DÖNEM: 23 CİLT: 68 YASAMA YILI: 4
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
97’nci
Birleşim
28 Nisan 2010 Çarşamba
(Bu Tutanak
Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge
ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı
sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III.
- YOKLAMALAR
IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Diyarbakır
Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19
milletvekilinin, 1995’teki Gazi Mahallesi olaylarının araştırılması amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/699)
2.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut ve 21 milletvekilinin,
tarım bölgelerindeki köylerin nüfusunun azalmasının nedenlerinin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/700)
3.- Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu
ve 22 milletvekilinin, Doğu Anadolu fay hattındaki illerin deprem riskinin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/701)
V.-
ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- (10/417) esas
numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 28/4/2010 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin
CHP Grubu önerisi
2.- (11/11) esas
numaralı gensoru önergesinin, Genel Kurulun 29/4/2010
Perşembe günkü birleşiminde görüşülmesine; gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun
çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK PARTİ Grubu
önerisi
VI.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- İstanbul
Milletvekili Burhan Kuzu’nun, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
2.- Ankara
Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın,
Bursa Milletvekili Mehmet Tunçak’ın, grubuna
sataşması nedeniyle konuşması
3.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, AK PARTİ Grubu
Başkanına sataşması nedeniyle konuşması
4.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, İstanbul
Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
5.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması
VII.- AÇIKLAMALAR
1.- Mersin
Milletvekili Behiç Çelik’in, CHP grup önerisine ilişkin açıklaması
2.- Aydın
Milletvekili Ertuğrul Kumcuoğlu’nun, İstanbul
Milletvekili Burhan Kuzu’nun, kendisine hitaben söylediği “Sen bunu hak ettin.”
ifadesine ilişkin açıklaması
3.- Ordu
Milletvekili Mustafa Hamarat’ın, Eskişehir Milletvekili H. Tayfun İçli’nin, şahsına karşı kaba ve yaralayıcı sözler sarf
ettiğine ilişkin Başkanlığa verdiği önergesi üzerine, kastının yaralamak
olmadığına ilişkin açıklaması
4.- Samsun
Milletvekili Ahmet Yeni’nin, 497 Sıra Sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin çerçeve 26’ncı maddesine bağlı
geçici 19’uncu maddesi üzerinde konuşma yaparken söylediği “12 Eylül darbe
Anayasası’na evet demeye davet ediyorum” şeklindeki ifadesini “12 Eylül darbe
Anayasası’nı değiştiren teklife oy vermeye davet ediyorum” şeklinde
düzelttiğine ilişkin açıklaması
5.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, 497 sıra
sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifi’nin 27’nci maddesi üzerindeki görüşmeler sırasında şahsına sataşılması
nedeniyle yaptığı konuşmada dil sürçmesiyle söylediği “12 Eylül darbe
Anayasası’na oy verin” şeklindeki ifadesini “12 Eylül Anayasası’nın
değiştirilme teklifine kabul oyu verin” şeklinde düzelttiğine ilişkin
açıklaması
VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/324) (S. Sayısı: 96)
2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/499) (S. Sayısı: 321)
3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma
Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek
Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)
4.- Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve
Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonları Raporları (1/811, 2/633)
(S. Sayısı: 496)
5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili
Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982
Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656)
(S. Sayısı: 497)
IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.- Geçici madde ilavesine ilişkin iki önergeyi işleme alıp diğer
önergeleri işleme almaması nedeniyle Oturum Başkanının tutumu hakkında
X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, Roman vatandaşlarla
yapılan toplantıya ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Çelik’in
cevabı (7/13320)
2.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in,
sivil toplum kuruluşlarına bütçeden yapılan yardımlara ilişkin sorusu ve
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in
cevabı (7/13334)
3.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, TİGEM’in
Yalova’daki eğitim tesislerinin kiraya verilmesine ilişkin Başbakandan sorusu
ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/13386)
4.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın,
Roman açılımı toplantısına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Faruk
Çelik’in cevabı (7/13396)
5.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Roman açılımı
toplantısına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Çelik’in cevabı
(7/13400)
6.- Aydın
Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Roman açılımı
toplantısına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Çelik’in cevabı
(7/13401)
7.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, il kontrol laboratuvar müdürlüklerindeki işlemlere,
- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlık teşkilatını
düzenleyen kanun tasarısındaki denetimle ilgili hükümlere,
Tarım ve Gıda
Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’na,
- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut’un, beyaz ekmek üretimi ve
tüketimine yönelik iddialara,
- Mersin
Milletvekili Behiç Çelik’in, üreticilerin girdi maliyetlerine ve ürünlerin
değerine,
İlişkin soruları
ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/13441), (7/13442), (7/13443), (7/13444),
(7/13445)
8.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, Roman açılımı toplantısına ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/13461)
9.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, kamu taşınmazlarının turizm
yatırımlarına tahsisine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/13506)
10.- Zonguldak
Milletvekili Ali Koçal’ın, bandrol
işlemlerinde istenen banka dekontuna ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı
Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/13507)
11.- Şanlıurfa
Milletvekili İbrahim Binici’nin, GAP Eylem Planı
çerçevesinde yapılacak organize hayvancılık bölgesine ilişkin Başbakandan
sorusu ve Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/13543)
12.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, prim borcu olanlara banka kredisi
verilmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Ali Babacan’ın cevabı (7/13546)
13.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Diyanet İşleri Başkanlığı
personelinin özlük haklarına yönelik düzenlemelere ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/13619)
14.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, TAPDK yöneticilerine
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı
(7/13641)
15.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Van’daki cami ihtiyacına
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/13689)
16.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin’in, Diyanet İşleri Başkanlığının GSM şirketleri ile
yaptığı sözleşmeye ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Çelik’in cevabı
(7/13756)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 15.05’te açılarak altı oturum yaptı.
Birinci Oturum
İsviçre Kantonlar
Meclisi Başkanı Erika Forster-Vannini ve beraberindeki heyetin ülkemizi ziyaret etmesinin
uygun bulunduğuna ilişkin Başkanlık tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut ve 21 milletvekilinin:
Taklit mal
üretimi ve satışı sorununun (10/696),
Türk Telekom’un
özelleştirilmesi sonrasında çalışanların yaşadıkları sorunların (10/697),
Tokat Milletvekili
Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, Kuzey Anadolu fay hattındaki illerin deprem
riskinin (10/698),
Araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla birer Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin
gündemdeki yerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı
açıklandı.
Gündemin “Genel
Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler”
kısmında yer alan:
(10/96) esas
numaralı, hayvancılık sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 27/4/2010 Salı
günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP,
(10/688) esas
numaralı, tasfiye hâlindeki bir finans kurumunun oluşturduğu mağduriyet
hakkındaki Meclis araştırması önergesinin görüşmelerinin Genel Kurulun 27/4/2010 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP,
Grubu önerileri
yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.
MHP grup önerisi
nedeniyle; Mersin Milletvekili Vahap Seçer, Adana
Milletvekili Muharrem Varlı, Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz,
Erzurum Milletvekili Zeki Ertugay, Karaman
Milletvekili Mevlüt Akgün, Muş Milletvekili M. Nuri
Yaman ve Muş Milletvekili Sırrı Sakık,
CHP grup önerisi
nedeniyle; Tokat Milletvekili Reşat Doğru, Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz, Adana Milletvekili Muharrem Varlı ve Tunceli
Milletvekili Kamer Genç,
Trabzon
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Kütahya
Milletvekili Hasan Fehmi Kinay’ın, konuşmasındaki,
2005 yılında kendisinin vermiş olduğu bir önergeyle Bankacılık Yasası’nda bir
değişiklik olduğu yönündeki ifadelerine ilişkin,
Birer açıklamada
bulundular.
Eskişehir
Milletvekili H. Tayfun İçli, Bursa Milletvekili Ali Koyuncu’nun,
şahsına sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.
Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, 2022 Sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve
Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik
Yapılması Hakkındaki Kanun Teklifi’nin (2/460) İç Tüzük’ün 37’nci maddesine
göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi, yapılan görüşmelerden sonra,
kabul edilmedi.
Birleşime saat
17.44’te ara verildi.
|
|
|
Nevzat PAKDİL |
|
|
|
|
Başkan Vekili |
|
|
|
Bayram ÖZÇELİK |
|
Harun TÜFEKCİ |
|
|
Burdur |
|
Konya |
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
İkinci, Üçüncü, Dördüncü, Beşinci, Altıncı Oturumlar
Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:
1’inci sırasında
bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun
olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96),
2’nci sırasında
bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun
olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/499) (S. Sayısı: 321),
3’üncü sırasında
bulunan, Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına
Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para
Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/761)
(S. Sayısı: 458),
4’üncü sırasında bulunan, Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonları Raporlarının (1/811, 2/633)
(S. Sayısı: 496),
Görüşmeleri
komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.
5’inci sırasında
bulunan ve görüşmelerine devam olunan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı
İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve
Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/656) (S. Sayısı: 497) birinci görüşmesinde
26’ncı maddesine kadar kabul edildi.
Ankara
Milletvekili Zekeriya Akıncı, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, konuşmasındaki, 12 Eylül mağduru olup da
buradaki oylamalarda oy kullanmayacak olanları, bir anlamda vicdansızlıkla
suçlayan,
İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Anayasa Komisyonu
Başkanı ve İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun, konuşmasındaki “Anlamıyorum,
siz niçin oy kullanmıyorsunuz?”,
İfadelerine
ilişkin birer açıklamada bulundular.
Tunceli
Milletvekili Kamer Genç, Anayasa Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili
Burhan Kuzu’nun,
Anayasa Komisyonu
Başkanı ve İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu, Konya Milletvekili Atilla
Kart’ın,
Şahsına sataşması
nedeniyle birer konuşma yaptılar.
28 Nisan 2010
Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 11.00’de toplanmak üzere birleşime
04.01’de son verildi.
|
|
|
Mehmet Ali
ŞAHİN |
|
|
|
|
Başkan |
|
|
|
Bayram ÖZÇELİK |
|
Harun TÜFEKCİ |
|
|
Burdur |
|
Konya |
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
|
|
Fatih METİN |
|
Yusuf COŞKUN |
|
|
Bolu |
|
Bingöl |
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
No.: 132
II.- GELEN KÂĞITLAR
28 Nisan 2010 Çarşamba
Tasarılar
1.- Özel Sektörün
Geliştirilmesi İslami Kurumu Kurucu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/847) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii
Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji; Plan ve Bütçe ile Dışişleri Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 19.4.2010)
2.- Türkiye
Cumhuriyeti ile Sırbistan Cumhuriyeti Arasında Sosyal Güvenlik Anlaşmasının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/848) (Sağlık, Aile,
Çalışma ve Sosyal İşler ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.4.2010)
3.- Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yükseköğretim
Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı (1/849) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Dışişleri
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)
4.- Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Nükleer Bir
Kazanın Erken Bildirimine ve Nükleer Tesisler Hakkında Bilgi Değişimine Dair
Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/850)
(Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Dışişleri
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)
5.- Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Gürcistan Hükümeti Arasında Çevre ve Ormancılık
Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı (1/851) (Tarım, Orman ve Köyişleri; Çevre
ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)
6.- Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Lübnan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sağlık Alanında
İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı (1/852) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Dışişleri
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)
7.- Türkiye
Cumhuriyeti ile Şili Cumhuriyeti Arasında Serbest Ticaret Anlaşmasının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/853) (Plan ve Bütçe;
Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Dışişleri
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)
8.- Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Eğitim
Alanında İşbirliğinin Güçlendirilmesine Dair Mutabakat Zaptının Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/854) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve
Spor ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)
9.- Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Çevre Koruma
Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı (1/855) (Çevre ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.4.2010)
10.- Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Tarım
Alanında Ekonomik, Bilimsel ve Teknik İşbirliği Mutabakat Muhtırasının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/856) (Tarım, Orman ve Köyişleri ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.4.2010)
11.- Türkiye
Cumhuriyeti Ulaştırma Bakanlığı ve Suriye Arap Cumhuriyeti Ulaştırma Bakanlığı Arasında
Denizcilik İşbirliği Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/857) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm
ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)
12.- Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hayvan
Sağlığı Alanında İşbirliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/858) (Tarım, Orman ve Köyişleri
ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)
13.- Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Bitki Koruma
ve Karantina Alanında İşbirliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/859) (Tarım, Orman ve Köyişleri
ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)
14.- Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Su
Kaynaklarının Verimli Kullanımı ve Kuraklıkla Mücadele Alanında Mutabakat
Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/860) (Çevre;
Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Dışişleri
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)
15.- Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Su
Kalitesinin İyileştirilmesi Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/861) (Çevre; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii
Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.4.2010)
16.- Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Meteoroloji
Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı (1/862) (Çevre ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.4.2010)
17.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sınır Kapılarının Ortak
Kullanımına İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Kanun Tasarısı (1/863) (Plan ve Bütçe ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21.4.2010)
18.- Türkiye
Cumhuriyeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Arasında Bilgi ve İletişim
Teknolojileri Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Kanun Tasarısı (1/864) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Sanayi,
Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Dışişleri
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)
Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Diyarbakır
Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19
Milletvekilinin, 1995’teki Gazi Mahallesi olaylarının araştırılması amacıyla
bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/699) (Başkanlığa geliş
tarihi: 11.03.2010)
2.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut ve 21 Milletvekilinin,
tarım bölgelerindeki köylerin nüfusunun azalmasının nedenlerinin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/700) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.03.2010)
3.- Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu
ve 22 Milletvekilinin, Doğu Anadolu Fay Hattındaki illerin deprem riskinin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/701) (Başkanlığa geliş tarihi:
12.03.2010)
28 Nisan 2010 Çarşamba
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 11.03
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Fatih METİN (Bolu)
BAŞKAN –
Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 97’nci Birleşimini
açıyorum.
III.- YOKLAMA
BAŞKAN –
Elektronik cihazla yoklama yapacağım.
Yoklama için beş
dakika süre vereceğim.
Sayın
milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını
bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen
milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım
istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını
görevli personel aracılığıyla beş dakikalık süre içerisinde başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN –
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, toplantı yeter sayısı yoktur.
Birleşime on beş
dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 11.10
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 11.35
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Fatih METİN (Bolu)
BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 97’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
III.- Y O K L A M A
BAŞKAN – Yapılan ilk yoklamada toplantı yeter sayısı
bulunamamıştı. Şimdi yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağım.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.
Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç adet önerge vardır. Ayrı ayrı okutuyorum:
IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA
SUNUŞLARI
A) Meclis
Araştırması Önergeleri
1.- Diyarbakır Milletvekili
Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin, 1995’teki
Gazi Mahallesi olaylarının araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/699)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
"12 Mart 1995 Gazi Mahallesi Katliamı" Türkiye'nin yakın
tarihinde, insan yaşamını ve insan haklarını ayaklar altına alan önemli
karanlık olaylardan biridir. 22 kişinin öldüğü 155 kişinin yaralandığı
olayların her yönüyle gün yüzüne çıkması için, Anayasa'nın 98'inci, İçtüzüğün
104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını arz ve
teklif ederiz. 11.03.2010
1) Selahattin Demirtaş (Diyarbakır)
2) Gültan Kışanak (Diyarbakır)
3) Ayla Akat Ata (Batman)
4) Bengi Yıldız (Batman)
5) Akın Birdal (Diyarbakır)
6) Emine Ayna (Mardin)
7) Fatma Kurtulan (Van)
8) Hasip Kaplan (Şırnak)
9) Hamit Geylani (Hakkâri)
10) İbrahim Binici (Şanlıurfa)
11) M. Nuri Yaman (Muş)
12) Mehmet Nezir Karabaş (Bitlis)
13) Mehmet Ufuk Uras (İstanbul)
14) Osman Özçelik (Siirt)
15) Özdal Üçer (Van)
16) Pervin Buldan (Iğdır)
17) Sebahat Tuncel (İstanbul)
18) Sevahir Bayındır (Şırnak)
19) Sırrı Sakık (Muş)
20) Şerafettin Halis (Tunceli)
Gerekçe:
12 Mart 1995 tarihinde,
Alevi yurttaşların çoğunlukta yaşadığı İstanbul Gazi Mahallesi'ndeki üç
kahvehane ve bir işyeri akşam saatlerinde aynı anda bir taksiden kimliği
belirsiz kişilerce otomatik silahlarla tarandı.
Saldırılar sonucu bir yurttaş yaşamını yitirirken, beşi ağır yirmi
beş kişi yaralandı.
Olayların ardından çok sayıda Alevi yurttaş, Gazi Mahallesi'nde
toplandı, emniyet kuvvetlerinin olaya geç müdahale ettiklerini öne sürerek
polis karakoluna yürüdü. Polisler grubun üzerine ateş açması sonucu bir yurttaş
yaşamını yitirdi, birçok kişi de yaralandı.
13 Mart günü yaklaşık 15 bin
kişi olayı protesto etmek için gösteri yaptı. Çevik kuvvet ve özel timlerle
desteklenen emniyet güçleri yine kitlenin üzerine ateş açtı. Gösteriler sonunda
on beş kişi hayatını kaybederken, aralarında gazetecilerin de bulunduğu birçok
kişi yaralandı. Aynı gün İstanbul valiliği Gazi Mahallesi ile iki mahallede
daha sokağa çıkma yasağı ilan etti.
14 Mart günü, Gazi
Mahallesi'nde sokağa çıkma yasağına rağmen olayların bir türlü
yatıştırılamaması üzerine bölgeye askeri birlikler sevk edildi.
15 Mart'ta olaylar
Ümraniye'ye sıçradı. Mustafa Kemal Mahallesi'nde çıkan olaylarda beş kişinin
ölmesi ve yirmiden fazla kişinin yaralanması üzerine bu bölgede de sokağa çıkma
yasağı ilan edildi.
Olaylardan sonra yapılan otopsi sonucu, ölenlerden yedisinin polis
kurşunuyla yaşamını yitirdiği belirlendi.
Gaziosmanpaşa savcılığı'nın olayla
ilgili fezlekesiyle Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı, yirmi polis hakkında
"müdafaa ve zaruret sınırını aşarak faili belli olmayacak şekilde adam
öldürmek" iddiasıyla dava açtı.
Yargılanan yirmi polis memurundan Adem Albayrak dört kişiyi öldürmekten altı yıl sekiz ay, Mehmet
Gündoğan iki kişiyi öldürmekten üç yıl dokuz ay hapse mahkûm edilirken,
(cezalar ertelendi), diğer on sekiz sanık polisin ise beraatına karar verildi.
Yargıtay, Albayrak ve Gündoğdu hakkında verilen kararı "Haklarında adam
öldürme ile ilgili net bir açıklığın olmadığı" gerekçesiyle bozdu. Tekrar
görülmeye başlanan dava üçüncü celsede karara bağlandı. Mahkeme heyeti Albayrak ve Gündoğdu'ya toplam
dört yıl hapis cezası verdi. Kararın Yargıtay tarafından onanması üzerine
yakınlarını kaybeden 22 kişi AİHM'ne (Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi) başvurdu.
Mahkeme Gazi Mahallesi'nde yaşamını yitiren on iki kişi ile
Ümraniye'de ölen beş vatandaşın ailelerine tazminat ödenmesine karar verdi.
Türkiye'yi toplam 510 bin Euro tazminat ödemeye mahkûm etti.
"12 Mart 1995 Gazi Mahallesi Katliamı", Türkiye'nin
yakın tarihinde, insan yaşamını ve insan haklarını ayaklar altına alan önemli
karanlık olaylarından biridir.
Akıllara polislerin kalabalığa nişan alarak ateş açtığı televizyon
görüntüleri ile kazınmış bu olaylarda, silahsız sivil insanlar polis
kurşunlarıyla öldürülmüştü. Cem evi'nde cenazesini
almak için bekleyen insanların üzerine dahi panzerlerden ateş açılmıştı.
Sokaklarda polisler tarafından coplarla ve kalaslarla dövülen
onlarca insan yaralanmış, onlarcası gözaltına alınarak işkencelerden
geçirilmişti.
Üzerinden bunca yıl geçmesine rağmen, iki polis memuruna verilen
sembolik cezanın dışında, olayın perde arkasındakiler açığa çıkarılmamış ve
hâlâ olayın asıl sorumluları cezalandırılmamıştır.
Bu da toplumsal vicdanın kanamaya devam etmesine yol açmaktadır.
Sorumluları cezalandırmak bir yana; katliam tarihinde İstanbul
Emniyet Müdürü olan Necdet Menzir ve Emniyet Genel
Müdürü olan Mehmet Ağar daha sonra bakan olarak görev yapmışlardı.
"Gazi Katliamı" olarak bilinen, 22 kişinin öldüğü 155
kişinin yaralandığı bu karanlık olayların ardındaki gerçeklerin açığa çıkarılması,
sorumlularının vicdanlarda ve hukuk önünde yargılanıp mahkûm edilmesi sağlıklı
bir toplumsal yapının kurulması için gereklidir.
Bu konuda "Meclis Araştırması" açılmasını arz ve teklif
ederiz.
2.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut ve 21 milletvekilinin, tarım bölgelerindeki köylerin
nüfusunun azalmasının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/700)
09/03/2010
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Son yıllarda uygulanan tarımsal politikaların sonucunda tarım
bölgelerindeki köylerin nüfusunun azalmasının nedenlerinin araştırılarak tespit
edilmesi ve çözümü amacıyla Anayasanın 98. Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz
ederiz.
1) Yılmaz Tankut (Adana)
2) Zeki Ertugay (Erzurum)
3) Mehmet Şandır (Mersin)
4) Ahmet Deniz Bölükbaşı (Ankara)
5) Süleyman Turan Çirkin (Hatay)
6) Kamil Erdal Sipahi (İzmir)
7) Süleyman Lâtif Yunusoğlu (Trabzon)
8) Alim Işık (Kütahya)
9) Hüseyin Yıldız (Antalya)
10) Cemaleddin Uslu (Edirne)
11) Metin Ergun (Muğla)
12) Kadir Ural (Mersin)
13) Erkan Akçay (Manisa)
14) Abdülkadir Akcan (Afyonkarahisar)
15) H. Hamit Homriş (Bursa)
16) Hasan Çalış (Karaman)
17) Akif Akkuş (Mersin)
18) Mehmet Akif Paksoy (Kahramanmaraş)
19) Gürcan Dağdaş (Kars)
20) Mehmet Ekici (Yozgat)
21) Necati Özensoy (Bursa)
22) Mümin İnan (Niğde)
Gerekçe:
Ülkemizde 1927 yılında nüfusun yüzde 75'i köy ve beldelerde
yaşarken, 2009 yılına gelindiğinde bu oran yüzde 24'e gerilemiştir. İI ve ilçe
merkezinde ikamet edenlerin oranı da 82 yılda yüzde 24'den yüzde 75'e
çıkmıştır. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 1927 yılında
nüfusun 3,306,000'i il ve ilçe merkezinde,
10,342,000'i ise köy ve beldelerde yaşamaktayken, 2009 yılına gelindiğinde ise
il, ilçe merkezlerinde yaşayanların sayısı 54,807,000 kişiye çıkarken, köy ve
beldelerdeki nüfus ise 17,754,000 kişiye yükselmiştir. Bu rakamlar şehir
nüfusunun hızla yükseldiğinin, köy ve kırsal nüfusunun ise hızla azaldığına
işaret eden çarpıcı değerlerdir.
2009 yılı itibariyle ülkenin tümündeki köy ve beldelerde yaşayan
nüfusun hemen hemen Ankara ve İstanbul nüfusunun
toplamı kadar olması, üzerinde düşünülmesi gereken bir gerçektir.
Son yıllarda ülkemizde AKP hükümetleri döneminde uygulanan yanlış
tarım ve hayvancılık politikaları ile birlikte son dönemde yaşanan ekonomik
krizin de etkisiyle çoğu köyümüzden yüksek oranda şehirlere göçün hızlandığı
ortaya çıkmıştır. Bu olumsuz durum yeni birçok sorunun kaynağını oluştururken
bu sorunların içinde en önemlisi olan işsizlik oranının giderek yükselmesine
neden olmuştur. Yıllardan beri sistematik bir şekilde ülkemizde köyden
şehirlere göç özendirilmiştir. Bu durum gelişmişliğin göstergelerinden birisi
olarak köy ve kırsal kesimde yaşayanların oranının düşük olması şeklinde izah
edilmeye çalışılmıştır.
Yanlış tarım ve hayvancılık politikalarının yanında genelde
sanayileşme ülkemizde belli şehirler ve bölgelerde yoğunlaşınca, göçlerinde bu
şehirlere ve bölgelere yönelmesi sonucu şehirlerin etrafı kısa sürede
gecekondularla çevrilerek, giderek şehirlerin köyleşmesine, köylerin
boşalmasına neden olmuştur. Asıl önemli olan konu ise insanların köylerinden
sökülüp şehirlere taşınmış olunmasına rağmen onlara köydeki hayatlarından daha
zor bir yaşantı sağlanmasıdır.
Tüm bu olumsuzlukların yanında köylere ve kırsal kesime alt yapı
hizmetlerinin uzun yıllar götürülememesi sonucu, çamurdan geçilemeyen yollar,
sağlıksız ortamdan temin edilen su, elektriği olmayan, kanalizasyonu ise hiç
düşünülmeyen yerleşim birimleri olarak kalması da, insanlar için şehirlerin
daha cazip hale gelmesine neden olmuştur.
Eğer köylere ve kırsal kesime alt yapı hizmetleri zamanında
götürülebilmiş, tarımda ve hayvancılıkta verimi artırıcı tedbirler alınabilmiş,
gerekli destekler verilebilmiş olsaydı bu gün şehirlerimiz büyük köyler haline
gelmeyeceği gibi, köylerimiz de yaşlıların duvar diplerinde günlerini tükettiği
mekânlar halinde olmayacak, üretimin olduğu, mutlu insanların yaşadığı yerleşim
birimleri olacaktı.
Köylerin boşalmasının önüne geçecek önlemlerin acil olarak
alınması, hem tarımsal üretimin artmasının, hem işsizliğin ciddi ölçüde
azalmasına hem de çarpık şehirleşmenin önüne geçilmesine katkı sağlayacak ve
insanlarımızın köylerinde mutlu, sağlıklı ve huzurlu bir yaşantı sürdürmesine
imkân sağlayacaktır.
Netice olarak;
Yukarıda anlatılmaya çalışılan gerçekler çerçevesinde; tarım
bölgelerindeki köylerin nüfuslarının azalmasının nedenlerinin araştırılarak
tespit edilmesi ve çözümü amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz
ederiz.
3.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22
milletvekilinin, Doğu Anadolu fay hattındaki illerin deprem riskinin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/701)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
08.03.2010 tarihinde Elazığ'da yaşanan deprem felaketi ülkemizde
derin bir acıya yol açmıştır. Ülkemiz önemli bir deprem kuşağında olmasına
karşın, ayrıca Doğu Anadolu Fay Hattı'nın çok aktif olduğu açık ve net ifade
edilmesine karşın bugüne kadar bu bölgede hiçbir önlem alınmadığı açıkça
görülmüştür.
Doğu Anadolu Fay Hattı; Muş-Varto, Bingöl-Karlıova,
Elazığ-Kovancılar ve Sivrice, Malatya-Doğanyol, Pütürge, Doğanşehir, Adıyaman-Gölbaşı,
Maraş ve Hatay'a kadar uzanmaktadır.
Bu hatta, yıllardır oluşan birikimin
boşalmasının her an olabileceği Afet İşleri Genel Müdürlüğü'nün daha önce
hazırladığı raporlarda açık ve net olarak ifade edilmesine karşın, bu fay
üzerinde çok geniş yerleşim alanları olmasına karşın hiçbir önlem alınmadığı
açıkça görülmüştür.
Sonuçta; Elazığ'da oluşan depremin bu fay hattı üzerinde her an
olabileceği mevcut raporlarda yer almıştır. Ancak, sonuçta bu bölgede depreme
karşı hiçbir önlemin alınmadığı gerçeği ile karşı karşıya kalmamız, depremin
acısı kadar üzüntü duyulacak diğer bir gerçektir.
Bu fay hattında, son on yılda, farklı bölgelerde değişik
ölçeklerde depremler oluşmuş, bu depremlerde önemli ölçüde can ve mal kayıpları
olmasına karşın, depremin yaraları yeterince sarılmadan, vatandaşlar kendi
kaderleriyle baş başa bırakılmıştır. Oluşacak yeni depremlere karşı her şey
unutulmuş ve hiçbir tedbir alınmamıştır.
Bu fay hattı ile ilgili hazırlanan raporda, bu hattaki enerji
boşalmasının her an olabileceği açık ve net ifade edilmiş olmasına karşın bu
rapor dikkate alınmamıştır.
Doğu Anadolu Fay Hattı ile ilgili olarak hazırlanan detaylı
raporlar ve alınması gereken önlemler açıkça belirtilmesine karşın bu raporun
neden işleme konulmadığının belirlenmesi, bu fay hattında önümüzdeki süreçte
oluşabilecek yeni ve büyük depremlere karşı alınacak önlemlerin tartışılması
için Anayasanın 98. Maddesi ile İç Tüzüğün 104. ve 105. Maddeleri uyarınca bir
Meclis Araştırması açılmasını arz ederim.
Saygılarımla.
1) Ferit Mevlüt Aslanoğlu
(Malatya)
2) Tekin Bingöl (Ankara)
3) Ali Arslan (Muğla)
4) Tayfur Süner (Antalya)
5) Ali Koçal (Zonguldak)
6) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
7) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
8) Mevlüt Coşkuner
(Isparta)
9) Ali Rıza Ertemür (Denizli)
10) Ahmet Küçük (Çanakkale)
11) Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)
12) Ensar Öğüt (Ardahan)
13) Gürol Ergin (Muğla)
14) Hulusi Güvel (Adana)
15) Rasim Çakır (Edirne)
16) Hüsnü Çöllü (Antalya)
17) Şevket Köse (Adıyaman)
18) Atila Emek (Antalya)
19) Bülent Baratalı (İzmir)
20) Kemal Demirel (Bursa)
21) Abdülaziz Yazar (Hatay)
22) Akif Ekici (Gaziantep)
23) Selçuk Ayhan (İzmir)
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp
açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine
göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.
V.- ÖNERİLER
A) Siyasi
Parti Grubu Önerileri
1.- (10/417) esas numaralı Meclis
Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 28/4/2010
Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi
28.04.2010
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu; 28.04.2010 Çarşamba günü (Bugün)
toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu maddesi
gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Kemal
Kılıçdaroğlu
İstanbul
Grup
Başkanvekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis
Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında
yer alan (Belediyelere kamu paylarının dağıtımı hakkında); (10/417) esas
numaralı Meclis Araştırma Önergesinin görüşmesinin, Genel Kurul’un, 28.04.2010
Çarşamba günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Grup önerisi lehinde ilk konuşmacı Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu.
Buyurun Sayın Aslanoğlu. (CHP
sıralarından alkışlar)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli
milletvekilleri, değerli arkadaşlarım; önce size, hepinize saygılar sunuyorum.
Genel bilgi vermek istiyorum:
Türkiye’deki belediyeler ve şu anda uygulanan ve yapılan
uygulamalar, belediyelerin aldığı katkı payları, gelir payları, burada hak var
mıdır, adalet var mıdır, bunların değerlendirmesini vicdanlarınıza sunacağım.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de 81 il belediyesinin 16 tanesi
büyükşehir belediyesi. 1985 yılında, o günün koşullarında, o günün
Türkiye’sinde, o günün illerin gelirlerine göre 16 büyükşehir belediyesi
yapılmış. Bir kısmı önce yapılmış daha sonra da -yine her nedense, neye göre,
hangi objektif kritere göre yapılmış- bazı belediler
de büyükşehir yapılmış. Ve 65 il belediyemiz var, yaklaşık 900 ilçe, 2 bin tane
belde belediyemiz var, yaklaşık.
Değerli arkadaşlarım, size hesap veriyorum ve vicdanlarınıza
sesleneceğim daha sonra. Şimdi, Türkiye’de 5779 sayılı -ve siz yaptınız bu
kanunu- Belediye Gelirleri Yasası’na göre ve il özel idarelerle ilgili gelir
dağılımı nasıl dağıtılıyor, ülkede toplanan vergi gelirinin yüzde 6’sının yüzde
2,85’i büyükşehir belediyesi dışındaki belediyelere, yüzde 2,85’i! Yüzde 2,5’u
da büyükşehir belediyelerine veriliyor, 16 belediyeye. 65 belediye 2,85; 16
büyükşehir 2,5 ve 1,15 de özel idarelere veriliyor, yüzde 1,15’i bunun. Değerli
arkadaşlarım, ayrıca, akaryakıttan, doğal gazdan ve petrolden toplanan ÖTV,
KDV’ler de ayrıca dâhil ediliyor.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, ben size rakam vereceğim, rakam
veriyorum: 350 bin nüfuslu bir büyükşehir belediyesi -altını çiziyorum 350 bin
nüfuslu bir büyükşehir belediyesi!- yılda 160 milyon para alıyor. 600 bin
nüfuslu bir il belediyesi ise, Şanlıurfa… Ben sesleniyorum Şanlıurfa
milletvekillerine ve söyleyeceğim başka ilin milletvekillerine de… 600 bin
nüfuslu bir Şanlıurfa ise yılda aldığı para 80 milyon. Hak mı dır, adalet midir, bunun adını ne koyuyorsunuz arkadaşlar?
Şimdi, bir yerde bir haksızlık, adaletsizlik, bir yerde bir zulüm varsa buna
sahip çıkmak bu Meclisin görevidir.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Buna karşı çıkmak.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Zulme karşı çıkmak, yani zulme
karşı çıkmak bu Meclisin görevidir ve zulüm edilenlere sahip çıkmak gene
Meclisin görevidir. Ama 600 bin nüfuslu bir il belediyesine kişi başına
verdiğiniz paraya... Orada 80 bin lira para veriyorsunuz Şanlıurfa’ya. Şanlıurfa’nın bu da daha mücavir alan. Bu dediğim, 350 bin
veya 500 bin olan büyükşehirlerde de buraya bir kanun getirdiniz,
Türkiye’de mevcut büyükşehirlerden nüfusu daha yüksek olan 9 tane
il vardır. Bugün, şu anda 500 bin nüfuslu bazı büyükşehirler senede 200-250
milyon para alıyor arkadaşlar. Şimdi, bir ile yılda 250 milyon giriyor; bir ile, 600 bin nüfuslu bir ile 80 milyon para giriyor. Yani
vicdanınıza sesleniyorum. Yani 250 milyon yılda bir para giriyorsa bir ile, o belediye o parayı harcıyor arkadaşlar. Aş veriyor, iş
veriyor, ekmek veriyor.
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Onlar vicdanı partide bırakıp
geliyorlar.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ha siz... Ben bunu sekiz yıldır
söylüyorum. Ha hepiniz bunu çok iyi biliyorsunuz. Yani hepiniz bunu çok iyi
biliyorsunuz. Birçoğunuz vicdanlarınızda bunu tartamıyorsunuz. Birçoğunuz bunun
haksızlık olduğunu çok iyi biliyorsunuz ama haykırmıyorsunuz. Haykırın kardeşim
ya! Eğer milletvekili olmayacaksanız, olmayın kardeşim ya! Olmayın ya! Eğer
ilinin hakkına sahip çıkmıyorsan, eğer ilindeki insanın ekmeğine sahip
çıkmıyorsan “Beni bir daha milletvekili yapmazlar, haykıramıyorum.” diyorsan…
Onurluluktur benim için.
Değerli arkadaşlarım, Van; nüfusu çoğu büyükşehirden daha
yüksektir, doğru mu?
KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – 1 milyon.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – “1 milyon” diyorsun bak, 1
milyon! Senede kaç para alıyorsun, kaç para?
KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Çok büyük hizmet yaptık, hizmet. 600
trilyon lira kamu yatırımı aldık.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Kaç para geliyor?
KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Kamu yatırımı aldık 600 trilyon.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bırak kamu yatırımını. 350 bin
nüfuslu… Sen 1 milyon nüfusa göre para aldığın zaman kaç para alacaksın yılda
biliyor musun? 300 milyon. Haa!
Malatya, Kahramanmaraş, Denizli, Balıkesir, Trabzon, Manisa…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Şanlıurfa.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Zaten en büyük haksızlık
Şanlıurfa’ya yapılıyor, en büyük haksızlık.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, benim ilimdeki insanın ekmeğine sahip
çıkmak hepimizin görevi. Ben, bir başka ile vermeyin demiyorum, bir başka ilin
hakkını alın bana verin demiyorum, bir başka ilin hakkını hak etmeyene verin
demiyorum ama eğer objektif kriter varsa, nüfus başına
para ödenecekse, biri… Arkadaşlar, 1’e 4,5 fark ödeniyor, 1’e 4,5! Bunun adını
koyamıyorum arkadaşlar ya! Ya, lütfen, rica ediyorum…Ben
bu illerin milletvekillerinden rica ediyorum, rica ediyorum, biz kimseye
haksızlık yapmayalım, biz kimsenin hakkını alıp kimseye vermeyelim ama hakkı
yenen insanlara sahip çıkalım arkadaşlar.
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Anayasa’ya aykırı bunların yaptığı.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, aynı
şekilde, il özel idarelere 1, 15’i veriliyor. Şimdi, il özel idarelerindeki
amaç, özellikle köylere hizmet götürme yönünden ilk amacı, şekli şemali budur. Han hamam yaptırsın diye il özel idarelerine
yardım edilmiyor. İl özel idarelerine yapılan yardım genelde KÖYDES ve köylere
yönelik amaçla kurulmuştur bu ama bu da şaştı.
Şimdi, Kocaeli’de bir tek köy yok
arkadaşlar, tek bir tane köy kalmadı. Şimdi, bir tarafta Balıkesir’in bin küsur
tane köyü var, Sivas’ın bin küsur tane köyü var. Şimdi, bunların her birine
Sivas Özel İdaresi, Balıkesir Özel İdaresi hizmet götürüyor arkadaşlar. Yani,
bir hizmetin köylere nasıl gittiğini siz benden daha iyi biliyorsunuz.
Şimdi, eğer hiçbir köyü olmayan… Hepsi büyükşehir kapsamından para
alıyor. Orada yaşayan nüfus var ya, Kocaeli’de,
köylerde yaşayan nüfus, büyükşehir içine girdiği için kişi başına parayı alıyor
bir kere, bir; bir de özel idareden alıyor, iki. Bir taşla üç tane kuş. Bu
nasıl iş arkadaşlar ya? Bu nasıl vicdan? Bu nasıl vicdan?
Değerli arkadaşlarım, gerek özel idare katkı payları gerekse
büyükşehirlerle ilgili katkı payları vicdanlarda büyük yara açmaktadır.
Haksızlıktır, diğer illerde yaşayan insanlara karşı büyük bir haksızlıktır.
Gelin, bu haksızlığa el koyun; gelin, kimsenin hakkını almayın, diyorum. Ama
öbürünün hakkını verin.
Değerli arkadaşlarım, ayrıca, örneğin Malatya’yı büyükşehir yapın
demiyorum. Böyle bir talebimiz yok bizim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, konuşmanızı
tamamlayınız lütfen.
Buyurun.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Sadece sadece
-bu illeri illa büyükşehir yapın demiyorum- bu illere uygulanan haksızlığı yok
edin, bu illere verilen geliri adil paylaştırın. Yani, illa ismini büyükşehir
yazmayın. Bize paramızı verin, paramızı; hakkımızı verin, hakkımızı kimseye
yedirmeyin bizim.
Değerli arkadaşlarım, tabii, ayrıca bir de Maliye Bakanlığının
belediyelere verdiği denkleştirme ödeneği. Burada de bir haksızlık var. Özellikle denkleştirme ödeneğini yılda iki defa veriyor, nüfusu 5
bin ve 10 bine kadar veriliyor ama o 10 binle 50 bin, 60 bin veya 100 bin
arasında olan belediyelere denkleştirme ödeneği verilmediği için, zaten çok
büyük bir sorunla, önemli bir yoksullukla mücadele ediyor bu belediyeler yani
onlara da mutlaka denkleştirme ödeneği verilmesi lazım. Onların da
mutlaka bir şekilde bu denkleştirme katkısından pay alması lazım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Sayın Başkanım, bitiriyorum.
Sayın Başkanım, selamlayıp bitiriyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Arkadaşlar, bundan sonraki hatipler için söylüyorum, bir dakikalık
süreyi kesinlikle uzatmayacağım. Selamlamayı falan onun içinde yapın. Şimdi,
size söylemek için de yapıyorum. Lütfen, arkadaşlar, konuşmalarınızı ona göre
ayarlayın.
Buyurun selamlayın Sayın Aslanoğlu.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Peki, efendim.
Sadece şunu söylüyorum: Hakkımızı yedirmeyin, hakkımıza sahip
çıkın, hak yedirirseniz yarın sizin hakkınızı başkası yer.
Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Evet, grup önerisinin aleyhinde Nusret
Bayraktar, İstanbul milletvekili.
Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Nusret
Bey, bak hakkımızı vermezsen, bak valla konuşmam.
NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer
milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi aleyhine şahsım olarak
söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyor ancak
sözlerime başlamadan önce dün yine elim bir saldırı sonucu Hakkâri’de şehit
olan uzman çavuş Erkan Ayaz ve er Selam Özay’a Allah’tan rahmet diliyorum. 2
erimiz de yaralanmışlardır, yaralılara da acil şifalar diliyor, bu denli
saldırıların son bulmasını Allah’tan temenni ediyorum.
Sayın Mevlüt Aslanoğlu,
“Hakkımızı verin, vermezseniz hakkımızı isteriz.” derken…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Beyefendi, şahsınız adına
değil, grup adına…
NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, tabii, bu hak
hukuk dağılımı işi öyle bir kişinin elinde değildir. Ülkeyi bugüne kadar
yönetenler… Hatırlayın, 1984 yılı sonrası özellikle, Türkiye'de yeni bir
değişim, yeni bir dönüşüm hareketi başlamıştı. 3030 sayılı Büyükşehir Belediye
Kanunu ile Türkiye'de İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük kentler büyükşehir
belediyesi olmuştu. Neden olmuştu? Maalesef, geçmiş dönemdeki
yanlış uygulamalar, merkezî ve yerel yönetimlerin alması gereken tedbirleri
yasalara uygun alamadıkları için, doğu ve güneydoğu başta olmak üzere
Anadolu’nun her ilindeki insanlarımız doğduğu yerde doyamadıkları için, doğduğu
yerde gerek iş gerek aş gerek eğitim, sağlık, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını
karşılayamadıkları için, taşı toprağı altın büyük şehir belediyelerine göç
etmişlerdir ve Türkiye’nin en büyük sorunu, büyük illerin en büyük sorunu,
göçten kaynaklanan altyapı, ulaşım, çevre, sağlık ve sair sorunların çözümüne
yönelik imkân ve ihtiyaç paylaşımı, dağılımı ve yöneticilerin, yerel ve genel
yöneticilerin eksikliklerinden, zafiyetlerinden kaynaklanmıştı. O
bakımdan, büyük şehir belediyelerindeki bu biriken sorunların önce çözümüne
yönelik adımlar atılmıştı. Uygulamada yanlış olmuş, eksik olmuş…
Sonra, 99 yılındaki deprem sonucu, yine, büyükşehir olmasa bile
yoğun göç alan illerde yeni bir büyükşehir belediye olma anlayışı… Ama şunu da
unutmayın, geçmiş dönemde birkaç moda vardı, siyasiler seçim önceleri ve
seçimden sonra tutturuyorlardı… Modanın biri şuydu: “Size iki önemli anahtar
vereceğiz.” diyorlardı. Çünkü halkın ve milletin en önemli ihtiyacı, arzusu
mekândı, evdi, otomobildi. Bir araba bir de ev anahtarı. Bu geçti, daha sonra
“Sizi belde yapacağız, belediye yapacağız.” arkasından “Sizi ilçe yapacağız,
sizi il yapacağız, sizi büyük şehir belediyesi yapacağız.” diyerek taahhütlerde
ve popülist politikalarla vaatlerde bulunulmuştur.
Daha sonra, doğan netice sonucu, büyük kentler başta olmak üzere, kangren olan
sorunların çözümüne yönelik, merkezî yönetim artık etkisiz hâle gelmiş ve
tartışılmaya başlanmış.
Yerel Yönetimler Yasası’nda ciddi bir değişiklik olması gerekiyor.
“Yerinden çözüm önerileri, sorunların araştırılarak orada çözüm imkânları
mutlaka gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de uygulansın.” dendi. İşte,
hiçbir siyasi partinin söyleyip de uygulayamadığı ama geçmiş dönem, birlikte
çalışmış olduğumuz 22’nci Dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisinin iki siyasi
partisi ile bağımsızlar ve diğer partilerin de desteği olmuştur ama AK PARTİ
İktidarının cesur ve popülist olmayan adımları atması
suretiyle Yerel Yönetimler Yasası’nda değişiklikler olmuştur; Büyükşehir
Belediye Kanunu değişmiştir, Belediye Kanunu değişmiştir, İl Özel İdareleri
Kanunu değişmiştir, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü kapatılarak -hantal, merkezî
yönden, Ankara’dan bütün il ve ilçelere, beldelere hizmet götürülmesinin mümkün
olmadığı anlaşılarak- köylere hizmet götürme birlikleri kurulmuştur.
Nitekim, Türkiye’de
Anadolu’nun gelişmesine yönelik adım atmazsanız, insanlarımızı doğduğu yerde
ferah, refah, huzur içinde yaşama şansını yakalayacak altyapı, ulaşım gibi
hizmetlere kavuşturamazsanız, yine göçlerin artarak büyük şehirlere devam
edeceği kanaatiyle, ilk kez, Türkiye’de KÖYDES, BELDES projeleri AK PARTİ
döneminde uygulanmış. Bununla beraber, arkasından -yetmiyor tabii- sadece
belediyelere dağıtacak olduğunuz imkânla yerel yönetim hizmeti yürütülemez;
merkezî yönetimin mutlaka, önce politikalarla, geri kalmış bölgelere teşvikler
uygulaması gerekirdi, yatırımları o bölgelere kaydırması gerekirdi; ulaşım
imkânları, duble yolları, demir yolları, hava yolları,
deniz yollarıyla ilgili tedbirler alması, teşvikler vermesi gerekirdi. İşte, bu
yönde, Anadolu’nun geri kalmış bölgeleri başta olmak üzere, önce teşviklerle
bölgelerin yatırım alanı hâline gelmesine, arkasından duble
yollarla, arkasından demir yolu ağlarına yönelik yatırımlarla, hatta ve hatta
daha ileri giderek önce Ankara-Eskişehir arasında başlayan hızlı tren,
Ankara-İstanbul, arkasından Ankara-Sivas, Sivas-Erzurum gibi hızlı trenle
ilgili adımları bugün atacaksınız ama bugün attığınız adımlar hemen yarın ve
öbür gün, gelecek yıl hizmete dönüşmüyor, uzun yıllardan bu yana uygulanan
eksiklikler ve zaaflar sonucu bu noktaya gelmiş.
Şimdi, Sayın Mevlüt Aslanoğlu’nun
söylediklerinin bazılarına katılmamak mümkün değil.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Biri 300 alıyor, biri 80
alıyor. Onu söyleyin yani.
NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – “Ben büyükşehir istemiyorum ama
nüfusu fazla olan illerle ilgili dağıtımı adaletli hâle getirelim.” dedi.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Evet…
NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – Bir saniye… Müsaade edin…
Önce, kangren olan büyükşehirlerle ilgili sorunları belirli
noktalarda çözerken, Anadolu’da yeni yeni cazibe
merkezi oluşturmaya yönelik faaliyetleri yürüttüğünüz zaman, o bölgenin
nüfusları artmaya başlıyor, doğrudur. Demek ki o bölgelerle ilgili bir cazibe
oluşmaya başladı. İşte, gelir dağılımında kriterleri
değiştirdik. Nasıl değiştirdik?
1) Nüfus miktarına göre ödenek.
Demek ki nüfusunuz artıyorsa geliriniz artıyor. Bu birinci,
adalete yönelik atılan adım.
2) Kalkınmışlık endeksine göre o bölgelere yatırım.
3) Coğrafi alan ve köy alanlarıyla ilgili yol ağlarının gelişmesi.
Bu da yeterli olmayabilir ama biz, popülist
politikalarla büyükşehir belediyesi yapacağız, hemen gelirlerinizi artıracağız
değil, zaman içerisinde… Türkiye olarak, başta belediyeler olmak üzere çok
dinamik bir potansiyele sahip olan bir ülkeye sahibiz.
Bu dinamik değişikliklere göre… Elbette vaktinden önce çiçek
açmaz. Vaktinden önce çiçek açtığı takdirde, üstüne bir don ve yağmur geldiği
zaman kuruyabilir. Onun için, yeri ve zamanı gelmekte olduğu her dönemde, bu
dinamik değişime ayak uyduracak değişikliklerle ilgili hazırlıklarımız var ama
bunun bir zamanlaması vardır.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, bekleyecek miyiz
daha?
NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – Şu anda, Anayasa
değişikliklerinin görüşüldüğü bu kadar önemli, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
on beş saat, on sekiz saat, sabahlara kadar çalışmasından şikâyetçi olan
muhalefet partileri, işte bu yoğun çalışma trafiğini daha süratli bir şekilde
götürdükten sonra, zaman ve imkânlar ölçüsünde, elbette, arkasından, buna
benzer adaletsizlik varsa, önce uygulamadan kaynaklanan…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Var mı, yok mu? Onu söyleyin.
NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – Bakın, uygulamadan kaynaklanan
eksikliklerin bölüm bölüm giderildiğini görüyorsunuz
aslında.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Nerede?
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Bölün, bölün, bölmeye devam edin!
NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – Gelir konusunda görüyorsunuz, mesafe
konusunda görüyorsunuz. Belediyelerle ilgili nüfus kriterleri
ve coğrafi alan kriterleri de o bölgenin gelişmiş olmasına yönelik. Burada yine
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Vay, vay! Neler yapmışsınız?
NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) –Buraya giren konularla ilgili, siz,
Adapazarı Akyazı’nın, Adapazarı merkezden
Kaç kilometre Recep Bey?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) –
NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – Adapazarı merkezden Akyazı kaç
kilometre?
RECEP YILDIRIM (Sakarya) – 36.
NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – 30-
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Evet, yalan mı söyledik yani?
NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – Değil.
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Hâlâ “değil” diyorsun.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Örnek verdik hâlâ “değil”
diyorsun.
NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – Tamam, peki,
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – “Oraya vermeyin.” demiyoruz
Beyefendi. Her yeri kalkındırın, bunu söylüyorum, “Akyazı’ya vermeyin.” demiyorum.
NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şimdi önümde…
Bakın, 10 binin altındaki belediyelere dağılımla ilgili de adaletsizlikten
bahsedildi. Şimdi, nüfusu 2 binin altına düşen belediyelerle ilgili bir
kapatılma süreci başlamıştı. Neden? Bütün belediyelerin belediye başkanları,
belde belediye başkanları başta olmak üzere, her ay aldığı İller Bankası
payından daha fazlasını harcayacak tarzda Ankara’da “İlgili bakanlıklardan,
fonlardan ne alabiliriz, ne alamayız.” diyerek gelip gitmek suretiyle… Otuz yıl
belediye olmuş, 2 bin nüfus düşmüş bine, 500’e, 700’e. Demek ki orada bir
hastalık var, orada bir eksiklik var. Bunu düzeltmek gerekir, diyerek; yeniden
belediye olma kriterleri ve 2 binin altına düşenlerle
ilgili nasıl bir düzenleme yapabiliriz, diyerek -dengeleme ödeneğini- aslında
kapatılması gereken 840 belde belediyesinin belde belediyeliğinden çıkarak il
özel idarelerine bağlanacağı varsayımıyla o denkleştirme ödeneği miktarı
ayarlanmıştı ama Anayasa Mahkemesine müracaatla bunların ancak 284’ünün tüzel
kişiliği kaldırıldı, geri kalan kısımlar yeniden belde belediyesi olunca 2
binle 5 bin arasındaki, 5 binle 10 bin arasındaki belediyelere yapılan ek
BELDES desteğindeki pay ayarlamasının… Aslında bu Anayasa Mahkemesinin
iptaliyle böyle olduğunu ama…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Bayraktar, konuşmanızı tamamlayın efendim.
Buyurun.
NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – Bunun yeni dönemde dağılımla ilgili,
herkesin ilgili bakanlıklara gelip fon almayı değil Maliye Bakanlığına
aktarılarak maktuen yılda 2 kez belde nüfusunun ve
özelliklerinin getirdiği kriterler çerçevesinde önce
nüfus karşılığı, arkasından da bunlarla ilgili ayrılan ödeneklerin dengeli
şekilde dağılımına yönelik bir adım atılmıştır.
Özet olarak şunu sunmaya çalışmak istiyorum: Bizim dönemimizde
aslında adaletsiz bir dağılım olmamıştır. Her ilçeye, her beldeye, her
büyükşehre ve her il özel idaresine Yüksek Planlama Kurulu ve usul ve esasları
tamamen kanun çerçevesinde düzenlenen şekliyle, adaletli olarak, bu (A)
partiliymiş, (B) partiliymiş, (C) partiliymiş diye ayrım yapılmadan ödenekler
dağıtılmıştır. Bundan sonra gösterilecek performans ve dinamik değişimlere göre
yeni dönemde hazırlıkların da yapılabilmesine açık olduğumuzu, bununla ilgili
çalışmaların da belli zamanlar içerisinde yürütülebilmesinin gerekli olduğunu
düşünüyor; bu vesileyle, bugün gündeme alınması hususuna karşı olduğumuz
anlayışıyla, CHP grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu bildiriyor, hepinize
saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Grup önerisinin lehinde, Şerafettin Halis, Tunceli
Milletvekili.
Buyurun Sayın Halis.
ŞERAFETTİN HALİS (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ben de Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış
bulunmaktayım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.
Tabii, ben, önerge lehine konuşmadan önce, iki gün sonra
kutlanacak olan 1 Mayıs üzerine sizinle görüşmelerimi paylaşmak istiyorum.
Bilindiği gibi, 77 kanlı 1 Mayısından sonra, yani otuz üç yıl
sonra, ilk defa Taksim’de yasal bir rahatlıkla işçiler, emekçiler, bayram
kutlayacaklar. Tabii, vermiş oldukları mücadelenin bir kazanımı olarak bu
mücadelelerinde başarılar diliyor ve mücadelelerinin devamını diliyorum.
Tabii, Türkiye’de, geçmiş yakın tarihimizde, Maraş, Sivas, Gazi ve
Aydın cinayetleri yanında, bir sürü karanlıkta kalmış, üzerindeki sis perdesi
aydınlatılmamış olaylar yaşandı. Bu olaylardan biri de 77 yılı 1 Mayısıdır. 77 1 Mayısı, deyim yerindeyse 12 Eylül’ü
hazırlayan bir eylem olarak, kanlı bir gün olarak tarihe geçti. 77 yılı 1
Mayısından sonra, yine, Çorum’da, Maraş’ta meydana gelen olaylar, 12 Eylül’e
giden yol taşlarını döşediler.
Nasıl gelişmişti 1 Mayıs? O gün sabah 9.00’da Taksim’e gitmek için
çeşitli alanlarda biriken gruplar, emekçiler, emekçi dostları saat dörde kadar
bulundukları yerlerden hareket ettirilmemişti, polis bir türlü çıkışlarına izin
vermemişti.
Örneğin, Saraçhane’den Tarlabaşı’na
gelininceye kadar saat neredeyse yedi oluyordu. Bizim, kendimin de içinde
bulunduğum, tanıklığını yapmış olduğum o kanlı 1 Mayısta, kortejin arkası daha Tarlabaşı’ndayken, Kemal Türkler’in
saat 19.00 sularındaki konuşmasının başladığı anda, o günkü adı Intercontinental olan, bugünkü The
Marmara otelinden ateş açılıyor. Aynı anda, eş zamanlı
olarak, Sular İdaresi tarafından ikinci bir ateş açılıyor ve çok ilginçtir,
“Her taraf kontrol altına alınmış.” denmesine rağmen, Kazancı Yokuşu’nun başına
mavi, Fiat marka bir kamyonet yerleştiriliyor ve bu
ateşle beraber ses bombalarıyla kitle Kazancı Yokuşu’na doğru koşmaya, kaçmaya
mecbur bırakılıyor ve o sıkışma anında ezilmelerle büyük oranda insan ölüyor.
Çok ilginçtir, dönemin Belediye Başkanı Ahmet İsvan,
ateş açanları oradaki görevli polislere soruyor ve görevli polisler, o dönemin
Belediye Başkanına cevap verme yerine copla karşılık veriyorlar ve dönemin
Belediye Başkanı cop yemek durumunda kalıyor.
Yine, o dönem Günaydın gazetesinin yazarlarından Necati Doğru
“Otelin beşinci katına çıktım, odanın kapısı açıktı. İçeride kameralar vardı.
Basın mensupları var diye ben de içeri girmek istedim. İçeri daha birkaç adım
atmıştım ki iteklenerek dışarı atıldım. Otelin garsonuna sordum ‘Bunlar kim?’
diye, bana polis olduğunu söylediler…” Tabii, insanlar Kazancı Yokuşu’na doğru
kaçarken bej renkli, Renault marka bir araçtan ateş ediliyor ve o ateş edenler
arasında bulunan Necati Tınaz adındaki polis memuru “Evet, üstümüze geldiler,
ateş ettik…”
Şimdi, her şey çok net ve açık, anlaşılıyor. O günün hükûmeti ne yaptı? Hükûmet,
katilleri bulmak yerine, mağdurlardan yargı önüne çıkaracak insanları buldu
getirdi. 98 zanlı getirdiler, çok ilginç bir durum var, 98 mağdurun 49’u tek
bir polis tarafından tespit edilmişti ve dönemin Başbakanı Demirel’e MİT
tarafından verilen raporda “Darbe hazırlığı için yapılan bir eylem.” diye bilgi
veriliyor. O dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı -arka planını bilmiyoruz tabii-
resen emekliye ayrılıyor ama üç yıl sonra, dönemin Başbakanı Demirel, her zaman
yaptığı gibi, şapkasını alıp gidiyor ve bugüne kadar, ondan sonra gelen
başbakanlar döneminde de konu incelenip araştırılmıyor.
Değerli dostlar, değerli arkadaşlar; tabii, yasalar yapılıyor
belediyeler konusunda, yaşamın diğer alanları konusunda. Yasalar ne kadar
adaletli dağıtıyor, bir ona bakalım:
Şimdi, verilmiş olan önergede bir adaletsizlikten dem vuruluyor.
Örneğin, nüfusu 370 bin olan büyükşehir belediyelerinin kamudan ayrılan payı,
kamu kaynaklarından ayrılan payı 160 milyon, yine 600-650 bin nüfuslu il
belediyelerine ayrılan kamu payı 80 milyon. Yine, 600-650 bin arası nüfusu olan
büyükşehir belediyeleri 250 milyon alırken aynı nüfus oranındaki diğer, normal
belediyeler 80 milyonda kalmıştı. Yani 3 katı bir adaletsizlik.
Şimdi, illerle büyükşehir belediyeleri arasındaki fark buysa,
illerle küçük iller, illerle ilçeler, ilçelerle kasabalar arasındaki, beldeler
arasındaki fark nedir, bir düşünün. Bizim BDP’li
belediyelere yönelik uygulamalardan birkaç örnek vermek gerekirse bu usulsüzlük
ve adaletsizlik çok daha net olarak gözler önüne serilmiş olur.
Şimdi, belediyeler borçlu; belediyelerin kaynakları “e-haciz”
şeklinde, yöntemiyle kesiliyor. “E-muhtıra”dan muzdarip olan AKP -ki hakları
var- “e-haciz” yoluyla da yoksul belediyelerin, borçlu belediyelerin
gelirlerini kesiyor.
Şimdi birkaç örnek demiştim: Yenişehir Belediyesinin 300 bin
liralık vergi borcu bu yöntemle kesildi. Kozluk Belediyesi AKP elindeyken
borçlarına ilişkin sadece 15 icra takibi varken 2009’da BDP’ye
geçti ve bu icra sayısı 157’ye yükseldi.
Yine, Başbakanın yerel seçimlerde “Hizmet istiyorsanız AKP’ye oy
verirsiniz.” mealindeki sözleri belediyeleri çalışmaz duruma sokmuştur.
Yine, Sur Belediyesinde gece ve gündüz nüfusu ciddi bir
değişkenlik gösteriyor. Bu değişkenlik 3 katına varan bir değişkenlik, gece 108
bine düşen nüfus, gündüz 350 bine çıkıyor ama ayrılan pay, kamu yatırımlarından
ayrılan pay sadece gece nüfusu üzerinden hesaplanıyor.
Turizm bölgelerinde bulunan belediyeler hakeza değişkenlik
gösteriyor, nüfusları kış ve yaz koşullarına göre, ama payları yine kış
koşullarındaki nüfusa göre veriliyor.
Şimdi bunlar, AKP’nin uyguladığı çifte standartlar. Çok daha somut bir ölçü vereceğim size: Maliye Bakanlığınca Bingöl
il ve ilçelerine gönderilen hibelere bakıldığında, nüfusa göre hesaplanan kişi
başına düşen hibe miktarlarında AKP’de bulunan Yayladere’nin payı kişi başına
16,6 lira, Çaytepe 31 lira, Kiğı 29 lira iken 2009’da
BDP’ye geçen Karlıova Belediyesine gönderilen pay ise
kişi başına sadece 5,8’dir.
Şimdi, düşünün kişi başına bir yerde ayrılan pay, kişi başına
düşen pay 31 lira iken bir başka yerde bu 5,8’e kadar düşebiliyor.
Şimdi, turistik bölgelerden bahsettik. Dersim, Tunceli
Belediyesinin nüfusu, belki turistik bir bölge değil ama göçertilmiş nüfustan
dolayı yaz ve kış nüfusu değişkenlik gösteriyor. Kışın 25-27 bin arasında olan
nüfus yazın 50 bine yaklaşıyor ama Tunceli Belediyesine ayrılan pay ne yazık ki
yine kış nüfusu üzerinden gerçekleştiriliyor.
Tunceli Belediyesinin ayrıca sorunları arasında, Tunceli’nin hemen
önüne kurulmuş, hukuksuz olarak kurulmuş -bugün yargı yoluyla da hukuksuzluklar
peyderpey açığa çıkıyor- baraj göletinin durumu.
Baraj göleti yapılmadan önce olması, yapılması,
yaptırılması gereken arıtma tesisi yaptırılmadı. Oysaki arıtma tesisinin
maliyetine bakıldığında, bir belediyenin olanaklarını, bütçesini zorlayan bir
maliyet.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Halis, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
ŞERAFETTİN HALİS (Devamla) – Bu konuda Cumhurbaşkanı Sayın
Abdullah Gül’ün destek sözlerine rağmen –ki bu destekler gelecek- Belediye
Başkanımızın ilgili Bakana, Çevre Bakanına yapmış olduğu müracaatta gerekli
desteği görmediğini, alamadığını da burada belirtmek istiyorum.
Yine, ben, küçük belediyelerden geçen, bundan bir ay önce Dersim’de bulunan bir belediyeyi örnek göstermiştim, Darıkent Belediyesi. Darıkent
Belediyesi, 2 bin nüfuslu bir belediye. Haliyle, belediye olduğu için KÖYDES
hizmet biriminden de hizmet görmüyor. 11 personeli var. 11 personelinin maaşını
yaklaşık dokuz yıldır istikrarlı ödeyemiyor. Son sekiz aydır da maaşlarını
alamamış durumdalar. Belediyeye bakıldığında, küçük bir hizmet binası, bir
otomobili -makam aracı olarak kullanıyor- ve çöpleri toplamak için bir
traktörü. Öz gelirleri yok, kamu paylarından, kamu gelirlerinden ayrılan paya
ise borçlarından dolayı otomatikman el konuyor ve şu anda sıkıntılı bir
durumda, yardım bekleyen bir durumda. Bunları sizinle paylaştım.
Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Halis, teşekkür ediyorum.
Grup önerisinin aleyhinde Kamer Genç, Tunceli Milletvekili.
Buyurun.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Hepinize
saygılar sunuyorum. Söz hakkını bana devreden Sayın Nuri Yaman’a da teşekkür
ediyorum.
Şimdi, değerli milletvekilleri, tabii, belediyeler çok zor
durumda, özellikle iktidar partisinde olmayan belediyeler çok zor durumda görev
yapıyorlar. Bu zorluğun sebebi, tabii, mahallinde gerekli gelir kaynakları
olmadığı için, orada imar rantları olmadığı için çok
sıkıntı içinde bulunmaktadırlar.
Bu konuda mesela bizim Tunceli’den örnek verirsek, biraz önce
Şerafettin Halis Arkadaşım bahsetti, Darıkent
Belediyesinin içinde bulunduğu durumu kendisi izah etti, aynı fikirlere
katılıyorum. Ama Akpazar Belediyesi var, AKP’nin.
Oraya yıl başında 50 milyar lira gitti. Çemişkezek’te
AKP belediye başkanı var, 80 milyar lira gitti. Ama öteki belediyelere bir şey
gitmiyor. Yani bu doğru bir yaklaşım değil. Öte tarafta bir belediye memuru
sekiz ay, dokuz ay, on ay ücret almıyor.
Diğer taraftan, tabii -daha önce de burada dile getirmiştim-
İstanbul Belediyesi yaptığı ihalelerde yolsuzluk yaptığı, bütün yol, kavşak
ihalelerini özel davetiyeyle kendi yandaşlarına verdiği için Danıştay
tarafından Belediye Başkanı hakkında soruşturma açılması konusunda karar var.
Bu kararın cumhuriyet başsavcısı tarafından hemen uygulanması lazım. Karar, bir
hayli zaman oldu ama daha hâlâ bir ses yok. En azından böyle bir soruşturma
açılsaydı basına da intikal ederdi. İşte, maalesef, savcılar korkutulduğu için,
ürkütüldüğü için bu gibi soruşturmalar yapılmıyor.
Ankara Belediye Başkanının, biliyorsunuz, en azından 4,5 katrilyon
lira devlete borcu var, o tahsil edilmiyor. Ama öte tarafta devlet gidiyor,
faizle para alıyor. İşte, böyle bir keşmekeşlik içinde devlet gidiyor.
Dolayısıyla devletin yönetimi çok sağlıklı değil. Belediyelerde çalışan birçok
insan maaşlarını almamakta, bizim bölge öyle. Ama tabii karşımızda ciddi bir hükûmet olmadığı için bunları dile getirsek bile bir sonuç
alamıyoruz.
Şimdi, değerli milletvekilleri, dün burada tabii, Anayasa’nın
geçici 15’inci maddesini kaldırdık. Şimdi, Komisyon Başkanı Burhan Kuzu diyor
ki: Ben güya Komisyona gitmişim. Efendim, Danışma Meclisi üyelerinin de işte
15’inci maddeye göre dokunulmazlığı kalkacak. “Kamer Genç geldi, çok
huzursuzdu.” diyor. “Bana dedi ki -kendisi burada söylüyor- ya Sayın Başkan,
sen çok ünlü hukukçusun, acaba bu geçici 15’inci maddeden kimler yararlanıyor?”
Ben, bir defa Burhan Kuzu’yu öyle pek ünlü hukukçu kabul etmiyorum.
Biliyorsunuz işte, Alemdaroğlu’nun yanında
danışmandı, Alemdaroğlu’nun da kimliği belli ama
birdenbire dönüş yaptı. Nedense AKP’nin içine dönüş yapıp da giden çok kişi
var. Yani ondan sonra “Sen 82 Anayasası’na başlangıçta ret vermişsin. Sonra
askerden de korktuğun için bunu çekimsere çevirmişsin.” diyor. Ben de demişim
ki “İspat edersen istifa ederim.” O da, “Ya, korktuğunu, askerlerden korktuğunu
iddia edemem ama çekimser verdiğini ispat ederim.” demiş.
Şimdi, arkadaşlar, o kadar yani hayâsızca bir şeyler yapılıyor ki
evrak bile sahte düzenleniyor. Bakın, şimdi normal olarak Kanunlar bilirler,
kabul oyu verenler, reddedenler, çekimserler. Bir şey bastırmışlar burada,
“Kabul edenler”, arkasından “çekimserler”, arkasından “reddedenler” denmiş.
Çekimserlerle reddedenlerin isimlerinin başını değiştirmişler, baş harflerini.
Hâlbuki çekimser 12, reddeden 7 ve bunun içinde de ben varım. Ama tabii Burhan
Bey buraya geldi, on dakikanın aşağı yukarı yedi dakikasını buna ayırdı. Yani
böyle bir şey olur mu sayın milletvekilleri? Bir Anayasa Komisyonu Başkanı da
böyle sahte evraklardan yararlanırsa, bir de insanlara iftira atarsa… Ya, ben
neden çekineceğim?
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Genç, sahte bir evrak mı? Sahte mi o
evrak Sayın Genç?
KAMER GENÇ (Devamla) – Tabii sahte, buyur, al bak.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Tutanaklardan gösterebiliriz.
KAMER GENÇ (Devamla) – Burhan Kuzu verdiğine göre kimden aldığı
belli. Ben getirdim doğrusunu verdim de ondan sonra… Hayır, bir yerlerde yanlış
çıkmış.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Kuzu gelir birazdan.
KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, işte söyleyin kendisine, Meclisin
kayıtları var, dolayısıyla yani bu kadar gerçek dışı belgeler düzenleyerek
üzerimize gelmenin anlamı yok.
Sonra diyor ki ben tedirginmişim. Arkadaşlar, ben tedirgin
değilim, ben ne tedirgin olacağım. Ben, tamam, Danışma Meclisi üyeliğine
gittim, müracaat ettim, istifa ettim, hesabını da Tunceli halkına ve Türkiye
halkına veriyorum. Bakın, Tunceli halkı… Yiğitliğiniz varsa, bakın, ben orada
altı defadır seçilip geliyorum, halkın oyuyla seçiliyorum. Dar bölge sistemi…
Dar bölge sisteminde yani gidip de parti…
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Darbecilere hizmet için nereye müracaat
ettiniz?
KAMER GENÇ (Devamla) – Ya şimdi siz konuşmayın. Şimdi gidip de
yani Tayyip Bey’in elini öperek milletvekili olan bir insan değilim. Ondan
sonra, Tayyip Bey’in elini öperek burada gelip milletvekili olduktan sonra da
yiğitlik taslamak kadar yani insan haysiyetiyle, onuruyla bağdaşmayan bir
davranış biçimi olmaz.
Şimdi, ben böyle bir şey söylemediğim hâlde… Bir de yani Burhan
Kuzu’nun benim bildiğim kadarıyla kendisi üniversitede ders verirken verdiği
derslere bile itibar edilmiyormuş, onların derslerinde çocuklara imtihan sorusu
sorulmuyormuş, o kadar bu konularda yetersiz. Zaten burada söylediği,
Anayasa’yla ilgili söylediği şeylerde de yetersiz bir kişi olduğu ortaya
çıkıyor. O tezini nerede hazırlamış? Sorbonne’de morbondan bahsediyor ama yani ben hafiyelik de yapmak
istemiyorum.
Şimdi, arkasından Ertuğrul Günay çıktı,
tabii çok böyle hararetli bir konuşma yaptı. Efendim, dedi ki: “Bu Parlamento…
AHMET YENİ (Samsun) – Muhteşem bir konuşma yaptı.
KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, tabii ben Ertuğrul Günay’ı çoktan beri tanıyorum, beraber aynı partide görev
yaptık.
BURHAN KAYATÜRK (Ankara) – Biz de seni tanıyoruz.
KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, diyor ki: “Bir Parlamento milletin
namusu ve şerefedir. Bu Parlamentoyu korumak milletin namusunu ve şerefini
korumak demektir.” Çok güzel bir laf ama Parlamentoyu korumak demek, o
Parlamentoda senin Genel Başkanın olan kişi, efendim evrak sahtekârlığından,
ihaleye fesat karıştırmaktan, kalpazanlık yapmaktan eğer hakkında dosya varsa…
KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Yalan söyleme!
KAMER GENÇ (Devamla) – …ve bu dosyalar bu Meclis tarafından bir
sonuca bağlanmıyorsa, dokunulmazlık zırhı altında bunlar korunuyorsa, sana
soruyorum ey Sayın Turizm Bakanı, Sayın Ertuğrul Günay,
bunlar şerefli bir davranış mıdır? Bunlar şerefli bir davranışsa o zaman ben
bir şey demiyorum.
Yani askerlerin, tamam, diyorsunuz ki: “Onların
dokunulmazlıklarını kaldıralım.” Tamam kaldırdık. O zaman evvela iğneyi
kendimize, sonra çuvaldızı başkalarına batıralım.
BURHAN KUZU (İstanbul) – Ben geldim Sayın Başkan.
KAMER GENÇ (Devamla) – Yani bu milleti böyle… Efendim, yiğitlik
yapmak kolay.
AHMET YENİ (Samsun) – Burhan Hoca geldi, burada.
KAMER GENÇ (Devamla) – Ben bu kürsülerde de çok bulundum. Hep
bulunduğum bu kürsülerde bir şeye şahit oldum sayın milletvekilleri,
kendilerini böyle bir çoğunluk içinde gördükleri zaman aslan kesilirler ama bir
korku karşısında kuyruklarını siner, otururlar yerlerine. İşte, benim
beğenmediğim, benim tasvip etmediğim, insan onuruyla bağdaşmayan davranış
biçimleridir bunlar.
Burada bir Anayasa değişikliğini getirmişsiniz. Anayasa
değişikliği, yani 12 Eylül Anayasası’nın çok ve çok gerisinde. Biz Anayasa
değişikliğine karşı değiliz. Biz diyoruz ki: Çağdaş, laik, demokrat, insan
haklarına saygılı bir Anayasa getirelim ama getirdiğiniz Anayasa’da… Bir defa,
burada Anayasa tartışılmıyor.
Bakın, bizim bir tek önergemiz burada işleme girmiyor. Anayasa
müzakeresinde önemli olan o maddelerin enine boyuna tartışılması, bunun
uygulamasında ne gibi sıkıntıların meydana gelebileceğinin tahmin edilmesi
lazım ama AKP’liler önergeleri getiriyorlar, veriyorlar. Bizim önergemiz
gelmiyor, konuşma hakkımız yok. Yani 550 milletvekilinin içinde 2 milletvekili
söz alacak ve ondan sonra da beş dakikayla bir Anayasa yapacağız.
Komisyona gittik, Komisyon Başkanı bu Anayasa müzakeresinde doğru
dürüst müzakere açmıyor. Efendim, bir laf alıyorsunuz, oradan o laf atıyor,
bilmem o laf atıyor. Böyle bir terör havasının estirildiği bir Parlamentoda
Anayasa yapılmaz.
Şimdi, niye biz sizin Anayasa yapmayacağınızı biliyoruz? Çünkü
işte, Tayyip Bey diyor ki: “Ben İstanbul imamıyım.” Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi karar verdiği zaman “Yahu, yok, bu senin işin değil.” diyor, “Bu din
adamlarının işidir.” diyor. Ondan sonra diyor ki: “Ben demokrasiyi bir amaç
değil de bir araç olarak kabul ediyorum, yani hedefe ulaşmak için.” Ondan sonra
“laiklik” diyor, “Bu memlekette insan ya laik ya dindar olur.” diyor. Şimdi bu tıynetteki,
bu düşüncedeki insanın yapacağı Anayasa’nın sonucu ortada çünkü siz 335
milletvekilisiniz, bir tek Tayyip Erdoğan var. İçinizde, Çankaya’ya
gönderdiğiniz kişi de dâhil bir tanesi acaba Tayyip Erdoğan’ın yaptığı hatalı
bir harekete “Yahu, Tayyip Bey, bunu yanlış yapıyorsun.” diyebilecek cesareti
var mı? Yok. Ertesi gün kapının önüne koyuyor, ertesi gün.
Geçen gün işte, bedelli askerlikle ilgili bir Bakanınıza birisi
soru soruyor: “Yahu, bu ne haddimize. Burada tek karar mercisi Tayyip Bey
efendim. Biz nasıl karar vereceğiz?” diyor.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bakanın öyle bir açıklaması yok, yok!
KAMER GENÇ (Devamla) – Tayyip Bey nasıl bir insan? Getiriyor, 23
Nisanda bir çocuk yerine oturuyor, diyor: “İstediğini kes, istediğini as.”
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Konuşmanızı tamamlayınız Sayın Genç.
Buyurun.
KAMER GENÇ (Devamla) – Yani bu kafadaki, bu düşüncedeki bir
insanın demokrasiye, vatandaşa bakış açısını zaten kestirmek mümkün değildir
değerli milletvekilleri. Onun için, yani keyfî yönetime gelince sizden daha
keyfî bir yönetim yoktur, suistimalleri örtbas etmeye
gelince sizden daha fazla suistimalleri örten bir
kadro yoktur. Kamu hizmetine atamalarda hep keyfinize göre hareket ediyorsunuz.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – İftiraları yap! Bol bol
iftira at!
KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, bakın, partilerin denetimini Anayasa
Mahkemesinden aldınız, Sayıştaya verdiniz. Sayıştay
diye bir kurum yok. Hep kadrolarını siz atadınız.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – İftiradan başka bir şey bilmiyorsun!
KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, Cumhuriyet Halk Partisinin
hesaplarını inceledi Sayıştay. Nedir? “Efendim, şu harcamalar belgesizdir.”
dedi. Onun en azından 10 misli sizin harcamalarda var ama sizi bu konuda tenkit
etmiyor çünkü onlar, orada, sadece AKP’ye karşı olan partileri ve güçleri yok
etmeye çalışıyor.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Anayasa Mahkemesi inceliyor, sonra bilgi
veriyor.
KAMER GENÇ (Devamla) – Peki, o Sayıştaya
sesleniyorum: Niye belediyelerin hesaplarını açıklamıyorlar?
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – İtiraz etsinler. Ağır ceza mahkemesinde
ceza veriyorlar.
KAMER GENÇ (Devamla) – İstanbul Belediyesinde 2005 yılında 1
katrilyon 700 trilyon liralık usulsüzlük var. Niye bunu açıklamıyorlar? Onun
için Türkiye’deki bütün kurumları yok ettiniz. Bu kurumları yok edenler sonunda
kendileri yok olacaktır.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Genç.
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Buyurun.
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) – Sayın Başkanım, konuşmacı
kullandığı seviyesiz üslup arasında milletvekillerinin kuyruğundan bahsetti.
Kendisi ile diğer milletvekillerini karıştırmasın. “Baskıyı görünce kuyruğunu
kıstırıp” falan diye… Milletvekillerinin kuyruğu yok, kendisini bilemeyiz. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Efendim, yoklama talebimiz var.
BURHAN KUZU (İstanbul) – Benden sonra, daha bitmedi Sayın Başkan.
BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, bakınız, burada şöyle bir üslubu
benimsersek daha rahat olur: Diyelim ki konuşmacı olan arkadaşımız, Sayın
Genç’in ifade ettiği hususta, Sayıştayın seçimlerini
Meclis olarak hep beraber yapıyoruz, hep beraber yerine getiriyoruz. Dolayısıyla, Meclisin hukukuna hepimizin riayet etmesi lazım. Ha,
o belirli bir üslupla seçiliyor, yapılıyor, burada hepimiz oy veriyoruz.
Dolayısıyla, Meclisin yapmış olduğu seçimler noktasında o hukuka riayet etmemiz
lazım. Meclisi gölgelemenin hiçbir anlamı yoktur. Daha nezih üslupla, daha
düzgün bir şekilde konuşursak olabilir.
BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Evet, Sayın Kuzu’nun bir talebi var.
BURHAN KUZU (İstanbul) – 69’a göre Sayın Başkan.
BAŞKAN – Evet, ilmî durumunuzdan, derslerinizden falan bahsetti
Sayın Genç, tabii onu siz cevaplandırırsınız.
Benim sizden istirhamım, şu çekimser ve ret meselesini bir neticelendirin.
Yani neyse, tutanaklar bellidir, bu konuya bir son verelim ve durmaksızın bu
konuyu tartışmayalım Mecliste.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, tutanaklar…
BAŞKAN – İşte, tamam, ben de diyorum onu, yani ben de
baktıracağım.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, ret…
BAŞKAN – Tamam, Sayın Genç, ona bir bakalım, yani her ne ise o
husus.
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Yeter artık… Sayın Başkan, itiş kakış
yeri mi bu kürsü?
BURHAN KUZU (İstanbul) – Size ne oluyor beyefendi?
BAŞKAN – Şimdi, ders vermesinden vesaire diğer hususlardan falan
bahsettiniz. Tabii, biz hukukçu değiliz, Sayın Kuzu’nun şeyinden bahsetmeyiz.
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Sayın Başkan…
BURHAN KUZU (İstanbul) – Sus be! (MHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Hocam… Sayın Kuzu… Sayın Kuzu… Arkadaşlar, lütfen…
ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) –
Önüne geleni azarlıyorsun, terbiyesiz!
RECEP TANER (Aydın) – Milletvekillerini azarlıyorsun!
ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) –
Oraya çıkıp da azarlamaya hakkı var mı Sayın Başkan?
BURHAN KUZU (İstanbul) – Şuna bak şuna!
ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) –
Yaşından utan! Saygısız herif!
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Kuzu, lütfen… Sayın Kumcuoğlu…
Arkadaşlar…
ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Sen
de bilim adamı olacaksın!
BAŞKAN – Sayın Akcan, lütfen arkadaşlar…
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Sayın Başkan, bu adamın kim olduğunu
hatırlatın!
BURHAN KUZU (İstanbul) – Olur, olur!
BAŞKAN – Arkadaşlar… Arkadaşlar…
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Özür dilesin! Özür dilesin!
BURHAN KUZU (İstanbul) – Ah canım, özür dileyecekmişim! Tam buldun
özür dileyecek adamı! Ah canım benim! (MHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın Kuzu, buyurun efendim.
BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkan, söz veriyor musunuz?
BAŞKAN – Buyurun efendim, buyurun, siz konuşmanıza başlayın.
VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR
1.- İstanbul Milletvekili Burhan
Kuzu’nun, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
BURHAN KUZU (İstanbul) – Evet, Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar;
evvela burada her birimizin hukukunu başkalarının da koruması lazım. Deminden
beri çamur atıyor çamurcu başı, bir yığın pislik atıyor bu Meclisin
Başbakanına, Cumhurbaşkanına ve birçok vekillere. Burada gıkınız çıkmıyor.
Kürsüde ben savunma hakkımı kullanacağım “Ne söz verdin?” diyorsun, öyle mi?
Ayıp! Ayıp! Çok ayıp. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) –
Senin yaptığın ayıp.
BURHAN KUZU (Devamla) – Dolayısıyla, siz yokken ben burada
hakkınızı koruyorum, hakkınızı. Ben, bir bilim adamıyım. Kimdir o be! Kim o!
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen kimsin!
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Sen kimsen o da öyle.
BAŞKAN – Sayın Genç… Sayın Kuzu, lütfen…
BURHAN KUZU (Devamla) – Öyle işte. Bak dokunuyor, görüyorsunuz değil mi? Dokunuyor değil mi? Bu iş
böyle işte.
BAŞKAN – Sayın Kuzu…
BURHAN KUZU (Devamla) – Efendim, Sayın Kamer Genç, her zaman
yaptığı gibi, işi gücü çamur atmak, pislik atmak, başka da bir işi yok zaten.
BAŞKAN – Sayın Kuzu, lütfen…
BURHAN KUZU (Devamla) – Çünkü dağarcığında pislik var, başka bir
şey yok.
BAŞKAN – Sayın Kuzu…
BURHAN KUZU (Devamla) – Şu elimdeki belge, görüyorsunuz, geldi
komisyona söz verdik.
Dedim ki: “Sana bir soru soracağım.”, “Buyur.” dedi.
ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) –
İnsan biraz ilkeli olur.
BURHAN KUZU (Devamla) – “82 Anayasası hazırlanırken gelmişsin sen,
burada konuşmuşsun…
MURAT YILDIRIM (Çorum) – Kamer Genç’i savunmak sana mı kaldı?
BAŞKAN – Sayın Yıldırım…
ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) –
Kuzu’yu savunmak sana mı düştü?
BURHAN KUZU (Devamla) – “Burada konuşmuşsun, oylama kısmında
birinci oylamaya ‘ret’ vermişsin…”
Sayın Başkanım, rica ediyorum.
BAŞKAN – Buyurun efendim, siz devam edin.
BURHAN KUZU (Devamla) – “Birinci oylamada ret vermişsin, ikinci
oylamada çekimser kalmışsın” dedim.
Burada, elimdeki yazıda var, bu kendi şeyi. Bakın, burada diyor
ki, benim sorum üzerine: “İstifa ederim ispatlarsan.” Dedim ki: “Bak, askerden
korktuğunu ispatlayamam, burada var. Onu bilmem, öyle diyorlar, ama, ikincide çekimser verdiğini ispatlarım.” “Peki.” dedi.
KAMER GENÇ (Tunceli) – İspatla. İspatla.
BURHAN KUZU (Devamla) – Şimdi ispatlıyorum, ispatlıyorum.
Bu şeyin üzerine bakın ne diyor: “Kuzu’nun ‘askerden korktu’
sözlerine takılan Genç, Komisyon çalışmaları devam ederken Meclis görevlilerinin
yanına, elinde dönemin tutanaklarıyla giderek ‘Tutanaklarda yanlışlık var, ret
oyu verdiğim hâlde çekimser gözüküyorum, yanlış yazılmış, bunun düzeltilmesi
gerek. Nasıl olacak? Bir çözüm bulmalı, yoksa böyle bilecekler.’ dedi” diyor.
Şimdi, ben onun üzerine tabii, gittim, şu gördüğünüz şeyde, kendisinin
getirdiği…
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Net gösterin, okuyun Sayın Başkan. Ne
yazıyor orada?
BURHAN KUZU (Devamla) – Bakın, şu kendisinin gösterdiği yerde “Ben
ret verdim.” dediği yerde, evet “Ret” yazıyor. Bakın, aynı tutanaklarda burada
da “Çekimser” yazıyor. Buyurun… Buyurun… Eğer bir yanlışlık varsa, buradan
kaynaklanıyor. Benimle ne alakası olabilir bunun Sayın Genç?
KAMER GENÇ (Tunceli) – Orada benim ret verdiğim…
BURHAN KUZU (Devamla) – Hayır, ne alakası olabilir? Buyurun işte,
devletin evrakları burada. Bu, arşivden alınmış belge. Ben mi düzenledim bunu?
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen onu getirdin işte.
BURHAN KUZU (Devamla) – Öyle mi?
Sahtekarlığa kendin
meyillisin, beni de öyle mi zannediyorsun? Evet, aynen böyle
işte. Bir daha benimle uğraşma, perişan ederim seni, ona göre.
Herkesi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Şimdi, arkadaşlar, Kanunlar Müdürlüğündeki arkadaşlara söyledim,
bu konuyu açıklığa kavuşturacaklar. Çünkü iki tane belge var biri ret, biri
çekimser falan. Onları araştıracaklar. Durum neyse çıkar, yani bunda gizli
kapaklı bir şey yok.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, biraz önce bana ağır hakaretlerde
bulundu. Sataşmadan dolayı söz istiyorum.
RECEP TANER (Aydın) – Bulundu Sayın Başkan “sahtekâr” diye…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, Başkansınız…
BAŞKAN – Sayın Genç, Sayın Genç, bakınız şunu ifade ediyorum:
Bakınız, biraz önce Sayın Kutlu’nun söylediği ifadeler vardı. Siz ifadelerde konuştuklarınızı hesap ediyorsanız. Bakınız,
orada, ben o tabiri kullanmak istemiyorum ama ne söylediğinizi.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne dedim ben orada?
BAŞKAN – Şöyle söyleyeyim yani…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Tutanaklarda var efendim.
BAŞKAN – “Kuyruğunu alır altına oturur.” dediniz; böyle bir ifade
var mı?
KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim?
BAŞKAN – “Kuyruğunu kısar üstüne oturur.” dediniz; böyle bir ifade
var mı?
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, yani ben milletvekillerine demedim.
BAŞKAN – Dediniz efendim, olur mu?
KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben dedim ki “Bazı insanlar zoru gördüğü
zaman kuyruğunu kısar.” Ben milletvekillerine demedim ki, genel konuştum Sayın
Başkan.
BAŞKAN – “Büyük kalabalıklarla gelirse” dediniz. Sayın Genç,
lütfen efendim, lütfen.
KAMER GENÇ (Tunceli) – “Önemli olan güç odaklarına karşı güçlü
olmak, başı dik durmak demektir.” dedim. Tutanaklarda…
BAŞKAN – Arkadaşlar, bu konuşmaları burada neticelendiriyoruz.
Tamam.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki, bu konuda şunu açıklar mısınız? Sayın
Başkan, şu çekimser mi, ret mi konusunda…
BAŞKAN – Sayın Genç, ret, çekimser konusunu bu Kanunlardan
araştıracağım, söyleyeceğim. Bu iş tamam.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani orada bakın, bu Meclisten kaynaklanan
bir bilgisizlik, yanlışlık. Onu da açıklayın efendim.
BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…
BAŞKAN – Evet, yoklama talebi vardı.
III.- YOKLAMA
(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, yoklama talebimiz var.
BAŞKAN – Yoklama talebinde bulunan arkadaşlarımızın
isimlerini tespit edeceğim: Sayın Okay, Sayın Koçal, Sayın Aslanoğlu, Sayın
Bingöl, Sayın Gök, Sayın Emek, Sayın Yıldız, Sayın Yalçınkaya,
Sayın Sönmez, Sayın Tütüncü, Sayın Köse, Sayın Çöllü, Sayın Güner,
Sayın Eşref Karaibrahim, Sayın Özkan, Sayın Diren,
Sayın Öztrak, Sayın Aydoğan,
Sayın Seçer, Sayın Oksal, Sayın Arat, Sayın Seyhan.
Sayın milletvekilleri, yoklama için iki dakikalık süre vereceğim.
Yoklama talebinde ismini yazdırmış olan arkadaşlarım lütfen
sisteme girmesinler.
Yoklama işlemini başlatıyorum efendim.
(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)
BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, söz istedik baştan beri,
sisteme girdik; söz vermediniz.
BAŞKAN – Şu anda, yoklamadan sonra söz talebinizi yerine getireyim.
Arkadaşlar, yalnız, şöyle bir usul ittihaz etmeyelim: Bakınız,
sürekli olarak bir kısım arkadaşlar aynı şekilde, her konuyla ilgili olarak
sisteme girip sürekli aynı konuda bir kısım şeyler yaparlarsa bu artık, İç
Tüzük’ün biraz dışına taşmış oluyor. Sizin için söylemiyorum Sayın Çelik ama o
konuda da biraz daha dikkatli olalım.
Sayın Şandır…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Engeli yok İç Tüzük’te efendim.
BAŞKAN – Engeli yok ama bu takdir yetkisi Başkanlığa ait. O zaman
şimdi, yüz kişi talep ederse yüz tane verirsek çalışamaz ki Meclis.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Makulünü bulmak lazım.
(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)
BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.
V.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi
Parti Grubu Önerileri
(Devam)
1.- (10/417) esas numaralı Meclis
Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 28/4/2010
Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN – Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.
Buyurun Sayın Çelik.
BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Öncelikle, Sayın Kuzu’nun grubumuza dönerek, kürsüden, hakaretamiz
sözlerle, sinirli şekilde, azarlayıcı mahiyette hitapta bulunmasını şiddetle
kınıyorum.
BURHAN KUZU (İstanbul) – Kınarsın sen! Hakkımı koru, hakkımı!
ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) –
Ahlaklı ol, ahlaklı!
VII.- AÇIKLAMALAR
1.- Mersin Milletvekili Behiç
Çelik’in, CHP grup önerisine ilişkin açıklaması
BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Grup önerisi üzerinde şunu ifade
etmek istiyorum: Belediyeler gerçekten can çekişiyor ve 862 belediyenin
kapatılması ve 16 büyükşehir belediyesinin yeniden düzenlenmesiyle ilgili kanun
çıkarılırken de iktidar partisi iyi bir sınav vermedi ve bunu yüzüne gözüne
bulaştırdı ve 2009 seçimlerinde bu belediyelerden birçoğu, mahkeme kararıyla
tekrar tüzel kişiliğini kazanarak seçime girmiş oldular. Şu anda, yerel yönetimlerde büyük bir keşmekeş olduğunu görüyoruz.
Ayrıca, genel bütçeden belediyelerin aldığı payın fevkalade düşük
olduğunu görüyoruz. Bunun en az ikiyle çarpılması gerekmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çelik.
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Kumcuoğlu, buyurun
efendim.
Konu nedir efendim, önce bir öğreneyim.
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Sayın Başkan, biraz önce maalesef
Sayın Kuzu, sinirlerini kontrol edemedi. Buradan, kendisine yakışmayan,
profesör unvanına yakışmayan, bir komisyon başkanına yakışmayan tavırlar
sergiledi. Ben sükût ettim, söz istemedim, hak aramadım ama oradan biraz önce,
çok yakışıksız bir şekilde, bana hitaben “Hak etti.” dedi. Dolayısıyla
bu, çok büyük ayıp. Bu ayıbı kürsüden dile getirmesi lazım.
ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Özür
dilemesi lazım!
BAŞKAN – Hayır, ne dedi efendim, anlamadım ki ben?
ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) –
Azarladı Sayın Başkan.
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Ben neyi hak etmişim?
BAŞKAN – Ne dediğini ben anlamadım.
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Ben söz istemiyorum. Çıksın kürsüye,
benim neyi hak ettiğimi açıklasın. Çık!
BURHAN KUZU (İstanbul) – Bunu hak etti, bunu!
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Neyi hak etmişim ben? Ben neyi hak
etmişim? Çıksın, kürsüden açıklasın.
BURHAN KUZU (İstanbul) – Azarlanmayı hak ettin, azarlanmayı!
BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, yani ne hak edildi ne hak
edilmedi bilmiyoruz ki konuyu, yani bu nedir? Biri diyor ki: “Hak etti.”, biri
diyor ki: “Ne hak edildi?” Ben bu konuda bir şey söyleyemiyorum ki bilmiyorum.
ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) –
Sayın Başkan, hakaret etti, ondan sonra… Olur mu öyle
bir şey.
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Sayın Başkan, şu oturumu en iyi,
doğru dürüst idare edenlerden birisiniz. Lütfen bu tavrınızı…
BAŞKAN – Sayın Kumcuoğlu…
BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkanım, müsaade buyurun bir
açıklama getireyim. Şimdi, Sayın Başkanım…
BAŞKAN –Sayın Kumcuoğlu, oturun efendim.
Mikrofonunuzu açayım da bir dakika içinde söyleyin.
BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkanım, bakın…
BAŞKAN – Efendim?
BURHAN KUZU (İstanbul) – Şimdi, burada, benim söz hakkımı
kullanmamı “Bu niye konuşturuyor.” deyince “Sen bunu hak ettin.” dedim, mesele
bu, bundan ibarettir.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani böyle bir takdirin var mı?
BAŞKAN – Bir dakika efendim, bir dakika.
Sayın Kumcuoğlu, buyurun efendim.
BURHAN KUZU (İstanbul) – Yani sen bana “Burada konuşma.”
diyeceksin, ben de onu yapacağım öyle mi?
ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) –
Azarlama hakkını nereden buluyorsun sen!
BAŞKAN – Arkadaşlar, Sayın Şandır, Sayın Kumcuoğlu
konuşuyor.
Buyurun efendim.
ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Çocuğunu
mu azarlıyorsun. Ayıp!
BAŞKAN – Sayın Kumcuoğlu, buyurun
efendim.
Sayın Kuzu, oturun efendim lütfen yerinize.
Sayın Kumcuoğlu, buyurun.
ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Hadi
oradan sen!
BAŞKAN – Sayın Akcan, lütfen efendim.
Sayın Kumcuoğlu, mikrofonunuz açık
efendim.
ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) –Ne
zannediyorsun kendini. Muhatap olmaya değecek adam mısın?
BURHAN KUZU (İstanbul) – Sen ne zannediyorsun kendini!
BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)
2.- Aydın Milletvekili Ertuğrul Kumcuoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun,
kendisine hitaben söylediği “Sen bunu hak ettin.” ifadesine ilişkin açıklaması
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum ama
müsaade ederseniz evvela sükuneti sağlayın da ben
sesimi duyurabileyim.
BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen…
Durun, sürenizi yeniden başlatayım.
Buyurun efendim.
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Şimdi, öyle anlaşılıyor ki çok yoğun
çalışma temposu ve uykusuzluk nedeniyle Sayın Komisyon Başkanı sinirlerine
hâkim olamıyor ve nitekim de bir komisyon başkanına yakışmayacak şekilde, bu
müzakereler boyunca, buradaki 550 milletvekilinden biriyle hassaten uğraşıyor.
Hâlbuki ona düşen, komisyon başkanının getirdiği olgunluk ve vakar içinde bu
müzakereleri yürütmektir. Maalesef bunu becerecek durumda değil. İsterseniz
kendisini bir süre dinlenmeye alın. Sinirleri durgunlaşsın, aklı başına gelsin.
Ondan sonra da…
BURHAN KUZU (İstanbul) – Beraber gidelim, beraber!
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) –Hem de öyle Meclisin mehabetini bozmasın,
bizim buradaki huzurumuzu bozmasın. Görevimizi doğru dürüst yapalım, o da
görevini doğru dürüst yapsın, yoksa birisi gelir yaptırır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
(AK PARTİ sıralarından “Ne demek istiyorsun?” sesleri)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi
Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup
işleme alacağım.
V.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi
Parti Grubu Önerileri
(Devam)
2.- (11/11) esas numaralı gensoru
önergesinin, Genel Kurulun 29/4/2010 Perşembe günkü
birleşiminde görüşülmesine; gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün
ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi
28.4.2010
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 28.04.2010 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından,
TBMM İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel
Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Bekir
Bozdağ
Yozgat
AK
PARTİ Grup Başkan Vekili
Öneri:
24.04.2010 Tarihinde dağıtılan ve Genel Kurulun aynı tarihli 93
üncü Birleşiminde okunan Başbakanımız sayın Recep
Tayyip Erdoğan hakkındaki (11/11) esas numaralı gensoru önergesinin 29.04.2010
tarihli genel kurul gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler"
kısmında yer alması,
Genel Kurulun; haftalık olağan çalışma günlerinin dışında aşağıda
tarihleri belirtilen Pazartesi, Cuma, Cumartesi ve Pazar günlerinde de
toplanması ve aşağıda belirtilen saatlerde çalışması, bu birleşimlerde Gündemin
Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler Kısmında yer
alan işlerin görüşülmesi,
Genel Kurulun; 04.05.2010 Salı günkü birleşimde sözlü sorular ve
diğer denetim konularının görüşülmeyerek, Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler Kısmında yer alan işlerin görüşülmesi,
Genel Kurulun 29.04.2010 Perşembe günü saat 15:00'de
toplanması ve bu Birleşimde; 11/11 esas numaralı gensoru önergesinin Anayasanın
99 uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki
görüşmelerinin yapılması ve görüşmelerinin tamamlanmasına kadar Genel Kurulun
çalışmalarına devam etmesi,
Genel Kurulun; 02 Mayıs 2010 Pazar, 03 Mayıs 2010 Pazartesi, 05
Mayıs 2010 Çarşamba, 06 Mayıs 2010 Perşembe, 07 Mayıs 2010 Cuma, 08 Mayıs 2010
Cumartesi ve 09 Mayıs 2010 Pazar günlerinde 12:00-24:00
ve 04 Mayıs 2010 Salı günü ise 15:00-24:00 saatleri arasında çalışmalarını
sürdürmesi,
Genel Kurulun; 18 ve 25 Mayıs 2010 Salı günkü birleşimlerde bir
saat sözlü soruları müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek, Gündemin
Kanun Tasarı Ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler Kısmında yer
alan işlerin görüşülmesi, 05 ve 26 Mayıs 2010 Çarşamba günkü birleşimlerde
Sözlü Soruların görüşülmemesi,
Genel Kurulun; 18 ve 25 Mayıs Salı günkü birleşimlerde 15:00-20:00 saatleri arasında, 20, 26 ve 27 Mayıs 2010
Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerde ise 13:00-20:00 saatleri arasında
çalışmalarını sürdürmesi,
Önerilmiştir.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkan, eksik oldu bu, bir de
Filistin askısıyla falakaya yatırsınlar, tam olur o zaman, tam olur!
BAŞKAN – AK PARTİ grup önerisinin lehinde Yılmaz Tunç, Bartın
Milletvekili.
Sayın Tunç, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK
PARTİ grup önerisinin lehinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce
heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.
AK PARTİ grup önerisiyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27 Mayıs
saat 20.00’ye kadar olan süre içerisindeki çalışma gün ve saatleri öneriliyor.
Buna göre:
24 Nisan 2010 tarihinde dağıtılan ve Genel Kurulun aynı tarihli
93’üncü Birleşiminde okunan Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki
(11/11) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin 29 Nisan 2010 tarihli Genel Kurul
gündeminin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında yer alması öneriliyor.
Genel Kurulun haftalık olağan çalışma günlerinin dışında
pazartesi, cuma, cumartesi ve pazar günlerinde de toplanması ve bu
birleşimlerde gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi öneriliyor.
Genel Kurulun 4 Mayıs Salı günkü birleşiminde sözlü sorular ve
diğer denetim konularının görüşülmeyerek, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi
öneriliyor.
Genel Kurulun 29 Nisan 2010 Perşembe günü saat 15.00’te toplanması
ve bu birleşimde (11/11) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin Anayasa’nın 99’uncu
maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin
yapılması ve görüşmelerin tamamlanmasına kadar Genel Kurul çalışmalarının devam
etmesi öneriliyor.
Genel Kurulun, 2 Mayıs Pazar, 3 Mayıs Pazartesi, 5 Mayıs Çarşamba,
6 Mayıs Perşembe, 7 Mayıs Cuma, 8 Mayıs Cumartesi, 9 Mayıs Pazar günlerinde de
12.00-24.00 saatlerinde ve 4 Mayıs Salı günü ise 15.00-24.00 saatleri arasında
çalışmalarını sürdürmesi öneriliyor.
Genel Kurulun 18 ve 25 Mayıs Salı günkü birleşimlerinde bir
saat sözlü soruları müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin
“Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer
alan işlerin görüşülmesi, 5 Mayıs ve 26 Mayıs Çarşamba günkü birleşimlerde
sözlü soruların görüşülmemesi; Genel Kurulun 18 ve 25 Mayıs Salı günkü
birleşimlerinde 15.00-20.00 saatleri arasında, 20, 26 ve 27 Mayıs Çarşamba ve
Perşembe günkü birleşimlerinde ise 13.00-20.00 saatleri arasında çalışmalarını
sürdürmesi öneriliyor.
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – O günlerde millet aleyhine hangi
kanunları getireceksiniz?
YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27 Mayıs
Perşembe günü saat 20.00’ye kadarki çalışma gün ve saatlerini içeren AK PARTİ
grup önerisinin lehinde olduğumu belirtiyor, Türkiye Büyük Millet Meclisi
çalışmalarının ülkemize ve milletimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.
Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Grup önerisinin aleyhinde Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır.
Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabii, huzurlu, güzel bir müzakere günü tekrar diliyorum. Geçen
gün de dilemiştim, maalesef, yine birtakım tartışmalar yaşandı.
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Hep beraber yapalım.
MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Hep beraber tabii ki.
Bu da gösteriyor ki, artık, bu bardak, kova falan doldu, en küçük
damlada taşıveriyor ve sonuçta hepimizi rahatsız eden, üzen, bize yakışmayan,
bu Genel Kurula yakışmayan, milletimize karşı da haksızlık olan manzaraların
oluşmasına sebep oluyoruz. Dolayısıyla, ben, yine gönülden bugün ve devam eden
günlerde huzurlu, karşılıklı sabra dayalı, saygıya dayalı, nezaketli müzakere
yapılmasını, birlikte konuşulmasını, birlikte düşünülmesini temenni ederek
sözlerime başlıyorum.
AKP Grubunun vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde söz aldım.
Tabii, sayın grup başkan vekilleri bu haftanın çalışma saatlerini
belirlemişler; takdir kendilerinindir ama anlaşılıyor ki daha önce de ifade
ettiğimiz gibi bu “bitimine kadar” çalışma metodu doğru bir metot değil. Doğru
olmadığını şu geçen birkaç gün içerisinde yeniden, maalesef, üzüntülü birtakım
olaylara da şahitlik yaparak, tekrar gürdük. Şimdi bunu saat 24.00’e kadar
sınırlamışlar. Bu doğru bir yaklaşımdır ama şunu da getirir bununla beraber bu
doğru yaklaşım: Eğer saat 24.00’e kadar müzakereler tamamlanmaz, maddeler
üzerindeki oylama yapılamazsa bu da yeni bir hukuki sıkıntı getirecektir. Buna
da tedbir geliştirmelerini arkadaşlarımızdan beklemekteyiz.
Değerli milletvekilleri, grup önerisi birazdan oylanacak ve Meclisimizin,
Genel Kurulun bu haftaki çalışma saatleri belirlenecek; buna dayalı olarak da
Anayasa değişiklik tartışmalarının, müzakerelerinin 2’nci turu için
zannediyorum önümüzdeki hafta içinde bu saatlere bağlı olarak çalışacağız. Ben,
bu anlamda, bunu da fırsat ittihaz ederek bir iki hususu dikkatlerinize sunmak
istiyorum.
Değerli arkadaşlar, Sayın Meclis Başkanı birkaç defa kürsüden
okuyor: “İktidar olanların, önde bulunanların, kendisine emanet tevdi
edilenlerin sabırlı ve hoşgörülü olmaları bir kültür, yani bizim geleneğimizin
gereğidir.” Aslında hukukun da gereğidir. Ama, hani
bir söz vardır: “Fiziği zorlarsanız kimya da bozulur, ondan sonraki tüm alanlar
bozulur.” Şimdi göz göre göre bu Meclisi, bu Genel
Kurulu, bu sayın milletvekillerini on sekiz saat çalıştırırsanız, sonuç
itibarıyla… Sayın Kuzu; salonda görmüyorum, aleyhinde, arkasından konuşmuş
olmayalım ama, güzel şey söyleyeceğim.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Gelir biraz sonra.
MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Evet.
Yani, Sayın Kuzu’yu bile sonuç itibarıyla böyle bir noktaya
getirirsiniz. Yani Kuzu bile artık böyle bir başka şekle bürünüyor!
Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, sonuçları sorgularken sebepleri subjektif değil objektif değerlendirmek lazım. Niye bu
duruma geldi bu Meclis, bu insanlar niye bu duruma geldi değerli arkadaşlar?
SONER AKSOY (Kütahya) – Sayenizde!
MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Soner Aksoy, yaşı itibarıyla bu
Meclisin böyle olgun, dolgun, saygıdeğer bir üyesi ama o bile oradan laf
atıyor, “Sayenizde!” diyor.
Tabii, değerli arkadaşlar, tekrar ediyorum: Bu Meclisin yönetimi,
hatta ülkenin yönetimi size emanet edilmiş. Bunun idrakinde olun. Önde olanı
taşlarlar. Önde olan geriye dönüp de arkada olanlarla laf yarışına girerse…
İşte “Sayenizde!” demek hakkına sahip değilsiniz, “Sebebi sizsiniz!” demektir.
İki şey var: Bakın, biri, Sayın Meclis Başkanımızın veya Genel
Kurulu yöneten Başkanımızın tavırları gerçekten yaralayıcı. Dün akşam
yaşadığımız hadise bizi çok kırdı. Milletvekiliyle Meclis Başkanı alay etmemeli
arkadaşlar, alay etmemeli. Kişiliğine yakışmaz. Kişi olarak öyle bir yapısının
olmadığını biliyorum Sayın Meclis Başkanının ama söz isteyen bir
milletvekilinin söz hakkını alayla karşılarsa… Böyle bir hakkı yok. Buna
tepkisi, milletvekilinin ve o milletvekilinin ait olduğu grubun sözcülerinin
tepkisi tabii ki sert olacaktır, tabii ki sizi rahatsız edecektir. “Sayenizde!”
demek hakkınız yok.
Meclis Başkanı buradaki grup başkan vekilinin sözünü keser ve
böyle azarlayıcı bir şekilde “Otur yerine.” diye bağırırsa burada saygı kalmamış
demektir, burada nezaket kalmamış demektir, burada birlikte çalışmak arzusu
kalmamış demektir. Böyle bir şey olmaz değerli arkadaşlar. Bu yanlış. Keskin sirke küpüne zarar. Bu durum bu Meclise zarar, bu Meclisin
itibarına zarar, iktidar olarak iktidar erkine zarar.
Dolayısıyla, birinci husus bu. Meclisi yöneten yöneticilerin, gerçekten kendilerini Meclis
Başkanı olarak -vekilleri için de söylüyorum- görmeleri ve burada olaylara
taraf olmamaları gerekir. Sorun var, tartışıyoruz, herkes kendi bulunduğu noktadan,
baktığını, gördüğünü ifade ederken mutlaka karşıyı tenkit ediyor ve o tenkite
taraf olmamalı Meclisi yönetenler. Olmamalı. Olduğu takdirde, tartışmanın
içerisine Meclis Başkanı da çekilirse, e burada hakem olacak, hüküm cümlesi
kuracak kimse kalmaz. “Anarşi” dediğimiz hadise budur.
İkinci husus: Değerli arkadaşlar, bakın, ilk günden bu yana,
başlangıçtan bu yana bir şey söylüyoruz. Burada ne yaparsak yapalım, hangi
kanunu çıkartırsak, hangi konuda, hangi üslupla tartışırsak tartışalım, sonuç
itibarıyla, bir ortak sorumluluğumuz bulunmaktadır. O ortak sorumluluğumuz
Anayasa’nın 2’nci maddesinde yazılıdır: “Milletin huzuru, adalet duygusuna olan
güven ve dayanışma…” Birlikte çalışmayı geliştirecek bir sonuç hasıl etmekle görevliyiz.
Şimdi, Anayasa gibi çok temel bir hukuk belgesinde, yani bireyin,
toplumun ve devletin hukukunu belirleyen çok temel bir konuda bile eğer bu
Genel Kurul bu düzeyde bir ayrışmaya, bu düzeyde bir çatışmaya düşüyorsa
yapılanlar doğru değil, yapılanlar faydalı değil demek ki. Eğer bu Anayasa
tartışmaları üzerinde Meclis, bu düzeyde bir, bu seviyede bir tartışmanın içine
düşüyorsa yaptığınız iş milletin hayrına değil demektir. Israrla söylediğimiz
bu, ilk günden söylediğimiz bu.
Bakınız, bu Anayasa’nın sonunda bu Anayasa’nın değiştirildiği
tarihler yazıyor, “
Değerli arkadaşlar, kendi vicdanlarınızda sorgulayasınız diye
söylüyorum, bir tenkit olarak söylemiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Şandır, konuşmanızı tamamlayınız lütfen.
Buyurun efendim.
MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bitiriyorum efendim.
Onun için, tekrar ediyorum: Meclis yönetiminden başlayarak
grup başkan vekillerinden ve değerli iktidar partisinin milletvekillerinden
başlayarak suhulet ve sükûnetle, sabrederek, hoşgörü içerisinde, diyaloğa da açık olarak bir müzakere zemini oluşturmak
sorumluluğu öncelikle iktidar partisine, iktidar partisinin değerli
yöneticilerine aittir ama burada maalesef şu yaşadığımız sonuçlar, hiçbir
şekilde milletin huzurunu geliştirici, adalet duygusuna güveni geliştirici,
dayanışmayı, birlikte çalışma arzusunu geliştirici bir sonuç getirmemektedir.
Bu sebeple, değerli arkadaşlar, meseleyi tekrar tezekkür etmenizi
ve şu temennime katılmanızı istiyorum: Huzur içerisinde, sabırlı, hoşgörü
içerisinde, birbirimize sabrederek bir çalışmayı kurmak için herkes, özellikle
de yöneticiler, özenli olmak ve bir gayret içerisinde olmak mecburiyetindedir.
Bunu öncelikle iktidar partisinin yöneticilerinin takdirine sunuyorum.
Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.
Grup önerisinin lehinde Adıyaman Milletvekili Sayın Ahmet Aydın,
buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
bugünkü Danışma Kurulunda oy birliği sağlanamadığından, toplanamadığından İç
Tüzük 19 gereğince AK PARTİ olarak bizler 27 Mayısa kadarki süre içerisindeki
çalışma gün ve saatlerini belirleyen bir grup önerisiyle geldik.
Grup önerisiyle, değerli arkadaşlar, Genel Kurulun haftalık olağan
çalışma saatleri belirleniyor ve bu manada özellikle pazartesi, cuma, cumartesi
ve pazar günlerinin de toplanması, bu birleşimlerde gündemdeki kanunlardaki
sırasına göre ve komisyonlardan gelen diğer işlere göre çalışmaların yapılması
öngörülüyor. Genel Kurulun 4/5/2010 Salı günkü
birleşiminde sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin
“Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer
alan işlerin görüşülmesi öngörülüyor. Yine yarın yani perşembe günü, 29’unda
saat 15.00’te Genel Kurulun toplanmasıyla birlikte bu birleşimde (11/11) esas
numaralı Gensoru Önergesi’nin Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme
alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin yapılması ve bu görüşmelerin tamamlanmasına
kadar Genel Kurulun çalışmalarının devam etmesi öngörülüyor.
Yine grup önerimizle birlikte, değerli arkadaşlar, 2 Mayıs
Pazar günü, 3 Mayıs Pazartesi, 5 Mayıs Çarşamba, 6 Mayıs Perşembe, 7 Mayıs
Cuma, 8 Mayıs Cumartesi ve 9 Mayıs Pazar günlerinde saat 12.00 ile 24.00
arasında çalışmaların, 4 Mayıs Salı günü ise 15.00-24.00 arası çalışmanın
yapılması takvime bağlanmış. Genel Kurulun 18
ve 25 Mayıs Salı günkü birleşimlerinde ise bir saat sözlü soruları müteakip,
gündemdeki kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi öngörülüyor. 5 ve 26 Mayıs
2010 Çarşamba günkü birleşimlerde de sözlü soruların görüşülmemesi öngörülüyor.
Yine değerli arkadaşlar, getirmiş olduğumuz grup önerimizle
birlikte, 18 ve 25 Mayıs Salı günkü birleşimlerde 15.00-20.00 arası, 20, 26 ve
27 Mayıs Çarşamba, Perşembe günkü birleşimlerde ise 13.00-20.00 saatleri
arasında çalışmaların sürdürülmesi önerilmiştir.
Perşembe günkü gensorudan sonra, çalışma takviminde gündemdeki
kanunların sıra ve sayısına göre görüşmelere devam edilecek diyor, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Grup önerisinin aleyhinde Tayfun İçli, Eskişehir
Milletvekili.
Buyurun efendim.
H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, sizleri saygıyla
selamlıyorum.
AKP grup önerisi aleyhinde söz aldım.
Değerli arkadaşlarım, AKP grup önerisinde, önümüzdeki günlerle
ilgili çalışmaların ne şekilde yapılacağı kararlaştırılıyor.
Değerli arkadaşlarım, bugün, Anayasa Değişiklik Teklifi’nin ilk
tur görüşmeleri tamamlanacak. Her zaman söylediğim gibi, Türkiye’nin gerçek
gündeminde açlık var, yoksulluk var, zamlar var, geçim derdi var ama biz burada
ısrarla, inatla, bir Anayasa Değişiklik Teklifi’ni görüşmeye çalışıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, gelin bu inattan vazgeçin. Türkiye kilitlendi, Başbakan
Ankara dışına çıkamıyor, bakanlar çıkamıyor, milletvekilleri burada neredeyse
tutsak. Sabahlara kadar çalışıyoruz, daha, o gün devam, üç, dört saat sonra
tekrar çalışıyoruz.
Şimdi asıl konuya geleceğim, bakın, önümüzdeki süreçte mağduriyet
edebiyatı yapma devri bitmiştir, ağlama devri bitmiştir çünkü belirli konularda
uyarılar yapılmazsa, ikazlar yapılmazsa diyebilirsiniz ki: “Ya, biz, işte,
bilmiyorduk, işte, mağdur olduk, bizi Anayasa Mahkemesi mağdur etti.” gibi.
Bakın, değerli arkadaşlarım, çok değerli bir hukukçu, Anayasa
hukukçusu Andrew Arato’nun, işte, geçtiğimiz günlerde
gazetede açıklamalarını gördük. Sami Selçuk, Yargıtay Onursal Başkanı Sayın
Sami Selçuk ki sizin birçok icraatınızı da yeri geldiğinde övmüş bir bilim
adamı, bir üniversitede ders veriyor ve Yargıtay Onursal Başkanlığı yapmış.
Yine sizin siparişiniz üzerine 2007 seçimlerinden sonra sivil Anayasa taslağını
hazırlayan Sayın Özbudun’un söylemlerine bakın. Bakın
Sayın Özbudun da sizi ikaz ediyor. Bu teklifin birçok
maddesine katıldığı gibi katılmadığı yerleri var ve diyor ki Özbudun: “Anayasa Mahkemesinin 10 ve 42’yle ilgili verdiği
karar bir içtihattır.” Şekil incelemesi yapacaktır, şimdi ona değineceğim. Bakın,
bu uyarılara, değerli arkadaşlarım, kulak asmıyorsunuz. Bugün görüşeceğimiz bu
parti kapatmayla ilgili 8’inci maddenin, ki
Anayasa’nın 69’uncu maddesidir, burada yapılacak değişikliklerin Anayasa
yürürlüğe girmeden önce açılmış bulunan kapatma davalarına da uygulanacağına
dair bir hüküm getiriyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, AKP hakkında bir kapatma davası yok,
herhangi bir siyasi parti hakkında bir kapatma davası yok. Bu
teklifi hazırlayan arkadaşlarımız Anayasa’nın arkasından dolanmak suretiyle, bu
teklifin eğer Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçmesi hâlinde, Anayasa
Mahkemesinde bir kapatma davası açılacağını öngörerek şimdiden tedbir almaya
çalışıyor yani Sayın Özbudun’un görüşünü, birçok
Anayasa hukukçusunun görüşünü çok ciddiye alıyor ve diyor ki: Bir içtihat
oluşmuştur, bu içtihat gereğince Anayasa 148’inci maddesine göre biçim, şekil
incelemesi yapacak Anayasa Mahkemesi Anayasa’nın değişmez, değiştirilmez
hükümlerini siz eğer değiştirmeyi teklif etseniz dahi onu teklif edenler
hakkında, parti yöneticileri hakkında bir kapatma davası açılabileceğini çok
net söylüyor.
Değerli arkadaşlarım, bakın, bir milletvekili olarak size
yalvarıyorum, yapmayın. Bakın, Türkiye’yi kilitledik. Bakın, geri döneceği çok çok belli olan… Ve bu teklife, size destek olan birçok
saygın hukukçu bunu söylüyor. Bakın, açıyorum, bu içtihat dedikleri olay...
Bakın değerli arkadaşlarım, bir de hukuk sisteminde içtihatlar, olağanüstü bir
durumda değişiklik olmazsa yani ülkede olağanüstü şartlar olmazsa, zaman
geçmezse, mahkemelerin o kararları, içtihat dedikleri kararları yani istikrar
kazanmış kararları değişmez.
Bakın, bu karar, daha üzerinden bir buçuk sene geçmedi ve
Anayasa Mahkemesi çok net olarak diyor ki: Buna dayalı olarak Anayasa
değişikliğine ilişkin tekliflerin her şeyden önce Anayasa’nın “Başlangıç”
bölümü ile 1 ve 2’nci maddelerinde yer alan ilkelerde en küçük bir sapmayı veya
değişikliği öngöremeyecekleri, değişikliklerin sözü geçen ilkelerin tümü veya
herhangi birini hedef alması durumunda teklif edilemeyecekleri ve yasama
meclisince kabul edilemeyecekleri... Devam ediyor ve
diyor ki: Teklif edilebilir olmayan bir Anayasa değişikliğinin -148’inci
maddenin ikinci fıkrasında öngörülen teklif- çoğunluğu koşulunun yerine
getirilmiş olması, hukuken geçersiz nitelikteki bir yasama tasarrufunun, sırf
sayısal çokluğun gücüyle etkin kılınamayacağını ifade ediyor.
Değerli arkadaşlarım, yine geçtiğimiz günlerde Anayasa’nın
175’inci maddesinden söz ettim. Anayasa’nın 175’inci maddesi 1987’de
değiştirilirken teklif sahiplerinin tutanağa geçen görüşlerini sizlere arz
ettim. Diyor ki: “Farklı farklı konular birlikte
referanduma sunulamaz.” Yani bu teklifin içinde, otuz maddenin içinde,
birbiriyle hiç alakası olmayan, çocuk haklarıyla HSYK’yı,
Anayasa Mahkemesiyle sendikal hakları birden, hepsini birlikte referanduma
götüreceksiniz!..
Bakın, Anayasa Mahkemesinin mürekkebi kurumayan bu
kararında, sayısal teklif çoğunluğunuz olsa dahi Anayasa’nın 175’inci maddesini
değiştiremeden bunu bu şekilde halkın önüne sunarsanız, bu, bir kere şekil
yönünden de hatalı olacağı gibi, dediğim gibi, teklif edilemezlik yasağına
aykırı olması sebebiyle Anayasa’nın 68’inci maddesinde kendisine yükümlülük
yüklenen Cumhuriyet Başsavcısı, bu teklif Türkiye Büyük Millet Meclisinde
yasalaştığı an bir kapatma davası açmak zorundadır; açmazsa, Anayasa’ya aykırı,
Siyasi Partiler Yasası’na aykırı davranmış olacak.
Size yalvarıyorum, bu inattan vazgeçin. Türkiye’yi gerilime
sokmayın değerli arkadaşlarım. Türkiye’nin gerçekten çok çok
önemli konuları var. Bu konuları niye şey yapmıyoruz?
Bakın, teklifte cumartesi, pazar, pazartesi her gün çalışacağız.
Kırk sekiz saat bir boşluk var ya ikinci tur görüşmeler olabilmesi için, oraya
da gensoruyu koyacağız.
Değerli arkadaşlarım, böyle bir çalışma usulü, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin, yok. Yani yine de söyledim, öncelikle görüşmekle, ivedilikle
görüşmek farklı farklı kavramlar. Ne kovalıyor yani
niye bu kadar inat ediyoruz? Niye bu kadar toplumu geriyoruz? Niye Türkiye
Büyük Millet Meclisini geriyoruz? Niye birbirimize saygısızlık etmek konusunda
olağanüstü çaba sarf ediyoruz?
Bakın, Değerli Komisyon Başkanı kendisine bir sataşmadan dolayı
“Ben bir bilim insanıyım.” dedi. Doğrudur, profesör titri
var. Ama ben sizi hem uluslararası hem de kendi ülkemizdeki bilim insanlarının
bu konulardaki, bir kısmını… Birçok anayasa hukukçusu benim bu söylediklerimi
ısrarla söylüyor, fırsat bulabildikleri ölçüde ve halka aktarmak gibi bir niyet
varsa, kimi basın organları, televizyonlarımız bunu aktarıyor. Bu ülke bizim
ülkemiz. Biz düşman kardeşler değiliz.
Bakın, 12 Eylül Anayasası nasıl bugün tartışılıyorsa ve 12
Eylül Anayasası, Danışma Meclisinde kullanılan oylar bugün Türkiye Büyük Millet
Meclisinde, ret mi, çekimser mi gibi tartışılıyorsa, yarın bir gün bu tasarruf,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin bugün yapacağı tasarruf üniversitelerde isim isim zikredilmek suretiyle, kimler oy verdi, hangi bilim
insanları suskun kaldı ve suskun kalmakla suç ortağı oldu, bunlar hep
yazılacak, üniversitelerde bunlar anlatılacak. Kendi illerimize gittiğimiz zaman bu teklifin toplumda yarattığı
olumsuzluklar, ekonomide yarattığı olumsuzluklar, milletvekillerine, halk
tarafından hesabı sorulacak.
Dün hayvancılığın sorunlarını konuştuk. Bakın, burada “Artık
insanlar et kaynatmıyor tencerede, kemik kaynatıyor.” dedim. Benden sonra söz
alan arkadaşımız, kemiğin ne kadar faydalı olduğunu; onunla ilgili, mutlaka
kemik de yenmesi gerekir diye çok ciddi birtakım şeyler söyledi.
KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Kemikten bahsetmedi, kemik suyundan
bahsetti. Karıştırma şimdi.
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, yani asıl olan
eti yemek. Eti bulamayan insan kemik yer.
KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – “Kemik suyu “ diyor. Karıştırmayın.
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Tabii ki kemiği sirkede kaynatırsanız
bebeklerin kemiksel gelişimi için iyidir. Onu doktor olan arkadaşlarınız burada
çıkar anlatır ama burada, bu derece, et konusundaki ciddi olayda bile kemik
yemenin faydalarını anlatıyor arkadaşımız.
MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) – “Kemik suyu” dedi.
KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Kemik ayrı, kemik suyu ayrı.
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – İşte kemik suyu, kemik suyu, yani et
tenceresinde kemik suyu.
Değerli arkadaşlarım, siz AKP olarak, halkımızın et yerine kemik
suyu içmesini yeğliyorsanız bu sizin probleminiz.
ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Bu bizim problemimiz, kendimiz çözeriz.
Sen kendi işine bak!
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Gittiğiniz zaman çiftçiye anlatacağınız
değil et meselesi, çiftçi meselesi ama büyük kentlerde, kentin varoşlarında et
yiyemeyenlere, hani vardı o, Fransa’da, işte “Ekmek bulamadı, pasta yesin.”
Sizinki biraz ona benziyor ama biraz tersi. “Et bulamazsa kemik suyu içsin.”
diyorsunuz ve bunu, inanarak laf atıyorsunuz. Yani beni aslında üzen, bir
siyasetçi olarak inciten olay o.
Yine o arkadaşımız diyor ki: “Ben hukukçu değilim, ben çiftçiyim,
şudur, budur. “ Doğrudur arkadaşlar. Ama bakın, ben hukukçu olarak...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın İçli, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun efendim.
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Bitiriyorum Değerli Başkanım.
Bakın, ben hukukçu olarak birçok mahkemede, kimi zaman, tanık,
yani izlediğim zamanlarda şunu gördüm: Yargıç soruyor hırsızlık yapana “Oğlum,
sen hırsızlık yapmışsın.” diyor veyahut dolandırıcılık, herhangi bir suç
isnadında bulunuyor. “Hayır efendim, ben yapmadım.”
diyor. “Oğlum, cebinde yakalamışlar.” diyor. “Efendim, cebime polis koymuş.”
diyor, lafın gelişi. “Evladım, kamera kayıtları var.” O sanık sürekli bir inkâr
etmek durumunda.
Değerli arkadaşlarım, teşbihte hata olmaz. Size ha bire bir şeyler
söylüyoruz, siz kendinizi “ama”larla, “ancak”larla savunmaya kalkıyorsunuz. Siz savunma durumunda
değilsiniz, ben de iddia makamı durumda değilim. Burada bir anayasa yapıyoruz.
Anayasalar toplumsal sözleşmelerdir. Burada yapacağımız her şey Türkiye'nin
geleceğini ilgilendirir.
Ben tekrar sizden rica ediyorum, bir arkadaşınız olarak, bir
milletvekili olarak uyarı görevimi yapıyorum, gelin bu inadınızdan vazgeçin,
Türkiye'nin gerçek gündemine dönelim. Ülkemiz için, halkımız için, milletimiz
için yararlı kanunlar çıkartalım diyorum, hepinize saygılar sunuyorum.
Teşekkür ederim. (DSP sıralarından alkışlar)
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Yaptığımız tam da o Tayfun Bey.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
AK PARTİ grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler…Öneri kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, birleşime on beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 13.29
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 13.44
BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN
KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN
(Giresun), Fatih METİN (Bolu)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
97’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
Alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve
gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler”
kısmına geçiyoruz.
1'inci sırada yer alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)
BAŞKAN – Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
2'nci sırada yer alan, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)
BAŞKAN – Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
3'üncü sırada yer alan, Milletlerarası Para Fonu ile
Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine
Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden
devam edeceğiz.
3.- Milletlerarası Para Fonu ile
Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki
Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)
BAŞKAN – Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
4’üncü sırada yer alan, Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun
ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın; Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm komisyonları raporlarının görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
4.- Kooperatifler
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kooperatifler
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm
Komisyonları Raporları (1/811, 2/633) (S. Sayısı: 496)
BAŞKAN – Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
5’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı
İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin; 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve
Anayasa Komisyonu Raporu’nun birinci görüşmesine kaldığımız yerden devam
edeceğiz.
5.- Adalet ve Kalkınma Partisi
Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin,
7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve
Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (x)
BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.
Hükûmet? Yerinde.
Dünkü birleşimde teklifin 25’inci maddesinin oylaması
tamamlanmıştı.
26’ncı maddeye bağlı geçici 18’inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 26- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına aşağıdaki geçici
maddeler eklenmiştir.
“GEÇİCİ MADDE 18- Bu Kanunun 8 inci maddesiyle Anayasanın 69 uncu
maddesinde yapılan değişiklikler, Anayasa Mahkemesinde görülmekte olan
davalarda da uygulanır. Ancak, siyasî partilerin malî denetiminin Sayıştay
tarafından yapılacağına ilişkin hükümleri, siyasî partilerin 2009 yılına ait
denetimleri hakkında uygulanmaz; 2009 yılına ilişkin malî denetimler Anayasa
Mahkemesince yapılır.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 26’ncı maddeye bağlı geçici
18’inci madde üzerinde ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kırşehir
Milletvekili Sayın Metin Çobanoğlu’na aittir.
Sayın Çobanoğlu, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakikadır.
MHP GRUBU ADINA METİN ÇOBANOĞLU (Kırşehir) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 497 sıra sayılı Anayasa Değişikliği Teklifi’nin 26’ncı
maddesine bağlı geçici 18’inci madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu
adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, dokuz günlük bir maratonunun ilk etabını
bitirmek üzereyiz. Gerçekten çok yoğun bir çalışma oldu. Meclise şöyle bir
baktığımızda bu yorgunluğu görmemiz mümkün. Çok sayıda arkadaşımız da bugün
salonda bulunmuyor. Tabii, bu kadar yoğunluğa, bu kadar sıkıştırmaya gerek var
mıydı? Bunu, bu teklifi getirenlerin takdirine bırakıyorum.
(x) 497 S. Sayılı Basmayazı 19/04/2010 tarihli
88’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.
Değerli milletvekilleri, bu Anayasa Değişiklik Teklifi, uzlaşma
üzerine tesis edilememiş ve uzlaşma olmadan yani toplumsal uzlaşma metni hâline
getirilememiş, iktidar partisinin, AKP’nin bir Anayasa teklifi olarak gelmiş ve
dokuz gündür de bu görüşmeler devam etmektedir. Keşke uzlaşılsaydı, toplumsal
bir metin hâline gelseydi ve bu kadar kavga, gürültü, tartışma da bu Mecliste
çıkmasaydı, ama bu fırsat kaçırılmıştır.
Değerli milletvekilleri, bu Anayasa, AKP’nin ihtiyaçlarına göre
düzenlenmiş ve bir AKP Anayasası olarak da tartışmaları uzun süre devam
edecektir. Üzülerek söylüyorum: Hukuk devleti ilkemiz, kuvvetler ayrılığı
prensiplerimiz bu anlamda hiçe sayılmıştır. Bu değişikliklerle, yargı
yürütmenin kuşatması hâline getirilmiş ve yürütme yargıyı istediği gibi
yönlendirecek bir noktaya gelmiştir.
Değerli arkadaşlarım, bu, ülkemiz açısından, hukuk devletimiz,
kuvvetler ayrılığı prensipleri açısından ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin
geleceği açısından hepimizi ciddi endişelere sevk etmektedir. Bu konuyla ilgili
bu Anayasa değişikliği teklifi gündeme gelmeden önce de Adalet ve Kalkınma
Partisinin birtakım uygulamalarından hepimiz rahatsızlık duyar hâle gelmiştik,
ülkemizin geleceğiyle ilgili endişelere kapılmıştık. Bakın, iki örnek vermek
istiyorum: Habur’da yaşanan rezalete hep beraber
şahit olduk, Habur’da Kandil’den gelen PKK’lı
teröristlerle ilgili yapılan hukuk dışı uygulamalara hepimiz şahit olduk ve
oradaki uygulamaları endişeyle takip ettik.
Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinde ifade veren bir sanık Habur’la ilgili aynen şunları mahkeme kayıtlarına
geçirmiştir: “İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay’la yapılan görüşmede, İçişleri
Bakanı, hâkimleri, savcıları ayarladığını, hiçbir teröristin tutuklanmayacağını
bize ifade etmiştir.” Bu, Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin zabıtlarına
geçmiş bir ifadedir. Değerli milletvekilleri, tabii İçişleri Bakanı tarafından
yalanlanmıştır ama olayın seyrine bir bakalım.
Habur’dan teröristler
giriş yapıyor ve malum şovlarıyla da hepimizi endişeye sevk ediyor fakat
İçişleri Bakanının Müsteşarı Habur’da. Hâkimler,
savcılar Habur’da geçici mahkeme kuruyorlar. Bizim
hukuk usulümüzde böyle bir şey yok.
Ayrıca, değerli milletvekilleri, gelenler asla ve asla bir
pişmanlık emaresi göstermiyorlar. Orada, kendilerine soruyorlar: “Pişman
mısınız?” Cevap: “Biz –İmralı canisini kastederek- önderimizin talimatlarıyla
geldik. Pişman değiliz, barış elçisiyiz.” Peki, hâkimler, savcılar ne yapıyor?
“Yaz kızım, pişman oldukları anlaşılmıştır.”
Şimdi, değerli milletvekilleri, böyle bir hukuk anlayışı, yargının
üzerinde idarenin böyle bir baskısı, bu Anayasa değişiklikleri olmadan önce
meydana gelmiş ve hepimizi endişeye sevk etmiştir. Erzincan Savcısının
tutuklandıktan sonra bir sözü var, diyor ki: “Artık hiç kimse güvence altında
değildir.”
Değerli milletvekilleri, hukuk hepimize bir gün lazım olacaktır.
Size göre ayrı, bize göre ayrı hukuk olmaz. Hukuk devleti olacaksak, mutlaka ve
mutlaka hâkimlerin, savcıların tarafsızlığını korumak durumundayız ama üzülerek
söylüyorum, gelinen nokta itibarıyla, bu ortadan kaldırılmak durumundadır.
Değerli milletvekilleri, İçişleri Bakanımızın 10 Kasım 2008
tarihinde Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptığı bir konuşma var. Diyor ki:
“Belediye başkanları seçilmişlerdir. Seçilmişleri görevden almak doğru
değildir, görevden almamak için gayret ediyoruz, bu konuda çok titiz
davranıyoruz.” Bu sözlerine katılıyorum. Zaten İçişleri Bakanının bir belediye
başkanını görevden alması Anayasa’nın 127’nci maddesinde istisna bir görevdir,
her zaman başvurulacak bir konu değildir ama Adana Büyükşehir Belediye Başkanı
söz konusu olunca İçişleri Bakanı 10 Kasım 2008’de konuştuklarını unutuyor ve
alelacele Adana Büyükşehir Belediye Başkanını görevden alıyor. Tabii, Belediye
Başkanı da bu konuyla ilgili idare mahkemesine başvuruyor.
Değerli arkadaşlarım, tabii, Belediye Başkanı da kendi
savunmasını yapacaktır ama 24 Nisanda burada arkadaşlarımız Adalet Bakanımıza
bir soru sordular, dediler ki: “Tam Adana İdare Mahkemesinde Adana Büyükşehir
Belediye Başkanıyla ilgili bir karar verileceği günde Adalet Bakanının Müsteşar
Yardımcısı Adana’ya gelmiş midir, Adana’da Bölge İdare Mahkemesi Başkanıyla
görüşmüş müdür, toplantı yapmış mıdır?” diye sorular sordular. Sayın Ergin de bu soruları cevaplandırdı, dedi ki: “Adalet
Bakanlığı Müsteşar Yardımcımız 13.00 uçağıyla Adana’ya gitmiştir, Bölge İdare
Mahkemesine uğramamıştır, doğrudan Mersin’e geçmiş, Mersin adliye binasının
temeliyle, zemin etütleriyle ilgili incelemelerde bulunmuştur. Yani Bölge İdare
Mahkemesi Başkanıyla görüşmemiştir, toplantı yapmamıştır.”
Değerli milletvekilleri, ben, size bir resim göstermek istiyorum.
AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara) – Bakana ver, Bakana!
METİN ÇOBANOĞLU (Devamla) – Bu resim Mersin’de, Adliye Binası’nın
temelinde incelemelerde bulunuyor Müsteşar Yardımcısı. Yanında kim var biliyor
musunuz? Adana Bölge İdare Mahkemesi Başkanı Sayın Ali Yaşar Yurdabak.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Şimdi Bakan istifa edecek mi?
METİN ÇOBANOĞLU (Devamla) – Evet, değerli milletvekilleri, böyle
bir şey olur mu?
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Bakanı istifaya davet et!
METİN ÇOBANOĞLU (Devamla) – Sayın Bakan yalanladı,
“Görüşmemiştir.” dedi ve son derece kritik bir dönemde bu ziyaret
gerçekleştiriliyor. Yani, Türkiye’de birçok adliye binası yapılıyor ama Mersin
Adliye Binası’nın zemin etütleriyle ilgili, Müsteşar Yardımcısı, Adana
aktarmalı Mersin’e gidiyor ama yanında kim var? Adana Bölge İdare Mahkemesinin
Başkanı.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Bir araya gelmemeleri gereken kişiler mi?
YILMAZ TANKUT (Adana) – Bırak Allah’ını seversen ya! Ne
konuşuyorsun ya! Utanmadan konuşuyorsun bir de!
OKTAY VURAL (İzmir) – Böyle yargı mı olur?
METİN ÇOBANOĞLU (Devamla) – Değerli milletvekilleri, şunu anlarım:
Adana Başsavcısı, Başsavcı Vekili olsa diyeceğim hiçbir şey yok.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YILMAZ TANKUT (Adana) – Nasıl bir iddiayla konuşuyorsun? Özür
dileyeceğine konuşuyorsun! Sahtekâr adam!
BAŞKAN – Lütfen efendim, karşılıklı konuşmayalım, hatibi
dinleyelim.
İki dakika ek süre verdim Sayın Çobanoğlu.
METİN ÇOBANOĞLU (Devamla) – Ama, böyle
bir kritik dönemde, Adana Büyükşehir Belediyesiyle ilgili olarak bir karar
verileceği bir anda, Müsteşar Yardımcısının, Adana’ya ve Bölge İdare Mahkemesi
Başkanıyla birlikte Mersin’e geçmelerini doğru bulmuyoruz. Bu hukuku
yönlendirmedir, bu gerçekten yürütmenin yargı üzerindeki baskısının bir
neticesidir.
Değerli milletvekilleri, şuna hiçbir itirazımız yok: Bu ülkede kim
suç işliyorsa hesabını vermek durumundadır. Bir gün bu hesabı sizler de
vereceksiniz, bundan kaçmanız mümkün değil. Kim işliyorsa, bağımsız yargıda
hesabını versin ama şunu doğru bulmuyoruz: Bir seçimde kaybetmenin hesabı, öbür
seçimde vatandaşın vereceği oylarla görülür.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bakan da doğru söylemeli.
METİN ÇOBANOĞLU (Devamla) – Siz eğer 29 Martta Adana’da
kaybettiğiniz seçimleri, Belediye Başkanını, İçişleri Bakanının yetkisiyle
görevden alıp bu konuda karar verileceği gün Adalet Bakanını, Müsteşarını
Adana’ya gönderiyorsanız, Mersin’de Bölge İdare Mahkemesi Başkanıyla birlikte
fotoğraflanıyorsa, bu konuda haklı endişelerimizin ortaya çıktığının bir
resmidir.
Değerli milletvekilleri, suç oluşturmak, suç icat etmek, böyle bir
şeyi kabul etmemiz mümkün değildir. Yasal olarak, bağımsız yargıda gereğini
yapın. İstediğiniz kadar müfettiş gönderin, istediğiniz kadar inceletin ama suç
yaratmayın, suç icat etmeyin ve bu şekilde de insanları sıkıntıya sokmayın
değerli milletvekilleri.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yanıltmayın, yanıltmayın.
METİN ÇOBANOĞLU (Devamla) – İşte bu bir ibret vesikasıdır.
OKTAY VURAL (İzmir) – Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanı
yapar mısın? Sen yapar mısın Sayın Kuzu, bunu yapan adamı yapar mısın yani?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Hükûmet burada.
METİN ÇOBANOĞLU (Devamla) – Bunu, özellikle kamuoyuna da, sizlerin
de dikkatlerine sunuyorum.
Değerli milletvekilleri…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Çobanoğlu, ek süreniz de doldu. Sadece Genel Kurulu
selamlayabilmeniz için mikrofonu tekrar açıyorum.
METİN ÇOBANOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Gerçekten, bu değişiklikle ilgili endişelerimiz var. İşte biraz
önce söylediğim bu iki örnek -bu örnekleri çoğaltabiliriz- hepimizi endişeye
sevk etmektedir. Bundan bir an önce geri dönmenizi tavsiye ediyor, hepinize
saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Çobanoğlu, teşekkür ederim.
OKTAY VURAL (İzmir) – Böyle mi yargının bağımsızlığını
sağlayacaksınız?
BAŞKAN – Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına, Iğdır
Milletvekili Sayın Pervin Buldan hitap edeceklerdir grupları adına. (BDP
sıralarından alkışlar)
Sayın Buldan, buyurun.
Sizin de süreniz on dakikadır efendim
OKTAY VURAL (İzmir) – Bak, Sayın Kuzu, böyle; “Bağımsız yargı
istiyoruz.” dediğiniz, bu yargı işte. Yaa…
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Bu yargı mevcut yargı.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ben doğrusu merak ettim, 26’ncı
maddeyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi ne söylemek istiyor.
OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, bunlar gülüp geçilecek hususlar, değil
mi?
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Adalet Bakanının doğruyu söylemeyeceği
belliydi.
BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, bir hatibi kürsüye davet ettim.
ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Adalet Bakanlığı yalan söylemesin.
BAŞKAN – Lütfen kendi aramızda konuşmayalım. Değerli arkadaşlarım…
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – 26’ncı maddeyi ilgilendiriyor mu
Sayın Kılıçdaroğlu?
BAŞKAN – Lütfen…
OKTAY VURAL (İzmir) – Valla ilgilendiriyor çünkü siz yandaş yargıç
oluşturmak istiyorsunuz, yargıyı siyasileştirmek istiyorsunuz.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – “Görüşmedi.” diyor.
BAŞKAN – Sayın Ünal, Sayın Kılıçdaroğlu,
Sayın Akıncı, lütfen…
OKTAY VURAL (İzmir) – Yalan söylemesin.
BAŞKAN – Efendim, değerli arkadaşlarım, lütfen…
Sayın Buldan, buyurun efendim, siz konuşmanıza başlayın.
OKTAY VURAL (İzmir) – Öyle nutuk atmaya benzemiyor.
BDP GRUBU ADINA PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri…
MUSTAFA ÜNAL (Karabük) – Teklifi okumuyorsunuz siz herhâlde.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Aynen sizin yaptığınız gibi.
OKTAY VURAL (İzmir) – Aynen öyle, değil mi?
PERVİN BULDAN (Devamla) – …Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı
Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 26’ncı maddesinin
geçici 18’inci maddesi üzerinde konuşmak üzere Barış ve Demokrasi Partisi Grubu
adına söz almış bulunmaktayım. Konuşmama başlarken Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum.
Üzerinde konuşmak üzere söz almış bulunduğum geçici 18’inci
maddede Anayasa Mahkemesi önünde derdest durumda olan kapatma davaları hakkında
Anayasa’nın 69’uncu maddesinde yapılan değişikliğin bir bütün olarak
uygulanacağı hükme bağlanmaktadır.
Anayasa’nın temel ilkelerinden biri de toplumsal çeşitliliğin ve
dolayısıyla da toplumsal çoğulculuğun bir tezahürü olan siyasal çoğulculuğu
güvence altına almaktır. Demokratik sistemlerde siyasi partiler, demokrasinin
inşasında ve ülke yönetiminde izlenecek yolların belirlenmesinde, başka
kurumlar tarafından ikame edilmeyecek bir yer işgal etmektedir. Bu bakımdan,
siyasi partiler, siyasal katılımın doğrudan ve önde gelen araçlarıdır. Bu
nedenledir ki siyasi partilerin demokrasinin ve aynı zamanda siyasal yaşamın
vazgeçilmez unsurları olduğu üzerinde yaygın bir kanaate varılmıştır. Ancak
uygulamada bu kanaatin çok da dikkate alınmadığına ve demokratik ilkeler dışına
çıkılarak partilere ağır cezai yaptırımların uygulandığına ve kapatıldıklarına
tanık olmaktayız ve hatta bu durumun mağduriyetlerini yaşayan siyasetçileriz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siyasi partilerin varlık
kaynağı siyasal özgürlükleridir. 1961 ve 1982 darbe anayasalarında da bu
noktaya vurgu yapılmış ve siyasi partilerin siyasal yaşamın vazgeçilmez
unsurları oldukları belirtilmiştir. Ancak Anayasa’nın sahip olduğu ideolojik
bakış açısı siyasi partilerin kapatılmalarına kaynaklık etmiştir. Türkiye
Cumhuriyeti tarihi parti kapatılmalarının istikrarlı bir şekilde
gerçekleştirildiği bir dönemdir. Onlarca parti askerî mahkemeler tarafından
kapatılmış, 1980 darbesinden sonra da bu görevi Anayasa Mahkemesi devralmıştır.
Militarist bir anayasayla yönetilen bir ülkede Anayasa Mahkemesinin verdiği
kararların sivil olmasını beklemek elbette mümkün değildir. Örneklerini birçok
defa gördük, Yargıtay ve hatta devlet güvenlik mahkemeleri tarafından
incelenerek suç unsuru bulunmamış sözler nedeniyle Anayasa Mahkemesi, partileri
kapatmıştır. Nitekim, siyasi partiler kapatılmaları
bakımından derneklerden dahi daha savunmasız konumlarda kalmışlardır.
Şu konuda sanıyorum hepimiz hemfikiriz: Siyasi partilerin
tüzükleri, programları ve eylemleri insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti
ilkelerine aykırı olamaz, herhangi bir diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi
amaç edinemez. Ancak ne var ki bir partinin kapatılmasına resmî ideoloji
tarafından karar verilmişse, resmî ideolojiye aykırı görülen her türlü söz ve
edim kapatma gerekçesi yapılabilmektedir, odak olma iddiasıyla dava açılabilmektedir.
İşte bu durumun kendisi bizatihi farklı düşünce ve ideolojileri direkt olarak
dışlayan ve cezaya tabi tutan, farklı olanı mahkûm eden bir anlayıştır yani
siyasal çoğulculuğun reddidir. Bu noktada özellikle Siyasi Partiler Kanunu
parti kapatma rejiminin belirleyici bir unsuru olmuştur. Bu konuda, özgürlükçü,
demokratik rejimin temel nitelikleri ile bağdaşmayan çok sayıda yasak
bulunmaktadır ve bu yasaklar sürekli olarak devreye sokularak örgütlenme
özgürlüğü kısıtlanmakta, temsiliyet hakkı engellenmekte,
kısacası demokrasiyi sekteye uğratmaktadır.
Siyasi Partiler Kanunu’nun bu nitelikteki yasaklardan ivedilikle
arındırılması gerekmektedir. Nitekim, demokratik
siyasetin başında sallanan tek kılıç bu gerici Anayasa değildir. Malumunuz
olduğu üzere Türkiye hâlihazırda Avrupa ülkeleri arasında en çok parti kapatan
birinci ülkedir ve dünya ülkeleri arasında da örneği hiçbir siyasi sistemde
görülmeyecek şekilde yüzde 10 barajına sahiptir. Yani Türkiye'nin, seçmenlerin
tercih ettiği vekilleri Meclis dışında bırakma konusunda da dünya birincisi
olduğunu söyleyebiliriz. Evet, yüzde 10 barajı, parti kapatmaların ilk
aşamasıdır. Bu barajla partileri büyük oranda engelleyerek siyasi partilerin
hak ettikleri oranda halkı temsil etme yetkisini zaten elinden alıyorsunuz yani
işlevsel olarak yüzde 10 barajı, parti kapatmanın fonksiyonlarını yerine
getirmektedir zaten. Halkın siyasal tercihinin kendi ülkesinin Parlamentosunda
temsil bulması olanaksızlaştırılmaktadır. Bu ne demektir biliyor musunuz?
Halka, “siz temsil edeceğiniz kişiyi bilmiyorsunuz, sizi temsil edecek kişiler
ancak çoğunluğun oyunu almış kişiler olabilir” demektir. Halka, asıl olan sizin
değil, bizim irademizdir demektir. Halka, temsil edilmesi gereken iradeyi
göstermektir.
Şimdi, şunu merak ediyorum: Siz, bu durumu demokrasinin hangi
ilkesiyle açıklıyorsunuz? Özcesi, demokrasinin beslendiği kaynağı, halk
iradesini hiçe sayıyorsunuz. Sonra da çıkıp “Biz, demokratikleşmeyi
hedefliyoruz.” diyorsunuz. Demek ki öncelikle bu İktidarın demokrasinin ne demek
olduğunu kavraması gerekmektedir. Yalnız iktidarın değil, bu konuda iktidar ile
tam bir uzlaşı içerisinde olan muhalefet partilerinin de hesaplarını yaparken
bu yanlış tavrın hak ve hukuka ne kadar uygun olduğunu sorgulaması gerekir.
Demek ki demokrasi anlayışında büyük bir eksiklik, büyük bir
yanlışlık vardır. Zira hakkı, hukuku büyük bir uzlaşı içinde gasbeden ve buna ufacık bir itirazı da bulunamayan
kesimler, halkın haklarını, halkın menfaatlerini savunamazlar. Savunduklarını
iddia etseler bile başta durdukları yer, bu yalanın resmini gözler önüne
sermeye kâfi olur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; demokrasiyle bağdaşır
hiçbir yanı bulunamayan bu hukuk dışı kuralın yanı sıra, halk siyasal tercihini
hangi şartlar altında kullanıyor, biliyor musunuz? En eşitsiz koşullarda bütün
baskı ve zorbalıklara rağmen kullanıyor. Halk, birçok yerde korucuların ve
askerlerin açık oy kullanmayı dayatmasına rağmen bu tercihte bulunuyor.
Tercihlerinin kendisine şiddet ve baskı olarak fatura edilebileceğini bile bile oy kullanıyor. Halk kendilerine teklif edilen
menfaatlerin demokrasi umudunu bitireceğinin farkındalığıyla
bu menfaatlerden mahrum kalarak kullanıyor oyunu. Sonrasında yüzde 10’un
nimetlerinden nasiplenen siyasi partiler halkın tercihini kendileri yönünde
kullanamamasına rağmen, haksız bir şekilde, kendilerine verilmemiş oylarla
Meclise onlarca milletvekilini taşıyor. Bu durumun hangi hak anlayışında, hangi
adalet düzeninde, hangi hukuk sisteminde yeri vardır?
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz hafta Türkiye
Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 90’ıncı yılı kutlandı. Yani halk
egemenliğinin 90’ıncı yılındayız ama halkın iradesinin Türkiye Parlamentosunda
temsil edilmesinin önünde engel oluşturan onlarca yasaklardan hâlâ
kurtulabilmiş değiliz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşu, halk
egemenliğinin sağlanması konusunda büyük bir adımdır ve köklü bir zihniyet
değişiminin ifadesidir. Egemen kılınmak istenen demokratik sistem, cumhuriyet
tarihi boyunca tek partili sistemlerle ve sonrasında askerî darbelerle sekteye
uğratıldı. Günümüz yasakları da bu demokratikleşme sürecini gerileten askerî
darbelerin ürünüdürler. Ufak değişiklikler ile demokratik siyasette uzun
soluklu mesafelerin alınması mümkün değildir.
Tarihsel bir görevimiz var, o da bu ülkede ne olursa olsun
demokrasiyi, adaleti tesis etmek. Bunları sağlamak için de bir zihniyet
değişimine ihtiyacımız vardır. Ancak bu değişim, sistemin antidemokratik
uygulamalarına köklü çözümler üretemiyorsa buna zihniyet değişimi değil, “zihin
oyunları” diyebiliriz ancak. Bir ülke kirli oyunlarla yeterince zaman kaybetti
ve hiç hak etmediği kadar bedel ödedi. Bu nedenle bu ülkenin oyuna değil,
gerçek bir hukuksal ve siyasal dönüşüme ihtiyacı vardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Buldan, size de ek süre veriyorum iki dakika.
Lütfen konuşmanızı tamamlayın.
PERVİN BULDAN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Gelin, halkın menfaatlerini temel referans noktası kabul ederek bu
yasakların hepsini konuşalım, tartışalım ve ülkemizin aydınlık geleceği adına
Türkiye Cumhuriyeti’ni bir an önce bu paslı prangalardan kurtaralım diyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Buldan.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın
Mustafa Özyürek.
Sayın Özyürek buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz on dakikadır efendim.
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Başkan,
saygıdeğer milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Anayasa teklifinin 26’ncı maddesine
bağlı geçici 18’inci maddeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, uzun zamandır gece yarılarına kadar ve zaman
zaman da gergin bir ortamda bu müzakereleri
yürütüyoruz. Olaylara çok yakından bakmayan vatandaşlarımız “Acaba bunlar ne
yapıyorlar, ne görüşüyorlar?” diye merak ediyor olabilir. Bütün vatandaşlarıma
şunu söylemeliyim ki bu Anayasa paketi milletin ihtiyacı olan bir paket
değildir. Bu Anayasa paketi AKP’nin ihtiyacı için AKP’nin mutfağında hazırlanmış
olan bir Anayasa paketidir.
1982 Anayasası ki askerî yönetim tarafından oluşturulmuştur,
maalesef halkın yüzde 92’si oy vermiştir. Ben, o Anayasa’ya karşı çıkan birisi
olarak söyleyeyim ki o Anayasa mutlaka değişmelidir. Bu anlayış doğrultusunda on
altı defa bu Anayasa değiştirilmiş ama her defasında Parlamentoda bir uzlaşma
sağlanmıştır. İlk kez bu paket sadece AKP tarafından hazırlanmış ve AKP’nin
oylarıyla, bir uzlaşma sağlanmadan, burada madde madde
görüşülmekte ve kabul edilmektedir.
Değerli arkadaşlarım, bu Anayasa’nın, paketin -çok görüşüldü,
konuşuldu- esas üç temel maddesi var. Siyasi parti kapatılmasının Parlamentoya
verilmesi, bir anlamda, yani iddianame hazırlama konumunda olan cumhuriyet
başsavcısının yasama organından izin alması demek, yargının siyasetin emrine
girmesi demektir.
Bir diğer madde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve bir diğer
madde de Anayasa Mahkemesinin yapısının değiştirilmesidir.
Burada yapılmak istenen, esas itibarıyla, bu üst yargı organlarını
AKP’nin emrine vermek, yargıyı siyasallaştırmak demektir. Eğer siz yargı
bağımsızlığını ortadan kaldırırsanız, eğer siz kuvvetler ayrımını yok ederseniz
Anayasa’mızın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek olan 2’nci maddesindeki
hukuk devletini yok etmiş olursunuz. O nedenle, bu değişiklik Anayasa’mıza
aykırıdır, zaten hukukun temel ilkelerine de aykırıdır.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Gül, Cumhurbaşkanımız, seçildiği zaman
demişti ki: “Bana verilen, Anayasa’da verilen bu yetkiler fazla.” Ama biz bu
paketle Sayın Cumhurbaşkanının yetkilerini artırıyoruz; Anayasa Mahkemesine de
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna da atama yapma yetkilerini artırıyoruz.
Sayın Gül’ün bu yetkilerini nasıl kullandığını rektör atamalarında
gördük. Atamalarda yüzde 50’den fazla 1’inci dışındaki adayları, 2'nci ve
3’üncü adayları dikkate aldı. Yani akademisyenlerin tercihini değil, kendi
kişisel tercihini öne aldı. Anayasa Mahkemesine yaptığı atamalarda da gördük.
Biliyorsunuz, Anayasa Mahkemesi Raportörüyken otuz bir gün Denizcilik Müsteşar
Yardımcılığı yapan birisi Anayasa Mahkemesi üyeliğine atandı. Yani hile
yapıldı, yani yasanın arkasından dolanıldı. Bir Cumhurbaşkanı, tarafsız olması
gereken, anayasal kurumlar arasında uyumu gözetmesi gereken bir Cumhurbaşkanı
bu şekilde atamalar yaparsa, genişlemiş yetkileriyle Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kuruluna ve Anayasa Mahkemesine yapacağı atamalarla artık sistem
bütünüyle AKP‘nin denetimine girecektir, amaç da
budur.
Zaten Sayın Başbakan, zaman zaman
Anayasa Mahkemesinin yetkilerine, kullandığı yetkiye, verdiği kararlara çok
ağır suçlamalar getirdi. İsteniliyor ki, hiçbir engel olmasın. Geçmişte,
hatırlayınız, bundan altı yedi ay önce daha çok YÖK tartışılırdı, AKP’li
sözcüler YÖK’ün atamalarını, YÖK’ün işlemlerini, eylemlerini tartışırlardı.
Şimdi, bunu duyuyor musunuz? Duymuyorsunuz çünkü artık YÖK, AKP tarafından
teslim alınmıştır.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Daha önce siz mi teslim almıştınız?
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Şimdi ise Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu ve Anayasa Mahkemesini teslim almak üzere bu değişiklik yapılmaktadır.
Sayın Başbakan, yasa tanımak istemiyor, hukuk tanımak istemiyor ve
giderek başkan seçildiği zaman da tam bir diktatör gibi Türkiye’yi yönetmek
istiyor. Bu Anayasa’nın özü budur ve bu Anayasa’da bir garabete herkesin
dikkatini çekmek istiyorum. Burada da çok dile getirildi. 29 soru soracaksınız,
tek cevap isteyeceksiniz. O tek cevap da tek kelime: “Evet” mi, “Hayır” mı?
Oysa bir vatandaşımız, bir seçmenimiz diyebilir ki, kadınlara, çocuklara
pozitif ayrımcılığa “evet” ama Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısının
değiştirilmesine “hayır” ama böyle bir hakkı tanımıyorsunuz. Burada, sabahlara
kadar çalışıp madde madde oyluyoruz, “evet” diyoruz,
“hayır” diyoruz ama vatandaşa gelince “teker teker
olmaz, sen hepsine evet veya hayır de” şeklinde bir düzenleme yapıyoruz.
Özü itibarıyla, değerli arkadaşlarım, bu Anayasa AKP’nin
ihtiyaçları için düzenlenmiştir, AKP mutfağında hazırlanmıştır ve topluma
dayatılmıştır. Nasıl 12 Eylül Anayasası Evren tarafından topluma dayatılmışsa,
bu Anayasa da AKP tarafından topluma dayatılmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, görüşmekte olduğumuz geçici 18’inci maddeyle
de ilgili birkaç söz söylemek istiyorum.
Bu düzenleme, 2009 yılına ait partilerin hesaplarının Anayasa
Mahkemesinde denetlenmeye devam edilmesi için yapılan bir düzenlemedir.
Biliyorsunuz, daha önce kabul edilen bir maddeyle, bundan böyle Anayasa
Mahkemesi yerine partilerin hesaplarının, mali işlemlerinin Sayıştay tarafından
denetlenmesi kabul edilmişti.
Şimdi, Anayasa Mahkemesi, bu görevi, yani siyasal partilerin mali
denetimini hep angarya olarak görmüştür. Sayın Adalet Bakanımıza sormuştum bu
maddeyi oluştururken, yani “Siyasal partilerin mali denetimini Anayasa
Mahkemesinden alıp Sayıştaya verirken bir
değerlendirme yaptınız mı, dünyadaki örneklerle ilgili incelemeler yaptınız
mı?” diye sorduğumda, “Anayasa Mahkemesi istemiyordu, biz de aldık Sayıştaya verdik, zaten Sayıştaydan
yardım alarak bu denetimi yapıyorlar.” denmiştir.
Oysa bu denetimin Anayasa Mahkemesine verilmesinin bir amacı
vardır. İstenilmiştir ki bütünüyle tarafsız, bütünüyle bağımsız bir organ
siyasal partilerin hesaplarını denetlesin, çünkü siyasal partiler,
Anayasa’mızın deyimiyle demokratik hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.
Şimdi Sayıştaya veriyoruz. İlçe
belediyesini de Sayıştay denetliyor, siyasal partinin hesaplarını da Sayıştay
denetliyor. Herhangi bir kamu kurumunu da Sayıştay denetliyor, siyasal parti
hesaplarını da Sayıştay denetliyor.
Değerli arkadaşlarım, bu düzenleme gerçekten çok sakıncalı, çok
özensiz, önüne arkasına bakılmadan yapılmış bir düzenlemedir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde nasıl yapılıyor diye baktığımızda,
orada Senatodan ve Temsilciler Meclisinden oluşan bir komite hem partilerin
siyasal hesaplarını denetliyor hem de adayların hesaplarını, harcamalarını
denetliyor.
Fransa’da ise yine benzer şekilde bir komite oluşturulmuştur, bu
komite denetliyor. Geçmişte Fransa’da da Anayasa Mahkemesi denetlerken, yetki
bu komiteye verilmiştir.
Bana göre de Türkiye’de de siyasal partilerin mali denetiminin
ayrı bir kuruluş tarafından yapılması lazım. Buraya Yargıtaydan
temsilci seçilebilir, Danıştaydan temsilci
seçilebilir, Maliye Bakanlığından…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Özyürek, size iki dakika
ek süre veriyorum. Lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – …Sayıştay tarafından temsilci
seçilebilir.
Siyasi partilerin hesaplarının, mali hesaplarının özellikle TÜRMOB’tan yetki almış bağımsız denetçiler tarafından
denetlenmesi, bu resmî komitelerin ise o denetçilerin denetleme sonuçlarını
incelemesinde yarar var. Bu, son derece önemlidir. Şu anda, siyasal partilerin
mali incelemelerinde büyük haksızlıklar yapılmaktadır. Çünkü,
siyasal partiler ne kamu kurumudur ne kamu kuruluşudur ne de vergi mükellefidir.
Ama bu denetimi yapan Sayıştay denetçileri… Ne yazık ki, yüce mahkeme
denetçilerin hazırladığı raporu hiçbir şekilde değerlendirmeden olduğu gibi
kabul etmektedir. Mesela, ben yıllarca Maliye Bakanlığında hesap uzmanlığı
yapmış birisi olarak söyleyebilirim ki, bir mükellefin bir harcamasıyla ilgi
fotokopi belge varsa, bundan şüphe duyarsanız araştırırsınız. Ama araştırmadan,
doğrudan “Hayır, sen fotokopiyle yazmışsın, bunu reddediyorum.” diyerek
Hazineye o kadar harcamayı irat kaydetmek son derece yanlıştır. Ayrıca bu
denetçiler “yerindelik denetlemesi” yapmaya kalkmaktadırlar. Mesela
Cumhuriyet Halk Partisinin hesaplarının incelemesinde, biz sosyal demokrat bir
parti olarak, işten ayrılan insanlara da ihbar tazminatı vermişiz, “Hayır, siz
ihbar tazminatı veremezsiniz, bu ihbar tazminatlarını irat kaydetmeniz
gerekir.” gibi hiçbir yasada yeri olmayan değerlendirmeler yapılıyor ama Yüce
Mahkemenin üyeleri de buna bakmadıkları için böyle bu karakuşi
değerlendirmelerle sonuca varılıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Özyürek, ek süreniz de
doldu, Genel Kurulu selamlamanız için açıyorum efendim tekrar.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Peki efendim.
O nedenle ben diyorum ki: Siyasi partilerin hesaplarının
denetlenmesi son derece önemlidir. Özellikle kayıt dışılığın çok yoğun olduğu
bir ülkede adayların harcamalarının da mutlaka denetlenmesi gerekiyor çünkü
sermaye partileri kayıt dışı gelir elde ediyorlar ve kayıt dışı harcamalar
yapıyorlar. Bazı adayların çok ölçüsüz harcama yaptığını biliyoruz. Bu ölçüsüz
harcamalar demokrasiyi zedelemektedir, haksız rekabete yol açmaktadır; bunlara
bir çare bulunması gerekir. Özellikle Siyasi Partiler Kanunu’nda yapacağımız
değişiklikle belki bu sorunu çözebiliriz, diyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Özyürek, teşekkür ederim.
Gruplar adına son söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına
Yozgat Milletvekili Sayın Bekir Bozdağ’a ait.
Sayın Bozdağ, aynı zamanda kişisel söz
talebiniz de var, arzu ederseniz ikisini birleştirebilirim.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Evet, birleştirelim.
BAŞKAN – Peki.
Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz on beş dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; geçici 18’inci madde üzerinde AK PARTİ Grubunun ve şahsi
görüşlerimi açıklamak üzere söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Geçici 18’inci madde, esasında çerçeve 8’in 69’uncu maddede
yaptığı değişiklikle ilgili bir geçici düzenlemeyi içermektedir. Ben bu
vesileyle siyasi parti kapatmalarıyla ilgili bir değerlendirmede bulunmak
istiyorum.
Değerli milletvekilleri, bizim demokrasi tarihimize baktığımızda
Anayasa’mızın ilgili maddelerinin de pratiğine baktığımızda, bir yandan
Anayasa’mız “Siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsuru.”
temel ilkesini koyarken ortaya, öte yandan benimsediği ilkelerle ve Anayasa
Mahkememizde ortaya koyduğu kararlarla maalesef demokratik siyasi hayatın en
kolay vazgeçilebilen unsurları hâline gelmiştir.
Yine Anayasa’da yer alan hükümler ve Siyasi Partiler Kanunu’nda
yer alan hükümler dikkatle değerlendirildiği takdirde, Türkiye’deki siyasi
partilerin tüzük ve programları da yan yana konulup incelendiği takdirde,
neredeyse birbirinin tıpkısının aynısı tüzük ve programlarla karşı karşıya
olduğumuzu görüyoruz. Yani, partilere, özgürce bir tüzük yazma imkânı, özgürce
bir program yapma imkânı bile vermiyor. Ben merak ettim, inceledim. Baktığınız
zaman, pek çok konuda, işte bir parti “şart” demiş, bir parti “koşul” demiş,
baktığınızda, öz itibarıyla, ana eksenlerde büyük benzerlikler olduğunu
görüyoruz yani bir defa, bizim siyasal partilerle ilgili alanda, partilerimizin
tüzüklerini, programlarını özgürce düzenleyebileceği bir ortam yok. Buna
rağmen, Anayasa Mahkemesinin ortaya koyduğu bir pratik var ve Türk demokrasi
tarihi, dünyanın en büyük siyasi partiler mezarlığına sahip bir tarihî özellik
taşıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu konudaki içtihatlarını
oluşturmasına da yine Türkiye öncülük etmiş. Bu noktada bir birinciliğimiz var,
bir kültür oluşturmuşuz; orada da bu kültür bundan sonra yayılır mı, yayılmaz
mı, bilmem.
Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu, Türkiye’den giden davalar
nedeniyle birtakım değerlendirmeler yapıyor ve Türkiye’ye dönük de raporlar
hazırlıyor. En son hazırlanan, 13-14 Mart 2009 tarihinde Türkiye’ye dönük
raporunda üç tane ana eleştiride bulunuyor:
Bir tanesinde diyor ki: “Parti yasaklama ve kapatma davalarını
başlatma süreci Avrupa ülkelerine nazaran daha keyfî ve daha az demokratik
kontrole tabi.”
Bir başkasında diyor ki: “Parti kapatma nedenleri çok fazla.”
Bir başkasında da diyor ki: “Parti kapatma neredeyse alışkanlık
hâline gelecek kadar kolay oluyor.” Bunlarla ilgili Türkiye'nin tedbir almasını
istiyor. Şimdi, bizim, tabii, Anayasa Mahkemesinin kapatma konusunda iradesini
nasıl koyacağına karışma imkânımız yok. O, mahkemenin takdirinde olan bir
konudur. Kapatma nedenleri yani 68/4’teki, fıkradaki hususlarla ilgili bir
değişiklik de getirilmiyor. O da yerinde muhafaza ediliyor. Peki, getirilen ana
düzenleme ne? Dava açma sürecinin, Venedik Komisyonunun tavsiyelerine de uygun
bir biçimde demokratik kontrole, demokratik bir süzgece tabi tutulmasıdır. Dava
açarken Cumhuriyet Başsavcısı iddianameyi düzenleyip doğrudan dava açamayacak,
Parlamentodan, oluşan komisyondan izin alabildiği takdirde açacak. Burada bir
demokratik kontrol sistemi söz konusudur. Peki, bu, bizim pratiğimize uygun mu,
aykırı mı? Uygun. Kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı mı? Kesinlikle aykırı
değil.
Şimdi, bakıyoruz, Anayasa’mızın 83’üncü maddesi,
milletvekillerinin dokunulmazlıklarıyla ilgili madde ve burada izin sistemi
var. Bizim demokrasi pratiğimizde var. Yine bakıyoruz, Anayasa’mızın 100’üncü
maddesi, Meclis soruşturmasıyla ilgili Yüce Divana sevk noktasında yine bir
izin sistemi ortaya koymuş. Bizim Meclis pratiğimizde bir başka izin olduğunu
görüyoruz. Yine bakıyoruz Anayasa’mızın 129’uncu maddesinin son fıkrasına,
memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan
dolayı ceza kovuşturması açılmasını, kanunla gösterilecek istisnalar dışında,
izne bağlayan bir pratiği bizim bizzat Anayasa’mız ortaya koyuyor. Dolayısıyla
Anayasa’nın kabul ettiği bir pratik bu, Anayasa’yı ilk yapanların ortaya
koyduğu bir anlayış; şu anda da var.
Peki, Ceza Kanunu’nda ne var? Oraya da bakıyorsunuz, Türk Ceza
Kanunu’nun, bakıyorum, 299’uncu maddesi: “Cumhurbaşkanına hakaret.” Davanın açılması Adalet Bakanının iznine bağlı. Bakıyorsunuz,
301’inci maddesi: “Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını
aşağılama.” Burada da dava açma Adalet Bakanının iznine bağlı. 305’inci
maddesine bakıyorsunuz: “Temel millî yararlara aykırı hareket.” Temel millî
yararlar nedir diye madde izah ediyor, 4’üncü fıkrasında “…bağımsızlık, toprak
bütünlüğü, millî güvenlik ve Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel
nitelikleri anlaşılır.” diyor. Böyle bir durumda dahi suç savaş hâli dışında
işlenmişse davanın açılması Adalet Bakanının iznine bağlıdır. Hiç kimse kalkıp
da bu düzenlemeler varken “Siz Adalet Bakanının iznine bağlıyorsunuz, o zaman
bu ülkenin bağımsızlığı, toprak bütünlüğü ve bu ülkenin değerleri tehlikeye
girer.” demedi. Bu yeni bir düzenleme de değil, eski Ceza Kanunu’nda da olan
bir düzenlemedir.
Dolayısıyla, bütün bunları birlikte değerlendirdiğinizde, izin
sistemi hem Venedik Komisyonunun tavsiyesine uygundur hem de Anayasa’mızın
ortaya koyduğu pratiğe uygundur hem de Türk Ceza Kanunu’nda kabul edilen esasa
uygundur. Avrupa’ya baktığınızda, İspanya’da ve Almanya’da da benzer bir izin
sistemi mekanizmasının işlediğini çok rahatlıkla görebiliyoruz. O nedenle “İzin
sistemi yargı birliğine müdahaledir.” demek, Anayasa’nın bu ilgili hükümlerini,
Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümlerini ya görmemektir ya da yok saymaktır.
Eğer bunlar yargı birliğine müdahale olsaydı… 301’inci madde Anayasa
Mahkemesine gitti ve Anayasa Mahkemesi davayı reddetti, bir karar da
oluşturmadı. Bu nedenle, yargı birliğine, yargıya yürütmenin veya yasamanın
müdahalesine açık kapı bırakan bir şey değil, birbirinden tamamen ayrı şeylerdir,
bunları birbirinden ayırmak lazım.
Peki, başka ne getiriliyor; odaklaşmayla ilgili konuda iki tane
husus getiriliyor, delil yasağı ortaya konuyor ayrıca. Nedir? Anayasa’nın
83’üncü maddesi dokunulmazlıkları düzenliyor, diyor ki: “Türkiye Büyük Millet
Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri
sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında
tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamaz.” Nedir bu? Mutlak
sorumsuzluktur. Anayasa diyor: Bu kürsüde milletvekili ne konuşursa konuşsun,
onun mutlak sorumsuzluğu vardır, hiçbir biçimde ben sorumlu tutmam. Benim
kurduğum -kurucu iktidar diyor- Anayasa Mahkemesi veya başkaca kurulmuş organlar,
onlar da sorumlu tutamazlar diyor. Ne koyuyor ortaya? Bir sorumsuzluk ilkesi
ortaya koyuyor. Ama buna rağmen Anayasa Mahkememizin verdiği kararlara
baktığınız zaman, bu kürsüde söylenmiş masuniyet kapsamında olduğu tartışmasız
olan nice ifadelerden dolayı siyasi yasaklar koyduğunu ve bu ilkeyi görmezden
geldiğini, uygulamadığını, ihlal ettiğini hepimiz biliyoruz. Çok net, çok açık
ama buna rağmen uygulamada böyle. Bu düzenlemede bir delil yasağı ortaya koymak
suretiyle, odaklaşmanın belirlenmesinde Anayasa Mahkemesinin uyması gerekli
olan 83’üncü madde bir kez daha hatırlatılmakta ve altı çizilmektedir ve delil
yasağı ortaya konmaktadır.
Bir diğer konu da şu: İdarenin, yürütmenin eylem ve işlemlerinin
de odaklaşmanın tespitinde dikkate alınmayacağı. Bir başka delil yasağı da
burada ortaya konmaktadır. Bu da çok tartışılıyor: İdarenin eylem ve işlemi
nasıl olur da bir partiyle ilgili kapatma davasında dikkate alınmaz?
Şimdi baktığımız zaman, hakkında kapatma davası açılan partiler
hangi konumda olabilir? İktidarda olabilirler, olmayabilirler. İktidarda
olmayan bir partinin yürütmeye ilişkin bir eylemi söz konusu olabilir mi?
Yürütmede değil, dolayısıyla iktidarda olmayan partiler açısından zaten bunun
fiilen uygulanma imkânı yok. Peki, iktidardaki partilerin durumuna gelince, o
da nedir? Oraya da iyi bakmak lazım. Anayasa, madde
125, çok açık bir şekilde diyor ki: “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine
karşı yargı yolu açıktır.” İdare ne? Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu, yürütme ve
aşağı doğru baktığınızda, diğer görevliler. Şimdi, neye göre yapıyorlar bunu?
Kanuna ve Anayasa’ya göre yapıyorlar.
Değerli milletvekilleri, idarenin eylem ve işlemleriyle bir
partinin odak olması hem fiilen mümkün değildir hem de hukuken mümkün değildir.
Fiilen mümkün değildir çünkü idare, bütün eylem ve işlemlerini Anayasa ve
yasalara uygun yapmakla mükelleftir, yapmak zorundadır, uyarak yapmak
mecburiyetindedir. Fiilen uygulamalarını da böyle yapmak durumundadır.
Hukuken nasıl mümkün değildir? Eğer idare, Anayasa ve yasaların ortaya
koyduğu bu temel kurallara uymazsa, Anayasa ve yasa sınırları dışına çıkarsa, o
zaman, idarenin eylem ve işlemleri yargı denetimine, idari yargının ve Danıştayın denetimine açıktır. Danıştay bunu iptal eder
veya idari mahkemeler bunu iptal eder, yürürlüğünü durdurur.
Hukuk, bizzat Anayasa ve yasalar, iktidarda olan bir partinin
68/4’teki konular nedeniyle odak olmasına -bizim Anayasamız ve hukukumuz- hem
hukuken hem de fiilen imkân vermez. Böylesi bir mekanizma, böylesi bir kontrol
sistemi var. Düşünebiliyor musunuz, idarenin ortaya koyduğu bütün işlemler
gidiyor, iptal ediliyor, durduruluyor; ondan sonra diyorsunuz ki, yürürlüğe
girmiş bir şey yok veya girmişse bir zaman sonra iptal edilmiş bir durum var;
bundan dolayı siz odak oluyorsunuz diyebilir misiniz? Diyemezsiniz. Eğer bir
denetim mekanizması olmasaydı, eğer bir yargı merciine başvurma yolu açık
olmasaydı, o zaman belki burada bu tartışılabilirdi.
Öte yandan, biz, parlamenter sisteme sahibiz. Parlamenter sistemde
yürütme ile yasamanın ilişkileri biraz farklıdır. Şimdi, oradan baktığınızda:
Parlamento yasalar çıkarıyor. Bu yasaların içerisinde sıkıntı olabilir mi?
Olabilir. O zaman, Anayasa ne diyor? “Anayasa Mahkemesi var.” diyor. Anayasa
Mahkemesine konu gider mi? Gider. Burada yapılan her türlü yasa, kanun hükmünde
kararname ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük değişiklikleri Anayasa
Mahkemesinin denetimine tabi. Oradan da iptal edilebilir veya yürürlüğü
durdurulabilir. Bir şekilde kontrol mekanizmasına tabi. Yasama
faaliyetlerinde bulunmak suretiyle de 68/4’e aykırı eylemlerin odağı olması
iktidardaki partinin fiilen, hukuken mümkün değildir. Bu mümkün olmadığı için
burada bunun yazılma gereği, bir delil yasağı ortaya koyma gereği vardır.
Bir başka konu: Hukukun evrensel ilkelerinden bir tanesi, o da
nedir? Suçun şahsiliğidir, cezanın şahsiliğidir. Suç şahsidir, ceza da
şahsidir. Siz, bir şahsın işlemediği bir suçtan dolayı başka birini sorumlu
tutabilir misiniz? Ahmet’in işlediği suçtan Mehmet’i, oğlun işlediği suçtan
babayı, halanın işlediği suçtan yeğeni siz sorumlu tutabilir misiniz?
Tutamazsınız. Siyasi partinin tüzel kişiliği ayrıdır, yürütme ayrı bir tüzel
kişiliktir. Ayrı bir tüzel kişiliğin işlediği bir fiilî, onunla irtibatlı
olmayan başka bir tüzel kişiliğe izafe etmek ilkel çağların anlayışıdır. Dünya
bunu aşalı asırlar oldu, yüzyıllar oldu ama bizim hukukumuzda, maalesef, bu
ilkellik, hem de hukuk devleti adına, bugüne kadar muhafaza edilmiştir.
Yapılmak istenen şey, esas hukuk devletiyle bağdaşmayan bu ilkel anlayışı, bu
ilkel kuralı ortadan kaldırmak, işi hukukun sınırları içerisine çekmektir.
Burada bir yanlışlık yok, burada doğru bir düzenleme var, doğru bir yapı var.
Hiç kimse, bir başkasının işlediği suçtan dolayı bir başkasının
cezalandırılmasını talep edemez. Talep ederse, bunu hukukun evrensel
ilkeleriyle, çağımızın demokratik hak ve özgürlükleriyle özdeşleştirip ifade
edemez.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Bozdağ, size de ek süre
veriyorum efendim. Konuşmanızı tamamlayın lütfen.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.
Belki geçmişte kolektif cezalarla ifade edilebilir, belki
geçmişte, Orta Çağda, daha önceki ilkel çağlarda ortaya konan hukuk anlayışları
ve cezalarıyla izah edilebilir; şu anda yapılan düzenleme, bu anlayışları tarihe
gömmekte, yerine hukukun gereğini ortaya koymaktadır.
Bir başka konu, eğer böyle bir düzenleme olursa, ülkenin bölünmez
bütünlüğü, Anayasa’mızın ilk üç maddesi korumasız kalır mı, kalmaz mı? Bu
tartışılıyor. Kesinlikle korumasız kalmaz. Neden? Sebebi çok açık: Çünkü
Anayasa’nın ilk üç maddesindeki veya anayasal düzenin ortaya koyduğu bütün
korunan değerlerin hepsinin müeyyidesi vardır. Nedir? Türk Ceza Kanunu bunu
düzenler. Nedir? Terörle Mücadele Kanunu bunu düzenler, başka kanunlar bunu
düzenler. Bir kişi ülkenin bölünmez bütünlüğü aleyhine suç işlediği zaman “Bu
bir partinin üyesi.” diye savcılar ona dokunmayacak mı? Polis, jandarma onun
soruşturmasını yapmayacak mı? Yapacaktır. Bunlarla ilgili her türlü soruşturma,
kovuşturma yolu açıktır, Ceza Kanunu ve diğer yasalarımız buna izin
vermektedir. Bu hepimizin bildiği bir konudur.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sen telefon edersen yapmazlar!
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Peki, değerli milletvekilleri, bir başka
konu: Bu ülkenin bölünmez bütünlüğünü, cumhuriyetin temel niteliklerini bir
cumhuriyet başsavcısının koruyacağını, şurada bulunan 550 milletvekilinin bu
konuda bir savcı kadar hassasiyet sahibi olamayacağını düşünmek, bu Meclise, bu
Meclisin içinde bulunan insanlara hakaret sayılır mı, sayılmaz mı? (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) Neden biz bir cumhuriyet başsavcısının ülkenin bölünmez
bütünlüğüne ve cumhuriyetin temel değerlerine, sadakatine bağlılığına itimat
ediyoruz da kendimizin bu değerler konusundaki samimiyetinden şüphe ediyoruz?
(AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu kadar bu yasamayı, bu milletin
temsilcilerini aşağılama olabilir mi? Olamaz.
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Sen kendine bak, kendine!
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Onun için, bakın, çok net söylüyorum:
Cumhuriyetin koruyucusu mahkemeler değildir, cumhuriyetin koruyucusu falanlar,
filanlar değildir. Kimdir? 72 milyon Türk milletidir. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) Hiç kimse kendisini ayrı görmesin.
Bu nedenle, bu düzenlemeler bizim demokrasimize standart
kazandıracak, hukuku ve hukuk devletinin gereklerini hayata geçirecek
düzenlemelerdir, altında başka şeyler arayıp başka yerleri göstermek bu
düzenlemelere ve bu Meclise haksızlık olur diyor, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Bozdağ, teşekkür ederim.
Şimdi, şahıslar adına ikinci söz, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer
Genç’e aittir.
Sayın Genç, buyurun.
Süreniz beş dakika efendim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 497
sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’nin 26’ncı maddesine bağlı geçici
18’inci madde üzerine kişisel söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar
sunuyorum.
Değerli arkadaşlar, tabii bundan önce konuşan arkadaşımız hukukçu
ama bu hukuk tahsilini nerede yaptığını ben de merak ediyorum! Yani… Bakın, bir
kural vardır, hiçbir kimse bir suç işlediği zaman “Aman ben suç işlemişim,
gelin beni cezalandırın.” diye hiçbir hukukta, hiçbir devlette böyle bir hukuk
kuralı konulmaz. Siyasi partiler suç işleyecek, ondan sonra gidecek, gelecek
diyecek ki: “Yahu tamam, ben suç işledim, beni kapatın.” Böyle bir mantık en
ilkel toplumlarda olmaz.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Öyle demedi, çarpıtıyorsun! Onu söylemedi
ki, nerden çıkarıyorsun onu?
KAMER GENÇ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, şimdi burada
Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir geçmişi vardır; Osmanlı Devleti’nin
parçalanması üzerine kurulmuş, belli bir rejimi değiştirmiş, çağdaş, laik,
devrimci bir devlet anlayışıyla kurulmuş bir devletimiz. Bu devleti baştan beri
yıkmaya çalışan hain emeller var. Laik Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkıp yerine
kendi ideolojilerine uygun bir sistem getirmek isteyen, işte İslamcı liberal,
ta Tanzimat’tan beri gelen, 1908 tarihinden beri gelen böyle bir akım var.
Şimdi burada Anayasa yapılırken bir sistem koymak lazım. Denilebilir ki: “Siyasi partiler kapatılmasın kardeşim.” Bu bir ilke, bu dürüstçe bir ilke. Ama evvela, efendim,
siyasi partileri kapatalım, kapatalım ama kim kapatacak? Parlamento karar
verecek. Peki, bu Anayasa’da hukuk devleti ilkesi var mı? Hukuk devletinin en
önemli özelliklerinden birisi de kuvvetler ayrılığı değil midir? Kuvvetler
ayrılığında yargı yetkisi kime aittir? Bağımsız yargıya aittir. Yasama da
Meclise aittir. Peki, diyorsunuz ki siz: “Efendim, Cumhuriyet Başsavcısı nasıl
olur da ülkenin bölünmez bütünlüğünü, laik düzeni koruyor da 550 milletvekilli
korumuyor? Şimdi bu, o kadar ilkel bir düşünce tarzı ki. Bakın, başsavcı oraya
bir günde gelmiyor, o, uzun zaman hâkimlik görevini yaptıktan sonra, belli bir
hukuk kültürü, belli bir hukuk nosyonu ve deneyiminden
geçtikten sonra oraya geliyor ve tarafsız bir kişidir, ne kadar kim ne derse
desin. Kaldı ki, başsavcı bir mütalaa veriyor, o mütalaa da gidiyor Anayasa
Mahkemesinde karara bağlanıyor.
Şimdi, siyasi partiler -biz burada hepimiz siyasileriz- burada bir
siyasi partide hangi siyasi partili bir milletvekili çıkıp da genel başkanının
isteklerinin aksine bir karar veriyor? Dürüst olalım arkadaşlar. Yani şimdi,
yarına AKP veyahut da herhangi bir parti, farz edelim CHP, kapatma kararı geldi
buraya, bir milletvekili çıkabilir diyebilir mi ki: “Yahu, bu partiyi
kapatalım.” Der mi arkadaşlar? Bu, çok mantıksız, dünyada emsali olmayan… İşte
siz yeni bir şey icat etmiş gibi kamuoyunun karşısına insanları kandırarak, göz
boyaması yaparak geliyorsunuz. Şimdi, Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlar
var. Şimdi siz, ülkenin bölünmez bütünlüğüne karşı eylemleri suç olmaktan
çıkarıyorsunuz. İdari eylem ve işlemleri suç olmaktan çıkarıyorsunuz. Yahu, bu
tamamen, bu Anayasa değişikliği, AKP’nin kapatılmaması için hazırlanan özel bir
yönetmelik maddesi. Çünkü idari eylem ve işlemleri kim yapıyor? İktidar
yapıyor. İktidarda kim var? Siz varsınız. Yani siz burada getireceksiniz,
devletin temel niteliklerini bozan bir… Yarın bir Diyanet İşleri kanununu
getireceksiniz, belki orada öyle düzenlemeler de yapacaksınız ki göreceğiz,
Türkiye’nin laik düzenini ortadan kaldırıp yerine bir şeriat düzeni
getirebilecek bir davranış da yapabilirsiniz, düzenleme yapacaksınız. Peki,
Anayasa Mahkemesi eğer bu konuda bir karar verirse nasıl karar verecek? “Sen kararın
önünü kesmişsin.” diyecek.
Şimdi burada, ayrıca da partilerin denetimini Anayasa
Mahkemesinden alıyorsunuz Sayıştaya veriyorsunuz.
Biraz önce yaptığım konuşmada da söylemiştim. Sayıştayın
tamamen kadrosu değiştirilmiş. Türkiye’de şimdi RTÜK nasılsa Sayıştay da
öyledir, AKP’nin tamamen seçtiği ve kendi seçtiği üyeler. Onlar sizin
ideolojiniz paralelinde ve size uygun. Ayrıca da yeni alınan tetkik… Şey,
tetkik elemanı mı diyorlar, neyse…
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Denetçiler…
KAMER GENÇ (Devamla) – Yani denetçiler de -hep sizin zamanınızda
alınan- özel tarikat ve cemaat mensubu. Hepsi değil de büyük bir kesimi tarikat
ve cemaat mensubu insanlar.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Nereden biliyorsun?
KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi ne yapacaklar? Bunlarda, özellikle
belli bir tarikat ve cemaate bağlı olarak eğitim gören insanlarda adalet
duygusu çok zayıf oluyor. Onların tek hedefleri, kendi cemaat ve tarikatlarının
başarıya ulaşması için…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Genç, size de bir dakika ek süre veriyorum, lütfen
konuşmanızı tamamlayın.
KAMER GENÇ (Devamla) – …onlardan taraf olanlara her şey mübah, onların karşısında olanlara da en doğru, en hukuka
uygun şeyleri de tenkide değer hususlar olarak buluyorlar.
Şimdi, geçen gün işte -yani geçmişte- Sayıştay denetçilerinin
Cumhuriyet Halk Partisinin işlemlerini incelerken çıkardığı, neymiş efendim,
“Uçak biletini alırken sen partinin ismini yazmamışsın…” E, olabilir,
milletvekili alıyor. Buna zimmet suçu çıkarıyor ama aynı şeyle gitsin bakalım,
AKP’nin hesaplarını incelesin, çıkarır mı, çıkarmaz mı?
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bizim hesaplarımız açık, bizim
hesaplarımız çok şeffaf.
KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, AKP’nin orada devasa -daha dünkü
parti- bir genel merkezi yapıldı. Bu paralar nereden geldi arkadaşlar? Bir sürü
genel merkez yapıldı, en azından 1 katrilyona yakın. O iç döşemeleri möşemeleri… Bunların parası nereden geldi, hangi müteahhit firmalardan geldi? (AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Sen kendi hesaplarına bak!
KAMER GENÇ (Devamla) – Hayır, orada ciddi bir inceleme yapılsa o
bile partinin kapatılması için bir neden. Çünkü tevsik edilmeyen gayrimeşru
zeminlerden gelen paralar var.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bizim hesaplarımızın hepsi açık, hiç
tartışmasız.
KAMER GENÇ (Devamla) – O itibarla, burada eğer siz kendinize göre
bir Sayıştay oluşturup da onun hesaplarını o Sayıştaya
denetletirseniz, onlar hep rakip partileri ortadan kaldırmak için ortaya atılan
tuzaklardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Genç, ek süreniz de doldu efendim, ek süreniz de
doldu.
KAMER GENÇ (Devamla) – Ama tabii, Anayasa yapıyoruz; böyle beş
dakikayla düşüncelerimizi burada söylememiz mümkün değil.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde gruplar ve şahıslar adına
konuşmalar tamamlandı.
Şimdi, İç Tüzük gereği 72’nci maddeye göre görüşmelerin devamını
amaçlayan bir önerge var, önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
İçtüzüğünün 72 nci maddesi uyarınca,
görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Yasa Teklifinin 26. maddesine bağlı geçici
18. maddenin üzerindeki görüşmelerin devam ettirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Kemal Kılıçdaroğlu |
|
Ahmet Küçük |
Atilla Kart |
|
|
İstanbul |
|
Çanakkale |
Konya |
|
|
Zekeriya Akıncı
|
|
|
Mustafa Özyürek |
|
|
Ankara |
|
|
İstanbul |
Gerekçe:
Anayasalar, devletin dayandığı temel ilkelerle siyasal rejimin
belirlendiği; yetkili organların, teşkilatın ve bunların nasıl işleyeceklerinin
düzenlendiği ve insan hak ve özgürlüklerinin güvence altına alındığı temel
hukuk metinleridir.
Anayasa Devletin ve toplumun temel kanunu, temel toplum
sözleşmesidir; bu günü ve geleceği ilgilendirir. Bu nedenle toplumsal
mutabakatı gerektirir.
Dünyada ve Türkiye'de Anayasalar hep olağanüstü dönemlerin eseri
olmuştur Amerika'da, Fransa'da, Sovyetler Birliği'nde, Almanya'da,
ve hatta İran'da. Anayasalarla siyasal rejimler değiştirilmiş, siyasal rejimler
kurulmuştur.
Anayasaların halkın ihtiyaçlarını karşılayamayarak toplumsal
taleplerin gerisinde kalması durumunda ise değiştirilmesi ihtiyacı gündeme
gelmiştir. Değişiklik ihtiyacını gündeme getiren ise Dünyanın her yerinde ve
Türkiye'de hep halk olmuştur. Halk ve halkın temsilcileri, sorunları tartışmış,
çözüm yollarında uzlaşmış ve varılan mutabakatın eseri olarak Anayasalar
değiştirilmiştir.
AKP iktidarı ise toplumu bir yana koyarak, kendini her şeyi
yapmaya muktedir cuntacılar gibi gördüğünden mutabakat aramamaktadır. Darbe
dönemlerinin cuntaları dahi, konu Anayasa olduğunda bir toplumsal meşruiyet arayışına
girmesine rağmen, AKP iktidarı çoğunluğum varsa astığım astık, kestiğim kestik
anlayışı içindedir.
Türkiye'de halkın gerçek gündemi işsizlik, gelir dağılımındaki
adaletsizlik, yoksulluk ve yolsuzluktur. Halk, aşından ekmeğinden keserek
üniversite okuttuğu çocuklarına iş istemektedir. Halk, kamu kaynaklarının
yandaşlara peşkeş çekilmesini değil, eğitime ve sağlığa harcanmasını
istemektedir. Halk, ürettiği ürünlerin maliyetini karşılamasını beklemektedir.
AKP iktidarı ise sayısal çoğunluğuna dayalı olarak Meclis
gündemine taşıdığı Anayasa değişikliği paketi ile halkın gerçek gündeminin
üzerini örtmenin ötesinde, Anayasada olağanüstü dönemlere özgü değişiklikler
öngörerek demokratik siyasal rejimi dönüştürmeyi hedeflemektedir.
Anayasa değişikliği metni bir sivil darbe belgesidir. Demokratik
rejimlerde temel hak ve özgürlüklerin güvencesi bağımsız ve tarafsız yargıdır
ve AKP'nin Anayasa değişikliği doğrudan insan haklarının teminatı olan bağımsız
yargıyı hedeflemektedir.
Hedefledikleri, yaptıkları yolsuzluklardan dolayı ilerde
kendilerini yargılayacak olan hakimleri bu günden
seçerek, özgürlüklerini yarattıkları yandaş yargıya emanet etmektir. Yürütmenin
Yasama Organına egemen olması yetmemekte, yargıyı da ele geçirerek bir dikta
rejimini kurumsallaştırmak istemektedirler. İstedikleri hukuka ve vicdanı
kanaatlerine göre karar veren bağımsız ve tarafsız yargı değil, siyası
ideolojileri ile uyum içinde olan "yandaş yargı"dır.
AKP iktidarı sayısal çoğunluğuna dayalı olarak yaratacağı
"yandaş yargı"yı Anayasal düzeyde kurumsallaştırmanın peşindedir.
Sayın Başbakanın hedeflediği "yandaş yargı" oluşturma
anlayışına toplumun tüm kesimleri karşıdır. Sivil Toplum Örgütleri karşıdır.
Yargı kuruluşları karşıdır. Mecliste temsil edilen siyasi partiler karşıdır.
Çok büyük badireler atlatmış; tarihten silindi denildiği anda
kendini var edebilmeyi başarabilmiş bu halk bu gidişe dur diyecektir.
Bunun için söz konusu düzenlemenin görüşmelerine devam
edilmelidir.
BAŞKAN – İç Tüzük 72’ye göre verilmiş önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Sayın milletvekilleri, şimdi on dakika süreyle soru-cevap işlemi
yapacağız. Soru sormak isteyen arkadaşlarımıza Sayın Aydoğan’la
başlıyoruz efendim.
Buyurun Sayın Aydoğan.
ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, öncelikle, burada oturan bakan arkadaşlarımızın
sorulan sorulara cevap vermiyor olması, sorduğumuz hiçbir soruya cevap
alamıyoruz. Cevaplarınızda, bu değişikliklerin demokratikleşmenin yanında
ekonomik zenginleşme sağlayacağını da söylüyorsunuz. Peki, bu nasıl bir
zenginlik sağlayacak; ihracatı mı artıracak, işsizliği mi önleyecek, yeni
istihdam alanları mı yaratacak? Yine cevap yerine, kapatma davası sürecindeki
ekonomik gelişmelerden bahsedildiğini görüyoruz. Sorulan sorularla bunun ne
ilgisi olduğunu merak ediyoruz.
22 Temmuzdan bugüne ekonomiyi unutup sanal davalar, Roman açılımı,
Alevi açılımı, demokratik açılım, Kürt açılımı ve benzeri sanal gündemlerin
ekonomi üzerindeki etkisi nedir? Çünkü sorulan sorular karşısında, görüşmelerin
başından bu yana…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Taner...
RECEP TANER (Aydın) – Sayın Bakan, 24 Nisan günü Sayın Adalet
Bakanına, Müsteşar Yardımcısının Adana’ya gittiğini, Adana’daki mahallî basında
bu haberlerin çıktığını göstererek kendisine sormuştum “Sayın Müsteşar
Yardımcısının Adana ziyareti Adana İdare Mahkemesi üzerinde bir etki yaratmış
mıdır, oraya gitmiş midir?” diye. Sayın Bakanın ifadeleriyle o gün, böyle bir
iddianın gerçek olmadığı, Mersin’e gittiği, Adana’ya uğramadığı yönünde
açıklamada bulundu ama bugünkü yaşanan gelişmeyle siz de gördünüz ki, Sayın
Müsteşar Adana’ya gitmiş.
Şimdi soruyorum: Hükûmet üyesi bir
bakanın açıklamasının gerçekleri yansıtmaması karşısında eski bir Adalet Bakanı
olarak sizin görüşünüz nedir? Bakan istifa etmeli midir? Aynı soruları size
sorsam nasıl bir cevap verirdiniz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Sıvacıoğlu…
MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkanım, Sayın Komisyona ve
Sayın Bakanımıza sormak istiyorum: Siyasi Partiler Kanunu’nun 3’üncü maddesine
göre, siyasi partiler millet iradesinin temsil edildiği en geniş, ülke
genelinde teşkilatlanmış organlardır. 4’üncü maddesine göre de, siyasi partiler
demokratik hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Siyasi partiler çalışmalarını hem
ülke genelinde hem de Türkiye Büyük Millet Meclisinde yürütürler, millî
iradenin temsilcisidirler.
İç Tüzük’ün 139, 148’inci maddelerine göre de, buradaki çalışma
şekilleri hem Meclisin faaliyetlerine katılmak hem de netice olarak bu görüşmeler
sonucunda oylamalara katılmaktır. Sayın Komisyon Başkanından öğrenmek
istediğim, bu kabil bir uygulama, yani siyasi partilerin Meclis faaliyetlerine
katılıp…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Yıldız…
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, yazılı ve görsel basından öğrendiğimize göre Anayasa
paketinizle ilgili bir siyasi partimize değişiklik teklifiniz olduğu
söylenmektedir, bu teklifiniz nedir? Getirdiğiniz Anayasa Değişikliği
Teklifi’nin Anayasa’ya aykırı olduğunu sizin de kabul ettiğiniz söylenmektedir,
doğru mudur?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Uslu…
CEMALEDDİN USLU (Edirne) – Teşekkür ederim.
Sayın Bakan, Anayasa’nın 11’inci maddesine göre Anayasa hükümleri,
yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve
kişileri bağlar. Bunun yanında, başta Türkiye Büyük Millet Meclisi olmak üzere
hiçbir kimse ve organ kaynağını Anayasa’dan almayan bir devlet yetkisini
kullanmaz. Bu bağlamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa değişikliği
yaparken mutlak surette bu kurallara uymak zorundadır. Anayasa’nın başlangıç,
2, 6, 11, 14 ve İç Tüzük’ün 75’inci maddelerine aykırılık oluşturan bu
değişiklikler kanuna karşı hile değil midir? Avrupa’da yakın tarihlerde görülen
dikta rejimleri hep kanuna karşı hile yöntemiyle gelmemiş midir? Sizin de
amacınız bu mudur?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Yunusoğlu…
SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, gazetelerdeki iddialar üzerine Adana Büyükşehir
Belediye Başkanı hakkında soruşturma açıldı ve bu soruşturmanın neticesinde
İçişleri Bakanlığı vasıtasıyla da görevden alındı. Ancak, gazetelerden takip
ettiğimize göre İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanları hakkında da
ihale yolsuzluğundan, ruhsatsız bina yapımından tutun birtakım iddialar
bulunmaktadır. Bu iddialar konusunda Hükûmetiniz
incelemeler yapmakta mıdır? Acaba bu Başkanlar hakkında da bir soruşturma
açıldığı takdirde onları da görevden alabilme cesaretini gösterebilecek misiniz?
BAŞKAN – Sayın Komisyonun söz talebi var.
Buyurun.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkanım,
Sayın Musa Sıvacıoğlu’nun bir sorusu var. Sayın Sıvacıoğlu der ki: Milletvekillerinin toplantılara
katılmaları, Genel Kurulda bulunmaları ve parti içerisindeki faaliyetlerinin
önemli bir göstergesi olarak -yani milletvekilliğinin bir anlamda- oy kullanma
hakkını, noktasındaki, gruplar arasındaki değişiklikler ya da milletvekilliği
iradesi üzerindeki baskılar… Bu konuda ne düşündüğümü sordu.
Milletvekillerimizin tabii ki her birinin tek tek
reddetme, kabul etme, çekimser kalma en doğal haklarıdır ama bu, tabii, bir
grup hâlinde, toplu olarak yapıldığı zaman, özellikle irade üzerinde baskı
imajı veriyorsa bu doğru değil. Anayasa oylaması gibi önemli bir meselede öyle
zannediyorum ki milletvekillerimizin kapalı oy kabinlerine tek tek girerek iradelerini çok açık bir şekilde, kendi
vicdanıyla baş başa kalarak yansıtmasında yarar var. Aksi hâlde, “irade
üzerinde ipotek mi vardır, yok mudur” gibi tartışmalara sebep olur. Tabii, bu,
milletvekilliğinin vekillik sıfatını yerine getirmesi bakımından çok isabetli
olmaz.
Bunun kayıtlara geçmesi adına, hem bu soru da isabetli oldu.
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
BAŞKAN – Evet, Sayın Çiçek, buyurun.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, ister Anayasa değişikliği teklifi olsun
ister geçmişte veya bugün görüştüğümüz, görüşeceğimiz kanun tasarı ve
teklifleri olsun, bunların bir genel gerekçesi vardır. Böyle bir düzenlemeye
neden ihtiyaç duyulduğu, bu düzenlemenin amacının ne olduğu, bunun ilkeleri,
usulleri, yöntemleri bu kanunlarda yazılır, gerekçesinde yazılır. Her bir
maddeyle ilgili de gerekçe vardır. Dolayısıyla, bu Anayasa değişikliği
teklifinin amacının ne olduğu da hem genel gerekçesinde hem de madde
gerekçelerinde var hem de buradaki müzakereler sırasında bunlar ifade
edilmiştir. Dolayısıyla, bu değişikliğin temel amacı Türkiye’de yüksek
standartta bir demokrasinin tesisini amaçlamaktadır. Bu, bir ekonomik paket
teklifi değildir. Daha evvel de benzer sorular arkadaşlarımız tarafından
soruldu. Elbette bir hükûmet, bir parlamento aynı
anda birçok işi yapabilir, birçok konuyu yan yana koymak suretiyle onlar
üzerinde durabilir. Bugün Parlamento Anayasa değişikliğine ihtiyaç duymuş, bunu
görüşüyor. İhtiyaç hasıl olduğunda insanlarımızın
mutluluğunu, refahını temin edecek başka türlü paketleri, bunların başında
ekonomik paketleri de görüşebilir, konuşabilir. Nitekim geçmişte çok sayıda
paket çıkmıştır, ihtiyaç hasıl olduğunda ve olacaktır.
Dolayısıyla bu konuyu daha evvel de ifade etmiş olduğumuzu düşünüyoruz.
İkincisi, Adana…
ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Sayın Bakan, siz söylüyorsunuz…
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Adana
Belediye Başkanıyla ilgili olarak 24 Nisan günü burada bir soru sorulmuş.
ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Sayın Bakan, ekonomide bir zenginleşme
yaratacağını siz söylediniz. Siz söylüyorsunuz…
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – İlgili
bakan arkadaşımız bu konuyla ilgili cevap vermiştir.
BAŞKAN – Lütfen değerli arkadaşlar, cevap veriyor Sayın Bakan.
Dinleyin.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Şimdi,
soruyu soruyorsunuz değerli arkadaşlar, biz de bildiğimiz kadarıyla buna cevap
vermeye çalışıyoruz.
ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Ama Sayın Bakan, ekonomide zenginleşme
yaratacağını siz söylüyorsunuz.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sizi
tatmin eder ya da etmeyebilir, o başka bir soruyu beraberinde getirir. O
takdirde de ona ilave cevap verebiliriz. Dolayısıyla kafanızda neyi düşünerek
bu soruyu sorduğunuzu bilemeyeceğim için, ben kendi bildiğimi bu şekilde
cevaplamaya çalışıyorum.
24 Nisan günlü açıklaması… Burada müzakere sırasında Adana
Büyükşehir Belediye Başkanıyla ilgili olarak burada soru sorulmuş, sayın bakan
da o gün buna ayrıntılı bir cevap vermiştir.
Adana’ya gidip gitmediği meselesi… Benim de şu an alabildiğim
kadarıyla, uçakla gittiği için -Mersin’de havaalanı yok, inşallah önümüzdeki
dönemde yapılacak- o takdirde, Mersin’e uçakla gitme imkânı olmadığı için Adana
üzerinden gidilecektir. Bu manada soruyorsanız, elbette Adana’ya gitmiştir,
oradan da Mersin’e geçmiştir. Dolayısıyla bunun dışında gerçekten o kararın
altında imzası var mı yok mu, ben şahsen bilmiyorum ama elimizde sağlıklı bir
delil olmadan yargı makamlarıyla ilgili bu ve benzeri değerlendirmeleri yapmak
bence ne kadar doğru olur, onu da takdirlerine bırakıyorum.
Ayrıca bir şey daha ifade etmek istiyorum. “Bu teklif Anayasa’ya
aykırı mıdır?” diyor Sayın Yıldız. Biz Anayasa’ya aykırı olmadığı
kanaatindeyiz. Bu inancımız da tamdır. Herhangi bir aykırılık söz konusu değil
çünkü yasama meclisleri kural koyan meclislerdir. Biz burada kuralı koyarız, bu
kural gerçekleştikten sonra da Anayasa Mahkemesi bu kurala uygun olarak somut
denetimler yapar.
Teklif olarak, herhangi bir partiye bir teklifimiz var mı?
Herkese, bu Mecliste bulunan herkese teklifimiz var. O da şudur: Eğer bu
getirilen düzenlemeler yanlışsa, eksikse, buna katkı vermek adına herkese
çağrıda bulunduk, sivil toplum örgütlerine de çağrı da bulunduk. Dolayısıyla bu
manada genel bir teklifimiz her zaman oldu. İkinci tura geçmezden evvel de bu
teklifimizi burada bir defa daha tekrar ediyoruz. Bir katkı olacaksa, bundan
memnuniyet duyarız. Bunu ifade etmek istiyorum.
Diğer sorulara yazılı cevap verilebilir Sayın Başkan.
BAŞKAN – Peki, Sayın Bakan, teşekkür ederim.
Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde on beş önerge vardır.
Bilindiği gibi, İç Tüzük gereği sadece yedi önergeyi işleme alabiliyoruz.
Çekilen kurada çıkan yedi önergeyi şimdi okutacağım, sonra bu önergeleri
aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
Önergeleri okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 26 ncı
maddesi ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına eklenen Geçici Madde 18 de geçen “2009
yılına ilişkin mali denetimler Anayasa Mahkemesince yapılır” cümlesinin madde
metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.
Abdurrahman Arıcı
Antalya
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 26 ncı
maddesi ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına eklenen Geçici Madde 18 de geçen
“2009 yılına ilişkin mali denetimler Anayasa Mahkemesince yapılır” cümlesinin
madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.
Ahmet Yeni İkram
Dinçer
Samsun Van
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 26 ncı
maddesinin geçici 18 nci maddesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Pervin Buldan |
|
Ayla Akat Ata |
Fatma Kurtulan |
|
|
Iğdır |
|
Batman |
Van |
|
|
İbrahim Binici |
|
Şerafettin
Halis |
M. Nezir
Karabaş |
|
|
Şanlıurfa |
|
Tunceli |
Bitlis |
“Geçici Madde 18- Bu Kanunun 8 inci maddesiyle Anayasanın 69 uncu
maddesinde yapılan değişiklikler, lehe olan hükümler geçmişe şamil olarak
uygulanabileceği gibi, Anayasa Mahkemesinde görülmekte olan davalarda da
uygulanır. Ancak, siyasi partilerin malî denetiminin Sayıştay tarafından
yapılacağına ilişkin hükümleri, siyasî partilerin 2009 yılına ait denetimleri
hakkında uygulanmaz; 2009 yılına ilişkin malî denetimler Anayasa Mahkemesince
yapılır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Anayasa değişikliği teklifinin 26. maddesine
bağlı Geçici 18. maddesinin teklif metninden çıkarılması için gereğini arz ve
teklif ederiz.
|
|
Faruk Bal |
|
Oktay Vural |
Mehmet Şandır |
|
|
|
Konya |
|
İzmir |
Mersin |
|
|
|
Behiç Çelik |
|
S. Nevzat
Korkmaz |
K. Erdal Sipahi |
|
|
|
Mersin |
|
Isparta |
İzmir |
|
|
|
Süleyman L. Yunusoğlu |
|
Hakan Coşkun |
Yılmaz Tankut |
|
|
|
Trabzon |
|
Osmaniye |
Adana |
|
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 2/656 Esas Numaralı 7/11/1982
Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 26. maddesine bağlı Geçici Madde
18’in Teklif metninden çıkarılmasını ve diğer maddelerin buna göre teselsül
ettirilmesini arz ve teklif ederiz.
İsa
Gök
Mersin
BAŞKAN – Şimdi en aykırı iki önergeyi okutup işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 2/656 Esas numaralı 7/11/1982
Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 26. maddesine bağlı Geçici Madde
18’in Anayasaya aykırılığı nedeniyle Teklif metninden çıkarılmasını ve diğer
maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.
Ali Rıza Öztürk Halil
Ünlütepe
Mersin Afyonkarahisar
TBMM Başkanlığına
Anayasa değişiklik teklifinin 26. maddesi Geçici 18. maddesi
Anayasaya aykırıdır. Teklif metninden çıkarılmasını saygılarımla arz ederim.
14.4.2010
Tayfun
İçli
Eskişehir
BAŞKAN – Komisyon birlikte işleme aldığım önergelere katılıyor mu
efendim?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz
Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Sayın İçli, buyurun efendim.
Önergeniz üzerinde beş dakika süre veriyorum.
H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Anayasa
Değişiklik Teklifi’nin 26’ncı maddesinin geçici 18’inci maddeyle ilgili önergem
üzerinde söz aldım.
Değerli arkadaşlarım, geçici 18’inci madde neyi düzenliyor?
Birincisi, bu teklifin 8’inci maddesiyle Anayasa’nın 69’uncu maddesinde yapılan
değişikliğin… Bu teklif diyelim ki halkoyuna sunuldu, halk oylamasında kabul
edildi. İşte kabul edildiği tarihten geriye dönük olarak, açılmış bulunan
kapatma davalarında uygulanacağını düzenliyor, birincisi bu.
İkincisi de, siyasi partilerin mali denetimlerinin Sayıştay
tarafından yapılmasına ilişkin düzenleme vardı, işte bu teklifin içinde. Bunun
2009 yılına ait olan denetimleri hakkında uygulanamayacağını, 2009 yılından sonra
siyasi partilerin Anayasa Mahkemesi tarafından değil de Sayıştay tarafından
denetleneceğini düzenliyor.
Değerli arkadaşlarım, herhangi bir siyasi parti hakkında bir
kapatma davası açıldı mı? Yani, AKP hakkında bir kapatma davası var mı bugün
gündemde? Anayasa mahkemesinin gündeminde yok. Peki, Barış ve Demokrasi Partisi
hakkında var mı? Yok. Cumhuriyet Halk Partisi hakkında var mı? Yok. Hangi
siyasi parti hakkında var? Yok.
Peki, o zaman neden böyle bir düzenlemeyi yapıyorsunuz? Yani,
diyelim ki halk oylaması beş ay sonra yapıldı, bu Anayasa teklifi yürürlüğe
girdi, siz beş aydan daha gerilere gitmek suretiyle bir düzenleme yapmaya
çalışıyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, bu, açıkça, bir korkunun; açıkça, bir suç
işleyen insanın, işlediği suçu nasıl bu işin içinden çıkartabiliriz
düşüncesinin bir sonucu. Neden? Çünkü hep söyledik, Anayasa’nın değişmez,
değiştirilmez maddelerini değiştirmeye kalkarsanız, bunu teklif ederseniz,
Anayasa Mahkemesi AKP kapatma davasında verdiği kararda, bunun bir siyasi partinin
kesin kapatma nedeni olacağını, odaklaşma nedeni olacağını çok net biçimde
ortaya koydu. İşte, Resmî Gazete’nin 24 Ekim 2008 tarihinde yayınladığı AKP
kapatma davasında, Anayasa 10 ve 42 ile ilgili olarak, AKP’nin Anayasa
değişikliğini teklif etmesini, bunu yasalaştırmasını ve bu partinin laiklik
karşıtı eylemlerin odağı olduğunu net olarak ortaya koydu.
Anayasa Mahkemesinin içtihadı var. Anayasa Mahkemesinin bu
içtihadına muhalif oy veren Sayın Başkan dahi, kim verdiyse, artık kendi kararı
azınlık oyu olsa da, önünde mahkemesinin kendi kararı olduğundan buna uymakla
yükümlü. “Hayır, ben buna yeniden muhalefet şerhi yazıyorum.” diyemez. Bir
önceki kararında muhalefet şerhini yazmış, artık ortada bir karar var. Peki,
böyle bir Anayasa Mahkemesi kararı varken, yani bunu bile bile,
göz göre göre, geçmişe yönelik olarak Anayasa’da bir
geçici madde düzenliyorsunuz. “Ya, bak ben bir suç işleyeceğim de, yarın bir
gün Anayasa Mahkemesinin önüne bu gider de…”
MUSTAFA HAMARAT (Ordu) – Saçmalama, saçmalama; doğru konuş!
MEHMET OCAKDEN (Bursa) – Ayıp, çok ayıp bir şey ya!
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Saçmalama diye… Doğru konuş! Terbiyeli
konuş! Yani siz artık işin tadını kaçırmaya başladınız.
BAŞKAN – Lütfen…
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Bir milletvekilisiniz, saygın konuşacaksınız,
ağızdan çıkanı kulağınız…
BAŞKAN – Sayın İçli, lütfen siz Genel Kurula hitap edin.
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Sayın Başkan, siz oraya müdahale
edeceksiniz, bana değil.
BAŞKAN – Tamam efendim, görüyorum efendim.
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Hemen o arkadaşa özür
dilettireceksiniz.
BAŞKAN – Lütfen Hatibe müdahale etmeyelim. Lütfen…
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Özür dileyecek orada, siz ona müdahale
edeceksiniz.
BAŞKAN – Siz konuşmanıza devam edin efendim.
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Siz ona müdahale edeceksiniz, benim
zamanımı da durdurun.
BAŞKAN – Siz konuşmanıza devam edin efendim.
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Artık, adamın asabını bozuyorsunuz.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – O dosyada Danıştay saldırısı da var, o ne
oldu?
BAŞKAN – Lütfen…
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Ben burada görüşümü söylüyorum, Anayasa
Mahkemesinin kararını söylüyorum. Ağzınızdan çıkanı kulağınız duyacak. Burasını
mahalleye çevirdiniz artık.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – O mahkeme kararında Danıştay saldırısı da
var, o ne oldu?
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Konuşma, konuşma!
BAŞKAN – Sayın İçli, siz Genel Kurula hitap edin. Karşılıklı
konuşmayalım.
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Kalk, çık burada konuş işte. Sözcün
konuştu…
Sayın Başkan, müdahale edin…
BAŞKAN – Lütfen… Değerli arkadaşlar…
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – …ve arkadaşları da saygıya, terbiyeye
davet edin lütfen. Burada ben konuşuyorum, bana abuk subuk
hakaret ediyorlar.
BAŞKAN – Sayın İçli, siz konuşmanızı… Ben takip ediyorum, siz
konuşmanıza devam edin.
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Olur mu Başkanım? Şurada zaten beş
dakika bir önerge için söz almışız, artık işin tadını kaçırıyorlar.
BAŞKAN – Lütfen… Lütfen… Değerli arkadaşlar, yerinizden Hatibe
lütfen söz atmayın, böyle bir usulümüz yok.
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Çıkın, konuşun, aykırı bir düşünceniz
varsa konuşun.
İşte, ben size şunu söylüyorum, bu benim görüşüm: Anayasa’nın
geçici maddesine niye geçmişe yönelik olarak hüküm koyuyorsunuz kardeşim?
MEHMET OCAKDEN (Bursa) – Apolet tak bir de, daha güzel olur.
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Koyamazsınız! Evrensel hukuk
kurallarına göre koyamazsınız. Siz koyduğunuz takdirde geçmişe yönelik olarak,
kendinizle ilgili olarak; bu doğru değildir, bunu söylüyorum. Alıyorsunuz,
69’da düzenleme yapıyorsunuz. “Komisyon kararı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
yargı denetimine kapalı.” diyorsunuz. Hani uyarma, kınama cezaları yargı
denetimine açık olmadığı için evrensel hukuk kurallarına aykırılığı…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Ek süre veriyorum Sayın İçli.
Buyurun.
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Şimdi, buna yargı yolunu
kapatıyorsunuz. Neden yargı yolunu kapatıyorsunuz? Böyle bir şey var mı?
Türkiye Büyük Millet Meclisine yargı işlevi veriyorsunuz.
Hep söyledim, Siyasi Partiler Yasası’nın cezai hükümler getiren
düzenlemelerini -bu komisyon yargı işlevi yaparak- “suç unsurları oluştu,
maddi-manevi unsur oluştu, oluşmadı” diye bir değerlendirme yapabilir misiniz?
Yine söyledim, hiçbir kimse kendiyle ilgili veyahut hasmıyla ilgili bir
soruşturmayı yürütemeyeceği gibi, hiçbir yargıç bu konuda karar veremez. Siz
kendinizle ilgili, çok evrensel hukuk kuralı olan konularda, reddi hâkim gibi
olaylarda bunu bunun içine sokuyorsunuz. Adam öldüren adama, savcı gidecek
diyecek ki: “Kardeşim, senin hakkında dava açayım mı, açmayayım mı?” diye
soracak.
Değerli arkadaşlarım, bunlar hatalı. Anayasa’nın geçici 18’inci
maddesini böyle koyuyorsunuz. İki sayfalık geçici madde Anayasa’da nerede
görülmüştür? Bu, bir korkunun, bir yerden kaçmanın, bir yeri kıvırmanın ruh
hâlidir bu; başka bir şey demiyorum.
MEHMET OCAKDEN (Bursa) – Size de bir apolet takalım.
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Ve hepinize sabrınız için teşekkür
ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Peki, Sayın İçli.
Ben diğer sayın milletvekilinin ne söylediğini buradan duymadım,
zabıtları isteyeceğim efendim. Siz duymuş olabilirsiniz ama buraya kadar
gelmedi, bir bakacağım.
Diğer önerge üzerinde Sayın Ünlütepe.
Sayın Ünlütepe, buyurun efendim.
Beş dakikadır süreniz.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Sayın
Başkan, değerli üyeler; önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, uzun bir dönemdir Anayasa değişikliği üzerinde
çalışmalar yapıyoruz. Bu değişikliklerin 1’inci maddesi üzerine yaptığım
açıklamayı tekrar sizlerle paylaşmak istiyorum. Söz alan saygıdeğer üyeler
“Demokratik bir anayasa yapıyoruz, temel hak ve özgürlükleri genişletiyoruz.”
gerekçesine dayalı olarak bu değişiklikleri savunuyorlar.
Sevgili arkadaşlar, temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi için
temel hak ve özgürlüklere saygı duyulan bir ortamda çalışma yapılması gerekir.
Günde on sekiz saatlik bir çalışmayla Anayasa’nın 18’inci maddesini ihlal eden
bir ortamda temel bir yasayı yapmaya çalışıyoruz. Bakın, burada stenograflar
var. Bu stenograflar da çalışan elemanlarımız, günde on yedi-on sekiz saat
çalışıyor. Kavaslar var, sabah saat onda geliyor, sabaha karşı üçte, dörtte
gidiyor. Böyle bir ortamda, Anayasa’yı acaba demokratikleştiriyor musunuz?
Temel hak ve özgürlükleri acaba genişletiyor musunuz? Bunları düşünen insanlar,
önce çalışanlara saygı duyar, kendi arkadaşlarına saygı duyar. Saygının
olmadığı bir ortamda bu tür bir Anayasa değişikliği, dayatmaya dayalı bir
yöntemdir, ihtiyaçtan kaynaklanmamaktadır. Öncelikle, bunu sizlerle paylaşmak
istiyorum.
Sevgili arkadaşlar, Anayasa’nın 69’uncu maddesinde yapılan
değişikliğe münhasır olarak, siyasi partilerin uyacakları esaslarda bir
değişikliğe gidiyoruz. Yapılan bu düzenlemede -Komisyon toplantısında da
söyledim- 18’inci madde, Anayasa tekniği açısından uygun bir düzenleme değil, sanki
birisine mektup yazar gibi. Anayasal kurallar, temel ilkeleri az ve öz olarak
belirtir. Kanunla, yönetmelikle paylaşılması gereken düzenlemeyi 18’nci
maddesinin içine almışsınız. Niçin? Korkudan. İhtiyaçtan kaynaklanan bir
düzenleme değil. Geçici maddelerde yaptığınız bu düzenlemeler, sizin gerçek
niyetinizi ortaya koymaktadır.
Sevgili arkadaşlar, bu tür değişikliklere giderken, 2002’den
bugüne kadar, Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından 7 kez Anayasa’da değişiklik
yapılmış. Eğer, hakikaten, bunlar demokratik hak ve özgürlüklerin
genişletilmesi, Türkiye’de katılımcılığın gerekliliğine inançtan
kaynaklanıyorsa, geçen dönem şimdikinden çok daha fazla milletvekili sayınız
vardı, niçin bu dönem bunları getirdiniz de o dönem getirmediniz? Çünkü o dönem
hakkınızda açılan davalar yoktu. Dayak yediniz. “Bundan nasıl kurtulacağız?”
diyorsunuz ve Anayasa’nın değiştirilmesi dahi olanaksız olan hükümlerini bu
dönem getirme ihtiyacı duydunuz. Bunlar, toplumun ihtiyacından kaynaklanan
değil, sizin ihtiyacınızdan, sizi kurtarmaya yönelik çalışmalardan kaynaklanan
değişiklikler. Örneğin, Sayın Erdoğan’ın milletvekilliği olanağını yarattık,
milletvekili yaşını otuzdan yirmi beşe düşürdük, Sayın Cumhurbaşkanının halk
tarafından seçilmesini getirdik; RTÜK’ü getirdik; yedi sefer değişiklik
yapılmış. Niçin o dönem aklınıza bu tür değişiklikler gelmedi de şimdi yirmi
dört maddede ciddi bir değişikliğe gidiyorsunuz? Bunların tümü bir ihtiyaçtan
değil bir zorlamadan kaynaklanıyor. Hele hele Sayın
Başbakanın iki gün önceki veya üç gün önceki açıklaması, “Başkanlık sistemine
geçiyoruz.” diyor. Mademki Sayın Başbakan bunu düşünüyordu, bir Anayasa
değişikliği yaparken niçin bunu gündeme getirmediniz? Onu da getirseydiniz.
Şimdi, parlamenter sistemi zorlayacak bu Anayasa değişikliğinden sonra da
tekrar Sayın Başbakanın ihtirasları gereği yeniden, bir başkanlık sistemiyle
ilgili Anayasa değişikliklerine gideceğiz.
Sevgili arkadaşlar, toplumun ihtiyaçları işsizlik, yoksulluk,
açlık. Ekonomi durmuş. Böyle bir ortamda on güne yakın bir süredir bir Anayasa
değişikliğiyle kendimizi hapsetmemize ne gerek var? Bu Anayasa
değişikliklerinin düzgün bir ortamda, düzgün bir çalışma ortamında
yapılabilmesi gerekirdi.
Sevgili arkadaşlar, Anayasa’nın değiştirilemez ve değiştirilmesi
teklif dahi edilemez hükümleri korunur gibi görünse bile, başka maddelerde
yapılacak değişikliklerle cumhuriyetin temel ilkelerini zaafa uğratıyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Ünlütepe, size de ek süre
veriyorum efendim bir dakika, lütfen tamamlayınız.
HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Anayasa değişikliğinin yalnızca bir siyasi partinin inisiyatifinde hazırlanıyor olması sürecin demokratikliğine
gölge düşürür.
Sevgili arkadaşlar, geçici maddeyle Anayasa Mahkemesinde açılmış
olan davalarla ilgili bir müdahaleye gidiyoruz. Anayasa Mahkemesinde siyasi
partiler hakkında açılmış olan bir dava yok. Olmayan bir şeyi neden hukuksal
bir düzenlemenin içine sokuyoruz? Bu, hukukun temel ilkelerine aykırıdır. Bu
nedenle, Anayasa’nın geçici 18’inci maddesindeki değişikliğin Anayasa’ya aykırı
olduğunu, temel hukuk kurallarına aykırı olduğunu iddia ediyoruz önergemizde ve
bu önergemizin kabulüyle bu değişikliğin reddedilmesini talep ediyoruz.
Şimdi, Sayın Adalet Komisyonu Başkanımızın sözüyle konuşmamı sona
erdiriyorum Sayın Başkanım: “Oyunda yarışanların, rekabet içinde olanların
‘Falanca partiyi kapatın.’ demesi hem ahlaka hem de demokrasiye uymaz.” İşte
yaptığımız, Sayın Başkanın sözünün tam…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Ünlütepe, lütfen,
selamlama için açıyorum tekrar.
HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Teşekkür ediyorum, bağlıyorum.
BAŞKAN – Tamam efendim, selamlama için.
HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – “…demokrasiye uymaz.” sözü, Sayın
Başkanın, bugün tam tersini savunduğunu gösteriyor. İşte, zaman zaman, maalesef, siyasette dün söylediklerimizin tersini
söyler bir duruma düşüyoruz.
Bu duygu ve düşüncelerle, önergemizin yüce heyetinizce
değerlendirilmesini diliyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ünlütepe.
Birlikte işleme aldığım önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Şimdi okutacağım iki önerge de aynı mahiyettedir, birlikte işleme
alacağım.
Buyurun, okuyun efendim:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 2/656 Esas Numaralı 7/11/1982
Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 26. maddesine bağlı Geçici Madde
18’in Teklif metninden çıkarılmasını ve diğer maddelerin buna göre teselsül
ettirilmesini arz ve teklif ederiz.
İsa
Gök
Mersin
Diğer önergenin imza sahipleri: Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları
BAŞKAN – Birlikte işleme aldığım önergelere Komisyon katılıyor mu
efendim?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz
Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Sayın Gök, konuşacak mısınız efendim?
İSA GÖK (Mersin) – Evet Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakikadır.
İSA GÖK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Arkadaşlar, dün gece rahat uyuyabildiniz mi? (AK PARTİ
sıralarından “Uyuduk.” sesleri) Rahat yattınız. Tebrik ediyorum sizi çünkü 12
Eylül 1980 askerî darbesini yapan generallerin hakikaten yargılanmasını
sağlayacak olan Cumhuriyet Halk Partisi önergesini hep beraber reddettiniz.
Sizi tebrik ediyorum, çünkü önergemizde… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
Arkadaşlar, sizi tebrik ediyorum.
BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen Hatibe…
İSA GÖK (Devamla) – Umarım hazmetmişsinizdir ve rahat
uyumuşsunuzdur. Generaller size teşekkür edeceklerdir. (AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen Hatibe müdahale etmeyin.
İSA GÖK (Devamla) – Bu 12 Eylül darbesi yapıldığında, arkadaşlar,
ne olmuştu? Dönemin Amerikan Başkanına “Bizim çocuklar yönetime geldiler.”
demişlerdi, değil mi? “Bizim çocuklar…” Derken, şimdi o çocukların, yönetimdeki
çocukların zarar vermediği tek grup sizlersiniz; “rahat uyuyanlar grubu”.
Herkes zarar gördü, bir tek siz zarar görmediniz.
KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Ne zararı? Saçmalama! Ülke zarar
gördü. Zarar görmeyen vatandaş olur mu?
İSA GÖK (Devamla) – Bir tarla oluşturuldu ve o tarladan çıkanlar
sizlersiniz. 12 Eylül tarlası sizleri üretti ve bu ürettiğiyle beraber, şimdi
siz de yönetime geldiniz …
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Millet için yapıyoruz, millet için.
İSA GÖK (Devamla) – …ve hatta o ağababalarınıza o kadar
bağlısınız ki bir büyüğünüz Amerika’da, Pennsylvania’da yaşıyor, Türkiye’ye
fetvalar veriyor -Sayın Fethullah Gülen- ve siz,
işte, sizi yaratan 12 Eylül 1980 darbesinin generallerinin yargılanmasını,
dünkü CHP’nin bu önergesine ret oyu vererek ve daha sonra da eve gidip rahat rahat uyuyarak engellediniz. Sizi Türkiye tebrik edecek!
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Generallerin gerçek dostu kim, gördük
biz; Türkiye gördü.
İSA GÖK (Devamla) – İşin ironisi şurada arkadaşlar: 12 Eylül’den
zarar gören on yedi yaşındaki gencecik fidanın yaşını büyütüp asanlardan sonra,
sizler o mağdurların maneviyatını kullanarak, o mağdurların vicdanlarına
seslenerek hiç de alakası olmayan bu anayasa -Hükûmetinizin-
tasarısını geçirmek için oylarını istiyorsunuz. Bu ahlaki değil, bu asla ahlaki
değil. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bu, 12 Eylül’ün vicdansızlığını
yapıyorsunuz demektir. Bu bir.
RECEP KORAL (İstanbul) – O dediğin sensin.
BAŞKAN – Lütfen…
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – 12 Eylül’ü kimlerin desteklediğine
bütün millet şahit oldu.
İSA GÖK (Devamla) – İkincisi: Geçici 15’inci maddeyle, bir
taraftan, güya dokunulmazlığı kaldırdığınızı söylüyorsunuz ama çerçeve 8 ile
Anayasa 69’u değiştirip bir partiye, kendi partinize mutlak dokunulmazlık
getiriyorsunuz, yargılanmazlık getiriyorsunuz; hem de dünyada ikinci bir örneği
olmayan bir sistemle, bir komisyon kararıyla. Öyle bir komisyon ki fetva
veriyor komisyon, çünkü kararları yargı denetimi dışında. Dünyada bir komisyona
bu yetkinin verildiği ikinci bir ülke sayın, muz cumhuriyetleri dâhil, ikinci
bir ülke yok ama siz bulursunuz!.. (AK PARTİ
sıralarından gürültüler)
MEHMET OCAKDEN (Bursa) – Fotokopi yaptırın, her defasında aynı
şeyi söylüyorsunuz.
İSA GÖK (Devamla) – Buldunuz, yaptınız. Tekrar, çerçeve 10 ile
Anayasa 84’ü değiştiriyorsunuz. Milletvekilliği dokunulmazlığı eleştiriliyor
ama yetmiyor size, iyice abartıyorsunuz.
Arkadaşlar, biz CHP Grubu olarak sizin gerçeğe aykırı
beyanlarınızın gerçeğini bulup söylemekten bıktık usandık ama siz gerçeğe aykırı
beyanda bulunmaktan usanmadınız. Az önce sözcünüz dedi ki: “Sayıştay denetimine
verdik artık siyasi partilerin mali denetimini. Bunu yaparken de 2003 tarihli,
Mustafa Bumin’in Anayasa Mahkemesi Başkanı olduğu
dönemdeki taslağa göre hareket ettik.”
Bak, bir de baş sallıyorsunuz! O baş boşuna sallanıyor, hakikaten
boşuna sallanıyor çünkü şu taslağa bakarsanız, diyor ki: “2003 yılında Anayasa
Mahkemesinin Meclise gönderdiği taslakta Anayasa’nın 148’inci maddesinin kenar
başlığı ‘Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkileri’ şeklindedir.” Bu maddeye
ilişkin değişiklik önergesinde var olan 82 Anayasası’ndaki tüm yetkiler
korunuyor. Partilerin mali denetimi yetkisi de korunuyor, ilaveten halk
arasında “bireysel başvuru” denen şey kabulleniliyor.
Arkadaşlar, Mustafa Bumin sizleri
dinliyor ve o şahsı üzüyorsunuz. 2003 tarihindeki Anayasa Mahkemesinin Sayın
Komisyona gönderdiği tasarıyı, taslağı kullanıyorsunuz ama -altını çizerek
tekrar söylüyorum- yalan söyleyerek kullanıyorsunuz çünkü burada böyle bir şey
yok. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) – Yalanı sen söylüyorsun!
İSA GÖK (Devamla) – Burada böyle bir şey yok arkadaşlar. Olmayan
şeyleri mütemadiyen varmış gibi gösteriyorsunuz.
Yaptığınız diğer yanlışlıklar? Diyorsunuz ki arkadaşlar: “Anayasa
69’u değiştirerek mali denetimi Sayıştaya vermekle
aslında demokratik tavır sergiliyor.”
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Gök, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen
konuşmanızı tamamlayın.
İSA GÖK (Devamla) – Aslında yaptığınız ne biliyor musunuz? Güçlünün herkes üzerindeki hükümranlığını artırmak. Faşist bir
mantık. Nedenini söyleyeyim: Mali yönden siyasi partileri Sayıştay
denetimi marifetiyle baskı altına alıyorsunuz. Bu, doğrudan Hükûmetin;
bu, doğrudan Parlamentodaki güçlü olan partinin Sayıştay denetimini kullanarak
diğer partiler üzerinde baskı yaratmasıdır, bu kabul edilemez.
İki, bir komisyon kuruyorsunuz, grup kurmaya bağlı olarak, parti
kapatma gibi önemli bir konuda Venedik Kriterleri gibi kriterleri
Anayasa’ya koymuyorsunuz. Parti kapatmanın ölçütleri değişmedi, asla değişmedi.
Ne değişti? Kapatacak olan iradeyi kendi elinize alıyorsunuz yani totaliter
yaklaşımın devamını sergiliyorsunuz. Siyasi partilere hem mali yönden Sayıştay
üzerinden bir vesayet uyguluyorsunuz hem de kapatma konusunda Hükûmet olarak…
BAŞKAN – Sayın Gök, ek süreniz de doldu efendim. Sadece selamlama
için açabilirim.
Buyurun, Genel Kurulu selamlayın lütfen.
İSA GÖK (Devamla) – Peki, selamlıyorum.
…Parlamento gücünüzü kullanarak tüm partiler üzerinde kapatma
tehdidi yaratıyorsunuz. Bunun neresi demokrasi? Bunun neresi temel hak ve
özgürlükler? Bunun neresi Batı’nın çağdaşlık normları?
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.
İSA GÖK (Devamla) – Bu normlar, AKP’nin kendi ilkel Orta Çağ normlarıdır.
Hayırlı uğurlu olsun size. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Şandır, gerekçeyi okutuyorum değil mi efendim?
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe…
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Anayasalar, vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini teminat
altına alan, siyasi rejimin ve devlet organlarının görev ve yetkilerini
belirleyen kanunlar hiyerarşisinin en üstünde temel hukuk normlarıdır.
İki ihtilal ve 3 muhtıra ile üzerine gölge düşürülen Türk
demokrasisini;
21. yüzyılın evrensel değerlerine kavuşturabilmenin,
Asırlık anayasa tartışmalarından kurtarmanın,
Her kesimin benimseyebileceği bir anayasaya kavuşturabilmenin, tek
yolu toplumsal uzlaşmaya dayalı bir Anayasa yapmayı sağlamaktır.
MHP bu sebeple;
"Anayasa Değişikliği Uzlaşma Komisyonu" kurulmasını,
Partilerin uzlaştıkları hususlarda demokratik bir sözleşme
yapılmasını,
Siyasi partilerin hangi konularda uzlaştığının kamuoyuna
duyurulmasını,
Her partinin görüş ve tavrının yapılacak ilk seçimde milletin
takdirine sunulmasını,
Seçimler sonunda oluşacak Meclis'in ilk iş olarak anayasa
değişikliğini gerçekleştirmek olmasını teklif etmiştir.
MHP; bu kapsamda,
Devlet ile Milleti kucaklaştıracak,
Milletin değerleri ile Devletin değerlerini bağdaştıracak,
Demokrasi ile Cumhuriyeti barıştıracak,
Vatandaşın temel hak ve hürriyetlerini evrensel standarda
yükseltecek,
Milletin bölünmez bütünlüğünü üniter
yapı içinde sağlayacak ve Devleti kurum ve kuruluşları ile uyum içinde
çalıştıracak,
Kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter demokrasiyi iyileştirecek,
Cumhuriyetin temel nitelikleri ile Anayasamızın değiştirilmesi
dahi teklif edilemeyecek maddelerini koruyacak,
Toplumsal bir sözleşme belgesi niteliğinde Anayasa yapma kararını
ilan etmiştir.
Anayasa değişikliği böylece milletin iradesine dayandırılmış olacaktır.
AKP, MHP'nin bu teklifine kulak tıkamış, kendisi için hazırladığı
Anayasa teklifini partilere ve millete dayatmıştır.
AKP, Anayasa değişikliğini seçmene ve yargıya hesap vermekten
kaçmak için malzeme olarak kullanmaktadır.
AKP'nin Anayasa Değişiklik Teklifi kendi hedefine ulaşmak için
hazırlanmıştır.
Bu teklif ile kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter sistemin
denge ve denetim mekanizmaları iktidar lehine bozulmaktadır. Bunun doğal sonucu
olarak başta parti kapatma, yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı ile hukuk
devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri zedelenmektedir. Parlamenter sistem
yerine ucu diktaya açık bir Başkanlık sistemi getirilmektedir.
Bu teklif, Parlamenter demokrasi esasına göre inşa edilen
Anayasaya aykırıdır.
Bu teklifin içinde; millet yoktur, milletin iradesi yoktur,
milletin beklentisi yoktur.
Millet, AKP'den bölücü terörü bitirmesini beklemektedir.
Millet, AKP'den yoksulluğun, yolsuzluğun, hayat pahalılığının ve
işsizliğin hesabını vermesini beklemektedir.
Millet, AKP'den iş beklemektedir, aş beklemektedir.
Millet, AKP'den düşünce, inanç, teşebbüs, örgütlenme ve benzeri
alanlarda temel hak ve hürriyetlere güvence beklemektedir.
AKP 8 yılı heba etmiştir. Milletin beklentilerini
karşılayamamıştır.
AKP millete değil, kendine çalışmaktadır.
AKP, iyi niyetli değildir, bu teklif ile başlattığı PKK AÇILIMI
için anayasal zemin hazırlamaktadır. Bu sebeple yargıyı etkisiz hale
getirmektedir.
AKP, 8 yıllık iktidarında Siyasi Partiler Kanununun
demokratikleşmesi için hiçbir adım atılmamıştır.
AKP, Siyasi Etik Kanununu çıkarmamıştır.
AKP, Siyasetin Finansmanı Kanununu çıkarmamıştır.
AKP Yerel Yönetimlerdeki partilerine mensup Belediye Başkanlarının
yolsuzluklarını örtbas etmiştir.
AKP, dokunulmazlıkların arkasına sığınmıştır, açıklık ve şeffaflığı
sağlayacak düzenlemeleri getirmemiştir.
AKP parti kapatma korkusu ile Millet bütünlüğünü bozan eylemleri
ve işlemleri serbest hale getirmek istemektedir.
BAŞKAN – Birlikte işleme aldığım önergeleri oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum efendim:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 26 ncı
maddesinin geçici 18 nci maddesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Pervin
Buldan (Iğdır) ve arkadaşları
“Geçici Madde 18- Bu
Kanunun 8 inci maddesiyle Anayasanın 69 uncu maddesinde yapılan değişiklikler,
lehe olan hükümler geçmişe şamil olarak uygulanabileceği gibi, Anayasa
Mahkemesinde görülmekte olan davalarda da uygulanır. Ancak, siyasî partilerin
malî denetiminin Sayıştay tarafından yapılacağına ilişkin hükümleri, siyasî
partilerin 2009 yılına ait denetimleri hakkında uygulanmaz; 2009 yılına ilişkin
malî denetimler Anayasa Mahkemesince yapılır.
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu önergeye?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz
Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Sayın Karabaş, buyurun efendim.
Önerge üzerinde Bitlis Milletvekili Sayın Nezir Karabaş.
Beş dakika efendim süreniz.
MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; geçici 18’inci madde üzerine verdiğimiz önergeyle ilgili söz
aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, tabii bugün Anayasa’nın yirmi yedi
maddesinde değişiklik yapma görüşmelerini sürdürüyoruz. Daha önce çeşitli
konularda belli yasal çalışmalar ve düzenlemeler yürüttük Meclis olarak.
İktidar da, Adalet ve Kalkınma Partisi, Hükûmet
üyeleri her söylemlerinde yaptıkları değişikliklerle demokratik hakları,
özgürlükleri, örgütlenme özgürlüğünü, insanların özgürce düşüncesini ifade
etme, özgürce düşüncesini kamuoyuna aktarmanın önünü açtıklarını söylüyorlar.
Şimdi bu Anayasa değişikliği metninde de sendikalarla ilgili, sendikal
örgütlenmeyle ilgili, sendikaların faaliyetleriyle ilgili, toplu sözleşmeyle
ilgili maddeleri var.
Yine, değerli milletvekilleri, biz geçen yıl 1 Mayısı ilk defa
Türkiye’de resmî bayram olarak Meclisten geçirdik ve kanunlaştırdık ve yine
77’den bu yana otuz yılı aşkın süredir miting alanlarına 1 Mayıslarda kapanan
Taksim’i bu yıl miting alanı olarak işçilerimizin taleplerini karşıladık.
Bunlar olumlu.
Hepinizin bildiği gibi geçmişte özellikle “nevroz”, 1 Mayıs, 1
Eylül Dünya Barış Günü, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, benzeri günler ve onunla
ilgili etkinlikler geldiğinde başta Hükûmet, Meclis
olmak üzere toplumun tüm kesimlerinde bir gerilim başlardı: Acaba bu süreci
nasıl atlatacağız? Yine olaylar yaşanacak mı? Yine ölümler yaşanacak mı? Yine
kentlerde çatışma, savaş görüntüleri yaşanacak mı? Gözaltılar, tutuklanmalar
olacak mı? Bu konuda belli gelişmeler sağlandı. Nitekim,
biz bu yıl 8 Mart ve “nevroz”da özellikle başta Sayın Bakanın açıklamaları, il
valilerinin, yetkililerinin de duyarlı davranması sonucu olay yaşanmadan geçti,
biz de bu kürsüde dile getirdik. Demek bu ülkede insanların düşüncesini dile
getirmesi, miting yapması, etkinlik yapması ve o etkinliği birilerinin
istemlerine, onların taleplerine göre değil, özgürce sloganlarını haykırması ve
bunun engellenmemesi durumunda, milyonların katılması durumunda bile bir olay
yaşanmayacağını dile getirdi.
Şimdi, burada şuna getirmek istiyorum: Bu yıl herkesin gözü
Taksim’deyken Bitlis’te sendikaların, sivil toplum örgütlerinin yapmak istediği
mitinge hâlâ izin verilmiş değil. Bitlis Valisiyle 3 kez görüştüm. Sayın
İçişleri Bakanıyla görüştüm, Müsteşarıyla görüştüm, KESK Sayın Genel Başkanı
yetkililerle görüştü ama şu ana kadar izin verilmiş değil.
Sayın Vali, 2911 çerçevesinde Bitlis’te miting alanı olarak
belirlenen yerleri vermiyor. Sendikalara diyor ki: “Ya Tatvan’da miting yapın
veya Bitlis miting kaldırmaz; kentin dışında bir alan gösteriyoruz, bu alanda
yapacaksınız.” ve sendikacıların tertip komitesinin bize aktardığı, yine devlet
yetkilileri “Biz, aslında, size istediğiniz yerde, yer veririz, miting alanı
veririz ama Barış ve Demokrasi Partisinin yaptığı açıklama var, yaptığı çalışma
var. Bu parti kitlesel olarak bu etkinliklere katılacak, Bitlis’te de
katılacak, sorun yaşayacağız, size izin vermiyoruz.”
Şimdi, değerli milletvekilleri, bir taraftan “Siyasi partiler
demokratik yaşamın vazgeçilmez unsurudur.” diyeceğiz bir taraftan da bir ilin
valisi, bir ilin emniyet yetkilisi, bir ilin oradaki yaşamın düzenlenmesi,
partilerin siyaset yapması, vatandaşların yaşamlarını sürdürmesi, düşüncelerini
ifade etmesi…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Karabaş, ek süre veriyorum. Lütfen konuşmanızı
tamamlayın.
MEHMET NEZİR KARABAŞ (Devamla) – …tüm bunları sağlamakla görevli
olan yetkililer, bir siyasi parti düzenlenecek bir mitinge katılacak diye
“Merkezde yer vermiyorum.” diyor.
Değerli arkadaşlar, Bitlis, dört beş bin yıllık tarihî bir
kenttir. Bitlis yıllardır, on yıllardır, hele özellikle 1960’tan bu yana en
büyük bölgesel mitinglerin gerçekleştirildiği bir yerdir ve Bitlis’te bugüne
kadar bir miting yapıldı diye -siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin,
sendikaların- ciddi sorun yaşanmamıştır. Evet, Bitlis’te sorunlar yaşanmıştır
ama “nevroz”a izin verilmediği için, ama bir etkinliğe, bir mitinge yasal izin
verilmediği için ve şurada Sayın Bakana, Hükûmet
yetkililerine sesleniyoruz: “Taksim’i miting alanına açtık.” dediğiniz bu
dönemde bu tür bir sorunun yaşanmasına lütfen buradan şimdiden müdahale edin
diyoruz.
Hepinize saygılar sunuyoruz. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Karabaş, teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul
edilmemiştir.
Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette
olduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım, istemleri hâlinde önerge
sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim.
İlk önergeyi ve diğer önergenin imza sahibini okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 26 ncı
maddesi ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına eklenen Geçici Madde 18 de geçen
“2009 yılına ilişkin mali denetimler Anayasa Mahkemesince yapılır” cümlesinin
madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.
Ahmet
Yeni (Samsun) ve arkadaşları
Diğer önerge sahibi:
Abdurrahman Arıcı
Antalya
BAŞKAN – Aynı mahiyetteki birlikte işleme aldığım önergelere
Komisyon katılıyor mu efendim?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Sayın Arıcı, konuşacak mısınız?
ABDURRAHMAN ARICI (Antalya) – Gerekçe.
BAŞKAN – Sayın Dinçer?
İKRAM DİNÇER (Van) – Gerekçe.
BAŞKAN – Lütfen gerekçeyi okuyun.
Gerekçe:
Maddenin önceki cümleleri içerik olarak aynı anlamı ihtiva
ettiğinden dolayı bu önerge verilmiştir.
BAŞKAN – Birlikte işleme aldığım önergeleri oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Sayın milletvekilleri, 26’ncı maddeye bağlı geçici 18’inci
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi maddenin oylaması gizli oylama şeklinde yapılacaktır. Gizli
oylamanın ne şekilde yapılacağını arz ediyorum:
Komisyon ve Hükûmet sıralarında
yer alan kâtip üyelerden, Komisyon sırasındaki kâtip üye Adana’dan başlayarak
İstanbul’a kadar -İstanbul dâhil- Hükûmet sırasındaki
kâtip üye ise İzmir’den başlayarak Zonguldak’a kadar -Zonguldak dâhil- adı
okunan milletvekiline 1’i beyaz, 1’i yeşil, 1’i de kırmızı olmak üzere 3
yuvarlak pul ile mühürlü zarf verecek, pul ve zarf verilen milletvekili ad
defterine işaretlenecektir.
Sayın milletvekilleri, daha oylamaya başlamadım, lütfen
yerlerinize oturun.
Milletvekilleri Başkanlık kürsüsünün sağında ve solunda yer alan
kabinlerden başka yerde oylarını kullanmayacaklardır.
Bildiğiniz üzere bu pullardan beyaz olanı “kabul”, kırmızı olanı
“ret”, yeşil olanı ise “çekimser” oyu ifade etmektedir.
Oyunu kullanacak sayın üye, kâtip üyeden üç yuvarlak pul ile
mühürlü zarfı aldıktan ve adını ad defterine işaretlettikten sonra kapalı oy
verme yerine girecek, oy olarak kullanacağı pulu burada zarfın içerisine
koyacak, diğer iki pulu ise ıskarta kutusuna atacaktır.
Bilahare oy verme yerinden çıkacak olan üye oy pulunun bulunduğu
zarfı Başkanlık Divanı kürsüsünün önüne konulan oy kutusuna atacaktır.
Oylamada adı okunmayan milletvekiline pul ve zarf verilmeyecektir.
Şimdi gizli oylamaya Adana ilinden başlıyoruz.
(Oylar toplandı)
BAŞKAN – Oy kullanmayan sayın milletvekili arkadaşımız var mı?
Yok.
Sayın milletvekilleri, oy kullanma işlemi tamamlanmıştır.
Oy kutularını kaldıralım.
(Oyların ayrımı yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 7/11/1982
Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi'nin 26’ncı maddesine bağlı geçici
18’inci maddenin gizli oylama sonucu:
“Oy sayısı : 408
Kabul : 338
Ret: :
70
Çekimser :
-
Boş: :
-
Geçersiz :
-
Kâtip Üye Kâtip
Üye
Fatih Metin Yaşar
Tüzün
Bolu Bilecik”
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Sayın milletvekilleri, birleşime on beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 16.26
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 16.54
BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN
KÂTİP ÜYELER: Gülşen ORHAN (Van),
Fatih METİN (Bolu)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
97’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
497 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden
devam edeceğiz.
Komisyon? Yerinde.
Hükûmet? Yerinde.
Teklifin 26’ncı maddesine bağlı geçici 19’uncu maddesini
okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 19- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Anayasa
Mahkemesinin mevcut yedek üyeleri asıl üye sıfatını kazanır.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde,
Türkiye Büyük Millet Meclisi bir üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun ve bir üyeyi de
baro başkanlarının gösterecekleri üçer aday içinden seçer.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapacağı üye seçimi için aday
göstermek amacıyla;
a) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde,
Sayıştay Başkanı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren beş
gün içinde adaylar Başkanlığa başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden
itibaren beş gün içinde Sayıştay Genel Kurulunca seçim yapılır. Her Sayıştay
üyesinin ancak bir aday için oy kullanabileceği bu seçimde en fazla oy alan üç
kişi aday gösterilmiş sayılır.
b) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde,
Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan
tarihinden itibaren beş gün içinde adaylar Türkiye Barolar Birliği Başkanlığına
başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren beş gün içinde Türkiye
Barolar Birliği Başkanlığının ilanında gösterilen yer ve zamanda baro
başkanları tarafından seçim yapılır. Her bir baro başkanının ancak bir aday
için oy kullanabileceği bu seçimde, en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş
sayılır.
c) (a) ve (b) bentleri uyarınca yapılan seçimlerin sonucunda aday
gösterilmiş sayılanların isimleri seçimin yapıldığı günü takip eden gün
Sayıştay ve Türkiye Barolar Birliği başkanlıklarınca Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına bildirilir.
ç) (c) bendi uyarınca yapılan bildirimden itibaren on gün içinde
Türkiye Büyük Millet Meclisinde seçim yapılır. Her boş üyelik için yapılacak
seçimde, ilk oylamada üye tamsayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye
tamsayısının salt çoğunluğu aranır; ikinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa
bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada
en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.
Cumhurbaşkanı, birer üyeyi Yargıtay ve Danıştay kontenjanlarından
olan ilk üyeliklerin boşalmasından sonra Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi
olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler
dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden
seçer.
Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday gösteren kurumların halen mevcut
üyeleri ile kendi kontenjanlarından seçilmiş yedek üyeler, tamamlama seçiminde
göz önünde bulundurulur.
Anayasa Mahkemesinde halen belli görevlere seçilmiş olanların bu
sıfatları seçilmiş oldukları sürenin sonuna kadar devam eder. Bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihte üye olanlar yaş haddine kadar görevlerine devam
ederler.
Bireysel başvuruya ilişkin gerekli düzenlemeler iki yıl içinde
tamamlanır. Uygulama kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bireysel
başvurular kabul edilir.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde gruplar adına ilk
söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ordu Milletvekili Sayın Rahmi Güner’e aittir.
Sayın Güner, buyurun efendim. (CHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakikadır.
CHP GRUBU ADINA RAHMİ GÜNER (Ordu) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 497 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının
Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 26’ncı
maddesiyle eklenen geçici 19’uncu maddeyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi
Grubunun düşüncelerini ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle
yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, sayın milletvekilleri; bu görüşülmekte olan
Anayasa kanun teklifi Türkiye Cumhuriyeti’nin omurgasını teşkil eden bir kanun.
Bu kanun, cumhuriyet kurulduğu zamanda Teşkilatı Esasiye Kanunu olarak
geçmektedir ve bu, okullarda da Esas Teşkilat Hukuku dersi olarak
okutulmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, bu kanun, Türkiye Cumhuriyeti’nin özünü,
Türkiye Cumhuriyeti’nin omurgasını teşkil etmektedir. Senelerce bazı odaklar
tarafından yapılan yıpratma faaliyetlerinde işte, bu Teşkilatı Esasiye Kanunu
60 yılından sonra “Anayasa kanunumuzu nasıl yıpratırız, nasıl bunu değişik
amaçlar şeklinde yapılandırırız” düşüncesiyle devamlı mücadele edilmiştir.
Değerli arkadaşlarım, 60 öncesi Türkiye’de “kuvvetler ayrılığı”
diye bir sistem yok; yasama organı var, yürütme organı var. Yargı organı
tamamen yürütme organı tarafından paspas edilmiş, kendi amaçlarına, kendi
yönlerine kullanma durumuna gelmiştir. Bunu bugünkü basında okuduk. Yargıtay
eski Başkanlarından Sami Selçuk açıkça şunu söylüyor: “60 öncesi yargı organı
tamamen paspas edilmiş, ortadan kaldırılmıştı.”
Değerli arkadaşlarım, o zaman Yargıtay üyeleri görevden alınmakta,
yargıçlar istediği şekilde tayin edilmekte, yargıçlara yandaş hâkim sıfatıyla
kendi amaçları doğrultusunda iş yaptırılmaktaydı. İşte bu durumu önlemek için
1961 Anayasası’nda öncelikle yüksek hâkimler kurulu, yüksek savcılar kurulu
diye iki tane bağımsız kurul meydana getirildi.
Değerli arkadaşlarım, yasama organının yapmış olduğu kanunlar ve
kanun hükmünde kararnameler ve Meclis İç Tüzükleri de o zaman hiçbir denetime
tabi olmadan yasama organından geçtikten sonra yürürlüğe girmekteydi.
Değerli arkadaşlarım, bir hukuk devletinde yasama organının almış
olduğu, tek parti iktidarında alınan keyfî bu kanun yapılanmalarının denetime
tabi olması için işte Anayasa Mahkemesi, bu 61 Anayasası’yla getirildi. Geçende
48’inci yıl dönümü kutlandı değerli arkadaşlarım. Türkiye’nin bir hukuk devleti
sistemine oturtulması için yapılan büyük bir çalışma.
Değerli arkadaşlarım, şimdi şunu görüyoruz: Yapılan bu hukuk
devleti yapılanması, kuvvetler ayrılığı şeklinde Türkiye’nin yönetilmesi,
bağımsız yargının olması, bağımsız yayın organının, TRT’nin Anayasa’ya geçmesi
maalesef bazı kesimler tarafından idrak edilemedi ve 1971 müdahalesiyle biraz
daraltıldı, 1982 Anayasası’yla tamamen ortadan kaldırma noktasına geldi.
Değerli arkadaşlarım, 1960 yılında, 1980 yılında yapılan bu hukuka
karşı, bu Türkiye Cumhuriyeti’nin modeline karşı, Türkiye Cumhuriyeti’ne
yapılan, demokrasiye karşı müdahaleleri kabul etmediğimizi her zaman beyan
ediyoruz. Geçen de Genel Başkanımız bunu bu Meclis kürsüsünden açık ve seçik
olarak söyledi.
Değerli arkadaşlarım, biz o dönemde hukukun nasıl yok edildiğini,
mahkemelerin nasıl o darbenin yönünde karar verme durumuna yapılandığını o
devirlerde gördük ve o zaman tutuklananlar vardı, hakkını savunamayanlar vardı
belki gerçekten. Çünkü bir darbe vardı.
Değerli arkadaşlarım, şimdi 2010 yılını yaşıyoruz. O, askerî
darbeydi, onu kabul ediyoruz ama şimdi hangi darbe var değerli arkadaşlarım?
Silivri mahkemesine gittik; bir sene, iki sene, üç sene tutuklu olanlar var.
Darbe mi var şimdi değerli arkadaşlarım?
YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – AKP darbesi var.
RAHMİ GÜNER (Devamla) – Neden tutuklu olduğunu bilmeyenler var.
“Ben neden burada tutukluyum?” diyor, bilmiyor. Savunması alınmamış, yani
ifadesi alınmamış, neden tutuklandığı söylenmemiş. İşte, şimdi, herkes ağzına
alıyor, darbeler diyor, 60 darbesi, 80 darbesi. Tasvip etmiyoruz ama şimdi
hangi darbe var değerli arkadaşlarım? İşte bütün mücadele,
işte Türkiye’de bu sivil darbeyi yasalaştırmak, mücadele bu. Bu kanun
teklifi de o amaçla geliyor değerli arkadaşlarım. Yasama organı denetimden
kaçmak istiyor, Anayasa Mahkemesi denetiminden kaçmak istiyor. Yürütme organı,
yasama organını tamamen paspas etmiş. Buyurun, bunu ben söylemiyorum. Bunu,
1997’de yazmış olduğu kitapta söyleyen Sayın Anayasa Komisyonu Başkanı. Bugün
gazetelerde yazıyor. “Yürütme organı yasama organını tamamen geçti.” diyor.
Ne kaldı arkadaşlar? Şimdi kalan şu: Yargıyı nasıl ele geçiririz
mücadelesi var. Evet, mahkemeleri ele geçirdiler, hâkimleri ele geçirdiler.
Bütün baskı onların üzerinde ama amaç ne? Yargıtayın,
Danıştayın Anayasa Mahkemesinin ele geçirilmesi
mücadelesi var.
Sayın Başbakan Amerika’dan geldikten sonra boş söylemedi.
“Türkiye, başkanlık sistemine dönmelidir.” dedi. Çünkü -değerli arkadaşlarım,
bunlara aldanmayın -geçmişte de bir Başbakan -Allah rahmet etsin- “Türkiye’yi
küçük Amerika yapacağım.” diye söylemişti. Şimdi, bununla bunun farkı yok. Bugün
Anayasa profesörleri söylüyorlar. Türkiye’de eğer bu kanun kabul edilirse,
bunun peşinden birçok kanun daha gelecektir. İşte o zaman, Türkiye başkanlık
sistemine dönerse, değerli arkadaşlarım, 1908 yılındaki mutlak monarşi
idaresine dönüyoruz.
Değerli arkadaşlarım, Atatürk bilmiyor muydu bu başkanlık
sisteminin kurulmasını? Atatürk neden gündeme getirdi de parlamenter sisteme
geldi, halkın daha etkili olma şeyine getirdi? Halkın temsilcilerinin Mecliste
daha ağırlıklı olması için neden Türkiye’de parlamenter sistemi getirdi? İşte
bu bunu rahatsız ediyor değerli arkadaşlarım.
Ne diyor Başbakan? “As, kes.” diyor, kendi düşüncesini söylüyor.
Demokrasilerde bu var mı değerli arkadaşlarım?
Şunu belirtmek istiyorum: Halk bizden bu şekilde bir Anayasa
değişikliğini beklemiyor. Halk, üreticisi, işçisi, memuru, emeklisi, dar
gelirlisi, yoksulu açlık sınırında olan, Hükûmetten,
kendi yaşamını düzenleyecek olan bir yasa teklifi bekliyor değerli
arkadaşlarım. Bu Anayasa değişikliği olursa, benim köyümdeki, benim şehrimdeki,
Türkiye'nin herhangi bir şehrindeki halka ne vereceksiniz değerli arkadaşlar?
Ne vereceksiniz siz? Bir tek kendinizi Anayasa Mahkemesinde güçlendireceksiniz,
yargıyı tamamen paspas edip onu denetim altına alacaksınız. Yargı da emrinizde,
yasama emrinizde… Başkan, tek parti iktidarı Türkiye’yi açıkça bir sivil darbe
idaresine götürüyor.
Değerli arkadaşlarım, hiç iyi değil, hiç iyi değil, gidiş iyi
değil. Çünkü Türkiye bir İtalyan faşizmi gibi yapılanmayı, bir Alman faşizmi
gibi yapılanmayı kaldıramaz. Buna herkesin çok dikkat etmesi gerekli. Bu çok
önemli bir olay değerli arkadaşlarım. İşte, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak
buna karşı mücadelemizi veriyoruz. Biz darbelere karşıyız, biz 60 darbesine de
karşıyız, biz 12 Mart müdahalesine de karşıyız, biz 80 darbesine de karşıyız
ama en kötüsü, şu anda yapılan sivil darbeye de karşıyız değerli arkadaşlarım.
(CHP sıralarından alkışlar) Onun için, sonuna kadar mücadelemizi vereceğiz.
Kimse Cumhuriyet Halk Partisini yabana atmasın, Cumhuriyet Halk
Partisi Genel Başkanını yabana atmasın.
Değerli arkadaşlarım, kulaklarınızı açın, Cumhuriyet Halk Partisi
Genel Başkanı Cumhuriyet Halk Partisinin ekolünden gelir, Atatürk ekolünden
gelir, İsmet Paşa ekolünden gelir, çok uyarmıştır burada bu milleti.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Güner, konuşmanızı
tamamlayın, ek süre veriyorum efendim.
RAHMİ GÜNER (Devamla) – İşte, Cumhuriyet Halk Partisi Genel
Başkanı Deniz Baykal sizi uyarıyor. Dikkat edin, dikkat edin, gittiğiniz yol yol değil. Türkiye, böyle, yandaş mahkemeyi, yandaş hâkimi,
yandaş idareciyi kaldıramaz değerli arkadaşlarım. Dikkat edin, hiç iyi değil,
halk yarın size sorar ve çok düşünerek oy verin.
Burada bazı arkadaşlarımı görüyorum, bakanlık seviyesine gelmiş,
birçoğu benimle beraber solda mücadele etmiş. Devlet güvenlik mahkemelerine
karşıydık biz, biz sıkıyönetimlere karşıydık beraber. Biz, şimdi, özel yetkili
mahkemelere karşıyız ama kimse bunu dikkate almıyor. Ne farkı var devlet
güvenlik mahkemelerinden özel yetkili mahkemelerin? Özel yetkili hâkimlerin ne
farkı var arkadaşlar, devlet güvenlik mahkemesindeki hâkimlerden? Bir farkı var
mı? O da yine emir ve talimatla yapıyor.
Hukuk, emir, talimatla görev yapmaz. Hukukçu kendi vicdanına göre,
kendi düşüncesine göre, kafasında oluşan hukuk formasyonuna
göre, kurumlaşan hukuka göre karar verir. Burada görüyorum ben, öğretim
üyeliğinde başka türlü konuşmuş, milletvekilliğine gelmiş başka türlü
konuşuyor. Yok arkadaş öyle! Hukukta, inanıyorsan, tek
fikir vardır, tek inanç vardır, tek doğru vardır, onu söylemek durumundasınız.
Değerli arkadaşlarım, mücadelemiz sonuna kadar olacaktır. Şunu
söylüyorum: Burada oy veren çok değerli milletvekili arkadaşlarımın çok
dikkatli olmaları gerekli. Türkiye’nin geleceğine ipotek koymayın, Türkiye’nin
geleceğini kısıtlamayın, Türkiye’nin özgürlüğünü, Türkiye’nin aydınlığa giden
yollarını tıkamayın. Kişiler değil, Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti, üniter yapı misakımillî huduttur.
En büyük inancımız, düşüncemiz bunu korumaktır, bunu en iyi demokratik
seviyelere çıkarmaktır.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Güner.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, madde üzerinde, Konya
Milletvekili Sayın Faruk Bal. (MHP sıralarından alkışlar)
Sayın Bal, buyurun efendim.
Süreniz on dakikadır.
MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri, 26’ncı maddeyle düzenlenen geçici 19’uncu madde hakkında
Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini sizlerle paylaşmak üzere huzurunuzdayım.
Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.
Bu vesileyle Hakkâri’de şehadet
mertebesine ulaşan Amasyalı Erkan Ayaz’a, Samsunlu Selman Özay’a Cenabıallah’tan rahmetler diliyorum, kederli ailesine ve
milletimize başsağlığı diliyorum, yaralı askerlerimize de şifa diliyorum.
Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz süreç bir hız yarışı
şeklinde geçmekte ve gerek Komisyonda on bir, on beş, on yedi saati bulan
gerekse Genel Kurulda gecenin geç vakitlerine kadar devam eden bu görüşme
trafiğinde bir aceleyi görüyoruz. Bu acele sadece görüşme trafiğinde değil aynı
zamanda kanunun içinde de vardır. İşte geçici 19’uncu maddeyle Anayasa’nın,
Anayasa Mahkemesinin…
Sayın Başkan, lütfen sükûneti temin edebilir misiniz, dikkatimiz
dağılıyor.
BAŞKAN – Siz Genel Kurula hitap edin efendim.
FARUK BAL (Devamla) – Evet, bu acelecilik, AKP’nin aceleciliği
kanunun metninin içine de girmiştir. Eğer Anayasa değişikliği kabul edilir ise
otuz gün içerisinde Meclis, Anayasa Mahkemesine, bu kanunda öngörülen şekilde
üyelerini seçecek. Otuz gün içerisinde Anayasa Mahkemesinin bir kısım
üyelerinin seçimindeki hızı, teklif, beşer günlük dilimler hâline ayırmış. İlk
beş gün içerisinde adaylar başvuru için müracaat edecek, ikinci beş gün
içerisinde başvuru sürelerinin tamamı ve üçüncü beş gün içerisinde ise seçim
tamamlanacak ve ertesi gün de Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilecek,
Türkiye Büyük Millet Meclisi de on gün içerisinde bu seçimi gerçekleştirecek.
Şimdi, Sayıştay ve barolar böyle hızlı bir seçime zorlanıyor ve
Sayıştay ve baroların seçim için de oy kullanacak üyelerine “Ancak seçilecek
bir kişiye oy verebilirsin, diğerlerine oy veremezsin.” şeklindeki bir
antidemokratik hüküm, Anayasa hükmü hâline getiriliyor ve bundan tam altmış
dört yıl öncesine Türkiye’yi geri döndürüyor. Altmış dört yıl önce de
Türkiye'de adı demokratik olan bir seçim vardı, o seçimde oy vermek açıktandı,
sayım ise gizliydi. Şimdi, aynı mantıkla, Sayıştayın
üyelerinin iradesini Anayasa Mahkemesine yansıtacak olan seçimde, Sayıştayın üyelerinden sadece birisine oy verebilmesi
demek, diğer üyelere oy hakkının yasaklanması demek, tam 1946 seçimiyle
bağdaştırılabilecek bir antidemokratik uygulamadır.
Değerli arkadaşlarım, Meclis -geldiği zaman- on gün içerisinde bu
seçimi yapacaktır. Nasıl yapacaktır? İlk oylamada üçte 2 çoğunluk, bu mümkün
olmayacak, nasıl Anayasa oylamasında bir uzlaşma zemininden kaçıyorsa AKP orada
haydi haydi kaçacaktır, eline fırsatı geçirmiştir,
yandaşı olarak seçtirdiği bir kişiyi Anayasa Mahkemesine de göndermek suretiyle
Anayasa Mahkemesini yandaş yargı kurumu hâline getirdiği fırsatı
kaçırmayacaktır. O zaman, ikinci tura geçilecektir. İkinci turda 1/2 artı 1
çoğunlukla, yani salt çoğunlukla seçim olacaktır. AKP çoğunluğunu görüyoruz.
İşte, bugün Anayasa konuşuluyor. Biraz önce bir arkadaşımız saydı, 11 tane
milletvekiliyle takip ettiklerini söylediler. Muhtemeldir ki 1/2 çoğunluğu yine
temin edemeyecektir, bu defa katılanların çoğunluğuyla seçim yapılacaktır ki bu
tam AKP’nin istediğidir, dilediği kişiyi Anayasa Mahkemesine gönderecektir.
İşte, böyle bir mantık ile Anayasa’ya konulan bu hüküm, Anayasa
Mahkemesini yandaş yargı kurumu hâline getirmekten başka bir anlam
taşımamaktadır. Anayasa’ya konulan bu sürelerin de hiçbir fiilî ve hukuki
değeri bulunmamaktadır. Mesela, on gün içerisinde Meclis seçmedi Anayasa
Mahkemesi üyelerini. Ne olacak? Hiçbir şey olmayacak. Nitekim,
2003 yılında Sayıştaydan seçilen üyelerin Mecliste
oylamasının yapılmasını AKP iki yıl engellemedi mi? Engelledi? Ne ile müeyyidelendirildi? Hiçbir müeyyide yok, dolayısıyla bu
abesle iştigaldir. Anayasa ile ilgili bir değişiklik abesle iştigal
etmemelidir.
Ancak AKP’nin acelesi vardır. Bunların hukuki bir değeri yoktur,
siyasi bir değeri vardır. AKP acelecidir çünkü AKP halka hesap vermekten
kaçacak delik aramaktadır. AKP, bu Anayasa değişikliği teklifi ile yaratmış
olduğu ekonomik ve sosyal çöküntünün halk tarafından konuşulmasını engellemek
için sanal bir tartışma ortamı yaratmıştır. Bu sanal tartışma ortamı içerisinde
ekonomik çöküntünün, toplumsal çöküntünün yarattığı sosyal cinnetlerin,
cinayetlerin, hırsızlıkların, soygunların hesabını vermekten kaçmaktadır.
AKP’nin, işsizliğin, fakirliğin, esnaftaki, tüccardaki iflasların hesabını
vermekten kaçış yolu için bulduğu delik işte bu deliktir.
Değerli arkadaşlarım, AKP sadece halka hesap vermekten
kaçmamaktadır. AKP, sekiz yıla yakın bir süredir, Türkiye’de yaratmış olduğu
ekonomik soygunların, özelleştirme idarelerindeki yandaş kayırmalarının,
peşkeşlerin, yolsuzlukların hesabını vermek zorundadır. AKP, aynı zamanda, anayasasal
sistemde yaratmış olduğu tahribatın, işlediği anayasal suçların hesabını da
vermek zorundadır. AKP’nin hesap vereceği yer Yüce Divandır. İşte, AKP hesap
vermekten kaçmak için Yüce Divanı yandaş bir yargı kurumu hâline getirmek
istemektedir, AKP’nin acelesi bundandır ancak hesap gününden kaçış yoktur.
Değerli arkadaşlarım, AKP, sekiz yılda, devleti kadrolaşma
suretiyle parti devleti hâline getirmiştir. AKP, yaklaşık sekiz yıllık
iktidarında, sermaye transferi yapmak suretiyle yandaşlarını zengin etmiştir.
AKP, sekiz yıllık iktidarında, basının yarıdan fazlasını yandaş hâle getirmiş,
geriye kalan yarısını da vergi cezası ve hapislerle korkutmuştur ve AKP,
böylece, yaratmış olduğu bir düzene sahiptir. İşte, AKP, yarattığı bu düzene
uygun bir hukuk düzeni yaratmak istemektedir ve bunu gizlememektedir. AKP, bu
düzenin adını önceden gizliyordu, şimdi Başbakanın ifadesiyle açıklamıştır:
“Başkanlık sistemi.”
Değerli arkadaşlarım, başkanlık sistemiyle ilgili, bugün AKP
sıralarında bulunan bir bilim adamı Zafer Üskül
“Başkanlık sistemi, seçilmiş saltanattır.” diyor, eleştiriyor. Sayın Profesör Necmi Yüzbaşıoğlu “Başkanlık
sistemi, devleti federal bir yapıya dönüştürür.” diyor, bunun altını kalınca
çiziniz ve bu lafın üzerinde kırk defa düşününüz. Yine bilim heyetinde bulunan
Profesör Levent Köker, başkanlık sisteminin
Türkiye’ye büyük problemler yaratacağını ifade ediyor. Anayasa Hukuku Profesörü
Sayın Hasan Tunç, yine Anayasa Hukuku Profesörü Sayın Ethem
Atay, yine Kamu Hukuku Profesörü Sayın Murat Sezginer,
başkanlık sisteminin Türkiye’de gideceği yerin dikta olduğunu söylüyor ve
AKP’ye bilim adamları kurulunda başkanlık etmiş olan Sayın Ergun
Özbudun da “Başkanlık sistemi, darbeleri davet eden
bir sistemdir.” diyor. Kendisinin de danışman olarak görev yaptığı Latin
Amerika ülkelerinde başkanlık sisteminin bir diktaya, bir tek adam yönetimine
dönüştüğünü açıkça ilan ediyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Bal, ek süre veriyorum iki dakika, lütfen
konuşmanızı tamamlayın efendim.
FARUK BAL (Devamla) – Tabii, AKP’nin başkanlık sistemini
istemesindeki sebebi ikinci ve halis olmayan niyetiyle birlikte
değerlendirmemiz lazım. Sayın Yüzbaşıoğlu’nun dediği
gibi, başkanlık sistemi federatif sistemlerde başarılı olabilir, bunun bir tek
örneği vardır, o da Amerika Birleşik Devletleri’dir.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye üniter bir
devlettir. Başkanlık sistemi dayatması ve PKK terör açılımıyla birlikte Türkiye
önce eyaletlere bölünecek, arkasından başkanlık sistemi mi kurulacak?
Değerli arkadaşlarım, bu, Türkiye için yapılmış en büyük günah, bu
millet için yapılabilecek en büyük, yüz yıla sari bir
sıkıntılar zincirini oluşturacaktır. Bu süreçten sadece AKP değil, sadece
milletimiz değil etrafımızdaki ülkeler ve coğrafyamızda bulunan tüm kitle zarar
görecektir.
Değerli arkadaşlarım, bu bir AKP oyunu değildir; bu, okyanus
ötesinde yazılmış bir oyundur; bu, BOP Eş Başkanlığı ile yazılmış bir
senaryodur; bu, mübarek İslam dinine “ılımlı” sıfatını yapıştırarak okyanus
ötesinden yazılmış senaryonun bugün ilk adımıdır. Zaten Başbakan da diyor: “Bu,
açılımımız için ilk adımdır, ikincisi, üçüncüsü gelecek.” İkincisinin,
üçüncüsünün ne olacağını biz önceden görüyoruz, biliyoruz.
Değerli AKP milletvekillerinin de ikincinin, üçüncünün ve
sonuncunun ne olabileceğini “mahkemei kübraları” diye nitelendirdiğimiz vicdanlarında
değerlendirmelerini talep ediyor ve bu beyaz oyu kullanırken onlara Cenabıallah’ın akıl, fikir ve izan nasip etmesini temenni
ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Bal, teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, şimdi, üçüncü söz Barış ve Demokrasi
Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Sayın Nezir Karabaş’a aittir.
Sayın Karabaş, buyurun efendim. (BDP sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakikadır.
BDP GRUBU ADINA MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; geçici 19’uncu madde üzerine, Barış ve Demokrasi
Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, uzun bir süredir, onuncu gündür,
Anayasa’daki değişiklik teklifi üzerine görüşme yürütüyoruz. Şimdi,
değişikliğini düşündüğümüz Anayasa, 1982 darbe Anayasası. Tabii,
anayasalar üzerine konuştuğumuz zaman, anayasaları değerlendirdiğimiz zaman,
tarihte anayasalar, ya bir toplumsal devrimin, bir ülkede ulusal, toplumsal bir
mücadelenin sonucunda veya çağın, toplumun gereklerinin değişmesi sonucu o
toplumun tüm kesimlerinin büyük bir mutabakatla artık mevcut Anayasa’nın cevap
olmadığı, dünyanın geldiği seviyeyi de, dünya hukukunun, uluslararası hukukun
geldiği seviyeyi de dikkate alarak yeniden toplumun tüm kesimlerinin üzerinde
değerlendirme yapıp yeni bir anayasa yapmasından kaynaklı doğar bu ihtiyaç.
Şimdi, Türkiye’ye baktığımız zaman, 1923’te kurulan Türkiye
Cumhuriyeti’nin 90’ıncı yılını kutladık, bu sürenin dörtte 1’inden fazlasını
tek parti iktidarı altında geçirmiştir. Yani, bir ulusal kurtuluş mücadelesi
verilmiş ama ardından, uzun bir süre, cumhuriyet tarihinin bugüne kadarki
süresinin dörtte 1’inden uzun bir süresini tek parti iktidarıyla geçirmiş ve bu
tek partinin yaptığı Anayasa geçerli olmuş. Türkiye’deki çok partili seçimden
kısa bir süre sonra 1960 darbesi gelmiş, 1970 müdahalesiyle Anayasa’da bazı
değişiklikler yapılmış ve 1982’de de bu mevcut Anayasa yapılmış. Bugüne kadar
bu Anayasa 17’nci kezdir değiştiriliyor, seksen beş maddesi değiştirildi bugüne
kadar ama sonuçta bu Anayasa’yla idare ediliyoruz.
Şimdi, belli bir hukukunu, anayasal düzenini oluşturmuş ülkelerde
hem uluslararası hem de ülke içindeki mevcut ihtiyaçlardan kaynaklı bir anayasa
değişikliği gerekebilir. Bu Anayasa değişikliği üzerinde çok tartışılmadan,
toplumun tüm kesimlerine yaymadan… Çünkü sonuçta bir teknik veya o andaki
gerekliliği karşılamak üzere bir ihtiyaç doğar. Zaten orada demokratik anayasal
hukuk oturmuştur. Onun çok tartışılması gerekmiyor ama Türkiye’de, doksan
yıllık süreyi olağanüstü bir şekilde geçirmiş, mevcut anayasaları ya tek parti
döneminde ya da darbe dönemlerinde darbeciler tarafından hazırlanmış bir ülkede
Anayasa değişikliği ciddi bir olaydır.
Türkiye’de tüm toplum kesimleri Anayasa değişikliği talebinde
bulunuyor. Bu talebi en fazla isteyen, bu toplumda dikkate
alınmamış, bu anayasalarda dikkate alınmamış veya zaten inkâr edilmiş
kesimlerdir; Kürtlerdir ve inancını özgürce yaşaması anayasal kurala bağlanmamış
veya yasaklanmış kesimlerdir; Alevilerdir, gayrimüslimlerdir ve yine, bu
toplumun önemli bir kesimini nüfus anlamında, sayı anlamında oluşturan işçidir,
emekçidir ve yine, cins ayrımı gözetilen ve Anayasa’ya, tüm yasalara sığınmış
kadınlardır ve çağdaş toplumda korunması gereken ve özel kanunlarla,
uygulamalarla korunması gereken engellilerdir, çocuklardır.
Şimdi, bu Anayasa’da, hem daha önceki tartışmalarda hem getirilen
değişiklik teklifinde hem de buradaki tartışmalarda genelde bunlar çok dikkate
alınmıyor, bunlar değerlendirilmiyor. İşte, bir taraftan
iktidar partisi “Ben zaten toplumun çoğunluğunun oyunu aldım, bu halkın
iradesiyim, sivil yapıyı da temsil ediyorum; onun için, istediğim gibi bir
teklif getiririm, istediğim zaman Anayasa tartışmalarını, değişiklik
tartışmalarını başlatırım, istediğim maddeleri getirir burada oylarım,
istediğim maddeleri geçiririm.” diyor ve yine bir siyasi parti, geçmiş
tartışmalarda da, bugün de bu teklif tartışılıyorken, bu teklifin
yetersizliğini, Türkiye toplumunun taleplerini karşılamadığını dile getirmek
yerine, işte “cumhuriyetin, laikliğin temelleri” diyor, “tarafsız, bağımsız
yargı” diyor.
Değerli milletvekilleri, biraz önce belirttik. Aksini ispat eden
gelsin, burada söylesin. Bu ülkede çok kısa bir dönem hariç ki o da tek partili
dönemde, savaşın hemen sonrasında cumhuriyetin kuruluşunda hazırlanan 1924
Anayasası’dır. 1921 Anayasası çok farklıdır, 1924’te değiştirilmiştir. Darbe
anayasalarıyla yönetiliyoruz. Şimdi darbe anayasalarıyla
yönetilen, ordunun, askerin istediği zaman darbe yaptığı, yargının devletin
yanında hukuk, hukukun üstünlüğü, çağdaş hukuku herkese eşit, herkese tarafsız
uygulayan ve bağımsız olan bir yargı yerine bu darbe anayasalarına biat eden
bir yargı var ve şimdi “bunun temelleri sarsılacak” diyor ve yine bazı
vekillerimizle siyasi partiler, devletin birliğinin, bütünlüğünün bozulacağını
ve ülkenin bölüneceğini söylüyor.
Şimdi, değerli milletvekilleri, dünyaya baktığımız zaman farklı
etnik yapıları, farklı kültürleri ve bunların çözümlenmemiş sorunlarının
olmadığı hiçbir ülke ne anayasasında ne yasalarında birlikten, bütünlükten ve
bölünmeden bahsetmez. Eğer bir ülke anayasalarında, yasalarında ve o ülkenin
siyasetçileri, hukukçuları tüm söylemlerinde önce birlikten, bütünlükten, sonra
da bölünmeden bahsediyorsa o ülkede farklılıkların sorunları var ve
çözümlenmemiştir.
Şimdi biz şunu söylüyoruz Barış ve Demokrasi Partisi olarak: Daha
önce Anayasa’yla ilgili düşüncelerimizi belirttik, bu konuda çalışmalar yaptık.
Bu çalışmaları yürütürken akademisyenlerden, anayasa profesörlerinden, farklı
kesimlerin düşüncelerinden yararlandık, bunları kamuoyuyla paylaştık.
Yine, bu Anayasa Değişiklik Teklifi tartışması başladığı
zaman bizler Barış ve Demokrasi Partisi olarak hem Anayasa’da temel olan, değişmezse,
olmazsa olmaz olan bazı gerçeklerin olduğunu, bunlar konulmadığı zaman teklifin
sorunu çözmeyeceğini ve bu teklifin buradan da, Meclisten de geçse, sonuçta
referandumda halk tarafından kabul de edilse Türkiye’de Anayasa tartışmasının
bitmeyeceğini ve seçimde de, seçimin de, sonrasının da tartışmasının, siyaset
tartışmasının Anayasa değişikliği olacağını belirttik.
Sadece onunla yetinmedik. Sonuçta biz şunu
söylüyoruz, her siyasi parti söylüyor, biz de söylüyoruz: Tüm bizim üzerimize
uygulanan dışlanma politikasına rağmen, sadece Kürt halkına değil, onun
siyasetçisine ve bu Parlamentoda tüm engellere, barajlara rağmen gelmiş olan
Demokratik Toplum Partisine ve o kapandıktan sonra şu anda grubu bulunan Barış
ve Demokrasi Partisine tüm ayrımlara rağmen, biz, başta iktidar olmak üzere tüm
siyasi partilerle diyaloğa açık olduğumuzu…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Karabaş, ek süre veriyorum, lütfen konuşmanızı
tamamlayın.
MEHMET NEZİR KARABAŞ (Devamla) – Teşekkür ederim Başkan.
…belli konularda hem bu kürsüde hem komisyonlarda hem de siyasi
partilerin çeşitli platformlardaki ilişkilerinde diyalog kuracağımızı ve açık
olduğumuzu belirttik ve hiçbir zaman şunu söylemedik… Her zaman şunu söyledik,
dayattık: Zaten Türkiye'nin sorunlarını çözmeyi, hem Anayasa sorununu çözmeyi,
Anayasa’yı zorunlu hâle getirmiş olan Kürt sorununu, inanç sorununu, Alevi
sorununu, azınlıklar sorununu, tüm sorunların, kadın sorununun çözülmesinin
yolunun yüce Meclis olduğunu ve bu sorunlar Mecliste tartışılmadığı sürece
sonuç alınamayacağını belirttik. Ancak hem bugüne kadarki çalışmamızda hem bu
Anayasa tartışmaları ve Anayasa teklifinin tartışıldığı bu dönemde şunu gördük:
Bu Meclis, gerçekten bugün de sorunları çözme, Türkiye'nin sorunlarını çözme
iradesi göstermiyor, doksan yıldır göstermediği gibi. Doksan yıldır Türkiye’de
askerin, ordunun darbe yapması, hukukun tarafsız ve bağımsız olmaması, sivil ve
askerî bürokratların istediği zaman istediği gibi davranmasının tek nedeni bu
Meclistir ve bu Meclis sorunları çözme yeridir de.
Bu Meclis gerçek anlamda farklı düşüncelere, farklı kimliklere,
farklı siyasal düşünce ve ideolojilere rağmen, ülkenin sorunlarını çözme
iradesini karşısına koyup, “Ben bu ülkenin sorunlarını çözmek için buradayım.
Tüm farklı düşüncelerime rağmen, farklılıklarla bir araya gelip kendimden ne
katabilirim?” Ve bu sorunu Meclis iradesi dışında kimse çözemez ama yasal
çerçevede, anayasal çerçevede iradesini koymadığı sürece bu sorunları
çözemeyiz. Toplumun beklediği bir anayasayı çıkaramayacağız diyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Karabaş, ek süreniz de doldu efendim.
Teşekkür ederim, sağ olun.
Gruplar adına son söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına
Sakarya Milletvekili Sayın Ayhan Sefer Üstün’e aittir.
Sayın Üstün, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Sayın Başkan,
saygıdeğer milletvekilleri; 497 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının
Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin geçici
19’uncu maddesi üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz aldım. Bu
vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, geçici 19’uncu madde -adı üzerinde geçici bir
madde- intikal hükümlerini düzenlemektedir. İnşallah bu teklif reylerinizle
kanunlaşırsa Anayasa Mahkemesinin mevcut yedek üyeleri asıl üye sıfatını
kazanacaklar, yine eksik kalan 2 üye Meclis tarafından otuz gün içerisinde
seçilecektir. Bu maddede ayrıca Meclisin seçim süreci de etraflı bir şekilde
anlatılmaktadır.
Değerli arkadaşlar, uzunca bir süreden beri bu teklifi
görüşüyoruz. Zaman zaman her ne kadar tansiyon
yükselse de olgun bir şekilde tartışmalarımızı devam ettirdik. Ancak yine bazı
konuşmacılarda bazı tereddütler görüyoruz. Örneğin bunlardan bir tanesi, acaba
Anayasa Mahkemesine parlamentolarca, Meclisçe üye seçilebilir mi, seçilebilmeli
mi? Bu soruyu kendimize sormalıyız. Meclisin böyle bir hakkı var mı gerçekten?
Değerli arkadaşlar, bu soruyu sorduğumda sanki ilk kez böyle bir
olayla karşılaşıyormuşuz gibi bazı arkadaşları görüyorum. Sanki Türk hukuk
sistemimizde ilk kez böyle bir durum ortaya çıkmış, sanki Meclis ilk kez
Anayasa Mahkemesine üye seçecekmiş gibi bir durumla, öyle bir tepkiyle karşılaşıyoruz.
Oysa bu hüküm daha önceden 1961 Anayasası’nda zaten yer almıştı. 1961
Anayasası’nda 15 üyenin 5 tanesini yüce Meclis seçiyordu.
Değerli arkadaşlar, 1961 Anayasası hazırlanırken yine değerli
hukukçu Mümtaz Soysal, bu hükmün Anayasa’ya girmesi için büyük çaba sarf
etmiştir. Bakın, o zaman yazdığı kitapta aynen şu cümleleri söylüyor: “Anayasa
Mahkemesi üyelerinin seçilişleri 1961 Anayasası’nda karma bir çözüme
bağlanmıştır. Üyelerin bir kısmı yargı organlarınca, bir kısmı da siyasal
organlarca seçiliyordu. Üyelerden bir kısmının siyasal organlara seçtirilmesi,
kurulacak denetim mekanizmasıyla halkın temel tercihleri arasında bir bağlantı
kurabilmek içindir. Siyasal organlarda ağır basan, çoğunlukların kendi
eğilimlerindeki kimseleri üyeliğe getirmeleri normal olduğuna göre yargısal
denetimin parlamento üstünde bir güç yaratma tehlikesi bir ölçüde önlenmiş
olacaktır.” Bu, Sayın Mümtaz Soysal’ın kitabından aldığım bir alıntı. Tabii,
maalesef, 1971 darbesiyle bu hüküm değiştirilmiş, o değişiklikten sonra Sayın
Mümtaz Soysal hayal kırıklıklarını ifade eden bir makale yazmıştır. O makaleyi
burada okumuyorum.
Değerli arkadaşlar, mukayeseli hukuka baktığımızda da Avrupa’da
bütün parlamentoların anayasa mahkemelerine üye seçtiklerini görmekteyiz.
Değerli arkadaşlar, burada zaman zaman
örnek verdik Sayın Mustafa Bumin’in hazırladığı
tekliften. “Efendim çok benziyor.” dedik, bazı arkadaşlar karşı çıktılar.
Elbette bazı farklılıklar var. Örneğin Sayın Mustafa Bumin’in
teklifinde yüce Meclise 4 tane kontenjan ayrılmıştı. Daha cömert davranmış
Mustafa Bumin ama burada 3 üyeyi seçebiliyoruz.
Değerli arkadaşlar, yine burada Sayıştayın
siyasi partilerin mali denetimiyle ilgili hükümler var. Artık bundan sonra bu
kanun teklifi yasalaşırsa siyasi partilerin mali denetimini Sayıştay yapacak.
Gene itirazlar geldi: “Efendim, Sayın Mustafa Bumin’in
teklifinde böyle bir durum yok.” Evet, teklifinde böyle bir durum yok ama
bakın, şimdi, burada size söyleyeyim: Sayın Mustafa Bumin
Anayasa Mahkemesinin 30’uncu Kuruluş Yıldönümünde “Anayasa yargısının asıl
işlevine ve konumuna uygun düşmeyen düzenlemeler kaldırılmalıdır. Bu bağlamda,
siyasi partilerin mali denetimi, yasama ve yürütme erkleri dışındaki bağımsız
birimlerce, örneğin Sayıştayca yapılmalı, denetim
sonucu Anayasa Mahkemesine bildirilerek yaptırım için gerekli yargısal
kararların Anayasa Mahkemesince alınması sağlanmalıdır.” diyor. Değerli
arkadaşlar, yine bakın benzer bir hüküm. Burada, Anayasa Mahkemesinin kendi
yayınları burada, aynı benzer ifadeler de buradadır. Elbette yüce Meclis bu tür
eleştirilerden istifade ederek kendi metnini hazırlayacaktır.
Değerli arkadaşlar, yine başka bir soru: Anayasa Mahkemesi Yüce
Divan görevi yaptığına göre yargıladıkları kişilerin buraya üye seçmesi Yüce
Divanın veya Mahkemenin, orada görev yapan hâkimlerin tarafsızlığına gölge
düşürür mü? Bu da bir temel soru olarak karşımızda duruyor. Eğer yargıladıkları
kişiler buraya üye seçemeyeceklerse şu anda Yüce Divan oluşturulması mümkün
olamazdı.
Bakın, Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi kimleri yargılıyor:
Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını yargılıyor. Peki, şu andaki sistemde Anayasa
Mahkemesinin üyelerini kim seçiyor? Sayın Cumhurbaşkanı. O zaman buraya bizim
üye veremememiz gerekirdi.
Yine, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi üyelerini…
Anayasa Mahkemesi kendi üyelerini yargılıyor. Daha geçenlerde, hatırlarsınız,
bir üyeleriyle ilgili olarak ön inceleme yapıldı. Yani şunu diyebilir miyiz ki:
Anayasa Mahkemesi kendi üyesini yargılarken veya ön iznini verirken taraflı
davranmıştır? Hayır, bu son derece haksız bir iddia olur.
Yine, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare
Mahkemesi Başkan ve üyelerini yargılamaktadır. Bu kurullar da oraya doğrudan
üye seçmektedir.
Eğer böyle bir mantıkla yaklaşmış olsaydık buralara üye veremezdi
veyahut da verildikten sonra, Anayasa Mahkemesinin sanki oralara yandaş bir
yaklaşım sergilediğini ifade etmemiz gerekirdi ki son derece haksız bir ifade
olur değerli arkadaşlar.
Bunun yanı sıra, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı olmalı
mı? Temel sorulardan bir tanesi bu. Böyle bir usul Yargıtayın, Danıştayın görevine
müdahale sayılır mı? En temel sorulardan bir tanesi bu. Buna
da çok fazla karşı çıkıldı.
Değerli arkadaşlar, burada anlatıldı, bireysel başvuru
anlatılırken. Ben de şahsen şu teklifteki en önemli değişikliklerden bir tanesi
de bunu görüyorum çünkü Anayasa Mahkemesi maalesef zamanlama itibarıyla bir
darbe ortamında kurulmuştur dolayısıyla vesayetçi bir anlayışla görev
yapmaktadır, verdiği kararlarda da maalesef özgürlükçü bir anlayış
sergileyememiştir.
İlk kez Anayasa Mahkemesine farklı bir görev yükleniyor. Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında ve Anayasa’da güvence altına alınan
özgürlüklerle ilgili bir denetim yapma, inceleme yapma yetkisi veriliyor.
Anayasa Mahkemesini değiştirerek dönüştürecek bir hükümdür bu. O bakımdan,
değerli arkadaşlar, bu hüküm mutlaka olmalıdır. Avrupa Birliği düzenlemelerinde
de yine, devletlerin kendi iç hukuklarında böyle bir düzenleme yapılması
gerektiği noktasında öneriler vardır.
Değerli arkadaşlar, burada bu hükme en fazla itiraz eden bir
milletvekili arkadaşımız, daha yakın bir zamanda Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine adil yargılanma hakkını düzenleyen 6’ncı maddesinin ihlal
edildiğini ve şikâyetini dile getirerek bu haklılığını ispat için başvurmuştur.
Bakın, aynı kapsamdaki bu hakları Ahlatlıbel’de
kurulmuş olan mahkemeye veriyoruz. Şimdi, burada, bunun olmasını istemeyen
arkadaşlarımız Strazburg’daki mahkemeye müracaat
edebiliyorlar ve bu hakları Anayasa Mahkemesine verdiğimizde efendim, Yargıtayın, Danıştayın, yüksek
mahkemelerin yetkilerine tecavüz olarak görüyorlar.
Değerli arkadaşlar, o zaman sizin yaptığınız başvuru nedir? Ki bu
haklar nelerdir? Bakın, adil yargılanma hakkı, ayrımcılıkla mücadele hakkı, din
ve vicdan hürriyeti. Maalesef yerel mahkemelerimizin daha gündemine bunlar
gelememiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Üstün, lütfen konuşmanızı tamamlayın, ek süre
veriyorum.
AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Ayrımcılıkla mücadele hakkı 2005 yılında hukuk sistemine girmiştir
ancak benim daha duyabildiğim, görebildiğim, bu konuda genel mahkemelerde
verilmiş bir karar yoktur. Öyleyse burada bir sorun var, burada bir sorun alanı
var. Dolayısıyla bu sorun alanını giderecek olan Anayasa Mahkemesidir.
Değerli arkadaşlar, bir başka temel itiraz, hukukçu üye olmadığı
veya az olacağı noktasında. Oysa Anayasa Komisyonunda yapılan görüşmelerde bu
konudaki tedbirlerimizi aldık. Şu anda zaten en az 13 üye hukukçu olacak, diğer
yüksek bürokrasiden gelen üyelerin de bir kısmının hukukçu olacağını tahmin
ediyorum. Dolayısıyla, en az 15-16 üyenin burada mutlaka hukukçu olacağı
düşüncesindeyiz.
ATİLLA KART (Konya) – Yanlış bilgi veriyorsun!
M. FATİH ATAY (Aydın) – Tahmin ediyorum olur mu ya!
AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Efendim, bakın, değerli arkadaşlar…
ATİLLA KART (Konya) – Yanlış bilgi veriyorsun!
AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Yanlış bilgi vermiyoruz.
ATİLLA KART (Konya) – Metne aykırı bilgi veriyorsun.
AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Sayın Kart, Sayın Kart…
BAŞKAN – Lütfen karşılıklı konuşmayalım.
AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Çok güzel bir tartışma ortamı
içerisindeyiz. Biz sizi dinliyoruz.
Anayasa Komisyonunda, sık sık “Efendim,
medeni bir şekilde tartışalım dediniz.” ki tartıştık…
ATİLLA KART (Konya) – Ben sizin konuşmanıza katkı sağlıyorum, onu
bozmak istemiyorum ama doğru bilgi verin!
AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – …ama bakın değerli arkadaşlar,
Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyelerinin gerisine düşmeyelim. Anayasa Mahkemesi
Başkan ve üyeleri şu anda bizden daha reformistler.
Bakın, şurada, son Anayasa Mahkemesinin yine kuruluşunun 48’inci
yılında yapılan bir konuşmadan bir pasaj okuyorum Sayın Başkanın: “Yargıda
şeffaflık dönemi açılmalıdır. Türk milleti adına karar verenlerin bunu nasıl
oluşturduğunu milletin görme ve bilme hakkı vardır. Bu nedenle, Türkiye Büyük
Millet Meclisinde olduğu gibi, Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere, Yargıtay ve
Danıştayın genel kurullarındaki görüşme ve
müzakerelerin kayda alınması, tutanakların kamuoyuna açıklanması veya önemli
görüşmelerin herkese açık olması sağlanmalıdır. Aleniyet ilkesi, toplumun
geleceğine yön veren çok önemli kararların alındığı bu kurullardaki
görüşmelerin gizliliğinin haklı gerekçelerini ortadan kaldırmaz.”
Değerli arkadaşlar, bakın, şu Meclis on iki tane kamera altında
çalışıyor, ağzımızdan çıkan her söz kayda alınıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Üstün, ek süreniz de doldu efendim, sadece Genel
Kurulu selamlayabilmeniz için mikrofonu açıyorum.
Buyurun.
AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Dolayısıyla, yüksek yargının da
inşallah bundan sonra daha aleni ve şeffaf olmasını diliyoruz.
Bu talep sadece bizden gelmiyor, bu talep Yüksek Mahkemenin Başkan
ve üyelerinden geliyor diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Üstün, teşekkür ederim.
Şimdi şahıslar adına ilk söz Samsun Milletvekili Sayın Ahmet
Yeni’ye aittir.
Sayın Yeni, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakikadır.
AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri,
saygıdeğer yüce milletimiz; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.
Dün Hakkâri’de şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet
diliyorum, ailelerine başsağlığı diliyorum, Samsunlu şehidimiz Selman Özay’ın
babası Rahim Özay ve ailesine sabırlar diliyorum; milletimizin başı sağ olsun.
Görüşülmekte olan Anayasa Değişiklik Teklifi’nin, birkaç
kelimeyle ifade etmek gerekirse değerli milletvekilleri, özü şudur: Bu teklif,
insan haklarını ve özgürlüklerini, daha fazla teminata kavuşturan,
demokrasimizin standardını yükselten, hak arama yollarını çoğaltan, hak arama
yollarının önündeki engelleri kaldıran, yeni hak arama yolları açan, yargı
bağımsızlığını, hâkimlik teminatını, hukuk devletini güçlendiren bir
düzenlemedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Parlamento bu
değişiklikleri kabul ettiği takdirde, kadınlar, yaşlılar, çocuklar, özürlüler,
şehitlerimizin dul ve yetimleri ile gazi ve maluller lehine devlet pozitif
ayrımcılık yapacaktır. Onların durumunu daha ileri düzeye getiren düzenlemeler
yapıp tedbirler alacaktır.
Kişisel verilerin korunması daha teminatlı bir duruma
getirilecektir. Kişilere ait verilerin bakkal Mehmet’ten toplanıp kişilerin
aleyhine kullanılması artık hiçbir biçimde mümkün olmayacaktır. İnsanlar,
devlette şahsıyla ilgili her türlü bilgiye ulaşabilecek, şahsıyla ilgili yanlış
bilgileri düzelttireceklerdir. Kanun gereği kullanılan bilgileri amacı dışında
kullanıp kullanmadığını kontrol edebilecektir. Amaç dışında kullananlar
hakkında suç duyurusunda bulunabilecekler ve onların cezalandırılmasını temin
edebileceklerdir.
Memurlarımız toplu görüşme değil, toplu sözleşme
yapabileceklerdir. Milyonlarca emeklimiz de bundan istifade edecektir. Bu da
büyük bir değişimdir.
YAŞ kararları, HSYK kararları, uyarma ve kınama kararlarına karşı
kapalı olan yargı yolu açılmaktadır. Böylece, hukuk devletinde olmaması gereken
ayıplar ortadan kalkacaktır.
İdarenin işleyişiyle ilgili kamu denetçisine başvurarak
vatandaşlarımızın idari işlemler dışında idarenin işleyişinden kaynaklanan kötü
muamelelerden, haksızlıktan dolayı kamu denetçisine başvurma hakkı elde
edebileceklerdir.
Temel hak ve hürriyetlerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
çerçevesinde ihlal edildiğini düşünen bütün vatandaşlarımız yargı yolunu
tüketmiş olmak kaydıyla bireysel başvuru hakkına kavuşabileceklerdir. Dün
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitmek zorunda kalan vatandaşlarımız artık
Anayasa Mahkemesine, başvurabileceklerdir. Anayasa Mahkemesi, Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulunun yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı çerçevesinde, hukuk
devletinin evrensel gereklerine uygun bir biçimde yapılandırılmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; madde 26 geçici 19’la
ilgili olarak da “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Anayasa Mahkemesinin
mevcut yedek üyeleri asıl üye sıfatını kazanır. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten itibaren otuz gün içinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi bir üyeyi
Sayıştay Genel Kurulunun ve bir üyeyi de baro başkanlarının gösterecekleri üçer
aday içinden seçer.” denilerek mevcut Anayasa Mahkemesi üyelerinin durumunu
düzenliyor. Yedek üyeler de asıl üye oluyorlar. Mevcut üyelerin kazanılmış
hakları da bu şekilde bu kanunla korunmuş oluyor.
Anayasa Mahkemesinin üye sayısının artırılması sebebiyle yeni
seçilecek üyelerin seçilme şartları ve usulleri yeniden belirleniyor. Bu seçim
süreci belli usul ve esaslara bağlanıyor. Bireysel başvurunun altyapısını
hazırlama sürecini belirliyor.
Özetle, Türkiye’nin ufku açılmakta, medeniyet seviyesi
yükselmektedir. Demokrasimiz güçlendirilmektedir. Bireysel haklar daha güvenli
hâle getirilmektedir. Hak arama yolları çoğaltılmaktadır. Hak arama yollarının
önündeki engeller kaldırılmaktadır. Cumhuriyetimizin demokrasi özelliği ve
hukuk devleti niteliği güçlendirilmektedir. Bunun dışındaki beyanlar,
çarpıtmalar bu gerçeği ortadan kaldırmaz. Milletimiz de bu gerçeği bizden daha
iyi görmektedir.
Sizi 12 Eylül darbe Anayasası’na evet (x) demeye davet ediyor, bu
vesileyle kanunun hayırlı, uğurlu olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yeni.
BENGİ YILDIZ (Batman) – 12 Eylül Anayasası’na evet demişsiniz
zaten!
BAŞKAN – Şahıslar adına ikinci söz Tunceli Milletvekili Sayın
Şerafettin Halis’in.
Sayın Halis, buyurun efendim. (BDP sıralarından alkışlar)
Sizin de süreniz beş dakikadır.
ŞERAFETTİN HALİS (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ben de madde üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım.
Sizleri saygıyla selamlıyorum.
Tabii, Anayasa Mahkemesi, Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu ve diğer
yargı kurumları üzerinde düzenlemeler yapılırken çeşitli tartışmalar yaşanıyor.
Tabii, ben demokrasiye olan inancım gereği bu kurum düzenlemeleri üzerinde
yasamanın, daha doğrusu Parlamentonun daha fazla söz ve karar sahibi olmasını
isterdim. Her ne kadar yargı, yürütme ve yasama birbirinden ayrı görünen
bağımsız güçler gibi görünse de ilişkisiz güçler de değildir. Ama ben bu
Parlamentonun daha fazla söz sahibi olmasını isterken Parlamento üzerinde de Parlamentonun
meşruiyeti üzerinde de bazı gölgelerin olduğunu burada bildirmek durumundayım.
Her şeyden önce, demokrasilerde “temsilde adalet, yönetimde
istikrar” esasıyla hareket edilir ama gel gör ki Türkiye'de bugüne kadar yüzde
100’e yakın bir halk iradesi bu Meclise yansımadı. Belki dünya siyaset
tarihinde çok da tartışılabilecek 2002 seçimlerinde iki partinin toplam sandık temsiliyeti 53’e tekabül ediyor ama toplam 53’e tekabül
eden sandık temsiliyeti Mecliste yüzde 98’le
kendisini var ediyor. Şimdi, böyle olduğu zaman yüzde 50’ye yakın bir halk
iradesinin kendisini irade olarak temsil edemediği bir parlamento üzerinde
“Şaibe ya da gölge yok.” denebilir mi?
İkincisi: Parlamentonun yapısı üzerinde çok ciddi bir gölge
oluşturan liderlik sultası. Şimdi, öyle ki
liderlik sultası iktidar partilerinde çok daha fazla kendisini gösteriyor.
Deyim yerindeyse milletvekillerinin iradesi ve vicdanı kelepçeleniyor, anahtar
liderin cebinde duruyor. Böyle olunca da burada milletvekilleri irdelemeden,
araştırmadan, hesaplamadan, kendi partisinin istemleri doğrultusunda bir vicdan
muhasebesi yapmadan, sadece birer parmak makinesi hâline geliyor, getiriliyor.
Tabii böyle olunca da yine Parlamento üzerinde bir şaibenin, bir gölgenin
olmadığını söylemek mümkün değildir.
Üçüncü bir durum, bu Parlamentonun kişiliğine, şahsiyetine
yakışmayan dokunulmazlıklar durumudur. Söyledik: “Düşüncelerinden ziyade
yaptıklarıyla mutlaka ceza görmesi gerekenlerin dokunulmazlığı kaldırılmalı,
dokunulmazlık sadece bu kürsü hakkıyla sınırlandırılmalıdır.” ama gelin görün
ki sadece düşünce suçundan -tırnak içinde söylüyorum düşünce suçunu- dolayı,
her bir
(x) Bu ifadeye ilişkin düzeltme bu
Tutanak Dergisi’nin 765’inci sayfasında yer almıştır.
arkadaşımıza ortalama yüz yıl
düşebilecek ceza istemleri var. Parlamentoda kaç tane dosyanın olduğunu
gerçekten bilmiyoruz ama bizim bildiğimiz kadarıyla, öğrendiğimiz kadarıyla
dokunulmazlık noktasında suç dosyası isnat edilen milletvekilleri, hukukta şu
tanımlamalarla esas bulmuş suçlarla itham edilmiş: Sahtecilik, vergi
kaçakçılığı, irtikap ve benzeri. Tabii, bunların
hukuktaki adı -öyle zannediyorum- “Yüz kızartıcı suçlar.” Şimdi, yüz kızartıcı
suçlardan hüküm giymesi istenen kişilerin burada milletvekili olarak Türkiye’de
yasama konusunda söz ve karar sahibi olması, her şeyden önce demokrasiye ve
hukuka aykırıdır.
Yine, Parlamentonun seçtiği cumhurbaşkanları konusunda çok ciddi
sıkıntılar yaşandı bugüne kadar. Daha önce de bu ülkede, parti amblemli
bastonlarla gezen cumhurbaşkanları, parti amblemli kol düğmeleri takan
cumhurbaşkanları vardı. Şükür ki bugün, günümüzde parti amblemiyle gezen
cumhurbaşkanları yok ama ne hikmetse, cumhurbaşkanlarını seçen hükûmet ya da büyük partiler, cumhurbaşkanı üzerinde
vesayet hakkını her zaman kullanmak durumunda olmuşlardır. Böyle olunca da Cumhurbaşkanlığı kurumu, esas olarak sorumsuzluğuna rağmen,
tarafsız olması gereken böyle bir kurum yine şaibe altında kalmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Halis, ek süre veriyorum bir dakika. Lütfen,
tamamlayın efendim.
ŞERAFETTİN HALİS (Devamla) – Tabii, Cumhurbaşkanlarının bu durumu
kendisini en çok -somut olarak söylersek- rektör atamalarında göstermiştir. Bu,
rektör atamalarında böyle olunca diğer kurumlar üzerinde de aynı zihniyeti
taşıdığını söyleyebiliriz. Bu, bugünün Cumhurbaşkanına ait bir durum değil.
Rektör atamalarında 3’üncü, 4’üncü, hatta 5’inci sırada olan, seçilmemesi
gereken hocalar, rektörler ne yazık ki 1’inci sıradaki ya da 2’nci sıradaki
kişinin yerini alarak bir haksızlığa yol açmış olmaktadır. Hâliyle böyle olunca
da bu hukuksuzluğun asıl kaynağının Meclisten geldiğini de söylemek
durumundayız.
Ben, bu durumun ortadan kalkacağı demokratik bir parlamentonun,
şaibesiz ve şaibe gölgesi olmayan bir parlamentonun kurulacağı inancıyla
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halis.
Efendim, madde üzerinde İç Tüzük 72’ye göre verilmiş bir önerge
vardır, okutup oylarınıza sunacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
İçtüzüğün 72 nci maddesi uyarınca,
görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Yasa Teklifinin 26. maddesine bağlı Geçici
19. maddesi üzerindeki görüşmelerin devam ettirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Kemal Kılıçdaroğlu |
|
İsa Gök |
Turgut Dibek |
|
|
İstanbul |
|
Mersin |
Kırklareli |
|
|
Ali Koçal |
|
Atilla Kart |
Hüsnü Çöllü |
|
|
Zonguldak |
|
Konya |
Antalya |
|
|
Atila Emek |
|
Orhan Ziya
Diren |
Osman Kaptan |
|
|
Antalya |
|
Tokat |
Antalya |
|
|
|
|
Enis Tütüncü |
|
|
|
|
|
Tekirdağ |
|
Gerekçe:
Anayasalar, devletin dayandığı temel ilkelerle siyasal rejimin
belirlendiği; yetkili organların, teşkilatın ve bunların nasıl işleyeceklerinin
düzenlendiği ve insan hak ve özgürlüklerinin güvence altına alındığı temel
hukuk metinleridir.
Anayasa Devletin ve toplumun temel kanunu, temel toplum sözleşmesidir;
bu günü ve geleceği ilgilendirir. Bu nedenle toplumsal mutabakatı gerektirir.
Dünyada ve Türkiye'de Anayasalar hep olağanüstü dönemlerin eseri
olmuştur. Amerika'da, Fransa'da, Sovyetler Birliği'nde, Almanya'da,
ve hatta İran'da. Anayasalarla siyasal rejimler değiştirilmiş, siyasal rejimler
kurulmuştur.
Anayasaların halkın ihtiyaçlarını karşılayamayarak toplumsal
taleplerin gerisinde kalması durumunda ise değiştirilmesi ihtiyacı gündeme
gelmiştir. Değişiklik ihtiyacını gündeme getiren ise Dünyanın her yerinde ve
Türkiye'de hep halk olmuştur. Halk ve halkın temsilcileri, sorunları tartışmış,
çözüm yollarında uzlaşmış ve varılan mutabakatın eseri olarak Anayasalar
değiştirilmiştir.
AKP iktidarı ise toplumu bir yana koyarak, kendini her şeyi
yapmaya muktedir cuntacılar gibi gördüğünden mutabakat aramamaktadır. Darbe
dönemlerinin cuntaları dahi, konu Anayasa olduğunda bir toplumsal meşruiyet
arayışına girmesine rağmen, AKP iktidarı çoğunluğum varsa astığım astık,
kestiğim kestik anlayışı içindedir.
Türkiye'de halkın gerçek gündemi işsizlik, gelir dağılımındaki
adaletsizlik, yoksulluk ve yolsuzluktur. Halk, aşından ekmeğinden keserek
üniversite okuttuğu çocuklarına iş istemektedir. Halk, kamu kaynaklarının
yandaşlara peşkeş çekilmesini değil, eğitime ve sağlığa harcanmasını
istemektedir. Halk, ürettiği ürünlerin maliyetini karşılamasını beklemektedir.
AKP iktidarı ise sayısal çoğunluğuna dayalı olarak Meclis
gündemine taşıdığı Anayasa değişikliği paketi ile halkın gerçek gündeminin
üzerini örtmenin ötesinde, Anayasada olağanüstü dönemlere özgü değişiklikler
öngörerek demokratik siyasal rejimi dönüştürmeyi hedeflemektedir.
Anayasa değişikliği metni bir sivil darbe belgesidir. Demokratik
rejimlerde temel hak ve özgürlüklerin güvencesi bağımsız ve tarafsız yargıdır
ve AKP'nin Anayasa değişikliği doğrudan insan haklarının teminatı olan bağımsız
yargıyı hedeflemektedir.
Hedefledikleri, yaptıkları yolsuzluklardan dolayı ilerde
kendilerini yargılayacak olan hakimleri bu günden
seçerek, özgürlüklerini yarattıkları yandaş yargıya emanet etmektir. Yürütmenin
Yasama Organına egemen olması yetmemekte, yargıyı da ele geçirerek bir dikta
rejimini kurumsallaştırmak istemektedirler. İstedikleri hukuka ve vicdanı
kanaatlerine göre karar veren bağımsız ve tarafsız yargı değil, siyası
ideolojileri ile uyum içinde olan "yandaş yargı"dır.
AKP iktidarı sayısal çoğunluğuna dayalı olarak yaratacağı
"yandaş yargı"yı Anayasal düzeyde kurumsallaştırmanın peşindedir.
Sayın Başbakanın hedeflediği "yandaş yargı" oluşturma
anlayışına toplumun tüm kesimleri karşıdır. Sivil Toplum Örgütleri karşıdır.
Yargı kuruluşları karşıdır. Mecliste temsil edilen siyasi partiler karşıdır.
Çok büyük badireler atlatmış, tarihten silindi denildiği anda
kendini var edebilmeyi başarabilmiş bu halk bu gidişe dur diyecektir.
Bunun için söz konusu düzenlemenin görüşmelerine devam
edilmelidir.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir önerge daha gelmiştir, 72’ye
göre, onu da okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Anayasa Değişiklik Teklifinin 26. maddesi ile
düzenlenen Geçici 19. maddenin görüşmelerine TBMM İçtüzüğü'nün 72. maddesi
uyarınca, devamın olunmasını saygı ile arz ve talep ederiz.
|
|
Faruk Bal |
|
Oktay Vural |
Mehmet Şandır |
|
|
Konya |
|
İzmir |
Mersin |
|
|
D. Ali Torlak |
|
|
Mehmet Serdaroğlu |
|
|
İstanbul |
|
|
Kastamonu |
Gerekçe:
Anayasalar, Vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini teminat
altına alan, siyasi rejimin ve devlet organlarının görev ve yetkilerini
belirleyen kanunlar hiyerarşisinin en üstünde temel hukuk normlarıdır.
İki ihtilal ve 3 muhtıra ile üzerine gölge düşürülen Türk
demokrasisini;
21 yüzyıl evrensel değerlerine kavuşturabilmenin,
Asırlık anayasa tartışmalarından kurtarmanın,
Her kesimin benimseyebileceği bir anayasaya kavuşturabilmenin tek
yolu toplumsal uzlaşmaya dayalı bir Anayasa yapmayı sağlamaktır.
MHP bu sebeple;
"Anayasa Değişikliği Uzlaşma Komisyonu" kurulmasını,
Partilerin uzlaştıkları hususlarda demokratik bir sözleşme
yapılmasını,
Siyasi partilerin hangi konularda uzlaştığının kamuoyuna
duyurulmasını,
Her partinin görüş ve tavrının yapılacak ilk seçimde milletin
takdirine sunulmasını,
Seçimler sonunda oluşacak Meclis'in ilk işinin anayasa
değişikliğini gerçekleştirmek olmasını teklif etmiştir.
MHP; bu kapsamda,
Devlet ile Milleti kucaklaştıracak,
Milletin değerlen ile Devletin değerlerini bağdaştıracak,
Demokrasi ile Cumhuriyeti barıştıracak,
Vatandaşın temel hak ve hürriyetlerini evrensel standarda
yükseltecek,
Milletin bölünmez bütünlüğünü sağlayacak üniter
yapı içinde Devleti kurum ve kuruluşları ile uyum içinde çalıştıracak,
Kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter demokratik düzeni
iyileştirecek,
Cumhuriyetin temel nitelikleri ile Anayasamızın değiştirilmesi
dahi teklif edilemeyecek maddelerini koruyacak,
Toplumsal bir sözleşme belgesi niteliğinde anayasa değişikliği kararını
ilan etmiştir.
Anayasa değişikliği ancak böylece milletin iradesine dayandırılmış
olacaktır.
AKP, MHP'nin bu teklifine kulak tıkamış, kendisi için hazırladığı
Anayasa teklifini partilere ve millete dayatmıştır.
AKP, Anayasa değişikliğini seçmene ve yargıya hesap vermekten
kaçmak için malzeme olarak kullanmaktadır.
AKP'nin Anayasa Değişiklik Teklifi kendi hedefine ulaşmak için
hazırlanmıştır.
Bu teklif ile kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter sistemin
denge ve denetim mekanizmaları iktidar lehine bozulmaktadır. Bunun doğal sonucu
olarak başta parti kapatma, yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı ile hukuk
devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri zedelenmektedir. Parlamenter sistem
yerine ucu diktaya açık bir Başkanlık sistemi getirilmektedir.
Bu teklifin içinde; Millet yoktur, Milletin iradesi yoktur,
Milletin beklentisi yoktur. Millet, AKP'den bölücü terörü bitirmesini
beklemektedir.
Millet, AKP'den yoksulluğun, yolsuzluğun, hayat pahalılığının ve
işsizliğin hesabını vermesini beklemektedir.
Millet, AKP'den İş beklemektedir. Aş beklemektedir.
Millet, AKP'den düşünce, inanç, teşebbüs, örgütlenme ve benzeri
alanlarda temel hak ve hürriyetlere güvence beklemektedir.
AKP 8 yılı heba etmiştir. Milletin beklentilerini
karşılayamamıştır.
AKP, millet için değil kendini korumak için Anayasa değişikliği
yapmaktadır.
AKP, iyi niyetli değildir, başlattığı PKK AÇILIMI için bu teklif
ile anayasal zemin hazırlamaktadır. Bu sebeple yargıyı etkisiz hâle
getirmektedir.
Bu hususlarda uzlaşmaya varıncaya kadar görüşmelere devam
edilmelidir.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önergeleri oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Şimdi, on dakika süreyle soru-cevap işlemine geçeceğim ancak
Eskişehir Milletvekili Sayın Tayfun İçli’nin
Başkanlığımıza yazılı bir müracaatı var, okuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan yasa teklifinin 26. maddesinin (G. 18 md)
tekliften çıkarılmasına ilişkin önergem üzerinde konuşurken Sayın Mustafa
Hamarat tarafından ‘Saçmalama, saçmalama, doğru konuş’ şeklinde şahsıma karşı
kaba ve yaralayıcı sözlerle sataşılmıştır.
Oturum sırasında zabıtları isteyip inceleyeceğinize dair
beyanınızın gereğini yapılmasını saygılarımla arz ederim.
Tayfun
İçli
Eskişehir”
BAŞKAN – Zabıtları getirttim, gerçekten o ifadeler Sayın Mustafa
Hamarat tarafından kullanılmış.
Sayın Hamarat, bir milletvekili arkadaşımızın diğer bir
milletvekili arkadaşımıza karşı kullanabileceği ifadeler değil bunlar. Sizden,
Meclis Başkanınız olarak Sayın İçli’den özür
dilemenizi istiyorum, özür dilemenizi talep ediyorum.
Değerli arkadaşlar, birbirimize hitap ederken, lütfen… Bakın, en
basit, belki çoğu zaman aramızda kullanıyoruz ama bu tür ifadeler bile İç Tüzük
gereği söylenmemesi gereken ifadelerdir. Sayın İçli de hakkını arıyor.
Sayın Hamarat, buyurun.
VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)
3.- Ordu Milletvekili Mustafa
Hamarat’ın, Eskişehir Milletvekili H. Tayfun İçli’nin,
şahsına karşı kaba ve yaralayıcı sözler sarf ettiğine ilişkin Başkanlığa
verdiği önergesi üzerine, kastının yaralamak olmadığına ilişkin açıklaması
MUSTAFA HAMARAT (Ordu) – Sayın Başkan, bu sözler bana aittir ancak
Tayfun İçli Bey, Sayın İçli sözleri devamında bana daha ağır ifadeler
kullanmıştır “Terbiyesizlik yapma!” gibi. Eğer kendisi de özür dileyecekse ben
de dilerim çünkü benim kastım yaralamak değildi, sözlerindeki tutarsızlığı
ifade etmekti.
BAŞKAN – Sayın İçli, siz de, gerçekten “Terbiyeli konuş!”
demişsiniz, tabii, bunun muhalifi…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – “Terbiyeli konuş!” demek hakaret
değildir Sayın Başkan.
BAŞKAN – Neyse efendim, ben size söz verdim Sayın Hamarat,
buyurun.
MUSTAFA HAMARAT (Ordu) – Ben teşekkür ediyorum. Kastım yaralamak
değildi.
BAŞKAN – Özür dilediniz?
MUSTAFA HAMARAT (Ordu) – Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Sayın İçli, tamam mı?
H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – İzin verirseniz efendim…
BAŞKAN – Sayın İçli, yani, zaman zaman
konuşurken böyle ağzımızdan normal durumda söylemeyeceğimiz kelimeler çıkıyor,
buna da dikkat etmeliyiz.
AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Birisi hakaret ederse “Terbiyeli
konuş.” demenin dışında ne diyebilir insan?
BAŞKAN – Sayın İçli, bir şey mi söyleyeceksiniz, buyurun.
H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Evet efendim.
Bakın, Sayın Başkanım, Sayın Mustafa Hamarat, zabıt tutanakları
elimde…
BAŞKAN – Bende de var zabıtlar.
H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – …bana bunu söyledikten sonra ben de
-“Saçmalama!” diye o arada laflar atılıyor- şunu diyorum: “Doğru konuş,
terbiyeli konuş.” diyorum. Yani “Siz artık işin tadını kaçırmaya başladınız…”
Ben ona “terbiyesiz” demedim. “Terbiyeli konuş.” demekle bu tür sataşmaların
yapılmaması konusunda arkadaşımı orada ikaz ediyorum. Yoksa ben arkadaşıma
“terbiyesiz” demedim. Tutanaklar burada.
BAŞKAN – Efendim, mesele anlaşıldı. Sayın Hamarat da bir noktada
özür beyanı anlamına gelen, benim anladığım, ifadeler kullandı.
Bundan sonra sözlerimize, yerimizden, otururken bile ağzımızdan
çıkan her cümleye dikkat etmek durumundayız çünkü bunların hepsi zabıtlara
geçiyor. Muhataplarının bunları takip etmesi ve benden işlem yapmamı istemesi
İç Tüzük gereği gayet doğaldır. Ben de Meclis Başkanınız olarak İç Tüzük’ün
gereklerini yerine getirmek durumundayım.
H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
BAŞKAN – Peki, ben de teşekkür ederim Sayın İçli.
VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
(Devam)
5.- Adalet ve Kalkınma Partisi
Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin,
7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve
Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)
BAŞKAN – Şimdi, on dakika süreyle soru-cevap işlemi
gerçekleştireceğiz.
Sayın Aydoğan…
ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Birinci sorum Sayın Kuzu’ya: Sayın Kuzu, bugün basına yansıyan
demecinde “Yürütme yasamanın önüne geçti, iktidarı elde etmiş siyasi partinin
grubu hâline sokulmuş Meclisin Hükûmet üzerindeki
siyasi denetimi işlemez duruma düşürülmüştür.” diyor ve bu çalışmalardan
yargıyı da ele geçirmek istediklerini mi anlamamız gerekiyor?
İkinci sorum Sayın Bakana: Dün akşam görüşmelerinde Sayın Bakan
“184 milletvekilinin iradesiyle Parlamentoya sunulan bir teklife siz hangi
hakla ‘şu maddeyi çıkarın’ diye teklif yapabiliyorsunuz, öneri
getirebiliyorsunuz?” diye cevap veriyor ve AKP sıralarından alkış alıyor. Peki,
bu 184 milletvekilinin imzası yeterli ise bu görüşmeleri niye, niçin, neden
yapıyoruz? Yani 184 milletvekili imza attıktan…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Bakan, ülkemizde yargının
suçlu bulduğu her suçlu cezasını mutlaka çekmelidir. Ancak suçunu, suçu ve
suçunun ne olduğunu bilmeyen ve Sayın Balbay gibi,
Sayın Haberal gibi, Sayın Hilmioğlu
gibi iki yıldır Silivri Cezaevi ve diğer cezaevlerinde yatan tutukluların
suçsuzlukları ortaya çıktığında toplum olarak biz vicdan azabı duymayacak
mıyız?
İki: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu güz kararnamesi için neden
toplanmıyor? Neden engel olunuyor? Bu toplantıyı engellemek Bakanlığın Hâkimler
ve Savcılar Yüksek Kurulunun işlevini yerine getirmemek değil mi? Güz
kararnamesi için Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ne zaman toplanacak?
BAŞKAN – Sayın Köse…
ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, verdiği ifadeyle Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı Sayın
İlhan Cihaner’in tutuklanmasında önemli rol oynayan
gizli tanık Erdal Zirek silahlı yağma suçundan
tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılırken, Sayın İlhan Cihaner’in bu tanığın ifadesine dayanılarak hâlâ tutuklu
olmasını nasıl değerlendiriyoruz?
İkinci sorum: Görüştüğümüz bu Anayasa paketinde parti kapatma
konusunda Avrupa’da uygulanan üçte 2 nitelikli çoğunluk istenmesi gibi bir kriterin konulmamasını -ki, siz hep Venedik Komisyonu
kararlarını dikkate aldığınızı söylüyorsunuz- izah eder misiniz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Tankut…
YILMAZ TANKUT (Adana) – Teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan, İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay 10 Kasım 2008
tarihinde Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptığı konuşmada “Yerel yönetimlerimiz
seçimle gelmişlerdir. Kolay kolay bir belediye
başkanı görevden alınmaz. Görevden almamak için büyük gayret gösteririz.
Özellikle büyük şehirlerimizde seçilmiş belediye başkanlarının görevden
alınması konusunda biz çok titiz davranıyoruz. Mesela Edirne Belediye Başkanı
büyük iddialarla tutuklandı ama bir süre sonra tahliye edildi ve biz iki gün
sonra göreve başlattık.” ifadelerini kullanmıştı. Ancak, Adana’da yapılan
uygulama bunun tam tersi olmuş ve Adana Büyükşehir Belediye Başkanı bir
soruşturma kapsamında hemen açığa alınmıştır. Şimdi Adalet Bakanı olarak size
soruyorum: Türkiye’de hiçbir örneği olmayan Adana Büyükşehir Belediye
Başkanının İçişleri Bakanı tarafından çifte standartların çok üstünde açığa
alınmasının en önemli hukuki temeli nedir?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Asil…
BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Bakan, Yargıtay Onursal Başkanı Doçent Doktor Sami Selçuk
Star gazetesindeki köşesinde “Öfkelerin ve kişisel tutkuların aklın ve bilimin
önüne geçtiği, bilim insanlarının bile ‘resmî görüşüm-kişisel görüşüm’ ayrımına
zorlandığı bir ortamda sağlıklı düzenlemeler yapılamaz. AKP iktidar kadrosunun
yüksek yapıya yönelik hıncı iktidar milletvekillerinde körlük ve zihinlerde
karanlık yaratmıştır. Gafletten daha ağır sonuçlar olacak bir zafiyettir. Bu
Meclisteki çoğunluğun inadı ülkeyi çok tehlikeli mecralara sürükleyebilir. Bu
Anayasa gitsin de yerine ne gelirse gelsin mantığı bizi yağmurdan kaçarken
doluya tutulmak benzeri bir kötülüğe sürükleyebilir.” Siz bu konuda ne
düşünüyorsunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Ünlütepe…
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, görüştüğümüz bu maddede Sayıştay ve barolarca
yapılacak seçimlerde her üyelik için 3 aday gösterilecek olmasına karşın
seçmenlere sadece bir oy kullanma olanağı tanınması oy hakkının demokratik
kullanımına engel oluşturmuyor mu? Her seçmenin seçilecek tüm adaylar için oy
kullanmasının engellenmesi Anayasa’nın 67’nci maddesinin başlığında seçme ve
seçilme hakkını düzenleyen eşit ve serbest oy ilkelerine aykırı değil mi? Yani,
şimdi yaptığımız bu düzenlemeyle eşit ve serbest oy ilkelerine aykırı yeni bir
Anayasa hükmü yapmaya…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Komisyonun söz talebi var, daha doğrusu cevap verme
isteği var.
Sayın Kuzu, buyurun.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkanım,
Sayın Aydoğan sorusunda “Bugün yürütme yasamanın
önüne geçti.” diye bir ifadem olduğunu söylüyor. Bunu her zaman söylüyorum ben.
Bugün değil, dün böyleydi, yarın da bu böyle olacak Sayın Aydoğan.
Parlamenter rejimin hastalığıdır bu. Dolayısıyla parlamenter rejimde yasama
yürütme iç içe geçmiştir. Yürütme organı tabii ki içimizden çıkmıştır. Gensoru
çalışmaz, soru çalışmaz, bunlardan sonuç alınmaz. Dünyanın her yerinde bu iş
böyledir. Akademik olarak bunları söylüyorum, uygulama da böyledir. Neden ben…
Şu anda gelen yasaların yüzde 98’i Hükûmet
tasarısıdır, İngiltere’de de bu iş böyle, Almanya’da da bu iş böyledir.
Sonuç itibarıyla, ben “Başkanlık sistemi” diye yirmi yıldır
çırpınıyorum ve bunu anlatmaya çalışıyorum. Gelin, bunu Türkiye için konuşalım.
Bunu federal yapıyla filan korkutmaya gerek yok. Eğer federal yapı başkanlık
modelini gerektirseydi o zaman Almanya’da başkanlık sisteminin olması
gerekirdi.
Talleyrand -son sözüm Sayın
Başkanım- diyor ki: “Bugüne kadar çok nutuklar dinledim bu kürsüden. Bunların
birçoğu benim kanaatimi değiştirdi ama hiçbiri oyumu değiştirmedi.”
Gelin, şu başkanlık modelini -hakikaten, samimi olarak söylüyorum-
masaya yatıralım.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Ergin, buyurun.
OKTAY VURAL (İzmir) – Çekin bunu, bakalım…
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Komisyona mı?
OKTAY VURAL (İzmir) – Komisyona çekin bu teklifi, görüşelim.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Şimdi olmaz
artık.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın
Başkanım.
OKTAY VURAL (İzmir) – Yaa… Rabbena,
Rabbena, hep bana, hep bana… Kuzu gibi olmaz Sayın Başkan.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Aydoğan’ın
sorusuna cevap vermek istiyorum. Dünkü görüşmeler sırasında Sayın Baykal’ın
sözleri üzerine verdiğim bir cevabı gündeme getirdi Sayın Aydoğan.
Sayın Baykal, hem grup konuşmasında hem ondan önce, uzlaşma
ihtimali üzerine sorulan bir soruya verdiğim cevabı maalesef yakışık olmayan
bir üslupla cevaplamıştır. Orada o cevabı verir iken şu ifadeyi de
kullanmıştır: “Siz hangi hakla bizim anayasal hakkımız olan Anayasa Mahkemesine
müracaat etme hakkımızı kullanmamamızı öneriyorsunuz?”
Biz böyle bir öneride bulunmadık o televizyon programında ama
gazetecinin sorusuydu. Ben de cevaben şunu söylemiştim: ”Varsayın ki öyle
söylemiş olduğumu düşünün.” Ben orada, benim buna tek başıma
karar verecek noktada olmadığımı ifade ettim ancak böyle bir tavır takınılması
hâlinde uzlaşının kolaylaşabileceği görüşümü beyan ettim ancak aynı, Sayın
Baykal’ın mantığıyla yola çıkarsak, “Sayın Baykal, bir milletvekilinin en tabii
hakkı olan yasa teklifi verme hakkını kullanmasını hangi hakla ‘Bu teklifi geri
çek, şu maddelerini geri çekin, bunları seçimden sonra oluşacak Parlamentoda
görüşelim.’ gibi bir teklifi hangi hakla yapıyor?” sorusunu sordum. Yoksa
burada, bunların siyasi müzakereler esnasında muhatapların birbirlerine
söylemesinin uygun olmadığını ifade etmedim. Ben Sayın Baykal’ın bize yöneltmiş
olduğu sorunun mantığıyla ona bir soru sordum ve “Mademki biz böyle bir
teklifte bulanamayacağız, Sayın Baykal siz nasıl oluyor da 184 milletvekilinin
iradesiyle Parlamentoya sunulmuş bir Anayasa Değişiklik Teklifi’nden üç konu
başlığında toplam sekiz on maddeyi içeren maddelerin geri çekilmesini
önerebiliyorsunuz? Siz bu hakkı kendinizde nasıl buluyorsunuz?” demiş idim.
Normal şartlarda, benim anlayışıma göre, partiler arasında bir müzakere
yapılıyor ise bu müzakerelerde taraflar birbirlerine bunları söyleyebilmeli
diye düşünürüm. Ama Sayın Baykal’ın o şekildeki beyanına karşı bu sözleri
söyledim. Bunu ifade etmem gerekiyor.
Onun dışında, Sayın Aslanoğlu’nun
sorusuna geliyorum.
“İki yıldır Silivri Cezaevinde yatanlar…”
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Silivri değil efendim, sadece
Silivri değil.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – “Silivri ve diğer
cezaevlerinde yatan tutuklular yarın tahliye olduklarında ya da ceza almadıklarında
bunun vicdan azabını nasıl ödeyeceksiniz? Vicdan azabı duymayacak mısınız?”…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Biz, biz de yani, hepimiz.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – …diye bir soru sordu.
Evet, değerli arkadaşlar, bu, soruşturma sonrasında devam eden
kovuşturmalar ile ilgilidir. Bir kısmı soruşturması devam eden dosyalardır, bir
kısım itibarıyla da soruşturması tamamlanmış kovuşturma aşamasına geçen
dosyalardaki ve yargı kararlarına bağlı olarak tutukluluk hâlleridir. Burada
devam etmekte olan soruşturma ve kovuşturmalara dönük olarak Anayasa’nın
138’inci maddesi karşısında bu sorunun sorulması da imkân dâhilinde değildir
kanaatimce, buna bir cevap vermemiz de doğru değildir. Bu nedenle, ben, Sayın Aslanoğlu’nun sorusuna bu yapılan tasarrufların tamamı
yargı organlarınca yapılmış tasarruflardır ve soruşturma, kovuşturma devam eder
iken Parlamentoda bu konuya ilişkin soru sorulamayacağını -amir olan 138’inci
maddeyi- hatırlatmakla yetiniyorum.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Basına sızdırma serbest ama, servis yapma…
BAŞKAN – Sayın Bakan, süremizi doldurduk. Diğer sorulara
isterseniz daha sonra…
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sadece şunu ifade edeyim…
BAŞKAN – Veya yazılı cevap verin.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – “Hâkimler Savcılar Yüksek
Kurulunun güz kararnamesi ne zaman gelecek?” dedi Sayın Aslanoğlu.
Yaz ve güz kararnameleri çıktı aslında, yetki kararnamesi var idi. Yaklaşık
dört hafta önce biz bu yetki kararnamesini Kurula teslim etmişizdir.
Arkadaşlarımız üzerinde çalışıyor, Kurulun üyeleri. O çalışma bittiğinde bu da
görüşülecek.
Arz ediyorum Sayın Başkanım. Kalan sorulara da yazılı cevap
vereceğiz.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde on beş önerge var
ancak yedi önergeyi işleme alabiliyoruz. Şimdi bu önergeleri okutacağım ve
sonra bu önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
Önergeleri okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 26 ncı
maddesi ile 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına eklenen Geçici Madde 19
un son fıkrasında geçen "iki yıl" ibaresinin "bir yıl"
şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.
İkram
Dinçer
Van
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 26 ncı
maddesi ile 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına eklenen Geçici Madde 19
un son fıkrasında geçen "iki yıl" ibaresinin "bir yıl"
şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.
Veysi Kaynak
Kahramanmaraş
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 26 ncı
maddesi ile 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına eklenen Geçici Madde 19
un son fıkrasında geçen "iki yıl" ibaresinin "bir yıl"
şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.
Ahmet Yeni Azize
Sibel Gönül
Samsun Kocaeli
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 26 ncı
maddesinin Geçici 19 ncu maddesinin aşağıda ki
şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Ayla Akat Ata |
|
Şerafettin
Halis |
Fatma Kurtulan |
|
|
Batman |
|
Tunceli |
Van |
|
|
Pervin Buldan |
|
İbrahim Binici |
M. Nezir
Karabaş |
|
|
Iğdır |
|
Şanlıurfa |
Bitlis |
Geçici Madde 19- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Anayasa
Mahkemesinin mevcut üyeleri yeni üyeleri seçilene kadar görevlerine devam
ederler.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde,
Türkiye Büyük Millet Meclisi iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun ve üç üyeyi de
baro başkanlarının gösterecekleri üçer aday içinden seçer.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapacağı üye seçimi için aday
göstermek amacıyla;
a) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde,
Sayıştay Başkanı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren beş
gün içinde adaylar Başkanlığa başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden
itibaren beş gün içinde Sayıştay Genel Kurulunca seçim yapılır. Her Sayıştay
üyesinin ancak bir aday için oy kullanabileceği bu seçimde en fazla oy alan üç
kişi aday gösterilmiş sayılır.
b) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde,
Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan
tarihinden itibaren beş gün içinde adaylar Türkiye Barolar Birliği Başkanlığına
başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren beş gün içinde Türkiye
Barolar Birliği Başkanlığının ilanında gösterilen yer ve zamanda baro
başkanları ve üyeler tarafından seçim yapılır. Her bir baro başkanının ancak bir
aday için oy kullanabileceği bu seçimde, en fazla oy alan üç kişi aday
gösterilmiş sayılır.
c) (a) ve (b) bentleri uyarınca yapılan seçimlerin sonucunda aday
gösterilmiş sayılanların isimleri seçimin yapıldığı günü takip eden gün
Sayıştay ve Türkiye Barolar Birliği başkanlıklarınca Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına bildirilir.
ç) (c) bendi uyarınca yapılan bildirimden itibaren on gün içinde
Türkiye Büyük Millet Meclisinde seçim yapılır. Her boş üyelik için yapılacak
seçimde, ilk oylamada üye tamsayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye
tamsayısının salt çoğunluğu aranır; ikinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa
bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada
en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.
Cumhurbaşkanı, üyeyi Yargıtay ve Danıştay kontenjanlarından olan
ilk üyeliklerin boşalmasından sonra Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan
yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev
yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden seçer.
Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday gösteren kurumların halen mevcut
üyeleri ile kendi kontenjanlarından seçilmiş yedek üyeler, tamamlama seçiminde
göz önünde bulundurulur. Anayasa Mahkemesinde halen belli görevlere seçilmiş
olanların bu sıfatları seçilmiş oldukları Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte
sona erer.
Bireysel başvuruya ilişkin gerekli düzenlemeler iki yıl içinde
tamamlanır. Uygulama kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bireysel
başvurular kabul edilir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Anayasa değişikliği teklifinin, 26. maddesi ile
teklif edilen Geçici 19. maddenin metninden çıkarılması için gereğini arz ve
teklif ederiz.
|
|
Faruk Bal |
|
Oktay Vural |
Mehmet Şandır |
|
|
Konya |
|
İzmir |
Mersin |
|
|
Behiç Çelik |
|
S. Nevzat
Korkmaz |
Mehmet Serdaroğlu |
|
|
Mersin |
|
Isparta |
Kastamonu |
|
|
|
|
D. Ali Torlak |
|
|
|
|
|
İstanbul |
|
BAŞKAN – Şimdi, en aykırı iki önergeyi okutup işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 2/656 Esas Numaralı 7/11/1982
Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 26. maddesine bağlı Geçici Madde
19’un Anayasaya aykırılığı nedeniyle Teklif metninden çıkarılmasını ve diğer
maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.
Ali Rıza Öztürk Atilla
Kart
Mersin Konya
TBMM Başkanlığına
Anayasa değişiklik teklifinin 26. maddesi Geçici 19. maddesi
anayasaya aykırıdır. Teklif metninden çıkarılmasını saygılarımla arz ederim.
Tayfun
İçli
Eskişehir
BAŞKAN – Sayın Komisyon, birleştirerek işleme aldığım önergelere
katılıyor musunuz?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz
Başkanım.
BAŞKAN – Sayın Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın
Başkanım.
BAŞKAN – Sayın İçli, konuşacak mısınız efendim?
Süreniz beş dakikadır efendim, buyurun.
H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, sizleri saygıyla
selamlıyorum. Önergem hakkında söz talep ettim.
Değerli arkadaşlarım, maddeler hakkında tüm gruplar ve çok değerli
milletvekili arkadaşlarım kendi görüşlerini ifade etti. Ben de belirli
maddelerde kendi görüşlerimi ifade ettim. Bu geçici maddeler -daha önceki
konuşmalarımda da ifade ettim- bir korkunun ve bir aceleciliğin, bu geçici
maddelerde, somut kanıtlarını görüyorum, bu benim düşüncem. Böyle bir
düzenleme, kuvvetler ayrılığına, yargı bağımsızlığına ve hukuk devleti
ilkelerine aykırı. Diyebilirsiniz ki “Tayfun İçli, bu senin görüşün.” Ama, değerli arkadaşlarım, Yargıtay Başkanlar Kurulu
toplanmış, işin siyasetine girmeksizin bu Anayasa teklifini değerlendirmiş ve
hukukçu olan milletvekillerine Yargıtay Başkanlık Kurulunun görüşlerini
göndermiş, lütfetmişler, bana da göndermişler.
Değerli arkadaşlarım, çok kısa zamanda bunların hepsini aktaracak
değilim ama bakın, saptama şu giriş bölümünde: “Türkiye Cumhuriyeti
Anayasası’nın bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkındaki teklif edilen
metin Anayasa’mızın temel ve değiştirilemez ilkelerinden birini oluşturan hukuk
devletiyle ilgilidir. Hukuk devletinin temel felsefesi ise kuvvetler ayrılığına
dayanır. Erkler ayrılığında, daha doğrusu hukuk devletinde bağımsız yargının
doğal olarak asıl yetki ve görevi yasama ve yürütmenin işlemlerini
denetlemektir. Yargı, yasama organınca çıkarılan yasaların yorumunu yapar.
Yargının hukuksal yorumu bağlayıcıdır. Böylece, yargı, yürütme ve yasamanın
işlem ve faaliyetlerinin hukuk çerçevesi içinde kalmasını sağlar. Demokratik
sistemlerde kuvvetler ayrılığını korumak, yasaları yorumlayarak yaşama geçirmek
yargının görevidir.
Bu bağlamda, yargı bağımsızlığı, demokrasinin, hukuk üstünlüğünün
olmazsa olmaz koşuludur çünkü adalete, yansızlığa ancak bağımsız yargıyla
ulaşılabilir.” dedikten sonra HSYK, Anayasa Mahkemesinin yapısı ve görevleriyle
ilgili kendi görüş ve düşüncelerini ifade etmişler.
Değerli arkadaşlarım, Anayasa Mahkemesinin yapısıyla ilgili
en önemli saptamalardan birisi, bakın, ceza yargılamasıyla ilgili, Yüce Divan
yargılamasıyla ilgili saptamaları: “Birçok üyenin hukuk dalında öğrenim
görmemiş kişiler arasından seçilmeleri ve buna rağmen bir ceza yargılaması olan
Yüce Divan yargılamasında görev alabilmeleri, diğer yurttaşlara oranla Yüce
Divanda yargılanacak olanlar açısından büyük bir güvencesizlik ve eşitsizlik
oluşturabilecektir. Ayrıca, ceza yargıçlarının çoğunlukta olmadığı bir yargı
düzenindeki yargılamaların belli dönemler bakımından yargılanacak olanların
lehlerine olacağı düşünülebilir ise de bunun her zaman böyle olmayabileceğini
de öngörmek yerinde olur.” dedikten sonra, ceza yargılamasında çok önemli bir
yol olan yargılamanın yenilenmesi hâlinde bu yargılamayı bu belirli sayıdaki
yapının yapamayacağına dair de çok ciddi saptamaları var ve sonuç olarak da,
diğer mahkemelerde yargılananlar bakımından temyiz incelemesi mümkün olduğu
hâlde Yüce Divan kararlarına karşı böyle bir başvuru yolu olmaması Anayasa’nın
40, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 13, Ceza Yargılaması Yasası’nın filanca
filanca maddeleri diye eleştirilerini devam ettirmişler
ve bireysel başvuruyla ilgili de Yargıtay Başkanlar Kurulu görüşlerini çok net
ifade etmişlerdir.
Değerli arkadaşlarım, Yargıtay Başkanlar Kurulunda yer alan
hukukçular mesleklerinde en az kırk yıl geçirmiş, saygın ve Yargıtaya
seçildikleri gibi, Yargıtaydaki görevleri nedeniyle
başkanlık durumuna gelmiş değerli hukukçulardır ve bunların zannetmeyin ki, bir
siyasi parti gibi, işte, (a) partisi… Tabii ki, herkesin içinde, gönlünde bir
aslan yatar, bir siyasetçi yaklaşımı vardır ama bu arkadaşlarımızın bu
öğütlerini, mesleklerinde en az kırk-kırk beş yıl görev yapan insanlar olarak
düşünmeniz gerekir.
Bakın, burada bir siyasi parti ayrımı yapmaksızın bir görüş var ve
bir önceki konuşmamda da ifade ettim, geçici 18’inci maddede de, çok değerli
Onursal Yargıtay Başkanı Sami Selçuk’un dün ve bugünkü gazetelerdeki
eleştirilerine, değerlendirmelerine de mutlaka kulak vermek lazım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sözünüzü tamamlayın lütfen Sayın İçli. Size ek süre
veriyorum.
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Peki efendim.
Bir kıskançlık içinde olmamak gerekiyor. Bu
Anayasa hepimizin anayasası. Bu Anayasa çıktıktan sonra uzun yıllar
Türkiye’deki birçok sistemin düzenlenmesini sağlayacak. Onun için, “acele işe
şeytan karışır” sözünden hareketle, değerli arkadaşlarım, acele etmeyelim. Yani
yanlış yaptığımızı, çok değerli hukukçular var aralarınızda, bunu, oturalım,
sağlıklı bir şekilde değerlendirelim ve adam gibi bir Anayasa yapalım diyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Peki, Sayın İçli, teşekkür ederim.
Sayın Kart, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart önergesi üzerinde konuşacak.
Süreniz beş dakika efendim.
ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
tarafımızdan verilen önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, sekiz yıldan bu yana bu Parlamentoda görev
yapıyorum. Çok gergin ve tartışmalı dönemleri burada çoğu arkadaşımızla beraber
yaşadık, geçmiş dönemden de birlikte yaşadık. Ancak son bir haftadaki tartışma
ortamını, bu aradan geçen sekiz yıl içinde hiç yaşamadığımızı gözlemliyorum.
Şunu görüyorum: Bu son bir haftada...
Sayın Başkan, arkadaşlar...
BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri, Hatibi takip edelim. Sakin
olalım.
Buyurun.
ATİLLA KART (Devamla) – Son bir haftadaki hava şu: Diktatöryal bir tavır, keyfî bir yönetim, “ben bildiğimi
yaparım, yapacağım” tavrı. Bu, gerçekten kabul edilemez bir tavır. Bu tavır ve
anlayış, Türkiye’nin yararına değildir. Bunu, bu noktada lütfen kendi
vicdanınızda değerlendirin, sorgulayın. Sizleri, bu anlamda, Türkiye’nin huzuru
ve geleceği adına asgari ölçüde sağduyulu ve sorumlu davranmaya bir kez daha
davet etmek gereğini duyuyorum. Gemileri yakma anlayışıyla siyaset yapmaktan
vazgeçelim; bu noktada kendimizi bir kez daha sorgulayalım, bir özeleştiri
yapalım, öz güven içinde bir özeleştiri yapalım.
Değerli milletvekilleri, bu maddede konuşan iktidar sözcüleri,
siyasi partilerin kapatılmasına yönelik olarak değerlendirmeler yaparken, idari
işlem ve eylemlerden dolayı o partinin odak olarak değerlendirilmemesi
gerektiğini, odak unsurunun tespitinde idari işlem ve eylemlerin göz önüne
alınmaması gerektiğini ifade ettiler. Bu, sanki, soyut
olarak değerlendirildiği zaman doğru bir değerlendirmeymiş gibi geliyor ama
gerçeklerle ve hukukla hiçbir ilgisi olmayan bir değerlendirme.
Merhum Ertan Gönen’i hatırlayacaksınız, Kızılay eski Başkanı.
Defalarca görevden alındı, defalarca iptal kararları verildi. İçişleri
Bakanlığı ve Başbakanlık aleyhine ve Başbakan ve İçişleri Bakanı aleyhine
tazminat davaları açıldı. Sonuçta 46 milyar İçişleri Bakanlığından tahsil
edildi. Ama ne deniyordu yargı kararında? “Hizmet kusuru olan, görev ve
yetkisini kötüye kullanan Başbakan ve İçişleri Bakanından rücu
yoluyla bu tazminatın tahsili.” deniliyordu. Bu para henüz tahsil edilemedi.
Ortada kesinleşmiş yargı kararları olmasına rağmen tahsil edilemedi. Peki, niye
tahsil edilemiyor, durup dururken mi? Çünkü, idare, icrai anlamda ya da ihmali anlamda bir işlem tesis ediyor,
o yargı kararını uygulamıyor.
Bunu TÜPRAŞ olayında görüyoruz. 400 milyon civarında soygun ortaya
çıkıyor. Yargı kararı var. O yargı kararının uygulanmamasını Bakanlar Kurulu
sağlıyor. Burada bir idari işlem, eylem yoktur diyebilir miyiz?
Bunu Seydişehir Eti Alüminyumda görüyoruz. İptal kararı var. 3,5
milyar dolar civarında bir yolsuzluğun olduğu tespit ediliyor, bunu uygulamıyor
Hükûmet. Burada bir idari işlem ve eylem yoktur
diyebilir miyiz?
Bunu Telekom’da görüyoruz, benzeri durumu.
Bunu, yargı kararlarının müteselsilen
uygulanmaması suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisine kanun kaçaklarının
taşınması sürecinde görüyoruz. Burada organize bir süreç söz
konusu. Yargı kararlarını müsteşarlara uygulatmayan bir siyasi otorite söz
konusu. Anayasa’nın 137’nci maddesini ihlal eden, kanunsuz emir vermek
suretiyle ihlal eden bir hükûmet var. Burada idari
işlem ve eylem yok diyebilir misiniz? Bunun bir açıklaması var mı? Birisi
çıksın şunun açıklamasını yapsın; soyut değerlendirmeler yapmadan, hamaset
yapmadan, demagoji yapmadan buna bir açıklama
getirsin. Bu, ne demektir? Bu, kanun kaçaklarını Türkiye Büyük Millet Meclisine
taşıyan, idari işlem ve eylemler yoluyla fiilen kapatma sürecini engelleyen…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kart, size bir dakika ek süre veriyorum, lütfen
konuşmanızı tamamlayın.
ATİLLA KART (Devamla) – Organize bir şekilde gerçekleştirilen
idari işlem ve eylemler yoluyla kapatmayı fiilen engelleyen bir düzenlemedir
bu. Hukuk devletlerinde bu olur mu? Ortada bir suç var, o suça karşılık hiçbir
yaptırım yok. Bu hukuk devletlerinde olmaz, bu ancak dikta yönetimlerinde olur.
Bunu vicdanınızda bir kez daha sorgulayın.
Bakın, bu suretle ne yapıyoruz? Görünürde geçici 15’inci maddeyi
kaldırırken yeni geçici 15’inci maddeleri kalıcı hâle getiriyoruz, hukuk
sistemini sabote ediyoruz iktidar eliyle ve hukuku araç olarak kullanmak
suretiyle; buna hiç kimsenin hakkı yok. Hiç kimsenin bu eylemi işlemesine de
hukuk devletinde müsaade etmezler, izin vermezler. Hukuk demokrasiyi
koruyacaktır, bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Kart, teşekkür ederim.
Şimdi, birlikte işleme aldığım önergeleri oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Anayasa değişikliği teklifinin, 26. maddesi ile
teklif edilen Geçici 19. maddenin metninden çıkarılması için gereğini arz ve
teklif ederiz.
Faruk
Bal (Konya) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz
Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Bal, gerekçeyi mi okutuyorduk efendim?
FARUK BAL (Konya) – Gerekçe…
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Anayasalar, vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini teminat
altına alan, siyasi rejimin ve devlet organlarının görev ve yetkilerini
belirleyen kanunlar hiyerarşisinin en üstünde temel hukuk normlarıdır.
İki ihtilal ve 3 muhtıra ile üzerine gölge düşürülen Türk
demokrasisini;
21. yüzyıl evrensel değerlerine kavuşturabilmenin,
Asırlık anayasa tartışmalarından kurtarmanın,
Her kesimin benimseyebileceği bir anayasaya kavuşturabilmenin,
tek yolu toplumsal
uzlaşmaya dayalı bir Anayasa yapmayı sağlamaktır.
MHP bu sebeple;
"Anayasa Değişikliği Uzlaşma Komisyonu" kurulmasını,
Partilerin uzlaştıkları hususlarda demokratik bir sözleşme
yapılmasını,
Siyasi partilerin hangi konularda uzlaştığının kamuoyuna
duyurulmasını,
Her partinin görüş ve tavrının, yapılacak ilk seçimde milletin
takdirine sunulmasını,
Seçimler sonunda oluşacak Meclisin ilk iş olarak anayasa
değişikliğini gerçekleştirmek olmasını teklif etmiştir.
MHP; bu kapsamda,
Devlet ile Milleti kucaklaştıracak,
Milletin değerleri ile Devletin değerlerini bağdaştıracak,
Demokrasi ile Cumhuriyeti barıştıracak,
Vatandaşın temel hak ve hürriyetlerini evrensel standarda
yükseltecek,
Milletin bölünmez bütünlüğünü üniter
yapı içinde sağlayacak ve Devleti kurum ve kuruluşları ile uyum içinde
çalıştıracak,
Kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter demokrasiyi iyileştirecek…
FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, çok hızlı okuyor, anlaşılmıyor!
OKTAY VURAL (İzmir) – Tekzip metinleri gibi okuyor!
BAŞKAN – Sakin okuyun.
Tamam, uyardım.
Buyurun devam edin:
…Cumhuriyetin temel nitelikleri ile Anayasamızın değiştirilmesi
dahi teklif edilemeyecek maddelerini koruyacak,
Toplumsal bir sözleşme belgesi niteliğinde anayasa yapma kararını
ilan etmiştir.
Anayasa değişikliği ancak böylece milletin iradesine dayandırılmış
olacaktır.
AKP, MHP'nin bu teklifine kulak tıkamış, kendisi için hazırladığı
Anayasa teklifini partilere ve millete dayatmıştır.
AKP, Anayasa değişikliğini seçmene ve yargıya hesap vermekten
kaçmak için malzeme olarak kullanmaktadır.
AKP'nin Anayasa Değişiklik Teklifi, kendi hedefine ulaşmak için
hazırlanmıştır.
Bu teklif ile kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter sistemin
denge ve denetim mekanizmaları iktidar lehine bozulmaktadır. Bunun doğal sonucu
olarak başta parti kapatma, yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı ile hukuk
devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri zedelenmektedir. Parlamenter sistem
yerine ucu diktaya açık bir Başkanlık sistemi getirilmektedir.
Bu teklif, Parlamenter demokrasi esasına göre inşa edilen
Anayasaya aykırıdır.
Bu teklifin içinde; Millet yoktur, Milletin iradesi yoktur,
Milletin beklentisi yoktur.
Millet, AKP'den bölücü terörü bitirmesini beklemektedir.
Millet, AKP'den yoksulluğun, yolsuzluğun, hayat pahalılığının ve
işsizliğin hesabını vermesini beklemektedir.
Millet, AKP'den iş beklemektedir. Aş beklemektedir
Millet, AKP'den düşünce, inanç, teşebbüs, örgütlenme ve benzeri
alanlarda temel hak ve hürriyetlere güvence beklemektedir.
Millet, mahkemelerdeki iş yükünü azaltacak ekonomik, sosyal ve
adli reform beklemektedir.
Millet, yandaş yargıç değil, tarafsız ve bağımsız mahkemelerde
hakkını aramak istemektedir.
AKP 8 yılı heba etmiştir. Milletin beklentilerini
karşılayamamıştır.
AKP, millet için değil, kendini korumak için Anayasa
değiştirmektedir.
AKP, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğünü tahrip etmek, üstünlerin
hukukunu yaratmak istiyor.
AKP, kuvvetler ayrılığı ve parlamenter sistemin denge ve denetim
ilkesini yok ederek, diktaya dönüşecek başkanlık sisteminin ilk adımını atmak
istiyor.
AKP, Sn. Başbakan'ın "yetki sende, ister asarsın, ister
kesersin" anlayışı ve gizlemediği başkanlık sistemi hevesi ile diktaya
yönelmiştir. Dikta hevesinin önünde engel gördüğü Anayasa mahkemesini yandaş
yargı kurumu haline getirmek istiyor.
AKP, PKK'nın siyasallaştırılması için ilk adım olduğunu ifade
ettiği bu teklif ile, bin yıllık kardeşliğin ve milli
bütünlüğü bozmaktadır.
Sayın Başbakan'ın " Anayasa değişikliği önerimiz açılım
projemizin, milli birlik ve kardeşlik projemizin önemli bir parçasıdır. Açılım
kapsamında atacağımız adımların önünü açıyor, alt yapısını hazırlıyor"
ifadesi ile PKK terör açılımına anayasal zemin hazırlamaktadır.
III.- YOKLAMA
(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, oylamadan önce yoklama
istiyoruz.
BAŞKAN – Yoklama talebi vardır oylamaya geçmeden önce.
Yoklama talebinde bulunan milletvekili arkadaşlarımızın tespitine
başlıyoruz: Sayın Seyhan, Sayın Anadol, Sayın Öztürk, Sayın Arifağaoğlu, Sayın
Dibek, Sayın Keleş, Sayın Süner, Sayın Çöllü, Sayın
Diren, Sayın Tütüncü, Sayın Özpolat, Sayın Erenkaya, Sayın Yalçınkaya, Sayın
Köktürk, Sayın Yıldız, Sayın Ekici, Sayın Güner,
Sayın Arat, Sayın Hacaloğlu, Sayın Seçer.
Efendim, elektronik sistemle yoklama yapacağız.
İki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.
VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
(Devam)
5.- Adalet ve Kalkınma Partisi
Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin,
7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve
Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 26 ncı
maddesinin Geçici 19 ncu maddesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Ayla
Akat Ata (Batman) ve arkadaşları
Geçici Madde 19 - Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Anayasa
Mahkemesinin mevcut üyeleri yeni üyeleri seçilene kadar görevlerine devam
ederler.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde,
Türkiye Büyük Millet Meclisi iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun ve üç üyeyi de
baro başkanlarının gösterecekleri üçer aday içinden seçer.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapacağı üye seçimi için aday
göstermek amacıyla;
a) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde,
Sayıştay Başkanı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren beş
gün içinde adaylar Başkanlığa başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden
itibaren beş gün içinde Sayıştay Genel Kurulunca seçim yapılır. Her Sayıştay
üyesinin ancak bir aday için oy kullanabileceği bu seçimde en fazla oy alan üç
kişi aday gösterilmiş sayılır.
b) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde,
Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan
tarihinden itibaren beş gün içinde adaylar Türkiye Barolar Birliği Başkanlığına
başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren beş gün içinde Türkiye
Barolar Birliği Başkanlığının ilanında gösterilen yer ve zamanda baro
başkanları ve üyeler tarafından seçim yapılır. Her bir baro başkanının ancak
bir aday için oy kullanabileceği bu seçimde, en fazla oy alan üç kişi aday
gösterilmiş sayılır.
c) (a) ve (b) bentleri uyarınca yapılan seçimlerin sonucunda aday
gösterilmiş sayılanların isimleri seçimin yapıldığı günü takip eden gün
Sayıştay ve Türkiye Barolar Birliği başkanlıklarınca Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına bildirilir,
ç) (c) bendi uyarınca yapılan bildirimden itibaren on gün içinde
Türkiye Büyük Millet Meclisinde seçim yapılır. Her boş üyelik için yapılacak
seçimde, ilk oylamada üye tamsayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye
tamsayısının salt çoğunluğu aranır, ikinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa
bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada
en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.
Cumhurbaşkanı, üyeyi Yargıtay ve Danıştay kontenjanlarından olan
ilk üyeliklerin boşalmasından sonra Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan
yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev
yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden seçer.
Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday gösteren kurumların halen mevcut
üyeleri ile kendi kontenjanlarından seçilmiş yedek üyeler, tamamlama seçiminde
göz önünde bulundurulur. Anayasa Mahkemesinde halen belli görevlere seçilmiş
olanların bu sıfatları seçilmiş oldukları Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte
sona erer.
Bireysel başvuruya ilişkin gerekli düzenlemeler iki yıl içinde
tamamlanır. Uygulama kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bireysel
başvurular kabul edilir.
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz
Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Sakık? Yok.
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Anayasa’nın yürürlüğe girdiği anda tüm üyelerin yeniden seçilmesi
gerekir. Anayasa Mahkemesi eski üyelerinin asıl üye olarak tekrar göreve devam
etmesi hukuka aykırıdır.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler…
Kabul edilmemiştir.
Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım üç önerge de aynı
mahiyettedir. Önergeleri bu nedenle birlikte işleme alıyorum ve istemleri
hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim.
İlk önergeyi ve diğer önergelerin imza sahibini okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 26 ncı
maddesi ile 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına eklenen Geçici Madde 19
un son fıkrasında geçen "iki yıl" ibaresinin "bir yıl"
şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.
Ahmet
Yeni (Samsun) ve arkadaşları
Diğer önergelerin imza sahipleri:
Veysi Kaynak
(Kahramanmaraş)
İkram Dinçer (Van)
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz
Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Sayın Gönül…
AZİZE SİBEL GÖNÜL (Kocaeli) – Gerekçe…
BAŞKAN – Sayın Kaynak…
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Konuşacağım.
BAŞKAN – Sayın Kaynak, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili
arkadaşlarım; vermiş olduğumuz önerge dolayısıyla söz aldım. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Bu kürsüde yaklaşık on günden beri, 264 milletvekilinin vermiş
olduğu Anayasa teklifini görüşüyoruz. İktidar partisine mensup milletvekilleri
olarak, sürekli, bu Anayasa teklifini Türkiye'nin daha da demokratikleşmesi,
çağdaşlaşması ve hukuk devleti olması yolunda getirilmiş bir teklif olarak
sizlere sunuyoruz, muhalefete mensup milletvekilleri ise bu teklifin
diktatörlüğe giden, bir diktatoryal idareyi arzu eden
bir değişiklik olduğunu iddia ediyorlar.
Ben, ana başlıklarıyla şunları arz etmek için özellikle söz aldım:
Kadın-erkek eşitliğinin sağlanması, kadınlara pozitif ayrımcılık, özürlülere,
şehit ailelerine pozitif ayrımcılık; toplumun bazı kesimlerinin sosyal devlet
ilkesinin bir gereği olarak daha iyi korunması ve gözetilmesi, kişisel
verilerin korunması, bireylerin yurt dışına çıkmalarının sınırlandırılmasına
ilişkin hükümlerin daraltılması, çocuk haklarının anayasal temele
kavuşturulması, her türlü istismara karşı çocukların korunması, sendikal haklar
ile grev hakkında öngörülen bazı sınırlamaların kaldırılması gibi; demokratik
hayatın vazgeçilmez unsurları olan siyasi partilere ilişkin hükümlerin
uluslararası belgelerde yer alan objektif kriterler
dikkate alınarak yeniden düzenlenmesi, bilgi edinme ve kamu denetçisine
başvurma hakkının düzenlenmesi, bir siyasi partinin kapatılmasına sebep olan
milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine son verilmesi, Yüksek Askerî Şûra
kararlarının yargı denetimine açılması, memur ve diğer kamu görevlilerine
disiplin cezası olarak verilen uyarma ve kınama cezalarının yine yargı
denetimine açılması, askerî yargının görev alanının daraltılması; mukayeseli
hukuk uygulamaları ve ülkemiz ihtiyaçları göz önüne alınarak Anayasa
Mahkemesinin yeniden yapılandırılması, üye sayısının artırılması, mahkeme
üyelerinin belli bir süre için bu göreve seçilmesi ve Anayasa Mahkemesine
bireysel başvuru müessesesinin yürürlüğe konması; Askerî Yargıtayın
ve Askerî İdare Mahkemesinin bağımsızlığının güçlendirilmesi, Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulunun demokratik, şeffaf ve geniş tabanlı bir yapıya
kavuşturulması, hâkim ve savcılar hakkında kararlar alan bu Kurulda yine hâkim
ve savcıların temsili; bunlar hep demokratik ve çağa uygun düzenlemelerdir.
O yüzden, Anayasa teklifimizi, kimsenin antidemokratik bir diktatorya arzusu olarak ileri sürmesi doğru değildir,
mümkün değildir diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaynak.
Sayın Dinçer, konuşacak mısınız, gerekç