DÖNEM: 23 CİLT: 59 YASAMA YILI: 4
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
54’üncü
Birleşim
28 Ocak 2010 Perşembe
(Bu
Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür
belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş
alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L
E R
I. - GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
II. - GELEN
KÂĞITLAR
III. - YOKLAMALAR
IV. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı
Konuşmaları
1.- Denizli
Milletvekili Mehmet Salih Erdoğan’ın, Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun 711’inci
yıl dönümü ve Osmanlı Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması
2.- Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun,
Malatya ilinde inşaatları devam eden baraj, gölet ve sulama kanallarına ilişkin
gündem dışı konuşması
3.- Mersin
Milletvekili Behiç Çelik’in, ekonomik krizin Mersin iline etkilerine ilişkin
gündem dışı konuşması
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Bartın
Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 36
milletvekilinin, özürlü istihdamındaki sorunların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/537)
2.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse ve 23 milletvekilinin, başta kuru üzüm olmak üzere
üzüm yetiştiriciliğindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/538)
3.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel ve 26 milletvekilinin,
çocuk işçiliği sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/539)
4.- Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay, İstanbul Milletvekili Kemal
Kılıçdaroğlu ve İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansına
yönelik çeşitli iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/540)
VI.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- (10/478) esas
numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28/1/2010 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin
MHP Grubu önerisi
2.- (10/44,
10/147) esas numaralı Meclis Araştırması önergelerinin ön görüşmelerinin, Genel
Kurulun 28/1/2010 Perşembe günkü birleşiminde birlikte
yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi
VII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.- Sataşma
talebinin yerine getirilmemesi nedeniyle Oturum Başkanının tutumu hakkında
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, usul tartışmasındaki
konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması
IX.- SEÇİMLER
A) Komisyonlara Üye Seçimi
1.- (10/60, 63,
99, 242, 243, 244, 245, 246, 254, 256) esas numaralı, Meclis Araştırması
Komisyonuna üye seçimi
X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN
DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Türk Ticaret
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)
2.- Türk Borçlar
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)
3.- Kamu Düzeni
ve Güvenliği Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve
İçişleri Komisyonu Raporu (1/704) (S. Sayısı: 383)
XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, Spor Totoda ve spor federasyonlarında işe
başlatılanlara ve yargılanan federasyon başkanlarına ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı Faruk Nafız Özak’ın
cevabı (7/11447)
2.- İstanbul Milletvekili
D. Ali Torlak’ın, denizcilik sektörünün desteklenmesine ilişkin Başbakandan
sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/11484)
3.- Samsun
Milletvekili Osman Çakır’ın, taşra teşkilatı personelinin yemek katkı payından yararlanmamasına
ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’ün cevabı (7/11677)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 14.03’te açılarak dokuz oturum yaptı.
Antalya
Milletvekili Abdurrahman Arıcı, Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu’nun Avrupa
Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanlığına seçilmesine,
Muğla
Milletvekili Gürol Ergin, Muğla’nın Köyceğiz ilçesine bağlı Beyobası
beldesindeki Yuvarlakçay’da yapılmak istenen
hidroelektrik santrali nedeniyle çevre köylülerinin yaşadıkları drama,
Niğde
Milletvekili Mümin İnan, Türkiye’deki işsizlik, yoksulluk ve gelir
dağılımındaki adaletsizliğe,
İlişkin gündem
dışı birer konuşma yaptılar.
Mardin
Milletvekili Emine Ayna ve 19 milletvekilinin, bazı basın ve yayın
kuruluşlarına ve mensuplarına yönelik saldırı olaylarının (10/533),
Karaman
Milletvekili Hasan Çalış ve 19 milletvekilinin, Vakıflar Genel Müdürlüğünün
imarethanelerdeki sıcak yemek dağıtımına son vermesinin yol açacağı sorunların
(10/534),
Tokat
Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, şeker pancarı üreticilerinin
sorunlarının (10/535),
Tokat
Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, Tokat ilindeki hayvan
üreticilerinin sorunlarının (10/536),
Araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla birer Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin
gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı
açıklandı.
Türkiye
Cumhuriyeti Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Bahreyn Krallığı Sanayi ve Ticaret
Bakanlığı Arasında Mutabakat Zaptının,
Türkiye
Cumhuriyeti Devlet İstatistik Enstitüsü ile Kazakistan Cumhuriyeti İstatistik
Ajansı Arasında İstatistik İşbirliği Anlaşmasının,
Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarılarının geri verilmesine ilişkin Başbakanlık
tezkereleri okundu; Dışişleri Komisyonunda bulunan kanun tasarılarının Hükûmete geri verildiği bildirildi.
Erişme Kontrollü
Karayolları Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı’nın geri verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi okundu; Genel Kurul
gündeminde bulunan kanun tasarısının Hükûmete geri
verilmesi,
25 Ocak 2010 tarihinde dağıtılan ve Genel Kurulun 26 Ocak 2010
Salı günkü birleşiminde okunan (11/9) esas numaralı gensoru önergesinin
gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında yer almasına; Anayasa’nın
99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin
Genel Kurulun 2 Şubat 2010 Salı günkü birleşiminde yapılmasına; Genel Kurulun,
2 Şubat 2010 Salı günkü birleşiminde sözlü sorular ve diğer denetim
konularının, 3 Şubat 2010 Çarşamba günkü birleşiminde ise sözlü soruların
görüşülmemesine; Genel Kurulun, 2 Şubat 2010 Salı günkü birleşiminde (11/9)
esas numaralı gensoru önergesinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 3-4
Şubat 2010 Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde 14.00-20.00 saatleri
arasında çalışmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi,
Kabul edildi.
Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:
1’inci sırasında
bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun
olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96),
2’nci sırasında
bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun
olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/499) (S. Sayısı: 321),
Görüşmeleri
komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.
3’üncü sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında
değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen
ve görüşmelerine devam olunan, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun
ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Denizli
Milletvekili Hasan Erçelebi'nin, Kastamonu
Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket
Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın, Trabzon
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve 15 milletvekilinin,
Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ve 17
milletvekilinin, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın,
Antalya Milletvekili Osman Kaptan ve 2 milletvekilinin, Zonguldak Milletvekili
Ali İhsan Köktürk ve 8 milletvekilinin, Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın Benzer
Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (1/797,
2/497, 2/520, 2/527, 2/555, 2/557, 2/561, 2/565, 2/570) (S. Sayısı: 463)
görüşmeleri tamamlanarak elektronik cihazla yapılan açık oylamadan sonra kabul
edildi ve kanunlaştı.
Maliye Bakanı
Mehmet Şimşek, bazı milletvekillerinin, şahsına,
Samsun
Milletvekili Suat Kılıç, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, grubuna,
İzmir
Milletvekili Oktay Vural, Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, grubuna,
Ankara
Milletvekili Hakkı Suha Okay,
Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, grubuna,
Tunceli
Milletvekili Kamer Genç, Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, şahsına,
Sataşması
nedeniyle birer konuşma yaptılar.
28 Ocak 2010
Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00’te toplanmak üzere birleşime
01.16’da son verildi.
|
Sadık YAKUT |
|
Başkan
Vekili |
|
|
|
Murat
ÖZKAN Yusuf
COŞKUN |
|
Giresun Bingöl |
|
Kâtip
Üye Kâtip
Üye |
|
|
|
Gülşen
ORHAN Yaşar
TÜZÜN |
|
Van Bilecik |
|
Kâtip
Üye Kâtip
Üye |
No.: 69
II.- GELEN KÂĞITLAR
28 Ocak 2010 Perşembe
Tezkereler
1.- Türkiye Büyük
Millet Meclisinin Denetimine Tabi Kuruluşların 2008 Yılı Faaliyetleri, Bilanço,
Kar ve Zarar Hesaplarına Ait Raporların Sunulduğuna İlişkin Başbakanlık Tezkeresi
(3/1071) (Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
26.01.2010)
2.- Adana
Milletvekili Necdet Ünüvar’ın Yasama
Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1072) (Anayasa
ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş
tarihi: 26.01.2010)
3.- Türk Silahlı Kuvvetleri Deniz Unsurlarının; Korsanlık/Deniz
Haydutluğu ve Silahlı Soygun Eylemleriyle Mücadele Amacıyla Yürütülen
Uluslararası Çabalara Destek Vermek Üzere, Gereği, Kapsamı, Zamanı ve Süresi
Hükümetçe Belirlenecek Şekilde Aden Körfezi, Somali Karasuları ve Açıkları,
Arap Denizi ve Mücavir Bölgelerde Görevlendirilmesi ve Bununla İlgili Gerekli
Düzenlemelerin Hükümet Tarafından Belirlenecek Esaslara Göre Yapılması İçin
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10.02.2009 Tarihli ve 934 Sayılı Kararı ile
Hükümete Verilen İzin Süresinin Anayasa’nın 92 nci
Maddesi Uyarınca 10.02.2010 Tarihinden İtibaren Bir Yıl Uzatılmasına Dair
Başbakanlık Tezkeresi (3/1073) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.01.2010)
Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Bartın
Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 36
Milletvekilinin, özürlü istihdamındaki sorunların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve
105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/537) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.12.2009)
2.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse ve 23 Milletvekilinin, başta kuru üzüm olmak üzere
üzüm yetiştiriciliğindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/538)
(Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2009)
3.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel ve 26 Milletvekilinin,
çocuk işçiliği sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/539) (Başkanlığa geliş
tarihi: 10.12.2009)
4.- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri
Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay,
İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve İzmir
Milletvekili Kemal Anadol’un, İstanbul 2010 Avrupa
Kültür Başkenti Ajansına yönelik çeşitli iddiaların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve
105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/540) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2009)
28 Ocak 2010 Perşembe
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.05
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN
(Bingöl), Murat ÖZKAN (Giresun)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşimini
açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz
vereceğim.
Gündem dışı ilk söz, Osmanlı Devleti’nin kuruluşuyla ilgili söz
isteyen Denizli Milletvekili Mehmet Salih Erdoğan’a aittir.
Buyurun Sayın Erdoğan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A)
Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Denizli Milletvekili Mehmet
Salih Erdoğan’ın, Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun 711’inci yıl dönümü ve
Osmanlı Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması
MEHMET SALİH ERDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 27 Ocak, her yıl, Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıl dönümü ve
kuruluş haftası olarak kutlanmaktadır.
Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun 711’inci yıl dönümü ve Osmanlı
Haftası sebebiyle bazı düşüncelerimi sizlerle paylaşmak için söz aldım. Bu
vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Oğuzların Kayı boyunun 711 yıl önce Sögüt’e yerleşmesiyle birlikte Türklerin Anadolu’daki
macerası başlamış, böylelikle, altı yüz yıl varlığını sürdüren ve üç kıtaya yayılan
Osmanlı İmparatorluğu’nun temeli atılmıştır.
Tarih nedir? Tarihten ne anlamalıyız? Tarih bir milletin
hafızasıdır, değerler ve kıymet hükmü tablosudur. Değerler ve kıymet
hükümlerimiz, nasıl bir kültür ve medeniyete sahip olduğumuz, tarihe bakarak öğrenilir.
Geçmişten alacağımız dersler, yakalayacağımız ipuçları geleceğimizi daha iyi,
daha sağlam ve daha güçlü inşa edebilme imkânını bize sağladığı gibi, tarih
bugünün sorunlarına ve yarının ihtiyaçlarına cevap vermemizde ve projeler
üretmemizde bize rehber olacak bir hazinedir.
Unutmayalım ki, tarih, geçmişe dönmek için veya geçmişi bugüne
getirmek için değil, geleceğe daha kararlı bir şekilde ilerlemek için
öğrenilir. Bunun içindir ki tarihi, geçmişte bir yerde olup bitmiş olayları
okur gibi okumadan, bugün olmakta olana bir yorum gibi ve gelecekte olması
gerekene bir çözüm gibi okumalıyız.
Değerli milletvekilleri, Osmanlı Devleti, bir imparatorluktu,
büyük bir devletti, küresel bir güçtü. Korunabilen Osmanlı arşivlerinin
sayısının bugün 100 milyonun üzerinde olması Osmanlının büyüklüğü hakkında bir
kanaat oluşturur zannediyorum.
Başka bir açıdan Osmanlının büyüklüğüne şöyle bakabiliriz: Bir
tarihçimizin ifade ettiği gibi Edirne ilimiz bugün bir serhat şehrimizdir.
Peki, hiç düşündük mü, Edirne Osmanlıda bir serhat şehri miydi? Edirne,
İstanbul’un yanı başında Balkanların başkentiydi. Yani Edirne’yi Selanik’ten,
Niş’ten, Atina’dan, Şumnu’dan, Belgrad’tan,
Sofya’dan, Dubrovnik’ten ayrı düşünmemiz mümkün
değildir. Aynı şekilde Halep: Halep ile Antep kardeşti, tıpkı Tiflis ile
Bitlis’in kardeş olduğu gibi. Bağdat: Bugün İstanbul’un Anadolu yakasındaki en
gözde caddesi olan Bağdat Caddesi, tarihte İstanbul’u Bağdat’a bağlayan yolun
başlangıcıydı. Öyle ise Bağdat’ı, Halep’i Şam’ı düşman toprak parçası olarak saydığımız
sürece, tarihimizi ve Müslüman kimliğimizi anlamış olamayız, anlamamış oluruz.
Bir kere, Osmanlının yayıldığı coğrafya çok büyük, üç kıtada 20
milyon metrekare büyüklüğündeki bir coğrafyada söz sahibiydi Osmanlı. Osmanlı
İmparatorluğu’nun Anadolu topraklarındaki Türk egemenliğinin esasını hoşgörü ve
barışa dayalı devlet anlayışı teşkil etmektedir. Bu coğrafyada çeşitli dil, din
ve ırktan oluşan toplumların huzur içinde yaşadığını görmekteyiz. Osmanlı
barışının bozulduğu topraklarda bugün hâlâ istikrar arayışı devam ediyor.
Osmanlının çekildiği topraklar bugün yalnız hüzün üretmiyor, aynı zamanda kan
ve gözyaşı da üretiyor.
Vaktiyle her anlamda hayata önderlik eden İslam dünyası,
Osmanlının hayattan çekildiği tarihten beri insanlık âlemine hiçbir katkı
yapmadan, kendi varlığını dahi devam ettirmekte zorlanarak yalpalıyor, işte
Filistin, Afganistan, Irak örnekleri gibi.
Değerli milletvekilleri, asırlarca dünyaya hükmeden Osmanlı
Devleti sadece askerî ve idari alanda büyük değildi; kültür, sanat ve medeniyet
alanında da nice erişilmez dahiler yetiştirmiş bir devletti.
Ali Kuşçu ve Takiyüddin gibi astronomi
âlimleri, Mimar Sinan gibi mimari dehalar, Sultan III. Selim ve Dede Efendi
gibi musiki üstatları, Pirî Reis ve Kâtip Çelebi gibi
coğrafyacılar, Ebussuud Efendi ve Ahmet Cevdet gibi
hukukçular, Şeyh Hamdullah gibi hattatlar, Baki ve Nedim gibi şairler hep bu
devletin bağrından çıkmıştır.
Tabii ki altı yüz yıllık Osmanlı tarihi içinde ve 20 milyon
kilometrekarelik Osmanlı coğrafyasında dağınık hâlde de olsa bazı
olumsuzluklara, bazı yanlışlara da rastlayabiliriz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Erdoğan, lütfen tamamlayınız.
MEHMET SALİH ERDOĞAN (Devamla) – Makam için fetva veren Turşucuzadeler, ilmî gerçeklere karşı çıkan Kadızadeler olmuştur. Ama Osmanlı tarihi içinde dağınık
hâlde meydana gelen bu yanlışları ve kötülükleri toplar ve siyah bir perdeyle
Osmanlıya bakarsanız, o zaman kapkara bir tarihle karşılaşırsınız. Tarih, bir
olaylar ve insanlar bahçesidir. Bu bahçede iyiliklere de rastlarız, kötülüklere
de rastlanabilir.
Değerli milletvekilleri, Osmanlı bahçesinde bir gezinti yapmaya
çalıştık. Osmanlıdan alacağımız ve bizi millet yapan kazanımlarımızı inkâr
etmeden, seksen yedi yıl önce kurduğumuz cumhuriyetimizin kazanımlarını da buna
ekleyerek medeniyet yolunda yolumuza devam etmemiz gerektiğini ifade ediyorum.
Yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdoğan.
Gündem dışı ikinci söz, Malatya ilinde inşaatları devam eden
baraj, gölet ve sulama kanalları hakkında söz isteyen Malatya Milletvekili
Ferit Mevlüt Aslanoğlu’na
aittir.
Buyurun Sayın Aslanoğlu.
2.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Malatya
ilinde inşaatları devam eden baraj, gölet ve sulama kanallarına ilişkin gündem
dışı konuşması
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli
milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.
Şimdi elimizde ne var, hangi tarihte başlamış, açıklayayım önce,
bilin de, ondan sonra… Elimizde şu anda inşaatı devam eden ne var,
açıklayacağım: Bir Kapıkaya Barajı’mız
var, başlangıç tarihi 97. Boztepe Barajı’mız var, 97.
Çat Barajı kanalları var, 92. Yoncalı Barajı var, iz bedelde. Darende Gökpınar kanalları var, başlangıç tarihi 93. Elimizdeki
inşaatı devam eden projeler bunlar arkadaşlar.
Dikkatinizi çekerim, hepsinin başlangıcı 97 ve daha öncesi. Olmuş
2010. Değerli milletvekilleri, bunların daha hiçbiri bitmedi; 97-2010, hiçbiri
bitmedi.
2002’den bu yana kadar da başlamış veya başlayacak veya projesi
yapılmış bir tane projemiz de yoktur. Yani 2002’den sonra temeli atılmış,
atılacak, yaptık, yapacağız dediği bir tek proje de yoktur.
OSMAN DEMİR (Tokat) – Nereyi anlatıyorsun?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Sadece sadece
açtığınız bir tane şey var -dişimi kıracağım- 97 öncesi başlayan Sofular Göleti’miz var. Onu açtınız, maşallah, alkışlıyorum! Bir de
suyu akmayan, suyu olmayan Arapgir Gölet’i.
Arkadaşlar, su yok; DSİ yaptı, gölet yaptı, su yok. Maşallah!
Şimdi, herhâlde etrafı su,
Şimdi, işin garibi, arkadaşlar, iki tane barajımız var Boztepe, Kapıkaya. Bunlar belki 2012’de bitecek, belki! Ödenek
verilirse, belki! Ama işin garibi, hiçbirinin kanalı yok daha.
Ondan sonra, Çat Barajı 96’da bitmiş. Daha kanalları, ödenek
verilirse bu sene bitecek, 2010’da. On dört sene sonra kanalları bitiyor. Baraj
doldu. Eğer Kapıkaya ve -bunlar sulama barajı-
Boztepe’nin siz bugünden veya üç yıl önceden kanallarına başlamazsanız,
bitirmezseniz, baraj bitmiş, ne işimize yarayacak baraj arkadaşlar? Ne işimize
yarayacak arkadaşlar?
Değerli arkadaşlar, Sayın Bakan burada olsaydı, hakikaten bu
konuda yüreğimiz yanık. On üç senedir Malatya’da biten ne bir baraj ne bir
kanal var. Altını çiziyorum. Sadece iki tane gölet, birinin suyu var birinin
suyu yok arkadaşlar.
Değerli arkadaşlar, buradan uyarıyorum DSİ yetkililerini, iki tane
baraj, muhtemelen, eğer ödenek verirseniz, 2012’de bitecek -muhtemelen- ama
kanallarını bugünden planlamazsanız, kanallarını eğer Çat Barajı’nda olduğu
gibi, on dört yıl sonra eğer kanal bitirecekseniz, barajlar bitmiş ne işe
yarar? Bugünden ben bir kez daha uyarıyorum. Çat Barajı bitti, 280 milyon dolar
para harcandı, daha kanallar bitmedi, barajın seviyesi epeyce mille doldu. Bir
de şimdi barajda su yok, kanallar bitiyor ama hangi suyu vereceğiz o da belli
değil, bu da belli değil arkadaşlar.
Değerli arkadaşlarım, Hükûmetler… Bir ay
önce Sayın Bakan bize bir davetiye gönderdi, “1.500 tane hizmeti açıyorum.”
dedi, 1.500 tane. Hakikaten merak ediyorum, hangi hizmeti açıyor? Acaba, Arapgir’de olduğu gibi suyu olmayan göletleri mi açtı?
Merak ediyorum arkadaşlar, merak ediyorum. Onun için, Arapgir
Göleti’nin hemen üst başında dünya kadar su var,
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen
tamamlayınız.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bitiriyorum.
Değerli arkadaşlarım, Malatya’nın etrafı çok mümbit, her tarafımız
su. Madem bize faydası yok, arkadaşlar, başka iller istiyorsa verelim çünkü
başka illerin barajı bitiyor, başka illerin göleti
bitiyor. Eğer isteyen il varsa bizim suyumuz çok, arkadaşlar; Sivas’a verelim,
Adıyaman’a verelim, verelim arkadaşlar.
Evet, değerli arkadaşlarımız, durum bu, özetle. Şu anda inşaatı
devam eden, bitmeyen ne kadar proje varsa başlangıç tarihi 97 ve öncesidir. On
üç yıl geçmiş, bitmemiş hiçbiri. 2002’den sonra başlayan tek bir proje yoktur.
Darende Gökpınar projesini unuttum, 93 başlangıcı,
kanal. Arkadaşlar, hâlen daha işte “ölme eşeğim ölme” her sene küçük bir
ödenek; 93-2010, on yedi yıl arkadaşlar! Takdir hepinizin. Bu konuda bizim
yüreğimiz çok yanık. Başka illerin de belki yüreği yanık ama biz bu konuda çok
mağduruz.
Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.
Gündem dışı üçüncü söz, ekonomik krizin Mersin iline etkileri
hakkında söz isteyen Mersin Milletvekili Behiç Çelik’e aittir.
Buyurun Sayın Çelik. (MHP sıralarından alkışlar)
3.- Mersin Milletvekili Behiç
Çelik’in, ekonomik krizin Mersin iline etkilerine ilişkin gündem dışı konuşması
BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
ekonomik kriz ve krizin Mersin’e etkileri hakkında gündem dışı söz almış
bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Yaklaşık 60 trilyon dolar olarak hesap edilen global
ekonomik büyüklüğün açmazı, aslında uygulanan politikalar açısından
baktığımızda 2002 yılının başlarına kadar uzanır. Birçok arkadaşımız biliyor,
indirilen faizler nedeniyle global ekonomide özellikle
kredi talebinin aşırı artmış olması ve artan kredi nedeniyle de emlak
fiyatlarının artmış olması ve düşük kaliteli, “mortgage”
denen emlak kredilerinin aşırı çoğalması ve bollaşan uluslararası likidite
geçici olarak dünyada bir bolluk dönemini başlatmış oldu. Aslında bu tarih
bizim Türkiye’miz açısından da AKP’nin iktidara geldiği yıla rastladı fakat bu
kredinin geri dönüşümü ve sistemin çarkının iyi çevrilememesi ve bu konularda
zorlaşma ve sıkıntılar başlayınca, akabinde, doğal olarak daralma ve hatta resesyona kadar giden süreci de getirmiş oldu.
İşte bu kabaca bahsetmiş olduğum hususlar bize 2007 yılını işaret
etmektedir. Bolluğun krize dönüşmeye başladığı bu periyotta
Hükûmetin önlem almada gecikmesi, hatta bunu
küçümseyerek, hafife alarak “kriz teğet geçti” söylemiyle meseleye yaklaşması,
tabii ki zorlukları da oldukça artırmıştır ancak 57’nci Hükûmetin
almış olduğu ekonomik sistemle ilgili kararlar ve bankacılık sistemi, tabii,
AKP hükûmetlerini büyük ölçüde rahatlatmıştır, bunu
da burada ifade etmek lazım.
Sonuç olarak, son iki buçuk yılda yaşanan, kriz döneminde yaşanan
tamamen hüsrandır ve hüsranın doğurduğu sonucun faturası milletimize
kesilmiştir. Ne sağlam bir bütçe disiplini sağlanabilmiş ne de sağlam piyasalar
oluşturulabilmiştir ne de sektör istikrarını sağlamak mümkün olmuştur. Her
alanda daralma ve üretimde düşüşler yaygın işsizliği de beraberinde getirerek,
Türkiye’de 1 milyonun üzerinde insanımız açlık sınırının altında yaşamaya
mahkûm edilmiş, 20 milyona yakın insanımızsa yoksulluk sınırının altında
yaşamaya ne yazık ki mahkûm edilmiştir. Öyle anlar geldi ki ekonomik daralma
yüzde 14’lere kadar çıktı ve makineler durdu, özel sektör dışarıya daha fazla
borçlandı ve son olarak bütçe açığı 52 milyar doların üzerine çıktı.
Kısaca, Türkiye tüm sektörlerde batağa sürüklenirken, özellikle
benim burada vurgulamak istediğim konu, Mersin’in ekonomik krizden en fazla
etkilenen il olmasıdır. Mersin’de, son TÜİK verilerine göre, nüfusun düşmüş
olması da çok dikkat çekicidir çünkü Mersin her zaman en fazla nüfus artışına
sahne olan ildir. Buna rağmen artık Mersin bütün sektörleriyle can
çekişmektedir. Lojistiğin başkenti olabilecek olan Mersin’de ne yazık ki bu
konuda da Hükûmet tarafından yeterli önlemler
alınmamıştır. Serbest bölgeler konusu bu kürsüde konuşulurken Mersin Serbest
Bölgesine değinmiştik ancak Mersin Serbest Bölgesini rahatlatıcı herhangi bir
önlem söz konusu değildir. Turizm yatırımları söz konusu değil ve Mersin turizm
açısından Antalya’yla yarışacak kapasiteye sahip olmasına rağmen ne yazık ki bu
konuda Hükûmetin en ufak bir çalışması olmamıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız Sayın Çelik.
BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Yol yapmakla övünen Hükûmet
Mersin-Antalya yolunu da yapmakta ne yazık ki isteksizdir. Tarım ve hayvancılık
öldürülmüştür, narenciye azgın piyasa yapıcılarının elindedir ve meyvecilik can
çekişmektedir, Anamur’un muzu piyasada gerektiği değere bir türlü
kavuşturulamamaktadır ve Mersin merkezde şehirleşme istenilen düzeye
getirilememektedir. Bütün bunları topladığımızda, esnaf ve tüccarın Mersin’de
yüzde 40 oranında iş yerini kapattığı dikkate alındığında, Mersin’e bir el atma
zorunluluğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Bu itibarla, ben diyorum ki Mersin’i gelin, el birliğiyle
kurtaralım, Mersin’e hayatiyet verelim diyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.
Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çelik.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – AKP en sonunda Mersin’i de batırdı. Bir
orası kalmıştı...
BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
Meclis araştırması açılmasına ilişkin dört önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA
SUNUŞLARI
A) Meclis
Araştırması Önergeleri
1.- Bartın Milletvekili Muhammet
Rıza Yalçınkaya ve 36 milletvekilinin, özürlü
istihdamındaki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/537)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Türkiye de yaşayan yaklaşık 8,5 milyon özürlü insanımızın, başta
bakım, sağlık, eğitim ve istihdam gibi konular olmak üzere çok ciddi sorunları
bulunmaktadır. Bu sorunlardan özellikle "özürlülerin istihdamı” konusu,
ülkemizin kanayan yarası olmuştur. Çalışmadan, üretmeden, sadece tüketen biri
olarak yaşamak, özürlü insanlarımızın kabullenemediği bir durumdur. Bu
insanlarımız çalışarak aile bütçesine katkı sağlayacakken, tedavi, eğitim,
bakım vs. giderleri nedeniyle, ailelerine maddi anlamda büyük yük
getirdiklerini düşünmektedirler.
Özürlü istihdamının en iyi şekilde uygulanabilmesi, onların iş
sahibi yapılarak gelir elde etmelerinin sağlanması maksadıyla, uluslar arası
düzeyde birçok toplantılar yapılmış, bu toplantılarda alınan kararlar
neticesinde; özürlülerin iş bulma ve o işte sürekliliğinin sağlanması için
gerekli araç-gereç ile birlikte bireysel yardım gereksinimlerinin karşılanması
gerektiği konusunda tedbirler alınması öngörülmüştür. Ülkemizde ve dünya da,
özürlülerimizin sosyal boyutta dışlanmalarının önüne geçebilmenin en temel yolu
olarak da, onlara iş olanaklarının sağlanması gerektiği fikri kabul edilmektedir.
Türkiye de özürlülere yönelik istihdam politikaları temelde
kota/ceza yöntemine dayanmakta, kota/ceza yöntemi, özürlü istihdamı konusunda
kamu ve özel sektör iş yerleri için çeşitli yasal yükümlülükleri içermektedir.
657 sayılı Kanuna göre, kamu kurum ve kuruluşları, dolu kadro sayısının yüzde
3'ü oranında özürlü memur çalıştırmakla yükümlüdürler. İşçilere ilişkin oran
ise kamu ve özel sektör işyerleri açısından farklıdır. 4857 sayılı İş
Kanunu'nun, 2008 tarihinde 5763 sayılı Kanun ile değiştirilen 30 uncu maddesine
göre, elli veya daha fazla işçi çalıştıran özel sektöre ait iş yerlerinde en az
yüzde 3, kamu iş yerlerinde ise yüzde 4 özürlü işçi çalıştırılması zorunluluğu
bulunmaktadır.
Türkiye de bu yasal zorunluluklara rağmen, maalesef hem kamu, hem
de özel sektöre ait iş yerlerinde, özürlü istihdam kotalarına uyulmamaktadır.
Devlet Personel Başkanlığının 2009 yılı verilerine göre, kamuda istihdam edilen
özürlü sayısı yaklaşık olarak 9.960, boş özürlü kadrosu ise yaklaşık 45.000
civarındadır.
Özürlü vatandaşlarımızın yaşadığı psikolojik, sosyal ve ekonomik
sorunlarla baş edebilmenin ve onlara iş imkanları
yaratabilmenin en önemli yolu, onlara mesleki eğitim olanaklarını en üst
düzeyde sağlamaktır. Türkiye de özürlülere yönelik mesleki eğitim konusunda,
istenilen düzeyde başarı elde edilemediğinden "özürlü istihdamı"
oldukça düşük seviyelerde seyretmektedir. Türkiye İş Kurumu'nun Ekim 2009
verilerine göre halen İş aramak amacıyla Kurumda 106 bin 590 özürlü, kaydı
bulunmaktadır. Kota yönteminin başarıyla yürütülebilmesi için öncelikle kamu
sektörünün özürlü çalıştırma yükümlülüğünü yerine getirmesi ve özel sektöre
örnek teşkil etmesi gerekmektedir. Türkiye de hem kamu, hem de özel sektörde
işverenler, özürlü çalıştırma konusunda oldukça isteksizdirler. Bunun en önemli
nedenlerinin başında ise, özürlülere yönelik mesleki eğitimin yetersizliği
gelmektedir. İşyerlerinin özürlülerin yaşam şartlarına uygun olmaması ve
mesleki eğitim veren kurum ve kuruluşlarla işverenler arasında yeterli
iletişimin bulunmaması, özürlülerin istihdamının önündeki diğer önemli
engellerdir. Bu konuda Türkiye İş Kurumuna, büyük görevler düşmektedir.
Üniversitelerin, özürlülük alanında görevi bulunan kamu kurum ve kuruluşları
ile sivil toplum örgütlerinin bir araya gelerek, özürlü vatandaşlarımızın
mesleki eğitimine yönelik projeler üretmeleri gerekmektedir. Ayrıca bu
kurumların ortak hareket etmeleri sağlanarak, dağınık yapının ortadan
kaldırılması ve özürlülerin istihdamının yaygınlaştırılmasını sağlayacak daha
radikal kararların alınması gerekmektedir.
Sonuç olarak; Türkiye de "özürlü istihdamı” konusu 8,5 milyon
özürlü vatandaşımız için oldukça önemli ve acil olarak çözüme kavuşturulması
gereken bir meselesidir. Başta kamu kesimi olmak üzere, engelli istihdamına
yönelik yaptırımların bir an önce hayata geçirilmesi gerekmektedir. Kamu kurum
ve kuruluşlarının bu konularda daha duyarlı olması sağlanmalıdır.
Bu nedenlerle; "özürlü istihdamına" yönelik çözüm
önerilerinin tespit edilerek, gerekli önlemlerin alınması amacıyla, Anayasanın
98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104. ve 105. maddeleri
gereğince "Meclis Araştırması" açılmasını saygılarımızla arz ve
teklif ederiz.
1) Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)
2) Ensar Öğüt (Ardahan)
3)Ali İhsan Köktürk (Zonguldak)
4) Şevket Köse (Adıyaman)
5) Gökhan Durgun (Hatay)
6) Hulusi Güvel (Adana)
7) Tayfur Süner (Antalya)
8) Atila Emek (Antalya)
9) Ahmet Ersin (İzmir)
10) Ali Oksal (Mersin)
11) Malik Ecder Özdemir (Sivas)
12) Vahap Seçer (Mersin)
13) Hüseyin Ünsal (Amasya)
14) Ali Koçal (Zonguldak)
15) Osman Kaptan (Antalya)
16) Tekin Bingöl (Ankara)
17) İsa Gök (Mersin)
18) Abdurrezzak Erten (İzmir)
19) Bilgin Paçarız (Edirne)
20) Metin Arifağaoğlu (Artvin)
21) Engin Altay (Sinop)
22) Ali Rıza Öztürk (Mersin)
23) Eşref Karaibrahim (Giresun)
24) Nevingaye Erbatur
(Adana)
25) Abdullah Özer (Bursa)
26) Gürol Ergin (Muğla)
27) Erol Tınastepe (Erzincan)
28) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
29) Ahmet Küçük (Çanakkale)
30) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
31) Mevlüt Coşkuner
(Isparta)
32) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
33) Sacid Yıldız (İstanbul)
34) Turgut Dibek (Kırklareli)
35) Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)
36) Abdulaziz Yazar (Hatay)
37) Ferit Mevlüt Aslanoğlu
(Malatya)
2.- Adıyaman Milletvekili Şevket
Köse ve 23 milletvekilinin, başta kuru üzüm olmak üzere üzüm
yetiştiriciliğindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/538)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Üzüm yetiştiriciliği konusunda dünyanın en elverişli iklim kuşağı
üzerinde bulunan ülkemiz, aynı zamanda son derece eski ve köklü bir bağcılık
kültürüne sahiptir. Anadolu'da bağcılığın tarihi M.Ö. 3500 yılına kadar
dayanmaktadır. Tarihte üzüm ve üzümden elde edilen ürünlerin ticareti ise
ayrıca önemli bir yere sahiptir. Kuru ve yaş olarak tüketilen ya da şarabı
yapılan üzüm; pekmez, pestil, lokum gibi farklı
biçimlerde de değerlendirilmektedir.
Üzümün en çok tüketilen biçimlerinden biri de kuru halidir.
Ülkemizin birçok yerinde bağcılık yapılabildiği için üzümün kuru halini de
ülkemizin birçok yerinde bulmak olanaklıdır. Kuru üzümün vücudumuz için
yararları saymakla bitmeyecek kadar çoktur. Karbonhidrat içeriği nedeniyle iyi
bir enerji kaynağı olan üzüm, ayrıca; B1, B2 vitaminleri ve çeşitli mineral
maddeler içerdiğinden iyi bir besin, faydalı bir ilaçtır. Özellikle bedensel
gelişme, deri ve saç beslenmelerinde, iltihaplı, ateşli hastalıklar ve madensel
tuz eksiklikleri, böbrek ve karaciğer hastalıklarında yararlılığı tıpça tespit
edilmiştir. Ağız hastalıklarına da iyi geldiği son günlerde tespit edilen üzüm
için "tek başına bir eczane" tabiri kullanılmaktadır.
Adıyaman, Malatya, Elazığ, Kahramanmaraş, Şanlıurfa, Mardin,
Gaziantep, Manisa, İzmir gibi illerimiz, üzüm ve özellikle konusunda ülkemizde
önemli bir yere sahiptir. Üzüm için çok sayıda bölgemizde festivaller
düzenlenmekte; üzümün ekonomik yeri ve bağcılık kültürü yaşatılmaya
çalışılmaktadır. Halkımızın yerelde, genellikle küçük olanaklarla yaptığı
festivaller ve diğer tanıtıcı çalışmalar, üzümün önemi düşünüldüğünde, tam
anlamıyla yeterli olmamaktadır. Bu konuda daha çok çalışma yapılmaya ihtiyaç
duyulduğu son dönemde sıkça dile getirilmektedir. Örneğin; Adıyaman'ın Gölbaşı
ve Besni ilçelerinde yetişen ve "Peygamber Üzümü" de denilen üzüm,
ülkemizin birçok yerinde bilinmekle birlikte, yurtdışında tanıtımının daha çok
yapılması, yurt içinde de daha yaygın bir biçimde tüketilmesi için desteğe
ihtiyaç duymaktadır.
Adıyaman, Malatya, Elazığ, Kahramanmaraş, Şanlıurfa, Mardin,
Gaziantep, Manisa, İzmir gibi illerimiz, bağcılığımızın daha çok önem
görmesinden ekonomik olarak olumlu etkilenecektir. Üzümün kurutulmasında
çeşitli aşamalarda işgücüne olan ihtiyaç, istihdama katkı sağlayacaktır. Kuru
üzümden sağlanan kazançların harcanması diğer sektörleri etkileyecek ve ülkemiz
ekonomisine canlılık gelmesine katkı sağlayacaktır. Aynı zamanda binlerce
çiftçi ailesinin üzümden geçimini sağladığı da düşünülürse üzümde yaşanacak
gelişmeler, sosyal olarak da üreticilerimizi olumlu etkileyecektir. Sosyal etki
sonucunda, tarih boyunca sahip olduğumuz bağcılık kültürümüzün yüzyıllar
sonrasına taşınmasına da katkı sunmuş olacağız.
Bağcılık ve özellikle kuru üzüm konusunda, festival gibi
tanıtıcı çalışmaların çoğaltılmasına, yöresine göre tespit edilecek çeşitli
standartlarda ve planlı üretimi ile üzümün değişik biçimlerde ihracatının
teşvik edilmesine, ekonomiye olan etkisi de göz önüne alınarak ülkemizde üzüm
üretimiyle daha büyük önemle ilgi duymasına ve tarihten gelen kültürel yanının yaşatılması
için daha çok faaliyetler yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.
Adıyaman ilimizde özellikle Gölbaşı ve Besni ilçelerimizde, ayrıca
Malatya, Elazığ, Kahramanmaraş, Şanlıurfa, Mardin, Gaziantep, Manisa, İzmir
gibi illerimizde üzüm ve özellikle kuru üzümcülüğün sorunlarının ve bu
sorunların çözüm yollarının tespiti amacıyla Anayasa’nın 98. ve TBMM
İçtüzüğü’nün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını
saygılarımızla arz ederiz.
1) Şevket Köse (Adıyaman)
2) Ensar Öğüt (Ardahan)
3) Bülent Baratalı (İzmir)
4) Kemal Demirel (Bursa)
5) Hulusi Güvel (Adana)
6) Tayfur Süner (Antalya)
7) Abdullah Özer (Bursa)
8) Gürol Ergin (Muğla)
9) Hüsnü Çöllü (Antalya)
10) Tansel Barış (Kırklareli)
11) Ali Koçal (Zonguldak)
12) Ergün Aydoğan (Balıkesir)
13) Akif Ekici (Gaziantep)
14) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
15) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
16) Mevlüt Coşkuner (Isparta)
17) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
18) Ali Rıza Ertemür (Denizli)
19) Nevingaye Erbatur (Adana)
20) Birgen Keleş (İstanbul)
21) Sacid Yıldız (İstanbul)
22) İsa Gök (Mersin)
23) Abdurrezzak Erten (İzmir)
24) Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
3.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel ve 26 milletvekilinin, çocuk işçiliği sorununun
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/539)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na
Çocukların bedensel, zihinsel ve ruhsal gelişimini engelleyen
işlerde çalışmak zorunda oldukları bilinen bir gerçektir. Ülkemizde sayıları
bir milyonu bulan çocuk yasadışı bir biçimde çalıştırılmaktadır. Elbette bunun
en temel nedeni yoksulluktur. Ülkemizdeki gelir adaletsizliği, eğitim
olanaklarının yetersiz olması, sosyal devlet mekanizmalarının gereğince
işletilememesi, ekonomik ve sosyal gelişmişlik düzeyinin düşüklüğü ve nüfusun
hızlı artması çocuk işçiliği ile mücadelede yetersiz kalınmasına neden
olmaktadır.
İvedilikle çözülmesi gereken bir sorun olarak ülkemizin karşısında
duran çocuk işçiliğiyle etkin bir mücadele çerçevesi çizilmesi gerekliliği
ortadadır. Bu konuda mevzuatın yeterli olması sorunları çözmeye yetmemektedir.
Uygulamanın belli bir çerçeve içinde, uzun vadeli çözümler içerecek biçimde
düzenlenmesi gerekmektedir.
Bu nedenlerle, ülkemizdeki çocuk işçiliği ile ilgili sorunların ve
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci İç Tüzüğün
104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.
07.12.2009
1) Hulusi Güvel (Adana)
2) Ensar Öğüt (Ardahan)
3) Hüseyin Ünsal (Amasya)
4) Gürol Ergin (Muğla)
5) Rahmi Güner (Ordu)
6) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
7) Birgen Keleş (İstanbul)
8) Ali Rıza Ertemür (Denizli)
9) Akif Ekici (Gaziantep)
10) Mehmet Ali Susam (İzmir)
11) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
12) Mevlüt Coşkuner (Isparta)
13) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
14) Atila Emek (Antalya)
15) Bülent Baratalı (İzmir)
16) Kemal Demirel (Bursa)
17) Tayfur Süner (Antalya)
18) Hüsnü Çöllü (Antalya)
19) Tansel Barış (Kırklareli)
20) Abdullah Özer (Bursa)
21) Ali Koçal (Zonguldak)
22) Ergün Aydoğan (Balıkesir)
23) Nevingaye Erbatur (Adana)
24) Sacid Yıldız (İstanbul)
25) İsa Gök (Mersin)
26) Abdurrezzak Erten (İzmir)
27) Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
Gerekçe;
Anayasamızın 50. maddesinde "Kimse yaşına, cinsiyetine ve
gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz. Küçükler çalışma şartları bakımından
özel olarak korunurlar" denilmekte, İş Kanunu, Umumi Hıfzıssıhha Kanunu,
Mesleki Eğitim Kanunu, İlköğretim ve Eğitim Kanunu, Polis Vazife ve Salahiyet
Kanunu gibi kanunlarda çocuk işçiliğinin önlenmesine ilişkin hükümler bulunmaktadır.
Yönetmeliklerde de çocukların çalıştırılması yasaklanmıştır.
Ülkemizde mevzuat anlamında önemli sayılabilecek bir eksiklik
bulunmamasına karşın var olan mevzuatın etkin olarak uygulanmaması temel bir
sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.
Ülkemiz, çocuk işçiliğinin önlenmesini amaçlayan uluslararası
sözleşmelere taraftır. Türkiye Büyük Millet Meclisinde 22. Dönemde Sokak
Çocuklarının Sorunlarına İlişkin Meclis Araştırma Komisyonu kurulmuştur.
Türkiye'nin 8. Beş Yıllık Kalkınma Programı'nda ülkemizde çocuk işçiliğinin
önlenmesine yönelik ulusal bir strateji geliştirilmesine önayak olacak ve
birçok kuruluşun işbirliği içinde çalışacağı model projeler geliştirilmesi
hedeflenmiştir.
Bunlara ek olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde
"Çalışan Çocuklar Bölümü" oluşturulmuştur. Ancak, Devletin çocuklara
karşı Anayasa, yasalar, uluslararası sözleşmelerden kaynaklı yükümlülüklerini
yerine getirdiğini söylemek oldukça zordur. Devlet, en kolay sömürülebilir iş
gücü olarak nitelenebilecek çocuk işçiliğinin önlenmesi konusunda uygulamada
yeterli çaba göstermemekte, temel insan hakları kapsamında değerlendirilmesi
gereken bu sorun gelişmekte olan pek çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de
görmezlikten gelinmektedir.
Uluslararası Çalışma Örgütü, Çocuk İşçiliğinin Sona Erdirilmesi
Uluslararası Programı (IPEC) desteğiyle 2006 yılı sonunda gerçekleştirilen
"Çocuk İşgücü Anketi"ne göre 6-17 yaş grubundaki 16.264.000 çocuktan
bir milyona yakını çalışma yaşamı içinde yer almaktadır. Ayrıca kayıt altına
alınamayan, mevsimlik çalışan çocuk sayısı dikkate alındığında bu rakamın daha
da artacağı ortadadır. Yaşanmakta olan krizin çocuk işçiliğini daha da
artıracağı öngörülmektedir. Küresel krizin başta kız çocukları olmak üzere
artan sayıda çocuğu, çocuk işçiliğine ittiği uluslararası örgütlerce
belirtilmektedir.
Çocuk işçiliği sorunu nüfus, sosyal adalet, eğitim düzeyi,
ekonomik gelişmişlik kavramlarıyla doğrudan ilgilidir. Ancak Çocuk işçiliğinin
en temel nedeni yoksulluktur. Özellikle azgelişmiş ülkelerde yoğun olarak
yaşanan çocukların yasadışı olarak çalışmak zorunda bırakılmaları ülkemizin de
temel sorunlarından birisini oluşturmaktadır. Çocuk işçiler yasadışı olarak
çalıştırıldıklarından hiçbir sosyal güvenlik hakkından yararlanamamakta,
yetişkin insanların bile dayanmakta güçlük çekeceği koşullarda çalışmak zorunda
bırakılmaktadır.
Çocuk işçiliğinin önlenmesi konusunda eğitimin oynadığı rol
oldukça önemlidir. Zorunlu eğitimin sekiz yıla çıkarılması çocuk işçiliğinin
engellenmesi anlamında olumlu katkılar sağlamıştır. Çocuk işçiliği konusunda
somut fark yaratan en önemli gelişme olarak görülen sekiz yıllık kesintisiz
eğitim bu sorun konusunda tüm topluma bir yol haritası sunmaktadır.
Çocuk Merkezlerinin işlevsel hale getirilmesi bu konuda atılacak
en önemli adımlardan birisidir. Mesleki eğitim merkezlerinin sayısının ve
kalitesinin artırılması gerekmektedir. Uluslararası Çalışma Örgütü raporlarında
çocuk işçiliğinin önlenmesi için hükümetlere eğitime yatırım yapmaları ısrarla
önerilmektedir. Ülkemizde de bu sorunu ortadan kaldırmanın yolu eğitimin yaygın
ve eşit olmasından geçmektedir. Bu konuda ailelerin desteklenmesi zorunluluğu
vardır. Göç sorununu göçün kaynaklandığı yerde çözmeyi hedefleyen politikalar
uygulanmalıdır. Sosyal adaleti sağlayacak politikalar üretilmelidir.
Yukarıda belirtilen gerekçelerle mevzuatta önemli bir eksiklik
olmamasına rağmen ülkemizde varlığını sürdüren çocuk işçiliği ile ilgili
sorunların ve alınacak tedbirlerin Yüce Meclisimizce tespiti amacıyla bir
Meclis Araştırması açılmasının yerinde olacağı düşüncesindeyiz.
4.- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına Grup Başkan Vekilleri Ankara Milletvekili Hakkı Suha
Okay, İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu
ve İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un, İstanbul 2010
Avrupa Kültür Başkenti Ajansına yönelik çeşitli iddiaların araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/540)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansının kaynaklarının
kuruluş amacına uygun olarak kullanılıp kullanılmadığını araştırmak, Ajansın
işlemlerindeki usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarını incelemek ve Ajans
çalışmalarının etkinliğini sağlamak için alınması gerekli önlemleri belirlemek
amacıyla, Anayasanın 98 inci, TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri uyarınca
Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.
|
Hakkı Suha Okay Kemal Kılıçdaroğlu Kemal Anadol |
|
Ankara İstanbul İzmir |
Gerekçe:
Bir sivil toplum girişimi olarak başlatılan Avrupa kültür başkenti
projesinde, 2.11.2007 tarihli ve 5706 sayılı İstanbul 2010 Avrupa Kültür
Başkenti Hakkında Kanun ile Ajans yapılanmasına gidilmiştir.
Ne yazık ki, böylesine önemli bir amaca ulaşmak için oluşturulan
Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, kuruluşundan itibaren, hep yolsuzluklarla
gündeme gelmiştir. Ayrıca zaman içerisinde yönetim kademelerindeki istifalar ve
görevden almalar, yönetilemeyen ve çatışma içinde bir yapılanma oluşturulduğunu
gözler önüne sermiştir.
Önce, 6.3.2009 tarihinde Yürütme Kurulu Başkanı Sayın Nuri Çolakoğlu ile 3 yürütme kurulu üyesinin görevlerinden
istifasının ardından, Kasım ayında da 2 yürütme kurulu üyesi görevlerinden
istifa etmiştir.
Yürütme kurulu üyesi Faruk Pekin'in "İdari, mali, hukuki bir
dış denetim yok. Demirbaş listesi yok. Gerçek bir nakit akış tablosu yok.
Denetçilerin önerdiği suiistimali önleyici önlemler alınmış değil."
şeklinde ifade ettiği istifa gerekçesi Ajansta yaşananları gözler önüne
sermektedir.
Bunların yanı sıra; Sayın Başbakanın tüm açılış organizasyonlarını
yapan ALTUS şirketinin de aralarında bulunduğu bazı şirketlerin Genel Sekreter
tarafından kayırıldığı medyaya yansımıştır. Genel Sekreter için dile getirilen
bu iddiaları Vatan Gazetesi köşe yazarı Sayın Necati Doğru, Yürütme Kurulu
Başkanı Şekib Avdagiç'e
yöneltmiştir. Avdagiç bu iddiaları, "Biz bu
adamın genel sekreterlikten atılmasını istedik, bu varsa biz yokuz dedik, parayı ödemedik, Genel Sekreter Eyüp Özgüç alındı, yerine yeni genel sekreter geldi..."
şeklinde yanıtlamıştır. Genel sekreter ise hakkındaki iddiaları yanıtlayarak,
aslında yolsuzlukları engellemeye çalışanın kendisi olduğunu, bu konuda elinde
belgeler bulunduğunu Sayın Necati Doğru'ya açıklamıştır...
Bunlarla birlikte Ajansın birçok projeye gerçek bedelinin çok
üzerinde ödemede bulunduğu, siyasi iktidara yakın liberal aydın olarak
nitelendirilen bazı kişilerin projeleri ile AKP'li yöneticilerin projelerinin
kabul edildiğine yönelik çok sayıda iddia medyaya yansımıştır. Bu iddialara
ilişkin değişik tarihlerde Ajans tarafından yapılan açıklamalarda kamuoyunu tatmin
edecek bilgilere yer verilmemiştir.
AKP MKYK üyesi ve aynı zamanda Ajansın Danışma Kurulu üyesi Ayşe Böhürler'in "İstanbul'un Sırları" adlı belgeseli
17.7.2009 tarihinde onaylanmıştır. Bu belgesel karşılığında 210 bin TL ödemede
bulunulması öngörülmektedir. Bu durumun ortaya çıkması üzerine Böhürler, "Danışma Kurulu üyeliğine seçilmemin
ardından, etik olmayacağını söyleyerek projeden ayrıldığımı ve projeyi
devrettiğimi Avrupa Kültür Başkenti Ajansına bildirdim." şeklinde
açıklamada bulunmuştur. Siyasi iktidarın en yetkili kurulunda görev yapan bir
politikacının kamu kaynakları ile finanse edilen bir projeyi, üstelik sonradan
kendisinin de bünyesine katılacağı Ajans'a sunarak mali ilişkiye girmesi hiçbir
şekilde siyasi etikle bağdaşmaz...
Böhürler, basında yer
alan haberler üzerine yaptığı açıklamada, "Haberinizde 2010 Yürütme Kurulu
Üyesi olarak karar merciinde bulunan ve maaşlı eleman olarak çalışan bazı
isimlerin bizzat yönettikleri veya yakın ilişkide bulundukları kişi ve
kurumların projelerinin söz konusu dahi edilmemesi ayrıca dikkat
çekicidir." demektedir. Ajansın Danışma Kurulu üyesinin bu açıklaması,
adeta yolsuzlukların bir itiraf niteliğindedir. Ayrıca Ajansta karar merciinde
olanlar ile maaşla çalışanların projelerinin de kabul edildiği imasında
bulunularak, kendisini ihbar ettiğini düşündüğü bu kişilere gözdağı
içermektedir.
Basına yansıyan olaylar, Ajansın kuruluş amaçlarıyla bağdaşır
projelerin desteklenmesi amacından uzaklaşıldığı, büyük bir paylaşım mücadelesi
verildiğini ortaya koymaktadır.
Yolsuzluklar ve siyasi nüfuz kullanılmasında duyarlı olması
gereken Yüce Meclisimizin bu konuyu ivedilikle ele alınması son derece önem
taşımaktadır.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp
açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine
göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.
VI.- ÖNERİLER
A) Siyasi
Parti Grubu Önerileri
1.- (10/478) esas numaralı Meclis
Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28/1/2010
Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu; 28.01.2010 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından
Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu Maddesi gereğince Genel
Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Mehmet
Şandır
Mersin
MHP
Grup Başkanvekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis
Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında
yer alan (10/478) esas numaralı “Emeklilerin sorunlarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin” Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri
gereğince Meclis Araştırması önergelerinin görüşmelerinin Genel Kurulun
28.01.2010 Perşembe günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Grup önerisi lehinde söz isteyen Yılmaz Tankut, Adana Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Tankut.
YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
emekli vatandaşlarımızın sıkıntı ve çaresizliklerinin araştırılması için
Milliyetçi Hareket Partisi olarak vermiş olduğumuz grup önerisinin lehinde söz
almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bugün, hepinizin malumu olduğu üzere, toplum
ve millet olarak çok zor ve sıkıntılı bir dönemden geçmekteyiz. Ne yazık ki
yedi yılı aşkın bir zamandır tek başına ülkemizi yöneten AKP İktidarı, bugün,
hem ekonomi hem huzur hem de güvenlik konularında milletimizi çok sıkıntılı ve
vahim bir tablo ile karşı karşıya bırakmıştır.
Bir yandan millî birliğimizin, kimliğimizin, üniter
yapımızın, devlet olma geleneklerimizin ve bin yıllık kardeşliğimizin gaflet
ötesi bir anlayışla sorgulanarak zedelendiği bir felaket dönemini yaşarken,
diğer taraftan yokluk, yoksulluk, açlık, ahlaksızlık, adaletsizlik ve
asayişsizlik döneminin de en yüksek olduğu bir zamanı maalesef hep birlikte
yaşamaktayız.
Bugün, değerli arkadaşlar, AKP yönetimindeki Türkiye’de
insanlarımız mutlu değildir. Vatandaşlarımızın büyük bir kesimi yokluk ve
açlıkla boğuşmakta ve geleceğinden endişe duymaktadır. Toplumumuzun hemen hemen bütün kesimleri çaresiz, huzursuz, umutsuz bir
şekilde, baş başa bırakıldığı sorunlarla boğuşmaktadır. İşçimiz, memurumuz, esnaf
ve çiftçimiz, bugün, âdeta, fil dişi kulelerden
kendisini yönetenlerin insafına terk edilmiş bir vaziyette, çaresizlik
bataklığında suni teneffüslerle bitkisel hayatlarını uzatmaya çalışmaktadırlar.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kısacası, toplumumuzun
hemen her kesimi bugün hayatından memnun değildir ve geleceğinden de umudunu
kesmiş bir durumdadır. Ancak bugün grup önerimize de konu olan ve ülkemizin
bugünlere gelmesinde, hepimizin yetişmesinde ve toplum yapımızın temel direği
olan aile müessesemizin de kurulmasında çok büyük emekleri olan emekli
vatandaşlarımızın durumu çok daha vahim ve sıkıntılıdır.
Devletimizin kurucusu Büyük Atatürk’ün de ifade ettiği gibi “Bir
milletin yaşlı vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu, o milletin yaşama
kudretinin en önemli kıstasıdır. Mazide muktedir iken bütün kuvvetiyle çalışmış
olanlara karşı minnet hissi duymayan bir milletin istikbale güvenle bakmaya
hakları yoktur.”
Sayın milletvekilleri, herhâlde hiçbirimizin Gazi Mustafa Kemal’in
bu veciz sözlerine katılmaması mümkün değildir. Şimdi sormak istiyorum: Bugün
mazimizi temsil eden ve sahip olduğumuz varlıkları bizlere emanet eden emekli
insanlarımızın durumu nedir? İnsan haysiyetine ve onuruna yakışacak, hepimizin
istikbaline güvenle bakabileceği bir konuma, ekonomik bir imkân ve sosyal bir
statüye sahip midirler? Özellikle Adalet ve Kalkınma Partisine mensup
milletvekili arkadaşlarımızın ellerini vicdanlarına koyarak bu suallere cevap
vermesi gerekmektedir.
Bugün, devletimizin emeklilerimize insanca yaşayabileceği imkânı
ve ortamları sağladığını da ne yazık ki hiçbirimiz söyleyemeyiz. Çünkü bugün
emeklilerimizin yüzde 87’si açlık sınırının altında yaşamaktadır ve tamamına
yakını da yoksulluk sınırının altında çile çekmektedir. Tabii, şimdi sizler de
tıpkı Maliye Bakanınız Sayın Şimşek’in Tekel işçilerine dediği gibi
“Emeklilerimiz için de biz çok vicdanlı davrandık, daha ne yapalım? Kimisine
30, kimisine 60 TL zam yaptık, doya doya harcayıp,
yiyip içip, gezsinler.” diyebilirsiniz.
Değerli arkadaşlar, bugün yapılan çeşitli araştırmalarda açlık
sınırı 860 TL, yoksulluk sınırı ise 2.400 TL civarındadır. Şimdi soruyorum:
Bugün gayet yüksek olarak vermiş olduğunuzu söylediğiniz 60 TL ile hangi
emeklimiz açlık, hangileri ise yoksulluk sınırından kurtulmuştur? Aksine, bu
göstermelik zamlar yapılmadan hemen önce enerji, akaryakıt, elektrik, taşıma
gibi temel ihtiyaç ve kullanım kalemlerine yaptığınız zamlarla aç olan
emeklimizi daha aç, yoksul olan vatandaşımızı da daha yoksul yaptınız.
Dolayısıyla nafile gayretlerle, buradan, emeklilerimizin maaşlarını şu kadardan
bu kadara çıkardık, yüzde 20-25 artırdık gibi hiçbir anlamı olmayan sözlerle
artık milletimizi ve vatandaşımızı da aldatmaktan vazgeçiniz.
“Millî gelirimizi 10 bin dolarlara çıkardık.” diye de boş yere böbürlenmeyiniz.
Bu rakamların içi boş bir balon olduğunu aslında siz de biliyorsunuz ama
iktidar olma şımarıklığınız ve taassubunuzdan dolayı itiraf edemiyorsunuz.
Ülkemizdeki fakir aile sayısı bugün 4,5 milyonun üzerine
çıkmıştır, açlık sınırının altında geliri olanların sayısı milyonları çoktan
aşmıştır. Yoksulluk sınırının altında yaşamaya çalışan vatandaşlarımızın sayısı
20 milyona ulaşmıştır. Peki, övündüğünüz millî gelir 10 bin doların üzerine
çıkmış ise bu aç ve yoksul insanlarımız millî gelir hesaplarınızın dışında mı
tutularak millî gelir hesaplanmaktadır?
Bakın, sayın milletvekilleri, iktidara geldiğiniz günden bugüne
kadar âdeta bozuk bir plak gibi devamlı 2002 yılına takılıp durmaktasınız.
Benden size naçizane tavsiye, artık bu 2002 sendromundan
kurtulmanızdır. Sizi bu 2002 sendromundan kurtulmaya
davet ediyorum ve size de yardımcı olmak için birkaç rakamı sizlerle paylaşmak
istiyorum: Mesela 2006 yılında, yani devri iktidarınızın dördüncü yılındaki
bazı temel gıda maddelerinin fiyatlarına şöyle bir bakacak olursak değerli
arkadaşlar, 2006 yılında pirinç 2,95 TL iken 2009 yılında 4,8 TL’ye yükselmiş
ve artış oranı yüzde 62,62 olmuştur. Yine bulgur 2006 yılında 1,34 iken 2,1
TL’ye 2009 yılında yükselmiş ve yüzde 56,6 oranında artış meydana gelmiştir.
Dana eti 13,72 TL iken 20,40 TL’ye yükselmiş ve yüzde 48,70 oranında
yükselmiştir. Tavuk eti 3,31 iken 5,72 TL’ye yükselmiş ve yüzde 72,77 oranında
fazlalaşmıştır. Peynir 5,22 iken 12,43 TL’ye yükselmiş ve yüzde 138 oranında
yükselmiştir. Çok övündüğünüz ve yıllarca zam yapmadık diye seçim kampanyası
yaptığınız elektriğin kilovatı 0,16 TL’den 0,26 TL’ye yükselerek yüzde 65,19
oranında devri iktidarınızda, son üç yılda yükselmiştir.
Bu örnekleri çok fazla sayıda vermek elbette ki mümkündür, ancak
şimdi yeniden soruyorum: İlan ettiğiniz ve TÜİK vasıtasıyla kamuoyuyla
paylaştığınız enflasyon oranlarıyla az önce birkaçını ifade etmeye çalıştığım
temel tüketim maddelerinin artış oranları ne ölçüde birbirleriyle
örtüşmektedir? Üstelik bütün bu artışlar 2002’yle değil sizin kendi döneminiz
olan 2006’yla 2009 arasındaki fazlalaşmalar ve yükselmelerdir.
Değerli arkadaşlar, henüz bu artışlara, 50 milyar olarak
öngördüğünüz 2010 yılı bütçe açığını kapatmak için başta emekli ve dar gelirli
vatandaşımızın sırtına yüklenecek olan zam ve vergiler bu kıyaslamalara da
dâhil edilmemiştir.
Netice olarak, hangi rakamlara takla attırırsanız attırınız,
ortada duran bir tek gerçek vardır, o da emeklilerimizin yüzde 87’sinin açlık
sınırının altında, yüzde 96’sının yoksulluk sınırının altında bir gelir elde
etmesidir.
Diğer taraftan, emeklilerimizin emeklilik maaşları arasındaki
adaletsizliği gidermek için söz vermiş olduğunuz intibak yasasını da ne yazık
ki hâlen çıkartmadınız. Bakınız, emeklilerin maaş farkını
gidermek için intibak yasasını çıkaracağını Çalışma Bakanı Sayın Çelik, 15 Ekim
2009’da ifade etmiştir ve yine elimde bir emekli vatandaşımızın bana
gönderdiği, grubumuza gönderdiği bir belge vardır ki, bunu da huzurlarınızda
sizlere takdim etmek ve dolayısıyla intibak yasasının bir an önce
çıkarılmasıyla bu tip adaletsizliklerin de giderilmesine katkı koymak
istiyoruz.
Değerli arkadaşlar -ismini de söyleyebilirim ama önemli değil,
istenirse verebiliriz- aylık bağlama oranı yüzde 66,10 olan bir emekli
vatandaşımız bugün aylık olarak 834 lira maaş almaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Tankut, lütfen
tamamlayınız.
YILMAZ TANKUT (Devamla) – Diğer taraftan, aylık maaş bağlama oranı
yüzde 57,10 olan diğer bir emekli vatandaşımız 1.238 TL maaş almaktadır.
Dolayısıyla, bu adaletsizliği de bir an önce gidermek AKP İktidarının boynunun
borcu olsa gerektir ama biz, artık Adalet ve Kalkınma Partisinin içi boş
söylemlerle milletimizi oyalamasına, aldatmasına alıştığımız için, sözlerini
yerine getirmemeleri de bizim için sürpriz değildir.
Sonuç olarak, değerli arkadaşlar, az önce ifade etmeye
çalıştığım gerçekler çerçevesinde daha huzurlu, daha mutlu, daha güvenli, daha
uygar, daha üretken, yarınlardan daha emin bir Türkiye için, anılan kitle
içindeki insanlarımızın yaşadıkları sosyal ve psikolojik meselelerin
neden-sonuç denklemindeki tespiti ve bu sorunların çözümü amacıyla, emekli
vatandaşlarımızla ilgili grup önerimizin desteklenerek bir araştırma
komisyonunun kurulması çok acil olarak gerçekleşmelidir diyor, hepinize
saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Önerinin aleyhinde söz isteyen Suat Kılıç, Samsun
Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer
milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde şahsım adına
söz talebinde bulundum, bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Haftanın son gününde çalışmalarımızın hayırlara vesile olmasını, milletimiz
adına güzel işler bugün de yapabilmeyi temenni ediyorum.
Çok saygıdeğer milletvekilleri, emeklilerimizin problemleriyle
ilgili konular yakın zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine yine
getirildi. Milliyetçi Hareket Partimiz tarafından da getirildi, Cumhuriyet Halk
Partisi tarafından da getirildi. Dolayısıyla bu anlamda bakıldığında, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin iktidarıyla -muhalefetiyle hem çalışanlarımızın hem
emeklilerimizin sorunları konusunda son derece duyarlı bir gündeme sahip
olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz.
Yine, dün gece 01.08’de yaptığımız son oylamasıyla emeklilerimizin
maaşlarına oransal, dönemsel artış rakamları dışında, ekstra, Hükûmetimizin oluşturduğu paket çerçevesinde yapacağımız
artışlara ilişkin kaynak paketini de burada iktidar-muhalefet birlikte görüşmek
suretiyle kabul ettik ve yasalaştırdık. Bu çerçevede bakıldığında Türkiye Büyük
Millet Meclisinde her ne kadar imkânlar yetersiz bulunsa bile her ne kadar
yapılanların kâfi gelmediği muhalefet sözcüleri tarafından ifade edilse bile
emeklilerimiz için daha yeni, gece 01.08 itibarıyla bir kaynak paketini hayata
geçirmiş olduk.
Önümdeki tutanaktan bakıyorum: 23’üncü Dönem Dördüncü Yasama Yılı
10’uncu Birleşim, 22 Ekim 2009 Perşembe günü yapılan görüşmelerde yine
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu tarafından bir grup önerisi Türkiye Büyük
Millet Meclisinin gündemine getirilmiş ve orada da yine, emeklilerimizin
sorunlarının görüşülmesi gerektiğine dair MHP kaygıları seslendirilmiş. Önümde
tutanakları yok ama tahmin ediyorum aynı tarihlerde CHP tarafından da aynı
yönde getirilmiş bir grup önerisi mutlak surette söz konusu olmuştur.
Bütün bunların toplamında bakıldığında şu görülecektir: Eğer
yönetim iktidar ile muhalefet arasında bir paylaşımsa; yönetim, iktidarın
muhalefetin kaygılarını, önerilerini dikkate almasıyla şekilleniyorsa, iktidar
partisi ve grubu bu anlamda muhalefet partisinden gelen görüş ve önerileri
dikkatle değerlendirmiş ve nazarıdikkate almış
demektir.
Her zeminde her zaman ifade ediyoruz, her rejimde mutlaka iktidar
vardır, iktidar olmayan bir rejim yok, ama muhalefet sadece demokratik
rejimlerde var.
Biz, Türkiye'nin parlamenter demokrasisinin bu millet için
ne kadar önemli bir değer, ne kadar büyük bir nimet olduğunun idrakiyle hareket
ediyoruz ve bu anlamda Hükûmetimiz toplumdan gelen
talepleri, Meclisten gelen talepleri dikkate almak suretiyle iki hafta önce
emeklilerimize yapılacak olan dönem dışı enflasyon hesabı dışındaki artış
oranlarını kamuoyuyla paylaşmıştır, dün itibarıyla da bu paylaştığımız
artışların ekonomik paketine ilişkin yasal hazırlığımız Türkiye Büyük Millet
Meclisinde tamamlanmıştır.
Dolayısıyla nazari olarak, teorik bağlamda baktığımız zaman,
iktidarıyla muhalefetiyle emeklilerimiz için bir şeyler yapılması gerektiği
kanaatinin dışında bu kürsüde görüş beyan eden hiç kimse olmamıştır. Ama zaman zaman üzülüyoruz, üzüldüğümüz yer şudur: Elbette ki siyaset
yapılırken, özellikle muhalefet edilirken rakamlarla konuşulacaktır, geçmişten
bugüne örnekler hatırlatılacaktır, ama iktidar da kendi sorumluluğunu yerine
getirirken elbette ki nasıl bir tablo devraldığını kamuoyuyla paylaşacaktır.
Devraldığı o tablo içerisinden bugünkü rakamlara nasıl ulaşılabildiğini, hangi
fedakârlıklara bunların mal olduğunu elbette ki hem yüce Meclisin iradesine
sunacaktır hem de milletimizin hafızasının tazelenmesini sağlayacak cümleleri
milletimizle bu kürsü aracılığıyla paylaşacaktır.
Dolayısıyla 2002 yılına atıflarda bulunarak ifade ettiğimiz
rakamlardan, 2002 yılında iktidar olanlar da gocunmamalıdır, 2002 senesinden
önce Türkiye'de siyasal iktidarı paylaşanlar da rahatsızlık duymamalıdır çünkü
her yeni siyasi iktidar, devraldığı tablonun üzerine daha iyi bir şeyler
yapabilmenin gayreti içerisindedir. Ha, bazılarına milletimiz iyi şeyler
yapabilecek kuvvetli çoğunluğu nasip etmiştir, bazılarını da o kadar sorumluluk
taşımaya ehil görmemiştir, bu işin ayrı bir tarafıdır ama rakamları
hatırlatmamızdan, lütfen, muhalefet sözcülerimiz de rahatsızlık duymasınlar,
duymamalıdırlar.
Şimdi, yine 2002 yılına ilişkin rakamları hatırlatmak
mecburiyetindeyim. SSK emekli aylığı 2002 senesinde 252 lira 36 kuruş; 252
lira! 2010 Ocak ayı itibarıyla 663 lira. Nereden almışız? 252 liradan.
Geldiğimiz yer neresidir? 663 lira. Bu süreçte toplam enflasyon nedir? Yaklaşık
yüzde 90. 2003, 2004, 2005, 2006, 2007, 2008 ve 2009 senelerinin toplam
enflasyonu yüzde 90-95 aralığında. Peki, 2002 ile 2009
yılları arasında emeklilerin maaşlarına yapılan artışın oranı nedir? Yüzde
162,9; yani yüzde 163. Bu ne demektir? AK PARTİ Hükûmeti
yedi yıllık toplam enflasyon oranının 70 puan üzerinde emeklimize artış
sağlamış demektir. Eğer emekli maaşındaki artış -SSK emekli aylığı bağlamında
söylüyorum- bu yedi yıllık enflasyona orantılı olarak değişkenlik göstermiş
olsaydı bugün AK PARTİ İktidarının elinde 663 lira olan aylık 411 lira
olacaktı.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Emekliler hayatlarından çok memnun, size
dua ediyorlar!
SUAT KILIÇ (Devamla) – Devraldığımız rakam 252 lira. 663’ü,
devraldığımız 252 rakamına göre bir övünç rakamı olarak ifade edebiliriz ama
yeterli buluyor muyuz? Hayır. İktidar sözcüleri olarak biz de diyoruz ki: Daha
fazlasını yapabilmeliyiz, daha fazla kaynak ve imkân yaratabilmeliyiz,
Türkiye'nin olanaklarını ziyadesiyle artırabilmeliyiz, emeklimize de işçimize
de memurumuza da daha fazlasını verebilmeliyiz.
BAĞ-KUR esnaf aylığı…
AKİF AKKUŞ (Mersin) – BAĞ-KUR maaşı…
SUAT KILIÇ (Devamla) – Ona da geliyorum.
BAĞ-KUR esnaf aylığı 2002’de 142 lira, 2010 Ocak ayı itibarıyla
533 lira. Yani bizden önceki koalisyon hükûmetinin
BAĞ-KUR esnaf emeklisinin aylığı olarak öngördüğü rakam, layık gördüğü rakam
142 lira, bugünkü rakam 533 lira.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – 2002’nin altında kalacaksınız!
SUAT KILIÇ (Devamla) – Artış oranı yüzde 273; yani enflasyonun 180
puan üzerinde bir artış var. Eğer AK PARTİ iktidarda olmasaydı, bizden önceki
siyasal anlayış aynı şekilde devam ediyor olsaydı bugün 533 lira olan BAĞ-KUR
esnaf emeklisinin aylığı değerli arkadaşlar, sadece…
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Üçüncü döneminiz, hâlâ 2002’desin!
SUAT KILIÇ (Devamla) – 2002 çok önemli. 2002 çok önemli ama
rahatsızlık duymayın.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sekiz senedir iktidardasınız, yani hâlâ
2002’desin!
SUAT KILIÇ (Devamla) – Hiçbir siyasi hareket kendi icraat
geçmişinden rahatsızlık duymamalıdır değerli milletvekilleri.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Emekliler sizden çok memnun, dua
ediyorlar size!
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…
SUAT KILIÇ (Devamla) – Bir diğer rakamı ifade etmek istiyorum,
BAĞ-KUR tarım sigortalısının aylığı:
Değerli arkadaşlar, 2002’de BAĞ-KUR tarım sigortalısının aylığı
olarak layık gördüğünüz rakam 65 lira 80 kuruş; hadi 66 lira diyelim. BAĞ-KUR
tarım sigortalısına emekli aylığı olarak öngörülen rakam sadece 66 lira!
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Bizim getirdiğimiz işsizlik sigortası
sayesinde ayaktasınız!
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Hatibi takip edemiyoruz Sayın
Başkan.
SUAT KILIÇ (Devamla) – 2010 Ocak ayında bu rakam nereye çıkmış?
367 liraya. Artış oranı değerli arkadaşlar, -rakama dikkat buyurunuz, artış
oranı- yüzde 457. Yüzde 457!
Bu iktidar eleştirilmeyi değil, bu iktidar takdir edilmeyi ve alkışı
hak ediyor diye düşünüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Uzayda mı yaşıyorsun?
BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri, hatibe müdahale etmeyelim.
SUAT KILIÇ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bakınız, asgari
ücretten devam edecek olursak, yine övüneceğiniz bir tablo yok.
AHMET BUKAN (Çankırı) – İşsizliğe gel!
SUAT KILIÇ (Devamla) – Asgari ücreti -küsuratını atıyorum- 180
lira aylık rakamla devralmışız. Bugün asgari ücret 576 lira. Dolar bağlamında,
döviz üzerinden hesap edecek olursak, devraldığımız bir aylık asgari ücretin
dolar cinsinden karşılığı 110 Amerikan doları. Bugünkü bir aylık asgari ücretin
dolar cinsinden karşılığı 370-380 Amerikan doları.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Başbakan kayıkçılık yapıyordu, şimdi
gemicilik yapıyor!
SUAT KILIÇ (Devamla) – Bu ülkede dolarla alım satım yapılmıyor.
Bunun idrakindeyim ama döviz olarak da hesap etseniz, Türk lirası olarak da
hesap etseniz…
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – İşsizliğe gel…
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen..
SUAT KILIÇ (Devamla) – …gerçekten ülkemizi yöneten, sizin de
muhalefet ettiğiniz iktidarla iftihar etmeniz gerektiğini, değerli arkadaşlar,
düşünüyorum.
Bu arada, tabii her zaman, her zeminde ifade ettik. Bakın, para
üzerinden sadece konuşmayla olmuyor, paraya değer de kazandırmak lazım.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – İşsizliğe gel, işsizliğe. İşsizliğe
gelsene!
BAŞKAN – Sayın Kılıç, lütfen Genel Kurula hitap edin.
SUAT KILIÇ (Devamla) – Bu ülkenin evlatları ve Türk milleti adına
siyaset yapanların “Türk” ibaresiyle değerli olan her şeyin değerine değer
katması lazım. Nedir değer kattığımız unsurlardan biri? Türk parasıdır. Altı
sıfır attık Türk lirasından ve hamdolsun, altı senedir o sıfırların bir tanesi
bile geri dönmedi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kılıç, lütfen tamamlayınız.
Buyurun.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – İşsizliği ortadan kaldırmak için ne
yaptınız?
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başbakan kayıkçılık yapıyordu,
şimdi gemileri var!
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…
SUAT KILIÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, elbette ki
bunlar sizi rahatsız edecektir çünkü üç buçuk sene iktidarda kaldınız, altı
sıfırlı Türk parasından bir tek sıfır bile atamadınız, paramıza itibar
kazandıramadınız ama biz iktidara geldiğimizin henüz birinci senesinde Türk
parasından altı sıfırı attık ve “O sıfırların hepsi geri gelecek.” dediniz;
hamdolsun, bir tanesi bile geri gelmedi.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Suat’ın görevi bu... Seçilmiş… İlla
Meclisi gerecek!
SUAT KILIÇ (Devamla) – Ne diyor ecdadımız? “Ayinesi
iştir kişinin lafa bakılmaz, görünür kişinin rütbeyi aklı eserinde.”
Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP
sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sonra “uzlaşma” diyorlar, sizinle mi
uzlaşacağız?
BAŞKAN – Önerinin lehinde söz isteyen Bayram Meral,
İstanbul Milletvekili.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen seçilmiş bir görevlisin, Meclisi
germekle görevlisin!
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Geriyorsunuz Meclisi! Hep aynı…
BAŞKAN – Sayın Korkmaz…
SUAT KILIÇ (Samsun) – Niye geriliyorsun?
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Müspet konuş, geriyorsun sürekli
Meclisi!
MUSTAFA CUMUR (Trabzon) – Niye zoruna gidiyor, o zaman öyle değil
miydi?
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen karşılıklı konuşmayalım.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Dün dairede kalıyordu, şimdi beş tane
konakta beraber oturuyor, bunu da anlatın! Emekliler hayatından çok mu memnun,
bunu anlatın! Siz kendi varlığınızdaki artışı da anlatsanıza millete!
BAŞKAN – Sayın Meral, buyurun.
BAYRAM ALİ MERAL (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer
milletvekilleri; emeklilerle ilgili, Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş
olduğu Meclis araştırma komisyonu açılması hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Saygıdeğer arkadaşlarım, asıl konuya geçmeden bir konuyu bir kez
daha bilginize sunmak istiyorum. Bugün Tekel işçileri bir buçuk ayı aşkın bir
süredir karın, yağmurun, her türlü sıkıntının altında mücadelesini
sürdürmektedir. Bugün Sayın Türk-İş Başkanı ile Sayın Başbakanımızın bir
toplantısı olacaktır. Umuyorum, diliyorum ki Sayın Başbakan, çalışan bu Tekel
işçilerinin haklarını gasbettirmekten vazgeçer,
bunların haklarını verir ve hepimizin de üzüldüğü, kırıldığı, darıldığı,
sıkıldığı bu ortam da kalkar.
Yine bizleri üzen bir konu var: Sayın Maliye Bakanımızın
ifadeleri. “Efendim, biz bu Tekel işçilerine acıdık da bunları bu şekilde işe
almaya mecbur kıldık.” ifadesi kırıcıdır, üzücüdür, yakışıksızdır. Eğer bu ülke
Sayın Maliye Bakanının babasının tapulu bir müessesesi olmuş olsaydı, çiftliği
olmuş olsaydı böyle bir ifadeyi kullanmaya hakkı vardı ama Türkiye
Cumhuriyeti’nin bir Maliye Bakanıdır, ne dediğini bilmesi gerekir, ne
söylediğini bilmesi gerekir. Sayın Maliye Bakanı bir kez de “Türkiye’deki
öğretmenler Avrupa’daki öğretmenlerden daha fazla ücret alıyor.” ifadesini
kullanmıştı. Lütfen… Sayın Maliye Bakanı umarım -zaman ister biraz- Türkiye’yi
tanıyacak ama İngiltere ile Türkiye’yi birbirine karıştırıyor değerli
arkadaşlarım.
Muhterem arkadaşlarım, niye kızıyorsunuz bunu bir türlü
anlayamıyorum. İktidar olduğunuzdan bugüne kadar, emeklinin hakkını kıstınız,
memurun hakkını kıstınız, işçinin hakkını kıstınız, çiftçiyi ektiğine,
biçtiğine pişman ettiniz, iş yerleri eskiden yüzer yüzer
kapanırdı artık milyon milyon kapatmanın yollarını
açtınız, eskiden esnafın senedi, çeki yüzer yüzer
protesto olurdu şimdi milyon milyon protesto oluyor,
iş yerleri kapanıyor. Bunları hep birlikte yaşıyoruz, yalan mı? Yani, bunlara
çare bulma yerine konuşmacılara karşı tepki gösterip bunları silmenin, yok
göstermenin bir anlamı var mı? Bunlar ortada değerli arkadaşlarım.
Şimdi, 5510 sayılı Yasa çıkarken -emeklilerle ilgili- gerekçe
neydi değerli arkadaşlarım? Gerekçe neydi? “Efendim, memur emekli aylıkları ile
BAĞ-KUR emekli aylıkları ve işçi emekli aylıkları arasında çok büyük fark var.
Biz bu yasayı çıkarıyoruz, bu yasayla bu olumsuzlukları, dengesizlikleri
ortadan kaldıracağız.” diyen siz değil miydiniz? “İktidar olursak IMF’nin
Türkiye’ye dayattığı bütün anlaşmaları yırtacağız, özgürce bir toplu sözleşme
düzeni kuracağız.” diyen siz değil miydiniz değerli arkadaşlarım? Sayın
Sözcünüz burada konuşuyor: “Efendim, 2002 yılında buydu, 2009 yılına geldik,
bunu verdik.”
AHMET YENİ (Samsun) – Rakam söylüyor, rakam…
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – Muhterem arkadaşlarım, 2001 krizinde
işçiler yüzde 18 zam aldı, siz de ortamınızda yüzde 2,5 zam verdiniz. Yani bunu
nasıl mukayese ediyorsunuz değerli arkadaşlarım?
AHMET YENİ (Samsun) – Enflasyon kaçtı, enflasyon? 2002’de
enflasyon kaçtı?
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – Ayrıca, artışları hesap ediyorsunuz.
Peki, o zaman akaryakıtın litresi kaç liraydı, doğal gaz kaç liraydı, ulaşım
giderleri neydi, okul masrafları neydi, şimdi ne? Bunların oranlarını niye
vermiyorsunuz değerli arkadaşlarım?
ÜNAL KAÇIR (İstanbul) – Vereceğim, vereceğim…
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – Neden emekliden şey yapıyorsunuz?
Bakın muhterem arkadaşlarım, 5 milyon 202 bin 452 işçi emeklisi
var, 2 milyon 016 bin 806 BAĞ-KUR emeklisi var, 815.417 memur emeklisi var.
Bunların toplamı, muhterem arkadaşlarım, 9 küsur milyon. Şimdi, ben, emeklilere
de bazen kahrediyorum muhterem arkadaşlarım. Bunları eşleriyle ortaya koysan 18
milyon, çoluğunu çocuğunu bir tarafa bırak. Niye AK PARTİ’ye yalvarıyorsun? Tavır koysan, geçmişte meydanlarda
hakkını aradığın gibi hakkını arasan 500 defa AK PARTİ’yi
tarihin karanlıklarına gömersin. Yok ama, bunlarda da
kabahat yok, bizlerde de biraz kabahat var. Bırakmışız işin bir tarafını. Adam
geliyor, birkaç tane dernek kurmuş, bilmem ne kurmuş, geliyor, yanınıza
alıyorsunuz onları, genel kurullarına gitmeden önce zemin hazırlıyorsunuz, bir
iki bakan gönderiyorsunuz, bir iki tatlı laf, iki alkış, işi bitirdiğinizi
zannediyorsunuz. Öyle değil muhterem arkadaşlarım.
Emekliye verdiğinizi söylüyorsunuz, geçmişte 38 kuruş verdiniz.
Ben “40 kuruş.” dedim, sonradan Milliyetçi Hareket Partili sözcü dedi ki, 2
kuruş da zam yaptın. Verdiğinizi değerli arkadaşlarım geri aldınız yaptığınız
zamlarla. Hani bir zamanlar emeklilere bütün kapıları açıyordunuz, hastanelerin
kapılarını. “Her taraf serbest, özel hastanelere de gider.” diyen siz değil
miydiniz, ne oldu? Hani hiçbir şey almıyordunuz, 2 lirayı 15 liraya
çıkardığınızı niye söylemiyorsunuz değerli milletvekilleri? Onlardan niye hiç
bahsetmiyorsunuz?
Peki, bir emekli düşününüz, bunlar yaşlı, bizim gibi belli yaşa
gelmiş insanlar -Suat Bey gibi genç değiller- bu adamın ayda iki defa hastaneye
gittiğini düşünün değerli arkadaşlarım 30 lira verecek, dört defa gittiğini
düşünün 60 lira verecek; senin verdiğin zammı elli defa elinden dolaylı aldın
ve gitti.
Peki muhterem
arkadaşlarım, zam verdik, verdik de, verdiğiniz zam nedir, ne zam verdiniz?
Biraz önce siz de söylediniz, bunların birçoğu açlık sınırının altında. BAĞ-KUR’un yüzde 99’u açlık sınırının, yani 800 liranın altında
aylık ücret alıyor.
SUAT KILIÇ (Samsun) – Daha fazlası, daha iyisi için çalışıyoruz.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – Neresi bunun mutluluk? Hani bunun
neyiyle övünüyorsunuz bana söyler misiniz? SSK emeklisi de öyle. Memur
emeklisinin de yüzde 25’i, bırak yoksulluğu, açlık sınırının altında ücret
almaktadır. Meydanlarda söylediğiniz vaatlerle bunların hiç biri birbirine
bağdaşmıyor muhterem arkadaşlarım. Ne oldu peki, ne olacak?
Geldiğiniz günden itibaren, ne kadar, çalışanların hakkı, hukuku
varsa bunların üzerine gittiniz. Bakın, geçmişte aldığı ücret ne olursa olsun,
bir SSK emeklisi 440 bin liranın altında ücret almazdı. Siz alt tabanı
kaldırdınız, 200 küsur bin liraya, bazısı da 190 bin liraya düştü. Bunun
nesiyle övünüyorsunuz değerli arkadaşlarım? Bunları siz yaptınız. Cumhuriyet
tarihinde, çalışanların hakkına sizin döneminiz kadar hiçbir hükûmet hücum etmemiştir. Siz bunları yaptınız. Ondan sonra
burada diyor ki: “Efendim, 2002 yılında buydu, 2003 yılında buydu…” Peki,
soruyorum size: İçinizde olan bazı milletvekillerinin, bazı bakanların 2002
yılındaki durumları ile 2009 yılındaki durumları aynı mı? Onlarda hiç artış
olmadı mı? Onları niye söylemiyorsunuz? Onların durumlarında, ekonomik
durumlarında hiç gelişme olmadı mı? Onların mesleki durumlarında hiçbir gelişme
olmadı mı? Detayına inmiyorum, onları da söyleseniz ya!
Yani Türkiye yerinde duruyorsa, emekli aylılıkları da dursun,
memur aylıkları da dursun, işçi aylıkları da dursun ama Türkiye’deki fiyat
artışları karşısında değerli arkadaşlarım, bunları yapacaksınız. Bakın, ben
orada dururken bir şey yaptım, kafamda şöyle bir olayı geliştirdim muhterem
arkadaşlarım: Şimdi, orada açlık sınırı kaça çıkmış 2002 yılında? 2002 yılında
300 liraya. 2009 yılında kaça çıkmış? 800 liraya. Yüzde 100’ün üzerinde artış
olmuş. Onu niye söylemiyorsunuz?
Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu emekli arkadaşlarımız yıllarını
bu ülkeye vermiş insanlardır, emektar insanlardır, emektar. Yarın birçoğunuzun
da gideceği nokta odur değerli arkadaşlarım. Neden tereddüt ediyorsunuz? Bir
siyasi partimiz bir önerge vermiş.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – Diyor ki: “Emekli arkadaşlarımız
mağdur. Aralarında bir ücret dengesizliği var. Efendim, söz verdiniz, TÜFE
farklarını hâlen bugüne kadar alamadı. İntibak durumlarında muazzam bir
dengesizlik var. Oturalım, bunları kendi aramızda tartışalım, olumlu bir
noktaya getirelim. Bu arkadaşlarımız artık ne iktidarın kapısını çalsın ne de
muhalefetin kapısını çalsın.” Bundan niye tereddüt ediyorsunuz? Bundan niye
rahatsız oluyorsunuz değerli arkadaşlarım? Bundan daha doğal bir şey var mı?
Bunlar bizim arkadaşlarımız, geçmişte birlikte görev yaptığımız arkadaşlarımız
değil mi?
Ben şunu istiyorum iktidar partisinden: Milliyetçi Hareket
Partisinin vermiş olduğu bu araştırma önergesine değerli arkadaşlarım da
Cumhuriyet Halk Partisinin olduğu gibi olumlu oy kullansınlar, bu
arkadaşlarımızın hiç olmazsa bazı olumsuzluklarını ortadan kaldıramazsak dahi,
aza indirelim ve bir daha onların yanına gittiğimiz zaman huzur içerisinde
gitmenin gayreti içerisinde olalım. Bunu sizlerden de bekliyorum değerli
arkadaşlarım.
Yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Önerinin aleyhinde söz isteyen Ünal Kacır,
İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu
vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, dün akşam geç vakitlere kadar Mecliste
birlikte çalıştık ve emeklilerimize yapılacak zamları beraber burada
kararlaştırmış olduk ve dün akşamki çalışmalarımız sırasında da emeklilerimizle
ilgili ve maaşlarına yapılan zamlarla ilgili epey konuştuk ama tüm buna rağmen
arkadaşlarımız bugün bir araştırma önergesini gündeme getiriyorlar, emeklilerin
durumlarını araştıralım diye.
Değerli arkadaşlar, bu öneriyi gündeme getiren arkadaşlarımızın
burada gündem belirleyecek sayıda destekleri olmadığı hâlde, sadece,
çıkarılacak yasaların gecikmesini temin etmek için ve bunu geciktirirken de
burada…
BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – İftira atma! Niyet okuma!
ÜNAL KACIR (Devamla) – …bazı hususlarda vatandaşlarımızın
duygularına hitap edici şekilde konuşmalar yapmak üzere bu önerileri
getiriyorlar. Saygı duyuyoruz, haklarıdır, getirirler ama biz de bunlarla
ilgili görüşlerimizi halkımızla ve buradaki arkadaşlarımızla birlikte paylaşmış
oluyoruz.
2002 ve bugün arasında kıyaslama yapıldığı zaman Milliyetçi
Hareket Partisinden arkadaşlarımız hemen bir feveran ediyorlar ve “2002 sendromundan ne zaman kurtulacaksınız?” diyorlar. Bu sadece
burada olmuyor, biz KİT Komisyonunun çalışmaları sırasında da KİT’lerin
2002’deki durumu ile bugünkü durumları karşılaştırdığımız zaman da hep orada bu
tepkileri alıyoruz.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Artık yeni bir şeyler söylemek
lazım!
ÜNAL KACIR (Devamla) – Evet, o yıllar acı yıllar, acı yıllar o
yıllar, yani 1999-2002 arası acı yıllar. Acı yılları hatırlatmak doğru değil ve
bu acı yılları bize yaşatanları hatırlatmak o arkadaşlarımızı elbette üzer ama
tahammül göstermek lazım, biz birbirimize burada tahammül göstereceğiz çünkü
demokrasi tahammül rejimidir.
Değerli arkadaşlar, az önce Grup Başkan Vekilimiz Suat Kılıç Bey
2002 ile bugün arasındaki emekli maaşlarımızla ilgili detayları sizlere
aktardı, ben o konulara, o oranlara tekrar girerek vakitlerinizi almayacağım
ama şu eleştiri geliyor: Deniliyor ki: “İyi de emeklinin enflasyonuyla diğer global toplam enflasyon birbirinin aynısı değildir,
farklıdır, ona göre değerlendirmek lazım, onları bize söyleyin. Söyleyin
bakalım, doğal gazdaki zamlarla, elektrikteki zamlarla bu maaş artışlarını
birbiriyle karşılaştırdığınız zaman denk geliyor mu, gelmiyor mu? İşin
neresindeyiz?” Haklı söylüyorlar, doğru söylüyorlar, işe o yönden de bakmamız
lazım. Yani temel gıda maddeleri var, temel ihtiyaç maddeleri var, bunların
alınmasında, karşılanmasında emeklilerimizin maaşları nereden nereye gelmiş,
bunları da elbette karşılaştırmak lazım. Bu şekilde ben sizlerle bazı
bilgileri, bazı rakamları paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, en düşük emekli SSK’lının bir aylık maaşıyla
2002’de ne alınıyormuş, bugün ne alınıyor? Emekli SSK’lı… 2002’de en düşük
emekli SSK’lının maaşıyla ne alınıyormuş?
Tabii ki burada şimdi ben rakamları verirken ya sırf ekmek mi
yiyecek, sırf domates mi yiyecek, sırf doğal gaz mı kullanacak, sırf elektrik
mi? Hayır, ama bir ölçü olsun diye bu rakamları söyleyeceğim.
Değerli arkadaşlar, 2002’de SSK emeklisinin aldığı maaşla
BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Yalan söylüyorsun, yalan!
BAŞKAN – Lütfen Sayın Milletvekilim.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Hesapla!
BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Bir ekmeğin kaç lira olduğunu
bilmiyor musun? Yalan söylüyorsun!
BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen…
ÜNAL KACIR (Devamla) – Kilogram konuşuyorum. 326 kilo ekmek
alıyor.
Değerli arkadaşlar, makarna…
BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Allah’tan kork! Yalan söylüyorsun!
BAŞKAN – Lütfen hatibe müdahale etmeyelim.
BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Bu millet dinliyor seni! Yalan
söylüyorsun!
ÜNAL KACIR (Devamla) – Çıkar konuşursunuz canım, çıkar
konuşursunuz.
BAŞKAN – Sayın Kacır, lütfen Genel
Kurula hitap ediniz.
Devam edin, buyurun.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Makarna… 130 kilo makarna alınıyormuş.
Şimdi 342 kilo makarna alınıyor.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – 1 ton, 1 ton! Yanlış söylüyorsun, 1 ton
alınıyor!
HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Niye alınıyor niye? Niye alınıyor?
ÜNAL KACIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, tamam da, doğal gaz,
doğal gaz… Arkadaşlar,
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Daha fazla, daha fazla!
BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – O da külliyen yalan!
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…
ÜNAL KACIR (Devamla) – Hesapla, hesapla!
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yanlış söylüyorsun, daha fazla!
ÜNAL KACIR (Devamla) – Evet, 953 kilovatsaat
elektrik alınıyormuş. 2.509 kilovatsaat elektrik
alınıyor.
HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Niye kaçak kullanıyor o zaman?
ÜNAL KACIR (Devamla) – Bu kimin? SSK emeklisinin. Peki, SSK
emeklisine biraz bu imkânlar olmuş da, BAĞ-KUR emeklisine ne olmuş BAĞ-KUR
emeklisine?
GÜROL ERGİN (Muğla) – Allah ıslah etsin! Memleketi paramparça
ettiniz!
ÜNAL KACIR (Devamla) – BAĞ-KUR emeklisi neyi elde etmiş? Bak siz
BAĞ-KUR emeklisine 70 kilo ekmek vermişsiniz, biz 262 kilo ekmek vermişiz.
BAĞ-KUR emeklisinin aldığı maaşla
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yanlış! Daha fazla, daha fazla!
ÜNAL KACIR (Devamla) – 541 kilovatsaat
elektrik alınabiliyormuş, şimdi 2.017 kilovatsaat
elektrik alınıyor.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Daha fazla… Yanlış söylüyorsun Ünal Bey,
daha fazla.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu rakamları uzatırız,
uzatabiliriz tabii de diğerlerine de bir bakalım. Köylü BAĞ-KUR’u
emekli…
GÜROL ERGİN (Muğla) – Palavra olduktan sonra uzat uzatabildiğin
kadar.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Köylü BAĞ-KUR’u,
köylü BAĞ-KUR’u… Bak şimdi, dinle… Dinle, dinle…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Köylü zil takıp oynuyor!
ÜNAL KACIR (Devamla) – Köylü BAĞ-KUR’una
verdiğiniz maaşla 32 kilo ekmek alabiliyormuş, köylü BAĞ-KUR’u.
GÜROL ERGİN (Muğla) – Köylü gömleğini satıyor.
BAŞKAN – Sayın Ergin…
ÜNAL KACIR (Devamla) –
GÜROL ERGİN (Muğla) – Köylüde gömlek kalmadı.
ÜNAL KACIR (Devamla) – …şimdi,
BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Yalan söylüyorsun.
ÜNAL KACIR (Devamla) – İşte, meydanda, verdiğin 66 lira o zaman
ya! 66 lira veriyordunuz, 66 lira! 66 lirayla nasıl geçinilir? Ha, biz ne
yapmışız? 360 liranın üzerine çıkarmışız, 365 lira, 367 lira olmuş. Ha, şimdi
söyle, söyle de destekli söyle.
BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Yalan söyledikten sonra her şeyi
söyle.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Bak şimdi,
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yanlış söyleme, o
BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Yalan söyleme, köylü doğal gaz mı
kullanıyor ya? (Gülüşmeler)
BAŞKAN – Sayın Vekilim, böyle bir hakkınız var mı?
ÜNAL KACIR (Devamla) – Ölçüyorsun ya!
BAŞKAN – Lütfen…
ÜNAL KACIR (Devamla) – Köylü emekli oldu, emekli. Şehre gitmiş,
şehirde de doğal gaz kullanıyor. Yok mu?
BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Köylü doğal gaz mı kullanıyor, atma o
kadar.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Haydi, başka şeye bakalım. Tamam,
karşılaştırmayalım doğal gazla. Elektrik kullanıyor mu köylü, elektrik
kullanıyor mu?
BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Köylüyü çiftçilik yapamaz hâle
getirdiniz.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Ha, bakalım, elektriğe bakalım. 250 kilovatsaat elektrik alıyormuş verdiğiniz maaşla, şimdi
1.389 kilovatsaat elektrik kullanabiliyor.
Bak, başka bir şey söyleyeyim; bak, makarna: Sizin verdiğiniz
maaşla 34 kilo makarna alınırken bizim bugün verdiğimiz maaşla 189 kilo makarna
alabiliyor.
RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Sadece makarna mı yiyecek bu insanlar?
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Makarnayı bedava dağıtıyorsunuz.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ya, bunlar kıyas,
kıyas!
RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Peyniri, zeytini söyle.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Başka bir şeye bakalım canım. Haydi, ona da
takıldınız.
Çay:
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Daha fazla, eksik söylüyorsunuz!
OSMAN KAPTAN (Antalya) – Tarım emeklisi kaç lira alıyor.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu liste böyle uzayıp
gider. Vaktinizi fazla almak istemiyorum, değerli arkadaşlarımızı da fazla
üzmek istemiyorum ama Allah o acı yılları bir daha yaşatmasın diyorum.
SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Trabzon) – Üzülmüyoruz, komedi
dinliyoruz.
ÜNAL KACIR (Devamla) – O acı yıllara bizleri getirenleri halkımız
çok iyi tanıyor ve onları bir daha da buralara, iktidara getirmez.
Şimdi, Sayın Meral… Sayın Meral, sağ olsun, burada, hastanelere
katkı payından filan bahsetti. Sayın Meral, siz, yıllarca, işçi sendikalarının
başkanlığını yaptınız. Siz hayal ediyor muydunuz, işçi ya da işçi emeklisi
hastaneye gidecek…
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Kızılay’da elli gün soğukta direniş
yapacak, hayal edilmiyordu tabii.
ÜNAL KACIR (Devamla) – …özel hastaneye gidecek, devlet hastanesine
gidecek, istediği hastaneye gidecek, reçeteyi alacak istediği eczaneden ilacını
alabilecek?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OSMAN KAPTAN (Antalya) – Sen neredesin? Hangi memleketin
milletvekilisin sen?
BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız.
Buyurun.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Tamamlıyorum efendim.
Siz bunu hayal etseydiniz, talep ederdiniz; hayal edebilseydiniz
talep ederdiniz. Sizin sendika başkanı olduğunuz dönemi ben biliyorum. Hiç
böyle bir talebinizi de duymadım; yahu, gelin, bütün eczanelerden işçiler, işçi
emeklileri ilaçlarını alabilsin diye. Ha, bak ne yaptınız biliyor musunuz: Biz
bunu getirirken siz burada çıktınız karşı söylemde bulundunuz. Hastanelerin
birleştirilmesine karşı çıktınız…
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – “İstemezuk,
istemezuk!”
ÜNAL KACIR (Devamla) – …ve bütün bunların yapılabileceğini
düşünemediniz; yapamazsınız, edemezsiniz… Ama yaptık da, ettik de, daha
güzelini yapacağız. Halkımız bunu biliyor, halkımız bunu biliyor. Ülkemiz
ekonomisini düzelttikçe daha güzellerini halkımıza yine AK PARTİ olarak bizler
yaşatacağız.
GÜROL ERGİN (Muğla) – Düzeltmediniz, dümdüz etiniz.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Bu duygularla yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. Hepinize hayırlı günler diliyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
GÜROL ERGİN (Muğla) – Memleketi parça parça
ettiniz, ne konuşuyorsunuz?
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kacır.
GÜROL ERGİN (Muğla) – Memleketi paramparça ettiniz, paramparça!
BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri.
BAYRAM ALİ MERAL (İstanbul) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Meral.
BAYRAM ALİ MERAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, hem ismimden hem de
geçmişteki unvanımdan bahsederek Değerli Vekilim sataşma yaptı. Açıklık
getirmek istiyorum müsaade ederseniz.
BAŞKAN – Ne söyledi Sayın Kacır, Sayın
Bayram?
BAYRAM ALİ MERAL (İstanbul) – Daha ne söyleyecek? (Gürültüler)
BAŞKAN – Hayır, lütfen… Konuşmayı dinledim. Sizin hayal edip
etmediğinizi sordu, sadece soru sordu size.
Teşekkür ediyorum.
Şimdi Milliyetçi Hareket Partisi Grup önerisini oylarınıza
sunacağım ancak oylamadan önce bir yoklama talebi vardır, yerine getireceğim:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
MHP grup önerisinin oylanmasında toplantı yeter sayısının
aranmasını arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu? Burada.
Sayın Kart? Burada.
Sayın Meral? Burada.
Sayın Köse? Burada.
Sayın Diren? Burada.
Sayın Coşkunoğlu? Burada.
Sayın Kaptan? Burada.
Sayın Paçarız? Burada.
Sayın Barış? Burada.
Sayın Hacaloğlu? Burada.
Sayın Küçük? Burada.
Sayın Köktürk? Burada.
Sayın Ağyüz? Burada.
Sayın Özdemir? Burada.
Sayın Tütüncü? Burada.
Sayın Ersin? Burada.
Sayın Topuz? Burada.
Sayın Yıldız? Burada.
Sayın Süner? Burada.
Sayın Ergin? Burada.
BAŞKAN – Beş dakika süre veriyorum.
BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Sayın Başkan, beş dakika az, on beş
dakika verin!
III.- YOKLAMA
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.
VI.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi
Parti Grubu Önerileri
(Devam)
1.- (10/478) esas numaralı Meclis
Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28/1/2010
Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler.. Öneri kabul edilmemiştir.
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 15.41
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.56
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN
(Bingöl), Murat ÖZKAN (Giresun)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
54’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine
göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.
2.- (10/44, 10/147) esas numaralı
Meclis Araştırması önergelerinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28/1/2010 Perşembe günkü birleşiminde birlikte yapılmasına
ilişkin CHP Grubu önerisi
12.01.2010
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu; 28.01.2010 Perşembe günü (Bugün)
toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi
gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Kemal
Kılıçdaroglu
İstanbul
Grup
Başkanvekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis
Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında
yer alan (10/44) ile (10/147) esas numaralı Meclis Araştırma Önergelerinin
görüşmelerinin, Genel Kurul'un, 28.01.2010 Perşembe günlü birleşiminde birlikte
yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisi lehinde söz isteyen
Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu. (CHP
sıralarından alkışlar)
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Değerli milletvekilleri, Sayın
Başkan; Tekel işçileriyle ilgili, hem Tekelin özelleştirilmesi ve Tekel
işçilerinin içinde bulunduğu durum hakkında iki ayrı araştırma önergemiz var.
Bu araştırma önergelerinin Meclis Genel Kurulunda görüşülüp kabul edilmesini ve
komisyon kurulmasını arzu ediyoruz.
Az önce Milliyetçi Hareket Partisinin emeklilerle ilgili bir
araştırma önergesi görüşüldü. Samimi söylüyorum AKP grup sözcülerini ve
milletvekillerini dinleyince dedim ki: “Herhâlde bizim emekliler Kanarya
Adalarında yaşıyor da bizim haberimiz yok.” Her türlü imkân sağlanmış, her
türlü olanak verilmiş, emeklilerin durumu tozpembe fakat bizim haberimiz yok ve
ben şöyle bir karar aldım: Burada konuşan iki AKP’li, hem Grup Başkan Vekili
Suat Bey’in hem de Sayın Kacır’ın konuşmalarını hep
yanımda taşıyacağım. Emekliler itiraz ettiği zaman da diyeceğim ki: “Siz yalan
söylüyorsunuz kusura bakmayın. Sizin durumunuz çok parlak. İşte, iktidardan iki
değerli milletvekilimizin görüşmeleri ve görüşmelerde sizinle ilgili durumu
Parlamentoda böyle yansıttılar. Biz de o milletvekillerimize güveniyoruz. Siz
refah içinde yaşıyorsunuz, yaz tatillerini de Kanarya Adalarında
geçiriyorsunuz. O nedenle de AKP size minnettar.”
Değerli milletvekilleri, Tekel, Türkiye’nin değil dünyanın en
önemli kuruluşlarından birisiydi. Ama özelleştirme kararı alındı, parça parça özelleştirildi. Şimdi, bu özelleştirme sırasında pek
çok işçi mağdur oldu. Sayın Başbakanın yaptığı konuşmalarda ve AKP
milletvekillerinin yaptığı konuşmalarda özelleştirmenin sosyal boyutunu dikkate
almadıklarını görüyoruz. Özelleştirilen kuruluşların içinde insanlar var; o
insanlar üretim yapıyorlar, o insanların hakları var. “Biz bunları
özelleştiririz, yasalara göre kıdem tazminatlarını öderiz ve kapının önüne
bırakırız…”
Ben istirham ediyorum: Acaba özelleştirme yapan diğer ülkelerde,
örneğin Japonya’da, örneğin Almanya’da, Fransa’da, İngiltere’de acaba gerçekten
işçiler kapının önüne kondular mı? Orada özelleştirmenin sosyal boyutu üzerinde
ayrıca duruldu mu? İşçiler işsiz kalmasın diye onlara özel olanaklar sağlandı
mı? Hakları gasbedildi mi? Hayır, bunların hiçbirisi
yok ama bunlar sizin İktidarınız döneminde yaşanıyor.
Şimdi, bakınız değerli milletvekilleri, 5/12/2009,
Sayın Başbakan İstanbul’da bir konuşma yapıyor. Oraya Tekel işçileri de gelmiş,
Tekel işçilerinin attığı slogan şu: “Tekel sizden müjde bekliyor.” Başka bir
şey yok. Buna Sayın Başbakan kızıyor ve şunu söylüyor: “Bu ülkede çalışmadan,
yatarak para kazanmak istiyorlar. Biz artık, yatarak para kazanma dönemini
kapattık. Üreteceksin, kazanacaksın. Bunlar ‘Devletin malı deniz, yemeyen
domuz.’ dediler, bu anlayışla baktılar. Biz böyle bakamayız.”
Şimdi, değerli milletvekilleri, Tekel işçilerini
eleştirebilirsiniz ama bir başbakan “Devletin malı deniz, yemeyen domuz.”
anlayışını işçilerin üzerine yıkamaz çünkü onlar çalışmak istiyorlar, onlar
üretmek istiyorlar, onlar yan gelip yatmak istemiyorlar. Ama Sayın Başbakan
bunu hangi bilgiyle, hangi bilgi donanımıyla ifade etti, doğrusunu isterseniz
anlamakta zorluk çekiyorum.
Bakın, Sayın Başbakan yine bir konuşmasında diyor ki: “Efendim,
ben yetim hakkı yedirmem.” Değerli milletvekilleri, Tekelin alkol bölümünü
Şubat 2004’te özelleştirdiniz, 292 milyon dolara gitti. 292 milyon dolara
alanlar bir süre sonra bunu 900 milyon dolara sattılar. Şimdi ben buradan bütün
vatandaşlarıma seslenmek istiyorum: 292 milyon dolara satıp, alanın bir süre
sonra 900 milyon dolara sattığı bir yerde yaratılan rantın
yetimin hakkını yemek olduğunu biliyor mu, bilmiyor mu Sayın Başbakan? Böyle
bir anlayış olabilir mi? 292 milyon dolara satacaksınız, alan 900 milyon dolara
satacak, “Yetimin hakkını yiyor.” Diye Tekel işçisinin sırtına bineceksiniz ama
bunu hiç görmemezlikten geleceksiniz.
Sadece bu mu? İki kamu bankasından damadının üst düzey yönetici
olduğu bir şirkete 750 milyon dolar kredi çıkartırken yetim hakkı acaba Sayın
Başbakanın aklına hiç geldi mi? Yine gelmemiştir ama Sayın Başbakan yeri,
zamanı gelince “Yetimin hakkını yedirmem.” diyor.
Yine bir şey daha söyleyeyim, burada Sayın Meral da ifade etti:
Sayın Maliye Bakanı işçilere merhamet göstermekten söz ediyor, “Efendim, daha
önceki işçiler özelleştirmede mağdur oldular, biz merhamet gösterdik, 4/C
kapsamında onları işe aldık.” Tekel işçilerine de bu merhameti gösteriyorlar!
“Merhamet” sözcüğü bir hukuk devletinde bir bakanın, bir
siyasetçinin kullanmaması gereken bir sözdür. Hatta Sayın Meral konuşmasını
yaparken “Sayın Maliye Bakanının Türkiye çiftliği mi ki ‘merhamet’ sözcüğünü
kullanıyor.” diyor. Bir iş adamı, kendi çiftliği bile olsa orada çalışan işçi
için “merhamet” sözcüğünü kullanamaz çünkü onlar çalışıyorlar, üretiyorlar,
çalışıp üretiyor ve hakkını da alıyor. Bizim Anayasa’mızda merhamet değil, hak
kavramı vardır, kişilerin hakları vardır, sosyal hakları vardır. Kişilere
devlet lütfetmez, kişiler haklarını alırlar, haklarını sorgularlar.
Eğer siz bir Maliye Bakanı olarak, üstelik yurt dışında eğitim görmüş
bir Maliye Bakanı olarak işçilere merhamet gösterirseniz o merhameti işçiler
size aynen iade ederler. Hiç kimse o merhametin arkasında değil, herkes
kazanılmış hakkının korunmasını istiyor, yeni bir hak da talep etmiyor. Hiçbir
Tekel işçisi yan gelip yatmak istemiyor, diyor ki: “Biz çalışmak istiyoruz,
bize yer gösterin.”
Bakınız değerli milletvekilleri, geçen yasama döneminde altı aydan
fazla çalışan işçileri kadrolu işçi yaptınız, bizler de destek verdik buna,
altı aydan fazla çalışanlara. Şimdi on iki saat çalışmak isteyenlere siz
kadroyu fazla görüyorsunuz, diyorsunuz ki: “Biz sizin işinize son vereceğiz.” O
zaman, bu anlayışın arkasındaki nedir, ne yatıyor bu anlayışın arkasında? Tekel
işçilerine karşı bir garaz mı besleniyor, bir kin mi besleniyor? Bunun mutlaka
bir şekliyle açıklanması lazım.
Tekel işçilerine her türlü baskı yapıldı, biber gazı kullanıldı, o
soğuk sularda havuza girmek zorunda kaldılar, polis copu yediler ama bir şey
yaptı Tekel işçileri: Hiçbir harekete karşı şiddete başvurmadı. Dayak yedi,
sesini çıkarmadı; havuza attınız, sesini çıkarmadı; biber gazı sıktınız, sesini
çıkarmadı ve Tekel işçisi diyor ki: “Hakkımız teslim edilmezse, ölüm orucuna
yatacağız.” O zaman, sosyal devlette bu kadar baskı ve şiddeti uygulayarak,
neden işçileri ölüm orucuna yatırıyorsunuz?
Tekel işçileri demokrasiye de, ulusal bütünlüğe de güzel bir örnek
verdiler. Tekel işçileri arasında Bitlisli var, Vanlı var, Adıyamanlı var,
Diyarbakırlı var, Trabzonlu var, İzmirli var, Trakyalı var ve hepsi ortak tek
bir ses çıkarıyorlar: Bizim haklarımızı elimizden almayın. Ulusal bütünlük
içinde çıkarıyorlar, ayrışmayı değil, hak uğruna birlikteliği savunuyorlar. Bu
da aslında demokrasi açısından bizim için de güzel bir derstir, güzel bir
örnektir; bu örneğin arkasında niçin durmuyor iktidar partisi? “Evet, hepiniz
gelin, hepinize kucak açıyoruz.” denmesi lazım.
Sayın Elitaş, geçen gün burada konuşma
yaptığında dedi ki: “Giydirilmiş ücretleri 3.018 liradır.”
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 3.108…
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – 3.108 lira.
Tekel işçilerini ziyarete gittim, dedim ki: “Giydirilmiş ücret
olarak 3.108 lira alan var mı?” Bize bordrolarını gösterdiler, bordrolarda
bunlar yok, çıplak ücret görünüyor. Ben kendilerine şunu söyledim: “Hepiniz
3.108 lira değil, 1.500 lira almaya razı mısınız?” Tamamı: “Evet, razıyız.”
Verin 1.500 lirayı bu iş bitmiş olsun. Burada yine söylüyoruz: Verin 1.500
lira, 3,108 lira istemiyorlar, bu iş bitmiş olsun, herkes razı, hakkına razı
zaten. Kaldı ki, 1.500 lira da almıyorlar bunlar, 1.200 lira alan var, 1.300
lira alan var, 1.350 lira alan var. Bunların 3.108 lira para falan aldıkları da
yok. Bunu da dikkate almamız gerekiyor değerli milletvekilleri.
Biz başka bir şey daha ifade edelim, onun da üzerinde duralım:
Bakınız, Sayın Başbakan, yine Tekel işçilerini kastederek: “Bu ülkede
milletimizin bize emanet ettiği kasayı soydurmayız.” diyor. Allah aşkına…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız Sayın Kılıçdaroğlu.
Buyurun.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – “Bu ülkede milletimizin bize emanet
ettiği kasayı soydurmayız.” diyor Sayın Başbakan. Allah aşkına, Tekel işçisi ne
zamandan beri hırsız oldu da kasayı soyuyor? Ne yaptı Tekel işçisi? Çalışıyor
Tekel işçisi, üretiyor Tekel işçisi; iş istiyor, vermiyorsunuz; hak istiyor,
hakkını elinden alıyorsunuz; “Mevcut haklarım korunsun.” diyor, onu da elinden
alacaksınız. O zaman, bunun sosyal devlet neresinde? Anayasa’da “sosyal devlet”
diyor, “hak” diyor, “adalet” diyor, o zaman bunların hiçbirisi yok.
Yedi yıldır yapılan soygunlardan Sayın Başbakanın haberi yok mu?
Sayın Elitaş’a söylüyorum, Sayın Elitaş
lütfen dinleyin, Sayın Başbakan diyor ki: “Devletin bize emanet ettiği kasayı
boşaltmayız.” Sayın Elitaş, Sayın Başbakana sorun:
Hayalî ihracattan yargılanan birisi AKP sıralarında oturuyor mu, oturmuyor mu?
Bu lafı önce ona söylemesi gerekmiyor mu Tekel işçisine söyleyeceğine? Eğer
birisi hayalî ihracattan yargılanıyor ve Parlamentoda oturuyorsa “Devletin bize
emanet ettiği kasayı soydurmayacağız.” lafını önce ona söylemesi lazım, Tekel
işçisine değil.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HALUK İPEK (Ankara) – Burada oturuyor mu şu anda?
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Şu anda oturmuyor ama aranızda.
Çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, teşekkür
ediyorum.
Grup önerisi aleyhinde söz isteyen Ali Uzunırmak,
Aydın Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri;
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisi üzerinde söz aldım.
Tabii ki arkadaşlarımız merak edeceklerdir, Ali Uzunırmak Tekel işçilerinin aleyhinde söz aldı… E tabii,
Sayın Başbakan bu ülkenin padişahı gibi maşallah! Biz de kul olmaya doğru mu
gidiyoruz acaba? Tekel işçisi feryat ediyor. Bakın, bu hadise başladığı günden
bugüne şöyle bir göz gezdirdiğimizde, Sayın Başbakan diyor ki: “Yatarak para
kazanma dönemi bitti.”,“Yetim hakkı yedirmeyiz.”, “Devletin malı deniz, yemeyen
domuz devrini kapattık.”, “Aylık 40 trilyon TL maliyetleri var.”, “Genel grev
kararı alınacakmış, bizi devireceklermiş, avucunuzu yalarsınız.” Bunun gibi,
incitici birtakım yanlış ve yalan propagandalar neticesinde etkilenen bazı
vatandaşlarımız var.
Seçim bölgemde ve vatandaşlarımızla kurduğumuz diyaloglarda,
hakikaten Sayın Başbakanının bir devlet adabına yakışmayan bu ithamları ve
iftiralarından, vatandaşımızda bu yanlış bilgilenmenin neticesinde Tekel
işçisine bir bakış açısı oluşmuş. Dolayısıyla, bu milletin, bu ülkenin
bütünlüğüne, insan haklarına, insan onuruna yakışan en güzel davranış ve
dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine, milletvekilinin erdemine yakışan
davranış vatandaşının uğradığı haksızlığa sahip çıkmaktır. Eğer gerçekten Sayın
Başbakanın söylediği bu olaylar var ise Tekel işçisi haksızdır ama eğer Sayın
Başbakanın söylediği bu olaylar yok, hakikaten Tekel işçisi mağdur ise buna
Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Meclis çoğunluğunun sahip çıkması gerektiği
kanaatini taşıyorum.
Değerli milletvekilleri, tabii ki insan “Ne idim, ne oldum.”
demeyecek. Kültür Bakanımız birtakım diyalektlerden bahsediyor, Bakanlar Kurulu
toplantılarında bunları konuşsa zannederim ki Sayın Başbakanı doğru
bilgilendirir ve doğru bir hizaya getirir. “Ne idim, ne oldum, ne olacağım.”
demek lazım.
Değerli milletvekilleri, bir siyasi partinin -eski arkadaşı- genel
başkanı diyor ki “Harun gibi geldiler, Karun oldular.” Ben sadece burada
bırakmayacağım işi, değerli milletvekili arkadaşlarımıza, AKP milletvekillerine
bir tavsiyem var: Bir dünya görüşü, insanlara bir kimlik kazandırır, bir bakış
açısı kazandırır. Dolayısıyla, zenginleşmekle kapitalistleşmek farklı şeylerdir
değerli arkadaşlar. Bugün, AKP’nin hanedanları sadece gayrimeşru yollarla
zenginleşmediler, aynı zamanda dünya görüşlerini de değiştirip
kapitalistleştiler. İşte, bugün Türkiye'nin çektiği en önemli sıkıntı bunun
anlaşılamayışıdır. Gayrimeşru yollarla zenginleş, hesabı verilemeyen paralarla
zenginleş ve ondan sonra dünya görüşü olarak da kapitalistleş; işte o işçiye o
zulmü yaparsınız.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – İftira atıyorsun. Hepsi yalan, iftira.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ondan sonra işçiye eziyet et.
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Herkese, sadece işçiye değil; bu ülkede
horlanan, bu ülkede azarlanan sadece işçi, çiftçi, köylü, esnaf, iş adamı
değil, işini kaybeden iş adamlarına Sayın Başbakan hakaret etmedi mi? Onlara da
“Onlar iş bilmiyorlar.” dedi. Çiftçiye hakaret etmedi mi? Gırtlaklarına sarıldı
“Al ananı, git.” dedi. İşçiye hakaret etmedi mi? İşte, ortada işçiye yapılan
hakaretler.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – “Soyguncu” diyor.
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Sayın Başbakan, Meclis Başkanına, yasama
organının başkanına da yönelmedi mi? Yöneldi. Yani öyle, bu işler sıradan
davranışlar değil. İşte, zenginleşmenin yanında kapitalistleşmenin ve
acımasızca kapitalistleşmenin bir sonucu olarak bu takım davranışlar dününü,
geldiği yeri unutarak başladı. Bir işçi çocuğu olarak geldi Sayın Başbakan,
çocuğunu bir arkadaşının burslarıyla okuttu ama bugün villalar var, ama bugün
“gemicikler” var.
Değerli milletvekilleri, olayları kişiselleştirmek istemiyorum ama
bu bir yönetim mantığıdır. Dolayısıyla, bu yönetim mantığı devam ettiği sürece,
bu baskı ve zulüm devam ettiği sürece, bizim, meseleleri doğru tartışmamız da
mümkün olmayacaktır.
Daha dün, burada, Hükûmetin getirdiği
teklifin üzerinde “Memurlarımızın emeklilerine 1 lira artış yapalım.”
dediğimizde, AKP Grubundan kadrolu laf atıcılardan bir arkadaşımız dedi ki: “Marlboro’yu içmesinler.” E, mantık bu, mantık bu: Marlboro’yu içmesinler. Onlar pasaport alıp yurt dışına
gitmesinler, yaz tatilini geçirmesinler.
Değerli milletvekilleri, Tekel işçileri ne diyor? Tekel işçileri, sendrom başladığı günden beridir vatandaşa sesini
duyuramıyor, sadece bir direniş safhasında kalmış görünüyor vatandaşlarda.
Onlara bakarsanız, kazandıkları statüyü, refahı kaybetmek istemeyen işçiler
konumuna düştüler ama o değil. 4/C ne diyor?
Bakın, onların dert yandığı şunlar: En az dört ay, en fazla on bir
ay çalışacaklar 4/C’de. Fazla çalışma zorunlu ancak
ücret yok, ihbar ve kıdem tazminatı yok, ikramiye hakları yok. Bakanlar
Kurulunca belirlenen ücretler tavandır, indirilebilir. Yıllık ücretli izin
hakkı yok. Çalıştıkları süreyle prim ödeme gün sayıları ve prim miktarları
ücret olarak düştüğü için hak kayıpları yaşanacak. İş güvencesi yok, sendikal
hak yok. Almakta olduğu ücret yüzde 40-yüzde 70 civarında düşecek.
Peki, buna karşılık Tekel işçileri ne diyor? Tekel işçileri
“Yattığımız yerden para kazanalım, yetim hakkı yiyelim, Karun olalım.” falan
demiyor, “Kapitalistleşelim.” falan demiyor; diyor ki: “Bir: Özlük haklarımızla
diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakil istiyoruz.” Haklı bir
talep. “İki: Bu mümkün değilse… Bizim iş yerimiz özelleştirilmedi, Hükûmetçe kapatılıyor. Kapatılan iş yerleriyle ilgili 1997
yılında Bakanlar Kurulu kararıyla diğer kurumlara nakiller oldu, bundan
yararlanmak istiyoruz. Üç: 657 sayılı Yasa’nın 4/B ve 4/C maddelerinde
düzenleme yapılarak işçi statüsü kazandırılmasının önü açılsın. Dört: Yaklaşık
220 bin kamu işçisine altı ay veya daha fazla çalışmış insanlara kadro veren Hükûmetin, yaklaşık 12 bin Tekel işçisini kapının önüne
koymasının anlamı bulunmamaktadır.” diyor.
Bu uygulamayla ilgili, arkadaşlarımız 2002 yılını, öncelerini
örneklendirerek bazı şeyler gündeme getiriyorlar. Değerli milletvekilleri, 2002
yılı öncesinde yapılmış bir uygulamayı ben sizlerle paylaşmak istiyorum,
halkımızla paylaşmak istiyorum. İşte, 1.800 işçinin, 25 Nisan 2002 tarihli
24736 sayılı Kararname’yle aynı şartlarda başka kurumlara geçirildiğinin Resmî
Gazete’de yayımlanmış örneği de elimizde. Dolayısıyla…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hangi kurum?
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Onları milletvekili sorumluluğuna
dayanarak biraz araştırırsanız…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hangi kurum?
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, sorun çözmek…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Afaki
konuşmayla olmaz, kurumu söyle!
BAŞKAN – Sayın Elitaş, lütfen… Sayın Elitaş…
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Ben, fotokopisini Sayın AKP Grup Başkan
Vekiline takdim edeceğim. Merak etmeyin, görürsünüz.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kurumu söyle!
BAŞKAN– Sayın Elitaş, lütfen…
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Milletten mi saklıyorsun?
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Dolayısıyla, değerli milletvekilleri,
önce yönetme mantığında sorunu anlamaya çalışmak… Sorunu anlamaya çalışmak
önemlidir, algılamaya çalışmak önemlidir. Sonra doğrusunu yapmak arkasından
gelir ama AKP, kendini bağlayarak Sayın Başbakan, inadına işler yapıyor. Bu
işler doğru işler değildir değerli milletvekilleri.
Dolayısıyla, ben, bir şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Değerli
milletvekilleri, bir fıkra vardır, Anadolu’da adam, yediği kuru fasulyeden
memleketinde bıkmış. Memleketten gitmiş İstanbul’a, lokantaya varmış, işte
garson saymış yemekleri ve yemeklerin arasında kuru fasulyeyi de saymış, “Lobya” demiş tabii ki adına, “Lobya”
deyince, adam demiş ki: “Ya bu yeni bir şey herhâlde, ben meraklandım.” bir lobya ısmarlamış. Bir bakmış ki önüne gene kuru fasulye
gelmiş, demiş ki: “Hay Allah ya, ben buraya gelinceye kadar adını mı
değiştirdin?”
Şimdi, AKP’nin bazı yöneticilerine sesleniyorum: Devletin
kapatmasıyla…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız.
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.
…kendinizin kapatılmasıyla sizin damak tadınız özünüzde kuru
fasulye. Adınızın lobya olmasıyla, AKP olmasıyla
geçmişten bugüne gelen birtakım mesuliyetlerden acaba bazı yöneticiler
kurtulduklarını mı zannediyorlar? Damak tadı da kuru fasulye, meşrebi de kuru
fasulye, her şeyi kuru fasulye.
Şimdi, dolayısıyla, vatandaş daha lobyayı
kuru fasulye olarak gittikçe anlamaya başladı. Anladığı zaman lobyanın kuru fasulye olduğunu vatandaş, bu işçiden
başlayarak bunun hesabını soracak. Siz kendinizi “lobya”
diye anlatmakla kuru fasulyeliğinizi değiştiremeyeceksiniz. Her türlü
davranışınızda yasalara, Anayasa’ya, cumhuriyete, devlete, devletin malına,
davranışlara baktığınızda bunlar belli oluyor.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hadi oradan, hadi…
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Sen kadrolu laf atılıcılığa devam
edersin ama bu milletle olan problemini çözemezsin.
Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Öneri lehinde söz isteyen Hasip Kaplan,
Şırnak Milletvekili.
Buyurun Sayın Kaplan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
dışarıda kar yağıyor; şöyle Meclisin bahçesine çıkıverin ve yağan karın
soğukluğunu, güzelliğini, doğadaki bütün nimetlerini bir hissedin. Sonra bir empati kurun, Meclisin bahçesinden çok değil
Yani bunu şu anlamda söylüyorum: Türkiye gibi dünyanın 17’nci
büyük ekonomisi… Tabii, orada da bir anlaşmazlık var, Sayın Babacan diyor ki:
“15’inci büyük ekonomisi.”, Sayın Şimşek diyor ki: “17’nci büyük ekonomisi.”
Yani 2 puan farkını, hangi rakamlar makası daraltıyor bilmiyoruz ama dünyanın
15’inci büyük ekonomisine bakın, 72 milyon insanlı Türkiye’ye bakın,
Anadolu’dan, Asya’dan Avrupa’ya bir kısrak başı gibi uzanan ülkeye bakın,
tarihine bakın, kültürüne bakın, zenginliğine bakın, denizlerine bakın,
dağlarına bakın ama bir fotoğraf orada gözüküyor ki bir özelleştirme geliri
bulmuşsunuz, beleşten gelir -beleşten gelir,
çalışmadan gelirdir- devletin, geçmiş iktidarların kurmuş olduğu fabrikaların,
tesislerin özelleştirilerek satıldığı ve o paraların alınıp ihale
yolsuzluklarında, banka batırmalarında, devleti zarara sokan açıklarda ya
borçların ödendiği, yamalandığı bir süreç yaşayan bir Türkiye’de satıyorsunuz
zenginlere en kâr getiren müesseselerinizi, fabrikalarınızı, ülkenizin
servetini; tütün üreticisini mağdur ediyorsunuz, 180 bin aileyi; arkasından da
on beş senedir, on altı senedir Tekelde çalışan işçilere diyorsunuz: “Buyurun
sokak, sokağa buyurun.”
Şimdi, burada insan olarak önce bakmak lazım, vicdan olarak
bakmak lazım, adalet olarak bakmak lazım. Daha önceki statüsü ile ücreti, ikramiyesi ve çalıştığı bir konuda
iyi durumda olan o aile zaten geçinemiyordu ama şimdi alıyorsunuz, 4/C’li yapıyorsunuz. 4/C’li nedir?
Sözleşmeli. 500-700 lira maaşa indiriyorsunuz, maaşından 1.000-1.200 lira
kesiyorsunuz, ikramiyesini kesiyorsunuz, garantisini kesiyorsunuz, güvencesini
kesiyorsunuz, sokağa atıyorsunuz.
Şimdi, bu kadar adaletsiz olan bir sorunda, bunca gündür bu
direnişlerinde, Ankara’nın merkezinde buna bir çözüm bulunamıyorsa, Meclis
bulamıyorsa, yasama bulamıyorsa inanın yargı bulacaktır. Yani zannetmeyin ki
her şeyin çözüm adresi sadece Meclistir. Kuvvetler
ayrılığının olduğu bir demokraside, bir ülkede siyasetin dışında hesap
sorulacak hukuk da vardır, toplumu değiştiren, dönüştüren güç.
Bakın, Türkiye, Avrupa Sözleşmesi’ne taraf, Avrupa yargısına
taraf. Sayın İyimaya karşımda oturuyor, Adalet
Komisyonu Başkanımız. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 4’üncü maddesi
kölelik ve zorla çalıştırma yasağıdır. Şu an Hükûmetin
yaptığı Tekel işçilerine resmen kölelik ve zorla 4/C statüsünde çalışma yolunu,
kapısını gösteriyor. Sayın Bakanımız hani merhamet ediyor ya “O da
olmayabilir.” diyor ya yani “Onu da vermeyebiliriz.” diyor ya, sanki cebinden
veriyor, sanki Hükûmetin cebinden çıkıyor, sanki AK
PARTİ yöneticilerinin, üyelerinin cebinden çıkıyor, sanki vatandaşın vergileri
hazineye gelmiyor, o hazinedeki paralardan karşılanmıyor gibi konuşuyor
insanlarımız.
Şimdi, burada “Hiç kimse köle ve kul hâlinde tutulamaz. Angarya
yasaktır.” diyor. Angarya yasaktır arkadaşlar. Bu ülkede angarya yasaktır.
Angaryadan Türkiye'yi mahkûm ettirmeyin Avrupa Mahkemesinde. Bakın, 12 bin işçi
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yarın gitsin, Türkiye’yi angaryadan mahkûm
eder. Bu utanç yeter artar bile. Bakın, inanın kaderini değiştirir partilerin
ve iktidarların. Hiç zor bir şey değil. Bir pilot davayla gider 12 bin tane
dava, Tekel işçisi, sendikaları var. Bırakın onu, Türkiye’de ulusal hukukta da
sonuç alırlar.
Bakın, bugün saat altıda Sayın Başbakan konuşacak Tekel işçileri
sendikası adına Türk-İş Genel Başkanıyla mı, Sendika Başkanıyla mı bilmiyorum
artık mutlaka beraber olurlar. Sayın Başbakan ya haklarını iade edecek -doğru
olan budur- bundan sonraki özelleştirmelerde buna dikkat edilecek ya da referandumu
çok seviyor Sayın Başbakan... Benim naçizane bir teklifim: Gelin, Tekel
işçilerini referanduma götürelim. Biz çözemedik, Meclis çözemedi. Her gün biber
gazı sıkıyoruz, havuza atıyoruz, karda dövüyoruz, Vali yazı yazıyor, diyor ki:
Çadırlardan çıkın, gelmezseniz polisi göndereceğim üstünüze. DTP’lilere, Barış Partililere yaptığımı size de yaparım,
belediye başkanlarını alıyorsam içeri sendikacıları da alırım, İstanbul’da
itfaiye işçilerini döverim, muhalifleri döverim, KESK’lileri
döverim, DİSK’lileri döverim, Tabipler Birliğini döverim, bana karşı çıkanı
döverim diyor. Dövme diye bir demokrasi yok. Referandum… Çok dilinize
doladınız, buyurun, çözemiyoruz burada, Mecliste. Sayın Başbakan bu akşam
Türk-İş Genel Başkanına desin: Tekel işçilerini ben 72 milyona sunacağım,
referanduma gidiyorum; eski statüsünü devam ettirsin mi devlet kademesinde,
yoksa angarya olarak mı çalışsın?
Şimdi, biz de size teklif ediyoruz. Bakın, Tekel işçilerini bu
karda, bu kışta, çocuklarının… Sağlıklarını zaten yitirdiler, bakın, bu kadar
sene içinde, bu kadar mücadelede, bu kadar gün kışta kıyamette beklerken zaten
yitirdiler.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız Sayın Kaplan.
HASİP KAPLAN (Devamla) – Ve öneriyorum: Sayın Başbakan, merhamet
etmeyiniz, haklarını teslim edin yurttaşlarınızın. Yurttaşlarınızla devleti
kavga ettirmeyin. Devletin polisi ile işçisini karşı karşıya getirmeyin.
Vicdanları sızlatmayın. İnsaf sınırlarını aşmayın, zorlamayın. Bu ülkede
herkesin adalete ihtiyacı var, unutmayın.
Sayın Duverger’in sözleriyle bitirmek
istiyorum: “Adaletin olmadığı yerde herkes suçlu duruma düşebilir.” İktidarlar
da düşebilir.
Robespierre de giyotin
yasasını çıkardı, ama Robespierre kendisi de
giyotinde gitmişti, değil mi Sayın İyimaya?
Ve şimdi, Sayın Başbakan, sizden merhamet değil referandum kararı
istiyoruz. Buyurun, Sayın Başbakan Tekel işçilerini referanduma getirsin.
Buyurun, hodri meydan. Geçmiş haklarıyla beraber yüz günde, yüz yirmi günde bir
“evet”, bir “hayır”dır, 72 milyon insanımızın vicdanına gidelim, bakalım vicdan
kime hak verecek.
Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.
Önerinin aleyhinde söz isteyen Mustafa Elitaş,
Kayseri Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Elitaş.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkürler.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Buradan, kürsüden biraz önce konuşan arkadaşımız referandum
konusunu, Sayın Başbakanın referandumu sevdiğini “Referanduma gidelim.” diye
ifade etti. Değerli arkadaşımız hukukçu diye biliyorum. Ama referanduma gidecek
tek konu vardır, Anayasa değişiklikleridir. Kanunlarda dahi referanduma gitme
imkânı, şansı yokken bir hukukçunun bu şekilde “Referanduma gidelim.” diye
söylemesi… Bir Anayasa değişikliği yaptıktan sonra herhâlde kanunları veya hak
ve talepleri de referanduma götürme ihtiyacı ortaya çıkabilir.
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Kanun çıkarıyorsunuz, ekleyelim bir
madde.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Tekel işçisi
arkadaşlarımız yaklaşık elli güne yakın, kırk beş gündür çeşitli şekillerde,
platformlarda hak aradıklarını iddia ediyorlar. Bu süreç
içerisinde siyasi partilerden milletvekili arkadaşlarımız, kamuoyundan bir
kısım kişiler de “Tekel işçileri haklarını arıyor.” şeklinde ifade ediyor, ama
maalesef bugüne kadar o insanlara yanlış bilgi verilmesinden dolayı, kırk
gündür, elli gündür 100-150 tane işçi arkadaşımızın soğukta, karda, kışta
beklemesine, kimilerinin açlık orucuna girmesine fırsat veriyorlar, tahrik
ediyorlar, teşvik ediyorlar, kışkırtıyorlar.
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Nasıl yanlış bilgi vermişiz?
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakınız, bu memlekette özelleştirme
bizimle başlamadı, bizden öncede başladı. Bizden önceki iktidarlar da
özelleştirmeyi yaptı getirdi, biz de aynı şekilde devam ediyoruz. AK PARTİ
iktidara geldiği dönemden önce yaklaşık 11 milyar dolarlık özelleştirme
yapıldı. Yirmi yılda 11 milyar dolarlık özelleştirme yapıldı, bunun tamamı
özelleştirme giderlerine gitti. AK PARTİ İktidarı döneminde 30 milyar dolarlık
özelleştirme yapıldı. Bu özelleştirmeyle birlikte millete kaynak olarak
transfer edilmeye çalışıldı.
1980’li yıllardan bu tarafa, özelleştirmeden dolayı 35 bin
kişi işsiz kalmış, 35 bin kişi -Milliyetçi Hareket Partili milletvekili
arkadaşımızın söylediği gibi- kapı dışına konulmuş, sokağa atılmış, onlar kendi
hâllerine bırakılmış ve bu insanların büyük bir kısmı otuz beş-kırk yaşın
üzerinde ve emeklilik hakları da yok, emeklilik şansları da yok, imkânları da
yok. Demişler ki: “Hadi, ben özelleştirdim,
yürü kapı dışına. Git bir özel sektör firmasında iş bul çalış, sigorta primini
öde, emeklilik hakkını kazan.” Ama sadece devlet sektöründe bir işi yapan
insanın özel sektörde aynı statüyle, aynı şartlarla hatta belirli yaşa gelmiş, ki zamanında siz bağırdınız, çağırdınız, sizin
zamanınızda çıkan, “mezarda emeklilik kanunu” diye ifade ettiğiniz elli sekiz
yaş, altmış yaş, kadın ve erkekteki emeklilikle ilgili, 5510 sayılı Yasa’da
yaptığımız düzenlemede, kırk yaşındaki insanları, açıkçası devlet tarafından
posası çıkarılmış ama kamuda, özel sektörde çalışma imkânı olmayan insanları
sokağa atıp, aç ve açıkta bıraktınız. Bizden önceki iktidarlar bunu yaptılar.
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – İftira atıyorsun, atma!
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ha, biz ne yaptık? 2004 yılında
çıkardığımız Bakanlar Kurulu kararıyla, 35 bin kişiden emeklilik hakkını,
imkânını sağlamayanlara “Gelin, devletin şefkatli şemsiyesi altına girin.”
dedik. Devlet kucak açtı ve o insanların 19.500-20 bin tanesi şu anda 4/C
kapsamında çalışıyor.
4/C kapsamında çalışırken 2004 yılında kiminle anlaşıldı?
Sendikalarla anlaşıldı. Şu anda Tekel işçileriyle ilgili “Bu işçiler darbe
yapar.” diye açıkçası talihsiz bir söylemde bulunan bir sendika başkanının da
başkanı olduğu, o dönemdeki Türk-İş Başkanının da içinde bulunduğu, 4/C’nin nasıl olması gerektiği konusundaki sistemi, statüyü,
şu şekilde yaparsak bu işçilerin mağduriyeti giderilir diye ve Sayın Başbakana
da teşekkür plaketi veren insanlar, bugün, şu anda,
maalesef o insanları kışkırtıp, o insanları karda ve kışta bekletiyorlar ve
onun üzerinden prim yapmaya çalışıyorlar.
Ne üzücüdür ki Hükûmeti yaptığı
politikalarla eleştirme kabiliyeti olmayanlar, projesi olmayanlar, ufukla
ilgili herhangi bir süreçte üretken olmayan insanlar, kısır zihniyette olan
insanlar maalesef Tekel işçilerinin üzerinden siyaset üretip, açıkçası millette
bir kaos ortaya çıkarmaya ve bu kaosla birlikte AK
PARTİ İktidarını yıpratmaya çalışıyorlar. Şunu demelisiniz, “Biz Türkiye'nin
millî gelirini şuna getireceğiz, iktidara geldiğimiz takdirde gelir dağılımı şu
olacak, ihracatımız bu olacak.” diye söyleyeceksiniz ama hiçbir şey yok.
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Aklını kendine sakla, aklını!
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Tekel işçileri üzerinden siyaset yapmak
hiç kimseye prim yaptırmaz. O insanların safça yaptıkları hak arayışlarını
tahrik edip kışkırtarak karda, kışta bırakmalarına sebebiyet vermeyin.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bizim sözümüzle onlar eylem yapmıyor.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, biraz önce Sayın Uzunırmak bir belge verdi. Bu belge bizim söylediklerimizi
öylesine doğruluyor ki… Biz şu anda, 2002 yılında, 25 Nisan 2002 tarihindeki
Resmî Gazete’de yayınlanan hükümle…
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Belge çıkarma konusunda uzmansınız!
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – 2002 tarihinde yayınlanan hüküm,
özelleştirmeden dolayı işsiz kalmış kişileri sınavsız olarak kamuda yerleştirme
imkânı veriyor. İŞKUR’a müracaat edersen, sınavsız
olarak… Nasıl ki bir kişinin, işçinin KPSS, KPDS sınavına girip işçi olma mecburiyeti
varsa, özelleştirmeden dolayı işsiz kalmış kişilere “Git, sınavsız olarak,
hakkın var.” diyor ama şartları yerine getirdiğin takdirde.
Şimdi, 35 bin kişi işsiz kalmış AK PARTİ’den
önceki dönemlerde. Türk-İş’le…
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Ne zaman, ne zaman? Rakamları
değiştirme!
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – AK PARTİ’den
önceki dönemlerde 35 bin kişi kapı dışına konulmuş. Bunlardan, diyorsunuz ki…
Türk-İş Başkanı Salih Kılıç, işte, şu kapsam içerisinde 1.800 kişiye…
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Hepsi de hayatından memnun!
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Hani sınavsız alma hakkı var ya, o
sınavsız alma hakkıyla ilgili, 1.800 işçiyi, özelleştirmeden dolayı kapı dışına
konulan işçilerden 1.800 kişiyi siz bizden istediniz, biz de bunu alalım.
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Hiç birisi açlık grevi yapmıyor!
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – 35 bin kişiden 2 bin tanesi şanslı;
geriye kalan 33 bin tanesi yine sokaklarda geziyor, yine bakan arıyor, yine
milletvekili arıyor, yine problemini anlatmak için bir yetkili arıyor, arabasının
önüne yatıyor, “Beni kurtar.” diyor ama kimse yapamıyor bu işi. Kim yapıyor? AK
PARTİ İktidarı yapıyor. Kiminle birlikte? Size bunu söyleyen
sendikalarla birlikte.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – İşçiler onun için mi ayakta?
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakınız değerli arkadaşlar, ben bir şey
söyledim: “Tekel işçilerinin giydirilmiş ücreti 3.108 liradır.” dedim. Ortalama
ücret 3.108 lira. Sayın Kılıçdaroğlu bunu çok iyi
bilir, giydirilmiş ücretin net ücret olmadığını çok iyi bilir, brüt ücretle
birlikte yan etkileriyle ne kadar olacağını da çok iyi bilir ama şu anda gelip,
ben “giydirilmiş ücret” diyorum, Sayın Kılıçdaroğlu
“Net ücret 1.500 lira olsun.” diyor; aynı şeyden konuşmamız lazım. “1.500 lira
brüt ücret, giydirilmiş ücret” diyorsanız, bizim şu andaki verdiğimiz
giydirilmiş 1.500 liradan çok çok fazla.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – İşçinin kursağından ne geçiyor onu
söyle! Net konuş, net!
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – 958 lira net ücret alıyor.
Şimdi, bakınız, Sayın Suat Kılıç’ın söylediği emeklilerle ilgili
kısmı “sanki Kanarya Adalarında” diye ifade etti. Bakın, değerli arkadaşlar,
sizin de bürokrat olduğunuz dönemde, işçi emeklilerinin, BAĞ-KUR emeklilerinin
maaşı enflasyon oranında artardı.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Artı 2 puan da refah payı…
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bir kanun çıkmıştı. Enflasyon nedir? Şu
kadar. Emeklilere “100 lira maaş alıyorsa -enflasyon 50 ise- 150 lira maaş
verilecek.” denirdi. Biz 2002 yılında devraldığımızda emeklilerin maaşı 252
liraydı.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Yılbaşında zammı siz mi yaptınız?
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – O şartlar geçerli olsaydı, o dönemde,
sizin de bürokrat olarak çalıştığınız yıllarda çıkarılan kanun geçerli olmuş
olsaydı, enflasyon oranı yüzde 90’sa, “yüzde
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Tekel işçilerine de verin, madem o
kadar çok veriyorsunuz!
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Siz yapmadınız!
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakınız, bu parayı,
ne Sayın Başbakan cebinden ödüyor ne Sayın Maliye Bakanı cebinden ödüyor ne de
AK PARTİ’li milletvekilleri cebinden ödüyor.
Devletin, kamunun giderleri, çalıştırdığı insanlar…
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “Biz verdik.” diyorsunuz ya devletin
parasını!
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …çalıştırdığı insanlar.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Devletin parasını “Biz verdik.”
diyorsunuz ya!
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sen kamuda görev yapmış arkadaşımızsın.
Bakın, bütçenin ne olduğunu iyi bilirsin.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Siz çıkıp orada, daha dün bu
Mecliste, sanki cebinizden vermiş gibi konuşmadınız mı?
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bütçe, milletten toplananların
harmanlanıp adil bir şekilde dağıtılmasıdır. Siz adaleti sağlayamadığınızdan
dolayı millet Adalet ve Kalkınma Partisini getirdi.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen daha dün demedin mi?
BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen…
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sen adaleti beceremediğin için millet
bizi buraya getirdi.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Emekliye cebinden para vermiş gibi
konuşmadın mı?
BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen Hatibe müdahale etmeyin.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bugüne kadar hiç
kimsenin şahsıyla ilgili konuşmadım ama burada birilerini töhmet altında
bırakan, birilerine belgelerle ifade etmeye çalışıp sıkıntıya sokan
arkadaşımıza şunu sormak istiyorum...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Elitaş, lütfen
tamamlayınız.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …Mart 1997 yılında –bunu da üzülerek
söylüyorum- on dört yaşındaki oğlunuzu, asgari ücret 25 bin lira iken 55 bin
lira maaşla üç ay süreyle nasıl çalıştırmayı içinize sindirebildiniz? Asgari
ücret 25 bin lira, on dört yaşındaki oğlunuz asgari ücretin 2 katı, 58 bin lira
maaşla çalışıyor. Çalışılan zaman ne? Herhâlde çocuk sınıfta kalmadı. Çocuk
okuldan da kaçmadı. Eğitimin öğretimin olduğu zaman, 1 Mart, okullar açıkken ve
31 Mayıs tarihine kadar doksan günlük süre içerisinde, okulda okuyan bir
öğrenciyi, hangi vicdana sığar gidip de bir kurumda ücretli gibi çalıştırdı
göstermek? Niye? Gelecek yasadan, elli sekiz yaş, altmış yaşlık yasadan
faydalanıp onun zararını görmeden, kırk yaşında, otuz sekiz yaşında emekli
hakkını sağlamak. Okul açıkken çalıştı gibi göstermek hiçbir zaman dürüstlük
değildir. Başkalarını dürüst olmadı şeklinde itham etmektir. Açıkçası insanı
üzüyor.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elitaş.
Grup önerisini…
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kimin oğlu, kimin? (AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri, bir saniye… Lütfen,
sayın milletvekilleri…
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, AKP Grup Başkan
Vekili bana dönerek “Siz de o dönemde genel müdürken bu yasa çıktı.” dedi. Ben
o dönemde genel müdür değildim. Dolayısıyla düzeltmek istiyorum.
BAŞKAN – Anlaşılmadı. Bir saniye… Sayın Kılıçdaroğlu,
tekrarlar mısınız, duyamadım.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Bana dönerek “Siz o dönemde genel
müdürdünüz, o yasa çıktı. “dedi.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Bürokrattınız.” dedim.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – “Bürokrattınız.” dedi.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Değilmiş, üzerinde anlaştık herhâlde.
BAŞKAN – Bir saniye Sayın Elitaş… Niye
acele ediyorsunuz.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – İki: Bana yönelik bir suçlama
yaptı isim vermeden.
BAŞKAN – Ne suçlaması yaptı Sayın Kılıçdaroğlu?
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Çocuğumun sigortalı olmasıyla
ilgili olarak. Onlara yanıt vermek istiyorum efendim.
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, konuşmayı
dinledik. Genç yaşta birisinin çalıştırılmasıyla ilgili hiçbir isim vermedi ve
kimseyi de suçlamadı.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Suçladı Sayın Başkan, nasıl
suçlamadı?
HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – İnsaf Sayın Başkan! İnsaf!
BAŞKAN – Sayın Öztürk, buyurun buradan
siz cevap verin! Buyurun Sayın Öztürk!
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ne yapması lazım?
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Hatibe soralım.
BAŞKAN – Sizin genel müdür olduğunuz dönemde şunlar yapıldı diye
sizi orada da suçlamadı. Sadece bürokrat olduğunuzu anlatmak istedi. Buyurun.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır ama benimle ilgili suçlama
yaptı Sayın Başkan. O zaman söylesin, kiminle ilgili?
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Kimi suçladı onu söylesin.
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, sizi ne
diye suçladı? Onu söyleyin bana.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Efendim, benimle ilgili bir…
AHMET YENİ (Samsun) – Burada 550 milletvekili var…
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Benim bürokrat olduğum dönemde bir
yasa çıktığını söylüyor. Öyle bir yasa çıkmadı.
İki: Efendim, kimi suçladı? Eğer beni suçlamadıysa söylesin kimi
suçladığını.
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, bürokrat
olduğunuzu anlattı, sizin döneminizde çıktığını anlattı. Bürokrat olarak o
dönemin siyasi sorumlusu siz misiniz?
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır değilim.
BAŞKAN – Lütfen…
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır efendim. O zaman, izin verin
onu açıklayayım.
BAŞKAN – O zaman, burada, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Kurulunda, şu dönemde şu bürokrattı demek, Tüzük’ün 69’uncu maddesine göre,
illa karşı tarafın sizi suçlaması anlamına mı gelir?
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Başka ne olabilir? Yanlış bilgi
veriyor Parlamentoya.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Böyle bir mantık olabilir mi Sayın
Başkan?
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Böyle bir şey olabilir mi Sayın
Başkan?
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, ben sataşma
göremiyorum. Hem bürokrat olduğunuzu söyledi, diğer taraftan, bir kişinin
çocuğunu çalıştırdığıyla ilgili de hiçbir isim vermedi. Sonuna kadar konuşmayı
da dinledim. Eleştiri mahiyetinde…
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, bu konuda medyada
yer alan bir haberi burada geldi dile getirdi.
BAŞKAN – Lütfen Sayın Kılıçdaroğlu…
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Bundan daha açık…
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, isminizi
verdi mi?
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Efendim, isim verip vermemesi
önemli değil. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Bir dakika sayın milletvekilleri, lütfen… Niye müdahale
ediyorsunuz?
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Bunun benimle ilgili olduğu açık
zaten. Bu kadar açık. Ben de yanıt vereceğim,
Parlamentoyu bilgilendireceğim.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Hatip beni kastederek “Hukukçu
olduğunu biliyorum. Referanduma götürülemez.” şeklinde…
BAŞKAN – Sayın Kaplan, yani sataşma bunun neresinde, bir izah eder
misiniz bana?
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kendisinin yanlış bilgilendirmesi. Böyle
ifade edip bir hukukçu olarak… Çok rahatlıkla referanduma gidilir, referandumun
koşulları düzenlenebilir, nasıl ki Anayasa’yı değiştirebiliyorsak…
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, şimdi,
Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde konuşan siz, Sayın Kaplan ve
aleyhinde konuşan Sayın Uzunırmak ve Sayın Elitaş, karşılıklı, grubu bulunan dört partinin geçmişte
yaptıklarını, icraatlarını ve gelecekte yapacaklarını karşılıklı eleştirdiniz.
Sayın Elitaş’ın yaptığı da bu. Muhalefetteki
konuşmacıların bu kürsüden iktidarla ilgili tüm konuşmaları söylemesi,
tenkitleri yapması ne kadar haklarıysa, iktidarda bulunan milletvekilinin ve
grup başkan vekilinin de yapılan konuşmalara cevap vermesi, sataşma olmadığı
sürece konuşması da o kadar hakkı.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – İyi ama sataşma var Sayın Başkan.
BAŞKAN – İsminizi vermedi, bir icraatla ilgili de sizin o zaman
bürokrat olduğunuzu söyledi, konuşması bundan ibaret. Benim düşüncem size
sataşma olmadığı şeklinde Sayın Kılıçdaroğlu. Zaten
konuşmalarınız da gerektiği kadar tutanağa geçti, konu da anlaşıldı.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, sorun beni
eleştirmesi değil, eleştiriye elbette saygı duyacağız; sorun Parlamentoya
yanlış bilgi vermesi.
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, eğer
sataşma olsaydı, bak olsaydı, üç dakikalık, iki dakikalık sürenizi verirdim.
Zaten iki dakikadan fazla da süre geçti. Burada İç Tüzük’ün doğru uygulanması
anlamında bir uygulama yapmaya çalışıyorum ben. Lütfen…
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – O zaman şu oluyor Sayın Başkan:
İsim vermeden bu Parlamento kürsüsünden herkese istediğimiz iftirayı
atabiliriz, öyle bir özgürlüğü mü olacak?
ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, siz milletvekillerinin
haysiyetini korumakla sorumlusunuz!
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, o zaman
Genel Kuruldaki tutanakları çıkarttığım zaman kim neler yapıyor bunlar ortaya
çıkar. Buyurun.
ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Siz milletvekillerinin haysiyetini
korumakla sorumlusunuz!
AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Hacaloğlu,
siz grup başkan vekili misiniz?
BAŞKAN – Lütfen… Sayın Kılıçdaroğlu
cevap veriyor zaten, lütfen Sayın Milletvekili...
ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Değerli Grup Başkan Vekili açıklar
kimi kastettiğini.
BAŞKAN – Sayın Milletvekilim, lütfen oturur musunuz siz. Lütfen…
Ben sataşma görmüyorum Sayın Kılıçdaroğlu.
Teşekkür ediyorum.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Keşke eleştiri olsa, keşke sataşma olsa…
BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – “Böyle hukukçuluk mu olur?” diye
aşağılamayı…
BAŞKAN – Eleştiri olarak değerlendiriyorum Sayın Kaplan ben,
doğrusunu söylüyorum.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Onun için cevap verme gereğini duyuyorum.
Yani, bir hukukçuyu aşağılama dili kullanıldı.
BAŞKAN – Hayır, aşağılama değil, sadece…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ama eleştiri değildi Sayın Başkan, dikkat
edin…
BAŞKAN – Dinledim sonuna kadar…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – …sataşma da değil. Bir hukukçu olarak,
önce niteledi, sonra bu referandumun yapılamayacağını ona bağladı. Yani bir
aşağılayıcı tavırla da yanlış bilgilendirdi ve bunu düzeltmemde…
BAŞKAN – Sayın Kaplan, tutanaklara geçti zaten sözleriniz.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Efendim?
BAŞKAN – Sözleriniz tutanaklara geçti diyorum.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yani burada bu şekilde mi kabul ettiniz?
BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Tutumunuz hakkında söz istiyorum
efendim.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu, söz
veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz üç dakika.
YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Bu kadar konuşulacağına iki dakika söz
verseydin.
BAŞKAN – Tüzük’ü doğru uygulamaya çalışıyorum, sizden de öğrenecek
değilim Sayın Ağyüz.
Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu.
VII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.- Sataşma talebinin yerine
getirilmemesi nedeniyle Oturum Başkanının tutumu hakkında
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
AKP’nin Değerli Grup Başkan Vekili konuşma yaparken, emeklilik
yasası çıktığı zaman, emeklilere millî gelir artışından pay verilmemesiyle
ilgili yasa çıktığı zaman, benim o dönem bürokrat olduğumu ifade etti. Ben o
dönem bürokrat değildim. Bürokrat olsaydım zaten sorumluluk bana ait değil,
siyasi organa aittir. Ama bunu söylemeniz, sanki onu tasvip ettiğim anlamında
bunu ifade ediyorsunuz. Ben onu hayatımın hiçbir döneminde tasvip etmedim.
İkincisi, benim çocuğumun sigortalılığıyla ilgili olarak: Çocuğum
trampet çalıyor, bateri çalıyor. Ben karşı çıktım, bateri çalmasına karşı
çıktım. Çocuğum dedi ki: “Ben gideceğim, çalışacağım.” Karşı çıkmamın nedeni de
şu: Evde bu çalınmaz oğlum, komşular rahatsız olur dedim. Bunun üzerine, benim
bir arkadaşım -büyük bir holdingde çalışıyor ve bu holding, öyle naylon iş
yapacak bir holding de değil, büyük bir şirket- “Ben sana iş vereceğim, sen
orada çalışacaksın.” dedi, “Senin alacağın bateriyi ben alacağım sana.” dedi.
Sorun budur. Eğer, bu ayıpsa bu ayıbı yaptık, yanlışsa bu yanlışı yaptık. Ama
doğru konusunda Parlamentoyu benim bilgilendirmem görevimdir. Hiçbir zaman,
hiçbir yerde veremeyeceğim hesabım da yoktur. O nedenle, hesabımızı her yerde,
her zaman, her ortamda veririz. Eğer arzu ederseniz… O yöneticiler hâlâ
oradadır. Benim muhalefetime rağmen verilmiştir. Dersleri aksayınca da itiraz
etmişimdir ve ayrılmıştır oradan. Yoksa on yedi sene önceki bir olayı, 1997
yılındaki bir olayı buraya getirip, ben sanki yasa dışı bir işlem yapıyormuşum
gibi işlemi burada dile getirmenizi, doğrusunu isterseniz, doğru kabul
etmiyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bateri çalmak kabul edilmiyor, para
çalsaydı, hazineyi çalsaydı görmezlerdi.
BAŞKAN – Usul tartışması… Başka söz talebi?
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, tutumunuzun lehinde söz
almak istiyorum.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Onların mantığında çalmak başka şeyi
gerektiriyor.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Size de veririm aleyhte. Zaten usul tartışması yapılıyor
Sayın Kaplan, vereceğim.
Buyurun Sayın Elitaş. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Benim usulümün lehinde söz istediniz.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür ediyorum. İç Tüzük’ü duyarlı
bir şekilde uyguladığınız için teşekkür ediyorum.
Bakınız, Sayın Kılıçdaroğlu biraz önce
söylerken, dedi ki: “Öyleyse birisi bu kürsüye çıksın, isim vermeden birinin
hakkında iftira etsin.” Ama, lütfen tutanaklara
bakınız…
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bateri çalmak ayıp ama para çalmak,
hazineyi çalmak ayıp değil!
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…
Buyurun Sayın Elitaş.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ağlanacak hâlinize gülüyorsunuz ya!
Bateri çalmak ayıp değil, para çalmak, hazineyi çalmak ayıp!
BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…
Sayın Elitaş, buyurun, siz Genel Kurula hitap
edin.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan…
Bakınız, Sayın Kılıçdaroğlu, lütfen
tutanaklara bakınız. Az önce bana bir şeyi söylediniz. Dedim ki, sıkılarak
söylüyorum, şahsıyla ilgili bir şeyi. Hiç kimse hakkında yedi senedir şurada
şahsıyla ilgili konuşmadım ama kalkıp da “AKP sıralarında hayalî ihracattan
yargılanan birisi varken…” dediniz, isim belirtmediniz, iftira ettiniz. Ben
burada isim belirtmeden diyorum ki: 1 Mart 1997-31 Mayıs 1997 tarihleri
arasında, okul açıkken, on dört yaşındaki bir öğrenci -herhâlde lise 1’dir veya
orta son sınıftır- eğer üç ay süreyle okulunu aksattıysa okuldan atılması
lazım. Okuldan atılmadıysa nüfuz kullandınız, baskı yaptınız.
YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sana ne?
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Eğer okuldan atılmadıysa, demek ki bir
holdingde herhâlde bateri dersi veren bir bölüm de var demek. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – O hassasiyeti başka konulurda da
gösterin, başka konularda.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, bakınız, asgari ücret 25 bin
lira iken 58 bin lira… Nasıl bir iş ki bu, nasıl bir bateri ki, nasıl bir
tecrübe ki, yani asgari ücretin iki katı kadar bir ücrete layık görülmüş ve
çalıştırılmış…
YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Bakan danışmanı askerdeyken 2 milyar
lira maaş alıyor Millî Eğitim Bakanlığında, onun cevabını ver.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …ama okul kapatma zamanında, 31 Mayısta
okul kapanmış, çocuğun okulla ilgili problemi kalmamış fakat ne olmuş? İşten
ayrılmış, üç ay süreyle çalışmış.
Bakın değerli arkadaşlar, hassasiyet gösteriyorsunuz, işçi
haklarını korumaya çalışıyorsunuz ama geçenlerde bizim, buradan, Taha Aksoy,
İzmir Milletvekilimiz çok güzel bir konuşma yaptı, sizler de alkışladınız. Dedi
ki: “Madem bu kadar işçi hakkını savunmaya heveslisiniz -doğrudur, herkes savunmalı,
işçi hakkını savunmak insan hakkını savunmaktır- ama İzmir’deki 291 tane
işçiyi, aynı belediyede, aynı partinin içerisindeki olan belediyede birleşme
dolayısıyla 291 işçiyi karda, kışta kapının önüne koymak hangi vicdana sığar?”
(AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bununla ilgili hiçbir eyleminiz, hareketiniz
yok ama Tekel işçileriyle ilgili, Allah göstermesin, yeri göğü inletiyorsunuz
ve…
YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Onlar özelleştirme mağduru, belediye
mağduru değil.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …yaptığımız doğru uygulamayı da
kışkırtarak zayıflatmaya çalışıyorsunuz.
Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elitaş.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…
BAŞKAN – Bir saniye Sayın Kılıçdaroğlu…
Lütfen oturun, daha bitmedi tartışma.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, tartışma
bitmedi henüz. Tutum tartışması bitmedi, siz başlattınız.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, tartışma değil…
BAŞKAN – Sayın Kaplan’a söz veriyorum, oturur musunuz bir.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, demin Hatip…
BAŞKAN – Sayın Kaplan, öncelikle lehte mi, aleyhte mi söz aldınız
tutumum hakkında?
HASİP KAPLAN (Devamla) – Lehte istedim efendim.
BAŞKAN – Buyurun.
HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi, Sayın Başkanım, burada, Başkanlık
Divanında usulü işletirken eşit olmak gerçekten gerekli yani partiyi temsil
etmiyorsunuz Başkanlık Divanında, İç Tüzük’ü eşit uygulamanız gerekiyor.
Vallahi harbî söylemek istiyorum ama Meral Hanım,
burada başkanlık yaparken mensubu olduğu MHP’ye bile tolerans göstermiyor,
herkese eşit davranıyor, her dört guruba da, bağımsız olanlara da. Bu eşitliği
Başkanlık Divanından bekleme hakkımız var.
Sizler de bir hukukçusunuz. Demin Sayın Elitaş
diyor ki bana: “O hukukçu, biliyor ki referanduma gidilmez.” Gidilir, gidilir,
bal gibi gidilir. Siz ne yasalar getirdiniz, ne tüzükleri, ne yasaları, ne
anayasaları ihlal ederek bu kürsüden, getirip buradan çıkardınız. O yasalar kaç
defa yargıdan döndü. Bu yanlışı yapmayın. Anayasa’ya hüküm koyarsınız,
özelleştirme karşısındaki personelin hukukunu korursunuz, 367 bulmazsanız
gidersiniz referanduma. Bunun hukuk yolu var. Hiç gerek yok ona da, o kadar
uzağa da gerek yok. Siz referandumu çok sevdiğiniz için size hatırlattım.
Özelleştirme Kanunu’na bir fıkra eklersiniz. Bakın, (f)’den sonraki (h)
fıkrasını eklersiniz, “Özelleştirme sonucu müktesep hakları korunur
personelin.” dersiniz. Bırakın onu, 4/C’ye bir hüküm
koyarsınız bir maddecik, bu kara kışta... Dersiniz ki: “Özelleştirilen
işletmelerin, fabrikaların işçileri, personeli, eski hakları kazanılmış olarak
devletin başka kurumlarında görevlerine devam edebilir.” Bu
kadar kolay.
Hukuku bir hukukçudan anlatmak size inanın zor gelse gerek. Ama
bazı yanlışlar yapıyorsunuz ki, ne hukuk ne anayasa ne örf ne töre, hiçbir şey
bunu düzeltemez. Birisi almış bir kadını, getirmiş kadının karşısına, “Nikâhını
kıy.” demiş. “Dur” demiş, sorgu sual: “Kimin oluyor, neyin nesi?” “Teyzem
oluyor.” “Olmaz nikâh.” demiş. “Ama geldim, yolda oldu!” demiş. Olmuyor işte!
Kadıya da gitsen, belediye başkanına da gitsen, kime gitsen; papaza gitsen,
Fransa’ya gitsen, İtalya’ya gitsen bir kural var evrensel hukukta. Bu kural
evrenseldir, bunu ihlal edemezsiniz. Siz de ihlal edemezsiniz, biz de edemeyiz,
kimse de edemez. Sakın ha bu hukuk yolunu da bize göstermeyin. Hukukçu olarak
size söyleyecek çok çok cevabımız olur.
Bu konuda da saygıya davet ediyorum. Kendi şahsıma değil
hukukçulara yapılan saygısızlık olarak telakki ettiğim için cevap verdim. Onu
da bilmenizi istiyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.
Tutumum hakkında görüşüm değişmedi.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş konuşurken iftira attığımı söyledi ve “Meclis
tutanaklarına bakınız.” dedi, “İsim vermediniz.” dedi. Ayrıca, çocuğumun
sigortasıyla ilgili olarak baskı uyguladığımı, şantaj uyguladığımı ifade etti.
BAŞKAN – Hayır, uyguladığınızı söylemedi Sayın Kılıçdaroğlu.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır efendim…
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, konuşmayı
sadece siz dinlemiyorsunuz. Cümleleri tekrar ediyorum.
ATİLA EMEK (Antalya) – “Nüfuz kullandınız.” dedi, nüfuz!
BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri…
Eğer okula devam etti ise işe devam edemediğini, işe devam ettiyse
okula devam edemediğini söyledi.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Nüfuz kullandığımı söyledi.
ATİLA EMEK (Antalya) – Nüfuz kullandığını söyledi.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, nüfuz kullandığımı
söyledi, istirham ediyorum yani.
BAŞKAN – Bu ne zamana kadar devam edecek Sayın Kılıçdaroğlu
peki, karşılıklı?
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır, iki dakika efendim. Ben
yeni bir tartışma başlatmayacağım ama Sayın Başkan lütfen.
BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Sayın Başkan, lütfen tarafsız davranın.
Sayın Başkan, taraf olmayın.
BAŞKAN – İndirin elinizi lütfen!
BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Lütfen tarafsız davranın.
BAŞKAN – Sizden hiç kimse buradan bir şey öğrenmeyecek Sayın
Milletvekili.
BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Allah, Allah… Siz de tarafsız davranın.
BAŞKAN – Öncelikle bir milletvekilinin konuşma tarzına, hitabına
yakışır bir şekilde davranın.
BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Sayenizde.
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, iki dakika
veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR
1.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, usul tartışmasındaki konuşmasında şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, ben aristokrat bir aileden gelmiyorum.
Oğlum daha küçükken de çalıştı ama o zaman… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
Değerli Milletvekili…
BAŞKAN – Sayın Milletvekili lütfen… Doğru değil ama yapılanlar.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – …eğer lütfeder buraya çıkar
konuşursanız, kimin sahtekârlık yaptığı daha iyi anlaşılır.
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, buyurun
lütfen.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Çocuğum daha küçükken de çalıştı.
Didim’e gider bunu sorarsanız, plajlarda çalıştığını da göreceksiniz.
Ben hiçbir zaman, hiçbir yerde, kimseye ne nüfuzumu kullandım ne
baskı yaptım. Bunu iddia edip kanıtlayanı alnından öperim ama iddia edip
kanıtlamayanı da müfteri ilan ederim.
İkinci önemli nokta: Diyorsunuz ki: “Şu sıralara bakıp hayalî
ihracatçı var mı, yok mudur diye söylediniz, konuştunuz.” Sayın Elitaş, Değerli Milletvekilimiz sordu: “O hayalî ihracatçı
burada mı?” “Şu anda burada yoktur.” dedim. Arzu ederseniz, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin dokunulmazlık dosyalarına bakabilirsiniz. O hayalî
ihracatçılıktan yargılanan kişi Sayın Ali Bayramoğlu’dur.
Eğer isterseniz ben size bütün dosyasını da verebilirim, isterseniz raporlarını
da verebilirim.
Bunu niçin kullandım? Yetim hakkı yiyenlerden söz eden Sayın
Başbakanın önce dönüp bu hayalî ihracatçılardan hesap sorması gerektiği için
söyledim ben.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Soruyu yargı soruyor zaten.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ben yetim hakkı yemedim. Benim
çocuğum yetim hakkı yemedi. Benim çocuğum kayıt dışı çalışmadı. Benim çocuğum
aldığı parayı da alnının akıyla aldı. Bundan hiçbir zaman hiçbir yerde de
üzüntü duymam. Eğer çalışıyorsa, eğer üretiyorsa; eğer herhangi bir yere gidip
hırsızlık yapmıyor, yolsuzluk yapmıyor, devleti dolandırmıyor, hayalî ihracat
yapmıyor, kalpazanlık yapmıyor, alnının teriyle çalışıyor, kendisine trompet
alıyor, alnından öpüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu.
VI.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi
Parti Grubu Önerileri (Devam)
2.- (10/44, 10/147) esas numaralı
Meclis Araştırması önergelerinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28/1/2010 Perşembe günkü birleşiminde birlikte yapılmasına
ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.
Birleşime on beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.03
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 17.23
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN
(Bingöl), Murat ÖZKAN (Giresun)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
54’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.
IX.- SEÇİMLER
A)
Komisyonlara Üye Seçimi
1.- (10/60, 63, 99, 242, 243, 244,
245, 246, 254, 256) esas numaralı, Meclis Araştırması Komisyonuna üye seçimi
BAŞKAN – Deprem riskinin araştırılarak deprem yönetiminde alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu
üyeliklerine siyasi parti gruplarınca gösterilen adayların listesi bastırılıp
sayın üyelere dağıtılmıştır.
Şimdi listeyi okutup oylarınıza sunacağım:
Adı Soyadı Seçim
Çevresi
AK
PARTİ (10)
Yüksel Coşkunyürek Bolu
Mehmet Emin Tutan Bursa
Metin Kaşıkoğlu Düzce
Sebahattin Karakelle Erzincan
İdris Güllüce İstanbul
Mehmet Sekmen İstanbul
Azize Sibel Gönül Kocaeli
Recep Yıldırım Sakarya
Çağla Aktemur Özyavuz Şanlıurfa
İlhan Evcin Yalova
CHP
(3)
Tayfur Süner Antalya
Kemal Demirel Bursa
Fehmi Murat Sönmez Eskişehir
MHP
(2)
D. Ali Torlak İstanbul
Cumali Durmuş Kocaeli
BDP
(1)
Sebahat Tuncel İstanbul
BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Yoklama istiyoruz.
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Kart,
Sayın Hamzaçebi, Sayın Emek, Sayın Gök, Sayın Köse,
Sayın Köktürk, Sayın Paçarız, Sayın Süner, Sayın Güner, Sayın Diren, Sayın Hacaloğlu,
Sayın Ağyüz, Sayın Dibek, Sayın Küçük, Sayın Özdemir,
Sayın Okay, Sayın Mengü,
Sayın Tütüncü, Sayın Öztürk, Sayın Çay.
III.- YOKLAMA
BAŞKAN – Beş dakika süre veriyorum sayın milletvekilleri.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.
IX.- SEÇİMLER (Devam)
A)
Komisyonlara Üye Seçimi (Devam)
1.- (10/60, 63, 99, 242, 243, 244,
245, 246, 254, 256) esas numaralı, Meclis Araştırması Komisyonuna üye seçimi
(Devam)
BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Meclis araştırması komisyonuna seçilmiş bulunan sayın üyelerin, 28/1/2010 Perşembe günü (bugün) saat 18.00’de Halkla
İlişkiler Binası B Blok 2’nci Kat 4’üncü Bankoda bulunan 9 numaralı Meclis
Araştırması Komisyonları Toplantı Salonunda toplanarak başkan, başkan vekili,
sözcü ve kâtip seçimini yapmalarını rica ediyorum.
Komisyonun toplantı yer ve saati ayrıca plazma ekranda ilan
edilmiştir.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
1’inci sırada yer alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)
BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yok.
Ertelenmiştir.
2’nci sırada yer alan, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)
BAŞKAN – Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
3’üncü sırada yer alan, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu’nun
görüşmelerine başlayacağız.
3.- Kamu Düzeni ve Güvenliği
Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve İçişleri
Komisyonu Raporu (1/704) (S. Sayısı: 383) (x)
BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Komisyon raporu 383 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı, İç
Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında görüşülecektir. Bu nedenle tasarı, tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra
bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.
Tasarının tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu
adına söz isteyen Bekir Aksoy, Ankara Milletvekili.
Buyurun Sayın Aksoy. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA BEKİR AKSOY (Ankara) – Muhterem Başkan, muhterem
milletvekilleri; Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Tasarısı’yla ilgili konuşmak üzere Milliyetçi Hareket Partisi
Grubu adına söz aldım, sizleri selamlıyorum.
Öncelikle bu kanunla ilgili bazı tespitlerimiz var, onları
söyleyelim: Birinci tespitimiz: Bu tasarı Kürt açılımı fantezisinin icabı
olarak eğer Genel Kurula getirildiyse bu işte bir yanlışlık var.
İkinci tespitimiz: Bu tasarı gerçekten terörle mücadelede etkin olmak
için getirildiyse, bu da yasak savmaktan başka bir şey değildir çünkü bu
teşkilat yeni bir kargaşanın kaynağı olacaktır. Türk idare sisteminde aynı
alanda kurulan her yeni teşkilat yeni bir kargaşanın, yeni bir zafiyetin sebebi
olmuştur.
Üçüncü tespitimize gelince: Kanunun gerekçesinde deniyor ki: “İç
güvenliği sağlamak, bunun bir parçası olan terörle mücadeleyi gerçekleştirmek
İçişleri Bakanlığının görevidir. İçişleri Bakanı bu görevi, jandarma, polis,
sahil güvenlik teşkilatı marifetiyle yapar. Diğer taraftan, terörle mücadele
alanında İçişleri Bakanlığı dışında diğer bazı kurum ve kuruluşlar da çeşitli
görevler ifa etmekte, zaman zaman bu alanda
koordinasyon sorunları yaşanmaktadır.” denilmekte. “Bu sorunlar terörle
mücadele çerçevesinde alınan kararların uygulanması noktasında zafiyete sebep
vermekte, etkin, verimli ve sonuç alıcı çalışmalara engel olmaktadır.”
denilmektedir. Demek ki terörle mücadelede görevli bazı kurum ve kuruluşlar
var, bunlar koordinasyon sorunu yaratıyor, bu durum terörle mücadele alanında
zafiyet yaratıyor, zafiyet de etkin ve verimli sonuç alınmasını engelliyor.
Bu mücadelede etkin, verimli ve sonuç alıcı çalışmalara engel
olan, zafiyete sebep olan kurum ve kuruluşlar başka ülkenin kuruluşları değil,
özel sektörün kuruluşu da değil. Bunlar Hükûmetin
emrindeki kuruluşlardır. Hükûmetin vazifesi de bu
zafiyete sebep olan kurum ve kuruşular her kimse onları hizaya getirmektir.
Eğer hizaya getiremediyse esas, terörle mücadeledeki zafiyet Hükûmetin bizatihi kendisindedir. Tekrar ediyorum: Bu
zafiyet Hükûmetin kendisindedir çünkü Hükûmet terörle mücadele değil, müzakere yolunu seçmiştir.
Dördüncü tespitimize gelince: Terörle mücadele alanında bazı kurum
ve kuruluşların yarattığı koordinasyonsuzluğu, onun yarattığı zafiyeti, bunun
neticesinde sonuç alıcı çalışmaların yapılmayışını Sayın Hükûmet
yedi sene sonra anlayabilmiştir. Bu hâlde bizlerin söyleyeceği tek bir laf
vardır, o da Sayın Hükûmetin meseleleri kavramaktaki,
meselelere vaziyet etmekteki idrakine, sürat ve intikaline sadece günaydın
demektir.
2009 yılında Hükûmetin yetkilileri
kalktılar dediler ki: “Adına ister ‘Kürt meselesi’ deyin, ister ‘Güneydoğu
meselesi’ deyin, devletin bütün kurumları bu işin çözümünde mutabıktır.”
Arkasından kalktılar, bu kanunun gerekçesinde “Bazı kurum ve kuruluşlar
koordinasyonsuzluğa sebep oluyor, zafiyete sebep oluyor, etkin ve verimli sonuç
alamıyoruz terörle mücadelede.” dediler. Bunun hangisi doğru? Bunun da
açıklanması gerekiyor.
(x) 383 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Esasen bir mutabakat gördük. Nerede gördük? Habur’da
gördük, Habur’da. Habur’da
eşkıyanın törenle karşılanmasında mutabakat gördük. Eşkıyanın elçi gibi
kabulünde mutabakat gördük. Eşkıyanın ayağına mobil savcı, mobil mahkeme
göndermekte mutabakat gördük.
Şimdi, herhangi bir suç işleyen, sıradan bir suç işleyen bir
vatandaş, polis gittiğinde “Arkadaş, ben savcıyı da hâkimi de buraya
istiyorum.” derse haksız mı? Bu hususlarda hangi devlet kurumlarının ve
kuruluşlarının da mutabık olduğunu öğrenmek istiyoruz. Zaman gelecek bunları da
öğreneceğiz.
Şimdi, iktidar partisi sözcüleri -biraz önce de cereyan etti- her
konuşmalarında 2002 ile 2009 arasını karşılaştırmayı dillerine pelesenk
ettiler. Biz de bu tarihler arasında iç güvenlik, bölücü terör ve sosyal
hadiseler açısından sırayla bir karşılaştırma yapalım:
2002’de İsrail’deki Türk büyükelçisi, Ömer Seyfettin’in Pembe
İncili Kaftan’ında tarif ettiği büyükelçiydi; 2010’da İsrail’deki Türk
büyükelçisi, şahsında Türk devletine, Türk milletine hakaret edildiği, muaheze
edildiği ve bu hakareti, muahezeyi gülümsemeyle karşılayan bir büyükelçi.
2002’de teröristbaşı Apo
İmralı’da sıradan bir mahkûmdu; 2010’da İtalyan gazetelerine makale yazan,
ayaklanma provaları yaptıran, Hükûmete yol haritaları
veren, Hükûmetle pazarlıklar yapan bir hâle geldi.
2002’de bölücü terör sıfır noktada idi, 2010’da bölücü terör
ayaklanma provaları yaptı. Güneydoğu’da yerel iktidarların oluştuğu, her
sokağın Kandil Dağı’na döndüğü bir ülke hâline geldik.
2002’de toplumda zerre kadar Türk-Kürt ayrışması yoktu, 2010’da
komşular, mahalleler etnik kimlik sorgulaması yapmaya başladılar.
2002’de devletin kurumları arasında ahenk vardı, 2010’da devletin
kurumları birbirinin kuyusunu kazmaya başladı. 2002’de poliste asla bir
gruplaşma yoktu, 2010’da poliste gruplaşmalar zirveye çıktı. 2002’de yürütme,
yargıya müdahaleyi asla aklından geçirmezdi, 2010’da yürütme, yargıyı baskı
altına almak için her türlü çareye başvurmaya başladı.
2002’de Türkiye’nin millî bir dış politikası ve kırmızı
çizgileri vardı, 2010’da bütün kırmızı çizgiler paspas edildi. 2002’de
Türkiye, Kuzey Irak’a istediğinde girer, PKK kamplarının tarumar ederdi;
2010’da Kuzey Irak’a girmek için Peşmergelerden izin
gerekmeye başladı. 2002’de aşiret ağalarının, Barzani’nin, Talabani’nin
muhatabı Silopi Kaymakamı idi; 2010’da Barzani ile Talabani’nin muhatabı Sayın
Başbakan ve Hükûmet üyeleri oldu.
2002’de İsrail’in işgaline karşı çıkıldı; 2010’da Irak’ta 1,5
milyon Müslümanın ölmesi gülümsemeyle seyredildi,
hiçbir ses çıkmadı.
2002’de asayişi muhil suçlar 1 ise 2010’da 10 oldu. Bunun en güzel
örneği de 1.700’e yakın çocuğumuzun kaybolması. Önemli terör olaylarından
biridir bu, önemli güvenlik meselelerinden biridir.
2002 öncesinde Vakıflar Genel Müdürlüğü, imkân ve kabiliyetleri ile
Selçuklu ve Osmanlı eserlerini onarırdı, tamir ederdi; 2002’den sonra Ermeni
kiliselerini tamir etmeye, onarmaya başladı.
2002’de “Türk milleti” kavramından herkes gurur duyardı, 2010’da
“Türk kavramı Anayasa’dan çıkarılabilir.” denildi, “Tarihimizle yüzleşelim.”
şarkısı söylenmeye başlandı. Çok şükür Türk milletinin tarihinde karanlık,
utanacağı hiçbir şey yok. Türk milletinin tarihinde şefkat var, adalet var,
müsamaha var. Ne yazık ki bu şefkatin, adaletin, müsamahanın karşılığında da
ihanet var.
2002’de “Şehitler ölmez, vatan bölünmez.” sözü söylendiğinde,
millî vasfı, millî vicdanı olan herkesin gözü yaşarırdı; 2010’da bu deyime
karşı alınganlıklar başladı. Netice olarak, 2002-2010 arasında millî refleksi
zayıflatmak için bilerek bilmeyerek her şey yapıldı. Bu hâl, Kürt açılımıyla
zirveye çıktı.
Şimdi gelelim mevcut kanun tasarısıyla ilgili görüşlerimize.
Öncelikle, bölücü terörle mücadelede mevcut teşkilatın yeterli olduğuna, yeni
bir teşkilata gerek olmadığına, bu alanda kurulacak yeni teşkilatların yeni
zafiyetlere sebep olacağına inanıyoruz. Buna rağmen, Hükûmetin,
terörle mücadelede, gerçekten terörle mücadele etmek istiyorsa “Muhalefet engel
oluyor.” korosuna fırsat vermemek için biz bu kanunu destekleyeceğiz. Bu
cümleden olarak, tasarıyla ilgili önerilerimizi yüce Meclise anlatacağız.
Birincisi: Tasarının 4’üncü maddesindeki “Terörle Mücadele
Koordinasyon Kurulu…” Muhterem arkadaşlarım, müsteşarlığın adı “Kamu Düzeni ve
Güvenliği Müsteşarlığı”, bu çatının en önemli kuruluşu olarak görülen koordinasyon
kurulunun adı da “Terörle Mücadele Koordinasyon Kurulu.” Ya buna Müsteşarlığın
adını verin ya da Müsteşarlığın adını bu hâle dönüştürün. Kanun tekniği
açısından da doğru bir şey değil.
İkincisi… (Bakanlar Kurulu sıralarından gürültüler)
Sayın Başkan…
DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – Özür dilerim.
BEKİR AKSOY (Devamla) – İkincisi: Terörle Mücadele Koordinasyon
Kurulu, güvenlik kuruluşlarıyla ilgili kurumlar arasında terörle mücadele
alanında gerekli koordinasyonu sağlamak, bu alandaki politika ve uygulamaları
değerlendirmek amacıyla kurulmuş. Kimlerden teşekkül ediyor? İçişleri Bakanının
başkanlığında, Genelkurmay İkinci Başkanı, Jandarma Genel Komutanı, Millî
İstihbarat Müsteşarı, Adalet Bakanlığı Müsteşarı, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı,
bu yeni kuracağımız teşkilatın müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü, Sahil Güvenlik
Komutanından teşekkül ediyor. Bunlar, kendilerine gelen değerlendirmeleri
yapacaklar. Bu Kurul, İçişleri Bakanının daveti üzerine toplanıyor, gereken
kararları alıyor.
Birinci husus: Terörle mücadelede önemli kuruluşlardan biri olması
gereken -burada eksiklik- Gümrük Müsteşarlığı buraya dâhil edilmemiştir,
mutlaka Gümrük Müsteşarı buraya dâhil edilmelidir; bir.
İkincisi: Bu kurulun toplantıları mutat olmalıdır; ayda bir sefer,
on beş günde bir sefer, her neyse. Bakanın daveti üzerine yapılan toplantılarda
bakarsınız, Bakan, bir gün önceden haber verir, insanlar hazırlıksız gelirler,
boşu boşuna mesai sarf ederler. Mutlaka mutat toplantısı olmalı, kanuna bu dercedilmeli.
Diğer bir husus: Bu Kurulun alacağı kararlar terörle mücadelede
muhtelif bakanlıkları; Millî Eğitim Bakanlığını ilgilendirir, Sağlık
Bakanlığını ilgilendirir, Maliye Bakanlığını ilgilendirir. Kanuna şu hüküm de
konulmalıdır, denilmeli ki: “Bu kurulun almış olduğu kararlar ilgili kurum ve
kuruluşlarca gecikmeksizin yerine getirilir.” hükmü de konulmalıdır. Bunlar
konulmazsa hiçbir hüküm ifade etmez.
Diğer bir konu: Şimdi, muhterem arkadaşlarım, tasarının 8’inci
maddesiyle doğrudan Müsteşara bağlı “İstihbarat Değerlendirme Merkezi” kuruluyor.
İstihbarat Değerlendirme Merkezi, Müsteşara bağlı, Genelkurmaydan, MİT’ten,
emniyetten, sahil güvenlikten, jandarmadan, Dışişlerinden gelen stratejik
istihbaratı değerlendirecek bir kuruluş ama bu kuruluşun… Bu istihbaratı kim
değerlendirecek? Hiçbir açıklık yok. Bir tek Müsteşar oturup değerlendirecekse
zaten buna gerek yok. Stratejik istihbarat, Türkiye'nin güvenliğini doğrudan
ilgilendiren çok önemli istihbarattır. Bu istihbaratı değerlendirecek
seviyedeki insanların da bu istihbaratı gönderenlerden çok daha ehil, çok daha
bilgili olmaları gerekir. Diyorum ki bu Müsteşara bağlı 10 tane bakan müşaviri,
müsteşar müşaviri tayin ediliyor. Acaba Sayın İçişleri Bakanlığı bu 10 tane
müşavire mi değerlendirtecek? Böyle boşluk olmaz, böyle kanun olmaz. Eğer bunu
yapacaksanız bu 8’inci maddede istihbarat değerlendirecek kimlerse isimleri,
nitelikleri, kurumları tek tek sayılmalı, buraya dercedilmeli, yoksa zihinler çok bulanık kalır, bu açıklık
sıkıntı getirir.
Tasarının 9’uncu maddesinin (ç) bendiyle “Dış İlişkiler Daire
Başkanlığı” kuruluyor. Genel idare hizmetlerinden bir daire başkanı, görevleri
verilmiş. Ne verilmiş? Mesela, üçüncü sırada “İlgili uluslararası kurum ve
kuruluşlarla iş birliği yapmak.” Genel idare hizmetlerinden bir daire başkanı
uluslararası kuruluşlarla hangi konuda iş birliği yapacak da terörle mücadele
alanında onlardan bilgi alacak, değerlendirecek, ilgili kurumlara verecek?
Arkadaşlar, böyle boşluk olmaz. Yapılacak şey… Bu tip verilen görevler
jandarmada var, emniyette var, Millî İstihbarat Teşkilatında var, Genelkurmayda
var, Dışişleri Bakanlığında var, bunların hepsinde var, var; getirmişsin,
burada, müşavirlik kuruluşu gibi bu teşkilata bu görevleri veriyorsun.
Bunlardan sonuç çıkmaz. Bunlar kargaşadan başka bir şey yaratmaz. Bunun yerine,
Sayın Bakan, bana göre, bütün bu kanundan vazgeçin. 3201 sayılı Emniyet
Teşkilatı Kanunu’nun 2’nci maddesindeki o kurulu güncelleştirin, bu kurulun
altına da İstihbaratı Değerlendirme Merkezi niteliğinde bir sekreterya
kurun, bu sekreteryaya Genelkurmayın, MİT’in,
Dışişleri Bakanlığının, jandarmanın, emniyetin, sahil güvenliğin, Gümrük
Müsteşarlığının en kalite personelini yerleştirin, bunlara gelecek istihbaratı
adam gibi değerlendirsinler, kargaşayı da önlersiniz. Tekrar ediyorum: Bu yeni
kurulacak teşkilat kargaşadan başka bir şey yaratmayacak.
Gerçekten, terörle mücadelede kararlıysanız söyleyeceğimiz şeyler
var. Önce, bölücü terörün ne istediğini bileceksin. Bölücü terör çok açıkça
“Güneydoğu’nun meselesi geri kalmışlık meselesi değildir. Güneydoğu’nun
meselesi Kürt iradesinin Anayasa’da hâkim kılınmayışıdır. Stratejik hedefimiz
de kültürel hakların tanınması.” diyor, “otonomi” diyor, “federasyon” diyor,
“bağımsızlık” diyor.
Bunların karşılığında, Türkiye Cumhuriyeti devletinin
vazgeçilmezleri, millî mukaddesleri nedir? Bu, Anayasa’nın dibacesinde, 1’inci,
2’nci, 3’üncü maddesinde sayılmış: Tek devlet, tek millet, tek vatan, tek
bayrak, tek dil. Bölücü terörün talepleriyle bizim millî mukaddeslerimizi,
vazgeçilmezlerimizi yan yana koyduğunuzda iki yol var: Ya oturacaksınız,
bunların ikisini yan yana koyup müzakere edeceksiniz -cesaretiniz varsa edin-
ya da mücadele edeceksiniz.
Son zamanlarda iktidar partisinin yetkililerinin verdiği
beyanatlarla -özellikle “Türk milleti kavramı Anayasa’dan çıkarılabilir.” gibi-
sizlerin müzakere yolunu seçtiğiniz kanaatindeyiz. Habur’daki
rezalet bunun işaretidir, “Ne mutlu Türk’üm diyene!” kavramına karşı çıkmanız
bunların işaretleridir, Kürt Çalıştayına çağırdığınız
adamlar bunların işaretleridir. Bütün bunlar bölücü teröre mevzi
kazandırmıştır.
Sizler bölücü terörle, bölücü terörün yandaşlarına Aspirin vererek
meseleyi halledeceğinizi sanıyorsanız ya safsınız ya da gerçekten gizli
ajandanızda bir şey var. Bu yoldan vazgeçin. Gerçekten, terörle mücadelede
kararlıysanız bölücü teröre bütün imkân ve kabiliyetlerinizle karşı çıkın. İşte
o zaman analar ağlamayacak, çünkü Türk’ün de Kürt’ün de anasını ağlatan bu
bölücü terör eşkıyası.
Sonuç olarak, bütün bu yaptıklarınızı demokrasi kılıfına
sığdırmaya, demokrasi kılıfıyla izaha çalışıyorsunuz. Ancak bilin ki hiçbir
demokrasi, bir ülkenin temel kazanımlarını, millî mukaddeslerini yok etme veya
test etme hakkını kimseye vermez. Bu hakkı biz de vermeyeceğiz.
Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aksoy.
Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
Atilla Kart, Konya Milletvekili. (CHP sıralarından
alkışlar)
Buyurun Sayın Kart.
CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, tasarının genel gerekçesi ve madde
gerekçelerinde terörle mücadele konusunda koordinasyon sorunlarının yaşandığı,
bu sebeple İçişleri Bakanlığı bünyesinde yeni bir müsteşarlık yapılanmasıyla
birlikte devletin tüm istihbari bilgilerinin bu
merkezde toplanması gerektiği, devamında da uzman kişilerden yeterli ölçüde
yararlanmak amacıyla esnek personel istihdamının zorunlu hâle geldiği,
sözleşmeli ya da görevlendirme yöntemiyle personel ve yabancı uzman
çalıştırılacağı, bu kurulun operasyonel bir görevinin
olmayacağı ifade edilmektedir.
Değerli milletvekilleri, iktidar süresi yedi yılı aşan bir Hükûmet Türkiye’yi yönetiyor. Demokrasi tarihimizde hiçbir
siyasi iktidara nasip olmayan bir milletvekili çoğunluğuyla Türkiye
yönetiliyor. Böyle bir siyasi tabloda zorunlu olarak şu sorular
cevaplandırılmalıdır: Koordinasyon sorunları neden yaşanıyor, nereden
kaynaklanıyor? Bu sorunlar ve bu sorular neden somut olarak açıklanmıyor? Bu
kurumlar, bizzat bu siyasi iktidarın idari anlamda denetlediği kurumlar değil
midir? Sekiz yıldan bu yana Türkiye’yi tek başına yöneten bir siyasi iktidar
döneminde bu zafiyetlerin sık sık yaşanması ve
yönetim kaosunun doğması olağan mıdır? Bu sorulara Hükûmetin açık ve tatminkâr cevaplar vermesi zorunluluğu
vardır. Ancak, bu aşamada bile karartma yapıldığını, karambol
yaratıldığını, emrivaki yapılmak istenildiğini görüyoruz.
Değerli milletvekilleri, Başbakanlık, soruyoruz, bu koordinasyonu
sağlamakta yetersiz mi kalıyor? Üç yıl evvel Başbakanlığa bu yetkiyi verdik,
Mayıs 2006 tarihinde. Başbakanlığın bu koordinasyonu yapacak kadroları ve
iradesi yok mu?
Bakın, sayın milletvekilleri, öylesine bir düzenleme getiriliyor
ki yetki ve görev bakımından İçişleri Bakanlığı bürokrasisini Başbakanlığın
bürokrasi kademelerinden daha geniş yetkilerle donatıyoruz. Hiyerarşiyi altüst
etme pahasına bir düzenleme yapıyoruz. Başbakanlık Müsteşarlığına eş değer ve
hatta o makamın yetkilerini fiilen aşan bir düzenleme getiriliyor.
Peki, değerli milletvekilleri, bu süreci değerlendirdiğimiz zaman
nasıl bir tablo çıkıyor ortaya? Zaten tahrip edilmiş olan bir bürokratik
yapıyı, bürokratik hiyerarşiyi, kıdem ve liyakati tümden ortadan kaldırmak
pahasına böyle bir düzenlemeye neden ihtiyaç duyuluyor?
Değerli arkadaşlarım, siyasi iktidar, Türkiye Cumhuriyeti
devletinin kendi sorumluluğu altında bulunan kurumlarına güvenmiyor mu? Neden
kurumlar arasında ayrımcılık yapmak pahasına böyle bir düzenlemeye tevessül
ediyor?
Değerli milletvekilleri, işin esası şu: Siyasi iktidar Türkiye’yi
yönetemiyor, yönetme ehliyeti yeterli değil. Ortaya çıkan tablo budur.
Yetersizliğin getirdiği panik hâliyle sistem tahrip ediliyor. Olay elbette
bundan da ibaret değil. Bundan ibaret olsa yine masum bir gerekçe olarak
sunulabilir, değerlendirilebilir. Olay bundan ibaret değil. Sistemi koordine
etmekle ve düzeltmekle sorumlu olan siyasi iktidar, özellikle jandarma ve
Genelkurmay istihbaratına egemen olma amacını ve emniyet bünyesinde kendisinin
yarattığı gruplaşmayı, bizzat yarattığı gruplaşmayı kendince kontrol altına
almak amacını öne çıkaran bir düzenlemeyi getiriyor. MİT bünyesinde ve
jandarmada istediği kadrolaşmayı parti memuru anlayışı içinde gerçekleştiremeyen
Hükûmet, bu amacına da ulaşabilmek için bu tasarıyla
karşımıza geliyor, mutlak iktidara ulaşabilmek için yeni bir hamle yapıyor.
Peki, değerli milletvekilleri, yeni istihbari
düzenleme şu kronik sorunlara, şu yapısal sorunlara bir çözüm getirebilecek mi:
Bu tasarıyla, sayılarının 11 ila 15 arasında olduğu bilinen özel
donanımlı mobil dinleme araçları kontrol altına alınabilecek midir? Bu
araçların Türkiye Cumhuriyeti’nde kim tarafından, hangi kurum tarafından
kullanıldığı ortaya çıkacak mıdır? Yoksa bu araçların, bir şekilde, bu
Müsteşarlık bünyesine alınarak Kaçakçılık Ve Organize Suçlarla Mücadele
bünyesindeki, KOM bünyesindeki fiilî ve illegal olan dinleme süreçleri legal
hâle mi getirilmek isteniyor? Ankara ve İstanbul’da saatli bomba gibi dolaşan,
Başbakanlığın ve karargâhın -karargâhın özelliklerini biraz sonra ifade
edeceğiz- fiilî kullanımında olduğu anlaşılan bu araçların işbaşında olması,
değerli arkadaşlarım, hangi hukuk devletinde kabul edilebilir? Bu süreç başlı
başına faşizan bir süreç anlamına gelmez mi? Bu kayıt dışılığı neden
sürdürüyorsunuz?
Türkiye’de ortam dinlemesi hangi yasal dayanakla yapılıyor? Sayın
Mehmet Ali Şahin önergelere cevap veriyor, diyor ki Adalet Bakanı sıfatıyla:
“Türkiye’de ortam dinlemesi yapılmaktadır.” diyor. Peki, Sayın İçişleri Bakanı
Beşir Atalay bu durumu neden ve hangi gerekçeyle inkâr ediyor? Böyle bir vakıa
var, hangi gerekçeyle inkâr ediyorsunuz? Adalet Bakanının resmî yazısını,
cevabını inkâr etmek pahasına neden bunu görmezden geliyorsunuz? Getirilen bu
yasal düzenleme bu tür illegal uygulamaları ortadan kaldıracak ve sorumluları
tespit edebilecek midir değerli arkadaşlarım, yoksa bu yapıyı kurumsal ve
kontrol edilemez, denetlenemez hâle mi getirecektir?
Bu kurum, Deniz Feneri Derneğinin yolsuzluk ve usulsüzlükleri
İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığı tarafından raporlara bağlandığı
hâlde bu derneğin siyasi iktidar tarafından neden himaye edildiğine açıklama
getirebilecek midir, yoksa bu kirli ilişkileri tümden denetlenemez,
sorgulanamaz hâle mi getirecektir?
Bu kurum, getirilmek istenilen bu yapılanma Türkiye
Cumhuriyeti yönetimi için bir utanç olan Hrant Dink, Rahip Santoro, Malatya
Zirve Yayınevi saldırılarının, Uğur Kaymaz cinayetinin, Küçük Ceylan’ın, Aydın
Erdem’in ölümünün sebep ve sorumlularını ortaya çıkarma konusunda kararlı bir
iradeyi ortaya koyabilecek midir, yoksa tüm bu ilişkileri daha kirletecek ya da
karartacak bir yapılanmayı mı getirecektir?
Hrant Dink cinayeti öncesinde görev ve yetkilerini açıkça kötüye
kullandığı sabit olan bazı emniyet yetkilileri neden siyaseten korunuyor?
Jandarmanın üstüne gidiliyor, gidilsin. Emniyet yetkilileri neden siyaseten
korunuyor? Bu kişiler neden mümtazen terfi
ettiriliyor? Bu görevlilerden bazıları bu Müsteşarlık bünyesinde kilit
görevlere getirilirse şaşmayınız değerli arkadaşlarım. Tekrar ifade ediyorum: Hrant Dink cinayeti sürecinde
siyaseten korunan, mümtazen terfi ettirilenler bu
Müsteşarlık bünyesinde kilit görevlere getirilirse şaşmayınız.
PKK’nın Reşadiye saldırısı öncesinde Erzincan, Erzurum ve Tunceli
bölgesinde yaratılan istihbarat zafiyetinin sorgulamasını ve öz eleştirisini bu
kurum yapabilecek midir? Bizzat Cumhurbaşkanının, Başbakanın, Başbakan
Yardımcısının bu konuda yarattığı kuşku ve suçlamaları bu kurum giderebilecek
midir?
Bu kurum, Habur’da yaşanan kaos ve aczi bundan böyle engelleyebilecek midir?
Bu kurum, seçilmiş belediye başkanlarını gözaltı aşamasında
kelepçeleyen polis devleti zihniyetini ortadan kaldırabilecek midir, yoksa bu
zihniyeti kurumsal ve denetlenemez hâle mi getirecektir?
Böyle bir yaklaşımın demokratik açılımla, demokrasiyle izahı
mümkün mü değerli arkadaşlarım? Böyle bir zihniyetin terörle mücadele etmesi
mümkün müdür?
Polis odaklı bir merkezî yapılanma karşısında seçilmişlere yönelik
bu tür müdahalelerin bundan böyle de yapılmayacağının teminatı nedir? Bu
kurumun, bu anlamda bir teminat olması mümkün müdür?
Anayasa Mahkemesinin iptal kararından bu yana bir yılı aşkın bir
süre geçmiş olmasına rağmen bakıyoruz, TİB konusunda, Telekomünikasyon İletişim
Başkanlığı konusunda bir yasal düzenleme yapılmıyor. Bu makamın işgaline neden
seyirci kalıyoruz değerli milletvekilleri? 5397 sayılı Yasa’nın iptaliyle doğan
bu boşluk, bu tasarıyla mı giderilmek isteniliyor? O süreçteki illegal
yapılanma, fiilî yapılanma bu tasarıyla legal hâle mi getirilmek isteniyor?
Değerli milletvekilleri, tüm bunlar bir tesadüf olabilir mi?
Elbette olamaz. Tüm bunlar ancak sistematik, merkezî, planlı, programlı ve
fiilî bir karargâhın çalışmasının ürünü olabilir.
Bu sorularımızın ve endişelerimizin ne kadar yerinde ve gerçekçi
olduğunu tasarının muhtelif maddeleri açıkça gösteriyor. Bu tasarıdaki temel
amaçlardan birisi -yine kaygıyla ifade ediyoruz- istihbari
anlamda kadrolaşmadır ve toplumu sıkıyönetim yöntemleriyle kontrol altına alma hedefidir.
Tasarının 13’üncü maddesinde, 657 sayılı Yasa’ya tabi olmaksızın
sınırsız sayıda sözleşmeli personel ve yabancı uzman istihdamına imkân
tanınıyor. Bakıyoruz tasarıya, sadece 94 personelden oluşan, koordinasyondan
sorumlu olan, operasyonel bir görevi olmayan bir
kurum oluşturuluyor ancak bu dar kapsamlı örgüt, geçici ve sözleşmeli
görevlendirmeler ve yabancı uzman istihdamıyla bir anda ucu açık bir
örgütlenmeye dönüşüyor. Bu kişilerin nitelikleri hakkında hiçbir ölçü
getirilmeyerek keyfî ve kontrolsüz bir istihdam alanı yaratılıyor.
Hatırlayınız, Abdullah Çatlı ve arkadaşlarına da emniyet tarafından uzman
kimliği verilmişti. “Yeşil” kod adlı kişinin illegal ve esrarengiz ilişkileri
de bu şekilde, bu yöntemlerle bir anlamda himaye edilmiş, kimileri tarafından
legal diye sunulmuştu. Getirilen bu düzenleme bu kirli ve karanlık ilişkileri
kurumsal bir hâle dönüştüreceği gibi, bir taraftan da yabancı uzman istihdamı
suretiyle Türkiye’de bugün istihbari anlamda egemen
olan okyanus ötesi ve berisi birtakım yabancı ve esrarengiz ilişkilerin de yine
kurumsal hâle getirilmesinin önünü açacaktır.
Tüm bu yapılanmanın devamında, değerli milletvekilleri, bakıyoruz
18’inci maddede, İçişleri Bakanlığı taşra teşkilatında seksen bir ilde ve
ihtiyaç duyulması hâlinde -yine ucu açık bir düzenleme- il sosyal etüt ve proje
müdürlüğü kurulması amaçlanıyor, bu birimin İçişleri Bakanlığı teşkilatına
eklenmesi amaçlanıyor. Bunun anlamı F tipi yapılanmanın ve AKP tipi
istihbaratın ilçe ölçeğinde yaygın hâle gelmesidir değerli milletvekilleri.
Bunun başka bir anlamı, izahı yoktur. Onun için diyoruz ki, değerli
milletvekilleri, bu tasarının aslında esası ve özü şudur: AKP modeli istihbarat
örgütlenmesinin nihai aşamalarından oluşturulan bir tasarı söz konusu. Mutlak
iktidar arayışının çatısı örülüyor. Bakın, bu çatıyı yaratan o kronolojik
süreci, o tesadüfleri somut olarak bir gözden geçirelim:
11 Temmuz 2003 tarihli Sabah gazetesinde “Erdoğan’ın Özel Timi”
başlıklı, Yavuz Donat imzalı haber.
Sayın Başbakan, hukuksuzluklar, yolsuzluklar konusunda o kadar
kararlı ki, mevcut anayasal yapı yetmiyor kendisine, bunları çalıştırmak yerine
kendisine doğrudan bağlı birimler oluşturuyor. Bu birimlerin önünde sır ve
gizlilik engeli yok. Başbakana doğrudan bağlı, operasyonel
yeteneği olan, Meclise yürüme mesafesindeki bir mekânda, bu çalışmalar, bu
karargâhta sürdürülüyor.
Bu fiilî karargâh, değerli milletvekilleri -biraz sonra somut
olarak da ifade edeceğim- Başbakan, İçişleri ve Adalet Bakanı ağırlıklı olarak,
kamu gücünü ve yetkisini kötüye kullandığı ve bu süreç süreklilik kazandığı
içindir ki artık illegal bir yapıya dönüşmüştür. Bu süreç, 11 Temmuz 2003
tarihinden bu yana Cumhuriyet Halk Partisi tarafından sorgulanmakta,
denetlenmektedir, ancak kabul etmek gerekir ki karargâh, karartma ve bilgi
kirliliğini sürdürmeye, gündemi tayin ve saptırmaya maharetle devam ediyor.
3 Temmuz 2005, değerli milletvekilleri, bir pazar günüdür.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Kurula katılmamıştır. Niye katılmamıştır? Çünkü
siyasi iktidar, İç Tüzük’te, temel kanun konusunda muhalefetin konuşma hakkını
kısıtlayan düzenlemeler getirmiştir. Ne yapmıştır o gün?
Adalet ve Kalkınma Partisi Ankara Milletvekili Ersönmez
Yarbay çıkıp iktidar grubuna yönelerek demiştir ki: “Değerli arkadaşlarım,
temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasını sağlayacak bir teklifle karşı
karşıyayız. Muhalefetin yokluğunda, Cumhuriyet Halk Partisinin yokluğunda bu
teklifi görüşmeyelim. Bu teklifi muhalefetin yokluğunda görüştüğümüz takdirde,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin meşruiyetini ve saygınlığını tartışılır hâle
getiririz.”
Ben, buradan, o yürekli arkadaşıma, milletvekili sorumluluğu
adına, saygınlığı adına huzurunuzda teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.
Değerli arkadaşlarım, bakıyoruz, bunun devamında o gün bir de ne
görüşüldü biliyor musunuz? Cargill Tasarısı
görüşüldü. Cargill Tasarısı. Nasıl görüşüldü? Orada
da Cargill’in, Başbakanlıkta, başka müsteşarların da
katılımıyla Cargill’i korumaya yönelik olarak Cargill yetkililerinin de katıldığı bir karargâh toplantısı
yapılmıştı. O karargâh toplantısının sonucunda da o gün yine muhalefetin
yokluğunda, fırsattan istifade… Cargill’in önemini
elbette takdir edeceksiniz, bunu biraz sonra somut olarak da ifade edeceğiz.
Bunlar görüşüldü, karargâhta görüşüldü.
Danıştay saldırısından sonra, Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali
Şahin’in Meclis Genel Kurulunda 17 Mayıs 2006 tarihinde -aynen ifade ediyorum-
“Hissiyatımı sizlerle paylaşmak isterim. Birtakım sürprizlere de hazır olun.”
şeklinde yaptığı konuşma. Sayın Bakanın saldırı öncesi yasal olmayan fiilî
kolluk çalışmaları hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olduğunu görüyoruz.
Bakıyoruz, bu süreçte, nasıl bir tesadüfse Tanık Koruma Kanunu
çıkıyor. Yine bu Tanık Koruma Kanunu’nun Ergenekon olarak adlandırılan Silivri
yargılamasında aslında yasal şartlar olmadığı hâlde kullanıldığını görüyoruz.
Jandarma, MİT ve emniyetin Türkiye genelindeki iletişimin
tespitine yönelik olarak Adalet Bakanlığı uygulamalarını uzun uzadıya anlatmak
istemiyorum. Her üçünün de Türkiye genelinde izleme yapması Anayasa’ya aykırıdır.
Ama jandarmaya itiraz ediyoruz, emniyet ve MİT’e itiraz etmiyoruz. Bunun bir
anlamı olmalı, bir açıklaması olmalı.
Adalet müfettişlerinin siyasi talimat yoluyla ve himayeyle
gerçekleştirdikleri kanunsuzluklar… Bu anlamda, bakıyorsunuz, Türkiye Cumhuriyeti
Adalet Bakanlığı adaletsizliklerin kaynağı hâline geliyor. Nasıl geliyor?
Dokunulmazlık fezlekelerinin ortadan kaldırılmasına, yedi yıldır burada,
Mecliste olan dokunulmazlık fezlekelerinin ortadan kaldırılmasına seyirci
kalıyor. Başbakan ve Cumhurbaşkanının fezlekelerini sekiz ay boyunca, on altı
ay boyunca sümen altı ediyor. Adli emanet paraları ve
adalet personelinin yol tazminatlarını kayıt dışı bir şekilde kullanıyor.
Devam ediyoruz: Başbakanlık örtülü ödenek harcamalarındaki
olağanüstü artış…
Değerli milletvekilleri, 2005 yılında 30 milyon dolar seviyesinde
olan örtülü ödenek harcamaları, bakıyoruz, 2006’da 210 milyon dolara çıkıyor,
2007’de 240 milyon dolara çıkıyor; 8-9 katı bir anda artıyor. 2006 ve 2007
tarihleri ile Silivri soruşturmasının polis soruşturması ve hazırlık dönemini
dikkat ve takdirlerinize sunuyorum.
Başbakan Yardımcısı Ekren, bu artışı,
gizli haber alma giderleriyle açıklıyor. Başbakanlık örtülü ödeneğinin başında
da Başbakanın belediye başkanlığı döneminden itibaren ilişki içinde olduğu ve
sahtecilikten mahkûm olan bir kişinin bulunduğunu, Başbakanın ilk icraat
olarak, 25 Mart 2003 tarihinde bu görevlendirmeyi yaptığını da dikkat ve
takdirlerinize sunuyorum.
Değerli arkadaşlarım, bakıyoruz, bir cemaate yönelik adli
soruşturma esnasında Erzincan ve Erzurum cumhuriyet savcılıkları arasında
doğmuş olan çekişme ve Başbakan Yardımcısının taraf olarak o soruşturmaya
müdahil olduğunu görüyoruz ve nihayet KOM üzerinden, Kaçakçılık ve Organize
Suçlarla Mücadele birimi üzerinden sürdürülen fiilî, illegal telefon
dinlemeleri, tüm bu ihlalleri yasal, kurumsal ve denetlenemez hâle getirmeyi
amaçlayan AKP ve F tipi istihbarat örgütlenmesini hedef alan bir tasarıyla
karşı karşıyayız.
Unutulmamalıdır, belli bir gruba mutlak hâkimiyet sağlayan bu yapılanma,
siyasi iktidar iradesini de kaçınılmaz olarak sağa sola savuracaktır. Günümüzde
zaman zaman bunun yaşandığını da görüyoruz.
Bu yapılanmayla birlikte, kritik yargılama ve soruşturmaların
tümüne Hükûmetin ya da karargâhın doğrudan müdahale
etmesi, delilleri karartması ya da tahrif etmesi imkânı yasal olarak doğacak ve
kurumsal hâle gelecektir.
Tam bu süreçte soruyoruz: Adli kolluğu kurmaktan neden ısrarla
kaçınıyorsunuz? Neden bu konunun tartışılmasına dahi fırsat vermiyorsunuz?
Değerli arkadaşlarım, kamu düzeni ve kamu yararı kavramları, çok
aktörlü, katılımcı, çoğulcu ve sivil toplum unsurlarıyla çok yönlü bir şekilde
oluşur ve gelişir. Demokrasinin esası ve özü budur. Ancak dikta yönetimleri,
kamu düzeni kavramının merkezî bir otoritenin kararı ve disiplini doğrultusunda
şekillenmesini tercih ederler, kamu düzeni bakanlıkları kurarlar. Franco da bunu yapmıştır, Salazar
da yapmıştır, Hitler de yapmıştır, Mussolini de
yapmıştır, Stalin de yapmıştır. Terörle mücadeleyi etkin hâle getirmek
görüntüsü ve gerekçesinin ardına sığınılarak, kamu düzenini yönlendirmek için
siyasi ve münhasır güç kullanımını oluşturmak isteyen bir iktidarla karşı
karşıyayız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kart, lütfen tamamlayınız.
ATİLLA KART (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, ikinci bir Millî
Güvenlik Kurulu oluşturuluyor. Bu ikinci Millî Güvenlik Kurulu, bu yapılanmada
terör söylemini gerekçe göstererek iktidar politikaları aleyhindeki her türlü
düşüncenin izlenmesinin mekanizmasını kuruyor.
Bakın, ekonomide özelleştirme yoluyla bir taraftan yolsuzluklar
kurumsal olarak yapılıyor, onları geçiyoruz, onların tartışması ayrı ama
değerli arkadaşlarım, bu özelleştirmeler yoluyla sadece şeker ve tütün
sektörüne dikkatinizi çekiyorum: Şeker fabrikaları özelleştirilmedi, şeker
fabrikaları kapatıldı; Tekel fabrikaları özelleştirilmedi, Tekel fabrikaları
kapatıldı. Bu nedir? Türkiye'nin ekonomi olarak belli sermaye gruplarının, o
Beyaz Saray’da, o Cargill görüşmeleri aşamasında
verilen sözlerin yerine getirilmesidir değerli milletvekilleri, bunun başka bir
anlamı var mı? Türkiye tarımda ve sanayide üretim gücünü kaybediyor. Türkiye
bunun sonucunda da kaçınılmaz olarak…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ATİLLA KART (Devamla) – Sayın Başkanım, bir dakika izin
verirseniz…
BAŞKAN – Lütfen Sayın Kart, teşekkür ediyorum.
ATİLLA KART (Devamla) – Türkiye tüm bu sürecin sonucunda da…
Bir dakika istirham ediyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Teşekkür için açıyorum.
Buyurun.
ATİLLA KART (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, böyle bir
yapılanmada, aslında o ekonomik anlamdaki sömürgeleştirmenin devamında dikta
yapılanmasının doğması sosyolojik bir süreçtir, kaçınılmaz bir süreçtir.
Türkiye'de bu yaşanıyor.
Bakın, sevgili arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; mutat bir
muhalefet söylemi içinde değilim, bundan emin olmanızı istiyorum. Burada, belli
bir süre sonra bu yanlış politikalar sebebiyle, geçmişe baktığımızda “Biz
nelere yol açmışız?” dememek için, bu vicdani sorumluluğu yaşamamak için sizi
öz eleştiriye ve sağduyuya davet ediyorum. Şu an çıkar ve konjonktürünüze
uygun görünen bu düzenlemeler gelecekte sizi de bizi de sivil toplumu da
savuracaktır. Yönetimde egemen olan bir politbüronun
ve illegal bir karargâhın aralarındaki iktidar dengesi ve kavgası üzerine Türkiye’yi
yönetmesine seyirci kalmayınız, görmezden gelmeyiniz. Böyle bir yönetim
sürecinin, toplumsal barışa, üniter yapıya,
demokrasiye, temel hak ve özgürlüklere ve kamu güvenliğine bir katkı sağlaması
mümkün değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ATİLLA KART (Devamla) – Bu düşüncelerle, bu değerlendirmelerle
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kart.
Tasarının tümü üzerinde söz isteyen Barış ve Demokrasi Partisi
Grubu adına Hamit Geylani, Hakkâri Milletvekili.
Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)
BDP GRUBU ADINA HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarısının tümü üzerine Barış ve
Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Meclisin bu birleşiminde, yurttaşın ana
dil, düşünce, siyaset, kültür ve can güvenliğinin olmadığı bir ortamda ülkenin
güvenliğini tartışıyoruz. Onun için, bu yoklukta, bini aşkın parti
yöneticilerimizin, belediye başkanlarımızın ve üyelerimizin her tür
güvenliklerinin kelepçeye vurulmasını kınayarak konuşmama başlıyorum.
Evet, ne yazık ki 21’inci yüzyılda nevi şahsına münhasır bir rejim
yapılanmasında yaşıyoruz. Yine, bir “Balyoz Harekâtı”yla,
sözüm ona “ülke güvenliği” adına, cami minarelerinin cemaatin kanları içinde
havaya uçurulacağı, kendi pilotlarının havada berhava edileceği, Kürtlere, yine
her zaman olduğu gibi, İsrail tarzı sertlik uygulanacağı bir sıkıyönetim ve
ardından da darbe histerisi sevdasıyla komşu ülkeye savaş açılacağı ve daha
nice çılgın harp senaryolarıyla bir kez daha bir Osmanlı oyunuyla kuşatma
altındayız. Bunun için toplum tedirgin, bunun için toplum şaşkın bir
durumda. Bakınız, balyoz darbesinde adı geçen yandaş ve karşıt olarak gösterilenlerin
büyük çoğunluğu isyandadır. Darbenin başbakanı olarak öngörülen şahsiyet de
“Darbe, ihanettir.” diyor. O zaman sizlere “havar”ım
şu: Gelin bu isyanları durduralım, gelin bu ihanetlere son verelim.
İşte, tam da bu şaşkınlıkta görüştüğümüz yasa tasarısıyla kurulmak
istenen Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, devletin Kürt sorununa bakışı ve
demokratikleşme anlamında Türkiye’de hiçbir şeyin değişmediğini bir kez daha
ortaya koymaktadır. Çünkü bu yasa tasarısı yine askerî vesayetin bir diktesidir.
Çok ilginçtir ama 19 Temmuz 2005’te dönemin Genelkurmay 2’nci Başkanı İlker
Başbuğ’un emirli bir istemi üzerine şöyle diyor: “Terörün güvenlik, istihbarat,
psikolojik, harekât, sosyal, ekonomik ve eğitim boyutlarını inceleyecek,
yapılacakları makro seviyede planlayacak koordinatör bir kuruluşa ihtiyaç
vardır. Bu bir müsteşarlık olabilir.” İşte bugün görüşmesini yaptığımız yasa
tasarısında öngörülen müsteşarlık. Bu konu Başbakana iletilmiştir. Şimdi, bunun
gereğini bekliyoruz. Mesajın gereği olarak da Kürt sorununu terör sorunu gibi
gören anlayışın bir kurumlaşması biçiminde böylesi bir tasarının ortaya
çıktığını düşünüyoruz. Bu nedenle, tasarı, Kürt sorununun çözümsüzlüğünü
psikolojik savaş merkezine dönüştürmesi planıdır, seksen yıllık denemelerin bir
başka biçimidir ve bu bir savaş hâli yaratma durumudur. Onun için Kürt
siyasetçilerine karşı operasyonel süreçlerin
planlarını düzenleyen bir kurum olacaktır. Bu kurum, 2002 yılında Mülki
İdareler Şûrasında on bir açıdan yasaya aykırılığı saptanan EMASYA Protokolü’nün
besleneceği hukuksuzluklar merkezi olacaktır. Bu madde görüşmelerinde bu
hukuksuzlukları detaylı -arkadaşlarımızla birlikte- açacağız. Özce, bu siyasal
iktidarın devlet içinde yeni bir derin yapılanmaya çanak tutmaktan başka bir
şey olmadığı apaçık ortada. Bu ve benzeri anlayışlarla, Türkiye'de devlet
yapılanması bütün kurum ve kuruluşlarıyla iç düşman ve dış düşman fobisi
üzerine inşa edilmiştir ne yazık ki.
Değerli arkadaşlar, hiçbir komplekse
kapılmadan, hepimiz, ülkenin gerçekleriyle, artık, yüzleşmek zorundayız. Bugün
geç bile kalınmıştır. Bu ülkenin temel gerçek sorunu demokrasidir. Sanırım,
hiçbirinizin de itirazı olmayacaktır. Ama baş gerçek sorun da Kürt sorununun
barışçıl ve demokratik çözümüdür. Bilimsel olarak ve diyalektik bir realite
olarak da baş sorun çözülmeden -temel sorunun- ülkenin hiçbir yerinde hiçbir
sorunun da çözüldüğü görülmemiştir ve görülemez de. İşte, yaşamın
çözümsüzlüğünden kaynaklı 12 Eylül darbe Anayasası ve tüm bağlı yasal
düzenlemeler devleti ve onun güvenliğini kutsamış, bireye karşı koruma telaşı
içine girmiştir.
Değerli arkadaşlar, ülkenin güvenliğinin güvencesi, bireylerin
özgürlüklerini temel alan ve haklarına saygı gösteren özgürlükçü bir düzende
saklıdır.
İttihat ve Terakkiden bu yana sürekli korku ve güvensizlik üreten
ve de bunların üstesinden gelmek için yasaklamalardan başka çare düşünmeyen bir
anlayış sendromu yaratılmıştır. Bu anlayışın
taşıyıcısı ve temsilcisi olan hükûmetler ve devlet
yetkilileri, güvenliği sağlamak için özgürlüklerden değil, yasaklardan ve
yasaklar üzerinde inşa edilmiş güçlü, merkezîleşmiş bir devletten çözüm
aramışlardır. Gelinen noktada bu ezber çözümün son hamisi de, açılım ve sözde
daha fazla demokrasi senaryolarını üreten ve yeni çıkmazlara teslim olan AKP Hükûmetidir.
Acı gerçeğe bakınız; siyasi parti kapatma mezarlığına dönüşmüş,
siyaset yasağı bir yaşam tarzı olmuş, binlerce yurttaşı düşüncelerinden ötürü
tutuklanmış, polise taş attıkları gerekçesiyle yine yüzlerce çocuk yirmi yılı
aşkın ceza istemiyle tutuklanmış, farklı dil ve kültürler yasaklanmış, halkın
iradesi kelepçeye vurulmuş bir ülkede yaşıyoruz. Daha yeni, Iğdır Belediye
Başkanının bileklerinde hâlâ görünen kelepçe izi sistemin çirkin bir
fotoğrafıdır; bunu bir kez daha protesto ediyoruz.
Değerli milletvekilleri, özgürlükler ile güvenlik, huzur ortamı
arasında doğru bir orantı olduğu unutulmamalıdır. Bugün dünya üzerindeki en
güvenli ülkelerin aynı zamanda en özgür ülkeler olduğu gerçeği yadsınamaz. Buna
karşın, özgürlüklerin tanınmadığı böylesi bir ülkede, ne devletin ne bireyin ve
ne devlet güvenliğinin ne birey güvenliğinin sağlandığı görülmemiştir.
Cumhuriyetle yaşıt bu kangren hadise, hâlen, asayiş ve güvenlik
mantığıyla ele alınmaktadır. Kurulacak bu Müsteşarlık, Türkiye’nin
demokratikleşmesine, Kürtlere ve diğer mağdur kesimlere karşı psikolojik
harekât planıdır. AKP’nin yeni bir kadrolaşma alanı olarak kurmak istediği
Müsteşarlıkla Kürt sorununu çözme niyetinde olmadığını, açılımın ise bir
kandırmaca ve oyalama olduğunu da apaçık ortaya çıkarmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; güvenlik olgusunu doğru
okumalıyız. Gerçek güvenlik, yurttaşın can ve mal güvenliğiyle birlikte düşünce
güvenliği, o düşüncenin ana dille ifadesi, ana dille örgütlenmesi, eğitimi ve
yaşamın her alanında iktidarlaşmasıyla devletin demokratik güvenliği
kendiliğinden sağlanmış olur. Kontra güçler, köy korucuları, pompalı tüfekliler
ve böylesi güvenlik birimleriyle, hiçbir hukuksuzlukla devletin demokratik
güvenliği sağlanamamıştır, bundan böyle de sağlanması olanak dışıdır.
Bakınız, aynı mantıkla hareket eden, yani Kürt sorununu güvenlik
ve asayiş sorunu olarak algılamak isteyenler yıllarca OHAL’i
uygulamadılar mı? Otuz yıla yakındır, kendi yetkili birimlerin deyimiyle,
şahsiyetlerin deyimiyle “düşük yoğunluklu bir savaş” dayatılmadı mı? Binlerce
köy yakılıp talan edildi. Milyonlarca yurttaş göçe zorlanarak tüm üretim
ilişkilerinden koparıldı. Bu da devasa sosyal patlamalardan biri olmuştur.
Değerli arkadaşlar, kuşkusuz, dehşet bir sosyal patlama da köy
koruculuğu sistemidir. Suç aletine dönüşen bu yapılanma yeniden canlandırılarak
yüzlerce kadrolarla arpalıklar üretilmektedir. Daha yeni, birkaç gün önce
Hakkâri’nin Yüksekova ve Şemdinli ilçelerine bağlı köylerde 400 kişiye silah
verilerek köy korucusu yapıldı. Bundan daha utanç verici, on sekiz ay maaş
verilmeyecek, bu süreç içinde sadece makarna ve kömür verilecek. Bu, insanın
onuruyla oynamak, böyle oyunlarla köy koruculuğuna teslim almaktır. Bu mantık,
işte bu mantık, yeniden Bilge köyü gibi toplu katliamlara açık kapı bırakmaktan
başka hiçbir şey değildir. O faciadan da ders çıkarılmadığı anlaşılmaktadır.
Bir yandan koruculuk sisteminin lağvedileceği veya ıslah edileceği söylenirken,
tartışılırken, öte yandan yurttaşı koruculaştırmak en büyük ilkesizlik değil
midir?
Ayrıca güvensiz güvenlik açmazıyla özel harp daireleri
oluşturuldu. JİTEM, Ergenekon ve sayısızca darbe planları gibi hukuk dışı
yapılanmalara gidildi. Binlerce cinayet işlendi, yüzlerce çete yapılanmasına
gidildi. Bölgede yine binlerce kişi faili meçhul cinayetlere kurban edildi,
insanlar toplu mezarlar ve asit kuyularına atıldı, aydınlar, siyasetçiler, iş
adamları, gazeteciler katledildi. Sormak gerekir: Ülke güvenliği böylesi bir
mantıkla, böylesi paramiliter güçlerle sağlandı mı,
bundan böyle sağlanabilir mi?
Sayın Başkan, açılım tartışmalarında Sayın Başbakan “Sorun sadece
güvenlik politikalarıyla çözülmez.” diyor. Tırnak içine aldım: “Diyor!” Peki,
neden yeni güvenlik ve asayiş merkezleri üretilmeye ve dayatılmaya başlandı?
Sayın Başbakana sesleniyorum: Kürt sorunu güvenlik sorunu değildir, Kürt sorunu
terör ve şiddet sorunu da değildir, Kürt sorunu salt ekonomik bir sorun
değildir ve Kürt sorunu sadece kültürel bir sorun da değildir. Kürt sorununun
temeli, bir insanlık sorunudur, bir ontolojik yani var oluş sorunudur. İşte,
cumhuriyetle yaşıt bir mantıkla bugüne kadar ret ve inkâr politikalarıyla bugün
benzeri konuları tartışıyoruz. Onun için önce soruna bakış açısının değişmesi
gerekiyor, empati kültürünün oluşması gerekiyor.
Kürtlerin neler yaşadığını anlayabilmek için sadece ama sadece bir günlüğüne
herkesin kendisini Kürt hissetmesi yeterli olacak ve sorunu çözecek diye
düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, ülkemizin daha kapsamlı bir değişime ve
dönüşüme gereksinimi vardır. Bu da etnik referanslardan arınmış, bütün farklı
kimlik ve kültürleri güvence altına alan, ayrıca milliyetçi, devletçi ve
merkeziyetçi zihniyetten, resmî ideolojiden uzak duran bir anayasayla ancak
gerçekleşebilir. Bu anayasa, farklı etnik grupların kimliksel, dilsel, kültürel
haklarının önündeki engelleri kaldıran, yerel yönetimlerde demokratik özerkliği
benimseyen, gerçek anlamda temsilde adalet ve yönetimde demokratik istikrarı,
şu an yaşadığımız istikrarı değil, demokratik istikrarı sağlayan, siyasi
partiler ve yüzde 10 barajlı seçim hukukunu çağcıl hukuk normlarına indirgeyen
bir anayasa olmalıdır.
Anayasa’da şimdiye kadar onlarca yama değişiklikler yapıldı. Her
iktidar belli bir kişiye, belli bir hadiseye özgü, kendisine göre bir
değişikliğe gitti ama kimse Anayasa’nın darbeci özüne dokunmadı, cesaret de
edemedi. Böylece protez bir anayasa yaratılmıştır.
Bugün AKP de aynısını daha da belirsiz bir biçimde yapma ürkekliğini yaşıyor.
Ne yazık ki Barış ve Demokrasi Partisi dışında Meclisteki muhalefet de tüm
demokratik değişimlerin karşısında barikatlarla direnmektedir. Ve şimdi
darbecilerin sivil yargıda yargılanmasını önleyen Anayasa Mahkemesinin çağcıl
hukuka direnç bir yasal kararının sevincini yaşıyorlar. Ama unutulmamalıdır ki,
demokrasi herkese lazımdır.
Değerli milletvekilleri, öncelikle bu Meclis, iktidarı ve
muhalefetiyle, Gladio, kontrgerilla, JİTEM, Hizbulkontra, Ergenekon, darbe planları ve tüm suç
örgütlerini arka planlarıyla birlikte açığa çıkarmak ve yasal gereğinin
yapılması noktasında etik ve vicdani tarihsel sorumluluklarını yerine getirmekle
yükümlüdür. Bu bağlamda diyorum ki: Şu yasa tasarısını görüşeceğimize bugün,
yeni bir anayasayı tartışıyor olsaydık daha iyi olmaz mıydı, daha demokratik,
daha çağcıl olmaz mıydı? Antidemokratik Siyasi Partiler Yasası’nı, yüzde 10
barajlı, dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş Seçim Yasası’nı tartışıyor olsaydık
daha uygun olmaz mıydı? Ülkenin yararına daha hayırlara vesile olmayacak mıydı?
Ama ne yazık ki Türkiye’de, demokratikleşme başta olmak üzere bütün sorunların
başında bunlar gelmektedir, bu sıkıntılar. İşte bu sıkıntıları çözme anı gelmiş
ve geçmiştir. Kurulacak olan Güvenlik Müsteşarlığı bu anlamda çözüm değildir,
demokratik çözümlerin önünde bir engeldir, bir barikattır, bir beladır. Ne
yazık ki her hadiseye güvenlik penceresinden bakıldığı sürece tüm yaşamsal
sorunlar çözümsüz kalmaya devam edecektir.
Ayrıca, kurulacak Müsteşarlığın gerçek anlamda ne işe yarayacağı
da belli değildir. Bu eksende terörle mücadele politikaları üreten, ancak,
sorunu çözmeyen çokça sayıda benzer kurumlar vardır. Benden önceki sayın
konuşmacılar da isimlerini saydılar, o kadar zamanımız yok. İçişleri
Bakanlığına bağlı Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı da
benzer amaçlıdır.
Ama ne hazindir, bugüne kadar ülkemizde sivil hükûmetler
hiçbir zaman gerçek anlamda iktidar olup da ülkenin yönetiminde muktedir
olamadıkları için bu birimler üzerinde de herhangi bir otorite
sağlayamamışlardır çünkü bu ülkede cumhuriyet kurulduğu günden bugüne kadar
muktedir olan hep ağırlıklı olarak asker ve aynı anlayıştaki bürokrasi
olmuştur, bürokrasi.
Onun için, her sivil hareket veya yönetim demokratik olmayabilir
ama demokratikleşmenin temel vazgeçilmezliği de kuşkusuz sivilleşmedir değerli
arkadaşlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Geylani, lütfen
tamamlayınız.
HAMİT GEYLANİ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Ayrıca, bu yasaya göre, gizlilik içeren işler için örtülü ödenek
sağlayacağı da düzenlenmiştir. Bu gizli örtülü ödeneklerle nice kozmik
arşivlerinin kurulduğu ve demokrasiye tahrip kalıplarının döşendiğini de çok
iyi biliyoruz, son dönemde de gördük, yaşadık. Bunlar her gün gazete
manşetlerini ve televizyon ekranlarını süslemektedir. Türkiye örtülü
ödeneklerden çok çekmiştir. Bugüne kadar örtülü ödeneklerin nerelere aktarıldığını,
gerekçesiyle çok iyi hepimiz biliyoruz.
Değerli arkadaşlarım, ülkemiz yakın geçmişinde Yüksekova çetesini,
Şemdinli çetesini, Susurluk çetesini, Ergenekon ve benzerlerini yaşadı, örtülü
ödenekler desteğinde yaşamaya da devam ediyor.
Şemdinli davası hukukun sinesinde ağulu
bir hançerdir, hançer! Bakınız…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HAMİT GEYLANİ (Devamla) – Sayın Başkan, eşitlik sağlamanızı
istirham ediyorum.
BAŞKAN – Hemen şey yapmayın, görüyoruz burada Sayın Geylani.
Bir defa verdik ya, bundan sonra olmayacaktır zaten.
Buyurun.
HAMİT GEYLANİ (Devamla) – Evet, Şemdinli davası, bir kez daha
yineliyorum, hukukun sinesinde ağulu bir hançerdir.
Cinayetler için düzenlenmiş plan, doküman ve silahlarla suçüstü yakalanan ve 2
canın katilleri “iyi çocuklar”ın sivil mahkemelerde
aldıkları otuz dokuz yıl cezayı askerî mahkeme tek celsede tahliyeyle
sonuçlandırdı. Nereye getirmek istiyorum? Nereye getirmek istiyorum? İşte asker
kişilerin sivil mahkemelerde yargılanmasının önlenmesi bundandır. Ne garip bir
şey değil mi?
Evet, değerli arkadaşlar, satır başlarıyla itirazlarımızı,
eleştirilerimizi sunduk. Madde başlıklarında detaylı görüşlerimizi dile
getireceğiz.
Özce sunduğumuz bu nedenlerden ötürü yasa tasarısına karşı
olduğumuzu belirtir, gerçek hukuk düzenine kavuşma dileğiyle hepinizi saygıyla
selamlarım. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Tasarının tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz isteyen Ali Küçükaydın, Adana Milletvekilli. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
Buyurun Sayın Küçakaydın.
AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ KÜÇÜKAYDIN (Adana) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde görüşlerimi belirtmek üzere AK PARTİ
Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Konuşmam iki bölümde cereyan edecek.
Bunun bir tanesi, devletimizin, uzunca bir süre -otuz yıl gibi-
devam eden bir terör belasıyla -hukuk tanımaz, kanun tanımaz, kural tanımaz
bölücü terör- ve diğer terör örgütlerinin saldırısına muhatap olduğunu hepimiz
biliyoruz. Şüphesiz bu alanda verilen mücadele, devletin öz varlığına yönelik
bu saldırıları korumak, savunulması, en temel hak olan insanların yaşam
hakkının korunması ve demokratik düzenin de teminat altına alınması için
yürütülen bir çalışma.
Değerli milletvekilleri, terörle mücadelede bu süreçte… Aslında
biz bu süreci, yani otuz yıldan beri devam eden bu süreci, bir hükûmet meselesi değil, hatta partilerin meselesi değil,
tamamen devlet projesi olarak bu mücadelenin devam ettiğini biliyoruz ve
bakışımız da olaya bu şekilde. Terörle mücadele bir devlet mücadelesidir. Bütün
geçmiş hükûmetler bunu böyle yapmıştır, bugünkü Hükûmet de bunu böyle devam ettiriyor.
Şüphesiz, bir bölgemiz bir dönem, uzunca bir dönem, önce
sıkıyönetim, sonra olağanüstü hâl yönetimiyle yönetilmiştir ve yeni bir oluşum
olan, belki de o dönemde, bir bölge valisi bu terörle mücadeleyi ya da bu
çalışmayı o bölgede koordine etmiştir. Sonra, bizim Hükûmetimiz
döneminde, hepimizin bildiği gibi, bu olağanüstü hâl yönetimine son verilmiş ve
normal bir döneme geçilmiştir.
Değişik idari yapılanmalar, şüphesiz, hukuki düzenlemeleri de
beraberinde getirmiştir. Mesela terörle mücadeleyi legal ve illegal(x) yönden
önlemek üzere 1991 yılında Terörle Mücadele Yasası çıkarılmış, terörün tanımı
yapılmış, terör cezalarının artırılması yönünde karar alınmıştır. Buna bağlı
olarak başka yasalar da değiştirilmiştir, bunu destekleyici mahiyette. Örneğin
Türk Ceza Kanunu gibi, Ceza Muhakemeleri Kanunu gibi, Polis Vazife Salahiyet
Kanunu gibi ve sair kanunlar…
İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Legal terörü bir açar mısınız, legal
terörü.
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – Bu yasal düzenlemelerle beraber,
terörden zarar görenlerin zararının tazmini yönünde de bir hareket başlatılmıştır.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Hatip, bir şey söylediniz, “illegal
mücadele” nedir, onu açar mısınız?
BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen sabredin. Lütfen…
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – İllegal mücadele…
BAŞKAN – Sayın Küçükaydın, lütfen… Genel
Kurula hitap edin siz.
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – Yine, değerli arkadaşlarım, ülke
güvenliği açısından risk analizleri yapılmak suretiyle güvenlik güçlerimiz
eğitilmiş, araç-gereç yönünden donanımları sağlanmış ve aynı zamanda operasyonel bir güç olarak zaman içinde takviye edilmek
suretiyle terörle mücadele verilmeye devam etmiştir.
(x) Bu cümleye ilişkin düzeltme 03/02/2010 tarihli 56’ncı Birleşim Tutanak Dergisi’nin
225’inci sayfasında yer almıştır.
Ancak, Türkiye’nin terörle mücadele tarihini analiz ettiğimizde
şunu görüyoruz: Terör yalnızca operasyonel
faaliyetlerle -bu geçen süre bize bunu gösterdi ki- önlenemiyor. Zira, terör, yalnızca güvenlik sorunu değil, aynı zamanda
terör, ekonomik, sosyal, kültürel, siyasi, psikolojik boyutları da olan bir
sorundur. İşte, bunun farkına varan Hükûmetimiz
döneminde özellikle, bu bölgede bütün kamu kurum, kuruluşları harekete
geçirilmek suretiyle toplumumuzun bu hayat düzeylerini yükseltme, altyapı
hizmetleri verme; elektrik gibi, su gibi, yol gibi, yaşam alanları gibi
-örneğin TOKİ tarafından bunlar yapıldı- KÖYDES, BELDES’le
yapılan birtakım çalışmalarla bölgeye ciddi anlamda, bu, aynı zamanda, yaşam
seviyelerini de düzeltici birtakım çalışmalar yapıldı. Kız
çocuklarımızın okutulmasının teşvik edilmesi de bu alanda söylenebilir.
Yine, uluslararası parlak bir proje olan GAP projemize bir
canlılık verildi, dolayısıyla bu konuda da ciddi çalışmalar yapıldı. Sağlık ve
eğitim konusunda alınan tedbirlerle, Hükûmetimizin,
bölgede çalışma cazip hâle getirildi. Yine, terörün ideolojisini, sürekli
ideolojisinin altını dolduran ve onların sürekli, bir kısım insanların öne
sürdüğü, mesela Kürtçe dil kursları gibi, Kürtçe yayın yapan televizyon gibi…
SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Ana dil istiyoruz, ana dil, Kürtçe
değil.
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – …Kürtçe yayın yapan radyo gibi birtakım
çalışmalar da harekete geçirildi.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son yıllarda yaşadığımız ve
halkımız nezdinde de şiddetle kınadığımız ve kınıyor olduğumuz mayın saldırıları
karşısında bile bu devletin güvenlik güçleri büyük bir devlete mensup olmanın
gururuyla suçluları, bu olayın suçlularını yakalarken, onun üzerine giderken
her zaman demokratik bir devletin güvenlik güçlerinin yapması gerekeni
yaptılar.
Ayrıca, yine, Türkiye Büyük Millet Meclisimizde alınan bir
kararla, sınır ötesinden ülkemize gelen birtakım saldırılara karşı o bölgede
hava operasyonu yapma kararını Meclisimizden geçirdik ve bu da uygulandı.
Ayrıca, terörle mücadelede bir başka şeyi yaptık bu dönemde, o da
şu: Önce komşu ülkelerde, sonra da bütün diğer ülkelerde terörün birtakım argümanları elinden alındı ve terör uluslararası arenada çok
iyi anlatıldı ve terör zayıflatıldı. Zaten esas olan da buydu.
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Nasıl zayıflatıldı? Sorunu nasıl
çözdünüz? Nedir yani?
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen dinleyiniz.
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu Meclis çatısı
altında kimsenin aslında terör örgütünü savunmak gibi bir lüksü olmaması
gerekir ama nedense, ne hikmetse birileri... (BDP sıralarından gürültüler)
HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – Devlet terörünü de kimsenin savunma
hakkı yok.
İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – 12 Eylülü aratmıyorsunuz.
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Halkları karşı karşıya getiriyorsunuz.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen...
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – Yani bu konuda hiç, istediğiniz
kadar... Tahammül edeceksiniz. (BDP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen...
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, herkesin, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin çatısı altında alınan ve uygulanan terörle mücadele
politikamıza destek vermesi gerekmektedir. Ülkemize yönelen terör karşısında...
(BDP sıralarından gürültüler)
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Terör sorunu değil.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen...
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – ...ayrılık değil tek bir yürek olmanın
zamanıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri...
İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – 2009’da 5 bin kişi gözaltına alındı.
BAŞKAN – Sayın Milletvekili...
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Biz sizi dinledik, siz de bizi
dinleyin.
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – ...bu konuyu kısaca bu şekilde ifade
ettikten sonra, iyice anlaşılamadığı kanaati bende hasıl
olan, terörle mücadele alanında yeni bir yapılanma olan Kamu Düzeni Güvenliği
Müsteşarlığıyla ilgili de görüşlerimi ifade etmek istiyorum.
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Yeni bir anayasa yapın, yeni bir
anayasa. Yeni güvenlik birimleri oluşturmayın.
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – Kamu Düzeni Güvenliği Müsteşarlığıyla
ilgili daha önce Sayın Başbakanın başkanlığında yapılan terör mücadelesi
zirvesinde ve yine -bunun bilinmesini, bazı arkadaşlarımız tenkit ettiği için
arzu ediyoruz- 2008 yılı Ekim Millî Güvenlik Kurulu toplantısında da, Millî
Güvenlik Kurulunda alınan bir karar neticesinde bu müsteşarlığın kurulması
yönünde harekete geçildi. Sonradan bu Müsteşarlığın, daha çok bu sorunun iç
güvenlik sorunu olduğu için İçişleri Bakanlığı başkanlığında, bünyesinde böyle
bir müsteşarlığın kurulması uygun bulundu, çalışmalar yürütüldü, İçişleri
Komisyonundan tasarı geçti ve bugün Genel Kurulumuza geldi.
Biz bu Müsteşarlığı geldiğimiz noktada bir ihtiyaç olarak
görüyoruz çünkü terörle mücadele alanında birden farklı kuruluş kendi
konularında çalışmalar yapmaktalar, dolayısıyla bu işin koordinasyonu yeterince
yapılamamaktadır. İşte bu anlamda, İçişleri Bakanının başkanlığında Terörle
Mücadele Koordinasyon Kurulu kuruldu. Terörle Mücadele Koordinasyon Kurulu
Genelkurmay İkinci Başkanı, Jandarma Genel Komutanı, MİT Müsteşarlığı, Adalet,
İçişleri, Dışişleri bakanları, Emniyet Genel Müdürü, yeni kurulan Kamu Düzeni
Güvenliği Müsteşarlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığından oluşan bir komisyon
İçişleri Bakanlığı başkanlığında kuruldu. Ama arkadaşlarımızın bazısı tenkit
ettiği için bunu söylüyorum, mesela bu Terörle Mücadele Koordinasyon Kurulunun
Başkanı İçişleri Bakanımız olmasaydı, sözgelimi, bunda şu yönde bir tenkit
olabilirdi: Çünkü burada dikkat ettiğimizde, sayılanlar arasında Kamu Düzeni
Güvenliği Müsteşarlığı daha gerilerde sayılıyor. O zaman “Statüde bu uygun bir
komisyon değil.” denebilirdi. Yine bu komisyonda bir konuşmacımızın “şu da
alınmalıydı” şeklinde bir ifadesi oldu. Önü açık buranın, yani başka kurum ve
kuruluşlar da bu komisyonlara çağrılabilecek, görüşleri alınabilecek ve bu
faaliyetlerin yürütülmesi konusunda onlardan da yararlanılacak.
Bir başka husus, yine bu düzenlemenin getirdiği çok önemli bir
husus, yurt dışında terör faaliyetleri ortaya koyanların ve orada değişik
isimler altında çalışan örgütlerin, o ülkelerin iç hukuku yeterince bilinmediği
için şimdiye kadar, bunların istenmesi noktasında çeşitli sıkıntılar doğdu. Ama
işte kurulan bu müsteşarlık, bu konuda da çok ciddi bir çalışma yapacak. Yani
tek bir havuzda bütün istihbari faaliyetler
toplanacak ve oradan stratejiler üretilecek; bu stratejiler de, bütün
çalışmalardan elde edilen sonuçlar, ilgili güvenlik birimlerimize ve
bakanlıklarımıza istenmesi hâlinde ya da kendiliğinden verilecek. Yani burada,
biz, analizi çok önemsiyoruz, istihbaratın değerlendirilmesini istihbarattan
daha çok önemli buluyoruz. Bu amaçla, Kamu Düzeni Güvenliği Müsteşarlığına
bağlı bir de İstihbarat Değerlendirme Merkezi kuruluyor.
Şimdi, bu İstihbarat Değerlendirme Merkezine gelmişken, burada
konuşan, benden önce konuşan milletvekili arkadaşlarımız bu noktada da tenkitler
getirdiler; mesela özel istihbarat birimleri gibi. Şimdi, ben, ciddi bir
devlette böyle özel güvenlik gibi ya da birtakım şeyler gibi özel istihbarat
mantığıyla hareket edilebileceğini hiçbir zaman için doğrusu düşünmemiştim.
Yani “özel istihbarat birimi” diye bir birim aslında olamaz. Kanun dışı dinleme
de böyle. Yani şimdi siz bir taraftan diyeceksiniz ki dinlemeler hâkim
kararıyla olur ve herkes de yargının verdiği karara… Her zaman bizde nedense…
ATİLLA KART (Konya) – Fiilî dinlemeden söz ediyoruz, fiilî
dinleme.
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – …biz şuna şuna
saygılıyız ama işte kanun dışı dinleme, yani kanun dışı dinleme… Bu da pek,
doğrusu…
ATİLLA KART (Konya) – Fiilî dinleme Sayın Hatip, fiilî dinleme.
Yasa dışı dinleme.
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – Ben görüşlerimi ifade ediyorum. Bu
konuda ben doğrusu pek yeterli şeyi bulmadım. İstihbarat Değerlendirme Merkezi
de böyle, kanun dışı dinleme de böyle. Yani burada, ben işte…
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Sayın Vekil, net ol, net! Eveleyip
geveleme, net ol!
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – Net oluyorum, evet.
Tek parti mantığıyla hareket artık günümüzde yok.
İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Bunu yaratmaya çalışıyorsunuz.
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – Zira, birçok
denetim müessesesi var, işte Meclisimiz var, diğer siyasi partiler var vesaire vesaire. Bunu da doğrusu pek yerinde bulmadım.
İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Yargıyı ayaklar altına aldınız. Yargı
mı bıraktınız?
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – Bir başka husus: Bu Müsteşarlık
bürokratik bir yapıyı da getirmiyor. Zira, bu Müsteşarlık
merkezde 94, arkadaşlarımızın da belirttiği gibi, illerde de 1’er olmak üzere
tamamı 150’ye yakın bir kadrodan oluşuyor.
ATİLLA KART (Konya) – İlçeleri ne yapacağız?
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – Ayrıca, illerde güvenliği, güvenlik
alanında olduğu gibi sosyoekonomik yapıyı da desteklemek için sosyal etüt ve
proje müdürlüklerini kuruyoruz. Burada da tabii belirttiğiniz gibi, doğru, ucu
açık ama şöyle açık: Valilerimiz büro açmak isterlerse, İçişleri Bakanlığımızın
onayıyla sosyal etüt ve proje müdürlüklerinin bürolarını açabileceklerdir.
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Ne yapacaksınız, o bürolarda ne iş
yapacaksınız?
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – Şimdi, bunun tenkit edilecek bir
tarafını ben doğrusu, mülki idareden gelmiş bir insan olarak, görmüyorum.
Neden? Şunun için…
ATİLLA KART (Konya) – İstihbarat çalışması mı yapacak bu müdürlük?
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – Yani zaten bu sosyal etüt ve proje
müdürlüğünün görevi sadece güvenlikle ilgili değil…
ATİLLA KART (Konya) – İstihbarat çalışması mı yapacak, Sayın
Konuşmacı?
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – …etüt, yani sosyal birtakım çalışmaları
yapacak, ekonomik birtakım çalışmaları yapacak.
ATİLLA KART (Konya) – Onların istihbaratla ilgisi ne?
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – Yani biz şöyle görüyoruz…
ATİLLA KART (Konya) – İstihbaratla ilgisi nedir onun?
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Ali Bey, ucu niye açık?
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – Biz, terörü sadece bir güvenlik sorunu
olarak görmediğimiz için, bir sosyal etüt ve projenin, bir ekonomik çalışmanın
da yapılmasını, beraber yürütülmesini arzu ediyoruz. Dolayısıyla, eğer bunun
büroları açılacaksa, bunda da bir sakınca görmeyiz.
ATİLLA KART (Konya) – Onlar ajan olmasın, ajan!
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Rejimi değiştireceksiniz, anlaşıldı!
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – Terörle mücadeledeki en büyük gücümüz
olan halkımızın, özellikle terör konusunda doğru ve tek elden bilgilendirilmesi
de bu Müsteşarlık birimleri tarafından yapılacak.
Şimdi, yeni kurulacak Müsteşarlığın kadrosunu da kısaca belirtmek
istiyorum: 1 müsteşar, bu müsteşar vali statüsünde birisi olacak; 2 müsteşar
yardımcısı, bunların yine 1 tanesi mülki idareden olacak, mülki idare
kadrolarından gelmiş olacak, 1 tanesi de genel idare hizmetleri sınıfından
olacak. Ayrıca, Müsteşarlıkta 4 ana hizmet birimi… Ana hizmeti birimi 4 tane,
danışma birimi 3 tane, yardımcı hizmet birimi de 1 tane olmak üzere 7 tane
daire kuruluyor.
SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Kaç karanlık oda oluşturacaksınız
böyle?
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – Bu daireler, Planlama-Koordinasyon,
Sosyal Destek Dairesi, Araştırma-Geliştirme Dairesi Başkanlığı, İletişim
Dairesi Başkanlığı, Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı; danışma birimleri,
Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı, Hukuk Müşavirliği, Müsteşarlık
müşavirlerinden oluşacak.
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sorunu çözseniz de, bu kadar masrafa
girmeseniz daha iyi olmaz mı?
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – Yardımcı hizmetler de, İnsan Kaynakları
ve Destek Hizmetleri Daire başkanlıklarından oluşacak.
Yeni yapılanmada hızlı, etkin ve karar almaya müsait esnek bir
teşkilatlanma modeli benimsendi. Müsteşarlık, görevlerinin ifasıyla ilgili
bakanlık kurum ve kuruluşlarından her türlü talepte bulunacak, bilgi ve belge
talebinde bulunacak, bu bilgi ve belgeler de hızlı bir şekilde Müsteşarlığa
intikal ettirilecek. Ayrıca…
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Bilinmeyen bir şey yok, herkes her şeyi
biliyor.
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – Bizim, zaten devletin saklı, gizli bir
şeyi olamaz ki yani!
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Biliyorsanız yapın gereğini.
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – Ayrıca, ihtiyaç hâlinde özel ihtisas
komisyonları da kurulabilecek; sınırlı, süreli, süreleri belirlenmek suretiyle
bunlar da kurulabilecek.
SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Süslemeye ne gerek var? Botanik
bahçesi mi kuruyorsunuz?
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçmiş
Türkiye Cumhuriyeti hükûmetlerinin de verdiği
mücadeleyi, bütün Türkiye Cumhuriyeti hükûmetlerinin
verdiği mücadeleyi biz takdirle karşılıyoruz.
SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – 40 bin kişi yaşamını yitirdi. Sizi
affetmeyecek bunlar.
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – Bunu da burada belirtmekten
çekinmiyoruz.
Başta, mücadelede hayatını kaybeden rahmetle andığımız aziz
şehitlerimiz ile…
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Yeni ölümlere neden olacaksınız. Nasıl
engelleyeceksiniz bunları?
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – …gazilerimize ve hayatlarını kaybeden
vatandaşlarımıza olan minnet ve rahmet borcumuzu da her zaman tekrarlamayı bir
borç biliyoruz. Milletimizin devletine verdiği sarsılmaz desteğin ve güvenin
bilincinde olarak, bundan sonra da huzurumuza, birliğimize, kardeşliğimize
yönelen her türlü iç ve dış tehdidin…
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Kardeşlik eşitlikle olur, özgürlükle
olur.
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – …bertaraf edilmesine olan inancımız
tamdır. Bunu çok güçlü bir şekilde burada belirtmeyi de bir görev telakki ediyorum.
Değerli milletvekilleri, tüm güvenlik birimlerimizle birlikte
görevimizin bilincinde ve hassasiyetle hareket etmekteyiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Konuştuğuna kendin de inanmıyorsun
ya.
BAŞKAN – Sayın Küçükaydın, lütfen
tamamlayınız.
Buyurun.
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – İnsanı ön planda tutan, temel hak ve
özgürlüklere saygılı, hukukun üstünlüğüne inanan, demokrasi kültürünü
benimsemiş, çağdaş bir yönetim anlayışıyla teröre karşı yaptığımız mücadeleyi
başarıyla sonuçlandıracağımıza inancımız tamdır.
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sözleriniz bağdaşmıyor. Bunun için
yapmanız gereken yeni bir anayasa çıkarmak, siz yeni kurumlar çıkarıyorsunuz.
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – Bu duygulara, bu yasanın memleketimize,
milletimize, milletimizin birliğine çok büyük katkı koyacağı inancıyla yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Küçükaydın.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, Hatip şöyle bir söz kullandı:
Legal ve illegal mücadeleden bahsetti. Hukuk devletinde illegal mücadele nedir?
Onu bir açıklar mı bize?
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sakık.
Tasarının tümü üzerinde şahsı adına söz isteyen Behiç
Çelik, Mersin Milletvekili.
Buyurun Sayın Çelik. (MHP sıralarından alkışlar)
BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 383
sıra sayılı Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde görüşlerimi arz etmek üzere söz
aldım. Hepinize saygılar sunuyorum.
383 sıra sayılı Tasarı ne getiriyor, ona bakmak lazım. Bir
müsteşarlık kuruluyor, terörle mücadeleye ilişkin politika ve stratejileri
geliştirmek ve ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyon sağlamak
Müsteşarlığın ana amacı olarak belirleniyor.
İkinci olarak: “Terörle Mücadele Koordinasyon Kurulu”
oluşturuluyor; İçişleri Bakanının Başkanlığında Genelkurmay İkinci Başkanı,
Jandarma Genel Komutanı, MİT, Adalet, İçişleri, Dışişleri, kamu düzeni
kurulacak olan Müsteşarlık dâhil müsteşarlar, Emniyet Genel Müdürü ve Sahil
Güvenlik Komutanı.
Üçüncü olarak: Müsteşar ve müsteşar yardımcılığı ile daire
başkanlığı, hukuk müşavirlikleri ve diğer müşavirlikler ve diğer çalışanlardan
oluşan 94 adet verilen kadro ile yeni bir yapılanma.
Dördüncü olarak: Yeni bir “İstihbarat Değerlendirme Merkezi”
kurulmakta ve bu birim stratejik istihbaratın değerlendirilmesini
gerçekleştirmek üzere oluşturulmakta.
Beşinci olarak: Ana hizmet, danışma, denetim ve yardımcı hizmet
birimleri oluşturulmakta yani teşkilatlanma yapısını öngörmekte.
Altıncı olarak: Sözleşmeli personel istihdamını düzenlemekte.
Yedinci olarak: Taşra teşkilatı kurulmaktadır. Taşra teşkilatı da
“İl Sosyal Etüt ve Proje Müdürlüğü” adını almaktadır.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; kamu düzeni ve güvenliği için
yeni bir teşkilat kurulması tartışılırken AKP iktidarları döneminde Türkiye'nin
içine düşürüldüğü durum ne yazık ki içler acısıdır. Batılı merkezler Türkiye
için şunu söylüyorlar: “Türkiye artık bir operasyon ülkesidir.” Bu tanımı
yapmaktalar.
Arkadaşlar, güvenlik her şeyin başıdır. Güvenlik olmadan ne
ekonomi olur, ne demokrasi olur, ne adalet olur hiçbir şeyi sağlamanız mümkün
değildir, yaprak kıpırdamaz, çünkü hepsi sonuç itibarıyla güvenliğe dayalı
kavramlardır. Burada “güvenlik” kavramına özellikle değinirken güvenliği de iç
ve dış güvenlik olarak ele almak ve burada, kurulması düşünülen Kamu Düzeni ve
Güvenliği Müsteşarlığını da iç güvenliğin bir unsuru olarak görmek gerekir. Ama
güvenlik yetmiyor, toplumda esenlik ve genel sağlıkla ilgili konuları da
birbirine eklemlemek gerekiyor. Bu da yetmiyor, aslında, tasarrufa ilişkin
emniyet yani tasarruf güvenliği de çok önemlidir. Halkın canını, malını, ırzını
korumak devletin bizatihi var oluş sebebidir ve en önemli görevidir, diğeri ise
adaleti sağlamak. İbni Haldun bundan beş yüz yıl önce
bir devletin ömrüyle ilgili kitabında devletin iki ayak üzerinde durduğunu
ifade eder. Bir tanesi, şüphesiz ki adalettir. Adaletle hükmeden devletler uzun
ömürlü olur. Diğeri ise o devletin gücünü, otoritesini, kamu otoritesini temsil
eden ve onu koruyan, kollayan ve ona güç veren, anlam veren bizatihi o devletin
ordusudur. İşte ordu gücü ve adalet, yani kılıçla terazi, bir devlet için
olmazsa olmaz iki unsurdur. Bu itibarla, kılıcı adaletle nasıl kullanacağımızı ve
adaleti nasıl tesis edeceğimizi de çok iyi irdelememiz gerekiyor. Kılıcın
zulme, adaletin şimdiki gibi karanlıklara ve yanlışlıklara düçar
olduğu bir ortamda devletin ömrünün uzun süreli devam edeceği konusunda burada
endişelerimizi bütün hatipler olarak hep ifade ettik, etmeye de devam ediyoruz.
İbni Haldun’u haklı
çıkaracak işler yapalım. Adaleti tesis edelim, demokrasinin bütün kurullarını,
kurumlarını ve kurallarını en iyi şekilde koyalım ve ülkemiz bir özgürlükler
ülkesi hâline dönüşsün. Hukuk devletinin, Anayasa’mızın 2’nci maddesindeki
hükümler de dâhil olmak üzere bütün kurumlarını en iyi şekilde tesis edelim ve
güvenlik içerisinde, güvenliğimizi de sağlayarak yolumuza devam edelim. İşte o
zaman Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar olacaktır, Atatürk’ün bu özdeyişi
mutlaka yerine gelecektir.
Ülkede kamu düzeni nasıl bozulur? Ona baktığımız zaman değerli
arkadaşlar, şimdi eğer siz terör propagandası yapmayı ve teröre yardım ve
yataklık etmeyi suç olmaktan çıkarırsanız, terör suçlarına katılanların cezalarının
müebbede çevrilmesine destek verirseniz, “topluma kazandırma” adı altında veya
“eve dönüş” adı altında dağa dönüş yasası çıkarırsanız ve TRT’den farklı
yayınlar yapmaya devam eder, Anayasa’nın 90’ıncı maddesinde değişiklik yaparak
AİHM kararlarını ulusal hukuk sisteminin üzerine çıkarırsanız ve sonuçta,
yaptığınız icraatlarla terörü ve teröristi özendirecek politikalar
uygularsanız, bölücülükten hüküm giyenlerin salıverilerek en üst makamlarda
kabul edilmesi sağlanırsa ve demokratik cumhuriyet zırvalarına çanak
tutarsanız, “Türk” kelimesine özellikle kin duyar, Türkiyeliliği önceler ve
eyalet sistemini çağrıştıracak icraatlar ve söylemler yaparsanız, “36 etnik
grup” söylemiyle Türkiye’yi paramparça etmeye yönelik “açılımlar” adı altında
bunları gerçekleştirir ve Habur rezaletlerine imza
atarsanız ve “Sivas, Gâvur Dağı” söylemlerine
girerseniz işte o zaman Türkiye, sonuç itibarıyla pusulasını şaşırmış bir
operasyon ülkesi hâline dönüşür.
İçinde bulunduğumuz ortam budur. Maalesef Türkiye…
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kafana göre senaryo yazmışsın.
BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Şimdi Sayın Vekil siz dinleyin, sizlerle
biz çok konuşuruz, konuşuruz.
Kurumlar arası çatışmalar ortada -bunu birçok hatip ifade etti,
ben buna uzun uzadıya değinmek istemiyorum- dinleme ve izleme faaliyetleri
ortada.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne zamandan beri cumhuriyet zırva oldu?
BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – “Demokratik cumhuriyet zırvaları.” dedim…
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Cumhuriyete “zırva” denir mi?
BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Evet, evet o zırvadır.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Cumhuriyet zırva olur mu?
BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Onu size öğretirim ben sonra.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Geri alın, geri alın sözünüzü!
BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Size, size öğretirim.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Cumhuriyet zırva olamaz!
BAŞKAN – Sayın Milletvekili lütfen…
BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Cumhuriyet elbette zırva değildir.
BAŞKAN – Sayın Çelik, lütfen Genel Kurula hitap eder
misiniz.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Demokrasi de zırva olamaz. Konuştuklarınıza
dikkat edin!
BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – “Demokratik cumhuriyet” adı altında
taleplere çanak tutanların zırvalarını kastediyorum.
Evet, halk arasında devlet kurumlarına ve hatta Türkiye Büyük
Millet Meclisine derin güvensizlik ortamının yaratılmaya çalışılması da devlet
güvenliği açısından fevkalade tehlikelidir.
Özellikle ülkemizde istihbari
faaliyetler ve istihbarata karşı koymada maalesef Türkiye şu anda etkisizdir,
yetkisizdir, zayıf düşürülmüştür. Bu ortama “kaotik ortam” denir kamu
yönetiminde. Türkiye kaos içerisine hızla girmektedir,
bundan çıkış yolunu bulmamız gerekiyor. Ancak ben burada yüce heyetinize şunu
ifade etmek istiyorum: AKP Grubunun, bakınız, çok az sayıda milletvekiliyle bu
önemli tasarıyı takip ediyor olması bile gerçekten Hükûmetlerine
olan itimatlarında sarsılma olduğunu kanıtlıyor.
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Olanlar da takip etmiyor zaten, sohbet
ediyorlar!
BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Sonuç olarak, saygıdeğer milletvekilleri,
biz…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Çelik, lütfen tamamlayınız.
BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.
…Hükûmetin terörle mücadelede daha etkin
olmak amacıyla bu tasarıyı getirdiklerini iddia ettikleri için desteklemeyi
düşünüyoruz.
“Haydi bakalım, görelim sizleri.”
diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çelik.
Tasarının tümü üzerinde Hükûmet adına
söz isteyen İçişleri Bakanı Beşir Atalay.
Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum, verimli çalışmalar
diliyorum.
Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde grubunuzu, heyetinizi bilgilendirmeye
çalışacağım. Bu tasarı ayrıntılı olarak çalışılmış, bütün kurumlarımızla
paylaşılmış, mutabakat sağlanmış ve yüce Meclise gönderilmiştir. 20/5/2009 tarihinde bu tasarı İçişleri Komisyonunda
görüşülmüş ve mutabakatla kabul edilmiştir. İnanıyorum ki bugün yapacağımız
görüşmeler neticesinde bu tasarı zenginleşecek, sizlerin burada yapacağı
eleştiri ve önerileriniz bizim bundan sonraki çalışmalarımıza da ışık
tutacaktır.
Değerli arkadaşlarım, güvenlik, devletin temel varlık nedenidir.
Bu konuda hiçbir tereddüt yoktur. Bu konuda hiçbirimizin tereddüdü de olamaz.
Buradaki “güvenlik” kavramını geniş kapsamlı olarak ele almak ve değerlendirmek
durumundayız. Yani güvenliği sadece polisiye tedbirlerden ibaret bir konu
olarak algılamak eksik bir bakış açısını yansıtmak olur. Bu nedenle, güvenliğin
insan hayatını ve onurunu ilgilendiren yönünün diğer bütün argümanların
üstünde olduğunu öncelikle belirlemek ve kabul etmek durumundayız.
İşte, bu bakış açısıyla konuya yaklaştığımızda, güvenliğin her
şeyden önce bir insan hakkı olduğunu duraksamadan söyleyebiliriz.
SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Özgürlüğü olmayanın güvenliği olmaz
Sayın Bakan.
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bu çerçevede, insanların
canının, malının ve onurunun güvence altına alınması en temel ve vazgeçilmez
hakkıdır. Bu konu o kadar önemlidir ki bu temel hak ihlal edildiğinde,
insanlara ait olan diğer hak alanlarını muhafaza etmek ve geliştirmek de mümkün
değildir.
Değerli arkadaşlarım, demokrasinin geliştiği ve hukuk kurallarının
egemen olduğu ülkelerde “güvenlik-özgürlük dengesi” kavramı büyük önem ifade
etmektedir. Türkiye olarak bizim de olmazsa olmazlarımız arasında yer alan
güvenlik-özgürlük dengesi ve bunun demokrasi ve hukuk yoluyla teminat altına
alınması bütün güvenlik çalışmalarımızın en temel önceliğini oluşturmaktadır ve
oluşturacaktır. Bizim anlayışımıza göre uzun vadeli bir güvenlik ve kamu düzeni
vizyonu, demokrasi, özgürlük ve insan hakları
kavramları merkeze alınarak ancak hayata geçirilebilir. Ayrıca güvenlik insani,
siyasi, sivil, ekonomik, kültürel, sosyolojik ve psikolojik yönleriyle bir
bütün hâlinde ele alınmalıdır.
İşte, biz tüm bu hususları dikkate alarak her platformda hesap
verebilir, izlenebilir ve adaleti önceleyen bir güvenlik perspektifini inşa
etmeye gayret gösterdiğimizi açıkça ifade ediyoruz. Bu anlayışımızın inşasında,
ilgili taraflara ve özellikle de her türlü sivil katkıya açık olmaya özel bir
önem verme gayreti içindeyiz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm dünyada barış ve
güvenliği tehdit eden en önemli unsurun terör belası olduğu artık herkesin
malumudur. Terör, çağımızda küresel boyut kazanmış büyük bir problemdir. Terör,
sadece güvenliği değil, her birimizin hak ve özgürlüklerini de tehdit
etmektedir.
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Bakan, hiçbir ülke kendi
yurttaşını terörist ilan etmez.
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Terörün hedefi
hayatlarımız, özgürlüklerimiz, demokratik kazanımlarımız, birlik ve
beraberliğimizdir. Buradan hareketle, bizim yaklaşımımıza göre terörle
mücadelede en sağlıklı yöntem insan haklarına dayanan demokratik hukuk
devletini tüm kurum ve kurallarıyla hâkim kılmak ve çalıştırmaktır. (BDP
sıralarından gürültüler)
HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – Yirmi beş yıldır…
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen tahammül gösterelim.
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Biz tahammül gösteriyoruz.
SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Biz aylardır tahammül gösteriyoruz,
aylardır.
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bu alanda güvenlik
güçlerimizce kararlı ve başarılı şekilde çalışmalar yürütülmüştür,
yürütülmektedir. Bu uğurda çok şehit verilmiş, çok can kaybedilmiştir. Bu
vesileyle tüm şehitlerimize bir kez daha yüce Allah’tan rahmet diliyorum,
gazilerimize şükranlarımı sunuyorum, bütün güvenlik birimlerimize teşekkür
ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün dikkatimiz vatandaşlarımızın
huzurunu korumak içindir, bütün çalışmalarımız bunun içindir. Bir tek
vatandaşımızın en ufak acısını bile Hükûmet olarak
yüreğimizde hissediyoruz.
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Niye biz huzurlu değiliz o zaman? Niye
Kürtler huzurlu değil o zaman? Niye Romanlar huzurlu değil o zaman? Tekel
işçileri neden huzurlu değil?
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bu hassasiyetimizden
dolayı bütün dünyada temel hak ve özgürlük alanları daralırken Türkiye
demokrasisini geliştirme yolunda çok büyük adımlar atmıştır ve atmaya devam
ediyoruz.
SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Bir ayda 1.600 kişi gözaltına alınarak
nasıl bir demokrasi sağlanacak?
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Demokrasiyi,
özgürlükleri, hukuku istismar ederek Türkiye'nin hukuk ve demokrasi yolunda
geri adım atmasını bekleyen birileri varsa beyhude bekleyeceklerdir.
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Hangi hukuk, hangi adalet?
HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – O zaman, sıra, kelepçe müsteşarlığında!
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Hükûmet
olarak biz asla demokrasiyi, hukuk devletini ne teröre ne başka heveslere feda
etmeyeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Ayrıca Hükûmet olarak Türkiye'nin
meselelerinin çözümsüz olmadığına inanıyoruz, çözümsüzlüğü kesinlikle çözüm
olarak da kabul etmiyoruz.
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Çözümsüzlüğü siz yaptınız!
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…
SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Sayın Bakan, belediye başkanlarını…
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Ayıp oluyor, ayıp oluyor. Bak, biz
sizi dinledik.
İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Daha kaç tane belediye başkanını
alacaksınız Sayın Bakan?
BAŞKAN – Lütfen, sayın milletvekilleri…
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; güvenlik, özgürlük, terörle mücadele konularındaki temel yaklaşımımızı
kısaca özetledikten sonra görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının gerekçesi ve
içeriği hakkında da sizleri bilgilendirmek istiyorum. Doğrusu çok samimiyetle
buraya getirdiğimiz tasarının üzerinde çok farklı ve bizim hiç aklımıza
gelmeyen, hafızamızdan bile geçmeyen bazı yorumların burada yapılmasını biraz
da hayretle karşılıyorum.
SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) –Sekiz yaşındaki çocuk slogan attı diye…
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Değerli arkadaşlar,
uzaklara gitmeye gerek yok, bu konuda benzer kuruluşlar değişik ülkelerde var,
Avrupa Birliği ülkeleri içinde de değişik ülkelerde var…
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Onlar sorunlarını çözmüşler.
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …onlar üzerinde de bu
kuruluşu gerçekleştirirken, özellikle esnek yapısını…
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Bizim ülkemizde insanlar güven
içerisinde değil, savaş devam ediyor, ölümler devam ediyor.
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …falan çalışmalarda
bulunduk ve şu anda yürüttüğüm koordinasyon görevinin bir anlamda yasal
temelini de oluşturmuş oluyoruz.
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Başarısız oldunuz, itiraf edin,
başarısız oldunuz.
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Ben şu anda koordinasyon
görevini… Bana bu görev Başbakanımız tarafından verildiği için yazılarla
kurumlarımızı toplantılara davet ediyorum. Hâlbuki bizim yürüttüğümüz şu andaki
çalışmaları yürütecek bir birim oluşturuyoruz başka bir şey değil ve ayrıca,
samimiyetle şunu ifade edeyim: Bakın, ön yargılarla ve hiç hatırımıza gelmeyen,
hiç düşünülmeyecek şeylerle buraya, bu tasarıya yakıştırmalar yaparak
insafsızlık ediyoruz değerli arkadaşlar. Ben size şunu söyleyeyim: Ben iki
buçuk yıldır İçişleri Bakanıyım ve yaklaşık altı aydır da özellikle bu konu
üzerinde çalışıyorum.
HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – İcraatlarınız ortada, neyin ne olduğunu
herkes görüyor.
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Nerede, ne var, bir cümle
nerede var, bir kitap nerede var, bir rapor nerede var hepsini buluyorum ve şu
saatte, size söylüyorum, Türkiye'nin koordine edilmiş bütünlük içinde bir terör
hafızası yok, bir arşivi yok ve ilk defa…
ATİLLA KART (Konya) – Sekiz yıldır iktidardasınız Sayın Bakan,
sekiz yıldır. Sekiz yılda ne yaptınız? Yeni Hükûmet
olmadınız Sayın Bakan. Sekiz yıldır Türkiye’yi yönetiyorsunuz.
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Siz ne iş yaptınız Sayın Bakan, bu zamana
kadar?
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …Türkiye’de bunları
oluşturuyoruz ve bu kuruluş bunları çalışsın diye kuruyoruz. Yani burada tutup
da gereksiz şeyleri doğrusu üzücü yakıştırmalar olarak ifade etmek istiyorum.
İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Gaz bombalarıyla insanlar ölüyor.
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Kurumlarımızın
tabii ki, çabaları çok.
ATİLLA KART (Konya) – İtirafta bulunuyorsunuz Sayın Bakan, itiraf
ediyorsunuz.
BAŞKAN – Sayın Kart, lütfen… Sizin konuşmanız dinlenildi Sayın
Kart.
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Kurumlarımızın ayrı ayrı bu konuda uzmanları var, birikimleri var ama biz
bunların hepsini insicamlı bir stratejiye dönüştürmek için de yeni bir
koordinasyon getiriyoruz. Bundan ibaret.
ATİLLA KART (Konya) – Sekiz yıldır ne yaptınız? Ne yapıyorsunuz
sekiz yıldır?
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Burada, Kamu Düzeni ve
Güvenliği Müsteşarlığı uzman ekipler çalıştıracak. Dar kapsamlı, sayı fazla
değil 94 kişidir ve iyi yetişmiş, güvenlik birimlerimizdeki iyi uzmanlar,
üniversitelerimizdeki iyi akademisyenlerden burada ekip kuracağız ve hani
“güvenlik” falan deniliyor. Bakın, biz şu anda burada inanın, benim çok da özen
gösterdiğim…
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Özgürlüğün olmadığı yerde güvenlik
olmaz Sayın Bakan! Bu ülkede özgürlük yok!
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …Hükûmet
olarak başından beri biz terörü sadece güvenlikten ibaret görmüyoruz. “Bunun
sosyal boyutu var, ekonomik boyutu var, psikolojik boyutu var, uluslararası
boyutu var” dediğimiz bütün boyutları burada çalışmak için bu kuruluşu
kuruyoruz.
SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Sosyal boyutu, çocukları ailelerden
almak.
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bakın, burada, özellikle
araştırma, analiz, değerlendirme bizim için en önemli unsur. İyi anlarsanız
sorunu çabuk çözersiniz. Stratejiler sağlam bilgiler üzerine kurulur.
ATİLLA KART (Konya) – Sekiz yıldır anlayamadınız Sayın Bakan.
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Eğer elinizde iyi
analizler sağlam veriler yoksa stratejiniz de yanlış olur ve ileri analizler
yapılmasını hem yurt içi hem uluslararası bütün birikimleri kullanarak daha iyi
anlayan, daha iyi değerlendiren, daha iyi çözümleyen, insani ve sosyal boyutu
ağırlıklı yeni stratejiler geliştirme konusunda uzman bir kurum olmasını
önemsiyoruz.
Biz, burada hem insanımızın teröre bulaşmasını önleme hem de
teröre şu veya bu şekilde katılan insanımızı tekrar kazanma yönünde çalışmalar
yapılsın istiyoruz ve ayrıca Müsteşarlık, uluslararası gelişmeleri Dışişleri
Bakanlığı ve ilgili kurumlarla iş birliği içinde izleyecek, değerlendirecek,
hazırlanacak raporları uygulayıcılara da sunacaktır.
Bakın şu anda özellikle bu yurt dış birimini burada uluslararası
ilişkiler birimini iyi hukukçularla donatmak istiyoruz. Uluslararası hukukçumuz
olması gerekiyor.
Bakın, Avrupa ülkeleriyle şu anda yürüttüğümüz çalışmalarda o
ülkenin iç hukukunu bilemeyebiliyoruz, orada yapılan çalışmalara bazen
yeterince müdahale edilemeyebiliyor.
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sorun Türkiye'nin içinde Sayın Bakan.
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Biz, bu birime özellikle
de teröre uluslararası destek konusunda ileri çalışmalar yapılsın diye önem
veriyoruz ve hukuk altyapısını da önemsiyoruz.
Ayrıca, burada arkadaşlarımız söylediler, Terörle Mücadele
Koordinasyon Kurulu İçişleri Bakanlığının başkanlığında.
Burada neler ifade edildi, Sayın Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü…
Yani meğer bu Kurul neler yapacakmış, Politbürosundan
bilmem neyine.
ATİLLA KART (Konya) – Bunları yaşıyoruz Sayın Bakan! Yaşıyoruz
bunları!
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Değerli arkadaşlar,
bunlar kimler? Dışişleri Bakanlığının, Adalet Bakanlığının,
İçişleri Bakanlığının müsteşarları.
ATİLLA KART (Konya) – Sekiz yıldır bunları yaşıyoruz!
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Şimdi, kabul ederseniz,
önergenizde Başbakanlık Müsteşarını da buraya ekliyoruz.
MİT Müsteşarı, Genelkurmay İkinci Başkanı, Jandarma Genel
Komutanı, Emniyet Genel Müdürü, bunlar.
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Onlar zaten görevli!
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ve bunlar nerede koordine
oluyorlar? İnsafla. Yani biraz insaflı bakalım.
ATİLLA KART (Konya) – İkinci bir Millî Güvenlik Kurulu
oluşturuyorsunuz Sayın Bakan!
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Sivil hükûmetin,
iç güvenlikten sorumlu İçişleri Bakanının başkanlığında koordine oluyorlar.
Bundan daha normal ne olabilir? İç güvenlikten İçişleri Bakanlığı sorumludur
arkadaşlar ve bunu, biz, İçişleri Bakanlığında sivil iradenin başkanlığında
koordine ediyoruz. Memnun olmanız lazım.
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sivil bir anayasa yapalım Sayın Bakan!
HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – Sivil irade var mı Sayın Bakan?
ATİLLA KART (Konya) – Başbakanlık koordinasyonu niye başaramadı
onu açıklar mısınız? Bunu açıklayın Sayın Bakan!
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ayrıca, değerli
arkadaşlarım, istihbaratın koordinasyonu çok önemli.
Bakın, burada genel anlamda değil, onu ayırayım, sadece terörle
ilgili ve stratejik istihbaratı burada kastediyoruz ve dünyanın her yerinde,
arkadaşlar, istihbarat birimlerinin birbirinden kaçırdıkları olur, birbirinden
kıskandıkları olur, birbiriyle rekabetleri olur, ama terör konusu acımasız bir
konudur, bu konuda bütün bilgiler bir yerde toplanmalı ve iyi analiz
edilmelidir.
AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Bilgiler gazetelerde çarşaf çarşaf!
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Biz bunu sağlıyoruz.
Burada bunu sağlayacağız. İstihbaratın, bizim bütün istihbarat birimlerimizin
terörle ilgili istihbaratları bir noktaya gelecek ve orada değerlendirilecek.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Kim değerlendirecek Sayın Bakan?
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – İç güvenlikten sorumlu
İçişleri Bakanlığının bütün istihbarat birimlerimizin bilgilerini almasından
daha normal ne olabilir?
ATİLLA KART (Konya) – Başbakan bu işi niye yapmıyor Sayın Bakan?
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Burada, büyük bürokratik
bir yapılanma kurmuyoruz. Burada, dairesi az. Dikkat ederseniz, genel müdürlük
yok, genel müdür yardımcılığı falan yok. Dairelerden oluşan ve esnek istihdamı
esas alan, uzmanları kolay istihdam edebileceğimiz bir yapı oluşturuyoruz.
Bunların dışında, özetle şu vurguyu yapmak istiyorum değerli
milletvekillerimiz, yani inanın, katiyen bir siyasi polemik
falan anlamında değil, ama bunun iyi anlaşılmasını istiyorum: Burada sistematik
bir bilgi havuzu ve orada bu bilgiler toplanacak ve tam bir koordinasyon
sağlanacak.
KAMİL ERDAL SİPAHİ (İzmir) – Yedi senedir yapılmadı.
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Biz, bunu önemli
görüyoruz, buna inanıyoruz.
ATİLLA KART (Konya) – Sekiz yıldır bu mesafeyi niye almadınız
Sayın Bakan?
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Yani, bu birimin büyük
katkı vermesini düşünüyoruz, sağlayacağız inşallah. Bütün hedefimiz, burada
terörsüz bir hayatı hayata geçirmek, insanımızın hayatını korumak ve terörle
ilgili de iyi analizler yapmak.
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Halk iradesini dikkate almazsanız
sorunları çözemezsiniz.
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Tam şu anda da onlarla
meşgulüz zaten, tam temeline inmek, gerekçelerini analiz etmek ve sağlıklı
çözümler getirmek. Biz, zaten bu Müsteşarlığı bu yöndeki çalışmalarımız kapsam
kazansın, muhteva kazansın, iyi analiz edilsin diye kuruyoruz. Sadece güvenlik
bakışıyla bu konuya bakmayalım diye bu Müsteşarlığı kuruyoruz.
Burada, şundan emin olunsun: Burada, değerli sözcülerimizin
konuşmalarının hepsinden ben faydalandım. Bizim diğer konularda… Burada,
terörle ilgili, demokratik açılımla ilgili falan ifadeler söylendi,
kararlılıkla biz o çalışmamızı sürdürüyoruz...
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Başarısız oldunuz Sayın Bakan, itiraf
edin, başarısı oldunuz.
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …ve ondan sonuç alacağız.
Türkiye, eski Türkiye değil. Türkiye, bu terörü bitirecek. Türkiye…
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Neyse… Türkiye’yi bölmeden bize teslim
edin de…
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Burada yedi yıl
kıyaslamaları yapıldı. Değerli valimiz yedi yıl kıyaslamaları yaptı.
Türkiye'nin yedi yılda nereden nereye geldiğini birazcık insafı olan herkes
görüyor.
KAMİL ERDAL SİPAHİ (İzmir) – Gördük, gördük!
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Türkiye, bugün
farklı bir Türkiye. Dünyada da farklı bir Türkiye.
KAMİL ERDAL SİPAHİ (İzmir) – Gördük, gördük. Çok iyi gördük!
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Türkiye, bugün daha güçlü
ve onun için de Türkiye, bu terörü artık taşımayacak, bunu çözecek.
Biz diyoruz ki, biz bütün zenginliklerimizle, bütün
farklılıklarımızla birlikte Türkiye’yiz. Bizim seçim sloganımızdı ve biz
hepimiz birlikte Türk milletiyiz. Bütün zenginliğimizle, hiçbirini dışlamadan,
hiçbirini ötekileştirmeden; kardeşliği ihya ederek, kardeşliği tekrar
geliştirerek ve inşallah bunu daha da iyi sağlamanın peşindeyiz. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Tayyip Bey duymasın!
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ülkemizin, devletimizin,
bütün mukaddeslerinin korumacısı, koruyucusu AK PARTİ’dir.
AK PARTİ, bu ülkenin bütünlüğünün, kardeşliğinin teminatıdır. Biz buna
inanıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ve burada, böyle, Başbakanımızın
işte karargâhı falan gibi bizim de hiç bilmediğimiz, duymadığımız… Böyle şeyler
nerelerden çıkartılıyor onları da hayretle karşılıyorum. (CHP sıralarından
“Allah, Allah” sesleri)
ATİLLA KART (Konya) – Çok iyi bildiğiniz ve yaşadığınız bir süreç
Sayın Bakan.
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bakın değerli arkadaşlar,
bakın değerli arkadaşlar, burada tabii, “Kirli ilişkiler” falan gibi laflar,
sözler kullanıldı. Bunları yüce Meclise ve hiçbir partiye, hiçbir
milletvekilimize de ben layık görmem. Ama insafı olan AK PARTİ’ye
“Kirli ilişkilerin içinde.” demesin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ATİLLA KART (Konya) – Sayın Bakan, karar mekanizmaları kirli
ilişkiler içinde.
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – AK PARTİ var ya kirli
ilişkilerin hepsini açığa çıkarıyor, açığa. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AK
PARTİ, artık, eskilerde olan…
ATİLLA KART (Konya) – Sayın Bakan, AK PARTİ değil, AK PARTİ’nin yöneticileri karanlık ilişkiler içinde.
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – AK PARTİ, eskilerde olan
kirlilikleri, hukuksuzlukları, faili meçhulleri… AK PARTİ, bunları
aydınlatmakla meşgul ve biz… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Hangi faili meçhulleri?
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ben şunu söylüyorum:
İnanın, Sayın Kart, inanarak söylüyorum ve İçişleri Bakanı olarak söylüyorum.
Bu ülkede uzun ömür yaşamış birisi olarak söylüyorum. İnanın, bir birey olarak
söylüyorum: Türkiye, artık o sizin söylediğiniz dikta, vesaire gibi şeyleri
unutacak.
ATİLLA KART (Konya) – Sayın Bakan, Deniz Feneri dosyalarını niye
işleme koymuyorsunuz?
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Birileri bir gün diktaya
falan hevesli olsa bile geri dönemeyecek. Çünkü biz o hâle getiriyoruz.
Karanlık kapılar arkasında hiçbir şey kalmayacak. Türkiye aydınlanıyor,
aydınlanıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve BDP sıralarından
gürültüler) Türkiye aydınlanıyor ve bundan sonra birileri tekrar o tek parti
otoriter dönemlerine falan dönmek istese bile o imkânı artık bulamayacak. (Gürültüler)
ATİLLA KART (Konya) – Deniz Feneri raporlarını niye işleme
koymuyorsunuz Sayın Bakan?
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Türkiye açık toplum
oluyor, Türkiye gerçekten demokrat bir toplum oluyor. Onun için bunları da ben
ifade etmek istedim. Yani inanın Türkiye sivilleşiyor, bundan emin olalım. (BDP
sıralarından gürültüler)
ATİLLA KART (Konya) – Deniz Fenerini niye işleme koymuyorsunuz?
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Türkiye her açıdan
demokrasisini derinleştiriyor, Türkiye gerçek bir hukuk devleti olmaya doğru
gidiyor. İnşallah, bu Parlamento karar verir, hep Anayasa gündeme geliyor, biz canıgönülden istiyoruz.
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – O zaman hazırlayın!
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bu Parlamento karar
verir, partilerimiz bir araya gelir, ülkemize ve demokrasimize yakışmayan bu
Anayasa’yı da hep birlikte değiştiririz, o zaman tabii daha demokrat bir ülke
oluruz. Biz bunu da söylüyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Başka yasaları getiriyorsunuz, niye
Anayasa’yı getirmiyorsunuz? Bahane aramayın!
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Hele hele,
tabii, burada değerli konuşmacılarımızın ifade ettikleri bazı şeyleri…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – Sayın Bakan…
BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen tamamlayınız.
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan,
teşekkür ederim.
Şunu söyleyeyim Sayın Geylani: Bu
Müsteşarlık değerli arkadaşlarım, güvenlik odaklı değil, analiz odaklı.
SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Güvensizlik odaklı!
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Analiz odaklı bir
kuruluş.
HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – Neyin analizi?
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Güvenliğe bakışı analiz
odaklıdır ve bütün güvenlik birimlerimiz bunun içindedir ve İçişleri
Bakanlığının koordinasyonunda bu konulara daha derli toplu bakılacaktır.
ATİLLA KART (Konya) – Bir fişleme laboratuvarı
olacak Sayın Bakan, fişleme laboratuvarı… Fişleme
analizi yapacak, fişleme yapacak, fişleme!
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ben tekrar bu vesileyle
yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum, hayırlı akşamlar diliyorum.
Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Tasarının tümü üzerinde şahsı adına söz isteyen Emin Nedim Öztürk…
Suat Kılıç, Samsun Milletvekili.
Buyurun Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer
milletvekilleri; 383 sıra sayılı Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsım adına
söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Çok saygıdeğer milletvekilleri, muhalefet grupları adına ve
iktidar grubu adına konuşan değerli milletvekillerini, hatipleri saygıyla, teenni
içerisinde, sözlerini bölmemeye azami gayret göstererek dinledik. Sözlerini
bölmeme noktasındaki gayretimiz, kendilerine yönelik, konuşma insicamlarının
bozulmamasına yönelik saygı dolu davranışımız söylediklerini onayladığımız
anlamına kesinlikle gelmiyor.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sende pek saygı yok!
SUAT KILIÇ (Devamla) – Maalesef yapılan konuşmalar içerisinde
Türkiye'nin realitesiyle asla örtüşmeyen pek çok iddia seslendirildi; rasyonel
durumla, yaşananlarla, yapılanlarla ve Anayasa’nın egemenliğe ilişkin
maddeleriyle örtüşmeyen pek çok iddia, pek çok iftira, Hükûmetimize
ve grubumuza yönelik olarak seslendirildi.
HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – İftiracının en büyüğü sensin o zaman! Ne
iftirası?
SUAT KILIÇ (Devamla) – Bu iddia ve iftiraların tamamına cevap
veremeyebilirim. Tutanaklara geçmesi açısından söylüyorum: Bu iddia ve
iftiraların tamamını, cevap veremediklerimle birlikte, sahiplerine iade
ediyorum.
Anayasa’nın 1’inci, 2’nci, 3’üncü maddesi bellidir.
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Hani bu Anayasa’yı beğenmiyorduk,
değiştirecektik?
FATMA KURTULAN (Van) – Anayasa’yı beğenmediğinizi söylediniz!
SUAT KILIÇ (Devamla) – Anayasa’nın 1’inci maddesi, Türkiye
devletinin bir cumhuriyet olduğunu düzenler. 2’nci maddesinde, cumhuriyetin
nitelikleri belirtilir ve bu ifade edilirken de “Türkiye devleti demokratik ve
laik, sosyal bir hukuk devletidir.” ibaresi burada yer alır. Bu cümle bizim
için saf, kuru bir cümleden ibaret değildir. Bu cümle bizim hayata bakışımızı,
bu cümle bizim siyaseti yorumlayışımızı belirleyen anayasal prensiptir. Bu
çerçeveden bakıldığı zaman, Hükûmetimize ve grubumuza
yöneltilen iddiaların saçmalığı karşısında doğrusu hayretler içerisinde
kalıyorum.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – İddia değil, mahkeme kararı var!
SUAT KILIÇ (Devamla) – Bir sayın milletvekili, Başbakanlık
bünyesinde bir karargâh kurulduğundan bahsetti. İspat
edilmesi mümkün olmayan bir iddia. Bu iddianın sahibi, iddiasını ispat
etmekle mükelleftir. Hukukta ispat mükellefiyeti belli. Başbakanlık
bünyesinde içinde dinleme araçları bulunduran bir karargâhtan söz ediliyor.
Kesinlikle bühtandır, yalandır, iftiradır. AK PARTİ hükûmetleri,
58-59 ve 60’ıncı cumhuriyet hükümetleri demokrasinin dışında ve “hukuk devleti”
kavramının sınırlarını aşan hiçbir eylemin, hiçbir icraatın içinde bulunmamıştır.
AK PARTİ’nin hukuk ve demokrasi sicili adı gibi
aktır. Bunu hepinizin bilmesini istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Değerli milletvekilleri, demokratik cumhuriyete inanmak kuru
gürültüyle olmuyor. Demokratik cumhuriyete inanmak kürsüdeki hatibe, kürsüdeki
bakana, oturduğu yerden, aklınca, aklına geldiğince, ölçüsüz bir şekilde laf
atmayla olmuyor. Demokratik hukuk devletini öncelikle
içselleştirmek lazım, kavramın ruhuna nüfuz etmek lazım. Az evvel
birisi, kirli ilişkilerden söz etti ve bunu AK PARTİ’ye
atfen ifade etti. Yargı bağımsızlığı noktasında kimsenin bize söyleyecek sözü
olamaz, yargının tarafsızlığını algılama ve saygıyla karşılama konusunda da
kimsenin bize söyleyecek sözü olamaz.
İSA GÖK (Mersin) – Sizi alkışlıyorum!
SUAT KILIÇ (Devamla) – O alkışları ifade edeceksek, sadece o
alkışları bir adrese gönderebiliriz. Hangi adrese gönderebiliriz? Milletvekili
sıfatı üzerinde olduğu hâlde Ergenekon duruşmalarına müdavim olanlara o
alkışları gönderelim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Onurla gidiyoruz, o davayı onurla
takip ediyoruz.
SUAT KILIÇ (Devamla) – Çok saygıdeğer milletvekilleri, AK PARTİ hükûmetleri…
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Eğer yüreğin yetiyorsa sen de gel,
orada yaşananları izle.
SUAT KILIÇ (Devamla) – …58’inci, 59’uncu ve 60’ıncı AK PARTİ hükûmetleri Türkiye’de hukukun bütün kavramları ve
kurallarıyla işlemesi yönünde azami gayret göstermiştir.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – O davayı takip etmeye devam
edeceğiz.
SUAT KILIÇ (Devamla) – Her üç AK PARTİ Hükûmeti,
Türkiye’de devletin kurumlarının uyumla, insicam içerisinde ve Türk milletine
hizmet prensibiyle çalışması noktasında azami gayret göstermiştir.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Gel, oradaki demokrasi adına, hukuk
adına işlenen cinayetleri izle, belki utanırsın o zaman!
SUAT KILIÇ (Devamla) – Türkiye'nin Cumhurbaşkanı, Türkiye'nin
Başbakanı, Türkiye'nin Genelkurmay Başkanı, kurumları Anayasa’nın kendilerine
tayin ettiği görevler ve sınırlar içerisinde, vazifelerini bu millete hizmet
aşkıyla ve şuuruyla yerine getirmenin gayreti içerisindedir. Ama son günlerde
bazı siyasi parti sözcüleri tarafından geliştirilen söylemlere üzülerek,
kaygıyla, endişeyle bakıyorum. Türkiye'de sanki bir kriz atmosferi var,
Türkiye'de sanki kurumlar birbiriyle çatışıyor. (CHP sıralarından “Yok mu?”
sesleri) Şu olabilir: Bazı muhalefet çevreleri kriz ortamından besleniyor
olabilir.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Genelkurmay Başkanı “Askere karşı
asimetrik savaş var.” diyor, Sayın Grup Başkan Vekili.
SUAT KILIÇ (Devamla) – “Kriz” kelimesine dayalı sözcükler
bazı muhalefet yaklaşımlarının değirmenine su taşıyor olabilir ama sevinseniz
de üzülseniz de -ki milletim sevinecektir, iftihar edecektir- bu millet adına
seçilen Parlamentonun üyeleri, bu Parlamentonun bünyesinden çıkan Hükûmet, bu Hükûmetin başında
bulunan Sayın Başbakan ve bu milletin seçtiği Sayın Cumhurbaşkanı, bütün
kurumlarıyla beraber büyük bir uyum içerisindedir ve bu uyum milletin
hayrınadır.
HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Yalandan kim ölmüş!
SUAT KILIÇ (Devamla) – Bu uyumdan rahatsızlık duymamak
lazım, bu uyumdan hiç kimsenin kaygıya kapılmaması lazım.
Değerli milletvekilleri, bakınız, Anayasa’nın 6’ncı maddesi
egemenlik yetkisini düzenler. Oradaki bir cümleye dikkatinizi çekmek istiyorum:
“Hiçbir kişi veya organ kaynağı Anayasada açıkça belirtilmeyen bir devlet
yetkisi kullanamaz. “
SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Belediye başkanlarını niye hapse
attınız? Demagoji yapmayın bu konuda!
SUAT KILIÇ (Devamla) – Türkiye Cumhuriyeti’nin Hükûmeti
de kullanamaz, diğer kurumları da kullanamaz; yasaması da, yürütmesi de,
yargısı da Anayasa’nın 6’ncı maddesini takip eden, 7’nci, 8’inci ve 9’uncu
maddelerin kendilerine tayin ettiği sınırlar içerisinde kalmak durumundadır.
AK PARTİ Hükûmeti, Türkiye'de devlet
adına rutin dışına çıkmayı reddeden bir hükûmettir...
SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Siz sınırları çoktan aştınız!
SUAT KILIÇ (Devamla) – …hukuk devletinin sınırları içerisinde
kalmaya herkesi davet eden bir hükûmettir .
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Bu nasıl bir hukuk devletidir?
SUAT KILIÇ (Devamla) – Güvenliği tesis ederken de bu devlet rutin
dışına çıkmayacaktır, özgürlüklerin gereğini yerine getirirken de bu devlet
rutin dışına çıkmayacaktır. Rutin dışına bir sefer çıkılmayagörülsün
yol olur, herkes çıkar.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Çıktı, çıktı.
SUAT KILIÇ (Devamla) – Çıkılmadı.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Örnek vereceğim size.
SUAT KILIÇ (Devamla) – Eğer dinleme iddialarını bu Hükûmete mal ediyorsanız ayıp ediyorsunuz, yanlış
yapıyorsunuz.
ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Aynı sizin gibi!
SUAT KILIÇ (Devamla) – Çünkü bu Hükûmet
dinleme iddialarının sanığı ya da zanlısı olacak bir hükûmet
değildir.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Maalesef…
SUAT KILIÇ (Devamla) – Bu Hükûmet, olsa olsa dinleme iddialarının mağduru olabilir. Hâkim kararı
olmaksızın dinleme yapılamaz, yapılmamalıdır.
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Niye yapılıyor o zaman?
SUAT KILIÇ (Devamla) – Yasalarda dinlemenin hangi koşulla, hangi
mercilerden alınacak kararla, kimler tarafından yapılacağı bellidir. Eğer bir
duyumunuz varsa, bir iddianız varsa…
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Var, var!
SUAT KILIÇ (Devamla) – …az evvel söyledim, ispat mükellefiyeti
üzerinizde; ilgili yargı mercisine gidersiniz, suç duyurunuzu yaparsınız, yasa
dışı dinlemeyi kimin yaptığını iddia ediyorsanız sonuna kadar takipçisi
olursunuz. Bu noktada bize söylenecek söz yok.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Peki, siz ne yapacaksınız?
SUAT KILIÇ (Devamla) – Bu noktada bize söylenecek bir tek sözünüz
yok.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hükûmet
ne yapacak? Hükûmet üzerinde duracak mı?
SUAT KILIÇ (Devamla) – Hükûmet yapması
gerekeni zaten yapıyor.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Güzel!
SUAT KILIÇ (Devamla) – Hükûmet yapması
gerekeni zaten yapıyor ve Hükûmet, net bir beyanla,
yasa dışılığın hiçbir türlüsüne onay vermediğini, yürütmenin bu kabil eylem ve
işlemlerin arkasında hiçbir şekilde bulunmayacağını ifade ediyor.
Çok saygıdeğer milletvekilleri, değişik zamanlarda bu kürsüden ya
da değişik mahfillerde yapılan konuşmalarla AK PARTİ Hükûmeti
güvenlik ve özgürlük arasında tercih yapmaya zorlanıyor.
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Güvenliği tercih ediyor!
SUAT KILIÇ (Devamla) – AK PARTİ Hükûmeti,
güvenlik ve özgürlük denkleminde tercihe mecbur kalmayacaktır. Kantarın
topuzunu biri lehine, diğerinin aleyhine çalıştırmayacaktır. Güvenliği tesis
etmek devletin olmazsa olmaz asli görevidir.
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Güvenliğin temeli özgürlüktür. Siz
özgürlüğü yok sayıyorsunuz.
SUAT KILIÇ (Devamla) – Bunu yaparken özgürlüklerden asla taviz
verilmeyecektir. Eğer uygulamada özgürlük alanına müdahale olarak
değerlendirilebilecek yanlışlar, idari işlemlerde hatalı tutum ve davranışlar
olur ise Türkiye’nin Hükûmeti, gerektiğinde İçişleri
Bakanlığıyla, gerektiğinde bütün kamu kurumlarıyla o özgürlük ihlalinin
gereğini yerine getirecektir. Burada hukuk devletinin gereklerini yerine
getirme konusundaki hassasiyetimizden asla taviz vermeyeceğiz.
Sayın Bakanımız işaret etti: Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi
kapsamında hukuku üstün tutacağız, bireyin özgürlüklerini ön plana çıkarmaya
devam edeceğiz, Türkiye’de faili meçhuller yaşanmasına fırsat tanımayacağız. Bu
ülkenin her köşe başında…
SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – On sekiz aylık bebeği öldürdünüz.
Bunun hesabını verin!
SUAT KILIÇ (Devamla) – Bu ülkenin her köşe başında üst baş araması
yapılmayacak ama bu özgürlük ortamını, bu hukuk dünyasını, bu kardeşlik
iklimini birileri terörün istismar aracı olarak kullanmaya kalkarsa onlara da
zemin ve fırsat bırakılmayacak.
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sen mi karar vereceksin?
SUAT KILIÇ (Devamla) – Özgürlük isteyenlerin durması gereken yer
AK PARTİ’nin durduğu yerdir. Hukukun üstünlüğüne
inananların durması gereken yer AK PARTİ’nin durduğu
yerdir. Terörün kardeşliğimize yönelen bir tehdit olduğuna inanan ve terörle
mücadelenin sürdürülmesi gerektiğine…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kılıç, lütfen tamamlayınız.
SUAT KILIÇ (Devamla) – Terörün millî birliğimize yönelen bir
tehdit olduğuna inanan ve terörle mücadelenin hukuk devleti içinde sürdürülmesi
gerektiğine kanaat getirenlerin de durması gereken yer AK PARTİ’nin
durduğu yerdir.
Saygıdeğer milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kılıç.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Hatip konuşma
yaparken, iktidarın tümüyle yasalara uyduğunu, hukuk devleti kurallarına
uyduğunu ifade etti. Ben şu kürsüden, benim telefonlarımın yasa dışı
dinlendiğini, Adalet Bakanlığına şikâyet ettiğimi, Adalet Bakanlığının bu
şikâyete uymadığını ve beni hukuk yollarını aramak zorunda bıraktığını
söyledim. Bilmesini isterim Sayın Suat Bey’in.
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu,
söyledikleriniz tutanaklara geçti.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Eğer bu ülkede hukuk varsa,
gerçekten Adalet ve Kalkınma Partisi hukukun yanında duruyorsa…
SUAT KILIÇ (Samsun) – Yanındayız.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – …bir milletvekilinin yasa dışı
dinlenmesine önce Sayın Grup Başkan Vekilinin karşı çıkması lazım. Karşı
çıkmadığı için kendisini kınıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu.
SUAT KILIÇ (Samsun) – Öyle bir durum varsa karşı çıkıyorum.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Var efendim, var. Ben size
tutanağı da vereyim.
ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Kart.
ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, ben konuşmam esnasında, Adalet
ve Kalkınma Partisinin uygulamalarından söz ederek, somut olaylardan söz ederek
“kirli ve karanlık ilişkiler” tabirini kullandım, o tabirimi kullanmaya da
devam ediyorum çünkü somut olaylardan söz ederek…(AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
SUAT KILIÇ (Samsun) – Biz de o tabiri sana iade ediyoruz.
BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri…
SUAT KILIÇ (Samsun) – O tabiri sana iade ediyoruz.
ATİLLA KART (Konya) – Burada Sayın Grup Başkan Vekili…
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sana iade ediyoruz.
HALUK ÖZDALGA (Ankara) – Sana layık, kullanmaya devam et!
SUAT KILIÇ (Samsun) – Sana kendini…
ATİLLA KART (Konya) – Haddini bilir misin… Saygı sınırını
bırakmasan biraz.
BAŞKAN – Lütfen…
SUAT KILIÇ (Samsun) – Saygısızlık senin yaptığın!
ATİLLA KART (Konya) – Biraz dinlemesini öğrenir misin.
HALUK ÖZDALGA (Ankara) – Devam et! Devam et!
SUAT KILIÇ (Samsun) – Saygısızlık senin yaptığın!
ATİLLA KART (Konya) – Dinlemesini öğrenir misin biraz.
BAŞKAN – Sayın Kart…
ATİLLA KART (Konya) – Burada Adalet ve Kalkınma Partisinin tüzel
kimliğini hedef almadan açıklamalarımı yaptım, eleştiri görevimi yaptım.
ABDULKADİR AKGÜL (Yozgat) – Temiz bir ağızla konuş!
ATİLLA KART (Konya) – Burada 69’uncu madde anlamında benim
açıklamalarıma başka anlamlar atfedildi, bu konuyu açıklamak istiyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kart, sözleriniz tutanaklara
geçirildi.
ATİLLA KART (Konya) – Açıklamak istiyorum Sayın Başkan. Sayın
Başkan, söz istiyorum o konuda.
SUAT KILIÇ (Samsun) – İsim zikretmedim Sayın Başkan, adres göstermedim.
ATİLLA KART (Konya) – Doğrudan Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsüne
yönelerek…
BAŞKAN – Sayın Kart, zaten söyleyeceklerinizi söylediniz.
ATİLLA KART (Konya) –…“kirli ve karanlık ilişkileri” Cumhuriyet
Halk Partisine iade etti. Bu anlamda söz istiyorum.
BAŞKAN – Hayır, İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince sataşma
nedeniyle söz istemediniz, söyleyeceklerinizin tamamını söylediniz.
ATİLLA KART (Konya) – Söylediklerime başka anlamlar atfetti. Bunu
açıklamak istiyorum.
BAŞKAN – Onlar da tutanaklara geçirildi Sayın Kart.
SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, isim zikretmedim.
ATİLLA KART (Konya) – Buna açıklama getirmek istiyorum.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yok öyle bir şey, yok!
SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, isim zikretmedim, adres
göstermedim, herhangi bir milletvekilinin isminden bahsetmedim.
BAŞKAN – Sayın Kılıç, lütfen…
ATİLLA KART (Konya) – Doğrudan Cumhuriyet Halk Partisinin
sözcüsünü hedef alarak bunları söyledi.
SUAT KILIÇ (Samsun) – Sözcüyü de hedef almadım.
ATİLLA KART (Konya) – Çok kısa bir açıklama yapmak istiyorum Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Lütfen Sayın Kart, anlaşıldı.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Özdemir.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Başkan, Adalet ve Kalkınma
Partisi Grup Başkan Vekili, biraz önceki konuşmasında, yine isim vermeden, bir
kısım milletvekilinin Silivri’de Ergenekon davasını izlemelerinden bahisle… (AK
PARTİ sıralarından gürültüler)
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Doğru söyledi.
BAŞKAN – Bir dakika sayın milletvekilleri… Lütfen müdahale
etmeyin.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – O katılan milletvekillerinden bir
tanesi benim. Ben açıkça söylüyorum, her vesileyle söylüyorum: Silivri’de
yargılanan aslında oradaki Ergenekon sanıkları değil, Türkiye’de Adalet ve
Kalkınma Partisi hükûmetlerinin sayesinde Türkiye’nin
geldiği hukuksuzluk sistemi tartışılıyor.
SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkanım, böyle bir usul yok!
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Her milletvekilinin gidip o davayı
mutlaka, bir kere olsun dinlemesini istiyorum ve tarihe tanıklık yapmasını
istiyorum. O nedenle oraya gitmek, o davayı takip etmek bence onurlu bir
davranıştır. [(CHP sıralarından alkışlar; AK PARTİ sıralarından “Bravo(!)”
sesleri, gürültüler)]
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – On sekiz ay yatan Gürbüz Çapan şimdi
tahliye edildi. [(AK PARTİ sıralarından “Bravo(!)” sesleri, gürültüler)] Suçu
varsa niye tahliye edildi? Suçu yoksa on sekiz ayın hesabını kim verecek?
Adalet anlayışınız bu mu? Hukuk anlayışınız bu mu? On sekiz ayın bedelini kim
ödeyecek? (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, söz istiyorum.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, çalışma süremizin
tamamlanması sebebiyle, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının Aden
Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde
görevlendirilmesi için Hükûmete verilen izin
süresinin Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca bir yıl uzatılmasına dair
Başbakanlık tezkeresi ile alınan karar gereğince (11/9) esas numaralı Gensoru
Önergesini görüşmek için 2 Şubat 2010 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere
birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati: 19.48