DÖNEM: 23 CİLT:
67 YASAMA YILI:
4
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
93’üncü
Birleşim
24 Nisan 2010 Cumartesi
(Bu
Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür
belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş
alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L
E R
I. - GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
II. - GELEN
KÂĞITLAR
III. - YOKLAMALAR
IV. - BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Mersin
Milletvekili Akif Akkuş ve 22 milletvekilinin, artan şiddet ve suç olayları ile
bu olaylarda çocukların ve gençlerin kullanılmasının nedenlerinin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/687)
2.- İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve 22
milletvekilinin, tasfiye hâlindeki bir finans kurumunun oluşturduğu
mağduriyetin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/688)
3.- Zonguldak
Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 25 milletvekilinin, TRT yönetimindeki
kadrolaşma ve diğer iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/689)
B) Gensoru Önergeleri
1.- Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu Adına Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara Milletvekili Hakkı Suha
Okay ve İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un,
bazı yabancı firmaların Türkiye’de rüşvet dağıttığı iddiaları karşısında
gerekeni yapmadığı iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında gensoru
açılmasına ilişkin önergesi (11/11)
V.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- (10/117) esas
numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 24/4/2010 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin
MHP Grubu önerisi
2.- (8/13) esas
numaralı genel görüşme önergesinin ön görüşmesinin Genel Kurulun 24/4/2010 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin
CHP Grubu önerisi
VI.- AÇIKLAMALAR
1.- Tekirdağ
Milletvekili Enis Tütüncü’nün, MHP grup önerisine
ilişkin açıklaması
2.- Kırıkkale
Milletvekili Osman Durmuş’un, 22 Nisan 2010 Perşembe
günkü 91’inci Birleşimin tartışmalı oturumunda, tartışanları ayırma gayretinin
basın yayın organlarında Meclisi kötüleme ve karalama kampanyasına dönüşmesine
ilişkin açıklaması
3.- Niğde
Milletvekili Mümin İnan’ın, MHP grup önerisine ilişkin açıklaması
4.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, MHP grup önerisine ilişkin açıklaması
5.- Van
Milletvekili Kayhan Türkmenoğlu’nun, MHP grup önerisine ilişkin açıklaması
6.- Karaman
Milletvekili Hasan Çalış’ın, MHP grup önerisine
ilişkin açıklaması
7.- Bursa
Milletvekili Necati Özensoy’un, MHP grup önerisine
ilişkin açıklaması
8.- Bursa
Milletvekili Onur Öymen’in, CHP Grup önerisine
ilişkin açıklaması
9.- Niğde
Milletvekili Mümin İnan’ın, CHP Grup önerisine ilişkin açıklaması
10.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, CHP Grup önerisine ilişkin açıklaması
11.- İstanbul
Milletvekili Birgen Keleş’in, Eskişehir Milletvekili Hasan Murat Mercan’ın,
konuşmasında yapmış olduğu değerlendirmelere ilişkin açıklaması
12.- Antalya
Milletvekili Mehmet Günal’ın, CHP Grup önerisine
ilişkin açıklaması
13.- Tekirdağ
Milletvekili Enis Tütüncü’nün, CHP Grup önerisine
ilişkin açıklaması
14.- Antalya
Milletvekili Atila Emek’in, Eskişehir Milletvekili
Hasan Murat Mercan’ın, konuşmasındaki sözlerini kendisine iade ettiğine ilişkin
açıklaması
15.- İstanbul
Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ’ın, Eskişehir
Milletvekili Hasan Murat Mercan ve Çankırı Milletvekili Suat Kınıklıoğlu’nun konuşmalarındaki bazı ifadelerine ve kendi
konuşmasındaki bazı ifadelerinin yanlış yorumlanmasına ilişkin açıklaması
16.- Samsun
Milletvekili Haluk Koç’un, Dışişleri Komisyonu Başkanı Hasan Murat Mercan’ın
konuşmasında yapmış olduğu değerlendirmelere ilişkin açıklaması
17.- Mersin
Milletvekili İsa Gök’ün, Eskişehir Milletvekili Hasan Murat Mercan’ın
konuşmasındaki “Mecliste bu konu konuşulmasın.” ifadelerine ilişkin açıklaması
18.- İzmir
Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, CHP Grup önerisine ilişkin açıklaması
19.- Konya
Milletvekili Mustafa Kabakcı’nın, CHP Grup önerisine
ilişkin açıklaması
20.- İstanbul
Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ’ın, Çankırı
Milletvekili Suat Kınıklıoğlu’nun, konuşmasında,
kendisiyle ilgili yapmış olduğu değerlendirmelerin doğru olmadığına ilişkin
açıklaması
21.- Anayasa
Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun, Manisa Milletvekili
Şahin Mengü’nün, sözlerini yanlış yorumladığına
ilişkin açıklaması
22.- Manisa
Milletvekili Şahin Mengü’nün, Anayasa Komisyonu
Başkanı ve İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun, sözlerini yanlış
yorumladığına ilişkin açıklaması
23.- Şırnak
Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Bursa Milletvekili Onur
Öymen’in, sözlerini yanlış yorumladığına ilişkin
açıklaması
24.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, sözlerini yanlış
yorumladığına ilişkin açıklaması
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN
DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Türk Ticaret
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)
2.- Türk Borçlar
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)
3.-
Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak
İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana
Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S.
Sayısı: 458)
4.- Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve
Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonları Raporları (1/811, 2/633)
(S. Sayısı: 496)
5.- Adalet ve
Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264
Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497)
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- İzmir
Milletvekili K. Kemal Anadol’un, İzmir Milletvekili
İbrahim Hasgür’ün, grubuna sataşması nedeniyle
konuşması
2.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin’in, Konya Milletvekili Hüsnü Tuna’nın, şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
3.- Yozgat
Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, İzmir Milletvekili K.
Kemal Anadol’un, grubuna sataşması nedeniyle
konuşması
4.- Ankara
Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın,
Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, grubuna
sataşması nedeniyle konuşması
5.- Samsun
Milletvekili Suat Kılıç’ın, Ankara Milletvekili Hakkı Suha
Okay’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması
6.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, grubuna sataşması nedeniyle konuşması
7.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması
8.- Van
Milletvekili Hüseyin Çelik’in, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
9.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, Van Milletvekili Hüseyin Çelik’in, şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
10.- Samsun
Milletvekili Suat Kılıç’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, grubuna
sataşması nedeniyle konuşması
11.- Bilecik
Milletvekili Yaşar Tüzün’ün, Tunceli Milletvekili
Kamer Genç’in, konuşmasında, kâtip üyelerin evrakları eksik okuduğunu dile
getirirken kendi isminden de bahsederek şahsına sataşması nedeniyle konuşması
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açıldı.
İstiklal Marşı okundu.
Genel Kurulu ziyaret eden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e Başkanlıkça
“Hoş geldiniz” denildi.
Genel Kurulun 21 Nisan 2010 tarihli 90’ıncı Birleşiminde alınan
karar uyarınca, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 90’ıncı yıl
dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın kutlanması, günün önem ve
anlamının belirtilmesi amacıyla:
TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin’in sunuş konuşmasından sonra;
AK PARTİ Genel Başkanı ve Meclis Grubu Başkanı Recep Tayyip
Erdoğan,
CHP Genel Başkanı ve Meclis Grubu Başkanı Deniz Baykal,
MHP Genel Başkanı ve Meclis Grubu Başkanı Devlet Bahçeli,
BDP Genel Başkanı ve Meclis Grubu Başkanı Selahattin Demirtaş Adına Gültan Kışanak,
DSP Genel Başkanı Adına Hasan Macit,
TP Genel Başkanı Adına Mehmet Yaşar Öztürk,
Birer konuşma yaptılar.
Alınan karar gereğince, 24 Nisan 2010 Cumartesi günü saat 12.00’de
toplanmak üzere, birleşime 15.49’da son verildi.
|
Mehmet Ali ŞAHİN |
|
Başkan |
|
|
|
Yusuf COŞKUN Gülşen
ORHAN |
|
Bingöl Van |
|
Kâtip
Üye Kâtip
Üye |
No.: 128
II.- GELEN KÂĞITLAR
24 Nisan 2010 Cumartesi
Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Mersin
Milletvekili Akif Akkuş ve 22 Milletvekilinin, artan şiddet ve suç olayları ile
bu olaylarda çocukların ve gençlerin kullanılmasının nedenlerinin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/687) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.03.2010)
2.- İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve 22
Milletvekilinin, tasfiye halindeki bir finans kurumunun oluşturduğu
mağduriyetin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/688) (Başkanlığa geliş
tarihi: 07.04.2010)
3.- Zonguldak
Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 25 Milletvekilinin, TRT yönetimindeki
kadrolaşma ve diğer iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/689) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.03.2010)
Gensoru Önergesi
1.- Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara Milletvekili Hakkı Suha
Okay ve İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un;
bazı yabancı firmaların Türkiye’de rüşvet dağıttığı iddiaları karşısında
gerekeni yapmadığı iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/11) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21/04/2010) (Dağıtma tarihi: 24/04/2010)
No.: 128’e ek
24
Nisan 2010 Cumartesi
Rapor
1.- Tarım ve Gıda Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Hasan Macit’in; Tarım Reformu Genel
Müdürlüğünün Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun Değiştirilerek Toprak
Bankası Kurulmasına Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri
Komisyonu Raporu (1/795, 2/529) (S. Sayısı: 500) (Dağıtma tarihi: 24.4.2010)
(GÜNDEME)
24 Nisan 2010 Cumartesi
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 12.00
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Gülşen ORHAN (Van)
BAŞKAN – Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 93’üncü Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter
sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.
Meclis
araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır.
Önergelerden biri
beş yüz kelimeden fazladır. Bu nedenle, beş yüz kelimeyi geçen önergelerin
gerekçe özetini ve diğer önergeleri ayrı ayrı
okutuyorum ancak önergelerin tam metni Tutanak Dergisi’nde yer alacaktır.
IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Mersin Milletvekili Akif Akkuş ve 22 milletvekilinin,
artan şiddet ve suç olayları ile bu olaylarda çocukların ve gençlerin
kullanılmasının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/687)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Ülkemizde ve
özellikle, büyük şehirlerimizde hırsızlık, soygun, gasp, sokak gösterileri ve
şiddet olayları son derece artmış bulunmaktadır. Bu olaylar sonucunda birçok
esnaf, kamu kurum ve kuruluşları, bankalar, belediyeler maddi zarara uğramakta,
vatandaşlar ise bunu bazı durumlarda canı ile ödemektedir. Bu, vatandaşı kendi
başının çaresine bakacak duruma getirmiştir. Olaylarda küçük yaşta çocuk ve
gençlerin ön planda kullanılması, böyle bir durumda hadiseleri daha da içinden
çıkılmaz hâle getirmektedir. Bu yüzden olayların önlenmesi için alınması
gereken tedbirleri ve “büyük şehirlerimizde şiddetin önlenmesi, çocukların ve
gençlerin bu olaylardaki rolü” konulu Anayasamızın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105.
maddeleri gereğince bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif
ederiz.
1) Akif Akkuş (Mersin)
2) D. Ali Torlak (İstanbul)
3) H. Hamit Homriş (Bursa)
4) Mehmet Şandır (Mersin)
5) Osman Durmuş (Kırıkkale)
6) Mustafa Kalaycı (Konya)
7) Mehmet Günal (Antalya)
8) Ali Uzunırmak (Aydın)
9) Hasan Çalış (Karaman)
10) Yılmaz Tankut (Adana)
11) Süleyman Lâtif Yunusoğlu (Trabzon)
12) Metin Ergun (Muğla)
13) Ahmet Kenan Tanrıkulu (İzmir)
14) Emin Haluk Ayhan (Denizli)
15) Muharrem Varlı (Adana)
16) Mehmet Akif Paksoy (Kahramanmaraş)
17) Bekir Aksoy (Ankara)
18) Behiç Çelik (Mersin)
19) S.Nevzat Korkmaz (Isparta)
20) Ahmet Duran Bulut (Balıkesir)
21) Murat Özkan (Giresun)
22) Alim Işık (Kütahya)
23) Recep Taner (Aydın)
Genel gerekçe:
Ülkemizin birçok bölgesinde, özellikle doğu illerimizde ve büyük
şehirlerimizde suç ve şiddet giderek artmaktadır İşsizlik, açlık, yoksulluk,
ekonomik faktörler ve hükümetin yanlış politikaları, suç oranlarının ve şiddet
olaylarının artmasında önemli etkenlerdir.
Çeşitli bölgelerde yapılan, izinsiz eylemlerde çocukların ve
gençlerin en ön saflarda güvenlik güçlerine karşı bir kalkan olarak
kullanılması dramatik bir durumdur. Bunda aile içi iletişimsizlik,
eğitimsizlik, işsizlik ve gelecek kaygısı önemli rol oynamaktadır. Suçlu çocuk
ve genç yoktur. Suça itilmiş çocuk ve genç vardır. Özellikle insanın içinde
yaşadığı koşullar, onun nasıl bir birey olacağını, kişiliğini büyük ölçüde
etkilemektedir.
Şiddet olaylarında çocukların ön safa sürülmesi olayın vahametini
daha da artırmaktadır. Adalet Bakanlığının adli sicil verilerine göre,
şehirlerimizde yaşayan her sekiz kişiden birinin sabıkalı olduğu
anlaşılmaktadır. Sabıka kaydının, suç yenilenmemesi hâlinde iki yılda bir
silinmesine rağmen suç örgütleri ve bundan çıkar sağlayan ideolojik ve siyasi
çevreler, çocukları ön plana çıkartarak onların sakıncalı hâle gelmesini
sağlamaktadır Bir defa sabıka kaydı girilen kişi, bir müddet de cezaevinde
tutulursa, bir militan hâline gelmektedir. Dolayısı ile çocuklarımızı militan hâline
gelmekten korumalıyız.
Suçlu çocukları, çocuk mahkemelerinde mahkeme etmek, onların
suçuna karşılık gelen cezaları azaltmak, çözüm değildir. Bunların, (çocukların)
suç örgütü ve PKK gibi etnik, bölücü örgütlerin elemanı hâline gelmesini
önleyecek çalışmalar yapılmalı ve çocuklarımız militan olmaktan mutlaka
kurtarılarak topluma, ülkesine ve insanlığa faydalı olacak şekilde
yönlendirilip, yetiştirilmelidir.
2.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve 22 milletvekilinin, tasfiye hâlindeki bir
finans kurumunun oluşturduğu mağduriyetin araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/688)
06/04/2010
TBMM Başkanlığına
Onbinlerce yurttaşımızın
emek ve tasarruflarını kâr ortaklığı vaadiyle toplayan, ancak bu kişilerin hak
ve alacaklarını ödemeyen İhlas Finans Kurumu ile
ilgili olarak;
İhlas Finans
Mağdurları olan yurttaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi konusunda
alınması gereken önlemlerin tespiti,
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Müfettişleri tarafından düzenlenmiş
olan raporların gereğinin neden bihakkın yapılmadığı,
Bu Finans Kurumuna yönelik olarak neden imtiyaz yaratıldığı ve
himaye edildiği ve sair durumların tespiti amacıyla;
Anayasanın 98 ve TBMM içtüzüğünün 104. maddeleri gereğince Meclis
Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
1) Kemal Kılıçdaroğlu (İstanbul)
2) Atilla Kart (Konya)
3) Sacid Yıldız (İstanbul)
4) Hulusi Güvel (Adana)
5) Ali Rıza Öztürk (Mersin)
6) Ergün Aydogan (Balıkesir)
7) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
8) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
9) Turgut Dibek (Kırklareli)
10) Rahmi Güner (Ordu)
11) Ali İhsan Köktürk (Zonguldak)
12) İsa Gök (Mersin)
13) Atila Emek (Antalya)
14) Suat Binici (Samsun)
15) Abdulaziz Yazar (Hatay)
16) Ali Koçal (Zonguldak)
17) Şevket Köse (Adıyaman)
18) Tekin Bingöl (Ankara)
19) Algan Hacaloğlu
(İstanbul)
20) Hüsnü Çöllü (Antalya)
21) Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)
22) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
23) Ahmet Küçük (Çanakkale)
Gerekçe:
Onbinlerce yurttaşımızın
emek ve tasarruflarını kâr ortaklığı vaadiyle toplayan, ancak bu kişilerin hak
ve alacaklarını ödemeyen İhlas Finans Kurumu'nun,
doğrudan Başbakan ve Hükûmet tarafından himaye
edildiğine dair ciddi bulgu ve gelişmeler söz konusudur.
Yurtdışındaki vatandaşlarımızın tasarruflarını istismar etmek
suretiyle ve suç ilişkileri içinde kullanan Holding'lerde de benzeri durum söz
konusudur.
İslami Holding olarak bilinen bu örgütlenmelerde, yurtdışındaki
vatandaşlarımızın kutsal değerleri istismar edilerek, kayıt dışı bir şekilde
büyük miktarlarda paraların toplandığı ve insanlarımızın mağdur edildikleri bir
vakıadır. 22. Yasama Döneminde bu konuda Cumhuriyet Halk Partisinin ısrarlı
takibi sonucunda Meclis Araştırma Komisyonu kurulmuş, bu Komisyon yurt içi ve
yurt dışında ciddi çalışmalar yapmış, bu çalışmalarını Rapor'a bağlamıştır. Bu
Raporda; İslami Holdingler adıyla bilinen bu örgütlerin çalışmalarından mağdur
olan yurttaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi için alınması gereken
öneriler ve yapılması gereken yasal düzenlemeler somut olarak dile getirilmiş
ise de, Hükûmet bu konularda hep engelleyici bir
tavır içinde olmuştur.
İhlas Grubu yönünden
ise daha da somut bir durum mevcuttur. Öyle ki; İhlas
Finans Kurumunun tasfiyesinin genel hükümler yerine, TMSF mevzuatına göre
yapılması ve bu suretle tasarruf sahiplerinin mağduriyetlerinin önlenmesi için
Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekillerinin 22. Yasama Döneminde ısrarlı
takipleri sonucunda, Plan Bütçe Komisyonunda verilen önerge oy çokluğuyla kabul
edilmiş, ancak Genel Kurul aşamasında Başbakan'ın müdahalesiyle, İhlas
mağdurları TMSF kapsamından çıkarılmıştır.
2002 seçimlerinden evvel yolsuzlukla mücadele söylemini dilinden
düşürmeyen Başbakan'ın, iktidara geldikten sonra, başka birçok grup gibi İhlas Grubu'nu da özel olarak himayesine alması, birçok soru
işaretini beraberinde getirmiştir. Bu Finans Kurumuna yönelik olarak Sanayi ve
Ticaret Bakanlığının da üstüne düşen yasal görev ve denetimleri hakkıyla
yapmadığı, himaye eden tavrını sürdürdüğü görülmektedir. Sanayi ve Ticaret
Bakanlığı Müfettişlerinin düzenlemiş oldukları 03.12.2004 tarih-8 sayılı
inceleme raporunun akıbeti belli değildir. Haksız kazanç ve yolsuzluk
ilişkilerinin baş sorumlusu konumunda olan Ören Ailesi ve Üst düzey
yöneticiler, yine protokol ilişkilerinden ve imtiyazlardan yararlanmaya devam
etmektedirler.
Açıklanan sebeplerle; İhlas Finans
mağdurları olan yurttaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi konusunda
alınması gereken önlemlerin tespiti, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Müfettişleri
tarafından düzenlenmiş olan raporların gereğinin neden bihakkın yapılmadığı,
Kurum sahiplerinin neden himaye edildiği, bu Finans Kurumuna yönelik olarak
neden imtiyaz yaratıldığı ve himaye edildiği ve sair durumların tespiti
amacıyla; Anayasanın 98 ve TBMM İçtüzüğünün 104. maddeleri gereğince Meclis
Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
3.- Zonguldak Milletvekili Ali
İhsan Köktürk ve 25 milletvekilinin, TRT yönetimindeki kadrolaşma ve diğer
iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/689) (x)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Anayasamızın 133'üncü maddesine göre; "Devletçe, kamu tüzel
kişiliği olarak kurulan tek radyo ve televizyon kurumu ile kamu tüzel
kişilerinden yardım gören haber ajanslarının özerkliği ve yayınlarının
tarafsızlığı esastır"
Ancak TRT, son 5 yıldır usulsüzlüklerle, tarafsızlığını yitirdiği
ve kadrolaşma iddialarıyla kamuoyunda tartışılmaktadır
Kamu hizmeti yayıncılığı ile görevlendirilen TRT'de yaşanan
hukuksuzlukların, haksızlıkların, keyfi kararların önüne geçilmesi ve TRT'nin
asli görevlerini daha sağlıklı bir şekilde yerine getirebilmesi için gerekli
önlemlerin alınması amacıyla Anayasanın 98 ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğü'nün 104. ve 105 maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılması
için gereğinin yapılmasını arz ederiz.
(x) (10/689) esas numaralı Meclis
Araştırması Önergesi’nin tam metni tutanağa eklidir.
1) Ali İhsan Köktürk (Zonguldak)
2) Enis Tütüncü (Tekirdağ)
3) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
4) Gürol Ergin (Muğla)
5) Hulusi Güvel (Adana)
6) Nesrin Baytok (Ankara)
7) Kemal Demirel (Bursa)
8) Hüsnü Çöllü (Antalya)
9) Tayfur Süner (Antalya)
10) Şevket Köse (Adıyaman)
11) Ferit Mevlüt Aslanoğlu (Malatya)
12) Yaşar Ağyüz (Gaziantep)
13) Tekin Bingöl (Ankara)
14) Tacidar Seyhan (Adana)
15) Mehmet Ali Susam (İzmir)
16) Ergün Aydoğan (Balıkesir)
17) Erol Tınastepe (Erzincan)
18) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
19) Fatma Nur Serter (İstanbul)
20) Mevlüt Coşkuner (Isparta)
21) Ahmet Küçük (Çanakkale)
22) Ali Rıza Ertemür (Denizli)
23) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
24) Ensar Öğüt (Ardahan)
25) Ali Koçal (Zonguldak)
26) Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)
Gerekçe Özeti
Anayasamızın 133'üncü maddesine göre; "Devletçe, kamu tüzel
kişiliği olarak kurulan tek radyo ve televizyon kurumu ile kamu tüzel
kişilerinden yardım gören haber ajanslarının özerkliği ve yayınlarının
tarafsızlığı esastır"
Yani TRT özerk ve tarafsız bir yayın kurumudur.
2954 sayılı TRT yasasının 5'inci maddesinin "k",
"I", "m" bentlerine göre de TRT,
"Haberlerin toplanması, seçilmesi ve yayınlanmasında
tarafsızlık, doğruluk ve çabukluk ilkeleri ile çağdaş habercilik teknik ve
metotlarına bağlı olmak, Haberler ile yorumları ayırmak ve yorumların kaynaklarını
açıklamak, Kamuoyunun sağlıklı ve serbestçe oluşabilmesi için kamuoyunu
ilgilendirecek konularda yeterli yayın yapmak, tek yönlü, taraf tutan yayın
yapmamak ve bir siyasi partinin, grubun, çıkar çevrelerinin, herhangi inanç
veya düşüncenin menfaatlerine alet olmamak" zorundadır.
3093 sayılı TRT'nin Gelirleri Kanununa göre, TRT gelirlerinin
yaklaşık yüzde 80'ini, denetim pulu (bandrol) ve
elektrik faturaları aracılığı ile halktan toplanan paralar oluşturmaktadır. Bu
nedenle TRT, kamu hizmeti yapmakla yükümlüdür. Bu hizmeti Anayasa ve yasaların
belirlediği çerçevede sunmak zorunluluğu vardır. Ocak 2004 tarihinden itibaren
kamuoyuna yansıyan gelişmeler, TRT'nin Anayasa ve yasalarla belirlenen
çerçeveden uzaklaştığını ve TRT'nin ehil olmayan kişilerce yönetildiğini
göstermektedir.
TRT, AKP hükümetinin propaganda aracına dönüşmüştür.
Hükümet, anayasaya ve yasalara aykırı olarak TRT'ye doğrudan
müdahale etmektedir.
TRT haber bültenlerinde ve programlarında toplumun farklı
kesimlerinin taleplerinin yansıtılmadığı, tek taraflı yayınlar yapıldığı,
özellikle haber bültenlerinde tüm muhalif kesimlere sansür uygulandığı, eylem
ve etkinliklerine yer verilmediği belgelerle sabittir.
TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, Anayasa'ya ve yasalara aykırı bir
şekilde çok sayıda kurumda yönetim kurulu üyeliği yapmaktadır.
TRT'de, kadrolaşmak için yasa ve yönetmelik değişikliği yapılmış,
liyakatsiz kişiler göreve getirilmiş ve mevzuata aykırı atamalar yapılmıştır.
TRT'nin üst yönetimine, yayıncılıkla hiçbir ilişkileri olmadığı
halde eş-dost ve akrabalar atanmıştır.
Kurum içi sınavlarda ve personel alımında usulsüzlükler
yapıldığına ilişkin belgeler basında yer almıştır.
Çalışanlara baskı yapılmakta, TRT'de siyasi düşünce, inanç, etnik
köken ve sendika üyeliklerine göre ayrımcılık hüküm sürmektedir.
Kurumun kadrolu personeli atıl hale getirilirken, AKP hükümetinin
destekçisi bazı yayın kurumlarından sözleşmeli personel olarak transfer
edilenlere verilen yüksek ücretlerle, çalışma barışı bozulmuş ve ücret
adaletsizliği yaratılmıştır.
Kurum personelinin önerdiği programların reddedilmekte,
programlar, kurum personeli olmayan kişilere yüksek ücretler karşılığında
hazırlatılmakta ve sundurulmaktadır.
TRT'nin asli görevleri anayasa ve yasalara aykırı bir şekilde
taşeron firmalara devredilmektedir.
Kamu İhale Kanunu'nun 3-g maddesi ve 22. maddesine doğrudan temin
yöntemi ile alınan mal ve hizmetlerde Amasya merkezli şirketler tercih
edilmektedir.
İhalelere fesat karıştırıldığı ve ihalelerde Kurumun zarara
uğratıldığına ilişkin haberler basında geniş şekilde yer almıştır.
Bu tablo, TRT gibi halkımız ve ülkemiz açısından önemli bir kurumu
her geçen gün yıpratmakta, güvenilirliğini azaltmaktadır.
Yukarıda belirtilen konuların, bir bölümü TBMM’nin denetim
araçlarından biri olan soru önergeleri ile basının ve kamuoyunun da gündemine
taşınmış, ancak TRT yönetimi, önergelere verdiği eksik ve yanlış bilgilerle
TBMM'yi de kamuoyunu da yanıltmıştır.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler gündemdeki yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp
açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğince yapılacaktır.
Bir gensoru önergesi vardır; önerge daha önce bastırılıp sayın
üyelere dağıtılmıştır.
Şimdi önergeyi okutuyorum:
B)
Gensoru Önergeleri
1.- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
Adına Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu,
Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay
ve İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un, bazı yabancı
firmaların Türkiye’de rüşvet dağıttığı iddiaları karşısında gerekeni yapmadığı
iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında gensoru açılmasına ilişkin
önergesi (11/11)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Amerika Birleşik Devletleri ile Almanya'da yürütülen
soruşturma ve kovuşturmalarda Türkiye'de rüşvet dağıttığı yargı kararlarıyla
sabit olan Daimler firmasının Türkiye iştiraki "Mercedes-Benz Türk",
Amerikan Delta & Pine firmasının Türkiye iştiraki
"Türk Deltapine Ltd. Şti." ve Alman firması
Siemens'in Türkiye'de dağıttığı rüşvetler hakkında
gerekli olan soruşturmaları başlatmayarak demokratik sisteme olan güveni sarsan
ve Türkiye'nin uluslararası saygınlığını zedeleyen Başbakan Sayın Recep Tayyip
Erdoğan hakkında Anayasanın 98 ve 99 uncu maddeleri ile TBMM içtüzüğünün 106 ncı maddeleri gereğince gensoru açılmasını saygılarımızla
arz ve teklif ederiz.
|
Kemal Kılıçdaroğlu Hakkı
Suha Okay Kemal Anadol |
|
İstanbul
Ankara İzmir |
|
CHP Grup Başkan
Vekili CHP Grup Başkan Vekili CHP Grup Başkan Vekili |
Gerekçe:
Amerika Birleşik Devletleri ve Almanya'da yürütülen soruşturma ve
kovuşturmalarda;
1- ABD Adalet Bakanlığı'nın, Almanya'da Mercedes'in üreticisi
Daimler aleyhine yaptığı suç duyurusu dosyasında, Daimler firmasının Türkiye
iştiraki Mercedes-Benz Türk'ün, Türkiye'de rüşvet verdiği;
2- ABD Sermaye Piyasası Kurulu'nun Amerikan Delta&Pine şirketinde yaptığı denetimler sonucunda düzenlenen
raporda, söz konusu şirketin Türkiye iştiraki "Türk Deltapine
Ltd. Şti."nin 2001-2006 yılları arasında Tarım
ve Köyişleri Bakanlığı'nda 43.000 Amerikan Doları
rüşvet dağıttığı,
3- ABD Adalet Bakanlığı ile Sermaye Piyasası Kurulunun ABD'de,
Alman Adalet Bakanlığının ise Almanya'da açmış oldukları davalarda, Alman
firması Siemens hakkında Dünya genelinde 4.283 olayda
dağıttığı 1.8 milyar Amerikan Doları rüşvetin bir
kısmını Türkiye'de verdiği,
Kanıtlarıyla ortaya konmuştur.
Rüşvet dağıtan firmalardan;
a) Daimler firması 180 milyon Amerikan Doları ceza ödeyerek dava
açılmadan söz konusu dosyayı kapatmayı;
b) Delta&Pine firması iddiaları
kabul ederek ABD Kolombiya Bölge Mahkemesinin verdiği 300 bin Amerikan Doları
cezayı ödemeyi;
c) Siemens firması ise iddiaları kabul
ederek açılan soruşturma dosyalarının kapatılması için ABD'de 800 milyon
Amerikan Doları; Almanya'da açılan davada ise 395 milyon Euro ödemeyi;
Kabul etmişlerdir.
Ayrıca Dünya Bankası, Siemens grubunu
Rusya'da karıştığı yolsuzluklar nedeniyle "kara liste"ye alarak
Türkiye dahil kredi kullandırdığı tüm ülkeleri,
kullandırdığı kredilere ilişkin projelerde Siemens
grubuna yüklenici veya alt yüklenici olarak görev verilmemesi konusunda
uyarmıştır. Öte yandan Siemens grubu, 15 yıl boyunca
yolsuzluğu önleme projelerinde kullanılmak üzere Dünya Bankasına 100 milyon
Amerikan Doları ödemeyi taahhüt etmiş ve Dünya Bankası bunu 30 Temmuz 2009
tarihinde İnternet sayfasına koymuştur.
Siemens grubu rüşvet
dağıtımına konu oluşturan BOTAŞ yanında, TCDD, İBB Ulaşım A.Ş. başta olmak
üzere Türkiye'deki pek çok ulaşım projesi ve telekomünikasyon altyapısı
işlerinde milyarlarca Dolarlık ihaleler almıştır.
Türkiye dışında yürütülen söz konusu soruşturma ve kovuşturmalarda
anılan şirketlerin Türkiye'de rüşvet dağıttıkları duyum ya da iddianın ötesinde
belgelenmiş ve yargı kararlarına bağlanmıştır. Rüşvet olayının söz konusu
firmalar tarafından kabul edilmiş olması, Türkiye'ye ilişkin rüşvet olgusunun
gerçek olduğunu bütün çıplaklığı ile ortaya koymaktadır.
Türkiye'yi konu alan söz konusu rüşvet olaylarının üzerine
gidilmemesi AKP Hükümetinin duyarsızlığının ve kayıtsızlığının ötesinde
Türkiye'nin uluslararası alanda saygınlığına gölge düşürmeye başlamıştır.
Nasıl oluyor da Türkiye'de rüşvet dağıtanlar başka ülkelerde
yargılanıyor, rüşvet belgeleriyle ortaya çıkarılıyor, rüşveti verenler kabul
ederek anlaşma yoluna gidiyor ve bu haberler medyada yer alıyorken; rüşvetin
dağıtıldığı Türkiye'deki yürütme organı sessizliğini koruyabiliyor?
Türkiye Cumhuriyeti, Anayasal demokratik hukuk devleti olmasına
rağmen, siyasal iktidarın rüşvet konularını inceleyerek sorumlularını yargı
karşısına çıkarmaktan ve kamuoyunu bilgilendirmekten kaçınmasının gerçek
nedeni, dağıtılan rüşvetlerin siyasi sorumlusunun bizzat Sayın Başbakan
olmasıdır.
Yukarıda belirtilen gerekçelerle, Başbakan Sayın Recep Tayyip
Erdoğan hakkında, Anayasamızın 98 ve 99 uncu, İçtüzüğün 106 ncı
maddeleri uyarınca gensoru açılmasını arz ve talep ederiz.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Gensorunun gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşme günü,
Danışma Kurulunca daha sonra belirlenerek oylarınıza sunulacaktır.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine
göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
Öneriyi okutuyorum:
V.- ÖNERİLER
A) Siyasi
Parti Grubu Önerileri
1.- (10/117) esas numaralı Meclis
araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 24/4/2010
Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi
24.04.2010
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 24.04.2010 Cumartesi günü (bugün) toplanamadığından
Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel
Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Mehmet
Şandır
Mersin
MHP
Grup Başkan Vekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Gündeminin, Genel Görüşme
ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşler kısmında yer alan 10/117 esas
numaralı, “Sanayi sektöründe yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla” Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104 ve 105.
maddeleri gereğince Meclis araştırması önergelerinin görüşmelerinin Genel
Kurulun 24.04.2010 Cumartesi günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grup önerisi lehinde söz
isteyen Yılmaz Tankut, Adana Milletvekili.
Buyurun Sayın Tankut. (MHP sıralarından
alkışlar)
YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sanayi sektörünün içerisinde bulunduğu sıkıntı ve çaresizliklerin araştırılması
için Milliyetçi Hareket Partisi olarak vermiş olduğumuz grup önerisinin lehinde
söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, sözlerime dün Ulusal Egemenlik ve Çocuk
Bayramı’nı buruk bir şekilde kutladığımızı ifade ederek başlamak istiyorum.
Bölücü emellerin artık gizlenmediği, açıktan açığa kalkışma hareketlerini
andıran olayların yaşandığı, millî bayramımızda bile terör örgütünün sözde
marşının çalınmasına izin verildiği çok tarihî ve her bakımdan ibret verici bir
musibet dönemini hep birlikte yaşıyoruz. Bir taraftan, hain terör
polislerimizi, Mehmetçiklerimizi, güvenlik görevlilerimizi ve masum
vatandaşlarımızı katlederken, diğer yandan, ne acıdır ki, bu alana gizliden ya
da açıktan daha fazla özgürlük verilmesi çabaları olanca hızıyla ve büyük bir
gaflet anlayışıyla devam etmektedir. Vatanımızın ve milletimizin bölünmez
bütünlüğü için fedakârca görev yapan ve önceki günlerde bölücü hainlerce şehit
edilen polis ve askerlerimize buradan bir kez daha yüce Allah’tan rahmet,
yakınlarına ve aziz milletimize sabır ve başsağlığı diliyorum.
Değerli arkadaşlar, bugün hepinizin malumu olduğu üzere, toplum ve
millet olarak çok zor ve sıkıntılı bir dönemden geçmekteyiz. Ne yazık ki, sekiz
yıla yakın bir zamandır tek başına ülkemizi yöneten AKP İktidarı, bugün hem
ekonomik hem üretim hem istihdam hem huzur hem de güvenlik konularında
milletimizi çok sıkıntılı ve vahim bir tablo ile karşı karşıya bırakmıştır.
Bir yandan millî birliğimizin, kimliğimizin, üniter
yapımızın, devlet olma geleneklerimizin ve bin yıllık kardeşliğimizin gaflet
ötesi bir anlayışla sorgulanarak zedelendiği bir felaket dönemini yaşarken,
diğer yandan yokluk, yoksulluk, açlık, sefalet ve bölücü terör döneminin de ne
yazık ki, en yüksek ve en pik yaptığı bir dönemi hep birlikte yaşamaktayız.
Bugün AKP yönetimindeki Türkiye’de insanlarımız gerçekten de mutlu
değildir. Vatandaşlarımızın büyük bir kesimi yokluk ve açlıkla boğuşmakta ve
geleceğinden endişe duymaktadır. Toplumumuzun hemen bütün kesimleri çaresiz,
huzursuz, umutsuz bir şekilde baş başa bırakıldığı sorunlarla boğuşmaktadır.
İşçimiz, memurumuz, esnaf ve çiftçimiz bugün âdeta fildişi kulelerden kendisini
yönetenlerin insafına terk edilmiş bir vaziyette, çaresizlik batağında suni
teneffüslerle bitkisel hayatını uzatmaya çalışmaktadırlar.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kısacası toplumumuzun hemen
her kesimi bugün hayatından memnun değildir ve geleceğinden de umudunu kesmiş
bir vaziyettedir. Ancak bugün grup önerimize de konu olan ve ülkemizin
gelişmesine, istihdamına, üretimine, ham madde ve öz kaynaklarımızın
değerlendirilmesine ve geleceğin Türkiye’sine çok önemli katkılar sağlayan en
temel sektörlerimizden birisi olan sanayi sektörümüzün durumu da maalesef çok
vahim ve sıkıntılıdır.
2002 yılında iktidara gelen AKP, daha o zamanlarda hayal
tüccarlığını sanayicilerimiz için de kullanmaktan kaçınmamış, bin bir vaatle
sanayicilerimizin iyi niyetlerini ve umutlarını sömürmekten çekinmemiştir ve
her zaman olduğu gibi âdeta zeytinyağı gibi üste çıkmayı da sürdürmüş, var olan
sorunların tek müsebbibi olarak bazen sanayici işverenleri acımasızca suçlamayı
tercih etmiş, bazen de kendi üzerindeki sorumluluğu yine sanayicilerimizin
üzerine atmayı yeğlemiştir.
Değerli arkadaşlar, bu ve benzeri bir politikanın artık devam
şansı kalmamıştır. Sanayi asla ihmal edilmemesi gereken, bir ülkenin en önemli
kalkınma ölçütlerinden birisi olan bir alandır. Tarımdan ticarete, ulaşımdan
madenciliğe, tekstilden hemen her alana hitap eden sanayi sürdürülebilir
rekabetin de belirleyicisi konumundadır.
İşte böylesine önemli bir alanın son yıllarda ihmal edilmesi
yaşanan sorunları da beraberinde getirmiştir. Tablo maalesef hiç iç açıcı
değildir ve çok eski yıllara gitmeye de gerek yoktur. Merkez Bankası verilerine
göre imalat sanayisi kapasite kullanım oranı 2007’den itibaren aylık olarak
düşmüş ve 2007 Mart ayında yüzde 78’den 2010 Mart ayında yüzde 68’e
gerilemiştir.
Dolayısıyla bugün sanayi kolunda faaliyet gösteren işletmeler
büyük bir kriz ile baş başadır ve sanayici artık elektrik borcunu dahi ödeyemez
bir durumdadır. Tatil günlerinde ve hafta sonlarında indirimli elektrik isteyen
sanayiciye seçim arifesinde verilen sözler unutulmuş, sanayicimiz aldatılmış ve
hüsrana uğratılmıştır. Diğer taraftan, vergisini, işçisinin sigorta primini
ödeyemez hâle gelmiş ve birçoğunun sermayesi de maalesef tükenmiştir ve ne
yazık ki birçoğu yabancılara satılmış olan bankalarda kredi batağına düşmüş,
tefecinin insafına terk edilmiş ve fabrikasını haciz yoluyla kaybetmiştir.
Değerli arkadaşlar, bugün kabul etmek gerekir ki içinde
bulunduğumuz ağır ekonomik kriz sürecinde ülkemizin en önemli sektörlerinden
olan sanayideki üretim maliyetinin azaltılması büyük bir önem arz etmektedir.
Hemen hemen her gün işletmelerin kapısına kilit
vurmak zorunda kalındığı, dolayısıyla işsizliğin çığ gibi arttığı bir süreçte
bu önem kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bugün Ağrı’dan Adana ve Edirne’ye,
Sinop’tan Mersin’e kadar bütün organize sanayi bölgelerinde enerji tüketimi,
geçtiğimiz yıllara nazaran özellikle de son aylarda oldukça düşmüştür.
Sanayicilerimiz üretimin üzerindeki maliyetleri azaltmak için büyük bir arayış
içerisine girmişlerdir ve örneğin bu arayışlardan birisi de -az önce ifade
etmeye çalıştığım gibi- hafta sonu ve resmî tatil günlerinde kullanılan enerji
fiyatlarının gece tarifesinden işlem görmesine yönelik olanıdır.
Sayın Başbakan, ekonomik krizin etkilerinin azaltılması,
üretime destek olunması amacıyla, bu arayışa paralel olarak sanayicilerimize,
13 Mart 2009 tarihinde Eskişehir’de yaptığı bir konuşmada “Bu yıla mahsus olmak
üzere sanayide uygulanan indirimli gece tarifesini hafta sonları ve diğer tatil
günlerini kapsayacak şekilde genişletiyoruz.” demek suretiyle bir söz vermiş
idi. Enerjinin, tatil günleri olan dönemlerde daha verimli kullanılması
anlamına da geleceği için uzun zamandır beklenen Başbakanın bu sözü isabetli
bulunmuş, çözüm temelinde geçici de olsa sanayicilerimizin beklentileriyle
örtüşmüş idi ve onun içindir ki Sayın Başbakanın bu sözü sanayicilerimiz tarafından
iyimserlikle karşılanmıştı. Ancak, aradan bir
yılı aşkın bir zaman geçmesine rağmen bu konuda somut bir adım atılmamıştır ve
Başbakan verdiği sözü unutmuştur ama bunun bir önemi yoktur değerli arkadaşlar
çünkü asıp kesen bir Başbakana artık sanayicilerin söyleyeceği fazla bir söz de
kalmamıştır. Belki de Sayın Başbakan asıp kesmeyi bırakıp o sözünü tutsaydı,
bugün, birçok insan işinden ve ekmeğinden olmayacaktı. Şimdi, sadece
sanayiciler değil sokağa atılmaktan korkan çalışan vatandaşlarımız ve işine geri
dönmeyi umut eden insanlarımız, 13 Mart 2009 tarihinde verilen sözün seçim sözü
olarak söylenmemiş olmasını umut ediyor ve hâlen de umutsuzca ama sabırla
bekliyor.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi bu hususlar
çerçevesinde Sayın Başbakana ve Hükûmete sormak
istiyorum: Mahallî seçimlere on altı gün kala Başbakan olarak ifade ettiğiniz
söz unutulmuş mudur? Şayet unutulmadıysa şimdiye kadar neden somut bir adım
atılmamıştır? 13 Mart 2009 tarihinde ülkenin Başbakanı tarafından sanayicilere
verilen indirimli elektrik kullanımı sözünün yerine getirilmemesinin önünde ne
gibi engeller mevcuttur? Eğer engel ya da engeller söz konusu değilse bir yılı
geçen zamandaki keyfiyetin makul bir izahı var mıdır, varsa nedir?
Sayın milletvekilleri, az önce ifade ettiğim soruları kapsayan ve
geçen yıl sorduğum yazılı soru önergemi Başbakan adına cevaplayan Enerji
Bakanı, bakın nasıl cevap vermiş: “Enerji KİT’leri 01/07/2008
tarihinden itibaren maliyet bazlı fiyatlandırma mekanizmasına geçmiştir. Söz
konusu karar gereğince maliyet ve döviz kurlarındaki değişimler fiyatlara
yansıtılmaktadır.”
Değerli arkadaşlar, işte AKP Hükûmetinin
anlayışı bu. Biz ne sormuşuz, ne cevap gelmiş. Dalga geçer gibi 01/07/2008 tarihindeki maliyet bazlı fiyatlandırma
mekanizmasından bahsetmektedirler. Peki, Sayın Başbakan, 13 Mart 2009 tarihinde
Eskişehir’de sanayicilere indirimli elektrik sözü verirken bu fiyatlandırma
mekanizmasını bilmiyor muydu?
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; netice olarak
böylesine vahim bir tablo karşısında ülkemizi yöneten AKP İktidarı
insanlarımızın âdeta feryat edercesine seslendirdiği bu temel meseleleri çözme
yerine, sözde Anayasa değişikliği yapar gibi gözükerek suni gündemlerle
milletimizi aldatmaya, kendi siyasi saltanatlarını devam ettirebilmek için
Türkiye'nin millî çıkarlarını ve köklü devlet geleneklerini sermaye yaparak
harcamaya, toplumsal bir sözleşme hüviyetinde değiştirilmesi gereken Anayasa
maddelerini…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Tankut, lütfen
toparlayınız.
Buyurun.
YILMAZ TANKUT (Devamla) – …kimseyle uzlaşma ihtiyacı duymadan AKP
grup önerisi anlayışıyla değiştirmeye, sözde demokrasi ve özgürlük maskesi
altında Anayasa değişiklikleri etrafında toplum ve devletin temel kurumlarını
çatıştırmaya, bu çatışma ve kutuplaşmalardan nemalanarak yeni bir mağduriyet ve
masumiyet edebiyatı yaparak siyasi rant sağlamaya ve
seçimlere gitmeye ne yazık ki gözü dönmüş bir şekilde kendi geleceğini de, ülke
geleceğini de ateşe atarak devam etmektedir.
Sözlerime son vermeden önce, buradan bir kez daha AKP İktidarını
ikaz ediyor ve ülkemizin gerçek gündemi olan işsizlik, yoksulluk, açlık,
çaresizlik konularını ele alarak bir an önce vatandaşlarımızın sıkıntılarını
azaltacak düzenlemeleri yapmasını tavsiye ediyor ve sanayi sektörünün yaşadığı
sorunların tespiti için vermiş olduğumuz önergemizin desteklenmesi temennisiyle
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tankut.
Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen
Bayram Ali Bayramoğlu, Rize Milletvekili.
Buyurun Sayın Bayramoğlu. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Rize) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisi aleyhine söz almış
bulunuyorum. Hepinizi saygılarla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, sözlerime başlamadan önce Milliyetçi Hareket
Partisinin vermiş olduğu önergenin gerekçelerinin içerisinden birkaç tane
paragrafı okumakta fayda görüyorum:
“Bugün yetersiz sermaye birikiminin dışında makroekonomik
istikrarı sağlamakta güçlükler, yüksek vergiler, sermayenin ve temel sınai girdilerin yüksek maliyetleri, teknolojik gelişmelere
ayak uydurma konusundaki zorluklar, yenilik ve yeni teknoloji üretmedeki
yetersizlik, Türk sanayisinin rekabet gücünü olumsuz olarak etkileyen unsurlar
olarak karşımıza çıkmaktadır.” Tamamen doğru bir ifadedir.
“Sanayi, olabildiğince yerel kaynakları harekete geçiren, çevre
normlarına uygun üretim yapan, tüketici sağlığını ve tercihlerini gözeten,
yüksek nitelikli iş gücü kullanan, stratejik yönetim anlayışını uygulayan, ARGE’ye önem veren, teknoloji üreten, özgün tasarım ve
marka yaratarak uluslararası pazarlarda yerini alan bir yapıya acilen
kavuşturulmalıdır.” Buna da aynen katılıyoruz.
“Türkiye'de sanayi politikalarının temel amacı artan dünya rekabet
şartları altında sanayimizin rekabet gücünü ve verimliliğini artırarak dışa
dönük bir yapı içerisinde sürdürülebilir büyümeyi sağlamayı hedeflemelidir.”
Buna da aynen katılıyoruz.
Ve son paragraf: “Teşvik, istihdam, eğitim, finansmana erişim,
teknoloji ve ARGE konuları sanayinin gelişimi için önem arz etmektedir.” Buna
da katılıyoruz. Bu katıldıklarımızın hepsini yapıyoruz da onun için
katılıyoruz.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yani sorun yok mu Ali Bey?
BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Yani şimdi, bu bahsetmiş
olduğumuz ifadelerin biz yüzde 100’ünü yapıyoruz belki diyemeyiz, bazılarında
yüzde 90’ını yapıyoruz, bazılarında yüzde 85’ini yapabiliyoruz ama özellikle
sanayinin uluslararası rekabeti açısından baktığınızda, bunu unutmayalım ki
dünyada en zor şey bir malı üretmek değildir, ürettiğiniz bir malı, şu anda
aslanın ağzında değil -pazar olarak- bağırsaklarına inmiş pazarda kendinize yer
bulup o ürünü satabilmektir. Türkiye yaklaşık
130 milyar dolarlara ekonomik krizden önce çıkartmış olduğu ihracatını oturduğu
yerden sağlamış değil. Ara malları, tüketim malları ve hammaddeleri ithal
ederek teknolojik anlam içerisinde ürettirmiş olduğu mevcut sanayisiyle,
gelişmiş rekabet gücüyle beraber bunları yapabilmiş bir ülke.
Bakın, ben size enteresan bir şey söyleyeyim: Şu anda sanayinin
kapasite kullanma oranı yüzde 70’ler civarında, doğru. Yüzde 30’luk bir
kapasite kullanım sıkıntımız var.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yüzde 59’a kadar düştü ama Ali Bey.
BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Yüzde 70, son veriler var bende,
69-69,3.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yüzde 59’a kadar düştü.
AKİF AKKUŞ (Mersin) – İşletmelerin yüzde 40’ı kapalı.
BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Şimdi tabii, bu işletmelerin
kapalılığı, açıklığı konusuna da değineceğim.
Şimdi, bugün için, ben kendim bir sanayici olarak, mevcut, yükte
hafif pahada ağır ürünler dediğimiz, teknolojik ürünler, uluslararası rekabete
açık ürünler üretimi konusunda çeşitli makine ve ekipmanları
yaptırmak için sanayimize gittim. OSTİM’e de gittim,
İstanbul’daki sanayilere de gittim, makine siparişi vereceğim, yani tank
siparişi vereceğim, teknolojik ürün siparişi vereceğim, dolum makinesi siparişi
vereceğim.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Tankı ne yapacaksın?
BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – “Altmış gün içerisinde makineye
ihtiyacım var.” dediğimde, bütün sanayici arkadaşlardan ortak aldığım süre “En
iyi şartlarla yüz yirmi günde teslim ederiz.” Niye? “Çünkü kapasitelerimiz
dolu.” Yani, sanayinin içerisinde teknolojik rekabet gücü oluşabilen firmaların
şu anda üretebilme kabiliyetlerini göz ardı etmeyelim.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Niye yeni yatırım yapmıyorlar?
BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Bütün, bakın…
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Niye yeni yatırım yapmıyorlar yüzde
100 kapasiteyle çalışıyorsa?
BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – …düzenli olarak mevcut ülke
ekonomisi içerisinde sanayi tesislerinin, rekabete alışırken, rekabet ortamı
içerisine girerken çok sağlıklı, çok ciddi fizibiliteye ihtiyaçları vardır.
Türkiye’deki en büyük problem, bu bahsettiğiniz işlerin içerisindeki sıkıntı
değildir sanayide, özellikle orta ölçekli sanayideki en büyük problemi size
söyleyeyim. Bir tane kalfa yetiştirirsiniz, usta
yetiştirirsiniz, üç sene, beş sene sanayinin başında onu ustabaşı olarak
koyarsınız ve o ustabaşı der ki; ya, bu bahsettiğiniz ürünü üretmek çok zor bir
şey değilmiş kardeşim, ben de şuradan biraz paslanmaz çelik alırım, şuradan
biraz rulman alırım, buradan da biraz başka yardımcı malzemeler alırım, aynı
sanayi malzemesini ben de üretebilirim der ve gider yan tarafta bir tane daha
imalathane açar. Dolayısıyla bu açmış olduğu imalathaneyle altyapısı,
yeterli fizibilitesi, kaliteli iş gücü, o işin başına koyacağı yeterli elemanı
olmadığı zaman, rekabet edemediği gibi gerçek anlamda üretim yapanın da
ayaklarına haksız rekabetten dolayı pranga vurmaya çalışır. Esas problemlerin
başında bu vardır. Türkiye’deki mevcut bu bahsetmiş olduğumuz ARGE faaliyetleri
sanayinin gelişimi, uluslararası rekabeti açısından, sorarım size, Türkiye
Cumhuriyeti tarihinde ARGE’ye bu kadar önem veren, ARGE’ye bu kadar büyük bütçe ayıran bir başka siyasi oluşum
olmuş mudur? Şu anda mevcut TÜBİTAK bünyesinde on binlerce proje özellikle
gelişime yönelik ve ARGE faaliyetlerine yönelik çalışmaları yapmaktadır.
Bugün Türkiye’de mevcut hemen hemen
bütün üniversitelerimiz teknoparklarla ilgili çalışmaları için elinden gelen
her türlü gayreti gösteriyor. Şu anda aktif otuz altı tane teknoparkımız var.
Daha evvel teknopark kelimesi bile Türkiye'nin normal literatüründe
olmayan bir şeydi. Teknopark ne demek? Uç ürün, kaliteli ürün, yükte hafif,
pahada yüksek ürünü üretebilmek demek, rekabet gücünü oluşturabilmek demek. Ama
1990’lı, 1980’li yıllara gittiğimizde Türkiye, sanayi oluşumunu maalesef
uluslararası rekabete göre değil, hamaliye sistemine göre oluşturduğu bir
sanayiyle geliştirme çalışması yapmıştır. Uluslararası rekabet sistemine ayak
uyduracak bir sanayi sistemi geliştirmiş olsaydık, bugün bu sıkıntıları
konuşmaz olurduk ve çok daha yüksek ürünlü, çok daha yüksek fiyatlı ürünleri
satıyor olurduk. Ama ben bugün bunu çok net bir şekilde görebiliyorum ki hem
yerli hem yabancı yatırımcılar açısından Türkiye artık yükte hafif pahada ağır
ürünleri üretebilen bir ülke konumuna doğru gitmektedir.
İşte bugün içerisinde geçtiğimiz haftadan bu yana başlamış
olduğumuz Anayasa değişikliği çalışmalarının sanayi açısından önemini de
vurgulamamızda çok önem vardır.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – İşte şimdi şaşırdın! Bunu da ekonomiye
bağladın ya, helal olsun sana!
BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Şimdi, bakın, ben size örnek
veriyorum, örnek, somut örnek: Geçen sene AK PARTİ’nin
kapatılması davası sırasında, Türkiye’ye yatırım yapmak gerek mali sektör
gerekse sınai yatırım yapma noktasında, gelen birçok firmamız, bu riski, parti
kapatılma riskini görerek özellikle yatırımlarından vazgeçmiş ve “Bir siyasi
istikrar yoksa, sürekli bir siyasi parti kapatılma
davası gündemdeyse o ülkede ekonomik istikrar da olmaz.” diyerek yatırımlarını
geriye çekmiştir.
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Onlar sanal sanayicidirler.
BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Ama,
bugün gelinen noktada ben size özellikle bir tavsiyede bulunayım arkadaşlar:
Birçoğunuz çeşitli bankalarla irtibat halindesiniz. Bankacılarla bir görüşün,
Anayasa değişikliğinin gündeme geldiği günden bugüne kadar gerek mali sektörde
gerekse Türkiye'nin sanayi sektöründe yatırım için bekleyen firmaların
özellikle önümüzdeki aydan itibaren nasıl yatırım planlamalarını Türkiye’ye
taşıtacağı konusunu hep beraber görmüş olacağız. Niye göreceğiz? Çünkü, siyasi istikrarın getirmiş olduğu yapı, ekonomik
istikrarı sağlayan en önemli sermayedir de ondan.
Türkiye, kendi başına 30 milyar dolardan 130 milyar dolarlara
çıkmadı. Türkiye'nin gayrisafi hasılası, otururken,
oturduğunuz yerde 700 milyarlara çıkmadı. Bunlar çalışarak, bunlar üreterek
gündeme geldi. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) – Sekiz yıldır yapsaydınız ya bunu.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hâlâ daha 2002’desin.
BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Oradan laf atarak olmuyor bu
işler. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hâlen daha 2002’de seviyesindesin.
BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Oradan laf atarak olmuyor
arkadaşlar, çalışarak oluyor. Çalışarak, didişerek, geceyi gündüze katarak
oluyor bu işler. Üretmek dediğiniz kendi hâlinde olmaz.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sanayiciler sizinle gurur duyuyor!
Keşke orada onların sorunlarını dile getirseydiniz.
BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Üretmek dediğiniz, mücadeleyle
olur. Üretmek dediğiniz, heyecan duyarak olur. Üretmek dediğiniz, o işe
kendinizi vakfederek olur.
Onun için, Türkiye’de bu süreç içerisinde yapılmış olan bütün
sanayi gelişmeleri, bu heyecanı duyan bir siyasi istikrara sahip olan başta
Sayın Genel Başkanımız, Başbakanımız, Bakanlar Kurulumuz, milletvekillerimiz ve
bürokratlarımızın mücadelesiyle olmuştur ama istediğimiz seviyede olmamış
olabilir. Şunu unutmayın ki, Türkiye dünyanın en büyük 17’nci ekonomisi
olabilmişse, bugün Türkiye Avrupa’nın en büyük 6’ncı ekonomisi olabilmişse,
2023 yılında hedefine dünyanın en büyük 10’uncu ekonomisi olmayı koyuyor ise
sizin “Ortada yok.” dediğiniz sanayisine güvenerek bunları söylüyor, kendi
başına söylemiyor.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sanayiciler böyle mi konuşuyor Ali Bey?
BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Türkiye’deki mevcut sanayi
tesisleri açısından da baktığımızda, bugün hâlâ yatırımların nasıl yapıldığını,
kapasite artırımlarının nasıl yapıldığını ben bizatihi yaşıyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÜROL ERGİN (Muğla) – Çay ihracatına gel.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sanayicilerle hiç görüşmüyorsunuz
herhâlde Ali Bey.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kuralım o zaman komisyonu.
BAŞKAN – Sayın Bayramoğlu, lütfen
tamamlayınız.
BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım.
Arkadaşlar, şunu net bir şekilde size söyleyeyim: Bakın,
Türkiye’de çok heyecanlı, bu heyecanın içerisinde dünyayla rekabet edebilecek
çok dinamik bir sanayi kesimi var. Eksikleri yok mu? Var.
YILMAZ TANKUT (Adana) – Tamam, araştırma komisyonunu kuralım.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Komisyon kuralım o zaman.
BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Eksikleri var ama bu eksiklerin
giderilmesi konusuyla ilgili hiç araştırma önergesine ihtiyaç yok. Bakın,
esnaflarla ilgili de gündeme getirmiştiniz, esnaflarla ilgili 7 ana başlık, 36
tali başlıkla zaten size ekonomik programı koyduk. Sanayiyle ilgili de
önümüzdeki günlerde yapılacak çalışmaları buraya getiririz, bir önergeye
ihtiyaç olmadan sanayinin önünün de nasıl açıldığını hep beraber görmüş oluruz
diyor…
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bunları beraber yapalım.
SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Trabzon) – Bayramoğlu,
sanayiciler seninle gurur duyuyor (!)
BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – …bu duygu ve düşüncelerle
MHP’nin grup önerisine karşı oy kullanacağımı beyan ediyor, hepinize saygılar
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bayramoğlu.
Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Harun Öztürk, İzmir Milletvekili.
Buyurun Sayın Öztürk.
HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Milliyetçi Hareket Partisinin, sanayi sektöründe yaşanan sorunların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş olduğu
araştırma önergesinin lehinde söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, imalat sanayisi kapasite kullanım
oranları 2010 yılının ilk üç ayında sırasıyla yüzde 67,8; 67,8 ve 67,9 şeklinde
olmuştur, yatay bir seyir izlemektedir. 2010 yılının Mart ayında 67,9 olan
kapasite kullanım oranı 2007 Martında yüzde 78, 2008 Martında yüzde 76,3
şeklindeydi. Geçen yıla göre düzelmiş gibi görünen kapasite kullanım oranı 2007
ve 2008’e göre 10 puan daha düşük düzeylerde seyretmektedir.
Üretim artışlarına baktığımızda, 2009 yılı Ocak ayında yüzde 21,4
düşen üretim 2010 yılında yüzde 12,3 oranında artmıştır. Yine, 2009 yılı Şubat
ayında yüzde 23,8 oranında düşen üretimin de Şubat 2010’da yüzde 18,1 oranında
arttığını görüyoruz. Sadece artış oranlarına bakmak yeterli değil, geçen yılın
ocak ve şubat ayındaki düşüşlerin kompanse edilemediğini
görmek gerekiyor.
Yine, büyümeye baktığımızda, 2008 yılı son çeyreğinde yüzde 7,0
oranında küçülen ekonominin 2009 yılının son çeyreğinde 6,0 oranında büyüdüğünü
görüyoruz yani 2008 yılındaki küçülmenin telafi edilemediğini görüyoruz.
Aylık dış ticaret açıkları yeniden 4-5 milyar düzeylerine
çıkmıştır. Ödemeler dengesi açıkları 3 milyar düzeyinde seyretmektedir.
Doğrudan yatırımlar, 2008 yılına göre üçte 1 oranında düşen 2009 yılından daha
kötü durumdadır 2010 yılının ilk aylarında. Cari işlemler açığı sorunu nereden
geldiği belli olmayan döviz girişiyle aşılmaya çalışılmaktadır. Güven
endekslerindeki kısmi düzelmeler bizi yanıltmamalıdır. Dolayısıyla, Türkiye
ekonomisi 2009 yılında düştüğü noktada patinaj yapmaktadır. Bunu tekrar
ediyorum. Bu düştüğü noktadan çıkış konusunda sanayici ve iş adamlarının
önerileri dikkate alınmaz ise düştüğü noktada daha da derinleşeceği konusundaki
uyarılarımı yineliyorum.
Değerli milletvekillerim, biraz sonra yeniden Anayasa
değişikliklerini görüşmeye devam edeceğiz. Görüşülmekte olan teklifin kimi
maddelerinin Anayasa’ya uygun olup olmadığını değerlendirmek için 2008 yılında
AKP tarafından Anayasa’nın 10 ve 42’nci maddelerinde yapılan değişiklikle
ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararına bakmak gerekir. Bu
gerekçelere bakmadan, geniş uzlaşma aramadan Anayasa değişiklikleri yapmaya
devam edersek ülkeye zaman kaybettirmekten başka bir şey yapmış olmayız.
Şimdi Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararından alıntılar yaparak
konuşmamı sürdürmek istiyorum: Katılımcı, müzakereci ve uzlaşıyı esas alan
demokratik ülkelerde asli kurucu iktidarın sahibi halktır. Asli kurucu
iktidarın önceki anayasalarla bağlı olmaksızın yarattığı yeni anayasa, temel
düzen normu hâline geldiği andan itibaren tüm anayasal kurum ve kuruluşların
meşruiyetlerinin dayanağı hâline gelir. Anayasa’nın öngördüğü ve öğretide
kurulu iktidar olarak tanımlanan yasama, yürütme, yargı organları ile bunların
alt birimlerinin asli kurucu iktidarın yarattığı hukuksal otorite sınırları
içinde hareket etmeleri, işlem ve eylemlerinin hukuksal geçerlilik
kazanabilmesinin ön koşuludur. Bu durum Anayasa’nın 6’ncı maddesinde yer alan
“Hiçbir kimse ve organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi
kullanamaz.” ifadesiyle herhangi bir istisna tanımaksızın kabul edilmiştir.
Anayasa koyucu hiçbir kimse ya da organdan söz ettiğine göre kurulu bir organ
olarak yasama organının da sistem dışı yetki kullanımının hukuksal açıdan
geçerli olmayacağının kabulü gerekir.
Anayasa’nın 175’inci maddesine göre Anayasa’yı değiştirme yetkisi
Türkiye Büyük Millet Meclisine tanınmıştır. Kaynağı Anayasa olan bu yetkinin
Anayasa’nın öngördüğü yöntemlerle ve Anayasa’ya uygun olarak kullanılacağı
kuşkusuzdur. Yasama organı bu yetkisini 175’inci maddede belirtilen yöntemle
kullanırken yetkinin her şeyden önce asli kurucu iktidar tarafından
kullanılmasına izin verilen bir yetki olması gerektiği açıktır. Anayasa’nın
4’üncü maddesinde “Anayasanın 1’inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet
olduğu hakkındaki hüküm ile, 2’nci maddesindeki
Cumhuriyetin nitelikleri ve 3’üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve
değiştirilmesi teklif edilemez.” denilmek suretiyle 175’inci maddede belirtilen
yetkinin kullanılamayacağı, kullanılsa dahi hukuken geçerli olamayacağı alanlar
açıkça belirlenmiştir. Bu kural, kurucu iktidar tarafından yüzde 92 evet oyuyla
kabul edilmiş olup yok sayılamaz. Teklif edilebilir olmayan bir Anayasa
değişikliğinin 148’inci maddenin ikinci fıkrasında öngörülen teklif çoğunluğu
koşulunu yerine getirmiş olması hukuken geçersiz nitelikteki bir yasama
tasarrufunun sırf anayasal çoğunluğun gücüyle etkin kılınmasının gerekçesi
olamaz. Zira kurulu iktidar olan yasama organının işlem ve eylemlerinin
geçerliliği asli kurucu iktidarın öngördüğü anayasal sınırlar içinde kalması koşuluna
bağlıdır.
Yürürlükteki Anayasa’mızın öngördüğü düzen, anayasal normlar
bütünü ve bu bütünü somutlaştıran ilk üç maddede ortaya çıkan bir anayasal
düzendir. Kurucu iktidarın siyasal düzene ilişkin temel tercihi Anayasa’nın ilk
üç maddesinde, bunun somut yansımaları ise diğer maddelerde ortaya çıkmaktadır.
4’üncü madde ise ilk üç maddenin güvencesi olma niteliği itibarıyla, doğal
olarak değiştirilmezlik özelliğine sahiptir.
Bu durumda, Anayasa’nın 4’üncü maddesi dâhil olmak üzere her bir
maddede yapılacak değişikliklerin, siyasal düzende değişikliklere ve kurucu
iktidarın yarattığı anayasal düzende dönüşümlere yol açması mümkündür. O hâlde,
Anayasa’nın diğer maddelerinde yapılacak değişikliklerle, Anayasa’nın 4’üncü
maddesinin yasama organı için çizdiği sınırların aşılma olasılığı göz ardı
edilemez.
Değerli milletvekilleri, dolayısıyla, Anayasa’nın ilk üç
maddesinde değişiklik öngören ve Anayasa’nın sair maddelerinde yapılan
değişiklikle doğrudan doğruya veya dolaylı olarak aynı sonucu doğuran herhangi
bir yasama tasarrufunun da hukuksal geçerlilik kazanması mümkün olmadığından,
bu doğrultudaki tekliflerin sayısal yönden Anayasa’ya uygun olması tasarrufun
geçersizliğine engel oluşturmayacaktır.
Anayasa Mahkemesi, söz edilen kararında yukarıda açıklanan
gerekçelere dayanarak 10 ve 42’nci maddelerde değişiklik öngören hükümleri
esastan inceleyebileceğine karar verdikten sonra içeriğine geçmiş ve Anayasa
Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları gözetildiğinde,
Anayasa’nın 10 ve 42’nci maddelerinde yapılan düzenlemenin, yöntem bakımından
dini siyasete alet etmesi, içerik yönünden de başkalarının haklarını ihlale ve
kamu düzeninin bozulmasına yol açması nedeniyle laiklik ilkesine aykırı olduğu
sonucuna ulaşmıştır.
Anayasa’nın 2’nci maddesinde belirtilen cumhuriyetin temel
niteliklerini dolaylı biçimde değiştiren ve işlevsizleştiren bu düzenleme,
Anayasa’nın 4’üncü maddesinde ifade edilen “değiştirme ve değişiklik teklif
etme yasağı”na aykırı olduğundan, Anayasa’nın
148’inci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen “teklif koşulu”nun
yerine getirilmiş olduğu kabul edilemez.
Değerli milletvekilleri, durum böyle olmasına ve Anayasa’nın
153’üncü maddesinin son fıkrasında “Anayasa Mahkemesi kararları
… yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare
makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” denmesine rağmen…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen
tamamlayınız.
Buyurun.
HARUN ÖZTÜRK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
…siyasi iktidar bu teklifle yeni bir anayasa aykırılığını Türkiye
Büyük Millet Meclisine dayatmaktadır. Cumhuriyetin temel niteliklerini
değiştirmede ısrar eden AKP, Anayasa’da öngörülen yaptırımlarla karşı karşıya
kalmayı göze almalıdır. Teklifin, siyasi partilerin kapatılmasına, Anayasa Mahkemesi
ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun üye yapısının değiştirilmesine yönelik
maddeleriyle bu maddelerle bağlantılı diğer maddeleri cumhuriyetimizin temel
niteliklerinden olan ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek olan demokratik
hukuk devleti ilkesini dolanarak etkisiz kılmayı amaçlamaktadır.
Bu nedenle, Anayasa’mıza açıkça aykırılık teşkil elden bu maddeler
tekliften çıkarılmalıdır diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.
Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen
Orhan Ziya Diren, Tokat Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Diren.
ORHAN ZİYA DİREN (Tokat) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket
Partisinin vermiş olduğu -sanayi sektörü ve sanayicilerimizin sorunları ve
çözüm önerilerinin araştırılması için ve gerekli önlemlerin alınması için
verdikleri- önergenin aleyhinde söz aldım. Bu nedenle, bu vesileyle hepinizi
saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Aslında verilen önergenin birçok savına katılmakla birlikte
bulduğum eksikliklerden dolayı aleyhinde söz aldım. O da şudur: Malumlarınız,
sanayi, ham maddeden hareketle bilgi, proje ve emeği birleştirmek suretiyle
katma değer üretmek, ondan kâr sağlamak ve uluslararası rekabet arenasında yer
bulabilmek için sarf edilen gayretlerin adlandırıldığı bir sektördür. Bu
sektörde sanayicilerimizin, yatırımcılarımızın, atılımcı kişilerimizin gönül
vererek sağlıklı bir şekilde ve başarılı çalışabilmeleri için de yeterli kârı
mutlaka yapmaları gerekir. Oysa Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiği
günden beri Türkiye’mize dünyadaki o sıcak paranın bol olduğu dönemde hep
övündükleri yabancı sermayenin Türkiye’ye akışından bahsetmişlerdir ama yabancı
sermaye ya da sıcak para eğer kâr etmiyorsa o ülkeye gelmez. Türkiye’den bu
sıcak para ne kadar kâr ediyor diye incelediğimizde de gördüğümüz rakamlar
gerçekten korkunç. Ben mart ayında bu rakamları bir incelemiştim. Türkiye’mize
giren her bin dolar 2.300 dolar olarak yani yüzde 130 kâr kazanarak geriye
gidiyorlardı. Nisan ayındaki rakamlara baktığımızda -bu bilgiler çok taze- her
gelen bin dolar, ülkemizden 1.800 doları da alarak geri gidiyor. İşte bunun
içindir ki yabancı sermaye çok rahatlıkla ülkemize geliyor ve buradan kazancını
alıp, Türkiye’nin ürettiği katma değeri de alıp gitmek suretiyle böyle bir
hareket sağlanıyor. Yoksa Sayın Bayramoğlu’nun
söylediği gibi Türkiye’deki siyasal istikrardan dolayı da Türkiye’ye böyle bir
para akışı vesairesi söz konusu değil. Siyasi
istikrardan dolayı para akışı söz konusu olsaydı herhâlde bu kadar kâr biz
oraya vermeyecektik. Para da buraya finansal kâr etmek için değil, burada
üretim tesisleri ve istihdam sorununa çözüm sağlayıcı, birtakım hareketler
sağlayıcı yatırımlar yapmak üzere gelirdi ki böyle bir yatırım olduğundan da
bahsetmemiz çok zor.
Siyasi istikrarın iddia ettiğiniz kadar sağlıklı bir ortam
yaratmadığı da şuradan belli: Hatırlayınız, geçen aylarda ÖTV ve KDV’de
özellikle otomotiv sektöründeki tıkanıklığı, bu siyasi kriz ortamında,
dünyadaki ekonomik kriz ortamında bunalmış olan otomotiv sektöründeki krizi
çözmek için yapılan ÖTV ve KDV istisnası yapıldığı dönemde gerçekten
vatandaşlarımızın siyasi güvensizliği nedeniyle bankalarda değil de yastık
altında sakladığı paralar ortaya çıkmış ve otomotiv sektörünün tüm stokları iki
gün içerisinde eritilebilmiştir. Onun için, bu
siyasi istikrar sözcüğünü doğru bulmadığımı söylüyorum.
Önergenin aleyhinde niye söz almıştım? İşte bu sorunları,
özellikle bu sermayenin getirisinin ne kadar yüksek olduğunu ve bunun da sanayi
gelişmesini ve yatırımların artmasını önleyici bir unsur olduğunu bu önergede
bahsetmedikleri için bunun aleyhinde söz aldım ama bu arada, sanayimizin
sorunlarını da aklımın erdiğince aktarmak isterim.
Sanayide özellikle 2009 yılında işini kaybeden sayımız 311 bin
kişiye varmıştır. Bu sayı 2001 krizinde Türkiye’mizde gördüğümüz rakamın tam 9
katıdır arkadaşlar.
Yine, borç batağındaki vatandaş sayımız da 2005 yılında 90 bin
civarındayken 2009 yılında da 1 milyon 100 bin civarına çıkmıştır.
Yine, Adalet ve Kalkınma Partisinin her vesileyle gelişmekte olan
ciddi bir ekonomiye sahip olduğumuzu söylemesine karşın, 2009’da bir yıl
öncesine göre yüzde 4,7 oranında bir daralma açıkça görülmüştür ve bunları TÜİK’in resmi rakamlarından teyit etmeniz mümkündür. Bu
daralma, Avrupa Birliği ve OECD ülkelerinde G-20 olarak adlandırdığımız
ülkelerin ekonomileri içerisinde 17’nci sıradayken 2009 yılında 14’üncü sıraya
düşmemiz şeklinde de ifade edilebilir.
1990-2001 yılları arası büyüme yüzde 0,99 iken reel sektör
büyümesi bu yıl maalesef yüzde eksi 4,1 olarak gerçekleşmiştir. Yani büyümede
de bir daralma görülmektedir. Bunların sebeplerine kısaca girecek olursak,
başta sanayinin kullandığı elektrik ve enerjiyi düşünebiliriz. Elektrik, Avrupa
Birliği ve OECD ülkeleri arasında en pahalı elektrik Türkiye’de
tüketilmektedir. Mümkün olduğunca kısa sürede bu elektrik konusundaki sıkıntıyı
mutlaka çözmek gerekir. Ayrıca sanayinin hem ham maddesinin taşınmasında hem
üretim mallarının taşınmasında ve ihracında taşımacılık için kullanılan
alternatif, büyük ölçüde, Türkiye’mizde kara yoluyla yapılmaktadır. Nasıl
ihracatımızı artırabilmek için deniz yolları ve hava yollarında, özellikle
kargo taşımacılıklarında, akaryakıtta ÖTV ve KDV istisnası getirmişsek yurt
içinde sanayimizin temel taşıma aracı olan kara yollarındaki kullanılan
araçların özellikle mazot ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için mazottaki ÖTV
ve KDV’nin de mutlak surette kaldırılması gerekmektedir diye düşünüyoruz.
İhracatın profiline baktığımızda imalat
sektörü gerçekten yüzde 92 oranıyla birinci sırada geliyor. Bunun da büyük bir
bölümünü otomotiv sektöründen gerçekleştirdiğini görüyoruz. Otomotiv sektörü
Batı’daki işçilik bedelinin yüksekliği ve çevre sorunlarından dolayı batıdan
doğuya doğru yavaş yavaş pas ediliyor, biz de bunu
iktidarın siyasi başarısı olarak göstermeye çalışıyoruz. Elbette ki Türk insanı
çok müteşebbis, çok yaratıcı insanlar. Burada görülüyor ki imkân verildiğinde o
yaratıcı Türk insanı hakikaten bugün yarıştığı Batı ülkeleriyle arasında çok
büyük bir fark yok hatta onlardan çok daha ileri bir yaratıcı güce sahip
olduğunu görüyoruz. Nitekim otomotiv sektöründeki ürettiğimiz araçların
kaliteleri başka ülkelerde üretilen aynı marka ürünlere göre hep birinci sıraya
gelmiştir. Bunu da memnuniyetle insanlarımızın, müteşebbis insanlarımızın ve
işçilerimizin başarısı olarak görüyoruz.
Kapasite kullanımının yetmediğinden bahsetti AKP sözcüsü
arkadaşımız. 2007 yılında Türkiye’de kapasite kullanımı maksimum seviyeye
çıkmıştı, doğrudur, yüzde 80’lik bir kapasite kullanımı söz konusuydu ancak
2009’da sanayideki bu kapasite kullanımının yüzde 65’ler seviyesine düştüğünü
de maalesef üzülerek görüyoruz.
Tabii, ihracatta, sektörlerimizden tarım yüzde 5, madencilik yüzde
2 ve diğerleri de yüzde 1 olarak görülüyor. Oysa,
tarım ülkesi olan ülkemizin tarım ürünlerini katma değer de ilave ederek yurt
dışına ihraç etme imkânları var ama bu konuda da sanayimizin yeteri kadar
desteklendiği söylenemez. Adalet ve Kalkınma Partisinin yatırımları ve sanayiyi
teşvik anlamında yaptığı çalışmalarda, örneğin, 5084 sayılı Yasa’da yatırım
indirimi teşvikleri kaldırıldı.
Değerli arkadaşlar, şimdi, eğri oturalım, doğru konuşalım. Finans
sektöründe buraya gelen bir sıcak para yüzde 130, yüzde 150 gibi rakamlarla kâr
ediyorsa insanlarımız ellerindeki kaynakları bu finansal rant
piyasasına yöneltirler. Bunların yatırım anlamında kaynaklarını
kullanabilmeleri ve oraya yönlendirebilmeleri için mutlaka özendirici birtakım
koşulların ortaya gelmesi lazım. Yatırım indirimi teşviki gerçekten sanayimizin
ilerlemesi, kalkınması için çok önemli bir motor sektördü ama maalesef o
kaldırıldı. O kaldırılınca da insanlarımızın büyük çoğunluğu maalesef
Türkiye’de üretmek yerine tüketen bir kambur hâlinde Türkiye’nin sırtına
binmeye devam ediyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Diren, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurun.
ORHAN ZİYA DİREN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan,
tamamlıyorum.
İşsizlik rakamlarımız yine korkunç seviyeye geldi. Nitekim, bu Anayasa görüşmeleri aşamasında genelde
eleştiriler yaparken bütün milletvekillerimiz, muhalefet milletvekillerimiz
işsizliğin hangi seviyelere geldiğinin dikkate alınması gerektiği ve Anayasa
değişikliğinin bu kadar acil olmadığı görüşünü hep sizlere defalarca açık açık söylediler ama buna kimse kulak asmadı.
Nitekim, Türkiye’de
sanayinin profiline baktığımızda “Anadolu Kaplanları” diye övündüğümüz o
yaratıcı, üretici ve ihracatın ve işsizliği önlemedeki istihdamın en büyük
motoru KOBİ’lerimizin yavaş yavaş kapandığını ve
Anadolu Kaplanları’nın öldüğünü de üzülerek görüyoruz.
Bu açıdan da mutlaka sanayi sektörünün bu sorunlarının da bir
yerde araştırılması gerektiğine inanıyor, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
(CHP ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Diren.
Sayın Tütüncü, Sayın İnan ve Sayın Durmuş’un
İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi gereğince pek kısa sözleri olduğuna dair talepleri
vardır. Birer dakika süre veriyorum.
Sayın Tütüncü, buyurun.
VI.- AÇIKLAMALAR
1.- Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’nün, MHP grup önerisine ilişkin açıklaması
ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Milliyetçi Hareket Partisinin bu önergesinin mutlaka ve mutlaka
kabul edilmesi gerekiyor Sayın Başkan. Neden? Şunun için: AKP’nin uyguladığı
ekonomi politikaları, özellikle sanayileşme konusundaki ekonomi politikaları
üretim ve istihdam yaratmaktan öte, işsizlik ve yoksulluk üretmiştir. Çok büyük
bir işsizlik ve yoksulluk sorunuyla Türkiye karşı karşıya ise bugün, yanlış
sanayi politikaları sonucundadır. Bu nedenle bu önergenin kabulü gerekiyor.
Türkiye’nin işsizlik ve yoksullukla mücadele ekseninde yeni bir sanayileşme
politikasıyla yola çıkması gerekiyor. Yeni bir sanayi yol haritası gerekiyor.
Yeni bir teşvik sistemi gerekiyor. Bütün bunların ortaya çıkarılması için bu
önergenin bir an önce kabulü gerekmektedir.
Bir başka şeyi, Sayın Başkan, söyleyeyim. Yani üzülüyorum…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Durmuş, buyurun.
2.- Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş’un, 22 Nisan 2010 Perşembe günkü 91’inci Birleşimin
tartışmalı oturumunda, tartışanları ayırma gayretinin basın yayın organlarında
Meclisi kötüleme ve karalama kampanyasına dönüşmesine ilişkin açıklaması
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
22 Nisan günkü oturumda tartışmalı bir durum oldu. Çanakkale
Milletvekili Sayın Mehmet Daniş Bey’i benim durdurma
gayretim basın yayın organlarında Meclisi kötüleme kampanyasına, karalama
kampanyasına dönüştü. Ben Mehmet Daniş Bey’den ne
çirkin söz ne de fiziki bir müdahale gördüm. Aynı şekilde durdurma gayretinin
ötesinde hiçbir fiilî tavrım olmadığı hâlde boğazını sıktığım, hatta
bakışlarımla dövdüğüm iddia ediliyor, gazetelerde bu var. Bu vesileyle, her
vesileyle Parlamentoya saldırmayı alışkanlık hâline getirenlere bu fırsatı
vermememiz gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda Mehmet Daniş
Bey de açıklama yaparsa memnun olacağımı ifade ediyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Durmuş.
Sayın İnan, buyurun.
3.- Niğde Milletvekili Mümin
İnan’ın, MHP grup önerisine ilişkin açıklaması
MÜMİN İNAN (Niğde) – Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkanım, Sayın İçişleri Bakanımız gidiyor ama bir konu
vardı. Sayın Bakanım, dinlerseniz çok sevineceğim. Sayın İçişleri Bakanım, çok
özür dileyerek, şimdi, Niğde’de meydana gelen bir konu ile ilgili hassasiyetimi
sizinle paylaşmak istiyorum.
Sayın Bakanım, Niğde Ulukışla Maden köyünde çıkarılacak altın
madeninin siyanürle ayrıştırılması havuzlarının yapılması, Hasangazi
köyünün içme su ve sulama suyu kaynaklarının havzasına yapılmaktadır ve
köylüler, o yörede yaşayan bütün insanlar bu konuya karşı çıkmaktadırlar. Zaman
zaman müteahhidin yaptığı çalışmalarla köylüler karşı
karşıya gelmekte, yaşayan o yörenin halkı. Geçen gün yine güvenlik güçleriyle
vatandaşlar arasında birtakım arbedeler yaşandı. Dolayısıyla hassas bir konu
var. Bu konunun araştırılarak orada ileride meydana gelebilecek ciddi bir
olayın önlenmesi konusunda sizlerin yardımlarınızı beklediğimi ifade etmek
istiyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnan.
Sayın Doğru...
4.- Tokat Milletvekili Reşat
Doğru’nun, MHP grup önerisine ilişkin açıklaması
REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Şu anda organize sanayilerinin en önemli sorunlarının başında,
bedelsiz arsa tahsisinin Şubat 2010 tarihinden itibaren durdurulmuş olmasıdır.
Bedelsiz arsa tahsisi durdurulunca Anadolu’daki birçok organize sanayi
bölgesine yatırım gitmez, hiç kimse oraya gidip de bir tesis kurmayı düşünmez.
Bu noktada Hükûmete daha önceden de soru
önergeleriyle biz soru sormuştuk ama uzatılmayacağını ifade etmişlerdi. Bu
konunun tekrar görüşülmesini ve bedelsiz arsa tahsisinin tekrar yapılması
noktasında bir çalışmanın olmasını bekliyoruz.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Türkmenoğlu...
5.- Van Milletvekili Kayhan
Türkmenoğlu’nun, MHP grup önerisine ilişkin açıklaması
KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Sayın Başkanım, bana göre bizim
ülkemizin sanayisi her şeyin üzerindedir. Bizim gururumuzdur. Makine teçhizat
ihracatında da 2007-2008 yılları arasında rekor kırmıştır. Hükûmetimiz
döneminde, ülkemiz sanayisine verebileceğimiz, verdiğimiz en önemli
desteklerimizden birisi, enflasyonu indirdik değerli arkadaşlar. Daha 2000 yıllarında,
hatırlar mısınız, enflasyonu indirmek için bilboard’ları
kullanıyordu bu ülke. Bugün, biz, bu enflasyonu indirmekle ülkemiz sanayisinin
önündeki en büyük engeli aştık. Faizi indirdik, destekleri verdik. Bugün, aşağı
yukarı, bakanlıklarımız tarafından ülkemiz sanayisine yetmiş sekiz ayrı destek
unsuru var. Bence bu destek unsurlarını sanayicimize anlatmanın zamanı
gelmiştir. Biz bu yolu seçersek daha iyi netice alacağımıza inanıyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türkmenoğlu.
Sayın Çalış…
6.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, MHP grup önerisine ilişkin açıklaması
HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, organize sanayi bölgelerimizde sanayicilerimiz
gerçekten zor şartlarda üretim yapmakta, ihracat yapmakta ve istihdam
sağlamaktadır. Ancak, girdilerin pahalılığı dünya piyasalarında rekabetlerini
zorlaştırmaktadır. Doğal gazdaki ucuz doğal gaz kullanma sözünün yerine
getirilmesini Sayın Hükûmetten beklemektedirler. Bu
konuda Sayın Hükûmetin sanayicilerimiz adına
dikkatini çekmek istiyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Özensoy ve son söz talebi.
7.- Bursa Milletvekili Necati Özensoy’un, MHP grup önerisine ilişkin açıklaması
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Tabii, sanayideki problemlerle alakalı, araştırılmasıyla ilgili
bir önerge verilmiş ama iktidar partisi mensubu arkadaşlar, sanki Türkiye’de
sanayicilik sektöründe, sanayi sektöründe her şey güllük gülistanlıkmış gibi
bir sunum, bir tavır içerisindeler. Ben Bursa’da âcizane sanayicilik yapan bir
insan olarak, Bursa’ya gittiğimde -ki Bursa Türkiye'nin en önde gelen sanayi
illerinden bir tanesi- problemlerini dinlemekten inanın üzüntü duyuyorum.
Gerçekten, enerji girdi maliyetlerinden tutun, vergi yüklerinden tutun,
OSB’lerdeki problemlerden tutun da o kapasite kullanım oranlarının aşağıya
düşmesi, ihracattaki gerilemeler… Yani bütün bunları üst üste koyduğumuzda
sanayide problemlerin yok olduğunu burada, Meclis kürsüsünde söylemek, böyle
bir önergeye destek vermemek gerçekten büyük bir yanlış diye düşünüyorum. Bu…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
V.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi
Parti Grubu Önerileri (Devam)
1.- (10/117) esas numaralı Meclis
araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 24/4/2010
Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN – Şimdi Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine
göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.
Okutuyorum:
2.- (8/13) esas numaralı genel
görüşme önergesinin ön görüşmesinin Genel Kurulun 24/4/2010
Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu; 24.04.2010 Cumartesi günü (Bugün)
toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüğün
19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz
ederim.
Kemal
Kılıçdaroğlu
İstanbul
Grup
Başkanvekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, 22.04.2010 tarihli ve 91 inci
birleşiminde okunan, (8/13) esas numaralı “Türkiye’nin Ermeni iddialarıyla
mücadele stratejisinin tartışılması” amacıyla verilmiş olan Genel Görüşme
Önergesinin görüşmesinin, Genel Kurul’un, 24.04.2010 Cumartesi günlü
birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen
Şükrü Elekdağ, İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın Elekdağ. (CHP sıralarından
alkışlar)
ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Ermenistan ile Türkiye arasında imzalanan protokollerin
akıbeti ve asılsız Ermeni iddiaları ile mücadele stratejisinin tartışılması
amacıyla genel görüşme açılmasını öngören Cumhuriyet Halk Partisi önergesi
hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.
Değerli arkadaşlarım, Dışişleri Bakanı Sayın Davutoğlu
daha protokolleri 10 Ekim 2009’da Zürih’te imzalamadan önce Cumhuriyet Halk Partisinin
bu iki protokoldeki birçok maddenin sakıncalı ve ulusal çıkarlarımıza çok büyük
zararlar verecek nitelikte olduğunu ısrarla dile getirmiş olduğu
anımsanacaktır. Değerli arkadaşlarım, bendeniz de bu hususları Dışişleri
bütçesinin görüşüldüğü Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan Bütçe Komisyonunda ve
Genel Kurul oturumunda açıklamış olduğum gibi, peş peşe yazdığım gazete
makalelerinde de dile getirdim.
Değerli arkadaşlarım, ısrarla ve kaygıyla vurguladığımız sakıncalı
hususların, Türkiye’nin çıkarları açısından son derece önemli olan üç noktanın
protokol metinlerinde Türkiye’nin aleyhine yorumlanabilecek, muğlak
ve sakız gibi her tarafa çekilebilecek bir ifade tarzıyla formüle edilmiş
olduğu, bir dördüncü noktanın ise protokol metninde teminat altına alınmamış
olmasıydı.
Sayın Davutoğlu, hem Plan ve Bütçe
Komisyonunda hem de Genel Kurulda yapmış olduğu konuşmalarda bizim
endişelerimizin geçerli olmadığını ve protokollerin Türkiye’nin çıkarlarını
koruyan sağlam metinler olduğunu ileri sürdü. Oysa,
malumunuz olduğu üzere, Ermenistan Anayasa Mahkemesi, protokolleri yorumlamak
suretiyle şu dört ön şartı Türkiye’ye dayattı:
1) Kars ve Moskova Anlaşmaları, Ermenistan hukuk sisteminin bir
parçası olma niteliğini kazanmamıştır. Bu nedenle her ikisi de geçersizdir.
2) Protokoller, Ermenistan Anayasası’nın başlangıcında ve
Ermenistan Bağımsızlık Bildirisi’nde yer alan amaç ve ilkeler ışığında
yorumlanmalıdır. Bu bakımdan, Ermenistan’ın Doğu Anadolu toprakları üzerindeki
hakları meşru ve geçerlidir.
3) Keza Ermenistan Anayasası ve Bağımsızlık Bildirisi gereğince
1915 soykırım olayı tartışılmaz bir gerçektir. Bu gerçeğin uluslararası alanda
tanınması için Erivan her türlü çabayı gösterecektir, göstermeye devam
edecektir. Bu nedenle ilişkilerin tarihî boyutunu incelemekle görevli Ortak
Komisyon, soykırım iddiasını hiçbir şekilde ele alamaz.
4) Protokoller, uluslararası hukuk ilkeleri gereğince sadece
Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkileri kapsar. Karabağ sorununa teşmil
edilemez. Esasen, Karabağ ile Türkiye-Ermenistan ilişkileri arasında bağ kuran
hiçbir ifade de protokollerde yer almamaktadır.
Şimdi, şu noktaya mim koyunuz değerli arkadaşlarım: Ermenistan
Anayasa Mahkemesinin Türkiye aleyhine yorumladığı bu dört nokta bizim aylarca
ısrarla belirttiğimiz hatalı, muğlak ve yoruma açık
nitelikteki protokol hükümlerinden kaynaklanmaktadır. Yani, Ermenistan Anayasa
Mahkemesi kararı, ikazlarımızda ne denli haklı olduğumuzun bir kanıtıdır.
Ermenistan Anayasa Mahkemesi kararından şoke olan Dışişleri
Bakanlığı 18 Ocakta gerekli tepkiyi göstererek şöyle bir açıklama yaptı:
“Protokollerin müzakere gerekçesini ve protokollerde hedeflenen temel hedefi
sakatlaması nedeniyle Mahkemenin kararı kabul edilemez.” Buna rağmen, Erdoğan Hükûmeti, bu safhada işlerin düzeltilebileceği hususundaki
umudunu kaybetmedi. Hükûmet, müzakere sürecini
yakından izlemiş olan İsviçre, Amerika ve Rusya’nın hakemliğine başvurdu ve
Ermenistan Anayasa Mahkemesi kararının protokolleri tahrif ettiğini belirterek
Ermenistan’ın tutumunun kabul edilmez olduğunu belirtti. Şimdi sıkın durun
değerli arkadaşlarım. Zürih’teki imza törenine dışişleri bakanlarının
katılımıyla destek vermiş olan bu devletler Ankara’ya nasıl bir yanıt verdiler
biliyor musunuz? Şunu söylediler: “Biz protokol metinlerini ve Mahkemenin yorumunu
inceledik. Mahkemenin yorumu protokollerin içeriğiyle uyum hâlindedir. Türkiye
itirazında haksızdır.”
Değerli arkadaşlarım, bu açıklama da protokollerin malul olduğu
zafiyetler hakkındaki ikazlarımızın ne denli isabetli olduğunu bir kere daha
teyit ettiği gibi, Türk tarafının -bunu üzülerek söylüyorum- müzakere
yeteneğinin sorgulanmasını da gündeme getirmektedir.
Dışişleri Bakanlığımızın bu sonuç vermeyen girişiminden sonra üç
önemli gelişme oldu. Bunlardan birincisi, Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan’ın, Ermeni soykırımının tarihî bir gerçek
olduğunu ve bu gerçeğin, protokollerle kurulması öngörülen Tarih Komisyonunda
tartışılmasının kesinlikle söz konusu olmayacağını tekrar tekrar
ve çok hırçın bir lisanla açıklamasıdır. Sarkisyan,
ünlü Der Spiegel dergisiyle yaptığı bir röportajda bu
konudaki bir soruya şöyle cevap verdi, aynen naklediyorum: “Soykırım konusunu
ancak şu şartla tartışırız: Önce, Türk tarafı Ermenilere karşı soykırım
yaptığını kabul eder, sonra da kurulacak bir ortak komisyonda, Türklerin bu
suçu işlemiş olmalarının ne gibi sonuçları olacağını kendileriyle görüşürüz.”
İkincisi, Sayın Başbakanın, Nükleer Güvenlik Konferansı’na
katılmak için Washington’a gittiği zaman görüştüğü Başkan Obama, Amerika’nın,
protokollerin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmasında ısrarlı
olduğunu vurguladı. Ayrıca, Sayın Başbakana, 24 Nisanda “soykırım” kelimesinin
Obama tarafından kullanılmaması için Türkiye'nin protokollerin onay sürecini
aksatmaması mesajı verildi. Bu ortamda daha ziyade zevahiri kurtarmak amacı ile
Sayın Başbakanla Cumhurbaşkanı Sarkisyan bir buçuk
saatlik bir görüşme yaptılar. Hiçbir konuda anlaşmaya varılamayınca açıklama
yapılamadı. Sarkisyan, görüşme sonrasında diasporaya yaptığı konuşmada Türkiye’ye saldırarak “Dedelerimizin
katillerinin hiçbir şartını kabul etmeyeceğiz.” dedi ve Erivan’ın soykırım
iddiasından kesinlikle vazgeçmeyeceği hususunda da teminat verdi.
Üçüncü gelişmeyi, değerli arkadaşlarım, evvelsi gün, yani 24 Nisan
tarihinin arifesinde, Ermenistan Ulusal Konseyinin protokolleri tek taraflı
olarak dondurma kararını alması oluşturdu. Bu karar, esas itibarıyla, Başkan Obama’nın 24 Nisanda yapacağı açıklamayı etkilemek amacı
ile alındı. Başkan Obama’nın, bu yıl da açıklamasında
geçen yıl olduğu gibi “soykırım” kelimesini kullanmayacağı ve bunun yerine
Ermenicede büyük felaket anlamına gelen meds yeghern (mes yegen)
ibaresini kullanması bekleniyor. Ancak bu şekilde, hareketinin gerekçesi olarak
da Obama’nın, Türkiye ile Ermenistan arasındaki
uzlaşma sürecinin canlılığını muhafaza ettiğini ve bu sürecin somut yansıması
olan protokollerin onay aşamasında olduğunu belirtebilecek durumda olması
gerekiyor. Ermenistan Ulusal Konseyi ise Türkiye'nin süreci tıkadığını, uzlaşma
niyetinde olmadığını belirtmek ve protokolleri askıya almak suretiyle Obama’nın elinden bu gerekçeyi almaya yelteniyor, bu
suretle, Obama’nın Türkiye’ye karşı sert bir açıklama
yapmasını hedefliyor. Ermenistan, ayrıca protokollerin gündeme getirilmesi ve
işlerlik kazandırılması için Türkiye’ye iki şart ileri sürüyor: Birincisi,
protokollerin onayının Karabağ sorununa bağlanamayacağı. İkincisi de,
tartışılmaz bir gerçek olan -onlara göre- Ermeni soykırımının sorgulanamayacağı
ve bir komisyon bağlamında kesinlikle tartışmaya açılamayacağı.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, âlâyıvala
ile ilan edilen Ermenistan açılımının hangi noktaya geldiğine bir bakalım:
1- Ermenistan Anayasası’nın 102’nci maddesine göre, Anayasa
Mahkemesinin kararları kesindir ve değiştirilemez. Bu durumda, söz konusu
mahkeme kararının yorum yoluyla protokollerin ruhuna ve lafzına uygun bir hâle
getirilmesi mümkün değildir. Bir varsayım olarak getirilse dahi, protokoller
temelden sakat ve ulusal çıkarlarımızla bağdaşmayan belgelerdir. Ben, bu yüce
Meclisin, Ermeni soykırımının bir gerçek olarak tanınmasını kabul edeceğini ve
Doğu Anadolu’nun Ermenistan toprağı olduğunu onaylayacağını kesinlikle
zannetmiyorum. Bu nitelikleri nedeniyle, protokollerin Türkiye Büyük Millet
Meclisi tarafından kabul edilme şansı sıfırdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Elekdağ, lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurun.
ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Şimdi soruyorum size değerli
arkadaşlarım: Buraya kadar söylediklerim dahi, Ermenistan açılımının fiyaskoyla
sonuçlandığını ortaya koymuyor mu? Bunu söylemekten mutlu değilim ama gerçek
bu.
2- Başbakan Erdoğan, 13 Mayıs 2009’da, Azerbaycan Parlamentosunda
yaptığı konuşmada, Karabağ sorunu çözümlenmeden Ermenistan’la ortak sınırın
açılmayacağı yani protokollerin onaylanmayacağı hususunda şeref sözü vermiştir.
Peki, Karabağ sorununun bir çözüme ulaştırılacağı hususunda bir ümit var mı?
Yok, değerli arkadaşlarım. Bu konuda bazen asparagas
haberler uçuruluyor fakat bunların hiçbir şekilde gerçekle alakaları yok.
Esasen, hem Başkan Obama hem de Minsk Grubunun Eş Başkanlığını yapan Rusya
Federasyonu Başbakanı Putin, Başbakan Erdoğan’a
“Türkiye-Ermenistan ilişkileri ve Karabağ sorunu iki ayrı konudur, ikisini bir
pakete koymak doğru olmaz.” diyerek hem bu umut ışığını tamamen söndürdüler hem
de Türkiye'nin bu meseleden elini çekmesini arzu ettiklerini belirttiler.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun Sayın Elekdağ,
tamamlayınız.
ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Teşekkür ederim.
Bu durum da protokollerin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından
onaylanmayacağının bir ilave göstergesidir.
Şimdi, bağlıyorum değerli arkadaşlarım. Türk Dışişleri Bakanlığı,
içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulmak için, Ermenistan’ın işgal altında tuttuğu
Azerilere ait bazı reyonlardan çıkması karşılığında Türk sınırının açılması
pazarlığını yapma girişimlerinde bulunuyor. Bu sefer de Washington’da
Türkiye'nin inisiyatifiyle Füzuli
ve Agdam reyonlarının Ermenilerle müzakere edildiği
Bakü’nün kulağına gitmiş değerli arkadaşlarım, son derece rahatsız olmuşlar.
Bunu, Başbakan Erdoğan’ın verdiği sözden döneceği şeklinde yorumluyorlar ve
Türkiye’ye karşı duydukları kuşkular giderek artıyor.
Sonuç olarak değerli arkadaşlarım, protokollerin Türkiye Büyük
Millet Meclisi tarafından hiçbir ahval ve şartta onaylanması mümkün gözükmüyor.
Bu durumda, protokollerin Mecliste tutulması, onaylanacakları gibi bir izlenim
yaratacak ve Türkiye üzerinde baskıların artması sonucunu doğuracaktır. Nitekim, Temsilciler Meclisi seçimleri yaklaşıyor
Amerika’da. Amerika Temsilciler Meclis Başkanı Nancy Pelosi ile Dışişleri Komitesi Başkanı Howard
Berman, protokoller onaylanmadığı takdirde soykırım
karar tasarısını Temsilciler Meclisine sevk edeceklerini açıklayarak Türkiye’ye
baskı yapmaya yönelebilirler.
Değerli arkadaşlarım, bu bakımdan, protokollerin derhâl Meclisten
çekilmesi, sonra da çöp sepetine atılması zorunludur. Konuya geniş bir
perspektiften bakıldığı takdirde, bugüne kadar uluslararası alanda,
Ermenistan’a ilaveten birçok devlet tarafından Türkiye'nin dış politikasını
yönlendirmek ve ödünler elde etmek amacıyla kullanılan Ermeni soykırım
iddialarının, giderek Türkiye’yi baskı altına alıcı ve kuşatıcı küresel bir
tehdit niteliğini kazandığını görüyoruz değerli arkadaşlarım. Biraz önce gelen
haberlerde de 24 Nisan nedeniyle Ermenistan’da olaylar çıktığı, Türk
bayraklarının yakıldığı belirtildi. Bu bakımdan, meseleleri örtbas etmek iyi
bir taktik, iyi bir yaklaşım değildir değerli arkadaşlarım.
Bütün bu gelişmeler ışığında, hem Türkiye'nin Ermeni iddialarıyla
mücadele stratejisinin tartışılması hem de Ermenistan’la imzalanan
protokollerin nihai akıbetinin değerlendirilmesi amacıyla, Anayasa’nın 98’inci
ve İç Tüzük’ün 102’nci ve 103’üncü maddeleri uyarınca Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına genel görüşme açılmasını yüce Meclisin takdirlerine derin
saygılarımla sunarım.
Teşekkür ediyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elekdağ.
Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen
Hasan Murat Mercan, Eskişehir Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Mercan.
HASAN MURAT MERCAN (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; bugün huzurunuzda, Cumhuriyet Halk Partisinin,
Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanmış olan protokollerin akıbeti ve
asılsız Ermeni iddialarıyla mücadele stratejisini tartışmak üzere gündeme
alınması hususunun aleyhinde konuşmak üzere söz almış bulunuyorum.
Değerli arkadaşlarım, şunu hepinize hatırlatmak isterim: Bugün biz
burada ne konuşuyorsak, bu Mecliste konuşulan her cümle, her kelime, özellikle
uluslararası meseleleri ilgilendirdiği zaman, bu konuşulanların hepsi, anında,
ilgili ülkelerin masalarında, ilgili ülkelerin dışişleri bakanlarının
masalarında mutlaka ve mutlaka yer alacaktır. Onun için, biz millî menfaatlerimizi
gözetiyorsak eğer; onun için, eğer biz ulusal menfaatlerimizi gözetiyorsak,
konuşurken bütün bir dünyanın bizi dinlediğini dikkate alarak konuşmak
durumundayız.
Değerli arkadaşlarım, hem protokollerle ilgili hem Ermeni
iddialarıyla ilgili, ben öyle iddia ediyorum ve öyle sanıyorum ki Türkiye Büyük
Millet Meclisinin tüm siyasi partileri ve ilgili arkadaşlarımız, Hükûmetimiz tarafından son derece yakın bir şekilde
bilgilendirilmiştir. Bu protokollerle ilgili Sayın Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, siyasi partilerimizin genel başkanlarını yakinen
bilgilendirmiştir, aynı zamanda, Dışişleri Komisyonunda bu konuyla ilgili çok
detaylı açıklamalarda bulunmuştur. Aynı zamanda, Amerika Birleşik Devletlerine
yapacağımız seyahat öncesinde, bu seyahate iştirak edecek olan milletvekili
arkadaşlarımızla uzun bir şekilde görüşmüş, konuşmuş ve aslında bu
protokollerin akıbetiyle ilgili ve Ermenistan iddialarıyla ilgili, Ermeni
iddialarıyla ilgili mücadele stratejimizi en üst düzeyde muhalefet partili
arkadaşlarımızı bilgilendirmiştir.
Bugün burada bunları konuşmanın kime ne faydası var? Bunu, ben,
doğrusu merak ediyorum. Diyelim ki biz, bugün, Ermeni iddialarıyla ilgili
mücadele stratejisini burada konuştuk. Bu konuştuğumuz sadece Türkiye’de mi
kalacak? Eğer bu mücadele stratejisini konuşacaksak o zaman bunu biz kapalı
oturumda ya da ilgili milletvekili arkadaşlarımızla komisyonlarımızda,
muhalefet partilerini ziyarette çok daha rahat konuşamaz mıyız?
Değerli arkadaşlar…
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Bugün gazetelerde Sarkisyan’ın
açıklaması var.
HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, biz,
hiçbir zaman Ermenistan ile yapılmış olan protokollerin tartışılmasını, bu
protokollerle ilgili düşüncelerimizin açıklanmasından ya da bunların
konuşulmasından rahatsızlık duymadık ama gönlümüz arzu ederdi ki muhalefet
partisindeki arkadaşlarımız, bu meseleleri konuşurken Ermenistan
Cumhurbaşkanını referans gösterdiği kadar, Ermenistan Anayasa Mahkemesini
referans gösterdiği kadar ya da Amerika Birleşik Devletleri’ndeki yetkilileri
referans gösterdiği kadar, en az onun kadar bizim Dışişleri Bakanımızı referans
göstersin, bizim Başbakanımızı referans göstersin. Bu konularda Başbakan ne demiş, Dışişleri Bakanı ne demiş,
pozisyonları nedir, bunları ortaya koysunlar.
AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Niye protokol imzaladınız?
HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu
protokollerin imzalandığı gün de bugün de…
AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Niye imzaladınız? Neden?
HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, biz sizi
saygıyla dinledik, lütfen bizi de saygıyla dinleyin.
Bu protokollerin imzalandığı gün de Dışişleri Bakanının yaptığı
açıklama herkesin gözü önündedir, kamuoyuna yapılmış açıklamadır.
MUHARREM VARLI (Adana) – O zaman neyi gizliyorsun sen?
HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Bu protokollerle nelerin murat
edildiği, nelerin amaçlandığı, bölgede topyekûn bir çözüme yönelik çabaların
olduğu herkesin malumu üzerinedir. Bugün bunları konuşmanın kime ne faydası
var? Bugün bunları gündeme getirmenin kime ne faydası var?
OKTAY VURAL (İzmir) – İmzaladığınız zaman kime ne faydası vardı?
HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Sanki,
Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti bu protokolleri
imzalayarak Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ meselesini gündeminden düşürmüş gibi
konuşuyorsunuz.
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Aynen öyle.
HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Bu konuda bunu böyle söylüyorsanız
size “Yazıklar olsun.” diyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP
sıralarından gürültüler)
MUHARREM VARLI (Adana) – Size yazıklar olsun, size, size! O imzayı
atana yazıklar olsun!
HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Çünkü değerli arkadaşlar, daha dün…
MUHARREM VARLI (Adana) – Hâlen bir de konuşuyorsunuz ya! Yüzünüz
de kızarmıyor be!
HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Daha dün Amerika Birleşik
Devletleri Başkanıyla görüşmesinden hemen sonra Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı…
GÜROL ERGİN (Muğla) – Vatanı satanlara yazıklar olsun!
HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – …Azerbaycan’la ilgili, Dağlık
Karabağ’la ilgili sözlerini tekrar etti. Bunları niye gündeme getirmiyorsunuz?
(CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
MUHARREM VARLI (Adana) – Azeriler küstü mü, küsmedi mi, sen onu
söyle.
HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, dış politika,
uluslararası ilişkiler ciddiyet ister. Değerli arkadaşlar, uluslararası
ilişkiler vizyon ister.
Statükonun korunması, statükonun devam
etmesi Azerbaycan’ın hangi problemini çözecek? Statükonun devam etmesiyle 1
milyonu aşkın Azeri kaçkın kardeşimiz yerlerine geri mi dönecekler?
MUHARREM VARLI (Adana) – Siz geri mi döndürdünüz?
HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Yedi reyonun yedisinden Ermenistan
geri mi çekilecek? Dağlık Karabağ meselesi biz bu statükoyu
korursak çözüme mi kavuşacak? Değerli arkadaşlar, zihnimizi açık tutmamız
lazım.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Önemli olan çözülmesi değil, nasıl
çözüldüğü.
HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, proaktif politikayı izlememiz lazım. İlk defa ve ilk defa,
uzun yıllardan sonra Dağlık Karabağ meselesini dünyanın gündemine AK PARTİ Hükûmeti getirmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yıllardır
uyuyan Dağlık Karabağ meselesi…
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Şimdi bölge de sizden taviz
bekliyor, müsebbibi sizsiniz.
HASAN MURAT MERCAN (Devamla)
– …yıllardır uyuyan Dağlık Karabağ meselesi, Azeri kardeşlerimizin hakları
hukukları ilk defa dünyada Türkiye Cumhuriyeti’nin attığı adımlarla gündeme
getirilmiştir.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Azeri kardeşlerimiz size küstü, o
zaman niye?
HASAN MURAT MERCAN (Devamla)
– Bugün eğer Ermenistan ile Azerbaycan arasında Minsk Grubu eşliğinde
görüşmeler devam ediyorsa, bu kendiliğinden mi oldu?
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Söylediklerinize bir de kendiniz
inanın!
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ermenistan açılımı bitti.
HASAN MURAT MERCAN (Devamla)
– Amaç burada, Azeri kardeşlerimizin kendi topraklarına geri dönmesi değil mi?
Amaç burada, Azerbaycan’ın, Dağlık Karabağ’ın haklarını korumak değil mi?
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – O protokollerde bunu sağlayan bir
hüküm var mıydı?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HASAN MURAT MERCAN (Devamla)
– Değerli arkadaşlar, biz her zaman Türkiye Cumhuriyeti’nin…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Yorma kendini, yorma!
BAŞKAN – Sayın Mercan, lütfen tamamlayınız.
HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – …millî menfaatlerini korumak hepimizin
görevidir.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bozgun yaşadınız, bozgun!
HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Bunu korurken, muhalefetteki
arkadaşlarımızın da bu korumaya katkıda bulunması gerekmektedir. Bunu bugün
tartışarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin millî menfaatleri mi korunmaktadır?
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Protokoller ne oldu, onu söyle.
HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Bunu bugün gündeme alırsak bizim
millî menfaatlerimiz daha mı fazla korunacak?
MUHARREM VARLI (Adana) – Hangi millî menfaatimizi korudunuz ki bunu
koruyacaksınız ya! Hangisini korudunuz ki bunu koruyacaksınız!
HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bizim
pozisyonumuz belli.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Size alet olmayız, olmayacağız.
HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Protokoller, Türkiye Büyük Millet
Meclisi Dışişleri Komisyonunun gündemindedir. Ama biz bunu gündeme almamızın
koşullarını, Sayın Başbakan da daha yeni söyledi.
OKTAY VURAL (İzmir) – Talimat mı veriyor Başbakan?
HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Azerbaycan’la ilgili meselede bizim
açık ve net bir şekilde pozisyonumuz belli. Azeri kardeşlerimizin problemlerini
de çözmek istiyoruz. Ermenistan ile tabii ki ilişki kurmak istiyoruz,
normalleşme kurmak istiyoruz ama bunu yaparken de millî menfaatlerimizi her
şeyin üstünde tuttuğumuzu hepinizin gayet iyi bilmesini istiyorum.
Değerli arkadaşlar, statükonun kimseye
faydası yok.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ermenistan’a gidin, biraz daha
yalvarın.
GÜROL ERGİN (Muğla) – Vatan…
HASAN MURAT MERCAN (Devamla)
– Değerli arkadaşlar, sözlerinize dikkat edin!
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Mercan.
HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Sözlerinize dikkat edin!
BAŞKAN – Sayın Mercan, teşekkür ediyorum.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen dikkat et!
RECEP TANER (Aydın) – Sen dikkat et, sen!
HASAN MURAT MERCAN (Devamla)
– Bir başbakan, gelmiş geçmiş hiçbir başbakan o söylediğiniz şeyi yapmamıştır.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bugüne kadar öyleydi zaten!
HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Sözlerinize dikkat edin. Lütfen…
BAŞKAN – Lütfen Sayın Mercan… Teşekkür ediyorum.
HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Keşke konuşmasaydın, büyük şanssızlık
oldu.
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz
isteyen Deniz Bölükbaşı, Ankara Milletvekili.
Buyurun Sayın Bölükbaşı. (MHP sıralarından alkışlar)
AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubunun Ermenistan’la
ilişkiler konusunda genel görüşme açılması önerisinin lehinde söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Ermenistan protokolleri konusunda yaşanan son gelişmeler ve AKP Hükûmetinin iflas eden sakat politikaları bu konunun bütün
yönleriyle Türkiye Büyük Millet Meclisinde ele alınmasını zaruri ve kaçınılmaz
hâle getirmiştir.
Biraz önce burada konuşan Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AKP
Sözcüsü Sayın Murat Mercan’ın söylediklerini üzüntü, hayret ve ibretle
dinledim. Doğrudur Sayın Mercan, dış politika ciddiyet ister, vizyon ister ama sorun bu iki hasletin AKP’nin dış politika
anlayışında yeri olmamasıdır. (AK PARTİ sıralarından “Hadi oradan” sesleri,
gürültüler)
SONER AKSOY (Kütahya) – Evet, senin öğrenmen lazım, hadi
oradan.
MUHARREM VARLI (Adana) – Öğreteceğiz…
BAŞKAN – Sayın Milletvekilleri, lütfen.
AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Devamla) – Gelin, şimdi AKP’nin dış
politika anlayışının ciddiyet ve vizyondan ne kadar
nasibini aldığını, bu alandaki karanlık sicili ışığında birlikte
değerlendirelim.
Değerli milletvekilleri, geldiğimiz bugünkü noktada Ermenistan’la
protokollerin imzalanmasıyla Türkiye'nin nasıl bir çıkmaza sürüklendiği bütün
çıplaklığıyla açığa çıkmıştır. Bu konudaki gerçekleri ve değerlendirmemizi
satır başlarıyla yüce heyetinizle paylaşmak isterim.
AKP Hükûmetinin, Anayasası’yla
Türkiye'nin toprak bütünlüğünü sorgulayan, soykırım yalanını millî dava olarak
benimseyen ve Azerbaycan topraklarının beşte 1’ini işgal eden Ermenistan’la, bu
ülke uluslararası hukuka aykırı ve düşmanca tutum ve politikalarını
değiştirmeden sınırın açılmasını ve diplomatik ilişki kurulmasını öngören
protokolleri imzalaması tarihî bir gaflet olmuştur. Bunun siyasi, hukuki ve
ahlaki meşruiyetten yoksun olduğu aradaki dönemde yaşanan gelişmelerle şimdi
daha iyi anlaşılmıştır. Bu gaflet, AKP Hükûmetinin
benimsediği vizyonsuz ve teslimiyetçi dış politika
anlayışının ibret verici bir örneği olarak siyasi tarihimize geçmiştir.
Ermenistan Anayasa Mahkemesinin protokollerin içeriği, kapsamı ve
anlamı konusunda aldığı karar da Hükûmet için uyarıcı
olmamış, gaflet yolculuğundan dönmesini sağlayamamıştır. Ne dedi Anayasa
Mahkemesi, gelin bir kere daha hatırlayalım. Bu kararıyla Anayasa Mahkemesi,
protokollerin Türkiye'nin Doğu Anadolu topraklarını Batı Ermenistan olarak tanımlayan
Ermenistan Anayasası hükmüne değiştirmeyeceğini, sınırı belirleyen 1921 Kars
Anlaşması’nın tanınması sonucunu doğurmayacağını ve 1915 soykırım yalanının
tanınması için sürdürülen kampanyayı hiçbir şekilde etkilemeyeceğini kayda
geçirmiştir. Bunun yanı sıra, protokollerin Dağlık Karabağ sorunu ve Ermeni
işgaliyle hiçbir ilişkisi bulunmadığını, bu konuda herhangi bir etki ve sonuç
doğurmayacağını hükme bağlamıştır.
Değerli milletvekilleri, Anayasa Mahkemesinin bu kararıyla, Sayın
Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun, protokollerin
Türkiye'nin tezlerine uygun olduğunu söyleyerek gerçekleri saptırdığı acı bir
şekilde ortaya çıkmıştır. Ermenistan yetkilileri, protokollerin imzalanması
sonrası her vesileyle sahte soykırım kampanyasının her şart altında süreceğini
ve Dağlık Karabağ ön şartının hiçbir şekilde kabul edilemeyeceğini açıkça dile
getirmişlerdir. AKP Hükûmeti, bütün bu gelişmeler
karşısında sessiz ve tepkisiz kalmış, bu şartlar altında protokollerin Türkiye
bakımından geçersiz ve hükümsüz olduğunu açıklama ve bunu Meclisten geri çekme
basiretini ve cesaretini gösterememiştir.
Türkiye'nin bu ezik ve teslimiyetçi tavrından cüret alan
Ermenistan, Türkiye’ye tehditlerini aradaki dönemde ağırlaştırarak
sürdürmüştür. Cumhurbaşkanı Sarkisyan, Türkiye'nin
protokol müzakerelerinde Dağlık Karabağ sorununu hiçbir şekilde, evet, hiçbir
şekilde gündeme getirmediğini, şimdi böyle bir ön şart ileri sürmenin kabul
edilemeyeceğini ifadeyle, protokollerin Türkiye tarafından en kısa zamanda
onaylanması için âdeta ültimatom üstüne ültimatom
vermiştir. Bu yapılmadığı takdirde, Ermenistan’ın protokollerin onay işlemini
durdurarak bunları geri çekeceği tehdidinde bulunmuştur. Bütün bu küstahlıklar
karşısında Sayın Başbakan ve Hükûmeti protokolleri
suni teneffüsle yaşatmak gayreti içerisine girmiş, Ermenilerin peşinden koşarak
ricacı duruma düşmüştür.
Cumhurbaşkanı Sarkisyan, Washington’da
Sayın Başbakanla yaptığı görüşme öncesi Alman dergisi Spielgel’e
verdiği demeçte soykırım gerçeğinin Türkiye ile hiçbir şart altında tartışma
konusu yapılamayacağını bir kez daha açıkça ifade etmiştir. Protokollerde
kurulması öngörülen tarih komisyonunda bu konunun görüşülmeyeceğini, bunun için
Türkiye'nin önce soykırım suçu işlediğini kabul etmesi gerektiğini ancak bundan
sonra tarihçilerin bu trajedinin nedenlerini araştırabileceklerini söylemiştir.
Sayın Başbakan ve Hükûmeti buna karşı da sessiz ve
tepkisiz kalmıştır.
Sayın Başbakanın 13-14 Nisan 2010’da Washington ziyaretinde Obama
ve Sarkisyan’la yaptığı görüşmeler bu ortam ve
şartlar altında gerçekleşmiştir. Bu görüşmeler tam bir fiyaskoyla sonuçlanmış,
AKP Hükûmetinin bu konuda içine saplandığı bataklık
daha da ağırlaşmıştır. Amerikan Başkanı, Türk-Ermeni ilişkilerinin normalleşme
sürecinin ön şartsız ilerletilmesi ve protokollerin onay sürecinin bu anlayışla
bir an önce sonuçlandırılması yolundaki görüşünü değiştirmemiş ve bu durumda
Başbakan Erdoğan’ın Türkiye’yi nasıl bir çıkmaza sürüklediği çok çarpıcı bir
şekilde bir kez daha anlaşılmıştır.
Sarkisyan, Washington’daki
temaslarında soykırımın hiçbir şekilde tartışmaya açık olmadığını, Türkiye'nin
Dağlık Karabağ sorununa karışamayacağını bir kez daha küstah ifadelerle kayda
geçirmiştir ve nihayet 22 Nisan 2010 tarihinde Ermenistan Cumhurbaşkanlığı
yaptığı açıklamayla protokollerin onay sürecini askıya aldıklarını ve
ilişkilerin normalleşme sürecinin bu aşamasının sona erdiğini ilan etmiştir.
Değerli milletvekilleri, bu gelişmeler karşısında Türk
yetkililerinin sergiledikleri tutum her yönüyle ibret vericidir. Sayın
Cumhurbaşkanımız, bu durum karşısında sessiz diplomasiye ihtiyaç olduğunu,
sürecin sona erdiğini düşünmediğini söylemiştir. Sayın Başbakan ise, süreci
askıya almanın Ermenistan’ın takdiri olduğunu, AKP Hükûmetinin
yine de imzasına sadık kalmayı sürdüreceğini açıklamıştır. Sayın Dışişleri
Bakanımız da Erivan’ın aldığı tek taraflı kararın kendi takdirleri olduğunu
belirtmiş ve sürecin devam etmesi ümidini dile getirmiştir.
Türkiye'nin, Türk Hükûmetinin
sergilediği bu ezik tutum, gaflet ve basiretsizliğin zirvesidir. Bütün yaşananlara
rağmen Hükûmetin süreci kurtarmaya çalışması, izahı
olmayan bir garabet örneği olarak karşımızdadır. Geldiğimiz bu noktada, Hükûmetin ağır baskılar altında protokollerin
sonuçlandırılmasına angaje olduğunu, bu amaçla
Türkiye'nin geri adım atarak ilave tavizler vereceği yeni arayışlara
yöneldiğine ilişkin işaretler artmaktadır.
Bu kapsamda üç hususu dikkatinize getirmek isterim:
Protokollerin yürürlüğe girmesinden önce, iyi niyet jesti olarak Akdamar
Kilisesi’nde yapılacak ayine katılacakların geçişi için sınırın açılmasının
düşünüldüğü ve Dağlık Karabağ ön şartından pişman olan Sayın Başbakanın, bu ön
şartı sulandırmak için ricat kapısı arayışlarına yöneldiği, bu amaçla Minsk
sürecinde kâğıt üstünde göstermelik bazı ilerlemeleri, işgal altındaki birkaç reyondan
çekilme sözünü yeterli sayarak protokollerin onay sürecini sonuçlandırmaya
hazırlandığı anlaşılmaktadır. Böyle bir
yaklaşımın Türkiye için onur ve haysiyet kırıcı olacağı açıktır.
Protokollerin imzalanmasının cumhuriyet döneminin en büyük diplomatik
fiyaskosu olduğu, şimdi bütün çıplaklığıyla karşımızdadır. Geldiğimiz bugünkü
noktada bu vahim tablonun satır başları bunlardır.
Bu durumda Hükûmete çağrımız, Amerika
Birleşik Devletleri’nin ağzına bakmaktan artık vazgeçmesi, Erivan’la başlattığı
teslimiyet sürecinin iflas ettiğini görmesi ve protokollerin geçersiz ve
hükümsüz hâle geldiğini ilan ederek bunları Türkiye Büyük Millet Meclisinden
derhâl çekmesidir. Önümüzdeki dönemde Türkiye’yi çok zor günler beklemektedir. Hükûmetin ilkesiz, vizyonsuz ve
pusulasız dış politikası Türkiye’yi bir bataklığa saplamıştır.
Bu düşüncelerle, Cumhuriyet Halk Partisinin genel görüşme
önerisini, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu desteklemektedir.
Hepinize saygılarımı sunarım. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bölükbaşı.
Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Suat Kınıklıoğlu, Çankırı Milletvekili.
Buyurun Sayın Kınıklıoğlu.
SUAT KINIKLIOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Türkiye'nin Ermeni iddialarıyla mücadele stratejisinin
tartışılması, Türkiye-Ermenistan protokollerinin değerlendirilmesi amacıyla
genel görüşme açılması talebinin aleyhinde şahsım adına söz almış
bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerimin başında, Sayın Elekdağ’ın,
Sayın Başbakanımızın Rusya Başbakanı Sayın Putin,
Amerikan Başkanı Sayın Obama ve başka liderlerle ilgili görüşmelerdeki
sözlerine atfen ve oradaki görüşmelerde sanki orada varmış gibi yapmış olduğu
ifadelerin doğru olmadığını ifade etmek istiyorum. Bu tür görüşmelerde,
kendilerinin de çok iyi bildiği gibi…
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Siz var mıydınız?
SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – …bir tercüman ve bir Dışişleri Bakanı
dışında kimse bulunmazken…
GÜROL ERGİN (Muğla) – Siz orada mıydınız?
SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – …Sayın Elekdağ’ın
bu tür bilgiyi, bu görüşmelerde varmış gibi bulunup bunları nerede, nasıl
aktardığını burada Genel Kurula izah etmesinde yarar olduğunu düşünüyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Şeffaf değil mi her şey? Kapalı kapılar
ardında mı konuşuldu?
SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – Sayın Başbakanımızın bu görüşmelerde
olduğu gibi, Türkiye-Ermenistan protokollerinin yazılması ve siyasetimizin
genel çerçevesi içerisinde en ufak bir imanın dahi yapılabilmesinin hem Adalet
ve Kalkınma Partisine hem bu Hükûmete hem de bu
ülkeye yapılmış büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyorum.
Türkiye-Ermenistan normalleşmesine en baştan beri Türkiye bölgesel
bir perspektif getirmiştir. Sayın Başbakanın mayıs ayında, geçen yılın mayıs
ayında Bakü’de yaptığı gibi, bütün kamuoyu önünde, Azerbaycan Parlamentosuna da
hitaben yaptığı konuşmada olduğu gibi, akabinde yapmış olduğu basın
toplantısında Sayın Aliyev ile ilan edildiği gibi
Karabağ sorununda somut bir gelişme olmadan protokollerin Türk Parlamentosundan
geçemeyeceği açık bir şekilde beyan edilmiştir. Bir Başbakanın en üst seviyede
kamuoyuna açık bir şekilde ifade etmiş olduğu bu duruştan sonra hâlen bunu
sorgulamanın, bununla ilgili soru işaretleri yaratmanın, burada sanki Türkiye,
Türk-Ermeni normalleşmesi protokollerinde Azerbaycan’a rağmen bir iş yapıyormuş
gibi bir hava yaratmanın haksızlık olduğunu, doğru olmadığını, kamuoyunu
yanıltmaya yönelik olduğunu düşünüyorum.
Türk-Ermeni normalleşmesi ve bu protokollerin her aşamasında
Azerbaycan bilgilendirilmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Başbakanımız,
Sayın Dışişleri Bakanımız Azeri kardeşlerimizle istişare hâlinde protokollerin
yazılması, protokollerin daha ileri bir aşamaya gelmesi merhalelerinde sürekli istişare
hâlinde olmuş ve karşılıklı, iki kardeş ülkenin gerektirdiği gibi istişare
hâlinde bu süreci yürütmüşlerdir.
Eğer protokoller olmasaydı ki, protokollerin gündeme gelmesinden
bu yana Minsk Grubu bir yılda 17 kez bir araya gelmiştir. 17 yıldır 17 kez bir
araya gelmeyen Minsk Grubu, yani Karabağ sürecinden sorumlu olan üç eş başkanlı
Minsk Grubu 17 yıldır 17 kez bir araya gelmezken, 1 yılda 17 kez bir araya
geliyorsa bunun bir sebebi ve bir anlamı var.
AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Gelse ne olur!
SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – Bunun tek sebebi, Türkiye’nin mevcut statükoyu kabul etmemesidir. Mevcut statükoda
işgal vardır. Mevcut statükonun devamı Azerbaycan’ın
lehine değildir. Türk dış politikası Karabağ’da statükoyu
değiştirmeye yöneliktir.
En son yaptığımız Washington ziyareti esnasında, nükleer zirve
esnasında -ki, eğer basın yayın organlarında bu ziyaretle ilgili
değerlendirmeler iyi incelenirse görülecektir- Karabağ süreciyle Türk-Ermeni
normalleşmesi arasındaki bağ Amerika Birleşik Devletleri tarafından kabul
edilmiştir. Bu yüzden…
AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara) – Allah Allah!
Nereden çıkarıyorsun? Tam tersine!
SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – Efendim, gazete okuyunuz; gazete
okuyunuz, analiz okuyunuz. Nereden çıkardığımı…
BAŞKAN – Sayın Kınıklıoğlu, lütfen Genel
Kurula hitap ediniz, karşılıklı konuşmayınız.
Buyurun.
MUHARREM VARLI (Adana) – Gazeteler çok şey yazıyor!
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sizin gazeteleri mi okuyalım Suat
Bey?
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…
SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – Sayın Elekdağ’ın
Türk-Ermeni normalleşmesi ve protokolleriyle ilgili söylediği bir iki hususa da
atıfta bulunmak istiyorum.
Kendileri Ermenistan Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararının
protokollerin lafzına ve ruhuna aykırı bir unsur kattığını söylediler. Türk
diplomasisi, Ermenistan Anayasa Mahkemesi kararından sonra, gerekçeli
kararından sonra hem uluslararası diplomasinin bütün araçlarını aktive etmiş
hem de sürecin iki tarafını da bir araya getiren İsviçre Hükûmeti
nezdinde gerekli girişimlerde bulunmuştur. Protokollerin lafzına ve ruhuna
herhangi bir etkisi olmaması açısından bütün önlemler alınmıştır. Bu
protokoller sürecine, 1915 olaylarına ilişkin tanımlamayla ilgili, sanki Hükûmetimiz 1915 olaylarına ilişkin soykırım tanımını kabul
ediyormuş, sanki Hükûmetimiz 1915 olaylarına ilişkin
Ermeni diasporasının iddialarını kabul ediyormuş gibi
bir hava yaratmanın siyaseten ahlaksızlık olduğunu düşünüyorum. Bütün kayıtlar,
Başbakanımızın, Dışişleri Bakanımızın, Cumhurbaşkanımızın, bu Hükûmetin üyelerinin 1915 olaylarına ilişkin yaptıkları
açıklamalar kayıtlarda mevcuttur. Bununla ilgili böyle bir imada bulunmanın
yanlış olduğunu düşünüyorum.
Şu unutulmamalıdır, birkaç gün önce Azerbaycan’ın Musavat gazetesinde şöyle bir yorumun olduğuna işaret etmek
istiyorum: “Türkiye bizim adımıza gereken mücadeleyi gerektiği gibi yerine
getiriyor, Türkiye'nin Cumhurbaşkanı, Türkiye'nin Dışişleri Bakanı, Azerbaycan
Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanıymış gibi gereken mücadeleyi veriyor.” Ve
hatta bu yazı, kendi ülkesindeki liderleri de bu konuyla ilgili eleştiriyor.
Diasporaya bakarsanız, bugün diaspora
içindeki tartışmaya bakarsanız, protokollerin diaspora içinde de ciddi bir
bölünmeyi, Ermenistan’la diaspora arasında ciddi bir uçurum yarattığını
görüyorsunuz. Nasıl oluyor da Ermenistan Cumhurbaşkanı diasporayı
gezmeye gittiği zaman Ermenistan Cumhurbaşkanına Ermeni davasına ihanet ettiği
suçlaması veriliyor da burada siz bu itirazları gündeme getiriyorsunuz? Ya siz
haksızsınız ya onlar.
AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara) – Sen de diasporaya
mı sığınıyorsun?
SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – Diasporanın yaptığı açıklamalara
bakarsanız, bu protokollerinin diplomatik lisanda, hem Kars Anlaşması’nı teyit
ettiği hem de Karabağ sorununa barışçıl bir çözüm talep ettiğini göreceksiniz.
Diplomatik dilden anlayan herkes, bu protokollerin Türk-Ermeni normalleşmesi
hususunda çok akıllı, Türkiye'nin çıkarlarını koruyan ve -önemle altını
çiziyorum- soruna bölgesel bir bakış açısı getiren… Çünkü bizim dış
siyasetimiz, komşuluk siyasetimiz bölgesel bir bakış açısı getiriyor yani
Karabağ sorununu görmemezlikten gelmiyor.
Bugün net bir şekilde görülüyor ki protokoller gündeme geldiğinden
beri Karabağ konusu gündeme gelmektedir. On yedi yıldır neden Karabağ konusunda
bir çalışma olmadı? Neden Minsk Grubu bir araya gelmedi?
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Size soralım!
SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – Neden, Karabağ’la ilgili koridordan
tutun, Fizuli ve Aktan bölgelerinin çekilmesine kadar
ayrıntılı bir şekilde bugün burada tartışılıyor? Bunun tek bir sebebi var, o da
Türkiye'nin Ermenistan normalleşmesi ve bölgesel komşuluk siyasetiyle gelmiş
olduğu noktadır.
AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sizin sekiz senedir yaptığınız,
protokol... Sekiz senedir yaptığınız şey, protokol.
SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – Sözlerimi toparlarken, şunu ifade
etmek istiyorum: Bugün, bu bölgeyle ilgili…
GÜROL ERGİN (Muğla) – Ermeni kardeşleriniz sizlere hayırlı olsun!
SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – O bölgeye kaç kere gittiniz, oradan
konuşanlar?
BAŞKAN – Sayın Kınıklıoğlu, lütfen,
karşılıklı konuşmayın.
SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – Karabağ’ı gördünüz mü?
MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Gördük…
SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – Ermenistan’a gittiniz mi? Kafkasya’yı
gördünüz mü?
MUHARREM VARLI (Adana) – Savaştık biz orada, savaştık…
MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Hepimiz gittik oralara…
MUHARREM VARLI (Adana) – Sen ne bilirsin Karabağ’ı?
SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – Oraya gitmeden, konuşmadan, oraları
bilmeden, oradan konuşmak kolay. O bölgeleri göreceksiniz, oradaki konuyu iyi
anlayacaksınız, siyasetimizin değerini daha iyi göreceksiniz.
MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Sen ne bilirsin?
SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – Bu ülkenin dış politikası, eğer bir
futbol terminolojisi kullanmak gerekiyorsa, sizin döneminizde Bank Asya
Ligi’ndeydi, biz bu ülkenin dış politikasını Süper Lig’e çıkarttık.
Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Sen bilirsin, başka kimse bilmez!
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kınıklıoğlu.
Sayın Öymen, Sayın İnan, Sayın Doğru,
Sayın Keleş, Sayın Günal, Sayın Tütüncü, Sayın Emek,
Sayın Elekdağ, Sayın Koç, Sayın Gök ve Sayın Sipahi
İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi gereğince söz istemişlerdir. Başka kimseye söz
verilmeyecektir. Sisteme daha sonra girilmesin lütfen.
Sayın Öymen, buyurun.
VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)
8.- Bursa Milletvekili Onur Öymen’in, CHP Grup önerisine ilişkin açıklaması
ONUR ÖYMEN (Bursa) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Bu tartışmaları biz bu yüce Meclisin çatısı altında yaparken şu
anda Erivan’da Türk bayrakları yakılıyor, Sayın Başbakanın, Sayın Cumhurbaşkanının
posterleri yakılıyor. Washington Büyükelçiliğimizi Ermeni saldırılarından
korumak için oradaki vatandaşlarımız etten duvar ördüler, Büyükelçiliğimizin
etrafında.
Biz, burada, şimdi birlik içinde, bize yapılan bu haksızlıkları
tepkiyle karşılayacağımıza birbirimize saldırıda bulunuyoruz; çok yakışıksız
buluyorum. Biz bu çatının altında Ermenistan konusunda oy birliğiyle karar
aldık geçen dönemde. Ne değişti? Değişen tek şey Hükûmetin
politikasıdır. Bir anlaşma imzalıyorsunuz, bir protokol imzalıyorsunuz, içinde,
Türkiye'nin -sizin dönem dâhil- on yedi
senedir uyguladığı politikalar bir tarafa bırakılıyor. Bir tek cümle yok içinde
ne Karabağ’la ilgili ne Ermenistan’ın işgal ettiği topraklardan çekilmesiyle
ilgili. Çok hazin bir…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın İnan, buyurun.
9.- Niğde Milletvekili Mümin
İnan’ın, CHP Grup önerisine ilişkin açıklaması
MÜMİN İNAN (Niğde) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Sayın Başbakanın Amerikan gezisinden sonra, ABD Başkanıyla
görüşmesinden sonra Türkiye’de ulusal bir televizyonda yayınlanan Canlı Gaste programında sürmanşet atılmıştır ve başlık şudur: “Obama’dan Yol Haritası” Obama’nın
protokolleri çok önemsediği ve bu konuda, bir an önce bunların hayata
geçirilmesi konusunda hassas olduğu belirtilmektedir. Obama Türkiye’yi acaba
Amerika’nın 53’üncü eyaleti mi kabul etmektedir? Dolayısıyla onurlu bir dış
politikasından bahsedenler bu manşete neden tepki göstermediler? Amerika
Başkanının Türkiye’ye böyle bir tavır içerisinde Türk dış politikasına
müdahalesini bizim bağımsızlığımıza bir müdahale olarak neden görmediler?
Dolayısıyla biz bu konuda Milliyetçi Hareket Partisi olarak Obama’nın ve AKP’nin politikalarını şiddetle reddettiğimizi
ifade eder, saygılar sunarım.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnan.
Sayın Doğru…
10.- Tokat Milletvekili Reşat
Doğru’nun, CHP Grup önerisine ilişkin açıklaması
REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Bugün itibarıyla -24 Nisan- dünyanın birçok yerlerinde Ermeniler
yandaşlarıyla beraber, milletimiz aleyhinde birçok eylemler ve söylemler
içerisindedir. Türkiye-Ermenistan arasında yapılan protokolün, maalesef,
yapıldığı anda bizler tarafından yanlış olduğu söylenmişti ancak protokollere
devam edildi. Şu an itibarıyla da Ermenistan bunu bozduğunu ifade ediyor.
Şurası unutulmamalıdır ki bu protokolden dolayı Azerbaycan çok
büyük üzüntü içerisinde kalmış, Azeri kardeşlerimizin hepsi tepki göstermiştir.
Azerbaycan’da hiçbir kurum ve kuruluş, basın ve medya dâhil olmak üzere, bu
protokolü onaylamamıştır. Onaylayan, bunun olmasını isteyen sadece AKP Hükûmeti ve Dışişleri Bakanlığı olmuştur. Bundan dolayı da
şu anda yedi Azerbaycan kenti işgalde, Karabağ işgal altında bulunmaktadır. 1
milyonun üzerindeki insan perişan bir şekilde, Bakü’nün etrafında,
Azerbaycan’ın çeşitli reyonlarında “Acaba benim durumum ne olacak?” söylemi ve
beklentisi içerisindedir. Bundan dolayı da özellikle bu konuyu yakından takip
etmek gereklidir. 1992 yılında Hocalı katliamının…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Keleş, buyurun.
11.- İstanbul Milletvekili Birgen
Keleş’in, Eskişehir Milletvekili Hasan Murat Mercan’ın, konuşmasında yapmış
olduğu değerlendirmelere ilişkin açıklaması
BİRGEN KELEŞ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Mercan’ın konuşması çok hüzün vericiydi çünkü Sayın
Mercan’ın, yıllardır dış politika konusunda çalıştığı ve Avrupa Konseyinde
bulunduğu hâlde Türkiye'nin ne duruma itildiğinin farkında olmadığını
gösteriyordu. Azerbaycan sorunu olsa da olmasa da Türkiye sözde soykırım
iddiaları karşısında her geçen gün biraz daha gerilemektedir. Çünkü biraz önce
sergilenen tavır nedeniyle bir türlü ortaya çıkıp sözde soykırım iddialarının
gerçekte ne olduğunu, Türkiye'ye ne kadar büyük haksızlık yapıldığını ve
iddiaların tarihî gerçeklerden ve uluslararası hukuktan ne kadar uzak olduğunu
anlatmıyoruz. Talepler yapıldığı ve Türkiye aleyhine haritalar yayınlandığı
hâlde biz tepki göstermiyoruz. İddiaları çürütmek için çaba göstermiyoruz. Oysa
uluslararası ilişkilerde başarılı olan ülkeler, iddialarının arkasında
sapasağlam duran ve onları bıkmadan usanmadan tekrarlayan ülkelerdir. Siyasi
bakımdan ahlaki bir davranış olmayan şey, belli görevlerde olup da bu ülkenin,
bu toplumun haklı davalarını savunmamaktır ve biz…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Günal, buyurun.
12.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, CHP Grup önerisine ilişkin açıklaması
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Başkanım.
22 Nisan tarihli gazeteler, Ermenistan’daki koalisyonu oluşturan
üç partinin oluşturduğu hükûmetin onay sürecini
durdurduğunu söylüyor. İsterlerse kendilerine -Sayın Mercan- açıklamanın tam
metnini gönderebilirim, henüz önümde açık duruyor. Dolayısıyla “Yazıklar olsun”
sözünü geriye iade ediyoruz. Burada duruyor, onay sürecini durdurmuşlar.
İkincisi, Hükûmetin Kıbrıs açılımı da
seçimden sonra bitmiş görünüyor. İnşallah diğer açılımlar da Türkiye’deki
olaylarla sona erecek.
Bir de, son bir şey kaldı; bu tazminat, toprak ve tanıma talebi
Ermenistan’ın devam ediyor. Fatih’in İstanbul’la ilgili söylediği bir şey
vardı: “Topraklar elimizden çıkacak” diyen falcıya “Benim edindiğim yerleri
satanlara Allah’ın gazabı üzerine olsun” diyor.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Tütüncü…
13.- Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’nün, CHP Grup önerisine ilişkin açıklaması
ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Cumhuriyet Halk Partisinin, soykırım iddiaları karşısında yeni bir
strateji kabul edilmesi konusundaki bu önerisinin neden kabul edilemediğini,
kabul edilmek istenmediğini anlamakta güçlük çekiyorum.
Bir tarihî fırsat var Sayın Başkan, değerli milletvekilleri. AKP
tarihe bu konuda son derece sıkıntılı bir şekilde geçmektedir. Bakınız, Ermeni
konusunda Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisinde alınan karar,
soykırımı 1915 de değil, 1923’e, Atatürk’e kadar yansıtmaya başladılar.
İsveç Parlamentosunda alınan karar, soykırımı sadece Ermeni
soykırımı olarak değil, Süryani soykırımı, Keldani
soykırımı, Pontus Rum soykırımı şeklinde genişletilmeye başlandı, bunları siz
biliyor musunuz? Neden Cumhuriyet Halk Partisinin bu önerisine sahip
çıkmıyorsunuz? Anlamakta güçlük çekiyorum ben AKP’li arkadaşları.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Emek, buyurun.
14.- Antalya Milletvekili Atila Emek’in, Eskişehir Milletvekili Hasan Murat
Mercan’ın, konuşmasındaki sözlerini kendisine iade ettiğine ilişkin açıklaması
ATİLA EMEK (Antalya) – Sayın Başkan, AKP sözcüsü Mesut Mercan,
Genel Kurula hitabında “Sizlere yazıklar olsun” demiştir, sözlerini kendisine
iade ediyorum. Mesut Mercan aynaya baksın, söylediği bu sözlerin kendisine çok
yakıştığını görecektir.
Teşekkür ederim.
HASAN MURAT MERCAN (Eskişehir) – Mesut Mercan kim?
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Emek.
Sayın Elekdağ, buyurun.
15.- İstanbul Milletvekili Şükrü
Mustafa Elekdağ’ın, Eskişehir Milletvekili Hasan
Murat Mercan ve Çankırı Milletvekili Suat Kınıklıoğlu’nun
konuşmalarındaki bazı ifadelerine ve kendi konuşmasındaki bazı ifadelerinin
yanlış yorumlanmasına ilişkin açıklaması
ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür
ediyorum.
Sayın Başkan, iktidar partisinin 2 milletvekili konuştular. Her 2
milletvekili de Dışişleri Komisyonunun üyesi. Ben kendilerinden bu konuştuğumuz
konunun özüne taalluk edecek bir iki söz söylemelerini beklerdim fakat
söylemediler, işi karıştırdılar.
Sayın Mercan’ın söylediği şey şu: “Burada konuştuğumuz her şey
dünya ülkeleri tarafından, devletleri tarafından değerlendiriliyor, dikkatli
olalım.” diyor. Peki, nerede konuşacağız işin doğru olup olmadığını? Başka
nerede konuşacağız, tartışacağız, karar vereceğiz? Bunu söyledi kendisi fakat
hiçbir şekilde işin özüne girmedi.
Sayın Kınıklıoğlu’na gelince, ben
doğrusu kendisinden bu konuya daha böyle bir ağırlıklı, ciddiyetli bir şekilde
girmesini beklerdim, o da olmadı.
Efendim, mesele ne? Mesele şu: Ermenistan Anayasa Mahkemesi
protokollerin içini boşaltmış, yeni baştan yazmıştır. Bunu ben söylemiyorum,
Dışişleri Bakanlığı da söylüyor. Ne demiştir? Kars ve Moskova anlaşmaları
geçerli değildir demiştir. Doğu Anadolu Ermenistan topraklarıdır demiştir.
Soykırım bir gerçektir ve biz bunun savunmasından hiçbir şekilde
vazgeçmeyeceğiz demiştir. Dördüncü olarak da Türk-Ermeni…
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Koç, buyurun.
16.- Samsun Milletvekili Haluk
Koç’un, Dışişleri Komisyonu Başkanı Hasan Murat Mercan’ın konuşmasında yapmış
olduğu değerlendirmelere ilişkin açıklaması
HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Sayın Dışişleri Komisyon Başkanının konuşmasını ben de hayretle
karşıladım. Yani bütün diaspora, bütün Ermenistan,
Ermenistan’ın lobisini oluşturan bütün yapılar, bütün dünya platformlarında bu
sorunu kendi pencerelerinden tartışırken “Türkiye kendi tezlerini Türkiye Büyük
Millet Meclisinde tartışmasın” anlamında ifadelerde bulundu ve sonra da başka
sıkıcı cümlelerle konuşmasına devam etti.
Ortada bir gerçek var, o gerçek bir tek AKP’yi bugün yöneten
zihniyet tarafından kabul edilmek istenmiyor. O da kuşatılmış bir Türkiye, bu
konuda daha sonraki ödünlere yol açacak Türkiye'nin pasif tutumu. Umarım
önümüzdeki günler Türkiye’yi daha zor durumda bırakmaz.
Ben bu genel görüşmenin Türkiye’de, Türkiye Büyük Millet
Meclisinde bütün detaylarıyla konuşulmasından ve Türkiye'nin ulusal tavrını
ortaya koymasından yanayım.
Bu şekilde sözlerimi bağlamak istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Gök…
17.- Mersin Milletvekili İsa
Gök’ün, Eskişehir Milletvekili Hasan Murat Mercan’ın konuşmasındaki “Mecliste bu
konu konuşulmasın.” ifadelerine ilişkin açıklaması
İSA GÖK (Mersin) – Sağ olun Sayın Başkan.
Sayın Murat Mercan, size yazıklar olsun! Siz, anlaşılan son
Amerika ziyaretinde olduğu gibi diplomatların alınmadığı, zabıtların dahi
tutulmadığı, Başbakanın “ülkeyi pazarlama” lafına atıf da yaparak özel al gülüm
ver gülüm toplantıları istiyorsunuz galiba çünkü bu konu Mecliste konuşulmasın
diyorsunuz, size yazıklar olsun!
Ermenistan ardıl devlet olmayı dahi kabul etmiyor, Kars ve Moskova
anlaşmalarını reddediyor. Protokolün, 2’nci Protokolün 1’inci maddesine, nasıl,
yürürlükten sonra iki ay içerisinde ortak sınır açılması şartını koyarsınız,
nasıl? Ardıl devlet olmayı kabul etmeyen Ermenistan ile oturup “Kars ve
Moskova’yı zımnen kabul etti.” diyorsunuz, nerede kabul etti? Buyurun, karar.
Acaba, hâlâ Dışişleri Bakanı istifa etmeyi düşünmüyor mu bu skandaldan sonra?
Muz cumhuriyeti olsa istifa eder ama burada hâlâ konuşuluyor; Bakan, koltuğunda
oturuyor, bir de onu savunanlar çıkıyor.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Sipahi, buyurun.
18.- İzmir Milletvekili Kamil
Erdal Sipahi’nin, CHP Grup önerisine ilişkin açıklaması
KAMİL ERDAL SİPAHİ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Dış politikamızın vizyon sahibi
olduğundan bahsedildi. Acaba, arka platformda Amerika, Rusya, İsviçre Dışişleri
Bakanları ve Solana’nın himaye, nezaret ve
gözetiminde Mondros ezikliği ve zavallılığı içerisinde imza atmak mıdır vizyon sahibi olmak?
Bursa’da stat kapısında Azerbaycan bayraklarını toplatıp çöpe
atmak mıdır vizyon sahibi olmak?
Bursa Valisinin ağzından “Gece karanlığından beş saat sonra -güya-
planörle Azerbaycan bayrağı stada indirilecekti.” saçmalığı, orta oyunu mudur vizyon sahibi olmak?
“Ermeni diasporası Ermeni Cumhurbaşkanına
kızmış.” Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politika vizyonu
ne zamandan beri Ermeni diasporasına endekslenmiştir? Sormak isterim.
Türkiye'nin düşmanlarıyla dost olmak kimseye bir şey kazandırmaz.
Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sipahi.
Sayın Kabakcı, buyurun.
19.- Konya Milletvekili Mustafa Kabakcı’nın, CHP Grup önerisine ilişkin açıklaması
MUSTAFA KABAKCI (Konya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Ben, sadece, Azerbaycan Bakü’de 17 Nisan 2010 günü yayınlanan bir
gazeteden bir paragraf okuyacağım: “Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Recep
Tayyip Erdoğan Washington’da bir kez daha Karabağ’la ilgili açıklamalarda
bulundu. Topraklarımız işgalden kurtarılmadan Ermenistan sınırını
açmayacaklarını, sözde Ermeni soykırımının yıl dönümüne birkaç gün kala bir kez
daha yineledi. Karabağ sorununun çözümlenmesi için uluslararası camiada ciddi
bir aktiflik var. Türkiye Başbakanı sadece son bir hafta içinde Amerika
Birleşik Devletleri, Rusya ve Fransa cumhurbaşkanlarıyla Karabağ konusunda
ciddi müzakereler yaptı, Türkiye, Azerbaycan topraklarının işgalden
kurtarılması için kendi nüfuzundan maksimum yararlanıyor ve aktif bir diplomasi
yürütüyor.”
Azerbaycan Bakü’de yayınlanan Azadlık
Gazetesi, 17/10/2010. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kabakcı.
V.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi
Parti Grubu Önerileri (Devam)
2.- (8/13) esas numaralı genel
görüşme önergesinin ön görüşmesinin Genel Kurulun 24/4/2010
Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Edilmemiştir.
SUAT KILIÇ (Samsun) – Edilmemiştir Sayın Başkan.
BAŞKAN – Düzeltiyorum, kabul edilmemiştir. (CHP sıralarından
gürültüler)
SUAT BİNİCİ (Samsun) – O, zabıtlara geçti “kabul edilmiştir”
dedin.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bugün 24 Nisan. Biraz önce bir
Sayın Milletvekili “bu haksız bir şekilde soykırım iddialarını ileri sürenlerin
Bayrağımızı yaktıklarını, devlet büyüklerimizin posterlerini yaktığını,
büyükelçilerimize yönelik saldırıya geçtiklerini ve orada bulunan
vatandaşlarımızı da korumak için girişimde bulunduğunu” ifade etti.
Şimdi bütün siyasi parti grup başkan vekillerine önerim şudur:
Gelin hep beraber, birlikte, Mecliste, bu şanlı Bayrağımızı yakanlara ve haksız
bir şekilde soykırım iddialarını gündeme getirip, büyükelçilerimize yönelik bu
fiilî saldırıya geçenlere karşı, Türk milleti adına bir kınama mesajı yayınlamanızı
istirham ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural.
Diğer partilerin sayın grup başkan vekili arkadaşlar da
dinlemişlerdir, zaten ara vereceğim, değerlendirilir.
Buyurun.
ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, biraz önce Sayın Kınıklıoğlu “Benim, Sayın Başbakanın Başkan Obama’yla ve Başbakan Putin’le
yapmış olduğu görüşmelerde bulunmadığımı, buna rağmen, içeride bulunmuş gibi
konuşma yaptığımı ve benim de uydurduğumu” ima etti. Müsaade ederseniz buna
cevap vermek istiyorum.
BAŞKAN – Buyurun, yerinizden, iki dakika söz veriyorum.
VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)
20.- İstanbul Milletvekili Şükrü
Mustafa Elekdağ’ın, Çankırı Milletvekili Suat Kınıklıoğlu’nun, konuşmasında, kendisiyle ilgili yapmış
olduğu değerlendirmelerin doğru olmadığına ilişkin açıklaması
ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Efendim, biraz önce
konuşmasında Sayın Kınıklıoğlu, benim Sayın
Başbakanımızın Sayın Obama ve aynı zamanda Başbakan Putin
ile yaptığı görüşmelerde bulunmadığımı, bu itibarla Karabağ hakkında söylemiş
olduğum değerlendirmelerin doğru olmadığını söyledi.
Şimdi, birincisi şu efendim: Sayın Kınıklıoğlu’nun
yapmış olduğu bu açıklamalar maalesef gerçekleri aksettirmiyor. Birincisi:
Sayın Başbakan 7 Aralıkta Amerika’ya gittiği zaman -Başbakan Putin’le görüşmelerinin akabinde- Beyaz Saray’da bir basın
toplantısı yapıldı ve o basın toplantısından sonra Başkan Obama bütün basının
önünde Sayın Başbakana şu ifadelerde bulundu; dedi ki: “Biz Amerika olarak,
Türkiye'nin Ermenistan’la yapmış olduğu protokollerin onaylanmasını bekliyoruz.
Aynı zamanda bunu mümkün olduğu kadar çabuk yapmanızı size öneririm.” dedi.
Bundan sonra da şöyle bir ifadede bulundu; dedi ki: “Esas itibarıyla Karabağ
sorunu ile Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin bir alakası yoktur, onun için bu
iki işi birbirine bağlamayın.” dedi. Birincisi bu. Bu, basın önünde söylenmiş
olan bir husustur. Bu itibarla bu konuda söylemiş olduğum husus tamamen
gerçektir, gerçek dışı değildir.
İkincisi: Sayın Başbakanın Putin’le
yaptığı görüşmelerin sonrasında da bütün büyük gazeteler, önemli gazeteler
belirtmiş olduğum hususu belirttiler. Yani Başbakan Putin
demiş ki Sayın Başbakana: “Bu iki olay, bu iki konu birbiriyle bağlantılı
değildir; Türkiye-Ermenistan ilişkileri ayrı bir konudur, Karabağ sorunu ise
ayrı bir konudur; bu ikisi aynı pakete konulmamıştır.” diye bütün gazeteler
bunu ifade ettiler.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elekdağ.
Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati:14.22
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.35
BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN
KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN
(Giresun), Fatih METİN (Bolu)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
93’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Alınan karar gereğince gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
1'inci sırada yer alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)
BAŞKAN – Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
2'nci sırada yer alan, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)
BAŞKAN – Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
3'üncü sırada yer alan, Milletlerarası Para Fonu ile
Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki
Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız
yerden devam edeceğiz.
3.- Milletlerarası Para Fonu ile
Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki
Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)
BAŞKAN – Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
4’üncü sırada yer alan, Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun
ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın; Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonları Raporlarının görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
4.- Kooperatifler
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kooperatifler
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm
Komisyonları Raporları (1/811, 2/633) (S. Sayısı: 496)
BAŞKAN – Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
5’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı
İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin; 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve
Anayasa Komisyonu Raporu’nun birinci görüşmesine kaldığımız yerden devam
edeceğiz.
5.- Adalet ve Kalkınma Partisi
Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin,
7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve
Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (x)
BAŞKAN – Komisyon? Yerinde
Hükûmet? Yerinde.
91’inci Birleşimdeki görüşmelerde teklifin 11’inci maddesinin
oylanması tamamlanmıştı. Şimdi 12’nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 12- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125 inci maddesinin
ikinci fıkrasına “Ancak, Yüksek Askerî Şuranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk
nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı
yolu açıktır.” şeklindeki cümle eklenmiş ve dördüncü fıkrasının birinci cümlesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun
denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde
kullanılamaz.”
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 12’nci madde üzerinde gruplar
adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ordu Milletvekili Sayın
Rıdvan Yalçın’a aittir.
Sayın Yalçın, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakikadır.
MHP GRUBU ADINA RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşülmekte olan teklifin çerçeve 12’nci maddesi üzerinde
Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz
almış bulunuyorum. Konuşmamın başında yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, üzerinde konuştuğum madde Yüksek Askerî
Şûra kararlarına karşı yargı denetiminin açılmasını öngörmektedir. Genelkurmay
Başkanımızın asimetrik psikolojik savaşa maruz kaldıklarını ifade ettiği,
ordumuzu yıpratma ve kamuoyunda itibarını azaltma çabalarının sistemli olarak
sürdürüldüğü bir ortamdayız. Silahlı Kuvvetlerin hiyerarşik emir-komuta zinciri
dışındaki odaklardan emir alacak personelin doğuracağı mahzurlar her zamankinden
daha yüksek bir tehdit olarak bulunmakta iken, bu değişikliğin bir kez daha
düşünülmesi kanaatindeyiz.
(x) 497 S. Sayılı Basmayazı 19/4/2010 tarihli
88’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.
Değerli milletvekilleri, gönül arzu ederdi ki burada,
devletimizi daha çağdaş hâle getirecek, milletimizi mutlu kılacak, özgürlük
eksenli gerçek bir sivil anayasayı samimi bir mutabakat ikliminde görüşüyor
olsaydık; bütün toplum kesimlerinin ortak kabulüne mazhar olmuş, toplum kesimlerini
temsil eden örgütlü yapıların desteğini kazanmış, bütün siyasi partilerin
tasvibiyle tam bir uzlaşma metnine dönmüş bir anayasa üzerinde devlet-millet
kaynaşmasının, uzlaşma kültürünün en güzel örneklerini verebilseydik.
Gönül isterdi ki millet iradesini iktidardan ibaret sayan,
muhalefet milletvekillerini millî iradenin bir parçası olarak görmeyi içine
sindiremeyen, aldığı yüzde 34 ya da yüzde 47 oyu, yüzde 100 hükmetme hakkı
olarak kabul eden bir anlayış yerine, bağımsız seçilenlerin de, yüzde 15’le,
yüzde 18’le seçilenlerin de millet iradesinin doğrudan ve ayrılmaz temsilcileri
olduğunu kabul etme olgunluğu içerisinde olabilseydik.
Gönül isterdi ki bu görüşmeleri, anayasal kurumların varlık ve
yetkilerine hürmet edilen, kurumları milletimize hizmet edebilme ülküsünde
birleşmiş, güvenin, saygının, tahammülün en üst seviyede olduğu bir iklimde
yapabilseydik.
Değerli milletvekilleri, gönül isterdi ki demokrasi, insan
hakları, sivilleşme, çağdaşlaşma, millet iradesinin hâkim kılınması gibi ortak
kabul gören sempatik kavramların arkasına gizlenmiş öfkenin, hırsın, rövanş ve
intikam duygularının yerine toleransın, empatinin,
hoşgörünün, hukuka saygının hâkim olduğu, milletimizin umudunu yeşertecek
samimiyet içerisinde olabilseydik.
Gönül isterdi ki Sayın Başbakanın, 23 Nisanda yerine oturan çocuğa
kendi ruh dünyasını yansıtan “Başbakansan istediğini asarsın, istediğini
kesersin.” öğüdü yerine, hukuka bağlı olmayı tavsiye edebildiği anlamlı
örneklerin huzuruyla bu görüşmeleri yapabilseydik. (MHP ve CHP sıralarından
alkışlar)
Değerli milletvekilleri, yukarıda belirtilen güzel örnekler
temenniden öteye geçememiştir. Üzülerek belirtiyorum ki Anayasa değişikliği
için ne zaman uygundur ne ortam ne de iklim uygundur. Kafalar karışıktır,
kaygılar had safhadadır. Gerilim, sükûneti esir almıştır. İşsizlik rekor
kırmaktadır. Ücretli evini geçindiremez olmuştur, esnaf çaresizdir, çiftçi
umutsuzdur. Ekonomik sebeplerle cinnet intiharları sıradan olaylar hâline
gelmişken, milletimiz küçük çocuklara cinsel istismar haberleriyle
sarsılmaktadır.
AKP’nin terörle mücadele yerine müzakere tercihinin, birbirimize
bile söylemekten kaçındığımız ağır neticelerini yaşamaktayız. Bütün uyarılara
rağmen sürdürülen yıkım projesinin, yıkıcı, ayrıştırıcı, kamplaştırıcı
etkilerinin tahammül edilemez örneklerine şahit olmaktayız. Siyasetçilere
fiziki saldırının ürkütücü örneklerini görmekteyiz. Siyasal, etnik, mezhepsel
ve bölgesel cepheleşmelere yol açan AKP politikaları sonucunda bin yıllık
kardeşliğimizin sarsıldığı, toplumsal cinnet hâlinin hâkim olduğu bu atmosfer
anayasa yapmak için uygun değildir sayın milletvekilleri.
Sayın milletvekilleri, bu tablonun sorumlusu elbette yedi buçuk
yıldır iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisidir. İktidar, başka alanlarda da
örneklerini gördüğümüz üzere, kendi ideolojik kulvarında
olmayan ya da kendilerine koşulsuz biat etmeyen resmî, yarı resmî ya da özel
kişi ve kurumlarla âdeta savaş içerisindedir. FİSKOBİRLİK’ten Futbol
Federasyonuna, YÖK’ten esnaf kuruluşlarına, Odalar Birliğinden Eczacılar Odasına,
Tabipler Odasından medya kuruluşlarına kadar yöntem hep aynı olmaktadır. Bu
kişi ve kurumların söylediklerini anlamaya çalışmak ve saygı göstermek yerine
önce yıpratmak, yandaş medyada karalamak, adli ve idari makamlar eliyle
sindirmek, bütün bu yollarla olmuyorsa yasal düzenlemelerle kendilere bağlı
kuruluş hâline getirmek şeklindedir. İktidar partisi bu sindirme, yok etme ya
da kendine tabi hâle getirme sürecinde millet iradesini, yalnızca ve bütünüyle
kendisi temsil ediyormuş gibi, kendisi dışındaki bütün siyasi partileri ve
kurumsal yapıları millet iradesine karşı olmakla suçlamakta ve milletimizle
karşı karşıya getirmeye çalışmaktadır. Bu işleyişin sayısız örnekleri
bulunmaktadır.
Değerli milletvekilleri, AKP anlayışında oluşturulan gerilim
ortamının uzlaşmaz tarafı hep karşı taraf olarak gösterilmektedir. Görüştüğümüz
teklifte de süreç bu şekilde işletilmiştir. Bir önceki Meclis Başkanının
Anayasa ve İç Tüzük hazırlanması için oluşturduğu komisyona üye vererek ilk
destek Sayın Genel Başkanımız tarafından sağlanmıştır. Sayın Genel Başkanımız
her fırsatta yeni bir Anayasa ihtiyacını belirtmiş ancak uzlaşma içerisinde
yapılması gerektiğini de özellikle vurgulamıştır.
Bütün bunlara rağmen, iktidar partisi, parti tüzüğü hazırlama
yöntemiyle hazırladıkları bu teklifi esastan ve usulden reddedişimizi bir
uzlaşmazlık ve 12 Eylül Anayasası’nı savunmak olarak yansıtmaktadır.
Değerli milletvekilleri, bu itham haksızdır, gerçeklere aykırıdır
ve iftiradır. Siyasi tarihimiz uzlaşma örnekleriyle doludur. 1987 yılında
yapılan siyasi yasaklarla ilgili değişikliğin Meclis desteği yüzde 78
oranındadır. 1993’te, o zamanki Refah Partisinin ahlaka aykırı yayınların önünü
açacağı gerekçesiyle karşı çıktığı özel medya kuruluşlarının açılmasına ilişkin
değişikliğin Meclis desteği yüzde 69,5 oranındadır. 1995 yılında yapılan memura
sendikal haklar, öğretim üyelerinin ve sendikacıların siyasi haklarının
verildiği, kadın ve gençlik kollarının açılmasına imkân veren, seçmen yaşını
18’e, milletvekili sayısını 550’ye çıkaran, özetle 1982 Anayasası’nın
yasaklarını kaldıran bu pakete ise, yine o zamanki Refah Partisi hariç Meclisin
yüzde 80’i destek vermiştir. 1999’da DGM’lerden askerî üyelerin çıkarılması da
Mecliste yüzde 78 destekle kabul edilmiştir. Darbe anayasasını savunmakla suçladığınız
Milliyetçi Hareket Partisinin ortağı olduğu 57’nci Hükûmetin
2001 yılında gerçekleştirdiği otuz üç maddelik değişiklik ise, burada gerçeğe
aykırı yaptığınız konuşmalara rağmen, bugüne kadar 82 Anayasası üzerinde
yapılmış en kapsamlı değişiklik olarak bulunmaktadır.
Bireysel hakların, kültürel hakların, ifade özgürlüğünün
engellerinin kaldırılması, Millî Güvenlik Kurulunda sivil üyelerin sayısının
arttırılması ve MGK kararlarının tavsiye niteliğinde olduğunun vurgulanması
gibi gerçek bir reformun yer aldığı paket, üçlü koalisyon desteği yanında,
muhalefetin de desteğiyle 476 oy ve yüzde 86 destekle kabul edilmiştir.
Değerli milletvekilleri, gerçekler bunlardır. Görülmektedir ki,
Anayasa değişiklikleri her zaman önemli oranda bir uzlaşma ve mutabakatla
yapılmıştır. Bugün uzlaşma sağlanamıyorsa, bu, iktidar partisinin “Mademki ben
iktidarım, ne yasa tanırım ne gelenek bilirim ne muhalefeti dinlerim ne yargıyı
önemserim, millet iradesinin tek temsilcisi benim.” anlayışının sonucudur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Yalçın, size iki dakika ek süre veriyorum. Lütfen,
konuşmanızı tamamlayınız.
RIDVAN YALÇIN (Devamla) – Teşekkür ediyorum.
Milliyetçi Hareket Partisini bu gerçeklere rağmen uzlaşmazlıkla
suçlamak ne siyasi ahlaka sığar ne vicdana sığar.
Değerli milletvekilleri, bir kez daha iktidarı samimiyetle
uyarıyoruz: Gittiğiniz yolun sonu çıkmaz sokaktır. Yalnızca kişisel kaderiniz
söz konusu olsa elbette söyleyecek lafımız olmaz ancak söz konusu olan
milletimizin kaderidir. Biliniz ki, rüzgâr ekiyorsunuz, fırtına biçeceksiniz.
Bu düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yalçın.
Sayın milletvekilleri, 12’nci madde üzerinde şimdi de Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına, Manisa Milletvekili Sayın Şahin Mengü
konuşacaklardır.
Sayın Mengü, buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
Sizin de süreniz on dakikadır efendim.
CHP GRUBU ADINA ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; teklifin, Çerçeve 12’nci maddesinde, yani Anayasa’mızın
125’inci maddesinde yapılmak istenen değişikliklerle ilgili Cumhuriyet Halk
Partisinin görüşlerini arz etmeye geldim. Yüce heyeti saygıyla selamlarım.
125’inci maddede, hazırlanan teklifte, iki değişiklik öngörülüyor.
Bunlardan bir tanesi Yüksek Askerî Şûra kararları içinde
meslekten ihraç kararlarının yargı denetimine açılması, diğeri de idarenin her
türlü eylem ve işlemini yargı denetimine alan 125’inci maddesinde, bunu hukuka
uygunluk denetimiyle sınırlayan maddenin sonuna, cümlenin sonuna, siyasal
iktidar, sanki yerindelik denetimi varmış gibi bir algılamayla veya böyle
algılamak istedikleri için yeni bir ilaveyle yerindelik denetiminin hiçbir
şekilde yapılamayacağını söylemektedirler.
Değerli arkadaşlarım, Yüksek Askerî Şûranın ilişik kesme
kararlarına karşı yargı yoluna başvurma gerekçesi olarak da, böyle bir işlemin,
yani yargı yoluna başvurulamamasının Anayasa’nın eşitlik ilkesini düzenleyen
10’uncu maddesine aykırı olacağını, gene çok sevdiği tabirlerle arkadaşlarımızın
“mukayeseli hukuktaki hükümler”, “Türkiye’nin uluslararası anlaşmalardaki
imzaları” ve sonuna da hiç bugüne kadar yapılanlara pek benzemeyen “hukukun
üstünlüğünü tesis etmek” olduğunu söylüyorlar.
Peki, aklıma çok basit bir şey geliyor. Sayın Cumhurbaşkanı sizin
çekirdek kadronuzdan olduğu için mi onun tek başına yaptığı işlemleri yargı
denetiminin dışında bırakıyorsunuz? Onun tek başına yaptığı işlemler
Anayasa’nın eşitlik ilkesini düzenleyen 10’uncu maddesine aykırı olmuyor mu?
Yani bir tarafta yargının tümünü elinize geçirmeye çalışacaksınız, bunu askerî
anayasayı, darbe anayasalarını yok edeceğiz diye yapacaksınız… Bakın, size bir
şey örnek vereyim, darbe anayasaları nasıl sivil anayasa hâline getirilir:
Yeni, üç gün evvel basında vardı, Pakistan’da darbe anayasasını ortadan
kaldırmak üzere yeniden bir düzenleme yaptılar. Pakistan’da da aynen bizim
gibi, yüksek hâkimlerin atanmasında, Anayasa Mahkemesi üyelerinin atanmasında,
Cumhurbaşkanına, her askerî darbenin, her darbe anayasasının ruhunda yatan
yetkiler verilmişti. Pakistan, Cumhurbaşkanının bütün bu yetkilerini kaldırdı,
hâkim atamalarının tamamını yüksek bir hâkimler kuruluna bıraktı.
Hukukun üstünlüğü böyle sağlanır. Hukukun üstünlüğü, Cumhurbaşkanı
benden olduğu zaman bütün işlemleri onun arzu ettiği gibi, onun dizayn edebileceği bir şekilde bir yargı modeli kurmaktan
geçmez. O bakımdan “Hukukun üstünlüğünü tesis etmek için bunları yapıyoruz.”
söyleminiz hiç inandırıcı değil.
125’inci maddenin dördüncü fıkrasında “Yargı yetkisi, idarî eylem
ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır.” diyor. Sanki
yerindelik denetimi yapılabilirmişçesine bu cümlenin yanına “Hiçbir surette
yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz.” şeklinde bir ibare getiriyorsunuz.
Şimdi, siz bunu yapınca benim aklıma bir Amerikan Yüksek Mahkemesi kararı
geliyor. Diyor ki Yüksek Mahkeme: “Şeytan bile insanın kafasından geçeni
bilemez.”
Bakın, değerli arkadaşlarım, gerek Anayasa’nın şu andaki hâliyle,
125’inci maddeyi okuduğunuz zaman yerindelik denetimi yapılamayacağını her
hukukçu bilir. Eğer bu bir hukuki bilgisizlikten, cehaletten kaynaklanmıyorsa
bir kötü niyetten kaynaklanıyordur.
Bakın, madde şu kadar açık: “Yargı yetkisi, idarî eylem ve
işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır.” Burada hiç yerindelik
denetiminden bahsediyor mu? Hiç bahsetmiyor. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun
2’nci maddesini açıyorsunuz, aynı hükmü orada da görüyorsunuz. Neyi
getiriyorsunuz? Amerikan Yüksek Mahkemesinin söylediği gibi aslında sebep ve
amaç yönünden iptal edilen işlemlerinizden rahatsızsınız. Nedir bu işlemler?
Bakın, çok basit örnekleri var.
Şimdi, 4046 sayılı özelleştirme uygulamaları hakkında bir kanun
var, diyor ki: “Özelleştirilecek kurumlar ekonomide verimlilik artışı ve kamu
giderlerinde azalma sağlamak için yapılır.”
Gelin, size bir Danıştay kararı okuyalım, sizi çok kızdıran,
rahatsız eden. Ne diyor burada? PETKİM’le ilgili
karar. PETKİM 1987 yılında özelleştirme kapsamına alınmış. Bu süreçte
satılmamış, 1990’dan sonra da bu ülke 430 milyon dolarlık yatırım yapmış. Neye
yatırım yapmış? Teknoloji yenileşmesi yapmış. Yani PETKİM kâr eden bir müessese
hâline gelmeye başlamış. PETKİM’in ürettiği
mamullerin piyasadaki payı yüzde 20 ile yüzde 50 arasında oranlanmaya başlamış.
Peki, 2000 yıllarına geldiğimiz zaman bu anlamdayız, artı PETKİM satıldığı
zaman elden çıkacak PETKİM’in Aliağa Limanı dünyanın
en önemli limanlarından biridir, bu konudaki bir ihracat için. Avrupa’nın bu
tip üretimden vazgeçtiği bir dönemde en önemli limandır. Bu da elden çıkacaktır.
Diyor ki Danıştay, işte o amaç ve sebep yönünden yasayı iptal
ederlerken, yani rahatsız oldukları kararı okuyorum: “4046 sayılı Kanun,
özelleştirme uygulamalarında ekonomide verimlilik artışı ve kamu giderlerinde
azalmayı sağlamayı amaçladığına göre, petrokimya ürünlerine olan talebin
sürekli arttığı ülkemizde, yapılan yatırımlarla üretim kapasitesi artan ve kâr
eden büyük bir petrokimya kompleksi olan PETKİM’in yüzde 1 oranındaki kamu hissesinin
özelleştirilmesinde üstün kamu yararı bulunmadığı sonucuna varılmıştır.” İdari
eylem ve işlemlerin temelinde kamu yararı yatar. Kamu yararını çiğnediğiniz
zaman Danıştay bunu iptal eder. O zaman idari yargıya hiçbir şekilde
kızmayacaksınız.
Sayın Cemil Çiçek’in 2004 yılında bir demeci vardı, basında çıkan.
Diyor ki çok haklı olarak: “Yasama hata yaparsa Anayasa Mahkemesine gidersin,
idare hata yaparsan Danıştaya gidersin.” Dün öyle
söylüyorsunuz, bugün Danıştayı yok etmenin, Danıştayı devre dışı bırakmanın, Danıştayı
da, Şûrayı Devlet mantığıyla Osmanlı’nın, sadece görüş veren bir kurum hâline
getirmek ve onu dışlamak için bunu yapıyorsunuz ve bunu yaparken de hukukun
üstünlüğünden bahsediyorsunuz. Kamu yararının gözetilmediği bir toplumda yargı
buna müdahale edecektir.
Bakın, arkadaşlar, çok karar var elimizde. Örneğin, Sayın
Başbakanın çok kızdığı, bu, meşhur Arap arkadaşlarımıza sattığımız bina vardı
ya, arazi, Dubai Şeyhi El Maktum’a; bu Dubai Holding
gelip İstanbul’da Tekel arazisi üstünde “towers”lar
yapacaktı ya...
OKTAY VURAL (İzmir) – Borçlarını ödeyemeyen.
ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Borçlarını ödeyemeyen, o ayrı. Borçlarını
öder, ödemez de, bunu, Danıştay, buradaki değişikliği, bu satışı kamu yararına
uygun bulmamış.
Şimdi, o zaman akla bir şey geliyor. Nedir bu yapılan? Nereden
çıkıyor yerindelik denetimi? Yerindelik denetimi nedir, biliyor musunuz?
Danıştay bir işlemi iptal eder, şunu şöyle yapacaksın derse bu bir yerindelik
denetimi olur. Örnek vereyim: Bu, üniversitenin, YÖK’ün işte o puanlama
sistemiyle ilgili iptal ettiği zaman işlemi deseydi ki ”yüzde 3 ile yüzde 10
olmaz, bunu iptal ettim, sen bunu yüzde 3 ile yüzde 7 yapacaksın” derse bu bir
yerindelik denetimi olur. Yani idarenin yerine geçip bir tasarrufta bulunmaya
kalkarsa yerindelik denetimi olur. Bu olmaz, yerindelik denetimi yapılamaz. Ama
eğer bir şey, bir işlem maksat yönünden inceleniyorsa ona da müdahale
edemezsiniz. Çünkü maksat yönünden incelerken kamu yararını, üstün kamu
yararını görmek mecburiyetindesiniz.
Değerli arkadaşlarım, siyasal iktidarlar yargıdan çekinmeyecekler.
Yargıdan çekindiğiniz zaman, ileride, bunun hepimiz için, hepiniz için telafisi
mümkün olmayan olaylar olacağını hepimiz biliriz. Türkiye’nin yakın tarihine
bakın, yargıyı yok saydığınız zaman bu ülkenin nerelere geldiğini hep beraber
yaşayarak gördük. Bir Pakistan’da eğer yüksek yargı organına bütün seçilen
hâkimleri cumhurbaşkanının yetkisinden alan ve bunu tamamıyla bir hukukçular
kurumuna veren bir düzen dünyada var ise buna bir göz atmak lazım. Her dakika
söylenen bir şey var: Fransa’da işte, efendim, hâkimleri cumhurbaşkanı atıyor,
şurası atıyor. Bunu bilin, 2011 yılında Fransa’da yürürlüğe girecek olan
kanunla hâkimlerin atanması da tümü hukukçulara bırakılıyor. Artık gerçekleri
saklamadan, kitabımızda ne yazıyorsak burada gelip onu söyleyerek, 2003’te, 2004’te,
2006’da yüce Meclisin önünde, tutanaklarda sabit olan, ne söylüyorsanız, gelin
2010’da da onları yapalım. 2007’de, 2006’da, 2004’te “Cumhurbaşkanlığına
verilen yetkiler çoktur.” dedikten sonra...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Mengü, sizin de süreniz
doldu ama ilave süre veriyorum iki dakika, lütfen konuşmanızı tamamlayınız.
ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Buraya gelip bugün tam aksini söylüyorsanız, insana sorarlar “O
gün mü doğru söylüyordun, bugün mü doğru söylüyorsun?” diye. Yani, bir
saygıdeğer ilim adamı, Sayın Burhan Kuzu, filiz gibi doçentken başka şey
söylemiş. Onu hep inkâr ediyor ama bu sefer elimde Mecliste söylediği var.
Orada çok açık bir şekilde -örnek veriyorum- Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan
görevinden rahatsız olduğunu, bunun bir ceza işlemi olduğunu, bunun Yargıtaya verilmesi gerektiğini söylüyor. Şimdi, hangisi
doğru? 2003’te söylediğiniz mi doğru, bugün hazırladığınız tasarıdaki mi doğru?
Artık…
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – O gün, bugün,
ne fark eder?
ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – “Ne fark eder?” değil, çok şey fark eder.
O gün bir şey söylüyorsan bugün de arkasında duracaksın Sayın Kuzu. Yani,
insanlar gelişerek değişebilir ama gelişerek değişirken, söylediği laflar
arasında bu kadar taban tabana zıt bir mantık hatası olmaz. O gün diyorsunuz
ki: ”Ceza hâkimi işidir.” Burada ceza hâkimi yok. Bugün kurduğunuz Anayasa
yapısında ceza hâkimi çok mu? Bugün kurduğunuz Anayasa Mahkemesi yapısında,
kurmaya çalıştığınız Anayasa Mahkemesinde hukukçu sayısı çok mu? Yoo. Hayatında mahkemede tahliye davası görmemiş bir ilim
adamını getireceksiniz, Anayasa Mahkemesinde bu ülkenin Başbakanını
yargılatacaksınız! Olur mu böyle bir mantık? Özellikle
diğerleri siyasidir, onların söylediğini çok önemsemiyorum; siz ilim
adamısınız, siz üniversitede ders veriyorsunuz ya çocuklara doğrusunu
söyleyeceksiniz, çocuklara doğrusunu söylüyorsanız burada da gelip aynı şeyi
söyleyeceksiniz.
Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Mengü, teşekkür ederim.
Şimdi, 12’nci madde üzerinde üçüncü söz, Barış ve Demokrasi
Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sayın Hasip
Kaplan’a aittir.
Sayın Kaplan, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika efendim.
BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Bugün görüştüğümüz bu Anayasa değişikliği, kamuoyunda “YAŞ
kararları.” olarak bilinen bir konuya, ki önceki
düzenlemede kesin olduğu için yargı yolunu kapatan düzenlemeye kısmi bir
açıklık getiren bir düzenlemeyi içeriyor.
Şunu kabul etmek gerekir ki ordular, silahlı kuvvetler askerliğin
gerektirdiği görev nedeniyle belli bir hiyerarşi ve disipline tabidirler. Bu
disiplin nedeniyle de bazı kurallarının olması ve diğer idari birimlerden
ayrılması doğaldır. Ancak, bu konudaki bu özelliği getirip YAŞ kararları gibi
kesin karar durumuna sokan bir mevzuata geldiğimiz zaman -ki, 12 Eylül
düzenlemelerindin biridir bu- o zaman kuruyla beraber yaş da yanıyor
arkadaşlar, mesele bu! Kuruyla beraber yaş da yanıyor!
Bunu biraz anımsatmak istiyorum: Elimde birçok done
var. Hatta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde biri solcu, biri sağcı olduğu için
iki subayın davasına, duruşmasına Strasbourg’da
girdim ve o dosya içinde gördüklerim gerçekten beni ürkütmüştür bir avukat
olarak. Eğer Türkiye’de bir subay eşi baş örtüsü
takıyor diye ordudan atılıyorsa, bu son derece vahim, insan hakları hukukunu
ilgilendiren bir konudur. Eğer yüzde 99’u Müslüman olan Türkiye’de bir subay
namaz kılıyor olması nedeniyle ordudan atılıyorsa, bu da son derece vahim bir
konudur ve inanç özgürlüğü çerçevesinde, ordu disiplinine aykırı olmamak
kaydıyla, inançsal özgürlüklerini yaşamasından daha doğal bir şey olamaz.
Ancak, yakın tarihimize baktığımız zaman, ordudan atılmaların, YAŞ
kararlarının şöyle kısa bir şeceresini görmek gerekiyor: Elimde bir kitap var,
“Rugan Ayakkabılı Teğmen”i okuyorum bu aralar. Mesleğinde pırıl pırıl ve çevresinde çok sevilen bir teğmene, çok sevdiği
komutanına gelen bir emrin, 12 Eylülün hemen akabinde resen emeklilik kararının
tebliği. Üstelik de resmî bir yazışmayla değil, usulüne uydurulmuş bir şekilde,
direkt telefonla Genelkurmaydan, komutandan oraya… Bu teğmenin merak saikiyle “Ben ne yaptım da, ben ordudan atılıyorum?”
araştırmasının altından çok trajikomik bir durum çıkıyor. Nedir? Araştırıyor,
zorluyor, komutanıyla konuşuyor ve diyor ki, “Evet, önce komünist subaylar
atılmaya başladı, solcu subaylar…” Ordudan toplu atılmaların tarihine bakın, 68
kuşağına bakın, yakın tarihimizde önce komünist subayların -solcu olan herkes
komünistti zaten, anlayış oydu- solcu olanların atılmasıyla başlayan toplu
atılmalar var. Biliyorsunuz, işte, Harp Okulundan topluca atılan, ilişkisi
kesilen binlerce öğrenci, görevde olanlar ve… Ne yazık ki, 12 Eylül döneminde
girdiğim sıkıyönetim davalarında 85’in üzerinde havacı, karacı, denizci subay
ve astsubayın davasında da çok trajikomik gerekçelerle bunların görevden
alındığını gördüm. Evet, orduda atılmalar komünistlerle başladı. O zaman
dünyada, Türkiye'de komünizm heyulası dolaşıyordu. Sonra “muhtemel tehlike
içeren unsurlar” tabiri getirildi! Muhtemel tehlike içeren unsurlar!
Daha sonra, bu teğmen niye atıldığını merak ediyor ve cevabını
buluyor. Bu teğmenin dedesi Dersim isyanına katılmış. Dersim isyanından sonra
babası, çocukken gelmiş, batıda bir ilimize yerleşmiş, kendisi de orada doğmuş
ve parlak bir öğrencilikten sonra başarılı bir görev sürdürmüş ve sonradan
tespit etmişler ki bu teğmen Alevi’dir, dedesi de Dersim isyanına katılmış.
Bunun biraz daha ötesine gidelim. Benim girdiğim davada,
Şanlıurfalı olduğu için binbaşı ve ailesi Kürtçe konuştuğu için ordudan
atılmıştı. Benim yine Strazburg’da davasına girdiğim
Bursa’dan bir subay, dinî inançlarından, istikrarlı namaz kıldığından dolayı
ordudan atılmıştı. Bakın, bunlar yakın tespitler.
Bugüne gelmeden -son YAŞ kararlarına- daha önce atılanların neden
atıldığına bir göz atmak istiyorum. Atatürkçülükten sapanlar kadar, sapma
ihtimali bulunanların da temizlenmesi emredildi diyor. Elde bir terazi mi var
kim Atatürkçü, kimin sapma ihtimali var? İhtimal arkadaşlar, ihtimal! Sonra,
yıkıcı faaliyetler bünyesinde olanlar ve en son, son on, on beş yılda, irticai
faaliyetlere katılan subaylar peyderpey, her YAŞ kararlarında atılıyor.
Şimdi, burada, bunun ölçüsü ne? Bölücülükten çok fazla subay
atılmadı arkadaşlar; atılmadı çünkü Doğu, Güneydoğu’dan harp okullarına Kürt
olduğu için öğrenci alınmıyor. Kaç tane general sayabilirsiniz? Kaç tane albay
sayabilirsiniz? Kaç tane subay sayabilirsiniz? Bana, Türk Silahlı Kuvvetlerinde
albay rütbesinde veya general rütbesinde kaç tane Kürt sayabilirsiniz? “Kürt
kökenli” diye… Bu bir anlayış. Şimdi, 72 milyon bu
söylediklerimi… Belki birilerinin hoşuna gitmeyecek ama inanın son on beş
senede irtica ile atılanların dışında Kürt olan subaylar olsaydı önce onların
hepsi atılırdı, sonra irtica noktasına gelinirdi.
Meşhur Alman faşizminin İkinci Dünya Harbi’nde papazın
hikâyesidir. Önce komünistleri, sonra sosyal demokratları… Papaza sıra geldiği
zaman da kimse kalmamıştı! Şimdi, inançları nedeniyle “dinci” demiyorlar,
irticai faaliyette bulunanlar görevden alınıyor.
Şimdi, tabii ki bazen kızan arkadaşlarımız var ama bu sorunun
cevabını Millî Savunma Bakanlığına da kaç kez sordum: “Kaç tane Kürt general
geldi?”, “260 civarında general var, bunun kaç tanesi Kürt general?” 1-2,
doktorluktan gelen var, biliyorum, burada milletvekilliği yapan hemşehrim de var, onu da biliyorum, ama istisna bu.
Şimdi, burada şunu ifade etmek istiyorum: Bu bir hukuksuzluk, bu
bir adaletsizlik, bu bir eşitsizlik ve ne yazık ki YAŞ kararı nedeniyle binbaşı
olmuş, yarbay olmuş, senelerce görev almış ve son bir yazı, bir tebligat
geliyor. O tebligat iki satır arkadaşlar: “Emekliye resen sevk edildiniz.”
Sonra apoletlerini söküyorsun, sonra itibarını alıyorsun; sonra çocuğunu,
torunlarını, eşini cezalandırıyorsun, orduevine girişini yasaklıyorsun ve
toplum nezdinde büyük bir suç işlemiş birisi olarak açığa çıkarıyorsunuz.
CEVDET ERDÖL (Trabzon) – Mahkeme kararı yok.
HASİP KAPLAN (Devamla) – Olmaz, kesin karar olur.
Şimdi, yakın zamanda Balıkesir’de bir davaya girmiştim. Çok
yetenekli bir astsubay…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kaplan, size de ek süre veriyorum. Konuşmanızı
tamamlayınız.
HASİP KAPLAN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Balıkesir’de, astsubay okulunu kazanıp tayin emri çıkan, pırıl pırıl, okul birincisi -ilk on sırada olan- genç bir öğrenci
resen emekliye ayrılıyor ve hemen atılıyor. Soruyorlar “Nedir?” Deniliyor
ki:”12 Eylülden önce, baban TSİP’e üç ay üye olmuş.”
Arkadaşlar, burada YAŞ kararlarıyla ilgili 1612 sayılı Yasa var, bu
değiştirilebilirdi, buradan da kanun yolu, yargı yolu açılabilirdi ama
Anayasa’da, Hükûmet önceki teklifini oradan da
kısırlaştırmış, sınırlandırarak getirdi buraya. Deniliyor ki: “Sadece ilişik
kesme kararlarına yargı yolu açılır.” Değil arkadaşlar. Artık, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi, başlangıçta reddettiği bu tür YAŞ kararlarını, 2007 yılından
sonra büyük dairenin aldığı bir içtihatla -ki Finlandiya’dan 5 polisin
başvurusuyla alınan büyük bir içtihat kararı- bundan böyle… Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu kararları da kesin biliyorsunuz, oradan verilen
savcıların atılma -Şemdinli Savcısı gibi- ve YAŞ kararıyla atılanlarla ilgili
mutlak surette iç hukukta, ulusal hukukta bir yargı yolunun açılması gerekiyor.
Bu düzenleme yeterli mi? Değil arkadaşlar. İnanın, sadece mağduriyet, ilişik
kesme değildir, başka cezalar da vardır ve kışlada da hukuk olmalıdır. Kışla
hukuksuzluk demek değildir. Bu konuda hukuk devleti olmanın gereğini yerine
getirmek yüce Meclise yakışan tavırdır.
Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Kaplan, teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, Komisyon Başkanı Sayın Kuzu’nun bana bir
yazılı müracaatı oldu: “Manisa Milletvekili Sayın Şahin Mengü
adımdan bahsederek söylediğim bazı sözleri yanlış yorumlamıştır. Bu konuda
açıklama yapmak üzere İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre söz istiyorum.” diyorlar.
Yerinizden Sayın Kuzu, üç dakikayı geçmemek üzere.
Buyurun.
VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)
21.- Anayasa Komisyonu Başkanı ve
İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun, Manisa Millet-vekili Şahin Mengü’nün, sözlerini yanlış yorumladığına ilişkin
açıklaması
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Olur Sayın
Başkanım.
Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; tabii, biz akademik kesim
olarak elbette ki teorik birçok şeyler yazar, çizeriz. Bunlar doğal şeylerdir.
Biz, kanun yazmıyoruz.
RAHMİ GÜNER (Ordu) – Ama Hocam, bunlar…
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Müsaade buyurun
efendim.
Yapılanlar içerisinde, katıldığımız olur, katılmadığımız olur.
Yani, şurada siz, oy veren tüm arkadaşlar, her şeye mutlak, yüzde yüz… Hiçbir
zaman böyle şey olmaz, olmamıştır da. Siyasiler, nasıl ki bir yasaya tümden
karşı çıkıyorsanız, içinizden “Bu madde iyidir.” demenize rağmen ret oyu
kullanıyorsanız, bu tür şeyler olabilir.
Yalnız, benim söylediğimde Sayın Mengü,
biz Komisyonda bunları konuştuk. Bakın, iki şeye itiraz ediyorsunuz: Birisi,
Anayasa Mahkemesi, tipik bir yargılama makamı değil. Elbette ki içinde
yargıçların çok olmasını arzu ederiz. Bu, doğru da olur, buna bir şey de
demiyoruz. Ama, bugünkü metinde de şimdiki sistemde de
zaten hukukçular çoğunlukta değil. Öyle midir, açın, hesabı yapalım beraber.
Bizim getirdiğimiz metin, daha çok hukukçu imkânı tanıyor. Onu,
madde geldiği zaman görüşeceğiz. Bugünkü metin, hukuki daha çok imkân tanıyor
yani getirdiğimiz metin, getirmeye çalıştığımız metin.
Onun dışında, sizin söylediğiniz öbür hususa gelince: Şimdi, tabii
ki Yüce Divan sıfatı bir ceza yargılaması ama Anayasa Mahkemesinin bakışı da
benim şahsi kanaatim de elbette ki Yargıtayda bir
ceza dairesi baksın şeklinde. Bu, doğru mantıktır. Ancak, Anayasa Mahkemesi
üyeleri de -benim de katıldığım- şöyle diyorlar: “Bu, bir Anayasa ve idare
hukuku sorunudur, tipik ceza olarak görürseniz bu yargılama çok ağır olur,
siyasetteki elastikiyeti göremez.” Buna aynen katılıyorum. Dolayısıyla, biz
yasa yazmıyoruz yani netice olarak oradaki farklı yorumları getirip de burada
sanki yanlış bir şey demişiz gibi, hukukçu olmayan arkadaşlarım üzerinde
özellikle “Dün öyleydi, bugün böyleydi.” filan gibi, Demirel tipi böyle bir
kişi değilim ben, onu açık açık söyleyeyim size.
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz?
Yerimden, eğer açarsanız hemen, çok… Elimde tutanak var. Bu, bir ilim adamının
söylemi değil, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına…
BAŞKAN – Bu yani, böyle karşılıklı bir sataşma şeklinde uzayıp
gitmesin diye arzu ediyorum.
ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – İsmimi söylüyor ama…
BAŞKAN – Tabii, buyurun oturun, açarım efendim, açarım.
Buyurun.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – O zaman, bir de
benim için açmak zorunda kalırsınız Sayın Başkan.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ama, ismini
söylediniz ya.
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Bir mahzuru yok. Siz konuşun, Şahin Bey
konuşsun…
BAŞKAN – Efendim, tamam.
Sayın Kuzu, biraz toleranslı olalım.
22.- Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün, Anayasa Komisyonu Başkanı ve İstanbul
Milletvekili Burhan Kuzu’nun, sözlerini yanlış yorumladığına ilişkin açıklaması
ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Kuzu dediler ki: “Sanki
bunu, bir ilim adamı gibi görüşü…” Hayır. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu
adına 23 Mart 2003 Pazar günü yaptığı konuşmada söylemiş, yani bilimsel fikri
değil, siyaset adamı olarak fikri. Aynen okuyorum, hiç değiştirmeden: “Bu
yetkiyi kime vermek lazım diye düşündüğümüzde, daha önce bu tür çalışmalar
olmuş. Mesela, 1982 Anayasası, ilk şeklinde, bunu, Yargıtay Ceza Daireleri
başkanlarından oluşan bir kurula vermiş. Bunu doğru buluyoruz. Gerçi, bunu, o
günün şartlarında askerî konsey uygun bulmadı ama öyle zannediyorum, bunun
düzeltilmesi lazım, çünkü bu çok teknik ceza işidir. Anayasa Mahkemesinde
hukukçu olmayan üye var, cezacı olmayan üye var. Bu kadar teknik bir konuda,
öyle zannediyorum, isabetli karar vermede zorlanılıyor olsa gerektir.”
Zaten Anayasa Mahkemesi üyelerinin bir kere hepsi yargıçtır, oraya
eczacıyı da tayin etseniz yargıç oluyor bir anda. Orada söylediğimiz, hukukçu
üye sayısının çok fazla olması.
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sanıyorum anlaşıldı.
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
(Devam)
5.- Adalet ve Kalkınma Partisi
Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin,
7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve
Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)
BAŞKAN – Şimdi de 12’nci madde üzerinde gruplar adına son
konuşmayı yapmak üzere, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Ordu
Milletvekili Sayın Eyüp Fatsa’yı davet ediyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
Sayın Fatsa buyurun. Sizin de süreniz on dakikadır efendim.
AK PARTİ GRUBU ADINA EYÜP FATSA (Ordu) – Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan Anayasa Değişikliği Teklifi’nin
çerçeve 12’nci maddesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle
Başkanlık makamını ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, çerçeve 12’nci madde, Anayasa’mızın 125’inci
maddesinin ikinci fıkrasını düzenliyor. 125’inci maddenin ikinci fıkrasında,
YAŞ kararlarının -Yüksek Askerî Şûra kararlarının- yargı denetimine kapalı
olduğu yazıyor. Aynı maddenin birinci fıkrasında da diyor ki: “İdarenin her
türlü işlem ve eylemi yargı denetimine tabidir.” Yine Anayasa’mızın 36, 37,
38’inci maddelerinde de bunu teyit eden, bunu doğrulayan hükümler vardır.
Söz konusu idarenin eylem ve işleminin yargı denetimine tabi
olduğu bir Anayasa zorunluluğu olmasına rağmen Yüksek Askerî Şûra kararlarının
yargı denetimine kapalı olmasını bir hukuk mantığıyla, evrensel hukuk
ilkeleriyle, hukukun üstünlüğüyle, yargılanma hakkıyla ve savunma hakkının
kutsallığıyla izah etmek mümkün değildir. Hiçbir sağduyulu yargıç, hiçbir
sağduyulu hukukçunun bunun doğru olduğunu, hakkaniyet içerdiğini ifade etmesi
söz konusu olamaz eğer gerçekten hukukun üstünlüğüne inanıyorsa.
Değerli arkadaşlar, savunma, kutsal bir haktır. Nasıl
yargılıyorsak, yargıladığımız insanlara savunma hakkını, kendini ifade etme
hakkını da vermek bir hukuki zorunluluktur. Dolayısıyla uygulamaya baktığımız
zaman, Anayasa’nın açık hükümleri ortadayken, Yüksek Askerî Şûra kararlarıyla
özellikle 1982’den sonra yaklaşık 1.700 subay ve astsubay ama daha öncekileri
de biraz önce Sayın Hasip Kaplan’ın başlattığı
tarihten başlatırsak, bu rakamın 3 binin üzerinde olduğu görülmektedir.
Yüksek Askerî Şûra’nın bu kararları belki Şûra’nın kendi mantığı
açısından izah edilebilir, haklı gerekçelere dayanabilir ama hukuk mantığı
açısından ve kamu vicdanı açısından baktığımız zaman, hiçbir zaman kabul
görmemiş ve kamu vicdanını da rahatsız etmiştir. Toplum, kamuoyu bunu sürekli
sorgulamıştır. Kaldı ki, Yüksek Askerî Şûra kararlarının yargı denetimine
kapalı olması 1982 Anayasası’yla beraber, şimdi üzerinde tartışma yaptığımız
Anayasa’yla beraber Anayasa’da yerini bulmuştur. Sadece bu gerekçeyle bile bu
Anayasa’nın değiştirilmesinin ne kadar önemli, ne kadar temel insan hak ve
hürriyetlerine dayalı bir uygulama, çalışma olduğunu, herhâlde bunu kabul
etmeyecek sağduyulu bir insan yoktur diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, 1982’ye kadar bu kararlar yargı denetimine
açıkmış. Ancak bir olay oluyor -aslında birçok olay oluyor, yaşanan olay var-
eski Deniz Kuvvetleri komutanlarından Sayın Vural Bayazıt
bir gazeteciyle bir mülakat yapıyor, bu, Yüksek Askerî Şûra kararlarının neden
yargı denetimine kapalı olduğuna dair. Diyor ki: “Özellikle terfilerde yaşanan
sıkıntılardan dolayı ordunun üst kademelerinde kadro sıkıntısı yaşıyorduk.
Dolayısıyla 1982’ye kadar da bu yargı denetimine açıktı, herkes yargıya
gidiyor, idari yargıda bunu durduruyor idi. Dolayısıyla -yüksek- ordunun üst
kademelerinde de ciddi manada bir hiyerarşik yapıyı zorlayan durum ortaya
çıkıyordu.” diyor. Onun için, değerli arkadaşlar, kadrosuzluk sebebiyle veya
terfi sebebiyle ordudan ilişiği kesilenlerin YAŞ kararına tabi tutulması ve YAŞ
kararının da yargı denetimine kapalı olması hükmünü bunun için talep ettik,
bunun için Anayasa’da uygulanmasını istedik diyor. Tabii, kadrosuzluk sebebiyle
veya terfi sebebiyle ordudan ilişiği kesilenler, bu vesileyle, bu sebepten
dolayı da yargıya gidemiyorlar, önleri kapanmış oluyor. Daha önceki
uygulamalarda da “Danıştay paşaları” diye herkesin hafızasında kalacak, yargı
yoluyla geriye görevine dönmüş paşalar ve uygulamalar da vardı.
Ancak burada bir şeyin göz ardı edildiği görülüyor. Özellikle bu
disiplinsizlik sebebiyle ordudan ilişiği kesilenler, onlar yargıya açık kalıyor
uygulamada, 82 Anayasası’nın uygulamasında yargıya açık kalıyor. Bu sefer onlar
idari yargıya gitmek suretiyle haklarında alınan kararları bozdurmaya
başlayınca, 83 yılında 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Yasası’nın
50 ve 94’üncü maddelerinde değişiklik yapılmak suretiyle disiplinsizlik
nedeniyle de ordudan ilişiği kesilenlerin yargıya başvuruları, yargıya
müracaatlarının önü kesilmiş oluyor. O günden beri de zaten gündemde, Türk kamuoyunun
gündeminde, ülkemizin, milletimizin gündeminde sıkça tartışılan bir konu olarak
da yerini muhafaza etmektedir.
Değerli arkadaşlar, bakın, burada, “Niye insanlar suçlanıyor, niye
ordudan ilişiği kesiliyor?” değil tartışılan konu. Tartışılan konu, en temel
hak olan savunma hakkının kullandırılmamasıdır. Belki gerçekten, iddia edildiği
gibi, bu insanların hepsi suç işlemiş de olabilir. Kaldı ki en azılı suçlulara
bile avukat hakkı veriyoruz, savunma hakkı veriyoruz, yetmiyor mahkeme karar
verdikten sonra temyiz hakkı veriyoruz. Niye? Ola ki, bu süreçte göz ardı
edilmiş bir eksiklik veya delilde bir noksanlık olabilir endişesiyle. Adaletin
tecelli etmesi için her türlü imkân verilirken adi suçlulara bile, Türk Silahlı
Kuvvetlerine uzun yıllar hizmet etmiş, üniformasını onuruyla, şerefiyle taşımış
insanların sadece disiplinsizlik gerekçesiyle, hiçbir gerekçe göstermeden
Silahlı Kuvvetlerden ilişiğinin kesilmesini kabul etmek doğrusunu istersen
mümkün değildir. Mümkün değildir.
Değerli arkadaşlar… Ha yargılanır, kendisini savunur, haklarındaki
iddiaları görür, mahkemeye gider, mahkeme yoluyla da cezalanmasının veya
ilişiğinin kesilmesinin doğru olduğu ortaya çıkabilir ama biz bunu bile
yapmıyoruz. Boğazına idam ilmeği geçirilmiş insana bile son arzusu sorulurken,
bu insanlara suçlarının ne olduğu bile söylenmemiştir. Hatta…
ATİLLA KART (Konya) – Sayın Fatsa, itiraz eden yok.
EYÜP FATSA (Devamla) – Edebilirsiniz, kürsü açık.
ATİLLA KART (Konya) – İtiraz eden yok, sekiz yıldır niye
yapmadınız?
EYÜP FATSA (Devamla) – Kürsü açıktır.
BAŞKAN – Lütfen… Lütfen… Karşılıklı konuşmayalım değerli
arkadaşlarım.
ATİLLA KART (Konya) – İtiraz eden yok.
EYÜP FATSA (Devamla) – Kürsü açıktır, siz de itiraz edebilirsiniz.
ATİLLA KART (Konya) – İtiraz etmiyoruz, katılıyoruz görüşünüze.
Sekiz yıldır niye yapmadınız?
EYÜP FATSA (Devamla) – Siz de itiraz edebilirsiniz.
BAŞKAN – Sayın Fatsa, lütfen siz Genel Kurula hitap edin efendim,
lütfen.
ATİLLA KART (Konya) – Sekiz yıldır niye yapmadınız?
BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım Sayın Kart.
EYÜP FATSA (Devamla) – Demek ki yapıyoruz işte, buyurun.
ATİLLA KART (Konya) – Sekiz yıldır niye yapmadınız?
EYÜP FATSA (Devamla) – Ama, 1982’den beri
de yapılmadığını düşünürsek…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ATİLLA KART (Konya) – Onu, yapmayanlara sorun.
BAŞKAN – Sayın Fatsa, on dakikalık süreniz doldu. Size de ek süre
veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlayın.
EYÜP FATSA (Devamla) – ...o süre içerisinde de bunun niye
yapılmadığını sorgulayabiliriz.
ATİLLA KART (Konya) – Tabii, haklısınız tabii.
EYÜP FATSA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ben sözlerimi burada
bitirirken bir iki hususu sizlerle beraber paylaşmak istiyorum, hem bu Anayasa
değişikliği gerekçesiyle hem de bu üzerinde konuşmuş olduğum konu gerekçesiyle.
Bütün tecrübeler göstermiştir ki korku bir yönetme kültürüdür.
ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Doğru.
EYÜP FATSA (Devamla) – İnsanları önce korkuturlar, sonra bu
korkuya inandırırlar, sonra bu korkuyla yaşatırlar, sonra da bu korkuyla
yönetirler. [AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından “aynen”
sesleri, alkışlar(!)]
ATİLLA KART (Konya) – Aynen yaşıyoruz. Her türünü yaşıyoruz.
EYÜP FATSA (Devamla) – Peki, buna kim başvurur?
GÜROL ERGİN (Muğla) – Sayın Fatsa, uyguladığın yöntemi
söylüyorsun.
EYÜP FATSA (Devamla) – Kendinden emin olmayan yönetimler…
GÜROL ERGİN (Muğla) – Tayyip Erdoğan’ın yöntemini anlatıyorsun.
ŞENOL BAL (İzmir) – Kendinizi anlatıyorsunuz.
OKTAY VURAL (İzmir) – Allahtan korkarız elbette, ne demek?
EYÜP FATSA (Devamla) – …halkıyla paylaşabileceği veya halkına her
şeyi alenen yapma noktasında, ifade etme noktasında çekinceleri olan yönetimler
bunlara başvurabilir. Tarih boyunca da buna çok başvurulmuştur.
GÜROL ERGİN (Muğla) – Yaptığınızı anlatıyorsun. Allah söyletiyor,
yaptıklarınızı anlatıyorsun.
ATİLLA KART (Konya) – Kendinizi anlatıyorsun.
EYÜP FATSA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, buyurun, biz bu
korkularla yaşadık, bu millet yaşamıştır.
GÜROL ERGİN (Muğla) – Hâlâ yaşıyor.
EYÜP FATSA (Devamla) – Bu millet tabutluklarla korkutulmuştur, bu
millet komünizm tehlikesiyle korkutulmuştur…
GÜROL ERGİN (Muğla) – Onu da sen korkuttun.
EYÜP FATSA (Devamla) – …bu millet bölücülük tehlikesiyle
korkutulmuştur, bu millet irtica tehlikesiyle korkutulmuştur, bu millet İran
tehlikesiyle, en son Malezya tehlikesiyle korkutulmuştur ama bu korkuların hiç
birisinin gerçek olmadığını da görmüştür.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Komünizmle Mücadele Derneği…
OKTAY VURAL (İzmir) – Millî Mücadeleyi niye yaptın sen?
EYÜP FATSA (Devamla) – Şimdi, milletçe biz bir şey yaşıyoruz,
artık demokratik standartlarımız yükseldikçe…
OKTAY VURAL (İzmir) – Mehmet Akif o şiiri niye yazdı acaba?
Akif’in şiirini okuyordun sen.
EYÜP FATSA (Devamla) – …demokrasimizin çıtası yükseldikçe, temel
hak ve hürriyetlerimizi kullanmaya başladıkça korkularımızı da yenmeyi
öğrendik. Şimdi, sorgulanamayanları sorguluyor, konuşulamayanları konuşur hâle
getiriyoruz.
ATİLLA KART (Konya) – Aranızda Sayın Başkan, o derneklerin
mücahitleri aranızda. Onları kuran da sizsiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Komünizmle Mücadele Derneği yöneticisi
Abdullah Gül.
BAŞKAN – Ek süreniz de doldu. Genel Kurulu selamlayınız.
Sadece selamlama için açıyorum efendim, sadece selamlama için.
EYÜP FATSA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, insanlık tarihi iki
şeyin mücadelesinden ibarettir. Değişimi isteyenler ve değişime direnenlerin
mücadelesidir insanlık tarihî. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Ama bütün
tarih boyunca baktığınız zaman, baktığımızda gördüğümüz gerçek şudur: Değişime
direnenler sadece süreci yavaşlatabilmiştir ama süreci sonuçsuz kılamamış ve
değişimi talep edenler hep galip gelmiştir. (AK PARTİ sıralarından “Bravo”
sesleri, alkışlar; CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
ŞENOL BAL (İzmir) – Sizin gibi teslimiyetçiler söylemesin bunu.
EYÜP FATSA (Devamla) – Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ATİLLA KART (Konya) – Sayın Fatsa, Kominizmle
Mücadele Derneğinin başında Sayın Abdullah Gül, Sayın Cemil Çiçek, Sayın Recep
Tayyip Erdoğan dâhil olmak üzere o kadro vardı.
Bugün Türkiye’yi yönetiyor, o kadro.
BAŞKAN – Lütfen değerli arkadaşlar…
Sayın Kart, böyle karşılıklı konuşmayalım lütfen…
Sayın milletvekilleri, şimdi de madde üzerinde şahıslar adına
konuşmalar yapılacaktır.
İlk söz hakkı Çanakkale milletvekili Sayın Mehmet Daniş’e aittir.
Sayın Daniş, buyurun.
Süreniz beş dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MEHMET DANİŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması
Hakkındaki Kanun Teklifi’nin Anayasa’nın “Yargı yolu” kenar başlıklı 125’inci
maddesinde değişiklik yapan çerçeve 12’nci maddesi hakkında görüşlerimi
paylaşmak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin çerçeve 12’nci
maddesiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Yargı yolu” başlıklı 125’inci
maddesinde iki önemli değişiklik yapılmaktadır. Yapılan ilk değişiklik: Yüksek
Askerî Şûranın Silahlı Kuvvetlerden terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle
emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu
açılmasına ilişkindir. Diğer değişiklik ise idari işlemlere karşı açılacak
davalarda yargı yetkisinin hiçbir suretle yerindelik denetimi şeklinde
kullanılamayacağına ilişkindir.
Değerli arkadaşlar, YAŞ kararıyla subay ve astsubayların ordudan
ihraç edilmeleri 1982 Anayasası’yla güvence altına alınmış olduğu kabul edilen
temel hak ve özgürlüklere ilişkin açık hükümler olmak üzere insan haklarına ve
genel olarak da hukukun egemenliği ilkesine aykırı bir nitelik taşımaktadır.
Sizlerle 1982 Anayasası yapılırken Millî Güvenlik Konseyinin 18/10/1982 tarihli 118’inci Birleşim Tutanağı’nı paylaşmak
istiyorum:
Bu 125’inci maddenin görüşmelerinde, Konsey Başkanı: “İkinci fıkrada
Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işler ile Yüksek Askerî Şuranın kararları
yargı denetimi dışındadır deniyor. Yüksek Askerî Şuranın kararlarından kasıt
burada nedir?”
“Hâkim Tümgeneral Muzaffer Başkaynak
(Anayasa Komisyonu Başkanı) - 926 sayılı Kanun’un öngördüğü kararlar.”
“Başkan – Yani terfi kararları.”
Hâkim Tümgeneral Muzaffer Başkaynak,
Anayasa Komisyonu Başkanı olarak: “Evet.”
“Başkan – Yoksa diğer kararlar değil.”
Yine, Komisyon Başkanı: “Hayır.”
Başkan tekraren: “Personel hakkında aldığı kararlar.”
Yine Komisyon Başkanı: “Yüksek Askerî Şûra aslında istişârî nitelikte karar verir veya savaş hazırlığıyla
ilgili çalışmaları yapar. Tabii, istişârî nitelikte
kararlar; bu sadece kesin, bağlı olan.”
“Başkan – Onlar kastediliyor.”
Yine Anayasa Komisyonu Başkanı olarak hâkim, tümgeneral Muzaffer Başkaynak: “Onlar kastediliyor. 926 sayılı Kanun, terfi
işlemi, emekli işlemlerine ilişkin işlemler yargı denetiminin dışındadır
deniyor.”
Anayasa yapılırken bunlar tutanaklarda mevcut olduğu hâlde, Sayın
Fatsa’nın da ifade ettiği gibi, 1983 yılında 926 sayılı Yasa’nın 50 ve 94’üncü
maddelerinde yapılan değişiklikle, astsubay ve subaylarla ilgili
disiplinsizlikten dolayı YAŞ kararlarının içine alınması sağlanıyor. Aslında, o
dönemde yapılan bu kanun Anayasa’ya açıkça aykırı olduğu hâlde, tabii yıllarca
yürürlükte kalıyor ve uygulanıyor.
Arkadaşlarım, benden önceki arkadaşlarım detaylı bir şekilde ifade
ettiler; tabii, bu, birçok hak mahrumiyetine sebep oluyor.
Yine, bizim Anayasa’mızda, açıkça 15’inci maddenin ikinci
fıkrasının sonunda “…suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse
suçlu sayılamaz.”
Tabii, bu hukukun genel bir kuralı, Anayasa’mızda da 82’de yazmış
olmamıza rağmen.
Yine 36’ncı maddede “Herkes, meşrû
vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya
davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” dememize
rağmen, yıllarca bu hak mahrumiyetleri maalesef devam edegelmiştir.
Tabii ki bütün bunların sonunda hem kamu vicdanında gerçekten
derin yaralar açılmıştır hem de haklı haksız yıllarca kurum yıpratılmıştır.
Âdeta burada Yüksek Askerî Şûra kanunlar üstü bir kurum gibi algılanmış,
personelin bütün disiplin notları tam puan olmasına rağmen disiplinsizlikten
dolayı görevinden ayrılmış, ayrılmak zorunda kalmış, aileler bunun sıkıntısını
yaşamış ama hepsinden önemlisi açıkça hukuka aykırı fiilî bir durum
oluşturmuştur.
Şimdi yapmış olduğumuz Anayasa değişikliğiyle, ilgili maddede
yapmış olduğumuz değişiklikle de işte, kişi hak ve özgürlüklerini
genişlettiğimizi ifade ettiğimiz bu çerçevede, böyle bir hukuksuzluğun, hukuka
açıkça aykırılığın… Hep beraber bunu gideriyoruz, bunu oyluyoruz.
Ben, bu maddenin, bütün Anayasa değişikliklerinin ülkemize,
milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyor, hepinizi en içten duygularımla
tekrar selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Daniş, teşekkür ederim.
Şahıslar adına ikinci söz, Aydın Milletvekili Sayın Ali Uzunırmak’a aittir.
Sayın Uzunırmak, buyurun. (MHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakika efendim.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Anayasa değişiklik teklifi üzerinde, 12’nci maddede şahsım adına söz aldım.
Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, demokrasilerde halk iradesi olmazsa
olmazdır ve en önemli ana unsurdur. Ama halk iradesi eğer hukuk-demokrasi-halk
iradesi üçlemi içerisinde bir yere oturtulmazsa bunun
anlam kazanması mümkün değildir.
Değerli milletvekilleri, bu görüşmelerde, müzakerelerde söylenen
ile yapılanın, söylenenlerin sürekliliğinin çok birbiriyle tenakuza düştüğü
birçok şeye şahit olmaktayız. Bunlara dikkat çekmek için huzurlarınıza geldim.
Sadece belli bölümlerde belli tutanaklardan ve günlük konuşmalardan bazı
şeyleri sizlerle paylaşarak yorumlar getirmek istiyorum.
21/4/2010 tarihindeki
tutanaklarda bir şey var: “Bugün bazı çevrelerin algılamasına göre yeni bir
Anayasa yapmak ancak darbe sonrası oluşan icazetli Meclislerin işidir ve
onların yetkisindedir. Maalesef, bu algı ülkemizin en ciddi kurumlarında bile
etkindir.” ve birtakım kurumlar itham ediliyor.
Sayın Başbakanın da dünkü konuşmasında aynı mahiyette bir metin
var: “Milletimizin Meclisini Anayasa ve yasa yapmak konusunda aciz, yetersiz ve
yetkisiz görenler Türkiye Büyük Millet Meclisiyle birlikte milleti ve millet
iradesini inkâr ettiklerini görmek ve anlamak zorundadırlar.”
Değerli milletvekilleri, eğer bir milletvekili, bir devlet adamı,
hayalî düşmanlarla, hayali ithamlarla, duygusal birtakım konuşmalarla, bilimin,
aklın gittiği bir yerde, yok olduğu bir yerde anayasa gibi değişiklikleri
yapmak gibi bir ihtiyacı hissediyorsa bu, ülkemizi sağlıklı bir noktaya
götürmez.
İkinci bir nokta: Sayın Başbakan ve AKP’li arkadaşlarımız birçok
beyanlarında “Yedi yılda yaptıklarımız cumhuriyet tarihi boyuncu yapılanların
çok ötesindedir.” diyorlar. Sayın Başbakan yedi yılda cumhuriyetin bütün
yaptıklarının ötesinde bir şeyler yaptınsa, geçen televizyon programında
“Ayağımızda prangalar var.” diyorsunuz. Acaba, yedi yılda yaptıklarınız cumhuriyetin
bütün yaptıklarının üstünde ise hangi prangalar var? İşte, burada bir niyet
ortaya çıkıyor. Hatta ve hatta Anayasa değişikliğinin gerekçesinde,
arkadaşlarımız 82 Anayasası’nın, 84’te seçimler olduğunu düşünürsek ve 16 kez
değişiklik yapıldığını eğer Anayasa’nın değişikliğinin gerekçesine koymuşlarsa,
bu ülkede Meclisin Anayasa değişikliğini yapamamak duygusallığını oluşturmak,
birtakım kurumları itham etmek, acaba ne kadar haklı bir gerekçedir değerli
arkadaşlar? Bu Meclis 82’den bu yana Anayasa’da 16 kez değişiklik yapmış.
Değerli milletvekilleri, asıl önemli olan ikinci bir paragrafa
geliyorum: “İşte biz bugün çağdaş demokratik devlet anlayışına aykırı
düşüncelere karşı bir gayret içindeyiz. Evet, bu çalışma bu ülkede kurucu irade
kavramının yeniden tanımlanmasını sağlayacaktır.”
Değerli milletvekilleri, AKP’nin Anayasa değişikliğinin esas gizli
olan unsuru buradadır. Eğer kurucu iradenin yeniden tanımlanması gündeme
geliyorsa, Anayasa’nın değişiklik içeren bugünkü mağdurlarının istismar
edildiği maddeler gibi daha birçok madde de ancak rüşvet maddeleridir. Esas
gaye burada kilitlenmiştir. Rüşvet maddeleridir. Eğer 12 Eylül Anayasası’na
“darbe Anayasası” diyerek bir duygusallık oluşturulmak isteniyorsa, bugünkü
Anayasa’ya ad vermek gerekirse değişikliklere, bu değişikliklerin yapıldığı
Anayasa değişikliği de “rüşvetli Anayasa değişikliği” olacaktır.
“12 Eylül yargılansın.” deniyor. Değerli milletvekilleri, 12
Eylülde bu ülkede ıstırap çeken, gök ekin gibi yerlere, hapishanelere sürülen
istikbal, istiklal ve hayat bedellerini ödeyen ülkücüler ve solcu gençler
olmuştur. AKP’den kim acaba idam edilmiştir? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
İşte o istismarla bunlar da gündeme geliyor, baş örtüsü
de gündeme geliyor, her şey ama sözde her şey gündeme getiriliyor ama asıl gaye
burada kurucu iradenin yeniden tanımlanmasıdır. Bunu Sayın Başbakan da çeşitli
kerelerde ikaz etti, demokrasi tanımında araç olarak görülmesi, laikliğin
yeniden tanımlanması gibi birçok konuları da gündeme getirdi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, size bir
dakika ek süre veriyorum; lütfen konuşmanızı tamamlayınız.
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, kurucu iradenin
neşet ettiği yer Anayasa’nın başlangıç ve ilk üç maddesinde ifadesini bulduğu
terimlerdir, tanımlardır. Şimdi “Türkiye Devleti bir cumhuriyettir.” “Türkiye
Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan
haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel
ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” diyor 2’nci
madde. Yani başlangıç ilkelerine dayanan demokratik, laik, sosyal bir hukuk
devletidir. Bunu bir bütün içerisinde ele almak lazım. Aynı zamanda 3’üncü
maddede de devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, dili, bayrağı,
İstiklal Marşı ve başkenti tanımlanmaktadır.
Kurucu iradenin yeniden tanımlanması bu maddelerin
tartışılmasıdır. AKP… Asıl niyeti budur. Bunların hangisini tartışmak
istiyorsunuz değerli arkadaşlar? Süslediniz 12 Eylülün yargılanmasıyla, çocuk
istismarıyla, baş örtüsüyle, askerden atılanlarla.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, ek süreniz de
doldu efendim.
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Bunların hangisini tartışmak
istediğinizi, asıl onları gündeme getirerek burada tartışmak Türkiye Büyük
Millet Meclisini daha doğru tartışma zeminine çekecektir, diyorum.
Hepinize saygılarımı sunuyorum. Teşekkür ediyorum. (MHP ve CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uzunırmak.
Sayın milletvekilleri, İç Tüzük 72’ye göre verilmiş bir önerge
vardır, okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na
Görüşülmekte olan Anayasa değişikliği teklifinin, 12. maddesinin
TBMM İçtüzüğü’nün 72. maddesi uyarınca, görüşmelerinin devamına karar
verilmesini saygı ile arz ve talep ederiz.
|
Faruk
Bal Oktay
Vural Mehmet
Şandır |
|
Konya İzmir Mersin |
|
Behiç
Çelik Hamit Homriş S.
Nevzat Korkmaz |
|
Mersin Bursa Isparta |
|
Y. Tuğrul
Türkeş İsmet Büyükataman Sabahattin
Çakmakoğlu |
|
Ankara
Bursa
Kayseri |
|
Recep
Taner Beytullah Asil Gürcan
Dağdaş |
|
Aydın
Eskişehir
Kars
|
|
Hüseyin
Yıldız Mümin
İnan Şenol
Bal |
|
Antalya
Niğde
İzmir |
|
Necati Özensoy Akif
Akkuş Reşat
Doğru |
|
Bursa
Mersin
Tokat
|
|
K. Erdal
Sipahi Erkan
Akçay Süleyman L. Yunusoğlu |
|
İzmir
Manisa
Trabzon
|
|
Muharrem
Varlı Ahmet Duran
Bulut Hakan Coşkun |
|
Adana
Balıkesir
Osmaniye
|
|
Ertuğrul Kumcuoğlu Abdülkadir Akcan D.
Ali Torlak |
|
Aydın
Afyonkarahisar İstanbul |
|
Ahmet Bukan Ahmet
Orhan Kürşat
Atılgan |
|
Çankırı
Manisa Adana |
|
E. Haluk
Ayhan Mithat
Melen Atila Kaya |
|
Denizli
İstanbul
İstanbul |
|
Ali Uzunırmak İzzettin
Yılmaz Alim Işık |
|
Aydın
Hatay
Kütahya |
|
Zeki Ertugay Mehmet
Günal Deniz
Bölükbaşı |
|
Erzurum Antalya Ankara |
|
Mustafa
Enöz |
|
Manisa |
Gerekçe:
Anayasalar, vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini teminat
altına alan, siyasi rejimin ve devlet organlarının görev ve yetkilerini
belirleyen kanunlar hiyerarşisinin en üstünde temel hukuk normlarıdır.
Türkiye'nin iki ihtilal ve 3 muhtıra ile üzerine gölge düşürülen
demokrasisini;
21. yüzyılın evrensel değerlerine kavuşturabilmenin,
Asırlık anayasa tartışmalarından kurtarmanın,
Her kesimin benimseyebileceği bir anayasaya kavuşturabilmenin,
tek yolu toplumsal
uzlaşmaya dayalı bir Anayasa yapmayı sağlamaktır.
MHP bu sebeple;
"Anayasa Değişikliği Uzlaşma Komisyonu" kurulmasını,
Partilerin uzlaştıkları hususlarda demokratik bir sözleşme
yapılmasını,
Siyasi partilerin hangi konularda uzlaştığının kamuoyuna
duyurulmasını,
Her partinin görüş ve tavrının, yapılacak ilk seçimde milletin
takdirine sunulmasını,
Seçimler sonunda oluşacak Meclis'in ilk iş olarak anayasa
değişikliğini gerçekleştirmek olmasını teklif etmiştir.
MHP; bu kapsamda,
Devlet ile Milleti kucaklaştıracak,
Milletin değerleri ile Devletin değerlerini bağdaştıracak,
Demokrasi ile Cumhuriyeti barıştıracak,
Vatandaşın temel hak ve hürriyetlerini evrensel standarda
yükseltecek,
Milletin bölünmez bütünlüğünü üniter
yapı içinde sağlayacak ve Devleti kurum ve kuruluşları ile uyum içinde
çalıştıracak,
Kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter demokrasiyi iyileştirecek,
Cumhuriyetin temel nitelikleri ile Anayasamızın değiştirilmesi
dahi teklif edilemeyecek maddelerini koruyacak,
Toplumsal bir sözleşme belgesi niteliğinde anayasa yapma kararını
ilan etmiştir.
Anayasa değişikliği böylece milletin iradesine dayandırılmış
olacaktır.
AKP, MHP'nin bu teklifine kulak tıkamış, kendisi için hazırladığı
Anayasa teklifini partilere ve millete dayatmıştır.
AKP, Anayasa değişikliğini seçmene ve yargıya hesap vermekten
kaçmak için malzeme olarak kullanmaktadır.
AKP'nin Anayasa Değişiklik Teklifi, kendi sübjektif hedefine
ulaşmak için hazırlanmıştır.
Bu teklif ile kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter sistemin
denge ve denetim mekanizmaları iktidar lehine bozulmaktadır. Bunun doğal sonucu
olarak başta parti kapatma, yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı ile hukuk
devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri zedelenmektedir. Parlamenter sistem
yerine ucu diktaya açık bir Başkanlık sistemi getirilmektedir.
Bu teklif, Parlamenter demokrasi esasına göre inşa edilen
Anayasaya aykırıdır.
Bu teklifin içinde; Millet yoktur, Milletin iradesi yoktur,
Milletin beklentisi yoktur. Millet, AKP'den bölücü terörü bitirmesini
beklemektedir.
Millet, AKP'den yoksulluğun, yolsuzluğun, hayat pahalılığının ve
işsizliğin hesabını vermesini beklemektedir.
Millet, AKP'den İş beklemektedir. Aş beklemektedir.
Millet, AKP'den düşünce, inanç, teşebbüs, örgütlenme ve benzeri
alanlarda temel hak ve hürriyetlere güvence beklemektedir.
AKP 8 yılı heba etmiştir. Milletin beklentilerini
karşılayamamıştır.
AKP millete değil, kendine çalışmaktadır.
AKP, iyi niyetli değildir, bu teklif ile başlattığı PKK AÇILIMI
için anayasal zemin hazırlamaktadır. Bu sebeple yargıyı etkisiz hâle
getirmektedir.
Bu hususlarda uzlaşmaya varıncaya kadar görüşmelere devam
edilmelidir.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Şimdi on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.
Sayın Taner, buyurun efendim.
RECEP TANER (Aydın) – Sayın Bakan, bu haftaki önemli gündem
maddelerinden birisi bedelli askerlik konusu idi. Türk Silahlı Kuvvetlerinin
bedelli askerlikle ilgili düşünceleri net bir şekilde ortada iken Sayın
Başbakanın “Genelkurmay Başkanı ile görüşeceğim.” açıklaması Türk Silahlı
Kuvvetlerini talep sahipleriyle karşı karşıya getirme ve yıpratma süreci
olmamış mıdır?
İki: Millî Savunma Bakanı olarak sizin bu konudaki görüşlerinizi
pek duyamadık. Sizin bedelli askerliğe bakış açınız nedir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Evet, Sayın Erbatur…
NEVİNGAYE ERBATUR (Adana) – Sayın Başkan, insani gelişme,
insanların hak ettikleri bir yaşam için karar ve seçeneklerini artıran
kendilerine verilmiş veya yaratılmış olanaklar olarak tanımlanmaktadır. Bunu
sağlayacak ortamlar demokratik toplumlarda anayasalarla sağlanır. Anayasa
değişikliğinin 2007 seçimlerinde 9 milyon oy alan Cumhuriyet Halk Partisi, 6
milyon oy alan MHP ve 2 milyon oy alan BDP’nin
görüşlerine yer vermeden yapılması, 16 milyon oyla Meclis çoğunluğunu alanların
âdeta astığı astık kestiği kestik bir davranış değil midir? Millî irade bu
Anayasa değişikliğine nasıl yansıyacaktır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Yıldız…
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, AKP İktidarı olarak “Sizler adına ve sizler için
Anayasa yapıyoruz.” mantığıyla hazırladığınız Anayasa değişikliklerinin
hazırlanışındaki sakat mantığınızı ortadan kaldırmayacaktır. Vatandaşlarımızın
ortak tercihlerini yansıtan bir anayasayı milletimize neden layık görmediniz?
Bu tavrınız Jakoben bir yaklaşım değil midir?
TRT, YÖK, Futbol Federasyonu, RTÜK gibi kurumlarda değişiklik
önermemektesiniz çünkü bunları yandaşlaştırdınız; böylece demokratikleşmiş
oldular, yasal değişikliklerine de gerek kalmadı. Ancak HSYK, Anayasa Mahkemesi
ve TSK’yı yandaşlaştırmak için sekiz yıldır
uğraşıyorsunuz, yandaşlaştıramadınız. Sekiz yıldır YAŞ kararlarını tartışılır
konumda tutuyorsunuz. İlişik kesme kararlarına yargı yolunu açarak…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Gök…
İSA GÖK (Mersin) – Teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan “YAŞ yani Yüksek Askerî Şûra kararlarını yargı
denetimine açıyoruz.” diyorsunuz. Madem böyle bir niyetiniz var, ikinci
fıkranın ilk cümlesinde, ilk hâlindeki Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı
işlemlere karşı yargı denetimi yolunu niye açmıyorsunuz?
İkincisi: Bu metni kim yazdı yani bu fıkra değişikliğini kim
yazdı? Zira, fıkrayı okursanız aynen şunu diyor
Anayasa: “Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askerî
Şûranın kararları yargı denetimi dışındadır.” Nokta. Ondan sonra “Ancak…”
diyerek cümlenin devamını koyuyorsunuz “Ancak, Yüksek Askerî Şûranın terfi
işlemleri…” falan diye gidiyor. Bunu yapıncaya kadar, o cümlenin devamını şu
“ancak” kelimesini kaldırıp bunu aynen oraya oturtsanız anlam bütünlüğü olmaz
mı? Şunu, tümünü bir okuyun, önceki maddeyi ve bunu okuyun, işin ne kadar komik
hâlde…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Uslu…
CEMALEDDİN USLU (Edirne) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, bu düzenleme ile YAŞ kararlarına itiraz yolu
açılıyor. Buna göre, önceki yıllarda ihraç edilenlere bu imkân sağlanabilecek
mi, yargı kararı gereğince eski görevlerine dönebilecekler mi?
Diğer sorum: Askerî okullarda okurken çeşitli sebeplerle okuldan
uzaklaştırılan öğrenciler ve aileleri çok yüksek maddi yükümlülüklerle karşı
karşıya kalmaktadırlar. Bu hususta bir çalışmanız var mıdır?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Varlı…
MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakana ve Komisyon Başkanına soruyorum: Her fırsatta
millet iradesinden bahseden AKP, Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığı
seçimlerindeki sonucu bir türlü hazmedememiştir ve her fırsatta Adana
seçimleriyle olumsuz görüş belirtmeye devam etmiş ve Türkiye’de birçok belediye
başkanının suçu sabit olmasına rağmen görevden alınmamış ancak Başbakan
talimatlı olduğu anlaşılan Adana Büyükşehir Belediye Başkanı görevden
alınmıştır. Aytaç Durak Bey, alınma kararının
yanlış olduğu gerekçesiyle mahkemeye başvurmuştur.
Sorum şudur: Mahkemenin kararını açıklayacağı gün Adalet Bakanlığı
Müsteşar Yardımcısı Sayın Mustafa Kökçam Adana’ya
gelmiş midir? Adana’ya geldiği iddia edilen müsteşar yardımcısı mahkeme başkan
yardımcısıyla görüşmüş müdür? Adı geçen müsteşar yardımcısı idare mahkemesi
üyeleriyle toplantı yapmış mıdır? Bu müsteşar yardımcısının kamuoyuna yansıyan
faaliyetleriyle ilgili bir soruşturma açmayı düşünüyor musunuz?
Bu Anayasa değişikliğiyle millet iradesini hâkim kılma
iddialarınız…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun efendim.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (İzmir) – Sayın Başkanım
teşekkür ederim.
Sorulara da teşekkür ediyorum, bazı konuların belki daha kolay
açıklanmasına yardımcı olacaktır.
Öncesi, bedelli askerlik konusuyla ilgili Sayın Taner’in sorusu:
Bedelli askerlikle ilgili yeni bir düzenleme yapmaya bugün için ihtiyaç yoktur.
Bunu defaatle ifade ettiğim gibi, yazılı olarak
sorulan sorulara da, Komisyonda da aynı yolda cevap vermiştim. Zamanınızı
almamak için yalnız şunu söyleyeyim: 1111 sayılı Kanun’un 10’uncu maddesi şöyle
diyor: “Genelkurmay Başkanlığı da Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç miktarını
tespit ederek Millî Savunma Bakanlığına bildirir.
Her celp döneminde eğitim merkezlerine sevk edilen miktar
Genelkurmay Başkanlığınca belirlenenden fazla ise ihtiyaç fazlası olan
yükümlüler, temel askerlik eğitimini bedel ödemek suretiyle yaparlar ve
askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılırlar.”
Bugün bu mevcut, binaenaleyh, benim, kanundaki mevcut hüküm
dışında bir görüş beyan etmem mümkün değildir.
RECEP TANER (Aydın) – Sayın Bakanım, Sayın Başbakan bilmiyor muydu
bunu?
BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan, siz devam edin lütfen.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (İzmir) – Millî iradeye
nasıl yansıyacaktır yani 16 milyon bunu çıkarıyor, diğer geri kalan 14-15
milyon burada temsil edilirken… Bu, tabii sizlerin takdirindedir ama netice
itibarıyla referanduma gitmesi hâlinde, giderse -ki gidip gitmemesi de sizin
takdirindedir, Sayın Cumhurbaşkanımızın takdirindedir, hâlâ ikinci oylarımız
var- o zaman referandum elbette ki millî iradeyi temsil edecektir.
İlişik kesme kararları… İki soruyu birleştirerek Sayın Yıldız ile
Sayın Gök’ün sorularına beraber müsaade ederseniz cevap vereyim:
Cumhurbaşkanıyla aynı cümlede neden yer almadı? İlişik kesme kararlarının,
Askerî Şûra kararlarının sağladığı disipline halel getirmemesi lazım. Yani bir
defa terfi işleri Askerî Şûra’da görüşülmeye devam edilmelidir, hiçbir şekilde
yargı denetimine bunun açılması doğru olmaz. Biraz evvel bir sayın sözcünün de
ifade ettiği gibi, vaktiyle açıktı ama yargının terfi ettirdiği kişilerle
Askerî Şûra’nın terfi ettirdiği kişiler arasındaki uyuşmazlık disipline menfi
etki etti. Bu sebeple Askerî Şûra’nın kararlarının yargıya açık olmadığı kesin
vurgulanmalıdır.
İkincisine gelince: Belki daha geniş bir izahat vermem gerekir ama
hemen anlatmaya çalışayım: İhraç kararlarının Askerî Şûra ile hiçbir alakası
yoktur. İhraç kararları kurullardan geçtikten sonra, kurulların kararı ihraç
şeklinde tecelli ederse bu, ilgili kuvvet komutanı tarafından Savunma Bakanlık
makamına arz edilir ve bakanın uygun görmesiyle ihraç tamamlanmış olur;
astsubaylarda böyledir. Subaylarda da üçlü kararnameyle olur bu. Demek ki
Askerî Şûra’ya gitmeden ihraç etmek mümkündür ve normal yolu budur. Ancak 83 yılında 926 sayılı Kanun’un 50 ve 94’üncü maddelerinde
yapılan bir değişiklikle “Genelkurmay arzu ettiği dosyaları -uygun gördüğü
dosyaları diyelim, arzu etmek pek uygun kaçmadı- uygun gördüğü dosyaları,
gerekli gördüğü dosyaları Askerî Şûra’ya sevk eder.” denmiş ve onun sonucunda
1542 personel Askerî Şûradan geçerek ihraç edilmiş; bunun 615’i subay, 927’si
astsubay. Şimdi, bunlar yargıya gidememişler.
Bunun dışında belki binlerce -şu anda rakamı hatırlamam mümkün
değil- ihraç yapılmış bizden önce de ama bunlar askerî idare mahkemesine
gidebilmişler. Zaten bizim de Tüzük’ün 25’inci maddesine göre muhalefet şerhi
koymamız -ki Tüzük buna müsait- bundan kaynaklanıyordu. Bu, ikili ayrımı takdiren yapan makama saygı duymadığımızdan değil ama
anayasal hükümlerin bunun da üzerinde olduğunu düşünmemizden kaynaklanıyor.
BAŞKAN – Süre doldu Sayın Bakan.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (İzmir) – Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Sayın Bakanım, eski ihraç edilenler
dönebilecekler mi?
BAŞKAN – Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde on üç önerge vardır. İç
Tüzük gereği, bilindiği gibi, ancak yedi önergeyi işleme alabiliyoruz. Kurayla
tespit edilen yedi önergeyi şimdi okutacağım, sonra bu önergeleri aykırılık
sırasına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum efendim:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 12 nci
maddesiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125 inci maddesinin 2 nci fıkrasına eklenen cümlede geçen “terfi işlemleri ile
kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç” ibaresinin madde metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederim.
Mehmet
Yılmaz Helvacıoğlu
Siirt
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 12 nci
maddesiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125 inci maddesinin 2 nci fıkrasına eklenen cümlede geçen “terfi işlemleri ile
kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç” ibaresinin madde metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederim.
Abdurrahman Arıcı
Antalya
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 12 nci
maddesiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125 inci maddesinin 2 nci fıkrasına eklenen cümlede geçen “terfi işlemleri ile
kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç” ibaresinin madde metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederim.
Ahmet
Aydın
Adıyaman
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 12 nci
maddesiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125 inci maddesinin 2 nci fıkrasına eklenen cümlede geçen “terfi işlemleri ile
kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç” ibaresinin madde metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederim.
İkram
Dinçer
Van
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 2/656 Esas numaralı 7/11/1982
Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 12. maddesi ile değiştirilen
Anayasanın 125. maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinin aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
İsa
Gök Onur
Öymen |
|
Mersin Bursa |
“Yargı yetkisi idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun
denetimi ile sınırlıdır.”
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 497 sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 12 nci
maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Bengi
Yıldız Hamit Geylani Osman
Özçelik |
|
Batman Hakkâri Siirt |
|
M. Nezir
Karabaş Sırrı Sakık Hasip Kaplan |
|
Bitlis Muş Şırnak |
Madde 12
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125 inci maddesinin ikinci
fıkrasına “Ancak, Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk
nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı
yolu açıktır.” şeklindeki cümle eklenmiş ve dördüncü fıkrasının birinci cümlesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun
denetimi ile sınırlıdır.
BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Anayasa değişikliği teklifinin, 12. maddesinin
teklif metninden çıkarılması için gereğini arz ve teklif ederiz.
|
Faruk
Bal Oktay
Vural Mehmet
Şandır |
|
Konya İzmir Mersin |
|
Behiç
Çelik S. Nevzat
Korkmaz Ali Uzunırmak |
|
Mersin Isparta Aydın |
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz
Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (İzmir) – Katılmıyoruz
efendim.
BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutuyoruz efendim?
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Evet.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Anayasalar, vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini teminat
altına alan, siyasi rejimin ve devlet organlarının görev ve yetkilerini
belirleyen kanunlar hiyerarşisinin en üstünde temel hukuk normlarıdır.
Türkiye'nin iki ihtilal ve 3 muhtıra ile üzerine gölge düşürülen
demokrasisini;
21. yüzyılın evrensel değerlerine kavuşturabilmenin,
Asırlık anayasa tartışmalarından kurtarmanın,
Her kesimin benimseyebileceği bir anayasaya kavuşturabilmenin,
tek yolu toplumsal
uzlaşmaya dayalı bir Anayasa yapmayı sağlamaktır.
MHP bu sebeple;
"Anayasa Değişikliği Uzlaşma Komisyonu" kurulmasını,
Partilerin uzlaştıkları hususlarda demokratik bir sözleşme
yapılmasını,
Siyasi partilerin hangi konularda uzlaştığının kamuoyuna
duyurulmasını,
Her partinin görüş ve tavrının, yapılacak ilk seçimde milletin
takdirine sunulmasını,
Seçimler sonunda oluşacak Meclis'in ilk iş olarak anayasa
değişikliğini gerçekleştirmek olmasını teklif etmiştir.
MHP; bu kapsamda,
Devlet ile Milleti kucaklaştıracak,
Milletin değerleri ile Devletin değerlerini bağdaştıracak,
Demokrasi ile Cumhuriyeti barıştıracak,
Vatandaşın temel hak ve hürriyetlerini evrensel standarda
yükseltecek,
Milletin bölünmez bütünlüğünü üniter
yapı içinde sağlayacak ve devleti kurum ve kuruluşları ile uyum içinde
çalıştıracak,
Kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter demokrasiyi iyileştirecek,
Cumhuriyetin temel nitelikleri ile Anayasamızın değiştirilmesi
dahi teklif edilemeyecek maddelerini koruyacak,
Toplumsal bir sözleşme belgesi niteliğinde anayasa yapma kararını
ilan etmiştir.
Anayasa değişikliği böylece milletin iradesine dayandırılmış
olacaktır.
AKP, MHP'nin bu teklifine kulak tıkamış, kendisi için hazırladığı
Anayasa teklifini partilere ve millete dayatmıştır.
AKP, Anayasa değişikliğini seçmene ve yargıya hesap vermekten
kaçmak için malzeme olarak kullanmaktadır.
AKP'nin Anayasa Değişiklik Teklifi, kendi sübjektif hedefine
ulaşmak için hazırlanmıştır.
Bu teklif ile kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter sistemin
denge ve denetim mekanizmaları iktidar lehine bozulmaktadır. Bunun doğal sonucu
olarak başta parti kapatma, yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı ile hukuk
devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri zedelenmektedir. Parlamenter sistem
yerine ucu diktaya açık bir Başkanlık sistemi getirilmektedir.
Bu teklif, Parlamenter demokrasi esasına göre inşa edilen
Anayasaya aykırıdır.
Bu teklifin içinde; Millet yoktur, Milletin iradesi yoktur,
Milletin beklentisi yoktur.
Millet, AKP'den bölücü terörü bitirmesini beklemektedir.
Millet, AKP'den yoksulluğun, yolsuzluğun, hayat pahalılığının ve
işsizliğin hesabını vermesini beklemektedir.
Millet, AKP'den iş beklemektedir, aş beklemektedir.
Millet, AKP'den düşünce, inanç, teşebbüs, örgütlenme ve benzeri
alanlarda temel hak ve hürriyetlere güvence beklemektedir.
AKP 8 yılı heba etmiştir. Milletin beklentilerini
karşılayamamıştır.
AKP, 8 yıllık iktidarında devlet değerleri ile millet değerlerini
çatıştırmıştır.
AKP, bu çatışma ile toplumu kutuplaştırmıştır.
AKP, bu kutuplaşmayı halka hesap vermekten kaçmak, siyasi rant elde etmek için kullanmıştır.
AKP yargıyı siyasallaştırmış, yandaş yargıç yaratmıştır.
AKP, şimdi yandaş yargı kurumu yaratmak istemektedir.
AKP, gizlemediği başkanlık sistemi hevesi ile,
dikta yönetimi istemektedir.
AKP, iyi niyetli değildir, bu teklif ile başlattığı PKK açılımı
için anayasal zemin hazırlamaktadır. Bu sebeple yargıyı etkisiz hale
getirmektedir.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Şimdi okutacağım iki önerge de aynı mahiyettedir, o nedenle
birlikte işleme alacağım, istemleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim.
Şimdi iki önergeyi de ayrı ayrı
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 497 sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 12 nci
maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Bengi
Yıldız (Batman) ve arkadaşları
Madde 12
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125 inci maddesinin ikinci
fıkrasına “Ancak, Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk
nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı
yolu açıktır.” şeklindeki cümle eklenmiş ve dördüncü fıkrasının birinci cümlesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun
denetimi ile sınırlıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 2/656 Esas numaralı 7/11/1982
Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 12. maddesi ile değiştirilen
Anayasanın 125. maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinin aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
İsa
Gök (Mersin) ve arkadaşları
“Yargı yetkisi idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun
denetimi ile sınırlıdır.”
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz
Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (İzmir) – Katılmıyoruz
efendim.
BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurun efendim, önergeniz üzerinde beş
dakika söz hakkınız var.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
bizim verdiğimiz önergede -Hükûmet son dakikada, ne
hikmetse, nereden kaynaklandı, bilmiyorum- YAŞ kararlarına birazcık yolu
açıyorduk, o yolu tek gidişli bir köprüye çevirdi, daralttı ve “…yerindelik
denetimi yargı yapamaz.” Yargının ne yapacağına siz Anayasa’da kural
koyarsanız, o zaman bağımsız yargıdan bahsedemezsiniz arkadaşlar, adil yargıdan
bahsedemezsiniz.
Yerindelik denetimi zaten yargı yapmıyor ki. Olmayan bir hükmü
niye koyuyorsunuz Anayasa’ya? Yani gerçekten şaşırtıyor. Yani şimdi, YAŞ
kararlarına diyoruz ki: “Evrensel ölçütler ışığında yargı yolu açılsın.” ama
“açılsın” derken… Anayasa’mızda zaten hüküm var, savunma hakkı var. Ne diyor?
“Herkes savunma hakkına sahiptir. Suçu sabit olana kadar herkes masumdur.”
deniliyor. Var mı? Var. 2001’deki değişiklikte adil yargılanma hakkı Anayasa’ya
konuldu mu? Konuldu. Peki, yakın zamanda imzaladığımız Birleşmiş Milletler
Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nde de bağımsız yargı, savunma hakkı, adil
yargılanma yok mu? Var. O zaman, eğer bu yolu açacaksanız, böyle duble yol gibi açacaksınız, böyle tam açacaksınız. Böyle,
ince bir patika yol açarsanız, bu patika yolu da çok rahatlıkla kapatırlar.
Onun için, bizim verdiğimiz önerge hep bu mahzuru gidermeye yönelik. Zaten
“İdarenin her türlü işlemi yargıya tabidir.” denirken, YAŞ kararlarına karşı
hazır Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin içtihadı da varken, böyle
bir durum da varken Anayasa’nın 90’ıncı maddesi uyarınca adil yargılanma
konusunda kendi ulusal yargımıza artık güvenmemiz gerekiyor. Yani güvenmeliyiz
ki burada sorunları çözelim. Zaten bunu çözemezsek arkasından bu konuda
bireysel başvuru hakkı da getirilecek ve bu açıdan da bu yol açılıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika daha ek süre veriyorum efendim, lütfen
tamamlayın.
HASİP KAPLAN (Devamla) – Fakat ben bir şeyi söylemek istiyorum.
Yani tamam, bunları görüşüyoruz, iki gün sonra ara verilecek ve bu ara verme
sonrası ikinci tura geçeceğiz. Şunu düşündü mü arkadaşlarımız acaba: Buradan,
farzımuhal, 330-337’le geçti ve referanduma gidiyoruz. Referanduma gidersek ne
olur? Meclis bir ay çalışamaz; ümitsiz, umutsuz, çaresiz toplumda gelişen
gerginlik artar; 50 trilyon lira para harcarsınız, zaman harcarsınız, emek
harcarsınız; Meclis durur bir ay boyunca; sonra da seçime bir yıl kala şimdiden
başlamış olursunuz seçim propagandasına ve Türkiye’ye faydası ne olur bunun
arkadaşlar? Sonuç: Türkiye kaybeder. O zaman, kırk sekiz saat ara var iki tur
arasında, iki kritik madde geliyor, Anayasa Mahkemesinin yeniden yapılanması
bir de Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu. Gerçekten bunun bağımsız olmasını
hepimiz istemiyor muyuz? Peki, sorun ne? Niye konuşamıyoruz bunu? Niye gruplar
bir uzlaşma kurulu kurup bu iki madde üzerinde -yargıçların tayini, yargıçların
seçilmesi konusunda- bir mutabakat aramıyorlar? Bunu aramak zorundayız, bir
çözüm bulmak zorundayız. Türkiye’yi bu atmosferlerde, bu sıkıntılarda, bu
gerilimde referanduma götürmek Türkiye’ye haksızlıktır arkadaşlar. Bunu
gerilimsiz bitirme imkânı var. İki madde üzerinde tartışmalar sürüyor. Zaman zaman CHP’nin söylediği bir şey var burada “konuşalım”
diye, konuşulsun, tartışılsın, uzlaşılsın. Uzlaşılamıyorsa eğer iki madde
çıkarılır mı çıkarılmaz mı, sonraki bir çare olarak o da konuşulsun. Ama
Meclisteki temel yasalarda ve önümüzdeki dönem çalışmalarında bir randıman sağlanması
isteniyorsa buna ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.
Bu konuda, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.
Sayın Öymen, konuşacak mısınız efendim?
ONUR ÖYMEN (Bursa) – Evet, konuşacağım.
BAŞKAN – Önergesi üzerinde, Bursa Milletvekili Sayın Onur Öymen.
Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakika efendim.
ONUR ÖYMEN (Bursa) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri;
12’nci maddeyle ilgili olarak verdiğimiz önerge hakkında görüşlerimizi ifade
etmek üzere söz almış bulunuyorum.
Bu konuda gerekçemizde de ifade ettiğimiz gibi “yerindelik”
lafının, sözünün metinde yer almamasının daha uygun olacağını düşünüyoruz. Aynı
metinde aynı zamanda Cumhurbaşkanının bireysel olarak aldığı kararların yargı
denetiminin dışında tutulmasıyla Yüksek Askerî Şûranın kararlarının yargı
denetimi dışında tutulması sözlerinin aynı ifadenin içinde yer almasının
sakıncalı olduğunu düşünüyoruz. Birincisi tek başına yargı
denetimi dışında. Şimdi öyle anlaşılıyor ki yapılan değişiklikle Yüksek
Askerî Şûranın kararlarının bir bölümü yargı denetiminin dışında, bir bölümü
değil. Bunun gözden geçirilmesini tavsiye ediyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bu 12’nci maddeyle ilgili olarak şunları da
söylemek istiyorum: Bütün konuşmalarda Komisyon sözcüleri, iktidar sözcüleri
sürekli olarak Avrupa Birliğinin normlarına, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin
kararlarına atıfta bulundular. Şimdi 12’nci maddeyle ilgili olarak bakalım
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ne demiş. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu YAŞ
kararlarıyla ilgili olarak kendisine yapılan yüz yedi müracaat hakkında karar
almış. Bu yüz yedi müracaatın hepsi “Bizim yargı yoluna müracaat yolumuz
tıkalıdır, onun aleyhine dava açıyoruz.” diye müracaat etmişler. Bu yüz yedi
davanın kaç tanesini kabul etmiş? Hiçbirini kabul etmemiş. Son derece
ilginçtir. Biraz önce arkadaşım dedi ki: “Kendi savunma hakkını insanlara
tanımamak hukuka aykırıdır. Hiçbir hukukçu böyle bir şeyi tasavvur bile
edemez.” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki insanlar, yargıçlar hukukçu değil
mi acaba?
Şimdi bir de bakıyoruz ki Meclise getirdiğiniz metinle Komisyondan
çıkan metin farklı. Sayın Başbakan, Sayın Millî Savunma Bakanı bütün YAŞ
kararlarına şimdiye kadar şerh koydular. Acaba niye koydular? Bu defa,
bakıyoruz, terfiler ve tayinlerle ilgili, emeklilikle ilgili hususları gene
yargı denetiminin dışında bırakıyorlar. Demek ki onları rahatsız etmiyormuş,
demek ki şerh koymalarının sebebi emeklilik kararları veya efendim terfi
kararları değilmiş. Peki neymiş? Sakın irtica kararları, disiplinsizlik
kararları olmasın! Şimdi öyle anlaşılıyor ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
irticai konularla ilgili olarak yargıya başvurma imkânının bulunmamasını İnsan
Hakları Sözleşmesi’ne aykırı bulmuyor ama Hükûmeti
rahatsız ediyor bu. Demek ki, Hükûmet farklı bir
yaklaşım içinde. Şimdi, buraya bir nokta koyuyoruz.
Günlerden beri, değerli arkadaşlarım, Almanya örnek veriliyor. Yani Almanya örneğini çok iyi bilmek lazım. Ne yazık ki,
yanlış veriliyor bu örnek. Almanya’da sanki,
partilerin kapatılması konusu bizim dikkate almamız gereken bir husus.
Almanya’da partilerin kapatılması değil, kapatılmaması sorun yarattı. Keşke Weimar Anayasası’nda partilerin kapatılmasıyla ilgili hüküm
olsaydı. Keşke o zaman Almanya’da anayasa mahkemesi olsaydı da, Nazi Partisi
bütün Almanya’yı ve dünyayı bir felakete sürüklemeseydi. O zaman anayasa
mahkemesi yok, Anayasa’da hüküm yok, parti kapatılamıyor, milis teşkilatı
kuruluyor ve bu nedenle dünya felakete sürükleniyor.
Değerli arkadaşlarım, Alman Anayasası’yla ilgili olarak bir hususu
daha dikkatinize getirmek istiyorum, burada söyleniyor ama Alman Anayasası’nın
21’inci maddesinin ikinci fıkrasını okuyunuz: Demokrasiye karşı partilerin
kapatılmasından bahsediyor. “Şiddet kullanma” lafı yoktur orada. Burada öyle bir
laf ediliyor ki, öyle sözler söyleniyor ki, sanki şiddete başvuran, sadece
şiddete başvuran partiler kapatılabilirmiş gibi. Alman Anayasası öyle demiyor
“Demokrasiye zarar verecek partiler…” diyor. Bu konuda dikkatinizi çekerim.
“Efendim” diyorlar, örnek olarak, “Meclisin denetim fonksiyonuyla
ilgili olarak, yani Meclis izin vermezse parti kapatma davası açılamayacak;
örnek, Almanya.” Yanlış… Yanlış örnek. Almanya’da Meclisin de senato
konumundaki Bundesrat’ın da partinin kapatılması için
mahkemeye başvurma hakkı var, bu başka bir iş. Bu, suç duyurusunda bulunma
hakkıdır. Aynı hak Alman Hükûmetinin de var, eyalet hükûmetlerinin de var bazı durumlarda. Bu, suç duyurusunda
bulunma hakkıdır ama mahkemeye müracaatı denetleme hakkı değildir.
Ben Sayın Kuzu’ya soruyorum: Bana bir tek ülke gösteriniz, bir
partiyi kapatma kararı aleyhinde meclis bir denetleme fonksiyonu görsün, bir
filtre fonksiyonu görsün. Dünyada örneği yok.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Öymen, ilave süre veriyorum
efendim, lütfen konuşmanızı tamamlayın.
ONUR ÖYMEN (Devamla) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, dünyada örneği yok bunun. Şu Meclise sunulan metnin
yani Büyük Millet Meclisine başsavcının dava açma yetkisini sınırlama,
engelleme yetkisinin dünyada hiçbir örneği yoktur, Alman Anayasası’nda da
yoktur. Bunu herkes çok iyi bilsin.
Değerli arkadaşlarım, “Avrupa’da parti kapatılmıyor…” Avrupa’da
parti kapatılıyor. Daha iki ay önce Çek Cumhuriyeti’nde bir parti kapatıldı
haberiniz var mı? Aşırı sağcı İşçi Partisi kapatıldı. Şiddetle alakası yok.
Daha çok anlatacak şeyler var ama size şunu da söyleyeyim: “Avrupalıların
önerisine uyuyoruz.” diyorsunuz. Avrupalılar size diyor ki: “Milletvekili
dokunulmazlığını kaldırın.” Uyuyor musunuz? Uymuyorsunuz. Hâkimler Savcılar
Yüksek Kurulundan Adalet Bakanını, müsteşarını çıkarın. Uyuyor musunuz?
Uymuyorsunuz. Ondan sonra Venedik Komisyonu… “Birbirine bağlantılı olmayan
konuları birlikte referanduma sunamazsınız.” diyorlar. Sunuyor musunuz?
Önerinize göre sunuyoruz.
Değerli arkadaşlar, bu gidiş çok tehlikeli bir gidiştir. Biz
Cumhuriyet Halk Partililer olarak bu çağ dışı gidişi durdurmak için…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Öymen, ek süreniz de
doldu, lütfen Genel Kurulu selamlayınız. Onun için mikrofonunuzu son kez
açıyorum.
ONUR ÖYMEN (Devamla) – Teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, biz bu çağ dışı gidişi durdurmak için bütün
gücümüzle çalışacağız. Cumhuriyet Halk Partililer olarak Türkiye’de demokrasiyi
ve özgürlükleri karanlıklara sürüklemek isteyenlere izin vermeyeceğiz.
Demokrasiyi bir durakta binilip bir durakta inilecek bir tramvay gibi görenlere
şunu söylüyorum buradan ve sizi selamlıyorum değerli arkadaşlarım: Önümüzdeki
durağın adı Yüce Divandır.
AHMET YENİ (Samsun) – Millet karar verecek ona, millet. Darbe
anayasası yapmıyoruz biz, darbe anayasasını değiştiriyoruz.
ONUR ÖYMEN (Devamla) – Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Hatip beni kastederek YAŞ
kararlarıyla ilgili “Hepsi reddedildi.” dedi. Yanlış bir anlama var herhâlde.
Reddedildi ama sonunda 2007’de de yeni bir karar var, içtihat…
BAŞKAN – Yerinizden kısa bir açıklama yapın efendim.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yerimden yapabilsem.
BAŞKAN – Sadece açıklama efendim değil mi? Yanlış anlaşıldığını
ileri sürüyorsunuz.
Buyurun.
VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)
23.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Bursa Milletvekili Onur Öymen’in, sözlerini yanlış yorumladığına ilişkin açıklaması
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Hatibin bahsettiği gibi daha
önceleri YAŞ kararları, doğrudur, hepsi reddedilmişti çünkü bu konuda Fransız Pellegrin davası vardı; emniyet, yargı, ordu mensuplarıyla
ilgili ülkelerin devletin egemenlik etkisi olarak görülüyordu. Sonra bu içtihat
2007 yılında Büyük Dairede değiştirildi ve bu içtihada göre bundan sonra YAŞ
kararları, HSYK kararları dâhil ulusal hukukta mutlaka bunlara karşı bir yargı
yoluna gidilmesi içtihadı oluşturuldu. Bu açıdan, bunu hatırlatma gereğini
duydum. Belki 2007’deki Büyük Daire içtihadından haberi olmayabilir. Onun adı
da “Eskelinen davası”, Finlandiyalı 5 polisin açtığı
dava.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Peki Sayın Kaplan, teşekkür ederiz.
III.- Y O K L A M A
(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, oylamadan evvel yoklama
istiyoruz.
BAŞKAN – Birlikte işleme aldığım önergeleri oylamadan önce bir
yoklama talebi oldu.
Şimdi, yoklama talebinde bulunan arkadaşlarımızı tespit ediyoruz:
Sayın Anadol, Sayın Öymen,
Sayın Tamaylıgil, Sayın Keleş, Sayın Durgun, Sayın
Özkan, Sayın Güner, Sayın Köse, Sayın Dibek, Sayın
Tütüncü, Sayın Özpolat, Sayın Kaptan, Sayın Emek,
Sayın Koçal, Sayın Aydoğan,
Sayın Sönmez, Sayın Paçarız, Sayın Karaibrahim, Sayın
Erbatur, Sayın Yıldız.
Şimdi, elektronik sistemle yoklama yapacağım.
İki dakika süre veriyorum ve yoklamayı başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
(Devam)
5.- Adalet ve Kalkınma Partisi
Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin,
7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve
Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)
BAŞKAN – Önergeleri birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım dört önerge de aynı
mahiyette olduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım, istemleri hâlinde
önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim.
İlk önergeyi ve diğer önergelerin imza sahiplerini okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 12 nci
maddesiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125 inci maddesinin 2 nci fıkrasına eklenen cümlede geçen “terfi işlemleri ile
kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç” ibaresinin madde metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederim.
Ahmet
Aydın
Adıyaman
Diğer önerge sahiplerinin isimlerini okuyorum:
|
Abdurrahman Arıcı |
|
Antalya |
|
Mehmet Yılmaz Helvacıoğlu |
|
Siirt |
|
İkram Dinçer |
|
Van |
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz
Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (İzmir) – Katılmıyoruz
efendim.
İKRAM DİNÇER (Van) – Gerekçe.
BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun lüften:
Gerekçe:
Hukuk devleti ilkesine daha uygun düşecektir.
BAŞKAN – Birlikte işleme aldığım önergeleri oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Sayın milletvekilleri, 12’nci madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Şimdi, maddenin oylaması gizli oylama şeklinde yapılacaktır.
Gizli oylamanın ne şekilde yapılacağını arz ediyorum.
Lütfen, milletvekili arkadaşlarım, yerlerinizde oturunuz, henüz
oylamayı başlatmadım.
Komisyon ve Hükûmet sıralarında
yer alan kâtip üyelerden Komisyon sırasındaki Kâtip Üye Adana'dan başlayarak
İstanbul'a kadar (İstanbul dâhil), Hükûmet
sırasındaki Kâtip Üye ise İzmir'den başlayarak Zonguldak'a kadar (Zonguldak
dâhil) adı okunan milletvekiline, biri beyaz, biri yeşil, biri de kırmızı olmak
üzere 3 yuvarlak pul ile mühürlü zarf verecek; pul ve zarf verilen
milletvekilini ad defterinde işaretleyecektir.
Milletvekilleri, Başkanlık kürsüsünün sağında ve solunda yer alan
kabinlerden başka yerde oylarını kullanmayacaklardır.
Bildiğiniz üzere, bu pullardan beyaz olan kabul, kırmızı olan ret,
yeşil olan ise çekimser oyu ifade etmektedir.
Oyunu kullanacak sayın üye, Kâtip Üyeden 3 yuvarlak pul ile
mühürlü zarfı aldıktan ve adını ad defterine işaretlettikten sonra kapalı oy
verme yerine girecek, oy olarak kullanacağı pulu burada zarfın içerisine
koyacak, diğer 2 pulu ise ıskarta kutusuna atacaktır.
Bilahare oy verme yerinden çıkacak olan üye, oy pulunun bulunduğu
zarfı Başkanlık Divanı kürsüsünün önüne konulan oy kutusuna atacaktır.
Oylamada adı okunmayan milletvekiline pul ve zarf verilmeyecektir.
Şimdi gizli oylamaya Adana ilinden başlıyoruz.
(Oylar toplandı)
BAŞKAN – Oyunu kullanmayan sayın milletvekilimiz var mı? Yok
Oy kullanma işlemi tamamlanmıştır.
Oy kutularını kaldırıyoruz.
(Oyların ayrımı yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının
Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 12’nci
maddesinin gizli oylama sunucunun açıklıyorum:
|
“Oy sayısı : 408 |
|
Kabul : 336 |
|
Ret: : 70 |
|
Çekimser : 1 |
|
Boş: : - |
|
Geçersiz : - |
|
Kâtip
Üye Kâtip
Üye |
|
Murat
Özkan Yusuf
Coşkun |
|
Giresun Bingöl” |
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Sayın milletvekilleri, birleşime on beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.01
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 17.25
BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN
KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN
(Giresun), Harun TÜFEKCİ (Konya)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
93’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
497 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden
devam ediyoruz.
Komisyon? Yerinde.
Hükûmet? Yerinde.
13’üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 13- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 128 inci maddesinin
ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.
“Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri
saklıdır.”
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 13’üncü madde üzerinde gruplar
adına konuşmalara başlıyoruz.
İlk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili
Sayın İsmet Büyükataman’ın.
Sayın Büyükataman, buyurun efendim. (MHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakikadır.
MHP GRUBU ADINA İSMET BÜYÜKATAMAN (Bursa) – Sayın Başkan,
saygıdeğer milletvekilleri; Anayasa değişikliği kanun teklifinin 13’üncü
maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.
Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Türk fikir, akademi ve bilim hayatı ile
Türk milliyetçiliği tarihinde ilmî çalışmaları ve fikrî donanımıyla müstesna
bir yere sahip olan, millî köklere bağlı yaşantısı ve karakteriyle gerçek bir
mütefekkirin, Profesör Doktor Erol Güngör’ün vefatının 27’nci yıl dönümünü
idrak ediyoruz. Düşünceleri hâlâ canlılığını koruyan ve günümüz meselelerine
ışık tutan muhterem Erol Güngör’ü rahmetle anıyor, ruhu şad, mekânı cennet olsun
diyorum.
Değerli milletvekilleri, anayasalar vatandaşın temel hak ve
hürriyetlerini teminat altına alan, milletin bir arada yaşama arzusunu ve
toplumsal değerlerini koruyan, devletin yapısının, siyasi rejiminin ve
organlarının görev ve yetkilerini belirleyen, kanunlar hiyerarşisinin en
üstündeki temel hukuk normlarıdır.
Anayasalar, devletin kuruluş ruhuyla uyum içerisinde olmalı,
yapılması da, değiştirilmesi de özel bir usule tabi olmalıdır çünkü anayasa
devletin ruhudur, bütünlük arz etmek mecburiyetindedir, usulünce yapılmayan
değişiklikler, devlet hayatında ahenksizliklere, çatışmalara yol açabilir.
Anayasalar kutsal metinler değildir, toplumun beklentileri yönünde
değiştirilebilmelidirler ancak bu değişiklik ahlaka uygun yöntemlerle,
başkalarına saygı gösteren bir anlayışla, farklı düşüncelere kulak veren bir
etik yaklaşımla, toplumun tamamını dinleyen bir geniş görüşle, azami uzlaşma
kanallarının arayışıyla yapılmalıdır.
AKP, oluşturduğu kriz ve kutuplaşma ortamında, ekonomik ve
sosyal çöküntüyü, artan asayişsizliği, azan bölücülüğü, yolsuzluğu, yoksulluğu,
yozlaşmayı, işsizliği, iflasları, yandaşlarını zenginleştirmeyi, yandaş basın,
yandaş yargı oluşturmayı, kamunun kaynaklarını ve gücünü parti çıkarlarına
kullanmayı ve dış politikadaki başarısızlığını örtmek için sürekli sanal
gündemler oluşturma çabası içerisindedir, şimdiki sanal gündemi ise Anayasa
değişikliğidir.
AKP’nin 2007 yılında sivil anayasa için oluşturduğu Bilim
Kurulunda yer alan anayasa profesörü Sayın Serap Yazıcı bir gazeteye verdiği
röportajda “Biz, bu ortamda bırakın Anayasa değişikliği yapmayı, kira kontratı
gibi çok basit bir sözleşmeyi bile yapabilecek hoşgörüye, uzlaşmaya, diyaloğa sahip değiliz. Artık Parlamento da çok yıprandı,
yoruldu, bu Parlamentodan yeni bir anayasa çıkmaz.” diyordu.
Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, geçtiğimiz şubat ayında
Hindistan’a giderken “Bu Meclise yeni bir anayasa yapmak yakışırdı ama çeşitli
sebeplerden dolayı bu fırsat kaçırıldı.” demiştir. Sayın Cumhurbaşkanının
açıklamalarına istinaden, AKP’nin Anayasa değişikliği taslağının hazırlanmasını
emanet ettiği Profesör Doktor Sayın Ergün Özbudun “O
an için kaçırıldı tabii. 2007 seçimlerinden sonra arkasında yüzde 47 destek
olan parti, eğer kararlı bir şekilde bu projeyi ortaya koysaydı büyük ihtimalle
sonuca ulaşırdı. Bence çok doğru bir tespit.” açıklamasını yapmıştır.
Yine, Anayasa değişikliği konusunda Anayasa Mahkemesi Başkanı
Sayın Haşim Kılıç’ın da ikaz ettiği gibi “Ben yaptım, oldu.” anlayışı doğru
değildir “Bir sayı fazla ise hepsi benim.” anlayışı ve yaklaşımı ise hiç doğru
değildir.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu Anayasa değişikliğinin bir
sonraki Meclise bırakılmasının uygun olacağını ifade etmiştik, ortak akıl da
bunu söylemektedir. Aksi bir davranış, toplumu daha da germekten ve
kutuplaştırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.
Saygıdeğer milletvekilleri, ülkemizde çalışanların örgütlenmeleri
istihdam şekillerine bağlı olarak iki ayrı biçimde düzenlenmiştir. Özel hukuk
kapsamında değerlendirilen işçiler için sendika hakkı, bütün kısıtlama ve
aksaklıklarına rağmen, toplu sözleşme ve grev hakkını da içine alacak şekilde
oluşturulmuş ve anayasal güvencelerle korunmuştur. Statü hukuku içinde istihdam
edilen memurlar için ise sendika hakkı yalnızca sendika kurma, sendikalara üye
olabilme ve taraflar arasında toplu görüşme yapabilmeyle sınırlı olmuş olup,
sendika hakkının temelini oluşturan toplu sözleşme ve grev hakkından mahrum bir
düzenleme yapılmıştır. Toplu sözleşme ve grev hakkı, Uluslararası Çalışma
Örgütü nezdinde temel hak ve özgürlükler kapsamında değerlendirilmektedir.
Ayrıca, gözden geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
ve benzeri bazı değişik sözleşmeler de işçi-memur ayırımı yapılmaksızın tüm
çalışanlara toplu sözleşme ve grev hakkı tanınmasını öngörmektedir. Ülkemiz
tarafından da onaylanmış bulunulan bu sözleşmeler, Anayasa’mızın 90’ıncı
maddesi çerçevesinde değerlendirildiğinde bağlayıcı hâle gelmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Danıştayın
verdiği bu kararlar ülkemizde toplu sözleşme ve grev hakkının memurlar
tarafından fiilen kullanılmasının önünde bir engel bulunmadığını ortaya
koymaktadır.
Sözleşme hükümlerinin taraf devletlerce hayata geçirilmesi de
uluslararası hukuk boyutunda bir zorunluluktur.
Memurların ekonomik, sosyal ve siyasi alandaki haklarının
geliştirilmesi, menfaatlerinin korunması için toplu sözleşme ve grev hakkını
ihtiva eden gerçek anlamda sendikal haklara ihtiyaç vardır.
Anayasa’da değişiklik ihtiva eden metin incelendiğinde, kamu
görevlilerine toplu sözleşme hakkı tanınmasıyla ilgili olarak, Anayasa’nın
53’üncü ve 128’inci maddelerinde değişiklik yapılması planlandığı
görülmektedir. Ancak, Anayasa’nın 54’üncü maddesinde yer alan grev hakkı ve
memurların grev yasağıyla ilgili bir değişiklik düşünülmemiştir. İşte bu nokta
teklifin en önemli eksikliğidir. Eğer toplu sözleşme hakkı tanıdığınız kamu
çalışanına grev hakkını tanımış olsaydınız daha çağdaş ve uluslararası bir
yaklaşımı kabul ettiğinizi, toplumsal yaşamda meydana gelen gelişmeyi gerçekten
kavradığınızı, bu değişiklik teklifinde samimi olduğunuzu ve bu madde
düzenlemesinin bazı niyetleri gizlemek için konulmuş bir madde olmadığını
anlardık.
Kamu görevlilerinin toplu pazarlık sisteminin kurulması,
tarafların eşit statüde ve eşit güçlerle pazarlık yapabilmesinin kamu
görevlilerinin grev hakkından geçtiği unutulmamalıdır. Grev hakkının olmadığı,
toplu görüşme sistemine benzer bir şekilde yapılacak pazarlıkların ardından
imzalanacak mutabakat metninin toplu sözleşme hükmü taşıyacağı bir yapılanma
kamu görevlileri açısından yıllardır uğrunda mücadele ettikleri değerler adına
bir kazanım anlamı taşımamaktadır. Grevsiz toplu sözleşme hakkının Anayasa’ya
koyulması bir aldatma, kandırma ve göz boyamadan başka bir şey değildir. Grev
hakkı verilmeyip Uzlaştırma Kurulu kararına dava açılmasına engel olunarak kamu
görevlileri sendikacılığı yok edilmeye çalışılmaktadır.
Değerli milletvekilleri, bu Anayasa değişikliği kredi kartları ve
borçla hayatını sürdürmeye çalışan memurlarımızın durumunu mu düzeltecektir? Bu
Anayasa değişiklikleri 1 milyonu açlık, yüzde 95’i ise yoksulluk sınırı altında
maaş alan 2,5 milyon memurun sorunlarına çözüm mü olacaktır? Tabii
ki hayır. Hükûmetin tutumundan kaynaklanan
yanlışlıklar bugün ne yazık ki Türkiye'yi çok tehlikeli bir ayrışmanın eşiğine
getirmiştir. AKP Hükûmeti tarafından toplum nezdinde
suni gerginlikler oluşturulmuştur. Bu Anayasa değişikliği çalışmaları milletin
içine gömülmüş olduğu sorunlara hiçbir şekilde çözüm getiremeyecektir, sadece
ayrışmaları artıracaktır. Bu sebeple AKP Anayasa değişiklik teklifi mevcut
Anayasa’ya aykırıdır ve milletimizin hayrına değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Büyükataman, iki dakika
kadar ek süre veriyorum efendim, lütfen tamamlayınız.
İSMET BÜYÜKATAMAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Milliyetçi Hareket Partisi 21’inci yüzyılda Türkiye'yi lider ülke
hedefine ulaştırabilecek, devleti ve milletini kucaklaştıran, milletin
değerleriyle devletin değerlerini barıştıran, cumhuriyet ile demokrasiyi
uzlaştıran bir anayasa öngörmektedir.
Bu vesileyle sözlerime burada son verirken yüce heyetinizi en
derin saygı ve hürmetlerimle selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Büyükataman.
Şimdi de söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul
Milletvekili Sayın Bihlun Tamaylıgil’e
aittir.
Sayın Tamaylıgil, buyurun efendim. (CHP
sıralarından alkışlar)
Sizin de süreniz on dakika.
CHP GRUBU ADINA BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Anayasa değişikliği teklifinin
çerçeve 13’üncü maddesiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Tabii, bu selamımın çok geniş bir katılıma ulaşmasını dilerdim. Özellikle, Türkiye'nin demokratikleşme, aydınlaşma ve kamu
ihtiyacının, millet ihtiyacının, millet iradesinin talebi olarak ortaya konan
bir Anayasa değişikliğinde, uyuyan milletvekili görüntüsünden sonra boş
koltukları bırakarak buradaki değerlendirmeden kaçan milletvekili manzarasını görmek
ve yaşamaktan son derece üzgün olduğumu (CHP sıralarından alkışlar) ve şu
tablonun böylesine önemli bir Anayasa değişikliği görüşmesi sürecinde Türk
halkına nasıl önemli bir ışık tutacağının da farkındayım ve halkımız da bunu
paylaşacaktır.
ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Tam kaç kişi olduklarını söyle, 15
kişiler.
BİHLUN TAMAYLIGİL (Devamla) – Değerli milletvekilleri, şu an
üzerinde görüştüğümüz değişiklik teklifi ve maddesi, aslında, çerçeve 6’ncı
maddeyle uyumu sağlamak üzere getirildiği söylenen toplu sözleşme hakkının
devamını 128’inci maddeye uyarlamak üzere yapılmış bir değişiklik. Ancak, şu
bir gerçektir ki, üreten, çalışan ve emeğiyle hakkını aramaya mücadele eden
kamu çalışanına toplu sözleşme hakkı verip grev hakkı getirilmezse bunun “toplu
sözleşme” anlamı taşımadığı çok açıktır.
Kaldı ki bu -biliyorsunuz- Anayasa değişikliklerinde sürekli
olarak Venedik Kriterleri görüşülüyor, bunlar dile getiriliyor ama bu Anayasa
değişikliğinin temelinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve ILO kararları
dikkate alınmıyor. Zaten böyle bir değişikliğin öncesinde de fiilen
baktığımızda ve Anayasa’nın 90’ıncı maddesiyle yapılan düzenleme sonrasında,
yürütmeye verilen uygulama yükümlülüğünün ortaya konmadığı gerçeğiyle
değerlendirdiğimizde memurun ve kamu çalışanının hem toplu sözleşme hem de grev
hakkı vardır. “Nasıl?” derseniz, hem tarafı olduğumuz sözleşme maddeleri hem de
daha önce sizin sesini çıkartmasından rahatsız olduğunuz ve eylem, toplu eylem,
iş bırakma noktasına gitmiş ama ondan sonra hakkını Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinde arayarak tazminat kazanmış olan davaların gerekçeleri ve
sonuçlarıyla ortada. Böyle olduğu zaman “Kamu çalışanına toplu sözleşme hakkı
veriyoruz.” söyleminin, bu değiştirmeye çalıştığınız çok tartışılan Anayasa
değişiklik teklifinde bir albeni yaratması, bir çekicilik oluşturması için
oraya eklendiğini görüyoruz. Bunun kalıcı, gerçek ve uluslararası hükümlerle
bir araya getirildiğinde yeterli olan bir düzenleme olmadığı alenen açıktır.
Diğer taraftan, bir Uzlaştırma Kurulu kuruluyor. Bu Uzlaştırma
Kurulunu kimler kuracak? Yine Hükûmet kuracak. Bundan
önce memurlar oluşan kararlara itiraz ettiğinde iş Bakanlar Kurulunun
üzerindeydi, şimdi Uzlaştırma Kurulu ya da adını değiştirdiniz Hakem Kurulu,
bunun üzerine atılacak ve onların çıkarttığı kararlar kesin olup yargıya bile
gidilmeyecek ve bunun üzerine Uzlaştırma Kurulunun oluşturulacağı yapıya bakmak
gerekecek. Yani bunun içerisinde Hükûmet olmayacak
mı? Onun yönlendirmesi olmayacak mı? Bittabi ki olacak ve bugün her kurumda yaptığınız
gibi yine memur haklarıyla ilgili düzenlemelerde kendi baskınızı ortaya
koyacaksınız.
Değerli arkadaşlar, bununla da bitmiyor. Tabii,
statü hukukuna tabi olarak elde edilmiş haklarını da yine 128’inci maddede
özlük hakları olarak tanınmış tazminattan ek yardıma ve bununla beraber sağlık
ödemelerine kadar pek çok hakkının önüne Uzlaştırma Kurulu kararını getirerek
bir çekince, bir geriye gidiş yaratıyorsunuz ve diğer taraftan baktığınızda
-kanunen saklı tutulan bir değişikliğin hayata geçmesi hâlinde- kanunen
hakları, o zaman Uzlaştırma Kurulunun kararlarının, mevcut olarak kazanılmış
hakları nereye götüreceği belirsizliği içinde ve bu değişiklik yürürlüğe
girdiği takdirde ne yazık ki ve ne yazık ki bir koruma mekanizması oluşmayacak,
Uzlaştırma Kurulu ne derse o olacak.
Değerli arkadaşlar, sözlerimin başında söyledim, baştan çok
üzülmüştüm -uyuyan milletvekilleri televizyonlarda ve basında yer aldığı zaman-
ve demiştim ki “Gerçekten, benim yüzüm kızarıyor.” Ama görüyorum ki şu anda bu
hâle düşüren kişilerin ne derece yüzü kızarıyor? Acaba onlar bu duruma düştüğü
zaman, bu tablo ortaya çıktığı zaman bir sorgulama yapılıyor mu: Yangından mal
mı kaçırıyoruz? Acaba selin önünden kütük mü kapıyoruz, acelemiz ne? Bu kadar
ağır şartlarda çalıştırılmanın amacı ne? Ama doğru, tabii ki acele var çünkü
onlar bunu hiçbir zaman kendilerine sormadılar. İstanbul’da Ayamama Deresi’nde
insanlarımız boğulurken hiç kimse sesini çıkarmadı, hesap sormadılar, ne oluyor
demediler. Bunlar ve bu benzeri olumsuzluklar yaşanırken bunlarla da
yetinilmedi, Türkiye'yi bir yangın yerine çevirdiler, cumhuriyetin kazanımları
ayaklar altına alınırken gizli ajandalarına uygun bir yönetim biçimi, laik,
sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne dayatılmaya kalkışıldı,
dayatma da devam ediyor. Sürekli dikta Anayasasından şikâyet ediyorsunuz. Şimdi
ne yapıyorsunuz? Siz de “dikte anayasası” yapıyorsunuz ve bu bir “açılım”
başlığında ortaya koyduğunuz adımlardan farklı olmayacak şekilde gelişecek ve
sonunda yanlışlığı anlaşılacaktır. Baktığınız zaman, bu yanlışlıklar
ayaklarınıza dolanacak ve bu niyet kursaklarda kalmaya mahkûm olacaktır.
Getirilen önergelerin bir göz boyama olduğu açıktır, dürüst
değildir, samimi değildir ve geçmişte grev gömleği giymiş, onlarla poz vermiş,
onu övünerek kullanmış Sayın Başbakan, şimdi bakıyoruz değişiklik teklifinin
ilk imza sahibi ve giydiği grev gömleğini unutuyor, bugün baktığımızda teklifte
grev hakkı çok görülüyor.
Grev, işçinin, memurun, emekçinin hakkını elde edebilmek için
kullandığı en etkili, en önemli güçtür. Siz memurdan grev hakkını
esirgiyorsunuz, hak arama aracını esirgiyorsunuz. Neden? Çünkü,
aslında “Neden” diye sormak da çok anlamsız. Siz sadece kendi kullanacağınız
gücü, o güçten yana tavrı ortaya koyuyorsunuz. Siz sadece kendi gücünüze evet
diyorsunuz. Buna da örnek mi istiyorsunuz, işte YÖK. Üniversitelerin başına
kendi adamlarınızı getirmek ve oraları ele geçirmek için geçmişte yok etmeye
çalıştığınız YÖK’e dört elle sarıldınız, orayı dönüştürüp rahatladınız. Şimdi,
orduyu, yargıyı, medyayı birer YÖK yapmak istiyorsunuz, RTÜK’e benzetmek
istiyorsunuz, çünkü siz, elindeki yasal olanağı sizin için kullanmayan herkesi,
her kurumu teslim almak istiyorsunuz. Burada ortaya getirdiğiniz teklifler,
hepimizin kabul edebileceği önemli birtakım başlıkları da içerenler var, ama
burada da samimi değilsiniz. Demokrasi havariliğinizin boyası her gün biraz
daha dökülüyor. Siz değil misiniz yandaş medyanızla her ağzınızı açtığınızda
“Cuntaya karşıyız, demokrasi istiyoruz, faili meçhullerin hesabı sorulsun”
diyen. Peki ne yapıyorsunuz? Peki
ne yapıyorsunuz? Cumhuriyet Halk Partisinin, 37 vatandaşın katledildiği Mayıs
1977 Taksim olayları için verdiği önergeye karşı ne yaptınız veyahut faili
meçhul cinayetler için, darbeler için, Sabahattin Ali’den Hrant
Dink’e kadar siyasi cinayetler için verilen
tekliflere karşı ne yaptınız?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Tamaylıgil, süreniz
doldu, size de ilave iki dakika süre veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlayın.
BİHLUN TAMAYLIGİL (Devamla) – Şehitlerimizin, gazilerimizin
sorunlarını araştırmak için ortaya konulan araştırma önergesi teklifine karşı
ne yaptınız? Hepiniz buraya geldiniz ve hep beraber hayır olarak oy
kullandınız.
Sevgili milletvekilleri, bundan pişman olmuyor musunuz? Size
birileri sorduğu zaman, vicdanınıza cevap verdiğinizde, demokratlık bu mudur
diye sorduğunda, ya aslında bizim Genel Başkanımız da demokrasi amaç değil,
araç demişti; biz o demokrasi nutuklarını o amaca ulaşmak için de atıyoruz
diyorsunuz. Peki, onlara öyle dediniz de tarihe nasıl hesap vereceksiniz?
Değerli arkadaşlarım, bir dokunulmazlık konusu var. Biliyorsunuz
2002 seçimlerinden önce Sayın Programcı Uğur Dündar’ın programında Sayın
Başbakan ve Sayın Genel Başkanımız Deniz Baykal halkın önünde söz verdiler ve
dediler ki… Tabii bu da çok enteresandır, Sayın Başbakan o günden beri ne canlı
yayına çıkıyor ne de Genel Başkanımızla canlı olarak tartışabiliyor! Bu olaydan
sekiz sene geçti, ne yaptınız? Hiçbir şey.
Tabii, şimdi, Sayın Başbakan çok sık gömlek değiştirir, o günlerde
grev gözcüsü gömleği giyiyordu ve o zamanlar millî görüş gömleği vardı, onu
çıkarttı BOP Eş Başkanı olarak 22 Müslüman ülkenin coğrafyasını belirleyen bir
sürecin içerisindeki gömleği giydi. Şimdi Başbakanlık gömleği dar geliyor,
başkanlık gömleği arayışında ve bazen bakıyorsunuz “Her amaca ulaşmak için ben
papaz cüppesi bile giyerim.” diyen bir Başbakanımız var.
Değerli arkadaşlar, bugün gömlek giymek, gömlek çıkarmak tabii
önemli ama yaptığınız eylemlerle bu gömleklerde yeni bir gömlek ihtiyacı
duydunuz, o da 17 tane Anayasa Mahkemesi üyesine hesap vermemek için RTE
markalı Anayasa Mahkemesi üyeleri gömleği. Ama Türk halkı da, hukuk da, vicdan
da buna izin vermeyecektir.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Peki, teşekkürler.
Sayın milletvekilleri, şimdi de Barış ve Demokrasi Partisi Grubu
adına Siirt Milletvekili Sayın Osman Özçelik
Buyurun Sayın Özçelik.
Süreniz on dakika efendim.
BDP GRUBU ADINA OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Anayasa değişikliklerine ilişkin kanun
teklifinin 12’nci maddesi üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu Anayasa değişiklikleri teklifinde, gerekçe olarak, birinci
paragrafta, Türkiye'nin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğuna, asıl olarak da
yeni bir anayasanın yapılması gereğine vurgu yapılıyor. Bu, yeni bir tanım
değil; bu, yine bir ifade de değil. 2002 seçimlerinden bu yana, AK PARTİ,
kamuoyuna, 12 Eylül darbesi sonrasında hazırlanan Anayasa’nın Türkiye'nin
gereksinimlerine yanıt verecek, Türkiye'nin demokratikleşmesi ve gelişmesine
katkıda bulunabilecek, buna olanak tanıyan bir anayasa olmadığını, bu nedenle
mutlaka yeni, sivil, demokratik bir anayasanın hazırlanacağı sözünü, vaadini
vermişti. 2002’de bu vaatle milyonlardan oy aldı AK PARTİ ama gerçekleştirmedi.
2007 seçimlerinde aynı vaatlerini tekrar etti, yine eski Anayasayla yaşama
devam etti, yani 12 Eylül Anayasası’yla. 2009 seçimlerinde yine aynı şekilde…
Anayasa’nın kimi maddelerinin değişikliklerini görüştüğümüz bugün bile yeni bir
anayasadan söz etmekte.
Peki, neden yeni bir anayasa yapılmıyor? Bu Meclisin neden sivil,
demokratik bir anayasa yapma gücünden yoksun olduğu iddia ediliyor? Eğer bu
Meclis, bu halk… Ki gerekçede, halkın büyük bir mutabakatla yeni bir anayasaya
ihtiyaç duyduğu vurgusu yapılıyor. Peki, halkın -büyük bir mutabakatla- yeni
bir anayasa ihtiyacı ortadayken ve bu, gerekçede ikrar edilmişken, Meclisin de
böyle bir gücü var iken neden yeni bir sivil, demokratik anayasa yapılmıyor da
Anayasa’nın kimi maddeleri üzerinde değişiklik yapılıyor? Eğer Anayasa’nın kimi
maddeleri üzerindeki değişiklik kamuoyundan olur alacaksa, bu Meclisten olur
alacaksa, çok daha büyük ihtiyaç hâlinde olan bütünüyle bir yeni anayasa
yapılması konusunda neden tereddütler yaşanıyor? Aslında herhangi bir tereddüt
yok. Aslında, AK PARTİ, 12 Eylül cuntacı generallerin baskıyla, zorla halka
kabul ettirdiği, Türkiye’yi bir cendereye çevirdiği bir Anayasa’ya sığınma
ihtiyacı hissediyor. Anayasa’ya sığınarak, bu Anayasa’nın iktidara tanıdığı
olanakları sonuna kadar kullanma amacıyla Anayasa’nın tamamını değiştirmiyor,
kendisine yarayacağını düşündüğü, kendi yaşamını, siyasal yaşamını uzatacak,
kendi iktidar gücünü artıracak değişiklikleri tercih ediyor. Bunu anlamak,
halkımızın ve Meclisimizin sorumluluğundadır, bunu anlamak zorundayız. Çünkü
ciddi bir çelişki var; hem kamuoyunun buna hazır olduğu söyleniyor hem Anayasa
değişikliği yapılmıyor.
Bakın, 12 Eylül Anayasası taslak olarak kamuoyu gündemine sunulduğunda
ve tartışmaya açıldığında ben İstanbul Eczacı Odası Genel Sekreteriydim. Bu
Anayasa taslağının ancak baskıyla, zorla halka kabul ettirilebileceğini ifade
etmiş, Anayasa’nın faşist ögeler taşıdığını, faşist
eğilimler ihtiva ettiğini, demokratikleşmenin önündeki ciddi bir hukuksal metin
olacağını ifade etmiştik ve biz… Belki o gün Türkiye’de birçok aydının sustuğu,
birçok demokratım diyen, barıştan yanayım diyen, gelişmiş bir Türkiye’den
yanayım diyen, barış içindeki bir Türkiye’den yanayım diyen birçok aydın ve
siyasetçi bu baskıcı dönemde sustular. Biz Eczacı Odası yönetimi olarak
susmadık ve bu Anayasa taslağını, 12 Eylül Anayasası’nın taslak hâlindeki
tartışmalarına karşı çıktık, yazı yazdık, dergilerimizde, yayın organlarımızda
yayınladık. Ne oldu biliyor musunuz? Bütün İstanbul Eczacı Odası olarak biz
cezaevine konulduk çünkü tartışma yasaklanmıştı. Kamuoyunun tartışmasına açılan
bir Anayasa taslağı hakkında olumsuz düşüncelerin ifade edilmesi ülkeye
neredeyse ihanet noktasında, derecesinde tepki görüyordu ve sıkıyönetim
mahkemeleri, sıkıyönetim bildirgelerine aykırı davrandığımız gerekçesiyle bizi
cezaevine attı. Cezaevinde birlikte yattığımız arkadaşlarımızdan bir tanesi de
-Sayın Mehmet Domaç- şu anda AK PARTİ sıralarında
oturuyor.
Büyük, ağır bedeller yaşattı bu Anayasa metni; 12 Eylül askerî
darbe anayasası hukukuna uygun, onun mantığına uygun düzenlenmiş yasalar
Türkiye’yi bir cehenneme çevirdi âdeta ve bunca yıldır biz bu Anayasa’yla
birlikte yaşıyoruz. Bu Anayasa’nın mutlaka değişmesi lazım. Yapılacak
rötuşlarla, yapılacak madde değişiklikleriyle bu ülkeyi 21’inci yüzyılda
demokratik bir ülke hâline getirmemizin mümkün olmadığı artık bilinmelidir.
Aslında, herkes bu bilinçte ama nedense 12 Eylül Anayasası’nın sağladığı kimi
avantajlardan yararlanma eğilimi ağır basıyor.
Konuşmacılardan Sayın Eyüp Fatsa iki kategoriden söz etti:
Statükocular ve statükoya karşı olanlar. Yani
değişimden ve dönüşümden yana olanlar, toplumsal gelişmeyi sağlamaktan yana
olanlar, çağdaş, aydın bir ülke hâline gelmesi için çaba sarf edenler -ki
bunlar ilericiler, devrimciler, inançlarını siyasal amaçları uğruna kullanmayan
samimi Müslümanlar, inanç sahipleri, yurtseverler, gerçek liberaller yani
özgürlükçülerdir- ama bunun karşısında statükoyu
savunanlar, milliyetçilik kisvesi altında, ülkenin genel çıkarları kisvesi
altında bu toplumu dar kalıplara sığdırmaya çalışan statükocular yani
değişimden, dönüşümden yana olmayanlar.
Aslında bir üçüncü kategori var. AK PARTİ ile biçimlenen, AK PARTİ’de ifadesini bulan üçüncü bir kategori var. Bu
kategoride, aslında en tutucu, en muhafazakâr, statükonun
devamından yana olmalarına rağmen, değişimden, dönüşümden yanaymış gibi
davranan, değişimi, dönüşümü sağlamak için çaba sarf ettiği şeklinde kamuoyuna
kendisini pazarlayabilen bir siyasi anlayış. Yani aslında statüko
devam edecek ama halkın, kitlelerin, vatandaşların ve değişen dünyanın değişim
taleplerine artık bu statükoyla gidilemeyeceği çok açık olduğu için, değişimi,
dönüşümü programına alan, kamuoyuna bu değişimlerden yana olduğu imajını
yaratmaya çalışan ikinci bir anlayış. Gerçekte demokrasiden, barıştan,
aydınlanmadan, gelişmeden ve çağdaş dünyayla uyumlu bir ülke hâline gelmekten
kaçınan, statükonun devamından yana olmalarına rağmen,
değişim ve halkın, vatandaşların değişim, dönüşüm taleplerini bir tür
engelleme, bu taleplere yanıt veriyormuş gibi bir tutum içinde olma anlayışı.
İşte AK PARTİ bunu yapıyor.
Süremiz kısıtlı. Bu 12’nci maddede toplu sözleşme hakkı
getiriliyor kamu çalışanlarına, kamu emekçilerine. On yılı aşkın, yirmi yıla
yakın bir süredir, bildiğim kadarıyla, kamu emekçileri sokaklarda coplanmayı,
gaz yemeyi göze alarak yağmurda, karda, kışta grevli, toplu sözleşmeli sendikal
hakları için çok ağır bedeller ödeyerek bir mücadele sürdürdüler ve bugüne
geldiler. Artık AK PARTİ bunun kaçınılmaz hâle geldiğini görünce sadece toplu
sözleşme hakkı tanıyarak grevi bu kapsamın…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Özçelik, size de ek süre
veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlayınız efendim.
OSMAN ÖZÇELİK (Devamla) – Tamamlıyorum Başkanım.
Grev hakkını uluslararası sözleşmelere aykırı olarak… Çünkü bir çok Avrupa ülkesi, kamu çalışanlarının grevli, toplu
sözleşmeli sendikal haklarını bir bütün olarak görüyor ve bunu uyguluyor.
Burada, kamu çalışanlarının bir uzlaşmazlık hâlinde Uzlaştırma Kuruluna gitmesi
şeklinde bir durum var. Uzlaştırma Komisyonunun, Kurulunun çalışanların lehine
kararlar vermesi herhâlde beklenemez. Devrimci, ilerici sendikalar, kamu
sendikalarının talepleri bu doğrultudayken, AK PARTİ, sivil toplum örgütlerinin
görüşlerini dikkate aldığını ifade ediyor olmasına rağmen, bu görüşlerin
yasalara, Anayasa’ya yansıması konusunda çok tutucu davranıyor.
Bu 12 Eylül Anayasası tümden değişmeden, bir kenara itilmeden,
bırakılmadan, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik, sosyal, siyasal, tarihsel,
toplumsal, etnik, inançsal durumu göz önünde bulundurularak yeni bir anayasa
yapılmadan, bu Anayasa’da yapılacak makyaj değişikliklerle bir yere
varılamayacağını biliyoruz. Bu Anayasa’yı hazırlayanların mantığının bu ülkeyi
nasıl bir kaosa sürüklediği malumdur. Bu anlayışın, bu
Anayasa’yı yazanların, ortaya çıkaranların mantıklarının Diyarbakır
Cezaevlerinde yarattığı dehşeti ve vahşeti biliyoruz, unutmadık. Yine bu
anlayış, belki Sayın Başkanın hoşuna gitmiyor “savaş” sözcüğü ama, ben günün, o günün Genelkurmay Başkanı Sayın Doğan
Güreş’in tanımıyla düşük yoğunluklu savaşa neden olan zemini hazırlayan…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Özçelik, ek süreniz de
doldu efendim. Genel Kurulu selamlamanız için tekrar mikrofonu açıyorum.
Lütfen, Genel Kurulu selamlayarak konuşmanızı tamamlayın.
OSMAN ÖZÇELİK (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Evet, bu mantığı, bu zihniyeti toplumumuzun yaşamından çıkarmadan,
zihinsel dönüşüm sağlamadan ve yeni, sivil, demokratik bir anayasa sağlamadan
bu ülkede barışın sağlanması mümkün değil, bu ülkede gelişme, ilerleme,
çağdaşlaşma heveslerimizin, taleplerimizin karşılanması, sonuç alması mümkün
değil.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Özçelik, teşekkür ederim.
Şimdi, gruplar adına son konuşma, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu
adına İzmir Milletvekili Sayın İbrahim Hasgür’e
aittir.
Sayın Hasgür, buyurun. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Sizin de süreniz on dakikadır efendim.
AK PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM HASGÜR (İzmir) – Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin
Anayasa’nın 128’inci maddesinde değişiklik yapan çerçeve 13’üncü maddesi
hakkında parti grubum adına görüşlerimi paylaşmak üzere söz almış bulunuyorum.
Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ben de önce, rahmetli Erol Güngör üstadımızın 27’nci ölüm yıl
dönümünde kendisini rahmetle anarak, değerli fikirleriyle aramızda hâlen
yaşadığını ifadeyle, yakınlarına ve tüm milletimize başsağlığı dileyerek
sözlerime başlıyorum.
Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri, 1982 Anayasası, Batı’daki
anayasal gelişmelere aykırı olarak hazırlanmış, bireyin devlete karşı
korunmasını amaçlamamıştır. Birey ve toplumu siyasi bir tehdit olarak gören,
onları siyasi dar bir alana hapseden bir yapıdadır. Yani halktan korkan,
düşünen insandan korkan, gelişmeyi, modernizasyonu devlet düşmanlığı olarak
algılayan, bireyleri devlet karşısında potansiyel bir düşman olarak gören,
“halka rağmenci” bir kanun koyucunun ironilerini
yansıtan bir anayasadır.
1982 Anayasası çok mükemmel bir anayasa imiş de biz bu
mükemmelliği sekteye uğratıyormuşuz gibi bir tavır alınmasını doğrusu çok
yadırgıyoruz. Komisyon çalışmaları sırasında birçok maddeyle ilgili hiçbir
itiraz gelmezken, desteklenirken, “Üç konu dışında hepsi bizim de görüş ve
isteklerimize uygundur, doğrudur.” denirken, Genel Kurulda böylesine eleştirmenin,
suni engeller ortaya çıkararak, yine zihin okuyarak art niyet aramanın anlamını
kavramakta âdeta zorlandığımı ifade etmek istiyorum.
Bunun yanında “Anayasa değişikliğini gelecek Meclis yapsın.”
önerisinin mantığı ve vicdanı tatmin eden bir gerekçesinin olmadığını ifade
etmemiz lazım. Bu siyasi tutum Türkiye’ye vakit kaybettirmekten başka hiçbir
işe yaramaz. Anayasa değişikliği önerisi Türkiye’yi yol ayrımına getirmiştir.
Demokratikleşecek miyiz? Yoksa “Böyle geldi böyle gider.” deyip bürokratik oligarşinin
tahakkümüne boyun eğmeye devam mı edeceğiz? İstiklal Marşı’nda “Hangi çılgın
bana zincir vuracakmış? Şaşarım!” derken, 12 Eylül Anayasası zincirine vurulmuş
hâlde yaşamaya hâlâ katlanan bir millet mi olacağız? Muhalefetin “Bu Anayasa
değişikliği öneri taslağı bir AK PARTİ anayasası oluşturma girişimidir.” sözünü
de ciddiye almak mümkün değildir. Birçok demokratik reformu içeren Anayasa
değişikliği önerisinin AK PARTİ ve AK PARTİ’lilere
nasıl bir çıkar sağladığını doğrusu anlamakta zorlanıyoruz. (CHP sıralarından
gürültüler)
Tüm bu düzenlemeler milletimize ne avantajlar sağlıyorsa,
herhâlde, AK PARTİ’lilere de, CHP’lilere de, diğer
partililere de aynı oranda imkânlar sağlayacaktır. Yürürlükteki 12 Eylül
Anayasası sadece Kenan Evren’e mi çıkar sağlamıştır? Yoksa,
yürürlüğe girdiği günden beri 12 Eylül Anayasası bürokratik oligarşiye iktidar
nimetlerini sağlarken bütün bir Türkiye’ye acı vermemiş midir? Anayasalar bütün
bir ülkeye dönük düzenlemelerdir. Niçin bu gerçek dikkatlerden kaçırılıyor ya
da ters yüz edilerek gündeme getiriliyor?
“Anayasa değişiklik önerilerinde özgürlükleri ve demokratikleşmeyi
niye bu kadar kısıtlı tuttunuz?” demesi gereken muhalefet partileri, partimizi
tenkit edeceklerine tam tersini yapıyorlar. Değişiklik paketini görmeden “Biz
karşıyız.” diyor, mesela paketteki değişiklik parti kapatmada Meclis onayı
getiriyor ya, muhalefetin “Hani Venedik Kriterleri, nerede?” diye sorması
gerekmez mi?
MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – BDP hariç.
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – AB’nin uyguladığı Venedik Kriterleri’ne
göre bir parti sadece ve sadece şiddeti savunursa kapatılıyor. “Önce bu temel kriteri Anayasa’ya sokun, sonra icabında Meclise de yetki
verirsiniz.” demeli değil miydiniz?
Diğer taraftan “Bu Meclis Anayasa yapamaz.” diyenlere “Meclisin ve
siyasetin kendisini inkârdır.” diyen Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan da son
derece haklıdır. (CHP sıralarından gürültüler)
Seçim gününe kadar bu Meclis savaş kararı bile almaya muktedirdir
arkadaşlar. 12 Eylül Anayasası’nın mevcut hâlinden kaynaklanan sorunlarımızın
çözümü için gerekli yasal düzenlemeleri yapmak bu Meclisin asli görevidir.
Kendi asli görevini gelecek Meclise havale etmek ipe un sermektir.
Değerli milletvekilleri, 82 Anayasası’yla halkın oyuyla iktidara
gelenleri yine toplum kökenli sivil demokratik güçler değil, bürokrasi
denetliyor. Yasamayı halkın oyları belirliyor. Yürütme de zaten o Meclisin bir
fonksiyonu. Buna karşılık, yargı, özellikle yüksek yargı yüzde 99 oranında
bürokrat kökenlilerden oluşuyor. Cumhurbaşkanı atama yaparken bürokratlardan
bürokrat beğenmek zorunda kalıyor. Bu durum değiştirilmeye çalışıldığında
bürokratlar yaygarayı koparıyor.
Evet, Türkiye olarak CHP’nin itirazlarını anlıyoruz. CHP, yüksek
yargıda kendi zihniyetinin hâkim olduğunu düşünüyor ve bu düzenin bozulmasını
istemiyor.
ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Nereden çıktı ya?
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Sandıkla iktidara gelemeyen CHP,
darbelerle ve yapılan anayasalarla hâkimiyet kuran bürokratik oligarşinin
zihniyetinin iktidarda kalmasını savunuyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Sana ne! Sen Anayasa’yla ilgili konuşsana!
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Bak, sataşma oluyor. Darbeyi
savunduğumuzu söylüyor.
BAŞKAN – Sakin olun efendim, sakin olun.
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Bu durumda, Anayasa değişikliği
paketini hazırlayan bizlere de referanduma gitmekten başka yol kalmıyor.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, 12 Eylül hepimize son derece
büyük acılar vermiştir.
ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Sana ne verdi?
M. FATİH ATAY (Aydın) – Sana ne acısı verdi, söyle bakalım hadi!
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Sadece Aydın Milletvekili Ali Bey’in
ifade ettiği gibi…
ALİ KOÇAL (Zonguldak) – 12 Eylül’de sen neredeydin o zaman?
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – 12 Eylül’de neredeydin, sen onu söyle.
BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen… Sayın milletvekilleri, lütfen…
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – 12 Eylül sonrası son derece feci
olaylar oldu.
M. FATİH ATAY (Aydın) – 12 Eylülde neredeydin sen, sana ne verdi?
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – 650 bin kişi gözaltına alındı.
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Sen alındın mı?
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – 1 milyon 683 bin kişi fişlendi. 7 bin
kişiye idam cezası istendi, 517 kişi idam edildi.
ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Yazılmış, eline verilmiş bir metin! Eline
yazılmış metni okuyorsun orada.
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Sizin gruptan kaç kişi var 12 Eylül’de
gözaltına alınan?
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, böyle bir usulümüz var mı? Niye
yerimizden, konuşan Hatibe söz atıyoruz?
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Siz 12 Eylül’ün ürünüsünüz. 12 Eylül
olmasaydı siz olmazdınız.
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – 388 bin kişiye pasaport verilmedi. 30
bin kişi “sakıncalı personel” adı altında işten atıldı. 14 bin kişi
vatandaşlıktan çıkarıldı.
ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Hayır, sana ne oldu 12 Eylül’de onu söyle.
Bırak 15 bin kişiyi!
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – 30 bin kişi yurt dışına siyasi mülteci
olarak gitti. 23.677 derneğin faaliyetine son verildi. 4 bine yakın öğretmen,
120 üniversite öğretim üyesi ve 47 yargıcın da işlerine son verildi. 400
gazeteciye de dört bin yıl ceza verildi.
ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Sen o zaman neredeydin kendin?
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Evet, o günlerde ben de gencecik bir
doktor asistandım. O günlerin acısını ben de çektim. Sizler gibi ikinci-üçüncü
gün değil, ilk gün tutuklandım. Sonra YÖK çıktı, ondan da darbe yedim. Bir yıl
sonra doçent olacaktım, tam altı yıl kaybettim. Dünya Bankasının uzmanlık
sınavını kazandım, güvenlik soruşturmasında…(CHP sıralarından gürültüler)
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, Hatibi
duyamıyoruz, lütfen müdahale eder misiniz.
BAŞKAN – Sayın Atay, lütfen… Hiç uygun düşmüyor. Gerçekten hiç
uygun düşmüyor. Sayın Koçal, lütfen…
Tamamlayın konuşmanızı.
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Evet…
Dünya Bankası uzmanlık sınavını kazandım, güvenlik soruşturmasında
“Bu adam aşırı milliyetçi ve muhafazakârdır, yurt dışına gönderilmesi
sakıncalıdır.” şeklinde rapor verilince oraya da gidemedim. Burada aynı
sıkıntıları çekmiş belki onlarca, belki yüzlerce arkadaşımız var.
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Milliyetçinin AKP’nin içinde ne işi
var?
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Öyleyse, bu kadar acının ürünü bir
darbe anayasasına böyle sahip çıkmanın bir mantığı olabilir mi?
EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) – Kim sahip çıkıyor ya!
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu Anayasa
değişikliğiyle ilgili ideolojik sabit bakış açılarının dışına çıkabilen
aklıselim sahibi insanların ortak kanaati şudur.
ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Yeni mi aklına başına geldi senin o
zamandan beri? O zamandan beri otuz yıl geçti, yeni mi aklın başına geldi?
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Tüm eksikliklerine ve yetersizliklerine
rağmen bu değişiklik taslağı demokrasi için kaçırılmaması gereken bir
fırsattır.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sekiz senedir aklınız neredeydi?
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Darbeci siyasetin oluşturduğu tüm
kurumlardan kurtulmalıyız.
Anayasa yapmak, anayasa değiştirmek milletvekillerinin ve onların
oluşturduğu Meclisin görevidir. Anayasaları mahkemeler, Yargıtay Başkanı,
Danıştay Başkanı yapmaz. Statükocular demokrasi ve yargı reformuna karşıdırlar.
Anayasa’ya dokununca canları yanmaktadır. Bu değişikliklerle devlet, artık
millet karşısında efendi değil, hizmet aracı hâline gelmektedir. Onlarca yıldır
canı yanan milletimiz artık bugün kaderine el koyup Anayasa’da değişiklikler
yapmaktadır.
Değerli milletvekilleri…
ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Evet, milletin canı yandı, sizin değil.
Milletin canı yandı. Siz sırça köşklerde oturdunuz, milletin canı yandı, doğru.
BAŞKAN – Sayın Koçal… Sayın Koçal, lütfen yerinizden konuşmayın.
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Değerli milletvekilleri, toplum artık
önüne konulanla yetinmiyor. Siyaset kendisine uygun görülen dar alana razı
değil. Devlet ve aygıtlarının tahakkümcü tavrı, hiç olmadığı kadar tepki
çekiyor.
Öyleyse ne istiyoruz? Avrupa Birliği yolculuğu, Kıbrıs, ekonomik
kriz, azınlıklar, Alevilik, terör, çeteler, Ergenekon, başörtüsü gibi tüm
problemlerimizin hepsinin hukuk üzerinden çözülmesini istiyoruz. Yargı
bağımsızlığı sağlansın, üniversiteler fikirlerin tartışıldığı özgürlük kaleleri
olsun istiyoruz.
ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Sizin istediğiniz şekilde…
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Halkıyla çatışmayan, çetelerin
kirletmediği, lobilerce ele geçirilmemiş, toplumda kendisine karşı yeni yeni düşmanlar üretmeyen bir devlet istiyoruz. İktidarlar
sandıkta değişsin. Tanklar asfaltlara insin istemiyoruz.(AK PARTİ sıralarından
alkışlar) Terör bitsin, millî gelirin büyük bölümü eğitime, sağlığa harcansın
istiyoruz. Kimsenin bu ülkede başka cumhuriyetin çocukları gibi bir ayrımcılığa
uğramasını istemiyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Biz de istemiyoruz.
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Evet, Değerli Başkan ve sayın
milletvekilleri, biraz da, üzerinde söz almış bulunduğum 13’üncü maddedeki
değişiklikten bahsetmek istiyorum.
Buraya geçmeden önce, değerli CHP Sözcüsü Bihlun
Hanım’ın Sayın Başbakanımız hakkında söylemiş olduğu sözleri de…
RECEP TANER (Aydın) Maddeyle mi ilgili bu?
ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Hepsi doğru.
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – …hiç, dolayısıyla kendisine
yakıştıramadığımı da ifade etmek istiyorum.
BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Yalan mı?
ALİ KOÇAL (Zonguldak) – O niye, o niye?
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Kendisi son derece nazik, kibar bir
insandır.
BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Yanlış mı?
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Şimdi, biz nasıl, Sayın Baykal Kutlu
Doğum Haftası’nda konuştu, çok güzel şeyler söyledi, kendisini alkışladık. Ama
hiçbir zaman ona bir “Cübbe giymesi, imam cübbesi giymesi lazımdır.” diye bir
söz söylemedik.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Hasgür, size de ek süre
veriyorum. Lütfen iki dakika içinde tamamlayınız.
BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Ben söylemiyorum ki, Başbakan
kendisi söylüyor.
BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Hiç öyle bir söz söylemedik.
BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – “Eğer gerekirse alıp ben bunu
giyerim.” diye Başbakan kendisi söylüyor.
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Dolayısıyla Sayın Başbakana… Ülkeye bu
kadar hizmet etmiş, şöyle veya böyle. Sayın Baykal da bu ülkeye çok hizmet
etmiştir…
BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Başbakan bunu söyledi mi, söylemedi
mi?
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – …kendisini alkışlıyoruz yaptığı
hizmetler için. Sayın Başkanımız Değerli Bahçeli de bu ülkeye çok hizmetler
etmiştir. Tüm liderlerimiz bizim başımızın tacıdır. Dolayısıyla onları bu türlü
ucuz ifadelerle toplum içerisinde…
BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Bunu Başbakan kendisi söylüyor,
Başbakan kendisi söylüyor. Başbakanın söylediği bir söz.
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – …özellikle Meclisimizde rencide etmek…
Size ve CHP Grubuna hiç yakıştıramıyorum.
Evet, daha önce Anayasa’nın 53’üncü maddesinde yani bu taslaktaki
çerçeve 6’ncı maddede yapılan değişiklikle, memur ve diğer kamu çalışanlarımıza
toplu görüşme yerine toplu sözleşme hakkı verilerek bu konudaki hak arama
özgürlüğü genişletilmekte ve hak arama özgürlüğü daha somut bir hâle
getirilmektedir. Görüşmekte olduğumuz bu çerçeve 13’üncü maddeyle, 53’üncü
maddede yapılan değişikliğe paralel olarak “memur ve diğer kamu görevlilerinin
mali ve sosyal haklarına ilişkin toplu sözleşme hükümlerinin saklı olduğu” hükme
bağlanmaktadır. Buna karşı çıkmak mümkün müdür? Bunun daha ilerisi, şüphesiz,
grev hakkıdır. Ancak burada, memur olmanın getirdiği yükümlülüklerle grev
kavramının bağdaştırılması konusunda sıkıntılar vardır. Belki bundan sonraki
adımlarda, inşallah, kamu personel rejiminde yapılacak değişikliklerle bu
sorunlar halledilebilir. Mesela bazı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi üst düzey
görevler memuriyet olarak kalarak, diğer personeller büro çalışanı olarak
kadrolandırılabilir. Böyle bir çalışmayla, bugün memur kavramı içerisinde
değerlendirilen çok sayıda çalışan memuriyet dışına çıkartılıp grev hakkı
düzenlenebilir yani bunun için değişik çalışmalar yapılarak bu hak
çalışanlarımıza verilebilir. İnşallah, bir sonraki Anayasa değişikliğinde grev
hakkı da vermek yine bu yüce Meclise nasip olur.
ORHAN ZİYA DİREN (Tokat) – Vermediyseniz şimdiden düzeltelim.
ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Sekiz yıl sonra mı?
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Sayın Başkan ve değerli
milletvekilleri, Anayasa’mızda yapılan bu değişikliklerin de milletin ihtiyaç
ve taleplerini karşılama adına atılmış önemli bir adım olduğunu ifade ediyor,
bu değişikliğin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, değerli
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Hasgür, teşekkür ederim.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Buyurun Sayın Anadol.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Cumhuriyet Halk Partisini darbelere
sahip çıkmakla, darbecilikle suçladı Sayın Konuşmacı. Partime açık sataşma
olmuştur. Açıklama yapmak istiyorum.
BAŞKAN – Sayın Anadol, ben de takip
ettim ama izin verirseniz zabıtları bir getirteyim, eğer gerçekten söylediğiniz
gibiyse veririm.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ne zaman gelecek zabıtlar? Açıkça
darbelere sahip çıkmakla Cumhuriyet Halk Partisini suçladı.
BAŞKAN – Veririm efendim.
ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Sizi uyarmıştı bu arada.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ben uyardım hatta Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Anadol, anladığım
kadarıyla ısrarlısınız.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Evet.
BAŞKAN – Yeni bir sataşmaya mahal vermeyecek şekilde görüşlerinizi
ifade etmek için size üç dakika süre veriyorum. Siz çok tecrübeli bir
arkadaşımızsınız, bütün bunlara riayet edeceğinize inanıyorum.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR
1.- İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol’un, İzmir Milletvekili İbrahim Hasgür’ün,
grubuna sataşması nedeniyle konuşması
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, yüce Meclisin saygıdeğer
üyeleri; evvela bir konuda anlaşalım. 12 Eylül sanki dün oldu. 80, 90, 2000, 2010,
otuz sene geçmiş. 12 Eylül’le göğüs göğüse mücadele
eden insanlar burada. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından
“Aramızda fark var.” sesi)
KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Onlar için de istiyoruz.
K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Aramızda fark var tabii. Ben Barış
Derneği davası sanığıyım, siz hayali ihracat sanığısınız. (CHP sıralarından
alkışlar) Arada fark var. Arada fark var.
KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Ne oldu şimdi?
K. KEMAL ANADOL (Devamla) – 12 Eylül oldu. YÖK terör estirdi bilim
adamları üzerinde, insanlar üzerinde. Hoca neredeydin?
KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Sizin için değiştiriyoruz.
K. KEMAL ANADOL (Devamla) – YÖK’ün emrinde doçentlik yapıyordun.
İstifa mı ettin? Ne oldu? Ne oldu 12 Eylül’de? (AK PARTİ ve CHP sıralarından
gürültüler)
BAŞKAN – Lütfen… Lütfen… Karşılıklı konuşmayalım.
K. KEMAL ANADOL (Devamla) – O zaman susacaksın, ondan sonra, otuz
sene sonra, menzil dışına çıkınca konuşacaksın. Böyle bir şey yok. Böyle yağma
yok. Darbelerle kavga eden insanlar burada. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
Ben Anayasa’ya…
BAŞKAN – Lütfen… Lütfen, değerli milletvekilleri, Hatibe müdahale
etmeyin.
K. KEMAL ANADOL (Devamla) – …12 Eylül Anayasası’na maalesef hayır
oyu kullanamadım çünkü 12 Eylül beni cezaevine atmıştı. O sırada cezaevindeydim.
Siz nerdeydiniz? Siz, 12 Eylül ürünü partinin ta kendisisiniz, ta kendisi! (AK
PARTİ sıralarından gürültüler) 12 Eylül olmasaydı siz olmazdınız.
Yüce Meclise saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri (Devam)
5.- Adalet ve Kalkınma Partisi
Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin,
7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve
Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi şahıslar adına konuşmalara
geçiyoruz.
Şahıslar adına ilk söz, Konya Milletvekili Sayın Hüsnü Tuna’ya aittir.
Sayın Tuna, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakika efendim.
HÜSNÜ TUNA (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Anayasa’nın bazı maddelerinin değiştirilmesine ilişkin teklifin 13’üncü maddesi
hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Söz konusu maddede, Anayasa’nın 128’inci maddesinin ikinci
fıkrasına bir cümle eklenmektedir. Anayasa’nın 53’üncü maddesiyle tanınan toplu
sözleşme yapma hakkının korunmasına ilişkin bir değişikliktir bu. Bu
değişiklikle kamu görevlilerine sağlanan bir hakkın yanı sıra, bir de
Anayasa’nın değiştirilmesi açısından konuya bakmak gerekir.
Darbe sonrası oluşturulan bir komisyon tarafından hazırlanan 1982
Anayasası’nın pek çok sorunun kaynağı olduğu hususunda toplumumuzda ortak bir
kanaat olduğu şüphesizdir. Yeni bir anayasaya ihtiyaç olduğu veya mevcut
Anayasa’nın ciddi biçimde tadil edilmesinin gerekliliği üzerinde de yaygın bir
toplumsal mutabakat vardır.
Türkiye’nin evrensel ilke ve standartlara uygun demokratik bir
anayasaya kavuşturulması şarttır. Evrensel nitelikte bir anayasa, devlet
iktidarının sınırlandırılması ve kurallara bağlanmasını, birey hak ve
özgürlüklerinin ise daha geniş düzenlenmesini gerektirmektedir.
Bugün, değiştirilmesini istediğimiz 82 Anayasası, yapılış
biçiminden muhtevasına, onu meşruiyet zemininden uzaklaştıran hastalıklarla
maluldür. Zorba bir yönetimin hileli yöntemleriyle varlık alanına girmiştir.
Yansıttığı ideolojik duruşun demokrasiyle bağdaştırılması imkânsızdır. Bu
Anayasa, insan hak ve özgürlükleri lehine devletin sınırlanmasını değil, hak ve
özgürlüklerin devlet iktidarı lehine sınırlanmasını ve kullanılamaz hâle
getirilmesini esas almaktadır. 16 kez değiştirilmesine rağmen ıslah edilememiş,
demokrasinin içine sığdırılabilecek bir anayasa hâline getirilememiştir. Bu
yüzden, 82 Anayasası’nın, insan hak ve özgürlüklerini merkeze alan, anayasal
yönetim geleneğine lafzen ve ruhen uygun bir metinle
değiştirilmesine acil ihtiyaç vardır.
82 Anayasası, demokratik iktidar alanını, bürokratik iktidar alan
lehine hem daraltmakta hem parçalamaktadır. Siyasetçi-bürokrat gerilimi ve
çekişmesi her ülkede karşımıza çıkan bir olgu olmakla birlikte, Türkiye’deki
durum eşsizdir, benzersizdir. Türkiye’de iki iktidar alanı vardır: Birincisi, demokratik
siyasetin yaşadığı ve yasama yoluyla oluşacak iktidarın belirlendiği alan;
ikincisi, kendi kendine meşruluk atfeden ve demokrasiden bağımsız olarak
kendini yeniden üreten bürokratik iktidar alanıdır. Bizde bürokratik iktidar
alanı, demokratik iktidar alanını kuşatmıştır. Demokratik iktidara ait olması
gereken kimi yetkileri eline geçirmiş ve kendisi için ayrıcalıklı bir konum
inşa etmiştir. Bu gerçek, özellikle yargı bürokrasisi yapılanmasında kendini
göstermektedir.
Bu değişiklik teklifinin gayesi, birey hak ve özgürlüklerini daha
kuvvetli kılmak ve korumak, demokratik siyasetin alanını bürokratik iktidar
aleyhine genişletmek olmalıdır. Anayasa değişikliği nedeniyle yapılan
tartışmalara bu çerçeveden de bakmak gerekir. Her türlü bürokrasinin gayrimeşru
iktidar alanını savunmak zor olduğu için “kuvvetler ayrılığı zedeleniyor, yargı
kuşatılıyor, yandaş yargı ediniliyor” gibi karartma iddialarla değişikliğe ayak
direnilmektedir. Bugüne kadar olduğu gibi bazı
olguları gizlemek artık imkânsızlaşmış ve gerçek bütün açıklığıyla ortaya
çıkmıştır. “Yargı bağımsızlığı” kavramı üzerinden yürütülmek istenen mevzi
koruma teşebbüsü de bu hakikati gizleyememektedir. Türkiye’de yargı
bürokrasisinin yürütmenin ve yasamanın kuşatması altına girmesi tehlikesi
değil, yargı bürokrasisinin yürütme ve yasamayı hukuk ve demokrasi dışı şekilde
sınırlaması tehlikesiyle karşı karşıyayız. Yüksek yargının hem yargının diğer
parçalarından hem de demokratik siyaset ve siyasetçilerden gayrimemnun
olmasının nedeni budur. İdeolojik bir kast sistemiyle oluşturulan yapının
demokratikleştirilmesi, kast sisteminden yararlananları rahatsız etmiştir.
Bunların sözcülerinin zihniyeti ve söylemleri hep aynıdır. Halkın iradesinin ve
taleplerinin kendi irade ve talepleri adına reddedilmesini istemektedirler.
Türk milleti adına karar verenler Türk milletinin denetimine rıza
gösterememektedirler.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Tuna, size de bir dakika ilave süre veriyorum,
lütfen tamamlayın konuşmanızı.
HÜSNÜ TUNA (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir
kısım muhalefet milletvekili, bu Anayasa görüşmelerinde Anayasa’yla ilgili
olmayan birçok hususu gündeme getirmektedir. Kendileri açısından hiçbir ölçü
bulunmamaktadır.
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Senin ölçün ne? Yağcı!
HÜSNÜ TUNA (Devamla) – Bizler… Ben özellikle hukukçu olarak
masumiyet ilkesine inanan bir insanım. Dolayısıyla, aslı astarı olmayan
hususların burada gündeme getirilmesini aslında kınıyorum.
M. FATİH ATAY (Aydın) – “Aslı astarı olmayan” ne demek? Bir
milletvekili böyle mi konuşur?
HÜSNÜ TUNA (Devamla) – Eğer bizler masumiyet ilkesine saygılı
olmazsak, Erzincan otellerinde sahte şahit ayarlamalarından tutun… (CHP
sıralarından gürültüler)
M. FATİH ATAY (Aydın) – Bırak ya!
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Bırak, bırak, bırak bunları ya! Bırak,
yakışıyor mu sana ya?
HÜSNÜ TUNA (Devamla) – …kapatma davalarında terör örgütü mensubu,
siyasetçi ve yargı mensubu birlikteliklerine kadar gideriz.
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Ayıp! Dedikodularla meşgulsün ya!
M. FATİH ATAY (Aydın) – Ayıp, ayıp!
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Hiç yakışıyor mu şu hâller ya!
Dedikodularla meşgulsün. Ciddi bir şey konuşuyoruz, Anayasa’yı görüşüyoruz.
Çocuk gibi laf ediyorsun!
HÜSNÜ TUNA (Devamla) – Yani, burada gündeme getirdiğiniz hususların
hepsi, ispatlanamamış, iddialardan ileriye geçmeyen şeylerdir. Dolayısıyla, masumiyet …
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Tuna, ek süreniz de doldu. Lütfen Genel Kurulu
selamlayınız efendim.
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Ayıp be! Dedikoducu!
M. FATİH ATAY (Aydın) – Geyik muhabbeti yapıyorsun!
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Çık git! Bir de milletvekili olacaksın.
Çık git!
BAŞKAN – Lütfen Genel Kurulu selamlayınız.
HÜSNÜ TUNA (Devamla) – Saygılı olmaya davet ediyorum.
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Ciddi bir şey söyle!
M. FATİH ATAY (Aydın) – Sen saygılı olacaksın! Sen saygılı
olacaksın!
HÜSNÜ TUNA (Devamla) – Bu Anayasa değişikliğinin…
M. FATİH ATAY (Aydın) – Doğru olmayan bir şeyi doğruymuş gibi
sunuyorsun.
HÜSNÜ TUNA (Devamla) –…ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını
diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
M. FATİH ATAY (Aydın) – Ayıp, çok ayıp!
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Utanır insan biraz, halkın karşısına
çıkacaksın! Yaşından, başından utan!
BAŞKAN – Sayın Tuna, teşekkür ederim.
Şimdi, şahıslar adına ikinci söz, İstanbul Milletvekili Sayın
Birgen Keleş’e aittir.
Sayın Keleş, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
Sizin de süreniz beş dakikadır.
BİRGEN KELEŞ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Anayasa değişiklik teklifinin
13’üncü maddesiyle ilgili olarak kendi adıma söz almış bulunuyorum ve yüce
Meclise saygılar sunuyorum.
Anayasa’mızın 128’inci maddesi “Devletin, kamu iktisadî
teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre
yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli
görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür. Memurların ve
diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları
ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla
düzenlenir. Üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları, kanunla
özel olarak düzenlenir.” demektedir.
Anayasa değişiklik teklifinin 13’üncü maddesi ise Anayasa’nın 128
inci maddesinin ikinci fıkrasına “Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu
sözleşme hükümleri saklıdır.” ifadesini eklemektedir.
İlk bakışta masum gibi gözüken bu cümle, Hükûmetin
devlet memurlarını hükûmet memuru hâline getirme
arzusunun bir sonucudur. Bu yaptığım değerlendirme reddedebileceğiniz bir
değerlendirme değildir çünkü sekiz yıldır gerek yaptığınız yasal değişiklikler
gerek uygulamalar, mevcut bürokratları, kamu çalışanlarını nasıl dağıttığınızı,
yerlerine çoğu kez söz konusu görevlere eğitimi, deneyimi uygun olmayan
kişileri atadığınızı göstermektedir. Oysa, Anayasa’nın
128 ‘inci maddesi, çağdaş bir devlet yapısı açısından çok önemli olan bir hükmü
içermektedir. O da, devletin asli ve sürekli görevlerinin devlet memurları ve
kamu görevlileri tarafından yapılmasıdır. Bunun bir nedeni, kamu hizmetlerinin
sürekliliğidir. Ayrıca, belirli görevlerde uzun süre çalışmak, devlet
memurlarının deneyim kazanmalarına, yaptıkları işte ihtisas sahibi olmalarına
yol açar.
Devlet memurunun kendi işini objektif bir şekilde yapabilmesi
için, yaptığı işten aldığı gelirle temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi ve
geleceğinden emin olması gerekir. Bunun da, kısa bir süre sonra geçerliğini
yitirecek olan sözleşmelere bel bağlayarak, sözleşme bitiminde ne olacağını bilmeden
çalışarak gerçekleştirilmesi mümkün değildir. Aslında ideoloji ve yandaşlık
gibi nedenlerle belli görevlere o konuda eğitimi ve birikimi olmayan kişileri
atamak, belki söz konusu iktidara siyasi bir avantaj sağlayabilir ancak emin
olun ki, bu yaklaşım aynı zamanda o iktidarın sonunu hazırlar ve en azından
hızlandırır. Tabii, bizim buna bir itirazımız olamaz, ancak gene de uyarmak
istiyorum. Çünkü, iktidar tarafından hak etmedikleri
görevlere getirilenler, hem konuları bilmedikleri için hem de şükran duyguları
içinde olduklarından iktidara yardımcı olacak bir performans sergileyemezler,
yanlış adım attığında hükûmeti uyaramaz, sorunları
çözecek öneriler yapamaz, politika geliştiremezler.
Türkiye’de AKP İktidarından önce de bir kamu personel rejimi sorunu
vardı. Çünkü alt kademe ile üst kademe arasında farklılıklar vardı, aynı
eğitimi gören, aynı işi yapanlar farklı kuruluşlarda farklı ücretler
alıyorlardı. Çalışanlarla emekliler arasında büyük uçurum vardı ve personel
rejimi reformu denildiği zaman da bu değişikliklerin giderilmesi düşünülüyordu,
ama yapılan, tam tersi sonuç verdi. Çünkü siz, İş Kanunu’nda, Personel
Kanunu’nda, Sosyal Güvenlik Kanunu’nda, Özelleştirme Kanunu’nda ve diğer bazı
kanunlarda yaptığınız değişikliklerle, kamu sektöründe ve özel sektörde
çalışanların birçok hakkını elinden aldınız. Üstelik,
çeşitli bahanelerle işten çıkarılmalar arttı ve kamu çalışanları çok farklı
statülerde çalıştırıldı. En önemli devlet görevlerinde bile -eğitim ve sağlık
gibi- sözleşmeli olanların sayısı hızla yükseldi. Aslında yapılan, cumhuriyet
tarihinde görülmemiş düzeyde bir kadrolaşma idi. Gerek uygulandığı şekliyle
performans kriterleri gerek sözleşmeyle iş
güvencesinin ortadan kaldırılması, kamu çalışanlarını iktidar yanlısı
yöneticilerin insafına terk etti. Böyle bir durumda ve iktidar, sendikal
örgütlenmeyi bugün bile istediği şekliyle yönlendirirken…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Keleş, bir dakika ilave süre veriyorum, lütfen
konuşmanızı tamamlayın…
BİRGEN KELEŞ (Devamla) – …13’üncü maddede getirilen “Ancak, malî
ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.” ifadesi kara
mizah gibidir, kamu çalışanlarının yararına sonuç vereceğini düşünmek gerçekçi
değildir ve aşırı iyimserliktir. Uzlaşma olmadığı takdirde başvurulan merci
Yüksek Hakem Kurulu veya Kamu Görevlileri Hakem Kurulu ise, bu kurulların
oluşumu karşı tarafın çoğunluğunu içeriyor ise ve de vereceği kararlar kesin
ise sonucun çalışanlar yararına olacağını kim söyleyebilir? O nedenle, biz
verdiğimiz önergede, 13’üncü maddeyle eklenen cümlenin arkasından “Kazanılmış
mali ve sosyal haklar geriye götürülemez.” ifadesini de eklemeyi düşünüyoruz.
Zaten kazanılmış hakların korunması, çalışanlarla ilgili en önemli hukuk
kurallarından biri değil midir?
Önergeyle ilgili daha sonra konuşacağım, yalnız, bir noktayı
açıklamak istiyorum: Bir konuşmacı bizi itham etti “Darbe anayasasını
koruyorsunuz.” diye. Biz darbe anayasasını korumuyoruz. Darbe anayasasından çok
daha tehlikeli olan sivil darbe anayasası…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Keleş, ek süreniz de doldu, selamlamanız için
açabilirim, eğer…
BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Teşekkür ederim.
Darbe anayasasından çok daha tehlikeli olan sivil darbe
anayasasına dönüşmesini engellemeye çalışıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Peki, Sayın Keleş.
Sayın milletvekilleri, İç Tüzük 72’ye göre verilmiş iki önerge
var, birlikte işleme alacağım, sonra oylarınıza sunacağım.
Okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
İçtüzüğün 72. maddesi uyarınca, görüşülmekte olan 497 Sıra Sayılı
Yasa Teklifinin 13. maddesi üzerindeki görüşmelerin devam ettirilmesini arz ve
talep ederiz.
|
Abdulaziz Yazar Ali
Oksal Ali
Koçal |
|
Hatay Mersin Zonguldak |
|
Enis
Tütüncü Şevket
Köse |
|
Tekirdağ Adıyaman |
Gerekçe:
Anayasa teklifi ile Türkiye tarihi birikimine ters bir istikamete
doğru çekilmek istenmektedir.
Anayasa değişikliği toplumsal bir talepten ve ihtiyaçlardan
kaynaklanmamıştır. Ne çiftçi, ne esnaf, ne işçi, ne emekli, ne memur, ne de
işsiz yurttaşımız Türkiye'de bir Anayasa değişikliği yapılmasına ilişkin bir
talep ortaya koymamıştır. Kaldı ki, Anayasa değişikliği teklifi halkın hiçbir
somut sorununa, hiçbir somut çözüm getirmemektedir. Yani Anayasa değişikliğinin
içeriği ile halkın sorunları örtüşmemektedir.
Anayasa değişikliği teklifi, halkın değil, siyasi iktidarın
gündemidir. Yoksulluk, işsizlik ve yolsuzlukları perdelemek ve önümüzdeki
seçimleri Anayasa tartışmaları içinde toplumun gerçek gündeminden uzaklaştırma
amacını gütmektedir.
Bu Anayasa değişikliği siyasi iktidarın güncel çıkarlarını
gerçekleştirmek üzere ortaya atılmıştır. Bu nedenledir ki, Parlamento içindeki
hiçbir siyasi parti tarafından desteklenmemektedir.
Bu Anayasa değişikliği teklifi bir toplumsal mutabakatın değil,
siyasi iktidarın talebi olarak ortaya çıkmıştır. Bu açıdan toplumu
birleştirmeye değil ayrıştırmaya yönelik bir tekliftir. Türkiye'yi ayrıştıran,
Türkiye'yi parçalamaya yönelik çok tehlikeli kamplaşmaların kaynağı
niteliğindedir.
Anayasa değişikliği teklifinin tüm maddelerinin birlikte oylanması
hem Parlamentoya hem Türk halkına yapılan dayatmayı ortaya koymaktadır. Tüm
maddelerin birlikte oylanması bazı şeyleri gözlerden kaçırmanın bir ifadesidir.
Milletin vekiline maddeleri teker teker oylama hakkı
verilirken, milletin kendisinden bu hakkın kaçırılması asla demokrasi
anlayışıyla bağdaşmaz.
Bu anayasa değişikliği teklifi bir dayatma niteliğindedir. Toplum
kesimlerinin desteği yerine Parlamento çoğunluğunun dayatması ile hayata
geçirilmeye çalışılmaktadır. Böyle bir durum ancak darbe dönemlerinde olur,
darbe dönemlerinde Anayasa dayatılır.
Bu Anayasa değişikliği teklifi, anayasal sistemimizin temel
dayanağını oluşturan üç temel erkten yargı erkini özensiz, usule aykırı bir
yaklaşımla siyasi iktidarın hegemonyası altına alma planının uygulanma
belgesidir. Siyasi iktidar yargıyı ele geçirilmesi gereken bir unsur olarak
değerlendirmektedir. Yargının yürütmenin emrinde olduğu bir sisteme demokrasi
denilemez. Yargının siyasetin güdümüne sokulması ancak, dikta özlemi ile açıklanabilir.
Bu Anayasa teklifi Sayın Başbakanının ve siyasi iktidar
yetkililerinin kendilerini kurtarmak üzere kurgulanmıştır. Anayasa Mahkemesinin
şekillenmesi Başbakan ve bakanları Yüce Divan’da aklanmaya yöneliktir.
Çoğunluğu hukukçu olmayan bir mahkeme kurgulandığından hukukçu olmayanların
ceza yargılaması yaptığı bir düzen kurulmaktadır.
İdarenin eylem ve işlemlerinin odaklaşmanın tespitinde
gözetilmeyeceği ilkesi Anayasaya konularak, siyasetçiler sorumluluktan
arındırılmaktadır. Geçici 15. madde kaldırılırken, siyası iktidarlara kalıcı
dokunulmazlık getirilmektedir. Bu düzenleme iktidar partisinin hiçbir şekilde
kapatılmayacağına ilişkin bir düzenlemedir. Böylece iktidar mensuplarına hem
sorumsuzluk hem de dokunulmazlık getirilmektedir.
Hakimler ve Savcılar
Yüksek Kurulunun yapısı da tamamen değiştirilmektedir. Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu siyasi iktidarın hedefi haline getirilmiştir. Adalet
Bakanı ve müsteşarının konumunun yargı bağımsızlığı açısından sorgulanırken,
başka bakanlık memurlarının da HSYK'ya dahil edilmesi ile yargı bağımsızlığı daha da zedelenir
noktaya taşınmıştır. Yine hakim ve savcıların
soruşturmalarında Adalet Bakanına mutlak yetki verilmesi günümüzde yaşanan
olaylar düşünüldüğünde vahim sonuçlar doğuracağı açık bir düzenleme olarak
karşımıza çıkmaktadır.
Anayasalar toplumsal mutabakat metinleridir. Bu nedenle
oluşturulmalarında mutlaka tüm toplum kesimlerinin katkısı sağlanmalıdır.
Anayasa metinlerinin toplumsal mutabakat değil toplumsal çatışma metinlerine
dönüştürülmesi toplumsal birlikteliğe zarar verir. Toplumu gererek,
ayrıştırarak siyaset yapma belki belirli bir zaman diliminde bazı siyasi
partilerin çıkarına olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki, Türk halkı kendini
iradesini istismar eden siyasi partilere mutlaka ve mutlaka sandıkta bunun
hesabını sorar.
Bu açıdan söz konusu düzenlemenin görüşmelerine devam edilmelidir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Anayasa Değişiklik Teklifinin TBMM İçtüzüğü’nün
72. maddesi uyarınca, 13. maddesi üzerindeki görüşmelere devamına karar
verilmesini saygı ile arz ve talep ederiz.
|
Faruk
Bal Oktay
Vural Mehmet
Şandır |
|
Konya İzmir Mersin |
|
Osman
Çakır Behiç
Çelik S. Nevzat
Korkmaz |
|
Samsun Mersin Isparta |
|
Hasan
Özdemir |
|
Gaziantep |
Gerekçe:
Anayasalar, Vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini teminat
altına alan, siyasi rejimin ve devlet organlarının görev ve yetkilerini
belirleyen kanunlar hiyerarşisinin en üstünde temel hukuk normlarıdır.
Anayasa değişikliğinde; Türkiye'nin iki ihtilal ve 3 muhtıra ile
üzerine gölge düşürülen demokrasisini 21. yüzyılın evrensel değerlerine
kavuşturabilmek ve asırlık anayasa tartışmalarından kurtarmak, her kesimin
benimseyebileceği bir anayasaya kavuşturabilmenin tek yolu toplumsal uzlaşmayı
sağlamaktır.
Teklif hazırlanmadan önce AKP uzlaşma arayışına girmemiştir. Parti
olarak ihtiyaçlarını tatmin için hazırladığı meclise dayatmıştır. Yapılan
görüşmelerde uzlaşma sağlanamamış, değişikliğin Millete mi, AKP’ye mi hizmet
edeceği açıklığa kavuşturulamamıştır.
Toplumsal uzlaşma için MHP "Anayasa Değişikliği Uzlaşma
Komisyonu" kurulmasını, Partilerin uzlaştıkları hususlarda demokratik bir
sözleşme yapılmasını, siyasi partilerin hangi konularda uzlaştığının kamuoyuna
duyurulmasını ve her partinin görüş ve tavrının yapılacak ilk seçimde milletin
takdirine sunulmasını, seçimler sonunda oluşacak Meclis’in ilk işinin anayasa
değişikliği olmasını teklif etmiştir.
MHP;
- Devlet ile Milleti kucaklaştıracak,
- Milletin değerleri ile Devletin değerlerini bağdaştıracak,
- Demokrasi ile Cumhuriyeti barıştıracak,
-Vatandaşın temel hak ve hürriyetlerini evrensel standarda
yükseltecek,
- Milletin bölünmez bütünlüğünü sağlayacak üniter
yapı içinde Devleti kurum ve kuruluşları ile uyum içinde çalıştıracak,
- Kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter demokratik düzeni
iyileştirecek,
- Cumhuriyetin temel nitelikleri ile Anayasamızın değiştirilmesi
dahi teklif edilemeyecek maddelerini koruyacak,
Toplumsal bir sözleşme belgesi niteliğinde anayasa değişikliği
kararını ilan etmiştir.
Anayasa değişikliği böylece milletin desteğine ve iradesine
dayandırılmalıdır.
AKP bütün bu sayılanlara kulak tıkamış, kendisi için hazırladığı
teklifi partilere ve millete dayatmıştır.
Anayasa değişikliğini seçmene ve yargıya hesap vermekten kaçmak
için malzeme olarak kullanan AKP'nin, acele ve telaş içinde hazırladığı ilk
tekliften imzaların çekilmesi ve aynı teklifin başka imzalar ile Meclise
sunulması işin başında Anayasa ve İçtüzüğe aykırılık teşkil etmektedir.
AKP'nin Anayasa Değişiklik Teklifi kendi sübjektif hedefine
ulaşmak için hazırlanmıştır.
Bu teklif ile kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter sistemin
denge ve denetim mekanizmaları iktidar lehine bozulmakta, bunun doğal sonucu
olarak başta parti kapatma, yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı ile hukuk
devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri zedelenmektedir. Parlamenter sistem
yerine ucu diktaya açık ucube bir cumhurbaşkanlığı sistemi getirilmektedir.
Teklifin içinde Millet yoktur, Milletin iradesi yoktur, Milletin
beklentisi yoktur.
Millet, AKP'den inançlarına göre yaşarken başörtüsü, imam hatip
okulu mezunu olması gibi sebepler ile devletin kendisine eşit hizmet
sunmamasına çözüm beklemektedir. Meydanlardaki sözlerini tutmasını, ahde vefa
göstermesini beklemektedir.
Millet, AKP'den terörü ve asayişsizliği bitirmesini beklemektedir.
Millet, AKP'den yoksulluğun, yolsuzluğun, hayat pahalılığının ve
işsizliğin hesabını vermesini beklemektedir.
Millet, AKP'den iş beklemektedir. Aş beklemektedir.
Millet, AKP'den düşünce, inanç, teşebbüs, örgütlenme ve benzeri
alanlarda temel hak ve hürriyetlere güvence beklemektedir.
Ne AKP'nin 8 yıllık icraatında ve ne de bu Teklifte Milletin
beklentisinden eser yoktur.
AKP millete değil, kendine çalışmaktadır. Çünkü niyeti halis
değildir.
AKP Ali Cengiz oyunu ile dikta niyetini bazı temel hak ve hürriyetlerin
arkasına gizlemiştir.
Bu temel hak ve hürriyetleri, niyetinin halis olmadığı maddeler
için oy devşiriciliğine malzeme etmiştir.
Böylece, halk oylamasında "evet" sonucunu elde etmek
için seçmene sunduğu acı "hap”ın üstünü tatlandırıcı ile kapatmıştır.
AKP’nin cin fikri oy kullanacak seçmeni yardan ya da serden
vazgeçmeye zorlayacaktır, vicdani muhasebe kabul etmeyen bir ikilemin içine
sürükleyecektir.
Bu anayasaya ve halk oylamasını düzenleyen uluslar arası belgelere
aykırıdır.
III.- YOKLAMA
(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, yoklama isteği var, oylamaya
geçmeden önce.
Yoklama talebinde bulunan arkadaşlarımızın hemen tespitini
yapacağız: Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Tamaylıgil, Sayın Atay, Sayın Yazar, Sayın Keleş, Sayın
Oksal, Sayın Ersin, Sayın Özdemir, Sayın Tütüncü, Sayın Köse, Sayın Aydoğan, Sayın Erenkaya, Sayın Hacaloğlu, Sayın Çöllü, Sayın Arıtman, Sayın Karaibrahim, Sayın Ünlütepe, Sayın
Seçer, Sayın Özkan, Sayın Öztürk, Sayın Bingöl.
Sayın milletvekilleri, elektronik sistemle yoklama yapacağım.
İki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.
İsmi okunan arkadaşlarımız elektronik sisteme girmeyecekler, onu
hatırlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri (Devam)
5.- Adalet ve Kalkınma Partisi
Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin,
7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve
Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)
BAŞKAN – Birlikte işleme aldığım iki önergeyi de oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Sayın Ersin, sizin bir söz talebiniz var. Bana biraz önce izah
ettiniz. Sayın Tuna konuşmasında masuniyet karinesinden bahsederken, benim
anladığım kadarıyla -büyük bir dikkatle izledim- “İnsanları, hakkında
kesinleşmiş yargı kararı olmadan suçlamamak gerekir. İşte örneğin, -sanıyorum
Erzincan’da- otelde bir arkadaşla ilgili şöyle şöyle
iddialar oldu. Bunu eğer biz tek başına yeterli görürsek insanları suçlamış
oluruz.” şeklinde anladım ben ama siz…
M. FATİH ATAY (Aydın) – Hayır, öyle değildi Sayın Başkan.
BAŞKAN – Tabii, sizin isminizden bahsetmedi.
M. FATİH ATAY (Aydın) – Bahsetmesi gerekmez, onun ismi kamuoyunda
geçti.
BAŞKAN – Ama sizin akla gelmeniz gayet doğaldır o açıklamayla.
O nedenle, Sayın Ersin, yerinizden açıklama yapabilirsiniz.
AHMET ERSİN (İzmir) – Sayın Başkan, kürsüden konuşabilir miyim?
BAŞKAN – Peki, gelin, üç dakika, buradan…
Yeni bir sataşmaya mahal vermeyeceğinizden eminim, sadece bir
açıklama yapacaksınız.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR (Devam)
2.- İzmir Milletvekili Ahmet
Ersin’in, Konya Milletvekili Hüsnü Tuna’nın, şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
AHMET ERSİN (İzmir) – Sayın Başkan, ilginize teşekkür ederim, bana
bu açıklama fırsatını verdiğiniz için.
Değerli arkadaşlarım, bir süre, on beş günü aşan süre bazı
gazetelerde, televizyonlarda benimle ilgili bazı haberler çıktı. Benim
Erzincan’da, gizli tanık olduğu ileri sürülen bir şahsa, çanta içinde… Önce 800
bin lira telaffuz edildi, sonra 80 bin dolar denildi ve en sonunda 80 bin
liraya karar verdiler ve bu çanta içinde gizli tanık olduğu ileri sürülen
şahsa, sonuç olarak 80 bin lira verdiğimi ileri sürdüler.
Değerli arkadaşlarım, bütün mukaddesatımla söylüyorum, ne
Erzincan’da ne de Türkiye’nin başka bir yerinde, gizli tanık ya da başkasına,
çanta içinde ya da başka bir şekilde... (AK PARTİ sıralarından “Poşetle” sesi)
BAŞKAN – Lütfen sayın arkadaşlar, lütfen…
AHMET ERSİN (Devamla) – …ne para verdim ne para pazarlığı yaptım
ne de benim dışımda böyle bir şey yapıldıysa aracılık ettim. Dolayısıyla bunlar
bazı üşütüklerin ortaya attığı deli saçması
iddialardır. Çanta sıramda duruyor. Pazartesi günü Siirt’e gideceğim ve aynı
çantayla gideceğim.
Değerli arkadaşlarım, bakın, bana yönelik sürdürülen bu kampanya,
bu kirli kampanya aslında benim üzerimden Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı
sürdürülen bir kampanyadır. Ben milletvekiliyim, hepinizin ziyaretçileri
oluyor, tanıdığınız, tanımadığınız kişilerle görüşüyorsunuz. O sabah kaldığımız
otelin restoranında kahvaltı yaparken, 20-25 kişilik bir grup hâlinde -aramızda
4 tane de gazeteci vardı- kahvaltı yapıyorken benimle görüşmek isteyen 7-8 kişi
otelin restoranına geldiler ve sohbet ettik ve bu 7-8 kişiden birisinin gizli
tanık olduğu iddia ediliyor. Bu beni ilgilendirmez, gizli tanık olsaydı bile
yine görüşürüm çünkü ben milletvekiliyim. Benimle görüşen herkesin mutlaka bir
problemi vardır, bir derdi vardır, onu paylaşmak istiyordur, çözüm istiyordur.
O nedenle, değerli arkadaşlarım, bu deli saçması iddialara inananların bana
göre zekâlarını bir kontrolden geçirmeleri lazım.
Tekraren söylüyorum: Ne kimseye para verdim ne kimseyle para
pazarlığı yaptım ne de benim dışımda oluşan bir pazarlık varsa ona aracılık
ettim.
Bunu açıklama fırsatını da bana verdiği için bu arkadaşıma
teşekkür ediyorum. Bunun dışında, bu iddiaları sürdürenleri de bu kürsüden
müfteri ilan ediyorum. İddialarını ispatlamak zorundadırlar çünkü bu haberleri yapanlarla
ilgili yargıda hesaplaşacağız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Ersin…
AHMET ERSİN (Devamla) – Selamlayıp bırakacağım.
BAŞKAN – Peki, sadece Genel Kurulu selamlamanız için açıyorum,
lütfen… Kâfi miktarda açıklama yaptınız.
AHMET ERSİN (Devamla) – Evet efendim. Çok teşekkür ederim Sayın
Başkanım.
Bu fırsatı bana verdiğiniz için teşekkür ediyorum. O arkadaşıma da
teşekkür ediyorum çünkü herkes ağzına geldiği şekilde, aklına geldiği şekilde
veya işine geldiği şekilde bu konuyu kullanıyordu. Bu fırsatı yakaladım, bu
fırsatı buldum, açıklamamı yaptım; bundan sonrası artık herkesin vicdanına
kalmış. Çok da önemli değil ama bu haberleri yapanlarla yargıda hesaplaşacağız.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
(Devam)
5.- Adalet ve Kalkınma Partisi
Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin,
7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve
Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, şimdi madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi başlatacağım.
Sayın Yıldız, buyurun.
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, AKP İktidarının memuruna, çalışanına, emeğe
yaklaşımına açıklık getirmesi amacıyla… Memura 2010 yılında ortalama 3,78
oranında zam yaptınız. Yüzde 10’lardaki enflasyona rağmen, Hükûmetiniz,
memuru enflasyona ezdirmediğinizi söylemeye devam edecek misiniz?
Sayın Başbakan, 4/C’yi kabul etmeyen
Tekel işçilerine “Size teklif edilen paranın çok altında ücrete razı olan
binlerce işsiz var.” demektedir. Bu söylemiyle cumhuriyet tarihinde, çalışan
işçisini işsizlerle tehdit eden ilk Başbakan unvanını kazanmıştır. Siz böyle
bir yaklaşımı olan Başbakanın işçiden, emekten yana olabileceğini düşünebiliyor
musunuz?
Anayasa değişikliklerinizde memurlara, işçilere daha çok sendikal
ve demokratik haklar sağlanacağını bundan sonra nasıl...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Uslu…
CEMALEDDİN USLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bir önceki maddeyle ilgili olarak sorduğum soruya cevap
alamamıştım. Bu defa Sayın Komisyon Başkanına sormak istiyorum: Az önce yapılan
düzenleme ile önceki yıllarda YAŞ kararları neticesinde ihraç edilen askerî
personelin yargıya başvurma hakkı var mıdır? Tekrar eski görevlerine
dönebilirler mi?
Bu sorum da Sayın Bakana: Geçmiş yıllarda ihraç edilen bu
kişilerden kaç tanesi AKP’li belediyelerde çalışmaktadırlar?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Süner…
TAYFUR SÜNER (Antalya) – Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkanım, Anayasa Mahkemesi Başkanı, Anayasa değişiklik paketinin
görüşmeleri başlamadan bu konuda çok doğru bir uyarı yaptı, “Mutabakat
sağlayın, yoksa konu gerginliğe gider, hukuki tartışmaya gider, bizim önümüze
gelir.” dedi. Sayın Haşim Kılıç’ı dinlemediniz, bildiğinizi yapmaya devam
ettiniz. Sayın Kılıç iki gün önce Yüksek Mahkemenin kuruluş yıl dönümünde
çekincelerini tekrarladı. “Yargıyı ideolojik vesayet altında tutmak isteyenler
tarafsızlık ve bağımsızlıktan rahatsız olanlardır.” şeklinde bir açıklama
yaptı. “Yargıyı rahat bırakın, dokunmayın.” dedi. Haşim Kılıç’ın bu görüşleri
hakkında düşünceleriniz nelerdir?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Taner…
RECEP TANER (Aydın) – Sayın Bakan, görüşmekte olduğumuz bu madde
de acı Anayasa hapının tatlandırıcılarından birisi. Vatandaş iş, aş, üretici ve
köylüler ürünlerinin para etmesini, çalışanlar ve emekliler insanca
yaşayabilecekleri bir ücret, geleceği banka kredileriyle ipotek altına alınmış
milyonlar ise bankaların vicdansız uygulamalarından kurtulmayı beklemekteler
ama siz sadece kendi yarınlarınızı kurtaracak bir düzenleme için Anayasa
değişikliği yapmaktasınız. Bu, adınızdaki “adalet” anlayışıyla ne kadar
bağdaşmaktadır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın İnan…
MÜMİN İNAN (Niğde) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Bakan, özellikle AKP Anayasa değişikliği paketinde her ne
kadar “Çalışanların özgürlük ve pazarlık alanları genişletiliyor.” deseniz de
maalesef olay sizin dediğiniz gibi görünmemektedir. Devri iktidarınızda kamuda
çalışan ancak AKP’ye veya onun tasvip ettiği sendikalara üye olanların hoş tutulduğu
gerçektir ve onların özgürlükleri olabilir. Onun haricinde tüm çalışanlar
hiçbir dönemde olmadığı kadar baskı altındadırlar. Kurum içi atamalarda,
tayinlerde, yer değişikliklerinde AKP yöneticileri ve yandaş sendikaların uygun
görüşleri olmadan hiçbir işlem yapılmamaktadır. Önemli bir bölümü açlık ve
yoksulluk sınırının altında yaşayan ve onuru ile işi arasına sıkıştırılan ve
boyun eğmeye zorlanan çalışanların bu Anayasa değişikliğiyle bahsettiğim haksız
uygulamalardan vazgeçilecek midir?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Özdemir…
HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakana soruyorum: Sekiz yıllık iktidarınızda fabrikaların
çoğu kapanmış, küçük esnaf batmış, siftah edemiyor, işsizlik çığ gibi büyümüş,
yolsuzluklar ayyuka çıkmış, çiftçi perişan, asayiş bozukluğundan büyük
şehirlerde yaşanmaz hâle gelmiş, uyuşturucu ticareti ve kullanımı artmış, altın
vuruşla küçük şehirlerde bile umumi tuvaletlerde çocuklar ölüyor, bölücülük
siyasallaşmış. Bu Anayasa değişikliği bunlardan hangisine çözüm getirecektir?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Komisyon Başkanının bir cevap vermesi gerekir herhâlde,
kendisine de bir soru var.
Buyurun Sayın Başkan.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın
Başkanım, Sayın Uslu’nun sormuş olduğu, YAŞ
kararlarıyla ilgili olarak yapmış olduğumuz, daha doğrusu yapmaya çalıştığımız
bu düzenleme yürürlüğe girdikten sonra, bugüne kadar ilişkisi kesilmiş olan,
demin Millî Savunma Bakanımızın 1.500 küsur olarak ifade ettiği rakam,
“Bunların geri dönme durumu olur mu?” diye…
Tabii, bu konuda herhangi bir düzenleme mevcut metinde olmayacak,
ancak dava açmaya herhangi bir engel yok. Açılan dava, olayın durumuna göre,
dosyanın durumuna göre mahkemeler buna karar verecekler, kiminin özlük hakları
verilebilir, kiminin verilemeyebilir. O yüzden düzenleme bazında şu an
yapılacak bir şey yok.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Hükûmetin cevapları olacak mı?
Buyurun Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
Şimdi, değerli arkadaşlar, cidden çok önemli bir teklifi
görüşüyoruz. Bakınız, Türkiye'de veya bizim siyasi tarihimizde beş tane anayasa
yapmışız. İlki 1876, 1921, 1924, 1960 ve 1982 Anayasaları. İlk ikisi veya ilk
üçü olağanüstü dönemlerde yapılmış, son ikisi de darbe sonrası yapılmıştır.
Dolayısıyla, arzu ederiz ki bu Anayasa değişikliklerinin müzakeresinde tarihî
görev yapan bu Meclis, daha iyi, birlikte, bir konsensüs
içerisinde, herkesin şikâyet ettiği 1982 Anayasası’ndan kurtulmanın,
ayrılmanın, milletimizin geleceğine dönük, ufkunu açan, hak ve özgürlüklerini
önceleyen bir anayasayı hep birlikte yapalım.
Şimdi, burada, arkadaşımız Sayın Süner
diyor ki: “Anayasa Mahkemesi Başkanı ‘mutabakat sağlayın’ dedi.” Niye onu
hatırlatıyorsunuz? Bu çok olağan bir şeydir. Elbette ki, arzu ederiz ki biz
bunu hep birlikte yapalım, mutabakat içinde yapalım, ama şu Mecliste bu
mutabakatı sağlayamıyoruz diye, bu Anayasa mutabakatsız yapılıyor denemez.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Niye sağlamıyorsunuz Sayın Bakan?
DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Bu Anayasa’nın
yapılmasında milletle mutabakat var, sivil toplum kuruluşlarıyla mutabakat var.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Meclisi
oluşturan partilerimizin…
BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Sayın Bakan, sivil toplum
kuruluşları toplu sözleşme istemiyorlar mı?
OKTAY VURAL (İzmir) – Millet size mi söyledi?
DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Arzumuz… Arzumuz o.
BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Sendikalar grev hakkı istemiyorlar
mı Sayın Bakan?
DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Bakın, arzumuz sizinle
birlikte yapmak, ama sizin katılmayışınız…
BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Sivil toplum kuruluşları grev hakkı
istemiyorlar mı Sayın Bakan?
OKTAY VURAL (İzmir) – Tepeden bakıyorsunuz. Millet senin emir
kulun mu oldu?
DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Milletin katılmadığı,
sivil toplum kuruluşlarının katılmadığı, sendikaların katılmadığı bir çalışma
değil. Hepsiyle görüşmeler yapılmış ve bu çalışmayı sürdürüyoruz. (CHP ve MHP
sıralarından gürültüler)
OKTAY VURAL (İzmir) – Millet sana mı söyledi?
DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Deniyor ki: Memurlara…
BAŞKAN – Lütfen, sayın milletvekilleri…
OKTAY VURAL (İzmir) – Telefonla mı söyledi, telgraf mı çekti sana?
Yoksa, Tayyip mi söyledi?
DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Bakın, bir şey daha
söyleyeyim, önemli bir şey daha söyleyeyim: Sayın Özdemir diyor ki: “Bu
Anayasa’yı yapmakla asayiş bozukluğu mu düzelecek? Uyuşturucu tüketimi mi
azalacak?” Nerede asayiş bozukluğu?
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Yok, değil mi? Yok!
DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Düzgün değil mi Türkiye
gibi bir ülkede? Elbette 1-2 milyonun yaşadığı büyük şehirlerimizde asayiş
niteliğinde olay olacak, ama asayiş bozukluğu olarak niteleyeceğiniz, takdim
edeceğiniz yaygın bir bozukluk söz konusu değil.
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Siirt’tekini asayiş bozukluğu saymıyor
musunuz siz?
OKTAY VURAL (İzmir) – Millet size dokunulmasını istiyor. Hele size
bir dokunalım bakalım! Millet size dokunulmasını istiyor!
DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Dolayısıyla, bu
düzenlemeyle memur sendikalarımıza, kamuda çalışanlarımıza toplu iş sözleşmesi
veya toplu sözleşme süreciyle bağlantılı olarak 128’inci maddede bu düzenleme
zorunlu olarak getirilmiş, 53’üncü maddenin sonucu olarak. Çünkü,
128’inci maddede memurların özlük hakları, sosyal haklarının kanunla
düzenleneceği öngörülmüştür. 53’üncü maddede yaptığımız düzenlemeyle toplu
sözleşmeyle de bu hakların belirlenmesi öngörülmüş, 128’inci maddedeki
düzenleme bu ihtiyacı gidermeye dönüktür.
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Görüşme, sözleşme oldu. Başka ne değişti?
DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Diğer bir konu daha:
“İhraçlardan kaç kişi AK PARTİ’li belediyelerde
çalışıyor?” Çok merak ediyorsanız, bunun sayısı vereceğim. Tabii, benim şimdi
onu aklımda tutup da AK PARTİ’li belediyelerde ne
kadar çalışıyor, CHP’lilerde ne kadar, MHP’lilerde ne kadar… Ama bunu merak
ediyorsanız, çıkaracağım.
Kamu kuruluşunun herhangi bir biriminde kamu hizmeti görmüş, şu
veya bu sebeple ihraç edilmiş vatandaşların memurluğa girmede engel bir hâlleri
yoksa elbette ki bunlar istihdam edilir, bunları çalıştırmak bir görevdir,
onlar açısından bir haktır. Biz bunu yine getiririz.
Evet, Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Evet, ben de teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, 13’üncü…
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…
BAŞKAN – Efendim?..
Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu. (Gürültüler)
Bir saniye arkadaşlar, lütfen…
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan konuşma yaparken
“Parlamentoda mutabakat yok ama biz milletle mutabakat yaptık.” diye bir ifade
kullandı.
Sayın Bakan acaba milletle mutabakatı nasıl yaptı? Yani biz
milletin dışında mıyız?
OKTAY VURAL (İzmir) – Telefon mu geldi?
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Bir Bakan bunu nasıl söyleyebilir?
Bakan şunu söyleyebilir: Sivil toplum örgütleriyle görüştük diye…
DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Cevap vereyim.
BAŞKAN – Efendim, bir soru sordunuz “Cevap vereceğim.” diyor.
Sayın Bakana söz verelim.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Cevap versin efendim, tabii.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Çok teşekkür ediyorum
Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; aslında bu sorunun cevabı biliniyor.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Biz bilmiyoruz!
DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Yani Meclis nasıl karar
verir bilemem ama Meclis bu kanun değişikliğini bir referanduma götürecekse, o
arada kabul edecekse, bunu onaylayacak mercinin
iradesi de o yönde tecelli ederse, yani bunu göreceğiz, o zaman ölçeceğiz. Ama
yapılan anketler, kamuoyu anketleri, çok değişik kurumlar tarafından yapılan
anketler bu Anayasa değişikliğinin halk tarafından, sivil toplum kuruluşları
tarafından, meslek odaları tarafından, sendikalar tarafından, kamu ve işçi
sendikaları tarafından, memur sendikaları tarafından kabul edildiğini
gösteriyor, arzu edildiğini gösteriyor.
OKTAY VURAL (İzmir) – İpotek mi koydunuz?
DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Ve maddelerden önemli bir
kısmı da onların arzu ve istekleri doğrultusunda konulmuştur.
BAŞKAN – Sayın Bakan, teşekkür ederim.
DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Yani örneğin, memurlarla
ilgili düzenleme memur sendikalarının isteği doğrultusunda konulmuştur.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Tamam Sayın Bakan.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Bakana bir
bilgi sunmak isterim efendim:
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, şimdi böyle
bir usulümüz yok ki. Şimdi, oradan siz bir soru soruyorsunuz. Soru sorma
faslını kapattık.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Biliyorum efendim. Sayın Bakana
sadece…
BAŞKAN – Efendim, ne yapayım, kendi takdiri. Yazılı cevap verir.
Benim zorla cevap verdirecek hâlim yok ya Sayın Bakana!
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Bakana sadece…
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu,
anlayamadım.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Yapılan anketlerde halkın büyük
bir kesiminin Anayasa’da neyin değişip değişmediğini bilmediğini gösteriyor;
Sayın Bakanın da bunu bilmesi lazım.
BAŞKAN – Tamam, tamam efendim.
Efendim, şimdi 13’üncü madde üzerinde…
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, efendim bir arzum var. CHP
Grup Başkan Vekili Sayın Kemal Anadol konuşurken
-tutanaktan okuyorum- şöyle bir ifade kullanıyor: Konuşmasının son kısmında “12
Eylül Anayasası’na maalesef ‘hayır’ oyu kullanamadım. Çünkü 12 Eylül beni
cezaevine atmıştı. O sırada cezaevindeydim.” Buna hiç itirazımız yok. Takdir
edilecek bir davranış. “Siz neredeydiniz?” diye soruyor, arkasından da “Siz 12
Eylülün ürünü partinin ta kendisisiniz, ta kendisi.” şeklinde AK PARTİ Grubunu
itham eden, 12 Eylülün ürünü olmakla suçlayan bir ifade kullanmıştır.
BAŞKAN – Evet, sataşma nedeniyle söz istiyorsunuz.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – İç Tüzük’e uygun olarak söz talep
ediyorum.
BAŞKAN – Peki, siz de yeni bir sataşmaya mahal vermeyecek şekilde
konuşmak koşuluyla üç dakika süre veriyorum.
Evet, bu iddia… Aslında Sayın Anadol
böyle konuşmazdı ama herhâlde ağzından kaçtı.
Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR (Devam)
3.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol’un,
grubuna sataşması nedeniyle konuşması
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
esasında ben de Sayın Anadol’un böyle konuştuğuna
inanmadım ama tutanakları alıp baktığımda takdir ettiğim Değerli Grup Başkan
Vekili Arkadaşımın benzer bir ifadeyi kullandığını gördüm ve size de arz ettim.
Bir defa, Türkiye Büyük Millet Meclisi demokrasinin ürünüdür,
milletin iradesinin ürünü buradadır. Herkesi millet seçti, millet buraya
gönderdi. Biz darbelere karşı, hukuk dışı her türlü müdahaleye karşı bir
tavrın, bir tutumun bugüne kadar hep içinde olduk. 1960 darbesini biz kınadık,
lanetledik sürekli bir biçimde; onları bayram olarak kutlayanları ve o yapıyı
kutsayanları hep kınaya kınaya, eleştire eleştire buralara geldik.
12 Eylül askerî darbesi oldu. O darbenin sonunda da burada
bulunan, ben öyle inanıyorum ki, milletvekillerinin, oy kullanma hakkı
olanların neredeyse tamamına yakını “hayır” oyu kullananlardan oluşan
insanlardan müteşekkil. Biz darbeden yana hiç olmadık. Darbenin ürünü olarak bu
Mecliste itham edilemeyecek, belki en son itham edilebilecek bir yapı, burada
bulunma imkânını hiçbir grup için ben görmüyorum.
AK PARTİ’ye bakarsanız, 2001’de
kurulmuş. Şöyle, mantık olarak izah ettiğinizde 12 Eylül 1980 nere, 2001 nere?
Nasıl bir irtibat kurdu, nasıl bağladı anlamam mümkün değil ama Sayın Anadol bunun böyle bir bağlamasını yaptı. Ama biz diyoruz
ki: Darbecileri artık yargının önüne çıkaralım, hesap versinler,
yargılansınlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu Anayasa değişikliği onun
içindir. “Darbecilerin millî iradenin üzerine koyduğu ipotekleri kaldıralım,
her türlü vesayeti ortadan kaldıralım; onun için, darbecilerin yaptığı
Anayasa’yla, darbe sözleşmesiyle bu ülke yoluna devam etmesin.” diyoruz. Onun
için huzurlarınızdayız. Onun için Anayasa görüşmelerini yapıyoruz. Bir yandan
“Darbeciler yargılansın.” deyip öte yandan da onların yargılanmasına yol
açacak, öte yandan da onların kurduğu vesayet düzenini ortadan kaldıracak
değişiklikler “aman olmasın” diye tavır koymak, mücadele etmek; hangisi ne yana
hangisi ne tarafa? Onun takdirini de ben size bırakıyorum.
Ama, bakın, bugüne
kadar darbe zihniyetinin sahipleri ses çıkardığında şapkayı alıp gidenler, 27
Nisan e-muhtırası ortaya çıktığında karşısında milletin gür sesini ilk defa
duymuşlardır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz, şapkayı alıp giden
siyasetin sahipleri değiliz. Darbe zihniyetini benimseyenlerin veya o anlayışta
olanların sesini çıkardığı anda esas duruşa geçenler de değiliz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Dolmabahçe’de ne konuşuldu?
BAŞKAN – Sayın Bozdağ, Genel Kurulu
selamlamanız için açıyorum, lütfen.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Son cümlem: 12 Mart Muhtırası verildiği
zaman, Parlamento ve milletin iradesi yok sayıldığı zaman Parlamentoyu
çalıştırıp talimatla yasa çıkaran hiç olmadık, hiçbir zaman da olmayacağız.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Okay, anlayamadım
efendim.
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın Hatibin,
konuşmasında, Cumhuriyet Halk Partisine yönelik haksız ithamları var. “Darbe
Anayasası’nı destekleyenlerden hiç olmadık.” yönünde…
BAŞKAN – Efendim, bunda ne var Allah aşkına?
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Bakın, bu bir ithamdır!
BAŞKAN – Efendim, sizi kasteden, sizi muhatap alan hiçbir…
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Bu bir ithamdır!
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – İtham değil ki, ne olmadığımızı söyledim.
BAŞKAN – Ben çok büyük bir dikkatle dinledim, lütfen…
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Ben de sizin gibi dikkatle dinledim
Sayın Başkan.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Alınganlık gösterecek ne var yani?
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Ben de sizin gibi dikkatle dinledim. Sayın
Anadol nedeniyle söz aldılar...
BAŞKAN – Sayın Okay, gerçekten, hiçbir
sataşma emaresi, sözlerinde tespit etmedim.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Darbecileri eleştirdi, darbeyi övenleri
eleştirdi.
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Bakın, “darbe Anayasası’na karşı olanlar”la kastettiği…
BAŞKAN – Efendim, lütfen… Lütfen Sayın Okay…
Bakın…
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Rica ederim Sayın Başkan… Rica ederim.
BAŞKAN – Sayın Okay, ben de burada
dinliyorum, takip ediyorum, İç Tüzük’ü uyguluyorum.
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Ben de dinliyorum… Ben de dinliyorum ve
ben partime yönelik haksız ithamları…
BAŞKAN – Eğer gerçekten bir sataşma izi görürsem veriyorum, şu ana
kadar verdim.
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Ben partimize yönelik haksız ithamların
ne olduğunu çok iyi biliyorum. İzin verin, buna cevap vermek zorundayız biz.
BAŞKAN – Sizin partinizi kastederek Sayın Bozdağ’ın
bir ifadesi olmadı.
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – O zaman “Ben Cumhuriyet Halk Partisini
kastetmedim.” desin, sorun bitsin.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, isim vermedi, alınganlık
göstermelerine gerek yok.
BAŞKAN – Evet, sizi kasteden bir şey oldu mu efendim? Siz
Cumhuriyet Halk Partisini mi kastettiniz o ifadelerinizle Sayın Bozdağ? Lütfen…
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım…
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – “Cumhuriyet Halk Partisini
kastetmedim.” desin sorun biter.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım, efendim müsaade
buyurursanız… Ben ifadelerimi kullanırken hiçbir sataşmaya mahal vermeyecek bir
üslubu tercih ettim ve ben darbeyi destekleyen ve darbeye övgü yağdıranları
ifade ettim. Eğer böyle bir alınganlıkları varsa ve öyle düşünüyorlarsa benim
ona itirazım yok ama benim düşüncem, ifadem öyle değil.
BAŞKAN – Efendim, sizi kastetmediğini söylüyor, ben öyle duyuyorum
burada.
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Hayır, öyle bir şey söylemiyor! Öyle
bir şey söylemiyor!
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Darbeye karşı olduğunu söylesin Sayın
Başkanım.
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Açıkça ifade etsin, “Ben Cumhuriyet
Halk Partisini kastetmedim.” desin.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, darbe ve darbecilere karşı
olduğunu söylesin.
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Açıkça söylesin.
BAŞKAN – Efendim, “Havada bulut var.” mantığıyla hareket edersek
benim herkese söz vermem lazım. Öyle şey olmaz.
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – “Havada bulut var, sen bana falan dedin.” Olur mu öyle şey Sayın Okay? Allah
aşkına yapmayın!
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Bakın, siz Grup Başkan Vekilisiniz, lütfen…
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, burada darbe üzerinden
siyaset yapıp, muhalefet partilerini darbe anayasasının destekçisi gibi
gösterip haksız ithamlarda bulunuyor.
BAŞKAN – Efendim, ben, Sayın Bozdağ’ın o
ifadelerinden burada bulunmayan bir eski siyasi partiyi ve burada bulunmayan
bir siyasiyi kastettiği izlenimini edindim. Başka birini kastettiğini
biliyorum, sizi kastetmedi. Lütfen…
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım, MHP neden alınmadı, BDP
neden alınmadı, CHP niye alınıyor? Benim konuşmam ortada. Başka partiler niye
alınmadı da CHP alınıyor?
ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, niye müdahale etmediniz!
Niçin müdahale etmediniz!
BAŞKAN – Neye müdahale etmedim efendim? Lütfen, efendim… (CHP
sıralarından gürültüler)
Arkadaşlar, bakın, saygıdeğer grup başkan vekillerim, ortada
hiçbir şey yok. Sizi ilzam eden, sizi hedef alan, sizi eleştiren, sizi rencide
eden hiçbir ifade kullanmadı; kullansa, zerre kadar kullansa kesinlikle size
söz verirdim.
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan…
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Az önce kullandı zaten.
BAŞKAN – Israr etmeyin lütfen. Lütfen ısrar etmeyin.
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, az önceki ifadeleri de bu
içerikte. Sayın Anadol nedeniyle, Sayın Anadol’un konuşması nedeniyle söz aldı.
BAŞKAN – Evet, tamam.
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Ve ona cevap verdi. Ona cevap verirken
de Cumhuriyet Halk Partisinin…
BAŞKAN – Sayın Okay, madem ısrarlısınız
tutanakları getirteceğim, bakacağım, eğer gerçekten böyle bir izlenim
edinirsem, size söz vereceğim.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, tutanağa ne gerek
var?
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
(Devam)
5.- Adalet ve Kalkınma Partisi
Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin,
7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve
Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde on beş önerge
vardır.
Şimdi, yedi önergeyi İç Tüzük çerçevesinde işleme alacağım.
Kurada çıkan bu yedi önergeyi şimdi okutuyorum, sonra bu
önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
2/656 Esas numaralı 7/11/1982 Tarihli ve
2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 13 üncü maddesiyle Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının 128 inci maddesinin 2 nci
fıkrasına eklenen cümlenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif
ederim.
Abdullah
Çalışkan
Kırşehir
“Ancak, kazanılmış haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri
saklıdır.”
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
2/656 Esas numaralı 7/11/1982 Tarihli ve
2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 13 üncü maddesiyle Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının 128 inci maddesinin 2 nci
fıkrasına eklenen cümlenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif
ederim.
Ali
Öztürk
Konya
“Ancak, kazanılmış haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri
saklıdır.”
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Anayasanın bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında kanun
teklifinin on üçüncü maddesindeki “toplu sözleşme” kelimelerinden sonra “ve
grev” kelimelerinin eklenmesini arz ve teklif ederim. 14.04.2010
Hasan
Macit
İstanbul
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 497 sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 13 ncü
maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Bengi
Yıldız Hamit Geylani Osman
Özçelik |
|
Batman Hakkâri Siirt |
|
M.
Nezir Karabaş Nuri
Yaman |
|
Bitlis Muş |
Madde: 13
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 128 inci maddesinin ikinci
fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.
“Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri
saklıdır. Çalışanlar ayrımsız olarak sosyal güvenlik hakkına sahiptir.”
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 2/656 Esas Numaralı 7/11/1982
Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 13. maddesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Birgen
Keleş
İstanbul
Madde 13- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 128 inci maddesinin
ikinci fıkrasına “Ancak, mali ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme
hükümleri saklıdır. Toplu sözleşme ile memur ve diğer kamu görevlilerinin
aleyhine hüküm getirilemez.” cümleleri eklenmiştir.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge de
aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım.
T. B. M. Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Anayasa değiştirme teklifinin (13) maddesinin
teklif metninden çıkarılmasını arz ederim.
Kamer
Genç
Tunceli
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Anayasa değişiklik teklifinin 13 üncü maddesinin
teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
Faruk
Bal Oktay
Vural Mehmet
Şandır |
|
Konya İzmir Mersin |
|
Behiç
Çelik S.Nevzat
Korkmaz Rıdvan
Yalçın |
|
Mersin
Isparta
Ordu |
|
Şenol
Bal Osman
Çakır |
|
İzmir Samsun |
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim önergelere?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz
Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın
Başkanım.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Genç burada değil, göremiyorum.
Gerekçesini okutacağız.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, en aykırı önerge bizim önerge
değil mi?
BAŞKAN – Her ikisi de metinden çıkarılması şeklinde. O bakımdan
ikisini birlikte işleme aldım.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Tamam.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Anayasalar, vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini teminat
altına alan, siyasi rejimin ve devlet organlarının görev ve yetkilerini
belirleyen kanunlar hiyerarşisinin en üstünde temel hukuk normlarıdır.
Türkiye'nin iki ihtilal ve 3 muhtıra ile üzerine gölge düşürülen
demokrasisini;
• 21. yüzyılın evrensel değerlerine kavuşturabilmenin,
• Asırlık anayasa tartışmalarından kurtarmanın,
• Her kesimin benimseyebileceği bir anayasaya kavuşturabilmenin,
tek yolu toplumsal
uzlaşmaya dayalı bir Anayasa yapmayı sağlamaktır.
MHP bu sebeple;
"Anayasa Değişikliği...
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, anlaşılmıyor. Biraz
yavaş lütfen...
BAŞKAN – Bir saniye... Bir saniye...
Ne oldu arkadaşlar?
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Anlaşılmıyor efendim, biraz yavaş.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Çok anlaşılıyor Sayın Başkan,
anlaşılıyor. Biz anlıyoruz!
ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Zeki çocuklar anlıyormuş Sayın Başkan!
BAŞKAN – Arkadaşlar, yani hızlı okuyor, yavaş okuyor, orta okuyor,
yani bu bile tartışma konusu olmamalı arkadaşlar. İzin verin de Kâtip Üye...
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bunu ezberlemiş olmaları lazım. Hep
aynı herhâlde!
BAŞKAN – Kâtip Üye Arkadaşımız, lütfen siz de hassasiyetlere
dikkat ederek okuyun.
“…Uzlaşma Komisyonu" kurulmasını,
• Partilerin uzlaştıkları hususlarda demokratik bir sözleşme
yapılmasını,
• Siyasi partilerin hangi konularda uzlaştığının kamuoyuna
duyurulmasını,
• Her partinin görüş ve tavrının, yapılacak ilk seçimde milletin
takdirine sunulmasını,
• Seçimler sonunda oluşacak Meclis'in ilk iş olarak anayasa
değişikliğini gerçekleştirmek olmasını teklif etmiştir.
MHP; bu kapsamda,
• Devlet ile Milleti kucaklaştıracak,
• Milletin değerleri ile Devletin değerlerini bağdaştıracak,
• Demokrasi ile Cumhuriyeti barıştıracak,
• Vatandaşın temel hak ve hürriyetlerini evrensel standarda
yükseltecek,
• Milletin bölünmez bütünlüğünü üniter
yapı içinde sağlayacak ve Devleti kurum ve kuruluşları ile uyum içinde
çalıştıracak,
• Kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter demokrasiyi
iyileştirecek,
• Cumhuriyetin temel nitelikleri ile Anayasamızın değiştirilmesi
dahi teklif edilemeyecek maddelerini koruyacak,
Toplumsal bir sözleşme belgesi niteliğinde anayasa yapma kararını
ilan etmiştir.
Anayasa değişikliği böylece milletin iradesine dayandırılmış
olacaktır.
AKP, MHP'nin bu teklifine kulak tıkamış, kendisi için hazırladığı
Anayasa teklifini partilere ve millete dayatmıştır.
AKP, Anayasa değişikliğini seçmene ve yargıya hesap vermekten
kaçmak için malzeme olarak kullanmaktadır.
AKP'nin Anayasa Değişiklik Teklifi, kendi sübjektif hedefine
ulaşmak için hazırlanmıştır.
Bu teklif ile kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter sistemin
denge ve denetim mekanizmaları iktidar lehine bozulmaktadır. Bunun doğal sonucu
olarak başta parti kapatma, yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı ile hukuk
devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri zedelenmektedir. Parlamenter sistem
yerine ucu diktaya açık bir Başkanlık sistemi getirilmektedir.
Bu teklif, Parlamenter demokrasi esasına göre inşa edilen
Anayasaya aykırıdır.
Bu teklifin içinde; Millet yoktur, Milletin iradesi yoktur,
Milletin beklentisi yoktur.
Millet, AKP'den bölücü terörü bitirmesini beklemektedir.
Millet, AKP'den yoksulluğun, yolsuzluğun, hayat pahalılığının ve
işsizliğin hesabını vermesini beklemektedir.
Millet, AKP'den İş beklemektedir. Aş beklemektedir.
Millet, AKP'den düşünce, inanç, teşebbüs, örgütlenme ve benzeri
alanlarda temel hak ve hürriyetlere güvence beklemektedir.
AKP, 8 yılı heba etmiştir. Milletin beklentilerini
karşılayamamıştır.
AKP, millete değil, kendine çalışmaktadır.
AKP 8 yıllık iktidarında grev, toplu sözleşme, toplantı ve gösteri
yürüyüşlerini düzenleyen haklarla ilgili hiçbir iyileştirme yapmamıştır.
AKP, Taşeron işçiliği geliştirerek emeğin sömürüne zemin
hazırlamıştır. İşçi kesimini hak arayamaz hâle getirmiştir.
AKP, Sendikaların etkisizleştirilmesine neden olmuştur.
AKP, Devletin gücünü işçiyi susturmak için kullanmıştır.
AKP, tekel işçilerine zulmetmiştir.
AKP, 8 yıllık iktidarında
AKP, işçiyi sefalete mahkûm etmiştir.
AKP, 8 yıllık iktidarındaki bu başarısızlığın suçunu Anayasa
üzerine atmak istemiştir.
AKP iyi niyetli değildir. Bu teklifle başlattığı PKK Açılımı için
anayasal zemin hazırlamaktadır.
ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Bir özetlesin Sayın Başkan okuduğunu da bir
anlayalım! Ne anladığını bir anlatsın!
BAŞKAN – Artık ezberlettiniz! Bunu şimdi ezbere okuyanlar vardır!
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Anlamadığı yeri söylesin Sayın Başkan!
BAŞKAN – Sayın Genç’in önergesinin gerekçesini de okutuyorum:
Gerekçe:
Getirilen madde Anayasa düzenine, hukukun genel ilkelerine ve
temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesine aykırı olduğundan teklif metninden
çıkarılması istenmiştir.
BAŞKAN – Her iki önergeyi aynı mahiyette olduğu için oylarınıza
sunuyorum… (MHP sıralarından “Komisyona sormadınız.” sesleri)
Komisyona sordum demin. Sordum efendim, Komisyona sordum. Lütfen…
Ben takip ediyorum, siz benim kadar takip etmiyorsunuz.
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 2/656 Esas Numaralı 7/11/1982
Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 13. maddesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Birgen
Keleş
İstanbul
Madde 13- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 128 inci maddesinin
ikinci fıkrasına “Ancak, mali ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme
hükümleri saklıdır. Toplu sözleşme ile memur ve diğer kamu görevlilerinin
aleyhine hüküm getirilemez.” cümleleri eklenmiştir.
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz
Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın
Başkanım.
BAŞKAN – Sayın Keleş, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakikadır.
BİRGEN KELEŞ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; devlet memurlarını bugünkü
statülerinden kopararak AKP Hükûmetinin memuru
statüsüne sokmak AKP’nin iktidara geldiği günden beri üzerinde durduğu ve
gerçekleştirmeye çalıştığı bir durum. Son sekiz yıllık uygulama, sözleşmeyi
esas alan, iş güvencesini ortadan kaldıran, memurluk statüsünü sınırlayan,
keyfî atamalar yapılmasına olanak sağlayan, eğitim, deneyim gibi kamu görevini
başarılı kılacak unsurlara önem vermeyen bir uygulamadır.
Kısa bir süre önce Tekel işçilerinin yaşadıkları iktidarın
çalışanların maddi ve sosyal hakları konusunda ne düşündüğünü açıkça ortaya
çıkarmıştır. Özelleştirme nedeniyle işsiz kalan işçilerden bir kısmı
kendilerine dayatılan 4/C’yi kabul etmek zorunda
kalmıştır. 4/C kıdem ve ihbar tazminatı haklarından yararlanmayan, iş garantisi
ve örgütlenme hakkından yoksun olan bir statüdür. İşçilerin direnme gücünde
karşılaştıkları muamele ise tek kelime ile utanç vericidir.
Aslında imzaladığımız ILO sözleşmeleri grevli toplu sözleşme
yapılmasını öngörmektedir. ILO sözleşmesinin ilgili hükümleri uygulanmadığı
gibi, 13’üncü maddeyle getirilen değişiklik Anayasa’nın 128’inci maddesiyle de
çelişkilidir. Anayasa’nın 128’inci maddesinde “Memurların ve diğer kamu
görevlilerinin hakları ile yükümlülükleri, aylık ödenekleri ve diğer özlük
işleri kanunla düzenlenir.” demektedir. 4688 sayılı Kamu Görevlileri
Sendikaları Kanunu’nun 28’inci maddesi ise, kamu görevlilerinin aylıklarını,
ücretlerini, tedavi yardımlarını ve benzeri harcamaları kapsamaktadır. Bu durumda,
bu getirilen değişiklik 128 sayılı Anayasa maddesiyle çelişkili bir durum
yaratmaz mı? 128’inci maddeye eklenen “Ancak, mali ve sosyal haklara ilişkin
toplu sözleşme hükümleri saklıdır.” ifadesi ne getirmektedir? Aslında yapılan,
toplu sözleşme hükümlerine anayasal bir etkinlik kazandırmaktır. Bu durumda
ilgili yasa ile kamu görevlilerinin elde etmiş oldukları haklar, toplu
sözleşmeyle kısılabilecek midir? Toplu sözleşme hükümleri, Anayasa’daki diğer
hükümlerden daha mı üstündür yoksa bu değişikliğin amacı sadece memurlara ve
kamu görevlilerine koşullarının daha iyi olabileceği izlenimini mi vermektir?
Kaldı ki, grev hakkı tanınmadan getirilen bir toplu sözleşme hakkının değeri
nedir? Bütün bu nedenlerle ve kazanılmış hakların korunması,
çalışanlarla ilgili en önemli hukuk kurallarından biri olduğu için, biz
önergemizin, yani Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 128’inci maddesinin ikinci
fıkrasına “Ancak, mali ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri
saklıdır.” ifadesinden sonra “Kazanılmış mali ve sosyal haklar geriye
götürülemez.” cümlesinin de eklenmesini diliyoruz ve bunun önemli olduğunu
düşünüyoruz.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Keleş, ben de teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeye geçiyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 497 sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 13 üncü maddesinin aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Bengi
Yıldız (Batman) ve arkadaşları
Madde : 13- Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının 128 inci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle
eklenmiştir.
“Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri
saklıdır. Çalışanlar ayrımsız olarak sosyal güvenlik hakkına sahiptir.”
BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz
Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın
Başkanım.
BAŞKAN – Konuşacak mısınız efendim?
OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Evet.
BAŞKAN – Sayın Özçelik, buyurun. (BDP
sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakikadır efendim.
OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
12 Eylül Anayasa’sı bu toplumda büyük travmalar
yaratmıştır. 12 Eylül darbesinden sonra Meclis kapatılmış, siyasi partiler
kapatılmış, sivil toplum örgütleri kapatılmış, meslek kuruluşları kapatılmış,
yüz binlerce insan sorgudan, işkenceden geçirilmiş ve toplum ağır bir yara
almıştır. Bunun izlerinin silinmesi yeni bir anayasayla mümkündür. Toplumdaki
bu haksızlıkların giderilmesi yine bu Meclisin görevi olmalıdır. Bu
haksızlıkların giderilmesi için yeni bir anayasa şarttır.
Bakın, Devrimci İşçi Sendikaları (DİSK) kapatıldığında birçok mal
varlığı vardı, binaları, araçları vardı ve bütün bunlara el konuldu; uzun
yıllar sonra bunların bir bölümü geri alınabildi, bir bölümü çarçur edildi.
Yine, Türkiye Öğretmenler Birliğinin mal varlığına el konulmuştu, yöneticileri
cezaevlerine konulmuş, doksan gün sorgudan geçirilmişlerdi, büyük acılar
yaşatılmıştı. Öğretmenlerin mal varlıkları hâlâ sürüncemede, tamamını geriye
alabilmiş değiller, onun hukuksal mücadelesini sürdürüyorlar. Bu Meclisin
yapacağı bir katkı var, bu tür haksızlıkların giderilmesi.
Yine, “Sosyal Haklar” bölümünde söyleyeceğimiz şu var: Bütün
insanlar Türkiye'de sosyal güvence altında olmalıdır. Yeşil
kart bir tür sosyal güvence ama yeşil kart diğer adıyla “yoksulluk belgesi”
özellikle bizim seçim bölgelerimizde, Diyarbakır’da, Urfa’da, Siirt’te,
Mardin’de, Muş’ta 10 binlerce, 100 binlerce insanın yeşil kartla tedavi
giderlerini karşılama ihtiyacında olmaları söz konusu ancak iktidara bağlı kimi
-tümünü tabii kastetmiyorum- valiler bunu bile vatandaşın üzerinde bir baskı
aracı olarak kullanıyor. Çok yakından şahit olduğumuz, özellikle
Siirt’te, bağımsız adaylara, yani bizlere veya AK PARTİ dışında partilere oy
verilmesi hâlinde yeşil kartların iptal edileceği, hatta çok sayıda yeşil
kartın iptal edildiğine şahit olduk.
Siirt Valisi, herhangi bir toplantıda alınan fotoğraflarda ağzı
açık görünen kişilerin sorgulanmasında, tabii ki Emniyet Müdürlüğü tarafından
sorgulanmasında en ufak bir tereddüt yaşamazken, hatta çoğu zaman atılan
sloganlara tefle eşlik etti diye sanatçılar sorgulanırken, insanlar böylesi
takibat altındayken sosyal güvenceden yoksun bırakılması ciddi bir sorundur.
Yine, son günlerde büyük bir üzüntüyle yaşadığımız bir skandal
olay var. Ahlaki çöküntünün işareti olan bir olay var. Burada fazla dile
getirmeyeceğim. Bunun da temelinde yatan nedenlerin bir tanesi, en azından bir
tanesi ve en önemlisi belki yoksulluktur. Bu Meclisin görevi yoksullukla
mücadele etmektir. Sosyal hakların herkese eşit ve adil dağılımını sağlayıcı
önlemler almaktır. Anayasa, bu anlamda yeniden yapılanmalı diyoruz. 12 Eylül
mağdurlarının itibarlarının geri verilmesi, haksız yere aylarca, günlerce
işkenceden geçip beraat eden insanların itibarlarının geri verilmesi
gerekmektedir. Toplumdaki yaraları bu şekilde belki yeniden sarabiliriz.
Bu nedenle, tekrar ve ısrarla söylüyoruz ki, yeni bir anayasa,
sivillerin hazırladığı bir anayasa gibi anlaşılıyor. Hayır, sivil bir mantıkla,
devleti merkeze alan değil, vatandaşı merkeze alan, devleti koruyan değil,
devleti vatandaştan koruyan değil, vatandaşı devletin baskısından,
haksızlıklarından koruyacak, demokratik, gerçek demokratik, eksiksiz bir
demokrasiye yanıt verebilecek bir anayasaya ihtiyaç vardır. Umarım, böyle bir
anayasayı gerçekleştirebiliriz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Efendim, lütfen tamamlayınız.
OSMAN ÖZÇELİK (Devamla) – Gerek yok, selamlıyorum sadece.
BAŞKAN – Tekrar açıyoruz mikrofonunuzu.
OSMAN ÖZÇELİK (Devamla) – Peki.
Saygılar sunuyorum, bu umutlarımızı korumaya devam edeceğimizi
ifade ediyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına