu şartlar genellikle Kıbrıs sorununun çözümüyle ilişkili. O, tabii, diğer alanlarda Türkiye'nin ulusal çıkarları çerçevesinde değerlendirilen, Hükûmet politikası ile diğer sektörlerle ilişkileri analiz edilen ve ona göre tutum takınılan bir durum. O da o şekilde, söyleyeyim.

Sayın Işık’ın Tar-Gel’le ilgili sorduğu soru: Şimdi, bir kere şunu söyleyeyim: 2005 yılında değil, biz 2007 yılının başında zaten başladık. Yani ilk Tar-Gel kapsamında bizim eleman alışımız 2007 yılındadır. 2.500 kişiyi 2007 yılında başlattık ve cumhuriyet tarihinde de bu bir ilk uygulamadır, iki bin beş yüz köyde 2.500 tane ziraat mühendisi ve veteriner hekim çakılı olarak çalışıyor. Özlük hakları itibarıyla da herhangi bir sorunları yok yani sosyal güvenlik açısından, maaş, ücretler…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Toplam kaç oldu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Toplam şu anda beş bin altı yüz civarında köyde var, 2.500 kişi de bu sene aldık, geçtiğimiz ay başladılar, 2.500 kişi daha aldık. Bundan sonraki süreç içerisinde bizim zaten hedefimiz şuydu: Dönem sonuna kadar yani oradaki hedefimiz yasama dönemi sonuna kadar -ki başlangıçta 2007’de bunu açıkladığımızda yasama dönemi beş yıl olarak öngörülmüştü- dolayısıyla 2012 yılına kadar bunun 10 bine çıkarılması bizim hedefimizdi; bu hedefimiz duruyor, şu ana kadar da yarısı gerçekleşmiş durumda.

Yine, Sayın Coşkun’un, Bakanlığın yasa tasarısının ve bu tasarının Bakanlık çalışanlarının özlük haklarına dair bir şey getirip getirmediğiyle ilgili bir sorusu var. Tabii, burada özlük hakları ayrı olarak yani sadece Tarım Bakanlığının değil, diğer bütün bakanlıklardaki teknik elemanların veya diğer personelin özlük haklarının iyileştirilmesi yönünde Hükûmet genelinde bir çalışma var.

HAKAN COŞKUN (Osmaniye) – Diğer bakanlıklardan kötü.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Diğer bakanlıklardan daha kötü değil. Onlarda biliyorsunuz daha önce biz bir iyileştirme yaptık iki sene önce. Burada, şu anda Devlet Bakanımız Sayın Hayati Yazıcı’nın başkanlığında kamu personeliyle ilgili bir tasarı hazırlanmış ve bu tasarı çerçevesinde de -yakında Meclis gündemine bu tasarı gelecek- burada bütün kamu çalışanlarının özlük haklarıyla ilgili bir düzenleme gerçekleştirilecek.

Buğdayla ilgili olarak bize gelen bilgiler… Ki ben geçen gün size hem Çukurova’dan hem Türkiye’nin başka bazı yerlerinden gönderilen tebrik ve teşekkür fakslarını kürsüden, bir gündem dışı konuşma vesilesiyle yaptığım…

ŞENOL BAL (İzmir) – Onlar yandaşlar, yandaşlar…

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Onlar gerçek çiftçiler. Biz maliyetin ne kadar olduğunu biliyoruz…

ŞENOL BAL (İzmir) – Ne kadar?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Bu maliyetin 437 lira/ton olduğunu biliyoruz. Bunun içerisinde tarla kirası da dâhildir. Bizim verdiğimiz fiyat 550 başlangıç için, eylül ayından itibaren her ay ton başına 10 lira geliyor, 570-580 liraya çıkıyor; artı, 50 lira prim veriyoruz; artı, 103 lira da -toplam için söylüyorum- tonda bizim verdiğimiz diğer destekler var. Dolayısıyla, üreticimiz de bunu değerlendiriyor ve bunun doğru olduğunu biliyor.

Sayın Doğru’nun Tokat’la ilgili “Neden komşu illeri hayvancılık projesinden destekleniyor da Tokat desteklenmiyor?” ifadesi oldu. Doğu Anadolu illerinde DAP projesi kapsamında bir özel hayvancılık projesi uygulamaya girdi. Şu anda GAP ve DAP illerinde, yani dokuz GAP ilinde ve on altı DAP ilinde bu uygulanıyor. Bizim şu anda Türkiye geneliyle ilgili üzerinde çalıştığımız başka bir çalışma var ama Tokat ilinde de gerek kredi faiz sübvansiyonlarından, ki damızlık hayvan yetiştiriciliğinde bu yüzde 60 oranındadır, yüzde 60 oranında kredi faiz sübvansiyonundan…

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Herkes yararlanamıyor bundan Sayın Bakan.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Yararlanabiliyor, herkes yararlanıyor.

Şimdi, hem Türkiye'nin tüm bölgeleri bundan damızlık hayvancılıkta yüzde 60 faiz indirimi hem besicilikte yüzde 50 faiz indiriminden istifade edebiliyor. Kredi faizleri de zaten bildiğiniz gibi malum.

Çok teşekkür ediyorum, diğer sorulara yazılı cevap vereceğim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum…

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Karar yeter sayısı istiyorum.

HASAN MACİT (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Evet, oylamaya sunacağım, karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler…

Elektronik cihazla oylama yapacağım.

İki dakika süre vereceğim arkadaşlar.

Süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.10

 

 


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.25

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Murat ÖZKAN (Giresun)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 115’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

498 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın maddelerine geçilmesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi tekrar maddelerine geçilmesini oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Sayın milletvekilleri, şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 26’ncı maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Sayın Zeki Ertugay. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun efendim.

MHP GRUBU ADINA ZEKİ ERTUGAY (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 498 sıra sayılı Tasarı’nın birinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına görüşlerimi arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, Genel Kurulda gürültü var.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, saygıdeğer arkadaşlarım, bir kısım ifadeleri kullanmak istemiyorum, ama lütfen…

ZEKİ ERTUGAY (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu tasarı bu hâliyle, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının görev, yetki ve sorumluluklarının çok önemli bir bölümünü kapsayan, veteriner hizmetlerinden bitki sağlığına kadar, bitki koruma ürünlerinden gıda, yem, hijyene kadar her biri başlı başına önemli ve ayrı disiplinler olarak ele alınması gereken on beş ayrı konuyu bir kanunda toplamış olacaktır ve yine üretimden tüketime, kontrolden denetime, ithalattan ihracata kadar birçok önemli konu ve bu alanlarda çalışan meslek mensuplarının görev ve sorumlulukları da tek bir mevzuata bağlanmış olacaktır.

Sayın Bakanın, değerli konuşmacıların da ifade ettiği gibi, bu tasarı yüce Meclisin gündemine Avrupa Birliğiyle görüşmelerde 12’nci faslın açılabilmesi için, yani Avrupa Birliğinin talebi doğrultusunda getirilmiştir. Dolayısıyla, bugün içinde bulunduğumuz şartlarda Türk çiftçinin ıztırabını dindirecek, derdine derman olacak herhangi bir düzenleme getirmemektedir.

Ayrıca, biraz önce de ifade etmeye çalıştığım teknik sebeplerden dolayı, her biri ayrı ayrı ve önemli disiplinler olarak ele alınması gereken birçok görev ve yetkinin bir mevzuatta düzenlenmesinin büyük bir kargaşaya sebep olacağı, hizmetlerde verimliliği düşüreceği endişesini taşımaktayım.

Bu bakımdan, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu yasanın bu şekliyle düzenlenmesine karşı olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bu tasarı çıktığı andan itibaren hâlen yürürlükte olan Gıda Kanunu, Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu, Zirai Mücadele ve Karantina Kanunu, Yem Kanunu ve Hayvan Islahı Kanunu yürürlükten kaldırılmış olacaktır. Bunların birçoğu eski yasalar olmakla birlikte, hâlihazırdaki uygulamalarda çok güzel uygulamaları olan çok başarılı kanunlar olarak değerlendirilen birçok yasa da yürürlükten kaldırılmaktadır. Mesela, bunlardan biri 2001 yılında 57’nci Hükûmet döneminde çıkarılan Hayvan Islahı Kanunu’dur. Bu Kanun, bugüne kadar ihtiyaçlara cevap veren ve başarıyla uygulanagelmiş bir yasadır. Şimdi, bu Yasa yürürlükten kaldırılmaktadır. Niçin kaldırılıyor? Niye kaldırılıyor? Ne eksiği var? Gerçekten bunu anlamak mümkün değildir ve çıkarılan bu yasada, şu anda üzerinde görüştüğümüz yasada o başarılı uygulamaları olan Hayvan Islahı Kanunu’nun bütün hükümleri yer almamaktadır. Ayrıca, Hayvan Islahı Kanunu’nda yer almayıp da burada getirilen yeni bir düzenleme de yoktur.

Bu bakımdan, bu yasanın eksiğinin gediğinin olmadığı, düzenli uygulaması olan bir yasanın kaldırılması işgüzarlık olarak tarafımızdan değerlendirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bakın buradan söyleyeyim: Sorunsuz işleyen bir mevzuatı değiştirmek yanlıştır. Bu mevzuata göre oluşmuş birimleri tedirgin edecektir ve bu tedirginlik ülkede birçok soruna da yol açacaktır. Bu bakımdan mevzuatın toplulaştırılması gerekçeniz yanlıştır, tutarsızdır.

Değerli milletvekilleri, aynı yanlışlıklar ve tutarsızlıklar diğer mevzuattan kaldırılan yasalar, onlar için de geçerlidir. Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu için de geçerlidir, Gıda Kanunu için de geçerlidir, Yem Kanunu için de Zirai Mücadele Kanunu için de geçerlidir.

Bu oluşturulmaya çalışılan yeni yapıyla, günümüzün en önemli konusu olan gıda güvenliğini sağlamanız, ülke ihtiyaçlarına cevap vermeniz mümkün değildir ve bu yasanın mutlak surette bu hâlinin, bu yapısının değiştirilmesi gerekir.

Bize göre doğrusu şudur: Veteriner hizmetlerinin, hayvan refahının, hayvan sağlığının, hayvan ıslahı ve zootekniğinin, hayvan hareketlerinin, veteriner sağlık ürünlerinin ayrı bir yasada. Bitki sağlığı, zirai mücadele, zirai karantina, bitki hastalık ve zararlıları, bitki koruma ürünlerinin ayrı bir yasada, gıda ve yemin ayrı bir yasada ele alınmasıdır.

Bakın değerli milletvekilleri, devletin en önemli görevlerinden biri olan halkın gereği gibi beslenmesi hususu bu yasada yer almamaktadır. Hâlbuki kaldırılan 5179’da, yani önceki Gıda Yasası’nda açıkça halkın gereği gibi beslenmesini sağlamak biçiminde devlete bu sorumluluk yüklenmiştir.

Yine çok önemli bir konu olarak gördüğümüz bir diğer husus da tüketici haklarının korunmasına dair tasarıda bir cümle dahi yoktur. Reklamlara ve tüketicilerin yanıltılmasının önlenmesine dair ortaya konulan hükümler de son derece yetersizdir.

Değerli milletvekilleri, yine yasada kontrol, denetim, ithalat ve ihracat konularına, canlı hayvan ve hayvansal ürünlerle ilgili hususlara ayrıntılı olarak yer verilmesine rağmen bitki sağlığı, gıda ve yem konuları birkaç madde içerisinde toplanmış ve genel bir ifadeyle geçiştirilmiştir.

Bu bakımdan, bu sayılan konuların hiçbirinin diğerinden daha önemli veya daha önemsiz olduğunu düşünmediğimiz için bu düzenleme yetersizdir.

Değerli milletvekilleri, bir diğer husus: Avrupa Birliğinde her üyenin kendisine ait bağımsız bir gıda otoritesi bulunmaktadır. Ayrıca, Avrupa Birliğinin bir üst organı olarak faaliyetlerini bağımsız biçimde yürüten yine bir Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi bulunmaktadır. Bu konuda bugün önümüze getirilen yasa da yine son derece yetersizdir zira ülkemizde gıda güvenliği konusunda bağımsız bir gıda otoritesi bulunmamaktadır. Bağımsız bir gıda otoritesinin ve -altını çizerek ifade ediyorum- ayrı bir risk değerlendirme biriminin oluşturulması çok büyük önem arz etmektedir. Bu birimin oluşturulması, görev tanımı ve yetkilerinin açıkça yazılarak tasarının içerisine mutlak surette konulması gerekir. Bu, tasarının olmazsa olmazıdır. Diğer taraftan, risk değerlendirmesi ile denetim ayrı ayrı konulardır. Yapılması gereken en önemli düzenleme bu yasada olmayacaksa bir gıda otoritesi, bağımsız bir gıda otoritesi kurulamayacaksa bu yasanın hiçbir anlamı olmayacaktır.

Sayın Başkan, zannediyorum bu arada biraz vaktimiz gitti, ben biraz da müsamahanıza sığınarak, bugün Türkiye tarımının içinde bulunduğu durumdan bahsetmek istiyorum.

Her vesileyle ifade ettiğimiz gibi sekiz yıllık AKP İktidarı, tarım sektörünü ve tarım kesimini bitirme noktasına getirmiştir. Buna dair, bu hususlara dair, üreticinin içler acısı durumunu, çaresizliğini, kendi toprağını terk edişini ve bugün Türkiye'de büyük bir trajedi olarak yaşanan işsizlikteki temel patlamanın esas nedeninin tarımdan kopuş, tarımdan ayrılış, tarımdan terk ediliş olduğunu defalarca ifade ettik çünkü tarım, işsizliği absorbe eden önemli sektördür. Bunları defalarca ifade ettik ama Sayın Bakan, Bakanlık, Hükûmet hiç duymadı, duymaya da zannediyorum niyeti yok.

Sayın Bakana tavsiyemiz, elbette ki bu yasal düzenlemeler de önemli ancak tek marifet mevzuat düzenlemek değildir. Bunun için Türk çiftçisine hizmeti ön plana alan ve üretimi artıracak, üretim ekonomisine geçişi sağlayacak tedbirlerin alınması hayati önem taşımaktadır. Bakın, Sayın Bakan, Türkiye’yi getirdiğiniz noktaya bir örnek vereyim: Bugün hayvancılıkta gelinen nokta son derece karanlık bir noktadır. On beş yıldır 1 gram et ithal etmeyen bu ülke et ithalatının kapısına gelmiştir.

Çok net olarak ifade ediyorum: Bu ithalat kararının telaffuz edildiği andan itibaren Türkiye'nin temeline iki temel dinamit konulmuştur. Birincisi, bu ülkede besici öldürülmüştür. Siz belki besicinin, Türkiye genelindeki birçok yerdeki besicinin sesini duymayabilirsiniz ama ben, Türkiye'nin her yerinden bu feryatları duyuyorum. Önemli geçim kaynağı olan, yegâne geçim kaynağı olan hayvancılık bölgesi kendi seçim bölgem Erzurum’dan bunu biliyorum, Sayın Bakan, ithalat kararıyla birlikte besici ahırını boşaltmıştır. 1 tek dana, hayvan bırakmamacasına “Fiyatlar düşecek.” diye, canhıraş bir şekilde pazara çıkarmıştır.

Talihsiz bir beyanınız var; Türkiye’de, beceriksizliğiniz ve politikasızlığınız sonucu getirdiğiniz bu vahim noktanın sorumlusu olarak 3-5 spekülatörü hatta besiciyi sorumlu tutmanız, tersinden, besici aleyhine bir spekülasyon olmuştur. Nasıl olduğunu da ben size söyleyeyim: Bu kararla birlikte bir taraftan besici ahırını boşaltmıştır, bir taraftan da gelecek için, bugünü kurtarma pahasına attığınız bu yanlış adımla Türkiye hayvancılığını öldürdünüz; sonucu budur.

Ben size söyleyeyim: Besici kimdir, ne iş yapar, buna bir bakmanız lazım. Besici spekülasyon yapar mı? Yapmaz Sayın Bakan, yapamaz çünkü -siz de gayet iyi biliyorsunuz- besi hayvanının bir süresi vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ertugay, konuşmanızı tamamlayınız.

ZEKİ ERTUGAY (Devamla) – Teşekkür ederim.

Dokuz aysa dokuz ay, on iki aysa on iki ay, besi süresi dolduğu andan itibaren bir gün bile ahırda hayvanını bekletmez, derhâl elinden çıkarır çünkü bilir ki geçirdiği her bir saat, her bir gün, yapılan masraf ete ve süte dönüşmeyeceği için kendisi için bir kayıptır. Bu bakımdan, bu noktadan meseleyi ele almanızda ve bu vahim karardan dönmenizde fayda var.

Bakın, ben size bir şey daha söyleyeyim, bu kararın çok önemli bir sonucu da şudur: Et ithalatı pirinç ithalatına benzemez. Bu kapıyı bir defa açtınız mı geriye döndürmeniz son derece mümkün değildir ve zordur. Gelecek on yılları, hem besiciliğin hem ülkenin hem Türkiye hayvancılığının gelecek on yıllarını çok büyük bir sıkıntıya soktunuz. Sık sık milat olarak belirlediğiniz o 2002 yılından önce, yok saydığınız, ekonomide, tarımda çökme olarak nitelediğiniz o 2002 yılı öncesi dönemde Türkiye hiç bu noktaya gelmemişti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir kez daha uzatayım Sayın Ertugay, bu dakikanın sonunda bitiriniz efendim konuşmanızı.

Buyurun.

ZEKİ ERTUGAY (Devamla) – Sayın Bakan, bir hususu daha ifade etmek istiyorum: Şu spekülasyon kararınızı ve kanaatinizi, sık sık başvurduğunuz bu yorumunuzu lütfen gözden geçirin. Eğer “Bu ülkede spekülasyon yapılıyor.” derseniz, birileri de çıkar sorar: “Siz orada ne iş yapıyorsunuz? Niye bu spekülasyona fırsat veriyorsunuz?” Kaldı ki biz bu hareketlerin spekülatif hareketler olmadığını da defalarca söyledik. Nitekim, Türkiye’de Rekabet Kurumu Başkanı da sizi yalanlamıştır.

Bir diğer husus, bu gelinen noktada hayvancılığın içine düştüğü bu dramdan çıkışın tek yolu derhâl bu ne idiği belirsiz hayvan ithalatını durdurmanızdır ve ithalat yapacaksanız bu kadar gebe düve ve süt sığırı ithal edin. Şu kısa dönemde problemi çözmek için kapalı ahır sistemi yerine -onun da devam etmesi mümkün olabilir- açık besiciliğe geçin ve kısa zaman içerisinde, bu size göre spekülatif ama bize göre bu talihsiz dönemi bu şekilde belki önleyebilirsiniz.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ertugay, teşekkür etmem lazım size.

ZEKİ ERTUGAY (Devamla) – Sayın Başkanım, çok sürem gitti yani üç dakikam gitti. Söyleyecek çok şeyimiz var.

BAŞKAN – Efendim, ben zaten bir dakika ilave süre verdim.

Buyurun efendim, lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

ZEKİ ERTUGAY (Devamla) – Son bir dakika daha.

Şimdi, benim elimde ihracatla, ithalatla ilgili rakamlar var. Bu rakamlarla ilgili biraz önce söyledi. Gerçi Sayın Bakanın verdiği rakamlarda zannediyorum dâhilde işleme rejimi çerçevesinde işlenen ürünler var. Ben doğrudan doğruya toprak ürünü, tarımsal ürün ithalat ve ihracatında gelinen noktayı söylüyorum: 2002 yılında tarımsal ihracatımızın yani doğrudan doğruya ham ürünlerimizin ihracat fazlası 102 milyon dolardır yani 102 milyon dolar fazla bir ihracatımız var. Bugün, 2009 rakamlarında da durum kötü de 2008 daha vahim olduğu için onu söylüyorum, 2008 rakamlarında Türkiye'nin ham ürün olarak, toprak ürün olarak, işlenmemiş ürün olarak tarımsal ihracatı 4 milyar 168 milyon dolardır, ithalatı ise 6 milyar 433 milyon dolardır yani Türkiye 2 milyar 265 milyon dolarlık toprak ürünü, ham ürün fazladan ithal etmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEKİ ERTUGAY (Devamla) – Bunu da yeniden değerlendirmenizi dikkatlerinize sunuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ertugay.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Batman Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sayın Bengi Yıldız.

Buyurun efendim.

BDP GRUBU ADINA BENGİ YILDIZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 498 sıra sayılı Kanun Tasarısı hakkında Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun görüşlerini sunmak üzere söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten, Adalet ve Kalkınma Partisinin Sayın Bakanını ve milletvekillerini izlediğimizde nasıl bir sanal ortam içerisinde olduğumuzu bir kez daha gözlemlemiş oluyoruz. 1990’lı yıllarda tek kanallı televizyondan çok kanallı televizyonlara geçtiğimizde pembe diziler vardı, mesela Brezilya’dan getirilmiş Yalan Rüzgârları ve Mariannalar vardı. Daha sonra, tabii, bunu izleyen diziler oldu. Bir ara köye gittiğimde, saat on civarlarında insanlarımızın tarladan eve doğru koştuğunu gördüm, kadın, çoluk çocuk. Evdekilere sordum “Ne oluyor?” diye, dediler ki: “Vallahi Marianna dizisi başlıyor, Yalan Rüzgarı başlıyor” onu izlemeye koşuyor halkımız.

Şimdi, tarım politikası, hayvancılık politikasını buradan izleyince, 1990’ların o dizilerini hatırlıyorum, aklıma geliyor çünkü Sayın Bakanla aynı bölgenin insanlarıyız ve her hafta sonu bölgeye gidiyoruz. Tarımda ne oluyor, hayvancılıkta ne oluyor? Gerçekten, çatışmalı ortam döneminde bile bölgenin vermiş olduğu göçten daha fazla göçü bu neoliberal mi, liberal politikalar mı, adına ne derseniz deyin, bu dönemde insanlar köyünü, işini, aşını bırakıp batı illerine göç etmek zorunda kaldı. Hani, yine o liberal teorisyenlerin dediği gibi, görünmez bir el var ve bu şeyi idare ediyor; o görünmez el aslında tarım ve hayvancılıkla uğraşanların cebine giriyor, oradaki mevcut parayı da alıp bir başka kanala aktardığını söyleyebiliriz ve çok görünen somut bir eldir bu el.

Sayın Bakan, bütün kanun tasarılarında ve Anayasa’da da olduğu gibi, bu yasayı da aslında kimseyle konuşmadan, tartışmadan geçiriyorsunuz Parlamentodan. Gerçi Sayın Bakanım biraz önce dedi ki, şu kadar kuruluşla, kurumla diyalog içerisinde olduk, hepsini dinledik. Anayasa tartışmaları sırasında da bu Parlamentoda bir ay boyunca konuştuk, bizi dinlediniz…

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Görüş aldık.

BENGİ YILDIZ (Devamla) – …birçok kesimi de dinliyor gibi yaptınız ama en sonunda kendi istediğinizi yaptırdınız, bu kanun tasarısı da böyle bir şeydir. Bunun böyle olduğunu, bu tasarıdan en çok etkilenen, bu tasarının kanunlaştığı hâlde en çok aktörü olacak Veteriner Hekimler Derneğinin elimde yazısı, belgesi var. Bu Derneğin Başkanı Sayın Profesör Şakir Doğan Tuncer, bu tasarının ne getirip ne götürdüğüne ilişkin eleştirilerini sunuyor. Devletimizin de altına imza attığı, kanunlaştırdığı uluslararası sözleşmelerin es geçildiğini, bunların dikkate alınmadan bir yeniden yapılanmaya gidildiğini, özellikle Anayasa’nın 90’ıncı maddesine de atıfta bulunarak uluslararası sözleşmelerin kanunların da üstünde olduğunu belirtiyor ve ne yazık ki 1984’te bu neoliberal politikaların devreye girdiği dönemden itibaren kanun hükmünde kararnamelerle hem kanunları hem uluslararası sözleşmeleri pas geçip düzenlemeler yapmışız. Şimdi de özellikle, Hükûmet, bu politikayı yürütecek, bu politikanın esas aktörleri olacak yasanın taşra teşkilatını, merkez teşkilatını bir tarafa bırakarak, onları yok farz ederek yeni bir düzenlemeye gidiyor ve binlerce yeni işsiz yaratılmasının zeminini yaratıyor değerli arkadaşlar.

Bu yasanın gerekçesine baktığımızda, gerçekten yine o demin belirttiğimiz hiç kimsenin karşı koyamayacağı gerekçeler sıralanmış. “Sağlıklı bir toplumun oluşturulmasında, halk sağlığı, hayvan sağlığı, bitki sağlığının korunması, halkın yeterli gıdayla beslenmesi büyük önem arz etmektedir.” Bunun gibi, hiç kimsenin karşı çıkmayacağı gerekçeler ortaya konmuş. Peki, bunu kim hayata geçirecek? Hangi organizasyonla bunu hayata geçireceksiniz? Bunun bir açıklaması, pratik, somut bir verisi yok.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; iyi şeyler olacak... Bu yasa metninde de belirtildiği gibi “İyi şeyler yapacağız, iyi şeyler olacak”la başlayan süreçleri çok iyi biliyoruz. Bu dönemde pratik yaşamımıza baktığımızda toplumun giderek toplumsal bir çürümeyle karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Mesela, her gün basını açtığımızda, özellikle bölgemizde, son zamanlarda özellikle yaygınlaşmaya ve açığa çıkmaya başladı: Siirt, Van, Batman’da, dün bir partinin il yöneticisinin de içine karıştığını, çocuk yaştaki öğrencilerin, çocukların -burada telaffuz etmek istemediğim kavramlarla- onurlarının, haysiyetlerinin kırıldığını hepimiz izliyoruz.

Bu işin faillerine baktığımızda, özellikle devlet organizasyonu içerisinde yer alan, özellikle de korucuların çok belirleyici bir rol aldığı bir süreci görüyoruz değerli arkadaşlar. Canımızı, malımızı korumakla görevli olan korucuların, 71 bin korucunun… Bugüne kadar Genelkurmay Başkanlığının açıklamalarına göre, 5 bin-6 bin civarında suça karışmış köy korucusu var ve her gün bu işleri, bu suçları işlemeye devam ediyorlar. Diğer taraftan da bizim güvenliğimiz ile bizim canımızı, malımızı, ırzımızı korumakla görevli olduklarından bahsedilen bir organizasyon… Bunlar, bu failler eğer yeterli derecede cezalandırılmış olsaydı, bu olaylar bu insanların şahsında bugün de devam ediyor olmazdı.

Yine, askerde ölümler basında çokça yer almaya başladı değerli arkadaşlar. Dünkü, bir önceki günkü gazetede, bir gazetemizde… Muhafazakâr bir gazete bile artık bu işe el atmaya başladı. Bölgede onlarca insanın her gün kendi ailelerine cenazeleri gidiyor ve bunların askerde intihar ettikleri söyleniyor.

Değerli arkadaşlar, buna ilişkin sorular soruyoruz -bu işin sorumlusu başta Başbakan olmak üzere Millî Savunma Bakanıdır- ama gizlilik adı altında bu sorularımıza cevap verilmiyor. Eğer bir ülkenin bir bölgesine cenazeler gidiyorsa ve raporlarda da bunların birçoğunun şüpheli ölümler olduğu söyleniyorsa, o ülkede hükûmet olan bir iktidarın, bir partinin bunları görmezden gelen, üstünü örten bir yaklaşım sergilemesini kamuoyunun vicdanına bırakıyoruz.

Başka bölgelere ne kadar cenaze gidiyor? Niye sadece doğu ve güneydoğuda yaşayan insanlara bu cenazeler gidiyor meselesini iktidarın sorgulaması ve sorumlularını bir an önce açığa çıkarması gerektiğine inanıyoruz.

Cezaevleri… Değerli arkadaşlar, 50 bin insanın cezaevinde olduğu bir dönemden, şu anda 120 bin insanın cezaevinde olduğu bir döneme geçmiş bulunuyoruz ve Sayın Adalet Bakanına “Bu konuda ne yapacaksınız?” diye sorduğumuzda, çok ilginçtir, bundan sonra bu Hükûmetin ülkemizi nereye taşımak istediğinin göstergesi olan cevaplar veriyor: Yeni cezaevleri. Nasıl cezaevleri değerli arkadaşlar?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yıldız, buyurun, konuşmanızı tamamlayınız efendim.

BENGİ YILDIZ (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

2002 yılından 2010 yılına kadar 52 yeni cezaevi yapılacak, bu cezaevlerinin kapasitesi 35.570 kişiymiş. 2010 yılıyla 2015 yılı arasında 86 yeni cezaevi yapılacakmış, bunun da kapasitesi 42.422 kişi olacakmış.

SIRRI SAKIK (Muş) – Kendileri de girecek hiç korkma, sadece biz girmeyeceğiz.

BENGİ YILDIZ (Devamla) – Yani Hükûmetin politikasında 2015 yılına kadar 150 bin insanı cezaevinde barındıracak kadar bir iyileştirme gerçekleştirilecek ve bunun maliyeti 1 milyar 796 bin 604 liraymış. Yani sadece bu parayı herhâlde suçu işleyen insanların rehabilitasyonuna ve iş sahibi yapmak konusuna harcasaydı 120 bin insan bugün cezaevinde olmayacak veyahut 2015 yılının cezaevi projelerini çizmemiş olacaktı.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yıldız.

AK PARTİ Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Ali Koyuncu.

Sayın Koyuncu, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ KOYUNCU (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi sevgiyle, saygıyla, dostlukla selamlıyorum.

Veterinerlik ve gıda kanunu hakkında grup adına söz almış bulunuyorum. Tabii, bizden önce çok değerli partilerimizin sözcüleri, temsilcileri çok önemli konuşmalar yaptılar, o konuşmaları ben de çok dikkatli bir şekilde dinledim. Dinlediğimde Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinin Ormankadı köyüne gittim, gittiğimde aklıma şunlar geldi: AK PARTİ Hükûmetinden önce bizim köyde -bilmiyorum sizin köylerde nasıldı da- icra arabaları, icra memurları köy yollarında çarpışırlardı, kaza yaparlardı, sık bir şekilde kaza yaparlardı, onlar aklımıza geldi.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Şimdi köyde yapıyorlar, köyde!

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Şimdi hapishane yollarında yapıyorlar!

ALİ KOYUNCU (Devamla) – Hatta bir tane icra memuru da kaza yapmıştı bizim köy yolunda, onu da yaralı olarak kurtarmıştık. Onun akabinde yine aynı şekilde…

VAHAP SEÇER (Mersin) – Seyyar mahkemeler var şimdi!

ALİ KOYUNCU (Devamla) – …bizim köydeki köylü, çiftçi vatandaşımızı, kardeşimizi hapishaneye, mapushaneye götürmek için de yine aynı şekilde jandarma arabaları da köy yollarında yoğun bir şekilde giderlerdi, gelirlerdi. Beni oralara götürdünüz, oralara götürdünüz konuşmalarınızla.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Adalet Bakanına sor, en çok artan daire icra dairesi!

ALİ KOYUNCU (Devamla) – Tabii ki neden böyleydi? Müteselsil kefillikler vardı hatırlar mısınız, tarım kredi kooperatiflerinde. Tarım kredi kooperatiflerine gidersiniz. Ne almak için? Gübre almak için. Mazot zaten satmıyorlardı, bizim dönemimizde mazot satışları başladı. Faizler mi? Faizleri sorma, yüzde 59’du o dönemde, temerrüde girersen “Yandım anam Allah” türküsünü çalardın! Onları hep biz gördük, yaşadık. Ve o dönemde müteselsil kefilliklerle birlikte siz o gün alışveriş yaptığınızda yandınız. 20 kişi, 30 kişi zincirleme kefil olursunuz birbirinize. Tanımazsınız. Ahmetleri, Mehmetleri birbirine kefil edersiniz, ondan sonra bir gün bakarsınız ki, bugüne kadar hiç icraya düşmemiş benim Ahmet Amcamın, Mehmet Amcamın evine icralar gelir.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Ali, şimdi hapisteler!

ALİ KOYUNCU (Devamla) – Bunları yaşadık, bunları gördük. Masal, hikâye anlatmıyoruz, gerçekleri anlatıyoruz.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Ali, hikâye değil de roman oldu roman!

ALİ KOYUNCU (Devamla) – Değerli kardeşlerim, sonra ne oldu?

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Bugünün gerçekleri!

ALİ KOYUNCU (Devamla) – Bak, anlatıyorum. Sonra 2002 seçimleri oldu, adam gibi adam Recep Tayyip Erdoğan Başbakan oldu. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Hemen çiftçinin 2,7 katrilyon borcunun 1,2 katrilyon lirasını sildik. Köylerde çocuklar sofraya oturduklarında babasız bir şekilde oturuyordu, hapishaneler dolmuştu.

M. NURİ YAMAN (Muş) – Hâlen dolu hâlen.

ALİ KOYUNCU (Devamla) – Savcılar, hâkimler artık bunların, hükümlülerin cezalarını nerede çektireceğiz? Acaba okullarda mı çektirelim diye… Köylünün yarısı içeride, yarısı dışarıdaydı. Bunları hep birlikte gördük.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Şimdi de 70 binlik cezaevlerinde 120 bin kişi yatıyor.

ALİ KOYUNCU (Devamla) – Sonra 1,2 katrilyon lirasını sildik.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – 1,5 katrilyon…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Yalan söyleme!

MUHARREM İNCE (Yalova) – 1,5 katrilyonun lafı mı olur Ali bak, siliver!

ALİ KOYUNCU (Devamla) – 1,5 katrilyon lirasını sildik, geri kalanında da üç yıl vadeyle çiftçilerin borçlarını ödemesini sağladık.

Ayrıca…

SUAT KILIÇ (Samsun) – Faizlerden de bahset.

ALİ KOYUNCU (Devamla) – Tabii ki, faizler yüzde 59’du. Şimdi kaç biliyor musunuz arkadaşlar?

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Haram haram!

ALİ KOYUNCU (Devamla) – Bak ben söyleyeyim.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Aliciğim haram, sıfır yapacaksın! Haram yine de. 1 de olsa, 2 de olsa haram, sıfır yapacaksın.

ALİ KOYUNCU (Devamla) – Ramazan Bey, Burdurlu kardeşim, bu insanlar artık 5,2’yle hayvancılık kredileri alıyorlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Faiz haram, haram!

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Bunun 1’i de bir, bini de bir.

ALİ KOYUNCU (Devamla) – İşletme sayılarına baktığınızda da bunu böyle göreceksiniz. Hani “Türkiye’de tarım bitti, çiftçi öldü, gitti…”, böyle bir şey yok. Siz sanal âlemde yaşıyorsunuz. Ben daha bu hafta yine köyden geldim. Tarladan geldik dedik daha önce, yine aynı şeyi söylüyorum. Ben burada masal falan anlatmıyorum, yaşadıklarımı anlatıyorum.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Kadıköy’den mi!

ALİ KOYUNCU (Devamla) – Şimdi bakıyorsunuz değerli kardeşlerim, Tarım Kanunu bizden önce var mıydı? AK PARTİ İktidarından önce bu ülkede Tarım Kanunu yoktu.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Siz gelmeden tarım bile yoktu!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Elektrik bile yoktu!

ALİ KOYUNCU (Devamla) – Yoktu. Üretici Birlikleri Kanunu yoktu, tarımda planlama yoktu, tarımda strateji yoktu. Biz geldik dedik ki… 2002-2010 arasında tarım strateji belgelerini ortaya koyduk mu? Koyduk. Bunları hep birlikte gördük. Ayrıca, şimdi burada birtakım rakamlar verildi, denildi ki: “Tarımsal ihracat.”

Değerli arkadaşlar, verilen rakamlar bizim elimizde de var. Evet, 2009 yılında ithalat, hani ithalatı çok seviyorsunuz ya önce ithalattan başlayayım da gönlünüzü hoş edeyim sizin.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Siz seviyorsunuz, bizim ne alakamız var.

ALİ KOYUNCU (Devamla) – 9 katrilyon 621 trilyon lira ithalatımız oldu. İhracatımız ne kadar? Eski parayla 11 katrilyon 190 trilyon. Bizden önce…

VAHAP SEÇER (Mersin) – Bir yıl önceye git, 2008’e…

ALİ KOYUNCU (Devamla) – …ihracat ne kadardı? 3,8 milyar dolardı değerli arkadaşlar. 3,8 milyar dolar mı daha büyük 11 katrilyon 190 trilyon lira mı daha büyük, bunu da sizin takdirlerinize sunuyorum değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından gürültüler)

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Senin yaşın kaçtı sekiz yıl önce? Sekiz senede sen de büyüdün ama.

ALİ KOYUNCU (Devamla) – Ayrıca, tarımsal desteklemelere baktığınızda total anlamda ne kadardı? 1,8 katrilyon liraydı. Bugün ne kadar veriyoruz? 5,7 katrilyon lira destek veriyoruz. Hayvancılığa baktığınızda, hayvancılıktan bahsediyorsunuz, 83 trilyon liraydı değerli kardeşlerim. 83 trilyon lira, total hayvancılığa verdiğimiz destek 83 trilyon.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Niye canlı hayvan alıyorsunuz o zaman, niye hayvan geliyor?

ALİ KOYUNCU (Devamla) – Şimdi ne kadar veriyoruz? 1,251 trilyon lira, yani 1 katrilyon 251 trilyon lira hayvancılığa destek veriyoruz değerli arkadaşlar.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Neden alıyoruz o zaman canlı hayvan?

ALİ KOYUNCU (Devamla) – Şimdi, Ramazan Bey, bizden önce inekler ne kadar süt veriyordu biliyor musunuz? Bir inek ne kadar süt veriyordu? Sen anlıyorsun benim ne demek istediğimi. Bakın, bir inek doğumdan doğuma -verimlilikten bahsediyorum, veteriner olduğu için o anlıyor- 1.705, yani 1.705 litre verirken, şimdi 2.802 litre süt veriyor. İnekler bile sütü artırdı değerli arkadaşlar bizle birlikte. Bunu da biliyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar[!])

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – 45 litre veriyordu.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Bu konuşmaları Kemalpaşa’da yap göreyim seni.

ALİ KOYUNCU (Devamla) – Değerli kardeşlerim, tabii ki süt verimine baktığınızda, 8,4 milyon tondan 12,5 milyon tona süt verimi çıktı.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Ee, niye…

ALİ KOYUNCU (Devamla) – Daha önce kayıt var mıydı sütte? Kayıt yoktu.

Bakın, değerli arkadaşlar, biz ilk defa Türkiye’de Ulusal Süt Kayıt Sistemini kurduk. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Yani Burdur’da, Ramazan Bey’in köyünde, amcasının, dayısının, akrabasının, cep telefonundan İnternet’e girdiğimde, ne kadar inek sütü veriyor, ne kadar keçi sütü, ne kadar koyun sütü, kime satıyor, kaç liraya satıyor, bakteri oranı nedir, somatik hücre sayısı nedir, bunların hepsini biliyoruz.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Bunu bilmek sorun değil, karnı aç çiftçinin.

ALİ KOYUNCU (Devamla) – İşte, biz bu Gıda Kanunu’yla, Veterinerlik Kanunu’yla da şunu yapmaya çalışıyoruz…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Bunu bilmek sorun değil. Bunları bilsen ne olur.

ALİ KOYUNCU (Devamla) – …diyoruz ki: Ey Türk milleti, biz size bundan sonra içtiğiniz sütün nerede üretildiğini, hangi çiftlikte üretildiğini, somatik hücre değerinin ne olduğunu, bakteri sayısının ne olduğunu bilmeniz için bu kanunları getiriyoruz.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Bunu bilmek sorun değil, bunlar karın doyurmuyor.

ALİ KOYUNCU (Devamla) – Sizin sağlığınızı düşünüyoruz, çocuklarımızın sağlığını düşünüyoruz diye bu kanunları çıkartmaya çalışıyoruz.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Karın doyurmuyor bunlar.

ALİ KOYUNCU (Devamla) – Çünkü bundan sonra tüketici, evde almış olduğu sütü nereden aldığını izlenebilirlikle göreceksiniz. Bunlar daha önce var mıydı? Yoktu değerli arkadaşlar. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Tabii ki üretime baktığınızda -mısır üretimi- bitkisel üretimde de çok ciddi anlamda bu ülke tarımında önemli gelişmeler oldu. 2 milyon ton biz mısır üretiyorduk. 2 milyonun dışında da 2 milyon ton da ithal ediyorduk. Şimdi, 4 milyon tonun üzerinde mısır üretiyoruz AK PARTİ’nin geliştirmiş olduğu tarım politikaları sayesinde.

ŞENOL BAL (İzmir) – Sadece mısır. Diğerlerini de söylesene.

ALİ KOYUNCU (Devamla) – Sıfır faizli damlama sulama sistemleri… Bunları biliyorsunuz yani her anlamda üretimin arttığını, bitkisel üretimin arttığını da biliyorsunuz.

Tabii ki artık bitti “Kim ne veriyorsa…” Yem bitkilerinde… (CHP sıralarından gürültüler)

Biliyorlar, biliyorlar, onları biliyorlar zaten de.

Şimdi, yem bitkilerinde her anlamda, her alanda tabii ki üretim arttı. Sıfır faizli damlama sulama sistemleri veriyoruz dedik. Tabii, daha önce “Kim ne veriyorsa ben beş fazlasını veririm.” politikaları artık bitti. Plan var, program var. Sürdürülebilirlik için dünyayla rekabet edebilen bir tarım politikasını ortaya koyuyor Tarım Bakanımız ve Tarım Bakanımızın çalışanları, Hükûmetimiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Tabii biz bu ülkede şunları da gördük değerli arkadaşlar: Köylere gelip de bu insanların koyunlarını, kuzularını sayan, danalarını, ineklerini sayan, hatta köpeklerini, merkeplerini sayan, ondan sonra da o insanlara vergi çıkaran hükûmetler dönemini de gördük.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sen şimdi oturduğun yerden sayıyorsun. Sen oturduğun yerden sayıyorsun Aliciğim.

ALİ KOYUNCU (Devamla) – Üretmeden, o dönemde traktör yoktu, açlık dönemleri, sefalet dönemlerinde…

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Ali, o dönemde cep telefonu da yoktu.

ALİ KOYUNCU (Devamla) – …dedelerimizin bize anlattıkları, yaşım genç ben hatırlamıyorum ama dedemin bize anlattıkları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – İnternet bile yoktu…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Deden de senin gibi yalancıymış.

BAŞKAN – Sayın Koyuncu, bir dakika süre vereceğim, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

ALİ KOYUNCU (Devamla) – Öküz arabalarıyla, üretmedikleri buğdayı alan zihniyetleri de bu Türk çiftçisinin gördüklerini çok iyi biliyorsunuz.

Ayrıca, değerli kardeşlerim, 2007 seçimlerinde bir kahvede oturuyoruz. Bir tane siyasi partinin lideri çıkmış anlatıyor: “Ey Türk çiftçisi, mozotu ben 1 TL’ye vereceğim.” diyor.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Mazot, mazot…

ALİ KOYUNCU (Devamla) – Yanımızda da yedi yaşında bir çocuk var, hiç beklemedim, dedi ki: “Adam amma atıyor ya, adam amma atıyor.”

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Gemicileri söyle; Ali, gemicileri söyle, alıyor mu almıyor mu?

ALİ KOYUNCU (Devamla) – Son günlerde gene atmalar başladı.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Gemi sahiplerine sor.

ALİ KOYUNCU (Devamla) – Birtakım insanlar birtakım insanların söylemlerini görünce Cem Uzan’ı hatırlatıyorlar bana. Desteksiz atmayın kardeşim, bu mozotu falan böyle bedava veremezsiniz. Bunun kaynağını göstermezseniz yedi yaşında çocuk bile der ki: “Adam amma atıyor.” Tamam, kendinizi yedi yaşındaki çocuğa bile güldürürsünüz değerli kardeşlerim.

Ayrıca, bu çiftçinin oyuyla akademisyenlerin oyunun bir olmadığını, “bir olmaz” dediniz 22 Temmuzdan sonra ve köylümüz bundan üzüldü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Onu sen söyledin Ali, sen.

ALİ KOYUNCU (Devamla) – Köylüden bir özür dileyin.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Her şey gönlünüzce olsun, Allaha emanet olun.

BAŞKAN – Sayın Koyuncu, teşekkür ederim efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım…

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Aliciğim, yalan makinesi diyorlar sana.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Efendim?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Milletvekili, bir siyasi parti liderinin mozotu 1 liraya vereceğini söyledi. O siyasi parti lideri mazotu 1 liraya vereceğini söylemişti, mozotu değil, düzeltiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ KOYUNCU (Bursa) – Sayın Grup Başkan Vekilim, düzeltmeniz için çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına Mersin Milletvekili Sayın Vahap Seçer, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA VAHAP SEÇER (Mersin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Koyuncu aslında kendi söylediklerine kendi inanmıyor. Kendi ütopik dünyasında bir Türk tarımı hayal ediyor, yazıyor, çiziyor orada; geliyor buraya, onu gerçekmiş gibi sizlere aktarmaya çalışıyor. Tabii biz de burada doğruları sizlere söylemeye çalışacağız.

Değerli arkadaşlarım, 498 sıra sayılı kanun hakkında grubum Cumhuriyet Halk Partisi adına ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım.

Avrupa Birliği sürecinde otuz beş faslın üçünü oluşturan, tarıma ilişkin üçünü oluşturan fasıllardan biri olan 12’nci faslın, gıda güvenliği, veterinerlik ve bitki sağlığı faslının açılması için bu yasa tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir an önce geçmesi gerektiğini biliyoruz. Dolayısıyla bu anlamda da bu yasa tasarısının geçmesi için Cumhuriyet Halk Partisi olarak elimizden gelen katkıyı vermeye çalışacağız.

Tabii konuştuğumuz konular önemli konular. Hayvan sağlığından bitki sağlığına, gıda ve yem güvenilirliğinden halk sağlığına, çevre sağlığına değişik konu ve fonksiyonları içeren bir tasarı. Tabii Avrupa Birliği müzakere süreci ağır aksak gidiyor. Burada tabii Avrupa Birliğinin öne sürdükleri, özellikle bizlere de aykırı gelen, düşündürücü gelen birtakım siyasi kriterler, örneğin Kıbrıs Rum kesimine limanlarımızı açma konusundaki yaptığı birtakım dayatmalar, birtakım teknik talepler, kriterler, tabii ki bu sürece yani bu maceraya bakarsanız benim yaşımla eşit aşağı yukarı Avrupa Birliği macerası. Tabii bu süreç içerisinde sekiz yıllık AKP İktidarının, Avrupa Birliğine bir an önce girme arzusu, isteğiyle yola çıkan AKP’nin özellikle 2007’den sonra bu alanda ayağını gazdan çekmesi bu müzakere sürecini sıkıntılara sokmakta. Umut ediyorum, bizim de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak desteklediğimiz ve bir medeniyet projesi olarak değerlendirdiğimiz Avrupa Birliği müzakere sürecinin hız kazanması ve bir an önce Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliğine dâhil olması, üye olması.

Değerli arkadaşlarım, bu yasa tasarısını desteklerken, elbette ki gözümüzden kaçmayan birtakım aksaklıklardan sizlere -ya da eksikliklerden- bahsetmek istiyorum. Sayın Bakan mesleği itibarıyla veteriner hekim. İşin açıkçası, bu yasa tasarısında biraz veteriner mesleğinin taassubunu -maalesef üzülerek söylüyorum- görüyorum, izlenimlerim bunu gösteriyor. Örneğin, bakın, yasa tasarısının “Tanımlar” başlıklı 3’üncü maddesinin seksen birinci fıkrasında “yetkilendirilmiş veteriner hekim” tanımı var. Bu ne yapacak? Veteriner hekimler, Bakanlık dışında görevli veteriner hekimlerin… Resmî görevleri yürütmek üzere Bakanlık tarafından yetki verilen veteriner hekimlere biz bu sıfatı veriyoruz, “yetkilendirilmiş veteriner hekim” ancak yine aynı görev ve yetkiyle Bakanlık dışında bazı yetki ve görevleri kullanacak mühendislere “yetkilendirilmiş mühendis” tanımını vermiyoruz. Burada açıkça ortaya çıkıyor, veteriner hekimler mesleki anlamda bana göre bir taassup içerisinde.

Yine tasarının “Veteriner tıbbi ürünlerin uygulanması” başlıklı 14’üncü maddesine bakıyoruz; burada, üçüncü fıkrada, “Veteriner biyolojik ürünleri uygulama yetkisi veteriner hekim veya yardımcı sağlık personeline verilmiştir ve Bakanlığın programlı ve projeli çalışması için uygulayıcılara, hayvan sahipleri tarafından Bakanlıkça belirlenen uygulama ücretleri şartı getirilmiştir.” diyor ama aynı olay bitki hastalık ve zararlılarıyla mücadelede uzman ve bir mühendis gözetiminde yapılmasını öngörmüyor.

Oysa ki, biliyorsunuz, özellikle Türkiye’nin önemli üretim kalemlerinden olan yaş sebze meyvede ihracatta çok önemli sıkıntılar yaşıyoruz. Kimyasal zirai ilaçların kullanımından kalan kalıntılar dolayısıyla ürünlerimiz, yaş sebze ve meyvelerimiz gümrük kapılarından dönüyor. Uygulamada da… Bunu burada açıkça ifade etmek istiyorum, Türk çiftçisi tabii ki teknik olarak, bilimsel olarak çok iyi yetişmiş ya da bu konuda bilinçli bir kesim değil. Uygulamada görüyoruz, hiçbir şekilde yaş sebze ve meyvede kullanılmayacak zirai ilaçlar, insan sağlığına son derece zararlı olan zirai ilaçların bilinçsizlikten dolayı yaş sebze ve meyvede kullanıldığını, zirai mücadelede kullanıldığını görüyoruz. Dolayısıyla, biz bunu, tüketiciler olarak, yaş sebze ya da meyveyi direkt olarak alıp tüketiyoruz ve bu bizim sağlığımıza ciddi anlamda tehdit oluşturuyor. Dolayısıyla, bu mücadelelerin yapılmasında mutlaka bu konuda uzmanlar, ziraat mühendisleri çiftçiye refakat etmeli, onlara teknik destek götürmeli ve bu mücadelelerin onların gözetiminde olması gerektiğini düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, tasarının en önemli konularından bir tanesi özellikle gıda ve yem üreten işletmelerde daha önce sorumlu müdürler ya da sorumlu personeller çalıştırılıyordu ve bir yönetmelikle o kriterler düzenlenmişti. Mevcut uygulamada 60 beygir motor gücünün üzerinde bulunan ve 10 tane personelden fazla personel çalıştıran işletmelerde mutlaka sorumlu bir yönetici istihdam edilmek zorundaydı. Ayrıca bu limitin yani 60 HP motor gücü ve 10 personelin aşağısında kalan mikro işletmeler ya da küçük işletmeler olarak tabir ettiğimiz işletmelerin her 5 tanesi bir tane böyle, bir sorumlu müdür ya da sorumlu personel istihdam etmek durumundaydı. Ama yeni yapılan düzenlemede bu kriterler 30 beygir gücü ve yine 10 personel olarak bırakıldı orada. Bunun üzerindeki büyük işletmelerde sorumlu mühendis ya da personel istihdam zorunluluğu devam edildi. Bunun altında kalan işletmelere böyle bir zorunluluk ortadan kaldırılmış oldu. Daha önceki uygulamanın daha altında, gıda güvenilirliği açısından, çevre sağlığı açısından, insan sağlığı açısından bir önceki yönetmelikle yapılan düzenleme ile bugün bu tasarıdaki düzenlemeyi mukayese ettiğiniz zaman önceki düzenlemeye göre daha geride bir düzenleme olduğunu buradan gözlemliyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de 40 bin civarında gıda işletmesi var. Bunlar yem üretebiliyor ya da insani gıdalar üretebiliyor. Pastaneler, fırınlar ya da yemek üreten büyük işletmeler ya da sucuk imal eden işletmeler, bunun gibi onlarca, binlerce işletmenin, yaklaşık olarak 40 bin işletmenin yüzde 80’i burada koyduğumuz kriterlerin yani 30 beygir gücü ve 10 eleman istihdam eden işletmelerin altında işletmeler, yüzde 80’i yani küçük işletmeler, mikro işletmeler. Biz, yaklaşık olarak bu 40 bin işletmenin yüzde 80’ine tekabül eden 32 bin işletmede gıda güvenliği açısından, halk sağlığı açısından bir tedbirin alınmamasının doğal olmadığını düşünüyoruz bu tasarıyla. Gerçekten bugünkü koşullarda Avrupa Birliği sürecinde bu mantaliteyi ben şahsen aykırı buluyorum. Dolayısıyla, bu konuda da, tabii ki bu bir istihdam yasa tasarısı değil ama mevcut yapıyla 20 bin mühendisimiz -bu ziraat mühendisidir, gıda mühendisidir- bu işletmelerde halk sağlığı adına, gıda güvenilirliği adına hizmet veriyor. Bu insanların da bu yeni düzenlemeyle işsiz kalacağını düşünürsek gerçekten çok yanlış bir iş yaptığımızı daha net görmüş oluruz. Oysaki birçok üniversitemiz ziraat mühendisi yetiştiriyor, birçok üniversitemiz, fakültelerimiz gıda mühendisi yetiştiriyor, mezun ediyor. Bu insanlara niçin biz yıllarca yatırım yapıyoruz, onların bu anlamda eğitim görmesini, tahsil görmesini sağlıyoruz? İşte bu konularda bize yardımcı olsunlar diye, ziraat alanında daha sağlıklı bir zirai mücadele yapsınlar diye, gıda sektöründe insan sağlığına, çevre sağlığına tehdit oluşturmayacak gıda üretimine katkı sunsunlar diye biz bu insanlara yatırım yapıyoruz, yıllar yılı bunların eğitiminin devam etmesi ya da onların eğitimini bitirme adına devlet kesesinden milyonlarca lirayı öğretim bütçesine koyuyoruz.

Değerli arkadaşlarım, yasa tasarısıyla ilgili görüşlerimi sizinle paylaştım. Geçtiğimiz günlerde Sayın Bakan birkaç kez burada bizlere hitap etmek durumunda kaldı, gündem dışı konuşmalara yanıtlar verdi. Bu vesileyle de Türk tarımını değerlendirdi. Bakanlığın yaptığı icraatlardan, Türk tarımının geldiği noktalardan bahsetti. Dün de burada, -çok güncel bir konu olduğu için sizinle paylaşmak istiyorum- Milliyetçi Hareket Partisi Grubundan bir arkadaşım gündem dışı konuşma almıştı. Gübretaş firmasının, Gübretaş gübre fabrikasının -ki, tarım kredi kooperatifleri Gübretaş ortaklarından bir tanesidir- iki Türk ortağı ve bir İranlı ortağıyla Vakıfbank ve Halk Bankasından 80 milyon avro kredi alarak İran’da bir gübre fabrikası satın aldığını ve bu iki Türk şirketinin de sanki bu iş için kurulduğunu, çok yeni firmalar olduğunu, bu konuda geçmişe dönük -bu sektörle ilgili- herhangi bir faaliyetin olmadığı konusunda ve bu ilişkilerin kirli ilişkiler olduğunu, bu ilişkilerden pis kokuların geldiğini burada ifade etti. Sayın Bakan da bu konuda cevap verdi. O cevabı sırasında Avrupa Birliğine üye ülkelerle Türkiye arasındaki gübre fiyatlarını, mazot fiyatlarını, hülasa tarımsal girdi fiyatlarını karşılaştırdı ve ben yerimden kendisine bu karşılaştırmanın yanlış olduğunu söyledim. Nihayetinde, Türkiye’de artık kamu iktisadi teşekkülleri gübre üretmiyor, yani bu piyasalara direkt ya da endirekt müdahale etme şansı yok artık. Biliyorsunuz, bu fabrikalar, Türkiye’de kamuya ait gübre fabrikaları, İstanbul’da İstanbul Gübre Sanayisi, -daha doğrusu Kocaeli Körfez’de- özelleştirildi. Kütahya, Gemlik, Samsun, TÜGSAŞ’a bağlı kompoze ve nitrat fabrikaları özelleştirildi.

Sayın Bakan dedi ki bana... Ben dedim ki: “Siz fabrikaları sattınız, gübre fabrikalarınızı; artık üretim özel sektörün elinde ve ithalat yapıyoruz.” Dedi ki: “Sen bilmiyorsun -işaret etti- bizim dönemimizde değil, daha önceki dönemde o fabrikalar özelleştirildi.” Şimdi, ben onları çıkardım, acaba benim bilgilerim yanlış mı diye. Bakıyorum, İGSAŞ, İstanbul Gübre Sanayisi Türkiye’nin tek üre üreten fabrikasıdır. Önemli bir tesistir. Limanıyla, alanıyla, teknik donanımıyla 100,5 milyon dolara (A) firmasına, 2004 yılında, 18 Mart 2004 tarihinde sözleşme yaparak satılmış. Bakınız, iyi dinleyiniz. TÜGSAŞ Gemlik Gübre Fabrikası, 9/12/2003 tarihinde yapılan ihalede (A) firmasına, aynı (A) firmasına 83 milyon dolara satılmış, 83,1 milyon dolar. Yine TÜGSAŞ Kütahya Fabrikası, yine (A) firmasına, aynı (A) firmasına, 18/10/2004 tarihinde sözleşme yapılmış ve o da satılmış. Yani AK PARTİ iktidarları döneminde demek ki bu fabrikaları biz özelleştirmişiz. Bunun tabii ki özelleştirme kararı, bir önceki hükûmetler, koalisyon hükûmetleri döneminde alınmış olabilir. Ama nasıl Et-Balık Kurumunu özelleştirme kapsamından çıkartma gereği duydunuz, bu fabrikaların da hiç olmazsa stratejik olan bir İGSAŞ’ı, Türkiye’de tek üre üreten fabrikayı satmayabilirdiniz ve böyle düşük rakamlara da satmayabilirdiniz. Gerçekten o fabrikaları bilen arkadaşlarım, gören arkadaşlarım bu fiyatlarla mukayese ettiği zaman, maalesef, Türkiye'nin yıllarca el emeği göz nuruyla inşa ettiği, kurduğu, bugünkü noktalara getirdiği fabrikaları, tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını kimlere peşkeş çektiğimizi daha iyi görecektir. Bunu tüm samimiyetimle söylüyorum, siyaset yapma adına söylemiyorum değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, güncel konulardan bir tanesi de hububat fiyatlarıydı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Seçer, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun efendim.

VAHAP SEÇER (Devamla) – Geçtiğimiz hafta bunları da tartışmıştık. Tabii, Değerli, Sayın Bakanımız ve burada AK PARTİ’yi temsilen konuşan arkadaşlarımız üreticilerden tebrik faksları, tebrik telefonları aldıklarını söyledi.

Değerli arkadaşlarım, insanları yanıltmayalım. Sayın Bakana teşekkür faksı gelen bölge Akdeniz Bölgesi, benim bölgem. O bölgenin toprakları zaten -yani bizim o yörenin tabiriyle, orada buğday üretimi yapmak günahtır- birinci sınıf topraklardır, yani çok daha katma değeri yüksek ürünler yetiştirebileceğiniz alanlardır. Dolayısıyla, orada buğday üretimi yaptığınız zaman çok ciddi, yüksek miktarlarda ürün alırsınız. Orada, Orta Anadolu’ya göre, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne göre, Trakya’ya göre daha düşük maliyetlerde buğday üretimi yapabilirsiniz.

Şimdi, tabii, Türkiye’de buğday üretimi devam ediyor. Ben ısrarla bir şeyin altını çizmek istiyorum. Sayın Bakanın beklentisi, bu yıl Türkiye’de ürün miktarının çok yüksek olacağı ya da birim alana çok yüksek verim alacağı yönünde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VAHAP SEÇER (Devamla) – Son bir dakika rica ediyorum, hemen bitireceğim.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

VAHAP SEÇER (Devamla) – Ben ısrarla altını çiziyorum. Türkiye’de bugüne kadar hasadı biten, Akdeniz Bölgesi’nde hasadı devam eden… Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, Ege Bölgesi’nde, Trakya Bölgesi’nde verimde bir düşüş var, yüzde 20 civarında bir düşüş var. Verim düşüşü demek aynı zamanda kalite düşüşünü de beraberinde getirir. Dolayısıyla, üreticinin… Belki fiyatlar, dünya fiyatlarıyla, üretimle, maliyetlerle değerlendirme yaptığınız zaman uygun gibi görülebilir -birinci sınıf ekmeklik buğdaya verdiğiniz 55 kuruş alım fiyatı ya da tona 550 TL fiyat- ancak birim alana alınan ürünle bu hesabı yaptığınız zaman üreticinin bu yıl da para kazanamayacağını göreceksiniz. Dolayısıyla ben Sayın Bakanı tekrar ikaz etmek istiyorum: Destekleme primlerini mutlaka ama mutlaka artırmak durumundasınız, yoksa Türk üreticisi bu sezonu da mağduriyetle tamamlayacaktır diyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Seçer.

Bölüm üzerinde son konuşmacı, şahsı adına İstanbul Milletvekili Sayın Hasan Macit, buyurun efendim.

HASAN MACİT (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şahsım ve Demokratik Sol Parti adına yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kanun uzun bir evreden sonra, tartışılarak, birçok konu -ilintili olması bir gerçek ama- iç içe konularak bir kanun tasarısı hâlinde önümüze getirilmiş bir kanundur. Aslında bu kanun değişik adlar altında getirilseydi daha sağlıklı olurdu diye düşünüyorum. Önce 2006 yılında dörtlü hijyen paketi hâlinde dört kanun tartışıldı, tepkiler üzerine geri çekildi; daha sonra veteriner hizmetleri şekliyle 2009 yılında yeni bir, bitki sağlığı ve zootekni, hayvan sağlığı da eklenerek getirildi ama su ürünlerini, madem hepsini bir araya getiriyoruz bunları da eklememiz gerekiyordu. Böylelikle, bitki yetiştirme ve ıslahı ayrı tutularak bir kanun hâlinde getirilmiş oldu.

Aslında bu kanunun veteriner hizmetleri ayrı, bitki sağlığı ve hizmetleri ayrı, gıda ve yem hizmetleri kontrolleri ayrı olarak getirilmesi, üç ayrı kanun hâlinde getirilmesi daha sağlıklı olurdu, Türk tarımına daha fazla katkı koyardı. Bu hâliyle getirildiğinde bunun altında birtakım amaçlar gizli gibi geliyor. Çünkü, kanun incelendiği zaman Tarım Bakanlığının hizmetlerini özelleştirmeye yönelik maddeler var, ücret almaya yönelik maddeler var, devletin ana görevi olan konuların ücreti mukabilinde şahıslara hizmet karşılığı verilmesi maddeleri var ama beş dakika içerisinde ne konuşacağımızı da bilemiyoruz, gerçekten, Türk tarımını konuşmak için saatler gerekiyor. Biraz önce de arkadaşlarımız burada AKP İktidarı döneminde yapılanları anlattılar ama bu AKP döneminde yapılanları acaba, odalarımıza bırakmışlar, devletin resmî istatistik kurumunun verilerinden tarımı bir incelemişler mi? AKP iktidara geldiğinde veriler neymiş, bugünkü rakamlar ne olmuş, bir incelemişler mi? Merak ettim ve bu nedenle bunu buraya getirdim.

Sayın Bakanımız, her fırsatta işte, 5 milyar 200 milyon civarında destek verdiklerini ve işte, 30 milyar civarında, geldiklerinden bu tarafa destek verdiklerini açıklıyor. Bu destekler acaba nerelere gitti merak ediyoruz. Çünkü bu destekler amacı doğrultusunda kullanılmış olsaydı, tarımın bir noktadan belirli bir noktaya gelmiş olması gerekirdi. Yani, iyi bir noktaya gelmiş olması gerekirdi.

Zaman da hızla geçiyor, ben buradan, ekilen alanları okumak istiyorum, geldikleri noktadan bu noktada ekilen alanlarda ne kadar daralma var, üretilen ürün miktarlarını okumak istiyorum, toplam, geldikleri noktada Türkiye üretim olarak kaç ton üretim yapıyormuş, bugün kaç ton üretim yapıyor? Merak eden AKP milletvekili arkadaşlarım bunlara bakarlarsa, Türk tarımının hangi noktaya geldiğini net biçimde göreceklerdir. Sayılar, istatistikler yanılmaz diye düşünüyorum, buradan, zamanım çok az, okumuyorum, sizlere okumanızı tavsiye ediyorum.

Değerli arkadaşlar, “Gübreye destek verdik.” diyorsunuz. Şöyle bir vicdanınızı yoklayın, gübre sizin iktidara geldiğinizde kaç liraydı, şimdi kaç lira? Türk çiftçisi gübreyi kullanamıyor arkadaşlar, burada 10 milyon tondan 7 milyon tona düşmüş, yazıyor. Neden düştü acaba destek veriyorsunuz bu kadar gübreye de?

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Toprak analizi yapıp öyle kullanıyor.

HASAN MACİT (Devamla) – Gelir, burada konuşursunuz.

Acaba destek veriyorsunuz da bu gübre miktarı niçin azalıyor da artmıyor?

Değerli arkadaşlar, sizin döneminizde -tabii gübrenin çok değişik isimler altında çok değişik miktarları var- 250 lira olan bir gübre 770 liraya çıkmış, 373 lira olan bir gübre 920 liraya çıkmış, 206 lira olan bir gübre 600 liraya çıkmış yani 3 kat fiyat farkı oluşmuş. Bu 3 kat fiyat farkını kullanılan gübreyle çarptığınız zaman, 3,5 milyar lira, sadece gübrede, AKP İktidarında oluşan fiyat farkına verilen miktardır. Yani sizin tüm bir yılda Türk çiftçisine verdiğiniz 5 milyar lira desteğin 3,5 milyar lirası, bir yılda Türk çiftçisinin kullandığı gübrenin zammına gidiyor, daha geriye 1,5 milyar diğer desteklere para kalıyor. Mazot 3 kat artmış. Tarımsal sulama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Macit, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun efendim.

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Desteklemelerin ne olduğunu biliyor mu acaba?

HASAN MACİT (Devamla) – Ben desteklemeleri biliyorum sevgili arkadaşım. Gelir, burada konuşursun, bire bir de sizinle istediğiniz yerde tartışırız, istediğiniz kanalda…

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Sizin iktidarınızda varili kaç liraydı, şimdi kaç lira?

BAŞKAN – Sayın Öksüz, lütfen…

HASAN MACİT (Devamla) – Sizin yandaş kanallarınız var, hangi kanalı istiyorsanız sizinle değil Tarım Bakanınızla tartışırım bu konuları, istediğinizle tartışırım, oradan laf atmayla değil… Anladınız mı?

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Laf atmıyoruz, size anlatıyoruz.

HASAN MACİT (Devamla) – Sayın Bakan, burada, biraz önce sorduğum soruya “Veriler elimde değil.” diyor. Tarımsal elektrikle ilgili, bütçe görüşmelerinde “2002 yılında sübvansiyon kaldırıldı.” dedi. Evet, 2002 yılında, tarımsal elektriğe verilen yüzde 30 sübvansiyon Aralık 2002’de AKP İktidarı tarafından kaldırıldı…

HASAN ANGI (Konya) – Hayır, doğru söyle.

HASAN MACİT (Devamla) – Sen doğru söylüyorsan, burada söylersin.

…ve Haziran 2009’da tarımsal sulamayla ilgili, yeniden yapılandırmayla ilgili, değerli arkadaşlar, 122 bin 380 abonemiz borçlu, bunun 9 bin 200 kişisi yapılandırmaya müracaat ediyor, yüzde 10 bile değil ve yapılandırmaya müracaat edenler de borçlarını ödeyemeyerek kalıyor.

BAŞKAN – Sayın Macit, süremiz tamamlandı. Teşekkür için mikrofonunuzu açayım, lütfen efendim…

Buyurun.

HASAN MACİT (Devamla) – Yapılandırmada dahi çiftçi elektrik borcunu ödeyemiyorsa -biraz önce duyduklarınız- acaba hayal âleminde mi yaşıyoruz yoksa Türk çiftçisinin durumu bizim anlattığımız gibi mi, sizin anlattığınız gibi mi? Ben bu yorumu, bu değerlendirmeyi Türk çiftçisine havale ediyorum.

Hepinize saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, soru-cevap işlemine geçiyoruz on beş dakika süreyle.

Sayın Öksüz, buyurun efendim.

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, deminki konuşmacıyı dinlediniz. 2002 yılında petrolün varili ne kadardı? Şu anda ne kadar?

Gene, gübreyle ilgili soruyorum: Türkiye’de kimyevi gübre kullanımı ne kadardır? Vergisi nedir? Gübre desteğinde üreticinin kârı nedir?

Kooperatiflere verilen destek miktarı nedir? 2003-2008 döneminde kaç projeye ne kadar destek verildi? Bu kooperatiflerde kaç kişi istihdam ediliyor?

2002 yılında tarımsal kredi faiz oranları neydi? Şu anda nedir? Kullanılan tarımsal kredi miktarı ne kadardır?

2002 yılında Ziraat Bankasından çiftçiye ne kadar kredi verildi? Şu an nedir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öksüz.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Genel Müdürün maaşını bir sor.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, notları arkadaşlar almışlardır.

Sayın Cengiz? Yok.

Sayın Akkuş, buyurun.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan;

1) Ülkemizin birçok kesiminde süt inekçiliği desteklenmiş ve vatandaşlara binlerce damızlık hayvan pazarlanarak süt üretimi artırılmak istenmiştir ancak süt fiyatlarının düşük olması ve desteğinin az olmasından dolayı süt inekleri satılmaya başlanmıştır. Bu da inek alan vatandaşın borcunu ödeyememekle karşı karşıya kalmasına sebep olmuş. Süt inekçiliğinin ivme kaybetmemesi için ne gibi tedbirler almayı düşünüyorsunuz?

2) Yem bitkileri üretim desteği 2007’de 404.470 TL, 2008’de 676.095 TL iken 2009 yılında 288.320 TL’ye inmiştir, sebebi nedir?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akkuş.

Sayın Macit, buyurun.

HASAN MACİT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Görüşülmekte olan Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı’nda, Bakanlığın, hayvan sağlığı alanında hizmetlerini yürütmek üzere “resmî veteriner hekim”, bu yetkilerin özel çalışan veteriner hekimler tarafından yürütülmesi için “yetkilendirilmiş veteriner hekim” müessesesi var da tasarı da neden “resmî mühendis”, “yetkilendirilmiş mühendis” müessesesi yok? Burada bir dengesizlik, bir adaletsizlik yok mudur? Bu bir meslek taassubu mudur?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Macit.

Sayın Paksoy

MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, et ithalatı Türkiye'nin yeni karşılaştığı, sonuçlarını ve etkilerini bilmediği bir konu değildir ama yaklaşık on beş yıl öncesinin unutulmuş olması kaygı vericidir. Gerçekten Türkiye 1995 ve 1996 yılları arasında yaklaşık 125 bin baş gebe düve, 470 bin baş kasaplık sığır ve 50 bin ton et ithal etmiştir. Bu süreçte, bunu izleyen yıllarda pek çok besici iflas etmiş, sayısız üretici hayvansal üretimden çekilmiştir. Sayın Bakan, üretici sizi en başarısız Tarım Bakanı olarak hatırlayacaktır diyor… Bu projeksiyona katılıyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Paksoy.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan;

1) 1 Ocak-15 Mayıs 2010 tarihleri arasında sel afetine maruz kalan on yedi ildeki çiftçilerin tarım kredi kooperatifleri ve Ziraat Bankasına olan borçlarının bir yıl süreyle ertelenmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararında, Kütahya iline komşu Afyon, Manisa, Uşak, Bursa illeri dâhil edildiği hâlde, bu illerin tam ortasında bulunan Kütahya ilinin aynı dönemde selden etkilenmesine rağmen kapsama dâhil edilmemesinin gerekçesi nedir? Kütahya’nın da bu kapsama dâhil edilmesi yönünde bir çalışmanız var mıdır?

2) Kütahya Tarım İl Müdürünün bir hafta önce görevden alınmasının sebebi nedir? Bu konuda siyasi müdahalelerin olduğu iddiaları doğru mudur?

3) Kütahya Tarım İl Müdürlüğünün, başta ziraat mühendisi ve veteriner hekim olmak üzere özellikle teknik personel açığı ne zaman kapatılabilecektir?

BAŞKAN – Sayın Ağyüz, buyurun efendim.

Yok mu?

Sayın Kahya

ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı kapsamında sulamaya destek veriliyor mu? Bugüne kadar kaç üreticiye ne kadar destek verilmiş, bu desteklerle ne kadar alan sulamaya açılmıştır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, buyurun efendim.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Daha vakit vardı Sayın Başkan.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Öksüz’ün sorusuyla başlıyorum.

2002 yılında, petrolün varili 20 küsur dolar idi ve AK PARTİ’nin göreve geldiği gün, 18 Kasım günü, Hükûmeti devraldığı gün, mazotun litresi 1 milyon 250 bin lira idi. Bugün de 2,90 ile 3 lira arasında değişiyor. Dünyada, bu arada tabii, 2007-2008 yıllarında bir anormal…

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sayın Bakan, üzümün fiyatı hiç değişmedi, 500 lira.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – …anormal biliyorsunuz, 140 dolarlara kadar varili çıktı, çok fahiş fiyatlara çıktı. Bundan da tabii bütün dünya gibi Türkiye'nin de petrol faturası, ithalat faturası oldukça arttı.

Şimdi, Türkiye'nin kimyevi gübre üretimi yaklaşık 3 milyon tondur. 3 milyon ton, 2 milyon ton da ithal edilir, 5-5,5 milyon ton arasında Türkiye'nin kimyevi gübre -çeşitli ürünlerdeki gübre- üretimi var. Tabii, burada şunu söylemek lazım: Türkiye’de üretilen ve ithal edilen gübrelerin ham maddelerinin tamamı, yaklaşık yüzde 95’i ithal ediliyor. Çünkü azotlu gübrelerin temel ham maddesi amonyaktır, amonyağın kaynağı doğal gazdır ve doğal gaz ithal edilir. Bunun dışında, diğer fosfatlı gübrelerin de, örneğin, nitelikli kaya fosfatı, keza, fosforik asit vesaire. Bütün bunlar ham madde olarak ithal ediliyor. Yani Türkiye'nin verdiği, mesela bazı ülkeler için uyguladığı gümrük vergisi gübrede yüzde 6 civarında, yüzde 18 de katma değer vergisi var.

Hükûmetimiz döneminde, 2002 yılından önce, o süreçte kaldırılmış olan, bizden önceki Hükûmet döneminde birçok destek gibi kaldırılmış olan kimyevi gübre desteğini de yine kimyevi gübre desteği altında biz tekrar uygulamaya koyduk ve geçtiğimiz yıl 700 milyon lira civarında bir destek ödemesi yaptık. Bunu da üç kategoride veriyoruz. Tarla ürünleri için ayrı, yani hububat ve grubu için ayrı, meyve-sebze grubu için ayrı ve diğer endüstri bitkileri için ayrı.

Hükûmetimiz döneminde tarımsal kalkınma kooperatifleri çok ciddi bir artışla cumhuriyet tarihinin en yüksek düzeyine ulaştı. Burada, genel bütçede, genel bütçe imkânlarıyla 703 tane tarımsal kalkınma kooperatifi desteklendi. Kırsal Alanda Sosyal Destek Projesi’nden 1.007 tane, toplam 1.710 tane tarımsal kalkınma kooperatifi desteklendi. Buraya ödediğimiz destek 1,5 milyar lira yani eski parayla 1,5 katrilyon lira. Bizden önceki dönemle bunun mukayesesini yapacak olursak bizden önce uygulanan -ki elimde bütün bunların verileri var- toplam kooperatif desteği 280-287 civarında ve burada çok cüzi bir para destek olarak ödenmişti.

Tarımsal kredi miktarı: Geçtiğimiz yıl içerisinde 9 milyarın üzerinde bir tarımsal kredi uygulandı, ödendi çiftçilere ve bunun geriye dönüş oranı da yüzde 97,5. Yani Türk çiftçisi aldığı 100 lira kredinin, zirai kredinin 97,5 lirasını da geri ödedi. 2002 yılında bunun geriye dönüş oranı yüzde 38’di. Yani Türk çiftçisi Ziraat Bankasından o tarihte aldığı kredinin, 100 liranın sadece 38 lirasını geri ödüyordu. Bugün 97,5’unu geri ödüyor. Bu ne demektir? Alım gücünün de, ödeme gücünün de çok yükseldiğini gösteriyor ve bu miktar kredi daha önce Ziraat Bankasının sadece 550 bin çiftçiye ödediği para da 227 milyon lira idi 2002 yılında. 227 milyon lira çıktı 9 milyar liraya ve 9 milyar lira 1 milyon 100 bin çiftçiye veriliyor, faizler de yüzde 59’dan -bildiğiniz gibi- yüzde 12-13 düzeyine düştü. Ancak bu ödenen kredinin yüzde 90’ının üzerindeki kısmı da sübvansiyonludur yani yüzde 30 ila yüzde 60 arasında değişen oranlarda faiz indirimine tabidir. Bunun da bazılarında -biraz önce bazı milletvekillerimiz de sordu- damla sulama kredilerinde örneğin, kredi faiz oranı sıfırdır yani faizsizdir. Bunları ödedik.

Kırsal kalkınma yatırımlarının desteklenmesi projesindeki sulama projeleriyle -bir değerli milletvekilimizin sorusuydu- bugüne kadar 2,5 milyon dekarın üzerinde alanda damla sulama kredisi kullandırıldı ve bu krediyle 2 milyon 558 bin dekar alanda damla sulama sistemi kuruldu. 2 türlü damla sulama kredisi veriyoruz. Birisi zirai kredi kapsamında, faizsiz; bir de Tarım Bakanlığının Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Projesi kapsamında ödediğimiz yüzde 50 hibe destek. Hem Ziraat Bankası veriyor hem de bizler bunu sağlıyoruz.

Saygıdeğer milletvekilleri, Sayın Akkuş’un süt inekçiliğine destek verilmesiyle ilgili sorusu: Süt fiyatlarının düşük olması sebebiyle işte ineklerin kesildiğini söyledi. Tabii, süt fiyatları şu anda mesela Avrupa’da 18-20 euro senttir. Bu da Türk parasıyla 36-40 kuruş arasında değişiyor ama Türkiye’de şu anda 72,5 kuruş ortalama sütün litre fiyatı. Biz buna ayrıca 4 kuruş da litre başına destek veriyoruz. Dolayısıyla 76,5 kuruş ortalama Türkiye’de şu anda inek sütünün fiyatı. Koyun sütüne bizim verdiğimiz destek ise inek sütüne göre 2,5 kat daha fazladır. 10 kuruş orada destek veriyoruz. Hem yem desteği hem hayvan başına ödediğimiz destek hem de süt primi desteğiyle süt sığırcılığı Türkiye’de gelişiyor.

Esasen Türkiye’de hayvancılıkla ilgili söylenecek temel gösterge şudur: Türkiye’de süt üretimi 2002 yılında 8,4 milyon ton iken bugün 12,5 milyon tondur Türkiye'nin süt üretimi. Bu rakam 8 milyon tonlardan 12 milyon tonlara geldiyse Türkiye’de hayvancılık gelişmiş demektir. Bunun hiç başka bir yolu yok.

Bir göstergesi daha vardır, o da çok önemlidir. 2002 tarihinde içinde 50’den fazla büyükbaş hayvan bulunan işletme sayısı, hayvancılık işletme sayısı Türkiye’de sadece 4.500’dür ama bugün 18 bin 650 civarında, 18 bin 650 tane Türkiye’de içinde 50’nin üzerinde büyükbaş hayvan bulunan işletme var. Bu şu demektir: Türkiye ölçek ekonomisine…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Hangi illerde Sayın Bakan?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Bütün Türkiye’de bu var, hızla yayılıyor, hızla büyüyor. Türkiye’de artık geleneksel olarak hayvancılık yapanların yanında, diğer sektörlerden insanlar da hayvancılığa yatırım yapıyor. Mesela Türkiye’de başka sektörlerde çalışan insanlar, örneğin halıcılık yapanlar veya -ne bileyim- iplik işiyle uğraşanlar da artık hayvancılık sektörüne girip yatırım yapıyor ve verimli hayvancılık faaliyetleri de gerçekleştiriyorlar.

Gerek et üretimiyle gerek süt üretimiyle, ikisiyle de ilgili olarak da Türkiye’de hem hayvan başına verim artmıştır hem üretim miktarında artış meydana gelmiştir. Spekülasyonlara da biz fırsat vermemek maksadıyla da bir miktar kasaplık canlı hayvan ithalatı gerçekleştirdik ve onunla da Türkiye’de bugün yüzde 20’ler civarında tüketici fiyatlarında azalma oldu ama tüketim miktarında yüzde 25 artış oldu. Bu da yapılan işin doğru olduğunu gösteriyor. Daha Türkiye’de hiç hayvan ithalatı yapılmamışken bile fiyatlarda yüzde 20’nin üzerinde bir düşüşün meydana gelmesi bizim teşhisimizin de, çözüm önerimizin de doğru olduğunu gösteriyor.

Sayın Başkanım, sürem doldu, kalan sorulara yazılı cevap vereceğim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Saygıdeğer arkadaşlarım, grup başkan vekili arkadaşlarım ve Genel Kurulda olan milletvekili arkadaşlarımla bir hususu paylaşmak istiyorum yani müşahedelerimle, yıllara dayanan gözlemimle: Şimdi, arkadaşlarımız bir dakika içerisinde, seri bir şekilde tabii ki gündemlerinde olan soruları soruyorlar. Bunlar bazen üç, dört, beş olabiliyor. Şimdi, sayın bakanlar cevap verirken -benim gördüğüm, müşahede ettiğim, gözlemlediğim- bu sorulara cevap vermekte zorlanıyorlar. Sadece iki arkadaşa cevap verirse bütün süre doluyor. Eğer arkadaşlarımız soruları tek tek veya azami iki civarında sınırlarlarsa sayın bakanlar daha çok arkadaşa cevap verme imkânına sahip olurlar diye düşünüyorum. Takdirlerinize sunmak istedim.

Şimdi 1’inci madde üzerinde dört adet önerge vardır. Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun Tasarısının 1. maddesinden “ile hayvan ıslahı” ifadesinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Abdülkadir Akcan

 

Muharrem Varlı

Yılmaz Tankut

 

Afyonkarahisar

 

Adana

Adana

 

Hakan Coşkun

 

Alim Işık

Mümin İnan

 

Osmaniye

 

Kütahya

Niğde

 

 

 

Akif Akkuş

 

 

 

 

Mersin

 

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı tasarının 1 inci maddesinin “hayvan ıslahı” ibaresinden sonra gelen “ve refahını” ibaresinin kaldırılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Hasip Kaplan

 

Sırrı Sakık

Nuri Yaman

 

Şırnak

 

Muş

Muş

 

İbrahim Binici

 

 

M. Nezir Karabaş

 

Şanlıurfa

 

 

Bitlis

T.B.M.M Başkanlığına

Görüşülmekte olan 498 sayılı tasarının 1. maddesinde “hayvan ıslahı ve refahını, tüketici” ibaresinden sonra “üretici” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Gürol Ergin

 

R. Kerim Özkan

Ahmet Küçük

 

Muğla

 

Burdur

Çanakkale

 

Osman Kaptan

 

 

Rasim Çakır

 

Antalya

 

 

Edirne

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısının 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı, gıda ve yem güvenilirliğini, halk sağlığı, bitki ve hayvan sağlığı ile hayvan ıslahı ve refahını, üretici ve tüketici menfaatleri ile çevrenin korunması da dikkate alarak korumak ve halkın gereği gibi beslenmesini sağlamaktır.

                                                                                                              Zeki Ertugay

                                                                                                                 Erzurum

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor musunuz?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Ertugay, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

ZEKİ ERTUGAY (Erzurum) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, görüşülmekte olan bu yasanın 1’inci maddesiyle ilgili bir önergemiz var, onun üzerinde söz almış bulunuyorum.

Bu önergede, biraz önceki konuşmamda da ifade ettiğim gibi, halkın sağlığının korunması ve halkın gereği gibi beslenmesinin sağlanması için buraya bir hüküm eklenmesi gerektiğini ifade ettik. Bunun önemini yüce Meclisin çok iyi takdir ettiği kanaatindeyim çünkü önemli olan insanımızın beslenmesidir. Türk insanının beslenmesinde çok temel önemli problemler vardır, halkın gereği gibi beslenmesinde ciddi bir protein açığı bulunmaktadır. Yani bugün Türkiye’de aşağı yukarı kişi başına hayvansal protein miktarı, kullanılan miktarlar 21-22 gram civarındadır ama Avrupa Birliği ortalaması 63 gramdır. Dolayısıyla bu konuda bu yasanın amacına uygun olarak beslenme vurgusunun, beslenmenin öneminin mutlak suretle yasaya girmesinin doğru olduğunu düşünüyorum.

Şimdi, değerli milletvekilleri, biraz önce hayvancılıkla ilgili, sürem yetmediği için, bazı ifade etmeye çalıştığım hususlar eksik kaldı. Sayın Bakan da biraz önce yine konuşmasında hayvancılıkta ne kadar iyi durumda olduğumuzu -şu anda bir soruya cevaben- tekrar ifade etti.

23/2/2010 tarihinde bu yüce Mecliste ben bir konuşma yapmıştım ve o konuşmamda artan et ve süt fiyatlarına, azalan hayvan varlığına, düşen üretime dikkat çekmiştim. Yani, Türkiye’de fiyatlar artıyor çünkü artık üretici, hayvan üreticisi, besici… Hatta besiciyi de iki kısımda değerlendirmek lazım. Bir, ahırında köylünün, bizzat çiftçinin ürettiği bir hayvan var bir de onu yetiştiren bir besici var; bir de o hayvanları toplayarak besicilik yapmaya çalışan ve belki de toplu bir, daha büyük bir sermayeyle Türkiye genelinde piyasada rol oynamaya çalışan birtakım kişiler var. Çiftçiyi burada mutlak suretle ayırt etmek lazım. Ben köylünün, çiftçinin, Karslının, Erzurumlunun ahırındaki durumun çok vahim olduğunu ve bu insanların bir kısmının da o toplayıcılar tarafından istismar edildiğine ve çok perişan bir manzaranın olduğuna dikkatinizi çekmiştim. Şimdi, böyle bir konuşmaya Sayın Bakan o tarihte bir cevap vermişti: “9 milyon 800 bin baş civarında büyükbaş hayvan varlığı var 2002 tarihinde.” Ki bu rakam doğru değil, 12 milyon civarında bir büyükbaş hayvan varlığı var ve Türkiye o tarihte büyükbaş hayvan varlığı bakımından Avrupa Birliğinde 4’üncü sırada, sığır varlığı bakımından 4’üncü sırada, koyun ve keçi varlığı bakımından 1’inci ve 2’nci sırada. Bu verilen rakam da haddizatında doğru değil, yani Sayın Bakanın 9 milyon 800 bin baş olarak verdiği rakam doğru değil ve devam ediyor: “2009 yılında bu 10 milyon 391 bin. Şimdi o kadar önemli bir nokta ki hem Türkiye’de gerçekte hayvancılığın lokomotif alanı olan büyükbaş hayvancılık ve damızlık süt sığırcılığı kan kaybetmemiş, aksine ileri bir noktaya gitmiş hem de hayvan başına elde edilen ürün miktarında süt ve et miktarında çok ciddi artışlar olmuştur.”

Şimdi, Sayın Bakan, Türk halkının protein açığı meydandayken, Türkiye’de kişi başına et tüketiminde ciddi değil hiçbir artış olmamışken, halkın refah düzeyinde bir gelişme olmamışken, Allah aşkına, böyle bir talep artışı yokken bu tabloyu, bugün gelinen tabloyu nasıl izah ediyorsunuz? Yani bu artış var da niçin hayvan, canlı hayvan ve et ithal etme noktasına geldiniz?

Bizi sebepler ilgilendirmiyor şu an itibarıyla, sonuç ilgilendiriyor. Sonuç, idare ettiğiniz Türk tarımını getirdiğiniz nokta meydanda ve Türkiye on beş yıldır et ithal etmiyordu, bugün et ithal ediyor ve bu da hem üretici açısından hem tüketici açısından hem çiftçi açısından hem de geniş kitleler açısından son derece vahim bir noktadır.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Canlı hayvan, et değil.

ZEKİ ERTUGAY (Devamla) – Bunu lütfen kabul edin ve verdiğiniz rakamlarla vatandaşımızı, insanımızı yanıltmayın.

Türkiye, hayvancılık noktasında çok ciddi manada gerilemiştir. Besici, üretici ağır maliyetler altında ezilmektedir. Süt üretiminde de çok ciddi istikrarsızlıklar vardır ve ağır maliyetler altında üretim…

Bugün, söyler misiniz, kasapta 35-40 milyona aldığınız eti, Et ve Balık Kurumuna veya toplayıcıların, gerçek hayvan üreticisinden kaç liraya et aldığını? Çok büyük bir çaresizlik yaşanmaktadır ve lütfen burada başarılarınızdan bahsederken Türk milletini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ertugay, konuşmanızın tamamlayınız.

Buyurun.

ZEKİ ERTUGAY (Devamla) – …Türk çiftçisini de hiçbir şey bilmiyor, ne yapsak kabul ettiririz gibi saf yerine koymayın.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ertugay.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

T.B.M.M Başkanlığına

Görüşülmekte olan 498 sayılı tasarının 1. maddesinde “hayvan ıslahı ve refahını, tüketici” ibaresinden sonra “üretici” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                            Gürol Ergin (Muğla) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ergin. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜROL ERGİN (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz tasarının 1’inci maddesi için verdiğim önerge dolayısıyla söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken sizleri ve yüce Türk ulusunu saygıyla selamlıyorum.

Ben burada Sayın Bakanın iki gün önce bu kürsüde değindiği konular ile AKP sözcülerinin değindiği konular üzerinde gerçek bilgileri vermek üzere söz aldım. Böylece tarımda yaşanan fiyaskoyu da sizlere gösterme şansı bulacağımı düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, rakamlardan söz ediyordu Sayın Bakan ve TÜİK rakamlarını gündeme getiriyordu. Ben de TÜİK rakamlarını söylüyorum: 2002 yılında 23 milyon 994 bin hektar olan işlenen tarım alanı 2008 sonunda 21 milyon 555 bin hektara, ekilen tarım alanı 18 milyon 123 bin hektardan 2008 sonunda 16 milyon 460 bin hektara inmiştir. Hububat ekim alanı 13 milyon 414 bin hektardan 11 milyon 990 bin hektara, buğday ekim alanı 9 milyon 300 bin hektardan 8 milyon 90 bin hektara düşmüştür. Hububat ekilen alan ile buğday ekilen alanda yaklaşık 1,5 milyon hektar azalma olurken yağlı tohum ekim alanı Sayın Bakanın iddiasının aksine hemen hiç artmamış, artış yalnızca 20 bin hektar olmuştur. 2002 yılında 657 bin hektar olan yağlı tohum ekim alanı 2008 yılında 677 bin hektardır.

Yem bitkilerine gelince: En önemli yem bitkileri yonca ve korungadır. Bunların ekim alanları 2002’de 359 bin hektar, 2008’de 690 bin hektardır yani 340 bin hektar artma vardır, bu doğrudur.

Tüm bu rakamlara baktığımız zaman, Sayın Bakanın önceki gün söylediğinin aksine hububat ekiminden vazgeçilen alanlarda yağlı tohum ekiminin olmadığını, yem bitkisi üretim alanlarındaki artışın da ekilmeyen araziler karşısında son derece önemsiz kaldığını görmekteyiz. Kaldı ki aynı yıllarda hububat yanında şeker pancarı, tütün ve pamuk ekim alanları da azalmış, en önemli endüstri bitkisi olan pamuk ekim alanı 721 bin hektardan 495 bin hektara düşmüştür, çünkü çiftçi AKP döneminde para kazanmadığından tarlasını ekmekten vazgeçmiştir.

Hayvancılıkta durum farklı mıdır? Sayın Bakan, 1986 ile 1996 yılları arasında yaklaşık 1,5 milyon kasaplık canlı hayvan ithalatı gerçekleştirildiğini söylüyor. Bu rakam doğru olabilir. O zaman Sayın Bakana sormazlar mı: “1,5 milyon kasaplık hayvan getirenler Türkiye'nin hayvancılık sorununu çözdüler mi ki siz bugün yeniden kasaplık hayvan getiriyorsunuz? Eğer o gün yapılan yanlış idiyse bugün niye aynı yanlışı tekrarlamaktasınız?”

Sayın Bakan bu kürsüden yaptığı konuşmada, hayvancılık konusunda doğru bilgilendirme yapmamıştır. Sayın Bakan “Türkiye'de üretim artmıştır.” diyor. Oysa kırmızı et üretimine baktığımızda, 2007’de 575 bin olan üretimin 2008’de 482 bin tona, 2009’da 412 bin tona indiğini görüyoruz. 2002’deki üretim ise 435.365 tondu. Yani 2009 üretiminin üzerindeydi. Gerçek durum budur.

Türkiye'de 2001 ila 2009 yılları arasında büyükbaş hayvan sayısındaki artış yalnızca 125 bindir, ancak 2007’den itibaren büyükbaş hayvan sayıları sürekli azalmıştır.

Küçükbaş hayvan sayılarına gelince: Asıl yıkım burada olmuştur. 2001 yılında 33 milyon 994 bin olan küçükbaş hayvan sayısı 7 milyonun üzerinde azalarak bugün 26 milyon 877 bindir.

AKP döneminde sığır sayısı yalnızca 125 bin artarken, küçükbaş hayvan sayısında azalış 7 milyon 117 bindir. Sayın Bakanın müthiş destekler vererek yarattığını ifade ettiği tablo budur.

Hayvancılığa eskiye kıyaslanmayacak kadar büyük destekler verildi ise ve gelinen durum bu ise, o zaman Sayın Bakana “Bu destekler nereye gitti, kimler yedi ya da çarçur edildi?” diye sormak ve yanıtını ama gerçek, doğru yanıtını istemek hakkımızdır.

AKP döneminde çiftçilerimiz, tarımsal girdi kullanımında, tarımsal alet, makine, traktör alımlarında da frene basmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ergin, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun efendim.

GÜROL ERGİN (Devamla) – 2008 yılında traktör satışları yüzde 39 azalırken 2009 yılında azalma yüzde 50’yi aşmış, 2009 yılının tamamında satılan traktör sayısı 7.290 olmuştur. Oysa, o beğenmediğiniz 1998 yılında traktör satışı 48.568’dir.

Sizin TARSİM Genel Müdürü Sayın Bülent Bora, 6 Haziran 2010’da -dört gün önce- “Devlet primin yarısını karşılasa bile çiftçi yine de prim ödemede zorlandığı için mi sigorta tabana yayılmıyor?” sorusuna şu yanıtı veriyor: “Prim yüksek değil ama çiftçimizin durumu da iyi değil.”

Sayın Bakan, buna ben ne ekleyeyim?

Tarım Sigortaları Genel Müdürünüz de bunu böyle söylüyor.

Şu sözü hiç unutmayın: “Bütün insanları belli bir süre, kimi insanları her zaman kandırabilirsiniz, ama tüm insanları her zaman asla kandıramazsınız.” diyorum, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 498 sayılı tasarının 1 nci maddesinin “hayvan ıslahı” ibaresinden sonra gelen “ve refahını” ibaresinin kaldırılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                           Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

                                                                       

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği eğer bunu böyle yapın demese kendi iç dinamiklerimizle bu ülkede, Türkiye, bir tarım, bir hayvancılık ülkesi deyip, yakın zamana kadar ihracat yapan bir ülke deyip, kendi geleceğimizi, artan nüfusumuzu, 72 milyon insanımızı düşünerek bu Mecliste kanun çıkarmayacağız demektir.

Bakın, kanunun gerekçesini okuyorum: “Avrupa Birliğinin uyum referansı doğrultusunda.” Evet.

Peki, Avrupa Birliğinin gördüğü ve Hükûmeti notlandırdığı İlerleme Raporu’nda ne diyor? Kontrol kapılarından başlıyor, getiriyor… Ben demin bir soru sordum Bakana: Şap hastalığı konusunda hakikaten ilerleme kaydetmişler, tebrik ediyorum. Yani çalışma yaptıkları konuda doğruysa doğru ama gelin ondan sonraki noktalara bakalım. Trakya konusunda bu ilerleme kaydedilmiş zaten ve notlara da geçiyor. Bruselloz ve tüberkülozdan, arilik konusundan, bulaşıcı süngerimsi ensefalopati hastalığına kadar bakın, oradan geliyor. Şimdi, burada çok ilginç bir noktaya denk getiriyoruz. Gıda ve yem pazarında diyor ki “Hijyen paketi, hâlâ Türkiye’de bunun uygulaması yok.” Gıdalar, hijyen paketleme diye bir sistem var.

Yine geliyoruz “Etiketlenme ve sunum konusunda ilerleme kaydedilmemiştir.” diyor.

Yine geliyoruz “Aroma maddelerine zararlı şeyler katılıyor. Bunun düzenlemesi yoktur.” diyor. “Üstelik aflatoksin ile ilgili olanlar başta olmak üzere etkin önlemler alınmamıştır.” diyor.

Şimdi, bunların hepsi insan sağlığını, direkt, gıda olayını, tarım olayını, hayvancılığı ilgilendiriyor.

Şimdi soruyorum: Kardeşim, Türkiye, dışarıya et ihraç eden, tarım ürünleri ihraç eden bir ülke iken, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, Erzurum’da, Kars’ta, Ağrı’da, Van’da, o bölgelerde Et ve Balık Kurumunun olduğu dönemlerde, orada üretici etlerini orada rahatlıkla satıp, devletin, kamunun gözetiminde alınıp satıldığı zaman et ithal edilmiyordu. Ucuzdu et. Ama ne oldu birdenbire? Şimdi, Şırnak’ta, Van-Hakkâri-Şırnak arasındaki Faraşin Yaylası’nda 500 bin baş küçük hayvan her sene yaylaya gider. Artık oradaki korucular da illallah etti çünkü yaylaya gidemiyorlar. 500 bin baş hayvanın nasıl gideceği konusunda yollarda sıkıntı çıkarılıyor, engel çıkarılıyor. En sonunda Jirki aşireti bile “Biz bu silahları bırakacağız artık.” deme noktasına geldi.

Şimdi, bir yandan bu. Diğer yandan, GAP projesinde 1 milyon hektar araziyi siz sulamaya açmadığınız, planlamadığınız, bütçesini oluşturmadığınız zaman, orada tarımı üretmediğiniz zaman, gıdayı üretmediğiniz zaman, kendi ürününüzü üretmediğiniz zaman nereye satacaksınız söyler misiniz? Şimdi, et ithal ediyoruz. Ne demiş Avrupa Birliği raporunda? Okuyorum aynen: “Hayvan ve hayvansal ürünlerin ithalat koşulları hâlâ Avrupa Birliği ile ilgili … uyumlu değildir.” Ne diyor? “Fiilî et yasağı hâlâ devam etmektedir.” Fiilî et yasağı uygulanan bir ülkede Hükûmet kalkıp sekiz yıl iktidar olduktan sonra, dışarıdan da et ithal ettikten sonra başarıyı konuşmasın, kimseyi kandırmasın. Dışarıdan et geliyor. Buranın insanı, buranın kekiklerinden, meralarından beslenen hayvanların etleriyle büyüdü. Saman gibi etleri ithal ederek buradaki insanların önüne koyduğunuz zaman, sandıkta bunun hesabını sorarlar size arkadaşlar. Bu kadar basit değil.

Bakın, hayvan haklarıyla ilgili yasayı da kaldıracaksınız. Zaten evcil hayvanlar, süs hayvanları, köpekler, kediler, her gün bunların hepsi itlaf ediliyor. Bunların doğru dürüst barınakları yok. E, bir de ötenaziyi koyuyorsunuz. İnsanlarda ötenaziyi çözdünüz de hayvanlarda mı ötenaziyi koyuyorsunuz? Söyler misiniz, zaten ötenazi mi arıyorlar belediye ekipleri rak rak rak vurduğunu vuruyor hayvanların ya da zehirliyor hayvanları? Al sana ötenazi! Al sana yargı! Al sana karar! Bütün hayvanlara mahkeme mi kuracaksınız? Kurullarınız mı ötenaziyi konuşacak?

Bakın, samimi olun. Eğer bir iş yapmak istiyorsanız ülkenizde, sizin dışınızda bu işin erbapları vardır, Veterinerler Odası vardır, bir de gıda mühendisleri vardır, kimya mühendisleri vardır, ziraat mühendisleri vardır. Bunların üyeleri 10 binlerledir. Bunların mesleği, eğitimi, işi budur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaplan, konuşmanızı tamamlar mısınız.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bunlar, durmadan Hükûmete, Sayın Bakana, hepinize mektup yazıyorlar. İşte, mektupları burada üçünün. Diyor ki: “Gıda güvenliği zaten küçük işletmelerde başlar, 10 ve altında çalışanlarda. E, fırındı, kasaptı, ekmekti, çikolata üretendi, bilmem neydi… Diyor ki: Sizin getirdiğiniz bu yasa tasarısıyla 7.500’ü aşkın ziraat mühendisi, 5 bine yakın kimya mühendisi, 8 bini aşkın yönetici, sorumlu konumunda, 20 bin civarında uzman, eğitilmiş mühendis açıkta kalıyor, işsiz kalıyor. Sizin işiniz gücünüz, Avrupa Birliğine makyaj iki yasa çıkarıp 20 bin tane üniversite mezunu insanımızı işsizliğe mi itmektir? E, biraz vicdan, biraz izan gerekiyor bu işlerde.

Sizin tarım politikanız yok, Hükûmet programını açın bakın, yok. Hükûmet programında tarım politikası yok, bütün bütçeleme olaylarında yok. Bana bir tane kalem çıkarın, tarımın üç yılıyla ilgili, deyin ki: “Bunları yapacağız.” Yok kardeşim, sizin önünüzü gördüğünüz yok, önünüzü görmüyorsunuz ve gerçekten bu tarım politikası Türkiye için hayatidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Türkiye’deki insanları düşünenlerin özellikle bunu planlaması gerekir diyorum.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun Tasarısının 1. maddesinden “ile hayvan ıslahı” ifadesinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                       Abdülkadir Akcan (Afyonkarahisar) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Tankut, siz mi konuşacaksınız?

Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesiyle ilgili olarak vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, vermiş olduğumuz bu önergeyle bu maddeden “hayvan ıslahı” ifadesinin hiçbir anlam ifade etmediğini düşündüğümüz için çıkartılmasını istiyoruz. Çünkü, zaten 2007 yılında pek çok bölümü yenilenmiş bir Hayvan Islahı Kanunu mevcuttur ve böyle bir ifadeye de gerek yoktur. Esasen, hangi kanun teklif ve tasarısı getirilirse getirilsin, bize göre, yönetim anlayışı değişmediği müddetçe, büyük emek ve mesailerle çıkartılan bu ve benzer kanunların hiçbirisi aziz milletimizin sıkıntılarını giderebilme adına pek de bir mana ifade etmemektedir. Çünkü sekiz yıldan beri tek başına ülkemizin ve insanımızın mevcudiyetine hükmetmeye çalışarak iktidarda bulunan AKP zihniyetinin temelinde bulunan insanlarımızı oyalama, aldatma ve sadece kendi siyasi saltanatını devam ettirme anlayışı değişmediği için bugün Meclisimizde çıkartılmaya çalışılan bu tasarının da bize göre hiçbir anlamı olmayacaktır.

Sayın milletvekilleri, bugün özellikle son beş altı yıldan beri uygulanan yanlış tarım ve hayvancılık politikaları ne yazık ki köy hayatını, köylülüğü ve dolayısıyla çiftçilik ve hayvancılığı bitirmiştir. Oysa köylülük, bir hayat tarzıdır ve toplumumuzun millî ve manevi dokusunun hemhâl olduğu ve asla vazgeçemeyeceğimiz çok önemli ve kuvvetli ekonomik bir sosyal gerçeğimizdir; aynı zamanda kültürdür, emektir, yardımlaşmadır, tükettiğini kendisi üretmektir. Köy demek müzik demektir, folklor demektir, el sanatı demektir. Ancak, maalesef, Türkiye'nin yarım asırdan beri ve özellikle de son yedi yıldır karşılıksız ve iflah olmaz bir Avrupalı olma sevdası yüzünden köy hayatımız ve ona bağlı olarak hayvan varlığımız ve gıda üretimimiz sistematik bir şekilde kademe kademe yok edilmektedir. İşte bu anlayışın neticesinde de köylülük bitirilmiş ve artık yeni halk oyunlarımız oynanamaz, yeni Türkülerimiz söylenmez, yeni kilimlerimiz, yeni halılarımız dokunmaz olmuştur çünkü bütün bunları çok değil, yaklaşık daha yedi sekiz yıl öncesine kadar üreten, yetiştiren, geliştiren, söyleyen ve ilmek ilmek dokuyan milletin efendisi olan köylümüz, bugün âdeta köle ve dilenci durumuna düşürülmüştür.

Bugün, AKP İktidarı, Avrupa Birliği maskesi altında bir taraftan bölücü hainleri Habur’da kahramanlar gibi karşılatırken, diğer taraftan üretmeden tüketen, tüketerek borçlanan, borçlarını da ne var ne yok satarak ödemeye çalışan vahim bir Türkiye tablosuna aziz milletimizi ve onun efendisi olan köylümüzü mahkûm etmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla, bu onulmaz AB sevdası uğruna köyler boşaltılarak üretime darbe vurulmuş, hayvan varlığımız çok önemli ölçüde azaltılarak zengin bir kültür ve yaşam biçimi âdeta yok edilmiştir.

Evet, değerli arkadaşlar, bugün yıllardan beri uygulanan ve içi boş sloganlarla geçiştirilen popülist, yanlış ve vizyonsuz tarım politikaları yüzünden nüfusumuz 2 kat fazlalaşırken, ne yazık ki hayvan varlığımız yarı yarıya azalmıştır. Türkiye, Avrupa’yı besleyecek tarımsal potansiyele sahip bir ülke iken bugün Avrupa ve diğer ülkelerden et ithal etme durumuna düşmüştür.

Değerli arkadaşlar, bakınız, 1980’de Türkiye'nin nüfusu yaklaşık 45 milyon iken hayvan varlığı 83 milyon 557 bin baş idi; 2009’da nüfus 72 milyon 561 bin olmuş, hayvan varlığı 41 milyon 512 bin başa inmiştir. Yani nüfus yaklaşık 2 katına yükselirken hayvan sayısı yüzde 50 azalırsa tabii ki et 30 lira olacak ve Türkiye et ithal etmek zorunda kalacaktır.

Sayın milletvekilleri, gerçekler böyle iken bugün hayvancılığımızı geliştirecek köklü çözümler üretmek yerine popülist bir yaklaşımla en üst düzeyde et ithalatının yeniden gündeme getirilmesi ve ithalata başlanması, tek kelimeyle, hayvancılığımıza vurulan büyük bir darbedir. AKP İktidarının bu anlayışı hem köylülerimizi hem besicilerimizi hem Türk veteriner hekimlerini hem de tarım camiasının diğer mensuplarını büyük bir endişeye sevk ederek hayal kırıklığına uğratmıştır çünkü bu film daha önce görülmüştür ve bu bir kısır döngüdür. 1991 yılında 60 milyonun üzerinde olan küçükbaş hayvan sayısı 2009 yılında 30 milyonun altına düşmüştür. Dolayısıyla, mevcut et fiyatlarını spekülatif fiyat artışı olarak değerlendirmek kadar yanlış bir yaklaşım da -bize göre- olamaz. Serbest piyasa ekonomisi şartlarında tüm emtia ve gıda fiyatları arz talep dengesi içerisinde meydana gelmektedir. Muhafaza ve stok şartlarının zorluğu nedeniyle fiyatı üzerinde spekülasyon yapılabilecek en son ürün ettir. Etin kaynağı olan besisini almış canlı hayvanı spekülatif amaçla bekletmek her türlü bilimsel yaklaşımla ters olduğu gibi ekonomik de değildir. Bugün fiyatlar yüksek bulunuyorsa bunun bir tek nedeni vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tankut.

YILMAZ TANKUT (Devamla) – O da özellikle başta küçükbaş hayvan olmak üzere arz eksikliğidir ve bunun sebebi de uygulanan yanlış hayvancılık politikalarıdır. Piyasada arz darlığı nedeniyle besilik materyal fiyatları yükselmiştir, buna bağlı olarak karkas et maliyetleri de fazlalaşmıştır. Üretici ve besici hiçbir zaman için aşırı bir kazanç temin edememiştir. Bunun yanında, Et ve Balık Kurumu bugünkü yapısı ve uygulama politikasıyla piyasadaki fiyat dengesini sağlama görevini de yerine getirememektedir.

Sonuç olarak, et ithalatı hayvancılığımızın gelişmesine telafisi mümkün olmayan ziyanlar verecektir. İthal et, halk sağlığımız ve hayvan sağlığımız açısından önemli riskler ortaya koyacaktır. Et ithalatının, halk sağlığı, hayvan sağlığı ve hayvancılığımız açısından ortaya koyduğu bu sıkıntılar nedeniyle biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak AKP Hükûmetinin bu politikasına sonuna kadar karşı olacağımızı buradan bir kez daha hatırlatıyoruz ve Hükûmetin bu yanlış ve tehlikeli uygulamalardan bir an önce vazgeçerek, hayvancılığımızı, siyasi mülahazalardan uzak bir devlet politikası şeklinde ele alarak kalkındırması lazım geldiğini belirtiyor, önergemizi desteklemenizi temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tankut.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.16

 


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih METİN (Bolu), Murat ÖZKAN (Giresun)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 115’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

498 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

2’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, geliş sırasına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı , Gıda ve Yem Kanun Tasarısının 2. maddesinde yer alan “zootekni konularını” ifadesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Şandır

 

Abdülkadir Akcan

Alim Işık

 

Mersin

 

Afyonkarahisar

Kütahya

 

Hakan Coşkun

 

Mümin İnan

Akif Akkuş

 

Osmaniye

 

Niğde

Mersin

 

 

 

Muharrem Varlı

 

 

 

 

Adana

 

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı tasarının ikinci maddesinde “yemlerin üretim” ibaresinden sonra gelmek üzere “tüketim” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

R. Kerim Özkan

 

Gürol Ergin

Esfender Korkmaz

 

Burdur

 

Muğla

İstanbul

 

Ahmet Küçük

 

 

Rasim Çakır

 

Çanakkale

 

 

Edirne

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı tasarının 2 nci maddesinin “bitkisel” ibaresinden sonra “ve hayvansal” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Hasip Kaplan

 

Sebahat Tuncel

İbrahim Binici

 

Şırnak

 

İstanbul

Şanlıurfa

 

Sırrı Sakık

 

 

Nuri Yaman

 

Muş

 

 

Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen Sebahat Tuncel, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Tuncel. (BDP sıralarından alkışlar)

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 498 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kanun tasarısının genel gerekçesinde sağlıklı bir toplum için halk sağlığı, hayvan sağlığı ve bitki sağlığının sağlanması, halkın yeterince güvenli gıdayla beslenmesi gerektiği vurgulanmış ve bunun için devletin sorumluluk sahibi olması gerektiği ifade edilmiştir. Bu genel gerekçenin gerçek anlamda yaşam bulabilmesi için, İktidarın, ekolojik bir perspektife sahip olması gerekir ama ne yazık ki Hükûmet, bugüne kadar çıkardığı yasalarda olduğu gibi, bu yasada da ekolojik bir perspektiften yoksun, sadece Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde ev ödevlerini yapmak üzerinde olayı ele alan ve bu konuda kanun tasarısı çıkaran bir noktadadır. Üstelik, bu kanun tasarısını çıkarırken birbiriyle ilgili ama bağımsız konuları da olan konuları birlikte ele alarak daha kapsamlı ele alınmasını da engellemektedir.

Mevcut taslak, gıda ve yem maddeleri yanında, insan tüketim amaçlı olmayan bitkisel ürünler, hayvansal ürünler, embriyo, semen ve veteriner sağlık ürünleri gibi çok farklı yaklaşımlara ve bu tür ürünlere yer vermesi nedeniyle uygulanabilirlikten uzak durumdadır. Bitki sağlığı, hayvan yetiştiriciliği ve sağlığı, hayvan refahı, hayvan hareketleri, veteriner sağlık ürünleri, gıda ve yem farklı disiplinler oluşturmaktadır. Dolayısıyla, bu 5 maddenin daha farklı kapsamda ele alınması gerekirken, AKP İktidarı bu tasarıda bunların hepsini iç içe almış durumdadır. Biraz önce de ifade ettiğimiz gibi, bütün bunlar, yasalar ele alınırken, demokratik, ekolojik bir toplum perspektifinden ele alınmadığından sadece kâr amaçlı olarak ele alınmaktadır, bunun sonucu olarak da insan sağlığı, toplum yaşamı, ekolojik denge hiçe sayılmaktadır.

Bildiğiniz gibi bu hafta Çevre Koruma Haftası’dır. 5 Haziran Dünya Çevre Günü Türkiye de bunu Çevre Koruma Haftası olarak kutlamaktadır. Çevre sorunlarının başında hava, su ve toprağın kirlenmesi yatmaktadır. Ekolojik sorunlar bugün insanlığın geleceğini tehdit etmektedir. O nedenle, buradan yasalar çıkartılırken demokratik ve ekolojik bir yaşamın olanakları ve sürdürülebilir bir yaşam standardı düşünerek ele alınmak zorundadır. Aksi takdirde, çıkartılan yasalar yaşamımızı kolaylaştırmamakta, aksine, daha sonradan çok daha ciddi sorunlara neden olmaktadır. Ancak, AKP Hükûmeti, nasıl daha çok kâr elde ederim ilkesine göre davranmakta, birçok yasa teklifini buna göre ele almaktadır. Önümüzdeki günlerde buraya nükleer santrallere ilişkin de yasa teklifi gelecektir. Yine HES’ler konusunda AKP İktidarının yaklaşımı ortadadır. Çevre örgütlerinin, çevrecilerin itirazlarına rağmen, çevreye zararlı konularda AKP Hükûmeti yasalar çıkarmaya devam etmektedir. Üstelik bu yasaları çıkartırken de bu konuyla ilgilenen kurumlarla, kişilerle, mühendis odalarıyla diyaloğa geçme konusunda da ne yazık ki ketum davranmakta, özellikle görmemektedir; bu ciddi bir problemdir. Şimdi bu sorunlar herkes tarafından biliniyor. Dolayısıyla, bu yasa da, aslında, ne hayvan sağlığını ne insan sağlığını gerçek anlamda sağlayacak bir yaklaşım değildir, bunu belirtmek istiyorum.

Diğer bir konu, sevgili arkadaşlar, bugün bir gazetede vardı, TMK mağduru çocuklar için dünyaca ünlü Noam Chomsky, Zizek ve Immanuel Wallerstein Taksim Meydanı’nda açlık grevine oturacaklarmış. Şimdi bu ne kadar doğru bilmiyorum ama bu Türkiye'nin temel bir sorunu olan insan hakları ve özgürlükleri konusunda ve bir yıldır AKP İktidarının “Gündeme alıyoruz, düzelteceğiz, tartışacağız, Terörle Mücadele Kanunu’nda çocukları kapsam dışına çıkaracağız.” söylemlerinin aslında ne kadar gerçek dışı olduğunu bir kez daha öğrendik ve bu konuda çocuklar için adalet çağrıcıları birçok eylem, etkinlik yaptı, Sayın Başbakanla görüştü. Sayın Başbakan onlara da söz vermişti “Bu düzenlemeyi bu dönemde çıkaracağız.” diye ancak yasama dönemi bitiyor, AKP İktidarının gündeminde TMK mağduru çocukların mağduriyetini giderecek herhangi bir şey yok ama buna karşı Diyarbakır’da aileler çocuklarının durumuna dikkat çekmek için eylemdeler, oturma eylemi yapıyorlar.

Diğer bir konu: Bazı düzenlemeler yapılacağı konusundaki duyumlarımızın aslında hangi düzenlemeler olduğunu biz kısa süre önce anladık, meğer AKP İktidarı yedi tane yeni cezaevi açacakmış. Yani düzenlemesi çocukları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tuncel, lütfen tamamlayınız sözlerinizi.

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yani AKP İktidarı, Terörle Mücadele Kanunu’ndan mağdur olan çocukların hak ve özgürlüklerini sağlamak, bu ülkede gerçek anlamda barış ve demokrasiyi sağlamak yerine yeni cezaevleri açacak, yedi tane cezaevi açacak ve muhtemel ki yeni çocuklar Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yeni cezaevlerine konulacaktır. Bunun aslında herkes tarafından görülmesi gerekiyor. AKP İktidarı, bu ülkenin temel sorunlarını görmezden gelerek gerçek anlamda demokrasi ve özgürlükleri ötelemek durumundadır. Sanırım önümüzdeki dönem bunu herkes görecektir. Biraz önce sayın AKP’li milletvekili burada konuşurken seçim meydanında konuşuyormuş gibi ifade ediyordu. Sanırım, seçimlere de az kaldı, herkes bir şekilde bu kürsüyü propaganda aracı hâline getirmeye çalışıyor. Sanırım halkımız da bu gerçekleri görüyor, AKP’nin gerçek niyetini görüyor ve en kısa sürede de sandıkta da bunu gösterecektir diye düşünüyorum.

Sayın milletvekilleri, son bir şeyi daha ifade etmek istiyorum. Bugünkü yaşanan vahim bir durum, dün Dersim’in Ovacık ilçesinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tuncel.

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Tuncel, benim öyle bir uygulamam yok.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı tasarının ikinci maddesinde “yemlerin üretim” ibaresinden sonra gelmek üzere “tüketim” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                         Ramazan Kerim Özkan (Burdur) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Burdur Milletvekili Kerim Özkan.

Buyurun Sayın Özkan.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Verdiğimiz önergeyle üretici ve tüketici birlikteliğini düşünmekteyiz.

Değerli arkadaşlarım, biraz önce -tabii ki tarımı konuşuyoruz, Türkiye konjonktürünü konuşuyoruz- Sayın Ali Koyuncu arkadaşımız öyle bir tablo çizdi ki, yani evlere şenlik, her şey tozpembe! Ben de mutlu oldum. Soyadını çok seviyorum. “Koyuncu” soyadı toprakla iştigal eden, koyunla iştigal eden anlamında değerlendirilir. Demek ki atalarında toprağa sahip çıkanlar varmış, koyuna sahip çıkanlar varmış. Ama bugünlerde hem toprağa sahip çıkan yok hem koyuna sahip çıkan yok. Biz ne diyoruz: “Toprakla koyun, gerisi oyun.” Değerli Arkadaşım… Toprağa sahip çıkacaksın. Bakın, üç yıldır milletvekilisin.

BAŞKAN – Sayın Özkan, lütfen Genel Kurula hitap edin.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – “Okul sütü” dediniz, başaramadınız, “okul elması” dediniz başaramadınız. Bu sütü niçin çocuklarla buluşturmadık, niçin askerle buluşturmadık? Tarım ve hayvancılığın birinci girdisi, temel girdilerinde yem var, yem maddeleri var ama çıktı olarak et var, süt ürünleri var. Tarımda da aynı şekilde. Üretim materyalimiz olan elma Türkiye’de büyük bir sektöre, büyük bir çiftçi kitlesine hitap ediyor. Elma üreticisi perişan, süt üreticisi perişan. Bu perişanlığı dile getirmediniz.

“Traktör satışları arttı.” Değerli arkadaşlarım, traktör satışları arttı da… Benim Burdur’umda bir tane yediemin deposu vardı. Orada icra takibinde ya bir buzdolabı ya bir çamaşır makinesi veya bir televizyon bulunurdu. Şu anda Burdur’da beş tane yediemin deposu var sadece merkezde. On ilçemin onunda da yediemin deposu var. Bunlarda neler var biliyor musunuz? Biçerden tutun tarım alet ve makinelerinden, pulluktan sabana kadar icradan alınmış malzemeler var. Tarım ve hayvancılık o kadar güzel de, bu materyaller niçin icra kapılarından yediemin depolarına düştü. Bu sorunun cevabını istiyorum sizlerden.

Sayın Başbakan Denizli’de aynı Sayın Ali Koyuncu gibi Denizli halkına anlatıyordu. Dedi: “Şahlandı. Tarım şahlandı da şu kadar destek verdik, mazot desteği verdik, gübre desteği verdik, süte destek verdik, düveye destek verdik.” Acıpayamlı Mustafa Emmi dile geldi: “Sayın Başbakan, maval okuma, bunları külahıma anlat.” dedi. Ama ne yazık ki Mustafa Emmi polisle karşılaştı, kendisini karakolda buldu.

Değerli arkadaşlarım, bunları söylemek zorundayız. Bizler Türk toplumunun, Türkiye’de üreten insanların temsilcileriyiz. Böyle bir tablo var, bu tabloyu yadsıyamayız. Öyle tablo sayın arkadaşımın söylediği gibi “Faizler düştü…” “Faizin her türlüsü haramdır.” diyordunuz. 1 lirası da haram, 10 lirası da haram. Niye sıfır faiz değil de yüzde 10 faiz o zaman? Bunu değerlendirin. Verin. “Faizsiz kazanç kutsaldır.” diyordunuz. “Kâr ortaklığı” diyordunuz, ne oldu o kâr ortaklıkları YİMPAŞ’ta KOMBASSAN’da? Türkiye üreticilerinin paraları haraç mezat harcandı, perişan edildi; bunları dile getirin, bunlara çözüm bulalım. Arkasından “Faizler düştü…” Vatandaş bana şunu diyor: “Yavrum, her şey çok güzel, her şey güzel oldu, dünya bal oldu ama kaşığın sapı kırıldı. Biz bir türlü, ürettiğimiz üründen artı değer üretemiyoruz. Artı değer üretemediğimiz gibi, ürettiğimiz ürünleri üretim maliyetinin altında satmak zorunda bırakılıyoruz.” “47 kuruş” dedi Sayın Bakan buğdayın üretim maliyetini. Bu, Akdeniz Bölgesi için, Adana için geçerli olabilir, ama Türkiye genelinde bunun üretim maliyetinin 62 kuruş olduğunu herkes biliyor. Kilogramı 62 kuruş olan buğdayı 55 kuruştan şu anda alım kampanyası başlattınız. Ama toprak mahsulleri ofisleri çalışıyor mu? Bölgelerde toprak mahsulleri ofislerine kaynak aktardınız mı? Aktardığınız kaynak yeterli mi alım için? Bunları hiç konuşmuyorsunuz. Tamam, kara gün dostuydu, ama toprak mahsulleri ofislerinin kara gün dostu olmadığını gelin Burdur’da, Antalya’da, Muğla’da, Denizli’de görün değerli arkadaşlarım. O ofisleri çalıştırmak zorundasınız. Tarım kredilerden bahsediyorsunuz, tarım kredilerden… Tarım kredi çalışanlarının ne kadar bir maaş aldığını, yönetim kurulu üyelerinin ne kadar maaş aldıklarını niçin değerlendirmiyorsunuz? Halkın üzerinden, tarım kredideki gübrenin fiyatının serbest piyasadan daha ucuz olması gerekirken serbest piyasadan daha yüksek olduğunu niçin değerlendirmiyorsunuz? Vatandaşlar şu anda tarım kredilere girmek istemiyor, tarım kredilerin önünden geçmek istemiyor. Bunları hep beraber değerlendirmemiz gerekiyor.

Bu duygularla yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özkan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

ALİ KOYUNCU (Bursa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Koyuncu.

ALİ KOYUNCU (Bursa) – Sayın Başkanım, az önce konuşan, ismimi de zikrederek…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sevdiğimizi belirttik Ali Bey.

ALİ KOYUNCU (Bursa) – …benimle ilgili birtakım yanlış söylemlerde bulundu, yanlış ifadeler kullandı. Bunu düzeltmek için 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Koyuncu, sataşma söz konusu değil, onun için uygun görmüyorum.

ALİ KOYUNCU (Bursa) – Ama Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Koyuncu…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Aliciğim, sevdiğimizi belirttik, “Koyuncu” soyadını seviyoruz dedik, “Koyunu seviyoruz.” dedik, “Toprağı seviyoruz.” dedik.

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun Tasarısının 2. maddesinde yer alan “zootekni konularını” ifadesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                            Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Alim Işık, Kütahya Milletvekili.

Buyurun Sayın Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Sayın Bakan, değerli iktidar partisi sözcüleri burada konuşunca, haklı olarak vatandaşlarımız da bizi “Bazı soruları lütfen bizim adımıza sorar mısınız?” diye aradılar. Biraz sonra, ayrıca gelen mesajı da Ali Bey için okuyacağım. Şimdi, bizim Kütahya ilinin Dumlupınar ilçesinin Ağaçlı köyünden Mustafa Amcam. Aynen şöyle: “Oradan, benim dediklerimi okuyabilir misiniz Sayın Vekilim.” diye telefonla bana iletti. “AKP İktidarı döneminde elimizdeki inekler Allah’ın rahmetine kavuştu. Bizler de mezarlarımızı kazdırdık, ölmek üzereyiz. Eğer seçimlere kadar onlar bizi bu mezarlara gömmezler ise ilk seçimde biz onları, bol keseden atanları sandığa gömmek zorundayız…”

MUSTAFA ÇETİN (Uşak) – Hayal bunlar, hayal.

ALİM IŞIK (Devamla) – Hayal falan değil. Aynen okuyorum buradan bakınız, mesajı da vereceğim.

KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Kendin yazdın, kendin okuyorsun.

ALİM IŞIK (Devamla) – Vereceğim kardeşim, telefonunu da vereceğim.

“…Sayın Hocam, o AKP’li kır saçlı vekil…”

OKTAY VURAL (İzmir) – Kim, kim o?

ALİM IŞIK (Devamla) – Yani, beyaz saçlı demek istiyor, Sayın Ali Bey’i kastediyor tahmin ediyorum.

“...’Biz gelmeden motor yoktu, merkepler ile çiftçilik yapılıyordu.’ dedi. Bunu diyeceğine ‘Elindeki motorları biz sattırdık, mazotu 3 kat, gübreyi 3 kat çıkardık, köylüyü geçinemez hâle biz getirdik.’ deseydi çok doğru söylemiş olurdu.”

Ali Beyciğim, sana vereceğim bunu.

“Çok teşekkür ederim.”

KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Selamı yok mu?

ALİM IŞIK (Devamla) – Selamı da var, “Selamlar, selamlar.”

ALİ KOYUNCU (Bursa) – Bize de geldi teşekkür mesajları.

ALİM IŞIK (Devamla) – Evet, onu… Tamam…

BAŞKAN – Sayın Işık, lütfen Genel Kurula hitap ediniz.

AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) – Ali, getir bakalım. Ali, getir de okuyalım...

ALİM IŞIK (Devamla) – Şimdi, yine, bazı vatandaşlarımız soruyorlar ki: “Bakanımıza sorabilir misiniz, Türkiye’de sadece Sayın Bakanın da seçim bölgesi olan Diyarbakır ve diğer Güneydoğu ve Doğu Anadolu illerinde mi tarım ve hayvancılık yapılmaktadır? Tarım Bakanı sadece bu illerin mi bakanıdır? Niçin o bölgede yapılan tarım destekleri, hayvancılık destekleri Anadolu’nun diğer illerinde yapılmamaktadır? Lütfen bizim adımıza bunu da iletir misiniz.” diyenler var.

Sayın Bakanım, özellikle son dönemde basında et ithalatıyla ilgili olarak çıkmış olan bazı şaibe, endişe ve iddiaları mutlaka cevaplandırmalısınız. İthalatçı firmaların kimler olduğunu ve Türkiye’den kimlerle bağlantılarının bulunduğunu kamuoyuna açıklamak zorundasınız, aksi takdirde bu et ithalatı sizi de götürür, İktidarınızı da götürür. Bunu açıklamanız lazım.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Onu zaten biliyor. Açık, açık… Herkesin gözü önünde.

ALİM IŞIK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, ülkemizde birçok insanımızın gıdaya erişme hakkından yoksun olduğu…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, böyle bir şey olur mu? Sayın Bakan laf atıyor.

ALİM IŞIK (Devamla) – …her 4 kişiden 1’inin yoksulluk sınırının altında yaşadığı gerçeği göz önüne alındığında, vatandaşlarımızın günümüz şartlarında artan ve çeşitlenen gıda taleplerinin…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan laf atmasın, meşgul ediyor Hatibi. Söyler misiniz, uyarır mısınız?

ALİM IŞIK (Devamla) – …güvenli ve sürdürülebilir olarak karşılanması ve herkes için adaletli şekilde gıdaya erişim hakkının temin edilmesi konusunda yasal her türlü düzenlemelere destek vermek elbette ki bu çatı altında bulunmamızın önemli gereklerinden birisidir. Ancak ülkemizin gerek Avrupa ülkelerine gerekse Rusya’ya sattığı malları sağlık standartları gerekçesiyle iade edilen ve günlerce gündemden düşmeyen ülkemiz için, üreten ve satan işletmelerin kontrol ve denetimi, gıda maddelerinin ve gıdayla temasta bulunan madde ve malzemelerin teknik ve hijyenik şekilde üretilmesi, muhafaza edilmesi, depolanması ve pazarlanmasının sağlanması, tüketici sağlığı ve ülkemizin uluslararası güvenilirliği açısından çok büyük önem arz etmekte. Fakat sadece AB uyum sürecinin bir gerekliliği, 12’nci faslın açılabilmesi için ön şart gibi nedenler öne sürülerek beş temel kanunun tamamen, dört kanunun bazı maddelerinin yürürlükten kaldırılması, beş kanunun da bazı maddelerinde değişiklik yapılması suretiyle tam on dört kanunu ilgilendiren bir alanı bir kanunun içerisine toplayarak mevcut eksiklikleri gidermek sadece bir hayal olabilir. Diğer taraftan, eğer bu işi bilerek yapıyorsanız Türk tarımını bitirme görevinizi mi yerine getirmektesiniz? Bunu buradan sormadan geçemeyeceğim.

 Özellikle birinci bölümde veteriner hizmetlerinin, hayvan refahının, hayvan sağlığının, hayvan ıslah ve zootekninin, hayvan hareketlerinin, veteriner sağlık ürünlerinin bir yasada; ikinci grup olan bitki sağlığı, zirai mücadele, zirai karantina, bitki hastalık ve zararlıları ile bitki koruma ürünleri bir yasada; üçüncü grupta da gıda ve yem ayrı bir yasada ele alınmak zorundadır. Aksi takdirde, bu, sadece bir yasak savmaktan ileri giden kanundan öteye gitmeyecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Işık, lütfen tamamlayınız.

Buyurun.

ALİM IŞIK (Devamla) – Bu bağlamda, kanunun kapsamını belirleyen ve tasarının 2’nci maddesinde sayılan konulardan “zootekni konularını” ifadesinin metinden çıkarılması gerekir. Önergenin de aslı budur çünkü bu konuda Almanlarla ortak yürütülen GTZ projesi kapsamında 1995 yılında kurulan ve bugün ülke geneline yayılarak dikey teşkilatlanmasını tamamlamış olan damızlık sığır yetiştiricileri birlikleri profesyonel bir yaklaşımla tüm işlemlerini yürütmektedirler. 2001 yılında çıkarılan 4631 sayılı Yasa ve yönetmelik bu alandaki boşluğu doldurmaktadır.

Dolayısıyla sözlerimin sonunda, Türk tarımını ve ziraat mühendisliği mesleğini bitirme adına yaptığınız bu girişimin yeniden değerlendirilmesini talep ediyor, önergemize desteklerinizi isteyerek saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- Y O K L A M A

(MHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Toplantı yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak toplantı yeter sayısı talebi vardır, arayacağım.

Sayın Korkmaz, Sayın Vural, Sayın Şandır, Sayın Bal, Sayın Yıldız, Sayın Varlı, Sayın Aksoy, Sayın Günal, Sayın Coşkun, Sayın Işık, Sayın Uslu, Sayın Orhan, Sayın Ayhan, Sayın Ergun, Sayın Tankut, Sayın Enöz, Sayın Sipahi, Sayın Homriş, Sayın Ural, Sayın Kumcuoğlu.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonları Raporları (1/806) (S. Sayısı: 498) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, geliş sırasına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun Tasarısının 3. maddesinin 15. paragrafında “gösteren” kelimesinden sonra ve vasıflı kelimesinden önce olmak üzere “hastalıklardan ari” ifadesinin ve 84. paragrafında “üreme ve çoğalma” kelimelerinden sonra gelmek üzere “hastalıklardan korunma” ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Şandır

 

S. Nevzat Korkmaz

Muharrem Varlı

 

Mersin

 

Isparta

Adana

 

Prof. Dr. Abdülkadir Akcan

 

Hakan Coşkun

Alim Işık

 

Afyonkarahisar

 

Osmaniye

Kütahya

 

Akif Akkuş

 

 

Mümin İnan

 

Mersin

 

 

Niğde

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Görüşülmekte olan 498 Sıra Sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun Tasarısı'nın 3. maddesinin 50. fıkrasının aşağıdaki gibi değiştirilmesini, 51, 52 ve 53. fıkraların ilave edilmesini, tasarıda sonra gelen fıkraların buna göre teselsül ettirilmesini arz ve talep ederim.

"50) Gıda üreten işyeri: Gıda maddelerinin ham maddeden başlayarak; depolama, tasnif, işleme, değerlendirme, dayanıklı hale getirme, ambalajlama işlerinden bir veya birkaçının yapıldığı ve gıda maddeleri satış yerlerine gönderilmek üzere depolandığı tesisler ile bu tesislerin tamamlayıcısı sayılacak yerlerin tamamını,"

"51) Gıda maddeleri satış yeri: Her türlü ham, yarı mamul ve mamul gıda maddelerinin toptan veya perakende dağıtım ve satışının yapıldığı ve bunların satış için depolandığı yerleri,

52) Gıda maddeleri üreten ve satan işyeri: Gıda maddelerinin ham maddeden başlayarak depolama, tasnif, işleme, değerlendirme, dayanıklı hale getirme, ambalajlama işlemlerinden bir veya bir kaçının yapıldığı ve her türlü ham, yarı mamul ve mamul gıda maddelerinin toptan veya perakende dağıtım ve satışının yapıldığı ve bunların satış için depolandığı yerleri,

53) Toplu tüketim yeri: Gıda maddelerinin tekniğine uygun şekilde işlendiği, üretildiği ve aynı mekânda tüketime sunulduğu yerleri,"

 

Mehmet Ali Susam

 

Osman Kaptan

Vahap Seçer

 

İzmir

 

Antalya

Mersin

 

Mevlüt Coşkuner

 

Ramazan Kerim Özkan

Ensar Öğüt

 

Isparta

 

Burdur

Ardahan

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam.

Buyurun Sayın Susam. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri Kanunu’yla ilgili söz aldım. 3’üncü maddesinde değişiklik yapılmasıyla ilgili olarak da bir önerge verdik. Önerge okunurken dikkatle Sayın Bakanı da izledim, Komisyon Başkanımızı da izledim. İnanıyorum ki Sayın Bakanım bu verdiğimiz önergede ne demek istediğimizi hem dinlemedi hem anlamadı ve o anlamıyla da rutin bir şekilde dedi ki: “Reddediyoruz.”

NURİ USLU (Uşak) – Nereden biliyorsun anlamadığını?

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Ben gözlemimi aktarıyorum, sen de dinle. Ben gözlemimi söylüyorum çünkü söylediğim şey o kadar çok doğru ki. Verdiğimiz önerge, bir kurumun başkanı olarak, bir bakanlığın başkanı olarak bu yasayı çıkartırken, tanımlamalarda gıda konusunda iş yerlerinin sınıflandırılmasının bu şekilde yapılmasının hem kanunun işlemesi açısından hem denetimi açısından hem cezalandırılması açısından kendisine de büyük faydalar sağlayacağını, üzerinde incelerse, okursa görecektir. Çok net bir önerge verdik.

Değerli arkadaşlarım, burada bunu verirken amacımız… Perakende piyasası çok güçlü bir piyasa. Özellikle gıda perakende piyasası yaklaşık 300 milyar Türk liralık bir cironun döndüğü yıllık bir piyasa. Bu piyasada üretim ayrı, üretimden satışa kadar olan işletmeler var, sadece üretim ve depolamanın yapıldığı işletmeler var, üretimi yapılmış satış yapan noktalar var, bütün bunların dışında, üretim dışında, toplu tüketim yeri dediğimiz noktalar var.

Şimdi, eğer bunları ayırmazsanız, büyük bir entegre süt fabrikasıyla bir yufka imalathanesini aynı kategoride görme durumunda olacaksınız. Büyük bir sucuk fabrikasıyla bir kasabı aynı noktada görme durumunda olacaksınız. Bunu, zaten kanunun ruhunda çok net bir şekilde cezalara ve denetimlere baktığınızda görüyorsunuz. Hatta muhalefet şerhlerine baktığınızda, benim gibi düşünen Erzurum Milletvekili Arkadaşımızın yazmış olduğu muhalefet şerhinde de görüyorsunuz. Yani bu tanımlamada bu ayrımları yapmazsanız işletmenin sermayesi kadar ceza yazabileceğiniz uygulamalarla karşı karşıya kalacaksınız. Onun için, bu kanunun ruhunda başta tanımlamalarda işletmeleri sınıflandırmak zorundayız. Onun için dedim, bunu Sayın Bakan okusa, bürokrat arkadaşlar okusalar bunun yararlı olacağını görürler ve bu doğrultuda bu önergeye katkı koyarlardı.

Değerli arkadaşlar, bu kanun, Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde, Avrupa Birliği müktesebatından bize çevrilerek düzenlenmeye çalışan ve en az dört kanunda olması gereken değişimi bir kanun içerisinde toparlamış ve bu nedenle de gerçekten bütün yetkileri Tarım Bakanlığının uhdesine almış; bu nedenle de uygulaması, işleyişi ve bu konuda çıkacak sorunları çözüm anlamında çok zor bir kanun olma noktasına gelmiştir.

Sayın Bakanın, bu kanunu, Avrupa Birliğinden çevrildiği şekliyle uygulamak ve buraya yazmak yerine yapması gereken şuydu. Bu kanunu, Avrupa Birliğindeki genel çerçeveye alarak bu ülke şartlarına uyarlayarak, bu ülkenin gıda sektörünün, bitkisinin, veterinerliğin, hayvancılığın ve benzeri tüm alanların kendine özgü koşullarını, o sektörün içinde bulunan sivil toplum örgütleri ve meslek örgütleriyle birlikte baştan aşağıya bir değerlendirip bu kanunu ona göre dörde böler ve o şekilde içerisinde değerlendirmeler yaparak sağlıklı bir kanun çıkartırdı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız Sayın Susam.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Maalesef, bu kanun, ana hatlarıyla bu içerikten yoksundur.

Önergede zamanım kısıtlı olduğu için diğer konulara değinmeyeceğim ama daha sonraki önergelerimde devam edeceğim. Bu anlamıyla Sayın Bakandan şunu rica ediyoruz: Bu önergeyi okumadan reddetmek yerine, bir okuyun, getireceği yararları bir tartın ve bu önergeye destek verirseniz, bundan sonraki süreçte bu yasanın işleyişi açısından doğabilecek bir sürü sıkıntıyı ortadan kaldırmaya yönelik önemli bir katkıdır. Meslek örgütlerinin ve sektörün görüşleri alınarak yapılmış bir öneridir. Buna dikkatinizi çekiyorum ve önergemize destek istiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Susam.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun Tasarısının 3. maddesinin 15. paragrafında “gösteren” kelimesinden sonra ve vasıflı kelimesinden önce olmak üzere “hastalıklardan ari” ifadesinin ve 84. paragrafında “üreme ve çoğalma” kelimelerinden sonra gelmek üzere “hastalıklardan korunma” ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                            Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili.

Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz değişiklik önergemiz hakkında görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu önergemizde, 3’üncü maddenin 15’inci paragrafında “hastalıklardan ari” ifadesinin yer almasını, 84’üncü paragrafına da “hastalıklardan korunma” ifadesinin eklenmesini istiyoruz. Neden? Çünkü, bir hayvanın damızlık olarak nitelendirilmesi ve kullanılabilmesi için istenen özelliklere sahip olması yetmez, kendisinden üreyecek nesle de hastalık aktarmaması şarttır. Öte yandan, zootekni faaliyeti bir yetiştirme faaliyetidir. Yetiştirme ortamındaki hayvanların her türlü hastalıklardan korunması da bu faaliyetin bir parçasıdır. Dolayısıyla, tasarının bir eksikliğini kapatacak bu önerimizin kabulünü temenni ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, milletvekillerinin, seçildikten sonra tüm ülkeyi temsil ettikleri hususu bir Anayasa hükmüdür. Ancak her milletvekilinin de kendisini seçen iline karşı bir boyun borcu, bir vefası olmalıdır. Isparta’nın haklarının savunulması hususunda da tüm Ispartalı milletvekillerine görev ve sorumluluk düşmektedir. Bu sorunlar karşısında susmak, görmemezlikten gelmek ya da ilgileniyor gözükerek taşın, kovuğun arkasına saklanmak Isparta ve Ispartalıya vefasızlık etmek demektir. Hele hele Isparta’ya hizmet konusunda yetkilendirilmiş iktidar milletvekillerinin çok daha büyük mesuliyetleri olduğunu söylersek ancak malumu ilan etmiş oluruz. AKP İktidarı döneminde Isparta’ya gerekli ehemmiyet gösterilmemiş, istihdam kapıları, Isparta’yı merkez yapan kamu kurumları birer birer kapatılmış, ekonomik ve siyasi manada Isparta irtifa kaybetmiştir.

AKP Hükûmetinin uyguladığı yanlış teşvik sisteminden dolayı Isparta organize sanayisinin üçte 2’si boşalmış, çalışan işçiler kendilerini sokakta bulmuşlardır. Isparta’nın tekstil sanayisi, inşaat sanayisi çökmüş, yaklaşık 4 bin kişi işsiz kalmıştır. Kamgarn, Kotex, Sümerhalı kapanmış ya da Hükûmetinizce kapatılmış, Afyon’daki teşvikten dolayı Üçtuğ Afyon’a taşınmış ve Isparta Mensucat ayakta kalma mücadelesi vermektedir. Isparta’da İŞKUR’a kayıtlı işsiz sayısı 11 bini bulmuştur. Bu rakam daha 2005’te 5.352 idi.

Bunlar yetmezmiş gibi, Isparta’yı diğer illere göre merkez hâline getiren kamu kurumlarının Isparta temsilcilikleri kapatılmış ya da Isparta’dan diğer illere taşınmıştır.

Değerli milletvekilleri, bunlara tesadüf diyebilir misiniz yahut tesadüf ise, tüm bu olup bitenler neden hep Isparta’nın başına gelmektedir? Isparta’nın iktidar nezdinde hukukunu koruyacak AKP’li milletvekillerimizi yapılan yanlışlara karşı çıkmaya çağırırsak kendilerinden çok şey mi istemiş oluruz?

Ispartalı AKP İktidarı döneminde kendisini kenara itilmiş hissediyor iken, şimdi de Eğirdir ilçemizin de içinde olduğu ve ülkemizde sadece dört yerde bulunan Su Ürünleri Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü kapatılmaktadır. İktidara sorulduğunda, “Efendim, Antalya Akdeniz Su Ürünleri Enstitüsüne bağlı bir şeflik durumuna gelmekte, kapatılmamaktadır.” diyorlar. Ancak hiç eğmenin, bükmenin manası yok, Kayseri’den Balıkesir’e, Bilecik’ten Yozgat’a kadar tam yirmi ilin bağlı olduğu Müdürlük Isparta Eğirdir’den alınmakta ve teşkilat, hem kullandıkları kaynak, sahip oldukları yetki ve hem de istihdam edilen personel sayısı açısından küçülmekte, şeflik pozisyonuna düşürülerek sıradanlaştırılmaktadır.

AKP İktidarı döneminde, Eğirdir Kemik Hastalıkları Hastanesi başta olmak üzere Isparta merkez ve ilçelerinde kapatılan kurumların başına gelenler Su Ürünleri Enstitüsüne de uygulanmaktadır. Buradan uyarmakta fayda görüyorum: Bu olup bitenlere Isparta AKP milletvekilleri, AKP il ve ilçe teşkilatları, hatta AKP’li Eğirdir Belediyesi seyirci kalabilir, ancak Ispartalı ve Eğirdirli sessiz kalmayacak ve demokratik tepkisini en sert ve seri bir biçimde ortaya koyacak, hakkını arayacaktır.

Sayın Tarım Bakanı buradayken kanayan bir yarayı daha gündeminize getirmek istiyorum: Isparta’da bulunan 7 sulama birliğinin -ki bunlar Şarkikara-ağaç, Hoyran, Senirkent, Atabey, Eğirdir, Yenişarbademli ve Gelendost’tur- TEDAŞ’a toplam borçları 25 trilyon 175 milyar liraya ulaşmıştır. Biliyoruz ki, bu sorun tüm illerdeki sulama birliklerinin ortak sorunudur. Çiftçimiz zor durumda-dır; üretememekte, ürettiğini satamamaktadır. Böyle olunca borcunu ödeyemez hâle gelmiştir. Ancak sulama yapamaz, ürününü yetiştiremez ise bu kısır döngü, gittikçe onları çıkmaza sürükleyecektir. Bu borçlar da 36 taksitte ödenmesi şeklinde revize edilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, lütfen tamamlayınız.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

Ancak, çiftçi o kadar zor durumdadır ki, bu borcunu faizleriyle birlikte ödeyememekte, haciz işlemlerine maruz kalmaktadır. Borçlarının ödenebilir olarak yeniden yapılandırılması, borç faizlerinin silinmesi ama bir an önce sulama faaliyetlerine devamın sağlanması gerekmektedir.

Bu vesileyle, Hükûmet ve Tarım Bakanlığından bir an önce yanlıştan dönerek Su Ürünleri Enstitüsünü kaldırmamasını, sulama birliklerini rahatlatmasını, hiç olmazsa, bu kez Isparta’ya hayırlı bir iş yapmasını, Isparta’yı şefkatle kucaklamasını beklediğimizi ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Korkmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, gelişlerine göre okutup aykırılıklarına göre işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun Tasarısının 4. maddesinin (ç) bendine “tazminat oranları” ifadesinden sonra gelmek üzere “hayvan sahiplerini mağdur etmeyecek şekilde” ibaresinin eklenmesini ve (d) bendinde yer alan “veya belirli bir bölgesinden” ifadesinin kanun tasarısı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Prof. Dr. Abdülkadir Akcan

 

Hakan Çoşkun

Mustafa Enöz

 

Afyonkarahisar

 

Osmaniye

Manisa

 

Muharrem Varlı

 

Alim Işık

Mümin İnan

 

Adana

 

Kütahya

Niğde

 

Akif Akkuş

 

 

Mehmet Şandır

 

Mersin

 

 

Mersin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 498 Sıra Sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısının 4’üncü maddesinin 1’inci fıkrasının “a” bendindeki “ve koruma tedbirlerini” ibaresinden sonra “yıllık rutin kontroller yapmakla” ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

İbrahim Birinci

 

Hasip Kaplan

Nuri Yaman

 

Şanlıurfa

 

Şırnak

Muş

 

Ufuk Uras

 

Nezir Karabaş

Sırrı Sakık

 

İstanbul

 

Bitlis

Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Sırrı Sakık, Muş Milletvekili.

Buyurun Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Muş) – Selam arkadaşlar.

Tabii burada uzun süredir tartışmalar devam ediyor. Biz özellikle iktidar partisi temsilcilerini burada dinlerken, çok güllük gülistanlık bir ülkede olduğumuzu ve… Sevgili Ali yok burada, Bursa’da geçmiş dönem iktidarlarında, icra memurlarıyla jandarmaların kafa kafaya geldiğinden, halkı tutukladıklarından bahsediyor. Oysaki bizde icra memurları değil, şimdi de gidin, JİTEM’le terörle mücadele birimleri kafa kafaya gelirler, Ergenekoncular kafa kafaya gelirler. 3.000 çocuk şu an içeride. Hayatın bir kısmını görmeyen bir milletvekili, bir iktidar bu ülkede hukuku ve demokrasiyi inşa edemez. Ülkenin bir bölümünde bunlar yaşanıyor. Nasıl ki bütün düşüncelerin anası düşünce özgürlüğü ise, aslında bu ülkenin temel sorunu da Kürt sorunundan kaynaklanıyor. Siz Kürt sorununu çözmediğiniz müddetçe, efendim, burada hangi yasaları değiştirirseniz değiştirin sonuç alamazsınız.

Sayın Bakanım, siz bölgeyi iyi bilirsiniz. Ben 1980 yıllarında Gaziantep’te, Mersin’de, Adana’da ihracat yapıyordum ve Orta Doğu ülkelerine her gün binlerce canlı hayvan ihraç ediyorduk. Bunların büyük bir çoğunluğu -biz zaman zaman “Kürt coğrafyası” deyince kızıyorsunuz- doğu ve güneydoğuda Antep’e gelirdi, oradan ihraç edilirdi ama yasal olup yasa dışı iş yapan… Ordusundan yargısına ve siyaset dünyasına, oradaki köyleri yaktılar, yaylaları yasakladılar ve orada on yedi yıldır hâlen gidilemeyen köyler var. Oradan Antep’e, Mersin’e her yıl binlerce canlı hayvan gelirken bugün o yaylalarda tek canlı hayvan yok, hâlâ yayla yasağı var, hâlâ köyleri yakılan insanlar devletin… Ve bu işte sorumlu devlettir, yakan da devlettir, devletin güvenlik güçleridir; bunu siz de bilirsiniz, biz de biliriz, Tanrı da bilir ama bunun gereğini yapmadınız, o insanlar hâlen mağdur, o insanlar, sizden, bir an önce o zararların tazmin edilmesini istiyor. Eğer gerçekten bu temel sorunu çözerseniz Türkiye'nin bütün sorunlarını çözmüş olursunuz. İşte budur ki, şu an siz, yurt dışından canlı hayvan ve et ithali gibi bir süreçle karşı karşıyasınız. Orta Doğu’nun bütün ülkelerine canlı hayvan ve et ihraç eden bir ülke eğer bugün bu noktaya gelmişse ve dönüp temel sorunu tespit edemiyorsa, neyi değiştirirseniz değiştirin hiçbir şey hayata geçmez ve hep böyle “keşke”, “ah” diyorlar ya, şu Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu’nun gözü kör olsun. Eğer gerçekten Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu böyle olmamış olsaydı, iktidar milletvekilleri sadece kendi lider kadrolarına mesaj vermek değil, halka hesap verebilecek noktada olmuş olsalardı, çıkıp buradan güllük gülistanlık bir Türkiye’yi sunmazlardı. Aslında bunları sunduklarında kendileri de çok iyi biliyor ki, Türkiye bu noktada değil.

Bakın, benim seçim bölgemde, “tarım” diyorsunuz; tütünü yasakladınız, pancar belli bir kotaya geldi, canlı hayvan sıfır noktasında, “alternatif ürün” diyorsunuz, ortada hiçbir şey yok, ama burada, Türkiye’de, tarım noktasında toplumun çok rahat bir nefes alıp verdiğini söyleyen arkadaşlarımız dönüp o bölgeye gidebilmelidirler.

Sayın Bakanım, birkaç kez size buradan soru olarak sormuştum. Bakın, üreticiler o bölgede hâlen kendi arazilerini bir teminat olarak bu devlete sunamıyor. Devlet oradaki arazileri teminat olarak kabul etmiyor, gayrimenkulleri kabul etmiyor. Sizin yaşadığınız Bismil ilçesinde üreticilerin hiçbirinin tarım arazileri teminat olarak kabul edilmiyor ama batıda nasıl bir uygulama var çok net bilmiyorum ama o bölgedeki uygulamanın adil olmadığını eminim ki siz de biliyorsunuz. Eğer bir bölgede kendi topraklarınızı teminat olarak kabul edemiyorsanız o zaman iflas etmişsinizdir, o zaman sizin o bölgede çıkıp bir şey söyleme hakkınız yoktur. O vesileyle batıda farklı bir hukukla, burada farklı bir hukukla bu ülkede demokrasiyi inşa edemeyiz. Bu olup bitenlerin asıl nedeni…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sakık, lütfen tamamlayınız.

Buyurun.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkan.

Gerçekten -başta da belirttim- bu sorunları çözeceksek, iç barışımızı inşa edebilirsek, yani topa, tüfeğe, silaha, çatışmaya giden paraları ekonomiye, eğitime, sağlığa, tarıma, hayatın diğer alanlarına yayabilirsek sorunlarımızı çözebiliriz. Hep de söylüyorum, yani gündüz vakti gözünü kapatıp “Ben, gündüzü geceye çevirdim.” diyen bir vatandaş ancak kendisini yanıltabilir. Siz iktidarlar da bu sorunun karşısında gözlerinizi kapatarak “Bu ülkede sorun yoktur.” diyorsanız ve bu Parlamento, bütün siyasi partiler aynen gündüzün ortasında gözünü kapatan vatandaş gibi davranıyorsa bu ülkede gerçekten sorunlarımızı çözemeyiz. Burada sorunlarımız var. Sorunlarımızı çözmeliyiz çünkü bu, hayatın her alanına yansıyor. Sorunun çözüm adresi Türkiye Büyük Millet Meclisidir ve Türkiye coğrafyasıdır. Onun için herkesin yürekli olması gerekir. Küçücük oy uğruna bu halkın geleceğini kimse heba etmemelidir.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun Tasarısının 4. maddesinin (ç) bendine “tazminat oranları” ifadesinden sonra gelmek üzere “hayvan sahiplerini mağdur etmeyecek şekilde” ibaresinin eklenmesini ve (d) bendinde yer alan “veya belirli bir bölgesinden” ifadesinin kanun tasarısı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                          Abdülkadir Akcan (Afyonkarahisar) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Üzerinde konuştuğumuz kanun tasarısı, Türkiye'nin nüfusunun önemli bir bölümünü kapsayan, sosyal yönü olan, ekonomik yönü olan bir kanun tasarısıdır. Bu tasarının iyileştirilmesi için ciddi çaba sarf eden milletvekili arkadaşlarımızın gayretlerine, gerek Hükûmetten gerek Komisyondan sürekli olumsuz oyların kullanılmış olması, AKP klasiğinin bu kanunda da değişmediğini ortaya koymaktadır. Parmak demokrasisini bir kez daha yaşıyor ve bu parmak demokrasisini tarımla uğraşan bütün vatandaşlarımıza şikâyet ediyorum.

Şimdi, Sayın Bakan, sizin sekiz yıl içerisinde Türkiye’yi ve Türk tarımını ve Türk köylüsünü, Türk çiftçisini getirdiğiniz yeri rakamlarla ortaya koyacağım. Ondan sonra, bir seyahatin sonuçlarını sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Siz bu Hükûmeti devraldığınızda, 2002 yılında, bir kilo buğday ile mazot karşılaştırmasını sizinle paylaşmak istiyorum: 1 litre mazot alabilmek için 3,1 kilo buğday satıyordu çiftçimiz, şimdi 6,24 kilo buğday satıyor, yani 2 mislinden daha fazla buğday vererek ancak 1 litre mazot elde edebiliyor. Traktör alırken de aynı şekilde, 44 ton 857 kilo buğday satarak bir traktör alabiliyordu, şimdi 79 ton 66 kilo buğday satarak bir traktör alabiliyor.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Tam tersi.

FARUK BAL (Devamla) – Sulama ücretlerinde, yine, aynı şekilde 2 kat artış var. Gübrede, ürede, 1 kilo buğday ile 0,72 kilo üre alabiliyordu, şimdi 1,40’lık bir artış var, yani 2 kattan fazla bir durum var. Bu, devri iktidarınızda çiftçinin yüzde 50 oranında fakirleştiğine bir işarettir. Bu fakirleşme böyle olduğu içindir ki Türkiye’de bir rekoru gerçekleştirdiniz. Bu rekor da işsizlik rekorudur, tarımdan boşalan işsizlik rekorudur.

Sayın Bakan, zatıaliniz beni dinlemiyorsunuz efendim.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Buyurun, dinliyorum ama söyledikleriniz yanlış, verdiğiniz bilgiler yanlış.

FARUK BAL (Devamla) – İşsizliğin farklı sebepleri var. Esnafı çökerttiniz, verimsiz ve kalitesiz ürün üretmeye mahkûm ettiğiniz sanayiyi çökerttiniz ama asıl olan, tarım boşaldı. Bugün, köylerde “tarım” dediğimiz hadise, verimsizlik nedeniyle, kârsızlık nedeniyle nüfusun şehirlere boşalmasına netice verdi. Bunun sonucu olarak da maalesef bir işsizlik külfeti ekonominin üzerindedir.

Sayın Bakan, biz geçtiğimiz haftalarda 15 milletvekiliyle -Milliyetçi Hareket Partisi milletvekiliyle- Konya’yı ziyaret ettik. Cihanbeyli ilçesinde, Taşpınar Belediyesinde, Karabağ Belediyesinde, Ilgın’ın merkezinde ve tüm belde ve köylerinde, Akşehir’in merkezinde ve tüm belde ve köylerinde, Yunak’ın, Çeltik’in tüm merkezlerinde ve belde ve köylerinde halkı ziyaret ettik. Bu ziyarette, altı tane ilçe ve yüz elliye yakın köy ve beldedeki çiftçilerimizle ve hayvan üreticilerimizle 15 milletvekili yüz yüze görüştük. Sonucu size ifade ediyorum: Çiftçi sizin devri iktidarınızda fakirleşmiştir ve çiftçi sizin devri iktidarınızda, bir daha gelmemek üzere bir an önce bu iktidardan uzaklaşmanızı dört gözle beklemekte ve sizlerin oraya gitmenizi bekleyerek doğrudan size bunları anlatabilme arzusunda, heyecanındadırlar. İnsanlarımızın birbirine çay ısmarlamamak için, karşı karşıya geldiklerinde “yol değiştiriyoruz” diyecek kadar çay parasını ikram aracı olarak kullanamayacak şekilde sosyal hayatın bozulmasına şahit olduk, bunu dile getiriyorlar.

Diğer taraftan elektrikle ilgili çok ciddi sorunlar vardır. Elektriğin özelleştirilmesi neticesinde, özellikle Konya bölgesinde “peşin ödeme” diye adlandırılan aylık taksitler hâlinde elektrik borcunun tahsil edilmesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bal, lütfen tamamlayınız.

Buyurun.

FARUK BAL (Devamla) – Bunu lütfen Sayın Bakanım ilginize rica ediyorum. Not alırsanız ve ilgilenirseniz sevinirim.

Özelleştirilen elektriğin bedelini her ay tahsil etmek istiyor şirket. Her ay çiftçinin geliri yoktur. Bundan dolayı icralar yoğunlaşmıştır. Köye bir sarı taksi geldiğinde icra memuru geldi diye herkes kaçacak yer aramaktadır.

İkincisi, özelleştiren şirket, tarımsal sulama amacıyla kurulmuş olan tesisleri kırk dokuz yıllığına 1 lira bedelle devredilmesi için zorlamaktadır. Bu gasptır. Gasbedilen mal köylünün kendi malıdır. Gasbeden kişi de sizin özelleştirmeyle vermiş olduğunuz şirkettir.

Diğer taraftan, tarımsal amaçlı sulamayla ilgili yeni bir sistem başlatılmış. Buna göre, o gün suyunu kullanacak olan kişinin şartelinin açılabilmesi için parayı peşin talep etmektedirler. Dolayısıyla bu uygulama, zaten ödeme gücü olmayan, zaten fakirleşmiş olan köylüye “üretim yapma” demek anlamını taşımaktadır. Bu konuya…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.

FARUK BAL (Devamla) – Sayın Başkanım, selamlamak için…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Bal…

FARUK BAL (Devamla) – Peki, teşekkür ederek önergemize desteğinizi rica ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, geliş sırasına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun Tasarısının 5. maddesinin 1. fıkrasından “bütçe imkânları” ibaresinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Abdülkadir Akcan

 

Hakan Çoşkun

Akif Akkuş

 

Afyonkarahisar

 

Osmaniye

Mersin

 

Alim Işık

 

Mehmet Serdaroğlu

Mümin İnan

 

Kütahya

 

Kastamonu

Niğde

 

Mehmet Şandır

 

 

Muharrem Varlı

 

Mersin

 

 

Adana

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı tasarının 5 inci maddesinin 5 inci fıkrasındaki “yönetmelikle belirlenir” ibaresinden sonra gelen cümlenin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Hasip Kaplan

 

Nuri Yaman

M. Nezir Karabaş

 

Şırnak

 

Muş

Bitlis

 

Sırrı Sakık

 

 

Bengi Yıldız

 

Muş

 

 

Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Nuri Yaman, Muş Milletvekili.

Buyurun Sayın Yaman. (BDP sıralarından alkışlar)

M. NURİ YAMAN – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesiyle ilgili değişiklik önergemiz üzerine söz almış bulunuyorum. Bu nedenle hepinizi en içten duygularla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, gerçekten bugün ekranları başında bizi izleyen ve kendilerini çok yakından ilgilendiren bir yasa tasarısı üzerinde çiftçilerimiz buradan hayırlı haberler bekliyor ve yıllardır çekmiş oldukları sıkıntıların sanki yapılacak olan bu düzenlemeyle bir noktada düzeleceği ve nefes alacağı umudu içinde ama ne yazık ki bu yapılmak istenen değişiklikler, Avrupa uyum yasaları kapsamındaki düzenlemeler, ne bu kapsamdaki amaçlanan düzenlemeleri yerine getiriyor ve ne de büyük umutlarla bekleyen çiftçilerimiz gelecek günlerine umutla bakacak bir çalışmanın sonucunu bu yasa tasarısında görememektedir.

Bilindiği gibi, sağlıklı toplum ve halk sağlığının sağlanması, sağlıklı gıda ve hayvan yetiştiriciliğinden geçer. Bu, aynı zamanda beslenme bakımından da sağlıklı çevre ve sağlıklı bitkinin yetiştirilmesiyle mümkündür. Güvenilir gıda üretimi de iyi bir organizasyonla yapılan ciddi bir denetim sonucunda ancak sağlanabilir. Bugün Avrupa Birliği ülkeleri hayvansal ve bitkisel gıdaların tümünü bu şekilde denetim altına almışken, bunun yanında çevre ve yetiştirilen çiçeklerde dahi belli denetim ve kontrol sistemlerini kurmuştur. Bu denetim ve kontrol sistemleri, deyim yerindeyse, tehlike analizi ve kritik kontrol noktaları olarak ifade edilen HACCP sistemi ve koyduğu ilkeler düzeninde gıda güvenlikleri buralarda sağlanmıştır, ama ne yazık ki, bu yapılan düzenlemelerle ilgili buna ait bir umut, buna ait bir ışık görememekteyiz.

Değerli arkadaşlar, ülkemizin bilhassa Kürt coğrafyası olarak değerlendirdiğimiz Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki insanlarımızın temel geçim kaynakları tarım ve bunun önemli bir kolu olan hayvan yetiştiriciliğidir. Her ne kadar yıllardan beri bu ülkede, çeşitli hükûmetler tarafından çok çeşitli adlar altında çekici birtakım isimlerle bunları özendiren birtakım projeler uygulandıysa da, bunların, ne yazık ki uygulamalarının ve denetimlerinin sağlıklı yapılmaması sonucunda da, o konuyla ilgili uğraşan insanlar büyük sıkıntılara ve iflaslara gitmişlerdir. Hâlen Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca bu coğrafyada DAP projesi (Doğu Anadolu Projesi), GAP projesi, Tar-Et ve Tarımsal Kalkınma Kooperatifleri Projesi bu illerde uygulanır gibi görülmektedir ve üzülerek belirtmek istiyorum ki -Sayın Bakanımın da dikkatini çekmek istiyorum- bunlarla ilgili o kadar güzel böyle kitapçıklar, çekici yayınlar yapılıyor ve bunlar, sanki köylü yapılmış olan bu dağıtılan kitapçıkların içindekilerin gerçekliğine inanır gibi bu tarım il müdürlüklerine, ilçe müdürlüklerine koşuyor. Ama koşup da gördükleri manzara karşısında da yaptıkları projelerden nasıl geri döndükleriyle, nasıl başarısız olduklarıyla bölgede yaptığımız bütün temaslarımızda birebir karşılaşıyoruz.

Sayın Bakanım, siz Tar-Et Projesi’ni Türkiye çapında yirmi sekiz ilde uyguladınız ama bu projede bir konuyu unuttunuz: Bu halkın büyük bir çoğunluğunun, bu proje kapsamında yetiştirdiği 5 tane büyük baş hayvana rağmen bunun kayıt kuyut altına alınmasından dolayı öte taraftan sağlık sigortasından yararlandığının ve bir bakıma onun için önemli sağlık sigortası olan yeşil karttan da mahrum bırakıldığının bilmiyorum farkında mısınız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yaman, lütfen tamamlayınız.

M. NURİ YAMAN (Devamla) – Çünkü yeşil kart uygulaması sonucunda bu kayıt kuyut altına alınmasından dolayı bu vatandaşlarımız artık sizin bu Tar-Et Projesi ile hiç ama hiç ilgilenmemektedir çünkü siz bir yandan kaş yapayım derken öte yandan da göz çıkarıyorsunuz. Lütfen bu Tar-Et Projesiyle ilgili olarak, 5 büyükbaş hayvandan tutun 250 büyükbaş hayvana kadar uygulanan bu projede o küçük düzeyde, kendi aile geçimini, kendi ailesinin gıdasını temin etmekle bu hayvanları besleyen kişilere bu yeşil kart uygulamasının böyle bir varlığa sahip olmadan dolayı yok sayılmaması konusunda gerekli düzenlemeyi yapın diyorum ve bu konudaki önlemlerin, alınacak çalışmaların hayırlı olması dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun Tasarısının 5. maddesinin 1. fıkrasından “bütçe imkânları” ibaresinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                        Mehmet Serdaroğlu (Kastamonu) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mehmet Serdaroğlu, Kastamonu Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET SERDAROĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5’inci maddede değişiklik yapılması için verdiğimiz önerge üzerinde söz aldım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Önergemiz, madde metninde yer alan “bütçe imkânları” ibaresinin metinden çıkarılmasını içermektedir. Tazminatlı bir hastalık nedeniyle kesilmesi ya da itlaf edilmesine karar verilen hayvanların tazminat bedellerinin bütçe imkânlarına bağlanması gerçekten haksızlıktır. Bugüne kadar tarımsal destekleme ödemeleriyle pek çok ödemeyi bir yıl, hatta bazen iki yıl geciktirerek yaptınız. Şimdiyse köylünün hastalanan 2 hayvanının parasını ödememek için kanunla yol aramaktasınız. Zaten köylümüz geçimini sağladığı malını kaybetmiş, devlet olarak üç kuruş tazminat vereceksiniz, onu da bütçe imkânlarının içine almaktasınız. Böylece, bu gariban vatandaşın bütçe imkânı nedir, onu düşünmüyorsunuz. Eğer 3-5 hayvanın parasını bir iki yıl geciktirerek ödeyecekseniz vay bu Hükûmetin hâline!

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son aylarda et fiyatlarında yaşanan artış ve Hükûmetin et ithalatı yapması sekiz yıllık AKP İktidarının ne büyük bir plansızlık, programsızlık ve beceriksizlik içinde olduğunun hamdolsun en açık göstergesidir!

Bakın, iktidarınızın içine düştüğü en büyük yanlış 2002’ye takılıp, patinaj yapıp, yerinizde saymanızdır. Bütün icraatlarınızın mukayesesini 2002’ye göre yapmanın yanılgısı içindesiniz. Tabii ki 2002, 1992’den, 1992, 1982’den farklı olacaktır, 2010 da 2002’den mutlaka farklı olacaktır. Şayet sizin sekiz yıllık tek başına iktidarınızda bu fark olmadıysa, bugün buralarda övüneceğinize, caka satacağınıza, başınızı taşlara vurup, dövünmelisiniz ve bu büyük milletten özür dilemelisiniz.

Her fırsatta eleştirdiğiniz 2001 yılında büyükbaş hayvan sayısı 10 milyon 500 bindir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – 12 milyon.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – 11 milyon şu anda.

MEHMET SERDAROĞLU (Devamla) – 2010 yılına geldiğimizde hayvan sayısının 2 milyon 200 bine düştüğünü görmekteyiz. İktidarınız döneminde bu ülkede 8 milyon 300 bin büyükbaş hayvan yok olmuştur.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Doğru değil.

MEHMET SERDAROĞLU (Devamla) – Soruyorum: Bundan daha büyük bir beceriksizlik olur mu? Çiftçisine ve köylüsüne sizden daha büyük zarar veren başka bir iktidar var mıdır?

Değerli milletvekilleri, peki bu hayvanlar nereye gitti? Nereye gidecek; hepsi bir bir satılarak banka, gübre, yem ve mazot borçları ödenmeye çalışıldı.

Çok değerli milletvekilleri, TÜİK’in resmî rakamlarına göre geçen yıl ülkemizde at sayısı yüzde 7, eşek sayısı yüzde 14, katır sayısı yüzde 17 azaldı. Bu azalmanın size göre bir anlamı var mıdır bilmiyorum. Bakın, toynaklı hayvan sayısındaki bu azalma hepsinin organize bir şekilde kesilerek etinin satıldığını göstermektedir.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Rakamlar yanlış.

MEHMET SERDAROĞLU (Devamla) – Bununla ilgili haberleri de sıkça duymaktayız.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Eşek sayısı azalmamış, Sayın Bakan itiraz ediyor, çoğalmış!

MEHMET SERDAROĞLU (Devamla) – Neticede iktidara gelirken çay, simit hesabıyla refah vaat ettiğiniz bu millete at, eşek, katır eti yedirildiği kamuoyunun malumudur ve mal da meydandadır. Milletine toynaklı hayvan etini reva gören AKP İktidarının övündüğü başarının ölçüsü budur.

Değerli milletvekilleri, etin kilosu Bulgaristan’da 5 lira, Yunanistan’da 6 lira, bizde ise 30 liradır. Aradaki bu devasa fark, yıllardır uyardığımız AKP İktidarının yanlış politikalarının sonucudur. En son yanlışınız da terörü bahane ederek yirmi beş vilayete destek verip diğer altmış altı vilayeti defterden silmenizdir. Bunu büyük milletimin takdirlerine sunuyorum ve bu yanlış asla ve asla affedilir bir yanlış değildir.

Bakın, tarım ürünleri ithalatını 3 milyar dolardan 10 milyar dolara çıkardınız, Türk çiftçisini desteklemek yerine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Serdaroğlu, lütfen tamamlayınız.

MEHMET SERDAROĞLU (Devamla) – …elin çiftçisine her yıl 10 milyar dolar aktarmaktasınız. Bu 10 milyar dolar Türk çiftçisinin cebine girseydi bugün ne tarımımız ne de hayvancılığımız bu hâlde olurdu ve ne de milletimiz 30-40 liradan et yemek zorunda kalırdı.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak üç yıldır “Tarım ve hayvancılığı bitiriyorsunuz.” diye diye dilimizde tüy bitti. Yaptığınız yanlışları düzeltmek için önergeler verdik, kanun teklifleri verdik ama siz “Dediğimiz dedik, çaldığımız düdük” dediniz.

Bakın sayın iktidar, şunu iyi bilin, Türk tarımına ve Türk milletine verdiğiniz zarar kolay kolay telafi edilecek gibi değildir. Bu vesileyle rakamlarla tescillenen her alandaki başarısızlığınızın faturasını ödeyen bu milletimiz bu sefer de KDV’li olarak sandıkta size bu faturayı kesecektir diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Serdaroğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın Bilgiç, bir söz talebiniz var.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, İç Tüzük 60’a göre bir söz talebim var. Çok kısa.

BAŞKAN – Ne için istiyorsunuz Sayın Bilgiç?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Az önce Milliyetçi Hareket Partisi adına konuşan sayın milletvekili Isparta milletvekilleri ve Isparta’yla ilgili bir kısım değerlendirmelerde bulunmuştur. Ona katkıda bulunmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Bilgiç, sayın hatip önerge üzerinde söz istemişlerdir ve konuşmuşlardır. İç Tüzük’te böyle bir uygulama yok. Talebinizi yerine getiremiyorum.

6’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Efendim…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Bilgiç…

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, direkt Isparta milletvekillerini hedef alarak konuşmuştur.

BAŞKAN – Sordum size “Ne için istiyorsunuz?” diye. Onu açıklamadınız Sayın Bilgiç.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Evet, Isparta milletvekillerini hedef almıştır.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

6’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun tasarısının 6. Maddesinin 1. paragrafının son kısmında bulunan Bakanlıkça ve ifadesinin madde metninden çıkarılması ve “tedbirler” kelimesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki şekilde düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

“mevzuatı gereği bu hususta yetki ve sorumlulukları bulunan Sağlık Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı ve Gümrük Müsteşarlığının bağlı olduğu Devlet Bakanlığı’nın da görüşleri alınarak Bakanlıkça belirlenir.”

 

Abdülkadir Akcan

 

Alim Işık

Hakan Coşkun

 

Afyonkarahisar

 

Kütahya

Osmaniye

 

Yılmaz Tankut

 

Muharrem Varlı

Mümin İnan

 

Adana

 

Adana

Niğde

 

 

 

Mehmet Şandır

 

 

 

 

Mersin

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Osmaniye Milletvekili Hakan Coşkun.

Buyurun Sayın Coşkun. (MHP sıralarından alkışlar)

HAKAN COŞKUN (Osmaniye) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 27 Mayıs 2004 tarihinde gıda konusunda yetkilendirilen Tarım ve Köyişleri Bakanlığının geçen altı yıllık süre içerisinde gerekli tedbirleri almadığı görülmektedir. Bu kanunla da bu tedbirlerin alınmadığını bir defa daha ifşa etmektedir. Bu önergemizle teklif edilen değişiklik ile ithalat ve ihracatın konu edildiği madde metninde Gümrük Müsteşarının bulunmadığı uygulamada eksikliklerin ortaya çıkabileceği düşünülmektedir.

Yine metinde ilgili bakanlıkların görüşü alınarak bakanlıkça yapılacak uygulamaların daha sağlıklı ve koordineli olacağı, tek bir otoritenin muhatap olacağı, yetki ve sorumluluğun ve bunun sonucunda mesuliyetin de tek bir kurumda toplanmış olması sağlanacaktır.

Değerli milletvekilleri, 2-3 Mayıs 2010 tarihinde Osmaniye ilimizin Kadirli ilçesinde merkez ve sekiz köyünde aşırı yağıştan dolayı dolu felaketi meydana gelmiştir. Altını bir defa daha çiziyorum, aşırı yağıştan dolayı dolu felaketi meydana gelmiştir. Kayasuyu köyümüz başta olmak üzere Yeniköy, Oruçbey, Yukarıçiyanlı, Aşağıbozkuyu, Karakütük, Sofular, Bekereci köylerimizde yaklaşık 8 bin dekar alan yüzde 100’e yakın hasar görmüştür. Bununla ilgili tutanakları ilçe tarım müdürlüğümüz, mühendis, tekniker, muhtarımız ve çiftçimiz tutarak ilgili mercilere iletmiştir. Ağırlıklı olarak buğday, arpa, karpuz, pamuk, ayçiçeği, zeytin, sebze ve meyveler yüzde 100 hasar görmüştür. Ancak bu tutanakta 2090 sayılı Kanun’a göre yapılabilecek bir işlem olmadığı ilave edilmiştir. Buradan Sayın Bakanıma ve Hükûmet yetkililerine bu sekiz köyümüzle ilgili çok fazla tarımsal arazisinin bulunmadığını, bunların gelirlerinin tümünün, tamamına yakınının bu aşırı yağış ve dolu felaketi sonucunda ellerinden gittiğini ve devletimizin yardımını beklediğini bildirmek istiyorum.

Önerimizde, 2090 sayılı Kanun’daki “aşırı yağış” olarak düşünülerek, dolu felaketi bertaraf edilip aşırı yağıştan kaynaklanan sebeplerden dolayı 2010 yılında meydana gelen sel felaketi nedeniyle zarar gören gerçek ve tüzel kişi üreticilerinin Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine olan tarımsal kredi borçlarının ertelenmesine ilişkin karar kapsamında değerlendirilmesi ve karara Osmaniye ilinin de eklenmesini talep ediyorum.

Ayrıca, ikinci olarak da Başbakanlık Acil Yardım Fonu’nun 2090 sayılı Kanun hükmünden çıkarılması için… Bu felaketin de aşırı yağıştan dolayı olduğu göz önünde bulundurularak -daha önce Balıkesir ilinde yine dolu felaketinden dolayı olan bir hasardan Başbakanlık Acil Yardım Fonu devreye girmiş, tahsis konusuna “aşırı yağıştan” ibaresi konularak oradaki çiftçilerimizin sorunlarını gidermişlerdi- inşallah, Başbakanlık Acil Yardım Fonu Kadirli ilçemizin sekiz köyündeki bu sıkıntıları da giderecektir, gidermesini temenni ediyorum. Yoksa, değerli milletvekilleri, daha önceki uygulamalarda olduğu gibi, 2007 yılındaki kuraklıkta çıkan kararnamede -çevre illerimizi sayarsak- Maraş, Hatay, Adana, Aksaray, Konya, Kayseri kuraklıkta, Allah’ın ne hikmetiyse Osmaniye kuraklık kapsamı dışında değerlendirildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Coşkun, lütfen tamamlayınız.

Buyurun.

HAKAN COŞKUN (Devamla) – Yine, çevre amaçlı tarım arazilerinin kullanılmasıyla ilgili ÇATAK Projesi -dört yıldan bu yana uğraşmamıza rağmen- çevre amaçlı tarım arazilerinin kullanılması, çevreye zarar veren, kimyasal kullanan bölgelerde ağırlıklı uygulanıyor. 82 yılından bu yana da iki ürün uygulanılan, ağırlıklı kimyasal gübre kullanılan bölgeme talep etmemize rağmen yine Kahramanmaraş, Adana, Aksaray, Niğde, Kayseri, Konya var, ama ne yazık ki yine Osmaniye yok. Bu konuda, Genel Başkanımızın bölgesi olduğu için mi ayırt ediliyor? Bu, kafamızda bir soru işareti olarak bizim ve hemşehrilerimizin bulunmakta.

Birinci derecede sekiz köyümüzdeki insanımızın zararının giderilmesi için devleti göreve çağırıyor, ikinci derecede de ÇATAK Projesi’nde de Osmaniye ilimizi görmek istiyor diyor hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Coşkun.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun Tasarısının 7. maddesinin 2. paragrafındaki “araçlarının” kelimesinden sonra gelen kısmının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“uygulama ücretleri Bakanlıkça belirlenir ve hayvan sahipleri veya bakıcılar tarafından uygulayıcılara ödenir.”

 

Abdülkadir Akcan

 

Hakan Çoşkun

Beytullah Asil

 

Afyonkarahisar

 

Osmaniye

Eskişehir

 

Muharrem Varlı

 

Alim Işık

Mümin İnan

 

Adana

 

Kütahya

Niğde

 

Akif Akkuş

 

 

Mehmet Şandır

 

Mersin

 

 

Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Abdülkadir Akcan, Afyon Milletvekili.

Buyurun Sayın Akcan. (MHP sıralarından alkışlar)

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının birinci bölümünde yer alan 7’nci maddeyle ilgili vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum.

Önergemiz açık. Yapılması gereken mücadelede sonuç alabilmek için devlete alan külfeti de asgariye indirmeyi hedef alan bir önerge ama reddedilmiş durumda. Tabii, buna bağlı olarak az sayıda iktidar milletvekili de olsa ret söz konusu olacağı için biz de bu durumu değerlendirerek Türkiye'nin güncel konularını dile getirmeye çalışıyoruz.

Konuyla ilgili iki hususu hazır buradayken ifade etmek istiyorum: İlki, değerli milletvekilleri, hayvansal üretim üretici para kazandığı sürece yapılır. Son et ithalatında, biraz önce televizyondan izlediğim kadarıyla, 12 TL’ye tahakkuk edeceği ifade edilmektedir fiyatın ve bu fiyat bizim ülkemize nasıl geliyor? Bu fiyat bizim ülkemizdeki üretim maliyetinin altında. Değerli milletvekilleri, bununla ilgili olarak da vatandaşa öyle bilgi aktarılıyor ki işte, Avrupa’da bunu üretici nasıl 12 TL’nin altında üretiyor, mal ediyor da Türkiye’ye bu rakamlarda verilebiliyor?

Bu rakamlarda destekleri ifade edeyim. Bir, her bir Avrupa Birliği ülkesinde millî bütçeden bu üretim destekleniyor. Aynı üretim AB birlik bütçesinden destekleniyor. Bu ürün o ülkeden bize ihraç edildiği için ihracat teşviki alınıyor. Bu ürün yurt içinde sağlanan katma değer vergilendirildiğinden yurt dışına çıktığında vergi iadesi alınıyor ve sonuçta bu katma değer vergisi de iade edildiği için bizim ülkemize veya herhangi bir ülkeye girdiğinde o ülkenin üretim maliyetinin altında oluyor. Yani ülkenin üreticileri destekleniyor bir biçimde. Bizde bu destekleme bu boyutta olmadığı için… Sayın Bakan biraz önce ifade ettiler: “O bölgede de çalışıyoruz.” Sayın Bakan, 2008’den beri -yirmi sekiz il veya yirmi altı il- Tar-Et programı kapsamında uygulama yaptığınız illerde önce 1 lirayla başlayan kilo başı karkas teşvik primi 1,5 lira olarak uygulanmaya devam edilirken, siz, o yirmi sekiz ilin dışında kalan öteki illerde hâlâ bir arayış içerisindesiniz.

Değerli milletvekilleri, üretim maliyetinin yüksek olmasında rol oynayan faktörlerden birini de ucuz besiye alınacak hayvan olarak telakki ediyoruz. Besiye alınacak hayvanın ucuz olması hâlinde üretim maliyeti de düşecek. Bunu sağlamak için yurt dışında -öğrendiğimiz kadarıyla- yakında ihale yapılacakmış, kasaplık hayvan üretmek için besiye alınacak materyali yurt dışından ithal edeceğiz.

Biraz önce beni Kars’tan aradılar. Sayın Bakan, idare ettiğiniz ülkenin seksen bir ilinden birisi olan Kars’ta en önemli geçim kaynağı hayvancılık, bir ay içerisinde pazarlanan besi danası sayısı 146. Gidin, kayıtlarınızdan kontrol ettirin. Koskoca ilde 146 tane besi danası satılmış, besiye almak için bunu almışlar. Almama nedenleri, hiç merak etmeyin, Hükûmet nasıl olsa yakında bize besiye alınacak hayvanı da ithal edeceği için diyerek. Bununla ilgili olarak talep var, 200 bin baş besiye alınacak besi danası talebi size yapılmış durumda. Bu imkânı açmasaydınız, Kars’ta yetiştirilmiş besiye alınacak besi danası satılacaktı. Bunu satan vatandaşımız ihtiyacını karşılayacaktı, borcunu ödeyecekti, senedini ödeyecekti, icra kapısını çalmayacaktı ve böylece kendi iç kaynaklarımızı katma değer yaratarak, onu daha fazla değer hâline getirerek, kesime hazır hâle getirerek, ihtiyacımız olan ve arz darlığının yarattığı fiyat artışının önüne geçecek üretimimizi yapmış olacaktık.

Şimdi, biz besi sonunda kesime gelmiş hayvanı ithal ediyoruz, besiye alacağımız danayı da ithal ediyoruz, ondan sonra da Türk tarımının ve tarımsal üretimin en önemli boyutu olan hayvancılığı geliştirdiğimizi iddia ediyoruz. Karkas ağırlığını 180 kilodan 280 kiloya çıkarmak bir gelişimin ölçüsü olabilir. Bu parametreyle sizin fert başına 20 kilo olan et üretimini, 15 kilo olan et üretimini 30 kiloya çıkarmış olmanız lazım, bu da yok. Sayı azalıyor, verim artıyorsa ihtiyaç karşılanmıyor, karşılanması gereken ihtiyacımızı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akcan, lütfen tamamlayınız, buyurun.

ABDÜLKADİR AKCAN (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

İhtiyacımız olan eti dışarıdan ithal ediyorsak hâlâ, bu ne biçim tarımsal üretim geliştirilmesidir?

İşte, mesele bu. Şu anda, Kars’tan beni arayanlar ağlamaklı arıyordu. “Elimizdekini pazara çıkarıyoruz, kapış kapış giden besiye alınacak hayvanımı satamıyorum. Sayı da 146 oldu bir ay içerisinde.” diye ifade ediyor. Eğer biz bu vatandaşlarımıza bu şekilde sırtımızı dönersek, onların pazarlama şansını ortadan kaldırır, bunun yerine Avrupa Birliği ülkesi vatandaşlarının ürettiği besi danasının pazarı hâline getirirsek ülkemizi, biz, bunu sürekli kılar, sürekli dışarıdan et alma noktasına gideriz, süt alma noktasına gideriz, yumurta alma noktasına gideriz ve bu, tarıma da, bu boyutta, bu millete en büyük zararı vermiş oluruz diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akcan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime 20.30’a kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.55

 


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Fatih METİN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 115’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

498 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, 8’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır. Önergeleri geliş sıralarına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alıyorum.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun Tasarısının 8. maddesinin 1. paragrafına “Bakanlıkça belirlenen” kelimelerinden önce gelmek üzere “üretici ve nakliyeciye ilave külfet getirmeyecek şekilde” ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Abdülkadir Akcan

 

Hakan Coşkun

Mümin İnan

 

Afyonkarahisar

 

Osmaniye

Niğde

 

Alim Işık

 

Muharrem Varlı

Mustafa Enöz

 

Kütahya

 

Adana

Manisa

 

Akif Akkuş

 

 

Mehmet Şandır

 

Mersin

 

 

Mersin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan “Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı”nın “Hayvanlar ve Hayvansal Ürünlerin Sevkleri ile Hayvan Satış Yerleri ve Satışa İlişkin Sağlık Koşulları” başlıklı 8. maddesinin 2. fıkrasından gelmek üzere aşağıdaki fıkranın 3. fıkra olarak eklenmesini ve bundan sonraki fıkraların buna göre teselsül ettirilmesini arz ve talep ederiz.

 

R. Kerim Özkan

 

Malik Ecder Özdemir

Ahmet Küçük

 

Burdur

 

Sivas

Çanakkale

“(3) Ticari amaçla hayvan ve hayvan maddesi sevkleri mesai dışı ve resmi tatil günlerinde de yapılır. Bu sevkler için sevki yapan personele her yıl Bakanlıkça belirlenecek ücret ödenir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ahmet Küçük, Çanakkale Milletvekili.

Buyurun Sayın Küçük. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 498 sıra sayılı yasanın 8’inci maddesiyle ilgili verdiğimiz önerge hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, önergemiz, canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerin sevkleri ve hayvan satış yerleri, satışa ilişkin sağlık koşullarıyla ilgili maddenin üçüncü bendiyle ilgili. “Ticari amaçla hayvan ve hayvan maddesi sevkleri mesai dışı ve resmî tatil günlerinde de yapılır. Bu sevkler için sevki yapan personele her yıl Bakanlıkça belirlenecek ücret ödenir.” demektedir. Bu, çok doğru olduğuna inandığımız, olmazsa olmaz bir durumdur çünkü hayvan sevkiyatında tatil günü kavramı olmamalıdır ve bu sevkiyatla ilgili olarak meydana gelebilecek aksilikler ve sakıncalar giderilmelidir ve bununla ilgili görev yapan personele de mutlaka ücret ödenmelidir ve mutlaka Bakanlıkça bu ödemenin belirlenen miktarda yapılması gerekmektedir. Bu mağduriyetin bu şekilde düzeltilmesini amaçladık önergemizde.

Değerli milletvekilleri, bu Mecliste en çok bu dönem kanun çıkarılan ve sorunları dile getirilen yurttaşlarımız tarım kesimindeki yurttaşlarımızdır. Burada en çok konuşulan konu, tarım kesiminde gerek bitkisel tarımla gerek hayvancılık tarımıyla ilgili, uğraşan vatandaşlarımızın karşılaştığı sorunlar, çektiği sıkıntılar, bu sorunların giderilmesiyle ilgili önerilerde bulunuyoruz ve duyarlılıkları dile getiriyoruz; ısrarla bunları söylüyoruz ama maalesef, bu sorunları Türkiye’de en az çözülen kesim de bu kesimdir yani hayvancılık ve bitkisel tarımla uğraşan insanlardır. Türkiye’de zaten tarımla uğraşan kesimin önemli bir kısmı da, bitkisel tarımla uğraşan hayvancılıkla da uğraşmaktadır. Zaten başka türlüsü de mümkün değildir. Çünkü eğer bitkisel üretim yapan özellikle küçük işletmeler, hayvansal üretim yapmazlarsa yani hayvanları bir fabrika hâline getirip süt ve et üretmezlerse zaten işin içinden çıkmaları mümkün değildir.

Bakın, AKP Hükûmeti iktidara geldiğinde, 2002’nin başlarında 400 veya 40 kuruş olan -bugünkü parayla- süt fiyatları uzun süre bu fiyatın altında ve üstünde dalgalanmalarla son zamanlarda 56, 57 kuruşlar seviyesindeydi ve bütün dikkati çekmemize rağmen, hayvan sayısındaki ciddi artış ve bu kesime yapılan desteklerin yetersiz ve yersiz yapılması, doğru yapılmaması, yönlendirici olmaması nedeniyle hayvansal üretimde ciddi eksiklikler oluştu; hem süt eksikliği oluştu hem et eksikliği oluştu ve sonuçta, hepimizin bildiği gibi, 2009’un Ekim, Kasım, Aralık aylarında süt fiyatlarında bir yükselme oldu. Uzun süre hayvanlarını beslemekten artık yorulup, usanıp veya besleyemeyip kasaba vermek zorunda kalan ve hayvan fiyatları hızla düşen insanlar bir nefes aldılar, umutlandılar, hayvan fiyatlarında bir yükselme oldu, geleceğe dönük umutları arttı, et fiyatları biraz kıpırdadı. Burada, Hükûmet, bu yönelimi, bu artışı desteklemek veya hayvansal üretimin artışı şeklinde bunu yönlendirmek yerine, maalesef, her zaman olduğu gibi “çiftçiyi köyünden kovma politikası” diye nitelendirdiğimiz çiftçiyi ezme, tüketme anlayışı içerisinde hemen, hem süt fiyatlarına dolaylı yoldan hem de et fiyatlarına direkt olarak, ithalat yoluyla müdahale ederek çiftçinin üç kuruşunda gözü kaldı değerli arkadaşlar.

Şimdi, uçak uçak hayvan getiriliyor, et ithalatı gerçekleştiriliyor, et fiyatları dibe düştü. O, büyük bir heyecan içerisinde, et ve süt fiyatlarının artışıyla artan hayvan fiyatları nedeniyle 5-6 bin liralara inek alan yurttaşlarımız bugün yanmış vaziyettedir çünkü bunların çoğu cebinden para verip almadı bunları, borçlanarak aldılar, gelecek yıllarını bağladılar. Şimdi aynı ineklerin fiyatları, 6 bin liraya alınan inekler 2.500-3 bin lira arkadaşlar. Şimdi bunu satsa satamaz, üretse zarar ediyor, işin içinden çıkamaz. Yani kısacası, bu çiftçiyi köyünden kovma politikasının sonucunda başınıza geleceği ben söyleyeyim Sayın Hükûmet: Köylü de sizi, sandığa gittiğinde köyünden kovacak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Küçük, lütfen tamamlayınız.

AHMET KÜÇÜK (Devamla) – …ve bu aldığı, parasını ödeyemediği ineklerin ve zarar etmesinin bedelini size sandıkta ödetecek ama -bu AKP gider, önemli değil. Zaten yolunu aldı, artık bavulunu topluyor, bunu herkes görüyor da- değerli arkadaşlarım, önemli bir kesim, çiftçi kesimi, 20 milyon, 25 milyon insan çocuklarını besleyemiyor, bırakın hayvanlarını çocuklarının eğitimini, geleceğini kuramıyor, geleceği kararıyor, kendine bakamıyor, sağlığını düşünemiyor. Dolayısıyla değerli arkadaşlarım, bu memlekete, bu memlekette yaşayan 25 milyon çiftçiye verdiğiniz zararın bedelini sandıkta ödeyeceksiniz, bu kesin ama inanın, o çocuklarının içemediği sütlerin, tedavi ettiremediği hastalıklarının faturasını da öbür dünyada ödeyeceksiniz, bunu da böyle bilin.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Küçük.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısının 8. maddesinin 1. paragrafına “Bakanlıkça belirlenen” kelimelerinden önce gelmek üzere “üretici ve nakliyeciye ilave külfet getirmeyecek şekilde” ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                     Abdülkadir Akcan (Afyonkarahisar) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mustafa Enöz, Manisa Milletvekili.

Buyurun Sayın Enöz. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ENÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önergeyle ilgili olarak söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Verdiğimiz önergeyle tasarının 8’inci maddesinin birinci paragrafına “Bakanlıkça belirlenen” kelimelerinden önce gelmek üzere “üretici ve nakliyeciye ilave külfet getirmeyecek şekilde” ifadesinin eklenmesini teklif ediyoruz.

Gerekçesinde de belirttiğimiz gibi, hâlen bu hususu düzenleyen mevzuata göre üretici, tüccar ve nakliyeci haksız yere mağdur edilmekte ve sıkıntı çekmektedir. Önerge, düzenlemeler yapılırken bu mağduriyetin kaldırılması hususunun dikkate alınmasını sağlamak amacıyla verilmiştir. Önerge kabul edilirse zaten çok zor durumda olan nakliyeci esnafının mağduriyeti giderilmiş olacaktır. Bugün nakliyecilerin de, aynı şekilde çiftçilerin de, mazotun pahalı olması sebebiyle, maalesef, kamyonlarında, traktörlerinde mazot yerine 10 numara yağ kullandıkları bilinmektedir. Bu da ilk defa olarak sizin devrinizde yapılan bir uygulamadır. Önergemizin buna göre değerlendirilmesini rica ediyoruz.

Sayın milletvekilleri, hayvan ve hayvansal ürün ihracatçısı durumunda olan ülkelere bakıldığında hepsinin gelişmiş ülkeler olduğu ve hayvancılığın tarım içindeki paylarının yüzde 50’lerin üzerinde olduğunu görüyoruz. Ülkemizde ise hayvancılığın, tarım içindeki payı maalesef yüzde 25 civarındadır. Bu oran artırılmadığı ve buna uygun politikalar üretilmediği müddetçe, ülkemiz her geçen gün, daha büyük damızlık hayvan ve et ithalatçısı konumuna düşecektir.

Ülkelerin gelişmişlik ölçütlerinden birini de fert başına yıllık et tüketim oranları oluşturmaktadır. Her devletin, halkına sağlıklı ve yeterli kırmızı et tüketebileceği şartları oluşturmak temel görevidir.

Ülkemizin 1980-84 yılları arasında toplam ihracatı 5 milyar dolar iken, Orta Doğu ülkelerine yılda 300-400 milyon dolarlık kırmızı et ihracatı gerçekleştirilmekteydi. Günümüzde, ülkemizde kırmızı et fiyatıyla ilgili tartışma, maalesef ithalat kararıyla sonuçlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, dünyada bine yakın hayvan hastalığı bulunmakta ve bunlardan 400 tanesi insanlara bulaşabilmektedir. Avrupa Birliği ülkelerinden et ithalatı yapılmasıyla, yıllardan beri deli dana hastalığı nedeniyle ithalatın yapılmadığı Avrupa Birliğine böylece et ithalat kapıları açılmış olacaktır.

Et veya canlı hayvan ithalatının başlaması, iç piyasada yükselen kırmızı et fiyatını düşürebilir. Et fiyatının düşmesi ilk bakışta önemli bir adım olarak görülebilir. Daha ucuza et yiyen tüketiciler de bu durumdan memnun olacaktır. Ancak tüketiciyi kısa vadede memnun edecek et ithalatı, hayvancılık sektörüne çok büyük darbe vuracak, birçok besi işletmesi kapanacak, süt inekleri kesime gidecek ve Türkiye’nin hayvan varlığı azalacağı için, bir süre sonra et fiyatı bugünden daha da yüksek olabilecektir. Bu durumda sürekli ithalat gündeme gelecek, bu kısır döngüde bir de bakmışsınız ki, Türkiye sadece et ve canlı hayvan değil, et ve et ürünlerini, süt ve süt ürünlerini ithal etmek zorunda kalabilecektir. Dolayısıyla, yerli üretim azalacak, ülkemiz hayvancılığı tamamen dışa bağımlı bir hâle gelecektir. Buna benzer bir süreç 1980’li yılların başında yaşandı. O dönemde de sadece hayvancılıkta değil, tarımın pek çok alanında yerli üretimin ithalatla terbiye edilme anlayışı benimsendi, birçok ürüne kapılar açıldı, canlı hayvan, et, peynir ve diğer hayvansal ürünler ithal edildi. Yapılan ithalatla Türkiye'de hayvancılık sektörü çöktü. Sonraki yıllarda, pek çok destek paketi açılmasına rağmen hayvancılıkta istenen üretim ve verim düzeyine ulaşılamadı. Takip eden yıllar itibarıyla hayvan varlığının azalması ve buna bağlı olarak et üretiminin düşmesi sonucunda et fiyatı da yükseldi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Enöz, lütfen tamamlayınız.

MUSTAFA ENÖZ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, besiciler için en önemli girdi kalemi olan yemde çok ciddi sorunlar yaşanmaktadır. 2007 ve 2008’de yaşanan büyük kuraklık sonucunda arpa ve diğer yem ham maddesi ürünlerde üretim azaldı, fiyat arttı, bu dönemde pek çok besi işletmesi kapandı. Besicilikte bu sıkıntılar yaşanırken benzer bir süreç süt hayvancılığında da yaşandı. Çiğ süt fiyatı 2008’de 45 kuruşa kadar düştü, çok sayıda süt hayvanı kesime gitti, hayvan varlığı azaldı.

Hükûmet kaçakçılığı önlemek için yeterli tedbirleri de almıyor. Yıllardır sınırlarımızdan ülkeye kaçak et ve canlı hayvan girmektedir. Yine, yıllardan beri, çok konuşulmasına rağmen, sağlıklı bir kayıt sistemi de oluşturulamamıştır. Var olan kayıt sistemine Tarım Bakanlığının kendisi bile inanmamakta çünkü Bakanlık sürekli hayvan sayımı yapmaktadır.

Bu duygu ve düşüncelerle, önergemizin kabulü yönünde oy kullanmanızı bekler, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Enöz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde iki adet önerge vardır, geliş sıralarına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun Tasarısının 9. maddesinin 4. fıkrasının “kesimi sırasındaki” kelimelerinden sonra gelmek üzere “inanç faktörü de göz önüne alınarak” ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Abdülkadir Akcan

 

Necati Özensoy

Muharrem Varlı

 

Afyonkarahisar

 

Bursa

Adana

 

Mümin İnan

 

Hakan Coşkun

Hasan Çalış

 

Niğde

 

Osmaniye

Karaman

 

Akif Akkuş

 

Alim Işık

Mehmet Şandır

 

Mersin

 

Kütahya

Mersin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısının 9’uncu maddesinin 3. Fıkrasının ilk cümlesinin “hayvanlara ötenazi uygulamak ancak şu şartlarda mümkündür” şeklinde değiştirilmesini ve “ancak” ibaresinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

İbrahim Binici

 

Hasip Kaplan

M. Nuri Yaman

 

Şanlıurfa

 

Şırnak

Muş

 

Mehmet Ufuk Uras

 

 

Mehmet Nezir Karabaş

 

İstanbul

 

 

Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Nezir Karabaş, Bitlis Milletvekili.