DÖNEM: 23                            CİLT: 65                    YASAMA YILI: 4

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

83’üncü Birleşim

7 Nisan 2010 Çarşamba

 

(Bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

   I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMALAR

 IV. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan’ın, Afyonkarahisar ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Özpolat’ın, Avukatlar Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Hakkâri Milletvekili Rüstem Zeydan’ın, sınır ticareti ve Derecik beldesinin ilçe olması gerektiğine ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Necat Birinci’nin, Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını kazanmasında Türk Kadınlar Birliğinin rolüne ilişkin açıklaması

2.- Konya Milletvekili Ayşe Türkmenoğlu’nun, Avukatlar Günü’ne ilişkin açıklaması

3.- Batman Milletvekili Mehmet Emin Ekmen’in, Avukatlar Günü’ne ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin, basın, yayın ve ifade özgürlüğünün önündeki engellerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/658)

2.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin, balıkçılık sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/659)

3.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin, pancar üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/660)

4.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin, Turgut Özal’ın ölümü konusundaki iddiaların araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/661)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- (10/480) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 7/4/2010 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

2.- (10/348) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 7/4/2010 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

3.- (10/654) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 7/4/2010 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, AK PARTİ Grubu Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)

3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)

4.- Ankara Milletvekili Haluk İpek’in, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 18 Milletvekilinin, Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe ve Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi ve 10 Milletvekilinin, Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak ve 19 Milletvekilinin, Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi ve 5 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Anayasa Komisyonu Raporu (2/636, 2/123, 2/200, 2/288, 2/304, 2/342, 2/364, 2/474, 2/596) (S. Sayısı: 490)

 

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Kanun teklifine, af niteliği taşıyan yeni madde ihdasına dair önergenin oylamasında nitelikli çoğunluk aranıp aranmayacağı hususunda

2.- Genel Kurulca alınan kararın “7 Nisan 2010 Çarşamba günü 490 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin bitimine kadar görüşülmesi” şeklinde olduğu, saat 24.00’ü geçince 7 Nisanın bittiği ve bu nedenle çalışmalara devam edilip edilemeyeceği hakkında

 

XI.- OYLAMALAR

1.- Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 26’ncı maddesinin oylaması

2.- Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin tümünün oylaması

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in, Gaziantep Çocuk Hastanesindeki sorunlara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/12211)

2.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in, Gaziantep’te yeni hastaneler yapılmasına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/12212)

3.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, bir erin ölümü olayına ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı M. Vecdi Gönül’ün cevabı (7/12235)

4.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, bir hastanenin tamamlanmasına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/12318)

5.- Mersin Milletvekili Behiç Çelik’in, Mersin’de eğitim ve araştırma hastanesi açılmasına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/12319)

6.- İstanbul Milletvekili Atila Kaya’nın, Bağcılar Devlet Hastanesine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/12393)

7.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa İl Özel İdaresi yöneticileri hakkındaki iddialara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/12891)

8.- Mersin Milletvekili İsa Gök’ün, bazı istisnai memuriyet kadrolarına yapılan atamalara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı (7/13150)

9.- Mersin Milletvekili İsa Gök’ün, bazı istisnai memuriyet kadrolarına yapılan atamalara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/13157)

10.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 90’ıncı yıl kutlamaları çerçevesinde yapılan bisiklet turunda kullanılan bisikletlere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in cevabı (7/13384)


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.03’te açılarak dokuz oturum yaptı.

İzmir Milletvekili Canan Arıtman, Türk kadınına belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkını tanıyan yasanın kabul edilişinin 80’inci yıl dönümüne,

İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, Öldürülen Gazeteciler Günü’ne,

Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir, Türk polis teşkilatının kuruluşunun 165’inci yıl dönümüne ve Polis Günü’ne,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Genel Kurulu ziyaret eden Hollanda Senato Başkanı Rene van der Linden’e Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denildi.

Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Türk polis teşkilatının kuruluşunun 165’inci yıl dönümüne, Polis Günü’ne ve Fenerbahçe Acıbadem Voleybol Takımının Avrupa ikinciliğine,

Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Türk polis teşkilatının kuruluşunun 165’inci yıl dönümüne ve Polis Günü’ne,

Kütahya Milletvekili Alim Işık, Kütahya’da görevi başında hayatını kaybeden polis memuruna ve polis teşkilatının kuruluş yıl dönümüne,

Van Milletvekili İkram Dinçer, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, il kongresi nedeniyle Van’a yaptığı ziyarette meydana gelen olaylara,

İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal’a Van’da yapılan saldırının bazı AKP mensupları tarafından organize edildiğine,

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, Van’da kendisine karşı yapılan saldırıyla ilgili olarak, henüz olay araştırılmadan, doğrudan doğruya AK PARTİ teşkilatına suçlamada bulunmasını yadırgadıklarına,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Sinop Milletvekili Engin Altay ve 31 milletvekilinin, eğitim fakülteleri mezunlarının istihdamındaki sorunların (10/654),

Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin, askerlik hizmetini Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yapan kişilerin travma geçirdiği iddialarının (10/655),

Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu ve 20 milletvekilinin, Edirne’de yaşanan su taşkınları sorununun (10/656),

Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, Bulgaristan Türklerinin ülkemizde ve Bulgaristan’da yaşadıkları sorunların (10/657),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla birer Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemde yerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Madencilik sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/67, 75, 82, 122, 141, 180, 193, 208, 216, 229, 304, 309, 320, 324, 336, 337, 342, 374, 377, 388, 404) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının, Komisyonun görev süresinin bir ay uzatılmasına ilişkin tezkeresi okundu; Komisyona bir ay ek süre verildiği açıklandı.

Gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan (10/589) esas numaralı, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da “Hançer Timi” adlı grupların var olduğu iddialarının belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 6/4/2010 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP,

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan 321 sıra sayılı Türk Borçlar Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerinin Genel Kurulun 6/4/2010 Salı günkü birleşiminde yapılmasına, bundan başka bir konunun görüşülmemesine ilişkin MHP,

Gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan (10/618) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin görüşmelerinin Genel Kurulun 6/4/2010 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP,

Grubu önerileri yapılan görüşmelerinden sonra kabul edilmedi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan 476, 472, 474, 475 ve 279 sıra sayılı kanun tasarılarının bu kısmın 8, 13, 14, 15 ve 16’ncı sıralarına alınmasına; diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun, 6 Nisan 2010 Salı günkü birleşiminde 490 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümündeki 17’nci maddenin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 7 Nisan 2010 Çarşamba günkü birleşiminde 490 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 8 Nisan 2010 Perşembe günkü birleşiminde ise 479 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

Konya Milletvekili Özkan Öksüz, Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, Cihanbeyli Organize Sanayi Bölgesinin kurulmasına Sanayi Bakanlığınca izin verilmemesi ve Cihanbeyli Belediyesinin katı atık borcunun İller Bankası tarafından tahsil edilmesi konusunda yanlış bilgiler verdiğine,

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, konuşmasında dile getirdiği esnaf, küçük işletme sahiplerinin borçlarına,

İstanbul Milletvekili Ahmet Tan, (10/618) esas numaralı önergeyle faili meçhul siyasi cinayetler konusunda Meclis araştırması komisyonunun oluşturulmasının, Anayasa tartışmalarının yapıldığı bugünlerde zamanlaması bakımından da yerinde olacağına,

Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir, Konya Milletvekili Ayşe Türkmenoğlu’nun, Madımak katliamını kınıyor olmasını teşekkürle karşıladığını ancak Madımak katliamının faili meçhul cinayetlerden sayılmasının doğru olmadığına, faillerinin belli olduğuna, bu cinayeti işleyenlerin hâlâ yakalanamamış olmasının Hükûmetin aczi olduğuna,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Konya Milletvekili Faruk Bal, Konya Milletvekili Özkan Öksüz’ün şahsına sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.

Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun, Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin (2/526) İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilmedi.

(2/650) esas numaralı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin, bazı üyelerin imzalarını geri almaları sonucu imza sayısı Anayasa’nın 175’inci maddesinde öngörülen sayının altına düştüğünden, ilk imza sahibine iade edildiği Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmının:

1’inci          sırasında    bulunan             (6/914),

128’inci                                           (6/1395),

136’ncı                                            (6/1413),

144’üncü                                         (6/1426),

174’üncü                                         (6/1469),

176’ncı                                            (6/1473),

189’uncu                                         (6/1494),

190’ıncı                                           (6/1495),

191’inci                                           (6/1496),

192’nci                                            (6/1497),

193’üncü                                         (6/1498),

194’üncü                                         (6/1500),

195’inci                                           (6/1501),

196’ncı                                            (6/1503),

230’uncu                                         (6/1550),

231’inci                                           (6/1551),

297’nci                                            (6/1638),

307’nci                                            (6/1650),

309’uncu                                         (6/1654),

312’nci                                            (6/1658),

314’üncü                                         (6/1660),

349’uncu                                         (6/1703),

383’üncü                                         (6/1748),

389’uncu                                         (6/1755),

431’inci                                           (6/1806),

432’nci                                            (6/1807),

Esas numaralı sözlü sorulara Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu cevap verdi; soru sahiplerinden Niğde Milletvekili Mümin İnan ve Bitlis Milletvekili Mehmet Nezir Karabaş da cevaplara karşı görüşlerini açıkladılar.

Van Milletvekili Özdal Üçer, sözlü sorular cevaplandırılırken zaman aşımına uğrayan konularla ilgili yapay cevaplar verildiğine, dönemin Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik tarafından atamaları yapılan Aslan Sinir’le ilgili yolsuzluk iddiasına ve Kızıltepe’deki üniversite sınav uygulamasının düzeltilmesine gidilip gidilmeyeceğine ilişkin bir açıklamada bulundu.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96),

2’nci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/499) (S. Sayısı: 321),

3’üncü sırasında bulunan, Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/761) (S. Sayısı: 458),

Görüşmeleri komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

4’üncü sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen ve görüşmelerine devam olunan, Ankara Milletvekili Haluk İpek’in, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 18 Milletvekilinin; Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe ve Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün; Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi ve 10 Milletvekilinin; Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak ve 19 Milletvekilinin; Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın; Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi ve 5 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Anayasa Komisyonu Raporu (2/636, 2/123, 2/200, 2/288, 2/304, 2/342, 2/364, 2/474, 2/596) (S. Sayısı: 490) 18’inci maddesine kadar (birinci bölümün tamamı) kabul edildi.

7 Nisan 2010 Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 13.00’te toplanmak üzere birleşime 04.01’de son verildi.

 

 

Meral AKŞENER

 

 

 

Başkan Vekili

 

 

Bayram ÖZÇELİK

 

Harun TÜFEKCİ

 

Burdur

 

Konya

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

No.: 117

II.- GELEN KÂĞITLAR

7 Nisan 2010 Çarşamba

Rapor

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 3 Milletvekilinin; 351 Sayılı Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonları Raporları (2/371) (S. Sayısı: 495) (Dağıtma tarihi: 7.4.2010) (GÜNDEME)

Sözlü Soru Önergeleri

1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, mezun olduğu fakülteye ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1974) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, muhtarların çalışma yeri sorununa ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1975) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Et ve Balık Kurumunun et alımına ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/1976) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

4.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’ta yapılan ihracat ve ithalata ilişkin Devlet Bakanından (Zafer Çağlayan) sözlü soru önergesi (6/1977) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

5.- Adana Milletvekili Kürşat Atılgan’ın, SGK Teftiş Kurulu Adana Grup Başkanlığının kapatılmasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1978) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

6.- Adana Milletvekili Kürşat Atılgan’ın, ATAK Helikopter Projesine ilişkin Milli Savunma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1979) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

7.- Adana Milletvekili Kürşat Atılgan’ın, yangın söndürme hava araçları kiralama ihalesine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/1980) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

Yazılı Soru Önergeleri

1.- İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, yasama dokunulmazlığına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/13539) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

2.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, karma komisyonla ilgili bir dilekçesine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/13540) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/03/2010)

3.- İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, tasarruf genelgelerine ve çiftçilerin borçlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13541) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

4.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, Başbakanlık korumalarına alınacak araçlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13542) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

5.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin, GAP Eylem Planı çerçevesinde yapılacak organize hayvancılık bölgesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13543) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

6.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, çiftçilerin bankalara olan borçlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13544) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

7.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, bir bölgenin kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesi ilan edilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13545) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

8.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, prim borcu olanlara banka kredisi verilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13546) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

9.- Aydın Milletvekili Recep Taner’in, 17 Ağustos depremiyle ilgili mali verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13547) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

10.- Tekirdağ Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın, lokanta işletmelerinden istenen bazı belgelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13548) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

11.- Tekirdağ Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın, kamu sosyal tesislerinin haksız rekabet oluşturduğu iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13549) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

12.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’taki TOKİ konutlarının taksit artışlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13550) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

13.- Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, Devlet sporcusu unvanı alan sporculara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13551) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

14.- Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, demokratik açılım toplantılarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13552) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

15.- Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un, turizm sektörünün desteklenmesine ve alınan bir ücrete ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13553) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

16.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Almanya’daki Deniz Feneri davası kapsamında yapılan istemlere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13554) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

17.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, haciz ve keşif işlemlerinde vakıf araçlarının kullanımına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13555) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

18.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, Nevruz kutlamalarındaki bazı eylemlerin soruşturulmasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13556) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

19.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, esnafın prim borçlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13557) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

20.- Ankara Milletvekili Tekin Bingöl’ün, SGK ile TOKİ arasındaki protokole ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13558) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

21.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, Kuruçaşile’deki ağaç kesimi ve seyrekleştirmesine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13559) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

22.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Kula’da kurulan tehlikeli atık bertaraf tesislerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13560) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

23.- Erzurum Milletvekili Zeki Ertugay’ın, Erzurum’daki HES projelerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13561) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

24.- Bursa Milletvekili H. Hamit Homriş’in, bir gölet yapımına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13562) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

25.- Bursa Milletvekili H. Hamit Homriş’in, bir gölet yapımına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13563) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

26.- Bursa Milletvekili H. Hamit Homriş’in, bir gölet yapımına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13564) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

27.- Bursa Milletvekili H. Hamit Homriş’in, bir gölet yapımına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13565) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

28.- Bursa Milletvekili H. Hamit Homriş’in, bir baraj yapımına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13566) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

29.- Bursa Milletvekili H. Hamit Homriş’in, bir baraj yapımına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13567) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

30.- Bursa Milletvekili H. Hamit Homriş’in, bir gölet yapımına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13568) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

31.- Bursa Milletvekili H. Hamit Homriş’in, bir gölet yapımına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13569) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

32.- Bursa Milletvekili H. Hamit Homriş’in, bir gölet yapımına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13570) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

33.- Bursa Milletvekili H. Hamit Homriş’in, bir gölet yapımına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13571) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

34.- Bursa Milletvekili H. Hamit Homriş’in, bir baraj yapımına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13572) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

35.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin, bir baraj projesine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13573) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

36.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, TRT’deki bazı sözleşmeli personelin aldığı ücrete ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/13574) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

37.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, TRT-2 kanalının TRT Haber olarak değiştirilmesine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/13575) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

38.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Irak’ta tutuklu bulunan Türkmenlere ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13576) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

39.- İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, Suriye Turizm Bakanlığının dağıttığı haritaya ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13577) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

40.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin bazı ihalelerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13578) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

41.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Beykoz’daki bir villanın imar durumuna ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13579) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

42.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, bir cinayet failinin yakalanmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13580) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

43.- Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis’in, bir cinayetin faillerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13581) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

44.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’ta yakalanan uyuşturucuya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13582) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

45.- Tekirdağ Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın, TEKEL ruhsat bedellerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13583) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

46.- İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un, belediyelerin denetlenmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13584) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

47.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Şişli Emniyet Müdürlüğünde yaşanan bir ölüm olayına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13585) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

48.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, belediyelere yardım ödeneğine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13586) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

49.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin, Yozgat Defterdarlığı binasının yıkımına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13587) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

50.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav Gölü arazisinin kullanımına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13588) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

51.- Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis’in, bir şube müdürü hakkında basında çıkan haberlere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13589) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

52.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, ÖSYM’nin sınav merkezi belirlemesinde yaşanan sorunlara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13590) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

53.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, bir ilköğretim okulunun depreme karşı dayanıklılığına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13591) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

54.- İzmir Milletvekili Canan Arıtman’ın, okula gitmeyen bir çocuğun durumuna ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13592) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

55.- Hakkari Milletvekili Hamit Geylani’nin, bazı okulların askeri alanlara yakınlığı nedeniyle yaşanan sorunlara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13593) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

56.- İstanbul Milletvekili Atila Kaya’nın, bir Anadolu lisesinin bina ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13594) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

57.- Gaziantep Milletvekili Akif Ekici’nin, Gaziantep Milli Eğitim İl Müdürüne ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13595) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

58.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, askerlik görevi sırasında intihar ettiği öne sürülen kişilere ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13596) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

59.- İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, test uçuşunda düşen taarruz helikopterine ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13597) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

60.- İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın, meme kanseri tedavisine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13598) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

61.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, Bartın’daki hava ambulansı hizmetlerine ve bir olaya ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13599) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

62.- Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Diyarbakır Göğüs Hastalıkları Hastanesinin kapatılmasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13600) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

63.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Burhaniye Devlet Hastanesinin ihtiyaçlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13601) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

64.- Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, saha koordinatörlerine ve ücretlerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13602) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

65.- Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, bir sendika şube başkanı hakkındaki iddialara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13603) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

66.- Muğla Milletvekili Ali Arslan’ın, Türkiye Jokey Kulübünün damızlık aygır alımına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13604) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

67.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, mevsimlik tarım işçilerinin desteklenmesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13605) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

68.- Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi’nin, fındık üreticilerinin alan bazlı gelir desteği başvurularına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13606) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

69.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, zeytin ve zeytinyağı üreticiliği ile ticaretine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13607) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

70.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, zeytin ve zeytinyağı üretimine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13608) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

71.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin, Yozgat’ta tarımsal faaliyetlerin desteklenmesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13609) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

72.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin, tarım sektöründe bazı çalışmalar yapılıp yapılmayacağına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13610) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

73.- Manisa Milletvekili Mustafa Enöz’ün, Manisa’daki don afetine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13611) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

74.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, çiftçilerin çeşitli sorunlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13612) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

75.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, Siirt-Kurtalan ile Batman Beşiri arasındaki bölünmüş yola ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13613) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

76.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Gevaş PTT şubesindeki personel yetersizliğine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13614) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

77.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, bir baraj projesinin demiryolu ağına etkilerine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13615) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

78.- İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, Ordu ve Giresun illerine yapılacak havaalanına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13616) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

79.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, kurulacak küresel lojistik köylerine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13617) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

80.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği müşavirlerine ilişkin Devlet Bakanından (Egemen Bağış) yazılı soru önergesi (7/13618) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

81.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Diyanet İşleri Başkanlığı personelinin özlük haklarına yönelik düzenlemelere ilişkin Devlet Bakanından (Faruk Çelik) yazılı soru önergesi (7/13619) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2010)

82.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, müze olarak kullanılan bazı yerlerin ibadete açılmasına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13620) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

83.- Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Kars’ta sel felaketine yönelik çalışmalara ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi (7/13621) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

84.- Tekirdağ Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın, büyük marketlerin şehir dışına taşınmasına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/13622) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2010)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 Milletvekilinin, basın, yayın ve ifade özgürlüğünün önündeki engellerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/658) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.02.2010)

2.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 Milletvekilinin, balıkçılık sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/659) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.02.2010)

3.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 Milletvekilinin, pancar üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/660) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.02.2010)

4.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 Milletvekilinin, Turgut Özal’ın ölümü konusundaki iddiaların araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/661) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.02.2010)

7 Nisan 2010 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulularını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Afyonkarahisar ilinin sorunları hakkında söz isteyen, Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Abdülkadir Akcan’a aittir.

Buyurun Sayın Akcan. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, çok değerli milletvekilleri; sohbet etmek isteyenler, çay eşliğinde dışarıda edebilir. Burada oturanlar daha sakin, sessiz bir şekilde dinlerse hepimiz için iyi olacak.

Buyurun Sayın Akcan.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan’ın, Afyonkarahisar ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve televizyon aracılığıyla yüce Türk milletini saygılarımla selamlıyorum ve sözlerime başlarken dün, Balıkesir’in Dursunbey ilçesinde toprağa verdiğimiz 21’inci Dönem Balıkesir Milletvekilimiz Sayın Doçent Doktor Hüseyin Kalkan’a şahsım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Allah’tan rahmet, camiamıza ve aile efradına başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, Afyonkarahisar ilimiz, Anadolu’muzun en önemli kavşak noktalarından birinde yer almaktadır; cumhuriyetimizin kazanıldığı topraklar üzerinde kurulmuş bir ildir. İnsanlarımızın temel geçim kaynağı bitkisel ve hayvansal üretime dayanmaktadır. Hayvansal üretimde yedi buçuk yıllık AKP İktidarında nelerin yaşandığını, üretimin ne duruma geldiğini, iktidar sözcülerinin basın önünde, Meclis platformlarında söylediği şirin sözlere rağmen ne durumda olduğunu hem üreticiler hem de tüketiciler daha iyi bilmektedirler.

Sekiz yıllık AKP İktidarının ilk yedi yılında, bu zaman zarfında gerçekleşen enflasyonun toplam düzeyde yüzde 150’nin üzerine varmasına, çıkmasına rağmen et fiyatlarının sadece yüzde 20 düzeyinde artması, besiciliğin terk edilmesine, süt fiyatlarının reel değeri olan 1 liraya yaklaşırken birdenbire 35-40 kuruşlara inmesiyle sürdürülebilir bir faaliyet olmaktan çıkmasına ve yetiştiricinin, doğumuna bir ay kalmış damızlık ineklerini kesime sevk etmek zorunda kalmasına neden olmuştur. Şimdi et ve süt fiyatlarında yaşanan olumsuz gelişmelerin temel dayanağı budur.

Kendisini bu durumu düzeltmek zorunda hisseden Hükûmet kararnameler çıkarmakta ancak, maalesef bu destekleme kararnameleri hayvancılığın merkezi konumunda olan illerden birisi olan Afyonkarahisar’ı kapsamamaktadır.

Bitkisel üretimde durum daha vahimdir. 2008-2009 üretim sezonu başında, bitkisel üretimin temel girdilerinden olan taban gübresi DAP’ın 110 TL’ye kadar daha çıkmasına karşılık daha sonra 30-35 liraya inmesi ve buna karşılık yine, iki ay önce bu fiyatlar seyrederken iki ay sonra, şimdiki dönemde 60-65 liraya tekrar çıkması üreticiyi ciddi şekilde üretimi terk etme noktasında düşündürmektedir.

Bu girdi fiyatlar eşiğine karşılık üretilen ürünün değer bulmaması başta Sayın Tarım Bakanı olmak üzere serbest piyasa ekonomisinin hüküm sürmesiyle izah edilmekte, buna karşılık, üreticinin ürün fiyatı yükseldiği zaman piyasaya Toprak Mahsulleri Ofisi aracılığıyla müdahale edilebilirken, her nedense, girdilere müdahale edilmeyerek çiftçi perişan durumda bırakılmaktadır.

Bu durumda olan Türk ve Afyonkarahisar çiftçisi sulamadan kaynaklanan borçlarını TEDAŞ’a ödeyememekte, Ziraat Bankası, tarım kredi ve TEDAŞ bir önceki yıldan olan borçlarından dolayı ipotek ettiği tarlaları peyderpey satışa sunmakta; bu, en son pazar günü geldiğim Sandıklı ilçemizde de kendisini göstermekte, çiftçi tarlasının, ipotek ettirdiği tarlanın icra yoluyla satılmasından şikâyet etmektedir.

Eğer sadece ve yalnızca düşüncesi üretmek ve üretmek olan Türk çiftçisini bu şekilde, serbest piyasa ekonomisi şartları hüküm sürüyor diye piyasanın kucağına atarsanız ve hiçbir tedbir almazsanız, devletin TEDAŞ’ı marifetiyle de mal varlığını, tarlalarını satışa çıkarırsanız yarın bunların ürettiği ürünü teker teker başka ülkelerden satın alarak şimdi ödeyebileceğiniz paraları başka ülkelerin üreticilerine ödeyerek, onları sübvanse ederek onların ürünlerini sürekli üretilir hâle getirmek durumunda kalırsınız, Türk çiftçisini perişan edersiniz, bunun sosyal maliyeti de bu ülkeye çok pahalıya mal olur.

Değerli milletvekilleri, Afyonkarahisar’ımızın en önemli gelir kaynaklarından bir tanesi de mermerdir. Mermerimizi satmak, geçen hafta açıklanan büyüme verilerinde inşaat sektörü yüzde 16,5 gerilemiş iken buna tedbir almak yerine Çin’den getirilen graniti mermerin başkenti Afyon’da Devlet Hastanesinde kullandırırsanız, o insanlar isyan eder, perişan olduklarını haykırırlar ama maalesef, 1’i bakan 5 tane AKP milletvekili de bu haykırışa kulak tıkarlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

ABDÜLKADİR AKCAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Afyonkarahisar’ın en önemli sorunlarından bir tanesi de eğitimdir. En son yapılan 2009 ÖSS sınavı sonuçlarına göre, Afyon, başarı sıralamasında, 81 ilde 51’inci sıradadır. Hiçbir doğu şehrinde, imkânsızlıkların hüküm sürdüğü doğu şehirlerinde bile bu manzaraya gönlümüz razı olmazken batıda Afyonkarahisar’ın böyle bir başarısızlığa, politik nedenlerle, politik baskılarla, öğretmen istihdam etmeyerek, var olan öğretmenlerin gelir durumunu düzeltip onları aşkla şevkle eğitime hizmet verir hâle getirmeyerek böyle bir başarısızlığa mahkûm etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur.

Değerli milletvekilleri, bir durum da, en önemli gelir kaynaklarımızdan bir tanesi termal turizm. Termal turizme yurt dışından müşteri getirebilmek için ihtiyaç duyulan havaalanı yılan hikâyesine döndürülmüştür. Bu Hükûmetin sekiz yıllık beceriksiz politikaları sonunda bir askerî havaalanını sivil amaçlı kullanmaya hazır hâle getirmek bir yana yeni yeni havaalanı arayışına girerek Afyonluyu perişan etmektesiniz.

Bu düşüncelerle hepinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akcan.

Gündem dışı ikinci söz 5 Nisan Avukatlar Günü münasebetiyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ali Özpolat’a aittir.

Buyurun Sayın Özpolat. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Özpolat’ın, Avukatlar Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET ALİ ÖZPOLAT (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5 Nisan Avukatlar Günü dolayısıyla gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği gibi yargının üç kurucu unsuru vardır: Birisi iddia, savunma ve hükümdür. Savunma hakkı kutsaldır ve hak arama özgürlüğünün güvencesidir. Ancak bu önemli mesleğin üyeleri bugün son derece zor koşullarda çalışıyorlar. Sorunlar, hukuk eğitimi sırasında ve mesleğe giriş aşamasında başlıyor. Siyasal nedenlerle açılan hukuk fakülteleri eğitimin kalitesini düşürüyor. Meslek içi eğitim sosyal güvenlik ve diğer özlük sorunları yasal güvence gerektiriyor. Stajyer avukatlar sosyal güvenlikten yararlanamıyor. Güç şartlarda büyük yolsuzluk davalarına bakan kamu avukatları yeteri kadar bağımsızlığa sahip değildir. Avukatın can güvenliği bulunmuyor, meslektaşlarımız kelle koltukta çalışıyorlar. Ceza Muhakemeleri Kanunu’ndan doğan sorunlar yıllardır çözülemiyor, zorunlu müdafilik ücreti bunların başında geliyor. Avukatlar hem alacaklarını zamanında tahsil edemiyorlar hem de KDV borçlarına faiz yüklenmesinden mağdur durumdular. Avukatlık kimliği bazı kurumlarca resmî belge olarak sayılmıyor. Avukat dosya incelemek isterken engelleniyor, savunmanın inceleme yetkisinin adil yargılama için önemli bir güvence olduğu unutuluyor. Cezaevi ve adliye girişleri daima sorunlu, müvekkille görüşme koşulları da aynı durumda.

Bütün bunların yanında bir de Ulusal Yargı Projesi var. Avukatlar buna “ayıp” yani “avukata yargıda ızdırap projesi” diyorlar. Örneği sadece İsrail ve Singapur’da bulunan proje, başlı başına hukuksuzluk abidesidir.

Tüm bunların ve süremize sığmayacak onlarca sorunun savunmanın elini kolunu bağladığı ortadadır. Bu sorunlara barolarla birlikte çözüm aranması yıllardır söylenen bir şeydir ama kimse buna kulak asmamaktadır. Çağdaş bir avukatlık yasası hukukumuzun en acil sorunudur. Ancak bugün siyasal iktidar hukukun ihtiyaçlarını değil kendi ihtiyaçlarını giderme telaşındadır. Dayatılan Anayasa değişikliği de bundan dolayıdır.

Bugün, yargı, tarihin en ağır saldırısı altındadır. Yüce Meclisin çatısı altında cumhuriyet tarihinin en kötü niyetli girişimi gerçekleştirilmek üzeredir. Anayasa Mahkemesinin, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısının değiştirilmesi ve parti kapatılmanın güçleştirilmesi demokrasimizin değil AKP’nin ihtiyacından doğmuştur. Bu girişimde yargı bağımsızlığı ortadan kalkacaktır, güçler ayrılığı ve hukukun üstünlüğü bitecektir. Askerî darbe Anayasası yerini AKP anayasasına bırakacaktır. Bu girişimle yargı teslim alınıyor, kuşatılıyor, demokrasi ve hukuk ayaklar altına alınıyor. Hedeflenen, AKP’ye hesap sormayacak bir yargı oluşturmaktır. Yapılmak istenen, yüksek yargı ve idari yargıyı tümüyle siyasetin emrine vermektir ve bunun sonu da sivil dikta rejimidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; avukatlar ve onların meslek örgütleri, hukukun katledildiği bu Anayasa değişikliğinden endişelidirler. Yargının her türlü tehdit ve etkiden uzak, tam bağımsızlık içinde görev yapması avukatların temel isteğidir. Avukatlar ve tüm çağdaş hukukçular adına diyorum ki: Geç değil, gelin, vazgeçin, yargının kodlarıyla oynamayın, altında bulunduğumuz yüce Meclis çatısını da bu suça vasıta yapmayın; hukukun üstünlüğünü, yargının bağımsızlığını ortadan kaldırmayın. Unutmayın ki bağımsız mahkemelerde adil yargılama hakkı bir gün gelecek size de lazım olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu düşüncelerle ülkenin dört bir yanında laik, demokratik, hukuk devleti için sadakatle görev yapan tüm yargı mensuplarına minnet borçlu olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Az önce, keşke Adalet Bakanımız… Bildiğim kadarıyla kendisi de bir avukattır. Hep yıllardır söylüyoruz: Siyaset bir meslek değildir, yarın dönecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

MEHMET ALİ ÖZPOLAT (Devamla) – Umarım, tekrar avukatlık yapmak zorunda kalmaz. Herhâlde o zaman meslektaşlarına gittiğinde, o koridorlarda dolaşırken, ben de göğsünü gere gere “Ya, yargıya, hukuka şu hizmetleri yaptım.” der diye düşünüyorum. İnşallah, onları bir gün yüzünün akıyla söylemek nasip olur kendisine.

Tüm meslektaşlarımın, tüm hukukçuların “Avukatlar Günü”nü kutluyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, sınır ticareti ve Derecik beldesi hakkında söz isteyen Hakkâri Milletvekili Sayın Rüstem Zeydan’a aittir.

Buyurun Sayın Zeydan.

3.- Hakkâri Milletvekili Rüstem Zeydan’ın, sınır ticareti ve Derecik beldesinin ilçe olması gerektiğine ilişkin gündem dışı konuşması

RÜSTEM ZEYDAN (Hakkâri) – Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; yüce Genel Kurulu sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Bahse konu olan Derecik beldesi ülkemizin Irak devletiyle sınırının kesiştiği en uç köşede olan bir yerleşim birimidir. 8.670 nüfusa sahip olan bu ilçemiz hinterlandıyla birlikte 17 bin civarında bir nüfusa hem yakınlık oluşturmakta hem de hizmet götürmeye çalışmaktadır. 6 tane büyükçe mahallesi, 2 tane ana köyü, 29 tane de mezrası vardır.

Gerçekten de Hakkâri ilimize 195 kilometre uzaklıkta, Şemdinli ilçemize 65 kilometre uzaklıkta, Irak sınırına da belde merkezi 4 kilometre uzaklıkta bulunmakta. Beldenin “mezra” diye tabir ettiğimiz yakınındaki yerleşim birimleri de Irak sınırına sıfır noktadadır.

Maden yatakları, zengin kömür yatakları ve çimentonun ana maddesi olan “klinger” dediğimiz maden yataklarından zengin bir beldemizdir.

Gerçekten de konumu itibarıyla ilçe olmayı fazlasıyla hak etmektedir. Neden ilçe olmayı hak etmektedir? Hem stratejik anlamda hem ekonomik anlamda hem sınai anlamında, bu anlamda eldeki verilerle de karşılaştırıldığında ve değerlendirildiğinde bölgeye ve orada yaşayan insanlara daha iyi bir hizmet götürülebilme şansı olacaktır. Bu konuda Millî Savunma Bakanlığımızın, Hakkâri Valiliğimizin ve kadirşinas hemşehrilerimizin yoğun istek, arzuları ve teknik kapasiteyi oluşturan, teknik vasıftaki arkadaşlarımızın da bu anlamda talebi vardır.

Derecik beldesi aynı zamanda bir sınır ticaret merkezinin yasal olarak kapısının açık olduğu ama fiilî olarak, güvenlik boyutunun sorunlarından dolayı, sınır ticaretinin daha uygulanamadığı bir alandadır. Dolayısıyla da bu belde hüviyetinden başka bir hüviyete geçirildiği takdirde, bu altyapısına artı bir değer oluşturulacağı gibi sınır ticaretine de ciddi anlamda bir katkı sağlayacaktır.

Kendi seçim bölgem olan Hakkâri ilinde Esendere Gümrük Kapımızın İran’la ticaret anlamında bir kapısı mevcuttur. Fakat hepinizin malumları olduğu üzere, kapalı ve sorunlu bir ekonomiye sahip olan İran’ı tercih etmektense, gerçekten dışa bağımlı bile olsa, ama yüksek bir ticari potansiyeli olan Irak’la ticaretin geliştirilmesinde ciddi anlamda büyük fayda vardır. Bunun içindir ki, Çukurca ilçemizin Üzümlü köyü ve Şemdinli ilçemizin Derecik beldesinin sınır kapıları yasal olarak bulunmasına rağmen fiili olarak faal değildir. Hükûmetimizin üstün gayretleri vardır. Bu ayın sonuna doğru da Sayın Devlet Bakanımız Zafer Çağlayan Bey Kuzey Irak yönetimi ile görüşmelerde bulunmak üzere, özellikle de bu sınır ticareti anlamında bir istişare toplantısı gerçekleştirecektir. Umarım ki, ilimdeki bu sınır ticaret kapılarına da bir hayatiyet kazandırılacaktır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sınır ticareti Irak devletiyle.

RÜSTEM ZEYDAN (Devamla) – Irak Devleti ile evet.

OKTAY VURAL (İzmir) - Kuzey Irak diye bir devlet yok, ona göre!

RÜSTEM ZEYDAN (Devamla) – Hayır, hayır, Kuzey Irak yönetimi ve Irak devleti ile. Evet, evet, Irak devleti ile görüşmelerde bulunacak. Oradaki güvenlik boyutu değerlendirilecektir Kuzey Irak’la.

Dolayısıyla da Derecik beldesinin bu anlamda da önemi çok büyüktür; hem ekonomik anlamda hem stratejik anlamda hem de gerçekten siyasi anlamda komşularımızla olan ilişkilerimiz ve münasebetlerimizi bu anlamda da perçinleyecektir.

Zaten Hükûmetimizin yaptığı gayretler neticesinde de Van’dan Hakkâri ilimize kadar olan 200 kilometre civarındaki yolumuz bu sene yatırıma girmiştir. Yüksekova Havaalanı yer teslimi bugünlerde yapılmaktadır. Bu anlamda da hem ulaşım şartlarımızın daha iyi koşullara getirilmesi bölgemizin ekonomisine katkı sağlayacağı gibi, üniversitemiz de bu anlamda yenidir ve üniversitemizin altyapısına da ciddi anlamda destek olacaktır.

Dolayısıyla da Derecik beldemizin ilçe yapılması hususunda 6 Hazirandan beri benim, yüce Meclis Başkanlığında bekleyen kanun teklifim vardır. İnanıyorum ki yüce Meclisin vereceği değerli katkılarıyla hem stratejik hem ticari hem ekonomik katma değer anlamında oluşturulabilecek bir sonuç itibarıyla, ilçe yapılması konusunda, bu anlamda ilin ekonomisine de ciddi katkı sağlayacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

RÜSTEM ZEYDAN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Derecik beldesi yoğun kış şartlarının yaşandığı bir belde olmamakla birlikte, Şemdinli’yle olan 65 kilometrelik yol ağı çerçevesinde kışın ulaşım problemi yaşamaktadır. Ciddi kış şartları yoğunluk kazanmaktadır. Dolayısıyla da Hükûmetimiz döneminde bu 65 kilometrelik yol devlet kara yolu ağına aldırılmıştır. Bütün bu altyapılar ilçe olmayı hak etmektedir. Bir lisesi mevcuttur, yatılı okulu mevcuttur, yeterli sayıda derslikleri vardır, sağlık ocağı vardır ve her türlü altyapısı bu işe uygundur.

Dolayısıyla da yüce Meclisin takdirleri mazhar olur ise Derecik beldemizin ülkemize, milletimize, bölgemize ciddi katkıları olacaktır bu anlamda. Şimdiden katkılarınıza teşekkür ediyor ve hepinizi sevgi dolu saygılarımla selamlıyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Zeydan.

60’ıncı maddeye göre pek kısa söz talepleri vardır.

Sayın Birinci…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Necat Birinci’nin, Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını kazanmasında Türk Kadınlar Birliğinin rolüne ilişkin açıklaması

NECAT BİRİNCİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli Meclis üyeleri; dün, Sayın Canan Arıtman, Belediye Seçimlerinde Seçme ve Seçilme Hakkı Yasası’nın çıkmasının 80’inci yılında bir konuşma yaptı, kendilerine teşekkür ediyorum. Ancak kadınlarımızın seçme ve seçilme hakkını almasında bazı hareket noktalarını çok iyi bilmek gerekir. Bu ortaöğretim bilgilerine yeni bilgilerimizi katmak gerekiyor. Sayıyorum:

1) Cumhuriyetinin kurulmasıyla kadınlarımızın siyasi talepleri arttı. 1923’te kadınlarımız Türk Kadınlar Halk Fırkasını kurmak istedi fakat bu parti kurdurulmadı.

2) 1924 Anayasamızın 10’uncu maddesi: “Her Türk, milletvekili seçimine katılır.” şeklinde düzenlendi. Bu kabul görmedi, “Her erkek Türk” şeklinde değiştirildi.

3) 1924’te kurulan Türk Kadınlar Birliği, kadınlara seçme-seçilme hakkı talep eder ve kabul görmez 1924’te.

4- 1927’de, Türk Kadınlar Birliği, kadınların yerel seçimlere katılmasını talep eder; cevap olarak, “Kadınlar çocuklarını büyütürler.” olur ve kabul görmez.

5- 1935’te, Avrupa’da yükselen Nazi tehlikesi karşısında Türk Kadınlar Birliği bu durum karşısında ortak bir bildiri yayınlamak ister, bu da kabul görmez ve üstelik Türk Kadınlar Birliği kapatılır.

Şimdi, kadınlarımızın bu büyük mücadelesini görmezden gelip, sadece okul dergilerinde gördüğünüz 1934’te seçme ve seçilme hakkı demek yanlıştır. Kadınlarımız, Atatürk’ümüzün, Atatürk’ün, dönemin yönetiminin ne kadar üstünde olduğunu ve dönemin yönetiminin kadınlara bakış tarzını bu beş, ona doğru sıralar ve gösteririz. Bunların bilinmesi gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – 24’te Atatürk yok muydu?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Anlamadık ki ne demek istiyorsun!

BAŞKAN – Sayın Türkmenoğlu…

2.- Konya Milletvekili Ayşe Türkmenoğlu’nun, Avukatlar Günü’ne ilişkin açıklaması

AYŞE TÜRKMENOĞLU (Konya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ben de, 5 Nisan Avukatlar Günü nedeniyle söz almış bulunuyorum. Tüm avukat meslektaşlarımın 5 Nisan Avukatlar Günü’nü kutluyorum. Bu vesileyle savunma mesleğinin ne kadar kutsal olduğunun da bir kez daha altını çizmek istiyorum.

Sav, savunma, yargı sacayağının vazgeçilmez unsurlarından birisidir avukatlık mesleğimiz. Avukatlarımızın sorunlarını biliyoruz ve bu konuda da çözüm yolları konusunda barolarla iş birliği içindeyiz. Özellikle baroların meslek örgütleri olarak toplumu yönlendirmede, toplumun temel hak ve özgürlükler konusundaki duyarlılığı noktasında bir süzgeç ya da bir görünüş olarak baroların da öne çıktığını düşünüyorum. Bu konuda barolarımızın özellikle çok büyük bir misyon üstlenmeleri gerektiğini düşünüyorum çünkü burada, temel hak ve özgürlükler ve demokrasinin tam olarak yerleşmesi noktasında evrensel standartlarda, demokrasinin evrensel standartları noktasında baroların işlev görmesi gerektiğini düşünüyorum. Kendi kişisel görüş ve düşüncelerimizden arınmış bir şekilde bu örgütleri kullanmamız gerekiyor barolar olarak.

Tekrar, bu vesileyle 5 Nisan Avukatlar Günü’nü kutluyor, tüm meslektaşlarımıza çok daha güzel yarınlar ve çok daha güzel bir Türkiye temenni ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ekmen…

3.- Batman Milletvekili Mehmet Emin Ekmen’in, Avukatlar Günü’ne ilişkin açıklaması

MEHMET EMİN EKMEN (Batman) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Ben de 5 Nisan Avukatlar Günü kutlaması sebebiyle söz almış bulunuyorum.

Şüphesiz ki yaşanılabilir bir devletin ve mutlu bir vatandaş profilinin en önemli ayağı hukuk devletinin ve demokrasinin tahkim edilmiş olmasıdır. Türkiye’de avukatlar hukuk devleti mücadelesinde, insan hakları mücadelesinde bir farkındalık oluşturulması ve gerek bürokrasi uygulamalarında gerekse de mevzuatta gerekli değişikliklerin yapılmasında her zaman öncü bir rol oynamışlardır. Hepimiz avukatları yargı faaliyetinde bir taraf olarak değil, yargı faaliyetinin bir unsuru olarak görmek zorundayız ve iddia makamı ile statülerinin eşitlenmesi noktası başta olmak üzere avukatlık mesleğinin avukatlık onuruna yakışır bir şekilde icrası noktasında gerekli tüm destekleri vermek zorundayız.

Türkiye’de barolar bazı istisnalara sahip olmakla birlikte demokrasi mücadelesinin, hukuk devleti mücadelesinin, insan hak ve ihlallerine karşı mücadelenin çok önemli bir ayağı olmuşlardır. Belki de şu anda tartışmakta olduğumuz Anayasa taslağında Barolar Birliğinin, daha doğrusu baro başkanlarının HSYK’ya üye verecek olması da avukatlık mesleğini, yargı faaliyetinin bir karşı tarafı değil, bir unsuru olarak görme noktasında devrim niteliğinde bir zihniyet değişikliğidir.

Ben bu vesileyle mensubu olmaktan onur duyduğum avukatlık mesleğinin 5 Nisan gününü -bütün meslektaşlarımın- kutluyor, hayırlı günler diliyorum.

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin dört önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin, basın, yayın ve ifade özgürlüğünün önündeki engellerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/658)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Düşünce özgürlüğünün temel koşulu olan ifade özgürlüğü ve basın-yayın özgürlüğü konusunda yasal ve siyasal olarak önemli ölçüde engel olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte bunun ayrılmaz bir parçası olarak bu engellerden dolayı önemli sayıda gazetecinin hükümlü ve tutuklu olduğu da bilinmektedir. Bu engellerin ve uluslararası anlaşmalara aykırı olarak yürürlükte yasal hükümlerin saptanması ve tutuklu bulunan gazetecilerin durumunun araştırılması için Anayasanın 98'nci, İçtüzük'ün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını dilerim. 24.02.2010

1) Selahattin Demirtaş            (Diyarbakır)

2) Gültan Kışanak                  (Diyarbakır)

3) Ayla Akat Ata                   (Batman)

4) Bengi Yıldız                      (Batman)

5) Akın Birdal                        (Diyarbakır)

6) Emine Ayna                       (Mardin)

7) Fatma Kurtulan                  (Van)

8) Hasip Kaplan                     (Şırnak)

9) Hamit Geylani                   (Hakkâri)

10) İbrahim Binici                  (Şanlıurfa)

11) M. Nuri Yaman               (Muş)

12) Mehmet Nezir Karabaş    (Bitlis)

13) Mehmet Ufuk Uras         (İstanbul)

14) Osman Özçelik                (Siirt)

15) Özdal Üçer                      (Van)

16) Pervin Buldan                  (Iğdır)

17) Sebahat Tuncel                (İstanbul)

18) Sevahir Bayındır              (Şırnak)

19) Sırrı Sakık                       (Muş)

20) Şerafettin Halis                (Tunceli)

Gerekçe:

İnsan hakları bir insanlık değeri olarak ortaya çıkıp kabul edildiğinden beri düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve basın-yayın özgürlüğü ile beraber değerlendirilmektedir. Düşüncenin ifade edilmesi, açıklanması, basılıp yayılması bir bütündür. Açıklanamayan, basılıp yayılamayan bir düşüncenin özgür olması ya da böyle bir durumda düşünce özgürlüğünden söz etmek olası değildir.

Ne yazık ki ülkemiz belirtilen çerçevede yasal olarak anti demokratik bir çerçeveye sahiptir. Ünlü 301. madde başta olmak üzere her toplumsal soruna ilişkin düşünce açıklamak engellenmiş ve yasal olarak cezalandırılmaktadır. Kökenini büyük ölçüde 12 eylül anayasasından alan bu durum, her iktidar tarafından bilinse de basın yayın kuruluşu ve gazeteciler üzerinde sindirme ve bastırma politikalarının bir aracı olarak kullanılabilmektedir.

Türkiye Gazeteciler Sendikasının Eylül-Aralık dönemine ilişkin izleme sonucuna göre, 31 Aralık 2009 itibariyle, cezaevlerinde 38'i gazeteci, 6'sı basın çalışanı olmak üzere toplam 44 basın emekçisi bulunuyor. Cezaevlerindeki basın emekçisi sayısı, 2009 yılının Ocak-Nisan aylarını kapsayan ilk dört aylık dönemde 29, Mayıs-Ağustos aylarını kapsayan ikinci dört aylık dönemde ise 35 idi. Eylül-Aralık döneminde medya haberlerinin taranması ve medya kuruluşlarının hukuk müşavirliklerinden doğrudan elde edilen bilgilere göre; halen gazetecilerle ilgili olarak 688 ceza ve tazminat davası dosyası mahkemelerde görülmektedir. Tespitlere göre, bunlardan 70'i beraatle sonuçlandı. Mahkûmiyetle sonuçlanan 27 dosyadan 15'inde hapis cezası, 12'sinde tazminat cezası verilirken, tazminat cezası verilen 2 davada Yargıtay bozma kararı verdi. Bu dönemde gazeteciler ve medya kuruluşları hakkında sürdürülen 139 soruşturmadan 54'ü takipsizlikle sonuçlanırken, 85 soruşturma ve inceleme sürmektedir.

Uluslararası kuruluşların yaptıkları basın özgürlüğü değerlendirmelerinde Türkiye gün geçtikçe daha da geriye gitmektedir.

TRT'nin Kürtçe yayın yapmaya başlamasından sonra, Kürtçe yayınlar üzerinde baskının kalkması beklenirken tersine sürmüştür. Toplumu doğrudan ilgilendiren davalarda bilgi alma ve kamuoyuna aktarma gizlilik kaydı ile engellenmektedir. Sol sosyalist, muhalif basın yayın kuruluşları ve gazetecileri üzerinde baskı ve engellemeler gittikçe artmaktadır.

Oysa basın özgürlüğü, Birleşmiş Milletler tarafından; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nde ilan edilen, bir çok ülke tarafından kabul edilen bir haktır. Gerek BM gerekse de Avrupa Birliği bünyesinde basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü konularında pek çok sözleşme hazırlanmış ve üye ülkelerce imzalanmıştır. Bu anlamda ülkemizde bu tür pek çok sözleşmeye taraftır. Özgür, tarafsız bir basın oluşturmada da iç hukukun bu sözleşmelere uygun duruma getirilmesi gerekmektedir.

Özgür Basın, demokratik sistemin korunması ve güçlendirilmesinde son derece önemli bir unsur olma özelliğini taşımakta olup insan haklarına dayalı barış içinde demokratik bir toplumsal ve siyasal düzenin gerçekleşmesi yolunda önemli yapı taşlarından birini oluşturmaktadır.

Bunun yanı sıra demokratik siyasetin oluşturulmasının temel koşullarından biridir. Siyasetin askerî vesayetten kurtulmasının, demokratik açılımın çokça kullanıldığı bu günlerde basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü gibi konularda da bir "açılım" yapılması demokratik bir ülke olmanın temel koşulu olarak durmaktadır.

Bu nedenle basın yayın faaliyetlerinin önündeki engellerin araştırılması, ifade özgürlüğünün yasal olarak güvenceye alınması ve tutuklu gazetecilerin durumunun ve yasal çerçevelerinin araştırılması için bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını dilerim.

2.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin, balıkçılık sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/659)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizdeki balıkçılık sektöründe yaşanan sorunların araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İçtüzüğün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Selahattin Demirtaş              (Diyarbakır)

2) Gültan Kışanak                    (Diyarbakır)

3) Ayla Akat Ata                      (Batman)

4) Bengi Yıldız                         (Batman)

5) Akın Birdal                          (Diyarbakır)

6) Emine Ayna                         (Mardin)

7) Fatma Kurtulan                    (Van)

8) Hasip Kaplan                       (Şırnak)

9) Hamit Geylani                      (Hakkâri)

10) İbrahim Binici                    (Şanlıurfa)

11) M. Nuri Yaman                 (Muş)

12) Mehmet Nezir Karabaş      (Bitlis)

13) Mehmet Ufuk Uras            (İstanbul)

14) Osman Özçelik                  (Siirt)

15) Özdal Üçer                         (Van)

16) Pervin Buldan                    (Iğdır)

17) Sebahat Tuncel                   (İstanbul)

18) Sevahir Bayındır                (Şırnak)

19) Sırrı Sakık                          (Muş)

20) Şerafettin Halis                  (Tunceli)

Gerekçe:

Üç tarafı denizlerle çevrili, gölleri, akarsuları ile zengin, coğrafi olarak stratejik bir konumda; tarihî, turistik, tarım ürünleri, çeşitli yeraltı-yerüstü zenginlikleri olan ülkemizde balıkçılık sorunları artmış bulunmaktadır.

Küresel ekonomik kriz sonrası, Karadeniz, Marmara, Ege, Akdeniz'e olan 178 bin km kıyı şeridi, 1 milyon hektarın üzerinde 200 göl, 3442 km akarsuları bulunmaktadır. Akdeniz’de 5000, Karadeniz’de 1700 canlı türü, Karadeniz’de 247, Marmara’da 200, Ege’de 300, Akdeniz’de 500 balık türü yaşamaktadır.

Dünyada balıkçılık sektörü hızla gelişirken, ülkemiz de AB süreci ile birlikte yapılan mevzuat değişiklikleri dışında, ulusal bir politika üretemeyen, planlaması olmayan, farklı bakanlık, genel müdürlük ve müsteşarlıklarla yönetilen sorunlar yaşamaktadır.

Bilinçsiz avlanma, denetimsizlik, plansızlık, kültür balıkçılığında yaşanan sorunlar, kaynakların hızla tükenmesine yol açmaktadır Tuna nehrinin Karadeniz'e taşıdığı ağır metaller, kirlenme tehdit oluşturmaktadır.

OECD ülkelerinin balıkçılık için ayırdığı harcamalar ile ülkemizdeki kıyaslandığında arada uçurum olduğu görülmektedir. Balıkçılık sektöründe Türkiye zenginliklerinin ve değerlerinin farkında değil.

Hamsi avında bereketli bir sezon yaşanmasına rağmen balıkçıların yeterince kazanç sağlayamadığı, fiyatların düştüğü görülmektedir. Avlanan hamsinin ancak 200 bin tonu tüketilirken, geriye kalan 300 bin tonu aşkın miktarı da balık unu ve yağ fabrikalarına “yok” denecek fiyattan satılmaktadır.

Büyük bir ihracat potansiyeline rağmen, iç tüketimi karşılayamayan balıkçılık sektörünün yaşadığı sorunlar, destek, teşvik ve bilinçli avlanma konularında yeni politikaların hayata geçirilmesini zorunlu kılıyor.

Kıyı balıkçılığının yanı sıra açık denizlerde yapılan avlanmalarda komşu ülkelerle yaşanan sorunlar nedeniyle birçok balıkçımız yaşamını yitirmiştir.

Küçük balıkçılığın özendirilmesi, korunması, su ürünleri kooperatiflerinin geliştirilmesi, trol avcılığının denetlenmesi konusunda mevzuatın geliştirilmesi, üniversitelerde eğitime ağırlık verilmesi, balık hallerinin, komisyonculuğun, vergi ve kredilerin yeni esaslara bağlanması gerekmektedir.

Balıkçılık ile sorunların giderilmesi için "Denizcilik Bakanlığı" kurulması, sorunların bir elden ve planlı olarak çözülmesi konusunda bir Meclis araştırması açılması, araştırma komisyonu kurulması yararlı olacaktır.

3.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin, pancar üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/660)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Şeker Kurumu verilerine göre pancar üreten çiftçi sayısı 2003 yılında 460 bin iken 2008 yılında 209 bine gerilemiş ve şekerin ton başına fiyat artışı geçtiğimiz yılın ocak ayına göre yüzde 116 artarak, 2010 yılı şubat ayında 804 $ olmuştur. Pancar tarımı ve pancar üreticilerinin içinde bulunduğu olumsuz durumun incelenmesi ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasamızın 98, TBMM İçtüzüğümüzün 104 ve 105. maddeleri gereğince Araştırma Komisyonu kurularak sorunun araştırılmasını arz ve talep ederiz. 24.02.2010

1) Selahattin Demirtaş              (Diyarbakır)

2) Gültan Kışanak                    (Diyarbakır)

3) Ayla Akat Ata                     (Batman)

4) Bengi Yıldız                        (Batman)

5) Akın Birdal                          (Diyarbakır)

6) Emine Ayna                         (Mardin)

7) Fatma Kurtulan                    (Van)

8) Hasip Kaplan                       (Şırnak)

9) Hamit Geylani                     (Hakkâri)

10) İbrahim Binici                    (Şanlıurfa)

11) M. Nuri Yaman                 (Muş)

12) Mehmet Nezir Karabaş      (Bitlis)

13) Mehmet Ufuk Uras           (İstanbul)

14) Osman Özçelik                  (Siirt)

15) Özdal Üçer                        (Van)

16) Pervin Buldan                    (Iğdır)

17) Sebahat Tuncel                  (İstanbul)

18) Sevahir Bayındır                (Şırnak)

19) Sırrı Sakık                         (Muş)

20) Şerafettin Halis                  (Tunceli)

Gerekçe:

Dünya şeker ihtiyacı yüzde 77 oranında şeker kamışından karşılanırken geriye kalan kısmın büyük bölümü şeker pancarından üretilmektedir. Pancardan elde edilen şekerin maliyeti kamıştan elde edilene göre daha yüksektir. Ancak ülkemizde ekolojik yapı şeker kamışı tarımına uygun olmadığı için şeker üretimi pancara dayalı olarak gerçekleştirilmektedir. Ülkemizde Şeker pancarı tarımı ve şeker üretimi Cumhuriyetin ilk yıllarında başlamış ve şeker politikalarında kendine yeterlilik esas alınmıştır. Ülkemiz, pancardan şeker üreten ülkeler arasında dünyada dördüncü, Avrupa'da ise Almanya ve Fransa'nın ardından üçüncü sırada gelmektedir.

Şeker pancarı tarımı 2000'li yılların başlarında yaklaşık 450 bin çiftçi ailesinin geçim kapısı olmasının yanında yarattığı doğrudan ve dolaylı olarak sektörle ilişkilenmiş milyonlarca insanımıza istihdam alanları sağlamaktadır. Ne yazık ki, 2001 yılında çıkarılan Şeker Yasası ile kota kervanına şeker pancarı da eklenmiş ve pancar çiftçisine sözleşmeli üretim yaptırılmaya başlanmıştır. Şeker Kurumu verilerine göre 2003 yılında 460 bin çiftçi şirketlerle yaptığı sözleşme sonucunda pancar ekerken, bu sayı 2004'te 391 bin, 2005'te 348 bin, 2006'da 312 bin, 2007'de 247 bin, 2008 ise 209 bine gerilemiştir. Gerileme sadece çiftçi sayısıyla sınırlı kalmamış, 2003 yılından itibaren günümüze kadar, 2005 yılı haricinde üretim miktarı, yapılan sözleşme miktarının altında gerçekleşmiştir. Bu durum atıl kapasite çalışan mevcut şeker fabrikalarından bazılarının kapasitesini iyice düşürerek zarar etmesine yol açmış ve babalar gibi satan zihniyet için özelleştirme gerekçesini hazırlamıştır. Şimdilerde ortaya konan senaryo ile planlanan, pancardan üretilen şekerin tüketiciye olan maliyetinin yüksekliği gerekçe gösterilerek şeker fabrikalarının özelleştirilmesi ve nişasta bazlı şeker üretiminin önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Avrupa Birliği'nde Pancar şekerinin ülke ekonomilerine sağladığı yüksek katma değer nedeniyle tercih ve teşvik edildiği, bu tercih sebebiyle Nişasta Bazlı Şeker üretiminde ortalama yüzde 2-3'lük kota uygulanırken ülkemizde bu oran yüzde 10 olarak uygulanmaktadır.

Son yıllarda tarımsal üretimde ve üretici sayısındaki düşüşlerin en büyük nedeni çiftçilerimizin belini büken, dünyanın tartışmasız en pahalı mazotunun yanında gübre fiyatlarının da yüksekliği, pancar üreticilerinin de en temel sorunudur. Pancar üreticileri, mazot, gübre, tohum, elektrik, sulama gibi girdilere emsal üretim yapan diğer ülke üreticilerine göre 2,5-3 kat gibi fazla bedel ödemek zorunda bırakılmaktadır. Ekim zamanı geldiğinde, başrollerini rantçı ve fırsatçıların paylaştığı oyun bu sene de sahnelenerek gübre fiyatları yüzde 20 ile 45 arasında arttırıldı. Pancar çiftçisinin kullandığı DAP gübre fiyatı 10 Kasım 2009'da 670 TL iken 10 Şubat 2010'da yüzde 37'lik artışla 920 TL oldu. Pancardan şeker üreten ülkeler sıralamasında 17,1 milyon ton ile birinci olan ve toplam bütçesinin yüzde 38'lik kısmını tarıma destek olarak ayırdığı Avrupa Birliği ile müzakerelere devam eden ülkemizde, bütçenin yüzde 2,48'inin tarımsal desteğe ayrılması üzüntü vericidir. Çiftçi başına tarımsal desteğin, AB ülkelerinde 1.670 € iken ülkemizde 142 € olması çiftçilerimizin nasıl bir açmaz içinde olduğunun göstergesidir.

Şeker pancarı tarımının ülkemiz ekonomisine sağladığı katma değer oldukça fazladır. Yıllık olarak, yaklaşık 25 milyonluk taşıma hacmi yaratması, gübre tüketiminde yüzde 20'lik payı, münavebe bitkisi olmasından kaynaklı toprağı verim açısından zenginleştirmesi, çapa ve hasat döneminde 100 gün süreyle 200 bin kişiye istihdam yaratması ve hayvan yemi olarak kullanılması, pancar tarımının önemini arttırmaktadır. Pancar tarımı, üretilen şekerin yanı sıra ekonomiye, tarıma, tarımsal sanayiye, hayvancılığa, taşımacılık, alkol, enerji, ilaç sanayine katkı sağlayarak İstihdam yaratmaktadır.

Tarımsal girdi maliyetlerinin yüksekliği ve ithalat seçeneğinin masada tutulması sonucunda tarımdan koparılıp varoşlara yığılan kitlelere belediyeler eliyle yardım yapmak dışında yeni çözümler üretilmesi ve yeni tarım politikaları oluşturmak zorunlu hale gelmiştir. Bu nedenle pancar üreticilerimizin sorunlarının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından araştırılarak alınması gereken tedbirlerin tespit edilmesi yerinde olacaktır.

4.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin, Turgut Özal’ın ölümü konusundaki iddiaların araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/661)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Türkiye'nin 8. ve aynı zamanda ilk sivil Cumhurbaşkanı, önemli siyaset adamı merhum Turgut Özal'ın, ölümünün üzerindeki sır perdesinin kaldırılarak, suikasta kurban gittiği yönündeki iddiaların üzerine gidilmesi, ölümünün gerçek nedeninin araştırılarak elde edilen bulguların kamuoyu ile paylaşılması için Anayasa'nın 98'inci, TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Selahattin Demirtaş            (Diyarbakır)

2) Gültan Kışanak                  (Diyarbakır)

3) Ayla Akat Ata                    (Batman)

4) Bengi Yıldız                       (Batman)

5) Akın Birdal                        (Diyarbakır)

6) Emine Ayna                       (Mardin)

7) Fatma Kurtulan                  (Van)

8) Hasip Kaplan                     (Şırnak)

9) Hamit Geylani                    (Hakkâri)

10) İbrahim Binici                  (Şanlıurfa)

11) M. Nuri Yaman                (Muş)

12) Mehmet Nezir Karabaş    (Bitlis)

13) Mehmet Ufuk Uras          (İstanbul)

14) Osman Özçelik                 (Siirt)

15) Özdal Üçer                       (Van)

16) Pervin Buldan                  (Iğdır)

17) Sebahat Tuncel                 (İstanbul)

18) Sevahir Bayındır              (Şırnak)

19) Sırrı Sakık                        (Muş)

20) Şerafettin Halis                 (Tunceli)

Gerekçe

Anavatan Partisinin kurucusu, 1983 ve 1987 genel seçimlerinde çoğunluğu elde ederek 45. ve 46. Hükümetin Başbakanlığını yapan devlet adamı merhum Turgut Özal, Türkiye'nin geleceği ve demokratikleşmesi açısından önemli kararlar almış ve bu kararları istikrarlı bir şekilde hayata geçirme aşamasında günümüz siyasetçilerine örnek teşkil edecek bir cesaret ortaya koymuştu. Ancak görevi süresince, açık ya da dolaylı tehditlere maruz kalmış ve 17 Nisan 1993 yılında arkasında binlerce soru işareti bırakan ölümü ile aramızdan ayrılmıştı.

Merhum Özal'ın aldığı açık tehditlerden en barizi, Başbakanlığı döneminde 18 Haziran 1988 tarihinde, partisinin 2.olağan büyük kongresinin düzenlendiği salonda, kürsüde konuşma yaptığı sırada kendisine yönelik gerçekleşen suikast girişimi olmuştur. Bu suikast girişimi sonucu sağ elinden yaralanan Turgut Özal, ölümden kıl payı kurtulurken, suikastı gerçekleştiren şahsın Kartal Demirağ adlı kontrgerilla olduğu ortaya çıkmıştı Aynı şekilde merhum Turgut Özal'ın kardeşi Korkut Özal, kardeşinin kendisine olayın arkasındaki hangi örgütün olduğunu söylediğini ancak abisine verdiği sözden dolayı bu örgütün ismini açıklamayacağını ifade etmişse de bu örgütün Ergenekon Terör Örgütü olduğuna ilişkin güçlü iddialara ortaya atılmıştı.

Merhum Özal, Başbakanlığı döneminde, varılan aşama itibarı ile kangrenleşen Kürt Sorununun, sadece güvenlik politikaları ile çözülemeyeceğini anlamış ve bu konudaki niyetini medya ve siyaset çevresinden olan yakın dostlarıyla paylaşmıştı. Cumhurbaşkanlığı görevi süresince, bu konudaki niyetini destekleyen görüşlerini daha açık bir şekilde ifade etmeye başlamış ve Kürt Sorununun çözümüne yönelik "sorunu tüm aktörleri ile ortaklaşan" bir çaba içerisine girmiştir. 1992'de Başdanışmanı Kaya Toperi ve Başyaveri Albay Arslan Güney'e bir Kürt raporu hazırlatarak, bu raporu MGK gündemine getirmiş; sorunun çözümüne ilişkin olarak siyasi aktörlerin rol alması gerektiğini belirterek, askeri ve güvenlik önlemeleri ile çözülemeyeceğini kesin bir dille belirtmiştir. Türkiye'de bir zihniyet devrimi ortaya çıkarma çabalarının yanında, başta Kürt sorunu olmak üzere bugün bütün yakıcılığı ile devam eden temel sorunlarla yüzleşmemiz gerektiğini vurgulamış ve çözmek için çaba harcamıştır. 1993 yılına geldiğimizde ise Gazeteci Yazar Uğur Mumcu cinayeti, Orgeneral Eşref Bitlis'in uçak kazasında ölmesi, Binbaşı Cem Ersever suikastı ve son olarak "federasyonu tartışabiliriz" diyen Kürt liderlerle ilişki kuran ve onları Türkiye'ye davet eden Sayın Turgut Özal'ın şüpheli ölümü, Kürt Sorununun tekrar güvenlik eksenli bir sorun olarak ele alınmasına sebep olmuştur.

Kürt Sorununun barışçıl yöntemlerle çözülebileceğini, çatışmalı ortamın ancak bu şekilde bitebileceğini mülakatlarda dile getiren Turgut Özal, Barış için ilk adım olarak operasyonların durması yönünde ciddi kararlar alacağını belirtmişti. Bu sözler üzerine PKK 17 Mart 1993'te ateşkes ilan etmişti. PKK'nin ateşkes kararından sonra merhum Özal "10 yıldır ilk defa rahat kafayla uyudum" diyerek ateşkese yüklediği anlamı ifade etmiştir. Kürt Sorununda barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözüme yaklaşıldığı bir dönemde Turgut Özal'ın kuşkulu ölümü gerçekleşmişti.

Turgut Özal'ın eşi Semra Özal, bütün ısrarlara rağmen otopsi yapılmadığını, ABD'de incelenen saç telinde zehirlendiğine ilişkin bulgulara rastlandığını ileri sürmüştür. Aynı şekilde, oğlu Ahmet Özal, babasının saç ve kan örneklerinin incelenmesi için Hacettepe Üniversitesi Hastanesine başvuru yaptığını, hastanenin kan örneklerinin kendilerinde mevcut olduğunu ve inceleneceğini bildirdiğini ancak daha sonra bir hemşirenin örnek tüpleri elinden düşürerek kırdığı yönünde bilgilendirildiğini öne sürmüştür.

Eski Parlamenter Sayın Fikri Sağlar, konuya ilişkin bir röportajında, Turgut Özal'ın kalp krizi geçirdiği sırada, GATA yerine Hacettepe Tıp Fakültesine kaldırılması, köşkte ambulans bulunmaması ve onu taşıyan aracın hastaneye giderken yolda adres değiştirmesi iddialarının ölümün bir suikast olduğuna dair görüşleri güçlendirdiğini ifade etmiştir.

Bütün bu iddialar göz önünde bulundurulduğunda, 8.Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal'ın ölüm nedeninin ortaya çıkarılması ve kamuoyu ile paylaşılması için Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını uygun görmekteyiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir grup önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- (10/480) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 7/4/2010 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

                                                                                                                          07.04.2010

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun 07.04.2010 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                        Ayla Akat Ata

                                                                                                                             Batman

                                                                                                                   Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler Kısmının 384 üncü sırasında yer alan 10/480 Tutuklu ve Hükümlülerin sağlık sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşülmesini, Genel Kurulun 07.04.2010 Çarşamba günlü birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grup önerisinin lehinde ilk söz Diyarbakır Milletvekili Sayın Akın Birdal’a aittir.

Buyurun Sayın Birdal.

AKIN BİRDAL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin sağlık sorunlarına ilişkin bir Meclis araştırma önergesinde bulunmuştuk, bunun üzerine söz almış bulunuyorum ve Barış ve Demokrasi Partisi adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 31 Ocak 2010 tarih itibarıyla cezaevlerinde kalan tutuklu ve hükümlü sayısı 117.547. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü sayısı bu denli yükselmiştir ve bunların 60 bini -yaklaşık- tutuklu ve diğerleri de hükümlü ve tutukluluk süresinin ne kadar uzun sürdüğünü bilmekteyiz ve bunun cezaya dönüştüğü de bilinmektedir. Örneğin, son bir yıldır partimizin Genel Başkan yardımcıları, parti meclisi üyelerimiz, Demokratik Toplum Kongresi üyeleri, insan hakları savunucuları cezaevindeler ve yaklaşık bir hafta sonra bir yıl oluyor. Bir yıl olmasına karşın hâlâ iddianameleri hazırlanmış ve mahkemeye çıkmış değiller. Şimdi, belki ilk duruşmada, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında arkadaşlarımızın tahliyesine karar verilecek. O zaman, bu bir yıl cezaya dönüşmüş tutukluluğun açıklaması nasıl yapılacak?

Ayrıca, cezaevlerinin fiziki koşulları çok ağır. Örneğin, kimi insan hakları kuruluşlarının yaptığı açıklamalara ve tespitlere göre vardiya usulüyle yatıyor kalkıyor hükümlü ve tutuklular. Örneğin, 2 kişilik ranzada 4 kişi yatıyor, 3 kişilik ranzada 5 kişi yatıyor ve dönerli, altı saat onlar yatıyor, kalkıyorlar, diğer altı saat diğer mahkûmlar yatıyor.

Koğuşların ısınmadığı, havalandırmanın sağlanmadığı, sıcak ve soğuk su gereksinmesinin yeterli ölçüde karşılanmadığı ve benzeri sorunlardan ötürü bu, ciddi, tutuklu ve hükümlülerin sağlık sorunlarını tehdit ediyor. Oysa Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası ve bölgesel birtakım belgeler var. Örneğin, Birleşmiş Milletler tutuklu ve hükümlülere uygulanması gereken minimum standart kurallar ve Avrupa Konseyi yine tutuklu ve hükümlülere uygulanması gereken minimum standart kurallar Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından kabul edilmiştir ve insan haklarına dayalı, insanlık onuruna bağlı düzenlemeler yapılacağı yükümlülük altına girilmiş. Ne yazık ki, böyle bir yükümlülük altına girilmişken, ne cezaevlerindeki bu sayıyı artıran yasal düzenlemeler yapılmakta ve insanların özgürlüğünden yoksun bırakılmasını gerektiren ağır düzenlemeler giderilmekte ne de cezaevindeki fiziki koşullar düzeltilebilmektedir.

Şimdi, örneğin, geçtiğimiz günlerde gerek insan hakları kuruluşlarına gerekse Türkiye Tabipler Birliğine ve gerekse Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları İnceleme Komisyonuna yapılan başvuruların hızla artmış olması bu soruna dikkat çekmeyi gerektiriyor. Şu anda, örneğin, İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubemizin 2009 yılındaki bölge raporuna göre 131 kişinin sağlık sorunları ciddi şekilde ihlal edilmiş. 2008 ve 2009 yılında da sağlık koşulları giderilememiş olması nedeniyle 52 kişi yaşamını yitirmiştir. Tutuklu ve hükümlülerin gerek yaşamları gerekse de sağlıkları devletin sorumluluğu altında ve demokratik bir devletin yükümlülüğü altındayken ne yazık ki hiçbir önlem alınamamaktadır.

Yine, İnsan Hakları Derneğinin açıklamalarına göre cezaevlerinde şu anda 49 kişinin sağlık durumu ciddi tehdit altındadır ki geçtiğimiz günlerde buna ilişkin bir basın toplantısıyla bu 49 kişinin durumuna dikkat çekmiş ve özellikle de geçtiğimiz günlerde Sincan F Tipi Cezaevinde ziyaret ettiğim Abdulsamet Çelik ile Gaziantep Cezaevinde Taylan Çintay’ın durumuna da dikkat çekmiş ve bunların bir an önce tahliye edilmeleri gerektiğini ve bu konuda gerek Cumhuriyet Başsavcılığının ve gerekse de Sayın Cumhurbaşkanının bu konudaki yetkisini kullanması gerektiğini söylemiştim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu konuda yine en son Türkiye Tabipler Birliği-KanserDAK’ın (Tabipler Birliği Kanser Danışma Kurulu) hazırladığı bir raporu da özet olarak bilginize sunmak istiyorum. Devlet, tutuklu ve hükümlülere sağlık hizmetini vermekle ortaya çıkan hastalıkların tedavisini üstlenmekle yükümlüdür. Devlet bu yükümlülüğünü yerine getirirken cezaevi yönetimi ve kurum hekimi gibi görevlilerle iş birliği hâlinde olması gerektiğini söyledikten sonra bir dizi önerilerde bulunmaktadır ki bunlardan en son birkaç tanesini sizlere sunmak istiyorum: Terminal dönemdeki hastaların bakımında sağlık otoriteleri bu hastaların topluma sunulan sağlık hizmetinden yararlanabilmeleri için serbest bırakılmalarını savunmaktadır. F tipi cezaevlerinde tecrit ve izolasyon ortamı insan ruh ve beden sağlığına zararlıdır. Bu ortamlar kanser ve diğer kronik hastalıkların ilerlemesine ve nüksetmesine zemin hazırlamaktadır. İnsan haklarına aykırı bu durumlar, bu uygulamalar kaldırılmalıdır denildikten sonra toplumsal bir denetim için cezaevi sağlık koşulları gizli ve özel bir alan olmaktan çıkarılarak kamuoyunun denetimine açılmalıdır. Bu raporun Cumhurbaşkanlığı ve Adalet Bakanlığı nezdinde dikkate alınması gerektiğini ve gereğinin bir an önce yapılması gerektiğini bir kez daha belirtmek istiyoruz. Bu rapora göre cezaevlerinde durumu çok ciddi olan ve ivedilikle önlem alınması gereken hastaların sayısına ne yazık ki yeni hastalar eklenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şu anda, örneğin, yine son KCK operasyonu kapsamında cezaevine alınan Sur Belediye Başkanımız Abdullah Demirbaş’ın da durumu vahimdir. Bunu ilgili yerlere sunduk ama bugüne değin başvurularımızdan ne yazık ki hiçbir yanıt alamadık. Şimdi, bu çerçevede neler yapılabileceği konusuna ilişkin, gerek Maltepe Üniversitesi İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezinin ölümcül bir hastalığa yakalanmış mahkûmlar konusundaki görüşü ve gerek TTB ve gerekse de İHD’nin ortaklaşa vardığı sonuçları, ne yapmak gerektiği konusundaki görüşlerini sizlere sunmak istiyorum.

Birincisi, durumlarının ciddiyeti bu kurumlarca saptanmış olan hastaların derhâl tedavileri için uygun hastanelere sevki yapılmalıdır. Hastaneye sevkler ayrıca bir işkenceye dönüşmeden ambulansla yapılmalıdır ki örneğin, geçtiğimiz hafta cezaevinde ziyaret ettiğim Abdulsamet Çelik’e -ki kan kanseri, her yirmi günde bir ünite, üç ünite ve şu anda dört üniteye yükseldi- kan verilmesi gerekiyor ve hijyenik koşullarda olması gerekirken, ne hijyenik koşullarda oluyor ne de… Örneğin sekiz saat ring aracında bekletildiği günler oluyor. Şimdi, bunları kim düzenleyecek ve bu sorunları kim giderecek? Hastanelerde gerek bekleme bölümlerinde gerekse de mahkûm koğuşları ivedilikle tedaviye uygun hijyen koşullara sahip duruma getirilmelidir. Artık hastalığı geri dönüşü olmayan hastaların hiç olmazsa ailesi ve yakınlarıyla beraber olması son derece insani bir istemdir. Bu istem de yerine getirilmelidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde derhâl bir araştırma komisyonu oluşturularak ne yapılması gerekiyorsa -ki, ne yapılması gerektiği bu raporların sonuçlarında var- bunu izleyerek ailelerinin yanlarında son günlerini geçirmeleri, ev hapsine alınmaları -ki, bu konuda örnekleri var- bu yollara başvurulması gerekiyor.

Kaldı ki, bunların uluslararası hukukta da gerekçeleri var. Örneğin referans olarak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 25/1’inci maddesine göre “Herkesin kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenme, giyinme, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır. Herkes işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ve kendi iradesi dışındaki koşullardan doğan geçim sıkıntısı durumunda da güvenlik hakkına sahiptir.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

AKIN BİRDAL (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Yine, Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin 12’nci maddesinde, hastalık hâlinde her türlü sağlık hizmetinin ve bakımının sağlanması için gerekli koşulların yaratılması öngörülmekte. Dünya Tabipler Birliği Hasta Hakları Bildirgesi’nde -ki, 1981’de kabul edilip duyuruldu- her hastanın onurlu bir şekilde ölmeye hakkı olduğu belirtilmektedir.

Avrupa’da Hasta Haklarının Geliştirilmesi Bildirgesi de, 1994 yılında yayınlanan Bildirge’de “Hastalar yaşamlarının son döneminde insanca bakılıp, onurlu bir şekilde ölme hakkına sahiptir.” deniliyor ve insan hakları merkezinin gerekçelendirdiği bu uluslararası hukuka aykırı uygulamalara da örnekler veriliyor.

O nedenle, sayın milletvekilleri, bu araştırma önergemizin dikkate alınması ve insan onuruna bağlı bir düzenlemenin yapılması ve hastaların bir an önce tedaviye kavuşturulmasını diliyoruz ve bu umutla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Birdal.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk söz Eskişehir Milletvekili Sayın Tayfun İçli’ye aittir.

Buyurun Sayın İçli.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanlığının önerisi aleyhine söz aldım. Grup önerisinde, tutuklu ve hükümlülerin sağlık sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılması isteniyor. İçerik olarak, evet, mutlaka tutuklu ve hükümlülerin sağlık sorunlarının araştırılması lazım. Benim eksik bulduğum konu, tutuklandıktan sonra, haksız tutuklandıktan sonra onların sağlık sorunlarıyla ilgilenmenin ötesinde, Anayasa ve yasalara aykırı tutuklamalar, keyfî tutuklamalar konusunun da mutlaka ve mutlaka bir Meclis araştırmasıyla araştırılması lazım. Çünkü, özel yetkili savcıların, özel yetkili mahkemelerin, artık Türkiye’de -işte birazdan gireceğim o konuya- yaptıkları keyfilikler artık çok ağır kokular vermeye başlamıştır. Bir yargı mensubu olarak, bir hukukçu olarak, bir milletvekili olarak bundan gerçekten çok büyük üzüntü duymaktayım. Bu yaşananlar sadece Türkiye’de izlenmiyor değerli arkadaşlarım. Demokrasisi gelişmiş bütün ülkelerde bu kepazelikler gün ve gün takip ediliyor, uluslararası raporlara geçiriliyor. Bir kere, bunu belirteyim.

Değerli arkadaşlarım, Barış ve Demokrasi Partisi adına konuşan arkadaşımız birtakım örneklemelerde bulundu, tutukluların sağlık sorunuyla ilgili. Ne yazık ki doğrudur, gerçekten birçok cezaevimizde tutuklu ve hükümlülerin sağlık sorunları çok ağır bir biçimde ihlal edilmektedir. Ama şöyle çok fazla uzağa gitmemek lazım. “Ergenekon” adı verilen davada, ben burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, daha Kuddusi Okkır ölmeden konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirmiş ve Sayın Adalet Bakanını göreve davet etmiştim. Göz göre göre, “Ergenekon örgütünün kasası” denilen kişi göz göre göre, devletin kontrolü altında hayatını kaybetmiştir ve eşi bu konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine götürmüştür. Bu bir rezalettir, bu bir kepazeliktir. O zamanki Adalet Bakanı da suçludur, bugünkü Adalet Bakanı da suçludur. Bunlar için mutlaka Meclis araştırması açılması gerektiği gibi, bu Hükûmetin başı Sayın Başbakan ve Adalet Bakanı da bunun hesabını vermelidir.

Değerli arkadaşlarım, bu soruşturmada içeri giren herkes hasta oluyor. Birileri katakulli diye alay etmeye çalışıyor ama Türkiye'nin çok değerli bir bilim adamı, Başkent Üniversitesinin Rektörü, işte gördünüz, mahkeme kararıyla, telekonferansla mahkemeye ifade veriyor. Bir yıldır tutuklu ve hastanede tedavi görüyor.

Başka? Profesör Erol Manisalı, hastaneye girdi, kanser tanısıyla, sağlık nedeniyle tahliye oldu. Ferit İlsever, İşçi Partisi Genel Sekreteri. Profesör Hilmioğlu. Daha ismi aklıma gelmeyen bir sürü bilim insanı sağlıklı bir şekilde cezaevine girdikten sonra, tutuklandıktan sonra sağlığını yitiriyor, kanser oluyor. Tabii, kanser bir hastalık tanısı. Peki, ruhsal hastalıklar, yakınlarının geçirdiği travmalar? Değerli arkadaşlarım, hukuk devletinde olmaması gereken şeyler oluyor.

Bakın, Anayasa’mızın 38’inci maddesi “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamazlar.” diyor.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Türkiye’de bir sürü kepazelik dönüyor, dünkü konuşmamda ifade ettim. Burada, bir gece yarısı önergesiyle, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 250’nci maddesinin üçüncü fıkrası değiştirilmeye kalkıldı. Anayasa Mahkemesi iptal etti, yürürlüğü durdurdu. Anayasa’mızın 153’üncü maddesinin son fıkrası gereğince Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar. Peki, Anayasa Mahkemesi yürürlüğü durdurmuş, iptal etmiş, şu gazetede bugün manşetlere giren olay ne kepazeliktir?

Değerli arkadaşlarım, bunu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Anayasa teklifi veren arkadaşlarımız da görmüş ki Anayasa’nın 145’inci maddesine -dün de aktardım- “Devletin güvenliğine ve anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar adliye mahkemelerinde bakılır.” diye bir Anayasa hükmü getirmeye çalışıyorlar.

Şimdi, Anayasa’nın 145’inci maddesinde yok, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda yok. Mevcut Anayasa’da askerlerin ne şekilde yargılanacağına dair Anayasa 145’te hüküm var ama 2003 yılındaki bir balyoz -ki sahteliği konuşuluyor- olayından dolayı 2005’te yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemeleri Kanunu’ndaki hükümleri 2003’teki olaylara sirayet ettiriyoruz.

M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Ölen solcuların kemiklerini sızlattın!

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – İşte onu söyleyeceğim.

Bakın değerli arkadaşlarım, listede 25 paşa; tutuklananlar var, bilmem neler var. Soruşturulmasın demiyoruz ama bakın, sizin o ruh hâliniz dahi neyi ortaya koyduğunu gösteriyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yargıya müdahale etmeyin!

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Bakın, şimdi, Zaman gazetesi yazarı Sayın Mümtaz’er Türköne ne demişti? “Türk ordusunu lağvedelim, Nizamı Cedit kuralım.”

Ben önce bunu şaka zannettim ama sizin gibileri buna o kadar çok inanmış ki, sizin gibi, aslında yargıç olması, savcı, hukuka uygun davranması gereken, sizler gibi -“sizler” derken bütün AKP’lileri kastetmiyorum, bana laf atanı kastediyorum- öylesine inanmış ki Türk ordusunu lağvetmeye kalkıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, böyle peyderpey, dalga dalga tutuklamayın, hepsini birden alın içeri ve Türk Silahlı Kuvvetlerini lağvedin, yerine de aklınızdaki Nizamı Cedit gibi bir ordu kurun. Ama şunu söyleyeyim: Türk Silahlı Kuvvetlerinde bir emir komuta zinciri vardır, böyle 25 generali, 50 generali almakla bu işi bitiremezsiniz. Türk Silahlı Kuvvetleri Mustafa Kemal’in ordusu. Türk Silahlı Kuvvetlerinin fertleri Mustafa Kemal’in askerleri.

SONER AKSOY (Kütahya) – Milletin ordusu!

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – İçlerinde yanlış yapanlar olabilir, içlerinde iş birlikçi olabilir, içlerinde korkaklar da olabilir ama Türk Silahlı Kuvvetleri, o şanlı ordu, daha cumhuriyetten önce de çok büyük şanlı zaferlere imza atmıştır.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Gene imza atar!

SONER AKSOY (Kütahya) – Milletin ordusu, milletin!

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - Onun için, karnınızdan konuşarak laf atmayın. Ben bildiğim bir şeyi söylüyorum, farklı bir düşünceniz varsa buraya çıkarsınız. Bunu ben söylemiyorum.

Hâkim tutukladı; değil mi? Başsavcı ne yaptı? Savcıların yetkisini aldı, başka savcılara verdi. Başka ne? İmza yetkisi. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu toplanamıyor. Adalet Bakanı Müsteşarı, önerge verildiği zaman çantasını topluyor, terk edip gidiyor. Böyle bir hukuk devleti olur mu? Yazık değil mi? Bizim dinimize göre, kul hakkı yemeyeceksiniz, öyle takım tutar gibi yapılan…

SONER AKSOY (Kütahya) – Biz yapmıyoruz, hâkim yapıyor!

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - Hukukçu değilsiniz, konuşuyorsunuz, laf atıyorsunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bırakın hukukçular işini yapsın işte!

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - Evet, hukukçular… İşte bakın, al, işte sizin hukukçularınız… Anayasa değişiklik teklifinde 145’inci maddeyi değiştirmeye kalkıyorsunuz!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - …itiraz etmiyorsunuz, Adalet Bakanı kendisine karşı verilen önergeye karşı çıkınca itiraz ediyorsunuz!

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bakın, itiraz etmiyoruz, bakın, suçlu varsa üstüne gidilsin.

Sayın Aykut Cengiz ne yaptı? İki savcının yetkisini aldı mı? Aldı mı arkadaşlar? (“Aldı” sesleri) İmza yetkisini aldı mı? Demek ki ne oluyor?

SONER AKSOY (Kütahya) – Niye alıyor?

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Ve bakın değerli arkadaşlar, anlattım size, Anayasa’nın 38’inci maddesi, 2003’teki balyoz, sahtecilik var. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Ya, değerli arkadaşlarım, ayıptır ya, gerçekten, hukukçu değilsiniz, hukukçu olan biri olarak söylüyorum. Bakın, ben burada taraf tutmuyorum.

MEHMET DOMAÇ (İstanbul) – Ne oluyor hukukçu olunca?

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Ben burada taraf tutmuyorum. Bak, bak, değerli arkadaşlarım, karnınızdan konuşuyorsunuz, karnınızdan. Açık olacaksınız, net olacaksınız. Yanımda getirmedim. Bakın, Anayasa Mahkemesinin AKP’nin kapatılmasıyla ilgili davada verdiği kararda bütün bu sizin attığınız sözle, demokrasi, bu tür ilkelere, yargı bağımsızlığı, bunlara hep işaret etmiş. Gerekçelerinde şöyle gerekçesi var. Ben sizi bir dost olarak uyarıyorum, ben sizin düşmanınız değilim ki. Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu konular konuşulmayacak da nerede konuşulacak?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Bizimle ne alakası var?

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - Bu gazetelerin bütün manşetlerinde, televizyonlarında Türk ordusunun içindeki bütün generaller, korgeneraller, paşalar, astsubayı, teğmeni… Değerli arkadaşlarım, nedir, ne yapıyoruz; bu ordu kimin ordusu? Yarın öbür gün bir savaş çıksa en… Bakın manşet: Ordunun kilit isimleri…

SONER AKSOY (Kütahya) – Ya, kardeşim ne yapalım?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Biz yapmıyoruz, onu yargı yapıyor!

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – 25 general, amiral, 2 korgeneral, 2 koramiral… Değerli arkadaşlarım, “yargılansın” demek ayrı, “hukuka uygun” demek ayrı. (Gürültüler)

NECAT BİRİNCİ (İstanbul) – Yargıyla ne ilgisi var onu söyleyin.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Bakın -geliyorum, geliyorum- bu işin arkasında siyasi iktidar vardır…

SONER AKSOY (Kütahya) – Siz hukukçusunuz, hukukçular…

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Diyorum ki Adalet Bakanı vardır, bu işin arkasında Başbakan vardır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Başbakanı da yargılayacağız, paşaları da.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu… Bakın, nisan ayına girdik daha güz kararnamesi çıkmadı. Neden? Neden çantasını toparlayıp gidiyor Adalet Bakanıyla Müsteşarı? Bana yanıtlayın bunu. Önerge veriliyor, neden toplamıyor? Hâkimler bir Adalet Bakanı Müsteşarının keyfî davranışına mı kalacak?

OKTAY VURAL (İzmir) – Hepsini yargılayacağız inşallah; Başbakanı da yargılayacağız, paşaları da yargılayacağız.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Adaleti eğer yargıçlar, savcılar sağlayacaksa, Anayasa’mıza göre Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu var, onu değiştirmeye kalkıyorsunuz.

SONER AKSOY (Kütahya) – Öyle bir şey yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Yandaş… Bakın, bir yargıya virüs bulaşırsa o virüs sadece orada kalmaz, sizlere de bulaşır.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ama yargıya siz de müdahale ediyorsunuz.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Adalet, adalet, adalet! Kul hakkı yemeyeceksiniz. Neden korkuyorsunuz? Neden Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun toplantısını yapıp güz kararnamesini çıkartmıyorsunuz? Neden? Bana onu söyleyin. Neden? Bugüne kadar, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu hep toplanmış, yaz kararnamesi, güz kararnamesi çıkmış. Neden toplamıyorsunuz kardeşim? Bu bir suçtur, bu anayasal suçtur, Ceza Kanunu’na göre suçtur. Ben bunu size söylüyorum, bakın -ya, inşallah haklı çıkmam da- bakın, ağlayacaksınız, ağlayacaksınız. Televizyonlara çıkıp böyle gözyaşları dökecek kimileriniz çünkü Türk halkı mağdurun yanında olur ya, mağdurun yanında olacağını düşünerek öyle gözyaşı dökecek birileriniz, ben buradan dökmeyin diye söylüyorum.

AVNİ ERDEMİR (Anaysa) – Tehdit mi ediyorsun?

İSMAİL BİLEN (Manisa) – Bu tehditleri çok gördük, çok.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Ben parti kapatma davalarına karşıyım ama şunu da savunuyorum: Demokratik rejimi ortadan kaldırabilecek işlemlere de karşıyım, demokrasiler buna izin vermez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayal dünyasındasın.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İçli.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Korkuyorsunuz, korkuyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hiçbir şeyden korkmuyoruz.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Korkuyorsunuz, korkunun ecele faydası yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 2011 seçimlerinde AK PARTİ’nin yine yüzde 50’ye yakın oy alacağından korkuyorsunuz.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Hadi, göreceğiz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Beceremediğinizden dolayı başkalarını haksız görüyorsunuz. Meydanda, halkın huzurunda beceremiyorsunuz, başkalarına havale ediyorsunuz. Çıkın halkın huzuruna, sandıkta her şey hesaplaşılır.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisinin lehinde söz isteyen Denizli Milletvekili Sayın Ali Rıza Ertemür. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ERTEMÜR (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun vermiş olduğu grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sizleri ve televizyonları başında bizleri izleyen değerli yurttaşlarımızı saygı ve sevgiyle selamlarım.

Değerli milletvekilleri, insan hakları açısından çok önemli bir konuyu konuşmaktayız. İnsan Hakları Komisyonunun bir üyesi olarak bu konuya özellikle önem vermemiz gerektiğini söylemeliyim. Bu konuya yaklaşırken unutmamamız gereken en önemli olay, insanların her koşulda insan gibi davranılmayı hak etmesidir. Başka bir ifadeyle, insan bir ceza aldığında da insandır; onun can sağlığının, vücut bütünlüğünün ve sağlıklı olarak yaşamasının sağlanması mecburidir, devletin de görevidir. Aksi takdirde, devlet görevini yapmış sayılmaz ve bir insan hakkı ihlali doğar. İşte, insan hakları ihlallerinin en sık yaşandığı yerlerden biri de cezaevleridir.

Değerli milletvekilleri, cezaevlerinde hüküm süren olumsuz koşulların düzeltilmesi amacıyla maalesef gerekli çalışmaların yapıldığını söyleyemeyiz. Sağlık koşullarının kötülüğü, denetimlerin gereğince yapılmaması, cezaevlerinde mahkûmların yatacağı yerlerin dahi bitmeye yakın olması, yemeklerden şikâyetler, kimi yerlerde psikolojik ve fiziksel baskı yapılması ve peşi sıra gelen ölümler cezaevlerinin içinde bulunduğu olumsuz koşullara örnek olarak gösterilebilir. Bunlar yetmezmiş gibi, haksız yere tutuklamalar ve yandaş basın yoluyla uygulanan psikolojik baskılar da eklenince durumun vahameti ortaya çıkmaktadır.

Hepimizin bildiği gibi, Ergenekon kasası diye, beş parası olmayan Kuddusi Okkır’ı cezaevine attılar, hastalığına rağmen tedavisi bile yapılmadı. Yandaş basında, tahliye olmak için mahsus hastalandığı iftiraları çekinilmeden söylendi. Sonuçta ne oldu? Okkır tahliye edildi. Ne zaman? Öldükten sonra. Bundan büyük bir insan hakkı ihlali var mıdır değerli milletvekilleri? Üstelik kasa suçlamasıyla içeriye alınan Okkır’ın cenazesini kaldıracak parası dahi yoktu. Bunun hesabını şimdi kim verecek?

Değerli milletvekilleri, Okkır’ı içeri alanların, ölümünü seyredenlerin, mahsus hasta olduğunu söyleyenlerin vicdanları sızlıyor mu çok merak ediyorum, hatta vicdanları var mı bunu da merak ediyorum. Sivas’ta insan yakanları affedenlerin her nasılsa burada dilleri tutuluyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insan hakları ihlalleri raporlarında cezaevlerinde yaşanan kimi uygulamaları hayretle görmekteyiz. Örneğin, cezaevi idarelerince mahkûmların bireysel başvuru ve bilgi edinme hakkından yararlanma hakları engellenmektedir. İletişim hakkı idarece engellenmekte, mektuplara el konularak imha edilmekte ve sansürlenmektedir. Mahkûmların cezaevinde maruz kaldıkları sorunlara ilişkin mektupları nedeniyle disiplin suçları cezalarına maruz kaldıkları öğrenilmiştir. Haklarında mahkemece verilmiş toplatma ve yasaklama kararları olmamasına rağmen, bazı muhalif yayınlara cezaevi idaresince keyfî olarak el konulmakta ve mahkûmlara verilmemektedir. Ortak yaşam alanlarından mahkûmların yararlanması konusunda cezaevi idaresince zorluk çıkartılmaktadır. Cezaevlerinde mahkûmlara gereken sağlık hizmeti verilmemektedir. Bulaşıcı ve devamlı bakım isteyen hastalıklar konusunda gerekli hassasiyet gösterilmemektedir. Cezaevi idaresinin mahkûmların sağlığı konusundaki duyarsızlık ve keyfiyetleri mahkûmların tedavi edilemez derecede hastalanmasına neden olmakta ve tedavileri aksatılmaktadır. Cezaevlerinde görevli doktorların, mahkûmları tam anlamıyla muayene etmeden ilaç vermesi ve doktorlar hakkındaki şikâyetlerin sonuçsuz kalması da mahkûmların dile getirdiği önemli bir husustur. Mahkûmların içme suyu ve temiz su ihtiyacı yeterince karşılanmamaktadır. Mahkûmların odalarında üç kitaptan fazlasının bulundurulmasına izin verilmemektedir. Mahkûmların spor yaparken boyunlarının altına koydukları gazeteler gardiyanlarca “Amaç dışı kullanılamaz.” gerekçesiyle verilmemektedir. Mahkûmların TV sehpası ve çöp kovası olarak kullandığı pet şişelere cezaevi yönetimince “Amacı dışında kullanılamaz.” gerekçesiyle el konulmuştur. Cezaevi yönetimince sadece siyah, beyaz ve gri renk iç çamaşırı giyilmesine izin verilmektedir. Kırmızı iç çamaşırı bayrak yapıldığından, yeşil iç çamaşırı asker kıyafetinin rengini çağrıştırdığından, lacivert iç çamaşırı gardiyan kıyafetinin rengi olduğundan, bordo iç çamaşırı ise kırmızıya yakın olduğu için, kimi cezaevi yönetimlerince sakıncalı iç çamaşırı ilan edilmiştir. Şüphesiz bunlar bütün cezaevlerinde yaşanan tablolar değildir ancak bizlerin bu konuda sıfır toleranslı olmamız gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, daha önceden ülkemizin gündemine taşıdığım bir konu vardı. Bir paket sigara çaldığı için yedi buçuk yıl hapis cezasına çarptırılan, Kayseri İncesu Çocuk Cezaevinde tutuklanan on beş yaşındaki Osman Güneş’in yazdığı mektup üzerine harekete geçmiştik. Bu mektupların ardı kesilmemekte, her gün onlarca mektup, cezaevlerinden, cezaevleri şartlarıyla ilgili konularla ilgili, tarafımıza gönderilmekte. Ne yapmıştı Osman Güneş? Bir paket sigara çalmıştı ve yedi buçuk yıl hapis cezası aldı. Adam mı öldürdü, terör mü yaptı, yolsuzluğa mı bulaşmıştı? Hayır, sadece bir paket sigara çalmıştı. Elbette bunun bir suçu vardı ancak bir de insaf vardır, insan hakkı vardır. Bu konunun peşini de asla bırakmadan devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, cezaevlerindeki sağlık sorunu, ülkemiz gündemindeki yerini önemli bir sorun olarak da korumaya devam ediyor. Tutuklu ve hükümlülerden en zor durumda olanlar cezaevlerinde hastalananlardır. Sağlıklı bir insan olarak girdikleri cezaevlerinde olumsuz koşullar nedeniyle kısa süre içerisinde hastalanan tutuklu ve hükümlülerin, zamanında tedavi edilmedikleri için hastalıkları ilerlemekte, sonuç olarak da ölümlerine neden olmaktadır.

Değerli milletvekilleri, devlet, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içerisinde sürdürmesini sağlamak zorundadır. Bu nedenle, devlet, tutuklu ve hükümlülere sağlık hizmeti vererek buralarda ortaya çıkan hastalıkların tedavisini mutlaka eksiksiz olarak üstlenmelidir. Bunun için de cezaevi yönetimleri ve kurum doktorları duyarlı ve iş birliği içinde olmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sorun, insan hakkı ve cezaevleri olunca ülkemizde çok sayıda örnek bulmak olanaklıdır. Konuşma süresi, bunları, bu dönemde, bugünde yetmeyecek, daha da uzun bir ortam içerisinde bu cezaevleri koşullarının tartışılması gerektiğine inanıyorum.

Bundan dolayı, sözlerime burada son verirken yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ertemür.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisi aleyhinde son söz Bitlis Milletvekili Sayın Cemal Taşar’a ait.

Buyurun Sayın Taşar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CEMAL TAŞAR (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz, Millî Eğitim Bakanlığının günümüz şartlarında, yine, globalleşen dünyada meydana gelen sosyal ve ekonomik gelişmelerin ışığında, bilim ve teknolojinin gerekleri doğrultusunda ortaya konmuş vizyon çerçevesinde birçok yenilikleri uygulamaya koyarak yarınımızın teminatı sevgili gençlerimize ve çocuklarımıza, gelişmiş ülkelerdeki akranlarının seviyesinde, hatta daha üst düzeyde imkânlar oluşturmak için birçok ilki hizmete sunmuş bulunmaktayız.

Bilginin hızlı değişimi, bilim ve teknolojideki gelişmeler, nitelikli insan yetiştirme ihtiyacının daha yoğun hissedilmesine neden olmuştur.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Elitaş, konumuz cezaevleri değil miydi? Millî Eğitim Bakanlığı değil konumuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

CEMAL TAŞAR (Devamla) – İktidarımız bu anlayıştan hareketle bütçesinden sekiz yıldır büyük payı ve önceliği Millî Eğitim Bakanlığına ayırmıştır.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Arkadaşlar, konumuz cezaevleri değil mi?

CEMAL TAŞAR (Devamla) – Ayrılan bu pay kuruşu kuruşuna yerinde, zamanında, etkin ve verimli biçimde kullanılmıştır.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Cemal Bey, gençleri cezaevine mi gönderiyorsunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Yanlış oldu galiba.

CEMAL TAŞAR (Devamla) – Okul öncesinden yükseköğretime kadar reform niteliğinde köklü çalışmalar yapılmıştır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yanlış konuda konuşuyorsunuz Cemal Bey.

BAŞKAN – Sayın Taşar, öneriye dönerseniz iyi olacak.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, az önce konuşan öneriyle ilgili mi konuştu? Öneriyle alakası olmayan şeyler söyledi az önce konuşan arkadaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, az önce konuşan milletvekilini uyarmanız gerekirdi. Farklı şeylerle ilgili…

BAŞKAN – Şimdi…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Az önce konuşan sayın milletvekili gazete kupürlerini burada gösterip hiç alakası olmayan şeylerden bahsetti.

BAŞKAN – Biliyorum, biliyorum, biliyorum, biliyorum…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Burada milletvekilleri özgür şekilde kullanıyor demek ki.

BAŞKAN – Özgürlükleri kısıtlamak…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ya İç Tüzük’e davet edin…

BAŞKAN – Sayın Elitaş… Sayın Elitaş

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Farkında değil, Sayın Elitaş.

CEMAL TAŞAR (Devamla) – Tabii, arkadaşlarımızın konuyla ilgili söyledikleri malumdur ancak ben burada, bugün çalışmalarımızı özetlemek istiyorum, kürsüyü kullanmak istiyorum değerli dostlar.

İktidarımız, bu anlayıştan hareketle, bütçesinde sekiz yıldır büyük payı ve önceliği Millî Eğitim Bakanlığına ayırmıştır. Ayrılan bu pay kuruşu kuruşuna yerinde, zamanında, en etkin ve verimli biçimde kullanılmıştır. [CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar (!)]

Okul öncesinden yükseköğretime kadar reform niteliğinde köklü çalışmalar yapılmıştır. [CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar (!)] Teşekkür ederim.

Elli yılda yapılamayan hizmetler son sekiz yılda yapılmıştır. [CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar (!)]

Memlekete, millete yapılan hizmetler sizi niye bu kadar kızdırıyor, onu anlamıyorum. [CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar (!)]

ALİ ARSLAN (Muğla) – Kızdırmıyor, alkışlıyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Alkışlıyoruz, alkışlıyoruz...

CEMAL TAŞAR (Devamla) – Yani, birileri buraya çıkıp sağdan soldan yanlış şeyler anlattığında, birilerine iftira atıldığında hoşunuza gidiyor ama Hükûmetimizin, ama İktidarımızın yapmış olduğu çalışmalar, güzellikler anlatıldığında da zorunuza gidiyor. Ama vatandaş her defasında sandıkta bunu yüzünüze şamar gibi de vuruyor, bunun da farkındasınız. [CHP sıralarından alkışlar (!)]

ABDULLAH ÖZER (Bursa) – O şamarı siz yiyeceksiniz! O şamarı siz yiyeceksiniz!

CEMAL TAŞAR (Devamla) – Evet, her seferinde o mağlubiyeti, o güzelliği, vatandaşımız size bu hazzı tattırıyor. Onun için, siz burada bu alkışları çalmaya devam edin, Allah nasip ederse bir daha bunları yaşayacaksınız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Allah aşkına, biz millet iradesiyle geldik, ne şamarı?

CEMAL TAŞAR (Devamla) – Vallahi, onu kendinize sorun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Millet bana oy verdi, geldim. Ben şerefli milletin temsilcisiyim, ne şamarından bahsediyorsun Allah’ını seversen?

CEMAL TAŞAR (Devamla) – Onu kendinize sorun, onu kendinize sorun.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen ne demek istiyorsun?

CEMAL TAŞAR (Devamla) – Değerli arkadaşlar…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bize oy veren millet değil mi? Daha ne o zaman? Ne şamarı? Allah Allah!

CEMAL TAŞAR (Devamla) – Şimdi, bize de, size de oy veren millettir ama millete yaptığımız hizmeti takdir etmeyip farklı yönlere çekmenizi de yadırgıyorum işin doğrusu…

OKTAY VURAL (İzmir) – Allah Allah!

CEMAL TAŞAR (Devamla) – …yadırgıyorum işin doğrusu. Onun için kusura bakmayın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen gel de konunun üzerinde konuş!

CEMAL TAŞAR (Devamla) – Kusura bakmayın, ben bugün bu kürsüden İktidarımın yapmış olduğu güzellikleri anlatmak istiyorum.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Cezaevi… Cezaevi…

CEMAL TAŞAR (Devamla) – Evet, evet.

ABDULLAH ÖZER (Bursa) – Yanlış metin vermişler sana, yanlış metin!

CEMAL TAŞAR (Devamla) – Ben bugün bunu hazırlamışım, bunu okuyorum, halka bunu anlatacağım, evet. [CHP ve MHP sıralarından gülüşmeler, alkışlar (!)]

OKTAY VURAL (İzmir) – İmzalar gibi…

CEMAL TAŞAR (Devamla) – Değerli milletvekilleri, tabii…

BAŞKAN – Sayın Taşar… Sayın Taşar, bir saniye…

Şimdi, gene bunları anlatabilirsiniz ama bu arada da yani verilen önergeye de o konuşmanız içinde atıf yaparak giderseniz en azından biraz daha iyi olabilir.

CEMAL TAŞAR (Devamla) – Şimdi, Sayın Başkan, tabii ki buraya çıkan hatip…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın İçli hiç konuşmadı önergeyle ilgili.

BAŞKAN – Yapmayın ya!

Sayın Taşar, bir saniye, ben size ek süre vereceğim.

Şimdi bakın, konu öyle değil. Sayın İçli’yi ben dikkatle izledim yani her bir cümlesini sonuçta getirdi, o önergeye bağladı. Çoğu hatip aynı şeyi yapıyor.

MEHMET OCAKDEN (Bursa) – Üçkâğıtçılık yaptı yani.

BAŞKAN – Arkadaşımızı da ben incitmek istemiyorum, kimseyi de incitmiyorum ama…

MEHMET OCAKDEN (Bursa) – Üçkağıtçılık yaptı, işi…

OKTAY VURAL (İzmir) – İmzalar gibi.

BAŞKAN – Yani hem oraya atıf yapıp hem bunları söyleyebilir. Onu söyledim.

CEMAL TAŞAR (Devamla) – Şimdi, Sayın Başkan tabii ki…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Genel Kurulu bile selamlamadı.

CEMAL TAŞAR (Devamla) – Ben Genel Kurulu selamladım. Arkadaşlar, tabii ki… (MHP sıralarından gürültüler)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ne zaman?

BAŞKAN – Yok, yok, selamladı. (Gürültüler)

Sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Notlarına devam et.

CEMAL TAŞAR (Devamla) – Arkadaşlar, ben…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lehte ve aleyhte konuşanlar, birbirlerine laf atanlar, lütfen susar mısınız.

Sayın Hatip, devam edin siz, Genel Kurula konuşun, şahıslarla konuşmayın.

CEMAL TAŞAR (Devamla) – Şimdi, tabii ki ben anlatacaklarımı, ben bu kürsüden Hükûmetimin yapmış olduğu çalışmaların -her alanda- anlatılmasını gayet doğal görüyorum. Yani bunun bir başkası tarafından “Niçin bunu anlatıyorsun? Bugün niye buradasın?” denmesini de yadırgıyorum.

Buraya başka zaman çıkan hatip -biraz önce söylendi- hiç alakası olmayan konuları anlatırken hoşunuza gidiyor, ben de bugünü anlatmak istiyorum.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Bu bir itiraf yani.

CEMAL TAŞAR (Devamla) – Evet, şimdi, biraz önce söylediğim gibi elli yılda yapılamayanları bizim bu Hükûmetimiz -Allah’a şükürler olsun- milletimize verdiği sözü yerine getirmiştir. Bu demokratik açılımdan, insan haklarından, temel özgürlüklerden tutun bütün konularda halkımıza verdiğimiz sözün arkasında olmuşuz, hizmetimize devam ediyoruz. Bunun için buraya kalkan arkadaşlarımıza veya bizlere farklı bir şekilde söylemenize gerek yok. Biz bu önergenin karşısındayız.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından alkışlar [!])

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Taşar.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı istemiştik.

BAŞKAN – Arayacağım.

Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.33


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Grup önerisi reddedilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

2.- (10/348) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 7/4/2010 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

                                                                                                                     Tarih: 07.04.2010

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun 07.04.2010 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında, Siyasi Parti Grupları arasında oybirliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu Maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                         Oktay Vural

                                                                                                                               İzmir

                                                                                                               MHP Grup Başkanvekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan 10/348 esas numaralı “Kanser hastalığının boyutlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla” Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104 ve 105. Maddeleri Gereğince Meclis Araştırması önergesinin görüşmelerinin Genel Kurulun 07.04.2010 Çarşamba günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin lehinde ilk söz Kastamonu Milletvekili Sayın Mehmet Serdaroğlu’na ait.

Buyurun Sayın Serdaroğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET SERDAROĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanser hastalığıyla ilgili verdiğimiz araştırma önergemiz hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Sizleri en iyi dileklerimle selamlıyorum.

Önergemiz gayet açık ve nettir ancak her zaman olduğu gibi iktidarın ilgisini ne derecede çekecektir bilmemekteyiz. Ülkemizde ve dünyada en önemli sağlık problemlerinin başında gelen kanser hastalığı her yıl artarak devam etmektedir. Bu vesileyle dün kanser hastalığından hayatını kaybeden 21’inci Dönem Balıkesir Milletvekilimiz Hüseyin Kalkan Bey’e Milliyetçi Hareket Partisi ve şahsım adına Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Kanser hastalığının bölgeler ve iller bazında hangi boyutta olduğunun tespiti, hasta sayısı, hastalığın türleri, tanı, tedavi, ekipman ve hekim ihtiyacı gibi tüm eksikliklerinin giderilmesi gerekmektedir ve bu konularda çok ciddi bir yol haritasına ihtiyaç vardır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde her yıl 150 bin civarında kişinin yakalandığı kanser hastalığıyla ilgili net bilgiler bulunmamaktadır. Kansere yakalanan hasta sayısı her geçen gün artarken hastaneler dolup taşmaktadır. Dolayısıyla bu hastalıkla ilgili tüm eksiklikleri araştırmak, önlem almak devletin, hükûmetin, milletvekillerinin ve nihayetinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevi değil midir? Böylesine önemli bir konuda bir araştırma komisyonunun kurulması neden çok görülebilir?

İlim Kastamonu’dan her gün 10-15 kişi Demetevler’deki Onkoloji Hastanesine hasta ziyaretine gelmektedir. Bu bile, bu hastalığın ne kadar ileri seviyede olduğunun en basit göstergesidir.

Değerli milletvekilleri, kanser tedavi hizmetlerinin organizasyonunda en çarpıcı ve önemli nokta, ülkemizdeki tıbbi onkolog ve hematologların sayısal yetersizliğidir. Şu an sayıları milyonlara yaklaşan kanserli hastaların tedavi ve takibinin yetersiz sayıdaki tıbbi onkolog ve hematologlarla götürülemediği ve sıkıntıların varlığı açıkça ortadadır.

Ülkemizde en sık görülen iki kanser türünden akciğer kanserine yılda 50 bin kişi, meme kanserine yılda 16 bin kişi yakalanmaktadır. Yine, ülkemizde 50 bini aşkın lösemi hastası takip edilmekte, yılda 15 bini aşkın lenfoma ve 10 bini aşkın yeni lösemi olgusu saptanmaktadır.

Gerekli uzman ihtiyacının karşılanması için de üniversiteler ve tıp fakülteleriyle birlikte ortak çalışmaların yapılarak tespit ve çözümlerinin belirlenmesi gerekmektedir.

Erken teşhis ile kanserle savaş politikasına yön verilmesi, nüfus tabanlı kanser kayıt sistemlerinin kurulması ve daha sağlıklı veri toplanması sağlanmalıdır.

Dünyada kanser hastalığının tedavisinde önemli gelişmelerin olması, bizim de bu gelişmeler paralelinde çalışmalar yapmamızı gerektirmektedir.

Medikal onkoloji konusunda uzman yetişmesi seneler almaktadır. 11 milyon nüfuslu Yunanistan’da bile medikal onkolog sayısı bizden fazladır. Bu konudaki yetişmiş eleman sayımız gerçekten yetersizdir. Üstelik sadece onkolog yetiştirmek de yeterli olmamaktadır. Patolojide uzmanınız yoksa yeterli onkolog olması da bir şey ifade etmemektedir. O nedenle, radyolog, stolog ve patologların yetiştirilmesine de önem verilmelidir ve insan kaynakları yetersizliği mutlaka giderilmelidir.

Bakınız, bir medikal onkolog ve hematolog, tıp fakültesini bitirdikten sonra on dört-on beş yıl daha eğitim alarak ancak kırk yaşında göreve başlayabilmektedir. Bu durum ise bu uzmanlığın tercih edilmemesine neden olmaktadır. O yüzden bu uzmanların yetiştirilmesi konusunda yeni idari ve yasal düzenlemelere ihtiyaç olduğu aşikârdır.

İşte tüm bu nedenlerle ülkemizin en önemli sağlık problemlerinden biri olan kanser hastalığının hangi boyutlarda olduğunun tespiti, araştırma merkezleri, tıbbi cihaz ve uzman hekim ihtiyacı, hasta sayısının belirlenmesi, tanı ve tedavi şekilleri dâhil tüm eksikliklerin giderilmesi için gerekli önlemlerin ortaya konulması amacıyla bir Meclis araştırma komisyonu kurulması mutlaka gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, AKP İktidarı muhalefetin her şeye muhalefet ettiğini ve çözüm üretmediğini iddia ederek Türk siyasetine “muhalefete muhalefet” anlayışını yerleştirmiştir. Şimdi ben de iktidara soruyorum: Muhalefetin önerileri, kanun teklifleri, araştırma önergeleri muhalefet olsun diye mi veriliyor? Milliyetçi Hareket Partisi olarak gündeme getirdiğimiz hemen hemen her konu bu ülkenin ve insanlarının gerçek sorunlarıdır ve bu sorunlara çözüm önerileridir. Yaratılan sanal gündemler değil, vatandaşımızın bizden beklediği gerçek gündemlerdir ama üzülerek ifade ediyorum ki AKP İktidarı insanların kafalarını karıştırarak suni kavgalarla yarattığı gündemi bizlere ve vatandaşlarımıza dikta ettirmeye çalışmaktadır. İktidar, her konuda ama her konuda icraat, söylem ve suni gündemleriyle kamuoyunu ikiye bölmekte, insanların kafasını karıştırmaktadır. Böylece de doğrunun veya yanlışın ne olduğu konusunda tereddütler yaratmaktadır. Özellikle kamuoyunu aylarca meşgul eden ve insanları ikiye bölen ve fiyaskoyla sonuçlanan domuz gribi aşısı da buna son örnektir. Bu konuda Sayın Başbakan ve Sayın Sağlık Bakanı bile ikiye bölünmüş, vatandaşın kafası baştan karıştırılmıştır. Milliyetçi Hareket Partisi başından beri domuz gribi salgını ve aşıları konusunda Sağlık Bakanlığının yanlış politika izlediğini, vatandaşlarımızın paniğe sevk edildiğini, domuz gribinin diğer griplerden bir farkının olmadığını ve aşılara verilecek paranın da heba olacağını her platformda dile getirmiştir. Geldiğimiz noktada Dünya Sağlık Örgütü Başkanı ve Sayın Başbakanın da şahitlikleriyle domuz gribi meselesinin sadece bir palavradan ibaret olduğu ortaya çıkmıştır.

Domuz gribi olayına değinmemin sebebi ise ülkenin milyonlarca doları bir palavraya heba edilirken her yıl 150 bin kişinin yakalandığı kanser hastalığı gibi ciddi sorunlarımıza gereken hassasiyetin ve önlemlerin mutlaka ve mutlaka alınması içindir. 4 Nisan 2010 tarihinde düzenlenen Kanser Kongresinde konuşan Sayın Sağlık Bakanı bakınız manşette ne diyor: “Akdağ Türkiye'nin korkunç kanser raporunu açıkladı: Her yıl 150 bin yeni hasta.” Evet, her yıl Türkiye’de 150 bin kişiye kanser teşhisi konulmaktadır ve bu rakamın -Sayın Bakan tarafından ifade ediliyor ki- 2011’de hızla artarak 155 bin olacağı söyleniyor.

Sayın Bakanın bu açıklaması bile araştırma önergemizin haklılığını desteklemekte, sizin de oy vermenizi gerektirmektedir. Umarım bu konuda çelişkiye düşmeyeceksiniz.

Bakınız, Kastamonu’yu da içine alan başta Karadeniz Bölgesi olmak üzere tüm yurtta kanser hastalığında ciddi artışlar görülürken şayet reddederseniz, bu amansız hastalıkla ilgili gerekli önlemlerin alınmasında, ciddi bir araştırmanın yapılmasında ne gibi bir sakınca gördüğünüzü açıklamanız ve bunu milletimizin bilmesi gerekmektedir.

Milyonlarca insanımızın bugününü ve geleceğini ilgilendiren kanser konusunda verdiğimiz araştırma önergemizin kabul edilmesi ve kurulacak komisyonla bu sorunlara vakit geçirilmeden çare aranması ve bulunması şarttır. Hiç olmazsa bu araştırma önergemizi bir kerecik olsun muhalefetten gelen önerge ayrımından vazgeçerek, öncelikle milletin vekilleri olarak, bu hastalığa yakalanmış veya yakalanabilecek potansiyel hastaların vekilleri olarak önergemizi desteklemenizi umuyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Serdaroğlu.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk söz Hakkâri Milletvekili Sayın Rüstem Zeydan’a aittir.

Buyurun Sayın Zeydan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RÜSTEM ZEYDAN (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu önerinin aleyhinde söz almış bulunmakla birlikte, konunun özüne muhalefet yapmam söz konusu değildir. Sadece çalışma sürelerimizin bir takvime bağlanmış olmasından ötürü, bu çalışma takvimine uygun olsun diye biz bugün bu önerinin tartışılmasının tarafgiri olamayacağız. Onun için, yanlış anlaşılmaktan korktuğumdan dolayı bu açıklamayı size arz etmek istedim. Yoksa çok önemli bir konu, gerçekten çok anlamlı bir konu, çok güncel bir konu.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Evet deyin, araştıralım.

RÜSTEM ZEYDAN (Devamla) - Ülkemizin her köşesinden, muzdarip olan insanlarımızın karşı karşıya bulunduğu bir konu. Elbette ki önerinin özüne evet diyoruz, ama zamanlaması itibarıyla…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Şimdi başlamıyoruz zaten, daha sonra başlayacağız.

RÜSTEM ZEYDAN (Devamla) – Nevzat Bey, zamanlaması itibarıyla çok zamanında gelmiş bir öneri olmadığını zannediyoruz.

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Hastalığın zamanı mı olur?

RÜSTEM ZEYDAN (Devamla) - Yoksa, kanser, sık görülmesi ve öldürücülüğünün yüksek olması nedeniyle gerçekten önemli bir sağlık problemidir. Dünyada her yıl 11 milyon kişi kansere yakalanmakta ve 7 milyon kişi maalesef kanserden ölmektedir. Üstelik gelişmiş ülkelere özgü bir hastalık olarak bilinse de, kanser vakalarının yüzde 70’i az gelişmiş ülkelerde görülmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2008 yılında tüm dünyada 12,4 milyon yeni kanser vakası, 25 milyon kanserle yaşayan hasta sayısı ve 7,6 milyon kansere bağlı ölüm gerçekleşmektedir. Kanser vakalarının yarıdan fazlası ve ölümlerin yüzde 60’ı az gelişmiş ülkelerde meydana gelmektedir. 2000 ve 2007 yılları arasında kanserden ölen kişi sayısında yüzde 32’lik bir artış söz konusudur, bu da gerçekten ürkütücüdür.

Ülkemizde en son verilen rakamlara ve gerçekten değerlendirilen verilere göre kanser insidansımızın her yıl 100 bin kişide 229 olduğu gerçeğiyle maalesef karşı karşıyayız. Yani bunun anlamı, her 100 bin kişinin 229 kişisi maalesef bu amansız hastalığa yakalanmaktadır.

Genel olarak kanser erkeklerde kadınlara göre daha sık görülmektedir. Ülkemizde en sık görülen kanser türü akciğer kanserleridir ve yılda 50 bin yeni olguyla karşı karşıya kalmaktayız. Çoğunuzun bildiği gibi tıp alanında yaşanan gelişmeler kanserli kişilerin konuya bakışı üzerinde büyük etki yaratmıştır. Her zaman iyi sonuçlar alınmasa da, yeni bin yılın başlangıcında eskiden beri çok daha az korkulan ve diğer pek çok hastalıkla karşılaştırıldığında birçok kanserli hasta için gelecek daha umut vericidir. Bu olumlu gelişmelerin nedenleri arasında erken tanı, daha etkili tedavi olanakları, daha başarılı destekleyici tedaviler ve daha başarılı sağlık örgütlenmesi bulunmaktadır.

AK PARTİ Hükûmeti olarak, kanserle ilgili ulusal politikaların oluşturulmasında, kanserden korunma önlemlerinin alınmasında, kanserli hastaların tanı, tedavi ve izlenmelerinde karşılaşılan sorunlara çözüm aranmasında, kanserle ilgili konularda toplumun bilgilendirilmesi, bilinçlendirilmesi ve eylem planları hazırlanmasında, tavsiye niteliğinde görüş bildirmek üzere Ulusal Kanser Danışma Kurulu oluşturulmuştur.

Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Daire Başkanlığımız, ülkemizin önde gelen bilim adamları ve sivil toplum örgütlerini bir araya getirerek, Dünya Sağlık Örgütünün de katılımı ile birlikte, önümüzdeki beş yıl içerisinde uygulanacak olan Ulusal Kanser Kontrol Programı’mızı hazırlamıştır. Bu program, oldukça geniş kapsamlı olup, kanser kayıtçılığı, önleme, erken teşhis, tedavi ve palyatif bakım gibi başlıklar altında bir dizi yapılacak eylem planı içermektedir. Kurumlar arası iletişim ve iş birliği Kanser Kontrol Programı’mızın başarısında oldukça anlamlı ve önemlidir. Ülkemizde kanser konusunda yapılan sağlık harcamaları pek çok Avrupa ülkesinin önünde yer almaktadır.

Değerli milletvekilleri, kanser için yapılan harcama bazında ülkemiz Avrupa Birliği ülkeleri arasında 3’üncü sırada bulunmaktadır. Burada AK PARTİ hükûmetleri adına, sosyal devlet anlayışı içerisinde kanserli hastaların tüm masraflarını karşılamamızın önemli bir rolü olduğunu bilerek, kendilerine şükranlarımızı bir insanlık borcu olarak ifade etmek istiyorum. Gelişmiş pek çok Batı toplumunda kanserli tüm hastalar tedavi masraflarına aktif katılım göstermekteyken, ülkemizde en ufak bir ücret talebi bu anlamda yapılamamaktadır. Şu an ülkemiz kanser tedavisine doğrudan harcamalarla yıllık 2,5 milyar dolar ödemektedir. Bu çok önemli bir rakamdır. Eğer hiçbir önlem alınmaz ise 2030’lu yıllarda kansere harcanan para 12 milyar dolara kadar çıkacaktır. Her ne kadar bu tür önlemler sonuçlarını en az on beş senede gösterecek ise de ülkemizi bekleyen tablo bu tedbirlerin hızla yaşama geçirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Hükûmet olarak bu sene en önemli önleyici tedbir olarak tütün ve pasif içicilikle mücadele konusunda yeterince gayret gösterilmiş, ülkemiz bu yasayı en önce çıkaran ve uygulayan ülkeler arasına girmiştir. Bu yasa günü kurtarmaya yönelik popülist yaklaşımdan çok, uzun dönem fayda sağlayacak ve gelecek nesillerimize parlak ve temiz bir gelecek sağlayacak bir atılımdır.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından tarama yapılması önerilen kanserlerde toplum tabanlı tarama programlarını yürütmek üzere kanser erken teşhis, tarama ve eğitim merkezleri, kısacası KETEM’leri Sağlık Bakanlığımız kurdu. Yurdun dört bir yanında kurduğumuz bu kanser erken teşhis, tarama ve eğitim merkezlerimiz uluslararası örnek model olarak gösterilmektedir. Şu anda ülkemizde yüz yirmiye yakın KETEM merkezi bulunmaktadır.

Bu merkezlerde hastalarımıza ücretsiz kanser taraması yapılmakta, kanser ve beslenme eğitimleri verilmektedir. Son iki yıl içerisinde ulusal meme, serviks ve kolorektal kanser tarama standartlarımızı Bakanlığımız yayınladı ve başta gelen eleştirilere rağmen bugün pek çok ülkenin bizim standartlarımıza yaklaştığını da memnuniyetle müşahede etmiş bulunmaktayız. Bugün her ilimizde bulunan KETEM’lerimiz toplum bazlı kanser taraması için evlere mektup göndererek halkımızı bilinçlendirmekte, bilgilendirmekte ve bu merkezlere davet etmektedir.

2015 yılına kadar toplumun yüzde 70’inin taranması bitmiş olacaktır. 2010 yılı içerisinde yapacağımız eğitimler ve sertifikalandırmalar neticesinde her bir KETEM merkezimizi aynı zamanda ücretsiz hizmet veren bir sigara bıraktırma merkezi hâline getirmeyi düşünmekteyiz.

Bu sigara içiciliğiyle mücadele konusunda hakkını ödemek adına kıymetli Başkanımız burada, tabii ki Profesör Doktor Cevdet Erdöl Bey’in Başkanlığındaki çalışmalar ve yüce Meclisin bütün milletvekillerinin vermiş olduğu destekle gerçekten ülkemiz bir model ülke hâline getirilmiştir. Bu anlamda bir milletvekili olarak, bir insan olarak ve bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak kendilerine ve yüce Meclise içtenlikli şükranlarımızı, yoğun desteğimizi, içimizde sigara içen milletvekili sayımızın her ne kadar parmakla sayılacak kadar az olsa bile onların da bir an önce bu alışkanlıklarından vazgeçmesini diliyor, yüce heyeti sevgiyle, saygıyla selamlıyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Zeydan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin lehinde İstanbul Milletvekili Sayın Sacid Yıldız. (CHP sıralarından alkışlar)

SACİD YILDIZ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun kanser konusunda araştırma önergesinin lehinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Benden evvelki değerli konuşmacı “AKP Grubu adına aleyhte söz aldım, ama özünde karşı değilim.” dedi. Gündemin yoğun olması nedeniyle şeklen karşı olduğunu söyledi. Bu yoğun gündemde mademki gündeme alındı bu konu, yani yoğun gündemin bundan sonra bir şeyi yok, hiç olmazsa komisyonu kuralım geçsin değerli arkadaşlar. Yani zaten gündeme alınmış, bundan sonra fazla bir zaman harcanmayacak. Yaklaşık bir yıl evvel Milliyetçi Hareket Partisi bu araştırma önergesini vermiş, 20 Nisan 2009 tarihinde ve bu içinde bulunduğumuz hafta da 1-7 Nisan haftası Kanserle Savaş Haftası. Kanserin ne kadar önemli olduğunu değerli konuşmacı da söyledi, bütün herkesin de malumu. Bu kadar bir kanserin çok önemli olduğunu bilmemize rağmen bir yıl içinde niçin gündeme gelmemiş, buna şaşırmak lazım, bunu anlamak mümkün değil. Onun için, komisyonun kurulmasını… Sonunda, inşallah, kendi özgür iradeleriyle hareket ederler değerli AKP milletvekilleri, grup baskısı altında kalmazlar ve bir komisyon kurulur mademki gündeme gelmiş.

Değerli arkadaşlar, içinde bulunduğumuz hafta, 1-7 Nisan, dediğim gibi, Kanserle Savaş Haftası, 7 Nisan (bugün) Dünya Sağlık Günü, 7-13 Nisan Sağlık ve Sosyal Güvenlik Haftası. O nedenle, bu haftalar önemli. Yine önümüzdeki hafta da 12-18 Nisan Kalp Sağlığı Haftası. O nedenle, bu nisanın ilk yarısı sağlığa ayrılmış haftalar olmaktadır.

Değerli milletvekilleri, şimdi, kanserin ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliyoruz dediğim gibi. Bu kanserde erkeklerde -bütün dünyada da öyle, bizde de öyle- en fazla akciğer hastalığı, akciğer kanseri, prostat kanseri, kalın bağırsak kanseri, rektum, mide kanseri, daha sonra pankreas kanseri gelmekte; kadınlarda ise meme kanseri, akciğer kanseri, rahim ağzı, kalın bağırsak kanseri, rektum ve yumurtalık yani over kanserleri gelmekte değerli arkadaşlar.

Bu kanserde üç tane aşama var hepimizin bildiği gibi. Bunlardan bir tanesi korunmadır değerli milletvekilleri. Neden korunma? Çevre, sağlıklı bir çevre olacak, hava kirliliği olmayacak, su kirliliği olmayacak, gıda güvenliği olacak. Geçtiğimiz günlerde burada Biyogüvenlik Yasası konuşulurken GDO'ları tartıştık. Bu GDO'lar da -araştırmalarda, hayvan deneylerinde gösterilmiş- immüniteyi bozarak kansere yol açmaktadır değerli milletvekilleri.

Aynı zamanda, GDO'lar alerjik hastalıklara da yol açmakta, onu da burada belirteyim. Bizim, eskiden -hepimiz tanığıyız- çocuklarda alerjik olgular olmazdı ama son zamanlarda çocuk alerji olguları çok arttı, bu GDO'lar sayesinde olmakta ve gene dediğim gibi, kanser olgularını da artırmakta.

Gene, biraz evvel değerli konuşmacı arkadaşımız dedi, “Gündem yoğunluğu.” dedi ama sağlıklı yaşam hakkı, daha doğrusu yaşam hakkı, Dünya Sağlık Örgütünün üzerinde durduğu en kutsal haklardan biri değerli milletvekilleri. Bu gündem ne kadar yoğun olursa olsun sağlıklı yaşam hakkına her zaman yer ayırabilmelidir, zaman ayırabilmelidir bu yüce Meclis.

Değerli arkadaşlar, bazı, bu kanserde korunmada katkı maddeleri, özellikle tarımda kullanılan katkı maddeleri -bunlar böcek öldürücü ilaçlar, gübreler- bunların da Tarım Bakanlığı tarafından çok iyi denetlenmesi lazım.

Sigara konusu, tabii bu Meclisin oy birliğiyle geçirdiği bir yasa tasarısıydı, yasalaştı. Sigara çok önemli, özellikle akciğer kanserinde çok önemli, içenler için önemli, pasif içiciler için önemli. Hatta son zamanlarda üçüncü grup, pasif içici değil de, işte kahvede sigara içmeye maruz kalmış ama giysileriyle eve götürmüş, o şekilde de geçişten bahsediliyor değerli arkadaşlar. Bu çok önemli. Fakat, ne yazık ki, İstanbul’da ve Ankara’da benim gözlemlerim -çok kimsenin de gözlemidir- bu yasaklara uyulmuyor. Ben sorduğumda -kendim de sordum- işte belediyelerin veya sağlık müdürlüklerinin göz yumdukları söyleniyor. Ben gittiğimde lokantalarda sigara yasak olmasına rağmen, diyorlar ki, burası sigaralı alanımız. Ya nasıl olur, izin çıktı mı? Öyle diyorlar. Bu yasaklara dikkat… Meclis bir yasa çıkarıyor, ama bunu denetleyemiyor.

Daha birkaç gün evvel Bursa’da bir avukat arkadaşımız kendi iş yerinde sigara içenleri uyardığı için bıçaklanarak öldürüldü değerli arkadaşlar. Her zaman bu tip tartışmalar çıkıyor, bu konuda da mutlaka bunun denetlenmesi ve uygulanması lazım ya değilse Meclisin saygınlığına gölge düşmüş olur değerli arkadaşlar.

İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Nasıl olacak bu?

SACİD YILDIZ (Devamla) – İşte, bu, sıkı denetlenecek, denetlenme eksik, ben onu söylüyorum. Belki seçim veya başka kaygılarla denetlenme eksik.

Değerli arkadaşlar, bu sigara konusu gelmişken sanatsal faaliyetlerde olan -benim şahsi görüşüm- sinema ve tiyatro nedeniyle olan gösterilerde sigaraya sanat anlamında izin verilmesi lazım. Mesela sigara aleyhinde bir program yapılmış -geçen gün yine basında yer aldı- sigara aleyhinde yapılan programda sigara gösterilmiş. Yahu, program sigara aleyhine ve ceza yemiş. Bu olmaz.

CEVDET ERDÖL (Trabzon) – Örtülü reklam.

SACİD YILDIZ (Devamla) – Yani her neyse. Bu olmaz yani sigara konusunda. Geçtiğimiz yıllarda bu sigara yasası çıkmadan evvel film çevrilmiş. Mesela daha evvel de… Casablanca filminin çevrimi, Casablanca filminin her sahnesinde sigara var. Yani “İyi Şanslar İyi Geceler” diye bir film var, her sahnesinde… Yani bu sanatsal faaliyetlerde bu başka türlü anlatılmaz. Bunlara izin verilmesi lazım değerli arkadaşlar.

Kanserde ikinci önemli konu erken tanı. Bu, sağlıkta erken tanı ve sağlıkta normal tanı çok önemli. İyi bir sağlık hizmetinde hızlı, nitelikli, ulaşılabilir, ücretsiz, eşit sağlık hizmeti sunulmalıdır değerli arkadaşlar. Günümüzde, bakalım, eşit sağlık hizmeti sunabiliyor muyuz ülkemizde? Sunamıyoruz. Nitelikli sağlık hizmeti çok farklı. Bazı yerler nitelikli, bazı yerler değil. Çok heterojen sağlık hizmetleri sunumu var. Ulaşılabilir mi? Ulaşılamıyor. Helikopterle hasta taşıyoruz ama bir tarafta normal ambulansın lastiği bozuk, şoförü mevcut değil, hasta getirilemiyor, ulaşılamıyor. Ücretsiz mi? Değil. Daha bu Hükûmet zamanında koruyucu sağlık hizmetlerine, birinci basamak sağlık hizmetlerine ücret getirildi değerli arkadaşlar. Bu bazı hastalıkların belki ilk basamakta kansere yol açması mümkün olan bazı hastalıklar önlenecek ama buna ücret getirildi. Onun için bu erken tanı konusu da çok önemli değerli arkadaşlar.

Diğer üçüncü konu, kanserde tedavi. Tedavi tabii çok önemli ama her nedense Sağlık Bakanlığı, Sosyal Güvenlik ve Çalışma Bakanlığı, Maliye Bakanlığı sık sık tebliğler yayınlıyorlar ve bu vatandaşların, tabii bu arada kanserli hastaların da mağduriyetine yol açıyorlar değerli milletvekilleri. Daha geçtiğimiz günlerde, bir hafta-iki hafta oldu olmadı, meme hastalıklarında kullanılan bir tedavi ilacı -Sağlık Bakanlığı bir genelge çıkarttı- elli iki haftayken dokuz haftaya indirildi. Bütün dünyada elli iki hafta diye uygulanıyor bu ilaç. Bende de ismi, karışık olduğu için söylemiyorum, yazılı. Ama ülkemizde “Hayır, elli iki hafta değil, dokuz hafta yeter.” dedi değerli milletvekilleri. Oysaki bu belki başlangıç hâlindeki kanser hastalarına dokuz hafta yeter ama orta ve ilerlemiş meme kanserlerinde bu ilerlemeye yol açıyor, ondan sonra sürekli kullanmak gerekiyor, tedavide maliyeti artırıyor, hastanın konforunu da azaltıyor değerli arkadaşlar.

Bir de dünyada çıkan kanser ilaçlarının ülkemize hızla gelemediğinden yakınıyorlar bu onkolojiyle uğraşan arkadaşlar. Mesela Amerika’da FDA onay veriyor ama ülkemizde hızla onay alamıyorlar. Hatta şöyle yakınmalar var, doğru mudur bilmiyorum, Sağlık Bakanlığı yetkilileri söylerler: Bazı firmaların kolay ruhsat aldığı, bazı firmaların ise kolay ruhsat alamadığını söylüyorlar değerli arkadaşlar.

Ülkemizde bazı bölgelerde özellikle bazı kanserler var, bunların üzerine de eğilmek lazım. Mesela Doğu Anadolu’da, gene arkadaşlarım söyledi bu arada konuştuğumda, mide, yemek borusu kanserleri daha fazla deniyor. Bunların niye olduğunun araştırılması lazım. Orta Anadolu’da asbestozis, mezotelyomaya yol açan bir vaka. Bunların araştırılması lazım değerli arkadaşlar. Kanser de 1982’den beri bildirimi zorunlu bir hastalık fakat nedense bu bildirim konusunda da sıkıntılarımız var, yeterli sayıda bildirim olmuyor değerli arkadaşlar.

Konum olduğu için o kısmını söyleyeyim, şimdi vakit yetmez belki söyleyemeyebilirim: Prostat kanserinde de erken tanı çok önemli, kendi ülkemizde de önemli, bütün dünyada da. Elli yaşın üstündeki erkeklerde en fazla görülen kanser türü prostat kanseri değerli arkadaşlar. Ülkemizde de iki tane Cumhurbaşkanımızda -basına yansıdığı için- prostat kanseri vardı ve gittiler, ameliyat oldular geldiler. Yani oran yüzde 20 civarında ülkemizde, cumhurbaşkanları arasında dersek. Bu konuda da PSA taramalarının da önemi çok önemli. Son zamanlarda Türkiye’de on iki ilde yapılan yeni çalışmada, beş yıl öncekine göre prostat kanserli vakalar iki kat artmıştır değerli arkadaşlar. Bu, erken tanı ve PSA taramasıyla oluyor. Ben bundan evvelki Meclis Başkanımıza, Mecliste de hem milletvekilleri hem tüm çalışanlar arasında elli yaşın üstünde böyle bir prostat kanseri taraması yapalım, PSA bakalım dedim -nasıl ki böbrek sağlığına bakılıyor, kalp sağlığına, tansiyonuna bakılıyor- ama pek kabul görmedi. Bunu da dikkatlerinize sunuyorum değerli arkadaşlarım.

Şimdi, 1 Nisandan itibaren uygulanmaya başlanan Sağlık Uygulama Tebliği’nde de bazı hizmetlerde öğretim üyesi katkı payı kaldırıldı değerli arkadaşlarımız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

SACİD YILDIZ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bunlar acil sağlık hizmetleri, yoğun bakım hizmetleri, yanık tedavisi ve aynı zamanda kanserde radyoterapi, kemoterapi ve radyoizotop tedavilerinde de kaldırıldı. O zaman öğretim üyeleri bunlara bakmıyor. Bu, tabii, öğretim üyesi katkısı olmasın demek kolay ama öğretim üyesine de bir şey olmadığı zaman bu hastalar mağdur olmakta ve çalışma barışını da bozmakta, bu kanserle uğraşan kimselerde bu tip şeylerin, katkıların kalkması. Bu tebliğde mesela olumlu bir şey var, onu da burada söylüyorum bu olumsuzluğu: Bir, organ naklinde uğraşan yerlerde kadavradan nakil alanlara destek verildi. Eskiden ben bunda, organ nakli konusunda da konuşmuştum gündem dışında, 12 bin lira destek verildi. Bu sayede kadavradan organ nakilleri artacak. Bu olurken kanser tedavisinde görev alanların bir çalışma barışı bozuluyor, onların mağduriyetlerine yol açılıyor değerli arkadaşlar. Zaten Türkiye’de yeterli hematolog, onkolog sayısı yok, bundan sonra bu kanser vakaları artarsa daha da güçlük olacak değerli arkadaşlarımız.

Bu düşüncelerle önerinin desteklenmesini canıgönülden istiyorum, AKP Grubundan hele hele hekim milletvekili arkadaşları burada gözleyeceğim, ne diyecekler.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldız.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin aleyhinde son söz Trabzon Milletvekili Sayın Cevdet Erdöl’e aittir.

Buyurun Sayın Erdöl. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CEVDET ERDÖL (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 7 Nisan Dünya Sağlık Günü ve 1-7 Nisan Kanserle Savaş Haftası nedeniyle tüm hastalarımıza Allah’tan şifalar diliyorum. Bu vesileyle hepinize sağlık, mutluluk, esenlik dilerken tekrar sizleri en kalbî duygularımla selamlıyorum.

Tabii, kanser korkulan bir hastalık. Gerek beklenen yaşın, ömrün uzaması, diğer hastalıkların kolaylıkla tedavi edilebilmesi ve erişimin, hastaların, hastanelere, hekime ulaşmasının erişiminin kolaylaşması kanser insidansını artırmaktadır. Tabii ki genetik faktörler, çevresel faktörler ve hele beslenme ve tütün faktörleri çok ciddi kanser yapıcı faktörlerdir. Bunlardan özelikle üç kanserden biri beslenme, bir diğeri sigaraya bağlı olduğunu söyleyecek olursak eğer gerekli tedbirleri aldığımız takdirde üç kanserden ikisini önleyebileceğimiz anlamına gelir, bunu da dikkatlerinize sunuyorum.

Karadeniz Bölgesi’ne has olarak, özellikle son zamanlarda, son on yılda en çok iddia edilen konu Çernobil felaketinin Karadeniz’deki yaptığı etkidir ve bir diğeri de son zamanlarda değerli mesai arkadaşım Sayın Profesör Tahsin Yomralıoğlu ve arkadaşlarının yapmış olduğu elektrik hatlarının, yüksek gerilim hattının ve çevresinin insanlara, insanlarda kanser yapıcı etkiye yol açtığına dair bilimsel çalışmalarıdır. Tabii bizler bilim adamları olarak kanıta dayalı konuşmalıyız, kanaate dayalı olarak konuşmamalıyız, kanıtla kanaati birbirinden ayırmamız lazım. Bu vesileyle ben de sizlere bilimsel kanıtlarla ilgili bir doküman arz edeceğim.

Çernobil vakası, malumunuz, 1986 yılı 26 Nisanında patlayan nükleer santralde, muhtemeldir ki o zamanki Sovyetler Birliği Hükûmeti bunu çok da duyurmak istememiş ve birkaç gün esen rüzgârlarla, kuzeye doğru esen rüzgârlarla nükleer serpinti ulaşmış, taa İsveç’e kadar ve İsveç’te ve Norveç’te, o civarda yapılan ölçümlerde radyasyon miktarının beklenenin 14 kat yükseğine çıktığı anlaşılınca bir sızıntı olduğu, bir patlama olduğu düşünülmüş ve araştırmalar sonucunda Çernobil’de bir nükleer kaza olduğu gözlemlenmiş ve ardından 5 Mayısta ikinci bir patlama olmuş fakat rüzgâr bu arada yön değiştirerek güneye doğru dönmüş ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu pek çok ülkeye radyasyon serpiştirmiştir. Bunlardan en çok etkilenen bölge Edirne Havsa bölgesi ve Rize, Hopa, Trabzon bölgesidir. Bu nedenle, buralarda yapılmış ve yapılmakta olan araştırmalar bizim Çernobil’le ilgili kanaatlerimizi kanıta dökmüş veya dökmemiştir. Bununla ilgili çalışmalar epeyce yapılmıştır.

Nasıl etki ediyor radyasyon? Ya bulutlardan direkt ışınlamayla veya bulutlardan solumayla veya toprakta olan radyasyonun serpişmesiyle veya radyoaktif maddelerle kontamine yani bulaşan besinlerin gıdalarla alınması. İşte, Türkiye’de en çok bu gıdalarla alınması ile bulaşma olduğu söylenmektedir ve bununla ilgili maalesef çok kötü örnekler de... Hani, çayı içen “İşte, bak, bir şey olmuyor.” diyen ve işi önemsemeyen, âdeta savsaklayan yetkili kişiler de olmuştur.

Fakat elde edilen bilimsel veriler Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun resmî rakamlarına göre şöyle diyor, aynen okuyorum 7’nci cildinden: “Türkiye’de Çernobil kazası nedeniyle kazadan en fazla etkilenen Doğu Karadeniz Bölgesi’nde kırsalda yetişkinlerin yaşam boyu alacakları etkin doz değerinin ortalaması 4,49 milisievert olarak hesaplanmıştır.” Bu değer tek bir akciğer tomografisinden alınan dozun yarısı civarındadır. Yani biz Çernobil olayını küçümsemek taraftarı değiliz ama bilimsel gerçek bu. Hatta ve hatta şunu size söyleyebilirim, ben bir konuşmamda da söylemiştim: Bir paket sigaradan daha az tesiri vardır bugünkü insanların üzerinde. Onun için, “Siz mini Çernobilleri cebinizde gezdirmeyin.” diye vatandaşlarımıza söylediğimiz budur.

Bir diğer önemli konu, bununla ilgili pek çok üniversitemizde araştırmalar yapılmıştır. Hacettepe Üniversitesi, bölgedeki üniversitemiz olan, eski bir personeli olarak gurur duyduğum Karadeniz Teknik Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Ege Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi hep bu konuyu araştırmışlardı ve nihayet Başkanlığını Rize Milletvekili Mustafa Parlak Bey’in yapmış olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi Araştırma Komisyonu zaten 1993’te kurulmuş ve bu konuyu detaylı olarak araştırmıştır.

Bu konuya 2 milletvekilimiz muhalefet şerhi koymuştur. Birisi Mustafa Ünaldı’dır. Geçtiğimiz dönemde milletvekili arkadaşımızdı Sayın Hocamız. O, içerik olarak değil de teknik olarak bir, mahiyet olarak ciddi bir eleştirisi olmamış ama diğer muhalefet şerhini de, bugün Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili olan Sayın Algan Hacaloğlu muhalefet şerhini koymuştur. Onun muhalefet şerhinin 7’nci maddesinde diyor ki: “Ancak tüm bunlara rağmen, Hükûmetin ihmaline rağmen –ihmali vurguluyor- Çernobil kazasının ülkemizde sağlık riski yaratabilecek bir radyasyon tehlikesi yarattığını söyleyemeyiz. En azından elde bunu kanıtlayacak güvenilir tıbbi veriler yoktur.” 8’inci maddede “Aradan çok uzun zaman geçmiş olduğu için Çernobil olayı nedeniyle yurttaşlarımızın uğramış olabileceği sağlık riski dışındaki zarar ve mağduriyetleri saptayabilmek mümkün değildir.” Ve nihayet Karadeniz Bölgesi’ne mahsus 2006 yılında yapılan çok büyük bir araştırmada Rize ve Edirne, en çok radyasyon serpintisini alan bu iki ilimiz, hiç radyasyona maruz kalmadığı düşünülen Isparta ile karşılaştırılmış ve 19.211 hane üzerinde yapılan araştırmalarda 73.470 kişi üzerinde çalışma yapılmış -74 bine yakın- ve burada denilmiş ki: “Bu illerimiz arasında kanser görülme sıklığı bakımından belirgin bir fark yoktur.” Şimdi, bu kadar çok çalışma yapılmış. Biz Meclis olarak bunun neyini araştıralım? Araştıralım, araştırılsın ama bilimsel araştırmaların belki devam etmesi, genetik çalışmaların devam etmesi doğrudur. Bu çalışılmasın demiyoruz ama bunu, Meclis olarak araştırmaya... Zaten araştırılmış, her şeyi yapılmış. Ben şunu söylüyorum, bunun da -altını çizerek- akıllarda tutulması gerektiğine inanıyorum; Çernobil’in yapmış olduğu sağlık etkilerinin yanında psikolojik etkileri çok çok çok daha fazladır. Psikolojik olarak Çernobil hâlâ insanları etkilemektedir. Ama her nedense, kalplerinin üzerine koydukları, ölüm sebeplerinden en birincisi olan, her satılan müşterisinden yarısını öldüren sigarayı ceplerinde insanlar taşımaya devam ediyor. Bakınız, hiçbir ürün yoktur ki satın alanı, o iki kişiden birini öldürsün. Evet, bu böyle. Onun için bu mücadeleye devam edeceğiz.

Değerli arkadaşlar, bilinen sebepler içerisinde kalp damar hastalıkları ve kanserler en çok ölüm sebebi. Bunları da önlemede bilinen birinci sebep, dediğimiz gibi sigara. Bununla ilgili 22’nci Dönem ve 23’üncü Dönem milletvekillerini, Sayın Başbakanımızı, Sağlık Bakanımızı başta tabii ki ve değerli bütün grupları tebrik ediyorum. Biz milletvekilleri olarak, kanserle mücadelede, kanserle savaşta Meclis olarak üzerimize düşen en büyük görevi yaptık, bundan sonraki nesillerin kurtulması açısından.

Şimdi, tabii ki KETEM’ler kuruldu, çalışıyor, onlarla ilgili gerekli bilgileri arkadaşımız verdi. Hastanelerin altyapısı, personelinin artırılması, elbette bunlar çok önemli şeyler. Özellikle onkoloji uzmanlarını Sayın Serdaroğlu söyledi; on dört-on beş yılda yetişiyor, doğrudur. Bunu, on dört-on beş yıl önce “hekim sayısı fazla, hekim sayısı fazla” diyen insanlara sormamız lazım hep birlikte. Bu tedbirler alınmamıştır ama bugün, sizlerin, bizlerin sayesinde de sağlık politikalarındaki yapılan gelişmeler ve personel politikaları bu açığı önümüzdeki yıllarda kapatacaktır inşallah.

Kanser araştırma kurumu kurulmasını öneriyor Sayın Serdaroğlu gerekçesinde. Ben gönülden katılıyorum. Bütün bu çalışmaları koordine edecek kanser araştırma kurumu mutlaka kurulmalıdır. El birliği yapalım, destek olalım, bunu kuralım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gelin yapalım o zaman.

CEVDET ERDÖL (Devamla) – Kesinlikle yapalım, kesinlikle yapılmalıdır. Bununla ilgili Sağlık Bakanlığı hukuki düzenleme üzerinde çalışıyor. İnşallah önümüze geldiğinde…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hocam, biz de katkı verelim.

CEVDET ERDÖL (Devamla) – Tabii ki efendim, tabii ki efendim.

Taslak çalışılıyor. Hep birlikte çalışacağız buna. İnşallah en verimli şekliyle bunu yapacağız.

Yalnız, Serdaroğlu’nun gerekçesinden bir cümleyi tarihe not düşülsün diye okuyorum, şunu söylüyor: “Unutulmaması gereken diğer bir nokta ise, göğüs hastalıkları uzmanlarının akciğer kanseri takip ve tedavisini üstlenmedikleri, beş altı yıl öncesinde bu hastalara -yani kanser hastalarına- onkoloji kliniklerinde aylar sonrasına randevu verildiğidir.” Şükürler olsun ki bunlar beş altı yıl öncesindeki gibi değil. Şu anda daha iyiye gidiyor. Elbette ki eksikler vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Hastaneleri kapattınız Erdöl, göğüs hastalıkları hastanelerini kapattınız, hepsini kapattınız.

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

CEVDET ERDÖL (Devamla) – İnşallah bununla ilgili diğer eksiklikler de giderilecektir.

Sayın Reşat Doğru Milletvekilimizin verdiği önergede de, gerçekten 250 kilometrelik yüksek gerilim hattının kanser vakalarına etkisini, önemini vurgulamıştır. Bu çok ciddi olarak araştırılması gereken bir konudur. Ancak, bu, Meclis araştırmasından ziyade bilimsel olarak öncelikle araştırılması gereken bir konudur.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Toplumsal duyarlılığı…

CEVDET ERDÖL (Devamla) – Toplumsal duyarlılığı artırıyoruz Sayın Başkanım.

Şimdi, elbette ki bununla ilgili Sayın Tahsin Yomralıoğlu ve arkadaşları bir çalışma yapmışlar. Ama bir çalışmaya bakarak karar vermemek lazım. Bu çok ciddi bir konudur. Bunu diğer bölgelerdeki elektrik gerilim hatlarıyla kıyaslamak gerekiyor ve ondan sonra, bunu yer altına alırsak bundan kurtulur muyuz kurtulamaz mıyız gibi risklerini bilim adamlarının araştırması gerekir. Meclisin araştıracağı bir konunun ötesinde olduğunu düşünüyorum.

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Sayın Erdöl, Faraday Kafesi’nin neyini araştıracaksınız bilimsel olarak?

CEVDET ERDÖL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bilimsel araştırmalara evet, ulusal kanser kurumu kurulmasına evet ama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEVDET ERDÖL (Devamla) – Sayın Başkan, tamamlıyorum müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Yani, hiç yapmıyorum.

CEVDET ERDÖL (Devamla) – Bitiriyorum efendim.

BAŞKAN – Ama şimdi, çok uzun sürecek bugün. Onun için, sizinle başlarsak hepsine devam eder, çok özür dilerim.

CEVDET ERDÖL (Devamla) – Peki efendim.

Ben bu vesileyle, hepinizin bu konuda verdiği desteğe teşekkür ediyorum. Bunun bilimsel bir konu olduğunu ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdöl.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, iktidar partisinin sözcüleri bizim vermiş olduğumuz bu araştırma önergesinin çok doğru ve çok gerekli olduğunu ifade ettiler. Gerçekten, ülkemizin sağlık alanında en önemli sorunu bugün kansere yakalanma riski ile kanser hastalarının yaşadığı sorunlardır, dolayısıyla toplum adına burada siyaset yapan partiler olarak bir toplumsal duyarlılığı temsilen bir komisyon kurulması, kabul edilen bir gerçektir. Madem böyle bu hadise, Meclis bünyesinde bir araştırma grubunun kurulmasını ben kabul edecekleri inancındayım arkadaşlarımın. Bu noktada -Sayın Grup Başkan Vekili, sayın bakanlar burada- bir araştırma grubu kurulsun, toplum adına…

BAŞKAN – Anlaşıldı.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Bu hastalarımıza ve bu hastalığa karşı yapılan ilmî çalışmaları da koordine edecek, bir araya getirecek, bunu bir kuruma dönüştürecek bir çalışmayı yapmamız gerekir. Bu duyarlılığı ben iktidar partisi grubundan da bekliyorum. Burada çok sayıda araştırma grubu kuruldu, faydalı çalışmalar yaptı. Bu, bir iktidar-muhalefet çekişmesi olmanın dışına taşınır ve bugün burada bir araştırma grubunun kurulması kararı çıkar diye ümit ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Elitaş, buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Şandır’ın önermelerine katılmamak mümkün değil ama bizim grup önerimizle değerli milletvekillerinin dün kabul ettiği bu haftanın gündemi var. O gündemi bitirdikten sonra, gelecek haftalarda, salı günü araştırma önergelerinin görüşülmesi esnasında bu konu görüşülüp dikkate alınır. Zaten bizim AK PARTİ Grubundan konuşan milletvekili arkadaşlarımız da bu önergelere itiraz etmediklerini ifade ettiler. Biz, sadece gündem değiştirmek maksatlı verilmiş bir önergenin gündem değiştirilmemesi amacıyla aleyhinde olduğumuzu ifade etmek istiyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan sadece “Evet”, “Hayır” diyeceğiz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani efendim, şu anda görüşmeler tamamlandı, bir oylama yapılacak. Bu araştırma grubu kurulsun mu kurulmasın mı, oylama bu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, görüşmeler tamamlanmadı. Görüşme yapmak istiyorsunuz, görüşmeler tamamlanmadı.

ALİ RIZA ALABOYUN (Aksaray) – Sayın Başkan, kürsüden konuşsunlar da ne dediklerini duyalım!

BAŞKAN – Sizin duymanız gerekmiyor, ben duyuyorum yetişir. (Gülüşmeler) Şimdi veririm yarım saat ara, ondan sonra görürsünüz! (AK PARTİ sıralarından “Verin!” sesleri, gülüşmeler)

Tamam, hay hay, hemen veririm. (AK PARTİ sıralarından “Aman Başkan!” sesleri) Oturduğunuz yerden konuşmayın.

Evet, Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Dolayısıyla, yani eğer ki, iktidar partisi sözcüleri bu araştırma konusunun çok değerli ve önemli olduğuna inanıyorlarsa, grup olarak araştırma grubunun kurulmasına “evet” oyu vermeleri lazım.

BAŞKAN - Evet, anladım, teşekkür ederim.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İşte, yani samimiyet göstergesi…

AHMET YENİ (Samsun) – Samimiyetimizi ölçme sen şimdi!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır hayır Sayın Şandır, biz şimdi bunu kabul ettiğimiz anda gündem değişir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Önümüzdeki hafta yapalım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Onu görüşürüz.

BAŞKAN - İki Kâtip Üye arasında anlaşmazlık olduğu için elektronik cihazla oylama yapacağım.

Üç dakika süre veriyorum ve başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Öneri reddedilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

3.- (10/654) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 7/4/2010 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun, 07.04.2010 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                    Kemal Kılıçdaroğlu

                                                                                                                             İstanbul

                                                                                                                   Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nun, 06.04.2010 Salı günlü, 82. Birleşiminde okunan (10/654) esas numaralı Meclis Araştırma Önergesinin görüşmesinin, Genel Kurul’un 07.04.2010 Çarşamba günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde ilk söz Sinop Milletvekili Sayın Engin Altay’a aittir.

Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yaklaşık 1,5 milyon insanımızı doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen ve maalesef sık sık çok trajik sonuçlar doğuran çok büyük bir toplumsal sorunumuz var. İktidarı devraldığınız Türkiye’de sayısı 60 bin olan, bugün itibarıyla 300 bine ulaşan atama bekleyen öğretmenlerin, onların ailelerinin mağduriyetinden bahsetmek istiyorum. Bu çerçevede verdiğimiz bir Meclis araştırma önergesinin bugün bu Parlamentodan kabul görerek bu toplumsal trajik sorunun çözümüne katkı sağlayacağınıza da gerçekten yürekten inanıyorum. Ve yüce Meclisin sayın üyelerine, milletin yetkisini burada kullanan siz saygıdeğer milletvekillerine, bugün bu trajik duruma bir son vermeniz için bir öğretmen olarak, geçmişte de beş yıl işsiz kalmış, atama beklemiş bir öğretmen olarak yüce heyetinize yalvarıyorum. Gelin, bu trajik sorunu bugün burada el birliği içinde çözelim sayın milletvekilleri.

Sayın milletvekilleri, tablo şudur: Eğitimdeki tablo, maalesef biraz önce konuşan iktidar partisi sözcüsünün söylediğinin tam tersidir. Bugün itibarıyla Türkiye'nin 9.439 yerleşim biriminde okul yoktur. 667 bin öğrencimizi -ki bunların içinde altı yaşında çocuklar da var- her gün taşıyoruz. Öğretmen başına İspanya’da 14, Yunanistan’da 10, Portekiz’de 12 öğrenci düşerken Türkiye’de öğretmen başına 34 gibi çok büyük bir rakamda öğrenci düşüyor.

Sayın milletvekilleri, bugün okul öncesinde 8.588 kurumda, ilköğretimde 7.540 kurumda, ortaöğretimde 962 kurumda ikili öğretim yapan bir millî eğitim sistemiyle karşı karşıyayız ve daha vahimi, 11.349 okulumuzda bugün, birleştirilmiş sınıflı ilköğretim okullarında eğitim öğretim yapılıyor. Meslek liselerinin, imam-hatipler hariç, derslik başına düşen öğrenci sayısı 40,5’tir.

Sayın milletvekilleri, şimdi, Şubat 2010’da yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı İç Denetim Raporu’nda sistemde olması gereken öğretmen miktarı 717.824’tür, mevcut 584.507’dir. Millî Eğitim Bakanlığının kendi İç Denetim Raporu 133.317 öğretmen açığını işaret ediyor ama gelin görün ki 2009 Kamu Personeli Seçme Sınavı öğretmenlik sınavında 243 bin öğretmen adayı, eğitim fakültesi mezunu genç arkadaşım, meslektaşım sınava giriyor ve bu sistem bunlardan sadece 30.564’ünü sisteme dâhil ediyor. 213 bin öğretmeni kapı dışarı bırakan bir sistemle karşı karşıyayız. Tabii ki bu sınava girenler içinde, sistem içinde sözleşmeli ve vekil öğretmenler de var.

Sayın milletvekilleri, aslında söze gerek yok. Şu tabloda gördüğünüz, şu grafikte gördüğünüz mavi sütunlar Hükûmetinizin ve millî eğitim politikanızın iflas çubuklarıdır ve bakın, burada mavi sütunlarda, sınava giren öğretmen adaylarının oranına ve şu kırmızı, sisteme giren, öğretmenliğe alınan öğretmenlerin oranına. Bunu hiçbir milletvekilinin vicdanen kabul edeceğine ben inanmıyorum. Çok basit bir örnek vermek istiyorum: Sınıf öğretmenliğinde, 30.395 kişi sınava girmiş, 4.500 kişi öğretmen olarak alınmış; fizikte, 7.098 kişi girmiş, 152 kişi alınmış. Sınava girenlerden yüzde 2,1’i öğretmen olarak alınmış.

Sayın milletvekilleri, bu tablo kabul edilemez. Bu manzarayı, bu 300 bin insanın trajik durumunu bu Parlamento daha fazla seyredemez.

Şimdi, sayın milletvekilleri, sistem dışında 200 bine yakın öğretmenimiz var. 73 bin sözleşmeli, 55 bin de ücretli öğretmenimiz var. Sistem, okulları fiilen devre dışı bırakmıştır. Pazar günü üniversite sınavı var, liselerdeki öğrencilerin kırk beş gündür okula gitmediğini biliyor musunuz? Biliyorsunuz. Sistem bunlara diyor ki, millî eğitim bunlara diyor ki: “Biz sana dört yılda veremedik, biz seni dört yılda üniversiteye hazırlayamadık, sen git kırk beş günde hazırlan.” diyor. Böyle bir çarpık manzara içindeyiz. Öte yandan, ilköğretimde, 6, 7, 8’de, dershanelere gitmekten okullar şu anda boş. Daha vahimi var, eğitim fakülteleri son sınıf öğrencileri de KPSS sınavlarına hazırlandıkları için okula gitmiyor. İlköğretim boş, ortaöğretim boş, eğitim fakülteleri boş.

Şimdi, gelelim Başbakana ve Başbakanın bu konudaki yaklaşımına. Tarih: 2002 Mayıs. Yer: İzmit Merkez Mitingi. “Şu sisteme bakın hele, ülkede 72 bin öğretmen açığı var, sen sınavla öğretmen seçiyorsun. Hangi akla hizmet ediyorsun? Bırak da öğretmenlerimiz okul seçsin, göreve başlasınlar, önüne niye engel koyuyorsun?” diyor. “Ama, inşallah, biz hükûmetimizi kurduğumuzda, bütün öğretmenlerimizi göreve başlatacağız ve öncelikli olarak eğitim sorununu çözeceğiz.” Recep Tayyip Erdoğan.

Yer: Gaziantep. Tarih: Haziran 2000. “Yahu -bu ‘yahu’yu çok kullanır- bir sürü bölüm öğretmeniniz boşta geziyor. Resim öğretmeni matematiğe, müzik öğretmeni beden dersine giriyor. Niye? Öğretmen ihtiyacı var. Ama bakın ki işe bunlar bir de sınavla öğretmen alıyor. O zaman niye okutuyorsun bu öğrencileri? Yazık değil mi? ‘Öğretmen almıyorum.’ de, bu evlatlarım boşuna okumasın. Biz iktidar olunca inşallah boşta öğretmen adayı olmayacak.” Recep Tayyip Erdoğan.

Recep Tayyip Erdoğan iktidar değil mi? Ya da iktidar da, iktidarsız mı?

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Sekiz yıldır.

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Hangi sözünü tuttu ki bunu tutacak?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Tarih: 2002. Yer: Samsun Mitingi. “Buradan sözüm -söz veriyor, sözü er kişi verir, sözünde er kişi durur- tüm genç öğretmen adaylarına. Siz merak etmeyin, biz geldiğimizde, üniversiteyi bitirdiğinizde ‘Ne yapacağım sınavı, ya kazanamazsam?’ korkun olmayacak çünkü öğretmen sınavı olmayacak.” Recep Tayyip Erdoğan.

Daha böyle çok var. Ama Sayın Başbakana buradan sesleniyorum: Sen bu vaatleri millete verdin, bu sözleri millete verdin. Sen bu Türkiye’yi devraldığında -bir tane bakan var orada- 60 bin işsiz öğretmeni vardı bu ülkenin, şimdi 300 bin.

Sayın milletvekilleri, şimdi bu olay trajik bir duruma dönüştü. Vicdanlarınıza seslenmek istiyorum. Bakın, bir haber: “KPSS’de yine intihar geldi. Bursa’da geçtiğimiz yılki KPSS sınavında başarılı olamayan ve vekil öğretmenlik yapan Fikret Ercan girdiği bunalım sonucu kendini asarak intihar etti. KPSS’yi kazanamayan öğretmen ‘Artık yoruldum, çalışıyorum ama olmuyor.’” Bu hoş bir şey mi?

HÜSEYİN DEVECİOĞLU (Kilis) – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Böyle bir şeye bir de orada laf atıyorsun! Utanmıyorsun!

Şimdi, başka bir trajik vaka: “Merhabalar. Ben Emre Yılmaz. Müzik öğretmeniyim ve dört yıldır atamam yapılmadı. Ücretli olarak da çalıştırmıyorlar. Bu yüzden böbreğimin tekini satmaya karar verdim. İlgilenen -falan mail adresiyle- bana ulaşsın.” diyor.

Sayın milletvekilleri, burada siyaset yapmıyoruz. Bu tabloyu vicdanınıza sunuyorum.

Daha vahim bir manzara: Ataması Yapılmayan Öğretmenler Platformu Başkanı, AYÖP kurucularından Şafak Bay -öğretmen adayı- beş yıldır atama bekliyor, beş yıldır kemik kanseriyle savaşıyor, beş yıldır… Hepimizin çoluk çocuğu var sayın milletvekilleri. Günah değil mi bu çocuğa? Böyle adalet olur mu? Böyle devlet olur mu? Bu çocuğa sahip çıkmayacağız da bu Meclis, bu devlet, bu Hükûmet, kime sahip çıkacağız? Lütfen, vicdanınıza sesleniyorum. Hepimiz okullardan geldik, hepimiz çocuk okutuyoruz. Birisi kanserle savaşır, birisi intihar eder, birisi böbreğini satışa çıkarır, daha değişik trajik, ailevi vakalar var. Bu manzaraya…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Lütfen, ben hepinizden… Bir mesai arkadaşı olarak, bir meslektaş olarak, milletin vekilleri olarak bu tabloya bu Parlamentonun daha fazla seyirci kalması benim kabul edebileceğim bir şey değildir. Eminim ve inanıyorum ki siz de bu vahim manzaraya, bu trajik duruma daha fazla seyirci kalmayacaksınız.

Şunu söylemek istemiyorum… Buna da seyirci kalırsanız şunu da artık söyleyeceğim: Partinizin boyası döküldü, Başbakanınızın cilası döküldü, üstünüzdeki pulları da millet silkeler!

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından verilen öneriyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında bu “lehinde” ve “aleyhinde” kelimesi biraz yanlış bir ifade. Bence “üzerinde” diye bir ifade kullanmak lazım çünkü bir önerge, işte “aleyhinde” denilince biraz ters anlaşılıyor. Geçenlerde ben, Barış ve Demokrasi Partisinin sırf konuşmak için önergesinin aleyhine bir söz almıştım, önerge de aslında aleyhine söz alınacak bir önerge değildi ama gittim baktım vatandaşlar bana diyorlar “Yahu, sen nasıl o önerge aleyhinde söz aldın?” Yani böyle ilk görüntü maalesef şey değil.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Konuşmak mecburiyetinde değilsin ki.

KAMER GENÇ (Devamla) – Vatandaşlar tabii olayın inceliklerini bilmediği için, “Yahu, hakikaten niye yani bunun aleyhinde?” diye… Bu, bence, işte vatandaşlar konuyu yakından takip etmedikleri için yanlış anlıyorlar.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Onlar çok iyi anlıyorlar.

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Aleyhimizde konuşursan Tunceli’ye sokmazlar seni(!)

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, değerli milletvekilleri, tabii, AKP’nin iktidara gelmesiyle beraber devlet tefessüh etti, devletin organları işlemiyor. İşte, millî eğitim neye bağlandı? Otomatik pilot… Şimdi bir Millî Eğitim Bakanı değişmesi oldu, o giden Millî Eğitim Bakanı dedi ki: “Otomatik pilota bağladık, gidiyor.” Bu otomatik pilot bakalım Türkiye’yi, eğitimi nereye getirecek, göreceğiz; felakete mi götürecek, devirecek mi uçağı onu da göreceğiz.

Gerçekten, AKP’yle beraber ciddi bir eğitim erozyonu başladı. Âdeta eğitim, ortaöğretimde, lisede ve fakültelerde, medrese öğretimine çevrildi. İşte bir YÖK Başkanı, böyle nereden bulunduysa getirdiler YÖK’ün başına atadılar ve Türkiye’deki belki yükseköğretim kurumları içinde bin tane profesör varsa, son sırada dahi o makama gelecek bir durumu yok, ne bilgisiyle ne becerisiyle ne kültürüyle.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sende onu ölçecek kapasite var mı?

KAMER GENÇ (Devamla) – Ama hedef millî eğitimi yok etmek olduğuna göre onu yok etmek için ne yapacaksınız? En kalitesiz kişileri getirip oraya koyacaksınız.

Ben kendi ilimden biraz bahsedeyim: Benim ilim, eskiden özellikle Tunceli ili çok zeki, çalışkan, eğitimi seven, okumayı seven çok kaliteli bir bölge, il. Geçmişte hep üniversitelerde, her yerde girilen imtihanları birincilikle kazanıyordu, kadın-erkek ayrımı yapılmadan kızlarımız okullara severek gidiyorlardı. Gençlerimiz zeki fakat tabii bu bazı çevreleri rahatsız etti ve bu rahatsız etme sonucunda eskiden Türkiye’de yirminci sırada yer alan Tunceli’deki eğitim seviyesi, işte yetmiş bir, yetmiş ikiye gitti. Çünkü, sebebi, doğru dürüst oraya bürokrat atanmıyor, Tunceli’de yerli öğretmenlerin hakkı verilmiyor, illa yöneticiler dışarıdan getiriliyor. Dışarıdan getirilen yöneticiler de maalesef bu eğitimin sağlıklı oluşumuna, sağlıklı bir eğitimin gelişmesine katkı sağlamıyor. İşte okullarımız, birçok köy okullarımız kapalı. Bölge yatılı okullarda sağlıklı bir eğitim yapılmıyor. İşte genç yaşta, altı yedi yaşında çocuğu alıp da anasından babasından ayırıp on beş gün bölge yatılı okullarda okutmak da bence çok hatalı bir eğitim sistemi.

Dolayısıyla eğitim sorunu çok ciddi bir sorun. Bu, devletin temel bir sorunu bana göre. Öğretmenlerin maalesef maaşları çok düşük. Çok çeşitli kademede öğretmen var. Hâlbuki öğretmen öğretmendir. İlkokul öğretmenine belli bir maaş vereceksin, ortaokul ve liseye ve bir de kıdemlerini hesaba katarak böyle bir sistem uygulamak gerekirken bir bakıyorsunuz bilmem 4/C imiş, 4/B imiş veya sözleşmeliymiş, yok çakılı öğretmenmiş derken ve böylece çok tuhaf bir uygulamaya geçildi. Ayrıca da eş durumundan dolayı birçok öğretmen maalesef kendi ailesinden uzakta kalmak zorunda kalıyor. İşte bunları tabii araştırmak lazım.

Eğitimin sorununu çözmeyen bir toplumda, o toplumda sağlıklı bir sonuca ulaşmak mümkün müdür? Eğitimi sağlıklı bir eğitime kavuşmuş bir toplum, bana göre, en rahat içinde olan, en hayatı rahatlıkla geçirebilen bir toplumdur. Ama AKP, tabii bunlarla hiç ilgilenmiyor, işte “Acaba ben bu devleti nasıl da kendi kafamdaki tahayyül ettiğim veyahut da öteden beri propagandasını yaptığım bir rejime kavuşturacağım?” O rejim de belli işte. Geçmişte bazı AKP’li, eskiden tabii Saadet Partisi, Fazilet Partisindeki milletvekilleriyle görüşüyorduk. Diyorduk “Ya, biz Müslüman değil miyiz?” “Kardeşim, Kur’an’a göre yönetilelim.” diyorlar, dolayısıyla anayasaya ve hukuka ihtiyaç yok.

Şimdi, burada, AKP zamanında işletilmeyen en önemli organlardan birisi de yargı görevidir arkadaşlar. Şimdi, düşünebiliyor musunuz, bir memlekette on binlerce, yüz binlerce dava karar bekliyor ama Adalet Bakanı Müsteşarı ile Adalet Bakanı Hâkimler ve Savcılar Kurulunu işletemiyor. Niye işletemiyor? Çünkü onların kafasına göre belirlenmiş bazı hâkim ve savcılar var, bunları -kendi istedikleri- atamak istiyorlar, atamadıkları için de, onların dedikleri ille olsun diye yargıyı etkisiz hâle getiriyorlar. Geçmişte, sizden önceki bazı bakanları ben biliyordum. İşte, Hâkimler ve Savcılar Kurulunu bir Kıbrıs’ta topluyorlardı, bir Antalya’da topluyorlardı, böyle anlaşıyorlardı, pek de aralarında bir ihtilaf da yoktu. Ama nedense, demek ki siz… Son Hâkimler ve Savcılar Kuruluna gelen arkadaşlarımız çok objektif ve iktidarın da emrine girmediği için ve böyle kişisel menfaatlere de tenezzül etmedikleri için maalesef böyle bir sıkıntıya giriyorlar. Bence, bu Adalet Bakanının en kısa zamanda görevden alınması lazım çünkü adaleti işlemez hâle koyan kişinin başında bu kişi geliyor.

Hele, geçen, sizin -dün de burada ifade etmiştim- Sanayi Bakanınız diyor ki: “Çetenin maalesef nöbetçi hâkimi ve savcısı var.” Yani bu Bakana göre… Yani Bakan demek de bana göre çok yersiz bir paye vermektir buna. Bir hâkim eğer objektif bir karar veriyorsa çetenin hâkimi oluyor. Böyle bir, bakanlık sıfatı altında görev yapan bir kişinin böyle bir pot kırması veyahut da böyle, hâkim ve savcılara hakaret etmesi bence affedilmez. Çağdaş medeniyetlerde, sorumluluk duygusu gelişmiş memleketlerde bu kesinlikle affedilecek bir suç değil.

Tabii, Tayyip Bey… Kendisinin nere mezunu olduğunu da ben de hâlâ bilmiyorum. Kendisine bir soru önergesi verdim: Ya, sen nereyi bitirdin? Hele bu diplomanın tarihini, numarasını ver. Ne zaman okula gittin, ne zaman çıktın, belli değil. Tutuyor, Yargıtay Başkanıyla, Danıştay Başkanıyla hukuk tartışmasını yapıyor.

Arkadaşlar, herkes kendi seviyesini bilmeli. Daha senin hukukla ne ilgin var? Sen hangi hukuk tahsilini yaptın da… Efendim, diyor ki: “Cüppeni çıkar gel.” Yahu, yani “Cüppeni çıkar gel…” Yargıtay Başkanı, Danıştay Başkanı, bunun görevi kendi meslek grubuna göre kendi mesleğini korumak, onun haysiyetini korumak, sağlıklı bir adalet işleyişini sağlamak için oraya gelmiştir. Sen gelmişsin devleti maalesef çıkmaz hâle getirmişsin, devletin bütün kaynaklarını yok etmişsin, bütün KİT’leri kendi yandaşlarına satmışsın, ortada, işte İstanbul Belediyesinde yapılan soygunlar ortada, suistimaller ortada. Bir korku imparatorluğu yaratmak suretiyle Türkiye’de herkesi tehdit ederek siyasi bir iktidar oluşturmaya çalışıyorsun, bunun karşısında da yargı pekâlâ diyor ki: “Kardeşim, sizin bu yaptığınız şeyler hukuka aykırı, Anayasa’ya aykırı. Benim görevimi yapamaz duruma sokuyor.” Bir yargı mensubunun yargıya yapılan bir saldırıya karşı kendi kendisini savunmasından daha doğal ne olabilir? Bununla çıkıp “Cübbeni çıkar gel.” demek kadar seviye itibarıyla düşük bir ifade olur mu? Hayatın gerçeklerinden mahrum bir ifade tarzı olabilir mi? Yani yargı demiyor ki: “Ben seninle politika yapacağım. Ben politikayı konuşacağım.” Yargıtay Başkanı diyor ki: “Biz vicdanımızın emrettiği doğruları söyleyeceğiz.” Tayyip ne diyor? “Yok, vicdanının söylediği doğruları söyleyemezsin.” Yahu, hangi kişi bu lafı edebilir arkadaşlar? Hangi kişi laf edebilir? Yani bir Yargıtay Başkanı diyor ki: “Biz bundan sonra vicdanımızın gerektirdiği doğruları söyleyeceğiz.” Tayyip Bey diyor ki: “Yok, söyleyemezsin.” Ya ne söyleyecek Tayyip Bey? Senin kafana göre mi konuşacak?

ABDURRAHMAN DODURGALI (Sinop) – Hukuka göre konuşacak!

KAMER GENÇ (Devamla) – Böyle bir laf olmaz arkadaşlar.

Bu nitelikteki kişilerin Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetmesi Türkiye için büyük bir talihsizlik, büyük bir zaaf.

Bir bakıyorsunuz… Yahu, sen şimdi Amerika’nın dostu musun, düşmanı mısın? Yahu, bir insanda bir istikrar olur, ya bir devlete karşı düşman olursun ya dost olursun.

ABDURRAHMAN DODURGALI (Sinop) – Çarpıtma!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bir bakıyorsun, böyle, numaradan Amerika’ya karşı bir cephe almış gibi oluyor, İsrail’e karşı bir cephe almış gibi görünüyor, arkasından da bir bakıyorsun yelkenleri indirmiş, tıpış tıpış oraya gidiyor. Böyle bir şey olur mu arkadaşlar yahu? Bir devletin bir haysiyeti var. Bu devleti yöneten insanlarda bir haysiyet olması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Aklının ermediği şeylere karışma.

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu, akıl bende var, benim aklımı kullansaydınız, benim o aklımla bu Türkiye’yi siz çok iyi yere getirecektiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lütfen konuşmacıyı uyarınız. Bakınız, Hükûmet hakkında, Hükûmet üyeleri hakkında haysiyetsizce sözler kullanıyor. Lütfen uyarınız. Biraz önce bir milletvekiliyle ilgili, gündeme gelmesini davet ettiniz ama şu anda hiç alakası olmadan Hükûmeti, Sayın Başbakanı haysiyetsizlikle itham ediyor. Lütfen sözlerini geri almasını söyleyin.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, sen otur Mustafa Bey, otur, otur! Otur, şimdi, Kayseri’yle ilgili şeyleri dile getirmediğime şey etme. Bakın, o Kayseri Belediyesine verilen, o Sümerbank arsalarıyla ilgili bir şeyler söylersem çok utanırsın. Otur bakalım yerine.

BAŞKAN – Sayın Genç…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lütfen sözlerini geri almasını söyleyiniz.

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Devamla) – Sayın Başkan, efendim, bakın zamanımızı şey ediyor.

BAŞKAN – Genel Kurula hitap edin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan, sözünü geri alsın.

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, bu Grup Başkanı…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - “Bu memleketi idare edenlerde haysiyet olması gerekir.” dedi. Haysiyetli konuşsun. Lütfen sözünü geri alsın.

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, bakın, konuşulan lafları anlayacaksınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lütfen sözünü geri alsın Sayın Başkan.

KAMER GENÇ (Devamla) - İnsanlar kendi seviyesini bilmezlerse, yönettikleri devletin seviyesine uygun hareket etmezlerse, onun konuşma seviyesinin gerektirdikleri nitelikler kendisine izafe edilir. Bunu herkes biliyor ama siz çok…

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Sayın Başbakana hakaret ediyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Seviyesiz!

KAMER GENÇ (Devamla) - Ben diyorum ki, yani ne yüksekokul okuduğu bile belli olmayan bir kişi çıkıp da Yargıtay Başkanıyla, ben seninle hukuk tartışmasını yapmak kadar doğru olmayan bir şey var mıdır?

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Grup önerisiyle ne alakası var Başkanım?

KAMER GENÇ (Devamla) - Benim söylemek istediğim bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ne söylediğin belirsiz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Sayın Başkan, ama benim sözümü bırakmadılar…

BAŞKAN – Bakın, bir dakika da ek süre verdim. Lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, konuşmacı, Grup Başkanımıza, Hükûmet Başkanımıza, Genel Başkanımıza hakaret etmiştir. O konuda söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

Üç dakika süre veriyorum.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, AK PARTİ Grubu Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında her söze cevap vermek, iktidar partisinin söylediği söylemlerle ilgili muhalefetin eleştirilerini, konularını değerlendirmesi kadar olağan bir şey olmaz. Biz burada doğru söyleyebiliriz, eksik söyleyebiliriz. Söylediklerimiz siyasi hareketimiz. Yaptığımız işin doğru olduğu inancıyla yaptığımız işlemin inanç çerçevesinde önünde, arkasında dururuz. Muhalefet partileri de bunu eleştirebilirler, yıpratmak adına eleştirebilirler, düzeltmek adına eleştirebilirler. Bunlara cevap vermek, seçildiğimiz millet adına bunların karşılığını “Yok, sizin söylediğiniz değil, bizim söylediğimiz...” diye ifade etmek, bizim için bir onurdur, şereftir çünkü milletin seçtiği temsilcilerin burada konuşmaları hep milletin lehine, menfaatinedir diye düşünüyoruz.

En çok sıkıldığım, en çok haz duymadığım, birine cevap verirken, buraya gelip konuşan milletvekili adına cevap vermek kadar, inanın üzüldüğümü hayatımda hiç hissetmedim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Pek üzülmüyorsun da…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Her sözün cevabı verilebilir, her sözün muhakkak bir değeri vardır ama inanın iki buçuk yıldır burada milletvekilliği yapan kişinin yaptığı hakaretler, ağzı dolu pisliklerle yaptığı işi ifade etmek ve onun seviyesinde bulunabilip onu benimle ilgili bir cevap verme mahiyetine gelmek kadar sıkıntı içerisinde bulunduğum durumu hissetmiyorum, yaşamıyorum.

Siz, nasıl Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanını… 60 hükûmet gelmiş, 60 tane başbakan gelmiş. Hepsi de haysiyetli, şerefli ve onurludur, hiçbirinin haysiyeti ve şerefi seninle kantara konulacak kadar değildir! (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bir Başbakana bu şekilde, Hükûmetin üyelerine bu şekilde ağza alınmayacak ifadeleri kullanmak milletvekilliğine yakışmaz.

Öncelikle sen saman duvarlarıyla yapmaya çalıştığın, Aksaray’da kurmaya çalıştığın, Tunceli’deki insanlara ekmek, aş vermek için gayret göstermek yerine, orada, Aksaray’da kuracağın fabrikayı git Tunceli’de kur. O parayı nasıl aldığınla ilgili hâlâ belge de yok. Alman ortaklardan hissenin sana bedelsiz olarak devredildiğini ifade ediyorsun ama arkasından hâlâ kalkıp “aç açıkta olan, işsiz olan Tunceli halkının meseleleri” diye söylüyorsun. Şu günlerde senin şirketinin genel kurulunun yapılması gerekir. O şirkette Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısısın. Yüzde 5 hisseyle kim kime Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı verir? Muhakkak senin nüfuzunu kullanarak, senin imtiyazını kullanarak birileri senin üzerinden tüfek atmak istiyor olabilirler.

Onun için, önce kendini bir temizle. Analarının ak sütü gibi milletin helal oylarıyla seçilmiş iktidar partisinin milletvekillerini burada lekelemeye kalkmak hiç kimseye yakışık almaz ama eleştiri mübahtır, her türlü eleştiriyi yapabiliriz, ağır olabilir, hakaret yakışmaz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Elitaş.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, beni itham etti, yani fabrika ortaklığında menfaat sağladığımı, ayrıca “Ağzı pislik kokuyor.” falan dedi. Bu konuda sataşma…

BAŞKAN – “Ağzı pislik kokuyor.” demedi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Öyle dedi efendim.

BAŞKAN – Hayır, hayır, öyle demedi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Öyle dedi efendim.

BAŞKAN – “Pislik kokuyor.” demedi; “Ağzından pislik akıyor.” dedi; ben öyle duydum. (Gülüşmeler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan doğrusunu duymuş.

BAŞKAN – Ben öyle duydum. Öyle mi dediniz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Doğru söylüyorsunuz Sayın Başkan, tutanaklara bakın.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani, tutanağa da bakacağız efendim. Müsaade ederseniz ben de cevap vermek istiyorum.

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Ne müsaadesi ya, geç yerine otur!

BAŞKAN – Yapmayın!

Buyurun, üç dakika süre veriyorum, bu sürede tamamlayın.

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, bu Mustafa Bey’i ben iyi tanırım. Kayserili olduğunu da iyi biliyorum. Benim Kayserililere çok saygım var ama nasıl bir Kayserili böyle çıkmış, göndermiş buraya, ben onu araştıracağım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Daha araştırmadın mı hâlâ? Her çıktığında “araştıracağım” diyorsun.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, değerli milletvekilleri, evvela bu fabrika meselesini konuşayım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 700 milyar lira borcun var.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, ben, bir arkadaşımız… Yani, bu arkadaşlarımız, bazıları “Niye samandan tuğla yapıyorsunuz?” diye hayıflanıyorlar. Yani, niye hayıflanıyorlar?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayıflanmıyoruz, Tunceli’ye yap, Tunceli’ye.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bizim kışlık yiyeceğimiz diyorlar. Tamam, samanın bir kısmını tuğla yapacağız ama kışlık yiyeceklerinizi biraz bırakacağız, onu merak etmeyin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan!..

Önce sen bir atıştır!

KAMER GENÇ (Devamla) – Ya, Mustafa Bey, onu hiç şey etme. Yani, bir kısım samanı kışlık yiyeceğiniz olarak bırakacağız.

Şimdi, bir arkadaşımızla bir şirket…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sen yarısını yiyip yarısını tuğla mı yapıyorsun?

KAMER GENÇ (Devamla) – Yabancı ortakla bir şirket kurulmuş, ben yüzde 5 hissesini almışım. 12 milyar liraya ben yüzde 5 hissesini almışım. Bir fabrika kuracaktık fakat fabrika olmadı. Yani, ben sonradan ortak oldum, bedavaya da girmedim. İddianı ispat etmezsen müfterisin! Ben oraya cebimden para verdim, biz başladık inşaata. Olmadı, fazladan da 30 milyar lira para verdim, şimdi fabrika iflas etti. Onu da söyleyeyim size. Olmadı. Yani, ondan sonra… Kayıtlar oradadır…

ÜNAL KAÇIR (İstanbul) – Bir de ülkeyi sen yönetsen nasıl olur!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 700 milyar lira borç var.

KAMER GENÇ (Devamla) – …ama yabancı hissedar olduğu için onun da yönetim kuruluna girmesi mümkün değildi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 1 trilyon borç takmışsın, 1 trilyon.

KAMER GENÇ (Devamla) – Beni rica etti, yönetim kuruluna girdim. Bunda anormal ne var arkadaşlar?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 1 trilyon borç takmışsın.

KAMER GENÇ (Devamla) – Siz her gün devletten o kadar soyguna dayalı ihaleler alıyorsunuz ki, ben gitmişim bir fabrikaya ortak olmuşum, cebimden para ödemişim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Müteahhit firmayı batırıyormuşsun, müteahhit firmayı.

KAMER GENÇ (Devamla) – Fabrika da… Yani, devletten bir kuruş para almamışım. Alsam da kredi almak herkesin hakkıdır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Devletten bedava arsa almışsın.

KAMER GENÇ (Devamla) – Dolayısıyla bunu…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Devletten bedava arsa almışsın.

KAMER GENÇ (Devamla) – Yani bak, olayı başka yere çevirme. Bak sen iktidarsın, bütün inceleme…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tunceli’de de bedava arsa var, niye gittin oraya?

KAMER GENÇ (Devamla) – Benim…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tunceli’deki bedava arsaya niye gitmedin?

KAMER GENÇ (Devamla) – Sonra, bu fabrikanın, saman o bölgede olduğu için orada yapılmasına karar vermiş. Daha fabrika da yapılsa keşke…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tunceli’de de bedava arsa vardı, oraya niye gitmedin?

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, seni ilgilendirmez o Mustafa Bey.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri)- Tunceli’de bedava arsa vardı.

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tunceli’de de bedava arsa vardı, niye gitmedin oraya?

KAMER GENÇ (Devamla) – Ne davası yahu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – O arsa bedava değil mi, Aksaray’daki arsa?

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, varsa…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Arsa bedava değil mi?

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, teşvik…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Arsa bedava değil mi, arsa?

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben, bak…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Arsa bedava mı değil mi?

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, bak…

Sayın Başkan, devamlı müdahale ediyor ama.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşuyorsunuz ama Sayın Genç.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Arsa bedava mı? Cevap ver.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, burada bir suistimal varsa suistimalin üzerine gitmeyen şerefsiz, namussuzdur!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bursa’daki arsalar, araziler ne oldu?

KAMER GENÇ (Devamla) – İktidar sizin elinizdedir, git hesapları incele ama bu devletin malını talan eden de şerefsiz oğlu şerefsizdir!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Bursa’daki araziler, lokanta ne oluyor?

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, ayrıca da bakın, bu Mustafa Elitaş çıkıyor, burada ağır konuşuyor. Kendisinin burada kullandığı ifadeden dolayı kendisini mahkemeye vereceğim. O lafları…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ver, ver.

KAMER GENÇ (Devamla) – Hem burada diyorlar ki “Düzgün konuşun.” hem de üzerime geliyor, yani şurada en seviyesiz adamın ağzına almayacağı küfürleri, hakaretleri yapıyor. Ben şimdi bunun seviyesine nasıl ineyim arkadaşlar? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ TEMÜR (Giresun) – Onu sen yaparsın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sana seviyeli demek seviyeye hakaret olur.

KAMER GENÇ (Devamla) – İşte, bu kadar seviyen, sana cevap vermeyeceğim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sana bir seviye atfetmek seviyeye hakaret olur.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.14


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.27

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- (10/654) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 7/4/2010 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Şimdi, öneri üzerinde söz sırası, lehinde olmak üzere Eskişehir Milletvekili Sayın Beytullah Asil’de.

Buyurun Sayın Asil. (MHP sıralarından alkışlar)

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğitim fakültesini bitirerek Millî Eğitim Bakanlığından hakları olan atamayı bekleyerek ömür tüketen gençlerimizin içinde bulunduğu olumsuz sosyal, psikolojik ve ekonomik koşulların, eğitim sisteminin öğretmen gereksiniminin, YÖK’ün insan gücü planlamasının irdelenmesi ve acilen bu sosyal vakaya çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu grup önerisinin lehinde görüşlerimizi ifade etmek için söz aldım. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu konunun birinci öncelikli ayağı istihdam. Ülkemizin de en önemli meselelerinden birisi istihdam meselesi. Değerli arkadaşlarım, gençliğe istihdam yaratılması kalkınma ve ekonomik istikrar açısından son derece gerekli. Geçenlerde bir konuşmamda da ifade ettim, bu konuyla örtüştüğü için tekrar etmek istiyorum, bir lise mezunu bayanın mektubundan bir alıntı. Şöyle diyor: “On altı yıl okuyor, birçok aşamadan geçiyorlar ama onlar bile iş bulamıyor. Artık bu gençler nasıl düşünsün? Bir insanın mantıklı ve doğru dürüst düşünebilmesi için koşulların iyi olması lazım. İnsanların kendi sorunlarını düşünmekten ülkeyi kalkındırmak için proje ve fikirler üretmeye vakti kalmıyor.”

Değerli arkadaşlarım, insanın ülkesini kalkındırmak için proje ve fikirler üretebilmesi için önce bir işinin olması lazım. Biz eğitim sistemi içerisinde YÖK’ün insan gücünü, eğitim-öğretimdeki ihtiyacı planlayamamasından, eksik planlamasından, yanlış planlamasından kaynaklanan bir sorunla, Türkiye'nin kalkınmasına, gelişmesine, büyümesine, refah ve huzurunun artmasına destek sağlayacak, katkı sağlayacak gençlerimizi psikolojik sorunlar içerisine gark etmekle meşgulüz. Bu acil ve çok önemli konunun Meclisin gündemine bir an önce alınıp bunun üzerinde kafa yorulması lazım.

Değerli arkadaşlarım, bakın, bu öğretmen arkadaşlarımızın, ataması yapılmayan, şu anda işsiz, başka da herhangi bir çaresi bulunmayan üniversite mezunu bu genç kardeşlerimizin feryatlarını sizlere kendi ağızlarından birkaç örnekle duyurmak istiyorum: “Bizler, yıllardır ‘Öğretmen açığımız yok.’ söylemleriyle bilinçli ve tercihli bir şekilde atamaları yapılmayan öğretmenleriz.” Bu genç kardeşlerimizde algı bu. “Bizler, kendi eğitim alanı dışında iş bulamayan, tam gün kadrolu, iş güvencesinden yoksun, ‘Ücretli öğretmen’ adı altında 400-600 lira arasındaki asgari ücretle devlet okullarında ve dershanelerde kölece çalıştırılanlarız.” Algı bu. “Bizler, kurumsal bir hizmet olan eğitimin neoliberal politikalar doğrultusunda piyasalaştırılmasının getirdiği esnek çalışma biçimlerinin -öğretmenlerdeki sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik mantığı ifade ediliyor- doğrudan muhataplarıyız.” diyor. Bu genç kardeşlerimizdeki algı maalesef bu.

Değerli arkadaşlarım, yine devam ediyorum: “Bizler yıllarca bin bir emekle okuyan, üniversite eğitimi sonrasında açıkta bırakılan, yok sayılan, görmezden gelinen genç eğitimcileriz.” Bunlara bu algıyı vermemize sebep olan ortamı ortadan kaldırmak için hiçbir çaba sarf etmeyecek miyiz? “Bizler her yıl hayallerimizi bir başka bahara erteliyoruz. Otuzlu yaşlarımıza gelip evlenemiyor, ailelerimizden harçlık almak zorunda kalıyoruz. İş bulamadığımız için işportacılık, inşaat işçiliği, tezgâhtarlık yapıyoruz. Her şeyden önce sağlık güvencesinden yoksun yaşıyoruz. Atanamadığı için hayatını düzene koyamayan, çeşitli psikolojik, fiziksel sorunlar yaşayan ve çözüm yolu olarak intiharı seçen bir çok arkadaşımız mevcuttur, bu sayı her geçen gün de artmaktadır.” Değerli arkadaşlarım tablo bu.

Yine devam ediyorum: “243 bin insan sınava giriyor, 15 bin öğretmen alınıyor, bunun 6 bini tek branştan, geriye kalan 230 bine yakın insana ne yapmaları öneriliyor?”

Değerli arkadaşlarım, bu konu da son derece üzerinde durulması gereken bir konu. Öğretmen alımını KPS sınavıyla yapıyoruz, fakat sınav sistemi o kadar yanlış, o kadar bozuk bir sistem ki âdeta eğitim fakültelerinde, liselerde üniversiteye hazırlanacağız diye son sınıfta okula gitmeyen, çaresizlik karşısında tedbir geliştiremeyip, çaresizlik karşısında çocukları izinli saymaktan başka bir tedbir geliştiremeyen bir millî eğitim camiasına sahibiz. Böyle bir şey olabilir mi? Burada da aynı noktayla karşı karşıyayız. KPS sınavına girecek; çocuk, eğitim fakültesinde, beden eğitimi öğretmeni ama sınavda sorulan sorular matematik, tarih, coğrafya, fizik, kimya, sosyal bilgiler. “Bu okul nasıl olsa bitecek.” diyor. “Ne yapmam lazım?” Bu sınavı hayat meselesi görüyor. Ondan sonra da son sınıfa geldiğinde, çocuk, artık okulun telaşında değil, eğitim ve öğretimin telaşında değil, KPSS’ye hazırlanmak için çaba sarf ediyor.

Şimdi, böyle bir eğitim sistemi olmaz. Bunlara mutlaka bir çare bulunması lazım. İşte, bu çareyi geliştirecek tek yer de burası. Bunları burada konuşacağız, tartışacağız, verilen bu önergeleri fırsat sayacağız, komisyonlar oluşturacağız ve bu gençlerimizin hayatlarının baharında iş gücüne katılımlarını sağlayacak tedbirler geliştirmek zorundayız. Yoksa, az önce Sayın Engin Altay ifade etti Başbakanın 2002’deki bu konu ile ilgili görüşlerini. Tekrara düşmemek için ifade etmiyorum ama o gün için doğru söylenen bir sözün bugün sekizinci yılındayız, hâlâ bir tedbir geliştirilememiş. Başbakan tedbiri geliştirmemişse biz geliştirmek zorundayız değerli arkadaşlarım, bu heyet geliştirecek. İşte, o nedenle, bu fırsatı iyi değerlendirip bu komisyonun kurulmasına lütfen destek verin.

Değerli arkadaşlarım, bu arkadaşlarımızı, bu genç kardeşlerimizi, önce sağlıklı bir birey olarak yetiştirebilmemiz, onları bir iş sahibi yapabilmemiz noktasında bir çaba gösterilmeyişini de, maalesef, buradan esefle karşılıyorum.

Şimdi, tabii, bu noktada hâlâ bir aymazlığın içerisindeyiz, hâlâ öğretmen yetiştirme noktasında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

BEYTULLAH ASİL (Devamla) – …bir planlamanın içerisinde değiliz. İşte, son bir ay içerisinde yaşanan olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Üniversiteyi kurmak bu yüce heyetin görevi. Ama, şu 487 sıra sayılı gündemin de ilk sırasını alan vakıf üniversitelerinin kurulmasıyla ilgili yasa tasarısı görüşülürken, burada da eğitim fakülteleri var bu eğitim fakülteleriyle ilgili bir planlama yapılmış mıdır? YÖK bunun bir projeksiyonunu çıkarmış mıdır? Bununla ilgili görüşlerini lütfen bizlere iletsin. Bunu parlamenter olarak bizler de görmek istiyoruz, bizler de duymak istiyoruz, bizler de öğrenmek istiyoruz, buna dayanarak da çareler üretmek istiyoruz. Hâlâ YÖK sağır sultan, Millî Eğitim Bakanı sağır sultan. Böyle bir eğitim planlaması olmaz.

İşte, değerli arkadaşlarım, bunu bir fırsat olarak değerlendirelim ve bu komisyonun kurulmasına olumlu oy verelim diyor, katkılarınızı bekliyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Asil.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde son söz Konya Milletvekili Sayın Ali Öztürk’e aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Öztürk.

ALİ ÖZTÜRK (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Aslında gündemimiz çok yoğun. Özgür, eşit ve dürüst seçimler demokrasinin temelidir. Gündemimizde Seçim Kanunu var. Gündemimizdeki bu Seçim Kanunu’nun bir an önce gerçekleşmesi ve Genel Kurul’da görüşülüp sonuçlandırılması bakımından ben Meclisimizin yoğun gündemine bir an önce dönülmesi dileğiyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında mutabakat olmadığından üç dakika süre veriyorum. İşari oylamayı elektronik cihazla yapacağız ve yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, öneri reddedilmiştir.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükûmete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan Ankara Milletvekili Sayın Haluk İpek’in; Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 18 Milletvekilinin; Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Halil Ünlütepe ve Denizli Milletvekili Sayın Ali Rıza Ertemür’ün; Denizli Milletvekili Sayın Hasan Erçelebi ve 10 Milletvekilinin; Diyarbakır Milletvekili Sayın Gültan Kışanak ve 19 Milletvekilinin; Şırnak Milletvekili Sayın Sevahir Bayındır’ın; Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır’ın; Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç’in; Denizli Milletvekili Sayın Hasan Erçelebi ve 5 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4.- Ankara Milletvekili Haluk İpek’in, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hak-kında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Kasta-monu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 18 Milletvekilinin, Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe ve Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi ve 10 Milletvekilinin, Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak ve 19 Milletvekilinin, Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi ve 5 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Anayasa Komisyonu Raporu (2/636, 2/123, 2/200, 2/288, 2/304, 2/342, 2/364, 2/474, 2/596) (S. Sayısı: 490) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Dünkü birleşimde teklifin birinci bölümünde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştı. Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz. İkinci bölüm geçici madde dâhil olmak üzere 18 ila 33’üncü maddeleri kapsamaktadır.

                        

(x) 490 S. Sayılı Basmayazı 01/4/2010 tarihli 81’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

İkinci bölüm üzerinde söz isteyen Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Atila Emek, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Isparta Milletvekili Sayın Nevzat Korkmaz; şahıslar adına Isparta Milletvekili Sayın Nevzat Korkmaz, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Atila Emek. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ATİLA EMEK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Değişiklik Yapılmasına İlişkin 490 sıra sayılı Teklif’in ikinci bölümü üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Grubum ve şahsım adına yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, seçim kanunları seçimlerin tam bir güven içinde yapılmasını düzenleyen temel kanunlardır. Seçim kanunlarında yapılacak değişikliklerin aceleye getirilmemesi, üzerinde ciddi çalışma yapılması ve ilgili toplum kesimlerinin kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak düzenlenmesi gerekir; ancak görüşmekte olduğumuz bu teklif aceleye getirilmiş, her konuda yaşandığı üzere seçim kanunu gibi temel bir kanunda AKP anlayışı duruma hâkim olmuş, Anayasa Komisyonunda çok acele bir şekilde görüşülerek Genel Kurul huzuruna getirilmiştir. Oysa, daha geniş bir zaman dilimi içinde teklif görüşülebilir, ilgili kurum ve kuruluşların katkılarıyla kamuoyunda tartışma ve endişe yaratan sorunlara çözüm getirilerek daha çağdaş ve demokratik bir seçim kanununa ülkemiz kavuşmuş olurdu.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna mensup Komisyon üyeleri olarak Komisyonda ve alt komisyon çalışmalarında teklifin sakıncalı olan maddeleri ve düzenlemelerine karşı görüşlerimizi ifade ettik, yanlışların teklif metninden çıkarılması ve düzeltilmesi yolunda gerekli uyarıları yaptık. Ne var ki AKP tarafından aceleye getirilen bu teklifin eksikliklerinin ve yanlışlarının giderildiğini söylemek olanaklı değildir.

Değerli milletvekilleri, muhalefet şerhimizde de açıkladığımız üzere teklifin çerçeve 18’inci maddesinde kolluk güçlerinin ve ulaştırma görevlilerinin oy kullanmaları hakkında bu kişilerin kayıtlı oldukları ilçe ya da oy kullanma zorunluluğu netleştirilmemiş olup özellikle seçim sonucunu etkileyebilecek seçmen hareketlerinden birinin yaratılma olasılığına karşın özellikle mahallî idareler seçimlerinde sorun yaratabilme olanağı olan bu yeni düzenlemenin hatalı olduğunu belirtmek isterim. Yerel seçimlerde belediye başkanlarının bir oy farkıyla seçildiğini düşündüğümüzde kolluk güçleri ve ulaştırma görevlilerinin kullanacakları oylarla seçim sonuçlarını doğrudan etkileyeceği açıkça görülmektedir. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bu sakıncalı durumun çözüme kavuşturulmasını öneriyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin çerçeve 23’üncü maddesinde, müşahitlere verilmesi düşünülen sandık sonuç tutanağının verildiğine ilişkin bir zorunlu tutanak örneğinin basılı olarak sandık kurullarına verilmesi hususunun metne dâhil edilmemiş olması eksiklik teşkil etmektedir.

Değerli arkadaşlarım, seçimlerin kamu vicdanında rahatsızlık yaratmadan ve kuşkulara neden olmadan demokratik bir şekilde gerçekleşmesi esastır. Demokratik seçimlerde her seçmenin oyu altın değerindedir. Seçimlerde seçmen oyunu her türlü baskıdan uzak, özgürce kullanmalıdır. Seçmenin kullandığı bu oy sandığa girdiği gibi çıkmalı, seçmenin ortaya koyduğu irade üzerine gölge ve kuşku düşmemelidir.

Sayın milletvekilleri, Yüksek Seçim Kurulunun seçimlerde kullandığı “SEÇSİS” adı verilen bilgisayar işletim sistemiyle ilgili kamu vicdanında rahatsızlık yaratan kuşkular nedeniyle toplumda tartışmalar devam etmektedir. 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde kullanılan bu sistem nedeniyle seçimlerde hile olduğuna ilişkin iddialar toplumun her kesiminde dile getirilmektedir. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ülkelerinde sakıncalı bulunduğu için yasaklanmış ve uygulamadan kaldırılmış SEÇSİS işletim sisteminin kamuoyunda yarattığı tartışmaları göz önüne alarak bu sistemin üzerinde bağımsız bir teknik grup tarafından inceleme yapılması, düzenlenecek raporun kamuoyu ile paylaşılması ve sistem üzerinde güvenliğin sağlanması için, görüşmekte olduğumuz teklifte gerekli düzenlemeler kamu vicdanını rahatlatmak için mutlaka yapılmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, bu konu, hepinizce de hatırlanacağı gibi, kamuoyunda tartışması ve özellikle yurttaşlarımızın vicdanında rahatsızlık yaratmaktadır. Bununla ilgili olarak bir soru önergesini Meclis gündemine taşımıştım ama ne acıdır ki verilen cevapta özellikle Adalet Bakanlığı konuyu Yüksek Seçim Kuruluna göndermiş ve Yüksek Seçim Kurulu da bu konuda, konunun Yüksek Seçim yargısal niteliği ve konumuyla bağdaşır görülmediğinden cevap verilmemiştir.

Peki, değerli arkadaşlarım, bu konu kamuoyunda tartışılmaya devam edecek, vicdanları rahatsız edecek, biz bir milletvekili olarak, milletin vekili olarak bu konuda bir cevap dahi alamayacağız. Bu kuşku mutlaka giderilmelidir. Bu, seçimin, hem demokratik olması hem de yurttaşın verdiği oyun yerini bulması bakımından son derece önemlidir.

Değerli arkadaşlarım, bu durumu sağlayacak olan iyi düzenlenmiş ve kuşkuya neden olacak sorunları ortadan kaldırmış seçim kanunlarıdır. Bunun gerçekleşmesi için, seçim kanunları üzerindeki çalışmaların aceleye getirilmeden, soğukkanlı ve geniş zaman dilimi içerisinde, ilgili tüm çevrelerin görüşleri alınarak çalışmaların yapılmasıdır.

Değerli milletvekilleri, zamanla yarışırcasına bir temel kanun üzerinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Her konuda olduğu gibi bu konuda da AKP anlayışını, kendisini göstermektedir. AKP, her geçen gün, milletin gündeminden uzak kendi gündemini yaratmakta; milletin geçimiyle ilgili sorunların çözümü ve tartışılması yerine bunların üstünü örtecek gündem yaratmaktadır. Bu Seçim Kanunu çalışmaları da AKP gündeminin yansımasıdır. Toplumun bütün kesimleri, yoksulluk ve işsizlik sıkıntılarıyla kıvranırken, yolsuzluklar had safhaya çıkmış ve AKP çevrelerini sarmışken, AKP İktidarı baskıcı ve yasakçı anlayışıyla toplum üzerinde bir korku imparatorluğu oluşturmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP İktidarı yarattığı kendi gündemiyle devletin önemli kurumlarını yönlendirmiş ve şekillendirmiştir, bu aşamada yargıyı ele geçirmek ve AKP yargısını yaratmak üzere yola çıkmıştır. Önümüzdeki günlerde bu gündemi değerlendireceğiz. Görüşmekte olduğumuz seçim kanunu yasalaştığında, yapılacak ilk genel seçimde uygulamaya konulması amaçlanmıştır. AKP İktidarı halkın çektiği sıkıntılar karşısında seçim kanunlarından medet umar hâle gelmiştir. AKP İktidarı, Seçim Kanunu’nu kendi lehine düzenlemekle milletin kendisi aleyhine vereceği kararı değiştirmeyi başaramayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, ülkenin ve milletin gerçek gündemine uygun düşmeyen AKP dayatmalarına ne biz ne de milletimiz izin verecektir. AKP, milleti canından bezdiren, artarak devam eden yoksulluğa, işsizliğe, aşsızlığa çare bulacağı yerde her gün yeni sorunlar yaratarak insanımızı umutsuzluğa ve karamsarlığa sevk ediyor. Mille-timiz bunun cevabını yapılacak ilk seçimde sandıkta verecek, AKP geldiği gibi halkın oylarıyla iktidardan gidecektir.

Bu duygu ve düşüncelerle, yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Emek.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Isparta Milletvekili Sayın Nevzat Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 490 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına görüşlerimi açıklamak üzere huzurlarınızdayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Demokrasinin tecellisi için olmazsa olmazlardan birisi ve en önemlisi, serbest, eşit ve adil yarışma şartlarının sağlandığı seçimlerdir. Bu alanda karşılaşılacak yetersizlikler rejimi tehlikeye sokacaktır, demokratiklik ve çoğulculuktan uzaklaştıracaktır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü, Seçim Kanunu, Siyasi Partiler Kanunu gibi Türk siyasi hayatının bütününü ilgilendiren ve parlamenter demokrasinin vazgeçilmezleri olan siyasi partilerin siyaset yapma zeminlerini belirleyen yasalar düzenlenirken daha uzlaşımcı, daha katılımcı ve Meclis çoğunluğunun getirdiği kendini beğenmişlikten uzak, daha mütevazı olmak gerekir. Hem hükûmet eden siyasi partilerin hem de sistemin inandırıcılığı ve güvenirliliği buna bağlıdır yani bu düzenlemeleri yaparken, kendine yontan nalıncı keseri değil, adaletin terazisi olmayı bilmek lazımdır.

Fazla söze gerek yok. Bir zihniyetin demokratik olup olmadığının mihenk taşına vurulduğu noktadır buradaki duruş. “Ben yüzde 47 oy aldım, istediğimi yapar, istediğim düzenlemeyi Meclisten geçiririm.” diyemezsiniz. Eğer bu yola tevessül ederseniz -ki şu an itibarıyla öyle görünüyor- yarın bir başka çoğunluğun size dayatacaklarına da ses çıkarmamanız gerekiyor. Bir başka deyişle, hem Kunta Kinteliğe hem de nemrutluğa soyunamazsınız. Bu oylar size, barış, huzur, sosyal mutabakat ve karşılıklı anlayış içerisinde ülkeyi idare etmeniz için verilmiştir, yoksa Meclisteki diğer siyasi partileri ve halkın seçtiği milletvekillerini yok saymanız, kendi görüş ve siyasi tavrınızı onlara dayatmanız için değil çünkü yarın iktidardan uzaklaştığınızda bu yaptıklarınız bumerang gibi size geri dönecektir. “Adalet istiyoruz.” dediğinizde bugünkü söyledikleriniz önünüze mutlaka konacak ve bugün yaptıklarınız size hatırlatılacaktır.

Uzlaşma dendiğinde “Efendim biz teklifimizi Komisyona, hatta alt komisyona getirip tartıştırmadık mı?” diyorsunuz değerli AKP milletvekilleri. Yanlış biliyorsunuz, bunun adı “uzlaşma” değil; bu, düşündüğünüzü, tasarladığınızı karşınızdakine dayatmadır, buna “uzlaşma” denmez. Uzlaşmada gruplar oturur, konuşur, kendi zaviyelerinden eksiklikleri ve ihtiyaçları belirler, ortaya bir metin çıkarırlar ve bu metin Genel Kurulun görüş ve katkılarına sunulur. Acaba dedim, AKP sürekli “Uzlaşıyoruz, biz de uzlaşmacıyız.” derken uzlaşmanın anlamını bilmiyorlar mı diye bu açıklamayı zorunlu hissettim.

Bakın, Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlük’ünde “uzlaşmak” nasıl tanımlanmış; bu tanımı AKP milletvekillerinin bilgisine sunarken kamuoyu ile de paylaşmak istedim: “Uzlaşmak: Aralarındaki düşünce ayrılığını karşılıklı tavizler vererek uyuşmak, karşılıklı anlaşmak ve mutabık kalmak.” Sözlük anlamı bu, yani herkes bir adım geri çekilecek ve ortadaki anlaşma zeminini, uzlaşma alanını büyüteceğiz. AKP, bu seçim kanunu ve bundan sonra Genel Kurula getireceklerini söyledikleri Anayasa değişikliklerini böyle mi yaptı? Hayır. Herhangi bir uzlaşma arayışı içinde olmadan ya da izlediği tek yönlü görüşme biçiminden en küçük bir rahatsızlık hissetmeden kendi metninin Komisyonda görüşülmesini yeterli gördü. Unutmayalım ki bu seçime AKP gibi diğer partiler de katılacak. Nerede onların hakkı, hukuku? Onların sisteme güvenmesini temin edecek eksikliklerinin giderilmesi gibi bir kaygıyı neden hissetmiyorsunuz?

Değerli milletvekilleri, başından beri teklifin geneli ve birinci bölümü üzerinde eleştiri ve endişelerimizi dile getiriyoruz, ikinci bölüm de son derece sıkıntılı maddeler içermektedir. İşte, 18’inci madde, ilçe seçim kurulu başkanı, seçim çevresi listesinde olduğu hâlde görev yaptığı sandığa ait seçmen listesinde olmayan güvenlik görevlileri ile sandık kurulu üyelerini getirip götürmekle görevli şoförlerin o sandıkta oy kullanmalarına cevaz veren madde. Bunların sayıları çoğu zaman 60-70, hatta büyük yerlerde 250-300’ü bulabilmektedir. Şoförlerin sayısı da kabarık. Uygulamada, ilçe seçim kurulu mülki amire yazar, sandık başlarında gereken güvenlik tedbirlerinin alınmasını ister. Mülki amir, her sandığın başında yeterli güvenlik elemanı planlaması yapar ama bu görevlilerin isimlerini seçim kuruluna bildirmez. Oy verme gününde bu görevlilerin sandık sandık dolaştırılıp oy kullandırılması riski her zaman mevcuttur. Siyasi partiler ya da adaylar, işleri güçleri yok da güvenlik görevlileri sirkülasyonunu mu takip edecekler veya bunu ne kadar denetleyebilecekler? Bu risk, milletvekili seçimlerinde, yerel seçimlerde de var. Bu yoğunluktaki insanlar, görev yaptıkları yerlerde oylarını kullandıklarında -hepinizin bildiği üzere- sandık sonuçlarını doğrudan etkileyecek, belki de sonucu değiştirecektir. Bunun, orada yaşayan seçmenlerin iradesine saygısızlık olacağını hepimiz biliyoruz. Biz demiyoruz ki sandık mahallinde görevli arkadaşlarımız oy kullanmasın. Elbette, her vatandaş gibi kullanacak, kullanmalılar ancak sandığın kurulduğu mahalde yeni tartışmalara, yeni gerginliklere sebebiyet verilmemelidir. Devletimizin güvenlik güçlerini bu tartışmaların içine itmemek, sandıklardan istediği sonucu alamayan kesimlerin husumeti ile karşı karşıya getirmemek lazımdır. Bu yüzden, bunların eskiden olduğu gibi görev yerlerinden dönüşümlü olarak ayrılarak kayıtlı oldukları kendi sandıklarında oy kullanmaları sağlanmalıdır. Senelerce yönetimler bunu sağlamışlar da siz neden sağlayamıyorsunuz? Bu, yönetiminizin âcizliğinin bir ifadesi midir?

19’uncu madde düzenlemesi, üzülerek söylüyorum ki kargaları bile güldürecek cinstendir, oyların 2 defa sayılması şartı getiriliyor, iki sayım arasında fark olursa, 3’üncü sayım yapılacak. “3’üncü sayımdan elde edilen sonuca göre işlem yapılır.” deniyor.

Değerli arkadaşlar, önemli olan oyların 2 ya da 3 kez sayılması değil, doğru sayılmasıdır. Örneğin, sayım yapan görevli 3’üncü kez de saydı ancak hata yaptığı söylendi yahut kendisi de şüpheye düştü, 4’üncü kere saymayacak mı? Saydı, diyelim ki ikinci sayımdan farklı bir netice ortaya çıktı. Birileri yargıya gidip “Efendim, Seçim Kanunu’nda 2 kez sayım esastır. Sonraki sayımın değil de 2’nci sayım sonucunun tescilini istiyorum.” diyemez mi? Dese karmaşa ortaya çıkmaz mı? Sayım görevlilerine sanki sayma özürlülermiş gibi muamele yapıp bu kadar detaya inmek ne derece işlevseldir?

20’nci maddede getirilen hükümler, Yüksek Seçim Kurulunun 135 ve 138 sayılı genelgelerinde düzenlenmiş. Eksikler varsa yine orada düzenlenir. Bunu bu kadar ayrıntılı bir kanun maddesi hâline getirmek, kanun yapma tekniğine aykırılık, işgüzarlık değil mi? Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Yüksek Seçim Kurulunun hareket alanını bu kadar kısıtlaması doğru mudur?

21’inci maddede ve 22’nci maddede noksanlıklar var, önergelerimizi vereceğiz.

24’üncü maddede yeni bir düzenleme yapılması gerekiyor. Siyasetin baş aktörleri, siyasi parti teşkilatları ve onların yöneticileridir. Oyların birden fazla bilgisayarda sayıldığı durumlarda, her bilgisayarın yakınında siyasi parti temsilcilerine uygun yer ayrılarak daha sayımın başında onları sürece katacak rahat bir izleme imkânı getirmek lazımdır. Sayım görevlilerinden ve oy pusulalarından, âdeta, fersah fersah uzaklıkta kalan teşkilat yöneticilerini tatmin etmek ve onları sonuçlardan emin kılmak zor olacaktır. En fazla şikâyet edilen konu budur. Şimdi bunu düzeltmenin tam zamanı. Yeni gerginlikler ve küskünlükler yaratmanın zamanı değil.

25’inci maddede, ilçe seçim kurullarına itiraz etmede önce sandık kuruluna başvurmak şartı kaldırılıyor. Buradaki düşünce, bizce de çok yanlış değil. İtirazların yargı mensubu olmayan sandık kurulu başkanının iki dudağı arasından çıkartılıp bu konuda uzmanlaşmış ve başkanlığının da bir hâkim tarafından yapıldığı ilçe seçim kuruluna bırakılması doğru bir yöntem. Ancak, buna bir eleme kriteri getirmek lazım. Her önüne gelen itiraz dilekçesini alıp ilçe seçim kurulunun önüne gittiği zaman –ki bu sayıları binleri, on binleri bulabilir büyük yerlerde- iki gün içinde bunlara cevap vermek mümkün müdür?

O hâlde, başından beri vurguladığımız mutabakat gerekliliği burada da kendini gösteriyor. Grupların, uygun bir çıkış yolu, bir tercihte bulunması lazım. Ancak, sizin yasa yapmada bulduğunuz yöntem, üzülerek söylüyorum ki, deneme yanılma yöntemidir. Denemeden, görüşmeden, illa ki kafanızı duvara bir çarpacaksınız, Türkiye Büyük Millet Meclisine de hata yaptıracaksınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

Sırası gelmişken, millî teknoloji şirketi HAVELSAN’ın önerisini tekrar değerlendirmenizi istiyoruz, gerçekten bu sıkıntıları ortadan kaldırabilecek elektronik bir sistem öngörüyor.

Kıymetli arkadaşlarım, biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak düzeltebileceklerimizi düzeltmek ve millî iradenin tecellisine verilecek zararı en aza indirgemek adına hem alt komisyonlarda hem de esas komisyonlarda gerekli katkıyı yaptığımızı düşünüyoruz. Bir kısmını kabul etmiştir AKP komisyon çoğunluğu ama büyük bir kısmını da reddetmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu gerekçelerle mevcut metnin bu hâliyle ülke bütünlüğüne, millî birliğe, demokrasiye, çoğulculuğa ve seçimlerin eşit ve adil şartlarda yapılmasına hizmet etmeyeceğini düşündüğümüzden teklifi desteklemediğimizi beyan ediyor, ret oyu vereceğimizi kamuoyuyla paylaşıyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.

Barış ve Demokrasi Partisi adına Van Milletvekili Sayın Özdal Üçer. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; grubum adına ikinci bölüm üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlarım.

Aslında seçim kanunlarında, seçmen kütükleriyle ilgili 298 sayılı Kanun, milletvekilleri seçimiyle ilgili Kanun, yerel idarecilerle ilgili kanunlar, Anayasa’nın seçimlerle ilgili hükümlerinde birçok değişiklik yapılması gerekmekte. Şöyle tanımlayabiliriz: Ev ihtiyacı olan birinin ev inşaatına başlarken terastan başlaması gibi bir şey söz konusu burada.

Şimdi, seçimlerle ilgili anayasal düzenlemeler yapılmaksızın, Siyasi Partiler Kanunu düzeltimi yapılmaksızın, milletvekilleri ve mahalle muhtarları, yerel, mahallî idarecilerle ilgili seçim kanunları düzenlemesi yapılmaksızın seçmen kütükleriyle ilgili bir düzenlemeyi çok öncelikli tutmak, bu işin esas, mihenk noktasıymış gibi kamuoyuna lanse etmek aldatmacı bir yaklaşım olur, kandırmacı bir yaklaşım olur. Zaten 2002’den bu yana AKP Hükûmetinin temelde esas aldığı şey, kamuoyunu yanıltmak, kamuoyunun taleplerini istismar etmek, beklentilerini istismar etmek, vizyonu söylemlerle güçlü tutarak kamuoyunu müşkül durumda bırakmak, beklentilerini bir istismar aracına dönüştürerek kendi rant alanını sağlayacak bir iktidar pozisyonu oluşturmak. “Hangi alanda yedi yıllık iktidarı boyunca AKP Hükûmeti çözüm getirdi de seçim kanunlarıyla ilgili çözüm getirecek?” diye genel bir kanaat söz konusu. Eğitim alanında, sağlık alanında bugün tartışılan, görüşülen önergeler bile bunun en bariz örneği. Cezaevlerinin sorunlarıyla ilgili, kanser tedavisiyle ilgili araştırma önergelerinin AKP Hükûmetinin tamamı tarafından reddedilmiş olması ve özellikle bu iki önerge aleyhine de, AKP’nin, Erdoğan’ın “Kürt milletvekilleri” diye basına yansıyan milletvekilleri tarafından aleyhte konuşturulması da ilginç bir nüanstır.

Aslında, burada CHP ve MHP’yi de değerlendirmek lazım. Seçimlerde sırf DTP milletvekili çıkarmasın diye zımni uzlaşı alanlarını yapan il, ilçe teşkilatlarının da bunda etkisi vardır. Eğer böyle bir tutum söz konusu olmamış olsaydı bugün Meclis aritmetiği bu şekilde olmamış olacaktı, bunu hepimiz çok iyi biliyoruz.

Güvenlik güçlerinin baskısı, güvenlik güçlerinin sandığa müdahalesi AKP’nin aynı dönemde idare ettiği, Hükûmette bulunduğu idareler çerçevesinde baskılanan bir seçim ortamı olmamış olsaydı, antidemokratik bir seçim ortamı olmamış olsaydı, bugün antidemokratik seçim yasaları olmamış olsaydı Meclis aritmetiğinin bugün bu olmayacağını hepimiz çok iyi bilmekteyiz.

Mevcut seçim kanunlarından dolayı birçok ötekileştirilmiş kesim kendi siyasi düşüncesini, sosyal politikalarını Meclise yansıtabilme şansına sahip değil. Peki, yerel yönetim seçimlerinden sonra güç kaybına uğrayan ve emekçiler tarafından dışlanan, kendisine yakın olarak bir gecede kurduğu sendika konfederasyonu tarafından bile reddedilen AKP Hükûmeti, artık muhalefet edilen AKP Hükûmeti eğer kamuoyuna karşı çok yürekliyse buyursun, 2010 yılı içerisinde bir erken seçim yapalım da boyunun ölçüsünü alsın, diye halkın da söylemleri söz konusudur.

ASIM AYKAN (Trabzon) – Acele etme, geliyor, geliyor.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Gelecek, görüşeceğiz o zaman.

ASIM AYKAN (Trabzon) – İnşallah.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – İnşallah, inşallah.

ASIM AYKAN (Trabzon) – Yaz bir tarafa.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Yazacağız ve şunu kesinlikle söyleyeyim ki sizin bu kadar sandalyeniz olmayacak. Seçimlerle ilgili… Çok fazlası olmayacak bundan eminim, yani bu kadar olmayacak derken fazlası olabilir anlamında söylemedim.

Şimdi, güvenlik güçlerinin seçim sandık kurulunda görev yapacak kişilerin hangi sandıklarda oy kullanacağına ait düzenleme gerçekten sorun alanıdır çünkü birçok ilçede birkaç oyla seçimler kazanılabiliyor, birçok beldede birkaç oyla seçimler kazanılabiliyor. Bununla ilgili güçlü bir denetim mekanizması olmazsa sıkıntı yaşanır.

Zarfların sayılması, efendim dökümün yapılması, sayımın yapılması -bundan dün de bahsetmiştik- teknik mevzular. Bunları, hiç, bu Genel Kurulu böyle yormaya da gerek olan şeyler olarak görmüyoruz. Bununla ilgili komisyonlar vardır, komisyon çalışır ama Meclis yasama faaliyetlerinin kalitesiyle ilgili sorunu üç yıldır bizatihi gözlemledik. “Ben yaparım, sayım buna yeterlidir, herkes de buna riayet etmek zorundadır.” gibi bir yaklaşım söz konusu. Bunun çok da doğru olmadığını ve mantıklı olan herkesin bunu eleştireceğini, eleştirmesi gerektiğini ifade etmek isterim.

Önemli bir konu, memurların siyaset hakkının yine bu düzenlemede, Anayasa’da engelleniyor olması. Şimdi, herkes siyaset yapabiliyor. Memurların ideolojik düşünce geliştirme hakkı var. Tamam, siyasi partilerin faaliyetlerine ya da memur sorumluluklarını taşımak yükümlülüğü ayrı bir şeydir ama siyaset yapma hakkı herkes için eşitlikçi olmalıdır. Neden bir memur siyasi partiden aday olmak için ya da milletvekili adayı, muhtar adayı veyahut da belediye başkanı adayı olmak için görevinden istifa etmek zorunda kalsın? Bunun için daha makul bir çözüm bulunamaz mı? Bulunabilir ama “Benim memurum işini bilir.” zihniyeti ile bugüne kadar yansıyan “Ben, kendi kadrolaşmamı nasıl yaparım?” zihniyetinin ortaklaştığı bir alan bürokrasiye bu anlamda çok müdahale ediyor.

Ben de memur kökenli biriyim. İşin aslı, memuriyet görevinden istifa edip de salt ekonomik gerekçelerinden dolayı ya da görevime bir daha dönebilir miyim kaygısıyla memuriyet görevinden istifa edip de siyasete girebilme şansına sahip olmayan binlerce insan var. Eğer öyle olursa -biz, tabii o ikili polemik sürecine dâhil olmak istemiyoruz ama Sayın Erdoğan’ın bahsettiği gibi- böyle AKP politikalarına karşı çıkıp da “Ben, siyasete giriyorum.” diyecek binlerce öğretmen vardır, binlerce doktor vardır, binlerce mühendis vardır kamu kuruluşlarında çalışan. O zaman siyaset nasıl yapılır görürdü aslında ama mevcut yasalar buna müsaade etmiyor. Acaba ben görevimden istifa etsem birkaç ay sonra görevime dönebilir miyim, hükûmet bu konuda beni baskılar mı baskılamaz mı diye tereddüt yaşayan ve görevinden istifa ettiği için başka bir partiden, hükûmet yanlısı olmayan başka bir partiden ya da bir düşünceden yana tavır geliştirdi diye görevinden olan, soruşturma açılan binlerce insan var.

Şimdi, siyaset ve toplumsal yaşam döngüsü itibarıyla değerlendirdiğimizde, siyasetin temel sorumluluğu toplumsal yaşamı düzenlemektir, toplumsal yaşamı kendi çıkarlarına göre monte etmek rantçı bir anlayıştır. Zaten yedi yıllık AKP Hükûmeti süresince en çok üzerinde durulması gereken şey, bence rant ve hukuktur, haksız rant ve hukuktur. Bu konuda şunu çok iyi bilmekteyim ki ve bunun takipçisi olacağız: Bugün bu koltuklarda oturup da yarın halka hesap verecek onlarca milletvekili vardır ve cezaevlerine ret oyu, cezaevlerinin sorunlarının yerinden tespiti ve sorunlarının giderilmesi için ret oyu verenlerin çoğu, yarın belki yolsuzluk davalarından dolayı cezaevinde kalacaktır ve birilerinin kendi sorunlarını Mecliste gündeme getirmesini temenni edecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – AKP’nin yola çıkarken, Sayın Erdoğan’ın söylediği, temelde söylediği iki şey vardı: “Yolları yapacağız, yolsuzluk yaptırmayacağız.” Yaptıkları yollar çukurlardan geçilmez oluyor. Yolsuzluk da yaptırmadılar çünkü kimseye yolsuzluk yaptırmadılar, kendi yakınları, kendi yandaşlarından başka kimseye yolsuzluk yaptırmadılar.

Bunlar, söylenmesi ve seçimlerle ilgili tartışılması gereken çok şeyin, aslında ifade edilmesi gereken çok şeyin varlığının göstergesidir. Yani bu sefer, değil makarna, bulgur, fasulye, nohut, değil çamaşır makinesi, buzdolabı, Sayın Başbakan oğlunun gemisini de hediye etse insanlara, kimse oy vermeyecektir.

Saygılarımla hepinizi selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Üçer.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Haluk İpek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HALUK İPEK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bütün siyasi partiler ve bütün bağımsız adaylarla ilgili seçim yarışını düzenleyen ve bundan önceki seçimlere göre çok daha sağlıklı, çok daha iyi seçimleri yapacağımız düzenlemeleri getiren kanun teklifini düzenliyoruz. İlk bölümünü dün tamamladık, şimdi ikinci bölümündeyiz; inşallah onu da bugün tamamlayacağız ve bundan sonra seçimlerimizi daha güvenilir, daha sağlıklı ve daha iyi yapacağız. Bunu hep birlikte, bu kanun geçtikten sonra uygulamaya başladığımızda bütün siyasi partiler ve adaylar bunu hissedecekler.

Esasen 298 sayılı Yasa’yı şöyle bir inceleyebilseydi konuşmacılar, yani bunun felsefesini anlayabilseydi, kuralları ve kavramları algılayabilselerdi, buradaki konuşmaları, hazırlanan teklifi dikkatli okuduktan sonra buradaki konuşmaları yapmazlardı. (MHP sıralarından gürültüler)

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Sayın Vekilim, ayıp oluyor. Algılama sorunumuz yok!

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, bu ne demek? Bizim algımızla ilgili değerlendirme yapma hakkına sahip değil.

HALUK İPEK (Devamla) – Şimdi, 298 sayılı Yasa’nın ruhunda şu var: Bütün seçimleri siyasi partilerle birlikte yapmak ve sonuçlandırmak, siyasi partileri, seçimin her aşamasında, siyasi partileri aşama aşama onun içine yerleştirmek.

Teklifi incelediğiniz zaman 1’inci maddeden başlayarak…

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Senin bildiğin kadar bizim unuttuğumuz var Sayın Vekilim.

HALUK İPEK (Devamla) – …şöyle bir incelediğiniz zaman, 1’inci maddeden itibaren siyasi partiler, seçim hukukunun, işleyen seçimin içine dâhil edilmiştir ve bütün maddeleri, dün görüştüğümüz on yedi maddeyi ve bundan sonraki maddeleri incelediğiniz zaman, teklif Anayasa Komisyonuna geldiği andan itibaren alt komisyonda ve daha sonraki aşamalarda bütün siyasi partilerin önergeleriyle aşama aşama bu hâle gelmiştir.

Şimdi sırasıyla tek tek saymak istemiyorum ama bu öğleden sonraki görüşmeye baktığımız zaman iki tane önerge var, hazırlandı veriliyor. Açın, gidin Anayasa Komisyonunun tutanaklarını, bu önergelerin, bu hazırlanan önergelerin, bu şekilde olmasını hangi parti arzu etti? Bir tanesi şu…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – O önergeleri de vermesek iyice kötü olacakmış Haluk Bey, inan bak.

HALUK İPEK (Devamla) – Arkadaşlar, birlikte çok iyi bir aşamaya getirdiğimiz kanunu burada konuşurken, benim de algılayamadığım -mesela şimdi birazdan ona cevap vereceğim- bir kısım cümleler kullandınız, kanunun içinde yok. Sloganla konuşuyorsunuz, deseniz ki şu maddenin, şu fıkrası buna yol açıyor, anlarım.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Dediğimizde anlamıyorsunuz, değiştirmiyorsunuz, sonra, oradan “Reddediyoruz, kabul etmiyoruz.” diyorsunuz. O zaman yazın bize verin ne konuşacağımızı, onu konuşalım.

HALUK İPEK (Devamla) – Dolayısıyla, örneğin 23’üncü maddede verilecek önergeyle yine, Komisyonda gelmişti bu, “Sandık sonuç tutanağı verilen müşahit ve sandık kurulu üyelerinin ad ve soyadları ile temsilcileri oldukları siyasi partinin adı veya bağımsız adayın adı ve soyadı sandık kurulu tutanak defterine yazıldıktan sonra tutanağın teslim alındığına dair imzaları alınır…” Arkadaşlar, bunu muhalefet partileri önerdi ve şu anda öneri olarak birazdan oylanacak.

Dolayısıyla, arkasından “SEÇSİS’le ilgili sisteme girişleri siyasi partiler takip edemiyor. Bunu bütün siyasi partilerin takip edeceği bir hâle getirelim” denildi, öyle değil mi? Bu konu, oradaki MHP’li bir milletvekili arkadaşın önerisi sonucunda şu anda Genel Kurula gelen teklifin içinde var ancak yeterli görülmedi, bakın, çok daha iyi bir hâle getirildi. Onu da okuyacağım: “İlçe seçim kurullarından Yüksek Seçim Kuruluna elektronik ortamda gönderilen sandık ölçekli seçim sonuçlarını talepleri hâlinde seçime katılan siyasi parti genel merkezlerinin ve eş zamanlı olarak izleyebilmeleri ve aynı formatta bilgisayar ortamında saklayabilmeleri için gerekli her türlü tedbir Yüksek Seçim Kurulu tarafından alınır. Siyasi parti genel merkezleri bu suretle elde ettikleri seçim sonuçlarını Yüksek Seçim Kurlunca belirlenen süre bitimine kadar kendi teşkilatlarına veya üçüncü şahıslara gönderemez ve kamuoyuna açıklayamaz. Yüksek Seçim Kurulu siyasi parti genel merkezlerinin kullanımına açılacak veri tabanlarıyla ilgili her türlü güvenlik tedbirlerini alır.” Arkadaşlar, talebinizdi bak.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bunu eleştirmiyoruz.

HALUK İPEK (Devamla) – Şimdi, biraz önce her üç siyasi partinin konuşmacısı şunu söyledi, okuyorum: “Kolluk güçleri seçimi etkiler.” Yine bir başka siyasi parti: “Güvenlik kuvvetlerinin oy kullanmaları seçimi etkiler.” Değil mi? Yine, en son konuşmacı: “Güvenlik kuvvetlerinin durumu seçimi etkiler.” Yani söylediğiniz şu: Güvenlik kuvvetleri…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bu sirkülasyonu takip edemeyiz.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sandık kurulunun görevlileri… Algılayamamışsınız Sayın Vekil, algılayamamışsınız!

HALUK İPEK (Devamla) – Arkadaşlar, dinlemesini bir öğrenirsen…

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Ben öğrenmişim, sana öğretirim, senin gibilerine öğretirim!

BAŞKAN – Sayın Üçer, lütfen…

SONER AKSOY (Kütahya) – Ne öğrenmişsin?

HALUK İPEK (Devamla) – Şimdi, iddianız şu: Güvenlik kuvvetleri bu kanun geldiği için oy kullanmaları gereken yerin dışında oy kullanacaklar. Bu değil mi?

Arkadaşlar, milletvekilliği seçiminde bir güvenlik görevlisi hangi milletvekilliğine seçimde oy kullanacaksa orada kullanacak, belediye seçimlerinde hangi belediyenin hizmet alanında bulunuyorsa orada oy kullanacak. Peki, bu…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Mükerrer oy…

HALUK İPEK (Devamla) – Bir saniye ya… Dinleyin arkadaşlar ya…

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Senin bahsettiğin güvenlik görevlisi 3 defa yaraladı beni. Milletvekiliydim, soruşturma açtım. İktidar partin yapsaydı madem öyle! Yapsaydı onu…

BAŞKAN – Sayın Üçer… Sayın Üçer, lütfen…

HALUK İPEK (Devamla) – Bir anlayabilsem…

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Anlatırım ben. Sen konuşmanı yap. Başkasının söylemi üzerinden yorum yapma!

BAŞKAN – Sayın Üçer, lütfen…

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Başka bir emrin var mı?

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Var tabii!

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Kimsin sen ya!

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sana ne! Sen kimsin! Kimsin sen!

BAŞKAN – Sayın Üçer, lütfen…

HALUK İPEK (Devamla) – Sayın Başkan, şimdi, bu bizim icat ettiğimiz bir şey mi? Bakın, şimdi okuyorum: “Güvenlik görevlileri ise seçmen bilgi kartları bulunmak şartıyla görevli oldukları sandıkta oy kullanabilirler.” Tekrar ediyorum: “Güvenlik görevlileri ise seçmen bilgi kartları bulunmak şartıyla görevli oldukları sandıkta oy kullanabilirler.”

Yine, başka bir kararı: “Sandık kurulu üyeleri, bina sorumluları ve güvenlik görevlileri oy kullanmış ise sandık seçmen listesinde oy verenler toplamına dâhil edilir.” Yüksek Seçim Kurulunun 2007 tarihli kararı. Karar numarası burada.

Yine “Sandık kurulu başkan ve üyelerini köye getirip götürmekle görevli şoförler, ilçe seçim kurulu başkanı tarafından verilecek belgeye istinaden bu köyde oyunu kullanabilir.” Yüksek Seçim Kurulunun kararı. 27/10/1982’ye 405.

Arkadaşlar, Yüksek Seçim Kurulunun kararını kanuna yerleştiriyoruz, yeni bir şey icat etmiyoruz. Sonra…

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Onda problem yok Sayın Vekilim, problem uygulamanızda.

BAŞKAN – Sayın Yıldız, lütfen…

HALUK İPEK (Devamla) – Arkadaşlar, şunu çok iddialı bir şekilde söylüyorum: Bu kanun geçtiğinde siyasetin bütün aktörleri için seçimleri çok daha sağlıklı, çok daha güvenli bir şekilde yapabileceğiz.

Mesela, dedi ki: “Sandıktaki oyları niye 2 kere sayıyoruz, niye 3 kere sayıyoruz?” Seçmen iradesini tabelaya tam ve net olarak yansıtabilmek için yapıyoruz. Ne olacak yeni gelen düzenlemeyle?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Şu anda…

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, lütfen…

HALUK İPEK (Devamla) – Oylar sayılacak. 2 görevli olacak, oyları sayacak, iki sayım arasında eğer fark varsa oylar bir daha sayılacak arkadaşlar. Bu bir seçim güvenliğidir, seçimin tam ve sağlıklı olarak tabelaya yansıtılması için bir önlemdir.

Eğer şu teklifi baştan sona bütün arkadaşlarımız net bir şekilde okuduğunda veya her şeyi bir kenara bırakın, bu kanun geçtikten sonra uygulamada hepiniz çok daha rahat edecek, çok daha sağlıklı bir şekilde seçim neticelerini alabileceksiniz. Seçimin sağlıklı yapılması, daha güvenli yapılması adına bir sürü önlemler alındı.

Mesela, bütün oylar ilçe seçim kurulunda birleştirildikten sonra çıktılar alınacak ve o çıktılar orada bulunan siyasi parti temsilcilerine verilecek ve ilçe seçim kurulu hâkimi yüksek sesle birine seçim sandık sonuçlarını okutacak ve bütün orada bulunan siyasi parti temsilcileri sonuçları tek tek kontrol edecek ve bir denetim tutanağı düzenlenecek. Bu, ilk defa getirilen bir husus.

O yüzden, ben bu düzenlemenin demokrasimize, seçim sistemimize, seçimlerimize çok iyi uygulamalar getireceğini ve seçimleri bundan sonra hepimizin çok daha sağlıklı, çok daha güvenli yapacağımızı biliyor, inanıyor, milletimize, demokrasimize hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, hatip siyasi parti grupları adına söz alanların teklifi algılayamadığını ifade etti. Zannederim konuşmalar iyi algılanamamış, seçimin daha iyi nasıl yapılması konusundaki görüş ve düşünceleri biz ilettik. Herhâlde kimseden icazet alacak değiliz. Seçimlerin daha iyi olması konusunda atılması gereken adımları paylaşmışlardır, düşüncelerini paylaşmışlardır. Bunu çarpıtmanın bir anlamı yoktur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Şahıslar adına ilk söz Isparta Milletvekili Sayın Nevzat Korkmaz’da.

Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin ikinci bölümü hakkında şahsım adına görüşlerimi açıklamak üzere yeniden huzurlarınızdayım. Yüce Meclisi bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, farkında mısınız bilmiyorum ancak Türk demokrasisinin yönünü tayin edecek önemde bir yasayı görüşüyoruz, millî iradenin doğru bir biçimde tecellisinin kurallarını koyuyoruz. Milletin gözünden kaçmıyor, yasa teklifi ya da tasarısının olgunlaşarak gelip siyasi değerlendirme ve tartışmasının yapıldığı yer olması gereken Genel Kurulda, köşe bucak bir taraflarda hâlâ daha teklif hakkında pazarlıklar yapılıyor, son dakika değişiklik önergeleri veriliyor ve son dönemeçte yasa şekillendirilmeye çalışılıyor. Milliyetçi Hareket Partisinin, yasa teklifinin, hem hazırlanış hem de görüşülme biçimine muhalefetinin gerekçesini anladınız mı değerli milletvekilleri?

Bu yasa hazırlanırken uzlaşılarak ve tüm siyasi partilerin ve kamu kurum ve kuruluşlarının görüş ve katkıları alınmalıydı; bu yapılmamıştır. Hukuk alanında yapılan düzenlemelerde, ortalama çözümler, palyatif öneriler olamaz; hele hele, kimilerinin hukuk alanını genişletirken kimilerininkini daraltan “Göç yolda düzelir.” mantığıyla yasa yapılmaz. “Türk demokrasisinin kilometre taşı.” diye adlandırılabilecek kanunlardan biri olan Seçim Kanunu -bütün iyi niyetlerine rağmen, öyle olduğuna inanıyorum- Sayın Haluk İpek ve Sayın Ayhan Sefer Üstün’e emanet edilmiş, Türkiye Büyük Millet Meclisi de bu kurguya hizmet ediyor; gerçi, her tarafına dokunula dokunula onların verdiği teklife de artık benzemiyor. Ancak, temel kötü, üzerine bina kondurulamıyor, “Devenin boynu” misali, neresini düzelteceğimizi artık biz de bilemiyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu teklifin hem hazırlanış hem de komisyonlarda görüşülme yöntemi, en basit tanımlama ile Meclis iradesine yönelik bir kabalıktır; yeni marazlara sebep olacaktır. Ya uzlaşmayı bu şekilde hayata geçirin yahut da anlamını kaybettirdiğiniz bu kelime ile milleti kandırmaktan, uzlaşıyor görünmekten vazgeçin.

Sayın Hükûmet, bu metni teklif olarak değil de tasarı olarak getirseydiniz, böylece, Genel Kurula gelmeden önce İçişleri ve Adalet Bakanlıkları, Yüksek Seçim Kurulu gibi birtakım kurumların yazılı görüş ve katkılarını alıp onların özellikle uygulamada karşılaştığı sıkıntılar ve önerilerini de metne yansıtsaydınız -merak ediyorum- bundan kaybınız ne olurdu, neyiniz eksilirdi? Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî dili olan Türkçe dışında yerel dil ve lehçelerle propagandayı delikanlıca, milletten kaçırmadan, açık açık tasarıya iliştirseydiniz ve milletin de görüşünü alsaydınız, son dakikada yangından mal kaçırırcasına alt komisyonda verilen bir önerge ile yapmadan, adam mı ölürdü? Bu teklifi, Başbakanın isteği, Sayın İçişleri Bakanının işgüzarlığı üzerine Sayın Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu’nun “Tiz yedi günde tamamlayıp gelin.” talimatıyla gönderdiği alt komisyonda ve raporunu sunduğu esas Komisyonda sadece bir oturumda yapılan on-on iki saat toplantılarla yeterli tartışma ortamı yaratmadan, katkı ve eleştirileri almadan çıkarmasaydınız, bu kadar önemli bir yasa teklifini telaşa ve aceleye boğmadan, daha doğru olmaz mıydı? Tüm bunlar, sizin, milletin gözünden bir şeyler kaçırmak istediğinizi göstermiyor mu? Millî ve üniter devleti yakından ilgilendiren böyle bir husus, anlaşıldı ki kargaşaya getirilecek ve bir oldubitti yaratılacak ve size bu antidemokratik yöntemlerinizden dolayı güvenmemizi bekleyeceksiniz.

Değerli milletvekilleri, anlaşılıyor ki AKP gözünü karartmış, siyasi istikbalinin son dönemecine girerken peşinden sistemi de kurumları da kaosa götürmek, milletimizi de birbirine düşürmek istiyor. Bu teklif ile ilgili olarak seçim yargısıyla ilgili en üst kuruluş olan Yüksek Seçim Kurulunun da ciddi itiraz ve eleştirileri, hatta Türk demokrasisiyle ilgili gelecek kaygıları vardır. Bu kaygılar ve eleştiriler mutlaka dikkate alınmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

Yüksek Seçim Kurulunun Komisyona gönderdiği bu satırlar da dikkate alınmamıştır. AKP, kendisine hizmet edecek ve birçok eksiklik, kayırmacılık içeren ve seçimlerde çatışmayı körükleyecek bir düzenleme peşindedir. Bu, açıkçası, AKP’nin devleti yönetme anlayışının bir tezahürüdür. Yine burada yeni bir film vizyona konulmaktadır. Bu filmin adı kaostur, tozun toprağın birbirine karışmasıdır. İnşallah, bu aziz millet, bu karmaşaya, bu tozun toprağın birbirine karışmasına müsaade etmeyecektir. İlk yapılan genel seçimlerde de Şark kurnazı, emrivaki üstadına bir emrivaki yapıp haddini bildirecektir. AKP diğer siyasi partiler için kazdığı mezara kendisi düşecek ve her seçim kanununda görülen son burada da görülecektir.

Bu düşüncelerle, Seçim Kanunu’nun bu hâliyle demokrasimize ve adalete hizmet etmeyeceğini, bu bakımdan desteklenmemesi gerektiğini düşünüyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.

Şahıslar adına son söz Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç’te.

Buyurun Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 490 sıra sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Milletvekili Seçimi Kanununda Yapılan Değişikliğe İlişkin Teklif üzerinde ikinci bölüm üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, seçim tabii ki demokrasinin temel direğidir. Seçim, dürüst, tarafsız, gerçek halkın iradesini ortaya çıkaracak yöntemlerle yapılırsa, o seçim sonucunda teşekkül eden kurumlar da sağlıklı olur, sağlıklı karar verir, vicdanının sesini dinler ona göre karar verir ama bizim, getirilen bu kanunla hiç temel sorunlar görüşülmemiş, ele alınmamış. Mesela ön seçim veyahut da yüzde 10 baraj. Parti genel başkanlarının iradelerini aşan bir seçim sistemi getirilmemiş. Şimdi, halkın karşısına, önce genel başkanlar bir aday çıkarıyorlar, halk da o genel başkanların çıkardığı kişiye oy veriyor. Ondan sonra, bu seçim sistemiyle gelen milletvekilleri, otuz senedir görüyoruz, devamlı görüyoruz, burada maalesef kendi vicdanlarının sesi yerine genel başkanlarının iradeleri doğrultusunda oy kullanıyorlar. Bunu herkes için söylüyorum, herhangi bir kimse için de söylemiyorum. Yani eğer buraya gelen milletvekilleri milletin menfaatinin gerektirdiği doğrultuda oy kullanırlarsa, halkın menfaatinin gerektirdiği doğrultuda oy kullanırlarsa, dürüst hareket ederlerse o memlekete gelen parlamento o memleketin yönetimini sağlıklı bir zemine taşır ve o memlekette çok ciddi sıkıntılar olmaz; rejim sıkıntısı da olmaz, soygun da olmaz, hırsızlık da olmaz, hiçbir şey olmaz. Ama bu yönden gelmeyen, yani vatandaşın iradesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmeyen bir milletvekilinin burada sağlıklı hareket ettiğini göremiyoruz. İşte, hep bir gensoru önergesi geliyor, bir bakıyorsunuz ki iktidar partisindekilerin hepsi yüzde 100 suç teşkil eden o gensoruda tutuyor parmak kaldırıyor, mesela Tayyip Bey’le ilgili. Gitti bankalardan 750 milyon dolarlık usulsüz kredi aldı, hakkında gensoru verildi, bütün herkes “Burada usulsüzlük yok…” Ama o milletvekilleri Genel Başkanlıktan korkmasalar da vicdanlarının sesini dinleselerdi yüzde 100’ü o önergeye evet verirdi. Yani bu gerçek, memleketin gerçekleri.

Şimdi, barajı niye getiriyorsunuz? Barajı bırakın da, yani getirdiğiniz barajın hiç olmazsa normal bir seviyede olması lazım. Vatandaşın yüzde 30’unun, yüzde 40’ının iradesinin dışarıda kaldığı bir Meclisten sağlıklı bir Meclis olarak bahsedilebilir mi? Yani yüzde 3 irade bile Meclisin dışında kalsa orada halkın iradesi doğrultusunda maalesef bir irade beyanı gelişmiyor.

Değerli milletvekilleri, özellikle bu bağımsız adayların seçilmesinde de büyük bir hata yapılıyor. Bu geçen seçimde bağımsız adaylar o kadar küçük harflerle yazılmıştı ki, ben kendi ismimi okuyamıyordum. Düşünebilir misiniz? Yani Yüksek Seçim Kuruluna da itiraz ettik. Burada gerekirse, partilerin amblemleri var, bağımsız aday da kendi parasını versin, ya resmini koysunlar oraya, en azından isimlerin büyüklükleri de partiler gibi büyük olsun. Yani bunu bu kadar bağımsızlığı burada siyaset yapamaz duruma sokmanın bu memlekete çok büyük sıkıntı yaratacağına inanıyorum. Hiç olmazsa öyle bir sistem uygulayalım ki… Partilerde maalesef milletvekilleri, genel başkanları ve genel merkezlerin iradeleri doğrultusunda geliyorlar ama bağımsız hiç olmazsa buraya geldiği zaman işte korkmuyor, ülkenin ve milletin menfaatine uygun olan her sorunu burada pervasızca, korkmadan, gelecek korkusunu taşımadan dile getiriyor ve bu, millet için, memleket için, Meclis için çok sağlıklı bir davranış biçimidir.

Onun için, bağımsızlar için Yüksek Seçim Kuruluna da özellikle rica ediyorum: Mesela, bazen partileri böyle baştan aşağı yazıyorsunuz, ondan sonra sonuna bir yer getiriyorsunuz, her parti bir sütun ama bağımsızı… Mesela, bizim Tunceli’de üç tanesini yukarıya almıştı, üç tanesini de altına. Sanki hangi bağımsıza oy verdiğini vatandaş kestiremiyor, onu yapamıyor. Bu, gerçekten, bağımsızların seçim kazanmasının önüne konulan çok önemli bir engel, bana göre haksızlıktır değerli milletvekilleri.

Gerçekten, getirilen bu yasa Anayasa’ya da aykırı. Bakın, Anayasa’nın 79’uncu maddesine göre, seçimler, başlangıç ve bitimine kadar yargı denetimindedir. Şimdi, burada getirmişsiniz, yasakları inceleme yetkisini seçim gününe otuz gün kalıncaya kadar mülki amirlere veriyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bu, 79’uncu maddeye tamamen aykırı çünkü başlangıcından bitimine kadar denetim yetkisi, şikâyet yetkisi hâkimlerde olması lazım.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bazı gerçekleri kabul etmemiz lazım. Bakın, bir Anayasa değişikliğini getirdi, AKP verdi. Önce getirdi, 184’ü aşan bir iradeyle Meclise verdi. Arkasından gitti -tabii, bunda çok büyük hata yaptıkları için- onun bir kısmını aldılar, 61 kişiyi, “düşürdük” güya dediler ama Anayasa Mahkemesinin bir kararı var. Sayın Suha Okay Bey bugün basın toplantısında da onu söyledi, yani 61 kişinin oradan imzasını çekmesi bu kolektif iradeyi… Tümüyle çekmesi lazım yoksa bunu hükümsüz kılar. Mesela, yarın bir cumhurbaşkanı seçimine gidildi, 20 milletvekili imza verdi, milletvekili gitti cumhurbaşkanı adayı oldu. Güçlü olduğu zaman, 2 milletvekili imzasını çekerse, o zaman, “Senin cumhurbaşkanı adaylığın düştü.” mü diyeceğiz? Yani bunun gibi yüzlerce misal vermek lazım. Gerçekten bu konuyu becermediniz ve yarın öbür gün…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – Müsaade ederseniz çok…

BAŞKAN – Yani hiç yapmadım.

Çok teşekkür ederim. Bir dakika ek süre vermiştim.

Sağ olun.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Yıldız…

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, kanunun 86’ncı maddesi ve 94’üncü maddesi birbiriyle çelişmektedir. Bu nedenle dört sorum olacak.

Çelişen kanun maddelerini değiştirmeyi düşünüyor musunuz?

Seçmen listesinde kayıtlı olduğu yer dışında oy kullanılması seçim sonuçlarını etkilemiyor mu? 2004-2009 yerel seçimlerinde bunu Adalet ve Kalkınma Partisi lehine çok iyi kullandınız, sonucu değiştirdiniz. Yapılacak seçimlerde yine aynı uygulamayı yapacak mısınız?

Bu yasayı düzeltmeyi düşünüyor musunuz?

298 sayılı Yasa’nın görüşülmesinin başlamasından bu yana pek çok bakan görev yaptı ama ilgili bakanı yine orada görememekteyiz. Bunu bir tenezzül meselesi olarak değerlendiriyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ünlütepe

HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Aracılığınızla Sayın Bakana şu soruyu yöneltmek istiyorum: Yapılan düzenleme ile sandık kurulları iki sefer sayım yapma yükümlülüğü altına sokuluyor. Önemli olan burada sandıkta meydana gelen iradenin doğru bir şekilde yansıtılmasıdır. Hepimizin de bildiği gibi, seçimlerde açık sayım ve döküm esası vardır. Yurttaşların önünde yapılan sayımda kurul üyelerinin de o sayım sonucunun doğru olduğu konusunda hiçbir itirazı olmadığı hâlde ikinci bir sefer sayım yapılmasında beklenen amaç nedir? Eğer daha doğruyu yakalamak mantığı var ise, o zaman, Türkiye Büyük Millet Meclisinde de yasaları acaba iki sefer görüşmek daha doğru bir yöntem mi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Birdal

AKIN BİRDAL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Geçtiğimiz 22 Temmuz seçimlerinde birleşik oy pusulasında bağımsız adayların adlarına yer verilmeyişi nedeniyle yurt dışına çıkanlar ya da yurt dışından gelip sınırda oy kullanmak isteyenler bağımsız adaylara oy veremediler. O nedenle bu seçimlerin adil ve eşitlikçi olması konusunda da ciddi bir gölge düşürmüştür. Acaba bunu düzeltmeyi düşünüyorlar mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Güvel

HULUSİ GÜVEL (Adana) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Sayın Bakan, seçim döneminde açılış yapmak, tapu dağıtmak, temel atmak adı altında devletin olanaklarının kullanılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu törenlerin hepsinin seçimlerin hemen öncesine rastlaması tesadüfi midir? Kamu kaynaklarının seçim propagandasında kullanılması nedeniyle ceza alan belediye başkanı veya kamu kurum yöneticisi var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bir tek sorum var: Şu yüzde 10 barajında AK PARTİ, CHP ve MHP çok iyi uyuşuyorsunuz, uzlaşıyorsunuz; bunun hikmeti hükûmetini bir anlatır mısınız, sizi ne bir araya getiriyor? Çünkü yüzde 10 barajı demek 4 milyon seçmen demek. 4 milyon seçmenin altında oy alan bir parti, yüzde 3 oy alan bir parti Mecliste grup kurabiliyor. Neden bu konuda bir değişiklik yapma gereğini duymadınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yıldız…

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, seçmen listelerinde kayıtlı olup oy kullanmayan seçmenlere yaptırım miktarı ne kadardır? Bu ceza bedellerinden tahsilat yapılmış mıdır? Yapılmamışsa neden yapılmamıştır?

2007 ve 2009 seçimlerinde SEÇSİS ile ilgili ciddi şikâyetler olmuştur. Bu şikâyetlerle ilgili bir araştırmanız olmuş mudur?

Seçmen listelerinde seçmenin istemi dışında yer değişiklikleri yapılmıştır, 2009 seçimlerinde özellikle bu çok olmuştur.

Bu şikâyetlerle ilgili bir araştırmanız olmuş mudur? Bu uygulamaları devam ettirecek misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan…

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Değerli milletvekili arkadaşlarımıza da teşekkür ediyorum.

Tabii, önemli bir yasa teklifi görüşülüyor. Seçim güvenliğini artırmaya dönük bir kanun, 33 maddeden oluşuyor ve bunun 30 maddesi 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’u, 3 maddesi ise 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’nu içermektedir. Çok önemli düzenlemeler dedim. Gerçekten çağdaş araç gereçlerin kullanılması başta olmak üzere, bugüne kadar seçimlerde aksayan birçok yönlerin, birçok hususların giderilmesi açısından son derece önemli bir düzenleme. Ayrıca, bildiğiniz gibi, sekiz ayrı teklif de bu teklifle bir arada ele alınmış, birleştirilmiş. Dolayısıyla herkesin görüşü, hemen hemen her siyasi partinin mensubu arkadaşlarımızın görüşleri de azami ölçüde teklife yansıtılmaya gayret edilmiştir.

Burada sorulan sorular çerçevesinde olaya baktığımız zaman, Sayın Yıldız “86 ve 94’üncü maddelerle ilgili bir değişiklik düşünüyor musunuz?” dediler. Bu maddelerle ilgili bir değişiklik düşünmediğimizi ifade etmek istiyorum, yerinde bulduğumuzu ifade etmek istiyorum. Kolluk kuvvetlerinin, güvenlik görevlilerinin oy kullanmalarının bu derece tartışma konusu olmasını, hatta bu kadar önemli düzenlemeler içeren bu yasayla ilgili bu tartışmaların çok farklı zeminlere çekilmesini ben doğrusu anlamakta zorlanıyorum. Bunlar gerekli düzenlemelerdir, gerekli olduğu için zaten sekiz teklif Komisyona iletilmiş ve orada bunlar birleştirilmiş. Mutlaka hiçbir düzenleme, hiçbir çalışma mükemmel değildir, eksikleri vardır. Bunların bir hoşgörü ortam içerisinde burada ele alınıp iyileştirilmesinin mümkün olduğu inancı içerisindeyim. Kolluk güçlerinin oy kullanarak siyasi dengeleri değiştireceği gibi bir yaklaşım veya seçimlerin güvenliğini ihlal edeceği gibi bir yaklaşım da doğru olmasa gerektir diye düşünüyorum.

İlgili bakan arkadaşımızın burada olmamasını değerlendirdiniz. Bu eleştirinizi saygıyla karşılıyorum fakat çoğu zaman arkadaşımız burada bulunmaya çalıştı, mutlaka çok daha önemli bir görevinden dolayı, bu görev hepsinden önemli onu kabul ediyorum…

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Az önce konuştunuz…

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Hayır… Müsaade eder misiniz.

Hepsinden önemli, fakat meşru bir mazeret olmamış olsa mutlaka arkadaşımızın burada olması gerekir, yani dolayısıyla bu eleştirinize saygıyla baktığımı ifade etmek istiyorum.

Ayrıca yine, Sayın Yıldız, oy kullanamayanlarla ilgili müeyyidelerin güncellendiğini biliyorsunuz. Dolayısıyla ayrıca bir düzenleme burada gerekmiyor.

Bir diğer önemli konu, sayımda, özellikle sandıklar açıldıktan sonra yapılan değerlendirmelerde sayımda çift, iki tutanak kullanılıyor -Halil Bey’in sorusuydu yanılmıyorsam- iki tutanak kullanıldığı için meydana gelecek olan farklılıkta yeniden sayım söz konusudur burada. Yoksa sayımda söz konusu bir farklılık tutanaklarda söz konusu değil ise ikinci bir sayımın zaten gündeme gelmesi mümkün değil. Bunu da bu şekilde izah etmeyi uygun buluyorum.

Yurt dışındaki bağımsız adaylarla ilgili bir düzenlemeyi bu teklif içermemektedir. Böyle bir talep, inanıyorum ki Komisyonda değerlendirilmiştir veya ilgili kurullarda değerlendirilmiş ve tekliflerin diğerlerinde de var mı, şu anda bilemiyorum ama…

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – İlgili Bakan olsaydı bilirdi Sayın Bakan. Maalesef verdiğiniz cevaplar da…

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Ona olan saygımızı size ifade ettik Sayın Yıldız.

Yüzde 10 barajına gelince, yüzde 10 barajıyla ilgili uzun bir açıklama istendi bizden. Gerçekten, bu konu çok derin ve herhâlde, bu soru-cevap kapsamında ele alınmasının doğru olmayacağını siz de takdir edersiniz. O genişlikte, belki bir açık oturum konusu, belki bir ciddi tartışma konusu. O boyutuyla o ortamlarda değerlendirilmesinin daha doğru olacağı inancındayım.

Genelde sorular bu çerçevede fakat yıllardır seçimlere hepimiz giriyoruz, seçimlerde yaşadığımız çok önemli sorunlar var. Bu eksiklikleri giderme açısından bu düzenleme son derece önemli. Sandık başında bulunan arkadaşlarımız vardır mutlaka -birçok arkadaşımız siyasetin içinden geliyor- sandık tutanağını alamazsınız. Dolayısıyla, sandıkların toplamında partinizin oyuyla ilgili merak ettiğiniz neticede veya sağlamaya çalıştığınız başarıda bir güven problemi yaşanıp yaşanmadığı konusunda öteden beri hep sıkıntı yaşardık ve burada, bu tutanakların verilme zorunluluğunun getirilmesini son derece anlamlı ve yerinde bulduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Her şeyin ötesinde, bizim, bu yasayla ilgili birçok düzenlemenin, Yüksek Seçim Kurulu genelgeleriyle böyle önemli yasanın yürütülmesi, böyle önemli bir işlemin yürütülmesi, inancıma göre doğru olmasa gerek. Bunun, mutlaka, bir yasal çerçeveye bütünüyle gelişen şartlar çerçevesinde kavuşturulmasının doğru olacağı inancıyla bu genelgelerdeki, YSK genelgelerindeki bu düzenlemelerin yasada yer almasının son derece yerinde olduğunu da bu vesileyle ifade ediyorum.

Hepinize çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

18’inci madde üzerinde üç önerge vardır.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 490 Sıra Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 18'inci Maddesi ile değiştirilen 94'üncü maddesinin birinci fıkrası ikinci cümlesinde yer alan "meşruhat verilmek" ibaresinin 'açıklama eklenmek" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Ayla Akat Ata

Pervin Buldan

Osman Özçelik

 

Batman

Iğdır

Siirt

 

Özdal Üçer

Akın Birdal

Sırrı Sakık

 

Van

Diyarbakır

Muş

 

Hamit Geylani

Şerafettin Halis

 

 

Hakkâri

Tunceli

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 18. maddesi ile değiştirilen 298 Sayılı Kanunun 94. maddesinin (b) ve (c) bentlerinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Faruk Bal

Mehmet Şandır

Behiç Çelik

 

Konya

Mersin

Mersin

 

S. Nevzat Korkmaz

Oktay Vural

K. Erdal Sipahi

 

Isparta

İzmir

İzmir

 

 

Ertuğrul Kumcuoğlu

 

 

 

Aydın

 

BAŞKAN – Şimdi, en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 490 Sıra Sayılı Yasa Tasarısının çerçeve 18. maddesi ile değiştirilen 298 sayılı yasanın 94. maddesinin başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Şahin Mengü

Atilla Kart

İsa Gök

 

Manisa

Konya

Mersin

 

Abdulaziz Yazar

Ali İhsan Köktürk

Rahmi Güner

 

Hatay

Zonguldak

Ordu

Madde 18- 298 sayılı Kanunun 94 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Madde 94- İlçe seçim kurulu başkanı, seçimin yapıldığı çevrede oy verme hakkına sahip olduğu halde, görev yaptığı sandığa ait seçmen listesinde kayıtlı bulunmayan sandık kurulu başkan ve üyeleri ile bina sorumlularının her birine seçmen olduğunu ve hangi seçimde oy kullanabileceğini gösteren ve sandık seçmen listesindeki bilgileri kapsayan bir belge verir. Ayrıca, bu seçmenlerin esas kayıtlı olduğu sandık seçmen listesine meşruhat verilmek üzere kayıtlı bulunduğu sandık kurulu başkanlığına durumu yazı ile bildirir.

Bu madde uyarınca, ilçe seçim kurulu başkanı tarafından kendilerine oy kullanma hakkı bulunduğuna ilişkin olarak belge verilen görevliler, bu belge ile görevli oldukları sandık bölgesinde oy verirler.

Milletvekilleri ile milletvekili adayları seçmen bilgi kağıdını göstermek suretiyle kayıtlı oldukları seçim çevresi dışında da oylarını kullanabilirler.

Sandık kurulu, bu madde kapsamında oy kullanan kimselerin ilgili belgelerini, oy verme işleminden önce alır. Bu belgeler, diğer seçim evrakı ile birlikte ilçe seçim kuruluna teslim edilir.

Bu madde uyarınca oy kullanan seçmenlerin ad ve soyadları ile kimlik bilgileri, oy kullandıkları sandık seçmen listesinin sonuna yazılarak, karşısına imzaları alınır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yazar. (CHP sıralarından alkışlar)

ABDULAZİZ YAZAR (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 490 sıra sayılı kanunun 18’inci maddesi üzerine vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; değişiklik için önerge verdiğimiz madde sandık seçmen listesinde kayıtlı olmayan seçmenlerin oy kullanmasıyla ilişkilidir. Önergemizin amacı, kolluk güçleriyle ulaştırma görevlilerinin görevli oldukları sandık bölgesinde oy kullanmaları özellikle büyük şehirlerde seçim sonuçlarını etkileyecek sonuçlar doğurabilir. Bu açıdan kolluk güçleri ile ulaştırma görevlilerinin kendi sandıklarında oy kullanması ilkesi getirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, bu tasarının demokrasiye, hukukun gelişmesine katkıda bulunmasını beklemek yanlış olacaktır. Halkın gerçek, doğru, akılcı bir seçim yasası isteği ile getirilmek istenen bu yasanın uzaktan yakından ilgisi olmadığı anlaşılmaktadır. Bu değişikliğin demokrasiyle, insan haklarıyla, özgürlüklerle alakası olmadığı açıktır. İktidarın yapmaya çalıştığı yasaların demokratik olduğunu kabul etmek, bunu beklemek de hayalcilik olacaktır.

Bunun bir örneği de görüştüğümüz Seçim Yasası’dır. Seçim Yasası’nda getirdikleri değişiklikler hangi gerekçeyle, hangi ad altında olursa olsun, getirilen değişikliklerin hiçbirinin toplumun ihtiyacını karşılamadığı, ancak ve ancak AKP’nin ihtiyacını karşılamaya yönelik olduğu çok açıktır. Seçme ve seçilme hakkı kullanılırken son derece hakkaniyetli olunmalı ve evrensel hukuk kurallarına uyulması temel hedef olmalıdır. Bir ülkenin demokratik bir ülke olabilmesi, o ülkenin seçim kanunlarının demokratik olmasıyla doğrudan ilişkilidir. Yani bir ülkenin seçim kanunları demokratik hükümler içermiyorsa, o ülkede demokrasiden söz etmek mümkün olmayacaktır.

Görüştüğümüz kanun teklifi maalesef uzlaşmaktan uzak, dayatmacı bir tekliftir. Devlet yetkilerini iktidarın emrine vererek seçmen iradesini iktidar istekleri doğrultusunda gerçekleştirmeyi amaçlamıştır. Bu teklif Genel Kurula gelmeden, devletin ilgili kurum ve kuruluşlarının bilgisinden gerektiği kadar yararlanılmamıştır. Bu teklif Komisyonda da alelacele görüşülmüş, Komisyonda Hükûmet teklifi tek yanlı olarak değerlendirilmiştir. Seçmen iradesi maalesef hiç dikkate alınmamıştır. Dolayısıyla bu teklif, üzerinde fazla çalışılmadan ve bir mutabakat sağlanmadan Genel Kurula indirilmiştir.

AKP İktidarı döneminde yasaların dolambaçlı yollarla kendi çıkarlarına göre oluşturulmasına birçok kez şahit olduk. Yine bu iktidar döneminde çok sıkça şahit olduğumuz diğer bir konu da bazı valilerin tutum ve davranışlarıyla AKP il başkanı gibi davranmaları olmuştur. Bunun son örneği seçim bölgem olan Hatay ili ile ilgili yaşanmıştır. Osmaniye Valisi Sayın Celalettin Cerrah Hatay ili Dörtyol ilçesine bağlı Yeşilköy beldesine yaptığı ziyaret sırasında yaptığı açıklamada Hatay iline bağlı bazı ilçelerin Osmaniye iline bağlanmasında fayda gördüğünü belirterek bu konuda ön çalışma yaptıklarını ifade etmiştir. Yine aynı ziyarette Sayın Cerrah gündemde olan Anayasa değişikliği konusunda görüşlerini belirtmiş “Mecliste muhalefette olan partiler geçmişte 12 Eylül Anayasası’nın mutlaka değiştirilmesini ifade ederlerken bugün maalesef sadece muhalefet yapmak adına farklı hareket etmektedirler.” diye konuşmuştur. Özellikle Sayın Cerrah yaptığı bu açıklama ve değerlendirmelerde yetkisini ve haddini aşmıştır. Devletin valisi görev yaptığı ilin sınırları içerisinde kendisine verilen görevlerden sorumludur. İllerin sınırlarını değiştirmek, ilçeleri istediği illere bağlamak diğer valilerin görevi olmadığı gibi Sayın Cerrah’ın da görevi değildir. Bazı ilçelerimizin il merkezine uzak olmasıyla ilgili bir sorun yaşanmakta ise bunun çözümü ilçelerimizin başka illere bağlanması değil İskenderun ilçemizin il yapılmasıdır.

Sayın Cerrah ayrıca yukarıda belirttiğim gibi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

ABDULAZİZ YAZAR (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

…Anayasa değişikliği konusunda yaptığı açıklamada “Muhalefet partileri bugün maalesef sadece muhalefet yapmak adına farklı hareket etmektedirler.” diyerek vali olduğu bilincini unutmuş, siyasi bir partinin üyesi gibi yorum yapmış, haddini aşmıştır.

AKP Hükûmeti döneminde sıkça yaşanmaya başlanan bu durumdan vatandaşlarımız rahatsızdır. Kamu görevlisi yani devlet memuru olan kişiler politik taraf olamazlar. Sayın Cerrah’ın açıklamaları ayrıca devlet geleneklerimize yakışmamıştır. Önümüzde genel bir seçim vardır. Bu seçimlere bu gibi davranışlarda bulunan bu gibi valilerle nasıl gideceğiz? İllerinde seçimlerin sağlıklı ve güvenli bir şekilde yapılmasını sağlamakla görevli yöneticilerin başında gelen valilerin tarafsız olması gerekmez midir? Seçim Yasası değiştirilmeden önce bu tür olumsuz davranışların ortadan kaldırılması gereklidir.

Herkesi bir kez daha görev ve sorumluluklarının gereğini yapmaya davet ediyor, Genel Kurula saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Toplantı yeter sayısı istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı istiyorsunuz.

Yoklama talebi vardır. İsimleri tespit ediyoruz.

Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Gök, Sayın Bingöl, Sayın Barış, Sayın Yazar, Sayın Diren, Sayın Küçük, Sayın Paçarız, Sayın Anadol, Sayın Oksal, Sayın Arat, Sayın Emek, Sayın Güner, Sayın Seçer, Sayın Köktürk, Sayın Öztürk, Sayın Sönmez, Sayın Erten, Sayın Yalçınkaya, Sayın Özkan, Sayın Tüzün.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Ankara Milletvekili Haluk İpek’in, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 18 Milletvekilinin, Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe ve Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi ve 10 Milletvekilinin, Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak ve 19 Milletvekilinin, Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi ve 5 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Anayasa Komisyonu Raporu (2/636, 2/123, 2/200, 2/288, 2/304, 2/342, 2/364, 2/474, 2/596) (S. Sayısı: 490) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 18. maddesi ile değiştirilen 298 Sayılı Kanunun 94. maddesinin (b) ve (c) bentlerinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Mehmet Şandır (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 18’inci maddeyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu önerge hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu önergemizde (b) ve (c) bentlerinin teklif metninden çıkarılmasını teklif ettik. Açıkçası şudur: Seçimin güvenliğini sağlamakla görevli kolluk güçlerinin ve ilçe seçim kurulu tarafından sandık kurulu üyelerini görev yerine ulaştırmak için görevlendirilmiş kişilerin kayıtlı oldukları sandıklarda oy kullanmaları; görevlendirildikleri yerlerde oy kullanmalarının özellikle iradenin tecellisine, millî iradenin tecellisine zarar verebileceğini düşünerek biz bu öneride bulunduk. Hele büyük şehirleri düşündüğümüzde...

Sayın Başkanım, Genel Kurulda bir uğultu var efendim.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Yoklama sayısı isteyip zorla bizi içeri getiriyorsunuz, sessiz dinleyin diyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

Buyurun Sayın Korkmaz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

Özellikle büyük şehirleri düşündüğümüz zaman şoförlerin, bazı sandıkların başlarında sayılarının 60’ı, 70’i bulduğunu ve güvenlik güçlerinin 250-300, hatta 500’e kadar çıktığını biliyoruz. Biz bunları dillendirdiğimiz zaman teklif sahibi Sayın İpek bize sinirleniyor biraz. Yani “Sadece milletvekili seçimlerinde oy kullanacaklar, mahallî seçimlerde yine kayıtlı oldukları yerlerde oy kullanacaklar.” diyor ama uygulamada değişen bir şey yok kıymetli arkadaşlarım. Ben, eski bir mülki amir olarak, birkaç seçimi yaşamış bir kardeşiniz olarak söylüyorum. Güvenliği sağlamak üzere ilçe seçim kurulundan bir yazı geldiği zaman biz bu güvenlik görevlilerinin planlamasını yapar ve ilçe seçim kuruluna bilgi veririz, ama bu bilgilendirmede güvenlik görevlilerinin isimleri sayılmaz. Yani, “Şu TC kimlik numaralı, işte filan polis memuru, feşmekan sandıkta görevlendirilmiştir.” denmez. Dolayısıyla, bu sirkülasyonu takip etmekte ciddi güçlükler vardır. Ben bunun özellikle düzeltilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca, artık bu klasik yöntemlerden bütün çağdaş ülkeler gibi vazgeçmemiz gerektiğini, bütün yine uygar, medeni ülkelerde uygulamada olan elektronik oy kullanma sistemlerinin bir şekilde ülkemize adapte edilmesi gerektiğinin zamanı gelmiştir diye düşünüyorum. Eğer böyle olursa da, özellikle seçim huzurunun sağlanması ve milletin birbirine düşmesinin de önüne geçilecektir diye düşünüyorum.

Millî teknoloji şirketimiz HAVELSAN, bu seçim kanunu görüşülmeden önce bizleri özellikle ziyaret ettiler ve oy kullanmada iradenin tecellisinde mahremiyeti tesis etmede hata payını neredeyse sıfıra indirecek bir sistemi tanıttılar, elektronik seçim programını tanıttılar. HAVELSAN’ın bu önerisi, gerçekten bizlere de çok makul geldi ve birçok sorunu ortadan kaldıracağını düşünüyoruz. Cam sandıklar, oy verme kabinleri gibi şekle, görüntüye hizmet edecek ancak millî iradenin tecellisinde dürüstlük ve hakkaniyete belki de hiçbir katkısı olmayacak, yine depolarda bekleyen trilyonlarca liralık malzemenin de kullanılmayacağını düşünürsek, devlete trilyonlarca liralık ek külfet getirecek bu sistemden vazgeçip bu elektronik seçim programlarını görmek, varsa eksikliklerini birlikte gidermek daha doğrudur diye düşünüyorum.

SEÇSİS’le ilgili önergemizi verdik. Kabul edileceğini düşünüyoruz. SEÇSİS’te zaten büyük bir şayia, büyük bir dedikodu türemişti. Doğrusu, merak ediyorum, bundan sonra, bu şayialardan sonra gerek Yüksek Seçim Kurulunun gerekse Adalet Bakanlığının bu konuları araştırıp, bir rapor hâline getirip getirmediğini merak ediyorum. Böyle bir şey varsa da doğrusu Meclisimizle paylaşmanın, milleti aydınlatmanın bir gereği olduğunu düşünüyorum.

Önergemize destek vermeniz gerektiğini ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 490 Sıra Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 18'inci Maddesi ile değiştirilen 94'üncü maddesinin birinci fıkrası ikinci cümlesinde yer alan "meşruhat verilmek" ibaresinin 'açıklama eklenmek" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Ayla Akat Ata (Batman) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Halis.

ŞERAFETTİN HALİS (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de görüşülmekte olan tasarı üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Tabii tüm dünyada seçimler, artık hukukun, adaletin ve demokrasinin birer ölçümetresi hâline gelmiştir ancak Türkiye’ye bakıldığında ne yazık ki bu ölçümetre, toplumsal sorunları konuştuğumuz her cümlenin başında “ne yazık ki” dedirten bir durumdadır. Özellikle burada konuşan milletvekili arkadaşlarımızın, halkın iradesinin temsiliyeti üzerinde söz söylemeleri üzerine şunu söyleme gereği duyuyorum: Teknik iyileştirmelerle halkın iradesinin Parlamentoya yansıtılmasının bir yol ve yöntemi bulunamaz. Halkın iradesinin Parlamentoya yansıtılmasının tek bir yolu var, o da seçim barajının düşürülmesi.

Tabii bu yasa tasarılarıyla, yeni düzenlemelerle yeni iyileştirmeler yapılmak isteniyor ancak bugüne kadar AKP’nin yapmış olduğu iyileştirmelerde ne yazık ki her iyileştirmeden sonra bir önceki durum aranır hâle gelmiştir. Örneğin, bu tasarıyla ilçe seçim kurulu başkanı seçimin yapıldığı çevrede oy verme hakkına sahip olduğu hâlde, görev yaptığı sandığa ait seçmen listesinde kayıtlı bulunmayan, seçimin güvenliğini sağlamakla görevli kolluk kuvvetlerinin, yine ilçe seçim kurulu tarafından sandık kurulu üyelerini görev yerine ulaştırmak için görevlendirilmiş kişilerin ilçe seçim kurulu başkanının vermiş olduğu imzalı, yazılı bir kartla, bir kâğıtla, bir pusulayla oy kullanmaları sağlanacak. Şimdi, kimin bir yazısıyla, imzasıyla oy kullanılacak? Yasaların ötesinde, bir ilçe seçim kurulu başkanı tarafından verilecek. Tabii, bu, yasaya bağlanacak.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bugüne kadar Türkiye’de askerin, güvenlik güçlerinin kendisini toplum üzerinde bir erk gördüğü ve yine bu ülkenin doğusunda, kararnamelerle idare edilen bu ülkenin doğusunda askerin ve kolluk güçlerinin kendisini bir baskı gücü hâline getirdiği bir yerde, yine askerin ve kolluk kuvvetlerinin belli yargı mensuplarıyla bir konsept oluşturduğu bir yerde böyle bir uygulamanın sonuçları ne olur bir bakalım: Bugüne kadar bu ülkenin doğusunda, özellikle Kürtlerin Parlamentoya gelmek için 1995 seçimlerinde “HADEP” adıyla seçimlere girmesiyle beraber kolluk kuvvetleri tarafından uygulanan bir yığın engel vardı. Neydi bunlar? Sandık güvenliğini sağlamakla görevli olan kolluk kuvvetleri, sandıklara 100 metre dahi yanaşmaması, yaklaşmaması gerekirken sandıkları zapturapt altına alıyorlardı. Öyle ki sandık bölgesi kuşatılıyordu. Yine karakol komutanları, köy muhtarlarını ve halktan belli kişileri çağırarak kime, nasıl, nerede oy vermeleri ya da vermemeleri noktasında telkin ve tehditlerde bulunuyorlardı. Yine sayımlar neredeyse halktan uzak, gizlilik esası, ilkesi içinde yapılmaya çalışılıyordu ve siyasi partilere mensup ya da bağımsız adayların görevlendirmiş olduğu kişiler sandık başlarından uzaklaştırılıyordu. Yine, kolluk kuvvetleri, dengeleri bekleyerek seçimin son dakikalarına kadar oy kullandırtmadıkları güvenlik görevlilerine telsizlerle ve sair iletişim araçlarıyla, hangi adaya oy kullanmaları gerektiğinin anonslarını veriyorlardı ve işine gelmediği siyasi partilerin -ki benim mensup olduğum partinin ya da gelenekten gelmiş olduğum partilerin- ulaşım hakkı engelleniyordu, propaganda hakkı engelleniyordu ve o halkın ana dili olan -ki en anlaşılır, kendileri için, dil olan- dille propagandası engelleniyordu.

Şimdi, böyle bir durumda, bunlar yaşanmışken, bu yeni düzenlemeyle, sandık güvenliğini sağlamak için, o sandık bölgesine gönderilen ama orada oy kullanma hakkı olmayanlara oy kullanma hakkı veriliyor. Şimdi, küçük ilçelerde ve Türkiye'nin beldelerinde, büyük oranda, 50 oyun, 40 oyun, hatta 30 oyun kader belirlediği bu alanlarda, 100 tane, 200 tane güvenlik mensubunun orada oy kullanmış olabileceğini düşünün. Bu hesabın altında biz çok iyimser bir niyetin olduğuna inanmıyoruz. Bugüne kadar hiç…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

ŞERAFETTİN HALİS (Devamla) – Daha önce de küçük beldeleri oy oranı itibarıyla kapatıp belli beldeleri birleştirerek kendileri üzerine lehte bir denge yaratmak için hesap tutanların da böyle bir yasa tasarısıyla güvenlik güçleri üzerinden sonuç almaya çalıştığını herkesin bilmesi gerekir.

Ve ben diliyorum ve umuyorum ki halkın iradesini Parlamentoya yansıtabilecek bir seçim yasası olsun ama bu, bundan uzak. Bizim verdiğimiz önergenin de yine bu Meclisten, özellikle AKP sıralarından reddedileceğini biliyorum ve bu yasa tasarısının, esası itibarıyla, Türkiye demokrasisine, Kürtlere, Alevilere, ötekilere ve emekçilere bir yarar getirmeyeceğine inanıyorum ve bu inançla sizleri tekrardan selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

19’uncu madde üzerinde üç önerge vardır.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 Görüşülmekte olan 490 Sıra Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 19'uncu Maddesi ile değiştirilen 98'inci maddesinin dördüncü fıkrası birinci cümlesinde yer alan "...tamamı yırtılmış..." ibaresinin "bütünlüğü bozulacak şekilde yırtılmış veya koparılmış" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Ayla Akat Ata

Pervin Buldan

Osman Özçelik

 

Batman

Iğdır

Siirt

 

Sırrı Sakık

Akın Birdal

Özdal Üçer

 

Muş

Diyarbakır

Van

 

Hamit Geylani

Ufuk Uras

 

 

Hakkâri

İstanbul

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 490 sıra sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 19 uncu maddesiyle değiştirilen 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 98 inci maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Fehmi Murat Sönmez

Hulusi Güvel

Ali İhsan Köktürk

 

Eskişehir

Adana

Zonguldak

 

Ali Oksal

Turgut Dibek

 

 

Mersin

Kırklareli

 

“Sandık, yukarıdaki maddelerde belirtilen iş ve işlemler tamamlandıktan sonra, oy verme yönünde hazır bulunanların gözü önünde, sandık kurulu başkanı ve sandık kurulu üyeleri tarafından birlikte açılır.”

BAŞKAN – Şimdi en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 19. maddesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Faruk Bal

Mehmet Şandır

Rıdvan Yalçın

 

Konya

Mersin

Ordu

 

Oktay Vural

S. Nevzat Korkmaz

Behiç Çelik

 

İzmir

Isparta

Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yalçın. (MHP sıralarından alkışlar)

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; görüşülen tasarının 19’uncu maddesi üzerinde verdiğimiz değişiklik önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, önergemizle, maddede yapılan yeni düzenlemenin mahzurlarına dikkat çekiyoruz. Öncelikle, özellikle oy zarflarının iki defa sayılacağı, bu iki sayım arasında fark olursa üçüncü kez sayım yapılacağı ve sonucuna göre işlem yapılacağı belirtilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bu ne anlama gelmektedir? Üçüncü kez sayımdan da farklı bir sonuç çıkarsa, ilk iki sayımı teyit etmeyen bir sonuç çıkarsa hangi sayım esas alınacaktır? Burada itiraz olmadan ikinci bir sayım yapılmasını genel hukuk ilkelerine aykırı buluyoruz. Madde metninde de bu üçüncü sayımın da farklı çıkması hâlinde ne yapılacağı belirlenmiş değildir. Hâlihazır uygulamanın daha doğru olduğunu, itiraz üzerine tekrar saymanın daha doğru olduğunu düşünüyoruz.

Sayın Başkanım, arkadaşlarımızın sohbet etme hakkına saygı duyuyorum ama dışarıda yapsalar da bizim de konuşma hakkımıza saygı duysalar diyorum, ne dersiniz acaba?

BAŞKAN – Ben de sizinle aynı fikirdeyim.

Sayın milletvekilleri, sükûneti lütfen tesis edelim.

Buyurun Sayın Hatip.

RIDVAN YALÇIN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, ülkemiz bir seçim atmosferine girmiş, iktidarın kendisi dışındaki hiçbir toplumsal merkezin görüşlerine değer vermediği bir ortamda bu görüşmeyi yapıyoruz. Seçim kanunları bir Parlamentonun yenilendiği, meşruiyetinin tartışılmadığı bir dönemde yapılmalıdır diye düşünüyoruz. Bu sebeple bugünkü Parlamento yapısının bir seçim kanunu yapmaya çok müsait olmadığı inancındayım. Bu görüşmelerin sakin geçiyor olması, seçim kanunları üzerinde bir değişiklik olmasına rağmen sakin geçiyor olması -bana göre- getirilen teklifin doğruluğundan değil içeriğinin boş olmasından kaynaklanmaktadır. Tasarı uygulamada karşılığı olmayan bir iki rötuş getirmektedir. Seçim ve siyasi partiler alanında hiçbir tartışma alanı tasarı içerisinde yer almamaktadır.

Değerli arkadaşlarım, Anayasa’nın 67’nci maddesinde siyasi haklara işaret edildikten sonra seçimler ve halk oylamasının usulü gösterilmektedir. Buna göre seçimler serbest, eşit, gizli, genel oy, açık sayım esaslarına göre yargı gözetimi altında yapılacaktır. Demokrasi her şeyden önce birey bilinciyle başlamaktadır. Cumhuriyetin en önemli turnusolü de bireydir.

Değerli arkadaşlarım, cumhuriyet kitleden, tebaadan, müritten, mensupluktan bireyliğe terfi edilen bir rejimin adıdır. Bu anlamıyla demokrasi ise bu terfinin çerçevesini çizecek rejimin adıdır. Bu noktada her şey yasa yapmak, yasada kazuistik yöntemlerle bunları saymak yerine demokrasiyi içselleştirmekle ilgili bir problemle karşı karşıyayız.

Şimdi, Anayasa’da yazan ya da yasalarda yazan bu temel ilkelerin pratik hayatta ne kadar karşılığının olduğuna bakmak gerekir. Mesela, oyun gizliliği pratik hayatta ne kadar sağlanabilmektedir? Oyun gizliliği de serbestlikle, seçimlerin serbestliğiyle doğrudan ilgili olmasına rağmen bununla fiilî yaşamda ne kadar karşılaştığımızı, karşı karşıya kaldığımızı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, oy neden gizlidir diye düşündüğümüzde, bunun sebebi, seçmen iradesini, seçmen iradesi üzerinde baskı kurmaya meyilli resmî, gayriresmî, legal, illegal yapılara karşı serbest tutmak ve seçmenin vicdani bireysel kanaatini oyuna yansıtmasını temin etmek adına bu gizlilik getirilmektedir.

Şimdi, 200 kişinin oy kullandığı sandıklar gizlilik için acaba yeterli midir? Akraba ya da aynı sitede, aynı apartman içerisinde oturan insanların aynı sandıkta oy kullandığı bir atmosferde bu kişilerin seçim öncesi baskıya maruz kaldıkları hepimizin karşılaştığı bir vakıadır. Köylerde bu baskı daha barizdir. Bazen gönderilen bir iş makinesinin tulum oy çıkmazsa geri alınacağı tehdidi sonucu belirlemektedir, bazen tulum oyu çıkmasıyla insanların hayatları tehlike altına girebilmektedir. Birey, birçok açıdan özgür iradesiyle oyunu kullanamamaktadır. Birey, çoğu zaman iktidarı elinde bulunduranların ya da artık ölçüsü kaçmış, sayısız lokal iktidarcıkların baskısı altındadır. Bu nedenle, samimi bir seçim kanunu ilk önce oyun gizliliğini sağlamaya dönük olmalıdır. Bunun için sandık seçmen sayıları artırılmalı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

RIDVAN YALÇIN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

…en azından aynı koridorda kullanılan oyların birlikte büyük bir masa etrafında boşaltılarak sayımının birlikte yapılması düşünülmelidir. Oy verme işlemi dışında, değerli milletvekilleri, bütün seçim işlemlerinin mutlaka kamera kaydı altına alınması gerektiğini öneriyoruz. Bu şekilde yapılması hâlinde vatandaşın oy kullanması dışındaki iradesini etkileyecek bütün unsurlardan uzaklaştığı bir ortam söz konusu olabilecektir. Tabii bu şekilde yapılan kayıtların partilerin merkezlerinde de oluşturulacak sistemle canlı izlenmesi de mümkün olabilecektir.

Yine değerli arkadaşlarım, bir önerimiz daha, oyun gizliliği prensibi doğrultusunda oyların mutlaka bir optik okuyucuyla okunması ve siyasi parti temsilcilerine bir çıktı verilerek bu gizliliğin temini hususlarıdır.

Tabii söylenecek birçok husus daha var ama zamanım bitti. Ben bu duygularla yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınızı sunuyorum…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyorum efendim.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.33

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.51

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

490 sıra sayılı Teklif’in 19’uncu maddesi üzerinde verilen Ordu Milletvekili Sayın Rıdvan Yalçın ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Teklifin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 490 sıra sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 19 uncu maddesiyle değiştirilen 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 98 inci maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                          Fehmi Murat Sönmez (Eskişehir) ve arkadaşları

“Sandık, yukarıdaki maddelerde belirtilen iş ve işlemler tamamlandıktan sonra, oy verme yönünde hazır bulunanların gözü önünde, sandık kurulu başkanı ve sandık kurulu üyeleri tarafından birlikte açılır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, biraz uğultuyu kesersek iyi olacak.

Buyurun Sayın Sönmez. (CHP sıralarından alkışlar)

FEHMİ MURAT SÖNMEZ (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarısının 19’uncu maddesine yönelik önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, hatibin sözlerini ben duyamıyorum.

Buyurun.

FEHMİ MURAT SÖNMEZ (Devamla) – Herhangi bir nedenle sandık açılımı sırasında başkan yalnız kalabilir. Bu nedenle sandıkların açılması sırasında muhakkak sandık kurulunun da bulunması gerektiğini önermekteyiz ve bu önerinin sizin tarafınızdan da desteklenmesini istiyoruz.

Biz seçim kanunlarında düzenlemeler yapıyoruz. Acaba vatandaşın gönül rahatlığıyla oy atmasını, oy kullanmasını, kullandığı oyun da bir işe yaradığını hissetmesini sağlayabiliyor muyuz? Vatandaş, derdine kulak tıkayan anlayış içindeki iktidara -oy kaybettirecektir bu anlayış iktidara- oyunu vermeyecektir ama milletvekilliğinin de Parlamentonun da saygınlığını yitirmesine neden olmayacak mıdır acaba? “Biz bu görevleri yaparken aynı zamanda sandıklarda her türlü düzeni sağlamak, düzenlemeleri yapmak görevini yapıyoruz ama acaba iktidar olarak üzerimize düşen görevleri yapabiliyor muyuz?” diye bir gözden geçiriyor musunuz?

Şimdi, ben Sayın Tarım Bakanımızın Hükûmet koltuğunda oturduğunu görünce, fırsat bilerek bir sorunu, bir durumu kendisine aksettirmek istiyorum: Eskişehir’de Çifteler, Mahmudiye, Alpu, İnönü, Seyitgazi, Sivrihisar ilçelerindeki çiftçiler aylardır çalmadık kapı bırakmadılar. Eskişehir’de biliyorsunuz şeker pancarı tarımın lokomotifi durumundadır. 2010 yılında bölge çiftçisi Adapazarı Şeker Fabrikasıyla pancar ekimi taahhütnamesi yaparak tarlalarını pancar ekimi için hazırlamış, büyük oranlarda ekim yapacağını düşünerek çoğu kredi kullanmak üzere ekipman almış, birçok çiftçi pancar ekmek üzere tarla kiralamış ve icar sözleşmesi yapmış, hatta peşin ve senetli ödemede bulunmuştur. Ancak Adapazarı Şeker Fabrikasının 2009 yılında 60 bin ton olan şeker üretim kotası 2010 yılında yarı yarıya azaltılarak 30 bin tona düşürülmüştür. Bu yapılırken fabrikayla taahhütname imzalamış binlerce çiftçinin ekim yapma umuduyla borçlanması, gelecek yıl nasıl geçineceği, tarla icar anlaşması yapanlar ile tarla sahipleri arasında çıkacak ihtilaflar, pancar ekimi için hazırlanan tarlaların boş kalacak olması ve daha birçok sakıncalı sonuç hiç düşünülmemiştir. Ayrıca, Eskişehir bölgesinde Adapazarı Şeker Fabrikasına pancar taşımamasından dolayı birçok şoför esnaf da zarar görecektir.

Bu sıkıntıları yöre çiftçisi, hem iktidar hem biz muhalif milletvekillerine defalarca anlattılar. Ben -daha çok tabii ki iktidar milletvekillerine düşecek- size de ulaştığına inanıyorum bu sorunun ama maalesef hiçbir sonuç alınamadı ve biz şimdi bu yörelere gittiğimizde milletvekili olarak “Ya, bizim en önemli derdimiz buydu. İktidar olarak, muhalefet olarak niye bir araya gelip de bu sorunu çözemediniz?” diye… Ben muhalefet milletvekili olarak bile üzülüyorum oraya gittiğimde, herhâlde iktidar milletvekilleri daha çok üzülüyordur ama sorunun size yansıdığına eminim ve şu andaki durum aynen bu şekildedir ve çiftçi mağdur durumdadır burada. Eğer biz milletvekilliğini hakikaten vatandaşın derdine çare olacak makam olarak görüyorsak, parlamentoların özel ve saygınlığını yitirmeyecek bir şekilde görevini yapmasını istiyorsak bu feryatlara kulak vermemiz lazım ve çare bulmalarının gerekliliğine de inanıyorum.

Ben sözlerime son verirken hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 490 Sıra Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 19'uncu Maddesi ile değiştirilen 98'inci maddesinin dördüncü fıkrası birinci cümlesinde yer alan "...tamamı yırtılmış..." ibaresinin "bütünlüğü bozulacak şekilde yırtılmış veya koparılmış" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Ayla Akat Ata (Batman) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN - (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir kere şunu peşinen söylemekte yarar görüyorum: Siyasetçiler iki şeyden kaçamaz: Birisi sandıktır diğeri de mezardır, ikisi de önündedir. Eğer bunun imkânını bulsalardı onun da yasasını yaparlardı. Bakın, çok açık söylüyorum.

Şimdi, yutturuyoruz halka, 72 milyon insana, 48 milyon seçmene: “Mükemmel bir Seçim Yasası yapıyoruz.” Ne yapıyoruz? Ne yapıyoruz ki! Lider sultasını yıkmışız, liderler artık demokratik seçilecek, parti içi demokrasiyi gerçekleştirmişiz; halk, üye, parti artık adaylarını seçecek, Hazine yardımını getirmişiz, bütün siyasi partiler eşit olacak; seçim barajını yüzde 10’dan düşürmüşüz yüzde 3’lere, 2 milyon oy alan da Parlamentoya girecek. Böyle… Daha da sayabiliriz. Sonra, siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır, siyasi haklar, seçme hakkı, seçilme hakkı temel haklardır. Bunların hepsi yalan, vallahi yalan! Halkı kandırıyoruz burada.

Bir de diyorlar ki: “AK PARTİ, CHP, MHP uzlaşamıyor Mecliste.” Bu Seçim Kanunu ortaya çıkardı ki bal gibi uzlaşıyorlar, yüzde 10 seçim barajında uzlaşıyorlar. Nasıl uzlaşıyorlar? “99’da Cumhuriyet Halk Partisi barajın altında kalmıştı, sonra 2002’de MHP kalmıştı. Acaba AK PARTİ’yi de barajın altına düşürüp bir de onları eşite çekebilir miyiz?” diyorlar. Böyle bir anlayış hangi seçim mantığıyla olur? 12 Eylül askerî darbesinin getirdiği yüzde 10 barajına herkes sarılmış, Meclisin çoğunluğu sarılmış. Halkın adaletli temsilinin önüne geçmiş, halkın özgür iradesinin seçilmesinin önüne geçmiş, ondan sonra “Mükemmel bir seçim yasası yapıyoruz.”

Arkadaşlar, halkı kandırmayalım ama kendimizi kandırmayalım. Bakın, çoğunluk sistemini denedik, nispi temsili denedik, barajlı d’Hondt usulünü denedik, barajsız d’Hondt usulünü denedik, millî bakiye sistemini denedik, çifte barajlı d’Hondt sistemini uyguladık, çifte barajlı d’Hondt artı kontenjan sistemini uyguladık, sonra 91’de tercih sistemini uyguladık. Geldik geldik Kenan Evren’in yasasına sarıldık kaldık, yüzde 10 barajının şeyine sarılıyoruz burada.

Bunun izahını yapabilir misiniz halka? Bunun vicdanını, bunun halkın özgür iradesini, halkın kendi adayını seçme hakkını, eşit olarak seçme hakkını, üstelik de Avrupa Birliğinin demokratik değerlerini savunuyoruz. AGİT’in seçim denetleme sisteminde yer alan bir ülkeyiz, demokrat bir ülkeyiz. Müreffeh bir ülke olacağız. Parlamentoda temsil edecek... Bu yalanlar, bu yalanlar biz siyasilere yakışıyor mu acaba, gerçekten yakışıyor mu? Bundan ne zevk alıyoruz? Yani demokrat olmanın ölçütü nedir, söyler misiniz? Halkın özgür iradesinin Parlamentoya yansıması.

Bakın, size iki örnek vereceğim: Bu örnekler utandırıcıdır. Şimdi, yüzde 10 barajı… Yüzde 10 barajı değil, sadece yüzde 10 değil. Geçtiniz mi yetmiyor. 5-6 milletvekili çıkaran yerde yüzde 20,4’tür -fiilen böyle- 4 milletvekili çıkaran yerde yüzde 25,3’tür, 3 milletvekili çıkaran yerde 33,3’tür, 2 milletvekili çıkaran yerde çoğunluktur, yüzde 50’dir. Zaten baraj var. Zaten Türkiye’nin her tarafında, her şehrinde baraj var ama bu baraj olayını arkadaşlar, Türkiye geneline yaymanın anlamı beleş milletvekilliğidir. Bu beleş milletvekilliğini nasıl izah edersiniz? Çok basit: 2002 Diyarbakır seçimlerini alın. DEHAP, bizim önceki parti 236.689 seçmen oyu almış, AK PARTİ 67 bin, CHP 24 bin. Sonuç: DEHAP milletvekili çıkaramıyor, AK PARTİ 8 tane çıkarıyor. 3 bin oyla milletvekili getirdiniz buraya. 236 bin kişinin temsilcisi gelemedi bu Meclise. CHP de eşantiyondan, amorti 2 milletvekili çıkardı orada, 2 milletvekili çıkardı, AK PARTİ 8.

Şimdi, vicdanınız, temsiliniz, adaletiniz, eşitliğiniz bu ise demokrat olmanın ölçüsü, halkın özgür iradesinin önündeki engeli kaldırmaktır. Önce buna başlarsınız, sonra Anayasa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bakın arkadaşlar, çok basit bir örnek vereceğim: Yumurta hırsızlığı ile oy hırsızlığı arasında bir fark var mıdır? İkisi de hırsızlık. Ama yumurta hırsızlığı gizli yapılıyor, yakalarsa cürmümeşhut mal sahibi hâkimin karşısına çıkarıyor ama oy hırsızlığı alenen yapılıyor, açık yapılıyor, milletin gözünün içine bakıla bakıla yapılıyor. Bunu artık Türkiye'de 72 milyon insanımıza reva görmek, bu korkular içinde yaşamak, AK PARTİ’nin Saadetten, CHP’nin Sarıgül’den, MHP’nin Büyük Birlik Partisinden veya Demokrat Partiden veya bir başka partiden korkarak barajların arkasına sığınması adalet değildir, korkaklıktır, halktan korkmaktır, halktan. Barajı savunanlar barajın altında kaldılar. O baraj da vız geldi bize vız ve geldik ve yine geleceğiz. Ama halkla oynamayın, iradesiyle oynamayın, kendinizle oynamış olursunuz. Ha yumurta hırsızlığı ha oy hırsızlığı; ikisinin farkı yok. Farkı olan çıksın gelsin, televizyonda karşılaşıp konuşalım. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge reddedilmiştir. 

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 

20’nci madde üzerinde üç önerge vardır.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 490 sıra sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 20 nci maddesiyle değiştirilen 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 100 üncü maddesinin son fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Necla Arat

Hulusi Güvel

Yaşar Ağyüz

 

İstanbul

Adana

Gaziantep

 

Turgut Dibek

Abdulaziz Yazar

 

 

Kırklareli

Hatay

 

“Parti müşahitlerinin tamamı, sayım masası başında yer alabilir ve oy pusulalarını görebilirler.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 490 Sıra Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 20’nci Maddesi ile değiştirilen 100’üncü maddesinin yirmi üçüncü fıkrası birinci cümlesinde yer alan “Parti müşahitleri…” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve bağımsız aday müşahitleri” ibaresinin eklenmesini, ikinci ve üçüncü cümlelerin de madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Ayla Akat Ata

Pervin Buldan

Osman Özçelik

 

Batman

Iğdır

Siirt

 

Özdal Üçer

Akın Birdal

Sırrı Sakık

 

Van

Diyarbakır

Muş

 

 

Hamit Geylani

 

 

 

Hakkâri

 

BAŞKAN – Şimdi en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 20. maddesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Faruk Bal

Mehmet Şandır

Behiç Çelik

 

Konya

Mersin

Mersin

 

S. Nevzat Korkmaz

Oktay Vural

K. Erdal Sipahi

 

Isparta

İzmir

İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Sipahi…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Sipahi. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMİL ERDAL SİPAHİ (İzmir) – Sayın Başkan, size ve yüce Meclise saygılar sunarım.

490 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 20’nci maddesiyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz değişiklik önergesi üzerine söz almış bulunuyorum.

Bu değişiklik önergemiz, görüşülmekte olan kanun teklifinin 20’nci maddesinin metinden tamamen çıkarılmasını içermektedir. Kanunlar ana ilkeleri belirtirler; kısa, öz, açıkça anlaşılır olmalıdır. Devlet geleneğinde, kanunlarda belirtilen ana ilkelerin tüzük, yönetmelik, genelge gibi diğer vasıtalarla teferruatlı olarak açıklanması gibi hususlar vardır. Yüksek Seçim Kurulunun milletvekili ve mahallî idareler seçimleri için hazırladığı ve Seçim Sandık Kurullarının Görev ve Yetkilerini Gösterir Örnek: 135 ve 138 sayılı Genelgeler yeteri kadar bu konuda açıktır ve teferruatlıdır. Eğer bu teklif yasalaşırsa ve gerekiyorsa Yüksek Seçim Kurulu biraz önce sıraladığım genelgeleri güncelleştirebilir veya üzerlerinde uygun değişiklikleri yapar. Dolayısıyla ilgili genelgelerde değişiklik yapılmasının bile gerekli olup olmadığının tartışılır olduğu bu durumda bir kanun maddesinin genelgeleştirilmesi gereksizdir, lüzumsuzdur, fazladır, teferruat içerisine kanunu boğmaktır.

Kanunun bütünü hakkında parti görüşlerimizi açıklayan Sayın Konuşmacımızın ifadesiyle, seçim kanunları seçmen eğilimlerinin millî irade hâline dönüşmesini sağlayan usul kanunlarıdır. Böylesine önemli bir konu getirilen teklifle klasik iktidar zihniyetini yani dayatmacı, yasaklayıcı, zorlayıcı, uzlaşmaya kapalı bir anlayışı yansıtmaktadır. Çok önemli olan bu konu, millet iradesiyle âdeta alay edercesine Hükûmetin bir tasarısı olmak yerine, bir AKP’li milletvekilinin teklifi hâlinde Meclise sunulan, diğer partilerin görüşleri alınmış gibi gösterilmeye çalışılan, aşırı bir telaş ve aceleyle, anlaşılmaz ve art niyetli bir telaşla ve süratle Meclis gündemine taşınmıştır. İktidarın seçim anlayışında bağımsız ve tarafsız seçim kurullarıyla millet iradesinin sandığa ve sandıktan Meclise ve mahallî idarelere yansıması fazla önem arz etmemektedir. AKP, millî irade ve vatandaş eksenli seçimler yerine, yandaş medyayla pompalanmış, baskı ve nemayla yönlendirilmiş, sahte anketler, seçmen kaydırmalar, sahte adreslerde seçmen yaratmalar, beyaz eşya acentesi veya kömür kamyonlarının şoför muavini mülki amirler, seçim gecesi dağıtılan paketler, bayanlara çeyrek altınlar, bilgisayar oyunları…

AHMET YENİ (Samsun) – Yalan konuşuyorsun, yalan!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yalan ve iftiradan başka hiçbir şey yapmıyorsun!

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) - …gece belli saatlerden sonra sadece AKP oylarını artıran bilgisayar seçim programları…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yalan ve iftira!

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – İspatı var, ispatı!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İspatlayacaksın, vereceksin mahkemeye yalan mı, gerçek mi?

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) - …sandıkta oy verirken cep telefonuyla çekilmiş resimler ve ardından tutanak oyunları, o da olmadı itirazlar…

AHMET YENİ (Samsun) – İspat edeceksin! Yalan konuşuyorsun, yalan!

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) – Şimdi, ispat edeceğim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… sayın milletvekilleri, lütfen…

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) – Her nasılsa AKP’nin itirazları sonuçta hep haklı, diğer partilerin itirazları ya geç kalındığı için geçersiz ya da haksız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Elitaş’a söyler misiniz Hatibe müdahale etmesin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hatip de iftira atmasın. Yakışıyor mu hiç?

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) – 2007 milletvekilleri seçimlerinde seçim bölgem İzmir’de Karşıyaka ilçesinde elli üç sandıkta, daha sonra elli yedi sandıkta seçim hileleri ve yanlışları tespit edildi, tescillendi. Tutanaklarla İlçe Seçim Kurulundaki kayıtlar karşılaştırıldığında onlarca rakamdan bir tane doğru rakam yok. Bir rakam hata olur, iki rakam hata olur; bir tutanaktaki bütün rakamların yanlış olmasını  nasıl açıklarsınız?

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) – Onun için bu kanun çıkıyor zaten?

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) -  İtiraz, ispat… Sonuç: Geç kaldınız. Önemli olan, niyet, seçmenin oyunun millî iradeye doğru yansıması değil. İyi niyet yoksa, kafaların ardında hile, ihtikâr, yanıltma, sahtekârlık, kazanalım da nasıl olursa olsun, her yol mübah anlayışı varsa siz getirdiğiniz kanun teklifinin her maddesini pehlivan tefrikasına çevirseniz ne olacak?

20’nci maddede teklif ediyorsunuz: Sandık kurul başkanı, 1 üyeyi sandıktan zarfları kendisine vermek, 2 üyeyi sayım döküm cetvellerini işlemek, 1 üyeyi de okunan pusulaları ve zarfları masa üzerine yerleştirmekle görevlendirirmiş. Yani ne demek?

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Asker dediğin doğru konuşur!

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) – Sen doğru konuş!

Yani biri açar, ikisi yazar, birisi masaya zarf koyar. Aklımıza, ister istemez bir çocuk tekerlemesi geldi: Biri tutar, biri keser, biri pişirir… İşte, hazırlanan kanun teklifinin mantığı bu çocuk tekerlemesiyle aynı.

Anayasa değişikliğinin 20’nci maddesiyle ilgili dün bir hususu arz etmiştim. 20’nci maddede katsayılı, gösterge rakamlı bir Anayasa; dünyada bir benzeri yok. Eğer Anayasa değişikliklerinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Anayasa maddelerinin göstergeli, katsayılı yazıldığı bir ortamda bu kadar teferruatın bir tekerleme anlayışıyla Seçim Kanunu’na gelmesine hayret etmemek gerekir. Bu tekerleme maddesinin metinden çıkartılmasını teklif ediyoruz.

Ayrıca, getirilecek Anayasa değişikliği teklifiyle ilgili olarak dün belirttiğim bir konu vardı. Sürekli olarak yargının “AK yargı” hâline getirilmesi konusu gündeme getirildi ama bir konu hep gündemden kaçırılmaya çalışılıyor, o da PKK açılımının, bu Anayasa değişikliğiyle, kapısının açılması tehlikesidir. Bu konuda yüce milletimizi uyarmakta fayda görüyoruz.

Yüce Meclise saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sipahi.

RECEP KORAL (İstanbul) – Ağzından çıkanı kulağın duymuyor!

KAMİL ERDAL SİPAHİ (İzmir) – Sen kendi kulağına bak!

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 490 Sıra Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 20’nci Maddesi ile değiştirilen 100’üncü maddesinin yirmi üçüncü fıkrası birinci cümlesinde yer alan “Parti müşahitleri…” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve bağımsız aday müşahitleri” ibaresinin eklenmesini, ikinci ve üçüncü cümlelerin de madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Ayla Akat Ata (Batman) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

Buyurun Sayın Buldan.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 490 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 20’nci maddesi üzerine vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Konuşmama başlarken hepinizi saygıyla selamlarım.

Bildiğiniz gibi, çok önemli ve doğru bir söylem vardır, seçimler masa başında değil, sandık başında kazanılır diye. Fakat maalesef ki ülkemizde yapılan seçimlerde zarfların açılması esnasında zarfların değiştirilmesi, oyların sayımında başvurulan hileler, seçim bölgesinde oluşturulan baskı ortamı ve siyasi parti müşahitlerinin dikkate alınmaması ve hatta baskı altına alınması gibi olumsuz etkiler seçimlerin güvenilirliği üzerinde ciddi şaibeler yaratmıştır ve yaratmaya da devam etmektedir.

Seçimlerin demokratik bir şekilde yapılması önünde ciddi engeller oluşturan bu olumsuzluklardan dolayı özellikle partimizin çok sayıda oyu gasbedildi. “Kapalı oy, açık sayım” ilkesi sıklıkla ihlal edildi. Seçimler istenilen doğrultuda gitmeyince “açık oy, kapalı sayım” yegâne seçim yöntemi olarak belirlendi. Birçok seçim bölgesinde askerlerin ve korucuların eşliğinde, halkımız tehditler altında açık oy kullanmaya zorlandı. Seçim bölgelerimizde partimize verilen sayısız oy pusulalarını çöplerde bulduk, çok sayıda hatalı sayımı tespit ettik, ölüler adına oy kullanıldığına tanık olduk, oy dökümlerinde oy kullanması kanunen yasaklanmış durumda olanların oylarına rastladık. En son, 2007 yılında yapılan seçimlerde Hakkâri’de örneğini yaşadık. Hakkâri il merkezinde partimizin kazandığı milletvekilliği seçimi 72 oy farkla kaybettirildi ve anlaşıldı ki sadece bizim belgelediğimiz 80 oy usulsüz kullanıldı. Bu oylar içerisinde yaşamını yitirmiş insanlar adına kullanılmış oylar, askerlerin kullandığı oylar ve yurt dışında yaşayan insanların oyları vardı. Aynı durum Mersin’de de yaşandı. Birleşik oy pusulasında kurulan oyun yetmedi, bir önceki seçimlerin tam 4 katı oy iptal edildi. Aslında hak kazanmış olduğumuz hâlde Mersin’den milletvekili çıkarmamız engellendi. Nitekim 1999 yılında Mersin yerel seçimlerini kazanan HADEP’in itirazlarında ne kadar haklı olduğu Ergenekon davasında da ortaya çıktı. Çete üyesi Sedat Peker, bir mahkemeye verdiği ifadede, 1998 yılında HADEP’in seçimi kazandığını ve bu sonuçları HADEP’in aleyhine kendilerinin değiştirdiğini itiraf etti.

Sayın milletvekilleri, bu hukuksuzlukları daha yüzlerce örneği ile sıralayabilirim ancak buna ne süre yeter ne de bu örneklerin  sonu gelir. Ne var ki, antidemokratik uygulamalar bu örneklerle sınırlı da değildir. Seçim bölgelerindeki bu antidemokratik uygulamalar makro düzeydeki uygulamaların sadece birer tezahürüdür.

Bilirsiniz ki hukuk, yasaların tamamı temel hakları düzenler. Bu nedenle bu kurallarda, yasal düzenlemelerde bir sorun varsa bu direkt olarak hak ihlallerini doğurur ki işte yüzde 10 barajı bu ihlallerin en bariz örneğidir ve demokrasi açısından utanç vericidir. Darbeci cunta döneminin bir ürünü olan yüzde 10 barajının dünyada hiçbir demokraside örneğine rastlayamazsınız. Çünkü demokrasiler, halkın hür iradeleriyle temsilcilerini seçmesi ve parlamentoda adil bir şekilde temsil edilmesini öngörür. Bizim demokrasimizde bu temsiliyet sorunundan istikrar sağlamayı ümit eden, daha doğrusu istikrar sağladığını iddia eden bir siyasi anlayış var, hatta anlayışlar var. Her konuda çatışma içine giren bu anlayışlar mesele halkın oylarının adil temsili olunca tam bir uzlaşı içerisine girmektedirler.

İktidar bir yandan “Anayasa’yı değiştiriyorum, demokratikleşmeyi hedefliyorum.” derken diğer taraftan bu Anayasa’yı hazırlayan darbecilerin zihniyetlerini sahiplenmekte, bu konuda en ufak bir değişikliğe yanaşmamaktadır. Şunu söylemek isterim ki, sizler bu tavrınızla en başta Atatürk’ün belirttiği “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” felsefesine ters düşmektesiniz çünkü bugünün Türkiye’sinde egemenlik kayıtsız şartsız milletin değildir. Milletin egemenliği yüzde 10 barajı kaydına bağlı tutulmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

PERVİN BULDAN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bunlarla beraber bu yıl içerisinde partimiz milletvekili Sayın Ahmet Türk ve Sayın Aysel Tuğluk’a siyaset yasağı getirildi ve Parlamento dışında bırakıldılar. Çok sayıda belediye başkanımız seçildikten sonra senelerini dahi doldurmadan tutuklandılar. Binin üzerinde parti yöneticimiz ve üyemiz tutuklu bulunmaktadır. Siz deyin ki biz demokratik bir hukuk devletiyiz. Ne kadar inandırıcı olduğunuz bütün bu antidemokratik uygulamalarla sabittir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 490 sıra sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 20 nci maddesiyle değiştirilen 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 100 üncü maddesinin son fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                             Necla Arat (İstanbul) ve arkadaşları

“Parti müşahitlerinin tamamı, sayım masası başında yer alabilir ve oy pusulalarını görebilirler.”

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sa-karya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN -  Hükûmet katılıyor mu?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN -  Buyurun Sayın Arat. (CHP sıralarından alkışlar)

NECLA ARAT (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 20’nci maddesine ilişkin önerge üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, aslında seçim kanunlarında yapılacak değişiklikler, Siyasî Partiler Kanunu ile birlikte ele alınmalıdır. Bu tür çalışmalarda teknik ayrıntılardan önce kanunun ruhu, özü, felsefesi, çağdaş siyasal değerlere uyumu gözetilmelidir. Oysa, gerekçesinde “Elli yıldır uygulanmakta olan bu kanun, güncel gelişmeler karşısında yetersiz kaldığı için değiştirilmektedir.” dendiği hâlde bu teklifte ön seçim, seçim barajı, kota veya olumlu ayrımcılık yöntemlerine hiç değinilmemektedir.

Sayın milletvekilleri, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, önerge verdiğimiz fıkranın “Parti müşahitlerinin tamamı, sayım masasında yer alabilir ve oy pusulalarını görebilirler.” şeklinde değişmesini öneriyoruz. Çünkü böyle bir değişiklik seçim sırasında lüzumsuz tartışmaları, seçim sonrasında da yaygın bir şekilde karşılaştığımız olumsuz söylentileri engelleyebilecektir. Ayrıca, parti müşahitlerinin 5 kişiyle sınırlanması, kanımızca, hakkaniyet ilkelerine uymamaktadır.

Sayın milletvekilleri, bu vesileyle, yine seçimlerle ilgili olarak cumhuriyet tarihimizin başlangıçlarına ilişkin bir değerlendirme yapan AKP temsilcisi bir arkadaşımızın ileri sürdüğü görüşlerde bir iki düzeltme yapma ihtiyacını duyuyorum. Bu sayın milletvekili, kadınların yerel seçimlere katılma hakkını kazanmalarının yıl dönümünde Cumhuriyet Halk Partisi adına gündem dışı bir konuşmaya gönderme yaparak 1920’li ve 30’lu yıllarda gerçekleştirilen kadın haklarına ilişkin devrimleri ne yazık ki örtük bir biçimde eleştirmiştir, bunu yaparken de bazı öncü kadınların ve derneklerin çalışmalarını örnek göstermiştir. Hiç kuşkusuz, o somut kadın hakları devrimini önceleyen çalışmalar vardı. Örneğin daha 1927 yılında Giresun’da yapılan bir toplantıda Süreyya Hulusi Hanım “Kadınların ülke yönetiminde neden söz hakları yok?” diye sorabilmişti. Yine 1928’de Nezihe Muhittin Hanım başkanı olduğu Türk Kadınlar Birliğinin tüzüğünün amaç maddesine “Devrimler haklı taleplerden doğarlar. Kadınlar seçme ve seçilme haklarını elde etmelidirler.” ekini yaptırmıştı. Ayrıca, Kadınlar Halk Fırkasının yani bir kadın partisinin kurulması için girişimler başlatılmıştı. Ne var ki 1920’li yıllar kadınlarımızın henüz yüzde 90,4’ünün okuryazar olmadığı ve geleneksel kültürün ağır baskısının hâlâ kadınları ezmekte olduğu yıllardı. Uluslaşma sürecinde yeni bir devlet kurarken bölünmek değil, birleşmek gerekliydi. Bu nedenle bu girişimden kadınlar kendileri vazgeçtiler.

Yapmak istediğim çok önemli bir düzeltme de Türk Kadınlar Birliğinin, kimi ikinci cumhuriyet yanlısı sosyal bilimcilerin savunduğu bir tez doğrultusunda kapatıldığı efsanesiyle ilgili. Tek parti hükûmetinin böyle bir baskı uyguladığı söylencesi çok yaygın ama dönemin tanığı olan aydın kadınların günümüze bıraktıkları yazılı belgelerde ve onlardan bir bölümüyle yapılan sözlü tarih çalışmalarında, bu kapatma olayının ne yazık ki o birlik içerisindeki iç çekişmelerden kaynaklandığı doğrultusunda veriler vardır bugün elimizde. Sabiha Sertel’in anılarına göz attığımızda bu konunun ayrıntılarına değinilmektedir.

Sayın milletvekilleri, AKP temsilcileri, cinsiyet eşitliği politikasının ve siyasete katılımının öncülüğünü Mustafa Kemal Atatürk’ün ve Cumhuriyet Halk Partisinin yaptığını görmezlikten gelmekten vazgeçmeli, tarihsel durum ve verileri saptırmamalıdır.

AKP, ne yazık ki cumhuriyetin değerlerini, yerleşik kurum ve geleneklerini yıkıcı bir yaklaşımı huy edinmiş bulunuyor. Önce üniversiteleri, sonra silahlı kuvvetlerimizi, şimdi de yargıyı hedef aldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

NECLA ARAT (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yaygın bir korkutma ve susturma politikasını uyguluyor AKP.

Değerli milletvekilleri, AKP, kendisini bir milat olarak görmekten, sekiz yılda elli yıldan daha çok ve başarılı işler yaptığı megalomanisinden kurtulmalıdır çünkü tevazu önemli bir erdemdir.

Sayın milletvekilleri, çoğulculuk demokratik ilkelerden biridir ama demokrasiye öncülük etme iddiasında olan bir parti liderinin, Sayın Erdoğan’ın “biz” sözcüğünü lügatinden atıp hep “ben” ve “benim” sözcüğünü kullanması demokrasiyle bağdaşıyor mu? Bu konular üzerinde bir kez daha derin düşünmemiz gerektiği inancındayım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arat.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Saat sekize kadar birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.26

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

490 sıra sayılı Teklif’in görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

21’inci madde üzerinde üç önerge vardır, ilk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 21. maddesi ile düzenlenen 298 Sayılı Kanunun 101. maddesinin 6. bendinin "Birden fazla siyasi partiye ya da bağımsız adaya ayrılan alana taşacak şekilde basılan EVET mührü bulunan" şeklinde değiştirilmesini, arz ve teklif ederiz.

 

Faruk Bal

Mehmet Şandır

Behiç Çelik

 

Konya

Mersin

Mersin

 

S. Nevzat Korkmaz

Oktay Vural

M. Akif Paksoy

 

Isparta

İzmir

Kahramanmaraş

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 490 sıra sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 21 inci maddesiyle değiştirilen 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 101 inci maddesinin birinci fıkrasının (6) nolu bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Selçuk Ayhan

Yaşar Ağyüz

Ali Oksal

 

İzmir

Gaziantep

Mersin

 

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

Hulusi Güvel

 

 

Malatya

Adana

 

"6. Birden fazla siyasi partiye veya bağımsız adaya ayrılan alana taşmış 'EVET' mührü bulunuyor ve sandık kurulu 'EVET' mührünün gerçekte nereye basıldığını tespit edemiyor ise "

BAŞKAN – Şimdi en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 490 Sıra Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 21'inci Maddesi ile değiştirilen 101'inci maddenin başlığının “Oy pusulalarının geçerlilik ve geçersizlik halleri" şeklinde değiştirilmesini, dördüncü fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Ayla Akat Ata

Pervin Buldan

Osman Özçelik

 

Batman

Iğdır

Siirt

 

Özdal Üçer

Akın Birdal

Sırrı Sakık

 

Van

Diyarbakır

Muş

 

 

Hamit Geylani

 

 

 

Hakkâri

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz Değerli Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Birdal.

AKIN BİRDAL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; birleşik oy pusulasının hangi durumlarda geçerli ya da değile ilişkin 21’inci madde üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Yalnız, bugünkü bir üzüntümü izninizle paylaşmak istiyorum. Şimdi, bugün, cezaevlerinde bulunan hasta tutuklu ve hükümlülerin sağlığına nasıl kavuşabileceğine ilişkin bir Meclis araştırma önergesi verdik ve bu önerge, AKP tarafından gerekçe gösterilmeden… Araştırma önergesi üzerine söz alan değerli hatip, AKP’nin hizmetlerinden falan söz etti yani biraz ciddi olmak gerekiyor. Bakın, 2008 ve 2009 yıllarında 52 kişinin öldüğünü söylüyoruz cezaevlerinde ve şu anda da 49 kişi, gerçekten, ölümcül, ağır hasta. Kanayan bir yara, bunu nasıl sarabilirizi konuşuyoruz, arkadaşımız kalkıyor, verdiğimiz önergeyi bile ciddiye alacak bir şeyde değil ve AKP’nin yaptığı hizmetlerden söz ediyor. Yani şimdi, bence bu ruh hâlinden kurtulmak gerekiyor.

Bunu söyledikten sonra, seçim sisteminde dün ne ise, bence bugün bir nitelik değişikliği var. Şimdi, anımsayacaktır arkadaşlarımız yaş itibarıyla, yaşı uygun olmayanlar da sonradan okumuşlardır belki birtakım, Türkiye siyasi tarihinin tutanaklarından, anılarından. Örneğin, 1960 sonrası, seçimlerde -yeni çıkmıştı düdüklü tencere- tencereyi verdiler, kapağını vermediler. Belediye meclisi seçimlerinde, muhtarlık seçimlerinde falan, eğer seçilirlerse kapağını da vereceklerdi. Bu, seçmen için gerçekten bir cazibe oluşturdu. Daha sonra, ayakkabının birini verdiler, diğer ikincisini seçildikten sonra verdiler. İşte, kâğıt paralar vardı, 5 lira, 10 lira, yarısını verdiler seçmene, geri kalan diğer yarısını seçildikten sonra verdiler. E şimdi de, örneğin Batman Sason ilçesinde geçen seçimlerde buzdolabı verdiler elektriği olmayan yere ama dediler ki: “Siz eğer seçerseniz bu elektriği de vereceğiz.” Yine Sason’un başka bir köyünde çamaşır makinesi verdiler ve su yoktu ama…

MEHMET EMİN EKMEN (Batman) – Yok öyle bir şey. Sason’a kim ne dağıtmış?

AKIN BİRDAL (Devamla) – Hayır, o köylerin adlarını size getirelim, verelim.

MEHMET EMİN EKMEN (Batman) – Sason’a kim ne dağıtmış?

AKIN BİRDAL (Devamla) – Bakın, hayır, o köylerin adını verelim.

Mehmet Emin Bey, yani, şimdi, özellikle o ilin milletvekili olarak, gerçekten yurttaşların iradesinin kötüye kullanılmasına önce sizin izin vermemeniz gerekir ve sonra da yüce Meclise getirip bunu burada hepimizin müdahale etmesi gerekir.

Şimdi, bu nedenle, ayrıca, dün, “Yardımı, muhtaç olanlara verdik.” diyorlar. Sosyal devlet anlayışı seçimlerden önce mi akla geliyor? Eğer gerçekten gereksinmesi varsa halkın, bunları seçim öncesi verirsiniz. Sosyal devlet anlayışını da Kızılay’da Tekel işçilerine karşı tutumunuzdan da gördük ve tanık olduk.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bölgenin, tabii, özellikleri açısından, gerçekten Yargıtay Ceza Genel Kurulu hukuk dışı kararları verirken, bölgenin özelliklerine ve bölgenin farklılıklarına atfederken, doğru, yani seçimde de özellikler, farklılıklar var. Örneğin birleşik oy pusulasında, gerçekten, bağımsız adayların adlarını okumak, onlara seçmenin kendi iradesi doğrultusunda oy kullanması o kadar güçtü ki örneğin, rastlantı sonucu, benim birleşik oy pusulasındaki sıram soldan da saysan sağdan da saysan 9’uncu sıradaydı ve ben o seçmenlerime, yaşlı annelere, babalara anlatmaya başlamıştım “…”(x)  diye. 9’uncu sırayı anlatabilmek için gerçekten sağdan ve soldan saymalarını söyledim ve kurtardım ama başka sırada olanlar büyük oy kaybına neden oldular.

BENGİ YILDIZ (Batman) – Kürtçeyi de öğrenmiş oldunuz böylelikle Akın Bey.

AKIN BİRDAL (Devamla) – Bu nedenle, birleşik oy pusulasında, gerçekten, bağımsızların da kendi seçmeninin iradesi doğrultusunda haklarını kullanabilmesi şeklinde düzenlemeler yapmak gerekir. Herkesin seçme ve seçilme hakkı olduğu kadar yönetme hakkı da vardır. O nedenle, gerçekten, AKP getirdi… Bakın, tanık oluyoruz -umarız Anayasa konusundaki yaklaşım böyle olmaz- dünden beri izliyoruz, ana muhalefet, muhalefet partileri birçok görüş getiriyor.

Sayın milletvekilleri, neden? Yani, bazen bunu değiştirme konusunda acaba muktedir mi değiliz ya da örneğin, bu getirilen teklif konusunda “Hayır, aynen böyle çıkacak.” diyen bir irade mi var?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

AKIN BİRDAL (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Yani, bazen muktedir olmalıyız, tartışmalıyız. Muhalefetin getirdiği konu da toplumun bu seçimlerde demokratik, adil, eşit, özgür olması konusunda gerçekten tercihini doğru koyabileceği bir düzenlemeyse buna dikkat göstermeliyiz. Yoksa, birçok fiziki koşullar var. Örneğin, seçimlerde, okullarda 3’üncü, 4’üncü kata engellilerin ve yaşlıların çıkmasını istiyoruz. Bu olacak şey değil. Yani, şimdi… Ya da bölgede… Şunu bir kez daha söylüyorum: Seçimlerin demokratik, adil ve özgür olması için önce dilin özgür olması gerekiyor, düşüncenin özgür olması gerekiyor ve en önemlisi de bölgenin çatışma hâlinden kurtulması gerekiyor.

Barış, demokrasi ve bununla ilişkilendirilen demokratik bir toplum projesi. Biz buna varız, o nedenle bu doğrultuda gelecek önerilere de açığız ve gerçekten toplumun gereksindiği bu sistemi onlara armağan edelim.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 490 sıra sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 21 inci maddesiyle değiştirilen 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 101 inci maddesinin birinci fıkrasının (6) nolu bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                             Selçuk Ayhan (İzmir) ve arkadaşları

"6. Birden fazla siyasi partiye veya bağımsız adaya ayrılan alana taşmış 'EVET' mührü bulunuyor ve sandık kurulu 'EVET' mührünün gerçekte nereye basıldığını tespit edemiyor ise "

                        

(x) Bu bölümde Hatip tarafından, Türkçe olmayan bir dille birtakım kelimeler ifade edildi.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ayhan.

SELÇUK AYHAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; görüşülmekte olan tasarının ikinci bölümünün 21’inci maddesi üzerine vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz almış bunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlarım.

Bir önceki oturumda Sayın Hasip Kaplan bir şey söyledi, dedi ki: “Siyasetçiler iki şeyden kaçamaz: Birisi sandık, birisi de mezar.” Şimdi mezardan kaçmak isterler ama kaçınılmaz son, bu doğru ama siyasiler sandıktan da kaçabilirler. Eğer ellerindeki mutlak sayısal hâkimiyeti tüm milletin kendilerine her şeyi yapma yetkisini vermiş gibi algılarlarsa, önlerini tümüyle temizlemeye kalkarlarsa, Anayasa’yı da istedikleri gibi biçimlemeye kalkarlarsa, yargıyı da biz yapalım, her şeyi biz yapalım derlerse bunun sonunda siyasette sandığı da ortadan kaldırabilirler, ondan sonra sultanlıklar, krallıklar, padişahlıklar da oluşabilir. Yani burada bir yanılgıya düşmeyelim diye bu açıklamayı yapma gereği duydum.

Değerli arkadaşlarım, şimdi 2007 seçimlerini kısaca anımsarsak, gerek bilgisayar sistemi gerekse diğer iddialarla ilgili kuşkular hâlâ halkımızın belleğinden silinmemiştir. Bu  dönemde İzmir gibi siyasi partilerin ve bizzat seçmenin bile doğrudan seçimleri takip ettiği, sandık sonuçlarını takip ettiği bir ilin Karşıyaka ilçesinde bile sadece 890 civarında CHP oyuyla bir miktar Demokrat Parti oyunun birleştirme tutanaklarına AKP oyu olarak eklendiği belgelenmişti, bunu bir anımsatmak istiyorum.

2009 seçimlerine baktığımızda başka bir komediyle karşılaştık. Adrese dayalı olarak hazırlandığı iddia edilen seçmen listelerinde yirmi otuz yıl önce ölen insanların isimlerini gördük. Otuz kırk yıldır büyük kentlerde yaşayan insanların ve bu illerde oy kullanan insanların son seçimde on beş-yirmi saatlik otobüs mesafesindeki illerde isimlerinin seçmen olarak çıktığına tanık olduk. Halkı menfaat ile satın alma anlayışının bir sonucu olarak devlet kesesinden elektriksiz köylere buzdolabı, susuz köylere çamaşır makinesi dağıtılmaya kadar varıldığına tanık olduk. Askerde, gurbette olan ya da oy kullanma ehliyeti olmayanların oy kullandırıldığı yerler gördük. Seçim gecesi gecenin ilerleyen saatlerinde tüm Türkiye’de aynı anda elektriklerin kesildiğine, bilgisayarların kilitlendiğine, sistemin çökme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığına tanık olduk.

Hâl böyle iken seçimlerle ilgili bu yasa tasarısının gündeme getiriliş biçimi bile apar topar olması itibarıyla, tüm siyasi partilerin bilgi edinme, araştırma, inceleme zamanı bile bulamaması nedeniyle, birçok siyasi parti grubunun verdiği seçimlerle ilgili önergeler olduğu hâlde, siyasi parti grubu dışındaki milletvekili arkadaşlarımızın verdiği önergeler olduğu hâlde komisyona bile sadece şu an görüştüğümüz önerge getirilmiş, daha sonraki itirazlarla alt komisyonda diğer önergelerin de değerlendirilmesi ve kısmen bunların olumlu görüldüğü gözlenmiştir.

Şimdi, işin özü şu değerli arkadaşlar: Niyetimiz bozuksa en iyi kanun bile uygulayanların elinde yanlış kullanılabiliyor. Türkiye’de bunun ne yazık ki birçok örneğini görmeye devam ediyoruz.

Ben, sözlerimi Mahatma Gandhi’nin yedi ölümcül günah listesiyle bitirmek istiyorum: Birincisi, ilkesiz siyaset; ikincisi, emeksiz zenginlik; üçüncüsü, vicdansız haz; dördüncüsü, niteliksiz bilgi; beşincisi, ahlaksız ticaret; altıncısı, insaniyetsiz bilim ve yedincisi, özverisiz ibadet. Bunun yorumunu, algılayana ve anlayana bırakıyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum, dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 21. maddesi ile düzenlenen 298 Sayılı Kanunun 101. maddesinin 6. bendinin "Birden fazla siyasi partiye ya da bağımsız adaya ayrılan alana taşacak şekilde basılan EVET mührü bulunan" şeklinde değiştirilmesini, arz ve teklif ederiz.

                                                                Mehmet Akif Paksoy (Kahramanmaraş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Paksoy.(MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 490 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 21’inci maddesi hakkında verdiğimiz değişiklik önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kıymetli arkadaşlar, bu teklifin, bir sefer, zamanlaması fevkalade yanlış olmuştur. Öncelikle, Seçim Kanunu’nda birtakım düzenlemelerin yapılması için bugüne kadar niçin beklendiğini şahsen ben anlamış değilim. Bunun yanında, yapılmak istenen değişikliklerin ihtiyacı tam olarak karşılamadığı noktasında ciddi tenkitlerimiz var. Komisyonlarda gerek bizim arkadaşlarımız gerekse de diğer muhalefet milletvekilleri tenkitlerini dile getirdiler. Bu tenkitlerin hiçbir şekilde dikkate alınmadığını görüyoruz.

Mesela, niçin bu kanunu bir temel kanun olarak getirdiniz? Niyetiniz gayet açık: Yeterince tartışılmasın, bizim uygun gördüğümüz düzenlemeler yasalaşsın. Öyle tartışmaya, ilgili kurum ve kuruluşların fikrinin alınmasına ne gerek var? Sizin bakış açınız bu.

Değerli arkadaşlar, kendinizin dışındakilerin varlığına da fikirlerine de, velev ki bu fikirler çok doğru da olsa toptan karşı çıkıyorsunuz. Yedi buçuk yıllık İktidarınız süresince gerilimden medet umma, “ben ve öteki” şeklindeki çok tehlikeli ayrıştırmalı politikalarınızdan bir türlü vazgeçmediniz. Ancak bir türlü, bu ülkenin gerçek gündemi olan işsizliği, üretimi, bölücü terörü, hırsızlığı, yolsuzluğu, hortumu, yandaşı tartışmaya fırsat vermediniz, hep bu gerçek gündemden kaçtınız. Güya devri İktidarınızda kişi başına millî geliri 10 bin dolara çıkardınız. Peki, böyle bir ülkede kayıt dışı istihdamı ne kadar düşürdüğünüzü, işsizliği ne kadar azalttığınızı, 15 milyonu bulan yeşil kartlı sayısını, fakruzaruretin nasıl önleneceğini niçin bir kez bile tartışma cesaretini gösteremediniz? Hep millete cambazı gösterip yandaşlarınıza köşe döndürdünüz. Seçim zamanlarında kamunun kaynaklarını oy aracı yapmaktan çekinmediniz. Hep merak etmişimdir, acaba Tunceli’ye dağıttığınız buzdolapları ve çamaşır makinelerinden Kahramanmaraş’ın fakirlerine, Mersin’in Yörüklerine, Kastamonu’nun ihtiyaç sahiplerine, büyük kentlerin varoşlarına da dağıttınız mı veya bu beyaz eşyaların dağıtımı seçimden sonra da devam etti mi? Bu konuda yetkili ağızdan bir açıklama yaparsanız öğrenmiş olacağız.

Değerli arkadaşlar, AKP bir gün iktidara geldi, hemen değişti. Acaba sizin bu değişiminiz iktidardan gidince nasıl bir hâl alır, doğrusu çok merak ediyorum. Bir zaman YÖK düşmanıydınız, YÖK’ün varlığına toptan karşıydınız. Şimdi YÖK sizden oldu, hiç bu konuları konuşmaz oldunuz. Lise, hatta ilköğretim okulu açmadığınız yerlere tabela üniversiteleri kurduk.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu teklifte biz, SEÇSİS sistemiyle ilgili bir iyileştirme ve çalışma öngörülmediğini görüyoruz. Her seçimden sonra ifrata varan birtakım iddialardan geçilmiyor. Bu sistemin kamuoyunun tam güvenini sağlayacak, şeffaf ve hızlı bir şekilde işlev görecek bir yapıya kavuşturulması gerekirdi.

Bir başka husus, seçimlere katılmak isteyen devlet memurlarının durumu. Bildiğiniz gibi, seçim takviminin ilanıyla birlikte, seçimlere katılmak isteyen devlet memurları görevden ayrılmak zorundalar. Bu süre, geçmiş seçimlerde üç ayı geçiyordu. Bu süre zarfında devlet memurları ve onların bakmakla yükümlü oldukları eş ve çocukları sosyal güvenlik sisteminden yararlanamıyorlar. Nasıl olsa yasal hakları var, seçimler tamamlandıktan sonra görevlerine geri dönebiliyorlar… Seçimlere katılmak amacıyla istifa eden devlet memurlarının seçim döneminde sosyal güvenlik kurumlarıyla kesilen ilişkilerinin en azından sağlık yardımından faydalanabilmeleri sağlanmalıdır.

Bunun ötesinde, yoksul vatandaşlarımıza yapılan bir kısım ayni, hatta nakdî yardımların seçim döneminde dağıtılmasına bir düzen getirilebilirdi çünkü bu konu kamuoyunca çok ciddi tartışmalara sebep oluyor. Şimdi, bu yardımları açıkça yasaya aykırı bir şekilde dağıttırdığınızdan dolayı mahkemece ceza verilmiş bir valiyi siz ödüllendirdiniz. Valilerimizin, özellikle seçim dönemlerinde hükûmetin değil, devletin valisi olduğunu unutmamaları gerekir. Ancak Hükûmetin artık herkesçe malum tavrından biz döneceğini düşünmüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

MEHMET AKİF PAKSOY (Devamla) – Teşekkür ederim.

Tıpkı bundan önceki birçok teklif ve tasarıda olduğu gibi, bu teklifin de bir oldubittiyle yüce Meclisten yasalaştırılmaya çalışılmasını üzüntüyle karşılıyoruz. Sağduyulu, vicdanının sesini dinleyen bütün arkadaşlarımızı da önergemize destek vermeye davet ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Paksoy.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge reddedilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum…

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.26


ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

490 sıra sayılı Teklif’in 21’inci maddesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, maddeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Teklifin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

22’nci madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 490 Sıra Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 22’nci Maddesi ile değiştirilen 102’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Zarfın içinden…” ibaresinden sonra gelmek üzere “oy pusulaları haricinde” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Ayla Akat Ata

Pervin Buldan

Osman Özçelik

 

Batman

Iğdır

Siirt

 

Sırrı Sakık

Akın Birdal

Özdal Üçer

 

Muş

Diyarbakır

Van

 

 

Hamit Geylani

 

 

 

Hakkâri

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 490 sıra sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 22 inci maddesiyle değiştirilen 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 102 nci maddesinin beşinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Yaşar Ağyüz

Ali Oksal

Turgut Dibek

 

Gaziantep

Mersin

Kırklareli

 

Vahap Seçer

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

 

 

Mersin

Malatya

 

“Bir zarfta birden fazla oy pusulası kullanılan seçimlerde, o zarfta kullanılması gereken oy pusularının dışında başka bir seçim türüne ait oy pusulası çıkmış olması hâlinde, bu zarftan çıkan başka seçim türüne ait oy pusulası hesaba katılmaz.”

BAŞKAN – Şimdi en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 490 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 22. maddesiyle değiştirilen madde 102’nin 1. paragrafının sonuna; “Ancak, oy pusulasının katlanması nedeniyle karşı tarafta belirgin bir iz bırakan EVET mührü, mührün vuruluş yönü dikkate alınarak değerlendirilir.” cümlesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Prof. Dr. Alim Işık

Prof. Dr. Akif Akkuş

Hakan Coşkun

 

Kütahya

Mersin

Osmaniye

 

Recep Taner

Necati Özensoy

Hamit Homriş

 

Aydın

Bursa

Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 490 sıra sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 22’nci maddesi üzerine vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında söz aldım. Bu vesileyle, yüce Meclisin siz değerli üyelerini ve bizleri izleyen aziz milletimizi saygılarımla selamlıyorum.

Biraz önce Sayın Kâtip Üyemizin de okuduğu gibi, bu önerge aslında hepimizin seçim zamanlarında sandık başında yaşanan kargaşaları bizzat gördüğümüz bir konunun giderilmesine yönelik bir önerge. Bilindiği gibi, katlanan oy pusulalarında “Evet” mührünün izinin karşı tarafa da çıkması nedeniyle birçok yerde iptal sebebi sayılıyordu. İşte burada, oy pusulası katlanması hâlinde “Evet” mührünün karşı tarafa geçmiş olması durumunda sandık başındaki anlaşmazlıklara neden olabilecek konunun çözümü amacıyla mührün vurulma yönü dikkate alınarak bu tür durumdaki kargaşanın önlenmesini amaçlıyor.

Sayın Komisyonun ve Bakanın hangi gerekçeyle bu önergeye katılmadığını gerçekten merak ediyorum. Ama şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da herhâlde birçok önergeye katılmayacaklarını, iktidar tavrıyla bir kez daha göstermiş olduğu için de Komisyona ve Bakana şaşırmadığımı da ifade etmek istiyorum.

Bu vesileyle, seçim zamanlarında sandık başlarında birçok kargaşaya neden olan bu ve benzeri konuya ek olarak, son seçimlerde, 29 Mart yerel seçimlerinde bir ilde yaşanan ama Türkiye’de birçok ilde de benzerinin yaşandığına inandığım bir konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum: İlin bir şirketi Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfından yardıma muhtaç ailelerin listesini ister. 1.200’e yakın ailenin ismi resmî kanalla bu şirkete iletilir. Şirketin yönetim kurulu ve yetkilisi 1.200 aileyi yetersiz bulur, 6 bin adet, her biri 90 ya da 100 TL’lik paketin hazırlanarak bu yardıma muhtaç ailelere dağıtılmasını karara bağlar. Ancak dağıtılan paketler -üzülerek ifade ediyorum ve ismini kullanmak zorundayım- “Türk Kızılay” adında, bu ülkenin resmî kurumu kanalıyla dağıtılır. Dağıtımda kullanılan araçlar şirketin özel araçlarıdır ve paketi alan ailelere ertesi günü bir yetkili gider. Muhtar adayı ya da ilgili partinin yetkilisi, bir gün önce kendilerine ulaştırılan paketin iktidar partisi belediye başkanı adayı adına (x) şirketi tarafından gönderildiğini ve bu paket karşılığında oylarının lütfen iktidar partisinin adayına verilmesini isterler.

Değerli milletvekilleri, bu, bu ülkede yaşanan çok acı gerçeklerden birisidir. Türk Kızılay buna alet olmuştur ve bu şirket, hayır adı altında bunu dağıtır ve devletten, vergiden de düşer.

Arz ediyorum, bu seçim kanunu keşke bu tür olayların yaşanmasını engelleyebilecek bir değişiklik içerseydi. Bunların hiçbirisi maalesef bu teklifte olmadığı gibi, bundan sonra da hepimizin yaşayacağı ve birçok insanımızın oy uğruna istismar edileceği bir konudur.

Şirketin adını ve ili vermeme gerek yok. Ama ben inanıyorum ki, bu yüce Meclis bu tür olayların da önüne geçecek yasal düzenlemeleri önümüzdeki zaman içerisinde yapacaktır. 

Bu düşüncelerle, vermiş olduğumuz değişiklik önergesinin yüce Meclis tarafından kabulünü arz ediyor, tekrar saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler. Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 490 sıra sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 22 inci maddesiyle değiştirilen 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 102 nci maddesinin beşinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                       Yaşar Ağyüz (Gaziantep) ve arkadaşları

“Bir zarfta birden fazla oy pusulası kullanılan seçimlerde, o zarfta kullanılması gereken oy pusularının dışında başka bir seçim türüne ait oy pusulası çıkmış olması hâlinde, bu zarftan çıkan başka seçim türüne ait oy pusulası hesaba katılmaz.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Ağyüz, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 490 sayılı yasal değişiklik teklifi üzerinde CHP Grubu adına söz aldım. Hepinize saygılar sunuyorum.

Bizim önerimiz, çokça zarfın bulunduğu sandıklarda kazara herhangi bir değişik oy pusulası girmemesi gereken zarfa girmişse asıl oyun kabulü, tesadüfen veya bilinçsizce giren oyun iptali şeklinde. Buna desteğinizi istiyoruz.

Desteğinizi isterken de bu yasa teklifi, değişiklik teklifi dokuz değişik grup ve kişilerin imzasının bulunduğu teklifler şeklinde sunulmuş. Mesela bir grubun teklifi yerel yönetim seçimlerinden önce, diğer grupların veya şahısların da öyledir ama ne hikmetse bu değişiklik teklifi AKP Genel Başkan Yardımcısının 15/3/2010’da verdiği ve Komisyonda… Çok acube bir teklif, Komisyonca değiştirile değiştirile bir şekle getirildi. Bir teklif, hız kazandırmış, ne hikmetse! Bugünlerde siz yasal değişikliklerle çok uğraşmaya başladınız ya yargıyla… Bu acelenizi de anlamak mümkün değil.

Sonra, Komisyon çok büyük şekilde çalışmış, 16’da Komisyona gelmiş, 25’te alt komisyona gitmiş, 29’da Anayasa Komisyonundan çıkmış, 2/4’te buraya gelmiş. Kaç gün serüven? Serüven on beş gün bile değil. Peki, gündemde bekleyen alışveriş merkezleri yasasının ne günahı var? Gündeminizde bekleyen intibak yasasının, emeklilerin, bekleyen yasanın ne günahı var?

Hepimiz adil, dürüst, katılımcı seçimi istiyoruz. Katılımcılığı artıran özelliği mi var? Adaleti artıran özelliği mi var? Hayır. Siz öncelikle sosyal dayanışmanın kaynaklarının seçim dönemi kullanılmasını, gerek etik olarak gerek yasal olarak kafanızdan geçirmelisiniz. Seçimlere yakın 200 milyon dağıtılan nakitler, kaymakamların bire bir, kapı kapı dolaşarak yaptığı yardımlar; bunlar adalet mi? Adaletsizlik. Sizin adınızda adillik var, siz demokrat değilsiniz, siz adil değilsiniz, siz kendinize demokratsınız.

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Sen kendine bak!

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – O nedenle, bu yasal aldatmacalarla kamuoyunun gündemini doldurup oyalamaya çalışıyorsunuz.

Bakın, her iktidarın döneminde özellikler vardır. Bir iktidar gelir, bolluk bereketlik olur, işsizlik ortadan kalkar, yatırım artar. Bir iktidar da gelir, karabasan gibi çöker.

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Tam CHP’yi tarif ediyorsun!

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) - Dershane parasını ödeyemeyen analar hapse düşer, dershane parası ödenmediği için öğrenci intihar eder, onur intiharları artar, işsizlik artar, yatırım eksilir. Ne artar? Yoksulluk, döneminizde artar; yolsuzluk, döneminizde artar ve siz, Yüce Divana gitmemek için, Cumhurbaşkanı yaptığınız Sayın Gül’e geniş yetkiler vererek Sayın Gül’den ve Anayasa Mahkemesinden, Yüce Divandan kaçmak için düzenlemeler yapıyorsunuz. Varsayalım ki bu divanda Yüce Divandan kaçtınız, hesap vermediniz, öteki dünyada ne yapacaksınız, öteki dünyada? (CHP sıralarından alkışlar) Aranızda çok iyi insanlar var, çok güzel insanlar var aranızda.

MİTHAT EKİCİ (Denizli) – Kendine bak, kendine…

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Onları tenzih ederek…

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – CHP…

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – CHP’nin hiçbir günahı yok. Bugüne kadar, olsa hesap verirdi. Biliyorsan buraya çıkar konuşursun! Yerinden konuşma! Ücretli laf atıcı gibi laf da atma!

Şimdi, böyle bir durumda, siz yargıyla uğraşıyorsunuz. Ekonomi çökmüş, işsizlik, esnaf perişan, emekli perişan; bu konuları düşünmüyorsunuz. Gündemde, Seçim Kanunu değişikliği, Anayasa değişikliği; bununla kamuoyundan ana gündemi gizleyerek zaman kazanmaya çalışıyorsunuz, zaman kazanmaya.

Sizin, iyi niyetli arkadaşlar olarak günahınız yok mu? Sizin de var. Bakın, anneler hapse düştü, sesiniz çıkmadı. Çocuklar intihar etti, sesiniz çıkmadı. Müslümanlar soyuldu Deniz Feneri kanalıyla, sesiniz çıkmadı. Deniz Fenerinde ihaleler peşkeş çekildi, 750 milyon dolar. Bir gecede kuralsız, kaidesiz, sizin yandaşınız, sizin demeyeyim, partinizin yandaşına verildi, sesiniz çıkmadı değerli arkadaşlar. Sizin günahınız yok mu? Otobüs son durağa geldi. Parmak kaldıranlara söylüyorum, parmak kaldırmaktan vazgeçin. Bir daha gelme şansınız yok. Bari günahınızı artırmayın, katkınızı artırmayın değerli arkadaşlarım. Bunları söylerken tabii sizin bunun tersini yapacağınız ve yapmayacağınız inancındayım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) - Bu tür değişiklikleri getiriyorsunuz da toplumun beklentisi olan, siyasetteki kirlenmeyi önleyecek olan dokunulmazlığı kaldırmayı niye getirmiyorsunuz? Yürek ister, yürek. Yürek ister. Çünkü, var olan dosyalarınızda yolsuzluk var, irtikâp var, ihaleye fesat karıştırma var ama gariban vatandaşların yanına gittiğiniz zaman da şeker dağıtarak, buğday dağıtarak, irmik dağıtarak, para dağıtarak oylarını alıyorsunuz.

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Sen vatandaşımıza hakaret ediyorsun!

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) - Bu, siyasi etik değildir ve bu yasada da bu siyasi etiği sağlayacak maddeler yoktur.

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Vatandaşın oyu sapmaz!

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) - Otobüs son durağa geldi. Ya kafanızı çalıştıracaksınız, ülke yararına, halk yararına olanlara öncelik vereceksiniz ya da önümüzdeki seçimde kaybolup tarihin çöplüğüne gideceksiniz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 490 Sıra Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 22’nci Maddesi ile değiştirilen 102’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Zarfın içinden…” ibaresinden sonra gelmek üzere “oy pusulaları haricinde” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                         Ayla Akat Ata (Batman) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Sakık, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinize iyi akşamlar diliyorum.

Şimdi, aslında nereden başlayacağımızı bilmiyoruz, yani hep “12 Eylülün ürünü.” diyoruz, noktalarla, virgüllerle, sözcüklerle oynayarak kamuoyuna demokratik bir Seçim Yasası sunmaya çalışıyoruz. Aslında, burada 12 Eylülün ürünü olan bu Yasa… 12 Eylülde Kenan Evren ve arkadaşları bir veto grubu oluşturmuşlardı, 4 general Danışma Meclisini seçiyordu, kurulan, o dönemin partilerinden SODEP’ten tutun ANAP’a, Halkçı Partiye kadar bütün partilerin mimarları kendileriydi.

Şimdi, aslında o Konsey gitti, burada 4 tane lider… Bu liderler bu Parlamentoyu oluşturuyor, bu liderler halkın bütün iradesini elinde bulunduruyor. Şimdi, o günkü Kenan Evren demokrasisiyle bugünkü bu demokrasi arasında bir fark var mı? İçinde halk var mı? İçinde mahallesinden ilçesine, beldesine kadar örgütlü bir halkın iradesi var mı? Yok. Adayları kim belirliyor? Siyasi aktörler. Yani, içinde halkın olmadığı bir yerde demokrasiden bahsedilir mi? Onun için, bir bütün olarak, burada, halkın içinde olmadığı bir anlayış ve o dönemde, düşünün, Erdal İnönü’yü bile veto eden bir Konsey vardı, bugün de halkın içerisinden gelenler eğer aktörlere, yani siyasi parti aktörlerine biat etmiyorsa hepsi veto ediliyor ve bunun adına da “demokrasi” diyoruz.

Şimdi, sevgili arkadaşlar, bu, demokrasi değil. 12 Eylülün demokrasisine, adı neyse, işte ona sığınarak şeklen demokrasicilik oynanıyor ve burada, geçen dönem, 2002 döneminde halkın yüzde 47’si size oy vermedi ama  seçim barajı, bu Siyasi Partiler ve Seçim Kanunu’ndaki hileler, halkın iradesi olan yüzde 47 Parlamentoya yansımadı. Arkadaşlarımız belirtti, üç bin oyla insanlar burada parlamenter olarak görev yaptılar. Allah aşkına, bu hilelerle, halkın onay vermediği bir şeyi nasıl içinize sindiriyorsunuz? Buna nasıl demokrasi diyorsunuz?

İsterseniz şöyle bir küme oluşturalım: Gelin, gücünüz var, barajı yüzde 10’dan yüzde 25’e çıkaralım, şu iki partiyi de içinden çıkaralım, biz bağımsız geleceğiz, sizinle oturalım. Buna demokrasi diyebilir miyiz? Var böyle bir gücünüz. Şimdi, üç partinin yaptığı şeyin bundan farkı yok. Siz, halkın büyük bir iradesini bu sayısal gücünüzle yok sayıyorsunuz.

Bakın, muhalefet size ne diyor: “Gelin, uzlaşalım” diyor, tankıyla, topuyla, yargısıyla, ordusuyla siperlere yatıyor “Gelin, teslim olun.” diyor ve siz de diyorsunuz ki: “Biz de elimizdeki yüzde 47 oyla, 340 milletvekiliyle elimizdeki gücü acımasız bir silah gibi kullanırız.” Şimdi, içinde uzlaşı yok. Biz de dönüp size diyoruz ki, bu iki uzlaşı da uzlaşı değil, gelin oturalım, halkın ihtiyacına cevap verecek yasaları, anayasaları yeniden dizayn edelim, korkmayalım, ürkmeyelim. Hâlen burada -dün gece izledim- bir partinin temsilcisi çıkıp diyor ki: “Dil birliğimize zarar verir.” Neymiş? Biz, efendim, Kürtçe konuştuğumuz için bu, kutsal dile zarar veriyormuş. Niye zarar versin Allah aşkına? İngilizce konuşulunca, Fransızca, Almanca, Arapça konuşulunca...

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – İbranice.

SIRRI SAKIK (Devamla) – ...bu Türk diline zarar vermiyor da Kürtçe konuşulunca niye zarar veriyor? Bunun adı niye zarar oluyor?

Bakın, önümde bir sürü fezlekeler var. “Su istendi” diye dava açılmış, “çok yaşayın” diye dava açılmış, “biz vatanperveriz, bu ülkenin bölünmesini istemiyoruz” diye dava açılmış. Ama niye? Kürtçe.

Şimdi, bir dile bu kadar düşmanlık edilir mi, bir halk bu kadar yok sayılır mı? Hayatın her alanında birlikten, kardeşlikten bahseden aktörler, sorun Kürtlerin dili ve kültürü olunca niye bu kadar kıyametler koparılıyor, niye bu kadar demokrasi ayaklar altına alınıyor? Yani, eğer gerçekten kardeşlik ve barışla ilgili bir adım atılacaksa, ilk önce birlikte hayatı inşa ettiğiniz, birlikte mücadele ettiğiniz, birlikte ülkenin harcında, temelinde emeği ve kanı olan insanların hakkını, hukukunu yerli yerine oturtmak zorundasınız. Bu bir lütuf değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Teşekkür ediyorum, sağ olun Sevgili Başkanım.

Şimdi, onun için diyoruz ki, bu ne Kürtlere ne diğer halklara bir lütuf olarak sunulmamalıdır. Herkesin doğuştan sahip olduğu haklara bu halk da, bu ülkede yaşayan diğer halklar da sahip olmalıdır. Yani bütün yasaların üzerinde bir yasa vardır, o da vicdan yasasıdır. Eğer siz vicdan yasasını yok sayarsanız, siz bu ülkede hak, hukuk ve adaleti yerli yerine oturtamazsınız. Onun için, herkesin tabi olacağı bir yasa vicdan yasasıdır. Bu vicdanınızla baş başa kaldığınızda, yanı başınızdaki kardeşlerinize ne kadar haksızlık ettiğinizi, Türkiye demokrasi güçlerine ne kadar haksızlık ettiğinizi, 12 Eylül Anayasası’na, 12 Eylül yasalarına sığınarak kendi iktidarlarınızı ne kadar sürdürdüğünüzü görürsünüz.

Ben hepinizin gece uyurken vicdan muhasebesi yapmanızı diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

23’üncü madde üzerinde dört önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Temel kanun olarak görüşülmekte olan 490 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 23. maddesi ile düzenlenen 298 sayılı Kanunun 105’inci maddesinin 4’üncü fıkrasının sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesi arz ve teklif olunur.

 

Haluk İpek

Suat Kılıç

Abdullah Çalışkan

 

Ankara

Samsun

Kırşehir

 

D. Mehmet Kastal

Hayrettin Çakmak

Ünal Kacır

 

Osmaniye

Bursa

İstanbul

“Sandık sonuç tutanağı verilen müşahit ve sandık kurulu üyelerinin ad ve soyadları ile temsilcisi oldukları siyasi partinin adı veya bağımsız adayın adı ve soyadı sandık kurulu tutanak defterine yazıldıktan sonra tutanağın teslim alındığına dair imzaları alınır.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 490 Sıra Sayılı Yasa Tasarısının çerçeve 23. maddesi ile değiştirilen 298 sayılı yasanın 105. maddesinin 4. fıkrasının sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Şahin Mengü

Atilla Kart

İsa Gök

 

Manisa

Konya

Mersin

 

Ali İhsan Köktürk

Rahmi Güner

 

 

Zonguldak

Ordu

 

“Bu maddede öngörülen sandık sonuç tutanağını talepleri halinde sandık kurulunun siyasi parti üyeleri ya da parti müşahidine vermeyen görevliler hakkında bu Kanunun 138. maddesi uyarınca cezaya hükmolunur.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 23. maddesi ile düzenlenen 298 Sayılı Kanunun 105. maddesinin 2. fıkrasına “13. Saklanan zarf sayısı.” Bendinin eklenmesini ve bent numaralarının teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Faruk Bal

Mehmet Şandır

Behiç Çelik

 

Konya

Mersin

Mersin

 

S. Nevzat Korkmaz

Oktay Vural

Hüseyin Yıldız

 

Isparta

İzmir

Antalya

BAŞKAN – Şimdi, son önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 490 Sıra Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 23’üncü Maddesi ile değiştirilen 105’inci maddesinin dördüncü fıkrasının üçüncü cümlesini teşkil eden “Ancak bu halde o parti müşahidine ayrıca tutanak verilmez.” ifadesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Ayla Akat Ata

Pervin Buldan

Osman Özçelik

 

Batman

Iğdır

Siirt

 

Özdal Üçer

Akın Birdal

Sırrı Sakık

 

Van

Diyarbakır

Muş

 

Hamit Geylani

M. Nezir Karabaş

 

 

Hakkâri

Bitlis

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz Değerli Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Karabaş.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifiyle ilgili verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, AKP’li hatip Sayın İpek konuşmasında “Kanun teklifinin felsefesini muhalefet anlamamış.” dedi.

Şimdi, biz de soruyoruz: Bu kanun teklifinin çeşitli maddelerinde yeni düzenlemeler yapılmış. Kanunun 81’inci maddesinde değişiklik yapan 12’nci maddede “sandık çevresi ve sandık alanı” diyor. Şimdi, yıllardır, on yıllardır Türkiye’de seçimlerde sandık alanı kullanılıyor; güvenlik güçleri sandık alanının dışında kalıyor, seçmenler ve sandık görevlileri de sandık alanının içinde. Peki, soruyorum şu anda, bu tasarıyı hazırlayanlara, AKP’nin yetkililerine, Sayın Bakana: Bu konuda 2009, 2007, 2002, daha önceki seçimlerde güvenlik anlamında güvenlik güçleri 100 metre sandığın dışında olduğu için hangi güvenlik zafiyeti yaratıldı? Şimdi, biz yıllardır bu konuda polisle, köyde jandarmayla cebelleşiyoruz, güvenlik güçlerini yasada olan o belirlenen 100 metrede tutmak için. Şimdi 15 metrelik sandık çevresi var ve iddia ediyorum, yarın öbür gün -zaten sandığın kurulduğu salonların birçoğu büyük salonlardır- 15 metre, oy kullanılan salonun kapısıdır ve özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu başta olmak üzere birçok yerde sandığın ağzında insanlar, oy kullanmak için gelen seçmenlerin geldiği kapının ağzında güvenlik güçleri barikat kuracak, gelip oraya yerleşecektir. Şimdi, düşünebiliyor musunuz? Peki, bu hangi ihtiyaçtan doğdu? Geçmiş seçimlerde güvenlik güçleri 15 metre değil de 100 metre uzakta olduğu için, güvenlik anlamında sandığın hangi güvenliği sağlanamadı ki bu sandık çevresini getirdiniz? Bunu soruyoruz işte Sayın İpek. Biz, bu yasanın mantığını böyle anlıyoruz.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Ne mahzuru var?

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Devamla) – Evet, mahzuru var. Biz diyoruz ki, iddia ediyoruz ki, polisle, askerle seçim zamanında cebelleşiyoruz, siz bizi daha fazla boğaz boğaza getiriyorsunuz ve yarın burada seçimler olduğu za-man, o güvenliğin olmadığı, güvenlik gücüyle vatandaşın birbirine girdiği yerde siz de zarar görürsünüz. Orada aday olan, orada seçime giren her parti sıkıntı yaşayacaktır diyoruz. Yani, sandık çevresi hangi ihtiyaçtan doğmuştur? Yıllar-dır her seçimde uygulanan sandık alanı neye yetmemiştir?

Şimdi, yine bu teklifin felsefesine baktığımız zaman, şimdi, daha önce, görev alan güvenlik güçleri hangi seçim alanında görev yapıyorken aynı za-manda gidip kendi sandığında oy kullanamadı? Bunun için bu teklifte “Görev aldığı sandıkta oy kullanır.” diyor. Şimdi, şunu söylemek istiyorum: Gidin, bölgede -ben kendi ilimi örnek veriyorum- polisin, subayın oy kullandığı san-dıklarda denetim sağlanamıyor, o sandıktaki görevli orada görev yapamıyor ve iddia ediyorum, kendi görevli olduğu alanda oy kullanan polis ve subayla-rın, askerlerin yüzde 80’i gidip kendi sandığında da oy kullanacaktır. Peki, bunu neden getirdiniz? Şimdiye kadar, gerçekten, sandıklarda görev alan güvenlik güçlerimiz, yetkililerimiz, polis ve askerler oylarını kullanamadı mı? Yani böyle bir zafiyet mi doğdu? Biz seçimlere gidiyoruz, defalarca seçim kampanyası yaptık, görevli olduğu için sandığında oy kullanmayan tek bir tane polise, tek bir tane askere rastlamadık.

Yine, sandık görevlilerini taşımakla görevli olanlar… Zaten şunu diyorsunuz “taşıma” altında aracı olan, güvenlik görevlisini, oradaki sandık kurulu görevlisini taşıyan kişi, altında da aracı var, işi bu. Neden gelip oyunun bulunduğu seçmen sandığında oyunu kullanamıyor da siz ayrıca kendisine kâğıt vererek oy kullanmasını istiyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkan.

Şimdi bu tür oy kullanmalar yarın öbür gün birçok seçim sandığında ve çevresinde gerçekten ciddi sıkıntılara, oyların kaydırılmasına ve halkla, siyasi partilerle yetkililer arasında kargaşaya, seçim sonrasında da ciddi bir şekilde şaibeye neden olacaktır. Bu tür düzenlemelere hiç ihtiyaç yokken -yine soruyorum- Sayın İpek çıksın, teklif vermiş, Sayın Bakan çıksın, desin ki “Geçen seçimlerde şunları, şunları yaşadık. Şu sandıklarımızda görevliler, sandık kurulu görevlileri, güvenlik görevlileri 100 metre uzakta olduğu için, yetişemedikleri için bu olaylar yaşandı. Şu görevlilerimiz, şu polisimiz, şu askerimiz, şu yetkileri taşıyanlar bunun için oylarını kullanmadılar. Bu ilde, bu bölgede bu kadar oy kullanılmadı.” onu kabul edelim ama değilse, burada bu tür niyetler arıyoruz; onun için bu tür maddelerin değişmesini istiyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 23. maddesi ile düzenlenen 298 Sayılı Kanunun 105. maddesinin 2. fıkrasına “13. Saklanan zarf sayısı.” bendinin eklenmesini ve bent numaralarının teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                  Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldız. (MHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 490 sıra sayılı Yasa Teklifi’nin 23’üncü maddesi üzerinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, demokrasinin temel ilkesi, halkın yöneticilerini seçebilmesi, insan hak ve hürriyetlerinin güvence altında olması, bütün partiler ve adaylar için eşit koşulların sağlanarak seçimlerin gerçekleştirilmesi, halkın yönetimlere katılmasının temin edilmesi ülkemizdeki demokrasinin en önemli göstergelerinden bir tanesidir. Bu amaçla da seçim sistemimiz 298, 2839, 2972 ve 2820 sayılı kanunlar ile düzenlenmiştir. 490 sıra sayılı Yasa Teklifi ile 298 sıra sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki Kanun’da yapılacak değişikliklerle seçmen eğilimlerinin millî iradeye tam yansımasını sağlayacağını, daha güvenlikli, daha dürüst, daha adil, sonuçları itibarıyla da daha güvenli olacağını ifade etmektesiniz. Yasa teklifini incelediğimizde kabul edebileceğimiz maddeler olduğu gibi kabul edemeyeceğimiz, sonuçları itibarıyla seçmen iradesini engelleyen maddeler bulunduğunu… Milliyetçi Hareket Partisinin iyi niyetli değişiklik tekliflerini değerlendirmenizi, eksikleri giderilmiş bir yasanın çıkarılmasını dilemekteyiz ancak şu ana kadar bunu gerçekleştirebilmiş değiliz.

Değerli milletvekilleri, bu yasa teklifi, seçimlerin başlangıcından bitimine kadar seçmenlerin özgür eğilimlerinin millî iradeye dönüştürülmesini gerçekleştirebilecek şekilde düzenlenmeli ve seçimlerin demokratik kurallara uygun olarak yapılmasını, seçim iş ve işlemlerine iktidarın müdahalesinin önlenmesini, yürütmenin etkisinin ve yetkisinin azaltılmasını, ülkenin tümünde seçim güvenliğinin sağlanmasını, seçim sürecinin tüm aday ve partilerle dürüstlük kuralları içinde gerçekleştirilmesini, seçim sürecinin tüm aday ve partilere adil olarak uygulanmasını ve ayrıca da en önemlisi seçim sonuçlarının güvenilir olmasını sağlamak gerekmektedir. Ancak bu getirdiğiniz yasa bunları sağlamaktan uzak, Adalet ve Kalkınma Partisinin gelecek seçimlerde yapılacak başarısını amaçlamak üzere getirilmiş bir seçim yasası teklifidir. AKP’nin sekiz yıllık yasama faaliyetleri sırasında yaşananlara bakıldığında, bu getirdiğiniz yasadaki gizli amaçları çok iyi araştırmak zorundayız. Her konuda olduğu gibi Adalet ve Kalkınma Partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde yasama faaliyetlerinde çıkardığınız yasalara, 2004, 2007, 2009 seçimleri sürecindeki söylemlerinize, uygulamalarınıza, tehditlerinize ve seçim sonuçlarına baktığımız zaman sosyal konularda da Türk milletini otuz altı etnisiteye ayırmanızı, Kürt, Roman, Alevi, gayrimüslim açılımlarınızı hatırladığımızda, yani sizin çok kullandığınız cemaziyelevvelinize baktığımızda, Adalet ve Kalkınma Partisine güvenmememiz gerektiği bunun altında yatmaktadır.

AKP iktidarları dönemindeki 2004, 2007, 2009 seçimleri, güvenliği sağlanmış, dürüst, adil, sonuçlarına güvenilebilir seçimler maalesef olmamıştır. Gerekçenizde siz de zaten bunu kabul etmektesiniz. Adalet ve Kalkınma Partisini iktidara taşıyan 2002 tarihindeki Anayasa, seçim kanunları ve diğer yasaları, 2011’de yapılacak seçimlerde sizi tekrar iktidara taşıyacağını umut ederek, AKP’yi tekrar iktidara taşıyabilecek yasaları, burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinde sayısal çoğunluğunuzla çıkarmaya çalışmaktasınız. Çıkardığınız yasalarla, ülkenin bir bölümünde sekiz yıldır sağlayamadığınız sandık güvenliğini sağlayıp o yörelere yapacağınız yardımlar, baskılarla oy kayıplarınızın bir bölümünü telafi edeceğinize inanmaktasınız ya da planlamaktasınız. Aslında, farkınız yok ki, birileri silah ve tehditle, siz de para ve iktidar gücünüzle seçmen iradesini etkilemeye çalışmaktasınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sekiz yıldır hiçbir siyasi partiye olmayan çoğunlukla Türkiye Büyük Millet Meclisindesiniz. Grup başkan vekilleriniz, milletvekilleriniz, özellikle Sayın Elitaş ve Başbakan, bazı siyasi partilerin Sivas’tan öteye gidemediklerini ifade edecek kadar acziyet ve pişkinlik içerisindesiniz. Bu ülkeyi sekiz yıldır siz yönetmiyor musunuz? Yoksa, bu ülkeyi başkaları mı yönetiyor? Hükûmet yani AKP, her siyasi partinin ve adayın ülkenin her köşesine gidilebilir olmasını sağlamakla görevli değil midir? Bu nasıl çarpık bir anlayıştır? Siyasi parti temsilcilerinin can güvenliğini sağlamak Hükûmetin görevi değil midir? Ülkenin bir bölümüne gidilemiyorsa burada utanması gereken Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti değil midir? Yaptığınız ve yapacağınız yasal değişikliklerle İktidarınızın devamını sağlayabileceğinizi sanıyorsanız yanıldığınızı erken ya da zamanında yapılacak olan seçimde anlayacaksınız.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 490 Sıra Sayılı Yasa Tasarısının çerçeve 23. maddesi ile değiştirilen 298 sayılı yasanın 105. maddesinin 4. fıkrasının sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                           Şahin Mengü (Manisa) ve arkadaşları

“Bu maddede öngörülen sandık sonuç tutanağını talepleri halinde sandık kurulunun siyasi parti üyeleri ya da parti müşahidine vermeyen görevliler hakkında bu Kanunun 138. maddesi uyarınca cezaya hükmolunur.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Köktürk. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 490 sayılı Yasa Teklifi’nin 23’üncü maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Öncelikle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi ve yine bu tasarının genel gerekçesinde ifade edildiği üzere, özgürlükçü, çoğulcu parlamenter rejimlerin temeli özgür seçimlere dayanmaktadır. Özgür, eşit, dürüst seçimlerin yapılamadığı bir ülkede demokrasinin varlığından söz edebilmek olanaklı değildir ve yine biliyoruz ki özgür ve demokratik yönetimin temeli sayılan serbest seçim hakkı, ancak her türlü etkiden uzak olarak kullanılan oylarla bir anlam ve değer ifade eder. Bu anlamda, oy kullanmayı tek yanlı olarak etkileyecek, seçmenin özgür iradesini baskılayacak koşulların ve eylemlerin varlığı hâlinde, seçimlerin serbest yani özgür iradeyle gerçekleştiğinin kabulü olanaksızdır. Ayrıca, yine biliyoruz ki hepimiz, seçimlerin serbest ve dürüstlük ilkeleri uyarınca gerçekleştirilmesi devletimizin asli görevidir.

Değerli milletvekilleri, bu değerlendirmeler teklifin genel gerekçesinde yer alıyor ve bu değerlendirmeler herkesin üzerinde antant kaldığı evrensel ilke ve doğrular içeriyor. Ancak hepimiz biliyoruz ve takdir ediyoruz ki bu ilke ve değerlendirmelerin, bu doğruların sadece yasa metinlerinde ve gerekçelerinde yer alması bir anlam ifade etmemektedir. Aslolan, bu ilkelerin, bu doğruların eylemsel olarak hayat bulması, eylemsel olarak yaşama geçmesidir. Bu çerçeveden bakıldığında, sadece bu yasayla getirilen düzenlemelerle, bahsettiğimiz bu ilkelere dayanan bir seçim ortamını yaratabilmek acaba mümkün müdür?

Değerli milletvekilleri, sosyal devlet anlayışının âdeta oy avcılığına dayalı sadaka devlet anlayışına dönüştüğü ve siyasal iktidar tarafından bu anlayışın kalıcılaştırılmaya çalışıldığı bir süreçte özgür seçimden bahsetmek acaba olanaklı mıdır? Yine, seçim sonucuna bağlı olarak dağıtılacağı sanısı yaratılarak iktidar partisi yöneticileriyle birlikte hazırlanan listelerdeki yüzlerce, binlerce kişinin seçimden bir gün sonra bir devlet bankası önünde sosyal yardımlaşma bütçesinden dağıtılacak paraları almak üzere uzun kuyruklar oluşturması herkesin gözü önünde gerçekleşirken acaba demokratik bir seçimden ve demokratik bir sonuçtan söz etmek olanaklı mıdır?

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakan; yine, Yüksek Seçim Kurulunun karar ve ihtarlarına rağmen Sayın Başbakan tarafından azmettirilen, teşvik edilen devletin valisinin seçim yasaklarını ihlal etmekten ceza aldığı bir ülkede seçimlerin adil bir ortamda gerçekleşmesinin devlet tarafından güvence altına alındığından acaba bahsedilebilir mi? Her türlü gerçek bilgi kanallarının tıkandığı, dördüncü güç olan özgür medyanın sansür edildiği, gerçekleri yazan gazetecilerin iktidarın baskısıyla işlerinden uzaklaştırıldığı, ağır yargılama süreçlerinden geçirildiği, buna karşın medya yandaşı kalemlerin TRT gibi bütçesinin yüzde 80’ini halktan toplanan vergilerle oluşturulan TRT’de kadrolaştığı ve TRT bütçesinden finanse edildiği ve yine -az önce Sayın Yaşar Ağyüz’ün bahsettiği gibi- oğlunun 1.400 TL dershane ücretini ödeyemeyen annenin cezaevine girdiği ve bu sorumluluğu aslında üzerine almaması gereken gencecik bir evladımızın yaşamına kıydığı bir süreçte, bu paralarla ölçülemeyecek kadar büyük miktardaki paraların, tam 750 milyon doların yandaş medya yaratabilme gayesiyle damat holdinglerine transfer edildiği, peşkeş çekildiği bir süreçten geçerken bu yasayla getirilen düzenlemelerin genel gerekçede bahsedilen amaçları gerçekleştirmesi acaba mümkün müdür?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Devamla) – Yine, din ve dince kutsal sayılan şeyler istismar edilerek siyasete bulaştırılıyorsa hepimizce ortak değerlerin oya dönüştürülmesi çabası içine giriliyorsa bırakın özgür ve serbest seçimi, kısmi bir demokrasiden söz etmek bile acaba olanaklı mıdır?

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak bütün bu yaşananlara iktidar temsilcileri sadece seyirci kalmakla yetinmeyip aynı zamanda bu sürecin kurucusu ve yöneticisi oluyorlarsa o ülkede yasalar nasıl çıkarsa çıksın, hangi gerekçeler yer alırsa alsın dürüst, demokratik, adil bir seçim ortamından söz etmek olanaklı değildir.

Ancak ben yine de katkı sağlayacağı inancıyla önergemizin kabulünü diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köktürk.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Toplantı yeter sayısının…

BAŞKAN – Evet, yoklama talebi var.

Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Aslanoğlu, Sayın Özkan, Sayın Hacaloğlu, Sayın Köktürk, Sayın İçli, Sayın Ergün, Sayın Kulkuloğlu, Sayın Tütüncü, Sayın Dibek, Sayın Sönmez, Sayın Ağyüz, Sayın Okay, Sayın Oksal, Sayın Karaibrahim, Sayın Seçer, Sayın Küçük, Sayın Çakır, Sayın Altay, Sayın Koçal.

Üç dakika süre veriyorum ve yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Ankara Milletvekili Haluk İpek’in, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 18 Milletvekilinin, Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe ve Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi ve 10 Milletvekilinin, Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak ve 19 Milletvekilinin, Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi ve 5 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Anayasa Komisyonu Raporu (2/636, 2/123, 2/200, 2/288, 2/304, 2/342, 2/364, 2/474, 2/596) (S. Sayısı: 490) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Temel Kanun olarak görüşülmekte olan 490 sıra sayılı Kanun Teklifinin Çerçeve 23. maddesi ile düzenlenen 298 sayılı Kanunun 105 inci maddesinin 4’üncü fıkrasının sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesi arz ve teklif olunur.

                                                                                               Haluk İpek (Ankara) ve arkadaşları

“Sandık sonuç tutanağı verilen müşahit ve sandık kurulu üyelerinin ad ve soyadları ile temsilcisi oldukları siyasi partinin adı veya bağımsız adayın adı ve soyadı sandık kurulu tutanak defterine yazıldıktan sonra tutanağın teslim alındığına dair imzaları alınır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum)- Katılıyoruz efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Verilen önerge ile müşahit veya sandık kurulu üyelerine verilecek sandık sonuç tutanaklarının bu kişilere imza karşılığında verilmesi öngörülerek uygulamada yaşanabilecek problemlerin önlenmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

24’üncü madde üzerinde üç önerge vardır.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 490 Sıra Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 24’üncü Maddesi ile değiştirilen 108’inci maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…almakla beraber…” ibaresinin “…almak suretiyle…” şeklinde ve yine aynı cümlede yer alan “…işlemek suretiyle…” ibaresinin “…işleyerek…” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

&n