DÖNEM: 23                            CİLT: 59                    YASAMA YILI: 4

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

55’inci Birleşim

2 Şubat 2010 Salı

 

 

 

(Bu Tutanak Dergisinde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

   I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMA

 IV. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Domaç’ın, Türk Eczacıları Birliğinin 54’üncü kuruluş yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Algan Hacaloğlu’nun, milletvekillerine ilişkin siyasi etik kurallar ve uygulamalara ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Türkiye Futbol Federasyonu ve Millî Takımlar Teknik Direktörünün yerli antrenörlerden olmasına ilişkin gündem dışı konuşması

 

 

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Türk Eczacıları Birliğinin 54’üncü kuruluş yıl dönümüne ilişkin açıklaması

2.- Siirt Milletvekili Osman Özçelik’in, Türk Eczacıları Birliğinin 54’üncü kuruluş yıl dönümüne ilişkin açıklaması

3.- Hatay Milletvekili Abdulaziz Yazar’ın, Türk Eczacıları Birliğinin 54’üncü kuruluş yıl dönümüne ilişkin açıklaması

4.- Muş Milletvekili M. Nuri Yaman’ın, EMASYA Direktifi’yle EMASYA Protokolü’nü birbirinden ayırmak gerektiğine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER

 

1.- Kore Cumhuriyeti Ulusal Meclisi Dışişleri, Birleşme ve Ticaret Komisyonu ile Romanya Senatosu Dış Politika Komisyonu Başkanı ve beraberindeki Parlamento heyetlerinin ülkemizi ziyaret etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1077)

2.- Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının; korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle mücadele amacıyla yürütülen uluslararası çabalara destek vermek üzere, gereği, kapsamı, zamanı ve süresi Hükûmetçe belirlenecek şekilde Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için Hükûmete verilen izin süresinin 10/02/2010 tarihinden itibaren bir yıl uzatılmasına dair Başbakanlık tezkeresi (3/1073)

3.- (10/333, 334, 335) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının, İç Tüzük’te belirtilen dört aylık sürede Komisyonun çalışmalarını tamamlayamadığına, Kaza Araştırma ve İnceleme Kurulu Raporu’nun, Komisyonun görev süresinin dolmasından sonra gelmesi nedeniyle gerekli inceleme ve müzakerelerin yapılamadığına; bu nedenle, çalışmaların tamamlanabilmesi için, yeni bir Meclis araştırması komisyonu kurulmasına ilişkin tezkeresi (3/1090)

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 22 milletvekilinin, üniversitelerin ve üniversite çalışanlarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/541)

2.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, sigara fabrikalarından Yaprak Tütün İşletmelerine geçen işçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/542)

 VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Siirt Milletvekili Osman Özçelik’in, İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ’ın, Siirt Milletvekili Osman Özçelik’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal’ın, İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

4.- İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol’un, Siirt Milletvekili Osman Özçelik ve Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Murat Başesgioğlu’nun, İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol’un, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

7.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş’un, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş’un, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

 

1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 21 milletvekilinin, çalışma hayatındaki sorunlara ve ilgili kesimlere duyarsız kaldığı, görev ve sorumluluklarını yerine getirmediği iddiasıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/9)

 

IX.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- TBMM Başkan Vekili Şükran Güldal Mumcu’nun, verilen arada, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, makam odasına gelerek Genel Kurulun nasıl yönetileceği konusunda kendisine talimat vermeye kalktığını ve bu durumu şiddetle kınadığına ilişkin konuşması

 

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, icra dosyalarına ilişkin sorusu ve  Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/10850)

2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Göle TİGEM işletmesinin kiralanmasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/10967) (Ek cevap)

3.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, yargıdaki dinleme tartışmalarına ilişkin sorusu ve  Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/10987)

4.- Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, yargıda yapılan dinlemelere ilişkin sorusu ve  Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/10989)

5.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, AİHM’nin kesinleşmiş bazı kararlarına ilişkin sorusu ve  Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/10994)

6.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, tutuklu ve hükümlülere verilen sağlık hizmetlerine ilişkin sorusu ve  Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/11079)

7.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bazı eski başkanları hakkındaki soruşturmalara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı   (7/11188)

8.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemur’un, engellilere yönelik hizmetlere ilişkin Başbakandan  sorusu ve  Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf’ın cevabı (7/11251)

9.- Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, Samsun Adli Tıp Grup Başkanlığına ilişkin Sağlık Bakanından sorusu ve  Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/11318)

10.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, adliyelerde nöbet tutan personele nöbet ücreti ödenmesine ilişkin sorusu ve  Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/11357)

11.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, Türkiye İş Kurumuna yönelik usulsüz atama iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı  (7/11466)

12.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, Habur’dan giriş yapan terör örgütü mensuplarının pişmanlık hükümlerine aykırı davranışlarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/11473)

13.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, gaz alarm cihazlarına ilişkin  sorusu ve  Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’ün cevabı (7/11537)

14.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, Hükûmetin KKTC’deki seçimlere müdahale edeceği iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı  Egemen Bağış’ın cevabı  (7/11564)

15.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur’un, Adana’daki işsizliğe,

Adana’daki kadın istihdamına,

İlişkin  Başbakandan soruları  ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı  (7/11567), (7/11568)

16.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur’un, Siirt’teki işsizliğe ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı (7/11589)

17.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Türkiye Kalkınma Bankası Genel Müdür Yardımcılığına atanan bir kişiye, 

Türkiye Kalkınma Bankası Genel Müdürü hakkındaki iddialara,

Türkiye Kalkınma Bankasının olağanüstü genel kuruluna,

İlişkin soruları  ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı  Ali Babacan’ın cevabı (7/11600)  , (7/11601), (7/11602)

18.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur’un, illere göre kadın istihdamına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı (7/11670)

19.- Mersin Milletvekili Behiç Çelik’in, Erdemli’deki hortum afeti mağdurlarının yardım ihtiyacına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/11674)

20.- Ordu Milletvekili Rahmi Güner’in, AB Genel Sekreterliğinin uzmanlık sınavına ilişkin  sorusu ve Devlet Bakanı  Egemen Bağış’ın cevabı (7/11676)

21.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısının etkilenmeye çalışıldığı iddialarına ilişkin  Başbakandan sorusu ve  Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in  cevabı  (7/11683)

22.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısının etkilenmeye çalışıldığı iddiasına  ilişkin Başbakandan sorusu ve  Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in  cevabı (7/11726)

23.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, hâkim ve savcıların değerlendirilmesine yönelik iddialara ilişkin sorusu ve  Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/11746)

24.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, hâkimlerin yetki kararnamesine ilişkin sorusu ve  Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/11749)

25.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, insansız uçak alımına ilişkin  sorusu ve  Millî Savunma Bakanı M.Vecdi Gönül’ün cevabı (7/11794)

26.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, izinsiz olarak milletvekili odalarından bir CD'nin toplatıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in cevabı (7/12129)


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 14.05’te açılarak üç oturum yaptı.

 

Denizli Milletvekili Mehmet Salih Erdoğan, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşunun 711’inci Yıl Dönümü ve Osmanlı Haftası’na,

Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Malatya ilinde inşaatları devam eden baraj, gölet ve sulama kanallarına,

Mersin Milletvekili Behiç Çelik, ekonomik krizin Mersin iline etkilerine,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

 

Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 36 milletvekilinin, özürlü istihdamındaki sorunların (10/537),

Adıyaman Milletvekili Şevket Köse ve 23 milletvekilinin, başta kuru üzüm olmak üzere üzüm yetiştiriciliğindeki sorunların (10/538),

Adana Milletvekili Hulusi Güvel ve 26 milletvekilinin, çocuk işçiliği sorununun (10/539),

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay, İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansına yönelik çeşitli iddiaların (10/540),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla birer Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

 

Gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan:

(10/478) esas numaralı, emeklilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 28/1/2010 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP,

(10/44, 10/147) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin görüşmelerinin Genel Kurulun 28/1/2010 Perşembe günkü birleşiminde birlikte yapılmasına ilişkin CHP,

Grubu önerileri yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

 

Sataşma talebinin yerine getirilmemesi nedeniyle Oturum Başkanının tutumu hakkında açılan usul tartışması sonucunda, Oturum Başkanı tutumunda bir değişiklik olmadığını açıkladı.

 

İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, usul tartışmasındaki konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.

 

Deprem riskinin araştırılarak deprem yönetiminde alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu üyeliklerine gruplarınca aday gösterilen milletvekilleri seçildi.

Başkanlıkça, Komisyonun, başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yapmak üzere toplanacağı gün, saat ve yere ilişkin duyuruda bulunuldu.

 

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96),

2’nci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/499) (S. Sayısı: 321),

Görüşmeleri komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

 

3’üncü sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu’nun (1/704) (S. Sayısı: 383) tümü üzerinde bir süre görüşüldü.

 

2 Şubat 2010 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşime 19.48’de son verildi.

 

 

 

Sadık YAKUT

 

 

 

Başkan Vekili

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yusuf COŞKUN

 

Murat ÖZKAN

 

Bingöl

 

Giresun

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

No.: 70

II.- GELEN KÂĞITLAR

29 Ocak 2010 Cuma

Sözlü Soru Önergeleri

1.- Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, Türkçe dışında bir dille vaaz verilmesine ilişkin Devlet Bakanından (Faruk Çelik) sözlü soru önergesi (6/1735) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

2.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, iade edilen TOKİ konutlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1736) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, serbest bölgelerde çalışan kişilere ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/1737) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

4.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, GDO’lu gıdaların insan sağlığına zararlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1738) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

5.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, tütün üretimine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) sözlü soru önergesi (6/1739) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

6.- Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis’in, polisin göstericilere karşı gaz kullanmasına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1740) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

7.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, yasama dokunulmazlığı konusundaki çalışmalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1741) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

8.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, Tütün Fonuna ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) sözlü soru önergesi (6/1742) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

9.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, verilen bir taş ve kum ocağı ruhsatına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1743) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

10.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, İl Genel Meclisi üyelerinin özlük haklarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1744) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

11.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, Mehmet Akif Ersoy’un vefat ettiği dairenin müzeye çevrilmesine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/1745) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

12.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, takibe düşen konut kredisi kullanıcılarına ilişkin Devlet  Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) sözlü soru önergesi (6/1746) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

13.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın, yaşam kalitesi endekslerine ve bir ankete ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1747) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

14.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın, Niğde’deki okul ve öğretmen ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1748) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

15.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın, bazı ülkelerin tutumuna ilişkin Dışişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1749) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

16.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın, bir mevkideki arazi satışlarına ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından sözlü soru önergesi (6/1750) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

17.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın, icra takibindeki kredi kartı ve tüketici kredisi borçlularına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) sözlü soru önergesi (6/1751) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

18.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın, emeklilere yapılan zammın kaynağına ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/1752) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

19.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın, iş kazalarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1753) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

20.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın, bir rapora ve domuz gribi aşısına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1754) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

21.- Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis’in, bir grup üniversite öğrencisi hakkında açılan soruşturmaya ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1755) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

Yazılı Soru Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız’ın, RTÜK’ün verdiği cezalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12040) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya Şeker Fabrikasının pancar kotasının düşürülmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12041) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, uzay çalışmalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12042) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

4.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, zamlara ve maaş artışlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12043) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

5.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, yerleşim yerlerindeki yüksek gerilim hatlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12044) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

6.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, memurlara yemek yardımı konusundaki farklı uygulamalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12045) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

7.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, BOTAŞ’ın Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı projesinde uğradığı zarara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12046) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

8.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, devlet personel rejimi reformuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12047) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

9.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, GAP kapsamındaki sulanacak alanların azaltılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12048) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

10.- Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, tarım girdilerindeki ve ürünlerdeki fiyat artışlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12049) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

11.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın, EMASYA Protokolüne ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12050) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

12.- İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız’ın, TRT’deki kadrolaşma iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12051) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

13.- İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız’ın, TMSF yönetimindeki bir televizyon kuruluşuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12052) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

14.- Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis’in, bir cemaatle ilişkilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12053) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

15.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, muhtarların sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12054) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

16.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, SEÇSİS projesinin işletim sistemine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12055) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

17.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, tasarruf sahiplerini mağdur eden holdinglere yönelik işlemlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12056) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

18.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bir gruba kullandırılan banka kredileriyle ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12057) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

19.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, sigara yasağının yeniden düzenlenmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12058) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

20.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, SGK’nın trafik kazaları tedavi bedelleriyle ilgili genelgesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12059) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

21.- Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un, mermer ve doğal taş sektörünün desteklenmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12060) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

22.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, yeni kamu personel rejimi çalışmalarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/12061) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

23.- Siirt Milletvekili Osman Özçelik’in, eczanelerin uğradığı iddia edilen zarara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/12062) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

24.- İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, İzmir Körfezinin temizlenmesine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/12063) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

25.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, bir termik santralin ÇED sürecine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/12064) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

26.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, açılması planlanan bir taş ocağına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/12065) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

27.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in, hakkındaki bazı iddialara ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/12066) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

28.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, bir vakfın yönetimine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/12067) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

29.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, TRT’nin yeni haber kanalında görev yapacak personele ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/12068) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

30.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, bir öğrencinin ölümü olayına ilişkin Devlet Bakanından (Selma Aliye Kavaf) yazılı soru önergesi (7/12069) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

31.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, sokakta yaşayan ve çalışan çocuklara ilişkin Devlet Bakanından (Selma Aliye Kavaf) yazılı soru önergesi (7/12070) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

32.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, Zonguldak Limanının özelleştirilmesine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/12071) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

33.- Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, yüksek gerilim hatlarının insan sağlığına etkilerine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/12072) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

34.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, bir öğrencinin ölümü olayına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/12073) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

35.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun, Daday’daki bir grup yoluna ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/12074) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

36.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, sokakta çalışan ve yaşayan çoçuklara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/12075) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

37.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın, çeşitli nedenlerle hayatını kaybedenlerin sayısına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/12076) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

38.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, pasaportla ilgili bir uygulamaya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/12077) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

39.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Kırklareli’nin KÖYDES ve BELDES projelerinde bütçeden aldığı paya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/12078) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

40.- İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin kaldırdığı bir heykele ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/12079) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

41.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Kırklareli’nin genel bütçeden aldığı paya ve katkısına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/12080) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

42.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, bir işletmenin vergi borcuna ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/12081) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

43.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, bir açıklamasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/12082) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

44.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, vergi dairelerindeki kod uygulamalarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/12083) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

45.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, VEDAŞ İl Müdürünün bir açıklamasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/12084) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

46.- İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, okullarda diyabete yönelik çalışmalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/12085) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

47.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, taşımalı eğitim kapsamında kapatılan okullara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/12086) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

48.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, şubat döneminde öğretmen ataması yapılmamasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/12087) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

49.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, sözleşmeli öğretmenlere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/12088) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

50.- Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, yaptırılan okullara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/12089) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

51.- İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, taşımalı eğitim kapsamındaki bir servisin kaldırılmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/12090) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

52.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın köylerdeki boş okullara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/12091) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

53.- Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis’in, bir lisede yaşandığı iddia edilen bir olaya ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/12092) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

54.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, üniversite çalışanlarının özlük haklarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/12093) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

55.- Bursa Milletvekili Abdullah Özer’in, Bursa İl Milli Eğitim Müdürüne ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/12094) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

56.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, cinsiyet ayrımcılığına yönelik eğitime ve bir olaya ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/12095) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

57.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, yardımcı sağlık hizmetlerinin taşeron şirketlere yaptırılmasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/12096) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

58.- Bursa Milletvekili Hamza Hamit Homriş’in, boş kalan kadrolara sözleşmeli personel atamasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/12097) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

59.- Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, yaptırılan hastanelere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/12098) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

60.- Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, Bakanlıkta çalışan mimar ve mühendisler ile avukatlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/12099) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

61.- İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, diyabet hastalarına yönelik çalışmalara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/12100) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

62.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, verem hastalığına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/12101) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

63.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bazı personele yapıldığı iddia edilen uygulamalara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/12102) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

64.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav Devlet Hastanesindeki uzman doktor ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/12103) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

65.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, anti-depresan ilaç kullanımına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/12104) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

66.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bir yönetmeliğin AB mevzuatına uyumuna ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/12105) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

67.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, bir serbest bölge kurulmasına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/12106) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

68.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, hayvancılık sektöründeki duruma ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/12107) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

69.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, vekaleten kurban kesimi işiyle ilgili bazı iddialara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/12108) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

70.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, tarım sektörünün desteklenmesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/12109) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

71.- Siirt Milletvekili Osman Özçelik’in, Siirt’teki sel felaketinin oluşturduğu zarara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/12110) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

72.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’taki hayvancılık desteklerine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/12111) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

73.- İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, çiftçilerin bazı sorunlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/12112) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

74.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, iyi tarım uygulamaları desteklerine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/12113) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

75.- Edirne Milletvekili Rasim Çakır’ın, Uzunköprü ilçesinde kredi kullanan üreticilere ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/12114) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

76.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Antalya-İstanbul Hızlı Tren Projesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/12115) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

77.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bursa-Simav karayolundaki çalışmalara ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/12116) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

78.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Ankara-İzmir Hızlı Tren Projesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/12117) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

79.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Ankara-İzmir Otoyol Projesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/12118) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

80.- İzmir Milletvekili Kamir Erdal Sipahi’nin, İzmir’deki metro inşaatlarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/12119) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

81.- İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, Alsancak Limanının durumuna ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/12120) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

82.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, bir anayol bağlantısındaki soruna ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/12121) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

83.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, karayolu istimlak bedellerinin ödemelerine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/12122) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

84.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, TÜİK’in işsizlik verilerine ilişkin Devlet Bakanından (Cevdet Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/12123) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

85.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Midilli Adasındaki Osmanlı camilerinin durumuna ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/12124) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

86.- Kahramanmaraş Milletvekili  Mehmet Akif Paksoy’un, Türkiye Diyanet Vakfının kurban kesimine ilişkin Devlet Bakanından (Faruk Çelik) yazılı soru önergesi (7/12125) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

87.- İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, çocukların ve gençlerin spor aktivitelerine ilişkin Devlet Bakanından (Faruk Nafiz Özak) yazılı soru önergesi (7/12126) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

88.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, yabancılara taşınmaz mülk satışına ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi (7/12127) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/01/2010)

89.- İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız’ın, anayasa değişikliği çalışmalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12128) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/01/2010)

90.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in izinsiz olarak milletvekili odalarından bir CD'nin toplatıldığı iddiasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/12129) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/01/2010)

91.- İzmir Milletvekili Recai Birgün’ün, 23. Dönemde gelen soru önergelerine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/12130) (Başkanlığa geliş tarihi: 11/01/2010)

 

No.: 71

1 Şubat 2010 Pazartesi

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.-  Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, kamu yöneticileri hakkında verilen soruşturma izinlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10836)

2.- Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, kadın hak ve özgürlükleri konusundaki çalışmalara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/10851)

3.- Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, BM Çocuk Hakları Sözleşmesindeki çekincelerin kaldırılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10982)

4.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in, hakim ve savcıların iletişiminin dinlenmesine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/10988)

5.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bazı tutuklu ve hükümlülere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/10990)

6.- Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, çocuk adalet sistemine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/10991)

7.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Ayvalık’ta bazı otellerin tesislerinin yıkımına karar verilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11448)

8.- İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız’ın, domuz gribi aşısıyla ilgili açıklamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11449)

9.- İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, sağlık hizmetlerindeki katkı payı uygulamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11451)

10.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, maden ocaklarının denetimine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11452)

11.- İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın, satışa konu edilen Ataköy sahilindeki taşınmazların durumuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11457)

12.- İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, elektrik dağıtım özelleştirmelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11458)

13.- Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, kara para aklama girişimlerine yönelik tedbirlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11461)  

14.- İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız’ın, geçici işçilere kadro verilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11462)  

15.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, güvenlik ve terörle mücadele stratejisine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11463)  

16.- Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, İçişleri Bakanının bir terör saldırısının failleriyle ilgili bilgi verip vermediğine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11464)  

17.- İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un, Erzurum İl Özel İdaresi lojmanlarının tahsisine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11465)  

18.- Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un, finans sektöründeki kara para aklama ve kayıt dışılık iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11468)  

19.- Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, terörizme karşı mücadelede ABD ile yapıldığı iddia edilen sözleşmelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11469)

20.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, TEKEL işçilerinin durumuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11471)

21.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, sel afetine uğrayan bir beldeye yardım yapılmasına ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi (7/11475)

22.- Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın, taşeron bir şirketin işçi istihdamıyla ilgili iddialara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11477)  

23.- İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in, Bursa’da bir maden ocağında meydana gelen patlamaya ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11478)  

24.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, madencilik sektörüne ve maden ocaklarının denetimine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11479)  

25.- Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın, maden ocaklarının denetimine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11480)

26.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, TMSF’nin el koyduğu kurumların malvarlığına ve yönetimine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/11485)

27.- Muş Milletvekili M. Nuri Yaman’ın, bir gözaltı olayına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11493)  

28.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Van’da kaybolan ve kaçırılan çocuklara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11494)  

29.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Antalya’daki kaldırım ve bordür yenileme çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11495)  

30.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, Denizli’de depreme yönelik çalışmalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11496)  

31.- İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in, nüfus cüzdanı alamayan bir kişiye ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11497)

32.- Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, Deniz Feneri davasında adı geçen bir kişinin ilişkili olduğu şirketlere verilen ihalelere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11498)

33.- İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in, İstanbul’da yapılan kavşaklara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11499)  

34.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Aksaray’daki kaybolan ve kaçırılan çocuklara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11500)  

35.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Gaziantep’teki kaldırım ve bordür yenileme çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11501)  

36.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Kocaeli’deki kaldırım ve bordür yenileme çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11502)  

37.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun, Uşak Emniyet Müdürünün yaptırdığı bir uygulamaya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11503)  

38.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, tarihi bir kalenin yolunun yapımına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11505)  

39.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Konya’daki kaldırım ve bordür yenileme çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11506)  

40.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Seyhan Belediyesinin mali denetimine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11507)  

41.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Erzurum’daki kaldırım ve bordür yenileme çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11508)  

42.- Bursa Milletvekili Abdullah Özer’in, Gürsu Belediyesi yönetimiyle ilgili bazı iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11509)  

43.- Bursa Milletvekili Abdullah Özer’in, Beşiktaş-Bursaspor maçına Bursaspor taraftarlarının alınmamasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11510)  

44.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Karaman-Yeşildere Belediyesinde görevine son verilen personele ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11511)  

45.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Adana Büyükşehir Belediyesinin mali denetimine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11512)  

46.- Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Arpaçay Sulama Birliğinin çalışanların maaşlarını ödeyememesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11513)  

47.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, okulların su borçlarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11514)  

48.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun, bir köyün içme suyu sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11515)  

49.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, Kamu İhale Kurumunun yeni hizmet binasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/11516)  

50.- İstanbul Milletvekili Ümit Şafak’ın, vergi dairelerinin “kod liste” uygulamasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/11517)  

51.- Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Şırnak’tan ÖSS sınavına katılacakların il dışına gönderilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11518)  

52.- Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Şırnak’taki öğretmen istihdamına ve eğitimdeki duruma ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11519)  

53.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, Batman’da eğitimle ilgili bazı verilere ve eğitimdeki bazı sorunlara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11520)  

54.- İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın, kapatılan Gazi Üniversitesi Endüstriyel Sanatlar Eğitimi Fakültesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11521)  

55.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, bir program kapsamında Denizli İl Milli Eğitim Müdürlüğünce istihdam edilen personele ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11522)  

56.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, Denizli’de eğitim kurumu binalarının depreme dayanıklılığına ve depreme yönelik eğitime ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11523)  

57.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’ın bazı ilçelerindeki okul ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11524)   

58.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’taki öğrenci yurdu ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11525)  

59.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat ilinin üniversite giriş sınavlarındaki başarı durumuna ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11526)

60.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, denizcilik sektörünün sorunlarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11543)  

61.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, hızlı tren projelerinin güzergahlarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11544)  

62.- Edirne Milletvekili Bilgin Paçarız’ın, Enez-İpsala karayoluna ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11545)  

63.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, Denizli’de ulaşım sistemlerinin depreme karşı gözden geçirilmesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11546)  

64.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Cihanbeyli-Konya karayolu çıkışındaki kavşak düzenlemesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11547)  

65.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Konya dış çevre yolu projesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11548)

66.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Abhazya’ya yönelik politikaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11550)

No.: 72

2 Şubat 2010 Salı

Tasarılar

1.- Türkiye Cumhuriyeti ile Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti Arasında İşbirliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/799) (Dışişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.01.2010)

2.- Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin Kurulmasına Dair Nahçıvan Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı (1/800) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.01.2010)

3.- Türkiye Cumhuriyeti ile Sri Lanka Demokratik Sosyalist Cumhuriyeti Arasında Suçluların Geri Verilmesi Andlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/801) (Adalet ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.01.2010)

4.- Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Dış Ticaret Müsteşarlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/802) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.01.2010)

Teklifler

1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/585) (Çevre; Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.01.2010)

2.- Mersin Milletvekili Behiç Çelik’in; 02.07.2008 Tarih ve 5779 Sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/586) (İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.01.2010)

3.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in; 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/587) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.01.2010)

4.- Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in; 28.3.1983 Tarih ve 2809 Sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/588) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.01.2010)

5.- Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in; 28.3.1983 Tarih ve 2809 Sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/589) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.01.2010)

6.- İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in; 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 6. Maddesi ile 4857 Sayılı İş Kanununun 4. Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/590) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.01.2010)

7.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın; Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/591) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.01.2010)

8.- İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın; İstanbul Çağdaş Sanatlar Müzesinin Kurulmasına Dair Kanun Teklifi (2/592) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.01.2010)

9.- Siirt Milletvekili Osman Özçelik’in; Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/593) (Anayasa ve İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.01.2010)

10.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ, Samsun Milletvekili Suat Kılıç, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı ve 3 Milletvekilinin; Sayıştay Kanunu Teklifi (2/594) (Adalet; Anayasa; Avrupa Birliği Uyum ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 01.02.2010)

Raporlar

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Avustralya Hükümeti Arasında Diplomatik Misyon ve Konsolosluklarda Çalışan Diplomatik ve Konsüler Kadro ile İdari ve Teknik Personel Yakınlarının İstihdamına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/659) (S. Sayısı: 464) (Dağıtma tarihi: 02.02.2010) (GÜNDEME)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Suriye Arap Cumhuriyeti Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı Arasında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/694) (S. Sayısı: 465) (Dağıtma tarihi: 02.02.2010) (GÜNDEME)

3.- Türkiye Cumhuriyeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti Arasında Hükümlülerin Nakline Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/722) (S. Sayısı: 466) (Dağıtma tarihi: 02.02.2010) (GÜNDEME)

4.- Türkiye Cumhuriyeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Arasında Arama ve Kurtarma Hizmetlerinin Koordinasyonuna Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/723) (S. Sayısı: 467) (Dağıtma tarihi: 02.02.2010) (GÜNDEME)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İspanya Krallığı Arasında Diplomatik ve Konsüler Misyonlarda Çalışan Diplomatik, Konsüler, İdari ve Teknik Personelin Yakınlarının Kazanç Getirici Bir İşte Çalışmalarına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/724) (S. Sayısı: 468) (Dağıtma tarihi: 02.02.2010) (GÜNDEME)

6.- İslam Ülkeleri Standartlar ve Metroloji Enstitüsü (SMIIC) Tüzüğünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/776) (S. Sayısı: 469) (Dağıtma tarihi: 02.02.2010) (GÜNDEME)

7.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Konut ve İnşaat Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/791) (S. Sayısı: 470) (Dağıtma tarihi: 02.02.2010) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 22 Milletvekilinin, üniversitelerin ve üniversite çalışanlarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/541) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.12.2009)

2.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 Milletvekilinin, sigara fabrikalarından yaprak tütün işletmelerine geçen işçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/542) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.12.2009)

2 Şubat 2010 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55’inci Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz Türk Eczacıları Birliğinin 54’üncü kuruluş yıl dönümü üzerine söz isteyen İstanbul Milletvekili Mehmet Domaç’a aittir.

Buyurunuz Sayın Domaç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Domaç’ın, Türk Eczacıları Birliğinin 54’üncü kuruluş yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET DOMAÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Eczacıları Birliğinin kuruluşunun 54’üncü yılı nedeniyle söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, 19’uncu yüzyılın ortalarına kadar, bir eczacının yanında çırak olarak çalışarak ancak eczacı olunabiliyordu. Sultan  II. Mahmut, Galatasaray’daki Mektebi Tıbbiyei Adliyei Şahanede 14 Mayıs 1839 günü eczacılık sınıfı açarak bilimsel eczacılığı başlatmıştır. İlk eczacılık cemiyeti 6 Mayıs 1864’te İstanbul’da kurulmuş, ilk eczacılık cemiyetinin kuruluşundan Eczacılar Birliğinin kuruluşu 2 Şubat 1956’ya kadar onlarca eczacılık cemiyeti dağılmış veya kapanmıştır. Eczacıların gerçek anlamda örgütlenmesi Türk Eczacıları Birliğinin kurulmasıyla gerçekleşmiştir. 1953 yılında, Sıhhat ve Sosyal Yardımlaşma Vekâletince hazırlanan Türk Eczacıları Birliği Yasası Adnan Menderes Hükûmetinin tasarısı olarak Meclise sunulmuş, 25 Ocak 1956 günü Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilmiştir; 2 Şubat 1956’da, Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve Türk Eczacıları Birliğinin kuruluşu gerçekleşmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seksen yedi yıllık cumhuriyet tarihimizde elli dört yıllık köklü bir geçmişe sahip Türk Eczacıları Birliği, eczacılarımızın ve ülkemizin gurur duyduğu canlı bir örgütlenmeye sahiptir; bu köklü geçmişe sahip canlı organizma olarak, deneyim biriktiriyor, deneyimlerini ve ürettiği bilgiyi toplumla paylaşıyor. İnsan sağlığına hizmet etmek için vazgeçilmez bir görev üstlenen eczacılarımızın kuruluşu olan Türk Eczacıları Birliğinin öncelikli görevleri halk sağlığını korumak; eczacılık mesleğinin toplum yararına sunulmasında mesleki, ahlaki kuralları geliştirmek, meslektaşların haklarını korumak, geliştirmek; eczacıların yardımlaşma, dayanışma içinde mesleklerinin icrasını sağlamak; kamu kaynaklarını etkin ve verimli kullanmak için hastaları ve eczacıları bilgilendirmek, meslektaşları adına tüm kurumlarla ilaç alım protokolleri düzenlemek, eczacı ve eczaneleri denetlemek, meslek ahlakına uymayanları cezalandırmaktır.

Değerli milletvekilleri, Türk Eczacıları Birliği 24 bin serbest eczacının, 3 bin kamu eczacısının, 600 sanayi eczacısının, 600 öğretim üyesi ve araştırma görevlisinin, 1.500 emekli eczacının ve çalışmayanın, toplam 30 bin eczacının meslek kuruluşudur. Eczacıların meslek hizmetlerinin ve toplumsal üretimlerinin ülkeye katkı sağlaması için çaba harcamaktadır. Türk Eczacıları Birliği, Eczacılık Akademisi, Biyoanalitik İlaç AR-GE Merkezi, Eczacılık Uygulamaları Enstitüsü, Eczacılık Bilişim Enstitüsü, İlaç Geri Ödeme Enstitüsü ile ürettiği bilgileri kamu ile paylaşmakta ve toplumun hizmetine sunmaktadır. Türk Eczacıları Birliği, 51 eczacı odası, yöneticileri ve bin çalışanıyla ülke insanımızın sağlığını korumak, kollamak, ona hizmet etmek, ülke insanımızın kaliteli bir yaşam sürmesine katkı sağlamak amacına yönelik olarak çalışmaktadır.

Sayın milletvekilleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızla Türk Eczacıları Birliği arasında yapılacak ilaç alım protokolüne Danıştayın kararıyla bir süre ara verilmekle birlikte olumlu sonuçlanacağına inanıyorum.

Türk Eczacıları Birliğinin daha uzun süre ülkemize hizmet etmesini gönülden diliyor, sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Domaç.

Gündem dışı ikinci söz milletvekillerine ilişkin siyasi etik kurallar ve uygulamalar ile ilgili söz isteyen İstanbul Milletvekili Algan Hacaloğlu’na aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Hacaloğlu.

2.- İstanbul Milletvekili Algan Hacaloğlu’nun, milletvekillerine ilişkin siyasi etik kurallar ve uygulamalara ilişkin gündem dışı konuşması

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kürsüde bir kez daha siyasi etik konusunda konuşmak durumunda kalmaktan ötürü üzüntümü de ifade ediyorum. Çünkü 2002 yılında, 2005 yılında, 2007 yılında parti grubumuzla beraber, Türkiye'nin son derece yetersiz olan, Batı demokrasilerinin son derece gerisinde olan siyasi etik kurallarına ilişkin çerçevenin, yapının, kuralların değiştirilmesini istedik, defaatle bunu istedik ama nedense her defa, çoğunluğunu sağladığınız, egemenliğiniz altında olan komisyonlardan bir türlü yasa tekliflerimizi buraya, Genel Kurula indirmediniz. Şu anda da hâlen grubumuzun Genel Kurula indirilmemiş olan yasa teklifini, önümüzde kalan bir yıl içinde umarım bir duyarlılık doğar, bir sağduyuya yöneliş ortaya çıkar da hep beraber buraya, Genel Kurula getirir ve Türkiye’yi de hak ettiği, olması gereken çerçevede bir siyasi ahlak düzenine sokma fırsatını buluruz diye bu konu üzerine bir kez daha konuşuyorum.

Değerli arkadaşlarım, siyaset bir kamusal görev alanıdır, siyaset bir özveri alanıdır, siyaset bir hizmet ve fazilet yarışıdır. Peki soruyorum: Türkiye’de bu böyle midir? Ne yazık ki ülkemizde etik, ahlak kurallarının ülkemiz siyasetindeki, kamu idaresindeki, iş dünyamızdaki ve medyamızdaki uygulamalarına bakarak, görerek, o yetersizlikleri, o çarpıklıkları tespit ederek iyimser olmak mümkün değil. Bugün, bu gördüğümüz alanda, bu tespit ettiğimiz alanda uygulama demokrasimizin kamburudur ve ülkemizin gelişmesinin önündeki en önemli engeldir. “Temiz siyaset” ilkesinin ülkemizde yozlaştırılmış olması, bütün milletvekillerinin, sizlerin, hepimizin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ayıbıdır arkadaşlar! (CHP sıralarından alkışlar)

Çağdaş demokrasilerde, siyasi etik konusunda, meclis görevi dışında görev kabul etme ve meclis dışı çalışma koşullarında sınırlamalar, sağlanan kazançların yıllık olarak beyan edilmesi, verilen mal bildirimlerinin kamuoyuna açıklanması, milletvekillerinin kabul edebileceği hediyeler için özel kısıtlamalar, kamu ile çıkar çatışmasına girilmemesi, parlamento etik kurulunun oluşturulması gibi kurallar ve yaptırımlar yıllardır ve yıllardır uygulamadadır. 

AKP İktidarında maalesef bu gözetilmemiş ve kuralsızlıklar kurala, hukuksuzluklar âdeta geleneğe dönüştürülmüştür. Bu yozlaşmanın birinci derecede sorumlusu olan Türkiye Büyük Millet Meclisi âdeta ayrıcalıklı kişiler kulübüne dönüştürülmüştür. Bu sürdürülemez. Bu nedenle, siyasetin giderek toplumda derin güven erozyonuna, etkinlik kaybına uğradığı bu ortamda, bu süreçte buna son verilmelidir.

Bu konuda bireysel olarak her birinizin göstermekte olduğu özveri ve dikkat yeterli değildir. Çözüm, siyasi etik yasasının derhâl çıkarılmasıdır; çözüm, dokunulmazlıklara her alanda “dur” denilmesidir; çözüm, devlet sırtından zenginleşmenin bütün kapılarının kapatılmasıdır; çözüm, siyaset, medya ve ticaret arasındaki ilişkilerin saydamlaştırılması, etik kurallarına uygun hâle getirilmesi, cemaat ve çıkar bağlarından arındırılmasının sağlanmasıdır; çözüm, siyasi partilerin ve adayların seçim harcamalarının etkin denetim altına alınmasıdır; çözüm, kamu yönetiminde saydamlık ve dürüstlüğün egemen kılınmasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, “Bir ülkede namuslular da namussuzlar kadar cesaret sahibi olmalıdır.” diyebilen büyük siyaset adamı İsmet İnönü’nün genel başkanlığını yapmış olduğu bir partinin milletvekilleri olarak bu konu bizim büyük iddiamızdır. Sizi, bu konuda kaçtığınız yere kadar kovalayacağız. Siyaseti etik, ahlak yasasını er geç, bu dönem olmazsa eğer gelecek dönemde iktidarımızda  mutlaka çıkartacağız.

Hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Hacaloğlu.

Gündem dışı üçüncü söz Türkiye Futbol Federasyonu ve millî takımlar antrenörlüğü hakkında söz isteyen Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’a aittir.

Buyurun Sayın Uzunırmak. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Türkiye Futbol Federasyonu ve Millî Takımlar Teknik Direktörünün yerli antrenörlerden olmasına ilişkin gündem dışı konuşması

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Futbol Federasyonu ve millî takımlar teknik direktörümüzün yerli antrenörlerimizden olmasıyla ilgili gündem dışı söz aldım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Konuya girmeden önce bir şeyi vuzuha kavuşturmak istiyorum. Değerli milletvekilleri, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde Milletvekilimiz Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Başkan seçilmesinden dolayı kendilerini tebrik ediyorum ve inşallah Türkiye'miz ve kendisi adına iyi bir imaj bırakarak Türkiye’ye hizmetler edeceğini ümit ediyorum. Ama bugün grup toplantısında Sayın Başbakanımızın değindiği bir konuya açıklık getirmek istiyorum. Sayın Mevlüt Çavuşoğlu, Demokratlar Grubunda Milliyetçi Hareket Partisinin 4 milletvekilinin verdiği oyların çokluğu ile aday gösterilmiştir ve seçimlerde de Milliyetçi Hareket Partisinin milletvekilleri oy kullanmışlardır. Dolayısıyla Sayın Başbakanın böyle bir başarıyı sadece AKP’ninmiş gibi -diğerlerini suçlayarak- göstermesi, daha sonraki yapılacak iş birliklerine acaba ne derecede katkıda bulunur diye hayıflanıyorum ve dolayısıyla bir milliyetçi partinin, Milliyetçi Hareket Partisinin bir Türk parlamenterin Avrupa Konseyi Meclis Başkanı seçilmesine karşı durması mümkün değildir, katkıda bulunmaması da mümkün değildir. Dolayısıyla bu başarı Türkiye’nin başarısıdır, Türk parlamenterlerinin başarısıdır. Hepsini tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Avrupa Konseyinde bu gelişmeler olurken aynı zamanda futbol dünyanın dördüncü büyük sektörü olmuş ve yayın hakkını da “Digitürk” olarak adlandırdığımız yerleşik firmamız almıştır ve 320 milyon  dolar civarında bir kaynak meydana getirmiştir Federasyona. Dolayısıyla bu kaynağı da etkin, verimli ve yerinde kullanması gerekmektedir.

Dolayısıyla ülkemizin gelişme dönemlerinde bilim dünyasından, sanat dünyasından, askerimizden birtakım sektörlerimize varıncaya kadar gelişmiş ülkelerden eğitimcilerin geldiği bir gerçektir. Futbolda da zaman zaman gelmiştir ama bugün geldiğimiz noktada artık Türkiye’mizde yerli hocalarımız, yerli teknik direktörlerimiz gelişmiştir. Nitekim Avrupa’da Galatasarayımızın aldığı kupada, Türk millî takımının Kore’de, dünyada dereceye girmesi, Türk millî antrenörlerinin sayesinde ve onların yönetiminde gerçekleşmiştir. Dolayısıyla bizim yerli teknik adamlarımıza klasman atlatmamız, spor dünyasında Türkiye’mizin sporcusundan, masöründen, seyircisinden, teknik adamından, yöneticisinden bütün katmanlarına varıncaya kadar klasman atlamamızla mümkündür. Bu, önce bir mantık klasman atlamasıyla da mümkündür. Dolayısıyla, yetişmiş hocalarımız, sürdürülebilir başarıyı maalesef süper lig takımlarımızda mümkün kılamamaktadırlar. Onların başarısızlığı değildir bu, çünkü lig uzun bir maratondur. Bu uzun maratonda ancak ekonomik olarak, “dört büyükler” dediğimiz kulüpler, kadrolarında yabancı ve yetişmiş, daha güçlü sporcular bulundurdukları için… Dikkat ederseniz, yerli hocaların çalıştığı kulüplerde sarı kartların birleşmesinden cezalılar, sakatlıklar, yorgunluklar gibi ve kulüplerin ekonomik yetersizliklerinden dolayı lig sonuna doğru, yerli hocalarımızın çalıştırdığı Anadolu kulüplerinde yarıştan kopmalar meydana gelmektedir. Dolayısıyla bu onların başarısızlığı değildir aslında.

Bugün Türkiye’mizde Kayseri, Bursa, Antep, Eskişehir gibi, İstanbul Büyükşehir gibi, Kasımpaşa gibi birçok takımımızın başarılı yerli teknik direktörleri vardır. Bu insanları biz her alanda -sporcumuzdan, teknik adamımızdan, spor muhabirimizden seyircimize, yöneticimize varıncaya kadar- uluslararası sahneye çıkarmalıyız ki onlar uluslararası rekabet edebilir güce ulaşsınlar. Eğer Galatasarayın başarıları Fatih Terim’le olmasaydı, Fatih Terim Avrupa’ya transfer yapabilir miydi kendisini teknik direktör olarak? Eğer millî takımın başında Şenol Güneş Kore’de başarı kazanmasaydı, Şenol Güneş uluslararası bir antrenör olarak yurt dışına gidebilir miydi? Eğer millî futbolcularımız o başarıları kazanırken -işte, Tuncaylar, Emreler, başkaları- o arenada, o sahnede, uluslararası sahnede olmasaydı, uluslararası transfer yapabilirler miydi? Hayır, yapamazlardı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurun.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Dolayısıyla biz artık yetişmiş unsurlarımızla kendi potansiyelimizi, kendi öz kaynaklarımızı uluslararası pazarlara, sahneye sunabilir durumda olmalıyız.

Gecikme olmuştur, 7 Şubatta kuralar çekilecektir. 7 Şubatta kuralar çekildiğinde millî takımların teknik direktörleri o kuraların çekildiği yerde olup, aynı gruba düşen hocaların birbirleriyle maç günlerini kararlaştırması olacaktır. O zaman, bir an önce millî takım teknik direktörü belirlenmelidir ve dolayısıyla millî takım seçiciliği daha şimdiden… Eğer başına yabancı gelirse kimi seçeceği, nasıl tercihlerde bulunacağı, ne yapacağı… Aynı zamanda 8-10 milyon eurolara varan birtakım kaynakların âdeta yabancılara peşkeş çekilmesi, imkân sunulması gibi olacaktır. Ben ve milletimizin belli bir bölümünden gelen teveccühle, millî takım teknik direktörünün yerli olmasını teklif ediyorum. Bu sadece milliyetçi bir duygu değildir; kaynaklarımızın verimli, etkin kullanılmasına vesile olacaktır.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Uzunırmak.

Sayın Doğru, Sayın Çelik sisteme girmişsiniz.

Acaba Sayın Doğru, ne içindi?

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Eczacılar Günü’nün kutlanmasıyla ilgili.

BAŞKAN – Buyurun, çok kısa ne söyleyecekseniz.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Türk Eczacıları Birliğinin 54’üncü kuruluş yıl dönümüne ilişkin açıklaması

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Biz de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, eczacıların önemli gününü kutluyoruz.

Bugün eczacıların çok önemli sorunları vardır. Eczaneler ülke genelinde kapanma durumuyla karşı karşıyadır. Bugünlerde bütün eczacılar Maliyenin baskısı altındadır. Her gün defterleri inceleniyor, çok zor şartlar altında görevlerini yapmaya çalışıyorlar. Acil olarak, eczacılar, haklarının korunacağı eczacılıkla ilgili kanunun Türkiye Büyük Millet Meclisinde kanunlaşmasını bekliyorlar.

Söz verdiğiniz için teşekkürlerimi sunuyorum Sayın Başkanım, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Doğru.

Sayın Özçelik?

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Eczacılar Birliğinin kuruluşuyla ilgili…

BAŞKAN – Tamam, buyurunuz.

2.- Siirt Milletvekili Osman Özçelik’in, Türk Eczacıları Birliğinin 54’üncü kuruluş yıl dönümüne ilişkin açıklaması

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Sayın Başkan, bildiğiniz gibi demokrasilerin gelişmişliği sivil toplum örgütleri ve meslek kuruluşlarının gelişmişliğiyle orantılı ölçülüyor ve sivil toplum örgütlerinin yönetime düşünceleriyle katılması demokrasiyi geliştiriyor.

Türk Eczacıları Birliği önemli bir kuruluşumuz, yıllardır hizmet veren bir kuruluşumuz ancak eczacılar çok büyük sorunlar yaşıyor. Sayın Başbakan, Sağlık Bakanı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Eczacılar Birliğini hiçe sayarak, dışlayarak eczacılık ve ilaç sorunlarını çözme gibi bir girişimin içinde. Eczacılar Birliğinin önerileri dikkate alınmadan, sağlık sorunları ve eczacılık sorunlarının çözülemeyeceğini Sayın Hükûmetimizin bilmesi gerekir. Meclis çoğunluğunun buna yetmeyeceğinin bilinmesi gerekir. Eczacılar Birliğinin dikkate alınması gerekir, diğer tüm sivil toplum örgütlerinin düşüncelerinin alınması gereği gibi.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özçelik.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Başkanım, Abdulaziz Bey de söz istiyor.

BAŞKAN – Yani buradan bir söz talebinin dolaylı olarak alındığını ilk defa görüyorum.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sisteme giremiyor efendim.

BAŞKAN – Kim söz istiyorsa onu göreyim.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Abdulaziz Yazar…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Yazar.

3.- Hatay Milletvekili Abdulaziz Yazar’ın, Türk Eczacıları Birliğinin 54’üncü kuruluş yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ABDULAZİZ YAZAR (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün Türk Eczacıları Birliğinin 54’üncü kuruluş yıl dönümü dolayısıyla söz aldım.

Bugün eczacılar çok zor durumda. Biraz önce Sevgili Meslektaşım Sayın Mehmet Domaç Bey konuştu bununla ilgili fakat daha çok eczacılarımızın sorunlarını dile getirmesini beklerdim ben. Eczacılarımız hakikaten çok zor durumda. Şu anda Türk Eczacıları Birliği Sayın Bakanımızla, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanıyla görüşmek istiyor, onunla anlaşmak istiyorlar ama bir türlü bir adım atamıyorlar. Sayın Bakan, onun için Türk Eczacıları Birliği bundan büyük bir sıkıntı çekmektedirler. Danıştayın Türk Eczacıları Birliği lehine karar vermesiyle biraz eczacılarımız rahatlamış durumda ama her an yine de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yazar -bir dakika süre vermiştim herkese- duyarlılığınız için.

Şimdi gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Kore Cumhuriyeti Ulusal Meclisi Dışişleri, Birleşme ve Ticaret Komisyonu ile Romanya Senatosu Dış Politika Komisyonu Başkanı ve beraberindeki Parlamento heyetlerinin ülkemizi ziyaret etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1077)

                                                                                                                        28 Ocak 2010

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Kore Cumhuriyeti Ulusal Meclisi Dışişleri, Birleşme ve Ticaret Komisyonu ile Romanya Senatosu Dış Politika Komisyonu Başkanı ve beraberindeki parlamento heyetlerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin konuğu olarak resmi temaslarda bulunmak üzere ülkemizi ziyaretleri TBMM Başkanlık Divanı'nın 14 Ocak 2010 tarih ve 63 sayılı Kararı ile uygun bulunmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun'un 7. Maddesi gereğince Genel Kurul'un bilgisine sunulur.

                                                                                                   Mehmet Ali Şahin

                                                                                          Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                           Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin iki önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 22 milletvekilinin, üniversitelerin ve üniversite çalışanlarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/541)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

"Üniversitelerimizin ve üniversitelerimizde çalışan personelin sorunlarının" araştırılarak alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasamızın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü'nün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1)   Alim Işık                                                   (Kütahya)

2)   Mehmet Şandır                                          (Mersin)

3)   Cemaleddin Uslu                                       (Edirne)

4)   Ali Uzunırmak                                          (Aydın)

5)   Cumali Durmuş                                         (Kocaeli)

6)   Durmuş Ali Torlak                                    (İstanbul)

7)   Sabahattin Çakmakoğlu                             (Kayseri)

8)   Osman Durmuş                                         (Kırıkkale)

9)   Mustafa Kalaycı                                        (Konya)

10) Erkan Akçay                                             (Manisa)

11) Mustafa Enöz                                            (Manisa)

12) Abdülkadir Akcan                                     (Afyonkarahisar)

13) Hasan Çalış                                               (Karaman)

14) Bekir Aksoy                                              (Ankara)

15) Mustafa Kemal Cengiz                              (Çanakkale)

16) Zeki Ertugay                                              (Erzurum)

17) Ahmet Orhan                                            (Manisa)

18) Rıdvan Yalçın                                           (Ordu)

19) Ertuğrul Kumcuoğlu                                 (Aydın)

20) Mithat Melen                                             (İstanbul)

21)   Reşat Doğru                                            (Tokat)

22)   Hasan Özdemir                                       (Gaziantep)

23)   Süleyman Lâtif Yunusoğlu                     (Trabzon)

Gerekçe:

Ülkemizde üniversite sayılarının giderek artmasıyla birlikte, eskiden beri süregelen birçok sorunun daha da arttığı bir döneme girilmiştir. Yeni kurulan birçok üniversitemizde yeterli öğretim elemanı bulunamaması, nitelikli idari veya teknik personel eksikliği, bina, laboratuar ve fiziki donanım eksikliği vb. gibi birçok olumsuzluk bu üniversitelerimizde eğitim öğretim gören gençlerimizin geleceğini de olumsuz yönde etkilemektedir.

Diğer yandan YÖK tarafından devam eden personel planlaması çalışmasının bir türlü tamamlanamaması nedeniyle üniversitelerimizde görev yapan akademik ve idari personelin içinde bulunduğu sorunların çözümünü de geciktirmektedir.

Ülkemizi yedi yılı aşkın bir süredir tek başına yöneten AKP hükümetlerinin, bir çok konuda olduğu gibi, üniversitelerimizin ve bu üniversitelerimizde görev yapan personelin sorunlarının çözümüne ilişkin duyarsızlığı devam etmektedir. Bu süreçte;

Üniversitelerimizde görev yapan akademik ve idari personelinin ücret ve özlük haklarının iyileştirilmesine yönelik bir çalışma yapılamamıştır.

Üniversitelerimizde özellikle akademik kadrolarda yaşanan sıkışıklıklar bir türlü çözülememiştir.

Araştırma Görevlisi kadroları başta olmak üzere tüm personel kadrolarındaki yetersizlikler ve kadroların dağıtımındaki keyfîlikler devam etmektedir.

Yardımcı Doçent kadrolarının, diğer öğretim üyesi kadroları gibi daimi kadroya dönüştürülmesi, 3.600 yerine 4.200 ek gösterge ile 1. derecenin son kademesine kadar ilerlemelerinin sağlanması konusunda verilen sözler bir türlü yerine getirilememiştir.

Yardımcı Doçentlikten Doçentliğe yükseltilmede uygulanan ve daha çok subjektif ölçütlerin öne çıktığı sözlü sınavlarla ve yabancı dil sınavıyla ilgili düzenlemeler yapılamamıştır.

        Üniversitelerde görev yapan Genel Sekreter Yardımcıları, Daire Başkanları ve Hukuk Müşavirlerinin diğer kamu kurumlarında görev yapan eşdeğerlerine benzer şekilde makam tazminatından yararlandırılmalarını sağlayacak teknik düzenlemeler bir türlü gerçekleştirilememiştir.

Üniversitelerimizin birçoğunda Kredi Yurtlar Kurumuna ait yurt ve yatak kapasitesi eksikliği nedeniyle özellikle yeni kaydolan gençlerimizin ve ailelerinin mağduriyetleri çok ciddi boyutlara ulaşmıştır.

Bazı vakıf üniversitelerimizde öğrenci kayıtları sırasında burslu veya ücretli öğrenci bedelleriyle ilgili olarak ulusal basına da yansıyan mağduriyetler yaşanmaya devam etmektedir.

Yukarıda belirtilenlerin yanında üniversitelerimizin birçok konuda karşı karşıya bulunduğu sorunların yerinde araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi, hem üniversitelerimiz hem de bu üniversitelerimizde görev yapan personelin yanında öğrencilerimiz ve onların aileleri açısından da büyük önem taşımaktadır. Belirtilen nedenlerle bu konuda bir Meclis Araştırmasının açılmasında yarar görülmektedir.

2.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, sigara fabrikalarından Yaprak Tütün İşletmelerine geçen işçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/542)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Sigara Fabrikalarından Yaprak Tütün İşletmelerine geçen işçilerin sorunlarının araştırılarak, mağduriyetlerinin giderilmesi için alınması gereken tedbirler konusunda Anayasanın 98, içtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması yapılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Reşat Doğru                                   (Tokat)

2) Mehmet Şandır                               (Mersin)

3) Mustafa Enöz                                 (Manisa)

4) Ali Uzunırmak                                (Aydın)

5) Hasan Çalış                                    (Karaman)

6) Süleyman Turan Çirkin                  (Hatay)

7) Sabahattin Çakmakoğlu                  (Kayseri)

8) Akif Akkuş                                    (Mersin)

9) Mustafa Kemal Cengiz                   (Çanakkale)

10) Süleyman Nevzat Korkmaz          (Isparta)

11) Mehmet Akif Paksoy                   (Kahramanmaraş)

12) Hasan Özdemir                             (Gaziantep)

13) Mümin İnan                                  (Niğde)

14) Beytullah Asil                               (Eskişehir)

15) Necati Özensoy                            (Bursa)

16) Erkan Akçay                                 (Manisa)

17) Behiç Çelik                                   (Mersin)

18) Emin Haluk Ayhan                       (Denizli)

19) Yılmaz Tankut                              (Adana)

20) Alim Işık                                      (Kütahya)

21) Hüseyin Yıldız                             (Antalya)

Gerekçe:

Ülkemize en büyük katma değeri sağlayan kuruluşlardan biri olan Sigara Fabrikaları hepimizin bildiği üzere özelleştirme adı altında satılarak faaliyetleri durdurulmuştur.

Şimdi de Sigara Fabrikası işçilerimiz 4/C kapsamına alınıp Yaprak Tütün İşletmelerine geçirilerek yeni bir mağduriyetin temeli atılmıştır. Bunca yıldır hizmet veren, ülkemize ekonomik girdi sağlayan bu insanlarımız maalesef hak ettiklerinin karşılığını alamamışlardır.

Kurumlar özelleştiriliyor. Devlet 657’ye tabi personeli yatay geçiş hakkı tanıyarak mağduriyetten kurtarıyor. Aynı şartlarda çalışan SSK’ya tabi personele yatay geçiş hakkı olmadığından bu çalışanlar mağdur ediliyor. Devlet buradaki mağduriyetin farkına varıp, 657 4/C kapsamında tekrar kamuda iş veriyor ancak bu sefer ücret ve sosyal haklarda ayrımcılığa uğruyorlar. Oysa bu çalışanlar zamanında mağdur edilmiş, bu şekilde çalıştırılmaları da iş barışını bozmuştur.

Bu kadar ücret azlığı yanında bir de eşit işe eşit ücret uygulaması çıkmıştır. 657 4/C çalışanları hariç komple çalışanlara seyyanen iyileştirme yapılmıştır. Burada da 4/C çalışanları mağdur edilmiş, onlara herhangi bir iyileştirme yapılmamıştır. 4/C'liler kader mahkûmu gibi açlık sınırının altında bir ücrete mahkûm edilmişler; mağdurlar içinde mağdurlar yaratılmış, 4/C’liler arasında bile ayrımcılık yapılmıştır.

Bu insanlar devletine inanarak, güvenerek gece gündüz demeden çalışmışlar, alın teri akıtmışlardır. Aldıkları ücretle aile geçimi yapılamamaktadır. Geçimlerini sağlayabilmek için ya birikimlerini eritiyor ya da borçlanmak suretiyle yaşamlarını idame ettiriyorlar. Bu hayat mücadelesi karşısında aile reisi aldığı ücretle aciz ve yoksul duruma düşme durumundan kurtulamıyor. İşte bu yüzden kredi kartlarına ya da tüketici kredilerine başvuruyorlar. Bunun sonucunda sosyal patlamalar kaçınılmaz olacaktır.

Bu arada ülke genelinde Yaprak Tütün İşletmelerinin de kapatılacağı yönünde Özelleştirme Yüksek Kurulu karar almış bulunmaktadır. İleride bu durum gerçekleştiği takdirde yine buralarda çalışan işçilerimiz mağdur olacak, işlerini kaybetme durumuyla karşı karşıya kalacaklardır.

İşçilerimizin bu durumu ve bunca yıldır ülkemize ve halkımıza yapmış oldukları ekonomik katkı göz önüne alındığında, onların da normal yaşam standardına kavuşturulması ve özlük haklarının iyileştirilmesi gerekmektedir. Araştırma önergemiz bu amaçla hazırlanmıştır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Başbakanlığın Anayasa’nın 92’nci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır. Önce okutup işleme alacağım, sonra da oylarınıza sunacağım.

Başbakanlık tezkeresini okutuyorum:

A) Tezkereler (Devam)

2.- Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının; korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle mücadele amacıyla yürütülen uluslararası çabalara destek vermek üzere, gereği, kapsamı, zamanı ve süresi Hükûmetçe belirlenecek şekilde Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için Hükûmete verilen izin süresinin 10/02/2010 tarihinden itibaren bir yıl uzatılmasına dair Başbakanlık tezkeresi (3/1073)

                                                                                                                        25/01/2010

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde vuku bulan korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleri hakkında 2008 yılında kabul edilen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 10/2/2009 tarihli ve 934 sayılı Kararıyla bir yıl için verdiği izin çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının söz konusu bölgelerde konuşlandırılması suretiyle, bölgede seyreden Türk Bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticari gemilerin emniyetinin etkin şekilde muhafazası ve uluslararası toplumca yürütülen korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle müşterek mücadele harekâtına aktif katılımda bulunulması sağlanarak, bu alanda Birleşmiş Milletler sistemi içinde ve bölgesel ölçekte oynadığımız rolün ve görünürlüğümüzün pekiştirilmesi temin edilmiştir.

Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının bölgede görev icra etmesine izin veren 934 sayılı TBMM Kararının süresi 10/2/2010 tarihinde sona erecektir. Diğer taraftan, anılan bölgelerde ve Hint Okyanusu’nda meydana gelmeye devam eden korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleri ile uluslararası toplumca mücadele edilebilmesine cevaz veren Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1846 sayılı Kararı, 30/11/2009 tarihli ve 1897 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararıyla bir yıllık süre için yenilenmiştir.

Belirtilen nedenlerle, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının Aden Körfezi Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi için 10/2/2009 tarihli ve 934 sayılı TBMM Kararıyla Hükümete verilen bir yıllık izin süresinin anılan Kararda belirlenen ilke ve esaslar dâhilinde 10/2/2010 tarihinden itibaren bir yıl uzatılmasını Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca arz ederim.

                                                                                                     Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                                               Başbakan 

BAŞKAN – Başbakanlık tezkeresi üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre görüşme açıyorum.

Gruplara, Hükûmete ve şahsı adına iki üyeye söz vereceğim.

Konuşma süreleri gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakika, şahıslar için de onar dakikadır.

Tezkere üzerinde söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum:

Gruplar adına, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Erdal Sipahi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kırıkkale Milletvekili Vahit Erdem.

Şahsı adına, Çankırı Milletvekili Suat Kınıklıoğlu, Karabük Milletvekili Mehmet Ceylan.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, ilk söz İzmir Milletvekili Erdal Sipahi’ye ait.

Buyurunuz Sayın Sipahi. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA KAMİL ERDAL SİPAHİ (İzmir) – Sayın Başkan, sizi ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10 Şubat 2009 tarihindeki 55’inci Birleşiminde 934 sayılı Kararla yürürlüğe giren Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Babülmendep Denizi ve mücavir alanlardaki korsanlık, deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleri hakkında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde Türk Deniz Kuvvetleri unsurlarının görevlendirilmesi uygulamasının bir yıl daha uzatılması konusunda Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum.

Geçen yıl ben ve Milliyetçi Hareket Partili diğer bir milletvekili arkadaşım bir ayrıntıyı açıklamıştık. Tezkerelerde adı “Arap Denizi” olarak belirlenen alanın Osmanlıdan miras bizim haritalarımızda adı “Babülmendep”tir. “Arap Denizi” tabiri anlaşıldığı kadarıyla Türk haritalarından değil, Arap haritalarından alınmıştır.

Diğer dikkati çekeceğim bir konu ayrıntıdan ötedir. Geçen yılki tezkerede anılan bölge “ve mücavir alanı” tabiri mevcuttur. Bu yılki Hükûmet tezkeresinin birinci paragrafında aynı bölge de tarif edilirken ikinci paragrafta anılan bölgelere ilaveten Hint Okyanusu’nda meydana gelmeye devam eden olaylara müdahale yer almaktadır. Hint Okyanusu, anılan bölgenin mücavir alanı olamayacak kadar geniş bir alanı kapsar yani bu yılki tezkereye geçen yıl belirlenen bölgeye ilave olarak “Hint Okyanusu” eklenmiş durumdadır. Bu “ilave” denilemeyecek kadar büyük alan Güvenlik Konseyinin 1897 sayılı Karar’ı ile mi genişletilmiştir, yoksa Hükûmetin tasarrufu mudur; Sayın Bakana soruyoruz. Bu değişikliği yapanlar “Hint Okyanusu”nun ne demek olduğunun ve bu geniş alanın hangi muhtemel problemleri yaratabileceğinin farkında mıdır? Bir Türk fırkateyni “Hint Okyanusu” tabiriyle maceraya mı atılacaktır; bilmek istiyoruz. Bizim, Milliyetçi Hareket Partisi olarak önerimiz, yeni tezkeredeki “Hint Okyanusu” ibaresinin çıkartılmasıdır; uyarıyoruz.

Sayın milletvekilleri, korsanlık ve deniz haydutluğu suçu, işlendiği alana veya bu suçu işleyenlerin milliyetlerine bakılmadan herhangi bir devletin yargılama yetkisinin var olduğu kabul edilmiş uluslararası bir suçtur. Dolayısıyla evrensel yargı kapsamına girmektedir. Bunun nedeni uluslararası düzen için oluşturduğu tehdidin büyüklüğünden kaynaklanmaktadır. Belirtilen alan yıllık küresel ticaretin yaklaşık yüzde 20’sinin cereyan ettiği ve yılda yirmi beş bin civarında ticari geminin geçiş yaptığı, bu nedenle uluslararası ticaret güvenliği için çok önemli ve öncelikli bir alandır. Bu alan, Türk deniz ticaretini de ilgilendiren, yakın geçmişte Türk ticaret gemilerinin de doğrudan etkilendiği, son yıllarda beş yüzden fazla geminin korsanlık ve deniz haydutluğu eylemlerine maruz kaldığı bir bölgedir.

Geçmişte bölgede bazı ülkelerin münferit operasyonları icra edilmiş, sınırlı NATO operasyonları yapılmıştır. Bunlardan “SNMG- isimli NATO operasyonuna Türkiye Gökova Fırkateyni’yle iştirak etmiştir ancak bu münferit operasyonlar 12 Aralık 2008’de sona ermiştir.

2008 yılında Güvenlik Konseyinin bu konuyla ilgili olarak almış olduğu dört karar ve daha sonra Ocak 2009’da 1851 sayılı Karar’la bu konuya uluslararası meşruiyet kazandırılmıştır. Bu kararla bir Müşterek Görev Gücü’nün kurulmasına imkân sağlanmıştır. Türkiye bu karar çerçevesinde uluslararası bir temas grubunun üyesi olmuştur. Bu grupta yirmi dört ülke yer almakta olup NATO, Avrupa Birliği, Afrika Birliği, Uluslararası Denizcilik Örgütü ve Birleşmiş Milletler Sekreteryası da gözlemci statüsü taşımaktadır.

İşte, geçen yıl Meclisimizin onayıyla yürürlüğe giren bu uygulamayla Türk Deniz Kuvvetlerinden bir fırkateyn bölgede sürekli olarak görev almaya başlamıştır. Yeni uygulamayla bölgedeki eylemler belki durmamıştır ancak çok azalmıştır. Bu alanda dönüşümlü olarak görev yapan takviyeli fırkateynimiz, yaklaşık bir yıldır, cesur ve başarılı operasyonlarıyla her zamanki gibi yüz akımız ve gururumuz olmuştur. Oradaki nöbeti devralmak için dün Aksaz Deniz Üssü’nden hareket eden TCG Gemlik Fırkateyni’mize bahriye geleneğiyle “Allah selamet versin.” diyorum. Zaten barış zamanı eğitim ve tatbikatlarında sık sık icra ettiği kontrol- kontrobasyon uygulamalarıyla bu tip görevlerin altyapısına sahip olan şanlı donanmamızın Barbaros’un hafîdi leventlerine Meclis adına teşekkürlerimizi, başarı dileklerimizi tekrarlamayı bir borç biliyorum.

Ordumuz, gerek şanlı tarihimizde gerekse cumhuriyet döneminde dünya coğrafyasının birçok alanında bulunmuş, görev almış, sancak göstermiş bir ordudur. Ne Aden Körfezi ve Somali kıyıları ne bir zamanların Türk gölü olan Akdeniz’in her kıyısı ve ne de Türk Bayrağı’na bakıp da çırpınan Karadeniz’in her köşesi Türk donanmasının ve gururla toka ettiği ay yıldızlı şanlı bayrağımızın yabancısı değildir.

Hayâsızca yürütülen bir asimetrik psikolojik harekâtın hedeflerinden birisi olan Türk donanmasının, asil Türk milletinin namus ve şerefini korumak için yalnız kendi denizlerimizde değil dünyanın her yanındaki sularda yüce milletimizi onurla, gururla temsil ettiğinden ve edeceğinden, deniz alaka ve menfaatlerimizi koruyacağından eminiz.

Geçmişte Türk bahriyesi uluslararası alanda Arnavutluk’ta, Adriyatik’te, Akdeniz Görev Grubu içinde görev almış ve her birinden üstün başarılarla ayrılmıştır.

Ben bu vesileyle, Türkiye'nin barışı destekleme faaliyetleri kapsamında görev alan Türk Silahlı Kuvvetlerinin geçmiş dönemlerde yapmış olduğu görevlerle hâlen devam eden faaliyetlerini sizlere kısaca hatırlatmakta fayda görüyorum. Bu görevlerin bir kısmı Birleşmiş Milletler kapsamı bir kısmı NATO çerçevesinde icra edilmiştir ve edilmektedir.

Türkiye'nin barışı destekleme harekâtlarına geçmişte yapmış olduğu katkılar şunlardır: Kore Savaşı, Somali Ümit Operasyonu -ki Birleşmiş Milletler kapsamındadır- Bosna-Hersek’te Birleşmiş Milletler Koruma Kuvveti, Bosna’da NATO Uygulama/İstikrar Kuvveti, Adriyatik’te 93-96 yılları arasında Sharp Guard Deniz Harekâtı, Baltık ülkelerinde muhtelif hava harekâtları, Arnavutluk’ta Alba Operasyonu, Makedonya’da icra edilen Mecburi Hasat ve Kurnaz Tilki operasyonları, Birleşmiş Milletler Kongo Demokratik Cumhuriyeti Misyonu’dur.

Geçmiş dönemde Türk Silahlı Kuvvetlerinin personel gönderdiği askerî gözlemci görevleri ise: Birleşmiş Milletler Irak-İran Askerî Gözlemci Grubu, Birleşmiş Milletler Irak-Kuveyt Askerî Gözlemci Grubu, gene Birleşmiş Milletler kapsamında Doğu Timor Destek Misyonu, AGİT Kosova Doğrulama Misyonu, AGİT Gürcistan Sınır Gözlem Misyonu, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde Avrupa Birliği Polis Misyonu, Birleşmiş Milletler Bosna-Hersek Misyonu ve Filistin El-Halil’deki Uluslararası Geçici Mevcudiyet Misyonu’dur.

Hâlen devam eden katkılar ve görevler ise şunlardır:

Kosova:

Kosova Gücü: Kosova’da güvenliğin tesis edilmesi ve sürdürülmesi maksadıyla NATO kapsamında teşkil edilen Kosova Gücü (KFOR), Birleşmiş Milletlerin 12 Haziran 1999’da aldığı karar ile barışı zorlama tedbirleri uygulamak üzere Kosova’da görevine başlamıştır.

Türkiye hâlen bu harekâta bir tabur görev kuvvetiyle ve 536 personelle katkı sağlamaktadır.

Lübnan (UNIFIL) görevi:

Türkiye, Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü deniz görev gücüne bir fırkateyn –helikopterli- ile katılmaktadır. Ayrıca Lübnan’da Sur şehri yakınlarındaki Eş Şantiye kasabasında 261 askerî personelimizle istihkam-inşaat görevleri yerine getirilmektedir. Ayrıca 5 subayımız da Lübnan’daki üç karargâhta görev almış durumdadır.

Aktif Çaba Harekâtı:

Akdeniz’de terörizme karşı koyma maksadıyla terörist aktivitelerin tespit ve teşhisi için NATO’da oluşturulan bir dayanışmanın göstergesidir. Bu harekât için tahsis edilen kuvvetler, İzmir’de dört saatlik hazırlık durumunda olan, birer korvet, denizaltı, fırkateyn ve akaryakıt gemisinden oluşmaktadır.

Bosna Hersek ALTHEA Operasyonu:

Mevcut durumda 254 personelden oluşan bir manevra bölüğü ve bir jandarma bölüğü ile destek sağlanmaktadır.

Güneydoğu Avrupa Tugayı uygulaması, Balkanlarda barış ve istikrarın tesis ve idamesi amacıyla Türkiye’nin girişimiyle 31 Ağustos 1999’da Filibe Bulgaristan’da kurulmuştur.

Güneydoğu Avrupa Tugayında; Türkiye, Arnavutluk, Bulgaristan, Yunanistan, İtalya, Makedonya ve Romanya katılımcı üye olarak, Amerika Birleşik Devletleri, Hırvatistan, Slovenya ve Ukrayna ise gözlemci statüsünde yer almaktadır. Her dört yılda bir tugay karargâhı yer değiştirmektedir. Filibe Bulgaristan ve Köstence Romanya’dan sonra 2007 -2011 dönemi için –yani şu anda- İstanbul’da 3’üncü Kolordu Komutanlığı kışlasında bu tugay karargâhı görev yapmaktadır.

Karadeniz İşbirliği Görev Grubu:

Karadeniz’de barış ve istikrarın idamesi için, 1998 yılında Türkiye’nin girişimiyle başlatılmış olup 2001 yılında İstanbul’daki kuruluş anlaşmasıyla, Türkiye, Rusya Federasyonu, Ukrayna, Gürcistan, Romanya ve Bulgaristan tarafından imzalanmıştır. Karadeniz’de kullanılmak amacıyla tesis edilmiş olup gerektiğinde Birleşmiş Milletler ve AGİT kapsamında da görevlendirilebilecektir.

Sudan Misyonu:

Türkiye, Birleşmiş Milletler Sudan görevini 3 askerî personel, ayrıca Birleşmiş Milletler Afrika Birliği Darfur görevini ise 1 askerî personelle desteklemektedir.

Gürcistan:

Türkiye, Gürcistan’daki iki askerî gözlemci misyonundan birisine 5 subay, diğerlerine ise 2 subayla iştirak etmektedir.

Afganistan konusu gündemde olduğu için biraz uzun değerlendireceğim:

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2001 yılındaki 1386 sayılı Kararı sonrası 16 Ocak 2002 tarihli Bonn Anlaşması ile Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti içinde yer alınmıştır.

Türkiye’nin görev aldığı ISAF, Afganistan Güvenlik Destek Gücünün terörle mücadele görevi yoktur.

ISAF’ın komutası 2002 ve 2005 yıllarında 2 defa Türkiye tarafından deruhte edilmiştir. Buna ilaveten, aynı yıllarda Kâbil Uluslararası Havaalanı’nın askerî kısmının işletilmesi ve havaalanı kontrol görevi üstlenilmiştir.

Ağustos 2006’da Fransa ve İtalya’nın da iştirakiyle teşkil edilen Kâbil Bölge Komutanlığı görevi o tarihte sekiz ay süreyle yürütülmüştür. Aynı görev 1 Kasım 2009’dan itibaren tekrar Türkiye’nin emir komutasında yaklaşık 1.750 personelimizin katkı ve iştirakiyle devralınmıştır.

Bu görev dışında bölgesel imar ekipleriyle, irtibat timleriyle, Afgan ordusuna eğitim destekleriyle, 13 milyon ABD dolarından fazla eğitim yardımı ve 21 milyon ABD dolarından fazla lojistik askerî yardım  Afganistan’a Türkiye tarafından yerine getirilen faaliyetlerdir.

Amerika Birleşik Devletleri’nin tüm zorlamalarına karşı, Afganistan’da ABD liderliğinde yürütülen “Sürekli Özgürlük Harekâtı” kod isimli terörle aktif mücadeleden Türkiye şimdiye kadar uzak durmuştur. Dost ve kardeş Afgan halkıyla karşı karşıya kalabileceği bu tip harekâtın dışında kalmaya devam etmeli ve halk nazarındaki kardeş saygınlığını devam ettirmelidir.

Hâlen devam eden uluslararası görevlerden sonuncusu da şimdi görüştüğümüz Somali Birleşmiş Milletler Deniz Gücü görevidir.

Sayın milletvekilleri, bütün bu görevleri bilgilerinize sunmaktan amacım, uluslararası alanda Türk Silahlı Kuvvetlerinin ne kadar yoğun, ne kadar farklı görev ve sorumlulukları, hepimizin güven ve gurur duyacağımız şekilde, başarıyla yerine getirdiği ve getirmekte olduğunu sizlerle paylaşmaktır.

Bu nedenle, şanlı ordumuzun iç itibarı kadar dış itibarı da günlük polemiklerden, siyasi rant hesaplarından, art niyetlerden uzak tutularak hassasiyetle gözetilmeli ve korunmalıdır.

Bu nedenle, sayın milletvekilleri, dışarıdan güdümlü, içeriden iş birlikli, karanlık, lanetli senaryoların yürütüldüğü günümüzde, bu konu Milliyetçi Hareket Partisi programına dâhil edilmiştir. Bunu anlayamayanlar olabilir: Türk askerinin başına çuval geçirildiğinde “Ne notası, müzik notası mı?” diyerek olayı sindire sindire yutanlar bunu anlayamazlar. Dış itibarımızı İsrail’de büyükelçimizin oturtulduğu sandalyenin irtifasını düşürenler bunu anlayamazlar. Yabancı başkentlerde çizilen yeni Sevr haritalarına taşeronluk yapanlar, günümüz muhip ve mandacıları anlayamazlar. Ermenilerle protokol yaptık, problemleri hallettik yalanını söyleyip, Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla foyaları, yalanları, aldatma ve kandırmaları ortaya çıkanlar hiç anlayamazlar. Çünkü Ermeni bayrağı açıp “Biz Ermeniyiz” diye bağıranlarla “Ermeni açılımı” diye bağıranlar ruh ikizidir. PKK açılımcılarıyla PKK’lılar ruh ikizidir. Habur’da karşılama töreni yapanlarla karşılananlar ruh ikizidir.

Bu ordu bizim ordumuzdur, milletin ordusudur, peygamber ocağı ordudur. Başka ordumuz da yoktur. Böyle büyük bir camiada kişisel kusurlar, hatalar, suç ve suçlular varsa gereği yapılmalıdır. Ancak bunları fırsat bilerek ordunun tamamına topyekûn saldırmak, ordunun manevi şahsiyetini tahkir etmeye kalkmak en hafif tabiriyle hayâsızlıktır. Güçlü bir ordu güçlü bir Türkiye’nin vazgeçilmezidir. Bundan rahatsız olmak olsa olsa millî  kültür, millî  duygu arızalısı beyinlerin utanmaz hezeyanlarıdır.

Değerli milletvekilleri, şimdi konuyla ilgili biraz sonra anlatacağım bazı yeni kavramları bilgilerinize sunmakta yarar umuyorum.

1998 yılından itibaren “zayıf ve başarısız ülkeler” kavramları, başta ABD olmak üzere, millî  güvenlik stratejilerine girmiştir. 2005 yılı Amerikan Başkanlık Millî Güvenlik Direktifi’nde bu tip ülkelerle yani zayıf ve başarısız ülkelerle ilgili gelişmelerin önceden tahmin edilmesi, takip edilmesi, gelişmelere karşı süratle ve etkin müdahaleler yapılması yer almaktadır. Bu meyanda 177 dünya ülkesi sosyal, ekonomik ve siyasal on iki kritere göre puanlanarak, taşıdıkları riske göre sıralanmaktadır. Taşıdıkları riske göre ülkeler “alarm veren ülkeler”, “uyarı veren ülkeler”, “istikrarı sürdürebilir ülkeler” ve “dengeli ülkeler” olmak üzere dört kategoride toplanmıştır.

Konumuza geri dönersek, işte, Türk Deniz Kuvvetlerinin görev aldığı coğrafyada dünyanın en riskli, alarm veren ülkeleri olarak Somali 1’inci sırada ve Sudan 3’üncü sıradadır, yani dünyanın en riskli ve alarm veren ülkelerinin bulunduğu coğrafyaya gidilmiştir.

Dünyadaki 177 devlet bu kapsamda aşağıda belirlenen on iki başlığa göre puan almaktadır. Puan yükseldikçe ülkeler daha riskli, daha kötü durumda mütalaa edilmektedir.

90-120 arasında en yüksek puanı alan en kötü durumdaki ülkeler “alarm veren ülkeler” olarak belirlenmiştir. 2009 sıralamasına göre komşularımızdan Irak, İran ve Gürcistan alarm veren ülke konumundadır.

60-89 arasında puan alanlar “uyarı veren ülkeler” şeklinde isimlendirilmiştir. Türkiye, 2008 yılında 75,4 puanla 92’nci sırada “uyarı veren ülke” konumundayken 2009 yılında daha kötüye giderek 78,2 puanla 85’inci sıraya gelmiştir. Komşularımızdan Suriye bizden kötü durumda, Ermenistan ise bizden iyi durumdadır bu kriterlere göre.

30-59,9 puan alan ülkelere “istikrarı sürdürebilir ülkeler” denmektedir. Yunanistan bu statüdedir. 0-29,9 puan alan en iyi durumdaki ülkeler ise “dengeli ülkeler” olarak vasıflandırılmıştır.

Amerika, zayıf ve başarısız ülkelere müdahale hakkı olduğunu iddia etmektedir. Deprem sonrası Haiti’ye yığınaklanan ABD askerî varlığı davet edilmemiştir, zayıf ve başarısız bir ülkeye müdahale etmiştir. Bunu bilmenizde fayda var.

Diğer önemli bir husus, Amerika’nın “Büyük Orta Doğu Projesi” kapsamındaki ülkelerin tamamında bu raporlara göre durum kötüdür ve gittikçe daha kötüye gitmektedir. Türkiye de buna dahildir.

12 kritere göre 120 puan üzerinden yapılan değerlendirmede Türkiye, 12 kriterden bir yıl öncesine göre 9’unda daha kötüye gitmiştir. Bunların en bariz olanları “iç göç” başlığında, “ayrışma, cepheleşme” başlığında, “hızlı ekonomik çöküntü” başlığında, “devlet baskısının yaygınlaşması” başlığında, “kamu hizmetlerinin kötüleşmesi” başlığında, “hukukun üstünlüğünün askıya alınması” başlığında, “elitler arasında gruplaşma ve derin ayrılıkların artması” başlığındadır ve son bir yılda Türkiye bu başlıklarda daha geriye gitmiştir.

Yani, sayın milletvekilleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

Yani, sayın milletvekilleri “biz iktidara geldiğimizde” cümlesiyle başlayan nutuklar yalanlanmış ve artık komediden öteye gidememektedir. “Nereden nereye?” nutukları ise ters tepmiş, Türkiye gittikçe daha kötüye gitmektedir. Ben, Hükûmetin bu raporu okumasını ve ders çıkarmasını tavsiye ediyorum.

Sözlerime son verirken, tezkereye “Hint Okyanusu” tabiri hakkındaki endişemiz saklı kalmak üzere “evet” diyeceğimizi belirtir, donanmamıza ve uluslararası sularda bayrağımızı şerefle, başarıyla dalgalandıran leventlerimize en iyi dileklerimizi iletir, yüce Meclise saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sipahi.

Sayın milletvekilleri, şimdi söz Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’a aittir.

Buyurunuz Sayın Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap denizi ve mücavir bölgelerde vuku bulan korsanlık, deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle ilgili tezkere hakkında Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, bir yıl önce de bu konu görüşüldü Mecliste ve Birleşmiş Milletlerin, Güvenlik Konseyinin, NATO’nun talepleri doğrultusunda biz de    -Anayasa’ya göre Meclis kararı gerektiği için asker gönderme kararlarında- usulen burada toplandık, konuştuk, her grup adına birer konuşmacı. Ondan sonra da karar verdik, askerimizi gönderdik. Tabii değerlendirmelere baktığımız zaman kimisi, askerimiz, gemilerimiz, zırhlılarımız açık denizlerde gezecek, bayrak dalgalandıracak, Türkiye'nin gücünü temsil edecek, orada korsanları haklayacak, Türk ticaret gemilerine saldırmayacaklar, bu çerçevede alıyor. Bu çerçeve böyle dar alınırsa… Birleşmiş Milletler istedi, Güvenlik Konseyi istedi -Türkiye de Birleşmiş Milletler kurulduğundan bu yana ilk defa geçici bir Güvenlik Konseyi üyesi oldu- NATO istedi, eh biz de gönderelim.

Neden bu kadar basit? Bunun bir siyasi yanı, etik yani ahlaki yanı, bütçe yanı, vergi yanı, can güvenliği yanı neden sorgulanmaz Meclisimizde, milletin egemenliğinin olduğu kurumumuzda neden bu sorgulanmaz, neden bu kadar yüzeysel yaklaşılır? Doğrusu biz bunu anlamakta çok zorluk çekiyoruz.

Bu yeni değil, biz asker göndermeyi çok çok önceleri biliyoruz. Kore Savaşı’nda da biliyoruz, ondan öncesi olaylarda da biliyoruz. Son asker gönderme Afganistan. Daha öncesi olayları da biliyoruz ama Nâzım Hikmet’in şu şiirini anımsamadan, hatırlamadan da, halkımızı bu konuda doğru bilinçlendirmeden de geçmeyeceğim. Ne diyor büyük ozan:

“23 sentlik asker

Mister Dalles,

sizden saklamak olmaz,

hayat pahalı biraz bizim memlekette.

Mesela iki yüz gram et alabilirsiniz,

koyun eti,

Ankara'da 23 sente,

yahut iki kilo kuru soğan,

yahut bir kilodan biraz fazla mercimek,

elli santim kefen bezi yahut,

yahut da bir aylığına

yirmi yaşlarında bir tane insan.”

Evet, Süveyş Kanalı’ndan kaç gemi geçiyor? 4 binin üzerinde gemi mi geçiyor? Bakacağım ona. Çin gemileri, Hindistan gemileri mi geçiyor Süveyş Kanalı’ndan, Somali açıklarından? Bakacağız. Kaç gemi, kaç ton, kaç milyar dolar kazanıyor? Kim kazanıyor? O açık sulardan, denizlerden kaç Amerikan gemisi geçiyor, kaç Rus gemisi geçiyor? Kaç tane bizim Hükûmetteki bakanın “gemiciği” geçiyor oradan? “Gemicik”lere bakacağız. Baktıktan sonra bir vatandaşımızın, bir askerimizin canının ne kadar kıymetli olduğunu hesaplayacağız ve bu kutsal yurt savunması için göreve gönderdiğimiz evlatlarımızın kimin uğrunda açık denizlerde ne tür risklerle karşı karşıya olduğunu göreceğiz.

Bunu görmediğimiz, sorgulamadığımız zaman şunun cevabını bulamayız: NATO soğuk savaş döneminde kurulmadı mı? Hani Varşova Paktı’na karşı kurulmuştu? Hani askerî bir pakttı? Ne oluyor da şimdi Kızıl Çin’le birlikte, NATO’nun gemileri ile Kızıl Çin’in gemileri Somali’deki televizyon ekranlarında gördüğümüz 3 tane, 5 tane deniz soyguncusunun… “Korsan” demiyorum çünkü korsanın da Orta Çağ’da Akdeniz’de, dünyada bir efsanesi vardır, bir ayrı geleneği vardır. Şimdi, NATO hangi yüce amaçlar, idealler uğruna Kızıl Çin’le kucaklaşıyor? Aynı savaş gemileri Sudan açıklarında Süveyş Kanalı’na gidecek yol güzergâhının, deniz yollarının korumalığını, jandarmalığını yapıyor. Kim yapıyor bunları? İkinci Dünya Savaşı’nda kurulan Birleşmiş Milletlerin 5 daimî, Güvenlik Konseyi Amerika, Çin, Rusya, İngiltere, Fransa. Aradan, 1945’in üzerinden tam 65 sene geçti. Birleşmiş Milletlerin kendisi sorgulanırken, bu karar mekanizması olan Güvenlik Konseyinin aldığı kararlar bu beş büyük ülkenin çıkarlarına hizmet ederken “Burada ne oluyor?” diye sorgulamadan oraya asker göndermenin hiçbir vicdani rahatlığını hissedemeyiz. Evet, hangi tekellerin, holdinglerin gemileri geçiyor oradan? Mısır Süveyş Kanalı’nda, bütün geçim kaynağının biriktiği Süveyş Kanalı’nda şu krizi yaşarken, kontrol edilemez güç teorisiyle bütün civar ülkeleri, yani Suudi Arabistan, Yemen, Sudan ve Ürdünlü yetkilileri de katarak Mısır’ın gemi kaçırma hadiseleri karşısındaki zarar gören ülkelerin toplantılarını irdelemeden, Süveyş Kanalı’nın geçişini irdelemeden, yirmi bin geminin Aden Körfezi’nden geçişini irdelemeden ve uluslararası ticari işlemlerin yüzde 7,5’unun Süveyş Kanalı’ndan yapıldığını irdelemeden biz buraya asker gönderirsek, gönderdiğimiz zaman niçin gönderildiğini de irdeleyemeyiz.

Korsanların gemileri kaçırırken kullandıkları en profesyonel yöntemler ve en modern elektronik aygıtlar, kullandıkları laptop cihazlardan suni şartlarla bağlanması ve bölgedeki NATO savaş gemilerinden korkmaması, bölgede askerî deniz üsleri inşa etme heves ve ihtiyaçlarını birçok ülkenin aklına düşürmedi mi? Ne yapıyor bu ülkeler? Gidiyorlar, bu tür ülkelerin kıyılarında bahsettiğimiz gibi askerî üsler kuruyorlar. Hâlâ, ABD’nin 5’inci Filosu Basra Körfezi’nde bulunur, dolaşırken, Irak’a müdahale ettiği zaman Amerika ve birleşik güçleri, oralar savaş gemileriyle dolarken nasıl oluyor da üç tane, dört tane küçük deniz aracıyla o koskoca alanı birkaç tane korsan kontrol altına alabiliyor? Oradaki olaya güvenlik boyutuyla baktığınız zaman, Amerika’nın savaş filolarının karşısında çaresiz kaldığı savaş korsanları, NATO’nun karşısında çaresiz kaldığı savaş korsanları ve arkasından Birleşmiş Milletlerin aldığı kararla oraya asker gönderilmesi, Türkiye de burada yer alırsa Türkiye de güç kazanacak anlayışı. Bunun doğru bir yanı yok. Mısır’ı anlayabiliriz Süveyş Kanalı nedeniyle, uluslararası hukuku anlayabiliriz, korsanlığın müeyyidesini de anlayabiliriz ama bazı şeyleri de anlamakta güçlük çekeriz. Şimdi, bakın, Güvenlik Konseyi dışında alınan bazı kararlar var. Bu kararlar ilginçtir. “Somali’deki korsanlar yakalandığı zaman nerede yargılayalım?” demişler ve Amerika, kendi başına Kenya’yla anlaşmış ve korsanların Nairobi’de, Kenya’da yargılanmasına karar vermişler. Yani Somali açıklarında yakaladıkları korsanları getirip Kenya’da yargılama! Hangi hukuka göre? Hangi uluslararası sözleşmeye göre? Ne Birleşmiş Milletlerin ne Güvenlik Konseyinin ne NATO’nun kararı olmadan, orada, korsanı alıp getiriyor, “Kenya’da yargılayacağım.” diyor. Süper güçlerin dünyadaki sistemin çöküşü sonrası kayan güç dengeleri karşısındaki rahatlığı, pervasızlığı yargı alanına da, her alana da yansıyor.

Burada, yurt dışına asker gönderme olayının dış politikada en önemli politik kararlardan biri olduğu bir gerçek. Şimdi, dünya ticaretinin en büyük oranda, yüzde 80’lerde deniz üzerinden ulaşımı sağlanır ve milyarlarca dolar ticaret hacmi -ithalatıyla, ihracatıyla- seyrederken, bu şirketler mademki geçmiş dönemlerde Endonezya-Malezya üçgeninde, Uzak Doğu, Asya’da bu korsanlık olayları yaşanırken orada nasıl önlem alıp nasıl geliştirdilerse Sudan, Somali açıklarında, Süveyş Kanalı’na giden yolda, Arap körfezinde bunu da sağlamaları mümkün. O zaman buyursun küresel şirketler, holdingler kendi özel güvenliklerini kursunlar, kendi lejyon güvenliklerini kursunlar, parayla asker tutsunlar, kendi ticaret gemilerini korusunlar.

Buradan giden askerin vergisi vatandaşın cebinden çıkıyor, silahı da, üstü de, postalı da, tüfeği de, topu da, helikopteri de bunların hepsi bütçeden çıkıyor. Bu bütçeden kıydığımız, harcamadığımız paraları Tekel işçilerine çok görürken Sudan, Somali açıklarındaki Çin, Hindistan, Amerika, Rus gemilerini korumak için ne kadar bütçe ayırıyoruz, ne kadar harcama yapıyoruz? Bu harcama gerekli mi? Bunun sorgulamasını yapmak zorundayız. Bunu yapmadığımız zaman oraya asker gönderenlere şunu da söylemek zorunda kalırız: Ruanda’da 300 bin kişi öldü. 300 bin insan Ruanda’da ölürken kimin sesi çıktı, kimin? İnsanlık adına orada her gün katliamlar yaşanırken oradan ticaret gemileri geçmiyor diye kimse asker göndermedi Ruanda’ya ama Ruanda’da yaşanan vahşet Birleşmiş Milletlerin gözü önünde yaşandı. Ne oldu sonra? Ruanda’da ad hoc mahkeme kuruldu, uluslararası mahkeme. Sizler biliyor musunuz orada Mehmet adında Türkiye’yi temsil eden bir yargıç da vardı ama bilemezsiniz. Adı Mehmet olan yargıcımızı da kimse tanımıyor, Ruanda’da nasıl katliamlar olduğunu da bilmiyor. Peki Darfur’da yaşanan 300 bin kişilik katliama ne diyorsunuz? Onlar insan değil miydi? İnsanlar gemilerden daha mı kıymetsiz? Onlar için niye biz bazı önlemler alıp asker gönderemiyoruz, Birleşmiş Milletler gönderemiyor, NATO gönderemiyor, uluslararası kuruluşlar gönderemiyor?

Evet, Somali yoksul bir ülke, yoksul olduğu kadar feodal, tarım ve hayvancılıkla geçinen bir ülke ama yüzde 99’u da Müslüman olan bir ülke. Burada 1991 yılında Siad Barre adındaki dikta yönetimi devrildikten sonra Somali halkı on yedi yıl hükûmetsiz kaldığında Birleşmiş Milletler müdahalesine rağmen orada bir kamu düzeni tesis etmeyi, bir otoriter düzen kurmayı, bir devlet yönetimine izin vermeyi düşünmeyenler, bugün o kıyılarda korsanların gemileri, yatları çevirmesinden, fidye istemesinden, Süveyş Kanalı’nın işlemesinden, ticaret gemilerinden, Mısır’ın millî güvenliğinden bahsediyorlar.

Burada şunu çok net olarak söylemek gerekir tabii: Bir ülkeye uluslararası güç gönderildiği zaman, Çin ve ABD misyonu gemileri yan yana geldiği zaman ve korsanlarla mücadelede NATO’da buluştuğu zaman… Artık dünyanın yeni bir değişime, Birleşmiş Milletlerin yeni bir reforma, Güvenlik Konseyinin yeni bir reforma, NATO’nun yeniden sorgulanmaya, dünyanın çıkarlarının, Türkiye'nin geleceğinin, hepsinin yeniden dizayn edilmeye ihtiyaç duyduğu günlerde yaşıyoruz.

Keşif ve karakol görevi, yine korsanlık ve deniz haydutluğunda silahlı soygun yapanlara karşı bir gemimizin gönderilmesi. Evet, bir yıl önce oradaydık. Bir yıl önce oraya gemi göndererek ne kazandık, onun çok iyi sorgulanması gerekiyor. Somali gibi Müslüman bir ülkeye, İslam Kurtuluş Örgütünün bu Müslüman ülkeye, üstelik de Suudi Arabistan’dan önce Müslümanlığın yayıldığı iddia edilen bu ülkeye neden uzaktan bakıyoruz, neden asker gönderme çerçevesinde bakıyoruz? Ekonomik, sosyal, siyasal boyutlarıyla bu ülkeye, 10 milyonu aşkın nüfusu olan bu Müslüman ülkenin aç ve yönetimsiz, hukuksuz rejimleri karşısında o ülkeye bir el uzatmak gerekiyorsa, o ülkede yeni bir başarılı yönetim kurulması gerekiyorsa, bu eli uzatmak varken göstermelik olarak oraya sırf korsanlarla ilgili savaş gemileri göndermenin hiçbir faydası yoktur.

Artık şekille uğraşmanın hiçbir anlamı yok. Türkiye'nin çıkarları neyi gerektiriyorsa… Dış politikada, enternasyonal dayanışmada birilerinin stepnesi olma değil, birileri karar verdi diye arkasından sürüklenme değil, birileri istedi diye gitme değil, birileri “Oraya gidin.” dediği için gitmek değil, birileri “Irak’a”, birileri “Afganistan’a”, birileri “Somali’ye gidin.”  dediği için değil… Aslolan bu ülkenin itibarı. Bu ülkenin geleceği, kendisi ihtiyaç duyduğu zaman alacağı kararlarda gizlidir.

Bu becerinin gösterildiğini düşünmüyoruz ve gerçekten, Nazım Hikmet’in, aradan geçen yıllara rağmen, aynı sözleri, aynı şiiri kulaklarımızda, yansıyor:

“Dedim ya Mister Dallas,

Herhâlde bütün bunları sizden gizlediler,

ucuzdur vardır illeti.

Hani şaşmayın,

yarın çok pahalıya mal olursa size,

bu 23 sentlik asker,

yani benim fakir, cesur, çalışkan milletim,

her millet gibi büyük Türk milleti.” diyor ve bu sözlerini burada söylerken özellikle Kore’ye yönelik asker göndermelerde dışarıya bağımlılığın altını bir başka şekilde çiziyor.

Biz parti olarak çok netiz. NATO istediği için askerimizi göndermeye karşıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bağlıyorum.

Birilerinin ticaret gemilerini, özellikle de en çok Çin’in, Hindistan’ın, Rusya’nın, Amerika’nın, Avrupa Birliğinin ve onların içinde de üç beş tane bizim de ticaret gemiciğimizin olduğu trafik noktasında karakol olmayı reddediyoruz. Kim ki bundan kâr kazanıyor, kim ki bundan para kazanıyor, gitsin, kendi özel güvenliğini, kendi sistemini de kursun diyoruz. Dünya ticareti, dünya holdingleri, dünya sermayesi de bunu yapsın, kendi güvenlik sistemini de geliştirsin diyoruz. Biz bu konuda olumsuz oy kullanacağız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ.

Buyurunuz Sayın Elekdağ. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmet tarafından onayınıza sunulan tezkere hakkında Cumhuriyet Halk Partisi adına görüşlerimi açıklamak için söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 1856 sayılı Kararı uyarınca Aden Körfezi, Somali karasuları ve Arap deniziyle mücavir bölgelerde vuku bulan korsanlık ve deniz haydutluğuyla mücadele için geçen yıl bu bölgeye gönderilen Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurları görevlerini Birleşmiş Milletler sistemi içinde başarıyla yerine getirmişlerdir. Şimdi yüce Meclise sunulan tezkereyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin deniz unsurlarının görev süresi bir yıl daha uzatılıyor.

Değerli arkadaşlarım, burada dikkati çeken husus, bu bölgelerde deniz haydutluğu ve korsanlık yapan çeteleri etkisiz hâle getirmenin çok güçlü donanmalara sahip olan büyük devletlerin kapasitelerini aştığı ve uluslararası iş birliği ve dayanışmayı zorunlu kıldığıdır.

Uluslararası terörle mücadele de değerli arkadaşlarım, aynı şekilde kapsamlı bir iş birliği ve dayanışmayı gerektiriyor. Türkiye, bu alanda sorumluluklarını ciddiyetle yerine getirmeye özen gösteren bir devlettir ancak ülkemizin aynı sorumluluk ve iş birliğini Amerika’dan ve NATO müttefiklerimizin çoğundan gördüğü söylenemez. Örneğin, PKK örgütünün sivil kolunun merkezi olan Belçika, hâlâ PKK’yı bir terör örgütü olarak tanımıyor ve maalesef iktidar bu konuyu ciddiyetle takip etmiş değil.

Tabiatıyla, bu değerlendirme, bizi iç ve dış boyutları olan Kürt açılımına getiriyor. Açılımın iç boyutu hâlâ müphemiyetini muhafaza ediyor değerli arkadaşlarım. Aylardan beri Kürt açılımı konusunda somut bir yaklaşım ortaya koyması beklenen İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay, 15 Ocak tarihli basın toplantısında da dişe gelir bir şeyler söyleyemedi. Bu arada, Öcalan’ın Ankara’yı tehdit ederek “Bir aya kadar adım atın, yoksa ortalık karışır.” mesajını vermesi, Kürt açılımından hâlâ bir şeyler bekleyenlerin umutlarını tam anlamıyla söndürdü.

Yeteneksizce yürütülen Kürt açılımı şu son derece olumsuz sonuçları doğurmuştur:

1) PKK terörüne son verilmesi ile Kürtçülük sorununun çözümünde Öcalan’a bir numaralı aktör konumu kazandırılmıştır.

2) Öcalan’ın Kürt sorununun Türkiye’de yegâne ve asli muhatabı konumuna getirilmesi, sorunun çözümünde içinden çıkılmaz bir durum yaratmıştır.

3) PKK ile onun sinsi uzantıları, Öcalan’a tapınma tutkusuyla bağlıdırlar. O nedenle, Öcalan’ın onlar üzerindeki etkisi tamdır. Bu bakımdan Öcalan’ın PKK ve BDP üzerindeki kontrolünü kaybedeceğini veya PKK’yla BDP’nin Öcalan’dan koparak bağımsız bir yaklaşım ve yapıcı bir duruş geliştirmelerini beklemek beyhudedir.

4) Öcalan, gerçek gücünün kaynağının PKK olduğu bilinciyle kendi muhatap olarak alınıncaya ve şahsını da kapsayan talepleri kabul edilinceye kadar PKK’nın silah bırakmasına izin vermeyecektir.

SIRRI SAKIK (Muş) – Somali’yle ne alakası var bunların? Ne demek istiyorsunuz?

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Bu talepler şunlardır değerli arkadaşlarım, Öcalan’ın talepleri:

1) Türkiye'nin Türk ve Kürtlerden oluşan iki uluslu bir devlet olduğu Anayasa’da güvence altına alınmalıdır. Millî devlet ilkesini tasfiye eden ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına dayanan yeni bir Anayasa hazırlanmalıdır.

2) Yeni Anayasa’da üniter devlet ilkesi görünürde muhafaza edilmekle birlikte Kürtler için özerk bölge oluşturulması ismi konulmadan düzenlenmelidir.

3) Kürtçe ikinci resmî dil olmalıdır. Temel eğitimde Kürtçe eğitim dili olarak kullanılacak, televizyon ve basın üzerine hiçbir kısıtlama getirilemeyecektir.

4) PKK kadrolarına kapsamlı af uygulanacaktır.

5) Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin geri kalmışlığı özel bir planlama ile ortadan kaldırılacak, gelir ve toprak dağılımında eşitsizliği giderici çözümler geliştirilecektir.

6) Öcalan serbest bırakılacak ve siyasi hayata entegre edilecektir.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin bölünüp parçalanmasına yol açacak böyle bir girişimin herhangi bir cumhuriyet hükûmeti tarafından kabulünün mümkün olamayacağı takdir edilecektir.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bu plan ve projeler Somali’de mi oluyor acaba?

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Başbakan Erdoğan, bu girişimi başlatırken değerli arkadaşlarım, büyük bir yanılgıya düşmüştür. Bu yanılgı, Türkiye'nin karşılaştığı sorunun Kürt etnik milliyetçiliği temeline oturmuş PKK sorunu olduğunu ve siyasi bir projeye dayandığını değerlendirememiş olmasından ileri geliyor.

Sayın Başbakanın bu konudaki söylemi şu iki yaklaşımı ortaya koyuyor: Birincisi, Sayın Başbakan Türklüğü ve “Türk milleti” kavramını Türkiye'nin üst kimliği olarak görmüyor. İkincisi, Sayın Başbakan üst kimliğimizi ısrarla “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı” olarak tanımlıyor ve vatandaşlık bağı ile inanç birliğini çözümün çimentosu olarak görüyor. Evet, Sayın Başbakanın konuşmalarından vatandaşlık üst kimliği altında birleşmeyle, inanç ve kültür bağını sorunun reçetesi olarak gördüğü anlaşılıyor. Peki, inanç bağı ve vatandaşlık üst kimliği sorunu, Kürt kimliği sorununu çözer mi? Çözmez. Çünkü PKK ve onun tahakkümünde olanlar, etnik milliyetçilik temeline oturttukları siyasi bir projeyi gerçekleştirmeyi hedefliyorlar. Onların amaçlarının ne Müslümanlıkla ne de demokratik haklarla bir ilişkisi yok.

Şimdi, Kürt açılımının dış boyutunu ele alalım. Kürt açılımı projesini destekleyen, daha doğrusu tetikleyen temel olgu, Amerika’nın Irak’tan çekilme sürecinin yarattığı dinamiklerdir. Türkiye’ye Amerika tarafından dayatılan bu proje, Amerika’nın Irak’tan çekilmesinden sonra ülkedeki Şii ve Sünni Arap cephe ile Kuzey Irak Kürtleri arasında iç savaş başlayacağı varsayımına dayanıyor. İç savaşın çıkması durumunda bölgesel Kürt yönetiminin Ankara ile Bağdat arasında kurulacak ittifak tarafından ezileceği ve ortadan kaldırılacağından endişe eden Washington, böyle bir gelişmeyi önlemek için üç ayaklı bir proje geliştirmiştir.

Birinci ayak, iç çatışma durumunda Türkiye’nin Bağdat merkezî hükûmeti yerine Kürt yönetimine destek vermesini ve Kuzey Irak Kürtlerini korumasını öngörmektedir. Yani, Türkiye Araplarla ittifak yapmak yerine Kuzey Irak Kürtlerinin hamiliğini yapacaktır. Türkiye’ye dayatılan budur.

İkinci ayak, Türkiye’nin güneydoğusu ile Kuzey Irak arasında kapsamlı bir ekonomik ve sosyal entegrasyonun gerçekleştirilmesini hedefliyor. Bu iş birliği, Türkiye’nin Kerkük-Ceyhan boru hattından Kuzey Irak petrolünün dünyaya pazarlanabilmesine de olanak sağlayacak.

Üçüncü ayak ise bölgesel Kürt yönetiminin PKK terörünü sona erdirmek için Ankara ile iş birliği yapmasını öngörmektedir. Güya bu şekilde Amerika’nın da yardımıyla PKK’nın dağdan inmesi ve silahları bırakması sağlanacaktır ancak bunun için Türkiye'nin DTP’nin yeni adresi olan BDP üzerinden terör örgütü PKK’yı muhatap olarak kabul etmesi ve bir siyasi çözüm üzerinde anlaşmaya varılması şart koşulmaktadır.

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Şarttır, şart!

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Bu işlevlerin yerine getirilmesi için Amerika’nın inisiyatifi ile bir terörle mücadele komitesi kurulmuştur. Üç üyeden oluşan ama gerçekte dörtlü olan ve işlevini Bağdat ve Erbil’de yapan bu mekanizmada Türkiye, Amerika ve Irak’a ilaveten Kürt bölgesel yönetimi de temsil edilmektedir.

Barzani’nin bu komitede temsili taraflara Amerika tarafından dayatılmıştır. Komitedeki Kuzey Irak temsilcisi komite ile PKK arasındaki irtibatı oluşturmaktadır. Örneğin Habur Kapısı’ndan giren, bilahare affedilen 34 PKK’lı teröristin Türkiye’ye gönderilmesi bu terörle mücadele komitesi vasıtasıyla yapılmıştır. Ancak terörle mücadele komitesinde temsil olunan bölgesel Kürt yönetimi ve Amerika, PKK’yı tasfiye etmekten çok, onu korumaya ve canlı tutmaya yönelik bir yaklaşım içindeler. Bu komite PKK’yı tasfiye etmek için değil, PKK’ya can üflemek ve Türkiye ile PKK’yı müzakereye oturtarak ülkemize siyasi bir çözüm dayatmak için çalışıyor. Nitekim Türkiye tarafından iki yıl önce, 2008 başında, Barzani’ye gönderilen talep listesinde şu hususlar yer alıyordu:

1) PKK’nın terör örgütü olarak ilan edilmesi,

2) Örgütün elebaşılarının Türkiye’ye teslim edilmesi,

3) PKK örgütünün siyasi bürolarının kapatılması ve kamplarının tecrit edilmesi,

4) PKK’ya lojistik desteğin kesilmesi.

Barzani, Ankara’nın bu meşru taleplerinin hiçbirini yerine getirmeyerek ve Irak Hükûmetinin Türkiye’yle imzaladığı terörle mücadele anlaşmasının öngördüğü sıcak takip hakkına da karşı çıkarak PKK’nın Türkiye’ye yönelik kanlı terör eylemlerine destek vermeyi sürdürmüştür.

Burada bir noktanın altını çizelim değerli arkadaşlarım: Barzani, Araplarla Kürtler arasında sert bir çatışmanın ayak seslerinin duyulduğu bugünkü ortamda muhakkak ki Türkiye’yle yakınlaşmayı arzu eder ancak Barzani, Türkiye ile yakınlaşmanın bedeli olarak PKK’nın yok edilmesine katkıda bulunmayı kesinlikle istemiyor. Bunun nedeni de Barzani’nin PKK’yı Kerkük meselesinde ve ileride bağımsız Kürdistan’ın ilanında Türkiye’ye karşı bir koz ve pazarlık unsuru olarak kullanmak amacıyla elinin altında bulundurmak istemesinden ileri geliyor.

Şimdi, Amerika’nın bu terörle mücadele komitesinde ne tür bir faaliyette bulunduğuna bakalım.

Biraz önce Ankara’nın PKK’nın etkisizleştirilmesi amacıyla Barzani’ye dört talep ilettiğini belirtmiştim. Eğer Amerika, Barzani üzerinde gerekli baskıyı yaparak Ankara’nın bu taleplerinin gerçekleştirilmesini sağlasaydı, değerli arkadaşlarım, PKK’nın dağ kadrosunun sadece morali değil, şu anda kendisi de çoktan tarumar olurdu ama Amerika ne Barzani üzerinde gereken baskıyı yaparak Türkiye'nin taleplerinin yerine getirilmesini sağlıyor ne de Türkiye'nin uluslararası hukuktan doğan haklarını kullanarak Kuzey Irak’ta kendi inisiyatifiyle operasyon yapmasına izin veriyor. Amerika’nın Türkiye’ye karşı izlediği bu politikanın dostane olarak nitelendirilmesi mümkün değil değerli arkadaşlarım.

Oysa, Obama yönetiminin, 2011’de kuvvetlerini Irak’tan çektiği zaman arkasında nispeten istikrarlı ve bütünlüğünü koruyan bir Irak bırakmayı ve Irak bölgesel Kürt yönetimini Sünni ve Şii Arapların hışmından korumak için Türkiye’ye emanet etmeyi öngören bir tasarımı olduğunu söyledik. O zaman nasıl oluyor da Obama yönetimi, övdüğü ve önem verdiğini söylediği Türkiye'nin çıkarlarına ağır zarar verebiliyor? Bunun nedeni, değerli arkadaşlarım, Irak’ın parçalanması durumunda Obama yönetiminin kurulacak bağımsız Kürt devletine yerleşerek burayı bir askerî üsse dönüştürme ve Orta Doğu stratejisinin önemli bir  dayanak noktası yapmayı öngören bir planı bulunmasından kaynaklanıyor. Bu plan nedeniyle Obama, Barzani’yi kolluyor, onu el üstünde tutuyor, onun bütün kaprislerine boyun eğiyor.

Değerli arkadaşlarım, görüleceği üzere Kürt açılımındaki temel sakatlık, açılımın millî bir proje olmamasında, dışarıdan kotarılan ve esas itibarıyla Amerika’nın Orta Doğu’daki stratejik çıkar ve perspektifine göre şekillendirilen bir proje olmasından ileri geliyor. Bu perspektifle, Amerika’nın Irak bölgesel Kürt yönetimine verdiği önem Türkiye’ye nazaran ağır basıyor. Bu dengesiz yaklaşım nedeniyle de Türkiye'nin yaşamsal çıkarları tehlikeye atılıyor.

Başbakan Erdoğan 7 Aralık tarihinde Washington’da Başkan Obama’yla yapacağı görüşmeye giderken uçakta gazetecilere yaptığı açıklamalarda görüşmenin ana gündemini PKK’nın tasfiye planının teşkil ettiğini söylemişti. Ne var ki görüşmelerden hemen sonra Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında Başkan Obama, yaptığı açıklamayla PKK’nın tasfiyesi ve Kandil’in temizlenmesi hususunda Türkiye’ye hiçbir destek vermeyeceğini kesin bir şekilde ortaya koydu. Oysa Obama’nın kesin ve keskin ifadelerle PKK’nın moralini bozacak, onu kanlı eylemlerinden caydıracak, Barzani’yi de Türkiye’yle teröre karşı iş birliğine davet edici bir açıklama yapması gerekirdi. Bir NATO müttefiki olarak, değerli arkadaşlarım, Türkiye’ye asgari saygı ve iyi niyet bunu gerektirirdi.

Bizi üzen…

SIRRI SAKIK (Muş) – Aslında sizi üzen nedir? Türkiye Erbil’e konsolosluk açıyor. Kahroluyorsunuz!

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Korkulu rüya demokrasi sizin için!

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – …Amerika ziyaretinin bilançosunun “sıfıra sıfır, elde var sıfır” olmasının yanında Türkiye çapında bir ülkenin böyle bir muameleye maruz bırakılması, hafife alınması ve Türkiye'nin meşru ve makul taleplerinin elinin tersiyle itilivermesidir.

Değerli arkadaşlarım, bir NATO üyesi olarak Türkiye, Afganistan Savaşı’na kapsamlı ve boyutları herkesçe takdir edilen katkıda bulunuyor. Bu bağlamda, Kabil’in komutasını bir kere daha üstlenmiş ve buranın korunması için 1.700 askerini göndererek Amerika’yla omuz omuza teröre karşı mücadele veren bir Türkiye gerçeği var.

Buna karşılık Türkiye'nin Washington’dan beklediği, Amerika’nın fiilen PKK’yla mücadeleye girişmesi değildir. Türkiye'nin beklediği, Amerika’nın, Türkiye'nin Kuzey Irak’ta kendi özgür iradesiyle kara ve hava operasyonları yapmasına getirdiği kısıtlamaları kaldırmasıdır.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bütün Kürtleri öldürsün; kuzeyde, güneyde, nerede varsa yok etsin Amerika!

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Sayın Başbakan, bütçe görüşmeleri sırasında bu kürsüden yaptığı konuşmada “Türkiye'yi bölgesel ve küresel roller üstlenen, yıldız gibi parlayan bir bölgesel güç yaptık.” diye övündü.

Yalnız, bu konuda, Sayın Başbakanın dikkatine getirmek istediğimiz bir husus var: Sayın Başbakanın böyle üst perdeden konuşmaya hakkı olması için önce Türkiye'nin kendisine sağladığı siyasi, stratejik ve jeopolitik kozları cesaretle, basiretle ve dirayetle kullanarak “stratejik müttefikimiz” diye tanımladığı Amerika’yı, PKK terörüyle mücadelede Türkiye'nin uluslararası hukuktan doğan haklarına koyduğu kısıtlamaları kaldırmaya ikna etmesi gerekir.

Sayın Başbakan bu beceriyi ve yeteneği gösteremezse bu kürsüden istediği kadar “Biz, Türkiye'yi, bölgesel ve küresel roller üstlenen, yıldız gibi parlayan bir bölgesel güç yaptık.” desin, bunlar boş ve kof böbürlenmeler olmaktan ileri gitmez.

Değerli arkadaşlarım, buraya kadar söylediklerim Kürt açılımının tamamen bir fiyaskoyla sonuçlandığını ortaya koyuyor. Bu durum, Türkiye'nin, Irak’ın kuzeyine ve PKK’ya karşı çok boyutlu, millî bir strateji geliştirmesini zorunlu kılıyor.

Bu strateji kapsamında Türk Silahlı Kuvvetlerine de çok önemli görev düşüyor. Türk Silahlı Kuvvetlerinin, önce sivil zayiata yol açmadan ve bölgenin huzur ve istikrarını bozmadan PKK’yı etkisizleştirmeyi öngören bir askerî, politik konsept geliştirmesi, sonra da buna uygun bir askerî kuvvet yapılanması oluşturması gerekiyor.

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Başkomutan da siz olacaksınız herhâlde!

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, amaç, uçar birliklerle yapılacak cerrahi nitelikte operasyonlarla nokta hedeflerin sürekli vurularak PKK örgütünün güven duygusunun yok edilmesi ve çözülme psikolojisinin yaratılarak teslime zorlamak olacaktır.

SIRRI SAKIK (Muş) – Peki, bu savaşta sizin çocuklarınız nerede olacak? Amerika’da, değil mi? Yoksul Anadolu çocukları üzerinde at oynatın.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) - Bu bağlamda yapılacak ilk operasyonlardan biri de Amerika tarafından uyuşturucu kaçakçısı olarak ilan edilip mali varlıklarına el konulan teröristbaşılardan Murat Karayılan, Zübeyr Aydar ve Ali Rıza Altun’un baskınla inlerinden kaçırılıp Türk adaletine teslim edilmeleri olmalıdır.

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Size teslim etsinler, size!

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – İsrail Tel Aviv’den 4.200 kilometre uzaklıktaki Entebbe Havaalanı’na tereyağından kıl çeker gibi harekât yaparak İsrailli rehineleri kurtarabiliyorsa NATO’nun ikinci büyük ordusu diye iftihar ettiğimiz Türk Silahlı Kuvvetlerinin avucunun içi gibi bildiği yanı başındaki bölgede bu tür operasyonlar yapamaması kabul edilemez.

Sonuç olarak, dış odaklar tarafından Erdoğan Hükûmetine dayatılan PKK ile müzakere stratejisi Türkiye’yi selamete değil, felakete götürür.

Değerli arkadaşlarım, yanlış strateji yanlış ilaç gibidir, öldürür.

Bu görüşlerle, Cumhuriyet Halk Partisi adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin deniz unsurlarının korsanlık ve deniz haydutluğuyla mücadele için yurt dışındaki görev sürelerinin uzatılması hakkındaki tezkerenin onaylanmasını kabul ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – En büyük korsanlık senin bu konuşmandır.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Elekdağ.

Sayın Özçelik, söz istemişsiniz.

Ne için?

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Partimizin adı verilerek partimize sataşma olmuştur. Cevap verme hakkımızı kullanmak istiyoruz.

BAŞKAN – Buyurunuz.

RAHMİ GÜNER (Ordu) – Ama Türkiye kanunları çerçevesinde konuşsun!

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Yok, CHP kanunları çerçevesinde konuşacağım!

BAŞKAN – Sayın Özçelik, tekrar yeni bir sataşmaya mahal vermeden lütfen.

Buyurunuz.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Siirt Milletvekili Osman Özçelik’in, İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Efendim, Sayın Şükrü Elekdağ partimizi etnik milliyetçilikle suçlamıştır. Biz etnik milliyetçi değiliz. Biz, Türkiye’nin demokratikleşmesi için  mücadele veren yasal bir partiyiz. 2,5 milyon oy alarak, 10 milyon insanın temsilcisi olarak burada bulunuyoruz.

Asıl etnik milliyetçiliğin ötesinde ırkçılık yapan Sayın Elekdağ’dır. Anayasal vatandaşlık talebimizi bile yasa dışı, demokrasi dışı olarak algılamıştır. Sorunun çözümünde partimizin, Barış ve Demokrasi Partisinin muhtemel muhatap alınması karşısında âdeta hezeyana düşmüş ve bizi yasa dışı bir örgüt gibi göstermeye çalışmıştır. Sayın Elekdağ sadece Türkiye’deki Kürtlerin sorunlarının çözümünde bu korkuyu yaşamıyor. Kuzey Irak’ta federe Kürt devletinin vatandaşlarına da düşmanca bir yaklaşım içindedir.

Sayın Elekdağ’ın, Kürtler için bugüne kadar uygulanan ırkçı politikalarda “Yedi T” formülünden başka bir formülü olmadığı anlaşılıyor.

Yedi T şudur: Tedip, Kürtler terbiye edilecek. Tenkil, Kürtler cezalandırılacak. Takti, Kürtler katledilecek. Tehcir, sürgün edilecek. Temsil, asimile edilecek. Temdin, medenileştirilecek. Tasfiye, yok edilecekler. Bunun dışında bir çözümü yoktur.

AKP’nin çözüm konusunda biraz iyi niyetli adımlar atması CHP’yi ve Sayın Şükrü Elekdağ’ı endişelendiriyor. AKP’nin bu konudaki tutarsızlığı, yetersizliği bir yana, ama ana muhalefet partisinin bu ırkçı yaklaşımını kabul etmek mümkün değil. AKP’yi gereksiz yere suçlamaktadır. AKP’nin yapması gereken demokratikleşmedir. Demokratikleşme adımlarını destekleyeceğimizi, barışa katkısını destekleyeceğimizi ifade ediyorum.

Bu ırkçı politikalar otuz yıldır 50 bin insanımızın yaşamına son vermiştir. Artık bu savaş, bu çatışma dursun. Demokratik yollardan sorunumuzu çözelim istiyoruz.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özçelik.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Yeni sataşma var.

ESFENDER KORKMAZ (İstanbul) – Sayın Başkan, yeni sataşma var, hem partimize hem Elekdağ’a.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Elekdağ.

Lütfen sayın milletvekilleri, sataşmaya cevap verirken yeni sataşma zemini oluşturmayınız.

BENGİ YILDIZ (Batman) – Konuşmasının tamamı sataşmadır, Kürtlere hakarettir onun konuşması. Millî birlik beraberliği böyle sağlayamazsınız siz. Milyonlarca Kürt’e hakaret ederek millî birliği sağlayamazsınız. Seksen yıldır bu politikayı sürdürdünüz, iflas ettiniz…

BAŞKAN – Lütfen…

BENGİ YILDIZ (Batman) – Siz de hükûmet oldunuz, Kürtleri ve PKK’yi...

BAŞKAN – Sayın Elekdağ, buyurunuz, yeni sataşmalara mahal vermeyiniz.

2.- İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ’ın, Siirt Milletvekili Osman Özçelik’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BENGİ YILDIZ (Batman) – Siz de o orduyu yönettiniz, başbakan oldunuz, Cumhurbaşkanı oldunuz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sataşma varsa yine konuşursunuz.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Sayın Başkan, ben, benden önceki konuşmacıdan sadece iki soruma cevap vermesini rica edeceğim.

Bunlardan bir tanesi: Acaba mensup olduğu parti adına buraya çıkıp “PKK yasa dışı bir örgüttür, terörist bir örgüttür.” diyebilir mi? (BDP sıralarından gürültüler)

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Ne alakası var?

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Demeyeceğiz, demedik, dedirtemezsiniz!

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Bizimle ilgili konuşun, bizimle ilgili konuşun! 10 milyon insanı temsil ediyoruz burada, bizimle ilgili konuşun!

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – İkinci sorum şu olacaktır: Acaba çıkıp bu kürsüye “Biz Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü hükümlere riayet etmeye hazırız…” (BDP sıralarından gürültüler)

SIRRI SAKIK (Muş) – Anayasa ret ve inkâr politikalarıyla doludur.

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Biz cunta anayasasını değiştirmeye hazırız.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – “…Bizim için öngörülen çözüm, bizim için öngörülecek bu çerçevede olmalıdır.” diyebilir mi?

SIRRI SAKIK (Muş) – Siz bizi terbiye etmek için mi kürsüye çıkıyorsunuz? Siz kimsiniz ki bizi terbiye etmeye çalışıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Elekdağ…

Sayın milletvekilleri, dinleyelim lütfen.

Buyurunuz Sayın Elekdağ.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Neden sakin olup beni dinlemiyorsunuz?

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Soru soruyorsunuz, cevap veriyoruz.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Beni burada ırkçılıkla suçladınız.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, hep bir ağızdan cevap verilemez. Lütfen…

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Söylediklerime kulak vermeniz ve eğer hakikaten söylediğiniz gibi bir parti iseniz o zaman çıkıp burada “Evet, PKK bir terör örgütüdür; biz bunu kınıyoruz, dışlıyoruz, bir ilişkimiz yoktur.” demeniz lazım. (BDP sıralarından gürültüler)

SIRRI SAKIK (Muş) – En büyük terörü sen estiriyorsun, sabahtan beri terör ve şiddet dışında başka ne önerdin? Iraklı Kürtler ölsün, Türkiyeli Kürtler ölsün… Amerika senin babanın uşağı mıdır?

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Demeniz lazım ki: Biz PKK’nın…

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Aylardır çetelerin, katillerin savunuculuğunu yapıyorsunuz!

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Buraya çıkıp şunu demeniz lazım: “Biz PKK’nın sinsi uzantıları olmayı kabul etmiyoruz, reddediyoruz.”

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Siz özür dileyeceksiniz bütün Kürtlerden!

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Eğer bunu diyemezseniz siz PKK’nın sinsi uzantılarısınız!

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Kürtler adına konuşmaya sizin hiçbir hakkınız yok, haddiniz değildir! Siz olsa olsa Dersim katliamını onaylayacak insansınız.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Sizlere söyleyecek başka lafım yok.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Elekdağ.

BENGİ YILDIZ (Batman) – Anayasa Mahkemesinin sizi kapatması lazım. Irkçılığın ve milliyetçiliğin odağısınız siz! Irkçılığın odağısınız!

BAŞKAN - Buyurun Sayın Birdal. (BDP sıralarından alkışlar)

3.- Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal’ın, İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

AKIN BİRDAL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; şimdi, birincisi: Uzak, denizaşırı yere askerlerimizi gönderecek miyiz, göndermeyecek miyiz? Uluslararası sermayenin güvenliğini, bekçiliğini yapacak mıyız, yapmayacak mıyız? Gündem, bir defa, buydu. Sayın konuşmacı, bir defa, buna hiç değinmedi; bir.

İkincisi: Faşist darbe anayasası… Burada faşist darbe anayasasına sığınarak demokratik hak ve özgürlüklerinin gerekçesi yapılamaz.

Üçüncüsü: Herkes için kişi güvenliği ve özgürlüğü var ve daha önce bu çatı altında bulunmuş ama şimdi Avrupa’da, Zübeyir Aydar, Rıza Altun ve diğer bir kişi için “inlerinden çıkmak” ne demek? Herkesin kişi güvenliği ve özgürlüğü var ve onuru var, insanlık onuru var.

Yani, şimdi sizin burada gerçekten darbecileri, çeteleri savunmanız, bu yüce çatı altında… Yine buranın zeminine uygun bir tarzla tavır alınıyor ve söyleniyor. Yani, polemikten, şiddetten, gerilimden ne medet umuyorsunuz? Darbelere ve darbecilere sığınmaktan ne yarar umuyorsunuz? O nedenle, gerilim ve şiddetten uzak, burada ne sözünüz varsa ana muhalefet olarak söyleyin. Ama, ne yazık ki siyasetin diyalektiğine aykırı bir tabloya tanık oluyor Türkiye ve yüce Meclis. Her zaman ana muhalefet partisi ezilenlerden, emekçilerden, özgürlüklerden yanadır; iktidar partisi muhafazakârdır, tutucudur ama şimdi iktidar partisi gerçekten demokratikleşmeden -ki o konuda da samimiyetinin olmadığı açığa çıktı ya- insan haklarından söz ederken ana muhalefet partisi statükocu, militer ve darbeci bir tutum içine giriyor. Böyle bir şey olur mu?

O nedenle, biz bu tutumu kınıyoruz, telin ediyoruz ve Sayın Başkanın da bu tür hezeyanlara izin vermemesi gerektiğini düşünüyoruz.

Saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Birdal.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, “Ana muhalefet partisi darbecidir, darbecilere sığınıyor.” diyerek açık bir sataşmada bulundu Sayın Konuşmacı.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sizin Sözcünüz “12 Eylül Anayasası’na sadık mısınız?” demedi mi?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Anadol. (CHP sıralarından alkışlar)

4.- İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol’un, Siirt Milletvekili Osman Özçelik ve Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri; burada bir tartışma oluyor. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşan Sayın Şükrü Elekdağ’ın konuşmalarına karşılık...

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Barış ve Demokrasi Partisi…

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - …parti grubu kendilerine sataşmada bulunulduğu iddiasıyla söz aldı. İç Tüzük yürüyor.

Şimdi, ben o tartışmayla ilgili bir şey söylemeyeceğim. Sayın Şükrü Elekdağ düşüncelerini söylediler.

Şu “darbeci” meselesine bir gelelim. 12 Mart Muhtırası verildi ve Sayın Demirel “Bu, Anayasa’ya aykırıdır, hukuka aykırıdır.” diyerek istifa ettiler ve…

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Şapkasını alıp gitti.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - “Şapkasını alıp gitti.”  edebiyatı oradadır.

…bir sene-bir buçuk sene susarak olayların gelişmesini bekledi Sayın Demirel. Sonra, Cumhurbaşkanlığı seçimi söz konusu oldu. Ordunun adayı gibi görünen Faruk Gürler’e karşı Cumhuriyet Halk Partisi ve Adalet Partili milletvekilleri, liderleri iş birliği yaptılar, Sayın Cevdet Sunay’ın süresini uzatmak istediler; 1 oyla Meclisten geçmedi anayasa değişikliği. Ondan sonra, merhum Fahri Korutürk Cumhurbaşkanı seçildi ve Süleyman Demirel konuşmaya, demeçler vermeye başladı. Merhum Bölükbaşı’na gazeteciler sordular: “Demirel bir buçuk senedir susuyordu, şimdi konuşmaya başladı, ne diyorsunuz?” El cevap: “Menzil dışına çıktı da onun için konuşuyor.” Şimdi, biz Cumhuriyet Halk Partililer, başta Genel Başkanı, birçok Cumhuriyet Halk Partili üye menzil içindeyken darbeyle, darbecilerle kavga etmiş insanlarız, gerçek demokrasi mücadelesini veren insanlarız.

SIRRI SAKIK (Muş) – Şimdi de Silivri’de onlarla birliktesiniz. Silivri’de sizin Genel Başkanınız avukat, milletvekilleriniz avukat.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Darbecilere sahip çıkan, darbecileri…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Hayır, böyle suçlayamazsınız. (BDP ve CHP sıralarından karşılıklı konuşmalar, gürültüler)

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Şimdi, bir dakika… Bir dakika… Bir dakika, dinleyin…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, kürsüde konuşan Sayın Anadol’u dinleyiniz. Karşılıklı konuşmayınız lütfen.

SIRRI SAKIK (Muş) – Suçlarız. Siz bir halkı suçluyorsunuz ama biz sizi suçlayamayacağız, değil mi? (BDP ve CHP sıralarından karşılıklı konuşmalar, gürültüler) Biz o halkın temsilcisiyiz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – O halkı sadece siz mi temsil ediyorsunuz, herkes temsil ediyor.

SIRRI SAKIK (Muş) – Evet, biz temsil ediyoruz.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…

Sayın Sakık, Sayın Özyürek, karşılıklı konuşmayınız lütfen.

Buyurunuz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bir defa da siz temsil edin. Zaten yıllarca öyle temsil ettiniz, öldürdünüz, öldürdünüz…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Kim öldürmüş? Bırakın bu hikâyeleri.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda konuşma ve tartışma uslübuna uygun davranın.

Buyurun Sayın Anadol.

AKIN BİRDAL (Diyarbakır) – Asıl hikâyeyi siz anlatıyorsunuz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Bu mağdur edebiyatıyla nereye kadar gideceksiniz?

SIRRI SAKIK (Muş) – Siz öldürme edebiyatıyla nereye kadar gideceksiniz?

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Birdal, Sayın Sakık, lütfen, konuşmacıya izin veriniz.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Müsaade et, konuşayım.

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Grup Başkan Vekiliniz müsaade ederse konuşabileceksiniz.

BAŞKAN – Lütfen dinleyiniz.

Buyurunuz.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Eski partiniz, BDP, DTP pardon, önerge verdiniz, dediniz ki: “Orduda cuntayla, darbeyle hareket eden, bu yolda çaba gösterenler hakkında Meclis araştırması açalım.” diye önerge verdiniz. Ne oldu? Biz lehte oy kullandık.

SIRRI SAKIK (Muş) – İçinizdeki darbecileri ilk önce atın!

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – İktidar partisi çıktı aleyhte konuştu ve önergenin reddine sebep oldu.

Şunu söylüyorum: Kim bu Parlamentoda darbecilere sahip çıkıyorsa, darbecilere sempati gösteriyorsa alçaktır, şerefsizdir! (“Bravo” sesleri, alkışlar) Ancak “darbe” sözcüğüyle… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – “Ancak” yok işte! Alkışlarımızı geri alıyoruz.

BAŞKAN – Lütfen sakin olunuz.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, politikacıların ve bazı köşe yazarlarının 12 Eylül darbesinden sonra neler söylediğini burada açıklarsam çok insanın yüzü kızarır.

AHMET YENİ (Samsun) – Açıkla.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Şimdi -bir dakika- güncel politika ne? E               MASYA Protokolü, değil mi? “Ortadan kaldıralım.” Bir tanesinin altında kimin imzası var? İki imza var. Birinci Ordu Komutanı, değil mi?

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Bizim yok.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Öbür imza, Başesgioğlu… Kendiniz imzaladınız, kendiniz kaldırmaya çalışıyorsunuz. Başesgioğlu imza sahibi değil mi, İçişleri Bakanı Başesgioğlu? EMASYA Protokolü’nde imzası var mı, yok mu? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) – Müsteşarın imzası vardı.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – O zaman AK PARTİ yoktu.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Şimdi, gelip taa cumhuriyetin ilk döneminin hesabını soruyorsunuz bizden, şerefle veriyoruz. Hatasıyla, günahıyla, o cumhuriyeti kuran, 1950’ye kadar iktidarda bulunan partinin     -onun mirasçısıyız biz- her türlü hesabını vermeye hazırız ama size beş sene evvelki sözlerinizi hatırlattığımız vakit “Biz gömlek değiştirdik.” diyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Anadol, lütfen sözünüzü tamamlayıp teşekkür ediniz.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Size -Hikmetyar’ın dizlerinin dibinde- geçmişinizle hesaplaşmanızı diliyorum.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Anadol.

Sayın milletvekilleri, on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.59


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Başbakanlık tezkeresi üzerindeki görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Hükûmet yerinde.

Şimdi söz sırası, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna ait ama ondan önce Sayın Başesgioğlu bir kısa açıklama yapmak istiyor.

Buyurunuz Sayın Başesgioğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

5.- İstanbul Milletvekili Murat Başesgioğlu’nun, İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol’un, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; öncelikle Sayın Başkana söz hakkı verdiği için çok teşekkür ediyorum.

Huzurunuza gelmemin nedeni: Bir evvelki oturumda söz alan Cumhuriyet Halk Partisinin Değerli Grup Başkan Vekili Sayın Kemal Anadol’un şahsımla ilgili konuşması üzerine söz almak mecburiyetinde kaldım.

Konu da şudur: Birkaç gün de yazılıp çiziliyor, “EMASYA” diye tabir edilen emniyet ve asayiş planlarının altında benim imzam olduğunu ifade etti Sayın Anadol. Hemen söyleyeyim: Ben o tarihte İçişleri Bakanıydım ama o Protokol’ün altında benim imzam yok, Bakanlık Müsteşarı Sayın Teoman Ünüsan’ın imzası vardır. Bu demek değil, ben hayatım boyunca sorumluluğu hiç kimseye ciro eden bir adam değilim. 30 Haziran 1997’de İçişleri Bakanlığı görevine geldim. O günleri hep birlikte hatırlayalım: Emniyet ile askerler arasında son derece bir çekişme var. Emniyet daire başkanları tutuklanmış, emniyetin ağır silahları isteniyor; işte, emniyete alternatif silahlı bir güç gibi gösterilme konusu var. Dolayısıyla, iki güvenlik güçleri arasında çok büyük, muazzam bir çekişme var.

Bu Protokol’ün tarihi 7 Temmuzdur, yani 30 Haziranda ben göreve geldim, 7 Temmuzda bu Protokol akdedilmiştir. Aslında bu Protokol, bizden önceki Hükûmet yani 54’üncü Hükûmet zamanında tamamen olgunlaştırılmış, parafe edilmiş ve imza noktasına gelmiş bir protokoldü.

Şimdi, Türkiye’de maalesef çok büyük bir bilgi kirliliği var: “EMASYA; ha, bulduk, işte bunu da bulduk; darbe marbe…”

Arkadaşlar, bir kere, konuyu bilmemiz lazım. EMASYA planı, Türkiye'nin meşru güvenlik güçlerinin arasındaki koordinasyon ve iş birliğini en yüksek seviyeye çıkarmanın yasal dayanağı olan bir protokoldür. Yasal dayanağı nedir? İl İdaresi Kanunu’nun 11/d maddesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, biraz konu şey ama olabildiğince kısa toparlayacağım. Çok teşekkür ederim.

11/d maddesi 1996 yılında değiştirilmiştir. Özü de il valisinin bölgesinde çıkan toplumsal olayların kendi gücüyle üstesinden gelemediği takdirde kuvvet talep etmesini göstermektedir. Ha, bugüne kadar 11/d maddesi uygulanmış mı uygulanmamış mı bunu da bilen yok, ama bir laf dolaşıyor: “Asker, kendiliğinden, validen izin almadan toplumsal olaylara müdahale edecek.” Yok böyle bir şey.

Diyor ki, şuradan izninizle okuyayım: “Toplumsal olayların şekil değiştirerek birçok bölgede geniş halk kitlelerine yaygınlaşması, şiddete, katliama ve anayasal düzeni bozmaya yönelmesi durumunda; İl/İlçe Güvenlik Koordinasyon Komisyonu, olağanüstü ve ivedilikle toplanır. Bu gibi durumlarda EMASYA Komutanlıkları (bölge/tali) olayları yakinen takip eder ve birliklerin hazırlıklarını tamamlar. Olaylara müdahale edebilecek toplanma bölgelerinde, birlikleri hazır bulundurur. Olayların gelişmesini değerlendirir. Başta mülki amirler olmak üzere ilgili kademelere bilgi verir ve gecikmenin yaratacağı mahzurları ortadan kaldırmak için olaylara müdahale eder.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla) – Yani askerin de müdahale etmesinin bir sürü derecattan geçen durumu var.

Dolayısıyla, arkadaşlar, evet, bu EMASYA planları benim deruhte ettiğim, daha yedi günlük Bakan iken önüme getirilen bir konudur ama burada sorumluluğu bürokratlara havale etmiyorum. O günün şartları içerisinde bu konu gözden geçirilmiştir ve birbirleriyle görüşmeyen, yardımlaşmayan, istihbarat paylaşmayan, operasyon yapmayan güvenlik güçlerini birlikte çalıştırmanın bir modelidir. Burada hiç kimsenin bir şey aramaması gerekir. Bunu ifade etmek için söz aldım. O günün şartları içerisinde yine bu plan gelseydi, ben bunun onaylanması için müsteşara yine yetki verirdim çünkü hiçbir kompleksim yok. Güvenlik güçleri bu ülkenin güvenlik güçleri, birlikte, sırt sırta mücadele edecekler. Onun için, lütfen EMASYA Protokolü’nü açın okuyun, ondan sonra değerlendirmenizi yapın.

KADİR URAL (Mersin) – Başbakan okusun EMASYA Protokolü’nü.

MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla) – Son, şunu söylüyorum: Büyük Atatürk bir güney gezisine gidiyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Başesgioğlu, konu son derece net anlaşılır hâle dönüştü.

MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla) – Şunu bitireyim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sözünüzü bağlamanız için tekrar bir… Buyurun.

MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla) – Son cümlem Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

…Yanında Jandarma Alay Komutanı, bir tarafında da Vali… Atatürk soruyor: “Komutan, asayiş nasıl?” diyor. Daha cevap vermeden Vali devreye giriyor: “Paşam, bu bölgenin asayişi benden sorulur, sorunuzu lütfen bana sorun.” diyor.

Bu ülkede sorumlular sorumluluklarını hatırlarsa, sahip çıkarsa, yetkilerine sahip çıkarsa demokratik düzenden zerre şaşma olmaz.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Başesgioğlu.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, bir cümle söyleyeceğim, cevap değil.

EMASYA Protokolü’nü gündeme getiren ana muhalefet partisi değildir, bizzat Sayın Başbakandır.

BAŞKAN – Evet.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Hukuki ve siyasi sorumluluğu, söylediği gibi, Sayın Başesgioğlu’nun kendisine aittir. Ben sadece ismi Teoman Ünüsan olarak düzeltiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

M. NURİ YAMAN (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, sayın milletvekilleri, konumuza dönüyoruz.

M. NURİ YAMAN (Muş) – Sayın Başkanım, giremiyorum sisteme bir türlü. Bu konuda bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Lütfen sistemi açar mısınız arkadaşlar.

SIRRI SAKIK (Muş) – Kürsüden konuşsun.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Yaman.

Lütfen çok kısa olsun, konumuz epey dağıldı.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- Muş Milletvekili M. Nuri Yaman’ın, EMASYA Direktifi’yle EMASYA Protokolü’nü birbirinden ayırmak gerektiğine ilişkin açıklaması

M. NURİ YAMAN (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Tabii, konuya katkı sunmak amacıyla söz verdiğiniz için teşekkür ederim. Şimdi, burada bana göre iki şey karıştırılıyor: EMASYA Protokolü ayrı şeydir, EMASYA Direktifi farklı şeydir. EMASYA Direktifi, Millî Güvenlik Siyaset Belgesi’nin gereği olarak 1960 Anayasası’ndan bu yana zaten uygulanan bir direktiftir. Buna dayalı olarak Sayın Başesgioğlu’nun bahsettiği, sadece İçişleri Bakanlığında, bu, emniyet ve asayişin koordinesinin sağlanmasıyla ilgili bir protokoldür. Bunun dayanağı, Millî Güvenlik Siyaset Belgesi’nde öngörülen iç ve dış düşmanlarla mücadelede askerlikle ilgili İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesinin askerî birliklere verdiği bir yetkinin kullanılmasına dayanır. O nedenle bu ikisini, EMASYA Direktifi’yle EMASYA Protokolü’nü birbirinden ayırmak lazım. Zaten EMASYA Direktifi, Genelkurmay tarafından, yıllardan beri bu “iç düşman” diye belirtilen, bölücü, yıkıcı ve irticai faaliyetlerle mücadelede iç düşman olarak gösterilen aşırı solla, bölücülükle, irticayla, radikal İslam’la, ırkçılıkla mücadelede bu Direktif, Genelkurmaya, o Millî Güvenlik Siyaset Belgesi kapsamı içinde bu çalışmaları yapma yetkisi verir. Esas kaldırılması gereken, İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesine dayalı olarak Genelkurmaya verilmiş olan EMASYA Direktifi’nin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

M. NURİ YAMAN (Devamla) – EMASYA’ya dayalı olarak verilen emrin kaldırılması olmuştur.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yaman.

Konu son derece net anlaşılmıştır.

Şimdi, gündemimize dönüyoruz.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Tezkereler (Devam)

2.- Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının; korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle mücadele amacıyla yürütülen uluslararası çabalara destek vermek üzere, gereği, kapsamı, zamanı ve süresi Hükûmetçe belirlenecek şekilde Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için Hükûmete verilen izin süresinin 10/02/2010 tarihinden itibaren bir yıl uzatılmasına dair Başbakanlık tezkeresi (3/1073) (Devam)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kırıkkale Milletvekili Vahit Erdem…

Buyurunuz Sayın Erdem. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA VAHİT ERDEM (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi için, 10 Şubat 2009 Tarihli ve 934 Sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’yla Hükûmete verilen bir yıllık izin süresinin, anılan kararda belirtilen ilke ve esaslar dâhilinde, 10/2/2010 tarihinden itibaren bir yıl uzatılması hususunda Hükûmet tezkeresi üzerinde AK PARTİ Grubu adına görüşlerimizi arz edeceğim. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

İçinde bulunduğumuz yüzyılda dünya güvenlik yapısı çok değişik bir durum göstermektedir. Küçük, belirsiz ve değişken tehditlerin giderek yoğunlaştığı bir yüzyılda bulunuyoruz. Zamanla küresel karakter kazanan bu tehditlere karşı mücadele de yeni savunma konseptinin ve mücadele tarzının geliştirilmesini zorunlu bir hâle getirmiştir. Klasik alan savunması yanında alan dışı savunmalar gittikçe önem kazanmaya başlamıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra yoğunluk kazanan askerî operasyonların hepsi, operasyona katılan ülkelerin toprakları ötesinde cereyan etmektedir. Zira, çok uzakta zannedilen bir tehdit, şu veya bu şekilde, o tehdidi kendinden uzak gören herhangi bir ülkeyi de bir gün tehdit eder hâle gelmektedir.

Bugün üzerinde konuştuğumuz ve terörizmin bir başka şekli olan deniz korsanlığı da bu mahiyette ve pek çok ülkeyi ilgilendiren bir tehdit olarak yoğunluk kazanmıştır. Son yıllarda korsanlık ve deniz haydutluğu, gittikçe büyüyen, bölgesel ve küresel tehdit oluşturmaya başlamıştır.

Tarih boyunca bilinen korsanlık olayı, çağımızda daha teçhizatlı, organize bir yapıyla ve cesurane saldırılarla uluslararası deniz taşımacılığını ve ticaretini tehdit eder hâle gelmiştir. 2008’de meydana gelen 290 korsan saldırısının çoğu Somali açıklarında gerçekleşmiştir. Bu saldırılar, insani yardım malzemesi dâhil tüm gemi ve süper tankerlere yöneliktir. Başlangıçta bölgesel kabul edilen saldırılar gittikçe küresel bir mahiyet kazanmıştır.

Uluslararası Denizcilik Bürosunun verilerine göre korsanlık olayı 2006’dan itibaren her yıl artarak devam etmektedir. Bu artış korsanlığın Somali sahillerinde yoğunlaşmasıyla başlamıştır. Dünyanın diğer bölgelerinde azalma olduğu ve özellikle Güneydoğu Asya’da ciddi azalma gösterdiği ifade edilmektedir. Somali’den sonra en çok saldırının olduğu bölge ise Nijerya açıklarıdır.

Korsanlık ve deniz haydutluğu olaylarının Aden Körfezi ve Somali açıklarında bu derece yoğunlaşması ve artmasının nedenlerinin başında Somali’nin devlet olarak çöküntüye uğraması gelmektedir. Muhammed Ziyad Barre rejiminin 1991’de çökmesiyle Somali’de etkin bir merkezî otorite kalmamıştır. Emrivaki otonom bölge oluşumu, silahlı gruplar ve diğer grupların ortaya çıkması ülkede yönetim bütünlüğünü yok etmiştir. Bu durum ülkede organize suç örgütlerinin artmasına ve korsanlık ağının oluşmasına yol açmıştır. Ayrıca, Somali dâhil bölge ülkelerinde fakirlik, açlık, sefalet, yolsuzluk bu suç örgütlerine zemin hazırlamaktadır.

Aden Körfezi’nin coğrafi konumu ve bu bölgedeki küresel deniz trafiğinin önemi nedeniyle, bu bölgedeki saldırılar dünyanın diğer bölgelerine nazaran dünya ticaretine daha tahrip edici etki yapmaktadır.

2008 yılında ve 2009’un ilk dokuz ayında saldırıların çoğunluğu Somali-Yemen arasında, 170 deniz mili genişliğinde, dar bir koridor olan Aden Körfezi’nde yer almıştır. Körfez’de yoğunlaşan uluslararası savaş gemileri sebebiyle, korsanlar, Arap Denizi’nin güneybatı kısmında, Somali havzasında yoğunlaşmaktadırlar. Aden Körfezi’nin beş misli büyüklüğünde olan bu alanın savunulması daha zor bir mahiyet göstermektedir.

Yıllık küresel ticaretin yüzde 20’sinin cereyan ettiği ve 25 bin civarında ticari geminin geçtiği bu alan, uluslararası ticaret güvenliğinin sağlanması açısından öncelikli bir durum arz etmektedir. Bu durum karşısında, ulusal ve uluslararası deniz güvenliği güçlerinin bölgede güvenliği sağlayabilmeleri için, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ilave hukuki bir çerçeve oluşturmak üzere birtakım kararlar almıştır.

Korsanlığın geleneksel tarifi Birleşmiş Milletlerin 1982 tarihli Deniz Hukuku Konvansiyonu’nun 101’inci maddesinde yer almaktadır. Bu tarif, bir gemiye saldırıyı korsanlık olarak kabul etmektedir. Bu tarife göre, ülkelerin kıta sahanlığı veya ekonomik zone alanları veya devletlerin hukuki alanlarındaki saldırılar korsanlık tarifinin dışında kalmaktadır. Bu tarife göre, eğer ülkelerin hukuki hakkı olduğu kabul edilen deniz alanlarında bir saldırı olursa bu silahlı soygun sayılmakta ve farklı bir hukuki rejim uygulanması gerekmektedir. Hâlbuki Somali sahillerinde gemilere yapılan saldırı çoğunlukla kıta sahanlığı bölgesinde gerçekleşmektedir. Bu tarifi bugünkü şartlara göre uygulanabilir hâle getirmek için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ilave hukuki nitelikli kararlar almıştır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin oluşturduğu bu hukuki çerçeveye dayanarak, çeşitli ülkeler ve uluslararası kurumlar, bölgeye 2008’den itibaren müdahale etmeye başlamışlardır. Müdahale eden uluslararası kurumların başında Avrupa Birliği ve NATO gelmektedir. Bölgede askerî gemi bulunduran ülkeler ise ABD, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Hindistan, Japonya, Güney Kore ve Avustralya gibi ülkelerdir.

Bu gelişmeler çerçevesinde, devlet olarak uluslararası güvenliğe katkımızı sağlamak ve söz konusu bölgede Türk bayraklı veya Türkiye’ye ait yük taşıyan gemileri korumak üzere Hükûmetimiz, bölgeye Türk deniz unsurlarını sevk etmek amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinden 10 Şubat 2009 tarihinde izin almıştır. Bu iznin gereği olarak, bölgeye fırkateyn göndererek bu alanda güvenliğe katkı sağlanmaktadır. Türk fırkateynleri, verilen görevleri başarıyla yerine getirmektedirler. Bölgede deniz korsanlarının tehdidi devam etmektedir. Dolayısıyla, Türkiye’nin uluslararası kurum ve devletlerle birlikte tehdit alanında varlığını sürdürmesi tabii karşılanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, içinde bulunduğumuz yüzyılda karşılaşılan karmaşık, değişken, belirsiz, münferit ve bölgesel asimetrik tehditler hiçbir ülkenin tek başına karşı koyamayacağı tehditlerdir. Özellikle terörizm, deniz korsanlığı gibi uluslararası içerik kazanan tehditlere karşı ciddi ve samimi bir uluslararası iş birliği kaçınılmaz bir mahiyet arz etmektedir. Zamanında ve yerinde müdahale edilmeyen ve iş birliği yapılmayan yerel tehditler, zamanla gelişerek uluslararası özellik kazanmakta ve bölgesel veya küresel boyuta ulaşmaktadır. Bu tehditler belli boyuta ulaştıktan sonra da mücadele zorlaşmakta ve çok daha pahalı hâle gelmektedir.

Türkiye, otuz yıla yakın, terörizmle mücadelenin içindedir ve yeteri kadar uluslararası iş birliğinin sağlanamamasının da acısını çekmektedir. Türkiye bu yaşadığı tecrübeyle uluslararası iş birliğinin önemine en çok inanan ülkedir. Bu sebeple Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan bölgesel kriz ve çatışmalarda ve terörizmle mücadelede hep uluslararası camiayla birlikte hareket etmiştir. Balkanlardaki operasyonlarda, Afganistan operasyonunda ve Akdeniz’de devam eden NATO’nun aktif davranış operasyonunda Türkiye önemli katkılar sağlamış ve sağlamaya devam etmektedir. Türkiye’nin Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları ile Arap Denizi bölgesindeki korsanlık ve deniz haydutluğu olaylarına karşı deniz unsurlarıyla katkılarının devamı, bu anlayış çerçevesinde sürdürülecektir. Türkiye’nin uluslararası bu operasyonlara katılması, kendi güvenliği ve uluslararası saygınlığının da bir gereğidir.

Değerli milletvekilleri, bu askerî operasyonlar uluslararası camiaya ve devletlere yeni tecrübeler kazandırmakta ve dersler vermektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri de bu operasyonlarda büyük tecrübe kazanmaktadır. Uluslararası kurum ve devletlerin aldığı ders ve tecrübelerden biri de askerî operasyonların bazı hâllerde tek başına çare olmadığı, onun yanında, ekonomik, sosyal ve yapısal tedbirlerin gerektiği gerçeğinin ortaya çıkmasıdır. Afganistan operasyonu bu duruma en bariz örnektir. Bu sebeple, NATO’da “kapsamlı yaklaşım stratejisi” geliştirilmiştir. Bu tezkereye konu olan bölgede yapılan askerî operasyonun başarısı da sınırlı kalabilir çünkü deniz korsanları ve haydutları çevre ülkelerde yapılanmakta ve örgütlenmektedirler. Çevre ülkelerde ise -yukarıda bahsettiğim gibi- yönetim zaafı, fakirlik ve hukuksuzluk hâkimdir. Özellikle Somali bu bakımdan deniz korsanlığının kaynağı olmaktadır. Bu sebeple, uluslararası toplum ve ülkeler, korsanlığa kaynak teşkil eden ülkelere kapsamlı bir yaklaşım stratejisi uygulamalıdırlar; ekonomik yardım ve yönetim sistemlerinin iyileştirilmesi, hukuk sisteminin oluşturulması, sahil güvenlik sisteminin güçlendirilmesi gibi. Böylece, korsanlığın organize olduğu ülkeleri bu mücadeleye dâhil etme sağlanmış olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu vesileyle, Türkiye’nin dış politika açılımıyla ilgili de birkaç husus üzerinde durmak istiyorum.

İçinde bulunduğumuz dönemde dünya çok değişken ve dinamik bir evrim içindedir; küreselleşme ivme kazanarak devam etmekte ve ülkelerin ilgi alanları genişlemektedir. Türkiye tabii ki bu ortamda statik kalamaz, dış politikasını ve ilgi alanlarını genişletmek durumundadır. Özellikle Kafkasya, Orta Asya, Orta Doğu ve Balkanlar, Türkiye’nin tarihî, ekonomik ve kültürel ilgi alanlarıdır. Diğer yandan, Türkiye, soğuk savaş döneminin başından itibaren de Bati ittifakı içinde, NATO’nun üyesi olarak yer almış, Amerika Birleşik Devletleri’yle özellikle güvenlik ve savunma konusunda kapsamlı iş birliği içinde olmuş ve giderek bu iş birliği stratejik ortaklığa dönüşmüştür. Avrupa Birliğiyle de elli yıldan fazla bir süredir ilişki içindedir ve bu ilişki, 2005 yılında, AK PARTİ Hükûmeti döneminde katılım müzakeresinin başlamasıyla yeni bir süreç içine girmiştir. Türkiye'nin, birtakım sorunlara rağmen Amerika Birleşik Devletleri’yle ilişkileri, ülke menfaati gereği kararlılıkla sürdürülmelidir. Yeni bölgesel ve küresel dış politika açılımları bu dengeleri gözeterek devam etmelidir. Bu çerçevede, Hükûmetimizin dış politikadaki açılımları Türkiye’yi bölgede daha güçlü bir aktör hâline getirebilecektir.

Değerli milletvekilleri, esas gündeme tekrar dönersek, sonuç olarak, Hükûmetimizin, 10/02/2009 tarihli ve 934 sayılı TBMM Kararı’nın bir yıl daha uzatılması talebini, yukarıda açıkladığım gerekçelerle AK PARTİ Grubu olarak uygun bulmaktayız ve destekleyeceğiz.

Yüce Meclisi bu vesileyle tekrar en derin saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Erdem.

Şahsı adına Çankırı Milletvekili Suat Kınıklıoğlu.

Buyurunuz Sayın Kınıklıoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SUAT KINIKLIOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının, Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görev süresinin Anayasa'nın 92’nci maddesi uyarınca 10/02/2010 tarihinden itibaren bir yıl uzatılmasına dair Başbakanlık tezkeresi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Avrupa-Asya arasında geçiş yolu sağlayan Aden Körfezi, Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz’den yıllık ortalama otuz üç bin adet gemiye geçiş sağlamaktadır. Dünya deniz ticareti için büyük önemi haiz olan Aden Körfezi’nde, Somali kara sularında, Hint Okyanusu’nda seyreden ticari gemilere yönelik yasa dışı eylemlerin uluslararası ticareti ve deniz taşımacılığını olumsuz şekilde etkilediği, can ve mal emniyetine çok ciddi tehdit oluşturduğu hususunda bugün dünyada tam bir görüş birliği mevcuttur. Nitekim, bölgede, bugüne kadar beş yüzden fazla korsanlık, deniz haydutluğu ve silahlı soygun vakası meydana gelmiştir. Elbette ki bu tehdit ülkemizi de yakından etkilemektedir. Söz konusu trafik yolları Türk ticaret gemileri tarafından da yoğun şekilde kullanılmakta, aylık olarak otuz civarında Türk gemisi bu bölgeden geçiş yapmaktadır. 2008 yılı sonundan bu yana, Türkiye bağlantılı dört ticari gemi mürettebatlarıyla birlikte rehin alınmış, bunlar daha sonra serbest bırakılmıştır.

Hiçbir ülkenin tek başına bu sorunla baş edebilecek imkân ve kabiliyete sahip olmamasından dolayı, uluslararası toplum müşterek hareket ederek bu sorunun ortadan kalkması için ortak bir çaba göstermektedir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 1851 sayılı Kararı ışığında, 8 Ocak 2009’da, Amerika öncülüğünde müşterek bir görev gücünün kurulması kararlaştırılmıştır. Deniz haydutluğu, korsanlık ve silahlı soygun ile mücadelede uluslararası iş birliğinin geliştirilmesine özel bir önem atfeden ülkemiz, bu alandaki çabaları desteklemiş, uluslararası kuruluşlar bünyesinde yürütülen çalışmalara aktif katkı sağlamıştır. Bu yaklaşımla, ülkemiz, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 1851 sayılı Kararı çerçevesinde oluşturulan Temas Grubuna da kurucu üye olarak katılmıştır. Temas Grubunun 28 Ocak 2010 tarihinde New York’ta yapılan toplantısında, ülkemizin önümüzdeki dönemde, anılan grubun başkanlığını yapması kararlaştırılmıştır. Bu görev, ülkemizin sergilediği kararlı ve aktif tutumu ve somut katkılarının bir yansımasını teşkil ederken ülkemize duyulan güvenin de bir göstergesi olması bakımından büyük önem arz etmektedir.

Değerli milletvekilleri, söz konusu yasa dışı eylemlerin vuku bulduğu deniz alanları uluslararası deniz ticaretinin başlıca güzergâhlarından biri olup Türk ticaret gemileri tarafından da yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Ticari gemilerimize ve bunlarda görev yapan vatandaşlarımıza yönelik tehdit, ülkemizin ticari ve ekonomik menfaatlerini olumsuz olarak etkilemektedir.

Bu nedenlerle, dünya barışı ve istikrarına yapacağı olumlu katkıyı ve ulusal çıkarlarımızı da dikkate alarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulan tezkerenin uzatılması gerektiği kanaatindeyim.

Bu vesileyle, bölgede görev yapan Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının başarılarının devamını diler, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kınıklıoğlu.

Hükûmet adına Millî Savunma Bakanı Vecdi Gönül konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Gönül. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; deniz haydutluğu ve korsanlık eylemleriyle mücadele kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının yurt dışında görevlendirilmesine ilişkin 10 Şubat 2009 tarihli 934 sayılı yüce Meclisimizin Kararı’yla Hükûmete verilen bir yıllık izin süresinin uzatılması maksadıyla verilen tezkerenin gerekçelerini açıklamak üzere huzurunuzda bulunuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime öncelikle deniz haydutluğu/korsanlık meselesiyle ilgili kısa bir değerlendirmeyle başlamak istiyorum. Dünya deniz ticareti için büyük öneme haiz olan Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nden yıllık ortalama otuz üç bin adet ticari gemi geçiş yapmaktadır. Söz konusu gemi geçişleriyle dünya ticaret hacminin yüzde 14’ü ve dünya petrol ihracatının ise yüzde 26’sı karşılanmaktadır. Bölgeden geçen Türk ticaret gemilerinin sayısı aylık olarak otuz civarındadır.

Aden Körfezi’nde, Somali kara sularında ve açıklarında, Hint Okyanusu’nda seyreden ticari gemilere yönelik deniz haydutluğu/korsanlık ve silahlı soygun eylemleri bir uluslararası güvenlik meselesi olarak uluslararası gündemin ön sıralarında yer almaya devam etmektedir.

Bu yasa dışı eylemler, sadece can ve mal emniyetini tehdit etmekle kalmayıp seyrüsefer serbestisini akamete uğratmakta, uluslararası ticareti ve deniz taşımacılığını da menfi bir şekilde etkilemektedir. Bu eylemler ayrıca, Somali ile Afrika ülkelerine yapılan insani yardımların deniz yoluyla intikalini de güçleştirmektedir.

Geçtiğimiz dönemde daha da artan bu eylemler ülkemizi de yakından ilgilendirmektedir. Bölgede bugüne kadar beş yüzden fazla korsanlık, deniz haydutluğu ve silahlı soygun vakası yaşanmıştır.

Olayların çıktığı 2008 yılından bu yana Türkiye bağlantılı dört ticari gemi, mürettebatıyla birlikte rehin alınmış, bunlar daha sonra serbest bırakılmıştır. Bu gemiler, Yasa Neslihan, Karagöl, Bosphorus Prodigy ve Horizon-1'dir. Horizon-1 isimli gemi 5 Ekim 2009 tarihinde serbest bırakılmıştır. Hâlihazırda deniz haydutları/korsanlar tarafından rehin tutulan Türkiye bayraklı veya bağlantılı herhangi bir ticaret gemimiz bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, geçtiğimiz yılın sonunda Aden Körfezi'nde deniz haydutlarının saldırısına uğrayan ve rehin alınan İngiltere bayraklı Saint James Park isimli geminin mürettebatı arasında 3 vatandaşımızın da bulunduğu bilinmektedir.

Bu arada söz konusu bölgede seyreden bazı ticaret gemilerimiz ise deniz haydutlarının saldırısından son anda kurtulmuş olup benzer vakalarla karşılaşılması riski hâlen devam etmektedir.

Esasen, söz konusu eylemlerin vuku bulduğu deniz alanları, uluslararası deniz ticaretinin başlıca güzergâhlarından biri olup Türk ticaret gemileri ve Türk mürettebatlı yabancı bayraklı gemiler tarafından da, biraz evvel rakamlarını verdiğim gibi, yoğun olarak kullanılmaktadır. Ticari gemilerimize ve buralarda görev yapan vatandaşlarımıza yönelik tehdit, diğer yandan ülkemizin ticari ve ekonomik menfaatlerini olumsuz etkileyen bir boyut da taşımaktadır.

Somali'de kamu düzeninin sağlanmamış olması, deniz haydutlarının ve silahlı soygun icra eden kişilerin çok geniş bir deniz alanında faaliyet göstermeleri, bunların tutuklanıp yargılanmaları konusunda karşılaşılan sorunlar, bu meseleyle etkin bir mücadele yapılmasını engellemektedir. Bu sebeple, ülkemiz, sorunun vahameti ve karmaşıklığı karşısında, uluslararası toplumun kapsayıcı bir yaklaşımla müşterek hareket etmesini ve tekrardan kaçınan uluslararası etkin tedbirlerin alınmasını ve uygulanmasını savunagelmektedir. Zira, daha evvelki konuşmacıların da ifade ettiği gibi, hiçbir ülke tek başına bu sorunla baş edebilecek imkân ve yeteneğe sahip değildir.

Deniz haydutluğu ve korsanlık meselesinde kalıcı çözümün anahtarı asıl olarak karadadır. Somali’nin içinde bulunduğu güç duruma, uluslararası toplum olarak, siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarını da içerecek kapsayıcı bir yaklaşım ve strateji geliştirilmesi, bunların etkin bir şekilde hayata geçirilmesi gerekmektedir. İnancımız, ancak böyle bir geniş bakış açısıyla deniz haydutluğu/korsanlık musibetine yaklaşılabilir ve bir çözüm bulunabilir.

Son dönemdeki saldırıların Aden Körfezi ve Somali açıklarıyla sınırlı kalmadığı, Hint Okyanusu’nun bir bölümünü de kapsadığı, çok daha geniş bir alana yayıldığı müşahede edilmektedir. Diğer yandan, Yemen’deki durum ve gelişmelerin, deniz haydutluğu/korsanlıkla mücadele çabaları bağlamında yeni bir gelişme olarak hesaba katılması icap etmektedir.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2008 ve 2009 yıllarında aldığı kararlarla, söz konusu eylemlerle ortak mücadeleye yönelik olarak uluslararası toplumun yakın iş birliği ve eş güdüm yapmasını kolaylaştıracak meşruiyet zemini güçlendirilmiştir. Ayrıca, uluslararası toplumun Somali açıklarındaki korsanlık/deniz haydutluğuyla bu ülkenin kara sularını da kapsayacak şekilde yürüttüğü mücadelenin temel hukuki dayanağını oluşturan ve geçtiğimiz yıl kabul edilerek 2 Aralık 2009 tarihinde sona eren 1846 sayılı Birleşmiş Milletler Genel Kurul Kararı’nın süresi, 30 Kasım 2009 tarihli Konsey toplantısında kabul edilen 1897 sayılı Karar’la bir yıl daha uzatılmıştır.

Bu çerçevede, bölgede ülkemizin de bilfiil iştirak ettiği Birleşik Görev Gücü CTF-151 ile AB’nin EUNAVFOR ATALANTA gibi koalisyon deniz güçleri münhasıran deniz haydutluğuyla mücadele etmekte, ayrıca Rusya Federasyonu, Çin, Hindistan ve Japonya gibi ülkeler de kendi millî hüviyetleriyle bölgede konuşlandırdıkları deniz unsurlarıyla benzer operasyonları sürdürmektedir. Bu derece geniş kapsamlı ve yoğun bir askeri konuşlandırmanın deniz haydutları üzerindeki caydırıcılığının devamının ve bunun güçlendirilmesinin ise tabiatıyla icra edilen operasyonlarda ele geçirilen zanlıların adalete teslim edilerek bihakkın yargılanmalarının sağlanmasıyla mümkün olduğu çok bedihi bir hakikattir.

Ülkemiz bu maksatla ele geçirilecek faillerin bölge ülkelerinde yargılanmalarını kolaylaştıracak bölgesel temelde bir iş birliği ve eş güdüm mekanizması kurulması düşüncesini desteklemektedir.

Ülkemiz, geçtiğimiz süre zarfında, “Dünya Gıda Programı” tarafından kiralanmış, bölgede insani yardım taşıyan gemilere koruma sağlamayı amaçlayan NATO Daimi Deniz Görev Güçlerine ve Meclisimizin Hükûmete verdiği izin çerçevesinde CTF-151'e dönüşümlü olarak toplam beş fırkateynle aktif katkı sağlamıştır.

Söz konusu Müşterek Görev Gücünün komutası 3 Mayıs 2009 günü Manama-Bahreyn'de Müşterek Deniz Kuvvetleri karargâhında düzenlenen törenle ABD Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından Deniz Kuvvetleri Komutanlığımıza resmen devredilmiştir. Böylelikle ülkemiz NATO dışında, NATO’daki görevleri dışında, bir Birleşmiş Milletler görevi olarak ilk defa denizde çok uluslu bir koalisyon gücünün komutanlığını üstlenmiştir. Ülkemiz bu komutayı 13 Ağustos 2009 tarihinde tekrar ABD'ye devretmiştir. Deniz Kuvvetleri unsurlarımız icra ettikleri operasyonlar sırasında çok sayıda ticari gemiye yönelik saldırıları püskürtmüş, koruma ve refakat sağlamış, ayrıca 30'dan fazla deniz hayduduna ait tekne, silah ve ekipmanı tesirsiz hale getirmiştir.

Bölgede görev icra eden fırkateynimiz, Türk bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticaret gemilerinin emniyetli geçişlerinin sağlanması için her türlü tedbiri almakta ve gerekli koordinasyonu sağlamaktadır.

Dün itibarıyla, yani 1 Şubat itibarıyla CTF-151 bünyesinde görev yapmakta olan TCG-Gökova fırkateynimizin yerine geçmek üzere TCG-Gemlik fırkateynimiz Aksaz Deniz Üssünden ayrılarak bölgeye müteveccihen hareket etmiştir.

Sayın Başkan, değerli üyeler; geçtiğimiz süre zarfında Aden Körfezi'nde ve Somali açıklarında seyredecek ülkemizle bağlantılı ticari gemilerin emniyetinin sağlanması maksadıyla, az önce sözünü ettiğim askerî önlemlerin yanı sıra sivil planda da müşahhas ve bütünleyici adımlar atılmıştır.

Denizcilik Müsteşarlığımız tarafından, muhtemel korsanlık saldırılarından kaçınmak veya vuku bulmaları hâlinde bunları imkânlar dâhilinde püskürtmek maksadıyla Uluslararası Denizcilik Teşkilatı ve ABD'nin önderliğinde hazırlanan en iyi uygulama kuralları (Best Management Practices) Türk denizcilik sektörüne en geniş şekilde duyurulmaktadır.

Yine Denizcilik Müsteşarlığımızca, Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızın katkılarıyla bölgede seyredecek Türkiye bayraklı veya bağlantılı ticari gemilerle ilgili bilgilerin kaydettirilebileceği "Deniz Haydutluğu Bilgi Sistemi" kurulmuş, böylece sahada konuşlu Deniz Kuvvetleri unsurlarımızla ticari gemilerimiz arasında bir elektronik eş güdüm ve bilgi paylaşımı platformu oluşturulmuştur.

Deniz haydutluğu/korsanlık ve silahlı soygun ile mücadelede uluslararası iş birliğinin geliştirilmesine özel bir önem atfeden ülkemiz, bu alandaki çabaları desteklemiş, Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Birliği ve Uluslararası Denizcilik Teşkilatı bünyesinde yürütülen çalışmaları aktif olarak izlemiş ve katkıda bulunmuştur.

Bu yaklaşımla ülkemiz, Güvenlik Konseyinin 1851 sayılı Kararı çerçevesinde oluşturulan "Temas Grubu"na da kurucu üye olarak katılmıştır.

Korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun ile mücadele kapsamında istihbarat paylaşımı ve bölgedeki askeri/sivil faaliyetlerin koordinasyonu konularında kapsamlı çalışmalar yürüten bu Grubun ilk toplantısı 14 Ocak 2009 tarihinde New York’ta yapılmıştır. Bu toplantıda kabul edilen kararlar doğrultusunda oluşturulan çalışma gruplarına ülkemiz de bugüne kadar aktif bir şekilde iştirak etmiştir.

Ülkemizin soruna yönelik olarak sergilediği kararlı ve aktif tutumu ve somut katkıları, hem Türk bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticari gemilerin emniyetinin muhafazasını sağlamış hem de Birleşmiş Milletler sistemi içinde ve bölgesel ölçekte oynadığımız rolün ve görünürlüğün pekiştirilmesini temin etmiştir.

Son olarak, 28 Ocak 2010 tarihinde New York’ta Birleşmiş Milletler Merkezinde Norveç’in başkanlığında gerçekleştirilen Temas Grubunun 5’inci toplantısında, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde anılan Gruba başkanlık yapması kararlaştırılmıştır. Bu görev yani başkanlık görevi, ülkemize bu alanda duyulan güven ve teveccühün de bir göstergesidir.

Böyle bir görevlendirme, aynı zamanda Güvenlik Konseyi geçici üyeliğimizin yüklediği sorumluluklara da paralel olarak, bu alanda yürütülen uluslararası çabalara daha aktif bir şekilde katkıda bulunmaya Türkiye’nin devamına da fırsat verecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son vermeden evvel Sayın Milletvekili Erdal Sipahi’nin bir tereddüdünü açıklığa kavuşturmak istiyorum.

Biraz evvel Başkanlık Divanının okuduğu tezkerede, tezkerenin hüküm kısmında herhangi bir değişiklik yoktur. Geçen sene bu tezkere nasılsa bu sene de öyledir. Binaenaleyh, mücavir alan yorumu bu sene de geçen senekinin aynıdır.

Tabii, Erdal Bey’in haklı olarak zikrettiği Hint Okyanusu meselesi var. Bu şöyle tezkerede yer alıyor: “Diğer taraftan, anılan bölgelerde ve Hint Okyanusu’nda meydana gelmeye devam eden korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleri ile uluslararası toplumca mücadele edilebilmesine cevaz veren Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1846 sayılı Kararı, 30/11/2009 tarihli ve 1897 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararıyla bir yıllık süre için yenilenmiştir.” Yani Birleşmiş Milletler Kararı gerekçesinde bu yer almaktadır. Bizim kararımız geçen senekiyle aynıdır. Binaenaleyh Hint Okyanusu’yla ilgili husus Dışişleri Bakanlığımızla Genelkurmayın arasındaki mücavir alan yorumuyla sınırlı olarak belki devreye girecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu düşüncelerle Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi için 10 Şubat 2009 tarihli ve 934 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’yla Hükûmete verilen bir yıllık izin süresinin anılan kararda belirtilen ilke ve esaslar dâhilinde -anılan kararda belirtilen ilke ve esaslar dâhilinde- 10 Şubat 2010 tarihinden itibaren bir yıl uzatılması ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından yapılması için hazırlanan Hükûmet tezkeresini yüce Meclisimizin takdirlerine saygılarımla sunuyoruz.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Gönül.

Şahsı adına, Karabük Milletvekili Mehmet Ceylan.

Buyurunuz Sayın Ceylan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET CEYLAN (Karabük) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz Hükûmet tezkeresi üzerinde şahsım adına, lehte olmak üzere, söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, değerli konuşmacı arkadaşlarımızın da ifade ettiği gibi son yıllarda Aden Körfezi, Somali açıkları ve civarında bilindiği gibi ticari gemilere yönelik korsanlık ve silahlı soygun eylemleri giderek artmış ve bu konu uluslararası güvenlik boyutunda ciddi anlamda bir tehdit oluşturmaya başlamış bulunmaktadır. İşte, artan bu korsanlık ve silahlı soygun eylemlerini önlemek maksadıyla öncelikle NATO güçleri harekete geçmiş, bir operasyon düzenlemiş -burada bir Türk gemisi de başarıyla görev yapmış bulunmakta- ardından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi birkaç tane karar almış bulunmakta ve en son 16 Aralık 2008 tarihinde 1851 sayılı Karar’la korsanlıkla mücadele konusunda katkıda bulunabilecek ülkeleri Birleşmiş Milletler göreve ve yardıma çağırmış bulunmaktadır.

İşte bu kapsamda, Hükûmetimiz geçen yıl –hatırlayacağınız üzere- 10 Ocak 2009 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine bir tezkere göndermiş; bir yıl boyunca kapsamı, şümulü ve zamanı Hükûmetimizce belirlenmek üzere bu bölgede görev yapmak üzere Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının görev yapması konusunda tezkereyi göndermiş ve değerli oylarınızla bu tezkere kabul edilmiş bulunmaktadır. İşte bu tezkere kapsamında bir yıl boyunca Gökova Fırkateyni’miz ve değerli personeli çok başarılı bir şekilde görev yapmış bulunmaktadır.

Ben, buradan, huzurlarınızda sizler adına ve yüce Türk milleti adına bu fırkateynde görev yapan Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını, değerli askerlerimizi, komutanlarımızı kutluyorum. Gerçekten onlar bizim yüz akımız oldular, Türk bayraklı gemimizi, al bayrağımızı o uluslararası sularda dalgalandırdılar ve büyük de bir başarı elde ettiler.

Şu ana kadar dört tane Türk gemisi, bilindiği üzere, rehin alınmış bulunmaktaydı ve çok şükür tüm personeliyle birlikte serbest kalmış bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, Hükûmetimizin göndermiş olduğu bu tezkere büyük önem arz etmektedir, birkaç yönüyle önem arz etmektedir. Her şeyden önce, bildiğiniz gibi, Türkiye'nin dış ticareti giderek artmakta ve uluslararası kara sularında gerek Türk bandralı ve gerekse Türkiye bağlantılı gemilerin sayısı artmış bulunmaktadır.

Bakın, 2002 yılında, hepimizin de hatırlayacağı üzere, toplam ihracatımız 36 milyar dolar iken ve toplam dış ticaretimiz 87 milyar dolar iken, bugün 2008 yılında toplam ihracatımız 132 milyar dolara ve toplam dış ticaretimiz 333 milyar dolara ulaşmış bulunmaktadır. Yani 2002 yılına kıyasla 4 katından fazla bir artışla dış ticaretimiz artmış bulunmaktadır. 2009 yılında yaşanan ekonomik krizle birlikte tabii ki bir miktar düşmüş ama her şeye rağmen ihracatımız 100 milyar doların üzerinde, 102 milyar dolar olarak gerçekleşmiş ve ithalat da yaklaşık 155 milyar dolar olarak beklenmektedir. Dolayısıyla neresinden bakarsanız bakın, 2009 yılında da 250 milyar doların üzerinde bir dış ticaret hacmine ulaşmış bulunmaktayız.

İşte, tabii, bu ekonomik kriz özellikle Batı ülkelerini etkiledi ve ihracatımızı etkilemiş bulunmakta. O açıdan ihracatımızın gelişebilmesi, artabilmesi açısından Asya ülkeleri, Orta Doğu ülkeleri büyük önem arz etmektedir ve buralara bu mallarımızı getirecek, götürecek gemilerimizin güvenliği de çok büyük önem arz etmektedir. İşte, bu açıdan, her şeyden önce bu tezkerenin uzatılması ülkemiz açısından yararlı ve faydalı olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, diğer bir konu ise: Türkiye'nin uluslararası ilişkilerde artan rolü ve önemi açısından bu tezkerenin uzatılması büyük önem arz etmektedir. Bilindiği üzere, Türkiye, AK PARTİ İktidarı döneminde, birçok alanda olduğu gibi dış politikada da aktif bir politika izlemektedir. İzlediği politikayla hem bölgesinde hem de dünyada barış ve istikrar üreten, güvenlik projeleri üreten bir ülke konumuna gelmiş bulunmaktadır. Bu projelere aktif katkıda bulunan Türkiye, bu konuda yıllarca sürdürülen statükocu politikayı terk ederek kendisini direkt olarak ilgilendirmese de ama uluslararası toplumu ilgilendiren konularda da risk alan, rol alan ve aktif katkıda bulunan bir ülke konumuna ve giderek de dolayısıyla saygınlığı artan bir ülke konumuna gelmiş bulunmaktadır.

İşte, bu kapsamda, Türkiye, gerek Birleşmiş Milletler gerek NATO ve gerekse Avrupa Birliği tarafından yürütülen uluslararası barış operasyonlarına da büyük katkıda bulunmaktadır.

İşte bu politika sayesindedir ki Türkiye, artık dış politikada da sözü dinlenen, itibar edilen bir konuma gelmiş bulunmaktadır. Bu saygınlığın göstergesi olarak, Türkiye, uluslararası görevlerde ve platformlarda da başarı üzerine başarı elde etmektedir.

Bakın, 2009 yılı başında, elli yıl aradan sonra Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde, 192 ülkenin 152’sinin desteğini alarak, iki yıl süreyle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmiş bulunmaktadır.

Yine, Birleşmiş Milletlerin bir projesi olan Medeniyetler İttifakı Projesi’nde, Sayın Başbakanımız İspanya Başbakanıyla eş başkan seçilmiş bulunmaktadır.

Yine, 51 asil üye, 13’ü gözlemci olarak 64 ülkenin üye olduğu İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreterliğine iki dönemdir bir Türk diplomat olan Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu seçilmiş ve başarıyla yürütmektedir.

Son olarak, geçen hafta, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde, tarihinde ilk defa, Viyana doğusundan, Müslüman bir ülkeden, içimizden bir kardeşimiz, Antalya Milletvekilimiz Sayın Mevlüt Çavuşoğlu iki yıllığına seçilmiş bulunmaktadır. Kendisi gururumuz olmuş, ülkemizin göğsünü kabartmıştır. Bu açıdan kendisini kutluyoruz, bu başkanlığın ülkemize, milletimize bir kez daha hayırlı olmasını diliyoruz.

Diğer taraftan, ülkemiz çeşitli uluslararası kurumlarda, Birleşmiş Milletler Kimyasal Silahları Engelleme Komisyonu, Atom Enerjisi gibi komisyonlarda da Türk yetkililer seçilmiş ve başarıyla görev yapmaktadırlar.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bunlar neyi gösteriyor? Gerçekten Türkiye'nin büyüklüğünü, Türkiye'nin saygınlığını, Türkiye'nin itibarının arttığını göstermektedir.

Bu çerçevede, tezkerenin süresinin uzatılmasının ülkemizin gerek iç gerekse dış dünyadaki menfaatleri ve saygınlığı açısından hayırlı olacağını düşünüyor, destekleriniz için şimdiden teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ceylan.

Sayın milletvekilleri, Başbakanlık tezkeresi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, tezkereyi tekrar okutup oylarınıza sunacağım:

                                                                                                                        25/01/2010

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde vuku bulan korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleri hakkında 2008 yılında kabul edilen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 10/2/2009 tarihli ve 934 sayılı Kararıyla bir yıl için verdiği izin çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının söz konusu bölgelerde konuşlandırılması suretiyle, bölgede seyreden Türk Bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticari gemilerin emniyetinin etkin şekilde muhafazası ve uluslararası toplumca yürütülen korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle müşterek mücadele harekâtına aktif katılımda bulunulması sağlanarak, bu alanda Birleşmiş Milletler sistemi içinde ve bölgesel ölçekte oynadığımız rolün ve görünürlüğümüzün pekiştirilmesi temin edilmiştir.

Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının bölgede görev icra etmesine izin veren 934 sayılı TBMM Kararının süresi 10/2/2010 tarihinde sona erecektir. Diğer taraftan, anılan bölgelerde ve Hint Okyanusu’nda meydana gelmeye devam eden korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleri ile uluslararası toplumca mücadele edilebilmesine cevaz veren Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1846 sayılı Kararı, 30/11/2009 tarihli ve 1897 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararıyla bir yıllık süre için yenilenmiştir.

Belirtilen nedenlerle, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının Aden Körfezi Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi için 10/2/2009 tarihli ve  934 sayılı TBMM Kararıyla Hükümete verilen bir yıllık izin süresinin anılan Kararda belirlenen ilke ve esaslar dâhilinde 10/2/2010 tarihinden itibaren bir yıl uzatılmasını Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca arz ederim.

                                                                                                 Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                                           Başbakan 

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, karşıyım ben. Tutanağa geçmesi açısından söylüyorum.

BAŞKAN – Geçmiştir efendim.

Sayın milletvekilleri, Sivas Milletvekili ve Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazası ve kurtarma çalışmalarının tüm yönleriyle araştırılarak benzer durumların yaşanmaması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis araştırması komisyonu çalışmalarını tamamlayamamıştır. Bu hususa ilişkin Komisyon Başkanlığının yazısını okutup bilgilerinize sunacağım. Daha sonra, İç Tüzük’ün 105’inci maddesi uyarınca işlem yapacağım.

Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının yazısını okutuyorum:

3.- (10/333, 334, 335) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının, İç Tüzük’te belirtilen dört aylık sürede Komisyonun çalışmalarını tamamlayamadığına, Kaza Araştırma ve İnceleme Kurulu Raporu’nun, Komisyonun görev süresinin dolmasından sonra gelmesi nedeniyle gerekli inceleme ve müzakerelerin yapılamadığına; bu nedenle, çalışmaların tamamlanabilmesi için, yeni bir Meclis araştırması komisyonu kurulmasına ilişkin tezkeresi (3/1090) 

Sayı: A.01.1.GEÇ.10/333,334,335/94                                                            28/01/2010

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

ESAS Hava Taşımacılık Turizm ve Ticaret A.Ş envanterinde kayıtlı olan TC-HEK tescil işaretli BELL 206L-4 tipi helikopter, "görerek uçuş" şartlarında Kahramanmaraş Çağlayancerit-Yozgat Yerköy planlı uçuşu sırasında, 25 Mart 2009 tarihinde Kahramanmaraş İli Merkez Keş Dağı 37° 58 72 N, 36° 40 16 E koordinatlarında deniz seviyesinden 6.500 ft yükseklikteki yere çarparak düşmüştür. Kaza sonucunda helikopterde bulunan Sivas Milletvekili ve Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya, gazeteci İsmail Güneş ve Pilot M. Kaya İstektepe hayatlarını kaybetmişlerdir.

Meydana gelen bu helikopter kazasına ilişkin olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay'ın (10/333), Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri Kocaeli Milletvekili Nihat Ergün, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Hatay Milletvekili Sadullah Ergin ve Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ'ın (10/334), Milliyetçi Hareket Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın (10/335), Sivas Milletvekili ve Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazası ve kurtarma çalışmalarının tüm yönleriyle araştırılarak benzer durumların yaşanmaması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun 09.04.2009 tarihli 75. birleşiminde görüşülmüş ve Komisyon kurulması kararlaştırılmıştır.

Genel Kurulun 05.05.2009 tarihli 85. birleşiminde Komisyon üyelikleri ile aynı tarihte Komisyon Başkanlık Divanı seçimi yapılmıştır. Başkanlık Divanı seçiminin yapıldığı tarihinden itibaren çalışmalarına başlayan Komisyonumuz; Anayasanın 98., Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104. ve 105. maddeleri ile diğer hükümleri çerçevesinde görev yapmıştır. TBMM İçtüzüğünün 105. maddesi gereği, 3 aylık süre içerisinde çalışmalarını tamamlayamayan Komisyonumuz, 1 aylık ek süre kullanmıştır.

Komisyonumuz, 4 aylık çalışma süresi içerisinde resmi olarak toplam 12 toplantı yapmış ve konu hakkında bilgi edinmek üzere ilgili kamu ve özel kuruluşlarından yetkililer, sivil toplum kuruluşlarından temsilciler, olayın tüm görgü tanıkları ile ilgili uzman ve kişileri davet ederek görüşlerini almıştır. Komisyon çalışmaları süresince toplam 172 adet yazışma yapılmış ve yaklaşık 95 kişinin bilgisine ve görüşüne başvurulmuştur.

Komisyonumuz, 11-13 Haziran 2009 tarihleri arasında kazanın meydana geldiği Kahramanmaraş ilinde ve 09.11.2009 tarihinde ise kaza yapan Helikopterin radar kayıtlarını incelemek üzere, radar kayıtlarının tutulduğu Esenboğa Hava Limanı Başmüdürlüğüne inceleme ziyaretleri gerçekleştirilmiştir. Komisyon çalışmaları 05.12.2009 tarihinde resmî olarak sona ermiştir.

Komisyon çalışmalarına ışık tutacak ve olayı aydınlatacak en önemli belge, Kaza Araştırma ve İnceleme Kurulunun vermiş olduğu nihai Rapordur. Ancak Kaza Araştırma ve İnceleme Kurulu Raporu, Komisyonumuza, ek süre dâhil  Komisyon çalışma süresi tamamlandıktan sonra 16.12.2009 tarihinde ulaşmıştır. Bu Rapor üzerinde, resmî çalışma süresini tamamlayan Komisyonumuzca gerekli inceleme ve müzakereler yapılamamıştır. Çünkü Anayasa ve TBMM İçtüzüğü kapsamında Komisyonun çalışma süresini uzatma imkânı bulunmamaktadır. Bir sonuca ulaşılabilmesi ve kaza kırım raporu üzerinde gerekli müzakerelerin yapılması adına araştırmanın genişletilmesinde mutlak zaruret vardır. Bu sebeple Komisyonumuz, kazanın oluşumu ve sonrasında yürütülen arama ve kurtarma faaliyetleri konusunda nihai bir görüşe varılmasını uygun görmemiştir.

Sonuç olarak; Kaza Araştırma ve İnceleme Kurulu Raporunun incelenip müzakere edilmesi, çıkacak sonuca göre, gerekirse araştırmanın genişletilmesi, ortaya çıkacak yeni bilgi, belge ve bulguların sağlıklı olarak değerlendirilmesi için TBMM İçtüzüğünün 105. maddesi uyarınca yeni bir Meclis Araştırması Komisyonu kurulmasını yüce Meclisin takdirlerine saygılarımla arz ederim.

                                                                                                       Hakkı Köylü

                                                                                                        Kastamonu

                                                                                                  Komisyon Başkanı

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre görüşme açacağım. İstemleri hâlinde gruplara ve şahıslara, milletvekillerinden 2 üyeye de söz vereceğim ama…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, efendim, 72’nci maddeye göre görüşme açamazsınız çünkü bu görüşmeyi yapacağımız daha önceden, İç Tüzük’ün 49’uncu maddesine göre Genel Kurula arz edilmemiştir, yani bir Danışma Kurulu kararı yoktur. Geçen, Meclisi kapatırken, o zaman kapatan Başkan, görüşüleceğine dair bir şey söylememiştir.

BAŞKAN – 105’inci maddeye göre bu işlemi yapıyoruz. 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim?

BAŞKAN – Sunuş olarak da uygulamasını yaptık.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bakın, bu bir araştırma komisyonu raporudur. Araştırma komisyonu raporunun genel gündemde yer alması lazım. Dolayısıyla, gündemde yer almayan bu konuyu bugün görüşemeyiz. İsterseniz bu konuda usul tartışması açın.

BAŞKAN – Sayın Genç, bu, araştırma komisyonunun raporu değil.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, 105’inci maddeye göre…

BAŞKAN – Bu, araştırma komisyonunun raporu değil.

KAMER GENÇ (Tunceli) – … Genel Kurulda görüşme açın.

BAŞKAN – Raporunu tamamlayamadığının nedenlerini sunuyor bize, izah ediyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, ama bakın, 105’inci maddede bu konuda açık hüküm var, diyor ki: Eğer…

BAŞKAN – 105’inci madde son derece açık.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, Sayın Başkan, isterseniz bu konuda bir usul tartışması açın.

BAŞKAN – Şimdi, sizin dediğinizi net olarak anladım. Bunu ayrıca söylemenize de gerek yok. 105’inci maddeye göre burada işlem yapıyoruz. Bu, bir araştırma komisyonunun raporu değildir...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, araştırma komisyonu raporudur Sayın Başkan.

BAŞKAN - …raporu tamamlayamadığı için yeniden bir komisyon oluşturulmasıdır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Araştırma Komisyonu diyor ki: “Ben bir sonuca ulaşmadım.”

BAŞKAN - Şimdi, yeniden komisyon kurulup kurulmaması takdiri de Genel Kurulundur. Onun için böyle bir çalışma yapıyoruz efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, ama bakın şimdi  “Bu konuyu görüşemiyoruz.” diyorum. Siz geçen birleşimi kapattığınız zaman bu konunun görüşüleceğini söylemediniz. İç Tüzük’ün 49’uncu maddesi açık: “Birleşim kapatılırken gelecek birleşimde görüşüleceği belirtilmeyen…”

BAŞKAN – Sayın Genç, bu İç Tüzük uygulamamız son derece doğru ve yerinde bir karardır. Sizin bu konuya itirazınız var ama yapacağımız bir şey yok, İç Tüzük böyledir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki, ben bir şey demiyorum ama çok açık bir şey; bu, araştırma komisyonu raporudur. Araştırma komisyonu raporunu geçen birleşimde anons etmediniz.

BAŞKAN – Şimdi, gruplar adına söz isteği yok.

Şahsı adına İzmir Milletvekili Harun Öztürk ve Eskişehir Milletvekili Tayfun İçli söz istemiştir.

Eskişehir Milletvekili Sayın İçli.

Buyurun efendim. 

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Biraz evvel Sayın Kamer Genç bir itirazda bulundu, ben de aynı görüşteyim. İç Tüzük’ün 49’uncu maddesi gereğince daha önce gündemde yer almayan konular burada konuşulamaz, ancak Danışma Kurulunun kararıyla gelir, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili de önümüzdeki günlerde neyin konuşulacağını ifade eder.

Şimdi “İç Tüzük’ün 105’inci maddesi” diyoruz; İç Tüzük’ün 105’inci maddesinin ikinci fıkrasında bakın çok açık bir hüküm vardır: “Komisyon bu süre sonunda da –yani üç artı bir, dört ayın sonunda- çalışmasını tamamlayamadığı takdirde süre bitiminden itibaren onbeş gün içinde araştırmanın tamamlanmaması nedenleri veya o ana kadar varılan sonuçlar üzerinde Genel Kurulda görüşme açılır.” hükmü yer almaktadır.

Şimdi, Değerli Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sayın Hakkı Köylü’nün yazısını okuduk. Sayın Hakkı Köylü’nün yazısında, Komisyonun resmî süresinin 5/12/2009 tarihinde sona erdiği çok açık bir şekilde ifade edilmektedir. İç Tüzük’ün 105’inci maddesine göre buna on beş gün ilave ederseniz, 20/12/2009 tarihinde mutlaka bu başvurunun Türkiye Büyük Millet Meclisine yapılmış olması lazım. Yazının tarihi 28/1/2010 tarihi. Anayasa’mızın 98’inci maddesine göre ve İç Tüzük’ümüzün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince burada bir görev ihmali vardır. Yani, Komisyon, bu sürede neden raporunu tanzim edemediğini burada Genel Kurula sunacak, Genel Kurul sunulan bu gerekçeleri yeterli görmezse yeniden bir komisyon açılmasına karar verecek. Burada çok açık bir biçimde bir Anayasa ve İç Tüzük ihlali vardır ve buna göre de, aslında bu görüşmelerin, Sayın Kamer Genç’in de biraz evvel ifade ettiği gibi -onunla da hemfikirim- burada görüşülmemesi lazım. Siz bunu sunduktan sonra bir sonraki oturumda bunun gündeme alınması lazım.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu elimdeki yazıda neyin neden yapılmadığının, dört ayda neyin neden yapılmadığının anlatılması lazım. Burada Sayın Başkan yazmış, şu kadar toplantı yaptık, şu kadar kişiyle görüştük. Peki, İç Tüzük’e göre bunların bize sunulması lazım. Kaç kişiyle görüştünüz? Kimleri dinlediniz? Neler yaptınız? Bir rapora bağlamanız lazım. İç Tüzük’e göre, size bir rapora bağlama yükümlülüğü verilmiş. Siz Komisyon olarak rapora bağlama yükümlülüğünden kaçamazsınız. Getirdiğiniz olayı da… Bütün bilgileri bize sunacaksınız. Bu Genel Kurul -çünkü denetleme konuları- bu konularda bilgi sahibi olacak, “Aa, bana yetmedi.” derse, neden rapora bağlanmadığı gerekçesiyle, yeniden bir komisyon kurmak suretiyle o komisyonu görevlendirecek. Şimdi, gerçekten, burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetim yapma işlevi, görevi ihlal edilmektedir. Bunun özellikle altını çiziyorum.

Değerli arkadaşlarım, yeri gelmişken, çok kısa bir zamanda, yine başka hususların da zapta geçmesini istiyorum. Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun partisinin yöneticileri bir kaza kırım ekibi kurmuşlar ve ayrıca yurt dışında kurmuşlar uzmanlardan; bir de, ayrıca, yurt içinde kaza kırım komisyonu oluşturmuşlar. Onların çok şiddetle itirazları var.

Değerli arkadaşlarım, kaza hangi tarihte olmuş? 25 Mart 2009 tarihinde. Peki, Sayın Hakkı Köylü’nün ifadesiyle, Komisyon görevini bitirdikten sonra Ulaştırma Bakanlığı veyahut işte, Hükûmete bağlı kaza kırım ekibi raporunu ne zaman tanzim etmiş? Şu yazıda belirtildiği gibi tam on beş gün sonra ifade etmiş. Şimdi, yürütmeye bağlı olarak -birazdan açıklayacağım- bir kurumun kaza kırım raporunu Komisyonun görev süresi bittiği tarih olan 5/12’den sonrayı mı beklemiştir de vermiştir? Bu çok vahimdir. Mart ayında kaza oluyor, kaza kırım raporu Araştırma Komisyonuna hangi tarihte veriliyor değerli arkadaşlarım? 16/12/2009 tarihinde, on bir gün sonra veriliyor! Burada bir kere ciddi bir görev ihmali vardır. Dokuz ayda, böylesine ciddi, kamuoyunu meşgul eden, 1 milletvekilinin ölümüne sebep ve 5 kişinin ölümüne sebep olan, bir siyasi partinin Genel Başkanıyla ilgili ciddi şüphelerin, kaygıların olduğu, özellikle BBP tarafından ifade edilen bir kazanın raporlarının bu şekilde, ciddiyetsiz bir şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne getirilmesini kınıyorum değerli arkadaşlarım. Bu, sadece bu olayda değil, belki de birçok komisyon raporunda buna benzer hoş olmayan davranışları göreceğiz.

Şimdi, buraya gelmeden evvel, bu teknik incelemeleri yaptıktan sonra Büyük Birlik Partisi Genel Merkezince bir basın duyurusunu internetten gördüm ve -ilgili kişinin ifadesiyle- diyor ki ilgili kişi: “Bu, araştırma komisyonu değil de sanki aklama olayı, kapatma komisyonu gibi görev yaptı.” Diyor ki: “Bu ifade benim ifadem değil, bizzat Komisyon içerisinde görev yapan üyelerin ifadeleri.” Değerli arkadaşlarım, bu çok vahim bir olay. Yine, Büyük Birlik Partisinin yetkilisinin ifadesine göre, Kaza Kırım Araştırma Komisyonunun Ulaştırma Bakanlığının açıkladığı kaza kırım raporuyla ilgili çok önemli ilginç tespitleri var: Kaza soruşturma kurulunun yetkili olmasına karşın ehil kişilerden oluşmadığı, kurul üyelerinin kaza inceleme kursu görmedikleri ve asli meslekleri havacılık da olmadığı için hazırladıkları raporun Uluslararası Havacılık Teşkilatı nezdinde geçerli olmadığını söylüyor. Bu kurul üyelerinin yeterli sayıda ehil uzmandan olmadığını söylüyor.

Raporun amacına uygun olarak kazanın gerçek sebebinin araştırılıp, bulunmadığı iddiaları var.

Raporda kimlerin ya da hangi kurum ve kuruluşların ne derecede kusurlu olduklarına dair olaylar yok ama en vahimi de şudur, kısa zamanda onu ifade etmeye çalışacağım. Bakın şunu söylüyor: Kazada asli kusurlulardan birisi olan ve şirketin denetiminden, yetkilendirilmesinden sorumlu olan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün aynı zamanda kaza soruşturma kurulu üyelerinin amiri olduğu için bağımsız olmadıklarından, objektif ve gerçekleri açıklayan bir rapor hazırlamalarının mümkün olamayacağı, nitekim bu kazada da, aynı kazayı yapan şirketin denetimsiz, teknik bakımdan yetersiz ve personel sayısı da yetersiz olduğu gibi ciddi usul hatalarının olduğu söylendiği gibi, bizim müşteki olduğumuz -yürütme organını kastediyor- Ulaştırma Bakanlığının yetkililerinin kendi amirlerinin tavırlarına rağmen böyle bir tarafsız rapor yazamayacaklarına dair çok ciddi iddialar var.

İddialar burada saymakla bitmez, çok ciddi iddialar var ama bu iddiaları biraz evvel “İç Tüzük ihlali” diye adlandırdığım olaylarla birlikte yan yana getirdiğiniz takdirde Meclis Araştırma Komisyonunun görevini layıkı veçhile yerine getirmediğini ve şüphe sahiplerinin -yine öyle diyorum- şüphelerini gideremediğini görmekteyiz.

Tabii ki yeniden bir komisyon kurulması çok çok önemli ama özellikle söz talep ettim burada çünkü siyasi partilerimizin grup temsilcileri söz talep etmemiştir, tutanaklara özellikle bu ifadelerin geçmesi için söz talep ettim. İç Tüzük’ün ve Anayasa’nın amir hükmü olan bu hükümlerin Komisyon tarafından göz ardı edilmesi ve karşımıza bir komisyon raporuyla çıkmayıp Sayın Komisyon Başkanının İç Tüzük’e ve Anayasa’ya aykırı talebini içermesi kabul edilebilecek bir olay değildir. Bunları bütün içtenliğimle dile getirdim.

Eğer bir araştırma komisyonu kurulacaksa bu araştırma komisyonunun tabi olduğu kurallar vardır; öncelikle Anayasa’dır, sonra da bizim iç çalışma esaslarımızı, usullerimizi düzenleyen İç Tüzük’ümüzdür. Buna uygun davranılması gerekir diyorum.

Sabrınız için, beni dinlediğiniz için hepinize şükranlarımı sunuyorum. Teşekkür ederim, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İçli.

Ulaştırma Bakanı Sayın Yıldırım Hükûmet adına konuşmak istiyor.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun da içinde bulunduğu helikopter kazası sonucu Bakanlığımız tarafından teşkil edilen Kaza Tetkik Komisyonu, çalışmasını tamamlayarak raporunu Resmî Gazete’de yayınlamış, bir nüshasını da Kahramanmaraş Cumhuriyet Savcılığına göndermiştir.

Değerli Konuşmacının burada gündeme getirdiği konulardan anlaşıldığına göre, bu kaza inceleme raporunun yeterince kazayı incelemediği, geç tamamlandığı, Kaza İnceleme Kurulunun yanlış oluşturulduğu gibi hususlarda görüşlere yer vermiştir.

Değerli milletvekilleri, herhangi bir kaza sonucu kaza tetkik komisyonu oluşturulması 19/10/1983 tarih, 2920 sayılı Sivil Havacılık Kanunu’nun 12’nci maddesi ile Sivil Hava Araç Kazaları Soruşturma Yönetmeliği (SHY-13), Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü Ek 13’e göre teşkil edilmektedir. Dolayısıyla, gerek bu kaza gerekse bundan önceki kazalarda kaza araştırma-tetkik komisyonunun oluşum şekli böyledir, burada da aynısı yapılmıştır. Bu bakımdan, Kaza Tetkik Komisyonunun oluşturulmasıyla ilgili iddialar hukuki mesnetten yoksundur.

Diğer bir konu: “Kaza Araştırma Komisyonu raporunu dokuz ayda tamamladı.” demiştir. Değerli milletvekilleri, kaza raporunun tamamlanmasıyla ilgili herhangi bir süre tahdidi yoktur. Bazı ülkelerde üç yıla, dört yıla varıncaya kadar bu raporlar sürmektedir. Ancak, öyle anlaşılıyor ki, burada mevcut Meclis Araştırma Komisyonu yeni bir komisyon oluşturulması talebinde bulunmuştur. Buna gerekçe olarak da teknik heyetin hazırladığı kaza kırım raporunun inceleneceğini veyahut daha başka araştırmaların da yapılacağını göstermektedir.

Bu komisyonun oluşturulması, yeni komisyonun oluşturulması yüce Meclisin takdirindedir, o ayrı bir konu ama “Ulaştırma Bakanlığının bu kazayı araştırmasında dokuz ay süreyle bu çalışmanın yapıldığı, bunun da geç olduğu” yönündeki düşünceler doğrusu beni hayrete düşürmüştür. Amsterdam’da olan Türk Hava Yolları kazasının raporu henüz daha yayınlanmamıştır, kaza araştırmaları Hollanda makamlarınca devam etmektedir.

O bakımdan, bakın, bu dokuz ay süre içerisinde bu kazayla ilgili neler yapılmış, çok kısa, fazla zamanınızı almayacağım:

Hava aracına ait bütün parçalar Almanya’da gerekli incelemelerden geçirilmiş, EASA 145 standartlarına göre –detayına girmiyorum- bütün parçalar.

Hava aracına ait motor İngiltere’de Rolls-Royce’un fabrika tesislerinde sökülmüş, bütün parçaları tetkik edilmiştir.

Yine acil konum vericisi ELT cihazı, yapıcısı Copham Avionics, Oregon Amerika Birleşik Devletleri’nde incelenmiş ve bununla ilgili tespitler yapılmıştır.

Hava aracı yağ, yakıt, hidrolik örnekleri de Spectro Aviation, İngiltere ve Bern Industry Şirketinin merkezinde, Amerika Birleşik Devletleri’nde incelenmiştir.

Hava trafik kontrol merkezine ait ses kayıt, radar görüntü ve uçuş planları da Komisyon tarafından incelenmiştir. Sivas, Kahramanmaraş meydanlarına ait meteoroloji, TAF ve hava aracının son uçuş güzergâhı olan Çağlayancerit, Kayseri, Erkilet meteorolojik oluşumları Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünden temin edilerek ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Dört yüz sayfanın üzerinde bir rapor bu titiz incelemeler sonunda ortaya çıkmış ve kazanın muhtemel sonuçlarıyla alınması gereken önlemleri içeren bir sonuç bölümü yer almıştır.

Hâl böyleyken tabii, kaza raporu hakkında ortaya konan iddiaları doğrusu anlamak mümkün değildir. Yüce Meclisin takdiridir, her zaman bu konuda bir komisyon da oluşturabilir. Yapılacak bu çalışmalara da Bakanlığımız, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü her türlü katkıyı sağlamaya da hazırdır. Bu hususları açıklama ihtiyacı duydum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yıldırım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, Sayın Bakana hangi maddeye göre söz verdiniz?

BAŞKAN – Sayın Genç, 72’nci maddeye göre görüşme açacağımı belirttim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – 72’nci maddede Hükûmetin konuşma hakkı yok ki efendim; sadece milletvekillerinin konuşma hakkı var, Hükûmetin konuşma hakkı yok.

BAŞKAN – Şimdi, 72’nci maddeye göre görüşme açacağımı belirtince orada Hükûmetin de konuşma hakkı var.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim, 72’nci maddede Hükûmetin söz hakkı yok.

BAŞKAN – Sayın İçli ve Sayın Öztürk hangi maddeyle konuşuyorlarsa Hükûmet de aynı maddeden konuşuyor.

Şimdi Sayın Öztürk, buyurunuz.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sivas Milletvekili ve Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazası ve kurtarma çalışmalarının tüm yönleriyle araştırılarak benzer durumların yaşanmaması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun görev süresinin uzatılmasıyla ilgili söz aldım. Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sözlerime başlamadan önce, yine Sayın Genel Başkan ve 5 arkadaşını bu vesileyle rahmetle anıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisine gruplar adına, bu konuyu araştırmak üzere Meclis araştırması komisyonu kurulması için önergeler veriliyor ve ne zaman gerçekleşiyor bu? 9 Nisan 2009 tarihli 75’inci Birleşiminde görüşülüyor ve bir komisyon kurulması kararlaştırılıyor. Genel Kurul bir aylık bir gecikmeyle, 5/5/2009 tarihli ve 85’inci Birleşiminde komisyon üyeliklerine seçim yapabiliyor. Yani bir aylık bir gecikme… Bu gecikmenin makul olup olmadığını tekrar takdirlerinize sunuyorum.

Şimdi, İç Tüzük gereği, kurulan komisyon üç ayda incelemelerini yapıp, rapora bağlayıp Genel Kurula sunması gerekiyor ve elde olmayan nedenlerle bu üç aylık sürenin bir ay daha uzatılması imkânı var. Bu imkân da kullanılıyor ve Komisyon bu arada incelemeler yapıyor değerli milletvekilleri. Komisyon Başkanı Sayın Hakkı Köylü diyor ki ilgili yazısında: “Bu süre içerisinde on iki toplantı yaptık. Konu hakkında bilgi edinmek üzere ilgili kamu ve özel kuruluşlarından yetkililer, sivil toplum kuruluşlarından temsilciler, olayın tüm görgü tanıkları ile ilgili uzman ve kişileri davet ederek görüşlerini aldık.” Ayrıca Komisyon çalışmaları süresince toplam 172 adet yazışma yaptıklarını ve yaklaşık 95 kişinin de bilgisine ve görüşüne başvurduklarını ifade ediyor.

Değerli milletvekilleri, İç Tüzük gereği, normalde, Komisyon bir önemli rapora ulaşamıyor yani Kaza Araştırma ve İnceleme Kurulunun vermiş olduğu nihai rapora İç Tüzük’ün kendisine tanıdığı süre içerisinde ulaşamıyor ama bu rapora kadar kendisine verilen görevle ilgili olarak inceleme yapıyor yani belli kişileri dinliyor ve belli yazışmalar yapıyor ve muhtemelen bu yazışmalara da bazı cevaplar almış olması gerekiyor.

Şimdi, birinci tespit, Sayın İçli de belirtti, Komisyon diyor ki: “5/12’de benim görev sürem  bitti.” İç Tüzük’e göre şekil şartı, on beş gün içerisinde o ana kadar yapmış olduğu inceleme sonuçlarını değerlendirip bir rapora bağlaması ve İç Tüzük’ün 105’inci maddesine göre Genel Kurula sunması kendisinden beklenirdi. Yani bu rapor nihai bir kanaat taşımamış olabilir ancak o ana kadar yapmış olduğu inceleme ve değerlendirmeleri içeren ve Genel Kurulun bilgisine, ne yaptığını, dört ay içerisinde ne yaptığını bir şekilde, bir ara raporla bildirmesi gerekiyordu ve bugün, bizim, bu rapor üzerinden İç Tüzük’ün 105’inci maddesi gereğince bir değerlendirme yapmamız ve gruplar adına da görüşleri ifade etmemiz gerekiyordu. Ne diyor İç Tüzük 105’inci maddenin 2’nci fıkrası: “Komisyon bu süre sonunda da çalışmasını tamamlayamadığı takdirde süre bitiminden itibaren onbeş gün içinde araştırmanın tamamlanamaması nedenlerini…” Şimdi bize bu nedenleri, bu iki sayfalık yazıyla ifade ediyor Sayın Komisyon Başkanı. Bu bir tercihtir, bu, bir tercihtir. Ancak Genel Kurulu tatmin edip etmemesi sizlerin takdirindedir.

Ben bir milletvekili olarak, bu iki sayfalık yazışmadan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin oluşturduğu Komisyondan beklediğim rapor niteliğinde bir rapor olarak görmediğimi ifade etmek istiyorum. Tekrar ediyorum: Komisyon kendisi bu yazıda söylüyor, yani birtakım görüşmeler yaptığını, ifadeler aldığını, olay yerine seyahatlerde bulunduğunu söylüyor ve resmî kurumlarla yazışma yaptığını söylüyor. İç Tüzük hükümlerine göre, bunların bir ara rapor şeklinde burada takdim edilmesi; ayrıca nihai rapor da gelmiş, bu raporun da Genel Kurula sunulması ve Genel Kurulun, bugüne kadar yapılanları değerlendirdikten sonra olayı değerlendirip yeni bir araştırma komisyonu kurulmasına gerek var mı, yok mu yoksa bana sunulan bilgi ve belge ve raporlar çerçevesinde ben bunu burada sonuçlandırabilir miyim şeklinde bir karar vermesi gerekiyordu.

Komisyon Başkanı ve üyeleri, İç Tüzük hükümlerine göre, bize göre görevlerini ihmal etmişlerdir ve şu anda yapmış olduğumuz tartışma yeterli bir tartışma değildir diyor, yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öztürk.

Sayın milletvekilleri, şimdi burada tartıştığımız konu, yeterli olmayan ve rapora bağlanamayacak nedenlerle bu Komisyonun çalışmasının, başka bir komisyon kurularak, buradaki bilgiler de oraya aktarılarak tabii ki, yeniden aynı konuda bir araştırma komisyonu çalışmasının kararıdır. Burada buna bu kadar itiraz edilecek bir durum olarak tam görmüyorum. Daha derinlemesine araştırma talep etmiştir arkadaşlar, bu konu Genel Kurulun kararına bırakılmıştır.

Şimdi, İç Tüzük’ün 105’inci maddesine göre, aynı konuda yeni bir Meclis araştırması komisyonu kurulup kurulmaması hususunu oylarınıza sunacağım.

Yeni bir Meclis araştırması komisyonunun kurulmasını kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, buna bağlı olarak, Meclis araştırmasını yapacak komisyonun 16 üyeden oluşmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Komisyonun çalışma süresinin başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üyenin seçimi tarihinden başlamak üzere üç ay olmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Komisyonun gerektiğinde Ankara dışında da çalışabilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece, umarız üçüncü ay sonunda net ve gayet kapsamlı bir rapor Meclisin gündemine gelir.

Sayın milletvekilleri, bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.50


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına geçiyoruz.

Bu kısımda yer alan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 21 milletvekilinin, çalışma hayatındaki sorunlara ve ilgili kesimlere duyarsız kaldığı, görev ve sorumluluklarını yerine getirmediği iddiasıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer Hakkında Anayasa’nın 99’uncu ve İç Tüzük’ün 106’ncı maddeleri uyarınca bir gensoru açılmasına İlişkin (11/9) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere başlıyoruz.

VIII.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 21 milletvekilinin, çalışma hayatındaki sorunlara ve ilgili kesimlere duyarsız kaldığı, görev ve sorumluluklarını yerine getirmediği iddiasıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/9)

BAŞKAN – Hükûmet? Burada.

Önerge daha önce bastırılıp dağıtıldığı ve Genel Kurulun 26/1/2010 tarihli 52’nci Birleşiminde okunduğu için tekrar okutmuyorum.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 99’uncu maddesine göre, bu görüşmede önerge sahiplerinden bir üyeye, siyasi parti grupları adına birer milletvekiline ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana söz verilecektir.

Konuşma süreleri önerge sahibi için on dakika, gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakikadır.

Şimdi söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum: Önerge sahibi Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş; gruplar adına, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Çetin Soysal.

Şimdi ilk söz önerge sahibi olarak Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş’a ait.

Buyurunuz Sayın Durmuş. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi grup başkan vekillerinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanıyla ilgili verdiği gensoru önergesi üzerinde konuşmak üzere söz aldım.

Çalışma hayatı herkesin hakkı ve ödevidir. Anayasa’mızın 49’uncu maddesi “Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.” diyor.

Şimdi soruyorum: AKP İktidarı çalışanların hayat seviyesini yükseltiyor mu? Sanal rakamlarla enflasyonu düşük gösteriyor, çalışanı ve emekliyi üç yıl unutup, sonra yaptığı zammı göklere çıkarıyor. 7,3 milyon emekliye 63 lira ile 101 lira artış yapmış, emekliyi ihya ettiğini zannediyor. Bu paranın üstüne kömür parası ve gıda yardımını ekleseniz de… Vatandaş gıdayı, Başbakanın tabiriyle, sokak arası bakkaldan alsaydı AKP’li gıda toptancısı batar mıydı? Bakkal da nasılsa toptancıdan almayacak mı? Olmaz, illa da AKP toptancısı olacak, para dışarıya akmayacak. Dışarısı bu ülkenin insanı, esnafı değil mi? Bedava kitap da böyle, bu şekilde değil mi? Para AKP’liye akacak. Peki, AKP’li olmayan ne olacak? Yoksulluktan ölsün mü?

Başbakan söylüyor: “Artık eskisi gibi sokak arasındaki bakkallar yaşayamaz. Belki bir araya gelip hipermarket kuracaklar.” Sen bakkalın ve ondan veresiye mal alan yoksulun Başbakanı değil misin? Küçük esnafı istismar ettin, iktidara geldin, şimdi “Ben oynamıyorum.” diyorsun. “Küresel kartellerin adamıyım.” diyorsun. Hipermarketleri şehir dışına çıkarmayı bırak “Bakkalı yok edelim.” diyorsun.

Hani kardeştik? Hani Müslüman’dık? “Komşusu açken kendisi tok olan bizden değildir.” diyen Peygamberin ümmeti değil miydik? Kendisi siftah ettiğinde “Komşum siftah etmedi onu da komşumdan al.” diyen Ahi geleneği ne oldu?

Her konuda  tekel oluşturuyorsunuz. Eczaneler kapanacak, zincir tekel eczaneler, “drug store”lar açılacak, muayenehaneler, poliklinikler kapanacak, tıp merkezleri, dal merkez ve hastaneleri ya batacak ya da kapanacak, hısım akrabanın zincir hastaneleri hâkim olacak.

25 liraya paket uygulaması yapıyorsun Sayın Bakan. Doktor muayenesi, röntgen filmlerinin bütünü, biyokimya tetkikleri ve ultrasonu hangi yiğit AKP’li hilesiz başaracak? Bunun sorumlusu Ömer Çelik’tir. Bu paranın içinde kira var, çalışan personelin ücreti var, sigortası var, ÖTV’si var, vergisi var. Başka, bu merkezler nasıl kapanacak? Bu sizin başarınızdır Sayın Bakan. Sayın Bakan, batırmakta ve kapatmakta üstünüze yok.

1.300 kamu hastanesi 400 hastane birliğine dönüşecek, yönetimi ticaret ve sanayi odasındaki yandaşlara bırakılacak. Hani, hatırlayın Dustin Hoffman’ın bir filmi vardı: “Kramer Kramere Karşı.” Hani geçenki konuşmamda “Sayın Akdağ alamaz, küresel güçlerin adamıydı.” demiştim. Şimdi, Sayın Başbakan, ben daha iyi adamıyım diyor. O hâlde vizyondaki filmin adı “Recep Recep’e Karşı” olsa gerek. Yaşasın küresel sermaye, yok olsun dar gelirli. Başbakana göre hayatın gerçeği bu.

Kâr eden Tekelin alkol bölümünü 280 milyona sattılar, iki ay sonra 930 milyona başkasına devrettiler. Bunun hesabını Recep Tayyip Erdoğan verecek. Aradaki rant karşılığı Tayyip Bey’in çıkarı nedir? Bu hesabı günü geldiğinde kafa tuttuğu Anayasa Mahkemesinde verecek tabii.

Telekom’un yüzde 14’ünü gizlice devredeceksin, “Komisyon ne kadar?” diye sorana kızacaksın. Sonra Telekom çalışanlarına ve Tekel çalışanlarına “Yan gelip yatmak yok. İşinize gelirse 4/C alırsınız, işinize gelmezse C-4 alırsınız.” diyeceksin. Anayasa’nın 49’uncu maddesi Başbakan tarafından açıkça ihlal edilmektedir. Sosyal Güvenlik Bakanı da bu suça fiilen iştirak etmektedir. Bu bakanların -üzülerek ifade ediyorum- kendi iradesi olsa, önce -biraz evvel eleştiriyorsunuz- Ömer Dinçer’i suçlamamız gerekirdi. Anayasa’nın 49’uncu maddesinde hükûmetin çalışmasını engelleyen bir şey var mı? Yok. Çalışanı koruyor, emeği koruyor, temel hak ve özgürlüğe sahip çıkıyor.

Çalışanı nasıl korursun? Kâr eden kurumları satarak değil, geliştirerek korursunuz. Alkollü bölümleri de, sigara üreten fabrikalar da kâr ediyordu. Tekel kâr ettiği için ona göz diken küresel sermaye ve onların distribütörleri buraları sattırdı ve satın aldı, böylece küresel sivil tekel oluşturuldu. “Bunları özelleştireceğim ve çalışanların hakkını sonuna kadar koruyacağım.” diyen Başbakan sözünün eri değildir, Tekel işçilerini açlığa, yoksulluğa mahkûm etmiştir.

Tokat Sigara Fabrikasına eski tezgâhları satan, İspanya’dan boyatıp getirip satan yandaşının foyasını Tütün Kurulu açığa çıkarınca, AKP’lilerin çıkarı bozulunca fabrikayı sattılar. Önce iş yerlerini sattılar, sonra da bu milleti unutkan sanıp, iş yerlerini ellerinden aldığınız işçilerin ekmeğini verdiğiniz sivil küresel tekeli görmezden gelip “Kimseye yetimin hakkını yedirmem.” diyorsunuz. Yalanın bu kadarına pes doğrusu!

Özelleştirme bütün dünyada verimlilik ve tam istihdamı yakalamak için yapılıyor. Siz ne yapıyorsunuz? Kâr eden kuruluşları yok pahasına satıyorsunuz. Hükûmetiniz zamanında kamudan özel sektöre devrettiğiniz iş yerlerinde işsizlik doğmasına neden oluyorsunuz ve bu yeni işsizlik durumuna da asla vicdan azabı duymadığınız gibi merhametli davranmaktan bahsediyorsunuz.

Daha önce 2002 yılına kadar gidiyordunuz, bugün grupta konuşurken 1992’ye kadar uzandınız. Köy Hizmetlerinin devri sonrası kadrosuz, kadrolu 45 bin çalışanı, 57’nci Hükûmet, kadro vererek, özlük haklarını koruyarak özel idareye devretti. Bunları da söyleyip kadirşinaslık yapsaydınız ya. Bu kıskançlık sizi çatlatacak. İki ekonomik kriz sonrası batan iş yerleri dolayısıyla işsiz kalan vatandaşları korumak için İşsizlik Sigorta Fonu’nu kurduk, orada 47 milyar Türk lirası toplandı. Bu paranın 8 milyar dolarını “GAP’a yatırım yapacağız.” dediniz, seçimde kullandınız ve üzülerek ifade ediyorum, bunun 5 katrilyonunu güneydoğuya seçim almak için aktardığınızı bir önceki Sosyal Güvenlik Bakanından bizzat işittim.

Anayasa’ya ve çalışana saygısı olan ve vicdan ve ahlak sahibi devlet adamı Anayasa’nın 49’uncu maddesini ihlal etmez. Ancak başkasının aşında gözü olanlar zemheri ayında Tekel işçilerini elli gün sokakta süründürürler.

Eczacılara zulüm yapmak -bilmiyorum, Başbakanın talebi mi Sayın Bakan- bu meslek grubunu sindirmek için uyguladığınız bir zulümdür. Bu hesabı vermek zorundasınız. “Zincir eczanelerde bakkal çırağı çalışacak değil ya, eczacılar tezgâhtarlık yapacak.” diyen grup başkan vekilinize ne demeli?

Hele beyaz gömlekli doktorlar yok mu? Nejat Uygur’u ziyaret etmek isteyen hanımefendiye “Gülhane’ye gelmeyin.” demişler. Sizi beyaz gömlekliler sizi! Üç beş kuruşu görünce kendinizi ne sanıyorsunuz? Peygamber olarak anılan bir Başbakanın eşini nasıl kabul etmezsiniz? Üç beş kuruş paranıza mı güveniyorsunuz? Sizin muayenehanelerinizi kapatsın da bir görün. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Ne alaka? Ayıp, ayıp!

AHMET YENİ (Samsun) – Ayıp, ayıp!

OSMAN DURMUŞ (Devamla) - Başbakana kafa tutmak neymiş, bir görün. Toplu sözleşme vaadiyle aldatılan memur aylarca süründürülüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Bu saptırmalar hiç yakışmıyor.

BAŞKAN – Sayın Durmuş, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – “Bir sivil vesayet, bir sivil faşizm çıkardınız, asıl yargı vesayeti var.” diyor Başbakan. Meclis Başkanı kim oluyor? Muhalefet liderleri kim oluyor? Hepsini bir çırpıda azarlar ve karalar, kendince susturur. Başbakanın çıkardığı kanunu siz nasıl iade edersiniz Anayasa Mahkemesi üyeleri? Sizin peşinize dinleme ekibi takarsa, görürsünüz! Arınç konuşursa ne Danıştay kalır ne Arınç!

Sayın Dinçer, siz Yerel Yönetimler Yasası’nın mucidi olarak bu PKK açılımına akıl hocası değilsiniz sanırım. Eğer öyleyse Yüce Divan otobüsünün şoför mahallinde yeriniz hazırdır bunu bilesiniz. Ehliyet ve liyakatin…

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Boş konuşuyorsun boş.

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – Doldurayım, peki doldurayım.

2009 yılı bütçesinde -şimdi dolduruyorum madem öyle- 2009 yılı bütçe büyüklüğü 143 milyar TL olarak tahmin edilmiştir. Gerçekleşme gelirleri esas alındığında 84 milyar 355 milyon TL.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi bağlayınız.

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Toplam gider esas alındığında 105 milyar 753 milyon TL olarak gerçekleşmiş. Bu ne büyük yanılgı. Neresinden bakarsanız bakın yüzde 40 yanılma payı söz konusu.

Sayın Bakanın verilerine göre 3 milyon 180 bin işçi sendikalıdır. Kayıt dışılık yüzde 48. Mart 2008 tarihine kadar 23,2 milyar prim asıl alacağı varken bu cezalar, gecikmeler iptal ediliyor, 14,6 milyar alacak. Ancak bunun 7,4 milyarı tahsil ediliyor. Ekleyin Faruk Çelik zamanında tahsil edilemeyen 45 milyar TL’ye. Tahsil edilemeyen prim miktarı 52,2 milyar TL. Çalışanların yarısı kayıt dışı, kayıtlı çalışanların 52,2 milyar TL primi alınamıyor.

Değerli milletvekilleri, sağlıkçılar hangi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Durmuş, ek süreniz de doldu, lütfen selamlayın Genel Kurulu.

Buyurun.

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – Tamam efendim.

Değerli milletvekilleri, üniversite hastaneleri elektrik, doğal gaz, 4/C’li personel maaşı ve hekimlerin maaşı kâğıt üzerindeki artan sanal dönerden verilirse yüzde 125 veren Ankara Üniversitesi yüzde 60 olarak verecek.

AKP’nin söylediği yalan, yaptığı talan. Benim söyleyeceğim budur.

Sayın Bakan, bu icraatlara ortak olmak istemiyorsanız, Başbakanın yanlışlarına ortak olmak istemiyorsanız önergemizin sonucunu beklemeden derhâl istifa edin, kendinizi Yüce Divana gitmekten kurtarın diyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Durmuş.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici.

Buyurunuz Sayın Ekici. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çalışma hayatında son dönemde yaşanan birçok problemin kaynağı olarak gördüğümüz ve çözümler üretme konusunda duyarsız ve yetersiz bulduğumuz Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Ömer Dinçer hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu mensubu arkadaşlarımla birlikte vermiş olduğumuz gensoruyla ilgili görüşlerimi ifade etmek üzere huzurlarınızdayım. Bu vesile ile yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizde son dönemde çalışma hayatı giderek barış ortamından uzaklaşmış ve “çatışma hayatı” olmaya başlamıştır. İktidar gücünü elinde bulunduran Hükûmet ve çalışma hayatından sorumlu Sayın Bakan bu gidişe “Dur!” diyecek herhangi bir adım atma niyeti ortaya koymadığı gibi, aksine, ortamı daha da germeye ve bu yolla başka konularda ve alanlarda olduğu gibi çalışma hayatında da ayrışmaya ve çatışmaya zemin hazırlamıştır. Her platformda uzlaşmadan, diyalogdan, hoşgörüden bahseden Sayın Başbakan ve Sayın Bakan, konu çalışanların haklarına, işçilerimizin çektikleri sıkıntılara, emeklilerimizin malum ekonomik hayat şartlarına, asgari ücretlilerimizin meşhur çay-simit hesabına gelince bu konuların konuşulacağı, görüşüleceği yerlerden kaçmaktadır. Kendi partisinin düzenlediği toplantılarda arzı endam ederek, çektiği sıkıntıyla feryat eden bu insanlarımızı partililerine şikâyet edip alkışlarla durumu idare etmeye çalışmaktadır. Ancak ne yazık ki çalışma hayatında hiçbir şey olumlu gitmemektedir.

Değerli milletvekilleri, 3146 sayılı Kanun’un 2’nci maddesinde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının görevleri on altı başlık hâlinde, madde madde ve çok net olarak sayılmıştır. Bunlardan çok önemli bulduğum birkaç maddeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Birincisi: Çalışma hayatını düzenleyici, işçi-işveren ilişkilerinde çalışma barışının sağlanmasını kolaylaştırıcı ve koruyucu tedbirler almak.

Bir başka görev: Çalışma hayatındaki mevcut ve muhtemel meseleleri ve çözüm yollarını araştırmak.

Bir başka görev: İstihdamı ve tam çalışmayı sağlayacak, çalışanların hayat seviyesini yükseltecek tedbirleri almak, çalışma hayatını denetlemek, sosyal adalet ve sosyal refahın gerçekleşmesi için gerekli tedbirleri almak.

Şimdi, bu maddelere baktığınız zaman Kanun, Çalışma Bakanına Kabine içerisinde bir hükümranlık yetkisi verdiği kadar bir pozitif iyi niyet ajanlığını da görev olarak veriyor yani işçinin lehine, çalışan lehine pozitif bir misyon yüklüyor Çalışma Bakanına. Biz Sayın Çalışma Bakanının bu misyonu yeteri kadar özümsediği kanaatinde değiliz. Her bir maddeyi ayrı ayrı ve içinize sindirerek değerlendirdiğinizde de görüyorsunuz ki maalesef Bakan bu görevleri yerine layıkıyla getirememektedir. İşçiler, memurlar, emekliler, işverenler, sendikalar, meslek kuruluşları, çalışma hayatında aklımıza gelen her kesimin problemleri giderek artmaktadır, daha da vahimi giderek çözümsüzlüğe itilmekte, insanlarımız çaresizleşmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde yaşanan son gelişmeler ve Sayın Bakanın muhtelif zamanlarda tekrarladığı ifadeler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının Kanun’un öngördüğü görevleri layıkıyla yerine getirememiş olduğunu göstermektedir. Özellikle memurlar, işçiler ve memur emeklilerine 2010 yılı için yapılması planlanan maaş artışlarının 2010 yılı enflasyon hedefinin dahi altında tutulması karşısında herhangi bir tedbir alamayan Sayın Bakan, 3146 sayılı Kanun’un ilgili hükümlerine aykırı hareket etmiş, çalışanların hayat seviyesini yükseltecek hiçbir tedbir almamıştır.

Yine, Bakanlık, Kanun’un kendisini zorunlu kıldığı istihdamı artırma, çalışanların refah seviyesini yükseltme yükümlülüğünü yerine getirmek için, bu yönde Türkiye Büyük Millet Meclisine hiçbir teklif sunamamış, bir program önerisi getirememiştir.

10 Kasım 2009 tarihinde “2,5 milyon civarındaki memurun yüzde 36’sı vasıfsız, yüzde 11’i ise kamuya hizmet üretmiyor.” diyerek işe alınışları, göreve başlamaları, terfi ve tayinleri kanunla belirlenmiş olan kamu görevlilerinin kanunun gerektirdiği şartları taşımadığını belirtmiştir. Yapılan bu beyanatın özü bir taraftan kamu görevlilerine hakaret içerse de diğer taraftan, kamu görevlilerinin hizmete başladıktan sonra gerekli mesleki eğitimlerden mahrum bırakıldığını göstermesi bakımından da önemlidir. Çalışanların mesleki eğitimlerinin sağlanması görevinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının görevi olduğu da açıktır.

Sayın Bakan İŞKUR Genel Kurulunda 23 Kasım 2009’da yaptığı görüşmede “Sendikalar sorumsuz ve vizyonsuz, yeni vizyon geliştirmiyor, AB ve ILO normlarını gözetmiyorlar.” diyerek mevcut durumdan çalışan örgütleri sorumlu tutmuştur. Oysa Türkiye, 2009 yılında ILO’nun en ağır yaptırımlarından biri olan “teknik yardım dayatılan ülke” konumuna sendikaların faaliyeti münasebetiyle düşmemiştir; sendikal özgürlüklerin önüne siyasi irade tarafından konulan engeller nedeniyle düşmüştür. Memurlarımız yıllardır, Sayın Bakanın üyesi olduğu Hükûmetin, Sendikalar Kanunu’nu ILO ve AB standartlarına uygun hâle getirmesini beklemektedir.

Değerli milletvekilleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının görevleri arasında çalışma hayatını düzenleyici, işçi-işveren ilişkilerinde çalışma barışının sağlanmasını kolaylaştırıcı ve koruyucu tedbirleri almak da bulunmaktadır. Ancak, yapılan uygulamalar ve verilen demeçler, çalışma hayatını düzenlemek yerine düzensiz hâle getirmek, çalışma barışını sağlamak yerine çatışmayı körüklemek yolundadır. Özellikle ülkemizde memur sendikacılığının içinde bulunduğu durum ve memur sendikalarına yapılan uygulama artık trajik bir hâl almıştır. Hâlbuki AKP, büyük bir törenle sunduğu Acil Eylem Planı’nda, örgütlenme özgürlüğünün önünü açacağını, sendikalaşmayı teşvik edeceğini, kamu görevlilerinin grevli ve toplu sözleşmeli sendikal haklar ve özgürlüklere kavuşturulması için gerekli mevzuat değişikliklerini gerçekleştireceğini vaat etmişti, hatta Sayın Başbakan, 2004 yılında, “Size grev ve toplu sözleşme hakkı vereceğiz, daha ne söylüyorsunuz, ne istiyorsunuz” demişti. Şimdi soruyorum: Bunlar gerçekleşti mi?

Yine, Sayın Bakanın dikkat etmesi gereken bir husus daha var: Değerli arkadaşlarım, demokrasi, en çok oy alan siyasal iktidarın, uygulamalarda farklı statü ve düşüncedeki kesimlerin de görüşünü alarak adil bir yönetim sergilemesiyle mümkün olduğunu bilmesi gerek, ancak Bakanlık, Üçlü Danışma Kurulu mekanizmasını özellikle memurlar adına işletmeyerek ülkemizdeki demokrasi ve sosyal diyalog ortamını da baltalamaktadır.

Sendikaları sorumsuzluk ve vizyonsuzlukla suçlayan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, çalışma hayatımızda ilk kez işçi ve işveren konfederasyonunun ortak yazılı açıklamasıyla kınanmış bakan olma şerefine nail olmuştur.

Değerli arkadaşlarım, bu öz eleştiri ve önerilerden yararlanmak yerine işçi ve işveren sendikalarını suçlayıcı üslup ile yıllardır kurulmaya çalışılan diyalog ortamının kurumsallaştırılması gayretlerini görmezden gelerek ve hem üslup ve hem de eleştiri boyutunun ötesinde ve yapıcı olmaktan uzak önyargılı bir çatışma kültürünün ifadesini görmek istiyorsanız Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına bakmanız yeterlidir.

Saygıdeğer milletvekilleri, bir başka garabet daha oynanmaktadır: İş kollarında yetkili sendikanın belirlenmesi amacıyla bu iktidar döneminde yapılan düzenlemeler tam anlamıyla fiyaskodur. 18 Şubat 2009 tarihinde yani AKP İktidarında, 5838 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 6’ncı maddesi ile “Bakanlık; yetkili sendikanın belirlenmesinde ve istatistiklerin düzenlenmesinde, kendisine gönderilen üyelik ve istifa bildirimleri ile Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan işçi bildirimlerini esas alır.” şeklinde bir düzenleme yapmıştır. Bu düzenlemeyi de 5838 sayılı Kanun’un bu yönetmeliği ile de 21 Temmuz 2009’da yürürlüğe sokmuştur.

2822 sayılı Kanun’un 12’nci maddesi “Bir işkolunda çalışan işçilerin yüzde onunun tespitinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca her yıl Ocak ve Temmuz aylarında yayımlanacak istatistikler esas alınır.” şeklinde bir düzenleme yapılmıştır ancak Bakanlık, ocak ayında yayınlanması gereken istatistiklerin yayımını, yani her yıl ocak ve temmuz aylarının 17’nci günü olmasına rağmen, 2010 Ocak ayı istatistiklerini henüz yayımlamamış, bugünden sonra da yayımlamayacaktır çünkü Sayın Salih Kapusuz ile bu tür acil kanunların acil imzası hâline gelmiş Saygıdeğer Milletvekili Sayın Veysi Kaynak’ın teklifleri ile 5/5/1983 tarih ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nun 12’nci maddesinin üçüncü fıkrası “Bakanlık; yetkili sendikanın belirlenmesinde ve istatistiklerin düzenlenmesinde, 1/8/2010 tarihinden itibaren kendisine gönderilen üyelik ve istifa bildirimleri ile Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan işçi bildirimlerini esas alır. Bu tarihe kadar Bakanlıkça yayımlanmış bulunan en son işçi ve üye istatistikleri geçerlidir.” şeklinde değiştirmiştir.

Bu değişiklik şuna işaret eder saygıdeğer milletvekilleri: Hükûmet, kendi yaptığı kanunundan bir yıl sonra rücu etmiştir. Açıkça söylüyorum: Yandaşı bir sendikanın teklifini kanunlaştırarak aczini ortaya koymuştur. 124 bin üyeli 42 bağımsız sendikayı sözleşme yapamaz hâlde kapsam dışına atmıştır ve bugün “sendikayım” diye gezen sarı sendikaların 2011’e kadar ömrünü ve hükümranlığını artırmıştır.

Bu skandalla kalsa iyi, bir başka skandal daha var. 17 Temmuz 2009 tarih ve 27291 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan iş kollarındaki işçi sayıları ve sendikaların üye sayılarına ilişkin istatistik rakamlarında, belki de Bakanlık bir imkânsızı başarmış ve bir iş kolundaki toplam işçi sayısından daha fazla sendikalı üye bildirmiştir. Tarım ve ormancılık, avcılık ve balıkçılık iş kolunda toplam işçi sayısı 96.682 olarak gösterilmiş iken bu iş kolunda faaliyet gösteren toplam 6 sendikanın kayıtlı işçi sayısı toplamı 137.741 olarak ilan edilmiştir. Bu, kelimenin tam anlamıyla bir skandaldır, Sayın Bakan sizi tebrik ediyorum! Böyle, 96 bin işçiyi 137 bin sendikalı olarak göstermek müthiş bir olaydır.

Ayrıca, Hükûmet, bütün bu olumsuzlukları geçiştirmek için yetkili sendika belirlenmesinde bir yıl önce çıkarılmış kanunu inkâr etmiş ve daha önce bahsettiğim 18/1/2010 tarihinde verilmiş bir kanun teklifiyle eskiye dönüş yapmıştır. Bu yolla, 2010 Temmuzunu ve 2011 Ocak dönemlerini mevcut durumla geçiştirdiniz, hayırlı olsun. İş birliği yaptığınız sendikalar var. Çıktınız Plan ve Bütçede birtakım imzaları da gösterdiniz ama bu eylemi yapmakla, kanun koruyucu olmak durumunda olan Sayın Çalışma Bakanı iş birlikçi konumuna düşmüştür, yolsuzlukta ve haksızlıkta iş birlikçi konumuna düşmüştür. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Soruşturmalık aslında.

MEHMET EKİCİ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, ülkemizin temel ve kronik sorunu işsizliktir. İşsizlik, diğer tüm sorunların da ana kaynağıdır. Kayıt dışı ekonomi de işsizliği beslemekte ve aynı zamanda işsizlikten de beslenmektedir. Tüm ekonomik ve sosyal politikaların istihdamı artırmayı hedefleyen ve odağında insan olan politikalar hâline getirilmesi gerekmekteyken, ülkemizde işsizliği önleyici yeterli önlem alınmamakta, bunun yanı sıra, işsiz kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalan işçilerin mücadelesi de gözden kaçırılmaktadır. Kamuoyunda “kiralık işçilik” olarak bilinen ve özel istihdam bürolarına, istihdam ettikleri işçileri başka işverenlere kiralama yetkisi veren düzenleme Sayın Cumhurbaşkanı tarafından iade edilmiştir ama bu iadeye rağmen, Çalışma Bakanı, birçok konuşmasında konunun yeniden gündeme getirilmesi konusundaki ısrarını sürdürmektedir. İşçileri bir meta hâline getirecek bu düzenlemeye Türkiye kamuoyu ve işçi konfederasyonları karşı çıkmış, bu düzenlemenin Türkiye gündeminden çıkarılmasını istemiştir. “Güvencesiz esneklik” yaklaşımı ülkemiz şartlarında işçilerimizi köleleştirmeye yönelik politikalar olarak görülmekte ve yapılan uygulamalar ile bu görüş desteklenmektedir.

Elimde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulunun yaptığı bir araştırma raporu var. Bakın, kiralık işçi olarak ve taşeron işçi olarak çalıştırılanların, PTT kurumlarında kiralık işçi olarak çalıştırılanların yıllık izin kullanamadıklarını ve haklarının gasbedildiğini iş müfettişleri tespit etmiş. Sayın Bakanın bu konuda yaptığı bir soruşturma var mıdır, bunu merak ediyorum.

Bir başka konu da meşhur Tekel direnişidir. Buradan, bu kürsüden bir milletvekili olarak, eylemlerinin, hak arama mücadelelerinin 51’inci gününde olan Tekel işçilerine selam gönderiyorum. Mücadeleleri haklı bir mücadeledir, mücadeleleri ideolojik değil, ekmek arama, hak arama, çocuklarının geleceğinin hak arama mücadelesidir. Bu noktada, bir milletvekili olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin sorumlu bir vatandaşı olarak bu mücadelelerinin de sonuna kadar arkalarında olduğumu ifade ediyorum. Ancak, bakınız, bugün Sayın Başbakanı dinledik, Sayın Başbakanın bugün Tekel  konusunda verdiği bilgilerin  önemli bir bölümü yanlış olmakla birlikte -umarım yanlış bilgilendirilmiştir- ama tehdit kokan da bir ifade sezdik. “Demokratik duruşumuz gereği bir ay daha tahammül edeceğiz.” demek Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının ağzına yakışan bir ifade değildir. (MHP sıralarından alkışlar) Çünkü o Başbakan o Tekel işçisinin de başbakanıdır.

Yine bu süreçte bir başka garabeti daha yaşadık. Sayın Başbakan Tekel işçileriyle görüşüyordu. Konuyla ilgisi bakımından söylüyorum. Sayın Başbakanın ifadesiyle, Sayın Maliye Bakanını ve Devlet Bakanı Sayın Hayati Yazıcı Bey’i, Başbakan Yardımcısını heyette gördük. Ama bu işlerin asıl sorumlusu olan Çalışma Bakanlığı neredeydi? İlk görüşme trafiğinde rastlamadık. İkinci görüşme trafiğinde de televizyonun alt köşesinden elini görmek nasip oldu! Bu işi kim yapacak, kim düzeltecek? Biz bütçe konuşmalarında Sayın Bakandan rica ettik: “Eğer tarihe işçi ve memur dostu bir bakan olarak geçmek istiyorsanız hiç olmazsa Çalışma Genel Müdürünüzü bu işçilere gönderin.” diye ricada bulunduk bu kürsüden bütçe görüşmelerinde. Ama Sayın Çalışma Bakanı çalışma hayatının hiçbir yerinde yok. Onun için Sayın Çalışma Bakanı bu Tekel işçilerini de anlamak durumunda değil, anlayamıyor, kanunun kendisine gösterdiği mükellefiyetleri de yerine getirmekten son derece aciz durumdadır maalesef.

Değerli arkadaşlarım, asgari ücret konusu, asgari ücretin tespiti konusunda Sayın Bakan Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantılarına katılmayarak, işveren kesimiyle anlaşarak, asgari ücreti sefalet ücreti olarak belirlemiş ve İŞKUR Genel Kurulu gibi sivil toplum örgütlerine açık olması gereken bir yerde sendikalara, yani İŞKUR’u asıl oluşturacak güç odağına beşer dakika sınırlama yaparak teamül dışı bir eyleme de imza atmış bir Sayın Bakandır.

Dolayısıyla, bu gensoru önergesinin haklı gerekçelere dayanan, haklı gerekçeler üzerine kurulmuş bir gensoru olduğunu lütfen anlamanızı rica ediyorum. Bu işin particilik boyutu ayrıdır, siyaset boyutu ayrıdır. Ama eğer bugün Sayın Başbakanın ağzından duyduğumuz laflar bir ay sonra eylemdeki Tekel işçisine, altı ay sonra özelleştirilen Şeker işçilerine uygulanacak bir şiddeti işaret ediyorsa ve bu şiddet işaretine Sayın Çalışma Bakanı bir tedbir almıyorsa, bu mesele bir parti meselesi olmanın ötesine geçmiş bir mesele olarak Genel Kurulca algılanması gereken bir boyut kazanır.

Onun için, lütfen işçiyi anlayalım, lütfen emekliyi anlayalım, lütfen dar gelirli vatandaşın ne çektiğini anlayalım ve kanuni düzenlemeleri yapmaktan bihaber Sayın Bakana görevlerini hatırlatalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

MEHMET EKİCİ (Devamla) – Tamamlıyorum efendim.

Doğru olan, Sayın Bakanın istifa etmesidir. Yani sadece Sayın Başbakanın komisyona bile almaması bir istifa gerekçesidir de bizde ama Sayın Bakan görevlerini yerine getirmiyor, istifa etmelidir.

Burada çıkacak, elbette kendini de savunacak, saygıyla da dinleyeceğiz ama kendisinden bir ricam var: İşine geldiği zaman Cilalı Taş Devri’ne kadar uzanarak gerekçe aramasın. Yüzde 47 oy almış bir siyasi partisiniz, Mecliste 350’ye yakın milletvekiliniz var, kanun çıkarma yeteneğine sahip, hiç ortak aramadan kanun çıkarma yeteneğine sahip ve atama yapma kudretine sahip bir iktidarsınız. Bunun karşılığını, size burada yapılan eleştirileri, size burada yapılan iyi niyetli eleştirileri “partizanlık” başlığı altında ele almayın; rica ediyorum sizlerden, Sayın Genel Kuruldan rica ediyorum, partizanlık boyutunda ele almayalım ve Cilalı Taş Devri’ne kadar uzanacak, geriye dönük yedi yıllık iktidarı bir kenara…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen bağlayınız.

MEHMET EKİCİ (Devamla) – Tamam efendim.

Teşekkür ederim.

…savunmalarla da lütfen kamuoyunu oyalamayın çünkü bu Taş Devri’ne kadar uzanan savunmaları muhalefet yutmuyor, Türk milleti yutmuyor, iktidara da hiçbir faydası yoktur.

Yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ekici.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Çetin Soysal.

Buyurunuz Sayın Soysal. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada Sosyal Güvenlik Bakanı ile ilgili verilen gensoruyu görüşüyoruz.

Tabii, sosyal güvenlik, emeğe, alın terine sahip çıkmak, iş kazalarına önlem almak, insanın insanca yaşayabileceği toplumsal yapıyı kurmak, düzenlemek ve sosyal güvenlik şemsiyesi altında tüm yurttaşlarımızın geleceğini sağlamak demek ama bugün ülkemizde ne yazık ki Bakanlığın adı var, kendi yok. Sosyal güvenlik, sosyal devletle olur. Girmek için uğraştığımız Avrupa Birliğindeki çalışma ve sosyal güvenlik normlarını ele aldığımızda Türkiye’nin ne kadar uzak olduğunu görüyoruz.

Yaptığınız Sosyal Güvenlik Yasası’yla çalışana dönük haksızlık, ihanet yasası olarak hayatımıza girdi. Biz o zamanlar “İnsanları açlığa, yoksulluğa mahkûm edecek bir yasadır.” demiştik, “Bu ihanet yasasıdır.” demiştik. İşte yaptığınız ihanetler: “Hastanede yatan hastalardan katılım payı alınmasın.” dedik, kabul etmediniz. “Ölen sigortalının dul eşine eskiden olduğu gibi eşinin maaşının yüzde 75’i ödensin.” dedik, yüzde 50’ye indirdiniz. “İşsiz kalan vatandaşlarımızın sağlık sigortası primi ile emeklilik primleri işsizlik sigortasından ödensin.” dedik, karşı çıktınız. “Çocukların anne sütüyle beslenmesi çok önemli.” dedik, “Anneye 1.386 lira emzirme yardımı yapılsın.” dedik, emzirme yardımını 70 liraya düşürdünüz. Ağır ve tehlikeli işlerde çalışanlar, gazeteciler, yıpranma hakkından yararlanıyorlardı; bu hakkı sınırladınız. Biz “Yıpranma hakkından yararlananlar bu haklarını emekli oluncaya kadar sürdürebilsin.” dedik yani “Kazanılmış hakları koruyalım.” dedik, karşı çıktınız. “Muhtarların sosyal sigortalar primini devlet ödesin.” dedik, “Seçimle gelen herkes sigortalı olsun.” dedik, muhtarları mağdur ettiniz. “Sosyal güvenlik destek primini kaldırmıyorsanız bari yüzde 15’e çıkarmayın, yüzde 10’da kalsın.” dedik, reddettiniz. “Sosyal güvenlik sisteminde reform yapacaksınız, reforma önce bu alanda, yani kayıt dışı çalışanları kayda alarak başlayın.” dedik, kabul etmediniz.

Bugün Türkiye’de milyonlarca çocuk yatağa aç girmektedir. “Açlık sınırı altındaki ailelere onların onurunu koruyarak yardım edilsin.” dedik ve “Müslümanlıkta sağ elin verdiğini sol el görmeyecek kuralı vardır.” dedik, “Yoksulları teşhir ederek yapılan yardımlar tüm çağdaş ülkelerde reddedilmektedir.” dedik ve “Biz çağdaş ülkelerdeki gibi yoksullukla mücadele edelim, yoksullukla kurumsal mücadelenin yolunu açmak için aile sigortası uygulamasını getirelim.” dedik, reddettiniz.

İşte siz, böyle bir sosyal ihanet yasasını çıkardınız. Siz de biliyorsunuz ki, yasanın asıl adı Sosyal Güvenlik Yasası değil, sosyal ihanet yasasıdır. İşçiye ihanettir, emekçiye ihanettir, alın terine ihanettir. Bu ülkenin, alın teriyle geçimini sağlayan gerçek hak sahiplerine ihanettir.

Bakın bunlar kimler: Yalnızca 2009 yılında 92 maden işçisi, işinin başında, yerin altında yaşamını yitirdi. Ekmeğini toprağın altından çıkaran 92 maden işçisi birer ikişer, maden ocaklarında, iş kazalarında yaşamlarını yitirdiler ve günde 20 liraya çalışanlar var, kayıt dışı çalıştırılanlar var. Ağır ve Tehlikeli İş Kolu Yönetmeliği işlemiyor. Çoğunun sigortası yok. İşveren hiçbir güvenlik önlemi almıyor ve işçiler birer ikişer ölüyor. 19’uncu yüzyıl koşullarını, vahşi kapitalizmi orada görüyoruz.

Bu Bakanlığın müsteşarı var, müfettişi var, Bakanı var ancak umursamaz, izleyici bir tavır içerisinde, umursamaz bir yaklaşım içerisinde olduğunu ne yazık ki görüyoruz.

Kot kumlama işçileri… Bingöl’ün Karlıova ilçesinin, Taşlıçay ve Toklular köyünde neredeyse her evde bir silikozis hastası var. Düşünebiliyor musunuz, iki köyün bütün erkekleri hasta. Başta İstanbul olmak üzere, Sinop, Tokat, Bingöl, Siirt, Erzurum, Zonguldak ve Çorum’da, kot taşlama sonucu ciğerleri iflas etmiş, memleketlerine dönen çok sayıda işçi var. Bu insanlar yaşamlarını idame ettirmek için, o kot taşlama yerlerinde, kumlama yerlerinde çalışmayı kabul etmişler ama bunlara dönük, kayıt dışılığa karşı hiçbir önlem alınmadığı gibi mahkeme kapılarında sürünmesi söz konusu olacak hâle getirdiniz.

Değerli arkadaşlarım, Tuzla tersanelerinde insanlar öldü. Yeni üretilmiş bir geminin filikalarında 16 işçi bindirilerek denemeler yapıldı. Burada Emrah Varol, Ramazan Aygün, Ramazan Çetinkaya hayatını yitirdi. Daha sonra İbrahim Çelik hayatını yitirdi, Kemal Turan hayatını yitirdi, İhsan Turan hayatını yitirdi, Murat Çalışkan hayatını yitirdi. Onlar gibi yüzlerce insan hayatını yitirdi ve ne yazık ki yüzlerce insan orada ağır ve tehlikeli iş kolunda, önlenebilir ölümler olmasına rağmen, Mecliste yapmış olduğumuz çalışmalara rağmen, ilkel şartlardaki çalışmaların getirmiş olduğu o olumsuzluk ne yazık ki Bakanlığınız tarafından gereği hâlâ yapılamadı, yapılamıyor, burada tutulan raporlara rağmen, sayfalarca Meclis araştırması, İnsan Hakları Komisyonundaki çalışmalarımıza rağmen.

Ve değerli arkadaşlarım, daha dün ikinci yılını andığımız Davutpaşa’daki ruhsatsız maytap atölyesinde meydana gelen patlamada 21 insanımız hayatını yitirmişti ve o insanlara yapılan vaatler bile sözde kaldı ve oradaki insanlar kayıt dışı çalıştırılıyorlardı, kaçak iş yerinde çalıştırılıyorlardı. Yine Ayşe Denizdalan, Sadife Düdüş, Gülden Çiçek, Necla Özveren ve Sevgi Sesli, kim bunlar biliyor musunuz? Bunlar Bursa’da gece yarısı çıkan yangında, 5 kadın işçi, fabrika kapısının üzerinden kilitli olması sebebiyle yaşamlarını yitiren tekstil işçisi çocuklarımız. Ayşe Denizdalan on beş, Sadife Düdüş on altı yaşındaydı. Otuz iki yaşındaki Sevgi Sesli üç aylık hamileydi, günde on altı saat çalıştırılıyordu ve hiçbirin sigortası yoktu. Bursa’da bu can yakıcı durum Türkiye’deki diğer fabrikalardan da farksız.

Değerli arkadaşlarım, mevsimlik tarım işçileri, kamyon kasalarında yaşam mücadelesi veren insanlar, hiçbir sosyal hakları yok. Günlük 7 lira yevmiyeyle çalıştırılmak zorunda kalan, kayıt dışı çalıştırılan, sosyal güvenliği olmayan… Siz bu hakkı mevsimlik tarım işçilerine ne yazık ki tanıyamadınız, tanımıyorsunuz. Sırf sendikalaştıkları için Anayasa’yı, uluslararası sözleşmeleri ihlal ederek, itfaiye taşeron firmasını, üstelik adı Deniz Fenerine karışmış insanlara, altyapısı olmayan, tulumbacı anlayışı içerisinde vermekten kaçınmadınız. İstanbul İtfaiyesini bile peşkeş çektiniz ve orada Anayasa’nın, sırf sendikalaştıkları için Anayasa’nın 51’inci maddesinin ihlal edilmesine, bir kamu kuruluşunun bu yöntemi denemesine göz yumdunuz, seyirci kaldınız, gereğini yapmadınız. Bugün itfaiye işçileri için ikna odaları kurdunuz…

AHMET YENİ (Samsun) – İkna odaları sizin işiniz.

ÇETİN SOYSAL (Devamla) – ...sendikadan uzaklaşın dediniz ve kalktınız, Deniz Fenerinde adı geçen insanlara teslim ettiniz, peşkeş çektiniz, iş birliği yaptınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlarım, bugün bir dram, bir trajedi yaşanıyor. Ankara’nın soğuk kış günlerinde hak arama mücadelesi veren, seslerini, feryatlarını duyurmaya çalışan, yaşam mücadelesi veren bu insanları 4/C kölelik kapsamına alarak zulmediyorsunuz, sonra bunun adına da merhamet diyorsunuz. Sizin merhamet anlayışınız bu ise alın o merhameti başınıza çalın. (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü, siz, insanları aç bırakarak ağlatıyorsunuz, cahil bırakarak yalvartıyorsunuz. Ama bu Tekel işçileri size yalvarmıyor, 4/C köleliğine karşı baş kaldırıyor, sizin tüm bu baskılarınıza rağmen boyun eğmiyor çünkü siz etkisiz, siz tepkisiniz, siz mürit bir toplum istiyorsunuz, onu yaratmaya çalışıyorsunuz.

Siz Mizgin’i tanıyor musunuz? Mizgin talasemi hastasıydı, uygun ilik de bulunmuştu. Ama dünyalar güzeli Mizgin şimdi hayatta değil. Mizgin bir Tekel işçisinin, Ankara’dan memleketine döndüğünde kızının tabutuna sarılan bir Tekel işçisinin kızı. Mizgin “Müjde” demek Kürtçe. Hani açılım yapıyorsunuz ya, onu da yanlış yerinden açıyorsunuz. Mizginleri yaşatmayı başarırsanız yapacaksınız açılımı, asıl müjde o olacak vatandaşa.

Tekel işçilerinin dramı, bir buçuk yaşındaki çocuğu yüksek ateşle hastaneye kaldırılan bir annenin dramıyla özdeş olmuş. Babasına destek vermek için kilometrelerce uzaktan gelen yedi yaşında bir kız çocuğu var. Ankara Valisinin “Çocuklar korkuyor.” dediği yerde çocuklar var, çocukların geleceği için ölümü göze alan anneler, babalar var. Diyarbakır’dan gelmiş yedi aylık hamile kadınlar var ve orada Türkiye'nin dört bir yanından gelmiş, Doğu’dan, Güneydoğu’dan, Karadeniz’den, Ege’den gelmiş 5 çocuklu, 6 çocuklu, 7 çocuklu analar var, babalar var. Ölümü göze almış binlerce yürek var orada, binlerce yürek. Eksi 5 derecede, soğukta sokakta, betonlarda yatanlar insanlar var orada ve en önemlisi Türkiye'nin, Türk insanının duyarlılığı var orada. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – İzmir’den gelen var mı? İzmir Belediyesinden gelen var mı?

ÇETİN SOYSAL (Devamla) – Bu sorunları, bu insanların sorunlarını çözmesi gereken iktidarınız, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınız oligarşiye, mutlu azınlığa hizmet etmekten yarattığınız rantçı politikalarla yaptığınız yolsuzlukların getirdiği bedeli bu insanlara ödetmek durumunda kalıyorsunuz. Sayın Bakana hatırlatmak gerekiyor: Sizin o koltukta oturma nedeniniz o işçilerdir.

Memleket bu durumda, ülkemizde işsizlik 13,4. Yani her 100 kişiden 13’ü işsiz ve tarımda her 100 kişiden 87’sinin sosyal güvenliği yok. İşsizlik almış başını gitmiş. Çalışanlar perişan durumda. Öğretmenler perişan, atanamayan binlerce öğretmen var. İşte, memleketimizdeki insan manzaraları.

Değerli arkadaşlar, işçiler sokakta, ekmekleri için mücadele ediyor. Sizler ülkenin kaynaklarını kendi yakınlarınıza peşkeş çekerken, ülkenin önemli, değerli kuruluşlarını satarken, uluslararası sermayeye hizmet ederken, kendi çocuklarınıza, damatlarınıza, yandaşlarınıza olanaklar sağlarken, oluşturduğunuz sonradan görme mutlu azınlıkla mutlu mutlu yaşarken etrafınızda etten duvarlar ördünüz ve ileriyi görememe noktasına geldiniz. Yani geçmişte mücahit idiniz, sonra müşahit oldunuz, arkasından müteahhit oldunuz, her işe müsait oldunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Terbiyeli ol!

ÇETİN SOYSAL (Devamla) – İnsanların ekmeği ve aşıyla oynuyorsunuz, sonra da “Kriz teğet geçti hamdolsun, iyiyiz.” diyorsunuz. Sizler iyi olabilirsiniz ama ülkenin insan manzaraları ve ülkenin gerçekleri bu değil. Ve çıkıp “Milletimizin bize emanet ettiği kasayı kusura bakmayın soydurmayız.” diyorsunuz. O kasanın kimlere çalıştığı, kimlere peşkeş çekildiği, yani kediye ciğer teslim ettiğini ne yazık ki görüyoruz. Damadının şirketine kredi verirken görüyoruz, gemiler, gemicikler alınırken görüyoruz, yarattığınız oligarşik yapıyla, mutlu azınlıkla görüyoruz. Uzun süre askerlik yapan çocuklarınızın durumuyla görüyoruz. Yüksek maliyetli, fahiş fiyatlarla yaptırdığınız projelerle kasayı nasıl koruduğunuzu ibretle görüyoruz ve gün gelecek devran dönecek, elbette bunların hesabı bir gün yüce divanlarda görülecek.

İktidara geldiğinizden bu yana, 21 milyarlık varlık satışı, 80 milyarlık dış borçlanma, halka ait fabrikaların, bankaların, limanların özelleştirilmesi sonucunda 30 milyar 712 milyon dolar… Bütün bu kaynakları o kasanın içinde erittiniz, yok ettiniz. Bir tek istihdam dahi yaratmadınız. Tarımı öldürdünüz, hayvancılığı yok ettiniz, insanları açlığa, yokluğa, yoksulluğa mahkûm ettiniz.

Değerli arkadaşlar, ben ülkemin dört yanında fotoğraflarını ortaya çıkaracağımız insanlarımızın yaşadığı açlıktan, sefaletten utanıyorum. Ben emeklilere reva görülen yaşam koşullarından utanıyorum. Geçim sıkıntısı çeken memurumun durumundan utanıyorum. İtfaiyenin, Türk Hava Yollarının taşeronlaşmasından, değişik kurum ve kuruluşların peşkeş çekilmesinden ve çalışanın sorumluluğunu taşerona havale eden anlayışınızdan utanç duyuyorum.

ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Biz de sizden utanıyoruz.

ÇETİN SOYSAL (Devamla) – “3 milyon işsizimiz var, 3 milyon asgari ücretlimiz var.” diyen Bakanın sözlerinden utanç duyuyorum. 4/C kölelik sistemini merhamet diye gösterenlerin merhamet anlayışından utanıyorum. Sosyal devleti ortadan kaldıran, insanı insana muhtaç eden, görmediğiniz yokluğu, yoksulluğu görmenin utancı içindeyim. İntihal yapan bir kişinin Sosyal Güvenlik Bakanı olmasından ne yazık ki utanç duyuyorum. Ülkenin yolgeçen hanı olmadığını söyleyen ve bu ülkenin gerçek sahiplerine, Tekel işçilerine “Bu ülke sahipsiz değil.” diyen Başbakanın bu sözlerinden utanıyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Utan! Utan!

ÇETİN SOYSAL (Devamla) – Atanamayan öğretmenlerimize yaşattığınız sıkıntılardan utanıyorum. Aç bırakarak ağlatan, cahil bırakarak yalvartan anlayışınız utanç verici bir anlayıştır. Seksen yıllık cumhuriyetin malını, mülkünü yandaşlarına  peşkeş çeken bu iktidarın uygulamaları utanç verici uygulamalardır. “Al ananı git.” diyen anlayışınız utanç verici bir anlayıştır. Popülist, oportünist yaklaşımlarınız, okyanus ötesine körü körüne bağlılığınız utanç veren anlayıştır. Her konuşmanızda tehdit unsuru içeren konuşmalarınız utanç vericidir. Bir aylık süre verilmiş Tekel işçilerine. O bir aylık süreyi veren anlayış utanç verici anlayıştır ve daha önemlisi burada göstereceğim tablolar çok daha utanç verici.

Burada, görüyorsunuz, bu fotoğraftaki yaşlı insan Kore gazisi. Daha doğrusu Kore gazisinin cesedini görüyorsunuz. Şu anda, ülkesi için adını bile duymadığı topraklara gitmiş, donarak öldü, açlıktan öldü bu insan. Peki, sadece bu mu? Burada, bir Kore gazisi kadar şanssız değil belki ama bir kap yemeği yakalamanın mutluluğunu yaşayan bir tablo bu. Bu tabloyu görüp de utanmamak mümkün mü? Bu fotoğrafı görüp de, bu manzarayı görüp de utanmamak mümkün mü?

ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – İçler acısı… Yazıklar olsun!

ÇETİN SOYSAL (Devamla) – Yazıklar olsun tabii ki. Tabii ki yazıklar olsun! Kulu kula muhtaç eden anlayışa yazıklar olsun!

Adana’da çocuklar, pazarda pazarcıların çöpe attığı sebzeleri topluyorlar. Kimi çürük, kimi ezik, kimi yarım sebzeler ama yine de toplamak zorundalar, evine aşını götürmek zorundalar. Bunu bu hâle getirenlerin elbette ki utanması gerekiyor. Utanmanız gerekiyor.

ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Sizin sosyal demokrasi anlayışınızı anlat bakalım.

ÇETİN SOYSAL (Devamla) – Bakın, burada -ben bu evlere gittim gördüm- insanlar nasıl yaşıyor biliyor musunuz? Burada ilkel şartlarda yaşıyor. İşsizler, açlar, sefiller. Bir odada bir aile yaşıyor. Her ailenin 3 tane, 4 tane çocuğu var. Ne diyordunuz? “3 çocuk.” Al sana 5 çocuk! Al sana 10 çocuk! Ve burada bir odada yaşamını idame ettirmek zorunda kalan insanlar. Bu evlerden yüzlerce var.

Bu evler neresi biliyor musunuz? İstanbul, 2010 Avrupa başkenti. Bu ev neresi biliyor musunuz? Türkiye'nin, dünyanın en eski yerleşim bölgesi, Fatih. Fatih’teki fotoğraflar ve insan manzaraları. Ve bu evlerde insanlar yaşıyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Çoluk yaşıyor, çocuk yaşıyor ve ne yazık ki bu manzaraya sadece laf atarak bakabilirsiniz. Bunun için çözüm üretmek gibi bir anlayışınız yok, çünkü sizler ne yazık ki etkisiz, tepkisiz, mürit bir toplum yaratma anlayışının insanlarısınız.

MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) – Siz kaç tane ev yaptınız döneminizde?

ÇETİN SOYSAL (Devamla) – Bakın, burada bir kadın. Çöpün içerisinde yiyecek toplamaya çalışıyor. Hayatını idame ettirmek için yapıyor bunu. Bu, Adapazarı’nda bir kadının dramı, bir kadının trajedisi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Laf atacağınıza çıkın deyin ki: “Evet, arkadaş, yoksullukla birlikte mücadele edelim.” Ama siz ancak bunları algılamak… Çünkü sırça köşklerinizde… Çünkü sizler bir azınlığın, bir oligarşinin, mutlu bir azınlığın mutluluğu için çaba sarf eden insan anlayışından başka bir şey değilsiniz.

AHMET YENİ (Samsun) – Siz nerede yaşıyorsunuz, siz?

ÇETİN SOYSAL (Devamla) – Bakınız, bir gerçek daha. Bir gerçek daha. Bu fotoğraf. Gaziantep’te yaşlı bir insan, yardım kuyruğunda izdiham nedeniyle yere düşüyor, elindeki bastonu da kurtaramıyor onu ve görüyorsunuz ki o izdihamdan nasibini alıyor. Bu Gaziantep. Gaziantep’te yaşlı insanlar ve burada insanı insana nasıl muhtaç ettiğinizin fotoğrafıdır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Yine, burada yardım kuyruğu. Yanlış anlamayın, bu kadınlar gözaltına alınmış filan değil; uzun saatler boyu yardım için bekleyen insanlar bunlar. Ne acıdır ki ülkemizde yardım kuyruklarında insanlar beklemek zorunda kalıyor. Yazık bunlara. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bunlara sahip çıkmak yerine ne yapıyorsunuz? Burada laf atmaya yelteniyorsunuz.

HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Laf atmıyoruz, biz oradan geliyoruz! Sen ne anlatıyorsun?

ÇETİN SOYSAL (Devamla) – Yine, burada bir dram var. Bakın, aslında bu insanlar sıraya girmişler. Niye sıraya girmişler? Çünkü 450 kişinin alınacağı yere 14 bin 500 kişi müracaat ediyor. 14 bin 500 kişi, sabahın köründe gelmişler iş istiyorlar, aş istiyorlar.

Yine burada, Edirne’de Sosyal Yardımlaşma Fonu’nun dağıtacağı… Muhtaç ailelere 100’er lira dağıtıyorlar ve bunun için de binlerce insan sıraya girmiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

ÇETİN SOYSAL (Devamla) – Peki, bu fotoğraflar utanç fotoğrafı değil mi? Bunlara baktığınız zaman utanmıyor musunuz? Burada işsizlik, burada dram, burada trajedi yaşanırken gelip de bu insanların sorununu çözmesi gereken Parlamentoda buna dönük, yoksullukla mücadele etmeye dönük, sadece en son Ankara’da kömür dağıtmayı, fakirlere kömür dağıtmayı bir sosyal proje gibi görerek, burada sonuç alamazsınız.

HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Tekel işçileri beş yıldır sokakta, sen neredeydin?

ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Burada sosyal devleti kurmanız lazım. Sosyal devleti kurmak için de C-4 hâline dönüştürdüğünüz 4/C’lileri ortadan kaldırmanız lazım.

AHMET KOCA (Afyonkarahisar) – Senin zamanında 4/C yoktu!

ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Sosyal devlet olmanız için, 4/B’leri kaldırmanız lazım, taşeron sistemini kaldırmanız lazım. Bu fotoğraflardan, önce utanmanız lazım, utanmanız lazım. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Villandan mı çektin o fotoğrafları?

ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Tabii, oligarşinin yapısısınız. Deniz ötesinden talimat alırsınız, gelir burada ahkâm kesersiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Soysal, lütfen sözlerinizi bağlayınız.

ÇETİN SOYSAL (Devamla) – Ama bir şeyi bilin ki, elbette ki, Aşık Mahzuni’nin dediği gibi “Yoksulun sırtından doyan doyana/ Bunu gören yürek nasıl dayana/ Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana/ Bilmem söylesem mi söylemesem mi?”

Nice yiğitleri, Tekel işçilerini orada kuru soğana mahkûm ediyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Emeklileri, işçilerimizi kuru soğana mahkûm ediyorsunuz. Elbette ki bunların bir gün gelir hesabı sorulur. Sizler oligarşiye hizmet ediyorsunuz, mutlu azınlığa hizmet ediyorsunuz ve bir gün gelir bunların hesabı sorulur.

HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Bırak ajitasyonu!             

ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Elbette ki bu gensoruyla ilgili bence sonucu beklemeden Bakanın istifa etmesi gerektiğini ifade ediyorum.

Buradan size değil, buradan o büyük mücadeleyi götüren, onurlu mücadeleyi götüren, etkisiz, tepkisiz değil, mürit olma anlayışı içinde değil, o Ankara’nın soğuk kış günlerinde kadınıyla erkeğiyle yiğitçe mücadele veren Tekel işçilerine selam olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Soysal.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, grubumuzu itham edici çok ağır sözler sarf edilmiştir. 69’a göre söz istiyorum, kısa bir söz.

BAŞKAN – Anlayamadım efendim.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Grubumuzu itham edici çok ağır sözler söylenmiştir gerçekle bağdaşmayan. Kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Ne, hangi söylemdi? Ben pek öyle bir şey algılamadım ama. (AK PARTİ sıralarından “Aaa” sesleri, gürültüler)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Hangi sözüyle?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Grubumuzu itham edici, eleştiri sınırlarını aşan beyanlarda bulunmuşlardır. Çok kısa söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, buyurun.

Buyurunuz Sayın Bahçekapılı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sevgili arkadaşlarım, benim bir seviye sorunum var cevap verme konusunda ve konuşurken. Müsaade ederseniz o seviyeyi koruyarak konuşmama devam etmek istiyorum ve cevap vermek istiyorum.

Şunu da belirtmek isterim ki Sayın Soysal bu yaşına kadar siyasi tarihi içinde ne edindiyse, bilgi birikiminde, tırnak içinde entelektüel bilgi birikiminde ne gibi kelimeler öğrenmişse veya öğrenememişse hepsinin içinde olduğu bir konuşma yaptı.

Eskiden beri tanırım kendisini. Bir dost tavsiyesi: Eleştiri yaparken, cevap verirken kullandığı kelimelerin anlamlarını doldurarak, anlamlarını ve kelimeleri yerli yerine oturtarak cevap verir veya konuşursa biz de kendisini daha sağlıklı olarak dinleyebiliriz diye düşünüyorum.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Sayın Başkan, ben de söz istiyorum.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Senden öğrenecek değil bunları.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Şimdi, öncelikle belirtmek isterim ki kişilerin siyasi duruşlarını eleştirebilirsiniz, elbette eleştirilecek olan yerler vardır, ama kişilerin özel hayatına müdahale etmek her şeyden önce kişilik hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz, daha sonrası da ayıptır. Eleştirmek ile hakaret etmek arasında arkadaşlarım, ince bir çizgi vardır. Bu çizgi tutarlılık ister, nezaket bekler. Hukukta “eleştiri” ile “hakaret etmek” arasında bazı kriterler vardır bunları birbirinden ayırmayı gerekli kılan ve yeterli gören. Bunlardan en önemlisi: Eleştirirken kullandığınız dil ile söylediğinizin içeriğinin birbiriyle örtüşmesi gerekir ve bir denge kurulması gerekir. Şuna dikkat etmek gerekiyor: Bizler siyasi kültürü üretmenin en önemli ve birincil kimlikleriyiz. Sizin yaptığınız gibi, çatışan, dinlemeyen, gerçeklikle bağdaşmayan beyanlarda bulunan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bahçekapılı…

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Grubunuza anlatın, grubunuza anlatın onları! Sizden eğitim alacak hâlimiz yok ki!

BAŞKAN – Sayın Bahçekapılı, lütfen, size karşı ne söylediyse ona cevap veriniz. Siz genel olarak bir laf söylüyorsunuz. Lütfen… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Kısa bir süre daha rica ediyorum efendim, bir dakika daha…

BAŞKAN – Buyurunuz. Lütfen…

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, ben de söz istiyorum kullandığı kelimelerden ötürü.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Sataşmaların hepsine cevap…

BAŞKAN – Sayın Bahçekapılı, lütfen, hangi konuda sataşıldıysa ona cevap veriniz, genel konuşma yapıyorsunuz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Peki, tamam efendim.

BAŞKAN – Buyurunuz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Peki, Sayın Başkan.

Burada paparazzi programlarına konu olmak için bulunmuyoruz. Derdimiz Facebook’ta en çok tıklanan olmak da değil. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Tribünlere ajite ederek oy toplamak kolaydır ama geçicidir. Bunun yerine çalışmak gerekir. Bunun yerine örneğin Altındağ’da bir eve gitmek gerekir; Altındağ’dan bir misafiri ağırlamak gerekir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunun yerine örneğin, gerektiğinde tatilinizi feda ederek bizim gibi çalışmak gerekir. Önce çalışın, sonra konuşun!

Çok teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bahçekapılı.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, hangi sataşmaya cevap verdi?

BAŞKAN – Onu ben de anlamadım efendim.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Sayın Başkan, kullandığı üslup, “seviyesiz” kelimesine karşılık cevap vermem gerekiyor, bir sataşma var. Ayrıca benim söylediğime yanıt vermedi, “kişiselleştirme” dedi. Onunla ilgili de konuşmadım ama şahsıma dönük “seviyesiz” kelimesi var. Bununla ilgili açıklama yapmam gerekiyor.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

Sataşmaya da mahal vermeyiniz ama ne sataşmasına cevap verdiğinizi lütfen açıklıkla söyleyiniz.

7.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Evet, bir sataşma var. O da nedir? “Mutlu azınlık.” dedim. Kişiye dönük mü? Bir mutlu azınlık var, bir oligarşi var, burada bir sataşma var ama seviye ise, herhâlde siz Başbakana söylediniz Ayşe Nur Hanım, Başbakanın seviyesine dönük söylediniz! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Ne biçim konuşuyorsunuz?

ÇETİN SOYSAL (Devamla) – Çünkü seviyem konusunda…

FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Sayın Başkan, müdahale edin! Böyle Başkanlık olur mu?

ÇETİN SOYSAL (Devamla) – …seviyem konusunda hiçbir sorun yok ama adres belli. Bu adresin adı Başbakan! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Çünkü Başbakanın konuşmalarının bazen seviye dışına çıktığını yaşayarak görüyoruz.  (AK PARTİ sıralarından “ahlaksız” sesi, gürültüler)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Başbakanı ağzına alırken dikkatli ol!

ÇETİN SOYSAL (Devamla) – “Ahlaksız” lafını aynen iade ediyorum.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Başbakanın adını ağzına alırken dikkatli ol, dikkatli olacaksın!

ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Aynen iade ediyorum. Çünkü, sizin anlayışınız o.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Ondan öğreneceğin çok şey var. Çok şey öğreneceksin Başbakandan. Dikkatli ol!

ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Geçmişte mücahittiniz, sonra müşahit oldunuz, arkasından müteahhit oldunuz, her işe müsait oldunuz. Onun için burada siyaset dersi vermek en son size düşer.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Gerekiyor çünkü bilmiyorsun!

ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Biz siyasetin caddelerini de, sokaklarını da biliriz. Biz siyaseti insan için yapanlardanız. Biz siyasetin kıblesinin insan olduğunu bilenlerdeniz. Biz öyle şeyler görüyoruz ki çivi çakmışsınız. Evet, doğru, çivi çaktınız ama o çivileri insan etine çaktınız.

SONER AKSOY (Kütahya) – Her zaman sataşan sensin!

ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Ne yazık ki öyle! Can yakıyorsunuz, insanların canını yakıyorsunuz, açlığa, sefalete sürüklüyorsunuz. Burada az önce gösterdiğim fotoğraflara sahip çıkacağınıza bunlara çözüm üreteceğinize, insanlara, insanlara… (AK PARTİ sıralarından “Ahlaksız” sesi, gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan, sataşmayla bir alakası var mı bu konuşmanın?

ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Ahlaksız sensin, iade ediyorum, iade ediyorum, sensin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sadece bizim grup başkan vekilimizi uyarıyorsunuz. Lütfen adil olun!

ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Burada, burada…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) ¬– Sayın Başkan, bana yaptığınız uyarıyı lütfen konuşmacıya da yapın. (AK PARTİ sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Terbiyesiz de sensin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Görevinizi hakkıyla yerine getirin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Lütfen…

ÇETİN SOYSAL (Devamla) – Burada, aç bırakarak insanları ağlatıyorsunuz, cahil bırakarak yalvartıyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lütfen adil olun.

ÇETİN SOSYAL (Devamla) - Onun için, bırakın bunları…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Görevinizi hakkıyla yerine getirin.

ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Bırakın bunları… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, siz biraz önce grup başkan vekilinin sözünü kestiniz, “Sataşmayla ilgili konuya gelin.” dediniz.

ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Ben bu lafları da size iade ediyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ÇETİN SOYSAL (Devamla) – Bu lafları iade ediyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Soysal…

ÇETİN SOYSAL (Devamla) – Bu lafla bizi yıldıramazsınız, bizi ürkütemezsiniz, bizi yıldıramazsınız.

BAŞKAN – Sayın Soysal…

ÇETİN SOYSAL (Devamla) – Bırakın… Kimlere şirin görünüyorsunuz. Bizi yıldıramazsınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.07
DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.58

BAŞKAN : Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Gensoru önergesinin görüşmelerine devam edeceğiz.

VIII.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 21 milletvekilinin, çalışma hayatındaki sorunlara ve ilgili kesimlere duyarsız kaldığı, görev ve sorumluluklarını yerine getirmediği iddiasıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/9) (Devam)

BAŞKAN – Hükûmet? Yerinde.

IX.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- TBMM Başkan Vekili Şükran Güldal Mumcu’nun, verilen arada, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, makam odasına gelerek Genel Kurulun nasıl yönetileceği konusunda kendisine talimat vermeye kalktığını ve bu durumu şiddetle kınadığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sizlerle bir konuyu paylaşmak istiyorum. Biliyorsunuz -hâlâ da uygulanıyor zannediyorum- ülkemiz yasama, yürütme ve yargı bağımsızlığına dayanılarak yürütülüyor. Şu anda yasamayı temsilen burada bulunuyorum. Ama yürütmenin yasamaya baskı yapma hakkı hiçbir zaman yoktur. (AK PARTİ sıralarından “Nereden çıktı?” sesleri, CHP sıralarından alkışlar) Ama demin, Bakanlar Kurulu üyesi bir Bakan, Başbakan Yardımcısı Sayın Arınç makam odasına gelip, nasıl yöneteceğim konusunda bana talimat vermeye kalkıştı. Bunu şiddetle kınıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Bu, son zamanlarda uygulanmaya konulan, uygulanagelmeye başlayan yürütmenin yasama üstündeki bir baskısının ikinci bir tezahürüdür, bunu şiddetle kınıyorum! (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP KORAL (İstanbul) – Ne alakası var Sayın Başkan? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ATİLA EMEK (Antalya) – Sus!

BAŞKAN – Eğer var ise…

Sakin olunuz lütfen.

Eğer var ise yönetimle ilgili bir tartışmanız, İç Tüzük gayet açıktır, usul tartışması açarsınız.

SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) – Hakaret ediyor, müdahale etmiyorsun.

TAYFUR SÜNER (Antalya) – Saygısızlık yapma!

BAŞKAN – Usul tartışması açılır.

Şimdi de alınmış olan Danışma Kurulu kararı nedeniyle -bitimine kadar alındığı için- çalışmamıza kaldığımız yerden devam ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, biz de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak Meclis Başkanlığına, Meclisin hükmü şahsiyetine yönelik bu girişimi protesto ediyoruz ve bütün milletvekillerini ve grup başkan vekillerini davet ediyoruz; hep beraber, birlikte, bu yapılan muameleyi kınayan bir bildiriye hep beraber, birlikte de imza atmayı da huzurlarınızda teklif ediyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Son konuşmacı olarak…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, o, Meclis yönetmesini bilmez. Onun hakkı yoktur. O gitsin tarikat şeyhlerinin elini öpsün.

BAŞKAN – Bunu bilginize sunuyorum ve şiddetle kınıyorum! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, bu yaptığınız açıklamayla ilgili çok önemli ve Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihinde görülmemiş bir olay var. Üç dakikayı geçmemek üzere söz istiyorum ve Sayın Oktay Vural’ın önerisine katılıyorum. Bu kınanmadığı sürece bu Meclisin oturumları sağlıklı, yasal, İç Tüzük’e uygun olamaz. Ya bu olay kınanacak veya oturumlar…

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, devam edin, dolduruşa gelmeyin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, son konuşmacı, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır.

Buyurunuz. (BDP sıralarından alkışlar)

VIII.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 21 milletvekilinin, çalışma hayatındaki sorunlara ve ilgili kesimlere duyarsız kaldığı, görev ve sorumluluklarını yerine getirmediği iddiasıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/9) (Devam)

BDP GRUBU ADINA SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; verilmiş olan gensoru önergesi hakkında Barış ve Demokrasi Partisi adına söz hakkı almış bulunuyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir kadının Başkan Vekilliği yaparken bu muameleye tabi tutulması, artı, eğer yürütmenin yasama üzerinde bir baskısı varsa bunun öz eleştirisi verilmelidir. Ben de buna davet ediyorum. Akşamın ilerleyen bu saatinde kimsenin kimseyi bu koşullara mağdur etmeye, mahkûm etmeye hakkı yoktur diyorum.

RECEP KORAL (İstanbul) – Sayın Başbakana laf atma var ama.

SEVAHİR BAYINDIR (Devamla) - Bir erkek olduğu zaman gücünüz yetmez ama kadınlar karşısında çabuk ahkâm kesiyorsanız bunun da hesabı verilmelidir. Cinsiyetçi bir yaklaşımdır.

Türkiye’de…

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Ne alakası var?

SEVAHİR BAYINDIR (Devamla) - Dinleyin lütfen! Dinleyin!

Türkiye’de özellikle 24 Ocak kararlarıyla derinleşen, 12 Eylül 1980 askerî darbesiyle kurumsallaşan, çalışma yaşamını da örgütsüzleştirmeyi hedefleyen süreç AKP İktidarında da devam etmektedir. 1980 sonrası yaşamın her alanındaki baskılar, hâlen yürürlükte olan darbe anayasasından kaynaklı kısıtlamalar, antidemokratik uygulamalar siyasal ve sosyal dengelerin sağlıklı biçimde oluşturulmasına engel teşkil etmektedir. Bu da Türkiye’de sendikal haklarla ilgili yasal durum ve uygulamada karşılaşılan sorunları ve örgütlenme hakkının kullanılması önündeki engelleri beraberinde getirmiştir. Ucuz iş gücü ve güvencesiz çalıştırmanın zeminini oluşturmak için sendikal örgütlenmenin önüne engeller konmuş, var olan örgütlenmeler de dağıtılmak istenmiştir.

Bugün, Türkiye’de, sendika üyeliği hâlâ işten atılma gerekçesi olmakta, konfederasyon ve sendikaların tüzüklerine kadar müdahaleler yapılmakta, sendika çalışanları hukuksuz bir şekilde tutuklanmakta ve sürgün edilmekte, işten atılmaktadır.

30 Ocak itibarıyla Başbakan imzalı sendikal haklara özen genelgesi yayınlandı. Daha önce 2003, 2005, 2009 tarihli ve yine Başbakanlık genelgeleri de sendikal örgütlenmenin önündeki kimi engelleri, kısıtlamaları kaldırma, örgütlenmede kolaylık sağlama, soruşturmalara neden olan sendikal faaliyetlere olanaklar sağlama iddiasıyla yayınlanmış olmalarına rağmen çalışma yaşamında tam tersi gelişmeler yaşanmıştır. Çok sayıda sendikacı tamamen sendikal faaliyetleri nedeniyle baskıya uğramış, adli ve idari soruşturmalara maruz kalmış, sürgün edilmiş, gözaltına alınmış, tutuklanmış, hüküm giymiş ve işten atılmıştır. Genelgelerde…(Gürültüler)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, gürültüden bir şey duyamıyoruz.

SEVAHİR BAYINDIR (Devamla) - Yani, bu uğultu olursa sesimi yükseltmek zorunda kalırım, bu da bir şiddet olur, beni şiddete teşvik etmeyin lütfen. Konuşmak isteyenler dışarıda konuşsunlar.

Genelgelerde muğlak ifadeler kullanılmakta, sendikal örgütlenmenin sınırlarının nereye kadar olduğu amirlere bırakılmaktadır. Olanaklar ölçüsünde… (Gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen biraz sessiz olursanız sayın milletvekilleri…

SEVAHİR BAYINDIR (Devamla) - …özen gösterilecektir ya da tedbir alınacaktır gibi keyfiyete davetiye çıkaran kıstaslar genelgelerdeki düzenlemelerin içini boşaltmakta, hükümsüz kılmaktadır. Dolayısıyla, eğer Hükûmet, sendikal örgütlenme, hak ve özgürlükler önündeki engelleri kaldırmak istiyor ve samimiyse bir bütün olarak çalışma yaşamını demokratikleştirecek yasal düzenlemelere öncelik vermelidir. Örneğin, sırf basın açıklamasına katıldığı için sendika üyesi ve yöneticilerine yönelik açılan soruşturmalar sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmalıdır. Sürgün edilen sendika yöneticisi ve üyeleri eski yerlerine gönderilmelidir, yoksa “bizler genelge çıkarıyoruz ama yerel idareciler uygulamıyor” deyip kendinizi kurtaramazsınız. (Gürültüler)

2821 sayılı Sendikalar ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasalarında değişiklikleri içeren yasa teklifi…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, eğer bu koşullarda Hatip konuşacaksa biz konuşma hakkımızdan vaz geçiyoruz. Yani Hatibe bu kadar saygısızlık olmaz!

BAŞKAN – Buyurun oturun lütfen, yok böyle bir şey.

SEVAHİR BAYINDIR (Devamla) - …ILO sözleşmelerine uymadığı gerekçesiyle Uluslararası Çalışma Örgütü… (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, biraz daha sakin olunuz lütfen, sessiz olunuz.

SEVAHİR BAYINDIR (Devamla) - …Aplikasyon Komitesi gündemine alındığını, Türkiye'nin temel sendikal hakları… (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

SEVAHİR BAYINDIR (Devamla) -  …ihlal ettiği haziran ayındaki…

BAŞKAN – Lütfen yerlerinize oturunuz. Lütfen yerlerinize oturunuz.

SEVAHİR BAYINDIR (Devamla) - Buna mı layık görüyorsunuz kendinizi!

…ILO konferansının ardından raporla yansımıştır. Ayrıca, çalışma yaşamına ilişkin…

Bakın, Hasip Bey’i çağırırım, bağırır size burada ha! (Gülüşmeler)

…birçok belgede sendikal hak ve örgütlenme özgürlüğü, Uluslararası Çalışma Örgütünün Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 sayılı Sözleşmesi, Uluslararası İnsan Hakları Bildirgesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de dâhil olmak üzere uluslararası anlaşmalarda açık bir şekilde belirtilmiştir. Tüm gelişmiş ülkelerde kabul görmüş ve uygulama alanı bulmuş olan bu ilkelerin ülkemizde de uygulanması ve çalışma yaşamı açısından hayata geçirilmesi artık ertelenemez bir durum hâline gelmiştir. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu Türkiye’deki sendikal hak ihlallerinin Hükûmetin AB üyelik hedefiyle ters düştüğünü açıklamasına rağmen, Hükûmet bu konuda kaygısız kalmaya devam etmiştir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de AKP Hükûmeti zamanında kayıt dışı ekonomi genişlemiş, iş teftişi gevşetilmiş, diğer mevzuat dışı uygulamalara göz yumulmuştur. Tuzla’da artık rutine binen işçi ölümleri hâlen Hükûmet tarafından kaza olarak nitelendirilmektedir. Hükûmet işçi ölümlerini engellemek için gerekli önlemleri almamakta, sadece ölen vatandaşlar ardından başsağlığı dilemektedir. Yine, kot taşlama işçilerinin silikosiz hastalığından ölümüne göz yumulmakta, işçiler kaderine terk edilmektedir. Bugüne kadar 44 kişi silikosiz hastalığından öldü.

Sayın Bakan taşeronlaştırmanın işe bağlı hastalıkları ve meslek hastalıklarını azaltmayacağını, aksine daha da artıracağını görmemiş midir hâlâ? Daha önce de İstanbul Davutpaşa’da iş güvenliği anlamında gerekli önlemlerin alınmaması nedeniyle 23 işçi hayatını kaybetmişti. Buna rağmen, benzer koşullarda çalışan çok sayıda işletmenin hâlen var olduğu ve herhangi bir denetime tabi olmadığı kamuoyunca bilinmektedir. Çalışma yaşamında gerçekleşen işçi ölümleri Türkiye’de çalışma yaşamında iş güvenliğinin bulunmadığını ortaya koymaktadır. Bu nedenle, Çalışma Bakanlığının varlığı ve varlık nedeni sorgulamayı gerektirmektedir.

Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde 19 işçi grizu patlaması sonucu göçük altında kalarak yaşamını yitirmiştir. Özel sektörde sürekli meydana gelen bu facia ve patlamalar bu iş yerlerinde sendikal örgütlülüğün bulunmaması ve bu nedenle iç ve dış denetim eksiğinden kaynaklanmaktadır. Maden ocakları ocak söndürmeye devam etmektedir. Bakanlık ise vurdumduymaz tavrını sürdürmektedir. İnsan yaşamını maliyet kalemi olarak gören işletmelere izin verildiği sürece, işletmeler doğru dürüst denetlenmediği, işçi sağlığı ve güvenliği konularında sendikalar, uzmanlar, meslek örgütleri bir yana itilip özel kurumlara rant sağlayan yönetmelikler çıkarıldığı sürece işçi ölümlerinin baş sorumlusu siyasi iktidarlar olmaya devam edecektir.

Kot taşlama işçilerinin yaşadıkları, Davutpaşa yangını, Tuzla tersanelerinde yaşanan ölümler Sayın Bakanın karnesini açıkça ortaya koymuştur. İşçi sağlığı ve güvenliği özel sektörün insafına terk edilmiştir. Bu olaylar gündeme geldiği zaman Sayın Bakan çalışan emekçi vatandaşlarını sürekli problem yaratan, sorun çıkaran olarak göstermekte, onların hak etme taleplerini haksız ve hukuksuz olarak değerlendirmektedir. Sadece Sayın Bakan değil, başta Sayın Başbakan olmak üzere, Basın Sözcüleri olmak üzere, topyekûn hak mücadelesini veren tüm ezilenleri hukuk dışı göstererek esasında kendileri en büyük hukuk ihlali yapmış oluyorlar.

İş kazaları ve meslek hastalıklarının önüne geçebilmek için “Önce insan, önce sağlık, önce iş güvenliği” anlayışı yerine “Önce para, önce kâr” anlayışı bırakılmadığı sürece bütün toplum ve çalışanlar bu tehditlerle karşı karşıya kalacaktır.

Görülmektedir ki AKP Hükûmeti her alanda olduğu gibi iş güvenliğini de tekelci sermayenin insafına terk etmektedir. Sayın Bakan kendi Bakanlığının istatistiki verilerine baktığı zaman bile, Türkiye'nin onayladığı Avrupa Sosyal Şartı’nda belirtilen “Tüm çalışanların güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarına sahip olma hakkı vardır.” hükmü sürekli ihmal edilmektedir yani suç işlemektedir. Eğer bir hukuksuzluk varsa o da var olan Hükûmetin uygulamalarıdır.

Gelişmiş ülkelerde çalışanların sağlığının korunması öncelikli olarak gözetilirken Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri özel rant alanına dönüşmüştür. Sayın Bakan “Bu Bakanlığın adı ‘çatışma bakanlığı’ değil, Çalışma Bakanlığıdır.” demişti fakat görülmektedir ki Sayın Bakan Başbakanı örnek alarak tehditler ediyor, vatandaşlarını azarlayıp karşısına almakta devam ediyor.

Sayın Bakan, bu çatışma değil de nedir? “Çatışma kültürüne karşıyız. Haksızlık ediyorsunuz.” diyorsunuz, toplumsal gösterilerde hâlen işçiyi, emekçiyi, güvenlik güçleriyle karşı karşıya getirip onlara biber gazını reva gören sizler değil misiniz?

Yine bahar geliyor. Ülkemizde çalışma koşulları en ağır olan mevsimlik tarım işçileri yine yollara düşecek. Açlık sınırında yaşayan mevsimlik tarım işçileri, ne yazık ki sadece trafik kazalarında hayatını kaybettikleri zaman gündeme gelmektedir. Mevsimlik tarım işçilerinin sosyal, ekonomik, sağlık ve barınma sorunları birçok raporlara yansıdığı hâlde Sayın Bakan bu konuda herhangi bir çalışma yapmamıştır. Meclise sunduğumuz konu ile ilgili araştırma önergeleri içinse Sayın Bakan henüz kılını kıpırdatmamıştır. Ucuz iş gücü, güvencesiz çalışma koşulları, iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanmaması, Çalışma Bakanlığının temel ilkesi olmuştur ne yazık ki.

Yine çocuklar, çocuk işçiliğinin en kötü biçimleri olarak tanımlanan ayakkabıcılık, oto tamirciliği, mobilya ve sanayi sektörü, sokakta, tarımda, küçük ve orta ölçekli işletmelerde, ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmaktadır. 182 sayılı ILO Sözleşmesi, bahsi geçen çalışma alanlarını çocuk işçiliğinin en kötü biçimleri olarak tanımladığı hâlde hâlen çok sayıda çocuk bu alanlarda çalışmaktadır. Sayın Bakan, çocuk işçiliğinin en kötü biçimlerinin ortadan kaldırılmasına ilişkin ne yaptınız?

Katılımcı demokrasinin yerleşik olduğu çoğu ülkelerde sosyal diyalog mekanizmaları önemli işlevler yerine getirmekte ancak sizlerin ne yazık ki buradan örnek almak gibi bir derdiniz yok. Sosyal diyalogdan bizim anladığımız ile AKP’nin anladığı arasında ciddi bir fark olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Sosyal diyalog ya da katılımcı demokrasi, tarafların eşit söz hakkına sahip olduğu, birbirlerini ciddiye aldıkları, dayatmacı kültürün olmadığı, demokratik tahammülün işlediği, farklılıkların zenginlik olarak görüldüğü, farklılığı benzeştirmeyle ortadan kaldırmayı değil, olduğu gibi kabul etmeyi içeren mekanizmalardır ancak bu kavramları en çok kullanan bir iktidar olarak neredeyse bu kavramı ihlal eden rekor bir düzeyde uygulamaya tanıklık ediyoruz. Temel sorunların hangisine el attıysanız ve sosyal diyalog mekanizmasını işlettiğini söylediyse de kısa süre sonra ortaya çıkan sonuçlardan da anlaşılıyor ki AKP kendi dedikleri ve istekleri dışındaki taleplere kapalıdır, kapatır, karşıdır, tepkilidir.

Kürt sorununda, Alevi sorununda ve diğer sorunlarda olduğu gibi sendikal örgütlenme konusunda da AKP döneminde işleyen tek taraflı dayatmalar sürmektedir. Uyguladığı politikaları doğru bulmayan, sendikal hak ve özgürlükler mücadelesi yürütenlere karşı tehdit, bastırma ve yıldırma politikası yürütürken, diğer yandan, yandaş sendikalar oluşturma çabası gütmektedir. AKP, katılımcı demokrasiyi değil, “yönetişim” denen, görüntüde tarafları aynı masa etrafında toplayan, söz hakkı veren ama sonuçta kendi kararlarını dayatan, uygulayan şirket mantığını, yönetim modelini uygulamaktadır.

Tüm bunların yanı sıra şu da var ki, Sayın Bakan kendisinden önceki bakanları aratacak bir yönelim ve uygulama içerisindedir. Sayın Bakan, döneminde, eksik, yetersiz, tek yanlı da olsa var olan diyalog yollarını da kapatmış, işveren, işçi ve memur sendikalarını da karşısına alan bir tutum sergilemiştir.

Yine, şimdi de AKP Hükûmetinin son icraatı Tekel işçilerine uyguladığı zulümdür. Tam elli gündür Ankara’nın göbeğinde kendi özlük hakları ve işleri için mücadele veren Tekel işçilerine âdeta işkence yapmaktadır bu Hükûmet. Tekel işçilerinin 4/C statüsünü kabul etmeleri istenmiştir. 12 bin Tekel işçisinin işsizlik ve yoksullukla karşı karşıya kalması, yılın on bir ayıyla sınırlı bir süre ve düşük ücretle, iş güvencesinden yoksun çalışması istenmektedir. Tekel işçilerinin de ifade ettikleri gibi işçiler, emekliler, memurlar, Tekel işçileri esasında bu Hükûmetten artık bir şey istememektedirler. Zaten bu Hükûmetin veren değil, sürekli alan, yoksuldan alan, bir avuç sermaye gruplarına dağıtan, yandaş holdinglerine aktaran bir anlayışta olduklarını bu halk biliyor.

Tekel işçileri sadece “Bizim olan kazanılmış olan kazanılmış haklarımıza dokunmayın.” demektedir ancak AKP Hükûmeti zücaciye dükkânına girmiş fil gibi, girdiği bütün alanlarda, halkın olanı, emeğin haklarını, iş güvenliğini yerle bir etmeye, kırmaya dökmeye devam etmektedir. Halkımızı daha da yoksullaştırıp bir paket makarnaya, bir torba kömüre muhtaç hâle getirmektedir. İnsanlık onurunu ayaklar altına alarak dağıtılan bu yardımlardan medet uman Hükûmetin geldiği durumu, vicdani ve ahlaki duruşunu gelin siz tayin edin. Burada durumunu değerlendirdiğimiz Bakanın ilham aldığı kaynağa bakalım özellikle: Emek düşmanı, yoksulluk istismarcısı beyanlarıyla ortada duran bir Başbakan varken, bir Başbakan bu halkın emekçisine, işçisine, köylüsüne, yoksuluna yapmadığı eziyeti, söylemediği kötü sözü bırakmamışken Bakan ne yapsın? Bizim hesabımız sizinle değil, Hükûmetinizle, anlayışınızla ve Başbakanınızladır. (BDP sıralarından alkışlar)

Dolayısıyla, bu kürsüden benden önce, Tekel işçilerinin yaşadığı drama ilişkin Hatibin söylediklerine katılmamak mümkün değil. Evet, insanlar yeniden, sorumluluk aldığı ailesinin, hayatının onurluca idaresini yürütebilmek için bedenlerini ölüme yatırdılar bu Ankara’da. Bahtlarını karartmayın bu Ankara’da, o şarkıyı yeniden söyletmeyin, Ankara bahtı kara yapmayın, aklayın kendinizi bu halkın vicdanında.

Ancak, tabii, Sayın Hatip bunları söylerken “Aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz.” deriz. Siz de şu resimleri herhâlde görürsünüz: Bu da Ankara’nın soğuğunda reva görmek uygun da İzmir’in sıcağında sıcaktan kavurmak, beyin kanamasını geçirtmek reva mı peki? Yok farkınız, hepiniz aynı bankanın ürünlerisiniz. Bakın, İzmir’de DİSK’in belediyeden atılan işçilere ilişkin yaptığı protesto eyleminin göstergesidir. Ne olur, birbirinize benziyorsunuz, bu benzerliklerinizden vazgeçin, bu uygulamalardan vazgeçin ki insanlar size inanabilsin, söylediklerinize anlam verebilsin diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

Bizim hesabımız Hükûmetle ve Sayın Başbakanla. Yeniden tehdit etti bugün işçileri “Gerekeni yapacağız.” diye. Belki siz bilmezsiniz ama bu “Gerekeni yapacağız.” dedikten sonra Sayın Başbakanın, Diyarbakır’da Şiranların, Berivanların nasıl katledildiğini biz biliriz. “Gerekeni bu savcılar, bu hâkimler yapacaktır.” dedikten sonra belediye başkanlarımızın nasıl kelepçelendiğini biz biliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız Sayın Bayındır.

SEVAHİR BAYINDIR (Devamla) – Ama biliyoruz ki gerekeni bu bahtı kara Ankara’da nasıl yapacaksınız Tekel işçilerine? Tekelci sermayeye peşkeş çektiğiniz ve yoksullaştırdığınız bu işçiye ölüm mü reva görüyorsunuz? Onlar da zaten size bırakmadan “Ya onurlu bir yaşam ya hiç.” diyorlar. Biz de Tekel işçilerinin ve bütün ezilenlerin yanındayız, destekçisiyiz ve sonuna kadar beraber dayanışma içinde olacağız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bayındır.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Yozgat Milletvekili Sayın Bozdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Bozdağ.

AK PARTİ GRUBU ADINA BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinden bir kısım milletvekilinin, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Ömer Dinçer hakkında verdiği gensorunun gündeme alınıp alınmamasına dair yapılan görüşmede, AK PARTİ Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’nın 99’uncu ve İç Tüzük’ün 106’ncı maddesi gensoruyla ilgili düzenlemeleri havidir. Gensoru o kadar önemli bir konu ki eğer yüce Meclis karar verirse gensoruya muhatap olan bakanın veya hükûmetin güvensizlik oyuyla düşürülmesi sonucunu doğuracak kadar ciddi bir denetim mekanizmasıdır, denetim yoludur. Öyleyse bu kadar ciddi olan bir konuda gensoru verirken gensoruyu hazırlayanların da bu ciddiyete uygun bir biçimde gensoruyu hazırlaması lazım.

Ben şimdi gensoru çok ciddi mi, ne var ne yok, şöyle bir el atayım, elden ne geliyor bir bakayım dedim, elimi attım elimde kaldı. Tuttuğum yer elime geliyor. Doğru bir şey var mı diye baktım, doğru bir şey görmekte zorlandım ama bir şey biliyorum rakamlara dans ettirmek bir maharettir ama bu gensoruda cümlelere, kanunlara, paragraflara dans ettiriliyor, öylesi bir gensoru. “Nereden çıkardınız?” derseniz, şöyle isterseniz gelin gensoru da yer alan konuları bir değerlendirelim, ne var ne yok, ona göre bir kararı siz verin, bizi izleyen milletimiz versin.

Ne deniyor? Deniyor ki: “Sayın Bakan İŞKUR Genel Kurulunda yaptığı bir konuşmada vizyonsuzlukla, sendikaları sorumsuzlukla itham etmiş.” Şimdi ben bakıyorum, o İŞKUR Genel Kurulunda Sayın Bakanın konuşması. Aldım baktım, yahu doğru mu, acaba Sayın Bakan siz sorumsuz musunuz demiş, vizyonsuz musunuz demiş veyahut da ne demiş? Açıp baktım ama belli ki gensoruyu hazırlayanlar gazete haberinden hareket etmiş, işin kaynağına gitmemiş.

Ne diyor Sayın Bakan? Diyor ki, sendikalarla ilgili söylüyor: “Bizim sendikalarımız, toplumun tüm kesimleri bizimle beraber bu sorunu çözme konusunda yeni bir vizyona, yeni bir yapılanmaya, topyekûn bir mücadeleye hazır olmalıdır.” diyor. Şimdi, Sayın Bakan yine devam ediyor: “Yeni bir zihniyete, yeni bir Çalışma Bakanlığı politikasına, yeni bir -mücadele eden- iş kolu örgütüne, yeni bir işçi -özellikle altını çizerek söylüyorum- sendikacılık anlayışına, işveren anlayışına da ihtiyacımız var." diyor ve bütün konuşmasında “Yeni bir anlayışa, yeni bir sendikacılığa ihtiyacımız var.” diyor.

“Sorumsuzluk” yok, böyle bir itham yok. “Vizyonsuzluk” yok. Nereden çıkardınız bunu? Konuşma burada ama çarpıtma yaparsanız bunu… Ama, ben bir şeyi anlıyorum, o da nedir: Değişime karşı olanlar, statükodan beslenenler, mevcut yapıdan kendi gücüne güç devşirenler “değişim” kelimesini gördüğü zaman rahatsız oluyorlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu gensoru “değişim” diye söz başlayan bir bakana verilecek gensoru değildir.

Bir başka konu, şimdi o da şu: İŞKUR Genel Kurulunda konuşmaları beş dakika ile Sayın Bakan sınırlamış. Arkadaşlar, İŞKUR Genel Kurulunda böyle bir sınırlama yok. İşte iş…

MEHMET EKİCİ (Yozgat) - Emin misiniz?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Eminim. Siz açıp bakaydınız.

Bakın, İŞKUR Genel Kurulunda olan şey burada ve konuşmalarda sınırlama yok. Sendikaların konuşması: DİSK on üç dakika konuşmuş, Hak-İş on altı dakika, Türk-İş on bir dakika, TESK on dakika, TİSK on dokuz, TOBB on üç dakika… Toplam konuşma saatleri de iki buçuk saatten fazla sürmüş. Böyle bir şey yok İŞKUR Genel Kurulunda. Ha, ben doğrusunu söyleyeyim, siz araştırma zahmetinde bulunmadınız ama nerede var böyle bir şey? Sosyal Güvenlik Kurumunun Genel Kurulunun davetiyesinde böyle bir ifade var.Ama dersine belli ki iyi çalışmamışlar, bunlar hep ezberden yanlış türkü çağırıyorlar, bu da onun bir başka ifadesi, (AK PARTİ sıralarından alkışlar) bir başka şey, sakat bir şey, yanlış bir şey ve gerçekle ilgisi olmayan bir şey.

MEHMET EKİCİ (Yozgat) - Ne demek? Demagoji yapma. Ne demek?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Peki, SGK Olağan Genel Kurulunda ne var? On üç kişi konuşacak arkadaşlar, protokol konuşması, Genel Kurulun çalışması var. On üç kişi onar dakika konuşsa, yirmişer dakika konuşsa o Genel Kurul icra edilebilir mi?  Mecliste de siz İç Tüzük gereği beş dakika, on dakika sınırlama yapıyorsunuz. Bütün modern toplumlarda bu böyledir. Zamanı doğru yönetmek konusunda bir tavsiyede bulunmak ne zamandan beri suç oldu, ne zamandan beri ayıp oldu, ne zamandan beri kusur oldu? Bu Meclis hep kusur mu işliyor o zaman?

Peki, bir başka konu, o da yine bunun içerisinde yer alan konulardan biri, sendikaların diyor… Sayın Bakan, Sosyal Güvenlik Bakanı ilk kez işçi -diyor- sendikaları tarafından ne yapılmış? Kınanmış ve böyle bir şeye muhatap olan ilk Bakan olmuş. Benim hafızam yanılıyor mu, acaba yanlış mı düşünüyorum yoksa bu heyet de yanlış mı düşünüyor, kulaklarıma inanamıyorum, gözlerime inanamıyorum.

Şimdi, bakıyorum, sendikalar ne yapmış, Bakanı kınamış mı? Şimdi burada sendikaların yayınladığı bildiri. Burada bir kınama yok, “sizi kınıyoruz.” diye bir ifade yok. Bakana dönük bir eleştiri var ama bizim tarihimize baktığınız zaman, sendika tarihimize, işçilerin mücadele tarihine baktığınız zaman pek çok olayı görürsünüz tarihte, pek çok sendikaların ortak bildirileri…

Ben şimdi, bakıyorum mesela Türk-İş, Hak-İş, DİSK, KESK, Türkiye Kamu-Sen, Memur-Sen genel başkanları, 29 Ocak 99, yine 27 Ocak 99 –elimde, getirdim- 14 Temmuz 99, efendim, 20 Temmuz 99, 2000, 2001… Neredeyse haftanın her günü, sadece Ankara’da değil ha, şimdi, Kızılay’da değil, her yerde, hangi ile bakarsanız bakın emek platformu ayaktadır. Herkes protesto ediyor. Orada atılan sloganlara baktığınız zaman, ben burada o sloganların hepsini tekrarlamaktan hicap duyuyorum. Öyle sloganlar var ki… Neler söylemişler? Burada ben edeben sizin huzurunuzda o sloganları tekrar etmekten hicap duyuyorum.

Mesela “Başkentte 24 Temmuz Provası”, “Gövde Gösterisi” diyor, Milliyet almış: “Direniş” Bunlar ne zaman oldu? Bizden önceki dönemde DSP-ANAP-MHP hükûmetleri dönemine bakarsanız bütün bu evraklar, onlara yapılan protestolar ve onlara dönük bildiriler, onlara dönük kınamalarla dolu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Allah ıslah etsin sizi!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Yani hani “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” derler ya, hani “merdikıpti şecaat arz etmesi” meselesi var ya tam da bu, aynen oturuyor. Gazetelerin hepsini göstereceğim ama zamanınızı çok alır. Neredeyse haftanın her günü işçi meydanda, emekçi meydanda.

Peki, ne denmiş o zaman? Bakın, şimdi emekçi dostu olanlar ne demiş? Sayın Bahçeli’nin o zaman bir açıklaması var, 11/7/99: “Sokaktan bir şey çıkmaz.  Boşa uğraşmayın.” diyor. Şimdi, sokağı istismar etmek için Meclisi meşgul ediyorlar. Dün öyle, bugün böyle… (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu iş samimiyet ister.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Kimse istismar etmiyor.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakın, değerli dostlarım, bu da bir gerçek dışı olay, bir başka konu, yine gensorunun içerisinde: 18 Şubat 2009 tarihinde yapılan bir değişiklik var. Hani deniyor ya, Sayın Bakan sendikasızlaştırmak için uğraşmış, bilmem, yandaş bir sendikaya imkân sağlamak için yasada değişiklik yapmış. Yahu, var mı öyle bir şey? Yok.

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Var, var. Sen yazdın.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Peki, bakın, yandaş bir sendikaya… Sendikaları sendikasızlaştırmak için bir eylem var mı? Yok. Peki, bir düzenleme yapılmış burada, “SGK verileri esas alınacak.” denmiş. Denmiş, peki, ama ne olmuş?

Sendikalar gelip demişler ki: “SGK verileri esas alınırsa bizim sendikal faaliyetlerimiz sonlanır, şu kadar iş kolunda işçiler sendikasız kalabilir; bir çözüm.”

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – İşte onu söylüyor, işte!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Sonra oturmuş… Hani “diyalog yoksunu” diyorsunuz ya Sayın Bakana. Oturmuş sendika başkanlarıyla, konuşmuşlar, “Nasıl bir çözüm yapalım?” demişler, onlar da bakın şöyle bir protokol yapmışlar.

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Hah, tamam!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Altında kimin imzası var? Türk-İş Başkanının, Hak-İş Başkanının, DİSK Başkanının, TİSK Başkanının imzası var. Yandaş bir sendikaya menfaat sağlanan böyle bir protokolü siz gördünüz mü? Gördünüz mü? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Sen yazdın Bekir Bey, sen yazdın!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bu da bir iftiradır. Bu da bir iftiradır, ama iftiraları burada o kadar çok dinledik ki ben şimdi birkaçını söyledim, şimdi bir başka daha ilave yapıp bir konuya daha gelmek istiyorum.

Mesela, tarım, ormancılık, hayvancılık ve balıkçılıkla ilgili sendikadaki rakam farkları.

Ya, arkadaşlar, kanun çok açık. Diyor ki ilgili kanunda…

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Bak, Resmî Gazete!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bu farkın, buradan, iş kolundan ayrılan işçilerin gene burada yazılı gözükeceğine dair kanun maddesi var. Bu konuda mahkeme kararları var. Silmişler, mahkemeye gitmişler, mahkeme diyor ki: “Silemezsiniz.” Neden? O alanda bir sıkıntı var, o sıkıntı nedeniyle bunun devamına yasa imkân veriyor, mahkeme kararları imkân veriyor; siz mahkemenin doğru dediğine, yasanın emrettiğini yapan uygulamaya “skandal” diyorsunuz. Esas skandal, kanunu böyle tersinden okumaktır, gerçeği çarpıtmaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Burada belgesi var!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Peki, bir başka konu. O nedir? O da üçlü diyalog mekanizmalarıyla ilgili konu.

Değerli arkadaşlar, üçlü diyalog mekanizmalarıyla ilgili konuda şimdi ben bir soru sormak isterim. Üçlü diyalog mekanizmasını kim kurdu? Kim getirdi? Bu Meclis getirdi. AK PARTİ İktidarında geldi. İş Kanunu’nun ilgili düzenlemesini biz yaptık ve sendikalar arasında üçlü bir danışma kurulu olsun, diyaloglar kurulsun, yürüsün diye. Ve bizim dönemimizde de bunlar yürümüş, Sayın Ömer Dinçer döneminde de bunlar yürümüş. 20 Mayıs 2009, 24 Haziran 2009, 29 Temmuz 2009, 21 Ekim 2009; bütün bunların hepsinde üçlü diyalog toplantıları da yerine getirilmiş ve bu konularda da diyalogu geliştirici düzenlemeler yapılmış.

Bakın, bir çarpıtma, bir başka konu: “Sayın Bakan, Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantılarına katılmamış.” diyor.

Arkadaşlar, ben baktım, acaba ya bunlar ne diyor, doğru mu söylüyor? “Bakan katılabilir” mi diyor? Sonra, Kanun’un 39’uncu maddesi, İş Kanunu. Bakıyorum ben şimdi: Kim var? 5 tane işveren sendikası temsilcisi, 5 tane işçi sendikası temsilcisi, 5 tane de Hükûmet temsilcisi. Onlar kim? Çalışma Genel Müdürü veya Yardımcısı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdür Yardımcısı, Devlet İstatistik Enstitüsünün bir temsilcisi, Hazine Müsteşarlığından birisi, DPT’den birisi. Bunların arasında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı var mı? Var mı altında? Yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Peki, bu gensoruda ne gezer bu? Kanunu okumadınız mı? Bakanın bu toplantıya katılma görevi, yetkisi var mı yok mu? Bakana görev öğretiyorlar. Öyleyse, açıp bakacaksınız. Ben bir merak ettim: Yahu, bizim bakan katılmamış olabilir ama bunların bakanı katılmış mı? Olur ya! MHP’li iktidar döneminde Yaşar Okuyan katılmış olabilir veya DYP-SHP (CHP) koalisyonunda CHP’li bir bakan katılmış olabilir. Aldım getirdim, baktım. Arkadaşlar hiçbirinin altında bir tane bakanın imzası yok. Yahu, ilk defa, bu Meclis, bir bakana yasal olarak katılmaması gereken bir toplantıya “Niye katılmadın?” diye gensoruya muhatap oluyor. Bu gensoru bu cehaleti kaldırmaz. Ama, maalesef… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bir başka konu: Efendim, Sayın Bakan ne yapmış? İşverenle anlaşıp tek başına belirlemiş. Bu da bir iftira. Şimdi, uzun uzun hepsine girmeyeceğim. Ama, bu iftiralar sadece gensoruya girmedi. Şimdi, huzurunuzda, burada konuşan bir değerli hatip de çıktı şunu söyledi, bakın, dikkatinize sunmak istiyorum, diyor ki: “Hele beyaz gömlekli doktorlar yok mu? Nejat Uygur’u ziyaret etmek isteyen hanımefendiye ‘Gülhane’ye gelmeyin.’ demişler. Sizi beyaz gömlekliler sizi! Üç beş kuruşu görünce kendinizi ne sanıyorsunuz? Peygamber olarak -altını çiziyorum, dikkat buyurun- anılan bir Başbakanın eşini nasıl kabul etmezsiniz? Üç beş kuruş paranıza mı güveniyorsunuz? Sizin muayenehanelerinizi kapatsın da bir görün bakalım.” Bu sözler kimin biliyor musunuz?

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Benim, benim.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Biraz önce bu kürsüden Osman Durmuş söyledi.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) –  Aynen katılıyorum.

AHMET YENİ (Samsun) – Ayıp, ayıp!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Şimdi bakın… (AK PARTİ sıralarından “Yuh” sesleri, gürültüler) Bakın, AK PARTİ Grubunun Grup Başkanına, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına, ne AK PARTİ Grubunun içerisinde ne AK PARTİ’ye gönül vermiş insanların içerisinde bugüne kadar “Peygamber” diyen bir densiz çıkmamıştır. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Aydın İl Başkanınızın demeci var.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ama bu kürsüde bunu ifade edenler çıkmıştır. Ben bunu kınıyorum. (AK PARTİ ve BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Kınıyoruz, kınıyoruz.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Burada, burada kınanması gereken nedir biliyor musunuz? Başı örtülü diye bu ülkenin Başbakanının eşini GATA’ya almayan zihniyeti kınamak lazımken, gelip nereye bağlıyorlar bunu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ama biz… Ama bakın… (AK PARTİ sıralarından “Bravo Başkanım” sesleri, alkışlar)

Değerli arkadaşlar, değerli arkadaşlar, biz bu zihniyete çok alışığız. Çok alışığız. “Erkek, ürkek” deyip Meclisin kapısında Nesrin Ünal’ın başını açtıran anlayışı da biz biliyoruz. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Dışarıda öyle, içeride böyle. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, burada da bunu söylemek, burada da bunu ifade etmek… Bunu diyen bunu ispat etmezse, ben bu Genel Kurulun huzurunda kendisini müfteri ilan ediyorum, ispata davet ediyorum. (AK PARTİ sıralarından “Brovo” sesleri, alkışlar) Bir tane AK PARTİ’li, bir tane, bir tane, Türkiye’de bunu diyen bir densizin ismini söyleyin, sizinle beraber yakasına yapışalım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Aydın İl Başkanınız söyledi.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Şu anda il başkanı.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ayıptır, ayıp.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Aydın İl Başkanı söyledi.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ayıptır. Konuştuğun lafı bilmiyorsun. Bir de bu ülkede Bakanlık yapmışsınız.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Aydın Milletvekilinize sorun.

BAŞKAN – Sayın Durmuş, lütfen…

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakın, değerli dostlarım, bu millet sizi de görüyor, bizi de görüyor. Bu değerlere, bu milletin hizmetlerine dün nasıl sahip çıkıldı, bugün nasıl sahip çıkılıyor onu da herkes görüyor, herkes biliyor.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Hepsinin başı örtülü.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Çok ayıp!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Peki, bir başka konuya gelmek istiyorum: O da Tekel işçileriyle ilgili bir konu. (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Başınızı açtınız, niye açtınız?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Kıyafetle uğraşamazsın!

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Dışarıda örtülü, burada açıksınız.

BAŞKAN – Lütfen karşılıklı konuşmayınız.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Nesrin Hanım’ı konuşamazsınız!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Konuşma!

BAŞKAN – Sayın Durmuş…

Sayın Bahçekapılı…

Lütfen yerinize oturunuz, karşılıklı konuşmayınız.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Evet, değerli arkadaşlar, Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Lütfen Bekir Bozdağ’ı dinleyiniz, sakin olunuz lütfen; konuşmacıyı dinleyesiniz ki, istiyorsanız, cevap hakkınız doğuyorsa cevap veresiniz. Lütfen…

Buyurunuz Sayın Bozdağ.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Sayın Başkanım, umarım bunları süreme ilave edersiniz.

Bu gensorunun esas amacı ne biliyor musunuz? “Sokaktan bir şey çıkmaz.” diyen zihniyetin bugün sokaktan bir şey çıkarma gayretidir, Tekel işçilerini istismardır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, değerli dostlarım, ben bir de bu konuyu araştırdım: Yahu, bu işçilerle ilgili neler olmuş neler bitmiş? Bunlar da iktidara geldi, CHP de iktidara geldi, neler olmuş neler gitmiş? Şimdi, ben baktım. Tekel işçileriyle ilgili, özelleştirme konusunda alınan karar, bakıyorum: 5/2/2001-2001/6, Tekelin özelleştirme program ve kapsamı. İmzaya bakıyorum: Başbakan Ecevit. Üyeye bakıyorum: Doktor Devlet Bahçeli, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı ve diğer bakanlar. Kim aldı bunu kapsamına? Bunlar aldı. Peki, daha sonra bakıyorum: Bu kapsamda revizyon kim yaptı? Bir bakıyorum: 2002’de bir başka karar var, altında yine Sayın Bahçeli’nin imzası var.

Peki, diyeceksiniz ki: Değerli Başkanım, bununla gündemimizin ne alakası var? Alakası şu değerli dostlar: Eğer bu millet 3 Kasımda bunları gönderip bizi getirmeseydi akıbet ne olurdu, ona bir bakmak lazım. Ben şimdi, merak ettim: Neler özelleştirilmiş neler? Şöyle bakıyorum: O dönemde hisse satışı yoluyla otuz dokuz tane yer, et kombinaları var içinde, İskenderun Demir Çelik var içinde. Hani diyorlar ya: “Babalar gibi satıyorsunuz.” Baktım “Bunlar ne gibi satmışlar?” diye. Tam 39 tane hisse satışı yoluyla özelleştirme var, tam, yine, işletme ve tesislerin varlık satışı yoluyla 11 tane, yine taşınmaz satışı var 28 tane; toplam 78 tane işletme ve yer satılmış.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisinin de iktidarda olduğu döneme baktım, 91-95 arası. Şimdi, gerçi “SHP” derler ama o zaman da bu arkadaşlarımızın bir kısmı oradaydı. Şimdi “SEK” diye bildiğimiz yerler var ya, tam yirmi dokuz tane, hepsi tarım sektörüyle ilgili, yirmi dokuzu özelleştirilmiş. Çimento fabrikaları var ya bütün çimento fabrikalarının büyük bir kısmı bu dönemde özelleştirilmiş. Et-balık kombinaları var ya, onların da büyük bir kısmı bu dönemde özelleştirilmiş ve sonuca baktığınızda değerli dostlarım, değerli arkadaşlarım, yaklaşık 10 bin civarında işçi, belki daha fazlası -ben şimdi bir dönemi söyleyeyim- 18 Nisan 1999’la 2002 arasında, resmî rakamlar… Bu özelleştirilen yerlerle ilgili toplam personel sayısı 10.497, 10.497. Bunların 4.301’inin iş akdi feshedilmiş, kapının önüne koymuşlar, 3.643’ü de patronun emrine verilmiş “Siz orada çalışın.” diye, 87’si de istifa etmiş. Şimdi, bakın, ne yapılmış? Özelleştirme yapılmış, ihbar verilmiş, kıdem tazminatı verilmiş. İcraat ne? Kapının önüne koyma. Peki, daha başka icraat ne? Patronun emrinde çalıştırma. Buna direnen, emekli olmuş, istifa etmiş, ayrılmış. Peki, AK PARTİ ne yaptı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bitiriyorum değerli Başkanım.

Şimdi bu işçilerin hakkını savunanlar, o gün 4/C’yi istemediler mi bunlar? Neden böyle bir uygulamayı getirmediler? Neden bu insanların emek mücadelesine, hak mücadelesine kulak verip de bunların ekmeğini masanın üzerine koymadılar? Peki, kim bunlara sahip çıktı? Yine eleştirdiğiniz, işçi düşmanı ilan ettiğiniz AK PARTİ Hükûmeti, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan sahip çıktı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Sizin kapının önüne koyduklarınıza ekmeği yine biz verdik, aşı yine biz verdik; on ay çalışıyorlardı, on bir aya çıkardık, maaşlarında da iyileştirme yaptık.

Şimdi, şu anda Tekelde kapatma nedeniyle bulunan işçilerin de tamamı 4/C kapsamına alınıyor ve onlara da iş imkânı veriliyor, aş imkânı veriliyor, sosyal güvencesi temin ediliyor, hepsi devletin, hepsi Hükûmetin icraatıyla büyük bir himayenin altına alınıyor ama şimdi ne söyleniyor: “Kapatıldı buralar.”  8 bin küsur işçi çalışmıyor, yer kapanmış. Ne yapalım arkadaş? Burada bunlar dursun. Zaten iki yıldır ödeme yapılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım, son olarak…

Bundan sonra bunların böyle devam ettirilmesi mi doğru “Arkadaş, terini akıt da paranı al.” diye devletin ihtiyaç duyduğu kurumlara dağıtıp bütün güvenceleriyle onları iş hayatına kazandırmak mı doğru? Biz doğru olanı yaptık, ne işçiyi istismar ettik ne başkasını. Ama bugün, işçi istismar edenler   -ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz- dün yaptıkları orada…

Ben sağlıkta anlatacaktım, anlatamadım, umarım Sayın Bakan anlatır ve sözümün sonunda diyorum ki: Bu ülkede, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına, yapılan bunca reformdan, bunca değişim dönüşümden sonra, gensoru önergesi vermeyi akıl etmek hakikaten büyük bir maharettir, büyük bir insafsızlıktır diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bozdağ.

Sayın Durmuş, sisteme girmişsiniz, ne için söz istiyorsunuz?

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – 69’a göre söz istiyorum. Sayın Hatip, Sayın Başbakan için kendi il başkanlarının kullandığı bir ifadeyi kullandım diye “müfteri” olduğumu söyledi.

BAŞKAN – Lütfen yeni sataşmalara mahal vermeden cevaplayınız.

Buyurunuz.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş’un, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

İnternet sitesine girerseniz, il başkanınız, eski il başkanınız, şu anda il genel meclisi üyeniz İsmail Hakkı Eser’in 14 Kasım 2008’de yaptığı konuşmada, Başbakanına bağlılığını belirttikten sonra “Bizim için âdeta ikinci bir peygamberdir.” sözünü kullanmıştır. (AK PARTİ sıralarından “Yok öyle bir şey.” sesleri)

OKTAY VURAL (İzmir) – İşte CD’si burada, CD’si.

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – Bunun sesli kayıtları da var.

Ben isterdim ki, peygamber gibi anılmak bir hakaret olarak düşünülmemeli; tam tersi, Sayın Tayyip Erdoğan’a peygamberlik izafe edildiğinden dolayı hicap duyup, milletten, Müslümanlardan “Estağfurullah, ben peygamber değilim.” demesini beklerdim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, söz istiyorum.

ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Saçmalıyorsun!

SUAT KILIÇ (Samsun) – Yalan konuşuyorsun!

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Sayın Grup Başkan Vekiliniz, Antalya Milletvekili Nesrin Hanımefendinin kendi gönlüyle Mecliste başı açık oturmasını kınarken, şurada oturanların birçoğunun, şurada oturan birçok hanımefendinin dışarıda başı kapalı, burada başı açıkken… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SUAT KILIÇ (Samsun) – Yalan söylüyorsun!

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – Yalanı siz konuşuyorsunuz.

Tek tek fotoğraflatırım, siz konuşun. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SUAT KILIÇ (Samsun) – Yalan konuşuyorsun!

GÜLDAL AKŞİT (İstanbul) – Yalan konuşuyorsun!

ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Otur yerine!

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – Yani siz… Bu hanımefendiler başörtüsüne karşı mı? İstismara gelince varsınız, iftiraya gelince varsınız, dışarıda başınızı örtersiniz, burada açarsınız, başkasının iffetinden bahsedersiniz! Ayıptır, ayıp! Utanın, utanın! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen sakin dinleyiniz, lütfen…

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – Sayın milletvekilleri, âlemi sersem yalnız kendinizi akıllı görmeyin. YÖK Kanunu’nun ek 10’uncu maddesinin değiştirilmesi için namus ve şeref sözü sayılan imzayı MHP Grup Başkan Vekilleriyle birlikte attınız mı atmadınız mı? Niçin çıkarmadınız YÖK’le ilgili yasayı? (MHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) Siz korkaksınız…

SUAT KILIÇ (Samsun) – Korkak sensin!

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – …siz kaçaksınız, siz kanun kaçağısınız, Anayasa kaçağısınız! Biz, hak bildiğimiz… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

FATOŞ GÜRKAN (Adana) - Ne alakası var gensoruyla?

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – …doğru bildiğimiz yolda tek başına da kalsak mücadeleden yılmayız. Ne uluslararası sermayeye arkamızı dayarız ne din istismarına dayarız ne de kız kardeşimin, bacımın ve eşimin başının örtüsünü başkasına tartıştırırız. Siz, fotoğraflarla basının önüne bakanlarınızın eşlerini çıkaracak kadar utanmazca…

BAŞKAN – Sayın Durmuş…

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – …tanıtımlar yaptınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Durmuş, lütfen…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Yalancı herif, sus!

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – Sayın Başkanım, söyleyecek sözlerim budur. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Durmuş, süreniz bitti.

Sayın milletvekilleri, lütfen konuşmayı dinleyin.

Teşekkür ederiz Sayın Durmuş.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Utan! Utan! Yalan söylüyorsun.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Yalan söyleyen Osman Durmuş namerttir! (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri, lütfen sakin olunuz.

Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan sataşmaya cevap verecek.

Buyurun Sayın Erdoğan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

9.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş’un, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, sizin huzurunuzda bu tür bir iftiraya yönelik cevap için bulunmak istemezdim.

Her şeyden önce, arkadaşımız, peygamberlik zincirinin bittiğini bilmiyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sizin arkadaşınız bilmiyor, il başkanınız bilmiyor.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Son peygamberin Peygamberimizle beraber son bulduğunu bilmiyor…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İl başkanınız bilmiyor.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – …ve şecaat arz ederken sirkatin söylüyor.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Asıl ihlal eden sizsiniz, haddinizi bilin.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Susun be!

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Peygamberlik hakaret değildir.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Susun be!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Önce izan sahibi olacaksın. Önce izan sahibi olacaksın.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sizi izana davet ediyorum Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bir defa, İnternet sitelerinde nelerin dolaştığını, ne tür belden aşağı vurmaların olduğunu çok iyi biliyoruz.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Konuşma bandı var, CD’si var.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Benim partimde…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Niçin işlem yapmadınız Sayın Başbakan?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Benim partimde bu şekilde bir yakıştırmayı yapan barınamaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Şu an il genel meclisi üyesi.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – İl genel meclisi üyeniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bakın… Lütfen, lütfen otur yerine! Otur yerine!

Barınamaz, bu bir.

İki…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Şu anda il genel meclisi üyesi.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen dinleyelim. Daha sonra…

OKTAY VURAL (İzmir) – El hareketi yapmayın. Biz, Meclis Başkanı değiliz. Öyle el hareketi yok! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Susmayı öğren. Önce susmayı öğren. Dinlemeyi öğren.

Kaldı ki benimle ilgili bu tür yakıştırmayı yapan siz…

OKTAY VURAL (İzmir) – El hareketi yapmayın.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Mızrağınız çuvala sığmıyor Sayın Başbakan!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sesini kes, terbiyesiz herif!

OKTAY VURAL (İzmir) – Türkiye Büyük Millet Meclisi burası, Başbakan Yardımcınızın Meclis Başkanına yaptığı muameleyi kınayın önce.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Dinleyiniz, ondan sonra…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bu tür yakıştırmayı yapan siz ayrıca, eşime laf atamazsın!

OKTAY VURAL (İzmir) – Burada CD’si…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bu edepsizliktir, izansızlıktır!

OKTAY VURAL (İzmir) – Burada tutanağı. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Vural…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ahlaksızlıktır!

OKTAY VURAL (İzmir) – CD’si de burada, tutanakları da burada.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başbakan, size iftira atan şerefsizdir.

BAŞKAN – Sayın Vural, Sayın Durmuş, lütfen…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Sen başörtülüler üzerinden oy toplamak isteyeceksin, eşimi baş örtüsü sebebiyle…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başbakan, önümü ilikliyorum; size iftira atan şerefsizdir!

BAŞKAN – Lütfen, sakin olunuz ve yerinize oturunuz sayın milletvekilleri. Sayın Erdoğan konuşmasını bitirsin, lütfen…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Eşimi baş örtüsü sebebiyle GATA’ya sokmayanları müdafaa edecek kadar da izansızsın! (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) İzansızsın!

OKTAY VURAL (İzmir) – İl genel meclisi üyesi yaptınız, yazıktır.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Senin il genel meclisi üyen.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Meclisin yüz karasısın sen. Otur yerine! Terbiyesiz! Yalancı! Otur yerine!

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Terbiyesiz senin babandır.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Arkadaşlar, lütfen…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Gel ulan, gel bakayım!

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sen gel!

(Sağlık Bakanı Recep Akdağ ile Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş’un birbirlerinin üzerine yürümeleri)

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ondan sonra da, baş örtülüleri yanına çekmek için müdafaada bulunacaksın. Hadi oradan!

(AK PARTİ milletvekillerinin MHP sıralarına doğru yürümeleri)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.54


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Gensoru önergesinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 21 milletvekilinin, çalışma hayatındaki sorunlara ve ilgili kesimlere duyarsız kaldığı, görev ve sorumluluklarını yerine getirmediği iddiasıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/9) (Devam)

Hükûmet yerinde.

Şimdi, söz sırası Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’e aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Dinçer.

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Sayın Başkan, İdare Amirimize yapılan muameleyi kınamayacak mısınız? O zaman ben sizi kınıyorum!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, buradaki yapılan hareketleri hiçbirimiz ve kendiniz, kendinize yakıştırmazsınız. Bunu tabii ki kınıyorum ama burada milletvekillerimizin böyle bir davranış içinde olmuş olmalarından gerçekten üzüntü duydum. Onun için…

Buyurunuz Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün size dokuz aydır yürüttüğüm Çalışma Bakanlığı görevi süresince yaptığım faaliyetlerim hakkında bilgi arz etmek istiyorum. Aslında gensoru önergesini kendim için bir fırsat olarak gördüm ve ayrıntısıyla dokuz aylık süre içerisinde yaptıklarımızı anlatmaya çalışacağım çünkü bugüne kadar gece gündüz çalışarak dokuz aylık süre içerisinde tüm kamuoyunun önüne çıkıp övünerek anlatabileceğimiz faaliyetleri sizlerle paylaşma imkânını bulamamıştım. Bu vesileyle, hem yüce Meclisle bunu paylaşmak hem de kamuoyuna yaptıklarımızı anlatmayı bir fırsat olarak değerlendiriyorum.

Öncelikle, Türkiye'nin istihdam sorunları ve işsizlik meselesiyle ilgili konulara değinmek istiyorum. İşsizlikle ilgili meseleleri tartışırken üzerinde duracağım iki temel nokta var. Bizim işsizlik sorunumuzun aslında iki boyutu vardır. Bunlardan bir tanesi yapısal boyutudur, bir tanesi ise konjonktürel etkiler sebebiyle karşı karşıya kaldığımız küresel krizin etkileridir. Öncelikle, küresel krizin etkileri ve bunların yapısal boyutla ilgili iletişimini, etkileşimini kısaca bahsetmek isterim.

Sizin de bildiğiniz gibi 2008 yılının son döneminde derinleşen ve 2009 yılında kendisini daha da etkili bir şekilde hissettiren küresel kriz, aslında 2009 yılının ikinci yarısından itibaren daha çok sosyal bir kriz olarak ortaya çıkmaya başlamıştır. Bugünlerde kendini daha çok istihdam üzerinde gösteriyor. Tüm dünya ülkelerine baktığımızda istihdamla ilgili çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kaldıklarını görüyoruz. Letonya’da 2008 yılında 7,5 olan işsizlik oranı 2009 yılının üçüncü çeyreğinde yüzde 18’e çıktı. İspanya’da yüzde 11,3 olan işsizlik yüzde 18’e çıktı. İrlanda’da yüzde 6 olan işsizlik oranı yüzde 13’e çıktı. Amerika Birleşik Devletleri’nde 5,8 olan oran yüzde 10’a çıktı. Bunu sayarak, onlarca ülkeyi, Avrupa Birliği ülkelerinin tamamını sayarak arttırmamız mümkün. Japonya’da mesela 3,9’dan 5,4’e çıktı. En istikrarlı ülkelerde bile işsizlik oranı en az yüzde 100’e yakın arttı. İki tane istisnası vardır bunun. Bunlardan bir tanesi Avrupa Birliği ülkelerinden Almanya, bir diğeri ise Latin Amerika ülkelerinden Brezilya oldu. Onlarda işsizlik oranları artmadı. Bütün bunların içerisinde Türkiye’de işsizlik oranı sadece yüzde 30 civarında arttı. Tekrar altını çiziyorum, tüm dünyada yüzde 100’e yakın artış gösterirken işsizlik oranları Türkiye’de yüzde 30’a yakın bir artış gösterdi. Tabii ki bu sebepsiz olmadı, kendiliğinden gerçekleşen bir durum olarak ortaya çıkmadı. Şunu hemen söylemek istiyorum ve bunu övünerek de söylemek istiyorum: 2009 yılında, Türkiye, bütün küresel krizlere ve bunun Türkiye üzerindeki etkilerine rağmen 452 bin insana istihdam sağlamıştır. Nüfus ve iş gücündeki artışa rağmen -ki nüfus ve iş gücünde 2009 yılında tam 860 bin kişi iş gücüne arz olarak katıldılar- kırdan kente göçe rağmen, teknolojik gelişmelere ve iş yaratma kapasitesinin birim başına maliyetlerinin 150 bin doları aşmasına rağmen Türkiye 452 bin insana istihdam sağladı.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – 444’ü kadın…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) - Büyük bir oranının kadınlar olduğu doğrudur.

Ayrıca, bakınız, 2003 yılına kadar tüm Türkiye’de istihdam artış oranları sadece yüzde 5 civarında seyrediyorken 2003 yılından itibaren, 2003 yılında yüzde 10,1; 2004 yılında yüzde 12, 2005 yılında yüzde 13, 2006 yılında 8,8; 2007 yılında 7,7; 2008 yılında yine 7,7 gibi artış oranları gösterdi. 2009 yılında ise maalesef artış oranı gösteremedik ama yüzde 0,2 yani binde 2 civarında bir azalma söz konusu oldu, krize rağmen. Şimdi, öyleyse, acaba nasıl oldu da Türkiye’de, Avrupa Birliği ülkelerinin tamamının gıpta ettiği, çoğu kere “Bunu nasıl başardınız?” diye gelip bizden bilgi aldıkları istihdamla ilgili çözümleri üretebildik ve başarıyla yürütebildik?

Birkaç tane temel hususun altını çizeceğim sadece. Kamuoyunda ilk istihdam paketi olarak bilinen 5763 sayılı Kanun’la, hepinizin bildiği gibi, sosyal güvenlik primlerini 5 puan indirdik. Bu indirimden sonra Kasım 2009 ayı itibarıyla 725.119 işletmede 5 milyon 433 bin 441 sigortalı için tam 298 milyon 768 bin lira ödeme yaptık. Yani istihdamı teşvik de ciddi bir etki gösterdi. Sadece 2009 yılında, bu alanda hazine teşviki 3,5 milyar liralık bir boyuta ulaştı.

Yine sizler biliyorsunuz, aynı Kanun’la, kadınların ve 18-29 yaş arası gençlerin mevcut istihdama ilave edilmeleri hâlinde, beş yıl süreyle, azalan oranlarda sosyal güvenlik primlerini işveren paylarına ödemeyi taahhüt ettik. Kasım 2009 ayı itibarıyla bu teşvik 21.628 işyerinde karşılık buldu, 58.882 sigortalı için 7 milyon 72 bin liralık harcama yaptık.

Yine, işsizlik ödeneği miktarını yüzde 12 civarında artırdık ve yüzde 12’lik bu artıştan sonra, aşağı yukarı 2 milyon 163 bin kişinin başvurusuna karşılık 1 milyon 843 bin kişiye 3 milyar 22 milyon TL işsizlik ödeneği verdik.

Özürlülerin istihdamıyla ilgili primlerin hazinece karşılanmasına yönelik yine bir teşvik sağlamıştık. 2009 Kasımın verilerine göre 39.161 sigortalımız bu teşvikten yararlandı, 3 milyon 976 bin lira ödeme yaptık.

Tüm illerimizde il istihdam kurullarını ve mesleki eğitim kurullarını birleştirerek tek kurula dönüştürdük, çok daha etkin ve verimli çalışabilecek bir yapı kazandırdık. Bu yapının nasıl sonuç doğurduğunu biraz sonra size ayrıntısıyla izah edeceğim.

Şubat 2009’da çıkan ve “İkinci istihdam paketi.” olarak bilinen 5838 sayılı Kanun’la kısa çalışma ödeneği miktarını artırdık ve süresini uzattık bildiğiniz gibi. Bundan sonra, tam 2009 yılı içerisinde 198.319 insanımızın işsiz kalmasına mâni olduk. Biliyorsunuz, kapasitesi düşen ve işçi çıkartmak zorunda kalan işyerlerine yaptığımız bir teşvikti bu ve yaklaşık 200 bin insanımızın işsiz kalmasını önledik ve onlar çalışma hayatına devam ettiler ve bu alanda yapısal bir sorun oluşmasına mâni olduk ve toplam ödeme miktarımız 172 milyon 700 bin lira oldu. 2009 yılı içinde çıkarılan 5921 sayılı Kanun’la istihdamı teşvik için Nisan 2009’dan itibaren verilen bildirilere istinaden biliyorsunuz yine işe alınanların sosyal güvenlik primlerini ödemeyi taahhüt ettik ve 16.746 iş yerinde 46.891 yeni sigortalı, 5 milyon 443 bin 727 lirayla teşvik edildi. Yine işsizlik ödeneği alanların işe alınmaları hâlinde Sosyal Güvenlik Kurumu primlerinin işveren payının ödenmesi taahhüt edildi ve binlerce insan için bu sağlandı.

Toplum yararına çalışma programlarını yine geçtiğimiz yıl nisan ayında başlattık ve tüm Türkiye çapında 1.627 projenin içerisinde 45.467 kişi istihdam edilir oldu. Bütün bunların yanında yine İŞKUR’un çalışmalarıyla özel sektöre 105.263 kişi yerleştirildi. Doğrusunu söylemek gerekirse bu kadar çabayı kendimiz bile yeterli görmedik, 2010 yılı içinde yine 28 Ocak 2010 tarihinde kabul edilen bir kanunla ek teşvikler getirdik. Ekimin sonu itibarıyla mevcut istihdama ilave alınacak her işçi için tüm Türkiye’de sosyal güvenlik primlerinin işveren payını ödemeyi taahhüt ediyoruz. Ve ayrıca 5084 sayılı Kanun’la kırk dokuz ilde hem mevcut hem de yeni olan istihdamla ilgili üç yıllık süreye yönelik sosyal güvenlik primlerinin işveren paylarını yine Hükûmetimiz taahhüt etti.

Şimdi size bir şeyi sormak istiyorum: Henüz dokuz aylık bir çalışma süresi içerisinde bununla ilgili olarak tam iki tane hukuki düzenleme, bir tane de Bakanlar Kurulu kararı ve çok sayıda bakanlık tebliği ve genelgesi çıkmışken acaba bunların nasıl yorumlanacağını sadece size bırakacağım. Bunların dışında yine iş gücü uyum programları çerçevesinde aşağı yukarı 1.285 kişiye staj imkânı, 45.467 kişiye toplum yararına çalışmada iş imkânı ve 167.100 kişiye de eğitim desteği verildi, eğitim programı gerçekleştirildi. Mesleki eğitim olarak tüm Türkiye’deki illerimizde aşağı yukarı 7.931 kurs açıldı ve bu kurslarda da 167 bin kişi eğitildi.

Bütün bu çalışmalar aslında kısa vadeli ve belki de krizin etkilerini azaltacak bir sonuç ortaya koyarken, aynı dönemde, aralık ayında ve şimdi de şubat ayının ikinci yarısında uzun ve orta vadeli istihdam stratejilerini belirlemek üzere tüm Türkiye çapında bilim adamlarının katıldığı, gazetecilerin, söz söyleyebilecek herkesin katıldığı istihdam çalıştayları tertip ediyoruz. Çünkü küresel kriz, dünyadaki ekonomik gelişme ve değişmeler, teknolojik yapı mevcut istihdam politikalarımızı değişmeye zorluyor, bunun farkındayız ve geleceğe bakıyoruz. Aslında, geleceğini göremeyenlerin önünde hep sorunları vardır. Nitekim, bugün de yaşadığımız sorunlar geleceği görmeden, günlük yaşayan, günlük tepkilerle ve popülist yaklaşımlarla karar verenlerin ortaya çıkarttığı sorunlardı ve çok şükür, onları çözmek de bize kısmet oluyor.

Ben, doğrusunu söylemek gerekirse, Tekel işçileriyle de ilgili bir çok şeyi söylemeyi planlamıştım ama benden önceki konuşmacı arkadaşımız konuyla ilgili çok ayrıntılı bilgiler verdi, onu atlıyorum.

Asgari ücretle ilgili birkaç şeyi söylemek isterim. Bir kere, her şeyden önce şunu söylemeliyim: Asgari ücretin 1999-2002 yılları arasındaki dönemlerde artış oranı, reel artış oranı topu topu 6,8 puan; yılbaşına vuracak olursanız 2,5 puan bile değil. Yıllık reel artışından bahsediyorum. Hâlbuki o dönemde yine ekmek, makarna, bulgur, dana eti, sucuk, peynir, süt, yoğurt, yumurta, tereyağı, margarin, sıvı yağlar, toz şeker, bal, tuz, salça, çay gibi tam 27 tane temel gıda maddesinin 23 tanesinde bütün asgari ücretlilerin alım gücü düştü. Ama 2003-2007 yılları arasında, bizim o alandaki artış oranlarımız ne kadar, ben size söyleyeyim: 2003 yılında yüzde 3,7; 2004 yılında yüzde 26,6; 2005 yılında yüzde 4,2. 2006 ve 2007 yıllarında enflasyon oranında artış sağlamışız, dolayısıyla reel artış sağlanmamış. 2008 yılında yüzde 8,5; 2009 yılında ise yüzde 3 reel artış sağlıyoruz ve asgari ücretin enflasyon oranının altında kaldığını söyleyen bir iddia varsa rakamlarını burada size ve hakemliğini de yine kamuoyuna bırakıyorum.

Emekli maaşlarıyla ilgili olarak… Emekli maaşlarıyla ilgili, hepiniz biliyorsunuz, daha yeni çıkan kanunda ilk altı ay içerisinde en düşük emekli maaşı aylığına yüzde 20,4; en yüksek aylığa ise yüzde 4,64 artış sağladık. 2010 yılının Temmuz ayından itibarense yine TÜFE oranlarında artış sağlayacağız ve yaklaşık bu oranlar yüzde 24,2 ile yüzde 7,8’e ulaşacak ve bütün bunlar karşısında en düşük SSK’lı emeklinin maaşı 683 liraya, en düşük SSK’lı tarım emeklisinin aylığı 480 liraya, en düşük esnaf emeklisinin aylığı 555 liraya, en düşük BAĞ-KUR emeklisinin aylığı 380 liraya çıkmış olacak ve buradaki net artış oranları en düşüklerde yüzde 24 olacak, dolayısıyla acaba bizim ülkemizdeki enflasyon oranlarıyla mukayese edilince yüzde kaç iyileştirme yaptığımızı hesap edebilirsiniz? Hâlbuki 2002-2009 yılları arasındaki, 2002 yılının sonundan itibaren baktığımızda da yine benzer şekilde artış oranlarını görmek mümkün. SSK emeklisi için reel artış oranı yüzde 27 oldu, toplam, bu dönemde. BAĞ-KUR emeklisi için yüzde 71,7; tarım BAĞ-KUR’lusu için yüzde 161,3; kamu emeklileri içinse yüzde 15,8 oldu. 2002 Aralığının son gününe kadar bu Türkiye’de emeklilerin maaşları sadece enflasyon oranında artıyordu arkadaşlar, sadece enflasyon oranında.

Sağlık hizmetleriyle ilgili birkaç hususun da yine altını çizmek istiyorum. Türkiye, aslında hiçbir Avrupa Birliği ülkesinin bile cesaret edemediği sosyal güvenlik ve genel sağlık sigortası reformunu gerçekleştirmiş bir ülkedir. Hiç mübalağa etmeden söylüyorum.

2 kez Avrupa Birliği bakanları toplantısına katıldım. Bu bakanlar toplantısında dikkat çeken iki konuda sürekli soruyla muhatap kaldım. Bir tanesi sosyal güvenlik ve sağlık alanında yapılan reformlar, bir tanesi ise mesleki eğitim konusunda son bir yılda, bir buçuk yılda yaptığımız çalışmalar. Dahasını söyleyeyim, nisan ayında G20’ler toplantısında Türkiye, özel olarak İŞKUR’da mesleki eğitimde yaptığı performansı ve örgütlenme tarzını anlatacak, bu dikkat çekti ama maalesef Türkiye’de pek çok insan bunu hâlâ görmezlikten geliyor.

Sağlık alanında, hem kapsamı genişlettik hem bütün kesimlerin yararlanmasını sağladık hem de erişimi kolaylaştırdık. 2002 yılında kişi başına sağlık harcaması OECD verilerine göre 591 liraydı ama 2009 yılında bu oran 880 dolara çıktı. Yine, 2002 yılında Türkiye’de tedavi hizmetlerinden yararlanma oranı 3,1’di, şimdi 6,1’e çıktı ve uluslararası standartlara çok uygun ve çok yakın bir değerde hizmet üretir hâle geldik.

Bütün bunlardan sonra, normalde vatandaşlarımız sağlık harcamalarının yüzde 30’unu kendi ceplerinden ödüyorken, dile getirilen çokça katkı paylarına rağmen şu anda vatandaşlarımızın ceplerinden sadece ve sadece yüzde 17’lik bir harcama gerekiyor toplamda. Daha da önemlisi, hemen şunu söyleyeyim: Özellikle çok gündemde tutulan ilaç sanayiyle ilgili yaptığımız pazarlıklar ve global bütçeleme yaklaşımı ve nihayet bunların eczacılara etkisiyle alakalı mevzuda sadece iki hususun altını vurgulayıp geçmek istiyorum. Bu çalışmada biz kamu harcamalarından sadece 2010 yılı için ve bundan sonraki bütün yıllar için en az 2,5 milyar lira tasarruf sağlama imkânını elde ettik. Kamu harcamalarından 2,5 milyar lira tasarruf etmek aslında övünülecek bir şey midir, eleştirilecek bir şey midir? Süreç ile sonuç arasındaki duruma baktığımızda, elde edilen sonuç kamu yararınaysa, daha da önemlisi bütün vatandaşların ceplerinden çıkacak ilaç harcamalarında, ilaç genel fiyatlarında yüzde 30’a yakın indirim sağlanmışsa ve ödeyecekleri katkı paylarından dolayı da en az yüzde 30 civarında vatandaş cebinde bir tasarruf sağlanacaksa övünülecek şey midir yoksa tartışılacak şey midir?

Aslında, tam da ilaç sanayisiyle ilgili yaptığımız çalışmada ben sizlerden takdir bekliyorken hatta kamu adına, vatandaş adına teşekkür bekliyorken gensoruyla ilgili birtakım hususları dile getirdiniz ama ben size başka hususlardan da bahsetmek istiyorum:

Doğrusu gensoruyu verenlere bir sitemim var. Gözden kaçırdıkları başka şeyler de olmuş. Ben şimdi, ihbar ediyorum kendimi. Lütfen, vereceğiniz önergelerde bunu da göz önüne alın. Ben, dokuz aylık süre içerisinde en az iki ayda verilen işletme belgelerini bir günde vermeye başladım ve işverenlere kolaylık sağlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bütün yetkiler merkezde toplandığı için sekiz ay kadar uzayan işçi şikâyetlerini bugün mübalağasız on beş günden daha az sürede çözüyorum. İşçiye sahip çıkmak nasıl olurmuş? Böyle ifade ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Geldiğim günden beri birikmiş tam 46 bin dosyayı üç ayda bitirdim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Şimdi, ne oldu? Fabrikalar kapandı.

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

Yabancıların çalışma izinlerini -en az yedi sekiz ay sürüyordu- bugün, mübalağasız bir aydan önce veriyoruz ve yabancılara bu ülkeyi belki de satıyoruz! Önerge verebilirler, versinler lütfen… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Hasta, özürlü, malul, yaşlı hatta isteyen herkese kendi evinde emekli maaşını götürüp teslim ediyoruz, hiçbir bedel almadan. Eğer bu eleştirilecek bir şeyse ve bir şey yapmadığımı dile getirmiyorsa, o zaman hepsinin altını çizerek söylüyorum. Biz, evet, emeklimizin maaşını evinde veriyoruz, PTT’yle anlaştık ve hiçbir bedel ödemeden, vatandaşımızın hiçbir bedel ödemesini sağlamadan yapıyoruz. Emekli maaşlarını, sadece yine bu dokuz aylık süre içerisinde yirmi gün daha erken vermeye başladık. 2002 yılında bu aşağı yukarı yüz yirmi günde veriliyordu, şimdi otuz üç günde veriyoruz.

Sosyal Güvenlik Kurumu, Çalışma Bakanlığı ve İŞKUR’a ayrı ayrı bildirgeleri veriliyordu; bürokrasiyi azalttık, tek kuruma veriliyor, bütün işverenlerimizin iş yükünü hafiflettik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen bağlayınız.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Nüfusu 30 binden aşağıda olan bütün beldelerimizde, sosyal güvenlik hizmetlerini vatandaşımızın ayağına götürüyoruz.

Evet, ben, arkadaşlar, devletin gücünü vatandaşla paylaşmaya başladım. Devletin gücünü, aslında bütün sosyal taraflarla paylaşmaya başladım. Vatandaş odaklı bir yönetim anlayışını yerleştirmeye çalışıyorum. Bu birilerini rahatsız ediyor. Statükoyu, değişime karşı olanı, mevcut dengeleri bozmak isteyen herkesi rahatsız ediyor. Ben rahatsız etmeye devam edeceğim, çünkü uzun vadede bu ülkemizin geleceğini orada görüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sonuç olarak şunu söyleyeyim -sözlerimi bitiriyorum Sayın Başkan, hoşgörünüze teşekkür ederim- işsizliği önleme, istihdamı yaratma konusunda Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde en başarılı ülkeyiz.

Biz, tekrar altını çiziyorum, Avrupa’da sanayileşmiş ve istihdam oranı çok yüksek bir ülkede işsizlik artarken, yılda 860 bin kişinin iş gücü arzı olduğu ülkede işsizlik oranını artırmadık. Eğer bu ilgisiz kalmaksa, ben bu ilgisiz kalmaya razıyım.

Sosyal devlet uygulamalarıyla ilgili olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen selamlayınız Genel Kurulu.

Buyurun.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Sayın Başkan, lütfen, çok kısa kaldı, bitirmek üzereyim.

Sosyal adalet tanımını değiştirdik. Evet, Türkiye'nin millî gelirini, 2009 yılı içinde, bu zamana kadar, 2003’ten 2009’a kadar 3 katı artırmış olmamıza rağmen, sosyal harcamaları yüzde 13’ten yüzde 17’ye çıkardık, ama biz başkalarının anladığı gibi devlet görevlilerinin imtiyazlarını artırarak sosyal devlet anlayışını pekiştirmiyoruz; anlamı değiştiriyor, fakirin, yoksulun, tüm sivil kesimlerin harcamalarını artırarak sosyal devlet anlayışı uygulamaya çalışıyoruz.

Çalışma hayatının kalitesini artırmaya çalışıyoruz. Evet, artıracağız ve uluslararası alandaki bütün eleştirileri yok edecek bir strateji içerisindeyiz.

Ayrıca, biz, sendikayla ilgili -burada açıkça herkese açık çek veriyorum, bütün muhalefete ve iktidara- sendikal her türlü hak ve özgürlüğü uluslararası standartlara uygun olmak üzere ve ideal ölçülerde gerçekleştirme üzere, eğer varsanız gelin, buraya bu sendikal hak ve özgürlükleri de getirmeye hazırım. Bunu da buradan ifade ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Dinçer.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Sayın Başkan, son cümlemi söyleyeceğim.

BAŞKAN – Sayın Dinçer, ama üç dakika verdim size.

Lütfen, sadece selamlayın ve teşekkür edin.

Buyurunuz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Sadece dokuz aylık bakanım. İngilizlerin bir atasözünü hatırlatıp hepinize teşekkür ederim. Diyorlar ki: “Küçük insanlar insanlarla uğraşır, vasat insanlar olaylarla uğraşır, büyük insanlar projelerle uğraşır.” Hep projelerle uğraştım, uğraşmaya devam edeceğim.

Hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Dinçer.

Sayın milletvekilleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer hakkındaki (11/9) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususunu oylarınıza sunacağım.

Gensoru önergesinin gündeme alınmasını kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşleri sırasıyla görüşmek için 3 Şubat 2010 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 23.49