DÖNEM: 23 CİLT: 66 YASAMA YILI: 4
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
88’inci
Birleşim
19 Nisan 2010 Pazartesi
(Bu Tutanak
Dergisinde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge
ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı
sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. -
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III.
- YOKLAMALAR
IV. - ÖNERİLER
A)
SİYASİ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1.- (10/371) esas
numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 19/4/2010 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin
BDP Grubu önerisi
2.- (10/189) esas
numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 19/4/2010 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin
MHP Grubu önerisi
3.- (10/676) esas
numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 19/4/2010 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin
CHP Grubu önerisi
4.- Gündemdeki
sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine;
498 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel
kanun olarak ve bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi
V.-
USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.- “Başkanlığın
Genel Kurula Sunuşları” kısmında bulunan sunuşlar yapılmadan doğrudan grup
önerileriyle Genel Kurulu çalışmaya başlatmasıyla İç Tüzük’ü ihlal edip
etmediği konusunda Oturum Başkanının tutumu hakkında
2.- Açılan usul
tartışmasında, söz istem sırasına göre söz vermeyerek İç Tüzük’ün 61’inci
maddesine aykırı uygulama yapması nedeniyle Oturum Başkanının tutumu hakkında
3.- AK PARTİ grup
önerisinin İç Tüzük’e ve Anayasa’ya aykırı olup olmadığı hakkında
4.- 497 sıra sayılı
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi’ne ilişkin işlemlere geçilmesinden önce, Anayasa’nın 2,
4 ve 175’inci maddeleri açısından, anılan teklifin görüşülmesine yer olup
olmadığı hakkında
VI.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Giresun
Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması
2.- İzmir
Milletvekili Oktay Vural’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın,
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
3.- İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in, grubuna sataşması nedeniyle konuşması
VII.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYON-LARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Türk Ticaret
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)
2.- Türk Borçlar
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)
3.-
Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak
İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana
Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S.
Sayısı: 458)
4.- Kooperatifler
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kooperatifler
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm
Komisyonları Raporları (1/811, 2/633) (S. Sayısı: 496)
5.- Adalet ve
Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264
Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497)
VIII.-
AÇIKLAMALAR
1.- Devlet Bakanı
ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in, konuşmasındaki “Anayasa Mahkemesine
gideceksiniz.” ifadeleriyle hiçbir grubu kastetmediğine ve İzmir Milletvekili
Oktay Vural’ın, geçmişe ait tutanaklardan alıntılar yaparak dile getirdiği
sözlerinin hepsinin arkasında olduğuna ilişkin açıklaması
IX.-
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- İstanbul
Milletvekili D. Ali Torlak’ın, İstanbul’da sağlık ocağı bulunmayan köylere
ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
(7/12570)
2.- Ordu
Milletvekili Rahmi Güner’in, raf ömrü uzatılan bir
ilacın kullanımına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın
cevabı (7/12677)
3.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Açıköğretim
Fakültesi laborant ve veterinerlik önlisans
programından mezun olan personele ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/12678)
4.- Çankırı
Milletvekili Ahmet Bukan’ın, sözleşmeli personele kadro
verilmesine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın
cevabı (7/12680)
5.- Çankırı
Milletvekili Ahmet Bukan’ın, Çankırı’daki hekim ve
hekim başına düşen hasta sayılarına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/12681)
6.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, kent içi ulaşım kurumu
kurulmasına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali
Yıldırım’ın cevabı (7/13304)
7.- Kocaeli
Milletvekili Cevdet Selvi’nin, LPG dönüşümü yapılan
araçların gaz dolum ağızlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Sanayi ve Ticaret
Bakanı Nihat Ergün’ün cevabı (7/13317)
8.- Samsun
Milletvekili Osman Çakır’ın, Samsun’daki işsizliğe ilişkin sorusu ve Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı (7/13332)
9.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, sivil toplum
kuruluşlarına bütçeden yapılan yardımlara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm
Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/13361)
10.- Samsun
Milletvekili Osman Çakır’ın, ABGS’nin uzmanlık
sınavına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Egemen Bağış’ın cevabı (7/13376)
11.- İzmir
Milletvekili Şenol Bal’ın, İzmir’de binaların depreme karşı güçlendirilmesine
ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı (7/13406)
12.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, bir müşavir atamasına ilişkin sorusu ve Çevre ve
Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/13408)
13.- Mersin
Milletvekili Behiç Çelik’in, bir köydeki orman kadastrosu çalışmalarına ilişkin
sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun
cevabı (7/13409)
14.- Mersin
Milletvekili Behiç Çelik’in, Mersin’de orman zararlılarıyla mücadeleye ilişkin
sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun
cevabı (7/13410)
15.- Manisa
Milletvekili Ahmet Orhan’ın, Çaldağı’ndaki madencilik
çalışmalarının tarihî alanlara etkilerine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm
Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/13423)
16.- Hatay
Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, Türk Telekom’un gayrimenkullerine
ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın
cevabı (7/13446)
17.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, bazı tren seferlerinin
kaldırılmasına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali
Yıldırım’ın cevabı (7/13447)
18.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Ankara-İzmir Otoyol
Projesi’ne ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali
Yıldırım’ın cevabı (7/13448)
19.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Ankara-İzmir Hızlı Tren
Projesi’ne ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali
Yıldırım’ın cevabı (7/13449)
20.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Antalya-İstanbul Hızlı Tren
Projesi’ne ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali
Yıldırım’ın cevabı (7/13450)
21.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, karayolu istimlak
bedellerinin ödenmesine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali
Yıldırım’ın cevabı (7/13452)
22.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, LPG’li
araçların gaz dolum ağzına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat
Ergün’ün cevabı (7/13457)
23.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, sivil toplum
kuruluşlarına bütçeden yapılan yardımlara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/13533)
24.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, sivil toplum
kuruluşlarına bütçeden yapılan yardımlara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı
Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/13534)
25.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, yanan orman alanlarının
ağaçlandırılması projesine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/13538)
26.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’taki TOKİ konutlarının taksit artışlarına
ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil
Çiçek’in cevabı (7/13550)
27.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, KOSGEB Başkanı olarak atanan kişiye ilişkin sorusu
ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’ün cevabı (7/13688)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 13.04’te açılarak dört oturum yaptı.
Ağrı Milletvekili
Yaşar Eryılmaz, Ağrı’nın düşman işgalinden
kurtuluşunun 92’nci yıl dönümüne,
Muş Milletvekili
M. Nuri Yaman, 12 Nisan 2010 tarihinde Samsun’da, kapatılan Demokratik Toplum
Partisi Genel Başkanı Ahmet Türk’e yapılan saldırıya,
Zonguldak
Milletvekili Ali Koçal, köy enstitülerinin
kuruluşunun 70’inci yıl dönümüne,
İlişkin gündem
dışı birer konuşma yaptılar.
Kayseri
Milletvekili Yaşar Karayel, 8’inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölüm yıl
dönümüne,
Hakkâri
Milletvekili Rüstem Zeydan, 12 Nisan 2010 tarihinde
Samsun’da, kapatılan Demokratik Toplum Partisi Genel Başkanı Ahmet Türk’e
yapılan saldırıya,
İstanbul Milletvekili
Necat Birinci, köy enstitüleriyle ilgili gündem dışı konuşma yapan Zonguldak
Milletvekili Ali Koçal’ın anlatımlarına,
İlişkin birer
açıklamada bulundular.
Edirne
Milletvekili Cemaleddin Uslu ve 19 milletvekilinin,
spor kulüplerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi (10/674),
Ordu Milletvekili
Rıdvan Yalçın ve 21 milletvekilinin, ceza infaz personelinin sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/675),
CHP Grup Başkan
Vekilleri İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol, Ankara
Milletvekili Hakkı Suha Okay
ve İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun,
Anayasa değişikliği teklifindeki imzalarla ilgili iddiaların araştırılması
(10/676),
Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 23 milletvekilinin, 1
Mayıs 1977’de meydana gelen olayların araştırılması (10/677),
Amacıyla birer
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine
sunuldu; önergelerin gündemdeki yerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası
geldiğinde yapılacağı açıklandı.
Genel Kurulun, 19
Nisan 2010 Pazartesi günü saat 13.00’te toplanarak gündemdeki “Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin
görüşülmesine ve çalışmalarını saat 24’00’e kadar sürdürmesine ilişkin AK PARTİ
Grubu önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.
Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:
1’inci sırasında
bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun
olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96),
2’nci sırasında
bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun
olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/499) (S. Sayısı: 321),
3’üncü sırasında
bulunan, Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına
Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para
Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/761)
(S. Sayısı: 458),
Görüşmeleri
komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.
4’üncü sırasında
bulunan ve görüşmelerine devam olunan, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Milli Eğitim, Kültür,
Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/808) (S. Sayısı: 487) kabul edildi ve
kanunlaştı.
5’inci sırasında bulunan, Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonları Raporlarının (1/811, 2/633)
(S. Sayısı: 496) tümü üzerinde bir süre görüşüldü; verilen aradan sonra
komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından görüşmeleri ertelendi.
İstanbul
Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, İzmir Milletvekili Harun Öztürk’ün,
konuşmasındaki Bezm-i Alem
Üniversitesinin ve ondan önce kurulan Sabahattin Zaim Üniversitesinin
kuruluşunun usule aykırı olduğu eleştirilerinin doğru olmadığına,
Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır, kabul edilen bir önergeyle, 487 sıra sayılı Kanun
Tasarısı’nın parasal konuları da içermesi nedeniyle, İç Tüzük’ün 142’nci
maddesine göre, tümünün oylamasının “açık oylama” şeklinde yapılmasının
zorunluluk taşıdığına,
İlişkin birer
açıklamada bulundular.
İzmir
Milletvekili Oğuz Oyan, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı
ve Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Sağlam’ın, şahsına sataşması nedeniyle bir
konuşma yaptı.
496 S. Sayılı
Kanun Tasarısı’nın görüşmeleri sırasında verilen aradan sonra komisyon
yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ve çalışma süresinin
tamamlanmasına da çok az bir süre kaldığından, alınan karar gereğince, 19 Nisan
2010 Pazartesi günü saat 13.00’te toplanmak üzere birleşime 19.44’te son
verildi.
|
|
|
Nevzat PAKDİL |
|
|
|
|
Başkan Vekili |
|
|
|
Fatih METİN |
|
Yaşar TÜZÜN |
|
|
Bolu |
|
Bilecik |
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
|
|
|
Gülşen ORHAN |
|
|
|
|
Van |
|
|
|
|
Kâtip Üye |
|
No.: 123
II.- GELEN KÂĞITLAR
16 Nisan 2010 Cuma
Teklifler
1.- İzmir
Milletvekili Kamil Erdal Sipahi ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/669) (Milli Savunma; İçişleri ile
Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.4.2010)
2.- Siirt
Milletvekili Afif Demirkıran ve Trabzon Milletvekili
Mustafa Cumur’un; Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/670) (Plan ve Bütçe; Çevre; Tarım,
Orman ve Köyişleri ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii
Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
15.4.2010)
No.: 124
19 Nisan 2010 Pazartesi
Teklif
1.- Siirt
Milletvekili Osman Özçelik’in; 2839 Sayılı
Milletvekili Seçimi Kanunu ile 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/671) (Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa geliş
tarihi: 08.04.2010)
Raporlar
1.- Veteriner
Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum
ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonları Raporları
(1/806) (S. Sayısı: 498) (Dağıtma tarihi: 19.04.2010) (GÜNDEME)
2.- Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Bayram Meral ve 20 Milletvekilinin;
5539 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve
Turizm ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/788, 2/226) (S. Sayısı: 499)
(Dağıtma tarihi: 19.04.2010) (GÜNDEME)
Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri
1.- Edirne
Milletvekili Cemaleddin Uslu’nun,
domuz gribi aşısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/12573)
2.- Mersin
Milletvekili Kadir Ural’ın, Abdullah Öcalan’la ilgili basında çıkan bazı
iddialara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/12589)
3.-Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Edremit’te Körfez Üniversitesi kurulmasına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13162)
4.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut’un, sabit hatlardaki
ücretlendirmeye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13164)
5.- İzmir
Milletvekili Harun Öztürk’ün, sivil toplum
kuruluşlarına bütçeden yapılan yardımlara ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/13166)
6.- İzmir
Milletvekili Kemal Anadol’un, TRT’nin yaptırdığı
programlara ve personel alımına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/13169)
7.- Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe’nin,
Marmara Depreminden sonra getirilen vergilere ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/13171)
8.- Kocaeli
Milletvekili Hikmet Erenkaya’nın, özürlü TEKEL
işçilerinin istihdamına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13172)
9.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin’in, deprem vergisi olarak bilinen vergilere ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13174)
10.- İzmir Milletvekili
Selçuk Ayhan’ın, ABD Başkanı ile görüşmesine ve Ermeni tasarısına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13175)
11.- Tunceli
Milletvekili Şerafettin Halis’in, Sabahattin Ali’nin ölüm olayına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13176)
12.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut’un, meslek yüksekokulu
mezunlarının sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/13177)
13.- Antalya
Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, işsizliğe ve meslek edindirme kurslarına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13178)
14.- Antalya
Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, Kamu Personeli Seçme Sınavına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13180)
15.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, muhtarların sorunlarına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/13181)
16.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, kredi kartı borçlarının yeniden
yapılandırılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13182)
17.- Hatay
Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, çiftçilerin kredi kullanımına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13183)
18.- Hatay
Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, ÖSYM sınavlarında alınan ücrete ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13184)
19.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, kayıt dışı istihdama ilişkin Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13190)
20.- İstanbul
Milletvekili Mustafa Özyürek’in, bir yatırım
teşvikine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı
soru önergesi (7/13196)
21.- Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemir’in, Gaziantep’teki sanayicilere verilecek enerji
destek primlerine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali
Babacan) yazılı soru önergesi (7/13198)
22.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Batman Gümrük
Müdürlüğünün kapatılmasına ilişkin Devlet Bakanından (Hayati Yazıcı) yazılı
soru önergesi (7/13199)
23.- Edirne
Milletvekili Bilgin Paçarız’ın, Edirne Gümrüğündeki bir uygulamaya ilişkin
Devlet Bakanından (Hayati Yazıcı) yazılı soru önergesi (7/13200)
24.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, Irak seçimlerine gözlemci heyet gönderilmesine
ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13201)
25.- Bursa
Milletvekili Onur Öymen’in, bazı ülkelerdeki terör
örgütü kamplarına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/13202)
26.- Konya
Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, otoprodüktörlerin
elektrik enerjisi satışına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı
soru önergesi (7/13203)
27.- Yozgat
Milletvekili Mehmet Ekici’nin, Maden İşleri Genel
Müdürlüğünün bir AB Projesine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/13204)
28.- Yozgat
Milletvekili Mehmet Ekici’nin, Maden İşleri Genel
Müdürlüğündeki personel yönetimine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/13205)
29.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, belediyelere gönderilen ödeneklere ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13207)
30.- İstanbul
Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Kadıköy Salı
Pazarının taşınmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/13208)
31.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya Jandarma Er Eğitim
Tabur Komutanlığının taşınacağı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/13209)
32.- Yozgat Milletvekili
Mehmet Ekici’nin, görev şehidi yakınlarının kamuda
istihdamına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13210)
33.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Kırıkkale Belediyesi
işçilerinin ücretlerinin zamanında ödenmediği iddialarına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13211)
34.- Manisa
Milletvekili Şahin Mengü’nün, bazı belediyelerin
hafta tatili gününü değiştirmeye çalıştığı iddiasına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13212)
35.- Adana Milletvekili
Hulusi Güvel’in, Adana’daki trafik suçları ve
kazalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13213)
36.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Sevigen’in, Elazığ’daki depreme
ve depremlere yönelik önlemlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13214)
37.- Antalya
Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, uyuşturucuyla mücadeleye ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13215)
38.- Şırnak
Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Bingöl’deki
belediyelere aktarılan kaynağa ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/13219)
39.- Konya
Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, Meram Elektrik
Dağıtım A.Ş.’nin özelleştirilmesine ilişkin Maliye
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13220)
40.- Yozgat
Milletvekili Mehmet Ekici’nin, özelleştirilen
kuruluşların geçici personel olarak istihdam edilen çalışanlarına ilişkin
Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13221)
41.- Zonguldak
Milletvekili Ali Koçal’ın, TEDAŞ’ın
aydınlatma direkleri için yaptığı ödemelere ilişkin Maliye Bakanından yazılı
soru önergesi (7/13222)
42.- Hakkari Milletvekili Hamit Geylani’nin,
ücretli öğretmen istihdamına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13223)
43.- Tekirdağ
Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın,
okulların güvenliğine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/13224)
44.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Simav ilçesine Fen Lisesi
açılmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13225)
45.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bazı illerdeki okullarda
ilkyardım seti bulundurulmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13226)
46.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bazı illerdeki okullarda
ilkyardım seti bulundurulmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13227)
47.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, öğretim üyeleri
hakkındaki intihal iddialarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13228)
48.- İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel’in, bir lisede yaşandığı
iddia edilen olaylara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/13229)
49.- Antalya
Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, Antalya’nın üniversite giriş sınavındaki başarı
durumuna ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13230)
50.- Antalya
Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, okul bahçelerinin otopark olarak kullanılmasına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13231)
51.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, bazı dönemlerde ek ders ücretlerinin
kesilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13233)
52.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, yargı tarafından ataması iptal edilen
personele ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13234)
53.- Manisa
Milletvekili Ahmet Orhan’ın, hayvancılık sektöründeki bir desteklemeye ilişkin
Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/13241)
54.- Manisa
Milletvekili Mustafa Enöz’ün, tarımsal sulamadaki
elektrik borçlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13242)
55.- İzmir
Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, hayvan alımlarında hibe desteği
uygulamasının yaygınlaştırılmasına ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13243)
56.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, hayvancılıktaki bir
teşvik uygulamasına ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13244)
57.- Edirne
Milletvekili Cemaleddin Uslu’nun,
gıda denetimlerine ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13245)
58.- Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemir’in, bir sel felaketinden etkilenen çiftçilere
yapılacak desteklemelere ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13246)
59.- Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemir’in, çiftçilerin sulamada kullandıkları elektrik
borçlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/13247)
60.- Hatay
Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, gübre, mazot ve et fiyatlarına ilişkin
Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/13248)
61.- Hatay
Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, et ve süt ürünleri ihracatına ilişkin
Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/13249)
62.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut’un, e-telgraf sistemine
ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13250)
63.- Edirne
Milletvekili Cemaleddin Uslu’nun,
İpsala Hudut Kapısı yol çalışmalarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13251)
64.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyütataman’ın, Bursa’nın hava
ulaşımına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13252)
65.- Konya
Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, Konya dış çevre
yolu projesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13253)
66.- İzmir
Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, bir tren yolu inşaatında oluşan soruna ilişkin
Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13254)
67.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, “Andımız”la ilgili açıklamasına ve Danıştaya
sunulan savunmaya ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/13258)
19 Nisan 2010 Pazartesi
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 13.03
BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN
KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN (Giresun), Harun TÜFEKCİ (Konya)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 88’inci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter
sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel
Kurula sunuşları vardır.
Barış ve
Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir
önerisi var, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
IV.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti
Grubu Önerileri
1.- (10/371) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin
ön görüşmelerinin Genel Kurulun 19/4/2010 Pazartesi
günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi
19.04.2010
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma
Kurulu’nun 19.04.2010 Pazartesi günü (Bugün) yaptığı toplantısında, oy birliği
sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi
gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Ayla
Akat Ata
Batman
Grup
Başkanvekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis
Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler Kısmının 285 inci sırasında yer alan
10/371 güvenlik güçlerinin toplumsal olaylarda çocuklara yönelik
müdahalelerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşülmesini, Genel
Kurulun 19.04.2010 Pazartesi günlü birleşiminde birlikte yapılması
önerilmiştir.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun önerisi üzerinde lehte ve
aleyhte söz vereceğim. Ancak, şu ana kadar Başkanlığımıza sadece 1 milletvekili
arkadaşımız aleyhte söz talebinde bulundu. Kendilerini kürsüye davet edeceğim.
Eskişehir Milletvekili arkadaşımız Sayın Tayfun İçli.
İSA GÖK (Mersin)
– Sayın Başkan, hiçbir şey duyulmuyor, hiçbir şey anlaşılmıyor.
BAŞKAN – Sesi
yükseltin arkadaşlar. Milletvekili arkadaşlarım benim sesimi duyamıyorlarmış.
Şimdi nasıl?
İSA GÖK (Mersin)
– Ekolu veriyorlar efendim.
BAŞKAN – Sayın
İçli, buyurun efendim.
Süreniz on
dakika.
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Değerli milletvekili arkadaşlarım, sizleri saygıyla selamlıyorum.
Bugün ülkemiz
için önemli bir gün. Siz de fark etmişsinizdir, taktik savaşları başladı.
Gruplar grup önerileri veriyorlar, ki grup önerisini
veren siyasi parti Türkiye Büyük Millet Meclisinde yok ve önergenin tek
aleyhinde konuşan kişi de benim.
İçerik olarak
Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisine karşı değilim. Çünkü herkes
biliyor ki bugün Türkiye'nin gündemi Anayasa. Anayasa üzerinde çok ciddi
eleştiriler bulunmaktadır değerli arkadaşlarım.
Değerli
arkadaşlarım, Türkiye'nin gündemi acil olarak bir anayasa değişikliğini
gerektirecek talepleri içeriyor mu? Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin sorunu
açlık, işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk. Bakın, birçok gazetemizin ekonomi
sayfalarında Türk ekonomisiyle ilgili çok ciddi araştırmalara yer veriliyor.
Bir gazetemizin birinci sayfasındaki manşet: “Züğürt Ağa olduk.” “Tarımdaki
krizin vurduğu Gediz Ovası’ndaki çiftçilerin feryatları yükseliyor. Bir
zamanlar pamuk ve tütün zengini olanlar şimdi hacizlerle, hapislerle
boğuşuyor.” diyor. Devam ediyor gazetelerimizdeki haberler: “İpoteksiz tek bir
tarla kalmadı, sulama trafosu bile icradan satılık.” diyor. “Borcunu
kapatamayan malını sattı, ikinci el traktör pazarı patladı.” Yine
bir gazetemizin yine manşeti: “Haciz ve Hapis Kıskacı.” “Vatan,
tarımdaki krizi yerinde araştırdı, durum vahim, çoğu yerde neredeyse çiftçi
sayısı kadar icra dosyası var, binlerce traktör satışta.” Evet, yine bir haber:
“Kayıtlı çiftçi sayısı 17 bin, icra dosyası sayısı on altı bin.” Yine bir
haber: “Her 10 çiftçiden 9’u borçlu, 3’ü icra takibinde, 1’i hapiste.”
Değerli arkadaşlarım, Türk tarımı bitmiş durumda sekiz yıl
içerisinde, ama AKP’li arkadaşlarımız, bu Anayasa teklifini veren
arkadaşlarımız, bu Anayasa değişikliğiyle, Türk çiftçisinin, Türk köylüsünün
sıkıntısına çare olabileceğini iddia ediyor ve AKP Sayın Genel Başkanı “Canım,
halkın tartışmasına gerek yok, biz bu teklifi hap hâline getirdik, Türk halkına
hap olarak sunacağız.” diye birtakım söylemlerde bulunuyor.
Değerli
arkadaşlarım, Sayın Erdoğan’ı bir doktor olarak kabul edelim. Sekiz yıldır
çiftçiye, köylüye, esnafa, işçiye, memura hap vermeye çalıştı, tedavi etmeye
çalıştı, ilaç vermeye çalıştı. Dedi ki: “Sizin sıkıntılarınızı ancak ben
giderebilirim. Bizim AKP olarak ürettiğimiz hapı, ilacı alırsanız işte
sağlığınız yerine gelecek, daha zengin olacaksanız, daha çok üreteceksiniz,
daha çok paylaşacaksınız.” Türk halkı yaşayarak gördü. İşte AKP’nin ilaç diye,
hap diye Türk halkına dayattığı bu olay, işte, Türk çiftçisini, gazetelerden
aktardığım şekilde, mahvetti, duman etti.
Peki, sadece bu
mu, tarım mı? İşçilerimizin durumu, işte işsizlik durumu Türkiye
Cumhuriyeti’nin en büyük oranına ulaştı. Yani artık insanlar kan ağlıyor;
açlık, sefalet… Esnafımızın durumu belli; insanlar artık dükkânlarını
kapatıyor, herkes borçlu, herkes icralık. Geçen gün bir eczaneye ilaç almak
için gittim, orada başka bir manzarayla karşılaştım. Doktorun verdiği reçeteye
eczacıyla pazarlık yapan vatandaşın durumunu gördüm. Sanki manava gidip daha
ucuz domatesi ister gibi, doktorun reçetede yazdığı ilacı “Bunun daha ucuzu yok
mu, aynı eş değerde ama daha ucuzu yok mu?” diyen, doktorun verdiği iki ilaçtan
birini alamayan vatandaşın durumunu gördüm.
İşte, değerli
arkadaşlarım, Türkiye'nin gerçek durumu bu ama şimdi, alelacele ki oy kabinleri
de konulmuş. Şimdi, AKP’nin grup önerisini de tabii göremedim. Sayın Başkan
hemen Genel Kurulu başlattı ve göremedik ne gibi öneriler geliyor ama
anlaşılıyor ki bugün Anayasa teklifiyle ilgili görüşmeler başlayacak ve
oylamalar başlayacak.
Değerli
arkadaşlarım, böyle genel bir girişte bulunduktan sonra, bu Anayasa teklifinin,
aslında, cumhuriyetin değişmez, değiştirilmez, değiştirilmesi teklif edilemez
hükümlerini değiştirmeye yönelik bir teklif olduğunu görüyoruz. Bunu Anayasa
Komisyonunda da ifade ettim. Anayasa’mızın 2’nci maddesi gereğince
cumhuriyetimiz, Başlangıç’ta belirtilen laik, demokratik, sosyal bir hukuk
devletidir. Yani Başlangıç’ta belirtilen kuvvetler ayrılığına aykırı,
Anayasa’da değişiklik yapılamaz. Bu teklifin en can alıcı üç konusu, siyasi
parti kapatma, HSYK ve Anayasa Mahkemesinin görev ve yapısıyla ilgili
değişiklikler. Eğer bu değişiklikleri gerçekleştirir isek teklif edilmesi
mümkün olmayan bir hususu burada teklif etmiş olur ve bunu yasalaştırmış
oluruz.
Değerli arkadaşlarım, Anayasa Mahkemesinin AKP kapatma davasıyla
ilgili verdiği kararda -hep bunu sıklıkla söylüyorum ve bu görüşmeler devam
ettiği sürece de sıklıkla dile getireceğim- bakın, AKP kapatma davasında
Anayasa’nın 10 ve 40’ıncı maddelerinin değişmesine dair Türkiye Büyük Millet
Meclisine o teklifin getirilmesi ve o teklifin yasalaşmasını, Anayasa
Mahkemesi, odaklaşmanın kabulü olarak kabul etti ve 11 üyeden 10’u bunu
söyledi: “AKP laiklik karşıtı eylemlerin odağı.” dedi. Okuma alışkanlıklarını yitirmeyelim değerli arkadaşlarım. Bakın,
daha bunun, bu kararın mürekkebi kurumadı. Bakın diyor ki, daha önceki
tespitlerini yaptıktan sonra: “Anayasa Mahkemesinin 2008/16 esas, 2008/116
sayılı kararıyla iptal edilen 5735 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın
Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun’un teklif edilmesi ve
yasalaşmasının sağlanmasıyla davalı partinin bu eylemleri benimsediği
anlaşıldığından odaklaşmanın kabulü gerekir.” dedi. Hep söylüyorum: Anayasa’nın
153’üncü maddesinin son fıkrası gereğince Anayasa Mahkemesi kararları Resmî
Gazete’de yayınlanır, Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme, yargı
organlarını bağlar ve Anayasa Mahkemesinin içtihatları, aynı konudaki
içtihatlarının da mutlaka yasama organı tarafından dikkate alınması gerekir.
Şimdi bir öfkeyle, bir hesaplaşmayla, Anayasa’nın değişmez,
değiştirilmesi teklif edilemez olan hükümlerini değiştirmeyi teklif eder ve
burada ivedilikle, sanki yangından mal kaçırır gibi, değerli arkadaşlarım,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne getirilirse, bunu teklif eden siyasi
parti hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasa’nın 68 ve 69 ve Siyasi
Partiler Yasası’nın amir hükümleri gereğince gerekli işlemi yapacaktır. Bir milletvekili olarak, bir dost olarak sizleri burada uyarıyorum
değerli arkadaşlarım. Bakın, halk arasında bir söz vardır: “Acele işe şeytan
karışır.” Nedir bu aceleniz? Biraz evvel söyledim, tarımın ne hâle geldiğini
söyledim. Hiç mi köye gitmiyorsunuz, hiç mi köyleri dolaşmıyorsunuz? Hiç mi
işçinin, esnafın arasında bulunmuyorsunuz? Hiç mi emekliyle görüşmüyorsunuz? Şu
getirdiğiniz teklifin bu vatandaşımızın, milletin yarasını sarabileceğini nasıl
düşünebiliyorsunuz? Burada vatandaşın evine giren ekmekle bir alakası var mı?
Bu teklifin sadece ve sadece bir amacı var; kişiye özel, partiye özel bir
düzenleme getirmeye çalışıyorsunuz. Evrensel hukuk kurallarına göre, Anayasa,
bu toplumsal sözleşme kişilerin ve bir siyasi partinin çıkarları için
değiştirilemez, bu yanlıştır değerli arkadaşlarım. Anayasa, birileriyle
hesaplaşmak, bir yerleri kuşatmak amacıyla kullanılamaz. Eğer bunu yaparsanız
bu yaptığınız işleme demokrasi denilmez.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
İçli, süreniz doldu, size bir dakika ilave süre veriyorum; lütfen bir dakika
içinde sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurun.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Fazla
uzatmayacağım; zaten, dediğim gibi, taktik savaşları olacak ve fırsat buldukça
da bu görüşlerimi bu kürsüde ifade edip tutanaklara geçireceğim.
Değerli
arkadaşlarım, bir kez daha söyleyelim, yapmayın, toplumu germeyin. Toplumun
huzura ve barışa ihtiyacı var, toplumun üretime ihtiyacı var, toplumun hakça
paylaşmaya ihtiyacı var ama siz sürekli bir gerilim ortamı yaratıyorsunuz. Bu
gerilimin geçmişte size faydası olmuş olabilir ama tekrar söylüyorum, bu
gerilim artık size bu saatten sonra bir yarar getirmeyecek; size yarar
getirmeyeceği gibi ülkeye de yarar getirmeyecek, ülkeye zarar getirecek
diyorum.
Beni dinlediğiniz
için, sabrınız için sizlere teşekkür ediyorum.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın Başkan, Genel Kurula Başkanlığın sunuşları yapılmadan doğrudan
grup önerileriyle Genel Kurulu çalışmaya başlattınız. Açıkçası usule aykırı
davranılmıştır ve İç Tüzük 63’üncü madde uyarınca söz talebinde bulunuyorum.
BAŞKAN – Sayın Okay, şu anda sunuşları yapıyoruz. Sunuşlarda…
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın İçli’nin konuşması…
BAŞKAN –
Sunuşlarda önümüzde ne varsa sizlere onu takdim ettim.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın İçli’nin konuşması nedir Sayın
Başkan? Ayrıca…
BAŞKAN – İç Tüzük
19’a göre verilen grup önerileri sunuşlar bölümünde değerlendirilir.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın Başkan, hem grup yoktu, ayrıca da zatıaliniz
orada, biraz evvel itiraz ettiğimizde “Benim önüme hiçbir sunuş gelmedi.”
dediniz. Siz Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanısınız ve siz “Önüme sunuş
gelmedi.” dediniz.
BAŞKAN – Sunuş
derken, siz dediniz ki “Sunuşlarda araştırma önergeleri görüşülür.” dediniz.
Araştırma önergeleriyle…
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Bir dakika Sayın Başkan…
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Evvela bir dinleyin Sayın Başkan.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Bunu diğer grup başkan vekillerinin de tanıklığında ifade ettiniz.
Şimdi, önünüzde sunuş olduğunu ifade ediyorsunuz. Sayın Başkan, böylesine bir
şey, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı sıfatına yakışmıyor, rica ederim...
BAŞKAN – Sayın Okay, teşekkür ederim de...
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – “Önüme sunuş gelmedi.” diyen bir Başkanı…
BAŞKAN – …benim
demin burada size ifade ettiğimi, lütfen, niye farklı şekilde
değerlendiriyorsunuz?
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın Başkan, biraz evvel ifade etmediniz mi siz?
BAŞKAN – Siz
dediniz ki: “Araştırma önergeleri okunurdu.” Ben de: “Araştırma önergeleriyle
ilgili sunuşlarda herhangi bir şey yok.” dedim ben size.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – “Önüme gelmedi.” dediniz.
BAŞKAN – Gelmedi.
Gelse okuturum tabii.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Doğrudan grup önerilerini okuttunuz.
BAŞKAN – Şimdi ne
istiyorsunuz efendim?
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Efendim, sunuşları yapmama kararlılığınızdan dolayı usul tartışması
açmak istiyorum. Bizim itirazımız üzerine sunuşları getirttiniz, o anlaşılıyor.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkan…
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Doğrudan doğruya gündeme geçmek istediniz.
BAŞKAN – Şimdi
bakın, 63’te, birkaç nedenle usul tartışması açılabilir.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Evet…
BAŞKAN - Siz bu
nedenlerden hangisine dayanarak usul tartışması istiyorsunuz efendim?
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Başkanlığın sunuşlarını okumadan ve Başkan olarak önünüzde de sunuş
olmadığını ifade ederek ve sunuş yapmayacağınız ve “grup önerileriyle
başlatacağım” beyanınız nedeniyle usul tartışması açıyorum.
BAŞKAN – Sayın Okay, şu anda zaten Başkanlığın Genel Kurula sunuşlarını
görüşüyoruz.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Şu anda
dört tane grup önerisi var. Grup önerisi, Başkanlığın Genel Kurula sunuşlarıyla
ilgilidir, biz onu yapıyoruz.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın Başkan, şu an önünüzde, Mecliste olan araştırma önergeleri,
okunmamış olan genel görüşmeler var mı yok mu?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Önünüzde yok.
HAKKI SUHA OKAY (Ankara)
– Yok.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Talimat verdiniz mi bu konuda?
BAŞKAN – Yani
burada, araştırma önergelerini sunuşlarda okuma diye bir mecburiyet mi var?
OKTAY VURAL (İzmir) – Evet. Okunmadan nasıl gündeme alacağız?
BAŞKAN – Nerede
yazıyor efendim bu? Mutlaka, Genel Kurul açıldığında araştırma önergeleri
okunur diye bir kural mı var İç Tüzük’te?
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Evet.
BAŞKAN - Okuyun,
söyleyin efendim bana. Nerede var? Hayır, efendim, yok böyle bir şey.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın Başkan, bu ne?
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Siz bastınız, biz basmadık.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Bakın: “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları…”
OKTAY VURAL
(İzmir) – Araştırma önergeleri okunmadan nasıl gündeme alınacak?
BAŞKAN – Evet. E,
biz de şu anda Genel Kurula sunuşları görüşüyoruz.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın Başkan, araştırma önergeleri önünüzde var mı, yok mu?
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Genel görüşme talepleri önünüzde var mı, yok mu?
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan, 63’e göre…
BAŞKAN – Peki
efendim, siz 63’e göre usul tartışması
mı istediniz?
OKTAY VURAL (İzmir) – Evet.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Evet efendim.
BAŞKAN – Peki
efendim, buyurun.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Efendim, aleyhte…
BAŞKAN – Peki,
buyurun.
V.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.- “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” kısmında bulunan
sunuşlar yapılmadan doğrudan grup önerileriyle Genel Kurulu çalışmaya
başlatmasıyla İç Tüzük’ü ihlal edip etmediği konusunda Oturum Başkanının tutumu
hakkında
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclis olağanüstü bir
gündemle Genel Kurul görüşmelerini yapmak üzere ve AKP…
BAŞKAN – Sayın Okay, affedersiniz, bir uyarıda bulunmayı ihmal ettim,
sürenizi ilave edeceğim.
Lehte ve aleyhte
2 arkadaşımıza usul tartışmasıyla ilgili söz vereceğim.
Süreniz beşer
dakikadır efendim.
HAKKI SUHA OKAY
(Devamla) – Sayın Başkan, anlıyorum, aslında bu tartışmaya hiç gerek yoktu.
Meclisin olağan gündem akışında Meclis Başkanlığına siyasi parti grupları
tarafından verilmiş olan, grupların veyahut da milletvekillerinin araştırma
önergeleri, genel görüşme önergeleri veyahut da gensoru önergeleri öncelikle
Meclis çalışmasında gündem dışı söz alınmasından sonra, gündem dışından sonra
Genel Kurula Başkanlığın Sunuşu bölümünde yer almaktadır. Nitekim,
Başkanlık tarafından dağıtılan gündemde de “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları”
yer almaktadır, ilk sırada. Ancak her nedense Sayın Başkan, bu konuda kendisini
ikaz ettiğimizde, kendisinin önünde Meclis araştırma önergeleri ve genel
görüşmelerin Başkanlık makamına getirilmediği, o nedenle de doğrudan grup
önerileri görüşmelerine başlandığını ifade etti. Bu, Anayasa görüşmelerinde
Sayın Başkanın, daha dakika bir gol bir, İç Tüzük’ü ihlal etme kararlılığının
net ifadesidir. Bu Parlamentoyu, çok doğal, siz çalıştırmak isteyebilirsiniz
Sayın Başkan ama bu Parlamentoyu çalıştırırken İç Tüzük’e uyarak
çalıştıracaksınız, İç Tüzük’ü ihlal etmeden çalıştıracaksınız ve biraz evvel
söylediğinizi, Meclis personeli tarafından, Başkanlık Divanında görev yapanlar
tarafından eğer böyle bir evrak verilmediyse o personele de bu evrakı niye
vermediklerini soracaksınız. Anayasa görüşmelerini bir an evvel, apar topar
oldubittiye getirmek için Meclis personelinin de zan ve töhmet altında kalacağı
ama AKP Grubu anlayışı içerisinde ve AKP milletvekili anlayışı içerisinde bir
Meclis Başkanlığı görevini sürdürmeniz mümkün değildir.
Sayın Başkan, bu
Parlamentoda, açıkçası bu pazartesi gününden itibaren, bizzat sizin
gözetiminizde çok ciddi ihlaller yaşanmaktadır. 23’üncü
Parlamento Döneminde hiçbir şekilde, salı günü haricinde, grup toplantıları
Meclis TV’den verilmediği hâlde ve bu konuda geçmişte de bu dönem için siyasi
parti gruplarının böylesine Başkanlığa başvuruları olduğu hâlde maalesef onlara
olumlu yanıt verilmemiş ama bugün AKP Grup toplantısı, yine bizzat sizin
bugünkü Danışma Kurulundaki beyanınızdan da anlaşıldığı üzere, sizin olurunuzla
Meclis TV’den naklen verilmiştir.
SONER AKSOY
(Kütahya) – İnsaf yani, insaf!
HAKKI SUHA OKAY (Devamla)
- Değerli arkadaşlarım, burası Türkiye Büyük Millet Meclisi. Sayın Başbakan
grubunu toplayabilir. Grubunu salı toplar, çarşamba toplar, pazartesi toplar.
Bunlar pazartesi günü de özel TV’lerden verilebilir ama Meclis kurallarla
çalışır. Meclis, AKP’nin arzusuna göre, istediği zaman dilimine göre ve
istediği gibi çalışmaz. Meclisteki çalışmayı da, tarafsız olması gereken
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı bu sorumluluğu taşımakla yükümlüdür. Eğer
AKP Grubu tarafından sunulmuş olan Anayasa değişiklik teklifinin bir an evvel
görüşülmesi amacıyla Parlamentonun denetim yollarının tamamen kapatıldığı bir
aşamada kalkıp da siz Genel Kurula Meclis Başkanlığının sunuşlarını da yok farz
ederek ve bunları okutmadan geçerseniz, bu Parlamentoda eylemli olarak İç Tüzük
ihlali yaparsınız.
Sayın Başkan, bu
tutumunuzdan ve bu anlayışınızdan vazgeçmeniz gerekir çünkü anlaşılan o ki, bu
Parlamentoda Anayasa değişikliğiyle ilgili çok ciddi tartışmalar yapılacak.
Başlangıcından itibaren Anayasa ihlaliyle başlayan teklifin ilk imzalanma
sürecinden bugüne değin gelinen aşamada…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Okay, süreniz doldu. Bir dakika ilave süre veriyorum,
lütfen tamamlayınız sözleriniz.
HAKKI SUHA OKAY
(Devamla) – …Parlamentodaki tüm çalışmalar, korkarım, İç Tüzük ihlaliyle
sürdürülecek.
Onun için, Sayın
Başkan, şimdiden sizi ikaz ediyorum: Lütfen, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı sıfatınızla ve Parlamentonun, yasamanın saygınlığını koruyacak, İç
Tüzük’ü göz göre göre ihlal ettirmeyecek bir tavır
içerisinde olmanız gerektiğini bir kez daha hatırlatıyorum.
O nedenle, Genel
Kurula Başkanlığın sunuşları yapılmadan doğrudan grup önerilerine yönelmeniz ve
Başkanlıkta da araştırma ve genel görüşme önergeleri olmadığını ifade etmeniz,
bana göre açıkçası bir İç Tüzük ihlali ve bu ihlali de arkanızdaki Meclis
çalışanlarına yıkmak arzusundadır.
O nedenle,
tutumunuzu gözden geçirmeniz gerektiğini ifade ediyor ve tutumunuzun aleyhine
söz aldım, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Evet,
Sayın Okay, teşekkür ederim.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Lehte Sayın Başkan…
BAŞKAN - Şahsımla
ilgili ifadelerinize cevap vermeyeceğim çünkü Meclis Başkanları görüşmelerde
taraf olup cevap vermezler. İç Tüzük’ün 64’üncü maddesi bu konuda düzenleme
içermiştir. Gerekli görürsem daha sonra bu beyanlarla ilgili açıklama yaparım.
Şimdi, biz, Barış
ve Demokrasi Partisi Grubunun önerileriyle ilgili usul tartışmasına devam
ediyoruz.
Aleyhte
konuşmuştu Sayın Okay.
Başka var mı
arkadaşlar?
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, ben de söz istiyorum. Aleyhinde söz istiyorum.
BAŞKAN – Başka
var mı?
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Sayın Başkan...
ATİLLA KART
(Konya) – Bunu devam ettireceksiniz.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Tutumunuzla ilgili tartışıyoruz.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Sayın Başkan, 63’üncü maddeye göre iki lehte, iki aleyhte söz
vereceksiniz.
BAŞKAN – Dedim
efendim.
Başka var mı?
Sayın Canikli, siz mi söz istiyorsunuz?
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Evet Sayın Başkan.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Ben de aleyhte istiyorum.
BAŞKAN – Alehyte mi efendim?
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Lehinde istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Lehte
istiyorsunuz.
Buyurun...
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, ben aleyhte istiyorum.
BAŞKAN – Peki.
AYLA AKAT ATA
(Batman) – Biz de aleyhte istiyoruz.
BAŞKAN – Sayın Canikli, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Usul
tartışmasının lehinde, Sayın Canikli.
Süreniz beş
dakika efendim.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan,
değerli arkadaşlar; bugünden itibaren, son derece önemli düzenlemeler içeren
bir çalışmayı başlatıyoruz. Bu çalışma süresi içerisinde, muhalefete mensup
siyasi partilerimizin sözcülerinin, bu tartışmaların çok sert geçeceği anlamına
gelebilecek ifadelerini hepimiz biliyoruz. Elbette bizim, İç Tüzük hükümleri
çerçevesinde, muhalefete mensup siyasi partilerimizin, grupların ve
arkadaşların yapacağı -tırnak içerisinde söylüyorum- engelleme çalışmalarına
söyleyecek herhangi bir şeyimiz yok, elbette onların takdirleridir. Yani bu
çalışmanın, biz AK PARTİ Grubu olarak bir an önce tamamlanmasını istiyoruz; bir
an önce milletimizin takdirine ve onayına sunulmasını istiyoruz. Bu nedenle de
görüşmelerin olabildiği ölçüde hızlı bir şekilde gerçekleşmesini... Elbette
tartışılması gerekir, elbette bütün boyutlarıyla gündeme getirilmesi gerekir,
değerlendirilmesi gerekir, arkadaşlarımızın varsa eleştirileri ortaya koyması
gerekir ancak bütün bunların İç Tüzük hükümleri çerçevesinde yürütülmesi
gerekir.
Şimdi 63’üncü
madde çerçevesinde bir tartışma yapıyoruz. Nedir tartışmanın konusu? Direkt
grup önerilerine geçilmesinin İç Tüzük’e aykırı olduğu ve “Sunuşlar” bölümünün
okunmadığı, atlandığı şeklinde bir itiraz üzerine bir usul tartışması açıldı.
Değerli
arkadaşlar, grup önerileri hangi fasılda takdim edilir, hangi fasılda
sunulur? “Sunuşlar” bölümünde sunulur.
Dolayısıyla, biz şu anda sunuşları tartışıyoruz. Yani, arkadaşlarımızın itiraz
ettiği konunun geçerliliği bulunmamaktadır.
Evet, sayın
başkanların, sayın Meclis başkanlarının yöntemlerini
tartışmaya açabiliriz, ama bunun tutarlı olması gerekir, İç Tüzük çerçevesinde
bunun gerçekten mantıklı bir gerekçesinin olabilmesi gerekir.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Genel görüşme ve araştırma önergesi var mı, yok mu?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Yani gelişigüzel kullanmaması gerekir, söylemeye çalıştığımız o.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Var mı, yok mu, onu bir sor bakayım.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Ben lehte söz aldım. Elbette Sayın Başkanın tutumunun lehinde söz
aldım, lehinde konuşuyorum, son derece doğal değerli arkadaşlar.
OKTAY VURAL (İzmir) – Lehte olacağı açık zaten. Bir de aleyhinde alsanız bari!
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Tartışmaya evet, eleştiriye tamam, arkadaşlar istedikleri kadar
konuşsunlar, onlara hiçbir itirazımız yok, ama bence bunu, hem İç Tüzük
çerçevesinde hem nezaket çerçevesinde hem de bir mantık çerçevesinde yürütmemiz
gerekir. Yani altının dolu olması gerekir, içinin boş olmaması gerekir. Biz şu
anda sunuşları tartışıyoruz değerli arkadaşlar ve grup önerilerinin de
tartışılacağı yer doğal olarak neresidir? Sunuşlardır. Neresi yanlıştır bunun?
İç Tüzük’e de uygundur yapılan tartışma, yöntem.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Şimdiye kadar böyle bir uygulama oldu mu Canikli?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – En ufak bir aykırılık söz konusu değildir.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Böyle bir uygulama oldu mu?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Sayın Başkan da “Sunuşlar” bölümünde, grup önerilerine geçildiğini
ifade etmiştir, çok net olarak. Başka bir fasılda görüşemeyiz zaten.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Ya, perşembe günü niye okundu Meclis araştırma önergeleri?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – İç Tüzük’ün amir hükümleri bunu çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Salı günü, çarşamba günü niye okundu? Hayret bir şey ya!
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Dolayısıyla, tamam, engellemenizi bekliyoruz, engelleme için
gereken her türlü çaba içerisinde olacağınızı biliyoruz, bekliyoruz.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Dayatmayı beklemiyor, dayatma olmasın.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Bunu kendiniz de söylediniz, arkadaşlar ifade ediyorlar. Ama bunu
kurallara uygun bir şeklide yapalım.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Bu Meclis dayatmalara “hayır” der.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Bütün milletimiz bizi seyrediyor, şık bir şekilde yapalım, rahatsız
etmeyecek bir şeklide yapalım…
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Aynen öyle, ama İç Tüzük’ü de uygulayalım.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – …ve siyaset kurumunun itibarına katkı sağlayacak tarzda yapalım
değerli arkadaşlar.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – İşte onun için “İç Tüzük uygulansın.” diyoruz.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – İstediğimiz bu, talebimiz bu. Yoksa,
elbette “Sunuşlar” bölümünde sunulan, sunulması gereken… Bugüne kadarki tüm
uygulamalara bakın, grup önerilerini biz nerede tartışıyoruz, hangi bölümde
değerlendiriyoruz değerli arkadaşlar?
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Grup önerilerinden önce araştırma önergeleri okunuyor mu, okunmuyor
mu?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Elbette ki “Başkanlığın Sunuşları” bölümünde değerlendiriyoruz.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Ya, bir şey soruyorum!
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Dolayısıyla, eğer bu çerçeve içerisinde Sayın Başkanın önüne,
usulüne uygun bir şekilde verilmiş ve zamanında gelmiş olan Danışma Kurulu
önerileri de varsa, onların da gereği yapılır. Olay bundan ibarettir.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Gündemin 1’inci maddesinde var Sayın Canikli.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Dolayısıyla, Sayın Başkanın bu çerçevede tutumunda mevzuata, İç
Tüzük’e herhangi bir aykırılık söz konusu değildir.
Bu çerçevede söz
aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Canikli, teşekkür ederim.
Usul
tartışmasıyla ilgili aleyhte söz isteyen, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer
Genç.
Buyurun Sayın
Genç.
Sayın Genç, sizin
de süreniz beş dakikadır efendim.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Efendim?
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Şimdiye kadar araştırma önergeleri, genel görüşme önergeleri
okunmadan başlanan bir tane Genel Kurul toplantısı söyler misiniz, bütçe
haricinde?
OKTAY VURAL
(İzmir) – İlk söz verdiğiniz zaman aleyhte söz istemiştim ben.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Yetmiş tane örneği var.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Canikli’ye söz verirken “Aleyhte söz
istiyorum.” diye belirtmiştim. Dolayısıyla, söz vermeden önce tutanakları
kontrol edip ondan sonra vermenizi istirham edeceğim.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Bana söz verildi artık.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Ama önce Sayın Oktay Vural istemişti.
OKTAY VURAL
(İzmir) – İşte yanlış ilikleyince böyle oluyor Sayın Başkan.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Oktay Bey’e de versin canım!
OKTAY VURAL
(İzmir) – Yanlış iliklemeye başladınız düğmeyi. Bundan sonraki de hep yanlış…
BAŞKAN – Sayın
Vural, ben “Var mı söz isteyen?” dedim.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Hayır hayır, işte, değil öyle.
BAŞKAN - Sayın
Genç “Ben aleyhte istiyorum.” dedi. O nedenle çağırdım.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Hayır efendim, tutanaklara bir bakın.
BAŞKAN –
Arkadaşlar, lütfen yazılı olarak başvursanız da bu tür tartışmaları yapmasak
olmaz mı?
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan, tutanaklara bakarsanız önce Oktay Bey’in söz
istediğini görürsünüz.
BAŞKAN - Sayın
Genç, buyurun.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkanım, benim söz hakkım ne oldu? Sayın Başkan, söz hakkımız
ne oldu?
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Efendim, o zaman onu hâlledin de ben
ondan sonra konuşayım.
BAŞKAN – Lehe
konuşabilirsiniz efendim, bir tane lehe söz hakkı kaldı. Ne yapalım…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Efendim, sizin lehinizde konuşacak bir icraat yaparsanız
memnuniyetle.
BAŞKAN – Lütfen… Lütfen oturur musunuz.
Buyurun Sayın
Genç…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkanım… Sayın Başkanım… Sayın Başkan, ben söz istedim,
tutanaklarda var, dolayısıyla tutanaklara bakmadan benim söz hakkımı göz ardı
edemezsiniz. Yani bize de kürsüde birilerinin söylediği gibi bir ifadeyi de
kullanmak bizim edebimize uygun değil, Meclisin mehabetine de uygun değil.
Bizim saygımız vardır, dolayısıyla lütfen tutanaklara bakın. (MHP sıralarından
alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın
Vural, Başkanlığımıza sözlü olarak…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Arkadaş konuşuyor, ben mecburum arkadaşa riayet etmeye.
BAŞKAN – Lütfen…
Siz Grup Başkan Vekilisiniz; bakın, ben bir Hatibi kürsüye davet ettim, ona söz
verdim.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sizin davet edip etmemeniz benim söz hakkımı ortadan kaldırmaz.
Dolayısıyla yapmanız gereken iş belli. Benim aleyhte söz talebim vardır, bu söz
talebime bakarak söz vermeniz gerekiyor.
BAŞKAN – Lütfen…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Şimdi, İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre tekrarlanabilir efendim.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Meclisi yönetmekle ilgili hususlarda İç Tüzük’e uygun hareket
edilmesi gerekir.
BAŞKAN - Sayın Vural, lütfen yerinize oturur musunuz. Lütfen oturun… Söz verdim Hatibe, Hatip konuşacak.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Efendim, nasıl veriyorsunuz? Hangi hakka istinaden veriyorsunuz?
BAŞKAN – Efendim,
sizin bana yazılı bir başvurunuz var mı?
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sözlü var efendim.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Yazılı var mı?
BAŞKAN - Efendim, kendisi oradan talep etti, ben onu
gördüm, ben sizi fark etmedim.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Ben de kendim istedim.
BAŞKAN - Fark etmedim efendim.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkan, ben de kendim istedim.
BAŞKAN - Fark etmedim.
OKTAY VURAL
(İzmir) - Benim bu söz talebimin olup olmadığını tutanaktan…
BAŞKAN - Peki efendim, tutanakları isteyeceğim,
bakacağım ama…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Ne olacak peki?
BAŞKAN - Efendim, ne olacak? (MHP sıralarından “Ara
verin.” sesleri) Lehe söz verebilirim ancak size… Size ancak lehe söz
verebilirim.
ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Sayın Başkan, tutumunuzun lehinde söz istiyorum.
BAŞKAN - Efendim, zabıtları isteyeceğim…
OKTAY VURAL
(İzmir) – İşte yanlış yaparsanız böyle olur, yanlış yapmayın; siz Meclis
Başkanısınız, AKP’nin Başkanı değilsiniz! Ara verin, bakın tutanaklara! Ben
gerekirse söz hakkımı devrederim ama sizin benim söz hakkımı ortadan kaldırmaya
yetkiniz yok!
BAŞKAN - Efendim, lütfen… Sayın Vural, siz Grup Başkan
Vekilisiniz, böyle bağırarak çağırarak… Herkese örnek olmanız gerekir, lütfen… Lütfen Sayın Vural, yerinize oturur musunuz.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkan, yok! Böyle bir şey olamaz.
BAŞKAN - Bakın, ben bir hatibi kürsüye davet ettim.
OSMAN ÇAKIR
(Samsun) – Ara verin, bir inceleyin!
BAŞKAN - Aleyhte söz verdim…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN - Lütfen…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkan, siz istediğinize söz veremezsiniz! Kim olursanız olun!
BAŞKAN – Efendim,
kimin, ne zaman, kimden önce söz istediğini ben nasıl tespit edeceğim? Yazılı
olarak başvurmamışsınız. Nasıl tespit edeceğim? (MHP sıralarından “Tutanaklarda
var!” sesleri, gürültüler)
OKTAY VURAL
(İzmir) – Tutanaklarda var!
BAŞKAN - Tutanakları getirir bakarız.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – İyi ama Oktay Bey’in hakkı zayi olacak!
OKTAY VURAL
(İzmir) – Tutanakları getirin bakın!
BAŞKAN - Sayın Genç, buyurun, konuşmaya devam edin.
OKTAY VURAL
(İzmir) - Hayır, getirin bakın Sayın
Başkan! Sayın Başkan, bu tutumunuzla ilgili de usul tartışması açalım.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, bunun bir yolu var: Efendim, İç Tüzük’ün 72’nci
maddesine göre müzakereyi tekrarlayabilirsiniz.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Tamam, bu tutumunuzla ilgili de usul tartışması istiyoruz, yok öyle
bir şey! Bu Meclis, dayatmalara teslim olmayacak! (AK PARTİ sıralarından “Vay vay!” sesleri, gürültüler) Olmaz! Keyfî yönetim yok öyle!
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…
Sayın Başkan,
efendim, başlıyor muyum?
BAŞKAN – Evet.
KAMER GENÇ (Tunceli)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, burada, Meclis, biliyorsunuz
İç Tüzük’ün 54’üncü maddesine göre normal olarak salı, çarşamba, perşembe
günleri toplanır. Şimdi, geçen Perşembe günü bir karar alındı, ne denildi?
Deniyor ki: “Genel Kurulun 19 Nisan Pazartesi saat 13.00’te toplanarak
gündemdeki kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işlerin
görüşülmesine…” Yani, bugün biz niye toplandık? Sadece, gündemdeki kanun tasarı
ve teklifleri için toplandık. Yani özel bir gündemle toplandı Meclis. Dolayısıyla, burada sunuşların da yapılmaması lazım. Yani,
niye toplandık, artık, burada… Grup önerisindeki gündemdeki kanun tasarısı ve
teklifleri için toplandık, başka bir şey için toplanmadık. Dolayısıyla, özel
gündemle toplanmışız. Özel gündemle toplandığımıza göre, bu gündemin dışında
bir şey yapamayız. Şimdi, ancak, bugün bu gündemdeki konuları tartışırız,
yarına grup önerileri gelebilir çünkü sunuşlar yok. Aldığımız çalışma kararında
sunuşların da bugün yapılacağı, Meclis araştırma önergelerinin, soruların
görüşüleceği konusunda bir hüküm yok. Burada oylanan grup önerisi çok açık ve
net ama maalesef, bu Türkiye Büyük Millet Meclisini yöneten, özellikle AKP’nin
Meclis Başkanı ve başkan vekilleri, yani ne doğru dürüst okurlar, ne doğru
dürüst İç Tüzük’e bakarlar, grup onlara “Bugün bunları yapalım.” der, onları
geçirirler.
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, herkes bu Meclisin çalışma usullerine uymak zorundadır. Bundan
önce yapılan çalışmalarda, tutanaklara bakarsınız -eğer o şekle giderseniz-
önce “Sunuşlar” bölümünde Meclis araştırma önergeleri veya genel görüşme
önergeleri okutulurdu, ondan sonra grup önerileri gelirdi ama şimdi, sırf, bir
an önce, milletvekilleri daha toplanmadan, yangından mal kaçırırcasına bu
konulara el atıldı. Ben anlamıyorum, neyin acelesi bu? Yani burada bir Anayasa
değişikliği varsa, elbette ki bu Anayasa bütün milleti ilgilendiren bir
anayasa. Şimdi, Tayyip Erdoğan çıkıyor grupta öyle sert konuşmalar yapıyor,
milletin karşısında öyle gerçek olmayan düşünceler söylüyor ki.... Ya, Anayasa değişikliğine karşı çıkan yok, Anayasa
değişikliği adam gibi yapılır. Bu Anayasa herkese uygulanır. Bu Anayasa’nın
uygulanacağı bütün kesimlerin bunun hakkında bilgisine başvurulur, bu konuda
yetkili kimselere başvurulabilir ve hakikaten, memleketin geleceğine uygun,
Türkiye'de demokrasi getirecekse, çağdaş uygarlığı getirecekse, hırsızlığı ve
soygunu önleyecekse, özellikle Hükûmetten hesap
sorulacaksa bunu yapalım. Anayasa değişikliği yaparsanız, buyurun, 100’uncü
maddeyi değiştirelim işte,kaldıralım 100’üncü maddeyi.
Yani bakanlar ve başbakanlar her türlü hırsızlığı yapacak, ondan sonra, onları
soruşturmayacaksın. Böyle bir şey olur mu arkadaşlar ya?
GÜROL ERGİN
(Muğla) – Bravo!
KAMER GENÇ
(Devamla) – Böyle bir şey olur mu arkadaşlar? Yani bundan daha iyi zırh olur
mu? Yani başbakan ve bakanlar her türlü suistimali,
soygunu, talanı yapacak, biz bunları soruşturmayacağız! Böyle bir şey olur mu? Bu memleketin önünün tıkayan bu.
Bugün, bakın,
geçmiş hükûmetlerde de bugünkü hükûmetlerde
de büyük soygunlar var, büyük suistimaller var. Yani
bir Tayyip Erdoğan gidecek, devletin bankasından alacak 750 milyon doları,
getirecek, kendi damadının şirketine verecek, biz bunu soruşturmayacağız!
Buraya gelecek, ondan sonra AKP’liler “Yok ya, burada usulsüzlük yok.”
diyecekler. Böyle bir şey yok sayın milletvekilleri. Bu memleketin en temel
sorunu soygundur, işsizliktir; işsizliği yaratan da soygundur.
Devlet maalesef
talan ediliyor. Binlerce olay var. Mesela, bana geldiler. Giresun’daki SEKA
Fabrikasının arazisini kim almış biliyor musunuz? 650 dönümlük Giresun’daki
arazi alınmış, talan edilmiş. Sen neredesin Canikli?
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Ne olmuş?
KAMER GENÇ
(Devamla) – O SEKA arazisini kime sattınız, 650 dönümlük SEKA arazisini?
Oradaki o memleketin alın terini şimdi kimler yağmalıyor?
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Bildiğin bir şey varsa söyle.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Orada bin tane işçi çalışıyordu, o bin tane işçinin birisi şimdi
var mı hayatta?
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Bildiğin bir şey varsa söyle.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Hepsi, oradaki, o fabrikadaki odunları sattılar, oradaki arazileri
talan ettiler. Kim aldı? Kime sattınız?
SONER AKSOY
(Kütahya) – Yalan söylüyorsun!
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Bildiğin bir şey varsa söyle.
MUZAFFER BAŞTOPÇU
(Kocaeli) – Var mı elinde belge?
KAMER GENÇ
(Devamla) – Hayır, kime sattınız, kime? Orada bin tane işçi çalışıyor, bin tane
işçi…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Varsa bildiğin bir şey söyle.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Giresun’daki o SEKA işçisinin…
BAŞKAN – Evet,
Sayın Genç, süreniz doldu efendim.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Şimdi, araziyi dağıttılar, ondan sonra o alan…
BAŞKAN – Sayın
Genç, süreniz doldu.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Tabii, eski genel başkanınızın
yakını aldı.
MUZAFFER BAŞTOPÇU
(Kocaeli) – İşin gücün çamur atmak.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Bildiğin bir şey varsa söyle, ezbere konuşma. Kim almış?
BAŞKAN – Bir
dakika da size ek süre veriyorum.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Verin, tamam verin, bir dakika verin.
Şimdi, onu alan
eski genel başkanınızın yakını, o da getirdi İranlıya sattı.
MUZAFFER BAŞTOPÇU
(Kocaeli) – Yalancının…
KAMER GENÇ
(Devamla) – Bak, yalancıya… Gel, sen de milletvekilliğinden
istifaya var mısın! Var mısın!
MUZAFFER BAŞTOPÇU
(Kocaeli) – Yalancının…
KAMER GENÇ (Devamla) – Var mısın!
MUZAFFER BAŞTOPÇU
(Kocaeli) – Var mı elinde belge?
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Bırak sen bırak! Görüntülere bak, görüntülere! Sen gereğini yerine
getir.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Yahu, niye siz bu memleketi talan edenlerin bu kadar yılmaz bir
savunucusu oluyorsunuz? Gidelim, işte ortalıkta arkadaş! Giresun’daki SEKA
Fabrikasında bin işçi çalışmıyor muydu? Şimdi bir tanesi çalışmıyor. Fabrikayı
dağıttılar, tırlarla getirilen o makineleri bedava
verdiler, oradaki o ağaçları kestiler, ondan sonra, Giresun Belediye Başkanı
CHP’li olduğu için, onların istedikleri arsa spekülasyonunu
yapmadığı için, imar tadilatı yapmadığı için şimdi getirmişler başkasına
satıyorlar. İşte, şimdi, Türkiye'nin başındaki en büyük mesele
bu.
İşte, Samsun’daki
Kumköy Santrali 56 trilyona mal oluyor,
getiriyorsunuz birisine 5 trilyona veriyorsunuz. Bu devletin malı böyle yağma
edilir mi? Sen bunların kefili misin, oradan konuşuyorsun?
MUZAFFER BAŞTOPÇU
(Kocaeli) – Savcılara git, savcılara.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Kefili misin? Ya, bu devleti böyle talan edenler yapacak da biz
burada susacak mıyız?
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUZAFFER BAŞTOPÇU
(Kocaeli) – Yüreğin varsa belgelerle savcılara git. Yüreğin varsa, belgenle savcılara
git. Savcıya git…
KAMER GENÇ
(Devamla) – Savcıya ne gideyim canım!
MUZAFFER BAŞTOPÇU
(Kocaeli) – Savcıya git…
KAMER GENÇ
(Devamla) – Savcıya kim emir veriyor!
MUZAFFER BAŞTOPÇU
(Kocaeli) – Sallama oradan! Çamur atma!
BAŞKAN – Sayın
Genç, süreniz doldu. Lütfen efendim…
KAMER GENÇ
(Devamla) – Burada hep usulsüzlük yapılıyor.
BAŞKAN - İlave
süreyi de verdim, süreniz doldu.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Maalesef, hep keyfî işlemler yapılıyor. (CHP sıralarından
alkışlar)
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Canikli, buyurun.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan, çok açık bir şekilde, Sayın Konuşmacı ismimi de
zikrederek sataşmada bulunmuştur şahsıma. Bu çerçevede söz istiyorum Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Sataşma
nedeniyle söz istiyorsunuz.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Evet.
BAŞKAN - Size üç
dakika süre veriyorum efendim.
Buyurun.
VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin,
Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkanım, yine bir hata yapıyorsunuz. Usulle ilgili tartışma
tamamlanmadan söz veriyorsunuz.
BAŞKAN – Lütfen
efendim…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Bırak canım sen de ya!
OKTAY VURAL
(İzmir) – Usulle ilgili tartışma… Yine yanlış yapıyorsunuz.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) - Grup önerisi tartışması yapılıyor.
OKTAY VURAL (İzmir) - Bu da bir usul tartışması.
BAŞKAN – Lütfen…
OKTAY VURAL
(İzmir) - Yani 23 Nisan gibi yönetilmez ki!
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Canikli.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; biraz önceki konuşmacı ismimden
bahsederek bir sataşmada bulunmuştur. Konu, Giresun SEKA Fabrikasının
özelleştirilmesiyle ilgilidir.
Değerli
arkadaşlar, Giresun’daki SEKA Fabrikasının özelleştirilmesi 2003 yılında
gerçekleştirilmiştir ve dördüncü kez özelleştirme ihalesi sonucunda
gerçekleştirilmiştir. Ondan önce üç defa, yani AK PARTİ hükûmetlerinden
önce üç defa, önceki hükûmetler döneminde ihaleye
çıkartılmıştır.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – O zaman yağma yoktu, yağma. Şimdiki yağma.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) - İhaleye çıkartılmıştır, ilan edilmiştir, bütün Türkiye’ye ve
dünyaya duyurulmuştur ve buna rağmen, özelleştirilememiştir ve 2003 tarihinden
önce de büyük oranda, Fabrika faaliyetlerini durdurmuştur, AK PARTİ hükûmetlerinden önce, altını çizerek söylüyorum, AK PARTİ
hükümetlerinden önce ve AK PARTİ hükûmetlerinden önce
üç defa ihaleye çıkartılmıştır. Herkese açık bir şekilde, tüm Türkiye’de ilan
edilmiş, dünyada ilan edilmiş, bütün yatırımcılara davetiye gönderilmiş ve
ihaleye girmeleri istenmiş, 2003 yılından önce, AK PARTİ hükûmetinden
önce ama ihale edilememiş…
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Kaça sattınız?
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Niçin?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – …ve en son 2003 yılında, bu sürecin bir devamı olarak 4’üncü kez,
altını çizerek söylüyorum, 4’üncü kez ihaleye çıkartılmış…
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Siz girdiniz mi?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – …ve bütün Türkiye’ye çok açık, objektif olarak ihale yapılmıştır,
Özelleştirme İdaresi tarafından.
MALİK ECDER
ÖZDEMİR (Sivas) – Kaça sattınız, kaça?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Zaten, Sayın Konuşmacı, ihalenin yöntemiyle ilgili, ihalenin
yapılış biçimiyle ilgili, ihaleye girişte herhangi bir sıkıntı olup olmadığıyla
ilgili en ufak bir açıklama yapmamaktadır. İhaleye ihale şartlarını taşıyan
herkes girebilir, herkes teklif verebilir, tıpkı 2003’ten önce yapılan
özelleştirme ihalelerinde olduğu gibi değerli arkadaşlar. Eğer bu konuda
herhangi bir itiraz varsa, bu konuda herhangi bir sıkıntı varsa, bu konuda
herhangi bir iddia varsa çıkarsınız, konuşursunuz, söylersiniz ama AK PARTİ
döneminde yapılan tüm özelleştirme ihalelerinde olduğu gibi son derece şeffaf,
son derece açık ve televizyon kameralarının gözü önünde… (Gürültüler)
ZEKERİYA AKINCI
(Ankara) – ATV, Sabah’ta da öyle oldu, değil mi?
BAŞKAN – Lütfen
sayın milletvekilleri…
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) - …tüm Türkiye'nin ve dünyanın gözü önünde yapılmaktadır bu ihaleler,
bu özelleştirme ihaleleri.
MALİK ECDER ÖZDEMİR
(Sivas) – Kaça sattınız, kaça?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Geçmiş dönemlerden bir farkı vardır, evet, doğru, değerli
arkadaşlar. Geçmiş dönemlerde nasıl yapıldığını bilemiyoruz ama AK PARTİ
döneminde son derece şeffaf, açık, herkesin girebileceği şekilde yapılmıştır.
Bu konuda itirazınız varsa söyleyin, aksi hâlde susun.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…
ZEKERİYA AKINCI
(Ankara) – ATV, Sabah’ta da öyle oldu, değil mi?
MALİK ECDER
ÖZDEMİR (Sivas) – Kaça sattığınızı niye söylemiyorsunuz?
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, şu anda usul tartışmasına devam ediyoruz.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Şimdi,
bir tek lehte sözümüz kaldı Sayın Kılıçdaroğlu.
KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Sayın Başkan, ben o konuda demiyorum.
BAŞKAN - Usul
tartışmasını siz istediniz.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır, Sayın Başkan, ben, o konuda değil… Kürsüye
çıkan hatip, AKP İktidarı döneminde yapılan bütün ihalelerin şeffaf olduğunu
söyledi.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Doğru. Neresi yanlış bunun? Hepsi doğru.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Tutanaklara girmesi için söylüyorum…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Hepsi doğru bunların.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – …AKP Hükûmeti döneminde
yapılan ihalelerin pek çoğu, yargı kararıyla, şeffaf olmadığı için iptal
edilmiştir. Bunu söylemek için söz aldım.
BAŞKAN – Peki,
tutanaklara geçti Sayın Kılıçdaraoğlu.
EŞREF KARAİBRAHİM
(Giresun) - Efendim, SEKA’yla ilgili bir açıklama yapacağım.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Her Giresunlunun burada konuşma hakkı bulunmamaktadır.
EŞREF KARAİBRAHİM
(Giresun) - İçindeki mallar ve içindeki makineler sökülerek satılmıştır şu
anda. Bizden önceki belediyede imar planı yapıp bu yerin başkalarına satılması
sağlanacaktı ama bizim belediyemizde bu engellenmiştir. Çok büyük bir rant elde edeceklerdi diye düşünüyorum.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Peki,
efendim, sizin sözleriniz de zabıtlara geçti.
Teşekkür ederim.
V.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)
1.- “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” kısmında bulunan
sunuşlar yapılmadan doğrudan grup önerileriyle Genel Kurulu çalışmaya
başlatmasıyla İç Tüzük’ü ihlal edip etmediği konusunda Oturum Başkanının tutumu
hakkında (Devam)
BAŞKAN – Usul
tartışmasının lehinde…
Yazılı olarak
bundan sonra bu tür talepleri Başkanlığa arkadaşlarım ulaştırırlarsa, deminki
tartışmalara benzer tartışmaları yapmamış oluruz.
Sayın Elitaş, Kayseri Milletvekili, usul tartışmasının lehinde
söz istedi.
Buyurun Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, bugün, biraz önce, Değerli Başkanımızın Başkanlığında, siyasi parti
gruplarımızın grup önerileri geldi, Danışma Kurulu toplantısı yaptık. Geçen
hafta perşembe günü aldığımız karar gereğince bugün saat 13.00’te toplanarak
Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde bulunan kanun tasarı ve tekliflerini
görüşmek üzere toplanma kararı aldık. Türkiye Büyük Millet
Meclisinin gündeminde bulunan, en son gündemde 186’ncı sırada olan, 497 sıra
sayılı Kanun Teklifi üzerine, 265 milletvekilimizin verdiği Anayasa
değişikliğiyle ilgili kanun teklifi üzerine görüşmenin öne alınması, gündemin
3’üncü sırasına alınmasıyla ilgili teklifimizi, biraz sonra değerli
milletvekillerimiz sizlerin oylarıyla eğer takdir edilirse Anayasa
değişikliğiyle ilgili görüşmelere devam edeceğiz.
Ama, şu anda yapılan
usul tartışmasının esasına baktığımızda “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları”
yapılmadı diye arkadaşlarımızın itirazları var. Eğer dikkatle dinlenmiş olsaydı
“Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” içerisindeki ilk madde, Barış ve Demokrasi
Partisinin grup önerisinin okunmasıydı. O da “Başkanlığın Genel Kurula
Sunuşları” içerisinde yer alır ama arkadaşlarımız şunu iddia ediyorlar, ifade
ediyorlar, diyorlar ki: ”Araştırma önergeleri geldiği zaman, Genel Kurulda
okunur ve milletvekilleri bilgi sahibi olur.”
Değerli
arkadaşlar, bu, özel gündemle tabir ettiğimiz, sadece salı günüyle ilgili,
araştırma önergelerinin okunması konusu söz konusudur. Şu anda, pazartesi günü
çalışma takvimine başladığımızdan dolayı, açıkçası bizim, pazartesi günü
“Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” olan birinci kısımdaki madde ifa
edilmiştir. Bu konuyla ilgili tartışmanın açılmasının yersiz olduğunu
görüyorum.
Öte yandan, İç
Tüzük’ün 63’üncü maddesine göre, lehte veya aleyhte onar dakikayı geçmemek
üzere ikişerden dört milletvekiline söz verebilir. Sayın Başkan bunu iki dakika
da takdir edebilir, üç dakika da takdir edebilir. Lehte veya aleyhte birer
konuşmacıya -sayın milletvekiline- söz hakkı verip o takdir hakkını da kullanma
imkânı mevcut.
Nitekim, perşembe günü
yaptığımız usul tartışmasında bir grup başkan vekili arkadaşımız sayın başkan
vekiline rica ettiler, “Usul tartışmasını açınız, usul tartışmasında isterseniz
bir dakika, isterseniz beş dakika süre veriniz.” dediler, ki sayın grup başkan
vekilinin söylediği de İç Tüzük’ün 63’üncü maddesine çok uygun.
“Bu yolda bir
istemde bulunulursa, onar dakikadan fazla sürmemek şartıyla, lehte ve aleyhte
en çok ikişer kişiye söz verilir.” Yani “en çok” şartını buraya koymuş. Sayın
Başkan lehte ve aleyhte birer kişiye de söz verebilir, onar dakika da
verebilir, iki dakika da verebilir, üç dakika da verebilir ama Parlamentonun en
son zamandaki oluşan geleneği içerisinde, baktığımızda, sayın başkanlar usul
tartışmasında üç dakika ile beş dakika arasında söz veriyorlar.
Bu konuda Sayın
Başkanlığın uyguladığı “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” ifadesi, yani
gündemin 1’inci maddesi oluşmuştur. Bu konudaki usul tartışmasının anlamsız
olduğunu ifade ediyorum.
Başkanın
tutumumun lehinde konuştum. Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, sunuşlarda araştırma önergelerinin yer almaması bir usul
tartışmasına neden oldu. Geçmişteki uygulamalarla ilgili, arkadaşlarımdan rica
ettim, sunuşların olmadığı şekilde birleşim açılmış mı geçmişte? Bunun o kadar
çok örneği var ki. Mesela 3/12/2001, 29’uncu Birleşim:
“Başkan – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 29
uncu Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter
sayısı vardır.
Sayın
milletvekilleri, Demokratik Sol Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve Anavatan
Partisi Gruplarının İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş müşterek
önerileri vardır; önce okutacağım, sonra oylarınıza sunacağım…”
Aynısı değil mi?
AYLA AKAT ATA
(Batman) – Sayın Başkanım, grup hazır olmadan grup önerisinin görüşülmesi
örneği var mı?
BAŞKAN – O kadar
çok örnek var ki bu konuda.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Sayın Başkan, bir sorum var. Bugün…
OKTAY VURAL (İzmir)
– Biz özel gündemle mi toplanıyoruz?
BAŞKAN – O
nedenle tutumumda bir değişiklik olmamıştır.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Barış ve
Demokrasi Partisi Grubunun önerisini görüşmeye devam ediyoruz.
AYLA AKAT ATA
(Batman) – Sayın Başkan, grup hazır olmadan görüşülmesinin var mı örneği?
BAŞKAN - Lehte
söz isteyen Canan Arıtman, İzmir Milletvekili, buyurun efendim...
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Bir dakika efendim, bir dakika… Bitmedi.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkan, önergem var, onu önce bir…
AYLA AKAT ATA
(Batman) – Henüz önerge sahibi konuşmadan, grup hazır olmadan…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Ama işte, önerge sahibi…
Sayın Başkan,
burada önerge sahibi adına konuşma yok, grup adına da konuşma yok; lehte var,
aleyhinde var.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Bugün araştırma önergeleri niye yok? Siz mi emir verdiniz, personel
mi getirmedi? Onu soruyorum.
BAŞKAN – Hayır
efendim, yok. Almadık efendim, almadık.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Almadınız mı?
BAŞKAN – Öyle
değerlendirdik efendim, almadık. Bu Meclis Başkanının takdirindedir, Meclis
Başkanının takdirindedir.
AYLA AKAT ATA
(Batman) – Sayın Başkan, lehinde konuşma olmadan Canan Hanım’a söz hakkı
veriyorsunuz.
BAŞKAN - Sayın
Oktay Vural’ın yazılı bir beyanı var.
Yine aynı konuyla
ilgili usul tartışması istiyorsunuz Sayın Vural.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Efendim, hayır, aynı konuyla ilgili değil.
Sayın Başkanım,
bakın, bugün özel gündemle toplanmadık. Toplandık mı?
BAŞKAN – Efendim?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Değil mi, özel bir gündem yok?
BAŞKAN – Hayır
efendim, hayır…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Siz geldiniz, yönetmeye başladınız. Neden yönetmek için geldiğinizi
bilmiyoruz henüz.
BAŞKAN – Ben
Meclis Başkanı olarak istediğim zaman bu Meclisi yönetirim, bunun talimatını da
sizden falan alacak değilim. Lütfen… Lütfen… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
OKTAY VURAL
(İzmir) – Evet, güzel, Sayın Başkan, ama istediğiniz gibi
yönetemezsiniz! Siz de istediğiniz gibi yönetemezsiniz!
BAŞKAN – Hayır,
ben Anayasa ve İç Tüzük’e uygun olarak yönetiyorum ve yöneteceğim.
OKTAY VURAL
(İzmir) – İstediğiniz gibi yönetemezsiniz!
BAŞKAN – Hayır,
istediğim gibi değil, Anayasa ve İç Tüzük hükümlerine göre yönetiyorum.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Hayır!
BAŞKAN – Geçmişte
de öyle yönettim, şimdi de öyle yönetiyorum, bundan sonra da öyle yöneteceğim.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Meclis Başkanıyla böyle konuşamazsınız!
KÜRŞAD TÜZMEN
(Mersin) – Sen istediğin gibi konuşacaksın, biz istediğimiz gibi
yönetemeyeceğiz!
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkan, ben de İç Tüzük’e göre, 61’e göre söz istedim, bu
sözümü, açıkçası, İçtüzük’ün bu maddesine göre uygulamaya koymadınız. Bu
tutumunuzla ilgili usul tartışması açmanız gerekmektedir. Arzım budur efendim.
BAŞKAN – 61’i
okuyorum…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Okuyun, evet…
BAŞKAN – “Söz, kayıt ve istem sırasına göre verilir.”
Peki, sizin söz
istediğinize dair bizim bir kaydımız var mı?
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Tutanakta var ya.
RECEP TANER
(Aydın) – Tutanakta var.
BAŞKAN – Nerede
var efendim?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Tutanakta var, istedim.
BAŞKAN –
İsteteceğim, gelsin, ondan sonra değerlendiririm.
Şimdi, Sayın Arıtman’ı davet ettim.
Sayın Arıtman,
buyurun…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkan, keyfî yönetime tabi olmayacak bu millet!
BAŞKAN – Lütfen oturur musunuz… Lütfen oturur musunuz…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Hukuka uygun hareket edeceksiniz!
BAŞKAN – Keyfî
yönetmiyorum, İç Tüzük’e uygun yönetiyorum.
OKTAY VURAL
(İzmir) – O sözü bu kürsüden Başbakana söyleyecektiniz siz! Bu kürsüden
Başbakana söyleyecektiniz!
BAŞKAN – Sayın
Arıtman, buyurunuz… Sayın Arıtman…
OKTAY VURAL
(İzmir) – “Otur yerine.” diyecektiniz! Diyemediniz! Diyemediniz! Diyemediniz!
ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Sokakta mısın sen?
AYLA AKAT ATA
(Batman) – Sayın Başkan, öneri, Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun önerisi.
BAŞKAN – Sayın
Arıtman Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin lehinde söz istedi.
Sayın Arıtman,
buyurunuz.
RECEP TANER
(Aydın) – Beceremiyorsunuz bu işi, destek alın.
AYLA AKAT ATA
(Batman) – Sayın Başkan, Barış ve Demokrasi Partisinin…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Arıtman konuşmuyorsa ben konuşabilirim Sayın Başkan. (CHP sıralarından
gürültüler)
OKTAY VURAL
(İzmir) – Grup yok, açıyorsunuz; bu kadar nezaketsizlik olur mu?
AKIN BİRDAL
(Diyarbakır) – Sayın Başkan, önerge sahibi olarak önce efendim izin verirseniz
biz konuşalım, sonra…
BAŞKAN –
Vereceğim efendim, vereceğim, sırayla, size vereceğim.
Sayın Arıtman,
geliyor musunuz efendim? Yoksa başka bir arkadaşımızı davet edeceğim.
Sayın Arıtman,
gelmiyorsanız, başka bir arkadaşımı davet edeceğim, çünkü söz talepleri var.
AKIN BİRDAL
(Diyarbakır) – Lütfen Sayın Başkanım…
BAŞKAN –
Vereceğim efendim, vereceğim, vereceğim.
Buyurun Sayın
Arıtman.
IV.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti
Grubu Önerileri (Devam)
1.- (10/371) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin
ön görüşmelerinin Genel Kurulun 19/4/2010 Pazartesi
günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi (Devam)
CANAN ARITMAN
(İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; güvenlik güçlerinin toplumsal
olaylarda çocuklara yönelik müdahalelerinin araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesi
lehine Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşmak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce
Meclisi saygıyla selamlarım.
Çocuklarımız söz
konusu olduğu zaman her şeyi bir tarafa bırakmamız gerektiğini düşünüyorum
çünkü o çocuklar -ki onlar hepimizin, bizlerin çocukları- bu ülkenin
geleceğidir, hepimizin umududur, yaşam sevincidir ve hepimizin görevi onlara
daha güzel, daha güvenli bir ülkede, daha iyi bir gelecek sunabilmektir.
Sanıyorum tüm Parlamentonun, tüm milletvekillerimizin bu duyarlılıkla, en
azından çocuklar söz konusu olduğunda bir arada, olumlu davranması gerektiğine
inanıyorum.
Bu arada
sözlerime başlarken evvelki gün Samsun’da hain bir terör saldırısıyla,
teröristlerin açtığı ateşle şehit olan polislerimize, emniyet güçlerimize
başsağlığı diliyorum, Allah rahmet eylesin, milletimizin başı sağ olsun. Her gün terörle ilgili
bu milletin yüreği kanamaktadır. Terör, emniyet güçlerimizden askerimize, sivil
vatandaşlarımızdan çocuklarımıza kadar hepimizin yüreğini yakan acı olaylara
neden olmaktadır. Ama ne yazık ki iktidar partisi, sekiz yıldır iktidarda olan
AKP, terörün önünü almak için, bu milletin bu acılarını durdurmak için gereken
kararlılığı göstermemektedir. Onun için iktidarı, Hükûmeti
şiddetle kınıyorum.
Değerli
milletvekilleri, burada konuştuğumuz, söz konusu olan, genelde çocuğa yönelik
şiddettir. Son günlerde yine terörün tahrik etmesiyle yaşanan olaylarda 72
milyonun içini acıtan görüntüler seyrettik televizyonlarda. Bir evladımız, ne
yazık ki, güvenlik güçlerimizin hiç de olmaması gereken bir davranışıyla darp
edildi, yerlerde sürüklenerek, ağzı burnu kan içerisinde götürüldü. Bu çok acı bir
tabloydu, hepimizi derinden yaraladı. Bu ülkede hiçbir evladımıza böyle bir
muamele asla yapılmamalıdır. Bu, kabul edilebilir bir olgu, kabul edilebilir
bir görüntü değildir.
Bugün ne yazık ki
çok sayıda çocuğumuz -“taş atan çocuklar” diyoruz- yaşları kadar cezalarla
hapishanelerdedir. Bu da çok acıdır, bu da 21’inci yüzyılın Türkiyesi’ne
yakışmayan bir durumdur. Ama genel olarak çocuklarımız ülkemizde yaşamın her
alanında şiddete maruz kalmaktadırlar. Evde, sokakta, okulda, eğlence yerinde,
her yerde şiddete maruz kalıyor. Yapılan araştırmalar, bu ülkede her 2 çocuktan
1’inin şiddete maruz kaldığını gösteriyor.
Şimdi, İzmir’de
beş eğitim araştırma hastanesinin yapmış olduğu bir araştırmanın neticelerini
size söylemek istiyorum çok kısaca. Bakınız, bu beş eğitim ve araştırma
hastanesi çocuk birimi kuruyorlar ve hastaneye gelen çocuk vakalarının yüzde
35’inde fiziksel şiddete maruz kalmış çocukların olduğunu tespit ediyorlar ve
çok daha acısını söylemek istiyorum ki, bu çocukların ne yazık ki yüzde 11’i de
maruz kaldıkları şiddet nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu çocukların büyük bir
kısmı ailesinde şiddet görüyor, önemli bir bölümü okulda şiddete maruz kalıyor
akranları veya eğitmenler tarafından.
Dünyada çocuğa
yönelik şiddetin en yüksek olduğu ülkelerden biriyiz. Neden mi öyleyiz? Çünkü, değerli milletvekilleri, biz, toplum olarak çocuğa
yönelik şiddeti bir eğitim ve bir terbiye aracı olarak görüyoruz. Bu çok büyük
bir yanlıştır. Önce bu genel bakış açımızı değiştirmeliyiz. Şiddet ve çocuk
asla yan yana gelmemesi gereken iki kelimedir. Şiddet hiçbir zaman bir terbiye
ve bir eğitim aracı olarak kullanılmamalıdır. Ne yazık ki dilimiz ve
deyişlerimiz çocuğa yönelik şiddeti öngörür. Pek çok atasözü, pek çok deyiş
hatırlayabilirsiniz, işte “Kızını dövmeyen dizini döver.” gibi. Öncelikle
dilimizi çocuğa yönelik şiddeti teşvik eden veya onaylayan bu sözcüklerden
temizlememiz gerekir.
Biliyorsunuz
Mecliste bir komisyon kurduk kayıp çocuklarla ilgili. O komisyona geçen gün çok
değerli çocuk hâkimleri, çocuk mahkemesi hâkimleri, değerli hukukçular
katıldılar ve bir hukukçumuz şöyle bir söz söyledi, hakikaten çok yüreğim
incindi, dedi ki: “Dünyada çocuk ağır ceza mahkemesi olan bizden başka bir ülke
yok.” Hakikaten bu bir ayıptır arkadaşlar, yani çocuk ağır ceza mahkemesi! Siz
zaten çocuğa “Ağır ceza mahkemesinde yargılayacağım.” dediğiniz zaman ona
şiddet uyguluyorsunuz, onu ağır cezayla cezalandıracağınızı söylüyorsunuz.
Hâlbuki bizim inancımıza göre çocuklar masumdur. Suçlu çocuk yoktur, suça
karıştırılan, suça mecbur edilen çocuklar, suça zorlanan çocuklar söz
konusudur.
Son zamanlarda
ülkemizde toplumsal olaylarda çocukların yoğun bir biçimde kullanıldığını
görüyoruz. Taş atan çocuklar aslında istismar edilen çocuklardır. Terör örgütü
veya yandaşları diyebiliriz, bu çocukları ne yazık ki birer robot hâline
getirip onları ülkesine, devletine karşı terörize
etmektedirler ve kullanmaktadırlar bu çocukları. Aslında bu tür toplumsal
olaylarda çocukları kullanmak suçtur, suç olmalıdır. Dilerim bu araştırma
komisyonu kurulur ve dilerim o komisyon raporunda bu görüş yer alır, çocukları
toplumsal olaylarda kullananların cezalarını arttıracak, caydırıcılığı
amaçlayarak düzenlemeler yapılması teklif edilir; çünkü çocukları toplumsal
olaylarda kullanmak bir çocuk istismarıdır.
Bizim, evvelki
gün televizyonlarda gördüğümüz o yerlerde sürüklenen çocuk görüntüsü çok
içimizi acıttı ama kısa bir süre önce bizi mutlu eden görüntüler de görmüştük.
Polisimiz çocuklara muz, meyve dağıtıyordu, onlarla top oynuyordu. Bizim hep
görmek istediğimiz bu ama hiçbir toplumsal olayda çocukların öne sürüldüğünü,
çocukların ve kadınların arkasına saklanıldığını görmek istemiyoruz. Bunun
önlenmesi gerekir diye düşünüyoruz.
Değerli
milletvekilleri, çocuklara yönelik -biliyorsunuz- fiziksel şiddet, sözel
şiddet, cinsel şiddet gibi şiddetin pek çok boyutu var. Bakın, çıkın sokağa
dolaşın. Şiddete maruz kalmamış hiçbir çocuk göremezsiniz bu ülkede. En azından
sözel şiddete uğramıştır. Kendi çocukluğunuzu düşünün. Acaba içerisinde
ebeveyninden, öğretmeninden bir fiske yememiş bir çocuk var mıdır? Yani
şiddetle travmatize edilmiş bir toplumuz. Neden bugün
bu ülkede yaşamın her alanında şiddeti bu kadar çok görüyoruz? Çünkü şiddet
öğretilebilen bir olgudur. Yapılan bütün bilimsel araştırmalar, bırakın çocuğun
şiddete maruz kalmasını, şiddete şahit olmasının bile ona bir şiddet öğretisi
olduğunu ve bu çocukların ileride şiddet uygulayıcısı olacağını gösteriyor.
Eğer biz şiddetin olmadığı bir toplumda yaşamak istiyorsak -ki bunu
istemeliyiz, insanca yaşamanın başka bir yolu yoktur çünkü- o zaman bırakın
çocukların şiddete maruz kalmasını, onların şiddete şahit bile olmamasını
sağlamak durumundayız. Bu hepimizin görevidir, çünkü bu çocuklar bu ülkenin
çocukları. Tekrar söylemek istiyorum, hepimizin yaşam umududur, yaşama
sevincidir, sadece ailelerinin değil, ülkelerinin de geleceğidir.
Onun için, onlara
şiddetsiz bir yaşam sunabilmek hep birlikte görevimiz olmalıdır, bunun için
her…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Süreniz
doldu efendim, size de bir dakika ilave süre veriyorum, lütfen tamamlayınız.
CANAN ARITMAN
(Devamla) – Topluyorum Sayın Başkan.
Sayın
milletvekilleri, tabii, çocuk ve şiddet konusunda söylenecek çok söz var, ama
şunu da söylemek istiyorum ki bugün bu ülkede çocukların uğradığı cinsel şiddet
ve cinsel sömürü de asla göz ardı edilemeyecek kadar ağır bir toplumsal sorun
hâlindedir.
Bakın, bugün
Güneydoğu’da bir ilimizde -ismini vermek istemiyorum- çocuk evliliği oranı
yüzde 69 gibi çok yüksek bir rakamdır. Yani çocuk yaşta evlilik, erken yaş
evliliği çocuğa yönelik bir şiddettir, çocuğun insan hakları ihlalidir ve asla
kabul edilemez.
O bölgedeki töre
cinayetleri çocuğa yönelik bir şiddettir. Çocuğun hiçbir şekilde istemediği
evliliklere zorlanması, kaçırılması, alıkonulması, berdellerde değiş tokuş
ticareti yapılması, yani insan ticaretine uğraması kabul edilemez.
Dolayısıyla, ben
dilerim ki bu kurulacak komisyonda sadece…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
CANAN ARITMAN
(Devamla) – Hemen topluyorum, yarım dakika Sayın Başkan.
BAŞKAN – Efendim,
ilave süre veremeyeceğim. Biraz önce oturumu açarken ancak bir dakika verebileceğimizi,
bir daha süre verme imkânımızın olmadığını ifade etmiştim.
Lütfen
selamlayınız efendim, lütfen.
CANAN ARITMAN
(Devamla) – Peki, efendim.
Dilerim ki bu
komisyonda, çocuğa yönelik şiddetin her türlüsünün önlenmesi için hep birlikte
çaba gösterelim.
Dinlediğiniz için
teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum.
Teşekkür ederim
Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Arıtman.
Değerli
milletvekili arkadaşlarım, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin lehinde,
Diyarbakır Milletvekili Sayın Akın Birdal.
Buyurun Sayın Birdal. (BDP sıralarından alkışlar)
Süreniz on
dakikadır efendim.
AKIN BİRDAL
(Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; güvenlik güçlerinin
gösteri, toplantı ve yürüyüşler üzerinde çocuklara yönelik yaklaşımlarının ve
onun sonuçlarının araştırılması için bir Meclis araştırma komisyonunun
oluşturulması için Barış ve Demokrasi Partisi olarak verdiğimiz öneri üzerine
söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.
Kuşkusuz,
herkesin gündemi kendine! Örneğin, İktidar Partisinin gündemi, 17’nci kez
değişiklik yapılacağı görüşüyle, 12 Eylül darbe Anayasasının ruhunu koruyan
vesayetçi bir Anayasa değişikliğini bize getirmektedir ve bu değişikliklerin
toplumun beklenti ve gereksinmelerine karşılık verici bir değiştirme
olmayacağını düşünüyoruz.
Ayrıca, bugün
yeni bir gündem belirleniyor, başkanlık sistemi! Yani, şimdi, toplumun,
gerçekten halkımızın beklentileriyle Sayın Başbakanın beklentileri farklı.
Örneğin, temel hak ve özgürlüklere gereksinme duyan ezilen emekçi halkların
gereksinmeleri ve beklentileri ile AKP’nin ve Sayın Başbakanın beklenti ve
gereksinmeleri çok farklı.
O nedenle, bizim
Barış ve Demokrasi Partisi olarak da gündemimiz eksiksiz bir demokrasidir,
barıştır, temel hak ve özgürlükleri güvence altına almış, eşitlikçi,
özgürlükçü, demokratik, sivil bir anayasadır ve herkesin kendisini, diliyle,
kimliğiyle, kültürüyle ifade edebileceği demokratik bir sivil toplumdur. O
nedenle, bizim gündemimiz doğrultusunda çocuklarımızın da karşılaştığı bu
durumu dikkate alan bir yerden Meclis araştırması önergesi verdik.
Şimdi, gerçekten,
örneğin, 1.627 çocuk var şu anda cezaevlerinde. 243 çocuk hüküm giydi. Berivan’ın çığlığını duymadan, son bir yılda ekrana da
yansıyıp, kamuoyunun gördüğü Hakkâri’de –Neden Hakkâri’si ise- üç kez, örneğin,
kolu kırılan çocuğumuz, dipçikle başı yarılan çocuğumuz, uzun süre yoğun
bakımda kaldı ve en sonunda on dört yaşındaki Habip Kurt’un yerlerde
sürüklenişine tanık olduk. Aslında yerlerde sürüklenen o çocuklarımız değil,
insanlık yerde sürünüyor. Bir rejimin gerçekten fotoğrafıdır o.
Şimdi, bu
çocukların suça itildiği ileri sürülüyor. Arkadaşlar, on üç-on dört yaşında,
çocukluklarını yaşayamadan başka şeyler yaşayan çocuklar onlar. Onların
ellerinde taş izi arayarak, onların bedeninde ter izi arayarak ve onları
suçlayarak bir ülkede demokrasi olmaz ve çocukları sürekli potansiyel suçlu
görerek o ülkede barış olmaz. Çocukları cezaevine tıkarak, onları
özgürlüklerinden ve eğitim hakkından yoksun bırakarak, burada çocukların suça
itildiği söylenerek gerçekler maniple edilemez.
Bakın şimdi, taş attığı gerekçesiyle on üç-on dört yaşında bir
çocuk Terörle Mücadele Yasası’nın ilgili maddeleriyle, Türk Ceza Yasası’nın
ilgili maddeleriyle, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na muhalefet ettiği
gerekçesiyle, güvenlik güçlerine karşı koydu diye ve de devlet malına zarar
verdi gerekçesiyle beş yasa maddesinden yargılanarak otuz-kırk yıl ceza
isteniyor.
Şimdi, örneğin,
açılımdan neyi kastediyorduk, beklentimiz neydi bizim? Kürt sorununun
demokratik, barışçıl çözümü değil miydi ve Kürt halkının beklentilerine
karşılık verecek bir süreci başlatmak değil miydi?
Şimdi, biliyor
muyuz o çocukların gece yarısı evlerinden annelerinin, babalarının,
ağabeylerinin alınıp, bir daha getirilmediğine bir daha getirilmediğine tanık
olduklarını? Biliyor muyuz, o çocukların gece yarısı evlerinin basılıp
yakınlarının, büyüklerinin işkenceyle alınıp götürülüp bir daha evlerine
dönmediğini? Biliyor muyuz, o çocukların zorla köydeki evlerinin, bahçelerinin
yakılıp hayvanlarının öldürülerek, kendilerinin arkadaşlarından koparılarak
kente göç ettirildiklerini? Ve biliyor muyuz, gerçekten her gün o kentlerde ve
ekranlarda başka arkadaşlarının ve çocukların nasıl yaşadıklarını ve
kendilerine reva görülen bu yaşam biçimine o çocukluk onuruyla ve yüreğiyle
nasıl karşı çıktıklarını? O nedenle bu Meclis araştırma komisyonunu oluşturarak
derhâl bu sorunun çözümüne çare aramalıyız.
Tabii, işte
burada görüyoruz, bir şiddet ve çatışma kültürü bence bu yüce Meclisin çatısı
altında oluşturuluyor, besleniyor. Örneğin bizim coğrafyamızda çocuklara bu
denli şiddet uygulanırken başka çocuklara uygulanmıyor mu? Onlara da
uygulanıyor. Örneğin paralı eğitime karşı çıkan, üniversitelerin parasız
olmasını isteyen, özel dershanelerin kapatılmasını isteyen, son bir haftadır,
DEV-LİS’li çocukların uğradığı saldırıya hepimiz
tanık olmadık mı?
Şimdi, Polis
Vazife ve Salahiyetleri Yasası’nı çıkarıyorsunuz üç yıl önce ve üç yıldır 255
kişinin ölümüne neden olan bu uygulamanın, bu tutumun sorgulanmasını
istemiyorsunuz. Böyle bir demokratikleşme olur mu? Böyle bir sivil toplum olur
mu? Böyle bir hukuk devleti olur mu? Açlık, yoksulluk ve korku üreterek bir
imparatorluk kurmaya çalışmanın adı “demokrasi” olamaz, “hukuk devleti” olamaz.
ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – Faşizm olur, faşizm!
AKIN BİRDAL
(Devamla) – Elbette faşizmdir. Biz bunlara hep tanık olduk ve bu ülke de bu
fotoğrafları çok gördü, çok yaşadı.
Değerli arkadaşlar, bilindiği üzere Türkiye, Birleşmiş Milletlerin
üyesidir ve Birleşmiş Milletlerce kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin
37’nci maddesinin (a) bendi, “Hiçbir çocuk, işkence ya da diğer zalimce,
insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ve cezaya tabi tutulamaz.” derken aynı
maddenin (b) bendinde “Hiçbir çocuk yasadışı ya da keyfî biçimde özgürlüğünden
yoksun bırakılamayacaktır. Bir çocuğun
tutuklanması, alıkonulması, düşünülüp, uygun olabilecek en kısa süre ile
sınırlı tutulacaktır.” demesine karşılık ve de biz bunu kabul etmişken ve de bu
Anayasa’nın 90’ıncı maddesi, kabul edilen ulusal üstü hukukun iç hukuk niteliği
kazandığını emretmişken ne yazık ki bunu da yok saymaktayız.
Şimdi, ülkemizde
yaklaşık yirmi beş yıldır süren, işte bu çatışmanın yarattığı sonuçlardır ve
bir kültürdür bu. Bu bakımdan, çocuklarımızı koruyacak, gözetecek birtakım
yasal düzenlemeler yapılması yetmiyor. Uygulama da kuşkusuz farklı. Yani kimi
güvenlik güçlerinin şeker dağıtması ve o anda çocuklarla insani bir ilişkisinin
ertesi gün biteceğini bilmek gerekiyor. O nedenle çocuklar, kaygıyla, korkuyla
büyütülmemeli ve bunun için de sevgi ve barış ortamının önemi çok, olmazsa
olmazdır. Özellikle bölgemiz açısından, çocuklarımızın gereksinmelerine,
beklentilerine karşılık verebilecek bir anlayışı politika ve kültür hâline
getirmeliyiz, yoksa… On iki yaşındaki Uğur Kaymaz’ın
hâlâ o bakan gözlerinin rahatsızlığını duyuyoruz, bedeninde on üç kurşunla
babasıyla öldürülen Uğur Kaymaz’ın! On sekiz
yaşındaki Mehmet Akbulut, dokuz yaşında Abdullah Duran, sekiz yaşındaki Enes
Ata, on yedi yaşındaki Mahsum Mızrak, on yedi
yaşındaki Emrah Fidan ve sekiz yaşında İsmail Erkek ise hepimizin gözlerine
bakarak yaşamlarını yitirdiler. Üç yaşındaki Fatih Tekin ve on yaşındaki Mizgin Özbek, 31 Mart 2006 tarihinde Batman’da çıkan
olaylarda yine güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirmiştir.
Şimdi, ben soruyorum: Bu çocukların ölümüne neden olan güvenlik güçlerinden kaç
tanesi hakkında soruşturma yürütüldü, kaç tanesi mahkûm edildi? Olmaz… O
nedenle “Polisin elini, güvenlik güçlerinin elini soğutmayalım.” anlayışı
militarist, otoriter, baskıcı ve yasakçı bir rejimde saklanmak isteyenlerin…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Süreniz
dolu. Size de bir dakikalık süre veriyorum. Sayın Birdal,
lütfen tamamlayınız.
AKIN BİRDAL
(Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.
O nedenle,
değerli milletvekilleri, Berivan’ın, 14 yaşındaki
çocuğumuzun cezaevinden gelen sesine kulak vermenizi istiyoruz. Habip Kurt’un
yerde sürünerek insanlık onurunun yerde sürülüşüne artık görülmesini istiyoruz.
Bugün, çünkü insan tomurcuklarıdır ve demokrasinin tomurcuklarıdır. Eğer
çocuklarımız varsa, güvenle, sevgiyle ve kendi kişiliklerine bağlı değer
verilerek bir sistem yaratılmak isteniyorsa tam bir demokrasi, çocuk haklarına,
insan haklarına bağlı demokratik, sivil bir anayasa ile inşasıyla mümkün
olacaktır. Bu umutla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Birdal, teşekkür ederim.
Barış ve
Demokrasi Partisi Grubu önerisinin aleyhinde İstanbul Milletvekili Hasan Macit.
Buyurun Sayın
Macit.
HASAN MACİT
(İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yüce heyetinizi şahsım ve
Demokratik Sol Parti adına sevgi ve saygılarla selamlıyorum.
Barış ve
Demokrasi Partisinin grup önerisinin aleyhinde söz aldım ama Barış ve Demokrasi
Partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde araştırılması istemiyle istediği bu
çocuklarımıza yönelik talebinin son derece haklı olduğunu düşünüyorum. Sadece
bu yetmez. Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil eden siyasi partilerin
grupları arasında genel bir mutabakatın sağlandığı taş atan çocuklarla ilgili
yasal düzenlemenin de Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçmesiyle ilgili daha
önceki yapılan görüşmeler ne yazık ki askıya alındı.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi, Türkiye'nin, Türk halkının gerçek sorunlarını çözme yönünde,
gerçek sorunlarını tartışma yönünde adım atmıyor ama Türk halkını çok fazla
ilgilendirmeyen veyahut da bugün çok fazla ilgilendirmeyen konularla ilgili
Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemi dizayn edilmeye
çalışılıyor.
Ben, esas,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin bundan sonraki çalışma süresiyle ilgili
alınacak kararın aleyhine söz almış bulunuyorum. Çünkü birazdan iktidar
partisine mensup arkadaşlarımızın oylarıyla Anayasa değişikliğiyle ilgili bir
gündem konuşulmaya başlanacak çünkü Sayın Başbakan bunun kararını daha önceden
aldı, daha önceden kamuoyuyla paylaştı ve bu gündem doğrultusunda Türkiye Büyük
Millet Meclisi yoğun bir mesaiye başlayacak.
Değerli
arkadaşlar, ben, Türk halkının gerçek gündeminin bu olmadığını, sanal bir
gündemle meşgul edildiğini söyledim. Geçen hafta da bununla ilgili çok kısa bir
açıklamayla işsizlikle ilgili çalışmalar veya işsizlikle ilgili düşüncelerimi
paylaştım. Ben, tekrar, işsizlikle ilgili konuyu gündeme getirmek istiyorum.
Gerçekten, Türk
halkının ocaklarına ateş düşüren en büyük sorunu, en büyük sıkıntısı
işsizliktir ve işsizlikle ilgili bugün Milliyetçi Hareket Partisinin bir grup
önerisi var; inşallah kabul edilir ve tartışılır ama kabul edilmeyeceğini
düşünüyorum çünkü biraz önce söylediğim anlamda Türkiye Büyük Millet Meclisinin
çalışma süresini Sayın Başbakan belirlemişti.
Değerli
arkadaşlar, Demokratik Sol Parti olarak biz işsizlikle ilgili bir araştırma
yaptırdık. Tarafsız bir araştırma şirketinin yaptığı araştırmanın çarpıcı
birkaç tane verisini sizlerle paylaşmak istiyorum. İnşallah, bu verileri
duyduğumuz zaman ne kadar sıkıntıda olduğunu insanlarımızın hatırlarız ve bu
doğrultuda çalışma takvimimize işsizliği alırız diye düşünüyorum.
Büyük bir
araştırma, ama çarpıcı bulduklarımı sizlerle paylaşmak istiyorum: İşsizlerin
yüzde 38’i son altı aydır işsiz olduğunu, yüzde 13’ü ise beş yıldan uzun
süredir işsiz olduğunu söylüyor. Yani, işsiz olanların yüzde 38’i altı aydır
işsiz konumundalar ve işsizlerin yüzde 30’u vasıflı işçi, yüzde 24’ü ise
vasıfsız işçi. Yani vasıfsız insanların iş bulamadığını biliyorduk ama vasıflı
olan uzmanlaşmış insanların işsizlerin içerisinde büyük bir oranı teşkil etmiş
olması düşündürücüdür diye düşünüyorum.
Her dört işsizden bir tanesi üniversite mezunu.
Daha önce çalışan
işsizlerin yüzde 41’i son bir buçuk yılda kriz nedeniyle işinden ayrılmış.
Düşük eğitimliler
sigortasız işlerde daha çok çalışmış, buna rağmen üniversite mezunlarının yüzde
37’si son işinde sigortasız çalışmış. Yani üniversite mezunu olan gençlerimizin
yüzde 37’si sigortasız olarak son işinde çalışmışlar, ona rağmen işinden
olmuşlar, işinden atılmışlar ve bu işsizlerin yüzde 6,7’si İşsizlik Fonu’ndan
maaş alabiliyorlar. Bakın İşsizlik Fonu’nun devasa bir paraya ulaştığını, büyük
miktarlarda parası olduğunu herkes biliyor, yazılıyor, çiziliyor, ama
işsizlerin ancak yüzde 6,7’si buradan maaş alabiliyorlar. Demek ki İşsizlik
Fonu’nun miktarı, kaynakları, Hükûmetin bütçe
açıklarını kapatmak için veya yatırımlara kullanmak için değil, işsizlerle
ilgili kullanılması gerektiğini bir kez daha vurgulamak istiyorum.
Değerli
arkadaşlar, işsizlerin yüzde 51’inin 250 TL’nin altında birikmiş parası var.
Yani işsizlerin yarın ailesine alacak ekmek parası yok, 250 liranın altında
yüzde 51’inin bu kadar parası varmış.
Her 100 işsizin
42’sinin evinde çalışanı yok, yani bakacak, onun karnını doyuracak insanı yok.
Her 100 işsizden
56’sı “Mutlaka ve çok acele bir iş bulmalıyım.” diyor. İşsizlerin yüzde 54,5’u
“900 liranın altında bir ücretle çalışmaya razıyım.” diyor. İşsizlerin yüzde
84,1’i “Mesleğin dışında bir iş bulursam çalışırım.” diyor. Yani yüzde 84’ü
kendi mesleğinin dışında bir işe dahi razı olan konumda.
Gene aynı çok
ilginç ve çarpıcı bir bulgu: Üniversitelerin mühendislik bölümünden mezun
işsizlerin yüzde 67,2’si “Farklı bir sektörde iş bulursam çalışırım.” diyor.
Devletimiz gencimizi okutmuş, mühendis kimliğiyle diplomasını vermiş,
üniversiteden mezun olmuş ama bunların yüzde 67,2’si kendi mesleğinin dışında
bir işte çalışmaya razı. Yani işsizliğin hangi boyutlarda olduğunu bu çarpıcı
açıklamalarla herhâlde takdir edersiniz.
Acil iş
arayanların yüzde 63,4’ü vasıfsız bir işte çalışabileceğini söylüyor. Her 100
işsizden yüzde 59’u asgari ücretle çalışmaya hazır olduğunu söylüyor. “Çok acil
iş bulmalıyım.” diyenlerin yüzde 66,5’u asgari ücretle çalışabileceğini
söylüyor. Üniversite mezunlarının yüzde 23,4’ü de “Sigortasız bir işte
çalışırım.” diyor. Yani üniversiteyi bitirmiş yüzde 24’e yakın gencimiz
sigortasız bir işte çalışmaya razı!
Değerli
arkadaşlar, bu araştırma uzayıp gidiyor. Bu araştırmanın sonucuna göre intihar
etmeyi düşünenlerin oranları çok yüksek. Evde ailesiyle her
gün kavga ettiklerinin oranları çok yüksek. Bu nedenle işsizlik kronik
bir hâle gelmiş ve ateş olmuş insanlarımızı, ailelerimizi yakıyor, ailelerimizi
parçalıyor. Bundan daha önemli bir konu, daha önemli bir sorun olabilir mi?
Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemini bu konu meşgul etmeyecek, bu konu
konuşulmayacak da hangi konular konuşulacak!
Ne yazık ki
bunlar böyle iken Hükûmetimizde de işsizlikle ilgili
bir mutabakatın olmadığını görüyoruz. Çünkü Sayın Başbakanın bir söylemi: “Bana
göre işsizlik yapısal değil sanal bir sorundur.” diyor. Ama,
bazı bakanlarımız, yaptıkları açıklamalarda, işsizliğin yapısal bir sorun
olduğunu, bunu çözebilmek için zaman aldığını söylüyor. Yani, Sayın Başbakanın
işsizliğe bakışı ile bazı bakanların işsizliğe bakışının çok farklı olduğunu
görüyoruz; önce, yürütmede işsizlikle ilgili mutabakatın olmadığını görüyoruz.
Bu demektir ki, bu işsizliğe zaman ayıracak, vakit ayıracak veyahut da
işsizliği konu edinecek bir gündem oluşmayacağı görülüyor; işte, birazdan,
Anayasa’yla ilgili konular görüşülecek.
Değerli
arkadaşlar, gerçekten, işsizlik, yapısal bir sorun hâline gelmiştir. Bugün,
Türkiye’de nüfus artışı yıllık 700 bin olur iken nüfus artışına paralel bir
istihdam olanağı sağlayabilmemiz için Türkiye'nin yılda yüzde 5 oranında
büyümesi gerekiyor, ancak bu nüfus artışını istihdam edebiliriz. Stoktaki
işsizleri eğer istihdam etme olanağımız, fırsatımız düşünülecek olursa bu
büyüme oranının daha yüksek olması gerekiyor.
Hatta, işsizlik o kadar
büyük boyutlara ulaşmış ki, TÜİK, sağ olsun, Hükûmetin
işsizlik konusundaki bu beceriksizliğini, başarısızlığını kamuoyuyla
paylaşmamak için, sokakta çöp toplayanları dahi işi var olarak gösteriyor ve
kriterlere öyle konuları alıyor ki işsizliği az düşürebilmek için, daha önceden
“Son dört haftada işe baktın mı, aradın mı?” sorusunu değiştiriyor, “Son iki
haftada iş aradın mı?” diye dönüştürüyor. Yani bu şu demektir: İşsizliği
olabildiğince aşağılara çekmek, olabildiğince azaltmak, kamuoyuna bu işsizlerin
rakamını az göstermek için bir manipülasyondur. TÜİK’in, bugün, yürütmeye paralel olarak yürütmenin emrinde
ve güdümünde işler hâle gelmiştir, bilimsel boyutu da tartışılır hâle
gelmiştir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Macit, süreniz doldu. Size de bir dakika ilave süre vereceğim. Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
HASAN MACİT
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli
arkadaşlar, her türlü manipülasyona rağmen, TÜİK’in İnternet sitesine girin bakın, bugün istihdam
edilen sayıya bir bakın, 2001 yılındaki kriz ortamında istihdam edilen sayıya
bir bakın, ikisi de aynı rakamdadır. Yani, bugün istihdam edilen 21.5 milyon insanımız vardır, 2001 yılında da istihdam
edilen 21.5 milyon insanımız vardır. 2001 yılından 2010 yılına kadar dokuz
yılda Türkiye'nin artan nüfusunun ne kadar olduğunu, bu nüfusun iş bulma,
istihdama yansımadığının bir göstergesini gözlerinizle göreceksiniz.
İşsizlik
konusundaki gündem oluşturmayla ilgili bu düşüncelerimizi sizlerle paylaşmayı
bir görev biliyorum, sizin vicdanlarınıza havale ediyorum, umarım işsizlikle
ilgili gündem oluşturursunuz diyorum, hepinize saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Sayın
Macit, çok teşekkür ederim.
III.- Y O K L A M A
(CHP sıralarından
bir grup milletvekili ayağa kalktı)
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Sayın Başkan, oylamaya geçmeden önce yoklama istiyoruz.
BAŞKAN – Yoklama
talebi var.
Sayın Anadol, Sayın Okay, Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Kart, Sayın Emek, Sayın Çöllü, Sayın Süner, Sayın Kaptan, Sayın Oksal, Sayın Keleş, Sayın
Paçarız, Sayın Ergün, Sayın Köse, Sayın Güner, Sayın
Akıncı, Sayın Arat, Sayın Topuz, Sayın Bingöl, Sayın Meral, Sayın Diren.
Teşekkür ederiz.
Sayın
milletvekilleri, yoklama için üç dakika süre veriyorum.
Yoklama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.
IV.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti
Grubu Önerileri (Devam)
1.- (10/371) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin
ön görüşmelerinin Genel Kurulun 19/4/2010 Pazartesi
günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN - Barış ve
Demokrasi Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
BİLGİN PAÇARIZ
(Edirne) – Sayın Başkanım, yoklama devam ediyor.
BAŞKAN – Efendim,
200’e yaklaşmış…
BİLGİN PAÇARIZ
(Edirne) – Olsun Başkanım, daha süre bitmedi.
BAŞKAN – Efendim,
ne fark eder?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Bir milletvekilinin yoklamada bulunma hakkı var, milletvekillerinin
yoklamada bulunup bulunmama konusunda hakkı var.
BİLGİN PAÇARIZ
(Edirne) – Başkanım, eski köye yeni âdet getirmeyin lütfen.
BAŞKAN – Efendim,
lütfen, bu konuda kaç kez uygulama yapılmıştır.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Zamana karşı bir şey mi var Sayın Başkan?
BAŞKAN - Toplantı
yeter sayısı vardır.
Barış ve
Demokrasi Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Sayın Başkanım, bir maruzatım olacak.
BAŞKAN – Buyurun.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Şimdi, İç Tüzük’ün 51’inci maddesi, Sayın Başkan, “Gelen kâğıtlar
listesi” başlığını taşıyor:
“Başkanlığa gelen
kanun tasarı ve teklifleri, resmî tezkereler ve komisyon raporları ile soru,
genel görüşme, Meclis araştırması, Meclis soruşturması ve gensoru önergeleri,
gelen kâğıtlar listesinde yayımlanır. Bunlardan Genel Kurula sevk edilenler bu
listede ayrıca belirtilir. Başkanlığa geliş tarihleri de ayrıca gösterilir.
Gelen kâğıtlar
Meclisin toplantı günleri dağıtılır ve tutanağa eklenir.
Gelen kâğıtlar,
tatile rastlamadığı takdirde, Cumartesi ve Pazar hariç, her gün yayımlanır,
ilan tahtasına asılır ve ilk birleşim tutanağına eklenir.”
Sayın Başkanım,
dışarı çıktım, tahta yerine televizyon ekranı kullanılıyor ve kararmış,
“arızalı” deniyor. Ne zamandan beri arızalı, ne zamana kadar bu durum devam
edecek; belli değil. 51’inci madde emredici hüküm kapsıyor. Örneğin, bugün
buraya “gelen kâğıt” geldi mi yoksa personel mi getirmedi, ilan tahtası
olmadığı için bilmiyoruz. Bu durumda oturumların sağlıklı müzakeresi ve İç
Tüzük’e göre yapılıp yapılmadığı belli değil.
Arz ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Anadol, çok teşekkür ederim. Tabii, oradaki ekrandan benim
haberim yok. İlgili arkadaşlarımız şimdi konuyu takip ederler.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Ne olacak o? Bilgimiz yok. “Tahtaya asılır.” diyor.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Karartılmış, kara, kara!
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu
maddesine göre verilmiş bir önerisi var, okutup işleme alacağım ve sonra
oylarınıza sunacağım:
2.- (10/189) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön
görüşmelerinin Genel Kurulun 19/4/2010 Pazartesi günkü
birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi
Tarih:
19.04.2010
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma
Kurulu’nun 19.04.2010 Pazartesi günü (bugün) yaptığı toplantısında, Siyasi
Parti Grupları arasında oybirliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki
önerisinin İçtüzüğün 19 uncu Maddesi gereğince Genel Kurulun onayına
sunulmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Mehmet
Şandır
Mersin
MHP
Grup Başkan Vekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Gündeminin, Genel Görüşme ve
Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler
Kısmında yer alan 10/189 esas numaralı, “Ülkemizdeki işsizlik sorunlarının ve
buna bağlı gelişen iç göçün araştırılarak, insanlarımızın sıkıntılarının
giderilmesine yönelik çözümlerin geliştirilmesi, alınması gereken tedbirlerin
tespit edilmesi ve bunlara ilişkin yapılacak düzenlemelerin ele alınabilmesi
için” Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104 ve 105. Maddeleri Gereğince Meclis
Araştırması önergelerinin görüşmelerinin Genel Kurulun 19.04.2010 Pazartesi
günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun önerisi üstünde, lehinde
olmak üzere Antalya Milletvekili Mehmet Günal Bey söz
istediler.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkanım, benim usulle ilgili yazılı bir müracaatım vardı.
BAŞKAN –
Zabıtları inceliyorum efendim, yeni geldi.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Zabıtlar bende var size göndereyim isterseniz, çok önce geldi tabii.
Ama siz, yine İç Tüzük 63’e göre, diğer işlerden önce konuşulacağına amir. Sizi
yine İç Tüzük’e uygun yönetmeye davet ediyorum.
BAŞKAN – Tamamen
İç Tüzük’e uygun hareket ediyorum. Ben de inceleyeceğim, yeni geldi. Yeni
geldi, işleme alacağım efendim aynı birleşim içerisinde. Sizin talebinizi
görüşebilir…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Efendim, bakın usulle ilgili, sataşmayla ilgili demiyorum, usulle
ilgili, “diğer işlerden önce -bu da yeni bir iştir- konuşulur.” amir hükmü
vardır. Lütfen Sayın Başkan, İç Tüzük’e uygun Meclisi yönetiniz.
BAŞKAN – Sayın
Vural, tamamen İç Tüzük hükümlerine göre bu Meclis yönetilmektedir.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – “Diğer işlerden önce.” diyor.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Diğer işlerden önce bakmanız lazım Sayın Başkan.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Önce… Dolayısıyla, bu konuda “Aynı birleşim içinde” filan diye bir şey söz konusu değil,
öncelikli olarak görüşülür.
BAŞKAN –
İnceleyeceğim ve yazılı müracaatınızı biraz sonra değerlendireceğim.
OKTAY VURAL
(İzmir) – İsterseniz bir heyet teşekkül ettirelim.
BAŞKAN - Sayın
Vural, lütfen oturunuz.
Sayın Günal’ı Milliyetçi Hareket Partisi Grup önerisinin lehinde
konuşmak üzere davet etmiştim, kendisini dinleyelim; bu ara inceleyim, daha
sonra alacağım.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkan, Meclis İç Tüzük’ü usulüne uygun yönetmeye davet
ediyorum sizi, ısrarla davet ediyorum. Önünüzde bu tutanak olmasına rağmen
hâlen “inceleyeceğim” diyorsunuz.
BAŞKAN – Yeni
geldi efendim.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Oysa ben bundan önce zatıalinizin yanına
geldiğim zaman bu konuda haklı olduğumu ifade etmiştiniz. Dolayısıyla Sayın
Başkan, çok üzülüyorum gerçekten!
BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen oturur musunuz.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Çok üzülüyorum. Meclis Başkanı olarak bu duruma düşmenizden çok
üzüldüğümü ifade etmek istiyorum.
BAŞKAN – Sayın Günal, buyurun.
Sizi Milliyetçi
Hareket Partisi Grubunun önerisi lehinde davet ettim ve süreniz de on dakikadır
efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli
milletvekilleri, sizleri ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.
İşsizlik sorunu
ve buna bağlı olarak gelişen iç göçün araştırılarak sıkıntıların giderilmesi ve
çözüm geliştirilmesine yönelik grup önerimiz lehinde söz almış bulunuyorum ama
maalesef, bizim verdiğimiz önemi sizlerin vermediğini bu konuya görüyorum.
Sayın Başkanımız
teşrif etti, sağ olsun, oturumumuzu da yönetiyor ama böyle, ekonomik sorunlar
olduğu zaman, Türkiye’yi ilgilendiren, iş, aş sorununu ilgilendiren konular
olduğu zaman bu isteği, bu heyecanı maalesef göremiyoruz.
Ben öncelikle,
değerli arkadaşlarım, maalesef, önceki günlerde Sayın Başbakanın işsizlikle
ilgili talihsiz açıklamaları üzerinde birkaç hususa değinmek istiyorum.
Biz, işsizliğin
neden olduğu göç sorunları, diğer sosyal sorunlar ve şu anda açlık, yoksulluk
sorunuyla uğraşırken Sayın Başbakan, maalesef, bu sorunun yapısal değil sanal
bir sorun olduğunu söylüyor. Üstüne üstlük, işverenleri de sömürü yapmakla
suçluyor.
Sayın Başkanım,
uğultudan pek şey olmuyor galiba. Arkadaşların bir şeyi varsa…
BAŞKAN – Yok,
sesiniz gayet net geliyor.
Değerli
arkadaşlarım, lütfen hatibi dinleyelim.
MEHMET GÜNAL
(Devamla) – Yani dışarı çıkabilirler.
Şimdi, değerli
arkadaşlar, “Sanal bir sorundur…” İçinizde, gerçekten işsizliği sanal bir sorun
olarak algılayan var mı? İşsizlik nasıl bir sanal sorun olabilir? Bir de üstüne
üstlük, “Efendim, işverenler işçileri sömürüyor.” tabiri var. Yani eğer
danışmanları ya da konuşma metnini yazanlar Sayın Başbakanı yanıltmıyorsa o
zaman Sayın Başbakan bizi maniple etmeye çalışıyor diye düşünüyorum. Burada bir
eksiklik var.
Şimdi, birkaç
hususa değineyim, siz kendiniz karar verin. Değerli arkadaşlar, işsizler nasıl
sömürülür? İşsizlerin hakkı olan İşsizlik Sigortası Fonu’ndaki paraları alıp
normal bütçeye yamamak işsizleri sömürmek midir, değil midir? 43,5 milyara
ulaşmış bir para. Buradaki parayı alıp işsizlere iş bulacak, iş gücünün
kalitesini artıracak bir ortam oluşturmak yerine, siz bunu bütçeye açığı
kapatmak üzere koyarsanız, işsizlere verdiğiniz para -kuruluştan bugüne kadar
İşsizlik Sigortası Fonu’ndan- yüzde 7 civarında kalırsa, ama onun 2 misline
yakınını, 6 milyardan fazlasını bütçeye yama yaparsanız, işsizleri sömüren kim
oluyor? İşverenler mi yoksa Hükûmet mi?
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Fabrikasını satan!
MEHMET GÜNAL
(Devamla) – Şimdi, nasıl oluyor da böyle “İşsizlik sanal bir sorundur.”
denilebiliyor? Asıl büyüme sanal, büyümenin sanal olduğu yerde de işsizlik
gerçek hâline geliyor.
Her gün
yaşadığınız haberleri görmüyorsunuz. Bir tane örnek söyleyeyim değerli
arkadaşlar, haberlerde kasım ayında yer alan bir haber vardı, şimdi daha da
çoğalıyor da: Halk Bankası sınav açmış 1.250 kişi almak üzere, 300 bin kişi
başvurmuş. Bu sanal rakam galiba!
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Kaç kişi kaç?
MEHMET GÜNAL
(Devamla) – 300 binden fazla insan başvurmuş 1.250 kişinin alınacağı yere, hem
de 50’şer lira başvuru parası ödeyerek.
Değerli
arkadaşlar, eğer, siz, üretime dayalı olarak, imalat sanayisine dayalı olarak
istihdam yaratacak bir büyüme anlayışına hâkim olmazsanız, sanayiniz büyümezse
işsizliği azaltamazsınız.
Şimdi, Sayın
Başbakan böyle diyor ama Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız da ondan
bir süre önce -kendisi de burada- “Efendim, bu işsizlikte yapısal sorunlar var,
biz bunu böyle kısa sürede çözemiyoruz, kriz çıktı böyle oldu.” diyordu. Eğer
ben yanılıyorsam, kendisi burada, söz isteyip düzeltebilir.
Şimdi, ben bunu
anlamıyorum yani işsizlik sorunu nasıl sanal bir sorun hâline gelir değerli arkadaşlarım?
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Hükûmeti bırakırlarsa çözülür.
MEHMET GÜNAL
(Devamla) – TÜİK açıklama yapıyor, şimdi, Sosyal Güvenlik Kurumunun rakamı
farklı Türkiye İstatistik Kurumunun rakamı farklı. Eğer, siz, yüzde 70’i
ithalata dayalı bir büyüme ve ihracat anlayışına sahip olursanız ve düşük kur,
yüksek faize dayalı politikayı dışarıdan sıcak para gelsin… Ki ondan da kimin
geldiği belli olmuyor, sürekli olarak 5 milyar, 6 milyar, 7 milyar hop bir
aşamada böyle çantayla gelir gibi geliyor, ondan sonra da paraların nereden
geldiği nereye gittiği de belli olmuyor, sonra da tekrar çıkıyor.
Bu yapıyı devam
ettirirseniz işsizliği çözemezsiniz. Zaten kendiniz de orta vadeli programda da
itiraf etmişsiniz ki bu kadar vahim değilken onlar hazırlanmıştı. Önümüzdeki
iki yıl içerisinde de işsizliği daha düşük bir platoya çekmek mümkün değil.
2000’li yılların başında, 90’larda daha düşük düzeylerde olan işsizlik şimdi
yüksek bir platoya doğru, hele hele orta vadeli planı
bile, sizin programı bile dikkate alsak önümüzdeki iki yıl içerisinde de bir
üst platoda yüzde 14’ler düzeyinde yeniden istikrar kazanıyor. Bu sorun
yapısaldır, bu sorun sanal falan değildir.
Şimdi,
arkadaşlar, burada, bakınız, her 10 işsize 5 tane daha işsiz eklenmiş. 2007
yılına gidiyorum, çok daha eskiye gitmeden hemen söyleyeyim, krizden sonraki
etkileri görmüş olalım. 2 milyon 376 bin kişi olan işsiz sayısı Ocak 2010’da
resmî rakamlarla -biraz sonra gayriresmî olarak
üzerine eklenenleri de söyleyeceğim- 3 milyon 591 bin yani 3,6 milyon, sadece
iki yıl içerisinde. Sizce bu rakamlar sanal mı? TÜİK’in
rakamlarını okuyorum, üzerlerine ekleyeceğim biraz sonra diğerlerini de. Şimdi,
iş gücüne katılma oranı bir anda artıyor, temmuzdan itibaren tekrar tersine
dönüyor. Gerçek işsiz sayısına baktığımız zaman yani iş bulma ümidini
kaybedenler, iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar, mevsimlik çalışanlar ve
zamana bağlı eksik çalışanların tamamını koyduğumuz zaman 6 milyon 740 bin
kişiye yaklaşıyor. Bu da sanal bir rakam, TÜİK’in
rakamlarından. Peki, TÜİK’in rakamlarında olmayan ne
var? SGK’nın bildirdiği rakamlarla TÜİK’in rakamları arasında 1,5 milyon kayıp var; 1,5 milyon
kişi. Değerli arkadaşlar, SGK kapsamındaki zorunlu sigortalı
sayısına baktığımız zaman 11 milyon 255 bin kişi, TÜİK’in
daha yeni 15 Nisan 2010’da açıkladığı ücretli sayısı ise, Ocak 2010 hane halkı
iş gücü anketine göre, 12 milyon 825 bin kişi, aralıkta da 13 milyon 124 bin
idi; arada 1,5 milyonluk bir fark var. Yani TÜİK’in
verilerinde yüzde 15’lik bir kaçak var, resmî rakamlarla mukayese ettiğiniz
zaman. O da resmî, gerçi ikisi de, ama çalıştıran, sigorta primini alan, onları
takip eden Sosyal Güvenlik Kurumunun rakamları ile TÜİK rakamları arasında 1,5
milyonluk fark var. İşte sanal rakam bu. Sanal rakam
işsizliğin kendisi değil, sanal olan işsizlik sorunu değil; sanal olan büyüme,
ithalata dayalı, düşük kur yüksek faize dayalı ve istihdam üretmeyen büyüme
anlayışı. Buradan baktığımız zaman, kayıt dışı istihdamın da artmakta olduğunu
görüyoruz.
Son zamanda çok
önemli bir şey dikkatimizi çekiyor değerli arkadaşlar. Büyüme rakamları
açıklanınca da gördük; her nedense böyle, son çeyreğin içerisinde tarımda ilahi
bir bolluk, bereket yılı geliyor ve o son çeyrekte tarım, öncelerde düşük
büyürken veya çok küçülürken, bir anda yüzde 6, 7, 8, 9 büyüdüğü oluyor. Bu, bu
yılın sorunu değil sadece, geçmiş yıllarda da sürekli revizyonlar
yapıldı ama sadece bunu söylüyorum. Nedense, tarımda da son yıllardaki azalmaya
rağmen, sürekli Dünya Bankasının, IMF’nin baskılarıyla tarımsal ekim
alanlarının daralmasına rağmen tarım üretiminde ve istihdamda bir artış var.
Tabii, oradaki veriler
-demin
söylediğimiz gibi- anketlerin sağlıklı olmaması nedeniyle düzgün toplanmadığı
için, aradaki boşlukların hepsi tarım sektörüne aktarılıyor.
Değerli
arkadaşlarım, burada “köye dönüş” sanki krize karşı bir çözüm gibi anketlere
yansıtılmış, tarım sektöründe istihdam patlaması yaratılarak işsizlik buraya
düşürülmüş. Peki ne oluyor? Deminki söylediğimiz,
bütün işsizleri, iş bulma ümidini kaybedenleri, iş bulursa çalışabilecek
durumda olanları ve eksik istihdamı eklediğimiz zaman toplam yüzde 25’e yakın
bir işsizlik oranı çıkıyor. Sizce bu sanal mı? Üç üniversite öğrencisinden
birisi işsizse ve Sayın Başbakan “Her üniversite mezununa ben iş bulmak zorunda
değilim.” diyorsa, bu sanal bir sorun mudur? Asıl sömürüyü Sayın Başbakan
yapıyor.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Günal, süreniz doldu. Size de bir dakika ek süre veriyorum,
lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
MEHMET GÜNAL
(Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Asıl sömürüyü AKP
Hükûmeti ve Sayın Başbakan yapıyor çünkü bu kadar
gerçekler ortadayken bu rakamlarda tezat olmasına rağmen o rakamları gerçek
kabul ettiğimiz zaman bile 4 kişiden 1’i işsiz, eğitimli 3 kişiden 1’i işsizken
işsizlerimizle, vatandaşlarımızla dalga geçer gibi “Hem bu sorun sanaldır hem
de sömürüyorlar.” demek bence ya bilgi eksikliğidir ya da manipülasyondur
demiştim. Gerçek sömürüyü Sayın Başbakan
yapıyor çünkü diğer bir husus: 820 bin lira yoksulluk sınırı varken 4 kişilik
ailede -bu da resmî rakamlarla- 605 bin lira asgari ücret vermek gerçekten
işsizleri sömürmek demektir. İşverenleri değil işçileri sömürmek demektir ki
sizin bu sömürü alışkanlığınız da sadece yoksullarla, işçilerle değil,
vatandaşlarımızın din duygusunu sömürürken de diğer hususlarda vatandaşlarımızı
sömürürken de devam ediyor. Ben sizi gereksiz Anayasa ve açılım tartışmaları
yerine Türkiye’nin gerçek gündemi olan, sanal olmayan işsizlik gündemini
tartışmaya çağırıyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Günal, teşekkür ederim.
Milliyetçi
Hareket Partisi grup önerisi üzerine aleyhte Sebahat Tuncel’e
söz vereceğim ancak Sayın Vural’ın bir yazılı müracaatı vardı. Kendisi burada
mı?
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Birazdan gelecek efendim.
BAŞKAN – Peki.
İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel, aleyhte.
Sayın Tuncel, buyurun.
Sizin de süreniz
on dakikadır efendim. (BDP sıralarından alkışlar)
SEBAHAT TUNCEL
(İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Yalnız hitap
ederken bütün gruplara eşit davranırsanız sanırım daha iyi olur. “Sayın”
ifadesini en az buradaki milletvekilleri kadar hak ettiğimizi düşünüyorum.
BAŞKAN –
Affedersiniz, öyle bir eksikliğim mi oldu? “Sayın” kelimesini hep kullanırım,
hiç farkında değilim.
AKIN BİRDAL (Diyarbakır)
– İlk sunumunuzda…
BAŞKAN – Öyle mi?
Belki, mikrofona mı yansımadı yoksa.
SEBAHAT TUNCEL
(Devamla) – Kullanmadınız Sayın Başkan ama sorun değil bu ayrımcı şeyleri ifade
etmek istedim.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; MHP Grubunun önerisine, usulen aleyhinde söz almış
bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Yalnız grup
önerisi hakkında görüşlerimizi belirtmeden önce bir şeyi ifade etmek istiyorum:
Özellikle Türkiye’de kadın sorunu çok tartışılır bir noktada, özellikle kadına
yönelik şiddet ciddi bir sorun ve bu aynı zamanda Türkiye’de siyasi partilerin,
kadın örgütlerinin gündeminde. Bu konuda mücadele edilmesi gerektiği üzerinden
çok tartışmalar yürütülüyor ama ne yazık ki kadına yönelik şiddet bir devlet
politikası olarak, hatta son dönemde AKP İktidarının bir politikası olarak
gündemimize gelmiş durumda.
Geçen yıl haziran
ayında Diyarbakır’da Demokratik Özgür Kadın Hareketi çalışanı bir arkadaşımız
evinde 4 sivil polisin cinsel işkencesine maruz kalmıştı. Bu konuda soru önergeleri verdik,
İçişleri Bakanlığını göreve davet ettik ama ne yazık ki bu polisler açığa
çıkartılmadı, sorumluları yargılanmadı. Aradan bir yıl geçti, üç gün önce yine
Diyarbakır’da, yine Demokratik Özgür Kadın Hareketi aktivisti
bir arkadaşımız asansörde cinsel işkenceye maruz kaldı.
Bu, ciddi anlamda bir problem. Özellikle Barış ve Demokrasi Partisinin de içerisinde yer aldığı
Demokratik Özgür Kadın Hareketi Türkiye’de kadın mücadelesinde çok önemli bir
kazanım sunmuştur. Kadına yönelik şiddet konusunda, kadın özgürlüğü konusunda,
siyasette kadının katılımı konusunda bugüne kadar çok büyük emek, çabanın
sahibi olmuştur ve bunun ürünlerinin daha önce DTP, Demokratik Toplum
Partisinden 8 kadın milletvekilinin Parlamentoya gelmesinde önemli etkisi vardır.
Sistem, bir
yandan Kürt kadınlarının yürüttüğü özgürlük mücadelesini bir şekilde,
baskılarla, cezaeviyle, tutuklamayla saf dışı bırakmaya çalışırken, yetmedi,
cinsel işkenceyle kadınları demokrasi ve özgürlük mücadelesinden alıkoymaya
çalışıyor.
Biz bu saldırıyı
bir kez daha kınıyor, İçişleri Bakanlığını göreve çağırıyor, hem haziran ayında
arkadaşımıza yönelik yapılan saldırıyı açığa çıkartması hem de üç gün önce yine
Diyarbakır’da Ofis semtinde gerçekleştirilen bu saldırıyı bir an önce açığa
çıkartılmasını talep ediyoruz. Aksi takdirde bu saldırıdan AKP’yi sorumlu
tutacağız, İçişleri Bakanını sorumlu tutacağız. Bunu buradan bir kez daha ifade
etmek istiyorum.
Sayın
milletvekilleri, Türkiye’de işsizlik çok ciddi bir sorun. Belki burada Hükûmetin çok gündeminde olmayabilir, Hükûmet
ekonomik krizin teğet geçtiğini söyleyebilir ancak emekçiler açısından,
halkımız açısından baktığımızda durum hiç de öyle değil. Kaldı ki, aslında
resmî rakamlar da işsizlik meselesinin ne kadar vahim olduğunu gösteriyor.
Benden önce konuşan sayın vekil de ifade etti, 2010 Ocak ayı verilerine göre
Türkiye’nin işsizlik oranı yüzde 14,5 yani 3 milyon 590 bin olarak açıklanmış
durumda ancak gerçek bundan çok daha farklı. Özellikle DİSK, KESK ve Türk-İş’in
yaptığı çalışmaya göre işsizlik oranı 6 milyonun üzerinde. Bu, tabii, daha çok
kayıtlı olan ve işten çıkarılan işçiler üzerinden yapılan bir rakam. Kayıt dışı
çalışan ve işten her gün çıkartılan işçileri düşündüğünüzde aslında bu rakam
çok daha fazla. 10 milyona yakın Türkiye’de işsiz var ve iş bulamayan birçok
insan var. Eğer Türkiye’de dört gençten birisi iş bulabiliyorsa ancak, bu
Türkiye’deki işsizlik durumunun ne hâle geldiğini gösteriyor. Kaldı ki, birçok
sendika, sivil toplum örgütleri, Türkiye’deki işsizlik ve yoksulluk konusunda
sorunlara dikkat çekiyor. Biz de Barış ve Demokrasi Partisi olarak hem
yoksulluğun araştırılması hem Türkiye’deki işsizliğin araştırılması, bunun
önleminin alınması konusunda araştırma önergeleri de verdik. Umuyoruz bu
önergeler gündeme geldiğinde iktidar da kabul eder çünkü işsizlik sadece
muhalefetin sorunu değil, iktidarın da sorunudur.
Türkiye 2001
krizi öncesinde işsizlik rakamlarını yüzde 9 dolayında ifade ederken, 2001
sonrasında bu oran yüzde 11 bandına yerleşmiş durumda. Ancak bu veriler, son
ekonomik krizle beraber bir üst veri bandına oturmuş durumda, yüzde 13 ila
yüzde 14 aralarında görülmektedir. Ancak önümüzdeki bir yıllık dönem,
ekonomisinde oynanan taşların yerine oturması açısından önemli olduğu için bu
bir yıllık süreç işsizliğin hangi noktada seyredeceğini de netleştirecektir.
Bu durumda ortaya
çıkan işsizlik artışına karşı şaşkın davranmamak gerekir çünkü Türkiye’de
ekonomiyi harekete geçiren temel bir dinamik hâlâ ortaya çıkartılmamıştır yani
hangi dinamiğin işsizliğe neden olduğu ya da ekonomiyi geliştirdiği. Biz bu
dinamiğin büyük oranda halkın alım gücünden gelmesi gerektiğine inanıyoruz.
Ancak, var olan genel eğilim -İktidarın da politikası bu- neoliberal
iktisatçılar, sermaye hareketinden doğacak bir cari açık telafisi ve sonrasında
ortaya çıkacak ihracat ve sanayinin toparlanması olarak durumu ve geleceği
özetlemektedir. Ancak, bu politik duruş son on yılda sadece ama sadece büyük
oranda işsizlik ve yoksulluk üretmiştir.
Hükûmet var olan yüksek
işsizlik düzeyini âdeta normalleştirmeye çalışmaktadır. Ekonominin
dinamiklerini emek tarafından kopukmuş gibi göstermekte ve genel ekonomik
verileri sadece sermaye hareketleri, kredi notları, borçlanma faizi ve borsaya
endekslemiş durumdadır. Bu politika tam anlamıyla bir neoliberal
politikadır. Ancak Türkiye’de bu politikaların yaratmış olduğu yıkımlar, Hükûmetin taban bulmaya çalıştığı yoksul kesimlerde
reaksiyona neden olmaktadır. Bunun içindir ki Sayın Başbakan, bu genetik
uyuşmazlığı, dönem dönem yaptığı gibi, iş adamlarına
“Emeği insafsızca sömürüyorlar.” çıkışıyla gidermeye çalışmaktadır. Ancak, bu
çıkışın hiçbir anlamı ve ifadesi yoktur, çünkü saha sermayenin, top
patronlarındır, kuralları da IMF ve Dünya Bankası koymaktadır. Durum böyle
olunca, Türkiye’de işçiler ve emekçiler ne yazık ki bu politikaların altında
ezilmektedir. İşsizlik ve yoksulluk artışları belli tepkiler ve karşı
hareketler geliştirmekle beraber, sistem açısından esasta tercih edilen bir
durumdur. Çünkü artan işsizlik sonrasında bu gibi ülkelerde devreye konan
tartışmalar ve çözüm önerileri daha çok esnek ve düşük ücretli çalıştırma
konularında yoğunlaşmaktadır, bu da hükûmetlerin
işine gelmektedir. Sermaye açısından, düşük ücrete razı olan ülkeler daha fazla
tercih edilir durumdadır. Bu durum hükûmetler
tarafından bir politik tercihe dönüşmüş durumdadır ve AKP Hükûmeti
de ne yazık ki bu politik tercihi uygulamaktadır. Bu durum normal bir istihdam
ve ücret rejimi olarak her geçen gün daha da meşruluk kazanmaktadır.
Türkiye’de özel
sektör yatırımlarına dönük bir ekonomi politikaları tercihi gelecek konusunda
daha fazla ip uçları vermektedir. Kriz döneminde
yıllık yaklaşık olarak yüzde 25 gibi oranlarda daralan özel sektör sabit
sermaye yatırımları kırılganlıkların geçmesini bekleyecek ve kriz dolayısıyla
diğer ülkelerin artan yoksulluklarıyla Türkiye’nin artan yoksulluğu
kıyaslanacaktır. Eğer Türkiye daha fazla yoksullaşmışsa buralara gelecektir.
Ancak, Türkiye, hâlen, daha, açık yoksul kotasına sahiptir. Önümüzdeki dönem
işsizliğin bir üst bandı olan yüzde 13-14 düzeyinde kalıcı olarak oturması ve
yoksulluğun daha da kabul edilir bir olgu hâline getirilmesi yılı olacaktır.
Sayın
milletvekilleri, işsizlik verilerine göre Türkiye’de istihdam edilenlerin yüzde
72,2’sini erkekler oluşturmaktadır. Bu durum, ucuz iş gücü olarak kadının
sömürülme potansiyelinin gelecek dönemde daha da ön planda olacağını
göstermektedir. Yine, istihdam edilenlerin yüzde 12,6’sı ücretsiz aile
işçisidir. Yine, yaptığı işten dolayı Sosyal Güvenlik Kurumuna kayıtlı
olmayanların oranı geçen yılın aynı dönemine göre 1,5 puan artarak yüzde 42,3
olarak gerçekleşmiştir. Tarım sektöründe bu oran yüzde 85,8’dir. Yani tarımda
çalışanlar tamamen kaderlerine terk edilmiş durumdadır.
Bu verilere dahi
baktığınızda aslında Türkiye’de işsizlik ve yoksulluğun ne düzeyde olduğunu
ortaya koyuyor. Ancak Meclis, bu konuda sorumluluk almalı ve Türkiye’deki
gerçek anlamda işsizlik oranlarını, kayıt dışı çalışanları, bu sektörde işten
çıkartılanları ve bunun toplumun sosyoekonomik ve kültürel yaşamını nasıl
etkilediğini araştırmakla sorumludur. Burada sadece genel siyaset üzerinde
konuşmak ne yazık ki ülkenin sorunlarını çözmüyor. Aslında ülkede yaşanan temel
sorunların, işsizlik, yoksulluk gibi temel sorunların buranın sorunu olması
gerektiğini düşünüyoruz. Özellikle Hükûmetin eylem
yapan Tekel işçilerinin…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Süreniz
doldu Sayın Tuncel. Size de bir dakikalık ek süre
veriyorum, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
SEBAHAT TUNCEL
(Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.
AKP İktidarının
eylem yapan işçileri, emekçileri “bölücü”, “öteki” olarak tanımlaması ya da
“AKP iktidarını yıpratmak için bunlar eylem yapıyorlar.” gibi yakıştırmalarla
aslında işçi ve emekçilerin sesini kısmaya çalışması önümüzdeki dönem AKP’nin
aslında önüne çıkacak temel bir konudur. Gerçekten, bu ülkede yoksulların,
emekçilerin, işçilerin hak ve özgürlük mücadelesini sahiplenmeyenler, buna
çözüm gücü ürütemeyenler önümüzdeki dönemde bu ülkeyi yönetemezler. Ekonomik
olarak kendisini geliştirmemiş bir ülkenin, işçisini memnun etmeyen, yurttaşını
memnun etmeyen bir ülkenin gelecekte hiçbir istikrarı olmayacaktır. Bunun
herkes tarafından görülmesi gerekiyor ve bu konuda bir araştırma önergesi
oluşturulmalı, en azından bu veriler, resmî olarak Meclis tarafından sorumluluk
üstlenilmelidir diyorum.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Evet, Sayın Tuncel,
teşekkür ederim.
Konuşmanıza
başlarken, size “sayın” diye hitap etmediğimden bahsettiniz, zabıtları
getirttim, aynen şöyle demişim: “Sayın Tuncel,
buyurun.
Sizin de süreniz
on dakikadır efendim.”
SEBAHAT TUNCEL
(İstanbul) – İlkinde demediniz.
BAŞKAN - Peki.
Efendim, şimdi,
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin lehinde İstanbul Milletvekili
Bayram Meral.
Sayın Meral,
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
BAYRAM ALİ MERAL
(İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; Milliyetçi
Hareket Partisinin işsizlikle ilgili vermiş olduğu öneri üzerinde Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Genel Kurulu saygıyla
selamlarım.
Değerli
arkadaşlarım, Türkiye’nin en önemli sorunlarından birisi işsizliktir.
Sabahleyin televizyonu izlerken bir açıklama yapıldı: Türkiye dünyada işsizlik
bakımından 3’üncü sırada. Bu, çok acı ve çok düşündürücü.
Değerli
arkadaşlarım, işsizlik nasıl önlenecektir? Elbette ki yatırım yapılacaktır,
yeni iş yerleri kurulacaktır. İşsizlik bu şekilde belki ortadan kalkmaz ama aza
indirilir. Geçmişte, cumhuriyet kurulduğundan Hükûmetiniz
kuruluncaya kadar seksen küsur yıllık döneminde, o dönemin hükûmetlerinin
yaptığı iç ve dış borç 220 milyar dolar değerli arkadaşlarım. Ne yapmış o
parayla bu hükûmetler? 32 tane şeker fabrikası
kurmuş, 44 tane çimento fabrikası kurmuş, TÜPRAŞ’ı
kurmuş, PETKİM’i kurmuş, Telekom’u kurmuş, PTT’yi
kurmuş, Karayollarını kurmuş, Devlet Su İşlerini kurmuş, üniversiteler kurmuş,
okullar açmış yani saymayla bitmez değerli arkadaşlarım, bir devleti
yaşatabilecek bütün müesseseleri hayata geçirmiş.
Hükûmetiniz kurulduktan
sonra iç ve dış borç değerli arkadaşlarım, 500 küsur milyar doları aşmış; 50
milyar dolar da değerli arkadaşlarım özelleştirme gelirini katarsak, 45 milyar
da İşsizlik Fonu’ndaki parayı kullanırsa, onu da katarsak 600 milyar doları
aşmış bulunmaktadır. Şimdi soruyorum değerli arkadaşlarım, saygıdeğer
bakanlarımızın büyük bir bölümü de burada: Ne yaptınız bu parayla? Yeni PETKİM’ler mi kurdunuz? TÜPRAŞ’lar
mı kurdunuz? Çimento fabrikaları mı kurdunuz? Şeker fabrikaları mı kurdunuz? Ne
yaptınız da bu kadar borçlandınız? Yoksulluğu mu aza indirdiniz? İşsizliği mi
aza indirdiniz? Tam tersi, değerli arkadaşlarım, görünürde yapılan hiçbir şey
yok.
Hiçbir
milletvekili arkadaşımın işsizlikten rahatsız olmadığını düşünemiyorum, hepinizin
kapısı çalınıyordur mutlaka. Ama değerli arkadaşlarım, ne yaptınız siz? Kâr
eden müesseseleri bile baba baba sattınız. Ne oldu
peki şimdi? İşsizlik arttı, elbette ki artacak. Burada değerli arkadaşlarım
konuşurken “Özelleştirme yaptık ama adilane yaptık.” diyor. Değerli
arkadaşlarım, bakınız, Telekom’u iki buçuk yıllık kârına yani oradan getirilen
faizine sattınız; bu, Maliye Bakanlığının Defterdarlığının kayıtları. Daha
söyleyeyim size değerli arkadaşlarım: Manisa’daki Sümerbank’ın arazisini il başkanına
-parsellettiniz- sattınız. Burada tartışmalar yapıldı. “Adil, adil yaptık.”
diyorsunuz ya! Dahası var değerli arkadaşlarım: İstanbul’da, sit alanı olmasına
rağmen Bomonti Bira Fabrikasını kime sattınız, kim
orada on altı katlı binaları yapıyor? Dahası var değerli arkadaşlarım: Yine,
Sümerbank’ın Zeytinburnu’ndaki arsalarını kime sattınız, kaça sattınız?
Açıklayın bunları. Hani “adil, adil yaptınız” ya! Sümerbank’ın Malatya’daki 150
dönüm arazisini -şehrin göbeğinde- kendi yakınlarınıza, il başkanınızın çevresi
diye adamlarına sattınız. Sayın Başbakanımız da gitti, oradaki, Anadolu’daki en
büyük alışveriş merkezinin açılışını yaptı. O alışveriş merkezinin içerisinde
Anadolu köylüsünün ürettiği satılmıyor, yurt dışından gelen mallar satılıyor.
Ondan sonra da işsizlik arttı. Elbette ki işsizlik artacak.
Tarımı
çökerttiniz, hayvancılığı çökerttiniz, tarımla, hayvancılıkla uğraşan vatandaş
şehirlere akın etti; köyler boş -hepiniz köyden geliyorsunuz- kimse yok, üreten
yok. Ne oluyor ondan sonra? Anadolu insanı şehre geliyor, iki önemli şeye
ihtiyacı var: Bir, başını sokacak bir eve ihtiyacı var. İki, akşam çantasında
götüreceği, çoluğunun çocuğunun yiyecek ihtiyacını
karşılayacak bazı yiyecekler lazım. Bunlar için de çalışması lazım.
Değerli
arkadaşlarım, işsizlik, işsizlik… İşsizlik bugün yüzde 20’leri buldu değerli
arkadaşlarım, yüzde 20’leri buldu. Türk-İş’in kayıtları, sendikaların
kayıtları… Ne olacak peki? Üniversiteyi bitiren gençler “Okusam ne olacak ki?”
diyor, bunu ortadan kaldırmamız lazım değerli arkadaşlarım. Yani geleceğinden
emin olmayan bir toplum yetiştiriyoruz ve ondan sonra da bu gençlerden belli
şeyler bekliyoruz.
Bakınız, değerli
arkadaşlarım, acıdır, TÜPRAŞ’ı, TÜPRAŞ’ın
yüzde 61’ini, tekrar ediyorum, yüzde 61’ini 1 milyar 400 milyon dolara
sattınız. Adaletten, adillikten bahsediyorsunuz! Petrol-İş Sendikası itiraz
etti, yargı iptal etti. Altı ay sonra kaça sattınız biliyor musunuz? Yüzde
51’ini, yüzde 61’ini de değil, 4 milyar 140 milyon dolara! Saygıdeğer
milletvekilim, hani sizin adaletiniz? Bu mu adaletiniz? Bunun adı talan değil,
vurgun değil, sömürü değildir de, nedir bunun adı, soruyorum size? Çıksın, eski
Maliye Bakanı burada oturuyor, “Yalan söylüyorsun.” desin. İşte, böyle
talanları, böyle vurgunları Türkiye’de yaşattınız, sattınız müesseseleri. Ondan
sonra ne oldu? Türkiye’yi talan ettirdiniz.
Bakınız: Türk
Telekom Araplara satıldı, Telsim İngilizlere satıldı, Turkcell
Finlandiyalılara satıldı, Aria Lübnan’a satıldı,
çimento fabrikaları Fransızlara satıldı, şeker fabrikaları Fransızlara satıldı,
PETKİM Kazak-Ermeni ortaklığına satıldı. Hangi birisini sayayım değerli
arkadaşlarım? Türk ekonomisinin -sizin kendi yetkilileriniz açıklıyor- yüzde
75’i yabancı sermayenin eline geçti.
Yatırım
yapacaksınız. Hangi özel sektör doğuda, güneydoğuda yatırım yapacak değerli
arkadaşlarım? IMF’nin programlarına uydunuz, kamuyu devreden çıkardınız. Karma
ekonomiyle bu müesseseler hayata geçirilmişti. Yapsın bir özel sektör, gitsin
bakayım, hadi! Güneydoğuda, doğuda bir yatırım yapsın, oradaki insanların
akışını durdursun, oradaki gençlere iş versin. Var mı bunu yapacak böyle bir
zat değerli arkadaşlarım? Yok. Ne olacak peki? Gençler Anadolu’dan gelecek,
şehirlere akın gidecek, ondan sonra burada bazı olumsuzluklarla karşı karşıya
geleceğiz.
Değerli
arkadaşlarım, bakınız, işsizlik daha da artıyor. İşsizler ordusuna şimdi esnafı
da kattınız. Şurada bakıyorum, protesto olan senet sayısı 2002 yılında 498.748
iken, 2009 yılında değerli arkadaşlarım, 816.171’e çıkmış, 2 katı. Protesto
olan çekler de aynı durumda. Ne oluyor peki? İş yerlerini kapatıyor esnaf,
işsizlerin safına geçiyor. Bunlara çözüm bulacaksınız muhterem arkadaşlarım,
iktidar olmanızın sorumluluğu bunu gerektiriyor. Uzağa gitmeyin, kayıt dışından
bahsediyor bazen Sayın Başbakan, işverenlere bazen tosluyor “Sömürü
yapıyorsunuz.” diyor.
Sayın Meclis
Başkanı yönetiyor, ben kendisinden rica ediyorum: Şurada bir temizlik şirketi
var, acaba burada işe alınan işçilerin durumu nedir? Sürekli aynı işçiler mi
çalışıyor yoksa devridaim mi yapıyorlar değerli arkadaşlarım? Burada kaçak işçi
çalışıyor mu çalışmıyor mu merak ediyorum.
İki müessese
oluşturdunuz Türkiye’de, güvenlik görevlileri, temizlik şirketleri. Devleti bu
hâle getirdiniz saygıdeğer AK PARTİ’liler. Başka bir
müessese var mı? Çürüttünüz, dev gibi kamu kuruluşlarını bitirdiniz değerli
arkadaşlarım. Binlerce insan orada çalışıyordu, üretiyordu, devlete katkı
sağlıyordu. Siz, istihdam olduğu zaman sanki işsizlere iş bulunuyor gibi
düşünüyorsunuz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Meral, sizin de on dakikalık süreniz doldu. Size de bir dakikalık ek süre
vereceğim, lütfen tamamlayın.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Yapacağınız müessese üretecek, pazara sunacaksınız, orada kâr
sağlayacaksınız ve orada hem müessese ayakta duracak hem üretim artacak hem
istihdam artacak. Böyle bir planınız, programınız yok değerli arkadaşlarım.
Sattınız, bir şey de kalmadı Allah’a şükür. E, şimdi ne oldu? Gelir de yok,
onları da yedik, gitti.
Yani bir hükûmet düşünün ki, bir bütçe düşünün ki değerli
arkadaşlarım, yatırımlara 22 milyar ayırmış, faizlere 59 milyar ayırmış, bütçe
açığı da 50 milyar TL. Hangi yatırımı yapacaksınız bununla? Bununla bir yatırım
yapabilir misiniz? Bütçeniz bu değerli arkadaşlarım, bununla bir yatırım
yapamazsınız. Özel sektör zaten kendi derdine düşmüş, kendini kurtaramıyor, sizden
ha bire kredi bekliyor. İşte, getirdiğiniz Türkiye bu, Türkiye’yi bu hâle
getirdiniz değerli arkadaşlarım; üretimi yok, tüketimi çok, işsizi çok, fakiri
çok, hırsızı çok. İşte, sizin getirdiğiniz Türkiye bu değerli arkadaşlarım.
Size hayırlı olsun!
Yüce Genel Kurulu
saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
Meral, teşekkür ederim.
Şimdi, Milliyetçi
Hareket Partisi grup önerisi üzerinde, aleyhte olmak üzere son söz Giresun
Milletvekili Sayın Nurettin Canikli’ye aittir.
Sayın Canikli, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin aleyhinde söz aldım.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, bu grup önerisi vesilesiyle önemli bir konuyu tartışıyoruz. İşsizlik
konusu, gerçekten son derece önemli, bütün toplumlar için, bütün ülkeler için,
hayati sorunlardan bir tanesi. Sadece bugünün sorunu değil, bütün dünya için,
bütün ülkeler için, geçmişin de en büyük sorunlarından bir tanesi ve
muhtemelen, gelecekte de her zaman tartışılmaya, değerlendirilmeye konu olacak
önemli bir konu.
Tabii,
arkadaşlarımız, burada, bu sorunla ilgili, işsizlikle ilgili birtakım
açıklamalarda bulundular, birtakım rakamlar verdiler. Tabii, kullanılan
rakamlar, TÜİK’in rakamları doğal olarak. TÜİK, uzun
yıllardan beri, hane halkı iş gücü araştırması yöntemiyle bu konuda kamuoyunu
bilgilendirmekte ve bir istatistik tutmaktadır ve bunları da yayınlamaktadır.
Bu konuyla ilgili, TÜİK’in belirleme yöntemi uzun
yıllardan beri hiç değişmemiştir, aynıdır yani TÜİK, bu rakamları belirlerken,
bu tespitleri yaparken, bugün hangi yöntemi kullanıyorsa geçmişte de aynı
yöntemi kullandı, on yıl önce de aynı yöntemi kullandı, yirmi yıl önce de aynı
yöntemi kullandı. Bu, son derece önemli çünkü bazen, TÜİK’in
rakamlarıyla başka rakamlar karşılaştırılıyor yani elmayla armut
karşılaştırılıyor. Tabii, böyle bir yöntem, doğru sonuca ulaşmamıza engel
teşkil eder. Bu itibarla, tutarlı olabilmek için aynı rakamları kullanmamız
gerekiyor yani TÜİK’in rakamlarını kullanmamız
gerekiyor ki biraz önce arkadaşlarımız bunu ifade ettiler.
En son, ocak ayı
itibarıyla TÜİK’in yayınladığı rakamlara
baktığımızda, işsizlik oranı, 2009 sonuna göre 1 puan artmış gözüküyor yani
13,5’tan 14,5’a yükselmiş gibi gözüküyor. Hakikaten genel işsizlik oranına
baktığınızda bu rakam böyle. Ancak burada detaylandırılması gereken iki konu
var. Bir tanesi: Aynı dönemi, hangi dönemle karşılaştırıyorsak, bir önceki
yılın aynı dönemiyle karşılaştırmamız gerekiyor.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – 2002 ile de karşılaştır.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Yani biraz önce ifade etmeye çalıştığım o tutarlı değerlendirme
için bunun mutlaka yapılması gerekiyor. Eğer şu anda biz ocak ayı istihdam
rakamlarını ve işsizlik rakamlarını konuşuyorsak bunu 2009’un Ocak ayı
rakamlarıyla karşılaştırmamız ve ona göre bir tespitte bulunmamız, değerlendirme
yapmamız gerekiyor. Aksi hâlde, varacağımız sonuç doğru bir sonuç olmaz.
Birincisi bu. Ha, bu açıdan bakıldığında…
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – 2002’yle de karşılaştır.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Onların hepsine geleceğim.
ZEKERİYA AKINCI
(Ankara) – Hiç, hikâye okuyor.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – 2009’un Ocak ayında rakamlar, işsizlik oranı yüzde 15,5.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Sayın Canikli, 2002’yle başlamıyorsun.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – 2009’un Ocak ayında genel işsizlik oranı yüzde 15,5. 2010’un Ocak
ayında, yani en son yayınlanan rakamlara baktığınızda, bu rakam yüzde 14,5’a
gerilemiş. Yani 2009’a göre, 2010’da şu anda işsizlik oranları 1 puan azalmış
değerli arkadaşlar.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Vay be, vallahi helal olsun sana!
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Evet, bunlar TÜİK’in rakamları, çok net,
açık bakın. TÜİK’in İnternet sitesine girin, karşınıza bu rakamlar
çıkacak. Hiçbir tereddüt yok, hiçbir sorun yok, aksini kimse söyleyemez.
ZEKERİYA AKINCI
(Ankara) – Başbakan sabah öyle demedi ama.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Yani bana kimse şunu söyleyebilir mi: “2009’da TÜİK’in
rakamlarına göre işsizlik oranı yüzde 15,5 değildi.” diyebilir misiniz?
Diyemezsiniz, çünkü öyleydi. 2009’un Ocağında işsizlik oranları yüzde 15,5, şu
anda 14,5. 1 puan azalmış. Bu bir gerçek, altını çizelim. Bu bir.
İkincisi, daha
önemlisi değerli arkadaşlar…
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Sanal bir işlem yapmışsınızdır.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Büyük başarı elde etmişler, bravo!
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – İkincisi: Bakın, sanal bir işsizlik vardır, sanal istihdam vardır.
Bu doğrudur.
CANAN ARITMAN
(İzmir) – Kaç kişiyi istihdam ettiniz?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Ama nerede?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sanal istihdam!
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Arkadaşlarımızın söylediği gibi değil, tarımda, değerli arkadaşlar,
tarımda.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – O zaman Hükûmet de mi sanal?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Tarım sektöründe gerçekten sanal bir istihdam vardır.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Yani aslında yoktur.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Gerçek anlamda işsizlikte ve istihdamda 2002’den… (CHP sıralarından
gürültüler)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen konuşan hatibe müdahale etmeyelim.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – …2003’ün başından itibaren ne gibi gelişmeler olduğunu tam doğru
tahlil edebilmek için “tarım sektörü” ve “tarım dışı sektör” olarak ayırmamız
gerekiyor ve işsizlik rakamlarını da buna göre belirlememiz, ortaya koymamız
gerekiyor değerli arkadaşlar.
KÜRŞAT ATILGAN
(Adana)- Ayıp, ayıp!
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Bir tarım sektörü var, bir de biliyorsunuz, tarım dışı sektör var.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Sayın Canikli, yalakalık
bir iş midir?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Bu konuştuğumuz işsizlik oranları, genel işsizlik oranları.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Sayın Canikli, yalakalık
bir iş midir?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Tarım ve tarım dışı işsizlik oranlarına baktığımız zaman,
arkadaşlarımızın değerlendirmelerinin doğru olmayacağı ortada değerli
arkadaşlar.
Bakın, eğer izin
verirseniz ve benim tavsiyem, bütün arkadaşlarımızın bunları dinlemesinde fayda
var çünkü, sonuçta bunlar Türkiye'nin rakamları,
gerçek rakamlar.
Tarım sektöründe
çalışanlar var, tarım dışında çalışanlar var. Bir ülkenin, bir ekonomi
yönetiminin, bir hükûmetin istihdamdaki, işsizlikteki
gerçek performansı tarım dışı alanda oluşturduğu yeni istihdam kapasitesiyle
ölçülür değerli arkadaşlar. Yani
fabrikada çalışan işçiler, hizmetlerde çalışan işçiler, oralardaki işsizlik ve
istihdam son derece önemli, oraya bakmamız lazım esas itibarıyla, çünkü -ifade
etmeye çalıştım- tarımdaki çalışma sanal bir çalışmadır.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Hani TÜİK değiştirmemişti hesaplama yöntemini?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Bunu ben söylemiyorum, bunu bütün iktisatçılar söylüyor. Açın,
bakın, iktisat fakültelerinin birinci sınıflarında okutulan iktisat
kitaplarında bu konu belirtilir, denilir ki: “Tarım sektöründe ‘gizli işsiz’
diye bir kavram vardır.” Nedir bu gizli işsiz?
GÜROL ERGİN
(Muğla) – Sayın Canikli, sinekten yağ çıkmaz,
uğraşma!
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Aslında çalışıyor gibi gözüküyor tarımda, istihdam rakamlarında yer
alıyor ama gerçekte çalışmıyor. Ona biz “gizli işsiz” diyoruz. Yani iktisat
bilimi diyor, biz demiyoruz.
GÜROL ERGİN
(Muğla) – Sokaklara bak kardeşim, sokağın hâline bak!
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Bunun ölçümü nasıl yapılır? Ölçümü şöyle yapılır: Eğer o sektörde,
yani tarım sektöründe bazı çalışanlar sektörden ayrılmasına rağmen üretimde bir
azalma meydana gelmiyorsa o zaman demek ki orada gizli işsiz vardır, sanal bir
işsizlik vardır.
ZEKERİYA AKINCI
(Ankara) – Cambazlığı bırak, cambazlığı! Rakam cambazlığını bırak! Olmuyor.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Neden? Çünkü, orada çalışanların bir
kısmı, tarımda çalışanların bir kısmı oradan ayrılıyor, daha doğrusu, çalışıyor
gözükenlerin bir kısmı -özellikle aile işletmeciliği bünyesinde çalışanların
bir kısmı- oradan ayrılıyor, başka alanlarda iş aramaya gidiyor ama tarım
sektöründe üretim azalmıyorsa, hatta artıyorsa, orada bir gizli işsizlik vardır
değerli arkadaşlar, bir sanal istihdam vardır. Dolayısıyla, şimdi rakamlara
baktığınızda, 2002 yılında tarımda kaç kişi çalışıyormuş Türkiye’de? Tarım
kesiminde 2002 yılında yani AK PARTİ devraldığında 7 milyon 458 bin kişi
çalışıyormuş, daha doğrusu çalışıyor gibi gözüküyormuş, gerçek rakamlar bunlar.
Peki, bugün durum nedir? Yani 2010’un Ocağına baktığınız zaman tarımda
çalışanların sayısı, değerli arkadaşlar, 5 milyon 36 bine düşmüş yani yaklaşık
olarak 2,5 milyon kişi, 2,5 milyon çalışan gözüken insan tarım kesiminden
ayrılmış, diğer tarım dışı alana yani imalat sanayisine yani hizmetler
sektörüne, orada iş aramaya gitmiş değerli arkadaşlar.
GÜROL ERGİN
(Muğla) – Yani orada iş bulmuş değil mi, iş bulmuş?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Esasında bu 2,5 milyon kişi var ya yani 2002 yılında tarımda
çalışıyor gibi gözüken ancak gerçekte çalışmayan bu insanlar, üretimden
ayrıldığı hâlde yani tarım kesiminden ayrıldığı hâlde bu sayı 7,5 milyondan
yaklaşık olarak 5 milyona düştüğü hâlde…
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Sen bunları vatandaşa anlat, vatandaşa!
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – …tarım kesiminde üretim azalması yok, tam aksine tarım kesiminde
üretim artmış. Dolayısıyla bunlar gizli işsiz yani tarımdan kopanlar gizli işsiz. Buna
rağmen tarımın istihdamdaki payı yani toplam çalışanların tarım kesimi
içerisindeki payı 2002 yılında yüzde 34’ten, şu anda yüzde 23’lere düşmüş değerli
arkadaşlar. Bu oran bile çok yüksek. Buradan bir sonuca varacağım, gelişmiş
ekonomilere, OECD ülkelerine baktığınız zaman tarımda çalışanların toplam
istihdama oranı nedir biliyor musunuz değerli arkadaşlar: Yüzde 5 ile 11
arasında değişir yani bu dönüşüm gerçekleşecektir. Tarımda çalışıyor gözüken
sanal istihdam buradan kopacak, kopmaya devam edecek ve diğer alanda iş aramaya
başlayacak. Biraz önce söylediğim husus neydi?
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Tekel işçileri ne oldu, Tekel işçileri?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Hükümetin gerçek performansını ölçmek istiyorsak, tarım dışında
fabrikalarda ne olmuş, ticarette ne olmuş, istihdam nasıl olmuş onlara bakmamız
lazım.
Bakın, çarpıcı
bir rakam değerli arkadaşlar: 2002 yılında tarım dışı alanda çalışanların toplam
sayısı ne kadar? 13 milyon yani AK PARTİ hükûmetleri
devraldığında tarım dışında çalışan insanların toplam sayısı 13 milyon 896 bin
imiş. Peki, bugün ne olmuş? Hepsi TÜİK’in rakamları,
bugün nedir biliyor musunuz bu rakam: Tam 16 milyon 126 bin değerli arkadaşlar.
16 milyon 126 bin, yani AK PARTİ tarım dışı sektörde 3 milyona yakın, hatta 3
milyondan fazla bir istihdam oluşturmuş, iş imkânı oluşturmuş.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – İşsizlik niye artmış o zaman?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Gerçek rakam bu, gerçek, dikkate alınması gereken rakam bu değerli
arkadaşlar. Aksi bir tespit bilimsel değil. Ha bununla şunu söylemiyoruz:
İşsizlik problem değildir, büyük problem değildir demiyoruz, İşsizlik oranı
hâlen düşüktür demiyoruz. Tam aksine, işsizlik Türkiye'nin en büyük
problemlerinden bir tanesidir.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Artmış mı, azalmış mı, onu da söyle.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Ve istihdam geliştirmek için her türlü politikanın üretilmesi
gerekir. Söylemeye çalıştığımız şu: AK PARTİ’nin
ekonomi politikası gerçek anlamda bir istihdam kapasitesi oluşturmuştur.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Canikli, size de bir dakika ek süre veriyorum.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – AK PARTİ hükûmetlerinin “sanal”
dediğiniz, sanal diye hafife aldığınız o ekonomi politikasıyla 2002’den bugüne
kadar tarım dışı sektörde, değerli arkadaşlar, 3 milyondan fazla iş imkânı
ortaya çıkarılmış fabrikalarda, gelişen teknolojiye rağmen.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Türkiye batağa gidiyor, batağa.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Bakın, hem artan bir nüfus var, ona iş bulacaksınız hem de biraz
önce ifade ettiğim -ve bunun sayısı 2002’den bugüne kadar tam 2,5 milyon- tarım
kesiminden tarım dışı alanda iş aramaya gelen insanlara istihdam imkânı
sağlayacaksınız. Biz bunların hepsini başarıyla gerçekleştiriyoruz. AK PARTİ
bunu yapıyor değerli arkadaşlar.
Sizin şuna bir
itirazınız var mı: 2002 yılında 13 milyon 800 bin olan tarım dışı istihdam şu
anda 16 milyona çıkmış, buna bir itirazınız var mı? (MHP sıralarından “Var.”
sesleri) Var mı itirazınız? Açın, bakın TÜİK’in
rakamlarına, çok net olarak görebilirsiniz.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sanal, sanal Nurettin, sanal o rakamlar.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Gerçeklerden korkmayalım değerli arkadaşlar, gerçekleri konuşalım.
Çok genel, yüzeysel bilgilerle burada yapacağımız değerlendirmeler yanlış
olabilir, detaya inelim. Ayrıntılar detayda gizli ve gerçeği yakalamak için
detaya inmemiz lazım. Çok genel ifadelerle konuştuğumuz zaman sizin sonucunuza
ulaşılır, o doğru değil. Gerçek sonuca ulaşmak için tarım ve tarım dışı diye
ayırmamız gerekiyor.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Köylünün, çiftçinin yanına beraber gidelim, soralım bakalım, orada
konuş.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Canikli.
Değerli
arkadaşlar, Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi üzerindeki görüşmeler
tamamlandı.
III.- Y O K L A M A
(CHP sıralarından
bir grup milletvekili ayağa kalktı)
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Bir
yoklama talebi var.
Yoklama talebinde
bulunan milletvekili arkadaşlarımızın isimlerini tespit edeceğiz.
Sayın Anadol, Sayın Ergin, Sayın Özyürek,
Sayın Yıldız, Sayın Emek, Sayın Kart, Sayın Gök, Sayın Çöllü, Sayın Özkan,
Sayın Köse, Sayın Susam, Sayın Oksal, Sayın Meral, Sayın Kaptan, Sayın Koçal, Sayın Sönmez, Sayın Diren, Sayın Akıncı, Sayın
Bingöl, Sayın Karaibrahim, Sayın Arat.
Tamam efendim, 20 kişi
olmuş, teşekkür ederiz.
Elektronik
sistemle yoklama yapacağız.
Yoklama için iki
dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.
IV.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti
Grubu Önerileri (Devam)
2.- (10/189) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin
ön görüşmelerinin Genel Kurulun 19/4/2010 Pazartesi
günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN –
Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Değerli
milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisine geçeceğim ancak
İzmir Milletvekili ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın
Vural’ın Başkanlığımıza vermiş olduğu yazılı bir talebi var, okuyorum:
“Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Usul tartışmasını
açtıktan sonra aleyhinde söz istememe rağmen söz vermediniz. İç Tüzük 61’e göre
aykırı bir uygulama yapılmıştır. İç Tüzük 63’e göre usul tartışması açılarak
aleyhte söz talep ediyorum.” diyor Sayın Vural.
Değerli
arkadaşlarım, usul tartışmasıyla ilgili müzakereler devam ederken, birçok
arkadaşımız lehte ve aleyhte söz talebinde bulundu, ben de tespit edebildiğim
arkadaşlarıma, iki aleyhte, iki lehte olmak üzere söz verdim.
Zabıtları
getirttim, inceledim, gerçekten Sayın Vural da söz talebinde bulunmuş ama ben,
o yoğun söz talebi içerisinde kendisinin bu söz talebini tespit edememişim.
Aslında İç Tüzük’e göre bu taleplerin yazılı olarak Başkanlığa sunulması
gerekir. Daha sonra kendisi söz talebinde bulunduğunu ifade edince, lehte bir
kişiye söz imkânı kalmıştı, ben söz vermek istedim ama kendisi kabul etmediler.
Burada bir kasıt
falan söz konusu değildir, tespit edebildiğim, görebildiğim arkadaşlarıma söz
verdim, bunu kendisi de biliyor. O nedenle İç Tüzük’e aykırı bir hususun
olmadığı düşüncesindeyim.
Sayın Vural, bir
şey söyleyecek misiniz?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkanım, tabii, İç Tüzük gereği 63’e göre bu yaptığınız işlem
doğru olmamıştır. Dolayısıyla, usul tartışması açmanız gerekiyor.
BAŞKAN – Sayın
Vural, şimdi diyelim ki bir tartışma yaptık, bunun bir geri dönüşü var mı? Yani
bunun sağlayacağı bir fayda var mı bizim yasama faaliyetimize?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Efendim, her usulsüzlüğe karşı söyleyeceğimiz söz olacaktır bizim.
Biz haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan değiliz.
BAŞKAN – Usul
hakkında söz talebinde ısrarlısınız.
OKTAY VURAL (İzmir) – Evet.
BAŞKAN – 63’üncü
maddenin ikinci fıkrası “Bu yolda bir istemde bulunulursa, onar dakikadan fazla
sürmemek şartıyla, lehte ve aleyhte en çok ikişer kişiye söz verilir.”
demektedir.
Aslında usul
tartışması içinde usul tartışması yapıyoruz. O nedenle, İç Tüzük’ün
Başkanlığıma vermiş olduğu buradaki imkânlar içerisinde, bir lehte, bir aleyhte
arkadaşıma söz vereceğim ve beşer dakikalık bir süre kendilerine tanıyacağım.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Lehte, Sayın Başkan.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın Başkan, yeni bir tartışmaya neden olmayın, ikişer kişi…
BAŞKAN – Efendim,
İç Tüzük’ü okursanız bunun…
Başka talep var
mı? Sayın Canikli’nin lehte talebi var.
Sayın Vural,
buyurun.
V.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)
2.- Açılan usul tartışmasında, söz istem sırasına göre söz
vermeyerek İç Tüzük’ün 61’inci maddesine aykırı uygulama yapması nedeniyle
Oturum Başkanının tutumu hakkında
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkanım, siz Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanısınız.
Gerçekten, burada bir özel gündemle de toplanmadık. Ama,
özel bir gündemle toplanmış, özel bir talimatla eğer buraya gelmişseniz,
doğrusu Meclis Başkanlığı sıfatıyla yakıştıramadığımı ifade etmek istiyorum.
(MHP ve CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)
AHMET YENİ
(Samsun) – Ayıp! Ayıp!
OKTAY VURAL
(Devamla) – Sizin buraya gelmeniz muhalefetin sesini kısmak, İç Tüzük’ten
kaynaklanan haklarımızı gasbetmekse kim olursanız
olun bu hakkımızı yedirmeyeceğiz. [MHP ve CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ
sıralarından “Bravo(!)” sesleri] Evet. Ne olacak?
BAŞKAN – Lütfen,
arkadaşlar…
Değerli
milletvekilleri, Sayın Vural konuşsun.
OKTAY VURAL
(Devamla) – Ne yapacaksınız? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Burası serbest kürsü, hür kürsü.
Değerli
arkadaşlarım, lütfen…
OKTAY VURAL
(Devamla) – Uyarın efendim, grubunuzu uyarın.
BAŞKAN – Lütfen…
Tüm gruplarımızı sükûnete davet ediyorum.
OKTAY VURAL
(Devamla) – Grubunuzu uyarınız.
BAŞKAN – Tüm
gruplarımızı sükûnete davet ediyorum.
OKTAY VURAL
(Devamla) – Grubunuzu uyarınız.
BAŞKAN - Değerli
arkadaşlarım…
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Hayır efendim. Bizi niye uyarıyorsunuz?
BAŞKAN – Sayın
Vural, lütfen siz devam ediniz.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) - Sayın Başkan, bizi niye uyarıyorsunuz? Bizden ses çıkmıyor, niye
uyarıyorsunuz? Orayı uyarın.
BAŞKAN – Bakın,
efendim, oradan da bağırıyorlar.
Sayın Anadol, her taraftan sesler geliyor. Tabii iktidar partisi
grubunu da… Lütfen…
Sayın Vural,
devam edin, buyurun.
OKTAY VURAL
(Devamla) – Efendim, sizden müsaade gelirse… Siz konuşuyorsunuz, siz konuşurken
bana konuşmak… Herhâlde haksızlık olur.
BAŞKAN – Sayın
Vural, diyorsunuz ki: “Arkadaşlarımızı ikaz edin.” Ben de ikaz ediyorum.
OKTAY VURAL
(Devamla) – Sayın Başkanım, siz Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanısınız. Size
söyledim, düğmenizi yanlış iliklediniz.
BAŞKAN – Yok...
OKTAY VURAL
(Devamla) – Ve bugün hangi amaçla geldiniz buraya?
BAŞKAN – Düğmem
doğru efendim.
OKTAY VURAL
(Devamla) – Merakınızdan dolayı mı? Yoksa, burada İç
Tüzük gereğince muhalefetin hakları karşısında, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı olarak bugün ilk defa rastladığımız, iki kişiye söz verilmesine rağmen,
bire indiriyorsunuz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Böyle bir hakkı yok.
OKTAY VURAL
(Devamla) - Güzel, tebrik ediyorum sizi! Hakikaten tebrik ediyorum sizi! Bugün
geldiğimiz bu noktada aslında, yasaları değiştirerek keyfî yönetimi sağlamak
isteyen zihniyetin iç yüzünü de görüyoruz. Bugün keyfî bir yönetim var. İç
Tüzük’te yazıyor değerli arkadaşlarım, İç Tüzük’te yazıyor, diyor ki: “İsteme
göre söz sırası verilir.” Bakın burada, Sayın Başkana söyledim. Üzülerek ifade
ediyorum, bakın:
“Sayın Başkan
63’e göre…
Başkan - Siz 63’e
göre usul tartışması mı istediniz?
Oktay Vural (İzmir) – Evet.
Hakkı Suha Okay (Ankara) – Evet
efendim.
Başkan – Peki
efendim, buyurun.
Oktay Vural
(İzmir) – Efendim, aleyhte.
Başkan – Peki,
buyurun.”
Siz hangi hakla
benim… Söylememe rağmen “Tutanakları getirin. Yanlış yapıyorsunuz.” dedim size.
Bakın yolu da gösterdim. “Tutanakları getirin. Gerekirse söz verdiğiniz hatibi
indirmemek üzere söz hakkımı da devretmeye hazır olurum.” dedim.
Nedir bu?.. Bu hırs nedir ya?.. Ne olacak?.. Yani ne olacak?.. Yani bu zalim
yönetimlere teslim edilecek milletimizin iradesi olmayacağını herkes görecek.
(AK PARTİ sıralarından “Allah Allah!” sesleri,
gürültüler) Herkes bunu böyle görecek. (AK PARTİ sıralarından gürültüler, MHP
ve CHP sıralarından alkışlar) Hiç… Allah’a şükür. Onun için, biz zulüm
karşısında susmayız. Elinizde bir imkân var, size söylüyoruz.
Sayın Meclis
Başkanı, Sayın Meclis Başkanım, bakın burada, sizi İç Tüzük’e davet ettim.
“Tutanakları getirin.” dedim ve maalesef bununla ilgili talebim olmasına rağmen
“Diğer işlerden önce konuşulur.” hükmü olmasına rağmen onu da uygulamadınız.
Şimdi, biz size
nasıl güvenelim? Nasıl güvenelim söyleyin? İstirham ediyorum, size nasıl
güvenebileceğimizi ifade buyurunuz. Size, bakın bütün bunları samimiyetimle,
tutanaklara da geçmek üzere “Ara verin.” dedim. “Tutanaklara bakın, benim söz
talebim var.” dedim ve size doğru yolu gösterdim, doğrusunu gösterdim. Ne
bekliyorsunuz ya?.. Ne yapacaksınız, bizi Meclisten mi
atacaksınız ya? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ha, ne yapacaksınız?
Sesimizi mi keseceksiniz? Sözümüzü mü keseceksiniz? Ha…
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Tahrike devam!
OKTAY VURAL
(Devamla) – Sen fazla tahrike geliyorsun galiba Bekir.
Evet, Sayın
Meclis Başkanım, bu İç Tüzük benim hukukumdur. Bakın, bu söz vermeniz bile… Söz
verdiniz, biraz önce siz söylediniz. Ne olacak peki?..
Ne olacak?.. Söz verdiniz. Usul hakkında, doğru olsa
bile ne yapacaksınız siz şimdi? Yapacağınız bir şey yok. Ama bir Meclis
Başkanının bu duruma düşmesinden biz memnun mu oluyoruz? Niye memnun olalım
yahu, niye memnun olalım? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ha, biz burada
“Meclisi siz mi yöneteceksiniz, ben mi yöneteyim? Siz mi uyaracaksınız, ben mi
uyaracağım?” diyenlerden de değiliz. Onu dedikleri zaman da hadlerini bildiren
bir grup olduğumuzu ifade etmek istiyorum.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Vural, süreniz doldu efendim. Size de bir dakika ilave süre vereyim ilave
edeceğiniz bir şeyler varsa.
OKTAY VURAL
(Devamla) – Evet, Sayın Meclis Başkanım… Bakın, “Meclis Başkanım” diyorum çünkü
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanısınız. Dolayısıyla burada bütün bu usul
tartışmalarıyla yıpranan sizin yönetiminiz ve konumunuzdur. Meclis Başkanının
parti faaliyetlerine katılamayacağı hükmü aynı zamanda, sadece faaliyetlerine
katılamama değil, bir partinin meclis başkanı gibi yönetim gösteremeyeceğine
dairdir. Lafzıyla da ruhuyla da sizi Meclis Başkanı gibi davranmaya davet
ediyorum.
O bakımdan, bu
gibi konularda, yanlış yaptığınız bu usul tartışması bile maalesef, bir Meclis
Başkanı olarak Meclis İçtüzüğü’ne uygun hareket etmediğinizi ispatlamıştır.
Bundan sonra da yönetiminize herhangi bir güvenimizin olmadığını ifade etmek
istiyorum.
Saygılarımla.
(MHP sıralarından alkışlar)
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Usul
tartışmasıyla ilgili, lehte Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Sayın Başkan, ben de aleyhte istiyorum efendim, aleyhinize istiyorum.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, ben de aleyhte istiyorum.
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Efendim,
bir lehte, bir aleyhte kişiye…
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Efendim, şimdiye kadar hep iki…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Ben de aleyhte istiyorum.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – İlk kez böyle bir uygulama… Bir şey mi yetiştiriyoruz Sayın Başkan,
aceleniz ne?
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Yani “4-5 kişiye verilmez.” diyor, en fazla…
Ben de aleyhte
istiyorum Sayın Başkan.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Şimdi,
değerli milletvekilleri, elinizdeki Tüzük’ü okursanız, 63’üncü maddenin ikinci
fıkrasını değerlendirirseniz…
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Uygulama ne olacak Sayın Başkan? İlk defa böyle bir uygulama oluyor.
BAŞKAN – …Meclis
başkanlarına bu inisiyatifin, bu hakkın verildiğini
göreceksiniz. Ben de burada tanınan imkânlar nispetinde, ölçüsünde bir lehte,
bir aleyhte söz verdim.
Şimdi Sayın Canikli’de söz.
Buyurun efendim.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Bu ilk defa oluyor yalnız, bu Mecliste bu ilk defa oluyor. İlk defa
oluyor bu.
BAŞKAN – Lütfen…
Lütfen oturunuz. Lütfen oturunuz.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Ne kadar tarafsız olduğunuz…
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi çerçevesinde açılan
tartışmada Sayın Başkanın tutum ve davranışının İç Tüzük’e uygun olduğunu, bu
çerçevede söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
bakın, çok önemli çalışmalar yapıyoruz. Burası milletin iradesinin tecelli
ettiği kutsal bir mekân ve saat 13.00’ten beri yaptığımız görüşmelerde, içeriğe
baktığınız zaman, tartışma üslubuna baktığınız zaman sanki birileri burayı
germeye çalışıyor.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Geren Başkan!
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Sanki bu çalışmaları…
RECEP TANER
(Aydın) – Meclis Başkanı…
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) - Eleştiri olabilir, bakın değerli arkadaşlar, bunun da bir yöntemi
vardır, üslubu vardır.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Geren orada, geren orada!
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Yani, şöyle bir “zalim yönetim” kavramı gibi bir kavram hangi
Türkiye Cumhuriyeti hükûmetine yakıştırılabilir
-geçmişte ve bugün- böyle bir şey olabilir mi değerli arkadaşlar? Bu son derece
büyük haksızlık değil mi?
RECEP TANER
(Aydın) – AKP Hükûmetine, AKP’ye…
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) - Bu ifade aslında millete yöneltilen bir ifadedir.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Gerçeklerden kaçmayın!
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) - O Hükûmeti göreve getiren kimdir? O
Meclisi seçen kimdir? Millettir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Eğer “zalim
yönetim” diyorsanız, bu ifade millete gidiyor. Ne konuştuğunu herkesin bilmesi
gerekir değerli arkadaşlar, çok talihsiz ifadeler bunlar gerçekten.
Ne yaptı Sayın
Başkan? Bakın, biraz önce hep birlikte bu tartışmayı yaşadık. (MHP ve CHP
sıralarından gürültüler) Sayın konuşmacı, talep eden sayın konuşmacı, önce
gerçekten söyledi fakat daha sonra, Sayın Başkan tekrar ettiğinde, o ara ifade
etmedi. Ben çok yakinen izliyorum buradaki tartışmaları. Önceki talep
unutulduğu için de -çok normal, olabilir yani- burada ne bir kasıt var -açık
olarak ortada- kasıt söz konusu değil. Çünkü, sonuçta
Sayın Vural da konuşsa muhalefete mensup bir arkadaşımız konuşacaktı, konuşmacı
da yani diğer konuşmacı da, aleyhe konuşan konuşmacı da muhalefete mensup bir
arkadaşımızdı. Burada Sayın Başkanın kastının olması söz konusu bile olamaz,
çok net olarak. Buradan yola çıkarak bu ifadeleri kullanmak gerçekten çok büyük
haksızlık.
Bakın, biz,
ısrarlı bir şekilde, bu değişikliği millet iradesine götürmek istiyoruz,
milletimizin kanaatini almak istiyoruz. Niye kaçıyorsunuz değerli arkadaşlar?
ATİLA EMEK
(Antalya) – Kim kaçıyor?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) - Neden korkuyorsunuz? Milletten
korkmayın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
Millet iradesinden korkmayın. Hepimizin gideceği yer orası, rahat olun.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Biz milletten korkmayız.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) - Eleştirinizi yapın, tartışmaları yapalım ama millete gidelim.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Siz millet değilsiniz demek ki! Buradakiler milleti temsil etmiyor!
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) - Hakemliği millete bırakalım,
takdiri millete bırakalım.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
OKTAY VURAL
(İzmir) – Bunlar memurun herhâlde öyle mi? Senin memurun mu bunlar?
BAŞKAN – Değerli
milletvekilleri, usul tartışmasını dinledik. (MHP sıralarından “Seçime gidelim”
sesi) Tutumumda herhangi bir değişiklik olmamıştır.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan…
IV.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti
Grubu Önerileri (Devam)
3.- (10/676) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin
ön görüşmelerinin Genel Kurulun 19/4/2010 Pazartesi
günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi
BAŞKAN -
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisine
geçiyoruz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan… Sayın Başkan… Yahu, söz istiyorum, söz!
BAŞKAN –
Okutacağım ve oylarınıza sunacağım.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, tutumunuz hakkında… Bakın, usul tartışmasını açtınız.
63’üncü maddede diyor ki: “En çok 2 kişiye söz verilir.” Orada “En çok 2 kişi.”
diyor, “1 kişiye verilir.” demiyor.
BAŞKAN – En çok…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Usul tartışmasının usulü vardır. Yani tek kişinin yaptığı
konuşmayla usul…
BAŞKAN – En çoğun
en azı da vardır Sayın Genç.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Bak, çok taraflı hareket ediyorsun!
BAŞKAN – “En çok”
diyor, “en az” deseydi haklı olurdunuz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Hayır, bana söz vermek zorundasınız!
BAŞKAN - Lütfen… Sayın Genç, lütfen oturur musunuz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) - Ben tutumun aleyhinde söz istiyorum.
BAŞKAN – Lütfen oturur musunuz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – 63’üncü madde en çok…
BAŞKAN – Lütfen
oturun.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Ben söz istiyorum.
BAŞKAN - Lütfen
oturunuz.
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Sayın Başkan, orada kısıtlayıcı yetkiniz yok.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Efendim, usul tartışmasını açtınız.
BAŞKAN – Sayın
Hakkı Suha Okay, Ankara
Milletvekili, CHP Grubu… Affedersiniz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) - Sayın Başkan, bir dinleyin efendim!
BAŞKAN - Öneriyi
okutuyorum.
KAMER GENÇ
(Tunceli) - Usul tartışmasını açtınız, 1 kişiyle sınırlayamazsınız!
BAŞKAN – Okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma
Kurulu’nun, 19.04.2010 Pazartesi günü (Bugün) yaptığı toplantısında…
BAŞKAN – Lütfen
oturunuz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) - Efendim, bakın, usul tartışmasını açtınız.
BAŞKAN –
Uygulamam tamamen İç Tüzük’e uygundur. Lütfen oturunuz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, keyfî hareket etme! Usul tartışmasını açtınız.
BAŞKAN - Lütfen
oturunuz.
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Sayın Başkan, 1 kişiyle sınırlayamazsınız.
BAŞKAN – Okuyun.
“…siyasi parti
grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisini
İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını
saygılarımla arz ederim.”
Hakkı
Suha Okay
Ankara
Grup
Başkan Vekili”
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Siz usul tartışmasını açtınız, söz vermek zorundasınız! Söz vermek
zorundasınız efendim!
BAŞKAN – Yerinize oturur musunuz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, bu meseleyi halletsene!
BAŞKAN – Lütfen
yerinize oturun.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Söz istiyorum! Söz istiyorum!
BAŞKAN – Lütfen
oturunuz yerinize.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – 63’üncü maddeyi okusana! Diyor ki: “En çok 2 kişiye söz verilir.”
diyor. Yani “2 kişiden fazlasına söz verilmez.” diyor. Burada onu getirip, 1
kişiye söz verilir demez. Şimdiye kadar da tek kişiye söz verilmemiştir.
BAŞKAN – Uygulama
tamamen İç Tüzük sınırları içerinde yapılmıştır.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Yani ya orayı tarafsız yönet veyahut da o kürsüde oturamazsın!
BAŞKAN – Sayın
Genç, lütfen yerinize oturun. Lütfen… Lütfen oturunuz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Ya orayı tarafsız yöneteceksin ya orada oturamazsın!
BAŞKAN –
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi lehinde Ankara Milletvekili ve Grup
Başkan Vekili…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Ya, ben burada laf söylüyorum! Benim söz hakkımı vermek zorundasın!
BAŞKAN – Lütfen
oturunuz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, burada kaba kuvvetle hareket etmiyoruz. (AK PARTİ
sıralarından “Otur Yerine!” sesleri)
BAŞKAN - Sayın
Hakkı Suha Okay, buyurun
efendim.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Bak, Sayın Başkanım, yanlış yapıyorsun!
BAŞKAN – Lütfen
yerinize oturunuz.
Okuyun.
“Öneri:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair
Öngörüşmeler Kısmında yer alan…”
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Usul tartışmasını açtın, sonunu getirmek zorundasın!
BAŞKAN – Sayın
Genç, bakın hakkınızda disiplin hükümleri uygulayacağım. Lütfen… Lütfen
oturunuz yerinize.
Okuyun.
“(10/676) esas
numaralı Meclis Araştırma Önergesinin görüşmesinin, Genel Kurul’un, 19.04.2010
Pazartesi günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.”
BAŞKAN – Bana
disiplin hükümlerini uygulatmak zorunda bırakmayın.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Disiplin hükümlerini uygula!
BAŞKAN – Lütfen…
Sayın Okay, buyurun.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Hayır, yani biz burada söz isteyince disiplin hakkını mı
uygulayacaksın? Yani orada oturanlar… Burada konuşma hakkımı kısıtlayan sensin,
aslında sana disiplin uygulamak lazım!
BAŞKAN – Lütfen
oturur musunuz yerinize.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Böyle bir şey olur mu? Söz hakkımı vermek zorundasın.
(CHP ve MHP
sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Lütfen
oturunuz.
Sayın Okay, buyurun.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) - Ortam müsait değil ya!
BAŞKAN – Lütfen
oturunuz yerinize.
Sayın Okay buyurun, davet ettim sizi.
Siz eğer
vazgeçmişseniz başka arkadaşı davet edeceğim. (CHP ve MHP sıralarından
gürültüler)
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Hayır, dediğinizi anlamıyoruz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) - Ne söylediğinizi anlamıyoruz.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Bırakın orayı, bırakın! Terk edin!
BAŞKAN – Ne
bağırıyorsunuz! Nedir bu hâliniz! Nedir
bu hâliniz!
OKTAY VURAL
(İzmir) – Kürsü sizin istediğiniz gibi… Ne demek ya?
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Ayıp yahu!
OKTAY VURAL (İzmir)
– Ayıp be!
BAŞKAN – Bir
grubumuzun önerisi üzerinde söz talepleri oldu.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan, burada bir milletvekili konuşuyor, ya onu
susturacaksınız ya onu da konuşturacaksınız burada. Yani bu ikisi birden nasıl olacak?
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Kale almamak olur mu milletvekilini yahu! Yok
mu sayıyorsun bizi?
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Ya disiplini uygulayacaksınız…
BAŞKAN – Efendim,
usule aykırı bir tutumumun olmadığı düşüncesiyle size söz vermiyorum.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Efendim, İç Tüzük’e aykırı bir şey değil, söz istiyorum, söz. Söz
istemek İç Tüzük’e aykırı değil.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Keyfinize göre “İstersem veririm, vermem…”
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Aç 63’üncü maddenin ikinci fıkrasını, oku!
OKTAY VURAL
(İzmir) – Bu Meclisi böyle yönetemezsin!
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Usul tartışması açılınca iki lehte, iki aleyhte söz verilir.
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Kısıtlayıcı uygulayamazsınız Sayın Başkan.
BAŞKAN – Lütfen…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Çok açık yahu, en fazla iki…
BAŞKAN – Bu
Parlamentoyu usul tartışmalarıyla mı yöneteceğiz? (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Yani böyle bir şey olur mu?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Hangi dönemde böyle bir örnek var? Var mı burada böyle bir örnek?
RECEP TANER
(Aydın) – İç Tüzük var orada…
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Sayın Başkan, Meclisin uygulamaları var. Siz kısıtlayıcıyı
uygulayamazsınız.
BAŞKAN – Lütfen…
Bakın, kanun istismarı kabul etmez.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – İç Tüzük’ü uygula!
BAŞKAN - Sürekli
İç Tüzük ihlali yapıldığı gerekçesiyle söz isterseniz bu bir istismar olur.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – İç Tüzük’ü uygulamak demek cezayı gerektirmez.
BAŞKAN – Meclis
Başkanı olarak İç Tüzük’ün istismarına fırsat vermeyeceğim. Lütfen oturunuz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Hayır, İç Tüzük’ü uygula!
BAŞKAN - Lütfen
oturunuz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Usul tartışmasını açtın, sonuna kadar götür!
BAŞKAN – Lütfen
oturunuz yerinize.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – “Ben istediğime söz veririm.” Olur mu
böyle şey!
BAŞKAN – Sayın Okay, buyurunuz.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu çok keyfî bir davranış. O Meclis Başkanlığını yapamazsın sen! Çok keyfî bir uygulama
içindesin! Söz hakkını kısamazsın!
(CHP ve MHP
sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Lütfen
oturunuz yerinize.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Söz hakkını kısamazsın!
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan, ya burayı susturacaksın …
KAMER GENÇ (Tunceli)
– Söz hakkını kısamazsın Sayın Başkan! İç Tüzük’ün 63’üncü maddesine göre
başlattığın usul tartışmasının sonucunu almak zorundasın.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Genel Kurulda iki işlem olmaz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Usul tartışmasında birer lehte birer aleyhte olmaz, iki lehte iki
aleyhte vereceksiniz.
BAŞKAN – Efendim,
İç Tüzük buna izin vermiş, ben de o yetkiyi kullandım. Lütfen…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Şimdiye kadar bir tek uygulaması yok. Getirin, uygulama varsa
-oradakiler size söylerler- ben özür
dileyeceğim.
BAŞKAN – Evet,
uygulamasını araştırırız, siz oturun yerinize.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Peki, vereceksiniz ama söz. Söz vereceksiniz.
BAŞKAN – Siz
oturun yerinize.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Eğer bir uygulaması yoksa vereceksiniz söz.
BAŞKAN – Lütfen
oturunuz.
İç Tüzük son
derece açık, “En fazla 2 kişiye” diyor.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – “En çok 2 kişiye verilir.” diyor, 1 kişiye verilir demiyor. “En çok
2 kişiye verilir.” diyor.
BAŞKAN – Sayın Okay…
Lütfen oturunuz.
Lütfen oturunuz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Okuduğunu anlayabilecek kapasitede misin sen?
BAŞKAN – Lütfen
oturunuz Sayın Genç. Lütfen oturunuz. (AK PARTİ sıralarından “Otur yerine!”
sesleri)
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Ya, ne var? Hakkımızı istiyoruz.
BAŞKAN – Sayın Okay buyurun.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Hakkımızı istiyoruz. Bizim sözümüzü kısıyorsunuz yani.
BAŞKAN – Sayın Okay, buyurun.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Okuduğunu anlasın kardeşim, öyle çıksın oraya ya! Böyle Başkanlık
olur mu buraya yani!
BAŞKAN – Lütfen…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Böyle Başkan olur mu ya!
BAŞKAN – Lütfen
oturunuz.
Sayın Okay, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup
önerisi lehinde söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, burada, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın değiştirilmesi için ve
bu değişiklik önerisiyle; hukukun üstünlüğünün, hukukun güvenilirliğinin, hukuk
devletinin, yargı bağımsızlığının, yargıç teminatının, kuvvetler ayrılığı
ilkesinin ortadan kaldırılması amaçlanan ve demokrasiyi rafa kaldırmaya yönelik
bir teklif, antidemokratik yöntemlerle Anayasa ve İç Tüzük’e aykırı olarak
Meclis Başkanlığına sunulmuştur. Bu sunum sonrası kamuoyunda kimi tartışmalar
yaşanmıştır. Sizlerin de hatırladığı gibi, bir şeylerin yetiştirilmesi ve apar
topar Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın değiştirilmesi için yola çıkanlar,
kendi aralarında oluşturdukları kurmay heyetleriyle AKP mutfağında Anayasa
değişiklik teklifini taslak olarak hazırladıklarını ifade ettiler. Sonra günün
birinde, bir pazartesi günü gece saat on bir sıralarında AKP sözcüleri “Taslak
metin hazır, yarın saat 11.00’de Meclis Başkanlığına sunacağız.” dediler ve
ertesi gün, salı günü saat on birde AKP’den 7 milletvekili arkadaşı Meclis
Başkanlık koridorlarında televizyonlar gösterdi. Bu arkadaşlar Meclis
Başkanlığına Anayasa değişiklik teklifini sunduklarını açıkladılar ve bu
teklifin arkasında da çok doğal ki Anayasa hükmü gereği en az 184 imzanın yer
alması gerekiyordu. Evet, görünürde 184’ü aşan imza vardı ancak işin enteresan
tarafı bu teklifin kapağındaki imzalar, teklifin içindeki imzalar da aynı
kişilerin elinden çıkmıştı.
Başlangıçta, bu teklif, grupların yani CHP ve MHP grubu ve kimi
basın yayın organlarının eline geçtiğinde ilk başlangıçta, ilk teklifte
Başbakanın, bakanların, AKP Genel Başkan yardımcılarının ve kimi grup başkan
vekillerinin imzasının olmadığını tespit ettik ve yine bu teklifin altında excel tabloya göre Köksal Toptan’ın, Sayın Meclis
Başkanının da imzasının olmadığı görülüyordu. On bir sayfalık teklifte başlangıçta sadece ve sadece şu kapakta
imzası bulunan 7 kişinin imzasının geçerli olduğu tespit edildi. O zaman bu bir
teklif miydi? Bu bir teklif değildi çünkü bu teklifin
arkasına konulan imzalar grubun kendi arasındaki yoklama imzalarıydı, katalog
imzalardı ve o kadar çok iş apar topar yapılmıştı ki AKP’nin “kanı bozuk”
diyen, o yüzden ihraç ettiği milletvekilinin ismi de bu katalog listede vardı,
“Bundan sonra biz fişleyeceğiz.” diyen milletvekilinin ismi de bu katalog
listede vardı, AKP’den istifa eden milletvekilinin ismi de bu katalog listede
vardı ama isimlerinin üzeri daksillenmişti ve on bir
sayfalık sunulmuş olan bu imza listesi, muhtemelen, Sayın Meclis Başkanının
Adalet Bakanlığı görevinden ayrıldıktan sonra, daha Meclis Başkanı seçilmeden
önce, bir vesileyle AKP’nin belki Kızılcahamam toplantılarında, belki Meclis
grubunda yapmış olduğu yoklamada almış oldukları imzalardı.
Tabii, bu ortaya
çıkınca bir anda bir başka şeyle karşılaştık: Bu on bir sayfalık katalog
listenin ikinci sayfası tartışmalı olanıydı. Kapağa imza atanların içerideki
imzalarının üzeri çizilmişti ama ikinci sayfası sakıncalıydı, ikinci sayfası
tartışmalıydı. O ikinci sayfasının değiştirilmesi lazımdı ve yeni bir ikinci
sayfa imal edilmesi lazımdı. Nitekim, excel tabloda milletvekillerinin bir ve üçten on bire kadar
olan sayfalarda aşağı yukarı 32-33 milletvekilinin ismi sıralandığı hâlde,
ikinci sayfada bu katalogda 32 olduğu hâlde, sonradan değiştirilende 28’e indi.
28’e inerken de AKP Antalya milletvekillerinden sadece Sadık Badak’ın ismi burada yer aldı. Oysa,
burada ismi yer alan Mevlüt Çavuşoğlu…
Sayın Sağlam…
Sayın Sağlam, konuşmanızı dışarıda yapın, biraz da düşük sesle yapın, Meclis
Başkanı uyarmıyor ama rica edeceğim.
Burada Mevlüt Çavuşoğlu, Yusuf Ziya İrbeç ve Mehmet Ali Şahin. Ve Mehmet Ali Şahin’in imzası da
buradaydı. Bu yok edilmesi gereken listeydi. Hemen yerine şu liste imal edildi
ama işin enteresanı şu: Bu listedeki imzalarla, bu listedeki aynı isimlerin
imzaları arasında çok ciddi farklılıklar var.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – İmzalar ıslak değil.
HAKKI SUHA OKAY
(Devamla) - O arkadaşların isimlerini ben ifade etmeyeceğim ama bu ikisini
eline alanlar, birilerinin kendi adına imza attıklarını görecekler.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Islak imza değil.
HAKKI SUHA OKAY
(Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlarım, “Bunun ne önemi var?” filan denildi,
hatta Sayın Başbakan “Canım 184’ü geçiyor zaten.” dedi.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Velev ki…
HAKKI SUHA OKAY
(Devamla) - Cumhurbaşkanı bu işe
müdahale etti “Üzerine bir çizik atıveririz.” dedi, sonra birileri çıktı “Şekli
bırakın, esası görüşelim.” dedi. Değerli arkadaşlarım, usul esasın kapısıdır.
Yanlış kapıdan girerseniz yanlış yere gidersiniz. Bu mantık sizi şuna getirir:
O zaman Anayasa oylamasında da 330 oy da şekil, 367 de şekil, ne gerek var
Mecliste görüşmeye, bu da bir şekil değil mi? Anayasa değişikliğini doğrudan
Resmî Gazete’ye gönderin, Resmî Gazete’de yayınlansın.
Ben bunu ileri
sürerken bu Parlamentonun, parlamenterlerin saygınlığını savunuyorum. Olması gereken
şuydu: Pazartesi gecesi saat 23.00’te basına açıklama yapanlar, salı günü saat
on bire kadar bir kuyruk oluşturması lazımdı, milletvekillerinin depo
imzalarını, açığa imzalarını, Anayasa değişikliği iradesini taşımayan
imzalarını Parlamentonun gündemine getirmemesi lazımdı. Bunu yapanlar daha
sonra bir mahcubiyet içerisine girdiler, nasıl telafi edebilirize
girdiler ve 61 imza geri çekildi. Filvaki bu da bir başka tartışma konusu. Ama
şimdi sorun şu: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Anayasa değişikliği
gibi çok önemli bir değişikliği sunanların, maalesef, daha başlangıçtan
itibaren Anayasa’yı ihlal etme gibi bir kararlılığıyla karşı karşıyayız ve
maalesef, bu kararlılığı bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu Genel Kurul
çalışmalarında da yaşıyoruz. Bu yok hükmünde olan evraka imzası olan Sayın
Meclis Başkanı, şu saate kadar yaptığımız tartışmalarda, bir an evvel Meclis
Genel Kurulunu AKP doğrultusunda, isteğine uygun çalışmaya sokabilmek için bir
sürü usul tartışmasına neden olmuştur. Oysa Sayın Başkan, siz Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanısınız. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, bir taraftar
gibi değil, bir siyasi partinin mensubiyetinden sıyrılarak bu Meclisi
yönetmekle yükümlüdür.
Şimdi, talep
şudur: Bu ortaya çıktıktan sonra birileri “korsan” dedi, “çakma” dedi, “Suç
duyurusunda bulunacağım.” dedi.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Okay, size de ilave bir dakika süre veriyorum, süreniz
doldu çünkü.
HAKKI SUHA OKAY
(Devamla) - Ne oldu o “çakma” diyenler, “korsan” diyenler, “Suç duyurusunda
bulunacağım.” diyenler? Şimdi onu bekliyoruz ve onun ortaya çıkması için,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığı adına bunun araştırılması lazım,
bunun araştırılması lazım. Kim katalog imzaları, stok imzaları, açığa imzaları
Anayasa değişikliği için Meclisin gündemine getirmiştir ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığı nasıl böyle bir açığa imzaya göz yummuştur? Onun için bu
araştırma önergesi Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığı adına da çok
önemlidir ve imza atan milletvekilleri adına da çok önemlidir. O nedenle, ben,
her şeye rağmen, yedi imzayla verilmiş olan ve hiçbir geçerliliği kalmayan ama
bir türlü yok hükmünde olan…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HAKKI SUHA OKAY
(Devamla) – Hemen bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sadece
selamlamanız için efendim.
HAKKI SUHA OKAY
(Devamla) - …bu değişiklik teklifiyle artık bundan sonraki süreçte de
Parlamentonun önüne olası sahteciliklerin taşınabileceği ihtimaline binaen
Parlamentonun bu konuda bir tavır alması gerektiğini düşünüyorum ve önergemizin
kabulünü talep ediyorum.
Saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Okay, teşekkür ederim.
Önerinin
aleyhinde Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan.
Buyurun efendim.
(BDP sıralarından alkışlar)
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Bugün çok önemli bir gün aslında. Tarihî görüşme ve tartışmaların, seviyeli, sağduyulu, bilimsel, akla
fikre dayalı tartışmaların olması gereken bir günde şu Parlamentonun
görüntüsünden, Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisinin 90’ıncı yıl
dönümünde Tayland Parlamentosuna çevrilmesinden hicap duyduğumu burada
belirtmek istiyorum. Hicap duyuyorum Tayland Parlamentosuna çevrilmek üzere,
90’ıncı yılını kutlarken Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisinin.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkanım, burası Tayland Parlamentosuyla mukayese edilecek bir
parlamento değil. Dolayısıyla, lütfen…
HASİP KAPLAN
(Devamla) – Şimdi, burada, dışarıda…
BAŞKAN – Sayın
Kaplan, lütfen…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Tayland Parlamentosu!
HASİP KAPLAN
(Devamla) - Evet, Tayland Parlamentosundaki görüntüler burada yaşanıyor ve bunu
dile getireceğiz.
BAŞKAN – Lütfen
tartışmalara yol açacak ifadelerden kaçınalım Sayın Kaplan, lütfen.
HASİP KAPLAN
(Devamla) – Kimseyi bu konuda kastetmiyorum Sayın Başkanım ama ümitsizliğin,
umutsuzluğun, haksızlığın, hak aramamanın, işsizliğin ve yoksulluğun gerdiği
bir toplum var dışarıda arkadaşlar. Her gün şiddet hayatın her alanında,
sokakta, okulda, ailede, her yere sinmiş durumda. Birkaç gün önce Samsun’da
yaşanan yumruk hadisesi bugün Kayseri’de yaşandı. Sayın Enerji Bakanına, burada
hepinizin huzurunda “geçmiş olsun” demek istiyorum. Evet, Hükûmetin
bir bakanı yumruklu bir saldırıya uğradı bugün. Şimdi, burada, Samsun’da hemen
bir gün önce menfur bir saldırı oluyor. Ne oluyor? Kim Türkiye’yi karıştırıyor?
Giresun’da barajda çalışan ve Kürt olduğu için işçilerin üzerine onlar, yüzler,
binler yürüyor. Ne oluyor? Ve Batman’da, halkın oylarıyla seçilmiş belediye
başkanı içerideyken bugün Batman’da,
Batman Barış ve Demokrasi Partisi İl Başkanı il binasını açtığı zaman
kapının altından atılmış mermiler görüyor. Şimdi, böylesi bir toplumdan, bir
yönetmeden hepiniz memnun musunuz? Memnun olduğunuzu ifade edebilir misiniz?
Peki, memnun değilseniz bu gidişattan, bu huzursuzluktan, bu gerilimden sıkıntı
duyuyorsanız, vicdanınız sızlıyorsa, bu yöntem, bu tartışma, bu biçim doğru
mudur? Bunun doğru olup olmadığını biraz vicdanlarımızda ölçüp tartmak
gerekiyor. Siyaset ve Anayasa… Şu Anayasa, bakın. Otuz senedir değiştirilmeyen
12 Eylül darbe Anayasası. Dün bir paşa öldü, 68’leri idam ettirmişti. Bu 12
Eylül darbe Anayasası değiştirilemiyor, taksit taksit,
perakende perakende on yedinci kez buraya geliyor, on
yedinci kez yine birkaç maddesi değişecek. Değişmez. Bunun girişinde, daha
girişinde 12 Eylülün ruhu, 12 Eylülün felsefesi, 12 Eylül darbesinin tekçiliği,
12 Eylül darbesinin farklılıkları ve çoğulculuğu reddeden anlayışı sinmiş. Bu
Anayasa’nın dibacesini, başlangıcını değiştirmeden bu Mecliste sizler hiçbir
şey yapamazsınız. Bakın, açın, okuyun, Millî Güvenlik Konseyi dönemindeki
yasalar ve uygulamalara geçici 15’inci maddeyle getirilen dokunulmazlık
zırhının… 2010 yılında Meclisin kuruluşunun 90’ıncı yılındayız ve 90’ıncı
yılında, Millî Güvenlik Konseyi döneminde başta Anayasa olmak üzere siyasi
partiler, seçim yasaları, temel kanunlar… Altı yüz temel yasa değiştirildi,
binlerce klasör genelgeler yayınlandı ve otuz senedir biz bunun temizliğiyle
uğraşıyoruz, taksit taksit, perakende…
Yok perakende
arkadaşlar, yok! Bu ülke taksit taksit kurtulmadı, bu
ülkede taksit taksit kurulmadı, bu ülkede bu Meclis
taksit taksit açılmadı. Bu ülkenin bir kuruluş, bir
felsefesi vardır. Bu ülkenin İstiklal Savaşı’nda
farklılıkları, Kürt’üyle, Türk’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle verdiği mücadelenin
koşulları altında, 920’de bu Meclisin İstiklal Savaşı koşullarında açtığı ve
23’te yani birkaç gün sonra 90’ıncı yıl dönümünü kutlayacağımız bu Meclisi, 5
general geldi, bütün liderleri “rap, rap, rap” Zincirbozan’a
çekti, “rap, rap, rap” ve partilerini kapattı, Atatürk’ün partisi dâhil. O
günleri ne çabuk unutuyorsunuz. Hiç mi hatırınıza gelmiyor, hiç mi yaşamadınız?
Şimdi, böyle bir
olayda geliyoruz, tartışmalarla halka bir anayasa götüreceğiz. Ne diyeceğiz bu
Anayasa değişikliğiyle? Halka -çıkacağız karşısına- diyeceğiz ki: Ey halkım,
biz Mecliste çözemedik, 367’yi bulamadık. Soruyoruz size: “Kadınlar ve erkekler
eşittir.” Evet mi, hayır mı diyorsunuz? (AK PARTİ
sıralarından gürültüler) Soracağız.
Ey halkım, çocuk
cinsel tacizine, istismarına evet mi diyorsunuz, hayır mı diyorsunuz?
Soruyoruz:
Kişisel hakların kullanılmasına evet mi diyorsunuz, hayır mı diyorsunuz?
Daha sayayım mı
kaç madde? Dalga mı geçiyoruz halkla, dalga mı geçiyoruz? Bunlar halka
sorulacak sorular mı? Bu sorular insan haklarının temel hukukudur. İnsan
haklarının hukuku, temelin hukuku, binlerce savaş ve mücadeleden süzüle süzüle gelen bu hakların hiçbirisi oylanmaz, referandum
konusu yapılmaz. Bu haklar tescillidir. Bu Mecliste verilen yüzlerce
sözleşmeyle bu tescil edilmiş. Nasıl çıkarsınız, halka dersiniz “Erkek ve kadın
eşit midir?” Nasıl sorarsınız “Cinsel tacize halk karşı mıdır değil midir?”
Bunu nasıl sorarsınız, vicdanınız sızlamıyor mu? Nasıl bu maddeleri referandum
konusu yaparsınız da uzlaşmazsınız? Burada sesinizi çıkarırsınız, birbirinize
bağırırsınız, sinirleriniz gerilince saygıda kusur etmeye başlarsınız her gün
birbirinize bakan, birlikte görev yapanlar.
Peki, çıkıp da
şöyle birisi dese ki: “Ya, şöyle bir anayasa yapmak istiyoruz: Bütün bireylerin
evrensel hak ve özgürlüklere sahip olduğu inancını taşıyoruz. Irk, dil, din,
mezhep, cinsiyet, cinsel yönelim, etnik köken ve benzeri hiçbir ayrım
yapmaksızın herkesin eşit olduğunu kabul ediyoruz. Farklılıklarımızı kültürel
zenginliğimizin kaynağı ve toplumsal bütünlüğümüzün harcı olarak görüyoruz ve
tüm eylemlerinde adaleti gözetmesini ve her durumda insanların hak ve
hürriyetlerini güvence altına almasını devletin temel görevi sayıyoruz. Ebedî
barış idealini taşıyan bireyler olarak, meşru müdafaa hâlleri dışında savaşı ve
başka halkların özgürlüğüne karşı güç kullanmayı reddediyoruz. İnsan onurunu,
hukukun üstünlüğünü, barışı, özgürlüğü ve eşitliği temel alan bir toplumsal
düzen kurmayı hedefliyor ve bu anayasayı da bu değerlere bağlılığımızın bir
ifadesi olarak kabul ve teyit ediyoruz.”
Böyle bir
başlangıca böyle bir öneri getiriyoruz. Buyurun, sizler de çıkın, üç
partisiniz, her birinizin önerisini de görelim, gelin onu fikrî olarak
tartışalım, konuşalım. Yapmayın, bu siyaset bu kadar ucuz değil, siyaset
fantezi değil, siyaset, yönetebilme sanatıdır. Bakın, dışarısı yönetilemiyor.
Dışarıda gerilim var, dışarıda kan var, dışarıda cenazeler var ve siz kalkıp
diyemezsiniz bu ortamda bir kısmı Anayasa değişikliği görüşürken “Ben başkanlık
sistemini savunuyorum.” Savunabilirsiniz elbette ki savunun ama savunduğunuz
ülkenin demokrasisi gibi parlamentonuz özgür olacak, askerin postalı önünde
hiçbir siyasetçi esas duruşa geçmeyecek, kongresi olacak, sivil toplum
örgütleri gelecek, kongrelerinde raporlar okuyacak ve o meclis özgür ve
bağımsız olarak karar aldığı zaman o kararın karşısında hiçbir güç durmayacak.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kaplan,
süreniz doldu, lütfen bağlayınız.
HASİP KAPLAN
(Devamla) – Öyle bir yargı olacak ki bağımsız, öyle bir bağımsız yargı ki
devlet başkanı da hesap verecek. Evet, gelin, böyle bir hukuku yaratın, sonuna
kadar, değil size başkanlık, sultanlık, ne isterseniz, ne isterseniz… Bakın,
İngiltere’de kraliçe var, İsveç’te var, Danimarka’da var, birçok ülkede var,
kraliçe var, kral var; isteyene sultanlık, isteyene başkanlık. Yeter ki
insanlarımıza nefes alabilecekleri bir hak, hukuk, adalet ve eşitlik ve özgürlük…
İşte bütün mesele burada.
Birazdan liderler
gelecek ve yine gerilim artacak ve yine sinirler gerilecek ve yine birbirimizi
gagalayacağız. Yok çünkü dağarcığımızda hak, hukuk,
adalet adına, 72 milyon insan adına, bu ülke adına Meclisin 90’ıncı yılında söyleyecek,
dağarcığımızda üç tane bilimsel proje ve tez yok. Bu, Meclise yakışmıyor
arkadaşlar, bundan hicap duyuyoruz. Şu Anayasa kaldığı sürece hepimiz bunun
ayıbını taşıyoruz.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (BDP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kaplan.
Şimdi, grup
önerisi lehinde İzmir Milletvekili ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili
Sayın Oktay Vural. (MHP sıralarından alkışlar)
Sayın Vural,
buyurun.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Tabii, bu
görüşmelerin gerçekten bu noktaya gelişine kadar bir sevinci paylaşma fırsatı
bulamadık. Yavru vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde, oradaki halkın
iradesiyle Derviş Eroğlu’nun Cumhurbaşkanı
seçilmesini gönülden kutluyorum. (MHP sıralarından alkışlar) Telefonlar falan
kâfi gelmiyor, Clinton da arasa, AB de para gönderse, ne yaparsanız yapın,
milletin iradesi elhak hüküm icra ediyor.
BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sıra Türkiye’de. Turuncu devrimler bitiyor.
OKTAY VURAL
(Devamla) - İşte o bakımdan, ibret olsun diye söylüyorum: Bu devran dönecek
inşallah, bu devran dönecek. Hiçbir dayatmaya bu milletin, Türk milletinin
hiçbir dayatmaya boyun eğmeyeceğini tarih yazmış, yavrusu da, anası da bundan
sonra yazacak; bugüne kadar yazmış, bundan sonra da yazacaktır. Türk milletini
temsil eden milletvekilleri olarak bunu sizlerle paylaşırken gururla
söylüyorum, hepinizin de aynı duygular içerisinde olduğuna inanıyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Ben inanmıyorum.
OKTAY VURAL
(Devamla) – Evet, eleştirilerimiz olacak elbette, tartışmalarımız da olacak
çünkü ben burada milleti temsil ediyorum, beni buraya millet gönderdi, milletin
iradesi gönderdi. Milletimin sesi, sözüyüm ben burada, kulağıyım aynı zamanda.
Bu bakımdan, bizim hakkımıza ve hukukumuza el uzatılması hâlinde, elbette bu
konuda İç Tüzük’ten kaynaklanan bütün haklarımızı koruyacağız.
Bugün bu
tartışmaları Tayvan Parlamentosuna benzetmek… Gerçekten haksızlık olacağını
düşünüyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurtuluş Savaşı’nı yönetmiş bir Meclis
olarak elbette bu Meclisin Saddam meclisi, Esad meclisi olmadığını ortaya koymamız da bizim
görevimizdir. (MHP sıralarından alkışlar) Susmayacağız! Haksızlık karşısında
susmayacağız, hakkımızı isteyeceğiz, soracağız. Kim olursa olsun, hangi sırça
köşklerde, hangi rakımlı tepelerde otururlarsa otursunlar, açıkçası bu
mağrurlara karşı elbette milletimizin söyleyeceği söz olacaktır.
Bugün burada,
şimdi, Cumhuriyet Halk Partisinin bir grup önerisi… Nedir grup önerisi?
Gerçekten bence önemli çünkü bir anayasa değişikliği konusunda Anayasa
değişikliği için gerekli yeter sayıyla bir teklif verildi ve bu teklif,
açıkçası, Türkiye Büyük Millet Meclisinde komisyon tarafından bize de
gönderildi. İşte, komisyona gelen teklifle Meclise gelen teklif arasında, ikinci
sahifelerinde maalesef değişiklikler var, ikinci sahifesinde. Bugün, Sayın
Mehmet Ali Şahin -var mıydı, yok muydu imzası bilmiyorum ama- imzası varsa
aslında yönetmemesi gerekiyor. Kendi teklifini konuşacak. Dolayısıyla Meclis
Başkanının bu teklifi
görüşmemesi, görüşmelerinde bulunmamasında fayda var. Burada
görüyoruz ki değerli arkadaşlarım, çakma imzalar var.
Şimdi, bakın,
milletvekillerine haksızlık etmeyelim. Milletvekillerimizin burada yüz seksen
dört tane imzası bulunamayacağını iddia etmemiz mümkün değil ama bir
milletvekilinin bir imzasının bu kadar kötüye kullanılması o milletvekilini,
seçen insanlar nezdinde zedelemiştir. O bakımdan bence en önemli konu o
milletvekillerinin düşürüldüğü konumdur. Yani yörelerine gidecek olan
milletvekillerine ne diyecekler? “Bu imzaları siz mi verdiniz?” Ben
vermediklerini biliyorum, ispatlarım da. Evet, ispatlarım da. Yani bununla
ilgili gerçekten, bakıldığı zaman, ikinci sahifeleri değiştirilmiş bu metinde
mesela gruptan ihraç edilmiş olanların imzasının silindiğini görüyoruz. Değer
mi buna? Ne gerek var? Ne gerek var? İşte biz dayatma derken bunu diyoruz.
Vermeyecek misiniz? Veren olacaktır ki nitekim verdiniz ama değmez. Kaybolan ne
oluyor? Meclisin itibarı ve milletvekilinin itibarı oluyor. Nasıl cevap vereceğiz?
Ne diyeceksiniz? Gerçekten buna değer miydi acaba? Biraz önce İç Tüzük
tartışmaları yaptık. Değer mi? İki konuşma yerine bir konuşma. Ne olurdu? Beş
dakika yerine üç dakika verseydiniz ne olurdu? On iki dakika ederdi 4 kişiye.
İki dakika için değer mi? Bir Meclis Başkanına bunları ifade etmemiz için zemin
hazırlanması değer mi diyorum ya? Bu kadar niye gözümüz kara? Ne oldu? Hiç mi
idrakten yoksun, hiç mi idrak konusunda bir söyleyeceğimiz söz yok? Niye böyle
davranıyoruz? Bir saat sonra olsa ne olur? Bir Meclis Başkanının İç Tüzük’e
uymama konusunda birkaç defa usul tartışması açmaya izin verecek bir yönetimi
olduğu zaman -size soruyorum- nasıl bu ülkede hukuku üstün kılacağız? Hukuku
üstün kılmak demek ne demektir? Hukuka uygun hareket etmek demektir ama Meclis
Başkanı hukuka uygun hareket etmiyor.
Gerçekten,
milletvekillerinin iradesine bakın. Bütün sayfaların hepsinde, değerli
arkadaşlarım, hepsinde aynı sayıda imza var ama sadece 2’nci sayfasında
-açıkçası değiştirilende- otuz iki, mevcut olanda yirmi sekiz tane imza var,
değiştirilmiş.
Onun için,
yapılması gereken nedir? Grup toplantısına girerken atılmıştır muhtemelen,
bilemiyorum ne amaçla atıldığını ama gerçekten Meclisin itibarı ortadan
kalkmıştır. Asıl önemlisi, bu Meclis Başkanlığına verildiğine göre Meclis
Başkanlığından komisyona gidene kadar 2’nci sayfa nasıl değişiyor arkadaşlar?
Yani maazallah birileri, Allah korusun, bizim daha önceki imzalarımızı da
altına koyup “Efendim, Milliyetçi Hareket Partisi de imza verdi.” diyebilirdi o
zaman.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Derler, derler.
OKTAY VURAL
(Devamla) – Şimdi, böyle bir ortam içerisinde değerli arkadaşlarım, Sayın
Cumhurbaşkanı kalkıyor diyor ki: “Üstünü çizeriz, ne var?” diyor. Aa!
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Millet de onu çizer canım günü gelince.
OKTAY VURAL
(Devamla) – Yani nasıl böyle bir hukuksuzluğu makul gösteren bir yönetim
anlayışı? Türkiye’yi hukuk mu yönetecek yoksa keyfî yöneticiler mi? İşte,
hukuku üstün kılmak, hukuka uygun olmak demektir. Bugün geldiğimiz bu noktada
gerçekten bu imzalar değerli arkadaşlarım... Burada hodri meydan diyorum.
Hiç... Değerli arkadaşlarım, hodri meydan... Buyurun. Bu çakma imzalar… Yani
irade yukarıdan, imzalar aşağıdan. Bunun bir dayatma olduğu açık,
milletvekillerinin hür iradesiyle hazırlanmış bir teklif olmadığı açık.
FİKRİ IŞIK
(Kocaeli) – Bizim adımıza konuşma!
OKTAY VURAL
(Devamla) – Şimdi yapılması gereken nedir? Bunlar belki ağırdır, yapılması
gereken eleştiri belki ağırdır. O zaman yapılması gereken husus, bu eleştiriler
karşısında bu imzayı atan değerli arkadaşlarımızın ne zaman bu imzayı
attıklarına ilişkin bir tatbikat yapılsın. Öğrenelim, sadece onu. “İmza onun
mu, değil mi?” değil. Buyurun, gönderelim bu imzaları. Bu imza hangi tarihte
atılmıştır? O zaman gerçekten o söylendiği tarihte atılmışsa, gerçekten burada
Türkiye Büyük Millet Meclisinin hem itibarını koruruz hem de biz, bu
iddialarımızdan dolayı o imza sahibi milletvekillerinden de özür dileme fırsatı
buluruz. Milletvekillerinden özür dilememize gerek yok, çünkü bu milletvekillerinin
haberi yok bundan, haberi yok. Haberi olmadığı için açıkçası, haberi olmadığı
için de zannederim grup yönetiminden özür dilememiz gerekecek.
O bakımdan, bu
imzaların açığa atılmış bir imza, üstü sonradan doldurulmuş bir imza olup
olmadığının tespit edilmesi gerekiyor iki noktadan. Meclis Başkanı olarak siz
havale ettiğiniz zaman, havale ettiğiniz evrakın altında o kadar imzayı
gördünüz mü, görmediniz mi? O imzaların içinde sizin var mıydı, yok muydu?
Ondan sonra, yoksa, sadece üstünü imzaladıysanız bu
imzalar nerede tekemmül ettirildi, hangi noktada, bürokratta mı yoksa
komisyonda mı ikmal edildi? Bunların açığa çıkarılması gerekiyor. Aksi takdirde
Parlamentonun üzerinde bir tartışma vuku bulacaktır.
Nasıl buraya, oy
hakkı olmayan Ahmet Davutoğlu’nun adına imza atıp
oylamaya katılmış gibi göstermeniz nasıl Meclis itibarını zedelemişse, bunun da
açıkçası Meclis itibarını ve milletvekillerini özellikle şahsiyeti bakımından
önemli ölçüde, bir eksiklik demeyeyim de ama tereddüt oluşturduğunu ben düşünüyorum.
Eksiklik izafe etmem doğru değil ama milletvekillerinin her şeyden önce böyle
bir imza atılmamışsa, AKP Grubu olarak belki de bu konularla ilgili hem
milletten hem Türkiye Büyük Millet Meclisinden özür dileme fırsatı olur. Ben bu
imzayı atan milletvekillerinin gerçek iradesinin olduğunu öğrenmek istiyorum.
Bugün burada görüşeceğimiz Anayasa, ne olursa olsun, milletvekillerinin, kanun
koyucunun gerçek iradesi. Acaba bu milletvekilleri o imzayı attıkları zaman…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Vural, size de bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayınız.
OKTAY VURAL
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Evet, bu
milletvekillerimizin hangi irade için imzayı attıklarını bilme ve
milletvekillerini seçen milletimizin de bu imzaların Anayasa için mi başka bir
şey için mi atıldığını öğrenme hakkı vardır.
Şeffaf bir
yönetim diyoruz, hukukun üstünlüğü diyoruz. İmza da bir namustur. Bu imzanın
namusuna sahip çıkmak, imzanın hangi irade için atılmış olduğunu bilmek
zannederim bu yüce milletimizin de arzusu ve isteği olacaktır. Bu bakımdan,
ben, bu imzayı atan milletvekillerimizin gerçek iradelerinin ne yönde olduğuna
ilişkin bir tespitin yapılması, gerekirse bu konuda… Gerçekten gizli yapılır
mı, yapılmaz mı bilmiyorum ama bir trafik hatasıdır, yol kazasıdır diyerek de
yapabiliriz ama bunun açıklığa kavuşturulması gerekiyor açıkçası.
Bu bakımdan, bu
araştırma önergesinin işleme konulmasının lehinde oy kullanacağımızı ifade
ediyor, hepinize saygılarımı arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
Vural, teşekkür ederim.
Şimdi, Cumhuriyet
Halk Partisi grup önerisi üzerinde, aleyhinde olmak üzere, son olarak İzmir
Milletvekili Sayın Harun Öztürk söz istediler.
Sayın Öztürk, buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)
HARUN ÖZTÜRK
(İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin
(10/676) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin aleyhinde söz aldım. Yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Önergenin aleyhinde
oluşumun nedeni, yapılan işlemi onayladığım anlamına gelmiyor. Cumhuriyet Halk
Partisinin gerektiği şekilde takip ettiği kanaatindeyim ancak usulsüzlükler
yapılmaya devam ediliyor. Dolayısıyla bunun daha sıkı bir şekilde
sürdürülmesinde yarar gördüğümü ifade ederek sözlerime başlamak istiyorum.
Değerli
milletvekilleri, Anayasa’nın 148’inci maddesinin ikinci fıkrasında kanunların
şekil bakımından denetlenmesinde son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp
yapılmadığına, anayasa değişikliklerinin ise sadece teklif ve oylama
çoğunluğuyla ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığına
bakılacağını hükme bağlamaktadır.
İç Tüzük’te
ivedilikle görüşmeyle ilgili hükümler 90’ıncı maddenin birinci fıkrasında ve
128’inci maddesinde yer alan hükümlerdir. Bu hükümler kanun hükmünde
kararnamelerin diğer kanun tasarı ve tekliflerinden önce ve ivedilikle
görüşüleceğine ilişkindir.
Anayasa’nın
175’inci maddesinde Anayasa’nın değiştirilmesi hakkındaki tekliflerin Genel
Kurulda iki defa görüşüleceği, görüşülmesi ve kabulünün bu maddedeki kayıtlar
dışında kanunların görüşülmesi ve kabulü hakkındaki hükümlere tabi olacağı
öngörülmektedir. Bu maddede anayasa değişiklik tekliflerinin 148’inci maddedeki
ivedilikle görüşülemeyeceği yolundaki hükme açıklık getiren bir hüküm
bulunmamaktadır. Sadece kanun tasarı ve tekliflerinden ayrı olarak iki kez
görüşüleceğinden hareketle ivedilikle görüşmenin ihlalini tek tur görüşme
hâline bağlamanın doğru olmadığını düşünüyorum. Bugüne kadar yargı organlarında
bu yönde değerlendirmelerin yapılmış olması da bu değerlendirmelerin anayasa
koyucunun amacına uygun düşmediği kanaatindeyim.
Değerli
milletvekilleri, anayasalar bütün toplumu kucaklayacak biçimde olabildiğince
geniş bir uzlaşıyla kabul edilmelidir. Yapılan değişikliklerin hem toplumsal
mutabakatı ortadan kaldırmaması hem de kurucu iktidar tarafından ortaya konulan anayasal
düzenin iskeletine zarar vermemesi gerekir. Bunun içindir ki, anayasa koyucu,
anayasa değişikliklerinin ivedilikle görüşülmemesi gerektiğini ortaya
koymuştur.
Durum böyleyken,
getirilen Anayasa Teklifi’nin görüşmelerine Genel Kurulun ilke olarak
çalışmadığı pazartesi günü başlanması ve hafta sonları devam edilmesi,
hazırlanırken, yüksek yargı dâhil, bilim insanlarının görüşlerinin alınmaması,
kamuoyuyla paylaşılan kaygı ve endişelere itibar edilmemesi, Genel Kurulun olağan çalışma saatleri dışında
görüşmelerin on birden program tamamlanana kadar sürdürülmesi, maddeler
üzerindeki kişisel söz ve değişiklik önerge haklarının iktidar grubuna mensup milletvekilleri
tarafından engellenmesi, biraz önce açılan usul tartışmasında olduğu gibi Sayın
Başkanın bugüne kadar teamüldeki uygulamanın aksine usul tartışmasında 2 kişiye
söz vermesi gibi tespitler, Anayasa Değişiklik Teklifi’nin Anayasa’ya aykırı
bir biçimde ivedilikle görüşüldüğünü ortaya koymaktadır. Nitekim,
AKP Grubu Başkan Vekili Sayın Canikli, 88’inci
Birleşimde, yani bugün, görüşmelerin hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesini
istediklerini itiraf etmiştir. Tutanakları açıp bakabilir. Bu durumun Genel
Kurulun uygun göreceği değişikliklerin usul yönünden iptali sonucunu
doğurabileceği uyarısını yapmak istiyorum.
Değerli
milletvekilleri, Sayın Başbakan bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Kurulunda başlayacak görüşmelerde tasarıyla ilgili esaslı bir değişiklik
olmayacağını ifade etmiştir. “Teklif” değil, “tasarı” ifadesini kullanmasına
dikkatlerinizi çekmek istedim. Dikkatlerinizi çekmek istediğim bir diğer husus
daha var:
Sayın Başbakanın
daha görüşmeler başlamadan Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Genel Kurulda
esaslı bir değişiklik olmayacağını söylemesi siz değerli milletvekillerinin
iradelerine büyük bir saygısızlık olmuyor mu?
Değerli
milletvekilleri, ayrıca, Sayın Başbakan, Anayasa’da düşünülen değişikliklerin
burada yapılanlardan ibaret olmadığını söylemektedir. Seçimlere giderken
Anayasa’da yapmak istedikleri köklü değişikliklerin neler olduğunu millete
anlatacaklarını ve bunu yapmak için yetki isteyeceklerini söylüyor. Bu
beyanatıyla Sayın Başbakan, grubunda değişiklikleri yetersiz görenlere “Sabırlı
olun ve beni izlemeye devam edin.” demek istemektedir; anayasal sistem
konusunda başka düşüncesi olanlara da “Siz de sabırlı olun, bu paketi
destekleyin, sizin isteklerinize de sıra gelecek.” demek istemektedir. Sayın
Başbakan yapmak isteyip de bugün yapamadığı değişikliklerin neler olduğunu,
düşündüğü ideal anayasanın ne olduğunu bu millete zaman geçirmeden
açıklamalıdır. Aslında, perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Sayın
Başbakanın ideal anayasasının ne olduğu o kadar sır değildir. Hele Anayasa
Mahkemesinin yapısı bir değişsin, ondan sonra, Anayasa’nın değiştirilmesi
teklif dahi edilemeyecek maddelerinin doğrudan değiştirilmesine sıra
gelecektir.
Değerli
milletvekilleri, demokrasi, hukuk devleti ve insan haklarının güvencesidir.
Güçler ayrılığı işliyorsa hukuk devleti vardır. Hukuk devleti varsa demokrasi
vardır. Güçler ayrılığının yok edilmesine ve yargı bağımsızlığının ortadan
kaldırılmasına göz yummak, hukuk dışı bir yönetime boyun eğmek demektir.
Değerli milletvekilleri, biraz önce, yine, AKP Grubu Başkan Vekili
bu kürsüden işsizlikle ilgili olarak bazı rakamlar dile getirdi ve sadece
Türkiye'de istihdamın yapısal durumuna değinerek tarımdan bir kopuş olduğunu ve
dolayısıyla bu kopuşa sistemin, ekonomik sistemin çözüm ürettiği ve bir şekilde
diğer sektörlerde istihdam edildiği anlamına gelen sözler ifade etti. Bir kere şu tespiti yapmak durumundayız: Tarımdan ayrılanlar,
tarımda karnı doymadığı için ayrılanlardır, yoksa başka sektörde iş olduğu
için, daha iyi koşullarda iş olduğu için o sektörlere gidenler değillerdir.
Şimdi,
milletimizin, rakamların çarpıtılmasına izin vermemesi açısından, 2002 yılı
sonu istihdam rakamlarını 2009 yılı sonu istihdam rakamlarıyla dikkatlerinize
sunmak istiyorum: 2002 sonunda 21 milyon 354 bin kişi istihdamdaymış, 2009
yılında, sonuna geldiğimizde 21 milyon 277 bin kişinin istihdamda olduğunu
görüyoruz. Ne olmuş? Yedi yılda 77 bin istihdamımız azalmış, oysa hükûmetler her yıl iş gücüne katılan 600-650 bin yeni
kişiye iş yaratmak zorundadır. Peki, AKP Hükûmeti
-hadi son yılını diyelim ki krize bağladı- yedi yılda ne yapmış? Yani yedi
yılda bir tek istihdam yaratamamış ve 77 bin kişi azalmış. Peki, işsiz sayısı
neymiş 2002 sonunda? 2 milyon 464’müş, 2009 sonunda ne olmuş Sayın Canikli? 3 milyon 471 bin.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Tarım dışı ne olmuş?
HARUN ÖZTÜRK
(Devamla) – Kaç kişi artmış işsiz sayısı?
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Tarım dışında ne kadar olmuş?
HARUN ÖZTÜRK
(Devamla) – 1 milyon 7 bin.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Tarım dışı… Tarım dışı…
HARUN ÖZTÜRK
(Devamla) - İşsizlik oranı neymiş? 10,3; 10,4’e çıkmış. Tarım dışı…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Öztürk, sizin de süreniz doldu. İlave süre veriyorum bir
dakika, lütfen tamamlayın.
HARUN ÖZTÜRK
(Devamla) – Peki Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Tarım dışı
işsizlik oranı 14,5’tan 17,4’e çıkmış. İş gücüne katılma oranı 49,6’dan 47,9’a
düşmüş. Burada, her bir puanın düşüşü 520 bin işsizin saklanması anlamına
gelmektedir. Tarımda 2 milyon 204 bin kişi işini kaybetmiş. Sanayide ne
istihdam yaratabilmişsiniz? Sadece, yedi yılda 176 bin kişiye yeni istihdam
imkânı yaratabilmişsiniz. Rakamların çarpıtılmaması için bu rakamları sizlerle
ve milletimle paylaşmak istedim.
Hepinize tekrar
saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Sayın Öztürk, teşekkür ederim.
III.- YOKLAMA
(CHP sıralarından
bir grup milletvekili ayağa kalktı)
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Sayın Başkan, oylamadan evvel yoklama istiyoruz.
BAŞKAN – Yoklama
istiyorsunuz.
Cumhuriyet Halk
Partisi grup önerisiyle ilgili görüşmeler tamamlandı.
Oylamaya
geçeceğim ancak ondan önce bir yoklama talebi var.
Yoklama talebinde
bulunan milletvekili arkadaşlarımın isimlerini tespit ediyoruz: Sayın Anadol, Sayın Özyürek, Sayın Mengü, Sayın Gök, Sayın Özdemir, Sayın Arıtman, Sayın Coşkunoğlu, Sayın Emek…
HALUK İPEK
(Ankara) – Sayın Başkan, Medeni Kanun 2’nci maddeyi bundan sonra göz önünde
bulundurun. Medeni Kanun 2’nci madde: “Hakkın kötüye
kullanılması.”
BAŞKAN - …Sayın
Özkan, Sayın İçli, Sayın Köse, Sayın Ergün, Sayın Tüzün…
HALUK İPEK
(Ankara) - Daha önceden uygulanmış Başkanım, Medeni Kanun 2’nci madde.
BAŞKAN - …Sayın
Yıldız, Sayın Ağyüz, Sayın Oksal, Sayın Keleş, Sayın
Paçarız, Sayın Güner, Sayın Akıncı, Sayın Arat, Sayın
Yalçınkaya, Sayın Bingöl, Sayın Ekici.
Değerli
milletvekili arkadaşlarım, yoklama yapacağız.
Yoklama için iki
dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.
IV.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti
Grubu Önerileri (Devam)
3.- (10/676) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin
ön görüşmelerinin Genel Kurulun 19/4/2010 Pazartesi
günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN –
Cumhuriyet Halk Partisinin önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Değerli
milletvekilleri, birleşime on beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 16.42
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 17.04
BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Fatih METİN (Bolu)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 88’inci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubunun…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan…
BAŞKAN - …İç
Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup işleme
alacağım ve oylarınıza sunacağım….
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın
Genç, buyurun.
KAMER GENÇ (Tunceli)
– Sayın Başkan, biraz başınızı kaldırın da dinleyin, burada milletvekili
konuştuğu zaman sesini duyun.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Türkiye Büyük Millet Meclisi açılırken Başkan bir şeyler söylüyor.
Söz versin , ondan sonra konuşun.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Şimdi, diyorum ki biraz önceki usul tartışmasına baktınız mı? Hiç
örnekleri var mıdır?
BAŞKAN – Baktım.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Ne zaman olmuş?
BAŞKAN –
Göndereyim mi size?
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Yok, orada okuyun, millet duysun.
BAŞKAN – Sayın
Genç, bu konuyla ilgili madde gerekçesini getirttim. “Lehte veya…”
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Efendim, şimdiye kadar…
BAŞKAN – Dinler
misiniz lütfen.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Peki, dinleyeyim efendim.
BAŞKAN – “Lehte
veya aleyhte sadece birer kişi konuşabilecektir. Başkan gerekli görürse lehte
ve aleyhte olmak üzere birer kişiye daha söz verebilir.” Gerekçe
bu şekilde.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Ama bakın, bugüne kadar hep uygulama 2 kişiydi. Zaten bunun mantığı
da böyle.
BAŞKAN – Anayasa
Komisyonundan da bu şekilde geçmiş ve 13/2/1973
tarihli 56’ncı Birleşimde bu İç Tüzük kabul edilmiş ve şu anda numarası
değiştiği hâlde aynı madde devam ediyor.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Hayır, bugüne kadar bunu ilk uygulayan sizsiniz çünkü orada… Yani
bunun bir mantığı da var.
M. MÜCAHİT FINDIKLI
(Malatya) – Sana öğretmek zorundalar mı?
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Usul tartışmasında en azından 2 kişi lehte, 2 kişi aleyhte olursa
olay aydınlanır ama 1 kişi…
BAŞKAN – Sayın
Genç, ben de tereddüt ettim ama…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Yani, şurada, bizim istediğimiz, bakın, ya doğru yapılsın… Bundan
sonra zaten bu Meclisin çalışmasına azami ambargo konuluyor. Bizim orada
konuşmalarımız… Geçen, Sadık Yakut geldi, birinci sırada benim sözüm vardı,
vermedi, başkasına geçti.
BAŞKAN – Sayın
Genç, gerekçeyi okuduğumda uygulamamın doğru olduğu kanaatine vardım.
Teşekkür ederim.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Yani olmaz ki!
BAŞKAN –
Okutuyorum:
4.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve
saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 498 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç
Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak ve bölümler hâlinde
görüşülmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi
Sayı: 654 19/4/2010
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu
19.04.2010 Pazartesi günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları
arasında oybirliği sağlanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince,
Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Mustafa
Elitaş
Kayseri
AK
PARTİ Grup Başkan Vekili
Öneri
Gündemin Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmında yer alan 497
sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin bu kısmın 5 inci sırasına alınması,
Bastırılarak dağıtılan ve Gelen Kağıtlar Listesinde
Yayımlanan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem
Kanunu Tasarısının 48 saat geçmeden Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmının 6 ncı
sırasına alınması, diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,
Genel Kurulun;
haftalık olağan çalışma günlerinin dışında aşağıda tarihleri belirtilen
Pazartesi, Cuma, Cumartesi ve Pazar günlerinde de toplanması ve aşağıda
belirtilen saatlerde çalışması, bu birleşimlerde Gündemin Kanun Tasarı Ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmında yer alan işlerin
görüşülmesi,
20 ve 27 Nisan
2010 Salı günkü birleşimlerde Sözlü Soruların görüşülmemesi,
Genel Kurulun;
19 Nisan 2010
Pazartesi günkü (bugün) birleşimde 497 sıra sayılı kanun teklifinin 2 nci maddesinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
20 Nisan 2010
Salı günü saat 15.00'te toplanması ve bu birleşimde 497 sıra sayılı kanun
teklifinin 5 inci maddesinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
21 Nisan 2010
Çarşamba günü saat 11.00'de toplanması ve bu birleşimde 497 sıra sayılı kanun
teklifinin 8 inci maddesinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
22 Nisan 2010 Perşembe günü saat 11.00'de
toplanması ve bu birleşimde 497 sıra sayılı kanun teklifinin 11 inci maddesinin
görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
24 Nisan 2010 Cumartesi günü saat 12.00'de
toplanması ve bu birleşimde 497 sıra sayılı kanun teklifinin 15 inci maddesinin
görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
25 Nisan 2010 Pazar günü saat 12.00'de
toplanması ve bu birleşimde 497 sıra sayılı kanun teklifinin 18 inci maddesinin
görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
26 Nisan 2010 Pazartesi günü saat 11.00'de
toplanması ve bu birleşimde 497 sıra sayılı kanun teklifinin 22 nci
maddesinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
27 Nisan 2010 Salı günü saat 15.00'te toplanması
ve bu birleşimde 497 sıra sayılı kanun teklifinin 25 inci maddesinin
görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
28 Nisan 2010 Çarşamba günü saat 11.00'de
toplanması ve bu birleşimde 497 sıra sayılı kanun teklifinin 27 nci maddesinin oylamasının sonuçlandırılmasına kadar,
Belirlenen günlük
çalışmalara devam edilmesi, ayrıca yukarıda belirtilen birleşimlerde gece
24.00'te günlük programların tamamlanamaması halinde günlük programların
tamamlanmasına kadar çalışmalara devam edilmesi,
498 Sıra Sayılı
Kanun Tasarısının İçtüzüğün 91. maddesine göre Temel Kanun olarak görüşülmesi
ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması,
Önerilmiştir.
498 Sıra Sayılı
Veteriner
Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı (1/806)
Bölümler Bölüm
Maddeleri Bölümdeki
Madde
Sayısı
1. Bölüm 1
- 26 26
2. Bölüm 27-50
(Mad.46;
2.Fıkra (a) bendi, 3. Fıkra; Geç.Mad.1) 27
Toplam
Madde Sayısı 53
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin lehinde olmak
üzere Adıyaman Milletvekili Sayın Ahmet Aydın söz istediler.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkanım, burada 498 sayılı kanunun, temel kanunun görüşülmesi
gündemde yok ama…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Dağıtıldı, dağıtıldı Sayın Başkanım.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Gündemde yer almamış.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Gündeme girmemiş.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Gündeme girmeyen bir konuyu nasıl biz burada müzakere edeceğiz? Bunu
bir tezekkür eder misiniz Başkanlık olarak.
BAŞKAN – Bu
sırada arkadaşımızın…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Ama efendim, belki değiştireceklerdir önerilerini yani…
BAŞKAN – Nedir
Sayın Elitaş konu?
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkanım, sizin Başkanlığınızda yapılan Danışma Kurulu
toplantısında, ben arkadaşlara, 498 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın iki bölüm
hâlinde temel yasa olarak görüşülmesini teklif ettim, basılıp dağıtılıp
dağıtılmadığıyla ilgili bilgi aldım, dağıtıldığını ifade ettiler.
Dağıtıldığından dolayı bu gündemin ön sırasına çekilmesinde herhangi bir
sakınca yoktur efendim.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Dağıtılmış olsa buraya girer efendim. Yani, bu gündem, Meclisin
Genel Kurulunun “Gündem” kitapçığına girmesi için…
BAŞKAN –
Dağıtılmış olması kâfi olmuyor mu?
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Girmemiş efendim.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkanım, basılıp dağıtılması kâfi efendim. Bundan önce daha
örneklerimiz var, onu uyguladık.
BAŞKAN – Bildiğim
kadarıyla uygulama da bu şekilde, daha önce de dağıtılmış olması hâlinde…
ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) –
Siz bilmiyorsunuz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Efendim, yukarıdaki “Öneri” bölümünde, Sayın Vural,
“Bastırılarak dağıtılan ve Gelen Kâğıtlar Listesinde Yayımlanan 498 sıra sayılı
Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısının 48 saat
geçmeden Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler Kısmının 6 ncı sırasına alınması, diğer işlerin
sırasının buna göre teselsül ettirilmesi” ibaresi var.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Gündeme alınmayan bir kanununu siz burada programa koyamazsınız.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – “Bastırılıp dağıtılan” diyor.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Efendim, nerede?
BAŞKAN – Efendim,
dağıtılmış, sadece kırk sekiz saat geçmeden gündeme alınması burada oylanıyor.
O nedenle bir İç Tüzük’e aykırı hususun olmadığı kanaatindeyiz.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Dağıtılmış mı?
BAŞKAN –
Dağıtılmış efendim, dağıtılmış.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkanım, böyle bir kırk saatle ilgili bir şey…
BAŞKAN – Yukarıda
efendim.
OKTAY VURAL
(İzmir) – İlk başta…
BAŞKAN – “Öneri”
diye başlıyor ya…
OKTAY VURAL (İzmir) – Evet.
BAŞKAN – Orada.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Gelen kâğıtlarda yayımlanmış mı Sayın Başkan?
BAŞKAN –
Yayımlanmış efendim.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Ne zaman yayımlanmış?
BAŞKAN – Sayın
Genç, yayımlanmış.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Ne zaman yayımlanmış, bilelim canım.
BAŞKAN – Efendim,
benim yanımda yok, ilgili arkadaşlarımız size gönderirler.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Efendim, Internet’ten baktık, yok.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Hayır, hangi gelen kâğıtlarda yayınlanmışsa izah edilsin efendim.
Yayınlanmamışsa nasıl gündeme alacaksınız?
BAŞKAN – Şimdi
dağıtacaklar arkadaşlar, şimdi dağıtıyorlar. (AK PARTİ sıralarından
“Dağıtılmış.” sesleri)
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – “Şimdi dağıtılıyor” olur mu?
RECEP TANER
(Aydın) – Keyfî uygulama oluyor Sayın Başkan.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Olmaz Sayın Başkan!
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Dağıtılmış. Dağıtılmış efendim.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Nerede peki?
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Bastırılıp dağıtılmış.
BAŞKAN – Efendim,
burada dağıtılmaz ki, sizin odalarınıza gider bunlar. Ama arzu eden
arkadaşlarımıza ilgili arkadaşlarımız getirsinler, şimdi getirirler size.
RECEP TANER
(Aydın) – Dağıtılmadan “dağıtılmış” diyemezsiniz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Değerli
arkadaşlarım, bastırılıp dağıtılmış. Odalarınıza gitmiştir, siz buradasınız,
sabahtan beri çalışıyorsunuz, birden beri.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Efendim, bunu sorgulamak bizim görevimiz herhâlde.
BAŞKAN – Gayet
tabii göreviniz, ben de cevap vermeye çalışıyorum.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Mesela gelen kâğıtlarda yayımlanmamışsa ne yapacaksınız?
BAŞKAN – Size
gönderiyorum şimdi, tamam…
Peki, teşekkür
ederim duyarlılığınız için.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Aynı duyarlılığı sizin göstermeniz lazım benim adıma.
BAŞKAN – Tamam, beraber
gösteririz.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Ama ben sizin adınıza gösteriyorsam o doğru değil.
BAŞKAN – Sayın
Vural, çok teşekkür ederim.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Bir de Sayın Başkanım, biraz önce okunan önerge biraz sonra
konuşulacak ama önceden ifade etmek istiyorum.
BAŞKAN – Grup
önerisini mi kastediyorsunuz?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Özel gündemle Anayasa görüşmesini yapıyorsunuz. Bu doğru değil.
Emredici hükümler olmadığı müddetçe genel hükümlere göre çalışması gerekir. Siz
bugün özel gündemle çalışma takvimi sağlayan bir önergeyi yürürlüğe
koyuyorsunuz. İç Tüzük’ümüzün 50’nci maddesine göre özel gündem, İç Tüzük’ün
emredici hükümleri gereğince olanlarda özel gündem oluşturulur. Bugün bu
çalışma şekli, özel gündem belirlenmesi hükmündedir. Anayasa gibi bir konuda
özel gündem belirlenmesi, Anayasa’nın hazırlanması ve görüşülmesinin ruhuna
aykırıdır, bunu ifade etmek istiyorum.
BAŞKAN – Peki,
Sayın Vural, açıklamanız tutanaklara geçti.
Ben, Adıyaman
Milletvekili Sayın Ahmet Aydın’ı, lehinde olmak üzere önerilerinin, konuşmak
için kürsüye davet ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz on
dakikadır Sayın Aydın.
AHMET AYDIN
(Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkan,
değerli üyeler; AK PARTİ grup önerisinin lehinde söz almış bulunuyorum. Yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, geçtiğimiz hafta vermiş olduğumuz grup önerimizle Meclisin bugün de
toplanması kararlaştırılmış sizlerin yüksek oylarınızla ve bugün de yine
Danışma Kurulu toplanmış, Danışma Kurulunda gruplar arasında oy birliği
sağlanamadığından, öğleden sonra saat 1’den beri diğer grupların grup önerileri
konuşuldu, tartışıldı ve oylandı.
Şimdi, AK PARTİ
olarak bizler de bugün bir grup önerisiyle, halkımızın bizden çok acil olarak
beklediği ve Türkiye'nin önündeki demokratikleşme noktasındaki engellerin
ortadan kaldırılması, demokrasimizin geliştirilmesi, temel hak ve hürriyetlerin
en üst düzeyde bu ülke insanına hak ettiği şekilde yaşatılabilmesi adına
özlemle beklenen bir Anayasa değişikliği paketini getirdik. Tabii gönül arzu
ederdi ki, inşallah, tamamını bir şekilde değiştirelim, hep birlikte o da,
uzlaşı, mümkün mertebe yüksek uzlaşıyla da. Ancak şunu görüyoruz: Hakikaten
halkımızda çok büyük bir uzlaşı var, kamuoyunda bu konuda büyük bir konsensüs var, ancak sabahtan beri bir türlü anlam
veremediğim, gruplarımız, muhalefet partilerine ait gruplarımız bu süreci
tıkamak adına bizatihi, Medeni Kanun’un 2’nci maddesinde belirtildiği gibi,
hakkın suistimaline yol açabilecek şekilde, olur
olmadık usul tartışmalarıyla ya da başka birtakım engellemelerle bu süreci
tıkamaya çalışmaktadır ancak halkımızın bu beklentisi uğruna bizler de
inşallah, getirmiş olduğumuz grup önerimizle birlikte, 28 Nisan Çarşamba günü
saat 11.00’den başlayıp bitimine kadar ilk, birinci tur görüşmeleri bitirmek
üzere bir çalışma takvimi belirledik.
Değerli
arkadaşlar, bu çalışma takvimine göre, bugün, inşallah, 497 sıra sayılı Kanun
Teklifi’nin 2’nci maddesinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmamıza
devam edeceğiz.
RECEP TANER
(Aydın) – Tamamlanmasından kasıt ne Ahmet Bey?
AHMET AYDIN (Devamla) - Yine, aynı şekilde, 20 Nisan 2010 Salı
günü 15.00’te toplayarak 5’inci maddenin bitimine kadar, 21 Nisan 2010 Çarşamba
günü 11.00’de toplanması ve 8’inci maddenin bitimine kadar, 22 Nisan 2010 Perşembe
günü saat 11.00’de toplanarak 11’inci maddenin bitimine kadar, 24 Nisan 2010
–cumartesi ve pazar günleri de çalışacağız- Cumartesi günü 12.00’de toplayarak
15’inci maddenin…
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Enerjiniz yetmez, enerjiniz.
AHMET AYDIN
(Devamla) - …bitimine kadar, 25 Nisan 2010 Pazar günü saat 12.00’de toplanarak
18’inci maddenin bitimine kadar, 26 Nisan Pazartesi günü 11.00’de toplanarak…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Emrin olur!
AHMET AYDIN
(Devamla) - …22’nci maddenin bitimine, 27 Nisan Salı günü 15.00’te
…
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Başka bir emriniz var mı!
AHMET AYDIN
(Devamla) - …toplanarak 25’inci maddenin bitimine kadar, 28 Nisan 2010 Çarşamba
günü de saat 11.00’de toplanmak suretiyle 27’nci maddenin oylamasının
sonuçlanmasına kadar hep birlikte, burada, inşallah, Türkiye'nin hayrına
olabilecek, ülke insanımızın hayrına olacak güzel çalışmaları sergileyeceğiz.
Ben bu çalışmaların şimdiden hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, önergenin aleyhinde olmak üzere, Mersin Milletvekili ve
Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Mehmet Şandır’ın
söz talebi var.
Kendilerini
kürsüye davet ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
Sayın Şandır,
sizin de süreniz on dakika efendim.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. AKP Grubunun vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde söz
aldım.
Değerli
milletvekilleri, hazırlanış usulünün yanlış olduğunu, içeriğinin Türkiye'nin
geleceği açısından tehdit ve tehlike teşkil edeceğini iddia ettiğimiz, ifade
ettiğimiz Anayasa değişiklik teklifinin Meclis Genel Kurulunda bu hafta
içerisinde AKP’nin grup önerisiyle alınmasına karşı çıkacağız. Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu olarak biz, bu değişiklik teklifine usulden ve esastan
karşı çıkacağız, muhalefet edeceğiz. Bunu çok baştan, çok net, çok açık ifade
ediyoruz. İç Tüzük’ün bize verdiği, muhalefet partilerine veya her partiye
verdiği imkânları kullanarak burada bu yasa değişiklik teklifine sonuna kadar
muhalefet edeceğiz ve İç Tüzük’ün verdiği imkânları kullanacağız. Dolayısıyla,
bunu bilerek, burada değerli sözcülere, muhalefet partileriyle ilgili
değerlendirmelerinde bu hususu bilerek konuşmalarını tavsiye ederim.
Değerli
milletvekilleri, öncelikle şunu söylemem gerekir: Sayın Grup Başkan Vekilimiz
Oktay Vural’ın ifade ettiği gibi, İç Tüzük’ün 50’nci maddesinde özel gündem
oluşturulması hâlinde belli bir sürede sonuçlanması gereken konuları
alabilirsiniz. Eğer özel gündem değilse böyle süreyi belirsiz hâle getirebilmek
İç Tüzük’e aykırı olur.
Şimdi, AKP
milletvekillerine yani iktidar partisi, bu önerinin sahibi olan siyasi parti
grubunun milletvekillerine de ifade ediyorum: Bitime kadar usulü her şeyden
önce insan onuruna aykırı bir husus. Ne demek bitime kadar? Bitmezse ne
yapacağız arkadaşlar?
HALİL MAZICIOĞLU
(Gaziantep) – Devam edeceğiz.
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Ne zamana kadar?
HALİL MAZICIOĞLU
(Gaziantep) – Bitene kadar.
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Böyle bir usul var mı? Böyle bir usulü siz kendinize hak görüyor
musunuz? Böyle bir şey olur mu?
Değerli
arkadaşlar, zannediyorum yaptığınız işin ciddiyetinin ve millete karşı olan
sorumluluğunuzun idrakinde değilsiniz. Yani Anayasa gibi çok temel bir kanunda
değişiklik yapıyorsunuz, bu değişikliği yaparken uzlaşma aramıyorsunuz, böyle
bir gayret göstermiyorsunuz, hatta bunu çok da gerekli görmediğinizi çok açık,
net, en üst düzeyde ifade ediyorsunuz. “Üç gün süre verdik, görüşlerinizi
bildirirseniz bildirin, bildirmezseniz siz bilirsiniz.” diyen Sayın Başbakan,
zannediyorum sizin de Başbakanınız.
Uzlaşma
aramayarak bu milletin hukukunu değiştirmek, böyle “bitime kadar” gibi bir
dayatmayla, bir zorlamayla, bir metazoriyle, yani milletin hukukunu
hukuksuzlukla, hukuku zorlayarak değiştirmek, inanın ki ne bu Meclise
yakışıyor, ben size de yakıştıramıyorum.
Bu sebeple, her
defasında uyardığımız, her defasında “Lütfen” diye başlayarak uyardığımız AKP
Grubunun grup yöneticilerini bu “bitime kadar” hususunu gözden geçirmeye davet
ediyorum bir defa daha.
Değerli
arkadaşlar, geçen gün saat dörtte gidildi bu Meclisten. Şimdi ayın 28’ine
kadar, yaklaşık on gün, on bir gün, bu tempoda “bitime kadar” çalışmayı bu
Meclise dayatmak ve buna, işte, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak
Sayın Başkanın itiraz etmemesi kabul edilebilinir bir husus değil.
Bu sebeple, biz
Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu öneriye “hayır” oyu vereceğiz. Bu öneri,
görüşülecek olan bu kanunun selameti açısından, önemi açısından, anlamı
açısından bir çelişkidir.
Değerli
milletvekilleri, yedi buçuk yıldan bu yana iktidardasınız. Bu millete verilmiş
sözünüz var. Anayasa’yı değiştireceğinize dair bu millete söz verdiniz. Yedi
buçuk yıl beklediniz, bir adım atmadınız. Dönemin sonuna geldik, seçimin
önündeyiz, bu aceleciliğin anlamı ne? Yani, şu Anayasa değişikliğine uzlaşarak
hazırlanılsa, tartışılsa, toplumun tüm kesimlerinin katkısı alınsa, birlikte
hazırlanılsa ve şu Genel Kurulda bu tartışmalar olmadan kanunlaştırılsa daha
şık, daha güzel, daha yakışır olmaz mı? Ama niye? Komisyonda gecenin saat üç
buçuğuna kadar çalışıyorsunuz. Şimdi, bugün, muhtemel, yine üç buçuk, dörtte
biter bu oylamalar. Bunda ne hayır var? Bunda ne hayır var arkadaşlar?
Değerli
milletvekilleri, bakınız size bir şey söyleyeceğim. Tabii hitabım size değil,
siz, gerçekten bir arkadaşımız “Baskı altındasınız:” deyince itiraz ettiniz ama, sizin itiraz edecek hâliniz yok, ne diyorlarsa onu
yapıyorsunuz.
MUSTAFA CUMUR
(Trabzon) – Kendi adına konuş.
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) - Ama millet vicdanında mahkûm olacaksınız. Bakınız, size bir husus
açıklayacağım.
Değerli
milletvekilleri…
FİKRİ IŞIK
(Kocaeli) – Bu üslup size yakışmıyor Sayın Şandır.
BAŞKAN – Lütfen,
sayın milletvekilleri…
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) - Değerli milletvekilleri, bakın, burada ne yaparsanız yapın, hangi
gerekçeyle hangi eylemi ortaya koyarsanız koyunuz, bir mecburiyetiniz var. O
nedir? Toplumun huzurunu bozmamak. Anayasa’nın 2’nci
maddesini açıp okumanızı tavsiye ederim. Toplumun huzurunu bozmamak
mecburiyetindesiniz, dayanışmayı ayrıştırmaya dönüştürmemek
mecburiyetindesiniz, adalet duygusunu yaralamamak mecburiyetindesiniz. İç
Tüzük’e uymayarak, bir uzlaşma aramayıp bir gerginlik ortamında… Yani, biraz
önce yaşanan tartışmaları hak görüyor musunuz, yakışır buluyor musunuz? Şimdi,
tekrar ifade ediyorum: Toplumun huzurunu temin etmekle sorumlu olan Parlamento
ve başta iktidar partisi grubu olarak sizler, milletvekillerine bu dayatma
içerisinde, Türkiye Büyük Millet Meclisine bu dayatma içerisinde bir hukuk
oluşturmak yetkisini nereden alıyorsunuz? Bunda hangi faydayı görüyorsunuz
değerli milletvekilleri?
Bakınız, Anayasa
değişiklik teklifini burada usulden ve esastan sorgulayacağız. Ama bu Anayasa değişiklik teklifinin görüşülmesinin gündeme
alınması da bir hukuki işlem. Bu hukuki işlem de, Anayasa’nın
değiştirilemez, değiştirilmesi teklif edilemez 2’nci maddesine göre, toplumun
huzurunu bozan, işte ayrışmaya sebep olan ve gerçekten İç Tüzük ihlalleriyle
gerçekleştiği için de adalet duygusunu yaralayan bir süreçte gerçekleşiyor.
Bunun sonucundan hayır beklemek mümkün mü? Ama tekrar soruyorum: Nedir
mecburiyetiniz? Yedi buçuk yıl bekledikten sonra, ille bu kadar dar zamanda, bu
kadar tartışarak görüşmeye mecburiyetiniz ne?
Değerli
milletvekilleri, Türkiye’nin gündemi bu değil. Sizi vicdanlarınızla baş başa
bırakıyorum. Türkiye’nin gündemi, böyle gece yarılarına kadar çalışarak
Anayasa’yı değiştirmek değil. Türkiye’nin gündemi sokaklar. Sokaklarda
işsizlik, yoksulluk… Toplum bir cinnet içerisinde. Farkında
mısınız, insanlık sokaklarda sürükleniyor. “Teslim oldum” diyene, kafasına
kurşun sıkılıyor. Farkında mısınız, toplum, sebebi kendine ait, önüne geleni
yumrukluyor. Bu sonucun sorumlusu siyaset değil mi? Siyasi iktidar değil mi?
Evet, Kayseri’de yaşanan hadiseyi hiç kabul edebilmek mümkün değil.
SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Geçmiş olsun...
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) - Geçmiş olsun, ama niye geçsin? Hiç olmasa daha iyi değil mi değerli
arkadaşlarım? Niye oluyor? Niye oluyor? Niye?
AVNİ ERDEMİR
(Amasya) – Niye soruyorsunuz?
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Bunu kendinize bir sorun, bu ülkeyi siz yönetiyorsunuz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Şandır, süreniz doldu. Size de bir dakikalık ek süre veriyorum, lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
KADİR URAL
(Mersin) – İktidar sizsiniz, size soruluyor, “Bunlar niye oluyor?” diye size
soruluyor, size!
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Bu iktidar…
KADİR URAL
(Mersin) – Niye olduğunun cevabını verin!
BAŞKAN – Lütfen
sayın milletvekilleri…
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Bu iktidar millete karşı sorumluluğunun gereğinin idrakinde değil.
KADİR URAL
(Mersin) – Ya, Sayın Başkan, sen de bize dönüyorsun, öbür tarafa dönsene!
BAŞKAN – Hepinize
söylüyorum.
KADİR URAL
(Mersin) – Niye bize dönüyorsun, dönsene öbür tarafa!
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Siz tribünde misiniz? Tribündeki seyirci misiniz siz? Bu ülkenin
sokaklarında Türkiye'ye yakışmaz, zamana yakışmaz gelişmeler oluyor.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Keşke Meclis Başkanı bu duruma düşmeseydi!
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Ama siz temenniden öte, tespitten öte bir şey söylemiyor-sunuz.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Hiçbir Meclis Başkanına bu yapılmadı!
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – “Geçmiş olsun.” desek neyi değiştiriyor Sayın Bakan? Türkiye
Cumhuriyeti devletinin bakanına bugün yumruk atılıyor, bir siyasi partinin
genel başkanına yumruk atılıyor, cevaben 2 tane polis şehit ediliyor; bunu
içinize nasıl sindiriyorsunuz? İşsizliği ne yapacaksınız? Yoksulluğu ne
yapacaksınız? Bunları tartışmayacaksınız, buraya gelip bu dar zamanda, Anayasa
gibi bir temel konuda hiç uzlaşma aramadan, bu gerginlikle temel hukuk
oluşturacaksınız. Böyle bir hakkınız yok, yaptığınız şey meşru değildir. (MHP
sıralarından alkışlar) Çünkü Anayasa’nın 2’nci maddesine göre, milletin
huzurunu kaçırıyorsunuz, milleti ayrıştırıyorsunuz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Şandır, ek süreniz de doldu.
Çok teşekkür
ederim.
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Selam mı
vereceksiniz?
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Evet.
BAŞKAN – Peki.
Sadece Genel
Kurulumuzu selamlamak için kendisine söz verelim.
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Değerli milletvekilleri, sizi uyarıyoruz. Bakın, bu günler geçer,
yarın vicdanlarınızla baş başa kalırsınız ve sonuç itibarıyla bugün bu yapılan
yanlışın bedelini çocuklarımız öder, gelecek nesiller öder. “Eyvah!” demenin
hiç kimseye bir faydası yok.
Onun için, biz bu
yapılanların doğru olmadığını, milletin hayrına olmadığını düşünüyor ve bu
gündemi bize dayatan bu öneriye “Hayır.” diyoruz.
Bu duygularla
hepinizi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz Adalet ve Kalkınma Partisi grup
önerisinin, şimdi, aleyhinde olmak üzere Eskişehir Milletvekili arkadaşımız
Sayın Tayfun İçli’nin söz talebi var, kendisini
kürsüye davet ediyorum.
Sayın İçli, sizin
de on dakika süreniz.
Buyurun.
RECEP TANER
(Aydın) – Lehte konuşma vardı Sayın Başkan... Bir keyfî uygulama daha!
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Saygıdeğer
milletvekilleri, sizleri saygıyla selamlıyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanlığı önerisinin aleyhinde söz aldım.
Değerli
arkadaşlarım, AKP grup önerisine baktığınızda, Anayasa teklifinin bugün
görüşülmesi isteniyor ve bugün 2’nci maddenin görüşmelerinin tamamlanmasına
kadar çalışmaların devam etmesini istiyor AKP Grubu. Peki, bu grup önerisi, değerli
arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edildi mi? Daha
görüşüyoruz. Doğrudur, AKP’nin sayısal çoğunluğu vardır, bu grup önerisi
buradan çıkacaktır ama şu skandal nedir? Gizli oy kabinleri, oy sandığı burada
ve Sayın Meclis Başkanı da orada otuyor; bu bir skandaldır. Bu, yasama organına
yapılmış çok büyük bir nezaketsizliktir. Yani, bir grup önerisi daha
görüşülmeden, oylanmadan, sanki kabul edilmiş gibi gizli oylamaya ilişkin
kabinler orada yer almış. E peki, normal, bu pazartesi günü çalışmayı biz
perşembe günü AKP grup önerisiyle kabul edip bugün sıradaki kanunları
görüşmeyecek miydik?
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Tayfun Bey, kabul edecekler de oraya sıralanmış; ne farkı var?
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Evet…
Yani, şimdi,
evet, öyle yapacaktık. Peki, bu Meclisi başkan vekilleri yönetmiyor muydu? Peki Sayın Başkan, siz orada ne arıyorsunuz?
ŞENOL BAL (İzmir)
– Oturuyor!
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Yani 336 milletvekili… Tabii siz oy kullanamayacaksınız Anayasa
değişikliğinde, onun için orada oturuyorsunuz ama bu grup önerisi kabul
edilmedi ki siz orada oturuyorsunuz. Sayın Başkan, bu bir skandaldır. Bu sadece
Türkiye için değil, dünya parlamento tarihine geçen bir skandaldır. (Bakanlar
Kurulu sıralarından “Allah Allah!” sesi) Evet, Allah Allah, öyle! Yani siz, burada görüşmeden… Siz bir de
Bakanlar Kurulundan laf atıyorsunuz, sesleniyorsunuz. İşte, sizin demokrasi
anlayışınız bu!
OKTAY VURAL
(İzmir) – Bakanlar Kurulu da mı laf atıyor?
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bakın, şimdi, bu grup önerisini neye göre
getiriyor değerli arkadaşlarımız? İç Tüzük’ün 49’uncu maddesine göre, değil mi?
(AK PARTİ sıralarından “Başkanın yetkileri…” sesi) Şimdi, bakın, Başkanın
yetkileri… Başkanın yetkileri İç Tüzük’tür. Karnınızdan konuşmayın, bilerek
konuşun. Burada ben size, bakın, madde okuyorum. Neye göre getiriyorlar? 49’a
göre. Ne diyor 49? Gündem belirlenirken 8’inci sırada bulunan… Yani, kanun
tasarı ve tekliflerinin sırası neyle değişir? “Başkanın lüzum görmesi hâlinde
ve Danışma Kurulunun Genel Kurulun bilgisine sunması hâlinde değişir.” der. Ama
son iki fıkraya baktığınız zaman, yedinci fıkrasında: “Başkan birleşimi
kapatırken, -yani 8’inci sıradaki sıranın değiştirilmesi olurken- gündemde
bulunan hususlardan hangilerinin gelecek birleşimde veya birleşimlerde
görüşüleceğini Genel Kurula bildirir. Bu husus ayrıca ilan tahtasında ilan
edilir.” İç Tüzük’ün 1’inci maddesine göre birleşim ne demektir? Gün demektir,
gün. O zaman, grup önerisi buraya geldiği zaman, başkan da getirebilir, grup
önerisi de getirir, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre, ama başkan birleşimi
kapatırken, yani bugünü kapatırken, bir sonraki birleşimde, bir sonraki günde
nelerin görüşüleceğini ilan eder ve ilan tahtasına asar. E, şimdi, AKP grup
önerisi burada kabul edilecek. Birleşim kapanmıyor ki, bugünkü birleşim devam
ediyor. Bugünkü birleşim neymiş? 88’inci Birleşimmiş.
İç Tüzük’e göre 88’inci Birleşim kapatılmadan grup önerisiyle görüşülemez. Bu
açıkça İç Tüzük ihlalidir, Anayasa ihlalidir. Bu nettir, açın, okuyun.
Bakın, şimdi,
bundan sonra da bir önerge vereceğim, usul tartışmasıyla ilgili ve orada, o
önergede de Anayasa Mahkemesinin kararlarını sizlerin bilgisine sunacağım ve
tutanaklara da geçireceğim. Bakın, burada çok açık bir İç Tüzük ihlali vardır
değerli arkadaşlarım. Her şeyden önce…
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) - Tayfun Bey, sözünde dur, sözünde.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Haa, neden, nasıl, neye göre getireceğiz
bunu? Bakın, der ki İç Tüzük’ün 52’nci maddesi, Genel Kurulda bekletilme
süresi: “Bu süre geçmeden gündeme alınması, gündemdeki kanun tasarı ve
teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işlerden birine öncelik verilerek
–bakın, öncelik verilerek- bu kısmın ilk sırasına geçirilmesi, Hükümet veya
esas komisyon tarafından gerekçeli olarak Genel Kuruldan istenebilir.” der.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – İkinci fıkra o, birinci fıkrayı oku.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Birinci fıkrayı okuyayım: “Genel Kurula sevk edilen bir komisyon
raporu veya herhangi bir metin, aksine karar alınmadıkça dağıtımı tarihinden
itibaren kırksekiz saat geçmeden görüşülemez.”
Birinci fıkra.
İkinci fıkra: “Bu
süre geçmeden gündeme alınması, gündemdeki kanun tasarı ve teklifleri ile
komisyonlardan gelen diğer işlerden birine öncelik… “ Bakın “öncelik
verilerek…”
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Danışma Kurulu istemeden Hükûmete ve esas
komisyona verilen yetkidir o.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Değildir efendim. İşte onu ben tartışacağım. Ben size Anayasa
Mahkemesi kararı getireceğim.
BAŞKAN – Lütfen…
Lütfen, karşılıklı konuşmayalım.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Hiç burada tartışmayalım, laf atmayın.
Birazdan 63’üncü
maddeye göre bir önerge vereceğim. Burada size Anayasa Mahkemesinin iki
kararını getireceğim. O zaman sizin teziniz mi benim tezim mi doğru olacak, ona
bakacağız.
Değerli
arkadaşlarım, bakın, bunlar çok önemli. Türkiye Büyük Millet Meclisini keyfî
olarak yönetemezsiniz. Sayın Başbakan grupta talimat veriyor -ya, ne kadar güçlü bir genel başkanmış- ve
Türkiye Büyük Millet Meclisini tek parti diktatörlüğü gibi şekillendirmeye
çalışıyor.
Değerli
arkadaşlarım, bunu, bana yapılmış bir saygısızlık olarak kabul etmiyorum, bu,
millet iradesine de ambargo koymaktır. Bu kadar peşin yargılı… Ya,
düşünebiliyor musunuz, oy sandıkları burada. Neyi kabul ettik de buraya oy
sandıkları koyuyoruz arkadaşlar? Gizli oy kabinlerini neye göre koyuyoruz? Bugün Anayasa
görüşmelerini neye göre yapıyoruz?
Anayasa’nın
148’inci maddesi Anayasa Mahkemesinin Anayasa değişikliklerini şekil açısından ne şekilde
inceleyeceğine dair hükümler içermektedir. Anayasa Mahkemesinin bu konuda
birçok kararı vardır. E siz buna “Benim dediğim dedik. Ben böyle yorumluyorum.”
Böyle bir şey olmaz. Böyle, toplumu ilgilendiren çok önemli konularda bir
siyasi partinin baskısıyla Anayasa ve İç Tüzük ihlal edilemez. Yarın bir gün
bunlar hep Anayasa Mahkemesinin önüne gidecek, ondan sonra bağıracaksınız:
“Anayasa Mahkemesi hatalı karar verdi.” Hatalı verdiği birkaç kararı örnek
göstermek suretiyle, size göre hatalı verdiğine inandığınız birkaç kararı
gerekçe göstermek suretiyle, sözde, Anayasa Mahkemesini millete şikâyet etmeye
kalkacaksınız.
Siz, burada
yaptığınız işlemlerle millet iradesini hiçe sayıyorsunuz. Millet iradesini
temsil eden sadece AKP’li milletvekilleri değil. İşte burada grubu bulunan
siyasi partiler, bağımsız milletvekilleri de millet iradesini temsil ettiği
gibi, Parlamento dışında olan siyasi partilerin temsilcileri de bir anlamda
millî iradenin tecellisi için çaba sarf etmektedir. Yani, ben anlamakta zorluk
çekiyorum son gelişmeleri ve sizin bunu -en azından, bakın, tırnak içinde
“nezaketsizlik” diyorum- şu nezaketsizliği hoş görmenizi kabul edemiyorum ve
özellikle Sayın Başkan, sizin böyle, bu şekilde, taraflı bir şekilde burayı
yönetme anlayışınızı da kabul edemiyorum ve bunların…
ŞENOL BAL (İzmir)
– Dinlemiyor.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Beni dinlemiyorsunuz, orada tabii ki bürokratla konuşuyorsunuz ama
benim bu sözlerim size Sayın Başkan. Bu sözlerimi arkadaşlarıma değil size
söylüyorum. Onun için, ben konuşurken beni dinlemenizde bence büyük yarar
vardır. Taraflı yönettiğinizi iddia ediyorum.
Bu kabinleri
buraya hangi yetkiye dayanarak koyduruyorsunuz Meclis Başkanı olarak? AKP grup
önerisi kabul edildi mi de buraya koyduruyorsunuz?
OKTAY VURAL (İzmir)
– Daha karar alınmamış, kabin koyuyorsunuz ya!
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Böyle peşin yargılı bir hüküm nerede var? Yani, bir insan
yargılanmadan, mahkeme önüne çıkmadan -gerçi Türk yargı sisteminde artık bunu
da olağan karşılıyoruz- adamların ifadesi alınmadan adamları mahkûm kılıyoruz
ve belirli gazete köşelerinde de bu adamların suçlu olduğuna dair yorumlar
yapıyoruz; bu da işte peşin yargılı. Sanki bu kabul edilmişmiş gibi kabin
koyuyorsunuz buraya, oy sandığını koyuyorsunuz. Belki reddedecek milletvekilleri.
KADİR URAL
(Mersin) – Oy sandığının içine de bak.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Oy sandığının… Hayır, kamera da koymuş olabilirler.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Vardır, vardır.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Korkum, kimin ne şekilde oy kullanacağına dair belki kabinlerin
içinde kamera vardır, ses cihazları vardır! Artık Türkiye’de her şey oluyor.
Tabii… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
LÜTFİ ÇIRAKOĞLU
(Rize) – Vebale giriyorsun, vebale.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım, ben sizi kastetmiyorum, niye alınıyorsunuz?
Ben, bakın, bunu…
LÜTFİ ÇIRAKOĞLU
(Rize) – Yargısız infazdasın.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Hayır, bu benim işim değil, bu sizin işiniz, çünkü sizi kontrol
edecekler, ben oy kullanmaya girmeyeceğim.
HAYDAR KEMAL KURT
(Isparta) – Öyle bir şey var mı?
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – İşte siz kontrol edin. Ben, çünkü, burada
muhalefetimi yapacağım ama Genel Kurula şaibe olmasın diye girmeyeceğim, oy
kullanmayacağım, ama şaibe altında kalacak sizlersiniz, laf atanlarsınız.
HAYDAR KEMAL KURT
(Isparta) – Gir de “Evet” ver.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – O sandığı bir kontrol edin bakayım, gizli kamera var mı orada,
dinleme cihazı var mı, ona bakın. Yani, onun için…(AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
LÜTFİ ÇIRAKOĞLU
(Rize) – Ayıp, ayıp!
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakın, damarınıza bastım, değil mi,
damarınıza bastım. Bu kadar onurluysanız -ki, onurlu olduğunuza inanıyorum- bu
yapılan işlemlere karşı tepki göstereceksiniz. Öyle, biat kültürüyle, genel
başkan ne derse, tak, topuk selamıyla “Emredersin sayın genel başkan.”
demeyeceksiniz.
HAYDAR KEMAL KURT
(Isparta) – Buraya nasıl geldin sen?
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Onu dediğiniz an, işte demokrasi yok. Öyle, grup toplantılarında…
(AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Lütfen
sayın milletvekilleri, hatibe müdahale etmeyelim.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Evet, lütfen…
BAŞKAN - Burası
hür kürsüdür, arkadaşlarımız düşüncelerini özgürce ifade edecekler.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Grup toplantılarında, sonra, basına kapalı neler söyledi Sayın
Başbakan? Gizli kamera mı koyuyoruz dedi? Ya, ya, işte!
Değerli
arkadaşlarım, benim görevim kendi düşüncemi sizlere…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
İçli, on dakikalık süreniz doldu, size de ilave bir dakikalık süre veriyorum,
lütfen tamamlayınız konuşmanızı.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Selamlayacağım Sayın Başkanım.
Değerli
arkadaşlarım, biraz işi daha yumuşatmak lazım. Ben burada dostane, bir
arkadaşınız olarak bu yapılan nezaketsizliği, sizlere, Türkiye Büyük Millet
Meclisine yapılan nezaketsizliği anlatıyorum. Benim algılamam bu. Siz bunu bir
nezaketsizlik olarak kabul etmiyorsanız, Türkiye Büyük Millet Meclisinin olağan
bir çalışması olarak kabul ediyorsanız, temsil ettiğiniz millete en azından
saygısızlık etmiş olursunuz diyorum, sabrınız için teşekkür ediyorum, hepinize
saygılar sunuyorum. (CHP ve Bağımsızlar sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
İçli, çok teşekkür ederim.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkan, bir konuyu arz etmek istiyorum.
BAŞKAN – Buyurun.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Bir grup önerisi görüşüyoruz. Başkanlığa intikal etmiş, Hükûmet ya da esas komisyonun kırk sekiz saat geçmeden
gündemin sırasına alınmış bir iradesi Genel Kurula okunmadı. Dolayısıyla,
okunmadığına göre bu İç Tüzük gereğince ön sırasına alınması ve kırk sekiz saat
geçmeden gündeme alınmasıyla ilgili bir talep var mı acaba şeyin?
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Kırk sekiz saat geçmiş, yüz saat olmuş, yüz! İkinci
talep 498’le ilgili.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Evet, 498 diyorum ben, 498’i söylüyorum.
Sayın Başkanım,
diyor ki: “Bu süre geçmeden gündeme alınması, Hükûmet
veya esas komisyon tarafından gerekçeli olarak Genel Kuruldan istenebilir.”
Burada diyor ki: “Kırk sekiz saat geçmeden 6’ncı sırasına alınması..” diyor. Şimdi, bu durumda esas komisyonun ve Hükûmetin talebi olmadan bir grup olarak bu konuda hangi İç
Tüzük’ün ilgili maddesine göre, kırk sekiz saat dolmadan gündemin ön sırasına
alınmasını sağlamıştır? Dolayısıyla bu önergenin görüşülmesi mümkün değil Sayın
Başkanım.
Bu konuda daha
önce de tartışma olmuştu, Sayın Canikli önerisini
geri çekmişti.
BAŞKAN – Evet,
önerge sahibi Sayın Elitaş, buyurun.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Kürsüden mi efendim?
BAŞKAN – Yok yok, yerinizden.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, lehinde konuşma hakkım var, müsaade ederseniz…
BAŞKAN –
Vereceğim, vereceğim de, bu konuyla ilgili…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) - Belgeleriyle, müsaade ederseniz, konuşma yaptığımda açıklayacağım
onu.
BAŞKAN – Peki.
Şu anda grup
önerisinin lehinde söz isteyen Kayseri Milletvekili ve AK PARTİ Grup Başkan
Vekili Sayın Mustafa Elitaş’a söz veriyorum.
Buyurun Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Herhâlde Türkiye
Büyük Millet Meclisi tarihinde İç Tüzük’ün bu kadar farklı bir şekilde
yorumlandığıyla ilk defa karşı karşıya geliyoruz. (CHP ve MHP sıralarından
gürültüler)
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Tıpkı Anayasa değişikliği gibi!
MUSTAFA ELİTAŞ
(Devamla) - İzin verirseniz, konuşmama başlamadan önce, bugün Kayseri’de, üç
gün önce Şırnak’ta şehit olan Kayserili hemşehrimiz
Jandarma Yüzbaşı Levent Çetinkaya’nın cenazesine
katılmak üzere, şehidimizi son yolculuğuna uğurlamak üzere İçişleri Bakanımız
ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız Kayseri’ye gittiler. Ama,
cenaze namazının kılınıp şehidimizin Kayseri’deki şehitliğe defnedilmesi
esnasında kendini bilmez bir kişinin Sayın Bakanımıza yaptığı saldırıyı şiddetle
ve nefretle kınıyorum. Sayın Bakanın saldırı esnasında gözlüğü kırılmış,
burnunda iki üç dikiş atılacak şekilde yara ortaya çıkmış; hamdolsun, burnunda
herhangi bir kırık vuku bulmamış ama şunu ifade ediyorum ki, bugün Türkiye'nin
huzur ve istikrarından rahatsız olan bir kısım var. Önce, Van’da başlatıp bir
siyasi parti genel başkanına yapılan yumurtalı saldırı… (CHP ve MHP
sıralarından gürültüler)
BİLGİN PAÇARIZ
(Edirne) – Sayın Başkan, sayenizde!
MUSTAFA ELİTAŞ
(Devamla) – …arkasından, Samsun’da eski bir siyasi parti genel başkanına
yapılan yumruklu saldırı ve bugün de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanına, bir
şehitle ilgili son görevini yapan Hükûmet
temsilcisine yapılan saldırıyı şiddetle ve nefretle kınıyorum. (CHP ve MHP
sıralarından gürültüler)
BİLGİN PAÇARIZ
(Edirne) – Hükûmet sizsiniz, kimi kime şikâyet
ediyorsunuz?
MUSTAFA ELİTAŞ
(Devamla) - Değerli milletvekilleri, bakınız, biraz önce bir sayın milletvekili
52’nci maddeyle ilgili… İkinci fıkrasını okudular. İkinci fıkra, Sayın
Milletvekili, 52’nci maddenin ikinci fıkrası…
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Birincisini de okudum.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Devamla) - Birinci fıkrayı da okuyacağım. 52’nci maddenin birinci fıkrası
“Genel Kurula sevk edilen bir komisyon raporu veya herhangi bir metin, aksine
karar alınmadıkça dağıtımı tarihinden itibaren kırk sekiz saat geçmeden
görüşülemez.” Şimdi, biz, kırk sekiz saatten önce görüşülmek üzere bir irade
beyan etmişiz.
İkinci fıkrayı
okuyorum: “Bu süre geçmeden gündeme alınması, gündemdeki kanun tasarı ve
teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işlerden birine öncelik verilerek bu
kısmın ilk sırasına geçirilmesi, Hükümet veya esas komisyon tarafından
gerekçeli olarak Genel Kuruldan istenebilir. Bu takdirde, Genel Kurul, işaret
oyuyla karar verir.”
Sayın Milletvekilim,
19’uncu maddenin son fıkrasını okursanız, Danışma Kurulu gündemle ilgili
görüşlerini beyan ederken kendi arasında ittifak varsa o ittifak burada
oylanır, ittifak yoksa siyasi parti grupları kendi önerilerini getirir, bugün
olduğu gibi.
Bu ikinci fıkra,
52’nci maddenin ikinci fıkrası, Hükûmet veya esas
komisyonun 19’uncu maddeye bağlı kalmadan, Danışma Kurulunun toplanması
ihtiyacını hissetmeden, Hükûmet veya esas komisyona
verilmiş bir yetkidir ve bugüne kadar da bu yetki hiçbir zaman kullanılmamıştır.
Hükûmet de kullanmamış, komisyon da kullanmamıştır.
Bakınız, şimdi
size bir Danışma Kurulu önerisi okuyacağım. “5/11/2001
tarihli genel kâğıtlarda yayınlanan 753 Sıra Sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin kırk sekiz
saat geçmeden gündemin ‘Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler’ kısmının sekizinci sırasına alınmasına…”
Kim vermiş bu
önergeyi? Meclis Başkanı Sayın Ömer İzgi, Grup Başkan Vekilleri Emrehan Halıcı, Mehmet Şandır, Ali Rıza Gönül, Yaşar Dedelek, Hüseyin Çelik, Ömer Vehbi Hatipoğlu.
Bu, sayın grup başkan vekillerinin imzasıyla birlikte kırk sekiz saat geçmeden
öne alınmasıyla ilgili bir teklif.
HARUN ÖZTÜRK
(İzmir) – Peki, öne alıyorsunuz, görüşebiliyor musunuz? Otuz gün
görüşemeyeceksiniz.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Devamla) - Şimdi, yine bir Danışma Kurulu önerisi okuyorum. “Genel Kurulun 24
Eylül 2001 Pazartesi günkü toplantısında Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı
Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin maddelerine geçilmesi
hususundaki oylamanın tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılması
önerilmiştir.” Ne diyor? Şimdi bugün bizim teklif ettiğimiz gibi: “Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası’nın değişiklik teklif eden kanun teklifinin 2’nci maddesinin
oylamasının bitimine kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışılması teklif
edilmiştir.” Ne fark var bununla onun arasında? İkisi de aynı.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – O doğru mu? O da yanlış.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – O da yanlış, o da yanlış.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Devamla) – Sayın Şandır, bakınız, yine aynı örnekler; 19 Şubat 2009: “Gündemin
‘Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler’ kısmında
bulunan 100 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu kısmın 4’üncü sırasına alınması,
kırk sekiz saat geçmeden görüşülmesi.” Kimlerin imzası var? Nihat Ergün, Hakkı Suha Okay, Mehmet Şandır, Hasip Kaplan. Daha elimde çok örnekler var.
Değerli
arkadaşlar, daha önceki yapılan icraatlar burada aynı şekilde devam ediyor;
Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalıştığı usul ve esaslar, Türkiye Büyük Millet
Meclisince yapılan bütün gelenekler aynı şekilde devam ediyor.
Bakınız, az önce
bir milletvekili arkadaşımız itiraz etti, 498 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın
bastırılıp dağıtılmadığıyla ilgili. Hâlbuki 498 sıra sayılı Kanun Tasarısı
bastırıldı ve dağıtıldı ama Türkiye Büyük Millet Meclisini tıkamak, çalışma
saatlerimizi İç Tüzük’ün kendilerine verdiği imkân çerçevesinde yok etmek
uğruna maalesef bu işler yapılıyor.
Bir de imzayla
ilgili bir şey söyleyeceğim değerli arkadaşlar. AK PARTİ Grubunun Anayasa
değişikliği teklifine imza atan milletvekili arkadaşlarımızı rahatsız edici,
hiçbir milletvekiline bu tür ithamın yakışmayacağı şekilde bir itham edildi.
İlk Anayasa değişikliği teklifinde 213 milletvekili ve 11 civarında
milletvekilimizin sonraki katılımlarıyla birlikte 224 milletvekilinin verdiği
Anayasa değişikliği teklifi maalesef gereksiz tartışmalarla gündem oluşturmaya
başladı ama çok önemli diye gördüğümüz bu otuz maddeye yakın Anayasa
değişikliği teklifinin imza tartışmasının gölgesinde kalmaması adına, 61 tane
milletvekili arkadaşımız hassasiyet gösterip imzalarını geri
çektiler ve yeni veren
milletvekili arkadaşlarımızın -265 artı 29 milletvekilinin- imzasıyla yeni
Anayasa değişikliği teklifi Meclis Başkanlığına sunuldu.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Çarpılacaksın Elitaş, çarpılacaksın!
MUSTAFA ELİTAŞ
(Devamla) – Şimdi, burada itham ettiğiniz hiçbir milletvekili arkadaşım “O imza
benim değildir.” diye irade beyanında bulunmamasına rağmen milletvekili arkadaşlarımızı
töhmet altında bıraktınız.
Yine size iki
tane belge okuyorum. Sayın Başkan, biliyorsunuz, Çin Halk Cumhuriyeti’nin
Sincan Uygur Bölgesi’ndeki yapılan saldırıyı hep beraber telin etmiştik. Onunla
ilgili, Türkiye Büyük Millet Meclisinin üyeleri hassasiyet gösterdiler, dediler
ki: “Sincan Uygur Bölgesi’ndeki Uygur Türklerine yapılan bu saldırıyı kınamak
adına Çin Halk Cumhuriyeti Dostluk Grubundan istifa ediyoruz.” diye AK PARTİ
Grubundan milletvekili arkadaşlarımız teker teker
imzalarını verdiler. Şimdi, bakın elimdeki belge:
“Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Çin Halk
Cumhuriyeti Sincan Uygur Bölgesi’nde Uygur Türklerine yönelik saldırılar toplu
etnik katliam boyutlarına ulaşmıştır.” En sonuna geliyorum: “Bu çerçevede,
Türkiye-Çin Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkan
Vekili Manisa Milletvekili Sayın Ahmet Orhan, Yönetim Kurulu Asıl Üyesi
İstanbul Milletvekili Sayın Meral Akşener ile Dostluk
Grubuna üye milletvekillerimiz bu Dostluk Grubu üyeliğinden istifa etmişlerdir.
Bilgilerinize arz
olunur.
Oktay
Vural
MHP
Grup Başkan Vekili
İzmir
Milletvekili”
Arkaya bakıyoruz kimlerin imzası var diye, ne kuru imza var ne
ıslak imza var! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
RECEP TANER (Aydın) – Dilekçeler gitti oraya Sayın Elitaş, o üst yazı.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Yani Sayın Başkan, şu anda Çin Halk
Cumhuriyeti Dostluk Grubunda şurada ismi sayılan milletvekillerinin üyelikleri
aynı şekilde devam etmektedir. Bir grup başkan vekilinin irade beyanıyla, bir
grup başkan vekilinin talimatıyla hiç kimse bir yerden istifa etmemiştir,
edememiştir. Etmemesi gerekir, milletvekili özgürlüğü bunu gerektirir.
İkinci belge:
“Türkiye-İsrail Parlamentolararası
Dostluk Grubuna üye milletvekillerimiz bu Dostluk Grubu üyeliğinden istifa
etmişlerdir.
Bilgilerinize arz olunur.
Oktay
Vural
İzmir
Milletvekili
MHP
Grup Başkan Vekili”
ZEKERİYA AKINCI
(Ankara) – Onları bugünler için mi sakladın?
MUSTAFA ELİTAŞ
(Devamla) - Yine altına bakıyoruz, ne ıslak imza var ne kuru imza var! Ama
arkada üç tane imza var.
“Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
23’üncü dönem Türkiye-İsrail Parlamentolararası Dostluk Grubu üyeliğinden istifa
ediyorum. 29/12/2008”
Kim? Mehmet
Şandır, Mersin Milletvekili.
Yine, bir
milletvekili, Samsun Milletvekili Sayın Osman Çakır istifa etmiş.
Yine, Sayın Kadir
Ural, Mersin Milletvekili, kendi ıslak imzalarıyla istifa etmiş, ama geriye
kalan milletvekili arkadaşlarımızdan hiçbirisi, 53 milletvekilinden 50
tanesinin imzası yok.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Süreniz
tamamlandı efendim, size de bir dakikalık ilave süre veriyorum Sayın Elitaş, lütfen tamamlayın.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Devamla) – Sayın Oktay Vural, kimden yetkiyi aldıysa milletvekillerinin
imzalarına vesayet koyma hakkını almış ve buradaki 53 milletvekiliyle (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) 58 Çin Halk Cumhuriyeti Dostluk Grubundaki
milletvekilinin iradesini, hiç kimseye sormadan, sorma ihtiyacı hissetmeden
onların adına karar vermiştir.
Bu bilgileri,
değerli milletvekilleri, Parlamentoyla paylaşıyor, hepinize saygılar sunuyorum.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
RECEP TANER (Aydın) - Yalan söylüyor, yalan!
BAŞKAN – Sayın Elitaş, teşekkür ediyorum.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın
Vural, buyurun.
OKTAY VURAL
(İzmir) – İsmimi kullanarak, yani minareyi çalanlar kılıf hazırlama misali…
BAŞKAN –
Estağfurullah, daha uygun cümlelerle…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Bunu bir gerekçe olarak gösteriyorlar. Sataşmadan dolayı söz talebim
var.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Belgelerle konuştum.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Zannederim bu konuda…
BAŞKAN – Peki,
evet, isminizden bahsetti, bunu ben de duydum.
Sataşma nedeniyle
size söz vereceğim, ancak yeni bir sataşmaya mahal vermeyecek şekilde
konuşacağınızdan eminim.
OKTAY VURAL
(İzmir) - Hayır efendim, tabii burada…
BAŞKAN – Buyurun,
sataşma nedeniyle söz verdim efendim.
Üç dakika
içerisinde sanıyorum meramınızı anlatırsınız.
VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Kayseri Milletvekili
Mustafa Elitaş’ın, şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
OKTAY VURAL
(İzmir) – Doğrusu, AKP Grup Başkan Vekilinin bizim İsrail Dostluk Grubundan
istifa etmemizden niye rahatsız olduğunu anlamadım yani. (MHP sıralarından
alkışlar)
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Hiç rahatsız değilim. Vesayete karşı, vesayete…
OKTAY VURAL
(Devamla) – Yani, niye rahatsız oldu, anlamıyorum. Yani, tabii, düğünlerinize
çağırırsınız…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – İmzaları o kadar güzel açıkladın ki.
OKTAY VURAL
(Devamla) - …ondan sonra düğünlerinize çağırdıklarınızı, atarsınız, tutarsınız
birbirlerinize; niye rahatsızlık duyuyorsunuz? Uygur Türklerine yapılanla
ilgili niye rahatsızlık duyuyorsunuz? Şimdi, işte, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olursanız
böyle olur, çünkü bilginiz yok. Neden yok? Çünkü bu konuda istifayla ilgili
talepler Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna gelmiştir. (MHP sıralarından
alkışlar; AK PARTİ sıralarından gürültüler) Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna
gelmiştir. Niye fitne, fesatla uğraşıyorsunuz?
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – O senin mesleğin…
OKTAY VURAL
(Devamla) – Hep aklınız niye fitne, fesatta? Yani fitne, fesat…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – O senin mesleğin…
OKTAY VURAL
(Devamla) – Milletvekillerimin iradesi var, adam gibi imzaları da var…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Hani, nerede?
OKTAY VURAL
(Devamla) – …adam gibi de kabul ediyorlar, adam gibi de istifa ettik işte. Ne
var bunda? (MHP sıralarından alkışlar)
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Nerede bu adamlar?
OKTAY VURAL
(Devamla) – Bir kere -işte bunu da idrak edemiyorsunuz- istifalar bireysel
olunca toplu listede imza olmaz Beyefendi, yaa!
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Vay anasını!
OKTAY VURAL
(Devamla) – İstifa, bireysel girişimdir. Toplu… (AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
Çok hoşunuza
gitti bakıyorum Kürşad Bey. Siz nasıl istifa etmiştiniz acaba ha? Nasıl istifa
ettirildiniz de, onu açıklayın bakalım siz önce. Hadi bakalım…
KÜRŞAD TÜZMEN
(Mersin) – Bana bulaşma!
OKTAY VURAL
(Devamla) – Evet, bu ülkede, evet, milletvekillerimizce, İsrail’in ve Çin’in
yaptığı uygulamalardan dolayı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna, bu dostluk
grubundan çıkmak istediklerine ilişkin irade beyanları yapılmıştır. Bu irade
beyanları Meclis Başkanlığına gönderilmiştir. Meclis Başkanlığından da bu dostluk
gruplarının listesi istendiği zaman da Milliyetçi Hareket Partisi
milletvekillerinin olmadığını da göreceksiniz. Çakma imzalarla bir şey
yapmamıza gerek yok Allah’a şükür. Bizim, Gazze’de
yapılan o zulme karşı imzasını atacak yürekli parlamenterlerimiz var, ona göre!
(MHP sıralarından alkışlar)
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Boş, boş…
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri…
(CHP sıralarından
bir grup milletvekili ayağa kalktı)
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Sayın Başkan, oylamadan önce yoklama istiyoruz.
BAŞKAN – Yoklama
istiyorsunuz, değil mi efendim?
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Evet.
BAŞKAN – Değerli
milletvekilleri, AK PARTİ grup önerisi üzerindeki görüşmeler tamamlanmış, ancak
bu arada bir yoklama talebi var.
Sayın Okay, Sayın Anadol, Sayın Özyürek, Sayın Emek, Sayın Mengü,
Sayın Kart, Sayın Ünsal, Sayın Özdemir, Sayın Arıtman, Sayın Ağyüz, Sayın Ekici, Sayın Çöllü, Sayın Susam, Sayın
Paçarız, Sayın Köse, Sayın Tütüncü, Sayın Oksal, Sayın Sönmez, Sayın Ergün,
Sayın Akıncı, Sayın Arat.
Kâfi efendim, çok
teşekkür ederiz. Buyurun, oturabilirsiniz.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Efendim?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Biraz önce, size, kırk sekiz saat geçmeden esas komisyon ya da Hükûmetin bir talebi olup olmadığını sormuştum, “var mıdır
yok mudur” diye bakacaktınız. Bu durumda esas komisyon ve Hükûmetin
kırk sekiz saat geçmeden 498 sıra sayılı kanunun gündeme alınmasına yönelik
gerekçeli bir önergesi var mı yok mu? Önergesi yoksa…
BAŞKAN – Sayın…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Efendim?
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, İç Tüzük’e göre işlem yapıyoruz.
OKTAY VURAL
(İzmir) – İç Tüzük’ün hangi maddesine göre işlem yapıyoruz?
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – 19’a göre, 52/1.
OKTAY VURAL
(İzmir) – 52’nci madde açıktır. Lütfen bu konuda esas Komisyon veya Hükûmetin var mı bir talebi?
BAŞKAN – Sayın Elitaş, buyurun.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkanım, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre…
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Sayın Başkanım…
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkanım, Sayın Elitaş ne Komisyon
üyesi ne Hükûmet temsilcisi!
BAŞKAN – Bir
saniye arkadaşlarım.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN –
Dinliyorum.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Sayın Başkanım, Sayın Elitaş vesayet
altında olduğumuzu söyledi. Biz imzamızı Meclis Başkanının önünde atmamız
gerekirse, atarız.
Söz istiyoruz
efendim, sataşmadan...
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Buyurun.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – İç Tüzük’ün 19’uncu maddesinde Danışma Kurulunun nasıl oluşacağıyla
ilgili beyanı var. Burada açık metin. 19’uncu maddeye
göre siyasi parti grupları gündemin oluşturulmasıyla ilgili grup önerileri
vermişler. İlk, Barış ve Demokrasi Partisinden, Milliyetçi Hareket Partisi,
Cumhuriyet Halk Partisi, hepsi de İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre grup önerileri
vermişlerdir. Sayın Vural’ın söylediği İç Tüzük’ün 52’ye ikinci fıkrasını ifade
ediyor ki, bugüne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinde yaptığımız inceleme, İç
Tüzük 52/2 hiç uygulanmamıştır; hep 19’uncu maddeyle bağlantılı olarak bu
yapılmıştır. Yapılan işlem doğrudur. Nitekim, grup
önerimizde 498 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden
görüşülmesi 52/1 ve 19’uncu madde gereğince onu arz ettik efendim.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkanım, bakın, bu konuda amir bir hüküm vardır: “Hükûmet veya esas komisyon tarafından gerekçeli olarak…”
Bu, kırk sekiz saat geçmeyle ilgilidir. Dolayısıyla bugün daha önceden şu
yapılmış, bu yapılmış…
BAŞKAN – Sayın
Vural, izin verir misiniz?
Gayet tabii,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin tabii ki uygulamaları da vardır, teamül hâline
gelmiştir. Bakın, aynı şekilde daha önce 2002 yılında verilmiş olan bir öneride
kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 13’üncü sırasına alınmasıyla ilgili
bir önerge verilmiş ve bu işlem burada tekemmül ettirilmiş. Sayın Şandır’ın da altında imzası var yani demek ki Türkiye Büyük
Millet Meclisinde…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Hayır ama yanlış biliyorsunuz! O konuda esas komisyonun bir talebi
olup olmadığını bilmeden konuşuyorsunuz. Esas komisyonun bir talebi varsa
elbette grup önerisiyle getirecekler.
BAŞKAN – Benim
uygulamam hakkında bir usul tartışması mı açmak istiyorsunuz efendim, bunu mu
söylemek istiyorsunuz?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Efendim, İç Tüzük’e aykırı davranıyorsunuz, uyarıyorum.
BAŞKAN – İç
Tüzük’e aykırı bir husus görmedim. Eğer siz aksi düşüncedeyseniz…
BİLGİN PAÇARIZ
(Edirne) – Sayın Başkan, taraflı davranıyorsunuz, taraflı.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkanım, ama bir şey söylüyorum size.
BAŞKAN – Buyurun.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sizin bu keyfî yönetiminizle sürekli olarak “Usul tartışması açıp…”
demenin bir anlamı var mı, ne anlamı var? Yani kimi kandırıyoruz burada?
BAŞKAN – Şu ana
kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinde kırk sekiz saat geçmeden kanun teklifleri
ve tasarıları gündemin ilk sıralarına alınmış ve uygulama Meclisimizde bu
şekilde devam etmiştir.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Alınmıştır, alınmadığını söylemiyoruz ki!
BAŞKAN – Tamam,
ne diyorsunuz?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Ama esas Komisyon ve Hükûmetin talebi var
mı diye soruyorum.
BAŞKAN – Böyle
bir şey de aranmamış efendim geçmişte.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Aranmadığını nereden biliyorsunuz?
BAŞKAN –
Uygulamalara baktığımızda bunu görüyoruz.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Hayır, öyle bir şey yok. Bundan önce de Nurettin Canikli’nin
zamanında oldu ve geri çektiler.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Hayır, öyle bir şey olmadı.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Evet, geri çekildi.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Hep karıştırıyorsun bugün, her şeyi birbirine karıştırıyorsun.
OKTAY VURAL (İzmir)
– Bakın, Sayın Başkanım, siz Adalet Bakanlığı yaptınız, şimdi Meclisi
yönetiyorsunuz ve hakem olmanız gerekiyor. Diyor ki size “Esas komisyon ve Hükûmet ister.” kırk sekiz saatle ilgili gerekçeli kararla.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, İç Tüzük 52/1’de yazıyor efendim zaten.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Daha önce yapılmış, edilmiş. Daha önce de 367’yle ilgili aranmıyordu,
öyle oldu. Ne yapacağız Sayın Başkanım?
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Aynı konuda bir önerge verdim Sayın Başkanım.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, 52/1 açık ve net.
BİLGİN PAÇARIZ
(Edirne) – Sayın Başkan, grup başkan vekillerini toplayın ve altmış dakika mola
verin.
BAŞKAN – Sayın
Vural, sizin dayandığınız 52’nci maddenin ikinci fıkrası, birinci sıraya
alınmasıyla ilgili bir düzenleme içermektedir ama burada birinci sıraya değil,
başka bir sıraya alınması keyfiyeti söz konusudur. O nedenle, ben uygulamamızın
İç Tüzük’e uygun olduğu düşüncesindeyim.
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Sayın Başkan, ilk sıra değil, bir de “Öncelik” ibaresi var.
OKTAY VURAL (İzmir) – Gündeme alınması da dâhil. Bakın, bu süre geçmeden gündeme alınması… Demek ki gündeme
alınması tarihi, yine esas komisyon… Neden? Çünkü Hükûmet
sürpriz olmadan bir kanun görüşülmesini istemez, esas komisyon da istemez. Yani
böyle bir şey olur mu? Hükûmetin haberi yok, biz
görüşüyoruz. Böyle bir şey olabilir mi? Esas komisyonun haberi yok, biz
görüşüyoruz. Yani Hükûmetin bununla ilgili süre
yapması tamamıyla…
BAŞKAN – Sayın
İçli, siz ne diyeceksiniz efendim?
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Sayın Başkanım, aynı konuda -biraz evvel konuşmamda ifade ettim-
Anayasa Mahkemesinin öncelikle görüşmeyle ilgili iki tane kararı var. Usul
tartışması açıyorum. 52’nci maddenin ikinci fıkrası daha önce Meclis Dahilî Nizamnamesi’nde de tartışılmıştı ve Anayasa Mahkemesi
Anayasa’nın 148’inci maddesinde ivedilikle görüşme ile öncelikle görüşme
arasında iki ayrı karar vermiştir. O nedenle ben usul tartışması açmak
istiyorum ve uygulamanızın da taraflı olduğunu iddia ediyorum.
BAŞKAN – Net
şekilde anlaşılamadı hangi konuda usul tartışması açılması isteğiniz?
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Efendim, biraz evvel, kırk sekiz saat, öncelikle…
BAŞKAN – Sayın
Vural’la paralel şeyler mi?
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Paralel şeyler, evet.
BAŞKAN – Usul
tartışması açılmasını istiyorsunuz?
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Evet.
BAŞKAN – Sayın
Vural, siz de mi aynı düşüncedesiniz? Usul tartışması mı…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Efendim, ben…
BAŞKAN – Ben
uygulamamızın doğru olduğu kanaatindeyim. Yerleşmiş uygulamalarımızın bu
istikamette olduğu düşüncesindeyim, uygulamamızın doğru olduğu düşüncesindeyim.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Siz aksi
düşüncedeyseniz, aksi düşünceyi taşıyorsanız ve bir usul tartışması –Sayın İçli
gibi- açılmasını istiyorsanız, evet, görüşümde…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkan, bu bir uygulamayla ilgili bir şey değil, amir bir hüküm
vardır. Aramanız gereken şeklî bir husustur.
BAŞKAN – Efendim,
izin verirseniz bunun takdirini ben yapayım Sayın Vural, ben yapayım bu
takdirini.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, başlamış bir işlem var. Sayın Başkanım, yoklama
işlemi başlamış, bunu bitirmemiz gerekir. Yani başlamış bir işlem varken sayın
milletvekilleri orada… Yoklamayı tamamlayalım Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Yoklamamız yapılmıştı.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Bu işlem bittikten sonra…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Yapmadık Sayın Başkan, yoklamayı yapmadık.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN –
Affedersiniz, tespiti yaptık, şimdi oylamaya geçeceğim. (Gürültüler)
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, başlamış bir iş var.
BAŞKAN –
Yoklamayı bir yapalım, daha sonra usul tartışması yaparız. (Gürültüler)
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Oylamadan önce usul tartışması…
RECEP TANER
(Aydın) – Oylamadan önce.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Yoklama yapıyor, oylama yapmıyor.
III.- YOKLAMA
BAŞKAN - Değerli
arkadaşlar, size, yoklama talebi var. Yeter sayıda arkadaşımız yoklama
talebinde bulundu.
İki dakikalık
süre veriyorum, yoklama için süremiz başlamıştır.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
IV.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti
Grubu Önerileri (Devam)
4.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve
saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 498 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç
Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak ve bölümler hâlinde
görüşülmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN – Evet,
toplantı yeter sayısı vardır.
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Sayın Başkanım, usul tartışması...
OKTAY VURAL
(İzmir) – Bir dakika efendim...
BAŞKAN - Öneriyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
OKTAY VURAL
(İzmir) – Öneriyi oylayamazsınız!
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Sayın Başkanım, önergem var.
BAŞKAN -
Etmeyenler...
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkan, öyle bir şey olur mu?
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Sayın Başkan, usul tartışması için önergem var.
BAŞKAN - Kabul
edilmiştir efendim.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Böyle bir usul yok! Böyle bir şey olmaz!
BAŞKAN - Kabul
edilmiştir. (MHP ve CHP sıralarından gürültüler)
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkan... Sayın Başkan...
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Sayın Başkan, önergeyi işleme alın lütfen.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 18.11
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 18.40
BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN
KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN (Giresun), Harun TÜFEKCİ (Konya)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 88’inci Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Alınan
karar gereğince gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
Sayın İçli,
buyurun.
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Sayın Başkanım, bir önceki oturumda usul tartışması için önerge
vermiştim. Tutanakları getirttirdim. Sizin ifadenizle “Yoklamayı bir yapalım,
daha sonra usul tartışmasını açarız.” demiştiniz fakat oturumu kapattınız, terk
ettiniz Genel Kurulu. Onun için, önergenin işleme alınmasını istiyorum.
BAŞKAN – Şu
önergenizi mi?
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Evet. Anayasa Mahkemesinin iki kararının tutanaklara geçmesini
arz ediyorum.
BAŞKAN – İzin
verirseniz bir okuyayım.
Sayın
milletvekilleri, Sayın İçli Başkanlığımıza vermiş olduğu dilekçesiyle “Genel
Kurulca kabul edilen AKP grup önerisi İç Tüzük’e ve Anayasa’ya aykırıdır. Genel
Kurul İç Tüzük değişikliği mahiyetinde uygulama yapamaz. Böyle bir uygulama
Anayasa 95, 148, İç Tüzük 181 madde hükmüne aykırıdır.
İç Tüzük 63
maddesine göre usul tartışması açılmasını ve bu konuda görüşlerimi Genel Kurula
sunmak için tarafıma söz verilmesini arz ederim.” diyorsunuz.
Şimdi, grup
önerisi Genel Kurulun oyuna sunuldu.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Ama sunmadan evvel söz verecektiniz.
BAŞKAN – Ama, bakın, yoklama ile oylama arasına başka bir işlem alamayız.
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Sayın Başkanım, bakın, tutanağı getirttirdim. Siz oturumu
kapattınız. Siz, bu tartışmalar yapılırken söz vereceğinizi söylediniz. Hatta
bana dediniz ki: “Sayın İçli, önergeniz Sayın Vural’la aynı mahiyette mi?”
dediniz. Burada yazıyor. “Evet” dedim ve söz vereceğinizi, önergemi işleme
alacağınızı söylediniz. Ama işte bu işleminiz dahi İç Tüzük 63’e aykırıdır,
taraflı davrandığınızı göstermektedir. Bundan neden kaçınıyorsunuz? Ben...
BAŞKAN – Yoklama
ile oylama arasına başka bir işlemin girmemesi bakımından...
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – O zaman niye söylediniz efendim? Tutanakta var.
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Peki,
buyurun Sayın İçli, buyurun.
V.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)
3.- AK PARTİ grup önerisinin İç Tüzük’e ve Anayasa’ya
aykırı olup olmadığı hakkında
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Lehte söz istiyorum Sayın Başkan.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Aleyhte istiyorum ben de.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Kaç kişiye vereceksiniz Sayın Başkan?
BAŞKAN – Efendim,
usul tartışması açtım.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Bir lehte, bir aleyhte mi?
BAŞKAN – İki
lehte, iki aleyhte arkadaşımıza söz vereceğim.
Konuşma süreleri beşer dakikadır.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Lehte istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Arkadaşlar
tespit etsinler. Lütfen... Arkadaşlar, lütfen yazılı olarak gelsin benim önüme.
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Değerli
milletvekili arkadaşlarım, bir önceki konuşmamda İç Tüzük’ün 52’nci maddesinden
bahsetmiştim. Sayın Elitaş’da farklı görüşler ortaya
koydu ve Genel Kurulun farklı uygulamalarından söz etti. Bakın, ben size burada
Genel Kurulun farklı uygulamalarından değil, Anayasa Mahkemesinin... Önce
doktrinde Profesör Şinin bir görüşünü aktarayım.
Anayasa değişikliklerinin... Bakın, şöyle bir tartışma var: Anayasa 148,
ivedilikle görüşme yasağı ve eski 61 Anayasası’nda da bu var. Anayasa
Mahkemesine Anayasa değişikliğiyle ilgili götürülüyor iki olayda ve Anayasa
Mahkemesi diyor ki: “İvedilikle görüşülme yasağı ile öncelikle görüşülme farklı
kavramlardır. İvedilikle görüşme Anayasa değişikliğinin Mecliste 2 defa
görüşülmesini gerektirir.” der. 1982 Anayasası, 1987’de değişmiş, ivedilikle
görüşme yerine 2 kez görüşme şartı getirilmiştir. Ama Anayasa Mahkemesi iki
kararında öncelikle ve ivedilikle görüşmeye ayırdıktan sonra söz konusu anayasa
değişiklik teklifinde bakın ne diyor: “Dâhilî Nizamname’nin…” Yani 1973’te
yürürlüğe giren şu İç Tüzük’ten önceki Dâhilî Nizamname aynı ifadeleri
taşımaktadır. İç Tüzük 52 ile Dâhilî Nizamname 74 diyor ki: “Anayasa
Mahkemesine götürenler her ne kadar ivedilik şartıyla ilgili bir inceleme
isteminde bulunmamış olsalar da biz bunu inceliyoruz.” Diyorlar ki sonuç
olarak: “Bir kanun tasarısı veya teklifinin gündemde bulunan öteki maddelerden
önce görüşülmesini yalnız hükûmet veya bir komisyon
ancak yazı ile ve gerekçesi de gösterilerek istenebilir.” Hangi tarihte
söylüyor? Tutanaklara geçmesi için söylüyorum, Anayasa Mahkemesinin 15/4/1975 tarih, 1973/19 esas, 1975/87 sayılı Kararı. Başka?
Yine Anayasa Mahkemesi 13/4/1971 gün, 1970/41 esas,
1971/37 sayılı Kararı’nda, her iki kararında ivedilikle görüşmekle öncelikle
görüşme kavramına ayırmış ve bir yasa teklifinin Genel Kurulda görüşülebilmesi
için, 52’nci maddede belirtilen… Bakın “Bir yasa teklifinin öncelik verilerek
bu kısmın ilk sırasına geçirilmesi, Hükümet veya esas komisyon tarafından
gerekçeli olarak Genel Kuruldan istenebilir.” diyor. Şimdi, Hükûmet
ve esas komisyon bunu gerekçeli olarak Genel Kuruldan istememiştir. Yapılan
nedir? AKP Grubu İç Tüzük 49 ve 19’a göre, bir kanun tasarı veya teklifinin
sıralarının değiştirilmesiyle ilgili bir işlem yapmıştır. Bakın, 49’uncu maddenin
yedinci fıkrasında “Başkan birleşimi kapatırken” der. Evet, grup önerisi gelir.
Burada Genel Kurulun bilgisine sunulur. Genel Kurul oylar. Oyladıktan sonra
bunun sırası değişir ama birleşimi kapatırken. İç Tüzük madde 1, birleşim demek
gün demek, oturum demek değil. “Başkan birleşimi kapatırken, yani Sayın Başkan
birleşimi kapatırken gündemde bulunan hususlardan hangisinin gelecek birleşimde
-yani yarın, çünkü çalışma kararını yarına aldık- veya birleşimlerde
görüşüleceğini Genel Kurula bildirir.”
Başkan burayı
terk ederken size bildirecek, bize bildirecek ve ne yapacak başka? “Bu husus
ayrıca ilan tahtasında ilan edilir.” Edilebilir filan değil, edilir, yapılır.
Şimdi, İç Tüzük
49… Evet, Danışma Kurulunun oy birliğiyle karar alamadığı olaylarda İç Tüzük
19’a göre gruplar öneri verebilir ama öncelikli görüşme meselesi… Anayasa 148,
şekil yönünden Anayasa Mahkemesi inceleyecek. Bakın, ben size burada iyilik
ediyorum. Ben size burada farklı bir düşünce değil, Anayasa Mahkemesinin çok
kapsamlı… Burada beş dakikada bunları anlatamam. Anayasaya aykırı
davranıyorsunuz. Genel Kurulun oylaması İç Tüzük değişikliği şeklinde olamaz.
İç Tüzük nasıl
değişir? Anayasa’mızda belirtildiği gibi, İç Tüzük’ümüzün sanıyorum 188’inci
maddesinde, aynı Anayasa değişikliği gibi Anayasa Komisyonunda görüşülecek,
rapora bağlanacak, Genel Kurula gelecek, oylanacak, bir karara bağlanacak.
Şimdi, siz
burada, Anayasa’nın ve İç Tüzük’ün emredici hükümleri varken sayısal çoğunlumuz
var diye bunu yaparsanız, bu Anayasa Mahkemesine götürüldüğü zaman Anayasa
Mahkemesi bunu iptal eder. Emeklerimize yazık değil mi? Şimdi sabahlara kadar
çalışacağız. Yarın öbür gün şikâyet edeceksiniz. Etmeyin diye söylüyorum,
açtığım usul tartışması bu. Yalvarıyorum size! Burada bir partili veya
partisizlik meselesi değil. Bütün vatandaşlar bizi dikkatle izliyor. Açın,
Anayasa Mahkemesinin şu iki kararını hukukçu arkadaşlarımızla, bir saat ara
verelim, yorumlayalım, burada tartışalım. Benim dileğim bu değerli
arkadaşlarım.
Onun için, Sayın
Meclis Başkanının uygulaması tarafsızlık ilkesini zedelemektedir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Süreniz
doldu Sayın İçli.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Sayın Başkanı uymakla yükümlü olduğumuz Anayasa’ya ve İç Tüzük’e
davet ediyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın İçli.
Usul
tartışmasının lehinde, Giresun Milletvekili Sayın Canikli.
Buyurun. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
İç Tüzük’ün
63’üncü maddesi çerçevesinde açılan usul tartışmasında Sayın Başkanın tutumunun
İç Tüzük’e uygun olduğu kanaatiyle lehte söz aldım.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Senin okuma yazman var mı? Okuduğunu anla, anla… Diyor ki:
“Komisyon ve Hükûmet ister.” Sen isteyemezsin.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) - Değerli arkadaşlar, 49’uncu
madde çok açık. 49’uncu madde çerçevesinde Danışma Kuruluna konu götürülmüş,
yani 498 sıra sayılı kanunun sırasının öne alınmasına ilişkin öneri Danışma
Kurulunda görüşülmüş, Danışma Kurulunda kayıtlara geçmiş. Bakın, değerli
arkadaşlar…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Komisyon veya Hükûmet isteyebilir, sen
isteyemezsin!
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) - Oraya geleceğim, 52’nci
madde, oraya geleceğim.
Danışma Kurulunda
kayıtlara geçmiş, tutanağa dâhil edilmiş ve dolayısıyla, 49’uncu madde
çerçevesinde Danışma Kurulunda gündeme getirildiği için burada, 49’uncu madde
çerçevesinde herhangi bir usul hatası söz konusu değil.
Şimdi, tartışılan esas konu 52’nci madde. 52’nci maddenin eğer birinci fıkrası geçerli ise ikinci fıkrasına
bakmaya gerek yok. Bir başka ifadeyle, ikinci fıkrada belirtilen hususlar,
birinci fıkra kapsamına girmeyen işlemler için geçerlidir. 52’nci maddenin
birinci fıkrası: “Genel Kurula sevk edilen bir komisyon raporu veya herhangi
bir metin, aksine karar alınmadıkça dağıtımı tarihinden itibaren kırksekiz saat geçmeden görüşülemez.” Aksine karar
alınmadıkça. Ki, bu, görüşme için ayrıca. Aksine kim karar alacak? Türkiye
Büyük Millet Meclisi karar alacak. Eğer, birinci fıkra çerçevesinde aksine
karar alınmış ise Genel Kurul tarafından, o zaman ikinci fıkraya bakmaya gerek
yok. Birinci fıkrayı ihmal eder, onu yok sayarsanız, sadece ikinci fıkraya
bakarsanız, yanlış olur. Bu değerlendirmeler, bunu esas alarak bu çerçevede yapılan
değerlendirmeler doğru olmaz.
Bakın, Danışma
Kurulunda gündeme gelmiş. Biraz önceki arkadaşlarımızın söylediği gibi değil,
konuşulmuş, orada tartışılmış, Danışma Kurulu ıttılaına girmiş ve kayıtlarına
geçmiş. Biliyorsunuz, orada tutanak tanzim ediliyor. Danışma Kurulunda yapılan
görüşmeler ve grupların getirdiği öneriler orada kayıtlara geçiyor,
tartışılıyor, değerlendiriliyor ve tutanak tanzim ediliyor en sonunda. Belki
bazı arkadaşlarımız hatırlayabilirler, hatırlarlar, orada konuşulmasına rağmen,
sehven kayıtlara geçmediği için, tutanağa geçmediği için bir konuyu burada
görüşememiştik fakat burada öyle problem yok. Danışma Kurulunda gündeme
getiriliyor 498 sıra sayılı kanun tasarısının öne alınması için, orada
konuşuluyor, tartışılıyor, tutanakta yer alıyor; dolayısıyla, 49’uncu madde
çerçevesinde en ufak bir problem yok.
İç Tüzük’ün
52’nci maddesi çerçevesinde baktığınızda da orada “Genel Kurulca aksine karar
alınmadıkça” ifadesi var. Karar alma yetkisi, bu İç Tüzük’ün uygulanmasında
buraya aittir, Genel Kurula aittir. Dolayısıyla “aksine karar alınmadıkça”
ifadesini tahakkuk ettirecek olan irade, bu Meclisin iradesidir ve bu irade de
gerçekleşmiştir, tahakkuk etmiştir yani Türkiye Büyük Millet Meclisi aksine bir
karar almıştır İç Tüzük’ün 52’nci maddesinin birinci fıkrasına uygun olarak.
Dolayısıyla, artık, 52’nci maddenin ikinci fıkrasından yola çıkarak bunun prosedüre, teamüle uygun olmadığını söylemek kesinlikle söz
konusu değildir ve yapılan işlem, yapılan uygulama İç Tüzük’e, hukuka uygundur.
Bu çerçevede en ufak bir sorun bulunmamaktadır.
Teşekkür
ediyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Canikli, teşekkür ederim.
Aydın
Milletvekili Sayın Ali Uzunırmak… Lehinde istediniz
değil mi efendim? Bir yanlışlık olmasın.
ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Evet.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Efendim, lehte Sayın Elitaş istedi.
BAŞKAN – Ama, yazılı olarak başvurmuş ve lehinde istemiş.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Hayır efendim, aleyhinde…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, lehte ben istedim.
BAŞKAN – Öyle mi?
Aleyhinde mi efendim?
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Aleyhte benim, ben aleyhte istemiştim.
ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Ben lehinde istedim Sayın Başkan.
BAŞKAN – Lehinde
istemiş efendim, yazılı olarak başvurusu var.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, siz konuşmayı açar açmaz lehinde ve aleyhinde konuşma
talepleri oldu…
BAŞKAN – Efendim,
önceden geldi yazılı…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Ama açar açmaz…
BAŞKAN – Yazılı
metni önceden geldi Sayın Elitaş, önceden geldi.
Buyurun…
KADİR URAL
(Mersin) – Sana mı soracağız ya? Hayret bir şey ya!
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Lehinde ben istemiştim.
BAŞKAN – Hayır,
hayır… Sayın Uzunırmak lehinde söz istedi efendim.
KADİR URAL
(Mersin) – Sana mı soracağız?
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Açar açmaz sözlü olarak istedik, kayıtlara geçti.
BAŞKAN – Sayın Elitaş, önceden geldi efendim; kendisi yazılı olarak
başvurdu, sizin müracaatınız daha sonraydı. Lütfen… Yazılı
metni burada.
Sayın Uzunırmak, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
Süreniz beş
dakikadır.
ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; usul tartışması hakkında Sayın Başkanın yönetiminin
lehinde söz aldım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, insanların veya yönetenlerin kararlarında ve davranışlarında
etkin olan bazı saikler vardır. Bunlardan inançlarımız,
duygularımız, isteklerimiz, aklımız, mensubiyetimiz ve kurallar olarak
alanlarına göre sınırlayabileceğimiz saikler söz
konusudur. Dolayısıyla, eğer kural koyucular kurallarını koydukları alana göre,
duygu, akıl, istek, arzu örtüşmesine uygun kurallar konabiliyorsa o kuralların
uygulanmasında bir problem doğmaz çünkü her şey örtüşmüştür ama Sayın Başkan
kendi açısından doğrusunu yapıyor. Sayın Başkanın burada kurallara uygun
yönetmek gibi mecburiyeti yok çünkü demokrasi ve halk iradesinin hukuk olarak
örtüşmesine baktığınızda, demokrasinin, halk iradesinin hukuka bağlılığı
uygulamalarını eğer ortaya koymak istediğinizde, hukuka bağlılık, hukukun
üstünlüğünü tanımak diye bir mecburiyetiniz yoksa o zaman mensubiyetinize göre
karar vereceksiniz. Mensubiyetinize göre verdiğiniz kararda da AKP demokrasisi,
hatta ve hatta -çok özür diliyorum ama- Sayın Başbakanın, Recep Tayyip
Erdoğan’ın demokrasisi söz konusu olacak; kurallar ve hukuk olmayacak,
mensubiyete göre karar vereceksiniz, Parlamento da mensubiyete göre
yönetilecek.
Adıyaman’da,
Sayın Meclis Başkanımızın daha oradaki Tekel işçileriyle ilgili koyduğu
tavırda, acaba bir Meclis Başkanı tavrını mı sezdi Türk halkı veya yüce
Parlamentonun mensupları yoksa bir AKP mensubiyetinin tavrını mı sezdi? Dolayısıyla,
o gün orada o tavrı koyan Başkan, bugün burada bu mensubiyet tavrı içerisinde,
kural tanımadan, hukuk tanımadan, nizam tanımadan mensubiyetine göre yönetmek
gibi bir hakka sahiptir.
Dolayısıyla, ben,
Sayın Başkanı takdir ediyorum bundan dolayı ve destekliyorum, mensubiyetine
göre yönetmelidir. Dolayısıyla, o zaman ancak Türkiye, bu gibi kargaşanın
içerisinden çıkabilir kanaatini taşıyorum.
Tabii ki değerli
milletvekilleri, Türkçenin ders alınması gereken çok güzel atasözleri,
deyimleri vardır: “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.”
Ben, hepinize
saygılarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, çok teşekkür ederim.
Şimdi, usul
tartışmasının aleyhinde söz isteyen İzmir Milletvekili ve CHP Grup Başkan
Vekili Sayın Anadol.
Buyurun efendim.
(CHP sıralarından alkışlar)
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Sayın Başkan, yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri; burada, biraz sonra,
gerçekten tarihî bir oturumun dakikalarını, saatlerini yaşayacağız. Bütün
halkımız televizyon ekranında gelişmeleri izliyor, bu Anayasa değişiklik
teklifinin safahatını merak ediyor, merakla inceliyor.
Şimdi, böyle
önemli bir oturumda en önemli olay, en işlevli kişi, makam Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı,
elbette, siyasal geçmişini bildiğimiz, siyasal yaşamını tanıdığımız, belirli
bir ideolojinin savunmasını yapmış kişidir, olabilir, saygı duyuyoruz ama
buraya seçildikten sonra, o Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanıdır, herhangi
bir keyfî davranışa izin vermemelidir; kendisi yapmamak bir tarafa, bütün
partilerin, grubu olanların, olmayan milletvekillerinin, hepsinin yüzde yüz tam
güvenini taşımalıdır.
Şimdi, baştan
başlayalım. Basit, öyle uzun uzun madde tahlilleri
yapmayacağım. Doğru bir uygulama yaptı Sayın Başkan, 63’e göre usul tartışması
açılıyor; 4 kişiye söz verdi, 2 lehte, 2 aleyhte, doğrusu bu. Şimdi, ben
Başkana soruyorum: Bir oturum evvel, niye 1’er kişiye söz verdiniz Sayın
Başkan? Yırtındık yerimizden, bağırdık: “63’e göre 2 lehte, 2 aleyhte söz
vereceksiniz, verin.” “On dakikadan fazla olmuyor.” Tamam, siz on dakika verin,
şimdiye kadar bütün uygulamalar böyle. Bir oturumda ne değişti arkadaşlar? Beş
dakika, on dakika, üç dakika… Yani bu kadar önemli bir Anayasa değişikliğinde
biz, üç dakikanın, beş dakikanın, on dakikanın hesabını yaparsak millete bunun
sağlıklı biçimde çıktığını nasıl anlatacağız arkadaşlar? Evvela keyfîlik
olmayacak, bu bir. İkincisi, bakın, ben çok basit şeyler söylüyorum ama bu
basit şeyler uygulanması gereken kurallar. Madde 51, demin yerimden okudum,
ayağa kalktım “Başkanlığa gelen kanun tasarı ve teklifleri, resmî tezkereler ve
komisyon raporları ile soru, genel görüşme, Meclis araştırması, Meclis
soruşturması ve gensoru önergeleri, gelen kâğıtlar listesinde yayımlanır.
Bunlardan Genel Kurula sevk edilenler bu listede ayrıca belirtilir. Başkanlığa
geliş tarihleri de ayrıca gösterilir.
Gelen kâğıtlar
Meclisin toplantı günleri dağıtılır ve tutanağa eklenir.
Gelen kâğıtlar,
tatile rastlamadığı takdirde, Cumartesi ve Pazar hariç, her gün yayımlanır,
ilan tahtasına asılır ve ilk birleşim tutanağına eklenir.” Kural mı bu?
“Eklenir” diyor, emredici hüküm. Tahtaya baktım, tahta yerine kulislerin
girişinde iki tane televizyon ekranı var, simsiyah, kararmış. Başkana söyledim,
“Benim haberim yok.” dedi. Haberiniz olacak Sayın Başkan. İlan tahtasına bu
gelen kâğıtlar asılmazsa buradaki oturumun meşruiyeti kalmaz. Ama “Benim
haberim yok.”, “Ben görmedim.”, “bilmiyorum”, “Memurlar yapmamış.” bunlar mazeret
değil. Hem Anayasa’yı değiştireceksiniz hem de en basit kurallara riayet
etmeyeceksiniz, bunun adı “keyfîliktir”, bunun adı şudur arkadaşlar: Hep
demokrasiden, reformlardan filan bahsediyorsunuz. Şu, yargıyı idarenin
tahakkümü altına alma teşebbüsünüzü de “reform” diye tanıtıyorsunuz, tanıtmaya
çalışıyorsunuz. Oysa demokrasi “Biz çoğunluktayız, ne dersek olur.” anlayışı
değildir, bu demokrasi filan değildir, çoğunluğun tahakkümüdür, dikta
eğilimidir, tek adam rejimidir, oraya doğru gidiyorsunuz oraya doğru
gidiyorsunuz. En basit İç Tüzük kurallarını paspas gibi çiğneme cesaretini
buluyorsanız ve Meclis oturumları böyle yönetiliyorsa buradan çıkacak Anayasa
değişikliklerinin meşruiyetine kimseyi inandıramazsınız.
Teşekkür ederim,
saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bir soru sorabilir miyim.
BAŞKAN – Sayın
Genç, Meclis Başkanlarına, İç Tüzük’ün 100’üncü maddesine göre soru
sorabilirsiniz…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Hayır hayır, şöyle…
BAŞKAN - …ama onu
siz çok daha iyi bilirsiniz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Şimdi, esas Komisyon veya Hükûmet veya
Başkanlıkça, bu kanunun öncelikle görüşülmesi konusunda Danışma Kuruluna bir
istek var mıdır, bir teklif var mıdır?
BAŞKAN – Sayın
Genç, oturumları yöneten Meclis Başkanlarına soru sorulabilir ancak İç Tüzük’ün
100’üncü maddesine göre. Lütfen orayı okuyun, ona göre sorun.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, AKP Grubu adına çıkan arkadaş dedi ki…
BAŞKAN – Tutumumu
değiştirmeye mahal bir husus olmadığı kanaatindeyim.
KAMER GENÇ (Tunceli)
– AKP Grubu adına çıkan kişi dedi ki…
Sayın Başkan,
bakın, bir şey söylüyorum size…
BAŞKAN – O
nedenle…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Bakın, çok önemli bir konu.
BAŞKAN – O
nedenle “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler”
kısmını görüşmeye başlıyoruz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, bir soru soruyorum, diyorum ki bakın, İç Tüzük’ün
49’uncu maddesinde…
BAŞKAN – Bana
soruyu 100’üncü maddeye göre soracaksınız efendim. Başkan tartışmalara
katılabilir mi?
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Bir şey soruyorum size, diyorum ki İç Tüzük’ün 49’uncu maddesinde
diyor ki: Bir kanun teklifinin veya tasarısının Danışma Kurulunda
görüşülebilmesi için ya Başkanlık bunu teklif edecek ya da Hükûmet
veya Komisyon teklif edecek.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Olur mu öyle şey canım, bırak!
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Konuştuk, tartıştık efendim, usul tartışması açıldı.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Aç oku kardeşim, aç oku!
BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen yerinize oturur musunuz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Aç oku, aç oku! Bu konuda Başkanlığın, Komisyonun veya Hükûmetin bir teklifi var mı? Ben bunu öğrenmek istiyorum.
BAŞKAN – Ben, bu
görüşmelerde taraf değilim efendim. Lütfen, bana soru sormayın.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Efendim, biraz önce, AKP Grubu adına çıkan dedi ki: “Biz bunu Danışma
Kurulunda görüştük.”
BAŞKAN - Benimle
ilgili bir soru sorma ihtiyacı varsa İç Tüzük’ün 100’üncü maddesine göre
sorabilirsiniz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Hâlbuki yanlış söylüyor. Burada, Danışma Kurulunda görüşülmemiştir.
BAŞKAN – 1’inci
sırada yer alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
KADİR URAL
(Mersin) – Sayın Başkan…
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve
Teklifleri
1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/324) (S. Sayısı: 96)
BAŞKAN –
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
KADİR URAL
(Mersin) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Buyurun.
KADİR URAL
(Mersin) – Biraz önceki ara vermenizden önce de söz istedim. Sayın Elitaş’ın, kürsüden ismimi söyleyerek sataşması var.
Deminden beri el kaldırıyorum, buradan istiyorum, hâlen görmüyorsunuz.
BAŞKAN – Yazılı
olarak göndersenize efendim.
KADİR URAL
(Mersin) – Sayın Başkan, her şeyi yazılı olarak mı söyleyeceğiz?
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan, aynı oturumda isteyebilir. Oturum değiştiği için
sataşmadan söz isteyemez.
BAŞKAN – Nereden
bileceğim efendim ben sizin söz istediğinizi. Siz neye göre söz istiyorsunuz
efendim? İç Tüzük’ün hangi hükmüne göre söz istiyorsunuz?
KADİR URAL
(Mersin) – Efendim, Sayın Elitaş’ın biraz önceki
konuşmasında, ismim zikredilerek…
BAŞKAN – Peki
efendim, zabıtları getirteceğim, eğer size bir sataşma söz konusuysa size
uygun…
KADİR URAL
(Mersin) – İsmim geçti Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Efendim,
isminiz geçmiş olabilir, lütfen… Bakacağım.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan, oturum değiştiği için, efendim, sataşmadan söz
verilemez, aynı oturum içerisinde söz verilir.
BAŞKAN –
Bakacağım efendim, İç Tüzük’e göre değerlendireceğim. Lütfen oturunuz.
KADİR URAL
(Mersin) – Sayın Canikli, oturumdan önce istedik.
BAŞKAN – Sayın
Ural, lütfen… Lütfen oturur musunuz. Zabıtları
isteyeceğim. İç Tüzük’e uygunsa söz vermem, size söz veririm. İç Tüzük
açısından değerlendireceğim.
KADİR URAL
(Mersin) – İsrail Parlamentosuna bizi hedef gösteremez!
ALİ KUL (Bursa) –
Niye bağırıyorsun ya?
KADİR URAL
(Mersin) – Sen İsrail Dostluk Grubu Başkanı mısın?
İsraillilere niye
hedef gösteriyorsun bizi?
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Islak imzanla istifa et.
KADİR URAL (Mersin)
– Sen kim oluyorsun da hedef gösteriyorsun? Sen kimsin?
BAŞKAN – 2’nci
sırada yer alan, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/499) (S. Sayısı: 321)
BAŞKAN –
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
3’üncü sırada yer
alan, Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına
Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para
Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve
Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek
Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)
BAŞKAN –
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
4’üncü sırada yer alan, Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın; Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonları Raporlarının görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
4.- Kooperatifler Kanunu ile Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili
Mustafa Elitaş’ın, Kooperatifler Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri
ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonları Raporları (1/811,
2/633) (S. Sayısı: 496)
BAŞKAN –
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
Sayın
milletvekilleri, 5’inci sıraya alınan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı
İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin; 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve
Anayasa Komisyonu Raporu’nun birinci görüşmesine başlayacağız.
5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul
Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982
Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656)
(S. Sayısı: 497) (x)
BAŞKAN –
Komisyon? Burada.
Hükûmet? Burada.
Komisyon raporu
497 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Bir müracaat var,
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
497 Sıra Sayılı
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifine ilişkin işlemlere geçilmesinden önce, Anayasa’nın 2, 4 ve 175
inci maddeleri açısından anılan teklifin görüşülmesine yer olup olmadığı
konusunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 63 üncü maddesi uyarınca
usul hakkında söz talep ediyorum.
Benzeri uygulama
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 22. Dönem 1. Yasama Yılı 39. Birleşimde 1 Mart
Tezkeresinin görüşüldüğü oturum ile 4. Yasama Yılı 124. Birleşiminde Lübnan'a
Türk Silahlı Kuvvetlerinin gönderilmesine izin verilmesine ilişkin Tezkerenin
görüşüldüğü oturumlarda da kabul edilmiştir. Keza 23. Yasama Döneminin 59.
Birleşiminde 6 Şubat 2008 tarihli oturumda da, Anayasa’nın 10 ve 42.
maddelerinde değişiklik yapılmasına yönelik değişiklik teklifinin
görüşmelerinde de söz konusu talep uygulamaya konulmuştur.
Açıkladığımız
sebeplerle talebimiz İçtüzüğün 63. maddesine uygun olduğu gibi 22 ve 23. Yasama
Dönemlerindeki uygulamaları da paraleldir.
Gereğini saygıyla
talep ederim.
|
|
İsa Gök |
Şahin Mengü |
Atilla Kart |
|
|
Mersin |
Manisa |
Konya |
|
|
|
Atila Emek |
|
|
|
|
Antalya |
|
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, yazılı metni biraz önce dinledik. Benim bu metinden anladığım,
Anayasa’nın bazı maddelerinde değişiklik öngören bu teklifin Anayasa’ya aykırı
olması nedeniyle görüşülmemesi gerektiği ve Meclis Başkanı olarak benim bunu
görüşmemem gerektiği, iade etmem gerektiği şeklinde bir düşünceyle yazıldığı
anlaşılıyor.
Doğru mu
anlamışım?
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Hayır, müzakere edilmesi, müzakere.
BAŞKAN – Şimdi,
değerli arkadaşlarım, önce Meclis Başkanlığı kendilerine gelen tekliflerin ve
tasarıların, özellikle bu Anayasa değişikliği ise ancak şekil ve usul
bakımından incelemesini yapabilir, içeriğiyle ilgili herhangi bir değerlendirme
yapmam, yapmamız Başkanlık olarak mümkün değildir. Anayasa’ya aykırılıkla
ilgili ihtisas komisyonu Anayasa Komisyonu bu konuda tabii ki çalışmasını yaptı
ve şu anda Genel Kurulun gündemine girdi.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Teklifi mümkün olmayan maddenin teklifi kabul edilemez.
BAŞKAN – Eğer bu
Anayasa değişikliği metninin içerisinde Anayasa’ya aykırı düzenlemeler var ise
tabii ki o maddeler görüşülürken herhâlde teklif sahibi arkadaşlarımız
Anayasa’ya aykırılıkla ilgili önergeler vereceklerdir. Bu, sırası geldiğinde
görüşülür diye düşünüyorum ama benim bu tutumumu bir usul tartışmasına
dönüştürme düşüncesindeyseniz, ki öyle anlaşılıyor,
bir usul tartışması açmayı talep ediyorsunuz…
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan, henüz başlamadık ki. Neyin usulünü, neyin yöntemini
tartışacağız Sayın Başkan?
BAŞKAN – Efendim…
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Henüz başlamadı ki görüşmelerimiz.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Başlamadan olur zaten. Zaten o başlamadan evvel olur.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan, bu kadar kötüye kullanılmaz, bu kadar suistimal edilemez. Bu kadar yanlış uygulamaya konu
edilemez Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Görüşülüp görüşülmemesiyle ilgili bir usul tartışması talebinde bulunuyorlar.
Ben demin ifade ettim, böyle bir uygulamanın doğru olmadığı ve bu teklifin
burada görüşülmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Yaptığımız işlemin İç
Tüzük’e uygun olduğunu düşünüyorum ama arkadaşlarımız aksi düşüncedeler…
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Israr ediyoruz.
ATİLLA KART
(Konya) – Evet… Evet…
BAŞKAN – ..ve bir usul tartışması açılmasını istiyorlar.
V.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)
4.- 497 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı
Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’ne ilişkin işlemlere
geçilmesinden önce, Anayasa’nın 2, 4 ve 175’inci maddeleri açısından, anılan
teklifin görüşülmesine yer olup olmadığı hakkında
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Kart. (CHP sıralarından alkışlar)
İki lehte, iki
aleyhte söz vereceğim, beşer dakikadır süreleri.
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Bozdağ.
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Sayın Başkan, lehinde söz istiyorum.
BAŞKAN – Evet, lehinde
söz istediler Sayın Bozdağ.
Sayın Kart,
buyurun.
ATİLLA KART
(Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tarafımızdan verilen önerge
üzerinde görüşlerimizi beyan etmek üzere söz almış bulunmaktayım. Ancak Sayın Başkan, bu görüşmenin her konuşmacı için asgari
şartlarda on dakikayla sınırlı olması gerektiğini hemen ifade ediyorum çünkü
-daha evvel önergemizde de ifade edildiği gibi- gerek 22’nci Yasama Dönemi
gerek 23’üncü Yasama Döneminde, bu tür tartışmalarda, madde üzerindeki
değişiklik önergelerinin dışında, tümü üzerinde yapılan bir aykırılık önergesi,
aykırılık iddiası söz konusu olduğu için, bu noktada, on dakika olarak görüşme
süresinin değerlendirilmesini önemle takdirlerinize sunuyorum ve konuşmamı buna
göre yapmak istiyorum.
BAŞKAN – Sayın
Kart, beş dakika süre verdim, bir dakika daha ilave yaparım. Lütfen siz
düşüncelerinizi Genel Kurulla paylaşın.
ATİLLA KART
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım, sayın milletvekilleri; getirilen teklifin
esası şu: Konuyu çok uzatmak istemiyorum, doğrudan işin esasına girmek
istiyorum. Siyasi iktidar, kişisel ve siyasi hesap ve kaygılarla kendi
kontrolünde olan bir yargı yapılanmasını gerçekleştirmek istemektedir. Bunun
için de hukuk devleti ve demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olan yargı
bağımsızlığını, yasama teminatını, kendi kontrolüne, tümden kendi kontrolüne
almak istemektedir. Demokrasi söylemini dilinden düşürmeyen siyasi iktidar, iki
yüz yıl öncesinden kabul edilen akademik ve siyasi ilkeleri ayaklar altına
almaktan çekinmemektedir. Kuvvetler ayrılığının en önemli halkası olan yargıyı
bağımlı hâle getirerek erkler gasbına yol açmak
istemektedir. Öyle ki yargı faaliyetini Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesine
taşımaktan kaçınmamaktadır. Bu bir demokrasi cinayetidir.
Bir siyasi
partinin kapatılması süreçlerinde bir başka siyasi partinin rol ve görev
üstlenmesi hiçbir şekilde demokrasiyle bağdaşmayacağı gibi, siyaseten de,
ahlaken de doğru değildir. Bu söylemi, beş yıl kadar evvel Adalet Komisyonu
Başkanı da ifade ediyordu, günümüzün Adalet Komisyonu Başkanı da beş yıl evvel
bu düşünceyi ifade ediyordu.
Yine, Anayasa
Mahkemesi yapılanmasında 1982 Anayasası’nın yaratmış olduğu hukukçu olmayan
yargıç yapılanmasının hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı kavramlarıyla
bağdaşmadığını, bağdaşmayacağını bilimsel olarak ifade eden Anayasa Komisyonu
Başkanı da, mevcut teklifte hukukçu olmayan yargıç yapılanmasının yarıdan fazla
olmasına yol açacak bir teklifi hararetle savunabilmektedir. Burada da, yine
demokrasiyle bağdaşmayan, siyaseten ve ahlaken doğru olmayan bir tavrın ve
teklifin olduğunu üzüntüyle, kaygıyla ve ibretle görüyoruz.
Peki, Adalet ve
Kalkınma Partisini, demokrasiyi katletme cinayetinin, böyle bir girişimin
içinde olmaya iten temel sebep nedir? Bir siyasi parti, neden kendisine vücut
veren bir sistemi tahrif etmekten ya da işlevsiz hâle getirmekten kaçınmaz hâle
gelebilir? İşte, burada Adalet ve Kalkınma Partisinin çıkmazını görüyoruz. Bir taraftan kendisini yargılaması kaçınılmaz olan yüce divan
yapılanmasını şimdiden kontrol etmek, yine bir taraftan siyasi partilerin
kapatılması sürecini kendi kontrolüne alarak ve devamında da muhalefeti tehdit
eden, baskı altına alan bir anayasal ve fiili bir durumu yaratmak ve nihayet
kendi kontrolü altındaki Anayasa Mahkemesi aracılığıyla Anayasa’ya aykırı olan
yasal düzenlemeleri hızla hayata geçirerek, anayasal denetimden kaçırarak toplumsal
ve sosyoekonomik dönüşümü tamamlamak. Bu tablo bütün gerçekliğiyle somut
olarak ortaya çıkmıştır.
Ortak akıl,
Cumhurbaşkanı düzeyindeki sorumluluk, toplumsal uzlaşma, akademik ve mesleki
geçmişler ayaklar altına alınmak pahasına bu siyasi proje hayata geçirilmek
istenilmektedir. Bütün bu tablonun üstüne, ülkemizin yaşadığı tıkanma devlet
yönetiminde en üst seviyede yaşanmaktadır.
İmzasının
varlığından bihaber olan ve teklifi işleme koyan bir Meclis Başkanı…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Kart, size bir dakika ek süre veriyorum, lütfen sözlerinizi tamamlayınız
efendim.
ATİLLA KART
(Devamla) – …bu gelişme karşısında “Velev ki olsa ne olur” diyen bir Başbakan,
“Olsun, gerekirse çizik atarız, uzlaşma olmasa da olur.” diyebilen bir
Cumhurbaşkanı…
Toplumsal bir
sözleşme olan Anayasa değişikliği aşamasında bile cumhurun Başkanı olduğunu
hatırlamayan, idrak etmeyen ya da umursamayan bir Cumhurbaşkanı.
Türkiye
Cumhuriyeti’ni en üst seviyede yöneten 3 kişinin aslında bu uygulamalarında
parti devleti yapılanması bütün çıplaklığıyla ve ibret veren boyutlarıyla
karşımıza çıkıyor. Bu anlayışa sahip olan siyasi iktidarın millî iradeyi iğfal
etmek pahasına “hap yutturmak” istediğini görüyoruz geldiğimiz aşamada -Sayın
Başbakanın ifadesiyle söylüyorum- ancak inanıyorum ki Türkiye Büyük Millet
Meclisi sorumluluk ve sağduyu sahibi olan milletvekillerini hâlen bünyesinde
barındırıyor.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Kart, ilave süreniz de doldu efendim.
ATİLLA KART
(Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika istirham ediyorum. Zaten yetersiz süre
verdiniz. Bir dakika daha lütfen…
BAŞKAN - Sadece
Genel Kurulu selamlayabilmeniz için size söz veriyorum. Lütfen… Lütfen…
ATİLLA KART
(Devamla) – İnanıyorum ki milletin vekilleri millî iradenin iğfal edilmesini
mutlaka engelleyeceklerdir. Buna yürekten inanıyorum.
Bu düşünceyle, Anayasa’nın 2 ve 4’üncü maddelerini doğrudan ihlal
eden, dolaylı olarak değil, doğrudan ihlal eden, yargıyı ayaklar altına alan,
yargıyı bağımlı hâle getiren, yargıç teminatını ortadan kaldıran bu değişiklik
teklifinin görüşülmesinin Anayasa’nın esasına aykırı olduğunu ifade ediyor, bu
konuda iktidara mensup milletvekillerini bir kez daha sağduyulu ve sorumlu
davranmaya davet ediyor, Genel Kurulu bu düşüncelerle saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
Kart, teşekkür ederim.
Değerli
milletvekilleri, usul tartışmasının lehinde söz isteyen Ankara Milletvekili
Sayın Ahmet İyimaya.
Sayın İyimaya, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AHMET İYİMAYA
(Ankara) – Değerli Başkanım, yüksek Genel Kurulun saygıdeğer üyeleri; sözlerime
hepinizi selamlayarak başlıyorum.
Yüce Genel
Kurulun millet adına Anayasa’dan kaynaklanan toplumsal sözleşme yapma yetkisini
kullanırken hasıl olan sonucun yine hayırlı olmasını
diliyorum.
Değerli
arkadaşlar, biz şu anda Anayasa değiştiriyoruz. Elbette ki değiştiren teklif,
değiştirilecek olan Anayasa hükmüne tabii olarak aykırı olacaktır. Ayrıca,
herhangi kanunu görüşmüyoruz. Bir tamamen yepyeni kurucu iktidar yetkisi
kullanıyoruz. Kurucu iktidar yetkisinin anayasal sınırları bellidir. Gerçekten,
yasama organında Anayasa’nın 1’inci ve 4’üncü maddelerinin doğrudan
değiştirilmesine ilişkin bir önerge, bir teklif görüşülemez ancak Anayasa
değişikliklerinin herhangi bir maddesini yorumlama yoluyla, 1’inci maddeye
aykırı, 2’nci maddeye aykırı, 3’üncü maddeye aykırı yoluyla bir tez
üretirseniz, Parlamentonun kurucu iktidar yetkisini, Anayasa’ya aykırı olarak,
Anayasa’yı ihlal ederek yaralamış olursunuz.
ATİLLA KART
(Konya) – Yorumlama yoluyla değil, doğrudan…
AHMET İYİMAYA
(Devamla) - Anayasa’mızın Türk anayasa hukukundaki geleneksel çizgisinde
değiştirilemez madde, devlet şeklinin cumhuriyet olduğu maddesidir. 1924
öyledir, 1961 öyledir, Danışma Meclisindeki görüşmeler sırasında 1982
Anayasası’nın ilk projesi böyledir. Bakın, Danışma Meclisi gerekçesinde ne
deniyor: “1961 Anayasası düzenlenirken böyle bir endişe artık kaybolmuştur
-cumhuriyetin değiştirilmesi ilkesi için diyor- Atatürk’ün kurduğu ve gençliğe
emanet ettiği cumhuriyet rejiminden geriye dönüşün mümkün olamayacağı
tartışılmaz bir gerçek olarak Türk milletince kabul edilmiştir. Buna rağmen,
sadece tarihî niteliğinden dolayı cumhuriyet ilkesinin değiştirilmesinin teklif
dahi edilemeyeceği 1961 Anayasası’na konmuştur.” Komisyonumuz da aynı şekilde
hükmü tekrarlamıştır. Şu anda önümüzdeki diğer maddelerle ilgili -2, 4 maddeyle
ilgili- teklif, gerekçesiz olarak, madde, Millî Güvenlik Konseyinin maddesidir.
Arkadaşlar, bu
maddelerin yürürlüğünü, geçerliliğini, etkisini tartışmıyoruz ancak yasama
organı bir anayasa değiştirirken anayasal sınırları neyse onunla bağlıdır,
siyaset kurumu da onunla bağlıdır, siyasal partiler onunla bağlıdır. Bu
projede, bu maddelerde 1, 2, 3, 4’üncü maddelerin doğrudan değiştirilmesine
ilişkin bir madde var mı teknik olarak? Yok. Peki, dolaylı olarak… (CHP ve MHP
sıralarından gürültüler)
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Dolaylı var mı, dolaylı?
AHMET İYİMAYA
(Devamla) – Bakın arkadaşlar, yasama organı, ne Meclis Başkanı ne iktidar
partisi ne de muhalefet partisi Anayasa’nın ilk dört maddesini doğrudan
değiştirmeyen maddelerle ilgili içerik değerlendirmesi yaparak Anayasa’nın o
maddelere aykırılık sonucuna varamaz, Genel Kurul müzakerelerinde Genel Kurul
bu maddeleri kabul edebilir, ret de edebilir.
Bakın, Anayasa
Mahkememizin…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Hukuk devleti ilkesini kaldırırsa nereye gider bu?
AHMET İYİMAYA
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, Anayasa Mahkememiz, meşhur, ondan evvel üç
kararda yetkisizlik kararı kurmasına rağmen, 10 ve 42’nci maddelerinde karar
oluştururken… Açınız Anayasa’yı önünüze, bakınız, 148’inci maddede diyor ki:
“Teklif şartına uyulup uyulmadığı.” Anayasa böyle demiyor, “teklif ve oylama
çoğunluğu” diyor. Teklif şartı, ivedilikle görüşme yasağıyla ilgili. Anayasa
Mahkememiz dahi normu okurken parantez içerisine metne atıf yaparak metni
tahrif yoluyla bu sonuca varmıştır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın İyimaya, size de bir dakikalık ilave süre veriyorum, lütfen
tamamlayın.
AHMET İYİMAYA
(Devamla) – Bitiriyorum.
Bugün,
arkadaşlar, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, tarafsız yargı, iddia olarak,
inanç olarak, değer olarak ne Adalet ve Kalkınma Partisi ne Cumhuriyet Halk
Partisi ne Milliyetçi Hareket Partisi ne diğer partilerimiz bu iddianın, bu davanın
gerisinde olamazlar. Adalet, hukuk, yargı bağımsızlığı
hepimizin. O maddeler geldiği zaman somut olarak da aykırılık teşkil
etmediğini, küresel standartlar ve kaliteler bakımından ortak iyiliği ve ortak
modeli ortaya koyduğunu birlikte göreceğiz. Hepimiz aynı sonuca varacağız
zannediyorum.
Saygılar
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın İyimaya, teşekkür ediyorum.
Şimdi usul
tartışmasıyla ilgili aleyhte söz talebinde bulunan Mersin Milletvekili
arkadaşımız Sayın Mehmet Şandır.
Sayın Şandır,
buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
Sizin de süreniz
beş dakikadır.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle saygılarımı
sunuyorum.
Çok önemli bir
konuda çok önemli bir iddiada bulunuldu: “497 sıra sayılı AKP Anayasa
Değişiklik Teklifi Anayasa’nın değiştirilemez maddelerine aykırıdır.” denildi.
Bu önemli bir görüş, önemli bir iddiadır. Sayın Meclis Başkanının bunu ciddiye
alması ve bunun üzerinde düşünmesi, tartışması, bir karara ulaşması gerekir. Ama
buna hiç gerek görmeden doğrudan kanunun görüşmelerine başlamış olmasını usule
aykırı bulduğum için Sayın Meclis Başkanının bu tavrının aleyhine söz aldım.
Değerli
milletvekilleri, bakınız, gerçekten bu Anayasa değişiklik teklifi Sayın Ahmet İyimaya’nın iddia ettiğinin aksine, Anayasa’nın
değiştirilemez maddelerine dolaylı olarak karşı. Anayasa’nın 3’üncü
maddesindeki devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne karşı suç
işlenmesini Anayasa’nın 69’uncu maddesinden çıkartarak, parti kapatma meselesinden
çıkartarak Anayasa’nın değiştirilemez hükmü olan bölünmez bütünlük maddesine
aykırı bir husus getirmektedir. Dolayısıyla…
ASIM AYKAN
(Trabzon) - Yorumla alakalı.
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) - Yorumla ilgili değil, çok doğrudan söylüyorum. Bakınız, Milliyetçi
Hareket Partisi olarak söylüyorum, “Siyasi partiler eğer terörü bir araç olarak
kullanmıyorlarsa, şiddeti bir siyaset olarak kullanmıyorlarsa kapatılmasınlar,
bireysel sorumluluk sorgulansın, cezalandırılsın, ama demokrasinin olmazsa olmaz kurumu olan
siyasi partiler devam etsin.” diye teklifi var, talebi var. Çok
açık ve samimi ama Anayasa’mızın, burada yaptığımız yeminin gereği, bu ülkenin
bölünmez bütünlüğüyle ilgili eylemlerinden dolayı milletvekillerini suçlu
bulmazsanız, idarenin eylem ve söylemini suçlu bulmaz, bunun için parti
kapatmaya bunu odak yapmazsanız getirdiğiniz teklifin 8’inci maddesinde
Anayasa’nın 69’uncu maddesini bu kapsamda değiştiriyorsunuz, o zaman bu ülkenin
bölünmez bütünlüğüne karşı işlenen suçları affetmiş olursunuz, ona yol vermiş
olursunuz. Bu, Anayasa’nın değiştirilemez maddesi olan 2’nci maddesine,
3’üncü maddesine ve 4’üncü maddesine aykırı bir durumdur. Dolayısıyla, bu yasa
teklifinin Anayasa’nın değiştirilemez maddelerine karşı olduğu iddiası, hükmü
doğru bir hükümdür ve bunun ciddiye alınması, bu teklifin Genel Kurulun
gündemine alınmaması gerekir.
Bir başka husus:
Değerli arkadaşlar, anayasalar bir toplum sözleşme belgesidir. Dolayısıyla, bu
toplumun tüm unsurlarını bir mutabakat belgesi etrafında toplamanız, Anayasa
yapmada ve Anayasa değiştirmede çok temel bir hukuk maddesidir. Eğer bu
mutabakatı temin edemezseniz toplumu ayrıştırmış olursunuz. Bakın, bugün burada
başladık görüşmelerine ama işte, muhalefet partilerinin -grubu bulunan
muhalefet partilerinin, grubu bulunmayan muhalefet partilerinin- tamamı bu yasa
değişiklik teklifine karşılar. Dolayısıyla, siz bunu yok sayamazsınız. Yani bu
muhalefet partilerine oy vermiş milyonlarca insanı, siz, ayrıştırmış
oluyorsunuz, “dayanışma”yı, Anayasa’nın 2’nci maddesindeki amir hüküm olan
“millî dayanışma”yı “ayrıştırma”ya dönüştürüyorsunuz.
Böyle de olunca getirdiğiniz teklif, Anayasa’nın değiştirilemez maddelerine
aykırı bir tekliftir. Bu iddianın ciddiye alınması…
Bu iddia Anayasa
Komisyonunda da yapıldı ama parmak çoğunluğunuzla, sayısal çoğunluğunuzla bunu
dikkate almadan, bunu ciddiye almadan -bana göre de talihsiz bir beyan olarak-
Sayın İyimaya’nın mantığıyla reddettiniz. “Anayasa
değişiklikleri, değiştirilmek istenen Anayasa’ya tabii ki karşı olacak.” E,
böyle bir hak yok. Anayasa’ya saygı esastır ve bu bir zorunluluktur.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Değerli Başkanım, bitiriyorum.
BAŞKAN – Sayın
Şandır, size de ilave süre veriyorum. Lütfen tamamlayınız.
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Bir başka husus: Değerli arkadaşlar, çok stratejik bir yerde bir
yanlışı daha yapıyorsunuz. Kurucu devlet hukukunu değiştiremezsiniz, böyle bir
hak yok. Hiçbir sayısal çoğunluğun buna gücü yetmez. Devletin kuruluşunda var
olan hukuku sonra sayısal gücünüzle değiştiremezsiniz. Değiştirirseniz meşru
olmaz, hukuki meşruiyeti tartışılır.
Şimdi, bizim
devletimizin, 1924 Anayasası’yla getirilen cumhuriyet sistemimizin temeli
kuvvetler ayrılığıdır. Siz burada kuvvetler ayrılığını birbirine karıştırarak
yargıyı yürütmenin emrine veriyorsunuz. Bu hak değil, bu doğru değil, bu
evrensel hukuka da aykırıdır, bu meşruiyet tartışmasını getirecek bir sonuçtur.
Dolayısıyla, “Anayasa’ya aykırılık” iddiasının ciddiye alınmasını, bunun
değerlendirilmesini Sayın Meclis Başkanının, öncelikle Meclis Başkanının, sonra
Genel Kurulun dikkatine sunuyor, saygılar sunuyorum.
Teşekkür ederim.
(MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
Şandır, teşekkür ederim.
Şimdi, usul
tartışmasıyla ilgili, lehinde olmak üzere, son söz Yozgat Milletvekili Sayın
Bekir Bozdağ’a ait.
Sayın Bozdağ, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; usulle ilgili tartışmada
Başkanlığın tutumu lehinde söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Görüşülmekte olan
Anayasa’nın Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkındaki Teklif’in burada
görüşülemeyeceği yönündeki iddialar Anayasa’ya uygun, İç Tüzük’e uygun iddialar
değildir, uzaktan yakından da ilgisi, alakası yoktur. Bakın, Anayasa’nın
148’inci maddesi çok açık, diyor ki: “Anayasa değişiklikleri sadece şekil
bakımından denetlenir.” Arkasından ikinci fıkrası diyor ki: “Anayasa
değişikliklerinde ise, denetim yaparken teklif ve oylama çoğunluğuna ve
ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığına bakılır.” 175’inci
maddeye geliyoruz, orada da çok açık “184 tane milletvekilinin imzasıyla teklif
edilir, Genel Kurulda 2 defa görüşülür ve beşte 3 çoğunluk aranır.” diyor.
Bunun dışında bir şey aranmaz ve Anayasa Mahkemesi verdiği muhtelif kararlarda
da bunu açıkça ifade etmiştir, bu bir.
İki: Anayasa’da
yer alan hükümler arasında bir hiyerarşi söz konusu değildir. Onun için, Sayın İyimaya’nın ifadesi yanlış değerlendirilmesin. Anayasa’da
yer alan her hüküm diğeriyle eşittir. Arasında astlık, üstlük ilişkisi
kesinlikle söz konusu değildir, böyle bir değerlendirme yapmak da yanlıştır.
Üçüncüsü: Hukuk
devleti evrensel bir ilke midir? Evrensel ilkedir. Peki, Amerika’da ayrı,
Türkiye’de ayrı, Fransa’da ayrı, İtalya’da ayrı olabilir mi? Kuralları,
unsurları her neyse değişebilir mi? Değişmez. Madem evrensel,
her yerde aynı olması lazım. Ben şimdi bakıyorum, Fransa’da HSYK’nın yapısına bakıyorum; 1 tane Danıştay üyesi var, 6
hâkim, 6 savcı var, 3 tane de seçkin vatandaş var. Şimdi Fransa hukuk devleti
değil mi? Şimdi bakıyorum, başka ülkelere bakıyorum, İtalya’ya bakıyorum; 7
üyeyi yasama organı seçiyor, 16 üyeyi hâkimler kendi arasından seçiyor, başkanı
cumhurbaşkanı. Burası hukuk devleti değil mi? Fransa öyle, İtalya öyle, Almanya
öyle, bakıyorsunuz, evrensel hukukun ilkeleri orada geçerli mi? Geçerli. Peki,
o zaman bunlarda olan sistem Türkiye’ye gelince hukuk devletinin hangi ilkesi zede görüyor?
Anayasa
Mahkemesine bakıyorsunuz, yine Anayasa Mahkemesiyle ilgili dünyadaki
uygulamalara bakıyorsunuz. Almanya 16; 8 tanesini Federal Meclis, 8 tanesini
Konsey seçiyor, tamamını yasama seçiyor. Orada hukuk devleti tatile mi çıktı?
Niye aykırı değil?
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Salt çoğunlukla mı seçiyor, hangi oylamayla?
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Peki, Avusturya’ya bakıyorsunuz, Federal Hükûmet
8 tane, Ulusal Konsey 3 tane, Federal Konsey 3 tane, önerileri üzerine Devlet
Başkanı tarafından atanıyor. Belçika’ya bakıyorsunuz; 6 tane Valonlar, 6 tane Flemenkler
içinde bölünmüş ve yine orada tamamını yasama seçiyor. Peki
“Hukuk devleti ilkesi burada yok.” diyebilir miyiz?
ATİLLA KART
(Konya) – Hangi çoğunlukla seçiyor?
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Salt çoğunlukla mı seçiyor?
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Gelelim Türkiye’ye. Bizim Anayasa’mızda hukuk devleti ne zaman yer
aldı? 1961 Anayasası’nda var, doğru mu? Doğru. Uygulaması var mı? Doğru. Peki,
değişmez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeler orada da var mıydı?
Vardı. Şimdi bakıyoruz, Anayasa Mahkemesinin yapısıyla ilgili ilk hâline
bakıyoruz. Anayasa Mahkemesinin yapısında Millet Meclisi 3 tane seçiyor, Senato
2 tane seçiyor. Daha sonra bu seçim varken, hukuk devleti ilkesi orada
duruyorken, bu uygulama varken ve Anayasa Mahkemesi -konu değişik zamanlarda
da- huzuruna başka vesileyle gelmiş. Hiçbir biçimde “Hukuk devletine aykırı.”
diyen olmuş mu? Şimdi Hâkimler-
Savcılar Yüksek Kuruluna bakıyorsunuz, 1961’in ilk hâline. Orada
Cumhuriyet Senatosu 3 tane seçiyor, Millet Meclisi 3 tane seçiyor, kürsüdekiler
seçiyor 6 tane ama 12 Mart 1971’de muhtırayı yiyince, orada seçemez millet,
kürsü de seçemez. Hukuk devletine bir ayar veriliyor, balans ayarı ve oradan,
değişiklikle sadece Yargıtayın seçtiği bir yapıya
dönüyor.
Şimdi, değerli
milletvekilleri, hukuk devleti o zaman da var mı Anayasa’mızda? Var.
Türkiye’nin bu noktada pratiği var mı? Var. Aykırı mı? Değil. Şu anda yapılan
düzenleme ne?
ATİLLA KART (Konya)
– O zaman Adalet Bakanı var mıydı?
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) - Kürsüdeki hâkimlere deniyor ki: “Siz, kendi içinizden doğrudan
Hâkimler-Savcılar Yüksek Kuruluna üye seçin.”
ATİLLA KART
(Konya) – Müsteşar var mıydı o zaman?
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) - Hukuk devletine bu mu aykırı? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Yargıtay doğrudan seçemiyor, Danıştay doğrudan seçemiyor, şimdi deniyor ki Danıştaya, Yargıtaya: “Siz
doğrudan üye seçin.” deniyor. Doğrudan
üye seçin demek mi hukuk devletine aykırı?
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
K . KEMAL ANADOL
(İzmir) – Yahu kaç tane seçiyor!
ATİLLA KART
(Konya) – Doğru söylemiyorsun Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Bozdağ, size de ilave süre veriyorum efendim, lütfen
tamamlayınız.
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.
Teftiş Kurulu
Adalet Bakanlığına bağlı diye eleştiriliyordu. Şimdi, Hâkimler-Savcılar Yüksek
Kuruluna bağlanıyor. Herkes bunu istiyor, hukuk devletinin gereği bu değil
miydi? Peki, şimdi niye eleştiriliyor?
ATİLLA KART
(Konya) – Bakanın ne işi var orada?
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) - Bütün bunlara baktığınız zaman, yapılan bu düzenlemenin tek bir
şekilde ifadesi mümkündür, o da Anayasa’nın 2’nci maddesinde yer alan
cumhuriyetin niteliklerinden hem demokrasi niteliğini hem hukuk devleti
niteliğini güçlendiren, taçlandıran bir düzenlemedir. Onları aşağı çeken,
bugünkü hâlden geriye götüren bir düzenleme değildir diyor, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Bozdağ teşekkür ediyorum.
Değerli
milletvekili arkadaşlarım, usul tartışmasıyla ilgili iki aleyhte, iki lehte,
arkadaşlarımızın düşüncelerini dinledim.
Biraz önce
açıkladığım, gerekçelerini ifade ettiğim şekilde, tutumumu değiştirmeyi
gerektirecek bir husus görmüyorum.
O nedenle,
teklifin tümü üzerindeki görüşmelere geçiyorum.
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve
Teklifleri (Devam)
5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul
Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982
Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656)
(S. Sayısı: 497) (Devam)
BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde gruplar adına söz isteyen değerli
milletvekili arkadaşlarımı sizlere sunuyorum: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına Antalya Milletvekili Sayın Deniz Baykal, AK PARTİ Grubu adına Yozgat
Milletvekili Sayın Bekir Bozdağ, Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Faruk Bal, Barış ve Demokrasi
Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Sayın Ayla Akat
Ata; ayrıca şahıslar adına da Samsun Milletvekili Suat Kılıç ve İzmir
Milletvekili Oktay Vural.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına tümü üzerindeki düşüncelerini Genel Kurula sunmak üzere
Antalya Milletvekili Sayın Baykal’ı kürsüye davet ediyorum.
Sayın Baykal,
buyurun. (CHP sıralarından ayakta alkışlar)
Süreniz yirmi
dakikadır efendim.
CHP GRUBU ADINA
DENİZ BAYKAL (Antalya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Anayasa
değişikliği paketiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun
değerlendirmelerini sunmak üzere huzurunuzdayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Sayın
milletvekilleri, tarihî bir oturumu gerçekleştirmekte olduğumuz açıktır.
Türkiye’nin anayasal deneyiminin çok önemli bir noktasında, şimdi, Türkiye, bir
tarihî viraj alma durumuyla karşı karşıya kalmıştır. Türkiye’de hukuk devletini kökleştirme, demokrasiyi geliştirme
doğrultusunda geride bıraktığımız tarihî süreç içinde atılmış olan adımların
Türkiye’yi getirdiği bu noktada hepimiz hukuk devletini daha güçlendirecek,
demokrasimizi daha kökleştirecek bir istikamette gelişme bekleyişi içindeyken,
Türkiye’nin yaşadığı deneyimleri giderek doğru biçimde değerlendirmesi ve
gerçekten bir hukuk devletine, bir demokrasiye dönüşmesi için yeni reformların,
adımların atılması gerekirken, şimdi, Türkiye, tarihî birikimine ters bir
istikamete doğru çekilmek istenmektedir.
Değerli
arkadaşlarım, önümüzde bir Anayasa değişikliği paketi var. Bu Anayasa
değişikliği paketi 1982 Anayasası’nın birçok maddesini değiştirmeyi amaçlıyor.
Bugüne kadar yürürlükteki Anayasa 16 kez değiştirilmiştir. Bu 17’nci kez
Anayasa’nın değiştirilmesi girişimidir. Gene bugüne kadar Anayasa’nın 177
maddesinin 85 tanesi değiştirilmiştir. 85 maddesi değişmiş olan bu Anayasa’ya
şimdi 29 yeni maddenin eklenmesi söz konusudur.
Değerli
arkadaşlarım, Anayasa’nın zaman içinde, zaman zaman,
sık sık kapsamlı bir şekilde değiştirilmekte olduğuna
tanık oluyoruz. Bu değişiklik paketi en kapsamlı, en dikkate değer değişim
paketlerinden birisidir. Sadece değiştirmeyi amaçladığı madde sayısı bakımından
bunu söylemiyorum, Anayasa’nın özünü, ruhunu, temelini ilgilendiren değişiklikleri
amaçladığı için de bunun geçmiş Anayasa değişikliklerinden daha temel bir
değişiklik olduğuna inanıyorum. Böylesine önemli bir Anayasa değişikliği
geçmişte bunca defa yapılmış olan değişikliklerden çok temel bir noktada
farklıdır. Bu 17’nci Anayasa değişikliği daha önceki 16 Anayasa değişikliğinden
köklü bir biçimde farklıdır. Nedir o farklılık?
Bugüne kadar yapılmış olan Anayasa değişikliklerinin tümü sadece
iktidar partisinin kararlaştırdığı, sadece onun tercihiyle şekillenmiş, sadece
onun gündeme getirdiği Anayasa değişikliği niteliğinde değil idi. Şimdi, ilk
kez Türkiye’de çok köklü, Anayasa’mızın temellerini ilgilendiren bir Anayasa
değişikliği paketi sadece iktidar siyasi partisinin kendi gündeminin bir
parçası olarak, kendi zihniyetinin doğrultusunda, kendi tercihleri icabına göre
değiştirilmek istenmektedir. Bu ilk kez karşı
karşıya kaldığımız bir olaydır. Bugüne kadar daima Anayasa değişiklikleri
birden çok siyasi partinin el birliği, iş birliği ve tartışmasıyla ortaya
çıkmıştı ama şimdi sadece AKP’nin kendi takdiriyle, bir siyasi partinin iç işi
olarak algılamasıyla, siyasi parti mutfağının çalışmasıyla, kendi siyasi parti
kadrolarının oluşturmasıyla Türkiye’ye bir Anayasa değişikliği önerilmektedir.
Bir defa bu, en
temel Anayasa zafiyetidir çünkü söz konusu olan Anayasa’dır. Anayasa bir
mutabakat belgesidir. Anayasa bir siyasi partinin zihniyetinin damgasını
vuracağı bir çerçeve olamaz, olmamalıdır. Daha kapsamlı, daha geniş, genel bir
mutabakatı yansıtan bir belge olmak durumundadır ama şimdi huzurunuza
getirilmiş olan bu Anayasa değişikliği paketi tamamen bir parti içi olay, bir
AKP projesi, hatta daha da net bir şekilde ifade edeyim, bu bir Sayın Recep
Tayyip Erdoğan projesi olarak Parlamentonun gündemine gelmiştir. (CHP
sıralarından alkışlar)
Böyle bir Anayasa
değişikliği için toplumsal bir talebe tanık olmuş değiliz. AKP’nin talebi,
toplumun talebi değil. Bugün toplumun önünde çok ciddi konular var, çok ciddi
meseleler var, ekonomik sosyal sorunlar var, yolsuzluk konuları var. Türkiye, çok ciddi, ulusal bütünlüğünü tehdit eden tehlikelerle
karşı karşıya. Hükûmetin tutumundan
kaynaklanan yanlışlıklar bugün Türkiye’yi çok tehlikeli bir ayrışmanın kritik
noktalarına taşımıştır. Bunlar Türkiye’nin gerçek meseleleri. Türkiye bunları
konuşuyor. Terörü konuşuyor, şehitleri konuşuyor, tırmanan çatışmayı konuşuyor,
Türkiye’deki toplumsal bütünlüğün sarsılmakta oluşunu konuşuyor, işsizliği
konuşuyor, geceleri yatağa aç giren milyonlarca insanı konuşuyor, çocuğunu
okulda okutabilmek için cezaevine girmeyi göze alan, annesinin cezaevine
girdiğini görünce canına kıyan çocuğu konuşuyor Türkiye. Böyle bir ortamda AKP,
günlerdir Türkiye’nin gündemini kilitledi Anayasa değişikliği diye. Anayasa
değişikliği çiftçinin talebi değildir, esnafın talebi değildir, işsiz
insanların talebi değildir, Türkiye’de ekonominin talebi değildir; AKP’nin
talebidir, AKP’nin projesidir, Sayın Erdoğan’ın projesidir, onun ihtiyacıdır.
Peki, o ihtiyacı Parlamentodaki bir siyasi partiyle paylaştı mı, ana
muhalefetle paylaştı mı, grubu olan diğer partilerle paylaşabildi mi? Bunun bir
anlamı yok mu? Bunun bir önemi yok mu? O siyasi partiler, AKP
dışındaki siyasi partiler, Türkiye’nin geleceğini yönetecek olan bu Anayasa
konusunda söz hakkına sahip değildir diye düşünerek bir Anayasa dayatmasıyla,
Türkiye’ye, çoğunluğumuz müsait, denk getiririz, yaparız diye yola çıkıp bir
Anayasa değişikliğini dayatmanın, Anayasa’nın ruhuna, bir mutabakat belgesi
olma kimliğine, hepimizin içimize sindirmesi zorunluluğuna uyması mümkün mü? Niye
bu dayatma?
Anayasa,
Türkiye’yi birleştirir değerli arkadaşlarım. Siyasi partiler tartışır, çekişir,
mücadele eder? Toplumda başka mücadeleler vardır? Bütün bu mücadeleleri
kucaklayacak olan ana belge Anayasa’dır. Anayasa
bütünlüğü etrafında hepimiz o tartışmaları götürürüz. Şimdi, Türkiye’yi
bütünleştirmesi gereken bizatihi Anayasa’nın kendisi, Türkiye’yi ayrıştıran,
Türkiye’yi parçalamaya yönelik çok tehlikeli kamplaşmaların kaynağı hâline
dönüşecek. Yani bu kadar, sadece bir siyasi partinin
iradesine dayatılmış bir Anayasa söz konusu olabilir mi? 16 tane, geçmişteki
Anayasa’nın hiçbirisinde böyle bir dayatma yokken, niye acaba şimdi, seçime bir
yıl kala, Parlamentonun siyasi dengeleri çok köklü bir değişim geçirmiş olduğu
hâlde, hiçbir başka partiye itibar etmeden, dediğim dedik diye bir Anayasa
dayatmanın makul, kabul edilebilir bir tarafı var mı?
Bakın, daha
geçenlerde Anayasa Mahkemesi Başkanı tarihî bir uyarı yaptı “’Ben yaptım oldu’
zihniyetiyle bu işler olmaz.” dedi. Çok doğru söyledi. “Mutabakat lazım.” dedi,
“Mutabakat olmazsa konu bizim önümüze gelir.” dedi. Değerli arkadaşlarım,
Anayasa Mahkemesi Başkanı bu sürecin başında bu uyarıyı yaptı. Ne oldu o süreç
içinde? Bir mutabakat gelişti mi, bir dayanışma gelişti mi? AKP’nin iç işi
olarak başladı, AKP’nin iç işi olarak kaldı. Değerli arkadaşlarım, bu
yanlıştır, bu sakıncalıdır. Anayasa bizi barıştıracak, kaynaştıracak belgedir.
Şimdi siz, bizi kavga ettirecek, çatıştıracak bir belge hâline Anayasa’yı da
dönüştürmeyi başarmak üzeresiniz. (CHP sıralarından alkışlar)
Türkiye’deki
bütün temel mutabakatları allak bullak ediyorsunuz, kırıp döküyorsunuz,
paramparça ediyorsunuz. Şimdi, bir Anayasa kalmıştı el atmadık, Anayasa’yı da
sadece kendinize özgü iradenizle, kendi hesabınız, çıkarınız, gelecek
planlamanız doğrultusunda Türkiye’ye dayatmak için bu yola girmiş
bulunuyorsunuz.
Değerli
arkadaşlarım, bu anayasa, anayasal sistemimizin temel dayanağını oluşturan üç
temel erkten yargı erkini özensiz, usule aykırı bir yaklaşımla iktidarın siyasi
hegemonyası altına sokma planının uygulanma belgesidir. Bu önümüzdeki anayasa
değişikliği üç temel erkten, bağımsızlığından söz edebileceğimiz elde kalmış
tek erkten yani yargıdan bu kimliğini alma ve siyasi hegemonyayı, iktidarın
siyasi hegemonyasını, bizzat Başbakanın kişisel siyasi hegemonyasını
Türkiye'nin yargı sistemine dayatma girişimidir.
Değerli
arkadaşlarım, düşünün ki yargıyı yani sistemin bir anlamda dengesini, frenini
sağlayacak, bazen iktidara yaptığı yanlış dolayısıyla “olmaz” diyecek,
Parlamentoya bazen “yanlış” diyecek, bazen idareye “olmaz” diyecek, bir fren
işlevini yerine getirecek yargının bu kimliğini ortadan kaldırırsanız
Türkiye’yi frensiz, tepetaklak sürüklenen, freni patlamış yokuş aşağıya giden
bir arabaya döndürürsünüz.
Değerli
arkadaşlarım, ne yazık ki son dönemde alınan tarihî kararlar, bu Meclisin
bünyesinde tartışmış olduğumuz bazı tarihî kararlar Türkiye’yi Cumhurbaşkanının
fren işlevini kullanma şansını ortadan kaldırmıştır. Maalesef Cumhurbaşkanı
Parlamentoyu ve iktidarı, muhalefeti, ülkenin toplumsal güçlerini, kurumlarını
iş birliği içinde bir arada tutacak müdahaleyi yapacak bir konumdan
uzaklaştırılmıştır. AKP’nin üç kurucu çekirdek üyesinden birisi, Anayasa’mıza
göre bağımsız olması gereken, sadece partisinden istifa dilekçesini vererek formel bağını kesti görüntüsünü vermekle yetinen değil
gerçekten bağımsız olması gereken, gerçekten Hükûmete
“Çok gereksiz zorluyorsunuz Türkiye’yi. Yanlış bu, yapmayın.” diyebilecek olan
bir Cumhurbaşkanlığı şansını ne yazık ki Türkiye’den uzaklaştırmış
bulunuyorsunuz. Bunun sonucunda da bugün Cumhurbaşkanlığı freni olmayan, bir
süre sonra bu değişiklik yürürlüğe girerse yargı freni ortadan kalkacak bir
iktidarın karakuşi zihniyetine, anlayışına Türkiye’yi teslim etmek tehlikesi
ortaya çıkacaktır.
Değerli
arkadaşlarım, dikkatinizi çekiyor, yargıyı tahrip etmeye yönelik bir proje -sadece
sükûnetle, teknik bir şekilde bu yapılmıyor- yargıya savaş açılarak yapılıyor.
Başbakanın bu dönem içinde yargıyı hedef olarak seçmiş olması, bir anlamda
yargıyı sistematik şekilde suçlamaya büyük önem vermesi, yerli yersiz yargıyı
bir boy hedefi hâline dönüştürmüş olması da yargıya açılmış olan savaşın çok
açık bir örneğidir. Değerli arkadaşlarım, bu girişim, hiç kuşku duymuyorum,
üniformasız, apoletsiz bir darbeyle yargıyı işgal etme girişimidir! (CHP
sıralarından alkışlar)
Başbakan yargıya
“Cübbenizi çıkarın.” diyor, yargıçlara “Cübbenizi çıkarın.” diyor ama bu
değişikliğe bakınca görüyoruz ki, Başbakan yargıçlara Recep Tayyip Erdoğan
cübbesini giydirmek istiyor, kendi cübbesini yargıçlara giydirmek istiyor. (CHP
sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım,
bu paketin referanduma gitmesi hâlinde nasıl oylanacağı konusu önemli. Başbakan
“Biz bunu hap yaptık, bu hapı vatandaşlarımız içer gibi yutsunlar, kabul
etsinler.” diyor. E peki 29 tane soru soracaksın, 1 tane cevap istiyorsun. 29
soruya 1 cevap hak mıdır? 29 soruya 1 cevap akla mantığa sığar mı? Yani “onu”
diyor “milletvekilleri teker teker oyladı.
Milletvekilleri teker teker oyladı o nedenle sen
düşünme, sen tek başına oy veriver.” Peki, milletvekilleri teker teker oyladı da Anayasa değişikliği kabul edildi mi?
Anayasa değişikliği hâline dönüşecek mi milletvekillerinin teker teker oylamasıyla? Dönüşmezse, ancak halkın iradesiyle
Anayasa değişikliğine dönüşmesi şansı olacak. Peki, o aşamada milletin vekiline
sen maddeleri teker teker oylama hakkını tanıyorsun
da milletin kendisine, henüz değişiklik yasalaşmadığı hâlde, niye teker teker oylama hakkını çok görüyorsun? Bu millî iradeye
sığıyor mu? Halka saygıya sığıyor mu? Demokrasi anlayışına sığıyor mu? (CHP
sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım,
Anayasa Mahkemesi 17 üye; 3’ünü Türkiye Büyük Millet Meclisi seçecek, 14’ünü
Cumhurbaşkanı seçecek! 4’ünü doğrudan seçecek, 6’sının hukukçu olması zorunlu
ama 11’inin hukukçu olması zorunlu değil. Anayasa Mahkemesi
Yüce Divan olarak çalışacak, Yüce Divan 12 üyeyle toplanabilecek yani hukukçu
olmayan 11 üye, 1 hukukçu üyeyle birlikte toplanarak Yüce Divan olarak
çalışabilecek getirilen anayasaya göre ve üyeler değişebileceği için, 12 üyeyle
her toplantı yapılabileceği için, bir yargılama sürecinde, bir yüce divan
sürecinde hâkimin sürekli olarak davada temsil edilmesi, bulunması ihtiyacı da
ortadan kalkmış olacak.
Değerli
arkadaşlarım, bu karakuşi bir düzenleme, tamamen siyasi amaçlarla göz önünde
bulundurulmuş. Meclis 3 üyeyi seçerken her milletvekili 3
üyeye oy kullanabilecek ama Cumhurbaşkanının önüne gidecek olan adaylar, ilgili
kurumlar tarafından seçilecek üye sayısınca seçilemeyecek, sadece herkes bir oy
kullanacak, böylece kurumun ortak anlayışını yansıtan bir adaylık söz konusu
olmayacak, bir siyasi ayrışma ince bir planlamayla buraya yerleştirilecek ve
Cumhurbaşkanı önüne gelecek olan, seçeceği 10 üye için 30 tane aday arasından
tercih yapma şansına kavuşacak. Ne o? “Bunu kurumlar önerdi de yaptık.”
diyeceğiz.
Değerli
arkadaşlarım, bunda iyi niyet de yoktur, projenin amacı da bellidir. Bu,
tamamen, iktidara yakın bir siyasi kadroyu Parlamentoya yerleştirmeyi amaçlayan
bir niteliktedir.
YÖK, Yargıtay
kadar üye teklif edecek, üye seçtirecek. Kurumlar arasındaki temsil dengesi
“bana yakınlık” anlayışıyla düzenlenmiş, çok açık bir şekilde bu gözüküyor.
Değerli
arkadaşlarım, üye seçilen, Yargıtay ve Danıştay gibi kurumlara mensup kişilerin
her boş üyelik için ancak bir oy kullanmasıyla siyasi iktidarın hukukla
bağdaşmayan anlayışı ortaya çıkmıştır ve bu kurumların yapacağı seçimin nihai
olması öngörülmemiştir. Kurumlar nihai bir seçim yapma durumunda değildirler.
Bu kurumların seçiminden sonra, Cumhurbaşkanının ayrıca belirleyici olması ve
çok seçenekli bir kadronun önüne gelmesi çok ince bir şekilde planlanmıştır.
Bunun çoğulculukla, katılımcılıkla, demokratik temsille hiçbir ilgisi yoktur,
tamamen bir siyasi tuzaktır.
Değerli
arkadaşlarım, Cumhurbaşkanının yetkilerinin fazla olduğundan Cumhurbaşkanı da
şikâyet ediyordu, herkes de şikâyet ediyordu. Şimdi, dört tane doğrudan ve
gerisi de dolaylı olarak Cumhurbaşkanı tarafından atanacak Anayasa Mahkemesi
üyelikleri Cumhurbaşkanına bırakılmıştır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Baykal, yirmi dakikalık süreniz doldu. Size ilave iki dakika daha veriyorum,
lütfen konuşmanızı tamamlarsanız sevinirim.
Buyurun efendim.
DENİZ BAYKAL
(Devamla) – Evet, değerli arkadaşlarım, bunu süreç içinde hep konuşacağız.
Ortada çok açık ihlaller gözüküyor. Yani hiç kuşku yok, bu düzenleme bir siyasi
düzenleme olarak öngörülmüştür. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu da çok ince
mekanizmalarla, yani Başkana tanınan özel yetkilerle, hâkimler üzerindeki
soruşturma yetkisinin Bakanın iznine bağlanmış olmasıyla ve bu iznin yargıya
götürülememesini öngören ince, zarif düzenlemelerle -Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu- Adalet Bakanının mutlak denetimi altına alınmıştır. Geçmişle
mukayese edilmeyecek şekilde bu gerçekleştirilmiştir. Bunun sonucunda, önümüzde
artık Türkiye'nin bağımsız yargı oluşturma konusundaki büyük tarihî mücadelesi
noktalanacaktır ve bürokratik bir yargı, bürokratikleştirilmiş bir yargı,
bürokrata dönüştürülmüş bir hâkim gerçeği Türkiye’ye bu Anayasa’yla
dayatılacaktır.
Değerli
arkadaşlarım, partilerin hukuki denetimiyle ilgili getirilen düzenleme de
evlere şenlik. Yani parti gruplarının temsilcileri, partilerin hukuki denetimi
için izin verecek ya da vermeyecek. Evlere şenlik! Yani hülle partilerinin
kurulmasına müsait durum var, iki siyasi partinin Parlamentoda grup sahibi
olması hâlinde ortaya çıkacak açmazlar var. Bütün bunlar bir tarafa, partileri
fiilen kapatmak da imkânsız hâle getirilmiştir. Yani partiler şiddet, terör,
bölücülük yapsalar, milis yetiştirseler, milislerini kamplara götürüp oralarda
askerî eğitim verseler, partilerin genel merkezlerinin…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Baykal, ilave süreniz de doldu.
DENİZ BAYKAL
(Devamla) – Bir dakika içinde tamamlıyorum.
BAŞKAN – Peki
efendim, lütfen tamamlayınız.
DENİZ BAYKAL
(Devamla) - …altına silah ve cephane deposu kursalar dahi kapatılmaması
mümkündür. Bu hangi zihniyeti temsil ediyor, gerçekten anlamak mümkün değildir.
Yani bölücülüğü uygulamaya koyan bir siyasi partiyi kapatamayacaksınız, şiddeti
öneren bir siyasi partiyi kapatamayacaksınız, terörü açıkça sahiplenen bir
siyasi partiyi kapatamayacaksınız, milis oluşturan bir siyasi partiyi
kapatamayacaksınız.
Değerli
arkadaşlarım, bu, çok açıkça Türkiye'nin bir ihtiyacı ve talebi olmaktan
tamamen uzak, Sayın Başbakanın önümüzdeki seçim sonrasında ortaya çıkacak
siyasi denge içinde kendisini ve AKP’nin üst yönetimini güvence altına alma
ihtiyacı içinde çıktığı bir arayıştır. Bu arayışın, Türkiye Büyük Millet
Meclisi tarafından irdelenmesi gerektiğine inanıyorum. AKP’li sağduyu sahibi,
aklı başında milletvekillerinin bu gidişe fırsat vermemesinin tarihî bir
sorumluluk olduğunu bir kez daha burada ifade etmek istiyorum.
Hepinize
sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından ayakta alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
Baykal, teşekkür ederim.
Değerli
milletvekilleri, birleşime otuz dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 20.05
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 20.46
BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN
KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN (Giresun), Harun TÜFEKCİ (Konya)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 88’inci Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum.
497 sıra sayılı
Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon?
Yerinde.
Hükûmet? Yerinde.
Şimdi söz sırası
AK PARTİ Grubu adına Yozgat Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sayın Bekir Bozdağ’da. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Sayın Bozdağ buyurun.
AK PARTİ GRUBU
ADINA BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifi’nin tümü üzerinde, AK PARTİ Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz
almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Saygıdeğer
milletvekilleri, anayasa, yasama, yürütme, yargı gibi devletin temel
organlarının kuruluşunu, işleyişini, birbiriyle ilişkilerini düzenleyen, ayrıca
insanların temel hak ve hürriyetlerini tanzim edip teminat altına alan ve
devleti bu noktada sınırlayan, siyasal iktidarları sınırlayan toplumsal bir
sözleşmedir. Bizim tarihimize baktığınız zaman, 1876 tarihli Kanuni Esasi, 1921
tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunu ve 1924 Teşkilatı Esasiye Kanunu, 1961
Anayasası ve 1982 Anayasası olmak üzere, anayasa tarihimizde dört tane anayasanın
bulunduğunu görüyoruz. Ama, bir tespiti yapmakta fayda
görüyorum, o da şu: Bu dört anayasanın dördü de olağan dönemde, olağan şartlar
altında yapılmış değildir. Maalesef, hepsi, olağanüstü koşullar altında
yapılmış anayasalardır.
Bakıyorsunuz,
1921 Anayasası Kurtuluş Savaşı’nın devam ettiği dönemde yapılıyor. 1924
Anayasası, savaşın bittiği, cumhuriyetin ilan edildiği, monarşiden cumhuriyete
geçildiği ve o dönemin koşullarını düşündüğünüzde, yine olağanüstü şartlar
altında hazırlandığını, yürürlüğe konulduğunu görüyoruz. Öte
yandan, 61 Anayasası ve 82 Anayasası’nın da darbe ürünü anayasalar olarak
yürürlüğe konulduğunu görüyoruz ve bu hazırlanış itibarıyla Türkiye'nin
ihtiyacı olan bir şey var, o da şu: Türkiye, olağan koşullar altında, herkesin
kendisini hür hissettiği bir ortamda ve milletin temsilcileriyle yeni bir
anayasayı hayata geçirmek zorundadır ama maalesef böylesi bir anayasayı bugüne
kadar milletimiz hayata geçirme imkânını bulamamıştır. Şu anda
Türkiye'nin yönetildiği anayasa, 1982 Anayasası.
Bakın, bir metin
okumak istiyorum: “1982 Anayasası, gerek hazırlanışı gerek özü ve içeriğiyle
demokratik olmayan bir anayasadır. Böyle bir anayasa demokrasinin bütün kurum
ve kurallarıyla işleyişini önleyici niteliktedir. Bu nedenle Anayasa
değişikliği, TBMM’nin aşması gereken temel sorunlardan biridir. 1982
Anayasası’nın sınırlı düzeltme ve iyileştirmelerle demokrasiye ve hukukun temel
ilkelerine uygun duruma getirilmesi hemen hemen
imkânsızdır. Anayasa değişikliğinin savsaklanması, çözüme bağlanmaması, ağırlığı
artan ortak sorunlara yol açmaktadır, giderek bir rejim bunalımına dönüşme
tehlikesi göstermektedir.”
Bu sözlere
katılıyor musunuz? Bu sözler, Deniz Baykal -Genel Başkan- tarafından CHP adına 3/3/1993’te Meclis Başkanlığına verilmiş bir önerinin ön yazısında
yer alıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Bir daha okur musun, kaçırdık.
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Neden? Doğruyu söylüyor, biz de alkışlıyoruz. Hakikaten 82
Anayasası’nı böyle anlatmak hoş bir şey.
Ama bir bakıyorsunuz
hazırlanışına, emir-komuta zinciri içerisinde darbe olmuş.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Aynen bugünkü gibi.
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Daha sonra Meclis kalkmış, Meclisin, Senatonun bütün yetkileri
Millî Güvenlik Konseyine geçmiş. Daha sonra Kurucu Meclis kurulmuş ve Kurucu
Mecliste de yasama yetkisinin Millî Güvenlik Konseyiyle ve Danışma Meclisiyle
beraber yürütülmesi Kurucu Meclis Hakkında Kanun’la hüküm altına alınmış ve
Meclisin hem Anayasa Komisyonunun hem de Genel Kurulun kabul ettiği değişiklikler
bir de Millî Güvenlik Konseyinin süzgecinden geçmiş.
Bakıyorsunuz, 177
maddelik Anayasa’nın 125 maddesini Millî Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonu,
daha doğru bir ifadeyle Millî Güvenlik Konseyi revize etmiş, değiştirmiş.
“Genel Kurul burada.” Olmaz. “Anayasa Komisyonu orada.” O
da olmaz. Bir de oraya gidecek, orası da 125 tanesini değiştiriyor. Geçici 16
tane madde var, bu 16’nın 12’sini de Millî Güvenlik Konseyi değiştiriyor ve
halk oylaması sonucu bu Anayasa yürürlüğe giriyor. Baktığınız zaman, Türkiye’de
toplumsal sözleşme anlamında bir anayasa olmadığı çok açık. Ne var? Darbe
sözleşmesi anlamında bir anayasa var, darbe sözleşmesi anlamında… Gerçi, bu
Anayasa’ya danışmanlık yapan birtakım darbe bilginleri var ama darbe
bilginlerinin olması bu Anayasa’yı toplumsal bir sözleşme hâline dönüştüremez.
Değerli
arkadaşlar, 1982 Anayasası yürürlüğe girdiği günden bugüne kadar tartışma
konusu olmuş. Herkes tartışmış, herkes eleştirmiş ve pek çok aksayan yönleri
dile getirilmiş. Bakıyorsunuz, Anayasa’ya göre, devlet üstün ve kutsaldır,
hikmeti hükûmet esastır ve layüsel
olan yapılar vardır. YAŞ’ın kararları layüseldir, HSYK’nın kararları layüseldir, uyarma, kınama cezası veren amirlerin kararları
layüseldir. Yani, layüsel
olan dukalıklar oluşturmuş ve bakıyorsunuz, hikmeti hükûmet
her yerde hazır ve nazır, her şeyin altında bir sır, her şeyin altında bir
esrar var. Devletin resmî bir ideolojisi de var bu Anayasa’da. Eğitim buna
göre, bilim, sanat, kültür bile buna göre. Yani, özgürce bilim yapma, özgürce
sanat yapma imkânı maalesef vermiyor bu Anayasa. Bakıyorsunuz, egemenlik
kayıtsız milletin ama kullanması kayıtlı ve şartlı hâle getirilmiş ve milletin
egemenliğini doğrudan kullanmaya imkân vermeyen bir anayasa. İnsan haklarına
dayalı değil, insan haklarına sadece saygı duyan bir anayasa. Hâlbuki, biz diyoruz ki: “İnsan haklarına dayanan bir
anayasaya Türkiye'nin ihtiyacı var.” Bizimki sadece saygı duyuyor. 61 ne
diyordu? “İnsan haklarına dayanan bir anayasa.” diyordu. Biz 82’de, maalesef,
61’in de gerisine gittik.
Herkes eşittir,
sınıf zümre yoktur, kimseye imtiyaz, ayrıcalık tanınmaz ama hem devletin yapısı
içerisinde hem de toplum içerisinde imtiyazlı yapılar, ayrıcalıklı durumlar,
kurumlar ortaya çıkaran hem de temel eşitlik ilkesine rağmen bir anayasa. Herkesin
kişiliğine bağlı, devredilmez, vazgeçilmez, dokunulmaz haklar var derken öte
yandan bu hakların dokunulması için her türlü yolu açan, vazgeçilmesi için her
türlü imkânı tanıyan ve kullanılması için her türlü yolu kapayan bir anayasa.
Herkesin hürriyetini tanıyor. Her şey… Örnek olsun diye söylüyorum: Düşünce ve
kanaat hürriyeti serbest, istediğiniz kadar düşünebilirsiniz ama ifade etmek
istediğiniz zaman o biraz yiğitlik ister, bin defa düşünüp sonra kısık sesle
bir defa söylemeye imkân veren bir anayasa. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Onun için çok eleştiri almış ve yine bu Anayasa temel hak ve hürriyetleri hak
ekseninde almayan, insanlara sadece hakla yetinmeyip bunu bir de ödev olarak
yükleyen, hak ekseninde bu konuyu değerlendirmeyen bir anayasa. Bakıyorsunuz,
bir yandan “Siyasi partiler demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez
unsurlarıdır.” diyen bir anayasa ama öte yandan en kolay vazgeçilen unsuru
olsun diye her türlü hukuki altyapıyı ortaya koyan bir anayasa. Demokrasi
tarihimizi siyasi partiler mezarlığına hem de dünyanın en birinci siyasi
partiler mezarlığına dönüşmesine ve dönüştürülmesine imkân ve zemin veren bir
anayasa. Yine bakıyorsunuz, iktisadi hürriyetleri, kamu yararı ve benzeri
birtakım keyfî değerlendirmelere tabi tutulacak birtakım ilkeler, kavramlar
çerçevesinde her türlü müdahaleye, kontrole açık tutan bir anayasa. Kısaca,
baktığınız zaman herkesten korkan bir anayasa görüyorsunuz. Milletten korkuyor,
yasamadan korkuyor, yürütmeden korkuyor, yargıdan korkuyor, hiç kimseye güvenmiyor.
Dolayısıyla herkesi potansiyel bir tehlike gibi gören ve bu tehlikelere karşı
sürekli teyakkuz anlayışı içerisinde inşa edilmiş bir anayasa. O nedenledir ki
bu Anayasa, yürürlüğe girdiği günden beri tartışılıyor. Demin söyledim, Sayın
Baykal’ın “Türkiye eğer bu sorunu aşmazsa rejim bunalımına gider.” dediği laf
1993 yılında ama Türkiye'nin yeni anayasa arayışı bu Anayasa’nın yürürlüğe
girdiği günden beri var. Bakıyorsunuz, 1992’de TÜSİAD yepyeni bir anayasa
hazırlıyor, “Türkiye'nin ihtiyacı var.” diyor. 1993’te -demin okuduğum ifadeler
dâhil- Mecliste olan olmayan bütün siyasi partiler, Meclis Başkanının daveti
üzerine anayasa önerilerini Meclis Başkanına sunuyorlar. 2000’de TOBB yepyeni
bir anayasa önerisi kamuoyuna açıklıyor. 2001’de Barolar Birliği aynı şeyi
yapıyor. 2007’de AK PARTİ seçime giderken yeni anayasa vaadinde bulunuyor ve
bilim kurulu bir taslak metin hazırlıyor ve bu taslak metin kamuoyuyla
paylaşıldı. Aynı biçimde, 2007 yılında Türkiye Barolar Birliği, 2001 Anayasa
önerisini revize ederek yeni bir anayasa projesiyle ortaya çıktı. Öte yandan
sendikalar, siyasi partiler, başkaca sivil toplum örgütlerinin tamamı yeni
anayasa talebini dile getirdi. Demin söylediğim gibi, sadece dile getirmekle de
kalmadı, bunları somut metinlere de döktüler, somut bir biçimde ortaya da
koydular ama maalesef Türkiye, bu somut talepleri hayata geçirme imkânını, konsensüs zeminini bir türlü yakalayamadı, onun yerine,
parçalı değişikliklerle 1982 Anayasası’nı değiştirmenin yollarını seçti.
Bugüne kadar,
1982 Anayasası 15 defa değiştirilmiş, 15 defa ve bu değişikliklerin bugün
16’ncısını görüşüyoruz. 1876 Kanuni Esasi -tatilde olduğu dönemleri bir yana
koyarsak- toplamda, kırk beş yılda 7 defa değişmiş. 1921 Anayasası 1 defa
değişmiş, üç yıl içerisinde. 1924 Anayasası, yaklaşık otuz sene içerisinde 4
defa değişmiş. 1961 Anayasası, yaklaşık yirmi yıl içinde 7 defa değişmiş, ama
82 Anayasası’na geldiğiniz zaman, yirmi sekiz sene içerisinde 15 defa değişmiş
ve hâlâ da değiştirilmesi için herkesin mücadele ettiği, talep ettiği, arayış
içinde olduğu bir Anayasa. Şimdi değiştire değiştire
bu Anayasa’yı özgürleştirebilir miyiz? Değiştire değiştire
bu Anayasa’yı demokratikleştirebilir miyiz? Değiştire değiştire
bu anayasayı insan haklarına gerçek anlamda dayalı bir anayasa hâline
getirebilir miyiz? Bence getiremeyiz. Neden getiremeyiz? Çünkü 1982
Anayasası’nın hem ruhu hem de sözü, özgürleşmeye, demokratikleşmeye, insan
haklarına dayanmaya, demokrasinin standartlarını yükseltmeye imkân vermez. Bu
ruhtan kurtulmadığı sürece Türkiye’nin demokratik bir anayasayı yapma imkânı
maalesef yoktur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Olma imkânı da gözükmüyor.
Onun için, biz, bu ruhun peşinden gitmektense, artık 21’inci yüzyılda Türkiye
Cumhuriyeti’nin insanları, evlatları ve Türk milleti olarak yepyeni bir ruhla,
21’inci yüzyılın düşüncelerine uygun bir anlayışla standardı yüksek yeni bir
anayasayı hayata geçirmek zorundayız. Umarım, bu tartışmalar,
önümüzdeki seçimde bütün siyasi partilerin milletin huzuruna giderken, bu
değişikliklerle bu iş düzelmez, Türkiye rahata ermez, yeni anayasaya ihtiyaç
var, milletten yeni anayasa talebiyle herkes oy ister, seçimi bir nevi yeni
anayasa için oluşacak Mecliste daha fazla söz sahibi olayım diye bir seçim
havası içerisinde geçirir ve Meclis yeni anayasayı yapma imkânını daha geniş
bir biçimde ortaya koyma gayreti içerisinde olur.
Değerli dostlar,
biz yeni anayasayı hayata geçirmeye söz verdik; hatırlarsanız, seçim
beyannamemize de koyduk, ama bir bilim komisyonu oluşturuldu, eleştirildi.
Dendi ki: “Mutfakta hazırlanıyor, partinin anayasası, böyle sipariş üzerine
olmaz.” Daha sonra bu kaldı.
Sivil toplum
örgütleri dediler ki: “Meclis Başkanı inisiyatif
alsın, o inisiyatif çerçevesinde yeni bir anayasa arayışı olsun.” dendi ve
Meclis Başkanı Sayın Köksal Toptan da 2008 yılının Eylül ayında Mecliste grubu
bulunan siyasi partilerin sayın genel başkanlarına Anayasa ile ilgili uzlaşma
komisyonu kurmak üzere bir yazı gönderdi. Hem MHP hem DTP anayasa komisyonu
için üye verirken Cumhuriyet Halk Partisi bu komisyona üye vermedi. Dolayısıyla
komisyon oluşamadı; uzlaşmak üzere oluşamadı, uzlaşma üzerine bir anayasa
yapmak üzere oluşamadı. Uzlaşma komisyonları oy birliği ile karar alır, herkes
bir araya gelirse çalışır, çoğunlukla karar alma özelliği yoktur ama maalesef
böylesi bir komisyon oluşamadı, bu kaldı.
Daha sonra
demokratik açılım sürecinde bir paket olmadan kamuoyunun huzuruna çıktık, dedik
ki: Bu sorun ortak sorun, çözümü de ortak olmalı, ortak aklı beraber hayata
geçirmeliyiz. Bu sefer de dendi ki: “Bunlar ne yaptığını bilmiyor, eli boş bize
gelmişler. Önce bir Hükûmet ne yapacağına karar
versin de sonra görüşelim.”
Bu sefer yeni Anayasa değişiklik teklifi kamuoyuyla paylaşılırken
dendi ki bir taslak ortaya koyalım, üzerinde müzakere olsun, sonucunda bu müzakerelere
göre bunu şekillendirelim dedik ama bir kısmı çay içirerek bizi gönderdi, diğer
bir kısmı kapağını bile açmaya değer görmedi ve sonuçta bununla ilgili bir
uzlaşı zeminini, bir müzakere zeminini bir türlü maalesef yakalayamadık. Ama hazırlanan teklife baktığınız zaman, Türkiye'nin bugüne kadar
teorideki bütün anayasa bilgilerini; Anayasa Mahkememizin içtihatlarını;
Meclisimizin pratiklerini, yaptıklarını; sivil toplum örgütlerinin, meslek
örgütlerinin ortaya koydukları her şey geniş kapsamlı bir şekilde incelenmiş ve
teklife dönüştürülen metin kamuoyunun takdirini toplamıştır. Hemen hemen herkes 27 maddelik bu teklifin 24’ünde olduğunu
söyleyen, 3 tanesini eleştiri konusu yapan bir noktaya gelmiş. Bu da şunu
gösteriyor: Bu teklif büyük bir konsensüs zemini
üzerinde inşa edilmiştir, ortak bir akıl arayışı içerisinde inşa edilmiş ve bir
noktaya getirilmiştir.
Değerli dostlar,
değerli milletvekilleri; şimdi, Türkiye'nin bir sürü sorunu var, doğru mu?
İşsizlik sorunu var, ulaşım sorunu var, eğitim sorunu var, binlerce sorunu var
çiftçimizin, esnafımızın, doğru mu? Doğru. O zaman, bu kadar sorun varken,
Türkiye, Anayasa değişikliğini konuşabilir mi? Bakarsanız, konuşamaz. “Zamanı
mı şimdi bunun, seçime şurada kalmış işte bir seneden biraz fazla bir zaman
var, şimdi sırası mı?” denebilir ve deniyor. Baktığınız zaman, bizim 1921
Anayasa’mız savaş zamanında hazırlanmış.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – O zaman hiç anayasa yoktu.
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Yani, düşmanla savaş var ve Meclis toplanmış yeni bir anayasaya
hazırlıyor ve hiç kimse çıkıp da o zaman “Kardeşim, ne yapıyorsunuz siz, yeni
anayasa zamanı mı?” dememiş ama o Anayasa’yı hayata geçirmiş.
1924 Anayasası
hazırlanırken, bakın, cumhuriyet yeni kurulmuş, ülke savaştan çıkmış, savaşın
acıları, yaraları, sıkıntıları ortada, açlık, yoksulluk had safhada. O ortamda
da bu Meclis oturmuş ve “Türkiye'nin önünü bu Anayasa’yla açarız.” demiş ve
yeni bir anayasa yapmış, kimse bunu tartışmamış.
Şimdi, 1961
Anayasası -darbeciler geldi- yapılırken eğitim sorunları tatile mi çıktı,
sağlıkla ilgili sorunlar bitti mi, darbe oldu diye işsizlik bitti mi? 1982
darbesi olduğunda da aynı şeyler mi oldu? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) O
zaman, hiç ama hiç kimse şunu demedi: “Yani, şimdi sırası mı bunun?” Gerçi, o
zaman demek de biraz zordu, deme imkânları da yoktu ama ben bir tespitte
bulunmak için diyorum.
Peki, 1982
Anayasası değişti mi? Değişti. 1987 değişikliğine bakıyoruz, ilk değişikliğe,
seçimin biraz öncesine geliyor. 1995’te 16 maddenin değiştirildiği değişikliğe
bakıyoruz; o zaman da, tam da seçimin arifesinde, yani 1995 seçimlerinin hemen
öncesinde, Meclis, 16 maddelik bir değişiklik yapıyor.
ÇETİN SOYSAL
(İstanbul) – Uzlaşma vardı o zaman, genel uzlaşma vardı, genel bir konsensüs vardı.
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) - En son, bakın, 2001 yılında, Mecliste, parlamento tarihimizin, 1982
Anayasası’nda en kapsamlı değişikliği yapılıyor hem de 35 maddelik bir kanun
burada görüşülüyor.
ÇETİN SOYSAL
(İstanbul) – Uzlaşmadan, anlaşmadan…
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) - Ne zaman? 10 Ekim 2001’de, 4709 sayılı Kanun görüşülüyor. Ortama
bakın, 21 Şubat…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÇETİN SOYSAL
(İstanbul) – Bütün Anayasa değişikliği oy birliğiyle geçti, uzlaşma vardı.
BAŞKAN – Sayın Bozdağ, sizin de yirmi dakikalık süreniz doldu, ilave süre
veriyorum iki dakika, lütfen tamamlar mısınız efendim.
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.
…ekonomik krizi
Türkiye’yi kavuruyor, seçimin de o zaman henüz kararı alınmamış ama sinyalleri
ortada. Böyle bir ortamda faizler almış gitmiş başını, fabrikalar çatır çatır kapanıyor ama hiç kimse bunu getirip laf, söz konusu
yapmadı. Neden? Çünkü Türkiye, sorunları arasında hiyerarşi kuran bir ülke
değil, bu ilkel bir anlayıştır… Sorunları arasında “Ben elektrik işini çözmeden
suya bakmam, sıva işini halletmeden mobilya işine bakmam.” diyebilir misiniz
siz? Bir ülkenin eğitimi, sağlığı, ulaşımı, her sorunuyla ilgilenecek
kurumları, şeyleri vardır, Meclisin görevi ayrıdır, onlar ayrıdır; herkes işini
yapacak, herkes görevini yapacak. Şu anda da Meclis görevini yapıyor ve
Türkiye'nin önünü açacak Anayasa’da önemli değişiklikleri, önemli dönüşümleri,
önemli reformları hayata geçiriyor. O nedenle önemli bir müzakerenin
öncesindeyiz, tarihî bir müzakere yapıyoruz.
ÇETİN SOYSAL
(İstanbul) – Yargıyı ele geçirme operasyonu!
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) - Keşke herkes “Bu müzakere daha iyi olsun.” diye katkı verse, daha
iyi bir noktaya getirse bu işi, daha güzeli, daha olgunlaşmış hâlini ortaya
koyalım diye gayret ederek de bu işten çıksa daha iyi olur.
Bakın, uzlaşmayla
ilgili son bir şey söyleyip huzurlarınızdan ayrılmak istiyorum. 2001 Anayasa
değişiklik görüşmeleri Mecliste görüşülüyor. O zaman partiler uzlaşmış,
demişler ki: “Şöyle olacak.” Meclise gelmiş, Komisyondan geçmiş, Genel Kurulda
konuşuluyor. 76’ncı madde görüşülüyor yani orada ideolojik
suçlarla ilgili bir ifade var, o “terör” olarak değiştiriliyor ve uzlaşma
olduğu hâlde, burada “Recep Tayyip Erdoğan bundan istifade edecek.” diye,
uzlaşmaya rağmen, bu Mecliste bu madde hem 1’inci oylamada hem de 2’nci
oylamada imzalara rağmen geçmedi biliyor musunuz.
ÇETİN SOYSAL
(İstanbul) – Başbakanın önünü biz açtık. Ayıptır ya!
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Nankörlük etmeyin, nankörlük etmeyin!
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Peki, bir şey söyleyeceğim ama önemli bir şey daha söyleyeceğim: Bu
konu o zaman Sayın Başbakana arz edildiğinde o tarihî ifadeleri de sizinle
paylaşmak istiyorum.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Evet,
Sayın Bozdağ, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Son cümlem Sayın Başkanım, bitiriyorum.
Sayın Başbakan
arkadaşlara şunu söylüyor: “Arkadaşlar, bu değişiklikler bu milletin hayrına
mıdır, değil midir? Hayrınadır. Öyleyse hayırlı olsun, gidin destek olun.”
Bizim anlayışımız bu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yeter ki milletin
hayrına olsun, yeter ki bu ülkenin hayrına olsun.
ÇETİN SOYSAL
(İstanbul) – AKP’nin hayrı ile milletin hayrını karıştırıyorsun!
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Evet, bu AKP’nin hayrına, AKP’nin hayrına!
ÇETİN SOYSAL
(İstanbul) – Bu AKP’nin hayrına olabilir! İkisini birbirine karıştırıyorsun!
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Biz her türlü desteği vermeye hazırız. Ben bu vesileyle hem Anayasa
Komisyonunun değerli üyelerine, Başkanına, verdikleri mesaiden dolayı, hem de
yüce Meclisin siz saygıdeğer milletvekillerine, verecekleri mesaiden dolayı
teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Bozdağ, teşekkür ederim.
Şimdi gruplar
adına tümü üzerinde üçüncü söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya
Milletvekili Sayın Faruk Bal’da.
Sayın Bal,
buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan
Anayasa Değişikliği Kanun Teklifi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun
görüşlerini açıklamak üzere huzurunuzdayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, anayasalar, vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini teminat
altına alan, milletin bir arada, birlikte yaşama arzusunu ve toplumsal
değerlerini koruyan, devletin yapısının, siyasi rejiminin ve organlarının görev
ve yetkilerini belirleyen kanunlar hiyerarşisinin en üstünde temel hukuk
normlarıdır. Anayasalar devleti kuran iradenin ürünü olup, yapılması da
değiştirilmesi de özel bir usule tabidir. Çünkü değişiklikler, mevcut
anayasanın kurduğu denge ve denetim düzenini bozabilir, siyasi rejim
değişikliği sonucunu doğurabilir, sistemi diktaya dönüştürebilir, devleti kuran
iradeyle çelişebilir. Nitekim dünyada parlamenter demokrasiyle idare edilen pek
çok ülkede anayasa değişikliği diktaya dönüşmüştür. İşte burada bu konuda
önemli fikirleri olan Elgie ile Sartori
şunu söylemektedir bize: “Kuvvetler arasındaki denge ve denetim mekanizması bir
defa bozulur ise bir daha düzeltilemez, diktaya gidiş önlenemez.” Bu sebeple
Anayasa değişikliğinin demokratik bir ortamda tartışılması, milletin her kesiminin
kabulünü mümkün kılacak bir uzlaşma sürecine geçmesi ve milletin iradesiyle
toplumsal bir sözleşme niteliğine kavuşturulması gerekmektedir. Bu temel bilgiler ışığında Milliyetçi Hareket Partisi 1999, 2002 ve
2007 seçim beyannamelerinde ve parti programında yüz otuz dört yılda 5 defa
Anayasa yapan, bu Anayasa’larda 35 defa değişiklik yaparak yüz otuz dokuz
maddesini değiştiren, iki askerî darbe ve üç muhtıra yaşanan Anayasa tartışma
sürecini sona erdirecek, 12 Eylül askerî darbesinin ürünü olan antidemokratik
hükümler taşıyan 1982 Anayasası’nın demokratikleştirilmesini ve milletimize
21’inci yüzyılın değerleriyle donatılmış bir anayasa sunulması hedefini
benimsemiştir.
Sayın
milletvekilleri, Türkiye’yi asırlık anayasa tartışmalarından kurtarıp her kesimin
benimseyebileceği bir anayasaya kavuşturabilmenin tek yolu vardır, o da
toplumsal uzlaşmayı sağlamaktır. Toplumsal uzlaşma için Milliyetçi Hareket
Partisi izlenmesi gereken yol hakkında görüşlerini açıklamıştır. Buna göre
Mecliste bir anayasa değişikliği komisyonu kurulmalıdır, partiler, üzerinde
uzlaştıkları hususları demokratik bir sözleşmeye bağlamalıdır, bu sözleşmeyle
siyasi partilerin hangi konularda uzlaştığı kamuoyuna duyurulmalı ve her
partinin görüşü ve tavrı yapılacak ilk seçimde milletin takdirine sunulmalıdır.
Seçimlerden sonra oluşacak Meclisin ilk işi anayasayı gerçekleştirmek
olmalıdır. Bu uzlaşma, aynı zamanda, sosyal uzlaşmayı, siyasi uzlaşmayı,
ekonomik uzlaşmayı ve hedeflerde uzlaşmayı da kapsamaktadır. Anayasa
değişikliği böylece milletin desteğine ve iradesine dayandırılmalıdır.
Milliyetçi Hareket Partisinin bu görüşünü Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli
2 Ekim 2007 tarihinde kamuoyuna şu sözlerle açıklamıştır:
“Milliyetçi
Hareket Partisi, Türkiye’yi içine kapalı, demokrasisini geliştiremeyen ve
evrensel değerlere açılamayan bir ülke olarak, çağın dinamiklerini kavramasının
mümkün olmadığının bilincindedir.
Türkiye'nin
toplumsal ve ekonomik kalkınmasını sürdürmesi için demokratik gelişmesini
tamamlaması şarttır. İstikrar içerisinde demokrasi ve demokrasi içinde
istikrarın sağlanması ülkemiz açısından çok önemlidir. Bu maksatla gereken ilk
şey, millî bekamızı esas alarak hoşgörü ve uzlaşma zemininde millî egemenliği
temel meşruiyet çerçevesi olarak kabul eden daha demokratik, daha çağdaş bir
anayasa yapmak ya da mevcut Anayasa’mızı bu özelliklere kavuşturmaktır.
Türk milleti
millî birliğini, demokrasisini ve kalkınmasını birlikte geliştirip mükemmel
hâle getirecek tecrübe birikimine ve kaynaklarına sahiptir. Türk siyaseti ve
siyasetçisi bu birikimin ışığında fiziki ve beşerî kaynaklarını kullanarak
ülkesini ve milletini geleceğe hazırlayıp taşımakla mükelleftir.”
Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi, bu tespitler
ışığında, devlet ile milleti kucaklaştıracak, milletin değerleriyle devletin
değerlerini bağdaştıracak, demokrasi ile cumhuriyeti barıştıracak, vatandaşın
temel hak ve hürriyetlerini evrensel standarda yükseltecek, milletin bölünmez
bütünlüğünü sağlam temeller üzerine oturtacak, üniter
yapı içinde devleti kurum ve kuruluşlarıyla uyum içinde çalıştıracak, kuvvetler
ayrılığına dayalı parlamenter demokratik düzeni iyileştirecek, yasama, yürütme
ve yargı kuvvetleri arasında çatışma ve müdahale yerine uyumu esas alan denge
ve denetim mekanizmasını kuracak, kuvvetler arasındaki denge ve denetimi
hukukun üstünlüğü ilkesiyle sınırlandıracak, hukukun üstünlüğünü ise “yargı
bağımsızlığı” ve “hâkim teminatı” ilkesiyle sağlayacak, cumhuriyetin temel
nitelikleri ile Anayasa’mızın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddelerini
koruyacak bir Anayasa değişikliğini kamuoyuna ilan etmiştir.
AKP, bütün bu
sayılanlara kulak tıkamıştır. AKP, kendisi için hazırladığı teklifi partilere
ve millete dayatmıştır. AKP’nin bu dayatmasına esastan ve usulden karşıyız.
Değerli
milletvekilleri, Sayın Bekir Bozdağ ve arkadaşlarının
verdiği teklifte Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihinde görülmemiş bir imza
rezaleti yaşanmış, bazı milletvekillerine imzaları geri çektirilmiştir.
İmzasını geri çekenler ve çektirenlerin ahlaki değerlendirmesini milletimiz
yapacaktır. Ancak ilk teklifin, Anayasa Komisyonunda müzakere edilmeden, hukuki
ayıbı ve teklif olarak varlığı çözüme kavuşturulmadan Komisyon Başkanının
kararıyla işlemden kaldırılması ve alelacele Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve
arkadaşları tarafından verilen aynı nitelikteki teklifin Anayasa Komisyonunda
görüşülmesi Anayasa’ya ve İç Tüzük’e aykırıdır.
Değerli
milletvekilleri, AKP cin fikirlidir. AKP, alicengiz oyunuyla yandaş yargı ve
kendine uygun anayasa yaratma niyetini bazı temel hak ve hürriyetlerin arkasına
gizlemiştir. Bunları oy devşiriciliğine malzeme etmiştir. Böylece halk
oylamasında “evet” sonucunu elde edebilmek için seçmene sunduğu acı “hap”ın
üstünü tatlandırıcıyla kapatmıştır. Acı hap ve üstündeki tatlandırıcının
birlikte referanduma sunulması, halk oylamasını düzenleyen uluslararası
belgelere ve Anayasa’ya aykırıdır. Ayrıca, AKP’nin cin fikri, oy kullanacak
seçmeni ya yârdan ya serden vazgeçmeye zorlayacaktır,
vicdani muhasebenin kabul etmeyeceği bir ikilemin içine sürükleyecektir.
Değerli
milletvekilleri, AKP acelecidir. Bir pazartesi günü teklifi partilere dağıtmış,
iki gün içinde cevap beklemiş, milletvekillerine dağıtıldıktan iki gün sonra
Anayasa Komisyonunda on bir, on beş ve on yedi saat süren toplantılarda
görüşülmüş görüntüsü verilmiş ve yangından mal kaçırırcasına yüce Meclisin
huzuruna getirilmiştir. Görülmektedir ki AKP’nin acelesi vardır, çünkü seçim
sathı mailine girilmiştir. Çünkü sekiz yıla yakın bir süre içerisinde tek
başına iktidar olan AKP, halka hesap
vermekten kaçacak yer aramaktadır. AKP, 2007 yılı seçimlerinde de dört buçuk
yıllık iktidarının hesabını vermekten kaçmıştı. AKP, 2007 yılında yarattığı
kriz ve kutuplaşma ortamında ekonomik ve sosyal çöküntüyü, artan asayişsizliği,
azan bölücülüğü, yolsuzluğu, yoksulluğu, yozlaşmayı, işsizliği, iflasları,
yandaşlarını zenginleştirmeyi, yandaş basın, yandaş yargıç yaratmayı, kamunun
kaynaklarını ve gücünü parti çıkarına kullanmayı ve dış politikadaki
teslimiyetçiliği seçim sürecinde kirli ve yönlendirici bilgilerle seçmenin
ilgisinden uzaklaştırmıştı.
2007 seçiminin
gündemini Cumhurbaşkanlığı seçimi krizi oluşturmuştu. E-muhtıra, 367 kararı,
“Müslüman bir Cumhurbaşkanı” söylemi ve mukaddesat istismarıyla zihni meşgul
edilen seçmen AKP’den hesap soramamıştı. 367 kararını, e-muhtırayı seçim
malzemesi olarak kullanan ve manevi değerleri istismar eden AKP, 2007 yılı Mart
ayında yüzde 30 civarında olan oyunu dört ay sonra yüzde 47’ye çıkarmıştır.
2007 yılı Mart ayında seçimlerin yapıldığı temmuz ayına kadar geçen dört aylık
süre içerisinde ülkenin hâli pürmelalinde ve
vatandaşın hâli perişanında hiçbir değişiklik olmamıştı ancak AKP yarattığı
yandaş basın ile kamuoyunu yanlış ve kirli bilgilerle seçmeni germiş,
kutuplaştırmış, “Müslüman bir Cumhurbaşkanı” söylemiyle oy devşirmiştir. 2007
yılında elde ettiği bu zahmetsiz oyun tadını alan AKP, şimdi bu teklifle aynı
oyunun ikinci versiyonunu pazarlamak istemektedir.
Zamanlama aynıdır, aktörler aynıdır, senaryo aynıdır. 2007 yılı Mart ayında
AKP’nin oyu yüzde 30’dur, 2010 yılı Mart ayında AKP’nin oyu yüzde 30’dur. 2007
yılı Mart ayında Türkiye seçim sürecindedir, 2010 yılı Mart ayında Türkiye
seçim sürecindedir. 2007 Mart ayına göre Türkiye daha kötü durumdadır, halk
daha fakirdir, işsizlik diz boyudur, köylü perişandır, esnaf perişandır, tüccar
perişandır, sanayi üretimi komadadır; dış politika Washington’a, Brüksel’e,
Erivan’a, Erbil’e teslim edilmiştir. Ermeni açılımı,
PKK terör açılımı milletin vicdanını yaralamıştır, Habur
görüntüleri milletin bütünlüğünü tahrip etmiştir.
İşte, AKP seçim
sürecinde yarattığı bu kara tablonun hesabını seçmene vermemek için kaçacak yer
aramaktadır. AKP’nin acelesi bundandır, AKP’nin niyeti halis değildir.
Değerli
milletvekilleri, AKP telaş içerisindedir çünkü yandaş yargıç yaratma, yargıyı
siyasallaştırma ve korkutma aşamasını tamamlayan AKP sekiz yıllık iktidarında
yolsuzluklarının, devleti partileştirmenin, sermaye transferiyle yandaş
zenginleştirmenin, yandaş basın yaratmanın ve Anayasa suçlarının hesabını
yargıda vermekten kaçmak için Yüce Divanı yandaş yargı kurumu hâline getirmek
istemektedir. Bu teklifle, ucu diktaya açık bir ucube cumhurbaşkanlığı ve PKK
terör örgütü açılımının önünde engel gördüğü Anayasa Mahkemesinden bir an önce
kurtulmak istemektedir. AKP’nin telaşı bundandır, AKP’nin niyeti yargı reformu
ve demokratikleştirme değildir, niyeti halis değildir.
Değerli
milletvekilleri, teklifin içinde millet yoktur, milletin iradesi yoktur,
milletin beklentisi yoktur. Millet, AKP’den, teröre, asayişsizliğe karşı mal ve
can güvenliğinin korunmasını beklemektedir. Millet, AKP’den, yoksulluğa,
yolsuzluğa, hayat pahalılığına ve işsizliğe çare beklemektedir. Millet,
AKP’den, ekonomik çöküşe çare beklemektedir, iş beklemektedir, aş
beklemektedir. Millet, AKP’den, antidemokratik unsurları tasfiye ederek
düşünce, inanç, teşebbüs, örgütlenme ve benzeri alanlarda temel hak ve
hürriyetlere teminat beklemektedir. Millet, AKP’den, devletimizin dünyaya
Ankara vizyonuyla bakabilen bir kudret hâline
gelmesini beklemektedir. Ne AKP’nin sekiz yıllık icraatında ve ne de bu
teklifte milletin bu beklentilerinden eser yoktur çünkü AKP millete değil,
kendine çalışmaktadır. Çünkü AKP’nin niyeti halis değildir.
Değerli
milletvekilleri, teklif subjektiftir. Teklif, AKP’nin
tepkisinden ibarettir. Anayasa değişikliği objektif şartlardan ve toplumsal
ihtiyaçlardan kaynaklanmalıdır. Teklifin özünde daha önce yaşanmış siyasi
olayların intikamı vardır. Teklif, bu olaylara AKP’nin tepkisinden ibarettir.
1961 ve 1982 anayasaları da öncesinde yaşanmış olaylara tepki niteliğindeydi.
Tepkinin ürünü olan bir ihtilal anayasası bir başka ihtilal anayasasıyla
ortadan kaldırılmış ve demokrasimizin üzerine, biri 12 Mart, diğeri 28 Şubat,
bir diğeri de e-muhtıra olmak üzere üç ayrı karabasan çökmüştür. Bütün bunların
ortak sebebi bu anayasal düzenlemelerin subjektif
kasıt altında yapılmış olmasıdır. Bütün bunlardan çıkarılacak ortak sonuç,
alınacak ortak ders objektiflik ölçüsünden uzaklaşılmamasıdır. Oysa teklif,
AKP’nin subjektif kastına dayalıdır, intikam alma
hissi uyandırmaktadır. AKP hâletiruhiyesi ve tepkisinin derecesi bu teklifin,
siyasi partilerin kapatılması, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı ve
üye seçimi, Anayasa Mahkemesinin yapısı ve üye seçimi maddelerine aynen
yansımıştır. AKP’nin subjektif davranışındaki ölçüsüzlüğü
ise kazuistik metotla, her ihtimal ince ince hesaplanarak, sayfalarca Anayasa maddesi hâline
dönüştürülerek ortaya konmuştur. Bu hâliyle teklifin demokratikleşme ve yargı
reformuyla ilgisi yoktur. Teklif, olsa olsa AKP’nin
tepkili olduğu yargıya ve hedefine ulaşabilmek için araç olarak değerlendirdiği
parlamenter demokrasiye karşı bir operasyondur. Teklif, Anayasa Mahkemesinin
yapısının ve üyelerinin seçiminde Cumhurbaşkanını daha etkili hâle getirmiştir.
Teklif, Anayasa Mahkemesinin gücünü zayıflatmıştır. Teklif, iktidarın yargı
üzerindeki etkisini azaltma amacıyla oluşturulmuş Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulunun yapısının ve üye seçiminin yürütme organının tesirine açık hâle
getirilmiştir, yargı bağımsızlığı ilkesini zayıflatmıştır. Teklif, ölçüsüz bir
şekilde parti kapatılmasını ve milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılmasını
imkânsızlaştırmıştır. Teklif, yargıyı siyasallaştırmaktadır, yandaş yargı
kurumu yaratmaktadır. Teklif, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkesini
zedelemektedir. AKP’nin niyeti esasen yargı reformu değildir, AKP’nin niyeti
halis değildir.
Sayın
milletvekilleri, kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter sistemde Cumhurbaşkanı
sorumsuz ve yetkisizdir. Sorumsuz Cumhurbaşkanına aşırı yetki veren teklif bu
sebeple parlamenter sistemi ucube bir Cumhurbaşkanlığı sistemine
dönüştürmüştür. Bu durum, Sayın Başbakanın başkanlık sistemine özenmesi,
Cumhurbaşkanlığı hevesini gizlememesi ve tek adam yönetim anlayışıyla birlikte
değerlendirildiğinde şaşırtıcı değildir. Başbakan kendine göre bir anayasa
istemektedir. Nitekim bunu dün akşam ikrar etmiştir. Ancak, çoğunluk
tahakkümünün, tek adam yönetiminin acı hatıraları, hem insanlık tarihinde ve
hem de bizim tarihimizde bütün canlılığıyla hafızalardadır. Hassas bir denge ve
denetim mekanizması olan parlamenter sistemi bir defa bozar iseniz bir daha
düzeltemezsiniz, diktaya gidişi önleyemezsiniz. Amerika dışında başkanlık
sistemini uygulayan ülkelerin tamamının diktaya dönüştüğünü bilmiyor musunuz?
Fransa dışında yarı başkanlık sistemi uygulayan ülkelerin tamamının diktaya
dönüştüğünü bilmiyor musunuz? Ucu diktaya açık bir cumhurbaşkanlığı sisteminin
nereye kadar gideceğini kestiremiyor musunuz? Yoksa siz, Eşbaşkanlığını
yaptığınız Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında okyanus ötesinde planlanan,
mübarek İslam dinine “ılımlı” sıfatını yapıştıran senaryonun oyuncusu musunuz?
Okyanus ötesinde yazılan senaryonun, içine “Kürt açılımı” dediğiniz PKK terör
açılımının ilk adımının olduğunu bilmiyor musunuz? Dürüstçe bu millete doğruyu
söyleyin. İkinci, üçüncü ve sonuncu adımlar ne olacaktır? Bu işin sonu nereye
varacaktır?
Değerli
milletvekilleri, parlamenter demokratik sistemin denge ve denetim
mekanizmalarını bozan, parlamenter sistemdeki yasama organını denetleyecek olan
Anayasa Mahkemesini siyasallaştıran, parlamenter demokratik sistemdeki yasamayı
ve yürütmeyi…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Bal, size de iki dakikalık ek süre veriyorum,
lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.
FARUK BAL
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Parlamenter sistemdeki iktidarın her türlü eylem ve işlemini
hukuka göre denetleyen ve hukukun üstünlüğünü de yargı bağımsızlığı ve hâkim
teminatı altında bünyesinde barındıran Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu
siyasallaştıran ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üzerinde iktidarın
etkisini artıran bu düzenleme, parlamenter demokrasinin özüne aykırıdır,
hukukun üstünlüğüne aykırıdır, yargı bağımsızlığına aykırıdır. Devleti parlamenter sistem olmaktan çıkaracaktır, ucube bir
cumhurbaşkanlığı sistemine dönüştürecektir. Bu sistemin nereye varacağını dün
akşam Sayın Başbakan hayalindeki başkanlık sistemi olarak ilan etmiştir ancak
gideceği yer, Kırgızistan’da yaşadığımız olayda olduğu gibi, diktanın ta
kendisidir. Diktaya yönelik bu Anayasa değişikliğine Milliyetçi Hareket Partisi
usulden ve esastan karşıdır.
Teşekkür ederim
Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
Bal, ben de teşekkür ediyorum.
Sayın
milletvekilleri, şimdi, görüşmekte olduğumuz teklifin tümü üzerinde son söz,
Barış ve Demokrasi Partisi adına söz isteyen Batman Milletvekili ve Grup Başkan
Vekili Sayın Ayla Akat Ata’ya aittir.
Sayın Ata,
buyurun efendim. (BDP sıralarından alkışlar)
Süreniz yirmi
dakika.
BDP GRUBU ADINA
AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 497 sıra sayılı
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına
İlişkin Kanun Teklifi hakkında Barış ve Demokrasi Partisinin görüş ve
önerilerini sunmak üzere söz hakkı almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Konuşmama
başlamadan önce, bugün Kayseri’de fiziki saldırıya uğramış olan Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanımıza geçmiş olsun diyor ve saldırıyı kınadığımızı belirtiyorum.
Değerli milletvekilleri,
Türkiye tarihinde cumhuriyetin ilanıyla birlikte yapılan bütün anayasalar,
devlet üstünlüğünü esas alan ve tekçilik üzerine kurgulanan bir mantığa
dayanmaktadır. Bugün, bu mantıktan uzaklaşılması gerektiğini yoğun bir şekilde
tartışıyoruz. Bu tartışmalar göstermektedir ki demokratik bir anayasanın nasıl
oluşturulabileceğine ilişkin bir çabanın içerisine acil bir şekilde girilmesi
gerekmektedir.
Fransız siyasetçi
Charles de Gaulle “Anayasa nedir?” sorusunu “Anayasa,
bir felsefe, bir kurumlar sistemi ve bir pratiktir” diye cevaplamıştır. Bu
tanımıyla anayasalar, birey ve devlet ilişkisini tanımlayan ve bu ilişkiyi
düzenleyen bir felsefe üzerine kurulmuştur. Bu açıdan Anayasa tartışmalarına,
anayasalara yüklenen anlam üzerinden bakmak gerekmektedir.
Osmanlı
İmparatorluğu’ndan cumhuriyete geçişle birlikte Türkiye’nin, Osmanlı toplumunun
çoğulcu, heterojen toplum yapısını aynen devraldığı, sosyolojik ve tarihsel bir
gerçekliktir. Osmanlı, farklılıklardan oluşan toplum yapısını kendi anayasa
sistemi içinde tanımış, bu durum daha sonrasında, kuruluş anayasası olarak
kabul edilen 1921 Anayasası’na yansıtılmıştır. Ancak cumhuriyetin ilanı
sonrasında Anayasa konusunda en büyük kırılma, 1921 Anayasası’na hâkim olan
farklılıkların birlikte yaşama iradesinin yerini, 1924 ve sonrasında yapılan
anayasalarda farklılıkları reddeden, tekçiliği merkeze alan anlayışa
bırakmasıyla yaşanmıştır. Bu nedenle, 1921 Anayasası, daha sonra hazırlanan 24,
61 ve 1982 Anayasalarından hem yapılış bakımından hem de içerik bakımından farklılıklar
arz etmektedir. 24, 61 ve 82 Anayasaları öz itibarıyla, başta Kürtler olmak
üzere tüm farklılıkların varlığını yadsıyan, asimilasyoncu, tek millet tek
devlet esasına dayalı, tekçi ulus devlet ideolojisine göre şekillendirilmiştir.
Oysa, 1921 Anayasası böyle bir ideolojiye yer
vermediği gibi, tüm farklılıkları, Kürtlerin genel ve yerel demokratik
haklarını güvenceye kavuşturmuş bir anayasadır. Hem cumhuriyetin kuruluş
anayasasıdır hem de demokratik içerikli ve demokratik cumhuriyet anlayışına uygun
bir anayasa olup, halkın iradesini esas alan, yönetimde salt merkeziyetçiliğe
dayanmayan bir yapıda düzenlenmiştir.
Anayasanın
yapılış süreci ve bu süreçte oluşmuş 1921 Anayasası’na temel teşkil eden,
anayasal nitelikte belgeler olan Misakımillî, Amasya Tamimi, Büyük Millet
Meclisi Beyannamesi ve Mustafa Kemal’in bu süreçteki konuşmaları ve yaklaşımı
birlikte ele alındığında, 1921 Anayasası’nın ruhu ve bu Anayasa’ya egemen olan
demokratik anlayış da ortaya çıkmaktadır. Kaldı ki 1921 Anayasası’nın özüne
damgasını vuran bu protokoller aynı zamanda, kurulacak yeni devletin ilk sosyal
ve siyasal sözleşmesi niteliğini de taşımaktadırlar. Tüm bu belgelerde
Kürtlerin kurucu rolüne açıkça vurgu yapılmış, bu durum 1921 Anayasası ile
gerek Parlamento gerekse de yerel yönetimler bağlamında devlet yapısına kadar
taşırılmıştır.
Değerli
milletvekilleri, cumhuriyetin ilk millet meclisi olan Birinci Büyük Millet
Meclisi, bugünkü gibi toplumsal ve siyasal çoğulculuğu zayıflatılmış bir meclis
özelliğini taşımamaktadır. Nitekim, ilk Meclisin
çoğulcu yapısını ve niteliğini Mustafa Kemal 1 Mayıs 1920 tarihli konuşmasında
şöyle ifade etmektedir: “Yüce Meclisimizi oluşturan şahsiyetler yalnız Türk
değildir, yalnız Çerkez değildir, yalnız Laz değildir, yalnız Laz değildir. Bu
nedenle, korumaya ve savunmaya çalıştığımız milletler doğal olarak bir tek
unsurdan ibaret değildir. Elde etmeye çalıştığımız birlik yalnız Türk, yalnız
Çerkez değil, hepsinin karışımıdır.” Bu birliktelik 18 Kasım 1921 tarihli
anayasal belge niteliğindeki Büyük Millet Meclisi Beyannamesi’nde geçen
“Türkiye halkı” kavramında ifadesini bulmuştur. Bu temel üzerinde şekillenen
devlet de 1921 Anayasası’na göre “Türkiye devleti” olacaktır.
Yine, 1921
Anayasası, farklılıklara kendi etnik ve kültürel özellikleriyle genel yönetim
düzeyinde siyasal temsil imkânı sağlamasının yanı sıra, yerinden yönetim
sistemiyle nüfus olarak yoğunluklu bulundukları alanlarda kendi öz
yönetimlerini özgürce kurabilme olanağını da hukuken tanımıştır. Bütün bunlar,
1921 Anayasası’nın tek etnik kimliğe dayalı ideolojiyi dışlayan, toplumsal
realiteyi gözeten ve buna uygun siyasi ifadelendirmelere özen gösteren toplum
sözleşmesine yakın bir anlayışla ele alındığını ortaya koymaktadır. Dönemin tüm
olumsuz koşullarına karşın egemen olan ve hayata geçirilmeye çalışılan
zihniyet, demokrasi sistemiyle yönetilmesi arzulanan cumhuriyettir.
Dolayısıyla, 1921 Anayasası, Kürt realitesine, gerek yerel yönetimler düzeyinde
gerekse de Kürtlere etnik kimliğiyle genel siyasi yapıda da temsil imkânı
vererek kendi sistemi içinde çözüm getirmiştir. Oysa 24, 61 ve 82 Anayasaları,
1921 Anayasası’nın ruhundan uzaklaşarak, Kürtlerin varlığını yadsıyan, tek
millet esasına dayalı ulus devlet ideolojisine göre şekillendirilmiştir.
Bugün yürürlükte
olan, 12 Eylül askerî rejimi tarafından hazırlanan 1982 Anayasası, devlet
düzenini insan hak ve özgürlüklerine karşı korumak gibi demokratik anayasa
fikriyle bağdaşmayacak bir anlayışla hazırlanmıştır. 1982 Anayasası aynı
dönemde hazırlanan çağdaşlarıyla karşılaştırıl-dığında,
olağanüstü askerî ara rejimin şekillendirdiği bir vesayet belgesi olma
özelliğini taşımakta, aynı dönemde hazırlanan Yunanistan, Portekiz ve İspanya
anayasaları ise hem yapım tarzı hem de içerik bakımından, demokratik olmayan
rejimlere tepki olarak ortaya çıkan birer uzlaşma belgesi özelliğini
taşımaktadırlar.
Değerli
milletvekilleri, dünyada bu konuda yaşanmış deneyimlere baktığımızda da
Türkiye’dekiyle benzer paralellikler gösteren örnekler olduğu görülmektedir.
Nasıl ki, ekonomik ve sosyal hakların olmayışı, iki dünya savaşı arasındaki
dönemde totaliter rejimlerin gelişmesine yol açtıysa, farklı dil ve kültürel
hakların yok sayılması da aynı şekilde pek çok çatışmaya yol açmıştır.
Milliyetçi ulus devletlerin yol açtığı çatışmalara karşı, özellikle İkinci
Dünya Savaşı'ndan sonra Birleşmiş Milletler öncülüğünde insan haklarına “üçüncü
kuşak” denilen “halkların hakları, dil ve kültürel haklar, kendi kaderini tayin
hakkı, dayanışma hakkı, barış hakkı, çevre hakkı, kadın ve çocuk hakları,
gelişme hakkı” gibi yeni hak kategorileri katılmıştır.
Bu hakların
uygulamada yaşam bulması ise demokratik anayasacılık hareketleri veya
demokrasiye ve insan haklarına dayanan anayasacılığın gelişmesiyle mümkün
olabilmiştir. Böylelikle, tarihin en büyük savaşlarına ve ekonomik, sosyal
tahrifatlara yol açan milliyetçi ulus devlet anlayışı terk edilerek, demokratik
ulusçuluğa dayalı anayasalar sürecine girilmiştir. Böylece anayasalar, artık
farklılıkların kabul ve onay gördüğü, farklılıkların bir arada özgür ve eşit
şekilde yaşadığı “demokratik birlik belgeleri” hâline getirilmiştir. Nitekim
Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Portekiz, İsviçre, Güney Afrika, İtalya ve
İspanya anayasaları önemli örnekler olarak önümüzde durmaktadır.
Amerika Birleşik
Devletleri’nin çoğulcu toplum yapısı “özgürlük, eşitlik, farklılıklara saygı”
gibi demokrasi ilkeleri etrafında birleştirilmiştir. ABD Anayasası’yla, her
yurttaşın ister bireysel olarak isterse de örgütlü olarak kendilerini dil, din,
kültür gibi hemen her konuda özgürce geliştirme ve ifade etme hakkı anayasal
güvence altına alınmıştır. Bu anlamıyla ABD Anayasası, “çoklukta birlik” ilkesi
üzerinde inşa edilen, farklılıklara onay veren, çok kültürlü demokratik bir
örgütlenme belgesi niteliğindedir.
Amerika örneğini
model alan Kanada da uzun yıllar süren yasal ayırım, sosyal ön yargı ve bunun
sonucunda yaşanan ırklar savaşı, yerini “demokrasi, özgürlük, eşitlik”
ilkelerine bırakmıştır. Kanada Halklar Bildirgesi’ndeki eşitlik güvencesini
Kanada Yüksek Mahkemesi “Farklılıkların onay görmesi gerçek eşitliğin özüdür.”
şeklinde yorumlayarak özde bir anlayış benimsediğini de ortaya koymuştur.
Başka ülkelere
esin kaynağı olmuş olan Fransız aydınlarının fikirlerinin Fransa’da hayata
geçirilmesi 1900’lü yılların ikinci yarısına denk düşmektedir. 1951 tarihli Dixion Dil Yasası ile beş bölgesel dili resmen ve hukuken
tanımıştır. 2 Mart 1982 Reform Yasası’yla birlikte bölgesel dillerin öğretimi
olanağı da isteğe bağlı hâle getirilmiş, devlet ile yerel yönetimler arasında
yetki paylaşımı yapılmıştır, daha da ileri gidilerek Korsika Meclisine kimi
konularda yasa çıkarma yetkisi verilmiştir. Böylece, yerel ve bölgesel
yönetimlerin yetkilerinin artırılması yoluyla çözüme gidilme yöntemi tercih
edilmiştir. Fransa hâlâ diğer Avrupa ülkelerinin gerisinde olsa da, 1950’lerden
bu yana atılan adımlar doğrultusunda, Fransızlaşmayı içeren etnik temelli,
millî birlik, üniterlik zihniyetinden, demokratik,
siyasal birlik anlamındaki üniterliğe doğru bir
zihniyet değişimine geçilmiştir.
Bu ülkeler
arasında özellikle öneme sahip olan İspanya, demokrasi karşıtı Franco rejimine karşı “Demokratik Anayasacılar” hareketinin
mücadelesine sahne olmuştur. Bu mücadele, İspanya demokrasisinin gelişimine
imkân sağlamış, İspanya’daki farklı kültürler ve kimlikler anayasal düzeyde
güvence altına alınmıştır. İspanya, Fransa’dan bir adım daha ileri giderek, 78
tarihli İspanya Anayasası ile “Anayasa, İspanyol ulusu birliğinin
ayrılmazlığını ve bütün İspanyolların ortak vatanının bölünmezliğini kesinlikle
belirtir ve onu oluşturan bölge ve milliyetlerin özerklik hakkını ve aralarında
dayanışmayı garanti eder.” diyerek, İspanyol üst kimliği altında, farklılıkları
anayasal düzeyde resmen kabul etmiştir. Bu durum “çoklu İspanya” kavramıyla
tarif edilmektedir.
Yine İsviçre,
daha da ileri giderek, Anayasası’nda Fransızca, İtalyanca ve Almancayı eşit
biçimde ulusal resmî diller olarak tanımıştır. İsviçre demokrasisinin ulaştığı
boyutu göstermek açısından, 38’de yapılan referandumla, ülkenin güneydoğusunda
50 bin kişilik azınlık bir grubun konuştuğu Romanşçanın
resmî diller arasına alınması çarpıcı bir örnektir.
Örnekler
verdiğimiz bu ülkeler, demokrasiyi esas alarak, her bir toplumsal gruba kendi
geleceğini belirleme hakkını vererek demokrasilerin gelişmesine katkıda
bulunmuşlardır. Sonuçta, heterojen toplum yapılarıyla uyumlu anayasal
yapılanmalar, ister federatif tarzda olsun ister ulus devletlerin
demokratikleştirilmesi şeklinde olsun, hepsi de demokrasinin her ülke
koşullarına uygulanmış birer biçimini ifade etmektedirler. Bu usullerden
hangisinin tercih edileceği, o ülkenin özgünlüklerine ve yurttaşlarının,
topluluklarının siyasal, toplumsal, kültürel taleplerine göre belirlenmiştir.
Avrupa Birliğine girme iddiasında olan ülkemiz de bugün üye olan devletlerin demokrasilerini
geliştirmelerini kendisine esas alarak, bu yönde gecikmiş de olsa demokrasiye
geçiş sürecini hızlandırmalıdır.
Değerli
milletvekilleri, Türkiye’de son dönemde yaşanan gelişmeler ve Anayasa
tartışmalarında öne çıkan toplumsal gerçekliğe aykırı olarak tekçilik üzerine
kurgulanan cumhuriyetin kendisini bu hâliyle artık devam ettiremediği
görülmektedir. Türkiye, hiçbir dönemde olmadığı kadar bu dönemde çok kültürlü
toplum yapısı gerçeğini tartışmakta ve son otuz yıllık çatışmalı süreçten de hareketle
inkâr ve imhaya dayanan tekçi yapıda ısrarcı olmanın artık bir sonuca
götürmediğini dillendirmektedir. Bu nedenledir ki, uzunca bir süredir bilinen
ve istenen sivil, demokratik, çoğulcu anayasa ve siyaset ihtiyacı bugün bizi
böyle bir tartışma sürecine taşımıştır. Katı merkeziyetçi ulus devlet olarak
örgütlenen devletin siyasi ve idari mekanizmaları, mevcut sorunlara çözüm
üretmek bir yana, sorunların başlıca nedeni hâline gelmiştir. Türkiye’de,
cumhuriyetin kuruluşundan bu yana millet iradesinin her şeyin üstünde olduğu
söylemi sıkça dile getirilmesine karşın, halkın devlet yönetimine katılımını
sağlayacak mekanizmalar demokratik bir şekilde oluşturulamamıştır. Katı
merkeziyetçi bir şekilde örgütlenen devletin siyasi ve idari mekanizmaları,
sorunların yerelde yani sorunların yaşandığı yerde ve sorunu yaşayanlarca
tartışılıp çözüldüğü çağdaş demokrasilerle kıyaslandığında tıkanmış bir
durumdadır. Yaşanan bu tıkanmanın aşılabilmesinin yolu ise
demokratik birliği esas alan, demokrasiyi genel bir meclise hapsetmeyen, halkın
tartışma ve karar alma mekanizmalarına tam anlamıyla katılımını sağlayan,
toplumun sorunlarını yerinde çözüme kavuşturan siyasi ve idari bir yapılanmadan
geçmektedir; sivil, demokratik, çoğulcu bir anayasa talebiyle ortaya konulan,
farklılıklardan oluşan toplum yapısının açığa çıkarılması ve bu farklılıkların
da kendi aralarındaki ilişkilerin yeni bir sözleşmeyle yeniden tanımlanmasıdır.
Demokratik
anayasa, birlikte yaşamanın temel kurallarını ve siyasal yapıya ilişkin
tercihleri belirleyen, toplumsal mutabakata dayanan bir sözleşme
niteliğindedir; bu tanım doğrultusunda, toplumsal yaşamın ve siyasal sistemin
temel ilkelerinin yurttaşlar tarafından belirlendiği ana belgedir. Anayasayı
bir toplumsal sözleşme olarak görmek, tarafların eşit özneler olarak görülmesi
esasına dayanır; Alman siyaset bilimci Hannah Arendt’in ifadesiyle, yatay toplum sözleşmesi, bireylerin
birbirlerini muhatap aldıkları ve birbirlerine karşılıklı sözler verdikleri bir
ilişkiler ağıdır. Bu nedenle, bir siyasal toplum meydana getirmek, demokratik
bir anayasanın başlıca işlevidir. Yani bir topluluk kendi anayasasını yaparak
siyasal toplum hâline gelebilir. Yeni bir anayasa yapmanın yöntemi ise yapım
sürecinin her aşamasında toplumun bütün kesimlerinin görüşlerini açıklayabilecekleri,
tartışabilecekleri koşulların yaratılması ve bu süreçte çıkacak belgeyle inşa
edilecek düzende de belirleyici konumda olmalarıdır. Bu nedenle, sivil anayasa,
yurttaşların kendi kendilerini yönetmelerinin mekanizmalarını tesis eder ve bu
şekliyle demokratik siyaset anlayışına dayanır.
Anayasa tartışmalarında cevap aranması gereken, birey ve devlet ilişkisinin nasıl tanımlanacağı, merkezî yönetim ve yerel yönetim anlayışının yeniden nasıl kurulacağı, her an gelişen ve değişen dünya düzeninde bütün bu ihtiyaçların demokratik toplum, siyaset ve anayasa oluşturulmasında nasıl yer alacağıdır. Ancak, AKP’nin hazırladığı Anayasa değişiklik tasarısı, sınırlı birtakım dü