DÖNEM: 23                            CİLT: 71                    YASAMA YILI: 4

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

114’üncü Birleşim

9 Haziran 2010 Çarşamba

 

(Bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

   I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II. - GELEN KÂĞITLAR

 III. - YOKLAMALAR

  IV. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Mardin Milletvekili Cüneyt Yüksel’in, Mardin’in yeni kalkınma vizyonu ve turizm potansiyeline ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, özelleştirmeler ve uygulanmayan yargı kararlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin, Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğine bağlı GÜBRETAŞ’ın, bir konsorsiyum ile İran’da özelleştirme yoluyla satın aldığı gübre fabrikasına ilişkin gündem dışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Mardin’in kültürel zenginliğine ve turizm potansiyeline ilişkin açıklaması

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, tarım kredi kooperatiflerine borçlu çiftçilerin durumuna ilişkin açıklaması

3.- Mersin Milletvekili Vahap Seçer’in, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in, konuşmasında, tarım kredi kooperatiflerinin üreticilere açtığı kredi miktarı ve bu kredilere uyguladığı faiz oranı konusunda Genel Kurulu yanlış bilgilendirdiğine ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Eskişehir Milletvekili H. Tayfun İçli’nin, lehte söz alıp aleyhte konuştuğu ve konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

5.- Balıkesir Milletvekili Ali Osman Sali’nin, iktisadi kalkınma modellerinin bir ismi bulunduğuna ama tercih edilen politikadaki başarı ya da başarısızlığın bu ismi değiştirmeye yetmeyeceğine ve konuşmasında söylediği ve tartışmaya sebep olan “224 ülke” ifadesini “gümrük bölgesi” olarak düzelttiğine ilişkin açıklaması

6.- Muğla Milletvekili Mehmet Nil Hıdır’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in bahsettiği söz konusu taş ocağından çıkan malzemeyle Bodrum-Milas, Milas-Yatağan yollarının yapıldığına, Karayollarının sözleşmesi gereği mevzuat çerçevesinde çalıştırıldığına ve kimsenin kayırılmadığına ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın, KİT Komisyonundan istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/221)

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 23 milletvekilinin, muz üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/749)

2.- Muş Milletvekili M. Nuri Yaman ve 19 milletvekilinin, TOKİ hakkındaki iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/750)

3.- Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis ve 19 milletvekilinin, eğitimdeki cemaat örgütlenmelerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/751)

4.- Siirt Milletvekili Osman Özçelik ve 19 milletvekilinin, üniversitelerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/752)

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- (8/10) esas numaralı genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 9/6/2010 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Hatay Milletvekili Mustafa Öztürk’ün, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek’in, Hatay Milletvekili Mustafa Öztürk’ün, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Plan ve Bütçe; Kamu İktisadi Teşebbüsleri; Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonlarında açık bulunan üyeliklere seçim

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)

3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)

4.- Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Dış Ticaret Müsteşarlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/802) (S. Sayısı: 476)

5.- Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Siirt Milletvekili Afif Demirkıran ve Trabzon Milletvekili Mustafa Cumur’un; Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün; Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Çevre ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonları Raporları ( 1/821, 2/670, 2/572) (S. Sayısı: 503)

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Mersin Milletvekili İsa Gök’ün, bazı istisnai memuriyet kadrolarına yapılan atamalara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/13119) (Ek cevap)

2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Van’daki sağlık personeli ihtiyacına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/13673)

3.- İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, hayvanlara yönelik şiddet olaylarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/13950)

4.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, Burdur Gölü’ndeki kirliliğe ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/14088)

5.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Avrupa Birliği projeleri ve fonlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Egemen Bağış’ın cevabı (7/14198)

6.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, okul öncesi eğitim kurumlarında görevlendirilen yöneticilerin ek ders ücretlerine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/14235)

7.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, bazı atamalara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/14236)

8.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, merkez teşkilatında yapılan bazı atamalara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/14237)

9.- Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, Gaziantep’te 23 Nisan törenlerinde çocukların garson olarak çalıştırılmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/14254)

10.- Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un, bazı mali suçlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/14269)

11.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Kemal Cengiz’in, Saroz Körfezi’ndeki kirliliğe ve bazı gölet projelerine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/14291)

12.- Mersin Milletvekili Behiç Çelik’in, Mut ilçesindeki çiftçilerin sulama sorununa ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/14292)

13.- Amasya Milletvekili Hüseyin Ünsal’ın, İstanbul Beykoz’da bir sulak alana hafriyat dökümüne ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/14294)

14.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’da eğitim ve öğretimdeki duruma ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/14375)

15.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, Adıyaman’da atık suların bertarafına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/14388)

16.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, terör mağdurlarının istihdamına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı (7/14442)

17.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in, bir belediyenin toplum yararına çalışma projesi kapsamındaki işçi alımına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı (7/14444)

 

 

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.04’te açılarak altı oturum yaptı.

 

Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Nevzat Pakdil, görevlerine yeni seçilmiş olan Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Başkan Vekili Yalova Milletvekili Muharrem İnce ve Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’yi tebrik eden, görevlerinde başarılar dileyen bir konuşma yaptı.

 

Hatay Milletvekili Mustafa Öztürk, Dünya Çevre Günü’ne ilişkin gündem dışı bir konuşma yaptı.

 

Muğla Milletvekili Gürol Ergin’in, hububat üreticisinin sorunlarına,

Mersin Milletvekili Akif Akkuş’un, Çukurova’da hububat hasadının başlamasıyla birlikte karşılaşılan sorunlara,

İlişkin gündem dışı konuşmalarına Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker cevap verdi.

İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak, İstanbul’daki şiddetli yağışların yol açtığı can kaybına ve zararlara,

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır,

Yalova Milletvekili Muharrem İnce,

Dünya Çevre Günü’ne;

Mersin Milletvekili Vahap Seçer, Çukurova’da birim alandan alınan ürün miktarının yüksek olduğuna, diğer bölgelerle kıyaslanamayacağına ve AK PARTİ İktidarı döneminde Türkiye’de kamuya bağlı hiçbir gübre fabrikası bırakılmadığına,

Adana Milletvekili Muharrem Varlı, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in, konuşmalarında, buğday alım miktarı, mazot ve gübreye verdikleri primler konusunda sürekli yanıltmalar yaptığına,

Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir, Sivas’ta tarım alet ve makinelerinin alımı için düzenlenen hibe kredisi listesinde ilçeler arasında adaletsizlik yapıldığına,

Muğla Milletvekili Gürol Ergin, Türkiye’deki tarım alanlarının azaldığına ve tarım ürünü üretiminde artma olmadığına,

Adıyaman Milletvekili Şevket Köse, bu yıl ürünlerin prim miktarının hiç artırılmamasına, taban fiyatın geç ve düşük açıklanmasına, alım merkezlerinin çok yetersiz olmasına,

Erzurum Milletvekili Zeki Ertugay, Türkiye’deki tarım alanlarının azaldığına ve 2002 yılında ihracat fazlası varken bugün çok ciddi şekilde ithalat fazlasıyla aranın açıldığına,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

 

Avrupa Parlamentosu, İspanya Parlamentosu ve Senatosu Başkanlarının, 7-8 Haziran 2010 tarihleri arasında Brüksel’de düzenlenecek olan “21’inci Yüzyıl Avrupa Enerji Topluluğu’na Doğru” konulu Ortak Parlamento Toplantısına vaki davetine icabet edecek olan Parlamento heyetini oluşturmak üzere siyasi parti gruplarınca ismi bildirilen milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

 

Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 19 milletvekilinin, şiddet olaylarının araştırılarak bu olayların önlenmesi için (10/745)

Adana Milletvekili Yılmaz Tankut ve 20 milletvekilinin, toplumsal yapıyı tehdit eden intihar, şiddet ve cinnet gibi sosyal olayların araştırılarak (10/746),

Van Milletvekili Fatma Kurtulan ve 19 milletvekilinin, okullarda yaşandığı iddia edilen fiziksel ve psikolojik istismar olaylarının araştırılarak (10/747),

Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır ve 19 milletvekilinin, kadına yönelik şiddetin araştırılarak (10/748),

Alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla birer Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Kayıp çocuklar başta olmak üzere, çocukların mağdur olduğu sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/90, 190, 210, 235, 312, 433, 438, 466, 474, 496, 531, 539, 558, 563, 564, 565, 566, 567, 568, 569, 570, 571, 572, 573, 574) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının, Komisyonun görev süresinin bir ay uzatılmasına ilişkin tezkeresi okundu; Komisyona bir ay ek süre verildiği açıklandı.

 

TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin’in, İran İslam Cumhuriyeti İslami Danışma Meclisi Başkanı Ali Larıjani’nin vaki davetine icabetle beraberinde bir Parlamento heyetiyle İran’a resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi kabul edildi.

 

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan 504, 505, 476, 503, 498, 475, 499, 477 ve 501 sıra sayılı kanun tasarılarının bu kısmın 10, 11, 12, 13, 14, 17, 18, 19 ve 21’inci sıralarına alınmasına; bastırılarak dağıtılan ve gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan 508, 509 ve 507 sıra sayılı kanun tasarı ve tekliflerinin 48 saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 15, 16 ve 20’nci sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun, 8 Haziran 2010 Salı günkü birleşiminde 476 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bitimine kadar, 9 Haziran 2010 Çarşamba günkü birleşiminde 503 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bitimine kadar, 10 Haziran 2010 Perşembe günkü birleşiminde 498 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bitimine kadar, 11 Haziran 2010 Cuma günkü birleşiminde 508 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin bitimine kadar,15 Haziran 2010 Salı günkü birleşiminde 475 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bitimine kadar, 16 Haziran 2010 Çarşamba günkü birleşiminde 499 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bitimine kadar, 17 Haziran 2010 Perşembe günkü birleşiminde 477 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bitimine kadar, 18 Haziran 2010 Cuma günkü birleşiminde 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bitimine kadar belirlenen günlük çalışmalara devam edilmesine; ayrıca yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24.00'te günlük programların tamamlanamaması hâlinde günlük programların tamamlanmasına kadar çalışmalara devam edilmesine; 503, 507 ve 508 sıra sayılı kanun tasarı ve tekliflerinin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

 

İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Eskişehir Milletvekili H. Tayfun İçli’nin, konuşmasındaki “506, 507, 508 ve 509 sıra sayılı komisyon raporlarının gelen kâğıtlar kısmında yayımlanmadığı” şeklindeki ifadelerine ve dil sürçmesiyle söylediğini tahmin ettiği “adil yargılanmayı etkilemek” şeklindeki ifadelerini “adil yargılanmayı sağlamak” şeklinde düzelttiğine,

Eskişehir Milletvekili H. Tayfun İçli, İç Tüzük’e göre gelen kâğıtların bastırılıp dağıtılması ve gündemde ilan edilmesi gerektiğine; “adil yargılamayı etkilemek” sözleriyle avukatlar hakkında “adil yargılamayı etkileme” suçlamasıyla soruşturma yapılıyor demek istediğine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

 

Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal’ın, 21.06.1927 Tarih ve 1111 Sayılı Askerlik Kanunu, 22.05.1930 Tarih ve 1632 Sayılı Askeri Ceza Kanunu ile 26.09.2004 Tarih ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun Kimi Maddelerinin Değiştirilmesine ve Kaldırılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/341) İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilmedi.

 

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmının:

1’inci          sırasında bulunan          (6/1053),

97’nci                                          (6/1359),

108’inci                                       (6/1386),

117’nci                                        (6/1405),

161’inci                                       (6/1487),

189’uncu                                     (6/1538),

196’ncı        sırasında bulunan         (6/1547),

207’nci                                        (6/1564),

281’inci                                       (6/1676),

298’inci                                       (6/1701),

317’nci                                        (6/1728),

321’inci                                       (6/1732),

344’üncü                                     (6/1770),

350’nci                                        (6/1778),

353’üncü                                     (6/1781),

354’üncü                                     (6/1783),

391’inci                                       (6/1831),

397’nci                                        (6/1843),

398’inci                                       (6/1844),

399’uncu                                     (6/1845),

400’üncü                                     (6/1847),

428’inci                                       (6/1879),

434’üncü                                     (6/1886),

435’inci                                       (6/1887),

436’ncı                                        (6/1888),

439’uncu                                     (6/1893),

462’nci                                        (6/1929),

467’nci                                        (6/1936),

479’uncu                                     (6/1951),

482’nci                                        (6/1954),

511’inci                                       (6/1987),

512’nci                                        (6/1988),

520’nci                                        (6/1997),

528’inci                                       (6/2006),

588’inci                                       (6/2070),

594’üncü                                     (6/2076),

Esas numaralı sözlü sorulara Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım cevap verdi; soru sahiplerinden Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis ve Bitlis Milletvekili Nezir Karabaş da cevaplara karşı görüşlerini açıkladı.

 

Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal, elektronik karıştırıcı ya da işaret karıştırıcı olarak bilinen jammer aygıtının Türkiye’deki kullanım alanlarına ve teminine,

Muş Milletvekili Sırrı Sakık, yurt dışına çıkışlarda alınan 15 TL’lik harca ve Devlet Demiryollarında çalışan geçici işçilerin kendi bölgelerinde çalıştırılmasının daha uygun olacağına,

Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Anayasa görüşmelerinde Genel Kurulda çalışan cep telefonlarının Anayasa görüşmeleri bittikten sonra çalışmamasına,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

 

4/6/2010 tarihli 112’nci Birleşimde görüşmeleri tamamlandıktan sonra tümü üzerinde elektronik cihazla yapılan her iki açık oylamada da toplantı yeter sayısı bulunamayan, Türkiye Cumhuriyeti ile İrlanda Arasında Gelir ve Sermaye Değer Artış Kazançları Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasının ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/689) (S. Sayısı: 479) elektronik cihazla tekrar açık oya sunularak kabul edildi ve kanunlaştı.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96),

2’nci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/499) (S. Sayısı: 321),

3’üncü sırasında bulunan, Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/761) (S. Sayısı: 458),

12’nci sırasına alınan, Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Dış Ticaret Müsteşarlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (1/802) (S. Sayısı: 476),

Görüşmeleri komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

 

4’üncü sırasına alınan, Asya-Pasifik Uzay İşbirliği Örgütü (APSCO) Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/367) (S. Sayısı: 114),

5’inci sırasına alınan, İslam Ülkeleri Standartlar ve Metroloji Enstitüsü (SMIIC) Tüzüğünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/776) (S. Sayısı: 469),

6’ncı sırasına alınan, Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasının Ana Sözleşmesinde Değişikliğin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/786) (S. Sayısı: 460),

7’nci sırasına alınan, Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin Kurulmasına Dair Nahçıvan Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/800) (S. Sayısı: 494),

8’inci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kore Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İktisadi Kalkınma İşbirliği Fonu Kredilerine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/288) (S. Sayısı: 22),

9’uncu sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti ile Bosna ve Hersek Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşmasının Değiştirilmesi Hakkında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/754) (S. Sayısı: 482),

10’uncu sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığının COBRA Topçu Tespit Radarı Müşterek Programının Hizmet Safhasına Katılımı İçin 2 Şubat 2004 Tarihli Mutabakat Muhtırasında Yapılan 2 Numaralı Değişikliğin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/837) (S. Sayısı: 504),

11’inci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Sırbistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Altyapı Projelerinde İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/816) (S. Sayısı: 505),

Üzerindeki görüşmeler tamamlanarak elektronik cihazla yapılan açık oylamalardan sonra kabul edildi ve kanunlaştı.

 

9 Haziran 2010 Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 13.00’te toplanmak üzere birleşime 01.27’de son verildi.

 

                                                                     Nevzat PAKDİL

                                                                       Başkan Vekili

 

                     Fatih METİN                                                                         Murat ÖZKAN

                            Bolu                                                                                      Giresun

                       Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye

II. GELEN KAĞITLAR

9 Haziran 2010 Çarşamba

Tasarı

1.- Türkiye Cumhuriyeti ile Ürdün Haşimi Krallığı Arasında Serbest Ticaret Alanı Tesis Eden Ortaklık Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/893) (Plan ve Bütçe; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2010)

Teklifler

1.- Konya Milletvekili Kerim Özkul’un; Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/707) (Milli Savunma ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2010)

2.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/708) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2010)

3.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; 4733 Sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun Teklifi (2/709) (Tarım, Orman ve Köyişleri ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2010)        

4.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Tanık Koruma Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/710) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2010)

Tezkere

1.- Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1213) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 4.6.2010)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 23 Milletvekilinin, muz üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/749) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.04.2010)

2.- Muş Milletvekili M. Nuri Yaman ve 19 Milletvekilinin, TOKİ hakkındaki iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/750) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.04.2010)

3.- Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis ve 19 Milletvekilinin, eğitimdeki cemaat örgütlenmelerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/751) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.04.2010)

4.- Siirt Milletvekili Osman Özçelik ve 19 Milletvekilinin, üniversitelerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/752) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.04.2010)

 

 

9 Haziran 2010 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.04

BAŞKAN : Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Fatih METİN (Bolu), Murat ÖZKAN (Giresun)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 114’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz Mardin ilinin yeni kalkınma vizyonu, turizm potansiyeliyle ilgili söz isteyen Mardin Milletvekili Cüneyt Yüksel’e aittir.

Sayın Yüksel, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Mardin Milletvekili Cüneyt Yüksel’in, Mardin’in yeni kalkınma vizyonu ve turizm potansiyeline ilişkin gündem dışı konuşması

CÜNEYT YÜKSEL (Mardin) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün, burada, sizlere Mardin’in yeni kalkınma vizyonu ve özellikle turizm potansiyeli hakkında görüşlerimi bildirmek üzere bulunmaktayım. Hepinizi bu vesileyle, saygıyla, en kalbî duygularımla selamlarım.

Biliyorsunuz, bugün, İstanbul’da Bin Yıl Kalkınma Hedefleri Bölgesel Konferansı yapılmakta. Devlet Planlama Teşkilatı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ile Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu tarafından ortaklaşa düzenlenen konferansta, önümüzdeki yıllara ait kalkınma hedefleri konuşuluyor. Bundan dolayı ben de burada özellikle Mardin’in kalkınma hedeflerini, “Dört T” vizyonunu sizlerle paylaşmak istedim. Birincisi tarih, yani tarihsel dönüşüm, ikincisi turizm, üçüncüsü ticaret ve dördüncüsü de tarım.

Sizlerin de bildiği gibi Mardin’in tarihini araştıranlar çok çıkmıştır. Ne kadar eskiye giderseniz gidin, bir yerde Mardin’e başlangıç noktası olarak şu tarih diyemezsiniz. Rivayet edilir ki yedi bin yıl önce yedi ayrı dil, yedi ayrı din, yedi ayrı kültür yaşardı Mardin’de. Müslüman’ı, Hristiyan’ı, Yahudi’si, Süryani’si, Yakubi’si, Keldani’si, Nasturi’si, Yezidi’si, Türk’ü, Arap’ı, Kürt’ü, Çerkez’i, bütün bu kültürlerle, bütün bu ayrı dil, din, ırka mensup insanlarla bir barış memleketi olmuştur Mardin. Mardin bir medeniyet şehridir.

Biliyorsunuz medeniyet kuran şehirler vardır, Atina gibi, Medine gibi. Medeniyetlerin kurduğu şehirler vardır, Bağdat gibi, New York gibi. Birçok medeniyetin dönüştürüp geleceğe aktardığı şehirler vardır, İstanbul gibi. Bir de medeniyetlerin hülasası olan, yani bir nevi medeniyetlerin özeti olan şehirler vardır, Mardin gibi. Mardin tarihtir, tarih de Mardin’dir. Bundan dolayı Mardin ruhu Türkiye ruhudur.

Mardin’de işte bu tarihî ruhu tekrar ortaya çıkartmak için, özüne dönüştürmek için başlattığımız kentsel dönüşüm, yani benim tabirimle tarihsel dönüşüm projemizle, Mardin’i sadece Türkiye'nin değil, dünyanın yıldız şehirlerinden bir tanesi hâline getirmek için çok büyük bir adım attık.

Mardin Valiliği, Mardin Belediyesi ve TOKİ’yle birlikte başlatmış olduğumuz bu projede, Mardin tarihî dokusuna uygun olmayan binaları tespit edip, bu binaların yerine Mardin’i özüne dönüştürmek için bir hareket başlattık ve TOKİ 1.600 dairelik binaları inşa etmeye başlayacak ve burada Mardin’in ruhuna uygun olmayan eklentileri, binaları yıkarak ama kimseyi de mağdur etmeden bu tarihsel dönüşümü gerçekleştirecek.

Tabii, Mardin’de turizmde bir berekettir gidiyor, bir berekettir yağıyor. Turizmde tarihin zirvesini yaşıyoruz Mardin’de. 2002 yılında, bundan yaklaşık sekiz yıl önce Mardin’i ziyaret eden yerli, yabancı turist sayısı 50 bin iken, şu anda bu sayı 1 milyonu aşmış durumda. Bizim hedefimiz turizmde 2023 yılına kadar, yani cumhuriyetimizin kuruluşunun 100’üncü yılına kadar 10 bin yatak kapasitesine ulaşmak, 50 butik otel ile 5 milyon turisti ağırlamaktır. Burada, inanıyorum ki Mardin bir dünya turizm merkezi hâline gelecektir.

Ticarette de hedefimiz tabii tekrar Mardin’i bölgenin merkezi yapmak. Biz, her yol Mardin’den geçsin istiyoruz, her kültür Mardin’e uğrasın istiyoruz, her ticaret Mardin’e bir şekilde temas etsin istiyoruz, Mardin’de yeşeren o büyük sanat her yere yayılsın istiyoruz, Mardin, el sanatlarıyla, telkârisiyle, oymacılığıyla tüm dünyaya ulaşsın istiyoruz.

Burada da Mardin, gerçekten, özellikle ihracat alanında oldukça ilerleme kaydetmiştir ve Türkiye'nin ilk 10 ili arasına girme başarısını göstermiştir. Bununla birlikte, organize sanayi bölgemizde doluluk oranı yüzde 100’e vardığından ikincisini açmak için çalışmalara süratle başladık.

Turizmde bereket yağdığı gibi, Mardin, GAP sayesinde bölgemizin ve ülkemizin tarım ambarı da olmuştur ve olacaktır. Dolayısıyla, GAP’la, sulama kanallarıyla bölge tekrar suya kavuşmuştur ve hayat bulmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yüksel, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

CÜNEYT YÜKSEL (Devamla) – Burada da GAP sulama kanallarının tamamlanmasıyla 180 bin hektarlık alan daha sulanabilir hâle gelecektir. Böylece ilimizdeki tarımsal arazinin yüzde 46’sı sulu tarım arazisi olacaktır. Özellikle Mardin’in bu ruhunu, tabii biz kadim kültürünü evrensel düzene geçişte de yani Orta Doğu’nun düzeni, yeni düzeni kurulurken, evrensel düzenin yeni oyuncuları burada belirirken bu evrensel düzen içerisinde özellikle içselleştirici, katılımcı, sentezci ve eşitlikçi bir düzenin ruhunu Mardin’de bulduğumuza inanıyorum.

Son olarak şu şiiri sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Mardin’in güneyi ovadır, kuzeyi dağdır.

Dağları zeytinlik, eteği bağdır.

Şirindir havası aşıklara devadır.

Yeşillik her yerde benim güzel Mardin’im.” diyorum ve bu duygularla hepinizi saygıyla tekrar selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yüksel.

Gündem dışı ikinci söz, özelleştirmeler ve uygulanmayan yargı kararlarıyla ilgili olarak söz isteyen Konya Milletvekili Atilla Kart’a aittir.

Sayın Kart, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, özelleştirmeler ve uygulanmayan yargı kararlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; özelleştirmeler ve uygulanmayan yargı kararları konusunda gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan evvel, gündem dışı konuşma imkânını veren Sayın Başkana huzurunuzda teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; çoğu zaman yasaya aykırı özelleştirme yapan, özelleştirme işlemleri idari yargı tarafından iptal edildiği hâlde bu kararları uygulamayan bir Hükûmetle karşı karşıyayız. Bunun en son ve ibret verici örneği Seydişehir Eti Alüminyum olayında yaşanıyor, yaşanmaya devam ediyor. Danıştay ya da idari yargı, artık “Özelleştirme yapmayacaksın.” demiyor. Danıştay “Bu işin takdiri ve siyasi sorumluluğu hükûmetlere aittir.” diyor. Ancak idari yargı diyor ki: “Özelleştirmeyi yaparken değeriyle yap.” diyor, “Usulsüzlük ya da yolsuzluğa fırsat verme.” diyor, “Değeri asgari olarak 4 milyar dolar olan Seydişehir’i hemşehri ilişkileri içinde ve özel himayeye mazhar olan sermaye gruplarına 305 milyon dolara pazarlama.” diyor, “Değerinin asgari ölçülerde 1 milyar dolar olduğu Devlet Planlama Teşkilatı raporlarıyla sabit olan Oymapınar’ı bedavaya bonus olarak verme.” diyor. Ancak şunu görüyoruz: Siyasi iktidar bütün bu hukuksuzluklara göz yummuş ve himaye etmiştir.

Bu süreçten sonra KİGEM tarafından Metalurji Mühendisleri Odası, TES-İŞ Sendikası ve şahsım tarafından açılan davalar üzerine Danıştay, 29 Mayıs 2006 tarihinde yürütmenin durdurulması, 27 Kasım 2007 tarihinde de iptal kararı vermiş ancak aradan geçen iki ve dört yıla rağmen bu kararlar uygulanmamıştır. Dört yıldan bu yana uygulanmayan yürütmenin durdurulması ve iptal kararları bir hafta evvel İdari Dava Daireleri tarafından da onanmıştır. Böylece iptal kararı yasal ve şeklî anlamda da kesinleşmiştir.

Peki sayın milletvekilleri, bütün bu süreçte aradan geçen dört yıl içinde alıcı firma ne yapmıştır? Alıcı firmanın, yargı kararlarına rağmen, Antalya Limanı’na mobilya fabrikası yaptığını, ana üretimin bulunduğu alana buhar santrali yaptığını, Beyşehir Bayavşar kasabasındaki 800 ila 1.100 arası düşük kalorideki ham kömürden enerji ürettiğini, doğal gazın geldiği Seydişehir’de çevre felaketi yarattığını, istihdamı yarı yarıya düşürdüğünü, Oymapınar Hidroelektrik Santralinden sağladığı enerjiyi piyasaya sözleşme dışı pazarlayarak 180 milyon Türk lirası, yani 120 milyon dolar seviyesinde haksız ve kayıt dışı kazanç elde ettiğini görüyoruz.

Burada zorunlu olarak şu soruyu soruyoruz: Alıcı firma bu gücü ve cesareti kimden almıştır? Alıcı firma bu ihlalleri kimden cesaret alarak yapmıştır, kimlerin himayesiyle yapmıştır?

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Hükûmetin bu sorumsuz tavrı, hukuksuzluğu ve yolsuzluğu himaye eden politikaları sebebiyledir ki kamu zararı telafi edilemez boyutlara ulaşmış, sosyal barış ve iş barışı zedelenmiştir, yeni ihtilaflara zemin hazırlanmıştır. Artık orada, Seydişehir’de bir işgal vardır. Bu işgal, Hükûmetin himayesinde dört yıldan bu yana devam etmektedir ama unutulmasın ki Seydişehir halkı ve çalışanları bu işgale son diyeceklerdir. Anayasa’dan ve uluslararası sözleşmelerden doğan meşru direnme haklarını şartlar doğduğunda ihkakıhak yoluyla da olsa kullanacaklardır. Bu hakkın kullanımı engellenemeyecektir.

Hükûmetlerin görev ve sorumlulukları işte burada ortaya çıkıyor sayın milletvekilleri. Hükûmetler haksızlıkları gidererek, hukuku uygulayarak ihkakıhak arayışlarına fırsat vermemelidir. Hükûmeti bu anlamda bir kez daha uyarıyor, Seydişehir halkına ve emek dünyasına bu kararın umut ve ışık olacağını bir kez daha yürekten ifade ediyorum. Bu inancımı, bu kararlılığımı ifade ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kart, tamamlayınız.

ATİLLA KART (Devamla) – Sözlerimi bitirirken de Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç’a sesleniyorum: Sayın Arınç, tehdit ve şantajı bırakın. Sayın Baykal’a yönelik olarak komplo hakkında bilgi sahibi olduğunuz anlaşılıyor.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Onun bilgisi yok, varsa sizin bilginiz vardır.

ATİLLA KART (Devamla) – O zaman Hükûmet olarak bu süreci şantaj aracı olarak kullanmaya tenezzül etmeden failleri ve sorumluları ortaya çıkarın.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Varsa CHP’nin bilgisi vardır.

ATİLLA KART (Devamla) – Siyasi sorumluluğun gereği budur. Bunu bir kez daha ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündem dışı üçüncü söz GÜBRETAŞ’ın bir konsorsiyum ile İran’da özelleştirme yoluyla satın aldığı gübre fabrikasıyla ilgili olarak söz isteyen Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’ye aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Ekici, buyurun efendim.

3.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin, Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğine bağlı GÜBRETAŞ’ın, bir konsorsiyum ile İran’da özelleştirme yoluyla satın aldığı gübre fabrikasına ilişkin gündem dışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Sayın Başkanı ve Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. Söz verdiğiniz için Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Süre çok az. Konum, Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğine bağlı GÜBRETAŞ’ın, İran’da Razi Petrokimya tesislerine, 2’si Türk, 1’i İran şirketi olmak üzere 3 ortakla oluşturduğu konsorsiyumla yaptığı alım ihalesidir. Bu konuda Tarım Bakanına iki önerge verdim. Birinci soru önergemde, konsorsiyum ortaklarının kimler olduğunu, sermaye paylarının neler olduğunu, taahhüt edilen sermaye paylarının ödenip ödenmediğini, GÜBRETAŞ’ın bu ortaklık yapısıyla sağladığı avantajları, ülkemize buradan gübre ithalatı yapılıp yapılmadığını ve şirketin alınmasından bu yana yapılan kâr transferlerini Sayın Bakandan öğrenmek istedim. Ancak, cevabi yazı geldi, cevabi yazıda, Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Genel Müdürlüğü, Sermaye Piyasası Kanunu, İstanbul Menkul Kıymetler Borsasından, Türk Ticaret Kanunu’ndan, hülasa ne kadar arka sokak varsa oralardan dolanmış olup ama özellikle konsorsiyumun ortağı şirketi ve şirketlerin yönetim kurulu üyelerini bir türlü açıklayamamıştır. Üstelik, buna mazeret olarak da “ticari sır” kavramına sığınmıştır. Elimize gelen bu cevap üzerine, konuyla ilgili pis kokular daha da arttı. Bu sebeple, bu konuda soruların tekrarından oluşan ve bunların ticari sır olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek tekrar bir soru önergesi verdim. Bu soru önergeme cevap da bir İnternet adresi oldu.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bu ihalede çayın taşı ile çayın kuşunun nasıl vurulduğunu kısaca izah edeyim: GÜBRETAŞ ile ihaleye giren şirket -şirket ismini kullanmıyorum ama bu, bir Diyarbakırlılar şirketidir- tamamen bu ihale için kurulmuş naylon bir şirkettir. Konsorsiyumun bir diğer ortağı olan -yine isim kullanmıyorum, Kocaeli şirketi diye adlandırdığım- şirket ise ihalenin yapıldığı tarihlerde ticari olarak son derece sıkıntılı durumdadır. Ancak, nasıl olmuşsa, GÜBRETAŞ, biri naylon, diğeri can çekişen iki şirketle kol kola bu ihaleye girmiş. Ne var ki 7 Nisan 2008 tarihinde iki devlet bankamız bu naylon ve batık durumda olan şirketlere, Vakıfbank ve Halkbank, GÜBRETAŞ’a 40 milyon, Diyarbakırlılar şirketi diye adlandırdığım şirket ile İzmitliler diye adlandırdığım şirkete de 20’şer milyon euro kredi kullandırıyor ve İzmit şirketi diyor ki –araştırdım bu konuyu- bir belgesinde “Stratejimiz, Razi’den gelecek kâr paylarıyla borçlarımızı kapatmak, bu süre içinde faaliyetimizi küçülerek sürdürmek, 2010 yılında ise ekonomik hareketliliği tekrar kazanmaktır.”

Değerli milletvekilleri, benim kendi imkânlarımla bir kısmını öğrendiğim ama Sayın Bakanın Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğine havale etmeden cevaplarını verebileceğini düşündüğüm sorularımı huzurlarınızda kendisine tekrar sormak istiyordum ama Sayın Bakan buradaymış ve tekrar soruyorum:

20 Şubat 2008 tarihinde ihale yoluyla alınan İran şirketi ile ilgili olarak GÜBRETAŞ’ın yanında konsorsiyuma dâhil edilen bu iki şirket ne şekilde seçilmiş, hangi kriterler göz önüne alınmıştır? Onca gübre firması varken hangi güç batık ve naylon şirketi tercih etmiştir? Birinci sorum budur.

İkinci sorum: 20 Şubat 2008 tarihinde yapılan 462 milyon avro gibi yüksek bedelin yapıldığı bir ihalede konsorsiyuma ortak şirketin- lütfen dikkat edin buraya- ihaleden sadece 20 gün önce 31 Ocak 2008 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesi’nde kuruluş ilanı ve tescilinin yapılmış olmasını nasıl izah edeceksiniz? Faaliyet konusu ile bir geçmişi olmayan, ihaleden sadece 20 gün önce, sadece kâğıt üzerinde kurulduğu alenen belli olan bu şirketin konsorsiyuma dâhil edilmesindeki amaç nedir?

Üç aylık şirkete 20 milyon avro krediyi Halk Bankası ve Vakıfbank hangi siyasi etkenlerin başlığında kullandırmıştır? Üç aylık şirkete 20 milyon avro!

Peki, bunda Bakan olarak etkiniz oldu mu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ekici, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

MEHMET EKİCİ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ama hepsinden daha önemlisi: Bu naylon ve batık şirketin arkasında kim var? Kim kolluyor? Kim kâr ediyor? Türk çiftçisinin kârı yok. Bir gram gübre almadınız, İran’a 500 milyon dolarlık, 600 milyon dolarlık yatırımdan bir gram Türkiye’ye gübre girmedi. Bu soruların cevabını ben yüce Meclis aracılığıyla… Sayın Başbakana da Sayın Cumhurbaşkanına da müracaat edeceğim. Burada yolsuzluk vardır -net olarak söylüyorum- burada kirlilik vardır. Devlet Denetleme Kurulunun ve Başbakanlık Teftiş Kurulunun bu konuyu incelemesi için hem Sayın Cumhurbaşkanına hem Başbakana müracaat edeceğim. Bunun bilinmesini istiyorum.

Sayın Bakan da soğan yemediyse, ağzı kokmuyorsa gelsin, burada, yirmi günlük şirketi nasıl 600 milyon dolarlık yatırıma ortak ettiğini bize anlatsın diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan cevap verecek herhâlde.

BAŞKAN – Sayın Bakana söz vereceğim de, Sayın Kaplan’ın kısa bir açıklaması var.

Buyurun Sayın Kaplan.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Mardin’in kültürel zenginliğine ve turizm potansiyeline ilişkin açıklaması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, 90 yılına kadar Mardin’e bağlıydı ilçemiz. Orada okudum, Mardin Barosunda avukatlık yaptım. Gerçekten turizm potansiyeli, dinlerin, dillerin, inançların merkezi olarak vizyonu parlayan güzel şehrimizin, aynı zamanda Dara’sıyla, Nusaybin’iyle, Midyat’ıyla, Hasankeyf’iyle de bir bütün olduğunu ifade etmek istiyorum. Bu yerli dizilerin gerçekten törelere ve eski, bayatlamış gelenekleri işleyen imaj kırıklıklarını bir kenara bırakırsak, Hollywood’un bile şimdilik göz diktiği bir mekân olarak bakıldığı bu yerde, TOKİ’nin eski şehrin dokusunu, tarihî dokuyu hayata geçirirken o tarihî şeylere dikkat edeceğine, sit alanı olarak uygulamalarının daha köklü oturacağına inanıyorum ve şunu söyleyerek bitirmek istiyorum: Bunu İspanya’da, birçok ülkede gördüm. Tarihî bir şehir tanıtıldığı zaman orada kaç dil ve kültür varsa CD’ler yapılır. Orada, Mardin’de Türkçe, Arapça, Kürtçe, Süryanice tanıtım CD’lerinin, müziklerinin yapılması o şehrin gerçek tarihini yansıtacaktır ve turizmin başarıya kavuşması için inanıyoruz ki Kürt sorununun çözümü, barışçıl bir ortamın, huzur ortamının sağlanması gerekir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

Evet, gündem dışı konuşmayla ilgili olarak Sayın Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker açıklama yapacaklardır.

Sayın Bakanım, buyurun efendim.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

3.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin, Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğine bağlı GÜBRETAŞ’ın, bir konsorsiyum ile İran’da özelleştirme yoluyla satın aldığı gübre fabrikasına ilişkin gündem dışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (Devam)

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Gündem dışı yapılan bir konuşma vesilesiyle bazı açıklamalar yapma ihtiyacı hissettim, onun için huzurlarınızdayım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri 1935 yılında çıkarılan bir kanuna göre kurulmuş ve bugün itibarıyla merkez birliğine bağlı 16 bölge birliği, 1.800 kooperatif, 200 ofis, 1 milyon 106 bin 803 ortak çiftçi ki Türkiye’de kayıtlı her 3 çiftçiden 1’i tarım kredi kooperatiflerinin ortağı ve tarım kredi kooperatiflerinin biraz önce de adı geçen GÜBRETAŞ anonim şirketi dâhil olmak üzere de 23 tane iştiraki bulunmaktadır. 554 milyon 553 bin lira sermayesi ve 2009 yılında da Türk çiftçisine yaklaşık 2,5 milyar lira kredi kullandıran, girdi sağlayan bir büyük çiftçi kuruluşu, yani ortaklarının tamamının çiftçi olduğu bir büyük çiftçi organizasyonu, bir büyük çiftçi kuruluşu.

Şimdi, 12 Nisan 2005 tarihinde yapılan, çıkarılan yasayla kooperatifler demokratik bir hâle getirilmiş, “kooperatifler arası dayanışma” ilkesi ilk kez yasal düzenleme altına alınmış ve çiftçilere de tarım kredi kooperatifleri tarafından nakdî tarımsal kredi ödenmesine imkân getirilmiştir bu kanunla.

Yine, tarım kredi kooperatifleri sigortacılık işlemlerinde tam yetkili acentelik hakkına sahiptir. Bu şekilde de birtakım nakdî destekler dışında birtakım tarımsal girdilerin -gübre gibi, akaryakıt gibi- ödenmesine de imkân sağlanmıştır.

Tarım kredi kooperatifleriyle Bakanlığın hukuki bağı hakkında da yüce Meclisi bilgilendirmek istiyorum. 1581 sayılı Yasa uyarınca kooperatiflerin ana sözleşmelerinin hazırlanması ve onaylanması ile Merkez Birliğinin genel kurul kararlarının onaylanması Bakanlık tarafından yapılmakta, Bakanlığın, Denetim Kuruluna 1 tane denetçi atama yetkisi bulunmakta.

Bizim onun dışında, vesayet denetimi dışında, yani Denetim Kuruluna 1 denetici atama dışında tarım kredi kooperatiflerinin işleyişine Bakanlık olarak müdahil olmamız, yasal olarak bu manada mümkün değil. Yani organları, biraz önce sayısını verdiğim milyonlarca çiftçi tarafından seçiliyor. Onların delegeleri bölge birliklerini, bölge birlikleri Merkez Birliğini, yönetimini ve onlar da bir icra organını, genel müdür ve genel müdür yardımcılarını, yöneticilerini seçiyor. Biz ise Bakanlık olarak vesayet denetimi yapıyoruz ve sadece orada, Denetim Kurulunda 1 üyemiz var arz ettiğim gibi.

Yine, tarım kredi kooperatifleri ve birliklerinin doğrudan yurt dışı yatırımları bulunmamakta ancak tarım kredi kooperatifleri 1581 sayılı Kanun uyarınca, ortaklarının zaruri tüketim maddeleri ile üretim araçlarını toptan sağlamak, imal etmek ve ortak ürünlerini değerlendirmek gibi amaçlarla her türlü teşebbüse girişebilir ve iştirak edebilir. Bu da onların yasayla sahip olduğu bir imkân.

GÜBRETAŞ anonim şirketi, Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında, SPK’ya tabi ve hisseleri İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında işlem gören, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre anonim şirket olarak kurulan bir şirkettir. Hisseleri şu anda halka açıktır ve benim bilebildiğim kadarıyla da 2002 yılında devralındığında bu şirketin, GÜBRETAŞ’ın hisse değeri 200 milyon lira ama bugün 1 milyar liralık bir değere sahip.

Şimdi, yurt dışında bir… Bu bilgi gizli bir bilgi değil, bu bilgi açık bir bilgi. İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında, Sermaye Piyasası Kurulunun denetimine tabi, hisseleri halka arz edilmiş olan bir şirket. Bunun ortaklık yapısı kanunlara uygun olarak yapılmış, denetimi ilgili kuruluşlar tarafından yapılmakta. Şimdi, otuz günlük bir şirketi ortak yaptı, yapmadı, o benim bileceğim bir iş değildir. Eğer kanunda böyle bir şey yazıyorsa, efendim, otuz günlük bir şirketi siz ortak yapamazsınız diye kanunda bir hüküm var da bu kanunun hükmüne muhalif olarak böyle yapılmışsa, ondan elbette ki bunun hesabı sorulur ama, eğer kanunda böyle bir şey yazmamışsa, kanuna uygun olarak işlemler yapılmışsa yani kurdukları konsorsiyum ve o konsorsiyum aracılığıyla yurt dışından özelleştirme kapsamında uluslararası bir teşebbüs yapıp, bir yatırım yapıp orada bir büyük petrokimya tesisine Türk çiftçisi ortak olmuşsa ve bundan bir gelir elde ediyorsa, bundan kâr ediyorsa o zaman ona da bizim diyeceğimiz bir şeyin olmaması lazım.

Şimdi, Bakan olarak benim, İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında hissesi halka açık olan yüzlerce, binlerce şirket gibi bir şirket hakkında alelusul, lalettayin açıklama yapmam, o şirketin hisse değerlerinin artışına veya hisse değerinin düşmesine yol açabilecek şekilde birtakım beyanlarda bulunmam hukuka uygun değildir, hukuka aykırıdır. Bunu da hatırlatırım yani bu da… Kim bunlarla ilgili bu şekilde konuşursa hakkında birtakım isnat vesairede bulunuyorsa bu da suçtur, hukuken doğru değildir. Eğer, bildiğimiz bir suç varsa, suç unsurunu teşkil eden bir şey varsa, elimizde bilgi varsa, elimizde belge varsa bu bilgileri, bu belgeleri cumhuriyet savcılıklarına vermiyorsak, bilerek vermiyorsak biz suç işliyoruz.

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Teftişe vereceğiz, devlet teftişe vereceğiz Sayın Bakan.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Teftişe… Hayır, veririz, savcılığa veririz.

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Savcılık değil Sayın Bakan.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Daha ilerisini söylüyorum.

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Savcılığa da veririz.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Daha ilerisini söylüyorum, savcılığa verin. Açıktır.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Hele bir teftişe ver.

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Hele bir teftişten çıksın şu.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) -  Yani Cumhurbaşkanlığına, Başbakanlığa, bütün bakanlara, Devlet Denetleme… Herkese başvurun, ne istiyorsanız, her türlü denetim herkes için açıktır. Bizim hiçbir zaman hiçbir kimseyi ne kayırdığımız, ne kolladığımız, ne hukuk dışı olarak…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizden soruların cevapları bekleniyor. Sen de hesap vereceksin, sen de soruya cevap vereceksin.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Biz hukukun çerçevesinde denetimimizi yapıyoruz, yaparız bundan sonra ve biz de her türlü hukuki denetime açığız ama, eğer biz, sadece dedikoduyla, spekülasyonla, şüpheyle Türk çiftçisinin 1 milyar lira değerindeki bir şirketini, anonim şirketini, bunun zarar etme riski bulunmasına rağmen bunu kalkıp da, ileri geri, lalettayin konuşuyorsak biz de aslında doğru bir iş yapmamış oluyoruz, hukuka da uygun davranmamış oluruz.

Her şey açık. Eğer bilginiz varsa, belgeniz varsa savcılığa verirsiniz, işlem yapılır. Tarım Bakanlığına da eğer sizin yine elinizde bilgi ve belge varsa bana bunları ulaştırın, deyin ki: “Böyle böyle, burada şöyle bir iş yapılmıştır, aha belgesi, aha bilgisi Sayın Bakan.” Ben de onun gereğini, ben de teftiş yetkimi, vesayet denetimi yetkimi kullanıp onu da yapayım, ona da açığım. Bundan da hiçbir zaman yapmadım ama kamuoyu aracılığıyla şirketin bende - olmayan bende resmen bulunmuyor- daha doğrusu İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının ve Sermaye Piyasası Kurulunun denetim alanında, yetki alanında bulunan bir bilgiyi, belgeyi de oradan alın diyorum. Açık. Gidin, oradan söyleyin, size de versinler yani bunun altında herhangi başka bir şey aramak doğru değildir. Bize de, Türkiye’ye de hiçbir fayda sağlamaz.

Türk çiftçisi bu kuruluş eliyle 2,5 milyar liralık kredi kullanıyor ve size şunu söyleyeyim: Türkiye tarım kredi kooperatifleri 2002 yılına göre bugün Türk çiftçisine daha çok hizmet ediyor. 330 milyon lira ancak Türkiye tarım kredi kooperatifleri Türk çiftçisine kredi kullandırıyordu, yüzde 59 faizle kredi kullandırıyordu. Bunun ancak yüzde 40-60 arası, ortalama yarısı yani verdiği 100 liranın ancak yarısını geri alabiliyordu. Bugün, 2,5 milyara çıktı 330 milyon lira kredi. Bugün, faiz oranları yüzde 12, 13’e düştü ve tarım kredi kooperatiflerinin Türk çiftçisine kullandırdığı kredinin yüzde 97’si de sübvansiyonlu kredidir. Ne demek sübvansiyonlu kredi? Faizi yüzde 13 değil, sıfır ila yüzde 60 arasında değişen oranlarda faiz indirimiyle Türk çiftçisine tarım kredi kooperatifleri kredi kullandırıyor.

Geçen günlerde, 1 Haziran itibarıyla… Bu vesileyle onu da sizlerle paylaşmak istiyorum saygıdeğer milletvekilleri, buradaki 1 Haziranda yürürlüğe giren tarım kredi kooperatiflerinin uygulaması şu: 2004 öncesinde özellikle çiftçilerimizden tarım kredi kooperatiflerine borcunu ödememiş veya ödemekte sıkıntı içerisinde bulunanlardan 98 binini ilgilendiren, onların borç yapılanmasına önemli bir rahatlama sağlayan bir düzenlemeyi de getirdi. 1 Haziran ve 30 Eylül tarihleri arasında uygulanacak. Bu şekilde faizleri, bileşik daha önce faiz üzerinden olanlar basit faize indirilmiş ve bundan da 98 bin çiftçiye ödeme kolaylığı getirilmiş. Onlar da bundan, Türk çiftçisi, istifade edecektir.

Dediğim gibi, gübre fabrikalarıyla ilgili, GÜBRETAŞ’la ilgili uluslararası alanda yapılan yatırım, GÜBRETAŞ bunun yüzde 49 hissesine sahiptir, ortakları vardır, yerli yabancı ortakları vardır ve bununla ilgili, bu şirketin ortaklık yapısıyla ilgili zihninizde bir soru varsa, bilginiz varsa, belgeniz varsa ya bana ulaştırın ya cumhuriyet savcılığına götürün, teslim edin. Deyin ki: “Bakın, böyle böyle bir iş var.” Hem denetim görevi yapılsın hem bağımsız  yargı bunu incelesin, denetlesin. Bir yanlış varsa, bir suç varsa ortaya çıksın ama, eğer bunlar değilse, bunlar yoksa, elimizde bilgi ve belge olmadan konuşuyorsak, o da dedikodudan öteye geçmez, onun da bir hükmü yoktur.

Bunu da sizlerle bu şekilde paylaşmak istiyorum ve sözlerimin sonunda hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun efendim.

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Sayın Bakan, burada lalettayin bir şekilde açıklama yaptığımızı, dolayısıyla zarara soktuğumuzu beyan etti. Bu, açık bir sataşmadır. Bu sataşmaya cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Şimdi, bakınız Sayın Ekici, şunu ifade etmek istiyorum: Grup Başkan Vekili bize...

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Biz lalettayin davranmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şöyle, şunu söylemek istiyorum.

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Yazılı soru önergesi usulünü kullanmışız, Türkiye Büyük Millet Meclisini kullanıyoruz, bu bir denetim fonksiyonudur.

ASIM AYKAN (Trabzon) – Ne söyleyecek artık Allah aşkına? Mantık yok mu sizde?

BAŞKAN – Yani şunu söylemek istiyorum: “Lalettayin” kelimesinden...

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Sorularımıza da cevap almadık ayrıca.

BAŞKAN – Burada belki dil bilimciler filan da vardır. Siz mesela ne anladınız? “Lalettayin”i nasıl yorumluyorsunuz? Nasıl bir açıklaması?

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – “Lalettayin”den gelişigüzel, araştırma yapılmaksızın iftiraya dayalı bir iddiadan bahsettiğim iddia edilir anlarım ben. Ben, burada belgeli konuşuyorum ve soru önergelerinin üzerine konuşuyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Soru önergesine cevap vermiyor.

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Soru önergesine cevap vermiyor, Mecliste de cevap vermiyor Sayın Bakan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sonra kalkıp burada gündem dışına cevap veriyor. Denetçi ne için gidiyor oraya? Bunları soruyoruz.

BAŞKAN – Şimdi, bakınız Sayın Ekici, Sayın Bakanın, burada söylediği husus gayet açık ve net. Diyor ki: “Bir belge varsa cumhuriyet savcılığına başvuruda bulunun. Tabii Cumhurbaşkanlığına, Başbakanlığa da vurun.” diyor. Özeti bu.

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Biz onu beyan ettik Sayın Başkan. Onu beyan ettik biz şimdi. Yapacağız zaten.

BAŞKAN – Yani burada başka bir şey yok. Yani sadece oradaki ifade...

MUHARREM VARLI (Adana) – Efendim, cebinizden mi veriyorsunuz, iki dakika süre verin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim?

MUHARREM VARLI (Adana) – Cebinizden mi veriyorsunuz?

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Zaten üç dakika geçti Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Vural, istirham ediyorum. Yani bu geçmeyle ilgili değil arkadaşlar, lütfen, bakınız...

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Evet, tartışma süresinde söz verebilirdiniz Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan... Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, şimdi Sayın Bakan... Sayın Milletvekili soruyor, diyor ki: “Otuz gün önce kurulmuş bir şirkete bu kadarlık nasıl verilir?” “Ee, engel mi var?”

ASIM AYKAN (Trabzon) – Netice o. Usul üzerinde Allah aşkına!

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani bu soru meraka mucip değil mi? Tatlı bir şekilde cevap versin. Denetçisi vardı. Yani bir milletvekili bu soruyu sorarken...

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Efendim, Sayın Bakanımız bu konuda yeterli açıklamayı yapmıştır. Lütfen gündeme geçelim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani bu soruyu soramaz mı?

BAŞKAN – Hayır, sormasına...

OKTAY VURAL (İzmir) – Milletvekili cevap vermesini istiyor, Sayın Bakanın cevap vermesini istiyor.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Verdi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani otuz gün önce kurulmuş bir şirketin 600 milyon dolarlı bir ihaleye girmesinin soruyla gündeme getirmesini Sayın Bakanının cevaplandırmaması, bunun altında bir başka şeyler olduğuna ilişkin kanaati güçlendiriyor.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Cevaplandırdı. “Bir mahzuru var mı?” dedi, cevaplandırdı efendim. Lütfen gündeme devam edelim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Cevap değil yani! Ne cevabı verdi Sayın Bakan? Millet adına savcılığa gitmesi gereken sizsiniz ayrıca. Denetçiniz var orada.

BAŞKAN – Sayın Şandır, buyurun efendim.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, tarım kredi kooperatiflerine borçlu çiftçilerin durumuna ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, Sayın Bakanın açıklamaları üzerine, 60’a göre bir katkı vermek istiyorum.

Sayın Bakan, daha önce de bir not olarak ifade etmiştim, tarım kredi kooperatifine borcu olan çiftçilerimizin -ki çok sayıda- 98 bin üyesi olan bu devasa çiftçi kuruluşuna üye olan vatandaşlarımızın tamamı borç içerisinde ve ödeme zorluğu içerisinde. Bunun muhtemelen yüzde 70’i takibe düşmüş borçlu veya ne kadarıysa.

Şimdi, aldığınız kararla getirdiğiniz yüzde 30’unun ödenmesi hâlinde iki yıllık borç ertelenmesi hususu çiftçiyi rahatlatmamıştır çünkü çiftçi o yüzde 30’u da ödeyemez durumdadır. O yüzde 30’u ödeyemediği için, sizin getirdiğiniz yapılanmadan da faydalanma imkânı olmayacaktır. Onun için, geliniz, çiftçinin tüm borçlarını teminat karşılığında iki yıl erteleyelim, iki yıl içerisinde çiftçi borçsuz bir üretim yapsın, kazandığıyla borcunu ödesin. Yoksa, bu şekilde borcunu ödeyememekte, tarlalarını satmaktadır. Bunu sizin dikkatinize bir not olarak da sunmuştum. Bu yönde Hükûmetin, Bakanlığınızın bir tedbir geliştirmesi gerekiyor. Yoksa, tarım kredi kooperatifinin aldığı bu karar çiftçiyi rahatlatmamıştır, yüzde 30 borcunu ödeyebilir durumda değildir, mahsulü para etmemektedir.

Bunu bilgilerinize sunmak için söz aldım.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

Sayın Seçer, buyurun efendim.

3.- Mersin Milletvekili Vahap Seçer’in, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in, konuşmasında, tarım kredi kooperatiflerinin üreticilere açtığı kredi miktarı ve bu kredilere uyguladığı faiz oranı konusunda Genel Kurulu yanlış bilgilendirdiğine ilişkin açıklaması

VAHAP SEÇER (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, tarım kredi kooperatiflerinin şu anda üreticilere 2,5 milyar lira civarında bir kredi açtığından söz etti ve iktidara geldiklerinde yıllık faiz oranlarının yüzde 58-59 seviyelerinde ancak şu anda yüzde 12 seviyelerinde olduğundan bahsetti.

Ben, sayın milletvekillerinin yanlış bilgilendirilmemeleri adına bu sözü aldım. Tabii ki o günden bugüne kredi piyasalarında, finansal piyasalarda da bu faiz oranları düşmüştür. Yani sadece TKK’ya münhasır olarak kredi oranlarında bir düşüş söz konusu değildir, burada bunu düzeltmek istiyorum.

Ayrıca, tarım kredi kooperatifleri üreticilere sağladıkları girdilerde piyasa fiyatlarının çok üstünde bir başlangıç fiyatıyla bu kredileri üreticilere vermektedir. Bunu da, yanılgı olmaması adına bu doğruları veya gerçekleri de buradan ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Seçer.

Sayın milletvekilleri gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Komisyondan istifa tezkeresi vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın, KİT Komisyonundan istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/221)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

KİT Komisyonu üyeliğinden istifa ediyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                        Ali Koçal

                                                                                                                        Zonguldak

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin dört önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 23 milletvekilinin, muz üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/749)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Muz üreticilerinin sorunlarının ve bu sorunların çözüm yollarının belirlenmesi amacı ile Anayasamızın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.

1) Mehmet Şandır                            (Mersin)

2) Süleyman Nevzat Korkmaz         (Isparta)

3) Zeki Ertugay                                (Erzurum)

4) Tunca Toskay                              (Antalya)

5) Abdülkadir Akcan                       (Afyonkarahisar)

6) Ahmet Deniz Bölükbaşı              (Ankara)

7) Ahmet Duran Bulut                     (Balıkesir)

8) Metin Çobanoğlu                        (Kırşehir)

9) Akif Akkuş                                                 (Mersin)

10) Hasan Özdemir                         (Gaziantep)

11) Mümin İnan                              (Niğde)

12) Cemaleddin Uslu                       (Edirne)

13) Erkan Akçay                             (Manisa)

14) Beytullah Asil                           (Eskişehir)

15) Ahmet Kenan Tanrıkulu            (İzmir)

16) Emin Haluk Ayhan                   (Denizli)

17) Kamil Erdal Sipahi                    (İzmir)

18) Münir Kutluata                          (Sakarya)

19) Osman Durmuş                         (Kırıkkale)

20) Şenol Bal                                   (İzmir)

21) Osman Ertuğrul                         (Aksaray)

22) Recep Taner                              (Aydın)

23) Ahmet Orhan                            (Manisa)

24) Ahmet Bukan                            (Çankırı)

Gerekçe:

Anamur ilçesi Mersin iline bağlı olup, Türkiye'nin güney ucunda bulunmaktadır. Güneyinde Akdeniz, batısında Antalya ili Gazipaşa ilçesi, kuzeyinde Ermenek ve doğusunda Bozyazı ilçeleri bulunmaktadır. İlçede tropikal iklim bitkilerinin hemen hemen hepsi yetişmektedir. Anamur, başta muz olmak üzere yer fıstığı, narenciye ve çilek ile ünlü ilçedir.

Güneydoğu Asya'nın tropikal bölgelerinde doğal olarak yetişen ve bu bitkinin sarı kabuklu uzun meyvelerine muz denir. Dünya en fazla Asya kıtasında, ardından Güney Amerika, Orta Kuzey Amerika, Afrika, Okyanusya (Avustralya) ve Avrupa ülkelerinde üretilmektedir. Türkiye'de Anamur, Bozyazı, Alanya, Gazipaşa ve çevresinde ve Toros Dağlarının koruduğu ılıman bölgelerde yetişmektedir.

Ülkemizin yıllık muz ihtiyacının üçte birini Anamur bölgesinde üretilen muz karşılamaktadır. Bölgede yetiştirilen muz çok kaliteli olup bir marka hâlini almıştır. Muz vitamin değeri çok yüksek olup C, B6 ve B1 ve B2 vitamini, protein, potasyum, magnezyum, kalsiyum ve demir ve minareller bakımından şifalı bir meyvedir. Besin değeri yüksek, kalorisi düşük olan muz, özellikle çocukların gelişiminde ve hamile kadınlar ve yaşlılar için önemli besin kaynağıdır.

Mersin ili Anamur ilçesinde yaklaşık olarak 17.000 dekar alanda yetiştirilen muz kalitesi ile ithal ürünlerle rekabet etmektedir. Muz üreticileri derneğinin tahminlerine göre muz üretimi ve işlemesinde 400 bin kişi çalışmaktadır. Yörede yaklaşık olarak 250 adet olduğu tahmin edilen muz işleme ve pazarlama tesisi bulunmaktadır. Anamur muzunun raf ömrünün kısalığı, ithal muzlarla rekabette önemli faktörlerden biridir. Üniversitelerle işbirliği yaparak raf ömrünün uzatılması için bir ARGE kurulması büyük önem arz etmektedir. Muz üreticilerinin yıllık demir, naylon, sulama sistemi, fidan, hayvan gübresi, kimyasal ve zirai ilaç girdileri talepleri bölgedeki küçük esnaf ve sanatkârlara büyük katkılar sağlamaktadır.

Gübre ve mazot başta olmak üzere diğer birçok girdilerin fiyatlarının artması, muzun üretim maliyetini artırmasına karşın, muz üreticileri maliyet artışını ürün satış fiyatına yansıtamamıştır. 2002 yılında üreticiden alınan muz fiyatı 1.700 Lira iken 2010 yılına gelindiğinde bu fiyat 1.300-1.400 Liraya gerilemiştir. Üretim maliyetleri artmasına karşın (üreticiden alınan) muz fiyatlarının düşürülmesi üreticileri zor durumda bırakmaktadır. Bunun yanı sıra sınır ticareti yoluyla kaçak yollarla ülkemize giren muz, fiyatların belirlenmesinde önemli rol oynamaktadır. Bu durum, muz fiyatlarının ya aynı kalmasına ya da maliyetinin altında satılmasına neden olmaktadır. Türkiye'de muz tüketimi yaklaşık olarak 400 bin tondur. Tüketimin yarısı ülkemizde üretilmekte yarısı da ithal edilmektedir. Kaçak yollarda ülkemize giren muz miktarı ne kadar olduğu bilinmemektedir.

Muz üretiminde maliyetlerin artmasına karşılık fiyatların aynı kalması gelirlerin azalmasına neden olmaktadır. Bu durumun sonucunda üreticiler kendilerini geçindiremez hâle gelmekte ve böylece yanlarında çalıştırdıkları kişileri işten çıkarmak zorunda kalmaktadır. Mersin ili ekonomisi önceleri kendi kendine yetebiliyorken şimdilerde her geçen gün artan işsizlikle baş etmeye ça-lışmaktadır.

Muzu millî ürün ilan edilerek gerekli yasal düzenlemeler yapılarak koruma altına alınması gerekmektedir. Muz üreticilerinin içinde bulundukları zor durumdan çıkarmak için üreticilerin desteklenmesi, yeni fiyat politikaları oluşturulması ve kaçak yollarla ülkemize gelen muzların engellenmesi gerekmektedir. Muz üreticilerinin sorunlarının ve bu sorunların çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Anayasamızın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırma Komisyonu Kurulmasını arz ve teklif ederiz.

2.- Muş Milletvekili M. Nuri Yaman ve 19 milletvekilinin, TOKİ hakkındaki iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/750)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından yapılan konutlarda sosyal devlet anlayışına gölge düşürüldüğü ve iktidarın TOKİ'yi kentlerde rant dağıtmak/oy toplamak için kullandığı, ayrıca TOKİ'nin uyguladığı projeler ile inşaat sektörüne ciddi zararlar verdiği konusundaki iddiaların araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98'inci, TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105. maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. Saygılarımızla.

1) M. Nuri Yaman                           (Muş)

2) Selahattin Demirtaş                     (Diyarbakır)

3) Gültan Kışanak                           (Diyarbakır)

4) Ayla Akat Ata                             (Batman)

5) Bengi Yıldız                                (Batman)

6) Akın Birdal                                 (Diyarbakır)

7) Emine Ayna                                                (Mardin)

8) Fatma Kurtulan                           (Van)

9) Hasip Kaplan                              (Şırnak)

10) Hamit Geylani                           (Hakkâri)

11) İbrahim Binici                           (Şanlıurfa)

12) Mehmet Nezir Karabaş             (Bitlis)

13) Mehmet Ufuk Uras                   (İstanbul)

14) Osman Özçelik                          (Siirt)

15) Özdal Üçer                                (Van)

16) Pervin Buldan                           (Iğdır)

17) Sebahat Tuncel                          (İstanbul)

18) Sevahir Bayındır                       (Şırnak)

19) Sırrı Sakık                                 (Muş)

20) Şerafettin Halis                          (Tunceli)

Gerekçe:

Toplu konut isminin ortaya çıkışında ve ilk örgütlenmesinde amaç dar gelirlilerin konut sorununu kamu arazileri ve finansman olanaklarını da kullanarak çözmek olarak tanımlanmıştı. Son yıllarda TOKİ bu tür bir görevi bir yana bırakarak, kendi ilanlarında ifade ettiği üzere prestij konutlarına yönelmiştir. Uzunca suredir kamu arazileri, fabrikalar, kamu işletmeleri "bu devletin işi değil" diye satılmaktadır. Bir kamu kurumu olan TOKİ'nin alışveriş, iş merkezi gibi kamusal sorumluluk altında olmaktan uzak alanlara kamu kaynaklarıyla finanse edilerek girmesinde ise sakınca görülmemektedir. Bu politika mevcut iktidarın TOKİ'yi kentlerde rant dağıtmak/oy toplamak için kullandığı iddiasını güçlendirmektedir.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve inşaatla ilgili meslek kuruluşları uzun zamandır TOKİ konusundaki düşüncelerini çeşitli platformlarda dile getirmektedir. Söz konusu kuruluşlarda TOKİ’nin inşaat sektörü içinde artık büyük bir güç hâline gelerek, "asıl amacını aştığı ve farklı amaçlara hizmet etme yolunu seçtiği" görüşü egemen durumdadır. Gerçekten de TOKİ diğer ülkelerdeki gibi sosyal ihtiyaçları karşılama amacıyla kurulmuş olsa bile, bugün bu amacından uzaklaşmıştır.

TMMOB eleştirilerinde; TOKİ'nin hayata geçirdiği ve devam eden birçok projesiyle inşaat alanında pay sahibi olarak sektörün büyük oranda zarar görmesine sebep olduğu iddiasındadır. Eleştiri devamında TOKİ’nin makro düzeyde planlama ve sürdürülebilir kalkınma modelinin aksine, anlık çözüm üreterek; tek tip mimarı uygulamalarla kentlerin mimarı dokusuna uyuşmayan bir yapılaşmayı ortaya çıkardığından bahsedilmektedir.

TOKİ son dönemlerde özellikle hayata geçirdiği lüks konut projeleriyle sektörde faaliyet gösteren firmalara bir rakip hâline gelmiştir. Bu uygulamalar maalesef inşaat sektörünün geleceğini tehlikeye atmaktadır. İnşaat sektörünün kalkınmada en önemli sektörlerden birisi olduğunu var sayarsak TOKİ, uygulamalarıyla sektörü zor durumda bırakmıştır.

Ayrıca TOKİ projelerinin teknik altyapısında da birçok eksik bulunmakta, daha planlama aşamasında eksik başlanılan projeler teknik uygulama ve kontrol aşamalarından da yoksun bırakılmaktadır. İnşaatların bir an önce bitirilmesi için birçok parametre göz ardı edilirken, uygulama yapılan bölgelerin jeolojik ve geoteknik verileri yeterli şekilde incelenmeyip kısa sürede iş bitirme adına gerekli özen gösterilmemektedir. Projelerde imalat yetkinliği ve güvenilirliği konusunda ciddi endişeler vardır. Çağımızın olmazsa olmazlarından denetim mekanizması ise müşavir firmalar eliyle yetersiz yürütülüp olası bir felakete âdeta davetiye çıkarılmaktadır. Teknik açıdan ortaya çıkan birçok olumsuzluğun yanında ticari anlamda da TOKİ, sektörü olumsuz yönde etkilemektedir. Bağımsız denetçi personellerin oluşturduğu Yapı Denetim Kuruluşları bu sisteme dâhil edilmeyerek kontrollerin etkinleştirilmesi sağlanamamaktadır. İnşaat firmaları ve müteahhitler TOKİ'ye sağlanan ayrıcalık ve imtiyazlardan dolayı rekabet edememekte ve iş yapamamaktadır.

TOKİ inşaatlarından alınmayan proje ücretleri, belediye harçları, yapı denetim harçları nedeni ile rekabet âdeta imkânsız hale getirilmiştir. Tüm bu çarpık yapılaşma ve organizasyona rağmen TOKİ uygulamalarına halkımız ilgi göstermektedir. Bu talebin sebebi iyi araştırılmalıdır. Konutlara talip olanlar gerçekten ihtiyaç sahipleri midir yoksa rant peşinde aldıkları daireleri kiraya verip asimetrik talebi doğuranlar mıdır? "Vatandaşa Ucuz Konut Edinmek" parolası ile yola çıkıp; toplumsal, kültürel ve ekonomik dinamiklere zarar vermek tüm toplum katmanlarını olumsuz etkileyecek önemli bir gerçeğimizdir.

3.- Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis ve 19 milletvekilinin, eğitimdeki cemaat örgütlenmelerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/751)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Okul Öncesi Eğitimden başlayarak, üniversitelere ve öğrenci yurtlarına kadar yayılma gösteren cemaat örgütlenmelerine karşı gerekli önlemlerin alınması amacıyla, Anayasa'nın 98, İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Şerafettin Halis                            (Tunceli)

2) Selahattin Demirtaş                     (Diyarbakır)

3) Gültan Kışanak                           (Diyarbakır)

4) Ayla Akat Ata                             (Batman)

5) Bengi Yıldız                                (Batman)

6) Akın Birdal                                 (Diyarbakır)

7) Emine Ayna                                                (Mardin)

8) Fatma Kurtulan                           (Van)

9) Hasip Kaplan                              (Şırnak)

10) Hamit Geylani                           (Hakkâri)

11) İbrahim Binici                           (Şanlıurfa)

12) M. Nuri Yaman                         (Muş)

13) Mehmet Nezir Karabaş             (Bitlis)

14) Mehmet Ufuk Uras                   (İstanbul)

15) Osman Özçelik                          (Siirt)

16) Özdal Üçer                                (Van)

17) Pervin Buldan                           (Iğdır)

18) Sebahat Tuncel                          (İstanbul)

19) Sevahir Bayındır                       (Şırnak)

20) Sırrı Sakık                                 (Muş)

Gerekçe:

Okul Öncesi Eğitimden başlayarak, üniversitelere ve öğrenci yurtlarına kadar yayılma gösteren cemaat örgütlenmeleri, ülkenin eğitim sistemini, dolayısıyla geleceğini tehdit eder hale gelmiştir.

Bilimi referans alması gereken eğitim müfredatı, dini referans alma noktasına gelmiş, eğitim uygulamalarında dinsel yöntemler kullanılmaya başlanmış, yönetici atamalarında tarikat ve cemaatlere yakınlık esas alınır olmuştur.

Devlet öğrenci yurtlarının bilinçli bir şekilde yetersiz durumda tutulması, tarikat ve cemaat yurtlarının çoğalmasına yol açmış, yurt sorunu yaşayan öğrencilerin cemaatlerin ağına düşürülme olanakları yaratılmıştır.

Bu gelişmeler AKP iktidarı döneminde beslenerek büyümüş, iktidarın seyirci kalmasıyla büyümeye de devam etmektedir.

Bu gelişmelerde sunacağımız bazı örnekler bile, bu iddiaları doğrulamaya yeter durumdadır.

Sivas Atatürk Lisesi'nde Tarih öğretmeni Orhan Paşazade'nin, tırnağında parlatıcı gördüğü öğrencisini "Sen namaz kılmıyor musun? Abdestin geçerli olmaz" diyerek yumruklamıştı.

İzmir Güzelbahçe'de, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni bulunmadığı gerekçesiyle beş okulda cami imamlarının görevlendirilmesiyle başlayan uygulama, bir süre sonra iptal edilmesine karşın, bazı okullarda imam-öğretmenler görev yapıyor.

İzmir Motor Teknik ve Teknik Motor Meslek Lisesi'ne görevlendirmeyle Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni yapılan emekli imam Halil Uslu Er, öğrencilerin anlattıklarına göre onları cemaate yönlendiriyor ve cenneti "garanti" ediyor.

Buca DMO Çok Programlı Lisesi'nde Sağlık Bilgisi ve Din Kültürü Ahlak Bilgisi derslerine imam-öğretmen geliyor.

Bazı liselerde, öğretmen açığı sebebiyle, ders saati diğer branşlara göre az olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenleri Matematik, İngilizce gibi branş derslerine giriyor.

Bağcılar Dr. Kemal Naci Anadolu Lisesi'nde okul müdürü tarafından Kutlu Doğum Haftası anısına basıldığı belirtilen bir şiir kitapçığı dağıtılıyor. İçinde Fethullah Gülen, Arif Nihat Asya, Erdem Beyazıt ve Sezai Karakoç gibi isimlerin şiirleri yer alıyor.

Sarıyer Behçet Kemal Çağlar Lisesi'nde ise Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olan Recep Ünal, dersinde öğrencilerine erkek ve kız öğrencilerin ayrı sınıflarda okutulmasının daha doğru olduğunu söylüyor. Ünal, öğrencilerine Sivas Katliamı'nın da aslında katliam olmadığını savunuyor. "Sabah kahvaltıdan önce namaz kılsanız ölür müsünüz? Kılmadığınız namaz kadar yılan kabirde sizi sokacak" sözleri ile öğrencileri korkuttuğu belirtiliyor.

Erzincan Fen Lisesi'nde ise bir Felsefe öğretmeni olmasına rağmen, Din Kültürü öğretmeni bazı sınıfların felsefe derslerine giriyor.

İzmir Narlıdere'deki Mehmet Seyfi Eraltay Lisesi'nde de, felsefe derslerine, Erzincan Anadolu Öğretmen Lisesi'nde ise bilgisayar derslerine Din Kültürü hocası giriyor.

İzmir Karşıyaka Gazi Lisesi'nde Din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenliği yapan Yurdakul Taşdemir, her Cuma günü camiye gidip vaaz veriyor. Taşdemir'in Gülen cemaatinin Körfez Dershanesi'nde Fethullah Gülen panelleri gerçekleştirdiği de biliniyor. Bununla da kalmayıp sınavı kazananlardan tarikat yurtlarına yerleşecek olanların listesini de çıkarıyor.

Hasan Ali Yücel Anadolu Öğretmen Lisesi'nde üniversiteli cemaatçi "abla"lar okul yurduna gelip her odayı dolaşarak herkesi mescide götürüp mevlit programı yapıyor. Öğrencilerden habersiz yastıklara gülsuyu döken bu "abla"lar evlerine gelmeleri için öğrencilere para teklif ediyor.

Eskişehir Hamidiye Anadolu Öğretmen Lisesi'nde cemaatçilerin rahatça girip çıktığı okulda, ilerici olarak bilinen öğrencilerin yurtta diğer öğrencilerle görüşmesi engellenmeye çalışılıyor. Etüt saatlerinde etüt başkanı olarak idare tarafından cemaatçi öğrenciler atanıyor.

Muş Alparslan Üniversitesi Eğitim Fakültesi tarafından "5-6 Yaş Çocuklarda Allah'a Yakınlığı Algısı" başlığını taşıyan araştırma uygulaması yapılıyor.

Okul Öncesi Eğitimden başlayarak, üniversitelere ve öğrenci yurtlarına kadar yayılma gösteren cemaat örgütlenmelerine karşı gerekli önlemlerin alınması amacıyla, Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

4.- Siirt Milletvekili Osman Özçelik ve 19 milletvekilinin, üniversitelerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/752)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Üniversitelerin sorunları ve denetimine ilişkin, Anayasanın 98 inci, TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis Araştırmasını arz ve teklif ederiz.

1)     Osman Özçelik                        (Siirt)

2)     Selahattin Demirtaş                 (Diyarbakır)

3)     Gültan Kışanak                       (Diyarbakır)

4)     Ayla Akat Ata                         (Batman)

5)     Bengi Yıldız                            (Batman)

6)     Akın Birdal                             (Diyarbakır)

7)     Emine Ayna                            (Mardin)

8)     Fatma Kurtulan                       (Van)

9)     Hasip Kaplan                          (Şırnak)

10)   Hamit Geylani                         (Hakkâri)

11)   İbrahim Binici                         (Şanlıurfa)

12)   M. Nuri Yaman                       (Muş)

13)   Mehmet Nezir Karabaş           (Bitlis)

14)   Mehmet Ufuk Uras                 (İstanbul)

15)   Özdal Üçer                              (Van)

16)   Pervin Buldan                         (Iğdır)

17)   Sebahat Tuncel                        (İstanbul)

18)   Sevahir Bayındır                     (Şırnak)

19)   Sırrı Sakık                               (Muş)

20)   Şerafettin Halis                        (Tunceli)

Gerekçe:

Türkiye’de halen 94 Devlet üniversitesi ve 45 Vakıf üniversitesi yükseköğretime devam etmektedir. Hem Devlet üniversitelerinde hem de vakıf üniversitelerinde çeşitli sorunların yaşandığı bilinmektedir. Özgünlükleri ve kuruluş yasaları farklı olan bu iki grup üniversitelerin doğal olarak sorunları da farklılık göstermektedir.

Üniversite üst kuruluşlarının Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK), Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) ve üniversite mensuplarının, çalıştıkları kurumların ve yükseköğretimin sorunlarının çözümüne dair gösterdikleri yetersiz performans eleştiri konusu olmaktadır.

Üniversitelerimiz, etrafı yüksek duvarlarla çevrilmiş, kapısından ancak polisin kimlik kontrolüyle geçilebilen, toplumdan fiziksel olarak da tecrit edilmiş bir yasaklar ve otorite bölgesi olarak konumlanmıştır.

Akademisyenler, ülke ve dünya sorunlarına yaklaşımı konusunda ortaya koydukları görüşleri nedeniyle rahatsız edilmeden güvenli bir şekilde çalışabilmelidir. Devletin yerleşik resmi görüşlerine, rektör ve diğer üniversite yöneticileri ile sahip oldukları farklı siyasal yorumlarından zarar görmeden, özgür iradeleriyle fikirlerini söyleyebilmeli, bilimsel araştırmalar yapabilmelidir.

Üniversitelerin bir görevi de üniversite-endüstri, üniversite-kamu alanında yapılacak işbirliği ile hem bilimsel gelişmelerin ilerlemesini sağlamak hem de üretim ve istihdam olanakları yaratmaktır. Bu alanda ciddi yetersizlikler olduğu bilinmektedir.

Küresel anlamda bilim ve teknolojinin durumu hakkında farkındalık ve üniversitenin yeniden yapılandırılması alanında entelektüel çaba harcama konularında üniversite mensuplarının sergiledikleri performansları değerlendirilmelidir.

Yükseköğretim sisteminin hiyerarşik ve otoriter bir yapı içinde kurulmuş olması, akademik personeli mevcut statükoya bağlı bilim memurlarına dönüştürmektedir.

Öğrencilerden alınan yüksek katkı payları, yurt ücretleri gibi sorunlar devam etmektedir. Üniversitelere Devlet hazinesinden ayrılan paylar, öğrenci harç bedelleri, döner sermaye gelirleri ve diğer gelirler ile verilen hizmetin dengesi araştırılmak durumundadır.

Vakıf üniversiteleri Devletin kamu hizmeti yükünü azaltmak amacıyla 1984 yılından itibaren sisteme alınmışlardır. Anayasanın 130. Maddesine göre Kanunda gösterilen usul ve esaslara göre, kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar tarafından, Devletin gözetim ve denetimine tâbi yükseköğretim kurumları kurulabilir. Ayrıca Kanun, üniversitelerin ülke sathına dengeli bir biçimde yayılmasını gözetir.

Vakıf üniversitelerinin mali, idari, hukuksal ve akademik denetimine ilişkin bir düzenleme yapılmamaktadır. Mevcut sistemde YÖK mali denetim yapmaktadır, fakat Anayasaya göre bu üniversiteler idari ve mali bakımdan özerkler ve mali kontrol sınırlarına dair bir hüküm bulunmamaktadır.

Dolar üzerinden alınan yüksek katkı payları yurt ücretleri, bu kurumların kuruluş amacı ile çelişmektedir. Bu gelirlerin denetimindeki düzenlemelerden kaynaklanan sorunlar mevcuttur.

Vakıf üniversitelerinin neredeyse tamamının büyükşehirlerde kurulması, Anayasada belirtilen "Vakıf üniversitelerinin ülke sathına dengeli yayılması" ifadesiyle bağdaşmamaktadır.

Vakıf üniversitelerinin hukuksal statüleri ile ilgili sorunlar bulunmaktadır. Rektörün seçimi ve görev süresi gibi sorunlar bulunmaktadır.

Vakıf üniversitelerinde mütevelli heyetlerinin kompozisyonları ve mütevelli heyeti başkanlarının yönetime aşırı karışması eleştiri konusu olmaktadır.

Arkalarında, kaynak yönünden güçlü bir vakıf bulunmayan vakıf üniversiteleri, öğrenci harçlarına dayanmaktadır.

Dünyada özel üniversitelerin başarı kriterlerinin başında gelen ücret-harcama dengesinde üniversitelerin sadece üçte biri bu dengeyi tutturabilmektedir.

Vakıf üniversiteleri genelde daha az maliyetli fakülteler ve bölümler kurarak yüksek maliyetli fakülte ve bölüm kurmaktan kaçınmaktadırlar.

Vakıf üniversitelerinin önemli bir bölümü, büyük kentler yakınında, kendilerine ait bir kampüse sahiptirler. Ancak sayıları az da olsa bir bölümü, kent merkezlerinde kira karşılığı tutulan mekânlarda eğitim yapmaktadırlar.

Vakıf üniversitelerinin, düşük puanlı öğrenci almaları nedeniyle, iyi yetiştirilmemiş mezunlar verme olasılığı, ortak kaygılar arasında yer almaktadır.

Gerek devlet üniversiteleri gerekse vakıf üniversitelerinde YÖK denetiminin yetersizliği ortadadır. Bu nedenle TBMM bir Araştırma Komisyonu ile konuyu incelemeli ve gerekli önlemlerin alınması sağlanmalıdır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- (8/10) esas numaralı genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 9/6/2010 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 09.06.2010 Çarşamba günü (Bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                        M. Akif Hamzaçebi

                                                                                                                 Trabzon

                                                                                                         Grup Başkanvekili 

Öneri:

Türkiye Büyük Meclisinin Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler kısmında yer alan, (8/10) esas numaralı “İstanbul’da Yaşanan Sel Felaketi” ile ilgili verilmiş olan Genel Görüşme Önergesinin görüşmesinin, Genel Kurul’un, 09.06.2010 Çarşamba günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Grup önerisinin lehinde Mustafa Özyürek, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Özyürek. (CHP sıralarından alkışlar) 

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; grubumuzun İstanbul’daki sel felaketinin görüşülmesiyle ilgili önerisi lehinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, dün İstanbul’da çok ağır bir sel felaketi yaşadık ve ne yazık ki bir insanımızı, bir işçimizi bu sel felaketinde kaybettik. Ben beklerdim ki bugün Meclis çalışmaya başladığında ilgili bir bakan gelsin, bu felaketle ilgili yüce Meclise bilgi sunsun ama ne yazık ki artık her şey Türkiye’de çok sıradan olay hâline geliyor, sürekli Türkiye’yi doğrudan ilgilendirmeyen yapay gündemler icat ediliyor ve esas insanlarımızın yaşadığı temel sorunlar göz ardı ediliyor.

Değerli arkadaşlarım, 8-9 Eylül 2009 tarihinde de İstanbul’da büyük bir sel felaketi yaşanmıştı ve bu sel felaketinde, 32 vatandaşımızın öldüğü bu sel felaketinden sonra Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu konunun bir genel görüşme konusu yapılması yönündeki önerimiz bugüne kadar ne yazık ki gündeme alınmamıştır.

Değerli arkadaşlarım, o sel felaketi yaşandığında, 32 yurttaşımız öldüğünde İstanbul’da değerli arkadaşlarımızla beraber bir basın toplantısı yapmıştık ve arkasından da genel görüşme önerimizi sunmuştuk. Orada ifade ettiğimiz gibi, “Eğer önlem almazsanız yeni yeni sel felaketleriyle karşı karşıya kalırsınız.” demiştik. Ama ne yazık ki, o günden bu güne İstanbul’daki sorunlu derelerle ilgili olarak hiçbir önlem alınmamıştır. Gene sel felaketi olmuştur, gene bir insanımız ölmüştür ve gazetelerde biraz haber olur, ilgililer suya tirit bazı demeçler verirler ve konu unutulur gider, ta ki yeni bir yağış, yeni bir felaket ve yeni bir ölümle…

Değerli arkadaşlarım, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti. İstanbul’un önemli toplantılara ev sahipliği yaptığını biliyoruz ve bununla övünüyoruz ama ne yazık ki bu İstanbul’un altyapısıyla ilgili hiçbir şey yapılmıyor. Büyük bir trafik sorunu var, büyük bir trafik keşmekeşi var, hiçbir önlem alınmaz. İnsanlar sabah evlerinden çıkar, araçlarına binerler, saatlerce uğraştıktan sonra iş yerlerine giderler, daha sonra da aynı çileyi dönüşte çekerler. Yağmur yağdığı zaman insanların evlerini sel basar, araçları sel götürür ve insanlar ölür.

1994 yılından beri İstanbul’u AKP ve AKP zihniyetindeki belediye başkanları yönetmektedir ve derelerin ıslahı görevi yasalarımıza göre Büyükşehir Belediye Başkanlığının, İSKİ’nin sorumluluğundadır. Ama Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve İSKİ bu derelerin ıslahı konusunda hiçbir önlem almamıştır, aksine Ayamama Deresi’nde olduğu gibi sel yatağına bina yapılmasına göz yumulmuş, ruhsat verilmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi Belediye Meclisi üyelerinin, İmar Komisyonu üyelerinin uyarılarına rağmen bu ruhsatlar verilmiş ve sonunda sel felaketine uğrayınca da 32 yurttaşımız kaybolmuştur.

Değerli arkadaşlarım, dün yaşanan olay Kurbağalıdere’de yaşanmıştır. Kurbağalıdere 30 kilometreden fazla uzunluğu olan ve Kadıköy’den denize dökülen bir deredir. Bu derenin ıslah edilmesi noktasında 1995 yılından beri Kadıköy Belediye Başkanlığı sürekli İSKİ’yi, Büyükşehir Belediye Başkanlığını uyarmıştır. Burada yazıların tarih, numaraları var. Pek çok yazı yazılmıştır ama hiçbir şey yapılmamıştır.

Şimdi, bugün basında var, öğreniyoruz ki 24 Haziranda bu derenin ıslahıyla ilgili ihale açılacakmış. Yani, 1995 yılından beri uyarılan, “Bu dereyi ıslah edin. Islah edilmezse mal kaybı olur, can kaybı olur.” uyarılarına kulaklarını tıkayan bir belediye yönetimi şimdi açıklama yapıyor ki: “Biz 24 Haziranda ihale yapacağız, bu dereyi ıslah edeceğiz.”

Değerli arkadaşlarım, burada sorun yağmur sorunu değil, buradaki sorun doğal felaket sorunu değil, buradaki sorun yönetim sorunudur değerli arkadaşlarım. Dünyanın pek çok ülkesinde, özellikle Avrupa ülkelerinde İstanbul’dan, Türkiye’den çok daha fazla, çok daha yoğun yağmur yağar ama siz Berlin’de, Amsterdam’da, İngiltere’de Londra’da “Yağmur yağdı, sel felaketi oldu, insanlar öldü.” diye haber okur musunuz? Okumazsınız çünkü gerekli önlemler alınmıştır, altyapı yapılmıştır ve dereler ıslah edilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, İstanbul’da on dört tane sorunlu dere vardır. Ne zaman ki yağmur yağar, bu dereler taşar, taştığı için de oraya yakın olan evleri su basar; televizyonlarda görürüz, zavallı insanlar eşyalarını kurtarmak için canhıraş bir şekilde uğraşırlar, didinirler, kaderiyle baş başa kalırlar, işte itfaiye gelir, oraları boşaltılır ve bir süre sonra unutulur.

Ayamama Deresi’ni su bastığında, 32 yurttaşımız öldüğünde Sayın Başbakan demişti ki: “Derenin intikamı ağır olur.” Sayın Başbakan demiştir ki: “Yani siz dere yatağına ev yaparsanız, siz dere yatağını ıslah etmezseniz intikamı ağır olur.” Peki, Sayın Başbakan, derelerin intikamının ağır olduğunu biliyorsunuz da 1994 yılından beri yönettiğiniz İstanbul’a, İstanbul Büyükşehire, İSKİ’ye niçin talimat verip şu derelerin sorunlarını çözmüyorsunuz, niçin bu dereleri ıslah etmiyorsunuz da insanlarımızın ölümüne neden oluyorsunuz?

Sayın Başbakan, sorunlar ortaya çıkınca, felaketle karşı karşıya kalınca çok güzel laflar ediyor ama insanların lafa karnı tok, insanlar çözüm istiyor, insanlar önlem istiyor ve insanlar artık yağmur yağdı diye evlerini sel basmasın, araçları harap olmasın ve yurttaşlarımız, vatandaşlarımız ölmesin istiyor. Bu çağda ve İstanbul gibi bir büyük şehirde siz dereleri ıslah etmezseniz, siz önlem almazsanız, siz ne yaparsınız Allah aşkına?

Bugün bir gazetemiz güzel manşet atmış, diyor ki: “İyi ki Çırağan Sarayı’ndaydı Sayın Başbakan ve Putin dâhil yabancı konuklar, sokağa çıkmış olsaydı onlar da selde mahsur kalacaklardı.” Osmanlıdan kalma birkaç binaya sığınıp İstanbul’un geri kalanlarını seyrederek yöneticilik yapılmaz. İstanbul’un sorunlarını çözmek lazım. Yapılan nedir değerli arkadaşlarım? İstanbul’da kent rantları büyük, İstanbul’daki rantlar herkesin iştahını kabartıyor, öyleyse biz buralardaki yeşil alanları imara açalım, dere yatağı dâhil her tarafa imar izni verelim, ruhsat verelim, insanlar bina yapsınlar, insanlar para kazansınlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özyürek, konuşmanızı tamamlayınız.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – AKP’nin zihniyeti bu, AKP’nin zihniyeti şehrin sorunlarını çözmek değil, eşe dosta, yandaşa rant sağlamak, çıkar sağlamaktır.

Bu sel felaketi nedeniyle bir kez daha bu noktada İstanbul’u yönetenlere, Türkiye’yi yönetenlere bir uyarıda bulunmaya çalıştık. Bir ses geleceği umudumuz yok, bir cevap verileceği umudumuz yok, önlem alınacağı umudumuz yok çünkü 95 yılından beri Kadıköy Belediyesinin resmî yazıyla uyarılarını görmezden gelen bir yönetim bizim buradaki konuşmalarımızı hiç dikkate almayacaktır.

Ben, hayatını kaybeden oradaki işçinin yakınlarına, ailesine başsağlığı diliyorum, büyük zarar gören yurttaşlarımıza geçmiş olsun diyorum ve İstanbul’un yaşanılan bir kent hâline getirilmesi, altyapı sorunlarının çözülmesi dileğimi bir kez daha tekrarlıyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özyürek.

Grup önerisi aleyhinde Tayfun İçli, Eskişehir Milletvekili.

Sayın İçli, buyurun efendim.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi aleyhinde söz aldım. Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi İstanbul’da yaşanan sel felaketiyle ilgili. Yine her zaman olduğu gibi, özüne, içeriğine karşı değilim, belki eksik olduğu için aleyhinde söz aldım, öyle söyleyeyim, bazı arkadaşlar alınıyor çünkü. Neden?

Değerli arkadaşlarım, dün neyi kutladık? Dün, Dünya Çevre Günü’ydü. Burada, bütün saygıdeğer milletvekilleri, Dünya Çevre Günü’nün ne kadar önemli olduğuna dair birtakım şeyler söyledi burada…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ama Çevre Bakanı yoktu.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Ama Çevre Bakanı yoktu.

Peki, dün Türkiye neyi yaşadı? Çok önemli iki şeyi yaşadı. Aslında güz yağmurları değildi, sonbahar veyahut ilkbaharda yağan o yoğun yağmur değildi, bir yaz yağmuruydu ve yaz yağmuru nedeniyle başta mega kent İstanbul ve Türkiye'nin birçok ili bu yaz yağmuru nedeniyle sel felaketiyle karşı karşıya kaldı.

Peki, ikinci önemli olay neydi yine Dünya Çevre Günü’nde? Sayın Başbakan ile Rusya Devlet Başkanı Putin arasında nükleer santral sözleşmesinin imzalanmasıydı. İlahi adalet! Hep kader diyoruz bazı şeylere.

Peki, bugün ne konuşulacak? Maden Yasası. Peki, Maden Yasası’nda neler geliyor? Bu işin uzmanları tarafından, birçok ormanlık ve zeytinlik alanların da bir şekilde yağmalanacağı, peşkeş çekileceği konuşuluyor.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Çıkacak onlar, çıkacak.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Peki, daha bugünlerde başka komisyondan çıkan başka bir kanun nedir? İmarla ilgili, Atatürk Orman Çiftliği -başka nedir- işte, millî savunmaya ait olan arazilerin, alanların imar planı içerisinde, kimilerine göre yağmalanma projesi geliyor.

İşte, değerli arkadaşlarım, Türkiye gariplikler ülkesi. Lafa geldiği zaman, bu kürsülerde, başka kürsülerde dünyalara laf söylüyoruz, ama iş gerçeğe geldiği zaman farklı farklı şeyler.

Ama Sayın Başbakan böylesi ölümlere, böylesi kaderlere hep “kader” diyor. İşte, maden kazası oldu, insanoğlunun alması gereken tedbirler alınmadığı için 30 canımız gitti, ölenlere “kader” dedik. Bir başka sayın bakanımız da ölümün güzelliğinden söz etti “Ölenler güzel ölmüş.” dedi. Yani, siyasiler aslında her olayı işi kıvırabilmek için ya Allah’a havale ediyor ya da suçu başkalarına havale ediyor. Dün İstanbul’da meydana gelen… Bir canımız gitti. Bu da mı kader? Bu da mı Allah’tan geldi? Değerli arkadaşlarım, kader değil. Bu iş, tedbirsizlik. Dere yataklarına konut izni verirseniz ne olur? İşte yağmur, yaz günü de olsa canlarımızı alır gider.

Değerli arkadaşlarım, daha birkaç gün önce, yine çevreyle ilgili, yine bu işlerle ilgili, yine enteresan başka bir olaya tanıklık ettik. Tabii, Türkiye Büyük Millet Meclisi bunları konuşmuyor. Ne oldu? Sakarya’nın Akyazı ilçesinde -deprem bölgesi, 99 depreminde binlerce canımız gitti o bölgede- ne oldu? İmar, rant, rant, para, o açgözlülük, o 150 metre fay üzerine yapılamayacak inşaat alanını getirdiler 20 metreye. Bunu kim yapıyor? Bunu Hükûmetin, işte siyasi iktidar… Televizyonlarda izledik, hayretler içerisinde kaldık. Eskiden Akyazı Belediye Başkanı olan Sayın Belediye Başkanı şimdi milletvekili ve Deprem Araştırma Komisyonu üyesi, bir televizyonda canlı yayına katıldı, yani ne söylese, bir şey de söyleyemiyor, bir tarafta vicdanı var, bir tarafta eskiden, onun zamanında 150 metreye çıkmış, ama şimdi AKP milletvekili ve Deprem Araştırma Komisyonu üyesi, yine de helal olsun, aklı başında birtakım tespitlerde bulundu.

Değerli arkadaşlarım, bunları konuşmamız gerekir.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi verdi, AKP’nin sayısal üstünlüğü var. Ha, şu an şurada 15 milletvekiliniz var. Göreceksiniz, bu oylama geldiğinde -aslında halkımıza söylüyorum- sayısal çoğunluğu bulmak için koştura koştura gelecekler ve önergeyi, bu genel görüşme önergesini reddedecekler. Peki, reddedince ne olacak? Değerli arkadaşlarım, bunların hiçbiri araştırılmayacak, görüşülmeyecek.

Bir arkadaşımız tarımla ilgili söz aldığında Tarım Bakanı dedi ki: Kardeşim, denetlenecek de araştırılacak da, şu yapılacak da, şikâyet edin…

Sayın Bakan, Hükûmetinizle ilgili hangi konuyu, bu Türkiye Büyük Millet Meclisinde hangi konuyu araştırdık? Hangi Meclis araştırması kabul edildi AKP oylarıyla? Hangi genel görüşme kabul edildi? Hangi Meclis soruşturması kabul edildi? Hangi sorularımıza, sözlü veyahut yazılı sorularımıza Hükûmet olarak cevap verdiniz? Anayasa 87, Türkiye Büyük Millet Meclisinin en önemli görevlerinden birisi olan denetleme. Sadece yasa çıkartmak değil, denetleme. Türkiye Büyük Millet Meclisi, başbakanı ve hükûmeti denetler. Ee, denetleyemiyoruz. Getiriyor sayın grup başkan vekilleri denetlemeyle ilgili Meclis araştırması, genel görüşme, Meclis soruşturması. Sorular? Yok. Geçen ay Anayasa değiştiriyoruz diye sözlü soruları burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinde almadık. Bu ay Sayın Başbakan öyle istediği için bir ay içinde 30’un üzerinde yasa çıkartacağız “Kabul edenler… Etmeyenler…” Okusanız anlayamazsınız içeriğini. Anlayamıyor kimse de. Yağmur gibi geliyor kanunlar. Böyle bir kanun yapma tekniği var mı dünya demokrasilerinde? Dünya demokrasilerinde başbakanı ve hükûmeti denetlememe diye bir olay var mı? Ee, burada Anayasa’yı ihlal ediyoruz, İç Tüzük’ü ihlal ediyoruz. Bizim görevimiz madem Başbakanı ve Hükûmeti denetlemek ise bunun önündeki engelleri… AKP siyasi iktidarı tarafından engellenmemesi lazım. Ama bakıyorsunuz, yok öyle bir şey.

Ben milletin vekiliyim. Millet, Başbakanın ve Hükûmetin denetlenmesini istiyor. Bu rantların, bu yağmaların nereye gittiğini sormak istiyor. Var veyahut yok; yoksa aklanırlar. Ama bir yol bu. Buna bir izin verilmesi lazım.

Madende “kader” dedik, madende 30 can. Şimdi, o da sansürlendi, artık o konuşulmuyor. Türkiye’de siyasi iktidarın istedikleri konular konuşuluyor. Siyasi iktidar, gizli olması gereken, gizli soruşturmalardaki birtakım belgeleri himaye ettiği için servis ediyor medyaya, medya onları yazıyor, manşet...

Ee, peki, değerli arkadaşlarım, bu ülkede işçinin durumu malum, çiftçinin durumu malum. Bu yaz yağmurları nedeniyle de oldukça da büyük zarara uğradılar. Tarım Bakanının cevap vermesi lazım bu zararlar karşılanacak mı karşılanmayacak mı? Cevap yok. Hemen gitti Sayın Bakan. Konuştu, beş dakika konuştu. Pardon, beş dakika konuşan milletvekiline yirmi dakika cevap verdi, gitti. E, kardeşim, çiftçi zor, çiftçi çok zor durumda. E, işçi, memur, esnaf, emekli… Hadi onları geçtik, onların bir şekilde de kendilerine, ailelerine bakabilecek gelirleri var. Kardeşim, işsizler, işsizler… Üniversite açıyoruz, evlatlarımızı üniversite mezunu yapıyoruz; üniversiteden mezun olduktan sonra iş bulamıyorlar, annelerinin babalarının evlerinde işsiz olarak oturuyorlar. Peki, bu sorun Hükûmetin sorunu değil mi? Peki, bu sorunu diğer siyasi partiler sorduğu, “Yahu, gel kardeşim, şunu bir araştıralım, bir genel görüşme yapalım. Bu ülkenin menfaatleri neyi gerektiriyor?” dediği zaman, buna “Buyurun.” demesi gerekmez mi Hükûmetin? Hükûmetin böyle bir derdi yok. Hükûmetin derdi, Yunanistan’a 10 bakanla gidecek, 10 milletvekiliyle gidecek; Brezilya’ya gidecek, İran’la ilgili sorunları çözmeye çalışacak, İsrail’le Filistin arasında veyahut İsrail’le Suriye arasındaki meseleyi çözmeye kalkacak. Sayın Başbakan, elbette ki sana böyle bir vahiy gelirse, bir güç gelirse, bir şey gelirse yap, ona bir şey dediğimiz yok ülke yararına olursa ama kardeşim, sen önce, Filistin’in hakkından önce bu ülkede yaşayan vatandaşın hakkını koruyacaksın, onun meseleleriyle ilgileneceksin. Bakın, şimdi İstanbul’da toplanıyorlar, yine çıkmadı, çabaladık mabaladık İsrail’i kınama çıkmadı; kendi ülkende İstanbul’da çıkmadı, Birleşmiş Milletlerde çıkmadı, NATO’da çıkmadı, Avrupa Birliğinde çıkmadı ama Sayın Başbakan kükrüyor her yerde.

Yani, değerli arkadaşlarım, işte bunlar, bu konular Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuşulacak. Biz haksız konuşuyorsak, muhalefet milletvekilleri haksız konuşuyorsa çıkacak Sayın Başbakan, görevli bakanlar, diyecek ki: Kardeşim, sen haksızsın, bak biz bunu yaptık. Borcumuzun ne olduğu belli değil -iç ve dış borç- dolar fırlıyor, borsa işte, kendine göre birtakım yol… Altın fiyatı çıkmış, insanlarımızın borcu artmış ama bizim meselemiz, biz dışa karşı şey yapıyoruz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Dolar senin döneminden daha düşük seviyede. Sen 1.700’de bıraktın doları. Doları 1.700’den bıraktınız yahu!

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Değerli Milletvekili Arkadaşım, sen istediğin kadar oradan bana laf at çünkü bu taktikleriniz, bu şeyiniz artık çöktü.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Doları kaçtan bıraktın sen?

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – “Doları kaçtan bıraktın?” değil, ülkenin borcunun ne kadar olduğunu söyle. Sen, çiftçinin…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 1.700’dü.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Bakın, et bulamıyor et, et getiriyorsunuz. Televizyonlarda, 80 tane dana getirildiği iddia edilmiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – 88 tane…

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – 88… Özür dilerim, arkadaşım düzeltiyor bak, yine…

BAŞKAN – Sayın Tunç… Arkadaşlar…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Eksi 9 küçülttüğünüz günleri unutmayın!

BAŞKAN - Buyurun Sayın İçli, konuşmanızı tamamlayın efendim.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Bitireceğim efendim.

…AKP’li milletvekili arkadaşım düzeltiyor, ben küsuratları attım.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Eksi 9 küçülttünüz memleketi, eksi 9 küçülttünüz!

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – 88 dana getirmişiz. Televizyonlarımızda, yandaş medyamızda o danacıkları görüyoruz ve yorulmuşlar da yoruldukları için de…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yahu, hiç utanma yok mu!

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – “Utanma” kelimesini alırım, aldığım gibi gönderirim sana!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Eksi 9 küçülttünüz, bu millet unutmadı, unutmadı!

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Hiç cevap verme sen! Terbiyeli konuş her şeyden önce!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Dolardan bahsediyorsun…

BAŞKAN – Bakın…

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 1.700’e çıkardınız!

BAŞKAN – Sayın İçli, Sayın Tunç...

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Siz, orada bana laf atıcı timleri olarak istediğiniz kadar atın.

BAŞKAN – Arkadaşlar, karşılıklı konuşmayın lütfen.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Her şeyden önce, hicap duymanız lazım ülkenin bu durumundan. Bir milletvekili olarak kendi genel başkanınızı savunabilirsiniz ama…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 20 tane bankayı siz batırmadınız mı?

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) –  …ülkenin bu hâle getirilmesinden hicap duymanız lazım ama keyif alıyorsunuz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bu milletin 50 milyar dolarını peşkeş çekmediniz mi?

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Türkiye, en büyük yolsuzluğunu yaşıyor, en büyük…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 50 milyar doları sen peşkeş çekmedin mi?

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Sayın Başkan, keyif alıyorsunuz herhâlde!

BAŞKAN – Efendim…

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Müdahale edin… Görmüyor musunuz?

BAŞKAN – Müdahale ettim efendim, 2 kere söyledim “Karşılıklı konuşmayalım.” diye.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Olur mu efendim? Müdahale edeceksiniz…

BAŞKAN – Olur efendim, hayhay…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – E siz de lehe konuşun!

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Ama lehe konuş… Bakın, söyledim, aleyhe konuşuyorum dedim başında ve bu iş böyledir.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Lehe konuşmak için söz aldınız  aleyhe konuşuyorsunuz.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Buraya, Meclis şeyi geldiği zaman, gündem, bunlar konuşulur. Rahatsız olursanız, çıkarsınız cevap verirsiniz ama burada terbiye sınırlarını aşan laf atmalarla bu olmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İçli.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Dolardan bahsediyorsunuz ayıptır ya!

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Bahsediyorum, bahsediyorum…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 600 lirayı 1.700’e çıkarmadın mı?

BAŞKAN - Arkadaşlar, sayın arkadaşlar…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Utanmadınız mı?

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Ne diyorsun?

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen… Sayın Tunç…

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - Terbiyeni takın, terbiyeli konuş!

BAŞKAN - Arkadaşlar… Arkadaşlar… Karşılıklı konuşmayalım lütfen.

Buyurun Sayın Bahçekapılı.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, İç Tüzük 60’a göre kısa bir açıklama yapacağım, yerimden.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Eskişehir Milletvekili H. Tayfun İçli’nin, lehte söz alıp aleyhte konuştuğu ve konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın İçli lehe görüş bildirmek için söz aldı, aleyhe konuştu, bazı eleştirilerde bulundu, hiçbir somut gerçekliği ulaşmayan sadece sözsel sataşmalarda bulundu.

Bu bağlamda söylediği bir şeye açıklık getirmek istiyorum. Kendileri dediler ki: “Türkiye Büyük Millet Meclisinin önemli görevlerinden birisi de denetleme görevidir. Biz soru soruyoruz, cevap alamıyoruz, yazılı soru soruyoruz cevap alamıyoruz, sözlü soru soruyoruz cevap alamıyoruz.” Kendilerine bir bilgi vermek istiyorum, rakamlarla konuşmak istiyorum. Tabii ki soyut cümlelerle söylemek çok kolay ama rakamlar karşısında susmak gerekiyor. Örneğin, 23’üncü Dönemde, iki yıl on bir aylık zaman zarfı içinde 2.096 tane sözlü soru sorulmuş, bunlardan 1.324 tanesi cevap bulmuş. Yani, oranlarsak, yüzde 63,2 cevaplandırma oranı olmuş. Aynı şekilde, yine 23’üncü Dönemde, iki yıl on bir ayı baz alarak söylemek istersem, 14.858 yazılı soru olmuş, cevaplandırma ise 7.555 civarında olmuş, oranlama ise yüzde 50,8.

Bunu Tayfun İçli’nin bilgilerine sunmak istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

H.TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, ben bunları çok iyi biliyorum, bana anlatmasın; onlar hikâye.

BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, muhalefet–iktidar ilişkilerinde tabii ki, bu tip gerekçeler, savunmalar, karşılıklı sataşmalar olur. Bunları biraz doğal karşılamamız gerekir. İktidar cevap verir, muhalefet eleştirir, normaldir. O bakımdan, biraz daha toleranslı olalım. Yalnız, bu konuşmalar sırasında karşılıklı olarak birbirimize hitap ederken daha dikkatli olmayı tavsiye ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, aleyhte diye söz alınıp lehte, lehte diye söz alınıp aleyhte konuşabiliyoruz, bunlar hep oluyor. E, bu iktidar da fakir fukaranın lehine diye gelmişti aleyhine çalıştı. Bunlar olan şeyler.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ya, uymadı örnek birbirine.

BAŞKAN – Evet, böyle espriler olur; teşekkür ederim.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- (8/10) esas numaralı genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 9/6/2010 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Evet, lehte Mehmet Şandır, Mersin Milletvekilimiz, aynı zamanda grup başkan vekili.

Sayın Şandır, buyurun efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Tabii, Sayın Bahçekapılı ile Sayın İnce’nin bir zamanlardaki yol arkadaşlığı bugün espriye sebep oluyor, hoşluk oluyor ama bugün bir acıyı konuşuyoruz, bugün bir ayıbımızı konuşuyoruz. İstanbul’u gene sel aldı ve bir vatandaşımız hayatını kaybetti. Tenkit için söylemiyorum, çok sayıda saygıdeğer İstanbul milletvekilleri var. İnanıyorum ki onlar da bu sonuçtan üzüntü duyuyorlardır, İstanbul halkına karşı üzüntü duyuyorlardır.

Bir suçlamak anlamında söylemiyorum, ama her sene bu mevsimde -henüz daha sel mevsimi de gelmedi, yani eylülde, ekimde- İstanbul’da bu sel faciasını yaşamak Türkiye’mize yakışmıyor. 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul, göz bebeğimiz İstanbul, Türkiye’mizin, dünyamızın incisi İstanbul’da her sene bu tür manzaralar, bu görüntüler bizi utandırmalı. Türkiye’yi başta yönetenler olmak üzere, Türkiye’nin karar verici aydınları, herkesi utandırmalı.

Dün yine bir vatandaşımız hayatını kaybetti. O insanımızın sorumlusu kim olacak, çocuklarına nasıl anlatacağız? Çevre Günü’nü kutladık, Sayın Öztürk dün burada güzel bir konuşma yaptı, biz de duyarlılıklarımızı ifade ettik. Yani, sürdürülebilinir bir çevreyi koruyarak büyümeyi nasıl gerçekleştireceğiz? Büyüdüğümüz iddia ediliyor, ama bu büyüme eğer çevreyi gelecek nesillere bırakamıyorsa veya bugünkü nesillerin hayatını garanti altına almıyorsa bu büyümenin kalitesinden nasıl bahsedeceğiz? Artık büyüme gayrisafi millî hasıladaki artışlarla ölçülmüyor, insana verdiği huzurla ölçülüyor. Eğer insanımız, dünyanın incisi, göz bebeği İstanbul’da yaşamanın korkusuyla yaşıyorsa, acaba bir sel felaketine veya bir sokak hareketine kurban gideceğim korkusuyla yaşıyorsa, bu büyümenin varlığından kim kendine pay çıkartabilir, nasıl övünülebilinir?

Değerli milletvekilleri, dün, maalesef İstanbul’un özellikle Anadolu yakasında aşırı yağışlardan dolayı… Hiç itiraz etmiyorum, tabii ki Allah’tan gelene diyecek bir şey yok, sel felaketi, ama kul olarak, insan olarak, yöneticiler olarak alınması gereken tedbirleri alıp almadığımızı sorgulamak sorumlusu biziz. Bunu bir defa yaşamıyoruz, her sene yaşıyoruz.

Değerli milletvekilleri, 1995’te ilk başlayan, işte, bu İstanbul’u sel götürme süreci her sene tekrarlıyor. Geçen seneki hadiseyi nasıl unuturuz, bir felaketti. 32, 34, 36 kişi, muhtelif rakamlar ifade ediliyor, insanımız o sel felaketinin önünde devleti aradı ama devlet maalesef birtakım temennilerden öte bir şey söylemedi. Sayın Hükûmetin ortaya koyduğu gerekçeleri, getirdiği izahları yani gerçekten komedi.

Bir sayın milletvekili, Sayın Başbakana soru sormuş, demiş ki… Başbakanın bir beyanı vardı: “Bu dere yataklarında imar vermemek lazım, imara açmamak lazım.” Sayın Başbakanın böyle bir beyanı vardı, Sayın milletvekili de soruyor, diyor ki: “Bu verilen imarları iptal etmeyi düşünüyor musunuz?” Cevap yok.

İmar verilmemeli, eyvallah. Veren kim? İstanbul’u yaklaşık on yedi yıldan bu yana siz yönetiyorsunuz değerli iktidar partisi grubu. Artık mazeretiniz yok. Ne yeriniz dar ne yeniniz dar. Alınması gereken tedbirleri almak gibi bir sorumluluğunuz var, göreviniz var. Gazze’de ölen Müslümanların, insanların acısını duymanız takdir edilebilinir ama kendi insanınıza bu kadar bigâne kalmanızı nasıl izah edeceğiz, nasıl ifade edeceğiz? Bir defa değil ki, her sene. Daha sel felaket mevsimi de gelmedi; eylülde, ekimde daha nelerin olacağını bilmiyoruz.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Bir de AKP’yi önüne katsa…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bir başka hadise: Yani bu sel dediğimiz, aşırı yağışlar dediğimiz hadise iklimin, coğrafyanın karakteri, bu oluyor ama akıl da, teknik de, imkân da buna tedbir geliştirmek imkânı veriyor. Bu imkân elimizdeyken bunu niye kullanmıyoruz da her sene böyle bu kürsülerden birbirimizi hırpalarcasına acımızı ifade etmek zorunda kalıyoruz?

Değerli milletvekilleri, bakınız, geçen sene yaşanan felaketten sonra  -ben tabii burada bir tenkidi de ifade etmek durumundayım- geçen sene eylül ayında, 9 Eylül tarihinde İstanbul ve Trakya’da aşırı yağışlar dolayısıyla yaşanan sel felaketi sonucunda, bize göre 36 insanımızın hayatını kaybetmesi sonrasında, Meclisimizde hemen her siyasi parti, İstanbul’un yaşadığı bu sorunun araştırılıp tedbirlerinin belirlenmesi ve bu yönde yetkililerin, görevlilerin uyarılması yönünde araştırma önergeleri verdiler. Ortak bir talep olarak denildi ki: “Meclisimiz, Genel Kurulumuz bir komisyon kursun ve bu komisyon çalışsın, sebepleri belirlesin.” Sebepler biliniyor. O zaman, bir soru çıkar ortaya: Bilinen sebeplerin tedbiri niye alınmıyor? Ama iyi niyetle, bu sebepler belirlensin, önlemler araştırılsın ve Hükûmete tavsiyelerde bulunulsun diye…

Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, 12 Ekim 2009 tarihinde (10/459) sıra sayılı Araştırma Önergesi’yle böyle bir komisyonun kurulmasını burada talep ettik. Bunun gündeme alınmasını da Danışma Kuruluna getirdik. Maalesef, burada on dakikalık bir görüşmeyle mesele geçiştirildi.

Daha sonra, Aralık ayının 3’ünde, yine 2009 yılında (10/532) sayılı Araştırma Önergesi’yle, İstanbul milletvekillerimiz başta olmak üzere, İstanbul’un sorunları araştırılsın Meclis olarak, Genel Kurul olarak, bu Meclise 70’ten fazla milletvekili veren İstanbul’un sorunlarını bu Meclis araştırsın diye bir önerge verdik. Yine, iktidar partisi, sayısal çoğunluğuyla, parmak çoğunluğuyla bu önergeyi de reddetti.

Ne olacak yani? İstanbul, kaderini yaşayacak: Sel olacak, ölecek; efendim, yangın olacak, yanacak; patlama olacak, parçalanacak. Bunu İstanbul halkına nasıl reva görürsünüz? Bakın, İstanbul konuşuluyor, İstanbul milletvekilleri konuşmaktan imtina ediyor. İstanbul halkına borcumuzu nasıl ödeyeceğiz değerli milletvekilleri? Kendi çaresizliğinde, kendi sahipsizliğinde yok mu sayacağız İstanbul’un çektiği çileyi? Onun için, bu genel görüşmenin yapılması gerekiyor. Yani, evet, ülkemizi yöneten siyasi iktidarın bölge ve dünya sorunlarına karşı duyarlılığını, bu konuları uluslararası düzlemde dile getirmesini milletimiz izliyor ama önce şu evimizin içini bir süpürelim ya, şu evimizin önünü bir süpürelim ki sokağın kirliliğinden dertlenelim. Dolayısıyla İstanbul’la ilgili, öznesi İstanbul olan bir genel görüşme açılmasını çok gerekli, çok elzem ve gecikmiş bir görev olarak görüyorum. Hatta bu konuyla ilgili bir İstanbul komisyonu kurulmasını…

Yani, düşünün değerli milletvekilleri, dün, Asya devletlerinin liderlerini İstanbul’a topluyorsunuz, kocaman kocaman da laflar ediyorsunuz ama o sözlerin söylendiği salonun elli metre ilerisinde insanlar sele kapılıp ölüyorlar. Bunu kendimize nasıl yakıştırıyoruz? Bunu nasıl sıradan, olağan bir durum olarak görebiliyorsunuz? Ben, öncelikle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin… Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu bu genel görüşme, Milliyetçi Hareket Partisinin hazırlamış olduğu, İstanbul milletvekillerinin hazırlamış olduğu yine genel görüşme talebinin Adalet ve Kalkınma Partisi, iktidar partisi grubu tarafından da dikkate alınarak, bunu bir mesele yaparak, bunu sahiplenerek İstanbul halkına olan borcun ödenmesini talep ediyorum, saygının gereği talep ediyorum ama maalesef bu konuşmaları yapıyoruz, burada bir sayın bakan yok. İstanbul’da böyle bir felaket olmuş, Hükûmet gelip Genel Kurula bilgi vermek gereğini duymuyor. Genel görüşme açalım, ön görüşmelerini yapalım diyoruz, ilgi yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şandır konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Biraz sonra bunun olmadığını hep beraber… Havaya kalkan parmaklarınız İstanbul halkının gözüne girecektir değerli iktidar partisi milletvekilleri. Bu genel görüşmenin açılmasını istemeyen parmaklarınız İstanbul halkına saygısızlık olacaktır. Türkiye, gerçekten yeni bir yüzyılın ilk çeyreğinde, dünya lideri, küresel güç olma iddialarını taşıyan bir iktidarın yönetiminde bu aczi ayıba dönüştürmemelidir. İstanbul’da yaşanan hadise bu iktidarın ayıbıdır, Türkiye'nin ayıbıdır. Bunu parmaklarınızla tasvip etmenizi, desteklemenizi… Öncelikle -sizleri tenzih ediyorum, size yakıştırmam- inanıyorum ki bu genel görüşmenin açılmasına sizler de onay vereceksiniz çünkü Milliyetçi Hareket Partisi de hazırladı ama burada sizin tavrınızı görmek istiyoruz.

İstanbul halkına saygının gereği, Çevre Günü’nün gereği bu genel görüşmenin açılması lazım. Sizi duyarlılığa, sorumluluğa ve insana saygıya davet ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Evet, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde son konuşmacı Mustafa Öztürk, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZTÜRK (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ben Cumhuriyet Halk Partisini garipsiyorum, şundan dolayı garipsiyorum: 1993 yılında Ümraniye’de çöp kayması oldu ama medyanın kamuoyuna yansıtmasıyla “çöp patlaması” diye yansıdı ve 30’a yakın kardeşimiz öldü, 30’a yakın insan öldü. Ölüm nedeni de neydi biliyor musunuz? Ölüm nedeni ranttı, rant. Burada, belediye başkanı 2 metre yüksekliğinde hafriyat toprağı döktürdü günlük olarak, sürekli ama medyanın kendilerini kurtarmasıyla dediler ki: “Bu bir patlama.” Çöp patlamaz, kayar. Yanlış yaptığınız zaman çöp kayar ve 10’larca insanın ölümüne, çöpün altında kalmasına neden olmuştur ve bir arkadaşımız çıkıyor genel görüşmeyle ilgili teklif yapıyor. 1994 yılından önce musluklardan su akmayan bir zihniyet bugün her evde su akan bir konuyla ilgili araştırma yapılmasını istiyor, görüşülme yapılmasını istiyor.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Ayamama’da 32 kişi öldü, 32 kişi.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Yani her oraya çıkan Cumhuriyet Halk Partisine hakaret etmek zorunda mı!

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Yine altını çizerek söylüyorum, İSKİ’de skandallarla geçmeyen bir gün yok…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – 94’ten bugüne ne yaptınız, onu bir anlatın bakalım.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - …ilgililer her türlü soruşturmaya ve şeye tabi tutuluyor. Bugün evlerimizden, İstanbul’daki evlerimizden şakır şakır sularımız akıyor ama bunu anlayan yok.

Sene 2008, Meclis bununla ilgili bir araştırma yapmış, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşların bundan haberi yok! Bu rapor yayınlanmış, Meclisin arşivlerinde var. Nerede ne olacağı, nasıl olacağı net olarak belli olmuş, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlar uyuyor ve araştırma önergesi veriyor.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sel gelmedi mi? Sel yok mu?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Yani nasıl olur bu, ben anlamıyorum. Yani kendi arkadaşları da buna katılmışlar, kendilerinden arkadaşlar da var.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Başkan, gürültüden duyamıyoruz arkadaşımızı.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Dünya bağırıyor, dünya bağırıyor, beyler, dünya bağırıyor “Küresel ısınma var.” diye.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Sen tarih öncesini anlatıyorsun, düne gel, dünkü felakete gel!

BAŞKAN – Sayın Öztürk, biraz geride olursanız, sesiniz çok yüksek şekilde oluyor.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Efendim?

BAŞKAN - Çok yüksek çıkıyor ses diyorum, yani biraz daha…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ama, efendim, söz atmasınlar o zaman. Doğal olarak sesini yükseltiyor.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Dünyada küresel ısınmadan dolayı yer yerinden oynuyor, Cumhuriyet Halk Partisinin bundan haberi dahi yok!

VAHAP SEÇER (Mersin) – 2010’a gel Hocam, 2010’a gel sen!

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Dünyada özellikle küresel ısınmanın sel felaketine, kuraklığa, iklim değişikliğine neden olacağı herkes tarafından bas bas bağırılıyor, ani yağışların artacağı, sel felaketlerinin artacağı, tufanların artacağı, kuraklıkların artacağı söyleniyor, Cumhuriyet Halk Partisinin haberi dahi yok dünyadan!

Dünya nereye gidiyor? 2012 yılından sonra yepyeni bir eylem planı devreye girecek…

VAHAP SEÇER (Mersin) – 1940 model siyasetçi gibi konuşuyorsun, 2010 model konuş! Günümüze gel, günümüze!

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - …Cumhuriyet Halk Partisinin hiçbir şeyden haberi yok! Nasıl oluyor? Lütfen bu konuda araştırma yapınız, lütfen bu konuda inceleme yapınız. Bir teklif yaparken sağlıklı teklifler yapınız.

Bakın…

ORHAN ZİYA DİREN (Tokat) – Hangi dünyada yaşıyorsun?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Ne diyorduk dün: “Kırk yılda bir bu yağışı bu kadar şiddetli gördük.” Şimdi ne diyoruz: “Beş yılda bir bu yağışı, bir yılda bir bu yağışı şiddetli görmeye başladık.” Niye? İklim değişikliğinden dolayı. Beyefendi diyor ki: “Almanya’da bu yok.” Yazıklar olsun, yazıklar olsun sizin bu bilginize. Almanya’da bu olaylar sık aralıklarla oluyor, İngiltere’de bu olaylar sık aralıklarla oluyor, Amerika’da bu olaylar sık aralıklarla oluyor, Türkiye’de de oluyor. İklim değişikliği olayından bütün ülkeler anormal derecede etkileniyor. Yaptığımız raporda, çalışmada ne diyor biliyor musunuz? Türkiye’nin güney bölgesi kurak iklim bölgesine girecek. Neden dolayı? Küresel ısınmadan dolayı.

AKİF AKKUŞ (Mersin) - Dua mı ediyorsun olsun diye.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Türkiye’nin kuzey bölgesi ne olacak? Aşırı yağışlar olacak. Beyler, Antalya’da on beş gün önce sel felaketi olmadı mı?

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Antalya’da selde yedi saat ilk yardım beklediler, neredeydiniz?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Siz konuyu bilmiyorsunuz, her konuya maydanoz oluyorsunuz…

BAŞKAN – Sayın Öztürk, sataşmayın lütfen.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – …bilmediğiniz her konunun maydanozu oluyorsunuz... (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Öztürk ,lütfen.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - …maydanoz olma lütfen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bilmediğin her konuya maydanoz oluyorsun.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, Genel Kurula hitap ediniz.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Lütfen, bildiğin konuda konuş. Lütfen… Tamam mı?

OKTAY VURAL (İzmir) – El kol hareketi yapma!

MUHARREM VARLI (Adana) – Talebe mi azarlıyorsun, ne konuşuyorsun!

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Dolayısıyla, diyoruz ki, bu dünya felaketi bütün ülkeleri olumsuz etkilediği gibi tabii ki bizim ülkemizde de olumsuz etkiler meydana getiriyor.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Yedi saat ağaca tutundular.

ORHAN ZİYA DİREN (Tokat) – Kader deseydin.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Evet, İstanbul’da Anadolu yakasında dün bu olaylar, bu olumsuzluklar yaşanmıştır. Bu olumsuzluklarla ilgili önümüzdeki günlerde ciddi çalışmalar, ciddi önlemlerle ilgili çalışmalar başlamıştır. Ben sadece şunu söylüyorum, vicdan sahiplerine bunu söylüyorum: Otuz dakikada yağan yağış miktarı ne kadar, biliyor musunuz? 45 kilogram.

MUHARREM VARLI (Adana) - Ağlama, ağlama.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Bir günde yağan yağmur miktarı ne kadar, biliyor musunuz? Bir ayda, haziran ayında yağan yağış miktarına eşit. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) İnsaf… İnsaf… Senin de iline bu yağış olduğu zaman sen ne diyeceksin?

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Allah başınıza yağdırıyor, yumruk kadar doluyu başınıza yağdırıyor.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Dün İstanbul’u susuz bırakanlar, dün İstanbul’u çöp dağlarına gark edenler, dün bir tane derenin dahi ıslahını yapamayan belediye yönetimleri…

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Siz yapın şimdi. Siz niye yapmıyorsunuz?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - …çıkmış diyor ki: “Ben genel görüşme yaptırmak istiyorum.” Böyle anlamsız bir teklif neden yapılabilir?

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Dün selden 1 vatandaşımız öldü. Dün, dün!

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - O zaman soruyorum size: Edirne’de sel felaketi oluyor, niye önlem almıyorsunuz? Ben Edirne Belediyesini suçluyor muyum? Silivri’de sel felaketi oluyor, ben Silivri Belediyesini suçluyor muyum?

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Dün 1 yurttaşımız hayatını kaybetti. Hangi önlemi aldınız İstanbul’da?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Antalya’da sel felaketi oluyor, ben Antalya Belediyesini suçluyor muyum? İzmir’de sel felaketi oluyor, ben İzmir Belediyesini suçluyor muyum?

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Daha ne yapacaksın? Daha ne yapacaksın?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Diyorum ki dere yataklarındaki evlerin tamamını kaldırsanız dahi- altını çizerek söylüyorum- dere yataklarının… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Bağırma! Bağırma da doğruları söyle. Bağırma!

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Doğruları bilmiyor ki.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Dere yataklarını işgal ettirip…

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - …içindeki evlerin tamamını kaldırsanız dahi…

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Doğruları bilmiyor ki.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Ayamama Deresi’ne kim iskân…

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - …küresel ısınmadan dolayı yeryüzünde sel felaketleri olur.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Bağırma, bağırma da doğruyu söyle.

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Evet, cevap ver, cevap.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Doğruları söyle, Ayamama Deresi’ni kim işgal ettirmişti? On altı senedir kim var orada?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Ya…

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen… Lütfen, sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Beyler, sizler konuya vâkıf olmadan, konuyu bilmeden böyle hissî bir şekilde konuşuyorsunuz.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – On altı senedir kim idare ediyor belediyeyi?

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Hayır, siz ne biliyorsunuz?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Bu konuları siyaset aleti yapamazsın.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Palavra atma, palavra!

BAŞKAN – Sayın Ağyüz, lütfen.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Sen çöp dağlarının cevabını ver, İstanbul’u susuz bıraktığın günlerinin cevabını ver.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Ayamama Deresi’ni kim işgal ettirdi?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Sen İstanbul’da rüşvetin ayyuka çıktığı günlerin hesabını ver.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Bilerek yalan söylüyorsun, yalan!

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Senin hesap vermeye…

BAŞKAN – Sayın Öztürk…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – 1 milyon doları kim aldı, 1 milyon doları?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Evlerde su akmayan günlerin hesabını ver. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Sen İstanbulluya lağım suyu içirdiğin günlerin hesabını ver.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – 1 milyon doları kim aldı, kim?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Sen neyin hesabını vereceksin?

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Kim aldı, kim?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Yüzde 60’tı şebeke suyunda kaçak, yüzde 60! Bugün yüzde 20’lere indi.

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Gemilerin hesabını ver, gemilerin!

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Sen bunun hesabını ver.

Onun için diyoruz ki, beyler, bu tip çalışmalar yapıldı.

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Villaların hesabını ver, gemilerin hesabını ver.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Bu Meclisimiz bu çalışmaları yaptı.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) - Yapıldı da niye insanlar ölüyor, niye?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Önemli raporları ortaya serdi. Cumhuriyet Halk Partili milletvekili arkadaşlarımız da bunun altına imzasını attı.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Aynı şeyi tekrar etme, aynı şeyi tekrar etme papağan gibi.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Böyle bir gensoru, böyle bir genel görüşme çalışmasının Meclisin vaktini çalmak olduğuna inanıyorum.

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Çalmak konusunda üzerinize yoktur!

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Meclisin vaktini alıyorlar.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen alıyorsun, sen. Sen Meclisin vaktini alıyorsun.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – İklim değişikliği olayından dolayı bu tip olaylar, olumsuzluklar olur.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sen Ayamama Deresi’nin hesabını ver.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Ondan dolayı, lütfen diyoruz, lütfen…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Ayamazsınız zaten, ayamazsınız.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Ayamama Deresi ve diğer derelerle ilgili… Lütfen…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Ayamama Deresi’nin hesabını ver, Ayamama Deresi’nin.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Şu anda İstanbul’da…

Biraz önce arkadaşımız diyor ki…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Çevirme çevirme!

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - … “On dört tane dere var.” diyor. İstanbul milletvekili bu arkadaşımız.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – “On dört sorunlu dere” dedim, on dört sorunlu dere.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Ben İstanbul’da otuz seneden beri hizmet yapan bir insanım.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Boşuna gezmişsin, boşuna.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Hatay Milletvekiliyim ama otuz seneden beri İstanbul’dayım.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Lafa gezmişsin lafa.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Hatay’a hayrın yok ki senin, niye milletvekili oldun!

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Bir genel görüşme yaparken kaç tane dere olduğunu bil yahu.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sen sadece rant kovalamışsın!

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Lütfen… On altı tane dere var İstanbul’da.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – On dört sorunlu dere…

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Daha sizin dere yataklarından haberiniz yok ya. Vatandaşı ziyaret etmiyorsunuz ki. Vatandaşın derdiyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) - Dinlememişsin ki, dinlememişsin ki. 

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - …ilgilenmiyorsunuz…

BAŞKAN - Sayın Öztürk… Sayın Öztürk...

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Bir çalışma yapılırken belgeler sağlam olur.

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Dinlemesini bilmiyorsunuz, dinlemesini. Anlamamışsınız.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen sakin olalım.

Sayın Öztürk, konuşmanızı tamamlayınız efendim.

Buyurun.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Yeter, yeter… Zaten konuşacak bir şey kalmadı.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ben diyorum ki: Türkiye'nin her ilinde bu olaylar var. Sadece İstanbul’a indirgeyerek böyle bir olay olamaz. Küresel ısınmadan dolayı, iklim değişikliğinden dolayı…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Yahu, küresel ısınmayla ne alakası var bunun?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) -  …bu olaylar sık aralıkla…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Küresel ısınmayla ne alakası var?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Cahillik yapmayalım. Yarım saatte 45 kilogram diyorum, cahillik yapmayalım.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sen tedbir alacaksın, tedbir!

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Alın Meteorolojiden bilgiyi, cahil bilgiyle vatandaşımızın zihnini bulandırmayalım diyorum.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) - Boşa hizmet yapmışsın sen, boşa!

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Ben hepinizi saygıyla selamlıyorum. Gününüz aydın, geleceğiniz parlak olsun diyorum. [AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından alkışlar(!)]

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Efendim Sayın İnce?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Milletvekili “Cumhuriyet Halk Partililer uyuyor.” ve “Cumhuriyet Halk Partisinin zihniyeti şudur şudur…” diyerek grubumuza alenen hakaret etmiştir. İzin verirseniz cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın İnce, iki dakikalık süre veriyorum size.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Hatay Milletvekili Mustafa Öztürk’ün, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Milletvekilini gerçekten tanımıyorum ben. Az önce öğrendim, Hatay Milletvekiliymiş ve İstanbul Belediyesi ekibindenmiş. Şimdi “Cumhuriyet Halk Partisi Grubu uyuyor.” diyor. Uyumak insana özgü bir şeydir. Onu bilmem ama bu grupta da çok fazla uyanık var, bu kesin. Orada uyumadığımız kesin ama burada uyanık olduğu çok kesin. Daha bugünkü gazete “Eski Maliye Bakanının kızları beş ayda 7 milyon liralık ihale aldı, işler tıkırında.” diyor. Çok fazla uyanık olduğunu biliyorum. İstanbul Belediyesinde en fazla çalışan komisyon hangisidir biliyor musunuz? İmar Komisyonudur.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Türkiye’de böyle, bütün belediyelerde böyle.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Rant işidir, bunu hepimiz biliyoruz.

Siz Cumhuriyet Halk Partisi zihniyeti sayesinde buradasınız. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı gerçekleştiren, devrimleri gerçekleştiren ve arkasından çok partili yaşamı hayata geçiren Cumhuriyet Halk Partisi sayesinde buradasınız.

METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Siz hâlâ uyuyorsunuz ya! Uyanın! 1930’larda kalmışsınız.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen arkadaşlar…

METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Uyanın, 2010’a geldik, uyanın ya!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – “Uyumuyoruz.” diyorsun, hâlâ 1930’dan bahsediyorsun.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen… Metin Bey, lütfen… Tamamlasın konuşmasını.

MUHARREM İNCE (Devamla) – İnsanlar göçük altında kalır, adı olur “Kader!” Ayamama Deresi taşar, derenin intikamı feci olur! Bebek ölümleri kader! Elâzığ’da deprem olur, suçlu kerpiç! Şimdi, dere yataklarını bu on yedi yıl içinde imara kim açtı?

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Mustafa Öztürk açtı!

MUHARREM İNCE (Devamla) – On yedi-on sekiz yıldır İstanbul’u yönetiyorsunuz. Bu dere yataklarını imara kim açtı? Kimlere burada dolgu izni verildi? Gelin, bunların hesabını verin.

Bakın, hep dinden imandan, fakirden fukaradan bahsedersiniz ya, ben size Mevlânâ’dan bir örnek vereyim. Mevlânâ diyor ki: “Cömertlik ve yardımda akarsu gibi ol.” diyor. Sizin yaptığınız, elektriği olmayan köye buzdolabı vermek, çamaşır makinesi dağıtmak. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Elektriği olmayan köy mü kaldı? Onlar sizin zamanınızdaydı Muharrem Bey.

BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen konuşmanızı tamamlayınız efendim. Lütfen Sayın İnce…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, yeni sataşmalara neden oluyor, şimdi ben de söz isteyeceğim. Lütfen…

BAŞKAN - Arkadaşlar… Muharrem Bey…

MUHARREM İNCE (Devamla) – Mevlânâ diyor ki: “Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.” Evet, siz diyorsunuz ki: “Gemi değil, gemicik.” Yani sizin tevazunuz, alçak gönüllülüğünüz, gemiyi gemicik olarak tanımlıyor. “Hoşgörüde deniz gibi ol.” diyor Mevlânâ, Başbakan diyor ki: “Şu, şu, şu gazeteleri almayın.”

İşte, sizin Mevlânâ’yla bağınız da bu, imarla bağınız da bu, kaderle bağınız da bu, dinle imanla bağınız da bu.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın İnce, teşekkür ediyorum.

METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Tevrat’tan örnek vereceksin, Mevlânâ’dan değil.

BAŞKAN - Arkadaşlar, sayın milletvekilleri; benim garibime giden hususlardan bir tanesi şu arkadaşlar: Şimdi, bir arkadaş konuşuyor, bakınız, oturuyor, o sıralardan bir arkadaşları itiraz ediyor. Grup başkan vekili arkadaşlarımızın kendi sıralarındaki arkadaşlara bir müdahale etmesi lazım, hem iktidardan hem muhalefetten. O taraftan bağırma çağırma oldu mu, kimse seslenmiyor. Lütfen… Bu şekilde yönetemeyiz. Daha dikkatli, daha itinalı olmayı tavsiye ediyorum.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, Sayın Bahçekapılı…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – CHP Grup Başkan Vekili “sataşma var” adıyla söz istedi ama sataşmaya cevap verirken kendi grubuma sataştı. Ben de şimdi kısa bir söz istiyorum sizden, 69’a göre.

BAŞKAN – Önce, bir de…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özyürek.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Başkan, ben dünkü sel felaketini gündeme getiren, hiç kimseye hakaret etmeyen bir konuşma yaptım ama böyle bir konuşma yapmam nedeniyle, Değerli Milletvekili beni suçladı ve İstanbul Milletvekili olarak İstanbul’daki derelerin sayısını bile bilmediğimi söyledi. Açıkça bir sataşma var, izin verirseniz cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Özyürek, saygıdeğer arkadaşlarım; şimdi, dereler, nehirler, ırmaklar, caddeler ayrı bir konu.

Sayın milletvekilleri, lütfen arkadaşlar… Daha bugün bitimine kadar çalışacağız saygıdeğer arkadaşlarım, dikkatinize sunarım yani. Burada heyecanlanmaya gerek yok.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sayın Başkan, ben de katkıda bulunmak istiyorum yerimden, 60’ıncı maddeye göre.

BAŞKAN – Sayın Akkuş, lütfen biraz sabırlı olalım.

Sayın Özyürek, buyurun efendim.

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek’in, Hatay Milletvekili Mustafa Öztürk’ün, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Saygıdeğer milletvekilleri, şimdi, burada, dün İstanbul’da büyük bir felaket yaşanmış, bir vatandaşımız hayatını kaybetmiş, pek çok evi su basmış, bununla ilgili bir genel görüşme talebinde bulunmaktan daha doğal ne olabilir? Milletvekilinin görevi denetim yapmaktır, milletvekilinin görevi halkın karşı karşıya kaldığı sorunları Meclis kürsüsüne taşımaktır. Bunu yaptım diye, bunu yapıyoruz diye bir milletvekilinin kalkıp bize hakaret etmeye hakkı yoktur.

Değerli arkadaşlarım, 1994 yılından beri İstanbul’u AKP ve AKP zihniyetindeki başkanlar yönetiyor. Fatih Sultan Mehmet zamanından başlayarak bir sürü şey söyleyebilirsiniz. Burada önemli olan, geçen yıl Ayamama Deresi’nde karşı karşıya kaldığımız felaket, bu yıl Kurbağalıdere’de karşı karşıya kaldığımız felaket AKP’nin önlem almayışından ileri gelmiştir. Bunu konuşmayacak mıyız, bunu gündeme getirmeyecek miyiz? Niçin rahatsız oluyorsunuz? Kurbağalıdere’nin ıslahıyla ilgili Kadıköy Belediyesinin 1995 yılından beri pek çok yazı yazdığını söyledim ve Belediyeden bir açıklama yapılıyor, deniliyor ki: Kurbağalıdere’nin ıslah ihalesini biz 24 Haziranda yapacağız. Demek ki siz 94’ten beri bu görevinizi ihmal etmişsiniz. Bunları konuşmamız lazım, yoksa gelip buraya, vaktiyle şurada şu olmuştu, burada bu olmuştu diyerek sorumluluktan kaçamazsınız. On yedi yıl, on sekiz yıl bir kentin yönetiminde az mı bir süredir değerli arkadaşlar?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim sizlere, sağ olun.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Bitiriyorum efendim.

Sayın Hatip diyor ki: “Şu kadar yağmur yağdı ama, efendim, daha önce de su akmıyordu!”

BAŞKAN – Sayın Özyürek, teşekkür cümlenizi alabilir miyim efendim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Şimdi doğal felaket de o zamanki doğal felaket değil mi? “Çok yağmur yağdı böyle oldu, yağmur yağmadı böyle oldu.” Bunlar, topu taca atma girişimleridir.

BAŞKAN – Sayın Özyürek, lütfen efendim...

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Sorumluluğunuzu üstlenin, gereğini yapın. Millet sizden hizmet bekliyor değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özyürek.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, biraz önce CHP Sayın Grup Başkan Vekili konuşmasında AK PARTİ Grubuna çok ağır hakaretlerde bulundu. Sataşmadan dolayı söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Arkadaşlar, birbirlerimize karşı ifadelerde...

ORHAN ZİYA DİREN (Tokat) – Tutanakları getirtin. Öyle bir sataşma falan yok Sayın Başkan.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Var efendim, var.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ona siz karar vermeyeceksiniz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –  Hakarette bulundu Sayın Başkan.

Efendim, yeni bir sataşmaya meydan vermeyeceğim.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen karşılıklı konuşmayalım. Lütfen sayın milletvekilleri...

Sayın Canikli, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –  Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Grubumuza yapılan sataşma nedeniyle söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce Sayın Konuşmacı, bizim yani AK PARTİ’nin CHP zihniyetine çok şey borçlu olduğunu söyledi.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Türkiye borçlu, Türkiye!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Buna ben de katılıyorum, ben de katılıyorum. Yani bu sözü destekliyorum. Gerçekten, AK PARTİ, CHP zihniyetine çok şey borçlu. Ülkeyi o kadar kötü yönetti ki, ülkeyi o kadar kötü noktalara getirdi ki, ülkeye o kadar zulmetti ki, insanımıza o kadar uzak davrandı ki, o kadar mesafe koydu ki, milletimizin inançlarıyla...

MUHARREM İNCE (Yalova) – İnanç tüccarlığı yapma Allah aşkına! Senin kadar ben de inançlıyım. Benden daha fazla inançlı olduğunu sana kim söyledi? Bırak inançları, siyaset yap; inançlar üzerinden yapma!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –  ...milletimizin düşünceleriyle o kadar uzak hareket etti ki, milletimize  o kadar tepeden baktı ki, milletimizin inancına, uygulamalarına, geçmişine, tarihine o kadar saygısızlık etti ki, onun için AK PARTİ iktidarda, onun için milletimiz AK PARTİ’yi tercih etti değerli arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bırak inançları! İnançlarımız dışarıda. Beynimizle buradayız.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –  Bu açıdan bakıldığında, gerçekten AK PARTİ’nin iktidara gelmesinde CHP zihniyetinin çok büyük payı var. Başarısızlığının, millete mesafeli davranışının…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Başbakanın da CHP’ye borçlu!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …millete saygı duymamasının, milletin düşüncelerine itibar etmemesinin gerçekten çok büyük katkısı var. O açıdan katılıyorum.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Başbakanın da CHP’ye borçlu, Başbakanın da!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bugün AK PARTİ’nin elindeki belediyeler gerçekten çok büyük imar hizmetleri yapıyorlar, imar tadilatları yapıyorlar; yapmak zorundalar.

Düşünün, bakın, ben Okmeydanı’nı hatırlıyorum, bizim hemşehrilerimizin yoğun olarak yaşadığı bölge, ilk defa üniversite sınavında gitmiştim. Orada tek katlı küçük evler vardı. Tek katlı, bahçe içerisinde küçük evler. Sonra, İstanbul defterdarlığı görevimizde, on yıl sonra görme imkânımız oldu, 1997 yılında.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Tam bir taş yığını. Tam bir beton yığını. Ne yapacak şimdi AK PARTİ İktidarı?

BAŞKAN – Sayın Canikli, lütfen konuşmanızı tamamlayınız, son cümlelerinizi alayım.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Elbette imar uygulaması yapacak. Bu enkazı elbette temizlemesi gerekecek, temizleyecek, yeniden yapılandırma yapacak, dönüşüm gerçekleştirecek. Bunların tümünün yıkılması gerekiyor.

Kim bu hâle getirdi değerli arkadaşlarım? Elbette CHP’nin iktidar olduğu dönemin eseri bütün bunlar. Sayın Nurettin Sözen’in, daha öncekilerin.

MUHARREM İNCE (Yalova) – On yedi senedir iktidardasınız, on yedi senedir!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani bozan sizsiniz, tahrip eden sizsiniz, şehircilik anlayışı açısından mahveden sizsiniz, biz yapmaya çalışıyoruz.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Hikâye anlatma! Hikâye anlatma!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yapmak için de elbette imar tadilatı yapılacak değerli arkadaşlar.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Ayamama Deresi’ne kim ruhsat verdi?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Başka ne yapacaksınız? İmar tadilatı yapacaksınız.

BAŞKAN – Sayın Canikli, teşekkür ediyorum. Lütfen…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Siz bozuyorsunuz biz yapıyoruz. Nasıl eleştirebilirsiniz bunu?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Siz belediyede iktidar olduğunuzda İnternet yoktu, hiçbir şey yoktu. On yedi yıldır…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Canikli, teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Çeyrek yüzyıl oldu, çeyrek yüzyıl! Çeyrek yüzyıldır İstanbul’da iktidardasınız!

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- (8/10) esas numaralı genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 9/6/2010 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, Canikli’nin bir eksiği var. Sayın Başbakan da Başbakanlığını Cumhuriyet Halk Partisine borçlu. Cumhuriyet Halk Partisi olmasaydı Sayın Erdoğan yoktu bugün.

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Arkadaşlar, öneriyi oyluyorum! Kabul edenleri sordum, kabul etmeyenleri sordum! Başkanlığa bakarsanız, ellerinizi de havaya kaldırırsanız sayacağım sayın milletvekilleri!

Kabul etmeyenler…

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sayın Başkan, katkıda bulunmak istiyorum kısa, iki dakika, yerimden…

BAŞKAN - Evet, öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.07

 

 

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.23

BAŞKAN : Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 114’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

IX.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Plan ve Bütçe; Kamu İktisadi Teşebbüsleri; Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonlarında açık bulunan üyeliklere seçim

BAŞKAN – Plan ve Bütçe Komisyonunda boş bulunan ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düşen 2 üyelik için İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek ve İzmir Milletvekili Harun Öztürk aday gösterilmişlerdir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunda boş bulunan ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için Tunceli Milletvekili Kamer Genç aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda boş bulunan ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için Zonguldak Milletvekili Ali Koçal aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız devam edeceğiz.

2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerinin Dış Ticaret Müsteşarlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4.- Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Dış Ticaret Müsteşarlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/802) (S. Sayısı: 476) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 476 Sıra Sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Gruplar adına ilk konuşma, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak’a aittir.

Sayın Öztrak, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 476 sıra sayılı Yasa Tasarısı üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Şahsım ve grubum adına Genel Kurulu selamlıyorum.

Şimdi, burada yapmakta olduğumuz düzenleme, Dış Ticaret Müsteşarlığının yurt dışı kadrolarının artırılması. Otuz tane ilave kadro talebi var öneride ama öyle sanıyorum ki bu sayı ciddi ölçüde artırılacak.

Şimdi, Dış Ticaret Müsteşarlığında bu yurt dışı uygulamalarına baktığımız zaman, yine diğer, yurt dışı teşkilatı olan bakanlıklardaki uygulamalara baktığımız zaman, burada gördüğümüz şey şu, dikkatimi çeken husus, geçmişte, bürokrasideki tecrübem çerçevesinde: Yurt dışına insanları göndeririz, ondan sonra geri döndükleri zaman oturtacak yer bulamayız. Dolayısıyla bence en önemli sorunlardan biri yurt dışına insanları sadece göndermek değil, geri döndükleri zaman da onların o yurt dışındaki tecrübelerinden azami ölçüde yararlanma imkânlarının sağlanmasıdır. Diğer taraftan, tabii, bu teşkilatın şu ana kadar mevcut yurt dışı kadrosu 115 iken bu kadro sayısının birdenbire toplamda 250’ye çıkması, yurt içi ve yurt dışı kadroları arasındaki denge bakımından da incelenmesi gereken bir husustur. Yine bu kadrolara, gerçekten, yurt dışında o beklenen hizmeti verebilecek arkadaşların gönderilmesi, özellikle başmüşavir kadrolarının kızak yerler olarak görülmemesi de dikkate alınması gereken hususlardan biridir.

Değerli milletvekilleri, kanunun gerekçesine dönüp baktığımız zaman, neden bu kadar çok yurt dışında kadro alınıyor diye baktığımız zaman        “Artık, bütün dünyada geçerli olan, ihracata dayalı ekonomik büyüme modeli çerçevesinde ülkeler dış ticarete büyük önem veriyorlar. Bu çerçevede de bizim yurt dışında kadrolara ihtiyacımız var.” deniyor.

Şimdi, bu kadrolara ihtiyaç olma konusu buraya kadar doğru da bir konu var: Türkiye gerçekten ihracata dayalı bir büyüme modelini uyguluyor mu, uygulamıyor mu?

Şimdi, bu konuda Hükûmet yetkililerini dinlediğimiz zaman, iktidar partisi yetkililerini dinlediğimiz zaman bakıyoruz, hep ihracat rakamı üzerine yoğunlaşıyorlar, işte “İhracat şu kadar arttı, ihracat bu kadar arttı.” gibi birtakım rakamlarla karşımıza çıkıyorlar.

(x) 476 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Şimdi, ben, burada, bu konudaki bazı yanlış anlamaları düzeltmek istiyorum: AKP İktidarı iş başına geldiğinde, 2002 yılında Türkiye’nin ihracatı 36 milyar dolarmış. İhracat 2008 yılına kadar yüzde 266 oranında artarak 132 milyar dolar olmuş. Evet, oldukça hızlı bir gelişme. Ama yine AKP İktidara geldiğinde 51,5 milyar dolar olan ithalat, 2008’de bu sefer yüzde 292 oranında artarak 202 milyar dolar olmuş ve aynı dönemde dış ticaret açığımız ise 15,5 milyardan -dikkat edin arkadaşlar- yüzde 351 oranında artarak 70 milyar dolara gelmiş.

Şimdi, bu ihracata dayalı büyümeyle aslında burada kastedilen net ihracata dayalı büyümedir. “Net ihracata dayalı büyüme.” dediğimiz zaman da ihracat ile ithalat arasındaki farkın, ihracat lehine olması gereken farkın büyümeye katkısına bakarız.

Şimdi, 2003-2009 yıllarında, AKP İktidarı döneminde iç talep artışının büyümeye katkısı 4,7 puan olmuş. Buna karşılık ihracat-ithalat yani net ihracatın büyümeye katkısı ise eksi 0,4 puan olmuş. Toplam büyümede ise yıllık ortalama yüzde 4,3 oranında artış çıkmış ortaya.

Şimdi, çok açık seçik şunu görmeliyiz ki, bu iktidar döneminde ihracata dayalı büyüme modeli uygulanmamış, net ihracat da büyümenin motoru olmamıştır. Bunun gerçekleştiği ülkeler, dönüp baktığımız zaman, son yaşanan ekonomik krizde çok ciddi ekonomik performans göstermiştir; örneğin Brezilya gibi, buna karşılık Türkiye krizden son derece olumsuz etkilenmiştir.

Değerli milletvekilleri, tabii, burada şu son yedi yıllık dönemi belli yıllara ayırdığımızda ilginç bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz: 2003-2005 döneminde Türk ekonomisi, yılda ortalama yüzde 7,7 büyümüş, buna karşılık dış açığın gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı yüzde 3,6 olmuş. 2006-2007 yılında Türkiye’nin büyüme hızı yüzde 5,8’e düşmüş, buna karşılık dış açığın gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı yüzde 6’ya yükselmiş, yine 2008-2009 döneminde Türk ekonomisi yüzde 2,1 ortalama olarak daralmış, buna karşılık dış ticaret açığının gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı yüzde 4 civarında kalmıştır.

Şimdi, Türkiye tabii, böyle bir net ihracata dayalı büyüme modelini benimseyemediği için ve açıkçası, ekonomisini yurt dışından gelen küresel mali sermayenin risk iştahına teslim ettiği için, ortaya şöyle bir tablo çıkmıştır: Şimdi, dün bakıyorum ben, iktidar  partisinin sözcüleri Türkiye’de her şeyin tozpembe olduğunu ifade ediyorlar. Öyle mi? Bir de “Rakamlar yalan söylemez.” diyorlar. Gerçekten arkadaşlar rakamlar yalan söylemez. Şöyle, rakamlarla duruma bir bakalım; şimdi, 2003-2005 dönemi 150 gelişmekte olan ülkeyle Türkiye’nin büyüme hızını karşılaştıralım: 2003-2005, AKP 2002’de iktidara gelmiş, arkasında dünyada itibar kazanmış bir ekonomik program var, küresel piyasalarda bir coşku başlamış, küresel likidite artmış, ortalama 150 ülke yüzde 6,9 oranında büyürken, Türkiye bu dönemde yüzde 7,7 oranında büyümüş. Daha sonra, 2006-2007 yılına geldiğimizde, bu 150 ülke ortalama yüzde 8,1 oranında büyürken Türkiye sadece yüzde 5,8 oranında büyümüş. Yine, kriz döneminde, 2008-2009 yılları arasında -dünya ekonomisi şöyle daraldı, böyle daraldı, biz kendimizi bize benzeyenlerle karşılaştıracağız- bu 150 tane ekonominin ortalama büyüme hızı yüzde 4,2; artı yüzde 4,2; Türkiye’nin aynı dönemde ortalama büyüme hızı eksi 2,1 yani 2,1 oranında daralmışız. Şimdi, bunun hesabını birilerinin vermesi lazım, burada son derece ciddi bir ba-şarısızlık var. Türk ekonomisinin, mevcut AKP yönetiminde büyüme hızı, kendi benzerlerinin çok altında gerçekleşmiş, hızla altına düşmüş. Bunun arkasında ne var? İşte, biraz önce, bu kanunun gerekçesinde yer alan, ihracata dayanan büyüme modelinin benimsenmemiş olması var. Bir başka ifadeyle, bize dışarıdan gelen borçlarla, dışarıdan gelen paralarla içeride arsa fiyatlarını, arazi fiyatlarını, varlık fiyatlarını şişirerek, Türk lirasını aşırı değerlendirerek, buradan ortaya çıkan bir tüketimle bir hayalî canlılık yaratmak, üretmeden tüketen bir ekonomi hâline gelmiş olmak var.

Yine, bu çerçevede, hep övünüyoruz, işte “Türkiye G20 ekonomileri arasındadır.” hatta zaman zaman, bakıyorum, Sayın Başbakan Türkiye’yi G20 ekonomileri arasına kendinin soktuğunu da ifade ediyor yani kendi iktidarları döneminde girdiğini ifade ediyor; bu doğru değil. Biliyorsunuz, ben, AKP İktidarı iktidara gelmeden önce Hazine Müsteşarıydım, ben en az üç tane G20 toplantısına yurt dışında katıldım. Dolayısıyla, AKP İktidarından çok daha önce Türkiye dünyanın 20 büyük ekonomisi arasındaydı. 2002 krizinde bir daralma nedeniyle biraz belki geriye düştük ama ondan öncesine bakarsanız, her zaman ilk 20 içinde olan bir ekonomi Türk ekonomisi.

Şimdi, 2002 yılında iktidara geldiğinde AKP, G20 grubunda, Türkiye büyüme hızı bakımından en hızlı büyüyen 3’üncü ekonomiydi; krizin olmadığı 2007 yılında büyüme hızı bakımından 9’uncu sıraya geriledik; kriz yılları olan 2008-2009 yıllarında da 15’inci sıraya geriledik. Şimdi, bu, şunu gösteriyor: Hem 150 ekonomiye göre hem de G20 ekonomilerine göre, onlara göre çok daha hızlı daralmışız veya çok daha yavaş büyümüşüz. O zaman, birileri bunun nedenini açıklamalı yani bunun nedeni -biraz önce Sayın Konuşmacının ifade ettiği gibi- herhâlde küresel iklim değişikliği olamaz çünkü bütün bu ekonomiler aynı iklimde yaşıyor, kader de olamaz; bunun bir tek nedeni vardır: Bu iktidar bu ekonomiyi iyi yönetememiştir, bu iyi yönetememe olgusunu da küresel coşkunun arkasına saklayabilmiştir ama dünyadaki küresel iklim bozulduktan sonra gerçek apaçık ortaya çıkmıştır; Türkiye, ekonomik olarak son derece kötü yönetilmiştir.

Şimdi, bir şey daha vermek istiyorum: Türkiye'nin tarihî büyüme performansları. Şimdi, ben hep bakıyorum, şu söylem var Hükûmet kanadında: Her şey bu Hükûmet döneminde ilk defa yapılmış, en yüksek büyüme bu Hükûmet döneminde ilk defa gerçekleştirilmiş gibi.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin çok partili demokrasiye geçtiği    1950-2002 yıllarının arasında ortalama büyüme hızı yüzde 4,8 olmuş. Peki, 2003-2009, yani AKP İktidarı döneminde Türkiye'nin ortalama büyüme hızı ne olmuş? Yüzde 4,3.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Krizden önce.

FAİK ÖZTRAK (Devamla) - Yani krizden önce de -biraz önce ifade ettim- dünya yüzde 8 büyürken bizim büyüme hızımızı yüzde 5,8’e düşürmüşsünüz, nefesimizi kesmişsiniz. Neden kesmişsiniz? Ben açık söyleyeyim: Biraz önce bir arkadaşım, burada, işte “Döviz, bir günden öteki güne şuraya çıktı…” Tabii, dövizin bir günde bu kadar oynaması, belli krizler içinde, bunlar çok da tasvip edilecek şeyler değildir ama Türk lirasının bu kadar değerlenmesi de tasvip edilecek bir şey değildir çünkü Türk lirasının aşırı değerlenmesi hâlinde ne yapıyorsunuz biliyor musunuz? Yabancının cebine dolarları koyuyorsunuz, Türkiye’deki işçiyi işinden ediyorsunuz; dünyanın hiçbir ekonomisi buna razı olmuyor. Hani gıptayla baktığımız Çin var ya, Hindistan var ya, Brezilya var ya, paralarının bu kadar değer kazanmasına hiçbir zaman razı olmuyorlar. Bütün bu gelişmeler sonunda, bir ekonomi yönetiminin performansını neyle ölçeriz? İşle ölçeriz, aşla ölçeriz. Aş büyümemiş ya da bize benzeyen ekonomilerin çok altında büyümüş. Peki, işe ne olmuş? İşe de baktığımız zaman, 1988 ile 2002 yılları arasında -Neden 1988? Çünkü Türkiye’de işsizlik verileri 1988’den itibaren yayımlanıyor- Türkiye’de işsizlik oranı ortalama yüzde 8, 2001 krizi nedeniyle sıçrıyor yüzde 10,1 oluyor, aynı dönemde Kore’de de işsizlik sıçrıyor. Kore, ondan sonraki dönemde, işsizliğini yüzde 10’lardan, yeniden krizden önceki yüzde 5’ler, 6’lar seviyesine çekebiliyor oysa bizde ne oluyor? 2003-2009 döneminde, ortalama işsizliğimiz yüzde 11,1; 2009 yılında ise işsizlik oranı yüzde 14, bu bir rekor.

Yine, burada da söyleniyor “Amerika’da şu oldu, diğer ekonomilerde bu oldu.” Şimdi ona da gelmek istiyorum. 2007 yılında, Türkiye OECD ülkeleri arasında işsizliği en yüksek olan 2’nci ülke, 2009 yılında da yine İspanya’dan sonra işsizlik oranı en yüksek olan 2’nci ülke ama 2007-2009 dönemi mukayesesini yaptığımız zaman, işsizlik oranı en hızlı artan ülkeler listesinde Türkiye, İspanya, İrlanda, İzlanda ve Amerika Birleşik Devletleri’nin arkasından 5’inci. Şimdi, hatırlayacaksınız, bu İspanya, İrlanda, İzlanda, Amerika Birleşik Devletleri bankacılık sektöründe çok ciddi sıkıntı yaşayan ülkeler, bankacılık krizi yaşayan ülkeler oysa bizde özellikle 2001 yılında bankacılık kesimine yönelik olarak alınan radikal önlemler sonucunda Türk bankacılık sistemi bu krizi hiçbir sıkıntı yaşamadan geçti. O zaman şunun izahını beklemek hepimizin hakkı: O zaman niye bu kadar daraldık, en fazla daralan ekonomilerden biri olduk? Neden işsizliği en fazla artan ülkelerden biri olduk? Bu hesabın verilmesi lazım. Bu, açıkçası Türk ekonomisinin hiç de iyi yönetilmediğini çok net bir biçimde ortaya koyuyor.

Şimdi, bir başka konuya yine burada değinmek istiyorum: “Acaba?” diye soruyor insan, ne oldu yani biz dışarıdan para bulamadık da ondan mı bizim işsizliğimiz bu kadar arttı, ondan mı bizim büyümemiz bu kadar düştü? Durum o da değil. 2002 yılında AKP iktidara geldiğinde 148 milyar dolar olan devlet borcu aradan geçen yedi buçuk yıl içinde 2’ye katlanmış 309 milyar dolara yükselmiş. Yine benzer şekilde, 130 milyar dolar olan Türkiye'nin dış borcu, yedi buçuk yılda yine 2 kattan fazla artarak 271 milyar dolara yükselmiş. Yapılan bunca…

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Kaçtan borçlandı 2002 yılında?

FAİK ÖZTRAK (Devamla) – Efendim?

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Kaçtan borçlandı 2002 yılında?

FAİK ÖZTRAK (Devamla) – 130 milyar dolar olan dış borcunuz…

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – 148 iken kaçtan borçlandı?

FAİK ÖZTRAK (Devamla) – Şimdi şunu söyleyeyim, yine şunu ifade edeyim: Yine baktığınız zaman, yurt dışıyla karşılaştırdığınız zaman Türkiye'nin ödemiş olduğu faizler, ödemekte olduğu faizler yine diğer ülkelerle karşılaştırdığımızda oldukça yüksektir ama bütün dünyada faizler düştü. Kaçtan borçlanmıştık? Bütün dünyada faiz düştüğünde, ben, yüksek faiz ödeyen kaçıncı ülke sıralaması… Onun için, bu uluslararası karşılaştırmaları yapıyorum. Onun üstüne bir de 31 milyar dolarlık özelleştirme yapmışız. Peki, bu paralar nereye gitti? Yani neden böyle bir sıkıntıyla karşı karşıya kaldık? Bu kadar borçlandık, devlet borçlanmış, dışarıdan borç almışız, bu kadar işsizlik, bu kadar büyümede yavaşlama…

Ben açıkçası şunu söyleyeyim: Yani bugün bu iktidarın uygulamakta olduğu büyüme stratejisi bütün dünyada artık iflas ettiği kabul edilen bir büyüme stratejisidir. Türkiye'nin, yepyeni paradigmalara, yepyeni bir büyüme stratejisine ihtiyacı vardır. Ama, ben gelişmelere baktığım zaman, son dönemde uygulanan politikalara baktığım zaman, iktidar partisinin, mevcut paradigmalarından vazgeçme niyeti hiçbir şekilde ortada yok. E öyle olunca ne oluyor? Öyle olunca şöyle bir durum ortaya çıkıyor: Bu yılın ilk dört ayında, dış ticaret verilerine baktığımız zaman, ihracat, yüzde 11,3 oranında artmış geçen seneye göre.

ALİ KOYUNCU (Bursa) – İyi, Allah bereket versin!

FAİK ÖZTRAK (Devamla) - İthalat aynı dönemde ne kadar artmış? O, çok daha bereketli, yüzde 36,6 artmış.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Dış ticaret açığı?

FAİK ÖZTRAK (Devamla) – Dış ticaret açığı ne olmuş? 7 milyar dolardan 17,6 milyar dolara yükselmiş. Artış, 2,5 kat. Bununla gidebileceğimiz bir yer yoktur sayın milletvekilleri.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Yüzde kaç?

FAİK ÖZTRAK (Devamla) – Çok açık söyleyeyim: Bakın, Avrupa’yı izliyoruz, önce Yunanistan’la başladı işler, sonra İspanya, Portekiz, İtalya, İngiltere, sonra Macaristan, Fransa. Hatta, Fransa’yla ilgili endişeler de artıyor. Bu açık böyle giderse biz bu açığı finanse edecek parayı dünya piyasalarından bulamayız. “Finanse ediyoruz ya tamam.” meselesi var. Biz, bu açığı finanse edecek parayı bulamayız ve açık söyleyeyim, krizdeki “Bize teğet geçer, bize bir şey olmaz.” diyerek tedbir almama yönündeki yaklaşım sürer ise Türkiye, maalesef, çok ciddi bir ikinci felaketle de karşı karşıya kalmak durumunda olabilir.

Onun için, bugün bakıyorum, Türkiye'nin gündeminde, dışarıda belli gündemler yaratılmak isteniyor, başka yerlerde belli… Türkiye'nin en önemli gündemi, bence, işsizlik olmalıdır, büyüme olmalıdır, ekonomi olmalıdır. Türkiye, mutlaka ve mutlaka, bütçe açıklarını yeniden kontrol altına almalıdır. Bir an önce, Avrupa’nın, borçları geriye ödeyemeyecekleri endişesiyle ortaya çıkan, Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan krizden ayrışabilmek için açıklarını hızla aşağı düşürmelidir.

Geçen gün Plan ve Bütçe Komisyonunda da söyledim; bugün Türkiye'nin dış ve iç borcunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı, 2001 kriz yılından önce, yani 2000 yılındaki seviyelerinden daha yüksektedir. Evet, mali sistemimiz daha iyidir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öztrak, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

FAİK ÖZTRAK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan, tamamlıyorum.

…Türk ekonomisi dışarıdan gelebilecek şoklara karşı bugün belki biraz daha dayanıklıdır ama oranlara baktığınız zaman, arada 5-6-7 puan fark vardır.

Son dönemde ekonomide belli bir canlanma görüyoruz, bunu memnuniyetle karşılıyoruz ama dönüp canlanmanın yarattığı dış açığa bakıyoruz, ürküyoruz. Yine, canlanma sonucunda üretimin gelmiş olduğu seviyeye bakıyoruz, hâlâ 2008’in seviyesini yakalamış durumda değiliz, 2007’nin seviyelerini yakalamış durumda değiliz.

Onun için, şu anda, baktığımız zaman, ekonomik tablo hiç de öyle sevinilecek, övünülecek, rahat edilecek bir tablo değildir. Bu nedenle de ekonomi yönetiminin, özellikle bu AKP yönetiminin, özellikle bu tablodan gerekli dersleri çıkarması, gerekli önlemleri alması gerekir diye düşünüyorum yoksa ortaya çıkan durum çiftçimizi, esnafımızı, çalışanımızı, sanayicimizi, herkesi mağdur edecektir.

Çok teşekkür ediyor, Genel Kurula saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztrak.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu ve şahsı adına Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan.

Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 476 sıra sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Dış Ticaret Müsteşarlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, AKP İktidarı döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilen teşkilat kanun tasarıları genel ilkelere uygun olarak hazırlanmamaktadır. Hizmet ihtiyacına bağlı olmaksızın birçok teşkilat kanunu değiştirilerek yapılmak istenen, yıldırma, kadrolaşma ve tahribata yasal kılıf hazırlamaktır. Yapılan bu düzenlemeler, “demokratikleşme”, “özgürlük” ve “yerelleşme” kisvesi altında karar alma, denetleme ve inisiyatif kullanmaya dönük işlevlerini etkisizleştirmek suretiyle devletin egemenlik alanının zaafa uğratılmasına hizmet etmektedir. Teşkilat kanunlarının çoğu, birlik ve bütünlük ilkesinden tamamen uzak, temel dengeleri tahrip eden, eşitliği zedeleyen, adaletsizliğe yol açan, bu yönleriyle Anayasa’nın ihlal edildiği düzenlemelerdir.

BAŞKAN – Sayın Ayhan, biraz önce, siz konuşmaya başlamadan önce bir teklifi gelmiş AK PARTİ Grubunun. Sürenizin birleştirilmesi anlamındaki kısmı bir değiştirmem gerekiyor. Buyurun, siz devam edin, daha sonra şahsi talebiniz hakkında size söz vereceğim.

Buyurun.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Kamu kurumlarına bürokrasi yoluyla müdahale edilerek kamu yönetimi geleneği yok edilmiş, AKP’nin kadrolarına göre yeni görüşler oluşturulmuş, birçok usulsüzlüğe böylece sözde meşruiyet kazandırılmak istenmiştir.

Teşkilat kanunları ücret ve istihdam rejimini de tahrip etmiştir. Eşit işe eşit ücreti sağlamaktan söz eden Hükûmet, yapılan düzenlemelerle, kurumlar ve unvanlar arası ücret dengesinin bozulmasına, ücret adaletsizliğinin vicdanları yaralayan boyutlara ulaşmasına sebep olmuştur.

AKP döneminde, teşkilat kanunlarındaki değişiklikler, işlevsel olmaktan çok, kadroları tasfiye etme anlayışına dayanmıştır. Tam bir keyfîlik anlayışıyla hareket edilerek bu amaçla kurumlar kapatılmış, kadrolar tasfiye edilince, sonra yeniden organizasyonlar kurulmaya başlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; içinde yaşadığımız süreç Doğu Bloku’nun dağılmasından sonra artan siyasi ve ekonomik küreselleşmeyle ortaya çıkan Yeni Dünya düzeninin altyapısının tam olarak oturmadığı bir yapıya sahiptir. Çok uluslu kurumlar, dünya üretim sistemini küresel bir bakış açısıyla yeniden düzenlemeye çalışmaktadırlar. Ancak kurumlar, organizasyonlar her ne kadar ekonomik güç ve bunun uzantısında kısmen de siyasal güç oluştursalar da devletler etkinliğini sürdürmektedirler. Bununla birlikte bu etkinliğin daha da artması yönünde, dünya siyasi ve ekonomik yapısındaki gelişmelerin de gösterdiği gibi, ülkelerin daha büyük siyasi birimler etrafında örgütlenmeye doğru gittiği görülmektedir. Bu konjonktürde siyasal birimleri olan devletlerin gücü sistemin işleyişine, kendi çıkarları doğrultusunda rekabete yönelik etkin müdahaleleriyle artabilecektir. Bu nedenle siyasal birimlerin rolü ve önemi düşünülenin aksine artmış olacaktır. Geleceğin bu muhtemel dünyasında bugünkü siyasal birimlerden kendi siyasal ekonomik gücünü kurdukları sistem çerçevesinde geliştirebilenler ayakta kalacaktır. Diğer devletler ise etkinliklerini kaybettikleri ölçüde yönetimlerini daha güçlü yapılara devredeceklerdir.

Ekonomiyi oluşturan temel üretim paradigmasının tarihteki dönemlerden farklılığı nedeniyle günümüzün siyasal birimleri olan ulus devletler ekonomik gücü ve rekabet etmeyi devrettiği organizasyonların bir ölçüde kendisine sahip çıkmasını sağlayacak bir yapılanmayla ayakta durabilir. Bu yapının da sağlamlığı ülkenin ekonomik dinamiklerini uluslararası pazarlarda etkin bir şekilde kullanabilmesini sağlamaktan geçmektedir.

Bunları şunun için söylüyorum: Küresel ve geniş perspektif çerçevesinde bakıldığında Türkiye’de doğrudan devlet yatırımlarını çekme potansiyelini artırabilmenin sadece siyasi ortamın sorunsuz olduğu ve makroekonomik dengelerin gerçekleştirilmesi çerçevesinde pasif bir tutumla başarılabilmesinin mümkün olmadığı görülmektedir.

Doğrudan yabancı yatırımlarda diğer gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler gibi azami faydayı sağlayacak politikalar geliştirilmesi ve bunlar için hedefler belirlenmesi gerekir. Bu politikaların temeli, gelecek vadeden sektörler, öncelikli ve ihracatı geliştirici nitelikteki yatırımların ülkeye çekilmesinin sağlanmasıdır. Bu konuda mevcut durumunun ne olduğunu yaşamakta olduğumuz kriz çok açık ve net bir şekilde göstermiştir.

Yatırım ve ihracatın dünyadaki genel kurumsal eğilimler doğrultusunda ve özellikle Türkiye'nin yatırım ve ihracat döngüsüne olan şiddetli ihtiyacı çerçevesinde dış ticareti ve yatırımları geliştirme faaliyetlerini tek bir kurumda “one stop shop” niteliğinde birleştirilmesi, önemli oranda ara malı ithal eden bir ülke olan Türkiye'nin rekabet gücünün artırılabilmesinin kurumsal dayanağını sağlayacaktır.

Böyle bir yatırım geliştirme kurumu, yatırımcıların ne aradıklarını, yatırım yeri olarak ülke hakkındaki görüşlerini, şirketlerin ihtiyaç duyacağı sektör bilgilerini, yatırım yapılacak alanın iç pazar ve ihraç imkânlarını, ülkenin doğrudan yabancı yatırım çekme yönündeki rekabetçi avantajlarını ve dezavantajlarını diğer ülkelerle kıyaslanmasının analizini çok iyi yapabilecek bir yapıda olmalıdır.

Ülkeler kendi kurumlarını rakiplerininkinden daha iyi bir seviyeye getirerek rekabete dayalı avantajlar yaratabilirler. Türkiye'nin de bugüne kadarki pasif tutumundan vazgeçebilmesi, ihracat, dış ticaret ve yatırım alanında etkin geliştirme kurumları oluşturabilmesinden geçmektedir. Ülkelerin dünyadaki bu ticaret ve yatırım rekabetinden refahını artırabilecek oranda pay alabilmesi için, bu oyunda her şeyden önce güçlü oyuncular, yani güçlü kurumlarla var olması gerekmektedir. Hükûmetlerin politikalarını uygulama konusunda sıkı bir taahhüt vermedikleri ve takdir yetkisini ellerinde tuttukları bir durumda ortaya çıkan refah artışının, hükûmetlerin kendilerini kurallarla bağladıkları duruma göre çok daha düşük olduğunu göstermiştir. Bu yeni yaklaşım, ekonomik sistemdeki sorunların toplam talebin kontrolüyle önlenebileceği yönündeki görüşlerin değişmesine yol açmaktadır. Bu nedenle, ekonomik sorunların çözümünde kuralların ve kurumların güçlendirilmesinin önemi ön plana çıkmaktadır. İşte, bu nokta bizim açımızdan çok önemlidir.

Oluşturulan kurumsal yapılar -siyasetin ve siyaset kurumlarının- birçok kez siyaset ve siyaset kurumlarının bugün olduğu gibi işine gelmemiştir. Türkiye, bu çerçevede oluşmuş kurumsal paradigmaları, gerek iç gerekse dış siyasi ve ekonomik koşulların zorlamasıyla değiştirme yönündedir. Ancak bu değişimin en önemli alanı olan kurumsal yapıların kuruluş paradigmalarına yansıması çok azdır. Bu çerçevede ihracatı, dış ticareti geliştirme kavramı da hem faaliyet hem de kurumsal anlamda kuruluş amacının tersine çok yetersiz kalmıştır. Bu yapının değişmemesi nedeniyle aynı durum, ticaretin de bir fonksiyonunu oluşturan yatırımların geliştirilmesi faaliyetinin de kaderi olmuştur. Siyasal, ekonomik, teorik ve hukuksal çerçevede oluşan, tarihsel değişimin ortaya çıkardığı küresel boyuttaki yoğun rekabetçi ekonomik yapı, devletlerin ve temsil ettiği milletlerin geleceğinin güvence altına alınabilmesi için alanında etkin kurumsal yapıları da zorunlu kılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dış ticarette alarm zilleri çalmaya başlamıştır. Dış ticaret açığı şaha kalkmış, cari açık ilk çeyrekte yüzde 400’ler civarında büyümüştür. Cari açık istikrarlı bir büyümenin önündeki en büyük engeldir. Her ay başı aylık ihracat artış rakamlarını açıklamak için törenler düzenleniyor, “İhracat patladı.” diyerek müjdeler veriliyor; geliniz görünüz ki ithalattaki patlamadan hiç kimse -muhalefetin haricinde- söz etmiyor.

TÜİK tarafından açıklanan yılın ilk dört ayının dış ticaret rakamlarına göre yılın ilk dört ayında ithalat 53,3 milyar dolar, ihracat 39 milyar dolar, dış ticaret açığı 17,6 milyar dolar olmuştur. 2009 yılının ilk dört ayındaki rakamlara göre ihracat artışı sadece yüzde 11,3; ithalat artışı ise yüzde 36,6’dır. Dış ticaret açığı yüzde 152,8 oranında büyümüştür. İhracatın ithalatı karşılama oranı bir yıl önceki yüzde 82,1 seviyesinden 2010 Ocak-Nisan döneminde yüzde 67’ye gerilemiştir. Bu tablo maalesef kaygı vericidir. İthalat ihracatın önünde koşmakta, açık büyümektedir. Ülkede fabrikalar dururken, işsiz sayısı artarken, ithalat ve dış ticaret açığı büyümektedir. Bu durum başka ülkelerin fabrikalarını çalıştırmakta, başka ülkelerin işsizlerine, maalesef, iş yaratmaktadır.

İşte, TOBB mensupları Sayın Başbakan tarafından işsizliğin azaltılması amacıyla âdeta zorlanmaktadır, talimatlanmaktadır. Şimdi, Sayın Bakanımız özel sektörden geliyor, kâr etmeyeceği, verimliliği artırmayacağı bir işçiyi hayır olsun diye istihdam etmesi mümkün müdür? Böyle bir şey söz konusu mudur? Bir taraftan TOBB mensupları başka şeyi ifade ederken başka sivil toplum örgütleri de âdeta her şeyden şikâyet ediyor ama Sayın Başbakanın hatırına herhâlde her biri birer kişiyi istihdam etme gibi bir çalışmayı tavsiye eder niteliğe bürünüyorlar. Bu onlara yapılan zulmün, baskının neticesindedir. Aksi hâlde, ekonomik mantıkla düşünen bir insanın bunu söyleyebilmesi mümkün değildir. Bunun Sayın Başbakan tarafından söylenmesi de mantıklı olduğunu göstermez. Aksine, söyleyenin ekonomik görüşlerinin ne kadar anlamsız ve sakat olduğunu ifade eder.

Şimdi, dış ticaret, bilindik kısır döngüsüne yeniden girmiştir. Krizden bu Hükûmet hiçbir ders çıkarmamıştır, hiçbir fırsat da yaratılmamıştır. Ne ihracatın ülke kompozisyonu ne ürün yelpazesi ne de ithalata bağımlı sağlıksız yapısında herhangi bir değişiklik maalesef olmamıştır. İhracatın ithalata bağımlılığı giderek artmaya devam etmektedir. Küresel kriz ortamı ve ertesinde bu durum değişmemiştir, değişeceğe de benzememektedir.

Gelişmekte olan ülkeler arasında, imalat sanayisi genelinde, ihracat miktarı başına ithal ara malı oranında Türkiye, en yüksek orana sahiptir. Toplam ithalatın yüzde 75’i ara malı, yüzde 15’i sermaye ve yatırım mallarından oluşmaktadır. Yatırım mallarının bir bölümü tarım ve hizmetler sektöründe kullanılabilirken, ara mallarının temel kullanıcısı sanayi sektörüdür. İthalatı sadece ihracat yapmak için kullanmıyoruz, aynı zamanda iç üretim de artık ithalatsız çalışmaz hâle gelmiştir. AKP Hükûmetinin Türkiye’yi getirdiği nokta maalesef budur.

Şimdi, dâhilde işleme rejimi kapsamında nitekim 20,4 milyar dolarlık 2009 yılında ithalat yapılmış ve DİR kapsamında 46,3 milyar dolarlık ihracat yapılmıştır. Toplam ihracatın yüzde 45’i dâhilde işleme rejimiyle gerçekleştirilmektedir. Bir başka deyişle, her 100 dolarlık ihracatın 44,1 doları ithal girdiyle gerçekleşmiştir. Bu oran sektör bazında bakıldığında daha yüksek oranlardadır, yüzde 70’e, 80’e ulaşan sektörler vardır.

İthalat bağımlılığının sektörel boyutuna kısaca değinirsek özellikle otomotiv, tüketici elektroniği, tekstil, giyim, deri, ayakkabı, petrokimya, plastik, kauçuk, kâğıt ve ilaç ithalat bağımlılığı en yüksek sektörler arasındadır. Türkiye ekonomisinde ihracatın ağırlığının artmasıyla birlikte üretim yapısı değişmemekte ve üretim değerinde ithalat bileşeninin payı artmaktadır.

Esasen 21’inci yüzyılın ekonomi ve ticaret anlayışı farklı bir üretim ve rekabet yapısını dayatmaktadır. Geçen yıllara damgasını vuran endüstriler arası ticaret günümüzde yerini endüstri içi ticarete bırakmıştır. Dış ticarete konu ürünlerde küresel düzeyde bir ürün döngüsü anlayışının yaygınlaşmaya başladığını görüyoruz. Aynı zamanda, dikey uzmanlaşma gibi olgular, teknolojik gelişmeler ve firmaların üretim faaliyetlerini farklı faktör yoğunluklarına sahip alt süreçlere bölerek her süreci farklı bir ülkede gerçekleştirmelerine imkân vermektedir. Dikey uzmanlaşmayı gerektiren bu yeni ticaret sistemi ekonomilerin ithalat bağımlılıklarını artırmaktadır ancak bu iş bölümü yerli ana ve yan sanayilerde güç kaybına yol açmakta, üretimde bağımlılığı artırmaktadır.

Dolayısıyla küresel sistemde bu gelişme teslim olmak yerine kendi lehimize çalıştıracak stratejileri mutlaka belirlemeli ve ticaret politikalarını bu hedefe yönlendirmeliyiz. Türkiye’de üretimin ithalata bağımlılığını artıran, firmalarımızı ithal ara malı ve yatırım malına yönlendiren tek faktör fiyat olmamakla birlikte, yurt içinde üretilen ara ve yatırım mallarının göreli olarak pahalı olması en temel unsurlar arasında yer almaktadır. Döviz kurunun cazibesiyle ithal ara malları kaliteli ve ucuza temin edilebilmektedir. Ayrıca, dâhilde işleme rejimi, yerli ara malına tanınan benzer kolaylıkların bürokratik prosedürler nedeniyle etkin olarak kullanılamaması ve belli ürünlerde yurt içi üretiminin bulunmaması ya da yetersizliği gibi faktörler, ithalata yönelmede önemli unsurlardır. Ara malının yurt dışından ucuza teminine, döviz kurunun yanı sıra Çin Halk Cumhuriyeti ve Hindistan gibi ülkelerin ucuza temin imkânı, gümrük birliği, serbest ticaret sistemi ve dâhilde işleme rejimi de etkili olmaktadır. Döviz kurunun özellikle tekstil, giyim, ayakkabı gibi emek yoğun sektörlerde ithal ara malının kullanımını teşvik ettiği, bu sektörlerdeki firmaların ithalatının yüzde 60’ının TL’nin değerlenmesiyle ilgili olduğu bilinmektedir.

Kurun bu duruma gelmesinin sebebi, Merkez Bankasının proaktif bir kur politikası uygulamaması veya proaktif önlemler almaması değildir Sayın Bakan. Aldığınız -daha önce de konuştuk- sizlerin aldığı makroekonomik tedbirlerin getirdiği nokta, maalesef dış ticareti de bu noktaya getirmiştir.

Şimdi, bir diğer önemli unsur üretimin finansmanındaki yetersizliktir. Yurt içi faizlerin yüksek, borçlanma vadelerinin kısa olması, satıcı firmaların sunduğu düşük faizli, uzun vadeli krediler yerli firmaları ithalata yöneltmektedir.

İthalatta bağımlılık sorunu yapısal bir nitelik taşıdığı için, sorunun kalıcı olarak çözülebilmesi, kısa, orta ve uzun vadeli tedbirlerin ve politikalarının bileşenlerinin devreye sokulması elzemdir. Yurt içinde ara malı ve katma değer üretimini teşvik edecek tedbirler de bir an önce yürürlüğe konulmalıdır. Bugün bütün ülkeler, ihracatlarını artırarak krizden çıkmanın ve yeni koşullara ayak uydurmanın arayışı içindedir ancak ihracatımızdaki bu yapısal problemler çözüme kavuşturulmadan üretilecek stratejiler ve konulacak hedefler sadece rakamlardan ibaret olacaktır. Türk ekonomisinin dinamiği artık gerçekten ihracat olmak durumundadır ve bu da ancak ihracata dönük üretim ve dış ticaret stratejisinin hayata geçirilmesiyle mümkündür. Sloganımız, yeni dünya ticaret düzenine yön veren ülke Türkiye…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ayhan, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

…ekonomimizi, sanayimizi, ticaretimizi, ihracat sektörlerimizi ve pazarlarımızı küresel talepteki gerilemeden en az etkilenecek şekilde dizayn etmek olmalıdır. Bu, planlı ve proaktif bir dış ticaret politikası geliştirilmesiyle ancak mümkündür. Büyük hedeflerimiz olmalı, bu hedefler sadece bugünün koşullarına göre değil, önümüzdeki on üç yıllık perspektif ile hazırlanmalıdır. Hedef, 2023’te Türkiye’yi dünya ticaretinin belirleyici ülkeleri arasına sokmak, dünya ticaretinden en az yüzde 2’ler civarında pay almak olmalıdır. 

Dünya ekonomisi yeniden istikrarlı bir büyüme dönemine girdiğinde ülkemiz için hem yeni fırsatlar hem de tehditler belirecektir. Gelecekte bizi zorlayacak olan bu şartlar bugünkünden daha da zor olacaktır. Daha fazla ülke ihracat atağına geçecek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) - …gelişmekte olan ülkeler ve yükselen ekonomiler ise bir taraftan bize rakip, diğer taraftan bizim için yeni pazarlar hâline gelecektir.

BAŞKAN – Sayın Ayhan, şahsi konuşmanızda devam edersiniz, o hakkınız saklı. Teşekkür ediyorum size.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan.

Buyurun.

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 476 sıra sayılı Dış Ticaret Müsteşarlığına ait Kanun Tasarısı hakkında Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Maddenin genel gerekçesine baktığımız zaman, 2009-2013 dönemini kapsayan Stratejik Planında kurum vizyonu, ülkemizin dünya ticaretinde lider ülkeler arasında yer almasını sağlayacak dış ticaret politikalarının oluşturulması, uygulanması olarak bahsediyor ve aslında bir kadro kanunu. Bu aralar bolca gelen kadro kanunlarından birisi de bu.

Peki, bu çalışma yapıldığı zaman ve bu tasarı Meclise sunulduğu zaman dünya küresel ekonomik krize gireli bir yıl olmuştu. 1929’daki, ABD’deki ekonomik krizden sonra dünyadaki en büyük küresel krize girilen bir tarihte hem ABD’nin hem Avrupa Birliği ülkelerinin ithalat ve ihracatlarındaki düşüşler, ekonomideki gerileme dikkatleri çekerken, Türkiye’de de çok ciddi ağır etkileri oluyordu. Neler oluyordu? İşçiler işten atılıyordu. İnşaat sektöründe, tekstil sektöründe, yabancı ülkelerde birçok alanda şirketler kapanıyordu ve hâlen kapanmaya devam ediyor.

Peki, bu sanayi sektöründe, otomotiv sektöründe, bütün bu alanlarda tenkisatlara gidilirken, işçiler işten atılırken, ithalat gerilerken, ihracat gerilerken, diğer yandan, tarım sektörünün de büyük bir gerileme yaşadığını görüyorduk. Bunu biz bu kürsülerden hep hatırlattık, uyardık; Mecliste küresel ekonomik krizin araştırılmasıyla ilgili önergeler verdik, bu önergelerimiz reddedildi ve bütün dünya çok ciddi önlemler alırken, örneğin ABD 1 trilyon dolarlık önlem alırken, benzer birçok ülke benzer önlemleri alırken bizim burada AK PARTİ Hükûmeti “Krizi fırsata çevireceğiz, teğet geçecek.” açıklamalarını yapıyordu.

Şimdi, burada çok derin bir krizin sonuçlarını yavaş yavaş değil, çok ağır etkilerini Türkiye yaşamaya başladı. Eğer Türkiye'de işsizlik yüzde 20’lerin üzerine fırlamışsa, yoksulluk korkunç derecede artmışsa, hâlâ 10 milyonun üzerinde yeşil kartlı vatandaşımız varsa ve Mecliste, daha yeni, Bütçe Komisyonunda yeşil kartların ömrünü 2012’ye kadar uzatmak gibi tasarılar, teklifler Meclise geliyorsa oturup düşünmemiz gerekiyor.

Bütün bunlar sadece bu alanda değil, tarım sektöründeki çöküş, tarım endüstrisindeki gerileme artık, üretim alanında maliyetleri karşılamayan taban fiyatlar karşısında, evet, ithalata yöneldi Türkiye; Türkiye gibi bir tarım ülkesi, hayvancılık ülkesi artık et ithal etmeye başladı. Bu korkunç bir durumdur. Türkiye eğer et ithal eder duruma gelmişse ve gemiler limanlara canlı hayvanları taşımaya başlamışsa ve tarım sektörü çökmüş, tarım ürünleri ithal edilmeye başlanmışsa inanın, Dış Ticaret Müsteşarlığında 145’e yükseltilmesinin planlanması…

DEVLET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – 135…

HASİP KAPLAN (Devamla) – …temsilcilik sayısının 110’a, hâlen 115 olan yurt dışı kadro sayısının 145’e yükseltilmesi hiçbir şeyi çözmeyecektir çünkü ithalat ve ihracat alanında, bir ülkenin bir perspektifi olması gerekir, bir stratejisi olması, bir ekonomi politikasının olması gerekir. Türkiye ne yaptı? Bu derin ekonomik krizin ağırlığından önünü görebildi mi? Arkadaşlar, IMF hâlâ orta vadeli programla 2012 yılına kadar Türkiye’deki bütçeyi, sosyal güvenlik harcamalarını, sağlık, eğitim harcamalarını zapturapt altına almış durumdadır. Hâlâ, orta vadeli plana göre, Türkiye ekonomisi üç sene sonrasına göre dizayn edilmiş. Peki, Meclisin bu konuda bir kararı var mı, Meclisin bir çalışması oldu mu? Meclis bu konuda bir çalışma yaparak bir ekonomi politikası belirledi mi? Parti grupları bir araya gelip “Ülkemizin çıkarları için, geleceğimizi görelim, önümüzdeki dönemi tasarlayalım, planlayalım.” dedi mi? Demedi çünkü AK PARTİ “Ben çoğunluk partisiyim, benim sayım komisyonda da yeter, Mecliste de yeter. Ondan sonra da gelir, burada teklif ve tasarılara da el kaldır, el indir, oldubitti, çıktı yasa.” noktasına getiriyor.

Şimdi, “Teğet geçecek kriz.” denirken birdenbire, 29 mali krizinden sonraki en büyük krizde, bir bakıyoruz ki “Ucuz atlattık.” açıklamaları yapılıyor. Neyi ucuz atlattık? “Finans sektörümüz sağlam.” Nasıl, finans sektörünüz sağlam? Türkiye’de 50 banka var, bu 50 bankanın 26 tanesi yabancı sermayeli banka. Bu yabancı sermayeli bankaların birçoğu ABD’de Avrupa Birliğinde krize girerken senin ülkendeki şubeleri kâr mı ediyor? Buna kimi inandırıyorsunuz? Diğer yandan, bu yıl gelirlerle ilgili en çok kâr eden kurumların adları açıklandı. En çok kâr eden kurumlar bankalar. Dünyada finans sektörü gerilerken, finans sektörü, bankalar kriz içindeyken Türkiye kâr ediyor. Türkiye’de ilk 10 sırayı bankalar tuttu. Bankalar ne yapıyor? Dünyada görülmemiş bir faiz oranını uyguluyor. Bu dünyada görülmemiş faiz oranını, tüketici kartlarından tutun da kredi kartlarına, tüketici kredilerinden, kredi kartlarından verilen oto veya emlak kredilerine kadar yüklediği en yüksek faiz oranlarıyla Türkiye’de emekçi halkın sırtından çıkarıyor.

Şimdi, Türkiye, ihracatının yüzde 70’ini ABD ve Avrupa Birliği ülkelerine yapıyor. Bu ülkeler krize girdi. Krize girdiyse, bu ülkelerin karşısında gerileyen ihracatınızı veya ithalatınızı, ikisini de yeniden dizayn etmek için açılacaksınız. Nereye açılacaksınız? Türkiye, Orta Doğu’ya, Afrika ülkelerine, Güney Amerika’ya, Orta Amerika’ya ve bu krizde bu krizi başarıyla atlatıp hâlâ gelişimini sürdüren Hindistan ve Çin gibi ülkelerle, dev nüfusa sahip bu ülkelerle ithalatını ve ihracatını geliştirerek yapabilir.

Şimdi, 1 milyar nüfusu olan Çin’de Türkiye Cumhuriyeti devletinin eğer iki tane kadrosu çalışıyorsa, bu iki kadrosuyla dış ticareti nasıl organize edecek, nasıl pazar bulacak, nasıl araştırma yapacak, nasıl sanayiyi, nasıl hayvancılığı, nasıl tarımı Türkiye’deki iş dünyasıyla birleştirecek? Koskoca Çin’in içinde iki tane kadro, kaybolur gider zaten. Zaten Türkiye’nin Çin’le yaptığı ihracata baktığımız zaman son zamanlarda, belli sektörlerde Çinliler geliyor, mermer konusu, mermer ithalatı -ihracatı Türkiye’den yapılıyor tabii- ve ilginç bir şekilde enerji alanında termik santrallerle, kömür santralleriyle Türkiye’ye geliyorlar. Türkiye, kömür santralleriyle Türkiye’ye gelen Çinli firmalardan ihale alıyor. Zonguldak Taşkömürünün galerilerinin projelerini Çinli mühendisler yapıyor. Arkadaşlar, ekonomi, bütün partilerin ülkenin ortak çıkarı için uzlaşacağı çok ciddi bir konudur. Eğer bunun on yıl, yirmi yıl programlaması yapılmadığı takdirde ne olur? Zonguldak’ta taşkömürünü çıkaran işçimiz, asgari ücretle çalışan işçimiz taşkömürünü çıkarır, bir taraftan da taşkömürünün yanında diğer kömürler ithal edilir, bir iktidar da o kömürleri seçim yatırımı olarak sağa sola dağıtır ama hâlâ Zonguldak’taki göçükte 2 tane işçimizin cesedine bugüne kadar ulaşılabilmiş değildir. Şimdi ihracatı artıracağını söyleyen bir ülkenin, bir Hükûmetin biraz daha ciddi projelere imza atması gerekiyor.

Dünyanın küresel krizde aldığı önlemlerin bilançosunun 5 trilyon dolar olduğu söyleniyor. Peki, bu 5 trilyon dolardan, gelelim, enerji sektörüne. Nabucco Projesi’yle, Türkiye'nin Geçiş Boru Hatları Projesi’yle şimdi Hükûmet gözünü dikmiş Rusya’yla flört ediyor nükleer santralleri Mersin Akkuyu’ya ve Karadeniz’e kurmak için. Ne yapıyor? Hasankeyf’i sular altında bırakacak, Ilısu Barajı’nın kredilerini Avrupa bankaları kapattığı için Çin bankalarını Türkiye’deki bir ulusal banka üzerinden Türkiye’ye kredi aktaracak. Peki, bunları yaptığı zaman bu ekonomik politikada şunu vatandaş biliyor mu: Silopi’deki termik santrali kurduğu zaman Çinli, hem termik santralin malzemesini kredi olarak veriyor hem parasını kredi olarak veriyor ve sonra bir sözleşme imzalıyor, devletten garantörlük belgesi alıyor, diyor ki: “On beş sene elektriğimi devlet alacak.” On beş sene devleti mahkûm ediyorsunuz, taahhüt altında bırakıyorsunuz, peşinen pahalı elektriği onların adına alıyorsunuz. Siz bu pahalı elektriği alırken, diğer yandan Başbakanın memleketinde, Rize’de, güzelim dereleri, vadileri, Fırtına Vadisi’ni tahrip etmeye başlıyorsunuz, diğer yandan Hasankeyf’i, tarihî mekânları sular altında bırakıyorsunuz, Dicle Barajı’yla da Kasrik Boğazı’na kadar olan alanları bırakıyorsunuz. Bunlar çok büyük projelerdir, ekonomi projeleridir. Eğer bu büyük ekonomi projelerini siz yönlendiremezseniz 100 milyar ithalatla açık veren bütçenin yamasını oluşturamazsınız. Anayasa’ya yama yapmaya benzemiyor ekonomi. Ekonomi, yamayla kurtulacak bir planlama değil arkadaşlar.

Türkiye’yi sekiz yıllık iktidarı boyunca yüzde 100 ithal enerjiye mahkûm eden bir anlayışla, Dış Ticaret Müsteşarlığı, Mazıdağı’ndaki fosfat fabrikasını kapatıyor, on beş senedir Cezayir’den, Tunus’tan fosfat alınıyor ve baktığınız zaman kim bunları alıyor? Bir araştırdığınız zaman birilerinin cebine akıyor. Ama Mazıdağı ilçesindeki bütün tesisleriyle fabrika on beş senedir çürüyor ve ben soruyorum: Neyin ithalatını, ihracatını yapacaksınız? On beş senedir Mazıdağı’nda çürüyen fabrikayı, oraya yatırılan 300 milyon dolar devlet parasını kurtarmadıktan sonra siz bir Afrika ülkesinden, Cibuti’den, oradan neyin ihracatıyla, ithalatıyla ülkeyi kalkındıracaksınız? Kendi elinizdekileri değerlendiremeyen bir ülke konumundasınız.

Değerli arkadaşlar, sadece sekiz günlük sınır ötesi operasyonun maliyetinin 160 milyon dolar olduğu ülkemizde siz askerî harcamaları, uluslararası ticaretin bel kemiğini teşkil eden silah alımlarını, uçak alımlarını, tank alımlarını bu Mecliste planlamadığınız, şeffaf bir şekilde bunu konuşmadığınız zaman Başbakanın düştüğü ofsayta düşersiniz, İsrail’le ilişkiler gibi. Heron’u alırsınız, tankı da yaparsınız, uçak tamiratını yaparsınız, yazılım belgeleri de İsrail’in, Tel Aviv’in elindedir, sizi de kumandayla oynatır ondan sonra İsrail. Bütün bu araçların yazılım programı vardır, yazılımı Tel Aviv’in elinde olan bir başbakan durumuna düşersiniz.

Dış Ticaret Müsteşarlığı öyle çocuk oyuncağı değil, öyle çıkıp kürsüden bağırmak çağırmak değil. Yahu nereden alıyorsunuz durmadan bize, milletvekillerine, belediye başkanlarına sıktığınız şu biber gazını? Bakın, ben üç gündür burada, Mecliste konuşuyorum, devam edeceğim. Bu saldırının emrini kim verdi? Ve bu saldırının emrini Hükûmet, bakansa bakan, valiyse vali, emniyet müdürüyse emniyet müdürü, mertçe çıksın ortaya, desin “Ben yaptım.” Bakın, bunun peşini bırakmayacağım. Bugün basın açıklaması da yaptım, hepsini gönderdim; Meclis Başkanına, Cumhurbaşkanına, Başbakana, Kılıçdaroğlu’na, Sayın Bahçeli’ye, DSP Genel Başkanına ve hepsine olayın canlı CD’sini gönderdim. Bunun peşini bırakmayacağım. Ya mertçe çıkıp burada “Bunu biz yaptık, arkasındayız.” diyeceksiniz, sorumluluğunu üstleneceksiniz… Yoksa mahkemelerde, meydanlarda ve sandıklarda hesaplaşmaya devam edeceğiz. Asla bunun peşini bırakmayacağımı söyledim. Bunun bilinmesini istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye 2010 yılı bütçesinde 50 milyar 134 milyon TL açıkla büyüme oranı hedeflerken ve gerçekçi olmayan bu gelirin ek vergiler ve dolaylı vergilerle alınacağı ifade edilirken bu tüketiciden alınan KDV’lerin, ÖTV’lerin, enerjiden alınan, petrolden alınan, doğal gazdan alınan, elektrikten alınan, sudan alınan vergilerle çalışan işçinin, memurun, esnafın ekmeğinden alınarak oluşturulacak bir bütçe ile karşı karşıyayken Türkiye dış ticaretini planlama şansına sahip değildir.

Gayrisafi hasılanın 1 trilyon 28 milyar 800 milyon TL, büyüme oranının 3,5; yıl sonu TÜFE oranı yüzde 5,3; ithalat 153 milyar dolar, ihracat 107,5 milyar dolar makroekonomik varsayımlara dayandırılmasının da gerçekçi olmadığı ortaya çıktı. 2009 yılı bütçesi zaten daha burada görüşülürken 8 milyar liralık revizyon gördü. Dış borçları devasa, ayrı. Şimdi, böyle bir ekonomik politikanın mimarı olan AK PARTİ Hükûmeti çıksın şunu yoksul köylülere, çıksın işçilere, çıksın memura, çıksın emekliye, çıksın çiftçiye anlatsın. Çıksın anlatsın, desin ki: “Ben 100 tane memuru daha partizanca kadroyla alacağım, ben bununla Türkiye’nin ekonomi rotasını düzelteceğim.” Bunu yemezler arkadaşlar, kimse bunu artık yutmuyor.

Gerçekten, Türkiye’de çözüm mümkün, önümüzdeki yılları da belirlemek mümkün. Orta vadeli plan 2010 yılı merkezî yönetim bütçe açığının gayrisafi hasılaya oranı yüzde 4,9; 2011-2012 yıllarında ise yüzde 4’e ve yüzde 3,2’ye düşeceği öngörüsü nasıl tutacak arkadaşlar? Bu, Hükûmetin beyanı. Bu, Hükûmetin açıklaması, burada diyor ki: “Benim önümdeki 2011 ve 2012 yıllarında bu oran giderek düşecek 4’ten 3’e, evet, 3,2’ye kadar.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaplan, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Tamamlıyorum.

Şimdi, Hindistan ve Çin büyüme oranlarını nasıl artırdı, bu iyi değerlendirilmelidir. Büyümeyi sürdüren ülkelerde işçi, memur maaşlarına niye 2 katı zam yapıldı, bu iyi değerlendirilmelidir. “Sosyal adalet” ve “sosyal eşitlik” kavramı çok iyi değerlendirilmelidir. Zamlar, yoksulluk ve krizin faturasının kimin sırtında olduğu çok iyi tespit edilmelidir.

Bunlar yapılmadığı sürece, ekonomi şeffaflaşmadığı sürece, bir yanda zenginler -bir avuç zengin- bir yanda milyonlarca yoksul… Ve sınıflar arasında uçurum oluştuğu zaman, toplumda ümitler, umutlar kırıldığı zaman, sosyal çürümüşlük başladığı zaman, sosyal patlamalar başladığı zaman, işte felaket o gündür.

İnşallah, bir yıl sonra, seçimden sonra Türkiye bu felaketten kurtulacaktır umudunu taşıyarak, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

AK PARTİ Grubu adına Balıkesir Milletvekili Sayın Ali Osman Sali, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ OSMAN SALİ (Balıkesir) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Dış Ticaret Müsteşarlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’yla alakalı olarak AK PARTİ Grubu adına huzurunuzdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, kanun tasarısının özü, Dış Ticaret Müsteşarlığının yurt dışı kadrolarına başmüşavir, müşavir, ataşe seviyelerinde olmak üzere 30 adet kadronun ilavesiyle alakalıdır.

Değerli arkadaşlar, benden önceki grup sözcüleri, ithalat, ihracat üzerine, siyasi konular üzerine çok önemli değerlendirmeler ve analizler yaptılar. Kendilerine teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, ben, hayatını maaşla geçirmiş, maaşla idame ettirmiş bir kişiyim. Hani derler ya “Pazarda limon sattın mı?” Yani pazarda limon dahi satmadım, hep maaşla geçindim. Değerlendirmeler yapılırken de kendi kendime düşündüm nasıl bir şeydir bu ithalatçılık, ihracatçılık diye. Karşıma -kendi değerlendirmelerime göre tabii- şöyle bir durum ortaya çıktı, “İhracatın bileşenleri nelerdir? Bunun unsurları nelerdir?” diye bir soru sordum, kendi kendime de şu şekilde notlar aldım: Önce, pazarlanabilir, satılabilir mal veya hizmetiniz olacak. Sonra, uygun dış piyasa olacak. Sonra, uygun ortam olacak. Sonra, ihracatçı olacak elinizde. İhracatçılık da bugünden yarına olunan bir meslek değil sonuç itibarıyla, bu bir kültür, bir süreç, bir birikim.

Bu anlamda, müsaade ederseniz, bir fıkra anlatmak istiyorum: Başarılı bir iş adamı var, okumuş, eğitim görmüş başarılı bir iş adamı. Bir delikanlı da buna çok özeniyor, bunun gibi olmak istiyor, idolü. Gidiyor diyor ki: “Ağabeyciğim, ben de senin gibi olmak istiyorum. Ne yapmam lazım?” O da diyor ki: “Oğlum, benim gibi olman için üç tane diploma lazım, onları al gel, sonra konuşalım.” Delikanlı gidiyor -büyük çaba, büyük gayret- üç tane üniversite bitiriyor ve üç tane diplomayı götürüyor. “Ağabeyciğim, tamam, üç diploma tamam, anlat şimdi.” “A be oğlum, sen beni yanlış anladın, dedenin diploması, babanın diploması ve seninki lazım.” diyor. Yani kültür olduğunu, süreç olduğunu anlatmak açısından bu fıkrayı anlattım.

Başka ne lazım? Devlet katkısı ve desteği de lazım. Organizasyon lazım, mevzuat lazım.

Biz, şimdi, bugün neyi konuşuyoruz? Esasen, organizasyon ve destek boyutunu konuşuyoruz. Ben, değerlendirmelerimi, müsaadenizle, bu eksen üzerine sürdüreceğim.

      Değerli milletvekilleri, bildiğiniz üzere, son yıllarda ülkelerin uluslararası ticarete verdiği önem giderek artmış, bunda ihracata dayalı ekonomik büyüme modellerinin benimsenmesinin etkisi olmuştur. Bu durum esasen küreselleşmenin doğurduğu bir sonuçtur. Sayın Öztrak farklı bir değerlendirme yaptı ihracata dayalı büyüme modeliyle ilgili ama benim bildiğim, bu isim, ithal ikameci büyüme modeline nazaran verilen bir isimdir. Uygulama başarısıyla bir isimlendirme yapılmayacağı görüşündeyim.

    Değerli arkadaşlar, Türkiye olarak geniş ve çok çeşitli imkânlar sunan bir coğrafya üzerinde bulunmamıza rağmen dünya ekonomisi ve ticaretinden yeterince pay alamamaktayız. Bugün ülkemizin dünya ticaretinden aldığı pay yüzde 1’ler bile değildir. Esasen, bu durum, önümüzdeki dönemde önceliklerimizin neler olması gerektiği konusunda da bir fikir vermektedir, tabiatıyla ekonomimizi küresel eğilimler paralelinde ve rekabetçi bir anlayışla yapılandırmak zorunda olduğumuzu göstermektedir.

    Değerli arkadaşlar, dış ticaret politikamızı belirlerken sahip olduğumuz büyük potansiyeli görmemiz, pazar olarak belirlediğimiz bölgelerin ekonomimizle  tamamlayıcı özelliklerini çok iyi analiz etmemiz, ticaret ve yatırım ilişkilerimizi stratejik bir vizyon ve bakış açısı temelinde yeniden tanımlamamız gerekmektedir. Mevcut durum bizleri yaşadığımız coğrafyanın potansiyelini ekonomik ve ticari menfaatlerimiz doğrultusunda kullanmaya zorlamakta, başta komşu ve çevre ülkeler olmak üzere hedef pazar olarak belirlediğimiz ülkelerle ikili iş birliği, bölgesel ortaklık imkânlarının değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Türkiye bu anlayışla oluşturulan politikalar sayesinde kaynaklarını en rasyonel şekilde kullanabilir hâle gelecektir.

    Değerli arkadaşlar, iş adamlarımızın Türkiye’nin ihraç ürünlerini dünya pazarlarına ulaştırma noktasında ciddi ilerleme kaydetmiş olduklarını memnuniyetle görüyoruz. Bugün iki yüz yirmi dört ülkeye ihracat yapıyoruz, tekrar ediyorum değerli arkadaşlar, iki yüz yirmi dört ülkeye ihracat yapıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

    VAHAP SEÇER (Mersin) – Dünyada iki yüz yirmi dört ülke yok. Nasıl oldu şimdi bu?

    ALİ OSMAN SALİ (Devamla) – İhracatçılarımız adını bile bilmediğimiz birçok ülkeye Türk mallarını pazarlıyorlar. İhracatçımız açısından önem taşıyan yurt dışı merkezlerde ihracatçılarımızın danışabileceği, yardım alabileceği, kendi teknik alanında yetkili ve bilgili ticaret müşavirlerinin bulunması gereklidir. Ne var ki, Dış Ticaret Müsteşarlığı yurt dışı kadro sayısı bugün itibarıyla ihtiyaçları karşılamaktan uzaktır. Teknolojik imkânların baş döndürücü bir seviyeye ulaştığı bu çağda ülkeler ihracat pazarlarında dış ticaret temsilcilerini artan bir şekilde görevlendirmeye devam etmektedir.

    ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Nereden buldun 224 tane ülkeyi?

    ALİ OSMAN SALİ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, doğru rakamı da sizler söylersiniz, problem yok. Yani önemli olan, dünyanın dört bir yanına mal satmaktadır ihracatçılarımız. Buna da itirazı olan varsa buyursun.

    AKİF AKKUŞ (Mersin) – Dünyanın beş bir yanına!..

    ALİ OSMAN SALİ (Devamla) – Zira ülkelerin resmî ve özel sektör temaslarının sürekliliği ve doğru pazar analizinin yapılması bizzat pazarlarda bulunmayı, bilgi toplamayı ve müdahale etmeyi gerektirmektedir. İşte, ticaret müşavirlerimiz bu alanda aktif bir rol üstlenmektedirler. İhracatçımız açısından stratejik öneme sahip dış pazarlarda konumlanmış, uygun imkânlar sağlanmış ticaret müşavirlerimizin Türkiye’nin ekonomik ve ticari hedeflerine ulaşmada anahtar bir rol oynayacağı, ülkemiz için faydasının maliyetinden katbekat fazla olacağı açıktır. Ticaret müşavirlerimizin sayılarını artırdıkça, sahip oldukları imkânları geliştirdikçe, ihracat performansımızın da misliyle arttığını gözlemleyeceğiz. Dolayısıyla ticaret müşavirlerinin sayılarının artması, ülkemiz istihdamı ve kalkınmasında da önemli katkılar sağlayacaktır.

    Değerli arkadaşlar, ülkemizin dünyanın en ücra köşelerinde bile ekonomik menfaatleri vardır. Zira bu bölgelere gittiğimizde, iş kurmaya, iş yapmaya çalışan vatandaşlarımızla karşılaşıyoruz. Devletimizin, vatanından uzak topraklarda ekmek  parasını kazanmaya çalışan iş adamlarımıza gereken desteği vermesi önemlidir. Ticaret müşavirlerimiz de tam olarak bu fonksiyonu yerine getirmektedir. Dünyanın her köşesinde görev bilinci ve özveriyle çalışan ticaret müşavirleri iş adamlarımıza yol göstermekte, sorunlarını çözmeye katkı sağlamakta, destek olmaktadırlar. Ticaret müşavirleri yabancı coğrafyalarda iş adamlarımızın gözü, kulağı durumundadır. Ticaret müşavirlerinin asli görevi ihracatımızı artırmanın yollarını araştırmaktır. Müşavirlerimiz bulundukları ülkelerde bu amaçla gerekli temas ve altyapı hazırlıklarını yapmaktadırlar. Ayrıca, yerli sanayimizin damping, sübvansiyon, sahtecilik, taklit ürün gibi haksız ticari uygulamalardan zarar görmesini önlemek amacıyla, bulundukları ülkenin koşulları ve uygulamalarıyla ilgili bilgilendirme de yapmaktadırlar. Dolayısıyla ticaret müşavirlerinin ekonomik ve ticari çıkarlarımızı korumak adına önemli görevleri bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalar çerçevesinde iş adamlarımıza sağlayabileceğimiz maddi destekler oldukça sınırlanmıştır ancak iş çevrelerine, pazar, ürün, alıcı, potansiyel iş imkânları konularında yol göstermede, destek vermede herhangi bir sınır ve sorun yoktur. Bu bağlamda, ticaret müşavirliklerimizin imkânlarının ihtiyaca cevap verecek şekilde genişletilmesinde yarar görülmektedir. Öyle ki yabancı ülkelere giden iş adamlarımız ticaret müşavirliklerini üs gibi kullanabilmelidirler.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin ticaretinde belirli bölge ve ülkeler gün geçtikçe daha fazla önem kazanmakta, buralarda faal bir ticaret müşavirliği ağının bulunmayışının maliyeti giderek artmaktadır. Özellikle Orta Doğu, Bağımsız Devletler Topluluğu, Çin Halk Cumhuriyeti, Amerika Birleşik Devletleri, Balkanlar ve Afrika’yı bu anlamda zikretmemiz mümkündür. Orta ve uzun vadeli düşünerek başta komşu ve çevre ülkeler olmak üzere önemli yurt dışı merkezlerde yeni temsilcilikler açılması ve mevcut temsilciliklerin bu anlayışla yapılandırılması acil ihtiyaçlardandır. Ticaret müşavirliklerinin görev alanına uygun imkânlarla donatılarak sayılarının artırılması kuşkusuz kalkınma hedeflerimizi destekleyecek, bugüne kadar var olmadığımız pazarlara erişim sağlamamıza, hâlihazırda faaliyette bulunduğumuz pazarlarda ise imkânları daha iyi değerlendirmemize imkân sağlayacaktır.

Değerli arkadaşlar, hâlen 77 ülkede 100 merkezde dış ticaret müşavirliğimiz, 115 personelimiz vardır. Bu tasarıyla oluşturulacak kadrolarla 22 temsilcilik açılması planlanıyor. 30 kadro ilavesiyle toplam kadro 145’e çıkacak.

Değerli arkadaşlar, 22 merkez şunlar, ülkeler itibarıyla söylüyorum: Almanya, Angola, Bangladeş, Çin Halk Cumhuriyeti, Fransa, Hindistan, Irak, İran, İspanya, Kazakistan, Kosova, Küba,  Meksika, Portekiz, Rusya Federasyonu, Slovakya, Slovenya, Şili, Tanzanya, Venezuella, Vietnam, Vietnam. Şimdi, burada gördüğünüz üzere geleneksel pazarlarımız azınlıkta, potansiyel hedef pazarlarımız çoğunluktadır. Buralarda daha fazla merkez açılacaktır.

Değerli arkadaşlar, Dış Ticaret Müsteşarlığınca hazırlanan ve ilgili kurumlarla paylaşılan 30 kadro ihdasına yönelik düzenleyici etki analizinde, yurt dışı teşkilatında yeni kadroların ihdas edilmesinin ihracata ve dolayısıyla istihdam ve kalkınmaya yapacağı katkıların önemli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yerli ve yabancı kaynaklı akademik çalışmalar, ihracat ile yurt dışı ticari temsilcilik kadrolarının artırılması arasında sistematik bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır.

Değerli milletvekilleri, tasarının ve dolayısıyla Bakanlığın talebi çok mütevazı bir taleptir. Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmelerde bütün gruplarımız kadroların artırılması yolunda Sayın Bakanlığa teklifte bulundu. Sayın Bakan nazik bir şekilde teşekkürlerini belirterek bu tekliflere olumlu katkı vermedi ancak verilen önerge ile bu kadroların 30’dan 135’e çıkartılması planlanıyor. Bu analizi, bu önergeyi esasen doğru buluyorum. Zannederim Sayın Bakan da bir analiz yapabilmek açısından geciktirmiştir. 1,15 oranında ticaret merkezi başına hesabı yaptığımızda 230, 240’larda çıkar. İhtiyaten toplam 250 kadroya ulaşması, bu dış ticaret müşavirlerimizin, ataşe ve temsilcilerimizin sayısının 250’ye çıkacak olması gerçekten ihracatımıza çok ciddi katkılar sağlayacaktır diye düşünüyorum.

Tabii, bu ülkelerdeki pazar araştırmaları, yabancı ülkelerdeki pazar araştırmaları ve iş adamlarımıza katkı sadece 1,15; 1,5 veya 2 kişiden oluşan ticaret müşavirlerimizin tek başına gerçekleştirebileceği bir çalışma değildir. Burada, bu ülkelerde nitelikli yerel personel istihdamı da son derece önemlidir.

Tabii, burada bir başka husus daha var değerli arkadaşlar. İş adamlarımız da ticarette bulundukları ülkelerdeki Dış Ticaret temsilciliklerimizden, oradaki kamu personelinden destek istemeli, onların katkılarını sağlama taleplerini sürdürmelidirler. Diğer yandan, yasal ticaret konusunda gümrüklerimizin yeniden yapılandırılması son derece önemlidir. Gümrük Müsteşarlığımız da kendisini yeniden yapılandırma gayretlerini sürdürmektedir ve bu yöndeki kanun tasarısı da Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuştu.

Değerli arkadaşlar, yapılacak artışla, yeni personel takviyesiyle ihracatımıza bu tasarının olumlu katkılar getireceğine inanıyor, hayırlı olması temennisiyle hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sali.

Şahsı adına Çorum Milletvekili Sayın Cahit Bağcı, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CAHİT BAĞCI (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 476 sıra sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Dış Ticaret Müsteşarlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde dış ticaret ilişkilerini geliştirmek, politikaların tespitine yardımcı olmak, tespit olunan bu politikalar çerçevesinde ihracat, ihracatı teşvik, ithalat, yurt dışı müteahhitlik hizmetleri, ikili ve çok taraflı ticari ve ekonomik ilişkileri düzenlemek, uygulamak ve uygulamaları izlemek ve geliştirmek, Dış Ticaret Müsteşarlığımızın sorumluluğundadır. Müsteşarlık, ülkemizin dünya ticaretinde lider ülkeler arasında yer almasını sağlayacak dış ticaret politikalarını oluşturmak ve uygulamak vizyonu ve stratejik plan çerçevesinde çalışmalarını sürdürmektedir. Stratejik plan kapsamında başta komşu ve çevre ülkeler olmak üzere ülkelerin stratejik önem değerlerine göre, yurt dışında yeni temsilcilikler açılarak yurt dışı teşkilatının insan kaynağı ve fiziksel altyapısının güçlendirilmesi ile 2010 yılı sonunda dış temsilcilik sayısının artırılması hedeflenmektedir. Bu stratejik hedef ve vizyonun yakalanabilmesi, doğru pazar analizlerinin yapılması, fırsatların tespiti ve ihracat yoluyla büyüme, yatırım, üretim ve istihdam artışının sağlanabilmesi için dış temsilcilik sayısının artırılması son derece önemlidir.

Değerli milletvekilleri, İhracat Stratejik Planı çerçevesinde, pazarlama, bilgi teknolojileri, finansman ve destek mekanizmaları, ikili ve çok taraflı ticari ilişkiler ile kurumsal yapı, iş birliği ve koordinasyon konuları öncelikli alanlar olarak belirlenmiş ve bu kapsamda komşu ve çevre ülkeler ile ticareti geliştirme stratejisi kapsamında dış ticaretimizdeki payı hızla azalan komşu ve çevre ülkeleri ile ticaretin geliştirilmesi ve ticaret hacmimiz içindeki paylarının kalıcı olarak artırılması amacıyla geliştirilmiş, uygulamanın ilk aşamasında İran, Irak, Suriye başta olmak üzere Orta Doğu ülkeleriyle ticari ve ekonomik ilişkilerimize ağırlık verilmiş ve önemli başarılar elde edilmiştir; 2003 yılından itibaren Kuzey Afrika ülkeleri, Orta Asya cumhuriyetleri, Rusya, Ukrayna ve Balkan ülkelerine ağırlık verilmiştir.

Afrika Ülkeleri ile Ekonomik İlişkileri Geliştirme Stratejisi ile Afrika pazarının ülkemizdeki firmalar için hedef pazar niteliği taşıdığı görülmektedir. Kuzey Afrika ülkelerinin yanı sıra Sahra altı ülkelerini de kapsayan bu stratejik eylem planı ile ticaret hacmi stratejisinin başladığı 2003 yılından 2008 yılı sonuna kadar yüzde 200’ün üzerinde bir artış sağlanmış ve Afrika’da üstlenilen işlerin toplamı 25 milyar doları aşmıştır.

Diğer taraftan, Asya Pasifik Ülkeleri ile Ekonomik ve Ticari İlişkileri Geliştirme Stratejisi ile 2005 yılından bu yana uygulanan bu strateji kapsamında, dünya nüfusunun yarısından fazlasını barındıran ve dünya ticaretinde önemli bir yere sahip olan Asya Pasifik bölgesi hedef pazarlar içerisine dâhil edilmiştir. Çin Halk Cumhuriyeti, Güney Kore ve Japonya yeni ihracat odakları olarak tespit edilmiştir. İhracatımızın 2010 yılı sonu itibarıyla 8 milyar dolara ulaşması hedeflenmiştir. 2009 yılında Çin Halk Cumhuriyeti, yaklaşık 9 milyar dolara ulaşan ticaret hacmiyle önemli bir pazar olduğunu göstermiştir.

Amerika Birleşik Devletleri ile Ticareti ve Ekonomik İlişkileri Geliştirme Stratejisi ile Türkiye'nin ve Türk ürünlerinin imajının güçlendirilmesi, böylece ABD’ye olan ihracatımızın artırılması, Amerikan yatırımcılarının dikkatinin çekilmesi ve ticari ilişkilerin siyasi ve kültürel ilişkilere olumlu yansımasından yararlanarak, genel anlamda ikili ilişkilerimizin geliştirilmesi de amaçlanmaktadır.

Bu stratejik hedeflerimiz yürürlüğe konularak Türk ihracatçısının doğru pazarlara yönelmesi sağlanmış ve ihracatımızda önemli artışlar gerçekleştirilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz için önümüzdeki on yılda önemli bir ihracat pazarı olma özelliğine sahip Çin, Almanya, İtalya ve İngiltere’nin… Çin’de ABD’nin 9, Almanya’nın 14, İtalya’nın 23, İngiltere’nin 19, Kanada’nın 13, Japonya’nın 8 adet ticaret müşaviri bulunurken ülkemizin sadece 2 adet ticaret müşaviri bulunmaktadır.

Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100’üncü yılında 500 milyar dolar ihracat hedefine ulaşılabilmesi için Dış Ticaret Müsteşarlığının yurt dışı teşkilatının güçlendirilmesi zorunluluk arz etmektedir. Bu çerçevede, ihracatın ülkemizin büyümesindeki önemi dikkate alınarak, ihracat yoluyla yatırım, üretim ve istihdamın artırılması hedefine yönelik olarak tasarıyla Dış Ticaret Müsteşarlığı yurt dışı kadroları sayısının 145’e yükseltilmesi hedeflenmektedir.

Tasarının ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bağcı, teşekkür ediyorum.

Şahsı adına Denizli Milletvekili Sayın Emin Haluk Ayhan, buyurun efendim.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 476 sıra sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Dış Ticaret Müsteşarlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’nda şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; biraz önce geneli hususunda konuştuğum konulardan arta kalan birtakım hususlar vardı, onları değerlendirmek istiyorum, buna ilave olarak da birtakım görüşlerimi beyan edeceğim.

Gerçekten, Türkiye dış ticaretine yeni bir eksen çizilmesi zorunludur. Avrupa Birliği ve gelişmiş ülke pazarlarına bağımlılık azaltılmalıdır. Yurt içinde katma değer üretimini destekleyecek politikalara öncelik verilmeli, ithal girdi bağımlılığı azaltılmalı, dâhilde işleme rejimi gözden geçirilmeli, Türk ürünleri üzerinde yurt dışı piyasalarda oluşan katma değerin Türkiye’de kalması sağlanmalı, proaktif bir pazar giriş ve stratejisi benimsenmeli, serbest ticaret prensibi ülke menfaatleri çerçevesinde kurgulanmalı ve uygulanmalı, Türk ürünlerinin rekabet gücünü artıracak rekabetçi döviz kuru uygulamasına da geçilmelidir.

Ayrıca, ihracatın bölgesel çeşitliliği sağlanmalıdır. Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya ekonomileri büyüdükçe, Türkiye için yeni ihraç pazarları hâline geleceklerdir. Türkiye bu gelişmeye de hazır olmalıdır. Özellikle Türk dünyasıyla ekonomik ilişkilerin, ekonomik ve ticari entegrasyon hedefiyle yürütülmesi ve bunun 2023 yılına kadar tamamlanması da hedeflenmelidir.

Dış Ticaret Müsteşarlığının, bildiğim kadarıyla, 77 ülkede, 3 uluslararası kuruluş nezdinde, 100 misyonda toplam 115 kadrosu bulunmaktadır. Latin Amerika ve Afrika bölgesi başta olmak üzere, ticari temsilciliklerimizin sayısının az olduğu misyonlarda çok kısa bir süre içerisinde yeni görevlendirmeler yapılmalıdır. Yeni temsilcilikler ve Türk ticaret merkezleri açılmasına da öncelik verilmelidir. Hâlihazırda dünya pazarlarındaki rakiplerimiz açısından değerlendirildiğinde, Müsteşarlığın yurt dışındaki mevcut personel ve fiziki imkânları son derece yetersiz kalmaktadır.

Bu imkânların artırılması kadar rasyonel kullanılması da önemlidir. Bu kadrolar arpalık ya da yandaş kayırma aracı olarak görülmemeli, kurum içinden, nitelikleri uygun personelin görev almasına önem verilmelidir. Ayrıca, aklınıza gelen her yerde kadro açmak yerine ülke dış ticaret stratejisine uygun merkezlerin belirlenerek, burada ihtiyaca dönük yapıların ve organizasyonların oluşturulması suretiyle personel görevlendirilmesi gerekir. Yoksa, mevcut yapı içerisinde zihniyet değişikliği olmadan, bu kadroların heba edilmesi görülecektir, heba edilecektir. Ticaret müşavirlerinin görev tanımı, hedefleri, sorumlulukları, görev ve yetkileri daha açık bir şekilde belirlenmelidir. Mevcut yasal metinlerdeki bu alanlardaki düzenlemeler yeterli değildir. Ticaret müşavirleri, kimine göre “teşrifatçı”, kimine göre “uç beyi”, kimine göre “diplomat”, kimine göre “tacir” olarak değerlendirilmemeli, bu işin bir kriteri, sınırları ve ölçüsü olmalıdır, onların devletin birer temsilcisi olduğu da unutulmamalıdır. Bir kişilik ticaret müşavirlikleri “Bir Türk dünyaya bedeldir.” zihniyetinin ürünüdür. Dış ticaret bir takım oyunudur, bu takımı iyi kurmak gerekir, Sayın Bakanın bu konuda gerekli hassasiyeti göstereceğine inanmak istiyorum.

Bakın, bu tasarıya kimse muhalefet etmedi, nasıl kullanılacağını bilmeden olumlu görüş -muhalefet tarafından- beyan edildi. 30 kişiyle bu sorunların, ihracatın sorunlarının çözülmesi mümkün değil. Gerek Sayın Bakana gerekse yetkililere, geçmişte görev aldığımız bir kurum olması hasebiyle, sorumluluk aldığımız bir kurum olması hasebiyle, ihtiyacın daha fazla olabileceğini beyan ve ifade ettik, onları bu konuda teşvik edeceğimizi de söyledik. Burada kurumsallaşmaya ne yapmamız lazım, çok iyi bir şekilde dikkat etmemiz lazım. Gerçekten, biraz önceki konuşmamın başlangıcında ifade ettiğim hususlarda, son zamanlarda gelen teşkilat yasaları, kadrolara ilişkin hususlarda gerçekten bazı konuların darmadağınık olduğunu, devletin düzenini tahribata yönelik olduğunu bir kez daha ifade ediyorum.

Bu Hükûmet gerçekten bu işleri anlamıyor. Sayın Bakan, bu Hükûmet sizi de anlamıyor, aynı şeyi, sizden önceki Sayın Bakana da ifade ettim. Gerçekten, kur konusunda sizlerin konuşması, çırpınması, bunların Bakanlar Kurulunda görüşmediği kanaatini hem bizde oluşturuyor hem de oluşan bu görüşümüzün kuvvetlenmesine neden oluyor. Şayet, Merkez Bankası, sizin politikalarınızla, sizin makroekonomik çerçevede çizdiğiniz, uyguladığınız politikalarla uygun bir program götürmüyorsa, bir kur politikası götürmüyorsa, bunun yapılacak şeyi şikâyet etmek değil. Nedir? Onu bir şekilde yasal yollardan çözmektir. Bunun her sefer gündeme gelmesi kamuoyunda da hoş bir şey olmuyor.

Şimdi, bakıyoruz, serbest bölgelerle ilgili dört beş tane tasarı geldi, geçen dönem bir tasarı geldi. Yani 300 milyar dolar civarında bahsettiğimiz ne var? Dış ticaret hacmi var. Biz 1 milyon dolarlık işlerin peşinde koşuyoruz ve önce tasarı olarak geliyor, üzeri daksilleniyor, lakayıt bir şekilde teklif olarak başka yerlere sunulmaya çalışılıyor, sonra yüce Meclise geliyor. Bu konu üzerinde görüş beyan edildiği zaman da kurumun buna sahip çıkmadığını, biz ne yapıyoruz teklif olduğu için, anlamış oluyoruz çünkü üzerinde daha önceden “tasarı” yazıyor.

Bunun dışında, gerçekten, samimi olarak, dâhilde işleme rejimi ve buna ilave olarak serbest bölgelerle ilgili araştırma önergeleri verdim. Bunlarla ilgili, hakikaten de samimi olarak bunların araştırılması gerektiğine inandığım için bunları verdim ama gerek şahsınızdan gerekse Hükûmetten, iktidar kanadından buna yönelik hiçbir olumlu tepki de almadık.

Bunların ötesinde, zaten Hükûmetin kurgusunda, Hükûmet, krizi fark edemedi; krizi fark etse seçim öncesi ifade edemedi, ifade edememenin sonucunda rakamları 29 Marta kadar değiştiremedi; değiştirememesinin sonucunda bütün cihana, âleme yanlış hedeflerle gittik. Sonunda ne oldu? Artı 4 dediğimiz büyüme hedefi eksi 6’ya yaklaştı. Dış ticaret hedefi -dün burada grup başkan vekili yanlış ifade etti- neydi? 330-340 milyar dolarlık hedefler, geldi, neredeyse yüzde 50 azaldı, 250 milyar dolarlara yaklaştı. Şimdi, baktığımız zaman, hedeflerin hepsi paramparça; istihdamda problem, yatırımda problem, ekonominin ihracatında problem, ithalatında problem, ekonominin her alanında problem.

Sayın Bakanım, bakın, geçen sene hedefleri, 149 milyar dolar ihracat, 2,5 milyar dolar ithalat koymuşuz, 102 ile 140 gerçekleşmiş. Şimdi, bakıyoruz “Cari işlemler açığı 50 milyar dolar.” diyorsunuz, 11 milyar dolar oluyor. Şimdi, baktığınız zaman, Hükûmetin ileriyi gördüğünü, makroekonomiyi fevkalade iyi düzenlediğini, hedefleri fevkalade iyi koyduğunu, bu sorunları çözdüğünü söyleyebilir miyiz? Söyleyemiyoruz. İşsizlik kol geziyor. Şimdi, burada arkadaşımız var. Denizli’de 30 bin kişi işini kaybetti, 480 bin merkez nüfusu var, 30 binini düşün öğrenci olarak, üniversite öğrencisi…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Kaç nüfusu var?

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – 480 bin. Yani her 2 evden 1 tanesine, 3 evden 1 tanesine haciz geliyor.

Bakın, biz, ihracatı AKP döneminde, 2003-2009 arasında 611 milyar dolar yapmışız, ithalatımız 936 milyar dolar. Cari dış ticaret açığına bakıyoruz, 325 milyar dolar. Şimdi, hadiseye böyle baktığımızda, bunun adı AKP Hükûmetince milletin soydurulmasıdır. Bakın, sadece geçen yıl 125 milyar dolarlık bu ülkenin millî geliri hiç edilmiştir, kaybetmiştir insanlar, 125 milyar dolar! Kişi başına gelir de yaklaşık yüzde 17, yüzde 20 azalmıştır. İnsanlar perişandır, sanayi perişandır. Nereye bakarsanız bakın, sıkıntılar artmaya başlamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ayhan, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun efendim.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

İstihdam sıkıntılı, dış ticaret sıkıntılı, iç ticaret sıkıntılı, ödemeler dengesi sıkıntılı, cari işlemler problemli. Mahallî idareler harcamalarında siyasi olarak kullandığınızı şu programda sizler söylüyorsunuz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Siz büyükşehir misiniz?

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Şimdi, nereden bakarsanız bakın, yatırımlar yüzde 20 küçülmüş. Böyle bir ekonomide iyi olduğunu söylemek mümkün mü? Evet, gerçekten teğet geçti kriz! Bir şeyi ifade etmek istiyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Siz büyükşehir değilsiniz ama!

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Yalnız, teğette çemberin etrafında, ortada AKP’liler var, çemberin bir kenarına sanayiciler tutunmuş, bir kenarına işçiler tutunmuş, bir kenarına perişan olanlar tutunmuş, bir kenarına ihracatçılar tutunmuş, ortasında AKP’liler var; onlara bir şey olmuyor, vatandaş perişan. Bu anlamda, Sayın Başbakan söylüyorsa gerçekten “Teğet geçti.” geçmedi, henüz devam ediyor.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Ama siz büyükşehir değilsiniz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teğet geçmedi, teğetten geçti, merkeze dokunmadı.

BAŞKAN - Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

GENEL KADRO VE USULÜ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMENİN EKİ CETVELLERİN DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞINA AİT BÖLÜMÜNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) Ekli listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Dış Ticaret Müsteşar-lığına ait bölümüne eklenmiştir.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Malatya Milletvekili Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu.

Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, bir kere bu ülkenin geleceğinin, bu ülkenin kurtuluşunun ihracatta olduğuna yürekten inanan bir insanım. Bir ülkenin ekonomik bağımsızlığı o ülkenin üretimine, o ülkedeki üretimin satışına bağlıdır. Bu nedenle, ülkemizdeki insanların ekonomik özgürlüğünün de ülkeye ne kadar çok kaynak girerse bu kaynakların hakça dağıtımı ile ülkedeki insanların mutluluğundan geçer. Bu nedenle biz, ülke ihracatının en üst seviyeye çıkmasından gurur duyarız, mutluluk duyarız ve tekrar söylüyorum: Ülkenin ekonomik bağımsızlığının temeli, geleceği, ülkenin üretiminden ve ülkemizdeki ihracattan geçeceğine inanan bir kişiyim. Bunu, bir kere altını çizerek söylüyorum. Ama bunun için, özellikle ihracatın en üst seviyeye gelmesi için, ülkede uygulanan teşvik sisteminden biraz bahsetmek istiyorum. Yani ihracatçılarımız hakikaten dünyanın her tarafına mal satmaya çalışıyorlar. Çok önemli sorunları var, bu sorunları kısmen aşıyorlar ama önemli olan, dünyanın her tarafında uygulanan bir teşvik sistemini… Her nedense, geçen dönemde uygulanan teşvik sistemi, bu dönemde uygulanan teşvik sistemi, kesinlikle ihracatçının önünü açmıyor.

Değerli arkadaşlarım, dünyadan örnekler vereyim: Bakın Fransa’ya, Fransa’da kendi ürünlerini, kendi üretimini, kendi ihracatçısını destekleyen neler var? Gidin… Çok uzağa gitmeyelim, Orta Doğu’ya gidelim, Arap Yarımadası’na gidelim. Buradaki mallara bakın. Buradaki mallar kimin malları? Hep Fransız malları. Çünkü niye? Fransa bile, küreselleşmenin babası olana Fransa bile kendi üreticisini, kendi imalatçısını, kendi sanayicisini ve kendi ihracatçısını nasıl kolluyor, nasıl koruyor. Bir kere, bunun altını çiziyorum. Eğer bir ülkede ithal ikamesiyle ihracat destekleniyorsa o iş ülkemize çok büyük katma değer bırakmıyor. Bir kere, ülkemize önemli oranda katma değer bırakıp bunun ihracatını öncelik ve teşvik etmezsek, ihracatta havanda su döveriz. Bu nedenle, katma değer yaratan ürünleri teşvik etmek zorundayız. Ama maalesef, bugün uygulanan teşvik sistemiyle, hiçbir şekilde, ihracatçımız yoğun bir şekilde teşvik edilmiyor ve öncelikle, teşvik sisteminin, son getirilen teşvik sisteminin ise ihracatçıya özellikle hiçbir şey vermediğinin altını çiziyorum.

Değerli arkadaşlarım, Hükûmetin bu konuda mevcut teşvik sistemini mutlak değiştirmesi lazım. Mevcut teşvik sistemiyle bir yere gidemeyiz ve ihracatçımızın daha fazla ihracat yapması için hiçbir şekilde onlara daha çok destek olamayız. Bu nedenle, katma değer yaratan ürünlerimizden bir mal var ki örneğin, ihracatında ülkeye bıraktığı katma değer diyelim yüzde 1, yüzde 2, yüzde 5 ama öyle ihraç ürünlerimiz var ki bunları, yüzde 100 katma değer bırakan ürünlerimizi mutlak teşvik etmeliyiz ve önemli olan bu ürünlerin teşvikidir arkadaşlar. Her şeye rağmen, Türkiye sanayi üreticisi bir ülke olduğu kadar bir tarım ülkesidir. Özellikle tarımsal ürünlerimizde yapacağımız teşvikler bu ülkenin ihracatına büyük katkı verecektir ama maalesef gerek sanayi ürünlerimizde gerekse tarımsal ürünlerimizde temel bir teşvik politikamız yok, bu nedenle ihracatımızda önemli katkısı daha çok olması gerekirken bunu sağlayamıyoruz. Bu nedenle teşvik sisteminin altını bir kez daha çiziyorum. Bu ülkede uygulanan teşvik sistemi, yasak savmacı bir teşvik sistemidir, hiçbir şekilde sanayicimize, esnafımıza ve özellikle orta ölçekli firmalarımıza, istihdam yaratan firmalarımıza hiçbir katkısı yoktur arkadaşlar. Bunun altını çiziyorum. Teşvik sistemi getirilirken geçen dönemde -önce 36 ildi, sonra 49 ile çıkarıldı- burada birçok milletvekilim bayram etti “Benim ilime teşvik geliyor.” diye. Aynen o konuşmayı burada da yaptım, “Çok heveslenmeyin, bu sistem işlemeyecek, özellikle kalkınmada öncelikli hiçbir ilimize hiçbir yatırım gitmeyecek çünkü bu sistem hiçbir şey getirmiyor.” dediğimde hiçbiriniz bana inanmadınız. Ama aradan yedi yıl geçti. Yedi yılda -dikkatinizi çekerim- acaba kalkınmada öncelikli hangi ilimize, ne yatırım gitti? Bir kez daha dikkatlerinize sunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, tabii, bir başka konu: Bizim yurt dışındaki temsilcilerimizin -yoğun bir şekilde- o ülkedeki ticaret hacminden pay alınmasında önemli katkısı olduğuna inanıyorum. Ben buna değişik yerlerde, daha önceki yaşamımda şahit oldum. Hatta belli büyükelçiler vardı bazı yörelerde, örneğin bazı ülkelerde ve bu büyükelçilerin dahi Türk ihracatçısına, Türk yatırımcısına ne kadar katkı verdiğini çok iyi biliyorum. Yani kişiden kişiye değişiyor ama -ismini vermeyeceğim burada- bazı ülkelerdeki büyükelçiler, hakikaten o ülkedeki diyaloğu, o ülkedeki ilişkileri nedeniyle Türk yatırımcısının, Türk ihracatçısının önünü açtı, onlara çok büyük destek verdi. Ben diliyorum ki Dış Ticaret Müsteşarlığımızın yurt dışına atayacağı insanların da aynı bakış açısıyla ve o ülkedeki sorunlarla, o ülkenin gerçekleriyle yüz yüze gelip buradaki yatırımcıyı, buradaki ihracatçıyı çok iyi yönlendireceğini düşünmek istiyorum. Bunun altını bir kez daha çiziyorum.

Bir başka konu: Değerli arkadaşlarım, ben özellikle yurt dışındaki müteahhitlerden biraz bahsetmek istiyorum. Belki çoğunuz bilmiyorsunuz ama bugün yurt dışında iş yapan müteahhitlerin Türkiye’ye katkısının ne kadar yüksek olduğunu hepinizin bilmesini isterim. Bu insanlar ta 1980’li yıllardan bu yana -örneğin, bildiğim bir örneği vereyim- çok büyük güçlüklerle, çok büyük zorluklarla yaşam savaşı verdiler, çok büyük sorunlarla karşı karşıya kaldılar ama mücadeleyi bırakmadılar, belli dönemlerde devletin hiçbir desteğini almamalarına rağmen, bir şekilde kendi kendilerine mücadele ettiler, şimdi dünyanın her tarafında çok iyi bir konuma geldiler. Yurt dışı müteahhitlik hizmetinin Türkiye’ye katkısının, bir, istihdam yönünden, iki, Türkiye’deki -orada kullandıkları- malzemelerin ihracatı yönünden ne kadar önemli katkıları olduğunun bir kez daha altını çiziyorum. Ama bu insanların sahibi yok, bu insanlar kendi kendilerine mücadele ediyorlar. Gerek Türk finans sisteminin gerekse devletin bakış açısının daha üst seviyeye çıkması lazım.

Değerli arkadaşlarım, parası ne olduğu belli olmayan bir insanın parasını Türkiye’ye getirdiğinde varlık barışını çıkarıyorsunuz, yüzde 2’yi yatırınca bunun parasını artık legal para hâline getiriyorsunuz ama Sayın Bakanım, yurt dışındaki müteahhitler, yurt dışındaki kazançlarını ve şirketi yurt dışına kaçırmıyorlar, şirketleri burada, buradaki şirketler adına iş yapan insanları cezalandırıyoruz çünkü o insanların yurt dışındaki kazançları kurumlar vergisinden muaf. Yurt dışından gelen bir yatırımcıdan sıfır gelir vergisi alınıyor ama yurt dışı müteahhitlerin şirketleri kâr dağıtmaya başladığı zaman, yurt dışında elde ettiği kazancı bunların, gelir vergisine tabi. Büyük bir haksızlık, büyük bir haksızlık.

Arkadaşlar, yurt dışından birisi para getiriyor, sıfır vergi, sıfır vergi… Bu insanlar yasal olarak, namusuyla, şerefiyle yurt dışında elde ettikleri parayı Türkiye’ye getiriyorlar, yurt dışında tutmuyorlar. İsterlerse bu insanlar bu parayı Türkiye’ye getirmezler, isterlerse bu parayı Türkiye’deki şirketlerine getirmezler, yurt dışında bırakırlar ama bunlardan gelir vergisi alıyoruz. Çok büyük haksızlık. Eğer objektifsek, eğer yurt dışında kazanılan bir para için hiç kimseden vergi almıyorsak bu insanlardan vergi almamız hakikaten garip. Yurt dışında elde edilen bir… Alnının terini sıyırarak ülkeye gerek istihdam gerekse ülke ihracatına önemli bir katkı veren bu insanların bu sorunu maalesef çözülmüyor.

Şimdi, yurt dışından ne olduğu bilinmeyen parayı getiriyor varlık barışıyla, 7 milyar dolar getiriyor güya, geldi mi gelmedi mi, bunun şeyi ödendi mi ödenmedi mi hâlâ belli değil. Sorduk geçen Maliye Bakanlığına, onlar da “Biz sadece bize yatırılan parayı biliriz, dövizin gelip gelmemesini biz takip etmeyiz.” diyor.  Kimdir bu adam ya? Bu adam kimdir, ismi nedir, cismi nedir, bu parayı nereden getirmiş? “Yok, biz bilmeyiz.” diyorlar. Nasıl bilmezsin ya? Peki, Türkiye’ye 7 milyar dolar geldi de Türkiye'nin döviz rezervinde bir fazlalık oldu mu? O da yok, onu da kimse bilmiyor ama yurt dışındaki müteahhit kâr dağıtıp oğlunu evlendirecekse “vergini ver…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, özellikle bir de Eximbank -o zaman bir başka maddede konuşacağım, kavuşturamadım- konusunu konuşmak istiyorum. Özellikle Sayın Bakan, yurt dışındaki müteahhitlerin bu sorununun mutlak çözülmesi lazım. Bu, gerek teşvik konusu gerekse yurt dışındaki müteahhitlerin sorunlarının çözümü bire bir sizin Bakanlığınızın görevidir. Bu konuda hakikaten insanlar mağdur edilmektedir. Her iki konuda da Bakanlığınızın belli bir çalışma yapıp olayı çözmesi lazım.

Bir başka konuşmamda Eximbank konuşacağım, bilginiz olsun.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aslanoğlu.

Evet, konuşma sırası Denizli Milletvekili Sayın Mehmet Yüksel’de.

Sayın Yüksel, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Dış Ticaret Müsteşarlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılması Hakkında 476 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım -dış ticaretin- bizim gibi nüfusu genç olan, bulunduğu coğrafya itibarıyla jeopolitik ve stratejik olarak önemi itibarıyla dış ticaret ve ihracat, bizim coğrafyada yaşayan bizim gibi ülkeler için oldukça önem arz etmektedir. Hele hele dünyada bir benzeri olmayacak kadar çok komşusu olan bir ülke için, Türkiye için dış ticaret o kadar önemlidir.

Dış ticarette mutlaka aktörler birden fazla. Bunlardan bir tanesi de Dış Ticaret Müsteşarlığımıza bağlı olarak yurt dışında görev yapan, konsolosluklarımızda görev yapan müşavirlerimiz, ataşelerimizdir. Dünyadaki gelişmiş ülkelerdeki dış ticaret müşavirliği, ataşelik sayılarına baktığımız zaman, onlara göre oldukça çok gerilerde olan Türkiye’de bu yasayla, bu kanunla aslında çok fazla olmayan, topu topu 30’a çıkan bir sayısı var ki genel idari hizmetler sınıfı ile ticaret başmüşaviri 10 tane, ticaret müşaviri 14 tane, ticaret ataşesi 6 tane olmak üzere toplam 30 tane yeni atama yapılacak bu kadro ihdasıyla. Aslında, bu dahi şu andaki gelişmelere göre, dünyadaki bu canlılık, bu hareketlilik karşısında yeterli değil ama yine de geçmişe göre bir gelişmedir, bir oluşumdur, pozitif bir gelişmedir.

Bir de Değerli Arkadaşım Emin Haluk Ayhan Bey’in bahsettiği gibi, ticaret ataşesinin kimliği çok önemlidir burada, görev tanımı çok önemlidir. Yani ticaret ataşeleri sadece koltuğuna yapışıp oturan bir kadrolu memur mudur yoksa yine ülkelerinden gelen ihracatçıların, iş adamlarının emir eri midir yoksa gerçek anlamda hepsini birden yoğurduğumuz, hamur ettiğimiz, aktif, ihracatçısının önünü açan, ülkesinin önünü açan, yeni pazarlarda yeni müşteriler bulunması noktasında ve kaliteli iş yerleriyle iletişim kurulması noktasında onların önünü açan, gerek mevzuat açısından gerek işleyiş açısından onlara yol gösteren bir kimliğe sahip olması gerekir, aktif olmaları gerekir yani bilinen yapının dışına çıkmaları gerekir. Bunu, gittiğimiz ülkelerde ticaret ataşelerimiz ne kadar aktifse görüyoruz ki orada ihracatımızda önemli gelişmeler olmakta, önemli artışlar olmakta.

Bunun yanında yine vize konusu da dış ticaretimiz için çok önemli. Bu konuda da komşu ülkelerimizle başlayan vize anlaşmaları, en son Rusya ile yapılan anlaşma ile beş altı sayıyı bulan bir ülke sayısına çıkmıştır. Bu da azımsanmayacak bir sayıdır, aslında hiç yeterli değildir. Artık dünyanın geldiği noktada vize ucube bir şeydir, vize hiç de hoş olmayan bir şeydir. İnşallah, Dış Ticaret Müsteşarlığımızın ve Dışişleri Bakanlığımızın çalışmalarıyla da bu vize konusu, ilerideki günlerde diğer ülkelerle aramızda kalkması en önemli temennimizdir çünkü vize, ihracatçımızın önünü tıkayan, dış ticaretimizin önünü tıkayan çok önemli konulardan bir tanesidir.

Bunun dışında yine alternatif pazarlar noktasında dünyanın içinde bulunduğu konuma baktığımız zaman, artık biz sadece Avrupa Birliği ülkelerine ihracat yapan, sadece Amerika Birleşik Devletleri’ne ihracat yapan ülke olma konumundan çıkmak üzereyiz ve çıkıyoruz. Kuzey Afrika ülkeleri, Orta Doğu ülkeleri, Türki cumhuriyetleri ülkeleri ve hele hele son zamanlarda Brezilya gibi oldukça uzak bölgede ama açık pazarı olan, bakir pazarı olan bu ülkelerle de mutlaka ticaret hacmimizi artırmak zorundayız. Bunlar için de Dış Ticaret Müsteşarlığımızın elemanlarına çok önemli görevler düşmektedir. Şimdiye kadar genelde hep ihracatımız devletimizin önünde olmuş, hep ihracatçımız kendisine yeni pazarlar bulmuş ama istim hep arkadan gelmiştir. İnşallah bu yeni yapılanmayla devletimizin, Dış Ticaret Müsteşarlığımızın elemanlarının, Hükûmetimizin ihracatçımızın, ihracat yapan firmalarımızın, işletmelerimizin, sanayicimizin önünü açan, onlara yeni pazarlar bulma noktasında faydalı bilgiler aktaran, onlarla birlikte hareket eden ve ülkemize bol döviz kazandırmasını sağlayan bir yapı içerisinde olmaları gerekir.

Ben tekrar bu otuz kadroyu yeterli bulmadığımı beyan etmek istiyorum. Ancak bu gelişmeler noktasında eskiye göre daha iyi fakat yine de ümit ediyorum ki -muhalefet partisinden arkadaşlarımız da bu noktada aynı fikirde oldular- temennimiz yeni dönemde daha çok ataşe, daha çok müşavir olur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Yüksel.

MEHMET YÜKSEL (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bu arada, şu ana kadar, hangi hükûmet döneminde olursa olsun Dış Ticaret Müsteşarlığımızda sayının her geçen gün artmasını sağlayan, ihracatımızın gelişmesini sağlayan tüm çalışanlarımıza ve bakanlarımıza huzurlarınızda teşekkür ediyorum, çalışmalarının devamın diliyorum. Sevgi ve saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Madde üzerinde bir adet önerge vardır, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Dış Ticaret Müsteşarlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı"nın 1 inci maddesine ekli “(1) sayılı liste”nin aşağıda belirtildiği şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Ayşe Nur Bahçekapılı                    İbrahim Yiğit                           Ali Koyuncu

                         İstanbul                                   İstanbul                                     Bursa

                                              Ruhi Açıkgöz                       Metin Kaşıkoğlu

                                                  Aksaray                                    Düzce

Liste

Kurum Adı : Dış Ticaret Müsteşarlığı

Teşkilatı : Yurt Dışı

                İhdas Edilen Kadrolar

                                                                               SERBEST        TUTULAN                  

                                                           KADRO       KADRO           KADRO                    

SINIFI   UNVANI                         DERECESİ     ADEDİ             ADEDİ      TOPLAM

GİH        Ticaret Başmüşaviri                  1                  20                                                 20

GİH        Ticaret Müşaviri                        1                  10                                                 10

GİH        Ticaret Müşaviri                        2                  10                                                 10

GİH        Ticaret Müşaviri                        3                  10                                                 10

GİH        Ticaret Müşaviri                        4                  10                                                 10

GİH        Ticaret Müşavir Yardımcısı      5                  10                                                 10

GİH        Ticaret Müşavir Yardımcısı      6                  7                                                  7

GİH        Ticaret Ataşesi                          1                  20                                                20

GİH        Ticaret Ataşesi                          2                  20                                                20

GİH        Ticaret Ataşesi                          3                  10                                                 10

GİH        Ticaret Ataşesi                          4                  8                                                   8

               TOPLAM                                                    135                                              135

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

DEVLET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Katılıyoruz efendim.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

"Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Dış Ticaret Müsteşarlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı" ile ihdas edilmesi öngörülen (30) adet kadronun yetersiz olması nedeniyle artırılarak (135) adede çıkarılması teklif edilmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önergeyle birlikte maddeyi ekindeki listeyle beraber oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Sayın Enis Tütüncü. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun efendim.

CHP GRUBU ADINA ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sözlerime başlarken hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Aslında, az önce kabul ettiğimiz ya da kabul edilen –biz kabul etmedik- önergenin son derece sakıncalı bir önerge olduğunu ve gerekçesini anlamakta güçlük çektiğimizi ifade etmeliyim.  Yani bakınız Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve Sayın Bakanımız; lütfen… Yani siz buraya bir yasa tasarısı sevk ediyorsunuz ve “Hâlen 115 olan yurt dışı kadro sayısını 145’e yükselteceğiz.” diyorsunuz, 30 kişilik kadro için buraya geliyorsunuz ve burada bir önerge veriyorsunuz, “30 adet kadro yetersizdir, 135 adede çıkarılması…” Ya, böyle bir şey olabilir mi? Biz mi yanlış anladık yoksa? Daha mürekkebi kurumamış. Bu nasıl iş? Yani ne yapılmak isteniyor? 30 adet kadro için geliyorsunuz, yasa tasarısı o yani Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığında, dışarıda tabii ki ihtiyaç var -biliyorum- yıllardan bu yana bazı sıkıntılar var ama el insaf, yani 30’la geliyorsunuz, 135 adede çıkarıyorsunuz, 105 tane artırıyorsunuz. Bunu anlamakta zorlanıyoruz ve lütfen Sayın Bakandan bunun doyurucu bir açıklamasını rica ediyorum. Aksi hâlde şöyle bir -bir şeyin şüyuu vukuundan beterdir- suçlamayla ya da düşünceyle karşı karşıya kalabilirsiniz: “Ne o yani, siz Dış ticaret Müsteşarlığının dış temsilciliklerini çiftliğe mi çevirmek istiyorsunuz?” E bunu söylerler. Gülüyorsunuz ama Sayın Bakan, lütfen… 30 kadro istiyorsunuz, burada bir önergeyle…  Yani böyle bir şeyi anlamak mümkün değil. Lütfen burada doyurucu bir açıklama rica ediyorum.

Ayrıca da -burada yazmıyor- “2010 plan dönemi sonunda dış temsilcilik sayısının 110’a çıkarılması…” Kaçtı, kaçtan kaça? Yurt dışı kadro sayısını 115’ten 145’e yükseltmeyi öngörüyorsunuz. Bu çerçevede de bir açıklama rica ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dış Ticaret Müsteşarlığının bir vizyonu var. Bu vizyonu ne? Genel gerekçede görebildiğimiz kadarıyla ülkemizin dünya ticaretinde lider ülkeler arasında yer almasını sağlayacak dış ticaret politikalarını oluşturmak ve uygulamak. Şimdi, lütfen… Ne demek bu? Dünya ticaretinde lider ülkeler arasında yer almasını sağlayacak dış ticaret politikası ne anlama geliyor? Ne anlama geliyor? Burada kastedilen dış ticaret hacminin büyüklüğüdür. Yani siz diyorsanız dünya ticaretinde lider ülkeler arasında yer almasını sağlayacak dış ticaret politikaları, yani ihracat artı ithalat, yani dış ticaret hacmidir. İşte, yanlış burada. İşte, yanlış burada.

Bu yanlışla ne olur? Ne olur? Dünya ticaretinde kaybeden ülkeler safında yer almaya mahkûm olursunuz. Nitekim öyle oldu. Böyle bir hedef olabilir mi? Anlamak mümkün değil. Bakınız, yanlış burada. Dış ticaret açığını ihmal ediyorsunuz. Bizim asıl sorunumuz dış ticaret açığı değil mi değerli arkadaşlarım? Ve son tahlilde cari işlemler açığı değil mi? Yineliyorum, dünya ticaretinde lider ülkeler arasında yer alma hedefi, bizi gözü kapalı bir şekilde dış borçla finanse edilen bir ithalat bağımlısı konumuna düşürmez mi? Nitekim düşürdü.

Hedef ne olmalıdır? Bakınız, hedef ne olmalıdır? Hedef, dünya ticaretinde kazanan ülkeler safında yer tutmak olmalıdır. Bu ne anlama geliyor? İhracat fazlası vereceksin ve dolayısıyla cari açığın olmayacak. Yani ihracat fazlası vereceksin, dış ticaret açığın olmayacak. Güney Kore öyle yapıyor.

Bir başka çarpıklık var. Özür dilerim, çok saydığım -ismini söylemeyeceğim- bazı arkadaşlarım burada konuşuyorlar. Yani anlamakta güçlük çekiyorum. Efendim, neymiş? İthalata yönelik kalkınma stratejisi, ihracata dönük kalkınma stratejisi yokmuş. Aman Allah’ım! Böyle şeyler olabilir mi?

Şimdi, bakınız, ekonomik kalkınma açısından kalkınma literatüründe iki ana strateji vardır. Buna ekonomik büyüme modeli de diyebilirsiniz. Biri, ithal ikamesine yönelik ya da ithal ikamesine dayalı kalkınma stratejisi, öbürü de ihracata dayalı, yani ihracata yönelik kalkınma stratejisi. Peki, rica ediyorum, ithalata dayalı kalkınma stratejisi olur mu? Olmaz.

Siz eğer “Dünya ticaretinde lider ülkeler arasında yer almayı istiyoruz.” derseniz bunun sonu ithalata dayalı bir kalkınma stratejisi olur. Böyle bir şey yok. Ne yazık ki bu yanlış yapıldı ve Türkiye, afyon bağımlısı gibi yabancının parasıyla, dış borçla finanse edilen bir ithalat bağımlısı dış büyüme modelinin tutsağı hâline getirildi. Ne oldu? Bakınız ne oldu? Sonuçta ne oldu? Nasıl kaybettik?

Burada seçilmiş sektörler itibarıyla ihracatın ithal ara mallara bağımlılığı var, dâhilde işleme rejimine göre bunu hesapladık.

Bakınız, ana metal sanayisinde -ki orta düşük sanayidir teknoloji açısından- 2000 yılında ihracatın ithal mallarına bağımlılığı yüzde 68 iken bu bağımlılık yüzde 73’e çıkmış, 5 puan daha fazla ithalata bağımlı hâle getirmişsiniz.

Bakınız, elektrikli makineler, bu da orta yüksek teknoloji yoğunluğunda olan bir sektördür, burada ihracatın ithal ara malına bağımlılığı yüzde 63 iken yüzde 65’e çıkmış, 2 puan daha bağımlı hâle getirmişsiniz.

Makine imalat sanayisi, Türkiye'nin makine imalat sanayisinde bir ihracat üssü olabilme potansiyeli var. Cumhuriyet Halk Partisi olarak yıllardan beri biz bunun ciddi bir teşvik politikasıyla sağlanmasını, bunun sağlanmasını savunuyoruz. Ama bakınız, makine imalat sanayisinde ihracatın ithal ara malına bağımlılığı yüzde 40’mış yüzde 59’a çıkartmışsınız; 19 puan.

Değerli arkadaşlarım, sevgili milletvekilleri; böyle bir şey olabilir mi? İşte, sizin bu götürdüğünüz bilinçsiz dış ticaret politikası, stratejisiz dış ticaret politikası Türkiye’yi buraya getirmiş.

Bakınız, başka ne olmuş bu bilinçsiz dış ticaret politikası? Türkiye’de imalat sanayisinin üretim yapısı, bakınız, yüksek teknoloji tamamen düşmüş üretim yapısında, imalat sanayisinin üretim yapısında yüksek teknolojili mal üretimi düşmüş; yüzde 5’in üzerindeymiş, yüzde 5,2 oran olarak, yüzde 5’in altına düşmüş. Daha vahimi orta, yüksek teknoloji yoğunluktaki mal üretimi imalat sanayisinde yüzde 25’e yakın iken 2000 yılında yüzde 20’ye düşmüş.

Şimdi, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok yazık olmuştur. Çok yazık olmuştur. Türkiye, bu bilinçsiz ihracat politikasıyla, stratejisi belirli olmayan, stratejisi olmayan bu ihracat politikasıyla yabancı ülkelerin finansmanını kullanmış, yabancı ülkelerin mallarını kendi piyasalarında yerli sanayiciyi piyasadan kovma pahasına kullanmış. Yani ihracat, ithalat, yani dış ticaret çarkları yabancı ülkelere istihdam yaratmış, yabancı ülkelere üretim yaratmış; yabancı ülkelerin değirmenine su taşımışız, Türkiye kaybetmiş.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakınız IMF geldi. IMF geldi ve ekonomiyi değerlendirdi. Bu ay başında giderayak, giderken IMF bir tespitte bulundu ve bir açıklamada bulundu, dedi ki: “İçeride tüketim artışı başladı. Ancak bundan yerli üretici yararlanamıyor -IMF diyor bunu- ithalatçı yararlanıyor.” Aslında yerli…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – IMF’nin dediğine inanmayın siz Sayın Tütüncü, IMF’nin dediğine inanmayın.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Bir yere geleceğim. Şimdiye kadar inandınız.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İnanmadık, gönderdik zaten.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Efendim, gönderdiniz. Ne olacağı belli değil. Sekiz yıl siz uyguladınız. Bakınız…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ama bir anda atamıyorsunuz yani.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Efendim, bir dakika, şimdi asıl noktaya geleceğim ben. IMF ile ilgili düşüncelerimizi zaten biliyorsunuz, yıllardan bu yana ağzımızda tüy bitti; bırakın şu IMF’yi, bırakın IMF’yi… Geç de olsa bıraktınız, teşekkür ediyoruz ama başka bir şey söylemek istiyorum, şimdi bir tuzağa tekrar dikkatinizi çekmek istiyorum Sayın Canikli. Şimdi, sanki yerli üretici kaldı da yerli üretici yararlanamıyormuş. Kalmadı ki yerli üretici, piyasadan kovuldu ihracata üretim yapan.

İki tavsiyede bulunuyor IMF, diyor ki: “Tüketimi kıs.” Dikkatinizi çekiyorum. “Bunun için sıkı para politikası uygula, faizleri yükselt.”

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Desin, varsın desin…

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Efendim, bir yere geleceğim.

Şimdi, burada şöyle kritik bir nokta var: “Değerli Türk lirasına ve ucuz dövize karşı döviz fiyatını artırıcı önlemler al.” diyor IMF. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizler ucuz dövizin hem tarımda hem de sanayide üretim yapısına nasıl darbe vurduğunu, döviz açığını nasıl artırdığını yaşayarak öğrendik ve onun içindir ki IMF’ye “Buyurun dışarıya!” dedik.

Nitekim -dikkatinizi çekiyorum- 2010 yılının ilk dört ayında ihracattaki artış yüzde 11,3 oldu, ithalattaki artış yüzde 36,6 oldu; yani ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 67’ye geriledi. İlk dört aydaki dış ticaret açığı 17 milyar 600 milyon dolar oldu. Buna göre, şöyle kaba bir tahminle, 2010 yılı dış ticaret açığının 45-50 milyar dolar düzeyinde olma ihtimali güçlü gözüküyor.

Değerli milletvekilleri, dış ticaret açığı bizim kronik hastalığımız. Bu kronik hastalığımızın tedavisi için, ihracata yönelik, ihracata dayalı kalkınma stratejisini bir an önce kabul edip ve gereğini yapmanız lazım. Dış ticaret hacmini ön planda tutan bir hedef hedef değildir -dikkatinizi çekiyorum- çünkü bizim cari açığımızı belirleyen ana faktör dış ticaret açığıdır. Cari açığı dışarıdan borçlanarak kapatıyoruz. Açık anlatımıyla, ucuz döviz ve ucuz ithalat politikasını sürdüren faktör dış borçlanmadır, öyle değil mi? Dış borçlanma ile bulunan döviz nereye gidiyor? Az önce belirtmeye çalıştım, dış ülkelerin üretimini ve dış ülkelerin istihdamını artırmaya gidiyor.

Şimdi, bu nedenle, bir an önce, lütfen, ciddi bir şekilde Türkiye, ihracata yönelik kalkınma stratejisi mi yoksa ithalata yönelik kalkınma stratejisi mi, hangisiyse, bunda karar verecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tütüncü, tamamlayınız konuşmanızı.

Buyurun efendim.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Burada çıkıp “İhracata yönelik kalkınma stratejisi yoktur.” Ee? “İthalata dayalı kalkınma stratejisi de yoktur.” Ee? “İthalata dayalı ekonomik büyüme modeli vardır…” İşte, öyle olunca ne olur görüyor musunuz? Ne olur? Bakınız, dış borç stoku -şu pembe olan- özel sektörün dış borç stoku…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Kamununki artmamış, değil mi efendim?

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Evet, kamununki de aynı düzeyde…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Azalmış…

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – O artmış, 2002’ye göre artmış.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Aynı, aynı, kur farkından kaynaklanıyor.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – 2008 var bunda, 2009’da da artmış ama bakınız toplam borç stokunu size gösteriyorum. 2002’de neredeymiş? Yükseliyor. Yükseliyor, yükseliyor, yükseliyor… Bu dış borçlar nereye gitti?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Makineye, makine alımına!

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Müteşebbisimiz Hükûmete güveniyor, yatırım yapıyor.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Nereye gitti? Fazla bir şekilde, daha kârlı bir şekilde dışarıya gitti. Aldılar götürdüler ve Türkiye’deki işsizliğin, Türkiye’deki yoksulluğun, Türkiye’deki sıkıntıların temel nedeni bu neoliberal yanlış ekonomik politikalardır. Artık bundan vazgeçiniz Sayın Başkan, değerli milletvekilleri.

Hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Tütüncü, teşekkür ediyorum efendim. Sağ olun.

Bursa Milletvekilimiz Sayın Sedat Kızılcıklı, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SEDAT KIZILCIKLI (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 476 sıra sayılı Tasarı’nın 2’nci maddesinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Öncelikle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Dış Ticaret Müsteşarlığına yeni kadro ihdasıyla ilgili bu konuları görüşürken benden önce konuşma yapan ve görüşlerine de değer verdiğim Sayın Tütüncü, niye 30’dan 135’e bu kadroların çıktığıyla ve bunu eleştiren bir yaklaşımla konuşmalara başladı ama diğer taraftan da dış ticaret açığını eleştirdi, cari açığı eleştirdi, ihracatla ilgili sıkıntıları ortaya koydu. Bunlarla ilgili baktığınız zaman, hakikaten konuşmanın bütünlüğünde baştaki eleştiriler tamamen havada kalıyor. Çünkü dış ticaret açığını bizim azaltabilmemizin ya da cari açık dengelerini daha iyi düzeylere getirebilmemizin en önemli kalemi ihracat. Eğer biz bugün ihracatı artıramazsak, ihracatı artıracak kadroları gerekli yerlere veremezsek, bu kadroların çalışmalarıyla, iş adamlarımızın çalışmalarıyla birlikte bu organizasyonları yapamazsak o zaman dış ticaret açığını daha fazla konuşuruz, o zaman cari açığı daha fazla konuşuruz. O zaman bu kadroları vermeyelim, bunları konuşmaya devam edelim. Hayır, bunları konuşmayalım. Bu kadrolarla birlikte, bu çalışmalarla birlikte, iş adamlarımız, ülkemiz daha fazla ihracat yapsın ve bunun karşılığında da dış ticaret açığımız zaman içerisinde azalmaya başlasın, cari dengeler daha güzel bir şekilde yerine ulaşsın. Bakın, ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 60’ların altına düştüğü zaman tehlike olduğu ifade edilir ekonomistler tarafından. Bizde bu oran yüzde 60’ların çok üzerinde, yüzde 70’lere çıkan seviyelerde, 2009 için bu rakamlar böyle. Bunları daha da yukarılara çekebilirsek, yüzde 75’lere, 80’lere çekebilirsek o zaman çok daha farklı şeyleri konuşacağız, güzellikleri konuşacağız. E, o zaman yine bizim bu kadrolara ihtiyacımız var. Zaten Plan-Bütçe Komisyonunda biz bu çalışmaları yaparken o gün Sayın Bakanımıza “Niye 30 kadro alıyorsunuz?” muhalefet partisi sözcülerimiz, çok değerli sözcülerimiz “Niye 30? Bunu daha fazla artıralım.” demişlerdi. Bu anlamda da bu talep yerini buluyor ve o önergeyle bu kadrolar fazlalaşıyor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Kızılcıklı, kim söyledi onu muhalefetten?

SEDAT KIZILCIKLI (Devamla) – Bakın, bizim 77 ülkede 100 merkezde temsilciliklerimiz var. Şimdi 22 merkezde daha, sadece Avrupa'da değil, dünyanın birçok bölgesinde… Bunların içerisinde Asya, Afrika, Orta Doğu ve Latin Amerika yani daha önce pek gitmeyi düşünmediğimiz, çeşitli sebeplerle   -kimseyi suçlamak için söylemiyorum- gitmediğimiz bölgelere de gidelim, iş adamlarımız oralarda da çalışma yapsın, oralarda temsilcilikler açılsın, bunların altyapıları kurulsun, iş adamlarımızla birlikte bu düzenin üzerine gidelim ve daha fazla mal satalım, ihracat yapalım, o pazarlara da açılalım, açılalım ki 36 milyar dolarlardan 100 küsur milyar dolarlara getirdiğimiz ihracatımız 150 milyar dolarlara, 200 milyar dolarlara gitsin.

Şunu da ifade ediyorum: Bakın, 2002 yılına kadar bizim yaptığımız bütün ihracatın toplamı 36 milyar dolardı değerli arkadaşlarım, her türlü çabaya karşı, her türlü çalışmaya karşı ve yüksek kura rağmen, yüksek kura rağmen.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sadece 2002 yılının  36.

SEDAT KIZILCIKLI (Devamla) – Döviz kurları çok yüksekti 2002’li yıllarda ama geldiğimiz toplam ihracat rakamı 36 milyar dolarlardaydı. Şimdi biz 136 milyar dolarları bulduk, krizle beraber 102 milyar dolarlara geriledi. Şimdi inşallah yine o rakamları yakalayacağız ve o rakamları hep beraber geçeceğiz. Ama biraz önce burada ifade edildi “bilinçsiz ihracat politikası” denildi. Demek ki bizden öncekiler çok bilinçli ihracat politikası yapıyorlarmış, 36 milyar dolara kadar gelebilmişler ama o bilinçsiz ihracat politikası nasıl olmuş da 100 milyar dolarları geçirmiş.

MUHARREM VARLI (Adana) – İthalatı söyle, ithalatı.

SEDAT KIZILCIKLI (Devamla) - Bu ülkeye 100 milyar doları geçirmiş bir hükûmetin ihracat çalışması, iş adamının ihracat çalışması ancak takdir edilir değerli arkadaşlar, eleştirilmez.

SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Trabzon) – Dışarıdan aldığınızı başka yere satıyorsunuz, ihracat…

SEDAT KIZILCIKLI (Devamla) - Bu ihracat çalışmaları neticesinde bu kadar dövizler bu ülkeye sokulduysa, bu kadar üretim yapıldıysa, bu kadar istihdam sağlandıysa, bu kadar insana iş, aş verildiyse ve sektörler büyüdüyse, ihracat artırıldıysa bu çok bilinçli bir ihracat politikasıdır, Türkiye’nin ihracatını artırmaya yönelik çalışmalardır. Bu da bunları teyit eden, bu kanun da bunları daha da ileriye götürecek olan bir çalışmadır. Bizim daha fazla kadroları vermelerimiz, bunların iş adamlarıyla birlikte çalışması, Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın Başbakanımızın, sayın bakanlarımızın yurt dışına iş adamlarıyla gitmesi, oralarda görüşmeler yapması ve Türkiye’nin mallarını dünyanın bütün bölgelerine, bütün ülkelerine, bütün merkezlerine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kızılcıklı, konuşmanızı tamamlayınız efendim; buyurun.

SEDAT KIZILCIKLI (Devamla) - …satıyor olmaları ve bunlarla ilgili çalışma yapılıyor olması gerçekten takdire değer çalışmalardır.

SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Trabzon) – Çin’den alıp Almanya’ya satıyor!

SEDAT KIZILCIKLI (Devamla) - Biz şimdi, yirmi iki bölgede, yeni bölgelerde de, bu, belki de daha fazla yeni kadrolarla beraber ve daha fazla sayıyı da artıracak çalışmalar yapacağız.

Çin’deki müşavirliklere baktığınız zaman en az müşavirlik Türkiye’nin. Bunların sayılarını artırmamız için bizim bu kadrolara da ihtiyacımız var.

Biraz önce IMF’yle ilgili ifadeler bulundu ama aynı IMF dedi ki: “Türkiye ekonomisi krizden hızla çıkıyor. Çok sağlam bir yapınız var.” dedi. İşte bunu da bu kürsüde söyleyelim, eleştirisini de gündeme alalım. IMF’nin söylediklerini değil, Türkiye Cumhuriyeti devleti kendi söylediğini yapıyor. Ne diyor? “Mali kuralı getiriyorum.” diyor, “Ben bu programı uygulayacağım.” diyor. Bütün iş adamlarına söylüyor, bütün dünyaya söylüyor, Avrupa’ya söylüyor. Dolayısıyla IMF’nin dediğine değil, lütfen Hükûmetin dediğine bakın çünkü bu devleti şu anda Hükûmet yönetiyor ve Hükûmet diyor ki: “Ben mali konuları getiriyorum, Meclise de inecek, komisyona da inecek.” Hep beraber bu çalışmaları yapacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kızılcıklı teşekkür ederim efendim.

SEDAT KIZILCIKLI (Devamla) – Son cümlelerim Sayın Başkanım.

IMF’nin eleştirileri olabilir ama birçok özellikle bu kriz yönetimiyle ilgili pozitif teşvikleri var, pozitif yönde yorumları var. Bunları da herkesin dikkate almasını istirham ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın Sali, sisteme girmişsiniz, bir konu mu var?

ALİ OSMAN SALİ (Balıkesir) – Kısa bir açıklama yapmak istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kısa bir açıklama yapacaksınız...

ALİ OSMAN SALİ (Balıkesir) – 60’ıncı maddeye göre.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- Balıkesir Milletvekili Ali Osman Sali’nin, iktisadi kalkınma modellerinin bir ismi bulunduğuna ama tercih edilen politikadaki başarı ya da başarısızlığın bu ismi değiştirmeye yetmeyeceğine ve konuşmasında söylediği ve tartışmaya sebep olan “224 ülke” ifadesini “gümrük bölgesi” olarak düzelttiğine ilişkin açıklaması

ALİ OSMAN SALİ (Balıkesir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; iktisadi kalkınma modellerinin tabii ki isimleri vardır: İhracata dayalı büyüme modeli, ithal ikamesine dayalı büyüme modelleri şeklinde; iktisat derslerinin en temel konusudur. Benim söylediğim şey şudur: Tercih edilen politikadaki başarı ya da başarısızlık bunun ismini değiştirmeye yetmez. Yani, onun için “e nazaran” böyle kullanılır demişimdir. Yani ihracata dayalı büyüme modelini tercih edersiniz de çok başarısız olursunuz, o zaman o modeli seçmemiş olmazsınız. Bunu belirtmek istiyorum.

Bir de biraz önceki konuşmamda ortaya çıkan tartışmada söz konusu olan 224 ülke değil bölgedir, gümrük bölgesidir. Bunu da düzeltmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Dış Ticaret Müsteşarlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/802) (S. Sayısı: 476) (Devam)

BAŞKAN - 3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde, şahsı adına Çorum Milletvekili Sayın Cahit Bağcı, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CAHİT BAĞCI (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel krizle birlikte daralan pazarlar, pazar bağımlılığını aşmanın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, ihracat stratejimiz içerisinde pazar ve ürün çeşitliliğini artırma, potansiyel pazarları tespit yönünde politikalar ortaya koymakla mümkündür. Bu çerçevede, 2008 yılından itibaren Arnavutluk, Gürcistan, Karadağ, Sırbistan, Şili ve Ürdün’le serbest ticaret anlaşmaları imzalanmış ve önümüzdeki günlerde de Libya, Ukrayna, Güney Kore, Malezya, Kamerun’la da müzakereler yapılmaktadır ve yeni serbest ticaret anlaşmaları imzalanacaktır. Hedef, önceki konuşmamda da ifade ettiğim gibi, Türkiye’yi cumhuriyetimizin 100’üncü kuruluş yılında 500 milyar dolarlık bir ihracata kavuşturmaktır. Bu nedenle, değerli milletvekilleri, ticaret müşaviri ve ataşelerinin pazar analizinin, yeni pazarların ve fırsatların tespiti açısından son derece önemli olduğunu düşünüyoruz.

Bu çerçevede, tasarının, kanunun ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bağcı.

Şahsı adına Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır.

Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Dış Ticaret Müsteşarlığının yurt dışı görevleriyle ilgili, önce 30 adet, daha sonra da 135 adede çıkartılan kadro ihdasıyla ilgili bir kanun tasarısının sonuna gelmiş bulunmaktayız.

Kanunun gerekçesinde, cumhuriyetimizin 100’üncü yılında ihracatımızı 500 milyar dolara çıkartmak amacıyla bu kadroların gerekli olduğu ifade ediliyor.

Tabii, ben, hem iktidar partisinin hem de ana muhalefet partisinin bu konuya yaklaşımının dışında bir yaklaşım içerisindeyim. Aslında, 30 rakamı gerçekten gülünç bir rakam. 135 rakamı yeterli midir? Bunu da sorgulamak lazım ama asla Dış Ticaret Müsteşarlığının kadrosunun daraltılması gerektiğini savunmamak gerekir. Bu noktada sayın sözcünün gerekçelerine, endişelerine katılıyorum, tenkidine de katılıyorum. Uygulanan dış ticaret politikasının, uygulanan ekonomik politikaların yanlışlıkları noktasında bizlerin de söyleyeceği çok şey var, söyleyeceklerim de var şu anda. Ama esas tenkit edilmesi gereken husus, eğer yeni bir yüzyılın -Sayın Bakana bunu daha önce de söyledim- ilk çeyreğinde dünya dengelerinin yeniden kurulduğu, dünyanın yeniden paylaşıldığı şu süreçte Türkiye kendine yeni bir misyon biçiyorsa, “lider ülke Türkiye” gibi bir vizyon önümüze koyuyorsak bunu gerçekleştirmek için ihracatımızın 500 milyar dolar olması yetmez. Bugün, dünyada, küresel güç adayı olan hiçbir ülkenin ihracatı 500 milyar dolar değil. 75 milyon, kaldı ki 2023’te 100 milyon nüfusa çıkacak olan Türkiye Cumhuriyeti’nin, hinterlandıyla beraber 250 milyonluk Türk dünyası ve 1,5 milyarlık İslam ülkelerinin lideri pozisyonundaki, “lider ülke Türkiye” olmak iddiasındaki bir Türkiye'nin ihracat rakamı 500 milyar dolar diye böyle bir hedef koymak yanlıştır. Dolayısıyla önce bu hedefi, önce bu vizyonu netleştirmek lazım.

Bu noktada, İhracatçılar Meclisindeki toplantıya da katıldık. Oradaki yaklaşım da yanlış: İhracat merkezli üretim stratejisi. Bu, çok temelden yanlış olan bir şey. Üretmeyen bir ülkenin ihracatının güçlü olması mümkün değil veya güçlü olan ihracat bizim değil, Türkiye’yi “lider ülke Türkiye” hâline getirmez. Öncelikle bunu değiştirmek lazım Sayın Bakan. Yani dış ticaretten sorumlu Bakan olarak, sizin, 30, hatta 135, yetmez… Niye 200 değil? Eğer “lider ülke Türkiye” olacaksak ve dünyada ihracatımızla bir küresel güç merkezi olmayı hedefliyorsak bizim dış ticaret kadrolarımızın çok güçlü ve çok sayıda olması gerekir. Milliyetçi Hareket Partisi, iktidar adayı bir parti olarak, bizim, bunu 200’e, 300’e çıkartmayı hedeflememiz gerekir, ihracatımızı da 2 trilyon dolara, 3 trilyon dolara çıkartmamız lazım. Nedir, engeli ne? Türkiye, 70 milyon insanıyla, 73 milyon insanıyla, 55 milyon çalışabilir nüfusuyla, şimdi bir üretim seferberliğiyle üretim potansiyeli yakalayarak niye ihraç etmiyoruz? İhracatımızın, üretimimizin pazarlamasından sorumlu Sayın Bakanlık, kadrolarını eğer 30’da tutuyorsa, artırmayı 30 olarak hedefliyorsa burada bir vizyon noksanlığı var demektir.

Değerli milletvekilleri, AKP İktidarının yedi yılı dolduran şu tek başına iktidarında temel yanlışlık şudur: Türkiye’yi üretim merkezi değil, Türk toplumunun üretim potansiyeline değil, tüketim potansiyeline yatırım yapan bir dış ticaret veya ekonomi politikası takip ediyorsunuz. Bu doğru değil. Türkiye, 55 milyona yakın çalışabilir nüfusuyla üreten bir ülke, üretim potansiyeli güçlü bir ülke. Siz Türkiye'nin üretim potansiyeline değil de 75 milyonluk tüketim potansiyeline yatırım yapmaya kalkar, ihracatınızı da ara malı ithalatıyla -biraz önce rakamlar açıklandı- toplamda yüzde 45’i geçen ara malı ithalatıyla, bazı sektörlerde yüzde 70’i geçen ara malı ithalatıyla ihracat yapmayı eğer bir güçlülük ifadesi olarak burada ortaya koyarsanız bu yanlış olur, bu akla uygun düşmez, bu teoriye de uygun düşmez. Onun için, geliniz, vizyonunuzun sorgulamasını yapalım. 500 milyar dolarlık ihracat hedefi yanlış bir hedeftir. Eğer lider ülke Türkiye olacaksanız, bölgenizde küresel güç olacaksanız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkanım, tamamlıyorum. Keşke on dakika isteseymişiz.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – …eğer böyle hedefiniz varsa yani şimdi uyguladığınız dış politikada Sayın Başbakanın, Sayın Hükûmetin kendine biçtiği böyle bölgesel lider veya küresel lider pozisyonu, görevi, misyonu biçiyorsanız bunu reel bir zemine oturtmanız lazım. Bu reel zemin üretimdir, üretime dayalı ihracattır. Başkasının parasıyla başkasının malını ihraç ederek küresel güç olmak mümkün değildir. Önce bu stratejiyi değiştirmemiz lazım. Üretime dayalı bir ihracat stratejisi. İhracat merkezli bir üretim stratejisini belirleyen Türkiye İhracatçılar Meclisinin bu stratejisi de yanlış. Eğer Hükûmet ve Sayın Bakanlık da buna dayalı böyle bir kanun değişikliği getiriyorsa başlangıçta bir yanlış yapıyor demektir. Bu sebeple bu kanunu yine eksik buluyoruz. Yine yarın, üç gün sonra -dün 30’du, bugün 135’e çıktı- yeni kadrolar talebiyle buraya tekrar geleceğinizi tahmin ediyorum. O sebeple, geliniz -bu mesele bir millî meseledir, bu ülkenin meselesidir- önce bu ekonomik politikanız noktasındaki üretim merkezli olmayan büyüme stratejinizi sorgulayınız, üretim merkezli.

Sayın Bakan, Türkiye üretmiyor. Yarın Mersin’e gideceksiniz. Güzelliklerin, hatta zenginliklerin şehri olan Mersin’de fabrikalar kapandı. Berdan Tekstil yok. Ben soruyorum: Bu kadar, 102 milyar dolar ihracatınızı, 132 milyar dolar iddia ettiğiniz ihracatı hangi fabrikalarda ürettiniz diye sordum. Kiminle üretiyorsunuz? İşsizlik had safhaya ulaşmış, Mersin’de yüzde 23,7. Fabrikalar kapanıyor, işsizlik, insanlar çalışmıyor, ihracatımız artıyor. Nereden artıyor? Tabii, yabancının parasıyla yabancının ürününü ambalajlayarak, montajlayarak sattık, bunun da adına “ihracat” derseniz, kendimizi aldatmış oluruz. Ama bir sonuç var ki, bu sonuç, bu yaklaşımlarla, bu politikalarla küresel güç olamazsınız, küresel politikalar veya misyonlar da yüklenemezsiniz.

O sebeple, bu kanunu yeterli bulmamaktayız. Ama her şeye rağmen hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının milletimize, Bakanlığımıza ve yönetici arkadaşlarımıza hayırlar getirmesini diliyorum.

Sayın Bakanım, teşekkür için üç beş cümle edecek misiniz efendim?

DEVLET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

DEVLET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bu kanuna vermiş olduğunuz destekten dolayı, iktidarıyla-muhalefetiyle, teşekkürlerimi özellikle ifade etmek istiyorum.

Gündeme getirilen konulardan gerekli notları aldık. Bu konuda yeni çalışma dönemimizde, mutlaka, dile getirilen hususları da dikkate alacağız. Ancak, şunu çok net ifade etmek isterim ki, Türkiye, sanayicisiyle, ihracatçısıyla, ihracatı bilen, ihracatı yapan, uluslararası anlamda rekabeti öğrenmiş olan bir ülke hâline gelmiştir. Bunu her fırsatta ifade ediyorum, yirmi yedi yıllık sanayicilik ve ihracatçılık tecrübesi olan, fiilen yaşayan biri olarak ifade ediyorum. Gerçekten Türkiye'nin ihracatının yüzde 60’ını Avrupa’ya yapıyor olması, bir kere, rekabetçiliğin son derece Türkiye tarafından, Türk ihracatçısı tarafından, sanayicisi tarafından özellikle belirlendiğinin bir göstergesidir.

Evet, eksiklerimiz yok mu? Var. İstiyoruz ki, Türkiye 2023 yılında 500 milyar dolar değil 1 trilyon dolar ihracat da gerçekleştirsin. Ancak bugünkü projeksiyonlarla 2023 yılında cumhuriyetin 100’üncü kuruluş yıl dönümünde Türkiye’yi dünyanın ilk on ülkesi içine sokmak ve 1 trilyon dolar ki, bunun için de 500 milyar dolar ihracatı yapan bir ülke hâline getirmektir. İnanıyoruz ki bu 500 milyar dolar ihracat hedefi 2023’ten daha önce de gerçekleştirilebilecektir. Gerek bugün destek vermiş olduğunuz -muhalefetiyle iktidarıyla- personel kadro sayımızın artırılması gerek üzerinde çalışmış olduğumuz teşvik politikaları, yeni ihracat stratejisi, girdi tedarik stratejisi ki, bu konuda cari açığın özellikle azaltılması noktasında üzerinde yeni başlamış olduğumuz, dört beş aydır çalışmakta olduğumuz girdi tedarik stratejisiyle inşallah bu konuda teşvik politikaları da bunun üzerine oturtulacaktır. Bu çerçevede şunu çok net, çok emin olarak söylüyorum ki: Bugün İngiltere’de evlerde kullanılan buzdolaplarının her 10 tanesinin 8’inin Türk malı olması, Türkiye’nin özellikle belli sektörlerde dünyadaki önemini çok daha fazla artıracaktır.

Ben bu duygu ve düşüncelerle, daha fazla zaman almamak için -sayın milletvekilleri de bu konuda sağ olsunlar ilgi, alaka gösterdiler- yüce heyeti ve Sayın Başkanım özellikle zatıalinize teşekkür ediyor, tebrik ediyor, hepinize saygılarımı sunuyorum, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

Evet, kanunun geçmesinde hoşgörüyle, ilgi ve alakayla, birbirlerine anlayışla hareket eden iktidar ve muhalefetteki bütün grup başkan vekili arkadaşlarımıza ve Genel Kuruldaki milletvekili arkadaşlarıma da teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.04

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.23

BAŞKAN : Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 114’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

5’inci sırada yer alan, Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Siirt Milletvekili Afif Demirkıran ve Trabzon Milletvekili Mustafa Cumur’un; Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün; Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Çevre ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji komisyonları raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

5.- Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Siirt Milletvekili Afif Demirkıran ve Trabzon Milletvekili Mustafa Cumur’un; Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün; Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Çevre ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonları Raporları (1/821, 2/670, 2/572) (S. Sayısı: 503) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Sayın Komisyon, buyurun efendim.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 503 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında görüşülecektir. Bu nedenle, tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde ilk konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Cemaleddin Uslu, Edirne Milletvekili.

Sayın Uslu, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA CEMALEDDİN USLU (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 503 sıra sayılı Kanun Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubu adına söz aldım. Sizleri saygılarımla selamlıyorum.

Ülkemiz madenciliğiyle, şu anda görüşülmekte olan 3213 sayılı Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında görüşlerimizi sizlerle paylaşacağım.

Dünyada çıkan savaşların gerçek nedenlerine bakıldığında, ülkelerin daha çok doğal kaynağa sahip olma arzularının yattığı görülmektedir. Günümüzde en büyük kavga petrol için verilmektedir. Gelişmiş ülkeler dünyada doğrudan sahip olamadıkları kaynakların üretim ve hareketlerini istedikleri gibi yönlendirmek istemektedirler. Artık bu ülkeler savaş yerine ülkelerin yasal mevzuatlarını istedikleri gibi şekillendirerek amaçlarına ulaşmayı tercih etmektedirler.

Madencilik sektörüne ivme kazandırmanın ilk adımı, sektörle ilgili yapılacak yasal düzenlemedir. 1985 yılında Maden Kanunu kapsamına alınan mermer ihracatının yirmi beş yıl içinde 3-5 milyon dolardan 1 milyar doların üzerine çıkması, yasal düzenlemenin önemini açıkça göstermektedir

(x) 503 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Sayın milletvekilleri, şu anda görüştüğümüz kanun tasarısı, Anayasa Mahkemesinin on yedi ay önce 24/1/2009 tarihinde Maden Kanunu’nun 7’nci maddesinin birinci fıkrası ile sekizinci fıkrasını, 10’uncu maddesinin de altıncı fıkrasını iptal etmesiyle gündeme gelmiştir. Bakanlık sorunun çözümü için somut adım atmakta geç davranmış, her zaman yanlarında olduklarını ifade ettikleri madenciler çalışabilmek için izin alamadıklarından bu süre içinde mağdur olmuşlardır.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, geç de olsa sektörün sorununu çözmek için yola çıkmıştır. Ancak, sektörün sorunlarını çözmek yerine iktidarın sorunlarını çözmeye yöneldiğinden çözüm süreci uzun sürmüş, bu süreçte ilk tasarı başlığı “Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” olmasına karşın, daha sonra “Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”na dönüşmüştür. 3/3/2010 tarihindeki Başbakanlık tasarısı ile bugün elimizde olan ve Genel Kurula sunulan bu tasarı arasında gerek amaç ve gerekse metin olarak çok önemli farklılıklar vardır. Anayasa Mahkemesince iptal edilen hükümlere bakıldığında, sorunun iki maddelik bir kanun değişikliğiyle çözülmesinin mümkün olduğu görülmektedir. Ancak tasarıdaki madde sayısının yirmi üç olması -getirilmek istenen yeni düzenlemelerin- amacın dışına çıkıldığının önemli bir kanıtıdır. Zeytin sahalarının maden arama faaliyetlerine açılması ve Kara Avcılığı Kanunu’nun 4’üncü maddesinin sırf bu amaçla değiştirilmesi bunun en bariz örneğidir. Daha geçen haftalarda gruplar bu tasarı üzerinde uzlaşmışlar ve bu iki maddeyi geri çekmişlerdi. Zeytincilik bölgelerinde yaşayan vatandaşlar da bu yüzden sevinmişlerdi. Sonra bundan vazgeçildi. Bugün yine önergelerle bu iki maddenin geri çekileceğini ifade ediyorsunuz. Bunu keşke komisyon çalışmalarında yapsaydınız, bunu keşke tasarıya yazmasaydınız. Ancak bu gelişme de kayda değer görülmektedir.

Değerli milletvekilleri, Anayasa Mahkemesi kararı, 3/3/2010 tarihli Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve komisyondan çıkan tasarı metinleri beraberce incelendiğinde, Hükûmetin madencilikten çok, uyguladığı yanlış ekonomik politikalar sonucu oluşan bütçe deliklerini kapatmaya ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının 5177 sayılı Kanun sonrası Maden Kanunu’nu yanlış uygulaması sonucu kendi yarattığı sorunların çözümüne yönelik olduğu açıkça görülmektedir.

Mecliste madencilikle ilgili bir araştırma komisyonu çalışmalarını sürdürmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği ve madenciliğin acil sorunlarının öncelikle çözümlenmesi, araştırma komisyonunun hazırlayacağı rapor çerçevesinde diğer sorunları çözecek bir çalışma yapılması daha doğru olacaktı. Sektörün de bu görüşü desteklemesine karşın, Hükûmet üyeleri bu tasarıyı yasalaştırmak için bir telaş içine girmiştir. Diğer taraftan, tasarı komisyonda görüşülürken muhalefet ve sektör temsilcilerinin de görüş ve önerilerinin alındığı, mutabakat sağlandığı izlenimi verilmiştir. Esasen tasarı komisyonlarda görüşülürken komisyon üyeleri ile sektörün görüşleri alınmıştır. Tasarıya yansımış mıdır? Hayır. Zira bu tasarıda sektör temsilcilerinin mutabakatı yoktur. AKP Hükûmeti her zaman ve bu tasarı çalışmalarında da olduğu gibi “Biz yaptık, oldu!” yaklaşımıyla kanun yaptığı için tasarı daha şimdiden eleştirilmeye başlanmıştır. Bugün bazı önergelerle düzeltilme çalışmaları olabilecektir ancak yine de eleştiri bitmeyecektir.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz potansiyel maden varlıkları açısından zengin olup, bu servetlerimizle Avrupa Birliği ülkeleri sanayilerinin ham madde gereksiniminin önemli bir bölümü karşılanabilecek durumdadır. Tasarıyla, bu madenlerin, onların isteği doğrultusunda bir arama yapılması öngörülmektedir. Madencilik sektörünün en önemli sorunu izin almaktır. Tasarıda, işletme ruhsatı sonrası madenciye izin alması için süre verilmektedir ancak bu süre içinde izinlerin alınmasını kolaylaştırıcı hiçbir düzenleme getirilmemektedir.

Tasarı bir taraftan çalışmak isteyen madenci, diğer taraftan izin vermeyen idareler, bir taraftan da madenciliği desteklediği ve her ortamda madenciliğin yanında olduğunu iddia eden ancak olayları seyreden ve “Ne hâlin varsa gör.” diyen bir Bakanlık görüntüsü vermektedir. Tasarıda Hükûmet buna da bir çözüm getirmiştir. Hükûmetin çözümü, izin alamayan madencinin ruhsatını iptal etmektir. Peki, izin alamadığı için mağdur olan madenciye ne olacak? İptal edilen ruhsat ne olacak? Cevabı ortada: Ruhsat izin alabilecek tanıdık birilerine verilecek.

5177 sayılı Kanun’la, ek katma değer yaratan, ürettiği madeni kendi tesislerinde kullanan işletmelerden devlet hakkının yarısının alınması öngörülmüştü. Geçen beş yıl içinde bu teşvik yeterli görülmüş olacak ki, Hükûmet madencinin kazancına göz dikmiş, tasarıda daha çok devlet hakkı almak için düzenleme hazırlamıştır. Madenci artık bir gelir aracı olarak düşünülmektedir. Kanun tasarısıyla madencilikten devletin sağladığı gelirler artırılarak, her konuda olduğu gibi, Hükûmetin ekonomik başarısızlığı nedeniyle bütçe deliklerinin kapatılması için yeni kaynak arayışı içindedir.

Sayın milletvekilleri, biraz da ülkemiz madenciliğinden bahsetmek istiyorum. AKP Hükûmeti “Madenciliğin sorunlarını çözdük.” dediği 2004 yılı ortasında yürürlüğe giren 5177 sayılı Kanun’la Maden Kanunu’nda yaptıklarını, aradan beş yıl gibi kısa bir süre geçmiş olmasına karşın tekrar değiştirmek istemektedir. Bu kısa süreye rağmen, 2004 yılındaki Hükûmetin benimsediği felsefeyi tamamen değiştirmektedir. Maden Kanunu kadar, kanunu uygulayan hükûmetlerin madenciye, madenciliğe bakış açısı ayrı bir önem taşımaktadır.

AKP Hükûmeti sektörde faaliyet gösteren madencilerimizi, verdiği vergilerle bütçenin deliklerini tıkayan, çevreyi kirletecek potansiyel suçlu olarak görmektedir. Bu görüşü Hükûmet, şu anda görüşülmekte olan taslağa, devlet hakkındaki getirilmiş yeni teminatlar, teminat artışları ve yeni cezalar olarak yansıtmıştır. Hükûmet bu yaklaşımıyla Maden Kanunu’nu tam bir ceza kanununa dönüştürmektedir. Maden Kanunu’nun 1’inci maddesiyle kanunun amacı, madenlerin aranması, işletilmesi, üzerinde hak sahibi olunması ve terk edilmesiyle ilgi esas ve usulleri düzenlemek olarak belirlenmiştir.

Değerli milletvekilleri, madenciliğin sorunları nasıl çözülmelidir? Önce Hükûmetin, demokratik toplumlarda sorunların, sistem içinde yer almış sivil toplum örgütlerinin katılımı olmadan çözülemeyeceğini anlaması gerekmektedir. Katılım, tasarının komisyonlarda görüşülürken yaşandığı gibi, Hükûmet temsilcilerinin toplumun her kesimini dinleyerek ama kendi bildiğini okumak, sonra da sektörün ve sivil toplum örgütlerinin görüşünü aldık demek değildir. Demokrasi ve katılımcılık, bu Hükûmetin yapmadığı, daha doğrusu yapmak istemediği, kendisi gibi düşünmeyenlerin düşüncelerine saygı göstermemek, değer vermemek demek değildir. Madenciliğin sorunlarını “Biz yaptık, oldu.”, “Biz böyle düşünüyoruz.”, “Biz herkesi dinleriz ama biz bildiğimizi yaparız.”, “Bizim düşündüğümüz en doğru olanıdır.” gibi yaklaşımlarla bu ülkenin madenciliğini hiçbir yere taşımak mümkün değildir. Sorunlar sektördeki sivil toplum örgütleriyle elini taşın altına koyan sektörün bizzat kendisiyle beraber çözülmelidir. Bunun için de bu Hükûmetin hiçbir zaman sıcak bakmadığı sektörle ilişkiler sürekli ve sıcak tutulmalı, bu konuda bir yapı oluşturulmalıdır.

Madencilikte, Bakanlığın da içinde olduğu sektördeki dernek ve meslek odalarının oluşturduğu sivil bir yapılanmaya gidilmelidir. Bu yapılanmanın görevi madenciliğin sorunlarını belirleyip çözmek, madene bağlı sanayinin gelişmesini, yerli sanayimizin ihtiyaçlarının öncelikle kendi kaynaklarımızdan karşılanmasını sağlamak, maden dış ticaretinde bir strateji belirlemek olmalıdır. Yapılanma dünyadaki madencilik faaliyetlerini yakından takip etmeli, gelişmeleri izlemelidir. Kendi madenlerini kullanarak sanayisini geliştirmiş, dünyada söz sahibi bir ülke konumuna gelebilmemiz için madencilik planlamaları yapmalı, bu planlamalara ilişkin stratejiler belirlenmeli ve  en önemlisi de bu stratejilerin uygulanması sağlanmalıdır.

Madencilikle ilgili bakanlığın adı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığıdır ama ne hikmetse görev yapan bakanlar tabii kaynakların da bakanı olduklarını hep unutmuş, madenciliği ihmal etmişlerdir. Ancak şimdi de olduğu gibi Bakanlık zaman zaman gürlemiş, bir türlü yağmamıştır. Sayın Bakanın madencilikle ilgili kendi söylediklerine kendinin de inandığını zannetmiyorum. Eğer Sayın Bakan inanmış olsaydı, bu tasarının sektörün sorunlarını çözemeyeceğini anlar, böyle bir tasarıyı buralara kadar taşımazdı. Bu konuda komisyonlarda görüşlerimiz ortaya konulmuş olmasına karşın iktidar partisi üyeleri bildiklerini okumuşlardır. Bu tavırlarının sonucunda tasarıyla ilgili şerhimiz Komisyona yazılı olarak da iletilmiştir. Muhalefet olarak müspet önergelerle tasarı şekillendirilmeye çalışılmış, sektörün ihtiyacına göre hareket edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, kendi ham maddelerimizi kullanarak millî sanayimizi kurmamız mümkündür. Bugün geldiğimiz yer itibarıyla madencilikle ilgili temel yaklaşımımız, şu anda ürettiğimiz ve ham madde olarak ihraç ettiğimiz maden kaynaklarımızı kullanarak millî sanayimizi kurmak, bu kaynaklarımızı ülkemiz sanayisine ham madde olarak sunmak olmalıdır.

Biraz da madencilikle ilgili rakamsal gerçekleri vurgulamak istiyorum. Hükûmetin her fırsatta yerli kaynak kullanımını desteklediğini ifade etmesine karşın Çevre ve Orman Bakanlığınca 13 Ocak 2005 tarihinde yayımlanan Isınmadan Kaynaklanan Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği, en sonu 27 Ocak 2010 olmak üzere beş yıl içinde beş kez değiştirilmiştir. Her değiştirmede Hükûmet yerli kömür kullanımına kısıtlama getirirken yeni kriterlerle ithal kömür için belirli ülkeleri adres göstermiştir. Bu yanlış yaklaşımın sonucu 2004 yılında 16,4 milyon ton kömür ithalatına 1,2 milyar dolar, 2009 yılında da 20,3 milyon ton kömür için 3 milyar dolar ödenmiştir. Kendi ülkemizde üretilen kömürümüzün kullanımı çoğu yerde yasaklanmıştır. “Kaçak kömür operasyonu” adı altında yapılan yayınlarda, söz konusu kaçak kömür ülkemiz işçisinin alın teriyle ürettiği kendi öz, kendi millî kaynağımızdır.

Ülkemiz demir cevheri madenciliğinin durumu da hiç iç açıcı değildir. İthal edilen madenler arasında kömür ve demir cevheri ilk iki sırayı almaktadır. 2004 yıllarındaki demir cevheri ithalatına ödenen 200 milyon dolar, 2009 yılında 900 milyon dolara çıkmıştır. Bu aşamada Hükûmete düşen görev demir cevherinde geleceğe yönelik bir politika belirlemek ve uygulanmasını sağlamak olmalıdır.

Madencilikte önemli bir ithalat kalemi de fosfat kayasıdır. 1989’lu yıllarda Eti Maden Mazıdağı fosfat konsantre tesisleri devreye alınmış, üç yıl sonra fosfat konsantresi üreten tesis durdurulmuştu. Bize fosfat kayası ihraç eden Kuzey Afrika ülkeleri de artık uyanmışlardır. Belirli bir süre sonra bize fosfat kayası yerine daha yüksek fiyatla gübre satmayı teklif edecekler, fosfat kayası satmayacaklardır.

Nadir toprak elementleri günümüzde yüksek teknoloji gerektiren birçok endüstriyel ürünlerin yapısına girmekte ve kullanım alanları her geçen gün artmaktadır. Bu elementler üzerinde üniversitelerde yapılmış bazı çalışmalar olmasına karşın, günümüze değin sonuca varılacak ciddi bir çalışma yapılamamıştır.

Sayın milletvekilleri, son üç yılda Hükûmetin başarı olarak gösterdiği maden ihracat değerleri, uluslararası piyasalarda metal fiyatlarının yükselişinden kaynaklanmıştır. Tüvenan maden ihracatının Harran’dan karpuz ihracatına benzemediği unutulmamalıdır.

Ağırlıklı olarak ne ihraç etmekteyiz, bir bakalım. 2004 yılında 1,2 milyar dolar maden ihracatı, 2008 yılında 3,2 milyar, 2009 yılında da 2,4 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. 2009 yılında ne ihraç etmişiz? Krom cevheri 260 milyon dolar, bakır cevheri 290 milyon dolar, 410 milyon dolar granit ve mermer bloğu, 90 milyon dolar ham feldspat, 105 milyon dolar tüvenan bor ve konsantresi. Yani madenlerimizi ülkemiz topraklarından ürettiğimiz gibi ham madde olarak ihraç etmişiz.

Peki, bu ham maddeyi ithal eden ülkeler ne yapmışlar? Kromdan, önce ferrokrom, sonra da paslanmaz çelik üretip bize geri satmışlardır. Bu ülkeler bizden aldıkları feldspattan porselen, bordan ileri teknoloji ürünleri üreterek milyar dolarlık katma değer sağlamışlardır. İhracat ile ilgili en çarpıcı örnek krom cevheridir. Krom madenciliğinde yanlış olan herkesin krom üretip ham madde olarak satması değil, devletin, olmayan ulusal madencilik politikasıdır. Ferrokrom üretimi kaliteli çelik üretiminin ilk halkasıdır. Sanayileşmede paslanmaz çelik ve ferrokromun önemini herhâlde burada ayrıca anlatmamız gerekmez. Kromu ferrokroma dönüştürerek satmak daha kârlı bir ticarettir. Neden özel sektör ferrokrom üretimine yatırım yapmamıştır? Mevcut elektrik ücretleriyle ülkemizde üretilecek ferrokromun daha başında uluslararası pazarlarda rekabet edebilme şansını da ortadan kaldırmaktadır.

Diğer taraftan, yıllardan bu yana devlet elektrik ark ocaklarında çelik üretimini özel elektrik tarifesiyle desteklerken, krom üreticilerine de benzer enerji desteğiyle ilgili ufak bir ışık bile göstermemiştir. Bu nedenle ülkemizde ferrokrom üretimine hiçbir yatırım yapılmamış, krom cevherinin önemli bir yatırımı üretildiği gibi ihraç edilmiştir.

Amerika’da çıkmasına rağmen yıkıcı etkilerinin ülkemizde daha çok hissedildiği krizden ülkemizdeki madencilik sektörü de nasibini almıştır. Bu kriz döneminde Hükûmet ülkemiz madenciliğini en küçük bir teşvik ile desteklememiş, sektörü kendi kaderiyle baş başa bırakmıştır.

Her madenin kendine özgü ayrı bir önemi ve gerekliliği vardır. Madenimizin birinin diğerine göre daha önemli ya da daha stratejik olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak her zaman cevherden üretilen ürünlerin birbirlerini ikame etmesi olasıdır. İkamenin nedeni, teknolojiyi kullanarak insanların sürekli daha ekonomik, daha kullanışlı yeni ürünler arayışı içinde olmalarıdır. Gelişen teknoloji, yüksek fiyat ve maliyetler insanları her zaman yeni ikame maddeler aramaya yönlendirecek, sürdürülen araştırmaları hızlandıracaktır. Dünyadaki çoğu ülkelerin ARGE faaliyetlerine verdiği önem unutulmamalıdır. Bu nedenle madenlerimiz dar bir stratejik maden kavramı içine sıkıştırılmamalı, bu kavramın yerine, kaynaklarımızın ülke ekonomisine katkısını artırmak için ulusal ve uluslararası platformlarda uygulanacak, üretimden pazarlamaya kadar unsurları içerecek bir madencilik stratejisi belirlenmelidir. Ülkemizde madenciliğin gerçek portresi budur. Bu portreyi AKP Hükûmeti değiştirememiş, değiştirmek de istememiştir.

Bir de madenciliğin diğer yüzüne, yani siyasi yüzüne bakalım. 5177 sayılı Kanun yasalaştığında dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Güler bu Kanun’u devrim olarak nitelendirmiştir. Aradan geçen beş yılda ne değişti ki, aynı Hükûmet bu tasarıyla kendi devrimine karşı antidevrim gerçekleştirmektedir? Dönemin Bakanı her ortamda “Yatırımcıya mevcut kanundakinden daha fazla ruhsata dayalı yatırım güvencesi getirdik. Madencilik faaliyetlerinin tabi olduğu izinlerin alınması işlemlerini basitleştirdik. Gerekli izinlerin alınmasının Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca organize edilmesini öngördük. Zaman kaybı ve bürokratik işlemleri azalttık.” demişti. Bakan doğru söylemiş. Bakanlık sayesinde artık madenci kapı kapı dolaşmıyor, masa masa dolaşıyor. Tasarı yasalaştıktan sonra da hiç dolaşmasına gerek kalmayacak, zaten yok olacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Uslu, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

CEMALEDDİN USLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bir zamanlar, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı arama ruhsat sayılarının çokluğuyla övünmüş, rakamların büyüklüğünü Hükûmetin başarısı olarak sunmuştu. Hatta, zamanında, ihale edilecek sahaların listesini “Madenciliğimizi özel sektöre açıyoruz.” diye ulusal gazetelere ek yaptırmıştı. Ne değişti Sayın Bakanın görevini bıraktığı bir yıldan bu yana? Şimdi de aynı Bakanlık arama ruhsatlarının fazlalığından yakınmakta, çantacıları engellemek niyetiyle bürokrasiyi artırmakta, madenciye ek yük getirmektedir. Bakanlık ifade ettiği çantacılığı kendisi yaratmıştır. Maden Kanunu’nda arama ruhsat süresinin üç yıl olduğu, eğer madencinin yaptığı arama yeterli değilse bu sürenin iki yıl daha uzatılabileceği öngörülmüştür.

İdare ne yapmıştır? İdare görevini yerine getirmemiş, arama faaliyet raporlarını incelemeden bütün arama ruhsat sürelerinin beş yıla uzatılması için karar almıştır. Eğer idare görevini tam yapmış olsa ve bu arama faaliyet raporlarını incelemiş, gerek duyduklarını tetkik etmiş olsaydı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Uslu, son cümlenizi alayım.

Buyurun lütfen.

CEMALEDDİN USLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

…bugünkü arama ruhsat sayısı yaklaşık 5 bin adede inecekti.

Bu duygu ve düşüncelerle kanunun hayırlı olmasını temenni ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Uslu.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam.

Sayın Susam, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, arkadaşlar, lütfen…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Arkadaşlarımızı kulise davet eder misiniz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Genel Kuruldaki arkadaşlar, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Dışarıda konuşursanız daha iyi olur!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, çay gönderelim!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, arkadaşlar, lütfen, Sayın Hatip konuşmasına başlayamıyor.

Buyurun Sayın Susam.

CHP GRUBU ADINA MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün önemli bir yasayı konuşuyoruz. Bu yasayla ilgili olarak toplumun çok geniş kesimleri bu Parlamentoda konuşulacak şeyleri ilgiyle izliyorlar, sadece madenciler değil, tarımın çok önemli bir kesimini oluşturan zeytinciler, orman alanlarıyla ilgili düşünceleri olanlar ve benzeri bu işle iştigal eden birçok kesim izliyor.

Konuşmama başlamadan önce, en son Zonguldak maden kazasında, Karadon’da 30 tane maden işçimizin şehit olmasını, 2 tanesinin hâlâ bulunamamış olmasını ve böyle bir ortamda, maden kazalarının çok yoğun yaşandığı son dönemlerde Maden Kanunu’nu konuşmanın çok ciddi şekilde sorumluluk isteyen, her boyutuyla incelenmesi gereken bir konu olduğunun, bu anlamıyla da madencilikle ilgili hem Enerji Bakanlığının hem Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının çok ciddi tedbirler alması gerektiğinin, toplumumuzun bu konuda çok duyarlı olması gerektiğinin altını çizerek başlamak istiyorum ve biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak madenciliğe böyle bir anlayış içerisinde bakıyoruz, madenciliği önemsiyoruz, maden sektörünün sorunlarını çözme konusunda çok hassas ve duyarlı olmaya özen gösteriyoruz. Çünkü biliyoruz ki -az önce bir kanun tartışılırken ortaya çıktı- Türkiye’nin bundan sonraki süreçte ihracatını artırma konusunda neler yapılması gerektiği tartışılırken, üretime dayalı ve ithalat oranı azaltılmış, kendi üretiminin oranı yükseltilmiş bir ihracat politikasının doğru olduğu söylendi. İşte maden bunlardan bir tanesi. Maden aşağı yukarı yüzde 100 ham maddesi bizde olan, bu ham maddesi bizim doğal rezervlerimiz olan bir alan.

Madeni iki alanda kullanıyoruz: Birincisi sanayimizin ham maddesi olarak kullanıyoruz; ikincisi, madeni alıyoruz, işliyoruz ve ihracat ürünü olarak, uç ürün olarak satarak ciddi bir şekilde ülkemize döviz getiriyoruz. Bugün, madencilik sektörünün bu alanda yaptığı rakamlar 3 milyar dolar civarındadır. En önemli sektörlerin başında da madencilik içerisinde mermercilik ciddi bir aşama katetmiş, mermercilikte fuarcılık olarak dünyanın ikinci uluslararası fuarını düzenleyen ülke olma konumu ve doğal rezervimizin yüksekliği nedeniyle de çok ciddi bir şekilde iddialı bir noktadayız.

Değerli arkadaşlarım, işte Madencilik Kanunu’nu konuşurken bu yaklaşımla bu komisyonlara katıldık. Bu kanun, 2004’te çıkarılmış kanunun Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi ve doğan ruhsat alamama boşluğunu giderme noktasında ciddi, 2009 11 Haziranında Anayasa Mahkemesinin “Bir yıl içerisinde yeni bir kanun çıkartın.” şeklindeki önerisiyle, Bakanlığın yaptığı hazırlığı 3/3/2010 tarihinde Başbakanlık da Komisyona havale etti. Komisyona gelen kanun tasarısı, Komisyondan alt komisyona havale edildi ama Başbakanlıktan, Bakanlığın hazırlayıp Komisyona gelen ve alt komisyona havale edilen kanun tasarısı, alt komisyona gittiğimizde tamamen değişmiş bir şekilde, farklı bir kanun şeklinde geldi. Sordum: “Arkadaşlar, ya, ne oldu kısa bir süre içerisinde bu kanunu değiştirdiniz?” Dediler ki: “Sektörün talepleri vardı, bu taleplerini değerlendirdik, bu talepleri değerlendirerek yeni bir kanun hâline getirdik.” Orada Bakanlık temsilcilerine de, Müsteşar Yardımcısına da, tüm yetkililere de şunu söyledim: “Bu iş ciddiyet gerektirir. Madencilik gibi önemli bir sektörü… Bir yıl önce Anayasa Mahkemesi iptal etmiş ‘Bir yıl içerisinde yeni bir kanun çıkar.’ demiş ve siz, yapmış olduğunuz hazırlıkları… Alt komisyona indiğinizde çok farklı bir şekilde yeni bir tasarıyla karşı karşıya geliyorsunuz. Bu, Bakanlığın bu konuda ciddi bir zaafı olarak kendini göstermiştir.” dedik. Gelen kanun üzerinde konuşmaya başladık, onda da baktık ki değişikliklerin ardı arkası kesilmeden yeni öneriler geliyor. Dört tane tasarı oluştu. En son, Başbakanlıktan gelen tasarıya… Alt komisyonda bir tanesi geldi, o yetmedi; Ali Rıza Öztürk arkadaşımızın hazırladığı teklif vardı, ikisi birleştirilmişti, o yetmedi; Afif Demirkıran’la Mustafa Bey’in hazırladığı teklif geldi. O arada, bir tane de Zonguldak’taki maden işletmeciliğinin özelleştirilmesiyle ilgili bir kanunda, limanın özelleştirilmesiyle ilgili bir teklif geldi, o da yetmedi. Son hâliyle buraya gelen şu tasarı, AKP Grubunun, biraz sonra göreceğiniz on beşe yakın önerisiyle tekrar değiştirilerek önünüze gelecek ve bugün bu kanunu tartışacaksınız. Bu süreci niye anlatıyorum, biliyor musunuz? AKP’nin ve Enerji Bakanlığının bu kanundaki ciddiyetini algılamanız için anlatıyorum.

Sektör ne istiyordu bizden? Sektör diyordu ki: “Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği maddelerle ilgili kısa bir, ruhsatlandırmada çektiğimiz sıkıntıları giderecek üç maddede değişiklik yapın ve biz hemen, üretim sezonunun başladığı, baharın geldiği aylarda hızla bu kanunu Meclisten çıkartıp ruhsatlarımızı alalım.” Ama AKP, buraya, kendi kafasında olan, sektörün beklentilerini değil, kendi kafasında olan her şeyi içine soktu, ondan sonra da bir sürü tepkiler başladı. Hani şair demiş ya: “Giderayak işlerim var bitirilecek, giderayak.” diyor Orhan Veli, onun Timur Selçuk da şarkısını yapmıştı. Giderayak bu yasa içerisine ne gerekiyorsa konmaya çalışıldı; işte, Orman Kanunu girdi, zeytincilikle ilgili kanun girdi, yaban hayatı ve avcılıkla ilgili kanun bunun içerisine girdi. Peki, bugün bunların hepsini çıkartıyoruz. Niye bir buçuk ay bizi bu kanunlar üzerinde tartıştırdınız veya niye şimdi çıkartıyorsunuz? Çıkartmanızın iki nedeni var: Birincisi, eğer biz bu kanun içerisinde yapabilirsek, bu kanunlarda yapılması gereken, kendimiz için gerekli değişiklikleri yapalım ve bu şekilde ormanı da değiştirelim, zeytinciliği de değiştirelim. Bunu savunurken de şöyle bir söylem vardı, madenlerle ilgili felsefe şu olmalıdır diyor iktidar partisi: “Yerin altındaki yerin üstündekinden değerliyse yerin altındakini çıkarmak için yerin üstündekilerini feda edebiliriz.”

Değerli arkadaşlar, bu doğru bir madencilik politikası değildir.

NURİ USLU (Uşak) – Biri yenilenebilir, birisi yenilenemez madendir, kaynaktır.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Ben size bir cevap vereyim. Kızılderili Şefinin, Cherokee’nin dediği gibi “Bir dere kuruduğunda, son balık tutulduğunda, son ağaç kesildiğinde, beyaz adam paranın yenilmeyeceğinin farkına varacaktır.” Bu dünyada, madencilik yaparken hiçbir zaman çevreyi unutmayacaksınız. Hele hele bu ülkede, zeytin ağacını hiç unutmayacaksınız. (CHP sıralarından alkışlar) Zeytin ağacının mukaddes bir ağaç olduğunu, zeytin ağacının bu ülkenin en az altı bin yıllık geçmişinde damgası olduğunu, kabul ettiğimiz her dinî kitapta zeytinden bahsedildiğini ve Türkiye’de zeytinciliğin iddialı, dünyada birinci olabilecek bir potansiyeli içinde barındırdığını hiç unutmayacaksınız. Madencilik sektöründe 3 milyarlık ihracat yaparken 2 milyar 500 milyon liraya yakın sıvı yağ ithal ediyor bu ülke. Zeytinyağını Türkiye’de daha iyi noktaya taşıma noktasında hepimiz sorumlu davranmalıyız. İşte, sizin o kanuna sonradan soktuğunuz, Körfez Bölgesi’nin, Marmara Bölgesi’nin, Ege Bölgesi’nin, Akdeniz Bölgesi’nin zeytin üreticileri, Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi, TARİŞ, Marmarabirlik, o bölgenin belediyeleri, o bölgenin halkı güçlü bir direnç koydular ve o direnç sonucunda geri adım atmak zorunda kaldınız çünkü gereken buydu, yapılması gereken buydu.

Değerli arkadaşlar, Zeytincilik Kanunu’nu Maden Kanunu’nun içerisinde görüşme aymazlığı içerisinde olmak, bu ülkenin önceliklerini ve değerlerini doğru değerlendiremediğinizin göstergesidir. Onun için, Zeytincilik Kanunu’nu, burada, hem toplumsal direnç hem bizim bu anlamıyla komisyonlarda yaptığımız ciddi muhalefet sonucu çıkarmak durumunda kaldınız.

Değerli arkadaşlarım, madencilik sektörünün dinamik bir sektör olduğu, KOBİ’lerden oluşmuş çok önemli bir sektör olduğu açıktır ama bir hataya da düşülmemelidir. Bakınız, madencilik sektöründe 2004’teki kanundan sonra, kanunun bazı maddeleri iptal edildikten sonra ciddi bir ruhsat artışı gerçekleşmiş ve madencilik sektöründe “çantacılık” dediğimiz, maden ruhsatı alarak ruhsatları işletmek değil, ruhsat üzerinden para kazanma anlayışı içerisinde bir sürü maden üreticisi çıkmıştır. Gerçek madenciye, gerçekten madencilik yaparak bu ülkeye kaynak kazandırmak, bu ülkeye istihdam yaratmak, bu ülke için ihracat yapmak isteyen, bu ülkenin sanayisine üretim yapmak isteyen, tüm maden sektörüne emek veren, bu zorlu işi dağlarda, bayırlarda yapmaya gayret eden maden sektörünün vefakâr temsilcilerine sonsuz şükranlarımı sunarım ama Bakanlık koridorlarında dolaşarak “çantacı” diye tabir edilen insanların maden ruhsatı üzerinden para kazanma anlayışına son vermek bu maden yasasındaki en temel görevlerimizden biri olmalıdır ve biz, bunu, bu Komisyon çalışmaları sırasında ön planda tuttuk.

Değerli arkadaşlarım, aynı zamanda, madenciliği teşvik etmenin yolu madenle ilgili ciddi teşviklerden geçer. Madencilik sektörü emek yoğun bir sektör. Bu emek yoğun sektör ciddi istihdam yaratıyor. Bu ülkede madencinin giderlerinin başında, çalıştırdığı emek yoğun istihdamın yarattığı işçilik vardır, madencinin tükettiği elektrik, enerji vardır, tükettiği akaryakıt vardır ve madencinin bunun dışında ciddi şekilde yaşadığı başka zorluklar vardır. Bu zorlukların aşılmasında eğer madencinin ayakta kalmasını sağlamak istiyorsanız bu kanunda getirilmesi gereken birinci öncelik, madencinin çalıştırdığı işçiler üzerindeki vergi yükünü indirmektir; dünyanın en pahalı elektriğini kullanan, dünyanın en pahalı akaryakıtını kullanan ülke olmaktan bu ülkeyi çıkarmaktan geçer. Bunlar konusunda gerekli adımları atmıyorsanız, bunun madenciye getirdiği hiçbir katkı yoktur.

Madencilik Kanunu’nu değiştirirken, madencilik alanında ciddi bir şekilde, madenin ham madde olarak dışarıya çıkmasını değil, yüksek teknolojiyle ülke içerisinde yatırım yapılmış fabrikalarda işlenip mamul madde ve katma değeri yüksek madde hâline, mamul madde hâline getirilerek ihraç edilmesinin önünü açmaktır, teşviklerini buna vermektir; bu noktada ülke sanayicisini teşvik etmektir. Bu anlamıyla, bizim bu kanun sırasında savunduğumuz temel şey bu olmuştur. Madencilik sektörünü bu anlamıyla teşvik edin. Enerjide, işçilik maliyetlerinde, akaryakıtta ve teknoloji geliştirerek ihracat noktasında destekleyin dedik. Madencinin özellikle devlet hakkı konusunda yeni artırımlarla zor durumda bırakılması yerine, başka teşvikler noktasında desteklenmesi gerektiğinin önünü çizdik. Buradan çıkarak, madencilikte iki tercihin hiç unutulmaması gerektiğinin altını çizdik. Bir, çevreye saygılı bir madencilik yapacaksınız; iki, insana saygılı bir maden işletmeciliği yapacaksınız.

Değerli arkadaşlar, bunları söylerken, “Madencilikle ilgili üç maddelik kanun çıkarın.” derken, madencilikte daha geniş kapsamlı bir kanuna ihtiyaç yok anlamında söylemedik. Dedik ki: “Madencilikle ilgili geniş kapsamlı bir kanun daha çıkarabiliriz.” Bu konuda Mecliste bir komisyon kurduk: Madenciliğin Sorunlarını Araştırma Komisyonu. Bu Komisyon ülke içerisindeki birçok madeni gezdi, hatta hatta uluslararası seyahatler yaparak o ülkelerde bazı değerlendirmeler yaptı. Belki kısıtlı olarak sadece hangi alanlara gittiğini bilmiyorum -bizim arkadaşlarımız katılmadılar- ama eğer yeni bir geniş kapsamlı maden kanunu çıkacaksa, bu Madencilik Araştırma Komisyonunun da verileriyle, o Komisyon Raporu dikkate alınarak daha geniş kapsamlı bir kanun çıkarılmalıdır. Bu iddiayı söyledik ve bu konunun takipçisi olmaya özen gösterdik.

Arkadaşlarımız bu konudaki önerilerimizi dikkate almadılar ama bazı konularda öneriler dikkate alındı. Bu maden işletmeciliğinde özellikle son dönemlerde yaşanan, ruhsat sahiplerinin redevans yoluyla işletmecilik yaptırdığı işletmecilerin o madenlerde iş güvenliğini ve işçi sağlığını dikkate almadan, madenlerde güvenliği oluşturmadan sırf kâr amacıyla yapmış oldukları çalışmalar sonucu yüzlerce insanın hayatına mal olan maden kazalarının önüne geçilmesi konusundaki tavrımızdır.

Değerli arkadaşlar, bu konuda, her madende bir maden mühendisinin nezaretinde, aramadan başlayarak çalışmanın olmasını koşul koyduk. Her vardiyada asgari bir maden mühendisinin olmasını koşul koyduk. Teftişlerin bağımsız yapılabilmesinin önünü açacak koşulları bu maden yasası görüşülürken koyduk. Bu anlamıyla redevans işletmeciliği yapanların sorumluluğunu bu maden yasasında getirmeye özen gösterdik ve aynı şekilde, bunların, doğacak kazalardan her türlü sorumluluğunun artırılması konusunda elimizden gelen gayreti gösterdik. Yani, maden işletmeciliğinde insana saygılı işletmecilik yapılabilmesi için ne gerekiyorsa onun yapılabilmesi konusunda elimizin ve gücümüzün yettiği kadar değişiklik önergelerini verdik ve bu konuda verilmiş önerilere de destek olduk, bundan sonra da daha iyisini yapmak görevimizdir.

Bakın arkadaşlar, 2004’ten bu yana taşeron sistemi gelişmeye başladıkça Türkiye’deki maden kazalarında ölüm oranları artmıştır. Bu rakamları vermeme gerek yok ama sizler burada yaşadınız. Bu anlamıyla maden ocaklarındaki bu taşeron sisteminin gözden geçirilip kaldırılması, iş yaşamı ve iş güvenliği açısından sendikalı, sigortalı ve çalışma güvenliği sağlanmış bir çalışma ortamının oluşturulması herkesin görevidir.

“Yüzde 98 madendeki kazalar önlenebilir.” diyor dünyadaki istatistikler, “Yüzde 2 önlenemez noktasında, kader.” diyor. Ama bizim ülkemizde bazen, bu ülkedeki kazaları madenciliğin doğal bir gereğiymiş gibi gösteren hükûmet ve iktidar anlayışları olması, bu ülke insanını ciddi şekilde yaralamış ve üzmüştür. Bu kader değildir, bu önlenebilir bir olaydır ve insana saygı duyan bir işletmecilik anlayışının gereğidir.

Çevreye saygılı bir işletmecilik anlayışı da madencilikte üzerinde durmamız gereken en önemli bir konu olmuştur. Bundan dolayı Zeytincilik Kanunu’nu, bundan dolayı Yaban Hayatını Koruma ve Av Kanunu’ndaki değişikliği, bundan dolayıdır ki Orman Kanunu’nda yapılması gereken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) - …Orman Kanunu’ndaki değişiklikle ilgili konularda hassasiyetimizi dile getirdik ve bugün önünüze gelen tasarı, bütün bu aşamalardan sonra, bütün bunlar çıkarak… Önünüzdeki tasarıda çıkmamıştır ama AKP’nin vereceği önergeler ve bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu konuda vereceğimiz önergelerle bu Meclisten çıkartılacaktır.

Bu, şunu göstermiştir, değerli arkadaşlar: Kendi kafanızdaki yasaları çıkartmak isteseniz de Türkiye’de öyle bir kamuoyu vardır ki, size bunu müsaade etmez. Siz nasıl bir yasayı değil, Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu yasayı çıkarma noktasına geldiğiniz noktada, Türkiye kamuoyu da arkanızda olacaktır, bu Parlamentoda bulunan milletvekilleri de arkanızda olacaktır. Onun için Zeytincilik Kanunu’nu bir daha hiçbir şekilde bu yasaların içerisine sokmaya çalışmadan bu işleri yapın.

Bu duygularla bu yasanın ülkemize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Nezir Karabaş.

Buyurun efendim. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Tabii, Maden Kanunu Tasarısı’nın tümünü okumadım çünkü tümünü okuduğum zaman neredeyse sürenin yarısının gitmesi gerekiyor, o kadar genişledi.

Değerli milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi, Anayasa Mahkemesinin 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 7’nci ve 10’uncu maddelerinde, bazı fıkralarda yaptığı iptal üzerine Maden Kanunu’nda yeniden bir düzenleme ve bu iptal edilen fıkraların karşılanması gerekiyor. Tabii, bu tasarın mantığına baktığımız zaman da öne koyduğu gerekçe bu, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği kanunun bazı fıkralarını karşılama, yasal boşluğu doldurma ancak sonrasında hem Maden Kanunu’nda geniş bir değişiklik yapma hem de diğer bazı kanunlarda da değişiklik yapma teklifleri, tasarıları geldi. Tabii, daha önceki hatipler dile getirdi, biz de Komisyonda dile getirdik, ısrarla bugüne kadar bu tartışıldı. Bu Mecliste hem iktidar hem muhalefet milletvekilleri yıllardır madencinin önemli sorunlarının olduğu, Maden Kanunu’nda ciddi değişikliklerin yapılması gerektiği, maden üretiminin ve madenler üretilirken çevrenin korunması konusundaki denetimlerin ciddi bir yasal düzenlemeye ve mevzuata kavuşturulması konusunda herkes hemfikir. Nitekim bu konuda onlarca araştırma önergesi verildi ve en sonunda iktidar-muhalefet tüm Meclis grubu ve tüm milletvekilleri bir araştırma komisyonu kurulmasına karar verdi. Bu araştırma komisyonu ciddi bir şekilde çalışmalarını yürütüyor, takip de ediyoruz, belki bugüne kadar kurulan komisyonların içinde en yoğun çalışan komisyonlardan biri.

Israrla, tüm muhalefet milletvekilleri, muhalefet partisinin temsilcileri Maden Kanunu’nda bazı değişikliklerin yapılması gerektiğini, ama geniş ve kapsamlı değişiklikler için Maden Araştırma Komisyonunun çalışmasının sonuçlandırılması talebinde bulundu, bu konuda bu taleplerin hiçbiri ciddiye alınmadı, dikkate alınmadı.

Ve yine bu tasarıya, Maden Kanunu’ndaki değişikliklerle birlikte Çevre ve Orman Bakanlığı, yine yaban hayatını korumayla ilgili kanun, Zeytincilik Kanunu’yla ilgili birçok değişiklik bir araya getirilip bu tasarının içine yerleştirildi. Öyle ki, özel çevre koruma alanlarından tutun millî parklara, yaban hayatını koruma ve geliştirme sahalarından tutun muhafaza ormanlarına, Kıyı Kanunu’na göre korunması gereken alanlardan tutun birinci derece sit alanlarına, içme ve kullanma suyu havzalarından tutun zeytinliklere kadar her şeyin madene açılması gibi bir mantık getirildi.

Şimdi, bu tasarıda, özellikle tasarıyı getirenlerin bazı değerlendirmeleri var, katıldığımız değerlendirmeler. Mesela diyorlar ki: “Maden, madencilik bir ülkenin sanayisinin, sanayi üretiminin gelişmesinin temel maddelerinden biridir.” Katılıyoruz. Yine diyorlar ki: “Madeni ancak bulunduğu yerde üretebilirsiniz, başka bir alanda üretme şansınız yoktur.” Yine en önemlisi, şu belirtiliyor: “Madenler bugünün ve geleceğin toplumunun ortak malıdır. Madenler milyonlarca yıllık süre içinde oluşur ve o tüm toplumun bugününün ve geleceğinin ortak malıdır. Onu ürettikten sonra yarın bir daha yeniden maden üretemezsiniz.” Bunların hepsine katılıyoruz. Ama öyle bir mantık var ki…

Çevreyi, tarımı, insan sağlığını, hiçbir şeyi çok dikkate almadan, yeri geldiği zaman her ne kadar çevreden bahsedilse bile temel mantık, “Yer altındaki zenginliklerimizi, madenleri bir an önce yer yüzüne çıkarıp ham olarak ithal ettiklerimizi ithal edip ihraç ettiklerimizi ihraç edip paraya çevirip diğerlerini neden zenginliklerimize katmayalım?” diye bir mantık var. Bu mantık, aslında bugün “Teğet geçildi.” denilen sıkışmış ekonomiye, bir türlü yakası bir araya gelmeyen bütçeye, bir an önce ne varsa satıp, hatta uluslararası maden şirketlerine bir an önce satıp bu krizi bu şekilde aşma mantığıdır.

Dünyanın hiçbir yerinde… Bugün, günümüzde, geçmişte madenle ilgili birçok ülkede maden üretimi, madene bakışla ilgili ciddi yanlışlıklar yapılmış, sorunlar yaşanmış, ama çağdaş dünya madeni hem üretimi esnasında hem üretirken çevre ve insanın sağlığı açısından hem de toplumun bugünü ve geleceğini düşünme açısından ciddi kurallara, kaidelere ve yasalara bağlanmıştır. Çünkü bir taraftan, siz maden üretirken, maden üretiminin her safhası bir şekilde çevreye, insan sağlığına ciddi etkide bulunuyor.

İkincisi, ürettiğiniz her maden bugün yaşayan, bugün ülkede bulunan mevcut nüfus, yönetenlerin veya o madeni üretenlerin yalnız malı, babasının malı değil. Bugünün ve geleceğin toplumunun malı. Maden üretildiği zaman, maden üretimiyle ilgili süreçler belirlendiği zaman, yasalar çıkarıldığı zaman hem ülkenin sanayisinin, ülkenin üretiminin ihtiyaç duyduğu oranda madeni çıkarmak hem maden çıkarırken çevreyi koruma hem de sonradan gelen kuşakların da malı olan madeni o şekilde tüm yönlerini hesaplayarak yarının toplumunun da ihtiyacı olduğunu düşünmek gerekiyor. Bunları düşünmediğimiz zaman, işte “Bizim zenginliklerimiz neden yerin altında kalsın?” İşte “Daha önemli, daha değerli bir zenginlik varken biz çevreyi, merayı, ormanı, zeytini neden düşünelim? Daha çok para ediyor.”

Bu tasarıyı getirenlerin mantığında da şunu söylemişler, şunu belirtiyorlar: Madeni bir defa çıkarırsınız ve bir daha o madenin yerine maden koyamazsınız, onun yerine maden üretemezsiniz. Ama çevreyi bir defa bozulduktan sonra yüzlerce yıl, bazen binlerce yıl eski hâline çeviremezsiniz, madenleri üretemediğiniz gibi.

Yine zeytinlikler, doğal parklar, sit alanları, doğal yaşamı koruma alanları bugün yoksa yarın yenisini yerine koyacağım dediğiniz alanlar değil. Bugün dünyada bu tür alanlar, korunması öne çıkarılan en önemli alanlardır. Ülkeler, bırakın onları tahrip edip o alanların altındaki madenleri çıkarma, milyarlarca, 100 milyarlarca dolar harcayarak bunları koruma, muhafaza etme yönünde çaba sarf etmektedirler.

Madenin, her safhasında çevreyle ve insanla alakalı olduğunu belirttik. Madenle ilgili en ufak bir düzenleme yapıldığı zaman sivil toplum örgütleri, maden sektörü ve halkın dikkate alınması gerekiyor. Bugün, Avrupa ve gelişkin dünya artık sadece maden sektörünün taleplerini dikkate almıyor, sadece sivil toplum örgütlerinin ve belli alanlarda örgütlü kurumların, odaların görüşlerini de almıyor. Madencilikle ilgili karar alındığı zaman, birçok zaman, bir yerde maden işletileceği zaman orada, o çevrede yaşayan insanların çeşitli yöntemlerle, bazen referandumlarla düşüncesini, o madenle ilgili alınan karar ve madenin üretimine yönelik düşüncesini almaktadır.

Fakat bu kadar kesimi ilgilendiren, birçok yasanın değiştirildiği bu tasarı hazırlanırken, bırakın halkın düşüncesini alma, geniş bir şekilde bir konsensüs oluşturma, maden sektörünün bile, bu konuda çalışma yürüten sektörün de ve yine mühendis odalarının da ciddi bir şekilde düşünceleri alınmamış. Doğrudur, bunların düşüncesi alınmış, Komisyonun çalışmalarına her safhasında bunlar çağırılmış, düşüncelerini belirtmişler, hatta feryat etmişler. Başta iktidar milletvekilleri olmak üzere, her birimize, geldiklerinde feryat edip “Bu konuda bu tür düzenlemeleri yapın.” demişler ama bugüne kadar, bu tasarı hazırlanıp Genel Kurula ininceye kadar bunların birçoğu dikkate alınmamış ama umarız, hem yansıyan bilgiler hem de toplumun bu kadar değişik kesimlerinin talepleri iktidar tarafından, iktidar partisi tarafından dikkate alınıp en azından tüm kesimlerin ortak karşı çıktığı bazı maddeler bu tasarıdan çıkarılır veya ona göre yeniden düzenlenir.

Değerli milletvekilleri, sadece maden konusunda değil, yaşamın tüm alanlarında, yine toplumun diğer kesimlerini ilgilendiren konularda bizler, birçok zaman, kurduğumuz üniversitelerle, üniversitede okuyan öğrenci sayımızla, mezun ettiğimiz üniversitelilerimizle övünürüz. Ha bugün, sayı anlamında, Türkiye’deki maden mühendisi, jeoloji mühendisi, jeofizik mühendisi, benzeri mühendisleri yetiştiren üniversite sayısı, o üniversitelerde okuyan ve o üniversitelerden mezun olan mühendislerin sayısı konusunda sanırım dünyada birinci geliriz ama o mühendislerin, o mühendislerin odalarının talepleri, onların istemleri, onların düşüncelerini yaşama geçirme, onları istihdam etme konusunda bir sıralama yaparsak acaba dünyada kaçıncı sırada oluruz? Türkiye, geçmişte de, bugün de, birçok zaman ya ciddi şekilde, belli alanlarda ihtiyaç duyulan yetişmiş teknik veya eğitimli eleman, personel bulmakta zorluk yaşıyor veya bir anda bir tarafa yüklenilip binlerce, 10 binlerce, 100 binlerce işsiz üniversiteli üretiyor.

Bu yasa tasarısı komisyonlarda görüşülürken dile getirdik, maden mühendislerinin çalıştırılması, maden üretiminde her aşamada çalıştırılmasıyla ilgili görüşler dile getirildi. Bu tasarıda da -geçmişle kıyasladığımız zaman- 30 işçinin çalıştırıldığı madenlerde 1 maden mühendisinin, 15 işçinin çalıştığı yer altı maden işletmelerinde de 1 maden mühendisinin sürekli kadrolu çalışması talebi, istemi var. Bu, geçmişe göre biraz daha ileri ama… Peki, 30 işçinin altında işçi çalıştıran madenlerde, 15 işçinin altında işçi çalıştıran yer altı madenlerinde mühendisin olmamasını neye bağlıyoruz? Bir taraftan maden kazalarında dünyada üçüncü, Avrupa’da birinci olduğumuzu söylüyoruz, bunu herkes kabul ediyor, rakamlar da ortada. Bir tarafta maden mühendislerimiz var, jeoloji mühendisimiz var, jeofizik mühendislerimiz var, bunların odaları feryat ediyor “İstihdam edilemiyoruz, işsiziz. Mühendisler işsiz.” diğer taraftan maden mühendisinin, jeoloji mühendisinin, jeofizik mühendisinin çalışma alanlarını sınırlıyoruz.

Evet, madencilerin birçok alanda Türkiye’deki çalışma koşulları, madene devletin geçmişten bugüne kadar verdiği teşvikler, madencinin sorunları, maden üretiminin teknolojisinin Türkiye’de çok gelişmiş olmamasından kaynaklı madencilerin finansman sıkıntısı yaşadığı, madencilik yaparken işçi çalıştırma, özellikle mühendis çalıştırmada mühendisin ekonomik maliyeti açısından zorlandığını biliyoruz. Ama eğer bizler bir taraftan bilimsel, teknik anlamda madenlerimizi en verimli, çevreye uyumlu bir şekilde üretmek istiyorsak, bu bizim için çok önemliyse; eğer bizler maden üretimi, madencilik yapıyorken madencimizin, işçimizin ölümünü asgariye düşürme veya ölümünü önlemek istiyorsak bizler, devlet olarak, Meclis olarak, hükûmetiyle muhalefetiyle, madencinin hem üretim yapmasını, sorunlarını, sıkıntısını aşmasını, kâr etmesini hem de teknik eleman mühendisinin her aşamada çalıştırılmasının koşullarını yaratmalıyız. Yoksa, madenci sıkıntılıdır; küçük madenci zaten zor durumda üretim yapıyor, zaten zarar ediyor. O zaman, bizler madenci maden üretiyorken mühendis çalışmasının sınırlarını daraltalım, mühendisi çalıştırma zorluklarını veya zorunluluğunu düşürelim gibi bir mantık doğru bir mantık değil. Ve yine birçok alanda madencilikte, madenlerin hem sağlıklı, verimli ve bilimsel anlamda işletilmesi, madenlerin zayi edilmeden, heba edilmeden sağlıklı bir şekilde ve verimli bir şekilde çıkarılması için ve kazaların asgariye inmesi için maden mühendislerinin yanında jeoloji mühendislerinin, jeofizik mühendislerinin çalıştırılması gerekiyor. Ancak istihdamda yaşanan sorunlar, bu konuda hem geçmiş hükûmetler döneminde hem bu Hükûmet döneminde yaşanan sıkıntılardan kaynaklı, biz, mühendislerin, maden mühendislerinin, jeoloji mühendislerinin, jeofizik mühendislerinin birbirinin yakasına yapıştığı, birbirine “Bu senin işin değil, benim işimdir.” dediği bir noktaya getirdik. Bunlar maden mühendislerinin özel tercihi değil. İstihdamda yaşanan sıkıntı, çok sayıda mühendisin olması ve mühendisin maden üretiminin birçok alanında istihdam edilmemesinden kaynaklı, mühendis odalarını birbirleriyle rekabet eder, birbirleriyle boğazlaşır hâle getirdik.

Bu konuda, özellikle hem eğitimde… Eğer maden mühendisi, jeoloji mühendisi, jeofizik mühendisi bulunduğu alanın dışında… Bir işletmeci başka bir işi yapabilir, bir avukat başka bir işte de çalışabilir ama bir mühendisi kaba fiziki iş yapmanın dışında başka bir alanda çalıştırma şansınız yoktur. Adamların gördüğü eğitim sadece bu maden üretiminde çalışma yapmaya uygundur. Biz eğer maden mühendislerimizi birbiriyle rekabet eder veya madenlerde gidip güvencesiz, herhangi bir güvenceye bağlanmadan bir işçi gibi, asgari ücretli gibi çalışmasını istemiyorsak hem yasalarda düzenlemeler yapıp gerçekten onların mesleklerini yapmalarının önünü açmamız gerekiyor hem de maden mühendislerimize, jeoloji mühendislerimize, jeofizik mühendislerimize madenciliğin her alanında çalışabilecek koşulları ve zemini yaratarak madenciliğin daha verimli, bilimsel yapılmasını ve iş kazalarının asgariye düşmesini sağlamalıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Devamla) – Yine üniversitelerde de özellikle mühendislik alanında altyapısı gelişmiş, eğitimi üst düzeyde alan ve yeterli sayıda mühendisin yetiştirilebileceği bir düzenlemeyi de yapmamız gerekiyor. Çünkü bizler eğitimde, özellikle üniversite eğitiminde dünyada hayli geride iken, maden mühendisi, jeoloji ve jeofizik mühendisi yetiştirmede dünya birincisi olmaktan da vazgeçmemiz gerekiyor diyorum.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Saat 20.00’de toplanmak üzere birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.30

 

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.03

BAŞKAN : Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Fatih METİN (Bolu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 114’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

503 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi söz sırası AK PARTİ Grubu adına Rize Milletvekili Bayram Ali Bayramoğlu’nda.

Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Rize) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 503 sıra sayılı maden kanunu hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında, benden önce konuşma yapan Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve BDP milletvekili arkadaşlarımızın, en azından konuşma yapan arkadaşlarımızın burada olmasını arzu ederdim çünkü aynı zamanda, arkadaşlarımız, Alt Komisyon üyeleri olarak beraber çalıştığımız arkadaşlardı ve özellikle onların sarf etmiş olduğu ifadelere benim de ekstra olarak söyleyeceğim birkaç tane madde vardır. Bu arada gelirlerse onlara da en azından cevaben bu sözleri sarf etmiş olurum.

Sözlerime başlamadan önce, ben de en son Zonguldak’ta yaşanan hadisede ve daha önceki sürelerde de çeşitli vilayetlerimizde yaşanan maden kazalarında hayatını kaybetmiş bütün vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum; sağlığını, sıhhatini bu konularda çalışarak kaybetmiş bütün kardeşlerimize de Allah’tan acil şifalar dileyerek sözlerime başlıyorum.

Arkadaşlar, son derece önemli bir kanunu görüşüyoruz. Genelde madencilik sektörü, ülkelerin kalkınmışlık olarak gündemlerine taşıdığı, rakamlarıyla övündüğü ve özellikle de gayrisafi millî hasıla içerisindeki payları açısından sektör olarak her zaman gündemde bulundurduğu sektörlerden bir tanesi. Dikkat ederseniz, hem ulusal hem de uluslararası bütün ekonomik verilerin içerisinde başlık olarak açılmış önemli sektörlerden bir tanesidir maden ve ülkemizde de madencilik sektörü yaklaşık yirmi yıllık süreç içerisinde gayrisafi millî hasıladan payını yüzde 0,8 ile yüzde 1,6 arasında almış olan ülkelerden bir tanesidir. Ancak, bugüne kadar yapılmış çalışmalar, çeşitli veriler…

Bu maden kanununun neler getirdiği, bize neler sağlayacağı konusuna girmeden önce, yapılmış olan Komisyon çalışmaları hakkında hem diğer komisyonlara örnek teşkil etmesi hem de Türkiye Büyük Millet Meclisinde sadece milletvekillerinin kanun çalışması yapmadığını, sivil toplum kuruluşlarının, bu konularda fikir üretebilecek herkesin katkı sağlamak suretiyle nasıl bir çalışma yapıldığı hakkında da kısaca sizi bilgilendirmekte fayda görüyorum.

Komisyonumuza kanun geldikten sonra çeşitli detaylarını ve ilave maddelerini nazarıitibara almak suretiyle bir alt komisyon kuruldu. Bu Alt Komisyon Başkanlığını da ben yapmıştım. Benden evvel konuşma yapan gerek Cemaleddin Bey gerekse Mehmet Ali Bey de aynı zamanda Alt Komisyon üyelerimizdi. Kendilerinin de vâkıf olduğu gibi, Türkiye’de madencilik sektöründe ne kadar faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşu var ise -ortalama 45 tane, buna 42’yle başladık, 49’a kadar çıktığımız toplantılar oldu- sürekli olarak, birinci gününden son gününe kadar bütün maddelerini tek tek görüştük, her konuda her sivil toplum kuruluşuna söz verdik. Hatta bırakın söz vermeyi, onların önerge verme, kanunda değişiklik yapma hakları olmamasına rağmen, onları da birer milletvekili sıfatında değerlendirmek suretiyle, gönderdikleri bütün önergeleri tek tek değerlendirdik ve söz de verdik.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Söz verdin de, dikkate aldın mı, onu söyle.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Yani, tam tersine, söz verdiğimiz bütün konularla ilgili -Komisyon üyesi arkadaşlarımız burada- söylediklerinin hem tutarlı hem uygulanabilir olanlarının hepsini de gündemimize aldık. Bunları ben tek tek size buradan, kanundan çıkartırım. Tek tek hepsini gündemimize aldık ve önergelerinin doğruluğunu gündeme getirdik.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Dikkate aldın mı, almadın mı, onu söyle.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) - Bunun içerisinde sadece sivil toplum kuruluşları olarak değil, aynı zamanda Jeofizik Mühendisleri Odası, Jeoloji Mühendisleri Odası, Maden Mühendisleri Odası, konuyla ilgisi olması münasebetiyle Tarım Bakanlığı, Orman Bakanlığı ilgililerinin de hepsinin bütün fikirlerini gelip karşılıklı olarak orada değerlendirme ve teati etme imkânı bulduk.

Bu kadar geniş bir kitlenin katılımıyla maden kanununun hazırlanması, fikirlerinin alınmış olması, sektörün ehemmiyetine ve önemine göstermiş olduğumuz ışıktan başka ne olabilir ki? Burada değerlendirmemiz gereken en önemli konu budur. Bunu sadece ben sivil toplum kuruluşları açısından söylemiyorum, Alt Komisyonda arkadaşlarımızın getirmiş olduğu önerileri de tek tek görüştük. Bırakın sadece onları görüşmeyi, Komisyon bittikten sonra, Üst Komisyonda yapılan toplantılardan sonra yine Komisyon üyesi arkadaşlarımızla gerek önergeler ve gerek düzeltmeler konusunda tek tek hepsini masaya yatırıp, mutabakat sağladığımız konuların üzerine zaten bütün her şeyi bina ettik. Niye? Toplumsal bir uzlaşmayla son derece önem verdiğimiz bir kanunu çıkartalım diye. Velev ki bugün burada gündeme gelecek olan gerek redaksiyon sistemiyle yapılacak düzeltmeler gerekse kanuna son dönemlerde meydana gelen hadiselerden sonra ihtiyaç olan ilave madde ihdasları da yine ortak kanaatle hepimizin birlikte karar verdiği maddeler hâlinde gündemimize geldi.

Ben tabii, muhalefetin çeşitli önerileri gündeme getirmesini, eleştirileri yapmasını son derece doğal buluyorum, son derece önemli. Ama bunların içerisine madencilik sektörüne yönelik neler yapmayı arzu ettiğimizi, bu kanunun bize neler kazandıracağı  konusunu, önümüze ne tip istihdamlar, gayrisafi hasılaya, ihracata ne tip katkılar sağlayacağı konusuna da en azından değinmiş olmaları bu sektöre ne kadar önem verdiğimiz açısından o arkadaşlarımızın da katılarak söylediği ifadelerde de bulunmuş olmalarını arzu ederdim ama zannediyorum ki önümüzdeki süreç içerisinde gerek önergelerinde gerekse diğer konuşmalarda bu konuları nazarıitibara alarak kendileri bunları gündeme getireceklerdir.

Bu arada özellikle şunu vurgulamakta fayda görüyorum: Anayasa Mahkemesinde yapılan değişiklikler, Anayasa Mahkemesinin zorunluluğu çerçevesinde yapılması gereken iki madde değişikliğine özellikle arkadaşlarımız vurgu yaptılar: “Sadece bunları çıkartalım bunlarla birlikte bir maden kanunu gündeme gelsin. Bu maden kanunu gündeme geldiğinde yeterlidir, hiç değilse sektörün önünü açalım.” Arkadaşlara da defalarca söyledim, burada da gene altını çizerek söylüyorum: Önümüze bir kanun gelmişken, sektörün ihtiyacı olan bütün maddeleri tek tek gündeme getirmiş olmamız sektörün faydasına olacak bir şeyse bunları niye yapmaktan imtina edelim ki? Velev ki benden önce konuşma yapan arkadaşlar önerge olarak gündeme getirerek bunların sektöre faydası olduğunu söylediği şeyleri sıralarken yedi sekiz tane madde sıraladılar, “Bakın şu şu maddeye şu önergeyi verdik, bu kabul edildi, bunun faydalı olduğuna inanıyoruz.” dediler. E demek ki faydalı olan bir şeyleri yaptık ki bu kanun bu hâle gelebildi ve ihtiyaç olmayan hiçbir şeyi de bu anlamda gündemimize almadığımızı özellikle vurgulamakta fayda görüyorum.

Bunun yanında özellikle sektörün teknik elemanlar noktasındaki ihtiyaçları konusunu da iyice altını çizerek vurgulamamız lazım. Yıllardır üç tane oda Jeofizik, Jeoloji ve Maden Mühendisleri Odası hiçbir konuda bir araya gelememişler. Hatta biz kendilerine de söyledik, dedik ki: “Ortak öneri getirin, getirdiğiniz ortak öneriyi nazarıitibara alalım.” Getiremediler ama biz kanunda öyle bir sistem gündeme getirdik ki, dedik ki: Bundan sonra ihtisaslaşmış çalışmalar konusunda her teknik eleman jeofizik mühendisiyse kendisiyle sınırlı olan alanı, jeoloji mühendisiyse jeolojiyle ilgili, madense madenle ilgili olan alanları ihtisaslaşmış alan olarak yönetmelikte madde madde sıralayarak bundan sonraki süreç içerisinde gündemimize getireceğiz ve böylece, teknik elemanlara daha fazla ihtiyaç duyulacak.

Arkadaşlarımız, özellikle BDP temsilcisi arkadaşımız burada söylerken “15 işçiden az çalıştıran yerlerde maden mühendisi çalışmayacak mı?” dedi. E, kanunda zaten çalışacağını zikrediyoruz özellikle. Açık işletmelerde de özellikle maden mühendisinin gündeme getirilmesi konusunu zikrettik. Hatta, bırakınız, sadece maden üretimi konusunda değil işletmeye başladığı andan itibaren teknik eleman nezaretinde bunların yapılması konusunu gündeme getirdik.

Bununla da sınırlamadık, kanunun içerisine yazdığımız özel bir hükümle, İş Kanunu çerçevesinde, uzmanlaşmış eleman statüsünde teknik elemanların eğitim almasını, bu eğitimle aynı zamanda, sadece madenin teknik olarak işlemesinden ziyade, iş güvenliği konusunu da bir sorumluluk olarak kendi üzerlerine almasını, sadece odalarda veya masa başında fennî nezaretçi olarak imza atarak, yerinde hiçbir uygulamayı takip etmeden böyle bir sorumluluğun altına girmektense fiilî olarak işletmede bunları yapmasını ve bu iş güvenliği konusunda da sorumluluk yükleyen maddeleri de buraya ilave ettik. Niye? Çünkü hem iş güvenliği önemli hem de o yer altındaki maden kaynağı önemli diye.

İşte, bunları nazarıitibara alırken temelde bu kanunu gündeme getirdiğimizde dört ilkeyi de nazarıitibara alarak bunu değerlendirdik:

1) Sektör, itibarlı bir sektör olmak zorunda.

2) Yaptığımız bütün işleri bir ilke çerçevesinde yapmak zorundayız.

3) Bunu bir kalite standardında değerlendirmek zorundayız.

4) Ve hepsinden önemlisi, ulusal ve uluslararası konuda bu sektöre itibar kazandırmak zorundayız.  Neden? Çünkü ülkemizde yatırım yapacak sadece yerli değil yabancılar konusunda da ihtiyaç olan bütün düzenlemeleri bu çerçevenin içerisinde deruhte etme imkânı bulduk.

Hepsinden çok daha önemlisi, hepimizin arzu ettiği kalite ve ilke standardı konusunda gündeme getirdiğimiz en önemli iş, bu sektördeki çantacılığı tamamen ortadan kaldırmaktır.

Bakın, ben size bir örnek vereyim arkadaşlar; fiilî, şu anda Türkiye’de yaşanan bir örnek: Türkiye’de enerji konusunda enerji yatırımları yapılıyor, HES yatırımları var, yenilenebilir enerjiye yönelik yapılan yatırımlar var. Aynı bölgede nerede HES varsa uyanık vatandaşın bir tanesi gidiyor bir müracaat yapıyor arama ruhsatına, yer altında maden var veya yok ama bir ruhsat alıyor boşsa alan, ondan sonra ertesi gün gidiyor hemen şeyin kapısını çalıyor, enerji yatırımcısının, arkadaş ben geldim, selamünaleyküm, aleykümselam benim burada maden ruhsatım var kardeşim sen burada HES yatırımı yapamazsın. Niye yapamam? Çünkü burada maden var, ben ilk önce madeni çıkartacağım. Ula maden nerede? Yer altında maden var mı ki sen HES’in çalışmasını engelliyorsun?

Bu manada, maalesef, binlerce bu anlam içerisinde yapılmış müracaatlar gündeme geldi. Ama, biz, burada, kanunda bunları düzenleyerek eğer rezerv tespiti yapılması konusuyla ilgili ciddi bir rezerv  yok ise, başta görünür rezervi olarak, işlenebilir bir rezerv yok ise bunların diğer yatırımları engelleme konusunu ortadan tamamen kaldırdık. Yani ben öyle bir ruhsat müracaatı yapacağım, ondan sonra bin liralık maliyetle elime bir ruhsat alacağım, bunu 10 bin liraya, 100 bin liraya, 500 bin liraya satacağım mantığı yok.

Bunun yanında, yine kanunun içerisine son derece önemli bir madde koyduk, o da ne? Kurul maddesi. Şimdi, Türkiye’de birçok sektörle ilgili yapılan çalışmalarda sektörün iki tane konusuyla ilgili, iki ayrı sektörün yatırımı konusuyla ilgili ihtilaflar hep mahkemeye düşmüş. Yani, diyelim ki, bir yerden kara yolu geçecek, kara yolunun olduğu alanda aynı zamanda maden işletmesi var veya gene bir enerji yatırımı var veya bir Telekom yatırımı var. Bunların ikisi arasındaki konularda problem gündeme geldiğinde iki taraf mahkemeye gidiyor, üç sene, beş sene, on sene mahkemeler sürüyor, hiçbir neticeye gidilemiyor. İşte, Devlet Planlama Teşkilatından sorumlu Devlet Bakanı, Enerji Bakanı ve ilgili diğer taraf bakanının katılımıyla oluşacak bir kurul bu ve benzeri ihtilaflı konuları önce kurulda değerlendirerek kamu yararı öncelikli yatırım hangisiyse onun kararını vererek mahkemeye gitmeden yatırımların önünü açacak bir mekanizma daha geliştirdik. Niye? Çünkü sektöre itibar kazandırmak ve kalite kazandırmak, önemli konulardan bir tanesi bu. Çünkü, biz, bugünkü gelmiş olduğumuz gayrisafi hasıladaki yüzde 1,5’luk, yani yaklaşık yılda 10 milyar dolarlık gayrisafi millî hasılanın maden sektörü açısından yeterli bir rakam olmadığına inananlardanız ve bunun önümüzdeki süreç içerisinde özellikle değerli mineraller başta olmak üzere ve bu dönem içerisinde kanuna yeni dercetmiş olduğumuz hem yer altı hem deniz altı sularıyla ilgili bazı özellikli madenlerle sektörün önünü açabilecek ve gayrisafi hasılaya, istihdama katkı sağlayacak birçok konunun da önünü bu anlamda açmış oluyoruz.

Çünkü bu noktada altını vurgulayarak çizmek istediğim bir konu var. Madencilik, sadece madencilik açısından önemli değildir; sosyalleşme, kalkınma, yerinde istihdam etme ve göçü önleme açısından son derece önemli bir sektördür çünkü genelde madenler, biliyorsunuz, daha ziyade dağlarda ve geri kalmış alanlarda ve köylere yakın bölgelerde oluşur. Eğer o köylere siz istihdam oluşturamıyorsanız o köyler ilçelere akar, ilçelerde istihdam bulamazsa şehirlere akar ama siz o kişilerin yanına, ayağına bir yatırım götürdüğünüz zaman bu götürdüğünüz yatırımda çalışacak insanların sayısı az değildir özellikle yer altı işletmelerinde; 100’lerce, 200’lerce, 300’lerce insanı çalıştırma ve istihdam etme imkânına sahip olursunuz. İşte bu anlamda özellikle madenlerin teşvik edilmesi konusuyla ilgili, yer altının ve yer üstünün teşvik edilmesi konusuyla ilgili bu kanunda son derece önemli noktalara parmak bastık.

İşte, burada basarken bir noktayı daha sizlerle paylaşmakta fayda görüyorum. Niye itibar kazandırmak? Bakın, 31/12/2009 tarihi itibarıyla Maden İşleri Genel Müdürlüğü tarafından verilmiş toplam ruhsat sayısını sizlerle şöyle bir paylaşmak istiyorum. Arkadaşlar söylediler gerçi, işte evvelki dönem Enerji Bakanı çok fazla arama ruhsatı vermeyle ilgili övündüğü konusunu. Ben böyle bir övüncü kabul eden insanlardan değilim. Ruhsat vermekle övünç olmaz. O ruhsatı aktif hâle getirmekle övünebilirsiniz yani orayı çalıştırarak, istihdam oluşturarak bunu değerlendirirsiniz eğer öyle bir ifade gündeme geldiyse ama bizim burada gündeme getirmemiz gereken konu şu: 44.342 tane ruhsat verilmiş Türkiye genelinde. Müracaat edilmiş, arama ruhsatları var bunun içerisinde; A grup, B grup, birinci, ikinci, üçüncü, beşinci ruhsatlar. Bunların içerisinde aktif olan ruhsat sayısı ne kadar diye baktığımızda 4.400 ile 4.500 arası yani verilmiş ruhsatın yüzde 10’u aktif. Birincisi, bu aktifleri daha aktif hâle getirmenin yolunu kullanacaksınız; ikincisi, geriye kalan, aktif olmayan alanlarda aktif olabilecek sektörel çalışmaların önünü açacaksınız.

İşte bu noktada, AK PARTİ İktidarı döneminde yapılan en önemli çalışmalardan bir tanesini söyleyeyim size: 2002’li yıllar çerçevesinde toplam 100 bin metre sondaj yapılırken, 2009 senesi itibarıyla 300 bin metresi MTA olmak üzere, 700 bini de özel sektör olmak üzere toplam 1 milyon metreye çıkartılmış sondaj sayısı. Bu son derece önemli bir gelişme çünkü 1 milyon metre de sondaj açısından çok cazip bir şey değildir. Bunun rakamsal olarak daha artmış olması, görünür rezervlerin aktif rezervler hâline getirilebilmesi, işletilebilir rezerv hâline gelmiş olması son derece önemlidir.

Az evvel yine arkadaşlarımızın gündeme getirmiş olduğu uç ürünler konusu da son derece önemlidir ama şunu unutmayalım: Türkiye ciddi bir krom ülkesidir. Bu ürettiği kromlardan ferrokrom yapabilir, velev ki de yaptı uzun yıllar Elâzığ’da ama ferrokrom yaptığınız miktara göre kuracak olduğunuz paslanmaz çelikle ilgili ham madde miktarının sayısal ve tonaj olarak rakamını iyi düşünmemiz lazım. Ha, ferrokrom tesisini paslanmaz çelik üretimine döndürmek zor mu? Hayır, yaparsınız. Bu manada eksik kalan minerallerinizi, madenlerinizi, yarı maddelerinizi yurt dışından ithal ederek yine bir ferrokrom tesisinden sonraki uç ürün olarak paslanmaz çelik tesisi üretebilirsiniz ama bunu kim kuracak? Bunu devlet kurmaz, bunu özel sektör kurar. Özel sektör eğer Türkiye’de paslanmaz çelikle ilgili ihtiyaç olduğuna inanırsa ve bu ihtiyacı karşılayabilecek miktarda değerlendirme yapabilecek ham maddeyi de temin ederse kurabilir, buna mâni hiçbir şey yok. Hatta şu anda, bakın, Türkiye’de özellikle bölgesel yatırım planından sonra krom minerallerinin ağırlıklı olduğu bölge Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’dir. Bu bölge dördüncü sıradaki bölgedir ve her türlü yatırımda da avantajlı bölgelerden bir tanesidir. İsteyen bunu kurabilir, kurmakta mâni yok. Dolayısıyla bizim sektörün önünü açabilecek, bu manada yapalım, özel sektöre özel teşvikler getirtelim, uç ürünler ürettirelim konusunu masaya yatıralım derseniz, hay hay, yatıralım. Bunun için, önünü açabilecek her türlü işi beraber yapalım ama sadece rakamlarla, “Bunu yapmamız lazım.” demekle olmuyor. Bu fizibiliteye bağlı olan bir şey. İşte bu manada bizim bu bahsetmiş olduğumuz ruhsatlar konusuyla ilgili çok ciddi derecede, bundan sonraki süreç içerisinde kemiyet, keyfiyet meselesinde özellikle kemiyet konusundaki yapılacak çalışmalar açısından biz son derece kararlı ve üzerinde ısrarla duracağımız bir konuyu bu maden kanununun içerisine dercettiğimizi söylemekte fayda görüyorum.

Yine arkadaşlar verdiler, bu rakamları da sizlerle paylaşmakta fayda görüyorum. İhracatımız 2008 senesi sonu itibarıyla 3,2 milyar dolardı. Burada ağırlıklı olarak yaptığımız ihracatı da mermer ve travertenler oluşturuyor. 2009 yılında dünya genelindeki ekonomik daralmadan dolayı 2,5 milyar dolara doğru bir gerileme var. Dünyadaki fiyatların düşüşünden dolayı maliyetlerin getirdiği bir sıkıntı var. 2010 yılının ilk dört ayındaki rakamlar ise yaklaşık 1 milyar dolar yani bu rakamları normal prosedür çerçevesinde devam ettirirsek bu sene, inşallah, 2008 senesindeki rakamları yani 3,2 milyar dolarlık rakamı da sektörümüzün yakalama ihtimalini güvenli görüyoruz. İşte, bu noktada bu 3,2 milyar dolar yeterli mi derseniz, o da yeterli değil ama bu noktada kanuna dercettiğimiz, özellikle yeni mineraller ve mevcut madenlerin uluslararası pazarda kendisine bulabilecekleri yerler açısından değerlendirdiğimizde hakikaten madenciliğin önümüzde hem istihdama hem de gayrisafi millî hasılaya çok ciddi katkı sağlayacağına inandığımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bayramoğlu, bir dakikalık süre veriyorum, konuşmanızı tamamlayınız.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Şimdi, bir de istihdam konusundaki rakamları sizle paylaşmak istiyorum. Veriler olarak şu anda 2008 ve 2009 verilerine baktığımızda: 2005’ten bu yana sektör 125 binden 138 bine bir istihdam artışı sağlamış, 2009 yılında bu rakamlar da gene aynı bu seviyede kalmış. 135 bin istihdam madencilik açısından cazip bir istihdam sayısı değildir. Ben, önümüzdeki dönem içerisinde gerek sektöre verilecek teşvikler gerekse bundan sonraki yapılacak olan çalışmaları nazarıitibara aldığımızda sektörümüzde bu rakamların en az 2 katı kadar istihdam oluşturulabileceğine inanıyorum.

Bu konuda, başta Alt Komisyonda çalışan bütün arkadaşlarıma, ondan sonra Üst Komisyonda katkı veren, bütün değerlendirme yapan milletvekili arkadaşlarıma ve baştan beri bizim yanımızda olan bütün sivil toplum kuruluşlarına teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahsı adına Altan Karapaşaoğlu, Bursa Milletvekili.

Buyurun Sayın Karapaşaoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bugüne kadar hayatlarını kaybetmiş olan madencilere Allah’tan rahmet diliyorum. Onların birer şehit olduklarına da inanıyorum.

Değerli arkadaşlar, maden konusuyla ilgili arkadaşlarımız teknik bilgileri verdiler, güzel bilgiler verdiler. Bu yapılan düzenleme, gerek Anayasa Mahkemesinin iptalinden gerekse Maden İşleri Genel Müdürlüğünün eksikliğini duyduğu, hissettiği birtakım düzenlemeleri yapmaktan ibaret.

Benim gördüğüm, inandığım konu Maden Araştırma Komisyonu Başkanlığı olarak yaptığımız çalışmalardan dolayı bu yapılan düzenlemeler yapılmalıdır, doğrudur ama yeterli değildir. Yapılması gereken şey Madencilik Araştırma Komisyonunun önümüzdeki hafta tamamlayıp Meclisimize, Başkanlığa sunacağı araştırma raporumuzun ışığı altında Maden İşleri Genel Müdürlüğümüz, madencilikle ilgili kurum ve kuruluşlarımız, sivil toplum örgütleri bir araya gelmek suretiyle madenciliğe yeni bir form kazandırmak, modern dünyadaki madencilik usullerini inceleyip onları uygulama alanına sokmak gibi konular olmalıdır.

Burada yaptığımız çalışmalarda birbirimizle siyasi anlamda tartışmalara girmemize bence hiç gerek yok. Şu yapılan düzenlemeler, bugünün ihtiyacını karşılaması için yapılan düzenlemelerdir. Herkes gayet iyi biliyor ki dünyada madencilik artık bütün ülkelerin olmazsa olmazıdır, bu madencilik yapılacaktır ama bu madencilik yapılırken ne insanımızın ne çevremizin ne de ekolojik dengelerimizin bozulmamasına dikkat etmek mecburiyetindeyiz. Tabii, bunu yaparken bir taraftan madenin insan üzerine getirdiği yararlardan istifade edeceğiz bir taraftan da ekonomimize katkısını temin edeceğiz.

Bakın, dünyada yaptığımız çalışmalarda edindiğimiz bilgide mesela Amerika Birleşik Devletleri’nde gayrisafi millî hasılada madenciliğin payı 4,2; Kanada’da bu 7,5; Avustralya’da 8,7; ülkemizde maalesef henüz daha 1,5 seviyelerinde. Ayrıca bizim gördüğümüz madenciliğimizde: Çok parçalı bir madencilik, efendim küçük çapta madencilik çok sayıda var. Dolayısıyla, bunlar maden rezervlerimizin israfına da yol açıyor. Bir yerde bir maden bulunuyor, görülüyor, açılıyor ama sonucu alınmadan maden kapatılıyor veya terk ediliyor. Şimdi, burada maden rezervlerinin demek ki çok iyi tespit edilmesi lazım. Yani rezerv güvenliği dediğimiz, rezervin akredite edilmesi konusu, rezervin hatta üç boyutlu şekilde tespit edilmesi çok önemli bir şey.

Bakın, bugün dünyada rezerv tespiti konusunda çalışan kurumlar, ayrıca o kurumlarda çalışan mühendisler, uzman kimseler belli kuruluşlar tarafından akredite edilmiş kimselerdir yani akredite eden kurum, bu rezerv tespitini yapan kuruluş akredite edilmiştir, doğru tespitleri vardır, bu rezerv doğrudur diyor, ondan sonra bu rezerv konusunda bir pazarlama faaliyeti başlıyor. Bu rezerv sigorta ediliyor, ondan sonra işletmeye açılıyor. Bir işletmenin açılma maliyeti araştırmayla birlikte işletmeye geçiş, yani daha işletmeye başlamıyor ama başlama noktasına geliş maliyeti, dış dünyada yaklaşık olarak 125 milyon dolar civarında, ortalama olarak. Bu, Türkiye’de henüz bu rakamlara ulaşmış değil. Demek ki, bizim ön hazırlıklarla ilgili birtakım çalışmalar yapmamız lazım. Ayrıca, işletme faaliyetleriyle ilgili birtakım çalışmalar yapmamız lazım. Bugüne kadar yeterli veya yetersiz çalışmalar yapıldı. Şimdi, geçmişi sorgulamak değil de, geleceği sorgulamak mecburiyetindeyiz. Dolayısıyla, şu yaptığımız düzenlemelerin yararlı düzenlemeler olduğunu kabul etmemiz lazım. Bu düzenleme, sektörün önünü açmak için gereklidir. Sektörü işler hâle getirmemiz lazım ama ondan sonra oturup da hep beraber bu ülke için nasıl faydalı bir madencilik yapacaksak, bunu da yapmamız gerekiyor.

Bugün, Türkiye’de arazisinin yapısı gereği çok parçalı bir yapı vardır. Yani, madenlerimizin zaten çok çeşitli olmasının gerekçelerinden biri de budur, bu yapıdır. Dolayısıyla, Türkiye’de şu anda madencilik konusunda -biraz önce arkadaşımız birtakım rakamlar verdi- sondaj çalışmaları son yirmi beş yıl içerisinde, bu son bir iki sene öncesine kadar yapılan çalışmalar, işte 25 bin, 30 bin, 50 bin metreler civarındayken, bugün artık 1 milyon metreye ulaşmış seviyededir. Bu bize büyük bir rakam gibi geliyor ama dünyadaki ölçütlerine baktığınız zaman bunların 10 milyon, 15 milyon, 20 milyon metre olduğunu düşünürseniz, maden rezervlerimizin tam tespiti noktasında daha derinlere inme-miz, daha çok arama yapmamız gerektiği inancındayım. Tabii, bu düzenlemeler yapılacaktır. Mutlaka Türkiye kendi rezervlerini, kendi materyallerini en iyi şekilde değerlendirecektir.

Değerli arkadaşlar, konunun çok boyutlu problemleri vardır ama şimdi bu çok boyutlu problemlerini önce tespit etmemiz lazım, tespitleri sağlam bir şekilde yapmamız lazım, ondan sonra da tedbirlerini almamız lazım. Dolayısıyla bugün konuştuğumuz şu madenle ilgili yasal düzenlemelerin, bizim siyasilerimizin arasında bir siyasi polemik konusu yapılmadan tartışılması ge-rekiyor. Önce sektörümüzün önünü açalım, bir çalışmaya başlasınlar, ondan sonra da problemi masaya yatıralım, bütün ilgili kurum ve kuruluşlarla birlikte bunun çözümlerini arayalım. Çözümleri yok mu? Var. Yaptığımız çalışmalarda gördüğümüz çok çeşitli modeller var. Bunların dünyada en revaç bulmuş olanlarını model olarak almak suretiyle ülkemize uygulamamız mümkün. Benim gördüğüm kadarıyla, Maden İşleri Genel Müdürlüğü de bu istikamette birtakım çalışmalar yapıyor ama bu çalışmaları gün ışığına çıkarıp kamuoyunun önüne koyup topluca, bütün toplumun kabul edeceği tarzda bir düzenleme yapmak gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, madenciliğin en önemli konularından bir tanesi, bir ülkede madenciliğin hem ekonominin altyapısını oluşturması hem de istihdamın ana direği olduğunu kabul etmek durumundayız. Zira, madenler biliyorsunuz, araştırmaları, çalışmaları genellikle dağ başlarında, ıssız yerlerde oluyor, daha çok köylere yakın mahallerde oluyor. Şimdi, biz eğer istihdamı uç noktalara götürmek istiyorsak, ekonomik kalkınmayı uç noktalara götürmek istiyorsak, mutlaka ve mutlaka, hiç kaçınılmaz bir çare olarak madenciliğimize el atmamız, madenciliğimizi gün yüzüne çıkarmamız ve madencilikten bu noktada yararlanmamız lazım, katma değerini almamız lazım. Tabii, bu arada madenciliğe bu önemi verirken de madenciliğin uç ürünlerine doğru yönelmemiz gerekiyor. Bununla ilgili olarak, ister madencilerimiz olsun ister yatırımcılarımız olsun, kendilerinin önleri açılacak şekilde, kendilerini teşvik edecek şekilde en ucuz materyalleri temin etmek suretiyle madencilerin ve uç ürüne gidenlerin önüne devletimizin, Hükûmetimizin, Türkiye Cumhuriyeti’nin birtakım imkânları koyması lazım.

Çok basit bir örnek vermek istiyorum: Enerji maliyetinin yüksekliğinden bahsediyoruz. Türkiye’de enerji maliyetleri çok yüksek ama arkadaşlar, bakın, dikkat ederseniz bir nükleer santral yapılmak isteniyor kıyametler kopuyor, çevre felaketi; efendim bir hidrolik santral yapılmaya çalışılıyor o bölgenin insanı kıyameti koparıyor; bir termik santral yapılmaya çalışılıyor o termik santralin kurulacağı bölgede bir patırtı oluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Karapaşaoğlu, tamamlayınız efendim.

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Devamla) – Dolayısıyla bizim bir makulü yakalamamız lazım. Bize enerji lazım mı? Lazım. Elimizdeki imkânlarla yeterli enerjiyi üretebiliyor muyuz? Üretemiyoruz. Bugün bütün akarsularımızı hidrolik santrallere çevirseniz, bugün bütün kömürümüzü termik santrallerde kullansanız şu anda gene elektrik enerjisi yeterli değil. Demek ki bir başka çare bulmamız lazım. Dolayısıyla birbirimizle tartışmadan, didişmeden, bunları bir tartışma metası hâline getirmeden makul ortamı bulup, makul çareyi bulup ülkemizin hem ucuz enerjiye kavuşmasını hem de bu ucuz enerji vasıtasıyla da madencilik sektörümüzün önünün açılması gerektiği inancında olduğumu sizlere saygıyla bildiriyorum. Dolayısıyla, inşallah, hazırlamış olduğumuz araştırma raporumuzu sizlerin önüne koyduğumuz zaman ne kadar büyük bir problemin içinde olduğumuzu, ne kadar büyük bir imkânın içinde olduğumuzu hep beraber göreceğiz diyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Karapaşaoğlu.

Şahsı adına, İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural.

Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, evet, Maden Kanunu’nda birtakım değişiklikleri öngören bir kanun tasarısını tekliflerle birlikte birleştirerek bugün görüşüyoruz. İnşallah milletimizin geleceği için bugün kanunlaşacak.

Tabii, bütün bunlar yapılırken aslında şu anda Mecliste konuştuğumuz, önünüze gelen metin üzerinde epey de değişiklikler oldu. Muhalefetin bu konuda ısrarlı bir duruşu birtakım maddelerin çıkarılmasını sağladı. Dolayısıyla bu yönüyle bakıldığı zaman önemli ölçüde katkı sağladık ama birtakım hususlardaki eleştirilerimiz devam etmektedir. Özellikle zeytincilik ve diğerleri konusunda birtakım geri adımlar var ama orman alanları konusundaki düzenlemenin inşallah orman gibi çok önemli bir kaynağımızı heba etmeden, çevreye uyumlu bir maden politikasıyla değerlendirebilecek bir konuma gelmemiz gerekir. Tabii, yani maden stratejik bir öneme sahip. Bütün bunları gerçekten hepimizin burada tekrar etmesine gerek yok.

Türkiye Büyük Millet Meclisi de madencilikle ilgili bir araştırma komisyonu kurdu. Bütün boyutlarıyla bunlar değerlendirilecek, sorunlar, çözüm yolları, herkes katkılarını ortaya koyacak. Hepimizin amacı nedir? Hepimizin amacı, ülkemizin kaynaklarını verimli kullanarak insanlarımıza daha fazla verim, refah getirmek ama bunu yaparken kısa vadeli menfaatler uğruna, toplumun uzun vadeli menfaatlerini, açıkçası haleldar etmeden meseleye bakmak, çevreye uyumlu bir maden politikası oluşturmak ve rekabet gücü sağlayabilecek bir madencilik politikası oluşturmak gerekmektedir.

Bu bakımdan, özellikle dünyadaki gelişmeleri dikkate aldığımız zaman, yani madenciliğin stratejik önemi, bütün bunlar yapılıyor ama Türkiye'nin… Bütün arkadaşlarımız ifade etti ama madenciliğin Türkiye’ye getireceği katma değeri, açıkçası nihai ürünler itibarıyla da planlayacak şekilde meseleye bakmamız gerekmektedir. Madeni çıkarmak, işlemek ve bunu da açıkçası ürünlere dönüştürmek son derece önemlidir. Yani ham madde üretip satmak kâfi değildir, bunun üzerine muhakkak daha yüksek katma değerli ürünlere dönüştürecek politikaları uygulamamız gerekmektedir.

Bu bakımdan, madencilikle ilgili en önemli dikkate alınması gereken husus gerçekten budur. Yani biz devlet olarak milletimizin refahını sağlayabilecek, daha fazla katma değer, istihdam oluşturabilecek politikalar, kısa vadeli, kâr maksimizasyonu çerçevesinde madeni çıkaralım, satalım, kâr elde edelim diyen bir yaklaşımla orta ve uzun vadeli toplumsal menfaatleri harmonize edecek bir madencilik politikasının olması gerekmektedir. Tabii, Türkiye'nin gayrisafi millî hasılasına katkısı yaklaşık yüzde 1,5; ABD’de yüzde 4-5 civarında, BDT ülkelerinde daha fazla, 15-20 civarında bir katkı sağlıyor ama bizdeki bu potansiyeli gerçekten değerlendirmemiz gerektiği son derece açık.

Tabii, bütün bunlarla birlikte şüphesiz maden açısından, ham madde talebini etkileyen dünyadaki gelişmeler de çok önemli. Hindistan ve Çin’deki o büyüme, giderek madene olan talepleri, bütün bunları dikkate alarak aslında madenciliği stratejik bir sektör olarak ele almak lazım. Stratejik olması sadece yani kritik, askerî bakımdan filan değil, stratejik çünkü bizim bu varlıklarımızı daha yüksek katma değerlere dönüştürerek ve Türkiye'nin geleceğine katkı sağlayabilecek bir politikayla özdeşleştirmek gerekiyor, bu bakımdan stratejiktir. Neden? Çünkü istihdam boyutu vardır, çok önemli. Neden? Çünkü açıkçası yüksek teknolojili ürünlere doğru götürebilecek, teknolojik gelişmeleri sağlayabilecek bir potansiyeli vardır. Bu bakımdan, bu açıdan stratejik açıdan ele alınması gereken bir konu olduğunu ben burada ifade etmek istiyorum.

Tabii, aslında kanunu, gelen raporu bugün okudum, bu vesileyle birtakım suallerim vardı ama bu suallerimi Meclis kürsüsünden bir konuşma münasebetiyle buradan dile getirmek ve Sayın Bakanın da bu konularda Meclisi bilgilendirmesini istirham ediyorum.

Tabii, Bursa, Balıkesir ve Zonguldak’ta bu maden kazalarında hayatını kaybeden bütün kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Bütün bunlar elbette istihdam ağırlıklı bir sektörde güvenliğin ne kadar önemli olduğu ortada, ama bazı cevaplandırılması gereken hususlar vardır.

Mesela Bursa’daki madende, haziran ayında, “Altı ay içerisinde bu eksiklikleri tamamlamazsanız işletmeniz kapatılacaktır.” diye oraya devlet gidiyor, ama altı ay bitiminde devlet bu eksikliklerin giderilip giderilmediğini tespit etmiyor, işletme devam ediyor, ondan sonra patlama oluyor.

Şimdi, bu durumda, gerçekten Enerji Bakanlığı olarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının iş müfettişlerinin bu işlemi zamanında yapmamasından dolayı madencilik sektörü de büyük tartışmaların içine sokuluyor. Bu durumda, sizlerin, bunu, gerçekten… Orada iş müfettişi “Altı ayda tamamlamazsanız kapatılacaktır.” dediği zaman, altı ay sonra gidip orada tamamlanmadığını gördüğü zaman kapatsaydı belki o canlar orada duracaktı ve siz de madencilikte güvenliği ön plana getiren bir madencilik politikasında bu eleştirilere muhatap kalmayacaktınız.

Zonguldak’ta meydana gelen, dört yıl önce meydana gelen birtakım hususlar var, bunları da belgeleriyle sizlere sunacağız, nelerin yapıldığını, nelerin edildiğini, bunlarla ilgili mahkeme safhasında olan hususlar var, ama bütün bunların açıklanması lazım. Kısa vadeli kâr maksimizasyonuyla insanların ve toplumların geleceğini tehlikeye atmak rasyonel bir davranış değildir. Dolayısıyla, önce insan, önce ülkemizin, milletimizin geleceğidir ve madencilik politikasının temeli de buna dayanmalıdır.

Bu çerçevede, açıkçası bir sualim de özellikle Erzincan ve İliç’teki maden alanıyla ilgilidir. Yaklaşık 6,7 milyar dolarlık bir altın rezervinin bulunduğu İliç’te, özellikle son zamanlarda yargı çerçevesinde meydana gelen bir tartışmadan dolayı İliç’teki bu altın madeni üzerinde birtakım oyunlar oynandığı kamuoyuna yansıdı, bunlar iletildi. Orada enteresan birtakım oyunlar oynanmış. Şimdi, bu oyunlar nedir? Nasıl oynanmaktadır? Bu konularla ilgili toplumda, çeşitli televizyon programlarında, gerçekten altın üzerinde oynanan bu oyunlar konusunda çeşitli yorumlar yapılmış olmakla beraber, maalesef, Erzincan İliç’te neler olup bittiğini biz bilemiyoruz. Bu durumda, gerçekten, burada, Erzincan İliç’teki bu altın madeninin 2000’li yılların başından itibaren gidip aramadan sonra işletme ruhsatı alınmasına ve yeni ortaklar oluşmasına kadar süreç içerisinde neler dâhil olmuştur? Hangi risklerle karşı karşıyadır ve devreye kimler girmiştir? Bütün bu soruların cevaplandırılması gerektiği açıktır. Bu bakımdan, bu madenler üzerinde bu kadar… Tabii, parayla ilgili olan birtakım hususlar. Bunlar üzerinde muhakkak suretle milletvekillerinin ve toplumun sağlıklı değerlendirme yapması ve kamuoyunun bu gelişmeler karşısında toplumun menfaatinin dikkate alındığına inandırılması gerekmektedir.

Özellikle bu kanunda bir iki husus var, bunlarla ilgili yeterince bilgi verilmediği için ifade ediyorum, burada diyorsunuz ki: “Kokolit ve Sapropel isimli çamurlar ve Hidrojen Sülfür.” ve burada “Stratejik bir öneme sahiptir.” diye söyleniyor. Eğer bunlar stratejik bir öneme sahipse acaba ne kadarlık bir rezervden konuşuyoruz? Özel sektörün bu konuda müracaatları vardır. Özel sektör bunları ne yapacaktır? Bu sapropel ile diğer maddenin özellikle Karadeniz’de yüksek oranda bir uranyum oluşturduğunu… Bu ruhsatlarla bir özel sektör tarafından ilgilenilmesi ne anlama geliyor? Ne yapacaklar? Yani bu maddeler üretilecek, ne olacak? Ne kadar değer oluşturulacak? Ekonomik boyutu nedir? Toplum hayatını ilgilendiren boyutu nedir? İki kelime koymuşsunuz oraya, yani bu iki kelimede açıkçası yeterince bilgi yoktur. Dolayısıyla, bu konularla ilgili petrol ve doğal gaz oluşumlarında bulunma ihtimali göz önünde bulundurularak Petrol Kanunu dışında Maden Kanunu’na bunu indirmişsiniz. Dolayısıyla, burada özellikle o iki maddenin boyutu nedir? Hangi şirketler müracaat etmiş? Ne yapacak? Ne için kullanılacak? Uranyum var. Acaba diğer maddeleri, organik olanı, sapropeli gübre olarak mı kullanmayı düşünüyor? Bütün bunlarla ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural, konuşmanızı tamamlayınız.

OKTAY VURAL (Devamla) – Bütün bunları Maden Kanunu’na almanız, üçüncü gruba sokmanızın anlamı nedir? Milletvekilleri olarak gideceğiz oraya diyeceğiz ki “Ya sapropeli de koyduk.” Ee, neyi ifade ediyor? Yani ne anlam ifade ediyor? Bunu bir açıklayınız. Bu konuda özel sektörde kimler ruhsat sahibi? Hangi ekonomik değerler vardır? Kokolitle ilgili, özellikle uranyum ve Maden Tetkik Arama Enstitüsünün bu konuda yaptığı, 1978’den bu yana yaptığı, Almanların da yaptığı çok önemli araştırmalar vardır ki, 2 bin metrelik derinlikte çok yüksek oranda uranyum, 6,7 milyon tonluk bir -9.129 ton şu anda- uranyum rezervi olduğu ifade edilmektedir. Dolayısıyla bu ruhsatların hangi amaçla, hangi stratejik amaçlarla kullanılacağı önemli.

Bir başka konu da “Hidrojen sülfür önemli, yani gerçekten enerji açısından çok önemli.” diyorsunuz. Gerçekten çağımız, fosil yakıtlardan hidrojen enerjisine geçecek ki, hidrojen enerjisi yüzde 26 fosil yakıtlardan daha verimli.

Şimdi, hidrojen sülfür Enerji Bakanlığının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen tamamlayınız konuşmanızı.

OKTAY VURAL (Devamla) – 2004 yılında geçti, Hidrojen Merkezi kuruldu İstanbul’da. Şimdi, bu Hidrojen Merkezi kurulan bu İstanbul’da bu hidrojen sülfürü bu aramaları isteyenler çıkaracaklar, hangi amaçlar için çıkaracaklar, nasıl kullanacaklar? Gerçekten bu son derece önemli ve yeni bir önergeyle özellikle hidrojen sülfür, sapropel ve kokolit gibi bu alanlarda yapılacak arama için Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının ortak olması şartını koşuyorsunuz.

Şimdi, aslında fosil yakıtlı bir Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının hidrojen esaslı bir yakıtla ilgili, üretimle ilgili bir konuya dâhil olması stratejik bir tercih midir, değil midir? Aslında bence son derece önemli. Çünkü Shell ve bazı şirketler hidrojen bölümünü kurdular, o enerjiye doğru gidiyorlar. Türkiye Petrollerinin bu yönlü bir stratejik açıdan bir yönelmesi mi vardır ve Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Tüzüğü’nde hidrojen sülfür ya da hidrojen enerjisi çıkarmak ya da satmakla ilgili, görev statüsünde de yeni bir değişiklik olacak mı olmayacak mı bu önerge olursa?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Vural, son cümlelerinizi alayım efendim, lütfen.

Buyurun.

OKTAY VURAL (Devamla) – Tamamlıyorum efendim.

Bunların açıklığa kavuşturulmasında büyük fayda mülahaza ediyorum. Dolayısıyla yeni konulan kokolit, sapropel ve hidrojen sülfürün ekonomik boyutları, nasıl değerlendirilebileceği… Bu konuda özel sektörün taleplerde bulunduğu söyleniyor; hangi özel sektör, hangi yabancı ortaklıklar bu konuda ruhsat talebinde bulunmuştur? Bu konularla ilgili Meclisi bilgilendirirseniz çok memnun olacağım.

Hepinize saygılarımı arz ediyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

Sayın Yıldız…

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, yazılı soru önergemi arama, işletme, ön işletme olarak toplam on bin yedi yüz yetmiş üç ruhsat sayısı olarak cevaplandırdınız. Bunun kaç adedi taş ocağı olarak ruhsatlanmış ve şu anda bu taş ocaklarının kaç adedi çalışmaktadır?

3213 sayılı Maden Kanunu’nun 9’uncu maddesinde “Madencilik faaliyetleri Bakanlar Kurulu tarafından belirlenecek teşviklerden yararlandırılır.” denmektedir. Madencilik sektörünü desteklemek için teşvik kararnamesi düzenlenmiş midir? Madencilik sektörüne sekiz yıllık Hükûmetiniz döneminde hangi teşvikler verilmiştir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yunusoğlu…

SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, görüştüğümüz tasarıda ruhsat teminatı, ruhsat aşamasına ve ruhsat süresine bağlı olarak hektar başına yıllık ruhsat harcı yüzde 0,3’ten yüzde 1’e çıkarılıp en düşük teminat miktarı 10 bin TL’ye yükseliyor. Yüzde 10 enflasyonun hüküm sürdüğü ülkemizde teminat miktarı yüzde 300’ün üzerinde artış kaydediyor. Dolayısıyla bu ruhsat teminat artışları madencilik faaliyetiyle uğraşan birçok orta ölçekli maden işletmesinin kapanmasına veya sıkıntıya düşmesine yol açacaktır. Hukuka da aykırı olan bu uygulamaların düzeltilmesi için bir çalışmanız olacak mıdır?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Tankut…

YILMAZ TANKUT (Adana) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde madencilik sorunlarının araştırılmasına yönelik bir araştırma komisyonu kurulmuş ve hemen hemen çalışmalarını tamamlamış, rapor da baskıya gitmek üzeredir. Ancak, bu tasarıyla Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği ve madenciliğin acil sorunlarının öncelikle çözümlenmesi gerekirken, Araştırma Komisyonunun hazırlayacağı rapor çerçevesinde diğer sorunları da çözecek daha geniş bir tasarı üzerinde çalışma niçin tercih edilmemiştir? Niçin Komisyona sevk edilen ve kısmen amacına uygun olan ilk tasarının, ismi de dâhil olmak üzere, pek çok bölümü değiştirilmiştir? Bu kadar acele edilerek âdeta yangından mal kaçırırcasına hareket edilmesinin en önemli sebebi nedir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, ben suallerimi kürsüde tevcih ettim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, bu Kanun yani bu Madencilik Kanunu 1985 çıkışlı. Yirmi beş yıl sonra tekrar değiştiriyoruz. Yirmi yıl sonra, sizin İktidarınızda, 52 maddelik Madencilik Kanunu’nun 27 maddesini değiştirmişsiniz; ondan sonra beş yıl geçince, 2010 yılında da şimdi 23 maddelik bir değişiklik yapıyorsunuz.

Sorularım şunlar: Bu değişiklik teklifiyle madencilik sektörüne ne getiriyorsunuz; neyi değiştiriyorsunuz? Bu değişiklik teklifiyle madencilerin ve maden işletmelerinin toplumda oluşturduğu sorunları çözdüğünüzü iddia edebiliyor musunuz; nasıl çözümler üretiyorsunuz?

Bir başka soru: Arkadaşımın da sorduğu gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde oluşturulan Madencilik Araştırma Komisyonu Başkanının biraz önce ortaya koyduğu teklife yani…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - “Bizim raporu bekleyin, sonra birlikte yapalım.” dediği teklife ne diyorsunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Efendim?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Sayın Başkanın, “Bizim rapor da belli olduktan sonra…” diye, geniş bir madencilik yasası çıkarılması teklifine ne diyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Şandır, teşekkür ediyorum.

Sayın Tütüncü… Enis Bey yok mu efendim?

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bilindiği gibi 2004 yılında Hükûmetinizce Maden Kanunu’nda yapılan değişiklikten sonra 2009 yılına kadar geçen beş yıllık sürede bu değişiklikler gündemde kalmış ve 2009 yılında Anayasa Mahkemesinin bazı maddeleri iptal etmesiyle bu sıkıntı bugün tekrar gündeme gelmiştir.

Sorum şudur: 2004 yılında yapılan değişiklikten bugüne kadar Hükûmetiniz döneminde Bakanlığınızca verilen maden arama ve işletme ruhsatlarının sayısı nedir? Daha önceki seksen bir yıl boyunca verilen ruhsatlarla bu sayılar karşılaştırıldığında durum nedir?

İkinci sorum: Bu Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği maddelerden etkilenen işletmelerin sayısı ve bunlar içerisindeki yabancı ya da yabancı ortaklı işletmelerin sayısı ne kadardır?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bal…

ŞENOL BAL (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 2004 yılından itibaren –her ne kadar bu sorular soruldu ama biraz daha teferruatlı sormak istiyorum- ruhsat verilen yabancı firmalar ve yabancı firmalar ile ortaklık kurmuş yerli ortaklı kuruluşlar ne kadardır ve bu kuruluşlar hangi maden çeşitleri konusunda çalışma yapmaktadırlar?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Turgutlu’da bir sivil toplum örgütünün düzenlediği bir yürüyüşe katılmıştım. Orada bir nikel madeninin ruhsatını vermişlerdi bir İngiliz şirketine. Bu İngiliz şirketine önceden, geçmiş bakanlar karşı koymuşlardı ve sonradan oradaki belediye başkanı demişti ki: -yani bu vatandaşların da söylediğine göre- “Yahu işte ne yapalım, hükûmet, o zamanki bakan karşı koydu ama şimdi büyükelçi istedi, işte İngiliz bakan istedi ve biz de bu ruhsatı verdik.” Ben de o zaman demiştim ki: “Yahu siz Türkiye Cumhuriyeti devleti bakanı mısınız veya hükûmeti misiniz, yoksa İngilizlerin hükûmeti misiniz?”

Şimdi, orada on binlerce ağaç katlediliyor. Bir maden ocağına bir ruhsat verildiği zaman, orada heba edilen millî kaynaklarla elde edilen madenin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakanım, duydunuz herhâlde…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sonunu anlayamadım.

BAŞKAN - …yani kesilen ağaçlardan bahsetti Turgutlu’daki bir nikel şeyiyle ilgili…

Sayın Genç, mikrofon otomatik kesildi de Sayın Bakan son kısmını anlamamış sizin konuşmanızın. Arkadaşlara bir söz vereyim, sonra size…

Sayın Yalçın…

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, seçim çevrem Ordu merkezde, Ünye ve Fatsa’da yöresel adıyla “kil” olarak bilinen bentonit madeni çıkarılmaktadır ve dünyanın en kaliteli rezervlerinin olduğu söylenmektedir. Bu bentonit madeni, kâğıt mendilden uzay mekiğine kadar birçok alanda kullanım alanı olan bir madendir. Sadece kedi kumu olarak satılışının rakamsal değerinin 8-8,5 milyar dolar olduğu söyleniyor fakat ülkemiz, ilimiz bu paradan çok azını alabiliyor.

Devletimiz bu madenden haberdar mıdır? Bu konuda ARGE  desteği ya da diğer teşvikler anlamında haberdar mıdır, yaptığı bir proje, bir hazırlık içerisinde bulunmakta mıdır? Bilgilendirirseniz çok memnun olurum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yalçın.

Sayın Cengiz…

MUSTAFA KEMAL CENGİZ (Çanakkale) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, 2010 yılı itibarıyla Kaz Dağlarının Çanakkale il sınırları bölümünde kalan hinterlandı içinde kaç adet şirkete kaç adet arama ve kaç adet de işletme ruhsatı verilmiştir? Bilgi verirseniz…

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Genç, sisteme girerseniz… Süre kaldı.

Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Orada gerçekten büyük bir orman katliamı vardı. Ayrıca da İngiliz şirketi, sanki yeni bir imalat sistemini getirmiş gibi Türkiye'den de TÜBİTAK’tan da 1 milyon dolar bir ödül almıştı. Yani Türkiye'deki maden şirketlerine bu kadar cimri davranılırken ve on binlerce ağaç katledilirken kimlerin takibi ve kimin aracılığıyla bu İngiliz şirketine böyle imtiyazlı bir maden imtiyazı verilmiştir?

Teşekkür ederim efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, buyurun efendim.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla, hürmetle selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Öncelikle bu Maden Kanunu’nun, gerek Anayasa Mahkemesi gerekse Danıştay gerekçeli değişimiyle alakalı süreçte ve diğer maddeleriyle alakalı değişiminin sürecinde katkı koyan bütün gruplara, bütün arkadaşlara teşekkür ederek sözlerime başlamak istiyorum.

Tabii, birçok soru var, bu soruların cevabını teker teker vermeye hazır olduğumuzu belirtiyorum.

Bu arada bir bilgi vereyim: Son bir yıl içerisinde yazılı soru önergesiyle 289, sözlü soru önergesiyle 17, Dilekçe Komisyonu kanalıyla 10, Plan ve Bütçe’deki soru sayısıyla 122 ve 2010 yılı Genel Kuruldaki soru sayısı 48 ve yine Nabucco Kanunu ile alakalı 31 olmak üzere toplam 517 tane soru Enerji Bakanlığımız tarafından cevaplandırılmıştır. Buradaki soruların da süremiz yetişmemesi hâlinde aynı hassasiyetle cevaplandırılacağından emin olmanızı isterim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – O soruların yüzde 90’ı cevaplandırılmadı.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Birçok konu var. Bu konuların aslında geneliyle alakalı şöyle bir girişte bulunayım: “Bu kanun değişikliği son beş yılda yapılmış da niçin şimdi ihtiyaç hissediliyor?” dedik. Öncelikle, Anayasa Mahkemesinin ilgili maddelerini iptali, izin yönetmelikleriyle alakalı iptal etmesi, bir süre uzatımı vermesi ama bu süre uzatımı sırasında Danıştayın da bunu beklemeksizin tekrar düzenlenmesini istemesi derken ve bizim yine Bakanlar Kurulu kararıyla yaptığımız düzenlemenin de tekrar iptali resmî bir, tarih açısından da bu kanunun düzenlenme zorunluluğunu doğurmuştur. İlgili Komisyonda bunları görüşürken, arkadaşlarımıza bunun iki yolu olabileceğini söyledik. Birincisi: Yalnızca izin yönetmeliklerini ilgilendiren ve 93 maddelik yönetmeliğin uygulanamaz hâle gelmesiyle alakalı düzenlemeleri yapabiliriz, Maden Kanunu’yla alakalı diğer düzenlemeleri daha sonra yapabiliriz. Bu arada, üç dört soruyu birleştirerek cevaplıyorum. Maden konusundaki araştırma komisyonunun da vereceği rapor beklenebilir. Bu birinci yol.

İkinci yol ise -ki tutanaklarda mevcuttur- bu düzenlemeyi yapmışken diğer detayları da düzenleyelim. Şimdi, bu bir tercihtir, Komisyonun tercihidir. Hemen hemen bütün gruplardan bu konuda görüş belirten arkadaşlarımız olmuştur. Bir tutarsızlıktır, bir ciddiyetsizliktir diye lanse edilen konunun aslı, aslında, bunun altında saklıdır. O da şudur: Yalnızca 93 maddelik çok geniş bir izin yönetmeliğini ilgilendiren konu Bakanlar Kurulu tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmiştir. Yalnızca onunla sınırlıdır o düzenleme ama daha sonra kanun teklifleri ve yeniden yapılan tekliflerle beraber, hem CHP’den ilgili arkadaşlarımızın hem de AK PARTİ Grubundan arkadaşlarımızın verdiği kanun teklifleriyle beraber ilgili Komisyonda görüşülmeye başlanmıştır. Bu tercihi, her iki tercihi de ben saygıyla karşılıyorum, karşıladığımı belirtmiştim çünkü, biz, Hükûmet olarak, bununla alakalı düzenlemeleri buraya gönderdik. Komisyon “Ben yalnızca bu, Hükûmetin gönderdiği düzenlemeleri şu anda gündeme alıyorum, diğerlerini gündeme almıyorum.” dese, o şekliyle zaten düzenlenecek. O açıdan, arkadaşlar, bu bir tutarsızlık değil. Önemli olan…

Bakın, birçok yerde itilip kakılan bir pozisyona gelmiştir bazı yerlerdeki madencilikle alakalı faaliyetler. Sanki bu, Türkiye'nin bir değeri değildir gibi; görüyorum. Biz, bununla alakalı çalışmaları yaparken hem Çevre Bakanlığımızla beraber koordinasyon içerisinde, çevre değerlerine saygılı hem de insani değerlere saygılı ama aynı zamanda -biraz sonra performans değerlerini vereceğim- madencilikle alakalı gelmemiz gereken noktayı yakalamamızla alakalı bir husustur. Hem ithalatı önlememiz lazım hem yerli üretimi artırmamız lazım hem de bunları güvenilir bir şekilde yapmamız lazım. Bütün bunlar -AK PARTİ Grubu adına konuşan Sayın Bayramoğlu da  bunları  söyledi- 42 tane -hepsinin isimleri  vardır- sivil toplum  örgütünün  -sayısı zaman zaman 49’a kadar çıktı- bulunduğu ortamlarda yapılmıştır. Tabii ki önemli bir uzlaşmayla bunlar çıkartılmaya çalışılmıştır. Bu konuda katkı koyan birçok arkadaşımız vardır iktidarıyla muhalefetiyle ama görüyorum ki bizim birçok konuda bilgi takviyesini daha hızlı, daha fazla yapmamız lazım. Mesela, bunlardan birkaç tane örneğe de gireceğim. Bu düzenlemeler arasında yalnızca izin yönetmeliğini ilgilendiren hususlar değil, aynı zamanda kurulun kurulmasıyla alakalı, yine Anayasa Mahkemesinin iptaliyle alakalı “Bunlar yönetmelikle değil ancak kanunla düzenlenir.” ikazından sonra kanuni görüşler çakıştığında, yatırımcılar arasında ve kamu kurum ve kuruluşları arasında bunları düzenlemek açısından bir kuruldan bahsedilmiştir. Bunlar da bu şekilde kanuna dercedilmiştir, boşlukta bırakılabilecek konular değildir.

Önceki Kanun iyi niyetle hazırlanmış ve yalnızca işlemleri hızlandırmak adına, arama faaliyetlerini artırmak adına, iyi niyetle düzenlenmiş bir kanundur. O Kanun’da ben de çalıştım, Plan ve Bütçe Komisyonundaydım ve birçok arkadaşımızla beraber o Kanun’a katkı koymaya çalıştık ama beyan usulüne, beyan esasına tabi bir şeydir bu.

Bakın, yılda 160 bin tane beyana dayalı evrak alıyor Maden İşleri Genel Müdürlüğü. Bunların değerlendirilmesi lazım. Bunlar usulüne uygun mu? Gerçek beyanlar mı yoksa içinde bir kısım saptırmalar var mıdır? Denetlemelerde haksız yere mal mülk edinmeye yönelik bazı işlemler var mıdır? Ruhsatlar gerçek midir, gerçek dışı mıdır? Verilen ruhsatlar yerinde kullanılıyor mu? Bütün bunların kontrolleriyle alakalı, yönetmeliklerin düzenlenmesiyle alakalı birçok kanuni düzenlemeleri de burada yaptık.

Tabii, sorunlu ve problemli olan konular var arama ruhsatlarıyla alakalı, biraz önce bahsettiğim gibi. Bırakın başka sektörü, her kanunun boşluklarıyla alakalı, ilgilenen bir kısım kesim var. Bu hangi kesimdir, bunu yapanlar çok iyi biliyorlar. Bunların düzeltilmesiyle alakalı bir kısım yaptırımlar olması gerekiyor. Bırakın başka sektörleri, yalnızca enerji sektöründe dahi yenilenebilir enerji kaynaklarının önlenmesine dönük buradan alınan ruhsatlar, kolayca alınan ruhsatlar, sektörün önünü açmaya matuf olan ruhsatlar bir tehdit olarak kullanılmıştır. Bunlara tabii ki biz göz yumamazdık. Bakın, madencilik sektörünün kapasitesinin artırılması, bir an önce aramadan işletmeye geçilmesiyle alakalı iyi niyetle düzenlenen bu kanun bir kısmıyla hepsiyle tabii ki söyleyemem, biraz sonra sayılarını da sizlere arz edeceğim- istismar aracı olarak kullanılmıştır.

Harçların niçin yükseltildiğine dair milletvekilimiz soru sordular. Gerçek madenciler, gerçek maden faaliyetinde bulunan sektörün sahipleri bu tür ruhsatların, harçların artırılmasından toplam meblağ içerisindeki alınan pay açısından çok rahatsız değiller. Ama yalnızca 1.500 TL’yle, toplam harcadıkları parayı 1.500 TL’yle sınırlandırmış olan kişiler için tabii ki bu harçlar fazla. Biz de fazla olmasına özenle dikkat ettik ki, onlar buraya giremesinler. Bu kadar ucuz değil, bu kadar rahat olmaması lazım, yalnızca çantasıyla alınıp satılabilecek bir ruhsat düzenlemesinin olmaması lazım. Ve yılda 7-8 bin tane, sırf onlar edimlerini, görevlerini yerine getiremediği için düşen ruhsat sayısı var. O ruhsat sayılarını da tam tamına bütün rakamlarıyla beraber sizlere arz edebilirim. O açıdan, üç yıl içerisinde, gerçek yatırımcı olmayan… Gerçek yatırımcı işlerine devam ediyor, aynen maden faaliyetlerine devam ediyor; hem aramalarına hem işletmelerine hem de işletme sürecine devam ediyor. Ama üç yılda toplam 20 bin tane ruhsat boşa çıkıyor. Bakın, 160 bin tane evrakın bir yılda girip çıktığı bir iş yerinde yalnızca bunların trafiğini düzenlemek bile başlı başına bir kaygı hâline geliyor. O yüzden, bunların düzenlenmesi lazım. Biz bu kanunda hepinizin de koyduğu katkıyla beraber bunların düzenlenmesine dikkat ettik.

Diğer soruyla birleştirerek söylüyorum: Araştırma komisyonu, Sayın Altan Karapaşaoğlu da bu konuda bilgi sundular, biz de çok yakinen takip ediyoruz, arkadaşlarımız da orada çalışıyorlar, bütün partilerden arkadaşlar, bütün partilerden orada katkı koymaya çalışıyorlar. Biz bu Komisyonun raporunu dikkatle izliyoruz. Tabii ki oradaki çalışmalar tarafımızdan değerlendirilecek, gerekiyorsa bununla alakalı, sırf kanuni zorunluluktan dolayı yaptığımız bu değişikliklerin yanında, o değişiklikleri de dikkate alan, onları da çerçeveleyen bir düzenleme dahi yaparız.

Bakın değerli arkadaşlar, İngiltere’de yalnızca elektrik piyasasının, enerji piyasasının düzenlenmesiyle alakalı son yedi yılda dokuz tane kanuni değişiklik yapıldı. Bu değişimlerden çok fazla korkmayalım ama önemli olan o değişimle ne kattığımızdır. Bu değişimlerin en büyük riski “Acaba öngöremedik mi?” olur. Evet, tabii ki önceden öngörmek lazım ama Batı dünyasındaki özellikle gelişen, diyelim ki sırf gaz sektöründeki son üç yıldaki gelişmeler bile Uluslararası Enerji Ajansının bir kısım politikalarını bile etkilemiştir. O yüzden, bizim doğru iş yapıp yapmadığımız önemli. Her yaptığımız kanunun bir öncekinden daha düzgün, daha uygun olması önemli ve sektörü geliştirip geliştirmediği önemli. Bunlara çok fazla dikkat ediyoruz.

Bir de ruhsatsız üretimlerle alakalı, gerçek madencinin tıkandığı yani yalnızca işletme ruhsatı aldığı ama işletme iznini almadığı yerlerle alakalı düzenlemeler var. Yani, düşünün, bin metrekarelik bir yerde işletme ruhsatı almıştır, yüz metrekarelik bir yerde işletme izni almıştır. Bu, yüz onuncu metrekareye taştığı anda onlara uygulanan ceza sanki ruhsatsız alanlara uygulanmış ceza mertebesindeydi. Bunda da gerçek madencinin canının yandığını gördük. Tabii ki buna da müsaade edemezdik. Bu kanuni düzenleme, yine tekraren söylüyorum, hepinizin katkılarıyla, gerçek madencinin işini kolaylaştıran ama spekülatif amaçlarla çalışan, “Madenciyim.” diyen kişilerin de işini zorlaştıran bir kanun olacaktır. Bizim amacımız da budur. İnşallah, bunlarla alakalı düzenlemeleri ve detayları ilgili bölümlerde aktaracağımız kanaatindeyim.

Ham madde üretim izinleriyle de alakalı, aynı şekilde, cezanın ilgili müteahhide mi yoksa kamu kurum ve kuruluşlarına mı rücu ettirileceğiyle alakalı yine mahkemelere düşmüş ve hukuki görüş isteyen konular vardı. Bunların muktezalarla geçiştirilemeyeceği ancak yeni bir kanuni düzenlemeyle yapılabileceği hususunda hep beraber mutabakat sağladık. Bunun gibi bir dizi düzenlemeler var.

Şimdi, eğer, Sayın Başkanım, uygunsa detaylara geçeceğim. (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Bakanım, süremiz doldu.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, bir usul vardı.

BAŞKAN – Efendim?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Şahsı adına konuşmaların arasında Sayın Bakan çıkıp kürsüde bilgi verirdi bir yirmi dakika. Hükûmet bunu kullanmadı.

BAŞKAN – Belki bir sonraki bölüm…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerçekten bilgilenmek…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Benim bu hakkım var, kullanmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Şandır, belki bundan sonraki bölümler üzerinde görüşme hakkı vardır, bölümler üzerinde…

OKTAY VURAL (İzmir) – Soru-cevaptan sonra olmaz.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Kullanmak istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Bakanım, bölümler üzerindeki görüşmelerde hakkınızı kullanırsınız çünkü soru-cevaba geçtiğimiz için o husus tamamlandı.

Ben teşekkür ediyorum sizlere de.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Tamam, kullanmak istiyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Bakan hiçbir soruya da cevap vermedi.

BAŞKAN – Bir sonrakinde verecek herhâlde Sayın Genç, bölümler üzerinde.

Görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani çok sorulan sorular var ama bunların cevabı hiç…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Ama on dakika soruya on dakika cevap olur mu?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Cevap değil, bilgi vermek…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Soru on dakika, cevap on dakika olur mu?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 14’üncü maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde ilk söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Tacidar Seyhan’a aittir.

Sayın Seyhan, buyurun efendim.

CHP GRUBU ADINA TACİDAR SEYHAN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, gecenin bu saatinde mesaisini harcadığımız şey aslında bugün Maden Kanunu’nda iyileştirme olsa dahi bu kanunun getirilmesindeki ilk amaç iptal edilen yönetmeliklerde madencileri sıkıntıya sokan durumu ortadan kaldırmaktı. İlk, tasarının, getirilme nedeni buydu ve bunun müsebbibi de maalesef ve maalesef Adalet ve Kalkınma Partisinin sorumlularıydı. Bunu Türkiye'nin de bilmesi lazım, sizinle de paylaşmak istiyorum. “İyi bir şey söyleyecekseniz söyleyin.” diyorsunuz ya, bir ben anlatayım, siz iyi bir şey mi kötü bir şey mi karar verin.

Yıl 2005, Enerji Bakanı Sayın Hilmi Güler. Kanun çıkarken Komisyonda Sayın Güler’e “Yasamanın görevini sakın yürütmeye bırakmayın, bu bir iptal nedenidir, üç yıl, beş yıl sonra bununla bizi yeniden uğraşmak zorunda bırakırsınız.” dedim. Tutanaklara bakın. En az 3 kez tekrarladım, Genel Kurulda da tekrarladım, iptale gitti ve biz şimdi onu düzetmeye çalışıyoruz. Orada bir ihmal var.

İkinci ihmal, yeni Bakan döneminde ve bir müddet kısmı da eski Bakan döneminden devam ediyor. Bu ne zaman iptal edildi? Bir yılı geçti. Neymiş? Madencilerin mağduriyetini gideriyormuşuz. Arkadaşlar, bir yıla kadar neredeydiniz? Neredeydiniz? Madencilik için bu zaruri ise niye görevinizi yapmadınız? Türkiye Büyük Millet Meclisini birçok konuda meşgul ederken bu aklınıza gelmedi mi? Ha, geldi, buna da kabul. “Bunu düzeltirken bir şeyler ekleyelim.” dediniz. Bakın, bir de, içeriğinde eklediğiniz şeyler de o gün kanundan çıkardığınız şeyler. “Redevans konusunda birtakım sıkıntılar doğdu. Biz şimdi o sıkıntıları yerine getiriyoruz.” Kim redevans konusunu Maden Kanunu’ndan çıkarmış? Adalet ve Kalkınma Partisi. Tarih ne zaman? 2005. Maden arama gruplarında yanlışlıklar yapılmış. Taş Ocakları Nizamnamesi’nde yanlışlıklar yapılmış, ruhsatı başkaları veriyor. Kötü düzenlemeler var. Kim onları gündeme getirmiş? Adalet ve Kalkınma Partisi, yıl 2005. Muhalefetin uyarısı var mı? Evet var, hem de 3 kere var.

“Gruplamalar yapıldıktan sonra redevansı kaldırmayın, redevans daha önce onaylı veriliyordu, buradan denetimin ucunu kaçırırsanız Türkiye bir felakete gider.” diye söylemişiz ama hiç kimse bizi dikkate almamış. Şimdi, değerli arkadaşlar, geçmişteki ihmalinizi bize bugün birçok konuda, yenilik diye getiriyorsunuz. Bu doğru bir şey mi? Siz geçmişte çıkardığınız maddeleri yeniden geri koyuyorsunuz. Bari orada neden hata yaptığınızı, neyin iyi gitmediğini kamuoyuyla paylaşın.

Şimdi sayıyorum. “Arama ruhsatları” diyorlar. Sayın Bayramoğlu dedi ki: “Çok olması pek önemli değil, önemli olan işletmeye geçmesi.” Doğru. Arama ruhsatları kimin döneminde çoğaldı? Adalet ve Kalkınma Partisinin döneminde çoğaldı. Ruhsatlar 15 binlerden 45 binlere kadar gitti ama alınan işletme ruhsatlarına bakarsanız, şimdi alınan işletme ruhsatlarının oranı geçmişte alınan işletme ruhsatlarının oranından oldukça düşük ve ruhsata bakıyorsunuz, bu ruhsatlar alındıktan sonra… Arkadaşlar, bakın, Türkiye 788 bin kilometrekare; 283 bin kilometrekaresine arama ruhsatı vermişiz, neredeyse yarısına yakın. Türkiye’nin yarısına yakını maden aramaları için kapalı. Hangi dönemde oldu bu? Sizin döneminizde oldu, bu dönemde oldu. Ruhsatlar bu dönemde büyüdü ve bu ruhsatlardan -size şunu söylüyorum, “Hayır.” diyen arkadaşlara- sadece bu dönemde bir tek şirket 28 bin kilometrekarelik ruhsat aldı. Ben Komisyonda da söyledim; Avrupa Birliğinin bütçesi bunu karşılamaya, arama yapmaya yetmez. Bu ruhsatlar niye alınır? Mademki arama ruhsatlarını engellemek gerekirdi, bunlar alınmaya başladığında hiçbir bürokrat uyarmadı mı, hiçbir siyasinin aklına gelmedi mi? Nasıl savunabilirsiniz şimdi ruhsatların düzenlenmesi gerektiğini? Evet, düzenlenmesi gerekli çünkü dünyanın hiçbir yerinde, bir kere, bu gruplama yok, böyle bir gruplama yok. Sayın Bakan çıksın bana bir örnek versin, bu gruplama şu ülkelerde var, aynı şekildedir diye. Yok.

Bakın, bizde dördüncü gruptan ruhsat alan bir kişi kum, çakıl -kum, çakıl çıkarmıyor, yanlış bilgi vermeyeyim- gümüş, kömür, kil, altın, hepsini çıkarabiliyor. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok. Ruhsat projeye göre verilir; ruhsat, çıkarmak istediğiniz, aramak istediğiniz madene göre verilir. Önce ruhsat verilip istediğini arayın denmez. İşte, birinci grup madenleri çıkarırsanız, dördüncü grup maden ruhsatı alanların aynen anlamı bu: Sana bu ruhsatı veriyorum, sen git istediğini ara.

Şimdi ne yapıyorsunuz peki? Tamam, biz bu arama ruhsatlarının bedellerini artıralım, her önüne gelen ruhsat alamasın, bunun bir bedeli olsun. Ne kadar yapacaksınız? 2 bini 10 bin, beş katına çıkarıyoruz. Peki, 28 bin kilometrekare elinde ruhsatı olan adama da bunu uygulayacak mısın? Hayır, onu uygulamam, o geçmiş ruhsat. Ne zaman? Bundan sonra olacaklara yani Türkiye’nin yarısına yakınından sonra ruhsat alacaklara bunu uygulayacağım. Onlar ne olacak? Onların elindeki ruhsatlar ranta dönüşecek. Eğer siz arama ruhsatının bedelini beş kat artırırsanız, o adamın cebine girecek parayı da ruhsat devrinde beş kat artırırsınız. Ben sizin adaletli davrandığınızı bilseydim de, ruhsat devrine buraya bir parametre koysaydınız, ruhsat devrini ağırlaştırsaydınız.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Yağmacı bunlar, yağmacı!

TACİDAR SEYHAN (Devamla) - O olmadan, yaptığınız şey sorumsuzca ruhsat verilmesini engellemek değil, geçmişte ruhsat almış kişilerde bir tekel oluşturmak. Siz bunu yapıyorsunuz. Niyet bu olmayabilir, ben meseleye sonuçlarından bakarım. Bu, elinde ruhsat bulunduranları, çantacıları zenginleşmeye kadar götürecek bir kanun tasarısı hâline gelmiştir.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Onu istiyorlar zaten.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – 4 milyon 165 bin liraya çıkıyor.

TACİDAR SEYHAN (Devamla) – Evet…

Şimdi, dönüyorum, bakın, yine aynı tedbirler… Mademki kanun getirdiniz, yeni şeyler ekliyorsunuz. Türkiye’nin en büyük sorunu altı ayda yaşanan, 69 kişinin ölümüyle sonuçlanan kaza değil miydi? Niye bu kanunun içerisinde bunu önlemeye dönük bir madde yok? Niye koymadık? Niye çalışamadık? Bunun neden kaynaklandığı belirli arkadaşlar. Kömür üretimi çok fazla arttı. Neden arttı? Kusura bakmayın, popülist politikadan, “Fakire fukaraya vereceğiz.” İyi, ver. Popülist de kabul etmeyelim ama gereğini yap.

Şimdi, siz iktidara geldiğiniz dönemde kömür 100-150 metreden çıkıyorsa, dağıtılan bu kömürler, üretimin çoğalması, kömürü 400-500 metreye hatta bazı yerlerde 700-800 metreye indirdi. Evet, TKİ’nin yetişmiş elemanı var ama yeni kriterler belirlemek zorundaydı Türkiye. Her metrede çalışmanın değişik riski var, değişik çalışma koşulları var. Siz, 100 metreden 500 metreye indiğinizde çalışma koşullarınızı düzeltmezseniz, denetim kriterlerinizi düzeltmezseniz, üretimde bu insana istediğin kadar kömür getir deyip, daha fazla para kazanmak için oraya ölçüsüz dinamit koydurur, ölçüsüz kazma vurdurursanız ve oraya girebilmek için mutlaka bu alanlarda yeni galeriler açtırmazsanız, yan galeriler açtırmazsanız başınıza bu gelir, bu gelir. Bunun sebebi ihmaldir arkadaşlar, hiç kusura bakmayın. Bu olmaz, yapılmaz. Kaldı ki orada ne yapıyor? Galeri açtırılıyor. Ya, galeri açmak bir uzmanlık ister, siz sıradan bir şirkete bunu veremezsiniz. Siz eğer bunu taşerona verirseniz o grizuyla o insanların ölümüne neden olursunuz. Galeri açmak inşaat şirketine verilecek bir şey değil ki. Daha fazla kazanayım diye insanlar, oradaki yaşayanlara zulmediliyor.

Çantacıyı engeller miyiz? İşte, çantacıyı engelleyemezsiniz. Çantacının cebindeki ruhsatları, bu müracaatı 10 bin lira yaparak -belki bundan sonraki ruhsatları önlediniz ama öncekilerin cebindeki parayı da arttırdınız- çantacıları da zengin ettik, ediyoruz.

Ve burada bir sürüsüne cevap vereceğim ama zamanım doldu. Sayın Karapaşaoğlu da, Değerli Arkadaşım da dedi ki, çok doğru, bir görev yapıyorlar, bunu takdirle karşılıyorum: “Biz madencilerin sorunlarını gidermek, onların önünü açmak için buradayız.” dediler. Arkadaşlar, yedi yıl önce bu kürsüde aynı sözleri dönemin Enerji Bakanı Hilmi Güler de söylemişti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Seyhan, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun efendim.

TACİDAR SEYHAN (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Bu, yedi senedir bir adım gidilmediğinin göstergesidir değerli arkadaşlarım. Mermer dışında ciddi hiçbir tek yatırımımız yok.

Bakın, bir şeye daha dikkat çekeceğim. Arkadaşlar, zamanım bitti ama şu elimdeki dosyada bir karar alınmış. Biz -maden işletmemiz var, bu maden işletmemiz (GLİ) Garp Linyitleri İşletmesi, dört işletmeden biri- burada yolsuzluk yapıldığına dair bir konuyu gündeme getirmiştik.  O zaman “Hayır kardeşim, buradaki müfettişler taraflı rapor yazmış, bundan kaynaklanıyor.” denmişti. Görevi kötüye kullanma ve sahtecilikten kaynaklanan davalar vardı. Bu kişiler müfettiş raporuna yansıdı. “Görevden uzaklaştırın.” dedi müfettişler, “Bu kişiyi görevden alın.” dedi, o dönemin Enerji Bakanı almadı. Mahkeme karar verdi, bu kişiyi, ilgili müdürü...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TACİDAR SEYHAN (Devamla) – Sayın Başkan, tamamlıyorum, otuz saniye verirseniz.

Bu müdürü ilgili mahkeme on ay hapis cezasına, ilgili iddialar için, çarptırdı, hapis cezasına çarptırdı. Yanındaki kişiler de, 9 kişi, sekiz yıldan beş buçuk yıla kadar değişik kademelerde hapis cezasına çarptırıldı. Ne oldu biliyor musunuz? O kişi hâlâ görevine devam ediyor. Bu nasıl adalet? Bu nasıl kalkınma duygusu? Ben şimdi dosyayı Sayın Bakana vereceğim, onun anlayışına bırakıyorum. Ben de bu ülkede dürüst, namuslu bürokratlar olmadığı sürece tüm kazılarda ölümlerin devam edeceğini, eğer yeterli tedbirler alınmazsa, kamu vicdanında bu konuda görev yapmayanların yargılanacağını çok iyi biliyorum.

Beni dikkatle dinlediğiniz için saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Seyhan.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.27

 

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.39

BAŞKAN : Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Fatih METİN (Bolu), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 114’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

503 sıra sayılı tasarının görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Yılmaz Tankut’ta.

Sayın Tankut, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 503 sıra sayılı Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, insanlığın gelişmesindeki en önemli atlama taşlarından birisi de hiç kuşkusuz toprak ve kayaların altına gizlenmiş doğal hazinelerin, yani madenlerin çıkarılmasıdır. Bugün de hem dünyada hem de ülkemizde maden ve madencilik, büyük bir öneme sahip olup millî ekonomiye önemli katkılar sağlayan bir sektördür. Madencilik sektörü, bir taraftan başta sanayi olmak üzere ekonominin diğer sektörlerinin ihtiyaç duyduğu temel girdileri sağlarken, diğer taraftan özellikle kırsal bölgelerde yeni istihdam imkânları meydana getirmektedir. Dolayısıyla, bugünün gelişmiş sanayi ülkelerinin hemen hepsinde madencilik sektörü ekonomik kalkınmayı başlatan, öncü bir sektör görevi yapmıştır. Gelişmiş ülkelerin millî gelirindeki madencilik sektörünün payı yüzde 10 ile 15 gibi yüksek bir orana sahiptir.

Ülkemiz ekonomisi açısından da madencilik sektörünün büyük bir önemi vardır. Gelişme yolunda önemli hamleler yapmaya çalışan millî sanayimiz ve tarım sektörümüz ana girdiler yönünden madencilik sektörüne bağlıdır. Ülkemizde çok zengin ve çok çeşitli maden rezervleri olduğu bilinmektedir. Bu kaynakların birçoğu işletmeye alınmış ve ülke ekonomisine katkı sağlar duruma getirilmiştir. Ancak, ne yazık ki madencilik sektörünün millî gelirimizdeki payı yaklaşık yüzde 1,5 gibi çok düşük bir düzeye sahiptir. Önemli bir maden ihracatçısı potansiyelimize rağmen, maden ihracatımız çok sınırlı kaldığı gibi, bazı maden ürünleri de ithal edilmektedir.

Değerli arkadaşlar, kısacası, madencilik sektörümüz ülke kalkınmasına yapabileceği büyük ve önemli katkıyı bugün maalesef yapamaz durumdadır. İşte, bu husus ve gerçeklerden dolayı evvela peşinen ifade etmek isteriz ki bu tasarıya Milliyetçi Hareket Partisi olarak bütünüyle karşı çıkmamız elbette ki söz konusu değildir. Ancak birçok yönden mahzurları bulunan bu tasarının bir oldubittiye getirilerek, âdeta yangından mal kaçırırcasına Meclisten geçirilmek istenmesini de fevkalade yanlış bulmaktayız. Madencilik alanında mevcut yasa ve mevzuatların elbette günümüz ihtiyaçları dikkate alınarak, sektörün acil sorunları göz önünde tutularak güncellenmesi ve geliştirilmesi lazımdır. Lakin, AKP Hükûmetinin 2002 yılında iş başına gelmesinden sonra bu alana özel bir ilgi göstermesi de kamuoyunun dikkatlerinden kaçmış değildir. Acaba bu özel ilginin gerekçesi nedir? Ülkemizin ihtiyaçlarından mı kaynaklanmaktadır yoksa arka planda gizlenen başka amaçlar mevcut mudur? Bu tasarıyla ülkemizin yatırım imkânlarını ve üretimi artırmak mı amaçlanmaktadır yoksa bu tasarı, her zamanki gibi, sadece satış ve rant odaklı bir anlayışın neticesi midir? Ya da bu tasarıyla yama tutmayan ve sürekli artan bütçe açığının finansmanı mı hedeflenmektedir?

Sayın milletvekilleri, şu soruyu da atlamamalıyız: Küresel sermayenin talep ve dayatmaları ile iş birlikçilerinin niyetleri de bu tasarıda etkili olmuş mudur? Dolayısıyla bu kanun tasarısına ilişkin olarak birçok sual ve şüpheler haklı olarak akla gelmektedir. Kamuoyunda oluşan kaygı ve endişeler de bu manada elbette haksız görülemez ve görülmemelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tasarı öncelikle bu hâliyle çevreci de değildir. Ormanlık alanların, zeytinliklerin, sulak alanların, temiz içme suyu kaynaklarının ve insan sağlığının korunması hususunda hassasiyetten çok uzak olan bu tasarının bu şekliyle kabulü mümkün değildir. Taş ocaklarının, altın, krom, bakır, mermer ve benzeri maden işletmelerinin doğaya, çevreye ve insana verdiği ziyan ve rahatsızlıklar apaçık bir şekilde orta yerde durmaktadır.

Hâl böyle iken var olan yanlışların düzeltilmesi yerine, bu hâliyle daha çok keyfiyete ve şaibelere açık uygulamalara imkân vereceği kuşkusuz olan bu tasarının mevcut şekliyle az önce de ifade ettiğim gibi kabulü imkânsızdır. Dolayısıyla kamuoyunun, sivil toplum örgütlerinin, ilgili odaların, uzmanların görüş ve beklentilerine cevap vermekten çok uzak olan ve yürütmenin oldubitti şeklinde uygulamalarına, tasarruflarına çok açık hükümler içeren bu tasarının yanlışlığı bu hâliyle apaçık ortada durmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son yıllarda birçok yerde ve pek çok maden ocağıyla ilgili rahatsızlıklar, tepkiler yer yer devam etmektedir. Vatandaşlarımız haklı olarak yaşadığı ortamın daha sağlıklı olmasını istemektedirler, suyunun, havasının çevresinin kirlenmesini ise haklı olarak istememektedirler. Bu yönde yapılıyormuş gibi gösterilen çalışmalarda da ne yazık ki halkımızın talepleri değil, maalesef, sadece sermaye odaklı yandaş çevrelerin istek ve arzuları dikkate alınmaktadır. “Benim köyümü, benim suyumu, benim havamı, benim çevremi kirletmeye hakkın yok.” diyen vatandaşlarımız ile devletin güvenlik görevlilerinin karşı karşıya getirildiği dönemleri henüz unutmuş değiliz. “Vatandaşlarımız ne istiyor? Neden bu tepkileri gösteriyor?” diye merak etmek yerine, onları aydınlatıp ikna etmek yerine, onların üzerine devletin jandarmasını, polisini göndermek demokratik rejimlerde, millî iradeye dayalı rejimlerde olağan kabul edilemez ve edilmemelidir ve elbette halkın değil, sadece bir avuç yerli, yabancı ve yandaş sermayenin taleplerini dikkate alan bir anlayış da demokratik rejimlerin benimseyeceği bir olgu olamaz. Hatırlayınız, kamuoyunda “Cargill Yasası” diye anılan yasa çok ciddi tepkilere rağmen bu Meclisten AKP milletvekillerinin parmak demokrasisi anlayışıyla geçirilmişti.

Değerli arkadaşlar, az önce de vurgu yaptığım gibi AKP Hükûmeti iş başına gelir gelmez öncelikli konu olarak kendi çevresi ve yakınları için rant sağlayacak alanlara yönelik çalışmalara önem vermiş gibi gözükmektedir. Nitekim, ele aldığı Maden Yasası’nda yapmak istediği değişikliklerle koruma altındaki doğal ve tarım alanlarıyla birlikte ülkenin pek çok yerinde yandaş ve yabancı şirketlerle iş birliği iddialarını doğrulayacak düzenlemelere gitmektedirler. Hatırlanacağı üzere Anayasa Mahkemesi bu Yasa’da milletin menfaatinin değil de küresel sermayenin rantını düşünen ilgili maddeleri iptal etmişti ve yine Yüksek Mahkemenin iptal ettiği bir madde daha vardır ki “Nedir o?” diye baktığımızda, üretim miktarlarını gerçek dışı ve yanıltıcı beyan yapan işletmeler beş yıl içinde 3 kez yanıltıcı beyan yaparlarsa ancak o zaman ruhsatlarının iptaline izin veren maddenin iptal edilmesi idi.

Şimdi, buradan, yeri gelmişken sormak istiyorum: Koruma altındaki doğal ve tarım alanlarıyla birlikte ülkenin ayrıcalıksız hemen her yerinde maden arama ve işletilmesine izin vermek, bu ülkenin fakir fukarasına, yetimine, öksüzüne, evine bir dilim ekmek götüremeyen vatandaşına hangi faydayı sağlayacaktır?

Üretim miktarlarını gerçek dışı ve yanıltıcı beyan yapan işletmeler, beş yıl içinde 3 kez yanıltıcı beyan yaparlarsa ancak o zaman ruhsatlarının iptaline izin veren madde, art niyetli işletmeleri ödüllendirmek değil midir? Ve aynı madde Türkiye'nin hangi sorununu çözecektir? Bu maddeleri hazırlayan ve yasalaştıran bir anlayış hırsızın yanında mı, yoksa mağdur ve mazlumun yanında mı olacaktır? İşte bu yüzden Maden Yasası konusunda sabıkalı olan AKP Hükûmetinin yine uzlaşma ihtiyacı hissetmeden, sayısal çoğunluğuna güvenerek ve farklı bir dayatma ile yüce Meclise getirdiği bu tasarıdan ortaya çıkan kaygılar, şüpheler kesinlikle yersiz değildir ve vehim de değildir.

Sayın milletvekilleri, özetle, insana saygısı olmayan, çevreye, tarihe, kıymetlere duyarlı olmayan, ülkemizin vatandaşlarının değil de yabancı sömürge sermayesinin, onların iş birlikçilerinin menfaatine öncelik veren, halkımızın, ilgili sivil toplum örgütlerinin haklı tepkilerini dikkate almayan bu tasarının gerçekten de bu hâliyle hiçbir faydası ne yazık ki yoktur.

Sömürgeciliğe yönelik tavizlerle cennet ülkemiz cehenneme dönüştürülmemelidir. Ülkemizin uzun vadeli ihtiyaçlarını karşılama hedefinden çok, çıkar amaçlı bazı menfaat odaklarının kişi ve firmaların talep ve arzularına cevap verecek şekilde hazırlanmış bu tasarının bu şekliyle kabulüne elbette ki biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak sonuna kadar karşıyız.

Milyonlarca yılda ortaya çıkmış, belki de trilyonlarca dolar değere sahip maden varlıklarımızın, üstelik insan ve çevre sağlığı da dikkate alınmayarak bir avuç sermayeye ve yandaşlara peşkeş çekilmesine elbette ki karşıyız.

Geliniz, sadece kendi rantını düşünen ama cennet ülkemiz için hiçbir hassasiyeti bulunmayan sömürge sermaye gruplarını değil, bu ülkenin yarınları adına halkımızın, milletimizin taleplerine ve madencilik sektörünün gerçek meselelerine çözüm getirecek konulara kulak verelim diyor, bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tankut, teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sırrı Sakık.

Sayın Sakık, buyurun efendim. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına düşüncelerimi ifade etmek üzere buradayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, ben bu yasayla ilgili, bir emek cephesinden bakmak istiyorum gerçekten ne oluyor, ne bitiyor. Dünyada 3’üncü, Avrupa’da 1’inciyiz ve insanlar her gün yaşamını yitiriyor. Bu konuda Hükûmetin çok fazla da bir şey ürettiğini söylemek pek de doğru olmaz. Daha önce Sayın Başbakan Bursa’da, Kemalpaşa’da 19 insanın yaşamını yitirmesiyle ilgili bu tür üzücü olayların bir daha tekrarlanmaması için Hükûmet olarak iş sağlığı ve güvenliğinin teminat altına alınması konusunda talimat verileceğini ve gereken her şeyin bir an önce yapılmasını söylüyor ama hemen Bursa’dan sonra Zonguldak’ta da aynı şeyin olduğunu görüyoruz ve buralarda büyük bir ihmalin olduğunu ve 2002’den bugüne kadar, 2002’de grizu patlamasından 17, 2003’te 22, 2004’te 68, 2005’te 121, 2006’da 79, 2007’de 76, 2008’de 66, 2009’da 92, 2010’da şimdilik 29 insan yaşamını yitirdi ve hâlen Zonguldak’ta 2 insan göçük altında ve burada hiç kimse bunlara değinmeden… Bu insanların ölümü niye oluyor? Neden bu konuda Türkiye bir önlem alamıyor, ülkemiz bir önlem alamıyor? Avrupa’nın değişik yerlerinde ve dünyanın birçok yerinde emeğe saygı var. Burada, insanlar 700 liralık bir maaşla, ama Avrupa’ya dönüp baktığımızda bu 5-6 kat daha fazla.

Şimdi, ülkemizde uzun süredir çok ağır bedellerden sonra bir realite kabul ediliyor. Bu kadar insan yaşamını yitirmiş, o zaman -yaşamını yitirenler daha enkaz altında- siyasi aktörler çıkıyor, çok hamasi nutuklar atıyorlar ama acılar dindikten sonra yine herkes acılarıyla baş başa kalıyor.

Şimdi, bu Türkiye'nin geleneğinde var. Dönün bakın, Türkiye bir fay hattı üzerindedir ve depremle her zaman yüz yüzeyiz. Bu fay hattında… Mesela 1999 yılında depremde 17-18 bin civarında insan yaşamını yitirdi, binlerce, on binlerce insan mağdur oldu, yaralıydı. Ne zamanki bu insanlar yaşamını yitirdi, yine aktörler çıktı, başladılar “Ya ülkemiz bir fay hattı üzerindedir, biz buna gerekli önlemleri alamadığımız için halkımıza karşı bir sorumluluğumuz var, bundan sonra yapılması gereken şunlardır…” topluma bir manifesto sunuldu ama hâlâ onun gereği yapılmadı.

Yine, son bir yıl içerisinde İstanbul’daki o sel felaketlerinde 30’un üzerinde, 40’ın üzerinde insanlar yaşamını yitirdi, yine aynı nutukları dinledik: “Efendim, yapılanma konusunda belediyelerin şu eksiklikleri oldu, şuralara konut müsaade edilmemeliydi.” ama yine dün İstanbul’da sel felaketi, yine insanlar yaşamını yitiriyor.

Yine bir başka örnek: Bu ülkede son otuz yıllık çatışma sürecinde 50 bin insan yaşamını yitiriyor, Sayın Genelkurmay Başkanının açıklaması “1984’ten bugüne kadar 40 bin insan yaşamını yitirdi.” 40 bin insan derken, yani PKK’lı militanları, gerillaları kastediyor ve Kürtleri kastediyor, ölen asker sayısı da 4.970, köy korucuları 1.335.

Şimdi, bu kadar ölümden sonra “Efendim, bu ülkede bir Kürt realitesi vardır.” diyorlar. Yani, çok ağır bedellerden sonra bu ülke realiteleri kabul ediyor. Yani, ocakta da insanlar yaşamını yitirince orada ihmalin yaşam sonrası kabullenilmesi, sel felaketinden sonra kabullenilmesi ve 50 bin insanımızın yaşamını yitirmesinden sonra “Efendim, bu ülkede bir Kürt sorunu vardır, bir Kürt realitesi vardır.”

Peki, Allah aşkına, hepimiz bu kadar ağır bedel ödeyip bu realiteleri öyle mi kabul etmemiz lazım? Eğer bir realite varsa bu realitenin gereği yapılmalıdır. Yani, burada, gerçekten, hâlâ 2 insan Zonguldak’ta enkaz altındaysa Hükûmet burada rahat oturamamalıdır. Bu Parlamento gerçekten bu alanda Hükûmeti bu koltuklarda oturtmamalıdır ama hiç kimsenin umurunda değil.

Eğer bu ülkede 50 bin insan yaşamını yitiriyorsa ve 50 bin insanın ölümünden sonra bu ülkede gerçekten Kürtlerin varlığı kabul ediliyorsa kabul edilebilir bir noktada olmadığımızı hepimiz bilmeliyiz. Acaba bu ölümler olmadan biz gerçek realitelerimizi kabul edemez miyiz? Bunun gereğini yapamaz mıyız? İnsanlarımıza sürekli ölümü, ölümü, ölümü göstererek nereye kadar gidebiliriz?

Sayın Bakanım, acaba, bu enkaz altındaki 2 insanla ilgili çalışmalar, çabalar ne noktadadır? Siz Parlamentoyu bu konuda bilgilendiriyor musunuz? O insanların acılarına ne kadar ortak olabiliyorsunuz? Eminim ki kimsenin bu noktada bir duyarlılığı yok. Zaten bunları söylerken de Hükûmet bu konudan farklı konuları konuşuyor ve tartışıyor.

Bursa’daki göçükle ilgili oradaki bu konuda uzman olan arkadaşlarımızın saydığı sekiz maddelik bir şey var. “Çalışmaması gerekiyordu o şeyde.” diyorlar ama ne yazık ki orada çalışmalar devam ediyor ve 19 insan yaşamını yitiriyor; gaz ölçüm yapma sensörü yok; buna rağmen devam ediyor, standarda uygun değil. Bilirkişi raporları bu konuda açık ve net, buna rağmen çalışmalar devam ediyor. Acil çıkış koridoru yok, buna rağmen orada çalışmalar devam ediyor. İşçilere yeterli eğitim verilmemiş, bu konuda Hükûmetin bir denetim mekanizması yok. Dinamitten önce gaz ölçümü olmalı, bu konuda herhangi bir ölçüm yapılmamış ve buna benzer bir sürü şey ve bu bile bize gösteriyor ki bizim ülkemizde insan değerinin çok bir şey ifade etmediğinin bir göstergesidir.

Şimdi, bunları söylerken bugün medyaya düşen bir haber var. Yine Kürt işçileri Karadeniz’e çalışmaya gidecekler, fındık toplamaya gidecekler. Önemli bir konu olduğu için, biraz önce bahsettiğim konular kadar önemli ve ülkemizin farklı bir süreçten geçtiğinin hep altını çizerek söylüyoruz. Oradaki güvenlik birimleri, valiler orada toplantılar düzenliyorlar ve Kürt işçilerin oraya gitmemesi için yeniden Azerbaycan’dan, o taraftan, Gürcistan’dan  işçiler temin edilerek kendi ülkemizin vatandaşlarını oraya sokmamak için Hükûmet ve yetkili birimler orada karar alıyor. Kürt işçiler bu yıl Ordu’da ve fındık bulunan bütün alanlarda çalışmamak gibi bir kararla karşı karşıyadır.

Sevgili arkadaşlar, eğer Kürtler Karadeniz’e giremezse bir başka alanda aynı tepkiyle karşılaşırlar. Şimdi, biz bunu tasvip etmeyiz. Bizim, benim seçim bölgemde -açık ve net söylüyorum- Karadeniz’den gelip yerleşen insanlar vardır, hepsi bizim için çok saygıdeğer insanlardır, burada mal, mülk sahibi olmuşlardır. Kimse bugüne kadar onlara bir tek kelime etmedi ve hepsi bizim yanımızda, yanı başımızdadır. Gittiğimizde ben ve diğer arkadaşlarımız farklı halkların yaşadığı o coğrafyada biz aynen şunu söyleriz: “Onlara bir laf söylerseniz bizim kafamızı kırmanız gerekir.” Bulanık’ta da öyledir, Muş merkezde de öyledir. Biz hayata böyle bakıyoruz. Ama Karadeniz’de böyle kararlar alınırsa ve Kürt işçileri eğer oraya giremezlerse bunun adına “ortak vatan” diyemeyiz. Bu konuda sizlerin buna seyirci kalmamanız gerektiğini hep söyledik, yine de söylüyoruz. Kimin haddinedir? “Güvenlik” mi ne diyorlar? Ve Karadeniz’deki Kürt köylerini, Alevi köylerini işaretleyerek orada Kürt ve Alevi köylerini hem değişik alanlara hedef göstermek hem de orada, onları köy koruculuğuna zorlamak, onları ajanlaştırmak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sakık, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu ülke bunları yaşadı. Bu ülkenin bölgede 80-90 bin köy korucusu var; bu köy korucularıyla sonuç almadığını biliyoruz, hepimiz de tanığız buna. Otuz yıllık süre içerisinde bu bir çözüm olmadı. Bunu, çözüm olmayan bir şeyi, yeniden Karadeniz’deki Kürtlere, Alevilere yaşatmanın çok doğru olmadığını söylüyorum. Bu konuda özellikle Karadeniz’deki milletvekili arkadaşlarımıza önemli sorumluluklar düştüğünü, başta Hükûmete ve onlara… Bu sorumluluklarını bir an önce yerine getirmelerini diliyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahsı adına Polat Türkmen, Zonguldak Milletvekili.

Sayın Türkmen, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

POLAT TÜRKMEN (Zonguldak) – Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Maden Yasası’ndaki değişiklikler üzerine şahsım adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, burada sık sık bahsediliyor, Zonguldak’ta yakın zamanda, 17 Mayısta bir kaza geçirdik, grizu faciası geçirdik, orada 30 tane vatandaşımızı kaybettik. Yine ondan evvel Dursunbey’de ve Kemalpaşa’da maden kazalarımız oldu. Bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. “Türk milletinin başı sağ olsun.” diyorum. Yine, bu arada, Türkiye bu dönemlerde acılı dönemlerden geçiyor. İşte, bildiğiniz gibi yardım konvoyuna İsrail’in katilane saldırısında yine 9 tane vatandaşımızı kaybettik. Onlara da Allah’tan rahmet diliyorum. Şehitlerimiz oldu bu arada Hatay’da. Hepsine Allah’tan rahmet diliyorum. Bugünler de tabii, acıların paylaşılıp birlikte hareket edilmesi günleridir. Ülkemiz bu zor dönemlerden geçiyor; birliğin, beraberliğin ne kadar önemli olduğunu bugünlerde görüyoruz.

Ben şunu tekrar etmek istiyorum: Burada kim ne söylediyse hepsine teşekkür ediyoruz. Başta Başbakanımız olmak üzere, bizimle birlikte, Enerji Bakanımız, Çalışma Bakanımız, Hayati Bey, milletvekillerimiz, muhalefet partisinin genel başkanları,  diğerleri, bu acımızı gelip Zonguldak’ta herkes paylaştı. Onlara, hepsine teşekkür ediyorum.

Arkadaşlar, maden yasasını konuşuyorduk. Madenler -bildiğiniz gibi- bulunduğu yerde, neredeyse orada olur. Bunun işletmesi, öyle, oradan alınıp başka yerlerde işletilecek gibi değildir; bir su gibi, alırsın boruyla başka yerde bunu işletirsin olmaz, oralarda işletilecektir. Evet, zorlukları vardır, dünyada da bunu inceledik. Maden yasası ile ilgili maden komisyonu kuruldu, orada çalışmalarımızı yaptık. Türkiye'nin neresinde, Cudi Dağı’nın başı da olmak üzere neresinde maden varsa ve işletilmesi mümkün olan madenlerin tümünü, gittik, gezdik. Bunlar bütün madenleri kapsamaktadır. Tabii, bir süre Anayasa değişiklikleri ortaya geldi, bazı zorluklar oldu, istenilen kadar çalışılamadı -Türkiye'nin yer altı zenginlikleri- istenildiği gibi belki, istediğimiz seviyede olamamış olabilir. Bunun süresinin uzatılması gerekir, yeniden bir komisyon kurulması gerekir madenlerle ilgili çünkü bu bizim zenginliğimizdir. Dünyaya baktığınız zaman, madenler o ülkenin tabii kaynakları, o ülkenin zenginlikleridir. Onların temelleri üzerinde ülkeler ekonomilerini düzeltmiştir.

Burada yasayla ilgili çok şey söylendi. Eksiklerimiz muhakkak vardır. Onları, bütün muhalefet partileriyle beraber biz yapmaya çalıştık. Bütün sivil toplum örgütleri, bütün muhatabı olan -kimler varsa- herkesle bunlar konuşuldu. Evet, herkes tabii, kendi kâr hanesinde olan, kendi istediği, arzuladığını maksimum hâle getirmeye çalışıyor. Bu doğrudur ama bunun bir ortalaması da vardır. Bu ortalama alınarak ortak bir akılla… Bütün arkadaşlarımızın katkısı vardır. Burada, muhalefet partileri, sivil toplum örgütleri, dernekler, odalar, hepsinin katkıları bu kanuna konmuştur. Evet, bu mükemmel midir? Mükemmel olan hiçbir şey yoktur. Neden yoktur? Sebebi gayet basit. Dünyada teknoloji gelişiyor. Madenlere baktığınız zaman, eskiden, bizim maden dilinde “tenör” diye adlandırdığımız, zenginliği bakımından yüzde 15-20 -madenin cinsine göre, değerli taşına göre- olan madenler değerlendirilirdi. Teknoloji gelişti, bugün yüzde 1-1,5 tenörü olan madenler, rezervinin durumuna göre, büyüklüğüne göre değerlendirilir hâle gelmiştir. İşte bu yenilenmeyle, her dönemde, her döneme göre teknolojinin gelişmesiyle dünyadaki bu madenleri arama, çıkartma, işletme, finans sistemleri geliştikçe biz de bunları yapmaya çalışıyoruz. Bu devam edecektir, sürekli bir iştir, kendini yenileme işidir. Onun için burada söylenecek her şey, bana göre hepsi söylenmiştir.

Maden Yasası’nın ülkemize, yöremize, hepimize hayırlı olmasını diliyor. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahsı adına Rize Milletvekili Bayram Ali Bayramoğlu.

Buyurun.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Rize) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

503 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümünde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Aslında, geneli üzerine konuştuğumuz konularda açık kalan birkaç tane konuyu netleştirmek gayesiyle söz aldım. Birincisi, bizden sonra konuşma yapan arkadaşların konuşmalarını dikkatle takip ettim. Öncelikle, birkaç konuya parmak basmakta fayda var.

Başta, Sayın Sırrı Sakık’ın özellikle Karadeniz Bölgesi’ne yönelik bahsettiği konuya ben çok net bir cevap vermek istiyorum. Ben Rize Milletvekiliyim. Rize’de şu anda aktif olarak çalışan otuza yakın HES projesi var, devam eden otuza yakın HES projesi ve bu HES projelerinde çalışan insanların yüzde 70, hatta 80’e yakını Batman’dan, Siirt’ten, Diyarbakır’dan, Van’dan, Şırnak’tan gelen insanlardır. Aynı şekilde, şu anda çay sezonudur, toplama sezonudur. Birçok, toplamayla ilgili çalışan arkadaşlarda da yine yöre insanlarımız vardır. Ben, Karadeniz’e bu insanların girmemesi veya yasaklanması gibi bir ifadeyi ilk defa sizden duydum. Böyle bir şey kesinlikle yoktur, olması da mümkün değildir.

SIRRI SAKIK (Muş) – Medya… Medya…

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Yani gazeteciler haber yazmış olabilir. Ben size fiilî durumu söylüyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Birkaç gazetede haberdi.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Bakın, fiilî durumu söylüyorum. Uygun bir zamanda gelirsiniz, beraber bu şantiyeleri gezeriz, arkadaşları da görmüş olursunuz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bizim de bütün temennimiz o.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Evet, evet.

İkinci konu, bizim kendi Komisyonumuzda beraber çalıştığım ve en çok sevdiğimiz arkadaşlarımızdan bir tanesi, Sayın Tankut, burada özellikle, konuşmalarını yaptıktan sonra, bu işin samimiyeti noktasında bazı noktalara değindi. Ben kendisinin yüzde 100 samimi olduğuna inanıyorum, yüzde 100.  Ama şu hataya düşmememiz gerektiğini de burada vurgulamakta fayda görüyorum: Her kanunun arkasında bir bityeniği arayarak “Bu kanunu kim için çıkarttınız? Bir başka emel mi var? Birilerine bir şeyi peşkeş çekmek mi var?” gibi bir ifade birbirimizi yaralar.

Bugün ben muhalefette olmuş olsam, siz iktidarda olmuş olsanız, bu güvensizliğe yönelik…

YILMAZ TANKUT (Adana) – Hiç bu zamana kadar böyle bir şey olmadı, ilk defa bu kanunda oluyor, dikkat edin. 

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – …bakın, bu güvensizliğe yönelik, sizin her getirdiğiniz kanunda “Bunun arkasında acaba bir bityeniği mi var? Birisine mi bu kanunu çıkartıyorsunuz?” dersem bu benim açımdan da yanlış olur.

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Niye acaba öyle düşünüyoruz?

YILMAZ TANKUT (Adana) – Niye bu kanunda özellikle?

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Dolayısıyla, işin samimiyet ölçüsünü bu manada değerlendirmemiz gerekir.

Arkadaşlar, Türkiye'nin bir kaynağını, yer altı kaynağını ekonomiye kazandırmak, bu kazandırdığımız ekonomide istihdamın önünü açmak, yerel kalkınmayı sağlamak, bölgelerdeki aktiviteleri artırmaya yönelik bir çabanın içerisindeyiz.

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Bunlar bir gecede mi ortaya çıktı?

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Bunları siz de bu şekilde biliyorsunuz.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Sekiz sene niye beklediniz o zaman?

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) - Bunların üzerine, bu şekilde “Her bir şeyin arkasında bir başka mana vardır.” gibi ifadelerin çok hoş kaçmadığını sizler de takdir ediyorsunuzdur diye  düşünüyorum.

Bir diğer konu, Sayın Seyhan’ın söylediği konu, ki hak veriyorum, doğru söyledi ifadelerinde, ruhsatlar bir plana ve programa göre olmak zorundadır. Ben şu anda bütün gruplara, özellikle Sayın Şandır’ın da sorular sırasında söylediği “Bu kanun bize ne kazandırıyor ne kaybettiriyor?” konusuyla ilgili bir rapor verdim, bütün gruplara da verdim, Tek tek maddelerdeki değişikliklerin ne anlam ifade ettiği, bu maddelerin neleri düzelttiği, neleri eksik olarak şu andaki mevcut sisteme kazandırdığı konusu burada var. Özellikle Sayın Seyhan’ın söylediği 10’uncu maddeyi okumanızda fayda mülahaza ediyorum çünkü 10’uncu madde arama ruhsatları dönemindeki düzenlemeyi, bugüne kadar var olmayan düzenlemeyi bir sistematiğin içerisine alan ve “Ben ruhsatı aldım, isterse 10 bin tane olsun, isterse 20 bin tane ruhsat olsun aldım bu ruhsatı, üstüne oturdum.” demeyi ortadan kaldıran bir mekanizmadır. Ruhsatlandırma, planlama, projelendirme, görünür rezervin tespit edilmesi, formların doldurulması ve orada hangi madene yönelik çalışma yapacağı konusunu net bir şekilde bir yıl içerisinde ortaya koymayan kişinin ruhsat süresi bittiğinde iptal olur ve aynı zamanda yatırmış olduğu teminat da irat kaydedilir. Yani dolayısıyla bu mevcut sistemin içerisinde ilkeyi ve kaliteyi gündeme getirmekte bahsettiğim konu budur. Yani ruhsatları nazarıitibara almak yastık altına atmak demek değildir. Dolayısıyla Sayın Seyhan’ın gündeme getirdiği “Projeye ruhsat verilmelidir.” mantığı zaten bu kanunun içerisine dercedilmiş olan kısımdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bayramoğlu, buyurun, tamamlayın konuşmanızı efendim.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Özellikle bu konuyu gündeme getirdiği için Sayın Seyhan’a teşekkür ediyorum ama bu anlam içerisinde, hakikaten, bundan sonraki süreç içerisinde ne kadar faydalı bir iş yapmış olduğumuzu hep beraber görmüş olacağız.

Bir diğer konu da “Mermer dışında ciddi bir yatırım yapılmamıştır.” dediler. Buna katılmak hiçbir şekilde mümkün değil. Özellikle size verileri vermekte fayda görüyorum: Sadece 2009 yılı içerisinde yapılan ihracatlar açısından baktığınızda, toplam ihracatımızın yüzde 50’lik kısmını doğal taşlar oluşturur, bunun içerisinde mermerler de dâhil ama metalik cevherlerdeki Türkiye'nin ihracatı yüzde 28’e çıkmıştır. Bunun içerisinde krom vardır, kurşun-çinko vardır, bakır vardır, gümüş vardır, altın vardır, dolayısıyla özellikle değerli minerallere ve taşlara yönelik yapılan aktiviteler ve önümüzdeki dönem içerisinde doğal taşlara yönelik yapılacak çalışmalarla bu farklılığı da hep beraber göreceğimizi söylüyorum ve hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Bölüm üzerinde soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, ben söz istemiştim.

BAŞKAN – Hükûmet adına Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Taner Yıldız.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; birinci bölümün sonunda, özellikle sorulan soruların cevabını vermek üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle bir şey belirtmeliyim: Ben, şimdiye kadar, yazılı soru önergelerinden tutun, bütün soruların hepsine cevap verdiğimi ve bununla alakalı hassasiyetimin olduğunu belirterek sözüme başladım. Niçin cevapsız kalsın ki bir soru?

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Bana bir cevap verdiniz mi Sayın Bakan?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Ama bir kere şunu bilmemiz lazım: On dakikada sorulan sorunun cevabı on dakikada olur mu? Ya böyle bir mekanizma var mı? O yüzden, arkadaşlar, hiçbir soru cevapsız kalmayacak. Ben bunu, altını çizerek söylüyorum. Burada vaktim varsa hepsini cevaplayayım, vaktim yoksa yazılı cevaplayayım. Bununla alakalı tekrar tekrar gündeme getiriyorsunuz ama bunun yerinde olması lazım geldiğini tavsiye ediyorum. Bakın, tekrar söylüyorum, on dakikada sorulan bir sorunun cevabı on dakikada olmaz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Bakan, bakın, öyle değil…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Şimdi, ben, müsaadenizle, vaktimden de almamak için devam edeyim. Eğer artakalan vaktim olursa tekrar devam edersiniz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Soru-cevaba geçmeden önce bu konuşmayı yapmanız lazımdı.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, Türkiye’de, AK PARTİ hükûmetleriyle beraber, biz, cesaretle ve son derece açık ve şeffaf bir şekilde hatalarımızı düzeltiyoruz ve daha iyiye gidiyoruz derken, mevcuttan daha kötü olduğumuz anlamı çıkmasın. Ben, bu konunun istismar edilmesine müsaade edemem.

Bakın, AK PARTİ hükûmetleri zamanında madenciliğin nereden nereye geldiğine dair birkaç rakam vermek istiyorum: Gayrisafi yurt içi hasıla içerisindeki madencilik sektörünün payı -dolar bazında da söyleyeceğim, Türkiye'nin geneliyle de karşılaştırmak adına da söyleyeceğim, oranları itibarıyla da söyleyeceğim- 2002 yılı itibarıyla yüzde 1,5’lar civarında. “Biz bunu yeterli görmüyoruz.” dedik ama bu aldığımız noktadan şu anda geldiğimiz noktaya dolar bazında yüzde 50 daha çok artırdığımızı, daha fazla artırdığımızı söyledikten sonra bu cümleyi sarf etmemiz daha doğru olur. 2002 yılında bir önceki yıla göre madencilik sektörünün 1,9 milyar dolar civarında, gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 1,1’ine karşılık gelecek bir rakamda olduğunu görüyoruz. 2003 yılında 2,5 milyar dolarlık bir rakamla, yüzde 32’lik bir artışla, yine gayrisafi yurt içi hasılanın toplamı 230 milyar dolardan 304 milyar dolara çıktığı bir ortamda madencilik sektörü yine artan bir dozda devam ediyor. 2004 yılında 3,6 milyar dolarla madencilik sektörü yüzde 1,2’lik bir yer kaplıyor. Gittikçe artan bir eğri var. 2005 yılında 481 milyar dolarlık gayrisafi yurt içi hasılanın içerisindeki toplam payı 5,1 milyar dolarla yüzde 1,4’e çıkıyor. Bu eğri artan dozlarda gidiyor. Şimdi, AK PARTİ hükûmetleri zamanında madencilik bir ilerleme kaydetmiş ama bir kısım eksikleri telafi etmek adına kanuni değişiklikler yaptığımızda bunu bir zafiyet olarak göstermek haksızlık olur diye düşünüyorum. Rakamları isteyenlere fotokopisini konuşmamdan sonra dağıtacağım.

İhracat rakamları itibarıyla baktığımızda, Türkiye’nin 2003 yılındaki 410 milyon dolarlık maden ihracatı -mermer ihracatını 431 milyon dolar olarak söyleyeceğim ve toplamı da 841 milyon dolardan, aradaki rakamları vakit kaybetmemek açısından söylemiyorum- 2008 yılında 1,8 milyar dolara çıkıyor. Eğer siz madencilik sektörünü geliştirmezseniz bu rakam nasıl artacak? Uluslararası arenadaki rakamlar itibarıyla fiyatlar da daha rekabetçi ortamda ve düştüğü hâlde bu ihracat artıyor. Miktar açısından onların çok daha fazla arttığını söyleyebilirim.

Mermer ihracatı açısından baktığımızda, 431 milyon dolardan 1,2 milyar dolara çıkmış. Global krizin tesiriyle 2008 yılında 1,4 milyar dolar, 2009’da 1,2 milyar dolar.

Şimdi bakın bu kadar artış var ve yüzde 75,56; bir önceki yıla göre ihracattaki artış miktarı. Madencilik sektöründe gerileme olsa bu rakamlar artar mı?

Şimdi biz açıklıkla “Şu kısmını düzeltmemiz ve madencilerin önünü açmamız lazım.” derken, sanki bütün bir zafiyet tablosu gibi gösterilmeye çalışıldı. Ben bunun haksızlık olduğunu söylüyorum.

Kömürde ham madde üretimleriyle alakalı EÜAŞ’ın, TKİ’nin, özel sektörün ve TTK’nın üretim miktarları itibarıyla 2003 yılında AK PARTİ hükûmetleri iktidarı aldıktan sonra 51 milyon 670 bin 544 kilogram, yani 51 milyon ton civarında bir üretim varken, 2007 yılında 74 milyon, 2008 yılında 88 milyon ve gittikçe artan dozda bizim yerli kömürün artış oranı var. İthalat rakamlarıyla beraber de hepsini tek tek sayabilirim. Ama hem EÜAŞ’ın hem TKİ’nin hem özel sektörün hem de TTK’nın üretim miktarlarına baktığımızda… Bu tablonun fotokopisini de isteyen arkadaşlarımıza verebilirim. 

Ham madde ihtiyacının karşılanmasında özellikle özel sektörle beraber serbestleşen piyasada MTA’nın arama faaliyetleriyle alakalı son yirmi yıl ortalaması 30 bin metre/yıl iken, AK PARTİ hükûmetleriyle beraber ortalaması 300 bin metre/yıla ulaşmış. Yani yaklaşık 12 kat artmışız ama buna rağmen yeterli görmüyoruz. Biz diyoruz ki şimdi buradaki ifadelerimizde: “Biz bunu nasıl 1 milyon metreye çıkartırız?” Bununla alakalı konuşurken “Acaba başarısız mı oldu?” deniyor. Arkadaşlar, bu Türkiye’yi hangi şartlarda aldığımızı unutmayalım. Madencilik sektörü bunun istisnası değil, ekonomik şartların…

YILMAZ TANKUT (Adana) - Ne şartlarda aldık…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Ben şimdi, değerli arkadaşlar, “Üslubumuzu koruyalım.” derken hayretle ve dehşetle şunu gördüm: “Bir kaptıkaçtıcılıkla bu kanun çıkartılmaya çalışılıyor.” deniyor. El insaf iki buçuk aydan beri Alt Komisyonda, Üst Komisyonda, yan komisyonda, Genel Kurulda her tarafta konuşuyoruz bunu, nasıl oluyor da bunu siz yani bir kaptıkaçtıcılık olarak söylüyorsunuz? Bütün  detaylarını tek tek konuştuk. Dört defa kendi aramızda toplantı yaptık. (MHP sıralarından gürültüler)

Arkadaşlar böyle söylerseniz inandırıcılığınızı yitirirsiniz. O yüzden ben diyorum ki: Bakın, rakamlar burada, merak eden arkadaşlarımız varsa istediğiniz miktarda da fotokopi çektirebiliriz.

Jeotermal sondajla alakalı…

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Konuşmasan daha iyiydi hiç olmazsa ortamı germezdin.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Ben konuşurken hiçbir arkadaşımın sözünü kesmedim itinayla.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Biz de kesmedik, ama senin gibi de konuşan olmadı.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Hiçbir arkadaşımın sözünü kesmedim. Lütfen dinleyin.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Sizden önce konuşanların hiçbirisinin sözünü kesmedik. Bırak bunları…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Lütfen dinleyin arkadaşlar. Lütfen… Lütfen arkadaşlar.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Biz sizi dinliyoruz Sayın Bakanım.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Gerçekleri… Bakın arkadaşlar, gerçekleri dinlemeye tahammülünüz yoksa burada bulunmak şartında değilsiniz. Lütfen…

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Gerçekleri söylersen var.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Fotokopisini gönderebilirim ben size. Söylediğim rakamlarda eksik, yanlış herhangi bir hata varsa diyeceksiniz ki: “Burası yanlış arkadaş.” Eğer yanlış yoksa da dinleyeceksiniz.

2 bin metre jeotermal sondajıyla alakalı konu 30 bin metreye çıktı yılda. Şimdi jeotermalle alakalı bizim yalnızca geçen ay üç tane sahada 95 milyon dolarlık üç sahayı özel sektöre verdik ve buradan elde edilen gelirlerin hepsi yeni aramalara kullanılacak. Şimdi Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının arama faaliyetleri 13 katına çıkacak, MTA’nın yaptığı sondaj faaliyetleri 14 katına çıkacak, ondan sonra denecek ki: “Acaba bir şey yapılıyor mu?” Arkadaşlar, bu kısmına da müsaade edemeyiz.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) - Sekiz yıldır iktidarsınız…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Yer altı kömür ocaklarıyla alakalı 257 adet toplam yer altı kömür ruhsatından -en çok merak edilen hususlardan, en fazla dinlenmeyen hususlardan birini söyleyeceğim- 43 adedi açık işletmeye dönüştüğü için faaliyetleri bu şekliyle başka bir kaleme aktarılan, 7 adedi iptal edilen, 31 adedinin de teknik nezaretçisi olmadığı için faaliyetleri durdurulan, 48 adet de iş sağlığı ve iş güvenliği önlemleri eksikliğinden dolayı gerek proje faaliyetleri gerekse başka nedenlerden dolayı faaliyeti durdurulan, 5 adet izinlere aykırılıktan dolayı faaliyeti durdurulan, 4 adet de geçici tatil nedeniyle faal olmayan toplam 257 adet yer altı kömür ruhsatından 88 tanesi bu saydığım gerekçelerle kapatılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakanım, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun efendim.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – 88 tanesi. 119 tanesi de fiilen çalışıyor.

Ben aslında bu sonuçları sevindiğim için söylemiyorum. Bu sonuçlar, denetimlerin, üzerinde yapılan tetkiklerin ne kadar ciddi olması açısından söylüyorum. Her kömür faaliyetinin bir gerekçeyle kapatılmış olması aslında ülke kaynaklarından kaybetmektir ama eğer siz “Denetim yok.” derseniz, “Bununla alakalı herhangi bir çalışma yok.” derseniz, çalışmanın fotokopisi istenilen miktarda çoğaltılacaktır.

Sayın Başkanım, burada cevabını vermek üzere olduğum şu kadar daha sayfa vardır, bana fırsat tanınması hâlinde bunlara devam edeceğim.

Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Boş laflar.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Hiç konuşmasan daha iyi, ortamı gerdin.

BAŞKAN – Soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, son söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Efendim?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Son söz istiyorum.

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Doğru söylüyor.

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; madencilik yasa tasarısı üzerinde, herhâlde tasarı değil de teklif üzerinde şahsım adına son söz istiyorum, yani milletvekilinindir son söz.

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) – Bir daha hiç konuşmayacaksın yani.

KAMER GENÇ (Devamla) – Neyse…

Şimdi, değerli milletvekilleri, biraz önce AKP’lileri dinledik. “Efendim, biz, bütün kişileri, yetkilileri dinledik.” diyor, “Herkesi dinledik.” diyor. Yahu, dinlemek önemli değil ki. Şimdi, senin getirdiğin çözüm önemli. Yani sen 100 tane adam dinlersin, ama 100 tane adamdan hiçbirisinin sözünü dinlemezsen, hiç doğruları hesaba katmazsan, sırf efendim laf olsun diye kişileri dinlersen, o zaman böyle bir dinleme olmaz ki. Yani önemli olan Madencilik Yasası Türkiye Cumhuriyeti devletinin çok hayati değer bir yasasıdır. Bu Yasa’yı memleketin ekonomisine uygun bir statüye sokmak lazım ve bu memleketin kaynaklarını düzgün kullanmak lazım.

Şimdi, değerli milletvekilleri, madencilik konusunda o kadar çok konular var ki, mesela Turgutlu’daki bir nikel meselesini dile getirdik, ama hiç lafı yok. Yani, burada, gidiyorsunuz, aşağı yukarı 10 bin ağaç kesiyorsunuz, ondan sonra gidiyorsunuz, şeylerde de birtakım ikramiyeler alıyorsunuz ve ondan sonra da gidiyorsunuz ARGE’den ikramiye alıyorsunuz, TÜBİTAK’tan ikramiye alıyorsunuz ve ondan sonra da geliyorsunuz, Türk madenlerine tanınmayan, Türk maden şirketlerine tanınmayan kaynaklardan yararlanıyorsunuz, ama bir de “Türkiye Cumhuriyeti devletinin menfaatini koruyoruz.” diyorsunuz. Türkiye Cumhuriyeti devletinin vatandaşlarının korunması gerektiği yerlerde… Peki, Türkiye’de maden üretimi yapan vatandaşlarımızın büyük bir kesimi, maalesef, bir tek kuruş ARGE, yani belki bir kuruş değil de ama çok az kesimi ARGE ikramiyelerinden yararlanmıyor.

Şimdi, değerli milletvekilleri, Türkiye’de maden sektörü maalesef çok hunharca kullanılmakta. Türkiye’de maden, üç beş kuruşluk menfaat için millî kaynaklar yok edilmektedir. Millî kaynaklarımızın yok edilmemesi için mümkün olduğu kadar bu konuda çok ciddi kaynak israfını önlemek lazım. Yani madencilik sektöründe belli bir kaynak kullanılırken bu kaynakta acaba Türkiye’nin menfaati nedir, zararı nedir? Memleketin millî kaynaklarının iyi kullanılabilmesi için bunların çok dengeli kullanılması lazım. Dengeli kullanılabilmesi için de maalesef işte görüyorsunuz kaç tane ruhsat veriliyor, bir kişiye kaç tane ruhsat veriliyor. Bu, tamamen memleketin menfaatinin aleyhine yapılan bir çalışma. Türkiye’de maalesef insanlar beş kuruşluk menfaati için devletin trilyonlarca zararını göze alıyorlar, trilyonlarca, devleti zarara sokuyorlar çünkü maalesef birçok vicdan sahibinden yoksun olan insanlarımız bu memleketin, bu milletin menfaatlerini yeteri kadar korumuyorlar, korumak da istemiyorlar. Çünkü, görüyoruz, özellikle son zamanlarda AKP İktidarı çok küçük menfaatler karşılığında devletin çok büyük zararlarını, yok eden ve bu konuda biraz vicdan ölçülerinden, biraz değil de tam vicdan ölçülerinden eksik olan bir uygulama yapmaktadırlar. Çünkü, yani üç beş kuruşluk menfaat için gidip de çok büyük orman arazilerini yakmaktadır, yıkmaktadır, maden arama ruhsatı adı altında çok büyük zararlar vermektedir. Çünkü arkadaşlar gidersiniz bir maden sahasına araştırmak için. Maden yok orada ama imar durumunu elde etmek için, gidersiniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Genç, tamamlayınız konuşmanızı.

KAMER GENÇ (Devamla) - …maden adı altında, “Ben burada, işte, maden çıkarırım.” diye getirirsiniz, devletin trilyonlarını heba edersiniz. Yani bu memlekette en önemli olan unsur, memleketimizin kaynaklarının çok sağlıklı kullanılması lazım.

Çok, menfaat… Yani arkadaşlar, o kadar çok zorluklar çekiyorum ki, dilim… Ben aslında karıştırmıyorum da, kelimelere dikkat ediyorum çünkü çok sıkıntı çekiyorum kelime kullanırken çünkü o kadar, memlekette hain insan var ki, bu hain insanlara yani bir de gidip de burada tazminat ödemeyeyim diye, mümkün olduğu kadar sözlerimi itinalı seçmek istiyorum.

Onun için, değerli milletvekilleri, ben bu maden konusunun memlekette çok kötüye, çok yeteri kadar işletme rantabilitesine sahip olmayan düşüncelerle işletildiğine inanıyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Genç.

Soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

Sayın Yıldız, buyurun efendim.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, geneli üzerinde sorduğum soruyu tekrarlayacağım çünkü az önce köylerden gelen telefon nedeniyle tekrarlıyorum: Köy içme sularının pompalarının olduğu bölgelere, köy yerleşim alanlarına verdiğiniz taş ocağı ruhsatlarından canı yanan köylüler arıyorlar beni, “Biz de” diyorlar “Sayın Bakanın vereceği cevapları duymak istiyoruz çünkü cevapları yazılı verecek olursa sadece sen bileceksin, biz de ekranlardan Sayın Bakanın verdiği cevapları duymak istiyoruz.”

Sekiz yılda ne kadar ruhsat verdiniz? Sekiz yılda verdiğiniz ruhsatlardan kaçı taş ocağı ruhsatı? İşi bırakan taş ocaklarından kaç tanesi çevreye verdiği zararı düzenledi?

Sorum net, cevabı da net olarak istiyorum Sayın Bakan. Veremeyecekseniz de net olarak söyleyin.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Taner…

RECEP TANER (Aydın) – Sayın Bakan,

1) Haziran 2004’teki Maden Kanunu düzenlemesinden bugüne kadar kaç arama ruhsatı müracaatında bulunulmuştur?

2) Toplam kaç dönüm alanda arama izni verilmiştir?

3) Bu verilen arama izinlerinin içindeki yabancı veya yabancı ortaklı şirketlere ait oran nedir?

4) Madencilikteki ulaşılan noktayı yeterli buluyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, maden kazalarının ve dolayısıyla da can kayıplarının azaltılması için maden işletmelerinde denetimlerin ve iş güvenliği tedbirlerinin artırılmasına yönelik hangi tedbirler alınmış ya da alınmaktadır? Bu tasarı kapsamında bu tür düzenlemelere neden gerek duyulmamıştır? Hâlen teknik nezaretçi ücretinin çalıştığı iş yeri tarafından ödenmesinin ve taşeron uygulamasının kaldırılmasına yönelik bir çalışmanız var mıdır, varsa çalışma ne aşamadadır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Tankut…

YILMAZ TANKUT (Adana) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, ülkemizde şu an en yüksek rezerve sahip ilk üç madenimiz hangileridir? Bunların belirlenen rezerv miktarları nedir? Özellikle belirlenmiş altın madeni potansiyelimiz nedir? Şu an hangi bölgelerimizden çıkartılmaktadır? Bu tasarı kanunlaştığı takdirde altın ve diğer ekonomik değere sahip madenlerimizin çıkartılmasında ne ölçüde bir yükselme beklenmektedir ve yine bu tasarı kanunlaştığında hangi yabancı şirketlerin ülkemizde bu madenleri çıkarma konusunda çalışmalar yapmasını beklemektesiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kulkuloğlu…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Sayın Bakan, eski Bakan Hilmi Güler zamanında Teftiş Kurulu raporuyla görevden alınan ve Teftiş Kurulu raporunda görevden alınması ve yargılanması gerektiği belirtilen eski Ruhsatlar Daire Başkanı Ömer Sezgin’i, bu yıl başında, ocak ayında üçlü kararnameyle Türkiye Kömür İşletmeleri Genel Müdür Yardımcılığına ve Yönetim Kurulu Üyeliğine getirdiniz. Bu ödüllendirmenin, Genel Müdürlüğünü eskiden yaptığınız -milletvekili olmadan önce- Kayseri ve Civarı Elektrik AŞ’nin termik santral yapım ihalesi ve isteğiyle bir alakası var mıdır?

İkinci sorum: Bugün 5 bin liraya -yaklaşık- mal olan 2 bin hektarlık IV. grup arama ruhsatı maliyeti bu kanun yasalaştığında 65 bin liraya çıkacaktır. Bu kanunla elinde binlerce ruhsat tutan yandaşlarınıza ikinci el pazarı mı yaratıyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yalçın...

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önceki soru-cevapta cevaplandırmadınız, bentonitle ilgili sorumu yineliyorum: Ordu, Fatsa ve Ünye’de bulunan bentonitten haberdar mısınız?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – İlk cevap olarak onu vereyim.

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Teşekkür ederim.

Biraz önce verdiğiniz rakamlardaki yabancı sermaye payının oranını merak ediyorum Sayın Bakanım.

Yine, direkt bu kanunla ilgili değilse de, hem ilim hem bölgemiz bakımından bugünlerde yoğunlaşan HES projeleriyle ilgili Sayın Bakanım, çok ciddi kaygılar var, kafa karışıklıkları var. Burada, belki “Attığımız taş ürküteceğimiz kurbağaya değecek mi?” diye insanlarımız merak ediyor. Şunu özellikle merak ediyorum, ciddiyetinize binaen de sizden istirham ediyorum: Sayın Bakanım, bu HES kurulacak derelerdeki asgari su miktarı ne olacak? Yani can suyu diye bırakacağınızı belirttiğiniz suyun bir oranı var mıdır? Şu an akan suyun yüzde kaçı can suyu olarak bırakılacaktır? Her hâlükârda bu derelerden ne miktarda su akacaktır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yunusoğlu...

SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Maden İşleri Genel Müdürlüğü madenciye destek olması gerekirken, yönetmeliklere aykırı, tamamen keyfî, hukuka aykırı bir tutum sergileyerek madencilerin açıklarını arayıp ceza kesme, sudan bahanelerle teminat, irat kaydetme yolunu seçmektedir. Mesela, işletmeye geçiş süresi Uygulama Yönetmeliği madde 22’de çok açık biçimde bir yıl olarak belirlenmesine rağmen, idare bu süreden önce hukuka aykırı olarak, projede belirtilen üretimin yüzde 10’u üzerinden devlet hakkı almaktadır. Madencilere zulüm niteliğindeki bu ve benzeri hukuk dışı uygulamaları ortadan kaldıracak çalışmalarınız var mıdır?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bulut…

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Bakanım, Türkiye madenden 2,5 milyar dolar civarında bir gelir elde etmektedir. Bu gelirin gayrisafi millî hasıladaki payı nedir? Kanada maden üretiminden 170 milyar dolar gelir elde etmektedir. Acaba biz bu madenlerimizi çıkartırken değerlendirmede mi, pazarlamada mı, bir yerde hata yapıyor muyuz? Bu konuyu değerlendirir misiniz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Susam, buyurun son olarak.

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Bakana sormak istediğim soru şu: Kaz Dağları çevresinde özellikle de altın arama gerekçesiyle 83’e yakın ruhsat alındığı konusunda, Bakanlığınıza yapılan bir başvuruda, şirketlerin isimleriyle birlikte bir cevap verildi. Bu, Komisyon çalışmaları sırasında da bazı arkadaşlarımız tarafından dillendirildi. Siyanürle altın çıkartılması konusunda Avrupa Birliğinin yasaklayıcı kararlarına rağmen, bu çevre insanları özellikle altın aranmasında siyanürün kullanılmasının onulmaz çevre felaketlerine neden olduğunu, yer altı sularını ciddi şekilde tahrip ettiğini, Kaz Dağlarının bu turistik özelliklerini ve çevre felaketleriyle karşı karşıya kalma noktasındaki sıkıntılarını ciddi şekilde dillendirmektedirler.

Sayın Bakan, altın aramasında bu yöntemden vazgeçilip vazgeçilmemesini, dünyanın çağdaş ülkelerindeki aramalardaki yöntemlere geçilmesi konusunda ne düşündüğünü bizimle paylaşır mı?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Susam.

Sayın Bakanım, buyurun efendim.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; öncelikle, müsaade ederseniz, Ordu Milletvekilimizin sorusundan başlayacağım. Bir öncekinde de sormuştu, cevaplayamamıştık süre yetersizliğinden dolayı.

Gerçekten Ordu’nun Ünye ilçesinde bentonit mineraliyle alakalı, dünyanın en kaliteli bentonitlerinden bir tanesi var. Bu, bizim için son derece önemli, sondaj sanayisinde, döküm sanayisinde, seramik sanayisinde -biliyorsunuz- ve farklı sektörlerde de kullanılabiliyor.

Önemli bir bentonit rezervi var demiştik. Bunun tabii, ekonomiye özellikle kazandırılması amacıyla MTA’nın, İstanbul Teknik Üniversitesinin, TÜBİTAK’ın ortak bir projesi var ve o proje üzerinde de çalışılıyor ve içinde bulunduğumuz bu yıl, 2010 yılında inşallah bu tamamlanacak. 7 adet de, sanayide kullanılabilecek ürün üretildi. Bentonitin ruhsat bilgileriyle alakalı, hem yılları itibarıyla hem de kimlerin burada faaliyet gösterdiğine dair de bilgi istenmişti. 10 adet işletme izin sahası mevcut; Fatsa’da var, Ordu merkezde var ve Ünye’de var. İşletme aşamasında, çünkü bunlardan 1986 yılında başlayan, 2005 yılında başlayan, 2002 yılında işletmeye geçen, 2001 yılında, değişik yıllarda işletmeye geçen… Firma isimlerini okumamızı isterseniz onları da detay-landırabilirim.

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Ben onları biliyorum.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – O zaman okumayayım firma isimlerini. Bentonitle alakalı hem bilimsel kurul tarafından hem de üniversite tarafından önemli bir çalışma yapılıyor. Türkiye’nin tabii ki, bir şansı, bentonitte bu imalatları yapmış olması.

2004 yılından sonra -bir soru vardı ve en fazla sorulan sorulardan bir tanesi bu- yabancı firmaya ruhsat verilmiş midir, varsa bunların adetleri, miktarları, hangi yıllarda verilmiştir? 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 6’ncı maddesi gereği, yabancı firmalara direkt ruhsat verilememektedir. Bir firma, Türkiye’de herhangi bir madencilik sektöründe Türkiye Cumhuriyeti ticaret kanunlarına göre kurulmuş bir yerli firmayla ortak olmaksızın herhangi bir yabancı firmaya direkt ruhsat verilmemektedir veya sermayesi yabancılara ait olan firmalara direkt ruhsat verilmemektedir, ortaklık yapısı gereklidir. Bu ortaklık yapısı içerisinde bulunan firmaların sayıları, adetleri merak edilmesi hâlinde, ruhsat aşamasında, hangi ruhsatta, arama ruhsatları itibarıyla işletme, ön işletme ve genel toplam sayılarını vereceğim.

Yabancı ortaklı ve direkt yerli ortaklı firma sayısı- bunun da fotokopisini istemeniz hâlinde takdim edebilirim- 1.409 adet yabancı ortaklı firmaların arama ruhsatıyla alakalı müracaatı var. 682 tane işletme ruhsatıyla alakalı, 15 tanesi ön işletme yani toplam 2.106 tane yabancı ortaklı işletmelerin 1.409 tanesi arama safhasında.

Türkiye genelindeki ruhsat sayısıyla karşılaştırmak isterseniz eğer, arama ruhsatları 32.269, bunun 1.409 tanesi yine yabancı ortaklı, 11.038 adedi işletme, 131 adedi ön işletme yani toplam 43.438 adet Türkiye genelinde ruhsat sayısı var. Bunun yalnızca 2.106 tanesi yani yaklaşık yüzde 5’inden daha düşüğü yabancı ortaklı şirketlerin.

Ruhsat sayısına göre yüzdelerini söylersek, arama ruhsatlarında yüzde 4, ruhsat alanına göre yüzde 7, alan itibarıyla karşılaştırırsak yüzde 7. İşletme ruhsatları açısından baktığımızda yüzde 6, ruhsat alanına göre baktığımızda yüzde 10, ön işletmeye göre baktığımızda ruhsat sayısına göre yüzde 11 ve toplam ruhsat sayısına göre baktığımızda yabancı ortaklı şirketlerin payı yüzde 5, ortalama yüzde 5 civarında. Dediğim gibi bu sayfadan fotokopi istemeniz hâlinde konuşmamdan sonra dağıtabilirim.

Diğer bir konu, Çanakkale sınırları içerisinde 2010 yılında ruhsat sayıları nedir? Son, içinde bulunduğumuz yıl itibarıyla 39 tane arama ruhsatı, 15 tane de işletme ruhsatı bulunmaktadır.

Mermerle alakalı ihracat rakamlarının karşılaştırılması istendi, “Ne kadar ham madde olarak ihraç ediyoruz?” dendi. 2005 yılında toplam mermer ihracatı, kanuni düzenlemeyle beraber, işlenmiş ürünlerde 607 milyon dolar, blok ve işlenmiş tarzda 806 milyon dolar. 2009 yılı itibarıyla kesinleşmiş rakamlara baktığımızda, işlenmiş ürün 735 milyon dolar, toplam blok ve işlenmiş ürün 1,2 milyar dolar. Mermerlerin karşılaştırması da böyle.

Gümüş metal üretimiyle alakalı, yani kıymetli madenlerle alakalı üretim miktarları merak edilmişti. 2003 yılında 96 ton değerli arkadaşlar, bunun en büyük merkezi de bildiğiniz gibi Kütahya’da, gümüş arıtma tesislerinde yapılıyor. 2008 yılında kesinleşmiş rakam itibarıyla 294 ton olarak gümüş üretilmiş. Meblağ açısından baktığımızda, 2003 yılında 57 milyon dolar, 2008 yılında da 175 milyon dolarlık bir işlem yapılmış.

Yine kıymetli madenlerden altınla alakalı sorular olmuştu. 2003 yılında -üretim miktarı açısından baktığımızda- 5 ton 390 kilo, 2004 yılında 3,26; 2005 yılında 4,17; 2006 yılında 8,040 ton, 2007 yılında 9 ton 920 kilo, 2008 yılında 11 ton 20 kilo, 2009 yılında da 14 ton 450 kilo olarak altın üretimi yapılmış. Yani 2003 yılıyla karşılaştırdığımızda, içinde bulunduğumuz yıl itibarıyla baktığımızda, yaklaşık, altın üretimi Türkiye’de yüzde 300 artmış bulunuyor değerli arkadaşlar.

Ferrokroma baktığımızda, ferrokroma da 2003 yılı itibarıyla baktığımızda, tabii ki burada hemen hemen özelleştirilmemişti ferrokrom, kamu itibarıyla baktığımızda 36 bin ton. 2009 yılında özel sektörün eline geçtikten sonra, 2009 yılında 55 bin ton. 2005 yılından itibaren ortalama ellişer bin ton ferrokrom üretimi yapılmış. Mevcut fırınların revize edilmesiyle beraber önümüzdeki yıllardaki planlama, 80 milyon ton civarında üretim, bu rakamın 130 bin tona çıkması planlanıyor.

İthal kömürlerle alakalı “Yerli kömür ithal kömürün neresindedir?” diye bir soru sorulmuştu. İlk defa 2005 yılında çıkartılan bir yönetmelikle yerli kömürlerin lehine bir yönetmelik düzenlemesi oldu hem hava kirliliği açısından… Hepinizin de bildiği gibi, şehirlerde valiliklerin denetiminde, giren yerli kömürde kalorifik miktarları veya kükürt miktarları, sülfür miktarları itibarıyla bunların testleri yapıldıktan sonra ancak kullanılabiliyor.

Bakanlığımız temsilcilerinin katılımıyla 2009 yılında Mahallî Çevre Kurulu kararında, özellikle yerli kömür kullanımı -kömürlerle alakalı- iyileştirilerek artırılmış ve çevreye uyumlu hâle getirilmiştir.

Ülkemizde kömür kullanımı… Bununla alakalı birkaç detay da vermek istiyorum, son derece önemli. Dünya krizine rağmen yerli kömür üretimi artmıştır. 2002’de 49 milyon ton olan kömür -ki bunun 35 milyon tonu yerli- 2009 yılında, değerli arkadaşlar, yüzde 205 gibi bir artışa ulaşmıştır, toplam 102 milyon ton Türkiye’de kömür kullanılmıştır, bunun 81 milyon tonu yerli olmak üzere. Yani 2002 yılında 35 milyon ton olan yerli kömür miktarı, yaklaşık yüzde 210’luk bir artışla 81 milyon tona çıkmıştır.

İthal kömür, ağırlıklı olarak ağır sanayide kullanılmakta; bildiğiniz gibi, Türkiye’de üretilen taş kömürünün karşılığı olarak, Ereğli demir-çelik fabrikalarında, işte, Karabük demir çelik fabrikalarında ve demir ve çelik sanayisinde kullanılmaktadır, yaklaşık 8.500 kaloriye kadar da çıkmaktadır.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, süremiz doldu.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Bir sonrakine o zaman kullanırım Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Çok güzel anlatıyorsunuz, orada devam edelim.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Peki, teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Ben teşekkür ediyorum.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 503 Sıra Sayılı Maden Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesi ile 3213 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin ikinci fıkrasının sonuna eklenmesi öngörülen bendin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“VI. Grup madenler

Radyoaktif Mineraller ve diğer radyoaktif maddeler.”

                    Polat Türkmen                   Ayşe Nur Bahçekapılı            M. Altan Karapaşaoğlu

                       Zonguldak                                 İstanbul                                     Bursa

                 Mehmet Nil Hıdır                      Zekeriya Aslan                      Mehmet Erdoğan

                          Muğla                              Afyonkarahisar                            Gaziantep

                                                                     Tahir Öztürk

                                                                           Elâzığ

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 503 Sıra Sayılı Tasarının 1. Maddesi’nde bulunan

“VI. Grup madenler

Radyoaktif Minareler (Uranyum, Toryum, Radyum) ve diğer radyoaktif maddeler.”

bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“VI. Grup madenler

Radyoaktif elementleri içeren mineraller”

                                                                                                           Zekeriya Akıncı

                                                                                                                  Ankara

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/821 Esas numaralı Maden Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve talep ederiz.

                        Alim Işık                             Yılmaz Tankut                       Cemaleddin Uslu

                         Kütahya                                    Adana                                      Edirne

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI HASAN ALİ ÇELİK (Sakarya) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Akif Akkuş.

BAŞKAN –  Akif Akkuş Bey’in imzası burada yok.

Sayın Şandır, istirham edeyim, bu tip bir şeye yol açmayalım. Eğer Sayın Işık konuşacaksa olur, diğer önergelere imza atarlarsa olur, ama şu anda böyle bir şey yapmayalım efendim.

Buyurun Sayın Işık.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 503 sıra sayılı Maden Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerine vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Öncelikle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bu önergemiz, maddenin tasarı metninden çıkarılmasını talep eden bir önerge. Sebebi, bu konunun uzmanları, jeoloji, jeofizik ve maden mühendisliği mesleğinin duayenleri, bu kanun tasarısındaki tanımlamanın doğru olmadığını ileri sürmektedirler. Dolayısıyla, örneğin uranyum bir element olmakla birlikte, tasarıda mineral olarak geçmiştir. Ayrıca bu tasarıda yapılan gruplandırmaların, daha önceki uygulamanın, hâlen yürürlükte olan tasarıdaki alışılmış sınıflamanın dışına çıktığı ve iki grup madende aynı madenin yer aldığı ifadeler ve maddeler söz konusu. Dolayısıyla, alelacele hazırlanmış bir tasarı örneğini ifade eden bu maddenin çıkarılması daha doğru olacaktır. O nedenle, biz, bu 1’inci maddenin tasarı metninden çıkartılmasının madencilik sektörü açısından önemli olduğuna inanıyoruz.

Diğer yandan, hem (a) grubu hem (b) grubunda yer alan aynı madenin uygulamada yeni sıkıntılara yol açacağı, yine sektörün temsilcileri ve bu konunun uzmanları tarafından dile getirilmektedir.

O nedenle, tasarıdaki 1’inci maddenin metinden çıkarılması doğru bir uygulamadır, umarım yüce Kurulun siz değerli üyeleri de bu önergemizi destekler, bu yanlışlığın önüne geçmiş oluruz. Aksi takdirde, hakikaten bu mesleğin birçok mensubu, inanıyorum, sizlere de çok farklı kanallarla ulaştılar ve yapılan tanımlamanın yanlış olduğu ve uygulamada birçok problemi yeniden doğuracağı konusunu sizlere de ilettiler.

Bizler bu konunun çıkarılması hâlinde daha doğru olacağını düşünüyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 503 Sıra Sayılı Tasarının 1. Maddesi’nde bulunan

“VI. Grup madenler

Radyoaktif Minareler (Uranyum, Toryum, Radyum) ve diğer radyoaktif maddeler.”

bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“VI. Grup madenler

Radyoaktif elementleri içeren mineraller”

                                                                                                           Zekeriya Akıncı

                                                                                                                  Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI HASAN ALİ ÇELİK (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Akıncı, buyurun efendim.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ben bu önerge aracılığıyla, bu yasa tasarısı vesilesiyle her yönü değerlendirilen, konuşulan ve en ayrıntılı teknik değerlendirmeleri de yapılan bu konunun belki çok dikkate alınmadığı için üzerinde durulmayan bir başka boyutunu dikkatlerinize sunmak istiyorum. Çünkü, her şeyi konuşuyoruz, ama işin bir başka boyutunu mutlaka konuşmamız gerekiyor, o da şu: Bu işin, sektörün bütün yükünü taşıyan, biliyorsunuz, MİGEM diye tanımladığımız Maden İşleri Genel Müdürlüğü ve MİGEM’de kümelenmiş bir grup personel ve onların yapılanmasına dönük hiçbir değerlendirme yapılmıyor konuşmalarda. Ama hepimiz biliyoruz ki, oradaki işleyişi düzene sokmadığımızda, burada gerçekleştireceğimiz en köklü yasal düzenleme bile istenilen sonucu ne yazık ki vermeyecektir. Çünkü, bu sektörde bütün işleri yürüten, denetleyen ve ruhsatlandıran yer orası. Yani, bütün yük MİGEM’e binmiş. Ama oranın bir kurumsal yapısı yok, kendi bütçesi yok. Enerji Bakanlığının gölgesinde Türkiye’nin trilyonlarca dolarlık yer altı zenginliğini yönetmeye çalışıyor. Ama gariptir, son yıllarda yıldızı parlayan ve büyük sermaye birikimi yaratmış holdinglerin çoğunluğunun ilgi alanı da enerji ve maden alanları.

Sayın Şevki Kulkuloğlu’na özellikle teşekkür etmek istiyorum. Değerli Milletvekili Arkadaşımız bugün düzenlemiş olduğu basın toplantısında, ülkemizin maden zenginliklerinin nasıl bir yağma ve talan içerisinde ele geçirilmiş olduğunu ve bu büyük arazilerin özellikle yabancı şirketler tarafından nasıl elde edilmiş olduğunu çok ayrıntılı bir biçimde ortaya koydu. Onu ifade etmekte yarar görüyorum. Umut ediyorum ki, kamuoyumuzda da beklenen ve arzu ettiğimiz ilgiyi görecektir.

Ama işin garip tarafı, bizim bakanlarımız da hep büyük rakamlar ve büyük ihalelerle meşgul oldukları için onların da aklına bir türlü bu MİGEM’deki yeniden yapılanma ve orada emek veren, çalışan, işin yükünü taşıyan insanlar bir türlü gelmiyorlar; akıllarına bir türlü gelmiyor, onların sorunlarına bir türlü gereken ilgiyi göstermiyorlar. Ama MİGEM, toplam 350 personel ile -aşağı yukarı bunun 150’si muhtemelen denetim personeli- ülkedeki 45 bini aşkın ruhsatı nasıl denetleyecek? 150 tane denetim elemanı, 350 personel, 45 bini aşkın ruhsat denetleyecekler. Üstelik son dönemde çok sık yaşadığımız, ocaklardaki, maden ocaklarındaki kazaların önemli bir etkeninin de yeterince denetim olmadığı gerçeğini nasıl ortadan kaldıracaksınız? Eğer yeterince denetimin olmaması da bu kazaların ortaya çıkmasında önemli bir etken ise, siz bu tabloyu nasıl değiştireceksiniz? Bin lira civarında maaşı olan uzmanlar, 2 bin lira civarında maaş alan mühendisler 50 TL harcırahla çalışıyorlar ve bütün bu denetimi yapmak zorundalar. Nasıl oluyor 50 lira harcırahla? Örneğin buradan çıkıyor Diyarbakır’a gidiyor, oranın bir ilçesine gidiyor, oranın dağlarına çıkıyor, oradaki 4-5 tane maden ocağını denetliyor ve dönüyor. Şimdi, bu konumdaki bir personelin oradaki maden ocaklarının sahipleriyle kaçınılmaz bir yakınlık ve diyalog içerisine giriyor olmaları da ayrı bir şikâyet konusu. Peki, o zaman bu kurumda özel bir yapılanma ve denetim mekanizması kuramazsanız bu sözünü ettiğimiz kazaları, üzerinde çok tartıştığımız suistimalleri ve yolsuzluk iddialarını nasıl önleyeceksiniz? Sayın Bakanın yine ilgisini çekmedi bu, personelin sorunları.

Bir başka yönü, belki bir kısmi iyileştirilmeye orada ihtiyaç duyuluyor olması. Biliyorsunuz, değerli arkadaşlarım, kamu çalışanlarının ücretleri düşük olduğu için birçok kurumda çeşitli yöntemlerle ve çeşitli isimler altında iyileştirmeler yapılmaktadır. Belki Bakanlığımız buradaki personelin ekonomik sorunlarına dönük kısmi bir iyileştirmeyi de düşünür ve gereğini yapar.

Bunu niye söylüyorum? Bakınız, ilk ciddi düzenlemeyi belki 2004 yılında yapmıştık. 2004 Mayısında yasalaşan bir kanun tasarısı vardı, o zaman bir söz almışım önerge üzerinde ve demişim ki: “Bakanlık personeli, hafta içi, Maden İşleri Genel Müdürlüğünün tüm işlerini yapmakta; tatil günü, hafta sonlarında ise, ülke genelindeki maden ve mermer ocaklarında denetim gerçekleştirmektedir. Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı kanunlaştığında, özellikle Maden İşleri Genel Müdürlüğü personelinin iş yükü daha da artacaktır.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akıncı, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

ZEKERİYA AKINCI (Devamla) – Bir iyileştirme talep etmişiz ve iyileştirmeden toplam 582 -şimdi 650 oldu- personel yararlanacak. Yapılacak aylık ödeme toplamı o zaman 200 milyarmış, şimdi 260 milyar olmuş ama orada bir artı yük gelmiyor çünkü kendi kaynaklarıyla bu yükü karşılama şansı var. O zaman 11 ila 16 lira arasında harcırah varmış, şimdi 50 lira olmuş ve ben bütün bunların çok düşük olduğunu ve orada çalışan personelin haklarına dönük mutlaka bir iyileştirme yapılması gerektiğini söylemişim altı sene önce.

O zaman Sayın Bakan Hilmi Güler çıkmış, demiş ki: “Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, bu ücretlerle ilgili olarak Hükûmetimizin, bütün arkadaşlar için, sadece Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığında değil, kamudaki tüm çalışanlar için özel bir çalışması var.” -mış o zaman- “Yoksa, ben de kendi Bakanlığıma bağlı olan bütün çalışanlara böyle bir farkın verilmesini şahsen arzu ederim.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEKERİYA AKINCI (Devamla) – “Ancak, ilke olarak, bütün kamu personeli için, böyle farklı farklı şeyler olmasın diye, Başbakanlık Müsteşarlığımızın bir çalışması var. O bittiği zaman bu sıkıntı da giderilecek.”

Şimdi bir kez daha yineliyorum. Altı yıl önce bir yasa görüşülürken oranın yapılanmasına ve personelin sorunlarına dönük bir değerlendirme sunmuşuz, Sayın Bakanımızın, yetkililerin dikkatini çekmeye çalışmışız; altı yıl boyunca hiçbir şey olmamış, yeni bir düzelme, yeni bir yapılanma, birtakım haklar sağlanamamış. Şimdi bir kez daha, orada çalışan insanların sözcüsü olarak Sayın Bakandan ve kurumun yetkililerinden, her şeyini konuştuğumuz bu büyük, devasa alanın bütün iş yükünü çeken personelin sorunlarına da bir dönüp bakmaya davet ediyorum ve kısmi de olsa bir iyileşmenin gerçekleşmesi talebini bir kez daha huzurlarınızda yineliyorum.

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Arkadaşlar, beş dakikalık önerge konuşmasına iki dakika ilaveyi lütfen istemeyelim, istirham ediyorum. Bir dakika veriyoruz, ondan sonrasında arkadaşlar konuşmalarını ona göre ayarlasınlar, ricamdır.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Çalışanların sorunu olduğu için biraz…

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 503 Sıra Sayılı Maden Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesi ile 3213 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin ikinci fıkrasının sonuna eklenmesi öngörülen bendin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“VI. Grup madenler

Radyoaktif Mineraller ve diğer radyoaktif maddeler.”

                                                                        Polat Türkmen (Zonguldak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI HASAN ALİ ÇELİK (Sakarya) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Uranyum, toryum, radyum, mineral ismi olmayıp, element ismidir. Ayrıca bu üç radyoaktif maddenin dışında diğer mineral ve elementlerin isimleri fıkrada sayılmadığından taslaktan çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge istikametinde 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Maden Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 2. Maddesi "Tesis" tanımında bulunan "asfalt üretim, hazır beton, yapı elemanı" ibaresinin metinden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

                   Tacidar Seyhan                         Selçuk Ayhan                     Mehmet Ali Susam

                          Adana                                       İzmir                                        İzmir

                                                                   Ergün Aydoğan

                                                                        Balıkesir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 1/821 Esas Sayılı Maden Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'ndaki Madde 2'nin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ediyoruz.

                        Alim Işık                             Yılmaz Tankut                       Cemaleddin Uslu

                         Kütahya                                    Adana                                      Edirne

                                                                   Hüseyin Yıldız

                                                                         Antalya

 

Madde 2- 3213 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde yer alan İhtisaslaşmış Devlet Kuruluşu, tanımında yer alan "Karayolları ve Türkiye Demir ve Çelik işletmeleri genel müdürlükleri" ibaresi "Karayolları Genel Müdürlüğü ve Elektrik Üretim A.Ş" olarak değiştirilmiştir.

Geçici Tesis: Madencilik faaliyetleri için zorunlu ve temdit dahil ruhsat süresi ile sınırlı, madencilik faaliyetleri için zorunlu olan her türlü kırma, eleme, öğütme, kesme ve sayalama tesisleri ile işleme tesisi kapsamında asfalt üretim, hazır beton, yapı eleman tesisleri, sallantılı masa, jig, konsantratör, flotasyon, liç, kalsinasyon, bioksidasyon ve benzeri cevher hazırlama ve zenginleştirme tesisleri, karıştırma, depolama, stoklama, atık kazanma ve atık bertaraf tesisleri, su, haberleşme, enerji nakil hattı, bant konveyör, havai hat, kuyu tesisleri, şantiye binası, yemekhane, atölye, kantar tesisleri, maden stok alanı, pasa döküm alanı, atık barajı, trafo, patlayıcı madde ve müştemilatı deposu gibi geçici yapı ve binalardır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI HASAN ALİ ÇELİK (Sakarya) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Yıldız efendim…

BAŞKAN – Sayın Yıldız, buyurun.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 503 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Sizleri saygılarımla selamlıyorum.

Bugün uygarlığımızın ulaştığı ve yaşam standartlarımızı oluşturan araçların tamamı madenlerden sağlanmaktadır. Bu nedenle, madencilik sektörü vazgeçilemez bir öneme sahiptir. Oysa ülkemizde madencilik sektörü sahip olduğu gerçek değerlerden yararlanamamaktadır. Madencilik sektöründeki ekonomik göstergelere bakıldığında ülkemizin zengin maden yataklarından yeterince yararlanamadığı görülecektir. Madencilik sektörünün gayrisafi millî hasıla içindeki payının 1,57 olması da bunun bir göstergesidir. Sekiz yıllık Adalet ve Kalkınma Partisinin tek başına iktidarında bu gerçek görülememiş, çözüm üretilememiş, madencilik sektörünün geleceğe bakışında çok daha uzun vadeli, çok daha vizyonel uluslararası hedefler oluşturulamamıştır. Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti ülkemizdeki maden rezervine yalnızca ham madde gözüyle bakmış, kendi ürününü bütüncül bir politikayla değerlendirerek endüstriyel üretime yöneltememiştir. Anayasa Mahkemesinin maden konusunda iptal ettiği iki maddenin oluşturduğu yasal boşluğun doldurulması için getirilen tasarı ile bizim gibi birkaç ülkenin madenciliğini idare edecek sayıda madde içermesine karşın, ülke madenciliğimizin sorunlarını çözecek bir iki maddenin dışında bir hüküm içermemektedir. Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin madenciliğe sakat bakışını, daha madenciliğin tanımlarında görmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, geneli üzerinde ve birinci bölüm üzerinde Sayın Bakana iletmiş olduğum sorular var. Bu sorulardan bir tanesi de özellikle beş yıl önce Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin il özel idarelerinden alarak Madencilik Kanunu ile Madencilik Yasası’na bağladığı ve Bakanlık marifetiyle Türkiye'nin her yerinde, hepinizin illerinize giderken gördüğünüz maden ocaklarını yaşadık. Bu maden ocakları, Sayın Bakanım…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Taş ocağı…

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) – Evet, taş ocağı.

Az önce Korkuteli Kozağacı köyü, içme suyu kaynağı üzerinde bir taş ocağı bulunduğunu ve aynı zamanda bu alanın tarihî alan olduğunu içeren bir mesaj gönderiyor.

Yine Antalya’nın Alanya ilçesinin Elikesik köyünde de yine köyün içme suyunun bulunduğu alan taş ocağı olarak… Aynı zamanda yeni ağaçlandırma bölgesi ve tarihî kalıntılar var. Bu taş ocakları acaba orada antika mı arıyorlar Sayın Bakanım? Ben bunu sormaya çalıştım. Şunu sordum size… 2008 yılı içerisinde, 2009 yılı içerisinde ve 2007 yılı içerisindeki rakamları vermişsiniz. Bu rakamları sorumda ifade ettim. Size şunu soruyorum net bir şekilde: Sekiz yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarında vermiş olduğunuz maden arama ruhsatlarını sordum ve bunların içerisinden de taş ocakları ruhsatlarını sordum. Bunun kaçının faal olduğunu sordum. Türkçem de çok da fena değil. “Bu taş ocaklarından kaçının işletilmesi kapanmıştır?”, “Bu taş ocaklarından kaçı çevreye vermiş olduğu zararları tanzim etmiştir?” diye sordum Sayın Bakan.

Siz belki bunları yaşamıyorsunuz ama o köylerimizin yerleşim alanlarında, o köylerimizin içme suyu havzalarında kurulmuş bulunan taş ocakları o yörelerde yaşayan insanlara hayatı zehir etmektedir. O taşları çıkarabilmek için orada patlatılan yüksek miktardaki dinamitler, oradaki okulların, camilerin, insanların yaşadığı evlerin duvarlarını çatlatmaktadır. Çok tonajlı kamyonlarla yapılan taşımalardan dolayı o köylerimizin bütün yolları tahrip olmaktadır. Siz bunları göremiyor musunuz Sayın Bakanım?

Antalya-Ankara arasındaki yol üzerinde tam 15 tane taş ocağı var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldız.

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) – Bunun 6 tanesi faal, 9 tanesi kapatılmış; insanların ağzındaki diş çürüğü gibi. Yani, bu taş ocaklarını illa ki herkese göstermek zorunda mıyız? Bunları yol kenarlarına kurmak zorunda mıyız? Köylerimizin içme sularının olduğu havzalara mı kurmak zorundayız? Niçin bunlara engel olmuyorsunuz?

Sayın Bakan, o vatandaşlarımız haklarını arayamıyorlar. Kendi geçimini sağlayamayan köylü vatandaş, avukata para verecek, mahkemelerde sürünecek, sorunlarını yine de çözemeyecek çünkü o şirketlerin gerçekten bu işle uğraşacak ciddi hukukçuları var.

Eğer inanmıyorsanız, buradan Antalya’ya gidin, 15 tane taş ocağı göreceksiniz, 9’u da kullanılmıyor. Biz, turizmden ekmeğimizi kazanıyoruz. Hepiniz bundan iftihar ediyorsunuz, “20 milyon turist, 25 milyar dolar gelir” diyorsunuz. Turistler soruyor “Nedir bu?” diye. Onlar kendi ülkelerinde böyle bir şeyi görmüşler midir?

Elbette taş ocağı da ihtiyaçtır. Bunu kullanacaksınız, verdiğiniz zararı tanzim edeceksiniz, bu düzenlemeleri yapacaksınız. Size bunu soruyorum, cevap vermeye tenezzül etmiyorsunuz. Sizi protesto ediyorum ve kınıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yıldız, Sayın Bakan ümit ediyorum bir sonrakinde cevap verecektir, zaman olmadığı için vermedi.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Kalanını da öbür konuşmamda söyleyeceğim Sayın Bakan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Bakan, gerçekten bu taş ocakları güneyin her bölgesinde sorun.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Maden Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 2. Maddesi "Tesis" tanımında bulunan "asfalt üretim, hazır beton, yapı elemanı" ibaresinin metinden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                        Mehmet Ali Susam (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI HASAN ALİ ÇELİK (Sakarya) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Aydoğan, buyurun efendim.

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) -  Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Maden Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde verdiğimiz önerge üzerinde konuşuyorum.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. Gerçekten çok önemli bir konuda sektörün sorunlarının çözümüyle ilgili yasal düzenlemeyi konuşuyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak madenciliği destekliyoruz ve yer altı zenginliklerinin ekonomiye kazandırılması, aynı zamanda da çevreye duyarlı madencilik, madenciliğe duyarlı çevrecilik anlamında bu düzenlemeyi destekliyoruz.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; Meclis de bu madencilik sektörünü önemsediği için bütün siyasi partilerden, bu sorunların tespiti ve çözüm önerileri için bir “Maden Araştırma Komisyonu” kurdu, dört aydan beri çalışmalarını sürdürüyor. Biraz önce Sayın Bakanımız da bu, şu anda üzerinde çalışılan tasarının iki buçuk aydan beri komisyonlarda görüşüldüğünü söyledi. Biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak, komisyonlarda öncelikle Anayasa’nın iptal ettiği 7’nci ve 10’uncu maddenin bazı fıkralarının değiştirilmesiyle ilgili düzenlemeler yapılsın, daha sonraki Meclis Araştırma Komisyonu raporu sonrasında da gerçekten madencilik sektörünün sorunlarını gelecek on yıllarda çözmek üzere gerçekten köklü bir tasarı hazırlansın dedik ama maalesef bu önerimiz kabul edilmedi. Şimdi bugün geldiğimiz noktada görüşmelere devam ediyoruz. Biraz önce Maden Araştırma Komisyonu Başkanı Sayın Altan Karapaşaoğlu da ifade etti, bu değişiklikler sektörün sorunlarını çözer mi? Çözmez. Yine Sayın Bakan da ifade etti, yakında yeni bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu söyledi.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; Meclisin zamanının önemli olduğunu biliyoruz. Biz hem Üst Komisyonda hem de Meclis Araştırma Komisyonunda Türkiye'nin değişik yerlerini; Cudi dağlarını, Gabar dağlarını, Kazdağlarını ve Kozak Yaylası’nı birlikte gezdik. Bütün bu çalışmaların sonuçları beklenmeden şu anda madencilik sektörünün sorunlarının çözümüyle ilgili, Meclis, çalışmalarını sürdürüyor.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; gerçekten bu Meclisimize bu zamanı niye kaybettiriyoruz? Hem Meclis Araştırma Komisyonu Başkanı bunun yeterli olmadığını söylüyor hem de Sayın Bakan bunu ifade ediyor. Bizim yaptığımız çalışmalarda, Türkiye'nin değişik yerlerinde yaptığımız çalışmalarda sektörün bütün temsilcileri önceliklerinin Anayasa’nın iptal ettiği 7’nci ve 10’uncu madde olduğunu, köklü değişikliklerle ilgili Meclis Araştırma Komisyonu raporunun, çalışmalarının bitmesi gerektiğini ifade etmesine rağmen, bu Komisyon maalesef iki buçuk aydan beri çalışmalarını sürdürdü ve bugün bu görüşmeleri sürdürüyoruz. Ve bu çalışmalar gerçekten sektörün sorunlarını çözecek mi? Maalesef çözmeyecek.

Tabii bu sektörün son günlerde sık yaşadığı kazalar var, maden kazaları var. Türkiye bu konuda da, yani iş kazalarıyla ilgili dünyada birinci, Avrupa’da üçüncü hâle geldi. Bunlardan da Türkiye olarak, biz Meclis olarak ILO Sözleşmesi’nin altına imza atmış olmamıza rağmen, madenlerde işçi sağlığı ve işçi güvenliğiyle ilgili 176  sayılı Sözleşme’yi hâlâ imzalamış değiliz. Şimdi, bunları imzalamadan yaşanan maden kazalarına “kader” diyor, geçiştiriyoruz.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; bu sektörün sorunları gerçekten bir vizyon olmadan çözülebilir mi? Şimdi, eleştirmek için söylemiyorum, bir tespit için söylüyorum Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; yani, şimdi, bu kadar sorunu olan bir sektörün başına Mehmet Hamdi Yıldırım Maden İşleri Genel Müdürlüğüne atanmış. Bir Genel Müdür ve gerçekten jeoloji mühendisi olmayan bir Genel Müdür, iktisatçı. Şimdi, böyle bir anlayışla gerçekten bu sektörün sorunları çözülebilir mi, merak ediyorum.

Yine, AKP döneminde ve cumhuriyet döneminde verilen ruhsatların…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, konuşmanızı tamamlayınız efendim.

ERGÜN AYDOĞAN (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

...miktarıyla ilgili rakamlar verildi. 1923-2004 yılları arasında 1.500 ruhsat verilmişken, 2004’ten bugüne 43.500 ruhsat verilmiş değerli arkadaşlar. Yine Maden Araştırma Komisyonunda da bir kamu görevlisi gerçekten kapatılan alanlar nedeniyle maden aranacak yerin kalmadığını söyledi. Burada ülkemizin değişik yerlerinde madene tahsis alanlara baktığımızda, Türkiye’nin 780.917 kilometrekare yüz ölçümünde 282.898 kilometrekaresi, yani önemli bir kısmı, Balıkesir’in mesela yüzde 66’sı, Ankara’nın yüzde 38’i, İstanbul’un yüzde 54’ü, Yalova’nın yüzde 55’i, Kütahya’nın yüzde 81’i ve Sivas’ın yüzde 54’ü maden sahası olarak kapatılmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydoğan.

ERGÜN AYDOĞAN (Devamla) –Sayın Başkan, teşekkür edeyim…

BAŞKAN - Ben size ek süre verdim.

ERGÜN AYDOĞAN (Devamla) – Sayın Başkan, selamlamamıza izin verin.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen, duralım şeyimizde; beş dakikaya bir dakika, yüzde yirmi, iyi, fena değil.

Teşekkür ederim Sayın Aydoğan.

ERGÜN AYDOĞAN (Devamla) – Peki, teşekkür ederim Sayın Başkanım. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza  sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.23

 

 

 

 

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 23.39

BAŞKAN : Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Fatih METİN (Bolu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 114’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

503 sıra sayılı tasarının görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

3’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum: