DÖNEM: 23 CİLT: 65 YASAMA YILI: 4
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
83’üncü
Birleşim
7 Nisan 2010 Çarşamba
(Bu
Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür
belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş
alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III.
- YOKLAMALAR
IV. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A)
MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI
1.- Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir
Akcan’ın, Afyonkarahisar ilinin sorunlarına ilişkin
gündem dışı konuşması
2.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Ali Özpolat’ın, Avukatlar Günü’ne
ilişkin gündem dışı konuşması
3.- Hakkâri
Milletvekili Rüstem Zeydan’ın, sınır ticareti ve
Derecik beldesinin ilçe olması gerektiğine ilişkin gündem dışı konuşması
V.-
AÇIKLAMALAR
1.- İstanbul
Milletvekili Necat Birinci’nin, Türk kadınının seçme
ve seçilme hakkını kazanmasında Türk Kadınlar Birliğinin rolüne ilişkin
açıklaması
2.- Konya
Milletvekili Ayşe Türkmenoğlu’nun, Avukatlar Günü’ne ilişkin açıklaması
3.- Batman
Milletvekili Mehmet Emin Ekmen’in, Avukatlar Günü’ne
ilişkin açıklaması
VI.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Diyarbakır
Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19
milletvekilinin, basın, yayın ve ifade özgürlüğünün önündeki engellerin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/658)
2.- Diyarbakır
Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19
milletvekilinin, balıkçılık sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/659)
3.- Diyarbakır
Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin,
pancar üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/660)
4.- Diyarbakır
Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19
milletvekilinin, Turgut Özal’ın ölümü konusundaki iddiaların araştırılması
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/661)
VII.-
ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- (10/480) esas
numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 7/4/2010 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP
Grubu önerisi
2.- (10/348) esas
numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 7/4/2010 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP
Grubu önerisi
3.- (10/654) esas
numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 7/4/2010 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP
Grubu önerisi
VIII.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Tunceli Milletvekili
Kamer Genç’in, AK PARTİ Grubu Başkanına sataşması nedeniyle konuşması
2.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın,
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
IX.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Türk Ticaret
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)
2.- Türk Borçlar
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)
3.-
Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak
İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana
Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S.
Sayısı: 458)
4.- Ankara
Milletvekili Haluk İpek’in, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri
Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi ile Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu
ve 18 Milletvekilinin, Afyonkarahisar Milletvekili
Halil Ünlütepe ve Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi
ve 10 Milletvekilinin, Diyarbakır Milletvekili Gültan
Kışanak ve 19 Milletvekilinin, Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Milliyetçi Hareket Partisi Grup
Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Denizli
Milletvekili Hasan Erçelebi ve 5 Milletvekilinin
Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Anayasa Komisyonu Raporu (2/636, 2/123,
2/200, 2/288, 2/304, 2/342, 2/364, 2/474, 2/596) (S. Sayısı: 490)
X.-
USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.- Kanun
teklifine, af niteliği taşıyan yeni madde ihdasına dair önergenin oylamasında
nitelikli çoğunluk aranıp aranmayacağı hususunda
2.- Genel Kurulca
alınan kararın “7 Nisan 2010 Çarşamba günü 490 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin
bitimine kadar görüşülmesi” şeklinde olduğu, saat 24.00’ü geçince 7 Nisanın
bittiği ve bu nedenle çalışmalara devam edilip edilemeyeceği hakkında
XI.-
OYLAMALAR
1.- Seçimlerin
Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 26’ncı maddesinin
oylaması
2.- Seçimlerin
Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin tümünün oylaması
XII.-
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemir’in, Gaziantep Çocuk Hastanesindeki sorunlara ilişkin
sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
(7/12211)
2.- Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemir’in, Gaziantep’te yeni hastaneler yapılmasına ilişkin
sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
(7/12212)
3.- Batman
Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, bir erin ölümü
olayına ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı M. Vecdi Gönül’ün cevabı
(7/12235)
4.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, bir hastanenin tamamlanmasına ilişkin sorusu ve
Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/12318)
5.- Mersin
Milletvekili Behiç Çelik’in, Mersin’de eğitim ve araştırma hastanesi açılmasına
ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
(7/12319)
6.- İstanbul
Milletvekili Atila Kaya’nın, Bağcılar Devlet
Hastanesine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın
cevabı (7/12393)
7.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa İl Özel
İdaresi yöneticileri hakkındaki iddialara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı
Beşir Atalay’ın cevabı (7/12891)
8.- Mersin
Milletvekili İsa Gök’ün, bazı istisnai memuriyet kadrolarına yapılan atamalara
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı (7/13150)
9.- Mersin
Milletvekili İsa Gök’ün, bazı istisnai memuriyet kadrolarına yapılan atamalara
ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/13157)
10.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, 90’ıncı yıl kutlamaları
çerçevesinde yapılan bisiklet turunda kullanılan bisikletlere ilişkin sorusu ve
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in
cevabı (7/13384)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 15.03’te açılarak dokuz oturum yaptı.
İzmir
Milletvekili Canan Arıtman, Türk kadınına belediye seçimlerinde seçme ve
seçilme hakkını tanıyan yasanın kabul edilişinin 80’inci yıl dönümüne,
İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel, Öldürülen Gazeteciler
Günü’ne,
Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemir, Türk polis teşkilatının kuruluşunun 165’inci yıl
dönümüne ve Polis Günü’ne,
İlişkin gündem
dışı birer konuşma yaptılar.
Genel Kurulu
ziyaret eden Hollanda Senato Başkanı Rene van der Linden’e Başkanlıkça “Hoş
geldiniz” denildi.
Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu,
Türk polis teşkilatının kuruluşunun 165’inci yıl dönümüne, Polis Günü’ne ve
Fenerbahçe Acıbadem Voleybol Takımının Avrupa ikinciliğine,
Tunceli
Milletvekili Kamer Genç, Türk polis teşkilatının kuruluşunun 165’inci yıl
dönümüne ve Polis Günü’ne,
Kütahya
Milletvekili Alim Işık, Kütahya’da görevi başında
hayatını kaybeden polis memuruna ve polis teşkilatının kuruluş yıl dönümüne,
Van Milletvekili
İkram Dinçer, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı
Deniz Baykal’ın, il kongresi nedeniyle Van’a yaptığı ziyarette meydana gelen olaylara,
İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet Halk
Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal’a Van’da yapılan saldırının bazı AKP
mensupları tarafından organize edildiğine,
Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş, Cumhuriyet Halk Partisi
Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, Van’da kendisine karşı yapılan saldırıyla ilgili
olarak, henüz olay araştırılmadan, doğrudan doğruya AK PARTİ teşkilatına
suçlamada bulunmasını yadırgadıklarına,
İlişkin birer
açıklamada bulundular.
Sinop
Milletvekili Engin Altay ve 31 milletvekilinin, eğitim fakülteleri mezunlarının
istihdamındaki sorunların (10/654),
Diyarbakır
Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19
milletvekilinin, askerlik hizmetini Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yapan
kişilerin travma geçirdiği iddialarının (10/655),
Edirne
Milletvekili Cemaleddin Uslu ve 20 milletvekilinin,
Edirne’de yaşanan su taşkınları sorununun (10/656),
Tokat
Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, Bulgaristan Türklerinin
ülkemizde ve Bulgaristan’da yaşadıkları sorunların (10/657),
Araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla birer Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin
gündemde yerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı
açıklandı.
Madencilik sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/67, 75, 82, 122, 141, 180, 193,
208, 216, 229, 304, 309, 320, 324, 336, 337, 342, 374, 377, 388, 404) esas
numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının, Komisyonun görev süresinin
bir ay uzatılmasına ilişkin tezkeresi okundu; Komisyona bir ay ek süre
verildiği açıklandı.
Gündemin “Genel
Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler”
kısmında yer alan (10/589) esas numaralı, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da “Hançer
Timi” adlı grupların var olduğu iddialarının belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 6/4/2010 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP,
Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan
321 sıra sayılı Türk Borçlar Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerinin Genel Kurulun 6/4/2010 Salı günkü birleşiminde yapılmasına, bundan başka
bir konunun görüşülmemesine ilişkin MHP,
Gündemin “Genel Görüşme
ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler”
kısmında yer alan (10/618) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin
görüşmelerinin Genel Kurulun 6/4/2010 Salı günkü
birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP,
Grubu önerileri
yapılan görüşmelerinden sonra kabul edilmedi.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” kısmında yer alan 476, 472, 474, 475 ve 279 sıra sayılı kanun
tasarılarının bu kısmın 8, 13, 14, 15 ve 16’ncı sıralarına alınmasına; diğer
işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun, 6 Nisan 2010
Salı günkü birleşiminde 490 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümündeki
17’nci maddenin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 7 Nisan 2010 Çarşamba
günkü birleşiminde 490 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin
tamamlanmasına kadar, 8 Nisan 2010 Perşembe günkü birleşiminde ise 479 sıra
sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını
sürdürmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul
edildi.
Konya
Milletvekili Özkan Öksüz, Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, Cihanbeyli Organize
Sanayi Bölgesinin kurulmasına Sanayi Bakanlığınca izin verilmemesi ve
Cihanbeyli Belediyesinin katı atık borcunun İller Bankası tarafından tahsil
edilmesi konusunda yanlış bilgiler verdiğine,
Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, Malatya Milletvekili
Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun,
konuşmasında dile getirdiği esnaf, küçük işletme sahiplerinin borçlarına,
İstanbul
Milletvekili Ahmet Tan, (10/618) esas numaralı önergeyle faili meçhul siyasi
cinayetler konusunda Meclis araştırması komisyonunun oluşturulmasının, Anayasa
tartışmalarının yapıldığı bugünlerde zamanlaması bakımından da yerinde
olacağına,
Sivas
Milletvekili Malik Ecder Özdemir, Konya Milletvekili
Ayşe Türkmenoğlu’nun, Madımak katliamını kınıyor olmasını teşekkürle
karşıladığını ancak Madımak katliamının faili meçhul cinayetlerden sayılmasının
doğru olmadığına, faillerinin belli olduğuna, bu cinayeti işleyenlerin hâlâ
yakalanamamış olmasının Hükûmetin aczi olduğuna,
İlişkin birer
açıklamada bulundular.
Konya
Milletvekili Faruk Bal, Konya Milletvekili Özkan Öksüz’ün
şahsına sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.
Kastamonu
Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun, Banka Kartları ve
Kredi Kartları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin
(2/526) İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin
önergesi, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilmedi.
(2/650) esas
numaralı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin, bazı üyelerin imzalarını geri almaları
sonucu imza sayısı Anayasa’nın 175’inci maddesinde öngörülen sayının altına
düştüğünden, ilk imza sahibine iade edildiği Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Gündemin “Sözlü
Sorular” kısmının:
1’inci sırasında bulunan (6/914),
128’inci ” ” (6/1395),
136’ncı ” ” (6/1413),
144’üncü ” ” (6/1426),
174’üncü ” ” (6/1469),
176’ncı ” ” (6/1473),
189’uncu ” ” (6/1494),
190’ıncı ” ” (6/1495),
191’inci ” ” (6/1496),
192’nci ” ” (6/1497),
193’üncü ” ” (6/1498),
194’üncü ” ” (6/1500),
195’inci ” ” (6/1501),
196’ncı ” ” (6/1503),
230’uncu ” ” (6/1550),
231’inci ” ” (6/1551),
297’nci ” ” (6/1638),
307’nci ” ” (6/1650),
309’uncu ” ” (6/1654),
312’nci ” ” (6/1658),
314’üncü ” ” (6/1660),
349’uncu ” ” (6/1703),
383’üncü ” ” (6/1748),
389’uncu ” ” (6/1755),
431’inci ” ” (6/1806),
432’nci ” ” (6/1807),
Esas numaralı
sözlü sorulara Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu cevap verdi; soru
sahiplerinden Niğde Milletvekili Mümin İnan ve Bitlis Milletvekili Mehmet Nezir
Karabaş da cevaplara karşı görüşlerini açıkladılar.
Van Milletvekili Özdal Üçer, sözlü sorular cevaplandırılırken zaman aşımına
uğrayan konularla ilgili yapay cevaplar verildiğine, dönemin Millî Eğitim
Bakanı Hüseyin Çelik tarafından atamaları yapılan Aslan Sinir’le ilgili
yolsuzluk iddiasına ve Kızıltepe’deki üniversite sınav uygulamasının
düzeltilmesine gidilip gidilmeyeceğine ilişkin bir açıklamada bulundu.
Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:
1’inci sırasında
bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun
olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96),
2’nci sırasında
bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun
olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/499) (S. Sayısı: 321),
3’üncü sırasında
bulunan, Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına
Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para
Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/761)
(S. Sayısı: 458),
Görüşmeleri
komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.
4’üncü sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında
değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen
ve görüşmelerine devam olunan, Ankara Milletvekili Haluk İpek’in, Seçimlerin
Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Kastamonu Milletvekili
Mehmet Serdaroğlu ve 18 Milletvekilinin; Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe
ve Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün; Denizli
Milletvekili Hasan Erçelebi ve 10 Milletvekilinin;
Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak
ve 19 Milletvekilinin; Şırnak Milletvekili Sevahir
Bayındır’ın; Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili
Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın;
Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi ve 5 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun
Teklifleri ile Anayasa Komisyonu Raporu (2/636, 2/123, 2/200, 2/288, 2/304,
2/342, 2/364, 2/474, 2/596) (S. Sayısı: 490) 18’inci maddesine kadar (birinci
bölümün tamamı) kabul edildi.
7 Nisan 2010
Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 13.00’te toplanmak üzere birleşime
04.01’de son verildi.
|
|
|
Meral AKŞENER |
|
|
|
|
Başkan Vekili |
|
|
|
Bayram ÖZÇELİK |
|
Harun TÜFEKCİ |
|
|
Burdur |
|
Konya |
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
No.: 117
II.-
GELEN KÂĞITLAR
7
Nisan 2010 Çarşamba
Rapor
1.- Kahramanmaraş
Milletvekili Veysi Kaynak ve 3 Milletvekilinin; 351
Sayılı Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Milli Eğitim,
Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonları Raporları (2/371) (S. Sayısı: 495)
(Dağıtma tarihi: 7.4.2010) (GÜNDEME)
Sözlü Soru Önergeleri
1.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, mezun olduğu fakülteye ilişkin Başbakandan sözlü
soru önergesi (6/1974) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)
2.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, muhtarların çalışma yeri
sorununa ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1975) (Başkanlığa
geliş tarihi: 29/03/2010)
3.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Et ve Balık Kurumunun et
alımına ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/1976) (Başkanlığa
geliş tarihi: 29/03/2010)
4.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’ta yapılan ihracat ve ithalata ilişkin
Devlet Bakanından (Zafer Çağlayan) sözlü soru önergesi (6/1977) (Başkanlığa
geliş tarihi: 30/03/2010)
5.- Adana
Milletvekili Kürşat Atılgan’ın, SGK Teftiş Kurulu Adana Grup Başkanlığının
kapatılmasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi
(6/1978) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
6.- Adana
Milletvekili Kürşat Atılgan’ın, ATAK Helikopter Projesine ilişkin Milli Savunma
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1979) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
7.- Adana
Milletvekili Kürşat Atılgan’ın, yangın söndürme hava araçları kiralama
ihalesine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/1980)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
Yazılı Soru Önergeleri
1.- İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, yasama dokunulmazlığına ilişkin Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/13539) (Başkanlığa geliş
tarihi: 29/03/2010)
2.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, karma komisyonla ilgili bir dilekçesine ilişkin
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/13540)
(Başkanlığa geliş tarihi: 04/03/2010)
3.- İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, tasarruf genelgelerine ve çiftçilerin borçlarına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13541) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)
4.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, Başbakanlık korumalarına alınacak araçlara
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13542) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)
5.- Şanlıurfa
Milletvekili İbrahim Binici’nin, GAP Eylem Planı
çerçevesinde yapılacak organize hayvancılık bölgesine ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/13543) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)
6.- Manisa Milletvekili
Erkan Akçay’ın, çiftçilerin bankalara olan borçlarına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/13544) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
7.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, bir bölgenin kültür ve turizm koruma ve
gelişim bölgesi ilan edilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/13545) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
8.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, prim borcu olanlara banka kredisi
verilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13546) (Başkanlığa
geliş tarihi: 30/03/2010)
9.- Aydın
Milletvekili Recep Taner’in, 17 Ağustos depremiyle ilgili mali verilere ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13547) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
10.- Tekirdağ
Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın,
lokanta işletmelerinden istenen bazı belgelere ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/13548) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
11.- Tekirdağ
Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın,
kamu sosyal tesislerinin haksız rekabet oluşturduğu iddiasına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13549) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
12.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’taki TOKİ konutlarının taksit artışlarına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13550) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
13.- Antalya
Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, Devlet sporcusu unvanı alan sporculara ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13551) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
14.- Antalya
Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, demokratik açılım toplantılarına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13552) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
15.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un, turizm sektörünün desteklenmesine ve alınan bir
ücrete ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13553) (Başkanlığa geliş
tarihi: 30/03/2010)
16.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Almanya’daki Deniz
Feneri davası kapsamında yapılan istemlere ilişkin Adalet Bakanından yazılı
soru önergesi (7/13554) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)
17.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, haciz ve keşif
işlemlerinde vakıf araçlarının kullanımına ilişkin Adalet Bakanından yazılı
soru önergesi (7/13555) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
18.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, Nevruz kutlamalarındaki bazı eylemlerin
soruşturulmasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13556)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
19.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, esnafın prim borçlarına
ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13557)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
20.- Ankara
Milletvekili Tekin Bingöl’ün, SGK ile TOKİ arasındaki protokole ilişkin Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13558) (Başkanlığa geliş
tarihi: 30/03/2010)
21.- Bartın
Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, Kuruçaşile’deki ağaç kesimi ve seyrekleştirmesine ilişkin
Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13559) (Başkanlığa geliş
tarihi: 29/03/2010)
22.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, Kula’da kurulan tehlikeli atık bertaraf
tesislerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13560)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
23.- Erzurum
Milletvekili Zeki Ertugay’ın, Erzurum’daki HES
projelerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13561)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
24.- Bursa
Milletvekili H. Hamit Homriş’in, bir gölet yapımına
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13562) (Başkanlığa
geliş tarihi: 30/03/2010)
25.- Bursa
Milletvekili H. Hamit Homriş’in, bir gölet yapımına
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13563) (Başkanlığa
geliş tarihi: 30/03/2010)
26.- Bursa
Milletvekili H. Hamit Homriş’in, bir gölet yapımına
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13564) (Başkanlığa
geliş tarihi: 30/03/2010)
27.- Bursa
Milletvekili H. Hamit Homriş’in, bir gölet yapımına
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13565) (Başkanlığa
geliş tarihi: 30/03/2010)
28.- Bursa
Milletvekili H. Hamit Homriş’in, bir baraj yapımına
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13566) (Başkanlığa
geliş tarihi: 30/03/2010)
29.- Bursa
Milletvekili H. Hamit Homriş’in, bir baraj yapımına
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13567) (Başkanlığa
geliş tarihi: 30/03/2010)
30.- Bursa
Milletvekili H. Hamit Homriş’in, bir gölet yapımına
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13568) (Başkanlığa
geliş tarihi: 30/03/2010)
31.- Bursa
Milletvekili H. Hamit Homriş’in, bir gölet yapımına
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13569) (Başkanlığa
geliş tarihi: 30/03/2010)
32.- Bursa
Milletvekili H. Hamit Homriş’in, bir gölet yapımına
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13570) (Başkanlığa
geliş tarihi: 30/03/2010)
33.- Bursa
Milletvekili H. Hamit Homriş’in, bir gölet yapımına
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13571) (Başkanlığa
geliş tarihi: 30/03/2010)
34.- Bursa
Milletvekili H. Hamit Homriş’in, bir baraj yapımına
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13572) (Başkanlığa
geliş tarihi: 30/03/2010)
35.- Yozgat
Milletvekili Mehmet Ekici’nin, bir baraj projesine
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13573) (Başkanlığa
geliş tarihi: 30/03/2010)
36.- Zonguldak
Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, TRT’deki bazı sözleşmeli personelin aldığı
ücrete ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/13574) (Başkanlığa geliş
tarihi: 29/03/2010)
37.- Zonguldak
Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, TRT-2 kanalının TRT Haber olarak
değiştirilmesine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/13575) (Başkanlığa geliş
tarihi: 29/03/2010)
38.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Irak’ta tutuklu
bulunan Türkmenlere ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13576)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
39.- İzmir
Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, Suriye Turizm Bakanlığının dağıttığı
haritaya ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13577) (Başkanlığa
geliş tarihi: 30/03/2010)
40.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin bazı ihalelerine
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13578) (Başkanlığa geliş
tarihi: 29/03/2010)
41.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Beykoz’daki bir
villanın imar durumuna ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/13579) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)
42.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, bir cinayet failinin yakalanmasına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13580) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)
43.- Tunceli
Milletvekili Şerafettin Halis’in, bir cinayetin faillerine ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13581) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)
44.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’ta yakalanan uyuşturucuya ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13582) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
45.- Tekirdağ
Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın,
TEKEL ruhsat bedellerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/13583) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
46.- İzmir
Milletvekili Kemal Anadol’un, belediyelerin
denetlenmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13584)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
47.- Iğdır
Milletvekili Pervin Buldan’ın, Şişli Emniyet Müdürlüğünde yaşanan bir ölüm
olayına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13585) (Başkanlığa
geliş tarihi: 30/03/2010)
48.- Konya
Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, belediyelere yardım
ödeneğine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13586) (Başkanlığa
geliş tarihi: 30/03/2010)
49.- Yozgat
Milletvekili Mehmet Ekici’nin, Yozgat Defterdarlığı
binasının yıkımına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13587)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
50.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Simav Gölü arazisinin
kullanımına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13588)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
51.- Tunceli
Milletvekili Şerafettin Halis’in, bir şube müdürü hakkında basında çıkan
haberlere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13589)
(Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)
52.- Iğdır
Milletvekili Pervin Buldan’ın, ÖSYM’nin sınav merkezi belirlemesinde yaşanan
sorunlara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13590)
(Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)
53.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, bir ilköğretim okulunun depreme karşı
dayanıklılığına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13591)
(Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)
54.- İzmir
Milletvekili Canan Arıtman’ın, okula gitmeyen bir
çocuğun durumuna ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13592)
(Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)
55.- Hakkari
Milletvekili Hamit Geylani’nin, bazı okulların askeri
alanlara yakınlığı nedeniyle yaşanan sorunlara ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/13593) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)
56.- İstanbul
Milletvekili Atila Kaya’nın, bir Anadolu lisesinin
bina ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13594)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
57.- Gaziantep
Milletvekili Akif Ekici’nin, Gaziantep Milli Eğitim
İl Müdürüne ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13595)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
58.- Van Milletvekili
Fatma Kurtulan’ın, askerlik görevi sırasında intihar
ettiği öne sürülen kişilere ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13596) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)
59.- İzmir
Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, test uçuşunda düşen taarruz helikopterine
ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13597) (Başkanlığa
geliş tarihi: 30/03/2010)
60.- İstanbul
Milletvekili Sacid Yıldız’ın, meme kanseri tedavisine
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13598) (Başkanlığa geliş
tarihi: 29/03/2010)
61.- Bartın
Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın,
Bartın’daki hava ambulansı hizmetlerine ve bir olaya ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/13599) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)
62.- Şırnak Milletvekili
Sevahir Bayındır’ın, Diyarbakır Göğüs Hastalıkları
Hastanesinin kapatılmasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/13600) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)
63.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Burhaniye Devlet Hastanesinin ihtiyaçlarına
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13601) (Başkanlığa geliş
tarihi: 30/03/2010)
64.- Antalya
Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, saha koordinatörlerine ve ücretlerine ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13602) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
65.- Antalya
Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, bir sendika şube başkanı hakkındaki iddialara
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13603) (Başkanlığa geliş
tarihi: 30/03/2010)
66.- Muğla
Milletvekili Ali Arslan’ın, Türkiye Jokey Kulübünün
damızlık aygır alımına ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13604) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)
67.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, mevsimlik tarım işçilerinin desteklenmesine
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13605) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)
68.- Trabzon
Milletvekili M. Akif Hamzaçebi’nin, fındık
üreticilerinin alan bazlı gelir desteği başvurularına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13606)
(Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)
69.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, zeytin ve zeytinyağı üreticiliği ile ticaretine
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13607) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
70.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, zeytin ve zeytinyağı üretimine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13608)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
71.- Yozgat
Milletvekili Mehmet Ekici’nin, Yozgat’ta tarımsal
faaliyetlerin desteklenmesine ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13609) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
72.- Yozgat
Milletvekili Mehmet Ekici’nin, tarım sektöründe bazı
çalışmalar yapılıp yapılmayacağına ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13610) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
73.- Manisa
Milletvekili Mustafa Enöz’ün, Manisa’daki don afetine
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13611) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
74.- Tokat Milletvekili
Reşat Doğru’nun, çiftçilerin çeşitli sorunlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13612)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
75.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, Siirt-Kurtalan ile Batman Beşiri arasındaki
bölünmüş yola ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13613)
(Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)
76.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Gevaş PTT şubesindeki
personel yetersizliğine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/13614) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)
77.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, bir baraj projesinin
demiryolu ağına etkilerine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/13615) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)
78.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, Ordu ve Giresun
illerine yapılacak havaalanına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13616) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
79.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, kurulacak küresel lojistik
köylerine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13617)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
80.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği müşavirlerine
ilişkin Devlet Bakanından (Egemen Bağış) yazılı soru önergesi (7/13618) (Başkanlığa
geliş tarihi: 29/03/2010)
81.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Diyanet İşleri Başkanlığı
personelinin özlük haklarına yönelik düzenlemelere ilişkin Devlet Bakanından
(Faruk Çelik) yazılı soru önergesi (7/13619) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)
82.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, müze olarak kullanılan
bazı yerlerin ibadete açılmasına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı
soru önergesi (7/13620) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
83.- Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Kars’ta sel felaketine
yönelik çalışmalara ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13621) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
84.- Tekirdağ
Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın,
büyük marketlerin şehir dışına taşınmasına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından
yazılı soru önergesi (7/13622) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)
Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Diyarbakır
Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19
Milletvekilinin, basın, yayın ve ifade özgürlüğünün önündeki engellerin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/658) (Başkanlığa geliş tarihi:
24.02.2010)
2.- Diyarbakır
Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19
Milletvekilinin, balıkçılık sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/659) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.02.2010)
3.- Diyarbakır
Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19
Milletvekilinin, pancar üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/660) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.02.2010)
4.- Diyarbakır
Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19
Milletvekilinin, Turgut Özal’ın ölümü konusundaki iddiaların araştırılması
amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/661)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24.02.2010)
7 Nisan 2010 Çarşamba
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 13.04
BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Bayram ÖZÇELİK
(Burdur)
BAŞKAN – Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşimini açıyorum.
III.- YOKLAMA
BAŞKAN -
Elektronik cihazla yoklama yapacağız.
Yoklama için üç
dakika süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda
bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen
milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım
istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulularını
görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Toplantı
yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden
önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk
söz, Afyonkarahisar ilinin sorunları hakkında söz
isteyen, Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Abdülkadir Akcan’a aittir.
Buyurun Sayın
Akcan. (MHP sıralarından alkışlar)
Sayın
milletvekilleri, çok değerli milletvekilleri; sohbet etmek isteyenler, çay
eşliğinde dışarıda edebilir. Burada oturanlar daha sakin, sessiz bir şekilde
dinlerse hepimiz için iyi olacak.
Buyurun Sayın
Akcan.
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı
Konuşmaları
1.- Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan’ın, Afyonkarahisar
ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması
ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve televizyon aracılığıyla yüce Türk
milletini saygılarımla selamlıyorum ve sözlerime başlarken dün, Balıkesir’in
Dursunbey ilçesinde toprağa verdiğimiz 21’inci Dönem Balıkesir Milletvekilimiz
Sayın Doçent Doktor Hüseyin Kalkan’a şahsım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubu
adına Allah’tan rahmet, camiamıza ve aile efradına başsağlığı diliyorum.
Değerli
milletvekilleri, Afyonkarahisar ilimiz, Anadolu’muzun
en önemli kavşak noktalarından birinde yer almaktadır; cumhuriyetimizin
kazanıldığı topraklar üzerinde kurulmuş bir ildir. İnsanlarımızın temel geçim
kaynağı bitkisel ve hayvansal üretime dayanmaktadır. Hayvansal üretimde yedi
buçuk yıllık AKP İktidarında nelerin yaşandığını, üretimin ne duruma geldiğini,
iktidar sözcülerinin basın önünde, Meclis platformlarında söylediği şirin
sözlere rağmen ne durumda olduğunu hem üreticiler hem de tüketiciler daha iyi
bilmektedirler.
Sekiz yıllık AKP İktidarının ilk yedi yılında, bu zaman zarfında
gerçekleşen enflasyonun toplam düzeyde yüzde 150’nin üzerine varmasına,
çıkmasına rağmen et fiyatlarının sadece yüzde 20 düzeyinde artması, besiciliğin
terk edilmesine, süt fiyatlarının reel değeri olan 1 liraya yaklaşırken
birdenbire 35-40 kuruşlara inmesiyle sürdürülebilir bir faaliyet olmaktan
çıkmasına ve yetiştiricinin, doğumuna bir ay kalmış damızlık ineklerini kesime
sevk etmek zorunda kalmasına neden olmuştur. Şimdi et ve süt fiyatlarında yaşanan olumsuz gelişmelerin temel
dayanağı budur.
Kendisini bu
durumu düzeltmek zorunda hisseden Hükûmet
kararnameler çıkarmakta ancak, maalesef bu destekleme kararnameleri
hayvancılığın merkezi konumunda olan illerden birisi olan Afyonkarahisar’ı
kapsamamaktadır.
Bitkisel üretimde
durum daha vahimdir. 2008-2009 üretim sezonu başında,
bitkisel üretimin temel girdilerinden olan taban gübresi DAP’ın
110 TL’ye kadar daha çıkmasına karşılık daha sonra 30-35 liraya inmesi ve buna
karşılık yine, iki ay önce bu fiyatlar seyrederken iki ay sonra, şimdiki
dönemde 60-65 liraya tekrar çıkması üreticiyi ciddi şekilde üretimi terk etme
noktasında düşündürmektedir.
Bu girdi fiyatlar
eşiğine karşılık üretilen ürünün değer bulmaması başta Sayın Tarım Bakanı olmak
üzere serbest piyasa ekonomisinin hüküm sürmesiyle izah edilmekte, buna
karşılık, üreticinin ürün fiyatı yükseldiği zaman piyasaya Toprak Mahsulleri
Ofisi aracılığıyla müdahale edilebilirken, her nedense, girdilere müdahale
edilmeyerek çiftçi perişan durumda bırakılmaktadır.
Bu durumda olan Türk ve Afyonkarahisar
çiftçisi sulamadan kaynaklanan borçlarını TEDAŞ’a
ödeyememekte, Ziraat Bankası, tarım kredi ve TEDAŞ bir önceki yıldan olan
borçlarından dolayı ipotek ettiği tarlaları peyderpey satışa sunmakta; bu, en
son pazar günü geldiğim Sandıklı ilçemizde de kendisini göstermekte, çiftçi
tarlasının, ipotek ettirdiği tarlanın icra yoluyla satılmasından şikâyet etmektedir.
Eğer sadece ve yalnızca düşüncesi üretmek ve üretmek olan Türk
çiftçisini bu şekilde, serbest piyasa ekonomisi şartları hüküm sürüyor diye
piyasanın kucağına atarsanız ve hiçbir tedbir almazsanız, devletin TEDAŞ’ı marifetiyle de mal varlığını, tarlalarını satışa
çıkarırsanız yarın bunların ürettiği ürünü teker teker
başka ülkelerden satın alarak şimdi ödeyebileceğiniz paraları başka ülkelerin
üreticilerine ödeyerek, onları sübvanse ederek onların ürünlerini sürekli
üretilir hâle getirmek durumunda kalırsınız, Türk çiftçisini perişan edersiniz,
bunun sosyal maliyeti de bu ülkeye çok pahalıya mal olur.
Değerli
milletvekilleri, Afyonkarahisar’ımızın en önemli
gelir kaynaklarından bir tanesi de mermerdir. Mermerimizi satmak, geçen hafta
açıklanan büyüme verilerinde inşaat sektörü yüzde 16,5 gerilemiş iken buna
tedbir almak yerine Çin’den getirilen graniti mermerin başkenti Afyon’da Devlet
Hastanesinde kullandırırsanız, o insanlar isyan eder, perişan olduklarını
haykırırlar ama maalesef, 1’i bakan 5 tane AKP milletvekili de bu haykırışa
kulak tıkarlar.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
ABDÜLKADİR AKCAN
(Devamla) – Değerli milletvekilleri, Afyonkarahisar’ın
en önemli sorunlarından bir tanesi de eğitimdir. En son yapılan 2009 ÖSS sınavı
sonuçlarına göre, Afyon, başarı sıralamasında, 81 ilde 51’inci sıradadır.
Hiçbir doğu şehrinde, imkânsızlıkların hüküm sürdüğü doğu şehirlerinde bile bu
manzaraya gönlümüz razı olmazken batıda Afyonkarahisar’ın
böyle bir başarısızlığa, politik nedenlerle, politik baskılarla, öğretmen
istihdam etmeyerek, var olan öğretmenlerin gelir durumunu düzeltip onları aşkla
şevkle eğitime hizmet verir hâle getirmeyerek böyle bir başarısızlığa mahkûm
etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur.
Değerli
milletvekilleri, bir durum da, en önemli gelir kaynaklarımızdan bir tanesi
termal turizm. Termal turizme yurt dışından müşteri getirebilmek için ihtiyaç
duyulan havaalanı yılan hikâyesine döndürülmüştür. Bu Hükûmetin
sekiz yıllık beceriksiz politikaları sonunda bir askerî havaalanını sivil
amaçlı kullanmaya hazır hâle getirmek bir yana yeni yeni
havaalanı arayışına girerek Afyonluyu perişan etmektesiniz.
Bu düşüncelerle
hepinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Akcan.
Gündem dışı
ikinci söz 5 Nisan Avukatlar Günü münasebetiyle söz isteyen İstanbul
Milletvekili Sayın Mehmet Ali Özpolat’a aittir.
Buyurun Sayın Özpolat. (CHP sıralarından alkışlar)
2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Özpolat’ın,
Avukatlar Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması
MEHMET ALİ
ÖZPOLAT (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5 Nisan Avukatlar
Günü dolayısıyla gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Bilindiği gibi
yargının üç kurucu unsuru vardır: Birisi iddia, savunma ve hükümdür. Savunma
hakkı kutsaldır ve hak arama özgürlüğünün güvencesidir. Ancak bu önemli
mesleğin üyeleri bugün son derece zor koşullarda çalışıyorlar. Sorunlar, hukuk
eğitimi sırasında ve mesleğe giriş aşamasında başlıyor. Siyasal nedenlerle
açılan hukuk fakülteleri eğitimin kalitesini düşürüyor. Meslek içi eğitim
sosyal güvenlik ve diğer özlük sorunları yasal güvence gerektiriyor. Stajyer
avukatlar sosyal güvenlikten yararlanamıyor. Güç şartlarda büyük yolsuzluk
davalarına bakan kamu avukatları yeteri kadar bağımsızlığa sahip değildir.
Avukatın can güvenliği bulunmuyor, meslektaşlarımız kelle koltukta
çalışıyorlar. Ceza Muhakemeleri Kanunu’ndan doğan sorunlar yıllardır
çözülemiyor, zorunlu müdafilik ücreti bunların başında geliyor. Avukatlar hem
alacaklarını zamanında tahsil edemiyorlar hem de KDV borçlarına faiz
yüklenmesinden mağdur durumdular. Avukatlık kimliği bazı kurumlarca resmî belge
olarak sayılmıyor. Avukat dosya incelemek isterken engelleniyor, savunmanın
inceleme yetkisinin adil yargılama için önemli bir güvence olduğu unutuluyor.
Cezaevi ve adliye girişleri daima sorunlu, müvekkille görüşme koşulları da aynı
durumda.
Bütün bunların
yanında bir de Ulusal Yargı Projesi var. Avukatlar buna “ayıp” yani “avukata
yargıda ızdırap projesi” diyorlar. Örneği sadece
İsrail ve Singapur’da bulunan proje, başlı başına hukuksuzluk abidesidir.
Tüm bunların ve
süremize sığmayacak onlarca sorunun savunmanın elini kolunu bağladığı
ortadadır. Bu sorunlara barolarla birlikte çözüm aranması yıllardır söylenen
bir şeydir ama kimse buna kulak asmamaktadır. Çağdaş bir avukatlık yasası
hukukumuzun en acil sorunudur. Ancak bugün siyasal iktidar hukukun
ihtiyaçlarını değil kendi ihtiyaçlarını giderme telaşındadır. Dayatılan Anayasa
değişikliği de bundan dolayıdır.
Bugün, yargı,
tarihin en ağır saldırısı altındadır. Yüce Meclisin çatısı altında cumhuriyet
tarihinin en kötü niyetli girişimi gerçekleştirilmek üzeredir. Anayasa
Mahkemesinin, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısının değiştirilmesi ve
parti kapatılmanın güçleştirilmesi demokrasimizin değil AKP’nin ihtiyacından
doğmuştur. Bu girişimde yargı bağımsızlığı ortadan kalkacaktır, güçler ayrılığı
ve hukukun üstünlüğü bitecektir. Askerî darbe Anayasası yerini AKP anayasasına
bırakacaktır. Bu girişimle yargı teslim alınıyor, kuşatılıyor, demokrasi ve
hukuk ayaklar altına alınıyor. Hedeflenen, AKP’ye hesap sormayacak bir yargı
oluşturmaktır. Yapılmak istenen, yüksek yargı ve idari yargıyı tümüyle siyasetin
emrine vermektir ve bunun sonu da sivil dikta rejimidir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; avukatlar ve onların meslek örgütleri, hukukun
katledildiği bu Anayasa değişikliğinden endişelidirler. Yargının her türlü
tehdit ve etkiden uzak, tam bağımsızlık içinde görev yapması avukatların temel
isteğidir. Avukatlar ve tüm çağdaş hukukçular adına diyorum ki: Geç değil,
gelin, vazgeçin, yargının kodlarıyla oynamayın, altında bulunduğumuz yüce
Meclis çatısını da bu suça vasıta yapmayın; hukukun üstünlüğünü, yargının
bağımsızlığını ortadan kaldırmayın. Unutmayın ki bağımsız mahkemelerde adil
yargılama hakkı bir gün gelecek size de lazım olacaktır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bu düşüncelerle ülkenin dört bir yanında laik,
demokratik, hukuk devleti için sadakatle görev yapan tüm yargı mensuplarına
minnet borçlu olduğumuzu ifade etmek istiyorum.
Az önce, keşke
Adalet Bakanımız… Bildiğim kadarıyla kendisi de bir avukattır. Hep yıllardır
söylüyoruz: Siyaset bir meslek değildir, yarın dönecektir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
MEHMET ALİ
ÖZPOLAT (Devamla) – Umarım, tekrar avukatlık yapmak zorunda kalmaz. Herhâlde o
zaman meslektaşlarına gittiğinde, o koridorlarda dolaşırken, ben de göğsünü
gere gere “Ya, yargıya, hukuka şu hizmetleri yaptım.”
der diye düşünüyorum. İnşallah, onları bir gün yüzünün akıyla söylemek nasip
olur kendisine.
Tüm
meslektaşlarımın, tüm hukukçuların “Avukatlar Günü”nü kutluyor, yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Gündem
dışı üçüncü söz, sınır ticareti ve Derecik beldesi hakkında söz isteyen Hakkâri
Milletvekili Sayın Rüstem Zeydan’a aittir.
Buyurun Sayın Zeydan.
3.- Hakkâri Milletvekili Rüstem Zeydan’ın,
sınır ticareti ve Derecik beldesinin ilçe olması gerektiğine ilişkin gündem
dışı konuşması
RÜSTEM ZEYDAN
(Hakkâri) – Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; yüce Genel Kurulu
sevgiyle saygıyla selamlıyorum.
Bahse konu olan
Derecik beldesi ülkemizin Irak devletiyle sınırının kesiştiği en uç köşede olan
bir yerleşim birimidir. 8.670 nüfusa sahip olan bu ilçemiz hinterlandıyla
birlikte 17 bin civarında bir nüfusa hem yakınlık oluşturmakta hem de hizmet
götürmeye çalışmaktadır. 6 tane büyükçe mahallesi, 2 tane ana köyü, 29 tane de
mezrası vardır.
Gerçekten de
Hakkâri ilimize
Maden yatakları,
zengin kömür yatakları ve çimentonun ana maddesi olan “klinger”
dediğimiz maden yataklarından zengin bir beldemizdir.
Gerçekten de
konumu itibarıyla ilçe olmayı fazlasıyla hak etmektedir. Neden ilçe olmayı hak
etmektedir? Hem stratejik anlamda hem ekonomik anlamda hem sınai
anlamında, bu anlamda eldeki verilerle de karşılaştırıldığında ve
değerlendirildiğinde bölgeye ve orada yaşayan insanlara daha iyi bir hizmet
götürülebilme şansı olacaktır. Bu konuda Millî Savunma Bakanlığımızın, Hakkâri
Valiliğimizin ve kadirşinas hemşehrilerimizin yoğun
istek, arzuları ve teknik kapasiteyi oluşturan, teknik vasıftaki
arkadaşlarımızın da bu anlamda talebi vardır.
Derecik beldesi
aynı zamanda bir sınır ticaret merkezinin yasal olarak kapısının açık olduğu
ama fiilî olarak, güvenlik boyutunun sorunlarından dolayı, sınır ticaretinin
daha uygulanamadığı bir alandadır. Dolayısıyla da bu belde hüviyetinden başka
bir hüviyete geçirildiği takdirde, bu altyapısına artı bir değer oluşturulacağı
gibi sınır ticaretine de ciddi anlamda bir katkı sağlayacaktır.
Kendi seçim
bölgem olan Hakkâri ilinde Esendere Gümrük Kapımızın
İran’la ticaret anlamında bir kapısı mevcuttur. Fakat hepinizin malumları
olduğu üzere, kapalı ve sorunlu bir ekonomiye sahip olan İran’ı tercih
etmektense, gerçekten dışa bağımlı bile olsa, ama yüksek bir ticari potansiyeli
olan Irak’la ticaretin geliştirilmesinde ciddi anlamda büyük fayda vardır.
Bunun içindir ki, Çukurca ilçemizin Üzümlü köyü ve Şemdinli ilçemizin Derecik
beldesinin sınır kapıları yasal olarak bulunmasına rağmen fiili olarak faal
değildir. Hükûmetimizin üstün gayretleri vardır. Bu
ayın sonuna doğru da Sayın Devlet Bakanımız Zafer Çağlayan Bey Kuzey Irak
yönetimi ile görüşmelerde bulunmak üzere, özellikle de bu sınır ticareti
anlamında bir istişare toplantısı gerçekleştirecektir. Umarım ki, ilimdeki bu
sınır ticaret kapılarına da bir hayatiyet kazandırılacaktır.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sınır ticareti Irak devletiyle.
RÜSTEM ZEYDAN
(Devamla) – Irak Devleti ile evet.
OKTAY VURAL
(İzmir) - Kuzey Irak diye bir devlet yok, ona göre!
RÜSTEM ZEYDAN
(Devamla) – Hayır, hayır, Kuzey Irak yönetimi ve Irak devleti ile. Evet, evet,
Irak devleti ile görüşmelerde bulunacak. Oradaki güvenlik boyutu
değerlendirilecektir Kuzey Irak’la.
Dolayısıyla da
Derecik beldesinin bu anlamda da önemi çok büyüktür; hem ekonomik anlamda hem
stratejik anlamda hem de gerçekten siyasi anlamda komşularımızla olan
ilişkilerimiz ve münasebetlerimizi bu anlamda da perçinleyecektir.
Zaten Hükûmetimizin yaptığı gayretler neticesinde de Van’dan
Hakkâri ilimize kadar olan
Dolayısıyla da
Derecik beldemizin ilçe yapılması hususunda 6 Hazirandan beri benim, yüce Meclis
Başkanlığında bekleyen kanun teklifim vardır. İnanıyorum ki yüce Meclisin
vereceği değerli katkılarıyla hem stratejik hem ticari hem ekonomik katma değer
anlamında oluşturulabilecek bir sonuç itibarıyla, ilçe yapılması konusunda, bu
anlamda ilin ekonomisine de ciddi katkı sağlayacaktır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
RÜSTEM ZEYDAN
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Derecik beldesi
yoğun kış şartlarının yaşandığı bir belde olmamakla birlikte, Şemdinli’yle olan
65 kilometrelik yol ağı çerçevesinde kışın ulaşım problemi yaşamaktadır. Ciddi
kış şartları yoğunluk kazanmaktadır. Dolayısıyla da Hükûmetimiz
döneminde bu 65 kilometrelik yol devlet kara yolu ağına aldırılmıştır. Bütün bu
altyapılar ilçe olmayı hak etmektedir. Bir lisesi mevcuttur, yatılı okulu
mevcuttur, yeterli sayıda derslikleri vardır, sağlık ocağı vardır ve her türlü
altyapısı bu işe uygundur.
Dolayısıyla da
yüce Meclisin takdirleri mazhar olur ise Derecik beldemizin ülkemize,
milletimize, bölgemize ciddi katkıları olacaktır bu anlamda. Şimdiden
katkılarınıza teşekkür ediyor ve hepinizi sevgi dolu saygılarımla selamlıyorum
efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Zeydan.
60’ıncı maddeye
göre pek kısa söz talepleri vardır.
Sayın Birinci…
V.- AÇIKLAMALAR
1.- İstanbul Milletvekili Necat Birinci’nin,
Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını kazanmasında Türk Kadınlar Birliğinin
rolüne ilişkin açıklaması
NECAT BİRİNCİ
(İstanbul) – Sayın Başkan, değerli Meclis üyeleri; dün, Sayın Canan Arıtman,
Belediye Seçimlerinde Seçme ve Seçilme Hakkı Yasası’nın çıkmasının 80’inci
yılında bir konuşma yaptı, kendilerine teşekkür ediyorum. Ancak kadınlarımızın
seçme ve seçilme hakkını almasında bazı hareket noktalarını çok iyi bilmek
gerekir. Bu ortaöğretim bilgilerine yeni bilgilerimizi katmak gerekiyor.
Sayıyorum:
1) Cumhuriyetinin
kurulmasıyla kadınlarımızın siyasi talepleri arttı. 1923’te kadınlarımız Türk
Kadınlar Halk Fırkasını kurmak istedi fakat bu parti kurdurulmadı.
2) 1924
Anayasamızın 10’uncu maddesi: “Her Türk, milletvekili seçimine katılır.”
şeklinde düzenlendi. Bu kabul görmedi, “Her erkek Türk” şeklinde değiştirildi.
3) 1924’te
kurulan Türk Kadınlar Birliği, kadınlara seçme-seçilme hakkı talep eder ve
kabul görmez 1924’te.
4- 1927’de, Türk
Kadınlar Birliği, kadınların yerel seçimlere katılmasını talep eder; cevap
olarak, “Kadınlar çocuklarını büyütürler.” olur ve kabul görmez.
5- 1935’te,
Avrupa’da yükselen Nazi tehlikesi karşısında Türk Kadınlar Birliği bu durum
karşısında ortak bir bildiri yayınlamak ister, bu da kabul görmez ve üstelik
Türk Kadınlar Birliği kapatılır.
Şimdi,
kadınlarımızın bu büyük mücadelesini görmezden gelip, sadece okul dergilerinde
gördüğünüz 1934’te seçme ve seçilme hakkı demek yanlıştır. Kadınlarımız,
Atatürk’ümüzün, Atatürk’ün, dönemin yönetiminin ne kadar üstünde olduğunu ve
dönemin yönetiminin kadınlara bakış tarzını bu beş, ona doğru sıralar ve
gösteririz. Bunların bilinmesi gerekir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TEKİN BİNGÖL
(Ankara) – 24’te Atatürk yok muydu?
MALİK ECDER
ÖZDEMİR (Sivas) – Anlamadık ki ne demek istiyorsun!
BAŞKAN – Sayın
Türkmenoğlu…
2.- Konya Milletvekili Ayşe Türkmenoğlu’nun, Avukatlar
Günü’ne ilişkin açıklaması
AYŞE TÜRKMENOĞLU
(Konya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Ben de, 5 Nisan
Avukatlar Günü nedeniyle söz almış bulunuyorum. Tüm avukat meslektaşlarımın 5
Nisan Avukatlar Günü’nü kutluyorum. Bu vesileyle savunma mesleğinin ne kadar
kutsal olduğunun da bir kez daha altını çizmek istiyorum.
Sav, savunma,
yargı sacayağının vazgeçilmez unsurlarından birisidir avukatlık mesleğimiz.
Avukatlarımızın sorunlarını biliyoruz ve bu konuda da çözüm yolları konusunda
barolarla iş birliği içindeyiz. Özellikle baroların meslek örgütleri olarak
toplumu yönlendirmede, toplumun temel hak ve özgürlükler konusundaki
duyarlılığı noktasında bir süzgeç ya da bir görünüş olarak baroların da öne
çıktığını düşünüyorum. Bu konuda barolarımızın özellikle çok büyük bir misyon üstlenmeleri gerektiğini düşünüyorum çünkü burada,
temel hak ve özgürlükler ve demokrasinin tam olarak yerleşmesi noktasında
evrensel standartlarda, demokrasinin evrensel standartları noktasında baroların
işlev görmesi gerektiğini düşünüyorum. Kendi kişisel görüş ve düşüncelerimizden
arınmış bir şekilde bu örgütleri kullanmamız gerekiyor barolar olarak.
Tekrar, bu
vesileyle 5 Nisan Avukatlar Günü’nü kutluyor, tüm meslektaşlarımıza çok daha
güzel yarınlar ve çok daha güzel bir Türkiye temenni ediyorum.
Teşekkür
ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
Ekmen…
3.- Batman Milletvekili Mehmet Emin Ekmen’in,
Avukatlar Günü’ne ilişkin açıklaması
MEHMET EMİN EKMEN
(Batman) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Ben de 5 Nisan
Avukatlar Günü kutlaması sebebiyle söz almış bulunuyorum.
Şüphesiz ki
yaşanılabilir bir devletin ve mutlu bir vatandaş profilinin
en önemli ayağı hukuk devletinin ve demokrasinin tahkim edilmiş olmasıdır.
Türkiye’de avukatlar hukuk devleti mücadelesinde, insan hakları mücadelesinde
bir farkındalık oluşturulması ve gerek bürokrasi
uygulamalarında gerekse de mevzuatta gerekli değişikliklerin yapılmasında her
zaman öncü bir rol oynamışlardır. Hepimiz avukatları yargı faaliyetinde bir
taraf olarak değil, yargı faaliyetinin bir unsuru olarak görmek zorundayız ve
iddia makamı ile statülerinin eşitlenmesi noktası başta olmak üzere avukatlık
mesleğinin avukatlık onuruna yakışır bir şekilde icrası noktasında gerekli tüm
destekleri vermek zorundayız.
Türkiye’de
barolar bazı istisnalara sahip olmakla birlikte demokrasi mücadelesinin, hukuk
devleti mücadelesinin, insan hak ve ihlallerine karşı mücadelenin çok önemli
bir ayağı olmuşlardır. Belki de şu anda tartışmakta olduğumuz Anayasa
taslağında Barolar Birliğinin, daha doğrusu baro başkanlarının HSYK’ya üye verecek olması da avukatlık mesleğini, yargı
faaliyetinin bir karşı tarafı değil, bir unsuru olarak görme noktasında devrim
niteliğinde bir zihniyet değişikliğidir.
Ben bu vesileyle
mensubu olmaktan onur duyduğum avukatlık mesleğinin 5 Nisan gününü -bütün
meslektaşlarımın- kutluyor, hayırlı günler diliyorum.
BAŞKAN – Gündeme
geçiyoruz.
Başkanlığın Genel
Kurula sunuşları vardır.
Meclis
araştırması açılmasına ilişkin dört önerge vardır, ayrı ayrı
okutuyorum:
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş
ve 19 milletvekilinin, basın, yayın ve ifade özgürlüğünün önündeki engellerin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/658)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Düşünce
özgürlüğünün temel koşulu olan ifade özgürlüğü ve basın-yayın özgürlüğü
konusunda yasal ve siyasal olarak önemli ölçüde engel olduğu bilinmektedir.
Bununla birlikte bunun ayrılmaz bir parçası olarak bu engellerden dolayı önemli
sayıda gazetecinin hükümlü ve tutuklu olduğu da bilinmektedir. Bu engellerin ve
uluslararası anlaşmalara aykırı olarak yürürlükte yasal hükümlerin saptanması
ve tutuklu bulunan gazetecilerin durumunun araştırılması için Anayasanın
98'nci, İçtüzük'ün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması
açılmasını dilerim. 24.02.2010
1) Selahattin Demirtaş (Diyarbakır)
2) Gültan Kışanak
(Diyarbakır)
3) Ayla Akat Ata (Batman)
4) Bengi Yıldız (Batman)
5) Akın Birdal (Diyarbakır)
6) Emine Ayna (Mardin)
7) Fatma Kurtulan (Van)
8) Hasip Kaplan (Şırnak)
9) Hamit Geylani (Hakkâri)
10) İbrahim Binici (Şanlıurfa)
11) M. Nuri Yaman (Muş)
12) Mehmet Nezir Karabaş (Bitlis)
13) Mehmet Ufuk Uras (İstanbul)
14) Osman Özçelik (Siirt)
15) Özdal Üçer (Van)
16) Pervin Buldan (Iğdır)
17) Sebahat Tuncel (İstanbul)
18) Sevahir Bayındır (Şırnak)
19) Sırrı Sakık (Muş)
20) Şerafettin Halis (Tunceli)
Gerekçe:
İnsan hakları bir
insanlık değeri olarak ortaya çıkıp kabul edildiğinden beri düşünce özgürlüğü,
ifade özgürlüğü ve basın-yayın özgürlüğü ile beraber değerlendirilmektedir.
Düşüncenin ifade edilmesi, açıklanması, basılıp yayılması bir bütündür.
Açıklanamayan, basılıp yayılamayan bir düşüncenin özgür olması ya da böyle bir
durumda düşünce özgürlüğünden söz etmek olası değildir.
Ne yazık ki
ülkemiz belirtilen çerçevede yasal olarak anti demokratik bir çerçeveye
sahiptir. Ünlü 301. madde başta olmak üzere her toplumsal soruna ilişkin
düşünce açıklamak engellenmiş ve yasal olarak cezalandırılmaktadır. Kökenini
büyük ölçüde 12 eylül anayasasından alan bu durum, her
iktidar tarafından bilinse de basın yayın kuruluşu ve gazeteciler üzerinde
sindirme ve bastırma politikalarının bir aracı olarak kullanılabilmektedir.
Türkiye
Gazeteciler Sendikasının Eylül-Aralık dönemine ilişkin izleme sonucuna göre, 31
Aralık 2009 itibariyle, cezaevlerinde 38'i gazeteci, 6'sı basın çalışanı olmak
üzere toplam 44 basın emekçisi bulunuyor. Cezaevlerindeki
basın emekçisi sayısı, 2009 yılının Ocak-Nisan aylarını kapsayan ilk dört aylık
dönemde 29, Mayıs-Ağustos aylarını kapsayan ikinci dört aylık dönemde ise 35
idi. Eylül-Aralık döneminde medya haberlerinin taranması ve medya
kuruluşlarının hukuk müşavirliklerinden doğrudan elde edilen bilgilere göre;
halen gazetecilerle ilgili olarak 688 ceza ve tazminat davası dosyası
mahkemelerde görülmektedir. Tespitlere göre, bunlardan 70'i beraatle sonuçlandı. Mahkûmiyetle sonuçlanan 27 dosyadan
15'inde hapis cezası, 12'sinde tazminat cezası verilirken, tazminat cezası
verilen 2 davada Yargıtay bozma kararı verdi. Bu dönemde gazeteciler ve medya
kuruluşları hakkında sürdürülen 139 soruşturmadan 54'ü takipsizlikle
sonuçlanırken, 85 soruşturma ve inceleme sürmektedir.
Uluslararası
kuruluşların yaptıkları basın özgürlüğü değerlendirmelerinde Türkiye gün
geçtikçe daha da geriye gitmektedir.
TRT'nin Kürtçe
yayın yapmaya başlamasından sonra, Kürtçe yayınlar üzerinde baskının kalkması
beklenirken tersine sürmüştür. Toplumu doğrudan ilgilendiren davalarda bilgi alma
ve kamuoyuna aktarma gizlilik kaydı ile engellenmektedir. Sol sosyalist,
muhalif basın yayın kuruluşları ve gazetecileri üzerinde baskı ve engellemeler
gittikçe artmaktadır.
Oysa basın
özgürlüğü, Birleşmiş Milletler tarafından; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nde
ilan edilen, bir çok ülke tarafından kabul edilen bir
haktır. Gerek BM gerekse de Avrupa Birliği bünyesinde basın özgürlüğü, ifade
özgürlüğü konularında pek çok sözleşme hazırlanmış ve üye ülkelerce
imzalanmıştır. Bu anlamda ülkemizde bu tür pek çok sözleşmeye taraftır. Özgür,
tarafsız bir basın oluşturmada da iç hukukun bu sözleşmelere uygun duruma
getirilmesi gerekmektedir.
Özgür Basın,
demokratik sistemin korunması ve güçlendirilmesinde son derece önemli bir unsur
olma özelliğini taşımakta olup insan haklarına dayalı barış içinde demokratik
bir toplumsal ve siyasal düzenin gerçekleşmesi yolunda önemli yapı taşlarından
birini oluşturmaktadır.
Bunun yanı sıra
demokratik siyasetin oluşturulmasının temel koşullarından biridir. Siyasetin
askerî vesayetten kurtulmasının, demokratik açılımın çokça kullanıldığı bu
günlerde basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü gibi konularda da bir
"açılım" yapılması demokratik bir ülke olmanın temel koşulu olarak
durmaktadır.
Bu nedenle basın
yayın faaliyetlerinin önündeki engellerin araştırılması, ifade özgürlüğünün
yasal olarak güvenceye alınması ve tutuklu gazetecilerin durumunun ve yasal
çerçevelerinin araştırılması için bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını
dilerim.
2.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş
ve 19 milletvekilinin, balıkçılık sektörünün sorunlarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/659)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Ülkemizdeki
balıkçılık sektöründe yaşanan sorunların araştırılması ve alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İçtüzüğün 104 ve
105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.
1) Selahattin Demirtaş (Diyarbakır)
2) Gültan Kışanak
(Diyarbakır)
3) Ayla Akat Ata (Batman)
4) Bengi Yıldız (Batman)
5) Akın Birdal (Diyarbakır)
6) Emine Ayna (Mardin)
7) Fatma Kurtulan (Van)
8) Hasip Kaplan (Şırnak)
9) Hamit Geylani (Hakkâri)
10) İbrahim Binici (Şanlıurfa)
11) M. Nuri Yaman (Muş)
12) Mehmet Nezir Karabaş (Bitlis)
13) Mehmet Ufuk Uras (İstanbul)
14) Osman Özçelik (Siirt)
15) Özdal Üçer (Van)
16) Pervin Buldan (Iğdır)
17) Sebahat Tuncel (İstanbul)
18) Sevahir Bayındır (Şırnak)
19) Sırrı Sakık (Muş)
20) Şerafettin Halis (Tunceli)
Gerekçe:
Üç tarafı
denizlerle çevrili, gölleri, akarsuları ile zengin, coğrafi olarak stratejik
bir konumda; tarihî, turistik, tarım ürünleri, çeşitli yeraltı-yerüstü
zenginlikleri olan ülkemizde balıkçılık sorunları artmış bulunmaktadır.
Küresel ekonomik
kriz sonrası, Karadeniz, Marmara, Ege, Akdeniz'e olan 178 bin km kıyı şeridi, 1
milyon hektarın üzerinde 200 göl,
Dünyada
balıkçılık sektörü hızla gelişirken, ülkemiz de AB süreci ile birlikte yapılan
mevzuat değişiklikleri dışında, ulusal bir politika üretemeyen, planlaması
olmayan, farklı bakanlık, genel müdürlük ve müsteşarlıklarla yönetilen sorunlar
yaşamaktadır.
Bilinçsiz
avlanma, denetimsizlik, plansızlık, kültür balıkçılığında yaşanan sorunlar,
kaynakların hızla tükenmesine yol açmaktadır Tuna nehrinin Karadeniz'e taşıdığı
ağır metaller, kirlenme tehdit oluşturmaktadır.
OECD ülkelerinin
balıkçılık için ayırdığı harcamalar ile ülkemizdeki kıyaslandığında arada
uçurum olduğu görülmektedir. Balıkçılık sektöründe Türkiye zenginliklerinin ve
değerlerinin farkında değil.
Hamsi avında
bereketli bir sezon yaşanmasına rağmen balıkçıların yeterince kazanç
sağlayamadığı, fiyatların düştüğü görülmektedir. Avlanan hamsinin ancak 200 bin
tonu tüketilirken, geriye kalan 300 bin tonu aşkın miktarı da balık unu ve yağ
fabrikalarına “yok” denecek fiyattan satılmaktadır.
Büyük bir ihracat
potansiyeline rağmen, iç tüketimi karşılayamayan balıkçılık sektörünün yaşadığı
sorunlar, destek, teşvik ve bilinçli avlanma konularında yeni politikaların
hayata geçirilmesini zorunlu kılıyor.
Kıyı
balıkçılığının yanı sıra açık denizlerde yapılan avlanmalarda komşu ülkelerle
yaşanan sorunlar nedeniyle birçok balıkçımız yaşamını yitirmiştir.
Küçük
balıkçılığın özendirilmesi, korunması, su ürünleri kooperatiflerinin
geliştirilmesi, trol avcılığının denetlenmesi konusunda mevzuatın
geliştirilmesi, üniversitelerde eğitime ağırlık verilmesi, balık hallerinin,
komisyonculuğun, vergi ve kredilerin yeni esaslara bağlanması gerekmektedir.
Balıkçılık ile
sorunların giderilmesi için "Denizcilik Bakanlığı" kurulması,
sorunların bir elden ve planlı olarak çözülmesi konusunda bir Meclis
araştırması açılması, araştırma komisyonu kurulması yararlı olacaktır.
3.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş
ve 19 milletvekilinin, pancar üreticilerinin sorunlarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/660)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığı’na
Şeker Kurumu
verilerine göre pancar üreten çiftçi sayısı 2003 yılında 460 bin iken 2008
yılında 209 bine gerilemiş ve şekerin ton başına fiyat artışı geçtiğimiz yılın
ocak ayına göre yüzde 116 artarak, 2010 yılı şubat ayında 804 $ olmuştur.
Pancar tarımı ve pancar üreticilerinin içinde bulunduğu olumsuz durumun
incelenmesi ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasamızın
98, TBMM İçtüzüğümüzün 104 ve 105. maddeleri gereğince Araştırma Komisyonu
kurularak sorunun araştırılmasını arz ve talep ederiz. 24.02.2010
1) Selahattin Demirtaş (Diyarbakır)
2) Gültan Kışanak (Diyarbakır)
3) Ayla Akat Ata (Batman)
4) Bengi Yıldız (Batman)
5) Akın Birdal (Diyarbakır)
6) Emine Ayna (Mardin)
7) Fatma Kurtulan (Van)
8) Hasip Kaplan (Şırnak)
9) Hamit Geylani (Hakkâri)
10) İbrahim Binici (Şanlıurfa)
11) M. Nuri Yaman (Muş)
12) Mehmet Nezir Karabaş (Bitlis)
13) Mehmet Ufuk Uras (İstanbul)
14) Osman Özçelik (Siirt)
15) Özdal Üçer (Van)
16) Pervin Buldan (Iğdır)
17) Sebahat Tuncel (İstanbul)
18) Sevahir Bayındır (Şırnak)
19) Sırrı Sakık (Muş)
20) Şerafettin Halis (Tunceli)
Gerekçe:
Dünya şeker
ihtiyacı yüzde 77 oranında şeker kamışından karşılanırken geriye kalan kısmın
büyük bölümü şeker pancarından üretilmektedir. Pancardan elde edilen şekerin
maliyeti kamıştan elde edilene göre daha yüksektir. Ancak ülkemizde ekolojik yapı şeker kamışı tarımına uygun olmadığı için
şeker üretimi pancara dayalı olarak gerçekleştirilmektedir. Ülkemizde Şeker
pancarı tarımı ve şeker üretimi Cumhuriyetin ilk yıllarında başlamış ve şeker
politikalarında kendine yeterlilik esas alınmıştır. Ülkemiz, pancardan şeker
üreten ülkeler arasında dünyada dördüncü, Avrupa'da ise Almanya ve Fransa'nın
ardından üçüncü sırada gelmektedir.
Şeker pancarı
tarımı 2000'li yılların başlarında yaklaşık 450 bin çiftçi ailesinin geçim
kapısı olmasının yanında yarattığı doğrudan ve dolaylı olarak sektörle
ilişkilenmiş milyonlarca insanımıza istihdam alanları sağlamaktadır. Ne yazık
ki, 2001 yılında çıkarılan Şeker Yasası ile kota kervanına şeker pancarı da
eklenmiş ve pancar çiftçisine sözleşmeli üretim yaptırılmaya başlanmıştır.
Şeker Kurumu verilerine göre 2003 yılında 460 bin çiftçi şirketlerle yaptığı
sözleşme sonucunda pancar ekerken, bu sayı 2004'te 391 bin, 2005'te 348 bin,
2006'da 312 bin, 2007'de 247 bin, 2008 ise 209 bine gerilemiştir. Gerileme
sadece çiftçi sayısıyla sınırlı kalmamış, 2003 yılından itibaren günümüze
kadar, 2005 yılı haricinde üretim miktarı, yapılan sözleşme miktarının altında
gerçekleşmiştir. Bu durum atıl kapasite çalışan mevcut şeker fabrikalarından
bazılarının kapasitesini iyice düşürerek zarar etmesine yol açmış ve babalar
gibi satan zihniyet için özelleştirme gerekçesini hazırlamıştır. Şimdilerde
ortaya konan senaryo ile planlanan, pancardan üretilen şekerin tüketiciye olan
maliyetinin yüksekliği gerekçe gösterilerek şeker fabrikalarının
özelleştirilmesi ve nişasta bazlı şeker üretiminin
önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Avrupa Birliği'nde Pancar şekerinin ülke
ekonomilerine sağladığı yüksek katma değer nedeniyle tercih ve teşvik edildiği,
bu tercih sebebiyle Nişasta Bazlı Şeker üretiminde ortalama yüzde 2-3'lük kota
uygulanırken ülkemizde bu oran yüzde 10 olarak uygulanmaktadır.
Son yıllarda
tarımsal üretimde ve üretici sayısındaki düşüşlerin en büyük nedeni
çiftçilerimizin belini büken, dünyanın tartışmasız en pahalı mazotunun yanında
gübre fiyatlarının da yüksekliği, pancar üreticilerinin de en temel sorunudur.
Pancar üreticileri, mazot, gübre, tohum, elektrik, sulama gibi girdilere emsal
üretim yapan diğer ülke üreticilerine göre 2,5-3 kat gibi fazla bedel ödemek
zorunda bırakılmaktadır. Ekim zamanı geldiğinde, başrollerini rantçı ve fırsatçıların paylaştığı oyun bu sene de sahnelenerek
gübre fiyatları yüzde 20 ile 45 arasında arttırıldı. Pancar çiftçisinin
kullandığı DAP gübre fiyatı 10 Kasım 2009'da 670 TL iken 10 Şubat 2010'da yüzde
37'lik artışla 920 TL oldu. Pancardan şeker üreten ülkeler sıralamasında 17,1
milyon ton ile birinci olan ve toplam bütçesinin yüzde 38'lik kısmını tarıma
destek olarak ayırdığı Avrupa Birliği ile müzakerelere devam eden ülkemizde,
bütçenin yüzde 2,48'inin tarımsal desteğe ayrılması üzüntü vericidir. Çiftçi
başına tarımsal desteğin, AB ülkelerinde 1.670 € iken ülkemizde 142 € olması
çiftçilerimizin nasıl bir açmaz içinde olduğunun göstergesidir.
Şeker pancarı
tarımının ülkemiz ekonomisine sağladığı katma değer oldukça fazladır. Yıllık
olarak, yaklaşık 25 milyonluk taşıma hacmi yaratması, gübre tüketiminde yüzde
20'lik payı, münavebe bitkisi olmasından kaynaklı toprağı verim açısından
zenginleştirmesi, çapa ve hasat döneminde 100 gün süreyle 200 bin kişiye
istihdam yaratması ve hayvan yemi olarak kullanılması, pancar tarımının önemini
arttırmaktadır. Pancar tarımı, üretilen şekerin yanı sıra ekonomiye, tarıma,
tarımsal sanayiye, hayvancılığa, taşımacılık, alkol, enerji, ilaç sanayine
katkı sağlayarak İstihdam yaratmaktadır.
Tarımsal girdi
maliyetlerinin yüksekliği ve ithalat seçeneğinin masada tutulması sonucunda
tarımdan koparılıp varoşlara yığılan kitlelere belediyeler eliyle yardım yapmak
dışında yeni çözümler üretilmesi ve yeni tarım politikaları oluşturmak zorunlu
hale gelmiştir. Bu nedenle pancar üreticilerimizin sorunlarının Türkiye Büyük
Millet Meclisi tarafından araştırılarak alınması gereken tedbirlerin tespit
edilmesi yerinde olacaktır.
4.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş
ve 19 milletvekilinin, Turgut Özal’ın ölümü konusundaki iddiaların
araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/661)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığı'na
Türkiye'nin 8. ve aynı zamanda ilk sivil Cumhurbaşkanı, önemli
siyaset adamı merhum Turgut Özal'ın, ölümünün üzerindeki sır perdesinin
kaldırılarak, suikasta kurban gittiği yönündeki iddiaların üzerine gidilmesi,
ölümünün gerçek nedeninin araştırılarak elde edilen bulguların kamuoyu ile
paylaşılması için Anayasa'nın 98'inci, TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105. maddeleri
uyarınca Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
1) Selahattin Demirtaş (Diyarbakır)
2) Gültan Kışanak (Diyarbakır)
3) Ayla Akat Ata (Batman)
4) Bengi Yıldız (Batman)
5) Akın Birdal (Diyarbakır)
6) Emine Ayna (Mardin)
7) Fatma Kurtulan (Van)
8) Hasip Kaplan (Şırnak)
9) Hamit Geylani (Hakkâri)
10) İbrahim Binici (Şanlıurfa)
11) M. Nuri Yaman (Muş)
12) Mehmet Nezir Karabaş (Bitlis)
13) Mehmet Ufuk Uras (İstanbul)
14) Osman Özçelik (Siirt)
15) Özdal Üçer (Van)
16) Pervin Buldan (Iğdır)
17) Sebahat Tuncel (İstanbul)
18) Sevahir Bayındır (Şırnak)
19) Sırrı Sakık (Muş)
20) Şerafettin Halis (Tunceli)
Gerekçe
Anavatan
Partisinin kurucusu, 1983 ve 1987 genel seçimlerinde çoğunluğu elde ederek 45.
ve 46. Hükümetin Başbakanlığını yapan devlet adamı merhum Turgut Özal,
Türkiye'nin geleceği ve demokratikleşmesi açısından önemli kararlar almış ve bu
kararları istikrarlı bir şekilde hayata geçirme aşamasında günümüz
siyasetçilerine örnek teşkil edecek bir cesaret ortaya koymuştu. Ancak görevi
süresince, açık ya da dolaylı tehditlere maruz kalmış ve 17 Nisan 1993 yılında
arkasında binlerce soru işareti bırakan ölümü ile aramızdan ayrılmıştı.
Merhum Özal'ın
aldığı açık tehditlerden en barizi, Başbakanlığı döneminde 18 Haziran 1988
tarihinde, partisinin 2.olağan büyük kongresinin düzenlendiği salonda, kürsüde
konuşma yaptığı sırada kendisine yönelik gerçekleşen suikast girişimi olmuştur.
Bu suikast girişimi sonucu sağ elinden yaralanan Turgut Özal,
ölümden kıl payı kurtulurken, suikastı gerçekleştiren şahsın Kartal Demirağ adlı kontrgerilla olduğu ortaya çıkmıştı Aynı
şekilde merhum Turgut Özal'ın kardeşi Korkut Özal, kardeşinin kendisine olayın
arkasındaki hangi örgütün olduğunu söylediğini ancak abisine verdiği sözden
dolayı bu örgütün ismini açıklamayacağını ifade etmişse de bu örgütün Ergenekon
Terör Örgütü olduğuna ilişkin güçlü iddialara ortaya atılmıştı.
Merhum Özal,
Başbakanlığı döneminde, varılan aşama itibarı ile kangrenleşen Kürt Sorununun,
sadece güvenlik politikaları ile çözülemeyeceğini anlamış ve bu konudaki
niyetini medya ve siyaset çevresinden olan yakın dostlarıyla paylaşmıştı.
Cumhurbaşkanlığı görevi süresince, bu konudaki niyetini destekleyen görüşlerini
daha açık bir şekilde ifade etmeye başlamış ve Kürt Sorununun çözümüne yönelik
"sorunu tüm aktörleri ile ortaklaşan" bir çaba içerisine girmiştir.
1992'de Başdanışmanı Kaya Toperi ve Başyaveri Albay Arslan Güney'e bir Kürt raporu hazırlatarak, bu raporu MGK
gündemine getirmiş; sorunun çözümüne ilişkin olarak siyasi aktörlerin rol
alması gerektiğini belirterek, askeri ve güvenlik önlemeleri ile
çözülemeyeceğini kesin bir dille belirtmiştir. Türkiye'de bir zihniyet devrimi
ortaya çıkarma çabalarının yanında, başta Kürt sorunu olmak üzere bugün bütün
yakıcılığı ile devam eden temel sorunlarla yüzleşmemiz gerektiğini vurgulamış
ve çözmek için çaba harcamıştır. 1993 yılına geldiğimizde ise
Gazeteci Yazar Uğur Mumcu cinayeti, Orgeneral Eşref Bitlis'in uçak kazasında
ölmesi, Binbaşı Cem Ersever suikastı ve son olarak
"federasyonu tartışabiliriz" diyen Kürt liderlerle ilişki kuran ve
onları Türkiye'ye davet eden Sayın Turgut Özal'ın şüpheli ölümü, Kürt Sorununun
tekrar güvenlik eksenli bir sorun olarak ele alınmasına sebep olmuştur.
Kürt Sorununun
barışçıl yöntemlerle çözülebileceğini, çatışmalı ortamın ancak bu şekilde
bitebileceğini mülakatlarda dile getiren Turgut Özal, Barış için ilk adım
olarak operasyonların durması yönünde ciddi kararlar alacağını belirtmişti. Bu
sözler üzerine PKK 17 Mart 1993'te ateşkes ilan etmişti. PKK'nin
ateşkes kararından sonra merhum Özal "10 yıldır ilk defa rahat kafayla
uyudum" diyerek ateşkese yüklediği anlamı ifade etmiştir. Kürt Sorununda
barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözüme yaklaşıldığı bir dönemde Turgut
Özal'ın kuşkulu ölümü gerçekleşmişti.
Turgut Özal'ın
eşi Semra Özal, bütün ısrarlara rağmen otopsi yapılmadığını, ABD'de incelenen
saç telinde zehirlendiğine ilişkin bulgulara rastlandığını ileri sürmüştür.
Aynı şekilde, oğlu Ahmet Özal, babasının saç ve kan örneklerinin incelenmesi
için Hacettepe Üniversitesi Hastanesine başvuru yaptığını, hastanenin kan
örneklerinin kendilerinde mevcut olduğunu ve inceleneceğini bildirdiğini ancak
daha sonra bir hemşirenin örnek tüpleri elinden düşürerek kırdığı yönünde
bilgilendirildiğini öne sürmüştür.
Eski Parlamenter
Sayın Fikri Sağlar, konuya ilişkin bir röportajında, Turgut Özal'ın kalp krizi
geçirdiği sırada, GATA yerine Hacettepe Tıp Fakültesine kaldırılması, köşkte
ambulans bulunmaması ve onu taşıyan aracın hastaneye giderken yolda adres
değiştirmesi iddialarının ölümün bir suikast olduğuna dair görüşleri
güçlendirdiğini ifade etmiştir.
Bütün bu iddialar
göz önünde bulundurulduğunda, 8.Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal'ın ölüm
nedeninin ortaya çıkarılması ve kamuoyu ile paylaşılması için Meclis Araştırma
Komisyonu kurulmasını uygun görmekteyiz.
BAŞKAN –
Bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler
gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki
görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.
Barış ve
Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir grup
önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
VII.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- (10/480) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin
ön görüşmelerinin Genel Kurulun 7/4/2010 Çarşamba
günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi
07.04.2010
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma
Kurulu’nun 07.04.2010 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, oy birliği
sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi
gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Ayla
Akat Ata
Batman
Grup
Başkan Vekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis
Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler Kısmının 384 üncü sırasında yer alan
10/480 Tutuklu ve Hükümlülerin sağlık sorunlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına
ilişkin önergelerin görüşülmesini, Genel Kurulun 07.04.2010 Çarşamba günlü
birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Barış ve
Demokrasi Partisi Grup önerisinin lehinde ilk söz Diyarbakır Milletvekili Sayın
Akın Birdal’a aittir.
Buyurun Sayın Birdal.
AKIN BİRDAL
(Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cezaevlerinde bulunan
tutuklu ve hükümlülerin sağlık sorunlarına ilişkin bir Meclis araştırma önergesinde
bulunmuştuk, bunun üzerine söz almış bulunuyorum ve Barış ve Demokrasi Partisi
adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, 31 Ocak 2010 tarih itibarıyla
cezaevlerinde kalan tutuklu ve hükümlü sayısı 117.547. Türkiye Cumhuriyeti
tarihinde ilk kez cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü sayısı bu denli yükselmiştir
ve bunların 60 bini -yaklaşık- tutuklu ve diğerleri de hükümlü ve tutukluluk
süresinin ne kadar uzun sürdüğünü bilmekteyiz ve bunun cezaya dönüştüğü de
bilinmektedir. Örneğin, son bir yıldır partimizin
Genel Başkan yardımcıları, parti meclisi üyelerimiz, Demokratik Toplum Kongresi
üyeleri, insan hakları savunucuları cezaevindeler ve yaklaşık bir hafta sonra
bir yıl oluyor. Bir yıl olmasına karşın hâlâ iddianameleri hazırlanmış ve
mahkemeye çıkmış değiller. Şimdi, belki ilk duruşmada, düşünce ve ifade
özgürlüğü kapsamında arkadaşlarımızın tahliyesine karar verilecek. O zaman, bu
bir yıl cezaya dönüşmüş tutukluluğun açıklaması nasıl yapılacak?
Ayrıca, cezaevlerinin fiziki koşulları çok ağır. Örneğin, kimi insan hakları kuruluşlarının yaptığı açıklamalara ve
tespitlere göre vardiya usulüyle yatıyor kalkıyor hükümlü ve tutuklular.
Örneğin, 2 kişilik ranzada 4 kişi yatıyor, 3 kişilik ranzada 5 kişi yatıyor ve
dönerli, altı saat onlar yatıyor, kalkıyorlar, diğer altı saat diğer mahkûmlar
yatıyor.
Koğuşların
ısınmadığı, havalandırmanın sağlanmadığı, sıcak ve soğuk su gereksinmesinin
yeterli ölçüde karşılanmadığı ve benzeri sorunlardan ötürü bu, ciddi, tutuklu
ve hükümlülerin sağlık sorunlarını tehdit ediyor. Oysa Türkiye’nin taraf olduğu
uluslararası ve bölgesel birtakım belgeler var. Örneğin, Birleşmiş Milletler
tutuklu ve hükümlülere uygulanması gereken minimum standart kurallar ve Avrupa
Konseyi yine tutuklu ve hükümlülere uygulanması gereken minimum standart
kurallar Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından kabul edilmiştir ve insan
haklarına dayalı, insanlık onuruna bağlı düzenlemeler yapılacağı yükümlülük
altına girilmiş. Ne yazık ki, böyle bir yükümlülük altına girilmişken, ne cezaevlerindeki
bu sayıyı artıran yasal düzenlemeler yapılmakta ve insanların özgürlüğünden
yoksun bırakılmasını gerektiren ağır düzenlemeler giderilmekte ne de
cezaevindeki fiziki koşullar düzeltilebilmektedir.
Şimdi, örneğin,
geçtiğimiz günlerde gerek insan hakları kuruluşlarına gerekse Türkiye Tabipler
Birliğine ve gerekse Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları İnceleme
Komisyonuna yapılan başvuruların hızla artmış olması bu soruna dikkat çekmeyi
gerektiriyor. Şu anda, örneğin, İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubemizin 2009
yılındaki bölge raporuna göre 131 kişinin sağlık sorunları ciddi şekilde ihlal
edilmiş. 2008 ve 2009 yılında da sağlık koşulları giderilememiş olması
nedeniyle 52 kişi yaşamını yitirmiştir. Tutuklu ve hükümlülerin gerek yaşamları
gerekse de sağlıkları devletin sorumluluğu altında ve demokratik bir devletin
yükümlülüğü altındayken ne yazık ki hiçbir önlem alınamamaktadır.
Yine, İnsan Hakları Derneğinin açıklamalarına göre cezaevlerinde
şu anda 49 kişinin sağlık durumu ciddi tehdit altındadır ki geçtiğimiz günlerde
buna ilişkin bir basın toplantısıyla bu 49 kişinin durumuna dikkat çekmiş ve
özellikle de geçtiğimiz günlerde Sincan F Tipi Cezaevinde ziyaret ettiğim
Abdulsamet Çelik ile Gaziantep Cezaevinde Taylan Çintay’ın
durumuna da dikkat çekmiş ve bunların bir an önce tahliye edilmeleri
gerektiğini ve bu konuda gerek Cumhuriyet Başsavcılığının ve gerekse de Sayın
Cumhurbaşkanının bu konudaki yetkisini kullanması gerektiğini söylemiştim.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bu konuda yine en son Türkiye Tabipler Birliği-KanserDAK’ın (Tabipler Birliği Kanser Danışma Kurulu)
hazırladığı bir raporu da özet olarak bilginize sunmak istiyorum. Devlet,
tutuklu ve hükümlülere sağlık hizmetini vermekle ortaya çıkan hastalıkların
tedavisini üstlenmekle yükümlüdür. Devlet bu yükümlülüğünü yerine getirirken
cezaevi yönetimi ve kurum hekimi gibi görevlilerle iş birliği hâlinde olması
gerektiğini söyledikten sonra bir dizi önerilerde bulunmaktadır ki bunlardan en
son birkaç tanesini sizlere sunmak istiyorum: Terminal dönemdeki hastaların
bakımında sağlık otoriteleri bu hastaların topluma sunulan sağlık hizmetinden
yararlanabilmeleri için serbest bırakılmalarını savunmaktadır. F tipi
cezaevlerinde tecrit ve izolasyon ortamı insan ruh ve
beden sağlığına zararlıdır. Bu ortamlar kanser ve diğer kronik hastalıkların
ilerlemesine ve nüksetmesine zemin hazırlamaktadır. İnsan haklarına aykırı bu
durumlar, bu uygulamalar kaldırılmalıdır denildikten sonra toplumsal bir
denetim için cezaevi sağlık koşulları gizli ve özel bir alan olmaktan
çıkarılarak kamuoyunun denetimine açılmalıdır. Bu raporun Cumhurbaşkanlığı ve
Adalet Bakanlığı nezdinde dikkate alınması gerektiğini ve gereğinin bir an önce
yapılması gerektiğini bir kez daha belirtmek istiyoruz. Bu rapora göre
cezaevlerinde durumu çok ciddi olan ve ivedilikle önlem alınması gereken
hastaların sayısına ne yazık ki yeni hastalar eklenmektedir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; şu anda, örneğin, yine son KCK operasyonu kapsamında
cezaevine alınan Sur Belediye Başkanımız Abdullah Demirbaş’ın da durumu
vahimdir. Bunu ilgili yerlere sunduk ama bugüne değin başvurularımızdan ne
yazık ki hiçbir yanıt alamadık. Şimdi, bu çerçevede neler yapılabileceği
konusuna ilişkin, gerek Maltepe Üniversitesi İnsan Hakları Araştırma ve
Uygulama Merkezinin ölümcül bir hastalığa yakalanmış mahkûmlar konusundaki
görüşü ve gerek TTB ve gerekse de İHD’nin ortaklaşa
vardığı sonuçları, ne yapmak gerektiği konusundaki görüşlerini sizlere sunmak
istiyorum.
Birincisi,
durumlarının ciddiyeti bu kurumlarca saptanmış olan hastaların derhâl
tedavileri için uygun hastanelere sevki yapılmalıdır. Hastaneye sevkler ayrıca
bir işkenceye dönüşmeden ambulansla yapılmalıdır ki örneğin, geçtiğimiz hafta
cezaevinde ziyaret ettiğim Abdulsamet Çelik’e -ki kan kanseri, her yirmi günde
bir ünite, üç ünite ve şu anda dört üniteye yükseldi- kan verilmesi gerekiyor
ve hijyenik koşullarda olması gerekirken, ne hijyenik
koşullarda oluyor ne de… Örneğin sekiz saat ring aracında bekletildiği günler
oluyor. Şimdi, bunları kim düzenleyecek ve bu sorunları kim giderecek?
Hastanelerde gerek bekleme bölümlerinde gerekse de mahkûm koğuşları ivedilikle
tedaviye uygun hijyen koşullara sahip duruma
getirilmelidir. Artık hastalığı geri dönüşü olmayan hastaların hiç olmazsa ailesi
ve yakınlarıyla beraber olması son derece insani bir istemdir. Bu istem de
yerine getirilmelidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde derhâl bir
araştırma komisyonu oluşturularak ne yapılması gerekiyorsa -ki, ne yapılması
gerektiği bu raporların sonuçlarında var- bunu izleyerek ailelerinin yanlarında
son günlerini geçirmeleri, ev hapsine alınmaları -ki, bu konuda örnekleri var-
bu yollara başvurulması gerekiyor.
Kaldı ki,
bunların uluslararası hukukta da gerekçeleri var. Örneğin referans olarak İnsan
Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 25/1’inci maddesine göre “Herkesin kendisinin
ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenme, giyinme, konut ve tıbbi bakım
hakkı vardır. Herkes işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ve kendi
iradesi dışındaki koşullardan doğan geçim sıkıntısı durumunda da güvenlik
hakkına sahiptir.”
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
AKIN BİRDAL
(Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Yine, Birleşmiş
Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin 12’nci maddesinde,
hastalık hâlinde her türlü sağlık hizmetinin ve bakımının sağlanması için
gerekli koşulların yaratılması öngörülmekte. Dünya Tabipler Birliği Hasta
Hakları Bildirgesi’nde -ki, 1981’de kabul edilip duyuruldu- her hastanın onurlu
bir şekilde ölmeye hakkı olduğu belirtilmektedir.
Avrupa’da Hasta
Haklarının Geliştirilmesi Bildirgesi de, 1994 yılında yayınlanan Bildirge’de
“Hastalar yaşamlarının son döneminde insanca bakılıp, onurlu bir şekilde ölme
hakkına sahiptir.” deniliyor ve insan hakları merkezinin gerekçelendirdiği bu
uluslararası hukuka aykırı uygulamalara da örnekler veriliyor.
O nedenle, sayın
milletvekilleri, bu araştırma önergemizin dikkate alınması ve insan onuruna
bağlı bir düzenlemenin yapılması ve hastaların bir an önce tedaviye
kavuşturulmasını diliyoruz ve bu umutla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Birdal.
Barış ve
Demokrasi Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk söz Eskişehir Milletvekili
Sayın Tayfun İçli’ye aittir.
Buyurun Sayın
İçli.
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Değerli
milletvekili arkadaşlarım, sizleri saygıyla selamlıyorum.
Barış ve
Demokrasi Partisi Grup Başkanlığının önerisi aleyhine söz aldım. Grup
önerisinde, tutuklu ve hükümlülerin sağlık sorunlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılması
isteniyor. İçerik olarak, evet, mutlaka tutuklu ve
hükümlülerin sağlık sorunlarının araştırılması lazım. Benim eksik
bulduğum konu, tutuklandıktan sonra, haksız tutuklandıktan sonra onların sağlık
sorunlarıyla ilgilenmenin ötesinde, Anayasa ve yasalara aykırı tutuklamalar,
keyfî tutuklamalar konusunun da mutlaka ve mutlaka bir Meclis araştırmasıyla
araştırılması lazım. Çünkü, özel yetkili savcıların,
özel yetkili mahkemelerin, artık Türkiye’de -işte birazdan gireceğim o konuya-
yaptıkları keyfilikler artık çok ağır kokular vermeye başlamıştır. Bir yargı
mensubu olarak, bir hukukçu olarak, bir milletvekili olarak bundan gerçekten
çok büyük üzüntü duymaktayım. Bu yaşananlar sadece Türkiye’de izlenmiyor
değerli arkadaşlarım. Demokrasisi gelişmiş bütün ülkelerde bu kepazelikler gün
ve gün takip ediliyor, uluslararası raporlara geçiriliyor. Bir kere, bunu
belirteyim.
Değerli
arkadaşlarım, Barış ve Demokrasi Partisi adına konuşan arkadaşımız birtakım
örneklemelerde bulundu, tutukluların sağlık sorunuyla ilgili. Ne yazık ki
doğrudur, gerçekten birçok cezaevimizde tutuklu ve hükümlülerin sağlık sorunları
çok ağır bir biçimde ihlal edilmektedir. Ama şöyle çok fazla
uzağa gitmemek lazım. “Ergenekon” adı verilen davada, ben burada,
Türkiye Büyük Millet Meclisinde, daha Kuddusi Okkır ölmeden konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisinin
gündemine getirmiş ve Sayın Adalet Bakanını göreve davet etmiştim. Göz göre göre, “Ergenekon örgütünün kasası” denilen kişi göz göre göre, devletin kontrolü altında hayatını kaybetmiştir ve
eşi bu konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine götürmüştür. Bu bir rezalettir,
bu bir kepazeliktir. O zamanki Adalet Bakanı da suçludur, bugünkü Adalet Bakanı
da suçludur. Bunlar için mutlaka Meclis araştırması açılması gerektiği gibi, bu
Hükûmetin başı Sayın Başbakan ve Adalet Bakanı da
bunun hesabını vermelidir.
Değerli
arkadaşlarım, bu soruşturmada içeri giren herkes hasta oluyor. Birileri katakulli diye alay etmeye çalışıyor ama Türkiye'nin çok
değerli bir bilim adamı, Başkent Üniversitesinin Rektörü, işte gördünüz,
mahkeme kararıyla, telekonferansla mahkemeye ifade veriyor. Bir yıldır tutuklu
ve hastanede tedavi görüyor.
Başka? Profesör
Erol Manisalı, hastaneye girdi, kanser tanısıyla, sağlık nedeniyle tahliye
oldu. Ferit İlsever, İşçi Partisi Genel Sekreteri.
Profesör Hilmioğlu. Daha ismi aklıma gelmeyen bir
sürü bilim insanı sağlıklı bir şekilde cezaevine girdikten sonra,
tutuklandıktan sonra sağlığını yitiriyor, kanser oluyor. Tabii,
kanser bir hastalık tanısı. Peki, ruhsal hastalıklar, yakınlarının
geçirdiği travmalar? Değerli arkadaşlarım, hukuk
devletinde olmaması gereken şeyler oluyor.
Bakın,
Anayasa’mızın 38’inci maddesi “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan
kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamazlar.” diyor.
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, Türkiye’de bir sürü kepazelik dönüyor, dünkü konuşmamda ifade
ettim. Burada, bir gece yarısı önergesiyle, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun
250’nci maddesinin üçüncü fıkrası değiştirilmeye kalkıldı. Anayasa Mahkemesi
iptal etti, yürürlüğü durdurdu. Anayasa’mızın 153’üncü maddesinin son fıkrası
gereğince Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını,
idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar. Peki, Anayasa Mahkemesi
yürürlüğü durdurmuş, iptal etmiş, şu gazetede bugün manşetlere giren olay ne
kepazeliktir?
Değerli
arkadaşlarım, bunu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Anayasa teklifi
veren arkadaşlarımız da görmüş ki Anayasa’nın 145’inci maddesine -dün de
aktardım- “Devletin güvenliğine ve anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine
karşı suçlara ait davalar adliye mahkemelerinde bakılır.” diye bir Anayasa hükmü
getirmeye çalışıyorlar.
Şimdi,
Anayasa’nın 145’inci maddesinde yok, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda yok. Mevcut
Anayasa’da askerlerin ne şekilde yargılanacağına dair Anayasa 145’te hüküm var
ama 2003 yılındaki bir balyoz -ki sahteliği konuşuluyor- olayından dolayı
2005’te yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemeleri Kanunu’ndaki
hükümleri 2003’teki olaylara sirayet ettiriyoruz.
M. MÜCAHİT
FINDIKLI (Malatya) – Ölen solcuların kemiklerini sızlattın!
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – İşte onu söyleyeceğim.
Bakın değerli
arkadaşlarım, listede 25 paşa; tutuklananlar var, bilmem neler var.
Soruşturulmasın demiyoruz ama bakın, sizin o ruh hâliniz dahi neyi ortaya
koyduğunu gösteriyor.
AHMET AYDIN
(Adıyaman) – Yargıya müdahale etmeyin!
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Bakın, şimdi, Zaman gazetesi yazarı Sayın Mümtaz’er
Türköne ne demişti? “Türk ordusunu lağvedelim, Nizamı
Cedit kuralım.”
Ben önce bunu
şaka zannettim ama sizin gibileri buna o kadar çok inanmış ki, sizin gibi,
aslında yargıç olması, savcı, hukuka uygun davranması gereken, sizler gibi
-“sizler” derken bütün AKP’lileri kastetmiyorum, bana laf atanı kastediyorum-
öylesine inanmış ki Türk ordusunu lağvetmeye kalkıyorsunuz.
Değerli
arkadaşlarım, böyle peyderpey, dalga dalga
tutuklamayın, hepsini birden alın içeri ve Türk Silahlı Kuvvetlerini lağvedin,
yerine de aklınızdaki Nizamı Cedit gibi bir ordu kurun. Ama şunu söyleyeyim:
Türk Silahlı Kuvvetlerinde bir emir komuta zinciri vardır, böyle 25 generali,
50 generali almakla bu işi bitiremezsiniz. Türk Silahlı
Kuvvetleri Mustafa Kemal’in ordusu. Türk Silahlı Kuvvetlerinin fertleri Mustafa
Kemal’in askerleri.
SONER AKSOY
(Kütahya) – Milletin ordusu!
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – İçlerinde yanlış yapanlar olabilir, içlerinde iş birlikçi olabilir,
içlerinde korkaklar da olabilir ama Türk Silahlı Kuvvetleri, o şanlı ordu, daha
cumhuriyetten önce de çok büyük şanlı zaferlere imza atmıştır.
AHMET AYDIN
(Adıyaman) – Gene imza atar!
SONER AKSOY
(Kütahya) – Milletin ordusu, milletin!
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) - Onun için, karnınızdan konuşarak laf atmayın. Ben bildiğim bir şeyi
söylüyorum, farklı bir düşünceniz varsa buraya çıkarsınız. Bunu ben
söylemiyorum.
Hâkim tutukladı;
değil mi? Başsavcı ne yaptı? Savcıların yetkisini aldı, başka savcılara verdi.
Başka ne? İmza yetkisi. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu toplanamıyor. Adalet
Bakanı Müsteşarı, önerge verildiği zaman çantasını topluyor, terk edip gidiyor.
Böyle bir hukuk devleti olur mu? Yazık değil mi? Bizim dinimize göre, kul hakkı
yemeyeceksiniz, öyle takım tutar gibi yapılan…
SONER AKSOY
(Kütahya) – Biz yapmıyoruz, hâkim yapıyor!
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) - Hukukçu değilsiniz, konuşuyorsunuz, laf atıyorsunuz.
AHMET AYDIN
(Adıyaman) – Bırakın hukukçular işini yapsın işte!
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) - Evet, hukukçular… İşte bakın, al, işte sizin hukukçularınız…
Anayasa değişiklik teklifinde 145’inci maddeyi değiştirmeye kalkıyorsunuz!
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) - …itiraz etmiyorsunuz, Adalet Bakanı kendisine karşı verilen
önergeye karşı çıkınca itiraz ediyorsunuz!
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bakın, itiraz etmiyoruz, bakın, suçlu varsa
üstüne gidilsin.
Sayın Aykut
Cengiz ne yaptı? İki savcının yetkisini aldı mı? Aldı mı arkadaşlar? (“Aldı”
sesleri) İmza yetkisini aldı mı? Demek ki ne oluyor?
SONER AKSOY
(Kütahya) – Niye alıyor?
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Ve bakın değerli arkadaşlar, anlattım size, Anayasa’nın 38’inci
maddesi, 2003’teki balyoz, sahtecilik var. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
Ya, değerli
arkadaşlarım, ayıptır ya, gerçekten, hukukçu değilsiniz, hukukçu olan biri
olarak söylüyorum. Bakın, ben burada taraf tutmuyorum.
MEHMET DOMAÇ
(İstanbul) – Ne oluyor hukukçu olunca?
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Ben burada taraf tutmuyorum. Bak, bak, değerli arkadaşlarım,
karnınızdan konuşuyorsunuz, karnınızdan. Açık olacaksınız, net olacaksınız.
Yanımda getirmedim. Bakın, Anayasa Mahkemesinin AKP’nin kapatılmasıyla ilgili
davada verdiği kararda bütün bu sizin attığınız sözle, demokrasi, bu tür
ilkelere, yargı bağımsızlığı, bunlara hep işaret etmiş. Gerekçelerinde şöyle
gerekçesi var. Ben sizi bir dost olarak uyarıyorum, ben sizin düşmanınız
değilim ki. Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu konular konuşulmayacak da nerede
konuşulacak?
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Bizimle ne alakası var?
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) - Bu gazetelerin bütün manşetlerinde, televizyonlarında Türk
ordusunun içindeki bütün generaller, korgeneraller, paşalar, astsubayı,
teğmeni… Değerli arkadaşlarım, nedir, ne yapıyoruz; bu ordu kimin ordusu? Yarın
öbür gün bir savaş çıksa en… Bakın manşet: Ordunun kilit isimleri…
SONER AKSOY
(Kütahya) – Ya, kardeşim ne yapalım?
AHMET AYDIN
(Adıyaman) – Biz yapmıyoruz, onu yargı yapıyor!
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – 25 general, amiral, 2 korgeneral, 2 koramiral… Değerli
arkadaşlarım, “yargılansın” demek ayrı, “hukuka uygun” demek ayrı. (Gürültüler)
NECAT BİRİNCİ
(İstanbul) – Yargıyla ne ilgisi var onu söyleyin.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Bakın -geliyorum, geliyorum- bu işin arkasında siyasi iktidar
vardır…
SONER AKSOY
(Kütahya) – Siz hukukçusunuz, hukukçular…
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Diyorum ki Adalet Bakanı vardır, bu işin arkasında Başbakan vardır.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Başbakanı da yargılayacağız, paşaları da.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu… Bakın, nisan ayına girdik daha
güz kararnamesi çıkmadı. Neden? Neden çantasını toparlayıp gidiyor Adalet
Bakanıyla Müsteşarı? Bana yanıtlayın bunu. Önerge veriliyor, neden toplamıyor?
Hâkimler bir Adalet Bakanı Müsteşarının keyfî davranışına mı kalacak?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Hepsini yargılayacağız inşallah; Başbakanı da yargılayacağız,
paşaları da yargılayacağız.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Adaleti eğer yargıçlar, savcılar sağlayacaksa, Anayasa’mıza göre
Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu var, onu değiştirmeye kalkıyorsunuz.
SONER AKSOY
(Kütahya) – Öyle bir şey yok.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Teşekkür ederim.
Yandaş… Bakın,
bir yargıya virüs bulaşırsa o virüs sadece orada kalmaz, sizlere de bulaşır.
AHMET AYDIN
(Adıyaman) – Ama yargıya siz de müdahale ediyorsunuz.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Adalet, adalet, adalet! Kul hakkı yemeyeceksiniz. Neden
korkuyorsunuz? Neden Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun toplantısını yapıp
güz kararnamesini çıkartmıyorsunuz? Neden? Bana onu söyleyin. Neden? Bugüne
kadar, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu hep
toplanmış, yaz kararnamesi, güz kararnamesi çıkmış. Neden toplamıyorsunuz
kardeşim? Bu bir suçtur, bu anayasal suçtur, Ceza Kanunu’na göre suçtur. Ben
bunu size söylüyorum, bakın -ya, inşallah haklı çıkmam da- bakın,
ağlayacaksınız, ağlayacaksınız. Televizyonlara çıkıp böyle gözyaşları dökecek
kimileriniz çünkü Türk halkı mağdurun yanında olur ya, mağdurun yanında
olacağını düşünerek öyle gözyaşı dökecek birileriniz, ben buradan dökmeyin diye
söylüyorum.
AVNİ ERDEMİR
(Anaysa) – Tehdit mi ediyorsun?
İSMAİL BİLEN
(Manisa) – Bu tehditleri çok gördük, çok.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Ben parti kapatma davalarına karşıyım ama şunu da savunuyorum:
Demokratik rejimi ortadan kaldırabilecek işlemlere de karşıyım, demokrasiler
buna izin vermez.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Hayal dünyasındasın.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın İçli.
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Korkuyorsunuz, korkuyorsunuz.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Hiçbir şeyden korkmuyoruz.
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Korkuyorsunuz, korkunun ecele faydası yok.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – 2011 seçimlerinde AK PARTİ’nin yine yüzde
50’ye yakın oy alacağından korkuyorsunuz.
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Hadi, göreceğiz.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Beceremediğinizden dolayı başkalarını haksız görüyorsunuz.
Meydanda, halkın huzurunda beceremiyorsunuz, başkalarına havale ediyorsunuz.
Çıkın halkın huzuruna, sandıkta her şey hesaplaşılır.
BAŞKAN – Barış ve
Demokrasi Partisi grup önerisinin lehinde söz isteyen Denizli Milletvekili
Sayın Ali Rıza Ertemür. (CHP sıralarından alkışlar)
ALİ RIZA ERTEMÜR
(Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi
Grubunun vermiş olduğu grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu
vesileyle sizleri ve televizyonları başında bizleri izleyen değerli
yurttaşlarımızı saygı ve sevgiyle selamlarım.
Değerli
milletvekilleri, insan hakları açısından çok önemli bir konuyu konuşmaktayız.
İnsan Hakları Komisyonunun bir üyesi olarak bu konuya özellikle önem vermemiz
gerektiğini söylemeliyim. Bu konuya yaklaşırken unutmamamız gereken en önemli
olay, insanların her koşulda insan gibi davranılmayı hak etmesidir. Başka bir
ifadeyle, insan bir ceza aldığında da insandır; onun can sağlığının, vücut
bütünlüğünün ve sağlıklı olarak yaşamasının sağlanması mecburidir, devletin de
görevidir. Aksi takdirde, devlet görevini yapmış sayılmaz ve bir insan hakkı
ihlali doğar. İşte, insan hakları ihlallerinin en sık yaşandığı yerlerden biri
de cezaevleridir.
Değerli
milletvekilleri, cezaevlerinde hüküm süren olumsuz koşulların düzeltilmesi
amacıyla maalesef gerekli çalışmaların yapıldığını söyleyemeyiz. Sağlık
koşullarının kötülüğü, denetimlerin gereğince yapılmaması, cezaevlerinde
mahkûmların yatacağı yerlerin dahi bitmeye yakın olması, yemeklerden
şikâyetler, kimi yerlerde psikolojik ve fiziksel baskı yapılması ve peşi sıra
gelen ölümler cezaevlerinin içinde bulunduğu olumsuz koşullara örnek olarak
gösterilebilir. Bunlar yetmezmiş gibi, haksız yere tutuklamalar ve yandaş basın
yoluyla uygulanan psikolojik baskılar da eklenince durumun vahameti ortaya
çıkmaktadır.
Hepimizin bildiği
gibi, Ergenekon kasası diye, beş parası olmayan Kuddusi
Okkır’ı cezaevine attılar, hastalığına rağmen
tedavisi bile yapılmadı. Yandaş basında, tahliye olmak için mahsus hastalandığı
iftiraları çekinilmeden söylendi. Sonuçta ne oldu? Okkır
tahliye edildi. Ne zaman? Öldükten sonra. Bundan büyük bir insan hakkı ihlali
var mıdır değerli milletvekilleri? Üstelik kasa suçlamasıyla içeriye alınan Okkır’ın cenazesini kaldıracak parası dahi yoktu. Bunun
hesabını şimdi kim verecek?
Değerli
milletvekilleri, Okkır’ı içeri alanların, ölümünü
seyredenlerin, mahsus hasta olduğunu söyleyenlerin vicdanları sızlıyor mu çok
merak ediyorum, hatta vicdanları var mı bunu da merak ediyorum. Sivas’ta insan
yakanları affedenlerin her nasılsa burada dilleri tutuluyor.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; insan hakları ihlalleri raporlarında cezaevlerinde
yaşanan kimi uygulamaları hayretle görmekteyiz. Örneğin, cezaevi idarelerince
mahkûmların bireysel başvuru ve bilgi edinme hakkından yararlanma hakları
engellenmektedir. İletişim hakkı idarece engellenmekte, mektuplara el konularak
imha edilmekte ve sansürlenmektedir. Mahkûmların cezaevinde maruz kaldıkları
sorunlara ilişkin mektupları nedeniyle disiplin suçları cezalarına maruz
kaldıkları öğrenilmiştir. Haklarında mahkemece verilmiş toplatma ve yasaklama
kararları olmamasına rağmen, bazı muhalif yayınlara cezaevi idaresince keyfî
olarak el konulmakta ve mahkûmlara verilmemektedir. Ortak yaşam alanlarından
mahkûmların yararlanması konusunda cezaevi idaresince zorluk çıkartılmaktadır.
Cezaevlerinde mahkûmlara gereken sağlık hizmeti verilmemektedir. Bulaşıcı ve
devamlı bakım isteyen hastalıklar konusunda gerekli hassasiyet
gösterilmemektedir. Cezaevi idaresinin mahkûmların sağlığı konusundaki
duyarsızlık ve keyfiyetleri mahkûmların tedavi edilemez derecede hastalanmasına
neden olmakta ve tedavileri aksatılmaktadır. Cezaevlerinde görevli doktorların,
mahkûmları tam anlamıyla muayene etmeden ilaç vermesi ve doktorlar hakkındaki
şikâyetlerin sonuçsuz kalması da mahkûmların dile getirdiği önemli bir
husustur. Mahkûmların içme suyu ve temiz su ihtiyacı yeterince
karşılanmamaktadır. Mahkûmların odalarında üç kitaptan fazlasının
bulundurulmasına izin verilmemektedir. Mahkûmların spor yaparken boyunlarının
altına koydukları gazeteler gardiyanlarca “Amaç dışı kullanılamaz.”
gerekçesiyle verilmemektedir. Mahkûmların TV sehpası ve çöp kovası olarak
kullandığı pet şişelere cezaevi yönetimince “Amacı dışında kullanılamaz.”
gerekçesiyle el konulmuştur. Cezaevi yönetimince sadece siyah, beyaz ve gri
renk iç çamaşırı giyilmesine izin verilmektedir. Kırmızı iç çamaşırı bayrak
yapıldığından, yeşil iç çamaşırı asker kıyafetinin rengini çağrıştırdığından,
lacivert iç çamaşırı gardiyan kıyafetinin rengi olduğundan, bordo iç çamaşırı
ise kırmızıya yakın olduğu için, kimi cezaevi yönetimlerince sakıncalı iç
çamaşırı ilan edilmiştir. Şüphesiz bunlar bütün cezaevlerinde yaşanan tablolar
değildir ancak bizlerin bu konuda sıfır toleranslı olmamız gerekmektedir.
Değerli
milletvekilleri, daha önceden ülkemizin gündemine taşıdığım bir konu vardı. Bir
paket sigara çaldığı için yedi buçuk yıl hapis cezasına çarptırılan, Kayseri
İncesu Çocuk Cezaevinde tutuklanan on beş yaşındaki Osman Güneş’in yazdığı
mektup üzerine harekete geçmiştik. Bu mektupların ardı kesilmemekte, her gün
onlarca mektup, cezaevlerinden, cezaevleri şartlarıyla ilgili konularla ilgili,
tarafımıza gönderilmekte. Ne yapmıştı Osman Güneş? Bir paket sigara çalmıştı ve
yedi buçuk yıl hapis cezası aldı. Adam mı öldürdü, terör mü yaptı, yolsuzluğa
mı bulaşmıştı? Hayır, sadece bir paket sigara çalmıştı. Elbette bunun bir suçu
vardı ancak bir de insaf vardır, insan hakkı vardır. Bu konunun peşini de asla
bırakmadan devam edeceğiz.
Değerli
milletvekilleri, cezaevlerindeki sağlık sorunu, ülkemiz gündemindeki yerini
önemli bir sorun olarak da korumaya devam ediyor. Tutuklu ve hükümlülerden en
zor durumda olanlar cezaevlerinde hastalananlardır. Sağlıklı bir insan olarak
girdikleri cezaevlerinde olumsuz koşullar nedeniyle kısa süre içerisinde
hastalanan tutuklu ve hükümlülerin, zamanında tedavi edilmedikleri için
hastalıkları ilerlemekte, sonuç olarak da ölümlerine neden olmaktadır.
Değerli
milletvekilleri, devlet, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içerisinde
sürdürmesini sağlamak zorundadır. Bu nedenle, devlet, tutuklu ve hükümlülere
sağlık hizmeti vererek buralarda ortaya çıkan hastalıkların tedavisini mutlaka
eksiksiz olarak üstlenmelidir. Bunun için de cezaevi yönetimleri ve kurum
doktorları duyarlı ve iş birliği içinde olmalıdır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; sorun, insan hakkı ve cezaevleri olunca ülkemizde çok
sayıda örnek bulmak olanaklıdır. Konuşma süresi, bunları, bu dönemde, bugünde
yetmeyecek, daha da uzun bir ortam içerisinde bu cezaevleri koşullarının
tartışılması gerektiğine inanıyorum.
Bundan dolayı,
sözlerime burada son verirken yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Ertemür.
Barış ve
Demokrasi Partisi Grubu önerisi aleyhinde son söz Bitlis Milletvekili Sayın
Cemal Taşar’a ait.
Buyurun Sayın
Taşar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
CEMAL TAŞAR
(Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz, Millî Eğitim
Bakanlığının günümüz şartlarında, yine, globalleşen dünyada meydana gelen
sosyal ve ekonomik gelişmelerin ışığında, bilim ve teknolojinin gerekleri
doğrultusunda ortaya konmuş vizyon çerçevesinde birçok
yenilikleri uygulamaya koyarak yarınımızın teminatı sevgili gençlerimize ve
çocuklarımıza, gelişmiş ülkelerdeki akranlarının seviyesinde, hatta daha üst
düzeyde imkânlar oluşturmak için birçok ilki hizmete sunmuş bulunmaktayız.
Bilginin hızlı
değişimi, bilim ve teknolojideki gelişmeler, nitelikli insan yetiştirme
ihtiyacının daha yoğun hissedilmesine neden olmuştur.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Elitaş, konumuz
cezaevleri değil miydi? Millî Eğitim Bakanlığı değil konumuz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan…
CEMAL TAŞAR
(Devamla) – İktidarımız bu anlayıştan hareketle bütçesinden sekiz yıldır büyük
payı ve önceliği Millî Eğitim Bakanlığına ayırmıştır.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Arkadaşlar, konumuz cezaevleri değil mi?
CEMAL TAŞAR
(Devamla) – Ayrılan bu pay kuruşu kuruşuna yerinde, zamanında, etkin ve verimli
biçimde kullanılmıştır.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Cemal Bey, gençleri cezaevine mi gönderiyorsunuz?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Yanlış oldu galiba.
CEMAL TAŞAR
(Devamla) – Okul öncesinden yükseköğretime kadar reform niteliğinde köklü
çalışmalar yapılmıştır.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Yanlış konuda konuşuyorsunuz Cemal Bey.
BAŞKAN – Sayın
Taşar, öneriye dönerseniz iyi olacak.
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Sayın Başkan, az önce konuşan öneriyle ilgili mi konuştu? Öneriyle
alakası olmayan şeyler söyledi az önce konuşan arkadaş.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, az önce konuşan milletvekilini uyarmanız gerekirdi.
Farklı şeylerle ilgili…
BAŞKAN – Şimdi…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Az önce konuşan sayın milletvekili gazete kupürlerini
burada gösterip hiç alakası olmayan şeylerden bahsetti.
BAŞKAN –
Biliyorum, biliyorum, biliyorum, biliyorum…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Burada milletvekilleri özgür şekilde kullanıyor demek ki.
BAŞKAN –
Özgürlükleri kısıtlamak…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Ya İç Tüzük’e davet edin…
BAŞKAN – Sayın Elitaş… Sayın Elitaş…
RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Farkında değil, Sayın Elitaş.
CEMAL TAŞAR
(Devamla) – Tabii, arkadaşlarımızın konuyla ilgili söyledikleri malumdur ancak
ben burada, bugün çalışmalarımızı özetlemek istiyorum, kürsüyü kullanmak
istiyorum değerli dostlar.
İktidarımız, bu
anlayıştan hareketle, bütçesinde sekiz yıldır büyük payı ve önceliği Millî
Eğitim Bakanlığına ayırmıştır. Ayrılan bu pay kuruşu kuruşuna yerinde,
zamanında, en etkin ve verimli biçimde kullanılmıştır. [CHP sıralarından
“Bravo” sesleri, alkışlar (!)]
Okul öncesinden
yükseköğretime kadar reform niteliğinde köklü çalışmalar yapılmıştır. [CHP
sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar (!)] Teşekkür ederim.
Elli yılda
yapılamayan hizmetler son sekiz yılda yapılmıştır. [CHP sıralarından “Bravo”
sesleri, alkışlar (!)]
Memlekete,
millete yapılan hizmetler sizi niye bu kadar kızdırıyor, onu anlamıyorum. [CHP
sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar (!)]
ALİ ARSLAN
(Muğla) – Kızdırmıyor, alkışlıyoruz.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Alkışlıyoruz, alkışlıyoruz...
CEMAL TAŞAR
(Devamla) – Yani, birileri buraya çıkıp sağdan soldan yanlış şeyler
anlattığında, birilerine iftira atıldığında hoşunuza gidiyor ama Hükûmetimizin, ama İktidarımızın yapmış olduğu çalışmalar,
güzellikler anlatıldığında da zorunuza gidiyor. Ama vatandaş her defasında
sandıkta bunu yüzünüze şamar gibi de vuruyor, bunun da farkındasınız. [CHP
sıralarından alkışlar (!)]
ABDULLAH ÖZER
(Bursa) – O şamarı siz yiyeceksiniz! O şamarı siz yiyeceksiniz!
CEMAL TAŞAR
(Devamla) – Evet, her seferinde o mağlubiyeti, o güzelliği, vatandaşımız size
bu hazzı tattırıyor. Onun için, siz burada bu alkışları çalmaya devam edin,
Allah nasip ederse bir daha bunları yaşayacaksınız.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Allah aşkına, biz millet iradesiyle geldik, ne şamarı?
CEMAL TAŞAR
(Devamla) – Vallahi, onu kendinize sorun.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Millet bana oy verdi, geldim. Ben şerefli milletin temsilcisiyim, ne
şamarından bahsediyorsun Allah’ını seversen?
CEMAL TAŞAR
(Devamla) – Onu kendinize sorun, onu kendinize sorun.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Sen ne demek istiyorsun?
CEMAL TAŞAR
(Devamla) – Değerli arkadaşlar…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Bize oy veren millet değil mi? Daha ne o zaman? Ne şamarı? Allah Allah!
CEMAL TAŞAR
(Devamla) – Şimdi, bize de, size de oy veren millettir ama millete yaptığımız
hizmeti takdir etmeyip farklı yönlere çekmenizi de yadırgıyorum işin doğrusu…
OKTAY VURAL (İzmir)
– Allah Allah!
CEMAL TAŞAR
(Devamla) – …yadırgıyorum işin doğrusu. Onun için kusura bakmayın.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sen gel de konunun üzerinde konuş!
CEMAL TAŞAR
(Devamla) – Kusura bakmayın, ben bugün bu kürsüden İktidarımın yapmış olduğu
güzellikleri anlatmak istiyorum.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Cezaevi… Cezaevi…
CEMAL TAŞAR
(Devamla) – Evet, evet.
ABDULLAH ÖZER
(Bursa) – Yanlış metin vermişler sana, yanlış metin!
CEMAL TAŞAR
(Devamla) – Ben bugün bunu hazırlamışım, bunu okuyorum, halka bunu anlatacağım,
evet. [CHP ve MHP sıralarından gülüşmeler, alkışlar (!)]
OKTAY VURAL
(İzmir) – İmzalar gibi…
CEMAL TAŞAR
(Devamla) – Değerli milletvekilleri, tabii…
BAŞKAN – Sayın
Taşar… Sayın Taşar, bir saniye…
Şimdi, gene
bunları anlatabilirsiniz ama bu arada da yani verilen önergeye de o konuşmanız
içinde atıf yaparak giderseniz en azından biraz daha iyi olabilir.
CEMAL TAŞAR
(Devamla) – Şimdi, Sayın Başkan, tabii ki buraya çıkan hatip…
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın İçli hiç konuşmadı önergeyle ilgili.
BAŞKAN – Yapmayın
ya!
Sayın Taşar, bir
saniye, ben size ek süre vereceğim.
Şimdi bakın, konu
öyle değil. Sayın İçli’yi ben dikkatle izledim yani
her bir cümlesini sonuçta getirdi, o önergeye bağladı. Çoğu hatip aynı şeyi
yapıyor.
MEHMET OCAKDEN
(Bursa) – Üçkâğıtçılık yaptı yani.
BAŞKAN –
Arkadaşımızı da ben incitmek istemiyorum, kimseyi de incitmiyorum ama…
MEHMET OCAKDEN
(Bursa) – Üçkağıtçılık yaptı, işi…
OKTAY VURAL
(İzmir) – İmzalar gibi.
BAŞKAN – Yani hem
oraya atıf yapıp hem bunları söyleyebilir. Onu söyledim.
CEMAL TAŞAR
(Devamla) – Şimdi, Sayın Başkan tabii ki…
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Genel Kurulu bile selamlamadı.
CEMAL TAŞAR
(Devamla) – Ben Genel Kurulu selamladım. Arkadaşlar, tabii ki… (MHP
sıralarından gürültüler)
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Ne zaman?
BAŞKAN – Yok,
yok, selamladı. (Gürültüler)
Sayın
milletvekilleri… Sayın milletvekilleri…
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Notlarına devam et.
CEMAL TAŞAR
(Devamla) – Arkadaşlar, ben…
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lehte ve aleyhte konuşanlar,
birbirlerine laf atanlar, lütfen susar mısınız.
Sayın Hatip,
devam edin siz, Genel Kurula konuşun, şahıslarla konuşmayın.
CEMAL TAŞAR
(Devamla) – Şimdi, tabii ki ben anlatacaklarımı, ben bu kürsüden Hükûmetimin yapmış olduğu çalışmaların -her alanda-
anlatılmasını gayet doğal görüyorum. Yani bunun bir başkası tarafından “Niçin
bunu anlatıyorsun? Bugün niye buradasın?” denmesini de yadırgıyorum.
Buraya başka
zaman çıkan hatip -biraz önce söylendi- hiç alakası olmayan konuları anlatırken
hoşunuza gidiyor, ben de bugünü anlatmak istiyorum.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Bu bir itiraf yani.
CEMAL TAŞAR
(Devamla) – Evet, şimdi, biraz önce söylediğim gibi elli yılda yapılamayanları
bizim bu Hükûmetimiz -Allah’a şükürler olsun-
milletimize verdiği sözü yerine getirmiştir. Bu demokratik açılımdan, insan
haklarından, temel özgürlüklerden tutun bütün konularda halkımıza verdiğimiz
sözün arkasında olmuşuz, hizmetimize devam ediyoruz. Bunun için buraya kalkan
arkadaşlarımıza veya bizlere farklı bir şekilde söylemenize gerek yok. Biz bu
önergenin karşısındayız.
Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından
alkışlar [!])
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Taşar.
Barış ve
Demokrasi Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Karar yeter sayısı istemiştik.
BAŞKAN –
Arayacağım.
Kabul etmeyenler…
Karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime on
dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 14.33
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.49
BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Bayram ÖZÇELİK
(Burdur)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
Barış ve
Demokrasi Partisi Grubu önerisinin oylanmasında karar yeter sayısı
bulunamamıştı. Şimdi, öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter
sayısını arayacağım.
Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Grup önerisi reddedilmiştir, karar yeter sayısı vardır.
Milliyetçi
Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi
vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:
2.- (10/348) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin
ön görüşmelerinin Genel Kurulun 7/4/2010 Çarşamba
günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi
Tarih:
07.04.2010
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma
Kurulu’nun 07.04.2010 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında, Siyasi Parti
Grupları arasında oybirliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin
İçtüzüğün 19 uncu Maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz
ederim.
Saygılarımla.
Oktay
Vural
İzmir
MHP
Grup Başkanvekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Gündeminin, Genel Görüşme ve
Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler
Kısmında yer alan 10/348 esas numaralı “Kanser hastalığının boyutlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla” Anayasanın 98.
ve İçtüzüğün 104 ve 105. Maddeleri Gereğince Meclis Araştırması önergesinin
görüşmelerinin Genel Kurulun 07.04.2010 Çarşamba günlü birleşiminde yapılması
önerilmiştir.
BAŞKAN –
Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin lehinde ilk söz Kastamonu
Milletvekili Sayın Mehmet Serdaroğlu’na ait.
Buyurun Sayın Serdaroğlu. (MHP sıralarından alkışlar)
MEHMET SERDAROĞLU
(Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanser hastalığıyla ilgili
verdiğimiz araştırma önergemiz hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına
söz aldım. Sizleri en iyi dileklerimle selamlıyorum.
Önergemiz gayet
açık ve nettir ancak her zaman olduğu gibi iktidarın ilgisini ne derecede
çekecektir bilmemekteyiz. Ülkemizde ve dünyada en önemli sağlık problemlerinin
başında gelen kanser hastalığı her yıl artarak devam etmektedir. Bu vesileyle
dün kanser hastalığından hayatını kaybeden 21’inci Dönem Balıkesir
Milletvekilimiz Hüseyin Kalkan Bey’e Milliyetçi Hareket Partisi ve şahsım adına
Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyorum.
Kanser
hastalığının bölgeler ve iller bazında hangi boyutta olduğunun tespiti, hasta
sayısı, hastalığın türleri, tanı, tedavi, ekipman ve
hekim ihtiyacı gibi tüm eksikliklerinin giderilmesi gerekmektedir ve bu
konularda çok ciddi bir yol haritasına ihtiyaç vardır.
Değerli
milletvekilleri, ülkemizde her yıl 150 bin civarında kişinin yakalandığı kanser
hastalığıyla ilgili net bilgiler bulunmamaktadır. Kansere yakalanan hasta
sayısı her geçen gün artarken hastaneler dolup taşmaktadır. Dolayısıyla bu
hastalıkla ilgili tüm eksiklikleri araştırmak, önlem almak devletin, hükûmetin, milletvekillerinin ve nihayetinde Türkiye Büyük
Millet Meclisinin görevi değil midir? Böylesine önemli bir konuda bir araştırma
komisyonunun kurulması neden çok görülebilir?
İlim
Kastamonu’dan her gün 10-15 kişi Demetevler’deki
Onkoloji Hastanesine hasta ziyaretine gelmektedir. Bu bile, bu hastalığın ne
kadar ileri seviyede olduğunun en basit göstergesidir.
Değerli
milletvekilleri, kanser tedavi hizmetlerinin organizasyonunda en çarpıcı ve
önemli nokta, ülkemizdeki tıbbi onkolog ve
hematologların sayısal yetersizliğidir. Şu an sayıları milyonlara yaklaşan
kanserli hastaların tedavi ve takibinin yetersiz sayıdaki tıbbi onkolog ve hematologlarla götürülemediği ve sıkıntıların
varlığı açıkça ortadadır.
Ülkemizde en sık
görülen iki kanser türünden akciğer kanserine yılda 50 bin kişi, meme kanserine
yılda 16 bin kişi yakalanmaktadır. Yine, ülkemizde 50 bini aşkın lösemi hastası
takip edilmekte, yılda 15 bini aşkın lenfoma ve 10
bini aşkın yeni lösemi olgusu saptanmaktadır.
Gerekli uzman
ihtiyacının karşılanması için de üniversiteler ve tıp fakülteleriyle birlikte
ortak çalışmaların yapılarak tespit ve çözümlerinin belirlenmesi gerekmektedir.
Erken teşhis ile
kanserle savaş politikasına yön verilmesi, nüfus tabanlı kanser kayıt
sistemlerinin kurulması ve daha sağlıklı veri toplanması sağlanmalıdır.
Dünyada kanser
hastalığının tedavisinde önemli gelişmelerin olması, bizim de bu gelişmeler
paralelinde çalışmalar yapmamızı gerektirmektedir.
Medikal onkoloji
konusunda uzman yetişmesi seneler almaktadır. 11 milyon nüfuslu Yunanistan’da
bile medikal onkolog sayısı bizden fazladır. Bu
konudaki yetişmiş eleman sayımız gerçekten yetersizdir. Üstelik sadece onkolog yetiştirmek de yeterli olmamaktadır. Patolojide
uzmanınız yoksa yeterli onkolog olması da bir şey
ifade etmemektedir. O nedenle, radyolog, stolog ve
patologların yetiştirilmesine de önem verilmelidir ve insan kaynakları
yetersizliği mutlaka giderilmelidir.
Bakınız, bir
medikal onkolog ve hematolog, tıp fakültesini
bitirdikten sonra on dört-on beş yıl daha eğitim alarak ancak kırk yaşında
göreve başlayabilmektedir. Bu durum ise bu uzmanlığın tercih edilmemesine neden
olmaktadır. O yüzden bu uzmanların yetiştirilmesi konusunda yeni idari ve yasal
düzenlemelere ihtiyaç olduğu aşikârdır.
İşte tüm bu
nedenlerle ülkemizin en önemli sağlık problemlerinden biri olan kanser
hastalığının hangi boyutlarda olduğunun tespiti, araştırma merkezleri, tıbbi
cihaz ve uzman hekim ihtiyacı, hasta sayısının belirlenmesi, tanı ve tedavi
şekilleri dâhil tüm eksikliklerin giderilmesi için gerekli önlemlerin ortaya
konulması amacıyla bir Meclis araştırma komisyonu kurulması mutlaka
gerekmektedir.
Değerli
milletvekilleri, AKP İktidarı muhalefetin her şeye muhalefet ettiğini ve çözüm
üretmediğini iddia ederek Türk siyasetine “muhalefete muhalefet” anlayışını
yerleştirmiştir. Şimdi ben de iktidara soruyorum: Muhalefetin önerileri, kanun
teklifleri, araştırma önergeleri muhalefet olsun diye mi veriliyor? Milliyetçi
Hareket Partisi olarak gündeme getirdiğimiz hemen hemen
her konu bu ülkenin ve insanlarının gerçek sorunlarıdır ve bu sorunlara çözüm
önerileridir. Yaratılan sanal gündemler değil, vatandaşımızın bizden beklediği
gerçek gündemlerdir ama üzülerek ifade ediyorum ki AKP İktidarı insanların
kafalarını karıştırarak suni kavgalarla yarattığı gündemi bizlere ve
vatandaşlarımıza dikta ettirmeye çalışmaktadır. İktidar, her konuda ama her
konuda icraat, söylem ve suni gündemleriyle kamuoyunu ikiye bölmekte,
insanların kafasını karıştırmaktadır. Böylece de doğrunun veya yanlışın ne
olduğu konusunda tereddütler yaratmaktadır. Özellikle kamuoyunu aylarca meşgul
eden ve insanları ikiye bölen ve fiyaskoyla sonuçlanan domuz gribi aşısı da
buna son örnektir. Bu konuda Sayın Başbakan ve Sayın Sağlık Bakanı bile ikiye
bölünmüş, vatandaşın kafası baştan karıştırılmıştır. Milliyetçi Hareket Partisi
başından beri domuz gribi salgını ve aşıları konusunda Sağlık Bakanlığının
yanlış politika izlediğini, vatandaşlarımızın paniğe sevk edildiğini, domuz
gribinin diğer griplerden bir farkının olmadığını ve aşılara verilecek paranın
da heba olacağını her platformda dile getirmiştir. Geldiğimiz noktada Dünya
Sağlık Örgütü Başkanı ve Sayın Başbakanın da şahitlikleriyle domuz gribi
meselesinin sadece bir palavradan ibaret olduğu ortaya çıkmıştır.
Domuz gribi
olayına değinmemin sebebi ise ülkenin milyonlarca doları bir palavraya heba
edilirken her yıl 150 bin kişinin yakalandığı kanser hastalığı gibi ciddi
sorunlarımıza gereken hassasiyetin ve önlemlerin mutlaka ve mutlaka alınması
içindir. 4 Nisan 2010 tarihinde düzenlenen Kanser Kongresinde konuşan Sayın
Sağlık Bakanı bakınız manşette ne diyor: “Akdağ
Türkiye'nin korkunç kanser raporunu açıkladı: Her yıl 150 bin yeni hasta.”
Evet, her yıl Türkiye’de 150 bin kişiye kanser teşhisi konulmaktadır ve bu
rakamın -Sayın Bakan tarafından ifade ediliyor ki- 2011’de hızla artarak 155
bin olacağı söyleniyor.
Sayın Bakanın bu
açıklaması bile araştırma önergemizin haklılığını desteklemekte, sizin de oy
vermenizi gerektirmektedir. Umarım bu konuda çelişkiye düşmeyeceksiniz.
Bakınız,
Kastamonu’yu da içine alan başta Karadeniz Bölgesi olmak üzere tüm yurtta
kanser hastalığında ciddi artışlar görülürken şayet reddederseniz, bu amansız
hastalıkla ilgili gerekli önlemlerin alınmasında, ciddi bir araştırmanın
yapılmasında ne gibi bir sakınca gördüğünüzü açıklamanız ve bunu milletimizin
bilmesi gerekmektedir.
Milyonlarca insanımızın
bugününü ve geleceğini ilgilendiren kanser konusunda verdiğimiz araştırma
önergemizin kabul edilmesi ve kurulacak komisyonla bu sorunlara vakit
geçirilmeden çare aranması ve bulunması şarttır. Hiç olmazsa bu araştırma
önergemizi bir kerecik olsun muhalefetten gelen önerge ayrımından vazgeçerek,
öncelikle milletin vekilleri olarak, bu hastalığa yakalanmış veya
yakalanabilecek potansiyel hastaların vekilleri olarak önergemizi
desteklemenizi umuyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Serdaroğlu.
Milliyetçi
Hareket Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk söz Hakkâri Milletvekili Sayın
Rüstem Zeydan’a aittir.
Buyurun Sayın Zeydan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
RÜSTEM ZEYDAN
(Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Milliyetçi
Hareket Partisinin vermiş olduğu önerinin aleyhinde söz almış bulunmakla
birlikte, konunun özüne muhalefet yapmam söz konusu değildir. Sadece çalışma
sürelerimizin bir takvime bağlanmış olmasından ötürü, bu çalışma takvimine
uygun olsun diye biz bugün bu önerinin tartışılmasının tarafgiri olamayacağız.
Onun için, yanlış anlaşılmaktan korktuğumdan dolayı bu açıklamayı size arz
etmek istedim. Yoksa çok önemli bir konu, gerçekten çok
anlamlı bir konu, çok güncel bir konu.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Evet deyin, araştıralım.
RÜSTEM ZEYDAN
(Devamla) - Ülkemizin her köşesinden, muzdarip olan insanlarımızın karşı
karşıya bulunduğu bir konu. Elbette ki önerinin özüne evet diyoruz, ama
zamanlaması itibarıyla…
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Şimdi başlamıyoruz zaten, daha sonra başlayacağız.
RÜSTEM ZEYDAN
(Devamla) – Nevzat Bey, zamanlaması itibarıyla çok zamanında gelmiş bir öneri
olmadığını zannediyoruz.
ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) – Hastalığın zamanı mı olur?
RÜSTEM ZEYDAN
(Devamla) - Yoksa, kanser, sık görülmesi ve
öldürücülüğünün yüksek olması nedeniyle gerçekten önemli bir sağlık
problemidir. Dünyada her yıl 11 milyon kişi kansere yakalanmakta ve 7 milyon
kişi maalesef kanserden ölmektedir. Üstelik gelişmiş ülkelere özgü bir hastalık
olarak bilinse de, kanser vakalarının yüzde 70’i az gelişmiş ülkelerde
görülmektedir.
Dünya Sağlık
Örgütü verilerine göre 2008 yılında tüm dünyada 12,4 milyon yeni kanser vakası,
25 milyon kanserle yaşayan hasta sayısı ve 7,6 milyon kansere bağlı ölüm
gerçekleşmektedir. Kanser vakalarının yarıdan fazlası ve ölümlerin yüzde 60’ı
az gelişmiş ülkelerde meydana gelmektedir. 2000 ve 2007 yılları arasında
kanserden ölen kişi sayısında yüzde 32’lik bir artış söz konusudur, bu da
gerçekten ürkütücüdür.
Ülkemizde en son
verilen rakamlara ve gerçekten değerlendirilen verilere göre kanser insidansımızın her yıl 100 bin kişide 229 olduğu gerçeğiyle
maalesef karşı karşıyayız. Yani bunun anlamı, her 100 bin kişinin 229 kişisi
maalesef bu amansız hastalığa yakalanmaktadır.
Genel olarak
kanser erkeklerde kadınlara göre daha sık görülmektedir. Ülkemizde en sık
görülen kanser türü akciğer kanserleridir ve yılda 50 bin yeni olguyla karşı
karşıya kalmaktayız. Çoğunuzun bildiği gibi tıp alanında yaşanan gelişmeler
kanserli kişilerin konuya bakışı üzerinde büyük etki yaratmıştır. Her zaman iyi
sonuçlar alınmasa da, yeni bin yılın başlangıcında eskiden beri çok daha az
korkulan ve diğer pek çok hastalıkla karşılaştırıldığında birçok kanserli hasta
için gelecek daha umut vericidir. Bu olumlu gelişmelerin nedenleri arasında
erken tanı, daha etkili tedavi olanakları, daha başarılı destekleyici tedaviler
ve daha başarılı sağlık örgütlenmesi bulunmaktadır.
AK PARTİ Hükûmeti olarak, kanserle ilgili ulusal politikaların
oluşturulmasında, kanserden korunma önlemlerinin alınmasında, kanserli
hastaların tanı, tedavi ve izlenmelerinde karşılaşılan sorunlara çözüm
aranmasında, kanserle ilgili konularda toplumun bilgilendirilmesi,
bilinçlendirilmesi ve eylem planları hazırlanmasında, tavsiye niteliğinde görüş
bildirmek üzere Ulusal Kanser Danışma Kurulu oluşturulmuştur.
Sağlık Bakanlığı
Kanserle Savaş Daire Başkanlığımız, ülkemizin önde gelen bilim adamları ve
sivil toplum örgütlerini bir araya getirerek, Dünya Sağlık Örgütünün de
katılımı ile birlikte, önümüzdeki beş yıl içerisinde uygulanacak olan Ulusal
Kanser Kontrol Programı’mızı hazırlamıştır. Bu
program, oldukça geniş kapsamlı olup, kanser kayıtçılığı, önleme, erken teşhis,
tedavi ve palyatif bakım gibi başlıklar altında bir
dizi yapılacak eylem planı içermektedir. Kurumlar arası iletişim ve iş birliği
Kanser Kontrol Programı’mızın başarısında oldukça
anlamlı ve önemlidir. Ülkemizde kanser konusunda yapılan sağlık harcamaları pek
çok Avrupa ülkesinin önünde yer almaktadır.
Değerli
milletvekilleri, kanser için yapılan harcama bazında ülkemiz Avrupa Birliği
ülkeleri arasında 3’üncü sırada bulunmaktadır. Burada AK PARTİ hükûmetleri adına, sosyal devlet anlayışı içerisinde
kanserli hastaların tüm masraflarını karşılamamızın önemli bir rolü olduğunu
bilerek, kendilerine şükranlarımızı bir insanlık borcu olarak ifade etmek
istiyorum. Gelişmiş pek çok Batı toplumunda kanserli tüm hastalar tedavi
masraflarına aktif katılım göstermekteyken, ülkemizde en ufak bir ücret talebi
bu anlamda yapılamamaktadır. Şu an ülkemiz kanser tedavisine doğrudan
harcamalarla yıllık 2,5 milyar dolar ödemektedir. Bu çok önemli bir rakamdır.
Eğer hiçbir önlem alınmaz ise 2030’lu yıllarda kansere harcanan para 12 milyar
dolara kadar çıkacaktır. Her ne kadar bu tür önlemler sonuçlarını en az on beş
senede gösterecek ise de ülkemizi bekleyen tablo bu tedbirlerin hızla yaşama
geçirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Hükûmet olarak bu sene
en önemli önleyici tedbir olarak tütün ve pasif içicilikle mücadele konusunda
yeterince gayret gösterilmiş, ülkemiz bu yasayı en önce çıkaran ve uygulayan
ülkeler arasına girmiştir. Bu yasa günü kurtarmaya yönelik popülist
yaklaşımdan çok, uzun dönem fayda sağlayacak ve gelecek nesillerimize parlak ve
temiz bir gelecek sağlayacak bir atılımdır.
Dünya Sağlık
Örgütü tarafından tarama yapılması önerilen kanserlerde toplum tabanlı tarama
programlarını yürütmek üzere kanser erken teşhis, tarama ve eğitim merkezleri,
kısacası KETEM’leri Sağlık Bakanlığımız kurdu. Yurdun
dört bir yanında kurduğumuz bu kanser erken teşhis, tarama ve eğitim
merkezlerimiz uluslararası örnek model olarak gösterilmektedir. Şu anda
ülkemizde yüz yirmiye yakın KETEM merkezi bulunmaktadır.
Bu merkezlerde
hastalarımıza ücretsiz kanser taraması yapılmakta, kanser ve beslenme
eğitimleri verilmektedir. Son iki yıl içerisinde ulusal meme, serviks ve kolorektal kanser
tarama standartlarımızı Bakanlığımız yayınladı ve başta gelen eleştirilere
rağmen bugün pek çok ülkenin bizim standartlarımıza yaklaştığını da
memnuniyetle müşahede etmiş bulunmaktayız. Bugün her ilimizde bulunan KETEM’lerimiz toplum bazlı kanser
taraması için evlere mektup göndererek halkımızı bilinçlendirmekte,
bilgilendirmekte ve bu merkezlere davet etmektedir.
2015 yılına kadar
toplumun yüzde 70’inin taranması bitmiş olacaktır. 2010 yılı içerisinde
yapacağımız eğitimler ve sertifikalandırmalar neticesinde her bir KETEM
merkezimizi aynı zamanda ücretsiz hizmet veren bir sigara bıraktırma merkezi
hâline getirmeyi düşünmekteyiz.
Bu sigara
içiciliğiyle mücadele konusunda hakkını ödemek adına kıymetli Başkanımız
burada, tabii ki Profesör Doktor Cevdet Erdöl Bey’in
Başkanlığındaki çalışmalar ve yüce Meclisin bütün milletvekillerinin vermiş
olduğu destekle gerçekten ülkemiz bir model ülke hâline getirilmiştir. Bu anlamda bir milletvekili olarak, bir insan olarak ve bir Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşı olarak kendilerine ve yüce Meclise içtenlikli
şükranlarımızı, yoğun desteğimizi, içimizde sigara içen milletvekili sayımızın
her ne kadar parmakla sayılacak kadar az olsa bile onların da bir an önce bu
alışkanlıklarından vazgeçmesini diliyor, yüce heyeti sevgiyle, saygıyla
selamlıyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Zeydan.
Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu önerisinin lehinde İstanbul Milletvekili Sayın Sacid Yıldız. (CHP sıralarından alkışlar)
SACİD YILDIZ
(İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli
milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun kanser konusunda araştırma
önergesinin lehinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Benden evvelki
değerli konuşmacı “AKP Grubu adına aleyhte söz aldım, ama özünde karşı
değilim.” dedi. Gündemin yoğun olması nedeniyle şeklen karşı olduğunu söyledi.
Bu yoğun gündemde mademki gündeme alındı bu konu, yani yoğun gündemin bundan
sonra bir şeyi yok, hiç olmazsa komisyonu kuralım geçsin değerli arkadaşlar.
Yani zaten gündeme alınmış, bundan sonra fazla bir zaman harcanmayacak.
Yaklaşık bir yıl evvel Milliyetçi Hareket Partisi bu araştırma önergesini
vermiş, 20 Nisan 2009 tarihinde ve bu içinde bulunduğumuz hafta da 1-7 Nisan
haftası Kanserle Savaş Haftası. Kanserin ne kadar önemli olduğunu değerli
konuşmacı da söyledi, bütün herkesin de malumu. Bu kadar bir kanserin çok
önemli olduğunu bilmemize rağmen bir yıl içinde niçin gündeme gelmemiş, buna
şaşırmak lazım, bunu anlamak mümkün değil. Onun için, komisyonun kurulmasını…
Sonunda, inşallah, kendi özgür iradeleriyle hareket ederler değerli AKP
milletvekilleri, grup baskısı altında kalmazlar ve bir komisyon kurulur mademki
gündeme gelmiş.
Değerli
arkadaşlar, içinde bulunduğumuz hafta, 1-7 Nisan, dediğim gibi, Kanserle Savaş
Haftası, 7 Nisan (bugün) Dünya Sağlık Günü, 7-13 Nisan Sağlık ve Sosyal
Güvenlik Haftası. O nedenle, bu haftalar önemli. Yine önümüzdeki hafta da 12-18
Nisan Kalp Sağlığı Haftası. O nedenle, bu nisanın ilk yarısı sağlığa ayrılmış
haftalar olmaktadır.
Değerli
milletvekilleri, şimdi, kanserin ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliyoruz
dediğim gibi. Bu kanserde erkeklerde -bütün dünyada da öyle, bizde de öyle- en
fazla akciğer hastalığı, akciğer kanseri, prostat kanseri, kalın bağırsak
kanseri, rektum, mide kanseri, daha sonra pankreas kanseri gelmekte; kadınlarda
ise meme kanseri, akciğer kanseri, rahim ağzı, kalın bağırsak kanseri, rektum
ve yumurtalık yani over kanserleri gelmekte değerli
arkadaşlar.
Bu kanserde üç
tane aşama var hepimizin bildiği gibi. Bunlardan bir tanesi korunmadır değerli
milletvekilleri. Neden korunma? Çevre, sağlıklı bir çevre olacak, hava
kirliliği olmayacak, su kirliliği olmayacak, gıda güvenliği olacak. Geçtiğimiz
günlerde burada Biyogüvenlik Yasası konuşulurken GDO'ları tartıştık. Bu GDO'lar da
-araştırmalarda, hayvan deneylerinde gösterilmiş- immüniteyi
bozarak kansere yol açmaktadır değerli milletvekilleri.
Aynı zamanda, GDO'lar alerjik hastalıklara da yol açmakta, onu da burada
belirteyim. Bizim, eskiden -hepimiz tanığıyız- çocuklarda alerjik olgular
olmazdı ama son zamanlarda çocuk alerji olguları çok arttı, bu GDO'lar sayesinde olmakta ve gene dediğim gibi, kanser
olgularını da artırmakta.
Gene, biraz evvel
değerli konuşmacı arkadaşımız dedi, “Gündem yoğunluğu.” dedi ama sağlıklı yaşam
hakkı, daha doğrusu yaşam hakkı, Dünya Sağlık Örgütünün üzerinde durduğu en
kutsal haklardan biri değerli milletvekilleri. Bu gündem ne kadar yoğun olursa
olsun sağlıklı yaşam hakkına her zaman yer ayırabilmelidir, zaman
ayırabilmelidir bu yüce Meclis.
Değerli
arkadaşlar, bazı, bu kanserde korunmada katkı maddeleri, özellikle tarımda
kullanılan katkı maddeleri -bunlar böcek öldürücü ilaçlar, gübreler- bunların
da Tarım Bakanlığı tarafından çok iyi denetlenmesi lazım.
Sigara konusu,
tabii bu Meclisin oy birliğiyle geçirdiği bir yasa tasarısıydı, yasalaştı.
Sigara çok önemli, özellikle akciğer kanserinde çok önemli, içenler için
önemli, pasif içiciler için önemli. Hatta son zamanlarda üçüncü grup, pasif
içici değil de, işte kahvede sigara içmeye maruz kalmış ama giysileriyle eve
götürmüş, o şekilde de geçişten bahsediliyor değerli arkadaşlar. Bu çok önemli. Fakat, ne yazık ki, İstanbul’da ve Ankara’da
benim gözlemlerim -çok kimsenin de gözlemidir- bu yasaklara uyulmuyor. Ben
sorduğumda -kendim de sordum- işte belediyelerin veya sağlık müdürlüklerinin
göz yumdukları söyleniyor. Ben gittiğimde lokantalarda sigara yasak olmasına
rağmen, diyorlar ki, burası sigaralı alanımız. Ya nasıl olur, izin çıktı mı?
Öyle diyorlar. Bu yasaklara dikkat… Meclis bir yasa çıkarıyor, ama bunu
denetleyemiyor.
Daha birkaç gün
evvel Bursa’da bir avukat arkadaşımız kendi iş yerinde sigara içenleri uyardığı
için bıçaklanarak öldürüldü değerli arkadaşlar. Her zaman bu tip tartışmalar
çıkıyor, bu konuda da mutlaka bunun denetlenmesi ve uygulanması lazım ya
değilse Meclisin saygınlığına gölge düşmüş olur değerli arkadaşlar.
İBRAHİM YİĞİT
(İstanbul) – Nasıl olacak bu?
SACİD YILDIZ
(Devamla) – İşte, bu, sıkı denetlenecek, denetlenme eksik, ben onu söylüyorum.
Belki seçim veya başka kaygılarla denetlenme eksik.
Değerli
arkadaşlar, bu sigara konusu gelmişken sanatsal faaliyetlerde olan -benim şahsi
görüşüm- sinema ve tiyatro nedeniyle olan gösterilerde sigaraya sanat anlamında
izin verilmesi lazım. Mesela sigara aleyhinde bir program yapılmış -geçen gün
yine basında yer aldı- sigara aleyhinde yapılan programda sigara gösterilmiş.
Yahu, program sigara aleyhine ve ceza yemiş. Bu olmaz.
CEVDET ERDÖL
(Trabzon) – Örtülü reklam.
SACİD YILDIZ
(Devamla) – Yani her neyse. Bu olmaz yani sigara konusunda. Geçtiğimiz yıllarda
bu sigara yasası çıkmadan evvel film çevrilmiş. Mesela daha evvel de… Casablanca filminin çevrimi, Casablanca
filminin her sahnesinde sigara var. Yani “İyi Şanslar İyi Geceler” diye bir
film var, her sahnesinde… Yani bu sanatsal faaliyetlerde bu başka türlü
anlatılmaz. Bunlara izin verilmesi lazım değerli arkadaşlar.
Kanserde ikinci
önemli konu erken tanı. Bu, sağlıkta erken tanı ve sağlıkta normal tanı çok
önemli. İyi bir sağlık hizmetinde hızlı, nitelikli, ulaşılabilir, ücretsiz,
eşit sağlık hizmeti sunulmalıdır değerli arkadaşlar. Günümüzde, bakalım, eşit
sağlık hizmeti sunabiliyor muyuz ülkemizde? Sunamıyoruz. Nitelikli
sağlık hizmeti çok farklı. Bazı yerler nitelikli, bazı yerler değil. Çok
heterojen sağlık hizmetleri sunumu var. Ulaşılabilir mi? Ulaşılamıyor.
Helikopterle hasta taşıyoruz ama bir tarafta normal ambulansın lastiği bozuk,
şoförü mevcut değil, hasta getirilemiyor, ulaşılamıyor. Ücretsiz
mi? Değil. Daha bu Hükûmet zamanında koruyucu
sağlık hizmetlerine, birinci basamak sağlık hizmetlerine ücret getirildi
değerli arkadaşlar. Bu bazı hastalıkların belki ilk basamakta kansere yol
açması mümkün olan bazı hastalıklar önlenecek ama buna ücret getirildi. Onun
için bu erken tanı konusu da çok önemli değerli arkadaşlar.
Diğer üçüncü konu, kanserde tedavi. Tedavi tabii çok önemli ama her nedense Sağlık Bakanlığı, Sosyal
Güvenlik ve Çalışma Bakanlığı, Maliye Bakanlığı sık sık
tebliğler yayınlıyorlar ve bu vatandaşların, tabii bu arada kanserli hastaların
da mağduriyetine yol açıyorlar değerli milletvekilleri. Daha geçtiğimiz
günlerde, bir hafta-iki hafta oldu olmadı, meme hastalıklarında kullanılan bir
tedavi ilacı -Sağlık Bakanlığı bir genelge çıkarttı- elli iki haftayken dokuz
haftaya indirildi. Bütün dünyada elli iki hafta diye uygulanıyor bu ilaç. Bende
de ismi, karışık olduğu için söylemiyorum, yazılı. Ama ülkemizde “Hayır, elli iki
hafta değil, dokuz hafta yeter.” dedi değerli milletvekilleri. Oysaki bu belki
başlangıç hâlindeki kanser hastalarına dokuz hafta yeter ama orta ve ilerlemiş
meme kanserlerinde bu ilerlemeye yol açıyor, ondan sonra sürekli kullanmak
gerekiyor, tedavide maliyeti artırıyor, hastanın konforunu da azaltıyor değerli
arkadaşlar.
Bir de dünyada
çıkan kanser ilaçlarının ülkemize hızla gelemediğinden yakınıyorlar bu
onkolojiyle uğraşan arkadaşlar. Mesela Amerika’da FDA onay veriyor ama
ülkemizde hızla onay alamıyorlar. Hatta şöyle yakınmalar var, doğru mudur
bilmiyorum, Sağlık Bakanlığı yetkilileri söylerler: Bazı firmaların kolay
ruhsat aldığı, bazı firmaların ise kolay ruhsat alamadığını söylüyorlar değerli
arkadaşlar.
Ülkemizde bazı
bölgelerde özellikle bazı kanserler var, bunların üzerine de eğilmek lazım.
Mesela Doğu Anadolu’da, gene arkadaşlarım söyledi bu arada konuştuğumda, mide,
yemek borusu kanserleri daha fazla deniyor. Bunların niye
olduğunun araştırılması lazım. Orta Anadolu’da asbestozis,
mezotelyomaya yol açan bir vaka. Bunların
araştırılması lazım değerli arkadaşlar. Kanser de 1982’den beri bildirimi
zorunlu bir hastalık fakat nedense bu bildirim konusunda da sıkıntılarımız var,
yeterli sayıda bildirim olmuyor değerli arkadaşlar.
Konum olduğu için
o kısmını söyleyeyim, şimdi vakit yetmez belki söyleyemeyebilirim: Prostat
kanserinde de erken tanı çok önemli, kendi ülkemizde de önemli, bütün dünyada
da. Elli yaşın üstündeki erkeklerde en fazla görülen kanser türü prostat
kanseri değerli arkadaşlar. Ülkemizde de iki tane Cumhurbaşkanımızda -basına
yansıdığı için- prostat kanseri vardı ve gittiler, ameliyat oldular geldiler.
Yani oran yüzde 20 civarında ülkemizde, cumhurbaşkanları arasında dersek. Bu
konuda da PSA taramalarının da önemi çok önemli. Son zamanlarda Türkiye’de on
iki ilde yapılan yeni çalışmada, beş yıl öncekine göre prostat kanserli vakalar
iki kat artmıştır değerli arkadaşlar. Bu, erken tanı ve PSA taramasıyla oluyor.
Ben bundan evvelki Meclis Başkanımıza, Mecliste de hem milletvekilleri hem tüm
çalışanlar arasında elli yaşın üstünde böyle bir prostat kanseri taraması
yapalım, PSA bakalım dedim -nasıl ki böbrek sağlığına bakılıyor, kalp
sağlığına, tansiyonuna bakılıyor- ama pek kabul görmedi. Bunu da dikkatlerinize
sunuyorum değerli arkadaşlarım.
Şimdi, 1 Nisandan
itibaren uygulanmaya başlanan Sağlık Uygulama Tebliği’nde de bazı hizmetlerde
öğretim üyesi katkı payı kaldırıldı değerli arkadaşlarımız.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
SACİD YILDIZ
(Devamla) – Teşekkür ederim.
Bunlar acil
sağlık hizmetleri, yoğun bakım hizmetleri, yanık tedavisi ve aynı zamanda
kanserde radyoterapi, kemoterapi ve radyoizotop
tedavilerinde de kaldırıldı. O zaman öğretim üyeleri bunlara bakmıyor. Bu,
tabii, öğretim üyesi katkısı olmasın demek kolay ama öğretim üyesine de bir şey
olmadığı zaman bu hastalar mağdur olmakta ve çalışma barışını da bozmakta, bu
kanserle uğraşan kimselerde bu tip şeylerin, katkıların kalkması. Bu tebliğde
mesela olumlu bir şey var, onu da burada söylüyorum bu olumsuzluğu: Bir, organ
naklinde uğraşan yerlerde kadavradan nakil alanlara destek verildi. Eskiden ben
bunda, organ nakli konusunda da konuşmuştum gündem dışında, 12 bin lira destek
verildi. Bu sayede kadavradan organ nakilleri artacak. Bu olurken kanser
tedavisinde görev alanların bir çalışma barışı bozuluyor, onların
mağduriyetlerine yol açılıyor değerli arkadaşlar. Zaten Türkiye’de yeterli
hematolog, onkolog sayısı yok, bundan sonra bu kanser
vakaları artarsa daha da güçlük olacak değerli arkadaşlarımız.
Bu düşüncelerle
önerinin desteklenmesini canıgönülden istiyorum, AKP
Grubundan hele hele hekim milletvekili arkadaşları
burada gözleyeceğim, ne diyecekler.
Saygılarımı
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Yıldız.
Milliyetçi
Hareket Partisi grup önerisinin aleyhinde son söz Trabzon Milletvekili Sayın
Cevdet Erdöl’e aittir.
Buyurun Sayın Erdöl. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
CEVDET ERDÖL
(Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. 7 Nisan Dünya Sağlık Günü ve 1-7 Nisan Kanserle Savaş Haftası
nedeniyle tüm hastalarımıza Allah’tan şifalar diliyorum. Bu vesileyle hepinize
sağlık, mutluluk, esenlik dilerken tekrar sizleri en kalbî duygularımla
selamlıyorum.
Tabii, kanser korkulan bir hastalık. Gerek beklenen yaşın, ömrün uzaması, diğer hastalıkların
kolaylıkla tedavi edilebilmesi ve erişimin, hastaların, hastanelere, hekime
ulaşmasının erişiminin kolaylaşması kanser insidansını
artırmaktadır. Tabii ki genetik faktörler, çevresel faktörler ve hele beslenme
ve tütün faktörleri çok ciddi kanser yapıcı faktörlerdir. Bunlardan özelikle üç
kanserden biri beslenme, bir diğeri sigaraya bağlı olduğunu söyleyecek olursak
eğer gerekli tedbirleri aldığımız takdirde üç kanserden ikisini
önleyebileceğimiz anlamına gelir, bunu da dikkatlerinize sunuyorum.
Karadeniz Bölgesi’ne has olarak, özellikle son zamanlarda, son on
yılda en çok iddia edilen konu Çernobil felaketinin Karadeniz’deki yaptığı
etkidir ve bir diğeri de son zamanlarda değerli mesai arkadaşım Sayın Profesör
Tahsin Yomralıoğlu ve arkadaşlarının yapmış olduğu
elektrik hatlarının, yüksek gerilim hattının ve çevresinin insanlara,
insanlarda kanser yapıcı etkiye yol açtığına dair bilimsel çalışmalarıdır. Tabii bizler bilim adamları olarak kanıta dayalı konuşmalıyız,
kanaate dayalı olarak konuşmamalıyız, kanıtla kanaati birbirinden ayırmamız
lazım. Bu vesileyle ben de sizlere bilimsel kanıtlarla ilgili bir doküman arz
edeceğim.
Çernobil vakası, malumunuz, 1986 yılı 26 Nisanında patlayan
nükleer santralde, muhtemeldir ki o zamanki Sovyetler Birliği Hükûmeti bunu çok da duyurmak istememiş ve birkaç gün esen
rüzgârlarla, kuzeye doğru esen rüzgârlarla nükleer serpinti ulaşmış, taa İsveç’e kadar ve İsveç’te ve Norveç’te, o civarda
yapılan ölçümlerde radyasyon miktarının beklenenin 14 kat yükseğine çıktığı
anlaşılınca bir sızıntı olduğu, bir patlama olduğu düşünülmüş ve araştırmalar
sonucunda Çernobil’de bir nükleer kaza olduğu gözlemlenmiş ve ardından 5 Mayısta
ikinci bir patlama olmuş fakat rüzgâr bu arada yön değiştirerek güneye doğru
dönmüş ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu pek çok ülkeye radyasyon
serpiştirmiştir. Bunlardan en çok
etkilenen bölge Edirne Havsa bölgesi ve Rize, Hopa, Trabzon bölgesidir. Bu nedenle,
buralarda yapılmış ve yapılmakta olan araştırmalar bizim Çernobil’le ilgili
kanaatlerimizi kanıta dökmüş veya dökmemiştir. Bununla ilgili çalışmalar epeyce
yapılmıştır.
Nasıl etki ediyor
radyasyon? Ya bulutlardan direkt ışınlamayla veya bulutlardan solumayla veya
toprakta olan radyasyonun serpişmesiyle veya radyoaktif maddelerle kontamine yani bulaşan besinlerin gıdalarla alınması. İşte,
Türkiye’de en çok bu gıdalarla alınması ile bulaşma olduğu söylenmektedir ve
bununla ilgili maalesef çok kötü örnekler de... Hani, çayı içen “İşte, bak, bir
şey olmuyor.” diyen ve işi önemsemeyen, âdeta savsaklayan yetkili kişiler de
olmuştur.
Fakat elde edilen
bilimsel veriler Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun resmî rakamlarına göre şöyle
diyor, aynen okuyorum 7’nci cildinden: “Türkiye’de Çernobil kazası nedeniyle
kazadan en fazla etkilenen Doğu Karadeniz Bölgesi’nde kırsalda yetişkinlerin
yaşam boyu alacakları etkin doz değerinin ortalaması 4,49 milisievert
olarak hesaplanmıştır.” Bu değer tek bir akciğer tomografisinden
alınan dozun yarısı civarındadır. Yani biz Çernobil olayını küçümsemek
taraftarı değiliz ama bilimsel gerçek bu. Hatta ve hatta şunu size
söyleyebilirim, ben bir konuşmamda da söylemiştim: Bir paket sigaradan daha az
tesiri vardır bugünkü insanların üzerinde. Onun için, “Siz mini Çernobilleri
cebinizde gezdirmeyin.” diye vatandaşlarımıza söylediğimiz budur.
Bir diğer önemli
konu, bununla ilgili pek çok üniversitemizde araştırmalar yapılmıştır. Hacettepe Üniversitesi, bölgedeki üniversitemiz olan, eski bir
personeli olarak gurur duyduğum Karadeniz Teknik Üniversitesi, Gazi
Üniversitesi, Ege Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi
hep bu konuyu araştırmışlardı ve nihayet Başkanlığını Rize Milletvekili Mustafa
Parlak Bey’in yapmış olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi Araştırma Komisyonu
zaten 1993’te kurulmuş ve bu konuyu detaylı olarak araştırmıştır.
Bu konuya 2
milletvekilimiz muhalefet şerhi koymuştur. Birisi Mustafa Ünaldı’dır.
Geçtiğimiz dönemde milletvekili arkadaşımızdı Sayın Hocamız. O, içerik olarak
değil de teknik olarak bir, mahiyet olarak ciddi bir eleştirisi olmamış ama
diğer muhalefet şerhini de, bugün Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili olan
Sayın Algan Hacaloğlu
muhalefet şerhini koymuştur. Onun muhalefet şerhinin 7’nci maddesinde diyor ki:
“Ancak tüm bunlara rağmen, Hükûmetin ihmaline rağmen
–ihmali vurguluyor- Çernobil kazasının ülkemizde sağlık riski yaratabilecek bir
radyasyon tehlikesi yarattığını söyleyemeyiz. En azından elde bunu kanıtlayacak
güvenilir tıbbi veriler yoktur.” 8’inci maddede “Aradan çok uzun zaman geçmiş
olduğu için Çernobil olayı nedeniyle yurttaşlarımızın uğramış olabileceği
sağlık riski dışındaki zarar ve mağduriyetleri saptayabilmek mümkün değildir.” Ve nihayet Karadeniz Bölgesi’ne mahsus 2006 yılında yapılan çok
büyük bir araştırmada Rize ve Edirne, en çok radyasyon serpintisini alan bu iki
ilimiz, hiç radyasyona maruz kalmadığı düşünülen Isparta ile karşılaştırılmış
ve 19.211 hane üzerinde yapılan araştırmalarda 73.470 kişi üzerinde çalışma
yapılmış -74 bine yakın- ve burada denilmiş ki: “Bu illerimiz arasında kanser
görülme sıklığı bakımından belirgin bir fark yoktur.” Şimdi, bu kadar
çok çalışma yapılmış. Biz Meclis olarak bunun neyini araştıralım? Araştıralım,
araştırılsın ama bilimsel araştırmaların belki devam etmesi, genetik
çalışmaların devam etmesi doğrudur. Bu çalışılmasın demiyoruz ama bunu, Meclis
olarak araştırmaya... Zaten araştırılmış, her şeyi yapılmış. Ben şunu
söylüyorum, bunun da -altını çizerek- akıllarda tutulması gerektiğine inanıyorum;
Çernobil’in yapmış olduğu sağlık etkilerinin yanında psikolojik etkileri çok çok çok daha fazladır. Psikolojik
olarak Çernobil hâlâ insanları etkilemektedir. Ama her nedense, kalplerinin
üzerine koydukları, ölüm sebeplerinden en birincisi olan, her satılan
müşterisinden yarısını öldüren sigarayı ceplerinde insanlar taşımaya devam
ediyor. Bakınız, hiçbir ürün yoktur ki satın alanı, o iki kişiden birini
öldürsün. Evet, bu böyle. Onun için bu mücadeleye
devam edeceğiz.
Değerli
arkadaşlar, bilinen sebepler içerisinde kalp damar hastalıkları ve kanserler en
çok ölüm sebebi. Bunları da önlemede bilinen birinci sebep, dediğimiz gibi
sigara. Bununla ilgili 22’nci Dönem ve 23’üncü Dönem milletvekillerini, Sayın
Başbakanımızı, Sağlık Bakanımızı başta tabii ki ve değerli bütün grupları
tebrik ediyorum. Biz milletvekilleri olarak, kanserle mücadelede, kanserle
savaşta Meclis olarak üzerimize düşen en büyük görevi yaptık, bundan sonraki
nesillerin kurtulması açısından.
Şimdi, tabii ki KETEM’ler kuruldu, çalışıyor, onlarla ilgili gerekli
bilgileri arkadaşımız verdi. Hastanelerin altyapısı, personelinin artırılması,
elbette bunlar çok önemli şeyler. Özellikle onkoloji uzmanlarını Sayın Serdaroğlu söyledi; on dört-on beş yılda yetişiyor,
doğrudur. Bunu, on dört-on beş yıl önce “hekim sayısı fazla, hekim sayısı
fazla” diyen insanlara sormamız lazım hep birlikte. Bu tedbirler alınmamıştır
ama bugün, sizlerin, bizlerin sayesinde de sağlık politikalarındaki yapılan
gelişmeler ve personel politikaları bu açığı önümüzdeki yıllarda kapatacaktır
inşallah.
Kanser araştırma
kurumu kurulmasını öneriyor Sayın Serdaroğlu
gerekçesinde. Ben gönülden katılıyorum. Bütün bu çalışmaları koordine edecek
kanser araştırma kurumu mutlaka kurulmalıdır. El birliği yapalım, destek
olalım, bunu kuralım.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Gelin yapalım o zaman.
CEVDET ERDÖL
(Devamla) – Kesinlikle yapalım, kesinlikle yapılmalıdır. Bununla ilgili Sağlık
Bakanlığı hukuki düzenleme üzerinde çalışıyor. İnşallah önümüze geldiğinde…
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Hocam, biz de katkı verelim.
CEVDET ERDÖL
(Devamla) – Tabii ki efendim, tabii ki efendim.
Taslak
çalışılıyor. Hep birlikte çalışacağız buna. İnşallah en verimli şekliyle bunu
yapacağız.
Yalnız, Serdaroğlu’nun gerekçesinden bir cümleyi tarihe not
düşülsün diye okuyorum, şunu söylüyor: “Unutulmaması gereken diğer bir nokta
ise, göğüs hastalıkları uzmanlarının akciğer kanseri takip ve tedavisini
üstlenmedikleri, beş altı yıl öncesinde bu hastalara -yani kanser hastalarına-
onkoloji kliniklerinde aylar sonrasına randevu verildiğidir.” Şükürler olsun ki
bunlar beş altı yıl öncesindeki gibi değil. Şu anda daha iyiye gidiyor. Elbette
ki eksikler vardır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Hastaneleri kapattınız Erdöl, göğüs hastalıkları
hastanelerini kapattınız, hepsini kapattınız.
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
CEVDET ERDÖL
(Devamla) – İnşallah bununla ilgili diğer eksiklikler de giderilecektir.
Sayın Reşat Doğru
Milletvekilimizin verdiği önergede de, gerçekten 250 kilometrelik yüksek
gerilim hattının kanser vakalarına etkisini, önemini vurgulamıştır. Bu çok
ciddi olarak araştırılması gereken bir konudur. Ancak, bu, Meclis
araştırmasından ziyade bilimsel olarak öncelikle araştırılması gereken bir konudur.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Toplumsal duyarlılığı…
CEVDET ERDÖL
(Devamla) – Toplumsal duyarlılığı artırıyoruz Sayın Başkanım.
Şimdi, elbette ki
bununla ilgili Sayın Tahsin Yomralıoğlu ve
arkadaşları bir çalışma yapmışlar. Ama bir çalışmaya bakarak karar vermemek
lazım. Bu çok ciddi bir konudur. Bunu diğer bölgelerdeki elektrik gerilim
hatlarıyla kıyaslamak gerekiyor ve ondan sonra, bunu yer altına alırsak bundan
kurtulur muyuz kurtulamaz mıyız gibi risklerini bilim adamlarının araştırması
gerekir. Meclisin araştıracağı bir konunun ötesinde olduğunu düşünüyorum.
ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) – Sayın Erdöl,
Faraday Kafesi’nin neyini araştıracaksınız bilimsel
olarak?
CEVDET ERDÖL
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, bilimsel araştırmalara evet, ulusal kanser
kurumu kurulmasına evet ama…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
CEVDET ERDÖL
(Devamla) – Sayın Başkan, tamamlıyorum müsaade ederseniz.
BAŞKAN – Yani,
hiç yapmıyorum.
CEVDET ERDÖL
(Devamla) – Bitiriyorum efendim.
BAŞKAN – Ama
şimdi, çok uzun sürecek bugün. Onun için, sizinle başlarsak hepsine devam eder,
çok özür dilerim.
CEVDET ERDÖL
(Devamla) – Peki efendim.
Ben bu vesileyle,
hepinizin bu konuda verdiği desteğe teşekkür ediyorum. Bunun bilimsel bir konu
olduğunu ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Erdöl.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkanım, iktidar partisinin sözcüleri bizim vermiş olduğumuz
bu araştırma önergesinin çok doğru ve çok gerekli olduğunu ifade ettiler. Gerçekten,
ülkemizin sağlık alanında en önemli sorunu bugün kansere yakalanma riski ile
kanser hastalarının yaşadığı sorunlardır, dolayısıyla toplum adına burada
siyaset yapan partiler olarak bir toplumsal duyarlılığı temsilen bir komisyon
kurulması, kabul edilen bir gerçektir. Madem böyle bu hadise, Meclis bünyesinde
bir araştırma grubunun kurulmasını ben kabul edecekleri inancındayım
arkadaşlarımın. Bu noktada -Sayın Grup Başkan Vekili, sayın bakanlar burada-
bir araştırma grubu kurulsun, toplum adına…
BAŞKAN –
Anlaşıldı.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) - Bu hastalarımıza ve bu hastalığa karşı yapılan ilmî çalışmaları da
koordine edecek, bir araya getirecek, bunu bir kuruma dönüştürecek bir
çalışmayı yapmamız gerekir. Bu duyarlılığı ben iktidar partisi grubundan da
bekliyorum. Burada çok sayıda araştırma grubu kuruldu, faydalı çalışmalar
yaptı. Bu, bir iktidar-muhalefet çekişmesi olmanın dışına taşınır ve bugün
burada bir araştırma grubunun kurulması kararı çıkar diye ümit ediyorum.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Sayın Elitaş, buyurun.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Şandır’ın önermelerine katılmamak
mümkün değil ama bizim grup önerimizle değerli milletvekillerinin dün kabul
ettiği bu haftanın gündemi var. O gündemi bitirdikten sonra, gelecek haftalarda,
salı günü araştırma önergelerinin görüşülmesi esnasında bu konu görüşülüp
dikkate alınır. Zaten bizim AK PARTİ Grubundan konuşan milletvekili
arkadaşlarımız da bu önergelere itiraz etmediklerini ifade ettiler. Biz, sadece
gündem değiştirmek maksatlı verilmiş bir önergenin gündem değiştirilmemesi
amacıyla aleyhinde olduğumuzu ifade etmek istiyoruz.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Sayın Başkan sadece “Evet”, “Hayır” diyeceğiz.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Yani efendim, şu anda görüşmeler tamamlandı, bir oylama yapılacak.
Bu araştırma grubu kurulsun mu kurulmasın mı, oylama bu.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Hayır, görüşmeler tamamlanmadı. Görüşme yapmak istiyorsunuz,
görüşmeler tamamlanmadı.
ALİ RIZA ALABOYUN
(Aksaray) – Sayın Başkan, kürsüden konuşsunlar da ne dediklerini duyalım!
BAŞKAN – Sizin
duymanız gerekmiyor, ben duyuyorum yetişir. (Gülüşmeler) Şimdi veririm yarım
saat ara, ondan sonra görürsünüz! (AK PARTİ sıralarından “Verin!” sesleri,
gülüşmeler)
Tamam, hay hay, hemen veririm. (AK PARTİ sıralarından “Aman Başkan!”
sesleri) Oturduğunuz yerden konuşmayın.
Evet, Sayın
Şandır.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Dolayısıyla, yani eğer ki, iktidar partisi sözcüleri bu araştırma
konusunun çok değerli ve önemli olduğuna inanıyorlarsa, grup olarak araştırma
grubunun kurulmasına “evet” oyu vermeleri lazım.
BAŞKAN - Evet,
anladım, teşekkür ederim.
Şimdi, Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Karar yeter sayısı…
BAŞKAN - Karar
yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – İşte, yani samimiyet göstergesi…
AHMET YENİ
(Samsun) – Samimiyetimizi ölçme sen şimdi!
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Hayır hayır Sayın Şandır, biz şimdi bunu
kabul ettiğimiz anda gündem değişir.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Önümüzdeki hafta yapalım.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Onu görüşürüz.
BAŞKAN - İki
Kâtip Üye arasında anlaşmazlık olduğu için elektronik cihazla oylama yapacağım.
Üç dakika süre
veriyorum ve başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Öneri reddedilmiştir,
karar yeter sayısı vardır.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi
vardır, okutup oylarınıza sunacağım.
3.- (10/654) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin
ön görüşmelerinin Genel Kurulun 7/4/2010 Çarşamba
günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma
Kurulu’nun, 07.04.2010 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi
parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki
önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına
sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Kemal
Kılıçdaroğlu
İstanbul
Grup
Başkan Vekili
Öneri:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kurulu’nun, 06.04.2010 Salı günlü, 82. Birleşiminde okunan
(10/654) esas numaralı Meclis Araştırma Önergesinin görüşmesinin, Genel
Kurul’un 07.04.2010 Çarşamba günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN -
Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde ilk söz Sinop Milletvekili Sayın
Engin Altay’a aittir.
Buyurun Sayın
Altay. (CHP sıralarından alkışlar)
ENGİN ALTAY
(Sinop) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yaklaşık 1,5 milyon insanımızı
doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen ve maalesef sık sık
çok trajik sonuçlar doğuran çok büyük bir toplumsal sorunumuz var. İktidarı
devraldığınız Türkiye’de sayısı 60 bin olan, bugün itibarıyla 300 bine ulaşan
atama bekleyen öğretmenlerin, onların ailelerinin mağduriyetinden bahsetmek
istiyorum. Bu çerçevede verdiğimiz bir Meclis araştırma önergesinin bugün bu
Parlamentodan kabul görerek bu toplumsal trajik sorunun çözümüne katkı
sağlayacağınıza da gerçekten yürekten inanıyorum. Ve yüce Meclisin sayın
üyelerine, milletin yetkisini burada kullanan siz saygıdeğer milletvekillerine,
bugün bu trajik duruma bir son vermeniz için bir öğretmen olarak, geçmişte de
beş yıl işsiz kalmış, atama beklemiş bir öğretmen olarak yüce heyetinize
yalvarıyorum. Gelin, bu trajik sorunu bugün burada el birliği içinde çözelim
sayın milletvekilleri.
Sayın milletvekilleri,
tablo şudur: Eğitimdeki tablo, maalesef biraz önce konuşan iktidar partisi
sözcüsünün söylediğinin tam tersidir. Bugün itibarıyla Türkiye'nin 9.439
yerleşim biriminde okul yoktur. 667 bin öğrencimizi -ki bunların içinde altı
yaşında çocuklar da var- her gün taşıyoruz. Öğretmen başına İspanya’da 14,
Yunanistan’da 10, Portekiz’de 12 öğrenci düşerken Türkiye’de öğretmen başına 34
gibi çok büyük bir rakamda öğrenci düşüyor.
Sayın
milletvekilleri, bugün okul öncesinde 8.588 kurumda, ilköğretimde 7.540 kurumda,
ortaöğretimde 962 kurumda ikili öğretim yapan bir millî eğitim sistemiyle karşı
karşıyayız ve daha vahimi, 11.349 okulumuzda bugün, birleştirilmiş sınıflı
ilköğretim okullarında eğitim öğretim yapılıyor. Meslek liselerinin,
imam-hatipler hariç, derslik başına düşen öğrenci sayısı 40,5’tir.
Sayın
milletvekilleri, şimdi, Şubat 2010’da yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı İç
Denetim Raporu’nda sistemde olması gereken öğretmen miktarı 717.824’tür, mevcut
584.507’dir. Millî Eğitim Bakanlığının kendi İç Denetim Raporu 133.317 öğretmen
açığını işaret ediyor ama gelin görün ki 2009 Kamu Personeli Seçme Sınavı
öğretmenlik sınavında 243 bin öğretmen adayı, eğitim fakültesi mezunu genç
arkadaşım, meslektaşım sınava giriyor ve bu sistem bunlardan sadece 30.564’ünü sisteme
dâhil ediyor. 213 bin öğretmeni kapı dışarı bırakan bir sistemle karşı
karşıyayız. Tabii ki bu sınava girenler içinde, sistem içinde sözleşmeli ve
vekil öğretmenler de var.
Sayın
milletvekilleri, aslında söze gerek yok. Şu tabloda gördüğünüz, şu grafikte
gördüğünüz mavi sütunlar Hükûmetinizin ve millî
eğitim politikanızın iflas çubuklarıdır ve bakın, burada mavi sütunlarda,
sınava giren öğretmen adaylarının oranına ve şu kırmızı, sisteme giren,
öğretmenliğe alınan öğretmenlerin oranına. Bunu hiçbir milletvekilinin vicdanen
kabul edeceğine ben inanmıyorum. Çok basit bir örnek vermek istiyorum: Sınıf
öğretmenliğinde, 30.395 kişi sınava girmiş, 4.500 kişi öğretmen olarak alınmış;
fizikte, 7.098 kişi girmiş, 152 kişi alınmış. Sınava girenlerden yüzde 2,1’i
öğretmen olarak alınmış.
Sayın
milletvekilleri, bu tablo kabul edilemez. Bu manzarayı, bu 300 bin insanın
trajik durumunu bu Parlamento daha fazla seyredemez.
Şimdi, sayın
milletvekilleri, sistem dışında 200 bine yakın öğretmenimiz var. 73 bin
sözleşmeli, 55 bin de ücretli öğretmenimiz var. Sistem, okulları fiilen devre
dışı bırakmıştır. Pazar günü üniversite sınavı var, liselerdeki öğrencilerin
kırk beş gündür okula gitmediğini biliyor musunuz? Biliyorsunuz. Sistem bunlara
diyor ki, millî eğitim bunlara diyor ki: “Biz sana dört yılda veremedik, biz
seni dört yılda üniversiteye hazırlayamadık, sen git kırk beş günde hazırlan.”
diyor. Böyle bir çarpık manzara içindeyiz. Öte yandan, ilköğretimde, 6, 7,
8’de, dershanelere gitmekten okullar şu anda boş. Daha vahimi var, eğitim
fakülteleri son sınıf öğrencileri de KPSS sınavlarına hazırlandıkları için
okula gitmiyor. İlköğretim boş, ortaöğretim boş, eğitim fakülteleri boş.
Şimdi, gelelim
Başbakana ve Başbakanın bu konudaki yaklaşımına. Tarih: 2002 Mayıs. Yer: İzmit
Merkez Mitingi. “Şu sisteme bakın hele, ülkede 72 bin öğretmen açığı var, sen
sınavla öğretmen seçiyorsun. Hangi akla hizmet ediyorsun? Bırak da
öğretmenlerimiz okul seçsin, göreve başlasınlar, önüne niye engel koyuyorsun?”
diyor. “Ama, inşallah, biz hükûmetimizi
kurduğumuzda, bütün öğretmenlerimizi göreve başlatacağız ve öncelikli olarak
eğitim sorununu çözeceğiz.” Recep Tayyip Erdoğan.
Yer: Gaziantep.
Tarih: Haziran 2000. “Yahu -bu ‘yahu’yu çok kullanır-
bir sürü bölüm öğretmeniniz boşta geziyor. Resim öğretmeni matematiğe, müzik
öğretmeni beden dersine giriyor. Niye? Öğretmen ihtiyacı var. Ama bakın ki işe
bunlar bir de sınavla öğretmen alıyor. O zaman niye okutuyorsun bu öğrencileri?
Yazık değil mi? ‘Öğretmen almıyorum.’ de, bu evlatlarım boşuna okumasın. Biz
iktidar olunca inşallah boşta öğretmen adayı olmayacak.” Recep
Tayyip Erdoğan.
Recep Tayyip
Erdoğan iktidar değil mi? Ya da iktidar da, iktidarsız mı?
ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) – Sekiz yıldır.
BEYTULLAH ASİL
(Eskişehir) – Hangi sözünü tuttu ki bunu tutacak?
ENGİN ALTAY
(Devamla) – Tarih: 2002. Yer: Samsun Mitingi. “Buradan sözüm -söz veriyor, sözü
er kişi verir, sözünde er kişi durur- tüm genç öğretmen adaylarına. Siz merak
etmeyin, biz geldiğimizde, üniversiteyi bitirdiğinizde ‘Ne yapacağım sınavı, ya
kazanamazsam?’ korkun olmayacak çünkü öğretmen sınavı olmayacak.” Recep Tayyip Erdoğan.
Daha böyle çok
var. Ama Sayın Başbakana buradan sesleniyorum: Sen bu vaatleri millete verdin,
bu sözleri millete verdin. Sen bu Türkiye’yi devraldığında -bir tane bakan var
orada- 60 bin işsiz öğretmeni vardı bu ülkenin, şimdi 300 bin.
Sayın
milletvekilleri, şimdi bu olay trajik bir duruma dönüştü. Vicdanlarınıza
seslenmek istiyorum. Bakın, bir haber: “KPSS’de yine
intihar geldi. Bursa’da geçtiğimiz yılki KPSS sınavında başarılı olamayan ve
vekil öğretmenlik yapan Fikret Ercan girdiği bunalım sonucu kendini asarak
intihar etti. KPSS’yi kazanamayan öğretmen ‘Artık
yoruldum, çalışıyorum ama olmuyor.’” Bu hoş bir şey mi?
HÜSEYİN
DEVECİOĞLU (Kilis) – Sayın Altay…
ENGİN ALTAY
(Devamla) – Böyle bir şeye bir de orada laf atıyorsun! Utanmıyorsun!
Şimdi, başka bir
trajik vaka: “Merhabalar. Ben Emre Yılmaz. Müzik öğretmeniyim ve dört yıldır
atamam yapılmadı. Ücretli olarak da çalıştırmıyorlar. Bu yüzden böbreğimin
tekini satmaya karar verdim. İlgilenen -falan mail adresiyle- bana ulaşsın.”
diyor.
Sayın
milletvekilleri, burada siyaset yapmıyoruz. Bu tabloyu vicdanınıza sunuyorum.
Daha vahim bir
manzara: Ataması Yapılmayan Öğretmenler Platformu Başkanı, AYÖP kurucularından
Şafak Bay -öğretmen adayı- beş yıldır atama bekliyor, beş yıldır kemik
kanseriyle savaşıyor, beş yıldır… Hepimizin çoluk çocuğu var sayın
milletvekilleri. Günah değil mi bu çocuğa? Böyle adalet olur mu? Böyle devlet
olur mu? Bu çocuğa sahip çıkmayacağız da bu Meclis, bu devlet, bu Hükûmet, kime sahip çıkacağız? Lütfen, vicdanınıza
sesleniyorum. Hepimiz okullardan geldik, hepimiz çocuk okutuyoruz. Birisi
kanserle savaşır, birisi intihar eder, birisi böbreğini satışa çıkarır, daha
değişik trajik, ailevi vakalar var. Bu manzaraya…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
ENGİN ALTAY
(Devamla) – Lütfen, ben hepinizden… Bir mesai arkadaşı olarak, bir meslektaş
olarak, milletin vekilleri olarak bu tabloya bu Parlamentonun daha fazla
seyirci kalması benim kabul edebileceğim bir şey değildir. Eminim ve inanıyorum
ki siz de bu vahim manzaraya, bu trajik duruma daha fazla seyirci
kalmayacaksınız.
Şunu söylemek
istemiyorum… Buna da seyirci kalırsanız şunu da artık söyleyeceğim: Partinizin
boyası döküldü, Başbakanınızın cilası döküldü, üstünüzdeki pulları da millet
silkeler!
Yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Altay.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu önerisinin aleyhinde, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu tarafından verilen öneriyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Aslında bu “lehinde” ve “aleyhinde” kelimesi biraz yanlış bir
ifade. Bence “üzerinde” diye bir ifade
kullanmak lazım çünkü bir önerge, işte “aleyhinde” denilince biraz ters
anlaşılıyor. Geçenlerde ben, Barış ve Demokrasi Partisinin sırf konuşmak için
önergesinin aleyhine bir söz almıştım, önerge de aslında aleyhine söz alınacak
bir önerge değildi ama gittim baktım vatandaşlar bana diyorlar “Yahu, sen nasıl
o önerge aleyhinde söz aldın?” Yani böyle ilk görüntü maalesef şey değil.
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Konuşmak mecburiyetinde değilsin ki.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Vatandaşlar tabii olayın inceliklerini bilmediği için, “Yahu,
hakikaten niye yani bunun aleyhinde?” diye… Bu, bence, işte vatandaşlar konuyu
yakından takip etmedikleri için yanlış anlıyorlar.
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Onlar çok iyi anlıyorlar.
OSMAN ÖZÇELİK
(Siirt) – Aleyhimizde konuşursan Tunceli’ye sokmazlar seni(!)
KAMER GENÇ
(Devamla) – Şimdi, değerli milletvekilleri, tabii, AKP’nin iktidara gelmesiyle
beraber devlet tefessüh etti, devletin organları işlemiyor. İşte, millî eğitim
neye bağlandı? Otomatik pilot… Şimdi bir Millî Eğitim Bakanı değişmesi oldu, o
giden Millî Eğitim Bakanı dedi ki: “Otomatik pilota bağladık, gidiyor.” Bu
otomatik pilot bakalım Türkiye’yi, eğitimi nereye getirecek, göreceğiz;
felakete mi götürecek, devirecek mi uçağı onu da göreceğiz.
Gerçekten,
AKP’yle beraber ciddi bir eğitim erozyonu başladı. Âdeta eğitim, ortaöğretimde,
lisede ve fakültelerde, medrese öğretimine çevrildi. İşte bir YÖK Başkanı,
böyle nereden bulunduysa getirdiler YÖK’ün başına atadılar ve Türkiye’deki
belki yükseköğretim kurumları içinde bin tane profesör varsa, son sırada dahi o
makama gelecek bir durumu yok, ne bilgisiyle ne becerisiyle ne kültürüyle.
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Sende onu ölçecek kapasite var mı?
KAMER GENÇ
(Devamla) – Ama hedef millî eğitimi yok etmek olduğuna göre onu yok etmek için
ne yapacaksınız? En kalitesiz kişileri getirip oraya koyacaksınız.
Ben kendi ilimden
biraz bahsedeyim: Benim ilim, eskiden özellikle Tunceli ili çok zeki, çalışkan,
eğitimi seven, okumayı seven çok kaliteli bir bölge, il. Geçmişte hep
üniversitelerde, her yerde girilen imtihanları birincilikle kazanıyordu,
kadın-erkek ayrımı yapılmadan kızlarımız okullara severek gidiyorlardı.
Gençlerimiz zeki fakat tabii bu bazı çevreleri rahatsız etti ve bu rahatsız
etme sonucunda eskiden Türkiye’de yirminci sırada yer alan Tunceli’deki eğitim
seviyesi, işte yetmiş bir, yetmiş ikiye gitti. Çünkü,
sebebi, doğru dürüst oraya bürokrat atanmıyor, Tunceli’de yerli öğretmenlerin
hakkı verilmiyor, illa yöneticiler dışarıdan getiriliyor. Dışarıdan getirilen
yöneticiler de maalesef bu eğitimin sağlıklı oluşumuna, sağlıklı bir eğitimin
gelişmesine katkı sağlamıyor. İşte okullarımız, birçok köy okullarımız kapalı.
Bölge yatılı okullarda sağlıklı bir eğitim yapılmıyor. İşte genç yaşta, altı
yedi yaşında çocuğu alıp da anasından babasından ayırıp on beş gün bölge yatılı
okullarda okutmak da bence çok hatalı bir eğitim sistemi.
Dolayısıyla
eğitim sorunu çok ciddi bir sorun. Bu, devletin temel bir sorunu bana göre. Öğretmenlerin maalesef maaşları çok düşük. Çok çeşitli
kademede öğretmen var. Hâlbuki öğretmen öğretmendir. İlkokul öğretmenine belli
bir maaş vereceksin, ortaokul ve liseye ve bir de kıdemlerini hesaba katarak
böyle bir sistem uygulamak gerekirken bir bakıyorsunuz bilmem 4/C imiş, 4/B
imiş veya sözleşmeliymiş, yok çakılı öğretmenmiş derken ve böylece çok tuhaf
bir uygulamaya geçildi. Ayrıca da eş durumundan dolayı birçok öğretmen maalesef
kendi ailesinden uzakta kalmak zorunda kalıyor. İşte bunları
tabii araştırmak lazım.
Eğitimin sorununu
çözmeyen bir toplumda, o toplumda sağlıklı bir sonuca ulaşmak mümkün müdür?
Eğitimi sağlıklı bir eğitime kavuşmuş bir toplum, bana göre, en rahat içinde
olan, en hayatı rahatlıkla geçirebilen bir toplumdur. Ama AKP, tabii bunlarla
hiç ilgilenmiyor, işte “Acaba ben bu devleti nasıl da kendi kafamdaki tahayyül
ettiğim veyahut da öteden beri propagandasını yaptığım bir rejime
kavuşturacağım?” O rejim de belli işte. Geçmişte bazı AKP’li, eskiden tabii
Saadet Partisi, Fazilet Partisindeki milletvekilleriyle görüşüyorduk. Diyorduk
“Ya, biz Müslüman değil miyiz?” “Kardeşim, Kur’an’a
göre yönetilelim.” diyorlar, dolayısıyla anayasaya ve hukuka ihtiyaç yok.
Şimdi, burada,
AKP zamanında işletilmeyen en önemli organlardan birisi de yargı görevidir
arkadaşlar. Şimdi, düşünebiliyor musunuz, bir memlekette on binlerce, yüz
binlerce dava karar bekliyor ama Adalet Bakanı Müsteşarı ile Adalet Bakanı
Hâkimler ve Savcılar Kurulunu işletemiyor. Niye işletemiyor? Çünkü onların
kafasına göre belirlenmiş bazı hâkim ve savcılar var, bunları -kendi
istedikleri- atamak istiyorlar, atamadıkları için de, onların dedikleri ille
olsun diye yargıyı etkisiz hâle getiriyorlar. Geçmişte, sizden önceki bazı
bakanları ben biliyordum. İşte, Hâkimler ve Savcılar Kurulunu bir Kıbrıs’ta
topluyorlardı, bir Antalya’da topluyorlardı, böyle anlaşıyorlardı, pek de
aralarında bir ihtilaf da yoktu. Ama nedense, demek ki siz… Son Hâkimler ve
Savcılar Kuruluna gelen arkadaşlarımız çok objektif ve iktidarın da emrine
girmediği için ve böyle kişisel menfaatlere de tenezzül etmedikleri için
maalesef böyle bir sıkıntıya giriyorlar. Bence, bu Adalet Bakanının en kısa
zamanda görevden alınması lazım çünkü adaleti işlemez hâle koyan kişinin
başında bu kişi geliyor.
Hele, geçen,
sizin -dün de burada ifade etmiştim- Sanayi Bakanınız diyor ki: “Çetenin
maalesef nöbetçi hâkimi ve savcısı var.” Yani bu Bakana göre… Yani Bakan demek
de bana göre çok yersiz bir paye vermektir buna. Bir hâkim eğer objektif bir
karar veriyorsa çetenin hâkimi oluyor. Böyle bir, bakanlık sıfatı altında görev
yapan bir kişinin böyle bir pot kırması veyahut da böyle, hâkim ve savcılara
hakaret etmesi bence affedilmez. Çağdaş medeniyetlerde, sorumluluk duygusu
gelişmiş memleketlerde bu kesinlikle affedilecek bir suç değil.
Tabii, Tayyip
Bey… Kendisinin nere mezunu olduğunu da ben de hâlâ bilmiyorum. Kendisine bir
soru önergesi verdim: Ya, sen nereyi bitirdin? Hele bu diplomanın tarihini,
numarasını ver. Ne zaman okula gittin, ne zaman çıktın, belli değil. Tutuyor,
Yargıtay Başkanıyla, Danıştay Başkanıyla hukuk tartışmasını yapıyor.
Arkadaşlar,
herkes kendi seviyesini bilmeli. Daha senin hukukla ne ilgin var? Sen hangi
hukuk tahsilini yaptın da… Efendim, diyor ki: “Cüppeni çıkar gel.” Yahu, yani
“Cüppeni çıkar gel…” Yargıtay Başkanı, Danıştay Başkanı, bunun görevi kendi
meslek grubuna göre kendi mesleğini korumak, onun haysiyetini korumak, sağlıklı
bir adalet işleyişini sağlamak için oraya gelmiştir. Sen gelmişsin devleti
maalesef çıkmaz hâle getirmişsin, devletin bütün kaynaklarını yok etmişsin,
bütün KİT’leri kendi yandaşlarına satmışsın, ortada, işte İstanbul
Belediyesinde yapılan soygunlar ortada, suistimaller
ortada. Bir korku imparatorluğu yaratmak suretiyle Türkiye’de herkesi tehdit
ederek siyasi bir iktidar oluşturmaya çalışıyorsun, bunun karşısında da yargı
pekâlâ diyor ki: “Kardeşim, sizin bu yaptığınız şeyler hukuka aykırı,
Anayasa’ya aykırı. Benim görevimi yapamaz duruma sokuyor.” Bir yargı mensubunun
yargıya yapılan bir saldırıya karşı kendi kendisini savunmasından daha doğal ne
olabilir? Bununla çıkıp “Cübbeni çıkar gel.” demek kadar seviye itibarıyla
düşük bir ifade olur mu? Hayatın gerçeklerinden mahrum bir ifade tarzı olabilir
mi? Yani yargı demiyor ki: “Ben seninle politika yapacağım. Ben politikayı
konuşacağım.” Yargıtay Başkanı diyor ki: “Biz vicdanımızın emrettiği doğruları
söyleyeceğiz.” Tayyip ne diyor? “Yok, vicdanının söylediği doğruları
söyleyemezsin.” Yahu, hangi kişi bu lafı edebilir arkadaşlar? Hangi kişi laf edebilir?
Yani bir Yargıtay Başkanı diyor ki: “Biz bundan sonra vicdanımızın gerektirdiği
doğruları söyleyeceğiz.” Tayyip Bey diyor ki: “Yok, söyleyemezsin.” Ya ne
söyleyecek Tayyip Bey? Senin kafana göre mi konuşacak?
ABDURRAHMAN
DODURGALI (Sinop) – Hukuka göre konuşacak!
KAMER GENÇ
(Devamla) – Böyle bir laf olmaz arkadaşlar.
Bu nitelikteki
kişilerin Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetmesi Türkiye için büyük bir
talihsizlik, büyük bir zaaf.
Bir bakıyorsunuz…
Yahu, sen şimdi Amerika’nın dostu musun, düşmanı mısın? Yahu, bir insanda bir
istikrar olur, ya bir devlete karşı düşman olursun ya dost olursun.
ABDURRAHMAN
DODURGALI (Sinop) – Çarpıtma!
KAMER GENÇ
(Devamla) – Bir bakıyorsun, böyle, numaradan Amerika’ya karşı bir cephe almış
gibi oluyor, İsrail’e karşı bir cephe almış gibi görünüyor, arkasından da bir
bakıyorsun yelkenleri indirmiş, tıpış tıpış oraya
gidiyor. Böyle bir şey olur mu arkadaşlar yahu? Bir devletin bir haysiyeti var.
Bu devleti yöneten insanlarda bir haysiyet olması lazım.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
ÜNAL KACIR
(İstanbul) - Aklının ermediği şeylere karışma.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Yahu, akıl bende var, benim aklımı kullansaydınız, benim o aklımla
bu Türkiye’yi siz çok iyi yere getirecektiniz.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, lütfen konuşmacıyı uyarınız. Bakınız, Hükûmet hakkında, Hükûmet üyeleri
hakkında haysiyetsizce sözler kullanıyor. Lütfen uyarınız. Biraz önce bir
milletvekiliyle ilgili, gündeme gelmesini davet ettiniz ama şu anda hiç alakası
olmadan Hükûmeti, Sayın Başbakanı haysiyetsizlikle
itham ediyor. Lütfen sözlerini geri almasını söyleyin.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Şimdi, sen otur Mustafa Bey, otur, otur! Otur, şimdi, Kayseri’yle
ilgili şeyleri dile getirmediğime şey etme. Bakın, o Kayseri Belediyesine
verilen, o Sümerbank arsalarıyla ilgili bir şeyler söylersem çok utanırsın.
Otur bakalım yerine.
BAŞKAN – Sayın
Genç…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Lütfen sözlerini geri almasını söyleyiniz.
BAŞKAN – Sayın Genç…
KAMER GENÇ
(Devamla) – Sayın Başkan, efendim, bakın zamanımızı şey ediyor.
BAŞKAN – Genel
Kurula hitap edin.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) - Sayın Başkan, sözünü geri alsın.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Efendim, bu Grup Başkanı…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) - “Bu memleketi idare edenlerde haysiyet olması gerekir.” dedi.
Haysiyetli konuşsun. Lütfen sözünü geri alsın.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Efendim, bakın, konuşulan lafları anlayacaksınız.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Lütfen sözünü geri alsın Sayın Başkan.
KAMER GENÇ (Devamla)
- İnsanlar kendi seviyesini bilmezlerse, yönettikleri devletin seviyesine uygun
hareket etmezlerse, onun konuşma seviyesinin gerektirdikleri nitelikler
kendisine izafe edilir. Bunu herkes biliyor ama siz çok…
LÜTFİ ÇIRAKOĞLU
(Rize) – Sayın Başbakana hakaret ediyor.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Seviyesiz!
KAMER GENÇ
(Devamla) - Ben diyorum ki, yani ne yüksekokul okuduğu bile belli olmayan bir
kişi çıkıp da Yargıtay Başkanıyla, ben seninle hukuk tartışmasını yapmak kadar
doğru olmayan bir şey var mıdır?
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Grup önerisiyle ne alakası var Başkanım?
KAMER GENÇ
(Devamla) - Benim söylemek istediğim bu.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Ne söylediğin belirsiz.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Genç.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Sayın Başkan, ama benim sözümü bırakmadılar…
BAŞKAN – Bakın,
bir dakika da ek süre verdim. Lütfen…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, konuşmacı, Grup Başkanımıza, Hükûmet
Başkanımıza, Genel Başkanımıza hakaret etmiştir. O konuda söz almak istiyorum.
BAŞKAN – Buyurun.
Üç dakika süre
veriyorum.
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın,
Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, AK PARTİ Grubu Başkanına sataşması
nedeniyle konuşması
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Aslında her söze
cevap vermek, iktidar partisinin söylediği söylemlerle ilgili muhalefetin
eleştirilerini, konularını değerlendirmesi kadar olağan bir şey olmaz. Biz
burada doğru söyleyebiliriz, eksik söyleyebiliriz. Söylediklerimiz siyasi
hareketimiz. Yaptığımız işin doğru olduğu inancıyla yaptığımız işlemin inanç
çerçevesinde önünde, arkasında dururuz. Muhalefet partileri de bunu
eleştirebilirler, yıpratmak adına eleştirebilirler, düzeltmek adına
eleştirebilirler. Bunlara cevap vermek, seçildiğimiz millet adına bunların
karşılığını “Yok, sizin söylediğiniz değil, bizim söylediğimiz...” diye ifade
etmek, bizim için bir onurdur, şereftir çünkü milletin seçtiği temsilcilerin
burada konuşmaları hep milletin lehine, menfaatinedir diye düşünüyoruz.
En çok
sıkıldığım, en çok haz duymadığım, birine cevap verirken, buraya gelip konuşan
milletvekili adına cevap vermek kadar, inanın üzüldüğümü hayatımda hiç
hissetmedim.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Pek üzülmüyorsun da…
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Her sözün cevabı verilebilir, her sözün
muhakkak bir değeri vardır ama inanın iki buçuk yıldır burada milletvekilliği
yapan kişinin yaptığı hakaretler, ağzı dolu pisliklerle yaptığı işi ifade etmek
ve onun seviyesinde bulunabilip onu benimle ilgili bir cevap verme mahiyetine
gelmek kadar sıkıntı içerisinde bulunduğum durumu hissetmiyorum, yaşamıyorum.
Siz, nasıl
Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanını… 60 hükûmet
gelmiş, 60 tane başbakan gelmiş. Hepsi de haysiyetli, şerefli ve onurludur,
hiçbirinin haysiyeti ve şerefi seninle kantara konulacak kadar değildir! (AK
PARTİ sıralarından alkışlar) Bir Başbakana bu şekilde, Hükûmetin
üyelerine bu şekilde ağza alınmayacak ifadeleri kullanmak milletvekilliğine
yakışmaz.
Öncelikle sen
saman duvarlarıyla yapmaya çalıştığın, Aksaray’da kurmaya çalıştığın,
Tunceli’deki insanlara ekmek, aş vermek için gayret göstermek yerine, orada,
Aksaray’da kuracağın fabrikayı git Tunceli’de kur. O parayı nasıl aldığınla
ilgili hâlâ belge de yok. Alman ortaklardan hissenin sana bedelsiz olarak
devredildiğini ifade ediyorsun ama arkasından hâlâ kalkıp “aç açıkta olan,
işsiz olan Tunceli halkının meseleleri” diye söylüyorsun. Şu günlerde senin
şirketinin genel kurulunun yapılması gerekir. O şirkette Yönetim Kurulu Başkan
Yardımcısısın. Yüzde 5 hisseyle kim kime Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı
verir? Muhakkak senin nüfuzunu kullanarak, senin imtiyazını kullanarak birileri
senin üzerinden tüfek atmak istiyor olabilirler.
Onun için, önce
kendini bir temizle. Analarının ak sütü gibi milletin helal oylarıyla seçilmiş
iktidar partisinin milletvekillerini burada lekelemeye kalkmak hiç kimseye
yakışık almaz ama eleştiri mübahtır, her türlü
eleştiriyi yapabiliriz, ağır olabilir, hakaret yakışmaz.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Elitaş.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, beni itham etti, yani fabrika ortaklığında menfaat
sağladığımı, ayrıca “Ağzı pislik kokuyor.” falan dedi. Bu konuda sataşma…
BAŞKAN – “Ağzı
pislik kokuyor.” demedi.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Öyle dedi efendim.
BAŞKAN – Hayır,
hayır, öyle demedi.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Öyle dedi efendim.
BAŞKAN – “Pislik
kokuyor.” demedi; “Ağzından pislik akıyor.” dedi; ben öyle duydum. (Gülüşmeler)
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan doğrusunu duymuş.
BAŞKAN – Ben öyle
duydum. Öyle mi dediniz?
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Doğru söylüyorsunuz Sayın Başkan, tutanaklara bakın.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Yani, tutanağa da bakacağız efendim. Müsaade ederseniz ben de cevap
vermek istiyorum.
LÜTFİ ÇIRAKOĞLU
(Rize) – Ne müsaadesi ya, geç yerine otur!
BAŞKAN –
Yapmayın!
Buyurun, üç
dakika süre veriyorum, bu sürede tamamlayın.
2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, bu Mustafa Bey’i ben
iyi tanırım. Kayserili olduğunu da iyi biliyorum. Benim Kayserililere çok
saygım var ama nasıl bir Kayserili böyle çıkmış, göndermiş buraya, ben onu
araştıracağım.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Daha araştırmadın mı hâlâ? Her çıktığında “araştıracağım” diyorsun.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Şimdi, değerli milletvekilleri, evvela bu fabrika meselesini
konuşayım.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – 700 milyar lira borcun var.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Şimdi, ben, bir arkadaşımız… Yani, bu arkadaşlarımız, bazıları
“Niye samandan tuğla yapıyorsunuz?” diye hayıflanıyorlar. Yani, niye
hayıflanıyorlar?
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Hayıflanmıyoruz, Tunceli’ye yap, Tunceli’ye.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Bizim kışlık yiyeceğimiz diyorlar. Tamam, samanın bir kısmını tuğla
yapacağız ama kışlık yiyeceklerinizi biraz bırakacağız, onu merak etmeyin.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan!..
Önce sen bir
atıştır!
KAMER GENÇ
(Devamla) – Ya, Mustafa Bey, onu hiç şey etme. Yani, bir kısım samanı kışlık
yiyeceğiniz olarak bırakacağız.
Şimdi, bir
arkadaşımızla bir şirket…
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Sen yarısını yiyip yarısını tuğla mı yapıyorsun?
KAMER GENÇ
(Devamla) – Yabancı ortakla bir şirket kurulmuş, ben yüzde 5 hissesini almışım.
12 milyar liraya ben yüzde 5 hissesini almışım. Bir fabrika kuracaktık fakat
fabrika olmadı. Yani, ben sonradan ortak oldum, bedavaya da girmedim. İddianı
ispat etmezsen müfterisin! Ben oraya cebimden para verdim, biz başladık
inşaata. Olmadı, fazladan da 30 milyar lira para verdim, şimdi fabrika iflas
etti. Onu da söyleyeyim size. Olmadı. Yani, ondan sonra… Kayıtlar oradadır…
ÜNAL KAÇIR
(İstanbul) – Bir de ülkeyi sen yönetsen nasıl olur!
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – 700 milyar lira borç var.
KAMER GENÇ
(Devamla) – …ama yabancı hissedar olduğu için onun da yönetim kuruluna girmesi
mümkün değildi.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – 1 trilyon borç takmışsın, 1 trilyon.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Beni rica etti, yönetim kuruluna girdim. Bunda anormal ne var
arkadaşlar?
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – 1 trilyon borç takmışsın.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Siz her gün devletten o kadar soyguna dayalı ihaleler alıyorsunuz
ki, ben gitmişim bir fabrikaya ortak olmuşum, cebimden para ödemişim.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Müteahhit firmayı batırıyormuşsun, müteahhit
firmayı.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Fabrika da… Yani, devletten bir kuruş para almamışım. Alsam da
kredi almak herkesin hakkıdır.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Devletten bedava arsa almışsın.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Dolayısıyla bunu…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Devletten bedava arsa almışsın.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Yani bak, olayı başka yere çevirme. Bak sen iktidarsın, bütün
inceleme…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Tunceli’de de bedava arsa var, niye gittin oraya?
KAMER GENÇ
(Devamla) – Benim…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Tunceli’deki bedava arsaya niye gitmedin?
KAMER GENÇ
(Devamla) – Sonra, bu fabrikanın, saman o bölgede olduğu için orada yapılmasına
karar vermiş. Daha fabrika da yapılsa keşke…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Tunceli’de de bedava arsa vardı, oraya niye gitmedin?
KAMER GENÇ
(Devamla) – Şimdi, seni ilgilendirmez o Mustafa Bey.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri)- Tunceli’de bedava arsa vardı.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Efendim?
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Tunceli’de de bedava arsa vardı, niye gitmedin oraya?
KAMER GENÇ
(Devamla) – Ne davası yahu?
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – O arsa bedava değil mi, Aksaray’daki arsa?
KAMER GENÇ
(Devamla) – Efendim, varsa…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Arsa bedava değil mi?
KAMER GENÇ
(Devamla) – Efendim, teşvik…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Arsa bedava değil mi, arsa?
KAMER GENÇ
(Devamla) – Ben, bak…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Arsa bedava mı değil mi?
KAMER GENÇ
(Devamla) – Şimdi, bak…
Sayın Başkan,
devamlı müdahale ediyor ama.
BAŞKAN –
Karşılıklı konuşuyorsunuz ama Sayın Genç.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Arsa bedava mı? Cevap ver.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, burada bir suistimal
varsa suistimalin üzerine gitmeyen şerefsiz,
namussuzdur!
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Bursa’daki arsalar, araziler ne oldu?
KAMER GENÇ
(Devamla) – İktidar sizin elinizdedir, git hesapları incele ama bu devletin
malını talan eden de şerefsiz oğlu şerefsizdir!
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) - Bursa’daki araziler, lokanta ne oluyor?
KAMER GENÇ
(Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, ayrıca da bakın, bu Mustafa Elitaş çıkıyor, burada ağır konuşuyor. Kendisinin burada
kullandığı ifadeden dolayı kendisini mahkemeye vereceğim. O lafları…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Ver, ver.
KAMER GENÇ (Devamla)
– Hem burada diyorlar ki “Düzgün konuşun.” hem de üzerime geliyor, yani şurada
en seviyesiz adamın ağzına almayacağı küfürleri, hakaretleri yapıyor. Ben şimdi
bunun seviyesine nasıl ineyim arkadaşlar? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ TEMÜR
(Giresun) – Onu sen yaparsın.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sana seviyeli demek seviyeye hakaret olur.
KAMER GENÇ
(Devamla) – İşte, bu kadar seviyen, sana cevap vermeyeceğim.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sana bir seviye atfetmek seviyeye hakaret olur.
BAŞKAN –
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 16.14
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 16.27
BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Bayram ÖZÇELİK
(Burdur)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
VII.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti
Grubu Önerileri (Devam)
3.- (10/654) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin
ön görüşmelerinin Genel Kurulun 7/4/2010 Çarşamba
günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN –
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam
edeceğiz.
Şimdi, öneri
üzerinde söz sırası, lehinde olmak üzere Eskişehir Milletvekili Sayın Beytullah Asil’de.
Buyurun Sayın
Asil. (MHP sıralarından alkışlar)
BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; eğitim fakültesini bitirerek Millî Eğitim Bakanlığından
hakları olan atamayı bekleyerek ömür tüketen gençlerimizin içinde bulunduğu
olumsuz sosyal, psikolojik ve ekonomik koşulların, eğitim sisteminin öğretmen
gereksiniminin, YÖK’ün insan gücü planlamasının irdelenmesi ve acilen bu sosyal
vakaya çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş
olduğu grup önerisinin lehinde görüşlerimizi ifade etmek için söz aldım. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, bu konunun birinci öncelikli ayağı istihdam. Ülkemizin de en
önemli meselelerinden birisi istihdam meselesi. Değerli arkadaşlarım, gençliğe
istihdam yaratılması kalkınma ve ekonomik istikrar açısından son derece
gerekli. Geçenlerde bir konuşmamda da ifade ettim, bu konuyla örtüştüğü için
tekrar etmek istiyorum, bir lise mezunu bayanın mektubundan bir alıntı. Şöyle
diyor: “On altı yıl okuyor, birçok aşamadan geçiyorlar ama onlar bile iş
bulamıyor. Artık bu gençler nasıl düşünsün? Bir insanın mantıklı ve doğru
dürüst düşünebilmesi için koşulların iyi olması lazım. İnsanların kendi
sorunlarını düşünmekten ülkeyi kalkındırmak için proje ve fikirler üretmeye
vakti kalmıyor.”
Değerli
arkadaşlarım, insanın ülkesini kalkındırmak için proje ve fikirler üretebilmesi
için önce bir işinin olması lazım. Biz eğitim sistemi içerisinde YÖK’ün insan
gücünü, eğitim-öğretimdeki ihtiyacı planlayamamasından, eksik planlamasından,
yanlış planlamasından kaynaklanan bir sorunla, Türkiye'nin kalkınmasına,
gelişmesine, büyümesine, refah ve huzurunun artmasına destek sağlayacak, katkı
sağlayacak gençlerimizi psikolojik sorunlar içerisine gark etmekle meşgulüz. Bu
acil ve çok önemli konunun Meclisin gündemine bir an önce alınıp bunun üzerinde
kafa yorulması lazım.
Değerli
arkadaşlarım, bakın, bu öğretmen arkadaşlarımızın, ataması yapılmayan, şu anda
işsiz, başka da herhangi bir çaresi bulunmayan üniversite mezunu bu genç
kardeşlerimizin feryatlarını sizlere kendi ağızlarından birkaç örnekle duyurmak
istiyorum: “Bizler, yıllardır ‘Öğretmen açığımız yok.’ söylemleriyle bilinçli
ve tercihli bir şekilde atamaları yapılmayan öğretmenleriz.” Bu
genç kardeşlerimizde algı bu. “Bizler, kendi eğitim alanı dışında iş
bulamayan, tam gün kadrolu, iş güvencesinden yoksun, ‘Ücretli öğretmen’ adı
altında 400-600 lira arasındaki asgari ücretle devlet okullarında ve
dershanelerde kölece çalıştırılanlarız.” Algı bu. “Bizler, kurumsal bir hizmet
olan eğitimin neoliberal politikalar doğrultusunda
piyasalaştırılmasının getirdiği esnek çalışma biçimlerinin -öğretmenlerdeki
sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik mantığı ifade ediliyor- doğrudan
muhataplarıyız.” diyor. Bu genç kardeşlerimizdeki algı
maalesef bu.
Değerli
arkadaşlarım, yine devam ediyorum: “Bizler yıllarca bin bir emekle okuyan,
üniversite eğitimi sonrasında açıkta bırakılan, yok sayılan, görmezden gelinen
genç eğitimcileriz.” Bunlara bu algıyı vermemize sebep olan ortamı ortadan
kaldırmak için hiçbir çaba sarf etmeyecek miyiz? “Bizler her yıl hayallerimizi
bir başka bahara erteliyoruz. Otuzlu yaşlarımıza gelip evlenemiyor,
ailelerimizden harçlık almak zorunda kalıyoruz. İş bulamadığımız için
işportacılık, inşaat işçiliği, tezgâhtarlık yapıyoruz. Her şeyden önce sağlık
güvencesinden yoksun yaşıyoruz. Atanamadığı için hayatını düzene koyamayan,
çeşitli psikolojik, fiziksel sorunlar yaşayan ve çözüm yolu olarak intiharı
seçen bir çok arkadaşımız mevcuttur, bu sayı her geçen
gün de artmaktadır.” Değerli arkadaşlarım tablo bu.
Yine devam
ediyorum: “243 bin insan sınava giriyor, 15 bin öğretmen alınıyor, bunun 6 bini
tek branştan, geriye kalan 230 bine yakın insana ne
yapmaları öneriliyor?”
Değerli
arkadaşlarım, bu konu da son derece üzerinde durulması gereken bir konu.
Öğretmen alımını KPS sınavıyla yapıyoruz, fakat sınav sistemi o kadar yanlış, o
kadar bozuk bir sistem ki âdeta eğitim fakültelerinde, liselerde üniversiteye
hazırlanacağız diye son sınıfta okula gitmeyen, çaresizlik karşısında tedbir
geliştiremeyip, çaresizlik karşısında çocukları izinli saymaktan başka bir
tedbir geliştiremeyen bir millî eğitim camiasına sahibiz. Böyle bir şey
olabilir mi? Burada da aynı noktayla karşı karşıyayız. KPS sınavına girecek;
çocuk, eğitim fakültesinde, beden eğitimi öğretmeni ama sınavda sorulan sorular
matematik, tarih, coğrafya, fizik, kimya, sosyal bilgiler. “Bu okul nasıl olsa
bitecek.” diyor. “Ne yapmam lazım?” Bu sınavı hayat meselesi görüyor. Ondan
sonra da son sınıfa geldiğinde, çocuk, artık okulun telaşında değil, eğitim ve
öğretimin telaşında değil, KPSS’ye hazırlanmak için
çaba sarf ediyor.
Şimdi, böyle bir
eğitim sistemi olmaz. Bunlara mutlaka bir çare bulunması
lazım. İşte, bu çareyi geliştirecek tek yer de burası. Bunları burada
konuşacağız, tartışacağız, verilen bu önergeleri fırsat sayacağız, komisyonlar
oluşturacağız ve bu gençlerimizin hayatlarının baharında iş gücüne
katılımlarını sağlayacak tedbirler geliştirmek zorundayız. Yoksa,
az önce Sayın Engin Altay ifade etti Başbakanın 2002’deki bu konu ile ilgili
görüşlerini. Tekrara düşmemek için ifade etmiyorum ama o gün için doğru
söylenen bir sözün bugün sekizinci yılındayız, hâlâ bir tedbir
geliştirilememiş. Başbakan tedbiri geliştirmemişse biz geliştirmek zorundayız
değerli arkadaşlarım, bu heyet geliştirecek. İşte, o nedenle, bu fırsatı iyi
değerlendirip bu komisyonun kurulmasına lütfen destek verin.
Değerli
arkadaşlarım, bu arkadaşlarımızı, bu genç kardeşlerimizi, önce sağlıklı bir
birey olarak yetiştirebilmemiz, onları bir iş sahibi yapabilmemiz noktasında
bir çaba gösterilmeyişini de, maalesef, buradan esefle karşılıyorum.
Şimdi, tabii, bu
noktada hâlâ bir aymazlığın içerisindeyiz, hâlâ öğretmen yetiştirme noktasında…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
BEYTULLAH ASİL
(Devamla) – …bir planlamanın içerisinde değiliz. İşte, son bir ay içerisinde
yaşanan olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Üniversiteyi
kurmak bu yüce heyetin görevi. Ama, şu 487 sıra sayılı gündemin de ilk
sırasını alan vakıf üniversitelerinin kurulmasıyla ilgili yasa tasarısı
görüşülürken, burada da eğitim fakülteleri var bu eğitim fakülteleriyle ilgili
bir planlama yapılmış mıdır? YÖK bunun bir projeksiyonunu
çıkarmış mıdır? Bununla ilgili görüşlerini lütfen bizlere iletsin. Bunu
parlamenter olarak bizler de görmek istiyoruz, bizler de duymak istiyoruz,
bizler de öğrenmek istiyoruz, buna dayanarak da çareler üretmek istiyoruz. Hâlâ
YÖK sağır sultan, Millî Eğitim Bakanı sağır sultan. Böyle bir eğitim planlaması
olmaz.
İşte, değerli
arkadaşlarım, bunu bir fırsat olarak değerlendirelim ve bu komisyonun
kurulmasına olumlu oy verelim diyor, katkılarınızı bekliyor, yüce heyeti
saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Asil.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu önerisinin aleyhinde son söz Konya Milletvekili Sayın Ali Öztürk’e aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Öztürk.
ALİ ÖZTÜRK
(Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup
önerisinin aleyhinde söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Aslında
gündemimiz çok yoğun. Özgür, eşit ve dürüst seçimler demokrasinin temelidir.
Gündemimizde Seçim Kanunu var. Gündemimizdeki bu Seçim Kanunu’nun bir an önce
gerçekleşmesi ve Genel Kurul’da görüşülüp sonuçlandırılması bakımından ben
Meclisimizin yoğun gündemine bir an önce dönülmesi dileğiyle yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyorum.
BAŞKAN –
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum, karar yeter
sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kâtip üyeler
arasında mutabakat olmadığından üç dakika süre veriyorum. İşari
oylamayı elektronik cihazla yapacağız ve yoklamayı başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Karar
yeter sayısı vardır, öneri reddedilmiştir.
Alınan karar
gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
1’inci sırada yer
alan Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/324) (S. Sayısı: 96)
BAŞKAN –
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
2’nci sırada yer
alan Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/499) (S. Sayısı: 321)
BAŞKAN –
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
3’üncü sırada yer
alan Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına
Katılmak İçin Hükûmete Yetki Verilmesine Dair Kanuna
Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve
Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek
Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)
BAŞKAN –
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
4’üncü sırada yer alan Ankara Milletvekili Sayın Haluk İpek’in;
Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili
Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Kastamonu
Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 18 Milletvekilinin;
Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Halil Ünlütepe ve Denizli Milletvekili Sayın Ali Rıza Ertemür’ün; Denizli Milletvekili Sayın Hasan Erçelebi ve 10 Milletvekilinin; Diyarbakır Milletvekili
Sayın Gültan Kışanak ve 19
Milletvekilinin; Şırnak Milletvekili Sayın Sevahir
Bayındır’ın; Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili
Sayın Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır’ın;
Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç’in; Denizli Milletvekili Sayın Hasan Erçelebi ve 5 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun
Teklifleri ile Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden
devam edeceğiz.
4.- Ankara Milletvekili Haluk
İpek’in, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hak-kında Kanun ile
Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile
Kasta-monu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu
ve 18 Milletvekilinin, Afyonkarahisar Milletvekili
Halil Ünlütepe ve Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi
ve 10 Milletvekilinin, Diyarbakır Milletvekili Gültan
Kışanak ve 19 Milletvekilinin, Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Milliyetçi Hareket Partisi Grup
Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Denizli
Milletvekili Hasan Erçelebi ve 5 Milletvekilinin
Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Anayasa Komisyonu Raporu (2/636, 2/123,
2/200, 2/288, 2/304, 2/342, 2/364, 2/474, 2/596) (S. Sayısı: 490) (x)
BAŞKAN –
Komisyon? Burada.
Hükûmet? Burada.
Dünkü birleşimde
teklifin birinci bölümünde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştı. Şimdi
ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz. İkinci bölüm geçici madde dâhil olmak
üzere 18 ila 33’üncü maddeleri kapsamaktadır.
(x)
490 S. Sayılı Basmayazı 01/4/2010
tarihli 81’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.
İkinci bölüm
üzerinde söz isteyen Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili
Sayın Atila Emek, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu
adına Isparta Milletvekili Sayın Nevzat Korkmaz; şahıslar adına Isparta
Milletvekili Sayın Nevzat Korkmaz, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Atila
Emek. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
ATİLA EMEK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Seçimlerin Temel
Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Değişiklik Yapılmasına İlişkin 490 sıra
sayılı Teklif’in ikinci bölümü üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz
almış bulunuyorum. Grubum ve şahsım adına yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Değerli
milletvekilleri, seçim kanunları seçimlerin tam bir güven içinde yapılmasını
düzenleyen temel kanunlardır. Seçim kanunlarında yapılacak
değişikliklerin aceleye getirilmemesi, üzerinde ciddi çalışma yapılması ve
ilgili toplum kesimlerinin kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak
düzenlenmesi gerekir; ancak görüşmekte olduğumuz bu teklif aceleye getirilmiş,
her konuda yaşandığı üzere seçim kanunu gibi temel bir kanunda AKP anlayışı
duruma hâkim olmuş, Anayasa Komisyonunda çok acele bir şekilde görüşülerek
Genel Kurul huzuruna getirilmiştir. Oysa, daha geniş bir zaman dilimi
içinde teklif görüşülebilir, ilgili kurum ve kuruluşların katkılarıyla
kamuoyunda tartışma ve endişe yaratan sorunlara çözüm getirilerek daha çağdaş
ve demokratik bir seçim kanununa ülkemiz kavuşmuş olurdu.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna mensup Komisyon
üyeleri olarak Komisyonda ve alt komisyon çalışmalarında teklifin sakıncalı
olan maddeleri ve düzenlemelerine karşı görüşlerimizi ifade ettik, yanlışların
teklif metninden çıkarılması ve düzeltilmesi yolunda gerekli uyarıları yaptık.
Ne var ki AKP tarafından aceleye getirilen bu teklifin eksikliklerinin ve
yanlışlarının giderildiğini söylemek olanaklı değildir.
Değerli milletvekilleri, muhalefet şerhimizde de açıkladığımız
üzere teklifin çerçeve 18’inci maddesinde kolluk güçlerinin ve ulaştırma
görevlilerinin oy kullanmaları hakkında bu kişilerin kayıtlı oldukları ilçe ya
da oy kullanma zorunluluğu netleştirilmemiş olup özellikle seçim sonucunu
etkileyebilecek seçmen hareketlerinden birinin yaratılma olasılığına karşın
özellikle mahallî idareler seçimlerinde sorun yaratabilme olanağı olan bu yeni
düzenlemenin hatalı olduğunu belirtmek isterim. Yerel seçimlerde belediye başkanlarının bir oy farkıyla
seçildiğini düşündüğümüzde kolluk güçleri ve ulaştırma görevlilerinin
kullanacakları oylarla seçim sonuçlarını doğrudan etkileyeceği açıkça
görülmektedir. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bu sakıncalı durumun çözüme
kavuşturulmasını öneriyoruz.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; teklifin çerçeve 23’üncü maddesinde, müşahitlere
verilmesi düşünülen sandık sonuç tutanağının verildiğine ilişkin bir zorunlu
tutanak örneğinin basılı olarak sandık kurullarına verilmesi hususunun metne
dâhil edilmemiş olması eksiklik teşkil etmektedir.
Değerli
arkadaşlarım, seçimlerin kamu vicdanında rahatsızlık yaratmadan ve kuşkulara
neden olmadan demokratik bir şekilde gerçekleşmesi esastır. Demokratik
seçimlerde her seçmenin oyu altın değerindedir. Seçimlerde seçmen oyunu her
türlü baskıdan uzak, özgürce kullanmalıdır. Seçmenin kullandığı bu oy sandığa
girdiği gibi çıkmalı, seçmenin ortaya koyduğu irade üzerine gölge ve kuşku
düşmemelidir.
Sayın
milletvekilleri, Yüksek Seçim Kurulunun seçimlerde kullandığı “SEÇSİS” adı
verilen bilgisayar işletim sistemiyle ilgili kamu vicdanında rahatsızlık
yaratan kuşkular nedeniyle toplumda tartışmalar devam etmektedir. 22 Temmuz
2007 genel seçimlerinde kullanılan bu sistem nedeniyle seçimlerde hile olduğuna
ilişkin iddialar toplumun her kesiminde dile getirilmektedir. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ülkelerinde sakıncalı
bulunduğu için yasaklanmış ve uygulamadan kaldırılmış SEÇSİS işletim sisteminin
kamuoyunda yarattığı tartışmaları göz önüne alarak bu sistemin üzerinde
bağımsız bir teknik grup tarafından inceleme yapılması, düzenlenecek raporun
kamuoyu ile paylaşılması ve sistem üzerinde güvenliğin sağlanması için,
görüşmekte olduğumuz teklifte gerekli düzenlemeler kamu vicdanını rahatlatmak
için mutlaka yapılmalıdır.
Değerli
arkadaşlarım, bu konu, hepinizce de hatırlanacağı gibi, kamuoyunda tartışması
ve özellikle yurttaşlarımızın vicdanında rahatsızlık yaratmaktadır. Bununla
ilgili olarak bir soru önergesini Meclis gündemine taşımıştım ama ne acıdır ki
verilen cevapta özellikle Adalet Bakanlığı konuyu Yüksek Seçim Kuruluna
göndermiş ve Yüksek Seçim Kurulu da bu konuda, konunun Yüksek Seçim yargısal
niteliği ve konumuyla bağdaşır görülmediğinden cevap verilmemiştir.
Peki, değerli
arkadaşlarım, bu konu kamuoyunda tartışılmaya devam edecek, vicdanları rahatsız
edecek, biz bir milletvekili olarak, milletin vekili olarak bu konuda bir cevap
dahi alamayacağız. Bu kuşku mutlaka giderilmelidir. Bu, seçimin, hem demokratik
olması hem de yurttaşın verdiği oyun yerini bulması bakımından son derece
önemlidir.
Değerli
arkadaşlarım, bu durumu sağlayacak olan iyi düzenlenmiş ve kuşkuya neden olacak
sorunları ortadan kaldırmış seçim kanunlarıdır. Bunun gerçekleşmesi için, seçim
kanunları üzerindeki çalışmaların aceleye getirilmeden, soğukkanlı ve geniş
zaman dilimi içerisinde, ilgili tüm çevrelerin görüşleri alınarak çalışmaların
yapılmasıdır.
Değerli
milletvekilleri, zamanla yarışırcasına bir temel kanun üzerinde çalışmalarımızı
sürdürüyoruz. Her konuda olduğu gibi bu konuda da AKP anlayışını, kendisini
göstermektedir. AKP, her geçen gün, milletin gündeminden uzak kendi gündemini
yaratmakta; milletin geçimiyle ilgili sorunların çözümü ve tartışılması yerine
bunların üstünü örtecek gündem yaratmaktadır. Bu Seçim Kanunu çalışmaları da
AKP gündeminin yansımasıdır. Toplumun bütün kesimleri, yoksulluk ve işsizlik
sıkıntılarıyla kıvranırken, yolsuzluklar had safhaya çıkmış ve AKP çevrelerini
sarmışken, AKP İktidarı baskıcı ve yasakçı anlayışıyla toplum üzerinde bir
korku imparatorluğu oluşturmuştur.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; AKP İktidarı yarattığı kendi gündemiyle devletin önemli
kurumlarını yönlendirmiş ve şekillendirmiştir, bu aşamada yargıyı ele geçirmek
ve AKP yargısını yaratmak üzere yola çıkmıştır. Önümüzdeki günlerde bu gündemi
değerlendireceğiz. Görüşmekte olduğumuz seçim kanunu yasalaştığında, yapılacak
ilk genel seçimde uygulamaya konulması amaçlanmıştır. AKP İktidarı halkın
çektiği sıkıntılar karşısında seçim kanunlarından medet umar hâle gelmiştir.
AKP İktidarı, Seçim Kanunu’nu kendi lehine düzenlemekle milletin kendisi
aleyhine vereceği kararı değiştirmeyi başaramayacaktır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, ülkenin ve
milletin gerçek gündemine uygun düşmeyen AKP dayatmalarına ne biz ne de
milletimiz izin verecektir. AKP, milleti canından bezdiren, artarak devam eden
yoksulluğa, işsizliğe, aşsızlığa çare bulacağı yerde her gün yeni sorunlar
yaratarak insanımızı umutsuzluğa ve karamsarlığa sevk ediyor. Mille-timiz bunun
cevabını yapılacak ilk seçimde sandıkta verecek, AKP geldiği gibi halkın
oylarıyla iktidardan gidecektir.
Bu duygu ve
düşüncelerle, yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Emek.
Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına Isparta Milletvekili Sayın Nevzat Korkmaz. (MHP
sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 490 sıra
sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü hakkında Milliyetçi Hareket Partisi
Grubu adına görüşlerimi açıklamak üzere huzurlarınızdayım. Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Demokrasinin
tecellisi için olmazsa olmazlardan birisi ve en önemlisi, serbest, eşit ve adil
yarışma şartlarının sağlandığı seçimlerdir. Bu alanda karşılaşılacak
yetersizlikler rejimi tehlikeye sokacaktır, demokratiklik ve çoğulculuktan
uzaklaştıracaktır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Türkiye Büyük Millet Meclisi
İç Tüzüğü, Seçim Kanunu, Siyasi Partiler Kanunu gibi Türk siyasi hayatının
bütününü ilgilendiren ve parlamenter demokrasinin vazgeçilmezleri olan siyasi
partilerin siyaset yapma zeminlerini belirleyen yasalar düzenlenirken daha
uzlaşımcı, daha katılımcı ve Meclis çoğunluğunun getirdiği kendini
beğenmişlikten uzak, daha mütevazı olmak gerekir. Hem hükûmet
eden siyasi partilerin hem de sistemin inandırıcılığı ve güvenirliliği buna
bağlıdır yani bu düzenlemeleri yaparken, kendine yontan nalıncı keseri değil,
adaletin terazisi olmayı bilmek lazımdır.
Fazla söze gerek
yok. Bir zihniyetin demokratik olup olmadığının mihenk taşına vurulduğu
noktadır buradaki duruş. “Ben yüzde 47 oy aldım, istediğimi yapar, istediğim
düzenlemeyi Meclisten geçiririm.” diyemezsiniz. Eğer bu yola tevessül ederseniz
-ki şu an itibarıyla öyle görünüyor- yarın bir başka çoğunluğun size
dayatacaklarına da ses çıkarmamanız gerekiyor. Bir başka deyişle, hem Kunta Kinteliğe hem de nemrutluğa soyunamazsınız. Bu oylar size,
barış, huzur, sosyal mutabakat ve karşılıklı anlayış içerisinde ülkeyi idare
etmeniz için verilmiştir, yoksa Meclisteki diğer siyasi partileri ve halkın
seçtiği milletvekillerini yok saymanız, kendi görüş ve siyasi tavrınızı onlara
dayatmanız için değil çünkü yarın iktidardan uzaklaştığınızda bu yaptıklarınız
bumerang gibi size geri dönecektir. “Adalet istiyoruz.” dediğinizde bugünkü
söyledikleriniz önünüze mutlaka konacak ve bugün yaptıklarınız size
hatırlatılacaktır.
Uzlaşma dendiğinde
“Efendim biz teklifimizi Komisyona, hatta alt komisyona getirip tartıştırmadık
mı?” diyorsunuz değerli AKP milletvekilleri. Yanlış biliyorsunuz, bunun adı
“uzlaşma” değil; bu, düşündüğünüzü, tasarladığınızı karşınızdakine dayatmadır,
buna “uzlaşma” denmez. Uzlaşmada gruplar oturur, konuşur, kendi zaviyelerinden
eksiklikleri ve ihtiyaçları belirler, ortaya bir metin çıkarırlar ve bu metin
Genel Kurulun görüş ve katkılarına sunulur. Acaba dedim, AKP sürekli
“Uzlaşıyoruz, biz de uzlaşmacıyız.” derken uzlaşmanın anlamını bilmiyorlar mı
diye bu açıklamayı zorunlu hissettim.
Bakın, Türk Dil
Kurumunun Büyük Türkçe Sözlük’ünde “uzlaşmak” nasıl
tanımlanmış; bu tanımı AKP milletvekillerinin bilgisine sunarken kamuoyu ile de
paylaşmak istedim: “Uzlaşmak: Aralarındaki düşünce ayrılığını karşılıklı
tavizler vererek uyuşmak, karşılıklı anlaşmak ve mutabık kalmak.” Sözlük anlamı
bu, yani herkes bir adım geri çekilecek ve ortadaki anlaşma zeminini, uzlaşma
alanını büyüteceğiz. AKP, bu seçim kanunu ve bundan sonra Genel Kurula
getireceklerini söyledikleri Anayasa değişikliklerini böyle mi yaptı? Hayır.
Herhangi bir uzlaşma arayışı içinde olmadan ya da izlediği tek yönlü görüşme
biçiminden en küçük bir rahatsızlık hissetmeden kendi metninin Komisyonda
görüşülmesini yeterli gördü. Unutmayalım ki bu seçime AKP gibi diğer partiler
de katılacak. Nerede onların hakkı, hukuku? Onların sisteme güvenmesini temin
edecek eksikliklerinin giderilmesi gibi bir kaygıyı neden hissetmiyorsunuz?
Değerli
milletvekilleri, başından beri teklifin geneli ve birinci bölümü üzerinde
eleştiri ve endişelerimizi dile getiriyoruz, ikinci bölüm de son derece
sıkıntılı maddeler içermektedir. İşte, 18’inci madde, ilçe seçim kurulu
başkanı, seçim çevresi listesinde olduğu hâlde görev yaptığı sandığa ait seçmen
listesinde olmayan güvenlik görevlileri ile sandık kurulu üyelerini getirip
götürmekle görevli şoförlerin o sandıkta oy kullanmalarına cevaz veren madde.
Bunların sayıları çoğu zaman 60-70, hatta büyük yerlerde 250-300’ü
bulabilmektedir. Şoförlerin sayısı da kabarık. Uygulamada,
ilçe seçim kurulu mülki amire yazar, sandık başlarında gereken güvenlik
tedbirlerinin alınmasını ister. Mülki amir, her sandığın başında yeterli
güvenlik elemanı planlaması yapar ama bu görevlilerin isimlerini seçim kuruluna
bildirmez. Oy verme gününde bu görevlilerin sandık sandık
dolaştırılıp oy kullandırılması riski her zaman mevcuttur. Siyasi partiler ya
da adaylar, işleri güçleri yok da güvenlik görevlileri sirkülasyonunu
mu takip edecekler veya bunu ne kadar denetleyebilecekler? Bu risk,
milletvekili seçimlerinde, yerel seçimlerde de var. Bu yoğunluktaki insanlar,
görev yaptıkları yerlerde oylarını kullandıklarında -hepinizin bildiği üzere-
sandık sonuçlarını doğrudan etkileyecek, belki de sonucu değiştirecektir. Bunun,
orada yaşayan seçmenlerin iradesine saygısızlık olacağını hepimiz biliyoruz.
Biz demiyoruz ki sandık mahallinde görevli arkadaşlarımız oy kullanmasın.
Elbette, her vatandaş gibi kullanacak, kullanmalılar ancak sandığın kurulduğu
mahalde yeni tartışmalara, yeni gerginliklere sebebiyet verilmemelidir.
Devletimizin güvenlik güçlerini bu tartışmaların içine itmemek, sandıklardan
istediği sonucu alamayan kesimlerin husumeti ile karşı karşıya getirmemek
lazımdır. Bu yüzden, bunların eskiden olduğu gibi görev yerlerinden dönüşümlü
olarak ayrılarak kayıtlı oldukları kendi sandıklarında oy kullanmaları
sağlanmalıdır. Senelerce yönetimler bunu sağlamışlar da siz neden
sağlayamıyorsunuz? Bu, yönetiminizin âcizliğinin bir
ifadesi midir?
19’uncu madde
düzenlemesi, üzülerek söylüyorum ki kargaları bile güldürecek cinstendir,
oyların 2 defa sayılması şartı getiriliyor, iki sayım arasında fark olursa,
3’üncü sayım yapılacak. “3’üncü sayımdan elde edilen sonuca göre işlem
yapılır.” deniyor.
Değerli
arkadaşlar, önemli olan oyların 2 ya da 3 kez sayılması değil, doğru
sayılmasıdır. Örneğin, sayım yapan görevli 3’üncü kez de saydı ancak hata
yaptığı söylendi yahut kendisi de şüpheye düştü, 4’üncü kere saymayacak mı?
Saydı, diyelim ki ikinci sayımdan farklı bir netice ortaya çıktı. Birileri
yargıya gidip “Efendim, Seçim Kanunu’nda 2 kez sayım esastır. Sonraki sayımın
değil de 2’nci sayım sonucunun tescilini istiyorum.” diyemez mi? Dese karmaşa
ortaya çıkmaz mı? Sayım görevlilerine sanki sayma özürlülermiş gibi muamele
yapıp bu kadar detaya inmek ne derece işlevseldir?
20’nci maddede
getirilen hükümler, Yüksek Seçim Kurulunun 135 ve 138 sayılı genelgelerinde
düzenlenmiş. Eksikler varsa yine orada düzenlenir. Bunu bu kadar ayrıntılı bir
kanun maddesi hâline getirmek, kanun yapma tekniğine aykırılık, işgüzarlık
değil mi? Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Yüksek Seçim Kurulunun hareket
alanını bu kadar kısıtlaması doğru mudur?
21’inci maddede
ve 22’nci maddede noksanlıklar var, önergelerimizi vereceğiz.
24’üncü maddede
yeni bir düzenleme yapılması gerekiyor. Siyasetin baş aktörleri, siyasi parti
teşkilatları ve onların yöneticileridir. Oyların birden fazla bilgisayarda
sayıldığı durumlarda, her bilgisayarın yakınında siyasi parti temsilcilerine
uygun yer ayrılarak daha sayımın başında onları sürece katacak rahat bir izleme
imkânı getirmek lazımdır. Sayım görevlilerinden ve oy pusulalarından, âdeta,
fersah fersah uzaklıkta kalan teşkilat yöneticilerini
tatmin etmek ve onları sonuçlardan emin kılmak zor olacaktır. En fazla şikâyet
edilen konu budur. Şimdi bunu düzeltmenin tam zamanı. Yeni
gerginlikler ve küskünlükler yaratmanın zamanı değil.
25’inci maddede,
ilçe seçim kurullarına itiraz etmede önce sandık kuruluna başvurmak şartı
kaldırılıyor. Buradaki düşünce, bizce de çok yanlış değil. İtirazların yargı
mensubu olmayan sandık kurulu başkanının iki dudağı arasından çıkartılıp bu
konuda uzmanlaşmış ve başkanlığının da bir hâkim tarafından yapıldığı ilçe
seçim kuruluna bırakılması doğru bir yöntem. Ancak, buna bir eleme kriteri getirmek lazım. Her önüne gelen itiraz dilekçesini
alıp ilçe seçim kurulunun önüne gittiği zaman –ki bu sayıları binleri, on
binleri bulabilir büyük yerlerde- iki gün içinde bunlara cevap vermek mümkün
müdür?
O hâlde, başından
beri vurguladığımız mutabakat gerekliliği burada da kendini gösteriyor.
Grupların, uygun bir çıkış yolu, bir tercihte bulunması lazım. Ancak, sizin
yasa yapmada bulduğunuz yöntem, üzülerek söylüyorum ki, deneme yanılma
yöntemidir. Denemeden, görüşmeden, illa ki kafanızı duvara bir çarpacaksınız,
Türkiye Büyük Millet Meclisine de hata yaptıracaksınız.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.
Sırası gelmişken,
millî teknoloji şirketi HAVELSAN’ın önerisini tekrar
değerlendirmenizi istiyoruz, gerçekten bu sıkıntıları ortadan kaldırabilecek
elektronik bir sistem öngörüyor.
Kıymetli
arkadaşlarım, biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak düzeltebileceklerimizi
düzeltmek ve millî iradenin tecellisine verilecek zararı en aza indirgemek
adına hem alt komisyonlarda hem de esas komisyonlarda gerekli katkıyı
yaptığımızı düşünüyoruz. Bir kısmını kabul etmiştir AKP komisyon çoğunluğu ama
büyük bir kısmını da reddetmiştir.
Milliyetçi Hareket
Partisi olarak bu gerekçelerle mevcut metnin bu hâliyle ülke bütünlüğüne, millî
birliğe, demokrasiye, çoğulculuğa ve seçimlerin eşit ve adil şartlarda
yapılmasına hizmet etmeyeceğini düşündüğümüzden teklifi desteklemediğimizi
beyan ediyor, ret oyu vereceğimizi kamuoyuyla paylaşıyor, yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Korkmaz.
Barış ve
Demokrasi Partisi adına Van Milletvekili Sayın Özdal
Üçer. (BDP sıralarından alkışlar)
BDP GRUBU ADINA
ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; grubum adına
ikinci bölüm üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi sevgi ve saygıyla
selamlarım.
Aslında seçim
kanunlarında, seçmen kütükleriyle ilgili 298 sayılı Kanun, milletvekilleri
seçimiyle ilgili Kanun, yerel idarecilerle ilgili kanunlar, Anayasa’nın
seçimlerle ilgili hükümlerinde birçok değişiklik yapılması gerekmekte. Şöyle
tanımlayabiliriz: Ev ihtiyacı olan birinin ev inşaatına başlarken terastan
başlaması gibi bir şey söz konusu burada.
Şimdi, seçimlerle
ilgili anayasal düzenlemeler yapılmaksızın, Siyasi Partiler Kanunu düzeltimi
yapılmaksızın, milletvekilleri ve mahalle muhtarları, yerel, mahallî
idarecilerle ilgili seçim kanunları düzenlemesi yapılmaksızın seçmen
kütükleriyle ilgili bir düzenlemeyi çok öncelikli tutmak, bu işin esas, mihenk
noktasıymış gibi kamuoyuna lanse etmek aldatmacı bir yaklaşım olur, kandırmacı
bir yaklaşım olur. Zaten 2002’den bu yana AKP Hükûmetinin
temelde esas aldığı şey, kamuoyunu yanıltmak, kamuoyunun taleplerini istismar
etmek, beklentilerini istismar etmek, vizyonu söylemlerle güçlü tutarak
kamuoyunu müşkül durumda bırakmak, beklentilerini bir istismar aracına
dönüştürerek kendi rant alanını sağlayacak bir iktidar
pozisyonu oluşturmak. “Hangi alanda yedi yıllık iktidarı boyunca AKP Hükûmeti çözüm getirdi de seçim kanunlarıyla ilgili çözüm
getirecek?” diye genel bir kanaat söz konusu. Eğitim alanında, sağlık alanında
bugün tartışılan, görüşülen önergeler bile bunun en bariz örneği. Cezaevlerinin
sorunlarıyla ilgili, kanser tedavisiyle ilgili araştırma önergelerinin AKP Hükûmetinin tamamı tarafından reddedilmiş olması ve
özellikle bu iki önerge aleyhine de, AKP’nin, Erdoğan’ın “Kürt milletvekilleri”
diye basına yansıyan milletvekilleri tarafından aleyhte konuşturulması da
ilginç bir nüanstır.
Aslında, burada
CHP ve MHP’yi de değerlendirmek lazım. Seçimlerde sırf DTP milletvekili
çıkarmasın diye zımni uzlaşı alanlarını yapan il, ilçe teşkilatlarının da bunda
etkisi vardır. Eğer böyle bir tutum söz konusu olmamış olsaydı bugün Meclis
aritmetiği bu şekilde olmamış olacaktı, bunu hepimiz çok iyi biliyoruz.
Güvenlik
güçlerinin baskısı, güvenlik güçlerinin sandığa müdahalesi AKP’nin aynı dönemde
idare ettiği, Hükûmette bulunduğu idareler
çerçevesinde baskılanan bir seçim ortamı olmamış olsaydı, antidemokratik bir
seçim ortamı olmamış olsaydı, bugün antidemokratik seçim yasaları olmamış
olsaydı Meclis aritmetiğinin bugün bu olmayacağını hepimiz çok iyi bilmekteyiz.
Mevcut seçim
kanunlarından dolayı birçok ötekileştirilmiş kesim kendi siyasi düşüncesini,
sosyal politikalarını Meclise yansıtabilme şansına sahip değil. Peki, yerel yönetim seçimlerinden sonra güç kaybına uğrayan ve
emekçiler tarafından dışlanan, kendisine yakın olarak bir gecede kurduğu
sendika konfederasyonu tarafından bile reddedilen AKP Hükûmeti,
artık muhalefet edilen AKP Hükûmeti eğer kamuoyuna
karşı çok yürekliyse buyursun, 2010 yılı içerisinde bir erken seçim yapalım da
boyunun ölçüsünü alsın, diye halkın da söylemleri söz konusudur.
ASIM AYKAN (Trabzon)
– Acele etme, geliyor, geliyor.
ÖZDAL ÜÇER
(Devamla) – Gelecek, görüşeceğiz o zaman.
ASIM AYKAN
(Trabzon) – İnşallah.
ÖZDAL ÜÇER
(Devamla) – İnşallah, inşallah.
ASIM AYKAN
(Trabzon) – Yaz bir tarafa.
ÖZDAL ÜÇER
(Devamla) – Yazacağız ve şunu kesinlikle söyleyeyim ki sizin bu kadar
sandalyeniz olmayacak. Seçimlerle ilgili… Çok fazlası olmayacak bundan eminim,
yani bu kadar olmayacak derken fazlası olabilir anlamında söylemedim.
Şimdi, güvenlik
güçlerinin seçim sandık kurulunda görev yapacak kişilerin hangi sandıklarda oy
kullanacağına ait düzenleme gerçekten sorun alanıdır çünkü birçok ilçede birkaç
oyla seçimler kazanılabiliyor, birçok beldede birkaç oyla seçimler
kazanılabiliyor. Bununla ilgili güçlü bir denetim mekanizması olmazsa sıkıntı
yaşanır.
Zarfların
sayılması, efendim dökümün yapılması, sayımın yapılması -bundan dün de
bahsetmiştik- teknik mevzular. Bunları, hiç, bu Genel Kurulu böyle yormaya da
gerek olan şeyler olarak görmüyoruz. Bununla ilgili komisyonlar vardır,
komisyon çalışır ama Meclis yasama faaliyetlerinin kalitesiyle ilgili sorunu üç
yıldır bizatihi gözlemledik. “Ben yaparım, sayım buna yeterlidir, herkes de
buna riayet etmek zorundadır.” gibi bir yaklaşım söz konusu. Bunun çok da doğru
olmadığını ve mantıklı olan herkesin bunu eleştireceğini, eleştirmesi
gerektiğini ifade etmek isterim.
Önemli bir konu,
memurların siyaset hakkının yine bu düzenlemede, Anayasa’da engelleniyor
olması. Şimdi, herkes siyaset yapabiliyor. Memurların ideolojik düşünce
geliştirme hakkı var. Tamam, siyasi partilerin faaliyetlerine ya da memur
sorumluluklarını taşımak yükümlülüğü ayrı bir şeydir ama siyaset yapma hakkı
herkes için eşitlikçi olmalıdır. Neden bir memur siyasi partiden aday olmak
için ya da milletvekili adayı, muhtar adayı veyahut da belediye başkanı adayı
olmak için görevinden istifa etmek zorunda kalsın? Bunun için daha makul bir
çözüm bulunamaz mı? Bulunabilir ama “Benim memurum işini bilir.” zihniyeti ile
bugüne kadar yansıyan “Ben, kendi kadrolaşmamı nasıl yaparım?” zihniyetinin
ortaklaştığı bir alan bürokrasiye bu anlamda çok müdahale ediyor.
Ben de memur
kökenli biriyim. İşin aslı, memuriyet görevinden istifa edip de salt ekonomik
gerekçelerinden dolayı ya da görevime bir daha dönebilir miyim kaygısıyla
memuriyet görevinden istifa edip de siyasete girebilme şansına sahip olmayan
binlerce insan var. Eğer öyle olursa -biz, tabii o ikili polemik
sürecine dâhil olmak istemiyoruz ama Sayın Erdoğan’ın bahsettiği gibi- böyle
AKP politikalarına karşı çıkıp da “Ben, siyasete giriyorum.” diyecek binlerce
öğretmen vardır, binlerce doktor vardır, binlerce mühendis vardır kamu
kuruluşlarında çalışan. O zaman siyaset nasıl yapılır görürdü aslında ama
mevcut yasalar buna müsaade etmiyor. Acaba ben görevimden
istifa etsem birkaç ay sonra görevime dönebilir miyim, hükûmet
bu konuda beni baskılar mı baskılamaz mı diye tereddüt yaşayan ve görevinden
istifa ettiği için başka bir partiden, hükûmet
yanlısı olmayan başka bir partiden ya da bir düşünceden yana tavır geliştirdi
diye görevinden olan, soruşturma açılan binlerce insan var.
Şimdi, siyaset ve
toplumsal yaşam döngüsü itibarıyla değerlendirdiğimizde, siyasetin temel
sorumluluğu toplumsal yaşamı düzenlemektir, toplumsal yaşamı kendi çıkarlarına
göre monte etmek rantçı bir anlayıştır. Zaten yedi
yıllık AKP Hükûmeti süresince en çok üzerinde
durulması gereken şey, bence rant ve hukuktur, haksız
rant ve hukuktur. Bu konuda şunu çok iyi bilmekteyim ki ve
bunun takipçisi olacağız: Bugün bu koltuklarda oturup da yarın halka hesap
verecek onlarca milletvekili vardır ve cezaevlerine ret oyu, cezaevlerinin
sorunlarının yerinden tespiti ve sorunlarının giderilmesi için ret oyu
verenlerin çoğu, yarın belki yolsuzluk davalarından dolayı cezaevinde
kalacaktır ve birilerinin kendi sorunlarını Mecliste gündeme getirmesini
temenni edecektir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
ÖZDAL ÜÇER
(Devamla) – AKP’nin yola çıkarken, Sayın Erdoğan’ın söylediği, temelde
söylediği iki şey vardı: “Yolları yapacağız, yolsuzluk yaptırmayacağız.”
Yaptıkları yollar çukurlardan geçilmez oluyor. Yolsuzluk da yaptırmadılar çünkü
kimseye yolsuzluk yaptırmadılar, kendi yakınları, kendi yandaşlarından başka
kimseye yolsuzluk yaptırmadılar.
Bunlar,
söylenmesi ve seçimlerle ilgili tartışılması gereken çok şeyin, aslında ifade
edilmesi gereken çok şeyin varlığının göstergesidir. Yani bu sefer, değil
makarna, bulgur, fasulye, nohut, değil çamaşır makinesi, buzdolabı, Sayın
Başbakan oğlunun gemisini de hediye etse insanlara, kimse oy vermeyecektir.
Saygılarımla
hepinizi selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Üçer.
Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Haluk İpek. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU
ADINA HALUK İPEK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Bütün siyasi
partiler ve bütün bağımsız adaylarla ilgili seçim yarışını düzenleyen ve bundan
önceki seçimlere göre çok daha sağlıklı, çok daha iyi seçimleri yapacağımız
düzenlemeleri getiren kanun teklifini düzenliyoruz. İlk bölümünü dün
tamamladık, şimdi ikinci bölümündeyiz; inşallah onu da bugün tamamlayacağız ve
bundan sonra seçimlerimizi daha güvenilir, daha sağlıklı ve daha iyi yapacağız.
Bunu hep birlikte, bu kanun geçtikten sonra uygulamaya başladığımızda bütün
siyasi partiler ve adaylar bunu hissedecekler.
Esasen 298 sayılı
Yasa’yı şöyle bir inceleyebilseydi konuşmacılar, yani bunun felsefesini
anlayabilseydi, kuralları ve kavramları algılayabilselerdi, buradaki konuşmaları,
hazırlanan teklifi dikkatli okuduktan sonra buradaki konuşmaları yapmazlardı.
(MHP sıralarından gürültüler)
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Sayın Vekilim, ayıp oluyor. Algılama sorunumuz yok!
ÖZDAL ÜÇER (Van)
– Sayın Başkan, bu ne demek? Bizim algımızla ilgili değerlendirme yapma hakkına
sahip değil.
HALUK İPEK
(Devamla) – Şimdi, 298 sayılı Yasa’nın ruhunda şu var: Bütün seçimleri siyasi
partilerle birlikte yapmak ve sonuçlandırmak, siyasi partileri, seçimin her
aşamasında, siyasi partileri aşama aşama onun içine
yerleştirmek.
Teklifi
incelediğiniz zaman 1’inci maddeden başlayarak…
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Senin bildiğin kadar bizim unuttuğumuz var Sayın Vekilim.
HALUK İPEK (Devamla) – …şöyle bir incelediğiniz zaman, 1’inci
maddeden itibaren siyasi partiler, seçim hukukunun, işleyen seçimin içine dâhil
edilmiştir ve bütün maddeleri, dün görüştüğümüz on yedi maddeyi ve bundan
sonraki maddeleri incelediğiniz zaman, teklif Anayasa Komisyonuna geldiği andan
itibaren alt komisyonda ve daha sonraki aşamalarda bütün siyasi partilerin
önergeleriyle aşama aşama bu hâle gelmiştir.
Şimdi sırasıyla
tek tek saymak istemiyorum ama bu öğleden sonraki
görüşmeye baktığımız zaman iki tane önerge var, hazırlandı veriliyor. Açın,
gidin Anayasa Komisyonunun tutanaklarını, bu önergelerin, bu hazırlanan
önergelerin, bu şekilde olmasını hangi parti arzu etti? Bir tanesi şu…
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – O önergeleri de vermesek iyice kötü olacakmış Haluk Bey, inan bak.
HALUK İPEK
(Devamla) – Arkadaşlar, birlikte çok iyi bir aşamaya getirdiğimiz kanunu burada
konuşurken, benim de algılayamadığım -mesela şimdi birazdan ona cevap
vereceğim- bir kısım cümleler kullandınız, kanunun içinde yok. Sloganla
konuşuyorsunuz, deseniz ki şu maddenin, şu fıkrası buna yol açıyor, anlarım.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Dediğimizde anlamıyorsunuz, değiştirmiyorsunuz, sonra, oradan
“Reddediyoruz, kabul etmiyoruz.” diyorsunuz. O zaman yazın bize verin ne
konuşacağımızı, onu konuşalım.
HALUK İPEK
(Devamla) – Dolayısıyla, örneğin 23’üncü maddede verilecek önergeyle yine,
Komisyonda gelmişti bu, “Sandık sonuç tutanağı verilen müşahit ve sandık kurulu
üyelerinin ad ve soyadları ile temsilcileri oldukları siyasi partinin adı veya
bağımsız adayın adı ve soyadı sandık kurulu tutanak defterine yazıldıktan sonra
tutanağın teslim alındığına dair imzaları alınır…” Arkadaşlar, bunu muhalefet
partileri önerdi ve şu anda öneri olarak birazdan oylanacak.
Dolayısıyla,
arkasından “SEÇSİS’le ilgili sisteme girişleri siyasi
partiler takip edemiyor. Bunu bütün siyasi partilerin takip edeceği bir hâle
getirelim” denildi, öyle değil mi? Bu konu, oradaki MHP’li bir milletvekili
arkadaşın önerisi sonucunda şu anda Genel Kurula gelen teklifin içinde var
ancak yeterli görülmedi, bakın, çok daha iyi bir hâle getirildi. Onu da okuyacağım:
“İlçe seçim kurullarından Yüksek Seçim Kuruluna elektronik ortamda gönderilen
sandık ölçekli seçim sonuçlarını talepleri hâlinde seçime katılan siyasi parti
genel merkezlerinin ve eş zamanlı olarak izleyebilmeleri ve aynı formatta
bilgisayar ortamında saklayabilmeleri için gerekli her türlü tedbir Yüksek
Seçim Kurulu tarafından alınır. Siyasi parti genel merkezleri bu suretle elde
ettikleri seçim sonuçlarını Yüksek Seçim Kurlunca belirlenen süre bitimine
kadar kendi teşkilatlarına veya üçüncü şahıslara gönderemez ve kamuoyuna
açıklayamaz. Yüksek Seçim Kurulu siyasi parti genel merkezlerinin kullanımına
açılacak veri tabanlarıyla ilgili her türlü güvenlik tedbirlerini alır.”
Arkadaşlar, talebinizdi bak.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Bunu eleştirmiyoruz.
HALUK İPEK
(Devamla) – Şimdi, biraz önce her üç siyasi partinin konuşmacısı şunu söyledi,
okuyorum: “Kolluk güçleri seçimi etkiler.” Yine bir başka siyasi parti:
“Güvenlik kuvvetlerinin oy kullanmaları seçimi etkiler.” Değil mi? Yine, en son
konuşmacı: “Güvenlik kuvvetlerinin durumu seçimi etkiler.” Yani söylediğiniz
şu: Güvenlik kuvvetleri…
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Bu sirkülasyonu takip edemeyiz.
ÖZDAL ÜÇER (Van)
– Sandık kurulunun görevlileri… Algılayamamışsınız Sayın Vekil,
algılayamamışsınız!
HALUK İPEK
(Devamla) – Arkadaşlar, dinlemesini bir öğrenirsen…
ÖZDAL ÜÇER (Van)
– Ben öğrenmişim, sana öğretirim, senin gibilerine öğretirim!
BAŞKAN – Sayın
Üçer, lütfen…
SONER AKSOY
(Kütahya) – Ne öğrenmişsin?
HALUK İPEK
(Devamla) – Şimdi, iddianız şu: Güvenlik kuvvetleri bu kanun geldiği için oy
kullanmaları gereken yerin dışında oy kullanacaklar. Bu değil mi?
Arkadaşlar,
milletvekilliği seçiminde bir güvenlik görevlisi hangi milletvekilliğine
seçimde oy kullanacaksa orada kullanacak, belediye seçimlerinde hangi
belediyenin hizmet alanında bulunuyorsa orada oy kullanacak. Peki, bu…
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Mükerrer oy…
HALUK İPEK
(Devamla) – Bir saniye ya… Dinleyin arkadaşlar ya…
ÖZDAL ÜÇER (Van)
– Senin bahsettiğin güvenlik görevlisi 3 defa yaraladı beni. Milletvekiliydim,
soruşturma açtım. İktidar partin yapsaydı madem öyle! Yapsaydı onu…
BAŞKAN – Sayın
Üçer… Sayın Üçer, lütfen…
HALUK İPEK
(Devamla) – Bir anlayabilsem…
ÖZDAL ÜÇER (Van)
– Anlatırım ben. Sen konuşmanı yap. Başkasının söylemi üzerinden yorum yapma!
BAŞKAN – Sayın
Üçer, lütfen…
MEHMET CEMAL
ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Başka bir emrin var mı?
ÖZDAL ÜÇER (Van)
– Var tabii!
MEHMET CEMAL
ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Kimsin sen ya!
ÖZDAL ÜÇER (Van)
– Sana ne! Sen kimsin! Kimsin sen!
BAŞKAN – Sayın
Üçer, lütfen…
HALUK İPEK
(Devamla) – Sayın Başkan, şimdi, bu bizim icat ettiğimiz bir şey mi? Bakın,
şimdi okuyorum: “Güvenlik görevlileri ise seçmen bilgi kartları bulunmak
şartıyla görevli oldukları sandıkta oy kullanabilirler.” Tekrar ediyorum:
“Güvenlik görevlileri ise seçmen bilgi kartları bulunmak şartıyla görevli
oldukları sandıkta oy kullanabilirler.”
Yine, başka bir
kararı: “Sandık kurulu üyeleri, bina sorumluları ve güvenlik görevlileri oy
kullanmış ise sandık seçmen listesinde oy verenler toplamına dâhil edilir.”
Yüksek Seçim Kurulunun 2007 tarihli kararı. Karar numarası burada.
Yine “Sandık kurulu başkan ve üyelerini köye getirip götürmekle
görevli şoförler, ilçe seçim kurulu başkanı tarafından verilecek belgeye
istinaden bu köyde oyunu kullanabilir.” Yüksek Seçim
Kurulunun kararı. 27/10/1982’ye 405.
Arkadaşlar,
Yüksek Seçim Kurulunun kararını kanuna yerleştiriyoruz, yeni bir şey icat
etmiyoruz. Sonra…
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Onda problem yok Sayın Vekilim, problem uygulamanızda.
BAŞKAN – Sayın
Yıldız, lütfen…
HALUK İPEK
(Devamla) – Arkadaşlar, şunu çok iddialı bir şekilde söylüyorum: Bu kanun
geçtiğinde siyasetin bütün aktörleri için seçimleri çok daha sağlıklı, çok daha
güvenli bir şekilde yapabileceğiz.
Mesela, dedi ki:
“Sandıktaki oyları niye 2 kere sayıyoruz, niye 3 kere sayıyoruz?” Seçmen
iradesini tabelaya tam ve net olarak yansıtabilmek için yapıyoruz. Ne olacak
yeni gelen düzenlemeyle?
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Şu anda…
BAŞKAN – Sayın
Korkmaz, lütfen…
HALUK İPEK
(Devamla) – Oylar sayılacak. 2 görevli olacak, oyları sayacak, iki sayım
arasında eğer fark varsa oylar bir daha sayılacak arkadaşlar. Bu bir seçim
güvenliğidir, seçimin tam ve sağlıklı olarak tabelaya yansıtılması için bir
önlemdir.
Eğer şu teklifi
baştan sona bütün arkadaşlarımız net bir şekilde okuduğunda veya her şeyi bir
kenara bırakın, bu kanun geçtikten sonra uygulamada hepiniz çok daha rahat
edecek, çok daha sağlıklı bir şekilde seçim neticelerini alabileceksiniz.
Seçimin sağlıklı yapılması, daha güvenli yapılması adına bir sürü önlemler
alındı.
Mesela, bütün
oylar ilçe seçim kurulunda birleştirildikten sonra çıktılar alınacak ve o
çıktılar orada bulunan siyasi parti temsilcilerine verilecek ve ilçe seçim
kurulu hâkimi yüksek sesle birine seçim sandık sonuçlarını okutacak ve bütün
orada bulunan siyasi parti temsilcileri sonuçları tek tek
kontrol edecek ve bir denetim tutanağı düzenlenecek. Bu, ilk
defa getirilen bir husus.
O yüzden, ben bu
düzenlemenin demokrasimize, seçim sistemimize, seçimlerimize çok iyi
uygulamalar getireceğini ve seçimleri bundan sonra hepimizin çok daha sağlıklı,
çok daha güvenli yapacağımızı biliyor, inanıyor, milletimize, demokrasimize
hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkan, hatip siyasi parti grupları adına söz alanların teklifi
algılayamadığını ifade etti. Zannederim konuşmalar iyi algılanamamış, seçimin
daha iyi nasıl yapılması konusundaki görüş ve düşünceleri biz ilettik. Herhâlde
kimseden icazet alacak değiliz. Seçimlerin daha iyi olması konusunda atılması
gereken adımları paylaşmışlardır, düşüncelerini paylaşmışlardır. Bunu
çarpıtmanın bir anlamı yoktur.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Şahıslar
adına ilk söz Isparta Milletvekili Sayın Nevzat Korkmaz’da.
Buyurun Sayın
Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun
teklifinin ikinci bölümü hakkında şahsım adına görüşlerimi açıklamak üzere
yeniden huzurlarınızdayım. Yüce Meclisi bir kez daha saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, farkında mısınız bilmiyorum ancak Türk demokrasisinin yönünü
tayin edecek önemde bir yasayı görüşüyoruz, millî iradenin doğru bir biçimde
tecellisinin kurallarını koyuyoruz. Milletin gözünden kaçmıyor, yasa teklifi ya
da tasarısının olgunlaşarak gelip siyasi değerlendirme ve tartışmasının
yapıldığı yer olması gereken Genel Kurulda, köşe bucak bir taraflarda hâlâ daha
teklif hakkında pazarlıklar yapılıyor, son dakika değişiklik önergeleri
veriliyor ve son dönemeçte yasa şekillendirilmeye çalışılıyor. Milliyetçi
Hareket Partisinin, yasa teklifinin, hem hazırlanış hem de görüşülme biçimine
muhalefetinin gerekçesini anladınız mı değerli milletvekilleri?
Bu yasa
hazırlanırken uzlaşılarak ve tüm siyasi partilerin ve kamu kurum ve
kuruluşlarının görüş ve katkıları alınmalıydı; bu yapılmamıştır. Hukuk alanında
yapılan düzenlemelerde, ortalama çözümler, palyatif
öneriler olamaz; hele hele, kimilerinin hukuk alanını
genişletirken kimilerininkini daraltan “Göç yolda düzelir.” mantığıyla yasa
yapılmaz. “Türk demokrasisinin kilometre taşı.” diye adlandırılabilecek
kanunlardan biri olan Seçim Kanunu -bütün iyi niyetlerine rağmen, öyle olduğuna
inanıyorum- Sayın Haluk İpek ve Sayın Ayhan Sefer Üstün’e emanet edilmiş,
Türkiye Büyük Millet Meclisi de bu kurguya hizmet ediyor; gerçi, her tarafına
dokunula dokunula onların verdiği teklife de artık
benzemiyor. Ancak, temel kötü, üzerine bina kondurulamıyor, “Devenin boynu”
misali, neresini düzelteceğimizi artık biz de bilemiyoruz.
Değerli milletvekilleri,
bu teklifin hem hazırlanış hem de komisyonlarda görüşülme yöntemi, en basit
tanımlama ile Meclis iradesine yönelik bir kabalıktır; yeni marazlara sebep
olacaktır. Ya uzlaşmayı bu şekilde hayata geçirin yahut da anlamını
kaybettirdiğiniz bu kelime ile milleti kandırmaktan, uzlaşıyor görünmekten
vazgeçin.
Sayın Hükûmet, bu metni teklif olarak değil de tasarı olarak
getirseydiniz, böylece, Genel Kurula gelmeden önce İçişleri ve Adalet
Bakanlıkları, Yüksek Seçim Kurulu gibi birtakım kurumların yazılı görüş ve
katkılarını alıp onların özellikle uygulamada karşılaştığı sıkıntılar ve
önerilerini de metne yansıtsaydınız -merak ediyorum- bundan kaybınız ne olurdu,
neyiniz eksilirdi? Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî dili olan Türkçe dışında yerel
dil ve lehçelerle propagandayı delikanlıca, milletten kaçırmadan, açık açık tasarıya iliştirseydiniz ve milletin de görüşünü
alsaydınız, son dakikada yangından mal kaçırırcasına alt komisyonda verilen bir
önerge ile yapmadan, adam mı ölürdü? Bu teklifi, Başbakanın
isteği, Sayın İçişleri Bakanının işgüzarlığı üzerine Sayın Anayasa Komisyonu
Başkanı Burhan Kuzu’nun “Tiz yedi günde tamamlayıp gelin.” talimatıyla
gönderdiği alt komisyonda ve raporunu sunduğu esas Komisyonda sadece bir
oturumda yapılan on-on iki saat toplantılarla yeterli tartışma ortamı
yaratmadan, katkı ve eleştirileri almadan çıkarmasaydınız, bu kadar önemli bir
yasa teklifini telaşa ve aceleye boğmadan, daha doğru olmaz mıydı? Tüm
bunlar, sizin, milletin gözünden bir şeyler kaçırmak istediğinizi göstermiyor
mu? Millî ve üniter devleti yakından ilgilendiren
böyle bir husus, anlaşıldı ki kargaşaya getirilecek ve bir oldubitti
yaratılacak ve size bu antidemokratik yöntemlerinizden dolayı güvenmemizi
bekleyeceksiniz.
Değerli
milletvekilleri, anlaşılıyor ki AKP gözünü karartmış, siyasi istikbalinin son
dönemecine girerken peşinden sistemi de kurumları da kaosa
götürmek, milletimizi de birbirine düşürmek istiyor. Bu teklif ile ilgili
olarak seçim yargısıyla ilgili en üst kuruluş olan Yüksek Seçim Kurulunun da
ciddi itiraz ve eleştirileri, hatta Türk demokrasisiyle ilgili gelecek
kaygıları vardır. Bu kaygılar ve eleştiriler mutlaka dikkate alınmalıdır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.
Yüksek Seçim
Kurulunun Komisyona gönderdiği bu satırlar da dikkate alınmamıştır. AKP,
kendisine hizmet edecek ve birçok eksiklik, kayırmacılık içeren ve seçimlerde
çatışmayı körükleyecek bir düzenleme peşindedir. Bu, açıkçası, AKP’nin devleti
yönetme anlayışının bir tezahürüdür. Yine burada yeni bir film vizyona konulmaktadır. Bu filmin adı kaostur,
tozun toprağın birbirine karışmasıdır. İnşallah, bu aziz millet, bu karmaşaya,
bu tozun toprağın birbirine karışmasına müsaade etmeyecektir. İlk yapılan genel
seçimlerde de Şark kurnazı, emrivaki üstadına bir emrivaki yapıp haddini
bildirecektir. AKP diğer siyasi partiler için kazdığı mezara kendisi düşecek ve
her seçim kanununda görülen son burada da görülecektir.
Bu düşüncelerle,
Seçim Kanunu’nun bu hâliyle demokrasimize ve adalete hizmet etmeyeceğini, bu
bakımdan desteklenmemesi gerektiğini düşünüyor, heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Korkmaz.
Şahıslar adına
son söz Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç’te.
Buyurun Sayın
Genç.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 490 sıra sayılı Seçimlerin
Temel Hükümleri ve Milletvekili Seçimi Kanununda Yapılan Değişikliğe İlişkin
Teklif üzerinde ikinci bölüm üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum.
Değerli
milletvekilleri, seçim tabii ki demokrasinin temel direğidir. Seçim, dürüst,
tarafsız, gerçek halkın iradesini ortaya çıkaracak yöntemlerle yapılırsa, o seçim
sonucunda teşekkül eden kurumlar da sağlıklı olur, sağlıklı karar verir,
vicdanının sesini dinler ona göre karar verir ama bizim, getirilen bu kanunla
hiç temel sorunlar görüşülmemiş, ele alınmamış. Mesela ön seçim veyahut da
yüzde 10 baraj. Parti genel başkanlarının iradelerini aşan bir seçim sistemi
getirilmemiş. Şimdi, halkın karşısına, önce genel başkanlar bir aday
çıkarıyorlar, halk da o genel başkanların çıkardığı kişiye oy veriyor. Ondan
sonra, bu seçim sistemiyle gelen milletvekilleri, otuz senedir görüyoruz,
devamlı görüyoruz, burada maalesef kendi vicdanlarının sesi yerine genel
başkanlarının iradeleri doğrultusunda oy kullanıyorlar. Bunu herkes için
söylüyorum, herhangi bir kimse için de söylemiyorum. Yani
eğer buraya gelen milletvekilleri milletin menfaatinin gerektirdiği doğrultuda
oy kullanırlarsa, halkın menfaatinin gerektirdiği doğrultuda oy kullanırlarsa,
dürüst hareket ederlerse o memlekete gelen parlamento o memleketin yönetimini
sağlıklı bir zemine taşır ve o memlekette çok ciddi sıkıntılar olmaz; rejim
sıkıntısı da olmaz, soygun da olmaz, hırsızlık da olmaz, hiçbir şey olmaz. Ama
bu yönden gelmeyen, yani vatandaşın iradesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisine
gelmeyen bir milletvekilinin burada sağlıklı hareket ettiğini göremiyoruz. İşte,
hep bir gensoru önergesi geliyor, bir bakıyorsunuz ki iktidar partisindekilerin
hepsi yüzde 100 suç teşkil eden o gensoruda tutuyor parmak kaldırıyor, mesela
Tayyip Bey’le ilgili. Gitti bankalardan 750 milyon dolarlık usulsüz kredi aldı,
hakkında gensoru verildi, bütün herkes “Burada usulsüzlük yok…” Ama o
milletvekilleri Genel Başkanlıktan korkmasalar da vicdanlarının sesini
dinleselerdi yüzde 100’ü o önergeye evet verirdi. Yani bu
gerçek, memleketin gerçekleri.
Şimdi, barajı
niye getiriyorsunuz? Barajı bırakın da, yani getirdiğiniz barajın hiç olmazsa
normal bir seviyede olması lazım. Vatandaşın yüzde 30’unun, yüzde 40’ının
iradesinin dışarıda kaldığı bir Meclisten sağlıklı bir Meclis olarak
bahsedilebilir mi? Yani yüzde 3 irade bile Meclisin dışında kalsa orada halkın
iradesi doğrultusunda maalesef bir irade beyanı gelişmiyor.
Değerli
milletvekilleri, özellikle bu bağımsız adayların seçilmesinde de büyük bir hata
yapılıyor. Bu geçen seçimde bağımsız adaylar o kadar küçük harflerle yazılmıştı
ki, ben kendi ismimi okuyamıyordum. Düşünebilir misiniz? Yani Yüksek Seçim
Kuruluna da itiraz ettik. Burada gerekirse, partilerin amblemleri var, bağımsız
aday da kendi parasını versin, ya resmini koysunlar oraya, en azından isimlerin
büyüklükleri de partiler gibi büyük olsun. Yani bunu bu kadar bağımsızlığı
burada siyaset yapamaz duruma sokmanın bu memlekete çok büyük sıkıntı
yaratacağına inanıyorum. Hiç olmazsa öyle bir sistem uygulayalım ki… Partilerde
maalesef milletvekilleri, genel başkanları ve genel merkezlerin iradeleri
doğrultusunda geliyorlar ama bağımsız hiç olmazsa buraya geldiği zaman işte
korkmuyor, ülkenin ve milletin menfaatine uygun olan her sorunu burada
pervasızca, korkmadan, gelecek korkusunu taşımadan dile getiriyor ve bu, millet
için, memleket için, Meclis için çok sağlıklı bir davranış biçimidir.
Onun için,
bağımsızlar için Yüksek Seçim Kuruluna da özellikle rica ediyorum: Mesela,
bazen partileri böyle baştan aşağı yazıyorsunuz, ondan sonra sonuna bir yer
getiriyorsunuz, her parti bir sütun ama bağımsızı… Mesela, bizim Tunceli’de üç
tanesini yukarıya almıştı, üç tanesini de altına. Sanki hangi bağımsıza oy
verdiğini vatandaş kestiremiyor, onu yapamıyor. Bu, gerçekten, bağımsızların
seçim kazanmasının önüne konulan çok önemli bir engel, bana göre haksızlıktır
değerli milletvekilleri.
Gerçekten,
getirilen bu yasa Anayasa’ya da aykırı. Bakın, Anayasa’nın 79’uncu maddesine
göre, seçimler, başlangıç ve bitimine kadar yargı denetimindedir. Şimdi, burada
getirmişsiniz, yasakları inceleme yetkisini seçim gününe otuz gün kalıncaya
kadar mülki amirlere veriyorsunuz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Bu, 79’uncu maddeye tamamen aykırı çünkü başlangıcından bitimine kadar
denetim yetkisi, şikâyet yetkisi hâkimlerde olması lazım.
Şimdi, değerli
arkadaşlar, bazı gerçekleri kabul etmemiz lazım. Bakın, bir Anayasa
değişikliğini getirdi, AKP verdi. Önce getirdi, 184’ü aşan bir iradeyle Meclise
verdi. Arkasından gitti -tabii, bunda çok büyük hata yaptıkları için- onun bir
kısmını aldılar, 61 kişiyi, “düşürdük” güya dediler ama Anayasa Mahkemesinin
bir kararı var. Sayın Suha Okay
Bey bugün basın toplantısında da onu söyledi, yani 61 kişinin oradan imzasını
çekmesi bu kolektif iradeyi… Tümüyle çekmesi lazım yoksa bunu hükümsüz kılar.
Mesela, yarın bir cumhurbaşkanı seçimine gidildi, 20 milletvekili imza verdi,
milletvekili gitti cumhurbaşkanı adayı oldu. Güçlü olduğu zaman, 2 milletvekili
imzasını çekerse, o zaman, “Senin cumhurbaşkanı adaylığın düştü.” mü diyeceğiz?
Yani bunun gibi yüzlerce misal vermek lazım. Gerçekten bu konuyu becermediniz
ve yarın öbür gün…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
KAMER GENÇ
(Devamla) – Müsaade ederseniz çok…
BAŞKAN – Yani hiç
yapmadım.
Çok teşekkür
ederim. Bir dakika ek süre vermiştim.
Sağ olun.
Soru-cevap
işlemine geçiyorum.
Sayın Yıldız…
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan,
kanunun 86’ncı maddesi ve 94’üncü maddesi birbiriyle çelişmektedir. Bu nedenle
dört sorum olacak.
Çelişen kanun
maddelerini değiştirmeyi düşünüyor musunuz?
Seçmen listesinde
kayıtlı olduğu yer dışında oy kullanılması seçim sonuçlarını etkilemiyor mu?
2004-2009 yerel seçimlerinde bunu Adalet ve Kalkınma Partisi lehine çok iyi
kullandınız, sonucu değiştirdiniz. Yapılacak seçimlerde yine aynı uygulamayı
yapacak mısınız?
Bu yasayı
düzeltmeyi düşünüyor musunuz?
298 sayılı
Yasa’nın görüşülmesinin başlamasından bu yana pek çok bakan görev yaptı ama
ilgili bakanı yine orada görememekteyiz. Bunu bir tenezzül meselesi olarak
değerlendiriyor musunuz?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Ünlütepe…
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Aracılığınızla
Sayın Bakana şu soruyu yöneltmek istiyorum: Yapılan düzenleme ile sandık
kurulları iki sefer sayım yapma yükümlülüğü altına sokuluyor. Önemli olan
burada sandıkta meydana gelen iradenin doğru bir şekilde yansıtılmasıdır.
Hepimizin de bildiği gibi, seçimlerde açık sayım ve döküm esası vardır.
Yurttaşların önünde yapılan sayımda kurul üyelerinin de o sayım sonucunun doğru
olduğu konusunda hiçbir itirazı olmadığı hâlde ikinci bir sefer sayım
yapılmasında beklenen amaç nedir? Eğer daha doğruyu yakalamak
mantığı var ise, o zaman, Türkiye Büyük Millet Meclisinde de yasaları acaba iki
sefer görüşmek daha doğru bir yöntem mi…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Birdal…
AKIN BİRDAL
(Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Geçtiğimiz 22
Temmuz seçimlerinde birleşik oy pusulasında bağımsız adayların adlarına yer
verilmeyişi nedeniyle yurt dışına çıkanlar ya da yurt dışından gelip sınırda oy
kullanmak isteyenler bağımsız adaylara oy veremediler. O nedenle bu seçimlerin
adil ve eşitlikçi olması konusunda da ciddi bir gölge düşürmüştür. Acaba bunu
düzeltmeyi düşünüyorlar mı?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Güvel…
HULUSİ GÜVEL
(Adana) – Teşekkür ediyorum Başkanım.
Sayın Bakan,
seçim döneminde açılış yapmak, tapu dağıtmak, temel atmak adı altında devletin
olanaklarının kullanılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu törenlerin hepsinin
seçimlerin hemen öncesine rastlaması tesadüfi midir?
Kamu kaynaklarının seçim propagandasında kullanılması nedeniyle ceza alan
belediye başkanı veya kamu kurum yöneticisi var mıdır?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Sayın
Kaplan…
HASİP KAPLAN (Şırnak)
– Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, bir
tek sorum var: Şu yüzde 10 barajında AK PARTİ, CHP ve MHP çok iyi
uyuşuyorsunuz, uzlaşıyorsunuz; bunun hikmeti hükûmetini
bir anlatır mısınız, sizi ne bir araya getiriyor? Çünkü yüzde 10 barajı demek 4
milyon seçmen demek. 4 milyon seçmenin altında oy alan bir parti, yüzde 3 oy
alan bir parti Mecliste grup kurabiliyor. Neden bu konuda bir değişiklik yapma
gereğini duymadınız?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın
Yıldız…
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan,
seçmen listelerinde kayıtlı olup oy kullanmayan seçmenlere yaptırım miktarı ne
kadardır? Bu ceza bedellerinden tahsilat yapılmış
mıdır? Yapılmamışsa neden yapılmamıştır?
2007 ve 2009
seçimlerinde SEÇSİS ile ilgili ciddi şikâyetler olmuştur. Bu şikâyetlerle
ilgili bir araştırmanız olmuş mudur?
Seçmen
listelerinde seçmenin istemi dışında yer değişiklikleri yapılmıştır, 2009
seçimlerinde özellikle bu çok olmuştur.
Bu şikâyetlerle
ilgili bir araştırmanız olmuş mudur? Bu uygulamaları devam ettirecek misiniz?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Sayın
Bakan…
DEVLET BAKANI
FARUK ÇELİK (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Değerli milletvekili
arkadaşlarımıza da teşekkür ediyorum.
Tabii, önemli bir
yasa teklifi görüşülüyor. Seçim güvenliğini artırmaya dönük bir kanun, 33
maddeden oluşuyor ve bunun 30 maddesi 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve
Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’u, 3 maddesi ise 2839 sayılı Milletvekili
Seçimi Kanunu’nu içermektedir. Çok önemli düzenlemeler dedim. Gerçekten çağdaş
araç gereçlerin kullanılması başta olmak üzere, bugüne kadar seçimlerde aksayan
birçok yönlerin, birçok hususların giderilmesi açısından son derece önemli bir
düzenleme. Ayrıca, bildiğiniz gibi, sekiz ayrı teklif de bu teklifle bir arada ele
alınmış, birleştirilmiş. Dolayısıyla herkesin görüşü, hemen hemen
her siyasi partinin mensubu arkadaşlarımızın görüşleri de azami ölçüde teklife
yansıtılmaya gayret edilmiştir.
Burada sorulan
sorular çerçevesinde olaya baktığımız zaman, Sayın Yıldız “86 ve 94’üncü
maddelerle ilgili bir değişiklik düşünüyor musunuz?” dediler. Bu maddelerle
ilgili bir değişiklik düşünmediğimizi ifade etmek istiyorum, yerinde
bulduğumuzu ifade etmek istiyorum. Kolluk kuvvetlerinin, güvenlik
görevlilerinin oy kullanmalarının bu derece tartışma konusu olmasını, hatta bu
kadar önemli düzenlemeler içeren bu yasayla ilgili bu tartışmaların çok farklı
zeminlere çekilmesini ben doğrusu anlamakta zorlanıyorum. Bunlar gerekli
düzenlemelerdir, gerekli olduğu için zaten sekiz teklif Komisyona iletilmiş ve
orada bunlar birleştirilmiş. Mutlaka hiçbir düzenleme, hiçbir çalışma mükemmel
değildir, eksikleri vardır. Bunların bir hoşgörü ortam içerisinde burada ele
alınıp iyileştirilmesinin mümkün olduğu inancı içerisindeyim. Kolluk güçlerinin
oy kullanarak siyasi dengeleri değiştireceği gibi bir yaklaşım veya seçimlerin
güvenliğini ihlal edeceği gibi bir yaklaşım da doğru olmasa gerektir diye
düşünüyorum.
İlgili bakan
arkadaşımızın burada olmamasını değerlendirdiniz. Bu eleştirinizi saygıyla
karşılıyorum fakat çoğu zaman arkadaşımız burada bulunmaya çalıştı, mutlaka çok
daha önemli bir görevinden dolayı, bu görev hepsinden önemli onu kabul
ediyorum…
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Az önce konuştunuz…
DEVLET BAKANI
FARUK ÇELİK (Bursa) – Hayır… Müsaade eder misiniz.
Hepsinden önemli,
fakat meşru bir mazeret olmamış olsa mutlaka arkadaşımızın burada olması
gerekir, yani dolayısıyla bu eleştirinize saygıyla baktığımı ifade etmek
istiyorum.
Ayrıca yine,
Sayın Yıldız, oy kullanamayanlarla ilgili müeyyidelerin güncellendiğini
biliyorsunuz. Dolayısıyla ayrıca bir düzenleme burada gerekmiyor.
Bir diğer önemli
konu, sayımda, özellikle sandıklar açıldıktan sonra yapılan değerlendirmelerde
sayımda çift, iki tutanak kullanılıyor -Halil Bey’in sorusuydu yanılmıyorsam-
iki tutanak kullanıldığı için meydana gelecek olan farklılıkta yeniden sayım
söz konusudur burada. Yoksa sayımda söz konusu bir farklılık tutanaklarda söz
konusu değil ise ikinci bir sayımın zaten gündeme gelmesi mümkün değil. Bunu da
bu şekilde izah etmeyi uygun buluyorum.
Yurt dışındaki
bağımsız adaylarla ilgili bir düzenlemeyi bu teklif içermemektedir. Böyle bir
talep, inanıyorum ki Komisyonda değerlendirilmiştir veya ilgili kurullarda
değerlendirilmiş ve tekliflerin diğerlerinde de var mı, şu anda bilemiyorum
ama…
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – İlgili Bakan olsaydı bilirdi Sayın Bakan. Maalesef verdiğiniz
cevaplar da…
DEVLET BAKANI
FARUK ÇELİK (Bursa) – Ona olan saygımızı size ifade ettik Sayın Yıldız.
Yüzde 10 barajına
gelince, yüzde 10 barajıyla ilgili uzun bir açıklama istendi bizden. Gerçekten,
bu konu çok derin ve herhâlde, bu soru-cevap kapsamında ele alınmasının doğru
olmayacağını siz de takdir edersiniz. O genişlikte, belki bir açık oturum
konusu, belki bir ciddi tartışma konusu. O boyutuyla o ortamlarda
değerlendirilmesinin daha doğru olacağı inancındayım.
Genelde sorular
bu çerçevede fakat yıllardır seçimlere hepimiz giriyoruz, seçimlerde
yaşadığımız çok önemli sorunlar var. Bu eksiklikleri giderme açısından bu
düzenleme son derece önemli. Sandık başında bulunan arkadaşlarımız vardır
mutlaka -birçok arkadaşımız siyasetin içinden geliyor- sandık tutanağını
alamazsınız. Dolayısıyla, sandıkların toplamında partinizin oyuyla ilgili merak
ettiğiniz neticede veya sağlamaya çalıştığınız başarıda bir güven problemi
yaşanıp yaşanmadığı konusunda öteden beri hep sıkıntı yaşardık ve burada, bu
tutanakların verilme zorunluluğunun getirilmesini son derece anlamlı ve yerinde
bulduğumuzu ifade etmek istiyorum.
Her şeyin
ötesinde, bizim, bu yasayla ilgili birçok düzenlemenin, Yüksek Seçim Kurulu
genelgeleriyle böyle önemli yasanın yürütülmesi, böyle önemli bir işlemin
yürütülmesi, inancıma göre doğru olmasa gerek. Bunun, mutlaka, bir yasal
çerçeveye bütünüyle gelişen şartlar çerçevesinde kavuşturulmasının doğru
olacağı inancıyla bu genelgelerdeki, YSK genelgelerindeki bu düzenlemelerin
yasada yer almasının son derece yerinde olduğunu da bu vesileyle ifade
ediyorum.
Hepinize çok
teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bakan.
İkinci bölüm
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi, ikinci
bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini
yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.
18’inci madde
üzerinde üç önerge vardır.
İlk önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
490 Sıra Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun
ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin
çerçeve 18'inci Maddesi ile değiştirilen 94'üncü maddesinin birinci fıkrası
ikinci cümlesinde yer alan "meşruhat verilmek" ibaresinin 'açıklama
eklenmek" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Ayla Akat Ata |
Pervin Buldan |
Osman Özçelik |
|
|
Batman |
Iğdır |
Siirt |
|
|
Özdal Üçer |
Akın Birdal |
Sırrı Sakık |
|
|
Van |
Diyarbakır |
Muş |
|
|
Hamit Geylani |
Şerafettin Halis |
|
|
|
Hakkâri |
Tunceli |
|
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
kanun teklifinin 18. maddesi ile değiştirilen 298 Sayılı Kanunun 94. maddesinin
(b) ve (c) bentlerinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
|
Faruk Bal |
Mehmet Şandır |
Behiç Çelik |
|
|
Konya |
Mersin |
Mersin |
|
|
S. Nevzat
Korkmaz |
Oktay Vural |
K. Erdal Sipahi |
|
|
Isparta |
İzmir |
İzmir |
|
|
|
Ertuğrul Kumcuoğlu |
|
|
|
|
Aydın |
|
BAŞKAN – Şimdi,
en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
490 Sıra Sayılı Yasa Tasarısının çerçeve 18. maddesi ile değiştirilen 298
sayılı yasanın 94. maddesinin başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Şahin Mengü |
Atilla Kart |
İsa Gök |
|
|
Manisa |
Konya |
Mersin |
|
|
Abdulaziz Yazar |
Ali İhsan
Köktürk |
Rahmi Güner |
|
|
Hatay |
Zonguldak |
Ordu |
Madde 18- 298
sayılı Kanunun 94 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Madde 94- İlçe seçim kurulu başkanı, seçimin yapıldığı çevrede oy
verme hakkına sahip olduğu halde, görev yaptığı sandığa ait seçmen listesinde
kayıtlı bulunmayan sandık kurulu başkan ve üyeleri ile bina sorumlularının her
birine seçmen olduğunu ve hangi seçimde oy kullanabileceğini gösteren ve sandık
seçmen listesindeki bilgileri kapsayan bir belge verir. Ayrıca, bu seçmenlerin esas kayıtlı olduğu sandık seçmen listesine
meşruhat verilmek üzere kayıtlı bulunduğu sandık kurulu başkanlığına durumu
yazı ile bildirir.
Bu madde
uyarınca, ilçe seçim kurulu başkanı tarafından kendilerine oy kullanma hakkı
bulunduğuna ilişkin olarak belge verilen görevliler, bu belge ile görevli
oldukları sandık bölgesinde oy verirler.
Milletvekilleri
ile milletvekili adayları seçmen bilgi kağıdını
göstermek suretiyle kayıtlı oldukları seçim çevresi dışında da oylarını
kullanabilirler.
Sandık kurulu, bu
madde kapsamında oy kullanan kimselerin ilgili belgelerini, oy verme işleminden
önce alır. Bu belgeler, diğer seçim evrakı ile birlikte ilçe seçim kuruluna
teslim edilir.
Bu madde uyarınca
oy kullanan seçmenlerin ad ve soyadları ile kimlik bilgileri, oy kullandıkları
sandık seçmen listesinin sonuna yazılarak, karşısına imzaları alınır."
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?
TARIM VE
KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Yazar. (CHP sıralarından alkışlar)
ABDULAZİZ YAZAR
(Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 490 sıra
sayılı kanunun 18’inci maddesi üzerine vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz
almış bulunuyorum. Şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına yüce Meclisi
saygılarımla selamlıyorum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; değişiklik için önerge verdiğimiz madde sandık seçmen
listesinde kayıtlı olmayan seçmenlerin oy kullanmasıyla ilişkilidir.
Önergemizin amacı, kolluk güçleriyle ulaştırma görevlilerinin görevli oldukları
sandık bölgesinde oy kullanmaları özellikle büyük şehirlerde seçim sonuçlarını
etkileyecek sonuçlar doğurabilir. Bu açıdan kolluk güçleri ile ulaştırma
görevlilerinin kendi sandıklarında oy kullanması ilkesi getirilmiştir.
Değerli
milletvekilleri, bu tasarının demokrasiye, hukukun gelişmesine katkıda
bulunmasını beklemek yanlış olacaktır. Halkın gerçek, doğru, akılcı bir seçim
yasası isteği ile getirilmek istenen bu yasanın uzaktan yakından ilgisi
olmadığı anlaşılmaktadır. Bu değişikliğin demokrasiyle, insan haklarıyla,
özgürlüklerle alakası olmadığı açıktır. İktidarın yapmaya çalıştığı yasaların
demokratik olduğunu kabul etmek, bunu beklemek de hayalcilik olacaktır.
Bunun bir örneği
de görüştüğümüz Seçim Yasası’dır. Seçim Yasası’nda getirdikleri değişiklikler
hangi gerekçeyle, hangi ad altında olursa olsun, getirilen değişikliklerin
hiçbirinin toplumun ihtiyacını karşılamadığı, ancak ve ancak AKP’nin ihtiyacını
karşılamaya yönelik olduğu çok açıktır. Seçme ve seçilme hakkı kullanılırken
son derece hakkaniyetli olunmalı ve evrensel hukuk kurallarına uyulması temel
hedef olmalıdır. Bir ülkenin demokratik bir ülke olabilmesi, o ülkenin seçim
kanunlarının demokratik olmasıyla doğrudan ilişkilidir. Yani bir ülkenin seçim
kanunları demokratik hükümler içermiyorsa, o ülkede demokrasiden söz etmek mümkün
olmayacaktır.
Görüştüğümüz
kanun teklifi maalesef uzlaşmaktan uzak, dayatmacı bir tekliftir. Devlet
yetkilerini iktidarın emrine vererek seçmen iradesini iktidar istekleri
doğrultusunda gerçekleştirmeyi amaçlamıştır. Bu teklif Genel Kurula gelmeden,
devletin ilgili kurum ve kuruluşlarının bilgisinden gerektiği kadar
yararlanılmamıştır. Bu teklif Komisyonda da alelacele görüşülmüş, Komisyonda Hükûmet teklifi tek yanlı olarak değerlendirilmiştir.
Seçmen iradesi maalesef hiç dikkate alınmamıştır. Dolayısıyla bu teklif,
üzerinde fazla çalışılmadan ve bir mutabakat sağlanmadan Genel Kurula
indirilmiştir.
AKP İktidarı
döneminde yasaların dolambaçlı yollarla kendi çıkarlarına göre oluşturulmasına
birçok kez şahit olduk. Yine bu iktidar döneminde çok sıkça şahit olduğumuz
diğer bir konu da bazı valilerin tutum ve davranışlarıyla AKP il başkanı gibi
davranmaları olmuştur. Bunun son örneği seçim bölgem olan Hatay ili ile ilgili
yaşanmıştır. Osmaniye Valisi Sayın Celalettin Cerrah Hatay ili Dörtyol ilçesine
bağlı Yeşilköy beldesine yaptığı ziyaret sırasında yaptığı açıklamada Hatay
iline bağlı bazı ilçelerin Osmaniye iline bağlanmasında fayda gördüğünü
belirterek bu konuda ön çalışma yaptıklarını ifade etmiştir. Yine aynı
ziyarette Sayın Cerrah gündemde olan Anayasa değişikliği konusunda görüşlerini
belirtmiş “Mecliste muhalefette olan partiler geçmişte 12 Eylül Anayasası’nın
mutlaka değiştirilmesini ifade ederlerken bugün maalesef sadece muhalefet
yapmak adına farklı hareket etmektedirler.” diye konuşmuştur. Özellikle Sayın
Cerrah yaptığı bu açıklama ve değerlendirmelerde yetkisini ve haddini aşmıştır.
Devletin valisi görev yaptığı ilin sınırları içerisinde kendisine verilen
görevlerden sorumludur. İllerin sınırlarını değiştirmek, ilçeleri istediği
illere bağlamak diğer valilerin görevi olmadığı gibi Sayın Cerrah’ın da görevi
değildir. Bazı ilçelerimizin il merkezine uzak olmasıyla ilgili bir sorun
yaşanmakta ise bunun çözümü ilçelerimizin başka illere bağlanması değil
İskenderun ilçemizin il yapılmasıdır.
Sayın Cerrah ayrıca
yukarıda belirttiğim gibi…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
ABDULAZİZ YAZAR
(Devamla) – Teşekkür ediyorum.
…Anayasa
değişikliği konusunda yaptığı açıklamada “Muhalefet partileri bugün maalesef
sadece muhalefet yapmak adına farklı hareket etmektedirler.” diyerek vali
olduğu bilincini unutmuş, siyasi bir partinin üyesi gibi yorum yapmış, haddini
aşmıştır.
AKP Hükûmeti döneminde sıkça yaşanmaya başlanan bu durumdan
vatandaşlarımız rahatsızdır. Kamu görevlisi yani devlet memuru olan kişiler
politik taraf olamazlar. Sayın Cerrah’ın açıklamaları ayrıca devlet
geleneklerimize yakışmamıştır. Önümüzde genel bir seçim vardır. Bu seçimlere bu
gibi davranışlarda bulunan bu gibi valilerle nasıl gideceğiz? İllerinde
seçimlerin sağlıklı ve güvenli bir şekilde yapılmasını sağlamakla görevli
yöneticilerin başında gelen valilerin tarafsız olması gerekmez midir? Seçim
Yasası değiştirilmeden önce bu tür olumsuz davranışların ortadan kaldırılması gereklidir.
Herkesi bir kez
daha görev ve sorumluluklarının gereğini yapmaya davet ediyor, Genel Kurula
saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
III.- YOKLAMA
(CHP sıralarından
bir grup milletvekili ayağa kalktı)
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Toplantı yeter sayısı istiyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Toplantı
yeter sayısı istiyorsunuz.
Yoklama talebi
vardır. İsimleri tespit ediyoruz.
Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Gök, Sayın Bingöl, Sayın Barış, Sayın
Yazar, Sayın Diren, Sayın Küçük, Sayın Paçarız, Sayın Anadol,
Sayın Oksal, Sayın Arat, Sayın Emek, Sayın Güner,
Sayın Seçer, Sayın Köktürk, Sayın Öztürk, Sayın
Sönmez, Sayın Erten, Sayın Yalçınkaya, Sayın Özkan,
Sayın Tüzün.
Yoklama için üç
dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Toplantı
yeter sayısı vardır.
IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve
Teklifleri (Devam)
4.- Ankara Milletvekili Haluk
İpek’in, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile
Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile
Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 18
Milletvekilinin, Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe ve Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi
ve 10 Milletvekilinin, Diyarbakır Milletvekili Gültan
Kışanak ve 19 Milletvekilinin, Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri
İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Denizli
Milletvekili Hasan Erçelebi ve 5 Milletvekilinin
Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Anayasa Komisyonu Raporu (2/636, 2/123,
2/200, 2/288, 2/304, 2/342, 2/364, 2/474, 2/596) (S. Sayısı: 490) (Devam)
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
kanun teklifinin 18. maddesi ile değiştirilen 298 Sayılı Kanunun 94. maddesinin
(b) ve (c) bentlerinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Mehmet
Şandır (Mersin) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
TARIM VE
KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 18’inci maddeyle
ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu önerge hakkında söz
almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu önergemizde
(b) ve (c) bentlerinin teklif metninden çıkarılmasını teklif ettik. Açıkçası
şudur: Seçimin güvenliğini sağlamakla görevli kolluk güçlerinin ve ilçe seçim
kurulu tarafından sandık kurulu üyelerini görev yerine ulaştırmak için
görevlendirilmiş kişilerin kayıtlı oldukları sandıklarda oy kullanmaları;
görevlendirildikleri yerlerde oy kullanmalarının özellikle iradenin
tecellisine, millî iradenin tecellisine zarar verebileceğini düşünerek biz bu
öneride bulunduk. Hele büyük şehirleri düşündüğümüzde...
Sayın Başkanım,
Genel Kurulda bir uğultu var efendim.
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Yoklama sayısı isteyip zorla bizi içeri getiriyorsunuz, sessiz
dinleyin diyorsunuz.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri...
Buyurun Sayın
Korkmaz.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.
Özellikle büyük
şehirleri düşündüğümüz zaman şoförlerin, bazı sandıkların başlarında
sayılarının 60’ı, 70’i bulduğunu ve güvenlik güçlerinin 250-300, hatta 500’e
kadar çıktığını biliyoruz. Biz bunları dillendirdiğimiz zaman teklif sahibi
Sayın İpek bize sinirleniyor biraz. Yani “Sadece milletvekili seçimlerinde oy
kullanacaklar, mahallî seçimlerde yine kayıtlı oldukları yerlerde oy
kullanacaklar.” diyor ama uygulamada değişen bir şey yok kıymetli arkadaşlarım.
Ben, eski bir mülki amir olarak, birkaç seçimi yaşamış bir kardeşiniz olarak
söylüyorum. Güvenliği sağlamak üzere ilçe seçim kurulundan bir yazı geldiği
zaman biz bu güvenlik görevlilerinin planlamasını yapar ve ilçe seçim kuruluna
bilgi veririz, ama bu bilgilendirmede güvenlik görevlilerinin isimleri sayılmaz.
Yani, “Şu TC kimlik numaralı, işte filan polis memuru, feşmekan
sandıkta görevlendirilmiştir.” denmez. Dolayısıyla, bu sirkülasyonu
takip etmekte ciddi güçlükler vardır. Ben bunun özellikle düzeltilmesi
gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca, artık bu klasik yöntemlerden bütün çağdaş
ülkeler gibi vazgeçmemiz gerektiğini, bütün yine uygar, medeni ülkelerde
uygulamada olan elektronik oy kullanma sistemlerinin bir şekilde ülkemize
adapte edilmesi gerektiğinin zamanı gelmiştir diye düşünüyorum. Eğer böyle olursa
da, özellikle seçim huzurunun sağlanması ve milletin birbirine düşmesinin de
önüne geçilecektir diye düşünüyorum.
Millî teknoloji
şirketimiz HAVELSAN, bu seçim kanunu görüşülmeden önce bizleri özellikle
ziyaret ettiler ve oy kullanmada iradenin tecellisinde mahremiyeti tesis etmede
hata payını neredeyse sıfıra indirecek bir sistemi tanıttılar, elektronik seçim
programını tanıttılar. HAVELSAN’ın bu önerisi,
gerçekten bizlere de çok makul geldi ve birçok sorunu ortadan kaldıracağını
düşünüyoruz. Cam sandıklar, oy verme kabinleri gibi şekle,
görüntüye hizmet edecek ancak millî iradenin tecellisinde dürüstlük ve
hakkaniyete belki de hiçbir katkısı olmayacak, yine depolarda bekleyen
trilyonlarca liralık malzemenin de kullanılmayacağını düşünürsek, devlete trilyonlarca
liralık ek külfet getirecek bu sistemden vazgeçip bu elektronik seçim
programlarını görmek, varsa eksikliklerini birlikte gidermek daha doğrudur diye
düşünüyorum.
SEÇSİS’le ilgili
önergemizi verdik. Kabul edileceğini düşünüyoruz. SEÇSİS’te
zaten büyük bir şayia, büyük bir dedikodu türemişti. Doğrusu, merak ediyorum,
bundan sonra, bu şayialardan sonra gerek Yüksek Seçim Kurulunun gerekse Adalet
Bakanlığının bu konuları araştırıp, bir rapor hâline getirip getirmediğini
merak ediyorum. Böyle bir şey varsa da doğrusu Meclisimizle paylaşmanın,
milleti aydınlatmanın bir gereği olduğunu düşünüyorum.
Önergemize destek
vermeniz gerektiğini ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Korkmaz.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
490 Sıra Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun
ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin
çerçeve 18'inci Maddesi ile değiştirilen 94'üncü maddesinin birinci fıkrası
ikinci cümlesinde yer alan "meşruhat verilmek" ibaresinin 'açıklama
eklenmek" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Ayla
Akat Ata (Batman) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?
TARIM VE KÖYİŞLERİ
BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Halis.
ŞERAFETTİN HALİS
(Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de görüşülmekte olan
tasarı üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.
Sizleri saygıyla selamlıyorum.
Tabii tüm dünyada
seçimler, artık hukukun, adaletin ve demokrasinin birer ölçümetresi
hâline gelmiştir ancak Türkiye’ye bakıldığında ne yazık ki bu ölçümetre, toplumsal sorunları konuştuğumuz her cümlenin başında
“ne yazık ki” dedirten bir durumdadır. Özellikle burada konuşan milletvekili
arkadaşlarımızın, halkın iradesinin temsiliyeti
üzerinde söz söylemeleri üzerine şunu söyleme gereği duyuyorum: Teknik
iyileştirmelerle halkın iradesinin Parlamentoya yansıtılmasının bir yol ve
yöntemi bulunamaz. Halkın iradesinin Parlamentoya yansıtılmasının tek bir yolu
var, o da seçim barajının düşürülmesi.
Tabii bu yasa
tasarılarıyla, yeni düzenlemelerle yeni iyileştirmeler yapılmak isteniyor ancak
bugüne kadar AKP’nin yapmış olduğu iyileştirmelerde ne yazık ki her
iyileştirmeden sonra bir önceki durum aranır hâle gelmiştir. Örneğin,
bu tasarıyla ilçe seçim kurulu başkanı seçimin yapıldığı çevrede oy verme
hakkına sahip olduğu hâlde, görev yaptığı sandığa ait seçmen listesinde kayıtlı
bulunmayan, seçimin güvenliğini sağlamakla görevli kolluk kuvvetlerinin, yine
ilçe seçim kurulu tarafından sandık kurulu üyelerini görev yerine ulaştırmak
için görevlendirilmiş kişilerin ilçe seçim kurulu başkanının vermiş olduğu
imzalı, yazılı bir kartla, bir kâğıtla, bir pusulayla oy kullanmaları
sağlanacak. Şimdi, kimin bir yazısıyla, imzasıyla oy kullanılacak?
Yasaların ötesinde, bir ilçe seçim kurulu başkanı tarafından verilecek. Tabii,
bu, yasaya bağlanacak.
Şimdi, değerli
milletvekilleri, bugüne kadar Türkiye’de askerin, güvenlik güçlerinin kendisini
toplum üzerinde bir erk gördüğü ve yine bu ülkenin doğusunda, kararnamelerle
idare edilen bu ülkenin doğusunda askerin ve kolluk güçlerinin kendisini bir
baskı gücü hâline getirdiği bir yerde, yine askerin ve kolluk kuvvetlerinin
belli yargı mensuplarıyla bir konsept oluşturduğu bir
yerde böyle bir uygulamanın sonuçları ne olur bir bakalım: Bugüne kadar bu
ülkenin doğusunda, özellikle Kürtlerin Parlamentoya gelmek için 1995
seçimlerinde “HADEP” adıyla seçimlere girmesiyle beraber kolluk kuvvetleri
tarafından uygulanan bir yığın engel vardı. Neydi bunlar? Sandık güvenliğini
sağlamakla görevli olan kolluk kuvvetleri, sandıklara
Şimdi, böyle bir
durumda, bunlar yaşanmışken, bu yeni düzenlemeyle, sandık güvenliğini sağlamak
için, o sandık bölgesine gönderilen ama orada oy kullanma hakkı olmayanlara oy
kullanma hakkı veriliyor. Şimdi, küçük ilçelerde ve Türkiye'nin beldelerinde,
büyük oranda, 50 oyun, 40 oyun, hatta 30 oyun kader belirlediği bu alanlarda,
100 tane, 200 tane güvenlik mensubunun orada oy kullanmış olabileceğini
düşünün. Bu hesabın altında biz çok iyimser bir niyetin olduğuna inanmıyoruz.
Bugüne kadar hiç…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
ŞERAFETTİN HALİS
(Devamla) – Daha önce de küçük beldeleri oy oranı itibarıyla kapatıp belli
beldeleri birleştirerek kendileri üzerine lehte bir denge yaratmak için hesap
tutanların da böyle bir yasa tasarısıyla güvenlik güçleri üzerinden sonuç
almaya çalıştığını herkesin bilmesi gerekir.
Ve ben diliyorum
ve umuyorum ki halkın iradesini Parlamentoya yansıtabilecek bir seçim yasası
olsun ama bu, bundan uzak. Bizim verdiğimiz önergenin de yine bu Meclisten,
özellikle AKP sıralarından reddedileceğini biliyorum ve bu yasa tasarısının,
esası itibarıyla, Türkiye demokrasisine, Kürtlere, Alevilere, ötekilere ve
emekçilere bir yarar getirmeyeceğine inanıyorum ve bu inançla sizleri tekrardan
selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler…
Önerge reddedilmiştir.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
19’uncu madde
üzerinde üç önerge vardır.
İlk önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 490 Sıra
Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile
Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin
çerçeve 19'uncu Maddesi ile değiştirilen 98'inci maddesinin dördüncü fıkrası
birinci cümlesinde yer alan "...tamamı yırtılmış..." ibaresinin
"bütünlüğü bozulacak şekilde yırtılmış veya koparılmış" şeklinde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Ayla Akat Ata |
Pervin Buldan |
Osman Özçelik |
|
|
Batman |
Iğdır |
Siirt |
|
|
Sırrı Sakık |
Akın Birdal |
Özdal Üçer |
|
|
Muş |
Diyarbakır |
Van |
|
|
Hamit Geylani |
Ufuk Uras |
|
|
|
Hakkâri |
İstanbul |
|
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 490 sıra sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve
Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 19 uncu maddesiyle değiştirilen 298
sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 98 inci
maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
|
|
Fehmi Murat
Sönmez |
Hulusi Güvel |
Ali İhsan
Köktürk |
|
|
Eskişehir |
Adana |
Zonguldak |
|
|
Ali Oksal |
Turgut Dibek |
|
|
|
Mersin |
Kırklareli |
|
“Sandık, yukarıdaki maddelerde belirtilen iş ve işlemler
tamamlandıktan sonra, oy verme yönünde hazır bulunanların gözü önünde, sandık
kurulu başkanı ve sandık kurulu üyeleri tarafından birlikte açılır.”
BAŞKAN – Şimdi en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun teklifinin 19. maddesinin madde metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
|
Faruk Bal |
Mehmet Şandır |
Rıdvan Yalçın |
|
|
Konya |
Mersin |
Ordu |
|
|
Oktay Vural |
S. Nevzat
Korkmaz |
Behiç Çelik |
|
|
İzmir |
Isparta |
Mersin |
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
TARIM VE
KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Yalçın. (MHP sıralarından alkışlar)
RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; görüşülen tasarının 19’uncu
maddesi üzerinde verdiğimiz değişiklik önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum.
Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, önergemizle, maddede yapılan yeni düzenlemenin mahzurlarına
dikkat çekiyoruz. Öncelikle, özellikle oy zarflarının iki defa sayılacağı, bu
iki sayım arasında fark olursa üçüncü kez sayım yapılacağı ve sonucuna göre
işlem yapılacağı belirtilmektedir.
Değerli
arkadaşlarım, bu ne anlama gelmektedir? Üçüncü kez sayımdan da farklı bir sonuç
çıkarsa, ilk iki sayımı teyit etmeyen bir sonuç çıkarsa hangi sayım esas
alınacaktır? Burada itiraz olmadan ikinci bir sayım yapılmasını genel hukuk
ilkelerine aykırı buluyoruz. Madde metninde de bu üçüncü sayımın da farklı
çıkması hâlinde ne yapılacağı belirlenmiş değildir. Hâlihazır uygulamanın daha
doğru olduğunu, itiraz üzerine tekrar saymanın daha doğru olduğunu düşünüyoruz.
Sayın Başkanım,
arkadaşlarımızın sohbet etme hakkına saygı duyuyorum ama dışarıda yapsalar da
bizim de konuşma hakkımıza saygı duysalar diyorum, ne dersiniz acaba?
BAŞKAN – Ben de
sizinle aynı fikirdeyim.
Sayın
milletvekilleri, sükûneti lütfen tesis edelim.
Buyurun Sayın
Hatip.
RIDVAN YALÇIN
(Devamla) – Değerli milletvekilleri, ülkemiz bir seçim atmosferine girmiş,
iktidarın kendisi dışındaki hiçbir toplumsal merkezin görüşlerine değer
vermediği bir ortamda bu görüşmeyi yapıyoruz. Seçim kanunları bir Parlamentonun
yenilendiği, meşruiyetinin tartışılmadığı bir dönemde yapılmalıdır diye
düşünüyoruz. Bu sebeple bugünkü Parlamento yapısının bir seçim kanunu yapmaya
çok müsait olmadığı inancındayım. Bu görüşmelerin sakin geçiyor olması, seçim
kanunları üzerinde bir değişiklik olmasına rağmen sakin geçiyor olması -bana
göre- getirilen teklifin doğruluğundan değil içeriğinin boş olmasından
kaynaklanmaktadır. Tasarı uygulamada karşılığı olmayan bir iki rötuş
getirmektedir. Seçim ve siyasi partiler alanında hiçbir tartışma alanı tasarı
içerisinde yer almamaktadır.
Değerli arkadaşlarım,
Anayasa’nın 67’nci maddesinde siyasi haklara işaret edildikten sonra seçimler
ve halk oylamasının usulü gösterilmektedir. Buna göre seçimler serbest, eşit,
gizli, genel oy, açık sayım esaslarına göre yargı gözetimi altında
yapılacaktır. Demokrasi her şeyden önce birey bilinciyle başlamaktadır.
Cumhuriyetin en önemli turnusolü de bireydir.
Değerli
arkadaşlarım, cumhuriyet kitleden, tebaadan, müritten, mensupluktan bireyliğe
terfi edilen bir rejimin adıdır. Bu anlamıyla demokrasi ise bu terfinin çerçevesini çizecek rejimin adıdır. Bu noktada her
şey yasa yapmak, yasada kazuistik yöntemlerle bunları
saymak yerine demokrasiyi içselleştirmekle ilgili bir problemle karşı
karşıyayız.
Şimdi, Anayasa’da
yazan ya da yasalarda yazan bu temel ilkelerin pratik hayatta ne kadar
karşılığının olduğuna bakmak gerekir. Mesela, oyun gizliliği pratik hayatta ne
kadar sağlanabilmektedir? Oyun gizliliği de serbestlikle, seçimlerin
serbestliğiyle doğrudan ilgili olmasına rağmen bununla fiilî yaşamda ne kadar
karşılaştığımızı, karşı karşıya kaldığımızı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Değerli
arkadaşlarım, oy neden gizlidir diye düşündüğümüzde, bunun sebebi, seçmen
iradesini, seçmen iradesi üzerinde baskı kurmaya meyilli resmî, gayriresmî, legal, illegal yapılara karşı serbest tutmak ve
seçmenin vicdani bireysel kanaatini oyuna yansıtmasını temin etmek adına bu
gizlilik getirilmektedir.
Şimdi, 200
kişinin oy kullandığı sandıklar gizlilik için acaba yeterli midir? Akraba ya da
aynı sitede, aynı apartman içerisinde oturan insanların aynı sandıkta oy
kullandığı bir atmosferde bu kişilerin seçim öncesi baskıya maruz kaldıkları
hepimizin karşılaştığı bir vakıadır. Köylerde bu baskı daha barizdir. Bazen
gönderilen bir iş makinesinin tulum oy çıkmazsa geri alınacağı tehdidi sonucu
belirlemektedir, bazen tulum oyu çıkmasıyla insanların hayatları tehlike altına
girebilmektedir. Birey, birçok açıdan özgür iradesiyle oyunu kullanamamaktadır.
Birey, çoğu zaman iktidarı elinde bulunduranların ya da artık ölçüsü kaçmış,
sayısız lokal iktidarcıkların baskısı altındadır. Bu
nedenle, samimi bir seçim kanunu ilk önce oyun gizliliğini sağlamaya dönük
olmalıdır. Bunun için sandık seçmen sayıları artırılmalı…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
RIDVAN YALÇIN
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
…en azından aynı
koridorda kullanılan oyların birlikte büyük bir masa etrafında boşaltılarak
sayımının birlikte yapılması düşünülmelidir. Oy verme işlemi dışında, değerli
milletvekilleri, bütün seçim işlemlerinin mutlaka kamera kaydı altına alınması
gerektiğini öneriyoruz. Bu şekilde yapılması hâlinde vatandaşın oy kullanması
dışındaki iradesini etkileyecek bütün unsurlardan uzaklaştığı bir ortam söz
konusu olabilecektir. Tabii bu şekilde yapılan kayıtların partilerin
merkezlerinde de oluşturulacak sistemle canlı izlenmesi de mümkün
olabilecektir.
Yine değerli
arkadaşlarım, bir önerimiz daha, oyun gizliliği prensibi doğrultusunda oyların
mutlaka bir optik okuyucuyla okunması ve siyasi parti temsilcilerine bir çıktı
verilerek bu gizliliğin temini hususlarıdır.
Tabii söylenecek
birçok husus daha var ama zamanım bitti. Ben bu duygularla yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Önergeyi oylarınızı
sunuyorum…
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyorum efendim.
BAŞKAN – Karar
yeter sayısı arayacağım.
Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime on
dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 18.33
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 18.51
BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Bayram ÖZÇELİK
(Burdur)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum.
490 sıra sayılı
Teklif’in 19’uncu maddesi üzerinde verilen Ordu Milletvekili Sayın Rıdvan
Yalçın ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı
bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter
sayısını arayacağım.
Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.
Teklifin
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon? Burada.
Hükûmet? Burada.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
490 sıra sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun
ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin
çerçeve 19 uncu maddesiyle değiştirilen 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri
ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 98 inci maddesinin birinci fıkrasının
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Fehmi
Murat Sönmez (Eskişehir) ve arkadaşları
“Sandık,
yukarıdaki maddelerde belirtilen iş ve işlemler tamamlandıktan sonra, oy verme
yönünde hazır bulunanların gözü önünde, sandık kurulu başkanı ve sandık kurulu
üyeleri tarafından birlikte açılır.”
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
TARIM VE
KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, biraz uğultuyu kesersek iyi olacak.
Buyurun Sayın
Sönmez. (CHP sıralarından alkışlar)
FEHMİ MURAT
SÖNMEZ (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan
yasa tasarısının 19’uncu maddesine yönelik önerge üzerine söz almış
bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, hatibin sözlerini ben duyamıyorum.
Buyurun.
FEHMİ MURAT
SÖNMEZ (Devamla) – Herhangi bir nedenle sandık açılımı sırasında başkan yalnız
kalabilir. Bu nedenle sandıkların açılması sırasında muhakkak sandık kurulunun
da bulunması gerektiğini önermekteyiz ve bu önerinin sizin tarafınızdan da
desteklenmesini istiyoruz.
Biz seçim
kanunlarında düzenlemeler yapıyoruz. Acaba vatandaşın gönül rahatlığıyla oy
atmasını, oy kullanmasını, kullandığı oyun da bir işe yaradığını hissetmesini
sağlayabiliyor muyuz? Vatandaş, derdine kulak tıkayan anlayış içindeki iktidara
-oy kaybettirecektir bu anlayış iktidara- oyunu vermeyecektir ama
milletvekilliğinin de Parlamentonun da saygınlığını yitirmesine neden olmayacak
mıdır acaba? “Biz bu görevleri yaparken aynı zamanda sandıklarda her türlü
düzeni sağlamak, düzenlemeleri yapmak görevini yapıyoruz ama acaba iktidar
olarak üzerimize düşen görevleri yapabiliyor muyuz?” diye bir gözden geçiriyor
musunuz?
Şimdi, ben Sayın
Tarım Bakanımızın Hükûmet koltuğunda oturduğunu
görünce, fırsat bilerek bir sorunu, bir durumu kendisine aksettirmek istiyorum:
Eskişehir’de Çifteler, Mahmudiye, Alpu, İnönü, Seyitgazi, Sivrihisar
ilçelerindeki çiftçiler aylardır çalmadık kapı bırakmadılar. Eskişehir’de
biliyorsunuz şeker pancarı tarımın lokomotifi durumundadır. 2010 yılında bölge
çiftçisi Adapazarı Şeker Fabrikasıyla pancar ekimi taahhütnamesi yaparak
tarlalarını pancar ekimi için hazırlamış, büyük oranlarda ekim yapacağını
düşünerek çoğu kredi kullanmak üzere ekipman almış,
birçok çiftçi pancar ekmek üzere tarla kiralamış ve icar sözleşmesi yapmış,
hatta peşin ve senetli ödemede bulunmuştur. Ancak Adapazarı Şeker Fabrikasının
2009 yılında 60 bin ton olan şeker üretim kotası 2010 yılında yarı yarıya
azaltılarak 30 bin tona düşürülmüştür. Bu yapılırken fabrikayla taahhütname
imzalamış binlerce çiftçinin ekim yapma umuduyla borçlanması, gelecek yıl nasıl
geçineceği, tarla icar anlaşması yapanlar ile tarla sahipleri arasında çıkacak
ihtilaflar, pancar ekimi için hazırlanan tarlaların boş kalacak olması ve daha
birçok sakıncalı sonuç hiç düşünülmemiştir. Ayrıca, Eskişehir bölgesinde
Adapazarı Şeker Fabrikasına pancar taşımamasından dolayı birçok şoför esnaf da
zarar görecektir.
Bu sıkıntıları
yöre çiftçisi, hem iktidar hem biz muhalif milletvekillerine defalarca
anlattılar. Ben -daha çok tabii ki iktidar milletvekillerine düşecek- size de
ulaştığına inanıyorum bu sorunun ama maalesef hiçbir sonuç alınamadı ve biz
şimdi bu yörelere gittiğimizde milletvekili olarak “Ya, bizim en önemli
derdimiz buydu. İktidar olarak, muhalefet olarak niye bir araya gelip de bu sorunu
çözemediniz?” diye… Ben muhalefet milletvekili olarak bile üzülüyorum oraya
gittiğimde, herhâlde iktidar milletvekilleri daha çok üzülüyordur ama sorunun
size yansıdığına eminim ve şu andaki durum aynen bu şekildedir ve çiftçi mağdur
durumdadır burada. Eğer biz milletvekilliğini hakikaten vatandaşın derdine çare
olacak makam olarak görüyorsak, parlamentoların özel ve saygınlığını
yitirmeyecek bir şekilde görevini yapmasını istiyorsak bu feryatlara kulak
vermemiz lazım ve çare bulmalarının gerekliliğine de inanıyorum.
Ben sözlerime son
verirken hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 490 Sıra Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve
Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 19'uncu Maddesi ile değiştirilen
98'inci maddesinin dördüncü fıkrası birinci cümlesinde yer alan "...tamamı
yırtılmış..." ibaresinin "bütünlüğü bozulacak şekilde yırtılmış veya
koparılmış" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Ayla
Akat Ata (Batman) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN - (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
TARIM VE
KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Kaplan.
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir kere şunu peşinen
söylemekte yarar görüyorum: Siyasetçiler iki şeyden kaçamaz: Birisi sandıktır
diğeri de mezardır, ikisi de önündedir. Eğer bunun imkânını bulsalardı onun da
yasasını yaparlardı. Bakın, çok açık söylüyorum.
Şimdi,
yutturuyoruz halka, 72 milyon insana, 48 milyon seçmene: “Mükemmel bir Seçim
Yasası yapıyoruz.” Ne yapıyoruz? Ne yapıyoruz ki! Lider sultasını yıkmışız,
liderler artık demokratik seçilecek, parti içi demokrasiyi gerçekleştirmişiz;
halk, üye, parti artık adaylarını seçecek, Hazine yardımını getirmişiz, bütün
siyasi partiler eşit olacak; seçim barajını yüzde 10’dan düşürmüşüz yüzde
3’lere, 2 milyon oy alan da Parlamentoya girecek. Böyle… Daha da sayabiliriz.
Sonra, siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır, siyasi haklar,
seçme hakkı, seçilme hakkı temel haklardır. Bunların hepsi yalan, vallahi
yalan! Halkı kandırıyoruz burada.
Bir de diyorlar
ki: “AK PARTİ, CHP, MHP uzlaşamıyor Mecliste.” Bu Seçim Kanunu ortaya çıkardı
ki bal gibi uzlaşıyorlar, yüzde 10 seçim barajında uzlaşıyorlar. Nasıl
uzlaşıyorlar? “99’da Cumhuriyet Halk Partisi barajın altında kalmıştı, sonra
2002’de MHP kalmıştı. Acaba AK PARTİ’yi de barajın
altına düşürüp bir de onları eşite çekebilir miyiz?” diyorlar. Böyle bir
anlayış hangi seçim mantığıyla olur? 12 Eylül askerî darbesinin getirdiği yüzde
10 barajına herkes sarılmış, Meclisin çoğunluğu sarılmış. Halkın adaletli
temsilinin önüne geçmiş, halkın özgür iradesinin seçilmesinin önüne geçmiş,
ondan sonra “Mükemmel bir seçim yasası yapıyoruz.”
Arkadaşlar, halkı
kandırmayalım ama kendimizi kandırmayalım. Bakın, çoğunluk sistemini denedik,
nispi temsili denedik, barajlı d’Hondt usulünü
denedik, barajsız d’Hondt usulünü denedik, millî
bakiye sistemini denedik, çifte barajlı d’Hondt
sistemini uyguladık, çifte barajlı d’Hondt artı
kontenjan sistemini uyguladık, sonra 91’de tercih sistemini uyguladık. Geldik geldik Kenan Evren’in yasasına sarıldık kaldık, yüzde 10
barajının şeyine sarılıyoruz burada.
Bunun izahını
yapabilir misiniz halka? Bunun vicdanını, bunun halkın özgür iradesini, halkın
kendi adayını seçme hakkını, eşit olarak seçme hakkını, üstelik de Avrupa
Birliğinin demokratik değerlerini savunuyoruz. AGİT’in seçim denetleme sisteminde
yer alan bir ülkeyiz, demokrat bir ülkeyiz. Müreffeh bir ülke olacağız.
Parlamentoda temsil edecek... Bu yalanlar, bu yalanlar biz siyasilere yakışıyor
mu acaba, gerçekten yakışıyor mu? Bundan ne zevk alıyoruz? Yani demokrat
olmanın ölçütü nedir, söyler misiniz? Halkın özgür iradesinin
Parlamentoya yansıması.
Bakın, size iki
örnek vereceğim: Bu örnekler utandırıcıdır. Şimdi, yüzde 10 barajı… Yüzde 10
barajı değil, sadece yüzde 10 değil. Geçtiniz mi yetmiyor. 5-6 milletvekili
çıkaran yerde yüzde 20,4’tür -fiilen böyle- 4 milletvekili çıkaran yerde yüzde
25,3’tür, 3 milletvekili çıkaran yerde 33,3’tür, 2 milletvekili çıkaran yerde
çoğunluktur, yüzde 50’dir. Zaten baraj var. Zaten Türkiye’nin her tarafında,
her şehrinde baraj var ama bu baraj olayını arkadaşlar, Türkiye geneline
yaymanın anlamı beleş milletvekilliğidir. Bu beleş milletvekilliğini nasıl izah edersiniz? Çok basit:
2002 Diyarbakır seçimlerini alın. DEHAP, bizim önceki parti 236.689 seçmen oyu
almış, AK PARTİ 67 bin, CHP 24 bin. Sonuç: DEHAP milletvekili çıkaramıyor, AK
PARTİ 8 tane çıkarıyor. 3 bin oyla milletvekili getirdiniz buraya. 236 bin
kişinin temsilcisi gelemedi bu Meclise. CHP de eşantiyondan, amorti 2
milletvekili çıkardı orada, 2 milletvekili çıkardı, AK PARTİ 8.
Şimdi, vicdanınız,
temsiliniz, adaletiniz, eşitliğiniz bu ise demokrat olmanın ölçüsü, halkın
özgür iradesinin önündeki engeli kaldırmaktır. Önce buna başlarsınız, sonra
Anayasa…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
HASİP KAPLAN
(Devamla) – Bakın arkadaşlar, çok basit bir örnek vereceğim: Yumurta hırsızlığı
ile oy hırsızlığı arasında bir fark var mıdır? İkisi de hırsızlık. Ama yumurta
hırsızlığı gizli yapılıyor, yakalarsa cürmümeşhut mal sahibi hâkimin karşısına
çıkarıyor ama oy hırsızlığı alenen yapılıyor, açık yapılıyor, milletin gözünün
içine bakıla bakıla yapılıyor. Bunu artık Türkiye'de
72 milyon insanımıza reva görmek, bu korkular içinde yaşamak, AK PARTİ’nin Saadetten, CHP’nin Sarıgül’den,
MHP’nin Büyük Birlik Partisinden veya Demokrat Partiden veya bir başka partiden
korkarak barajların arkasına sığınması adalet değildir, korkaklıktır, halktan
korkmaktır, halktan. Barajı savunanlar barajın altında kaldılar. O baraj da vız
geldi bize vız ve geldik ve yine geleceğiz. Ama halkla oynamayın, iradesiyle
oynamayın, kendinizle oynamış olursunuz. Ha yumurta hırsızlığı ha oy
hırsızlığı; ikisinin farkı yok. Farkı olan çıksın gelsin, televizyonda
karşılaşıp konuşalım. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge
reddedilmiştir.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
20’nci madde
üzerinde üç önerge vardır.
İlk önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
490 sıra sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun
ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin
çerçeve 20 nci maddesiyle değiştirilen 298 sayılı
Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 100 üncü
maddesinin son fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
|
|
Necla Arat |
Hulusi Güvel |
Yaşar Ağyüz |
|
|
İstanbul |
Adana |
Gaziantep |
|
|
Turgut Dibek |
Abdulaziz Yazar |
|
|
|
Kırklareli |
Hatay |
|
“Parti
müşahitlerinin tamamı, sayım masası başında yer alabilir ve oy pusulalarını
görebilirler.”
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 490 Sıra Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve
Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 20’nci Maddesi ile değiştirilen
100’üncü maddesinin yirmi üçüncü fıkrası birinci cümlesinde yer alan “Parti
müşahitleri…” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve bağımsız aday müşahitleri”
ibaresinin eklenmesini, ikinci ve üçüncü cümlelerin de madde metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
|
Ayla Akat Ata |
Pervin Buldan |
Osman Özçelik |
|
|
Batman |
Iğdır |
Siirt |
|
|
Özdal Üçer |
Akın Birdal |
Sırrı Sakık |
|
|
Van |
Diyarbakır |
Muş |
|
|
|
Hamit Geylani |
|
|
|
|
Hakkâri |
|
BAŞKAN – Şimdi en
aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
kanun teklifinin 20. maddesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif
ederiz.
|
|
Faruk Bal |
Mehmet Şandır |
Behiç Çelik |
|
|
Konya |
Mersin |
Mersin |
|
|
S. Nevzat
Korkmaz |
Oktay Vural |
K. Erdal Sipahi |
|
|
Isparta |
İzmir |
İzmir |
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
TARIM VE
KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Kim
konuşacak?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Sipahi…
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Sipahi. (MHP sıralarından alkışlar)
KAMİL ERDAL SİPAHİ
(İzmir) – Sayın Başkan, size ve yüce Meclise saygılar sunarım.
490 sıra sayılı
Kanun Teklifi’nin 20’nci maddesiyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi
olarak verdiğimiz değişiklik önergesi üzerine söz almış bulunuyorum.
Bu değişiklik
önergemiz, görüşülmekte olan kanun teklifinin 20’nci maddesinin metinden
tamamen çıkarılmasını içermektedir. Kanunlar ana ilkeleri belirtirler; kısa,
öz, açıkça anlaşılır olmalıdır. Devlet geleneğinde, kanunlarda belirtilen ana
ilkelerin tüzük, yönetmelik, genelge gibi diğer vasıtalarla teferruatlı olarak
açıklanması gibi hususlar vardır. Yüksek Seçim Kurulunun milletvekili ve
mahallî idareler seçimleri için hazırladığı ve Seçim Sandık Kurullarının Görev
ve Yetkilerini Gösterir Örnek: 135 ve 138 sayılı Genelgeler yeteri kadar bu
konuda açıktır ve teferruatlıdır. Eğer bu teklif yasalaşırsa ve gerekiyorsa
Yüksek Seçim Kurulu biraz önce sıraladığım genelgeleri güncelleştirebilir veya
üzerlerinde uygun değişiklikleri yapar. Dolayısıyla ilgili genelgelerde
değişiklik yapılmasının bile gerekli olup olmadığının tartışılır olduğu bu
durumda bir kanun maddesinin genelgeleştirilmesi gereksizdir, lüzumsuzdur,
fazladır, teferruat içerisine kanunu boğmaktır.
Kanunun bütünü
hakkında parti görüşlerimizi açıklayan Sayın Konuşmacımızın ifadesiyle, seçim
kanunları seçmen eğilimlerinin millî irade hâline dönüşmesini sağlayan usul
kanunlarıdır. Böylesine önemli bir konu getirilen teklifle klasik iktidar
zihniyetini yani dayatmacı, yasaklayıcı, zorlayıcı, uzlaşmaya kapalı bir
anlayışı yansıtmaktadır. Çok önemli olan bu konu, millet iradesiyle âdeta alay
edercesine Hükûmetin bir tasarısı olmak yerine, bir
AKP’li milletvekilinin teklifi hâlinde Meclise sunulan, diğer partilerin
görüşleri alınmış gibi gösterilmeye çalışılan, aşırı bir telaş ve aceleyle,
anlaşılmaz ve art niyetli bir telaşla ve süratle Meclis gündemine taşınmıştır.
İktidarın seçim anlayışında bağımsız ve tarafsız seçim kurullarıyla millet
iradesinin sandığa ve sandıktan Meclise ve mahallî idarelere yansıması fazla
önem arz etmemektedir. AKP, millî irade ve vatandaş eksenli seçimler yerine,
yandaş medyayla pompalanmış, baskı ve nemayla yönlendirilmiş, sahte anketler,
seçmen kaydırmalar, sahte adreslerde seçmen yaratmalar, beyaz eşya acentesi
veya kömür kamyonlarının şoför muavini mülki amirler, seçim gecesi dağıtılan
paketler, bayanlara çeyrek altınlar, bilgisayar oyunları…
AHMET YENİ
(Samsun) – Yalan konuşuyorsun, yalan!
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Yalan ve iftiradan başka hiçbir şey yapmıyorsun!
KAMİL ERDAL
SİPAHİ (Devamla) - …gece belli saatlerden sonra sadece AKP oylarını artıran
bilgisayar seçim programları…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Yalan ve iftira!
BEYTULLAH ASİL
(Eskişehir) – İspatı var, ispatı!
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – İspatlayacaksın, vereceksin mahkemeye yalan mı, gerçek mi?
KAMİL ERDAL
SİPAHİ (Devamla) - …sandıkta oy verirken cep telefonuyla çekilmiş resimler ve
ardından tutanak oyunları, o da olmadı itirazlar…
AHMET YENİ
(Samsun) – İspat edeceksin! Yalan konuşuyorsun, yalan!
KAMİL ERDAL
SİPAHİ (Devamla) – Şimdi, ispat edeceğim.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri… sayın milletvekilleri, lütfen…
KAMİL ERDAL
SİPAHİ (Devamla) – Her nasılsa AKP’nin itirazları sonuçta hep haklı, diğer
partilerin itirazları ya geç kalındığı için geçersiz ya da haksız.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Elitaş’a söyler misiniz Hatibe
müdahale etmesin!
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Hatip de iftira atmasın. Yakışıyor mu hiç?
KAMİL ERDAL
SİPAHİ (Devamla) – 2007 milletvekilleri seçimlerinde seçim bölgem İzmir’de
Karşıyaka ilçesinde elli üç sandıkta, daha sonra elli yedi sandıkta seçim
hileleri ve yanlışları tespit edildi, tescillendi. Tutanaklarla İlçe Seçim
Kurulundaki kayıtlar karşılaştırıldığında onlarca rakamdan bir tane doğru rakam
yok. Bir rakam hata olur, iki rakam hata olur; bir tutanaktaki bütün rakamların
yanlış olmasını nasıl
açıklarsınız?
İRFAN GÜNDÜZ
(İstanbul) – Onun için bu kanun çıkıyor zaten?
KAMİL ERDAL
SİPAHİ (Devamla) - İtiraz, ispat… Sonuç:
Geç kaldınız. Önemli olan, niyet, seçmenin oyunun millî iradeye doğru yansıması
değil. İyi niyet yoksa, kafaların ardında hile,
ihtikâr, yanıltma, sahtekârlık, kazanalım da nasıl olursa olsun, her yol mübah anlayışı varsa siz getirdiğiniz kanun teklifinin her
maddesini pehlivan tefrikasına çevirseniz ne olacak?
20’nci maddede teklif
ediyorsunuz: Sandık kurul başkanı, 1 üyeyi sandıktan zarfları kendisine vermek,
2 üyeyi sayım döküm cetvellerini işlemek, 1 üyeyi de okunan pusulaları ve
zarfları masa üzerine yerleştirmekle görevlendirirmiş. Yani ne demek?
MEHMET ALTAN
KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Asker dediğin doğru konuşur!
KAMİL ERDAL
SİPAHİ (Devamla) – Sen doğru konuş!
Yani biri açar,
ikisi yazar, birisi masaya zarf koyar. Aklımıza, ister istemez bir çocuk
tekerlemesi geldi: Biri tutar, biri keser, biri pişirir… İşte,
hazırlanan kanun teklifinin mantığı bu çocuk tekerlemesiyle aynı.
Anayasa
değişikliğinin 20’nci maddesiyle ilgili dün bir hususu arz etmiştim. 20’nci
maddede katsayılı, gösterge rakamlı bir Anayasa; dünyada bir benzeri yok. Eğer
Anayasa değişikliklerinin…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
KAMİL ERDAL
SİPAHİ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Anayasa
maddelerinin göstergeli, katsayılı yazıldığı bir ortamda bu kadar teferruatın
bir tekerleme anlayışıyla Seçim Kanunu’na gelmesine hayret etmemek gerekir. Bu
tekerleme maddesinin metinden çıkartılmasını teklif ediyoruz.
Ayrıca,
getirilecek Anayasa değişikliği teklifiyle ilgili olarak dün belirttiğim bir
konu vardı. Sürekli olarak yargının “AK yargı” hâline getirilmesi konusu
gündeme getirildi ama bir konu hep gündemden kaçırılmaya çalışılıyor, o da PKK
açılımının, bu Anayasa değişikliğiyle, kapısının açılması tehlikesidir. Bu
konuda yüce milletimizi uyarmakta fayda görüyoruz.
Yüce Meclise
saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Sipahi.
RECEP KORAL
(İstanbul) – Ağzından çıkanı kulağın duymuyor!
KAMİL ERDAL
SİPAHİ (İzmir) – Sen kendi kulağına bak!
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge
reddedilmiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 490 Sıra Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve
Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 20’nci Maddesi ile değiştirilen
100’üncü maddesinin yirmi üçüncü fıkrası birinci cümlesinde yer alan “Parti
müşahitleri…” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve bağımsız aday müşahitleri”
ibaresinin eklenmesini, ikinci ve üçüncü cümlelerin de madde metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Ayla
Akat Ata (Batman) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
TARIM VE
KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Kim
konuşacak?
Buyurun Sayın
Buldan.
PERVİN BULDAN
(Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 490 sıra sayılı Kanun
Teklifi’nin 20’nci maddesi üzerine vermiş olduğumuz değişiklik önergesi
hakkında konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Konuşmama başlarken hepinizi
saygıyla selamlarım.
Bildiğiniz gibi,
çok önemli ve doğru bir söylem vardır, seçimler masa başında değil, sandık
başında kazanılır diye. Fakat maalesef ki ülkemizde yapılan seçimlerde
zarfların açılması esnasında zarfların değiştirilmesi, oyların sayımında
başvurulan hileler, seçim bölgesinde oluşturulan baskı ortamı ve siyasi parti
müşahitlerinin dikkate alınmaması ve hatta baskı altına alınması gibi olumsuz
etkiler seçimlerin güvenilirliği üzerinde ciddi şaibeler yaratmıştır ve
yaratmaya da devam etmektedir.
Seçimlerin
demokratik bir şekilde yapılması önünde ciddi engeller oluşturan bu
olumsuzluklardan dolayı özellikle partimizin çok sayıda oyu gasbedildi.
“Kapalı oy, açık sayım” ilkesi sıklıkla ihlal edildi. Seçimler istenilen
doğrultuda gitmeyince “açık oy, kapalı sayım” yegâne seçim yöntemi olarak
belirlendi. Birçok seçim bölgesinde askerlerin ve korucuların eşliğinde,
halkımız tehditler altında açık oy kullanmaya zorlandı. Seçim bölgelerimizde
partimize verilen sayısız oy pusulalarını çöplerde bulduk, çok sayıda hatalı
sayımı tespit ettik, ölüler adına oy kullanıldığına tanık olduk, oy
dökümlerinde oy kullanması kanunen yasaklanmış durumda olanların oylarına
rastladık. En son, 2007 yılında yapılan seçimlerde Hakkâri’de örneğini yaşadık.
Hakkâri il merkezinde partimizin kazandığı milletvekilliği seçimi 72 oy farkla
kaybettirildi ve anlaşıldı ki sadece bizim belgelediğimiz 80 oy usulsüz kullanıldı.
Bu oylar içerisinde yaşamını yitirmiş insanlar adına kullanılmış oylar,
askerlerin kullandığı oylar ve yurt dışında yaşayan insanların oyları vardı.
Aynı durum Mersin’de de yaşandı. Birleşik oy pusulasında kurulan oyun yetmedi,
bir önceki seçimlerin tam 4 katı oy iptal edildi. Aslında hak kazanmış
olduğumuz hâlde Mersin’den milletvekili çıkarmamız engellendi. Nitekim 1999
yılında Mersin yerel seçimlerini kazanan HADEP’in
itirazlarında ne kadar haklı olduğu Ergenekon davasında da ortaya çıktı. Çete
üyesi Sedat Peker, bir mahkemeye verdiği ifadede, 1998 yılında HADEP’in seçimi kazandığını ve bu sonuçları HADEP’in aleyhine kendilerinin değiştirdiğini itiraf etti.
Sayın
milletvekilleri, bu hukuksuzlukları daha yüzlerce örneği ile sıralayabilirim
ancak buna ne süre yeter ne de bu örneklerin sonu gelir. Ne var ki, antidemokratik
uygulamalar bu örneklerle sınırlı da değildir. Seçim bölgelerindeki bu
antidemokratik uygulamalar makro düzeydeki uygulamaların sadece birer
tezahürüdür.
Bilirsiniz ki
hukuk, yasaların tamamı temel hakları düzenler. Bu nedenle bu kurallarda, yasal
düzenlemelerde bir sorun varsa bu direkt olarak hak ihlallerini doğurur ki işte
yüzde 10 barajı bu ihlallerin en bariz örneğidir ve demokrasi açısından utanç
vericidir. Darbeci cunta döneminin bir ürünü olan yüzde 10 barajının dünyada
hiçbir demokraside örneğine rastlayamazsınız. Çünkü demokrasiler, halkın hür
iradeleriyle temsilcilerini seçmesi ve parlamentoda adil bir şekilde temsil
edilmesini öngörür. Bizim demokrasimizde bu temsiliyet
sorunundan istikrar sağlamayı ümit eden, daha doğrusu istikrar sağladığını
iddia eden bir siyasi anlayış var, hatta anlayışlar var. Her konuda çatışma
içine giren bu anlayışlar mesele halkın oylarının adil temsili olunca tam bir
uzlaşı içerisine girmektedirler.
İktidar bir
yandan “Anayasa’yı değiştiriyorum, demokratikleşmeyi hedefliyorum.” derken
diğer taraftan bu Anayasa’yı hazırlayan darbecilerin zihniyetlerini
sahiplenmekte, bu konuda en ufak bir değişikliğe yanaşmamaktadır. Şunu söylemek
isterim ki, sizler bu tavrınızla en başta Atatürk’ün belirttiği “Egemenlik
kayıtsız şartsız milletindir.” felsefesine ters düşmektesiniz çünkü bugünün
Türkiye’sinde egemenlik kayıtsız şartsız milletin değildir. Milletin egemenliği
yüzde 10 barajı kaydına bağlı tutulmuştur.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
PERVİN BULDAN
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bütün bunlarla beraber bu yıl içerisinde partimiz
milletvekili Sayın Ahmet Türk ve Sayın Aysel Tuğluk’a
siyaset yasağı getirildi ve Parlamento dışında bırakıldılar. Çok sayıda
belediye başkanımız seçildikten sonra senelerini dahi doldurmadan
tutuklandılar. Binin üzerinde parti yöneticimiz ve üyemiz tutuklu
bulunmaktadır. Siz deyin ki biz demokratik bir hukuk devletiyiz. Ne kadar
inandırıcı olduğunuz bütün bu antidemokratik uygulamalarla sabittir.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
490 sıra sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun
ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin
çerçeve 20 nci maddesiyle değiştirilen 298 sayılı
Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 100 üncü
maddesinin son fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Necla
Arat (İstanbul) ve arkadaşları
“Parti
müşahitlerinin tamamı, sayım masası başında yer alabilir ve oy pusulalarını
görebilirler.”
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sa-karya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Hükûmet katılıyor
mu?
TARIM VE
KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Arat. (CHP sıralarından
alkışlar)
NECLA ARAT
(İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Seçimlerin Temel Hükümleri
ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 20’nci maddesine ilişkin önerge üzerinde
şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Sayın
milletvekilleri, aslında seçim kanunlarında yapılacak değişiklikler, Siyasî
Partiler Kanunu ile birlikte ele alınmalıdır. Bu tür çalışmalarda teknik
ayrıntılardan önce kanunun ruhu, özü, felsefesi, çağdaş siyasal değerlere uyumu
gözetilmelidir. Oysa, gerekçesinde “Elli yıldır
uygulanmakta olan bu kanun, güncel gelişmeler karşısında yetersiz kaldığı için
değiştirilmektedir.” dendiği hâlde bu teklifte ön seçim, seçim barajı, kota
veya olumlu ayrımcılık yöntemlerine hiç değinilmemektedir.
Sayın milletvekilleri,
biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, önerge verdiğimiz fıkranın “Parti
müşahitlerinin tamamı, sayım masasında yer alabilir ve oy pusulalarını
görebilirler.” şeklinde değişmesini öneriyoruz. Çünkü böyle bir değişiklik
seçim sırasında lüzumsuz tartışmaları, seçim sonrasında da yaygın bir şekilde
karşılaştığımız olumsuz söylentileri engelleyebilecektir. Ayrıca, parti
müşahitlerinin 5 kişiyle sınırlanması, kanımızca, hakkaniyet ilkelerine
uymamaktadır.
Sayın
milletvekilleri, bu vesileyle, yine seçimlerle ilgili olarak cumhuriyet
tarihimizin başlangıçlarına ilişkin bir değerlendirme yapan AKP temsilcisi bir
arkadaşımızın ileri sürdüğü görüşlerde bir iki düzeltme yapma ihtiyacını
duyuyorum. Bu sayın milletvekili, kadınların yerel seçimlere katılma hakkını
kazanmalarının yıl dönümünde Cumhuriyet Halk Partisi adına gündem dışı bir
konuşmaya gönderme yaparak 1920’li ve 30’lu yıllarda gerçekleştirilen kadın
haklarına ilişkin devrimleri ne yazık ki örtük bir biçimde eleştirmiştir, bunu
yaparken de bazı öncü kadınların ve derneklerin çalışmalarını örnek
göstermiştir. Hiç kuşkusuz, o somut kadın hakları devrimini önceleyen
çalışmalar vardı. Örneğin daha 1927 yılında Giresun’da yapılan bir toplantıda
Süreyya Hulusi Hanım “Kadınların ülke yönetiminde neden söz hakları yok?” diye
sorabilmişti. Yine 1928’de Nezihe Muhittin Hanım başkanı olduğu Türk Kadınlar
Birliğinin tüzüğünün amaç maddesine “Devrimler haklı taleplerden doğarlar.
Kadınlar seçme ve seçilme haklarını elde etmelidirler.” ekini yaptırmıştı.
Ayrıca, Kadınlar Halk Fırkasının yani bir kadın partisinin kurulması için
girişimler başlatılmıştı. Ne var ki 1920’li yıllar kadınlarımızın henüz yüzde
90,4’ünün okuryazar olmadığı ve geleneksel kültürün ağır baskısının hâlâ
kadınları ezmekte olduğu yıllardı. Uluslaşma sürecinde yeni bir devlet kurarken
bölünmek değil, birleşmek gerekliydi. Bu nedenle bu girişimden kadınlar
kendileri vazgeçtiler.
Yapmak istediğim
çok önemli bir düzeltme de Türk Kadınlar Birliğinin, kimi ikinci cumhuriyet
yanlısı sosyal bilimcilerin savunduğu bir tez doğrultusunda kapatıldığı
efsanesiyle ilgili. Tek parti hükûmetinin böyle bir
baskı uyguladığı söylencesi çok yaygın ama dönemin tanığı olan aydın kadınların
günümüze bıraktıkları yazılı belgelerde ve onlardan bir bölümüyle yapılan sözlü
tarih çalışmalarında, bu kapatma olayının ne yazık ki o birlik içerisindeki iç
çekişmelerden kaynaklandığı doğrultusunda veriler vardır bugün elimizde. Sabiha
Sertel’in anılarına göz attığımızda bu konunun
ayrıntılarına değinilmektedir.
Sayın
milletvekilleri, AKP temsilcileri, cinsiyet eşitliği politikasının ve siyasete
katılımının öncülüğünü Mustafa Kemal Atatürk’ün ve Cumhuriyet Halk Partisinin
yaptığını görmezlikten gelmekten vazgeçmeli, tarihsel durum ve verileri
saptırmamalıdır.
AKP, ne yazık ki
cumhuriyetin değerlerini, yerleşik kurum ve geleneklerini yıkıcı bir yaklaşımı
huy edinmiş bulunuyor. Önce üniversiteleri, sonra silahlı kuvvetlerimizi, şimdi
de yargıyı hedef aldı.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
NECLA ARAT
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Yaygın bir
korkutma ve susturma politikasını uyguluyor AKP.
Değerli
milletvekilleri, AKP, kendisini bir milat olarak görmekten, sekiz yılda elli
yıldan daha çok ve başarılı işler yaptığı megalomanisinden kurtulmalıdır çünkü
tevazu önemli bir erdemdir.
Sayın
milletvekilleri, çoğulculuk demokratik ilkelerden biridir ama demokrasiye
öncülük etme iddiasında olan bir parti liderinin, Sayın Erdoğan’ın “biz”
sözcüğünü lügatinden atıp hep “ben” ve “benim” sözcüğünü kullanması
demokrasiyle bağdaşıyor mu? Bu konular üzerinde bir kez daha derin düşünmemiz
gerektiği inancındayım.
Genel Kurulu
saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Arat.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
Saat sekize kadar
birleşime ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.26
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 20.05
BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Bayram ÖZÇELİK
(Burdur)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin Beşinci
Oturumunu açıyorum.
490 sıra sayılı
Teklif’in görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon burada.
Hükûmet burada.
21’inci madde
üzerinde üç önerge vardır, ilk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
kanun teklifinin 21. maddesi ile düzenlenen 298 Sayılı Kanunun 101. maddesinin
6. bendinin "Birden fazla siyasi partiye ya da bağımsız adaya ayrılan
alana taşacak şekilde basılan EVET mührü bulunan" şeklinde
değiştirilmesini, arz ve teklif ederiz.
|
|
Faruk Bal |
Mehmet Şandır |
Behiç Çelik |
|
|
Konya |
Mersin |
Mersin |
|
|
S. Nevzat
Korkmaz |
Oktay Vural |
M. Akif Paksoy |
|
|
Isparta |
İzmir |
Kahramanmaraş |
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 490 sıra sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve
Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 21 inci maddesiyle değiştirilen 298
sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 101 inci
maddesinin birinci fıkrasının (6) nolu bendinin
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Selçuk Ayhan |
Yaşar Ağyüz |
Ali Oksal |
|
|
İzmir |
Gaziantep |
Mersin |
|
|
Ferit Mevlüt Aslanoğlu |
Hulusi Güvel |
|
|
|
Malatya |
Adana |
|
"6. Birden
fazla siyasi partiye veya bağımsız adaya ayrılan alana taşmış 'EVET' mührü
bulunuyor ve sandık kurulu 'EVET' mührünün gerçekte nereye basıldığını tespit
edemiyor ise "
BAŞKAN – Şimdi en
aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
490 Sıra Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun
ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin
çerçeve 21'inci Maddesi ile değiştirilen 101'inci maddenin başlığının “Oy
pusulalarının geçerlilik ve geçersizlik halleri" şeklinde
değiştirilmesini, dördüncü fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve
teklif ederiz.
|
|
Ayla Akat Ata |
Pervin Buldan |
Osman Özçelik |
|
|
Batman |
Iğdır |
Siirt |
|
|
Özdal Üçer |
Akın Birdal |
Sırrı Sakık |
|
|
Van |
Diyarbakır |
Muş |
|
|
|
Hamit Geylani |
|
|
|
|
Hakkâri |
|
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz Değerli Başkan.
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Birdal.
AKIN BİRDAL
(Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; birleşik oy pusulasının hangi
durumlarda geçerli ya da değile ilişkin 21’inci madde
üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.
Yalnız, bugünkü
bir üzüntümü izninizle paylaşmak istiyorum. Şimdi, bugün, cezaevlerinde bulunan
hasta tutuklu ve hükümlülerin sağlığına nasıl kavuşabileceğine ilişkin bir
Meclis araştırma önergesi verdik ve bu önerge, AKP tarafından gerekçe
gösterilmeden… Araştırma önergesi üzerine söz alan değerli hatip, AKP’nin
hizmetlerinden falan söz etti yani biraz ciddi olmak gerekiyor. Bakın, 2008 ve
2009 yıllarında 52 kişinin öldüğünü söylüyoruz cezaevlerinde ve şu anda da 49
kişi, gerçekten, ölümcül, ağır hasta. Kanayan bir yara, bunu nasıl sarabilirizi konuşuyoruz, arkadaşımız kalkıyor, verdiğimiz
önergeyi bile ciddiye alacak bir şeyde değil ve AKP’nin yaptığı hizmetlerden
söz ediyor. Yani şimdi, bence bu ruh hâlinden kurtulmak gerekiyor.
Bunu söyledikten
sonra, seçim sisteminde dün ne ise, bence bugün bir nitelik değişikliği var.
Şimdi, anımsayacaktır arkadaşlarımız yaş itibarıyla, yaşı uygun olmayanlar da
sonradan okumuşlardır belki birtakım, Türkiye siyasi tarihinin tutanaklarından,
anılarından. Örneğin, 1960 sonrası, seçimlerde -yeni çıkmıştı düdüklü tencere-
tencereyi verdiler, kapağını vermediler. Belediye meclisi seçimlerinde,
muhtarlık seçimlerinde falan, eğer seçilirlerse kapağını da vereceklerdi. Bu,
seçmen için gerçekten bir cazibe oluşturdu. Daha sonra, ayakkabının birini
verdiler, diğer ikincisini seçildikten sonra verdiler. İşte, kâğıt paralar
vardı, 5 lira, 10 lira, yarısını verdiler seçmene, geri kalan diğer yarısını
seçildikten sonra verdiler. E şimdi de, örneğin Batman Sason ilçesinde geçen
seçimlerde buzdolabı verdiler elektriği olmayan yere ama dediler ki: “Siz eğer
seçerseniz bu elektriği de vereceğiz.” Yine Sason’un başka bir köyünde çamaşır
makinesi verdiler ve su yoktu ama…
MEHMET EMİN EKMEN
(Batman) – Yok öyle bir şey. Sason’a kim ne dağıtmış?
AKIN BİRDAL
(Devamla) – Hayır, o köylerin adlarını size getirelim, verelim.
MEHMET EMİN EKMEN
(Batman) – Sason’a kim ne dağıtmış?
AKIN BİRDAL
(Devamla) – Bakın, hayır, o köylerin adını verelim.
Mehmet Emin Bey,
yani, şimdi, özellikle o ilin milletvekili olarak, gerçekten yurttaşların
iradesinin kötüye kullanılmasına önce sizin izin vermemeniz gerekir ve sonra da
yüce Meclise getirip bunu burada hepimizin müdahale etmesi gerekir.
Şimdi, bu
nedenle, ayrıca, dün, “Yardımı, muhtaç olanlara verdik.” diyorlar. Sosyal
devlet anlayışı seçimlerden önce mi akla geliyor? Eğer gerçekten gereksinmesi
varsa halkın, bunları seçim öncesi verirsiniz. Sosyal devlet anlayışını da
Kızılay’da Tekel işçilerine karşı tutumunuzdan da gördük ve tanık olduk.
Şimdi, değerli
arkadaşlar, bölgenin, tabii, özellikleri açısından, gerçekten Yargıtay Ceza
Genel Kurulu hukuk dışı kararları verirken, bölgenin özelliklerine ve bölgenin
farklılıklarına atfederken, doğru, yani seçimde de özellikler, farklılıklar
var. Örneğin birleşik oy pusulasında, gerçekten, bağımsız adayların adlarını
okumak, onlara seçmenin kendi iradesi doğrultusunda oy kullanması o kadar güçtü
ki örneğin, rastlantı sonucu, benim birleşik oy pusulasındaki sıram soldan da
saysan sağdan da saysan 9’uncu sıradaydı ve ben o seçmenlerime, yaşlı annelere,
babalara anlatmaya başlamıştım “…”(x)
diye. 9’uncu sırayı anlatabilmek için gerçekten sağdan ve soldan
saymalarını söyledim ve kurtardım ama başka sırada olanlar büyük oy kaybına
neden oldular.
BENGİ YILDIZ
(Batman) – Kürtçeyi de öğrenmiş oldunuz böylelikle Akın Bey.
AKIN BİRDAL
(Devamla) – Bu nedenle, birleşik oy pusulasında, gerçekten, bağımsızların da
kendi seçmeninin iradesi doğrultusunda haklarını kullanabilmesi şeklinde
düzenlemeler yapmak gerekir. Herkesin seçme ve seçilme hakkı olduğu kadar
yönetme hakkı da vardır. O nedenle, gerçekten, AKP getirdi… Bakın, tanık
oluyoruz -umarız Anayasa konusundaki yaklaşım böyle olmaz- dünden beri
izliyoruz, ana muhalefet, muhalefet partileri birçok görüş getiriyor.
Sayın
milletvekilleri, neden? Yani, bazen bunu değiştirme konusunda acaba muktedir mi
değiliz ya da örneğin, bu getirilen teklif konusunda “Hayır, aynen böyle
çıkacak.” diyen bir irade mi var?
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
AKIN BİRDAL
(Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Yani, bazen
muktedir olmalıyız, tartışmalıyız. Muhalefetin getirdiği konu da toplumun bu
seçimlerde demokratik, adil, eşit, özgür olması konusunda gerçekten tercihini
doğru koyabileceği bir düzenlemeyse buna dikkat göstermeliyiz. Yoksa, birçok fiziki koşullar var. Örneğin, seçimlerde,
okullarda 3’üncü, 4’üncü kata engellilerin ve yaşlıların çıkmasını istiyoruz.
Bu olacak şey değil. Yani, şimdi… Ya da bölgede… Şunu bir kez daha söylüyorum:
Seçimlerin demokratik, adil ve özgür olması için önce dilin özgür olması
gerekiyor, düşüncenin özgür olması gerekiyor ve en önemlisi de bölgenin çatışma
hâlinden kurtulması gerekiyor.
Barış, demokrasi
ve bununla ilişkilendirilen demokratik bir toplum projesi. Biz buna varız, o
nedenle bu doğrultuda gelecek önerilere de açığız ve gerçekten toplumun
gereksindiği bu sistemi onlara armağan edelim.
Teşekkür ediyor,
saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 490 sıra sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve
Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 21 inci maddesiyle değiştirilen 298
sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 101 inci
maddesinin birinci fıkrasının (6) nolu bendinin
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Selçuk
Ayhan (İzmir) ve arkadaşları
"6. Birden
fazla siyasi partiye veya bağımsız adaya ayrılan alana taşmış 'EVET' mührü
bulunuyor ve sandık kurulu 'EVET' mührünün gerçekte nereye basıldığını tespit
edemiyor ise "
(x)
Bu bölümde Hatip tarafından, Türkçe olmayan bir dille birtakım kelimeler ifade
edildi.
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Ayhan.
SELÇUK AYHAN
(İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; görüşülmekte olan tasarının
ikinci bölümünün 21’inci maddesi üzerine vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz
almış bunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlarım.
Bir önceki
oturumda Sayın Hasip Kaplan bir şey söyledi, dedi ki:
“Siyasetçiler iki şeyden kaçamaz: Birisi sandık, birisi de mezar.” Şimdi
mezardan kaçmak isterler ama kaçınılmaz son, bu doğru ama siyasiler sandıktan
da kaçabilirler. Eğer ellerindeki mutlak sayısal hâkimiyeti tüm milletin kendilerine
her şeyi yapma yetkisini vermiş gibi algılarlarsa, önlerini tümüyle temizlemeye
kalkarlarsa, Anayasa’yı da istedikleri gibi biçimlemeye kalkarlarsa, yargıyı da
biz yapalım, her şeyi biz yapalım derlerse bunun sonunda siyasette sandığı da
ortadan kaldırabilirler, ondan sonra sultanlıklar, krallıklar, padişahlıklar da
oluşabilir. Yani burada bir yanılgıya düşmeyelim diye bu açıklamayı yapma
gereği duydum.
Değerli
arkadaşlarım, şimdi 2007 seçimlerini kısaca anımsarsak, gerek bilgisayar
sistemi gerekse diğer iddialarla ilgili kuşkular hâlâ halkımızın belleğinden
silinmemiştir. Bu
dönemde İzmir gibi siyasi partilerin ve bizzat seçmenin bile
doğrudan seçimleri takip ettiği, sandık sonuçlarını takip ettiği bir ilin
Karşıyaka ilçesinde bile sadece 890 civarında CHP oyuyla bir miktar Demokrat
Parti oyunun birleştirme tutanaklarına AKP oyu olarak eklendiği belgelenmişti,
bunu bir anımsatmak istiyorum.
2009 seçimlerine
baktığımızda başka bir komediyle karşılaştık. Adrese dayalı olarak hazırlandığı
iddia edilen seçmen listelerinde yirmi otuz yıl önce ölen insanların isimlerini
gördük. Otuz kırk yıldır büyük kentlerde yaşayan insanların ve bu illerde oy
kullanan insanların son seçimde on beş-yirmi saatlik otobüs mesafesindeki
illerde isimlerinin seçmen olarak çıktığına tanık olduk. Halkı menfaat ile
satın alma anlayışının bir sonucu olarak devlet kesesinden elektriksiz köylere
buzdolabı, susuz köylere çamaşır makinesi dağıtılmaya kadar varıldığına tanık
olduk. Askerde, gurbette olan ya da oy kullanma ehliyeti olmayanların oy
kullandırıldığı yerler gördük. Seçim gecesi gecenin ilerleyen saatlerinde tüm
Türkiye’de aynı anda elektriklerin kesildiğine, bilgisayarların kilitlendiğine,
sistemin çökme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığına tanık olduk.
Hâl böyle iken seçimlerle ilgili bu yasa tasarısının gündeme
getiriliş biçimi bile apar topar olması itibarıyla, tüm siyasi partilerin bilgi
edinme, araştırma, inceleme zamanı bile bulamaması nedeniyle, birçok siyasi
parti grubunun verdiği seçimlerle ilgili önergeler olduğu hâlde, siyasi parti
grubu dışındaki milletvekili arkadaşlarımızın verdiği önergeler olduğu hâlde
komisyona bile sadece şu an görüştüğümüz önerge getirilmiş, daha sonraki
itirazlarla alt komisyonda diğer önergelerin de değerlendirilmesi ve kısmen
bunların olumlu görüldüğü gözlenmiştir.
Şimdi, işin özü
şu değerli arkadaşlar: Niyetimiz bozuksa en iyi kanun bile uygulayanların
elinde yanlış kullanılabiliyor. Türkiye’de bunun ne yazık ki birçok örneğini
görmeye devam ediyoruz.
Ben, sözlerimi Mahatma Gandhi’nin yedi ölümcül
günah listesiyle bitirmek istiyorum: Birincisi, ilkesiz siyaset; ikincisi,
emeksiz zenginlik; üçüncüsü, vicdansız haz; dördüncüsü, niteliksiz bilgi;
beşincisi, ahlaksız ticaret; altıncısı, insaniyetsiz bilim ve yedincisi,
özverisiz ibadet. Bunun yorumunu, algılayana ve anlayana bırakıyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum, dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Ayhan.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
kanun teklifinin 21. maddesi ile düzenlenen 298 Sayılı Kanunun 101. maddesinin
6. bendinin "Birden fazla siyasi partiye ya da bağımsız adaya ayrılan alana
taşacak şekilde basılan EVET mührü bulunan" şeklinde değiştirilmesini, arz
ve teklif ederiz.
Mehmet
Akif Paksoy (Kahramanmaraş) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Paksoy.(MHP sıralarından alkışlar)
MEHMET AKİF
PAKSOY (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte
olan 490 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 21’inci maddesi hakkında verdiğimiz
değişiklik önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Kıymetli
arkadaşlar, bu teklifin, bir sefer, zamanlaması fevkalade yanlış olmuştur.
Öncelikle, Seçim Kanunu’nda birtakım düzenlemelerin yapılması için bugüne kadar
niçin beklendiğini şahsen ben anlamış değilim. Bunun yanında, yapılmak istenen
değişikliklerin ihtiyacı tam olarak karşılamadığı noktasında ciddi
tenkitlerimiz var. Komisyonlarda gerek bizim arkadaşlarımız gerekse de diğer
muhalefet milletvekilleri tenkitlerini dile getirdiler. Bu tenkitlerin hiçbir
şekilde dikkate alınmadığını görüyoruz.
Mesela, niçin bu
kanunu bir temel kanun olarak getirdiniz? Niyetiniz gayet açık: Yeterince
tartışılmasın, bizim uygun gördüğümüz düzenlemeler yasalaşsın. Öyle tartışmaya,
ilgili kurum ve kuruluşların fikrinin alınmasına ne gerek var? Sizin bakış
açınız bu.
Değerli
arkadaşlar, kendinizin dışındakilerin varlığına da fikirlerine de, velev ki bu
fikirler çok doğru da olsa toptan karşı çıkıyorsunuz. Yedi buçuk yıllık
İktidarınız süresince gerilimden medet umma, “ben ve öteki” şeklindeki çok
tehlikeli ayrıştırmalı politikalarınızdan bir türlü vazgeçmediniz. Ancak bir
türlü, bu ülkenin gerçek gündemi olan işsizliği, üretimi, bölücü terörü,
hırsızlığı, yolsuzluğu, hortumu, yandaşı tartışmaya fırsat vermediniz, hep bu
gerçek gündemden kaçtınız. Güya devri İktidarınızda kişi başına millî geliri 10
bin dolara çıkardınız. Peki, böyle bir ülkede kayıt dışı istihdamı ne kadar
düşürdüğünüzü, işsizliği ne kadar azalttığınızı, 15 milyonu bulan yeşil kartlı
sayısını, fakruzaruretin nasıl önleneceğini niçin bir
kez bile tartışma cesaretini gösteremediniz? Hep millete cambazı gösterip
yandaşlarınıza köşe döndürdünüz. Seçim zamanlarında kamunun kaynaklarını oy
aracı yapmaktan çekinmediniz. Hep merak etmişimdir, acaba Tunceli’ye
dağıttığınız buzdolapları ve çamaşır makinelerinden Kahramanmaraş’ın
fakirlerine, Mersin’in Yörüklerine, Kastamonu’nun ihtiyaç sahiplerine, büyük
kentlerin varoşlarına da dağıttınız mı veya bu beyaz eşyaların dağıtımı
seçimden sonra da devam etti mi? Bu konuda yetkili ağızdan bir açıklama
yaparsanız öğrenmiş olacağız.
Değerli
arkadaşlar, AKP bir gün iktidara geldi, hemen değişti. Acaba sizin bu
değişiminiz iktidardan gidince nasıl bir hâl alır, doğrusu çok merak ediyorum.
Bir zaman YÖK düşmanıydınız, YÖK’ün varlığına toptan karşıydınız. Şimdi YÖK
sizden oldu, hiç bu konuları konuşmaz oldunuz. Lise, hatta ilköğretim okulu
açmadığınız yerlere tabela üniversiteleri kurduk.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bu teklifte biz, SEÇSİS sistemiyle ilgili bir
iyileştirme ve çalışma öngörülmediğini görüyoruz. Her seçimden sonra ifrata
varan birtakım iddialardan geçilmiyor. Bu sistemin kamuoyunun tam güvenini
sağlayacak, şeffaf ve hızlı bir şekilde işlev görecek bir yapıya kavuşturulması
gerekirdi.
Bir başka husus, seçimlere katılmak isteyen devlet memurlarının
durumu. Bildiğiniz gibi, seçim takviminin
ilanıyla birlikte, seçimlere katılmak isteyen devlet memurları görevden
ayrılmak zorundalar. Bu süre, geçmiş seçimlerde üç ayı geçiyordu. Bu süre
zarfında devlet memurları ve onların bakmakla yükümlü oldukları eş ve çocukları
sosyal güvenlik sisteminden yararlanamıyorlar. Nasıl olsa yasal hakları var,
seçimler tamamlandıktan sonra görevlerine geri dönebiliyorlar… Seçimlere
katılmak amacıyla istifa eden devlet memurlarının seçim döneminde sosyal
güvenlik kurumlarıyla kesilen ilişkilerinin en azından sağlık yardımından
faydalanabilmeleri sağlanmalıdır.
Bunun ötesinde,
yoksul vatandaşlarımıza yapılan bir kısım ayni, hatta nakdî yardımların seçim
döneminde dağıtılmasına bir düzen getirilebilirdi çünkü bu konu kamuoyunca çok
ciddi tartışmalara sebep oluyor. Şimdi, bu yardımları açıkça yasaya aykırı bir
şekilde dağıttırdığınızdan dolayı mahkemece ceza verilmiş bir valiyi siz
ödüllendirdiniz. Valilerimizin, özellikle seçim dönemlerinde hükûmetin değil, devletin valisi olduğunu unutmamaları
gerekir. Ancak Hükûmetin artık herkesçe malum
tavrından biz döneceğini düşünmüyoruz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
MEHMET AKİF
PAKSOY (Devamla) – Teşekkür ederim.
Tıpkı bundan
önceki birçok teklif ve tasarıda olduğu gibi, bu teklifin de bir oldubittiyle
yüce Meclisten yasalaştırılmaya çalışılmasını üzüntüyle karşılıyoruz.
Sağduyulu, vicdanının sesini dinleyen bütün arkadaşlarımızı da önergemize
destek vermeye davet ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Paksoy.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge
reddedilmiştir.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum…
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Karar yeter sayısı istiyorum.
BAŞKAN –
Arayacağım.
Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime beş
dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 20.26
ALTINCI OTURUM
Açılma Saati: 20.31
BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Bayram ÖZÇELİK
(Burdur)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin Altıncı
Oturumunu açıyorum.
490 sıra sayılı
Teklif’in 21’inci maddesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi, maddeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.
Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.
Teklifin
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon burada.
Hükûmet burada.
22’nci madde
üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
490 Sıra Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun
ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin
çerçeve 22’nci Maddesi ile değiştirilen 102’nci maddesinin ikinci fıkrasında
yer alan “Zarfın içinden…” ibaresinden sonra gelmek üzere “oy pusulaları
haricinde” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Ayla Akat Ata |
Pervin Buldan |
Osman Özçelik |
|
|
Batman |
Iğdır |
Siirt |
|
|
Sırrı Sakık |
Akın Birdal |
Özdal Üçer |
|
|
Muş |
Diyarbakır |
Van |
|
|
|
Hamit Geylani |
|
|
|
|
Hakkâri |
|
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
490 sıra sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun
ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin
çerçeve 22 inci maddesiyle değiştirilen 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri
ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 102 nci
maddesinin beşinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
|
|
Yaşar Ağyüz |
Ali Oksal |
Turgut Dibek |
|
|
Gaziantep |
Mersin |
Kırklareli |
|
|
Vahap Seçer |
Ferit Mevlüt Aslanoğlu |
|
|
|
Mersin |
Malatya |
|
“Bir zarfta
birden fazla oy pusulası kullanılan seçimlerde, o zarfta kullanılması gereken
oy pusularının dışında başka bir seçim türüne ait oy pusulası çıkmış olması
hâlinde, bu zarftan çıkan başka seçim türüne ait oy pusulası hesaba katılmaz.”
BAŞKAN – Şimdi en
aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.
TBMM Başkanlığına
Görüşülmekte olan
490 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 22. maddesiyle değiştirilen madde 102’nin 1.
paragrafının sonuna; “Ancak, oy pusulasının katlanması nedeniyle karşı tarafta
belirgin bir iz bırakan EVET mührü, mührün vuruluş yönü dikkate alınarak
değerlendirilir.” cümlesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Prof. Dr. Alim Işık |
Prof. Dr. Akif
Akkuş |
Hakan Coşkun |
|
|
Kütahya |
Mersin |
Osmaniye |
|
|
Recep Taner |
Necati Özensoy |
Hamit Homriş |
|
|
Aydın |
Bursa |
Bursa |
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Işık. (MHP sıralarından alkışlar)
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 490 sıra sayılı
Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili
Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 22’nci maddesi
üzerine vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında söz aldım. Bu vesileyle,
yüce Meclisin siz değerli üyelerini ve bizleri izleyen aziz milletimizi
saygılarımla selamlıyorum.
Biraz önce Sayın
Kâtip Üyemizin de okuduğu gibi, bu önerge aslında hepimizin seçim zamanlarında
sandık başında yaşanan kargaşaları bizzat gördüğümüz bir konunun giderilmesine
yönelik bir önerge. Bilindiği gibi, katlanan oy pusulalarında “Evet” mührünün
izinin karşı tarafa da çıkması nedeniyle birçok yerde iptal sebebi sayılıyordu.
İşte burada, oy pusulası katlanması hâlinde “Evet” mührünün karşı tarafa geçmiş
olması durumunda sandık başındaki anlaşmazlıklara neden olabilecek konunun
çözümü amacıyla mührün vurulma yönü dikkate alınarak bu tür durumdaki
kargaşanın önlenmesini amaçlıyor.
Sayın Komisyonun
ve Bakanın hangi gerekçeyle bu önergeye katılmadığını gerçekten merak ediyorum.
Ama şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da herhâlde birçok önergeye
katılmayacaklarını, iktidar tavrıyla bir kez daha göstermiş olduğu için de
Komisyona ve Bakana şaşırmadığımı da ifade etmek istiyorum.
Bu vesileyle, seçim zamanlarında sandık başlarında birçok
kargaşaya neden olan bu ve benzeri konuya ek olarak, son seçimlerde, 29 Mart
yerel seçimlerinde bir ilde yaşanan ama Türkiye’de birçok ilde de benzerinin
yaşandığına inandığım bir konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum: İlin bir şirketi
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfından yardıma muhtaç ailelerin listesini
ister. 1.200’e yakın ailenin ismi resmî kanalla
bu şirkete iletilir. Şirketin yönetim kurulu ve yetkilisi 1.200 aileyi yetersiz
bulur, 6 bin adet, her biri 90 ya da 100 TL’lik paketin hazırlanarak bu yardıma
muhtaç ailelere dağıtılmasını karara bağlar. Ancak dağıtılan paketler -üzülerek
ifade ediyorum ve ismini kullanmak zorundayım- “Türk Kızılay” adında, bu
ülkenin resmî kurumu kanalıyla dağıtılır. Dağıtımda kullanılan araçlar şirketin
özel araçlarıdır ve paketi alan ailelere ertesi günü bir yetkili gider. Muhtar
adayı ya da ilgili partinin yetkilisi, bir gün önce kendilerine ulaştırılan
paketin iktidar partisi belediye başkanı adayı adına (x) şirketi tarafından
gönderildiğini ve bu paket karşılığında oylarının lütfen iktidar partisinin
adayına verilmesini isterler.
Değerli
milletvekilleri, bu, bu ülkede yaşanan çok acı gerçeklerden birisidir. Türk
Kızılay buna alet olmuştur ve bu şirket, hayır adı altında bunu dağıtır ve
devletten, vergiden de düşer.
Arz ediyorum, bu
seçim kanunu keşke bu tür olayların yaşanmasını engelleyebilecek bir değişiklik
içerseydi. Bunların hiçbirisi maalesef bu teklifte olmadığı gibi, bundan sonra
da hepimizin yaşayacağı ve birçok insanımızın oy uğruna istismar edileceği bir
konudur.
Şirketin adını ve
ili vermeme gerek yok. Ama ben inanıyorum ki, bu yüce Meclis bu tür olayların
da önüne geçecek yasal düzenlemeleri önümüzdeki zaman içerisinde
yapacaktır.
Bu düşüncelerle,
vermiş olduğumuz değişiklik önergesinin yüce Meclis tarafından kabulünü arz
ediyor, tekrar saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Işık.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler. Önerge reddedilmiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
490 sıra sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun
ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin
çerçeve 22 inci maddesiyle değiştirilen 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri
ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 102 nci
maddesinin beşinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
Yaşar
Ağyüz (Gaziantep) ve arkadaşları
“Bir zarfta
birden fazla oy pusulası kullanılan seçimlerde, o zarfta kullanılması gereken
oy pusularının dışında başka bir seçim türüne ait oy pusulası çıkmış olması
hâlinde, bu zarftan çıkan başka seçim türüne ait oy pusulası hesaba katılmaz.”
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın Ağyüz, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 490
sayılı yasal değişiklik teklifi üzerinde CHP Grubu adına söz aldım. Hepinize
saygılar sunuyorum.
Bizim önerimiz,
çokça zarfın bulunduğu sandıklarda kazara herhangi bir değişik oy pusulası
girmemesi gereken zarfa girmişse asıl oyun kabulü, tesadüfen veya bilinçsizce
giren oyun iptali şeklinde. Buna desteğinizi istiyoruz.
Desteğinizi
isterken de bu yasa teklifi, değişiklik teklifi dokuz değişik grup ve kişilerin
imzasının bulunduğu teklifler şeklinde sunulmuş. Mesela bir grubun teklifi
yerel yönetim seçimlerinden önce, diğer grupların veya şahısların da öyledir
ama ne hikmetse bu değişiklik teklifi AKP Genel Başkan Yardımcısının 15/3/2010’da verdiği ve Komisyonda… Çok acube bir teklif,
Komisyonca değiştirile değiştirile bir şekle
getirildi. Bir teklif, hız kazandırmış, ne hikmetse! Bugünlerde siz yasal
değişikliklerle çok uğraşmaya başladınız ya yargıyla… Bu acelenizi de anlamak
mümkün değil.
Sonra, Komisyon
çok büyük şekilde çalışmış, 16’da Komisyona gelmiş, 25’te alt komisyona gitmiş,
29’da Anayasa Komisyonundan çıkmış, 2/4’te buraya gelmiş. Kaç gün serüven?
Serüven on beş gün bile değil. Peki, gündemde bekleyen alışveriş merkezleri
yasasının ne günahı var? Gündeminizde bekleyen intibak yasasının, emeklilerin,
bekleyen yasanın ne günahı var?
Hepimiz adil,
dürüst, katılımcı seçimi istiyoruz. Katılımcılığı artıran özelliği mi var?
Adaleti artıran özelliği mi var? Hayır. Siz öncelikle sosyal dayanışmanın
kaynaklarının seçim dönemi kullanılmasını, gerek etik olarak gerek yasal olarak
kafanızdan geçirmelisiniz. Seçimlere yakın 200 milyon dağıtılan nakitler,
kaymakamların bire bir, kapı kapı dolaşarak yaptığı
yardımlar; bunlar adalet mi? Adaletsizlik. Sizin adınızda adillik var, siz
demokrat değilsiniz, siz adil değilsiniz, siz kendinize demokratsınız.
FEVZİ ŞANVERDİ
(Hatay) – Sen kendine bak!
YAŞAR AĞYÜZ
(Devamla) – O nedenle, bu yasal aldatmacalarla kamuoyunun gündemini doldurup
oyalamaya çalışıyorsunuz.
Bakın, her
iktidarın döneminde özellikler vardır. Bir iktidar gelir, bolluk bereketlik
olur, işsizlik ortadan kalkar, yatırım artar. Bir iktidar da gelir, karabasan
gibi çöker.
ORHAN KARASAYAR
(Hatay) – Tam CHP’yi tarif ediyorsun!
YAŞAR AĞYÜZ
(Devamla) - Dershane parasını ödeyemeyen analar hapse düşer, dershane parası
ödenmediği için öğrenci intihar eder, onur intiharları artar, işsizlik artar,
yatırım eksilir. Ne artar? Yoksulluk, döneminizde artar; yolsuzluk, döneminizde
artar ve siz, Yüce Divana gitmemek için, Cumhurbaşkanı yaptığınız Sayın Gül’e
geniş yetkiler vererek Sayın Gül’den ve Anayasa Mahkemesinden, Yüce Divandan
kaçmak için düzenlemeler yapıyorsunuz. Varsayalım ki bu divanda Yüce Divandan
kaçtınız, hesap vermediniz, öteki dünyada ne yapacaksınız, öteki dünyada? (CHP
sıralarından alkışlar) Aranızda çok iyi insanlar var, çok güzel insanlar var
aranızda.
MİTHAT EKİCİ
(Denizli) – Kendine bak, kendine…
YAŞAR AĞYÜZ
(Devamla) – Onları tenzih ederek…
ORHAN KARASAYAR
(Hatay) – CHP…
YAŞAR AĞYÜZ
(Devamla) – CHP’nin hiçbir günahı yok. Bugüne kadar, olsa hesap verirdi.
Biliyorsan buraya çıkar konuşursun! Yerinden konuşma! Ücretli laf atıcı gibi
laf da atma!
Şimdi, böyle bir
durumda, siz yargıyla uğraşıyorsunuz. Ekonomi çökmüş, işsizlik, esnaf perişan,
emekli perişan; bu konuları düşünmüyorsunuz. Gündemde, Seçim Kanunu
değişikliği, Anayasa değişikliği; bununla kamuoyundan ana gündemi gizleyerek
zaman kazanmaya çalışıyorsunuz, zaman kazanmaya.
Sizin, iyi
niyetli arkadaşlar olarak günahınız yok mu? Sizin de var. Bakın, anneler hapse
düştü, sesiniz çıkmadı. Çocuklar intihar etti, sesiniz çıkmadı. Müslümanlar
soyuldu Deniz Feneri kanalıyla, sesiniz çıkmadı. Deniz Fenerinde ihaleler
peşkeş çekildi, 750 milyon dolar. Bir gecede kuralsız, kaidesiz, sizin
yandaşınız, sizin demeyeyim, partinizin yandaşına verildi, sesiniz çıkmadı
değerli arkadaşlar. Sizin günahınız yok mu? Otobüs son durağa geldi. Parmak
kaldıranlara söylüyorum, parmak kaldırmaktan vazgeçin. Bir daha gelme şansınız
yok. Bari günahınızı artırmayın, katkınızı artırmayın değerli arkadaşlarım.
Bunları söylerken tabii sizin bunun tersini yapacağınız ve yapmayacağınız
inancındayım.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
YAŞAR AĞYÜZ
(Devamla) - Bu tür değişiklikleri getiriyorsunuz da toplumun beklentisi olan,
siyasetteki kirlenmeyi önleyecek olan dokunulmazlığı kaldırmayı niye
getirmiyorsunuz? Yürek ister, yürek. Yürek ister. Çünkü,
var olan dosyalarınızda yolsuzluk var, irtikâp var, ihaleye fesat karıştırma
var ama gariban vatandaşların yanına gittiğiniz zaman da şeker dağıtarak,
buğday dağıtarak, irmik dağıtarak, para dağıtarak oylarını alıyorsunuz.
ORHAN KARASAYAR
(Hatay) – Sen vatandaşımıza hakaret ediyorsun!
YAŞAR AĞYÜZ
(Devamla) - Bu, siyasi etik değildir ve bu yasada da bu siyasi etiği sağlayacak
maddeler yoktur.
ORHAN KARASAYAR
(Hatay) – Vatandaşın oyu sapmaz!
YAŞAR AĞYÜZ
(Devamla) - Otobüs son durağa geldi. Ya kafanızı çalıştıracaksınız, ülke
yararına, halk yararına olanlara öncelik vereceksiniz ya da önümüzdeki seçimde
kaybolup tarihin çöplüğüne gideceksiniz.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
490 Sıra Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun
ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin
çerçeve 22’nci Maddesi ile değiştirilen 102’nci maddesinin ikinci fıkrasında
yer alan “Zarfın içinden…” ibaresinden sonra gelmek üzere “oy pusulaları
haricinde” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Ayla
Akat Ata (Batman) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın Sakık, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)
SIRRI SAKIK (Muş)
– Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinize iyi akşamlar diliyorum.
Şimdi, aslında
nereden başlayacağımızı bilmiyoruz, yani hep “12 Eylülün ürünü.” diyoruz,
noktalarla, virgüllerle, sözcüklerle oynayarak kamuoyuna demokratik bir Seçim
Yasası sunmaya çalışıyoruz. Aslında, burada 12 Eylülün ürünü olan bu Yasa… 12
Eylülde Kenan Evren ve arkadaşları bir veto grubu oluşturmuşlardı, 4 general Danışma Meclisini seçiyordu, kurulan, o dönemin
partilerinden SODEP’ten tutun ANAP’a, Halkçı Partiye
kadar bütün partilerin mimarları kendileriydi.
Şimdi, aslında o
Konsey gitti, burada 4 tane lider… Bu liderler bu Parlamentoyu oluşturuyor, bu
liderler halkın bütün iradesini elinde bulunduruyor. Şimdi, o günkü Kenan Evren
demokrasisiyle bugünkü bu demokrasi arasında bir fark var mı? İçinde halk var
mı? İçinde mahallesinden ilçesine, beldesine kadar örgütlü bir halkın iradesi
var mı? Yok. Adayları kim belirliyor? Siyasi aktörler. Yani,
içinde halkın olmadığı bir yerde demokrasiden bahsedilir mi? Onun için, bir
bütün olarak, burada, halkın içinde olmadığı bir anlayış ve o dönemde, düşünün,
Erdal İnönü’yü bile veto eden bir Konsey vardı, bugün de halkın içerisinden
gelenler eğer aktörlere, yani siyasi parti aktörlerine biat etmiyorsa hepsi
veto ediliyor ve bunun adına da “demokrasi” diyoruz.
Şimdi, sevgili
arkadaşlar, bu, demokrasi değil. 12 Eylülün demokrasisine, adı neyse, işte ona
sığınarak şeklen demokrasicilik oynanıyor ve burada, geçen dönem, 2002
döneminde halkın yüzde 47’si size oy vermedi ama seçim barajı, bu Siyasi Partiler ve
Seçim Kanunu’ndaki hileler, halkın iradesi olan yüzde 47 Parlamentoya yansımadı.
Arkadaşlarımız belirtti, üç bin oyla insanlar burada parlamenter olarak görev
yaptılar. Allah aşkına, bu hilelerle, halkın onay vermediği bir şeyi nasıl
içinize sindiriyorsunuz? Buna nasıl demokrasi diyorsunuz?
İsterseniz şöyle
bir küme oluşturalım: Gelin, gücünüz var, barajı yüzde 10’dan yüzde 25’e
çıkaralım, şu iki partiyi de içinden çıkaralım, biz bağımsız geleceğiz, sizinle
oturalım. Buna demokrasi diyebilir miyiz? Var böyle bir gücünüz. Şimdi, üç
partinin yaptığı şeyin bundan farkı yok. Siz, halkın büyük bir iradesini bu
sayısal gücünüzle yok sayıyorsunuz.
Bakın, muhalefet
size ne diyor: “Gelin, uzlaşalım” diyor, tankıyla, topuyla, yargısıyla,
ordusuyla siperlere yatıyor “Gelin, teslim olun.” diyor ve siz de diyorsunuz
ki: “Biz de elimizdeki yüzde 47 oyla, 340 milletvekiliyle elimizdeki gücü
acımasız bir silah gibi kullanırız.” Şimdi, içinde uzlaşı yok. Biz de dönüp
size diyoruz ki, bu iki uzlaşı da uzlaşı değil, gelin oturalım, halkın
ihtiyacına cevap verecek yasaları, anayasaları yeniden dizayn
edelim, korkmayalım, ürkmeyelim. Hâlen burada -dün gece izledim- bir partinin
temsilcisi çıkıp diyor ki: “Dil birliğimize zarar verir.” Neymiş? Biz, efendim,
Kürtçe konuştuğumuz için bu, kutsal dile zarar veriyormuş. Niye zarar versin
Allah aşkına? İngilizce konuşulunca, Fransızca, Almanca, Arapça konuşulunca...
OSMAN ÖZÇELİK
(Siirt) – İbranice.
SIRRI SAKIK
(Devamla) – ...bu Türk diline zarar vermiyor da Kürtçe konuşulunca niye zarar
veriyor? Bunun adı niye zarar oluyor?
Bakın, önümde bir
sürü fezlekeler var. “Su istendi” diye dava açılmış, “çok yaşayın” diye dava
açılmış, “biz vatanperveriz, bu ülkenin bölünmesini istemiyoruz” diye dava
açılmış. Ama niye? Kürtçe.
Şimdi, bir dile
bu kadar düşmanlık edilir mi, bir halk bu kadar yok sayılır mı? Hayatın her
alanında birlikten, kardeşlikten bahseden aktörler, sorun Kürtlerin dili ve
kültürü olunca niye bu kadar kıyametler koparılıyor, niye bu kadar demokrasi
ayaklar altına alınıyor? Yani, eğer gerçekten kardeşlik ve barışla ilgili bir
adım atılacaksa, ilk önce birlikte hayatı inşa ettiğiniz, birlikte mücadele
ettiğiniz, birlikte ülkenin harcında, temelinde emeği ve kanı olan insanların
hakkını, hukukunu yerli yerine oturtmak zorundasınız. Bu bir lütuf değil.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
SIRRI SAKIK
(Devamla) – Teşekkür ediyorum, sağ olun Sevgili Başkanım.
Şimdi, onun için
diyoruz ki, bu ne Kürtlere ne diğer halklara bir lütuf olarak sunulmamalıdır.
Herkesin doğuştan sahip olduğu haklara bu halk da, bu ülkede yaşayan diğer
halklar da sahip olmalıdır. Yani bütün yasaların üzerinde bir yasa vardır, o da
vicdan yasasıdır. Eğer siz vicdan yasasını yok sayarsanız, siz bu ülkede hak,
hukuk ve adaleti yerli yerine oturtamazsınız. Onun için, herkesin tabi olacağı
bir yasa vicdan yasasıdır. Bu vicdanınızla baş başa kaldığınızda, yanı
başınızdaki kardeşlerinize ne kadar haksızlık ettiğinizi, Türkiye demokrasi
güçlerine ne kadar haksızlık ettiğinizi, 12 Eylül Anayasası’na, 12 Eylül
yasalarına sığınarak kendi iktidarlarınızı ne kadar sürdürdüğünüzü görürsünüz.
Ben hepinizin
gece uyurken vicdan muhasebesi yapmanızı diliyor, hepinize saygılar sunuyorum.
(BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
23’üncü madde
üzerinde dört önerge vardır, önergeleri okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Temel kanun
olarak görüşülmekte olan 490 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 23. maddesi
ile düzenlenen 298 sayılı Kanunun 105’inci maddesinin 4’üncü fıkrasının sonuna
aşağıdaki cümlenin eklenmesi arz ve teklif olunur.
|
|
Haluk İpek |
Suat Kılıç |
Abdullah
Çalışkan |
|
|
Ankara |
Samsun |
Kırşehir |
|
|
D. Mehmet Kastal |
Hayrettin
Çakmak |
Ünal Kacır |
|
|
Osmaniye |
Bursa |
İstanbul |
“Sandık sonuç
tutanağı verilen müşahit ve sandık kurulu üyelerinin ad ve soyadları ile
temsilcisi oldukları siyasi partinin adı veya bağımsız adayın adı ve soyadı
sandık kurulu tutanak defterine yazıldıktan sonra tutanağın teslim alındığına
dair imzaları alınır.”
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
490 Sıra Sayılı Yasa Tasarısının çerçeve 23. maddesi ile değiştirilen 298
sayılı yasanın 105. maddesinin 4. fıkrasının sonuna aşağıdaki cümlenin
eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Şahin Mengü |
Atilla Kart |
İsa Gök |
|
|
Manisa |
Konya |
Mersin |
|
|
Ali İhsan
Köktürk |
Rahmi Güner |
|
|
|
Zonguldak |
Ordu |
|
“Bu maddede
öngörülen sandık sonuç tutanağını talepleri halinde sandık kurulunun siyasi parti
üyeleri ya da parti müşahidine vermeyen görevliler hakkında bu Kanunun 138.
maddesi uyarınca cezaya hükmolunur.”
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
kanun teklifinin 23. maddesi ile düzenlenen 298 Sayılı Kanunun 105. maddesinin
2. fıkrasına “13. Saklanan zarf sayısı.” Bendinin eklenmesini ve bent
numaralarının teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Faruk Bal |
Mehmet Şandır |
Behiç Çelik |
|
|
Konya |
Mersin |
Mersin |
|
|
S. Nevzat
Korkmaz |
Oktay Vural |
Hüseyin Yıldız |
|
|
Isparta |
İzmir |
Antalya |
BAŞKAN – Şimdi,
son önergeyi okutup işleme alacağım.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 490 Sıra Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve
Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 23’üncü Maddesi ile değiştirilen
105’inci maddesinin dördüncü fıkrasının üçüncü cümlesini teşkil eden “Ancak bu
halde o parti müşahidine ayrıca tutanak verilmez.” ifadesinin madde metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
|
Ayla Akat Ata |
Pervin Buldan |
Osman Özçelik |
|
|
Batman |
Iğdır |
Siirt |
|
|
Özdal Üçer |
Akın Birdal |
Sırrı Sakık |
|
|
Van |
Diyarbakır |
Muş |
|
|
Hamit Geylani |
M. Nezir
Karabaş |
|
|
|
Hakkâri |
Bitlis |
|
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz Değerli Başkanım.
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Karabaş.
MEHMET NEZİR
KARABAŞ (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifiyle
ilgili verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Sayın
milletvekilleri, AKP’li hatip Sayın İpek konuşmasında “Kanun teklifinin
felsefesini muhalefet anlamamış.” dedi.
Şimdi, biz de
soruyoruz: Bu kanun teklifinin çeşitli maddelerinde yeni düzenlemeler yapılmış.
Kanunun 81’inci maddesinde değişiklik yapan 12’nci maddede “sandık çevresi ve
sandık alanı” diyor. Şimdi, yıllardır, on yıllardır Türkiye’de seçimlerde
sandık alanı kullanılıyor; güvenlik güçleri sandık alanının dışında kalıyor,
seçmenler ve sandık görevlileri de sandık alanının içinde. Peki, soruyorum şu
anda, bu tasarıyı hazırlayanlara, AKP’nin yetkililerine, Sayın Bakana: Bu
konuda 2009, 2007, 2002, daha önceki seçimlerde güvenlik anlamında güvenlik
güçleri
SÜREYYA SADİ
BİLGİÇ (Isparta) – Ne mahzuru var?
MEHMET NEZİR
KARABAŞ (Devamla) – Evet, mahzuru var. Biz diyoruz ki, iddia ediyoruz ki,
polisle, askerle seçim zamanında cebelleşiyoruz, siz bizi daha fazla boğaz
boğaza getiriyorsunuz ve yarın burada seçimler olduğu za-man, o güvenliğin olmadığı, güvenlik gücüyle vatandaşın
birbirine girdiği yerde siz de zarar görürsünüz. Orada aday olan, orada seçime
giren her parti sıkıntı yaşayacaktır diyoruz. Yani, sandık çevresi hangi
ihtiyaçtan doğmuştur? Yıllar-dır her seçimde uygulanan
sandık alanı neye yetmemiştir?
Şimdi, yine bu
teklifin felsefesine baktığımız zaman, şimdi, daha önce, görev alan güvenlik
güçleri hangi seçim alanında görev yapıyorken aynı za-manda
gidip kendi sandığında oy kullanamadı? Bunun için bu teklifte “Görev aldığı
sandıkta oy kullanır.” diyor. Şimdi, şunu söylemek istiyorum: Gidin, bölgede
-ben kendi ilimi örnek veriyorum- polisin, subayın oy kullandığı san-dıklarda denetim sağlanamıyor, o sandıktaki görevli orada
görev yapamıyor ve iddia ediyorum, kendi görevli olduğu alanda oy kullanan
polis ve subayla-rın, askerlerin yüzde 80’i gidip
kendi sandığında da oy kullanacaktır. Peki, bunu neden getirdiniz? Şimdiye
kadar, gerçekten, sandıklarda görev alan güvenlik güçlerimiz, yetkililerimiz,
polis ve askerler oylarını kullanamadı mı? Yani böyle bir zafiyet mi doğdu? Biz
seçimlere gidiyoruz, defalarca seçim kampanyası yaptık, görevli olduğu için
sandığında oy kullanmayan tek bir tane polise, tek bir tane askere rastlamadık.
Yine, sandık
görevlilerini taşımakla görevli olanlar… Zaten şunu diyorsunuz “taşıma” altında
aracı olan, güvenlik görevlisini, oradaki sandık kurulu görevlisini taşıyan
kişi, altında da aracı var, işi bu. Neden gelip oyunun bulunduğu seçmen
sandığında oyunu kullanamıyor da siz ayrıca kendisine kâğıt vererek oy
kullanmasını istiyorsunuz?
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
MEHMET NEZİR
KARABAŞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkan.
Şimdi bu tür oy
kullanmalar yarın öbür gün birçok seçim sandığında ve çevresinde gerçekten
ciddi sıkıntılara, oyların kaydırılmasına ve halkla, siyasi partilerle
yetkililer arasında kargaşaya, seçim sonrasında da ciddi bir şekilde şaibeye
neden olacaktır. Bu tür düzenlemelere hiç ihtiyaç yokken -yine soruyorum- Sayın
İpek çıksın, teklif vermiş, Sayın Bakan çıksın, desin ki “Geçen seçimlerde
şunları, şunları yaşadık. Şu sandıklarımızda görevliler, sandık kurulu
görevlileri, güvenlik görevlileri
Hepinize saygılar
sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
kanun teklifinin 23. maddesi ile düzenlenen 298 Sayılı Kanunun 105. maddesinin
2. fıkrasına “13. Saklanan zarf sayısı.” bendinin eklenmesini ve bent
numaralarının teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.
Faruk
Bal (Konya) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Yıldız. (MHP sıralarından alkışlar)
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 490 sıra sayılı Yasa
Teklifi’nin 23’üncü maddesi üzerinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi
üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, demokrasinin temel ilkesi, halkın yöneticilerini seçebilmesi,
insan hak ve hürriyetlerinin güvence altında olması, bütün partiler ve adaylar
için eşit koşulların sağlanarak seçimlerin gerçekleştirilmesi, halkın
yönetimlere katılmasının temin edilmesi ülkemizdeki demokrasinin en önemli
göstergelerinden bir tanesidir. Bu amaçla da seçim sistemimiz 298, 2839, 2972
ve 2820 sayılı kanunlar ile düzenlenmiştir. 490 sıra sayılı Yasa Teklifi ile
298 sıra sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki
Kanun’da yapılacak değişikliklerle seçmen eğilimlerinin millî iradeye tam
yansımasını sağlayacağını, daha güvenlikli, daha dürüst, daha adil, sonuçları
itibarıyla da daha güvenli olacağını ifade etmektesiniz. Yasa teklifini
incelediğimizde kabul edebileceğimiz maddeler olduğu gibi kabul edemeyeceğimiz,
sonuçları itibarıyla seçmen iradesini engelleyen maddeler bulunduğunu…
Milliyetçi Hareket Partisinin iyi niyetli değişiklik tekliflerini
değerlendirmenizi, eksikleri giderilmiş bir yasanın çıkarılmasını dilemekteyiz
ancak şu ana kadar bunu gerçekleştirebilmiş değiliz.
Değerli milletvekilleri, bu yasa teklifi, seçimlerin
başlangıcından bitimine kadar seçmenlerin özgür eğilimlerinin millî iradeye
dönüştürülmesini gerçekleştirebilecek şekilde düzenlenmeli ve seçimlerin
demokratik kurallara uygun olarak yapılmasını, seçim iş ve işlemlerine
iktidarın müdahalesinin önlenmesini, yürütmenin etkisinin ve yetkisinin
azaltılmasını, ülkenin tümünde seçim güvenliğinin sağlanmasını, seçim sürecinin
tüm aday ve partilerle dürüstlük kuralları içinde gerçekleştirilmesini, seçim
sürecinin tüm aday ve partilere adil olarak uygulanmasını ve ayrıca da en
önemlisi seçim sonuçlarının güvenilir olmasını sağlamak gerekmektedir. Ancak bu getirdiğiniz yasa bunları sağlamaktan uzak, Adalet ve
Kalkınma Partisinin gelecek seçimlerde yapılacak başarısını amaçlamak üzere
getirilmiş bir seçim yasası teklifidir. AKP’nin sekiz yıllık yasama
faaliyetleri sırasında yaşananlara bakıldığında, bu getirdiğiniz yasadaki gizli
amaçları çok iyi araştırmak zorundayız. Her konuda olduğu
gibi Adalet ve Kalkınma Partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde yasama
faaliyetlerinde çıkardığınız yasalara, 2004, 2007, 2009 seçimleri sürecindeki
söylemlerinize, uygulamalarınıza, tehditlerinize ve seçim sonuçlarına
baktığımız zaman sosyal konularda da Türk milletini otuz altı etnisiteye ayırmanızı, Kürt, Roman, Alevi, gayrimüslim
açılımlarınızı hatırladığımızda, yani sizin çok kullandığınız cemaziyelevvelinize baktığımızda, Adalet ve Kalkınma
Partisine güvenmememiz gerektiği bunun altında yatmaktadır.
AKP iktidarları
dönemindeki 2004, 2007, 2009 seçimleri, güvenliği sağlanmış, dürüst, adil,
sonuçlarına güvenilebilir seçimler maalesef olmamıştır. Gerekçenizde siz de
zaten bunu kabul etmektesiniz. Adalet ve Kalkınma Partisini iktidara taşıyan 2002
tarihindeki Anayasa, seçim kanunları ve diğer yasaları, 2011’de yapılacak
seçimlerde sizi tekrar iktidara taşıyacağını umut ederek, AKP’yi tekrar
iktidara taşıyabilecek yasaları, burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinde
sayısal çoğunluğunuzla çıkarmaya çalışmaktasınız. Çıkardığınız yasalarla,
ülkenin bir bölümünde sekiz yıldır sağlayamadığınız sandık güvenliğini sağlayıp
o yörelere yapacağınız yardımlar, baskılarla oy kayıplarınızın bir bölümünü
telafi edeceğinize inanmaktasınız ya da planlamaktasınız. Aslında, farkınız yok
ki, birileri silah ve tehditle, siz de para ve iktidar gücünüzle seçmen
iradesini etkilemeye çalışmaktasınız.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
HÜSEYİN YILDIZ
(Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sekiz yıldır
hiçbir siyasi partiye olmayan çoğunlukla Türkiye Büyük Millet Meclisindesiniz.
Grup başkan vekilleriniz, milletvekilleriniz, özellikle Sayın Elitaş ve Başbakan, bazı siyasi partilerin Sivas’tan öteye gidemediklerini
ifade edecek kadar acziyet ve pişkinlik
içerisindesiniz. Bu ülkeyi sekiz yıldır siz yönetmiyor musunuz? Yoksa, bu ülkeyi başkaları mı yönetiyor? Hükûmet
yani AKP, her siyasi partinin ve adayın ülkenin her köşesine gidilebilir
olmasını sağlamakla görevli değil midir? Bu nasıl çarpık bir anlayıştır? Siyasi
parti temsilcilerinin can güvenliğini sağlamak Hükûmetin
görevi değil midir? Ülkenin bir bölümüne gidilemiyorsa burada utanması gereken
Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti değil midir?
Yaptığınız ve yapacağınız yasal değişikliklerle İktidarınızın devamını
sağlayabileceğinizi sanıyorsanız yanıldığınızı erken ya da zamanında yapılacak
olan seçimde anlayacaksınız.
Bu duygu ve
düşüncelerle hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri,
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Önerge reddedilmiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
490 Sıra Sayılı Yasa Tasarısının çerçeve 23. maddesi ile değiştirilen 298
sayılı yasanın 105. maddesinin 4. fıkrasının sonuna aşağıdaki cümlenin
eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Şahin
Mengü (Manisa) ve arkadaşları
“Bu maddede
öngörülen sandık sonuç tutanağını talepleri halinde sandık kurulunun siyasi
parti üyeleri ya da parti müşahidine vermeyen görevliler hakkında bu Kanunun
138. maddesi uyarınca cezaya hükmolunur.”
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Köktürk. (CHP sıralarından alkışlar)
ALİ İHSAN KÖKTÜRK
(Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 490
sayılı Yasa Teklifi’nin 23’üncü maddesi üzerine söz almış bulunuyorum.
Öncelikle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi ve yine bu tasarının genel gerekçesinde
ifade edildiği üzere, özgürlükçü, çoğulcu parlamenter rejimlerin temeli özgür
seçimlere dayanmaktadır. Özgür, eşit, dürüst seçimlerin yapılamadığı bir ülkede
demokrasinin varlığından söz edebilmek olanaklı değildir ve yine biliyoruz ki
özgür ve demokratik yönetimin temeli sayılan serbest seçim hakkı, ancak her
türlü etkiden uzak olarak kullanılan oylarla bir anlam ve değer ifade eder. Bu
anlamda, oy kullanmayı tek yanlı olarak etkileyecek, seçmenin özgür iradesini
baskılayacak koşulların ve eylemlerin varlığı hâlinde, seçimlerin serbest yani
özgür iradeyle gerçekleştiğinin kabulü olanaksızdır. Ayrıca, yine biliyoruz ki
hepimiz, seçimlerin serbest ve dürüstlük ilkeleri uyarınca gerçekleştirilmesi
devletimizin asli görevidir.
Değerli
milletvekilleri, bu değerlendirmeler teklifin genel gerekçesinde yer alıyor ve
bu değerlendirmeler herkesin üzerinde antant kaldığı evrensel ilke ve doğrular
içeriyor. Ancak hepimiz biliyoruz ve takdir ediyoruz ki bu ilke ve
değerlendirmelerin, bu doğruların sadece yasa metinlerinde ve gerekçelerinde
yer alması bir anlam ifade etmemektedir. Aslolan, bu
ilkelerin, bu doğruların eylemsel olarak hayat bulması, eylemsel olarak yaşama
geçmesidir. Bu çerçeveden bakıldığında, sadece bu yasayla getirilen
düzenlemelerle, bahsettiğimiz bu ilkelere dayanan bir seçim ortamını
yaratabilmek acaba mümkün müdür?
Değerli
milletvekilleri, sosyal devlet anlayışının âdeta oy avcılığına dayalı sadaka
devlet anlayışına dönüştüğü ve siyasal iktidar tarafından bu anlayışın
kalıcılaştırılmaya çalışıldığı bir süreçte özgür seçimden bahsetmek acaba
olanaklı mıdır? Yine, seçim sonucuna bağlı olarak
dağıtılacağı sanısı yaratılarak iktidar partisi yöneticileriyle birlikte
hazırlanan listelerdeki yüzlerce, binlerce kişinin seçimden bir gün sonra bir
devlet bankası önünde sosyal yardımlaşma bütçesinden dağıtılacak paraları almak
üzere uzun kuyruklar oluşturması herkesin gözü önünde gerçekleşirken acaba
demokratik bir seçimden ve demokratik bir sonuçtan söz etmek olanaklı mıdır?
Değerli milletvekilleri, Sayın Bakan; yine, Yüksek Seçim Kurulunun
karar ve ihtarlarına rağmen Sayın Başbakan tarafından azmettirilen, teşvik
edilen devletin valisinin seçim yasaklarını ihlal etmekten ceza aldığı bir
ülkede seçimlerin adil bir ortamda gerçekleşmesinin devlet tarafından güvence
altına alındığından acaba bahsedilebilir mi? Her türlü gerçek bilgi
kanallarının tıkandığı, dördüncü güç olan özgür medyanın sansür edildiği,
gerçekleri yazan gazetecilerin iktidarın baskısıyla işlerinden
uzaklaştırıldığı, ağır yargılama süreçlerinden geçirildiği, buna karşın medya
yandaşı kalemlerin TRT gibi bütçesinin yüzde 80’ini halktan toplanan vergilerle
oluşturulan TRT’de kadrolaştığı ve TRT bütçesinden finanse edildiği ve yine -az
önce Sayın Yaşar Ağyüz’ün bahsettiği gibi- oğlunun
1.400 TL dershane ücretini ödeyemeyen annenin cezaevine girdiği ve bu
sorumluluğu aslında üzerine almaması gereken gencecik bir evladımızın yaşamına
kıydığı bir süreçte, bu paralarla ölçülemeyecek kadar büyük miktardaki
paraların, tam 750 milyon doların yandaş medya yaratabilme gayesiyle damat
holdinglerine transfer edildiği, peşkeş çekildiği bir süreçten geçerken bu
yasayla getirilen düzenlemelerin genel gerekçede bahsedilen amaçları
gerçekleştirmesi acaba mümkün müdür?
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
ALİ İHSAN KÖKTÜRK
(Devamla) – Yine, din ve dince kutsal sayılan şeyler istismar edilerek siyasete
bulaştırılıyorsa hepimizce ortak değerlerin oya dönüştürülmesi çabası içine
giriliyorsa bırakın özgür ve serbest seçimi, kısmi bir demokrasiden söz etmek bile
acaba olanaklı mıdır?
Değerli
milletvekilleri, sonuç olarak bütün bu yaşananlara iktidar temsilcileri sadece
seyirci kalmakla yetinmeyip aynı zamanda bu sürecin kurucusu ve yöneticisi
oluyorlarsa o ülkede yasalar nasıl çıkarsa çıksın, hangi gerekçeler yer alırsa
alsın dürüst, demokratik, adil bir seçim ortamından söz etmek olanaklı
değildir.
Ancak ben yine de
katkı sağlayacağı inancıyla önergemizin kabulünü diliyor, yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Köktürk.
III.- YOKLAMA
(CHP sıralarından
bir grup milletvekili ayağa kalktı)
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Toplantı yeter sayısının…
BAŞKAN – Evet,
yoklama talebi var.
Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Aslanoğlu,
Sayın Özkan, Sayın Hacaloğlu, Sayın Köktürk, Sayın
İçli, Sayın Ergün, Sayın Kulkuloğlu, Sayın Tütüncü,
Sayın Dibek, Sayın Sönmez, Sayın Ağyüz, Sayın Okay, Sayın Oksal, Sayın Karaibrahim,
Sayın Seçer, Sayın Küçük, Sayın Çakır, Sayın Altay, Sayın Koçal.
Üç dakika süre
veriyorum ve yoklamayı başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Toplantı
yeter sayısı vardır.
IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve
Teklifleri (Devam)
4.- Ankara Milletvekili Haluk
İpek’in, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile
Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile
Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 18
Milletvekilinin, Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe ve Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi
ve 10 Milletvekilinin, Diyarbakır Milletvekili Gültan
Kışanak ve 19 Milletvekilinin, Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Milliyetçi Hareket Partisi Grup
Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Denizli
Milletvekili Hasan Erçelebi ve 5 Milletvekilinin
Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Anayasa Komisyonu Raporu (2/636, 2/123,
2/200, 2/288, 2/304, 2/342, 2/364, 2/474, 2/596) (S. Sayısı: 490) (Devam)
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Temel Kanun
olarak görüşülmekte olan 490 sıra sayılı Kanun Teklifinin Çerçeve 23. maddesi
ile düzenlenen 298 sayılı Kanunun 105 inci maddesinin 4’üncü fıkrasının sonuna
aşağıdaki cümlenin eklenmesi arz ve teklif olunur.
Haluk
İpek (Ankara) ve arkadaşları
“Sandık sonuç
tutanağı verilen müşahit ve sandık kurulu üyelerinin ad ve soyadları ile
temsilcisi oldukları siyasi partinin adı veya bağımsız adayın adı ve soyadı
sandık kurulu tutanak defterine yazıldıktan sonra tutanağın teslim alındığına
dair imzaları alınır.”
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Erzurum)- Katılıyoruz efendim.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Gerekçe okunsun.
BAŞKAN – Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Verilen önerge
ile müşahit veya sandık kurulu üyelerine verilecek sandık sonuç tutanaklarının
bu kişilere imza karşılığında verilmesi öngörülerek uygulamada yaşanabilecek
problemlerin önlenmesi amaçlanmaktadır.
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.
Maddeyi kabul
edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
24’üncü madde
üzerinde üç önerge vardır.
İlk önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 490 Sıra Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve
Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 24’üncü Maddesi ile değiştirilen
108’inci maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…almakla
beraber…” ibaresinin “…almak suretiyle…” şeklinde ve yine aynı cümlede yer alan
“…işlemek suretiyle…” ibaresinin “…işleyerek…” şeklinde değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz.
|
|