DÖNEM: 23 CİLT:
71 YASAMA YILI:
4
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
114’üncü
Birleşim
9 Haziran 2010 Çarşamba
(Bu
Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür
belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş
alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L
E R
I. - GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
II. - GELEN
KÂĞITLAR
III. - YOKLAMALAR
IV. - GÜNDEM DIŞI
KONUŞMALAR
A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI
1.- Mardin
Milletvekili Cüneyt Yüksel’in, Mardin’in yeni kalkınma vizyonu
ve turizm potansiyeline ilişkin gündem dışı konuşması
2.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, özelleştirmeler ve uygulanmayan yargı kararlarına
ilişkin gündem dışı konuşması
3.- Yozgat Milletvekili
Mehmet Ekici’nin, Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğine bağlı
GÜBRETAŞ’ın, bir konsorsiyum ile İran’da özelleştirme
yoluyla satın aldığı gübre fabrikasına ilişkin gündem dışı konuşması ve Tarım
ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı
V.- AÇIKLAMALAR
1.- Şırnak
Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Mardin’in kültürel zenginliğine ve turizm
potansiyeline ilişkin açıklaması
2.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, tarım kredi kooperatiflerine borçlu çiftçilerin
durumuna ilişkin açıklaması
3.- Mersin
Milletvekili Vahap Seçer’in, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in,
konuşmasında, tarım kredi kooperatiflerinin üreticilere açtığı kredi miktarı ve
bu kredilere uyguladığı faiz oranı konusunda Genel Kurulu yanlış
bilgilendirdiğine ilişkin açıklaması
4.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Eskişehir Milletvekili H. Tayfun
İçli’nin, lehte söz alıp aleyhte konuştuğu ve konuşmasındaki bazı ifadelerine
ilişkin açıklaması
5.- Balıkesir
Milletvekili Ali Osman Sali’nin, iktisadi kalkınma modellerinin bir ismi
bulunduğuna ama tercih edilen politikadaki başarı ya da başarısızlığın bu ismi
değiştirmeye yetmeyeceğine ve konuşmasında söylediği ve tartışmaya sebep olan
“224 ülke” ifadesini “gümrük bölgesi” olarak düzelttiğine ilişkin açıklaması
6.- Muğla
Milletvekili Mehmet Nil Hıdır’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in bahsettiği
söz konusu taş ocağından çıkan malzemeyle Bodrum-Milas, Milas-Yatağan
yollarının yapıldığına, Karayollarının sözleşmesi gereği mevzuat çerçevesinde
çalıştırıldığına ve kimsenin kayırılmadığına ilişkin açıklaması
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Önergeler
1.- Zonguldak
Milletvekili Ali Koçal’ın, KİT Komisyonundan istifa ettiğine ilişkin önergesi
(4/221)
B) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır ve 23 milletvekilinin, muz üreticilerinin
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/749)
2.- Muş
Milletvekili M. Nuri Yaman ve 19 milletvekilinin, TOKİ hakkındaki iddiaların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/750)
3.- Tunceli
Milletvekili Şerafettin Halis ve 19 milletvekilinin, eğitimdeki cemaat
örgütlenmelerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/751)
4.- Siirt
Milletvekili Osman Özçelik ve 19 milletvekilinin, üniversitelerin sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/752)
VII.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- (8/10) esas
numaralı genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 9/6/2010 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP
Grubu önerisi
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, Hatay Milletvekili Mustafa Öztürk’ün, grubuna
sataşması nedeniyle konuşması
2.- İstanbul
Milletvekili Mustafa Özyürek’in, Hatay Milletvekili Mustafa Öztürk’ün, şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
3.- Giresun
Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin,
grubuna sataşması nedeniyle konuşması
IX.- SEÇİMLER
A) Komisyonlarda Açık Bulunan
Üyeliklere Seçim
1.- Plan ve
Bütçe; Kamu İktisadi Teşebbüsleri; Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor
Komisyonlarında açık bulunan üyeliklere seçim
X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN
DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Türk Ticaret
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)
2.- Türk Borçlar
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)
3.-
Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak
İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana
Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S.
Sayısı: 458)
4.- Genel Kadro
ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Dış Ticaret
Müsteşarlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/802) (S. Sayısı: 476)
5.- Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
Siirt Milletvekili Afif Demirkıran ve Trabzon Milletvekili Mustafa Cumur’un;
Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile
Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün; Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Çevre ve Sanayi, Ticaret,
Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonları Raporları ( 1/821,
2/670, 2/572) (S. Sayısı: 503)
XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Mersin
Milletvekili İsa Gök’ün, bazı istisnai memuriyet kadrolarına yapılan atamalara
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/13119) (Ek cevap)
2.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Van’daki sağlık personeli ihtiyacına ilişkin sorusu
ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/13673)
3.- İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, hayvanlara yönelik şiddet olaylarına ilişkin
Başbakandan sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/13950)
4.- Burdur
Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, Burdur Gölü’ndeki kirliliğe ilişkin
Başbakandan sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/14088)
5.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Avrupa Birliği projeleri ve fonlarına
ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Egemen Bağış’ın cevabı (7/14198)
6.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, okul öncesi eğitim kurumlarında
görevlendirilen yöneticilerin ek ders ücretlerine ilişkin sorusu ve Millî
Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/14235)
7.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, bazı atamalara ilişkin sorusu ve Millî
Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/14236)
8.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, merkez teşkilatında yapılan bazı atamalara
ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/14237)
9.- Balıkesir
Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, Gaziantep’te 23 Nisan törenlerinde çocukların
garson olarak çalıştırılmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Eğitim
Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/14254)
10.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un, bazı mali suçlara ilişkin Başbakandan sorusu ve
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/14269)
11.- Çanakkale
Milletvekili Mustafa Kemal Cengiz’in, Saroz Körfezi’ndeki kirliliğe ve bazı
gölet projelerine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun
cevabı (7/14291)
12.- Mersin
Milletvekili Behiç Çelik’in, Mut ilçesindeki çiftçilerin sulama sorununa
ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/14292)
13.- Amasya
Milletvekili Hüseyin Ünsal’ın, İstanbul Beykoz’da bir sulak alana hafriyat
dökümüne ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/14294)
14.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’da eğitim ve öğretimdeki duruma ilişkin
Başbakandan sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/14375)
15.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, Adıyaman’da atık suların bertarafına ilişkin
sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/14388)
16.- Zonguldak
Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, terör mağdurlarının istihdamına ilişkin
sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı (7/14442)
17.- İzmir Milletvekili
Ahmet Ersin’in, bir belediyenin toplum yararına çalışma projesi kapsamındaki
işçi alımına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in
cevabı (7/14444)
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 15.04’te açılarak altı oturum yaptı.
Oturum Başkanı
TBMM Başkan Vekili Nevzat Pakdil, görevlerine yeni seçilmiş olan Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu Başkan Vekili Yalova Milletvekili Muharrem İnce ve Trabzon
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’yi tebrik eden, görevlerinde başarılar
dileyen bir konuşma yaptı.
Hatay
Milletvekili Mustafa Öztürk, Dünya Çevre Günü’ne ilişkin gündem dışı bir
konuşma yaptı.
Muğla
Milletvekili Gürol Ergin’in, hububat üreticisinin sorunlarına,
Mersin
Milletvekili Akif Akkuş’un, Çukurova’da hububat hasadının başlamasıyla birlikte
karşılaşılan sorunlara,
İlişkin gündem
dışı konuşmalarına Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker cevap verdi.
İstanbul
Milletvekili D. Ali Torlak, İstanbul’daki şiddetli yağışların yol açtığı can
kaybına ve zararlara,
Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır,
Yalova
Milletvekili Muharrem İnce,
Dünya Çevre
Günü’ne;
Mersin
Milletvekili Vahap Seçer, Çukurova’da birim alandan alınan ürün miktarının
yüksek olduğuna, diğer bölgelerle kıyaslanamayacağına ve AK PARTİ İktidarı
döneminde Türkiye’de kamuya bağlı hiçbir gübre fabrikası bırakılmadığına,
Adana
Milletvekili Muharrem Varlı, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in,
konuşmalarında, buğday alım miktarı, mazot ve gübreye verdikleri primler
konusunda sürekli yanıltmalar yaptığına,
Sivas
Milletvekili Malik Ecder Özdemir, Sivas’ta tarım alet ve makinelerinin alımı
için düzenlenen hibe kredisi listesinde ilçeler arasında adaletsizlik
yapıldığına,
Muğla
Milletvekili Gürol Ergin, Türkiye’deki tarım alanlarının azaldığına ve tarım
ürünü üretiminde artma olmadığına,
Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse, bu yıl ürünlerin prim miktarının hiç artırılmamasına,
taban fiyatın geç ve düşük açıklanmasına, alım merkezlerinin çok yetersiz
olmasına,
Erzurum
Milletvekili Zeki Ertugay, Türkiye’deki tarım alanlarının azaldığına ve 2002
yılında ihracat fazlası varken bugün çok ciddi şekilde ithalat fazlasıyla
aranın açıldığına,
İlişkin birer
açıklamada bulundular.
Avrupa
Parlamentosu, İspanya Parlamentosu ve Senatosu Başkanlarının, 7-8 Haziran 2010
tarihleri arasında Brüksel’de düzenlenecek olan “21’inci Yüzyıl Avrupa Enerji
Topluluğu’na Doğru” konulu Ortak Parlamento Toplantısına vaki davetine icabet
edecek olan Parlamento heyetini oluşturmak üzere siyasi parti gruplarınca ismi
bildirilen milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi Genel Kurulun
bilgisine sunuldu.
Niğde
Milletvekili Mümin İnan ve 19 milletvekilinin, şiddet olaylarının araştırılarak
bu olayların önlenmesi için (10/745)
Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut ve 20 milletvekilinin, toplumsal yapıyı tehdit eden
intihar, şiddet ve cinnet gibi sosyal olayların araştırılarak (10/746),
Van Milletvekili
Fatma Kurtulan ve 19 milletvekilinin, okullarda yaşandığı iddia edilen fiziksel
ve psikolojik istismar olaylarının araştırılarak (10/747),
Şırnak Milletvekili
Sevahir Bayındır ve 19 milletvekilinin, kadına yönelik şiddetin araştırılarak
(10/748),
Alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla birer Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini
alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.
Kayıp çocuklar başta olmak üzere, çocukların mağdur olduğu
sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
kurulan (10/90, 190, 210, 235, 312, 433, 438, 466, 474, 496, 531, 539, 558,
563, 564, 565, 566, 567, 568, 569, 570, 571, 572, 573, 574) esas numaralı
Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının, Komisyonun görev süresinin bir ay
uzatılmasına ilişkin tezkeresi okundu; Komisyona bir ay ek süre verildiği
açıklandı.
TBMM Başkanı
Mehmet Ali Şahin’in, İran İslam Cumhuriyeti İslami Danışma Meclisi Başkanı Ali
Larıjani’nin vaki davetine icabetle beraberinde bir Parlamento heyetiyle İran’a
resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi kabul edildi.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” kısmında yer alan 504, 505, 476, 503, 498, 475, 499, 477 ve 501
sıra sayılı kanun tasarılarının bu kısmın 10, 11, 12, 13, 14, 17, 18, 19 ve
21’inci sıralarına alınmasına; bastırılarak dağıtılan ve gelen kâğıtlar
listesinde yayımlanan 508, 509 ve 507 sıra sayılı kanun tasarı ve tekliflerinin
48 saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” kısmının 15, 16 ve 20’nci sıralarına alınmasına ve diğer işlerin
sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun, 8 Haziran 2010 Salı
günkü birleşiminde 476 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bitimine kadar, 9 Haziran
2010 Çarşamba günkü birleşiminde 503 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bitimine
kadar, 10 Haziran 2010 Perşembe günkü birleşiminde 498 sıra sayılı Kanun
Tasarısı’nın bitimine kadar, 11 Haziran 2010 Cuma günkü birleşiminde 508 sıra
sayılı Kanun Teklifi’nin bitimine kadar,15 Haziran 2010 Salı günkü birleşiminde
475 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bitimine kadar, 16 Haziran 2010 Çarşamba
günkü birleşiminde 499 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bitimine kadar, 17
Haziran 2010 Perşembe günkü birleşiminde 477 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın
bitimine kadar, 18 Haziran 2010 Cuma günkü birleşiminde 501 sıra sayılı Kanun
Tasarısı’nın bitimine kadar belirlenen günlük çalışmalara devam edilmesine;
ayrıca yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24.00'te günlük programların
tamamlanamaması hâlinde günlük programların tamamlanmasına kadar çalışmalara
devam edilmesine; 503, 507 ve 508 sıra sayılı kanun tasarı ve tekliflerinin İç
Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesine ilişkin AK
PARTİ Grubu önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.
İstanbul
Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Eskişehir Milletvekili H. Tayfun İçli’nin,
konuşmasındaki “506, 507, 508 ve 509 sıra sayılı komisyon raporlarının gelen
kâğıtlar kısmında yayımlanmadığı” şeklindeki ifadelerine ve dil sürçmesiyle
söylediğini tahmin ettiği “adil yargılanmayı etkilemek” şeklindeki ifadelerini
“adil yargılanmayı sağlamak” şeklinde düzelttiğine,
Eskişehir
Milletvekili H. Tayfun İçli, İç Tüzük’e göre gelen kâğıtların bastırılıp
dağıtılması ve gündemde ilan edilmesi gerektiğine; “adil yargılamayı etkilemek”
sözleriyle avukatlar hakkında “adil yargılamayı etkileme” suçlamasıyla
soruşturma yapılıyor demek istediğine,
İlişkin birer
açıklamada bulundular.
Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal’ın, 21.06.1927 Tarih ve 1111
Sayılı Askerlik Kanunu, 22.05.1930 Tarih ve 1632 Sayılı Askeri Ceza Kanunu ile
26.09.2004 Tarih ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun Kimi Maddelerinin
Değiştirilmesine ve Kaldırılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/341) İç Tüzük’ün
37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi, yapılan
görüşmelerden sonra, kabul edilmedi.
Gündemin “Sözlü
Sorular” kısmının:
1’inci sırasında bulunan (6/1053),
97’nci ” ” (6/1359),
108’inci ” ” (6/1386),
117’nci ” ” (6/1405),
161’inci ” ” (6/1487),
189’uncu ” ” (6/1538),
196’ncı sırasında bulunan (6/1547),
207’nci ” ” (6/1564),
281’inci ” ” (6/1676),
298’inci ” ” (6/1701),
317’nci ” ” (6/1728),
321’inci ” ” (6/1732),
344’üncü ” ” (6/1770),
350’nci ” ” (6/1778),
353’üncü ” ” (6/1781),
354’üncü ” ” (6/1783),
391’inci ” ” (6/1831),
397’nci ” ” (6/1843),
398’inci ” ” (6/1844),
399’uncu ” ” (6/1845),
400’üncü ” ” (6/1847),
428’inci ” ” (6/1879),
434’üncü ” ” (6/1886),
435’inci ” ” (6/1887),
436’ncı ” ” (6/1888),
439’uncu ” ” (6/1893),
462’nci ” ” (6/1929),
467’nci ” ” (6/1936),
479’uncu ” ” (6/1951),
482’nci ” ” (6/1954),
511’inci ” ” (6/1987),
512’nci ” ” (6/1988),
520’nci ” ” (6/1997),
528’inci ” ” (6/2006),
588’inci ” ” (6/2070),
594’üncü ” ” (6/2076),
Esas numaralı
sözlü sorulara Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım cevap verdi; soru sahiplerinden
Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Tunceli Milletvekili Şerafettin
Halis ve Bitlis Milletvekili Nezir Karabaş da cevaplara karşı görüşlerini
açıkladı.
Diyarbakır
Milletvekili Akın Birdal, elektronik karıştırıcı ya da işaret karıştırıcı
olarak bilinen jammer aygıtının Türkiye’deki kullanım alanlarına ve teminine,
Muş Milletvekili
Sırrı Sakık, yurt dışına çıkışlarda alınan 15 TL’lik harca ve Devlet
Demiryollarında çalışan geçici işçilerin kendi bölgelerinde çalıştırılmasının
daha uygun olacağına,
Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Anayasa görüşmelerinde Genel Kurulda
çalışan cep telefonlarının Anayasa görüşmeleri bittikten sonra çalışmamasına,
İlişkin birer
açıklamada bulundular.
4/6/2010 tarihli 112’nci
Birleşimde görüşmeleri tamamlandıktan sonra tümü üzerinde elektronik cihazla
yapılan her iki açık oylamada da toplantı yeter sayısı bulunamayan, Türkiye Cumhuriyeti
ile İrlanda Arasında Gelir ve Sermaye Değer Artış Kazançları Üzerinden Alınan
Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma
Anlaşmasının ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/689) (S. Sayısı: 479) elektronik
cihazla tekrar açık oya sunularak kabul edildi ve kanunlaştı.
Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:
1’inci sırasında
bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun
olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96),
2’nci sırasında
bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun
olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/499) (S. Sayısı: 321),
3’üncü sırasında
bulunan, Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına
Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para
Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/761)
(S. Sayısı: 458),
12’nci sırasına
alınan, Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki
Cetvellerin Dış Ticaret Müsteşarlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (1/802) (S.
Sayısı: 476),
Görüşmeleri komisyon
yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.
4’üncü sırasına
alınan, Asya-Pasifik Uzay İşbirliği Örgütü (APSCO) Sözleşmesinin Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/367) (S.
Sayısı: 114),
5’inci sırasına
alınan, İslam Ülkeleri Standartlar ve Metroloji Enstitüsü (SMIIC) Tüzüğünün
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu
Raporu (1/776) (S. Sayısı: 469),
6’ncı sırasına
alınan, Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasının Ana Sözleşmesinde
Değişikliğin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu (1/786) (S. Sayısı: 460),
7’nci sırasına
alınan, Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin Kurulmasına Dair
Nahçıvan Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve
Dışişleri Komisyonu Raporu (1/800) (S. Sayısı: 494),
8’inci sırasına
alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kore Cumhuriyeti Hükümeti Arasında
İktisadi Kalkınma İşbirliği Fonu Kredilerine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/288) (S.
Sayısı: 22),
9’uncu sırasına
alınan, Türkiye Cumhuriyeti ile Bosna ve Hersek Arasındaki Serbest Ticaret
Anlaşmasının Değiştirilmesi Hakkında Protokolün Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/754) (S.
Sayısı: 482),
10’uncu sırasına
alınan, Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığının COBRA Topçu Tespit
Radarı Müşterek Programının Hizmet Safhasına Katılımı İçin 2 Şubat 2004 Tarihli
Mutabakat Muhtırasında Yapılan 2 Numaralı Değişikliğin Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/837) (S.
Sayısı: 504),
11’inci sırasına
alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Sırbistan Cumhuriyeti Hükümeti
Arasında Altyapı Projelerinde İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/816) (S.
Sayısı: 505),
Üzerindeki
görüşmeler tamamlanarak elektronik cihazla yapılan açık oylamalardan sonra
kabul edildi ve kanunlaştı.
9 Haziran 2010
Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 13.00’te toplanmak üzere birleşime
01.27’de son verildi.
|
|
|
Nevzat PAKDİL |
|
Başkan
Vekili |
|
|
|
Fatih
METİN Murat
ÖZKAN |
|
Bolu Giresun |
|
Kâtip
Üye Kâtip
Üye |
II. GELEN KAĞITLAR
9 Haziran 2010 Çarşamba
Tasarı
1.- Türkiye
Cumhuriyeti ile Ürdün Haşimi Krallığı Arasında Serbest Ticaret Alanı Tesis Eden
Ortaklık Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı
(1/893) (Plan ve Bütçe; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve
Teknoloji ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2010)
Teklifler
1.- Konya
Milletvekili Kerim Özkul’un; Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu, Yargılama Usulü ve
Disiplin Suç ve Cezaları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi (2/707) (Milli Savunma ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27.5.2010)
2.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan’ın; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında
Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/708) (Adalet
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2010)
3.- Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin;
4733 Sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki
Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun Teklifi (2/709) (Tarım, Orman ve
Köyişleri ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2010)
4.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in; Tanık Koruma Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/710) (Adalet Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2010)
Tezkere
1.- Tunceli
Milletvekili Şerafettin Halis’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında
Başbakanlık Tezkeresi (3/1213) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden
Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 4.6.2010)
Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır ve 23 Milletvekilinin, muz üreticilerinin
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/749) (Başkanlığa geliş
tarihi: 13.04.2010)
2.- Muş
Milletvekili M. Nuri Yaman ve 19 Milletvekilinin, TOKİ hakkındaki iddiaların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/750) (Başkanlığa geliş tarihi:
13.04.2010)
3.- Tunceli
Milletvekili Şerafettin Halis ve 19 Milletvekilinin, eğitimdeki cemaat
örgütlenmelerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/751)
(Başkanlığa geliş tarihi: 13.04.2010)
4.- Siirt
Milletvekili Osman Özçelik ve 19 Milletvekilinin, üniversitelerin sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/752) (Başkanlığa geliş tarihi:
13.04.2010)
9 Haziran 2010 Çarşamba
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 13.04
BAŞKAN : Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Fatih METİN (Bolu), Murat ÖZKAN (Giresun)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 114’üncü Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter
sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden
önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk
söz Mardin ilinin yeni kalkınma vizyonu, turizm
potansiyeliyle ilgili söz isteyen Mardin Milletvekili Cüneyt Yüksel’e aittir.
Sayın Yüksel,
buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı
Konuşmaları
1.- Mardin Milletvekili Cüneyt Yüksel’in, Mardin’in yeni
kalkınma vizyonu ve turizm potansiyeline ilişkin
gündem dışı konuşması
CÜNEYT YÜKSEL
(Mardin) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün, burada,
sizlere Mardin’in yeni kalkınma vizyonu ve özellikle
turizm potansiyeli hakkında görüşlerimi bildirmek üzere bulunmaktayım. Hepinizi
bu vesileyle, saygıyla, en kalbî duygularımla selamlarım.
Biliyorsunuz,
bugün, İstanbul’da Bin Yıl Kalkınma Hedefleri Bölgesel Konferansı yapılmakta.
Devlet Planlama Teşkilatı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ile Birleşmiş
Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu tarafından ortaklaşa düzenlenen
konferansta, önümüzdeki yıllara ait kalkınma hedefleri konuşuluyor. Bundan
dolayı ben de burada özellikle Mardin’in kalkınma hedeflerini, “Dört T” vizyonunu sizlerle paylaşmak istedim. Birincisi tarih, yani
tarihsel dönüşüm, ikincisi turizm, üçüncüsü ticaret ve dördüncüsü de tarım.
Sizlerin de
bildiği gibi Mardin’in tarihini araştıranlar çok çıkmıştır. Ne kadar eskiye
giderseniz gidin, bir yerde Mardin’e başlangıç noktası olarak şu tarih
diyemezsiniz. Rivayet edilir ki yedi bin yıl önce yedi ayrı dil, yedi ayrı din,
yedi ayrı kültür yaşardı Mardin’de. Müslüman’ı, Hristiyan’ı, Yahudi’si,
Süryani’si, Yakubi’si, Keldani’si, Nasturi’si, Yezidi’si, Türk’ü, Arap’ı,
Kürt’ü, Çerkez’i, bütün bu kültürlerle, bütün bu ayrı dil, din, ırka mensup
insanlarla bir barış memleketi olmuştur Mardin. Mardin bir medeniyet şehridir.
Biliyorsunuz
medeniyet kuran şehirler vardır, Atina gibi, Medine gibi. Medeniyetlerin
kurduğu şehirler vardır, Bağdat gibi, New York gibi. Birçok medeniyetin
dönüştürüp geleceğe aktardığı şehirler vardır, İstanbul gibi. Bir de
medeniyetlerin hülasası olan, yani bir nevi medeniyetlerin özeti olan şehirler
vardır, Mardin gibi. Mardin tarihtir, tarih de Mardin’dir. Bundan dolayı Mardin
ruhu Türkiye ruhudur.
Mardin’de işte bu
tarihî ruhu tekrar ortaya çıkartmak için, özüne dönüştürmek için başlattığımız
kentsel dönüşüm, yani benim tabirimle tarihsel dönüşüm projemizle, Mardin’i
sadece Türkiye'nin değil, dünyanın yıldız şehirlerinden bir tanesi hâline
getirmek için çok büyük bir adım attık.
Mardin Valiliği, Mardin Belediyesi ve TOKİ’yle birlikte başlatmış
olduğumuz bu projede, Mardin tarihî dokusuna uygun olmayan binaları tespit
edip, bu binaların yerine Mardin’i özüne dönüştürmek için bir hareket başlattık
ve TOKİ 1.600 dairelik binaları inşa etmeye başlayacak ve burada Mardin’in
ruhuna uygun olmayan eklentileri, binaları yıkarak ama kimseyi de mağdur
etmeden bu tarihsel dönüşümü gerçekleştirecek.
Tabii, Mardin’de
turizmde bir berekettir gidiyor, bir berekettir yağıyor. Turizmde tarihin
zirvesini yaşıyoruz Mardin’de. 2002 yılında, bundan yaklaşık sekiz yıl önce
Mardin’i ziyaret eden yerli, yabancı turist sayısı 50 bin iken, şu anda bu sayı
1 milyonu aşmış durumda. Bizim hedefimiz turizmde 2023 yılına kadar, yani
cumhuriyetimizin kuruluşunun 100’üncü yılına kadar 10 bin yatak kapasitesine
ulaşmak, 50 butik otel ile 5 milyon turisti ağırlamaktır. Burada, inanıyorum ki
Mardin bir dünya turizm merkezi hâline gelecektir.
Ticarette de
hedefimiz tabii tekrar Mardin’i bölgenin merkezi yapmak. Biz, her yol
Mardin’den geçsin istiyoruz, her kültür Mardin’e uğrasın istiyoruz, her ticaret
Mardin’e bir şekilde temas etsin istiyoruz, Mardin’de yeşeren o büyük sanat her
yere yayılsın istiyoruz, Mardin, el sanatlarıyla, telkârisiyle, oymacılığıyla
tüm dünyaya ulaşsın istiyoruz.
Burada da Mardin,
gerçekten, özellikle ihracat alanında oldukça ilerleme kaydetmiştir ve
Türkiye'nin ilk 10 ili arasına girme başarısını göstermiştir. Bununla birlikte,
organize sanayi bölgemizde doluluk oranı yüzde 100’e vardığından ikincisini
açmak için çalışmalara süratle başladık.
Turizmde bereket
yağdığı gibi, Mardin, GAP sayesinde bölgemizin ve ülkemizin tarım ambarı da
olmuştur ve olacaktır. Dolayısıyla, GAP’la, sulama kanallarıyla bölge tekrar
suya kavuşmuştur ve hayat bulmuştur.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Yüksel, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
CÜNEYT YÜKSEL
(Devamla) – Burada da GAP sulama kanallarının tamamlanmasıyla 180 bin hektarlık
alan daha sulanabilir hâle gelecektir. Böylece ilimizdeki tarımsal arazinin
yüzde 46’sı sulu tarım arazisi olacaktır. Özellikle Mardin’in bu ruhunu, tabii
biz kadim kültürünü evrensel düzene geçişte de yani Orta Doğu’nun düzeni, yeni
düzeni kurulurken, evrensel düzenin yeni oyuncuları burada belirirken bu
evrensel düzen içerisinde özellikle içselleştirici, katılımcı, sentezci ve
eşitlikçi bir düzenin ruhunu Mardin’de bulduğumuza inanıyorum.
Son olarak şu
şiiri sizlerle paylaşmak istiyorum:
“Mardin’in güneyi
ovadır, kuzeyi dağdır.
Dağları
zeytinlik, eteği bağdır.
Şirindir havası aşıklara devadır.
Yeşillik her
yerde benim güzel Mardin’im.” diyorum ve bu duygularla hepinizi saygıyla tekrar
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Yüksel.
Gündem dışı
ikinci söz, özelleştirmeler ve uygulanmayan yargı kararlarıyla ilgili olarak
söz isteyen Konya Milletvekili Atilla Kart’a aittir.
Sayın Kart,
buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
2.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, özelleştirmeler ve
uygulanmayan yargı kararlarına ilişkin gündem dışı konuşması
ATİLLA KART
(Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; özelleştirmeler ve uygulanmayan
yargı kararları konusunda gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu
saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama
başlamadan evvel, gündem dışı konuşma imkânını veren Sayın Başkana huzurunuzda
teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.
Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; çoğu zaman yasaya aykırı özelleştirme yapan,
özelleştirme işlemleri idari yargı tarafından iptal edildiği hâlde bu kararları
uygulamayan bir Hükûmetle karşı karşıyayız. Bunun en son ve ibret verici örneği
Seydişehir Eti Alüminyum olayında yaşanıyor, yaşanmaya devam ediyor. Danıştay
ya da idari yargı, artık “Özelleştirme yapmayacaksın.” demiyor. Danıştay “Bu
işin takdiri ve siyasi sorumluluğu hükûmetlere aittir.” diyor. Ancak idari yargı diyor ki: “Özelleştirmeyi yaparken değeriyle
yap.” diyor, “Usulsüzlük ya da yolsuzluğa fırsat verme.” diyor, “Değeri asgari
olarak 4 milyar dolar olan Seydişehir’i hemşehri ilişkileri içinde ve özel
himayeye mazhar olan sermaye gruplarına 305 milyon dolara pazarlama.” diyor,
“Değerinin asgari ölçülerde 1 milyar dolar olduğu Devlet Planlama Teşkilatı
raporlarıyla sabit olan Oymapınar’ı bedavaya bonus olarak verme.” diyor. Ancak
şunu görüyoruz: Siyasi iktidar bütün bu hukuksuzluklara göz yummuş ve himaye
etmiştir.
Bu süreçten sonra
KİGEM tarafından Metalurji Mühendisleri Odası, TES-İŞ Sendikası ve şahsım
tarafından açılan davalar üzerine Danıştay, 29 Mayıs 2006 tarihinde yürütmenin
durdurulması, 27 Kasım 2007 tarihinde de iptal kararı vermiş ancak aradan geçen
iki ve dört yıla rağmen bu kararlar uygulanmamıştır. Dört yıldan bu yana uygulanmayan
yürütmenin durdurulması ve iptal kararları bir hafta evvel İdari Dava Daireleri
tarafından da onanmıştır. Böylece iptal kararı yasal ve şeklî anlamda da
kesinleşmiştir.
Peki sayın
milletvekilleri, bütün bu süreçte aradan geçen dört yıl içinde alıcı firma ne
yapmıştır? Alıcı firmanın, yargı kararlarına rağmen, Antalya
Limanı’na mobilya fabrikası yaptığını, ana üretimin bulunduğu alana buhar
santrali yaptığını, Beyşehir Bayavşar kasabasındaki 800 ila 1.100 arası düşük
kalorideki ham kömürden enerji ürettiğini, doğal gazın geldiği Seydişehir’de
çevre felaketi yarattığını, istihdamı yarı yarıya düşürdüğünü, Oymapınar
Hidroelektrik Santralinden sağladığı enerjiyi piyasaya sözleşme dışı
pazarlayarak 180 milyon Türk lirası, yani 120 milyon dolar seviyesinde haksız
ve kayıt dışı kazanç elde ettiğini görüyoruz.
Burada zorunlu
olarak şu soruyu soruyoruz: Alıcı firma bu gücü ve cesareti kimden almıştır?
Alıcı firma bu ihlalleri kimden cesaret alarak yapmıştır, kimlerin himayesiyle
yapmıştır?
Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; Hükûmetin bu sorumsuz tavrı, hukuksuzluğu ve yolsuzluğu
himaye eden politikaları sebebiyledir ki kamu zararı telafi edilemez boyutlara
ulaşmış, sosyal barış ve iş barışı zedelenmiştir, yeni ihtilaflara zemin
hazırlanmıştır. Artık orada, Seydişehir’de bir işgal vardır. Bu işgal,
Hükûmetin himayesinde dört yıldan bu yana devam etmektedir ama unutulmasın ki
Seydişehir halkı ve çalışanları bu işgale son diyeceklerdir. Anayasa’dan ve
uluslararası sözleşmelerden doğan meşru direnme haklarını şartlar doğduğunda
ihkakıhak yoluyla da olsa kullanacaklardır. Bu hakkın kullanımı
engellenemeyecektir.
Hükûmetlerin
görev ve sorumlulukları işte burada ortaya çıkıyor sayın milletvekilleri.
Hükûmetler haksızlıkları gidererek, hukuku uygulayarak ihkakıhak arayışlarına
fırsat vermemelidir. Hükûmeti bu anlamda bir kez daha uyarıyor, Seydişehir
halkına ve emek dünyasına bu kararın umut ve ışık olacağını bir kez daha
yürekten ifade ediyorum. Bu inancımı, bu kararlılığımı ifade ediyorum.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Kart, tamamlayınız.
ATİLLA KART
(Devamla) – Sözlerimi bitirirken de Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç’a
sesleniyorum: Sayın Arınç, tehdit ve şantajı bırakın. Sayın Baykal’a yönelik
olarak komplo hakkında bilgi sahibi olduğunuz anlaşılıyor.
MUHYETTİN AKSAK
(Erzurum) – Onun bilgisi yok, varsa sizin bilginiz vardır.
ATİLLA KART
(Devamla) – O zaman Hükûmet olarak bu süreci şantaj aracı olarak kullanmaya
tenezzül etmeden failleri ve sorumluları ortaya çıkarın.
MUHYETTİN AKSAK
(Erzurum) – Varsa CHP’nin bilgisi vardır.
ATİLLA KART
(Devamla) – Siyasi sorumluluğun gereği budur. Bunu bir kez daha ifade ediyor,
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Gündem dışı
üçüncü söz GÜBRETAŞ’ın bir konsorsiyum ile İran’da
özelleştirme yoluyla satın aldığı gübre fabrikasıyla ilgili olarak söz isteyen
Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’ye aittir. (MHP sıralarından alkışlar)
Sayın Ekici,
buyurun efendim.
3.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin, Tarım Kredi
Kooperatifleri Merkez Birliğine bağlı GÜBRETAŞ’ın, bir konsorsiyum
ile İran’da özelleştirme yoluyla satın aldığı gübre fabrikasına ilişkin gündem
dışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı
MEHMET EKİCİ
(Yozgat) – Sayın Başkanı ve Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. Söz
verdiğiniz için Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Süre çok az.
Konum, Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğine bağlı GÜBRETAŞ’ın, İran’da
Razi Petrokimya tesislerine, 2’si Türk, 1’i İran şirketi olmak üzere 3 ortakla
oluşturduğu konsorsiyumla yaptığı alım ihalesidir. Bu
konuda Tarım Bakanına iki önerge verdim. Birinci soru önergemde, konsorsiyum ortaklarının kimler olduğunu, sermaye paylarının
neler olduğunu, taahhüt edilen sermaye paylarının ödenip ödenmediğini,
GÜBRETAŞ’ın bu ortaklık yapısıyla sağladığı avantajları, ülkemize buradan gübre
ithalatı yapılıp yapılmadığını ve şirketin alınmasından bu yana yapılan kâr
transferlerini Sayın Bakandan öğrenmek istedim. Ancak, cevabi yazı geldi,
cevabi yazıda, Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Genel Müdürlüğü,
Sermaye Piyasası Kanunu, İstanbul Menkul Kıymetler Borsasından, Türk Ticaret
Kanunu’ndan, hülasa ne kadar arka sokak varsa oralardan dolanmış olup ama
özellikle konsorsiyumun ortağı şirketi ve şirketlerin
yönetim kurulu üyelerini bir türlü açıklayamamıştır. Üstelik,
buna mazeret olarak da “ticari sır” kavramına sığınmıştır. Elimize gelen bu
cevap üzerine, konuyla ilgili pis kokular daha da arttı. Bu sebeple, bu konuda soruların
tekrarından oluşan ve bunların ticari sır olarak değerlendirilemeyeceğini
belirterek tekrar bir soru önergesi verdim. Bu soru önergeme cevap da bir
İnternet adresi oldu.
Değerli
milletvekilleri, şimdi, bu ihalede çayın taşı ile çayın kuşunun nasıl
vurulduğunu kısaca izah edeyim: GÜBRETAŞ ile ihaleye giren şirket -şirket
ismini kullanmıyorum ama bu, bir Diyarbakırlılar şirketidir- tamamen bu ihale
için kurulmuş naylon bir şirkettir. Konsorsiyumun bir diğer ortağı olan -yine
isim kullanmıyorum, Kocaeli şirketi diye adlandırdığım- şirket ise ihalenin
yapıldığı tarihlerde ticari olarak son derece sıkıntılı durumdadır. Ancak,
nasıl olmuşsa, GÜBRETAŞ, biri naylon, diğeri can çekişen iki şirketle kol kola
bu ihaleye girmiş. Ne var ki 7 Nisan 2008 tarihinde iki
devlet bankamız bu naylon ve batık durumda olan şirketlere, Vakıfbank ve
Halkbank, GÜBRETAŞ’a 40 milyon, Diyarbakırlılar şirketi diye adlandırdığım
şirket ile İzmitliler diye adlandırdığım şirkete de 20’şer milyon euro kredi
kullandırıyor ve İzmit şirketi diyor ki –araştırdım bu konuyu- bir belgesinde
“Stratejimiz, Razi’den gelecek kâr paylarıyla borçlarımızı kapatmak, bu süre
içinde faaliyetimizi küçülerek sürdürmek, 2010 yılında ise ekonomik
hareketliliği tekrar kazanmaktır.”
Değerli
milletvekilleri, benim kendi imkânlarımla bir kısmını öğrendiğim ama Sayın
Bakanın Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğine havale etmeden cevaplarını
verebileceğini düşündüğüm sorularımı huzurlarınızda kendisine tekrar sormak
istiyordum ama Sayın Bakan buradaymış ve tekrar soruyorum:
20 Şubat 2008
tarihinde ihale yoluyla alınan İran şirketi ile ilgili olarak GÜBRETAŞ’ın
yanında konsorsiyuma dâhil edilen bu iki şirket ne
şekilde seçilmiş, hangi kriterler göz önüne alınmıştır? Onca gübre firması
varken hangi güç batık ve naylon şirketi tercih etmiştir? Birinci sorum budur.
İkinci sorum: 20
Şubat 2008 tarihinde yapılan 462 milyon avro gibi yüksek bedelin yapıldığı bir
ihalede konsorsiyuma ortak şirketin- lütfen dikkat
edin buraya- ihaleden sadece 20 gün önce 31 Ocak 2008 tarihinde Ticaret Sicil
Gazetesi’nde kuruluş ilanı ve tescilinin yapılmış olmasını nasıl izah
edeceksiniz? Faaliyet konusu ile bir geçmişi olmayan, ihaleden sadece 20 gün
önce, sadece kâğıt üzerinde kurulduğu alenen belli olan bu şirketin konsorsiyuma dâhil edilmesindeki amaç nedir?
Üç aylık şirkete
20 milyon avro krediyi Halk Bankası ve Vakıfbank hangi siyasi etkenlerin
başlığında kullandırmıştır? Üç aylık şirkete 20 milyon avro!
Peki, bunda Bakan
olarak etkiniz oldu mu?
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Ekici, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
MEHMET EKİCİ
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Ama hepsinden
daha önemlisi: Bu naylon ve batık şirketin arkasında kim var? Kim kolluyor? Kim
kâr ediyor? Türk çiftçisinin kârı yok. Bir gram gübre almadınız, İran’a 500
milyon dolarlık, 600 milyon dolarlık yatırımdan bir gram Türkiye’ye gübre
girmedi. Bu soruların cevabını ben yüce Meclis aracılığıyla… Sayın Başbakana da
Sayın Cumhurbaşkanına da müracaat edeceğim. Burada yolsuzluk vardır -net olarak
söylüyorum- burada kirlilik vardır. Devlet Denetleme Kurulunun ve Başbakanlık
Teftiş Kurulunun bu konuyu incelemesi için hem Sayın Cumhurbaşkanına hem
Başbakana müracaat edeceğim. Bunun bilinmesini istiyorum.
Sayın Bakan da
soğan yemediyse, ağzı kokmuyorsa gelsin, burada, yirmi günlük şirketi nasıl 600
milyon dolarlık yatırıma ortak ettiğini bize anlatsın diyor, hepinize saygılar
sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Bakan cevap verecek herhâlde.
BAŞKAN – Sayın
Bakana söz vereceğim de, Sayın Kaplan’ın kısa bir açıklaması var.
Buyurun Sayın
Kaplan.
V.- AÇIKLAMALAR
1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Mardin’in kültürel
zenginliğine ve turizm potansiyeline ilişkin açıklaması
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Sayın Başkan, 90 yılına kadar Mardin’e bağlıydı ilçemiz. Orada
okudum, Mardin Barosunda avukatlık yaptım. Gerçekten turizm potansiyeli,
dinlerin, dillerin, inançların merkezi olarak vizyonu
parlayan güzel şehrimizin, aynı zamanda Dara’sıyla, Nusaybin’iyle, Midyat’ıyla,
Hasankeyf’iyle de bir bütün olduğunu ifade etmek istiyorum. Bu
yerli dizilerin gerçekten törelere ve eski, bayatlamış gelenekleri işleyen imaj
kırıklıklarını bir kenara bırakırsak, Hollywood’un bile şimdilik göz diktiği
bir mekân olarak bakıldığı bu yerde, TOKİ’nin eski şehrin dokusunu, tarihî
dokuyu hayata geçirirken o tarihî şeylere dikkat edeceğine, sit alanı olarak
uygulamalarının daha köklü oturacağına inanıyorum ve şunu söyleyerek bitirmek
istiyorum: Bunu İspanya’da, birçok ülkede gördüm. Tarihî bir şehir
tanıtıldığı zaman orada kaç dil ve kültür varsa CD’ler yapılır. Orada,
Mardin’de Türkçe, Arapça, Kürtçe, Süryanice tanıtım CD’lerinin, müziklerinin
yapılması o şehrin gerçek tarihini yansıtacaktır ve turizmin başarıya kavuşması
için inanıyoruz ki Kürt sorununun çözümü, barışçıl bir ortamın, huzur ortamının
sağlanması gerekir.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Kaplan.
Evet, gündem dışı
konuşmayla ilgili olarak Sayın Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker açıklama
yapacaklardır.
Sayın Bakanım,
buyurun efendim.
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı
Konuşmaları (Devam)
3.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin, Tarım Kredi
Kooperatifleri Merkez Birliğine bağlı GÜBRETAŞ’ın, bir konsorsiyum
ile İran’da özelleştirme yoluyla satın aldığı gübre fabrikasına ilişkin gündem
dışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (Devam)
TARIM VE
KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli
üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Gündem dışı yapılan bir konuşma
vesilesiyle bazı açıklamalar yapma ihtiyacı hissettim, onun için
huzurlarınızdayım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Tarım Kredi
Kooperatifleri 1935 yılında çıkarılan bir kanuna göre kurulmuş ve bugün
itibarıyla merkez birliğine bağlı 16 bölge birliği, 1.800 kooperatif, 200 ofis,
1 milyon 106 bin 803 ortak çiftçi ki Türkiye’de kayıtlı her 3 çiftçiden 1’i
tarım kredi kooperatiflerinin ortağı ve tarım kredi kooperatiflerinin biraz
önce de adı geçen GÜBRETAŞ anonim şirketi dâhil olmak üzere de 23 tane iştiraki
bulunmaktadır. 554 milyon 553 bin lira sermayesi
ve 2009 yılında da Türk çiftçisine yaklaşık 2,5 milyar lira kredi kullandıran,
girdi sağlayan bir büyük çiftçi kuruluşu, yani ortaklarının tamamının çiftçi
olduğu bir büyük çiftçi organizasyonu, bir büyük çiftçi kuruluşu.
Şimdi, 12 Nisan
2005 tarihinde yapılan, çıkarılan yasayla kooperatifler demokratik bir hâle
getirilmiş, “kooperatifler arası dayanışma” ilkesi ilk kez yasal düzenleme
altına alınmış ve çiftçilere de tarım kredi kooperatifleri tarafından nakdî
tarımsal kredi ödenmesine imkân getirilmiştir bu kanunla.
Yine, tarım kredi
kooperatifleri sigortacılık işlemlerinde tam yetkili acentelik hakkına
sahiptir. Bu şekilde de birtakım nakdî destekler dışında birtakım tarımsal
girdilerin -gübre gibi, akaryakıt gibi- ödenmesine de imkân sağlanmıştır.
Tarım kredi
kooperatifleriyle Bakanlığın hukuki bağı hakkında da yüce Meclisi
bilgilendirmek istiyorum. 1581 sayılı Yasa uyarınca kooperatiflerin ana
sözleşmelerinin hazırlanması ve onaylanması ile Merkez Birliğinin genel kurul
kararlarının onaylanması Bakanlık tarafından yapılmakta, Bakanlığın, Denetim
Kuruluna 1 tane denetçi atama yetkisi bulunmakta.
Bizim onun dışında,
vesayet denetimi dışında, yani Denetim Kuruluna 1 denetici atama dışında tarım
kredi kooperatiflerinin işleyişine Bakanlık olarak müdahil olmamız, yasal
olarak bu manada mümkün değil. Yani organları, biraz önce sayısını verdiğim
milyonlarca çiftçi tarafından seçiliyor. Onların delegeleri bölge birliklerini,
bölge birlikleri Merkez Birliğini, yönetimini ve onlar da bir icra organını,
genel müdür ve genel müdür yardımcılarını, yöneticilerini seçiyor. Biz ise
Bakanlık olarak vesayet denetimi yapıyoruz ve sadece orada, Denetim Kurulunda 1
üyemiz var arz ettiğim gibi.
Yine, tarım kredi
kooperatifleri ve birliklerinin doğrudan yurt dışı yatırımları bulunmamakta
ancak tarım kredi kooperatifleri 1581 sayılı Kanun uyarınca, ortaklarının
zaruri tüketim maddeleri ile üretim araçlarını toptan sağlamak, imal etmek ve
ortak ürünlerini değerlendirmek gibi amaçlarla her türlü teşebbüse girişebilir
ve iştirak edebilir. Bu da onların yasayla sahip olduğu bir
imkân.
GÜBRETAŞ anonim
şirketi, Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında, SPK’ya tabi ve hisseleri İstanbul
Menkul Kıymetler Borsasında işlem gören, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre
anonim şirket olarak kurulan bir şirkettir. Hisseleri şu anda halka açıktır ve
benim bilebildiğim kadarıyla da 2002 yılında devralındığında bu şirketin,
GÜBRETAŞ’ın hisse değeri 200 milyon lira ama bugün 1 milyar liralık bir değere
sahip.
Şimdi, yurt
dışında bir… Bu bilgi gizli bir bilgi değil, bu bilgi açık bir bilgi. İstanbul
Menkul Kıymetler Borsasında, Sermaye Piyasası Kurulunun denetimine tabi,
hisseleri halka arz edilmiş olan bir şirket. Bunun ortaklık yapısı kanunlara
uygun olarak yapılmış, denetimi ilgili kuruluşlar tarafından yapılmakta. Şimdi,
otuz günlük bir şirketi ortak yaptı, yapmadı, o benim bileceğim bir iş
değildir. Eğer kanunda böyle bir şey yazıyorsa, efendim, otuz günlük bir
şirketi siz ortak yapamazsınız diye kanunda bir hüküm var da bu kanunun hükmüne
muhalif olarak böyle yapılmışsa, ondan elbette ki bunun hesabı sorulur ama,
eğer kanunda böyle bir şey yazmamışsa, kanuna uygun olarak işlemler yapılmışsa
yani kurdukları konsorsiyum ve o konsorsiyum
aracılığıyla yurt dışından özelleştirme kapsamında uluslararası bir teşebbüs
yapıp, bir yatırım yapıp orada bir büyük petrokimya tesisine Türk çiftçisi
ortak olmuşsa ve bundan bir gelir elde ediyorsa, bundan kâr ediyorsa o zaman
ona da bizim diyeceğimiz bir şeyin olmaması lazım.
Şimdi, Bakan
olarak benim, İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında hissesi halka açık olan
yüzlerce, binlerce şirket gibi bir şirket hakkında alelusul, lalettayin
açıklama yapmam, o şirketin hisse değerlerinin artışına veya hisse değerinin
düşmesine yol açabilecek şekilde birtakım beyanlarda bulunmam hukuka uygun
değildir, hukuka aykırıdır. Bunu da hatırlatırım yani bu da… Kim bunlarla
ilgili bu şekilde konuşursa hakkında birtakım isnat vesairede bulunuyorsa bu da
suçtur, hukuken doğru değildir. Eğer, bildiğimiz bir suç varsa, suç unsurunu
teşkil eden bir şey varsa, elimizde bilgi varsa, elimizde belge varsa bu
bilgileri, bu belgeleri cumhuriyet savcılıklarına vermiyorsak, bilerek
vermiyorsak biz suç işliyoruz.
MEHMET EKİCİ
(Yozgat) – Teftişe vereceğiz, devlet teftişe vereceğiz Sayın Bakan.
TARIM VE
KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Teftişe… Hayır, veririz,
savcılığa veririz.
MEHMET EKİCİ
(Yozgat) – Savcılık değil Sayın Bakan.
TARIM VE
KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Daha ilerisini söylüyorum.
MEHMET EKİCİ
(Yozgat) – Savcılığa da veririz.
TARIM VE
KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Daha ilerisini söylüyorum,
savcılığa verin. Açıktır.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Hele bir teftişe ver.
MEHMET EKİCİ
(Yozgat) – Hele bir teftişten çıksın şu.
TARIM VE
KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) -
Yani Cumhurbaşkanlığına, Başbakanlığa, bütün bakanlara, Devlet
Denetleme… Herkese başvurun, ne istiyorsanız, her türlü denetim herkes için
açıktır. Bizim hiçbir zaman hiçbir kimseyi ne kayırdığımız, ne kolladığımız, ne
hukuk dışı olarak…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sizden soruların cevapları bekleniyor. Sen de hesap vereceksin, sen
de soruya cevap vereceksin.
TARIM VE
KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Biz hukukun çerçevesinde
denetimimizi yapıyoruz, yaparız bundan sonra ve biz de her türlü hukuki
denetime açığız ama, eğer biz, sadece dedikoduyla,
spekülasyonla, şüpheyle Türk çiftçisinin 1 milyar lira değerindeki bir
şirketini, anonim şirketini, bunun zarar etme riski bulunmasına rağmen bunu
kalkıp da, ileri geri, lalettayin konuşuyorsak biz de aslında doğru bir iş
yapmamış oluyoruz, hukuka da uygun davranmamış oluruz.
Her şey açık. Eğer bilginiz
varsa, belgeniz varsa savcılığa verirsiniz, işlem yapılır. Tarım Bakanlığına da
eğer sizin yine elinizde bilgi ve belge varsa bana bunları ulaştırın, deyin ki:
“Böyle böyle, burada şöyle bir iş yapılmıştır, aha belgesi, aha bilgisi Sayın
Bakan.” Ben de onun gereğini, ben de teftiş yetkimi, vesayet denetimi yetkimi
kullanıp onu da yapayım, ona da açığım. Bundan da hiçbir zaman yapmadım ama
kamuoyu aracılığıyla şirketin bende - olmayan bende resmen bulunmuyor- daha
doğrusu İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının ve Sermaye Piyasası Kurulunun
denetim alanında, yetki alanında bulunan bir bilgiyi, belgeyi de oradan alın
diyorum. Açık. Gidin, oradan söyleyin, size de versinler yani bunun altında
herhangi başka bir şey aramak doğru değildir. Bize de, Türkiye’ye de hiçbir
fayda sağlamaz.
Türk çiftçisi bu
kuruluş eliyle 2,5 milyar liralık kredi kullanıyor ve size şunu söyleyeyim:
Türkiye tarım kredi kooperatifleri 2002 yılına göre bugün Türk çiftçisine daha
çok hizmet ediyor. 330 milyon lira ancak Türkiye tarım kredi kooperatifleri
Türk çiftçisine kredi kullandırıyordu, yüzde 59 faizle kredi kullandırıyordu.
Bunun ancak yüzde 40-60 arası, ortalama yarısı yani verdiği 100 liranın ancak
yarısını geri alabiliyordu. Bugün, 2,5 milyara çıktı 330 milyon lira kredi. Bugün,
faiz oranları yüzde 12, 13’e düştü ve tarım kredi kooperatiflerinin Türk
çiftçisine kullandırdığı kredinin yüzde 97’si de sübvansiyonlu kredidir. Ne
demek sübvansiyonlu kredi? Faizi yüzde 13 değil, sıfır ila yüzde 60 arasında
değişen oranlarda faiz indirimiyle Türk çiftçisine tarım kredi kooperatifleri
kredi kullandırıyor.
Geçen günlerde, 1
Haziran itibarıyla… Bu vesileyle onu da sizlerle paylaşmak istiyorum saygıdeğer
milletvekilleri, buradaki 1 Haziranda yürürlüğe giren tarım kredi
kooperatiflerinin uygulaması şu: 2004 öncesinde özellikle çiftçilerimizden
tarım kredi kooperatiflerine borcunu ödememiş veya ödemekte sıkıntı içerisinde
bulunanlardan 98 binini ilgilendiren, onların borç yapılanmasına önemli bir
rahatlama sağlayan bir düzenlemeyi de getirdi. 1 Haziran ve 30 Eylül tarihleri
arasında uygulanacak. Bu şekilde faizleri, bileşik daha önce faiz üzerinden
olanlar basit faize indirilmiş ve bundan da 98 bin çiftçiye ödeme kolaylığı
getirilmiş. Onlar da bundan, Türk çiftçisi, istifade edecektir.
Dediğim gibi,
gübre fabrikalarıyla ilgili, GÜBRETAŞ’la ilgili uluslararası alanda yapılan
yatırım, GÜBRETAŞ bunun yüzde 49 hissesine sahiptir, ortakları vardır, yerli
yabancı ortakları vardır ve bununla ilgili, bu şirketin ortaklık yapısıyla
ilgili zihninizde bir soru varsa, bilginiz varsa, belgeniz varsa ya bana
ulaştırın ya cumhuriyet savcılığına götürün, teslim edin. Deyin ki: “Bakın,
böyle böyle bir iş var.” Hem denetim görevi yapılsın hem bağımsız yargı bunu incelesin, denetlesin. Bir
yanlış varsa, bir suç varsa ortaya çıksın ama, eğer
bunlar değilse, bunlar yoksa, elimizde bilgi ve belge olmadan konuşuyorsak, o
da dedikodudan öteye geçmez, onun da bir hükmü yoktur.
Bunu da sizlerle
bu şekilde paylaşmak istiyorum ve sözlerimin sonunda hepinizi saygıyla selamlıyorum.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Bakanım.
MEHMET EKİCİ
(Yozgat) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Buyurun
efendim.
MEHMET EKİCİ
(Yozgat) – Sayın Bakan, burada lalettayin bir şekilde açıklama yaptığımızı,
dolayısıyla zarara soktuğumuzu beyan etti. Bu, açık bir sataşmadır. Bu
sataşmaya cevap vermek istiyorum.
BAŞKAN – Şimdi,
bakınız Sayın Ekici, şunu ifade etmek istiyorum: Grup Başkan Vekili bize...
MEHMET EKİCİ
(Yozgat) – Biz lalettayin davranmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Şöyle,
şunu söylemek istiyorum.
MEHMET EKİCİ
(Yozgat) – Yazılı soru önergesi usulünü kullanmışız, Türkiye Büyük Millet
Meclisini kullanıyoruz, bu bir denetim fonksiyonudur.
ASIM AYKAN
(Trabzon) – Ne söyleyecek artık Allah aşkına? Mantık yok mu sizde?
BAŞKAN – Yani
şunu söylemek istiyorum: “Lalettayin” kelimesinden...
MEHMET EKİCİ
(Yozgat) – Sorularımıza da cevap almadık ayrıca.
BAŞKAN – Burada
belki dil bilimciler filan da vardır. Siz mesela ne anladınız? “Lalettayin”i
nasıl yorumluyorsunuz? Nasıl bir açıklaması?
MEHMET EKİCİ
(Yozgat) – “Lalettayin”den gelişigüzel, araştırma yapılmaksızın iftiraya dayalı
bir iddiadan bahsettiğim iddia edilir anlarım ben. Ben, burada belgeli
konuşuyorum ve soru önergelerinin üzerine konuşuyorum.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Soru önergesine cevap vermiyor.
MEHMET EKİCİ
(Yozgat) – Soru önergesine cevap vermiyor, Mecliste de cevap vermiyor Sayın
Bakan.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sonra kalkıp burada gündem dışına cevap veriyor. Denetçi ne için
gidiyor oraya? Bunları soruyoruz.
BAŞKAN – Şimdi,
bakınız Sayın Ekici, Sayın Bakanın, burada söylediği husus gayet açık ve net.
Diyor ki: “Bir belge varsa cumhuriyet savcılığına başvuruda bulunun. Tabii
Cumhurbaşkanlığına, Başbakanlığa da vurun.” diyor. Özeti bu.
MEHMET EKİCİ
(Yozgat) – Biz onu beyan ettik Sayın Başkan. Onu beyan ettik biz şimdi.
Yapacağız zaten.
BAŞKAN – Yani
burada başka bir şey yok. Yani sadece oradaki ifade...
MUHARREM VARLI
(Adana) – Efendim, cebinizden mi veriyorsunuz, iki dakika süre verin Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Efendim?
MUHARREM VARLI
(Adana) – Cebinizden mi veriyorsunuz?
MEHMET EKİCİ
(Yozgat) – Zaten üç dakika geçti Sayın Başkan.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Sayın
Vural, istirham ediyorum. Yani bu geçmeyle ilgili değil arkadaşlar, lütfen,
bakınız...
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Evet, tartışma süresinde söz verebilirdiniz Sayın Başkan.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkan... Sayın Başkan...
BAŞKAN – Buyurun
efendim.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkan, şimdi Sayın Bakan... Sayın Milletvekili soruyor, diyor
ki: “Otuz gün önce kurulmuş bir şirkete bu kadarlık nasıl verilir?” “Ee, engel
mi var?”
ASIM AYKAN
(Trabzon) – Netice o. Usul üzerinde Allah aşkına!
OKTAY VURAL
(İzmir) – Yani bu soru meraka mucip değil mi? Tatlı bir şekilde cevap versin.
Denetçisi vardı. Yani bir milletvekili bu soruyu sorarken...
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Efendim, Sayın Bakanımız bu konuda yeterli açıklamayı
yapmıştır. Lütfen gündeme geçelim.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Yani bu soruyu soramaz mı?
BAŞKAN – Hayır,
sormasına...
OKTAY VURAL (İzmir)
– Milletvekili cevap vermesini istiyor, Sayın Bakanın cevap vermesini istiyor.
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Verdi.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Yani otuz gün önce kurulmuş bir şirketin 600 milyon dolarlı bir
ihaleye girmesinin soruyla gündeme getirmesini Sayın Bakanının
cevaplandırmaması, bunun altında bir başka şeyler olduğuna ilişkin kanaati
güçlendiriyor.
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Cevaplandırdı. “Bir mahzuru var mı?” dedi,
cevaplandırdı efendim. Lütfen gündeme devam edelim.
OKTAY VURAL (İzmir)
– Cevap değil yani! Ne cevabı verdi Sayın Bakan? Millet adına savcılığa gitmesi
gereken sizsiniz ayrıca. Denetçiniz var orada.
BAŞKAN – Sayın
Şandır, buyurun efendim.
V.- AÇIKLAMALAR (Devam)
2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, tarım kredi
kooperatiflerine borçlu çiftçilerin durumuna ilişkin açıklaması
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkanım, Sayın Bakanın açıklamaları üzerine, 60’a göre bir
katkı vermek istiyorum.
Sayın Bakan, daha
önce de bir not olarak ifade etmiştim, tarım kredi kooperatifine borcu olan
çiftçilerimizin -ki çok sayıda- 98 bin üyesi olan bu devasa çiftçi kuruluşuna
üye olan vatandaşlarımızın tamamı borç içerisinde ve ödeme zorluğu içerisinde.
Bunun muhtemelen yüzde 70’i takibe düşmüş borçlu veya ne kadarıysa.
Şimdi, aldığınız
kararla getirdiğiniz yüzde 30’unun ödenmesi hâlinde iki yıllık borç ertelenmesi
hususu çiftçiyi rahatlatmamıştır çünkü çiftçi o yüzde 30’u da ödeyemez
durumdadır. O yüzde 30’u ödeyemediği için, sizin getirdiğiniz yapılanmadan da
faydalanma imkânı olmayacaktır. Onun için, geliniz, çiftçinin tüm borçlarını
teminat karşılığında iki yıl erteleyelim, iki yıl içerisinde çiftçi borçsuz bir
üretim yapsın, kazandığıyla borcunu ödesin. Yoksa, bu
şekilde borcunu ödeyememekte, tarlalarını satmaktadır. Bunu sizin dikkatinize
bir not olarak da sunmuştum. Bu yönde Hükûmetin, Bakanlığınızın bir tedbir
geliştirmesi gerekiyor. Yoksa, tarım kredi
kooperatifinin aldığı bu karar çiftçiyi rahatlatmamıştır, yüzde 30 borcunu
ödeyebilir durumda değildir, mahsulü para etmemektedir.
Bunu
bilgilerinize sunmak için söz aldım.
Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Şandır.
Sayın Seçer,
buyurun efendim.
3.- Mersin Milletvekili Vahap Seçer’in, Tarım ve Köyişleri
Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in, konuşmasında, tarım kredi kooperatiflerinin
üreticilere açtığı kredi miktarı ve bu kredilere uyguladığı faiz oranı
konusunda Genel Kurulu yanlış bilgilendirdiğine ilişkin açıklaması
VAHAP SEÇER
(Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan,
tarım kredi kooperatiflerinin şu anda üreticilere 2,5 milyar lira civarında bir
kredi açtığından söz etti ve iktidara geldiklerinde yıllık faiz oranlarının
yüzde 58-59 seviyelerinde ancak şu anda yüzde 12 seviyelerinde olduğundan
bahsetti.
Ben, sayın
milletvekillerinin yanlış bilgilendirilmemeleri adına bu sözü aldım. Tabii ki o
günden bugüne kredi piyasalarında, finansal piyasalarda da bu faiz oranları
düşmüştür. Yani sadece TKK’ya münhasır olarak kredi oranlarında bir düşüş söz
konusu değildir, burada bunu düzeltmek istiyorum.
Ayrıca, tarım
kredi kooperatifleri üreticilere sağladıkları girdilerde piyasa fiyatlarının
çok üstünde bir başlangıç fiyatıyla bu kredileri üreticilere vermektedir. Bunu
da, yanılgı olmaması adına bu doğruları veya gerçekleri de buradan ifade etmek
istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Seçer.
Sayın
milletvekilleri gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel
Kurula sunuşları vardır.
Komisyondan
istifa tezkeresi vardır, okutuyorum:
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Önergeler
1.- Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın, KİT Komisyonundan
istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/221)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
KİT Komisyonu
üyeliğinden istifa ediyorum.
Gereğini
saygılarımla arz ederim.
Ali
Koçal
Zonguldak
BAŞKAN –
Bilgilerinize sunulmuştur.
Meclis
araştırması açılmasına ilişkin dört önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:
B) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 23
milletvekilinin, muz üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/749)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Muz
üreticilerinin sorunlarının ve bu sorunların çözüm yollarının belirlenmesi
amacı ile Anayasamızın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir
Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.
1) Mehmet Şandır (Mersin)
2) Süleyman
Nevzat Korkmaz (Isparta)
3) Zeki Ertugay (Erzurum)
4) Tunca Toskay (Antalya)
5) Abdülkadir
Akcan (Afyonkarahisar)
6) Ahmet Deniz
Bölükbaşı (Ankara)
7) Ahmet Duran
Bulut (Balıkesir)
8) Metin
Çobanoğlu (Kırşehir)
9) Akif Akkuş (Mersin)
10) Hasan Özdemir
(Gaziantep)
11) Mümin İnan (Niğde)
12) Cemaleddin
Uslu (Edirne)
13) Erkan Akçay (Manisa)
14) Beytullah
Asil (Eskişehir)
15) Ahmet Kenan
Tanrıkulu (İzmir)
16) Emin Haluk
Ayhan (Denizli)
17) Kamil Erdal
Sipahi (İzmir)
18) Münir
Kutluata (Sakarya)
19) Osman Durmuş (Kırıkkale)
20) Şenol Bal (İzmir)
21) Osman
Ertuğrul (Aksaray)
22) Recep Taner (Aydın)
23) Ahmet Orhan (Manisa)
24) Ahmet Bukan (Çankırı)
Gerekçe:
Anamur ilçesi
Mersin iline bağlı olup, Türkiye'nin güney ucunda bulunmaktadır. Güneyinde
Akdeniz, batısında Antalya ili Gazipaşa ilçesi, kuzeyinde Ermenek ve doğusunda
Bozyazı ilçeleri bulunmaktadır. İlçede tropikal iklim bitkilerinin hemen hemen
hepsi yetişmektedir. Anamur, başta muz olmak üzere yer fıstığı, narenciye ve
çilek ile ünlü ilçedir.
Güneydoğu
Asya'nın tropikal bölgelerinde doğal olarak yetişen ve bu bitkinin sarı kabuklu
uzun meyvelerine muz denir. Dünya en fazla Asya kıtasında, ardından Güney
Amerika, Orta Kuzey Amerika, Afrika, Okyanusya (Avustralya) ve Avrupa
ülkelerinde üretilmektedir. Türkiye'de Anamur, Bozyazı, Alanya, Gazipaşa ve
çevresinde ve Toros Dağlarının koruduğu ılıman bölgelerde yetişmektedir.
Ülkemizin yıllık
muz ihtiyacının üçte birini Anamur bölgesinde üretilen muz karşılamaktadır.
Bölgede yetiştirilen muz çok kaliteli olup bir marka hâlini almıştır. Muz
vitamin değeri çok yüksek olup C, B6 ve B1 ve B2 vitamini, protein, potasyum,
magnezyum, kalsiyum ve demir ve minareller bakımından şifalı bir meyvedir.
Besin değeri yüksek, kalorisi düşük olan muz, özellikle çocukların gelişiminde
ve hamile kadınlar ve yaşlılar için önemli besin kaynağıdır.
Mersin ili Anamur
ilçesinde yaklaşık olarak 17.000 dekar alanda yetiştirilen muz kalitesi ile
ithal ürünlerle rekabet etmektedir. Muz üreticileri derneğinin tahminlerine
göre muz üretimi ve işlemesinde 400 bin kişi çalışmaktadır. Yörede yaklaşık
olarak 250 adet olduğu tahmin edilen muz işleme ve pazarlama tesisi
bulunmaktadır. Anamur muzunun raf ömrünün kısalığı, ithal muzlarla rekabette
önemli faktörlerden biridir. Üniversitelerle işbirliği yaparak raf ömrünün
uzatılması için bir ARGE kurulması büyük önem arz etmektedir. Muz üreticilerinin
yıllık demir, naylon, sulama sistemi, fidan, hayvan gübresi, kimyasal ve zirai
ilaç girdileri talepleri bölgedeki küçük esnaf ve sanatkârlara büyük katkılar
sağlamaktadır.
Gübre ve mazot
başta olmak üzere diğer birçok girdilerin fiyatlarının artması, muzun üretim
maliyetini artırmasına karşın, muz üreticileri maliyet artışını ürün satış
fiyatına yansıtamamıştır. 2002 yılında üreticiden alınan muz fiyatı 1.700 Lira
iken 2010 yılına gelindiğinde bu fiyat 1.300-1.400 Liraya gerilemiştir. Üretim
maliyetleri artmasına karşın (üreticiden alınan) muz fiyatlarının düşürülmesi
üreticileri zor durumda bırakmaktadır. Bunun yanı sıra sınır ticareti yoluyla
kaçak yollarla ülkemize giren muz, fiyatların belirlenmesinde önemli rol
oynamaktadır. Bu durum, muz fiyatlarının ya aynı kalmasına ya da maliyetinin
altında satılmasına neden olmaktadır. Türkiye'de muz tüketimi yaklaşık olarak
400 bin tondur. Tüketimin yarısı ülkemizde üretilmekte yarısı da ithal
edilmektedir. Kaçak yollarda ülkemize giren muz miktarı ne kadar olduğu
bilinmemektedir.
Muz üretiminde
maliyetlerin artmasına karşılık fiyatların aynı kalması gelirlerin azalmasına
neden olmaktadır. Bu durumun sonucunda üreticiler kendilerini geçindiremez hâle
gelmekte ve böylece yanlarında çalıştırdıkları kişileri işten çıkarmak zorunda
kalmaktadır. Mersin ili ekonomisi önceleri kendi kendine yetebiliyorken
şimdilerde her geçen gün artan işsizlikle baş etmeye ça-lışmaktadır.
Muzu millî ürün
ilan edilerek gerekli yasal düzenlemeler yapılarak koruma altına alınması
gerekmektedir. Muz üreticilerinin içinde bulundukları zor durumdan çıkarmak
için üreticilerin desteklenmesi, yeni fiyat politikaları oluşturulması ve kaçak
yollarla ülkemize gelen muzların engellenmesi gerekmektedir. Muz üreticilerinin
sorunlarının ve bu sorunların çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla
Anayasamızın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis
Araştırma Komisyonu Kurulmasını arz ve teklif ederiz.
2.- Muş Milletvekili M. Nuri Yaman ve 19 milletvekilinin,
TOKİ hakkındaki iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/750)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Toplu Konut
İdaresi (TOKİ) tarafından yapılan konutlarda sosyal devlet anlayışına gölge
düşürüldüğü ve iktidarın TOKİ'yi kentlerde rant
dağıtmak/oy toplamak için kullandığı, ayrıca TOKİ'nin uyguladığı projeler ile
inşaat sektörüne ciddi zararlar verdiği konusundaki iddiaların araştırılması
amacıyla Anayasa'nın 98'inci, TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105. maddeleri uyarınca
Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. Saygılarımızla.
1) M. Nuri Yaman (Muş)
2) Selahattin
Demirtaş (Diyarbakır)
3) Gültan Kışanak (Diyarbakır)
4) Ayla Akat Ata (Batman)
5) Bengi Yıldız (Batman)
6) Akın Birdal (Diyarbakır)
7) Emine Ayna (Mardin)
8) Fatma Kurtulan (Van)
9) Hasip Kaplan (Şırnak)
10) Hamit Geylani (Hakkâri)
11) İbrahim
Binici (Şanlıurfa)
12) Mehmet Nezir
Karabaş (Bitlis)
13) Mehmet Ufuk
Uras (İstanbul)
14) Osman Özçelik (Siirt)
15) Özdal Üçer (Van)
16) Pervin Buldan (Iğdır)
17) Sebahat
Tuncel (İstanbul)
18) Sevahir
Bayındır (Şırnak)
19) Sırrı Sakık (Muş)
20) Şerafettin
Halis (Tunceli)
Gerekçe:
Toplu konut
isminin ortaya çıkışında ve ilk örgütlenmesinde amaç dar gelirlilerin konut
sorununu kamu arazileri ve finansman olanaklarını da kullanarak çözmek olarak
tanımlanmıştı. Son yıllarda TOKİ bu tür bir görevi bir yana bırakarak, kendi
ilanlarında ifade ettiği üzere prestij konutlarına
yönelmiştir. Uzunca suredir kamu arazileri, fabrikalar, kamu işletmeleri
"bu devletin işi değil" diye satılmaktadır. Bir kamu kurumu olan
TOKİ'nin alışveriş, iş merkezi gibi kamusal sorumluluk altında olmaktan uzak
alanlara kamu kaynaklarıyla finanse edilerek girmesinde ise sakınca
görülmemektedir. Bu politika mevcut iktidarın TOKİ'yi kentlerde rant dağıtmak/oy toplamak için kullandığı iddiasını
güçlendirmektedir.
Türk Mühendis ve
Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve inşaatla ilgili meslek kuruluşları uzun
zamandır TOKİ konusundaki düşüncelerini çeşitli platformlarda dile
getirmektedir. Söz konusu kuruluşlarda TOKİ’nin inşaat sektörü içinde artık
büyük bir güç hâline gelerek, "asıl amacını aştığı ve farklı amaçlara
hizmet etme yolunu seçtiği" görüşü egemen durumdadır. Gerçekten de TOKİ
diğer ülkelerdeki gibi sosyal ihtiyaçları karşılama amacıyla kurulmuş olsa
bile, bugün bu amacından uzaklaşmıştır.
TMMOB
eleştirilerinde; TOKİ'nin hayata geçirdiği ve devam eden birçok projesiyle
inşaat alanında pay sahibi olarak sektörün büyük oranda zarar görmesine sebep
olduğu iddiasındadır. Eleştiri devamında TOKİ’nin makro düzeyde planlama ve
sürdürülebilir kalkınma modelinin aksine, anlık çözüm üreterek; tek tip mimarı
uygulamalarla kentlerin mimarı dokusuna uyuşmayan bir yapılaşmayı ortaya
çıkardığından bahsedilmektedir.
TOKİ son dönemlerde
özellikle hayata geçirdiği lüks konut projeleriyle sektörde faaliyet gösteren
firmalara bir rakip hâline gelmiştir. Bu uygulamalar maalesef inşaat sektörünün
geleceğini tehlikeye atmaktadır. İnşaat sektörünün kalkınmada en önemli
sektörlerden birisi olduğunu var sayarsak TOKİ, uygulamalarıyla sektörü zor
durumda bırakmıştır.
Ayrıca TOKİ
projelerinin teknik altyapısında da birçok eksik bulunmakta, daha planlama
aşamasında eksik başlanılan projeler teknik uygulama ve kontrol aşamalarından
da yoksun bırakılmaktadır. İnşaatların bir an önce bitirilmesi için birçok
parametre göz ardı edilirken, uygulama yapılan bölgelerin jeolojik ve geoteknik
verileri yeterli şekilde incelenmeyip kısa sürede iş bitirme adına gerekli özen
gösterilmemektedir. Projelerde imalat yetkinliği ve güvenilirliği konusunda
ciddi endişeler vardır. Çağımızın olmazsa olmazlarından denetim mekanizması ise
müşavir firmalar eliyle yetersiz yürütülüp olası bir felakete âdeta davetiye
çıkarılmaktadır. Teknik açıdan ortaya çıkan birçok olumsuzluğun yanında ticari
anlamda da TOKİ, sektörü olumsuz yönde etkilemektedir. Bağımsız denetçi
personellerin oluşturduğu Yapı Denetim Kuruluşları bu sisteme dâhil edilmeyerek
kontrollerin etkinleştirilmesi sağlanamamaktadır. İnşaat firmaları ve müteahhitler TOKİ'ye sağlanan ayrıcalık ve imtiyazlardan
dolayı rekabet edememekte ve iş yapamamaktadır.
TOKİ
inşaatlarından alınmayan proje ücretleri, belediye harçları, yapı denetim
harçları nedeni ile rekabet âdeta imkânsız hale getirilmiştir. Tüm bu çarpık
yapılaşma ve organizasyona rağmen TOKİ uygulamalarına halkımız ilgi
göstermektedir. Bu talebin sebebi iyi araştırılmalıdır. Konutlara talip olanlar
gerçekten ihtiyaç sahipleri midir yoksa rant peşinde
aldıkları daireleri kiraya verip asimetrik talebi doğuranlar mıdır?
"Vatandaşa Ucuz Konut Edinmek" parolası ile yola çıkıp; toplumsal,
kültürel ve ekonomik dinamiklere zarar vermek tüm toplum katmanlarını olumsuz
etkileyecek önemli bir gerçeğimizdir.
3.- Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis ve 19
milletvekilinin, eğitimdeki cemaat örgütlenmelerinin araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/751)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Okul Öncesi
Eğitimden başlayarak, üniversitelere ve öğrenci yurtlarına kadar yayılma
gösteren cemaat örgütlenmelerine karşı gerekli önlemlerin alınması amacıyla,
Anayasa'nın 98, İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis
Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
1) Şerafettin
Halis (Tunceli)
2) Selahattin
Demirtaş (Diyarbakır)
3) Gültan Kışanak (Diyarbakır)
4) Ayla Akat Ata (Batman)
5) Bengi Yıldız (Batman)
6) Akın Birdal (Diyarbakır)
7) Emine Ayna (Mardin)
8) Fatma Kurtulan (Van)
9) Hasip Kaplan (Şırnak)
10) Hamit Geylani (Hakkâri)
11) İbrahim
Binici (Şanlıurfa)
12) M. Nuri Yaman (Muş)
13) Mehmet Nezir
Karabaş (Bitlis)
14) Mehmet Ufuk
Uras (İstanbul)
15) Osman Özçelik (Siirt)
16) Özdal Üçer (Van)
17) Pervin Buldan (Iğdır)
18) Sebahat
Tuncel (İstanbul)
19) Sevahir
Bayındır (Şırnak)
20) Sırrı Sakık (Muş)
Gerekçe:
Okul Öncesi
Eğitimden başlayarak, üniversitelere ve öğrenci yurtlarına kadar yayılma
gösteren cemaat örgütlenmeleri, ülkenin eğitim sistemini, dolayısıyla
geleceğini tehdit eder hale gelmiştir.
Bilimi referans
alması gereken eğitim müfredatı, dini referans alma noktasına gelmiş, eğitim
uygulamalarında dinsel yöntemler kullanılmaya başlanmış, yönetici atamalarında
tarikat ve cemaatlere yakınlık esas alınır olmuştur.
Devlet öğrenci
yurtlarının bilinçli bir şekilde yetersiz durumda tutulması, tarikat ve cemaat
yurtlarının çoğalmasına yol açmış, yurt sorunu yaşayan öğrencilerin cemaatlerin
ağına düşürülme olanakları yaratılmıştır.
Bu gelişmeler AKP
iktidarı döneminde beslenerek büyümüş, iktidarın seyirci kalmasıyla büyümeye de
devam etmektedir.
Bu gelişmelerde
sunacağımız bazı örnekler bile, bu iddiaları doğrulamaya yeter durumdadır.
Sivas Atatürk
Lisesi'nde Tarih öğretmeni Orhan Paşazade'nin, tırnağında parlatıcı gördüğü
öğrencisini "Sen namaz kılmıyor musun? Abdestin geçerli olmaz"
diyerek yumruklamıştı.
İzmir
Güzelbahçe'de, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni bulunmadığı gerekçesiyle
beş okulda cami imamlarının görevlendirilmesiyle başlayan uygulama, bir süre
sonra iptal edilmesine karşın, bazı okullarda imam-öğretmenler görev yapıyor.
İzmir Motor
Teknik ve Teknik Motor Meslek Lisesi'ne görevlendirmeyle Din Kültürü ve Ahlak
Bilgisi öğretmeni yapılan emekli imam Halil Uslu Er, öğrencilerin
anlattıklarına göre onları cemaate yönlendiriyor ve cenneti "garanti"
ediyor.
Buca DMO Çok
Programlı Lisesi'nde Sağlık Bilgisi ve Din Kültürü Ahlak Bilgisi derslerine
imam-öğretmen geliyor.
Bazı liselerde,
öğretmen açığı sebebiyle, ders saati diğer branşlara göre az olan Din Kültürü
ve Ahlak Bilgisi öğretmenleri Matematik, İngilizce gibi branş
derslerine giriyor.
Bağcılar Dr.
Kemal Naci Anadolu Lisesi'nde okul müdürü tarafından Kutlu Doğum Haftası
anısına basıldığı belirtilen bir şiir kitapçığı dağıtılıyor. İçinde Fethullah
Gülen, Arif Nihat Asya, Erdem Beyazıt ve Sezai Karakoç gibi isimlerin şiirleri
yer alıyor.
Sarıyer Behçet
Kemal Çağlar Lisesi'nde ise Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olan Recep
Ünal, dersinde öğrencilerine erkek ve kız öğrencilerin ayrı sınıflarda
okutulmasının daha doğru olduğunu söylüyor. Ünal, öğrencilerine Sivas
Katliamı'nın da aslında katliam olmadığını savunuyor. "Sabah kahvaltıdan
önce namaz kılsanız ölür müsünüz? Kılmadığınız namaz kadar yılan kabirde sizi
sokacak" sözleri ile öğrencileri korkuttuğu belirtiliyor.
Erzincan Fen
Lisesi'nde ise bir Felsefe öğretmeni olmasına rağmen, Din Kültürü öğretmeni
bazı sınıfların felsefe derslerine giriyor.
İzmir
Narlıdere'deki Mehmet Seyfi Eraltay Lisesi'nde de, felsefe derslerine, Erzincan
Anadolu Öğretmen Lisesi'nde ise bilgisayar derslerine Din Kültürü hocası
giriyor.
İzmir Karşıyaka
Gazi Lisesi'nde Din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenliği yapan Yurdakul
Taşdemir, her Cuma günü camiye gidip vaaz veriyor. Taşdemir'in Gülen cemaatinin
Körfez Dershanesi'nde Fethullah Gülen panelleri gerçekleştirdiği de biliniyor.
Bununla da kalmayıp sınavı kazananlardan tarikat yurtlarına yerleşecek
olanların listesini de çıkarıyor.
Hasan Ali Yücel
Anadolu Öğretmen Lisesi'nde üniversiteli cemaatçi "abla"lar okul
yurduna gelip her odayı dolaşarak herkesi mescide götürüp mevlit programı yapıyor.
Öğrencilerden habersiz yastıklara gülsuyu döken bu "abla"lar evlerine
gelmeleri için öğrencilere para teklif ediyor.
Eskişehir
Hamidiye Anadolu Öğretmen Lisesi'nde cemaatçilerin rahatça girip çıktığı
okulda, ilerici olarak bilinen öğrencilerin yurtta diğer öğrencilerle görüşmesi
engellenmeye çalışılıyor. Etüt saatlerinde etüt başkanı olarak idare tarafından
cemaatçi öğrenciler atanıyor.
Muş Alparslan
Üniversitesi Eğitim Fakültesi tarafından "5-6 Yaş Çocuklarda Allah'a
Yakınlığı Algısı" başlığını taşıyan araştırma uygulaması yapılıyor.
Okul Öncesi
Eğitimden başlayarak, üniversitelere ve öğrenci yurtlarına kadar yayılma
gösteren cemaat örgütlenmelerine karşı gerekli önlemlerin alınması amacıyla,
Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
4.- Siirt Milletvekili Osman Özçelik ve 19 milletvekilinin,
üniversitelerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/752)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Üniversitelerin
sorunları ve denetimine ilişkin, Anayasanın 98 inci, TBMM İçtüzüğünün 104 ve
105 inci maddeleri gereğince Meclis Araştırmasını arz ve teklif ederiz.
1) Osman Özçelik (Siirt)
2) Selahattin Demirtaş (Diyarbakır)
3) Gültan Kışanak (Diyarbakır)
4) Ayla Akat Ata (Batman)
5) Bengi Yıldız (Batman)
6) Akın Birdal (Diyarbakır)
7) Emine Ayna (Mardin)
8) Fatma Kurtulan (Van)
9) Hasip Kaplan (Şırnak)
10) Hamit Geylani (Hakkâri)
11) İbrahim Binici (Şanlıurfa)
12) M. Nuri Yaman (Muş)
13) Mehmet Nezir Karabaş (Bitlis)
14) Mehmet Ufuk Uras (İstanbul)
15) Özdal Üçer (Van)
16) Pervin Buldan (Iğdır)
17) Sebahat Tuncel (İstanbul)
18) Sevahir Bayındır (Şırnak)
19) Sırrı Sakık (Muş)
20) Şerafettin Halis (Tunceli)
Gerekçe:
Türkiye’de halen
94 Devlet üniversitesi ve 45 Vakıf üniversitesi yükseköğretime devam
etmektedir. Hem Devlet üniversitelerinde hem de vakıf üniversitelerinde çeşitli
sorunların yaşandığı bilinmektedir. Özgünlükleri ve kuruluş yasaları farklı
olan bu iki grup üniversitelerin doğal olarak sorunları da farklılık
göstermektedir.
Üniversite üst
kuruluşlarının Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK), Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) ve
üniversite mensuplarının, çalıştıkları kurumların ve yükseköğretimin
sorunlarının çözümüne dair gösterdikleri yetersiz performans eleştiri konusu
olmaktadır.
Üniversitelerimiz,
etrafı yüksek duvarlarla çevrilmiş, kapısından ancak polisin kimlik kontrolüyle
geçilebilen, toplumdan fiziksel olarak da tecrit edilmiş bir yasaklar ve
otorite bölgesi olarak konumlanmıştır.
Akademisyenler,
ülke ve dünya sorunlarına yaklaşımı konusunda ortaya koydukları görüşleri
nedeniyle rahatsız edilmeden güvenli bir şekilde çalışabilmelidir. Devletin
yerleşik resmi görüşlerine, rektör ve diğer üniversite yöneticileri ile sahip
oldukları farklı siyasal yorumlarından zarar görmeden, özgür iradeleriyle
fikirlerini söyleyebilmeli, bilimsel araştırmalar yapabilmelidir.
Üniversitelerin
bir görevi de üniversite-endüstri, üniversite-kamu alanında yapılacak işbirliği
ile hem bilimsel gelişmelerin ilerlemesini sağlamak hem de üretim ve istihdam
olanakları yaratmaktır. Bu alanda ciddi yetersizlikler olduğu bilinmektedir.
Küresel anlamda
bilim ve teknolojinin durumu hakkında farkındalık ve üniversitenin yeniden
yapılandırılması alanında entelektüel çaba harcama konularında üniversite
mensuplarının sergiledikleri performansları değerlendirilmelidir.
Yükseköğretim
sisteminin hiyerarşik ve otoriter bir yapı içinde kurulmuş olması, akademik
personeli mevcut statükoya bağlı bilim memurlarına
dönüştürmektedir.
Öğrencilerden alınan
yüksek katkı payları, yurt ücretleri gibi sorunlar devam etmektedir.
Üniversitelere Devlet hazinesinden ayrılan paylar, öğrenci harç bedelleri,
döner sermaye gelirleri ve diğer gelirler ile verilen hizmetin dengesi
araştırılmak durumundadır.
Vakıf üniversiteleri
Devletin kamu hizmeti yükünü azaltmak amacıyla 1984 yılından itibaren sisteme
alınmışlardır. Anayasanın 130. Maddesine göre Kanunda gösterilen usul ve
esaslara göre, kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar tarafından,
Devletin gözetim ve denetimine tâbi yükseköğretim kurumları kurulabilir. Ayrıca
Kanun, üniversitelerin ülke sathına dengeli bir biçimde yayılmasını gözetir.
Vakıf
üniversitelerinin mali, idari, hukuksal ve akademik denetimine ilişkin bir
düzenleme yapılmamaktadır. Mevcut sistemde YÖK mali denetim yapmaktadır, fakat
Anayasaya göre bu üniversiteler idari ve mali bakımdan özerkler ve mali kontrol
sınırlarına dair bir hüküm bulunmamaktadır.
Dolar üzerinden
alınan yüksek katkı payları yurt ücretleri, bu kurumların kuruluş amacı ile
çelişmektedir. Bu gelirlerin denetimindeki düzenlemelerden kaynaklanan sorunlar
mevcuttur.
Vakıf
üniversitelerinin neredeyse tamamının büyükşehirlerde kurulması, Anayasada
belirtilen "Vakıf üniversitelerinin ülke sathına dengeli yayılması"
ifadesiyle bağdaşmamaktadır.
Vakıf
üniversitelerinin hukuksal statüleri ile ilgili sorunlar bulunmaktadır.
Rektörün seçimi ve görev süresi gibi sorunlar bulunmaktadır.
Vakıf
üniversitelerinde mütevelli heyetlerinin kompozisyonları ve mütevelli heyeti
başkanlarının yönetime aşırı karışması eleştiri konusu olmaktadır.
Arkalarında,
kaynak yönünden güçlü bir vakıf bulunmayan vakıf üniversiteleri, öğrenci
harçlarına dayanmaktadır.
Dünyada özel
üniversitelerin başarı kriterlerinin başında gelen
ücret-harcama dengesinde üniversitelerin sadece üçte biri bu dengeyi
tutturabilmektedir.
Vakıf
üniversiteleri genelde daha az maliyetli fakülteler ve bölümler kurarak yüksek
maliyetli fakülte ve bölüm kurmaktan kaçınmaktadırlar.
Vakıf
üniversitelerinin önemli bir bölümü, büyük kentler yakınında, kendilerine ait
bir kampüse sahiptirler. Ancak sayıları az da olsa bir bölümü, kent
merkezlerinde kira karşılığı tutulan mekânlarda eğitim yapmaktadırlar.
Vakıf
üniversitelerinin, düşük puanlı öğrenci almaları nedeniyle, iyi yetiştirilmemiş
mezunlar verme olasılığı, ortak kaygılar arasında yer almaktadır.
Gerek devlet
üniversiteleri gerekse vakıf üniversitelerinde YÖK denetiminin yetersizliği
ortadadır. Bu nedenle TBMM bir Araştırma Komisyonu ile konuyu incelemeli ve
gerekli önlemlerin alınması sağlanmalıdır.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler
gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki
ön görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi
vardır, okutup oylarınıza sunacağım.
VII.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- (8/10) esas numaralı genel görüşme önergesinin ön
görüşmelerinin Genel Kurulun 9/6/2010 Çarşamba günkü
birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu;
09.06.2010 Çarşamba günü (Bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki
önerisinin, İçtüzüğün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına
sunulmasını saygılarımla arz ederim.
M.
Akif Hamzaçebi
Trabzon
Grup
Başkanvekili
Öneri:
Türkiye Büyük
Meclisinin Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair
Öngörüşmeler kısmında yer alan, (8/10) esas numaralı “İstanbul’da Yaşanan Sel
Felaketi” ile ilgili verilmiş olan Genel Görüşme Önergesinin görüşmesinin,
Genel Kurul’un, 09.06.2010 Çarşamba günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Grup
önerisinin lehinde Mustafa Özyürek, İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın
Özyürek. (CHP sıralarından alkışlar)
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; grubumuzun İstanbul’daki
sel felaketinin görüşülmesiyle ilgili önerisi lehinde söz almış bulunuyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, dün İstanbul’da çok ağır bir sel felaketi yaşadık ve ne yazık ki
bir insanımızı, bir işçimizi bu sel felaketinde kaybettik. Ben beklerdim ki
bugün Meclis çalışmaya başladığında ilgili bir bakan gelsin, bu felaketle
ilgili yüce Meclise bilgi sunsun ama ne yazık ki artık her şey Türkiye’de çok
sıradan olay hâline geliyor, sürekli Türkiye’yi doğrudan ilgilendirmeyen yapay
gündemler icat ediliyor ve esas insanlarımızın yaşadığı temel sorunlar göz ardı
ediliyor.
Değerli
arkadaşlarım, 8-9 Eylül 2009 tarihinde de İstanbul’da büyük bir sel felaketi
yaşanmıştı ve bu sel felaketinde, 32 vatandaşımızın öldüğü bu sel felaketinden
sonra Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu konunun bir genel görüşme konusu
yapılması yönündeki önerimiz bugüne kadar ne yazık ki gündeme alınmamıştır.
Değerli
arkadaşlarım, o sel felaketi yaşandığında, 32 yurttaşımız öldüğünde İstanbul’da
değerli arkadaşlarımızla beraber bir basın toplantısı yapmıştık ve arkasından
da genel görüşme önerimizi sunmuştuk. Orada ifade ettiğimiz gibi, “Eğer önlem
almazsanız yeni yeni sel felaketleriyle karşı karşıya kalırsınız.” demiştik.
Ama ne yazık ki, o günden bu güne İstanbul’daki sorunlu derelerle ilgili olarak
hiçbir önlem alınmamıştır. Gene sel felaketi olmuştur, gene bir insanımız
ölmüştür ve gazetelerde biraz haber olur, ilgililer suya tirit bazı demeçler
verirler ve konu unutulur gider, ta ki yeni bir yağış, yeni bir felaket ve yeni
bir ölümle…
Değerli
arkadaşlarım, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti. İstanbul’un önemli
toplantılara ev sahipliği yaptığını biliyoruz ve bununla övünüyoruz ama ne
yazık ki bu İstanbul’un altyapısıyla ilgili hiçbir şey yapılmıyor. Büyük bir
trafik sorunu var, büyük bir trafik keşmekeşi var, hiçbir önlem alınmaz.
İnsanlar sabah evlerinden çıkar, araçlarına binerler, saatlerce uğraştıktan sonra
iş yerlerine giderler, daha sonra da aynı çileyi dönüşte çekerler. Yağmur
yağdığı zaman insanların evlerini sel basar, araçları sel götürür ve insanlar
ölür.
1994 yılından
beri İstanbul’u AKP ve AKP zihniyetindeki belediye başkanları yönetmektedir ve
derelerin ıslahı görevi yasalarımıza göre Büyükşehir Belediye Başkanlığının,
İSKİ’nin sorumluluğundadır. Ama Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve İSKİ bu
derelerin ıslahı konusunda hiçbir önlem almamıştır, aksine Ayamama Deresi’nde
olduğu gibi sel yatağına bina yapılmasına göz yumulmuş, ruhsat verilmiştir.
Cumhuriyet Halk Partisi Belediye Meclisi üyelerinin, İmar Komisyonu üyelerinin
uyarılarına rağmen bu ruhsatlar verilmiş ve sonunda sel felaketine uğrayınca da
32 yurttaşımız kaybolmuştur.
Değerli arkadaşlarım,
dün yaşanan olay Kurbağalıdere’de yaşanmıştır. Kurbağalıdere 30 kilometreden
fazla uzunluğu olan ve Kadıköy’den denize dökülen bir deredir. Bu derenin ıslah
edilmesi noktasında 1995 yılından beri Kadıköy Belediye Başkanlığı sürekli
İSKİ’yi, Büyükşehir Belediye Başkanlığını uyarmıştır. Burada yazıların tarih,
numaraları var. Pek çok yazı yazılmıştır ama hiçbir şey yapılmamıştır.
Şimdi, bugün
basında var, öğreniyoruz ki 24 Haziranda bu derenin ıslahıyla ilgili ihale
açılacakmış. Yani, 1995 yılından beri uyarılan, “Bu dereyi ıslah edin. Islah
edilmezse mal kaybı olur, can kaybı olur.” uyarılarına kulaklarını tıkayan bir
belediye yönetimi şimdi açıklama yapıyor ki: “Biz 24 Haziranda ihale yapacağız,
bu dereyi ıslah edeceğiz.”
Değerli
arkadaşlarım, burada sorun yağmur sorunu değil, buradaki sorun doğal felaket
sorunu değil, buradaki sorun yönetim sorunudur değerli arkadaşlarım. Dünyanın
pek çok ülkesinde, özellikle Avrupa ülkelerinde İstanbul’dan, Türkiye’den çok
daha fazla, çok daha yoğun yağmur yağar ama siz Berlin’de, Amsterdam’da,
İngiltere’de Londra’da “Yağmur yağdı, sel felaketi oldu, insanlar öldü.” diye
haber okur musunuz? Okumazsınız çünkü gerekli önlemler alınmıştır, altyapı
yapılmıştır ve dereler ıslah edilmiştir.
Değerli
arkadaşlarım, İstanbul’da on dört tane sorunlu dere vardır. Ne zaman ki yağmur
yağar, bu dereler taşar, taştığı için de oraya yakın olan evleri su basar;
televizyonlarda görürüz, zavallı insanlar eşyalarını kurtarmak için canhıraş
bir şekilde uğraşırlar, didinirler, kaderiyle baş başa kalırlar, işte itfaiye
gelir, oraları boşaltılır ve bir süre sonra unutulur.
Ayamama Deresi’ni
su bastığında, 32 yurttaşımız öldüğünde Sayın Başbakan demişti ki: “Derenin
intikamı ağır olur.” Sayın Başbakan demiştir ki: “Yani siz dere yatağına ev
yaparsanız, siz dere yatağını ıslah etmezseniz intikamı ağır olur.” Peki, Sayın
Başbakan, derelerin intikamının ağır olduğunu biliyorsunuz da 1994 yılından
beri yönettiğiniz İstanbul’a, İstanbul Büyükşehire, İSKİ’ye niçin talimat verip
şu derelerin sorunlarını çözmüyorsunuz, niçin bu dereleri ıslah etmiyorsunuz da
insanlarımızın ölümüne neden oluyorsunuz?
Sayın Başbakan,
sorunlar ortaya çıkınca, felaketle karşı karşıya kalınca çok güzel laflar
ediyor ama insanların lafa karnı tok, insanlar çözüm istiyor, insanlar önlem
istiyor ve insanlar artık yağmur yağdı diye evlerini sel basmasın, araçları
harap olmasın ve yurttaşlarımız, vatandaşlarımız ölmesin istiyor. Bu çağda ve
İstanbul gibi bir büyük şehirde siz dereleri ıslah etmezseniz, siz önlem
almazsanız, siz ne yaparsınız Allah aşkına?
Bugün bir
gazetemiz güzel manşet atmış, diyor ki: “İyi ki Çırağan Sarayı’ndaydı Sayın
Başbakan ve Putin dâhil yabancı konuklar, sokağa çıkmış olsaydı onlar da selde
mahsur kalacaklardı.” Osmanlıdan kalma birkaç binaya sığınıp İstanbul’un geri
kalanlarını seyrederek yöneticilik yapılmaz. İstanbul’un
sorunlarını çözmek lazım. Yapılan nedir değerli arkadaşlarım?
İstanbul’da kent rantları büyük, İstanbul’daki rantlar
herkesin iştahını kabartıyor, öyleyse biz buralardaki yeşil alanları imara
açalım, dere yatağı dâhil her tarafa imar izni verelim, ruhsat verelim,
insanlar bina yapsınlar, insanlar para kazansınlar.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Özyürek, konuşmanızı tamamlayınız.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – AKP’nin zihniyeti bu, AKP’nin zihniyeti şehrin sorunlarını çözmek
değil, eşe dosta, yandaşa rant sağlamak, çıkar
sağlamaktır.
Bu sel felaketi
nedeniyle bir kez daha bu noktada İstanbul’u yönetenlere, Türkiye’yi
yönetenlere bir uyarıda bulunmaya çalıştık. Bir ses geleceği umudumuz yok, bir
cevap verileceği umudumuz yok, önlem alınacağı umudumuz yok çünkü 95 yılından
beri Kadıköy Belediyesinin resmî yazıyla uyarılarını görmezden gelen bir
yönetim bizim buradaki konuşmalarımızı hiç dikkate almayacaktır.
Ben, hayatını
kaybeden oradaki işçinin yakınlarına, ailesine başsağlığı diliyorum, büyük
zarar gören yurttaşlarımıza geçmiş olsun diyorum ve İstanbul’un yaşanılan bir
kent hâline getirilmesi, altyapı sorunlarının çözülmesi dileğimi bir kez daha
tekrarlıyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Özyürek.
Grup önerisi aleyhinde Tayfun İçli, Eskişehir Milletvekili.
Sayın İçli,
buyurun efendim.
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Çok değerli
milletvekili arkadaşlarım, sizleri saygıyla selamlıyorum.
Cumhuriyet Halk
Partisinin grup önerisi aleyhinde söz aldım. Cumhuriyet Halk
Partisinin grup önerisi İstanbul’da yaşanan sel felaketiyle ilgili. Yine
her zaman olduğu gibi, özüne, içeriğine karşı değilim, belki eksik olduğu için
aleyhinde söz aldım, öyle söyleyeyim, bazı arkadaşlar alınıyor çünkü. Neden?
Değerli
arkadaşlarım, dün neyi kutladık? Dün, Dünya Çevre Günü’ydü. Burada, bütün
saygıdeğer milletvekilleri, Dünya Çevre Günü’nün ne kadar önemli olduğuna dair
birtakım şeyler söyledi burada…
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Ama Çevre Bakanı yoktu.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Ama Çevre Bakanı yoktu.
Peki, dün Türkiye
neyi yaşadı? Çok önemli iki şeyi yaşadı. Aslında güz yağmurları değildi, sonbahar
veyahut ilkbaharda yağan o yoğun yağmur değildi, bir yaz yağmuruydu ve yaz
yağmuru nedeniyle başta mega kent İstanbul ve
Türkiye'nin birçok ili bu yaz yağmuru nedeniyle sel felaketiyle karşı karşıya
kaldı.
Peki, ikinci
önemli olay neydi yine Dünya Çevre Günü’nde? Sayın Başbakan ile Rusya Devlet
Başkanı Putin arasında nükleer santral sözleşmesinin imzalanmasıydı. İlahi
adalet! Hep kader diyoruz bazı şeylere.
Peki, bugün ne
konuşulacak? Maden Yasası. Peki, Maden Yasası’nda neler geliyor? Bu işin uzmanları
tarafından, birçok ormanlık ve zeytinlik alanların da bir şekilde
yağmalanacağı, peşkeş çekileceği konuşuluyor.
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Çıkacak onlar, çıkacak.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Peki, daha bugünlerde başka komisyondan çıkan başka bir kanun
nedir? İmarla ilgili, Atatürk Orman Çiftliği -başka nedir- işte, millî
savunmaya ait olan arazilerin, alanların imar planı içerisinde, kimilerine göre
yağmalanma projesi geliyor.
İşte, değerli
arkadaşlarım, Türkiye gariplikler ülkesi. Lafa geldiği zaman, bu kürsülerde,
başka kürsülerde dünyalara laf söylüyoruz, ama iş gerçeğe geldiği zaman farklı
farklı şeyler.
Ama Sayın
Başbakan böylesi ölümlere, böylesi kaderlere hep “kader” diyor. İşte, maden
kazası oldu, insanoğlunun alması gereken tedbirler alınmadığı için 30 canımız
gitti, ölenlere “kader” dedik. Bir başka sayın bakanımız da ölümün
güzelliğinden söz etti “Ölenler güzel ölmüş.” dedi. Yani, siyasiler aslında her
olayı işi kıvırabilmek için ya Allah’a havale ediyor ya da suçu başkalarına
havale ediyor. Dün İstanbul’da meydana gelen… Bir canımız gitti. Bu da mı
kader? Bu da mı Allah’tan geldi? Değerli arkadaşlarım, kader değil. Bu iş, tedbirsizlik. Dere yataklarına konut izni verirseniz
ne olur? İşte yağmur, yaz günü de olsa canlarımızı alır gider.
Değerli
arkadaşlarım, daha birkaç gün önce, yine çevreyle ilgili, yine bu işlerle
ilgili, yine enteresan başka bir olaya tanıklık ettik. Tabii, Türkiye Büyük
Millet Meclisi bunları konuşmuyor. Ne oldu? Sakarya’nın Akyazı ilçesinde
-deprem bölgesi, 99 depreminde binlerce canımız gitti o bölgede- ne oldu? İmar,
rant, rant, para, o açgözlülük, o
Değerli
arkadaşlarım, bunları konuşmamız gerekir.
Şimdi, Cumhuriyet
Halk Partisi verdi, AKP’nin sayısal üstünlüğü var. Ha, şu an şurada 15
milletvekiliniz var. Göreceksiniz, bu oylama geldiğinde -aslında halkımıza
söylüyorum- sayısal çoğunluğu bulmak için koştura koştura gelecekler ve
önergeyi, bu genel görüşme önergesini reddedecekler. Peki, reddedince ne
olacak? Değerli arkadaşlarım, bunların hiçbiri araştırılmayacak,
görüşülmeyecek.
Bir arkadaşımız
tarımla ilgili söz aldığında Tarım Bakanı dedi ki: Kardeşim, denetlenecek de
araştırılacak da, şu yapılacak da, şikâyet edin…
Sayın Bakan, Hükûmetinizle
ilgili hangi konuyu, bu Türkiye Büyük Millet Meclisinde hangi konuyu
araştırdık? Hangi Meclis araştırması kabul edildi AKP oylarıyla? Hangi genel
görüşme kabul edildi? Hangi Meclis soruşturması kabul edildi? Hangi
sorularımıza, sözlü veyahut yazılı sorularımıza Hükûmet olarak cevap verdiniz?
Anayasa 87, Türkiye Büyük Millet Meclisinin en önemli görevlerinden birisi olan
denetleme. Sadece yasa çıkartmak değil, denetleme. Türkiye Büyük Millet
Meclisi, başbakanı ve hükûmeti denetler. Ee, denetleyemiyoruz. Getiriyor sayın
grup başkan vekilleri denetlemeyle ilgili Meclis araştırması, genel görüşme,
Meclis soruşturması. Sorular? Yok. Geçen ay Anayasa değiştiriyoruz diye sözlü
soruları burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinde almadık. Bu ay Sayın Başbakan
öyle istediği için bir ay içinde 30’un üzerinde yasa çıkartacağız “Kabul
edenler… Etmeyenler…” Okusanız anlayamazsınız içeriğini. Anlayamıyor kimse de.
Yağmur gibi geliyor kanunlar. Böyle bir kanun yapma tekniği var mı dünya
demokrasilerinde? Dünya demokrasilerinde başbakanı ve hükûmeti denetlememe diye
bir olay var mı? Ee, burada Anayasa’yı ihlal ediyoruz, İç Tüzük’ü ihlal
ediyoruz. Bizim görevimiz madem Başbakanı ve Hükûmeti denetlemek ise bunun
önündeki engelleri… AKP siyasi iktidarı tarafından engellenmemesi
lazım. Ama bakıyorsunuz, yok öyle bir şey.
Ben milletin
vekiliyim. Millet, Başbakanın ve Hükûmetin denetlenmesini istiyor. Bu rantların, bu yağmaların nereye gittiğini sormak istiyor.
Var veyahut yok; yoksa aklanırlar. Ama bir yol bu. Buna bir izin verilmesi
lazım.
Madende “kader”
dedik, madende 30 can. Şimdi, o da sansürlendi, artık o konuşulmuyor.
Türkiye’de siyasi iktidarın istedikleri konular konuşuluyor. Siyasi iktidar,
gizli olması gereken, gizli soruşturmalardaki birtakım belgeleri himaye ettiği
için servis ediyor medyaya, medya onları yazıyor, manşet...
Ee, peki, değerli
arkadaşlarım, bu ülkede işçinin durumu malum, çiftçinin durumu malum. Bu yaz
yağmurları nedeniyle de oldukça da büyük zarara uğradılar. Tarım Bakanının
cevap vermesi lazım bu zararlar karşılanacak mı karşılanmayacak mı? Cevap yok.
Hemen gitti Sayın Bakan. Konuştu, beş dakika konuştu. Pardon, beş dakika
konuşan milletvekiline yirmi dakika cevap verdi, gitti. E, kardeşim, çiftçi
zor, çiftçi çok zor durumda. E, işçi, memur, esnaf, emekli… Hadi onları geçtik,
onların bir şekilde de kendilerine, ailelerine bakabilecek gelirleri var.
Kardeşim, işsizler, işsizler… Üniversite açıyoruz, evlatlarımızı üniversite
mezunu yapıyoruz; üniversiteden mezun olduktan sonra iş bulamıyorlar, annelerinin
babalarının evlerinde işsiz olarak oturuyorlar. Peki, bu sorun Hükûmetin sorunu
değil mi? Peki, bu sorunu diğer siyasi partiler sorduğu, “Yahu, gel kardeşim,
şunu bir araştıralım, bir genel görüşme yapalım. Bu ülkenin menfaatleri neyi
gerektiriyor?” dediği zaman, buna “Buyurun.” demesi gerekmez mi Hükûmetin?
Hükûmetin böyle bir derdi yok. Hükûmetin derdi, Yunanistan’a 10 bakanla
gidecek, 10 milletvekiliyle gidecek; Brezilya’ya gidecek, İran’la ilgili
sorunları çözmeye çalışacak, İsrail’le Filistin arasında veyahut İsrail’le
Suriye arasındaki meseleyi çözmeye kalkacak. Sayın Başbakan, elbette ki sana
böyle bir vahiy gelirse, bir güç gelirse, bir şey gelirse yap, ona bir şey
dediğimiz yok ülke yararına olursa ama kardeşim, sen önce, Filistin’in hakkından
önce bu ülkede yaşayan vatandaşın hakkını koruyacaksın, onun meseleleriyle
ilgileneceksin. Bakın, şimdi İstanbul’da toplanıyorlar, yine çıkmadı, çabaladık
mabaladık İsrail’i kınama çıkmadı; kendi ülkende İstanbul’da çıkmadı, Birleşmiş
Milletlerde çıkmadı, NATO’da çıkmadı, Avrupa Birliğinde çıkmadı ama Sayın
Başbakan kükrüyor her yerde.
Yani, değerli
arkadaşlarım, işte bunlar, bu konular Türkiye Büyük Millet Meclisinde
konuşulacak. Biz haksız konuşuyorsak, muhalefet milletvekilleri haksız
konuşuyorsa çıkacak Sayın Başbakan, görevli bakanlar, diyecek ki: Kardeşim, sen
haksızsın, bak biz bunu yaptık. Borcumuzun ne olduğu belli değil -iç ve dış
borç- dolar fırlıyor, borsa işte, kendine göre birtakım yol… Altın fiyatı
çıkmış, insanlarımızın borcu artmış ama bizim meselemiz, biz dışa karşı şey
yapıyoruz.
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Dolar senin döneminden daha düşük seviyede. Sen 1.700’de bıraktın
doları. Doları 1.700’den bıraktınız yahu!
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Değerli Milletvekili Arkadaşım, sen istediğin kadar oradan bana laf
at çünkü bu taktikleriniz, bu şeyiniz artık çöktü.
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Doları kaçtan bıraktın sen?
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – “Doları kaçtan bıraktın?” değil, ülkenin borcunun ne kadar olduğunu
söyle. Sen, çiftçinin…
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – 1.700’dü.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Bakın, et bulamıyor et, et getiriyorsunuz. Televizyonlarda, 80 tane
dana getirildiği iddia edilmiş.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET CEMAL
ÖZTAYLAN (Balıkesir) – 88 tane…
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – 88… Özür dilerim, arkadaşım düzeltiyor bak, yine…
BAŞKAN – Sayın
Tunç… Arkadaşlar…
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Eksi 9 küçülttüğünüz günleri unutmayın!
BAŞKAN - Buyurun
Sayın İçli, konuşmanızı tamamlayın efendim.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Bitireceğim efendim.
…AKP’li
milletvekili arkadaşım düzeltiyor, ben küsuratları attım.
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Eksi 9 küçülttünüz memleketi, eksi 9 küçülttünüz!
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – 88 dana getirmişiz. Televizyonlarımızda, yandaş medyamızda o
danacıkları görüyoruz ve yorulmuşlar da yoruldukları için de…
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yahu, hiç utanma yok mu!
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – “Utanma” kelimesini alırım, aldığım gibi gönderirim sana!
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Eksi 9 küçülttünüz, bu millet unutmadı, unutmadı!
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Hiç cevap verme sen! Terbiyeli konuş her şeyden önce!
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Dolardan bahsediyorsun…
BAŞKAN – Bakın…
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri…
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – 1.700’e çıkardınız!
BAŞKAN – Sayın
İçli, Sayın Tunç...
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Siz, orada bana laf atıcı timleri olarak istediğiniz kadar atın.
BAŞKAN –
Arkadaşlar, karşılıklı konuşmayın lütfen.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Her şeyden önce, hicap duymanız lazım ülkenin bu durumundan. Bir
milletvekili olarak kendi genel başkanınızı savunabilirsiniz ama…
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – 20 tane bankayı siz batırmadınız mı?
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – …ülkenin bu hâle
getirilmesinden hicap duymanız lazım ama keyif alıyorsunuz.
YILMAZ TUNÇ (Bartın)
– Bu milletin 50 milyar dolarını peşkeş çekmediniz mi?
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Türkiye, en büyük yolsuzluğunu yaşıyor, en büyük…
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – 50 milyar doları sen peşkeş çekmedin mi?
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Sayın Başkan, keyif alıyorsunuz herhâlde!
BAŞKAN – Efendim…
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Müdahale edin… Görmüyor musunuz?
BAŞKAN – Müdahale
ettim efendim, 2 kere söyledim “Karşılıklı konuşmayalım.” diye.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Olur mu efendim? Müdahale edeceksiniz…
BAŞKAN – Olur
efendim, hayhay…
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – E siz de lehe konuşun!
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Ama lehe konuş… Bakın, söyledim, aleyhe konuşuyorum dedim başında
ve bu iş böyledir.
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Lehe konuşmak için söz aldınız aleyhe konuşuyorsunuz.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Buraya, Meclis şeyi geldiği zaman, gündem, bunlar konuşulur.
Rahatsız olursanız, çıkarsınız cevap verirsiniz ama burada terbiye sınırlarını
aşan laf atmalarla bu olmaz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın İçli.
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Dolardan bahsediyorsunuz ayıptır ya!
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Bahsediyorum, bahsediyorum…
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – 600 lirayı 1.700’e çıkarmadın mı?
BAŞKAN -
Arkadaşlar, sayın arkadaşlar…
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) - Utanmadınız mı?
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Ne diyorsun?
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, lütfen… Sayın Tunç…
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) - Terbiyeni takın, terbiyeli konuş!
BAŞKAN -
Arkadaşlar… Arkadaşlar… Karşılıklı konuşmayalım lütfen.
Buyurun Sayın
Bahçekapılı.
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, İç Tüzük 60’a göre kısa bir açıklama
yapacağım, yerimden.
BAŞKAN – Buyurun
efendim.
V.- AÇIKLAMALAR (Devam)
4.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın,
Eskişehir Milletvekili H. Tayfun İçli’nin, lehte söz alıp aleyhte konuştuğu ve
konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın İçli lehe
görüş bildirmek için söz aldı, aleyhe konuştu, bazı eleştirilerde bulundu,
hiçbir somut gerçekliği ulaşmayan sadece sözsel sataşmalarda bulundu.
Bu bağlamda
söylediği bir şeye açıklık getirmek istiyorum. Kendileri dediler ki: “Türkiye
Büyük Millet Meclisinin önemli görevlerinden birisi de denetleme görevidir. Biz
soru soruyoruz, cevap alamıyoruz, yazılı soru soruyoruz cevap alamıyoruz, sözlü
soru soruyoruz cevap alamıyoruz.” Kendilerine bir bilgi vermek istiyorum,
rakamlarla konuşmak istiyorum. Tabii ki soyut cümlelerle söylemek çok kolay ama
rakamlar karşısında susmak gerekiyor. Örneğin, 23’üncü Dönemde, iki yıl on bir
aylık zaman zarfı içinde 2.096 tane sözlü soru sorulmuş, bunlardan 1.324 tanesi
cevap bulmuş. Yani, oranlarsak, yüzde 63,2 cevaplandırma oranı olmuş. Aynı
şekilde, yine 23’üncü Dönemde, iki yıl on bir ayı baz
alarak söylemek istersem, 14.858 yazılı soru olmuş, cevaplandırma ise 7.555
civarında olmuş, oranlama ise yüzde 50,8.
Bunu Tayfun
İçli’nin bilgilerine sunmak istedim.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
H.TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Sayın Başkan, ben bunları çok iyi biliyorum, bana anlatmasın;
onlar hikâye.
BAŞKAN –
Saygıdeğer arkadaşlarım, muhalefet–iktidar ilişkilerinde tabii ki, bu tip
gerekçeler, savunmalar, karşılıklı sataşmalar olur. Bunları biraz doğal
karşılamamız gerekir. İktidar cevap verir, muhalefet eleştirir, normaldir. O
bakımdan, biraz daha toleranslı olalım. Yalnız, bu konuşmalar sırasında
karşılıklı olarak birbirimize hitap ederken daha dikkatli olmayı tavsiye
ediyorum.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Sayın Başkanım, aleyhte diye söz alınıp lehte, lehte diye söz alınıp
aleyhte konuşabiliyoruz, bunlar hep oluyor. E, bu iktidar da fakir fukaranın
lehine diye gelmişti aleyhine çalıştı. Bunlar olan şeyler.
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ya, uymadı örnek birbirine.
BAŞKAN – Evet,
böyle espriler olur; teşekkür ederim.
VII.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
1.- (8/10) esas numaralı genel görüşme önergesinin ön
görüşmelerinin Genel Kurulun 9/6/2010 Çarşamba günkü
birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN – Evet,
lehte Mehmet Şandır, Mersin Milletvekilimiz, aynı zamanda grup başkan vekili.
Sayın Şandır,
buyurun efendim.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Çok teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabii, Sayın Bahçekapılı ile Sayın İnce’nin bir zamanlardaki yol arkadaşlığı
bugün espriye sebep oluyor, hoşluk oluyor ama bugün bir acıyı konuşuyoruz,
bugün bir ayıbımızı konuşuyoruz. İstanbul’u gene sel aldı ve bir vatandaşımız
hayatını kaybetti. Tenkit için söylemiyorum, çok sayıda saygıdeğer İstanbul
milletvekilleri var. İnanıyorum ki onlar da bu sonuçtan üzüntü duyuyorlardır,
İstanbul halkına karşı üzüntü duyuyorlardır.
Bir suçlamak
anlamında söylemiyorum, ama her sene bu mevsimde -henüz daha sel mevsimi de
gelmedi, yani eylülde, ekimde- İstanbul’da bu sel faciasını yaşamak
Türkiye’mize yakışmıyor. 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul, göz bebeğimiz
İstanbul, Türkiye’mizin, dünyamızın incisi İstanbul’da her sene bu tür
manzaralar, bu görüntüler bizi utandırmalı. Türkiye’yi başta yönetenler olmak
üzere, Türkiye’nin karar verici aydınları, herkesi utandırmalı.
Dün yine bir
vatandaşımız hayatını kaybetti. O insanımızın sorumlusu kim olacak, çocuklarına
nasıl anlatacağız? Çevre Günü’nü kutladık, Sayın Öztürk dün burada güzel bir
konuşma yaptı, biz de duyarlılıklarımızı ifade ettik. Yani, sürdürülebilinir
bir çevreyi koruyarak büyümeyi nasıl gerçekleştireceğiz? Büyüdüğümüz iddia
ediliyor, ama bu büyüme eğer çevreyi gelecek nesillere bırakamıyorsa veya
bugünkü nesillerin hayatını garanti altına almıyorsa bu büyümenin kalitesinden
nasıl bahsedeceğiz? Artık büyüme gayrisafi millî hasıladaki
artışlarla ölçülmüyor, insana verdiği huzurla ölçülüyor. Eğer insanımız,
dünyanın incisi, göz bebeği İstanbul’da yaşamanın korkusuyla yaşıyorsa, acaba
bir sel felaketine veya bir sokak hareketine kurban gideceğim korkusuyla
yaşıyorsa, bu büyümenin varlığından kim kendine pay çıkartabilir, nasıl
övünülebilinir?
Değerli
milletvekilleri, dün, maalesef İstanbul’un özellikle Anadolu yakasında aşırı
yağışlardan dolayı… Hiç itiraz etmiyorum, tabii ki Allah’tan gelene diyecek bir
şey yok, sel felaketi, ama kul olarak, insan olarak, yöneticiler olarak
alınması gereken tedbirleri alıp almadığımızı sorgulamak sorumlusu biziz. Bunu
bir defa yaşamıyoruz, her sene yaşıyoruz.
Değerli
milletvekilleri, 1995’te ilk başlayan, işte, bu İstanbul’u sel götürme süreci
her sene tekrarlıyor. Geçen seneki hadiseyi nasıl unuturuz, bir felaketti. 32,
34, 36 kişi, muhtelif rakamlar ifade ediliyor, insanımız o sel felaketinin
önünde devleti aradı ama devlet maalesef birtakım temennilerden öte bir şey
söylemedi. Sayın Hükûmetin ortaya koyduğu gerekçeleri, getirdiği izahları yani
gerçekten komedi.
Bir sayın
milletvekili, Sayın Başbakana soru sormuş, demiş ki… Başbakanın bir beyanı
vardı: “Bu dere yataklarında imar vermemek lazım, imara açmamak lazım.” Sayın
Başbakanın böyle bir beyanı vardı, Sayın milletvekili de soruyor, diyor ki: “Bu
verilen imarları iptal etmeyi düşünüyor musunuz?” Cevap yok.
İmar verilmemeli,
eyvallah. Veren kim? İstanbul’u yaklaşık on yedi yıldan bu yana siz
yönetiyorsunuz değerli iktidar partisi grubu. Artık mazeretiniz yok. Ne yeriniz
dar ne yeniniz dar. Alınması gereken tedbirleri almak gibi bir sorumluluğunuz
var, göreviniz var. Gazze’de ölen Müslümanların, insanların acısını duymanız
takdir edilebilinir ama kendi insanınıza bu kadar bigâne kalmanızı nasıl izah
edeceğiz, nasıl ifade edeceğiz? Bir defa değil ki, her sene. Daha sel felaket
mevsimi de gelmedi; eylülde, ekimde daha nelerin olacağını bilmiyoruz.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Bir de AKP’yi önüne katsa…
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Bir başka hadise: Yani bu sel dediğimiz, aşırı yağışlar dediğimiz
hadise iklimin, coğrafyanın karakteri, bu oluyor ama akıl da, teknik de, imkân
da buna tedbir geliştirmek imkânı veriyor. Bu imkân elimizdeyken bunu niye
kullanmıyoruz da her sene böyle bu kürsülerden birbirimizi hırpalarcasına
acımızı ifade etmek zorunda kalıyoruz?
Değerli milletvekilleri, bakınız, geçen sene yaşanan felaketten
sonra -ben tabii burada bir tenkidi de
ifade etmek durumundayım- geçen sene eylül ayında, 9 Eylül tarihinde İstanbul
ve Trakya’da aşırı yağışlar dolayısıyla yaşanan sel felaketi sonucunda, bize
göre 36 insanımızın hayatını kaybetmesi sonrasında, Meclisimizde hemen her
siyasi parti, İstanbul’un yaşadığı bu sorunun araştırılıp tedbirlerinin
belirlenmesi ve bu yönde yetkililerin, görevlilerin uyarılması yönünde
araştırma önergeleri verdiler. Ortak bir talep
olarak denildi ki: “Meclisimiz, Genel Kurulumuz bir komisyon kursun ve bu
komisyon çalışsın, sebepleri belirlesin.” Sebepler biliniyor. O zaman, bir soru
çıkar ortaya: Bilinen sebeplerin tedbiri niye alınmıyor? Ama iyi niyetle, bu
sebepler belirlensin, önlemler araştırılsın ve Hükûmete tavsiyelerde bulunulsun
diye…
Milliyetçi
Hareket Partisi olarak biz, 12 Ekim 2009 tarihinde (10/459) sıra sayılı
Araştırma Önergesi’yle böyle bir komisyonun kurulmasını burada talep ettik.
Bunun gündeme alınmasını da Danışma Kuruluna getirdik. Maalesef, burada on dakikalık
bir görüşmeyle mesele geçiştirildi.
Daha sonra,
Aralık ayının 3’ünde, yine 2009 yılında (10/532) sayılı Araştırma Önergesi’yle,
İstanbul milletvekillerimiz başta olmak üzere, İstanbul’un sorunları
araştırılsın Meclis olarak, Genel Kurul olarak, bu Meclise 70’ten fazla
milletvekili veren İstanbul’un sorunlarını bu Meclis araştırsın diye bir önerge
verdik. Yine, iktidar partisi, sayısal çoğunluğuyla, parmak çoğunluğuyla bu
önergeyi de reddetti.
Ne olacak yani?
İstanbul, kaderini yaşayacak: Sel olacak, ölecek; efendim, yangın olacak,
yanacak; patlama olacak, parçalanacak. Bunu İstanbul halkına nasıl reva
görürsünüz? Bakın, İstanbul konuşuluyor, İstanbul milletvekilleri konuşmaktan
imtina ediyor. İstanbul halkına borcumuzu nasıl ödeyeceğiz değerli milletvekilleri?
Kendi çaresizliğinde, kendi sahipsizliğinde yok mu sayacağız İstanbul’un
çektiği çileyi? Onun için, bu genel görüşmenin yapılması gerekiyor. Yani, evet,
ülkemizi yöneten siyasi iktidarın bölge ve dünya sorunlarına karşı
duyarlılığını, bu konuları uluslararası düzlemde dile getirmesini milletimiz
izliyor ama önce şu evimizin içini bir süpürelim ya, şu evimizin önünü bir
süpürelim ki sokağın kirliliğinden dertlenelim. Dolayısıyla İstanbul’la ilgili,
öznesi İstanbul olan bir genel görüşme açılmasını çok gerekli, çok elzem ve
gecikmiş bir görev olarak görüyorum. Hatta bu konuyla ilgili bir İstanbul
komisyonu kurulmasını…
Yani, düşünün
değerli milletvekilleri, dün, Asya devletlerinin liderlerini İstanbul’a
topluyorsunuz, kocaman kocaman da laflar ediyorsunuz ama o sözlerin söylendiği
salonun elli metre ilerisinde insanlar sele kapılıp ölüyorlar. Bunu kendimize
nasıl yakıştırıyoruz? Bunu nasıl sıradan, olağan bir durum olarak
görebiliyorsunuz? Ben, öncelikle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin… Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu bu genel görüşme,
Milliyetçi Hareket Partisinin hazırlamış olduğu, İstanbul milletvekillerinin
hazırlamış olduğu yine genel görüşme talebinin Adalet ve Kalkınma Partisi,
iktidar partisi grubu tarafından da dikkate alınarak, bunu bir mesele yaparak,
bunu sahiplenerek İstanbul halkına olan borcun ödenmesini talep ediyorum,
saygının gereği talep ediyorum ama maalesef bu konuşmaları yapıyoruz, burada
bir sayın bakan yok. İstanbul’da böyle bir felaket olmuş, Hükûmet gelip
Genel Kurula bilgi vermek gereğini duymuyor. Genel görüşme açalım, ön
görüşmelerini yapalım diyoruz, ilgi yok.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Şandır konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) - Biraz sonra bunun olmadığını hep beraber… Havaya kalkan
parmaklarınız İstanbul halkının gözüne girecektir değerli iktidar partisi
milletvekilleri. Bu genel görüşmenin açılmasını istemeyen parmaklarınız
İstanbul halkına saygısızlık olacaktır. Türkiye, gerçekten yeni bir yüzyılın
ilk çeyreğinde, dünya lideri, küresel güç olma iddialarını taşıyan bir
iktidarın yönetiminde bu aczi ayıba dönüştürmemelidir. İstanbul’da yaşanan
hadise bu iktidarın ayıbıdır, Türkiye'nin ayıbıdır. Bunu parmaklarınızla tasvip
etmenizi, desteklemenizi… Öncelikle -sizleri tenzih ediyorum, size yakıştırmam-
inanıyorum ki bu genel görüşmenin açılmasına sizler de onay vereceksiniz çünkü
Milliyetçi Hareket Partisi de hazırladı ama burada sizin tavrınızı görmek
istiyoruz.
İstanbul halkına
saygının gereği, Çevre Günü’nün gereği bu genel görüşmenin açılması lazım. Sizi
duyarlılığa, sorumluluğa ve insana saygıya davet ediyor, saygılar sunuyorum.
(MHP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Evet, Cumhuriyet
Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde son konuşmacı Mustafa Öztürk, buyurun
efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ben Cumhuriyet Halk
Partisini garipsiyorum, şundan dolayı garipsiyorum: 1993 yılında Ümraniye’de
çöp kayması oldu ama medyanın kamuoyuna yansıtmasıyla “çöp patlaması” diye
yansıdı ve 30’a yakın kardeşimiz öldü, 30’a yakın insan öldü. Ölüm nedeni de
neydi biliyor musunuz? Ölüm nedeni ranttı, rant.
Burada, belediye başkanı
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Ayamama’da 32 kişi öldü, 32 kişi.
VAHAP SEÇER (Mersin) – Yani her oraya çıkan Cumhuriyet Halk
Partisine hakaret etmek zorunda mı!
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - Yine altını çizerek söylüyorum, İSKİ’de skandallarla geçmeyen bir
gün yok…
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – 94’ten bugüne ne yaptınız, onu bir anlatın bakalım.
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - …ilgililer her türlü soruşturmaya ve şeye tabi tutuluyor. Bugün
evlerimizden, İstanbul’daki evlerimizden şakır şakır sularımız akıyor ama bunu
anlayan yok.
Sene 2008, Meclis
bununla ilgili bir araştırma yapmış, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşların
bundan haberi yok! Bu rapor yayınlanmış, Meclisin arşivlerinde var. Nerede ne
olacağı, nasıl olacağı net olarak belli olmuş, Cumhuriyet Halk Partili
arkadaşlar uyuyor ve araştırma önergesi veriyor.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Sel gelmedi mi? Sel yok mu?
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - Yani nasıl olur bu, ben anlamıyorum. Yani kendi arkadaşları da buna
katılmışlar, kendilerinden arkadaşlar da var.
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Başkan, gürültüden duyamıyoruz arkadaşımızı.
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - Dünya bağırıyor, dünya bağırıyor, beyler, dünya bağırıyor “Küresel
ısınma var.” diye.
VAHAP SEÇER
(Mersin) – Sen tarih öncesini anlatıyorsun, düne gel, dünkü felakete gel!
BAŞKAN – Sayın
Öztürk, biraz geride olursanız, sesiniz çok yüksek şekilde oluyor.
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – Efendim?
BAŞKAN - Çok
yüksek çıkıyor ses diyorum, yani biraz daha…
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ama, efendim, söz atmasınlar
o zaman. Doğal olarak sesini yükseltiyor.
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – Dünyada küresel ısınmadan dolayı yer yerinden oynuyor, Cumhuriyet
Halk Partisinin bundan haberi dahi yok!
VAHAP SEÇER
(Mersin) – 2010’a gel Hocam, 2010’a gel sen!
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - Dünyada özellikle küresel ısınmanın sel felaketine, kuraklığa,
iklim değişikliğine neden olacağı herkes tarafından bas bas bağırılıyor, ani
yağışların artacağı, sel felaketlerinin artacağı, tufanların artacağı,
kuraklıkların artacağı söyleniyor, Cumhuriyet Halk Partisinin haberi dahi yok
dünyadan!
Dünya nereye
gidiyor? 2012 yılından sonra yepyeni bir eylem planı devreye girecek…
VAHAP SEÇER
(Mersin) – 1940 model siyasetçi gibi konuşuyorsun, 2010 model konuş! Günümüze
gel, günümüze!
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - …Cumhuriyet Halk Partisinin hiçbir şeyden haberi yok! Nasıl oluyor?
Lütfen bu konuda araştırma yapınız, lütfen bu konuda inceleme yapınız. Bir
teklif yaparken sağlıklı teklifler yapınız.
Bakın…
ORHAN ZİYA DİREN
(Tokat) – Hangi dünyada yaşıyorsun?
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - Ne diyorduk dün: “Kırk yılda bir bu yağışı bu kadar şiddetli
gördük.” Şimdi ne diyoruz: “Beş yılda bir bu yağışı, bir yılda bir bu yağışı
şiddetli görmeye başladık.” Niye? İklim değişikliğinden
dolayı. Beyefendi diyor ki: “Almanya’da bu yok.” Yazıklar olsun,
yazıklar olsun sizin bu bilginize. Almanya’da bu olaylar sık aralıklarla
oluyor, İngiltere’de bu olaylar sık aralıklarla oluyor, Amerika’da bu olaylar
sık aralıklarla oluyor, Türkiye’de de oluyor. İklim değişikliği olayından bütün
ülkeler anormal derecede etkileniyor. Yaptığımız raporda, çalışmada ne diyor
biliyor musunuz? Türkiye’nin güney bölgesi kurak iklim bölgesine girecek. Neden
dolayı? Küresel ısınmadan dolayı.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) - Dua mı ediyorsun olsun diye.
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - Türkiye’nin kuzey bölgesi ne olacak? Aşırı yağışlar olacak. Beyler,
Antalya’da on beş gün önce sel felaketi olmadı mı?
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Antalya’da selde yedi saat ilk yardım beklediler, neredeydiniz?
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - Siz konuyu bilmiyorsunuz, her konuya maydanoz oluyorsunuz…
BAŞKAN – Sayın
Öztürk, sataşmayın lütfen.
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – …bilmediğiniz her konunun maydanozu oluyorsunuz... (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Öztürk ,lütfen.
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - …maydanoz olma lütfen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bilmediğin
her konuya maydanoz oluyorsun.
BAŞKAN – Sayın
Öztürk, Genel Kurula hitap ediniz.
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – Lütfen, bildiğin konuda konuş. Lütfen… Tamam mı?
OKTAY VURAL
(İzmir) – El kol hareketi yapma!
MUHARREM VARLI
(Adana) – Talebe mi azarlıyorsun, ne konuşuyorsun!
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – Dolayısıyla, diyoruz ki, bu dünya felaketi bütün ülkeleri olumsuz
etkilediği gibi tabii ki bizim ülkemizde de olumsuz etkiler meydana getiriyor.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) - Yedi saat ağaca tutundular.
ORHAN ZİYA DİREN
(Tokat) – Kader deseydin.
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – Evet, İstanbul’da Anadolu yakasında dün bu olaylar, bu
olumsuzluklar yaşanmıştır. Bu olumsuzluklarla ilgili önümüzdeki günlerde ciddi
çalışmalar, ciddi önlemlerle ilgili çalışmalar başlamıştır. Ben sadece şunu
söylüyorum, vicdan sahiplerine bunu söylüyorum: Otuz dakikada yağan yağış
miktarı ne kadar, biliyor musunuz?
MUHARREM VARLI
(Adana) - Ağlama, ağlama.
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - Bir günde yağan yağmur miktarı ne kadar, biliyor musunuz? Bir ayda, haziran ayında yağan yağış miktarına eşit. (CHP ve
MHP sıralarından gürültüler) İnsaf… İnsaf… Senin de iline bu yağış olduğu zaman
sen ne diyeceksin?
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Allah başınıza yağdırıyor, yumruk kadar doluyu başınıza
yağdırıyor.
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - Dün İstanbul’u susuz bırakanlar, dün İstanbul’u çöp dağlarına gark
edenler, dün bir tane derenin dahi ıslahını yapamayan belediye yönetimleri…
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Siz yapın şimdi. Siz niye yapmıyorsunuz?
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - …çıkmış diyor ki: “Ben genel görüşme yaptırmak istiyorum.” Böyle
anlamsız bir teklif neden yapılabilir?
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Dün selden 1 vatandaşımız öldü. Dün, dün!
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - O zaman soruyorum size: Edirne’de sel felaketi oluyor, niye önlem
almıyorsunuz? Ben Edirne Belediyesini suçluyor muyum? Silivri’de sel felaketi
oluyor, ben Silivri Belediyesini suçluyor muyum?
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Dün 1 yurttaşımız hayatını kaybetti. Hangi önlemi aldınız İstanbul’da?
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - Antalya’da sel felaketi oluyor, ben Antalya Belediyesini suçluyor
muyum? İzmir’de sel felaketi oluyor, ben İzmir Belediyesini suçluyor muyum?
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Daha ne yapacaksın? Daha ne yapacaksın?
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - Diyorum ki dere yataklarındaki evlerin tamamını kaldırsanız dahi-
altını çizerek söylüyorum- dere yataklarının… (CHP ve MHP sıralarından
gürültüler)
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Bağırma! Bağırma da doğruları söyle. Bağırma!
ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir)
– Doğruları bilmiyor ki.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Dere yataklarını işgal ettirip…
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - …içindeki evlerin tamamını kaldırsanız dahi…
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Doğruları bilmiyor ki.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Ayamama Deresi’ne kim iskân…
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - …küresel ısınmadan dolayı yeryüzünde sel felaketleri olur.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Bağırma, bağırma da doğruyu söyle.
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Evet, cevap ver, cevap.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Doğruları söyle, Ayamama Deresi’ni kim işgal ettirmişti? On altı
senedir kim var orada?
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – Ya…
BAŞKAN –
Arkadaşlar, lütfen… Lütfen, sayın milletvekilleri…
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – Beyler, sizler konuya vâkıf olmadan, konuyu bilmeden böyle hissî bir
şekilde konuşuyorsunuz.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – On altı senedir kim idare ediyor belediyeyi?
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Hayır, siz ne biliyorsunuz?
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - Bu konuları siyaset aleti yapamazsın.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Palavra atma, palavra!
BAŞKAN – Sayın
Ağyüz, lütfen.
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – Sen çöp dağlarının cevabını ver, İstanbul’u susuz bıraktığın
günlerinin cevabını ver.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Ayamama Deresi’ni kim işgal ettirdi?
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – Sen İstanbul’da rüşvetin ayyuka çıktığı günlerin hesabını ver.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Bilerek yalan söylüyorsun, yalan!
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – Senin hesap vermeye…
BAŞKAN – Sayın
Öztürk…
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – 1 milyon doları kim aldı, 1 milyon doları?
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – Evlerde su akmayan günlerin hesabını ver. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) Sen İstanbulluya lağım suyu içirdiğin günlerin hesabını ver.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – 1 milyon doları kim aldı, kim?
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - Sen neyin hesabını vereceksin?
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Kim aldı, kim?
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - Yüzde 60’tı şebeke suyunda kaçak, yüzde 60! Bugün yüzde 20’lere
indi.
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Gemilerin hesabını ver, gemilerin!
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - Sen bunun hesabını ver.
Onun için diyoruz
ki, beyler, bu tip çalışmalar yapıldı.
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Villaların hesabını ver, gemilerin hesabını ver.
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – Bu Meclisimiz bu çalışmaları yaptı.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) - Yapıldı da niye insanlar ölüyor, niye?
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – Önemli raporları ortaya serdi. Cumhuriyet Halk Partili milletvekili
arkadaşlarımız da bunun altına imzasını attı.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Aynı şeyi tekrar etme, aynı şeyi tekrar etme papağan gibi.
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – Böyle bir gensoru, böyle bir genel görüşme çalışmasının Meclisin
vaktini çalmak olduğuna inanıyorum.
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Çalmak konusunda üzerinize yoktur!
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – Meclisin vaktini alıyorlar.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sen alıyorsun, sen. Sen Meclisin vaktini alıyorsun.
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – İklim değişikliği olayından dolayı bu tip olaylar, olumsuzluklar
olur.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Sen Ayamama Deresi’nin hesabını ver.
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – Ondan dolayı, lütfen diyoruz, lütfen…
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Ayamazsınız zaten, ayamazsınız.
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – Ayamama Deresi ve diğer derelerle ilgili… Lütfen…
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Ayamama Deresi’nin hesabını ver, Ayamama Deresi’nin.
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – Şu anda İstanbul’da…
Biraz önce
arkadaşımız diyor ki…
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Çevirme çevirme!
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - … “On dört tane dere var.” diyor. İstanbul milletvekili bu
arkadaşımız.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – “On dört sorunlu dere” dedim, on dört sorunlu dere.
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – Ben İstanbul’da otuz seneden beri hizmet yapan bir insanım.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Boşuna gezmişsin, boşuna.
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – Hatay Milletvekiliyim ama otuz seneden beri İstanbul’dayım.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Lafa gezmişsin lafa.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Hatay’a hayrın yok ki senin, niye milletvekili oldun!
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – Bir genel görüşme yaparken kaç tane dere olduğunu bil yahu.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Sen sadece rant kovalamışsın!
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – Lütfen… On altı tane dere var İstanbul’da.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – On dört sorunlu dere…
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – Daha sizin dere yataklarından haberiniz yok ya. Vatandaşı ziyaret
etmiyorsunuz ki. Vatandaşın derdiyle…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) - Dinlememişsin ki, dinlememişsin ki.
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - …ilgilenmiyorsunuz…
BAŞKAN - Sayın
Öztürk… Sayın Öztürk...
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - Bir çalışma yapılırken belgeler sağlam olur.
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Dinlemesini bilmiyorsunuz, dinlemesini. Anlamamışsınız.
BAŞKAN –
Arkadaşlar, lütfen sakin olalım.
Sayın Öztürk,
konuşmanızı tamamlayınız efendim.
Buyurun.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Yeter, yeter… Zaten konuşacak bir şey kalmadı.
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Ben diyorum ki:
Türkiye'nin her ilinde bu olaylar var. Sadece İstanbul’a indirgeyerek böyle bir
olay olamaz. Küresel ısınmadan dolayı, iklim değişikliğinden dolayı…
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Yahu, küresel ısınmayla ne alakası var bunun?
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - …bu olaylar sık aralıkla…
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Küresel ısınmayla ne alakası var?
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – Cahillik yapmayalım. Yarım saatte
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Sen tedbir alacaksın, tedbir!
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) – Alın Meteorolojiden bilgiyi, cahil bilgiyle vatandaşımızın zihnini
bulandırmayalım diyorum.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) - Boşa hizmet yapmışsın sen, boşa!
MUSTAFA ÖZTÜRK
(Devamla) - Ben hepinizi saygıyla selamlıyorum. Gününüz aydın, geleceğiniz
parlak olsun diyorum. [AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından
alkışlar(!)]
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Efendim
Sayın İnce?
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Sayın Milletvekili “Cumhuriyet Halk Partililer uyuyor.” ve
“Cumhuriyet Halk Partisinin zihniyeti şudur şudur…” diyerek grubumuza alenen
hakaret etmiştir. İzin verirseniz cevap vermek istiyorum.
BAŞKAN – Buyurun
Sayın İnce. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın İnce, iki
dakikalık süre veriyorum size.
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Hatay
Milletvekili Mustafa Öztürk’ün, grubuna sataşması nedeniyle konuşması
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın
Milletvekilini gerçekten tanımıyorum ben. Az önce öğrendim, Hatay
Milletvekiliymiş ve İstanbul Belediyesi ekibindenmiş. Şimdi “Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu uyuyor.” diyor. Uyumak insana özgü bir şeydir. Onu bilmem ama bu
grupta da çok fazla uyanık var, bu kesin. Orada uyumadığımız kesin ama burada
uyanık olduğu çok kesin. Daha bugünkü gazete “Eski Maliye Bakanının kızları beş
ayda 7 milyon liralık ihale aldı, işler tıkırında.” diyor. Çok fazla uyanık
olduğunu biliyorum. İstanbul Belediyesinde en fazla çalışan komisyon hangisidir
biliyor musunuz? İmar Komisyonudur.
MEHMET CEMAL
ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Türkiye’de böyle, bütün belediyelerde böyle.
MUHARREM İNCE (Devamla)
– Rant işidir, bunu hepimiz biliyoruz.
Siz Cumhuriyet
Halk Partisi zihniyeti sayesinde buradasınız. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı
gerçekleştiren, devrimleri gerçekleştiren ve arkasından çok partili yaşamı
hayata geçiren Cumhuriyet Halk Partisi sayesinde buradasınız.
METİN KAŞIKOĞLU
(Düzce) – Siz hâlâ uyuyorsunuz ya! Uyanın! 1930’larda kalmışsınız.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen arkadaşlar…
METİN KAŞIKOĞLU
(Düzce) – Uyanın, 2010’a geldik, uyanın ya!
MUHARREM İNCE
(Devamla) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…
METİN KAŞIKOĞLU
(Düzce) – “Uyumuyoruz.” diyorsun, hâlâ 1930’dan bahsediyorsun.
BAŞKAN –
Arkadaşlar, lütfen… Metin Bey, lütfen… Tamamlasın konuşmasını.
MUHARREM İNCE
(Devamla) – İnsanlar göçük altında kalır, adı olur “Kader!” Ayamama Deresi
taşar, derenin intikamı feci olur! Bebek ölümleri kader! Elâzığ’da deprem olur,
suçlu kerpiç! Şimdi, dere yataklarını bu on yedi yıl içinde imara kim açtı?
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Mustafa Öztürk açtı!
MUHARREM İNCE
(Devamla) – On yedi-on sekiz yıldır İstanbul’u yönetiyorsunuz. Bu dere
yataklarını imara kim açtı? Kimlere burada dolgu izni verildi? Gelin, bunların
hesabını verin.
Bakın, hep dinden
imandan, fakirden fukaradan bahsedersiniz ya, ben size Mevlânâ’dan bir örnek
vereyim. Mevlânâ diyor ki: “Cömertlik ve yardımda akarsu gibi ol.” diyor. Sizin
yaptığınız, elektriği olmayan köye buzdolabı vermek, çamaşır makinesi dağıtmak.
(AK PARTİ sıralarından gürültüler)
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
METİN KAŞIKOĞLU
(Düzce) – Elektriği olmayan köy mü kaldı? Onlar sizin zamanınızdaydı Muharrem
Bey.
BAŞKAN – Sayın
İnce, lütfen konuşmanızı tamamlayınız efendim. Lütfen Sayın İnce…
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, yeni sataşmalara neden oluyor, şimdi ben
de söz isteyeceğim. Lütfen…
BAŞKAN - Arkadaşlar…
Muharrem Bey…
MUHARREM İNCE
(Devamla) – Mevlânâ diyor ki: “Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.”
Evet, siz diyorsunuz ki: “Gemi değil, gemicik.” Yani sizin tevazunuz, alçak
gönüllülüğünüz, gemiyi gemicik olarak tanımlıyor. “Hoşgörüde deniz gibi ol.”
diyor Mevlânâ, Başbakan diyor ki: “Şu, şu, şu gazeteleri almayın.”
İşte, sizin
Mevlânâ’yla bağınız da bu, imarla bağınız da bu, kaderle bağınız da bu, dinle
imanla bağınız da bu.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
İnce, teşekkür ediyorum.
METİN KAŞIKOĞLU
(Düzce) – Tevrat’tan örnek vereceksin, Mevlânâ’dan değil.
BAŞKAN -
Arkadaşlar, sayın milletvekilleri; benim garibime giden hususlardan bir tanesi
şu arkadaşlar: Şimdi, bir arkadaş konuşuyor, bakınız, oturuyor, o sıralardan
bir arkadaşları itiraz ediyor. Grup başkan vekili
arkadaşlarımızın kendi sıralarındaki arkadaşlara bir müdahale etmesi lazım, hem
iktidardan hem muhalefetten. O taraftan bağırma çağırma oldu mu, kimse
seslenmiyor. Lütfen… Bu şekilde yönetemeyiz. Daha dikkatli, daha itinalı olmayı
tavsiye ediyorum.
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Evet,
Sayın Bahçekapılı…
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – CHP Grup Başkan Vekili “sataşma var” adıyla söz istedi
ama sataşmaya cevap verirken kendi grubuma sataştı. Ben de şimdi kısa bir söz
istiyorum sizden, 69’a göre.
BAŞKAN – Önce,
bir de…
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Özyürek.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Sayın Başkan, ben dünkü sel felaketini gündeme getiren, hiç
kimseye hakaret etmeyen bir konuşma yaptım ama böyle bir konuşma yapmam
nedeniyle, Değerli Milletvekili beni suçladı ve İstanbul Milletvekili olarak
İstanbul’daki derelerin sayısını bile bilmediğimi söyledi. Açıkça bir sataşma
var, izin verirseniz cevap vermek istiyorum.
BAŞKAN – Sayın
Özyürek, saygıdeğer arkadaşlarım; şimdi, dereler, nehirler, ırmaklar, caddeler
ayrı bir konu.
Sayın
milletvekilleri, lütfen arkadaşlar… Daha bugün bitimine kadar çalışacağız
saygıdeğer arkadaşlarım, dikkatinize sunarım yani. Burada heyecanlanmaya gerek
yok.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Sayın Başkan, ben de katkıda bulunmak istiyorum yerimden, 60’ıncı
maddeye göre.
BAŞKAN – Sayın
Akkuş, lütfen biraz sabırlı olalım.
Sayın Özyürek,
buyurun efendim.
2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek’in, Hatay
Milletvekili Mustafa Öztürk’ün, şahsına sataşması nedeniyle konuşması
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Saygıdeğer milletvekilleri, şimdi, burada, dün İstanbul’da büyük
bir felaket yaşanmış, bir vatandaşımız hayatını kaybetmiş, pek çok evi su
basmış, bununla ilgili bir genel görüşme talebinde bulunmaktan daha doğal ne
olabilir? Milletvekilinin görevi denetim yapmaktır, milletvekilinin görevi
halkın karşı karşıya kaldığı sorunları Meclis kürsüsüne taşımaktır. Bunu yaptım
diye, bunu yapıyoruz diye bir milletvekilinin kalkıp bize hakaret etmeye hakkı
yoktur.
Değerli
arkadaşlarım, 1994 yılından beri İstanbul’u AKP ve AKP zihniyetindeki başkanlar
yönetiyor. Fatih Sultan Mehmet zamanından başlayarak bir sürü şey
söyleyebilirsiniz. Burada önemli olan, geçen yıl Ayamama Deresi’nde karşı
karşıya kaldığımız felaket, bu yıl Kurbağalıdere’de karşı karşıya kaldığımız
felaket AKP’nin önlem almayışından ileri gelmiştir. Bunu konuşmayacak mıyız,
bunu gündeme getirmeyecek miyiz? Niçin rahatsız oluyorsunuz? Kurbağalıdere’nin
ıslahıyla ilgili Kadıköy Belediyesinin 1995 yılından beri pek çok yazı
yazdığını söyledim ve Belediyeden bir açıklama yapılıyor, deniliyor ki:
Kurbağalıdere’nin ıslah ihalesini biz 24 Haziranda yapacağız. Demek ki siz
94’ten beri bu görevinizi ihmal etmişsiniz. Bunları konuşmamız lazım, yoksa
gelip buraya, vaktiyle şurada şu olmuştu, burada bu olmuştu diyerek
sorumluluktan kaçamazsınız. On yedi yıl, on sekiz yıl bir kentin yönetiminde az
mı bir süredir değerli arkadaşlar?
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum efendim sizlere, sağ olun.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Bitiriyorum efendim.
Sayın Hatip diyor
ki: “Şu kadar yağmur yağdı ama, efendim, daha önce de
su akmıyordu!”
BAŞKAN – Sayın
Özyürek, teşekkür cümlenizi alabilir miyim efendim.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Şimdi doğal felaket de o zamanki doğal felaket değil mi? “Çok
yağmur yağdı böyle oldu, yağmur yağmadı böyle oldu.” Bunlar, topu taca atma
girişimleridir.
BAŞKAN – Sayın
Özyürek, lütfen efendim...
MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Sorumluluğunuzu üstlenin, gereğini yapın. Millet sizden hizmet
bekliyor değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Özyürek.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan, biraz önce CHP Sayın Grup Başkan Vekili konuşmasında
AK PARTİ Grubuna çok ağır hakaretlerde bulundu. Sataşmadan dolayı söz istiyorum
Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Arkadaşlar, birbirlerimize karşı ifadelerde...
ORHAN ZİYA DİREN
(Tokat) – Tutanakları getirtin. Öyle bir sataşma falan yok Sayın Başkan.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Var efendim, var.
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ona siz karar vermeyeceksiniz.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Hakarette bulundu Sayın
Başkan.
Efendim, yeni bir
sataşmaya meydan vermeyeceğim.
BAŞKAN – Arkadaşlar,
lütfen karşılıklı konuşmayalım. Lütfen sayın milletvekilleri...
Sayın Canikli,
buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
3.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, grubuna sataşması nedeniyle konuşması
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; Grubumuza yapılan sataşma nedeniyle söz aldım.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Biraz önce Sayın
Konuşmacı, bizim yani AK PARTİ’nin CHP zihniyetine çok şey borçlu olduğunu
söyledi.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Türkiye borçlu, Türkiye!
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Buna ben de katılıyorum, ben de katılıyorum. Yani bu sözü
destekliyorum. Gerçekten, AK PARTİ, CHP zihniyetine çok şey borçlu. Ülkeyi o
kadar kötü yönetti ki, ülkeyi o kadar kötü noktalara getirdi ki, ülkeye o kadar
zulmetti ki, insanımıza o kadar uzak davrandı ki, o kadar mesafe koydu ki,
milletimizin inançlarıyla...
MUHARREM İNCE
(Yalova) – İnanç tüccarlığı yapma Allah aşkına! Senin kadar ben de inançlıyım.
Benden daha fazla inançlı olduğunu sana kim söyledi? Bırak inançları, siyaset
yap; inançlar üzerinden yapma!
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – ...milletimizin
düşünceleriyle o kadar uzak hareket etti ki, milletimize o kadar tepeden baktı ki, milletimizin
inancına, uygulamalarına, geçmişine, tarihine o kadar saygısızlık etti ki, onun
için AK PARTİ iktidarda, onun için milletimiz AK PARTİ’yi tercih etti değerli
arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Bırak inançları! İnançlarımız dışarıda. Beynimizle buradayız.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Bu açıdan bakıldığında,
gerçekten AK PARTİ’nin iktidara gelmesinde CHP zihniyetinin çok büyük payı var.
Başarısızlığının, millete mesafeli davranışının…
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Başbakanın da CHP’ye borçlu!
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – …millete saygı duymamasının, milletin düşüncelerine itibar
etmemesinin gerçekten çok büyük katkısı var. O açıdan katılıyorum.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Başbakanın da CHP’ye borçlu, Başbakanın da!
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, bugün AK PARTİ’nin elindeki belediyeler
gerçekten çok büyük imar hizmetleri yapıyorlar, imar tadilatları yapıyorlar;
yapmak zorundalar.
Düşünün, bakın,
ben Okmeydanı’nı hatırlıyorum, bizim hemşehrilerimizin yoğun olarak yaşadığı
bölge, ilk defa üniversite sınavında gitmiştim. Orada tek katlı küçük evler
vardı. Tek katlı, bahçe içerisinde küçük evler. Sonra, İstanbul defterdarlığı
görevimizde, on yıl sonra görme imkânımız oldu, 1997 yılında.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Tam bir taş yığını. Tam bir beton yığını. Ne
yapacak şimdi AK PARTİ İktidarı?
BAŞKAN – Sayın
Canikli, lütfen konuşmanızı tamamlayınız, son cümlelerinizi alayım.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Elbette imar uygulaması yapacak. Bu enkazı elbette temizlemesi
gerekecek, temizleyecek, yeniden yapılandırma yapacak, dönüşüm
gerçekleştirecek. Bunların tümünün yıkılması gerekiyor.
Kim bu hâle
getirdi değerli arkadaşlarım? Elbette CHP’nin iktidar olduğu dönemin eseri
bütün bunlar. Sayın Nurettin Sözen’in, daha öncekilerin.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – On yedi senedir iktidardasınız, on yedi senedir!
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Yani bozan sizsiniz, tahrip eden sizsiniz, şehircilik anlayışı
açısından mahveden sizsiniz, biz yapmaya çalışıyoruz.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Hikâye anlatma! Hikâye anlatma!
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Yapmak için de elbette imar tadilatı yapılacak değerli arkadaşlar.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Ayamama Deresi’ne kim ruhsat verdi?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Başka ne yapacaksınız? İmar tadilatı yapacaksınız.
BAŞKAN – Sayın
Canikli, teşekkür ediyorum. Lütfen…
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Siz bozuyorsunuz biz yapıyoruz. Nasıl eleştirebilirsiniz bunu?
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Siz belediyede iktidar olduğunuzda İnternet yoktu, hiçbir şey yoktu.
On yedi yıldır…
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
Canikli, teşekkür ediyorum.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Çeyrek yüzyıl oldu, çeyrek yüzyıl! Çeyrek yüzyıldır İstanbul’da
iktidardasınız!
VII.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
1.- (8/10) esas numaralı genel görüşme önergesinin ön
görüşmelerinin Genel Kurulun 9/6/2010 Çarşamba günkü
birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN -
Saygıdeğer milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler…
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Sayın Başkan, Canikli’nin bir eksiği var. Sayın Başbakan da
Başbakanlığını Cumhuriyet Halk Partisine borçlu. Cumhuriyet Halk Partisi
olmasaydı Sayın Erdoğan yoktu bugün.
BAŞKAN – Öneriyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Arkadaşlar,
öneriyi oyluyorum! Kabul edenleri sordum, kabul etmeyenleri sordum! Başkanlığa
bakarsanız, ellerinizi de havaya kaldırırsanız sayacağım sayın milletvekilleri!
Kabul etmeyenler…
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Sayın Başkan, katkıda bulunmak istiyorum kısa, iki dakika, yerimden…
BAŞKAN - Evet,
öneri kabul edilmemiştir.
Birleşime on
dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 15.07
İKİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 15.23
BAŞKAN : Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP
ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 114’üncü Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
Gündemin “Seçim”
kısmına geçiyoruz.
IX.-
SEÇİMLER
A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim
1.-
Plan ve Bütçe; Kamu İktisadi Teşebbüsleri; Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve
Spor Komisyonlarında açık bulunan üyeliklere seçim
BAŞKAN – Plan ve
Bütçe Komisyonunda boş bulunan ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düşen 2
üyelik için İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek ve İzmir Milletvekili Harun
Öztürk aday gösterilmişlerdir.
Oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Kamu İktisadi
Teşebbüsleri Komisyonunda boş bulunan ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düşen
1 üyelik için Tunceli Milletvekili Kamer Genç aday gösterilmiştir.
Oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Millî Eğitim,
Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda boş bulunan ve Cumhuriyet Halk Partisi
Grubuna düşen 1 üyelik için Zonguldak Milletvekili Ali Koçal aday
gösterilmiştir.
Oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Alınan karar
gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
1’inci sırada yer
alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
X.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN
DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.-
Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)
BAŞKAN -
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
2’nci sırada yer
alan, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
kaldığımız devam edeceğiz.
2.-
Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı:
321)
BAŞKAN -
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
3’üncü sırada yer
alan, Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına
Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para
Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
3.-
Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak
İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana
Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S.
Sayısı: 458)
BAŞKAN –
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
4’üncü sırada yer
alan, Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerinin
Dış Ticaret Müsteşarlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.
4.-
Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Dış
Ticaret Müsteşarlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/802) (S. Sayısı: 476) (x)
BAŞKAN – Komisyon
ve Hükûmet yerinde.
Komisyon raporu
476 Sıra Sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Gruplar adına ilk
konuşma, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Faik
Öztrak’a aittir.
Sayın Öztrak,
buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte
olan 476 sıra sayılı Yasa Tasarısı üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum.
Şahsım ve grubum adına Genel Kurulu selamlıyorum.
Şimdi, burada
yapmakta olduğumuz düzenleme, Dış Ticaret Müsteşarlığının yurt dışı
kadrolarının artırılması. Otuz tane ilave kadro talebi var öneride ama öyle
sanıyorum ki bu sayı ciddi ölçüde artırılacak.
Şimdi, Dış
Ticaret Müsteşarlığında bu yurt dışı uygulamalarına baktığımız zaman, yine
diğer, yurt dışı teşkilatı olan bakanlıklardaki uygulamalara baktığımız zaman,
burada gördüğümüz şey şu, dikkatimi çeken husus, geçmişte, bürokrasideki
tecrübem çerçevesinde: Yurt dışına insanları göndeririz, ondan sonra geri
döndükleri zaman oturtacak yer bulamayız. Dolayısıyla bence en önemli
sorunlardan biri yurt dışına insanları sadece göndermek değil, geri döndükleri
zaman da onların o yurt dışındaki tecrübelerinden azami ölçüde yararlanma
imkânlarının sağlanmasıdır. Diğer taraftan, tabii, bu teşkilatın şu ana kadar
mevcut yurt dışı kadrosu 115 iken bu kadro sayısının birdenbire toplamda 250’ye
çıkması, yurt içi ve yurt dışı kadroları arasındaki denge bakımından da
incelenmesi gereken bir husustur. Yine bu kadrolara, gerçekten, yurt dışında o
beklenen hizmeti verebilecek arkadaşların gönderilmesi, özellikle başmüşavir
kadrolarının kızak yerler olarak görülmemesi de dikkate alınması gereken
hususlardan biridir.
Değerli
milletvekilleri, kanunun gerekçesine dönüp baktığımız zaman, neden bu kadar çok
yurt dışında kadro alınıyor diye baktığımız zaman “Artık, bütün dünyada geçerli olan,
ihracata dayalı ekonomik büyüme modeli çerçevesinde ülkeler dış ticarete büyük
önem veriyorlar. Bu çerçevede de bizim yurt dışında kadrolara ihtiyacımız var.”
deniyor.
Şimdi, bu
kadrolara ihtiyaç olma konusu buraya kadar doğru da bir konu var: Türkiye
gerçekten ihracata dayalı bir büyüme modelini uyguluyor mu, uygulamıyor mu?
Şimdi, bu konuda
Hükûmet yetkililerini dinlediğimiz zaman, iktidar partisi yetkililerini
dinlediğimiz zaman bakıyoruz, hep ihracat rakamı üzerine yoğunlaşıyorlar, işte
“İhracat şu kadar arttı, ihracat bu kadar arttı.” gibi birtakım rakamlarla
karşımıza çıkıyorlar.
(x)
476 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Şimdi, ben,
burada, bu konudaki bazı yanlış anlamaları düzeltmek istiyorum: AKP İktidarı iş
başına geldiğinde, 2002 yılında Türkiye’nin ihracatı 36 milyar dolarmış.
İhracat 2008 yılına kadar yüzde 266 oranında artarak 132 milyar dolar olmuş.
Evet, oldukça hızlı bir gelişme. Ama yine AKP İktidara geldiğinde 51,5 milyar
dolar olan ithalat, 2008’de bu sefer yüzde 292 oranında artarak 202 milyar dolar
olmuş ve aynı dönemde dış ticaret açığımız ise 15,5 milyardan -dikkat edin
arkadaşlar- yüzde 351 oranında artarak 70 milyar dolara gelmiş.
Şimdi, bu
ihracata dayalı büyümeyle aslında burada kastedilen net ihracata dayalı
büyümedir. “Net ihracata dayalı büyüme.” dediğimiz zaman da ihracat ile ithalat
arasındaki farkın, ihracat lehine olması gereken farkın büyümeye katkısına
bakarız.
Şimdi, 2003-2009
yıllarında, AKP İktidarı döneminde iç talep artışının büyümeye katkısı 4,7 puan
olmuş. Buna karşılık ihracat-ithalat yani net ihracatın büyümeye katkısı ise
eksi 0,4 puan olmuş. Toplam büyümede ise yıllık ortalama yüzde 4,3 oranında
artış çıkmış ortaya.
Şimdi, çok açık
seçik şunu görmeliyiz ki, bu iktidar döneminde ihracata dayalı büyüme modeli
uygulanmamış, net ihracat da büyümenin motoru olmamıştır. Bunun gerçekleştiği
ülkeler, dönüp baktığımız zaman, son yaşanan ekonomik krizde çok ciddi ekonomik
performans göstermiştir; örneğin Brezilya gibi, buna karşılık Türkiye krizden
son derece olumsuz etkilenmiştir.
Değerli
milletvekilleri, tabii, burada şu son yedi yıllık dönemi belli yıllara
ayırdığımızda ilginç bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz: 2003-2005 döneminde
Türk ekonomisi, yılda ortalama yüzde 7,7 büyümüş, buna karşılık dış açığın
gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı yüzde 3,6
olmuş. 2006-2007 yılında Türkiye’nin büyüme hızı yüzde 5,8’e düşmüş, buna
karşılık dış açığın gayrisafi yurt içi hasıla içindeki
payı yüzde 6’ya yükselmiş, yine 2008-2009 döneminde Türk ekonomisi yüzde 2,1
ortalama olarak daralmış, buna karşılık dış ticaret açığının gayrisafi yurt içi
hasıla içindeki payı yüzde 4 civarında kalmıştır.
Şimdi, Türkiye
tabii, böyle bir net ihracata dayalı büyüme modelini benimseyemediği için ve
açıkçası, ekonomisini yurt dışından gelen küresel mali sermayenin risk iştahına
teslim ettiği için, ortaya şöyle bir tablo çıkmıştır: Şimdi, dün bakıyorum ben,
iktidar partisinin
sözcüleri Türkiye’de her şeyin tozpembe olduğunu ifade ediyorlar. Öyle mi? Bir
de “Rakamlar yalan söylemez.” diyorlar. Gerçekten arkadaşlar rakamlar yalan
söylemez. Şöyle, rakamlarla duruma bir bakalım; şimdi,
2003-2005 dönemi 150 gelişmekte olan ülkeyle Türkiye’nin büyüme hızını
karşılaştıralım: 2003-2005, AKP 2002’de iktidara gelmiş, arkasında dünyada
itibar kazanmış bir ekonomik program var, küresel piyasalarda bir coşku
başlamış, küresel likidite artmış, ortalama 150 ülke yüzde 6,9 oranında
büyürken, Türkiye bu dönemde yüzde 7,7 oranında büyümüş. Daha sonra,
2006-2007 yılına geldiğimizde, bu 150 ülke ortalama yüzde 8,1 oranında büyürken
Türkiye sadece yüzde 5,8 oranında büyümüş. Yine, kriz döneminde, 2008-2009
yılları arasında -dünya ekonomisi şöyle daraldı, böyle daraldı, biz kendimizi
bize benzeyenlerle karşılaştıracağız- bu 150 tane ekonominin ortalama büyüme
hızı yüzde 4,2; artı yüzde 4,2; Türkiye’nin aynı dönemde ortalama büyüme hızı
eksi 2,1 yani 2,1 oranında daralmışız. Şimdi, bunun hesabını birilerinin
vermesi lazım, burada son derece ciddi bir ba-şarısızlık var. Türk
ekonomisinin, mevcut AKP yönetiminde büyüme hızı, kendi benzerlerinin çok
altında gerçekleşmiş, hızla altına düşmüş. Bunun arkasında ne var? İşte, biraz
önce, bu kanunun gerekçesinde yer alan, ihracata dayanan büyüme modelinin
benimsenmemiş olması var. Bir başka ifadeyle, bize dışarıdan gelen borçlarla,
dışarıdan gelen paralarla içeride arsa fiyatlarını, arazi fiyatlarını, varlık
fiyatlarını şişirerek, Türk lirasını aşırı değerlendirerek, buradan ortaya
çıkan bir tüketimle bir hayalî canlılık yaratmak, üretmeden tüketen bir ekonomi
hâline gelmiş olmak var.
Yine, bu
çerçevede, hep övünüyoruz, işte “Türkiye G20 ekonomileri arasındadır.” hatta
zaman zaman, bakıyorum, Sayın Başbakan Türkiye’yi G20 ekonomileri arasına
kendinin soktuğunu da ifade ediyor yani kendi iktidarları döneminde girdiğini
ifade ediyor; bu doğru değil. Biliyorsunuz, ben, AKP İktidarı iktidara gelmeden
önce Hazine Müsteşarıydım, ben en az üç tane G20 toplantısına yurt dışında
katıldım. Dolayısıyla, AKP İktidarından çok daha önce Türkiye dünyanın 20 büyük
ekonomisi arasındaydı. 2002 krizinde bir daralma nedeniyle biraz belki geriye
düştük ama ondan öncesine bakarsanız, her zaman ilk 20 içinde olan bir ekonomi
Türk ekonomisi.
Şimdi, 2002
yılında iktidara geldiğinde AKP, G20 grubunda, Türkiye büyüme hızı bakımından
en hızlı büyüyen 3’üncü ekonomiydi; krizin olmadığı 2007 yılında büyüme hızı
bakımından 9’uncu sıraya geriledik; kriz yılları olan 2008-2009 yıllarında da
15’inci sıraya geriledik. Şimdi, bu, şunu gösteriyor: Hem 150 ekonomiye göre
hem de G20 ekonomilerine göre, onlara göre çok daha hızlı daralmışız veya çok
daha yavaş büyümüşüz. O zaman, birileri bunun nedenini
açıklamalı yani bunun nedeni -biraz önce Sayın Konuşmacının ifade ettiği gibi-
herhâlde küresel iklim değişikliği olamaz çünkü bütün bu ekonomiler aynı
iklimde yaşıyor, kader de olamaz; bunun bir tek nedeni vardır: Bu iktidar bu
ekonomiyi iyi yönetememiştir, bu iyi yönetememe olgusunu da küresel coşkunun
arkasına saklayabilmiştir ama dünyadaki küresel iklim bozulduktan sonra gerçek
apaçık ortaya çıkmıştır; Türkiye, ekonomik olarak son derece kötü
yönetilmiştir.
Şimdi, bir şey
daha vermek istiyorum: Türkiye'nin tarihî büyüme performansları. Şimdi, ben hep
bakıyorum, şu söylem var Hükûmet kanadında: Her şey bu Hükûmet döneminde ilk
defa yapılmış, en yüksek büyüme bu Hükûmet döneminde ilk defa gerçekleştirilmiş
gibi.
Değerli
arkadaşlar, Türkiye’nin çok partili demokrasiye geçtiği 1950-2002 yıllarının arasında
ortalama büyüme hızı yüzde 4,8 olmuş. Peki, 2003-2009, yani AKP İktidarı
döneminde Türkiye'nin ortalama büyüme hızı ne olmuş? Yüzde 4,3.
HALİL AYDOĞAN
(Afyonkarahisar) – Krizden önce.
FAİK ÖZTRAK
(Devamla) - Yani krizden önce de -biraz önce ifade ettim- dünya yüzde 8
büyürken bizim büyüme hızımızı yüzde 5,8’e düşürmüşsünüz, nefesimizi
kesmişsiniz. Neden kesmişsiniz? Ben açık söyleyeyim: Biraz önce bir arkadaşım,
burada, işte “Döviz, bir günden öteki güne şuraya çıktı…” Tabii, dövizin bir
günde bu kadar oynaması, belli krizler içinde, bunlar çok da tasvip edilecek
şeyler değildir ama Türk lirasının bu kadar değerlenmesi de tasvip edilecek bir
şey değildir çünkü Türk lirasının aşırı değerlenmesi hâlinde ne yapıyorsunuz
biliyor musunuz? Yabancının cebine dolarları koyuyorsunuz, Türkiye’deki işçiyi
işinden ediyorsunuz; dünyanın hiçbir ekonomisi buna razı olmuyor. Hani gıptayla
baktığımız Çin var ya, Hindistan var ya, Brezilya var ya, paralarının bu kadar
değer kazanmasına hiçbir zaman razı olmuyorlar. Bütün bu gelişmeler sonunda,
bir ekonomi yönetiminin performansını neyle ölçeriz? İşle ölçeriz, aşla
ölçeriz. Aş büyümemiş ya da bize benzeyen ekonomilerin çok altında büyümüş.
Peki, işe ne olmuş? İşe de baktığımız zaman, 1988 ile 2002 yılları arasında
-Neden 1988? Çünkü Türkiye’de işsizlik verileri 1988’den itibaren yayımlanıyor-
Türkiye’de işsizlik oranı ortalama yüzde 8, 2001 krizi nedeniyle sıçrıyor yüzde
10,1 oluyor, aynı dönemde Kore’de de işsizlik sıçrıyor. Kore, ondan sonraki
dönemde, işsizliğini yüzde 10’lardan, yeniden krizden önceki yüzde 5’ler, 6’lar
seviyesine çekebiliyor oysa bizde ne oluyor? 2003-2009 döneminde, ortalama
işsizliğimiz yüzde 11,1; 2009 yılında ise işsizlik oranı yüzde 14, bu bir
rekor.
Yine, burada da
söyleniyor “Amerika’da şu oldu, diğer ekonomilerde bu oldu.” Şimdi ona da
gelmek istiyorum. 2007 yılında, Türkiye OECD ülkeleri arasında işsizliği en
yüksek olan 2’nci ülke, 2009 yılında da yine İspanya’dan sonra işsizlik oranı
en yüksek olan 2’nci ülke ama 2007-2009 dönemi mukayesesini yaptığımız zaman,
işsizlik oranı en hızlı artan ülkeler listesinde Türkiye, İspanya, İrlanda,
İzlanda ve Amerika Birleşik Devletleri’nin arkasından 5’inci. Şimdi,
hatırlayacaksınız, bu İspanya, İrlanda, İzlanda, Amerika Birleşik Devletleri
bankacılık sektöründe çok ciddi sıkıntı yaşayan ülkeler, bankacılık krizi
yaşayan ülkeler oysa bizde özellikle 2001 yılında bankacılık kesimine yönelik
olarak alınan radikal önlemler sonucunda Türk bankacılık sistemi bu krizi
hiçbir sıkıntı yaşamadan geçti. O zaman şunun izahını beklemek hepimizin hakkı:
O zaman niye bu kadar daraldık, en fazla daralan ekonomilerden biri olduk?
Neden işsizliği en fazla artan ülkelerden biri olduk? Bu
hesabın verilmesi lazım. Bu, açıkçası Türk ekonomisinin hiç de iyi
yönetilmediğini çok net bir biçimde ortaya koyuyor.
Şimdi, bir başka
konuya yine burada değinmek istiyorum: “Acaba?” diye soruyor insan, ne oldu
yani biz dışarıdan para bulamadık da ondan mı bizim işsizliğimiz bu kadar
arttı, ondan mı bizim büyümemiz bu kadar düştü? Durum o da değil. 2002 yılında
AKP iktidara geldiğinde 148 milyar dolar olan devlet borcu aradan geçen yedi
buçuk yıl içinde 2’ye katlanmış 309 milyar dolara yükselmiş. Yine benzer
şekilde, 130 milyar dolar olan Türkiye'nin dış borcu, yedi buçuk yılda yine 2
kattan fazla artarak 271 milyar dolara yükselmiş. Yapılan bunca…
ÖZKAN ÖKSÜZ
(Konya) – Kaçtan borçlandı 2002 yılında?
FAİK ÖZTRAK
(Devamla) – Efendim?
ÖZKAN ÖKSÜZ
(Konya) – Kaçtan borçlandı 2002 yılında?
FAİK ÖZTRAK
(Devamla) – 130 milyar dolar olan dış borcunuz…
ÖZKAN ÖKSÜZ
(Konya) – 148 iken kaçtan borçlandı?
FAİK ÖZTRAK
(Devamla) – Şimdi şunu söyleyeyim, yine şunu ifade edeyim: Yine baktığınız
zaman, yurt dışıyla karşılaştırdığınız zaman Türkiye'nin ödemiş olduğu faizler,
ödemekte olduğu faizler yine diğer ülkelerle karşılaştırdığımızda oldukça
yüksektir ama bütün dünyada faizler düştü. Kaçtan borçlanmıştık? Bütün dünyada
faiz düştüğünde, ben, yüksek faiz ödeyen kaçıncı ülke sıralaması… Onun için, bu
uluslararası karşılaştırmaları yapıyorum. Onun üstüne bir de 31 milyar dolarlık
özelleştirme yapmışız. Peki, bu paralar nereye gitti? Yani neden böyle bir
sıkıntıyla karşı karşıya kaldık? Bu kadar borçlandık, devlet borçlanmış,
dışarıdan borç almışız, bu kadar işsizlik, bu kadar büyümede yavaşlama…
Ben açıkçası şunu
söyleyeyim: Yani bugün bu iktidarın uygulamakta olduğu büyüme stratejisi bütün
dünyada artık iflas ettiği kabul edilen bir büyüme stratejisidir. Türkiye'nin,
yepyeni paradigmalara, yepyeni bir büyüme stratejisine
ihtiyacı vardır. Ama, ben gelişmelere baktığım zaman,
son dönemde uygulanan politikalara baktığım zaman, iktidar partisinin, mevcut
paradigmalarından vazgeçme niyeti hiçbir şekilde ortada yok. E öyle olunca ne
oluyor? Öyle olunca şöyle bir durum ortaya çıkıyor: Bu yılın ilk dört ayında,
dış ticaret verilerine baktığımız zaman, ihracat, yüzde 11,3 oranında artmış
geçen seneye göre.
ALİ KOYUNCU
(Bursa) – İyi, Allah bereket versin!
FAİK ÖZTRAK
(Devamla) - İthalat aynı dönemde ne kadar artmış? O, çok daha bereketli, yüzde
36,6 artmış.
EMİN HALUK AYHAN
(Denizli) – Dış ticaret açığı?
FAİK ÖZTRAK
(Devamla) – Dış ticaret açığı ne olmuş? 7 milyar dolardan 17,6 milyar dolara
yükselmiş. Artış, 2,5 kat. Bununla gidebileceğimiz bir yer yoktur sayın
milletvekilleri.
EMİN HALUK AYHAN
(Denizli) – Yüzde kaç?
FAİK ÖZTRAK
(Devamla) – Çok açık söyleyeyim: Bakın, Avrupa’yı izliyoruz, önce Yunanistan’la
başladı işler, sonra İspanya, Portekiz, İtalya, İngiltere, sonra Macaristan,
Fransa. Hatta, Fransa’yla ilgili endişeler de artıyor.
Bu açık böyle giderse biz bu açığı finanse edecek parayı dünya piyasalarından
bulamayız. “Finanse ediyoruz ya tamam.” meselesi var. Biz, bu açığı finanse
edecek parayı bulamayız ve açık söyleyeyim, krizdeki “Bize teğet geçer, bize
bir şey olmaz.” diyerek tedbir almama yönündeki yaklaşım sürer ise Türkiye,
maalesef, çok ciddi bir ikinci felaketle de karşı karşıya kalmak durumunda
olabilir.
Onun için, bugün
bakıyorum, Türkiye'nin gündeminde, dışarıda belli gündemler yaratılmak
isteniyor, başka yerlerde belli… Türkiye'nin en önemli gündemi, bence, işsizlik
olmalıdır, büyüme olmalıdır, ekonomi olmalıdır. Türkiye, mutlaka ve mutlaka,
bütçe açıklarını yeniden kontrol altına almalıdır. Bir an önce, Avrupa’nın,
borçları geriye ödeyemeyecekleri endişesiyle ortaya çıkan, Avrupa ülkelerinde
ortaya çıkan krizden ayrışabilmek için açıklarını hızla aşağı düşürmelidir.
Geçen gün Plan ve
Bütçe Komisyonunda da söyledim; bugün Türkiye'nin dış ve iç borcunun gayrisafi
yurt içi hasılaya oranı, 2001 kriz yılından önce, yani
2000 yılındaki seviyelerinden daha yüksektedir. Evet, mali sistemimiz daha
iyidir…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Öztrak, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
FAİK ÖZTRAK
(Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan, tamamlıyorum.
…Türk ekonomisi
dışarıdan gelebilecek şoklara karşı bugün belki biraz daha dayanıklıdır ama
oranlara baktığınız zaman, arada 5-6-7 puan fark vardır.
Son dönemde
ekonomide belli bir canlanma görüyoruz, bunu memnuniyetle karşılıyoruz ama
dönüp canlanmanın yarattığı dış açığa bakıyoruz, ürküyoruz. Yine, canlanma
sonucunda üretimin gelmiş olduğu seviyeye bakıyoruz, hâlâ 2008’in seviyesini
yakalamış durumda değiliz, 2007’nin seviyelerini yakalamış durumda değiliz.
Onun için, şu
anda, baktığımız zaman, ekonomik tablo hiç de öyle sevinilecek, övünülecek,
rahat edilecek bir tablo değildir. Bu nedenle de ekonomi yönetiminin, özellikle
bu AKP yönetiminin, özellikle bu tablodan gerekli dersleri çıkarması, gerekli
önlemleri alması gerekir diye düşünüyorum yoksa ortaya çıkan durum çiftçimizi,
esnafımızı, çalışanımızı, sanayicimizi, herkesi mağdur edecektir.
Çok teşekkür
ediyor, Genel Kurula saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Öztrak.
Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu ve şahsı adına Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan.
Buyurun efendim.
(MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 476 sıra
sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki
Cetvellerin Dış Ticaret Müsteşarlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın
milletvekilleri, AKP İktidarı döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisine
getirilen teşkilat kanun tasarıları genel ilkelere uygun olarak
hazırlanmamaktadır. Hizmet ihtiyacına bağlı olmaksızın birçok teşkilat kanunu
değiştirilerek yapılmak istenen, yıldırma, kadrolaşma ve tahribata yasal kılıf
hazırlamaktır. Yapılan bu düzenlemeler, “demokratikleşme”, “özgürlük” ve
“yerelleşme” kisvesi altında karar alma, denetleme ve inisiyatif
kullanmaya dönük işlevlerini etkisizleştirmek suretiyle devletin egemenlik
alanının zaafa uğratılmasına hizmet etmektedir. Teşkilat kanunlarının çoğu,
birlik ve bütünlük ilkesinden tamamen uzak, temel dengeleri tahrip eden,
eşitliği zedeleyen, adaletsizliğe yol açan, bu yönleriyle Anayasa’nın ihlal
edildiği düzenlemelerdir.
BAŞKAN – Sayın
Ayhan, biraz önce, siz konuşmaya başlamadan önce bir teklifi gelmiş AK PARTİ
Grubunun. Sürenizin birleştirilmesi anlamındaki kısmı bir değiştirmem
gerekiyor. Buyurun, siz devam edin, daha sonra şahsi talebiniz hakkında size
söz vereceğim.
Buyurun.
EMİN HALUK AYHAN
(Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Kamu kurumlarına
bürokrasi yoluyla müdahale edilerek kamu yönetimi geleneği yok edilmiş, AKP’nin
kadrolarına göre yeni görüşler oluşturulmuş, birçok usulsüzlüğe böylece sözde
meşruiyet kazandırılmak istenmiştir.
Teşkilat
kanunları ücret ve istihdam rejimini de tahrip etmiştir. Eşit işe eşit ücreti
sağlamaktan söz eden Hükûmet, yapılan düzenlemelerle, kurumlar ve unvanlar
arası ücret dengesinin bozulmasına, ücret adaletsizliğinin vicdanları yaralayan
boyutlara ulaşmasına sebep olmuştur.
AKP döneminde,
teşkilat kanunlarındaki değişiklikler, işlevsel olmaktan çok, kadroları tasfiye
etme anlayışına dayanmıştır. Tam bir keyfîlik anlayışıyla hareket edilerek bu
amaçla kurumlar kapatılmış, kadrolar tasfiye edilince, sonra yeniden
organizasyonlar kurulmaya başlanmıştır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; içinde yaşadığımız süreç Doğu Bloku’nun dağılmasından
sonra artan siyasi ve ekonomik küreselleşmeyle ortaya çıkan Yeni Dünya
düzeninin altyapısının tam olarak oturmadığı bir yapıya sahiptir. Çok uluslu
kurumlar, dünya üretim sistemini küresel bir bakış açısıyla yeniden düzenlemeye
çalışmaktadırlar. Ancak kurumlar, organizasyonlar her ne kadar ekonomik güç ve bunun
uzantısında kısmen de siyasal güç oluştursalar da devletler etkinliğini
sürdürmektedirler. Bununla birlikte bu etkinliğin daha da artması yönünde,
dünya siyasi ve ekonomik yapısındaki gelişmelerin de gösterdiği gibi, ülkelerin
daha büyük siyasi birimler etrafında örgütlenmeye doğru gittiği görülmektedir.
Bu konjonktürde siyasal birimleri olan devletlerin
gücü sistemin işleyişine, kendi çıkarları doğrultusunda rekabete yönelik etkin
müdahaleleriyle artabilecektir. Bu nedenle siyasal birimlerin rolü ve önemi
düşünülenin aksine artmış olacaktır. Geleceğin bu muhtemel dünyasında bugünkü
siyasal birimlerden kendi siyasal ekonomik gücünü kurdukları sistem
çerçevesinde geliştirebilenler ayakta kalacaktır. Diğer devletler ise
etkinliklerini kaybettikleri ölçüde yönetimlerini daha güçlü yapılara
devredeceklerdir.
Ekonomiyi
oluşturan temel üretim paradigmasının tarihteki
dönemlerden farklılığı nedeniyle günümüzün siyasal birimleri olan ulus
devletler ekonomik gücü ve rekabet etmeyi devrettiği organizasyonların bir
ölçüde kendisine sahip çıkmasını sağlayacak bir yapılanmayla ayakta durabilir.
Bu yapının da sağlamlığı ülkenin ekonomik dinamiklerini uluslararası pazarlarda
etkin bir şekilde kullanabilmesini sağlamaktan geçmektedir.
Bunları şunun
için söylüyorum: Küresel ve geniş perspektif çerçevesinde bakıldığında
Türkiye’de doğrudan devlet yatırımlarını çekme potansiyelini artırabilmenin
sadece siyasi ortamın sorunsuz olduğu ve makroekonomik dengelerin
gerçekleştirilmesi çerçevesinde pasif bir tutumla başarılabilmesinin mümkün
olmadığı görülmektedir.
Doğrudan yabancı
yatırımlarda diğer gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler gibi azami faydayı
sağlayacak politikalar geliştirilmesi ve bunlar için hedefler belirlenmesi
gerekir. Bu politikaların temeli, gelecek vadeden sektörler, öncelikli ve
ihracatı geliştirici nitelikteki yatırımların ülkeye çekilmesinin
sağlanmasıdır. Bu konuda mevcut durumunun ne olduğunu yaşamakta olduğumuz kriz
çok açık ve net bir şekilde göstermiştir.
Yatırım ve
ihracatın dünyadaki genel kurumsal eğilimler doğrultusunda ve özellikle
Türkiye'nin yatırım ve ihracat döngüsüne olan şiddetli ihtiyacı çerçevesinde
dış ticareti ve yatırımları geliştirme faaliyetlerini tek bir kurumda “one stop
shop” niteliğinde birleştirilmesi, önemli oranda ara malı ithal eden bir ülke
olan Türkiye'nin rekabet gücünün artırılabilmesinin kurumsal dayanağını
sağlayacaktır.
Böyle bir yatırım
geliştirme kurumu, yatırımcıların ne aradıklarını, yatırım yeri olarak ülke
hakkındaki görüşlerini, şirketlerin ihtiyaç duyacağı sektör bilgilerini,
yatırım yapılacak alanın iç pazar ve ihraç imkânlarını, ülkenin doğrudan
yabancı yatırım çekme yönündeki rekabetçi avantajlarını ve dezavantajlarını
diğer ülkelerle kıyaslanmasının analizini çok iyi yapabilecek bir yapıda
olmalıdır.
Ülkeler kendi
kurumlarını rakiplerininkinden daha iyi bir seviyeye getirerek rekabete dayalı
avantajlar yaratabilirler. Türkiye'nin de bugüne kadarki pasif tutumundan
vazgeçebilmesi, ihracat, dış ticaret ve yatırım alanında etkin geliştirme
kurumları oluşturabilmesinden geçmektedir. Ülkelerin dünyadaki bu ticaret ve
yatırım rekabetinden refahını artırabilecek oranda pay alabilmesi için, bu
oyunda her şeyden önce güçlü oyuncular, yani güçlü kurumlarla var olması
gerekmektedir. Hükûmetlerin politikalarını uygulama konusunda sıkı bir taahhüt
vermedikleri ve takdir yetkisini ellerinde tuttukları bir durumda ortaya çıkan
refah artışının, hükûmetlerin kendilerini kurallarla bağladıkları duruma göre
çok daha düşük olduğunu göstermiştir. Bu yeni yaklaşım, ekonomik sistemdeki
sorunların toplam talebin kontrolüyle önlenebileceği yönündeki görüşlerin
değişmesine yol açmaktadır. Bu nedenle, ekonomik sorunların çözümünde
kuralların ve kurumların güçlendirilmesinin önemi ön plana çıkmaktadır. İşte,
bu nokta bizim açımızdan çok önemlidir.
Oluşturulan
kurumsal yapılar -siyasetin ve siyaset kurumlarının- birçok kez siyaset ve
siyaset kurumlarının bugün olduğu gibi işine gelmemiştir. Türkiye, bu çerçevede
oluşmuş kurumsal paradigmaları, gerek iç gerekse dış
siyasi ve ekonomik koşulların zorlamasıyla değiştirme yönündedir. Ancak bu
değişimin en önemli alanı olan kurumsal yapıların kuruluş paradigmalarına
yansıması çok azdır. Bu çerçevede ihracatı, dış ticareti geliştirme kavramı da
hem faaliyet hem de kurumsal anlamda kuruluş amacının tersine çok yetersiz
kalmıştır. Bu yapının değişmemesi nedeniyle aynı durum, ticaretin de bir
fonksiyonunu oluşturan yatırımların geliştirilmesi faaliyetinin de kaderi
olmuştur. Siyasal, ekonomik, teorik ve hukuksal çerçevede oluşan, tarihsel
değişimin ortaya çıkardığı küresel boyuttaki yoğun rekabetçi ekonomik yapı,
devletlerin ve temsil ettiği milletlerin geleceğinin güvence altına
alınabilmesi için alanında etkin kurumsal yapıları da zorunlu kılmaktadır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; dış ticarette alarm zilleri çalmaya başlamıştır. Dış
ticaret açığı şaha kalkmış, cari açık ilk çeyrekte yüzde 400’ler civarında
büyümüştür. Cari açık istikrarlı bir büyümenin önündeki en büyük engeldir. Her ay başı aylık ihracat artış rakamlarını açıklamak için törenler
düzenleniyor, “İhracat patladı.” diyerek müjdeler veriliyor; geliniz görünüz ki
ithalattaki patlamadan hiç kimse -muhalefetin haricinde- söz etmiyor.
TÜİK tarafından
açıklanan yılın ilk dört ayının dış ticaret rakamlarına göre yılın ilk dört
ayında ithalat 53,3 milyar dolar, ihracat 39 milyar dolar, dış ticaret açığı
17,6 milyar dolar olmuştur. 2009 yılının ilk dört ayındaki rakamlara göre
ihracat artışı sadece yüzde 11,3; ithalat artışı ise yüzde 36,6’dır. Dış
ticaret açığı yüzde 152,8 oranında büyümüştür. İhracatın ithalatı karşılama
oranı bir yıl önceki yüzde 82,1 seviyesinden 2010 Ocak-Nisan döneminde yüzde
67’ye gerilemiştir. Bu tablo maalesef kaygı vericidir. İthalat ihracatın önünde
koşmakta, açık büyümektedir. Ülkede fabrikalar dururken, işsiz sayısı artarken,
ithalat ve dış ticaret açığı büyümektedir. Bu durum başka ülkelerin
fabrikalarını çalıştırmakta, başka ülkelerin işsizlerine, maalesef, iş
yaratmaktadır.
İşte, TOBB
mensupları Sayın Başbakan tarafından işsizliğin azaltılması amacıyla âdeta
zorlanmaktadır, talimatlanmaktadır. Şimdi, Sayın Bakanımız özel sektörden
geliyor, kâr etmeyeceği, verimliliği artırmayacağı bir işçiyi hayır olsun diye
istihdam etmesi mümkün müdür? Böyle bir şey söz konusu mudur? Bir taraftan TOBB
mensupları başka şeyi ifade ederken başka sivil toplum örgütleri de âdeta her
şeyden şikâyet ediyor ama Sayın Başbakanın hatırına herhâlde her biri birer
kişiyi istihdam etme gibi bir çalışmayı tavsiye eder niteliğe bürünüyorlar. Bu
onlara yapılan zulmün, baskının neticesindedir. Aksi hâlde, ekonomik mantıkla
düşünen bir insanın bunu söyleyebilmesi mümkün değildir. Bunun Sayın Başbakan
tarafından söylenmesi de mantıklı olduğunu göstermez. Aksine, söyleyenin
ekonomik görüşlerinin ne kadar anlamsız ve sakat olduğunu ifade eder.
Şimdi, dış
ticaret, bilindik kısır döngüsüne yeniden girmiştir. Krizden bu Hükûmet hiçbir
ders çıkarmamıştır, hiçbir fırsat da yaratılmamıştır. Ne ihracatın ülke
kompozisyonu ne ürün yelpazesi ne de ithalata bağımlı sağlıksız yapısında
herhangi bir değişiklik maalesef olmamıştır. İhracatın ithalata bağımlılığı
giderek artmaya devam etmektedir. Küresel kriz ortamı ve ertesinde bu durum
değişmemiştir, değişeceğe de benzememektedir.
Gelişmekte olan
ülkeler arasında, imalat sanayisi genelinde, ihracat miktarı başına ithal ara
malı oranında Türkiye, en yüksek orana sahiptir. Toplam ithalatın yüzde 75’i
ara malı, yüzde 15’i sermaye ve yatırım mallarından oluşmaktadır. Yatırım
mallarının bir bölümü tarım ve hizmetler sektöründe kullanılabilirken, ara
mallarının temel kullanıcısı sanayi sektörüdür. İthalatı sadece ihracat yapmak
için kullanmıyoruz, aynı zamanda iç üretim de artık ithalatsız çalışmaz hâle
gelmiştir. AKP Hükûmetinin Türkiye’yi getirdiği nokta maalesef budur.
Şimdi, dâhilde
işleme rejimi kapsamında nitekim 20,4 milyar dolarlık 2009 yılında ithalat
yapılmış ve DİR kapsamında 46,3 milyar dolarlık ihracat yapılmıştır. Toplam
ihracatın yüzde 45’i dâhilde işleme rejimiyle gerçekleştirilmektedir. Bir başka
deyişle, her 100 dolarlık ihracatın 44,1 doları ithal girdiyle gerçekleşmiştir.
Bu oran sektör bazında bakıldığında daha yüksek oranlardadır, yüzde 70’e, 80’e
ulaşan sektörler vardır.
İthalat
bağımlılığının sektörel boyutuna kısaca değinirsek özellikle otomotiv, tüketici
elektroniği, tekstil, giyim, deri, ayakkabı, petrokimya, plastik, kauçuk, kâğıt
ve ilaç ithalat bağımlılığı en yüksek sektörler arasındadır. Türkiye
ekonomisinde ihracatın ağırlığının artmasıyla birlikte üretim yapısı
değişmemekte ve üretim değerinde ithalat bileşeninin payı artmaktadır.
Esasen 21’inci
yüzyılın ekonomi ve ticaret anlayışı farklı bir üretim ve rekabet yapısını
dayatmaktadır. Geçen yıllara damgasını vuran endüstriler arası ticaret
günümüzde yerini endüstri içi ticarete bırakmıştır. Dış ticarete konu ürünlerde
küresel düzeyde bir ürün döngüsü anlayışının yaygınlaşmaya başladığını
görüyoruz. Aynı zamanda, dikey uzmanlaşma gibi olgular, teknolojik gelişmeler
ve firmaların üretim faaliyetlerini farklı faktör yoğunluklarına sahip alt
süreçlere bölerek her süreci farklı bir ülkede gerçekleştirmelerine imkân
vermektedir. Dikey uzmanlaşmayı gerektiren bu yeni ticaret sistemi ekonomilerin
ithalat bağımlılıklarını artırmaktadır ancak bu iş bölümü yerli ana ve yan
sanayilerde güç kaybına yol açmakta, üretimde bağımlılığı artırmaktadır.
Dolayısıyla
küresel sistemde bu gelişme teslim olmak yerine kendi lehimize çalıştıracak
stratejileri mutlaka belirlemeli ve ticaret politikalarını bu hedefe
yönlendirmeliyiz. Türkiye’de üretimin ithalata bağımlılığını artıran,
firmalarımızı ithal ara malı ve yatırım malına yönlendiren tek faktör fiyat
olmamakla birlikte, yurt içinde üretilen ara ve yatırım mallarının göreli
olarak pahalı olması en temel unsurlar arasında yer almaktadır. Döviz kurunun
cazibesiyle ithal ara malları kaliteli ve ucuza temin edilebilmektedir. Ayrıca,
dâhilde işleme rejimi, yerli ara malına tanınan benzer kolaylıkların bürokratik
prosedürler nedeniyle etkin olarak kullanılamaması ve
belli ürünlerde yurt içi üretiminin bulunmaması ya da yetersizliği gibi
faktörler, ithalata yönelmede önemli unsurlardır. Ara malının yurt dışından
ucuza teminine, döviz kurunun yanı sıra Çin Halk Cumhuriyeti ve Hindistan gibi
ülkelerin ucuza temin imkânı, gümrük birliği, serbest ticaret sistemi ve
dâhilde işleme rejimi de etkili olmaktadır. Döviz kurunun özellikle tekstil,
giyim, ayakkabı gibi emek yoğun sektörlerde ithal ara malının kullanımını
teşvik ettiği, bu sektörlerdeki firmaların ithalatının yüzde 60’ının TL’nin
değerlenmesiyle ilgili olduğu bilinmektedir.
Kurun bu duruma
gelmesinin sebebi, Merkez Bankasının proaktif bir kur politikası uygulamaması
veya proaktif önlemler almaması değildir Sayın Bakan. Aldığınız -daha önce de
konuştuk- sizlerin aldığı makroekonomik tedbirlerin getirdiği nokta, maalesef
dış ticareti de bu noktaya getirmiştir.
Şimdi, bir diğer
önemli unsur üretimin finansmanındaki yetersizliktir. Yurt içi faizlerin
yüksek, borçlanma vadelerinin kısa olması, satıcı firmaların sunduğu düşük
faizli, uzun vadeli krediler yerli firmaları ithalata yöneltmektedir.
İthalatta
bağımlılık sorunu yapısal bir nitelik taşıdığı için, sorunun kalıcı olarak
çözülebilmesi, kısa, orta ve uzun vadeli tedbirlerin ve politikalarının
bileşenlerinin devreye sokulması elzemdir. Yurt içinde ara malı ve katma değer
üretimini teşvik edecek tedbirler de bir an önce yürürlüğe konulmalıdır. Bugün
bütün ülkeler, ihracatlarını artırarak krizden çıkmanın ve yeni koşullara ayak
uydurmanın arayışı içindedir ancak ihracatımızdaki bu yapısal problemler çözüme
kavuşturulmadan üretilecek stratejiler ve konulacak hedefler sadece rakamlardan
ibaret olacaktır. Türk ekonomisinin dinamiği artık gerçekten ihracat olmak
durumundadır ve bu da ancak ihracata dönük üretim ve dış ticaret stratejisinin
hayata geçirilmesiyle mümkündür. Sloganımız, yeni dünya
ticaret düzenine yön veren ülke Türkiye…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Ayhan, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
EMİN HALUK AYHAN
(Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
…ekonomimizi,
sanayimizi, ticaretimizi, ihracat sektörlerimizi ve pazarlarımızı küresel
talepteki gerilemeden en az etkilenecek şekilde dizayn etmek
olmalıdır. Bu, planlı ve proaktif bir dış ticaret politikası geliştirilmesiyle
ancak mümkündür. Büyük hedeflerimiz olmalı, bu hedefler sadece bugünün
koşullarına göre değil, önümüzdeki on üç yıllık perspektif ile hazırlanmalıdır.
Hedef, 2023’te Türkiye’yi dünya ticaretinin belirleyici ülkeleri arasına
sokmak, dünya ticaretinden en az yüzde 2’ler civarında pay almak
olmalıdır.
Dünya ekonomisi
yeniden istikrarlı bir büyüme dönemine girdiğinde ülkemiz için hem yeni
fırsatlar hem de tehditler belirecektir. Gelecekte bizi zorlayacak olan bu
şartlar bugünkünden daha da zor olacaktır. Daha fazla ülke ihracat atağına
geçecek…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
EMİN HALUK AYHAN (Devamla)
- …gelişmekte olan ülkeler ve yükselen ekonomiler ise bir taraftan bize rakip,
diğer taraftan bizim için yeni pazarlar hâline gelecektir.
BAŞKAN – Sayın
Ayhan, şahsi konuşmanızda devam edersiniz, o hakkınız saklı. Teşekkür ediyorum
size.
EMİN HALUK AYHAN
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Barış ve
Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan.
Buyurun.
BDP GRUBU ADINA
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 476 sıra sayılı
Dış Ticaret Müsteşarlığına ait Kanun Tasarısı hakkında Barış ve Demokrasi
Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Maddenin genel
gerekçesine baktığımız zaman, 2009-2013 dönemini kapsayan Stratejik Planında
kurum vizyonu, ülkemizin dünya ticaretinde lider
ülkeler arasında yer almasını sağlayacak dış ticaret politikalarının
oluşturulması, uygulanması olarak bahsediyor ve aslında bir kadro kanunu. Bu
aralar bolca gelen kadro kanunlarından birisi de bu.
Peki, bu çalışma
yapıldığı zaman ve bu tasarı Meclise sunulduğu zaman dünya küresel ekonomik
krize gireli bir yıl olmuştu. 1929’daki, ABD’deki ekonomik krizden sonra
dünyadaki en büyük küresel krize girilen bir tarihte hem ABD’nin hem Avrupa
Birliği ülkelerinin ithalat ve ihracatlarındaki düşüşler, ekonomideki gerileme
dikkatleri çekerken, Türkiye’de de çok ciddi ağır etkileri oluyordu. Neler
oluyordu? İşçiler işten atılıyordu. İnşaat sektöründe, tekstil sektöründe,
yabancı ülkelerde birçok alanda şirketler kapanıyordu ve hâlen kapanmaya devam
ediyor.
Peki, bu sanayi
sektöründe, otomotiv sektöründe, bütün bu alanlarda tenkisatlara gidilirken,
işçiler işten atılırken, ithalat gerilerken, ihracat gerilerken, diğer yandan,
tarım sektörünün de büyük bir gerileme yaşadığını görüyorduk. Bunu biz bu kürsülerden hep hatırlattık, uyardık; Mecliste küresel
ekonomik krizin araştırılmasıyla ilgili önergeler verdik, bu önergelerimiz
reddedildi ve bütün dünya çok ciddi önlemler alırken, örneğin ABD 1 trilyon
dolarlık önlem alırken, benzer birçok ülke benzer önlemleri alırken bizim
burada AK PARTİ Hükûmeti “Krizi fırsata çevireceğiz, teğet geçecek.”
açıklamalarını yapıyordu.
Şimdi, burada çok
derin bir krizin sonuçlarını yavaş yavaş değil, çok ağır etkilerini Türkiye
yaşamaya başladı. Eğer Türkiye'de işsizlik yüzde 20’lerin üzerine fırlamışsa,
yoksulluk korkunç derecede artmışsa, hâlâ 10 milyonun üzerinde yeşil kartlı
vatandaşımız varsa ve Mecliste, daha yeni, Bütçe Komisyonunda yeşil kartların
ömrünü 2012’ye kadar uzatmak gibi tasarılar, teklifler Meclise geliyorsa oturup
düşünmemiz gerekiyor.
Bütün bunlar
sadece bu alanda değil, tarım sektöründeki çöküş, tarım endüstrisindeki
gerileme artık, üretim alanında maliyetleri karşılamayan taban fiyatlar
karşısında, evet, ithalata yöneldi Türkiye; Türkiye gibi bir tarım ülkesi,
hayvancılık ülkesi artık et ithal etmeye başladı. Bu korkunç bir durumdur.
Türkiye eğer et ithal eder duruma gelmişse ve gemiler limanlara canlı
hayvanları taşımaya başlamışsa ve tarım sektörü çökmüş, tarım ürünleri ithal
edilmeye başlanmışsa inanın, Dış Ticaret Müsteşarlığında 145’e yükseltilmesinin
planlanması…
DEVLET BAKANI
MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – 135…
HASİP KAPLAN
(Devamla) – …temsilcilik sayısının 110’a, hâlen 115 olan yurt dışı kadro
sayısının 145’e yükseltilmesi hiçbir şeyi çözmeyecektir çünkü ithalat ve
ihracat alanında, bir ülkenin bir perspektifi olması gerekir, bir stratejisi
olması, bir ekonomi politikasının olması gerekir. Türkiye ne yaptı? Bu derin
ekonomik krizin ağırlığından önünü görebildi mi? Arkadaşlar, IMF hâlâ orta
vadeli programla 2012 yılına kadar Türkiye’deki bütçeyi, sosyal güvenlik
harcamalarını, sağlık, eğitim harcamalarını zapturapt altına almış durumdadır.
Hâlâ, orta vadeli plana göre, Türkiye ekonomisi üç sene sonrasına göre dizayn edilmiş. Peki, Meclisin bu konuda bir kararı var mı,
Meclisin bir çalışması oldu mu? Meclis bu konuda bir çalışma yaparak bir
ekonomi politikası belirledi mi? Parti grupları bir araya gelip “Ülkemizin
çıkarları için, geleceğimizi görelim, önümüzdeki dönemi tasarlayalım,
planlayalım.” dedi mi? Demedi çünkü AK PARTİ “Ben çoğunluk partisiyim, benim
sayım komisyonda da yeter, Mecliste de yeter. Ondan sonra da gelir, burada
teklif ve tasarılara da el kaldır, el indir, oldubitti, çıktı yasa.” noktasına
getiriyor.
Şimdi, “Teğet
geçecek kriz.” denirken birdenbire, 29 mali krizinden sonraki en büyük krizde,
bir bakıyoruz ki “Ucuz atlattık.” açıklamaları yapılıyor. Neyi ucuz atlattık?
“Finans sektörümüz sağlam.” Nasıl, finans sektörünüz sağlam? Türkiye’de 50
banka var, bu 50 bankanın 26 tanesi yabancı sermayeli banka. Bu yabancı
sermayeli bankaların birçoğu ABD’de Avrupa Birliğinde krize girerken senin
ülkendeki şubeleri kâr mı ediyor? Buna kimi inandırıyorsunuz? Diğer yandan, bu
yıl gelirlerle ilgili en çok kâr eden kurumların adları açıklandı. En çok kâr
eden kurumlar bankalar. Dünyada finans sektörü gerilerken, finans sektörü,
bankalar kriz içindeyken Türkiye kâr ediyor. Türkiye’de ilk 10 sırayı bankalar
tuttu. Bankalar ne yapıyor? Dünyada görülmemiş bir faiz oranını uyguluyor. Bu
dünyada görülmemiş faiz oranını, tüketici kartlarından tutun da kredi
kartlarına, tüketici kredilerinden, kredi kartlarından verilen oto veya emlak
kredilerine kadar yüklediği en yüksek faiz oranlarıyla Türkiye’de emekçi halkın
sırtından çıkarıyor.
Şimdi, Türkiye,
ihracatının yüzde 70’ini ABD ve Avrupa Birliği ülkelerine yapıyor. Bu ülkeler
krize girdi. Krize girdiyse, bu ülkelerin karşısında gerileyen ihracatınızı
veya ithalatınızı, ikisini de yeniden dizayn etmek
için açılacaksınız. Nereye açılacaksınız? Türkiye, Orta Doğu’ya, Afrika
ülkelerine, Güney Amerika’ya, Orta Amerika’ya ve bu krizde bu krizi başarıyla
atlatıp hâlâ gelişimini sürdüren Hindistan ve Çin gibi ülkelerle, dev nüfusa
sahip bu ülkelerle ithalatını ve ihracatını geliştirerek yapabilir.
Şimdi, 1 milyar
nüfusu olan Çin’de Türkiye Cumhuriyeti devletinin eğer iki tane kadrosu
çalışıyorsa, bu iki kadrosuyla dış ticareti nasıl organize edecek, nasıl pazar
bulacak, nasıl araştırma yapacak, nasıl sanayiyi, nasıl hayvancılığı, nasıl tarımı
Türkiye’deki iş dünyasıyla birleştirecek? Koskoca Çin’in içinde iki tane kadro,
kaybolur gider zaten. Zaten Türkiye’nin Çin’le yaptığı ihracata baktığımız
zaman son zamanlarda, belli sektörlerde Çinliler geliyor, mermer konusu, mermer
ithalatı -ihracatı Türkiye’den yapılıyor tabii- ve ilginç bir şekilde enerji
alanında termik santrallerle, kömür santralleriyle Türkiye’ye geliyorlar.
Türkiye, kömür santralleriyle Türkiye’ye gelen Çinli firmalardan ihale alıyor.
Zonguldak Taşkömürünün galerilerinin projelerini Çinli mühendisler yapıyor.
Arkadaşlar, ekonomi, bütün partilerin ülkenin ortak çıkarı için uzlaşacağı çok
ciddi bir konudur. Eğer bunun on yıl, yirmi yıl programlaması yapılmadığı
takdirde ne olur? Zonguldak’ta taşkömürünü çıkaran işçimiz, asgari ücretle
çalışan işçimiz taşkömürünü çıkarır, bir taraftan da taşkömürünün yanında diğer
kömürler ithal edilir, bir iktidar da o kömürleri seçim yatırımı olarak sağa
sola dağıtır ama hâlâ Zonguldak’taki göçükte 2 tane işçimizin cesedine bugüne
kadar ulaşılabilmiş değildir. Şimdi ihracatı artıracağını söyleyen bir ülkenin,
bir Hükûmetin biraz daha ciddi projelere imza atması gerekiyor.
Dünyanın küresel
krizde aldığı önlemlerin bilançosunun 5 trilyon dolar olduğu söyleniyor. Peki,
bu 5 trilyon dolardan, gelelim, enerji sektörüne. Nabucco Projesi’yle,
Türkiye'nin Geçiş Boru Hatları Projesi’yle şimdi Hükûmet gözünü dikmiş
Rusya’yla flört ediyor nükleer santralleri Mersin Akkuyu’ya ve Karadeniz’e
kurmak için. Ne yapıyor? Hasankeyf’i sular altında bırakacak, Ilısu Barajı’nın
kredilerini Avrupa bankaları kapattığı için Çin bankalarını Türkiye’deki bir
ulusal banka üzerinden Türkiye’ye kredi aktaracak. Peki, bunları yaptığı zaman
bu ekonomik politikada şunu vatandaş biliyor mu: Silopi’deki termik santrali
kurduğu zaman Çinli, hem termik santralin malzemesini kredi olarak veriyor hem
parasını kredi olarak veriyor ve sonra bir sözleşme imzalıyor, devletten
garantörlük belgesi alıyor, diyor ki: “On beş sene elektriğimi devlet alacak.”
On beş sene devleti mahkûm ediyorsunuz, taahhüt altında bırakıyorsunuz, peşinen
pahalı elektriği onların adına alıyorsunuz. Siz bu pahalı elektriği alırken,
diğer yandan Başbakanın memleketinde, Rize’de, güzelim dereleri, vadileri,
Fırtına Vadisi’ni tahrip etmeye başlıyorsunuz, diğer yandan Hasankeyf’i, tarihî
mekânları sular altında bırakıyorsunuz, Dicle Barajı’yla da Kasrik Boğazı’na
kadar olan alanları bırakıyorsunuz. Bunlar çok büyük projelerdir, ekonomi
projeleridir. Eğer bu büyük ekonomi projelerini siz yönlendiremezseniz 100
milyar ithalatla açık veren bütçenin yamasını oluşturamazsınız. Anayasa’ya yama
yapmaya benzemiyor ekonomi. Ekonomi, yamayla kurtulacak bir planlama değil
arkadaşlar.
Türkiye’yi sekiz
yıllık iktidarı boyunca yüzde 100 ithal enerjiye mahkûm eden bir anlayışla, Dış
Ticaret Müsteşarlığı, Mazıdağı’ndaki fosfat fabrikasını kapatıyor, on beş
senedir Cezayir’den, Tunus’tan fosfat alınıyor ve baktığınız zaman kim bunları
alıyor? Bir araştırdığınız zaman birilerinin cebine akıyor. Ama Mazıdağı
ilçesindeki bütün tesisleriyle fabrika on beş senedir çürüyor ve ben soruyorum:
Neyin ithalatını, ihracatını yapacaksınız? On beş senedir Mazıdağı’nda çürüyen
fabrikayı, oraya yatırılan 300 milyon dolar devlet parasını kurtarmadıktan
sonra siz bir Afrika ülkesinden, Cibuti’den, oradan neyin ihracatıyla,
ithalatıyla ülkeyi kalkındıracaksınız? Kendi elinizdekileri değerlendiremeyen
bir ülke konumundasınız.
Değerli
arkadaşlar, sadece sekiz günlük sınır ötesi operasyonun maliyetinin 160 milyon
dolar olduğu ülkemizde siz askerî harcamaları, uluslararası ticaretin bel
kemiğini teşkil eden silah alımlarını, uçak alımlarını, tank alımlarını bu
Mecliste planlamadığınız, şeffaf bir şekilde bunu konuşmadığınız zaman
Başbakanın düştüğü ofsayta düşersiniz, İsrail’le ilişkiler gibi. Heron’u
alırsınız, tankı da yaparsınız, uçak tamiratını yaparsınız, yazılım belgeleri
de İsrail’in, Tel Aviv’in elindedir, sizi de kumandayla oynatır ondan sonra
İsrail. Bütün bu araçların yazılım programı vardır, yazılımı Tel Aviv’in elinde
olan bir başbakan durumuna düşersiniz.
Dış Ticaret
Müsteşarlığı öyle çocuk oyuncağı değil, öyle çıkıp kürsüden bağırmak çağırmak
değil. Yahu nereden alıyorsunuz durmadan bize, milletvekillerine, belediye
başkanlarına sıktığınız şu biber gazını? Bakın, ben üç gündür burada, Mecliste
konuşuyorum, devam edeceğim. Bu saldırının emrini kim verdi? Ve bu saldırının
emrini Hükûmet, bakansa bakan, valiyse vali, emniyet müdürüyse emniyet müdürü,
mertçe çıksın ortaya, desin “Ben yaptım.” Bakın, bunun peşini bırakmayacağım.
Bugün basın açıklaması da yaptım, hepsini gönderdim; Meclis Başkanına,
Cumhurbaşkanına, Başbakana, Kılıçdaroğlu’na, Sayın Bahçeli’ye, DSP Genel
Başkanına ve hepsine olayın canlı CD’sini gönderdim. Bunun peşini
bırakmayacağım. Ya mertçe çıkıp burada “Bunu biz yaptık, arkasındayız.” diyeceksiniz,
sorumluluğunu üstleneceksiniz… Yoksa mahkemelerde, meydanlarda ve sandıklarda
hesaplaşmaya devam edeceğiz. Asla bunun peşini bırakmayacağımı söyledim. Bunun
bilinmesini istiyorum.
Değerli
arkadaşlar, Türkiye 2010 yılı bütçesinde 50 milyar 134 milyon TL açıkla büyüme
oranı hedeflerken ve gerçekçi olmayan bu gelirin ek vergiler ve dolaylı
vergilerle alınacağı ifade edilirken bu tüketiciden alınan KDV’lerin,
ÖTV’lerin, enerjiden alınan, petrolden alınan, doğal gazdan alınan, elektrikten
alınan, sudan alınan vergilerle çalışan işçinin, memurun, esnafın ekmeğinden
alınarak oluşturulacak bir bütçe ile karşı karşıyayken Türkiye dış ticaretini
planlama şansına sahip değildir.
Gayrisafi hasılanın 1 trilyon 28 milyar 800 milyon TL, büyüme oranının
3,5; yıl sonu TÜFE oranı yüzde 5,3; ithalat 153 milyar dolar, ihracat 107,5
milyar dolar makroekonomik varsayımlara dayandırılmasının da gerçekçi olmadığı
ortaya çıktı. 2009 yılı bütçesi zaten daha burada görüşülürken 8 milyar liralık
revizyon gördü. Dış borçları devasa,
ayrı. Şimdi, böyle bir ekonomik politikanın mimarı olan AK PARTİ
Hükûmeti çıksın şunu yoksul köylülere, çıksın işçilere, çıksın memura, çıksın
emekliye, çıksın çiftçiye anlatsın. Çıksın anlatsın, desin ki: “Ben 100 tane
memuru daha partizanca kadroyla alacağım, ben bununla Türkiye’nin ekonomi
rotasını düzelteceğim.” Bunu yemezler arkadaşlar, kimse bunu artık yutmuyor.
Gerçekten,
Türkiye’de çözüm mümkün, önümüzdeki yılları da belirlemek mümkün. Orta vadeli
plan 2010 yılı merkezî yönetim bütçe açığının gayrisafi hasılaya
oranı yüzde 4,9; 2011-2012 yıllarında ise yüzde 4’e ve yüzde 3,2’ye düşeceği
öngörüsü nasıl tutacak arkadaşlar? Bu, Hükûmetin beyanı. Bu, Hükûmetin
açıklaması, burada diyor ki: “Benim önümdeki 2011 ve 2012 yıllarında bu oran
giderek düşecek 4’ten 3’e, evet, 3,2’ye kadar.”
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Kaplan, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
HASİP KAPLAN
(Devamla) – Tamamlıyorum.
Şimdi, Hindistan
ve Çin büyüme oranlarını nasıl artırdı, bu iyi değerlendirilmelidir. Büyümeyi
sürdüren ülkelerde işçi, memur maaşlarına niye 2 katı zam yapıldı, bu iyi
değerlendirilmelidir. “Sosyal adalet” ve “sosyal eşitlik” kavramı çok iyi
değerlendirilmelidir. Zamlar, yoksulluk ve krizin faturasının kimin sırtında
olduğu çok iyi tespit edilmelidir.
Bunlar
yapılmadığı sürece, ekonomi şeffaflaşmadığı sürece, bir yanda zenginler -bir
avuç zengin- bir yanda milyonlarca yoksul… Ve sınıflar arasında uçurum oluştuğu
zaman, toplumda ümitler, umutlar kırıldığı zaman, sosyal çürümüşlük başladığı
zaman, sosyal patlamalar başladığı zaman, işte felaket o gündür.
İnşallah, bir yıl
sonra, seçimden sonra Türkiye bu felaketten kurtulacaktır umudunu taşıyarak,
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
AK PARTİ Grubu
adına Balıkesir Milletvekili Sayın Ali Osman Sali, buyurun efendim. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU
ADINA ALİ OSMAN SALİ (Balıkesir) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; Genel
Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Dış Ticaret
Müsteşarlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’yla
alakalı olarak AK PARTİ Grubu adına huzurunuzdayım. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, kanun tasarısının özü, Dış Ticaret Müsteşarlığının yurt dışı
kadrolarına başmüşavir, müşavir, ataşe seviyelerinde olmak üzere 30 adet
kadronun ilavesiyle alakalıdır.
Değerli
arkadaşlar, benden önceki grup sözcüleri, ithalat, ihracat üzerine, siyasi
konular üzerine çok önemli değerlendirmeler ve analizler yaptılar. Kendilerine
teşekkür ediyorum.
Değerli
arkadaşlar, ben, hayatını maaşla geçirmiş, maaşla idame ettirmiş bir kişiyim.
Hani derler ya “Pazarda limon sattın mı?” Yani pazarda limon dahi satmadım, hep
maaşla geçindim. Değerlendirmeler yapılırken de kendi kendime düşündüm nasıl
bir şeydir bu ithalatçılık, ihracatçılık diye. Karşıma -kendi
değerlendirmelerime göre tabii- şöyle bir durum ortaya çıktı, “İhracatın
bileşenleri nelerdir? Bunun unsurları nelerdir?” diye bir soru sordum, kendi
kendime de şu şekilde notlar aldım: Önce, pazarlanabilir, satılabilir mal veya
hizmetiniz olacak. Sonra, uygun dış piyasa olacak. Sonra, uygun ortam olacak.
Sonra, ihracatçı olacak elinizde. İhracatçılık da bugünden yarına olunan bir
meslek değil sonuç itibarıyla, bu bir kültür, bir süreç, bir birikim.
Bu anlamda,
müsaade ederseniz, bir fıkra anlatmak istiyorum: Başarılı bir iş adamı var,
okumuş, eğitim görmüş başarılı bir iş adamı. Bir delikanlı da buna çok
özeniyor, bunun gibi olmak istiyor, idolü. Gidiyor
diyor ki: “Ağabeyciğim, ben de senin gibi olmak istiyorum. Ne yapmam lazım?” O
da diyor ki: “Oğlum, benim gibi olman için üç tane diploma lazım, onları al
gel, sonra konuşalım.” Delikanlı gidiyor -büyük çaba, büyük gayret- üç tane
üniversite bitiriyor ve üç tane diplomayı götürüyor. “Ağabeyciğim, tamam, üç
diploma tamam, anlat şimdi.” “A be oğlum, sen beni yanlış anladın, dedenin
diploması, babanın diploması ve seninki lazım.” diyor. Yani kültür olduğunu,
süreç olduğunu anlatmak açısından bu fıkrayı anlattım.
Başka ne lazım?
Devlet katkısı ve desteği de lazım. Organizasyon lazım,
mevzuat lazım.
Biz, şimdi, bugün
neyi konuşuyoruz? Esasen, organizasyon ve destek boyutunu konuşuyoruz. Ben,
değerlendirmelerimi, müsaadenizle, bu eksen üzerine sürdüreceğim.
Değerli milletvekilleri, bildiğiniz
üzere, son yıllarda ülkelerin uluslararası ticarete verdiği önem giderek
artmış, bunda ihracata dayalı ekonomik büyüme modellerinin benimsenmesinin
etkisi olmuştur. Bu durum esasen küreselleşmenin doğurduğu bir sonuçtur. Sayın
Öztrak farklı bir değerlendirme yaptı ihracata dayalı büyüme modeliyle ilgili
ama benim bildiğim, bu isim, ithal ikameci büyüme modeline nazaran verilen bir
isimdir. Uygulama başarısıyla bir isimlendirme yapılmayacağı görüşündeyim.
Değerli arkadaşlar, Türkiye olarak geniş ve
çok çeşitli imkânlar sunan bir coğrafya üzerinde bulunmamıza rağmen dünya
ekonomisi ve ticaretinden yeterince pay alamamaktayız. Bugün ülkemizin dünya
ticaretinden aldığı pay yüzde 1’ler bile değildir. Esasen, bu durum, önümüzdeki
dönemde önceliklerimizin neler olması gerektiği konusunda da bir fikir
vermektedir, tabiatıyla ekonomimizi küresel eğilimler paralelinde ve rekabetçi
bir anlayışla yapılandırmak zorunda olduğumuzu göstermektedir.
Değerli arkadaşlar, dış ticaret
politikamızı belirlerken sahip olduğumuz büyük potansiyeli görmemiz, pazar
olarak belirlediğimiz bölgelerin ekonomimizle tamamlayıcı özelliklerini çok iyi
analiz etmemiz, ticaret ve yatırım ilişkilerimizi stratejik bir vizyon ve bakış
açısı temelinde yeniden tanımlamamız gerekmektedir. Mevcut durum bizleri
yaşadığımız coğrafyanın potansiyelini ekonomik ve ticari menfaatlerimiz
doğrultusunda kullanmaya zorlamakta, başta komşu ve çevre ülkeler olmak üzere
hedef pazar olarak belirlediğimiz ülkelerle ikili iş birliği, bölgesel ortaklık
imkânlarının değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Türkiye bu anlayışla
oluşturulan politikalar sayesinde kaynaklarını en rasyonel şekilde kullanabilir
hâle gelecektir.
Değerli arkadaşlar, iş adamlarımızın
Türkiye’nin ihraç ürünlerini dünya pazarlarına ulaştırma noktasında ciddi
ilerleme kaydetmiş olduklarını memnuniyetle görüyoruz. Bugün iki yüz yirmi dört
ülkeye ihracat yapıyoruz, tekrar ediyorum değerli arkadaşlar, iki yüz yirmi
dört ülkeye ihracat yapıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
VAHAP SEÇER (Mersin) – Dünyada iki yüz
yirmi dört ülke yok. Nasıl oldu şimdi bu?
ALİ OSMAN SALİ (Devamla) – İhracatçılarımız
adını bile bilmediğimiz birçok ülkeye Türk mallarını pazarlıyorlar.
İhracatçımız açısından önem taşıyan yurt dışı merkezlerde ihracatçılarımızın
danışabileceği, yardım alabileceği, kendi teknik alanında yetkili ve bilgili
ticaret müşavirlerinin bulunması gereklidir. Ne var ki, Dış Ticaret
Müsteşarlığı yurt dışı kadro sayısı bugün itibarıyla ihtiyaçları karşılamaktan
uzaktır. Teknolojik imkânların baş döndürücü bir seviyeye ulaştığı bu çağda
ülkeler ihracat pazarlarında dış ticaret temsilcilerini artan bir şekilde
görevlendirmeye devam etmektedir.
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Nereden buldun
224 tane ülkeyi?
ALİ OSMAN SALİ (Devamla) – Değerli
arkadaşlar, doğru rakamı da sizler söylersiniz, problem yok. Yani önemli olan,
dünyanın dört bir yanına mal satmaktadır ihracatçılarımız. Buna da itirazı olan
varsa buyursun.
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Dünyanın beş bir
yanına!..
ALİ OSMAN SALİ (Devamla) – Zira ülkelerin
resmî ve özel sektör temaslarının sürekliliği ve doğru pazar analizinin
yapılması bizzat pazarlarda bulunmayı, bilgi toplamayı ve müdahale etmeyi
gerektirmektedir. İşte, ticaret müşavirlerimiz bu alanda aktif bir rol
üstlenmektedirler. İhracatçımız açısından stratejik öneme sahip dış pazarlarda
konumlanmış, uygun imkânlar sağlanmış ticaret müşavirlerimizin Türkiye’nin
ekonomik ve ticari hedeflerine ulaşmada anahtar bir rol oynayacağı, ülkemiz
için faydasının maliyetinden katbekat fazla olacağı açıktır. Ticaret
müşavirlerimizin sayılarını artırdıkça, sahip oldukları imkânları
geliştirdikçe, ihracat performansımızın da misliyle arttığını gözlemleyeceğiz.
Dolayısıyla ticaret müşavirlerinin sayılarının artması, ülkemiz istihdamı ve
kalkınmasında da önemli katkılar sağlayacaktır.
Değerli arkadaşlar, ülkemizin dünyanın en
ücra köşelerinde bile ekonomik menfaatleri vardır. Zira bu bölgelere
gittiğimizde, iş kurmaya, iş yapmaya çalışan vatandaşlarımızla karşılaşıyoruz.
Devletimizin, vatanından uzak topraklarda ekmek parasını kazanmaya çalışan iş
adamlarımıza gereken desteği vermesi önemlidir. Ticaret müşavirlerimiz de tam
olarak bu fonksiyonu yerine getirmektedir. Dünyanın her köşesinde görev bilinci
ve özveriyle çalışan ticaret müşavirleri iş adamlarımıza yol göstermekte,
sorunlarını çözmeye katkı sağlamakta, destek olmaktadırlar. Ticaret müşavirleri
yabancı coğrafyalarda iş adamlarımızın gözü, kulağı durumundadır. Ticaret
müşavirlerinin asli görevi ihracatımızı artırmanın yollarını araştırmaktır.
Müşavirlerimiz bulundukları ülkelerde bu amaçla gerekli temas ve altyapı
hazırlıklarını yapmaktadırlar. Ayrıca, yerli sanayimizin damping,
sübvansiyon, sahtecilik, taklit ürün gibi haksız ticari uygulamalardan zarar
görmesini önlemek amacıyla, bulundukları ülkenin koşulları ve uygulamalarıyla
ilgili bilgilendirme de yapmaktadırlar. Dolayısıyla ticaret müşavirlerinin
ekonomik ve ticari çıkarlarımızı korumak adına önemli görevleri bulunmaktadır.
Değerli
milletvekilleri, biliyorsunuz, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalar
çerçevesinde iş adamlarımıza sağlayabileceğimiz maddi destekler oldukça
sınırlanmıştır ancak iş çevrelerine, pazar, ürün, alıcı, potansiyel iş
imkânları konularında yol göstermede, destek vermede herhangi bir sınır ve
sorun yoktur. Bu bağlamda, ticaret müşavirliklerimizin imkânlarının ihtiyaca
cevap verecek şekilde genişletilmesinde yarar görülmektedir. Öyle ki yabancı
ülkelere giden iş adamlarımız ticaret müşavirliklerini üs gibi
kullanabilmelidirler.
Değerli
milletvekilleri, Türkiye’nin ticaretinde belirli bölge ve ülkeler gün geçtikçe
daha fazla önem kazanmakta, buralarda faal bir ticaret müşavirliği ağının
bulunmayışının maliyeti giderek artmaktadır. Özellikle Orta Doğu, Bağımsız
Devletler Topluluğu, Çin Halk Cumhuriyeti, Amerika Birleşik Devletleri,
Balkanlar ve Afrika’yı bu anlamda zikretmemiz mümkündür. Orta ve uzun vadeli
düşünerek başta komşu ve çevre ülkeler olmak üzere önemli yurt dışı merkezlerde
yeni temsilcilikler açılması ve mevcut temsilciliklerin bu anlayışla
yapılandırılması acil ihtiyaçlardandır. Ticaret müşavirliklerinin görev alanına
uygun imkânlarla donatılarak sayılarının artırılması kuşkusuz kalkınma
hedeflerimizi destekleyecek, bugüne kadar var olmadığımız pazarlara erişim
sağlamamıza, hâlihazırda faaliyette bulunduğumuz pazarlarda ise imkânları daha
iyi değerlendirmemize imkân sağlayacaktır.
Değerli
arkadaşlar, hâlen 77 ülkede 100 merkezde dış ticaret müşavirliğimiz, 115
personelimiz vardır. Bu tasarıyla oluşturulacak kadrolarla 22 temsilcilik
açılması planlanıyor. 30 kadro ilavesiyle toplam kadro 145’e çıkacak.
Değerli
arkadaşlar, 22 merkez şunlar, ülkeler itibarıyla söylüyorum: Almanya, Angola,
Bangladeş, Çin Halk Cumhuriyeti, Fransa, Hindistan, Irak, İran, İspanya,
Kazakistan, Kosova, Küba, Meksika,
Portekiz, Rusya Federasyonu, Slovakya, Slovenya, Şili, Tanzanya, Venezuella,
Vietnam, Vietnam. Şimdi, burada gördüğünüz üzere geleneksel pazarlarımız
azınlıkta, potansiyel hedef pazarlarımız çoğunluktadır. Buralarda daha fazla
merkez açılacaktır.
Değerli
arkadaşlar, Dış Ticaret Müsteşarlığınca hazırlanan ve ilgili kurumlarla
paylaşılan 30 kadro ihdasına yönelik düzenleyici etki analizinde, yurt dışı
teşkilatında yeni kadroların ihdas edilmesinin ihracata ve dolayısıyla istihdam
ve kalkınmaya yapacağı katkıların önemli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yerli ve
yabancı kaynaklı akademik çalışmalar, ihracat ile yurt dışı ticari temsilcilik
kadrolarının artırılması arasında sistematik bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır.
Değerli
milletvekilleri, tasarının ve dolayısıyla Bakanlığın talebi çok mütevazı bir
taleptir. Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmelerde bütün gruplarımız
kadroların artırılması yolunda Sayın Bakanlığa teklifte bulundu. Sayın Bakan
nazik bir şekilde teşekkürlerini belirterek bu tekliflere olumlu katkı vermedi
ancak verilen önerge ile bu kadroların 30’dan 135’e çıkartılması planlanıyor.
Bu analizi, bu önergeyi esasen doğru buluyorum. Zannederim Sayın Bakan da bir
analiz yapabilmek açısından geciktirmiştir. 1,15 oranında ticaret merkezi
başına hesabı yaptığımızda 230, 240’larda çıkar. İhtiyaten toplam 250 kadroya
ulaşması, bu dış ticaret müşavirlerimizin, ataşe ve temsilcilerimizin sayısının
250’ye çıkacak olması gerçekten ihracatımıza çok ciddi katkılar sağlayacaktır
diye düşünüyorum.
Tabii, bu
ülkelerdeki pazar araştırmaları, yabancı ülkelerdeki pazar araştırmaları ve iş
adamlarımıza katkı sadece 1,15; 1,5 veya 2 kişiden oluşan ticaret
müşavirlerimizin tek başına gerçekleştirebileceği bir çalışma değildir. Burada,
bu ülkelerde nitelikli yerel personel istihdamı da son derece önemlidir.
Tabii, burada bir
başka husus daha var değerli arkadaşlar. İş adamlarımız da ticarette
bulundukları ülkelerdeki Dış Ticaret temsilciliklerimizden, oradaki kamu personelinden
destek istemeli, onların katkılarını sağlama taleplerini sürdürmelidirler.
Diğer yandan, yasal ticaret konusunda gümrüklerimizin yeniden yapılandırılması
son derece önemlidir. Gümrük Müsteşarlığımız da kendisini yeniden yapılandırma
gayretlerini sürdürmektedir ve bu yöndeki kanun tasarısı da Türkiye Büyük
Millet Meclisine sunulmuştu.
Değerli
arkadaşlar, yapılacak artışla, yeni personel takviyesiyle ihracatımıza bu
tasarının olumlu katkılar getireceğine inanıyor, hayırlı olması temennisiyle
hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Sali.
Şahsı adına Çorum
Milletvekili Sayın Cahit Bağcı, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
CAHİT BAĞCI
(Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 476 sıra sayılı Genel Kadro ve
Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Dış Ticaret
Müsteşarlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın
tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Değerli
milletvekilleri, ülkemizde dış ticaret ilişkilerini geliştirmek, politikaların
tespitine yardımcı olmak, tespit olunan bu politikalar çerçevesinde ihracat,
ihracatı teşvik, ithalat, yurt dışı müteahhitlik
hizmetleri, ikili ve çok taraflı ticari ve ekonomik ilişkileri düzenlemek,
uygulamak ve uygulamaları izlemek ve geliştirmek, Dış Ticaret Müsteşarlığımızın
sorumluluğundadır. Müsteşarlık, ülkemizin dünya ticaretinde lider ülkeler
arasında yer almasını sağlayacak dış ticaret politikalarını oluşturmak ve
uygulamak vizyonu ve stratejik plan çerçevesinde
çalışmalarını sürdürmektedir. Stratejik plan kapsamında başta komşu ve çevre
ülkeler olmak üzere ülkelerin stratejik önem değerlerine göre, yurt dışında
yeni temsilcilikler açılarak yurt dışı teşkilatının insan kaynağı ve fiziksel
altyapısının güçlendirilmesi ile 2010 yılı sonunda dış temsilcilik sayısının
artırılması hedeflenmektedir. Bu stratejik hedef ve vizyonun
yakalanabilmesi, doğru pazar analizlerinin yapılması, fırsatların tespiti ve
ihracat yoluyla büyüme, yatırım, üretim ve istihdam artışının sağlanabilmesi
için dış temsilcilik sayısının artırılması son derece önemlidir.
Değerli
milletvekilleri, İhracat Stratejik Planı çerçevesinde, pazarlama, bilgi
teknolojileri, finansman ve destek mekanizmaları, ikili ve çok taraflı ticari
ilişkiler ile kurumsal yapı, iş birliği ve koordinasyon konuları öncelikli
alanlar olarak belirlenmiş ve bu kapsamda komşu ve çevre ülkeler ile ticareti
geliştirme stratejisi kapsamında dış ticaretimizdeki payı hızla azalan komşu ve
çevre ülkeleri ile ticaretin geliştirilmesi ve ticaret hacmimiz içindeki
paylarının kalıcı olarak artırılması amacıyla geliştirilmiş, uygulamanın ilk
aşamasında İran, Irak, Suriye başta olmak üzere Orta Doğu ülkeleriyle ticari ve
ekonomik ilişkilerimize ağırlık verilmiş ve önemli başarılar elde edilmiştir;
2003 yılından itibaren Kuzey Afrika ülkeleri, Orta Asya cumhuriyetleri, Rusya,
Ukrayna ve Balkan ülkelerine ağırlık verilmiştir.
Afrika Ülkeleri
ile Ekonomik İlişkileri Geliştirme Stratejisi ile Afrika pazarının ülkemizdeki
firmalar için hedef pazar niteliği taşıdığı görülmektedir. Kuzey Afrika
ülkelerinin yanı sıra Sahra altı ülkelerini de kapsayan bu stratejik eylem
planı ile ticaret hacmi stratejisinin başladığı 2003 yılından 2008 yılı sonuna
kadar yüzde 200’ün üzerinde bir artış sağlanmış ve Afrika’da üstlenilen işlerin
toplamı 25 milyar doları aşmıştır.
Diğer taraftan,
Asya Pasifik Ülkeleri ile Ekonomik ve Ticari İlişkileri Geliştirme Stratejisi
ile 2005 yılından bu yana uygulanan bu strateji kapsamında, dünya nüfusunun
yarısından fazlasını barındıran ve dünya ticaretinde önemli bir yere sahip olan
Asya Pasifik bölgesi hedef pazarlar içerisine dâhil edilmiştir. Çin Halk
Cumhuriyeti, Güney Kore ve Japonya yeni ihracat odakları olarak tespit
edilmiştir. İhracatımızın 2010 yılı sonu itibarıyla 8 milyar dolara ulaşması
hedeflenmiştir. 2009 yılında Çin Halk Cumhuriyeti, yaklaşık 9 milyar dolara
ulaşan ticaret hacmiyle önemli bir pazar olduğunu göstermiştir.
Amerika Birleşik
Devletleri ile Ticareti ve Ekonomik İlişkileri Geliştirme Stratejisi ile
Türkiye'nin ve Türk ürünlerinin imajının güçlendirilmesi, böylece ABD’ye olan
ihracatımızın artırılması, Amerikan yatırımcılarının dikkatinin çekilmesi ve
ticari ilişkilerin siyasi ve kültürel ilişkilere olumlu yansımasından
yararlanarak, genel anlamda ikili ilişkilerimizin geliştirilmesi de
amaçlanmaktadır.
Bu stratejik
hedeflerimiz yürürlüğe konularak Türk ihracatçısının doğru pazarlara yönelmesi
sağlanmış ve ihracatımızda önemli artışlar gerçekleştirilmiştir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; ülkemiz için önümüzdeki on yılda önemli bir ihracat
pazarı olma özelliğine sahip Çin, Almanya, İtalya ve İngiltere’nin… Çin’de
ABD’nin 9, Almanya’nın 14, İtalya’nın 23, İngiltere’nin 19, Kanada’nın 13, Japonya’nın
8 adet ticaret müşaviri bulunurken ülkemizin sadece 2 adet ticaret müşaviri
bulunmaktadır.
Cumhuriyetimizin
kuruluşunun 100’üncü yılında 500 milyar dolar ihracat hedefine ulaşılabilmesi
için Dış Ticaret Müsteşarlığının yurt dışı teşkilatının güçlendirilmesi
zorunluluk arz etmektedir. Bu çerçevede, ihracatın ülkemizin büyümesindeki
önemi dikkate alınarak, ihracat yoluyla yatırım, üretim ve istihdamın
artırılması hedefine yönelik olarak tasarıyla Dış Ticaret Müsteşarlığı yurt
dışı kadroları sayısının 145’e yükseltilmesi hedeflenmektedir.
Tasarının
ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
Bağcı, teşekkür ediyorum.
Şahsı adına
Denizli Milletvekili Sayın Emin Haluk Ayhan, buyurun efendim.
EMİN HALUK AYHAN
(Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; 476 sıra sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Dış Ticaret Müsteşarlığına Ait Bölümünde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’nda şahsım adına söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; biraz önce geneli hususunda konuştuğum konulardan arta
kalan birtakım hususlar vardı, onları değerlendirmek istiyorum, buna ilave
olarak da birtakım görüşlerimi beyan edeceğim.
Gerçekten,
Türkiye dış ticaretine yeni bir eksen çizilmesi zorunludur. Avrupa Birliği ve
gelişmiş ülke pazarlarına bağımlılık azaltılmalıdır. Yurt
içinde katma değer üretimini destekleyecek politikalara öncelik verilmeli,
ithal girdi bağımlılığı azaltılmalı, dâhilde işleme rejimi gözden geçirilmeli,
Türk ürünleri üzerinde yurt dışı piyasalarda oluşan katma değerin Türkiye’de
kalması sağlanmalı, proaktif bir pazar giriş ve stratejisi benimsenmeli,
serbest ticaret prensibi ülke menfaatleri çerçevesinde kurgulanmalı ve
uygulanmalı, Türk ürünlerinin rekabet gücünü artıracak rekabetçi döviz kuru
uygulamasına da geçilmelidir.
Ayrıca, ihracatın
bölgesel çeşitliliği sağlanmalıdır. Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya ekonomileri
büyüdükçe, Türkiye için yeni ihraç pazarları hâline geleceklerdir. Türkiye bu
gelişmeye de hazır olmalıdır. Özellikle Türk dünyasıyla ekonomik ilişkilerin,
ekonomik ve ticari entegrasyon hedefiyle yürütülmesi
ve bunun 2023 yılına kadar tamamlanması da hedeflenmelidir.
Dış Ticaret
Müsteşarlığının, bildiğim kadarıyla, 77 ülkede, 3 uluslararası kuruluş
nezdinde, 100 misyonda toplam 115 kadrosu
bulunmaktadır. Latin Amerika ve Afrika bölgesi başta olmak üzere, ticari
temsilciliklerimizin sayısının az olduğu misyonlarda
çok kısa bir süre içerisinde yeni görevlendirmeler yapılmalıdır. Yeni
temsilcilikler ve Türk ticaret merkezleri açılmasına da öncelik verilmelidir.
Hâlihazırda dünya pazarlarındaki rakiplerimiz açısından değerlendirildiğinde,
Müsteşarlığın yurt dışındaki mevcut personel ve fiziki imkânları son derece
yetersiz kalmaktadır.
Bu imkânların
artırılması kadar rasyonel kullanılması da önemlidir. Bu kadrolar arpalık ya da
yandaş kayırma aracı olarak görülmemeli, kurum içinden, nitelikleri uygun
personelin görev almasına önem verilmelidir. Ayrıca, aklınıza gelen her yerde
kadro açmak yerine ülke dış ticaret stratejisine uygun merkezlerin
belirlenerek, burada ihtiyaca dönük yapıların ve organizasyonların
oluşturulması suretiyle personel görevlendirilmesi gerekir. Yoksa,
mevcut yapı içerisinde zihniyet değişikliği olmadan, bu kadroların heba
edilmesi görülecektir, heba edilecektir. Ticaret müşavirlerinin görev tanımı,
hedefleri, sorumlulukları, görev ve yetkileri daha açık bir şekilde
belirlenmelidir. Mevcut yasal metinlerdeki bu alanlardaki düzenlemeler yeterli
değildir. Ticaret müşavirleri, kimine göre “teşrifatçı”, kimine göre “uç beyi”,
kimine göre “diplomat”, kimine göre “tacir” olarak değerlendirilmemeli, bu işin
bir kriteri, sınırları ve ölçüsü olmalıdır, onların
devletin birer temsilcisi olduğu da unutulmamalıdır. Bir kişilik ticaret
müşavirlikleri “Bir Türk dünyaya bedeldir.” zihniyetinin ürünüdür. Dış ticaret
bir takım oyunudur, bu takımı iyi kurmak gerekir, Sayın Bakanın bu konuda
gerekli hassasiyeti göstereceğine inanmak istiyorum.
Bakın, bu
tasarıya kimse muhalefet etmedi, nasıl kullanılacağını bilmeden olumlu görüş
-muhalefet tarafından- beyan edildi. 30 kişiyle bu sorunların, ihracatın sorunlarının
çözülmesi mümkün değil. Gerek Sayın Bakana gerekse yetkililere, geçmişte görev
aldığımız bir kurum olması hasebiyle, sorumluluk aldığımız bir kurum olması
hasebiyle, ihtiyacın daha fazla olabileceğini beyan ve ifade ettik, onları bu
konuda teşvik edeceğimizi de söyledik. Burada kurumsallaşmaya ne yapmamız
lazım, çok iyi bir şekilde dikkat etmemiz lazım. Gerçekten, biraz önceki
konuşmamın başlangıcında ifade ettiğim hususlarda, son zamanlarda gelen
teşkilat yasaları, kadrolara ilişkin hususlarda gerçekten bazı konuların
darmadağınık olduğunu, devletin düzenini tahribata yönelik olduğunu bir kez
daha ifade ediyorum.
Bu Hükûmet
gerçekten bu işleri anlamıyor. Sayın Bakan, bu Hükûmet sizi de anlamıyor, aynı
şeyi, sizden önceki Sayın Bakana da ifade ettim. Gerçekten, kur konusunda
sizlerin konuşması, çırpınması, bunların Bakanlar Kurulunda görüşmediği
kanaatini hem bizde oluşturuyor hem de oluşan bu görüşümüzün kuvvetlenmesine
neden oluyor. Şayet, Merkez Bankası, sizin politikalarınızla, sizin makroekonomik
çerçevede çizdiğiniz, uyguladığınız politikalarla uygun bir program
götürmüyorsa, bir kur politikası götürmüyorsa, bunun yapılacak şeyi şikâyet
etmek değil. Nedir? Onu bir şekilde yasal yollardan çözmektir. Bunun her sefer
gündeme gelmesi kamuoyunda da hoş bir şey olmuyor.
Şimdi, bakıyoruz,
serbest bölgelerle ilgili dört beş tane tasarı geldi, geçen dönem bir tasarı
geldi. Yani 300 milyar dolar civarında bahsettiğimiz ne var? Dış ticaret hacmi
var. Biz 1 milyon dolarlık işlerin peşinde koşuyoruz ve önce tasarı olarak
geliyor, üzeri daksilleniyor, lakayıt bir şekilde teklif olarak başka yerlere
sunulmaya çalışılıyor, sonra yüce Meclise geliyor. Bu konu üzerinde görüş beyan
edildiği zaman da kurumun buna sahip çıkmadığını, biz ne yapıyoruz teklif
olduğu için, anlamış oluyoruz çünkü üzerinde daha önceden “tasarı” yazıyor.
Bunun dışında,
gerçekten, samimi olarak, dâhilde işleme rejimi ve buna ilave olarak serbest
bölgelerle ilgili araştırma önergeleri verdim. Bunlarla ilgili, hakikaten de
samimi olarak bunların araştırılması gerektiğine inandığım için bunları verdim
ama gerek şahsınızdan gerekse Hükûmetten, iktidar kanadından buna yönelik
hiçbir olumlu tepki de almadık.
Bunların
ötesinde, zaten Hükûmetin kurgusunda, Hükûmet, krizi fark edemedi; krizi fark etse
seçim öncesi ifade edemedi, ifade edememenin sonucunda rakamları 29 Marta kadar
değiştiremedi; değiştirememesinin sonucunda bütün cihana, âleme yanlış
hedeflerle gittik. Sonunda ne oldu? Artı 4 dediğimiz büyüme hedefi eksi 6’ya
yaklaştı. Dış ticaret hedefi -dün burada grup başkan vekili yanlış ifade etti-
neydi? 330-340 milyar dolarlık hedefler, geldi, neredeyse yüzde 50 azaldı, 250
milyar dolarlara yaklaştı. Şimdi, baktığımız zaman, hedeflerin hepsi
paramparça; istihdamda problem, yatırımda problem, ekonominin ihracatında
problem, ithalatında problem, ekonominin her alanında problem.
Sayın Bakanım,
bakın, geçen sene hedefleri, 149 milyar dolar ihracat, 2,5 milyar dolar ithalat
koymuşuz, 102 ile 140 gerçekleşmiş. Şimdi, bakıyoruz “Cari işlemler açığı 50
milyar dolar.” diyorsunuz, 11 milyar dolar oluyor. Şimdi, baktığınız zaman,
Hükûmetin ileriyi gördüğünü, makroekonomiyi fevkalade iyi düzenlediğini,
hedefleri fevkalade iyi koyduğunu, bu sorunları çözdüğünü söyleyebilir miyiz?
Söyleyemiyoruz. İşsizlik kol geziyor. Şimdi, burada arkadaşımız var. Denizli’de
30 bin kişi işini kaybetti, 480 bin merkez nüfusu var, 30 binini düşün öğrenci
olarak, üniversite öğrencisi…
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Kaç nüfusu var?
EMİN HALUK AYHAN
(Devamla) – 480 bin. Yani her 2 evden 1 tanesine, 3 evden 1 tanesine haciz
geliyor.
Bakın, biz,
ihracatı AKP döneminde, 2003-2009 arasında 611 milyar dolar yapmışız,
ithalatımız 936 milyar dolar. Cari dış ticaret açığına bakıyoruz, 325 milyar
dolar. Şimdi, hadiseye böyle baktığımızda, bunun adı AKP Hükûmetince milletin
soydurulmasıdır. Bakın, sadece geçen yıl 125 milyar dolarlık bu ülkenin millî
geliri hiç edilmiştir, kaybetmiştir insanlar, 125 milyar dolar! Kişi başına
gelir de yaklaşık yüzde 17, yüzde 20 azalmıştır. İnsanlar perişandır, sanayi
perişandır. Nereye bakarsanız bakın, sıkıntılar artmaya başlamıştır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Ayhan, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun efendim.
EMİN HALUK AYHAN
(Devamla) – Teşekkür ediyorum.
İstihdam
sıkıntılı, dış ticaret sıkıntılı, iç ticaret sıkıntılı, ödemeler dengesi
sıkıntılı, cari işlemler problemli. Mahallî idareler harcamalarında siyasi
olarak kullandığınızı şu programda sizler söylüyorsunuz.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Siz büyükşehir misiniz?
EMİN HALUK AYHAN
(Devamla) – Şimdi, nereden bakarsanız bakın, yatırımlar yüzde 20 küçülmüş.
Böyle bir ekonomide iyi olduğunu söylemek mümkün mü? Evet, gerçekten teğet
geçti kriz! Bir şeyi ifade etmek istiyorum.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Siz büyükşehir değilsiniz ama!
EMİN HALUK AYHAN
(Devamla) – Yalnız, teğette çemberin etrafında, ortada AKP’liler var, çemberin
bir kenarına sanayiciler tutunmuş, bir kenarına işçiler tutunmuş, bir kenarına
perişan olanlar tutunmuş, bir kenarına ihracatçılar tutunmuş, ortasında
AKP’liler var; onlara bir şey olmuyor, vatandaş perişan. Bu anlamda, Sayın
Başbakan söylüyorsa gerçekten “Teğet geçti.” geçmedi, henüz devam ediyor.
Hepinize saygılar
sunuyorum.
Teşekkür ediyorum
Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Ayhan.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Ama siz büyükşehir değilsiniz.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Teğet geçmedi, teğetten geçti, merkeze dokunmadı.
BAŞKAN -
Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
1’inci maddeyi
okutuyorum:
GENEL
KADRO VE USULÜ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMENİN EKİ CETVELLERİN DIŞ TİCARET
MÜSTEŞARLIĞINA AİT BÖLÜMÜNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI
MADDE 1- (1) Ekli
listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 13/12/1983
tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin
eki (I) sayılı cetvelin Dış Ticaret Müsteşar-lığına ait bölümüne eklenmiştir.
BAŞKAN – Madde
üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Malatya Milletvekili Sayın Ferit
Mevlüt Aslanoğlu.
Buyurun efendim.
(CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri;
hepinize saygılar sunuyorum.
Değerli
arkadaşlarım, bir kere bu ülkenin geleceğinin, bu ülkenin kurtuluşunun
ihracatta olduğuna yürekten inanan bir insanım. Bir ülkenin ekonomik
bağımsızlığı o ülkenin üretimine, o ülkedeki üretimin satışına bağlıdır. Bu
nedenle, ülkemizdeki insanların ekonomik özgürlüğünün de ülkeye ne kadar çok
kaynak girerse bu kaynakların hakça dağıtımı ile ülkedeki insanların
mutluluğundan geçer. Bu nedenle biz, ülke ihracatının en üst seviyeye
çıkmasından gurur duyarız, mutluluk duyarız ve tekrar söylüyorum: Ülkenin
ekonomik bağımsızlığının temeli, geleceği, ülkenin üretiminden ve ülkemizdeki
ihracattan geçeceğine inanan bir kişiyim. Bunu, bir kere altını çizerek
söylüyorum. Ama bunun için, özellikle ihracatın en üst seviyeye gelmesi için,
ülkede uygulanan teşvik sisteminden biraz bahsetmek istiyorum. Yani
ihracatçılarımız hakikaten dünyanın her tarafına mal satmaya çalışıyorlar. Çok
önemli sorunları var, bu sorunları kısmen aşıyorlar ama önemli olan, dünyanın
her tarafında uygulanan bir teşvik sistemini… Her nedense, geçen dönemde uygulanan
teşvik sistemi, bu dönemde uygulanan teşvik sistemi, kesinlikle ihracatçının
önünü açmıyor.
Değerli
arkadaşlarım, dünyadan örnekler vereyim: Bakın Fransa’ya, Fransa’da kendi
ürünlerini, kendi üretimini, kendi ihracatçısını destekleyen neler var? Gidin…
Çok uzağa gitmeyelim, Orta Doğu’ya gidelim, Arap Yarımadası’na gidelim.
Buradaki mallara bakın. Buradaki mallar kimin malları? Hep
Fransız malları. Çünkü niye? Fransa bile, küreselleşmenin babası olana
Fransa bile kendi üreticisini, kendi imalatçısını, kendi sanayicisini ve kendi
ihracatçısını nasıl kolluyor, nasıl koruyor. Bir kere, bunun altını çiziyorum.
Eğer bir ülkede ithal ikamesiyle ihracat destekleniyorsa o iş ülkemize çok
büyük katma değer bırakmıyor. Bir kere, ülkemize önemli oranda katma değer bırakıp
bunun ihracatını öncelik ve teşvik etmezsek, ihracatta havanda su döveriz. Bu
nedenle, katma değer yaratan ürünleri teşvik etmek zorundayız. Ama maalesef,
bugün uygulanan teşvik sistemiyle, hiçbir şekilde, ihracatçımız yoğun bir
şekilde teşvik edilmiyor ve öncelikle, teşvik sisteminin, son getirilen teşvik
sisteminin ise ihracatçıya özellikle hiçbir şey vermediğinin altını çiziyorum.
Değerli
arkadaşlarım, Hükûmetin bu konuda mevcut teşvik sistemini mutlak değiştirmesi
lazım. Mevcut teşvik sistemiyle bir yere gidemeyiz ve ihracatçımızın daha fazla
ihracat yapması için hiçbir şekilde onlara daha çok destek olamayız. Bu
nedenle, katma değer yaratan ürünlerimizden bir mal var ki örneğin, ihracatında
ülkeye bıraktığı katma değer diyelim yüzde 1, yüzde 2, yüzde 5 ama öyle ihraç
ürünlerimiz var ki bunları, yüzde 100 katma değer bırakan ürünlerimizi mutlak
teşvik etmeliyiz ve önemli olan bu ürünlerin teşvikidir arkadaşlar. Her şeye
rağmen, Türkiye sanayi üreticisi bir ülke olduğu kadar bir tarım ülkesidir. Özellikle
tarımsal ürünlerimizde yapacağımız teşvikler bu ülkenin ihracatına büyük katkı
verecektir ama maalesef gerek sanayi ürünlerimizde gerekse tarımsal
ürünlerimizde temel bir teşvik politikamız yok, bu nedenle ihracatımızda önemli
katkısı daha çok olması gerekirken bunu sağlayamıyoruz. Bu nedenle teşvik
sisteminin altını bir kez daha çiziyorum. Bu ülkede uygulanan teşvik sistemi,
yasak savmacı bir teşvik sistemidir, hiçbir şekilde sanayicimize, esnafımıza ve
özellikle orta ölçekli firmalarımıza, istihdam yaratan firmalarımıza hiçbir
katkısı yoktur arkadaşlar. Bunun altını çiziyorum. Teşvik sistemi getirilirken
geçen dönemde -önce 36 ildi, sonra 49 ile çıkarıldı- burada birçok
milletvekilim bayram etti “Benim ilime teşvik geliyor.” diye. Aynen o konuşmayı
burada da yaptım, “Çok heveslenmeyin, bu sistem işlemeyecek, özellikle
kalkınmada öncelikli hiçbir ilimize hiçbir yatırım gitmeyecek çünkü bu sistem
hiçbir şey getirmiyor.” dediğimde hiçbiriniz bana inanmadınız. Ama aradan yedi
yıl geçti. Yedi yılda -dikkatinizi çekerim- acaba kalkınmada öncelikli hangi
ilimize, ne yatırım gitti? Bir kez daha dikkatlerinize sunuyorum.
Değerli
arkadaşlarım, tabii, bir başka konu: Bizim yurt dışındaki temsilcilerimizin
-yoğun bir şekilde- o ülkedeki ticaret hacminden pay alınmasında önemli katkısı
olduğuna inanıyorum. Ben buna değişik yerlerde, daha önceki yaşamımda şahit
oldum. Hatta belli büyükelçiler vardı bazı yörelerde, örneğin bazı ülkelerde ve
bu büyükelçilerin dahi Türk ihracatçısına, Türk yatırımcısına ne kadar katkı
verdiğini çok iyi biliyorum. Yani kişiden kişiye değişiyor ama -ismini
vermeyeceğim burada- bazı ülkelerdeki büyükelçiler, hakikaten o ülkedeki
diyaloğu, o ülkedeki ilişkileri nedeniyle Türk yatırımcısının, Türk
ihracatçısının önünü açtı, onlara çok büyük destek verdi. Ben diliyorum ki Dış
Ticaret Müsteşarlığımızın yurt dışına atayacağı insanların da aynı bakış
açısıyla ve o ülkedeki sorunlarla, o ülkenin gerçekleriyle yüz yüze gelip
buradaki yatırımcıyı, buradaki ihracatçıyı çok iyi yönlendireceğini düşünmek
istiyorum. Bunun altını bir kez daha çiziyorum.
Bir başka konu:
Değerli arkadaşlarım, ben özellikle yurt dışındaki müteahhitlerden
biraz bahsetmek istiyorum. Belki çoğunuz bilmiyorsunuz ama bugün yurt dışında
iş yapan müteahhitlerin Türkiye’ye katkısının ne kadar
yüksek olduğunu hepinizin bilmesini isterim. Bu insanlar ta
1980’li yıllardan bu yana -örneğin, bildiğim bir örneği vereyim- çok büyük
güçlüklerle, çok büyük zorluklarla yaşam savaşı verdiler, çok büyük sorunlarla
karşı karşıya kaldılar ama mücadeleyi bırakmadılar, belli dönemlerde devletin
hiçbir desteğini almamalarına rağmen, bir şekilde kendi kendilerine mücadele
ettiler, şimdi dünyanın her tarafında çok iyi bir konuma geldiler. Yurt
dışı müteahhitlik hizmetinin Türkiye’ye katkısının,
bir, istihdam yönünden, iki, Türkiye’deki -orada kullandıkları- malzemelerin
ihracatı yönünden ne kadar önemli katkıları olduğunun bir kez daha altını
çiziyorum. Ama bu insanların sahibi yok, bu insanlar kendi kendilerine mücadele
ediyorlar. Gerek Türk finans sisteminin gerekse devletin bakış açısının daha
üst seviyeye çıkması lazım.
Değerli
arkadaşlarım, parası ne olduğu belli olmayan bir insanın parasını Türkiye’ye
getirdiğinde varlık barışını çıkarıyorsunuz, yüzde 2’yi yatırınca bunun
parasını artık legal para hâline getiriyorsunuz ama Sayın Bakanım, yurt
dışındaki müteahhitler, yurt dışındaki kazançlarını ve
şirketi yurt dışına kaçırmıyorlar, şirketleri burada, buradaki şirketler adına
iş yapan insanları cezalandırıyoruz çünkü o insanların yurt dışındaki kazançları
kurumlar vergisinden muaf. Yurt dışından gelen bir yatırımcıdan sıfır gelir
vergisi alınıyor ama yurt dışı müteahhitlerin
şirketleri kâr dağıtmaya başladığı zaman, yurt dışında elde ettiği kazancı
bunların, gelir vergisine tabi. Büyük bir haksızlık, büyük
bir haksızlık.
Arkadaşlar, yurt
dışından birisi para getiriyor, sıfır vergi, sıfır vergi… Bu insanlar yasal
olarak, namusuyla, şerefiyle yurt dışında elde ettikleri parayı Türkiye’ye
getiriyorlar, yurt dışında tutmuyorlar. İsterlerse bu insanlar bu parayı
Türkiye’ye getirmezler, isterlerse bu parayı Türkiye’deki şirketlerine
getirmezler, yurt dışında bırakırlar ama bunlardan gelir vergisi alıyoruz. Çok büyük haksızlık. Eğer objektifsek, eğer yurt dışında
kazanılan bir para için hiç kimseden vergi almıyorsak bu insanlardan vergi
almamız hakikaten garip. Yurt dışında elde edilen bir… Alnının terini sıyırarak
ülkeye gerek istihdam gerekse ülke ihracatına önemli bir katkı veren bu
insanların bu sorunu maalesef çözülmüyor.
Şimdi, yurt
dışından ne olduğu bilinmeyen parayı getiriyor varlık barışıyla, 7 milyar dolar
getiriyor güya, geldi mi gelmedi mi, bunun şeyi ödendi mi ödenmedi mi hâlâ
belli değil. Sorduk geçen Maliye Bakanlığına, onlar da “Biz sadece bize
yatırılan parayı biliriz, dövizin gelip gelmemesini biz takip etmeyiz.”
diyor. Kimdir bu adam ya? Bu adam
kimdir, ismi nedir, cismi nedir, bu parayı nereden getirmiş? “Yok, biz
bilmeyiz.” diyorlar. Nasıl bilmezsin ya? Peki, Türkiye’ye 7 milyar dolar geldi
de Türkiye'nin döviz rezervinde bir fazlalık oldu mu? O da yok, onu da kimse
bilmiyor ama yurt dışındaki müteahhit kâr dağıtıp
oğlunu evlendirecekse “vergini ver…”
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Aslanoğlu, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, özellikle bir de Eximbank -o zaman
bir başka maddede konuşacağım, kavuşturamadım- konusunu konuşmak istiyorum.
Özellikle Sayın Bakan, yurt dışındaki müteahhitlerin
bu sorununun mutlak çözülmesi lazım. Bu, gerek teşvik konusu gerekse yurt
dışındaki müteahhitlerin sorunlarının çözümü bire bir
sizin Bakanlığınızın görevidir. Bu konuda hakikaten insanlar mağdur
edilmektedir. Her iki konuda da Bakanlığınızın belli bir çalışma yapıp olayı
çözmesi lazım.
Bir başka
konuşmamda Eximbank konuşacağım, bilginiz olsun.
Hepinize teşekkür
ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Aslanoğlu.
Evet, konuşma
sırası Denizli Milletvekili Sayın Mehmet Yüksel’de.
Sayın Yüksel,
buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MEHMET YÜKSEL
(Denizli) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Genel Kadro ve
Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Dış Ticaret
Müsteşarlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılması Hakkında 476 sıra sayılı
Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi
sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım -dış ticaretin- bizim gibi nüfusu genç olan, bulunduğu coğrafya
itibarıyla jeopolitik ve stratejik olarak önemi itibarıyla dış ticaret ve
ihracat, bizim coğrafyada yaşayan bizim gibi ülkeler için oldukça önem arz
etmektedir. Hele hele dünyada bir benzeri olmayacak kadar çok komşusu olan bir
ülke için, Türkiye için dış ticaret o kadar önemlidir.
Dış ticarette
mutlaka aktörler birden fazla. Bunlardan bir tanesi de Dış Ticaret
Müsteşarlığımıza bağlı olarak yurt dışında görev yapan, konsolosluklarımızda
görev yapan müşavirlerimiz, ataşelerimizdir. Dünyadaki
gelişmiş ülkelerdeki dış ticaret müşavirliği, ataşelik sayılarına baktığımız
zaman, onlara göre oldukça çok gerilerde olan Türkiye’de bu yasayla, bu kanunla
aslında çok fazla olmayan, topu topu 30’a çıkan bir sayısı var ki genel idari
hizmetler sınıfı ile ticaret başmüşaviri 10 tane, ticaret müşaviri 14 tane,
ticaret ataşesi 6 tane olmak üzere toplam 30 tane yeni atama yapılacak bu kadro
ihdasıyla. Aslında, bu dahi şu andaki gelişmelere göre, dünyadaki bu
canlılık, bu hareketlilik karşısında yeterli değil ama yine de geçmişe göre bir
gelişmedir, bir oluşumdur, pozitif bir gelişmedir.
Bir de Değerli
Arkadaşım Emin Haluk Ayhan Bey’in bahsettiği gibi, ticaret ataşesinin kimliği
çok önemlidir burada, görev tanımı çok önemlidir. Yani
ticaret ataşeleri sadece koltuğuna yapışıp oturan bir kadrolu memur mudur yoksa
yine ülkelerinden gelen ihracatçıların, iş adamlarının emir eri midir yoksa
gerçek anlamda hepsini birden yoğurduğumuz, hamur ettiğimiz, aktif,
ihracatçısının önünü açan, ülkesinin önünü açan, yeni pazarlarda yeni
müşteriler bulunması noktasında ve kaliteli iş yerleriyle iletişim kurulması
noktasında onların önünü açan, gerek mevzuat açısından gerek işleyiş açısından
onlara yol gösteren bir kimliğe sahip olması gerekir, aktif olmaları gerekir
yani bilinen yapının dışına çıkmaları gerekir. Bunu, gittiğimiz
ülkelerde ticaret ataşelerimiz ne kadar aktifse görüyoruz ki orada
ihracatımızda önemli gelişmeler olmakta, önemli artışlar olmakta.
Bunun yanında
yine vize konusu da dış ticaretimiz için çok önemli. Bu konuda da komşu
ülkelerimizle başlayan vize anlaşmaları, en son Rusya ile yapılan anlaşma ile
beş altı sayıyı bulan bir ülke sayısına çıkmıştır. Bu da azımsanmayacak bir
sayıdır, aslında hiç yeterli değildir. Artık dünyanın geldiği noktada vize
ucube bir şeydir, vize hiç de hoş olmayan bir şeydir. İnşallah, Dış Ticaret Müsteşarlığımızın
ve Dışişleri Bakanlığımızın çalışmalarıyla da bu vize konusu, ilerideki
günlerde diğer ülkelerle aramızda kalkması en önemli temennimizdir çünkü vize,
ihracatçımızın önünü tıkayan, dış ticaretimizin önünü tıkayan çok önemli
konulardan bir tanesidir.
Bunun dışında
yine alternatif pazarlar noktasında dünyanın içinde bulunduğu konuma baktığımız
zaman, artık biz sadece Avrupa Birliği ülkelerine ihracat yapan, sadece Amerika
Birleşik Devletleri’ne ihracat yapan ülke olma konumundan çıkmak üzereyiz ve
çıkıyoruz. Kuzey Afrika ülkeleri, Orta Doğu ülkeleri, Türki
cumhuriyetleri ülkeleri ve hele hele son zamanlarda Brezilya gibi oldukça uzak
bölgede ama açık pazarı olan, bakir pazarı olan bu ülkelerle de mutlaka ticaret
hacmimizi artırmak zorundayız. Bunlar için de Dış Ticaret Müsteşarlığımızın
elemanlarına çok önemli görevler düşmektedir. Şimdiye kadar genelde hep
ihracatımız devletimizin önünde olmuş, hep ihracatçımız kendisine yeni pazarlar
bulmuş ama istim hep arkadan gelmiştir. İnşallah bu yeni yapılanmayla
devletimizin, Dış Ticaret Müsteşarlığımızın elemanlarının, Hükûmetimizin
ihracatçımızın, ihracat yapan firmalarımızın, işletmelerimizin, sanayicimizin
önünü açan, onlara yeni pazarlar bulma noktasında faydalı bilgiler aktaran,
onlarla birlikte hareket eden ve ülkemize bol döviz kazandırmasını sağlayan bir
yapı içerisinde olmaları gerekir.
Ben tekrar bu
otuz kadroyu yeterli bulmadığımı beyan etmek istiyorum. Ancak bu gelişmeler
noktasında eskiye göre daha iyi fakat yine de ümit ediyorum ki -muhalefet
partisinden arkadaşlarımız da bu noktada aynı fikirde oldular- temennimiz yeni
dönemde daha çok ataşe, daha çok müşavir olur.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun,
tamamlayın Sayın Yüksel.
MEHMET YÜKSEL
(Devamla) – Teşekkür ederim.
Bu arada, şu ana
kadar, hangi hükûmet döneminde olursa olsun Dış Ticaret Müsteşarlığımızda
sayının her geçen gün artmasını sağlayan, ihracatımızın gelişmesini sağlayan
tüm çalışanlarımıza ve bakanlarımıza huzurlarınızda teşekkür ediyorum,
çalışmalarının devamın diliyorum. Sevgi ve saygılar sunuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Madde üzerinde
bir adet önerge vardır, önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan
"Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin
Dış Ticaret Müsteşarlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısı"nın 1 inci maddesine ekli “(1) sayılı liste”nin aşağıda
belirtildiği şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Ayşe Nur Bahçekapılı İbrahim Yiğit Ali Koyuncu |
|
İstanbul İstanbul Bursa |
|
Ruhi
Açıkgöz Metin
Kaşıkoğlu |
|
Aksaray Düzce |
|
Liste |
Kurum Adı : Dış Ticaret Müsteşarlığı
Teşkilatı : Yurt Dışı
İhdas
Edilen Kadrolar
SERBEST TUTULAN
KADRO KADRO KADRO
SINIFI UNVANI DERECESİ ADEDİ ADEDİ TOPLAM
GİH Ticaret
Başmüşaviri 1 20 20
GİH Ticaret Müşaviri 1 10 10
GİH Ticaret Müşaviri 2 10 10
GİH Ticaret Müşaviri 3 10 10
GİH Ticaret Müşaviri 4 10 10
GİH Ticaret Müşavir
Yardımcısı 5 10 10
GİH Ticaret Müşavir
Yardımcısı 6 7
7
GİH Ticaret Ataşesi 1 20 20
GİH Ticaret Ataşesi 2 20 20
GİH Ticaret Ataşesi 3 10 10
GİH Ticaret Ataşesi 4 8 8
TOPLAM 135 135
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI
MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Katılıyoruz efendim.
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Gerekçe…
BAŞKAN –
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
"Genel Kadro
ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Dış Ticaret
Müsteşarlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı"
ile ihdas edilmesi öngörülen (30) adet kadronun yetersiz olması nedeniyle
artırılarak (135) adede çıkarılması teklif edilmektedir.
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Kabul edilen
önergeyle birlikte maddeyi ekindeki listeyle beraber oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2’nci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 2- (1) Bu
Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN – Madde
üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Sayın Enis
Tütüncü. (CHP sıralarından alkışlar)
Buyurun efendim.
CHP GRUBU ADINA
ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sözlerime
başlarken hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.
Aslında, az önce
kabul ettiğimiz ya da kabul edilen –biz kabul etmedik- önergenin son derece
sakıncalı bir önerge olduğunu ve gerekçesini anlamakta güçlük çektiğimizi ifade
etmeliyim. Yani bakınız Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri ve Sayın Bakanımız; lütfen… Yani siz buraya bir yasa
tasarısı sevk ediyorsunuz ve “Hâlen 115 olan yurt dışı kadro sayısını 145’e
yükselteceğiz.” diyorsunuz, 30 kişilik kadro için buraya geliyorsunuz ve burada
bir önerge veriyorsunuz, “30 adet kadro yetersizdir, 135 adede çıkarılması…”
Ya, böyle bir şey olabilir mi? Biz mi yanlış anladık yoksa? Daha mürekkebi
kurumamış. Bu nasıl iş? Yani ne yapılmak isteniyor? 30 adet kadro için
geliyorsunuz, yasa tasarısı o yani Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığında,
dışarıda tabii ki ihtiyaç var -biliyorum- yıllardan bu yana bazı sıkıntılar var
ama el insaf, yani 30’la geliyorsunuz, 135 adede çıkarıyorsunuz, 105 tane
artırıyorsunuz. Bunu anlamakta zorlanıyoruz ve lütfen Sayın Bakandan bunun
doyurucu bir açıklamasını rica ediyorum. Aksi hâlde şöyle bir -bir şeyin şüyuu
vukuundan beterdir- suçlamayla ya da düşünceyle karşı karşıya kalabilirsiniz:
“Ne o yani, siz Dış ticaret Müsteşarlığının dış temsilciliklerini çiftliğe mi
çevirmek istiyorsunuz?” E bunu söylerler. Gülüyorsunuz ama Sayın Bakan, lütfen…
30 kadro istiyorsunuz, burada bir önergeyle…
Yani böyle bir şeyi anlamak mümkün değil. Lütfen burada doyurucu bir
açıklama rica ediyorum.
Ayrıca da -burada
yazmıyor- “2010 plan dönemi sonunda dış temsilcilik sayısının 110’a
çıkarılması…” Kaçtı, kaçtan kaça? Yurt dışı kadro sayısını 115’ten 145’e
yükseltmeyi öngörüyorsunuz. Bu çerçevede de bir açıklama rica ediyorum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Dış Ticaret Müsteşarlığının bir vizyonu
var. Bu vizyonu ne? Genel gerekçede görebildiğimiz
kadarıyla ülkemizin dünya ticaretinde lider ülkeler arasında yer almasını
sağlayacak dış ticaret politikalarını oluşturmak ve uygulamak. Şimdi, lütfen…
Ne demek bu? Dünya ticaretinde lider ülkeler arasında yer almasını sağlayacak
dış ticaret politikası ne anlama geliyor? Ne anlama geliyor? Burada kastedilen
dış ticaret hacminin büyüklüğüdür. Yani siz diyorsanız dünya ticaretinde lider
ülkeler arasında yer almasını sağlayacak dış ticaret politikaları, yani ihracat
artı ithalat, yani dış ticaret hacmidir. İşte, yanlış burada.
İşte, yanlış burada.
Bu yanlışla ne
olur? Ne olur? Dünya ticaretinde kaybeden ülkeler safında yer almaya mahkûm
olursunuz. Nitekim öyle oldu. Böyle bir hedef olabilir mi? Anlamak mümkün
değil. Bakınız, yanlış burada. Dış ticaret açığını ihmal ediyorsunuz. Bizim
asıl sorunumuz dış ticaret açığı değil mi değerli arkadaşlarım? Ve son tahlilde
cari işlemler açığı değil mi? Yineliyorum, dünya ticaretinde lider ülkeler
arasında yer alma hedefi, bizi gözü kapalı bir şekilde dış borçla finanse
edilen bir ithalat bağımlısı konumuna düşürmez mi? Nitekim düşürdü.
Hedef ne
olmalıdır? Bakınız, hedef ne olmalıdır? Hedef, dünya ticaretinde kazanan
ülkeler safında yer tutmak olmalıdır. Bu ne anlama geliyor? İhracat fazlası
vereceksin ve dolayısıyla cari açığın olmayacak. Yani ihracat fazlası
vereceksin, dış ticaret açığın olmayacak. Güney Kore öyle yapıyor.
Bir başka
çarpıklık var. Özür dilerim, çok saydığım -ismini söylemeyeceğim- bazı
arkadaşlarım burada konuşuyorlar. Yani anlamakta güçlük çekiyorum. Efendim,
neymiş? İthalata yönelik kalkınma stratejisi, ihracata dönük kalkınma
stratejisi yokmuş. Aman Allah’ım! Böyle şeyler olabilir mi?
Şimdi, bakınız,
ekonomik kalkınma açısından kalkınma literatüründe iki
ana strateji vardır. Buna ekonomik büyüme modeli de diyebilirsiniz. Biri, ithal
ikamesine yönelik ya da ithal ikamesine dayalı kalkınma stratejisi, öbürü de
ihracata dayalı, yani ihracata yönelik kalkınma stratejisi. Peki, rica
ediyorum, ithalata dayalı kalkınma stratejisi olur mu? Olmaz.
Siz eğer “Dünya
ticaretinde lider ülkeler arasında yer almayı istiyoruz.” derseniz bunun sonu
ithalata dayalı bir kalkınma stratejisi olur. Böyle bir şey yok. Ne yazık ki bu
yanlış yapıldı ve Türkiye, afyon bağımlısı gibi yabancının parasıyla, dış
borçla finanse edilen bir ithalat bağımlısı dış büyüme modelinin tutsağı hâline
getirildi. Ne oldu? Bakınız ne oldu? Sonuçta ne oldu? Nasıl kaybettik?
Burada seçilmiş
sektörler itibarıyla ihracatın ithal ara mallara bağımlılığı var, dâhilde
işleme rejimine göre bunu hesapladık.
Bakınız, ana
metal sanayisinde -ki orta düşük sanayidir teknoloji açısından- 2000 yılında
ihracatın ithal mallarına bağımlılığı yüzde 68 iken bu bağımlılık yüzde 73’e
çıkmış, 5 puan daha fazla ithalata bağımlı hâle getirmişsiniz.
Bakınız,
elektrikli makineler, bu da orta yüksek teknoloji yoğunluğunda olan bir
sektördür, burada ihracatın ithal ara malına bağımlılığı yüzde 63 iken yüzde
65’e çıkmış, 2 puan daha bağımlı hâle getirmişsiniz.
Makine imalat
sanayisi, Türkiye'nin makine imalat sanayisinde bir ihracat üssü olabilme
potansiyeli var. Cumhuriyet Halk Partisi olarak yıllardan beri biz bunun ciddi
bir teşvik politikasıyla sağlanmasını, bunun sağlanmasını savunuyoruz. Ama
bakınız, makine imalat sanayisinde ihracatın ithal ara malına bağımlılığı yüzde
40’mış yüzde 59’a çıkartmışsınız; 19 puan.
Değerli
arkadaşlarım, sevgili milletvekilleri; böyle bir şey olabilir mi? İşte, sizin
bu götürdüğünüz bilinçsiz dış ticaret politikası, stratejisiz dış ticaret
politikası Türkiye’yi buraya getirmiş.
Bakınız, başka ne
olmuş bu bilinçsiz dış ticaret politikası? Türkiye’de imalat sanayisinin üretim
yapısı, bakınız, yüksek teknoloji tamamen düşmüş üretim yapısında, imalat
sanayisinin üretim yapısında yüksek teknolojili mal üretimi düşmüş; yüzde 5’in
üzerindeymiş, yüzde 5,2 oran olarak, yüzde 5’in altına düşmüş. Daha vahimi
orta, yüksek teknoloji yoğunluktaki mal üretimi imalat sanayisinde yüzde 25’e
yakın iken 2000 yılında yüzde 20’ye düşmüş.
Şimdi, Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; çok yazık olmuştur. Çok yazık olmuştur.
Türkiye, bu bilinçsiz ihracat politikasıyla, stratejisi belirli olmayan,
stratejisi olmayan bu ihracat politikasıyla yabancı ülkelerin finansmanını
kullanmış, yabancı ülkelerin mallarını kendi piyasalarında yerli sanayiciyi
piyasadan kovma pahasına kullanmış. Yani ihracat, ithalat, yani dış ticaret
çarkları yabancı ülkelere istihdam yaratmış, yabancı ülkelere üretim yaratmış;
yabancı ülkelerin değirmenine su taşımışız, Türkiye kaybetmiş.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bakınız IMF geldi. IMF geldi ve ekonomiyi
değerlendirdi. Bu ay başında giderayak, giderken IMF
bir tespitte bulundu ve bir açıklamada bulundu, dedi ki: “İçeride tüketim
artışı başladı. Ancak bundan yerli üretici yararlanamıyor -IMF diyor bunu-
ithalatçı yararlanıyor.” Aslında yerli…
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – IMF’nin dediğine inanmayın siz Sayın Tütüncü, IMF’nin dediğine
inanmayın.
ENİS TÜTÜNCÜ
(Devamla) – Bir yere geleceğim. Şimdiye kadar inandınız.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – İnanmadık, gönderdik zaten.
ENİS TÜTÜNCÜ
(Devamla) – Efendim, gönderdiniz. Ne olacağı belli değil. Sekiz yıl siz
uyguladınız. Bakınız…
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Ama bir anda atamıyorsunuz yani.
ENİS TÜTÜNCÜ
(Devamla) – Efendim, bir dakika, şimdi asıl noktaya geleceğim ben. IMF ile
ilgili düşüncelerimizi zaten biliyorsunuz, yıllardan bu yana ağzımızda tüy
bitti; bırakın şu IMF’yi, bırakın IMF’yi… Geç de olsa bıraktınız, teşekkür
ediyoruz ama başka bir şey söylemek istiyorum, şimdi bir tuzağa tekrar
dikkatinizi çekmek istiyorum Sayın Canikli. Şimdi, sanki yerli üretici kaldı da
yerli üretici yararlanamıyormuş. Kalmadı ki yerli üretici, piyasadan kovuldu
ihracata üretim yapan.
İki tavsiyede
bulunuyor IMF, diyor ki: “Tüketimi kıs.” Dikkatinizi çekiyorum. “Bunun için
sıkı para politikası uygula, faizleri yükselt.”
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Desin, varsın desin…
ENİS TÜTÜNCÜ
(Devamla) – Efendim, bir yere geleceğim.
Şimdi, burada
şöyle kritik bir nokta var: “Değerli Türk lirasına ve ucuz dövize karşı döviz
fiyatını artırıcı önlemler al.” diyor IMF. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bizler ucuz dövizin hem tarımda hem de sanayide üretim
yapısına nasıl darbe vurduğunu, döviz açığını nasıl artırdığını yaşayarak
öğrendik ve onun içindir ki IMF’ye “Buyurun dışarıya!” dedik.
Nitekim
-dikkatinizi çekiyorum- 2010 yılının ilk dört ayında ihracattaki artış yüzde
11,3 oldu, ithalattaki artış yüzde 36,6 oldu; yani ihracatın ithalatı karşılama
oranı yüzde 67’ye geriledi. İlk dört aydaki dış ticaret açığı 17 milyar 600
milyon dolar oldu. Buna göre, şöyle kaba bir tahminle, 2010 yılı dış ticaret
açığının 45-50 milyar dolar düzeyinde olma ihtimali güçlü gözüküyor.
Değerli
milletvekilleri, dış ticaret açığı bizim kronik hastalığımız. Bu kronik
hastalığımızın tedavisi için, ihracata yönelik, ihracata dayalı kalkınma
stratejisini bir an önce kabul edip ve gereğini yapmanız lazım. Dış ticaret
hacmini ön planda tutan bir hedef hedef değildir -dikkatinizi çekiyorum- çünkü
bizim cari açığımızı belirleyen ana faktör dış ticaret açığıdır. Cari açığı
dışarıdan borçlanarak kapatıyoruz. Açık anlatımıyla, ucuz döviz ve ucuz ithalat
politikasını sürdüren faktör dış borçlanmadır, öyle değil mi? Dış borçlanma ile
bulunan döviz nereye gidiyor? Az önce belirtmeye çalıştım, dış ülkelerin
üretimini ve dış ülkelerin istihdamını artırmaya gidiyor.
Şimdi, bu
nedenle, bir an önce, lütfen, ciddi bir şekilde Türkiye, ihracata yönelik
kalkınma stratejisi mi yoksa ithalata yönelik kalkınma stratejisi mi, hangisiyse,
bunda karar verecek.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Tütüncü, tamamlayınız konuşmanızı.
Buyurun efendim.
ENİS TÜTÜNCÜ
(Devamla) – Burada çıkıp “İhracata yönelik kalkınma stratejisi yoktur.” Ee?
“İthalata dayalı kalkınma stratejisi de yoktur.” Ee? “İthalata dayalı ekonomik
büyüme modeli vardır…” İşte, öyle olunca ne olur görüyor musunuz? Ne olur?
Bakınız, dış borç stoku -şu pembe olan- özel sektörün dış borç stoku…
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Kamununki artmamış, değil mi efendim?
ENİS TÜTÜNCÜ
(Devamla) – Evet, kamununki de aynı düzeyde…
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Azalmış…
ENİS TÜTÜNCÜ
(Devamla) – O artmış, 2002’ye göre artmış.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Aynı, aynı, kur farkından kaynaklanıyor.
ENİS TÜTÜNCÜ
(Devamla) – 2008 var bunda, 2009’da da artmış ama bakınız toplam borç stokunu
size gösteriyorum. 2002’de neredeymiş? Yükseliyor. Yükseliyor, yükseliyor,
yükseliyor… Bu dış borçlar nereye gitti?
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Makineye, makine alımına!
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Müteşebbisimiz Hükûmete güveniyor, yatırım yapıyor.
ENİS TÜTÜNCÜ
(Devamla) – Nereye gitti? Fazla bir şekilde, daha kârlı bir şekilde dışarıya
gitti. Aldılar götürdüler ve Türkiye’deki işsizliğin, Türkiye’deki yoksulluğun,
Türkiye’deki sıkıntıların temel nedeni bu neoliberal yanlış ekonomik
politikalardır. Artık bundan vazgeçiniz Sayın Başkan, değerli milletvekilleri.
Hayırlı, uğurlu
olmasını diliyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Tütüncü, teşekkür ediyorum efendim. Sağ olun.
Bursa
Milletvekilimiz Sayın Sedat Kızılcıklı, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
SEDAT KIZILCIKLI
(Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 476 sıra sayılı Tasarı’nın
2’nci maddesinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Öncelikle, hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Tabii, Dış
Ticaret Müsteşarlığına yeni kadro ihdasıyla ilgili bu konuları görüşürken
benden önce konuşma yapan ve görüşlerine de değer verdiğim Sayın Tütüncü, niye
30’dan 135’e bu kadroların çıktığıyla ve bunu eleştiren bir yaklaşımla
konuşmalara başladı ama diğer taraftan da dış ticaret açığını eleştirdi, cari
açığı eleştirdi, ihracatla ilgili sıkıntıları ortaya koydu. Bunlarla ilgili baktığınız zaman, hakikaten konuşmanın
bütünlüğünde baştaki eleştiriler tamamen havada kalıyor. Çünkü dış ticaret
açığını bizim azaltabilmemizin ya da cari açık dengelerini daha iyi düzeylere
getirebilmemizin en önemli kalemi ihracat. Eğer biz bugün ihracatı
artıramazsak, ihracatı artıracak kadroları gerekli yerlere veremezsek, bu
kadroların çalışmalarıyla, iş adamlarımızın çalışmalarıyla birlikte bu
organizasyonları yapamazsak o zaman dış ticaret açığını daha fazla konuşuruz, o
zaman cari açığı daha fazla konuşuruz. O zaman bu kadroları vermeyelim, bunları
konuşmaya devam edelim. Hayır, bunları konuşmayalım. Bu kadrolarla birlikte, bu
çalışmalarla birlikte, iş adamlarımız, ülkemiz daha fazla ihracat yapsın ve
bunun karşılığında da dış ticaret açığımız zaman içerisinde azalmaya başlasın,
cari dengeler daha güzel bir şekilde yerine ulaşsın. Bakın, ihracatın ithalatı
karşılama oranı yüzde 60’ların altına düştüğü zaman tehlike olduğu ifade edilir
ekonomistler tarafından. Bizde bu oran yüzde 60’ların çok üzerinde, yüzde
70’lere çıkan seviyelerde, 2009 için bu rakamlar böyle. Bunları daha da
yukarılara çekebilirsek, yüzde 75’lere, 80’lere çekebilirsek o zaman çok daha
farklı şeyleri konuşacağız, güzellikleri konuşacağız. E, o zaman yine bizim bu
kadrolara ihtiyacımız var. Zaten Plan-Bütçe Komisyonunda biz bu çalışmaları
yaparken o gün Sayın Bakanımıza “Niye 30 kadro alıyorsunuz?” muhalefet partisi
sözcülerimiz, çok değerli sözcülerimiz “Niye 30? Bunu daha fazla artıralım.”
demişlerdi. Bu anlamda da bu talep yerini buluyor ve o önergeyle bu kadrolar
fazlalaşıyor.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Kızılcıklı, kim söyledi onu muhalefetten?
SEDAT KIZILCIKLI
(Devamla) – Bakın, bizim 77 ülkede 100 merkezde temsilciliklerimiz var. Şimdi
22 merkezde daha, sadece Avrupa'da değil, dünyanın birçok bölgesinde… Bunların içerisinde Asya, Afrika, Orta Doğu ve Latin Amerika yani
daha önce pek gitmeyi düşünmediğimiz, çeşitli sebeplerle -kimseyi suçlamak için söylemiyorum-
gitmediğimiz bölgelere de gidelim, iş adamlarımız oralarda da çalışma yapsın,
oralarda temsilcilikler açılsın, bunların altyapıları kurulsun, iş
adamlarımızla birlikte bu düzenin üzerine gidelim ve daha fazla mal satalım,
ihracat yapalım, o pazarlara da açılalım, açılalım ki 36 milyar dolarlardan 100
küsur milyar dolarlara getirdiğimiz ihracatımız 150 milyar dolarlara, 200
milyar dolarlara gitsin.
Şunu da ifade
ediyorum: Bakın, 2002 yılına kadar bizim yaptığımız bütün ihracatın toplamı 36
milyar dolardı değerli arkadaşlarım, her türlü çabaya karşı, her türlü
çalışmaya karşı ve yüksek kura rağmen, yüksek kura rağmen.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sadece 2002 yılının 36.
SEDAT KIZILCIKLI
(Devamla) – Döviz kurları çok yüksekti 2002’li yıllarda ama geldiğimiz toplam
ihracat rakamı 36 milyar dolarlardaydı. Şimdi biz 136 milyar dolarları bulduk,
krizle beraber 102 milyar dolarlara geriledi. Şimdi inşallah yine o rakamları
yakalayacağız ve o rakamları hep beraber geçeceğiz. Ama biraz önce burada ifade
edildi “bilinçsiz ihracat politikası” denildi. Demek ki bizden öncekiler çok bilinçli
ihracat politikası yapıyorlarmış, 36 milyar dolara kadar gelebilmişler ama o
bilinçsiz ihracat politikası nasıl olmuş da 100 milyar dolarları geçirmiş.
MUHARREM VARLI
(Adana) – İthalatı söyle, ithalatı.
SEDAT KIZILCIKLI
(Devamla) - Bu ülkeye 100 milyar doları geçirmiş bir hükûmetin ihracat
çalışması, iş adamının ihracat çalışması ancak takdir edilir değerli
arkadaşlar, eleştirilmez.
SÜLEYMAN LÂTİF
YUNUSOĞLU (Trabzon) – Dışarıdan aldığınızı başka yere satıyorsunuz, ihracat…
SEDAT KIZILCIKLI
(Devamla) - Bu ihracat çalışmaları neticesinde bu kadar dövizler bu ülkeye
sokulduysa, bu kadar üretim yapıldıysa, bu kadar istihdam sağlandıysa, bu kadar
insana iş, aş verildiyse ve sektörler büyüdüyse, ihracat artırıldıysa bu çok
bilinçli bir ihracat politikasıdır, Türkiye’nin ihracatını artırmaya yönelik
çalışmalardır. Bu da bunları teyit eden, bu kanun da bunları daha da ileriye
götürecek olan bir çalışmadır. Bizim daha fazla kadroları vermelerimiz,
bunların iş adamlarıyla birlikte çalışması, Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın
Başbakanımızın, sayın bakanlarımızın yurt dışına iş adamlarıyla gitmesi,
oralarda görüşmeler yapması ve Türkiye’nin mallarını dünyanın bütün
bölgelerine, bütün ülkelerine, bütün merkezlerine…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Kızılcıklı, konuşmanızı tamamlayınız efendim; buyurun.
SEDAT KIZILCIKLI
(Devamla) - …satıyor olmaları ve bunlarla ilgili çalışma yapılıyor olması
gerçekten takdire değer çalışmalardır.
SÜLEYMAN LÂTİF
YUNUSOĞLU (Trabzon) – Çin’den alıp Almanya’ya satıyor!
SEDAT KIZILCIKLI
(Devamla) - Biz şimdi, yirmi iki bölgede, yeni bölgelerde de, bu, belki de daha
fazla yeni kadrolarla beraber ve daha fazla sayıyı da artıracak çalışmalar
yapacağız.
Çin’deki
müşavirliklere baktığınız zaman en az müşavirlik Türkiye’nin. Bunların
sayılarını artırmamız için bizim bu kadrolara da ihtiyacımız var.
Biraz önce
IMF’yle ilgili ifadeler bulundu ama aynı IMF dedi ki: “Türkiye ekonomisi
krizden hızla çıkıyor. Çok sağlam bir yapınız var.” dedi. İşte bunu da bu
kürsüde söyleyelim, eleştirisini de gündeme alalım. IMF’nin söylediklerini
değil, Türkiye Cumhuriyeti devleti kendi söylediğini yapıyor. Ne diyor? “Mali
kuralı getiriyorum.” diyor, “Ben bu programı uygulayacağım.” diyor. Bütün iş
adamlarına söylüyor, bütün dünyaya söylüyor, Avrupa’ya söylüyor. Dolayısıyla
IMF’nin dediğine değil, lütfen Hükûmetin dediğine bakın çünkü bu devleti şu
anda Hükûmet yönetiyor ve Hükûmet diyor ki: “Ben mali konuları getiriyorum,
Meclise de inecek, komisyona da inecek.” Hep beraber bu çalışmaları yapacağız.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Kızılcıklı teşekkür ederim efendim.
SEDAT KIZILCIKLI
(Devamla) – Son cümlelerim Sayın Başkanım.
IMF’nin
eleştirileri olabilir ama birçok özellikle bu kriz yönetimiyle ilgili pozitif
teşvikleri var, pozitif yönde yorumları var. Bunları da herkesin dikkate
almasını istirham ediyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Sayın Sali,
sisteme girmişsiniz, bir konu mu var?
ALİ OSMAN SALİ
(Balıkesir) – Kısa bir açıklama yapmak istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Kısa bir
açıklama yapacaksınız...
ALİ OSMAN SALİ
(Balıkesir) – 60’ıncı maddeye göre.
BAŞKAN – Buyurun
efendim.
V.-
AÇIKLAMALAR (Devam)
5.-
Balıkesir Milletvekili Ali Osman Sali’nin, iktisadi kalkınma modellerinin bir
ismi bulunduğuna ama tercih edilen politikadaki başarı ya da başarısızlığın bu
ismi değiştirmeye yetmeyeceğine ve konuşmasında söylediği ve tartışmaya sebep
olan “224 ülke” ifadesini “gümrük bölgesi” olarak düzelttiğine ilişkin
açıklaması
ALİ OSMAN SALİ
(Balıkesir) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkanım,
değerli arkadaşlar; iktisadi kalkınma modellerinin tabii ki isimleri vardır:
İhracata dayalı büyüme modeli, ithal ikamesine dayalı büyüme modelleri
şeklinde; iktisat derslerinin en temel konusudur. Benim söylediğim şey şudur:
Tercih edilen politikadaki başarı ya da başarısızlık bunun ismini değiştirmeye
yetmez. Yani, onun için “e nazaran” böyle kullanılır demişimdir. Yani ihracata
dayalı büyüme modelini tercih edersiniz de çok başarısız olursunuz, o zaman o
modeli seçmemiş olmazsınız. Bunu belirtmek istiyorum.
Bir de biraz
önceki konuşmamda ortaya çıkan tartışmada söz konusu olan 224 ülke değil
bölgedir, gümrük bölgesidir. Bunu da düzeltmek istiyorum.
Teşekkür ediyorum
Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim efendim.
X.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
4.-
Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Dış
Ticaret Müsteşarlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/802) (S. Sayısı: 476) (Devam)
BAŞKAN - 3’üncü
maddeyi okutuyorum:
MADDE 3- Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN – Madde
üzerinde, şahsı adına Çorum Milletvekili Sayın Cahit Bağcı, buyurun efendim.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
CAHİT BAĞCI
(Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel krizle birlikte
daralan pazarlar, pazar bağımlılığını aşmanın ne kadar önemli olduğunu
göstermektedir. Bu nedenle, ihracat stratejimiz içerisinde pazar ve ürün
çeşitliliğini artırma, potansiyel pazarları tespit yönünde politikalar ortaya
koymakla mümkündür. Bu çerçevede, 2008 yılından itibaren Arnavutluk, Gürcistan,
Karadağ, Sırbistan, Şili ve Ürdün’le serbest ticaret anlaşmaları imzalanmış ve
önümüzdeki günlerde de Libya, Ukrayna, Güney Kore, Malezya, Kamerun’la da
müzakereler yapılmaktadır ve yeni serbest ticaret anlaşmaları imzalanacaktır.
Hedef, önceki konuşmamda da ifade ettiğim gibi, Türkiye’yi cumhuriyetimizin
100’üncü kuruluş yılında 500 milyar dolarlık bir ihracata kavuşturmaktır. Bu
nedenle, değerli milletvekilleri, ticaret müşaviri ve ataşelerinin pazar
analizinin, yeni pazarların ve fırsatların tespiti açısından son derece önemli
olduğunu düşünüyoruz.
Bu çerçevede,
tasarının, kanunun ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Bağcı.
Şahsı adına
Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır.
Buyurun efendim.
(MHP sıralarından alkışlar)
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Dış Ticaret
Müsteşarlığının yurt dışı görevleriyle ilgili, önce 30 adet, daha sonra da 135
adede çıkartılan kadro ihdasıyla ilgili bir kanun tasarısının sonuna gelmiş
bulunmaktayız.
Kanunun
gerekçesinde, cumhuriyetimizin 100’üncü yılında ihracatımızı 500 milyar dolara
çıkartmak amacıyla bu kadroların gerekli olduğu ifade ediliyor.
Tabii, ben, hem
iktidar partisinin hem de ana muhalefet partisinin bu konuya yaklaşımının
dışında bir yaklaşım içerisindeyim. Aslında, 30 rakamı gerçekten gülünç bir
rakam. 135 rakamı yeterli midir? Bunu da sorgulamak lazım ama asla Dış Ticaret
Müsteşarlığının kadrosunun daraltılması gerektiğini savunmamak gerekir. Bu
noktada sayın sözcünün gerekçelerine, endişelerine katılıyorum, tenkidine de
katılıyorum. Uygulanan dış ticaret politikasının, uygulanan ekonomik
politikaların yanlışlıkları noktasında bizlerin de söyleyeceği çok şey var,
söyleyeceklerim de var şu anda. Ama esas tenkit edilmesi gereken husus, eğer
yeni bir yüzyılın -Sayın Bakana bunu daha önce de söyledim- ilk çeyreğinde
dünya dengelerinin yeniden kurulduğu, dünyanın yeniden paylaşıldığı şu süreçte
Türkiye kendine yeni bir misyon biçiyorsa, “lider ülke
Türkiye” gibi bir vizyon önümüze koyuyorsak bunu gerçekleştirmek için
ihracatımızın 500 milyar dolar olması yetmez. Bugün, dünyada, küresel güç adayı
olan hiçbir ülkenin ihracatı 500 milyar dolar değil. 75 milyon, kaldı ki
2023’te 100 milyon nüfusa çıkacak olan Türkiye Cumhuriyeti’nin, hinterlandıyla
beraber 250 milyonluk Türk dünyası ve 1,5 milyarlık İslam ülkelerinin lideri
pozisyonundaki, “lider ülke Türkiye” olmak iddiasındaki bir Türkiye'nin ihracat
rakamı 500 milyar dolar diye böyle bir hedef koymak yanlıştır. Dolayısıyla önce
bu hedefi, önce bu vizyonu netleştirmek lazım.
Bu noktada,
İhracatçılar Meclisindeki toplantıya da katıldık. Oradaki
yaklaşım da yanlış: İhracat merkezli üretim stratejisi. Bu, çok temelden yanlış
olan bir şey. Üretmeyen bir ülkenin ihracatının güçlü olması mümkün
değil veya güçlü olan ihracat bizim değil, Türkiye’yi “lider ülke Türkiye”
hâline getirmez. Öncelikle bunu değiştirmek lazım Sayın Bakan. Yani dış
ticaretten sorumlu Bakan olarak, sizin, 30, hatta 135, yetmez… Niye 200 değil?
Eğer “lider ülke Türkiye” olacaksak ve dünyada ihracatımızla bir küresel güç
merkezi olmayı hedefliyorsak bizim dış ticaret kadrolarımızın çok güçlü ve çok
sayıda olması gerekir. Milliyetçi Hareket Partisi, iktidar adayı bir parti
olarak, bizim, bunu 200’e, 300’e çıkartmayı hedeflememiz gerekir, ihracatımızı
da 2 trilyon dolara, 3 trilyon dolara çıkartmamız lazım. Nedir, engeli ne?
Türkiye, 70 milyon insanıyla, 73 milyon insanıyla, 55 milyon çalışabilir
nüfusuyla, şimdi bir üretim seferberliğiyle üretim potansiyeli yakalayarak niye
ihraç etmiyoruz? İhracatımızın, üretimimizin pazarlamasından sorumlu Sayın
Bakanlık, kadrolarını eğer 30’da tutuyorsa, artırmayı 30 olarak hedefliyorsa
burada bir vizyon noksanlığı var demektir.
Değerli
milletvekilleri, AKP İktidarının yedi yılı dolduran şu tek başına iktidarında
temel yanlışlık şudur: Türkiye’yi üretim merkezi değil, Türk toplumunun üretim
potansiyeline değil, tüketim potansiyeline yatırım yapan bir dış ticaret veya
ekonomi politikası takip ediyorsunuz. Bu doğru değil. Türkiye, 55 milyona yakın
çalışabilir nüfusuyla üreten bir ülke, üretim potansiyeli güçlü bir ülke. Siz Türkiye'nin üretim potansiyeline değil de 75 milyonluk tüketim
potansiyeline yatırım yapmaya kalkar, ihracatınızı da ara malı ithalatıyla
-biraz önce rakamlar açıklandı- toplamda yüzde 45’i geçen ara malı ithalatıyla,
bazı sektörlerde yüzde 70’i geçen ara malı ithalatıyla ihracat yapmayı eğer bir
güçlülük ifadesi olarak burada ortaya koyarsanız bu yanlış olur, bu akla uygun
düşmez, bu teoriye de uygun düşmez. Onun için, geliniz, vizyonunuzun sorgulamasını yapalım. 500 milyar dolarlık
ihracat hedefi yanlış bir hedeftir. Eğer lider ülke Türkiye olacaksanız,
bölgenizde küresel güç olacaksanız…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Sayın Başkanım, tamamlıyorum. Keşke on dakika isteseymişiz.
BAŞKAN – Buyurun
efendim.
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – …eğer böyle hedefiniz varsa yani şimdi uyguladığınız dış politikada
Sayın Başbakanın, Sayın Hükûmetin kendine biçtiği böyle bölgesel lider veya
küresel lider pozisyonu, görevi, misyonu biçiyorsanız
bunu reel bir zemine oturtmanız lazım. Bu reel zemin üretimdir, üretime dayalı
ihracattır. Başkasının parasıyla başkasının malını ihraç ederek küresel güç
olmak mümkün değildir. Önce bu stratejiyi değiştirmemiz lazım. Üretime dayalı bir ihracat stratejisi. İhracat merkezli bir
üretim stratejisini belirleyen Türkiye İhracatçılar Meclisinin bu stratejisi de
yanlış. Eğer Hükûmet ve Sayın Bakanlık da buna dayalı böyle bir kanun
değişikliği getiriyorsa başlangıçta bir yanlış yapıyor demektir. Bu sebeple bu
kanunu yine eksik buluyoruz. Yine yarın, üç gün sonra -dün 30’du, bugün 135’e
çıktı- yeni kadrolar talebiyle buraya tekrar geleceğinizi tahmin ediyorum. O
sebeple, geliniz -bu mesele bir millî meseledir, bu ülkenin meselesidir- önce
bu ekonomik politikanız noktasındaki üretim merkezli olmayan büyüme stratejinizi
sorgulayınız, üretim merkezli.
Sayın Bakan,
Türkiye üretmiyor. Yarın Mersin’e gideceksiniz. Güzelliklerin, hatta
zenginliklerin şehri olan Mersin’de fabrikalar kapandı. Berdan Tekstil yok. Ben
soruyorum: Bu kadar, 102 milyar dolar ihracatınızı, 132 milyar dolar iddia
ettiğiniz ihracatı hangi fabrikalarda ürettiniz diye sordum. Kiminle
üretiyorsunuz? İşsizlik had safhaya ulaşmış, Mersin’de yüzde 23,7. Fabrikalar
kapanıyor, işsizlik, insanlar çalışmıyor, ihracatımız artıyor. Nereden artıyor?
Tabii, yabancının parasıyla yabancının ürününü ambalajlayarak, montajlayarak
sattık, bunun da adına “ihracat” derseniz, kendimizi aldatmış oluruz. Ama bir
sonuç var ki, bu sonuç, bu yaklaşımlarla, bu politikalarla küresel güç
olamazsınız, küresel politikalar veya misyonlar da
yüklenemezsiniz.
O sebeple, bu
kanunu yeterli bulmamaktayız. Ama her şeye rağmen hayırlı olmasını diliyor,
saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Şandır.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Tasarının tümünü
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Tasarının
milletimize, Bakanlığımıza ve yönetici arkadaşlarımıza hayırlar getirmesini
diliyorum.
Sayın Bakanım,
teşekkür için üç beş cümle edecek misiniz efendim?
DEVLET BAKANI
MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Evet Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun.
DEVLET BAKANI
MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri;
öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bu kanuna vermiş olduğunuz destekten
dolayı, iktidarıyla-muhalefetiyle, teşekkürlerimi özellikle ifade etmek
istiyorum.
Gündeme getirilen
konulardan gerekli notları aldık. Bu konuda yeni çalışma dönemimizde, mutlaka,
dile getirilen hususları da dikkate alacağız. Ancak, şunu çok net ifade etmek
isterim ki, Türkiye, sanayicisiyle, ihracatçısıyla, ihracatı bilen, ihracatı
yapan, uluslararası anlamda rekabeti öğrenmiş olan bir ülke hâline gelmiştir.
Bunu her fırsatta ifade ediyorum, yirmi yedi yıllık sanayicilik ve ihracatçılık
tecrübesi olan, fiilen yaşayan biri olarak ifade ediyorum. Gerçekten
Türkiye'nin ihracatının yüzde 60’ını Avrupa’ya yapıyor olması, bir kere,
rekabetçiliğin son derece Türkiye tarafından, Türk ihracatçısı tarafından,
sanayicisi tarafından özellikle belirlendiğinin bir göstergesidir.
Evet,
eksiklerimiz yok mu? Var. İstiyoruz ki, Türkiye 2023 yılında 500 milyar dolar
değil 1 trilyon dolar ihracat da gerçekleştirsin. Ancak bugünkü projeksiyonlarla 2023 yılında cumhuriyetin 100’üncü kuruluş yıl
dönümünde Türkiye’yi dünyanın ilk on ülkesi içine sokmak ve 1 trilyon dolar ki,
bunun için de 500 milyar dolar ihracatı yapan bir ülke hâline getirmektir.
İnanıyoruz ki bu 500 milyar dolar ihracat hedefi 2023’ten daha önce de
gerçekleştirilebilecektir. Gerek bugün destek vermiş
olduğunuz -muhalefetiyle iktidarıyla- personel kadro sayımızın artırılması
gerek üzerinde çalışmış olduğumuz teşvik politikaları, yeni ihracat stratejisi,
girdi tedarik stratejisi ki, bu konuda cari açığın özellikle azaltılması noktasında
üzerinde yeni başlamış olduğumuz, dört beş aydır çalışmakta olduğumuz girdi
tedarik stratejisiyle inşallah bu konuda teşvik politikaları da bunun üzerine
oturtulacaktır. Bu çerçevede şunu çok net, çok emin olarak söylüyorum
ki: Bugün İngiltere’de evlerde kullanılan buzdolaplarının her 10 tanesinin
8’inin Türk malı olması, Türkiye’nin özellikle belli sektörlerde dünyadaki
önemini çok daha fazla artıracaktır.
Ben bu duygu ve
düşüncelerle, daha fazla zaman almamak için -sayın milletvekilleri de bu konuda
sağ olsunlar ilgi, alaka gösterdiler- yüce heyeti ve Sayın Başkanım özellikle zatıalinize teşekkür ediyor, tebrik ediyor, hepinize
saygılarımı sunuyorum, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bakanım.
Evet, kanunun geçmesinde
hoşgörüyle, ilgi ve alakayla, birbirlerine anlayışla hareket eden iktidar ve
muhalefetteki bütün grup başkan vekili arkadaşlarımıza ve Genel Kuruldaki
milletvekili arkadaşlarıma da teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.
Birleşime on
dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 18.04
ÜÇÜNCÜ
OTURUM
Açılma
Saati: 18.23
BAŞKAN : Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP
ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 114’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu
açıyorum.
5’inci sırada yer
alan, Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Siirt
Milletvekili Afif Demirkıran ve Trabzon Milletvekili Mustafa Cumur’un; Maden
Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün; Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Çevre ve Sanayi, Ticaret,
Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji komisyonları raporlarının
görüşmelerine başlayacağız.
5.- Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile Siirt Milletvekili Afif Demirkıran ve Trabzon Milletvekili Mustafa
Cumur’un; Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi ile Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün; Maden Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Çevre ve
Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonları
Raporları (1/821, 2/670, 2/572) (S. Sayısı: 503) (x)
BAŞKAN –
Komisyon? Sayın Komisyon, buyurun efendim.
Hükûmet? Yerinde.
Komisyon raporu
503 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Sayın
milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi
kapsamında görüşülecektir. Bu nedenle, tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler
tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde
görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.
Tasarının tümü
üzerinde ilk konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Cemaleddin Uslu,
Edirne Milletvekili.
Sayın Uslu,
buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
CEMALEDDİN USLU (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte
olan 503 sıra sayılı Kanun Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Meclis
Grubu adına söz aldım. Sizleri saygılarımla selamlıyorum.
Ülkemiz
madenciliğiyle, şu anda görüşülmekte olan 3213 sayılı Maden Kanunu ve Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında görüşlerimizi
sizlerle paylaşacağım.
Dünyada çıkan
savaşların gerçek nedenlerine bakıldığında, ülkelerin daha çok doğal kaynağa
sahip olma arzularının yattığı görülmektedir. Günümüzde en büyük kavga petrol
için verilmektedir. Gelişmiş ülkeler dünyada doğrudan sahip olamadıkları
kaynakların üretim ve hareketlerini istedikleri gibi yönlendirmek
istemektedirler. Artık bu ülkeler savaş yerine ülkelerin yasal mevzuatlarını
istedikleri gibi şekillendirerek amaçlarına ulaşmayı tercih etmektedirler.
Madencilik
sektörüne ivme kazandırmanın ilk adımı, sektörle ilgili yapılacak yasal
düzenlemedir. 1985 yılında Maden Kanunu kapsamına alınan mermer ihracatının
yirmi beş yıl içinde 3-5 milyon dolardan 1 milyar doların üzerine çıkması,
yasal düzenlemenin önemini açıkça göstermektedir
(x)
503 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Sayın
milletvekilleri, şu anda görüştüğümüz kanun tasarısı, Anayasa Mahkemesinin on
yedi ay önce 24/1/2009 tarihinde Maden Kanunu’nun
7’nci maddesinin birinci fıkrası ile sekizinci fıkrasını, 10’uncu maddesinin de
altıncı fıkrasını iptal etmesiyle gündeme gelmiştir. Bakanlık sorunun çözümü
için somut adım atmakta geç davranmış, her zaman yanlarında olduklarını ifade
ettikleri madenciler çalışabilmek için izin alamadıklarından bu süre içinde
mağdur olmuşlardır.
Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığı, geç de olsa sektörün sorununu çözmek için yola çıkmıştır.
Ancak, sektörün sorunlarını çözmek yerine iktidarın sorunlarını çözmeye
yöneldiğinden çözüm süreci uzun sürmüş, bu süreçte ilk tasarı başlığı “Maden
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” olmasına karşın, daha
sonra “Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı”na dönüşmüştür. 3/3/2010 tarihindeki
Başbakanlık tasarısı ile bugün elimizde olan ve Genel Kurula sunulan bu tasarı
arasında gerek amaç ve gerekse metin olarak çok önemli farklılıklar vardır.
Anayasa Mahkemesince iptal edilen hükümlere bakıldığında, sorunun iki maddelik
bir kanun değişikliğiyle çözülmesinin mümkün olduğu görülmektedir. Ancak
tasarıdaki madde sayısının yirmi üç olması -getirilmek istenen yeni düzenlemelerin-
amacın dışına çıkıldığının önemli bir kanıtıdır. Zeytin sahalarının maden arama
faaliyetlerine açılması ve Kara Avcılığı Kanunu’nun 4’üncü maddesinin sırf bu
amaçla değiştirilmesi bunun en bariz örneğidir. Daha geçen haftalarda gruplar
bu tasarı üzerinde uzlaşmışlar ve bu iki maddeyi geri çekmişlerdi. Zeytincilik
bölgelerinde yaşayan vatandaşlar da bu yüzden sevinmişlerdi. Sonra bundan
vazgeçildi. Bugün yine önergelerle bu iki maddenin geri çekileceğini ifade
ediyorsunuz. Bunu keşke komisyon çalışmalarında yapsaydınız, bunu keşke
tasarıya yazmasaydınız. Ancak bu gelişme de kayda değer görülmektedir.
Değerli
milletvekilleri, Anayasa Mahkemesi kararı, 3/3/2010
tarihli Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve
komisyondan çıkan tasarı metinleri beraberce incelendiğinde, Hükûmetin
madencilikten çok, uyguladığı yanlış ekonomik politikalar sonucu oluşan bütçe
deliklerini kapatmaya ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının 5177 sayılı
Kanun sonrası Maden Kanunu’nu yanlış uygulaması sonucu kendi yarattığı
sorunların çözümüne yönelik olduğu açıkça görülmektedir.
Mecliste
madencilikle ilgili bir araştırma komisyonu çalışmalarını sürdürmektedir.
Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği ve madenciliğin acil sorunlarının öncelikle
çözümlenmesi, araştırma komisyonunun hazırlayacağı rapor çerçevesinde diğer
sorunları çözecek bir çalışma yapılması daha doğru olacaktı. Sektörün de bu
görüşü desteklemesine karşın, Hükûmet üyeleri bu tasarıyı yasalaştırmak için
bir telaş içine girmiştir. Diğer taraftan, tasarı komisyonda görüşülürken
muhalefet ve sektör temsilcilerinin de görüş ve önerilerinin alındığı,
mutabakat sağlandığı izlenimi verilmiştir. Esasen tasarı komisyonlarda
görüşülürken komisyon üyeleri ile sektörün görüşleri alınmıştır. Tasarıya yansımış
mıdır? Hayır. Zira bu tasarıda sektör temsilcilerinin mutabakatı yoktur. AKP
Hükûmeti her zaman ve bu tasarı çalışmalarında da olduğu gibi “Biz yaptık,
oldu!” yaklaşımıyla kanun yaptığı için tasarı daha şimdiden eleştirilmeye
başlanmıştır. Bugün bazı önergelerle düzeltilme çalışmaları olabilecektir ancak
yine de eleştiri bitmeyecektir.
Değerli
milletvekilleri, ülkemiz potansiyel maden varlıkları açısından zengin olup, bu
servetlerimizle Avrupa Birliği ülkeleri sanayilerinin ham madde gereksiniminin
önemli bir bölümü karşılanabilecek durumdadır. Tasarıyla, bu madenlerin,
onların isteği doğrultusunda bir arama yapılması öngörülmektedir. Madencilik
sektörünün en önemli sorunu izin almaktır. Tasarıda, işletme ruhsatı sonrası
madenciye izin alması için süre verilmektedir ancak bu süre içinde izinlerin
alınmasını kolaylaştırıcı hiçbir düzenleme getirilmemektedir.
Tasarı bir
taraftan çalışmak isteyen madenci, diğer taraftan izin vermeyen idareler, bir
taraftan da madenciliği desteklediği ve her ortamda madenciliğin yanında
olduğunu iddia eden ancak olayları seyreden ve “Ne hâlin varsa gör.” diyen bir
Bakanlık görüntüsü vermektedir. Tasarıda Hükûmet buna da bir çözüm getirmiştir.
Hükûmetin çözümü, izin alamayan madencinin ruhsatını iptal etmektir. Peki, izin
alamadığı için mağdur olan madenciye ne olacak? İptal edilen ruhsat ne olacak?
Cevabı ortada: Ruhsat izin alabilecek tanıdık birilerine verilecek.
5177 sayılı
Kanun’la, ek katma değer yaratan, ürettiği madeni kendi tesislerinde kullanan
işletmelerden devlet hakkının yarısının alınması öngörülmüştü. Geçen beş yıl
içinde bu teşvik yeterli görülmüş olacak ki, Hükûmet madencinin kazancına göz
dikmiş, tasarıda daha çok devlet hakkı almak için düzenleme hazırlamıştır.
Madenci artık bir gelir aracı olarak düşünülmektedir. Kanun tasarısıyla
madencilikten devletin sağladığı gelirler artırılarak, her konuda olduğu gibi,
Hükûmetin ekonomik başarısızlığı nedeniyle bütçe deliklerinin kapatılması için
yeni kaynak arayışı içindedir.
Sayın
milletvekilleri, biraz da ülkemiz madenciliğinden bahsetmek istiyorum. AKP
Hükûmeti “Madenciliğin sorunlarını çözdük.” dediği 2004 yılı ortasında
yürürlüğe giren 5177 sayılı Kanun’
AKP Hükûmeti
sektörde faaliyet gösteren madencilerimizi, verdiği vergilerle bütçenin
deliklerini tıkayan, çevreyi kirletecek potansiyel suçlu olarak görmektedir. Bu
görüşü Hükûmet, şu anda görüşülmekte olan taslağa, devlet hakkındaki getirilmiş
yeni teminatlar, teminat artışları ve yeni cezalar olarak yansıtmıştır. Hükûmet
bu yaklaşımıyla Maden Kanunu’nu tam bir ceza kanununa dönüştürmektedir. Maden
Kanunu’nun 1’inci maddesiyle kanunun amacı, madenlerin aranması, işletilmesi,
üzerinde hak sahibi olunması ve terk edilmesiyle ilgi esas ve usulleri
düzenlemek olarak belirlenmiştir.
Değerli
milletvekilleri, madenciliğin sorunları nasıl çözülmelidir? Önce Hükûmetin,
demokratik toplumlarda sorunların, sistem içinde yer almış sivil toplum
örgütlerinin katılımı olmadan çözülemeyeceğini anlaması gerekmektedir. Katılım,
tasarının komisyonlarda görüşülürken yaşandığı gibi, Hükûmet temsilcilerinin
toplumun her kesimini dinleyerek ama kendi bildiğini okumak, sonra da sektörün
ve sivil toplum örgütlerinin görüşünü aldık demek değildir. Demokrasi ve katılımcılık,
bu Hükûmetin yapmadığı, daha doğrusu yapmak istemediği, kendisi gibi
düşünmeyenlerin düşüncelerine saygı göstermemek, değer vermemek demek değildir.
Madenciliğin sorunlarını “Biz yaptık, oldu.”, “Biz böyle düşünüyoruz.”, “Biz
herkesi dinleriz ama biz bildiğimizi yaparız.”, “Bizim düşündüğümüz en doğru
olanıdır.” gibi yaklaşımlarla bu ülkenin madenciliğini hiçbir yere taşımak
mümkün değildir. Sorunlar sektördeki sivil toplum örgütleriyle elini taşın
altına koyan sektörün bizzat kendisiyle beraber çözülmelidir. Bunun için de bu
Hükûmetin hiçbir zaman sıcak bakmadığı sektörle ilişkiler sürekli ve sıcak
tutulmalı, bu konuda bir yapı oluşturulmalıdır.
Madencilikte,
Bakanlığın da içinde olduğu sektördeki dernek ve meslek odalarının oluşturduğu
sivil bir yapılanmaya gidilmelidir. Bu yapılanmanın görevi madenciliğin
sorunlarını belirleyip çözmek, madene bağlı sanayinin gelişmesini, yerli
sanayimizin ihtiyaçlarının öncelikle kendi kaynaklarımızdan karşılanmasını
sağlamak, maden dış ticaretinde bir strateji belirlemek olmalıdır. Yapılanma
dünyadaki madencilik faaliyetlerini yakından takip etmeli, gelişmeleri
izlemelidir. Kendi madenlerini kullanarak sanayisini geliştirmiş, dünyada söz
sahibi bir ülke konumuna gelebilmemiz için madencilik planlamaları yapmalı, bu planlamalara
ilişkin stratejiler belirlenmeli ve en önemlisi de bu stratejilerin
uygulanması sağlanmalıdır.
Madencilikle
ilgili bakanlığın adı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığıdır ama ne hikmetse
görev yapan bakanlar tabii kaynakların da bakanı olduklarını hep unutmuş,
madenciliği ihmal etmişlerdir. Ancak şimdi de olduğu gibi Bakanlık zaman zaman
gürlemiş, bir türlü yağmamıştır. Sayın Bakanın madencilikle ilgili kendi
söylediklerine kendinin de inandığını zannetmiyorum. Eğer Sayın Bakan inanmış
olsaydı, bu tasarının sektörün sorunlarını çözemeyeceğini anlar, böyle bir
tasarıyı buralara kadar taşımazdı. Bu konuda komisyonlarda görüşlerimiz ortaya
konulmuş olmasına karşın iktidar partisi üyeleri bildiklerini okumuşlardır. Bu
tavırlarının sonucunda tasarıyla ilgili şerhimiz Komisyona yazılı olarak da
iletilmiştir. Muhalefet olarak müspet önergelerle tasarı şekillendirilmeye
çalışılmış, sektörün ihtiyacına göre hareket edilmiştir.
Değerli
milletvekilleri, kendi ham maddelerimizi kullanarak millî sanayimizi kurmamız
mümkündür. Bugün geldiğimiz yer itibarıyla madencilikle ilgili temel
yaklaşımımız, şu anda ürettiğimiz ve ham madde olarak ihraç ettiğimiz maden
kaynaklarımızı kullanarak millî sanayimizi kurmak, bu kaynaklarımızı ülkemiz
sanayisine ham madde olarak sunmak olmalıdır.
Biraz da
madencilikle ilgili rakamsal gerçekleri vurgulamak istiyorum. Hükûmetin her
fırsatta yerli kaynak kullanımını desteklediğini ifade etmesine karşın Çevre ve
Orman Bakanlığınca 13 Ocak 2005 tarihinde yayımlanan Isınmadan Kaynaklanan Hava
Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği, en sonu 27 Ocak 2010 olmak üzere beş yıl
içinde beş kez değiştirilmiştir. Her değiştirmede Hükûmet yerli kömür
kullanımına kısıtlama getirirken yeni kriterlerle
ithal kömür için belirli ülkeleri adres göstermiştir. Bu yanlış yaklaşımın
sonucu 2004 yılında 16,4 milyon ton kömür ithalatına 1,2 milyar dolar, 2009
yılında da 20,3 milyon ton kömür için 3 milyar dolar ödenmiştir. Kendi
ülkemizde üretilen kömürümüzün kullanımı çoğu yerde yasaklanmıştır. “Kaçak
kömür operasyonu” adı altında yapılan yayınlarda, söz konusu kaçak kömür
ülkemiz işçisinin alın teriyle ürettiği kendi öz, kendi millî kaynağımızdır.
Ülkemiz demir
cevheri madenciliğinin durumu da hiç iç açıcı değildir. İthal edilen madenler
arasında kömür ve demir cevheri ilk iki sırayı almaktadır. 2004 yıllarındaki
demir cevheri ithalatına ödenen 200 milyon dolar, 2009 yılında 900 milyon
dolara çıkmıştır. Bu aşamada Hükûmete düşen görev demir cevherinde geleceğe
yönelik bir politika belirlemek ve uygulanmasını sağlamak olmalıdır.
Madencilikte
önemli bir ithalat kalemi de fosfat kayasıdır. 1989’lu yıllarda Eti Maden
Mazıdağı fosfat konsantre tesisleri devreye alınmış,
üç yıl sonra fosfat konsantresi üreten tesis durdurulmuştu. Bize fosfat kayası
ihraç eden Kuzey Afrika ülkeleri de artık uyanmışlardır. Belirli bir süre sonra
bize fosfat kayası yerine daha yüksek fiyatla gübre satmayı teklif edecekler,
fosfat kayası satmayacaklardır.
Nadir toprak
elementleri günümüzde yüksek teknoloji gerektiren birçok endüstriyel ürünlerin
yapısına girmekte ve kullanım alanları her geçen gün artmaktadır. Bu elementler
üzerinde üniversitelerde yapılmış bazı çalışmalar olmasına karşın, günümüze
değin sonuca varılacak ciddi bir çalışma yapılamamıştır.
Sayın
milletvekilleri, son üç yılda Hükûmetin başarı olarak gösterdiği maden ihracat
değerleri, uluslararası piyasalarda metal fiyatlarının yükselişinden
kaynaklanmıştır. Tüvenan maden ihracatının Harran’dan karpuz ihracatına
benzemediği unutulmamalıdır.
Ağırlıklı olarak
ne ihraç etmekteyiz, bir bakalım. 2004 yılında 1,2 milyar dolar maden ihracatı,
2008 yılında 3,2 milyar, 2009 yılında da 2,4 milyar dolar olarak
gerçekleşmiştir. 2009 yılında ne ihraç etmişiz? Krom cevheri 260 milyon dolar,
bakır cevheri 290 milyon dolar, 410 milyon dolar granit ve mermer bloğu, 90
milyon dolar ham feldspat, 105 milyon dolar tüvenan bor ve konsantresi.
Yani madenlerimizi ülkemiz topraklarından ürettiğimiz gibi ham madde olarak
ihraç etmişiz.
Peki, bu ham
maddeyi ithal eden ülkeler ne yapmışlar? Kromdan, önce ferrokrom, sonra da
paslanmaz çelik üretip bize geri satmışlardır. Bu ülkeler bizden aldıkları
feldspattan porselen, bordan ileri teknoloji ürünleri üreterek milyar dolarlık
katma değer sağlamışlardır. İhracat ile ilgili en çarpıcı örnek krom cevheridir.
Krom madenciliğinde yanlış olan herkesin krom üretip ham madde olarak satması
değil, devletin, olmayan ulusal madencilik politikasıdır. Ferrokrom üretimi
kaliteli çelik üretiminin ilk halkasıdır. Sanayileşmede paslanmaz çelik ve
ferrokromun önemini herhâlde burada ayrıca anlatmamız gerekmez. Kromu
ferrokroma dönüştürerek satmak daha kârlı bir ticarettir. Neden özel sektör
ferrokrom üretimine yatırım yapmamıştır? Mevcut elektrik ücretleriyle ülkemizde
üretilecek ferrokromun daha başında uluslararası pazarlarda rekabet edebilme
şansını da ortadan kaldırmaktadır.
Diğer taraftan,
yıllardan bu yana devlet elektrik ark ocaklarında çelik üretimini özel elektrik
tarifesiyle desteklerken, krom üreticilerine de benzer enerji desteğiyle ilgili
ufak bir ışık bile göstermemiştir. Bu nedenle ülkemizde ferrokrom üretimine
hiçbir yatırım yapılmamış, krom cevherinin önemli bir yatırımı üretildiği gibi
ihraç edilmiştir.
Amerika’da
çıkmasına rağmen yıkıcı etkilerinin ülkemizde daha çok hissedildiği krizden
ülkemizdeki madencilik sektörü de nasibini almıştır. Bu kriz döneminde Hükûmet
ülkemiz madenciliğini en küçük bir teşvik ile desteklememiş, sektörü kendi
kaderiyle baş başa bırakmıştır.
Her madenin
kendine özgü ayrı bir önemi ve gerekliliği vardır. Madenimizin birinin diğerine
göre daha önemli ya da daha stratejik olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak
her zaman cevherden üretilen ürünlerin birbirlerini ikame etmesi olasıdır.
İkamenin nedeni, teknolojiyi kullanarak insanların sürekli daha ekonomik, daha
kullanışlı yeni ürünler arayışı içinde olmalarıdır. Gelişen teknoloji, yüksek
fiyat ve maliyetler insanları her zaman yeni ikame maddeler aramaya
yönlendirecek, sürdürülen araştırmaları hızlandıracaktır. Dünyadaki çoğu
ülkelerin ARGE faaliyetlerine verdiği önem unutulmamalıdır. Bu nedenle
madenlerimiz dar bir stratejik maden kavramı içine sıkıştırılmamalı, bu
kavramın yerine, kaynaklarımızın ülke ekonomisine katkısını artırmak için
ulusal ve uluslararası platformlarda uygulanacak, üretimden pazarlamaya kadar
unsurları içerecek bir madencilik stratejisi belirlenmelidir. Ülkemizde
madenciliğin gerçek portresi budur. Bu portreyi AKP Hükûmeti değiştirememiş,
değiştirmek de istememiştir.
Bir de
madenciliğin diğer yüzüne, yani siyasi yüzüne bakalım. 5177 sayılı Kanun
yasalaştığında dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Güler bu Kanun’u
devrim olarak nitelendirmiştir. Aradan geçen beş yılda ne değişti ki, aynı
Hükûmet bu tasarıyla kendi devrimine karşı antidevrim gerçekleştirmektedir?
Dönemin Bakanı her ortamda “Yatırımcıya mevcut kanundakinden daha fazla ruhsata
dayalı yatırım güvencesi getirdik. Madencilik faaliyetlerinin tabi olduğu
izinlerin alınması işlemlerini basitleştirdik. Gerekli izinlerin alınmasının
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca organize edilmesini öngördük. Zaman
kaybı ve bürokratik işlemleri azalttık.” demişti. Bakan doğru söylemiş.
Bakanlık sayesinde artık madenci kapı kapı dolaşmıyor, masa masa dolaşıyor.
Tasarı yasalaştıktan sonra da hiç dolaşmasına gerek kalmayacak, zaten yok
olacak.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Uslu, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
CEMALEDDİN USLU
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli
milletvekilleri, bir zamanlar, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı arama ruhsat
sayılarının çokluğuyla övünmüş, rakamların büyüklüğünü Hükûmetin başarısı
olarak sunmuştu. Hatta, zamanında, ihale edilecek
sahaların listesini “Madenciliğimizi özel sektöre açıyoruz.” diye ulusal
gazetelere ek yaptırmıştı. Ne değişti Sayın Bakanın görevini bıraktığı bir
yıldan bu yana? Şimdi de aynı Bakanlık arama ruhsatlarının fazlalığından
yakınmakta, çantacıları engellemek niyetiyle bürokrasiyi artırmakta, madenciye
ek yük getirmektedir. Bakanlık ifade ettiği çantacılığı kendisi yaratmıştır.
Maden Kanunu’nda arama ruhsat süresinin üç yıl olduğu, eğer madencinin yaptığı
arama yeterli değilse bu sürenin iki yıl daha uzatılabileceği öngörülmüştür.
İdare ne
yapmıştır? İdare görevini yerine getirmemiş, arama faaliyet raporlarını
incelemeden bütün arama ruhsat sürelerinin beş yıla uzatılması için karar
almıştır. Eğer idare görevini tam yapmış olsa ve bu arama faaliyet raporlarını
incelemiş, gerek duyduklarını tetkik etmiş olsaydı…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Uslu, son cümlenizi alayım.
Buyurun lütfen.
CEMALEDDİN USLU
(Devamla) – Teşekkür ederim.
…bugünkü arama
ruhsat sayısı yaklaşık 5 bin adede inecekti.
Bu duygu ve
düşüncelerle kanunun hayırlı olmasını temenni ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Uslu.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam.
Sayın Susam,
buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın
milletvekilleri, arkadaşlar, lütfen…
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Arkadaşlarımızı kulise davet eder misiniz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Genel
Kuruldaki arkadaşlar, lütfen…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Dışarıda konuşursanız daha iyi olur!
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Efendim, çay gönderelim!
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, arkadaşlar, lütfen, Sayın Hatip konuşmasına başlayamıyor.
Buyurun Sayın
Susam.
CHP GRUBU ADINA
MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün önemli
bir yasayı konuşuyoruz. Bu yasayla ilgili olarak toplumun çok geniş kesimleri
bu Parlamentoda konuşulacak şeyleri ilgiyle izliyorlar, sadece madenciler
değil, tarımın çok önemli bir kesimini oluşturan zeytinciler, orman alanlarıyla
ilgili düşünceleri olanlar ve benzeri bu işle iştigal eden birçok kesim
izliyor.
Konuşmama
başlamadan önce, en son Zonguldak maden kazasında, Karadon’da 30 tane maden işçimizin
şehit olmasını, 2 tanesinin hâlâ bulunamamış olmasını ve böyle bir ortamda,
maden kazalarının çok yoğun yaşandığı son dönemlerde Maden Kanunu’nu konuşmanın
çok ciddi şekilde sorumluluk isteyen, her boyutuyla incelenmesi gereken bir
konu olduğunun, bu anlamıyla da madencilikle ilgili hem Enerji Bakanlığının hem
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının çok ciddi tedbirler alması
gerektiğinin, toplumumuzun bu konuda çok duyarlı olması gerektiğinin altını
çizerek başlamak istiyorum ve biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak madenciliğe
böyle bir anlayış içerisinde bakıyoruz, madenciliği önemsiyoruz, maden
sektörünün sorunlarını çözme konusunda çok hassas ve duyarlı olmaya özen
gösteriyoruz. Çünkü biliyoruz ki -az önce bir
kanun tartışılırken ortaya çıktı- Türkiye’nin bundan sonraki süreçte ihracatını
artırma konusunda neler yapılması gerektiği tartışılırken, üretime dayalı ve
ithalat oranı azaltılmış, kendi üretiminin oranı yükseltilmiş bir ihracat
politikasının doğru olduğu söylendi. İşte maden bunlardan bir
tanesi. Maden aşağı yukarı yüzde 100 ham maddesi bizde olan, bu ham
maddesi bizim doğal rezervlerimiz olan bir alan.
Madeni iki alanda
kullanıyoruz: Birincisi sanayimizin ham maddesi olarak kullanıyoruz; ikincisi,
madeni alıyoruz, işliyoruz ve ihracat ürünü olarak, uç ürün olarak satarak
ciddi bir şekilde ülkemize döviz getiriyoruz. Bugün, madencilik sektörünün bu
alanda yaptığı rakamlar 3 milyar dolar civarındadır. En önemli sektörlerin
başında da madencilik içerisinde mermercilik ciddi bir aşama katetmiş,
mermercilikte fuarcılık olarak dünyanın ikinci uluslararası fuarını düzenleyen
ülke olma konumu ve doğal rezervimizin yüksekliği nedeniyle de çok ciddi bir
şekilde iddialı bir noktadayız.
Değerli
arkadaşlarım, işte Madencilik Kanunu’nu konuşurken bu yaklaşımla bu
komisyonlara katıldık. Bu kanun, 2004’te çıkarılmış kanunun Anayasa
Mahkemesince iptal edilmesi ve doğan ruhsat alamama boşluğunu giderme
noktasında ciddi, 2009 11 Haziranında Anayasa Mahkemesinin “Bir yıl içerisinde
yeni bir kanun çıkartın.” şeklindeki önerisiyle, Bakanlığın yaptığı hazırlığı 3/3/2010 tarihinde Başbakanlık da Komisyona havale etti.
Komisyona gelen kanun tasarısı, Komisyondan alt komisyona havale edildi ama
Başbakanlıktan, Bakanlığın hazırlayıp Komisyona gelen ve alt komisyona havale
edilen kanun tasarısı, alt komisyona gittiğimizde tamamen değişmiş bir şekilde,
farklı bir kanun şeklinde geldi. Sordum: “Arkadaşlar, ya, ne oldu kısa bir süre
içerisinde bu kanunu değiştirdiniz?” Dediler ki: “Sektörün talepleri vardı, bu
taleplerini değerlendirdik, bu talepleri değerlendirerek yeni bir kanun hâline
getirdik.” Orada Bakanlık temsilcilerine de, Müsteşar Yardımcısına da, tüm
yetkililere de şunu söyledim: “Bu iş ciddiyet gerektirir. Madencilik gibi
önemli bir sektörü… Bir yıl önce Anayasa Mahkemesi iptal etmiş ‘Bir yıl
içerisinde yeni bir kanun çıkar.’ demiş ve siz, yapmış olduğunuz hazırlıkları…
Alt komisyona indiğinizde çok farklı bir şekilde yeni bir tasarıyla karşı
karşıya geliyorsunuz. Bu, Bakanlığın bu konuda ciddi bir zaafı olarak kendini
göstermiştir.” dedik. Gelen kanun üzerinde konuşmaya başladık, onda da baktık
ki değişikliklerin ardı arkası kesilmeden yeni öneriler geliyor. Dört tane
tasarı oluştu. En son, Başbakanlıktan gelen tasarıya… Alt komisyonda bir tanesi
geldi, o yetmedi; Ali Rıza Öztürk arkadaşımızın hazırladığı teklif vardı, ikisi
birleştirilmişti, o yetmedi; Afif Demirkıran’
Sektör ne
istiyordu bizden? Sektör diyordu ki: “Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği
maddelerle ilgili kısa bir, ruhsatlandırmada çektiğimiz sıkıntıları giderecek
üç maddede değişiklik yapın ve biz hemen, üretim sezonunun başladığı, baharın
geldiği aylarda hızla bu kanunu Meclisten çıkartıp ruhsatlarımızı alalım.” Ama
AKP, buraya, kendi kafasında olan, sektörün beklentilerini değil, kendi kafasında
olan her şeyi içine soktu, ondan sonra da bir sürü tepkiler başladı. Hani şair
demiş ya: “Giderayak işlerim var bitirilecek, giderayak.” diyor Orhan Veli,
onun Timur Selçuk da şarkısını yapmıştı. Giderayak bu yasa içerisine ne
gerekiyorsa konmaya çalışıldı; işte, Orman Kanunu girdi, zeytincilikle ilgili
kanun girdi, yaban hayatı ve avcılıkla ilgili kanun bunun içerisine girdi.
Peki, bugün bunların hepsini çıkartıyoruz. Niye bir buçuk ay bizi bu kanunlar
üzerinde tartıştırdınız veya niye şimdi çıkartıyorsunuz? Çıkartmanızın iki
nedeni var: Birincisi, eğer biz bu kanun içerisinde yapabilirsek, bu kanunlarda
yapılması gereken, kendimiz için gerekli değişiklikleri yapalım ve bu şekilde
ormanı da değiştirelim, zeytinciliği de değiştirelim. Bunu savunurken de şöyle
bir söylem vardı, madenlerle ilgili felsefe şu olmalıdır diyor iktidar partisi:
“Yerin altındaki yerin üstündekinden değerliyse yerin altındakini çıkarmak için
yerin üstündekilerini feda edebiliriz.”
Değerli
arkadaşlar, bu doğru bir madencilik politikası değildir.
NURİ USLU (Uşak)
– Biri yenilenebilir, birisi yenilenemez madendir, kaynaktır.
MEHMET ALİ SUSAM
(Devamla) – Ben size bir cevap vereyim. Kızılderili Şefinin, Cherokee’nin
dediği gibi “Bir dere kuruduğunda, son balık tutulduğunda, son ağaç kesildiğinde,
beyaz adam paranın yenilmeyeceğinin farkına varacaktır.” Bu dünyada, madencilik
yaparken hiçbir zaman çevreyi unutmayacaksınız. Hele hele bu ülkede, zeytin
ağacını hiç unutmayacaksınız. (CHP sıralarından alkışlar) Zeytin ağacının
mukaddes bir ağaç olduğunu, zeytin ağacının bu ülkenin en az altı bin yıllık
geçmişinde damgası olduğunu, kabul ettiğimiz her dinî kitapta zeytinden
bahsedildiğini ve Türkiye’de zeytinciliğin iddialı, dünyada birinci olabilecek
bir potansiyeli içinde barındırdığını hiç unutmayacaksınız. Madencilik
sektöründe 3 milyarlık ihracat yaparken 2 milyar 500 milyon liraya yakın sıvı
yağ ithal ediyor bu ülke. Zeytinyağını Türkiye’de daha iyi noktaya taşıma
noktasında hepimiz sorumlu davranmalıyız. İşte, sizin o kanuna sonradan soktuğunuz,
Körfez Bölgesi’nin, Marmara Bölgesi’nin, Ege Bölgesi’nin, Akdeniz Bölgesi’nin
zeytin üreticileri, Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi, TARİŞ, Marmarabirlik,
o bölgenin belediyeleri, o bölgenin halkı güçlü bir direnç koydular ve o direnç
sonucunda geri adım atmak zorunda kaldınız çünkü gereken buydu, yapılması
gereken buydu.
Değerli
arkadaşlar, Zeytincilik Kanunu’nu Maden Kanunu’nun içerisinde görüşme aymazlığı
içerisinde olmak, bu ülkenin önceliklerini ve değerlerini doğru
değerlendiremediğinizin göstergesidir. Onun için, Zeytincilik Kanunu’nu,
burada, hem toplumsal direnç hem bizim bu anlamıyla komisyonlarda yaptığımız
ciddi muhalefet sonucu çıkarmak durumunda kaldınız.
Değerli
arkadaşlarım, madencilik sektörünün dinamik bir sektör olduğu, KOBİ’lerden
oluşmuş çok önemli bir sektör olduğu açıktır ama bir hataya da düşülmemelidir.
Bakınız, madencilik sektöründe 2004’teki kanundan sonra, kanunun bazı maddeleri
iptal edildikten sonra ciddi bir ruhsat artışı gerçekleşmiş ve madencilik
sektöründe “çantacılık” dediğimiz, maden ruhsatı alarak ruhsatları işletmek
değil, ruhsat üzerinden para kazanma anlayışı içerisinde bir sürü maden
üreticisi çıkmıştır. Gerçek madenciye, gerçekten madencilik
yaparak bu ülkeye kaynak kazandırmak, bu ülkeye istihdam yaratmak, bu ülke için
ihracat yapmak isteyen, bu ülkenin sanayisine üretim yapmak isteyen, tüm maden
sektörüne emek veren, bu zorlu işi dağlarda, bayırlarda yapmaya gayret eden
maden sektörünün vefakâr temsilcilerine sonsuz şükranlarımı sunarım ama
Bakanlık koridorlarında dolaşarak “çantacı” diye tabir edilen insanların maden
ruhsatı üzerinden para kazanma anlayışına son vermek bu maden yasasındaki en
temel görevlerimizden biri olmalıdır ve biz, bunu, bu Komisyon çalışmaları
sırasında ön planda tuttuk.
Değerli arkadaşlarım,
aynı zamanda, madenciliği teşvik etmenin yolu madenle ilgili ciddi teşviklerden
geçer. Madencilik sektörü emek yoğun bir sektör. Bu
emek yoğun sektör ciddi istihdam yaratıyor. Bu ülkede madencinin giderlerinin
başında, çalıştırdığı emek yoğun istihdamın yarattığı işçilik vardır,
madencinin tükettiği elektrik, enerji vardır, tükettiği akaryakıt vardır ve
madencinin bunun dışında ciddi şekilde yaşadığı başka zorluklar vardır. Bu
zorlukların aşılmasında eğer madencinin ayakta kalmasını sağlamak istiyorsanız
bu kanunda getirilmesi gereken birinci öncelik, madencinin çalıştırdığı işçiler
üzerindeki vergi yükünü indirmektir; dünyanın en pahalı elektriğini kullanan,
dünyanın en pahalı akaryakıtını kullanan ülke olmaktan bu ülkeyi çıkarmaktan
geçer. Bunlar konusunda gerekli adımları atmıyorsanız, bunun madenciye
getirdiği hiçbir katkı yoktur.
Madencilik
Kanunu’nu değiştirirken, madencilik alanında ciddi bir şekilde, madenin ham
madde olarak dışarıya çıkmasını değil, yüksek teknolojiyle ülke içerisinde
yatırım yapılmış fabrikalarda işlenip mamul madde ve katma değeri yüksek madde
hâline, mamul madde hâline getirilerek ihraç edilmesinin önünü açmaktır,
teşviklerini buna vermektir; bu noktada ülke sanayicisini teşvik etmektir. Bu
anlamıyla, bizim bu kanun sırasında savunduğumuz temel şey bu olmuştur.
Madencilik sektörünü bu anlamıyla teşvik edin. Enerjide, işçilik
maliyetlerinde, akaryakıtta ve teknoloji geliştirerek ihracat noktasında
destekleyin dedik. Madencinin özellikle devlet hakkı konusunda yeni artırımlarla
zor durumda bırakılması yerine, başka teşvikler noktasında desteklenmesi
gerektiğinin önünü çizdik. Buradan çıkarak, madencilikte iki tercihin hiç
unutulmaması gerektiğinin altını çizdik. Bir, çevreye saygılı bir madencilik
yapacaksınız; iki, insana saygılı bir maden işletmeciliği yapacaksınız.
Değerli
arkadaşlar, bunları söylerken, “Madencilikle ilgili üç maddelik kanun çıkarın.”
derken, madencilikte daha geniş kapsamlı bir kanuna ihtiyaç yok anlamında
söylemedik. Dedik ki: “Madencilikle ilgili geniş kapsamlı bir kanun daha
çıkarabiliriz.” Bu konuda Mecliste bir komisyon kurduk: Madenciliğin
Sorunlarını Araştırma Komisyonu. Bu Komisyon ülke içerisindeki birçok madeni
gezdi, hatta hatta uluslararası seyahatler yaparak o ülkelerde bazı
değerlendirmeler yaptı. Belki kısıtlı olarak sadece hangi alanlara gittiğini
bilmiyorum -bizim arkadaşlarımız katılmadılar- ama eğer yeni bir geniş kapsamlı
maden kanunu çıkacaksa, bu Madencilik Araştırma Komisyonunun da verileriyle, o
Komisyon Raporu dikkate alınarak daha geniş kapsamlı bir kanun çıkarılmalıdır.
Bu iddiayı söyledik ve bu konunun takipçisi olmaya özen gösterdik.
Arkadaşlarımız bu
konudaki önerilerimizi dikkate almadılar ama bazı konularda öneriler dikkate
alındı. Bu maden işletmeciliğinde özellikle son dönemlerde yaşanan, ruhsat
sahiplerinin redevans yoluyla işletmecilik yaptırdığı işletmecilerin o
madenlerde iş güvenliğini ve işçi sağlığını dikkate almadan, madenlerde
güvenliği oluşturmadan sırf kâr amacıyla yapmış oldukları çalışmalar sonucu
yüzlerce insanın hayatına mal olan maden kazalarının önüne geçilmesi
konusundaki tavrımızdır.
Değerli
arkadaşlar, bu konuda, her madende bir maden mühendisinin nezaretinde, aramadan
başlayarak çalışmanın olmasını koşul koyduk. Her vardiyada asgari bir maden
mühendisinin olmasını koşul koyduk. Teftişlerin bağımsız yapılabilmesinin önünü
açacak koşulları bu maden yasası görüşülürken koyduk. Bu anlamıyla redevans
işletmeciliği yapanların sorumluluğunu bu maden yasasında getirmeye özen
gösterdik ve aynı şekilde, bunların, doğacak kazalardan her türlü
sorumluluğunun artırılması konusunda elimizden gelen gayreti gösterdik. Yani,
maden işletmeciliğinde insana saygılı işletmecilik yapılabilmesi için ne
gerekiyorsa onun yapılabilmesi konusunda elimizin ve gücümüzün yettiği kadar değişiklik
önergelerini verdik ve bu konuda verilmiş önerilere de destek olduk, bundan
sonra da daha iyisini yapmak görevimizdir.
Bakın arkadaşlar,
2004’ten bu yana taşeron sistemi gelişmeye başladıkça Türkiye’deki maden
kazalarında ölüm oranları artmıştır. Bu rakamları vermeme gerek yok ama sizler
burada yaşadınız. Bu anlamıyla maden ocaklarındaki bu taşeron sisteminin gözden
geçirilip kaldırılması, iş yaşamı ve iş güvenliği açısından sendikalı,
sigortalı ve çalışma güvenliği sağlanmış bir çalışma ortamının oluşturulması
herkesin görevidir.
“Yüzde 98
madendeki kazalar önlenebilir.” diyor dünyadaki istatistikler, “Yüzde 2
önlenemez noktasında, kader.” diyor. Ama bizim ülkemizde bazen, bu ülkedeki
kazaları madenciliğin doğal bir gereğiymiş gibi gösteren hükûmet ve iktidar
anlayışları olması, bu ülke insanını ciddi şekilde yaralamış ve üzmüştür. Bu
kader değildir, bu önlenebilir bir olaydır ve insana saygı duyan bir
işletmecilik anlayışının gereğidir.
Çevreye saygılı
bir işletmecilik anlayışı da madencilikte üzerinde durmamız gereken en önemli
bir konu olmuştur. Bundan dolayı Zeytincilik Kanunu’nu, bundan dolayı Yaban
Hayatını Koruma ve Av Kanunu’ndaki değişikliği, bundan dolayıdır ki Orman
Kanunu’nda yapılması gereken…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun.
MEHMET ALİ SUSAM
(Devamla) - …Orman Kanunu’ndaki değişiklikle ilgili konularda hassasiyetimizi
dile getirdik ve bugün önünüze gelen tasarı, bütün bu aşamalardan sonra, bütün
bunlar çıkarak… Önünüzdeki tasarıda çıkmamıştır ama AKP’nin vereceği önergeler
ve bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu konuda vereceğimiz önergelerle bu
Meclisten çıkartılacaktır.
Bu, şunu
göstermiştir, değerli arkadaşlar: Kendi kafanızdaki yasaları çıkartmak
isteseniz de Türkiye’de öyle bir kamuoyu vardır ki, size bunu müsaade etmez.
Siz nasıl bir yasayı değil, Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu yasayı çıkarma
noktasına geldiğiniz noktada, Türkiye kamuoyu da arkanızda olacaktır, bu
Parlamentoda bulunan milletvekilleri de arkanızda olacaktır. Onun için
Zeytincilik Kanunu’nu bir daha hiçbir şekilde bu yasaların içerisine sokmaya
çalışmadan bu işleri yapın.
Bu duygularla bu
yasanın ülkemize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Barış ve
Demokrasi Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Nezir Karabaş.
Buyurun efendim.
(BDP sıralarından alkışlar)
BDP GRUBU ADINA
MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maden
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerine Barış ve Demokrasi
Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabii, Maden Kanunu Tasarısı’nın tümünü okumadım çünkü tümünü okuduğum zaman
neredeyse sürenin yarısının gitmesi gerekiyor, o kadar genişledi.
Değerli
milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi, Anayasa Mahkemesinin 3213 sayılı Maden
Kanunu’nun 7’nci ve 10’uncu maddelerinde, bazı fıkralarda yaptığı iptal üzerine
Maden Kanunu’nda yeniden bir düzenleme ve bu iptal edilen fıkraların
karşılanması gerekiyor. Tabii, bu tasarın mantığına baktığımız zaman da öne
koyduğu gerekçe bu, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği kanunun bazı fıkralarını
karşılama, yasal boşluğu doldurma ancak sonrasında hem Maden Kanunu’nda geniş
bir değişiklik yapma hem de diğer bazı kanunlarda da değişiklik yapma teklifleri,
tasarıları geldi. Tabii, daha önceki hatipler dile getirdi, biz de Komisyonda
dile getirdik, ısrarla bugüne kadar bu tartışıldı. Bu Mecliste hem iktidar hem
muhalefet milletvekilleri yıllardır madencinin önemli sorunlarının olduğu,
Maden Kanunu’nda ciddi değişikliklerin yapılması gerektiği, maden üretiminin ve
madenler üretilirken çevrenin korunması konusundaki denetimlerin ciddi bir
yasal düzenlemeye ve mevzuata kavuşturulması konusunda herkes hemfikir. Nitekim
bu konuda onlarca araştırma önergesi verildi ve en sonunda iktidar-muhalefet
tüm Meclis grubu ve tüm milletvekilleri bir araştırma komisyonu kurulmasına
karar verdi. Bu araştırma komisyonu ciddi bir şekilde çalışmalarını yürütüyor,
takip de ediyoruz, belki bugüne kadar kurulan komisyonların içinde en yoğun
çalışan komisyonlardan biri.
Israrla, tüm
muhalefet milletvekilleri, muhalefet partisinin temsilcileri Maden Kanunu’nda
bazı değişikliklerin yapılması gerektiğini, ama geniş ve kapsamlı değişiklikler
için Maden Araştırma Komisyonunun çalışmasının sonuçlandırılması talebinde
bulundu, bu konuda bu taleplerin hiçbiri ciddiye alınmadı, dikkate alınmadı.
Ve yine bu
tasarıya, Maden Kanunu’ndaki değişikliklerle birlikte Çevre ve Orman Bakanlığı,
yine yaban hayatını korumayla ilgili kanun, Zeytincilik Kanunu’yla ilgili
birçok değişiklik bir araya getirilip bu tasarının içine yerleştirildi. Öyle
ki, özel çevre koruma alanlarından tutun millî parklara, yaban hayatını koruma
ve geliştirme sahalarından tutun muhafaza ormanlarına, Kıyı Kanunu’na göre
korunması gereken alanlardan tutun birinci derece sit alanlarına, içme ve
kullanma suyu havzalarından tutun zeytinliklere kadar her şeyin madene açılması
gibi bir mantık getirildi.
Şimdi, bu
tasarıda, özellikle tasarıyı getirenlerin bazı değerlendirmeleri var, katıldığımız
değerlendirmeler. Mesela diyorlar ki: “Maden, madencilik bir ülkenin
sanayisinin, sanayi üretiminin gelişmesinin temel maddelerinden biridir.”
Katılıyoruz. Yine diyorlar ki: “Madeni ancak bulunduğu yerde üretebilirsiniz,
başka bir alanda üretme şansınız yoktur.” Yine en önemlisi, şu belirtiliyor:
“Madenler bugünün ve geleceğin toplumunun ortak malıdır. Madenler milyonlarca
yıllık süre içinde oluşur ve o tüm toplumun bugününün ve geleceğinin ortak
malıdır. Onu ürettikten sonra yarın bir daha yeniden maden üretemezsiniz.”
Bunların hepsine katılıyoruz. Ama öyle bir mantık var ki…
Çevreyi, tarımı,
insan sağlığını, hiçbir şeyi çok dikkate almadan, yeri geldiği zaman her ne
kadar çevreden bahsedilse bile temel mantık, “Yer altındaki zenginliklerimizi,
madenleri bir an önce yer yüzüne çıkarıp ham olarak
ithal ettiklerimizi ithal edip ihraç ettiklerimizi ihraç edip paraya çevirip
diğerlerini neden zenginliklerimize katmayalım?” diye bir mantık var. Bu
mantık, aslında bugün “Teğet geçildi.” denilen sıkışmış ekonomiye, bir türlü
yakası bir araya gelmeyen bütçeye, bir an önce ne varsa satıp, hatta
uluslararası maden şirketlerine bir an önce satıp bu krizi bu şekilde aşma
mantığıdır.
Dünyanın hiçbir
yerinde… Bugün, günümüzde, geçmişte madenle ilgili birçok ülkede maden üretimi,
madene bakışla ilgili ciddi yanlışlıklar yapılmış, sorunlar yaşanmış, ama
çağdaş dünya madeni hem üretimi esnasında hem üretirken çevre ve insanın
sağlığı açısından hem de toplumun bugünü ve geleceğini düşünme açısından ciddi
kurallara, kaidelere ve yasalara bağlanmıştır. Çünkü bir taraftan, siz maden
üretirken, maden üretiminin her safhası bir şekilde çevreye, insan sağlığına
ciddi etkide bulunuyor.
İkincisi,
ürettiğiniz her maden bugün yaşayan, bugün ülkede bulunan mevcut nüfus,
yönetenlerin veya o madeni üretenlerin yalnız malı, babasının malı değil. Bugünün ve geleceğin toplumunun malı. Maden üretildiği
zaman, maden üretimiyle ilgili süreçler belirlendiği zaman, yasalar çıkarıldığı
zaman hem ülkenin sanayisinin, ülkenin üretiminin ihtiyaç duyduğu oranda madeni
çıkarmak hem maden çıkarırken çevreyi koruma hem de sonradan gelen kuşakların
da malı olan madeni o şekilde tüm yönlerini hesaplayarak yarının toplumunun da
ihtiyacı olduğunu düşünmek gerekiyor. Bunları düşünmediğimiz zaman, işte “Bizim
zenginliklerimiz neden yerin altında kalsın?” İşte “Daha önemli, daha değerli
bir zenginlik varken biz çevreyi, merayı, ormanı, zeytini neden düşünelim? Daha
çok para ediyor.”
Bu tasarıyı
getirenlerin mantığında da şunu söylemişler, şunu belirtiyorlar: Madeni bir
defa çıkarırsınız ve bir daha o madenin yerine maden koyamazsınız, onun yerine
maden üretemezsiniz. Ama çevreyi bir defa bozulduktan sonra yüzlerce yıl, bazen
binlerce yıl eski hâline çeviremezsiniz, madenleri üretemediğiniz gibi.
Yine zeytinlikler,
doğal parklar, sit alanları, doğal yaşamı koruma alanları bugün yoksa yarın
yenisini yerine koyacağım dediğiniz alanlar değil. Bugün dünyada bu tür
alanlar, korunması öne çıkarılan en önemli alanlardır. Ülkeler, bırakın onları
tahrip edip o alanların altındaki madenleri çıkarma, milyarlarca, 100
milyarlarca dolar harcayarak bunları koruma, muhafaza etme yönünde çaba sarf
etmektedirler.
Madenin, her
safhasında çevreyle ve insanla alakalı olduğunu belirttik. Madenle ilgili en
ufak bir düzenleme yapıldığı zaman sivil toplum örgütleri, maden sektörü ve
halkın dikkate alınması gerekiyor. Bugün, Avrupa ve gelişkin dünya artık sadece
maden sektörünün taleplerini dikkate almıyor, sadece sivil toplum örgütlerinin
ve belli alanlarda örgütlü kurumların, odaların görüşlerini de almıyor.
Madencilikle ilgili karar alındığı zaman, birçok zaman, bir yerde maden
işletileceği zaman orada, o çevrede yaşayan insanların çeşitli yöntemlerle,
bazen referandumlarla düşüncesini, o madenle ilgili alınan karar ve madenin üretimine
yönelik düşüncesini almaktadır.
Fakat bu kadar
kesimi ilgilendiren, birçok yasanın değiştirildiği bu tasarı hazırlanırken,
bırakın halkın düşüncesini alma, geniş bir şekilde bir konsensüs
oluşturma, maden sektörünün bile, bu konuda çalışma yürüten sektörün de ve yine
mühendis odalarının da ciddi bir şekilde düşünceleri alınmamış. Doğrudur,
bunların düşüncesi alınmış, Komisyonun çalışmalarına her safhasında bunlar
çağırılmış, düşüncelerini belirtmişler, hatta feryat etmişler. Başta iktidar milletvekilleri olmak üzere, her birimize,
geldiklerinde feryat edip “Bu konuda bu tür düzenlemeleri yapın.” demişler ama
bugüne kadar, bu tasarı hazırlanıp Genel Kurula ininceye kadar bunların birçoğu
dikkate alınmamış ama umarız, hem yansıyan bilgiler hem de toplumun bu kadar
değişik kesimlerinin talepleri iktidar tarafından, iktidar partisi tarafından
dikkate alınıp en azından tüm kesimlerin ortak karşı çıktığı bazı maddeler bu
tasarıdan çıkarılır veya ona göre yeniden düzenlenir.
Değerli
milletvekilleri, sadece maden konusunda değil, yaşamın tüm alanlarında, yine
toplumun diğer kesimlerini ilgilendiren konularda bizler, birçok zaman,
kurduğumuz üniversitelerle, üniversitede okuyan öğrenci sayımızla, mezun
ettiğimiz üniversitelilerimizle övünürüz. Ha bugün, sayı anlamında,
Türkiye’deki maden mühendisi, jeoloji mühendisi, jeofizik mühendisi, benzeri
mühendisleri yetiştiren üniversite sayısı, o üniversitelerde okuyan ve o
üniversitelerden mezun olan mühendislerin sayısı konusunda sanırım dünyada
birinci geliriz ama o mühendislerin, o mühendislerin odalarının talepleri,
onların istemleri, onların düşüncelerini yaşama geçirme, onları istihdam etme
konusunda bir sıralama yaparsak acaba dünyada kaçıncı sırada oluruz? Türkiye,
geçmişte de, bugün de, birçok zaman ya ciddi şekilde, belli alanlarda ihtiyaç
duyulan yetişmiş teknik veya eğitimli eleman, personel bulmakta zorluk yaşıyor
veya bir anda bir tarafa yüklenilip binlerce, 10 binlerce, 100 binlerce işsiz
üniversiteli üretiyor.
Bu yasa tasarısı
komisyonlarda görüşülürken dile getirdik, maden mühendislerinin çalıştırılması,
maden üretiminde her aşamada çalıştırılmasıyla ilgili görüşler dile getirildi.
Bu tasarıda da -geçmişle kıyasladığımız zaman- 30 işçinin çalıştırıldığı
madenlerde 1 maden mühendisinin, 15 işçinin çalıştığı yer altı maden
işletmelerinde de 1 maden mühendisinin sürekli kadrolu çalışması talebi, istemi
var. Bu, geçmişe göre biraz daha ileri ama… Peki, 30 işçinin altında işçi
çalıştıran madenlerde, 15 işçinin altında işçi çalıştıran yer altı madenlerinde
mühendisin olmamasını neye bağlıyoruz? Bir taraftan maden kazalarında dünyada
üçüncü, Avrupa’da birinci olduğumuzu söylüyoruz, bunu herkes kabul ediyor,
rakamlar da ortada. Bir tarafta maden mühendislerimiz var, jeoloji mühendisimiz
var, jeofizik mühendislerimiz var, bunların odaları feryat ediyor “İstihdam
edilemiyoruz, işsiziz. Mühendisler işsiz.” diğer taraftan maden mühendisinin,
jeoloji mühendisinin, jeofizik mühendisinin çalışma alanlarını sınırlıyoruz.
Evet,
madencilerin birçok alanda Türkiye’deki çalışma koşulları, madene devletin
geçmişten bugüne kadar verdiği teşvikler, madencinin sorunları, maden
üretiminin teknolojisinin Türkiye’de çok gelişmiş olmamasından kaynaklı
madencilerin finansman sıkıntısı yaşadığı, madencilik yaparken işçi çalıştırma,
özellikle mühendis çalıştırmada mühendisin ekonomik maliyeti açısından
zorlandığını biliyoruz. Ama eğer bizler bir taraftan
bilimsel, teknik anlamda madenlerimizi en verimli, çevreye uyumlu bir şekilde
üretmek istiyorsak, bu bizim için çok önemliyse; eğer bizler maden üretimi,
madencilik yapıyorken madencimizin, işçimizin ölümünü asgariye düşürme veya
ölümünü önlemek istiyorsak bizler, devlet olarak, Meclis olarak, hükûmetiyle
muhalefetiyle, madencinin hem üretim yapmasını, sorunlarını, sıkıntısını
aşmasını, kâr etmesini hem de teknik eleman mühendisinin her aşamada
çalıştırılmasının koşullarını yaratmalıyız. Yoksa, madenci sıkıntılıdır;
küçük madenci zaten zor durumda üretim yapıyor, zaten zarar ediyor. O zaman,
bizler madenci maden üretiyorken mühendis çalışmasının sınırlarını daraltalım,
mühendisi çalıştırma zorluklarını veya zorunluluğunu düşürelim gibi bir mantık
doğru bir mantık değil. Ve yine birçok alanda madencilikte, madenlerin hem
sağlıklı, verimli ve bilimsel anlamda işletilmesi, madenlerin zayi edilmeden,
heba edilmeden sağlıklı bir şekilde ve verimli bir şekilde çıkarılması için ve
kazaların asgariye inmesi için maden mühendislerinin yanında jeoloji
mühendislerinin, jeofizik mühendislerinin çalıştırılması gerekiyor. Ancak
istihdamda yaşanan sorunlar, bu konuda hem geçmiş hükûmetler döneminde hem bu
Hükûmet döneminde yaşanan sıkıntılardan kaynaklı, biz, mühendislerin, maden
mühendislerinin, jeoloji mühendislerinin, jeofizik mühendislerinin birbirinin
yakasına yapıştığı, birbirine “Bu senin işin değil, benim işimdir.” dediği bir
noktaya getirdik. Bunlar maden mühendislerinin özel tercihi değil. İstihdamda
yaşanan sıkıntı, çok sayıda mühendisin olması ve mühendisin maden üretiminin
birçok alanında istihdam edilmemesinden kaynaklı, mühendis odalarını birbirleriyle
rekabet eder, birbirleriyle boğazlaşır hâle getirdik.
Bu konuda,
özellikle hem eğitimde… Eğer maden mühendisi, jeoloji mühendisi, jeofizik
mühendisi bulunduğu alanın dışında… Bir işletmeci başka bir işi yapabilir, bir
avukat başka bir işte de çalışabilir ama bir mühendisi kaba fiziki iş yapmanın
dışında başka bir alanda çalıştırma şansınız yoktur. Adamların gördüğü eğitim
sadece bu maden üretiminde çalışma yapmaya uygundur. Biz eğer
maden mühendislerimizi birbiriyle rekabet eder veya madenlerde gidip
güvencesiz, herhangi bir güvenceye bağlanmadan bir işçi gibi, asgari ücretli
gibi çalışmasını istemiyorsak hem yasalarda düzenlemeler yapıp gerçekten
onların mesleklerini yapmalarının önünü açmamız gerekiyor hem de maden
mühendislerimize, jeoloji mühendislerimize, jeofizik mühendislerimize
madenciliğin her alanında çalışabilecek koşulları ve zemini yaratarak
madenciliğin daha verimli, bilimsel yapılmasını ve iş kazalarının asgariye
düşmesini sağlamalıyız.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET NEZİR
KARABAŞ (Devamla) – Yine üniversitelerde de özellikle mühendislik alanında
altyapısı gelişmiş, eğitimi üst düzeyde alan ve yeterli sayıda mühendisin
yetiştirilebileceği bir düzenlemeyi de yapmamız gerekiyor. Çünkü bizler
eğitimde, özellikle üniversite eğitiminde dünyada hayli geride iken, maden
mühendisi, jeoloji ve jeofizik mühendisi yetiştirmede dünya birincisi olmaktan
da vazgeçmemiz gerekiyor diyorum.
Yüce heyeti
saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Saat 20.00’de
toplanmak üzere birleşime ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 19.30
DÖRDÜNCÜ
OTURUM
Açılma
Saati: 20.03
BAŞKAN : Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP
ÜYELER: Fatih METİN (Bolu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 114’üncü Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum.
503 sıra sayılı
Tasarı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve
Hükûmet yerinde.
Şimdi söz sırası
AK PARTİ Grubu adına Rize Milletvekili Bayram Ali Bayramoğlu’nda.
Buyurun efendim.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU
ADINA BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Rize) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 503
sıra sayılı maden kanunu hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Aslında, benden
önce konuşma yapan Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve BDP
milletvekili arkadaşlarımızın, en azından konuşma yapan arkadaşlarımızın burada
olmasını arzu ederdim çünkü aynı zamanda, arkadaşlarımız, Alt Komisyon üyeleri
olarak beraber çalıştığımız arkadaşlardı ve özellikle onların sarf etmiş olduğu
ifadelere benim de ekstra olarak söyleyeceğim birkaç tane madde vardır. Bu arada gelirlerse onlara da en azından cevaben bu sözleri sarf
etmiş olurum.
Sözlerime
başlamadan önce, ben de en son Zonguldak’ta yaşanan hadisede ve daha önceki
sürelerde de çeşitli vilayetlerimizde yaşanan maden kazalarında hayatını
kaybetmiş bütün vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum; sağlığını,
sıhhatini bu konularda çalışarak kaybetmiş bütün kardeşlerimize de Allah’tan
acil şifalar dileyerek sözlerime başlıyorum.
Arkadaşlar, son
derece önemli bir kanunu görüşüyoruz. Genelde madencilik sektörü, ülkelerin
kalkınmışlık olarak gündemlerine taşıdığı, rakamlarıyla övündüğü ve özellikle
de gayrisafi millî hasıla içerisindeki payları
açısından sektör olarak her zaman gündemde bulundurduğu sektörlerden bir
tanesi. Dikkat ederseniz, hem ulusal hem de uluslararası bütün ekonomik
verilerin içerisinde başlık olarak açılmış önemli sektörlerden bir tanesidir
maden ve ülkemizde de madencilik sektörü yaklaşık yirmi yıllık süreç içerisinde
gayrisafi millî hasıladan payını yüzde 0,8 ile yüzde
1,6 arasında almış olan ülkelerden bir tanesidir. Ancak, bugüne kadar yapılmış
çalışmalar, çeşitli veriler…
Bu maden
kanununun neler getirdiği, bize neler sağlayacağı konusuna girmeden önce,
yapılmış olan Komisyon çalışmaları hakkında hem diğer komisyonlara örnek teşkil
etmesi hem de Türkiye Büyük Millet Meclisinde sadece milletvekillerinin kanun
çalışması yapmadığını, sivil toplum kuruluşlarının, bu konularda fikir
üretebilecek herkesin katkı sağlamak suretiyle nasıl bir çalışma yapıldığı
hakkında da kısaca sizi bilgilendirmekte fayda görüyorum.
Komisyonumuza
kanun geldikten sonra çeşitli detaylarını ve ilave maddelerini nazarıitibara
almak suretiyle bir alt komisyon kuruldu. Bu Alt Komisyon Başkanlığını da ben
yapmıştım. Benden evvel konuşma yapan gerek Cemaleddin Bey gerekse Mehmet Ali
Bey de aynı zamanda Alt Komisyon üyelerimizdi. Kendilerinin de vâkıf olduğu
gibi, Türkiye’de madencilik sektöründe ne kadar faaliyet gösteren sivil toplum
kuruluşu var ise -ortalama 45 tane, buna 42’yle başladık, 49’a kadar çıktığımız
toplantılar oldu- sürekli olarak, birinci gününden son gününe kadar bütün
maddelerini tek tek görüştük, her konuda her sivil toplum kuruluşuna söz
verdik. Hatta bırakın söz vermeyi, onların önerge verme, kanunda değişiklik
yapma hakları olmamasına rağmen, onları da birer milletvekili sıfatında
değerlendirmek suretiyle, gönderdikleri bütün önergeleri tek tek değerlendirdik
ve söz de verdik.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Söz verdin de, dikkate aldın mı, onu söyle.
BAYRAM ALİ
BAYRAMOĞLU (Devamla) – Yani, tam tersine, söz verdiğimiz bütün konularla ilgili
-Komisyon üyesi arkadaşlarımız burada- söylediklerinin hem tutarlı hem uygulanabilir
olanlarının hepsini de gündemimize aldık. Bunları ben tek tek size buradan,
kanundan çıkartırım. Tek tek hepsini gündemimize aldık ve önergelerinin
doğruluğunu gündeme getirdik.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Dikkate aldın mı, almadın mı, onu söyle.
BAYRAM ALİ
BAYRAMOĞLU (Devamla) - Bunun içerisinde sadece sivil toplum kuruluşları olarak
değil, aynı zamanda Jeofizik Mühendisleri Odası, Jeoloji Mühendisleri Odası,
Maden Mühendisleri Odası, konuyla ilgisi olması münasebetiyle Tarım Bakanlığı,
Orman Bakanlığı ilgililerinin de hepsinin bütün fikirlerini gelip karşılıklı
olarak orada değerlendirme ve teati etme imkânı bulduk.
Bu kadar geniş
bir kitlenin katılımıyla maden kanununun hazırlanması, fikirlerinin alınmış
olması, sektörün ehemmiyetine ve önemine göstermiş olduğumuz ışıktan başka ne
olabilir ki? Burada değerlendirmemiz gereken en önemli konu budur. Bunu sadece
ben sivil toplum kuruluşları açısından söylemiyorum, Alt Komisyonda
arkadaşlarımızın getirmiş olduğu önerileri de tek tek görüştük. Bırakın sadece
onları görüşmeyi, Komisyon bittikten sonra, Üst Komisyonda yapılan
toplantılardan sonra yine Komisyon üyesi arkadaşlarımızla gerek önergeler ve
gerek düzeltmeler konusunda tek tek hepsini masaya yatırıp, mutabakat
sağladığımız konuların üzerine zaten bütün her şeyi bina ettik. Niye? Toplumsal
bir uzlaşmayla son derece önem verdiğimiz bir kanunu çıkartalım diye. Velev ki
bugün burada gündeme gelecek olan gerek redaksiyon sistemiyle yapılacak
düzeltmeler gerekse kanuna son dönemlerde meydana gelen hadiselerden sonra
ihtiyaç olan ilave madde ihdasları da yine ortak kanaatle hepimizin birlikte
karar verdiği maddeler hâlinde gündemimize geldi.
Ben tabii,
muhalefetin çeşitli önerileri gündeme getirmesini, eleştirileri yapmasını son
derece doğal buluyorum, son derece önemli. Ama bunların içerisine madencilik
sektörüne yönelik neler yapmayı arzu ettiğimizi, bu kanunun bize neler kazandıracağı konusunu,
önümüze ne tip istihdamlar, gayrisafi hasılaya, ihracata ne tip katkılar
sağlayacağı konusuna da en azından değinmiş olmaları bu sektöre ne kadar önem
verdiğimiz açısından o arkadaşlarımızın da katılarak söylediği ifadelerde de
bulunmuş olmalarını arzu ederdim ama zannediyorum ki önümüzdeki süreç
içerisinde gerek önergelerinde gerekse diğer konuşmalarda bu konuları
nazarıitibara alarak kendileri bunları gündeme getireceklerdir.
Bu arada
özellikle şunu vurgulamakta fayda görüyorum: Anayasa Mahkemesinde yapılan
değişiklikler, Anayasa Mahkemesinin zorunluluğu çerçevesinde yapılması gereken
iki madde değişikliğine özellikle arkadaşlarımız vurgu yaptılar: “Sadece
bunları çıkartalım bunlarla birlikte bir maden kanunu gündeme gelsin. Bu maden
kanunu gündeme geldiğinde yeterlidir, hiç değilse sektörün önünü açalım.”
Arkadaşlara da defalarca söyledim, burada da gene altını çizerek söylüyorum:
Önümüze bir kanun gelmişken, sektörün ihtiyacı olan bütün maddeleri tek tek
gündeme getirmiş olmamız sektörün faydasına olacak bir şeyse bunları niye
yapmaktan imtina edelim ki? Velev ki benden önce konuşma yapan arkadaşlar
önerge olarak gündeme getirerek bunların sektöre faydası olduğunu söylediği
şeyleri sıralarken yedi sekiz tane madde sıraladılar, “Bakın şu şu maddeye şu
önergeyi verdik, bu kabul edildi, bunun faydalı olduğuna inanıyoruz.” dediler.
E demek ki faydalı olan bir şeyleri yaptık ki bu kanun bu hâle gelebildi ve
ihtiyaç olmayan hiçbir şeyi de bu anlamda gündemimize almadığımızı özellikle
vurgulamakta fayda görüyorum.
Bunun yanında
özellikle sektörün teknik elemanlar noktasındaki ihtiyaçları konusunu da iyice
altını çizerek vurgulamamız lazım. Yıllardır üç tane oda Jeofizik, Jeoloji ve
Maden Mühendisleri Odası hiçbir konuda bir araya gelememişler. Hatta biz
kendilerine de söyledik, dedik ki: “Ortak öneri getirin, getirdiğiniz ortak
öneriyi nazarıitibara alalım.” Getiremediler ama biz kanunda
öyle bir sistem gündeme getirdik ki, dedik ki: Bundan sonra ihtisaslaşmış
çalışmalar konusunda her teknik eleman jeofizik mühendisiyse kendisiyle sınırlı
olan alanı, jeoloji mühendisiyse jeolojiyle ilgili, madense madenle ilgili olan
alanları ihtisaslaşmış alan olarak yönetmelikte madde madde sıralayarak bundan
sonraki süreç içerisinde gündemimize getireceğiz ve böylece, teknik elemanlara
daha fazla ihtiyaç duyulacak.
Arkadaşlarımız,
özellikle BDP temsilcisi arkadaşımız burada söylerken “15 işçiden az çalıştıran
yerlerde maden mühendisi çalışmayacak mı?” dedi. E, kanunda zaten çalışacağını
zikrediyoruz özellikle. Açık işletmelerde de özellikle maden mühendisinin
gündeme getirilmesi konusunu zikrettik. Hatta,
bırakınız, sadece maden üretimi konusunda değil işletmeye başladığı andan
itibaren teknik eleman nezaretinde bunların yapılması konusunu gündeme
getirdik.
Bununla da
sınırlamadık, kanunun içerisine yazdığımız özel bir hükümle, İş Kanunu
çerçevesinde, uzmanlaşmış eleman statüsünde teknik elemanların eğitim almasını,
bu eğitimle aynı zamanda, sadece madenin teknik olarak işlemesinden ziyade, iş
güvenliği konusunu da bir sorumluluk olarak kendi üzerlerine almasını, sadece
odalarda veya masa başında fennî nezaretçi olarak imza atarak, yerinde hiçbir
uygulamayı takip etmeden böyle bir sorumluluğun altına girmektense fiilî olarak
işletmede bunları yapmasını ve bu iş güvenliği konusunda da sorumluluk yükleyen
maddeleri de buraya ilave ettik. Niye? Çünkü hem
iş güvenliği önemli hem de o yer altındaki maden kaynağı önemli diye.
İşte, bunları
nazarıitibara alırken temelde bu kanunu gündeme getirdiğimizde dört ilkeyi de
nazarıitibara alarak bunu değerlendirdik:
1) Sektör,
itibarlı bir sektör olmak zorunda.
2) Yaptığımız
bütün işleri bir ilke çerçevesinde yapmak zorundayız.
3) Bunu bir
kalite standardında değerlendirmek zorundayız.
4) Ve hepsinden
önemlisi, ulusal ve uluslararası konuda bu sektöre itibar kazandırmak
zorundayız. Neden? Çünkü ülkemizde
yatırım yapacak sadece yerli değil yabancılar konusunda da ihtiyaç olan bütün
düzenlemeleri bu çerçevenin içerisinde deruhte etme imkânı bulduk.
Hepsinden çok
daha önemlisi, hepimizin arzu ettiği kalite ve ilke standardı konusunda gündeme
getirdiğimiz en önemli iş, bu sektördeki çantacılığı tamamen ortadan
kaldırmaktır.
Bakın, ben size
bir örnek vereyim arkadaşlar; fiilî, şu anda Türkiye’de yaşanan bir örnek:
Türkiye’de enerji konusunda enerji yatırımları yapılıyor, HES yatırımları var,
yenilenebilir enerjiye yönelik yapılan yatırımlar var. Aynı bölgede nerede HES
varsa uyanık vatandaşın bir tanesi gidiyor bir müracaat yapıyor arama
ruhsatına, yer altında maden var veya yok ama bir ruhsat alıyor boşsa alan,
ondan sonra ertesi gün gidiyor hemen şeyin kapısını çalıyor, enerji
yatırımcısının, arkadaş ben geldim, selamünaleyküm, aleykümselam
benim burada maden ruhsatım var kardeşim sen burada HES yatırımı yapamazsın.
Niye yapamam? Çünkü burada maden var, ben ilk önce madeni çıkartacağım. Ula
maden nerede? Yer altında maden var mı ki sen HES’in çalışmasını engelliyorsun?
Bu manada,
maalesef, binlerce bu anlam içerisinde yapılmış müracaatlar gündeme geldi. Ama,
biz, burada, kanunda bunları düzenleyerek eğer rezerv tespiti yapılması
konusuyla ilgili ciddi bir rezerv yok ise, başta görünür rezervi olarak,
işlenebilir bir rezerv yok ise bunların diğer yatırımları engelleme konusunu
ortadan tamamen kaldırdık. Yani ben öyle bir ruhsat müracaatı yapacağım, ondan
sonra bin liralık maliyetle elime bir ruhsat alacağım, bunu 10 bin liraya, 100
bin liraya, 500 bin liraya satacağım mantığı yok.
Bunun yanında,
yine kanunun içerisine son derece önemli bir madde koyduk, o da ne? Kurul
maddesi. Şimdi, Türkiye’de birçok sektörle ilgili yapılan çalışmalarda sektörün
iki tane konusuyla ilgili, iki ayrı sektörün yatırımı konusuyla ilgili
ihtilaflar hep mahkemeye düşmüş. Yani, diyelim ki, bir yerden kara yolu
geçecek, kara yolunun olduğu alanda aynı zamanda maden işletmesi var veya gene
bir enerji yatırımı var veya bir Telekom yatırımı var. Bunların ikisi
arasındaki konularda problem gündeme geldiğinde iki taraf mahkemeye gidiyor, üç
sene, beş sene, on sene mahkemeler sürüyor, hiçbir neticeye gidilemiyor. İşte,
Devlet Planlama Teşkilatından sorumlu Devlet Bakanı, Enerji Bakanı ve ilgili
diğer taraf bakanının katılımıyla oluşacak bir kurul bu ve benzeri ihtilaflı
konuları önce kurulda değerlendirerek kamu yararı öncelikli yatırım hangisiyse
onun kararını vererek mahkemeye gitmeden yatırımların önünü açacak bir
mekanizma daha geliştirdik. Niye? Çünkü sektöre itibar
kazandırmak ve kalite kazandırmak, önemli konulardan bir tanesi bu. Çünkü,
biz, bugünkü gelmiş olduğumuz gayrisafi hasıladaki yüzde 1,5’luk, yani yaklaşık
yılda 10 milyar dolarlık gayrisafi millî hasılanın maden sektörü açısından
yeterli bir rakam olmadığına inananlardanız ve bunun önümüzdeki süreç
içerisinde özellikle değerli mineraller başta olmak üzere ve bu dönem
içerisinde kanuna yeni dercetmiş olduğumuz hem yer altı hem deniz altı
sularıyla ilgili bazı özellikli madenlerle sektörün önünü açabilecek ve
gayrisafi hasılaya, istihdama katkı sağlayacak birçok konunun da önünü bu
anlamda açmış oluyoruz.
Çünkü bu noktada
altını vurgulayarak çizmek istediğim bir konu var. Madencilik, sadece
madencilik açısından önemli değildir; sosyalleşme, kalkınma, yerinde istihdam
etme ve göçü önleme açısından son derece önemli bir sektördür çünkü genelde
madenler, biliyorsunuz, daha ziyade dağlarda ve geri kalmış alanlarda ve
köylere yakın bölgelerde oluşur. Eğer o köylere siz istihdam oluşturamıyorsanız
o köyler ilçelere akar, ilçelerde istihdam bulamazsa şehirlere akar ama siz o
kişilerin yanına, ayağına bir yatırım götürdüğünüz zaman bu götürdüğünüz
yatırımda çalışacak insanların sayısı az değildir özellikle yer altı
işletmelerinde; 100’lerce, 200’lerce, 300’lerce insanı çalıştırma ve istihdam
etme imkânına sahip olursunuz. İşte bu anlamda özellikle madenlerin teşvik
edilmesi konusuyla ilgili, yer altının ve yer üstünün teşvik edilmesi konusuyla
ilgili bu kanunda son derece önemli noktalara parmak bastık.
İşte, burada
basarken bir noktayı daha sizlerle paylaşmakta fayda görüyorum. Niye itibar
kazandırmak? Bakın, 31/12/2009 tarihi itibarıyla Maden
İşleri Genel Müdürlüğü tarafından verilmiş toplam ruhsat sayısını sizlerle
şöyle bir paylaşmak istiyorum. Arkadaşlar söylediler gerçi, işte evvelki dönem
Enerji Bakanı çok fazla arama ruhsatı vermeyle ilgili övündüğü konusunu. Ben
böyle bir övüncü kabul eden insanlardan değilim. Ruhsat vermekle övünç olmaz. O
ruhsatı aktif hâle getirmekle övünebilirsiniz yani orayı çalıştırarak, istihdam
oluşturarak bunu değerlendirirsiniz eğer öyle bir ifade gündeme geldiyse ama
bizim burada gündeme getirmemiz gereken konu şu: 44.342 tane ruhsat verilmiş
Türkiye genelinde. Müracaat edilmiş, arama ruhsatları var bunun içerisinde; A
grup, B grup, birinci, ikinci, üçüncü, beşinci ruhsatlar. Bunların içerisinde
aktif olan ruhsat sayısı ne kadar diye baktığımızda 4.400 ile 4.500 arası yani
verilmiş ruhsatın yüzde 10’u aktif. Birincisi, bu aktifleri daha aktif hâle
getirmenin yolunu kullanacaksınız; ikincisi, geriye kalan, aktif olmayan
alanlarda aktif olabilecek sektörel çalışmaların önünü açacaksınız.
İşte bu noktada,
AK PARTİ İktidarı döneminde yapılan en önemli çalışmalardan bir tanesini
söyleyeyim size: 2002’li yıllar çerçevesinde toplam 100 bin metre sondaj
yapılırken, 2009 senesi itibarıyla 300 bin metresi MTA olmak üzere, 700 bini de
özel sektör olmak üzere toplam 1 milyon metreye çıkartılmış sondaj sayısı. Bu
son derece önemli bir gelişme çünkü 1 milyon metre de sondaj açısından çok
cazip bir şey değildir. Bunun rakamsal olarak daha artmış olması, görünür
rezervlerin aktif rezervler hâline getirilebilmesi, işletilebilir rezerv hâline
gelmiş olması son derece önemlidir.
Az evvel yine
arkadaşlarımızın gündeme getirmiş olduğu uç ürünler konusu da son derece
önemlidir ama şunu unutmayalım: Türkiye ciddi bir krom ülkesidir. Bu ürettiği
kromlardan ferrokrom yapabilir, velev ki de yaptı uzun yıllar Elâzığ’da ama
ferrokrom yaptığınız miktara göre kuracak olduğunuz paslanmaz çelikle ilgili
ham madde miktarının sayısal ve tonaj olarak rakamını iyi düşünmemiz lazım. Ha,
ferrokrom tesisini paslanmaz çelik üretimine döndürmek zor mu? Hayır,
yaparsınız. Bu manada eksik kalan minerallerinizi, madenlerinizi, yarı
maddelerinizi yurt dışından ithal ederek yine bir ferrokrom tesisinden sonraki
uç ürün olarak paslanmaz çelik tesisi üretebilirsiniz ama bunu kim kuracak?
Bunu devlet kurmaz, bunu özel sektör kurar. Özel sektör eğer Türkiye’de
paslanmaz çelikle ilgili ihtiyaç olduğuna inanırsa ve bu ihtiyacı
karşılayabilecek miktarda değerlendirme yapabilecek ham maddeyi de temin ederse
kurabilir, buna mâni hiçbir şey yok. Hatta şu anda, bakın, Türkiye’de özellikle
bölgesel yatırım planından sonra krom minerallerinin ağırlıklı olduğu bölge
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’dir. Bu bölge dördüncü sıradaki bölgedir ve
her türlü yatırımda da avantajlı bölgelerden bir tanesidir. İsteyen bunu
kurabilir, kurmakta mâni yok. Dolayısıyla bizim sektörün önünü açabilecek, bu
manada yapalım, özel sektöre özel teşvikler getirtelim, uç ürünler ürettirelim
konusunu masaya yatıralım derseniz, hay hay, yatıralım. Bunun için, önünü
açabilecek her türlü işi beraber yapalım ama sadece rakamlarla, “Bunu yapmamız
lazım.” demekle olmuyor. Bu fizibiliteye bağlı olan bir şey. İşte
bu manada bizim bu bahsetmiş olduğumuz ruhsatlar konusuyla ilgili çok ciddi
derecede, bundan sonraki süreç içerisinde kemiyet, keyfiyet meselesinde
özellikle kemiyet konusundaki yapılacak çalışmalar açısından biz son derece
kararlı ve üzerinde ısrarla duracağımız bir konuyu bu maden kanununun içerisine
dercettiğimizi söylemekte fayda görüyorum.
Yine arkadaşlar
verdiler, bu rakamları da sizlerle paylaşmakta fayda görüyorum. İhracatımız
2008 senesi sonu itibarıyla 3,2 milyar dolardı. Burada ağırlıklı olarak
yaptığımız ihracatı da mermer ve travertenler oluşturuyor. 2009 yılında dünya
genelindeki ekonomik daralmadan dolayı 2,5 milyar dolara doğru bir gerileme
var. Dünyadaki fiyatların düşüşünden dolayı maliyetlerin getirdiği bir sıkıntı
var. 2010 yılının ilk dört ayındaki rakamlar ise yaklaşık 1 milyar dolar yani
bu rakamları normal prosedür çerçevesinde devam
ettirirsek bu sene, inşallah, 2008 senesindeki rakamları yani 3,2 milyar
dolarlık rakamı da sektörümüzün yakalama ihtimalini güvenli görüyoruz. İşte, bu
noktada bu 3,2 milyar dolar yeterli mi derseniz, o da yeterli değil ama bu
noktada kanuna dercettiğimiz, özellikle yeni mineraller ve mevcut madenlerin
uluslararası pazarda kendisine bulabilecekleri yerler açısından
değerlendirdiğimizde hakikaten madenciliğin önümüzde hem istihdama hem de gayrisafi
millî hasılaya çok ciddi katkı sağlayacağına
inandığımı sizlerle paylaşmak istiyorum.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Bayramoğlu, bir dakikalık süre veriyorum, konuşmanızı tamamlayınız.
BAYRAM ALİ
BAYRAMOĞLU (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.
Şimdi, bir de
istihdam konusundaki rakamları sizle paylaşmak istiyorum. Veriler olarak şu
anda 2008 ve 2009 verilerine baktığımızda: 2005’ten bu yana sektör 125 binden
138 bine bir istihdam artışı sağlamış, 2009 yılında bu rakamlar da gene aynı bu
seviyede kalmış. 135 bin istihdam madencilik açısından cazip bir istihdam
sayısı değildir. Ben, önümüzdeki dönem içerisinde gerek sektöre verilecek
teşvikler gerekse bundan sonraki yapılacak olan çalışmaları nazarıitibara
aldığımızda sektörümüzde bu rakamların en az 2 katı kadar istihdam
oluşturulabileceğine inanıyorum.
Bu konuda, başta
Alt Komisyonda çalışan bütün arkadaşlarıma, ondan sonra Üst Komisyonda katkı
veren, bütün değerlendirme yapan milletvekili arkadaşlarıma ve baştan beri
bizim yanımızda olan bütün sivil toplum kuruluşlarına teşekkür ediyor, hepinize
saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Şahsı adına Altan
Karapaşaoğlu, Bursa Milletvekili.
Buyurun Sayın
Karapaşaoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MEHMET ALTAN
KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım;
hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bugüne kadar hayatlarını kaybetmiş olan
madencilere Allah’tan rahmet diliyorum. Onların birer şehit olduklarına da
inanıyorum.
Değerli
arkadaşlar, maden konusuyla ilgili arkadaşlarımız teknik bilgileri verdiler,
güzel bilgiler verdiler. Bu yapılan düzenleme, gerek Anayasa Mahkemesinin
iptalinden gerekse Maden İşleri Genel Müdürlüğünün eksikliğini duyduğu,
hissettiği birtakım düzenlemeleri yapmaktan ibaret.
Benim gördüğüm,
inandığım konu Maden Araştırma Komisyonu Başkanlığı olarak yaptığımız
çalışmalardan dolayı bu yapılan düzenlemeler yapılmalıdır, doğrudur ama yeterli
değildir. Yapılması gereken şey Madencilik Araştırma Komisyonunun önümüzdeki
hafta tamamlayıp Meclisimize, Başkanlığa sunacağı araştırma raporumuzun ışığı
altında Maden İşleri Genel Müdürlüğümüz, madencilikle ilgili kurum ve
kuruluşlarımız, sivil toplum örgütleri bir araya gelmek suretiyle madenciliğe
yeni bir form kazandırmak, modern dünyadaki madencilik usullerini inceleyip
onları uygulama alanına sokmak gibi konular olmalıdır.
Burada yaptığımız
çalışmalarda birbirimizle siyasi anlamda tartışmalara girmemize bence hiç gerek
yok. Şu yapılan düzenlemeler, bugünün ihtiyacını karşılaması için yapılan
düzenlemelerdir. Herkes gayet iyi biliyor ki dünyada madencilik artık bütün
ülkelerin olmazsa olmazıdır, bu madencilik yapılacaktır ama bu madencilik
yapılırken ne insanımızın ne çevremizin ne de ekolojik
dengelerimizin bozulmamasına dikkat etmek mecburiyetindeyiz. Tabii, bunu
yaparken bir taraftan madenin insan üzerine getirdiği yararlardan istifade
edeceğiz bir taraftan da ekonomimize katkısını temin edeceğiz.
Bakın, dünyada
yaptığımız çalışmalarda edindiğimiz bilgide mesela Amerika Birleşik
Devletleri’nde gayrisafi millî hasılada madenciliğin
payı 4,2; Kanada’da bu 7,5; Avustralya’da 8,7; ülkemizde maalesef henüz daha
1,5 seviyelerinde. Ayrıca bizim gördüğümüz madenciliğimizde: Çok parçalı bir
madencilik, efendim küçük çapta madencilik çok sayıda var. Dolayısıyla, bunlar
maden rezervlerimizin israfına da yol açıyor. Bir yerde bir maden bulunuyor,
görülüyor, açılıyor ama sonucu alınmadan maden kapatılıyor veya terk ediliyor. Şimdi, burada maden rezervlerinin demek ki çok iyi tespit edilmesi
lazım. Yani rezerv güvenliği dediğimiz, rezervin akredite edilmesi
konusu, rezervin hatta üç boyutlu şekilde tespit edilmesi çok önemli bir şey.
Bakın, bugün
dünyada rezerv tespiti konusunda çalışan kurumlar, ayrıca o kurumlarda çalışan
mühendisler, uzman kimseler belli kuruluşlar tarafından akredite edilmiş
kimselerdir yani akredite eden kurum, bu rezerv tespitini yapan kuruluş
akredite edilmiştir, doğru tespitleri vardır, bu rezerv doğrudur diyor, ondan
sonra bu rezerv konusunda bir pazarlama faaliyeti başlıyor. Bu rezerv sigorta
ediliyor, ondan sonra işletmeye açılıyor. Bir işletmenin açılma maliyeti
araştırmayla birlikte işletmeye geçiş, yani daha işletmeye başlamıyor ama
başlama noktasına geliş maliyeti, dış dünyada yaklaşık olarak 125 milyon dolar
civarında, ortalama olarak. Bu, Türkiye’de henüz bu rakamlara ulaşmış değil.
Demek ki, bizim ön hazırlıklarla ilgili birtakım çalışmalar yapmamız lazım.
Ayrıca, işletme faaliyetleriyle ilgili birtakım çalışmalar yapmamız lazım.
Bugüne kadar yeterli veya yetersiz çalışmalar yapıldı. Şimdi, geçmişi
sorgulamak değil de, geleceği sorgulamak mecburiyetindeyiz. Dolayısıyla, şu
yaptığımız düzenlemelerin yararlı düzenlemeler olduğunu kabul etmemiz lazım. Bu
düzenleme, sektörün önünü açmak için gereklidir. Sektörü işler hâle getirmemiz
lazım ama ondan sonra oturup da hep beraber bu ülke için nasıl faydalı bir
madencilik yapacaksak, bunu da yapmamız gerekiyor.
Bugün, Türkiye’de
arazisinin yapısı gereği çok parçalı bir yapı vardır. Yani, madenlerimizin
zaten çok çeşitli olmasının gerekçelerinden biri de budur, bu yapıdır.
Dolayısıyla, Türkiye’de şu anda madencilik konusunda -biraz önce arkadaşımız
birtakım rakamlar verdi- sondaj çalışmaları son yirmi beş yıl içerisinde, bu
son bir iki sene öncesine kadar yapılan çalışmalar, işte 25 bin, 30 bin, 50 bin
metreler civarındayken, bugün artık 1 milyon metreye ulaşmış seviyededir. Bu
bize büyük bir rakam gibi geliyor ama dünyadaki ölçütlerine baktığınız zaman
bunların 10 milyon, 15 milyon, 20 milyon metre olduğunu düşünürseniz, maden
rezervlerimizin tam tespiti noktasında daha derinlere inme-miz, daha çok arama
yapmamız gerektiği inancındayım. Tabii, bu düzenlemeler yapılacaktır. Mutlaka
Türkiye kendi rezervlerini, kendi materyallerini en iyi şekilde değerlendirecektir.
Değerli
arkadaşlar, konunun çok boyutlu problemleri vardır ama şimdi bu çok boyutlu
problemlerini önce tespit etmemiz lazım, tespitleri sağlam bir şekilde yapmamız
lazım, ondan sonra da tedbirlerini almamız lazım. Dolayısıyla bugün konuştuğumuz
şu madenle ilgili yasal düzenlemelerin, bizim siyasilerimizin arasında bir
siyasi polemik konusu yapılmadan tartışılması
ge-rekiyor. Önce sektörümüzün önünü açalım, bir çalışmaya başlasınlar, ondan
sonra da problemi masaya yatıralım, bütün ilgili kurum ve kuruluşlarla birlikte
bunun çözümlerini arayalım. Çözümleri yok mu? Var. Yaptığımız çalışmalarda
gördüğümüz çok çeşitli modeller var. Bunların dünyada en revaç bulmuş
olanlarını model olarak almak suretiyle ülkemize uygulamamız mümkün. Benim
gördüğüm kadarıyla, Maden İşleri Genel Müdürlüğü de bu istikamette birtakım
çalışmalar yapıyor ama bu çalışmaları gün ışığına çıkarıp kamuoyunun önüne
koyup topluca, bütün toplumun kabul edeceği tarzda bir düzenleme yapmak
gerekiyor.
Değerli
arkadaşlar, madenciliğin en önemli konularından bir tanesi, bir ülkede
madenciliğin hem ekonominin altyapısını oluşturması hem de istihdamın ana
direği olduğunu kabul etmek durumundayız. Zira,
madenler biliyorsunuz, araştırmaları, çalışmaları genellikle dağ başlarında,
ıssız yerlerde oluyor, daha çok köylere yakın mahallerde oluyor. Şimdi, biz
eğer istihdamı uç noktalara götürmek istiyorsak, ekonomik kalkınmayı uç
noktalara götürmek istiyorsak, mutlaka ve mutlaka, hiç kaçınılmaz bir çare
olarak madenciliğimize el atmamız, madenciliğimizi gün yüzüne çıkarmamız ve
madencilikten bu noktada yararlanmamız lazım, katma değerini almamız lazım.
Tabii, bu arada madenciliğe bu önemi verirken de madenciliğin uç ürünlerine
doğru yönelmemiz gerekiyor. Bununla ilgili olarak, ister madencilerimiz olsun
ister yatırımcılarımız olsun, kendilerinin önleri açılacak şekilde, kendilerini
teşvik edecek şekilde en ucuz materyalleri temin etmek suretiyle madencilerin
ve uç ürüne gidenlerin önüne devletimizin, Hükûmetimizin, Türkiye
Cumhuriyeti’nin birtakım imkânları koyması lazım.
Çok basit bir
örnek vermek istiyorum: Enerji maliyetinin yüksekliğinden bahsediyoruz.
Türkiye’de enerji maliyetleri çok yüksek ama arkadaşlar, bakın, dikkat
ederseniz bir nükleer santral yapılmak isteniyor kıyametler kopuyor, çevre
felaketi; efendim bir hidrolik santral yapılmaya çalışılıyor o bölgenin insanı
kıyameti koparıyor; bir termik santral yapılmaya çalışılıyor o termik santralin
kurulacağı bölgede bir patırtı oluyor.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Karapaşaoğlu, tamamlayınız efendim.
MEHMET ALTAN
KARAPAŞAOĞLU (Devamla) – Dolayısıyla bizim bir makulü yakalamamız lazım. Bize
enerji lazım mı? Lazım. Elimizdeki imkânlarla yeterli enerjiyi üretebiliyor
muyuz? Üretemiyoruz. Bugün bütün akarsularımızı hidrolik santrallere
çevirseniz, bugün bütün kömürümüzü termik santrallerde kullansanız şu anda gene
elektrik enerjisi yeterli değil. Demek ki bir başka çare bulmamız lazım.
Dolayısıyla birbirimizle tartışmadan, didişmeden, bunları bir tartışma metası
hâline getirmeden makul ortamı bulup, makul çareyi bulup ülkemizin hem ucuz
enerjiye kavuşmasını hem de bu ucuz enerji vasıtasıyla da madencilik
sektörümüzün önünün açılması gerektiği inancında olduğumu sizlere saygıyla
bildiriyorum. Dolayısıyla, inşallah, hazırlamış olduğumuz araştırma raporumuzu
sizlerin önüne koyduğumuz zaman ne kadar büyük bir problemin içinde olduğumuzu,
ne kadar büyük bir imkânın içinde olduğumuzu hep beraber göreceğiz diyorum,
saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Karapaşaoğlu.
Şahsı adına,
İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural.
Buyurun efendim.
(MHP sıralarından alkışlar)
OKTAY VURAL
(İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Çok değerli
milletvekili arkadaşlarım, evet, Maden Kanunu’nda birtakım değişiklikleri
öngören bir kanun tasarısını tekliflerle birlikte birleştirerek bugün
görüşüyoruz. İnşallah milletimizin geleceği için bugün kanunlaşacak.
Tabii, bütün
bunlar yapılırken aslında şu anda Mecliste konuştuğumuz, önünüze gelen metin üzerinde
epey de değişiklikler oldu. Muhalefetin bu konuda ısrarlı bir duruşu birtakım
maddelerin çıkarılmasını sağladı. Dolayısıyla bu yönüyle bakıldığı zaman önemli
ölçüde katkı sağladık ama birtakım hususlardaki eleştirilerimiz devam
etmektedir. Özellikle zeytincilik ve diğerleri konusunda birtakım geri adımlar
var ama orman alanları konusundaki düzenlemenin inşallah orman gibi çok önemli
bir kaynağımızı heba etmeden, çevreye uyumlu bir maden politikasıyla
değerlendirebilecek bir konuma gelmemiz gerekir. Tabii, yani maden stratejik
bir öneme sahip. Bütün bunları gerçekten hepimizin burada tekrar etmesine gerek
yok.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi de madencilikle ilgili bir araştırma komisyonu kurdu. Bütün
boyutlarıyla bunlar değerlendirilecek, sorunlar, çözüm yolları, herkes
katkılarını ortaya koyacak. Hepimizin amacı nedir? Hepimizin amacı, ülkemizin
kaynaklarını verimli kullanarak insanlarımıza daha fazla verim, refah getirmek
ama bunu yaparken kısa vadeli menfaatler uğruna, toplumun uzun vadeli menfaatlerini,
açıkçası haleldar etmeden meseleye bakmak, çevreye uyumlu bir maden politikası
oluşturmak ve rekabet gücü sağlayabilecek bir madencilik politikası oluşturmak
gerekmektedir.
Bu bakımdan,
özellikle dünyadaki gelişmeleri dikkate aldığımız zaman, yani madenciliğin
stratejik önemi, bütün bunlar yapılıyor ama Türkiye'nin… Bütün arkadaşlarımız
ifade etti ama madenciliğin Türkiye’ye getireceği katma değeri, açıkçası nihai
ürünler itibarıyla da planlayacak şekilde meseleye bakmamız gerekmektedir.
Madeni çıkarmak, işlemek ve bunu da açıkçası ürünlere dönüştürmek son derece
önemlidir. Yani ham madde üretip satmak kâfi değildir, bunun üzerine muhakkak
daha yüksek katma değerli ürünlere dönüştürecek politikaları uygulamamız
gerekmektedir.
Bu bakımdan,
madencilikle ilgili en önemli dikkate alınması gereken husus gerçekten budur.
Yani biz devlet olarak milletimizin refahını sağlayabilecek, daha fazla katma
değer, istihdam oluşturabilecek politikalar, kısa vadeli, kâr maksimizasyonu çerçevesinde madeni çıkaralım, satalım, kâr
elde edelim diyen bir yaklaşımla orta ve uzun vadeli toplumsal menfaatleri
harmonize edecek bir madencilik politikasının olması gerekmektedir. Tabii,
Türkiye'nin gayrisafi millî hasılasına katkısı
yaklaşık yüzde 1,5; ABD’de yüzde 4-5 civarında, BDT ülkelerinde daha fazla,
15-20 civarında bir katkı sağlıyor ama bizdeki bu potansiyeli gerçekten
değerlendirmemiz gerektiği son derece açık.
Tabii, bütün
bunlarla birlikte şüphesiz maden açısından, ham madde talebini etkileyen
dünyadaki gelişmeler de çok önemli. Hindistan ve Çin’deki o büyüme, giderek
madene olan talepleri, bütün bunları dikkate alarak aslında madenciliği
stratejik bir sektör olarak ele almak lazım. Stratejik olması sadece yani
kritik, askerî bakımdan filan değil, stratejik çünkü bizim bu varlıklarımızı
daha yüksek katma değerlere dönüştürerek ve Türkiye'nin geleceğine katkı
sağlayabilecek bir politikayla özdeşleştirmek gerekiyor, bu bakımdan
stratejiktir. Neden? Çünkü istihdam boyutu vardır, çok önemli. Neden? Çünkü
açıkçası yüksek teknolojili ürünlere doğru götürebilecek, teknolojik
gelişmeleri sağlayabilecek bir potansiyeli vardır. Bu bakımdan, bu açıdan
stratejik açıdan ele alınması gereken bir konu olduğunu ben burada ifade etmek
istiyorum.
Tabii, aslında
kanunu, gelen raporu bugün okudum, bu vesileyle birtakım suallerim vardı ama bu
suallerimi Meclis kürsüsünden bir konuşma münasebetiyle buradan dile getirmek
ve Sayın Bakanın da bu konularda Meclisi bilgilendirmesini istirham ediyorum.
Tabii, Bursa,
Balıkesir ve Zonguldak’ta bu maden kazalarında hayatını kaybeden bütün
kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Bütün bunlar elbette istihdam
ağırlıklı bir sektörde güvenliğin ne kadar önemli olduğu ortada, ama bazı
cevaplandırılması gereken hususlar vardır.
Mesela Bursa’daki
madende, haziran ayında, “Altı ay içerisinde bu eksiklikleri tamamlamazsanız
işletmeniz kapatılacaktır.” diye oraya devlet gidiyor, ama altı ay bitiminde
devlet bu eksikliklerin giderilip giderilmediğini tespit etmiyor, işletme devam
ediyor, ondan sonra patlama oluyor.
Şimdi, bu
durumda, gerçekten Enerji Bakanlığı olarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığının iş müfettişlerinin bu işlemi zamanında yapmamasından dolayı
madencilik sektörü de büyük tartışmaların içine sokuluyor. Bu durumda,
sizlerin, bunu, gerçekten… Orada iş müfettişi “Altı ayda tamamlamazsanız
kapatılacaktır.” dediği zaman, altı ay sonra gidip orada tamamlanmadığını
gördüğü zaman kapatsaydı belki o canlar orada duracaktı ve siz de madencilikte
güvenliği ön plana getiren bir madencilik politikasında bu eleştirilere muhatap
kalmayacaktınız.
Zonguldak’ta
meydana gelen, dört yıl önce meydana gelen birtakım hususlar var, bunları da
belgeleriyle sizlere sunacağız, nelerin yapıldığını, nelerin edildiğini,
bunlarla ilgili mahkeme safhasında olan hususlar var, ama bütün bunların
açıklanması lazım. Kısa vadeli kâr maksimizasyonuyla
insanların ve toplumların geleceğini tehlikeye atmak rasyonel bir davranış
değildir. Dolayısıyla, önce insan, önce ülkemizin, milletimizin geleceğidir ve
madencilik politikasının temeli de buna dayanmalıdır.
Bu çerçevede,
açıkçası bir sualim de özellikle Erzincan ve İliç’teki maden alanıyla
ilgilidir. Yaklaşık 6,7 milyar dolarlık bir altın rezervinin bulunduğu İliç’te,
özellikle son zamanlarda yargı çerçevesinde meydana gelen bir tartışmadan
dolayı İliç’teki bu altın madeni üzerinde birtakım oyunlar oynandığı kamuoyuna
yansıdı, bunlar iletildi. Orada enteresan birtakım oyunlar oynanmış. Şimdi, bu
oyunlar nedir? Nasıl oynanmaktadır? Bu konularla ilgili toplumda, çeşitli
televizyon programlarında, gerçekten altın üzerinde oynanan bu oyunlar
konusunda çeşitli yorumlar yapılmış olmakla beraber, maalesef, Erzincan İliç’te
neler olup bittiğini biz bilemiyoruz. Bu durumda, gerçekten, burada, Erzincan
İliç’teki bu altın madeninin 2000’li yılların başından itibaren gidip aramadan
sonra işletme ruhsatı alınmasına ve yeni ortaklar oluşmasına kadar süreç
içerisinde neler dâhil olmuştur? Hangi risklerle karşı karşıyadır ve devreye
kimler girmiştir? Bütün bu soruların cevaplandırılması gerektiği açıktır. Bu
bakımdan, bu madenler üzerinde bu kadar… Tabii, parayla ilgili olan birtakım
hususlar. Bunlar üzerinde muhakkak suretle milletvekillerinin ve toplumun
sağlıklı değerlendirme yapması ve kamuoyunun bu gelişmeler karşısında toplumun
menfaatinin dikkate alındığına inandırılması gerekmektedir.
Özellikle bu
kanunda bir iki husus var, bunlarla ilgili yeterince bilgi verilmediği için
ifade ediyorum, burada diyorsunuz ki: “Kokolit ve Sapropel isimli çamurlar ve
Hidrojen Sülfür.” ve burada “Stratejik bir öneme sahiptir.” diye söyleniyor.
Eğer bunlar stratejik bir öneme sahipse acaba ne kadarlık bir rezervden
konuşuyoruz? Özel sektörün bu konuda müracaatları vardır. Özel sektör bunları
ne yapacaktır? Bu sapropel ile diğer maddenin özellikle Karadeniz’de yüksek oranda
bir uranyum oluşturduğunu… Bu ruhsatlarla bir özel sektör tarafından
ilgilenilmesi ne anlama geliyor? Ne yapacaklar? Yani bu maddeler üretilecek, ne
olacak? Ne kadar değer oluşturulacak? Ekonomik boyutu nedir? Toplum hayatını
ilgilendiren boyutu nedir? İki kelime koymuşsunuz oraya, yani bu iki kelimede
açıkçası yeterince bilgi yoktur. Dolayısıyla, bu konularla ilgili petrol ve
doğal gaz oluşumlarında bulunma ihtimali göz önünde bulundurularak Petrol
Kanunu dışında Maden Kanunu’na bunu indirmişsiniz. Dolayısıyla, burada
özellikle o iki maddenin boyutu nedir? Hangi şirketler müracaat etmiş? Ne
yapacak? Ne için kullanılacak? Uranyum var. Acaba diğer maddeleri, organik
olanı, sapropeli gübre olarak mı kullanmayı düşünüyor? Bütün bunlarla ilgili…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Vural, konuşmanızı tamamlayınız.
OKTAY VURAL
(Devamla) – Bütün bunları Maden Kanunu’na almanız, üçüncü gruba sokmanızın
anlamı nedir? Milletvekilleri olarak gideceğiz oraya diyeceğiz ki “Ya sapropeli
de koyduk.” Ee, neyi ifade ediyor? Yani ne anlam ifade ediyor? Bunu bir
açıklayınız. Bu konuda özel sektörde kimler ruhsat sahibi? Hangi ekonomik
değerler vardır? Kokolitle ilgili, özellikle uranyum ve Maden Tetkik Arama
Enstitüsünün bu konuda yaptığı, 1978’den bu yana yaptığı, Almanların da yaptığı
çok önemli araştırmalar vardır ki, 2 bin metrelik derinlikte çok yüksek oranda
uranyum, 6,7 milyon tonluk bir -9.129 ton şu anda- uranyum rezervi olduğu ifade
edilmektedir. Dolayısıyla bu ruhsatların hangi amaçla, hangi stratejik
amaçlarla kullanılacağı önemli.
Bir başka konu da
“Hidrojen sülfür önemli, yani gerçekten enerji açısından çok önemli.”
diyorsunuz. Gerçekten çağımız, fosil yakıtlardan hidrojen enerjisine geçecek
ki, hidrojen enerjisi yüzde 26 fosil yakıtlardan daha verimli.
Şimdi, hidrojen
sülfür Enerji Bakanlığının…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Vural, lütfen tamamlayınız konuşmanızı.
OKTAY VURAL
(Devamla) – 2004 yılında geçti, Hidrojen Merkezi kuruldu İstanbul’da. Şimdi, bu
Hidrojen Merkezi kurulan bu İstanbul’da bu hidrojen sülfürü bu aramaları
isteyenler çıkaracaklar, hangi amaçlar için çıkaracaklar, nasıl kullanacaklar?
Gerçekten bu son derece önemli ve yeni bir önergeyle özellikle hidrojen sülfür,
sapropel ve kokolit gibi bu alanlarda yapılacak arama için Türkiye Petrolleri
Anonim Ortaklığının ortak olması şartını koşuyorsunuz.
Şimdi, aslında
fosil yakıtlı bir Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının hidrojen esaslı bir
yakıtla ilgili, üretimle ilgili bir konuya dâhil olması stratejik bir tercih
midir, değil midir? Aslında bence son derece önemli. Çünkü
Shell ve bazı şirketler hidrojen bölümünü kurdular, o enerjiye doğru
gidiyorlar. Türkiye Petrollerinin bu yönlü bir stratejik açıdan bir yönelmesi
mi vardır ve Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Tüzüğü’nde hidrojen sülfür ya
da hidrojen enerjisi çıkarmak ya da satmakla ilgili, görev statüsünde de yeni
bir değişiklik olacak mı olmayacak mı bu önerge olursa?
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Vural, son cümlelerinizi alayım efendim, lütfen.
Buyurun.
OKTAY VURAL
(Devamla) – Tamamlıyorum efendim.
Bunların açıklığa
kavuşturulmasında büyük fayda mülahaza ediyorum. Dolayısıyla yeni konulan
kokolit, sapropel ve hidrojen sülfürün ekonomik boyutları, nasıl
değerlendirilebileceği… Bu konuda özel sektörün taleplerde bulunduğu
söyleniyor; hangi özel sektör, hangi yabancı ortaklıklar bu konuda ruhsat
talebinde bulunmuştur? Bu konularla ilgili Meclisi bilgilendirirseniz çok
memnun olacağım.
Hepinize saygılarımı
arz ediyorum.
Teşekkür ederim.
(MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın
milletvekilleri, soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.
Sayın Yıldız…
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan,
yazılı soru önergemi arama, işletme, ön işletme olarak toplam on bin yedi yüz
yetmiş üç ruhsat sayısı olarak cevaplandırdınız. Bunun kaç adedi taş ocağı
olarak ruhsatlanmış ve şu anda bu taş ocaklarının kaç adedi çalışmaktadır?
3213 sayılı Maden
Kanunu’nun 9’uncu maddesinde “Madencilik faaliyetleri Bakanlar Kurulu
tarafından belirlenecek teşviklerden yararlandırılır.” denmektedir. Madencilik
sektörünü desteklemek için teşvik kararnamesi düzenlenmiş midir? Madencilik
sektörüne sekiz yıllık Hükûmetiniz döneminde hangi teşvikler verilmiştir?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Yunusoğlu…
SÜLEYMAN LÂTİF
YUNUSOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan,
görüştüğümüz tasarıda ruhsat teminatı, ruhsat aşamasına ve ruhsat süresine
bağlı olarak hektar başına yıllık ruhsat harcı yüzde 0,3’ten yüzde 1’e
çıkarılıp en düşük teminat miktarı 10 bin TL’ye yükseliyor. Yüzde 10
enflasyonun hüküm sürdüğü ülkemizde teminat miktarı yüzde 300’ün üzerinde artış
kaydediyor. Dolayısıyla bu ruhsat teminat artışları madencilik faaliyetiyle
uğraşan birçok orta ölçekli maden işletmesinin kapanmasına veya sıkıntıya
düşmesine yol açacaktır. Hukuka da aykırı olan bu uygulamaların düzeltilmesi
için bir çalışmanız olacak mıdır?
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın Tankut…
YILMAZ TANKUT
(Adana) – Teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan,
Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde madencilik sorunlarının araştırılmasına
yönelik bir araştırma komisyonu kurulmuş ve hemen hemen çalışmalarını
tamamlamış, rapor da baskıya gitmek üzeredir. Ancak, bu tasarıyla Anayasa
Mahkemesinin iptal ettiği ve madenciliğin acil sorunlarının öncelikle
çözümlenmesi gerekirken, Araştırma Komisyonunun hazırlayacağı rapor
çerçevesinde diğer sorunları da çözecek daha geniş bir tasarı üzerinde çalışma
niçin tercih edilmemiştir? Niçin Komisyona sevk edilen ve kısmen amacına uygun
olan ilk tasarının, ismi de dâhil olmak üzere, pek çok bölümü değiştirilmiştir?
Bu kadar acele edilerek âdeta yangından mal kaçırırcasına hareket edilmesinin
en önemli sebebi nedir?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın Vural…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Efendim, ben suallerimi kürsüde tevcih ettim.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Şandır…
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Teşekkür ederim.
Sayın Bakan, bu
Kanun yani bu Madencilik Kanunu 1985 çıkışlı. Yirmi beş yıl sonra tekrar
değiştiriyoruz. Yirmi yıl sonra, sizin İktidarınızda, 52 maddelik Madencilik
Kanunu’nun 27 maddesini değiştirmişsiniz; ondan sonra beş yıl geçince, 2010
yılında da şimdi 23 maddelik bir değişiklik yapıyorsunuz.
Sorularım şunlar:
Bu değişiklik teklifiyle madencilik sektörüne ne getiriyorsunuz; neyi
değiştiriyorsunuz? Bu değişiklik teklifiyle madencilerin ve maden
işletmelerinin toplumda oluşturduğu sorunları çözdüğünüzü iddia edebiliyor
musunuz; nasıl çözümler üretiyorsunuz?
Bir başka soru:
Arkadaşımın da sorduğu gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde oluşturulan
Madencilik Araştırma Komisyonu Başkanının biraz önce ortaya koyduğu teklife
yani…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) - “Bizim raporu bekleyin, sonra birlikte yapalım.” dediği teklife ne
diyorsunuz?
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Efendim?
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) - Sayın Başkanın, “Bizim rapor da belli olduktan sonra…” diye, geniş
bir madencilik yasası çıkarılması teklifine ne diyorsunuz?
BAŞKAN – Sayın
Şandır, teşekkür ediyorum.
Sayın Tütüncü…
Enis Bey yok mu efendim?
Sayın Işık…
ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan,
bilindiği gibi 2004 yılında Hükûmetinizce Maden Kanunu’nda yapılan
değişiklikten sonra 2009 yılına kadar geçen beş yıllık sürede bu değişiklikler
gündemde kalmış ve 2009 yılında Anayasa Mahkemesinin bazı maddeleri iptal
etmesiyle bu sıkıntı bugün tekrar gündeme gelmiştir.
Sorum şudur: 2004
yılında yapılan değişiklikten bugüne kadar Hükûmetiniz döneminde Bakanlığınızca
verilen maden arama ve işletme ruhsatlarının sayısı nedir? Daha önceki seksen
bir yıl boyunca verilen ruhsatlarla bu sayılar karşılaştırıldığında durum
nedir?
İkinci sorum: Bu
Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği maddelerden etkilenen işletmelerin sayısı ve
bunlar içerisindeki yabancı ya da yabancı ortaklı işletmelerin sayısı ne
kadardır?
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın Bal…
ŞENOL BAL (İzmir)
– Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, 2004
yılından itibaren –her ne kadar bu sorular soruldu ama biraz daha teferruatlı
sormak istiyorum- ruhsat verilen yabancı firmalar ve yabancı firmalar ile
ortaklık kurmuş yerli ortaklı kuruluşlar ne kadardır ve bu kuruluşlar hangi
maden çeşitleri konusunda çalışma yapmaktadırlar?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Genç…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Turgutlu’da bir
sivil toplum örgütünün düzenlediği bir yürüyüşe katılmıştım. Orada bir nikel
madeninin ruhsatını vermişlerdi bir İngiliz şirketine. Bu İngiliz şirketine
önceden, geçmiş bakanlar karşı koymuşlardı ve sonradan oradaki belediye başkanı
demişti ki: -yani bu vatandaşların da söylediğine göre- “Yahu işte ne yapalım,
hükûmet, o zamanki bakan karşı koydu ama şimdi büyükelçi istedi, işte İngiliz
bakan istedi ve biz de bu ruhsatı verdik.” Ben de o zaman demiştim ki: “Yahu
siz Türkiye Cumhuriyeti devleti bakanı mısınız veya hükûmeti misiniz, yoksa
İngilizlerin hükûmeti misiniz?”
Şimdi, orada on
binlerce ağaç katlediliyor. Bir maden ocağına bir ruhsat verildiği zaman, orada
heba edilen millî kaynaklarla elde edilen madenin…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Bakanım, duydunuz herhâlde…
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sonunu anlayamadım.
BAŞKAN - …yani
kesilen ağaçlardan bahsetti Turgutlu’daki bir nikel şeyiyle ilgili…
Sayın Genç,
mikrofon otomatik kesildi de Sayın Bakan son kısmını anlamamış sizin
konuşmanızın. Arkadaşlara bir söz vereyim, sonra size…
Sayın Yalçın…
RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakanım,
seçim çevrem Ordu merkezde, Ünye ve Fatsa’da yöresel adıyla “kil” olarak
bilinen bentonit madeni çıkarılmaktadır ve dünyanın en kaliteli rezervlerinin
olduğu söylenmektedir. Bu bentonit madeni, kâğıt mendilden uzay mekiğine kadar
birçok alanda kullanım alanı olan bir madendir. Sadece kedi kumu olarak
satılışının rakamsal değerinin 8-8,5 milyar dolar olduğu söyleniyor fakat
ülkemiz, ilimiz bu paradan çok azını alabiliyor.
Devletimiz bu
madenden haberdar mıdır? Bu konuda ARGE desteği ya da diğer teşvikler
anlamında haberdar mıdır, yaptığı bir proje, bir hazırlık içerisinde bulunmakta
mıdır? Bilgilendirirseniz çok memnun olurum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Yalçın.
Sayın Cengiz…
MUSTAFA KEMAL
CENGİZ (Çanakkale) – Teşekkür ederim.
Sayın Bakanım, 2010
yılı itibarıyla Kaz Dağlarının Çanakkale il sınırları bölümünde kalan
hinterlandı içinde kaç adet şirkete kaç adet arama ve kaç adet de işletme
ruhsatı verilmiştir? Bilgi verirseniz…
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın Genç,
sisteme girerseniz… Süre kaldı.
Buyurun.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Orada gerçekten
büyük bir orman katliamı vardı. Ayrıca da İngiliz şirketi, sanki yeni bir
imalat sistemini getirmiş gibi Türkiye'den de TÜBİTAK’tan da 1 milyon dolar bir
ödül almıştı. Yani Türkiye'deki maden şirketlerine bu kadar cimri davranılırken
ve on binlerce ağaç katledilirken kimlerin takibi ve kimin aracılığıyla bu
İngiliz şirketine böyle imtiyazlı bir maden imtiyazı verilmiştir?
Teşekkür ederim
efendim.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Bakanım,
buyurun efendim.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben
de hepinizi saygıyla, hürmetle selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.
Öncelikle bu
Maden Kanunu’nun, gerek Anayasa Mahkemesi gerekse Danıştay gerekçeli
değişimiyle alakalı süreçte ve diğer maddeleriyle alakalı değişiminin sürecinde
katkı koyan bütün gruplara, bütün arkadaşlara teşekkür ederek sözlerime
başlamak istiyorum.
Tabii, birçok
soru var, bu soruların cevabını teker teker vermeye hazır olduğumuzu
belirtiyorum.
Bu arada bir
bilgi vereyim: Son bir yıl içerisinde yazılı soru önergesiyle 289, sözlü soru
önergesiyle 17, Dilekçe Komisyonu kanalıyla 10, Plan ve Bütçe’deki soru
sayısıyla 122 ve 2010 yılı Genel Kuruldaki soru sayısı 48 ve yine Nabucco
Kanunu ile alakalı 31 olmak üzere toplam 517 tane soru Enerji Bakanlığımız
tarafından cevaplandırılmıştır. Buradaki
soruların da süremiz yetişmemesi hâlinde aynı hassasiyetle
cevaplandırılacağından emin olmanızı isterim.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – O soruların yüzde 90’ı cevaplandırılmadı.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Birçok konu var. Bu konuların aslında
geneliyle alakalı şöyle bir girişte bulunayım: “Bu kanun değişikliği son beş
yılda yapılmış da niçin şimdi ihtiyaç hissediliyor?” dedik. Öncelikle, Anayasa
Mahkemesinin ilgili maddelerini iptali, izin yönetmelikleriyle alakalı iptal
etmesi, bir süre uzatımı vermesi ama bu süre uzatımı sırasında Danıştayın da
bunu beklemeksizin tekrar düzenlenmesini istemesi derken ve bizim yine Bakanlar
Kurulu kararıyla yaptığımız düzenlemenin de tekrar iptali resmî bir, tarih
açısından da bu kanunun düzenlenme zorunluluğunu doğurmuştur. İlgili Komisyonda
bunları görüşürken, arkadaşlarımıza bunun iki yolu olabileceğini söyledik.
Birincisi: Yalnızca izin yönetmeliklerini ilgilendiren ve 93 maddelik
yönetmeliğin uygulanamaz hâle gelmesiyle alakalı düzenlemeleri yapabiliriz,
Maden Kanunu’yla alakalı diğer düzenlemeleri daha sonra yapabiliriz. Bu arada,
üç dört soruyu birleştirerek cevaplıyorum. Maden konusundaki araştırma
komisyonunun da vereceği rapor beklenebilir. Bu birinci yol.
İkinci yol ise
-ki tutanaklarda mevcuttur- bu düzenlemeyi yapmışken diğer detayları da
düzenleyelim. Şimdi, bu bir tercihtir, Komisyonun tercihidir. Hemen hemen bütün
gruplardan bu konuda görüş belirten arkadaşlarımız olmuştur. Bir
tutarsızlıktır, bir ciddiyetsizliktir diye lanse edilen konunun aslı, aslında,
bunun altında saklıdır. O da şudur: Yalnızca 93 maddelik çok geniş bir izin yönetmeliğini
ilgilendiren konu Bakanlar Kurulu tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine
gönderilmiştir. Yalnızca onunla sınırlıdır o düzenleme ama daha sonra kanun
teklifleri ve yeniden yapılan tekliflerle beraber, hem CHP’den ilgili
arkadaşlarımızın hem de AK PARTİ Grubundan arkadaşlarımızın verdiği kanun
teklifleriyle beraber ilgili Komisyonda görüşülmeye başlanmıştır. Bu tercihi,
her iki tercihi de ben saygıyla karşılıyorum, karşıladığımı belirtmiştim çünkü, biz, Hükûmet olarak, bununla alakalı düzenlemeleri
buraya gönderdik. Komisyon “Ben yalnızca bu, Hükûmetin gönderdiği düzenlemeleri
şu anda gündeme alıyorum, diğerlerini gündeme almıyorum.” dese, o şekliyle
zaten düzenlenecek. O açıdan, arkadaşlar, bu bir tutarsızlık değil. Önemli
olan…
Bakın, birçok yerde
itilip kakılan bir pozisyona gelmiştir bazı yerlerdeki madencilikle alakalı
faaliyetler. Sanki bu, Türkiye'nin bir değeri değildir gibi; görüyorum. Biz,
bununla alakalı çalışmaları yaparken hem Çevre Bakanlığımızla beraber
koordinasyon içerisinde, çevre değerlerine saygılı hem de insani değerlere
saygılı ama aynı zamanda -biraz sonra performans değerlerini vereceğim-
madencilikle alakalı gelmemiz gereken noktayı yakalamamızla alakalı bir
husustur. Hem ithalatı önlememiz lazım hem yerli üretimi artırmamız lazım hem
de bunları güvenilir bir şekilde yapmamız lazım. Bütün bunlar -AK PARTİ Grubu
adına konuşan Sayın Bayramoğlu da bunları söyledi- 42 tane -hepsinin isimleri vardır- sivil toplum örgütünün
-sayısı zaman zaman 49’a kadar çıktı- bulunduğu ortamlarda yapılmıştır.
Tabii ki önemli bir uzlaşmayla bunlar çıkartılmaya çalışılmıştır. Bu konuda
katkı koyan birçok arkadaşımız vardır iktidarıyla muhalefetiyle ama görüyorum
ki bizim birçok konuda bilgi takviyesini daha hızlı, daha fazla yapmamız lazım.
Mesela, bunlardan birkaç tane örneğe de gireceğim. Bu düzenlemeler arasında
yalnızca izin yönetmeliğini ilgilendiren hususlar değil, aynı zamanda kurulun
kurulmasıyla alakalı, yine Anayasa Mahkemesinin iptaliyle alakalı “Bunlar
yönetmelikle değil ancak kanunla düzenlenir.” ikazından sonra kanuni görüşler
çakıştığında, yatırımcılar arasında ve kamu kurum ve kuruluşları arasında
bunları düzenlemek açısından bir kuruldan bahsedilmiştir. Bunlar da bu şekilde
kanuna dercedilmiştir, boşlukta bırakılabilecek konular değildir.
Önceki Kanun iyi
niyetle hazırlanmış ve yalnızca işlemleri hızlandırmak adına, arama
faaliyetlerini artırmak adına, iyi niyetle düzenlenmiş bir kanundur. O Kanun’da
ben de çalıştım, Plan ve Bütçe Komisyonundaydım ve birçok arkadaşımızla beraber
o Kanun’a katkı koymaya çalıştık ama beyan usulüne, beyan esasına tabi bir
şeydir bu.
Bakın, yılda 160
bin tane beyana dayalı evrak alıyor Maden İşleri Genel Müdürlüğü. Bunların değerlendirilmesi lazım. Bunlar usulüne uygun mu?
Gerçek beyanlar mı yoksa içinde bir kısım saptırmalar var mıdır? Denetlemelerde
haksız yere mal mülk edinmeye yönelik bazı işlemler var mıdır? Ruhsatlar gerçek
midir, gerçek dışı mıdır? Verilen ruhsatlar yerinde kullanılıyor mu? Bütün
bunların kontrolleriyle alakalı, yönetmeliklerin düzenlenmesiyle alakalı birçok
kanuni düzenlemeleri de burada yaptık.
Tabii, sorunlu ve
problemli olan konular var arama ruhsatlarıyla alakalı, biraz önce bahsettiğim
gibi. Bırakın başka sektörü, her kanunun boşluklarıyla alakalı, ilgilenen bir
kısım kesim var. Bu hangi kesimdir, bunu yapanlar çok iyi biliyorlar. Bunların
düzeltilmesiyle alakalı bir kısım yaptırımlar olması gerekiyor. Bırakın başka
sektörleri, yalnızca enerji sektöründe dahi yenilenebilir enerji kaynaklarının
önlenmesine dönük buradan alınan ruhsatlar, kolayca alınan ruhsatlar, sektörün
önünü açmaya matuf olan ruhsatlar bir tehdit olarak kullanılmıştır. Bunlara
tabii ki biz göz yumamazdık. Bakın, madencilik sektörünün kapasitesinin
artırılması, bir an önce aramadan işletmeye geçilmesiyle alakalı iyi niyetle
düzenlenen bu kanun bir kısmıyla hepsiyle tabii ki söyleyemem, biraz sonra
sayılarını da sizlere arz edeceğim- istismar aracı olarak kullanılmıştır.
Harçların niçin
yükseltildiğine dair milletvekilimiz soru sordular. Gerçek madenciler, gerçek
maden faaliyetinde bulunan sektörün sahipleri bu tür ruhsatların, harçların
artırılmasından toplam meblağ içerisindeki alınan pay açısından çok rahatsız
değiller. Ama yalnızca 1.500 TL’yle, toplam harcadıkları parayı 1.500 TL’yle
sınırlandırmış olan kişiler için tabii ki bu harçlar fazla. Biz de fazla
olmasına özenle dikkat ettik ki, onlar buraya giremesinler. Bu kadar ucuz
değil, bu kadar rahat olmaması lazım, yalnızca çantasıyla alınıp satılabilecek
bir ruhsat düzenlemesinin olmaması lazım. Ve yılda 7-8 bin tane, sırf onlar
edimlerini, görevlerini yerine getiremediği için düşen ruhsat sayısı var. O
ruhsat sayılarını da tam tamına bütün rakamlarıyla beraber sizlere arz
edebilirim. O açıdan, üç yıl içerisinde, gerçek yatırımcı olmayan… Gerçek yatırımcı
işlerine devam ediyor, aynen maden faaliyetlerine devam ediyor; hem aramalarına
hem işletmelerine hem de işletme sürecine devam ediyor. Ama üç yılda toplam 20
bin tane ruhsat boşa çıkıyor. Bakın, 160 bin tane evrakın bir yılda girip
çıktığı bir iş yerinde yalnızca bunların trafiğini düzenlemek bile başlı başına
bir kaygı hâline geliyor. O yüzden, bunların düzenlenmesi lazım. Biz bu kanunda
hepinizin de koyduğu katkıyla beraber bunların düzenlenmesine dikkat ettik.
Diğer soruyla
birleştirerek söylüyorum: Araştırma komisyonu, Sayın Altan Karapaşaoğlu da bu
konuda bilgi sundular, biz de çok yakinen takip ediyoruz, arkadaşlarımız da
orada çalışıyorlar, bütün partilerden arkadaşlar, bütün partilerden orada katkı
koymaya çalışıyorlar. Biz bu Komisyonun raporunu dikkatle izliyoruz. Tabii ki
oradaki çalışmalar tarafımızdan değerlendirilecek, gerekiyorsa bununla alakalı,
sırf kanuni zorunluluktan dolayı yaptığımız bu değişikliklerin yanında, o
değişiklikleri de dikkate alan, onları da çerçeveleyen bir düzenleme dahi
yaparız.
Bakın değerli
arkadaşlar, İngiltere’de yalnızca elektrik piyasasının, enerji piyasasının
düzenlenmesiyle alakalı son yedi yılda dokuz tane kanuni değişiklik yapıldı. Bu
değişimlerden çok fazla korkmayalım ama önemli olan o değişimle ne kattığımızdır.
Bu değişimlerin en büyük riski “Acaba öngöremedik mi?” olur. Evet, tabii ki
önceden öngörmek lazım ama Batı dünyasındaki özellikle gelişen, diyelim ki sırf
gaz sektöründeki son üç yıldaki gelişmeler bile Uluslararası Enerji Ajansının
bir kısım politikalarını bile etkilemiştir. O yüzden, bizim doğru iş yapıp
yapmadığımız önemli. Her yaptığımız kanunun bir öncekinden daha düzgün, daha
uygun olması önemli ve sektörü geliştirip geliştirmediği önemli. Bunlara çok
fazla dikkat ediyoruz.
Bir de ruhsatsız
üretimlerle alakalı, gerçek madencinin tıkandığı yani yalnızca işletme ruhsatı
aldığı ama işletme iznini almadığı yerlerle alakalı düzenlemeler var. Yani,
düşünün, bin metrekarelik bir yerde işletme ruhsatı almıştır, yüz metrekarelik
bir yerde işletme izni almıştır. Bu, yüz onuncu metrekareye taştığı anda onlara
uygulanan ceza sanki ruhsatsız alanlara uygulanmış ceza mertebesindeydi. Bunda
da gerçek madencinin canının yandığını gördük. Tabii ki buna da müsaade
edemezdik. Bu kanuni düzenleme, yine tekraren söylüyorum, hepinizin
katkılarıyla, gerçek madencinin işini kolaylaştıran ama spekülatif
amaçlarla çalışan, “Madenciyim.” diyen kişilerin de işini zorlaştıran bir kanun
olacaktır. Bizim amacımız da budur. İnşallah, bunlarla alakalı düzenlemeleri ve
detayları ilgili bölümlerde aktaracağımız kanaatindeyim.
Ham madde üretim
izinleriyle de alakalı, aynı şekilde, cezanın ilgili müteahhide mi yoksa kamu
kurum ve kuruluşlarına mı rücu ettirileceğiyle alakalı yine mahkemelere düşmüş
ve hukuki görüş isteyen konular vardı. Bunların muktezalarla
geçiştirilemeyeceği ancak yeni bir kanuni düzenlemeyle yapılabileceği hususunda
hep beraber mutabakat sağladık. Bunun gibi bir dizi düzenlemeler var.
Şimdi, eğer,
Sayın Başkanım, uygunsa detaylara geçeceğim. (MHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın
Bakanım, süremiz doldu.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkanım, bir usul vardı.
BAŞKAN – Efendim?
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Şahsı adına konuşmaların arasında Sayın Bakan çıkıp kürsüde bilgi
verirdi bir yirmi dakika. Hükûmet bunu kullanmadı.
BAŞKAN – Belki
bir sonraki bölüm…
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Gerçekten bilgilenmek…
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Benim bu hakkım var, kullanmak
istiyorum.
BAŞKAN – Sayın
Şandır, belki bundan sonraki bölümler üzerinde görüşme hakkı vardır, bölümler
üzerinde…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Soru-cevaptan sonra olmaz.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Kullanmak istiyorum.
BAŞKAN - Sayın
Bakanım, bölümler üzerindeki görüşmelerde hakkınızı kullanırsınız çünkü soru-cevaba
geçtiğimiz için o husus tamamlandı.
Ben teşekkür
ediyorum sizlere de.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Tamam, kullanmak istiyorum.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Bakan hiçbir soruya da cevap vermedi.
BAŞKAN – Bir
sonrakinde verecek herhâlde Sayın Genç, bölümler üzerinde.
Görüşmeler
tamamlanmıştır.
Maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Yani çok sorulan sorular var ama bunların cevabı hiç…
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Ama on dakika soruya on dakika cevap
olur mu?
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Cevap değil, bilgi vermek…
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Soru on dakika, cevap on dakika olur
mu?
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.
Birinci bölüm 1
ila 14’üncü maddeleri kapsamaktadır.
Birinci bölüm
üzerinde ilk söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın
Tacidar Seyhan’a aittir.
Sayın Seyhan,
buyurun efendim.
CHP GRUBU ADINA
TACİDAR SEYHAN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, gecenin bu saatinde mesaisini harcadığımız şey aslında bugün Maden
Kanunu’nda iyileştirme olsa dahi bu kanunun getirilmesindeki ilk amaç iptal
edilen yönetmeliklerde madencileri sıkıntıya sokan durumu ortadan kaldırmaktı.
İlk, tasarının, getirilme nedeni buydu ve bunun müsebbibi de maalesef ve
maalesef Adalet ve Kalkınma Partisinin sorumlularıydı. Bunu Türkiye'nin de
bilmesi lazım, sizinle de paylaşmak istiyorum. “İyi bir şey söyleyecekseniz
söyleyin.” diyorsunuz ya, bir ben anlatayım, siz iyi bir şey mi kötü bir şey mi
karar verin.
Yıl 2005, Enerji
Bakanı Sayın Hilmi Güler. Kanun çıkarken Komisyonda Sayın Güler’e “Yasamanın
görevini sakın yürütmeye bırakmayın, bu bir iptal nedenidir, üç yıl, beş yıl
sonra bununla bizi yeniden uğraşmak zorunda bırakırsınız.” dedim. Tutanaklara
bakın. En az 3 kez tekrarladım, Genel Kurulda da tekrarladım, iptale gitti ve
biz şimdi onu düzetmeye çalışıyoruz. Orada bir ihmal var.
İkinci ihmal,
yeni Bakan döneminde ve bir müddet kısmı da eski Bakan döneminden devam ediyor.
Bu ne zaman iptal edildi? Bir yılı geçti. Neymiş? Madencilerin mağduriyetini
gideriyormuşuz. Arkadaşlar, bir yıla kadar neredeydiniz? Neredeydiniz?
Madencilik için bu zaruri ise niye görevinizi yapmadınız? Türkiye Büyük Millet
Meclisini birçok konuda meşgul ederken bu aklınıza gelmedi mi? Ha, geldi, buna
da kabul. “Bunu düzeltirken bir şeyler ekleyelim.” dediniz. Bakın, bir de,
içeriğinde eklediğiniz şeyler de o gün kanundan çıkardığınız şeyler. “Redevans
konusunda birtakım sıkıntılar doğdu. Biz şimdi o sıkıntıları yerine
getiriyoruz.” Kim redevans konusunu Maden Kanunu’ndan çıkarmış? Adalet ve Kalkınma
Partisi. Tarih ne zaman? 2005. Maden arama gruplarında yanlışlıklar yapılmış.
Taş Ocakları Nizamnamesi’nde yanlışlıklar yapılmış, ruhsatı başkaları veriyor.
Kötü düzenlemeler var. Kim onları gündeme getirmiş? Adalet ve Kalkınma Partisi,
yıl 2005. Muhalefetin uyarısı var mı? Evet var, hem de
3 kere var.
“Gruplamalar
yapıldıktan sonra redevansı kaldırmayın, redevans daha önce onaylı veriliyordu,
buradan denetimin ucunu kaçırırsanız Türkiye bir felakete gider.” diye
söylemişiz ama hiç kimse bizi dikkate almamış. Şimdi, değerli arkadaşlar,
geçmişteki ihmalinizi bize bugün birçok konuda, yenilik diye getiriyorsunuz. Bu
doğru bir şey mi? Siz geçmişte çıkardığınız maddeleri yeniden geri
koyuyorsunuz. Bari orada neden hata yaptığınızı, neyin iyi gitmediğini kamuoyuyla
paylaşın.
Şimdi sayıyorum.
“Arama ruhsatları” diyorlar. Sayın Bayramoğlu dedi ki: “Çok olması pek önemli
değil, önemli olan işletmeye geçmesi.” Doğru. Arama ruhsatları kimin döneminde
çoğaldı? Adalet ve Kalkınma Partisinin döneminde çoğaldı. Ruhsatlar 15
binlerden 45 binlere kadar gitti ama alınan işletme ruhsatlarına bakarsanız,
şimdi alınan işletme ruhsatlarının oranı geçmişte alınan işletme ruhsatlarının
oranından oldukça düşük ve ruhsata bakıyorsunuz, bu ruhsatlar alındıktan sonra…
Arkadaşlar, bakın, Türkiye 788 bin kilometrekare; 283 bin kilometrekaresine
arama ruhsatı vermişiz, neredeyse yarısına yakın. Türkiye’nin yarısına yakını
maden aramaları için kapalı. Hangi dönemde oldu bu? Sizin döneminizde oldu, bu
dönemde oldu. Ruhsatlar bu dönemde büyüdü ve bu ruhsatlardan -size şunu
söylüyorum, “Hayır.” diyen arkadaşlara- sadece bu dönemde bir tek şirket 28 bin
kilometrekarelik ruhsat aldı. Ben Komisyonda da söyledim; Avrupa Birliğinin
bütçesi bunu karşılamaya, arama yapmaya yetmez. Bu ruhsatlar niye alınır?
Mademki arama ruhsatlarını engellemek gerekirdi, bunlar alınmaya başladığında
hiçbir bürokrat uyarmadı mı, hiçbir siyasinin aklına gelmedi mi? Nasıl
savunabilirsiniz şimdi ruhsatların düzenlenmesi gerektiğini? Evet, düzenlenmesi
gerekli çünkü dünyanın hiçbir yerinde, bir kere, bu gruplama yok, böyle bir
gruplama yok. Sayın Bakan çıksın bana bir örnek versin, bu gruplama şu
ülkelerde var, aynı şekildedir diye. Yok.
Bakın, bizde
dördüncü gruptan ruhsat alan bir kişi kum, çakıl -kum, çakıl çıkarmıyor, yanlış
bilgi vermeyeyim- gümüş, kömür, kil, altın, hepsini çıkarabiliyor. Dünyanın
hiçbir yerinde böyle bir şey yok. Ruhsat projeye göre verilir; ruhsat, çıkarmak
istediğiniz, aramak istediğiniz madene göre verilir. Önce ruhsat verilip
istediğini arayın denmez. İşte, birinci grup madenleri çıkarırsanız, dördüncü
grup maden ruhsatı alanların aynen anlamı bu: Sana bu ruhsatı veriyorum, sen
git istediğini ara.
Şimdi ne
yapıyorsunuz peki? Tamam, biz bu arama ruhsatlarının bedellerini artıralım, her
önüne gelen ruhsat alamasın, bunun bir bedeli olsun. Ne kadar yapacaksınız? 2
bini 10 bin, beş katına çıkarıyoruz. Peki, 28 bin kilometrekare elinde ruhsatı
olan adama da bunu uygulayacak mısın? Hayır, onu uygulamam, o geçmiş ruhsat. Ne
zaman? Bundan sonra olacaklara yani Türkiye’nin yarısına yakınından sonra
ruhsat alacaklara bunu uygulayacağım. Onlar ne olacak? Onların elindeki
ruhsatlar ranta dönüşecek. Eğer siz arama ruhsatının
bedelini beş kat artırırsanız, o adamın cebine girecek parayı da ruhsat
devrinde beş kat artırırsınız. Ben sizin adaletli davrandığınızı bilseydim de,
ruhsat devrine buraya bir parametre koysaydınız, ruhsat devrini
ağırlaştırsaydınız.
AHMET DURAN BULUT
(Balıkesir) – Yağmacı bunlar, yağmacı!
TACİDAR SEYHAN
(Devamla) - O olmadan, yaptığınız şey sorumsuzca ruhsat verilmesini engellemek
değil, geçmişte ruhsat almış kişilerde bir tekel oluşturmak. Siz bunu
yapıyorsunuz. Niyet bu olmayabilir, ben meseleye sonuçlarından bakarım. Bu,
elinde ruhsat bulunduranları, çantacıları zenginleşmeye kadar götürecek bir
kanun tasarısı hâline gelmiştir.
AHMET DURAN BULUT
(Balıkesir) – Onu istiyorlar zaten.
MEHMET ŞEVKİ
KULKULOĞLU (Kayseri) – 4 milyon 165 bin liraya çıkıyor.
TACİDAR SEYHAN
(Devamla) – Evet…
Şimdi, dönüyorum,
bakın, yine aynı tedbirler… Mademki kanun getirdiniz, yeni şeyler ekliyorsunuz.
Türkiye’nin en büyük sorunu altı ayda yaşanan, 69 kişinin ölümüyle sonuçlanan
kaza değil miydi? Niye bu kanunun içerisinde bunu önlemeye dönük bir madde yok?
Niye koymadık? Niye çalışamadık? Bunun neden kaynaklandığı belirli arkadaşlar.
Kömür üretimi çok fazla arttı. Neden arttı? Kusura bakmayın, popülist
politikadan, “Fakire fukaraya vereceğiz.” İyi, ver. Popülist de kabul etmeyelim
ama gereğini yap.
Şimdi, siz
iktidara geldiğiniz dönemde kömür 100-150 metreden çıkıyorsa, dağıtılan bu
kömürler, üretimin çoğalması, kömürü 400-500 metreye hatta bazı yerlerde
700-800 metreye indirdi. Evet, TKİ’nin yetişmiş elemanı var ama yeni kriterler belirlemek zorundaydı Türkiye. Her metrede
çalışmanın değişik riski var, değişik çalışma koşulları var. Siz, 100 metreden
500 metreye indiğinizde çalışma koşullarınızı düzeltmezseniz, denetim kriterlerinizi düzeltmezseniz, üretimde bu insana istediğin
kadar kömür getir deyip, daha fazla para kazanmak için oraya ölçüsüz dinamit
koydurur, ölçüsüz kazma vurdurursanız ve oraya girebilmek için mutlaka bu
alanlarda yeni galeriler açtırmazsanız, yan galeriler açtırmazsanız başınıza bu
gelir, bu gelir. Bunun sebebi ihmaldir arkadaşlar, hiç kusura bakmayın. Bu
olmaz, yapılmaz. Kaldı ki orada ne yapıyor? Galeri açtırılıyor. Ya, galeri
açmak bir uzmanlık ister, siz sıradan bir şirkete bunu veremezsiniz. Siz eğer
bunu taşerona verirseniz o grizuyla o insanların ölümüne neden olursunuz.
Galeri açmak inşaat şirketine verilecek bir şey değil ki. Daha fazla kazanayım
diye insanlar, oradaki yaşayanlara zulmediliyor.
Çantacıyı
engeller miyiz? İşte, çantacıyı engelleyemezsiniz. Çantacının cebindeki
ruhsatları, bu müracaatı 10 bin lira yaparak -belki bundan sonraki ruhsatları
önlediniz ama öncekilerin cebindeki parayı da arttırdınız- çantacıları da
zengin ettik, ediyoruz.
Ve burada bir
sürüsüne cevap vereceğim ama zamanım doldu. Sayın Karapaşaoğlu da, Değerli
Arkadaşım da dedi ki, çok doğru, bir görev yapıyorlar, bunu takdirle
karşılıyorum: “Biz madencilerin sorunlarını gidermek, onların önünü açmak için
buradayız.” dediler. Arkadaşlar, yedi yıl önce bu kürsüde aynı sözleri dönemin
Enerji Bakanı Hilmi Güler de söylemişti.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Seyhan, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun efendim.
TACİDAR SEYHAN
(Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.
Bu, yedi senedir
bir adım gidilmediğinin göstergesidir değerli arkadaşlarım. Mermer dışında
ciddi hiçbir tek yatırımımız yok.
Bakın, bir şeye
daha dikkat çekeceğim. Arkadaşlar, zamanım bitti ama şu elimdeki dosyada bir
karar alınmış. Biz -maden işletmemiz var, bu maden işletmemiz (GLİ) Garp
Linyitleri İşletmesi, dört işletmeden biri- burada yolsuzluk yapıldığına dair
bir konuyu gündeme getirmiştik. O zaman
“Hayır kardeşim, buradaki müfettişler taraflı rapor yazmış, bundan
kaynaklanıyor.” denmişti. Görevi kötüye kullanma ve sahtecilikten kaynaklanan
davalar vardı. Bu kişiler müfettiş raporuna yansıdı. “Görevden uzaklaştırın.”
dedi müfettişler, “Bu kişiyi görevden alın.” dedi, o dönemin Enerji Bakanı
almadı. Mahkeme karar verdi, bu kişiyi, ilgili müdürü...
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TACİDAR SEYHAN
(Devamla) – Sayın Başkan, tamamlıyorum, otuz saniye verirseniz.
Bu müdürü ilgili
mahkeme on ay hapis cezasına, ilgili iddialar için, çarptırdı, hapis cezasına
çarptırdı. Yanındaki kişiler de, 9 kişi, sekiz yıldan beş buçuk yıla kadar
değişik kademelerde hapis cezasına çarptırıldı. Ne oldu biliyor musunuz? O kişi
hâlâ görevine devam ediyor. Bu nasıl adalet? Bu nasıl kalkınma duygusu? Ben
şimdi dosyayı Sayın Bakana vereceğim, onun anlayışına bırakıyorum. Ben de bu
ülkede dürüst, namuslu bürokratlar olmadığı sürece tüm kazılarda ölümlerin
devam edeceğini, eğer yeterli tedbirler alınmazsa, kamu vicdanında bu konuda
görev yapmayanların yargılanacağını çok iyi biliyorum.
Beni dikkatle
dinlediğiniz için saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum değerli arkadaşlarım.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Seyhan.
Sayın
milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 21.27
BEŞİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 21.39
BAŞKAN : Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP
ÜYELER: Fatih METİN (Bolu), Harun TÜFEKCİ (Konya)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 114’üncü Birleşiminin Beşinci
Oturumunu açıyorum.
503 sıra sayılı
tasarının görüşmelerine devam edeceğiz.
Komisyon ve
Hükûmet yerinde.
Şimdi söz,
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Yılmaz
Tankut’ta.
Sayın Tankut,
buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 503 sıra sayılı
Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü
üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle,
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, insanlığın gelişmesindeki en önemli atlama taşlarından birisi de
hiç kuşkusuz toprak ve kayaların altına gizlenmiş doğal hazinelerin, yani
madenlerin çıkarılmasıdır. Bugün de hem dünyada hem de ülkemizde maden ve
madencilik, büyük bir öneme sahip olup millî ekonomiye önemli katkılar sağlayan
bir sektördür. Madencilik sektörü, bir taraftan başta sanayi olmak üzere
ekonominin diğer sektörlerinin ihtiyaç duyduğu temel girdileri sağlarken, diğer
taraftan özellikle kırsal bölgelerde yeni istihdam imkânları meydana
getirmektedir. Dolayısıyla, bugünün gelişmiş sanayi ülkelerinin hemen hepsinde
madencilik sektörü ekonomik kalkınmayı başlatan, öncü bir sektör görevi
yapmıştır. Gelişmiş ülkelerin millî gelirindeki madencilik sektörünün payı
yüzde 10 ile 15 gibi yüksek bir orana sahiptir.
Ülkemiz ekonomisi
açısından da madencilik sektörünün büyük bir önemi vardır. Gelişme yolunda
önemli hamleler yapmaya çalışan millî sanayimiz ve tarım sektörümüz ana
girdiler yönünden madencilik sektörüne bağlıdır. Ülkemizde çok zengin ve çok
çeşitli maden rezervleri olduğu bilinmektedir. Bu kaynakların birçoğu işletmeye
alınmış ve ülke ekonomisine katkı sağlar duruma getirilmiştir. Ancak, ne yazık
ki madencilik sektörünün millî gelirimizdeki payı yaklaşık yüzde 1,5 gibi çok
düşük bir düzeye sahiptir. Önemli bir maden ihracatçısı potansiyelimize rağmen,
maden ihracatımız çok sınırlı kaldığı gibi, bazı maden ürünleri de ithal
edilmektedir.
Değerli
arkadaşlar, kısacası, madencilik sektörümüz ülke kalkınmasına yapabileceği
büyük ve önemli katkıyı bugün maalesef yapamaz durumdadır. İşte, bu husus ve
gerçeklerden dolayı evvela peşinen ifade etmek isteriz ki bu tasarıya
Milliyetçi Hareket Partisi olarak bütünüyle karşı çıkmamız elbette ki söz
konusu değildir. Ancak birçok yönden mahzurları bulunan bu tasarının bir
oldubittiye getirilerek, âdeta yangından mal kaçırırcasına Meclisten geçirilmek
istenmesini de fevkalade yanlış bulmaktayız. Madencilik alanında mevcut yasa ve
mevzuatların elbette günümüz ihtiyaçları dikkate alınarak, sektörün acil
sorunları göz önünde tutularak güncellenmesi ve geliştirilmesi lazımdır. Lakin, AKP Hükûmetinin 2002 yılında iş başına gelmesinden
sonra bu alana özel bir ilgi göstermesi de kamuoyunun dikkatlerinden kaçmış
değildir. Acaba bu özel ilginin gerekçesi nedir? Ülkemizin ihtiyaçlarından mı
kaynaklanmaktadır yoksa arka planda gizlenen başka amaçlar mevcut mudur? Bu
tasarıyla ülkemizin yatırım imkânlarını ve üretimi artırmak mı amaçlanmaktadır
yoksa bu tasarı, her zamanki gibi, sadece satış ve rant
odaklı bir anlayışın neticesi midir? Ya da bu tasarıyla yama tutmayan ve
sürekli artan bütçe açığının finansmanı mı hedeflenmektedir?
Sayın
milletvekilleri, şu soruyu da atlamamalıyız: Küresel sermayenin talep ve
dayatmaları ile iş birlikçilerinin niyetleri de bu tasarıda etkili olmuş mudur?
Dolayısıyla bu kanun tasarısına ilişkin olarak birçok sual ve şüpheler haklı
olarak akla gelmektedir. Kamuoyunda oluşan kaygı ve endişeler de bu manada
elbette haksız görülemez ve görülmemelidir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bu tasarı öncelikle bu hâliyle çevreci de değildir.
Ormanlık alanların, zeytinliklerin, sulak alanların, temiz içme suyu
kaynaklarının ve insan sağlığının korunması hususunda hassasiyetten çok uzak
olan bu tasarının bu şekliyle kabulü mümkün değildir. Taş ocaklarının, altın,
krom, bakır, mermer ve benzeri maden işletmelerinin doğaya, çevreye ve insana
verdiği ziyan ve rahatsızlıklar apaçık bir şekilde orta yerde durmaktadır.
Hâl böyle iken
var olan yanlışların düzeltilmesi yerine, bu hâliyle daha çok keyfiyete ve
şaibelere açık uygulamalara imkân vereceği kuşkusuz olan bu tasarının mevcut
şekliyle az önce de ifade ettiğim gibi kabulü imkânsızdır. Dolayısıyla
kamuoyunun, sivil toplum örgütlerinin, ilgili odaların, uzmanların görüş ve
beklentilerine cevap vermekten çok uzak olan ve yürütmenin oldubitti şeklinde
uygulamalarına, tasarruflarına çok açık hükümler içeren bu tasarının yanlışlığı
bu hâliyle apaçık ortada durmaktadır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; son yıllarda birçok yerde ve pek çok maden ocağıyla
ilgili rahatsızlıklar, tepkiler yer yer devam etmektedir. Vatandaşlarımız haklı
olarak yaşadığı ortamın daha sağlıklı olmasını istemektedirler, suyunun,
havasının çevresinin kirlenmesini ise haklı olarak istememektedirler. Bu yönde
yapılıyormuş gibi gösterilen çalışmalarda da ne yazık ki halkımızın talepleri
değil, maalesef, sadece sermaye odaklı yandaş çevrelerin istek ve arzuları
dikkate alınmaktadır. “Benim köyümü, benim suyumu, benim havamı, benim çevremi
kirletmeye hakkın yok.” diyen vatandaşlarımız ile devletin güvenlik
görevlilerinin karşı karşıya getirildiği dönemleri henüz unutmuş değiliz.
“Vatandaşlarımız ne istiyor? Neden bu tepkileri gösteriyor?”
diye merak etmek yerine, onları aydınlatıp ikna etmek yerine, onların üzerine
devletin jandarmasını, polisini göndermek demokratik rejimlerde, millî iradeye
dayalı rejimlerde olağan kabul edilemez ve edilmemelidir ve elbette halkın
değil, sadece bir avuç yerli, yabancı ve yandaş sermayenin taleplerini dikkate
alan bir anlayış da demokratik rejimlerin benimseyeceği bir olgu olamaz. Hatırlayınız,
kamuoyunda “Cargill Yasası” diye anılan yasa çok ciddi tepkilere rağmen bu
Meclisten AKP milletvekillerinin parmak demokrasisi anlayışıyla geçirilmişti.
Değerli
arkadaşlar, az önce de vurgu yaptığım gibi AKP Hükûmeti iş başına gelir gelmez
öncelikli konu olarak kendi çevresi ve yakınları için rant
sağlayacak alanlara yönelik çalışmalara önem vermiş gibi gözükmektedir. Nitekim, ele aldığı Maden Yasası’nda yapmak istediği
değişikliklerle koruma altındaki doğal ve tarım alanlarıyla birlikte ülkenin
pek çok yerinde yandaş ve yabancı şirketlerle iş birliği iddialarını
doğrulayacak düzenlemelere gitmektedirler. Hatırlanacağı üzere Anayasa
Mahkemesi bu Yasa’da milletin menfaatinin değil de küresel sermayenin rantını düşünen ilgili maddeleri iptal etmişti ve yine
Yüksek Mahkemenin iptal ettiği bir madde daha vardır ki “Nedir o?” diye
baktığımızda, üretim miktarlarını gerçek dışı ve yanıltıcı beyan yapan işletmeler
beş yıl içinde 3 kez yanıltıcı beyan yaparlarsa ancak o zaman ruhsatlarının
iptaline izin veren maddenin iptal edilmesi idi.
Şimdi, buradan,
yeri gelmişken sormak istiyorum: Koruma altındaki doğal ve tarım alanlarıyla
birlikte ülkenin ayrıcalıksız hemen her yerinde maden arama ve işletilmesine
izin vermek, bu ülkenin fakir fukarasına, yetimine, öksüzüne, evine bir dilim
ekmek götüremeyen vatandaşına hangi faydayı sağlayacaktır?
Üretim
miktarlarını gerçek dışı ve yanıltıcı beyan yapan işletmeler, beş yıl içinde 3
kez yanıltıcı beyan yaparlarsa ancak o zaman ruhsatlarının iptaline izin veren
madde, art niyetli işletmeleri ödüllendirmek değil midir? Ve aynı madde
Türkiye'nin hangi sorununu çözecektir? Bu maddeleri hazırlayan ve yasalaştıran
bir anlayış hırsızın yanında mı, yoksa mağdur ve mazlumun yanında mı olacaktır?
İşte bu yüzden Maden Yasası konusunda sabıkalı olan AKP Hükûmetinin yine
uzlaşma ihtiyacı hissetmeden, sayısal çoğunluğuna güvenerek ve farklı bir
dayatma ile yüce Meclise getirdiği bu tasarıdan ortaya çıkan kaygılar, şüpheler
kesinlikle yersiz değildir ve vehim de değildir.
Sayın
milletvekilleri, özetle, insana saygısı olmayan, çevreye, tarihe, kıymetlere
duyarlı olmayan, ülkemizin vatandaşlarının değil de yabancı sömürge
sermayesinin, onların iş birlikçilerinin menfaatine öncelik veren, halkımızın,
ilgili sivil toplum örgütlerinin haklı tepkilerini dikkate almayan bu tasarının
gerçekten de bu hâliyle hiçbir faydası ne yazık ki yoktur.
Sömürgeciliğe
yönelik tavizlerle cennet ülkemiz cehenneme dönüştürülmemelidir. Ülkemizin uzun
vadeli ihtiyaçlarını karşılama hedefinden çok, çıkar amaçlı bazı menfaat
odaklarının kişi ve firmaların talep ve arzularına cevap verecek şekilde
hazırlanmış bu tasarının bu şekliyle kabulüne elbette ki biz Milliyetçi Hareket
Partisi olarak sonuna kadar karşıyız.
Milyonlarca yılda
ortaya çıkmış, belki de trilyonlarca dolar değere sahip maden varlıklarımızın,
üstelik insan ve çevre sağlığı da dikkate alınmayarak bir avuç sermayeye ve
yandaşlara peşkeş çekilmesine elbette ki karşıyız.
Geliniz, sadece
kendi rantını düşünen ama cennet ülkemiz için hiçbir
hassasiyeti bulunmayan sömürge sermaye gruplarını değil, bu ülkenin yarınları
adına halkımızın, milletimizin taleplerine ve madencilik sektörünün gerçek
meselelerine çözüm getirecek konulara kulak verelim diyor, bu vesileyle
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
Tankut, teşekkür ediyorum.
Barış ve
Demokrasi Partisi Grubu adına Sırrı Sakık.
Sayın Sakık,
buyurun efendim. (BDP sıralarından alkışlar)
BDP GRUBU ADINA
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de Barış ve Demokrasi
Partisi Grubu adına düşüncelerimi ifade etmek üzere buradayım. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, ben bu
yasayla ilgili, bir emek cephesinden bakmak istiyorum gerçekten ne oluyor, ne
bitiyor. Dünyada 3’üncü, Avrupa’da 1’inciyiz ve insanlar her gün yaşamını
yitiriyor. Bu konuda Hükûmetin çok fazla da bir şey ürettiğini söylemek pek de
doğru olmaz. Daha önce Sayın Başbakan Bursa’da, Kemalpaşa’da
19 insanın yaşamını yitirmesiyle ilgili bu tür üzücü olayların bir daha
tekrarlanmaması için Hükûmet olarak iş sağlığı ve güvenliğinin teminat altına
alınması konusunda talimat verileceğini ve gereken her şeyin bir an önce
yapılmasını söylüyor ama hemen Bursa’dan sonra Zonguldak’ta da aynı şeyin
olduğunu görüyoruz ve buralarda büyük bir ihmalin olduğunu ve 2002’den bugüne
kadar, 2002’de grizu patlamasından 17, 2003’te 22, 2004’te 68, 2005’te 121,
2006’da 79, 2007’de 76, 2008’de 66, 2009’da 92, 2010’da şimdilik 29 insan
yaşamını yitirdi ve hâlen Zonguldak’ta 2 insan göçük altında ve burada hiç
kimse bunlara değinmeden… Bu insanların ölümü niye oluyor? Neden bu
konuda Türkiye bir önlem alamıyor, ülkemiz bir önlem alamıyor? Avrupa’nın
değişik yerlerinde ve dünyanın birçok yerinde emeğe saygı var. Burada, insanlar
700 liralık bir maaşla, ama Avrupa’ya dönüp baktığımızda bu 5-6 kat daha fazla.
Şimdi, ülkemizde
uzun süredir çok ağır bedellerden sonra bir realite kabul ediliyor. Bu kadar
insan yaşamını yitirmiş, o zaman -yaşamını yitirenler daha enkaz altında-
siyasi aktörler çıkıyor, çok hamasi nutuklar atıyorlar ama acılar dindikten
sonra yine herkes acılarıyla baş başa kalıyor.
Şimdi, bu
Türkiye'nin geleneğinde var. Dönün bakın, Türkiye bir fay hattı üzerindedir ve
depremle her zaman yüz yüzeyiz. Bu fay hattında… Mesela 1999 yılında depremde
17-18 bin civarında insan yaşamını yitirdi, binlerce, on binlerce insan mağdur
oldu, yaralıydı. Ne zamanki bu insanlar yaşamını yitirdi, yine aktörler çıktı,
başladılar “Ya ülkemiz bir fay hattı üzerindedir, biz buna gerekli önlemleri
alamadığımız için halkımıza karşı bir sorumluluğumuz var, bundan sonra
yapılması gereken şunlardır…” topluma bir manifesto sunuldu ama hâlâ onun
gereği yapılmadı.
Yine, son bir yıl
içerisinde İstanbul’daki o sel felaketlerinde 30’un üzerinde, 40’ın üzerinde
insanlar yaşamını yitirdi, yine aynı nutukları dinledik: “Efendim, yapılanma
konusunda belediyelerin şu eksiklikleri oldu, şuralara konut müsaade
edilmemeliydi.” ama yine dün İstanbul’da sel felaketi, yine insanlar yaşamını
yitiriyor.
Yine bir başka
örnek: Bu ülkede son otuz yıllık çatışma sürecinde 50 bin insan yaşamını
yitiriyor, Sayın Genelkurmay Başkanının açıklaması “1984’ten bugüne kadar 40
bin insan yaşamını yitirdi.” 40 bin insan derken, yani PKK’lı militanları,
gerillaları kastediyor ve Kürtleri kastediyor, ölen asker sayısı da 4.970, köy
korucuları 1.335.
Şimdi, bu kadar
ölümden sonra “Efendim, bu ülkede bir Kürt realitesi vardır.” diyorlar. Yani,
çok ağır bedellerden sonra bu ülke realiteleri kabul ediyor. Yani, ocakta da
insanlar yaşamını yitirince orada ihmalin yaşam sonrası kabullenilmesi, sel
felaketinden sonra kabullenilmesi ve 50 bin insanımızın yaşamını yitirmesinden
sonra “Efendim, bu ülkede bir Kürt sorunu vardır, bir Kürt realitesi vardır.”
Peki, Allah
aşkına, hepimiz bu kadar ağır bedel ödeyip bu realiteleri öyle mi kabul etmemiz
lazım? Eğer bir realite varsa bu realitenin gereği yapılmalıdır. Yani, burada,
gerçekten, hâlâ 2 insan Zonguldak’ta enkaz altındaysa Hükûmet burada rahat
oturamamalıdır. Bu Parlamento gerçekten bu alanda Hükûmeti bu koltuklarda
oturtmamalıdır ama hiç kimsenin umurunda değil.
Eğer bu ülkede 50
bin insan yaşamını yitiriyorsa ve 50 bin insanın ölümünden sonra bu ülkede
gerçekten Kürtlerin varlığı kabul ediliyorsa kabul edilebilir bir noktada
olmadığımızı hepimiz bilmeliyiz. Acaba bu ölümler olmadan biz gerçek
realitelerimizi kabul edemez miyiz? Bunun gereğini yapamaz mıyız? İnsanlarımıza
sürekli ölümü, ölümü, ölümü göstererek nereye kadar gidebiliriz?
Sayın Bakanım,
acaba, bu enkaz altındaki 2 insanla ilgili çalışmalar, çabalar ne noktadadır?
Siz Parlamentoyu bu konuda bilgilendiriyor musunuz? O insanların acılarına ne
kadar ortak olabiliyorsunuz? Eminim ki kimsenin bu noktada bir duyarlılığı yok.
Zaten bunları söylerken de Hükûmet bu konudan farklı konuları konuşuyor ve
tartışıyor.
Bursa’daki
göçükle ilgili oradaki bu konuda uzman olan arkadaşlarımızın saydığı sekiz
maddelik bir şey var. “Çalışmaması gerekiyordu o şeyde.” diyorlar ama ne yazık
ki orada çalışmalar devam ediyor ve 19 insan yaşamını yitiriyor; gaz ölçüm
yapma sensörü yok; buna rağmen devam ediyor, standarda uygun değil. Bilirkişi
raporları bu konuda açık ve net, buna rağmen çalışmalar devam ediyor. Acil
çıkış koridoru yok, buna rağmen orada çalışmalar devam ediyor. İşçilere yeterli
eğitim verilmemiş, bu konuda Hükûmetin bir denetim mekanizması yok. Dinamitten
önce gaz ölçümü olmalı, bu konuda herhangi bir ölçüm yapılmamış ve buna benzer
bir sürü şey ve bu bile bize gösteriyor ki bizim ülkemizde insan değerinin çok
bir şey ifade etmediğinin bir göstergesidir.
Şimdi, bunları
söylerken bugün medyaya düşen bir haber var. Yine Kürt işçileri Karadeniz’e
çalışmaya gidecekler, fındık toplamaya gidecekler. Önemli bir konu olduğu için,
biraz önce bahsettiğim konular kadar önemli ve ülkemizin farklı bir süreçten
geçtiğinin hep altını çizerek söylüyoruz. Oradaki güvenlik birimleri, valiler
orada toplantılar düzenliyorlar ve Kürt işçilerin oraya gitmemesi için yeniden
Azerbaycan’dan, o taraftan, Gürcistan’dan işçiler temin edilerek kendi ülkemizin
vatandaşlarını oraya sokmamak için Hükûmet ve yetkili birimler orada karar
alıyor. Kürt işçiler bu yıl Ordu’da ve fındık bulunan bütün alanlarda
çalışmamak gibi bir kararla karşı karşıyadır.
Sevgili
arkadaşlar, eğer Kürtler Karadeniz’e giremezse bir başka alanda aynı tepkiyle
karşılaşırlar. Şimdi, biz bunu tasvip etmeyiz. Bizim, benim seçim bölgemde
-açık ve net söylüyorum- Karadeniz’den gelip yerleşen insanlar vardır, hepsi
bizim için çok saygıdeğer insanlardır, burada mal, mülk sahibi olmuşlardır.
Kimse bugüne kadar onlara bir tek kelime etmedi ve hepsi bizim yanımızda, yanı
başımızdadır. Gittiğimizde ben ve diğer arkadaşlarımız farklı halkların
yaşadığı o coğrafyada biz aynen şunu söyleriz: “Onlara bir laf söylerseniz
bizim kafamızı kırmanız gerekir.” Bulanık’ta da öyledir, Muş merkezde de
öyledir. Biz hayata böyle bakıyoruz. Ama Karadeniz’de böyle kararlar alınırsa
ve Kürt işçileri eğer oraya giremezlerse bunun adına “ortak vatan” diyemeyiz.
Bu konuda sizlerin buna seyirci kalmamanız gerektiğini hep söyledik, yine de
söylüyoruz. Kimin haddinedir? “Güvenlik” mi ne diyorlar? Ve Karadeniz’deki Kürt
köylerini, Alevi köylerini işaretleyerek orada Kürt ve Alevi köylerini hem
değişik alanlara hedef göstermek hem de orada, onları köy koruculuğuna
zorlamak, onları ajanlaştırmak…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Sakık, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
SIRRI SAKIK
(Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Bu ülke bunları
yaşadı. Bu ülkenin bölgede 80-90 bin köy korucusu var; bu köy korucularıyla
sonuç almadığını biliyoruz, hepimiz de tanığız buna. Otuz yıllık süre
içerisinde bu bir çözüm olmadı. Bunu, çözüm olmayan bir şeyi, yeniden
Karadeniz’deki Kürtlere, Alevilere yaşatmanın çok doğru olmadığını söylüyorum.
Bu konuda özellikle Karadeniz’deki milletvekili arkadaşlarımıza önemli
sorumluluklar düştüğünü, başta Hükûmete ve onlara… Bu sorumluluklarını bir an
önce yerine getirmelerini diliyorum.
Hepinize teşekkür
ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Şahsı adına Polat
Türkmen, Zonguldak Milletvekili.
Sayın Türkmen,
buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
POLAT TÜRKMEN
(Zonguldak) – Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Maden
Yasası’ndaki değişiklikler üzerine şahsım adına söz aldım. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Evet, burada sık
sık bahsediliyor, Zonguldak’ta yakın zamanda, 17 Mayısta bir kaza geçirdik,
grizu faciası geçirdik, orada 30 tane vatandaşımızı kaybettik. Yine ondan evvel
Dursunbey’de ve Kemalpaşa’da maden kazalarımız oldu. Bütün şehitlerimize
Allah’tan rahmet diliyorum. “Türk milletinin başı sağ olsun.” diyorum. Yine, bu
arada, Türkiye bu dönemlerde acılı dönemlerden geçiyor. İşte, bildiğiniz gibi
yardım konvoyuna İsrail’in katilane saldırısında yine 9 tane vatandaşımızı
kaybettik. Onlara da Allah’tan rahmet diliyorum. Şehitlerimiz oldu bu arada
Hatay’da. Hepsine Allah’tan rahmet diliyorum. Bugünler de tabii, acıların
paylaşılıp birlikte hareket edilmesi günleridir. Ülkemiz bu zor dönemlerden
geçiyor; birliğin, beraberliğin ne kadar önemli olduğunu bugünlerde görüyoruz.
Ben şunu tekrar
etmek istiyorum: Burada kim ne söylediyse hepsine teşekkür ediyoruz. Başta
Başbakanımız olmak üzere, bizimle birlikte, Enerji Bakanımız, Çalışma Bakanımız,
Hayati Bey, milletvekillerimiz, muhalefet partisinin genel başkanları, diğerleri, bu acımızı gelip Zonguldak’ta
herkes paylaştı. Onlara, hepsine teşekkür ediyorum.
Arkadaşlar, maden
yasasını konuşuyorduk. Madenler -bildiğiniz gibi- bulunduğu yerde, neredeyse
orada olur. Bunun işletmesi, öyle, oradan alınıp başka yerlerde işletilecek
gibi değildir; bir su gibi, alırsın boruyla başka yerde bunu işletirsin olmaz,
oralarda işletilecektir. Evet, zorlukları vardır, dünyada da bunu inceledik.
Maden yasası ile ilgili maden komisyonu kuruldu, orada çalışmalarımızı yaptık.
Türkiye'nin neresinde, Cudi Dağı’nın başı da olmak üzere neresinde maden varsa
ve işletilmesi mümkün olan madenlerin tümünü, gittik, gezdik. Bunlar bütün
madenleri kapsamaktadır. Tabii, bir süre Anayasa değişiklikleri ortaya geldi,
bazı zorluklar oldu, istenilen kadar çalışılamadı -Türkiye'nin yer altı
zenginlikleri- istenildiği gibi belki, istediğimiz seviyede olamamış olabilir.
Bunun süresinin uzatılması gerekir, yeniden bir komisyon kurulması gerekir
madenlerle ilgili çünkü bu bizim zenginliğimizdir. Dünyaya baktığınız zaman,
madenler o ülkenin tabii kaynakları, o ülkenin zenginlikleridir. Onların
temelleri üzerinde ülkeler ekonomilerini düzeltmiştir.
Burada yasayla
ilgili çok şey söylendi. Eksiklerimiz muhakkak vardır. Onları, bütün muhalefet
partileriyle beraber biz yapmaya çalıştık. Bütün sivil toplum örgütleri, bütün
muhatabı olan -kimler varsa- herkesle bunlar konuşuldu. Evet, herkes tabii,
kendi kâr hanesinde olan, kendi istediği, arzuladığını maksimum hâle getirmeye
çalışıyor. Bu doğrudur ama bunun bir ortalaması da vardır. Bu ortalama alınarak
ortak bir akılla… Bütün arkadaşlarımızın katkısı vardır. Burada, muhalefet
partileri, sivil toplum örgütleri, dernekler, odalar, hepsinin katkıları bu
kanuna konmuştur. Evet, bu mükemmel midir? Mükemmel olan hiçbir şey yoktur.
Neden yoktur? Sebebi gayet basit. Dünyada teknoloji
gelişiyor. Madenlere baktığınız zaman, eskiden, bizim maden dilinde “tenör”
diye adlandırdığımız, zenginliği bakımından yüzde 15-20 -madenin cinsine göre,
değerli taşına göre- olan madenler değerlendirilirdi. Teknoloji gelişti, bugün
yüzde 1-1,5 tenörü olan madenler, rezervinin durumuna göre, büyüklüğüne göre
değerlendirilir hâle gelmiştir. İşte bu yenilenmeyle, her dönemde, her döneme
göre teknolojinin gelişmesiyle dünyadaki bu madenleri arama, çıkartma, işletme,
finans sistemleri geliştikçe biz de bunları yapmaya çalışıyoruz. Bu devam
edecektir, sürekli bir iştir, kendini yenileme işidir. Onun için burada
söylenecek her şey, bana göre hepsi söylenmiştir.
Maden Yasası’nın
ülkemize, yöremize, hepimize hayırlı olmasını diliyor. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Şahsı adına Rize
Milletvekili Bayram Ali Bayramoğlu.
Buyurun.
BAYRAM ALİ
BAYRAMOĞLU (Rize) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
503 sıra sayılı
Kanun Tasarısı’nın birinci bölümünde şahsım adına söz almış bulunuyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum.
Aslında, geneli
üzerine konuştuğumuz konularda açık kalan birkaç tane konuyu netleştirmek
gayesiyle söz aldım. Birincisi, bizden sonra konuşma yapan arkadaşların
konuşmalarını dikkatle takip ettim. Öncelikle, birkaç konuya parmak basmakta
fayda var.
Başta, Sayın
Sırrı Sakık’ın özellikle Karadeniz Bölgesi’ne yönelik bahsettiği konuya ben çok
net bir cevap vermek istiyorum. Ben Rize Milletvekiliyim. Rize’de şu anda aktif
olarak çalışan otuza yakın HES projesi var, devam eden otuza yakın HES projesi
ve bu HES projelerinde çalışan insanların yüzde 70, hatta 80’e yakını Batman’dan,
Siirt’ten, Diyarbakır’dan, Van’dan, Şırnak’tan gelen insanlardır. Aynı şekilde,
şu anda çay sezonudur, toplama sezonudur. Birçok, toplamayla ilgili çalışan
arkadaşlarda da yine yöre insanlarımız vardır. Ben, Karadeniz’e bu insanların
girmemesi veya yasaklanması gibi bir ifadeyi ilk defa sizden duydum. Böyle bir
şey kesinlikle yoktur, olması da mümkün değildir.
SIRRI SAKIK (Muş)
– Medya… Medya…
BAYRAM ALİ
BAYRAMOĞLU (Devamla) – Yani gazeteciler haber yazmış olabilir. Ben size fiilî
durumu söylüyorum.
SIRRI SAKIK (Muş)
– Birkaç gazetede haberdi.
BAYRAM ALİ
BAYRAMOĞLU (Devamla) – Bakın, fiilî durumu söylüyorum. Uygun bir zamanda
gelirsiniz, beraber bu şantiyeleri gezeriz, arkadaşları da görmüş olursunuz.
SIRRI SAKIK (Muş)
– Bizim de bütün temennimiz o.
BAYRAM ALİ
BAYRAMOĞLU (Devamla) – Evet, evet.
İkinci konu,
bizim kendi Komisyonumuzda beraber çalıştığım ve en çok sevdiğimiz
arkadaşlarımızdan bir tanesi, Sayın Tankut, burada özellikle, konuşmalarını
yaptıktan sonra, bu işin samimiyeti noktasında bazı noktalara değindi. Ben
kendisinin yüzde 100 samimi olduğuna inanıyorum, yüzde 100. Ama şu hataya düşmememiz gerektiğini de
burada vurgulamakta fayda görüyorum: Her kanunun arkasında bir bityeniği
arayarak “Bu kanunu kim için çıkarttınız? Bir başka emel mi var? Birilerine bir
şeyi peşkeş çekmek mi var?” gibi bir ifade birbirimizi yaralar.
Bugün ben
muhalefette olmuş olsam, siz iktidarda olmuş olsanız, bu güvensizliğe yönelik…
YILMAZ TANKUT
(Adana) – Hiç bu zamana kadar böyle bir şey olmadı, ilk defa bu kanunda oluyor,
dikkat edin.
BAYRAM ALİ
BAYRAMOĞLU (Devamla) – …bakın, bu güvensizliğe yönelik, sizin her getirdiğiniz
kanunda “Bunun arkasında acaba bir bityeniği mi var? Birisine mi bu kanunu
çıkartıyorsunuz?” dersem bu benim açımdan da yanlış olur.
RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Niye acaba öyle düşünüyoruz?
YILMAZ TANKUT
(Adana) – Niye bu kanunda özellikle?
BAYRAM ALİ
BAYRAMOĞLU (Devamla) – Dolayısıyla, işin samimiyet ölçüsünü bu manada
değerlendirmemiz gerekir.
Arkadaşlar,
Türkiye'nin bir kaynağını, yer altı kaynağını ekonomiye kazandırmak, bu
kazandırdığımız ekonomide istihdamın önünü açmak, yerel kalkınmayı sağlamak,
bölgelerdeki aktiviteleri artırmaya yönelik bir çabanın içerisindeyiz.
MEHMET ALİ SUSAM
(İzmir) – Bunlar bir gecede mi ortaya çıktı?
BAYRAM ALİ
BAYRAMOĞLU (Devamla) – Bunları siz de bu şekilde biliyorsunuz.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Sekiz sene niye beklediniz o zaman?
BAYRAM ALİ
BAYRAMOĞLU (Devamla) - Bunların üzerine, bu şekilde “Her bir şeyin arkasında
bir başka mana vardır.” gibi ifadelerin çok hoş kaçmadığını sizler de takdir
ediyorsunuzdur diye
düşünüyorum.
Bir diğer konu,
Sayın Seyhan’ın söylediği konu, ki hak veriyorum,
doğru söyledi ifadelerinde, ruhsatlar bir plana ve programa göre olmak
zorundadır. Ben şu anda bütün gruplara, özellikle Sayın
Şandır’ın da sorular sırasında söylediği “Bu kanun bize ne kazandırıyor ne
kaybettiriyor?” konusuyla ilgili bir rapor verdim, bütün gruplara da verdim,
Tek tek maddelerdeki değişikliklerin ne anlam ifade ettiği, bu maddelerin
neleri düzelttiği, neleri eksik olarak şu andaki mevcut sisteme kazandırdığı
konusu burada var. Özellikle Sayın Seyhan’ın söylediği 10’uncu maddeyi
okumanızda fayda mülahaza ediyorum çünkü 10’uncu madde arama ruhsatları
dönemindeki düzenlemeyi, bugüne kadar var olmayan düzenlemeyi bir sistematiğin
içerisine alan ve “Ben ruhsatı aldım, isterse 10 bin tane olsun, isterse 20 bin
tane ruhsat olsun aldım bu ruhsatı, üstüne oturdum.” demeyi ortadan kaldıran
bir mekanizmadır. Ruhsatlandırma, planlama, projelendirme, görünür
rezervin tespit edilmesi, formların doldurulması ve orada hangi madene yönelik
çalışma yapacağı konusunu net bir şekilde bir yıl içerisinde ortaya koymayan
kişinin ruhsat süresi bittiğinde iptal olur ve aynı zamanda yatırmış olduğu
teminat da irat kaydedilir. Yani dolayısıyla bu mevcut sistemin içerisinde
ilkeyi ve kaliteyi gündeme getirmekte bahsettiğim konu budur. Yani ruhsatları
nazarıitibara almak yastık altına atmak demek değildir. Dolayısıyla Sayın
Seyhan’ın gündeme getirdiği “Projeye ruhsat verilmelidir.” mantığı zaten bu
kanunun içerisine dercedilmiş olan kısımdır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Bayramoğlu, buyurun, tamamlayın konuşmanızı efendim.
BAYRAM ALİ
BAYRAMOĞLU (Devamla) – Özellikle bu konuyu gündeme getirdiği için Sayın
Seyhan’a teşekkür ediyorum ama bu anlam içerisinde, hakikaten, bundan sonraki
süreç içerisinde ne kadar faydalı bir iş yapmış olduğumuzu hep beraber görmüş
olacağız.
Bir diğer konu da
“Mermer dışında ciddi bir yatırım yapılmamıştır.” dediler. Buna katılmak hiçbir
şekilde mümkün değil. Özellikle size verileri vermekte fayda görüyorum: Sadece
2009 yılı içerisinde yapılan ihracatlar açısından baktığınızda, toplam
ihracatımızın yüzde 50’lik kısmını doğal taşlar oluşturur, bunun içerisinde
mermerler de dâhil ama metalik cevherlerdeki Türkiye'nin ihracatı yüzde 28’e
çıkmıştır. Bunun içerisinde krom vardır, kurşun-çinko vardır, bakır vardır,
gümüş vardır, altın vardır, dolayısıyla özellikle değerli minerallere ve
taşlara yönelik yapılan aktiviteler ve önümüzdeki dönem içerisinde doğal
taşlara yönelik yapılacak çalışmalarla bu farklılığı da hep beraber
göreceğimizi söylüyorum ve hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Bölüm üzerinde
soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, ben söz istemiştim.
BAŞKAN – Hükûmet
adına Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Taner Yıldız.
Buyurun Sayın
Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar;
birinci bölümün sonunda, özellikle sorulan soruların cevabını vermek üzere söz
almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle bir şey
belirtmeliyim: Ben, şimdiye kadar, yazılı soru önergelerinden tutun, bütün
soruların hepsine cevap verdiğimi ve bununla alakalı hassasiyetimin olduğunu
belirterek sözüme başladım. Niçin cevapsız kalsın ki bir soru?
MEHMET ŞEVKİ
KULKULOĞLU (Kayseri) – Bana bir cevap verdiniz mi Sayın Bakan?
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Ama bir kere şunu bilmemiz lazım: On
dakikada sorulan sorunun cevabı on dakikada olur mu? Ya böyle bir mekanizma var
mı? O yüzden, arkadaşlar, hiçbir soru cevapsız kalmayacak. Ben bunu, altını
çizerek söylüyorum. Burada vaktim varsa hepsini cevaplayayım, vaktim yoksa
yazılı cevaplayayım. Bununla alakalı tekrar tekrar gündeme getiriyorsunuz ama
bunun yerinde olması lazım geldiğini tavsiye ediyorum. Bakın, tekrar
söylüyorum, on dakikada sorulan bir sorunun cevabı on dakikada olmaz.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Bakan, bakın, öyle değil…
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Şimdi, ben, müsaadenizle, vaktimden
de almamak için devam edeyim. Eğer artakalan vaktim olursa tekrar devam
edersiniz.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Soru-cevaba geçmeden önce bu konuşmayı yapmanız lazımdı.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, Türkiye’de, AK
PARTİ hükûmetleriyle beraber, biz, cesaretle ve son derece açık ve şeffaf bir şekilde
hatalarımızı düzeltiyoruz ve daha iyiye gidiyoruz derken, mevcuttan daha kötü
olduğumuz anlamı çıkmasın. Ben, bu konunun istismar edilmesine müsaade edemem.
Bakın, AK PARTİ
hükûmetleri zamanında madenciliğin nereden nereye geldiğine dair birkaç rakam
vermek istiyorum: Gayrisafi yurt içi hasıla
içerisindeki madencilik sektörünün payı -dolar bazında da söyleyeceğim,
Türkiye'nin geneliyle de karşılaştırmak adına da söyleyeceğim, oranları
itibarıyla da söyleyeceğim- 2002 yılı itibarıyla yüzde 1,5’lar civarında. “Biz
bunu yeterli görmüyoruz.” dedik ama bu aldığımız noktadan şu anda geldiğimiz
noktaya dolar bazında yüzde 50 daha çok artırdığımızı, daha fazla artırdığımızı
söyledikten sonra bu cümleyi sarf etmemiz daha doğru olur. 2002 yılında bir
önceki yıla göre madencilik sektörünün 1,9 milyar dolar civarında, gayrisafi
yurt içi hasılanın yüzde 1,1’ine karşılık gelecek bir
rakamda olduğunu görüyoruz. 2003 yılında 2,5 milyar dolarlık bir rakamla, yüzde
32’lik bir artışla, yine gayrisafi yurt içi hasılanın
toplamı 230 milyar dolardan 304 milyar dolara çıktığı bir ortamda madencilik
sektörü yine artan bir dozda devam ediyor. 2004 yılında 3,6 milyar dolarla
madencilik sektörü yüzde 1,2’lik bir yer kaplıyor. Gittikçe artan bir eğri var.
2005 yılında 481 milyar dolarlık gayrisafi yurt içi hasılanın
içerisindeki toplam payı 5,1 milyar dolarla yüzde 1,4’e çıkıyor. Bu eğri artan
dozlarda gidiyor. Şimdi, AK PARTİ hükûmetleri zamanında madencilik bir ilerleme
kaydetmiş ama bir kısım eksikleri telafi etmek adına kanuni değişiklikler
yaptığımızda bunu bir zafiyet olarak göstermek haksızlık olur diye düşünüyorum.
Rakamları isteyenlere fotokopisini konuşmamdan sonra dağıtacağım.
İhracat rakamları
itibarıyla baktığımızda, Türkiye’nin 2003 yılındaki 410 milyon dolarlık maden
ihracatı -mermer ihracatını 431 milyon dolar olarak söyleyeceğim ve toplamı da
841 milyon dolardan, aradaki rakamları vakit kaybetmemek açısından
söylemiyorum- 2008 yılında 1,8 milyar dolara çıkıyor. Eğer siz madencilik
sektörünü geliştirmezseniz bu rakam nasıl artacak? Uluslararası arenadaki
rakamlar itibarıyla fiyatlar da daha rekabetçi ortamda ve düştüğü hâlde bu
ihracat artıyor. Miktar açısından onların çok daha fazla arttığını
söyleyebilirim.
Mermer ihracatı
açısından baktığımızda, 431 milyon dolardan 1,2 milyar dolara çıkmış. Global
krizin tesiriyle 2008 yılında 1,4 milyar dolar, 2009’da 1,2 milyar dolar.
Şimdi bakın bu
kadar artış var ve yüzde 75,56; bir önceki yıla göre ihracattaki artış miktarı.
Madencilik sektöründe gerileme olsa bu rakamlar artar mı?
Şimdi biz
açıklıkla “Şu kısmını düzeltmemiz ve madencilerin önünü açmamız lazım.” derken,
sanki bütün bir zafiyet tablosu gibi gösterilmeye çalışıldı. Ben bunun
haksızlık olduğunu söylüyorum.
Kömürde ham madde
üretimleriyle alakalı EÜAŞ’ın, TKİ’nin, özel sektörün ve TTK’nın üretim
miktarları itibarıyla 2003 yılında AK PARTİ hükûmetleri iktidarı aldıktan sonra
51 milyon 670 bin
Ham madde
ihtiyacının karşılanmasında özellikle özel sektörle beraber serbestleşen
piyasada MTA’nın arama faaliyetleriyle alakalı son yirmi yıl ortalaması 30 bin
metre/yıl iken, AK PARTİ hükûmetleriyle beraber ortalaması 300 bin metre/yıla
ulaşmış. Yani yaklaşık 12 kat artmışız ama buna rağmen yeterli görmüyoruz. Biz
diyoruz ki şimdi buradaki ifadelerimizde: “Biz bunu nasıl 1 milyon metreye
çıkartırız?” Bununla alakalı konuşurken “Acaba başarısız mı oldu?” deniyor.
Arkadaşlar, bu Türkiye’yi hangi şartlarda aldığımızı unutmayalım. Madencilik
sektörü bunun istisnası değil, ekonomik şartların…
YILMAZ TANKUT
(Adana) - Ne şartlarda aldık…
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Ben şimdi, değerli arkadaşlar,
“Üslubumuzu koruyalım.” derken hayretle ve dehşetle şunu gördüm: “Bir
kaptıkaçtıcılıkla bu kanun çıkartılmaya çalışılıyor.” deniyor. El insaf iki
buçuk aydan beri Alt Komisyonda, Üst Komisyonda, yan komisyonda, Genel Kurulda
her tarafta konuşuyoruz bunu, nasıl oluyor da bunu siz yani bir kaptıkaçtıcılık
olarak söylüyorsunuz? Bütün
detaylarını tek tek konuştuk. Dört defa kendi aramızda toplantı
yaptık. (MHP sıralarından gürültüler)
Arkadaşlar böyle
söylerseniz inandırıcılığınızı yitirirsiniz. O yüzden ben diyorum ki: Bakın,
rakamlar burada, merak eden arkadaşlarımız varsa istediğiniz miktarda da
fotokopi çektirebiliriz.
Jeotermal
sondajla alakalı…
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Konuşmasan daha iyiydi hiç olmazsa ortamı germezdin.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Ben konuşurken hiçbir arkadaşımın
sözünü kesmedim itinayla.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Biz de kesmedik, ama senin gibi de konuşan olmadı.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Hiçbir arkadaşımın sözünü kesmedim.
Lütfen dinleyin.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Sizden önce konuşanların hiçbirisinin sözünü kesmedik. Bırak
bunları…
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Lütfen dinleyin arkadaşlar. Lütfen…
Lütfen arkadaşlar.
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Biz sizi dinliyoruz Sayın Bakanım.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Gerçekleri… Bakın arkadaşlar,
gerçekleri dinlemeye tahammülünüz yoksa burada bulunmak şartında değilsiniz.
Lütfen…
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Gerçekleri söylersen var.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Fotokopisini gönderebilirim ben size.
Söylediğim rakamlarda eksik, yanlış herhangi bir hata varsa diyeceksiniz ki:
“Burası yanlış arkadaş.” Eğer yanlış yoksa da dinleyeceksiniz.
2 bin metre
jeotermal sondajıyla alakalı konu 30 bin metreye çıktı yılda. Şimdi jeotermalle
alakalı bizim yalnızca geçen ay üç tane sahada 95 milyon dolarlık üç sahayı
özel sektöre verdik ve buradan elde edilen gelirlerin hepsi yeni aramalara
kullanılacak. Şimdi Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının arama faaliyetleri
13 katına çıkacak, MTA’nın yaptığı sondaj faaliyetleri 14 katına çıkacak, ondan
sonra denecek ki: “Acaba bir şey yapılıyor mu?” Arkadaşlar, bu kısmına da
müsaade edemeyiz.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) - Sekiz yıldır iktidarsınız…
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Yer altı kömür ocaklarıyla alakalı
257 adet toplam yer altı kömür ruhsatından -en çok merak edilen hususlardan, en
fazla dinlenmeyen hususlardan birini söyleyeceğim- 43 adedi açık işletmeye
dönüştüğü için faaliyetleri bu şekliyle başka bir kaleme aktarılan, 7 adedi
iptal edilen, 31 adedinin de teknik nezaretçisi olmadığı için faaliyetleri
durdurulan, 48 adet de iş sağlığı ve iş güvenliği önlemleri eksikliğinden
dolayı gerek proje faaliyetleri gerekse başka nedenlerden dolayı faaliyeti
durdurulan, 5 adet izinlere aykırılıktan dolayı faaliyeti durdurulan, 4 adet de
geçici tatil nedeniyle faal olmayan toplam 257 adet yer altı kömür ruhsatından
88 tanesi bu saydığım gerekçelerle kapatılmıştır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Bakanım, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun efendim.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – 88 tanesi. 119 tanesi de fiilen
çalışıyor.
Ben aslında bu
sonuçları sevindiğim için söylemiyorum. Bu sonuçlar, denetimlerin, üzerinde
yapılan tetkiklerin ne kadar ciddi olması açısından söylüyorum. Her kömür
faaliyetinin bir gerekçeyle kapatılmış olması aslında ülke kaynaklarından
kaybetmektir ama eğer siz “Denetim yok.” derseniz, “Bununla alakalı herhangi
bir çalışma yok.” derseniz, çalışmanın fotokopisi istenilen miktarda
çoğaltılacaktır.
Sayın Başkanım,
burada cevabını vermek üzere olduğum şu kadar daha sayfa vardır, bana fırsat
tanınması hâlinde bunlara devam edeceğim.
Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Boş laflar.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Bakan.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Hiç konuşmasan daha iyi, ortamı gerdin.
BAŞKAN –
Soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.
KAMER GENÇ (Tunceli)
– Sayın Başkan, son söz istiyorum efendim.
BAŞKAN – Efendim?
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Son söz istiyorum.
BEYTULLAH ASİL
(Eskişehir) – Doğru söylüyor.
BAŞKAN – Buyurun.
(CHP sıralarından alkışlar)
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; madencilik yasa tasarısı
üzerinde, herhâlde tasarı değil de teklif üzerinde şahsım adına son söz
istiyorum, yani milletvekilinindir son söz.
MUSA SIVACIOĞLU
(Kastamonu) – Bir daha hiç konuşmayacaksın yani.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Neyse…
Şimdi, değerli
milletvekilleri, biraz önce AKP’lileri dinledik. “Efendim, biz, bütün kişileri,
yetkilileri dinledik.” diyor, “Herkesi dinledik.” diyor. Yahu, dinlemek önemli
değil ki. Şimdi, senin getirdiğin çözüm önemli. Yani sen 100 tane adam
dinlersin, ama 100 tane adamdan hiçbirisinin sözünü dinlemezsen, hiç doğruları
hesaba katmazsan, sırf efendim laf olsun diye kişileri dinlersen, o zaman böyle
bir dinleme olmaz ki. Yani önemli olan Madencilik Yasası Türkiye Cumhuriyeti
devletinin çok hayati değer bir yasasıdır. Bu Yasa’yı
memleketin ekonomisine uygun bir statüye sokmak lazım ve bu memleketin
kaynaklarını düzgün kullanmak lazım.
Şimdi, değerli
milletvekilleri, madencilik konusunda o kadar çok konular var ki, mesela
Turgutlu’daki bir nikel meselesini dile getirdik, ama hiç lafı yok. Yani, burada, gidiyorsunuz, aşağı yukarı 10 bin ağaç kesiyorsunuz,
ondan sonra gidiyorsunuz, şeylerde de birtakım ikramiyeler alıyorsunuz ve ondan
sonra da gidiyorsunuz ARGE’den ikramiye alıyorsunuz, TÜBİTAK’tan ikramiye
alıyorsunuz ve ondan sonra da geliyorsunuz, Türk madenlerine tanınmayan, Türk
maden şirketlerine tanınmayan kaynaklardan yararlanıyorsunuz, ama bir de
“Türkiye Cumhuriyeti devletinin menfaatini koruyoruz.” diyorsunuz. Türkiye
Cumhuriyeti devletinin vatandaşlarının korunması gerektiği yerlerde… Peki,
Türkiye’de maden üretimi yapan vatandaşlarımızın büyük bir kesimi, maalesef,
bir tek kuruş ARGE, yani belki bir kuruş değil de ama çok az kesimi ARGE
ikramiyelerinden yararlanmıyor.
Şimdi, değerli
milletvekilleri, Türkiye’de maden sektörü maalesef çok hunharca kullanılmakta. Türkiye’de maden, üç beş kuruşluk menfaat için millî kaynaklar yok
edilmektedir. Millî kaynaklarımızın yok edilmemesi için mümkün olduğu kadar bu
konuda çok ciddi kaynak israfını önlemek lazım. Yani madencilik sektöründe
belli bir kaynak kullanılırken bu kaynakta acaba Türkiye’nin menfaati nedir,
zararı nedir? Memleketin millî kaynaklarının iyi kullanılabilmesi için bunların
çok dengeli kullanılması lazım. Dengeli kullanılabilmesi için de maalesef işte
görüyorsunuz kaç tane ruhsat veriliyor, bir kişiye kaç tane ruhsat veriliyor.
Bu, tamamen memleketin menfaatinin aleyhine yapılan bir çalışma. Türkiye’de
maalesef insanlar beş kuruşluk menfaati için devletin trilyonlarca zararını
göze alıyorlar, trilyonlarca, devleti zarara sokuyorlar çünkü maalesef birçok
vicdan sahibinden yoksun olan insanlarımız bu memleketin, bu milletin
menfaatlerini yeteri kadar korumuyorlar, korumak da istemiyorlar. Çünkü, görüyoruz, özellikle son zamanlarda AKP İktidarı çok
küçük menfaatler karşılığında devletin çok büyük zararlarını, yok eden ve bu
konuda biraz vicdan ölçülerinden, biraz değil de tam vicdan ölçülerinden eksik
olan bir uygulama yapmaktadırlar. Çünkü, yani üç beş
kuruşluk menfaat için gidip de çok büyük orman arazilerini yakmaktadır,
yıkmaktadır, maden arama ruhsatı adı altında çok büyük zararlar vermektedir.
Çünkü arkadaşlar gidersiniz bir maden sahasına araştırmak için. Maden yok orada
ama imar durumunu elde etmek için, gidersiniz…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Genç, tamamlayınız konuşmanızı.
KAMER GENÇ
(Devamla) - …maden adı altında, “Ben burada, işte, maden çıkarırım.” diye
getirirsiniz, devletin trilyonlarını heba edersiniz. Yani bu
memlekette en önemli olan unsur, memleketimizin kaynaklarının çok sağlıklı
kullanılması lazım.
Çok, menfaat…
Yani arkadaşlar, o kadar çok zorluklar çekiyorum ki, dilim… Ben aslında
karıştırmıyorum da, kelimelere dikkat ediyorum çünkü çok sıkıntı çekiyorum
kelime kullanırken çünkü o kadar, memlekette hain insan var ki, bu hain
insanlara yani bir de gidip de burada tazminat ödemeyeyim diye, mümkün olduğu
kadar sözlerimi itinalı seçmek istiyorum.
Onun için,
değerli milletvekilleri, ben bu maden konusunun memlekette çok kötüye, çok
yeteri kadar işletme rantabilitesine sahip olmayan düşüncelerle işletildiğine
inanıyorum.
Saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Genç.
Soru-cevap işlemi
gerçekleştireceğiz.
Sayın Yıldız,
buyurun efendim.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Bakan,
geneli üzerinde sorduğum soruyu tekrarlayacağım çünkü az önce köylerden gelen
telefon nedeniyle tekrarlıyorum: Köy içme sularının pompalarının olduğu
bölgelere, köy yerleşim alanlarına verdiğiniz taş ocağı ruhsatlarından canı
yanan köylüler arıyorlar beni, “Biz de” diyorlar “Sayın Bakanın vereceği
cevapları duymak istiyoruz çünkü cevapları yazılı verecek olursa sadece sen
bileceksin, biz de ekranlardan Sayın Bakanın verdiği cevapları duymak
istiyoruz.”
Sekiz yılda ne
kadar ruhsat verdiniz? Sekiz yılda verdiğiniz ruhsatlardan kaçı taş ocağı
ruhsatı? İşi bırakan taş ocaklarından kaç tanesi çevreye verdiği zararı
düzenledi?
Sorum net, cevabı
da net olarak istiyorum Sayın Bakan. Veremeyecekseniz de net olarak söyleyin.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Sayın
Taner…
RECEP TANER
(Aydın) – Sayın Bakan,
1) Haziran
2004’teki Maden Kanunu düzenlemesinden bugüne kadar kaç arama ruhsatı
müracaatında bulunulmuştur?
2) Toplam kaç
dönüm alanda arama izni verilmiştir?
3) Bu verilen
arama izinlerinin içindeki yabancı veya yabancı ortaklı şirketlere ait oran
nedir?
4) Madencilikteki
ulaşılan noktayı yeterli buluyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın
Işık…
ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, maden
kazalarının ve dolayısıyla da can kayıplarının azaltılması için maden
işletmelerinde denetimlerin ve iş güvenliği tedbirlerinin artırılmasına yönelik
hangi tedbirler alınmış ya da alınmaktadır? Bu tasarı kapsamında bu tür
düzenlemelere neden gerek duyulmamıştır? Hâlen teknik nezaretçi ücretinin
çalıştığı iş yeri tarafından ödenmesinin ve taşeron uygulamasının
kaldırılmasına yönelik bir çalışmanız var mıdır, varsa çalışma ne aşamadadır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Tankut…
YILMAZ TANKUT
(Adana) – Teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan,
ülkemizde şu an en yüksek rezerve sahip ilk üç madenimiz hangileridir? Bunların
belirlenen rezerv miktarları nedir? Özellikle belirlenmiş altın madeni
potansiyelimiz nedir? Şu an hangi bölgelerimizden çıkartılmaktadır? Bu tasarı
kanunlaştığı takdirde altın ve diğer ekonomik değere sahip madenlerimizin
çıkartılmasında ne ölçüde bir yükselme beklenmektedir ve yine bu tasarı
kanunlaştığında hangi yabancı şirketlerin ülkemizde bu madenleri çıkarma
konusunda çalışmalar yapmasını beklemektesiniz?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Kulkuloğlu…
MEHMET ŞEVKİ
KULKULOĞLU (Kayseri) – Sayın Bakan, eski Bakan Hilmi Güler zamanında Teftiş
Kurulu raporuyla görevden alınan ve Teftiş Kurulu raporunda görevden alınması
ve yargılanması gerektiği belirtilen eski Ruhsatlar Daire Başkanı Ömer
Sezgin’i, bu yıl başında, ocak ayında üçlü
kararnameyle Türkiye Kömür İşletmeleri Genel Müdür Yardımcılığına ve Yönetim
Kurulu Üyeliğine getirdiniz. Bu ödüllendirmenin, Genel Müdürlüğünü eskiden
yaptığınız -milletvekili olmadan önce- Kayseri ve Civarı Elektrik AŞ’nin termik
santral yapım ihalesi ve isteğiyle bir alakası var mıdır?
İkinci sorum:
Bugün 5 bin liraya -yaklaşık- mal olan 2 bin hektarlık IV. grup arama ruhsatı
maliyeti bu kanun yasalaştığında 65 bin liraya çıkacaktır. Bu kanunla elinde
binlerce ruhsat tutan yandaşlarınıza ikinci el pazarı mı yaratıyorsunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın
Yalçın...
RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, biraz
önceki soru-cevapta cevaplandırmadınız, bentonitle ilgili sorumu yineliyorum:
Ordu, Fatsa ve Ünye’de bulunan bentonitten haberdar mısınız?
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – İlk cevap olarak onu vereyim.
RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Teşekkür ederim.
Biraz önce
verdiğiniz rakamlardaki yabancı sermaye payının oranını merak ediyorum Sayın
Bakanım.
Yine, direkt bu
kanunla ilgili değilse de, hem ilim hem bölgemiz bakımından bugünlerde
yoğunlaşan HES projeleriyle ilgili Sayın Bakanım, çok ciddi kaygılar var, kafa
karışıklıkları var. Burada, belki “Attığımız taş ürküteceğimiz kurbağaya
değecek mi?” diye insanlarımız merak ediyor. Şunu özellikle merak ediyorum,
ciddiyetinize binaen de sizden istirham ediyorum: Sayın Bakanım, bu HES
kurulacak derelerdeki asgari su miktarı ne olacak? Yani can suyu diye
bırakacağınızı belirttiğiniz suyun bir oranı var mıdır? Şu an akan suyun yüzde
kaçı can suyu olarak bırakılacaktır? Her hâlükârda bu derelerden ne miktarda su
akacaktır?
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Yunusoğlu...
SÜLEYMAN LÂTİF
YUNUSOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan,
Maden İşleri Genel Müdürlüğü madenciye destek olması gerekirken, yönetmeliklere
aykırı, tamamen keyfî, hukuka aykırı bir tutum sergileyerek madencilerin
açıklarını arayıp ceza kesme, sudan bahanelerle teminat, irat kaydetme yolunu
seçmektedir. Mesela, işletmeye geçiş süresi Uygulama Yönetmeliği madde 22’de
çok açık biçimde bir yıl olarak belirlenmesine rağmen, idare bu süreden önce
hukuka aykırı olarak, projede belirtilen üretimin yüzde 10’u üzerinden devlet
hakkı almaktadır. Madencilere zulüm niteliğindeki bu ve benzeri hukuk dışı
uygulamaları ortadan kaldıracak çalışmalarınız var mıdır?
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Bulut…
AHMET DURAN BULUT
(Balıkesir) – Sayın Bakanım, Türkiye madenden 2,5 milyar dolar civarında bir
gelir elde etmektedir. Bu gelirin gayrisafi millî hasıladaki
payı nedir? Kanada maden üretiminden 170 milyar dolar gelir elde etmektedir.
Acaba biz bu madenlerimizi çıkartırken değerlendirmede mi, pazarlamada mı, bir
yerde hata yapıyor muyuz? Bu konuyu değerlendirir misiniz?
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Susam,
buyurun son olarak.
MEHMET ALİ SUSAM
(İzmir) – Sayın Bakana sormak istediğim soru şu: Kaz Dağları çevresinde
özellikle de altın arama gerekçesiyle 83’e yakın ruhsat alındığı konusunda,
Bakanlığınıza yapılan bir başvuruda, şirketlerin isimleriyle birlikte bir cevap
verildi. Bu, Komisyon çalışmaları sırasında da bazı arkadaşlarımız tarafından
dillendirildi. Siyanürle altın çıkartılması konusunda Avrupa Birliğinin
yasaklayıcı kararlarına rağmen, bu çevre insanları özellikle altın aranmasında
siyanürün kullanılmasının onulmaz çevre felaketlerine neden olduğunu, yer altı
sularını ciddi şekilde tahrip ettiğini, Kaz Dağlarının bu turistik
özelliklerini ve çevre felaketleriyle karşı karşıya kalma noktasındaki
sıkıntılarını ciddi şekilde dillendirmektedirler.
Sayın Bakan,
altın aramasında bu yöntemden vazgeçilip vazgeçilmemesini, dünyanın çağdaş
ülkelerindeki aramalardaki yöntemlere geçilmesi konusunda ne düşündüğünü
bizimle paylaşır mı?
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Susam.
Sayın Bakanım,
buyurun efendim.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar;
öncelikle, müsaade ederseniz, Ordu Milletvekilimizin sorusundan başlayacağım.
Bir öncekinde de sormuştu, cevaplayamamıştık süre yetersizliğinden dolayı.
Gerçekten
Ordu’nun Ünye ilçesinde bentonit mineraliyle alakalı, dünyanın en kaliteli
bentonitlerinden bir tanesi var. Bu, bizim için son derece önemli, sondaj
sanayisinde, döküm sanayisinde, seramik sanayisinde -biliyorsunuz- ve farklı
sektörlerde de kullanılabiliyor.
Önemli bir
bentonit rezervi var demiştik. Bunun tabii, ekonomiye özellikle kazandırılması
amacıyla MTA’nın, İstanbul Teknik Üniversitesinin, TÜBİTAK’ın ortak bir projesi
var ve o proje üzerinde de çalışılıyor ve içinde bulunduğumuz bu yıl, 2010
yılında inşallah bu tamamlanacak. 7 adet de, sanayide kullanılabilecek ürün
üretildi. Bentonitin ruhsat bilgileriyle alakalı, hem yılları itibarıyla hem de
kimlerin burada faaliyet gösterdiğine dair de bilgi istenmişti. 10 adet işletme
izin sahası mevcut; Fatsa’da var, Ordu merkezde var ve Ünye’de var. İşletme
aşamasında, çünkü bunlardan 1986 yılında başlayan, 2005 yılında başlayan, 2002
yılında işletmeye geçen, 2001 yılında, değişik yıllarda işletmeye geçen… Firma
isimlerini okumamızı isterseniz onları da detay-landırabilirim.
RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Ben onları biliyorum.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – O zaman okumayayım firma isimlerini.
Bentonitle alakalı hem bilimsel kurul tarafından hem de üniversite tarafından
önemli bir çalışma yapılıyor. Türkiye’nin tabii ki, bir şansı, bentonitte bu
imalatları yapmış olması.
2004 yılından
sonra -bir soru vardı ve en fazla sorulan sorulardan bir tanesi bu- yabancı
firmaya ruhsat verilmiş midir, varsa bunların adetleri, miktarları, hangi
yıllarda verilmiştir? 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 6’ncı maddesi gereği,
yabancı firmalara direkt ruhsat verilememektedir. Bir firma, Türkiye’de
herhangi bir madencilik sektöründe Türkiye Cumhuriyeti ticaret kanunlarına göre
kurulmuş bir yerli firmayla ortak olmaksızın herhangi bir yabancı firmaya
direkt ruhsat verilmemektedir veya sermayesi yabancılara ait olan firmalara direkt
ruhsat verilmemektedir, ortaklık yapısı gereklidir. Bu ortaklık yapısı
içerisinde bulunan firmaların sayıları, adetleri merak edilmesi hâlinde, ruhsat
aşamasında, hangi ruhsatta, arama ruhsatları itibarıyla işletme, ön işletme ve
genel toplam sayılarını vereceğim.
Yabancı ortaklı
ve direkt yerli ortaklı firma sayısı- bunun da fotokopisini istemeniz hâlinde
takdim edebilirim- 1.409 adet yabancı ortaklı firmaların arama ruhsatıyla
alakalı müracaatı var. 682 tane işletme ruhsatıyla alakalı, 15 tanesi ön işletme
yani toplam 2.106 tane yabancı ortaklı işletmelerin 1.409 tanesi arama
safhasında.
Türkiye
genelindeki ruhsat sayısıyla karşılaştırmak isterseniz eğer, arama ruhsatları
32.269, bunun 1.409 tanesi yine yabancı ortaklı, 11.038 adedi işletme, 131
adedi ön işletme yani toplam 43.438 adet Türkiye genelinde ruhsat sayısı var.
Bunun yalnızca 2.106 tanesi yani yaklaşık yüzde 5’inden daha düşüğü yabancı
ortaklı şirketlerin.
Ruhsat sayısına
göre yüzdelerini söylersek, arama ruhsatlarında yüzde 4, ruhsat alanına göre
yüzde 7, alan itibarıyla karşılaştırırsak yüzde 7. İşletme ruhsatları açısından
baktığımızda yüzde 6, ruhsat alanına göre baktığımızda yüzde 10, ön işletmeye
göre baktığımızda ruhsat sayısına göre yüzde 11 ve toplam ruhsat sayısına göre
baktığımızda yabancı ortaklı şirketlerin payı yüzde 5, ortalama yüzde 5
civarında. Dediğim gibi bu sayfadan fotokopi
istemeniz hâlinde konuşmamdan sonra dağıtabilirim.
Diğer bir konu,
Çanakkale sınırları içerisinde 2010 yılında ruhsat sayıları nedir? Son, içinde
bulunduğumuz yıl itibarıyla 39 tane arama ruhsatı, 15 tane de işletme ruhsatı
bulunmaktadır.
Mermerle alakalı
ihracat rakamlarının karşılaştırılması istendi, “Ne kadar ham madde olarak
ihraç ediyoruz?” dendi. 2005 yılında toplam mermer ihracatı, kanuni düzenlemeyle
beraber, işlenmiş ürünlerde 607 milyon dolar, blok ve işlenmiş tarzda 806
milyon dolar. 2009 yılı itibarıyla kesinleşmiş rakamlara baktığımızda, işlenmiş
ürün 735 milyon dolar, toplam blok ve işlenmiş ürün 1,2 milyar dolar. Mermerlerin karşılaştırması da böyle.
Gümüş metal
üretimiyle alakalı, yani kıymetli madenlerle alakalı üretim miktarları merak
edilmişti. 2003 yılında 96 ton değerli arkadaşlar, bunun en büyük merkezi de
bildiğiniz gibi Kütahya’da, gümüş arıtma tesislerinde yapılıyor. 2008 yılında kesinleşmiş
rakam itibarıyla 294 ton olarak gümüş üretilmiş. Meblağ açısından baktığımızda,
2003 yılında 57 milyon dolar, 2008 yılında da 175 milyon dolarlık bir işlem
yapılmış.
Yine kıymetli
madenlerden altınla alakalı sorular olmuştu. 2003 yılında -üretim miktarı
açısından baktığımızda- 5 ton 390 kilo, 2004 yılında 3,26; 2005 yılında 4,17;
2006 yılında 8,040 ton, 2007 yılında 9 ton 920 kilo, 2008 yılında 11 ton 20
kilo, 2009 yılında da 14 ton 450 kilo olarak altın üretimi yapılmış. Yani 2003
yılıyla karşılaştırdığımızda, içinde bulunduğumuz yıl itibarıyla baktığımızda,
yaklaşık, altın üretimi Türkiye’de yüzde 300 artmış bulunuyor değerli
arkadaşlar.
Ferrokroma
baktığımızda, ferrokroma da 2003 yılı itibarıyla baktığımızda, tabii ki burada
hemen hemen özelleştirilmemişti ferrokrom, kamu itibarıyla baktığımızda 36 bin
ton. 2009 yılında özel sektörün eline geçtikten sonra, 2009 yılında 55 bin ton.
2005 yılından itibaren ortalama ellişer bin ton ferrokrom üretimi yapılmış.
Mevcut fırınların revize edilmesiyle beraber önümüzdeki yıllardaki planlama, 80
milyon ton civarında üretim, bu rakamın 130 bin tona çıkması planlanıyor.
İthal kömürlerle
alakalı “Yerli kömür ithal kömürün neresindedir?” diye bir soru sorulmuştu. İlk
defa 2005 yılında çıkartılan bir yönetmelikle yerli kömürlerin lehine bir
yönetmelik düzenlemesi oldu hem hava kirliliği açısından… Hepinizin de bildiği
gibi, şehirlerde valiliklerin denetiminde, giren yerli kömürde kalorifik
miktarları veya kükürt miktarları, sülfür miktarları itibarıyla bunların testleri
yapıldıktan sonra ancak kullanılabiliyor.
Bakanlığımız
temsilcilerinin katılımıyla 2009 yılında Mahallî Çevre Kurulu kararında,
özellikle yerli kömür kullanımı -kömürlerle alakalı- iyileştirilerek artırılmış
ve çevreye uyumlu hâle getirilmiştir.
Ülkemizde kömür
kullanımı… Bununla alakalı birkaç detay da vermek istiyorum, son derece önemli.
Dünya krizine rağmen yerli kömür üretimi artmıştır. 2002’de 49 milyon ton olan
kömür -ki bunun 35 milyon tonu yerli- 2009 yılında, değerli arkadaşlar, yüzde
205 gibi bir artışa ulaşmıştır, toplam 102 milyon ton Türkiye’de kömür
kullanılmıştır, bunun 81 milyon tonu yerli olmak üzere. Yani 2002 yılında 35
milyon ton olan yerli kömür miktarı, yaklaşık yüzde 210’luk bir artışla 81
milyon tona çıkmıştır.
İthal kömür, ağırlıklı
olarak ağır sanayide kullanılmakta; bildiğiniz gibi, Türkiye’de üretilen taş
kömürünün karşılığı olarak, Ereğli demir-çelik fabrikalarında, işte, Karabük
demir çelik fabrikalarında ve demir ve çelik sanayisinde kullanılmaktadır,
yaklaşık 8.500 kaloriye kadar da çıkmaktadır.
BAŞKAN – Sayın
Bakanım, süremiz doldu.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Bir sonrakine o zaman kullanırım
Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Çok
güzel anlatıyorsunuz, orada devam edelim.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Peki, teşekkür ediyorum, sağ olun.
BAŞKAN – Ben
teşekkür ediyorum.
Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi, birinci
bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini
yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.
1’inci madde
üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan
503 Sıra Sayılı Maden Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısının 1 inci maddesi ile 3213 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasının sonuna eklenmesi öngörülen bendin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
“VI. Grup
madenler
Radyoaktif
Mineraller ve diğer radyoaktif maddeler.”
|
Polat Türkmen Ayşe Nur Bahçekapılı M. Altan Karapaşaoğlu |
|
Zonguldak İstanbul Bursa |
|
Mehmet Nil Hıdır Zekeriya Aslan Mehmet Erdoğan |
|
Muğla Afyonkarahisar Gaziantep |
|
Tahir
Öztürk |
|
Elâzığ |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
503 Sıra Sayılı Tasarının 1. Maddesi’nde bulunan
“VI. Grup
madenler
Radyoaktif
Minareler (Uranyum, Toryum, Radyum) ve diğer radyoaktif maddeler.”
bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
“VI. Grup
madenler
Radyoaktif
elementleri içeren mineraller”
Zekeriya
Akıncı
Ankara
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan
1/821 Esas numaralı Maden Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı’nın 1. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve
talep ederiz.
|
Alim
Işık Yılmaz
Tankut Cemaleddin
Uslu |
|
Kütahya Adana Edirne |
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
SANAYİ, TİCARET,
ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI HASAN ALİ ÇELİK
(Sakarya) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Hükûmet?
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Akif Akkuş.
BAŞKAN – Akif Akkuş Bey’in imzası burada yok.
Sayın Şandır,
istirham edeyim, bu tip bir şeye yol açmayalım. Eğer Sayın Işık konuşacaksa
olur, diğer önergelere imza atarlarsa olur, ama şu anda böyle bir şey
yapmayalım efendim.
Buyurun Sayın
Işık.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
görüşülmekte olan 503 sıra sayılı Maden Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerine vermiş olduğumuz
değişiklik önergesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Öncelikle hepinizi
saygılarımla selamlıyorum.
Bu önergemiz,
maddenin tasarı metninden çıkarılmasını talep eden bir önerge. Sebebi, bu
konunun uzmanları, jeoloji, jeofizik ve maden mühendisliği mesleğinin duayenleri, bu kanun tasarısındaki tanımlamanın doğru
olmadığını ileri sürmektedirler. Dolayısıyla, örneğin uranyum bir element
olmakla birlikte, tasarıda mineral olarak geçmiştir. Ayrıca bu tasarıda yapılan
gruplandırmaların, daha önceki uygulamanın, hâlen yürürlükte olan tasarıdaki
alışılmış sınıflamanın dışına çıktığı ve iki grup madende aynı madenin yer
aldığı ifadeler ve maddeler söz konusu. Dolayısıyla, alelacele hazırlanmış bir
tasarı örneğini ifade eden bu maddenin çıkarılması daha doğru olacaktır. O
nedenle, biz, bu 1’inci maddenin tasarı metninden çıkartılmasının madencilik
sektörü açısından önemli olduğuna inanıyoruz.
Diğer yandan, hem
(a) grubu hem (b) grubunda yer alan aynı madenin uygulamada yeni sıkıntılara
yol açacağı, yine sektörün temsilcileri ve bu konunun uzmanları tarafından dile
getirilmektedir.
O nedenle,
tasarıdaki 1’inci maddenin metinden çıkarılması doğru bir uygulamadır, umarım
yüce Kurulun siz değerli üyeleri de bu önergemizi destekler, bu yanlışlığın
önüne geçmiş oluruz. Aksi takdirde, hakikaten bu mesleğin birçok mensubu,
inanıyorum, sizlere de çok farklı kanallarla ulaştılar ve yapılan tanımlamanın
yanlış olduğu ve uygulamada birçok problemi yeniden doğuracağı konusunu sizlere
de ilettiler.
Bizler bu konunun
çıkarılması hâlinde daha doğru olacağını düşünüyoruz.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Işık.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan
503 Sıra Sayılı Tasarının 1. Maddesi’nde bulunan
“VI. Grup
madenler
Radyoaktif
Minareler (Uranyum, Toryum, Radyum) ve diğer radyoaktif maddeler.”
bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
“VI. Grup
madenler
Radyoaktif
elementleri içeren mineraller”
Zekeriya
Akıncı
Ankara
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
SANAYİ, TİCARET,
ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI HASAN ALİ ÇELİK
(Sakarya) – Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Hükûmet?
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın
Akıncı, buyurun efendim.
ZEKERİYA AKINCI
(Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ben bu önerge
aracılığıyla, bu yasa tasarısı vesilesiyle her yönü değerlendirilen, konuşulan
ve en ayrıntılı teknik değerlendirmeleri de yapılan bu konunun belki çok dikkate
alınmadığı için üzerinde durulmayan bir başka boyutunu dikkatlerinize sunmak
istiyorum. Çünkü, her şeyi konuşuyoruz, ama işin bir
başka boyutunu mutlaka konuşmamız gerekiyor, o da şu: Bu işin, sektörün bütün
yükünü taşıyan, biliyorsunuz, MİGEM diye tanımladığımız Maden İşleri Genel
Müdürlüğü ve MİGEM’de kümelenmiş bir grup personel ve onların yapılanmasına
dönük hiçbir değerlendirme yapılmıyor konuşmalarda. Ama hepimiz biliyoruz ki,
oradaki işleyişi düzene sokmadığımızda, burada gerçekleştireceğimiz en köklü
yasal düzenleme bile istenilen sonucu ne yazık ki vermeyecektir. Çünkü, bu sektörde bütün işleri yürüten, denetleyen ve
ruhsatlandıran yer orası. Yani, bütün yük MİGEM’e binmiş. Ama oranın bir
kurumsal yapısı yok, kendi bütçesi yok. Enerji Bakanlığının gölgesinde
Türkiye’nin trilyonlarca dolarlık yer altı zenginliğini yönetmeye çalışıyor.
Ama gariptir, son yıllarda yıldızı parlayan ve büyük sermaye birikimi yaratmış
holdinglerin çoğunluğunun ilgi alanı da enerji ve maden alanları.
Sayın Şevki Kulkuloğlu’na
özellikle teşekkür etmek istiyorum. Değerli Milletvekili Arkadaşımız bugün
düzenlemiş olduğu basın toplantısında, ülkemizin maden zenginliklerinin nasıl
bir yağma ve talan içerisinde ele geçirilmiş olduğunu ve bu büyük arazilerin
özellikle yabancı şirketler tarafından nasıl elde edilmiş olduğunu çok
ayrıntılı bir biçimde ortaya koydu. Onu ifade etmekte yarar görüyorum. Umut
ediyorum ki, kamuoyumuzda da beklenen ve arzu ettiğimiz ilgiyi görecektir.
Ama işin garip
tarafı, bizim bakanlarımız da hep büyük rakamlar ve büyük ihalelerle meşgul
oldukları için onların da aklına bir türlü bu MİGEM’deki yeniden yapılanma ve
orada emek veren, çalışan, işin yükünü taşıyan insanlar bir türlü gelmiyorlar;
akıllarına bir türlü gelmiyor, onların sorunlarına bir türlü gereken ilgiyi
göstermiyorlar. Ama MİGEM, toplam 350 personel ile -aşağı yukarı bunun 150’si
muhtemelen denetim personeli- ülkedeki 45 bini aşkın ruhsatı nasıl
denetleyecek? 150 tane denetim elemanı, 350 personel, 45 bini aşkın ruhsat
denetleyecekler. Üstelik son dönemde çok sık yaşadığımız, ocaklardaki, maden
ocaklarındaki kazaların önemli bir etkeninin de yeterince denetim olmadığı
gerçeğini nasıl ortadan kaldıracaksınız? Eğer yeterince denetimin olmaması da
bu kazaların ortaya çıkmasında önemli bir etken ise, siz bu tabloyu nasıl
değiştireceksiniz? Bin lira civarında maaşı olan uzmanlar, 2 bin lira civarında
maaş alan mühendisler 50 TL harcırahla çalışıyorlar ve bütün bu denetimi yapmak
zorundalar. Nasıl oluyor 50 lira harcırahla? Örneğin buradan çıkıyor
Diyarbakır’a gidiyor, oranın bir ilçesine gidiyor, oranın dağlarına çıkıyor,
oradaki 4-5 tane maden ocağını denetliyor ve dönüyor. Şimdi, bu konumdaki bir
personelin oradaki maden ocaklarının sahipleriyle kaçınılmaz bir yakınlık ve
diyalog içerisine giriyor olmaları da ayrı bir şikâyet konusu. Peki, o zaman bu
kurumda özel bir yapılanma ve denetim mekanizması kuramazsanız bu sözünü
ettiğimiz kazaları, üzerinde çok tartıştığımız suistimalleri ve yolsuzluk
iddialarını nasıl önleyeceksiniz? Sayın Bakanın yine ilgisini çekmedi bu,
personelin sorunları.
Bir başka yönü,
belki bir kısmi iyileştirilmeye orada ihtiyaç duyuluyor olması. Biliyorsunuz,
değerli arkadaşlarım, kamu çalışanlarının ücretleri düşük olduğu için birçok
kurumda çeşitli yöntemlerle ve çeşitli isimler altında iyileştirmeler
yapılmaktadır. Belki Bakanlığımız buradaki personelin ekonomik sorunlarına
dönük kısmi bir iyileştirmeyi de düşünür ve gereğini yapar.
Bunu niye
söylüyorum? Bakınız, ilk ciddi düzenlemeyi belki 2004 yılında yapmıştık. 2004 Mayısında
yasalaşan bir kanun tasarısı vardı, o zaman bir söz almışım önerge üzerinde ve
demişim ki: “Bakanlık personeli, hafta içi, Maden İşleri Genel Müdürlüğünün tüm
işlerini yapmakta; tatil günü, hafta sonlarında ise, ülke genelindeki maden ve
mermer ocaklarında denetim gerçekleştirmektedir. Görüşmekte olduğumuz kanun
tasarısı kanunlaştığında, özellikle Maden İşleri Genel Müdürlüğü personelinin
iş yükü daha da artacaktır.”
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Akıncı, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
ZEKERİYA AKINCI
(Devamla) – Bir iyileştirme talep etmişiz ve iyileştirmeden toplam 582 -şimdi
650 oldu- personel yararlanacak. Yapılacak aylık ödeme toplamı o zaman 200
milyarmış, şimdi 260 milyar olmuş ama orada bir artı yük gelmiyor çünkü kendi
kaynaklarıyla bu yükü karşılama şansı var. O zaman 11 ila 16 lira arasında
harcırah varmış, şimdi 50 lira olmuş ve ben bütün bunların çok düşük olduğunu
ve orada çalışan personelin haklarına dönük mutlaka bir iyileştirme yapılması
gerektiğini söylemişim altı sene önce.
O zaman Sayın
Bakan Hilmi Güler çıkmış, demiş ki: “Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
aslında, bu ücretlerle ilgili olarak Hükûmetimizin, bütün arkadaşlar için,
sadece Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığında değil, kamudaki tüm çalışanlar
için özel bir çalışması var.” -mış o zaman- “Yoksa,
ben de kendi Bakanlığıma bağlı olan bütün çalışanlara böyle bir farkın
verilmesini şahsen arzu ederim.”
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ZEKERİYA AKINCI
(Devamla) – “Ancak, ilke olarak, bütün kamu personeli için, böyle farklı farklı
şeyler olmasın diye, Başbakanlık Müsteşarlığımızın bir çalışması var. O bittiği
zaman bu sıkıntı da giderilecek.”
Şimdi bir kez
daha yineliyorum. Altı yıl önce bir yasa görüşülürken oranın yapılanmasına ve
personelin sorunlarına dönük bir değerlendirme sunmuşuz, Sayın Bakanımızın,
yetkililerin dikkatini çekmeye çalışmışız; altı yıl boyunca hiçbir şey olmamış,
yeni bir düzelme, yeni bir yapılanma, birtakım haklar sağlanamamış. Şimdi bir
kez daha, orada çalışan insanların sözcüsü olarak Sayın Bakandan ve kurumun
yetkililerinden, her şeyini konuştuğumuz bu büyük, devasa alanın bütün iş
yükünü çeken personelin sorunlarına da bir dönüp bakmaya davet ediyorum ve
kısmi de olsa bir iyileşmenin gerçekleşmesi talebini bir kez daha
huzurlarınızda yineliyorum.
Hepinizi saygı ve
sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Arkadaşlar, beş
dakikalık önerge konuşmasına iki dakika ilaveyi lütfen istemeyelim, istirham
ediyorum. Bir dakika veriyoruz, ondan sonrasında arkadaşlar konuşmalarını ona
göre ayarlasınlar, ricamdır.
ZEKERİYA AKINCI
(Ankara) – Çalışanların sorunu olduğu için biraz…
BAŞKAN – Diğer
önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan
503 Sıra Sayılı Maden Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısının 1 inci maddesi ile 3213 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasının sonuna eklenmesi öngörülen bendin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
“VI. Grup
madenler
Radyoaktif
Mineraller ve diğer radyoaktif maddeler.”
Polat
Türkmen (Zonguldak) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
SANAYİ, TİCARET,
ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI HASAN ALİ ÇELİK
(Sakarya) – Takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN – Hükûmet?
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz.
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Gerekçe…
BAŞKAN –
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Uranyum, toryum,
radyum, mineral ismi olmayıp, element ismidir. Ayrıca bu üç radyoaktif maddenin
dışında diğer mineral ve elementlerin isimleri fıkrada sayılmadığından
taslaktan çıkarılması gerekmektedir.
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Kabul edilen
önerge istikametinde 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2’nci madde
üzerinde iki adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı’na
Maden Kanununda
ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 2. Maddesi
"Tesis" tanımında bulunan "asfalt üretim, hazır beton, yapı
elemanı" ibaresinin metinden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.
|
Tacidar Seyhan Selçuk Ayhan Mehmet Ali Susam |
|
Adana İzmir İzmir |
|
Ergün
Aydoğan |
|
Balıkesir |
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı’na
Görüşülmekte olan
1/821 Esas Sayılı Maden Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı'ndaki Madde 2'nin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve
talep ediyoruz.
|
Alim
Işık Yılmaz
Tankut Cemaleddin
Uslu |
|
Kütahya Adana Edirne |
|
Hüseyin
Yıldız |
|
Antalya |
Madde 2- 3213
sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde yer alan İhtisaslaşmış Devlet Kuruluşu,
tanımında yer alan "Karayolları ve Türkiye Demir ve Çelik işletmeleri
genel müdürlükleri" ibaresi "Karayolları Genel Müdürlüğü ve Elektrik
Üretim A.Ş" olarak değiştirilmiştir.
Geçici Tesis:
Madencilik faaliyetleri için zorunlu ve temdit dahil
ruhsat süresi ile sınırlı, madencilik faaliyetleri için zorunlu olan her türlü
kırma, eleme, öğütme, kesme ve sayalama tesisleri ile işleme tesisi kapsamında
asfalt üretim, hazır beton, yapı eleman tesisleri, sallantılı masa, jig,
konsantratör, flotasyon, liç, kalsinasyon, bioksidasyon ve benzeri cevher
hazırlama ve zenginleştirme tesisleri, karıştırma, depolama, stoklama, atık
kazanma ve atık bertaraf tesisleri, su, haberleşme, enerji nakil hattı, bant
konveyör, havai hat, kuyu tesisleri, şantiye binası, yemekhane, atölye, kantar
tesisleri, maden stok alanı, pasa döküm alanı, atık barajı, trafo, patlayıcı
madde ve müştemilatı deposu gibi geçici yapı ve binalardır.
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
SANAYİ, TİCARET,
ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI HASAN ALİ ÇELİK
(Sakarya) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Hükûmet?
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Yıldız efendim…
BAŞKAN – Sayın
Yıldız, buyurun.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 503 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın
2’nci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Sizleri saygılarımla selamlıyorum.
Bugün
uygarlığımızın ulaştığı ve yaşam standartlarımızı oluşturan araçların tamamı
madenlerden sağlanmaktadır. Bu nedenle, madencilik sektörü vazgeçilemez bir
öneme sahiptir. Oysa ülkemizde madencilik sektörü sahip olduğu gerçek
değerlerden yararlanamamaktadır. Madencilik sektöründeki ekonomik göstergelere
bakıldığında ülkemizin zengin maden yataklarından yeterince yararlanamadığı
görülecektir. Madencilik sektörünün gayrisafi millî hasıla
içindeki payının 1,57 olması da bunun bir göstergesidir. Sekiz yıllık Adalet ve
Kalkınma Partisinin tek başına iktidarında bu gerçek görülememiş, çözüm
üretilememiş, madencilik sektörünün geleceğe bakışında çok daha uzun vadeli,
çok daha vizyonel uluslararası hedefler oluşturulamamıştır. Adalet ve Kalkınma
Partisi Hükûmeti ülkemizdeki maden rezervine yalnızca ham madde gözüyle bakmış,
kendi ürününü bütüncül bir politikayla değerlendirerek endüstriyel üretime
yöneltememiştir. Anayasa Mahkemesinin maden konusunda iptal ettiği iki maddenin
oluşturduğu yasal boşluğun doldurulması için getirilen tasarı ile bizim gibi
birkaç ülkenin madenciliğini idare edecek sayıda madde içermesine karşın, ülke
madenciliğimizin sorunlarını çözecek bir iki maddenin dışında bir hüküm
içermemektedir. Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin madenciliğe sakat
bakışını, daha madenciliğin tanımlarında görmekteyiz.
Değerli
milletvekilleri, geneli üzerinde ve birinci bölüm üzerinde Sayın Bakana iletmiş
olduğum sorular var. Bu sorulardan bir tanesi de özellikle beş yıl önce Adalet
ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin il özel idarelerinden alarak Madencilik Kanunu
ile Madencilik Yasası’na bağladığı ve Bakanlık marifetiyle Türkiye'nin her
yerinde, hepinizin illerinize giderken gördüğünüz maden ocaklarını yaşadık. Bu
maden ocakları, Sayın Bakanım…
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Taş ocağı…
HÜSEYİN YILDIZ
(Devamla) – Evet, taş ocağı.
Az önce Korkuteli
Kozağacı köyü, içme suyu kaynağı üzerinde bir taş ocağı bulunduğunu ve aynı
zamanda bu alanın tarihî alan olduğunu içeren bir mesaj gönderiyor.
Yine Antalya’nın
Alanya ilçesinin Elikesik köyünde de yine köyün içme suyunun bulunduğu alan taş
ocağı olarak… Aynı zamanda yeni ağaçlandırma bölgesi ve tarihî kalıntılar var.
Bu taş ocakları acaba orada antika mı arıyorlar Sayın Bakanım? Ben bunu sormaya
çalıştım. Şunu sordum size… 2008 yılı içerisinde, 2009 yılı içerisinde ve 2007
yılı içerisindeki rakamları vermişsiniz. Bu rakamları sorumda ifade ettim. Size
şunu soruyorum net bir şekilde: Sekiz yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi
İktidarında vermiş olduğunuz maden arama ruhsatlarını sordum ve bunların
içerisinden de taş ocakları ruhsatlarını sordum. Bunun kaçının faal olduğunu
sordum. Türkçem de çok da fena değil. “Bu taş ocaklarından kaçının işletilmesi
kapanmıştır?”, “Bu taş ocaklarından kaçı çevreye vermiş olduğu zararları tanzim
etmiştir?” diye sordum Sayın Bakan.
Siz belki bunları
yaşamıyorsunuz ama o köylerimizin yerleşim alanlarında, o köylerimizin içme
suyu havzalarında kurulmuş bulunan taş ocakları o yörelerde yaşayan insanlara
hayatı zehir etmektedir. O taşları çıkarabilmek için orada patlatılan yüksek
miktardaki dinamitler, oradaki okulların, camilerin, insanların yaşadığı
evlerin duvarlarını çatlatmaktadır. Çok tonajlı kamyonlarla yapılan taşımalardan
dolayı o köylerimizin bütün yolları tahrip olmaktadır. Siz bunları göremiyor
musunuz Sayın Bakanım?
Antalya-Ankara
arasındaki yol üzerinde tam 15 tane taş ocağı var.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Yıldız.
HÜSEYİN YILDIZ
(Devamla) – Bunun 6 tanesi faal, 9 tanesi kapatılmış; insanların ağzındaki diş
çürüğü gibi. Yani, bu taş ocaklarını illa ki herkese göstermek zorunda mıyız?
Bunları yol kenarlarına kurmak zorunda mıyız? Köylerimizin içme sularının
olduğu havzalara mı kurmak zorundayız? Niçin bunlara engel olmuyorsunuz?
Sayın Bakan, o
vatandaşlarımız haklarını arayamıyorlar. Kendi geçimini sağlayamayan köylü
vatandaş, avukata para verecek, mahkemelerde sürünecek, sorunlarını yine de
çözemeyecek çünkü o şirketlerin gerçekten bu işle uğraşacak ciddi hukukçuları
var.
Eğer
inanmıyorsanız, buradan Antalya’ya gidin, 15 tane taş ocağı göreceksiniz, 9’u
da kullanılmıyor. Biz, turizmden ekmeğimizi kazanıyoruz. Hepiniz bundan iftihar
ediyorsunuz, “20 milyon turist, 25 milyar dolar gelir” diyorsunuz. Turistler
soruyor “Nedir bu?” diye. Onlar kendi ülkelerinde böyle bir şeyi görmüşler
midir?
Elbette taş ocağı
da ihtiyaçtır. Bunu kullanacaksınız, verdiğiniz zararı tanzim edeceksiniz, bu
düzenlemeleri yapacaksınız. Size bunu soruyorum, cevap vermeye tenezzül
etmiyorsunuz. Sizi protesto ediyorum ve kınıyorum. (MHP ve CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
Yıldız, Sayın Bakan ümit ediyorum bir sonrakinde cevap verecektir, zaman
olmadığı için vermedi.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Kalanını da öbür konuşmamda söyleyeceğim Sayın Bakan.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Bakan, gerçekten bu taş ocakları güneyin her bölgesinde sorun.
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı’na
Maden Kanununda
ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 2. Maddesi
"Tesis" tanımında bulunan "asfalt üretim, hazır beton, yapı
elemanı" ibaresinin metinden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.
Mehmet
Ali Susam (İzmir) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
SANAYİ, TİCARET,
ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI HASAN ALİ ÇELİK
(Sakarya) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Hükûmet?
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın
Aydoğan, buyurun efendim.
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) - Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
Sayın Başkan,
yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Maden Kanununda
ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi
üzerinde verdiğimiz önerge üzerinde konuşuyorum.
Değerli
arkadaşlar, değerli milletvekilleri; tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Gerçekten çok önemli bir konuda sektörün sorunlarının çözümüyle ilgili yasal
düzenlemeyi konuşuyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak madenciliği
destekliyoruz ve yer altı zenginliklerinin ekonomiye kazandırılması, aynı
zamanda da çevreye duyarlı madencilik, madenciliğe duyarlı çevrecilik anlamında
bu düzenlemeyi destekliyoruz.
Değerli
arkadaşlar, değerli milletvekilleri; Meclis de bu madencilik sektörünü
önemsediği için bütün siyasi partilerden, bu sorunların tespiti ve çözüm
önerileri için bir “Maden Araştırma Komisyonu” kurdu, dört aydan beri
çalışmalarını sürdürüyor. Biraz önce Sayın Bakanımız da bu, şu anda üzerinde
çalışılan tasarının iki buçuk aydan beri komisyonlarda görüşüldüğünü söyledi. Biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak, komisyonlarda öncelikle
Anayasa’nın iptal ettiği 7’nci ve 10’uncu maddenin bazı fıkralarının
değiştirilmesiyle ilgili düzenlemeler yapılsın, daha sonraki Meclis Araştırma
Komisyonu raporu sonrasında da gerçekten madencilik sektörünün sorunlarını
gelecek on yıllarda çözmek üzere gerçekten köklü bir tasarı hazırlansın dedik
ama maalesef bu önerimiz kabul edilmedi. Şimdi bugün geldiğimiz noktada
görüşmelere devam ediyoruz. Biraz önce Maden Araştırma Komisyonu Başkanı Sayın
Altan Karapaşaoğlu da ifade etti, bu değişiklikler sektörün sorunlarını çözer
mi? Çözmez. Yine Sayın Bakan da ifade etti, yakında yeni bir düzenlemeye
ihtiyaç olduğunu söyledi.
Değerli
arkadaşlar, değerli milletvekilleri; Meclisin zamanının önemli olduğunu
biliyoruz. Biz hem Üst Komisyonda hem de Meclis Araştırma Komisyonunda
Türkiye'nin değişik yerlerini; Cudi dağlarını, Gabar dağlarını, Kazdağlarını ve
Kozak Yaylası’nı birlikte gezdik. Bütün bu çalışmaların sonuçları beklenmeden
şu anda madencilik sektörünün sorunlarının çözümüyle ilgili, Meclis,
çalışmalarını sürdürüyor.
Değerli
arkadaşlar, değerli milletvekilleri; gerçekten bu Meclisimize bu zamanı niye
kaybettiriyoruz? Hem Meclis Araştırma Komisyonu Başkanı bunun yeterli
olmadığını söylüyor hem de Sayın Bakan bunu ifade ediyor. Bizim yaptığımız
çalışmalarda, Türkiye'nin değişik yerlerinde yaptığımız çalışmalarda sektörün
bütün temsilcileri önceliklerinin Anayasa’nın iptal ettiği 7’nci ve 10’uncu
madde olduğunu, köklü değişikliklerle ilgili Meclis Araştırma Komisyonu
raporunun, çalışmalarının bitmesi gerektiğini ifade etmesine rağmen, bu
Komisyon maalesef iki buçuk aydan beri çalışmalarını sürdürdü ve bugün bu
görüşmeleri sürdürüyoruz. Ve bu çalışmalar gerçekten sektörün sorunlarını
çözecek mi? Maalesef çözmeyecek.
Tabii bu sektörün
son günlerde sık yaşadığı kazalar var, maden kazaları var. Türkiye bu konuda
da, yani iş kazalarıyla ilgili dünyada birinci, Avrupa’da üçüncü hâle geldi.
Bunlardan da Türkiye olarak, biz Meclis olarak ILO Sözleşmesi’nin altına imza
atmış olmamıza rağmen, madenlerde işçi sağlığı ve işçi güvenliğiyle ilgili 176 sayılı
Sözleşme’yi hâlâ imzalamış değiliz. Şimdi, bunları imzalamadan yaşanan maden
kazalarına “kader” diyor, geçiştiriyoruz.
Değerli
arkadaşlar, değerli milletvekilleri; bu sektörün sorunları gerçekten bir vizyon olmadan çözülebilir mi? Şimdi, eleştirmek için
söylemiyorum, bir tespit için söylüyorum Sayın Bakan, değerli milletvekilleri;
yani, şimdi, bu kadar sorunu olan bir sektörün başına Mehmet Hamdi Yıldırım
Maden İşleri Genel Müdürlüğüne atanmış. Bir Genel Müdür ve gerçekten jeoloji mühendisi
olmayan bir Genel Müdür, iktisatçı. Şimdi, böyle bir anlayışla gerçekten bu
sektörün sorunları çözülebilir mi, merak ediyorum.
Yine, AKP
döneminde ve cumhuriyet döneminde verilen ruhsatların…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun,
konuşmanızı tamamlayınız efendim.
ERGÜN AYDOĞAN
(Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
...miktarıyla
ilgili rakamlar verildi. 1923-2004 yılları arasında 1.500 ruhsat verilmişken,
2004’ten bugüne 43.500 ruhsat verilmiş değerli arkadaşlar. Yine Maden Araştırma
Komisyonunda da bir kamu görevlisi gerçekten kapatılan alanlar nedeniyle maden
aranacak yerin kalmadığını söyledi. Burada ülkemizin değişik yerlerinde madene
tahsis alanlara baktığımızda, Türkiye’nin 780.917 kilometrekare yüz ölçümünde 282.898
kilometrekaresi, yani önemli bir kısmı, Balıkesir’in mesela yüzde 66’sı,
Ankara’nın yüzde 38’i, İstanbul’un yüzde 54’ü, Yalova’nın yüzde 55’i,
Kütahya’nın yüzde 81’i ve Sivas’ın yüzde 54’ü maden sahası olarak kapatılmış.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Aydoğan.
ERGÜN AYDOĞAN
(Devamla) –Sayın Başkan, teşekkür edeyim…
BAŞKAN - Ben size
ek süre verdim.
ERGÜN AYDOĞAN
(Devamla) – Sayın Başkan, selamlamamıza izin verin.
BAŞKAN –
Arkadaşlar, lütfen, duralım şeyimizde; beş dakikaya bir dakika, yüzde yirmi,
iyi, fena değil.
Teşekkür ederim
Sayın Aydoğan.
ERGÜN AYDOĞAN
(Devamla) – Peki, teşekkür ederim Sayın Başkanım. (CHP ve MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Birleşime on
dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 23.23
ALTINCI
OTURUM
Açılma
Saati: 23.39
BAŞKAN : Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP
ÜYELER: Fatih METİN (Bolu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 114’üncü Birleşiminin Altıncı
Oturumunu açıyorum.
503 sıra sayılı
tasarının görüşmelerine devam edeceğiz.
Komisyon ve
Hükûmet yerinde.
3’üncü madde
üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum: