DÖNEM: 23                            CİLT: 59                    YASAMA YILI: 4

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

53’üncü Birleşim

27 Ocak 2010 Çarşamba

 

(Bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

   I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II. - GELEN KÂĞITLAR

 III. - YOKLAMALAR

 

 IV. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Antalya Milletvekili Abdurrahman Arıcı’nın, Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu’nun Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanlığına seçilmesine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Muğla Milletvekili Gürol Ergin’in, Muğla’nın Köyceğiz ilçesine bağlı Beyobası beldesindeki Yuvarlakçay’da yapılmak istenen hidroelektrik santrali nedeniyle çevre köylülerinin yaşadıkları drama ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın, Türkiye’deki işsizlik, yoksulluk ve gelir dağılımındaki adaletsizliğe ilişkin gündem dışı konuşması

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mardin Milletvekili Emine Ayna ve 19 milletvekilinin, bazı basın ve yayın kuruluşlarına ve mensuplarına yönelik saldırı olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/533)

2.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış ve 19 milletvekilinin, Vakıflar Genel Müdürlüğünün imarethanelerdeki sıcak yemek dağıtımına son vermesinin yol açacağı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/534)

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, şeker pancarı üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/535)

4.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, Tokat ilindeki hayvan üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/536)

B) Tezkereler

1.- Türkiye Cumhuriyeti Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Bahreyn Krallığı Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Arasında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın geri verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1074)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Devlet İstatistik Enstitüsü ile Kazakistan Cumhuriyeti İstatistik Ajansı Arasında İstatistik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın geri verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1075)

3.- Erişme Kontrollü Karayolları Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın geri verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1076)

 

VI.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Genel Kurul gündeminin ve çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesi ile (11/9) esas numaralı gensoru önergesinin görüşme gününe ilişkin Danışma Kurulu önerisi

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

 

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)

3.- Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi'nin, Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın, Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve 15 milletvekilinin, Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ve 17 milletvekilinin, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın, Antalya Milletvekili Osman Kaptan ve 2 milletvekilinin, Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 8 milletvekilinin, Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/797, 2/497, 2/520, 2/527, 2/555, 2/557, 2/561, 2/565, 2/570) (S. Sayısı: 463)

 

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, bazı milletvekillerinin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

3.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

4.- Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın, Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

5.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- OYLAMALAR

1.- Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Mersin Milletvekili Behiç Çelik’in, narenciye ihracatında iadelerden oluşan mağduriyete ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/11667)

2.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Gaziantep’teki et kombinası ihtiyacına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/11668)

3.- Ordu Milletvekili Rahmi Güner’in, Ordu İl Tarım Müdürlüğünün çalışma raporuna ve internet sitesine ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/11669)

4.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Sağlık Uygulama Tebliğindeki değişikliklere ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı (7/11756)

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.03’te açılarak üç oturum yaptı.

Ağrı Milletvekili Mehmet Hanifi Alır, Ağrı ilinin turizm potansiyeline,

Muğla Milletvekili Mehmet Nil Hıdır, Muğla’nın Köyceğiz ilçesindeki Yuvarlakçay Irmağı üzerinde kurulmak istenen hidroelektrik santraline karşı yapılan eyleme,

Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu, hayvancılık sektörünün sorunlarına,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu,

İzmir Milletvekili Oktay Vural,

Muğla Milletvekili Mehmet Nil Hıdır’ın, şahsına sataşması nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Romanya Senatosu Dış Politika Komisyonu Başkanı ve beraberindeki Parlamento heyetinin ülkemizi ziyaret etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Başkanlık tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 21 milletvekilinin, çalışma hayatındaki sorunlara ve ilgili kesimlere duyarsız kaldığı, görev ve sorumluluklarını yerine getirmediği iddiasıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/9) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki ön görüşme gününün Danışma Kurulu tarafından tespit edilip Genel Kurulun onayına sunulacağı;

Bursa Milletvekili Onur Öymen ve 28 milletvekilinin, Avrupa ülkelerinde Türklere karşı görülen dışlayıcı ve ayrımcı uygulama ve davranışların (10/529),

Adıyaman Milletvekili Şevket Köse ve 35 milletvekilinin, tarımsal ilaç kullanımı konusundaki sorunların (10/530),

Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 23 milletvekilinin, kimsesiz çocuklar ile sokakta yaşayan ve çalışan çocukların sorunlarının (10/531),

İstanbul Milletvekili Mithat Melen ve 22 milletvekilinin, İstanbul’un sorunlarının (10/532),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla birer Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı;

Açıklandı.

OECD tarafından İsviçre Parlamentosunun ev sahipliğinde 10-12 Şubat 2010 tarihleri arasında İsviçre’nin başkenti Bern’de düzenlenecek olan 2’nci Parlamento Bütçe Yetkilileri Toplantısına davet edilen TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerinden oluşan bir Parlamento heyetinin davete icabet etmesine,

TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin’in, İtalya Temsilciler Meclisi Başkanı Gianfranco Fini’nin İtalya’ya vaki davetine bir Parlamento heyetiyle birlikte icabet etmesine,

İsveç Parlamentosu Dışişleri Komisyonunun vaki davetine icabetle, 8 -11 Şubat 2010 tarihleri arasında TBMM’den bir Parlamento heyetinin İsveç’e resmî ziyarette bulunmasına,

İlişkin Başkanlık tezkereleri kabul edildi.

Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, 2090 Sayılı Tabii Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin (2/3) İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilmedi.

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmının:

1’inci           sırasında bulunan         (6/667),

5’inci                                           (6/683),

8’inci                                           (6/715),

10’uncu                                       (6/732),

11’inci                                         (6/733),

17’nci                                          (6/779),

44’üncü                                       (6/900),

54’üncü                                       (6/948),

59’uncu                                       (6/973),

69’uncu                                       (6/988),

86’ncı                                          (6/1026),

91’inci                                         (6/1035),

287’nci                                        (6/1374),

309’uncu                                     (6/1408),

311’inci                                       (6/1412),

315’inci                                       (6/1417),

318’inci                                       (6/1421),

360’ıncı                                       (6/1471),

361’inci                                       (6/1472),

381’inci                                       (6/1499),

384’üncü                                     (6/1502),

439’uncu                                     (6/1565),

422’nci                                        (6/1568),

443’üncü                                     (6/1569),

453’üncü                                     (6/1583),

467’nci                                        (6/1597),

468’inci                                       (6/1598),

483’üncü                                     (6/1614),

505’inci                                       (6/1639),

518’inci                                       (6/1653),

530’uncu                                     (6/1666),

Esas numaralı sözlü sorulara Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu cevap verdi; soru sahiplerinden Tokat Milletvekili Reşat Doğru, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Karaman Milletvekili Hasan Çalış, Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir de cevaplara karşı görüşlerini açıkladılar.

Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Muş ilindeki öğrenci yurtlarına ilişkin bir açıklamada bulundu.

Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda boş bulunan ve grubu bulunmayan siyasi partiler veya bağımsız milletvekillerine düşen 1 üyeliğe, tek aday, Adana Milletvekili Mustafa Vural,

Plan ve Bütçe Komisyonunda boş bulunan ve grubu bulunmayan siyasi partiler veya bağımsız milletvekillerine düşen 1 üyeliğe Ankara Milletvekili Mücahit Pehlivan, yapılan gizli oylama sonucunda,

Seçildiler.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96),

2’nci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/499) (S. Sayısı: 321),

Görüşmeleri komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

3’üncü sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi'nin, Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın, Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve 15 milletvekilinin, Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ve 17 milletvekilinin, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın, Antalya Milletvekili Osman Kaptan ve 2 milletvekilinin, Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 8 milletvekilinin, Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (1/797, 2/497, 2/520, 2/527, 2/555, 2/557, 2/561, 2/565, 2/570) (S. Sayısı: 463) tümü üzerinde bir süre görüşüldü.

27 Ocak 2010 Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 14.00’te toplanmak üzere birleşime 19.58’de son verildi.

 

 

Sadık YAKUT

 

 

 

Başkan Vekili

 

 

Yusuf COŞKUN

 

Murat ÖZKAN

 

Bingöl

 

Giresun

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

 

 

Gülşen ORHAN

 

 

 

Van

 

 

 

Kâtip Üye

 


                                                                                                                                                 No.:  68

II.- GELEN KÂĞITLAR

27 Ocak 2010 Çarşamba

Teklifler

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in; 3194 Sayılı İmar Kanununun 36. Maddesi ile 634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun Ek 2. Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun Teklifi (2/583) (Adalet; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:14.1.2010)

2.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in; 4857 Sayılı “İş Kanunu”nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/584) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:14.1.2010)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mardin Milletvekili Emine Ayna ve 19 Milletvekilinin, bazı basın ve yayın kuruluşlarına ve mensuplarına yönelik saldırı olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/533) (Başkanlığa geliş tarihi: 4.12.2009)

2.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış ve 19 Milletvekilinin, Vakıflar Genel Müdürlüğünün imarethanelerdeki sıcak yemek dağıtımına son vermesinin yol açacağı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/534) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.12.2009)

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 Milletvekilinin, şeker pancarı üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/535) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2009)

4.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 Milletvekilinin, Tokat İlindeki hayvan üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/536) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2009)


27 Ocak 2010 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN (Giresun), Yusuf COŞKUN (Bingöl)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 53’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanının seçimleri hakkında söz isteyen Antalya Milletvekili Abdurrahman Arıcı’ya aittir.

Buyurun Sayın Arıcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Antalya Milletvekili Abdurrahman Arıcı’nın, Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu’nun Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanlığına seçilmesine ilişkin gündem dışı konuşması

ABDURRAHMAN ARICI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 25 Ocak 2010 tarihinde Strasbourg’da yapılan Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanlığı seçimi hakkında gündem dışı söz almış bulunuyorum.

47 üyesi olan ve 800 milyon kişiyi temsil eden Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanlığında artık bir arkadaşımız oturuyor. Sizlerin de bildiği gibi, Antalya Milletvekilimiz Sayın Mevlüt Çavuşoğlu, geçtiğimiz pazartesi günü yapılan seçimlerde Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanı seçildi. Kendisini kutluyor, ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum.

Sayın Mevlüt Çavuşoğlu, 2007 yılından bu yana Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinde sırasıyla Türk Delegasyonu, Göç, Sığınma ve Nüfus Komitesi, Turizm, Ekonomik İşler ve Gelişme Komitesi başkanlıkları yaptıktan sonra şimdi de bu göreve seçilmiş bulunmaktadır. Emeği geçen ve destek veren Türk Delegasyonuna ayrıca teşekkür ediyorum.

47 Avrupa ülkesinin temsil edildiği, 318 asil, 318 de yedek üyesi bulunan Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinin Dönem Başkanlığını Türkiye'nin üstlenmiş olması, ülkemiz açısından bu seçimin önemini bir kat daha arttırıyor. Demokrasi ve insan hakları alanlarında Avrupa’nın referans kurumu olan Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, birçok alanda sık sık gündeme gelen siyasi ve hukuki kriterlerin de hazırlayıcısı konumundadır.

Değerli milletvekilleri, eskiden böyle üst düzey görevler hayal bile edilemezdi. Şimdi ise Türkiye böyle şeylere alışıyor. Güvenlik Konseyi üyeliği, İslam Konferansı Örgütünde Genel Sekterlik ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanlığı, bunlar çok önemli gelişmeler. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanlığına seçilmemiz ise, Sayın Cumhurbaşkanımızın tabiriyle, bütün bunların taçlandırılması oldu. Bu görev bir Türk’ün Avrupa’da geldiği en üst düzey görev olmakta. Altmış yıldır kurucusu olduğumuz bir parlamentoya Türk başkanı seçtirmek gurur vericidir. Kurulduğu günden günümüze kadar geçen altmış yılda, sekiz Batı ülkesinin tekelinin dışında ilk kez bir başka ülkeden başkan seçildi. Bu nedenle Başkanlık ülkemiz için çok önemli. Türkiye'nin ekonomik ve siyasi güçlenmesi, en önemlisi demokrasi, insan hakları konularındaki gelişmeler ve arkadaşımızın komisyonlardaki başarılı başkanlık çalışmaları bu Başkanlığı getirmiştir.

Sayın Çavuşoğlu’nun Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanlığına seçilmesinin ardından, Kasım 2010’da Türkiye Avrupa Konseyinin karar organı Bakanlar Konseyinin dönem başkanlığını da altı ay süreyle devralacaktır. Türkiye'nin Avrupalı olup olmadığı tartışmalarına burada noktayı koyuyoruz. Türkiye’deki pozitif gelişmeler, Avrupa Birliğine giden yoldaki olumlu adımlardır. Bunlar Türkiye'nin ne kadar güçlü bir ülke olduğunu göstermektedir.

Avrupa Konseyi hakkında kısa bir bilgilendirme yapacak olursak, 1949 yılından beri toplanan, Avrupa çapında başta hukuk ve insan haklarının korunması, eğitim, kültür alanlarında anlaşmalar kabul eden, hükûmetler arası bir kuruluştur. Avrupa Birliğinden farklı bir örgütlenmedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Avrupa Konseyine bağlıdır. Avrupa Konseyine Belarus, Kazakistan, Kosova ve Vatikan hariç tüm Avrupa ülkeleri üyedir. Oysa Avrupa Birliği sadece 27 üyeli bir ekonomik birlikteliktir. Avrupa Konseyinin Avrupa Birliğiyle karıştırılmasının en önemli sebebi olan Avrupa bayrağı esasında Avrupa Konseyine aittir. Avrupa Birliği, Avrupa Konseyinin izniyle aynı Avrupa bayrağını kullanmaktadır. 5 Mayıs 1949’da on ülke, Belçika, Danimarka, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, İsveç ve İngiltere, merkezi Strasbourg olmak üzere Avrupa Konseyini kuran anlaşmayı imzalamışlardır. Şu an Avrupa Konseyine kırk yedi üye ülke bulunmaktadır. Türkiye anlaşmayı 1949 yılında imzalamıştır.

Konseyin çalışma alanları, insan hakları, medya, hukuki iş birliği, sosyal dayanışma, sağlık, eğitim, kültür, spor, gençlik, yerel demokrasiler, sınır ötesi iş birliği, çevre ve bölgesel planlamadır. Kurum, AB’yle ilişkisi olmayan uluslararası bir teşkilattır ancak AB’yle yakın iş birliği içindedir.

Değerli milletvekilleri, bir Türk’ün Avrupa Birliğinin göbeğinde kırk yedi ülke parlamenterine başkanlık edecek olması ülkemiz adına önemli bir referanstır, bununla gurur duyuyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Arıcı, lütfen tamamlayınız.

ABDURRAHMAN ARICI (Devamla) – Sayın Başbakanımızın da ifade ettiği üzere, ülke ve millet adına son derece sevindirici ve iftihar vesilesi olacak bu gelişmeyi sizlerle paylaşmak istedim.

Tekrar hayırlı olması dileklerimi iletiyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Arıcı.

Gündem dışı ikinci söz, Muğla’nın Köyceğiz ilçesindeki Yuvarlakçay’da yaşanan olaylarla ilgili söz isteyen Muğla Milletvekili Gürol Ergin’e aittir.

Buyurun.

2.- Muğla Milletvekili Gürol Ergin’in, Muğla’nın Köyceğiz ilçesine bağlı Beyobası beldesindeki Yuvarlakçay’da yapılmak istenen hidroelektrik santrali nedeniyle çevre köylülerinin yaşadıkları drama ilişkin gündem dışı konuşması

GÜROL ERGİN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Muğla ili Köyceğiz ilçesine bağlı Beyobası beldesindeki Yuvarlakçay’da yapılmak istenen hidroelektrik santrali nedeniyle çevre köylülerinin yaşadıkları dramı açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken, Sayın Başkan, sizi, değerli milletvekillerini ve yüce Türk ulusunu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Yuvarlakçay’da gerçek bir dram yaşanmaktadır. Burada kurulmak istenen hidroelektrik santrali yalnızca 6 bin kişilik bir topluluğun ihtiyacını giderebilecek bir elektrik üretecektir. Buna karşılık korkunç bir çevre tahribatına, yöredeki bir belde ve altı köyün yüzlerce yıldır o suyla beslenen 14 bin insanının aç ve susuz kalmasına, alternatif ve ekolojik turizmin yok edilmesine neden olacaktır.

Bu dramın bölge insanına yaşatılmasında, Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığının, Muğla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun, DSİ Bölge Müdürlüğünün, İl Çevre ve Orman Müdürlüğünün ve son derece yanlı raporlar düzenleyen bilirkişilerin, ama hepsinden önemlisi, halkına insafsız davranan iktidarın çok büyük vebali vardır.

Koruma Kurulu 15 Mayıs 2009 tarihindeki toplantısında, önce bu bölgedeki 30 ağacın anıt ağaç olduğuna karar vermiş, sonra aynı toplantıda, bu ağaçlardan 8’inin kesilmesini onaylamıştır. Özel Çevre Koruma Kurumu 2009 yılı başında içme suyu şişeleme tesisi yapmak isteyen bir şirkete, Yuvarlakçay’ın her iki tarafındaki 500 metrelik mesafenin su yatağını koruma sınırı olarak belirlendiğini, bu sınırlar içerisinde herhangi bir faaliyet olamayacağını belirtmiş ama her ne hikmetse, daha sonra çok daha vahim çevre katliamına yol açacak hidroelektrik santrali kurulması isteminde bu alanın koruma alanı olduğunu unutmuştur. Bilirkişi raporunda Yuvarlakçay’da balık yetişmediğini belirtmiştir. Oysa çevre köylüleri bu çaydan tuttukları balıkları tüketmektedir. Köyceğiz Orman İşletme Müdürlüğü anıt ağaçları acımasızca kesmiştir.

Değerli milletvekilleri, bu çayın suyu içilebilir nitelikte bir sudur. Altı köy ve bir belde bu suyla topraklarını sulamaktadır. Yuvarlakçay’ın debisi 5 metreküp/saniye değil, 3,5 metreküp/saniyedir. Projede, kadim hakkı olduğu hâlde Zeytinalanı köyünün su hakkı tamamen unutulmuş, Pınarköy’deki iki değirmen, Araplar ve Uzuncabük mahalleleri hesaba katılmamıştır.

Yapılacak santral yaz aylarında çalışmayacağından, yazın görülen elektrik sıkıntısına hiçbir katkı sağlamayacaktır. Eğer proje 1.900 litre/saniye tarımsal amaçlı, kadimden gelen su kullanım haklarını korursa, kalan 1.400 litre/saniye sudan üretilecek elektriğin hiç kimseye yararı olmayacaktır.

Santralin yapılmasıyla Köyceğiz Dalyan havzasının tuzlu su yoğunluğu artacak, tarım toprakları çoraklaşacaktır.

Hidroelektrik santralinin yapılması ile köylüler bu sudan ne içme suyu ne de kullanma suyu olarak yararlanabilecektir. İnanılmaz güzellikteki doğa katledileceğinden yörenin turizm özelliği kalmayacaktır.

İşte, yörenin binlerce köylüsü bu gerçeği gördüğü için, kendi yaşamına, çocuklarının yaşamına kastedildiğini bildiği için, kendisine zulmedildiğini anladığı için eksi 10 derece soğukta suyunun başında çadırlarda gecelemektedir.

Bir sayın yöre milletvekili dün bu kürsüden köylünün kışkırtıldığını söylemiştir. Sayın milletvekili haklıdır, bölgenin köylüsü kışkırtılmaktadır. Onu kışkırtanlar suyuna el koymak isteyenlerdir, ekmeğini elinden almak isteyenlerdir, sermayeye ve Başbakanına yaranmak güdüsüyle yalan yanlış bilgileri bu Meclis çatısı altında dillendirenlerdir. Bu köylüleri kışkırtanlar, tıpkı ekmeği için ölümü göze alan Tekel işçilerini günlerce görmezden gelip “Biz haksızlık yaptık ama yaptığımız haksızlık Tekel işçisine merhametli davranmamızdır.” diyebilenlerdir ve “Tekel işçileri provoke ediliyor.” diyen Sayın Başbakanın taa kendisidir. Ama günlerdir Tekel işçisini yok sayan Sayın Başbakan pabucun pahalı olduğunu görmüş ve kararlı duruşuyla kendisini dize getiren Tekel işçisine “Buyurun, gelin, görüşelim.” demek zorunda kalmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ergin, lütfen tamamlayınız.

GÜROL ERGİN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Yuvarlakçay’daki suyuna sahip çıkan, Beyobası, Pınarköy, Zeytinalanı, Kavakarası, Tepearası köylerinde yaşayan köylü kardeşlerimiz de, seksen yaşındaki nineleriyle verdikleri yaşam mücadelesindeki şanlı direnişleriyle zalimleri mutlaka dize getirecektir. Biz de belediye başkanlarımızla, il genel meclisi üyelerimizle, milletvekillerimizle onların daima yanında olacağız. İktidarı, muhalefet gibi halkının yanında olmaya, dün bu kürsüde konuşan sayın milletvekilini de, eğer yüreği yetiyorsa Yuvarlakçay’a gitmeye, burada söylediklerini “Suyumu vermemek için ölmeyi göze aldım.” diyen seksenlik ninelerimize söylemeye, iş aş mücadelesi veren insanlarımızın yanında olmaya çağırıyor; Sayın Başkan, sizi, değerli milletvekillerini ve yüce Türk ulusunu saygıyla selamlıyor, suyuna ve yaşamına sahip çıkan halkıma sevgiyle sarılıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ergin.

Gündem dışı üçüncü söz, ülkemizdeki yoksulluk ve işsizlik sorunları hakkında söz isteyen Niğde Milletvekili Mümin İnan’a aittir.

Buyurun Sayın İnan. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın, Türkiye’deki işsizlik, yoksulluk ve gelir dağılımındaki adaletsizliğe ilişkin gündem dışı konuşması

MÜMİN İNAN (Niğde) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; ülkemizdeki işsizlik ve yoksulluk hakkında gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Toplumumuzun bugün karşı karşıya olduğu büyük ve sayısız sorunlar oldukça kaygı verici bir hâl almıştır. Bunların başında işsizlik, yoksulluk ve gelir dağılımı adaletsizliği gelmektedir. Bu durum insani ilişkileri çökertip en başta aile yapılarında çözülmelere yol açarak dayanışma, yardımlaşma, fedakârlık, birlik ve beraberlik gibi tüm toplumlara örnek gösterilecek en önemli hasletlerimizi bile tahrip etmektedir. Bu değerlerin tahrip olması, ailesi ve çevresine karşı sorunlu, sosyal olaylara karşı duyarsız, topluma yabancılaşmış bireylerin yetişmesine neden olarak toplumumuzun sosyal çürümesine yol açmaktadır. Bugün boyutları giderek derinleşmiş, ekonomik olmanın ötesine geçmiş bu sorunlar toplumumuzu hızla sosyal bir kaosa doğru sürüklemektedir.

Devri iktidarınızda Türkiye’nin bütün dengeleri bozulmuş, bunun sonucu olarak da işsizlik, yoksulluk ve gelir dağılımı adaletsizliği had safhaya ulaşmıştır. 2002 yılında yüzde 10,3 ile devraldığınız işsizlik oranları bugün cumhuriyet tarihinin rekorlarını kırarak yüzde 15’lere yaklaşmış, eğitimli genç işsizler oranımız ise yüzde 25’leri bulmuştur. Son zamanlarda basına yansıyan bir ankette, gençlerin Türkiye’de gelecekleriyle ilgili umutlu olmadıkları ve gençlerimizin dörtte 3’ünün yurt dışında yaşamak istediklerini ifade ettikleri ortaya çıkmıştır. Bir taraftan bütün illere üniversite açmakla övünen Sayın Başbakan, bir taraftan “Her üniversite mezununa iş bulmak zorunda mıyız?” diyerek kendisinden iş talebinde bulunan gençleri azarlamaktadır. Evet, bir başbakan gerekli tedbirleri alarak piyasaları uygun hâle getirmek ve gençlere iş bulmak zorundadır. Vatandaş kendisine bu sorunları çözmesi için yetki vermiştir. Bugün geçici bir taşeron işi için bile alınacak işçi sayısının 100 katı, belki bin katı insanın müracaat ettiği iş başvuruları, izdihamların yaşandığı sınav ortamları ülkeyi nereden nereye getirdiğinizin en açık fotoğraflarıdır. Böyle bir ülkede gençlerimiz, hayata nasıl tutunacaklarının cevabını Sayın Başbakandan beklemektedirler.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; dünyadaki bütün toplumlarda zengin, hâli vakti yerinde olanlar ve yoksullar her zaman olmuştur ve olmaya devam edecektir. Esas olan, toplumdaki zengin ve hâli vakti yerinde olanların artırılması, yoksulların sayısının ise en aza indirilmesidir. Küreselleşen dünyada varlıkların ve sermayenin çok az insanın elinde toplanması dünyadaki hâli vakti yerinde olanları da hızlıca eritmekte ve toplumlarda yoksul sayısını giderek artırmaktadır. Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi ülkemiz de, toplam kazançları insani varlığın devamı için gerekli olan yiyecek, içecek, giyecek ve barınma gibi asgari düzeydeki fiziki ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyen insanlarla doludur ve insanlar bu temel ihtiyaçları elde edememe durumunda kaldıkları için az veya çok açlık çekmektedirler.

Maalesef ülkemizde de başta işsizler, asgari ücretle çalışanlar ve emekliler olmak üzere 15 milyona yakın insanımız açlık sınırının altında, 45 milyona yakın insanımız da sivil toplum kuruluşlarının açıkladığı rakamlara göre, yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Bunun nedeni, yedi buçuk yıllık AKP İktidarı döneminde gelir dağılımının sürekli bozulmasıdır. OECD’nin üye 30 ülkeden 24’ünü kapsayan “Gelir Dağılımı” konulu raporunda ülkemiz, maalesef, Meksika’dan sonra gelir dağılımı en bozuk ikinci ülke olarak yer almıştır. Yine ABD’de yoğun tartışma yaratan ve refah düzeyini tespite yönelik hazırlanan Legatum Refah Endeksi’ne göre 2007 yılında refah açısından 104 ülke içerisinde 45’inci sırada yer alan ülkemiz 2008 yılında 61’inci, 2009 yılında ise 69’uncu sıraya gerilemiştir. Yani uygulanan yanlış politikalar yüzünden son iki senede Türkiye refah açısından 24 basamak birden geriye gitmiş, açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşayan insan sayısı toplam 60 milyona ulaşmıştır. Bu tablo, matematikle arası çok iyi olmayan Sayın Başbakanın geometrik başarısıdır.

Forbes dergisinin her yıl düzenlemiş olduğu dolar milyarderleri listesinde Türkiye’de 2002 yılında dolar milyarderi sayısı 8 iken, 2006 yılında bu sayının 26’ya, 2008 yılında ise, Türkiye'de işsizlik artarken dolar milyarderi sayısının 35’e çıkması ve servetlerinin gayrisafi millî hasılanın yüzde 9’unu oluşturması gelir dağılımındaki çarpıklığın bir göstergesi olarak ortadadır ve bu Hükûmetin büyük bir başarısıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İnan, lütfen, tamamlayınız.

MÜMİN İNAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; 57’nci Hükûmet tarafından alınan tedbirlerle Türkiye ekonomisi 2002’den itibaren büyüme trendine girmiş; 2004’ten sonra, ekonomik performansınızdaki kötü gidişe bağlı olarak işsizlik ve yoksulluğun hızla arttığı ve büyümenin yavaşladığı devletin resmî rakamlarında açıkça görülmektedir. Kötü yönetiminizden kaynaklanan bu durumu dünyadaki krize bağlamaya çalışsanız da vatandaş artık bunlara inanmıyor. Sayın Başbakan aslında direkt ifade etmese de dönemlerinde Sosyal Yardım Fonundan ne kadar çok kömür ve gıda dağıttığıyla övünürken, bir bakıma, Türkiye’deki yardıma muhtaç ve yoksul sayısının her geçen gün hızla arttığını itiraf etmektedir. Türkiye’nin bugünkü görünen çarpık tablosundan hükûmetleriniz ve Sayın Başbakan sorumludur.

Yedi buçuk yıldır her gün gözyaşı edebiyatıyla mağdur rolleri oynayan Hükûmet yetkililerinin, bu sorunları çözmek için ellerini tutan varsa bunları burada açık açık dile getirmeleri gerekir çünkü medya üzerinden polemik yaratıp vatandaşa mesaj vermek onun karnını doyurmuyor. Vatandaş “Onurlu bir yaşam hakkı benim insani hakkımdır…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnan.

MÜMİN İNAN (Devamla) – Ben teşekkür ediyorum.

Yalnız son cümle olarak şunu söylemek istiyorum: Bütün bu sorunları çözmek üretimle doğrudan ilgilidir ama maalesef Hükûmetin sözlüğünde üretim yoktur, sadece satmak vardır.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

“Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin dört önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mardin Milletvekili Emine Ayna ve 19 milletvekilinin, bazı basın ve yayın kuruluşlarına ve mensuplarına yönelik saldırı olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/533)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

4 Aralık 1994’te bombalanan Özgür Ülke Gazetesi başta olmak üzere muhalif basın yayın kuruluşları ve çalışanlarına karşı yapılan ve faili meçhul kalan saldırıların tüm yönleriyle araştırılması ve aydınlatılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci İç Tüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

1) Emine Ayna                               (Mardin)

2) Fatma Kurtulan                          (Van)

3) Selahattin Demirtaş                    (Diyarbakır)

4) Sırrı Sakık                                 (Muş)

5) Ayla Akat Ata                            (Batman)

6) Bengi Yıldız                               (Batman)

7) M. Nezir Karabaş                       (Bitlis)

8) Akın Birdal                                (Diyarbakır)

9) Gültan Kışanak                          (Diyarbakır)

10) Hamit Geylani                          (Hakkâri)

11) Pervin Buldan                          (Iğdır)

12) Sebahat Tuncel                         (İstanbul)

13) Nuri Yaman                             (Muş)

14) Osman Özçelik                         (Siirt)

15) İbrahim Binici                          (Şanlıurfa)

16) Sevahir Bayındır                      (Şırnak)

17) Hasip Kaplan                           (Şırnak)

18) Şerafettin Halis                         (Tunceli)

19) Özdal Üçer                               (Van)

20) Mehmet Ufuk Uras                  (İstanbul)

Gerekçe:

4 Aralık 1994’te Özgür Ülke Gazetesi'nin İstanbul merkezi ile İstanbul ve Ankara büroları bombalı saldırıya uğramış; olayda gazete çalışanı Ersin Yıldız hayatını kaybetmiş, 23 kişi de yaralanmıştır.

Gazetenin İstanbul Kumkapı'daki merkezinde yaşanan patlamada binanın kolonları yıkılmış, kullanılamaz hâle gelmiştir; binada bulunan bütün işyerleri zarar görmüştür. Aynı gün üç yerde yapılan bombalı saldırılar sonucu, Gazetenin bütün arşivi ve gazetenin basımı için kullanılan bütün teknik yapı yok edilmiştir. Aradan 15 yıl geçmesine rağmen, bu saldırıların sorumluları bulunmamış, olayda ihmali olanlara ilişkin de hiçbir işlem yapılmamıştır.

1990’lı yıllar boyunca, muhalif gazete büroları baskı ve saldırılara maruz kalmış, gazetenin farklı birimlerinde çalışan 21 kişi öldürülmüş, muhabir, gazete yöneticisi, yazar, gazete dağıtımcısı, yüzlerce çalışan saldırılarda yaralanmış, bu olayların tümü "faili meçhul" olarak kalmıştır.

Gazeteci Yahya Orhan 31 Temmuz 1992'de, gazete personeli Hüseyin Deniz 8 Ağustos 1992'de, köşe yazarı Musa Anter 20 Eylül 1992'de, gazete personeli Hafız Akdemir 8 Haziran 1992'de, Özgür Gündem Şanlıurfa temsilcisi Kemal Kılıç 18 Şubat 1992'de, Yeni Ülke muhabiri Cengiz Altun 24 Şubat 1992'de "kimliği belirlenemeyen saldırgan ya da saldırganlar tarafından" öldürülmüştür. Özgür Gündem'in Bitlis muhabiri Ferhat Tepe 28 Temmuz 1993'te kaçırıldıktan sonra, 4 Ağustos 1993 tarihinde cesedi bulunmuştur. Bu "faili halen meçhul" gazeteci cinayetlerinde Namık Tarancı, Mehmet Şenol, Adnan Işık, Orhan Karaağan, Seyfettin Tepe, Çetin Abayay, Hasan Aydın, Yalçın Yasa, Mehmet Sancar, Nazım Babaoğlu, Serhat Tepe, Zülküf Akkaya, Haşim Yasa, Mehmet Zeki Aksoy ve Macit Akgün yaşamını yitirmiştir.

Gazete bürolarına, satış büfelerine yönelik saldırılardan bazıları ise şunlardır: Ağustos 1992'de gazeteci Burhan Karadeniz uğradığı saldırı sonucu ağır yaralanmış ve sakat kalmış, 16 Kasım 1992'de Kadir Saka'nın gazete büfesi kundaklanmış; 15 Ocak 1993'te Diyarbakır'da gazete çalışanı Eşref Yasa'ya silahlı saldırı yapılmış; 26 Eylül 1993'te bir gazeteci çocuk Mehmet Balamir Diyarbakır'da gazete satarken bıçakla yaralanmıştır. 17 Kasım 1992'de Bingöl'de gazete bayiine ait bir araç silahla tahrip edilmiştir. Bütün bu olaylar da "faili meçhul" karanlığındadır.

4 Aralık 1994'te Özgür Ülke Gazetesi bürolarına yönelik saldırılarla ilgili, İstanbul 4'üncü İdare Mahkemesi'nin 31/01/2000 ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 16/03/2000 tarihli kararlarında devletin sorumluluğu vurgulanırken, gerek bu olaya gerekse 1990 ile 2000 yılları arasında meydana gelen olaylara ilişkin yargısal süreçte hiçbir ilerleme sağlanmamıştır.

Gerek Özgür Ülke Gazetesi gerekse bu muhalif yayın geleneğini takip eden gazete ve çalışanlarına yönelik saldırılar çeşitli defalar yargı ve araştırma ve raporların konusu olmuş "sistematik, önceden görülen" saldırılar olarak nitenmiş olsa da hiçbir zaman bu olayların failleri, arkasındaki sorumlular, çeşitli devlet içi çetelerle bağlantılar ortaya çıkartılmamıştır.

TBMM'nin 12/11/1996 tarihli kararıyla kurulan; Yasadışı örgütlerin Devletle Olan Bağlantıları ile Susurluk'ta Meydana Gelen Kaza Olayının ve Arkasındaki İlişkilerin Aydınlatılması Komisyonu’nun raporunda defaten Özgür Ülke Gazetesi ile benzer yayın politikası izleyen muhalif basına ve gazetecilere yönelik saldırılara değinilmiş, fakat çoğu ölüm ve sakatlanmalarla sonuçlanan yüzü aşkın olay "faili meçhul" kalmıştır.

Özgür Ülke gazetesi başta olmak üzere, benzer yayın politikası izleyen muhalif gazetelere yönelik hukuk dışı uygulamaları, saldırıları, yaralamaları, cinayetleri ve uğratılan maddi manevi zararı tespit etmek, olayların aydınlatılması için ön açıcı olmak ve demokrasimiz için bir utanç olan bu dönemi aydınlatmak için Anayasa'nın 98’inci, İç Tüzüğü'nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

2.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış ve 19 milletvekilinin, Vakıflar Genel Müdürlüğünün imarethanelerdeki sıcak yemek dağıtımına son vermesinin yol açacağı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/534)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün İmarethanelerdeki sıcak yemek dağıtımı uygulamasından vazgeçmesinin muhtaç, güçsüz ve kimsesiz vatandaşlarımız üzerinde oluşturacağı etkilerin araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasa'nın 98. ve TBMM içtüzüğünün 104 ve 105. maddesi uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ve talep ederiz.

1) Hasan Çalış                                (Karaman)

2) Reşat Doğru                               (Tokat)

3) Kamil Erdal Sipahi                     (İzmir)

4) Cemaleddin Uslu                        (Edirne)

5) Ahmet Duran Bulut                    (Balıkesir)

6) Mehmet Günal                           (Antalya)

7) Behiç Çelik                                 (Mersin)

8) Süleyman Lâtif Yunusoğlu        (Trabzon

9) Alim Işık                                    (Kütahya)

10) Mehmet Serdaroğlu                  (Kastamonu)

11) Ali Uzunırmak                         (Aydın)

12) Hamza Hamit Homriş              (Bursa)

13) Mustafa Enöz                           (Manisa)

14) Mustafa Kalaycı                       (Konya)

15) Gürcan Dağdaş                        (Kars)

16) Cumali Durmuş                        (Kocaeli)

17) Necati Özensoy                        (Bursa)

18) Akif Akkuş                              (Mersin)

19) Recep Taner                             (Aydın)

20) Mustafa Kemal Cengiz             (Çanakkale)

Gerekçe:

İmarethaneler ilk olarak Peygamber Efendimiz zamanında, ilim öğrenmek ve öğretmekle görevli Medineli Ensarlar ve Muhacirlerin fakirleri için oluşturulmuştur. İmarethane müessesesi daha sonraları dört halife, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde de sürdürülmüştür.

Osmanlı döneminde ilk önceleri yiyecek, içecek, giyecek ve sağlık gibi birçok hayır işlerinin yapıldığı kurumlar olarak kurulmuş olan imarethaneler, günümüzde sadece sıcak yemek dağıtan mekanlara dönüşmüştür. O dönemlerde medrese talebeleri, yolcular, muhtaç ve kimsesizleri doyurmak amacıyla kurulan imarethaneler, bugün sosyal güvencesi bulunmayan veya net geliri asgari ücret miktarından fazla olmayanlar ile 2022 sayılı Kanuna tabi 65 yaşını doldurmuş muhtaç, güçsüz ve kimsesiz vatandaşlarımıza sıcak yemek hizmeti vermektedir.

İmarethane hizmetleri, her dönemde sunulması gereken sosyal bir hizmettir. Tarihi çok eskiye dayanan ve Peygamberler döneminden günümüze kadar yaşatılarak getirilen imarethane geleneği, ne yazık ki, yeni yılla birlikte hükümetin aldığı bir kararla tarih olmaya hazırlanıyor. İmarethanelere bir genelge gönderen genel müdürlük, 2010 yılı içinde muhtaç, düşkün ve kimsesiz evlere sıcak yemek dağıtılmayacağını ve kuru gıda dağıtılacağını bildirmiştir.

Sıcak yemek dağıtımı uygulamasından vazgeçerek, vatandaşlarımızı yüzüstü bırakmaya hazırlanan Vakıflar Genel Müdürlüğü, bundan böyle muhtaç, güçsüz ve kimsesiz vatandaşlarımıza bulgur, pirinç, mercimek, nohut ve fasulye gibi kuru gıdalar dağıtmayı planlamaktadır. Böylece, Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü, hayatta kimi kimsesi kalmamış ve çoğunluğu da yatalak olan binlerce 65 yaşını doldurmuş muhtaç, düşkün ve kimsesiz vatandaşlarımıza kuru gıdalar dağıtarak, "al kendi yemeğini kendin yap" diyecek. Yeni uygulama, ülkemizin hemen hemen her ilinde birçok evde mağduriyete neden olacaktır.

Çünkü, sıcak yemek uygulaması kapsamında ülke genelinde hizmet veren 108 imarethane eliyle Adana, Mersin, Bitlis, Siirt, Muş, Van, Hakkâri, Şırnak, Bingöl, Mardin, Erzurum, Gaziantep, Şanlıurfa ve Adıyaman'da 1000'er kişiye, Bolu, Çankırı, Antalya, Isparta, Burdur, Aydın, Denizli, Balıkesir, Yalova, Sakarya, Edirne, Kırklareli, Hatay, Kilis, Kahramanmaraş, Tekirdağ, Kocaeli, İzmir, Manisa, Kastamonu, Bartın, Karabük, Zonguldak, Kayseri, Kırşehir, Nevşehir, Niğde, Konya, Aksaray, Karaman, Kütahya, Afyon, Uşak, Eskişehir, Samsun, Ordu, Sinop, Sivas, Yozgat, Tokat, Amasya, Çorum, Trabzon, Rize, Gümüşhane, Artvin ve Giresun'da 700'er kişiye, Osmaniye, Düzce, Iğdır, Ağrı, Kars, Erzincan, Ardahan, Malatya, Elâzığ ve Tunceli'de 750'şer kişiye, Ankara'da bin 300, İstanbul’da 15 bin 100, Çanakkale’de 600, Bayburt’ta 650, Batman'da bin 500, Diyarbakır'da 2 bin kişiye, Bursa ve Kırıkkale'de 900'er kişi, Bilecik ve Muğla'da 550'şer kişi olmak üzere toplam 78 bin 450 kişiye sıcak yemek dağıtımı yapılmaktadır.

Muhtaç vatandaşlarımızı bir tas çorbaya hasret bırakacak bu karar mutlaka yeniden gözden geçirilerek, değerlendirilmesi gerekmektedir. Yemek hizmetlerinden yararlanan bu vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu kendi yemeğini kendisi yapamayacak şekilde kimsesiz ve düşkün durumdadır. Düşkün vatandaşlarımıza devlet kış ortasında bir kap yemek vermezse, kim bu vatandaşlarımıza bir tas çorba verecektir?

Ülkemizde son yıllarda yaşanan gelişmeler, imarethanelere her zamankinden daha çok ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Ekonomik kriz ve bu krize bağlı olarak ortaya çıkan işsizlik muhtaç, güçsüz ve kimsesiz vatandaşlarımızın sayılarını her geçen gün artırmaktadır. Bu konudaki yoksulluk ve açlık sınırı rakamları da bunu işaret etmektedir.

Bu nedenle; muhtaç, güçsüz ve kimsesiz vatandaşlarımıza imarethaneler yoluyla sıcak yemek dağıtılması uygulamasından vazgeçilerek, bunun yerine kuru gıda dağıtılması uygulamasının getireceği muhtemel sorunların araştırılarak, gerekli önlemlerin alınması için Anayasa'nın 98. ve TBMM içtüzüğünün 104 ve 105. maddesi uyarınca bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması fayda sağlaması bakımından yerinde olacaktır.

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, şeker pancarı üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/535)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizdeki Pancar Üreticilerinin sorunlarının giderek artması ve üretimin durma noktasına gelmesi nedeniyle, sorunların araştırılarak, alınması gereken tedbirler konusunda Anayasanın 98. İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırması yapılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Reşat Doğru                               (Tokat)

2) Mehmet Şandır                           (Mersin)

3) İzzettin Yılmaz                           (Hatay)

4) Akif Akkuş                                         (Mersin)

5) Behiç Çelik                                 (Mersin)

6) Hasan Çalış                                        (Karaman)

7) Kamil Erdal Sipahi                     (İzmir)

8) Hamza Hamit Homriş                (Bursa)

9) Sabahattin Çakmakoğlu              (Kayseri)

10) Mithat Melen                            (İstanbul)

11) Emin Haluk Ayhan                  (Denizli)

12) Recep Taner                             (Aydın)

13) Durmuş Ali Torlak                   (İstanbul)

14) Abdülkadir Akcan                    (Afyonkarahisar)

15) Mustafa Enöz                           (Manisa)

16) Rıdvan Yalçın                          (Ordu)

17) Alim Işık                                  (Kütahya)

18) Cumali Durmuş                        (Kocaeli)

19) Mehmet Serdaroğlu                  (Kastamonu)

20) Beytullah Asil                          (Eskişehir)

21) Mustafa Kalaycı                       (Konya)

Gerekçe:

Şeker pancarı Türk tarımı açısından çiftçiyi tarlaya ve köye bağlayan, ailenin tüm fertlerine çalışma imkânı sağlayan, nüfusu kırsal kesimde tutan, haliyle iç göçü yavaşlatan ürünlerin başında gelmektedir. Bugün ilimizin nüfusu gittikçe azalmaktadır.

Şeker pancarı katma değeri en yüksek üründür. Yetiştiği alanlarda, diğer ürünlere göre 4 kat daha fazla katma değer sağlamaktadır. Gerek İlimizde gerekse bölgemizde bu endüstri ürününü rahatlıkla yetiştirebileceğimiz uygun durumdaki tarım alanlarımız mevcuttur.

Aynı zamanda hayvancılık, taşımacılık gibi sektörlerle de direkt ilişkili bulunan şeker pancarı, dolaylı ve dolaysız yollardan birçok sektöre de gelir sağlamaktadır.

Şeker pancarı istihdam sorununa çözüm olacak en önemli ürünlerden biridir. Çapa ve hasat dönemlerinde 250 bin tarım işçisi ile işsizlere 120 gün süreyle iş imkânı sağlamaktadır. Aynı zamanda bir dekar şeker pancarı tarımı, tarımda ve sanayide toplam 93 saat istihdam yaratmaktadır.

Türkiye dünyada pancar sektörünü desteklemeyen tek ülke durumundadır ve bütçeden tek kuruş pay almamaktadır. AB ve ABD'de çiftçilere ve sektöre yönelik desteklerle maliyetler düşük tutulmuştur. Buralarda çiftçi başına ortalama 1.650 euro destek sağlandığı, ülkemizde ise bu rakam 142 euro civarında seyretmektedir.

Yine AB ülkeleri mevcut stoklarına rağmen Şeker pancarı üretimini kısmamakta, her yıl dahili tüketimlerinin üzerinde üretim yapmaya devam etmektedirler.

Ülkemizde 2003 yılından itibaren Pancar çiftçisine sürekli kota koymak suretiyle pancar üreticisin eli kolu bağlanmıştır. Bunlara girdi maliyetlerinin artışı da eklenince çiftçi, bu katma değeri yüksek üründen vazgeçmeye zorlanmıştır. Gerek yetiştirme, gerekse kalite açısından en iyi ürünün yetiştiği ülkemizin, kaynaklarının israf edilmemesi ve ithalata bağımlı olmaktan kurtarılması gerekmektedir. Araştırma önergemiz bu amaçla hazırlanmıştır.

4.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, Tokat ilindeki hayvan üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/536)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Tokat İlindeki Hayvan Üreticilerinin sorunlarının giderek artması ve üretimin durma noktasına gelmesi nedeniyle, sorunların araştırılarak, alınması gereken tedbirler konusunda Anayasanın 98. İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırması yapılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Reşat Doğru                               (Tokat)

2) Mehmet Şandır                           (Mersin)

3) İzzettin Yılmaz                           (Hatay)

4) Akif Akkuş                                (Mersin)

5) Behiç Çelik                                 (Mersin)

6) Hasan Çalış                                (Karaman)

7) Kamil Erdal Sipahi                     (İzmir)

8) Hamza Hamit Homriş                (Bursa)

9) Sabahattin Çakmakoğlu              (Kayseri)

10) Mithat Melen                            (İstanbul)

11) Emin Haluk Ayhan                  (Denizli)

12) Recep Taner                             (Aydın)

13) Durmuş Ali Torlak                   (İstanbul)

14) Abdülkadir Akcan                    (Afyonkarahisar)

15) Mustafa Enöz                           (Manisa)

16) Rıdvan Yalçın                          (Ordu)

17) Alim Işık                                  (Kütahya)

18) Cumali Durmuş                        (Kocaeli)

19) Mustafa Kalaycı                       (Konya)

20) Beytullah Asil                          (Eskişehir)

21) Mehmet Serdaroğlu                  (Kastamonu)

Gerekçe

Ülkemiz mevsimsel ve coğrafi yapı olarak her türlü küçük ve büyükbaş hayvan yetiştirilmesine müsait bir konumdadır. Her bölgenin kendine has büyük ve küçükbaş hayvan çeşidi vardır.

Ancak son yıllardaki yanlış politikalar, ülkemizde ve Tokat İlinde hayvancılığı bitirme noktasına getirmiştir. Gerekli Devlet desteği alamayan üreticiler mağdur edilmiş, yem ve benzeri hayvan üretiminde önemli rol oynayan girdi maliyetlerinin yükselmesi, üreticilerimizi üretimden vazgeçirmiştir.

Bu durum hayvandan elde edilen, süt, yoğurt, peynir, yağ gibi temel ihtiyaç maddeleri ile deri sanayi üretim fiyatlarını da doğrudan etkilemektedir.

Tokat ilinde bulunan mandıralar birer birer kapanmaktadır. Tarımın bu kolunda çalışan vatandaşlarımız maddi ve manevi olarak mağdur olmaktadır.

Tabii tohumlama çalışmalarında yeterli sayıda damızlık boğa bulunamaması, köy şartlarında hayvanların iyi beslenememesi, hastalık bulaşabilmesi, bir damızlık boğanın bir aşım sezonunda 40-60 baş ineği tohumlayabilmesinden ötürü hayvan ıslahında yeterli başarı elde edilememektedir. Ayrıca hayvan yetiştiricilerin bakım besleme hijyen gibi konularda bilgi düzeyinin yetersiz olması da hayvansal üretiminin artırılmasında olumsuz rol oynamaktadır. Yöremizin yüksek kesimlerinin dağınık yerleşime sahip olması ve çiftçi eğitim merkezinin bulunmayışı nedeniyle etkin bir yayım çalışmasının yapılması mümkün olamamaktadır. Meraların besleyicilik değerini yitirmesi, yeterli kalitede kuru ot üretiminin olmayışının hayvansal üretimin ekonomik bir şekilde yapılmasını olumsuz yönde etkilemektedir. Kara, hayvancılık işletmelerinde üretim için yapılan masrafların yüzde 60-70'ini yem giderleri oluşturmaktadır.

Kurban Bayramı öncesinde et fiyatlarının tavan yapması ve Kurban Bayramında kurbanlık hayvan arzının düşük olmasından kaynaklanan kurban fiyatları, ülkemizde ve Tokat İlinde hayvancılığın çok büyük bir sekteye uğradığının göstergesidir.

Hayvan üreticilerimizin problemleri ivedilikle çözüme kavuşturulmalı ve bu geniş sektörün desteklenmesi sağlanmalıdır. Araştırma önergemiz bu amaçla hazırlanmıştır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Başbakanlığın kanun tasarılarının geri alınmasına dair iki tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

B) Tezkereler

1.- Türkiye Cumhuriyeti Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Bahreyn Krallığı Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Arasında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın geri verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1074)

                                                                                                               25/01/2010

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 7/11/2005 tarihli ve B.02.0.KKG.0.10/101-1183/4864 sayılı yazı.

İlgide kayıtlı yazı ekinde Başkanlığınıza sunulan “Türkiye Cumhuriyeti Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Bahreyn Krallığı Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Arasında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı”nın, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 75’inci maddesine göre geri gönderilmesini arz ederim.

                                                                                                      Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                                                Başbakan

2.- Türkiye Cumhuriyeti Devlet İstatistik Enstitüsü ile Kazakistan Cumhuriyeti İstatistik Ajansı Arasında İstatistik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın geri verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1075)

                                                                                                               25/01/2010

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 1/8/2005 tarihli ve B.02.0.KKG.0.10/101-1154/3590 sayılı yazı.

İlgide kayıtlı yazımız ekinde Başkanlığınıza sunulan “Türkiye Cumhuriyeti Devlet İstatistik Enstitüsü ile Kazakistan Cumhuriyeti İstatistik Ajansı Arasında İstatistik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı”nın, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 75 inci maddesine göre geri gönderilmesini arz ederim.

                                                                                                      Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                                                Başbakan

BAŞKAN – Dışişleri Komisyonunda bulunan tasarılar Hükûmete geri verilmiştir.

Başbakanlığın, kanun tasarısının geri alınmasına dair bir tezkeresi daha vardır, okutup oylarınıza sunacağım:

3.- Erişme Kontrollü Karayolları Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın geri verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1076)

                                                                                                               25/01/2010

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 9/4/2005 tarihli ve B.02.0.KKG.0.10/101-1523/1528 sayılı yazı.

İlgide kayıtlı yazımız ekinde Başkanlığınıza sunulan “Erişme Kontrollü Karayolları Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu Tasarısı”nın, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 75’inci maddesine göre geri gönderilmesini arz ederim.

                                                                                                      Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                                                Başbakan

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Arayacağım Sayın Genç.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.43


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Gülşen ORHAN (Van), Murat ÖZKAN (Giresun)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 53’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Başbakanlık tezkeresinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi tezkereyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğu için elektronik oylama yapacağız.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır ve kabul edilmiştir.

Gündemde bulunan kanun tasarısı Hükûmete geri verilmiştir.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım:

VI.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Genel Kurul gündeminin ve çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesi ile (11/9) esas numaralı gensoru önergesinin görüşme gününe ilişkin Danışma Kurulu önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

                                                                                                         Tarihi: 26.01.2010

Danışma Kurulunun yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                                                         Mehmet Ali Şahin

                                                                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                 Başkanı

 

Suat Kılıç

 

Kemal Kılıçdaroğlu

 

Adalet ve Kalkınma Partisi

 

Cumhuriyet Halk Partisi

 

Grubu Başkanvekili

 

Grubu Başkanvekili

 

Oktay Vural

 

Osman Özçelik

 

Milliyetçi Hareket Partisi

 

Barış ve Demokrasi Partisi

 

Grubu Başkanvekili

 

Grubu Temsilcisi

Öneriler:

25 Ocak 2010 tarihinde dağıtılan ve Genel Kurulun 26 Ocak 2010 Salı günkü birleşiminde okunan 11/9 esas numaralı Gensoru Önergesinin gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında yer alması, Anayasanın 99 uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin Genel Kurulun 02 Şubat 2010 Salı günkü birleşiminde yapılması,

Genel Kurulun; 02 Şubat 2010 Salı günkü birleşiminde Sözlü Sorular ve diğer denetim konularının, 03 Şubat 2010 Çarşamba günkü birleşimde ise Sözlü Soruların görüşülmemesi,

Genel Kurulun 02 Şubat 2010 Salı günkü birleşimde 11/9 esas numaralı Gensoru önergesinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 03-04 Şubat 2010 Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde 14.00-20.00 saatleri arasında çalışması,

Önerilmiştir.

BAŞKAN – Söz talebi? Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler…Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2'nci sırada yer alan, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi'nin; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve 15 Milletvekilinin; Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ve 17 Milletvekilinin; Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Antalya Milletvekili Osman Kaptan ve 2 Milletvekilinin; Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 8 Milletvekilinin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi'nin, Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın, Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve 15 milletvekilinin, Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ve 17 milletvekilinin, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın, Antalya Milletvekili Osman Kaptan ve 2 milletvekilinin, Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 8 milletvekilinin, Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/797, 2/497, 2/520, 2/527, 2/555, 2/557, 2/561, 2/565, 2/570) (S. Sayısı: 463) (x)

                           

(x) 463 S. Sayılı Basmayazı 26/01/2010 tarihli 52’nci Birleşim Tutanağına eklidir.

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Geçen birleşimde tasarının tümü üzerindeki görüşmelerde şahsı adına 1 milletvekili konuşmuştu.

Şimdi söz sırası şahsı adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Mithat Melen’e aittir.

Sayın Melen, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MİTHAT MELEN (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sıra sayısı 463 olan Kanun Tasarısı hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Her şeyden önce bir noktayı belirtmek istiyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir milletvekili ilk defa Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisine seçilmiştir; bu çok önemli bir olay, kutlamak istiyorum kendisini. Buradan da bunu belirtmekte yarar görüyorum.

Sayın milletvekilleri, bu yasayla ilgili önemli bir nokta var, o da şu: Dün burada ısrarla, defalarca şu tekrarlandı ve gayet üzülerek ben şahsen baktım: Bir torba yasası meselemiz var bizim. Torba yasası aslında, Hükûmetin “Bazı işleri yapamıyorum.” demesi, sık sık torba yasası çıkarmaya kalkmak “Sistemi bozuyorum, sistemi anlayamıyorum.” demesi demek; artı bunun yanında, “Bürokrasili işleri takip edemiyorum, korkuyorum.” demesi ve onun için on bir tane yasayı, otuz üç tane önergeyi, yönergeyi, genelgeyi birleştirip kendini kurtarmak için bunu ileri sürmesi demek.

Şimdi, bakın, nasıl kabul edilebilir bir şey bu? Harçlar Kanunu, Grev ve Lokavt Kanunu, yabancılara çalışma izni verilmesiyle ilgili kanun, Teşvik Yasası, yatırım istihdam teşviki, Türkiye İş Kurumuyla ilgili kanunları, belediyelerle, emekli aylıklarıyla ve mali, sosyal güvenlik konularıyla ilgili kanunları, bunun gibi bir sürü kanunu bir araya getirip bir tane yasayla buradan çözüyoruz. Hatta bir sayın milletvekili -ki hakikaten ekonomi bilgisine de güvendiğim- bunun da çok doğru olduğunu söyledi ve şaşkınlıkla baktım. Çünkü, burada, her gün, her geçen gün gayet becerikli bir biçimde, ekonomik gündemin dışına taşmaya çalışıyoruz ve daha doğrusu Hükûmet -Parlamento da buna uyuyor- ekonominin dışında her şeyi konuşuyor, her şeyi küçümsüyor, basite indirgiyor, ekonomi konuşmuyoruz. Hâlbuki ekonominin aslı, ruhu burada ama bunları torba kanunlarla, belirli maddeleri değiştirerek… Belirli maddelerin değiştiğini burada birçoğumuz anlamıyoruz on kere okusak bile, vatandaş zaten anlamıyor doğru dürüst ve ne olduğunu bilmeden yasalar çıkarıp sonra da uygulamada “Ekonomik çok önemli önlemler aldık.” gibi iddialarda bulunuyoruz.

Bir de bakın, geçmişe hep atıfta bulunuyoruz: “Geçmişte şöyle iyiydi, şimdi böyle çok kötü veya tersi oldu, geçmişte iyi değildi, şimdi daha iyi götürüyoruz işleri…” O zaman, şunu düşünmek lazım: Dünya, tarihinin en önemli küresel krizinden geçiyor. Öyle bir kriz ki Amerika Birleşik Devletleri Başkanı bile yeni bir kanun sevk etmek zorunda kaldı, kurtarmaya çalıştığı bankaları vergilendirmeye çalışıyor. Biz sanki bütün bunlar olmamış gibi “Ekonomimiz çok iyi, ülkenin durumu çok iyi ve hakikaten belirli işler yaptık…” Tabii, belirli işler yapılacak, yapılmaması mümkün değil ama ekonominin sürmesi lazım. Ama ayrıca ekonomi Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine bir türlü gelmiyor -bugün çok büyük tesadüf, Sayın Maliye Bakanı burada var- sanki ekonomi konuşulmuyor gibi, anlatılmıyor gibi.

Piyasalar yanıyor. Piyasada şikâyetçi olmayan ben kimseyi görmedim. Ya o zaman benim bildiğim ekonomi başka, sizin başka bildiğiniz bir ekonomi var ve burada ısrarla bunun çok iyi gittiğini söylüyorsunuz yahut da hakikaten bazı şeyleri saklıyorsunuz, bazı şeyleri saklayıp göz göre göre bunları öyle göstermek istemiyorsunuz. Bu, iyi bir taktik olabilir ama bu ekonomi hepimizin ekonomisi. Yarın bizim de elimize bu işler geçtiği zaman biz de böyle davranmamak zorundayız. Çünkü gerçekten Türk piyasasında bir yangın var. Türk piyasasındaki yangın her geçen gün artıyor. Böyle geçici kanunlarla, böyle birkaç tane şeyi değiştirerek sistemin tamamını değiştirmeden, sistemde çok önemli önlemler almadan bu yasalarla veya bu yollarla bazen yönetmelik değişikliğiyle yapacağımız şeyleri Türkiye Büyük Millet Meclisi üzerinden yaparak bu işi çözemeyiz, çözmememiz lazım. Niye lazım biliyor musunuz? Hakikaten bu ekonomide ciddi sıkıntılar olursa ki 2010 yılı çok ciddi bir yıl, çok sıkıntılı geçmeye mahkûm bir yıl… Çünkü dünyada sıkıntılar bitmedi. Efendim, bir de burada oturup bir şey iddia etmemekte çok büyük bir yarar var. O da şu: “Yani bizde zaten bir şey yoktu, biz dünyadaki krizden etkilendik.” Hayır. Bizim önce altyapı sorunlarımız var ekonomide. Altyapı sorunlarımızı düzenlemediğimiz sürece, yapmadığımız sürece, çok basit… Altyapı sorunlarımızdan, bir doğru dürüst Sosyal Sigortalar Kanunu’nu bile halledemedik, vergi meselelerini halledemedik, kamusal hukuki düzenlemeleri yapamadık, ekonomi hukuku konusunda, finans hukuku konusunda ciddi işler yapamadık. Parlamentonun görevleriydi bunlar; yapamadık. Ama hâlâ diyoruz ki: “İşte, dünyadaki kriz, biz az etkilendik.” Hiç az etkilenmedik. Bakın, bu sene bankalar da sıkıntıda, bugün piyasalarda da çok ciddi sıkıntılar var. Türkiye daha fazla borçlanmak zorunda bu yıl. Daha fazla borçlandığımız sürece -çünkü kamu açıklarımız büyüyor- serbest piyasaya giren kamu yüzünden faiz yükselecek, faizi tutmak mümkün olmayacak. Faizi tutamadığımız sürece kur sıkıntı çıkaracak.

Bu işle uğraşanlar bilir, bu parametrelerden, parasal politikada iki parametreden ancak birini tutabilirsiniz, ya faizi ya kuru, ikisini birden tutmanız mümkün değil. Bunlardan birini tuttuğunuz zaman öbürü çatlarsa Türkiye yine sorunlarını çözemez. Niye çözemez? Yatırım yapamaz Türkiye. Şu anda da olan odur. Sabit sermaye yatırımlarının -hem özel sektörün hem devletin- çok ciddi biçimde düştüğü bir ortamdayız. Sabit sermaye yatırımları düştüğü zaman istihdam meselesini çözemezsiniz. İstihdam meselesini çözemezseniz de sosyal sorunları indiremezsiniz sıfıra.

Bugün Türkiye'nin her yerinde kaynayan, başta suç unsuru, dikkat edin, bir türlü çözülemeyen istihdam meselesiyle ilgili. İstihdam için de önce güvence vermeniz lazım. Hiçbir iş adamının yatırım yapması için… Yani kimse kimsenin gözlerindeki rengini severek yatırım yapması mümkün değil, ileriye dönük güven duyması lazım. Türkiye'de iş adamı ileriye dönük güven duyamıyor, onun için yatırım yapamıyor, sabit sermaye yatırımları bunun için çok aşağıya düşmüş durumda.

Ama bunları hiç buralarda konuşmak istemiyoruz. Bunlar, sanki, arada sırada, böyle, sanki ekonomi varmış gibi, kendi kendimize oyalanıp, kendi kendimiz içerisinde bunları konuşmadan götürmeye çalışıyoruz.

Belki bu bir taktiktir, belki bir şeydir, gayet akıllı bir stratejidir ki ekonomiyi basite indirmek ve gündemi başka şeylerle doldurmak. Belki biz de muhalefet olarak bunlara kanıyoruz arada, o gündemi, o diğer gündemi, yalan gündemi sizin arkanızdan yanlış bir biçimde takip ediyoruz, ama dikkat edin, bakın; ekonomide bir çöküntü olarak iktidara geldiniz, yine bir çöküntü olarak ekonomide gitmeyin. Niye gitmeyin diyorum? Çünkü, ondan sonra onu temizlemesi çok zor iş gerçekten. Onun için, ekonomi çökmesin ve piyasadaki sıkıntı hakikaten dinsin. Eğer, İstanbul’daki her konuştuğum insan bana yalan söylüyorsa o zaman bu halkımız doğruyu söylemiyor demektir ama herkes sıkıntıda. Düşünün ki bir muhasebeci bile 100 milyar liralık alacağını tahsil edemiyor çünkü görüyor verecek kimsesi yok. Efendim, bir avukat alacaklarını tahsil edemez duruma gelmiş Türkiye’de, avukat ve bunlar şaka gibi geliyor.

Burada bir Çek Kanunu çıkarıyoruz borçluları affediyoruz, alacaklılar hakkında bir şey düşünmüyoruz. Oturup, onun için de torba kanunlarla bu işi çözdük zannedip, üç beş tane madde ekleyip birkaç kişiyi tatmin ettiğimizi zannedip sistemi kaçırıyoruz. O sistem bir kaçtı mı bir daha düzelemez. Ayrıca da bunun düzelmemesinden hepimiz etkileniriz çünkü ileriye güvenle bakamayız ve bugün Türkiye’de, hepimiz, içimizde birçoğunuz iş adamı olanlar da var, piyasada olanlar da var, güvenle bakamıyor. Bir parça daha fazla ekonomiyle ilgilenmek lazım, Hükûmetin daha fazla burada izahat vermesi lazım. İki konuda izahat vermiyor Hükûmet: Bir dış politika, bir ekonomi çünkü bunlar konuşulmuyor. Diğer her konuda konuşuyoruz ve bu Meclis kürsüsünü de bana sorarsanız, bazen boş yere işgal ediyoruz. Onun için, oturalım da başta bu vergi reformu olmak üzere bazı konuları burada biraz tartışmayı düşünelim.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Melen.

Şimdi yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri -yalnız, soru sorma hakkı- dün sisteme girenleri sırasıyla okuyorum: Sayın Doğru, Sayın Öztürk, Sayın Taner, Sayın Paksoy, Sayın Çalış, Sayın Yunusoğlu, Sayın Yıldız, Sayın Akcan, Sayın Akçay, Sayın Aslanoğlu, Sayın Ağyüz, Sayın Dibek ve Sayın Tankut. Söz sırasını buna göre vereceğiz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bugün sisteme girenleri de okuyun sayın Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Genç, bu okuduğum 13 sayın milletvekilinden sonra sıra gelirse on dakikalık süre içerisinde, bugün sisteme giren arkadaşlarımıza da söz vereceğiz.

Sayın Doğru… Yok.

Sayın Öztürk…

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, ülkemizde işsizlik AKP döneminde dayanılmaz boyutlara ulaşmışken çerçeve 8’inci maddede yabancı işçi çalıştırma konusunda alınması gereken izin koşullarının hafifletildiğini görüyoruz. Genel Kurulun bilgi sahibi olması açısından sormak istiyorum: Yabancılara çalışma izni verilirken izin isteyen yabancının mesleğinde İŞKUR’a kayıtlı iş bekleyen kendi işsizimizin olup olmadığını soruyor musunuz? AB üyesi ülkelerden birinde bir Türk vatandaşının iş talebi olması durumunda aynı iş için talepte bulunan AB üyesi ülke vatandaşlarına öncelik hakkı tanınıyor mu, tanınmıyor mu?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.

Sayın Taner…

RECEP TANER (Aydın) – Sayın Bakan, kanunun 9’uncu maddesinde, illerdeki iş gücü denetim kurullarındaki işçi ve işveren temsilcilerini çıkartarak, yerine, tek takdir yetkisini ilin valisine vermektesiniz. Bunda hangi faydayı amaçlamaktasınız?

İki: Kanunun 12’nci maddesiyle il özel idareleri ile belediyelere genel bütçeden artırılan paylardan yapılacak olan kesintilerin oran ve kapsamını genişletmektesiniz. Bunda amacınız, kapattığınız ama mahkeme kararıyla faaliyetlerine devam eden küçük belde belediyelerini cezalandırma mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Taner.

Sayın Paksoy…

MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, İşsizlik Sigortası Fonu’nda biriken para miktarı ne kadardır? Bu fondan işsizlere aktarılan para miktarını öğrenmek istiyorum. Başka yatırımlara -örneğin, GAP gibi- aktarılan miktarlar ne kadardır?

İkinci sorum: Türkiye’de işsizlik oranları gittikçe artmaktadır. Bu durum insanlar arasında bunalımlara yol açmakta, insanlar cinnet geçirmektedir. Her 4 gençten 1’inin işsiz olduğu bir ülkede nasıl bir huzur bekliyorsunuz? Buradan hareketle işsizlik sorununu nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Çalış…

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, Sayın Hükûmetiniz iktidara geldiğinden beri demokratik haklardan bahsetmektedir ve demokratik söylemlere devam etmektedir, maalesef eylemlerini göremesek de. İktidara geleli 8’inci senesi olan AKP’nin kamu çalışanlarına grevli, toplu sözleşmeli memur sendikasıyla ilgili vaadini bu dönem yerine getirmeyi düşünüyor musunuz? Bu konuda herhangi bir çalışmanız var mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yunusoğlu…

SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, son yıllarda kamu kesimindeki iş güvencesini zayıflatmaya yönelik çabalar yoğunluk kazanmış, memurların iş güvencesinin ortadan kaldırılarak sendikal ve demokratik haklarının verilmediği değişik statülerde sözleşmeli personel alınmaya başlanmıştır. Bu şekildeki alımlar ILO sözleşmesine uygun mudur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yıldız…

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, AKP Hükûmetinin 2003 yılı Ocak ayında açıkladığı Acil Eylem Planı’nda altı ay ile on iki aylık bir süre içinde devlet personel rejimi reformu yapılacağı ifade edilmiştir. Bu vaade rağmen yedi buçuk yıldır devlet personel rejimi reformu neden yapılamamıştır?

Soru iki: Serbest bölgelerde hangi yabancı bankaların şubesi bulunmaktadır? Banka kuruluş ve faaliyet izin belgelerinden ne kadar harç geliri beklenmektedir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akcan…

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakana sormak istiyorum: Sayın Bakan, 25 Ocak Pazar günü Sayın Başbakan tarafından açılışı yapılan ve bu sırada “Yarın muhalefet buna da sahip çıkar.” dediği Bozüyük-Bilecik-Mekece yolunun planlaması 1999 yılında yapılmış ve Japon kredisiyle yapıldığı bilinen bu yolun kredi ikraz anlaşmasının tarihi, proje ve yapım ihalelerinin tarihleri nelerdir?

2002 yılında yapım sözleşmesi imzalanan bu yolun temeli bir yıl geciktirilerek atıldı. Bu gecikmenin iş bitim süresine etkisi tam iki buçuk yıldır. Bu zaman zarfında oluşan zarar, Bakanlar Kurulunca verilen fiyat farkı göz önüne alındığında oluşan kamu zararı ne kadardır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akcan.

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim.

Memur sendikaları ile Hükûmet arasındaki görüşmelerde sendikacıların üzerinde en çok ısrar ettikleri konu toplu sözleşme ve grev hakkıdır. Türkiye, Uluslararası Çalışma Örgütü toplantılarında en çok bu konuda eleştiri almaktadır. Sayın Başbakan, memurların 25 Kasım 2009 tarihinde grev hakkı istemiyle iş bırakma eylemi üzerine “Yapılacak olan eylem yasal değildir. O zaman neticesine katlanırlar.” diyerek memurları âdeta tehdit etmişti. Sayın Bakan, memurların toplu sözleşme ve grev hakkıyla ilgili olarak siz ne düşünüyorsunuz? Bu yönde bir çalışmanız var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Bakan, sözleşmeleri yenilenmediği için ocak ayında maaş alamayan 4/C kapsamındaki çalışanların sözleşmeleri ne zaman yenilenecek ve 4/C’li personel maaşlarını acaba ocak ayı içinde alabilecek mi?

Yine, belediye gelirlerinden yapılacak kesintilerle belediyelerimizde önemli bir kaynak daraltmasına gidiyorsunuz. İşçi ve memurlarına maaş veremeyen belediyeler var ve zor durumda kalacaklardır. Kesintilerin işçi ve memur maaşları ödendikten sonra yapılması daha doğru değil midir?

Türkiye’de işçi ve memurlarına maaş veremeyen ve kaç aydır maaş veremeyen belediyeler vardır? Benim bildiğim, işçi ve memurlarına yaklaşık dört aydır, beş aydır, altı aydır maaş veremeyen belediyeler var. Acaba kesintiler maaştan sonra olamaz mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Ağyüz…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, aslında benim sorularım dün Sayın Çalışma Bakanınaydı.

Cumhurbaşkanımızca daha önce veto edilen, sendikaların büyük tepkisini çeken ve kamuoyunda “kölelik yasası” olarak bilinen düzenlemede Hükûmet olarak neden her zaman ısrarlı davranılıyor?

Ayrıca, 3144 sayılı Yasa’nın 2’nci maddesi, Çalışma Bakanlığının görevleri arasında çalışma hayatını düzenleyici, işçi-işveren ilişkilerinde çalışma barışının sağlanmasını da önermiş, görev olarak vermiş ama görüyoruz ki Çalışma Bakanlığı toplumsal barışı sağlamak için bu tür olaylarda ara bulucu olacağına maalesef hiç dayanışmayı sağlamak için araya girmiyor. Ankara’da Tekel işçileri, Gaziantep’te Büyükşehirde imzalanan uyuşmazlık, organize sanayide devam eden, grevi kırma çabalarıyla birlikte devam eden bir tekstil fabrikasındaki grev. Bunlara Çalışma Bakanlığının müdahaleci olması gerekirken, ara bulucu olması gerekirken seyirci kalması benim kanıma göre yanlış.

Doktorlar ayakta, eczacılar ayakta, emekliler ayakta, öğretmenler ayakta. Böyle bir ortamda toplumsal barışı sağlamak için Çalışma Bakanlığının yapması gereken görevler neden yapılmıyor?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Dibek…

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Ben de Sayın Bakana emeklilerle ilgili bir soru sormak istiyorum. Sayın Başbakanın bir süre evvel açıkladığı SSK ve BAĞ-KUR emeklilerine yapılacak ilave zamlarla ilgili olan uygulama Emekli Sandığı emeklilerini kapsamıyor.

Ben şunu merak ediyorum Sayın Bakanım: Emekli Sandığından en düşük emekli maaşı alan emeklinin aldığı aylık miktarı ne kadardır aylık olarak? Üç aylık alıyorlar ama ben aylık olarak soruyorum. O miktarda aylık alan SSK emeklisini baz aldığımızda, en düşük Emekli Sandığı emeklisi kadar maaş alan bir SSK emeklisinin bu son zamlardan sonra alacağı zam miktarı ne kadardır, onu merak ediyorum.

Buna göre, Emekli Sandığından en düşük maaş alan Emekli Sandığı emeklisi 2010 yılında ne kadar zam alacaktır Sayın Bakan? Bunu da açıklarsanız…

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Tankut… Yok.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu kanunun 2’nci maddesiyle getirilen 6183 sayılı Kanun’un geçici 8’inci maddesinin birinci fıkrasından yer alan “31/12/2009” ibaresi 2014’e kadar uzatılıyor. Bunun anlamı: Herhangi bir borcu olan mükellefler ellerindeki gayrimenkullerini bu borcuna karşılık olarak maliyeye verebilirler. Şimdi, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten bugüne kadar gerçek kişilerden maliyeye gayrimenkulünü veren var mıdır? Tüzel kişilerden veren var mıdır? Özellikle çok belediyeler borçlu, mesela, Ankara ve İstanbul belediyelerinin maliyeye çok borçları var. Bunların elinde kıymetli mülkler var. Bunları niye almıyorsunuz? Aldığınız zaman bedelini nasıl takdir ediyorsunuz? Burada da bedel şişirmeleri olabilir. Ben bu konuda şimdiye kadar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Genç.

Sayın Bakan, buyurun.

Süreniz on dakika.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Genç’in sorusuyla başlayayım.

Değerli arkadaşlar, vergi borcuna mahsuben satın alınan taşınmazlar; Gerçek, tüzel kişi veya şirketler itibarıyla, 13 tane şirket 37 milyon 636 bin 650 liralık bir taşınmaz alınmış. Belediyelerden, ki bu 101 belediyeden 97 milyon 570 bin 158 liralık bir işlem yapılmış. Kamu kurum ve kuruluşları içinde -ki bunun için de 453 tane işlem var- 600 milyon 85 bin 611 lira. Yani ağırlıklı olarak kamu kurum ve kuruluşları arasında vergi borcuna mahsuben taşınmazlar satın alınmış, 600 milyon civarında bir rakam; belediyeler ondan sonra geliyor, 97,5 milyon lira, şirketler de yaklaşık 37,6 milyon lira.

Tekrar sorulara dönmem gerekirse: yabancıların çalışma izniyle ilgili bir soru vardı. Tabii, iş piyasasında durum ve İŞKUR’da iş arayan olduğu takdirde, o sektörde ve alanda yabancı çalışma izni verilmiyor. Yeni düzenleme 2003’ten bu yana 760 kişinin izin süresinin kısaltılmasıyla ilgilidir, yabancıların izin alanlarını genişletmemektedir. Buradaki amaç bu sürece bir etkinlik kazandırmaktır. Hiçbir şekilde dışarıdaki uygulamadan farklı bir uygulama söz konusu değildir. Aslında Türkiye’de bu alan da daraltılıyor.

 Sayın Taner bir soru sormuşlardı. Kanunun 12’nci maddesinde yapılan düzenlemenin, kapatılan veya kapatılması öngörüldüğü hâlde Anayasa Mahkemesi kararıyla faaliyetine devam eden belediyelere yönelik bir cezalandırma söz konusu değildir. Bu düzenleme, tüm belediyelerin kamuya olan borçlarının kendilerine verilen genel bütçe vergi gelirlerinden kesilmesine ilişkin kuralları düzenlemektedir. Bugün için üç ayrı kanunda yer alan mevzuat bir tek kanunda toplanmaktadır.

Değerli arkadaşlar, yine memurların sendikal hakları, toplu pazarlık konusunda birkaç tane soru geldi. 2010 yılı toplu görüşmelerinde memurların toplu pazarlık hakkı konusunda 2010 yılı içerisinde bir çalıştay yapılması konusunda bir mutabakat sağlanmıştır. Bu çalıştayda ortaya çıkacak sonuç ve önerilere göre konu Hükûmetimiz tarafından değerlendirilecektir. İşsizlik Sigortası Fonu kaynaklarıyla ilgili bir soru vardı, özellikle İşsizlik Sigortası Fonu’ndan GAP yatırımlarına yapılan aktarımlarla ilgili bir soru vardı. 2008 yılı toplamında GAP’a 1,3 milyar lira aktarıldı; 2009 yılı toplamındaysa yaklaşık 4,2 milyar lira aktarıldı 2008-2009 yılı toplamı yaklaşık 5,4 milyar liradır.

Fonun varlığına gelince: Fonun varlığı 25 Ocak 2010 tarihi itibarıyla İşsizlik Fonu portföyünün yatırım araçlarına göre dağılımı da var, isterseniz onu da verebiliriz ama toplam fon varlığı 42 milyar 585 milyon 957 bin 166 lira. Burada Merkez Bankasının yine aynı tarihli yani 25 Ocak 2010 tarihli alış kuru esas alınmıştır çünkü bazı yatırımlar döviz cinsinden olabiliyor.

Sayın Aslanoğlu’nun sorduğu bir soru var. Belediye paylarından borçlarına yönelik yapılacak kesintilere ilişkin düzenlemede Bakanlar Kuruluna verilen yetki çerçevesinde belediyelerin ödeme kapasiteleri dikkate alınacaktır. Tabii ki bu yetki belediyeler gruplandırılarak kullanılacaktır. Dolayısıyla işçi ve memurlara yönelik borcu olan belediyelerin bu durumları borç ödeme kapasitelerini etkilerse kesinti gruplarına, etkileme durumuna göre tabii ki değerlendirmeye tabi tutulacaklardır. Burada aslolan, mevcut stok üzerinden tabii ki… Mevcut borç stoku yeniden yapılandırılmış, ona ilişkin ödemeler var ama aslolan, aslında bir noktadan itibaren cari yükümlülüklerin biriktirilmemesi hususudur.

Diğer bir soru, sendikalarla ilgili. Sendikalar il istihdam ve mesleki eğitim kurullarında tamamen yetki valiliğe verilmiş denilmişti ama aslında sendikalar da il istihdam ve mesleki eğitim kurullarında temsil ediliyor. Bu nedenle gerek kurulda gerek yürütme kurulunda gerekse denetim kurulunda sendikalar aktif olarak yer alabileceklerdir.

Sayın Öztürk’ün bir sorusu vardı, onu cevaplandırdık, Sayın Paksoy’unkini cevaplandırdık. Not almışım, bakıyorum. Yine, Sayın Çalış’ın sorusuna da cevap verdim.

“Son yıllarda iş güvencesi zayıflatılıyor. Sözleşmeli personel ILO sözleşmesine uygun mu, değil mi?” Ben tabii ILO sözleşmesine çok vâkıf bir insan değilim ama benim bildiğim kadarıyla, dünyanın birçok ülkesinde kamu çalışanları sözleşmeli olarak çalıştırılıyor. Herhalde o çerçevede bakılırsa ILO sözleşmesine uygun diye düşünmek lazım.

Devlet personel rejimine ilişkin bir reform aslında Türkiye için gerçekten yararlı olur çünkü performansa dayalı bir kültüre geçmek için doğru bir adım olur.

Serbest bölgelerde hangi yabancı bankaların şubeleri var, şu anda bilmiyorum ama arkadaşlar baksınlar, yazılı olarak cevaplandırmaya çalışayım. Bu son açılan Bozüyük Mekece yoluna ilişkin birkaç soru vardı. Özellikle kredi ikraz tarihi, onun gecikmesinin doğurduğu yani işe başlamanın doğurduğu zarar, vesaire gibi hususlar vardı. Onları ancak çalışarak, yazılı bir şekilde ilgili bakanlıktan aldıktan sonra size cevap verebileceğim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Bakanım, bu 4/C’lilerin, sözleşmesi yenilenmeyen 4/C’lilerin…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Onu ocak ayı içerisinde… Yani onlar benim bildiğim kadarıyla herhangi bir sıkıntıya uğramayacaklar, herhangi bir sıkıntı olmayacak. Ocaktan itibaren gerekli hakları karşılanacak yani o konuda benim bildiğim kadarıyla bir sıkıntı olmayacak.

Emekli Sandığında en düşük emekli maaşı ne kadar, yani, memurların? Benim bildiğim kadarıyla 865 lira. Bu konuyla ilgili bir iki husus daha vardı, ona ilişkin elimde veriler yok. Olmazsa arkadaşlar hazırlasınlar, size yine o konuyla ilgili olarak yazılı cevap verelim.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Bankalardan alınacak harç ne kadar?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Bankalardan alınacak harç, bizim ilk tahminlerimiz, yaklaşık 400 milyon lira civarında bir gelir elde edeceğimiz yönünde.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – 400 milyon.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Evet, yani eski parayla 400 trilyon. 400 milyon lira civarında bir öngörümüz var, bir gelir öngörümüz var. Tabii, yeni açılacak şubelere ilişkin de birtakım varsayımlar var ama 400 milyon lira civarında bir kalem söz konusu, aşağı yukarı.

Atladığım bir soru varsa kusura bakmayın ama not aldığım soruların hepsine cevap vermeye çalıştım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın İnan… Yok.

Sayın Özdemir… Yok.

Başka soru yok, soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı...

BAŞKAN – Arayacağım Sayın Genç.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum, aynı zamanda karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.33
ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN (Giresun), Gülşen ORHAN (Van)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 53’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

463 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın maddelerine geçilmesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi maddelere geçilmesini yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır ve kabul edilmiştir.

Şimdi tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Birinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Akif Hamzaçebi, Trabzon Milletvekili.

Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının birinci bölümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimi ifade etmek üzere söz aldım. Sözlerime başlarken sizi saygıyla selamlıyorum.

15 maddelik tasarının öne çıkan üç tane düzenlemesi var. Birincisi, 5084 sayılı Kanun kapsamında olup uygulaması 2009 yılı sonunda sona eren teşviklerden işveren sigorta priminin hazinece karşılanması yönündeki desteğin 2012 yılı sonuna kadar uzatılması. İkinci ve çok geniş kitleleri ilgilendiren bir diğer düzenleme ise, Sosyal Sigortalar Kurumu emeklileri ile BAĞ-KUR emeklileri ve tarım emeklilerinin emekli maaşlarında 60 lira baz alınarak yapılan bir düzenleme, iyileştirme ve üçüncü önemli düzenleme de bu emekli maaşlarına yönelik olarak yapılan düzenlemenin finansmanını oluşturmak üzere, Türkiye'de faaliyette bulunan bankaların harç yükümlülüğünün artırılması; üç düzenleme kamuoyunda öne çıktı. Bunun yanında, İşsizlik Sigortası Fonu’na ve İş Kurumu Kanunu’na yönelik olarak yapılan çeşitli düzenlemeler de tasarıda yer almaktadır. Ben bu üç düzenleme üzerinde esas itibarıyla durmak istiyorum.

Emekli maaşlarında yapılan iyileştirmenin boyutunun 3 milyar 42 milyon lira olduğunu ilgili bakan Komisyonda ifade etti. 3 milyar TL’lik bir kaynak gerekiyor bu maaşların artırılmasında kullanılmak üzere. Yine, bu bağlamda bankalara getirilen harç yükümlülüğünün boyutunun ise 400 milyon TL olduğu biraz önce Sayın Maliye Bakanı tarafından ifade edildi. Burada aslında asıl değerlendirilmesi gereken Hükûmetin gelir ve vergi politikasıdır. Kısa dönemde gelir yaratma kaygıları -bugünkü örneğimizde emekli maaşları için gelir yaratılması kaygısı- hemen elde ne varsa, hangi mükellefler varsa bunların vergi yükünü artırmak gibi bir sonuca götürüyor Hükûmeti. Hükûmetin gelir politikasına, vergi politikasına bakarsak, yıllardan bu yana söylenen ama gerçekleşmeyen birtakım iddialar olduğunu görürüz. Örneğin, kayıt dışının önlenmesi, verginin tabana yayılması, istihdam üzerindeki vergi yükünün düşürülmesi gibi söylemlerin programlarda, acil eylem planlarında çokça yer almasına rağmen fiilen gerçekleşmediğini görüyoruz. 2010 yılında Hükûmetin gelir hedefi, gayrisafi yurt içi hasılaya oran olarak yüzde 21,7’dir, İşsizlik Fonu ve özelleştirme gelirlerinden bütçeye yapılan ilaveleri düşersek 21,7’dir; 2002 yılında bu rakam yüzde 22,7’dir. Bakın, 2010 yılında bütçenin gelir seviyesi 2002’ye göre 1 puan düşmüştür, 1 puan, 2010 yılının gayrisafi yurt içi hasılasıyla 10 milyar TL demektir; yani 2002’deki gelir seviyesini Hükûmet tutturabilmiş olsaydı 2010 yılında elinde 10 milyar TL fazla kaynak olacaktı. O nedenle, SSK ve BAĞ-KUR emeklilerine verdiği ve 3 milyar TL tutan kaynağın çok daha fazlası Hükûmetin elinde olabilecekti. Bununla memur emeklilerine de kaynak verilebilirdi, yatırım harcamalarına da kaynak ayrılabilirdi. Maalesef, politika başarılı değildir.

“Gelinen noktada elde ne var? Bankalar. Bankaların harç yükünü artıralım.” denmiştir. Evet, bankaların harç yükü artırılabilir, bu konuya herhangi bir eleştiri getirmiyorum. Bankalara harç yükünü artıran yükümlülüğü getirelim ama bunu getirirken de dört başı mamur bir düzenleme yapalım, hesabı iyi yapalım. Bu harç yükümlülüğü, Türkiye’deki bankacılığın önünü kesmesin, şubeleşme hızının önünü kesmesin, ayrıca bankalar üzerinde farklı bir yük yaratmasın, herkesi eşit miktarda etkilesin. Ancak tablo öyle değil, yapılan düzenleme böyle bir sonuç yaratmıyor. 400 milyon TL olarak beklenen harcın toplam gelir tutarı, bazı bankaların kârının yüzde 40’ını götürürken bazı bankalarda kârın yüzde 2’sinin bile altına düşebilmektedir.

Şimdi, Anayasa’mız bir kural koymuş: “Herkes, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür.” Yani vergi mali güce göre alınır. Burada denilecektir ki “Bu harçtır, harçta mali güç aranmaz.” Evet, doğru, kural olarak, harç, mali yüke göre alınan bir yükümlülük değildir, mali güce göre alınmaz. Doğrudur, harçları tespit ederken kişinin mali gücüyle ilgilenilmez. Harçta devletin yaptığı bir işten veya sunduğu bir hizmetten yararlanma vardır. Bu yararlanmanın karşılığı olarak harç ödenir ancak bu yararlanmanın karşılığı olarak tespit edilen tutarla yararlanılan hizmet arasında makul bir ilişki, makul bir oran olmak zorundadır. Eğer, bu oranı bozarsanız, bu o harcı ödeyen kişinin, kurumun mali gücünü zorlayan bir noktaya gelirse o zaman bu harçta bir dengesizlik vardır. Şimdi, bazı bankalarda kârının yüzde 2’sinin bile altına düşen bu harç miktarı, şubesi az olan bazı bankalarda kârın yüzde 40’ına kadar ulaşabilmektedir. Elimde Bankalar Birliğinin düzenlemiş olduğu tablolar var, bu tablolar İnternet sayfalarında mevcut. Türkiye’de 46 banka var. Türkiye’deki 46 bankadan 33’ü mevduat bankasıdır, 13’ü kalkınma ve yatırım bankasıdır. Bütün bankalar için siz aynı tutarda harç getirirseniz ve bu harç bütün bankalar üzerinde çok farklı yükler yaratırsa “vergide adalet” dediğimiz ilkenin dışına çıkmış olursunuz. Vergide adalet, herkesin mali gücüne göre vergi ödemesini gerektirir yani Türkiye’deki toplam vergi yüküne herkesin mali gücü oranında katkıda bulunmasını ifade eder. Yapılan düzenleme bunun boyutunu aşmıştır, vergide adalet ilkesini, vergide mali güce göre eşitlik ilkesini, Anayasa’nın 10’uncu maddede ifadesini bulan “Herkes kanun önünde eşittir.” ilkesini zedelemiştir ancak bir çözüm öneriyorum ben, çözüm şudur: Şimdi, öyle anlaşılıyor ki Hükûmet bu düzenlemeyi yapacaktır, buradan belki de hiçbir değişiklik olmadan geçecektir. En azından, bu düzenlemeyi geçici bir süre için yapalım, üç yıllığına örneğin. Bizim, bu yönde bir önergemiz vardır. Evet, mademki emekli maaşlarının finansmanı için Hükûmet yola çıktı, en azından üç yıllığına bu düzenleme yapılır, geçici bir düzenleme olur. Üç yıl içerisinde, yine, Hükûmet veya 2011 seçiminden sonra görev alacak hükûmetler bu düzenlemeyi bir daha değerlendirir, bakarlar, başka gelir kaynakları bulabilirler veya bankalar içerisinde bunu daha adil bir yapıya kavuşturabilirler. Aksi takdirde, Türkiye’de bankacılığın önünü de kesebilecek bir düzenleme olacaktır. Bankalar 2010 yılında yeni şube açma programı yapıyor, çok sayıda yeni açılacak şube var. Bu şubelerin açılması frenlenebilecektir, bu da istihdama olumsuz etki yaratacaktır. Türkiye’de 7.500 kişiye bir banka düşerken Avrupa Birliğinde 2.300 kişiye bir banka düşmektedir. Yani bir düzenleme yapalım, bunu bankalardan alalım ama makul bir şekilde alalım, bir dengeyi de kuralım. Onun için, biz bunun geçici bir dönem için yapılmasını öneriyoruz, o yönde bir önergemiz sizlerin bilgisine sunulacaktır.

Bu çerçevede yine bu düzenlemenin “dördüncü bölge” olarak isimlendirdiğimiz bölgelerde de alınmaması şeklinde bir değişikliğe tabi tutulmasının mümkün olacağını düşünüyoruz. Dördüncü bölge teşvik edilen bölgedir. Bu yapılabilir, başka çok çeşitli unsurlar, alternatifler bu çerçevede dile getirilebilir.

Gündeme getirmek istediğim ikinci konu, uzatılan teşviklerle ilgilidir. 5084 sayılı Kanun’un, sigorta priminin işveren hissesinin organize sanayi bölgeleri ile endüstri bölgelerinde tamamı, diğer bölgelerde ise…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, lütfen tamamlayınız, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

…yüzde 80’inin hazinece karşılanması yolundaki düzenleme 2012 yılı sonuna kadar uzatılıyor. Bunu olumlu bulduğumuzu ifade etmeliyim. 5084 sayılı Kanun’da başka bazı teşvikler de vardı. Bunlardan birincisi, gelir vergisi stopajı teşvikidir ancak asgari geçim indirimi karşısında bu teşvik önemli ölçüde anlamını yitirdiği için onun uzatılması yönlü bir öneride bulunmayacağım ancak enerji desteğinin uzatılmasının son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Enerji fiyatlarının 2008 ve 2009 yıllarında yaklaşık yüzde 70 oranında zamlandığını görürsek, fiyatının arttığını görürsek, fiyatının arttığını görürsek ve ekonomide krizin etkilerinin devam ettiğini düşünürsek enerji desteğinin de 2012 yılı sonuna kadar uzatılmasının gerekli olduğunu ve ekonomi açısından yararlı olduğunu düşünüyorum.

Sözlerimi burada bitirirken hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

Şimdi bölüm üzerinde ikinci söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Manisa Milletvekili Erkan Akçay’a aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 463 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Muhterem heyetinizi grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakan ve Hükûmet sözcüleri, Türkiye ekonomisinin sürekli büyüdüğünü, dünyanın 17’nci büyük ekonomisi hâline geldiğini söylemektedirler. 2008 yılında 10.400 dolar olduğu ilan edilen ve 2009 yılında 8.400 dolara düşen kişi başı millî gelirden kim pay almaktadır? Çiftçimiz, haklarından mahrum bırakılan işçilerimiz, kamu çalışanlarımız, dükkânını siftahsız kapatan esnafımız, emeklilerimiz, sözü edilen büyümeden bir pay almakta mıdırlar?

Ankara Ticaret Odasının yaptırdığı bir araştırmaya göre, Türkiye’de yaşayan 52 milyon kişi yoksulluk sınırının altında, 11 milyon kişi de açlık sınırının altında yaşam mücadelesi vermektedir. Türkiye, OECD’ye üye ülkeler arasında gelir dağılımı en bozuk 2’nci ülkedir. En fakir ve en zengin yüzde 10’luk gruplar arasındaki gelir farkı 8 kata ulaşmıştır. 2002 yılında Türkiye 149 ülke içerisinde en hızlı büyüyen 29’uncu ülkeydi, 2009 yılında ise 136’ncı sıraya düşmüştür. Türkiye 2002 yılında G20 ülkeleri arasında en hızlı büyüyen 3’üncü ülkeydi, 2009 yılında ise büyüme hızı bakımından 17’nci sıraya düşmüştür.

Dünya ekonomisinin 2009 yılında yüzde 1,7 ila yüzde 2,8 oranında küçülmesi beklenmektedir. Oysa Türkiye ekonomisi 2009 yılının ilk dokuz ayında yüzde 8,5 oranında küçülmüştür. Dolayısıyla, ülkemizde yaşanan ekonomik sıkıntıların nedenini sadece ekonomik krize bağlamak mümkün değildir, AKP Hükûmetinin ekonomi politikaları ve onun ekonomi yönetimi asıl sorumludur. Hükûmet, Türk ekonomisini maalesef üretimsiz hâle getirmiştir.

Hükûmetin Orta Vadeli Program’da vadettiği büyüme rakamları gerçekleşirse AKP hükûmetleri dönemindeki büyüme hızı ortalama yüzde 4,2 olacaktır. Oysa AKP öncesi, siyasi çalkantılarla dolu kırk yılda ortalama büyüme hızı yüzde 4,4’tür.

Orta Vadeli Program’da işsizlik oranları 2010’da yüzde 14,6; 2011’de yüzde 14,2 ve 2012’de ise yüzde 13,3 olarak öngörülmektedir. AKP İktidarı eğer Orta Vadeli Program’da vadettiği işsizlik oranlarını yakalarsa kendi dönemlerindeki işsizlik ortalaması yüzde 12,1 olarak gerçekleşecektir. Oysa AKP öncesi, 1993-2002 yılları arasındaki on yıllık süreçte ortalama işsizlik oranı yüzde 7,8’dir yani AKP döneminden yaklaşık yüzde 50 oranında daha azdır.

2010 yılında yüzde 3,5 büyüme, yüzde 5,3 enflasyon artışı öngörülürken vergi gelirlerinde yüzde 18,2 oranında artış öngörülmektedir. 2010 yılında daha başka vergi artışlarıyla karşılaşacağımız anlaşılmaktadır. Oysa Orta Vadeli Program’da “2010 yılında sadece maktu vergi ve harçların güncellenmesi dışında bir şey yapılmayacak.” denilmekteydi.

Hükûmet 2010 yılı bütçe hedefleri doğrultusunda 2009 yılının son gününde iğneden ipliğe her şeye zam yağdırmıştır. Enflasyonun yüzde 5 olduğu söylenen ülkemizde, son bir yıl içinde benzin ve mazota yüzde 30’un üzerinde zam yapılmıştır. Petrol ürünlerine yapılan bu zamlar tüm ürünlere yansımıştır. Yapılan son zamları savunan Sayın Maliye Bakanı “Türkiye çok az doğrudan vergi toplayabiliyor. Bunun da temelinde kayıt dışılık ve yapısal sorunlar yatıyor. Bu sorunun da hemen çözümlenmesi mümkün değil. Bu nedenle dolaylı vergilere yükleniyoruz.” ifadeleriyle bir itirafta bulunmuştur. Bu sorunları ne zaman çözeceksiniz, üç vakte kadar mı? Dar gelirli vatandaşlarımız yapılan zamlar altında ezilmektedir. Hükûmetin yaptığı bu zamlar artık zulme dönüşmüştür. Ancak Hükûmet yaptığı bu zamlarla da yetinmemekte, özel tüketim vergisi, katma değer vergisi ve harçlarda yeni zamlar yapmanın yollarını aramaktadır.

Ülkemizde yaşanan ekonomik sıkıntıları ve vatandaşın ödeme gücünü gösteren en önemli göstergelerden birisi de tahakkuk eden vergi gelirlerinin tahsilatlarıdır. 2009 yılı vergi gelirlerinde tahsilat oranının ve tahsilatın bütçe hedefine oranının 2008 yılına göre her kalemde düştüğü görülmektedir. Bu durum bize ekonomideki kötü gidişi ve vatandaşın içinde bulunduğu sıkıntılı durumu anlatmaktadır. 2008 yılında vergi gelirlerinde tahsilatın tahakkuka oranı yüzde 88,5 iken 2009 yılında yüzde 85,9’a düşmüştür. 2008 yılında vergi gelirinde tahsilatın bütçe hedefine oranı yüzde 98 iken 2009 yılında yüzde 85,3’e düşmüştür.

2009 yılında, Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu verilerine göre 101 bin esnaf iş yerini kapatırken 25 bin esnaf işini değiştirmek zorunda kalmıştır. 2009 yılında protesto edilen senet miktarı 2002 yılına göre yüzde 321 artmıştır. 2009 yılının on bir aylık döneminde karşılıksız çek 2002 yılına göre yüzde 240 artmıştır.

Yine, Sayın Maliye Bakanı -17 Ekim tarihinde- vatandaşların borçluluk oranının diğer ülkelere göre düşük olduğunu, vatandaşın daha çok borçlanarak tüketimini artıracağını tahmin ettiklerini ifade etmiştir. Vatandaşın gelirini artırmaktan vazgeçen, borçlanarak tüketim harcaması yapmasından medet uman bir anlayış Hükûmete hâkim olmuştur.

Vatandaşların borçları artmakta fakat vatandaşlar borçlarını ödeyememektedirler. 2009 yılının ilk on ayında ferdî kredi ve kredi kartları borçlarını ödeyemeyen kişilerin sayısı 2004 yılına göre 124 kat artmıştır. 8 Ocak 2010 tarihi itibarıyla vatandaşın bankalara olan borcu 2002 yılına göre 18 kat artmıştır.

Ekonomik kriz içindeki esnaf ve tüccar vergi ve sigorta prim borçlarını ödeyemez durumdadır. Bu borçların yeniden yapılandırılmasını beklemektedir.

AKP Hükûmeti iktidara gelir gelmez yabancı bir bankanın 3 milyar dolar civarındaki borcunu kaşla göz arasında silmiştir. Şubat 2009’da çıkarılan 5838 sayılı Kanun’la bankaların menkul kıymet yatırım fonları işlemlerinden alınması gereken vergiler konusunda da geriye doğru af getirilmiştir. Oysa esnafa, tüccara, çiftçiye ve sanayiciye böyle bir kolaylık sağlanmamıştır.

Değerli milletvekilleri, 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu’nun 12’nci maddesi sendikaların toplu iş sözleşmesi yapma yetkisini düzenlemektedir. Bu tasarının 4’üncü maddesiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının, toplu sözleşme yapmaya yetkili sendikanın belirlenmesinde ve istatistiklerin düzenlenmesinde kendisine gönderilen üyelik ve istifa bildirimleriyle Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan işçi bildirimlerinin esas alınacağı şeklindeki, anılan Yasa hükmünün yürürlük tarihi 1 Ağustos 2010 tarihine ertelenmektedir. Yapılan bu ötelemeyle bazı sendikaların sağlıksız ve gerçek olmayan üye yapısı ve istatistiklerle toplu iş sözleşmesi yapmaya devam etmesi sağlanmaktadır. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Bu düzenlemeyle bazı sendikalar kayırılmakta ve bağımsız sendikacılığın önüne geçilmek istenmektedir.

Yine, tasarının 10’uncu maddesiyle 5084 sayılı Kanun’la uygulanan ve süresi 31 Aralık 2009 tarihinde bitmiş olan yeni, yatırımları ve istihdamı teşvik uygulamasının 2012 yılı sonuna kadar -üç yıl daha- sürdürülmesi öngörülmektedir.

Bir taraftan Sayın Başbakan tarafından yeni teşvik sistemine geçileceği açıklanıp buna göre gerekli düzenlemeler yapılmışken diğer taraftan da beş yıldır uygulanan ve süresi bitmiş olan teşvik sisteminin üç yıl daha uygulanmasını öngörmek AKP Hükûmetinin bir başka çelişkisini ortaya koymakta, uygulamaya koydukları yeni teşvik sistemine itibar etmediklerini göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, AKP hükûmetleri döneminde milletimiz, hak ettiklerini ve beklediklerini bir türlü alamamış, ümit ettiği refah, kalkınma ve huzura ulaşamamıştır.

Bu düşüncelerle muhterem heyetinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akçay.

Şimdi söz sırası Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’a aittir.

Buyurun Sayın Buldan. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Yalnız, konuyla ilgili konuşmayacağım. Bugün benim gündemimde Iğdır var, haberiniz olsun Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Buldan, lütfen…

PERVİN BULDAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ankara’nın gündemi sıcak, ortaya çıkan darbe planları, belgeleri konuşuluyor, demokratik bir hukuk devletinde bu planların yapılmayacağı haklı olarak tartışılıyor.

Diğer yandan, ülkenin doğusunda tam anlamıyla bir sıkıyönetim hâli yaşanıyor. Burada darbe tartışmaları yapılırken doğuda, güneydoğuda da darbe fiilî bir şekilde uygulamaya konulmuş durumda maalesef ve maalesef Kürtlerin yaşadığı bölgelerde darbe de olsa devlet eliyle yasal olmayan uygulamalar da devreye sokulsa hiçbir hukuki gerekçesi olmadan halkın temsilcileri bir bir tutuklansa da yaşananlarda sorumluluğu bulunan kesimler bunları bir demokrasi karşıtlığından, antidemokratik uygulamadan saymıyor. Darbe planları için “Yüzde 1’i bile doğru olsa çok vahim bir durum.” diyen Hükûmet sözcüleri bölgede vahim bir şekilde devam eden darbe üzerine tek söz söylemiyor çünkü darbeler sadece seçkin bir kesime dokunulduğunda kötüdür. Halka dokunulduğunda, belli bir bölgenin büyük çoğunluğunu temsil eden belediye başkanlarına dokunulduğunda, demokratik siyaset yapan binlerce siyasetçi tutuklandığında Türk devleti açısından faydalı bile sayılabilir. İşte, maalesef Hükûmetin sahip olduğu demokrasi anlayışı bu kadar sınırlı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uzunca bir süreden beridir devreye sokulan operasyonlarla partimizin binlerce çalışanı tutuklandı. 29 Mart yerel seçimlerinin ardından partimizin bölgede birçok belediyeyi kazanmasından sonra bu operasyonlar belediye başkanlarımıza yöneldi. Aday olma sürecinde hiçbir yasal sıkıntısı bulunmayan belediye başkanlarımızın başkan olmaya hak kazandıktan sonra yasal olmayan durumlarının mevcut olduğuna karar verildi ve sonunda 9 belediye başkanımız tutuklu bulunmaktadır. Yine, binin üzerinde parti yöneticimiz ve üyemiz de tutuklanmıştır.

Bu operasyonların en son halkası seçim bölgem olan Iğdır’da gerçekleştirildi. 21 Ocak günü sabaha karşı saat beşte Iğdır Belediye Başkanımızın evine jandarma güçlerince baskın düzenlenmiş, kapısı kırılarak evine girilmiştir. Hukuksuz uygulamalarla Belediye Başkanımız Sayın Mehmet Nuri Güneş, eski Hoşhaber Belediye Başkanımız Nusret Aras ve…

BAŞKAN – Sayın Buldan…

PERVİN BULDAN (Devamla) – …İl Başkanımız Şebap Çelik’in de bulunduğu 12 kişi gözaltına alınmış, bu kişilerden 8’i tutuklanmıştır.

BAŞKAN – Sayın Buldan, bir saniye.

İç Tüzük’ün 66’ncı maddesinin ikinci fıkrasını okuyorum ve uyarıyorum: “İki defa yapılan davete rağmen, konuya gelmeyen milletvekilinin aynı birleşimde o konu hakkında konuşmaktan menedilmesi, Başkan tarafından Genel Kurula teklif olunabilir.”

PERVİN BULDAN (Devamla) – Siz sözümü kesseniz de Başkan, ben konuşacağım. Konuşmamı bitirdikten sonra yerime oturacağım. Lütfen Başkan…

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Başkan, hükmünüz bize mi geçiyor? Kabul etmeyeceğiz.

BAŞKAN – Sayın Buldan, Başkanın, konuşan hatibin sözünü İç Tüzük’e göre…

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Özgürlük alacağımız var sizden!

PERVİN BULDAN (Devamla) – Buraya çıkan hiç kimse gündemle ilgili konuşmuyor Sayın Başkan. Buraya çıkan hiçbir vekil gündemle ilgili konuşmuyor, bugün ben de konuşmayacağım.

BAŞKAN – Sayın Buldan, bir başka Sayın Başkan Vekilinin uygulama tarzı beni ilgilendirmez ancak ben uyarıyorum.

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Sizi evrensel hukuka davet ediyoruz, evrensel hukuka!

GÜLTAN KIŞANAK (Diyarbakır) – Sayın Başkan, lütfen bizim hukukumuzu da koruyun!

BAŞKAN – Lütfen müdahale etmeyin.

Buyurun Sayın Buldan.

PERVİN BULDAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 21 Ocak günü Iğdır’da EMASYA Protokolü uygulanmıştır. Ev baskınlarını ve gözaltına alma işlemlerini jandarma güçleri gerçekleştirmiştir. Olaydan hemen sonra görüştüğüm Iğdır İl Valisi ve Iğdır İl Emniyet Müdürü operasyonların jandarma tarafından gerçekleştirildiğini ve gözaltıların mahiyeti hakkında bilgi sahibi olmadıklarını beyan etmişlerdir. Mülki amirin devre dışı kaldığı bu duruma sıkıyönetim hâli demeyeceğiz de peki ne diyeceğiz? Asker, sıkıyönetim yetkileriyle belediye başkanlarımızı ve parti üyelerimizi evlerinden almıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekleştirilen operasyonlar tamamen hukuki dayanaklardan yoksundur. Ortada silahlı örgüt kurmak gibi ağır bir iddia var fakat delil yoktur. Ocak, şubat ve mart aylarını kapsayan üç aylık telefon görüşmeleri dava dosyasına kanıt olarak konmuştur ancak telefon görüşmesi yapılan bu kişilerin kim oldukları, pozisyonlarının ne olduğu, hangi örgüt içerisinde faaliyet gösterdikleri belli değildir. Üyesi olduğu iddia edilen bu örgütün kimler tarafından kurulduğu, hiyerarşik yapısının ne olduğu, hangi faaliyetleri gerçekleştirdiği, bu faaliyetlerden dolayı kimlerin mağdur edildiği belli değildir.

Diğer taraftan dosyaya mahkeme tarafından gizlilik kararı konulmuş, avukatların müvekkillerinin ifadelerini dahi okumalarına müsaade edilmeyerek savunma hakkı gasbedilmiştir.

Değerli milletvekilleri, aday olma sürecinde adaylığında yasal olarak hiçbir sakınca görülmeyen belediye başkanlarımız, belediye başkanı olmaya hak kazandıktan sonra bu iddialar ortaya atılmış ve kapsamlı bir operasyon başlatılmıştır.

Iğdır Belediye Başkanının dosyasında, 30 Mart tarihinden sonra dosyaya konulmuş hiçbir delil yoktur. Neden bu kadar süre beklendiğinin siyasi hesaplaşmadan başka hiçbir izahı bulunmamaktadır.

Iğdır Belediyesini kazandığımız zaman Cemil Çiçek’in “Ermenistan sınırına dayandılar, dikkatle incelemek lazım.” açıklaması bu olacakların işaretiydi. Demokratik yollarla kazanılmış belediyelerimiz şimdi demokratik olmayan yollarla tasfiye ediliyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, batıda darbe planlarının deşifre edildiği, Ergenekon davasının görüldüğü bu sürece doğuda Kürt siyasetini bastırmaya yönelik olarak başlatılan operasyonların iştirak etmesi ülke devlet erkânının yeni elitlerinin iştah kabartan neması olmuş durumda. Kürtler, her zamanki gibi bir pazarlık olarak söz konusu yapılıyor. Ünlü düşünür Andro’nun bir sözü vardır: “Yanlış hayat doğru yaşanmaz.” der. Ülkemizdeki bu yanlış Anayasa ile yürütmenin yanlış uygulamaları ile Kürt sorununda izlenen yanlış, militarist politikalar ile ve daha birçok yanlış uygulamalar ile doğru bir demokratik sistem sağlamak mümkün olmuyor.

“Şiddetle çözüm olmaz.” dediniz. Bu sivil söyleminiz hepimizde bir heyecan yarattı. Ülkenin şiddetten arındırılması ve barışçıl çözümlerin söylemsel düzeyde bile olsa mevzu olmasını umut veren bir başlangıç olarak gördük. Demokratik açılım ile başlayan tartışmaları ilgiyle takip ettik. Fakat, ne hazindir ki demokratik açılım paketinizden demokratik olan hiçbir şey ama hiçbir şey çıkmadı. Sadece baskı politikalarına verilen ağırlığı izliyoruz hep birlikte. Şimdi, operasyonlar düz ovaya indi. Bırakın silahların susturulmasını, dağlardaki operasyonlara bir de sistemli ve sürekli bir tarzda ilerleyen ova operasyonları eklendi. Şimdi, kalkmış bir de “Sivilleşmeyi sağlıyoruz.” diye ahkâm kesmeyin bari. Bir yandan darbecilerle mücadele ediyorum görüntüsü vererek, bir yandan kılıcını Kürtlerin üzerine sallayan bir yöntem sizi sadece bundan önceki siyasilerin gittiği yere kadar götürür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, son olarak şunu söylemek istiyorum: Militarizmin nimetlerine muhtaç bütün kesimlere ve Hükûmete rağmen bir gün bu ülkeye barış ve demokrasinin mutlaka geleceğine inanıyorum. Bir gün insanlar bu ülkede, hak ettikleri gibi temel hak ve özgürlüklerine sahip olarak, ölmeden, öldürmeden yaşayacaklar. Ancak AKP Hükûmeti bu sorumluluğu yerine getirememenin ve bu mazlum halktan çaldıklarının vebali altında kalacaktır.

Çağrım sizedir. Gelin, tarihe insanlığın güzel değerleri adına kazanılmış başarıları bahşedin, ihya olursunuz diyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde son konuşmacı AK PARTİ Grubu adına Cahit Bağcı, Çorum Milletvekili.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA CAHİT BAĞCI (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, 463 sıra sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile iktidar ve muhalefete mensup milletvekilleri tarafından verilen ve birleştirilerek görüşülen tekliflerin birinci bölümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, bu kanunun kuşkusuz birkaç temel özelliği ön plana çıkmaktadır. Bunlardan birincisi, Anayasa’nın 2’nci maddesinde de ifade edilen ve devletin sosyal olma niteliğine uygun bir şekilde, kendi işini yaparken prim ödeyen veyahut da ömrünün önemli bir kısmını çalışma hayatı içerisinde geçiren ve daha sonra emekli olan vatandaşlarımızın insan onuruna yaraşır bir yaşam düzeyinin sağlanmasına yönelik olarak yapılan emekli maaşlarındaki artışa ilişkindir.

Devletimizin temel niteliklerinden birisi, kuşkusuz sosyal oluşudur. Sosyal devlet, hem halkın hem de devletin birlikte sorumluluk altına girerek devletin halkını koruması, sosyal sorunlarını azaltarak gidermesi, yaşam seviyesinin yükseltilmesi ve sosyal güvenliğinin sağlanması anlamına gelmektedir. Bu çerçevede devlet gerek politika geliştirirken gerekse politika uygulamalarında toplumun bütün kesimlerinin özelliklerini, ihtiyaçlarını, beklentilerini dikkate almak durumundadır.

Bakınız, ülkemiz Avrupa Sosyal Şartı’na imza koymuş bir ülkedir. Bu çerçevede Avrupa Sosyal Şartı’nda ifade edilen insan hakları ve temel özgürlüklerin gerçekleştirilmesi, yaşam standartlarının ve sosyal refah düzeyinin yükseltilmesi ve herkese iş fırsatı, adil çalışma koşulları ve sosyal güvenlik hakkı gibi hususlara ilişkin düzenlemelerdir. Bu çerçevede bakıldığında emeklilerimizin yaşam standartlarının ve sosyal refah düzeylerinin yükseltilmesi amacıyla ücretlerinde öngörülen kademeli artış bu ihtiyacı kısmen de olsa karşılamaya yöneliktir.

AK PARTİ hükûmetleri döneminde bir SSK emeklisinin maaşı, 2002’den 2010 yılına kadar yüzde 162 oranında artmıştır. Bu rakam TÜFE’ye göre yapılmış olsaydı eğer, yüzde 94,2’ye denk gelecekti. Bu çerçevede Sayın Başbakanımızın da kamuoyuyla paylaştığı üzere 2010 yılının ilk altı ayında en düşük emekli aylığında yüzde 20,4 artış öngörülmüştür. 2010 yılı içinde Temmuz ayında yüzde 3’lük TÜFE artışı ile birlikte en düşük aylık alan emeklimizin maaşında yüzde 24,2’lik bir artış yapılmış olacaktır. Bu çerçevede en düşük SSK emeklisi aylığı 682 TL’ye, en düşük esnaf emeklisi aylığı 555 TL’ye ve en düşük BAĞ-KUR tarım emeklisi aylığı da 380 TL’ye ulaşmış olacaktır. Bunun kamuya maliyeti 3 milyar 42 milyon TL’dir.

Değerli arkadaşlar, ikinci önemli husus, 5084 sayılı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki Kanunu çerçevesinde kalkınmada öncelikli yörelerde yani kırk dokuz ilimizde uygulanan teşvikin hem kapsamının hem de süresinin uzatılmasına yönelik düzenlemedir. Bu çerçevede bakıldığında son yıllarda teşvikten yararlanan firma sayısında ciddi artışlar olduğu görülmektedir. Sadece bir örnek vermek istiyorum, kendi ilimden, Çorum ilinden: 2005 Aralık ayında teşvikten yararlanan iş yeri sayısı sadece 87’dir. Bu iş yerlerindeki toplam çalışan sayısı 6.265, toplam sigortalı çalışanlar içerisindeki oranı ise yüzde 18’dir. 2006 yılında 122 işletme, 2007 yılında 682 işletme, 2008 yılında 881 işletme ve 2009 Kasım ayında 763 işletme teşvikten yararlanmıştır. Buralardaki çalışan sigortalı sayısı 19.267’dir, gene, çalışan SSK’lılar içerisindeki oranı yüzde 43,7’ye denk gelmektedir.

Bu çerçevede, ekonomik sistemin içerisinde yer alan işletmelerin teşvik sistemiyle ayakta tutulması ve küresel mali krize karşı da korunmalarına yönelik olarak bu uygulamanın üç yıl süreyle devam ettirilmesi, hem muhalefet hem de iktidar milletvekillerince ortakça kabul edilen ve bu konuda yapılan çalışmanın neticesinde bugün karşımıza gelmiştir. Gene, sadece Çorum ilinden örnek vermek gerekirse, 2005 yılında teşvikin bir ildeki maliyeti 3,1 milyon, 2006 yılında 7,4 milyon, 2007 yılında 11 milyon, 2008 yılında 22 milyon, 2009 yılı sonu itibarıyla da 30,5 milyon TL kamuya bir yük getirmektedir.

5084 ve 5615 sayılı kanunlarla teşvikten faydalanan toplam iş yeri sayısı Kasım 2009 itibarıyla 811.638 iş yeridir. Teşvikin bir yıllık maliyeti yine Kasım 2009 itibarıyla 3 milyar 939 milyon 550 bin TL’dir. Kırk dokuz ilimiz dışında kalan ve teşvikten yararlanamayan illerimizde ise 2009 yılı Ekim ayından itibaren ilave her bir istihdam için sosyal güvenlik işveren paylarının devlet tarafından ödenmesi uygulaması getirilmiştir.

Değerli arkadaşlar, bu yasadaki önemli üçüncü husus, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Hakkında Kanun’da yapılan değişiklikle kamu kurum ve kuruluşlarının devlete ait borçlarına karşılık olmak üzere gayrimenkullerinin Maliye Bakanlığınca satın alınması suretiyle amme borçlularının terkin edilmesine ilişkin hükmün uygulama süresinin 2014 yılı sonuna kadar uzatılmasıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; en az bunlar kadar önemli bir diğer husus, kısa çalışma ödeneğine ilişkin hep beraber yine bu Parlamentoda yapılan düzenlemeye, geçen yıl yapılan düzenlemeye ilişkindir. Hiçbir kimsenin işsiz kalması arzu edilmez. Görevimiz, kriz süresince krizin etkilerini azaltmak, en aza indirecek tedbirleri almak ve sosyal sorumluluk gereği işsizlik durumlarında tedbirler geliştirmektir. Genel ekonomik kriz veya zorlayıcı sebeplerle iş yerinde geçici olarak en az dört hafta işin durması veya kısa çalışma hâllerinde işçilere çalıştırılamadıkları süre için İşsizlik Sigortası Fonu’ndan kısa çalışma ödeneği ödenmektedir. İş yerinde kısa çalışma uygulamasına geçmek isteyen işverenler, SGK il şube müdürlükleri, Çalışma Bakanlığı ve sosyal güvenlik iş müfettişlerince yapılan denetimler neticesinde karara bağlanmaktadır. 31/12/2009 itibarıyla kısa çalışma ödemesine başvuran firma sayısı 5.391 ve uygun görülen işletme sayısı 3.308’dir. Bunlardan 243.806 kişinin kısa çalışma ödeneğinden yararlandığı bilinmektedir.

Değerli arkadaşlar, kısa çalışma ödemesi başvurularının genel durumunu da şu şekilde ifade edebiliriz: Krizin yoğun hissedildiği Aralık 2008’de toplam 271 firma kısa çalışma ödeneği için başvurmuş, bunlardan durumları incelenen 162 firma uygun bulunmuştur. Buralarda çalışan 19.939 kişinin kısa çalışma ödeneğinden yararlandığı görülmektedir. Aynı şekilde, krizin belki en zirve noktaya ulaştığı Mart 2009 ayında 1.345 firmanın kısa çalışma ödeneği başvurusu yaptığını görüyoruz. Bunlardan durumları incelenen 744 firmada toplam 44 bine yakın kişinin kısa çalışma ödeneğinden yararlandığı görülmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bağcı, lütfen tamamlayınız.

CAHİT BAĞCI (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

İller itibarıyla da bakıldığında Ankara’da 363, Antalya’da 103, Çorum’da 42, İzmir’de 416, Kayseri’de 127, Malatya’da 28, Konya’da 98, Kocaeli’de 348 firmanın, toplamda 5.391 firmanın kısa çalışma ödeneği başvurusu yaptığını ve bunların da 3.300’ünün uygun görüldüğünü ifade etmiştim.

Sözlerimi tamamlarken, değerli arkadaşlar, tasarıda son ifade etmek istediğim şey, işletmelerin ekonomik kriz ve zorlayıcı sebeplerine karşılık bir diğer getirdiğimiz uygulama can suyu kredisidir. Yaklaşık 2,5 milyar öngörülen can suyu kredisinin şu ana kadar -son rakamlar- 1,3 milyar TL’sinin kullandırıldığı bilinmektedir.

Sözlerimi tamamlarken, tasarının ülkemiz için, milletimiz için hayırlı olmasını diler, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bağcı.

Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Ali İhsan Köktürk, Zonguldak Milletvekili.

Buyurun Sayın Köktürk.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 463 sıra sayılı kanun tasarı ve tekliflerinin birinci bölümü üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Öncelikle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi, ülkemizde, 9 milyonu aşkın emekli, dul ve yetimimiz bulunmaktadır. Geçmişte muktedirken tüm emek ve çabalarını bu ülkenin gelişmesi için harcayan ve yıllarca kendisinin ve ailesinin geçimini alın teriyle sağlayan emeklilerimiz, maalesef, içinden geçtiğimiz süreçte açlık ve yoksulluğun pençesinde yaşama tutunmaya çalışmaktadır.

Siyasal iktidara yakınlığıyla bilinen ve bu iktidar döneminde üye sayısı yüzde 770 artan Memur-Sen Konfederasyonunun 2009 yılı Aralık ayı baz alınarak yapılan açıklamasına göre bugün ülkemizde açlık sınırı 879 TL, yoksulluk sınırı ise 2.343 TL civarında bulunmaktadır.

Diğer taraftan, yeni gelir artışlarını emekliye karşı bir ahde vefanın göstergesi olarak ifade eden Sayın Başbakan tarafından açıklanan en son zamlardan sonra bile en düşük SSK emeklisi maaşı 683 TL’ye, tarım işçisi emeklisi maaşı 480 TL’ye, BAĞ-KUR tarım emeklisi maaşı 380 TL’ye ve yine en düşük esnaf emeklisi aylığı 555 TL’ye yükselmektedir ve ülkemizdeki emeklilerimizin çok büyük bir bölümü, çok büyük bir oranı bu gelir düzeyinden maaş almaktadır. Dolayısıyla, Sayın Başbakan tarafından övünerek açıklanan bu yeni düzenlemelerden sonra dahi, 9 milyonu aşkın emeklimizin yaklaşık 7 milyonu, bırakın yoksulluk sınırını, 879 TL’lik açlık sınırının altında maaş almaktadır. Bu nedenle, yapılan zamlar, emeklilerimizin içinde bulunduğu sorunları çözmekten uzak, son derece düşük, son derece yüzeysel ve son derece sembolik rakamlardır.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakan topu topu 60 TL gibi sembolik bir maaş artışını sanki emeklilerimize büyük bir lütufmuş gibi sunmuş, ortaya çıkan tabloda âdeta dağ fare doğurmuştur. Kaldı ki yapılan artışlar emeklinin daha cebine girmeden tüpe, elektriğe, oto gaza, sigaraya ve bilcümle mamule yapılan zamlarla katbekat emeklinin cebinden geri alınmıştır. Dolayısıyla Sayın Başbakanın ve sayın bakanların mahdumları kendi servetlerini her geçen yıl milyon dolarlarla artırırken kan ağlayan emekliye 60 TL’lik zammı lütuf sayan, vefa sayan Sayın Başbakana bu kürsüden “Sayın Başbakanım, vefa bunun neresinde? Bu nasıl ahde vefa?” diye sormak gerekir. Yine bu kürsüden, yani halkın kürsüsünden Sayın Başbakana “Sayın Başbakan, şayet ahde vefanız buysa vefasızlığınızdan Tanrı emeklilerimizi korusun.” diye seslenmek gerekir.

Değerli milletvekilleri, diğer önemli bir sorun, işçi emeklilerinin intibak sorunudur. Hepimizin bildiği gibi, emeklilerimizin gelir ve aylıklarının hesaplanmasında uygulanan yöntemler oldukça sık değişikliğe uğramış, her yeni düzenleme daha önce bağlanmış olan gelir ve aylıklara yansıtılmamıştır. Dolayısıyla aynı yükümlülükleri yerine getiren, aynı primi ödeyen, aynı süre çalışan, aynı yaştan ancak farklı tarihlerde emekli olan sigortalılar arasında, gelirleri arasında, aylıkları arasında korkunç uçurumlar oluşmuştur. Ayrıca, yeni aylıkların hesaplanmasında ve güncellenmesinde TÜFE ve gelişme hızı oranları uygulanırken eski emeklilere sadece TÜFE farklarının yansıtılması, var olan uçurumu daha da derinleştirmiştir.

Değerli milletvekilleri, bu adaletsizliğin giderilmesi, hukuk devletinin ve sosyal devletin temel görevidir. Damat holdinglerine devlet bankalarından milyonlarca dolar para aktaran AKP İktidarının bu ayrıcalıklılığın, bu eşitsizliğin giderilmesinin bütçe üzerine yük oluşturduğu gerekçesiyle bundan kaçınması Anayasa’mızın 2’nci maddesinde yer alan sosyal devlet ilkesiyle ve hukuk devleti ilkesiyle bağdaşamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Köktürk, lütfen tamamlayınız.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Devamla) – Bu nedenle, gerek geçmiş yasama döneminde gerekse içinde bulunduğumuz yasama döneminde sunmuş bulunduğumuz intibak yasa tasarılarının Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından reddedilmiş olması, Adalet ve Kalkınma Partisinin emekliyi değil, işsizi değil, yoksulu değil, ancak varlıklıyı var sayan, varlıklıyı sadece bu ülkenin vatandaşı sayan bir anlayışı izlediğini görüyoruz ve bundan üzüntü duyuyoruz.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Değerli milletvekilleri, işçi emeklilerimizin intibak sorunu çözülmeden, var olan büyük bu adaletsizlik giderilmeden bu ülkede eşit, sağlıklı, adaletli bir gelir dağılımından bahsedilemez.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Köktürk.

Şahsı adına söz isteyen Mehmet Serdaroğlu, Kastamonu Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET SERDAROĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 463 sıra sayılı tasarı üzerinde şahsım adına söz aldım. Sizleri en iyi dileklerimle selamlıyorum.

Elinizde bulunan sıra sayısında tarafımca hazırlanan ve intibak meselesine bir çözüm getirmeyi amaçlayan kanun teklifim de yer almaktadır. Göreceğiniz gibi intibak olarak bilinen meseleyi çözmek için hazırladığımız teklif, sıra sayısına sadece yazılmış, Plan ve Bütçe Komisyonunun kabul ettiği metinde tek kelimeyle yer almamıştır. Plan ve Bütçe Komisyonu, bu vesileyle intibak sorununa çözüm getiren teklifimi gündemden düşürmekte, deyim yerinde ise hiç etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Sigortalar Kurumundan 2000 yılından önce emekli olanlarla sonra emekli olanlar arasında hesaplama yönteminden kaynaklanan maaş farkları oluşmaktadır. 2005 yılından bugüne kadar çalışma bakanlarınca birçok AKP yetkilisi ve AKP milletvekilince intibak meselesinin hâlledileceği konusunda müjde üzerine müjde verilmiştir. Gelinen nokta, işçi emeklilerimize oransal olarak büyük görünen, ancak rakamlara dökülünce devede kulak kalan cüzi bir iyileştirme yapılmıştır. Yani dağ fare bile doğuramamıştır!

Bu torba yasada düzenlenen de Başbakanın grup toplantısında bin bir şatafatla açıkladığı hepi topu 60 liralık bir zamdır. Sihirbaz torbadan çıkara çıkara 60 lira çıkarmıştır! AKP sözcülerinin cakasına bakarsanız, yaptıkları zam 60 lira değil, sanki 660 liradır. Burada AKP’lilerin ballandıra ballandıra anlattıkları artış ile 632 lira olan en düşük SSK emekli aylığı 695 liraya çıkabilmiştir. 695 lirayla emeklinin nasıl geçineceğini, nasıl kira ödeyeceğini izah etmek de tabiatıyla AKP’nin lafazan sözcülerine düşmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İnternet’te kısa bir araştırma yaparak aşağıdaki bilgilere ulaştım: Tarih 23 Mayıs 2005. AKP Milletvekili Sayın Çakır diyor ki: “Çıkarılacak intibak yasasıyla bu haksız durum ortadan kaldırılacaktır.” Tarih 23 Nisan 2008, “Çalışma Bakanı Sayın Çelik emeklilerin maaş farkını gidermek için intibak yasası çıkaracaklarını açıkladı.” ve tarih 15 Ekim 2009, “Çalışma Bakanı Sayın Dinçer emeklilerin sabırsızlıkla beklediği intibak yasasının çıkarılacağını söyledi.” Evet, şu gösterdiğim şey manşetlere de düştü. Anlaşılıyor ki intibak yasası 15 Ekim 2009’a kadar Hükûmetin gündemindedir. Ne olduysa ondan sonra olmuş, Hükûmet maaşlara 60 lira zam yaparak intibak meselesini maalesef rafa kaldırmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ortalama işçi emeklisi maaşı ile en düşük işçi emeklisi maaşı birbirine son derece yakındır. Türkçesi, işçi emeklilerimizin yüzde 90’ının maaşı açlık sınırının altındadır. Yapılan 60 liralık zam da işçi emeklilerimizi açlık sınırının altından yoksulluk sınırının altına taşıyamamıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, emeklilerin arasındaki adaletsizliği gidermek için derneklerle de iş birliği yaparak bu teklifi hazırladık, devam eden bir soruna bir çözüm önerisi getirdik. Gazetelerden takip ettiğimiz kadarıyla iktidar da yaptığı açıklamalarla sorunun çözülmesini istiyor. Bu durum emeklilerimizin adına bizleri memnun ediyordu ancak AKP, bir kez daha verdiği sözün arkasında maalesef duramamıştır. İşçi emeklilerimizin ağızlarına bir parmak bal sürülerek bir kez daha kandırılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sorunun çözümü için hâlen fırsat vardır. Önergemiz hazırdır. Siz yeter ki bu konuda bir irade ortaya koyun, değişiklik önergesini ortak verelim, hatta biz çekelim siz verin. 3 milyon işçi emeklimiz adına bunu sizden rica etmekteyiz. Ne olur, gelin bu adaletsizliği birlikte ortadan kaldıralım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayın.

Buyurun Sayın Serdaroğlu.

MEHMET SERDAROĞLU (Devamla) – Bu böyle olmadığı takdirde, verdiğiniz sözleri tutmadığınızı her yerde yüzünüze vuracağız.

İntibak meselesiyle ilgili verip de tutmadığınız sözler ak sayfanızdaki kara lekelere yeni bir kara leke olarak eklenecektir diyor, hepinizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Serdaroğlu.

Bölüm üzerinde on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Aslanoğlu, Sayın Genç, Sayın Öztürk, Sayın Kaptan, Sayın Akçay, Sayın İnan, Sayın Tankut, Sayın Yıldız, Sayın Paksoy, Sayın Özdemir ve Sayın Doğru sisteme girmişlerdir. Birer dakika süreyle soru sorabilirler.

Buyurun Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Bakan, biraz önce bir mektup aldı, fakslamışlar. Bir emekli, hâlâ intibak yasasının hayaliyle yaşıyor. “Ben inşaat mühendisiyim, 92 yılında emekli oldum. 800 lira alıyorum” diyor. “Acaba bu haksızlık, adaletsizlik…” Aynı ifadelerle… Size takdim edebilirim. Tanımam, bilmem. Erdek’ten gelmiş. Acaba bu intibak yasası, işçi emeklileri arasındaki farklı maaşlardan dolayı intibak yasası hayata geçecek mi geçmeyecek mi? Net cevabını istiyor bu insanlar.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, ben, şimdi, dün Tunceli’den geldim. Bizim TEDAŞ, orada, özelleştirme kapsamına alınıyor. herhâlde 12 Şubatta da ihale yapılıyor. Şimdi, buralar kalkınmada öncelikli bölge, aynı zamanda terör bölgesi. Şimdi, burası özelleştirildiği zaman oradaki vatandaşın elektrik bulması mümkün değil. Yani Hükûmet, Doğu, Güneydoğuda yalnız bir Tunceli ve Bingöl’ü özelleştirme kapsamına almış. Yani bu Tunceli’yi, Bingöl’ü özelleştirme kapsamından çıkarmayı düşünüyor musunuz? Gerçekten, oraya müteahhidin hizmet getirmesi mümkün değil. O insanlar yarın öbür gün karanlıkta kalacak. Onun için, rica ediyorum Hükûmetten, Tunceli ve Bingöl gibi böyle kalkınmada öncelikli yörelerin bu özelleştirme kapsamı dışına çıkarılmasını öneriyorum.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Öztürk…

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Plan ve Bütçe Komisyonunda bir daha torba yasayla milletvekillerinin karşısına gelmeyeceğiniz anlamına gelen ifadelerde bulundunuz. Bu ifadelerinizin aksine, yeni bir torba yasayla Türkiye Büyük Millet Meclisinin huzuruna gelmeniz nasıl bir duygu? Bu duruma düşmeyi içinize sindirebiliyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kaptan…

OSMAN KAPTAN (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Sayın Başbakan 5 Ocak 2010 tarihindeki Meclis grup konuşmasında “Çalışan kesimlere ve emeklilerimize haklarını teslim ediyoruz, ahde vefamızı gösteriyoruz.” derken Tekel işçileri neyse kazanılmış haklarını bile neden ellerinden alınarak sokağa bırakılıyor?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

657 sayılı Kanun’un 4/C statüsünde çalıştırılan personelin yaptığı hizmetler bir yıldan az süreli veya mevsimsel hizmetler olmayıp asli ve süreklilik arz eden kamu görevleridir. Bu nedenle mevcut uygulama kanunun lafzına ve ruhuna aykırıdır. Özelleştirilen kuruluşlardan bu statüye alınan personel, kamuda çalışan emsallerinin sahip oldukları mali ve sosyal haklara sahip olmadan istihdama zorlanarak mağdur edilmektedir. 4/C kapsamında çalışanların durumlarına uygun memur ya da işçi kadrolarına atamak için bir düşünce veya çalışmanız var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın İnan…

MÜMİN İNAN (Niğde) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, emekli aylığında yüzde 20,4 oranında artış sağlayan emekli sayısı kaçtır?

İki: İki buçuk yıldır defalarca şahsım ve bütün milletvekili arkadaşlarımız elektrik, sulama borçları ve tarım kredi borçlarının yeniden yapılandırılması konusunda dile getirmemize rağmen bugüne kadar herhangi bir iyileştirme hâlâ yapılmamıştır. Şu anda Niğde’de çiftçilerin neredeyse tamamı yakalama emriyle sokağa çıkamaz hâle gelmiştir. Geçen gün yaptığımız bir açık hava toplantısında jandarma sadece güvenlik için gelmesine rağmen oradaki bütün kalabalığın yakalama emri olduğu için dağıldığını gözlerimizle gördük ve size bu konuyu iletmemizi istirham ettiler. Lütfen bu vatandaşların derdine bir çare bulacak mısınız? Bunu buradan açıklamanızı istirham ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Tankut…

YILMAZ TANKUT (Adana) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, bu tasarıyla 5084 sayılı Teşvik Kanunu kısmen de olsa 2012 yılının sonuna kadar uzatılmaktadır. Kırk dokuz ilimizi kapsayan bu süre uzatımını bizler elbette ki olumlu karşılamaktayız. Ancak bu durumda başta seçim bölgem olan Adana olmak üzere Denizli, Bursa, Gaziantep gibi önemli sanayi merkezlerimizin yıllardan beri devam eden mağduriyetlerinin giderilmeyip aksine, bu süreçte bu illerimizin haksız rekabetten dolayı çok daha fazla bir şekilde mağdur olacakları apaçık bir şekilde ortadadır. Hükûmet olarak, teşvik kapsamına alınamayan bu illerimizin mağduriyetini önleyecek farklı önlem ve tedbirleriniz olacak mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yıldız…

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Çek Yasası’nda yaptığınız gibi son dakika önergesiyle alınacak harçlarda indirim yapmayı düşünüyor musunuz?

Yine, yerli bankalar aleyhine, bu getirmiş olduğunuz yasada serbest bölgelerle ilgili dezavantaj oluşturmaktasınız, haksız rekabet yaratmaktasınız. Bunu ortadan kaldırmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Paksoy…

MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, 5084 sayılı Yasa 2001 yılında fert başına gayrisafi yurt içi hasıla tutarı 1.500 dolar ve daha az olan illerde yatırım ve istihdam imkânlarını artırmak için yürürlüğe konulmuştur. Kırk dokuz ilde uygulanan bu Yasa 2009 yılı sonuna kadar uygulanmıştır. Söz konusu Yasa’nın uygulama sonuçlarını açıklar mısınız? Yani “Fert başına düşen millî gelir 10 bin dolar.” dediniz. Kırk dokuz ilimizde fert başına düşen millî gelir 10 bin dolar olmuş mudur, hatta 5 bin dolara çıkmış mıdır? Bu konuda bilgi verir misiniz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özdemir…

HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Bakana soruyorum: Başta emniyet teşkilatımız mensupları olmak üzere, bunlar emekli olduklarında, pek çok çalışanımızın ortak bir sıkıntısı emekli maaşlarındaki düşüştür. Bu vatandaşlarımızın maaşlarının büyük bir bölümü fazla mesai ve tazminatlardan oluşmaktadır. Yapılması gereken, fazla mesai ücretleri ve tazminatların da emekliliğe yansıtılmasıdır. Bu konuda bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?

İkinci sorum: 2009 yılı içerisinde çalışanlardan kesilen primlerin emekli maaşlarını karşılama oranı nedir? Kalan farkı kapatmak için ne gibi tedbirler alıyorsunuz? Alınan tedbirler arasında Emekli Sandığının gayrimenkullerini satma da var mıdır? Yedi yıllık AKP hükûmetleri döneminde satılan Emekli Sandığı gayrimenkullerinin toplamı nedir? Bu gayrimenkullerin sektörel dağılımı nelerdir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakana soruyorum: Ülkemizde, işletmelerde sosyal güvenlik primi yükü 1999 yılında yüzde 22,8 iken 2010 yılında bu oran yüzde 128’lere çıkmıştır, bu da işletmelerin işçiye ödediği ücretin yarısından fazladır. Bu durum işletmelerdeki maliyeti çok artırmaktadır. Ekonomik krizin ağır bir şekilde devam ettiği bugünlerde işletmelerin rahatlaması için sosyal güvenlik primlerini düşürmeyi düşünüyor musunuz?

İkinci sorum olarak… Belediyelerin borçları çok artmıştır. Bu kanunda yapılandırılmaya gidiyor ama başka ek imkânlar vermeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Son sorudan başlamak istiyorum. Tabii ki belediyelerimizin birtakım sıkıntıları var. Ona ilişkin, ben daha önce de söyledim, daha detaylı, daha köklü bir çalışma yapmak gerekiyor çünkü bu sıkıntıları sık sık ben de dinliyorum. Dolayısıyla o konuda bir çalışma yapılacak. İçişleri Bakanlığımız, Hazine, Maliyenin de katkıda bulunacağı bir çalışma öngörülüyor ama henüz o detayda bir çalışma yok, yapmamız gerektiğine inanıyorum.

Benim bildiğim kadarıyla bu dönemde, biz, sosyal güvenlik primlerini 5 puan indirdik. Yani istihdam üzerindeki vergi yüküne baktığınız zaman hakikaten de eskiden OECD ülkeleri arasında en üstlerde bir yerdeydik, 2’nci sıradaydık, bu son yapılan düzenlemelerle birlikte şimdi 9’uncu sıraya düştük. Bu da yüksek tabii. Bütçe imkânları olsa, yani borçlanmadan, ek borçlanma gereği yaratmadan imkânlarımız olsa bence oraya öncelik vermek lazım çünkü o istihdamı artırır, rekabeti artırır. O konuda hemfikiriz ama bütçe imkânı yokken biz tekrar prim indirimine gidersek bu defa hazinenin borçlanma ihtiyacı artacağı için Türkiye’nin tabii ki uzun dönem borçlarında bir artış… 5 puanın etkisini arkadaşlar veriyorlar bana. 2009 yılında 3,5 milyarlık bir maliyet. 2010 yılında bunun 3,9 milyar liraya çıkması öngörülüyor ama yani sonuç itibarıyla bütçe imkânları olsa ona öncelik vermek gerektiğine ben inanıyorum.

Tabii, Sayın Özdemir’in bir sorusu var. Emniyet teşkilatı mensuplarının özellikle emekli olduktan sonra maaşlarında çok ciddi bir düşüş yaşanıyor. Eğer çalışma dönemlerindeki fazla mesaileri ve tazminatları üzerinden de prim alınacaksa, yani sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği dikkate alınacaksa böyle bir çalışma düşünülebilir ama aktif çalışma sürelerinde bunun üzerinden prim ödenmeyecekse veya bir şekilde sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği sağlanmayacaksa… Tabii ki bu türden bir çalışmanın kaynağı gerekiyor. Onun için…

Birkaç husus daha var sizin sorduğunuz. O konulara ilişkin elimde rakam yok. Yani yedi yıllık süre içerisinde Emekli Sandığının ne kadar gayrimenkulü satıldı vesaire gibi konular, elimde veriler olmadığı için arkadaşlar yazılı olarak size iletirler.

Tabii ki “Kırk dokuz ilde uygulama sonuçlarını açıklar mısınız?” diye bir soru var. TÜİK 2001’den bu yana iller bazında kişi başına millî gelir çalışmasını yenilemedi. Biz kendilerine, aslında, geçen sene bu yeni teşvik sistemine geçerken bu verilere ihtiyacımızın olduğunu söyledik, onlar da ancak 2010 yılı içerisinde bu çalışmanın tamamlanabileceğini bize bildirdiler çünkü ben o zaman Hazineden sorumlu Devlet Bakanıydım. Bunu çok iyi hatırlıyorum. Henüz o veriler yok. Dolayısıyla o anlamda yani kişi başına iller bazında millî gelir itibarıyla o günden bugüne bu kırk dokuz ilde ne tür bir değişiklik oldu bilmiyorum çünkü o verileri henüz TÜİK yayınlamadı ama 2010 yılında…

YILMAZ TANKUT (Adana) – TÜİK en fazla işsizliği Adana olarak açıkladı zaten.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Ama işsizlik ayrı, kişi başına, fert başına iller bazında millî gelir ayrı bir rakam.

Dolayısıyla o rakamlar ortaya çıkınca, inşallah, o değerlendirmeyi beraber yapabileceğiz.

Sayın Yıldız’ın bir sorusu vardı. Serbest bölgelerde bankalardan harç almamak suretiyle yerli bankalar aleyhine bir uygulamayı, haksız rekabet hususunu gündeme getirdiler. Serbest bölgelerdeki banka şubeleri esas itibarıyla harca tabidir ancak Serbest Bölgeler Kanunu geçici 3’üncü maddesi uyarınca, AB’ye giriş tarihine kadar özel bir hükümle istisna edilmişlerdir. Bu istisna sadece yabancı bankalara ilişkin değildir. Buralardaki bütün bankalar bu istisnalardan yararlanmaktadırlar. Hiçbir şekilde, bizim, yabancı bankalara bir istisna getirme gibi bir niyetimiz yok ama serbest bölgelerin kendi mevzuatı olduğu için, ama serbest bölgeler AB’ye girene kadar bu mevzuat kapsamında harçlardan muaf olduğu için bizim bu kanunla -o nedenle parantez içerisine alınmış- bu şekilde bir düzenleme yapılmıştır.

Yine 5084’ten yararlanmayan Gaziantep gibi, Adana gibi, Denizli gibi, bunların mağduriyeti gündeme getirildi. Tabii ki hiçbir teşvik sistemi mükemmel değil. Yani şu veya bu şekilde eğer seçici davranırsanız, belli bir eşiğin altında kalan -kişi başına millî gelir olabilir, başka sosyoekonomik göstergeler olabilir- bazı illerimiz bundan olumsuz şekilde etkilenebiliyor. Bunlara ilişkin bir şey yapacak mıyız? Tabii, biz, yeni bir teşvik sistemini uygulamaya koyduk. O teşvik sisteminden o bahsettiğiniz illerimiz de eskiden yararlanmıyorken şimdi yararlanacak. İnşallah, o çerçevede bu illerimize de yatırım akışı sağlanır.

Yine bu elektrik, özellikle sulama ve tarımsal kredi borçlarına ilişkin bir soru vardı. Tabii ki burada bir stok problemi var. O stok problemini, bir daha bu sorunu oluşturmayacak şekilde çözme konusunda bir çalışmaya ben olumlu bakarım ama sürekli bir şekilde bu türden düzenlemeler geçmişte yapılmış, siz de takdir edersiniz ki geçmişte sık sık bu türden yeniden yapılandırmalar yapılmış ama maalesef bunlar sonuç getirmemiştir. Neden? Çünkü sistemde bir daha borç biriktirmeye ilişkin düzenlemeler köklü bir şekilde yapılamamıştır. Yine o koşulla, yani bir daha borç biriktirmeyi imkânsız hâle getirecek bir düzenlemeye, bir çalışmaya ben yine olumsuz bakmam. O çerçevede bakılabilir.

4/C’yle ilgili bir soru vardı. Değerli arkadaşlar, tabii 4/C’ye ilişkin olarak şunu söyleyebilirim: 4/C düzenlemesi 2004 yılında, hakikaten de bir mağduriyetin önlenmesi için yapılmış bir düzenlemedir ve bir anlamda doğru bir düzenlemedir fakat bu düzenlemeye ilişkin tabii şu anda itirazlar var. O gün teşekkürler vardı, bugün itiraz ediliyor. Nitekim biz son bir ay içerisinde 4/C’lilerin durumunda da çok ciddi iyileştirmeler yaptık. Mesela, aylık çalışma süresini bir yıl içerisinde on aydan on bir aya çıkardık ve o anlamda, onu da dikkate alırsanız, ücretleri aşağı yukarı yüzde 26 ile yüzde 29 arasında bir artışa tabii tuttuk, hakikaten çok ciddi bir iyileşme sağladık. Fakat tabii bugünkü şartlarda buna şu anda birtakım itirazlar var.

Yine emeklilerin özellikle durumuyla ilişkili epey soru vardı, intibak yasasına ilişkin sorular vardı. Şunu söylemekte yarar görüyorum, çünkü arkadaşlar bu yapılan iyileştirmeyi de yetersiz buluyorlar: Tabii, memleketin imkânları olsa, keşke daha fazla iyileştirme yapsak ama 2002-2009 yılları arasında asgari, emekli aylıkları açısından da ciddi anlamda reel artışların olduğunu da hiç kimse inkâr edemez. Mesela SSK emeklisi için reel artış yüzde 27,6, BAĞ-KUR emeklisi için yüzde 71,7, BAĞ-KUR sigortalıları için yüzde 161,3, kamu emeklileri için yüzde 15,8. Bakın, bu son yaptığımız artışı dikkate almıyor, sadece 2002-2009 dönemindeki reel artış oranlarından bahsediyorum. Keşke sosyal güvenlik sistemi bu kadar açık vermese, keşke bizim bütçe imkânları çok daha fazla olsa ve biz daha fazla artırabilsek ama her artışın sonucunda, eğer biz tedbir almazsak kamu sektörünün borçlanma ihtiyacı artıyor, devletin piyasalara, tabii ki iç ve dış kreditörlere borcu artıyor.

BAŞKAN – Sayın Bakan, süreniz tamamlandı.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Onun için imkânları da dikkate almakta ben yarar görüyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır soru-cevap işleminin tamamlanmasıyla.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/797 Esas Numaralı kanun tasarısının 1’inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                             Ahmet Aydın

                                                                                                                Adıyaman

Madde 1- “21/7/1953 tarihli 6183 sayılı “Amme alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanunun 58’inci Maddesinin 2’nci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir. Şimdi bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım. Önerge sahiplerinin istemi hâlinde kendilerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Önergeleri okutuyorum ve işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının Çerçeve 1 inci maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Erkan Akçay

Mustafa Kalaycı

Süleyman L. Yunusoğlu

 

Manisa

Konya

Trabzon

 

M. Akif Paksoy

Faruk Bal

Mehmet Şandır

 

Kahramanmaraş

Konya

Mersin

 

 

Recep Taner

 

 

 

Aydın

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sayılı yasa tasarısının 1 inci maddesinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve talep ederiz.

 

Ayla Akat

Hasip Kaplan

M. Nezir Karabaş

 

Batman

Şırnak

Bitlis

 

Sevahir Bayındır

Hamit Geylani

Bengi Yıldız

 

Şırnak

Hakkâri

Batman

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ RECAİ BERBER (Manisa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Recep Taner, Aydın Milletvekili.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Recep Taner, Aydın Milletvekili.

Süreniz beş dakika.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

RECEP TANER (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 463 sıra sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, vermiş olduğumuz değişiklik önergesi, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 58’inci maddesi olan ve ödeme emrine itirazda bulunan borçluyla ilgili düzenlemenin olduğu 1’inci maddeyle ilgilidir.

Görüştüğümüz kanun tasarısının maddelerine baktığımızda, amme alacaklarından Teşvik Yasası’na, sosyal güvenlik yasalarından Harçlar Kanunu’na kadar birçok kanuni değişikliği bir arada görüştüğümüz bir kanun şekli. Burada, Meclis görüşmelerinde “Torba kanun” adı verilmekte ve iktidardaki AKP zihniyetine uygun bir uygulama. Zira, AKP’nin milletvekili yapılarına baktığımızda da onlar da zihniyet olarak hemen hemen her zihniyetten bir araya gelmiş torba kanunlar gibi farklı düşüncelerin bir araya getirdiği bir fikrî altyapıda olan bir parti konumundalar. Böylesine karmaşık bir partinin ülkemize yaşattığı ekonomi de tabiri yerindeyse torba kanun yerine çorba hâlinde.

HÜSEYİN GÜLSÜN (Tokat) – Kıskanma, kıskanma.

RECEP TANER (Devamla) – TOBB’un verilerine göre, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin verilerine göre -ki TOBB’un verilerinin sıhhatli olduğunu kendiniz söylemektesiniz- 2009 yılında kurulan şirket sayısı 2008 yılına göre yüzde 9,9 azalmakta. Ekonomik sıkıntılardan dolayı tasfiyeye giren şirket sayısında ise yüzde 15,5 artış olduğu belirtilmekte. Tabii bunlar Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nin verileri. Tabii verilerin sıhhatli olup olmadığını da ayrıca değerlendirmek lazım çünkü birçok iş yeri, kapandığı hâlde, o Ticaret Sicili Gazetesi ve ticaret sicil borçlarını ödeyemedikleri için, şu anda kapanma işlemlerini de yaptırmadığından daha sıkıntılı bir tablodalar.

Değerli milletvekilleri, AKP yetkilileri genelde 2002-2009 kıyaslamasını yapmayı çok severler. Tabii ki onların açıklayamadıkları kıyaslamalar olduğu da malum. İşte, onlardan birisini şimdi sizlerle beraber değerlendirmekteyiz. AKP zihniyetinin iktidara geldiği 2002 yılında, toplam vergi geliri içindeki direkt vergilerin dolaylı vergilere oranına baktığımızda yüzde 45’e yüzde 55 seviyelerindeydi; 2009 yılı gelirlerine baktığımızda ise bu oranların yüzde 28’e yüzde 72 seviyelerine yükseldiğini görmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, bunun manası, Hükûmet, normalde az kazanandan az, çok kazanandan çok olarak gelir elde edenlerin kazançları üzerinden alması gereken vergileri toplamada başarısız veya isteksiz olduğundan dolayı, dolaylı vergilere yüklenmiş ve gelirine, kazancına bakılmaksızın 72 milyonun tamamının aynı oranda ödediği, dünyanın en adaletsiz vergileri olan KDV, ÖTV gibi, akaryakıt tüketim vergisi, özel iletişim vergisi gibi vergilerle, dolaylı vergilerle vergi açıkları kapatılmaya çalışılmaktadır. Eğer ki bugün ülkemizde dünyanın en pahalı akaryakıtı kullanılmakta ise bunun sebebi eski Maliye Bakanı Unakıtan’ın tabiriyle kümeste yolunacak kaz kalmadığındandır çünkü kümesteki kazların bir kısmı yandaş kazlar, bir kısmı yoluna yoluna tüyü kalmamış kazlar, bir kısmı da Deniz Feneri gibi derneklere yaptıkları yardımları kanun gereğince vergilerinden düştükleri için ödenecek vergileri kalmayanlar olunca kümes dışına çıkılmış ve -72 milyondan kolayca tahsil edilebilen- ÖTV, KDV oranları ile oynanarak vergi gelirleri tutturulmaya çalışılmıştır. Bugün, aldığımız akaryakıtın litre fiyatının yüzde 67’si, bir paket sigaranın yüzde 78’i, sıfır otomobil fiyatının yüzde 45’i, 100 liralık telefon görüşmesinin yüzde 30’u “ÖTV” veya “KDV” adı altında dolaylı vergiler olarak alınmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Taner, lütfen tamamlayınız.

RECEP TANER (Devamla) – Hükûmet bunlarla da yetinmemiş olacak ki önümüzdeki günlerde ikinci el otomobillere, şoför esnafının, özellikle kamyoncu ve otobüsçülerin mazottaki ağır vergiler dolayısıyla mecbur kalıp kullandıkları 10 numara yağlara yeni dolaylı vergiler getirecekleri konuşulmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bir diğer konu da tahsil edilemeyen vergi ve SSK primi, sosyal güvenlik destek primleri ve bu gibi alacaklardır. Açıklanan verilere göre –her ne kadar teğet geçtiği söylense de- ekonomik kriz vatandaşımızı tahakkuk eden vergileri ödeyemez duruma getirmiştir. AKP Hükûmeti IMF’den kredi alarak ülke geleceğine ipotek koydurmak yerine kendi vatandaşının birikmiş vergi ve prim borçlarının asıllarını taksitlendirerek tahsil etme yoluna gitmelidir. IMF’ye el açacağına kendi vatandaşına gerçek manada bir ödeme kolaylığı getirilmeli, esnaf, sanatkâr ve iş dünyası rahatlatılmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu duygu ve düşüncelerle, vermiş olduğumuz değişiklik önergesinin kabulünü arz ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Taner.

Diğer önerge üzerinde söz talebi, Ayla Akat Ata, Batman Milletvekili… (BDP sıralarından alkışlar)

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yaşadığımız dünyanın ve toplumun en önemli sorunlarının başında hiç şüphesiz ki emek-sermaye eşitsizliği, bölgeler arası eşitsizlik, gelir dağılımındaki eşitsizlik, işsizlik ve yoksulluk gelmektedir. Ülkemizde de son otuz yılda iktidara gelen hükûmetler tarafından uygulanan siyasi politikalar sonucunda bölgeler arası eşitsizlik giderek artmış, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaşayan halk, ekonomik alanda total yoksullaştırma politikasıyla karşı karşıya kalmıştır. Nitekim, Güneydoğu Anadolu Belediyeler Birliği tarafından hazırlanan “Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Sosyoekonomik Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı araştırma raporu da bu eşitsizliği açıkça ortaya koymaktadır.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki yirmi bir ilin Türkiye millî geliri içindeki payının 1970’lerden başlayarak 2000’lere kadar hızla gerilediği gözlemlenmiştir. Bölge illerinin, 1965’te, Türkiye toplamında millî geliri yüzde 10,5’e yakın pay sahibiyken, 1987’de yüzde 7,7’ye, 2001’de de yüzde 7,2’ye kadar gerilemiştir.

Bölgedeki illerdeki kişi başına düşen gayrisafi millî hasılanın, Avrupa Birliğine aday ülkeler arasında en düşük değeri oluşturduğuna vurgu yapılmaktadır. Ancak, eşitsizliği ölçmeye yarayan millî gelirin dağılımıyla ilgili en son verilerin 2001 yılına ait olması, sonraki dönemlere ait millî gelirin bölgelere dağılımına ilişkin verilerin yeterli olmaması, hatta bulunmaması nedeniyle bölgesel eşitsizliği ölçmede yetersiz kalınmaktadır.

Yine, kişi başına düşen millî gelirin yanı sıra, kişi başına düşen kamusal eğitim ve sağlık göstergelerinde de Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin yirmi bir ilinin yoksulluğu ortaya çıkmaktadır. Devlet Planlama Teşkilatının geliştirdiği ve 2003 yılında yayımladığı, illerin sosyoekonomik gelişmişlik sıralamasında bölgenin 21 ilinden 17’si, Türkiye'nin 81 ilinin en alt 20’lik diliminde yer almaktadır.

Toplumun refah ve yoksulluk derecesini göstermek açısından başvurulan önemli göstergelerden biri, yeşil kartlı nüfus oranıdır. Nüfusu 500 bine yaklaşan Batman ilimizde -22/5/2009 tarihli soru önergesine verilen cevapla- 2009 Mayıs ayı itibarıyla 242.653 kişi yeşil kartlıdır. Batman ilimizdeki bu durumun benzeri, bölgenin diğer illerinde de yüzde 50’lerin üzerine çıkabilmektedir. Yeşil kartlı nüfus istatistikleri, AKP İktidarı döneminde nüfustaki yoksullaşmanın artmasının önemli bir göstergesi olarak görülmektedir.

Bölgenin yoksulluğunu ortaya koyan önemli bir gerçeklik de işsizlik sorunudur. Doğu ve Güneydoğu’da Türkiye ortalamalarının çok üstündeki işsizlik göstergeleri yaşanan ekonomik krizin etkileriyle daha da artmaktadır. Krizle birlikte Türkiye genelinde olduğu gibi bölgede de birçok iş yeri kapanmış, kapanan her iş yeri ise bir ailenin yoksullaşmasını beraberinde getirmiştir. Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Şemsa Özar tarafından bölgede yapılan araştırmanın ortaya çıkardığı sonuç, ailelerin kendi ürettikleriyle geçinemediği, ancak batı illerinde çalışan aile bireylerinin yardımlarıyla yaşamlarını idame ettirdikleri yönündedir.

Batman’da iş bulma umuduyla İŞKUR’a yapılan başvurular yaşanan krizin etkilerini ortaya koymaktadır. 2008 yılında Kuruma yapılan başvuru sayısı 5.444 iken 2009 yılında bu sayı 10.285 olmuştur ki İŞKUR’un varlığından haberdar olmayan nüfusun da hesaba katılması gerekmektedir.

Bölge kaynaklarının çatışmalar gerekçe gösterilerek kullanılmaması ve yapıldığı iddia edilen yatırımlardan da bölge halkının faydalanamaması sonucunda binlerce insan iş bulma umuduyla batı metropollerine göç ederek ucuz iş gücü hâline dönüştürülmüş, onlarcası da “sosyal yardımlaşma” adı altında sadaka kültürüne mahkûm edilerek günbegün yoksullaştırılmıştır.

Hazine Müsteşarlığı tarafından verilen yatırım teşviklerinden, yapılan hesaplamaya göre, 2002-2006 döneminin teşvikli yatırımlarından Marmara Bölgesi tek başına yüzde 39 pay almıştır. Yüzde 14’le İç Anadolu Bölgesi, yüzde 12’yle Ege Bölgesi Marmara’yı takip etmektedir. Nüfusun yüzde 16’sının yaşadığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin toplamda aldığı payın ise sadece yüzde 9’da kaldığı belirtilmektedir.

Raporda, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki 21 ile aktarılan kaynakların ise çatışmalar gerekçe gösterilerek bölgedeki savunma, güvenlik harcamalarında ve bölge insanının kullanmadığı enerji yatırımlarında kullanıldığı belirtilmektedir. Buna göre, harcamaların yüzde 18’i kamu düzeni ve güvenlik, yüzde 11’i savunma olmak üzere yüzde 29’u asker, polis harcaması olarak dikkat çekmektedir. Raporda, 2006’da Türkiye genelinde savunmanın yüzde 7, güvenlik hizmetlerinin ise yüzde 6 pay aldığı, dolayısıyla Doğu ve Güneydoğu’da yüzde 29’u bulan bu harcamaların Türkiye genelinde 16 puan daha fazla olduğu görülmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ata, lütfen tamamlayınız.

AYLA AKAT ATA (Devamla) – Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki işsizlik ve yoksulluk, bölgeler arası eşitsizlik son otuz yıldır uygulanan politikalardan bağımsız değildir. Geçmiş dönemlerde hükûmetler tarafından bölgeler arası gelişmişlik farkını gidermeye yönelik yirmi beş yılda otuz tane ekonomik paket açılmasına rağmen atılan adımlar çoğu kez sonuç alınmadan bitirilmiştir.

Sistemin seksen yedi yıldır uyguladığı siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik soykırım politikalarının çözüm getirmediği görülmelidir. Bölgeler arasındaki farkları ve eşitsizlikleri gidermenin en temel koşulu olan toplumsal barışı yaratacak adımları atmaya geçilmelidir. Toplumsal barışı sağlayacak adımlarla birlikte yerinden yönetim, katılımcı ekonomi, katılımcı bütçe gibi dünya deneyimlerinden yararlanarak siyasal alandan, ekonomik alana kadar pek çok alanda bilinçli ve bütünlüklü politikalar üretilmelidir.

Bu duygu ve düşüncelerle saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HASAN MACİT (İstanbul) – Karar yeter sayısı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Vekilim acele etmeyin, önce yoklama talebi geldi.

III. Yoklama

BAŞKAN – Önergenin oylanmasından önce bir yoklama talebi vardır.

Şimdi bu talebi yerine getireceğim ve yoklama isteminde bulunabilecek yeter sayıda sayın üyenin ismen tespitini yaptıktan sonra elektronik cihazla yoklama yapacağım.

Türkiye Büyük Millet Başkanlığına

Yoklama talebinde bulunuyoruz, gereğinin yapılmasını arz ederiz.

Sayın Şandır? Burada.

Sayın Orhan? Burada.

Sayın Akkuş? Burada.

Sayın Yunusoğlu? Burada.

Sayın Yıldız? Burada.

Sayın Tankut? Burada.

Sayın Özdemir? Burada.

Sayın Kalaycı? Burada.

Sayın Akçay? Burada.

Sayın İnan? Burada.

Sayın Taner? Burada.

Sayın Paksoy? Burada.

Sayın Coşkun?

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Çalış tekabbül ediyor.

Sayın Serdaroğlu? Burada.

Sayın Ayhan? Burada.

Sayın Nalcı? Burada.

Sayın Çakmakoğlu? Burada.

Sayın Özensoy? Burada.

Sayın Ertugay? Burada.

Sayın Homriş? Burada.

Evet, şimdi yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 17.18

 


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati:17.41

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Yusuf COŞKUN (Bingöl)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 53’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

                                                         III.- YOKLAMA

BAŞKAN – 463 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde verilen önergelerin işaretle oylamasına geçilirken yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi'nin, Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın, Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve 15 milletvekilinin, Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ve 17 milletvekilinin, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın, Antalya Milletvekili Osman Kaptan ve 2 milletvekilinin, Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 8 milletvekilinin, Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/797, 2/497, 2/520, 2/527, 2/555, 2/557, 2/561, 2/565, 2/570) (S. Sayısı: 463) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Aynı mahiyetteki Recep Taner ve Ayla Akat Ata’nın önergelerini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/797 Esas Numaralı kanun tasarısının 1’inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                             Ahmet Aydın

                                                                                                                Adıyaman

Madde 1- “21/7/1953 tarihli 6183 sayılı “Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanunun 58’inci Maddesinin 2’nci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.”

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu önergeyle borçluların yükümlülüğünün azaltılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde üç önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı Kanun Tasarısının Çerçeve 2 nci maddesinde yer alan “31.12.2014” ibaresinin “31.12.2016” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Süleyman L. Yunusoğlu

Mehmet Şandır

Faruk Bal

 

Trabzon

Mersin

Konya

 

Mustafa Kalaycı

Erkan Akçay

Mehmet Günal

 

Konya

Manisa

Antalya

 

 

M. Akif Paksoy

 

 

 

Kahramanmaraş

 

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı kanun tasarısının, çerçeve 2’nci maddesinde yazılı olan “31.12.2014” ibaresinin “31.12.2019” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Hasip Kaplan

Bengi Yıldız

Hamit Geylani

 

Şırnak

Batman

Hakkâri

 

Sevahir Bayındır

 

M. Nezir Karabaş

 

Şırnak

 

Bitlis

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 2’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

                                                                                                             Harun Öztürk

                                                                                                                    İzmir

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Harun Öztürk, İzmir Milletvekili.

Buyurun.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 463 sıra sayılı Tasarı’nın 2’nci maddesi üzerinde vermiş olduğum değişiklik önergesi dolayısıyla söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yeni bir torba yasayı daha İç Tüzük’ün temel yasayla ilgili hükümlerini ihlal ederek temel yasa olarak görüşüyoruz. Önergeyle ilgili düşüncelerimi ifadeye geçmeden önce tasarıyla ilgili bazı değerlendirmelerde bulunmak istiyorum:

Çerçeve 4’üncü maddeyle bir taraftan 2822 sayılı Kanun’un yetkili sendikaların belirlenmesine ilişkin hükmü değiştirilirken diğer taraftan aynı maddede değişikliğin 1/8/2010 tarihinden sonra yürürlüğe gireceği öngörülmektedir. Maddenin bu hâliyle kanun yapma tekniğine uygun düşmediğini düşünüyorum. 2822 sayılı Kanun’un 12’nci maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi “Bakanlık yetkili sendikanın belirlenmesinde ve istatistiklerin düzenlenmesinde kendisine gönderilen üyelik ve istifa bildirimleriyle Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan işçi bildirimlerini esas alır” şeklinde olmalı, 1/8/2010 tarihine kadar Bakanlıkça yayınlanmış bulunan en son işçi ve üye istatistiklerinin geçerli olacağı ise 2822 sayılı Kanun’a eklenecek ayrı bir geçici maddede düzenlenmeliydi.

Çerçeve 6’ncı maddeyle, Hükûmet, daha önce krize karşı bir önlem olarak sunduğu kısa çalışma ödeneğinin üç aydan altı aya çıkarılmasına ilişkin düzenlemenin uygulama süresini bir yıl daha uzatarak 2010 yılının sonuna çekmektedir. Hükûmet, kamuoyuna 2010 yılından başlayarak krizden çıkılacağını söylerken doğruyu söylemediğini bu düzenlemeyle itiraf etmektedir.

Değerli milletvekilleri, Hükûmet tasarısında yer alan geçici iş, geçici mesleki iş ilişkisini düzenleyen madde tasarı metninden çıkartılmıştır. Hatırlayacaksınız, bu düzenleme, 26/6/2009 tarihli ve 5920 sayılı Kanun’da da yer almış ve Sayın Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmişti. İşçi sendikalarının karşı çıktığı ve Cumhurbaşkanı tarafından veto edilen bir düzenlemeye, veto üzerine kabul edilen 11/8/2009 tarihli ve 5921 sayılı Kanun metninde İşsizlik Sigortası Fonu’na yapılan yeni saldırılara karşı çıkılmaması için yer verilmemişti. Güya Hükûmet veto gerekçesine sözde uymuştu. Şimdi de kiralık işçi düzenlemesinin önce tasarıya konulduğunu, ancak İşsizlik Sigortası Fonu’na saldırının sürmesi dâhil, tasarının diğer olumsuzluklarına karşı muhalefetin direncini kırmak üzere tasarıdan yeniden çıkarıldığını görüyoruz. Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, tasarıdan çıkarılan ve daha önce Sayın Cumhurbaşkanı tarafından veto edilen söz konusu kiralık işçi uygulamasını Hükûmet olarak yasalaştırmaya kararlı olduklarını daha önce kamuoyuna açıklamıştır. Bu nedenle, hem muhalefet hem de işçi örgütleri olarak Hükûmetin bu tür etik olmayan oyunlarına artık gelmememiz gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, iş gücü yetiştirme faaliyetleri ve sonuçlarını desteklemekle görevli olan kurulda, eskiden işçi ve işveren konfederasyonları tarafından belirlenecek birer üye yer alırken, çerçeve 9’uncu maddede yapılan düzenlemeyle, kurulda işçi ve işveren temsilcisi üye olup olmayacağının takdiri kurul başkanının yani valinin onayına bırakılmaktadır. Eskiden olduğu gibi, söz konusu kurulda sosyal taraflardan işçi ve işveren temsilcilerinin mutlaka yer almasının uygun olacağını düşünmekteyim.

Değerli milletvekilleri, 6183 sayılı Kanun’un geçici 8’inci maddesi, kanuna göre cebren tahsil için haczedilemeyen KİT’lerin gayrimenkulleri ile kamu kurum ve kuruluşlarına ait gayrimenkullerin borçlarına karşılık 31/12/2009 tarihine kadar Maliye Bakanlığınca satın alınabileceğini düzenlemektedir. Çerçeve 2’nci maddeyle, bu maddedeki hazineye verilen satın alma yetkisi 31/12/2014 tarihine kadar uzatılmaktadır. Süre uzatımıyla Maliye Bakanlığı, her ne kadar ihtiyaç duyulması hâlinde bu maddenin işletileceği öngörülse de çeşitli saiklerle KİT’lerin gayrimenkullerini borçlarına karşılık satın almak durumunda kalabilecektir. Bu da bir taraftan KİT’ler özelleştirilirken diğer taraftan gayrimenkullerinin hazine tarafından satın alınması gibi bir sonuç doğuracaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen tamamlayınız.

HARUN ÖZTÜRK (Devamla) – Doğru olan, borçlarına karşılık KİT’lerin gayrimenkullerinin de haczedilebilmesine ve cebren satışına imkân veren düzenlemeyi yapmak ve 6183 sayılı Kanun’un ilgili hükümlerini işletmektir. Anılan kanuna göre haczedilen gayrimenkullerin hazineye intikali haczedildiği hâlde satışın yapılamaması durumunda teferru, hükümlerine göre mümkün olmaktadır.

6183 sayılı Yasa’nın benimsediği prosedürün izlenmesinin daha doğru olacağı düşüncesiyle işbu değişiklik önergesi verilmiştir.

Değerli milletvekilleri, kamuya ait bir fon olmamasına rağmen, İşsizlik Sigortası Fonuna amacı dışında yapılan tecavüzlerin sürelerinin uzatılmasına karşı olduğum için tasarıya ret oyu kullanacağımı ifade etmek istiyorum.

Bu vesileyle yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı kanun tasarısının, çerçeve 2 nci maddesinde yazılı olan “31.12.2014” ibaresinin “31.12.2019” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                           Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kriz nedeniyle, belediyeler ile il özel idarelerinin 6183 s.y. kapsamına giren borçlarının fazla olması nedeniyle, ödenmesi ve tasfiyesi süre alacağından hizmetlerin aksamaması için sürenin uzatılması yararlı olacaktır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutup, işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının Çerçeve 2 nci maddesinde yer alan “31.12.2014” ibaresinin “31.12.2016” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                          Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: 6183 Sayılı Kanunun geçici 8 inci maddesi kapsamında kalan kuruluşların, özellikle belediyeler ile il özel idarelerinin 6183 sayılı kanun kapsamına giden borçlarının yüklü miktarda olması nedeniyle bu borçların tasfiyesinin daha uzun bir zaman alacağı düşünüldüğünden, kanunun yürürlük süresinin 31.12.2016 tarihine kadar uzatılması uygun olacaktır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler…Kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır; geliş sıralarına göre okutup, aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı Kanun Tasarısının Çerçeve 3üncü maddesinde yer alan “Nüfusu 5000’e kadar olan belediyelerde” ibaresinin “Nüfusu 5000’e kadar olan belediye sınırları içinde” şeklinde “Nüfusu 5.000 ila 25000 arasında olan belediyelerde” ibaresinin “Nüfusu 5000 ila 25000 arasında olan belediye sınırları içinde” şeklinde değiştirilmesini ve C bendindeki (Yabancı bankalarca serbest bölgelerde açılan şubeler hariç) ibaresinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Hüseyin Yıldız

Mustafa Kalaycı

Akif Akkuş

 

Antalya

Konya

Mersin

 

Mümin İnan

 

Yılmaz Tankut

 

Niğde

 

Adana

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı tasarının 3üncü maddesine “nüfusu 25.000’den fazla olan belediyeler ile serbest bölge sınırları içinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “Her yıl ocak ayında harçların artma oranlarında yeniden bir değerlendirme yapılır” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Hasip Kaplan

M. Nezir Karabaş

Bengi Yıldız

 

Şırnak

Bitlis

Batman

 

Sevahir Bayındır

 

Hamit Geylani

 

Şırnak

 

Hakkâri

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 Sıra Sayılı Tasarının 3’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

M. Akif Hamzaçebi

Tayfur Süner

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

 

Trabzon

Antalya

Malatya

 

Engin Altay

Osman Kaptan

Şevket Köse

 

Sinop

Antalya

Adıyaman

 

 

Hulusi Güvel

 

 

 

Adana

 

“Madde 3 - 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“Geçici Madde 16 - Bu Kanuna ekli (8) sayılı tarifenin

“XI- Finansal faaliyet harçları” bölümünün (1) numaralı bendi 2010-2012 dönemi için aşağıdaki şekilde uygulanır.

“1. Banka kuruluş ve faaliyet izin belgeleri:

a) Türkiye'de kurulan bankalar ile yabancı bankalarca Türkiye'de açılan Merkez Şubelere ilişkin izin belgeleri (her yıl için)                                                200.000 TL.

b) Serbest bölgelerde faaliyet göstermek üzere kurulan bankalar ve açılan yabancı banka şubelerine ilişkin belgeler (her banka, her şube ve her yıl için)                                                                       200.000 TL.

c) Bankaların (kalkınma ve yatırım bankaları hariç), serbest bölgelerdekiler de dahil olmak üzere açılan şubeleri (yabancı bankalarca serbest bölgelerde açılan şubeler hariç) için düzenlenen belgeler (her şube ve her yıl için) bir önceki takvim yılı başındaki nüfusa göre;

Nüfusu 5.000’e kadar olan belediyelerde                                                             12.000 TL.

Nüfusu 5.000 ila 25.000 arasında olan belediyelerde                                           36.000 TL.

Nüfusu 25.000’den fazla olan belediyeler ile serbest bölge sınırları içinde          48.000 TL.

Yukarıda yazılı tutarlar 2011 yılında yeniden değerleme oranı kadar artırılır. 2012 yılı harç tutarları ise 2011 yılında uygulanan tutarların yeniden değerleme oranı kadar artırılması suretiyle hesaplanır.”

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Uygulamanın geçici dönem için getirilmesi önerilmektedir. Ayrıca şube bankacılığına göre çalışmayan kalkınma ve yatırım bankaları harçtan muaf tutulmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı tasarının 3 üncü maddesine “nüfusu 25.000’den fazla olan belediyeler ile serbest bölge sınırları içinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “Her yıl ocak ayında harçların artma oranlarında yeniden bir değerlendirme yapılır” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                           Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Her yıl harçlar yeniden değerlendirildiğinden, artışın bu oranda yapılmasında yarar vardır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı Kanun Tasarısının Çerçeve 3 üncü maddesinde yer alan “Nüfusu 5000’e kadar olan belediyelerde” ibaresinin “Nüfusu 5000’e kadar olan belediye sınırları içinde” şeklinde “Nüfusu 5.000 ila 25000 arasında olan belediyelerde” ibaresinin “Nüfusu 5000 ila 25000 arasında olan belediye sınırları içinde” şeklinde değiştirilmesini ve C bendindeki (Yabancı bankalarca serbest bölgelerde açılan şubeler hariç) ibaresinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Hüseyin Yıldız (Antalya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Yıldız…

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hüseyin Yıldız, Antalya Milletvekili.

Buyurun Sayın Yıldız.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 463 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanlığına seçilen Antalya Milletvekili Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nu, Alanyalı bir Antalya Milletvekili olarak şahsım ve grubum adına kutluyor, başarılar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinde daha önceki kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesinde izlediğimiz AKP klasiğini bu kanun tasarısında da izlemekteyiz. Komisyonlara getirilmesinde, görüşülmesinde, teklif sahibi milletvekillerinin komisyonlarda bulunmaları, kanun tekliflerinin tasarıyla birleştirilmesi, kırk sekiz saatlik süre geçmeden görüşmelere başlanılması, itirazların dikkate alınmaması, ciddiyetten uzak, İç Tüzük hükümlerini göz ardı eden bir yaklaşımla komisyonlarda görüşülerek AKP’nin sayısal çoğunluğuyla kabul edilmektedir. Bu yasayla, bütçede öngörülmeyen gelir ve harcamalar Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, önce zamlarla aldığını, gördüğü tepkiler karşısında emeklilere vermiş gibi görünen AKP Hükûmeti, Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçmemiş emekli aylıklarıyla ilgili düzenlemeyi yasalaşmış gibi açıklayarak Türkiye Büyük Millet Meclisi iradesini ipotek altına koymuştur. Emrivaki yapmakta, üzerinden de siyasi rant hedeflemektedir.

Sayın Başbakan, Türkiye Büyük Millet Meclisi AKP Grubu değildir, biz de sizin emir erleriniz değiliz. Sayın Maliye Bakanı, bütçe sunumunda -dün Maliye Bakanının sunumunu 2 kez okudum, buraya da getirdim- ekonomide nasıl başarılı olduğunuzu, eksi 6 büyümeyi nasıl başardığınızı, işsizlik rekorlarını nasıl kırdığınızı, ihracat-ithalat arasındaki uçurumu nasıl başardığınızı, krizden nasıl etkilenmediğinizi, yaptığınız borcun Türk yiğitlerinin kamçısı olduğunu, bu bütçenin 63 milyar açık vererek nasıl denk bir bütçe olacağını, çalışanlara yüzde 5 zam yapıp -zamları ocakta vererek- hemen geri nasıl alınacağını, Türk ekonomisini nereden nereye getirdiğinizi işinize geldiğinde yüzdelerle işinize geldiğinde rakamlarla ifade etmektesiniz. KİT’leri nasıl yok pahasına satarak devlete yük olmaktan kurtardığınızı, 236 milyar bütçe gelirine karşılık 287 milyar bütçe giderindeki 63 milyar bütçe açığına rağmen ekonomiyi nasıl idare ettiğinizi, daha sayamadığım pek çok beceriksizliği nasıl becerdiğinizi anlattı, siz de hararetle alkışladınız! Ama Maliye Bakanı, bütçede, emeklilere verilecek zammı unutmuştu, Başbakan hatırladı, Maliye Bakanına hatırlattı, o da zammı vermeden zamlarla geri aldı.

AKP hükûmetlerinin Türkiye Büyük Millet Meclisine getirdiği hemen hemen her kanun teklifi ya da taslağında Türk halkına yük, yabancı sermayeye ve yabancı şirketlere mutlaka bir avantaj bulunmaktadır. Maalesef, bu kanunda da bu yapılmıştır. Serbest bölgelerde açılan tüm şubeler için her yıl 200 bin Türk lirası finansal faaliyet harcı alınırken yabancı bankaların şubelerinden bu harç alınmayacaktır. Serbest bölgelerde hangi bankaların şubeleri vardır? Ben merak ediyorum. İnanıyorum ki Türk milleti de merak ediyordur. Bunları Sayın Bakanın Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna açıklamasını istiyorum, ayrıca da soruyorum: Bu yabancı merakınız nereden gelmektedir? Yabancı hayranlığınızın sebebi nedir? Hangi duygular ya da hangi mecburiyetler sizi bu ayrıcalık yapmaya itmektedir. Değerli AKP milletvekilleri, siz hiç merak etmiyor musunuz? Gerçi, kime soruyorum, bugüne kadar neyi merak ettiniz, neye itiraz ettiniz! Türk milleti sizden öncekilere sorduğu hesabın aynısını size de soracaktır.

Ayrıca, merak ediyorum, Çek Yasası’nda yapmış olduğunuz gibi, son dakika önergesiyle, alınacak harçlarda da indirim yapacak mısınız?

MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) – Bize değil, size sordu.

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) – Bize sorduğunu biz biliyoruz ama size sorduğunda siz de öğreneceksiniz Sayın Milletvekilim.

İşinize geldiğinde Avrupa Birliği normlarından bahsediyorsunuz. Hangi Avrupa Birliği ülkesinde bütçe hazırlanıyor, sonra da sizin bu yasada yaptığınız gibi zam açıklanıyor, arkadan kanun çıkarılıyor? Amerika Birleşik Devletleri bütçesinde böyle bir uygulama biliyor musunuz? Üstelik Maliye Bakanınız da buralarda eğitim almış birisi, ona güvenmiyorsanız, Dünya…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız Sayın Yıldız.

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Eğer Sayın Maliye Bakanına güvenmiyorsanız, Sayın Başbakanın oğlu, biliyorsunuz, Dünya Bankasında çalışıyor, ondan da bunu çok rahatlıkla öğrenebilirsiniz.

Değerli milletvekilleri, serbest bölgelerdeki yabancı bankalardan alınmayan harçlar Türk banka şubelerinden alınmaktadır; dolayısıyla, bu, haksız rekabeti yaratmaktadır.

Eğer incelemişse Sayın Komisyon Başkanı ve Sayın Bakan, kanun teklifindeki eksikliği görür, “nüfusu 5.000 ila 25.000 arasında olan belediyelerdeki” ibaresinin “nüfusu 5.000 ila 25.000 arasında olan belediye sınırları içinde” şeklinde değiştirilmesini teklif etmiştik ama, tabii, Komisyon Başkanımız da, Sayın Bakanımız da, teklifimizi, önergemizi okumadığı için, MHP’den geldiğinden reddediyorlar, sizlerden de zaten kabul etmenizi beklemiyorum, sakın önergemi kabul etmeyin.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde altı önerge vardır; ancak İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre her madde üzerinde milletvekillerince sadece iki önerge verilebilmektedir. Her siyasi parti grubuna mensup milletvekillerinin de birer önerge verme hakkı saklıdır.

Bu hükümler çerçevesinde, geliş sırasına göre beş önergeyi okutup, aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/797 Esas Numaralı kanun tasarısının 4’üncü maddesiyle değiştirilen 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununun 12’nci maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesine eklenen ibarede geçen “belirlenmesinde” ibaresinin “tespitinde” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                             Ahmet Aydın

                                                                                                                Adıyaman

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/797 Esas Numaralı kanun tasarısının 4’üncü maddesiyle değiştirilen 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununun 12’inci maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesine eklenen ibarede geçen “belirlenmesinde” ibaresinin “tespitinde” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                         Azize Sibel Gönül

                                                                                                                  Kocaeli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Tasarının 4’üncü maddesinde yer alan “belirlenmesinde” ibaresinin “tespit edilmesinde” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

Bülent Baratalı

Metin Arifağaoğlu

 

Malatya

İzmir

Artvin

 

Yaşar Ağyüz

Ali Rıza Öztürk

Hüsnü Çöllü

 

Gaziantep

Mersin

Antalya

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir. Şimdi bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım. Önerge sahiplerinin istemi hâlinde de kendilerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının Çerçeve 4 üncü maddesinin Tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Erkan Akçay

Mustafa Kalaycı

Süleyman L. Yunusoğlu

 

Manisa

Konya

Trabzon

 

Mehmet Şandır

Faruk Bal

M. Akif Paksoy

 

Mersin

Konya

Kahramanmaraş

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı tasarının 4 ncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Hasip Kaplan

M. Nezir Karabaş

Bengi Yıldız

 

Şırnak

Bitlis

Batman

 

Sevahir Bayındır

Hamit Geylani

Osman Özçelik

 

Şırnak

Hakkâri

Siirt

BAŞKAN – Sayın Komisyon birlikte okuttuğum son iki önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Erkan Akçay konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Hasip Kaplan’ın önergesinin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe: Sendikal hak ve özgürlüklerde kısıtlama getiren ve bakanlık vesayeti yolu açan maddenin çıkarılması, örgütlenme özgürlüğünün gereğidir.

BAŞKAN – Diğer önerge üzerinde Erkan Akçay, Manisa Milletvekili; buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 463 sıra sayılı Tasarı’nın 4’üncü maddesi üzerine verdiğimiz değişiklik önergesi hakkında söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, mevcut kamu personel rejimi, ücret ve ödeme sistemi, hizmet çeşitliliği, mesleki alanda meydana gelen değişmeler sonucunda yetersiz kalmıştır.

Ülkemizde, ILO standartlarında demokratik, sosyal ve sendikal haklarla donatılmış, çalışanların toplu sözleşme ve grev hakkına kavuşturulmasına yönelik kamu personel rejimi reformu yapılması gerekmektedir.

AKP Hükûmetinin 2003 yılı Ocak ayında kamuoyuna açıkladığı Acil Eylem Planı’nda, altı ay ile on iki aylık bir süre içinde devlet personel rejimi reformunun yapılacağı söylenmişti. Aradan geçen yedi yılı aşkın sürede devlet personel rejimi reformu gerçekleştirilememiştir.

Memur sendikaları ile Hükûmet arasındaki görüşmelerde sendikacıların üzerinde en çok ısrar ettikleri konu toplu sözleşme ve grev hakkıdır. Türkiye, Uluslararası Çalışma Örgütü toplantılarında en çok bu konuda eleştirilmektedir. Ülkemizin imzaladığı uluslararası sözleşmeler, Anayasa’mızın 90’ıncı maddesi, kamu görevlilerine toplu sözleşme ve grev hakkı tanımaktadır. Ülkemizdeki mahkemeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği kararlarda, memurun toplu sözleşme ve grev hakkı olduğu ifade edilmiştir ancak Hükûmet ILO normlarını kabul etmesine rağmen kamu çalışanlarıyla toplu görüşme yapmakta fakat toplu sözleşmeye yanaşmamakta, bu anlamda taahhütlerini yerine getirmemektedir.

Son yıllarda kamu kesimindeki iş güvencesini zayıflatmaya yönelik çabalar da yoğunluk kazanmıştır. Memurların iş güvencesinin ortadan kaldırıldığı, sendikal ve demokratik hakların verilmediği değişik statülerde sözleşmeli personel alınmaya başlanmış ve devam edilmektedir. Bir yıldan az süreli veya mevsimsel hizmetler için geçici personel istihdamını öngören 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4/C maddesi amacı dışında kullanılmakta ve mağduriyetlere neden olmaktadır. Ayrıca, özelleştirilen kurumlardan bu statüye alınan personel, kamuda çalışan emsallerinin sahip oldukları mali ve sosyal haklara sahip olmaksızın çalışmaya zorlanarak mağdur edilmektedir.

Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek’in 25 Ocak 2010 tarihinde Tekel işçileriyle ilgili talihsiz ifadeleri medyaya yansımıştır. Sayın Maliye Bakanı Tekel işçileriyle ilgili konuşurken “Bizden önce özelleştirilen şirketlerdeki işçiler kapının önüne bırakılıyordu, eğer bizim Hükûmetimizin bir hatası varsa o da merhametli olmaktır.” demiştir. Sayın Maliye Bakanının bu üslubundan ve sözlerinden Sayın Başbakanı örnek aldığı anlaşılmaktadır. Sayın Maliye Bakanına tavsiyemiz Sayın Başbakanı örnek almamasıdır. Bilindiği üzere suimisal emsal olmaz.

Buradan Hükûmete sormak istiyorum: Sizin merhamet anlayışınız nedir? Sizin merhamet anlayışınız “Biz çalışmak istiyoruz, fabrikalarımızda emeğimizle insanca var olmak istiyoruz.” diyen Tekel işçilerini dövdürmek midir? Sizin merhamet anlayışınız bu insanlara su, biber gazı sıktırmak mıdır? Sizin merhamet anlayışınız hak arayanlara hakkını vermek yerine şiddet uygulamak mıdır? Eğer merhamet anlayışınız bu ise merhametsiz hâlinizi düşünmek bile istemiyorum.

Tekel işçilerine yapılan muamele hem Hükûmetin merhametinin olmadığını hem de bundan sonra özelleştirilecek kuruluşlarda çalışanların akıbetinin de Tekel işçileri gibi olacağını göstermektedir. Özelleştirme kapsamındaki işçilerimize şimdiden duyurulur.

Yine, Sayın Maliye Bakanı AKP’den önceki dönemlerde özelleştirilen kuruluşlardaki işçilerin kapının önüne konulduğunu söylemişti. AKP iktidara geldiğinde, 2002 yılında özelleştirmeden dolayı işsiz kalan hiç kimse yoktur. Sayın Bakan, uzun yıllardır yabancı para fonlarında çalışması ve Türkiye’de bulunmadığı için ülkemizin bazı sosyal ve siyasal gerçeklerinden habersiz olabilir. Bunu yadırgamıyoruz ancak Sayın Bakanın bir Hükûmet üyesi olarak geçmiş dönemlerde gerçekleşen ve bilmediği siyasal ve sosyal konularla ilgili yanlış beyanlarda bulunarak kamuoyunu yanıltmaması gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akçay, lütfen tamamlayınız.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Değerli milletvekilleri, 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu’nun 12’nci maddesi sendikaların toplu iş sözleşmesi yapma yetkisini düzenlemektedir. Bu tasarının 4’üncü maddesiyle, 18 Şubat 2009 tarihinde 5838 sayılı Kanun’la 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu’nun 12’nci maddesinde yetkili sendikanın belirlenmesine yönelik değişikliğin yürürlük tarihi uzatılmaktadır. Yapılan değişiklikle, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının yetkili sendikanın belirlenmesinde ve istatistiklerin düzenlenmesinde kendisine gönderilen üyelik ve istifa bildirimleri ile Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan işçi bildirimlerini esas alacağı şeklindeki anılan yasa hükmünün yürürlük tarihi 1 Ağustos 2010’a ertelenmekte ve böylelikle on sekiz aylık bir öteleme yapılmaktadır. Bu düzenlemeyle bazı sendikalar kayırılmakta, bağımsız sendikacılığın önüne geçilmek istenmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akçay, teşekkür ediyorum.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Teşekkür ederek sözlerime son veriyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Arayacağım Sayın Yıldız.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 18.19

 


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN (Giresun), Yusuf COŞKUN (Bingöl)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 53’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

463 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde verilen önergenin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, önergeleri yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, kabul edilmemiştir.

Tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Tasarının 4’üncü maddesinde yer alan “belirlenmesinde” ibaresinin “tespit edilmesinde” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Ali Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Öztürk.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifiyle ilgili 4’üncü madde üzerinde verdiğimiz önerge üzerinde görüşlerimi sunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Parlamento en yüce organdır, millî iradenin tecelli ettiği odaklardan birisidir; bu kürsüde defalarca söyledik.

Şimdi sözlerim Sayın Maliye Bakanına: Sayın Bakan, Doğan Yayın grubuna ait şirketlerin incelenmesi sonucu kesilen ceza ile ilgili bir açıklama yaptınız. Bu açıklamanın bir bölümünde “Gelirler kontrolörleri tarafından yapılan incelemelerde sadece Doğan Yayın grubuna ait şirketler incelenmemiş, medya sektörünün büyük çoğunluğu incelemeye tabi tutulmuş veya tutulmaktadır. İncelenen mükellefler içinde Türkiye'nin önde gelen birçok holding ve şirketinin grubu da bulunmaktadır.” demiştiniz. Ben de size bu çerçevede, bir soru önergesi sormuştum, (7/9856). Sorularım sıradan bir kişinin anlayabileceği nitelikte, açık, kesin ve kısaydı: “İnceleme yapılan medya kuruluşları hangileridir? Bu incelemenin sonuçları ne olmuştur? İnceleme yapılan medya kuruluşları içerisinde kamuoyu tarafından yandaş medya olarak adlandırılan basın yayın kuruluşları var mıdır? Yoksa sadece muhalif basın yayın kuruluşları mı incelemeye tabi tutulmuştur? Yapılan açıklamada ‘İncelenen mükellefler içinde Türkiye'nin önde gelen birçok holding ve şirketler grubu da bulunmaktadır.’ denildiğine göre bu holdingler hangileridir? Yapılan incelemenin sonuçları ne olmuştur?” Sorularım bu şekilde gidiyor. Açık, kısa sorular, altı tane soru sormuştum. Verdiğiniz yanıtta, bana, Maliye Bakanlığı Gelirler ve Kontrolörler Genel Müdürlüğünün görevlerini anlatmışsınız, Maliye Bakanlığının görevlerini anlatmışsınız -sağ olun, çok teşekkür ediyorum- kontrolörlerin işe nasıl alındığını anlatmışsınız, vergi denetmenlerinin ne iş yaptığını anlatmışsınız, ama benim sorularımla ilgili hiçbir cevap vermemişsiniz. Bunun üzerine ben size tekrar bir soru önergesi vermişim ve soru önergesinde diyorum ki: “Önergemde sorular açık ve net olduğu hâlde soruların hiçbirisine yanıt verilmemiş, sorularla hiçbir ilgisi olmayan kitabi bilgiler cevap diye gönderilmiştir. Sayın Bakanın soru önergeme sırf cevaplamış olmak için gönderdiği yazıda uzun uzun anlatılan konuların hiçbirisi cevaplanmamış ve siz, Meclis İç Tüzükü’nde, Anayasa’da milletvekillerine tanınan soru sorma hakkını fiilen engelliyorsunuz Sayın Bakan.” Bu soru önergeme de gene yanıt veriyorsunuz, diyorsunuz ki: “Bu soru önergesine yanıt falan tarihli cevabımda verilmiştir.” Bakın, diyorsunuz ki: “Milletvekili tarafından (7/9856) sayılı soru önergesinde sorulan soru Bakanlığımızca cevaplandırılmış bulunmaktadır.” Şimdi, o soru önergesi elimde. Allah aşkına, sizin burada verdiğiniz yazıların, gönderdiğiniz bilgilerin bu sorularla hiçbir alakası var mı Sayın Bakan? Siz, milletvekillerini ne yerine koyuyorsunuz Sayın Bakan? Siz, Anayasa’da ve Meclis İç Tüzüğünde milletvekillerinin soru sorma hakkına saygısızlık yapmıyor musunuz Sayın Bakan? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Sayın Bakan, siz diyorsunuz ki, benim soru önergeme verdiğiniz yanıtta aynen şunu söylüyorsunuz Sayın Bakan…

HALUK İPEK (Ankara) – Genel Kurula hitap edin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Sayın Öztürk, lütfen Genel Kurula hitap eder misiniz?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Diyorsunuz ki, bakın, Sayın Bakan: “Yapılan söz konusu vergi incelemelerinde sadece Doğan Yayın grubuna ait şirketler incelenmemiş, medya sektörünün büyük çoğunluğu incelemeye tabi tutulmuştur. Bu itibarla, sadece bir grubun incelendiği, bu incelemenin siyasi taleple yapıldığı, denetimin siyasallaşma yönündeki iddialar doğru olmayıp…” Yani başta yaptığınız açıklamayı ve benim soru önergemi oturttuğum açıklamayı siz aynen benim soru önergeme yanıt diye göndermiştiniz Sayın Bakan. Bunu, doğrudan doğruya, sizin hiç dilinizden düşürmediğiniz millî iradeye saygısızlık olarak düşünüyorum.

Değerli Bakan, Tekel işçilerine yönelik bir açıklamanız oldu, dediniz ki: “Bizim hatamız işçilere merhamet etmek oldu.” Demokratik hukuk devletinde yönetenler, merhamet duygularıyla yönetmezler, yasa ve hukuk kurallarıyla yönetirler. Sosyal hukuk devletinde vatandaşın hakları vardır. Devleti yönetenlerin de bu vatandaşlara hizmet etmek gibi görevleri vardır. Siz Sayın Bakan, kimsiniz de merhamet gösteriyorsunuz? Siz sultan mısınız, siz padişah mısınız? Sizden kim merhamet dilendi Sayın Bakan? Bu insanlar sizden merhamet dilenmedi. Bu insanlar sizden hakkına hukukuna saygı gösterilmesini ve bu devletin, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir Bakanı olarak kendi hak ve hukuklarına saygı gösterilmekle kalmayıp bunların yerine getirilmesini istediler. Oysa siz, bırakın vatandaşların hakkına hukukuna saygı göstermeyi, onları yerine getirmeyi, denetim görevi yapan Türkiye Büyük Millet Meclisinin en yüce organ olduğunu kabul eden bir sistemde milletvekillerinin hakkına hukukuna dahi saygı göstermiyorsunuz Sayın Bakan. Bundan dolayı da şiddetle üzgün olduğumu size bildirmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Sayın Başkan, bir açıklama yapabilir miyim?

BAŞKAN – Ne için Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Arkadaşın sorduğu sorulara ilişkin bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

İç Tüzük’ün 69’uncu maddesine göre üç dakikalık söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, bazı milletvekillerinin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii ki, millî iradeye saygısızlık yapmak gibi bir niyetim hiçbir zaman olamaz. Bütün milletvekillerimize, milletimizi temsil ettikleri için çok büyük saygım var, her zaman da bu saygıyı gösterdim.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Belli oluyor, belli oluyor!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Müsaade edin. Lütfen…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Buradan belli oluyor!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Müsaade edin…

EYÜP AYAR (Kocaeli) – Saygısızlığı sen yapıyorsun. Hareketlerine bak! Ne sanıyorsun sen kendini!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Lütfen sayın milletvekilleri…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sensin saygısız! Milletvekiline saygı göstermeyen bir iradeye saygısızlık yapma…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Lütfen sayın milletvekilleri… Sayın Öztürk…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ben senin hakkını da savunuyorum, senin hukukunu da savunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Öztürk…

EYÜP AYAR (Kocaeli) – Kendini savun.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Burada, burada… Millî iradeye saygın burada!

BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen sabreder misiniz.

Buyurun Sayın Bakanım.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; siz de takdir edersiniz ki, vergi kanunlarımıza göre, şu anda incelemeye tabi tuttuğumuz hiçbir şirketin ismini veremiyoruz. Bu, vergi mahremiyetinin bir gereğidir. Yani ben istesem de o açıklamama uygun olarak, bakın, istesem dahi, vergi kanunlarına göre, şu anda incelemeye tabi tutulan hiçbir şirketin ismini veremem. Vergi mahremiyetiyle ilgili madde bunu engelliyor. Dolayısıyla, muhtemelen -“muhtemelen” diyorum çünkü her gün bana onlarca soru yöneltiliyor ve o sorulara tabii ki biz cevap veriyoruz- o çerçevede sizin sorunuza cevap verilememiştir ama hiçbir şekilde, cevap verilememesi hususu size ne bir saygısızlıktır, tamamen bu yasanın gereğidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, benim Tekel işçileriyle ilgili pazartesi günü yaptığım açıklamam da maalesef basında, içinde bulunduğu bağlamın dışında sunuldu. Müsaade ederseniz, onu da açıklamak istiyorum.

Biliyorsunuz, 1994 yılında 4046 sayılı Özelleştirme Yasası yapıldı. Bu Yasa çerçevesinde, özelleştirme sonucu işini kaybedenlere, ihtiyaç fazlası olanlara hiçbir şekilde bir imkân sağlanmamıştı.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – O devirlerde istihdam koşulu yok muydu?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Lütfen, müsaade edin bir bitireyim.

2004 yılında bizim Hükûmetimiz bir düzenleme yapıp 1992’den itibaren bu kapsamda açıkta kalan herkese 4/C imkânı getirmiştir ve bu 4/C imkânı… Bakın, yaklaşık olarak söylüyorum size rakamları: Toplamda 23.357 kişi başvuruda bulunmuş, 19.639 kişinin atama teklifi idaremiz tarafından kabul edilmiştir. Dolayısıyla 92’den itibaren 7 bin küsur kişisi bizim dönemde olmak üzere ama bizim dönemden önce de 11 bini aşkın bir çalışana…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen tamamlayınız, buyurun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – …biz 4/C statüsünde bir imkân sağlamışız ama bununla da yetinmedik, bu 4/C’ye ilişkin bu sene içerisinde çok önemli bir düzenleme yaptık. Yaklaşık olarak yüzde 26’yla -yani on birinci ayı da dikkate alarak, çünkü çalışma süresini on aydan on bir aya çıkarttık- yüzde 29 oranında 4/C’lilerin ücretlerinde de bir artış yaptık ve dolayısıyla hakikaten de önemli düzenleme yaptık. Bugün Türkiye’de milyonlarca kişi işsiz, milyonlarca kişi asgari ücretle çalışıyor ve şu anda birçok sektörde aslında imkân olsa… Mesela dün denizcilik sektörüyle ilgili İstanbul’daydım, dünya ticaretinde büyük daralma var ve denizcilik sektöründe şu anda yarım kalan çok büyük ölçüde gemiler var ve o sektörde önemli bir işsizlik söz konusu. Eğer devletin imkânları çok olsa, biz buraya aktarsak, bırakın 8 bin kişiye istihdam imkânı belki 30 bin kişiye istihdam imkânı bulacağız. 4/C dolayısıyla aslında önemli bir iyileştirmeye de takip…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen…

Teşekkür ediyorum, ikinci bölümde açıklamalarınızı yapabilirsiniz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan Parlamentoda milletvekilimizin soru önergesine verdiği yanıtta aslında Parlamentoyu yanıltmıştır çünkü verdiği yanıtta “Bu bir vergi mahremiyetine girer dolayısıyla biz bilgi veremiyoruz.” diyemiyor. Öyle bir yanıt verseydi zaten saygı duyacaktık ama verdiği yanıt tamamen aksi “Denetim elemanları şöyle denetim yapar, böyle denetim yaparlar.” şeklinde...

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Lütfen efendim...

Keşke Sayın Bakan o açıklamasını üç sayfa yerine iki satırlık “Vergi mahremiyeti nedeniyle cevap verilememektedir.” diye yazsaydı böyle bir tartışma olmayacaktı. Sayın Bakanın da dikkatini çekiyoruz. Bundan sonra bu tür soru önergelerini yazılı olarak...

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi'nin, Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın, Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve 15 milletvekilinin, Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ve 17 milletvekilinin, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın, Antalya Milletvekili Osman Kaptan ve 2 milletvekilinin, Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 8 milletvekilinin, Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/797, 2/497, 2/520, 2/527, 2/555, 2/557, 2/561, 2/565, 2/570) (S. Sayısı: 463) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir. Şimdi, bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım. Önerge sahiplerinin istemi hâlinde kendilerine ayrı ayrı söz vereceğim.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/797 Esas Numaralı kanun tasarısının 4’üncü maddesiyle değiştirilen 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununun 12’inci maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesine eklenen ibarede geçen “belirlenmesinde” ibaresinin “tespitinde” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                             Ahmet Aydın

                                                                                                                Adıyaman       

BAŞKAN – İkinci önergenin imza sahibini de okutuyorum:

“Azize Sibel Gönül (Kocaeli)”

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeleri okutuyorum:

Gerekçe:

Anlam karmaşasının önüne geçmek amacıyla önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge reddedilmiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır. Geliş sıralarına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan Tasarının 5’inci maddesinde yer alan “tespiti” ibaresinin “anlaşılabilmesi” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Şevket Köse

Malik Ecder Özdemir

Tayfur Süner

 

Adıyaman

Sivas

Antalya

 

Tansel Barış

 

Metin Arifağaoğlu

 

Kırklareli

 

Artvin

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir. Şimdi bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım. Önerge sahiplerinin istemi hâlinde de kendilerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının Çerçeve 5 inci maddesinin Tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Erkan Akçay

Mustafa Kalaycı

Süleyman L. Yunusoğlu

 

Manisa

Konya

Trabzon

 

M. Akif Paksoy

Faruk Bal

Mehmet Şandır

 

Kahramanmaraş

Konya

Mersin

 

 

Akif Akkuş

 

 

 

Mersin

 

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı tasarının 5 inci maddesinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Hasip Kaplan

M. Nezir Karabaş

Sevahir Bayındır

 

Şırnak

Bitlis

Şırnak

 

Bengi Yıldız

Osman Özçelik

Hamit Geylani

 

Batman

Siirt

Hakkâri

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Akif Akkuş, Mersin…

BAŞKAN – Akif Akkuş, Mersin Milletvekili önerge üzerinde söz isteyen.

Buyurun Sayın Akkuş. (MHP sıralarından alkışlar)

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 463 sıra sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesinde verdiğimiz önergeyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kanun tasarısının bu maddesiyle İşsizlik Sigortası Kanunu’nun 53’üncü maddesi (b) bendine bir alt bent olarak eklenen cümle ile İşsizlik Sigortası Fonu’nun giderlerine yeni bir gider birimi daha eklenmiş bulunmaktadır yahut eklenmesi istenmektedir.

25/8/1999 tarih ve 4447 sayı ile İşsizlik sigortası Kanunu ihdas edilmiştir. Bu Kanun’a göre, bir iş yerinde çalışırken çalışma istek, yetenek, sağlık ve yeterliliğine sahip olmasına rağmen herhangi bir kasıt ve kusur olmaksızın işini kaybeden sigortalılara işsiz kalmaları nedeniyle uğradıkları gelir kaybının, belli bir sürede, belli bir kısmını karşılayan zorunlu sigortaya “İşsizlik Sigortası” adı verilmektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi, çalışanın kendi istek ve iradesi ile işten çıkmamış olması, kendisine bağlı olmayan nedenlerle -mesela genel krize bağlı olabilir- işini kaybetmiş olması esastır. Bu durumda olan işsizlere, İşsizlik Sigortası Fonu’nda birikmiş olan paradan belli bir süre ve miktarda parasal ödeme yapılmaktadır. Böylece, işini kaybeden kişinin mağduriyetinin bir kısmının karşılanması söz konusu olacak ve işini kaybeden kişi, muhtemel sıkıntılarının bir kısmını böylece aşabilecektir. Ancak geçtiğimiz yıl, GAP projesine bu Fon’da biriken 32 milyar TL’den 8 milyar TL’nin aktarılmasıyla ilgili yasanın görüşülmesi sırasında, bu Fon’un işsizler için kullanılmadığı ve Fon’da biriktiği tespit edilmişti. Bu fon kaynakları böylece maksat dışı kullanılmış ve gerçek sahiplerinin ihtiyacına gereği gibi dikkate alınarak harcanmamıştır diyoruz.

Değerli milletvekilleri, hatırlanacağı üzere kısa çalışma ve kısa çalışma ödeneği, 15/5/2008 tarih ve 5763 sayılı Kanun’la 4447 sayılı Kanun’a eklenmişti. Anlaşılıyor ki o zaman da şimdi olduğu gibi alelacele ele alınan tasarı ile hak sahiplerine Fon’dan hangi şartlarda ve nasıl ödeme yapılacağı gündeme gelmemiş, herhâlde bugüne kadar da ödeme de yapılamamıştır diyoruz.

Değerli milletvekilleri, haberleşme ve ulaşım teknolojilerinin gelişmesi sonucu üretim, tüketim, finans, enerji gibi ekonomik etkinlikler küresel ekonomik güçlerin eline geçmiş ve küresel güçler bu sayede dünyaya hâkim olmuşlardır. Yukarıda saydığımız ekonomik etkinliklerin birisinde meydana gelecek bir aksama, dalga dalga bütün dünyaya yayılabilmekte ve bizim gibi perakende sektörünün, bankacılığın, borsanın ve borçlarımızın dış kaynaklı olduğu ülkelerde büyük ekonomik krizlere sebep olabilmektedir.

Krizin gelişini göremeyen ve etkilerini sezemeyen yöneticiler teğet edebiyatıyla krizi yönetmeye kalksa da altında ezilerek çıkış yolu aramaya çalışmaktadırlar. “Kriz bizi etkilemeyecek. Krizden en az etkileneceğiz.” diyen Sayın Başbakan, bugünlerde her konuşmasında ekonomik aksaklıkları krize bağlamaktadır.

Değerli milletvekilleri, son zamanlarda gerek Sayın Başbakan ve gerekse AKP sözcüleri konuşmalarında, özelleştirme ile işini kaybeden işçiler için “Onları sokağa atmadık, 4/C yasasıyla onlara yeni iş imkânları verdik.” demektedirler. 4/C kapsamında olan işçiler fabrikalarının özelleştirilmesiyle başka iş alanlarına kaydırılmak istendi. Ancak diğer alanlarda da üretimin durma noktasına gelmesi ve iş alanlarının kapısına kilit vurulmasıyla her kesimde işsizler ordusu ortaya çıkmıştır.

Sayın sözcüler bugün işsizlerin sayısının 4 milyonu geçtiğini acaba biliyorlar mı? Tekel işçileri sıfırın altında, eksi 10 derecede Ankara sokaklarında çadırlarda donma pahasına neyin protestosunu yapıyor? Siz iş ve aş veriyorsunuz da onlar istemiyorlar mı, yoksa 4/C’yle her an sokağa atılma korkusundan mı çadırları tercih ediyorlar? Maliye Bakanı acıma duygularıyla işçilere 4/C hakkını tanıdıklarını beyan ediyor. IMF’den aldığı maaş ve icazetle bugünkü yerinde bulunan Sayın Bakan, anlaşılıyor ki yeşil kartlı kız kardeşinin nasıl yaşadığını bilmiyor; işini kaybetmenin ne olduğunu, işsizin psikolojik travma içinde yaşadığını bilmiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akkuş, lütfen tamamlayınız.

AKİF AKKUŞ (Devamla) – Sayın Bakan, devlet acımaz, işsize iş, aça ekmek verecek kurum ve kuruluşlar ortaya çıkartır.

Yine AKP’lilerin vatandaşı aldatmak için kullandığı bir başka konu da, emeklilere yapılan zam ve pinpon topu kriteriyle ortaya koyduğu enflasyon aldatmacasıdır. Sayın Başbakan “Emekliye yüzde 20 zam yaptık.” diye açıkladı. Ancak yüzde 20 zammı 310 TL maaş alan emekliye yaptı. Toplamında bu 62 lira eder. Elektriğe, doğal gaza ve akaryakıta yapılan zamla bunun çok üstüne çıktı. Emekli maaşlarının büyük bir kısmı asgari ücretin çok altında. Sayın Başbakan vatandaş aç ve sefalet içindeyken ihtilal senaryoları açıklamakla, vatandaşın açlık, yokluk, işsizlik ve sefaletini kamufle etmeye çalışıyor. Uçurumun başına kadar gelindi, aşağıya bakabiliyorsanız bakın ve nedamet getirerek vatandaşların sıkıntılarını giderin.

Kısa çalışma başvurularında talebin uygunluğunun tespiti için Bakanlık tarafından 6245 sayılı Harcırah Kanunu kapsamında yapılacak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AKİF AKKUŞ (Devamla) – …giderlerin açığının İşsizlik Sigortası Fon’undan karşılanmasının uygun olmamasından dolayı 5’inci maddenin tasarı metninden çıkarılmasını istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akkuş.

Sayın Kaplan, konuşacak mısınız, gerekçeyi mi okutayım?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Konuşacağım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 19 Ocakta bir kanun teklifi veriliyor, 20 Ocakta bu tasarıyla birleştiriliyor. arkasından da sendikal hak ve özgürlüklere bir kısıtlama, Çalışma Bakanlığının vesayetine bağlama, sendikaların mevcut yapısını bir süre daha öteleme ve sendikal hak ve örgütlenmede işçi haklarını kısıtlama. Ben bunu aslında Tekel işçilerinin sendromuna bağlıyorum. Yani son zamanlarda Başbakan diyor ki: “İktidarları işçiler, sendikalar düşüremez.” Gümbür gümbür düşürüyor demokratik ülkelerde sendikalar, emeğin örgütleri, mesleğin örgütleri, öğretmen örgütleri, işçi örgütleri, köylü örgütleri Paris’e traktörleriyle yürüyorlar. İşçiler, maden işçileriyle yürümüşlerdir ve öylesine çok değiştirmişler ki iktidarları, o iktidarlar gittikleri zaman arkalarına baktıklarında nasıl gittiklerinin farkına dahi varamamışlardır.

Şimdi getiriyorsunuz böyle bir uygulama. ILO’ya bağlı… Sayın Çavuşoğlu yeni Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanlığına seçildi. Hani Avrupa Konseyinin değerlerini savunacağız? Hani işçilerin sendikal hakkını savunacağız? Hani grev ve lokavt haklarını anayasal olarak ILO sözleşmesi çerçevesinde düzenleyeceğiz? Buna geldiğimiz zaman, işte eksi 10 derecede Kızılay’ın göbeğinde, Ankara’da bu karda kışta, buzda direnen Tekel işçilerinin getirdiği korku ve sendrom, iktidarları böyle yasalar çıkarmaya zorluyor.

“On sekiz ay ötele…” Niye? “Efendim, Sosyal Güvenliğe bildirilen işçiler, arkasından da Çalışma Bakanlığına bildirilen işçiler, bunlar sendikaların statüsünü belirleyecek.” Bu ülkede sendikaların statüsünü yalnız ve yalnız işçiler belirler, işçilerin özgür örgütlenmesi belirler, onların sendikal hak ve mücadelesi belirler. Bunun dışında bir yol yoktur. Bunu demokrasilerde herkesin bilmesi gerekiyor.

Şimdi soruyorum: “Bu kadar düzenleme getiriyoruz, yok muafiyet getiriyoruz…” Kardeşim, bu yabancı bankaların harçlarını artırıyorsunuz; güzel. İşçilerin primlerini de, sigorta primlerini devlet ödesin diye öteliyorsunuz; o da güzel, 5 milyar bütçeye bir senede yükü. Peki, 12 bin tane Tekel işçisini bu kışta, bu ayazda, bu soğukta, bu cehennemde sokağa atarken vicdanınız hiç sızlamıyor mu? Yani, şunu düşünmüyor musunuz: Özelleştiriyoruz, parayı alıyoruz. Özelleştiriyoruz, bütçeye alıyoruz, dış borçlara yamıyoruz, dış borçları ödüyoruz. Peki, bu yasayla siz nereden para topluyorsunuz? Halktan topluyorsunuz, emeklilerden alıyorsunuz, memurlardan alıyorsunuz, esnaftan alıyorsunuz, vatandaştan alıyorsunuz. Özel tüketim vergileri, dolaylı vergileri, KDV’leri dayıyorsunuz, bunlardan aldığınız primleri topluyorsunuz, sonra kriz diye işverenlere, patronlara veriyorsunuz. Eğer halktan yana, haktan yana bir iktidar varsa zenginden alır vergisini, zenginden yüzde 1… Türkiye’de 100 aile Türkiye’yi yiyor; 100 ailenin kurumlar vergisi yüzde 10, işçilerin verdiği vergi yüzde 27! Bu vicdansız, bu adaletsiz, bu eşit olmayan vergi toplamada, biraz vicdan olsa, bunlardan adil bir şekilde toplarsınız, yüzde 1 vergisini artırırsınız; 12 bin tane Tekel işçisini değil sokağa atmak, 120 bin tane işçimizin özelleştirme sonucu sokağa atılmasını önlersiniz. Bugün vicdan günüdür, adalet günüdür, hak günüdür, namus günüdür, direnme günüdür ve bu direnmenin etrafında dolanan bütün yasaları açık etmek, demokratik muhalefet olarak da Barış ve Demokrasi Partisinin görevidir, bizim görevimizdir. Her yanlışı açık etmek demokratik muhalefetin görevi olacaktır. Öyle, Avrupa Konseyi Parlamentosuna Başkan seçilmekle olmuyor. Demokrasi bu kadar basit değil, şeklî değil, kozmetik değil.

Bakın, Atatürk’ün kurduğu kurumlara: Etibank’a bakın, özelleştirildi. Şeker fabrikalarını kurdu, AKP kendi kurmuş gibi hepsini özelleştiriyor. Tekel fabrikaları özelleştiriliyor. İşçiler sokağa atılıyor. “4/C’li yapılıyor.” diyor. Ne kadar münasip, ne kadar uygun!

Biliyor musunuz arkadaşlar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde “angarya” diye bir madde var, “zorla kölelik” diye bir madde var, “zorla çalıştıramazsın” diye bir madde var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Bizim Anayasa’mızda da “angarya” var.

BAŞKAN – Lütfen, tamamlayınız.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Ne tesadüf ki AK PARTİ İktidarının Tekel işçilerine reva gördüğü 4/C ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ndeki angaryayı yasaklayan 4’üncü madde aynıdır; 4’üncü madde angaryayı yasaklıyor, 4/C angaryayı öngörüyor. 1.600, 1.700, 1.800, 2 bin lira ücret alan işçiyi sokağa atıp mevsimlik işçi yapıyorsunuz. Bunun neresinde adalet var? Satıyorsunuz, sattınız da. 100 milyara yakın özelleştirme parasını aldınız. Bu paraları alırken, borçları öderken, burada vatandaşın, fakirin, yetimin, masumun, kulun hakkının olduğunu hiç mi düşünmüyorsunuz? Gelin de bu kriz ortamında biraz da işçilere kıyak yapın. İşçilere kıyak yapmayın, hakkını teslim edin; sendikal hakkını, ücret hakkını, insanca yaşama hakkını, insanlık onurunu, sokakta eksi 10 derecede, Ankara’nın göbeğinde üşüten ve sağlığıyla oynadığınız işçilerinizin hakkını teslim edin. Eğer siz hakkını teslim etmezseniz, önümüzdeki seçimde bu halk da size hakkınızı teslim edecektir, bundan da hiç kimsenin kaçışı yoktur, bunu da arz ederim.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Toplantı yeter sayısı istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Yoklama talebinde bulunan arkadaşların isimlerini tespit edeceğim: Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Hamzaçebi, Sayın Aslanoğlu, Sayın Köse, Sayın Erbatur, Sayın Kaptan, Sayın Süner, Sayın Gök, Sayın Barış, Sayın Dibek, Sayın Emek, Sayın Aydoğan, Sayın Okay, Sayın Ünlütepe, Sayın Kart, Sayın Öztürk, Sayın Ağyüz, Sayın Baratalı, Sayın Seçer, Sayın Ersin.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama isteminde bulunan sayın milletvekillerinin yoklama için elektronik cihaza girmemelerini rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi'nin, Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın, Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve 15 milletvekilinin, Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ve 17 milletvekilinin, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın, Antalya Milletvekili Osman Kaptan ve 2 milletvekilinin, Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 8 milletvekilinin, Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/797, 2/497, 2/520, 2/527, 2/555, 2/557, 2/561, 2/565, 2/570) (S. Sayısı: 463) (Devam)

BAŞKAN – Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan Tasarının 5’inci maddesinde yer alan “tespiti” ibaresinin “anlaşılabilmesi” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Şevket Köse (Adıyaman) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Şevket Köse, Adıyaman Milletvekili.

Buyurun Sayın Köse.

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 463 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerine verdiğimiz önerge hakkında söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlarken yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, ilgili madde Komisyon görüşmeleri sırasında eklenmiştir; Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu’nda değişiklik yapmaktadır. Bu maddenin tasarıya girebilmesi için yeni bir yasa teklifi verilmiş, hemen ertesi gün Komisyonda mevcut tasarıyla birleştirilmiştir. Oysa Meclis İç Tüzüğü komisyona havale edilen işlerin görüşülmesine kırk sekiz saat sonra başlanabileceğini belirtmiştir.

Değerli arkadaşlar, İç Tüzük hükümlerinin arkasından dolanarak yasa yapılmaz. Hükûmetin bu tutumu yanlıştır. Yasama yönteminin bu biçimde kullanılmasına karşıyız. Hükûmetin yasama süresince yaptığı bu müdahalenin benzeri yaşamın her alanında karşımıza çıkmaktadır. Tekel işçileri konusu bunun en bariz örneğidir. Tekel işçilerinin kazanılmış hakları kaybetmemek için kırk günü aşkın bir süredir mücadelelerine devam etmektedirler ve bu mücadelede Tekel işçileri yalnız kalmamıştır, artık bu mücadele bütün toplumun mücadelesi hâline gelmiştir. Ankara’da ve Türkiye'nin her yerinde Tekel işçilerine destek çığ gibi büyümektedir. Sayın milletvekilleri, eğer Türk-İş’in önüne giderseniz bunu görebilirsiniz. Toplumun her kesimi gücü yettiği oranda giyecek, yiyecek, içecek ve yakacakla Tekel işçilerinin yanına koşmaktadır. Tekel işçilerinin bu eylemi yalnız 12 bin işçinin değil, Türkiye'nin mücadelesi hâline gelmiştir.

Sayın Başbakan her fırsatta işçilere hakaret etti ve emeklerini görmezden geldi. Başbakan Tekel işçilerinin yalnız olmadığını görünce, işçilerin verdiği iyi niyet süresinin dolmasına birkaç saat kala, Tekel işçileri adına sendika temsilcilerinin istediği randevu için olumlu bir yanıt vereceğini açıkladı.

Tekel işçileri konusunda Sayın Başbakan ile görüşmeden nasıl bir sonuç çıkar bilemiyoruz ama işçilerin sabrı taşmıştır. İşçi ve memur sendikalarının temsilcilerinin yaptığı toplantılardan çıkan sonuç da bunu göstermektedir. Sendikalar, işçilerin sorunlarının masada çözülmesinden yanadır ve 21 Ocakta da bu yönde karar aldılar ve sendikalar 28 Ocakta yapılacak görüşmeden sonuç alınmaması durumunda üretimden gelen dayanışma gücünü kullanacaklarını açıkladılar. Başka bir deyişle, eğer çözüm alınmazsa ufukta genel grev görünmektedir.

Değerli arkadaşlar, gördüğünüz gibi işçiler iyi niyetle hareket etmektedirler, “Demokratik yollarla bu sorun çözülebilir, hem de vakit kaybedilmeden hemen çözülmelidir.” diyorlar.

Sayın milletvekilleri, Tekel işçileri emeklerinin karşılığını almak için dağa çıkmadılar ve de silaha sarılmadılar. Bu işçi kardeşlerimiz sadaka da istemiyorlar, hak etmediği bir makamı da değil, bileğinin hakkını istiyorlar ve yirmi yıldır çalışıp emek verdiği, alın teri döktüğü işini Hükûmetin keyfî bir kararıyla kaybetmek istemiyorlar.

Hükûmet işçileri perişan ediyor ve bunu da ekonomik gerekçelerle yaptığını söylüyor. Şimdi soruyorum: Tekelin bir bölümünü 292 milyon dolara satar iken neden ekonomiyi düşünmediniz? Tekelin bu bölümünü alanlar kısa süre sonra burayı 900 milyon dolara satarken işçiler ne olacak diye neden düşünmediniz?

Sayın Başbakan “Milletin bize emanet ettiği kasayı soydurmayız.” diyor. Tekel işçisi kazanılmış anayasal hakkını istiyor, emeğinin karşılığını istiyor. Tekel işçisi, Başbakana alınan trilyonlarca liralık uçaktan, Başbakanın oğluna alınan gemicikten, bakanlara alınan 100 milyarlık araçlardan, ne kadar tuttuğu belli olmayan yurt dışı gezilerinden de istemiyor ve işçiler, devlet bankalarının kimseye vermediği, Başbakanın yakınına verdiği 750 milyon dolar kredi gibi bir kredi de istemiyor. Başbakan bütün bunları gerçekleştiriyor ama “Yetim hakkı yedirmem.” diyor. Peki, bu saydıklarım nedir acaba? Bunları nasıl açıklayacaksınız?

Sayın Başbakan, altın yumurtlayan tavuk misali, Tekeli satarken “Kasayı soydurmam.” niye demediniz?

Sayın milletvekilleri, Hükûmet yeni yeni açılımlarla meydana çıkmaktadır. Bakınız, Türk, Arap, Kürt, Sünni, Alevi diye isimler sayılıyor; oysa Tekel işçileri bu saydığımız kimlikleri düşünmüyor çünkü onların ortak kimliği emekçi olmalarıdır ve onları birleştiren tek şey alın teridir. Hükûmet açılım yapmak istiyorsa işçilerin hakkını vermelidir ve açılımı Kızılay’da yapmalıdır. Hükûmet, bölmek değil birleştirmek istiyorsa Tekel emekçilerini düşünmek zorundadır.

Sayın milletvekilleri, hepiniz çok iyi biliyorsunuz ki 2007 yılının Mart ayında Hükûmet bir girişimde bulundu ve 218 bin geçici işçiye kadro verdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız, buyurun.

ŞEVKET KÖSE (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kadroya alınmalarına bir sözümüz yok ama Hükûmet, bu işçileri, emekçileri düşündüğü için değil, siyasi rantı düşündüğü için bunları yaptı çünkü seçimlere birkaç ay kalmıştı, 218 bin kişi oy uğruna kadroya alındı. Bugün ne oldu da 12 bin işçi için düzenleme yapılmıyor? 218 bin kişiye verilen kadro Tekel işçilerine neden verilmiyor? Dikkatlerinize sunmak istiyorum. Bu haksızlıktır, bu adalete de, kalkınmaya da sığmaz.

Sosyal devlette merhamet yoktur, yurttaş hakkı vardır; işçiler de bu haklarını aldılar, şimdi ise bu hak ettiklerini kaybetmemek için mücadele ediyorlar. Sayın Bakan ne dediğinin farkında değil; merhamete gerek yok, hepsi bugüne kadar emeklerinin karşılığını aldılar, şimdi de emeklerinin karşılığını istiyorlar.

Hükûmetin merhameti kimlere gösterdiğini hepimiz biliyoruz. Yumurta ithalatı yapanlara, Tekel Yönetim Kuruluna getirilenlere, usulsüz kredi verdiklerinize merhamet gösterdiniz ama işçiye emeğinin karşılığını vermeyi çok gördünüz. Hükûmet işçiye değil, işçi AKP’ye merhamet göstermiştir, merhamet edip oy vermiştir. Mağdur rolünü iyi oynayıp merhamet oyu aldınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞEVKET KÖSE (Devamla) – Sözlerime son verirken, önergemin kabulünü diler, en içten saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime 19.45’e kadar ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 19.13

 


ALTINCI OTURUM

Açılma Saati:19.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN (Giresun), Yusuf COŞKUN (Bingöl)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 53’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

463 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

6’ncı madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı Kanun Tasarısının Çerçeve 6’ncı maddesinde yer alan “2008, 2009 ve 2010” ibaresinin “2008, 2009, 2010, 2011 ve 2012” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Erkan Akçay

Mustafa Kalaycı

Süleyman Lâtif Yunusoğlu

 

Manisa

Konya

Trabzon

 

Akif Paksoy

Faruk Bal

Mehmet Şandır

 

Kahramanmaraş

Konya

Mersin

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı tasarının 6’ncı maddesinde yer alan “2008, 2009, 2010” ibarelerinin “2010, 2011, 2012, 2013, 2014” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Hasip Kaplan

Hamit Geylani

Bengi Yıldız

 

Şırnak

Hakkâri

Batman

 

Sırrı Sakık

Ayla Akat

Sevahir Bayındır

 

Muş

Batman

Şırnak

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CAHİT BAĞCI (Çorum) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Ekonomik krizin etkileri uzun bir süre devam edeceğinden sürenin uzatılmasında yarar vardır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı Kanun Tasarısının Çerçeve 6 ncı maddesinde yer alan “2008, 2009 ve 2010” ibaresinin “2008, 2009, 2010, 2011 ve 2012” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                          Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CAHİT BAĞCI (Çorum) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Süleyman Lâtif Yunusoğlu, Trabzon Milletvekili.

Buyurun Sayın Yunusoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Tasarının bu maddesiyle, 4447 sayılı Kanun’a, 5838 sayılı Kanun’la 2009 yılı Şubat ayında eklenen kısa çalışma ödeneğinin 2010 yılında da ödenmeye devam edilmesi düzenlenmiştir.

Maddenin gerekçesine baktığımızda “…kısa çalışma uygulaması ile, bir ekonomik krizde veya zorlayıcı bir sebebin varlığı halinde, işyerinde işçiler arasında tenkisat yapma yerine, işçilerin tamamının veya bir kısmının geçici olarak ücretsiz izine çıkartılması ekonomik ve sosyal politika olarak tercih edilmekte; işçilerin geçici olarak ücretsiz izine çıkarılması ‘geçici bir işsizlik’ olarak nitelenerek işsizlik sigortasından ‘kısa çalışma ödeneği’ almaları öngörülmektedir. Bu şekilde, bu işçilerin işsiz kalması hâlinde, işçilerin yeniden işe yerleştirilmesi ile ilgili ortaya çıkacak maliyetlerden ve işsizlik ödemelerinden tasarruf edilecektir. Dünyada yaşanmakta olan küresel krizinin ülke ekonomisini de etkilediği ve bazı sektör ve işletmelerde ise etkisini çok yoğun hissettirdiği görülmektedir.” ifadeleri bulunmaktadır.

Kısa çalışma ödeneği süresinin üç aydan altı aya çıkartılması ve yüzde oranında artırılması, Hükûmetin krize karşı aldığı tedbirlerden biriydi. Bu tasarı, Hükûmetin krizi kabullendiğinin ve etkilerinin 2010 yılında da ağır bir şekilde hissedileceğinin bir başka göstergesidir.

AKP hükûmetlerinin uyguladığı makroekonomik politikalar ülkemizi son derece yanlış, tehlikeli bir sürece sokmuştur. AKP, yıllarca büyüme masalları anlatmış; kendi dönemlerinde yaşanan büyümenin hormonlu bir büyüme, istihdam yaratmayan bir büyüme olduğu eleştirilerine kulak tıkamıştır. İstihdam ve işsizlik AKP’nin siciline işlenmiş derin bir sosyal yara olmaya devam etmektedir.

İşsizlik ve yılbaşında yapılan zamlar halkımızı inim inim inletmektedir. Hükûmet, yaptığı bu tasarıyla ve zamlarla emeklilerin maaşına yapılan zammı peşin olarak geri almıştır. Emeklinin bir cebinden aldınız, diğer cebine şimdi aldıklarınızı koyacaksınız. Emekliye maaş zammını ocak ayında verilecekmiş gibi açıkladınız, şimdi şubata kaldı. Kısa çalışma ödeneği için getirilen süre uzatımı da böyledir. Zamlarla inlettiniz ama zamları konuşmuyorsunuz, konuşamıyorsunuz, “Kısa çalışma ödeneğinin süresini 2010 yılında artırdık.” diyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, tasarının genel gerekçesinde de global ekonomik kriz sebebiyle istihdamda ortaya çıkan sorunların aşılması amacıyla 2008 ve 2009 yıllarında kısa çalışma ödeneğinden yararlanma şartlarının iyileştirilmesi ve kısa çalışma ödeneğinin artırılması uygulamasının 2010 yılında da devam ettirilmesinin amaçlandığı ifade edilmektedir. Başbakan hâlâ teğet geçmenin geometrik açıklamalarını yapıyor. Bunları bıraksın ve gerçek ekonomiyi konuşsun. AKP iktidarlarının ekonomik politikalarından ve tercihlerinden dolayı dar gelirlilerin, işsizlerin, emeklilerin gerçek sorunlarına gelinsin.

Değerli milletvekilleri, AKP, vurdumduymaz tavırlarıyla ülkemizi bir sosyal patlamanın eşiğine getirmiştir. Kriz sürecindeki aymazlığıyla ekonominin kontrolünü kaybeden ve geldiği konusunda herkesin hemfikir olduğu kriz fırtınasına tedbir alacağı yerde, bunu fırsat olarak değerlendirebilecek kadar yönetim aczine düşen Hükûmet, ülkemizi sonu meçhul bir karanlık tünelin içine sokmuştur.

Hükûmetin açıkladığı orta vadeli mali plana göre işsizlik oranının 2010 yılı sonunda 14,6; 2011 yılı sonunda 14,2 ve 2012 yılı sonunda 13,6 olacağı öngörülmektedir. Biz, kısa çalışma ödeneğinin ödeme süresini bu tasarıyla sadece 2010 yılı için uzatıyoruz. 2011 ve 2012 yılları ne olacak? 2011 yılı için öngördüğünüz işsizlik oranı 2010 yılından sadece 0,4 puan az.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yunusoğlu, lütfen toparlayınız.

Buyurun.

SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Devamla) – 2012 yılı için öngörülen işsizlik oranı ise 2010 yılından sadece 1 puan azdır. 2011 yılı başında -eğer ömrünüz yeterse- yeni bir düzenlemeyle karşımıza çıkacağınızı söylemek kehanet değildir.

Önergemizin kabulü ümidiyle hepinize saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yunusoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır. Önergeleri geliş sıralarına göre okutup aykırılık sırasına göre işleme alıyorum.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 7’nci maddesindeki cümlenin sonunda yer alan “31.12.2010 tarihini 30.6.2011 tarihine kadar” ibaresinin “31.12.2010 tarihini 31.12.2012 tarihine kadar” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Erkan Akçay

Mustafa Kalaycı

Süleyman Lâtif Yunusoğlu

 

Manisa

Konya

Trabzon

 

M. Akif Paksoy

Faruk Bal

Reşat Doğru

 

Kahramanmaraş

Konya

Tokat

 

 

Mehmet Şandır

 

 

 

Mersin

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın çerçeve 7’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

                                                                                                             Harun Öztürk

                                                                                                                    İzmir

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CAHİT BAĞCI (Çorum) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Harun Öztürk, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Öztürk.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 7’nci maddesi üzerine vermiş olduğum değişiklik önergesi dolayısıyla söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu madde, kriz sırasında işe alınanların sigorta primi işveren paylarının İşsizlik Sigortası Fonu’ndan ödenmesine ilişkin süreyi bir yıl daha uzatarak 30/6/2011 tarihine çekmektedir. Öncelikle bu teşvikin doğru bir teşvik olduğunu belirtmeliyim ancak kamuya ait bir fon olmadığı için, teşvik, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan değil, hazine tarafından finanse edilmelidir.

Değişiklik önergesi, Hükûmetin, İşsizlik Sigortası Fonu’na amacı dışında el atmasının önüne geçmek için verilmiştir. Bu düzenleme de, Hükûmet yetkililerinin beyanlarının aksine, krizden 2011 yılının Temmuz ayına kadar da çıkılamayacağının bir başka acı itirafıdır.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakanın Parlamentonun yetkisinde olan bir konuda henüz Parlamento tarafından yasal bir düzenleme yapılmadan “Emekli maaşlarında şu kadar artış yaptık.” şeklinde açıklama yapması Hükûmetin Parlamentoya olan tahakkümünü ortaya koyması açısından önemlidir. Şimdi sizler Başbakanın yaptığı açıklama dışında bir irade ortaya koyabilin ki, Parlamentonun yürütme karşısında saygınlığını korumanıza bizler de alkış tutalım.

12’nci maddeyle 5779 sayılı Kanun’un 7’nci maddesinin beşinci fıkrası değiştirilmekte, vergi gelirleri paylarından borçlara karşı yapılacak kesinti konusunda Hazine Müsteşarlığına verilen yetki Bakanlar Kuruluna bırakılmaktadır. Anlaşılan Sayın Başbakan bu yetkiyi de siyasi bir baskı aracı olarak bizzat elinde tutmak istemektedir.

Değerli milletvekilleri, geçici 1’inci maddeyle mevzuat gereği 1/10/2008 ile 1/9/2009 tarihleri arasında vergi kesintisine tabi tutulan işsizlik ödeneği ödemeleri için geriye yönelik vergi muafiyeti getirilmektedir. Geçici 2’nci maddede ise, tasarının 3’üncü maddesiyle artırılan harçların bu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten önce eski mevzuata göre tahakkuk ettirilmiş olan harçlara da artış yönünde uygulanmasını öngörmektedir. Bu iki düzenlemeyle ilgili olarak kanunların geriye yürürlüğünün hangi hâllerde olacağının hatırlanmasında yarar olduğunu düşünüyorum. Kanunların geriye yürürlüğünü tartışırken öncelikle “hukuki güvenlik ilkesi” üzerinde durmamız gerekir. Hukuk devletinde “hukuki güvenlik ilkesi” vergi mükelleflerinin hak ve özgürlük alanlarına devletin vergilendirme aracılığıyla yaptığı müdahaleleri önceden görmelerini ve durumlarını buna göre ayarlamalarını gerektirmektedir. Bu nedenle, vergi yasalarında yapılan değişikliklerin, prensip olarak, geçmişte meydana gelen olaylara uygulanmaması gerekir. Sonradan çıkartılan yasaların geçmiş dönemler için vergi yükünü artırması, mükelleflerin devlete ve hukuk düzenine olan güvenlerini sarsar, ticarette olması gereken belirlilik ve istikrarı bozar.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’mızda vergi yasalarının geriye yürümezliğine ilişkin bir hüküm yer almamasına rağmen “hukuki güvenlik ilkesi” çerçevesinde vergi yasalarının lehte olan hükümlerinin -bir eşitsizliğe yol açmaması koşuluyla- geriye yönelik uygulanması, aleyhte olan hükümlerin ise eski mevzuat çerçevesinde tamamlanmış ve hukuki sonuçlarını doğurmuş olaylara kesinlikle uygulanmaması, eski mevzuata göre başlamış ancak sonuçlanmamış olaylara ise mükelleflerin hukuki güvenliklerini ne ölçüde etkilediğine bakarak karar verilmesi doğru olur. Bu çerçevede, geçici 1’inci maddeyle yapılan geriye yürürlük kabul edilebilir ancak geçici 2’nci maddedeki geriye yürürlük düzenlemesi hukuk devletinde olması gereken “hukuki güvenlik ilkesi”yle kesinlikle bağdaşmamaktadır. Geçmişte vergi, harç ve benzeri yükümlülüklerin geriye yürütülmesine emsal teşkil edecek olayların gerçekleşmiş olması bugün yaptığımız işin doğru olduğu anlamına gelmez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen tamamlayınız.

HARUN ÖZTÜRK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Hükûmetin ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının endüstriyel ilişkilerde sosyal taraflar arasında tam bir tarafsızlık ortaya koyması gerekirken, hatta iş hukukunun evrensel ilkelerinden olan iş ilişkisinde zayıf konumda olan işçiyi koruması gerekirken sürekli olarak sermayenin yanında yer almasını içime sindiremediğim için bu tasarıya ret oyu kullanacağım.

Geçmişte özelleştirme şartnamelerinde, çalışan işçilerin devralan işveren tarafından devirden sonra da çalıştırılacaklarına ilişkin hükümler yer alırken, bu koşul kaldırılarak işçileri 4/C uygulamasıyla açlığa terk eden ve bunu yaparken de merhamette bulunduğunu söyleyen, hakkını arayan emekçileri işsizlere hedef olarak gösteren hükûmet etme anlayışını uygun bulmadığım için bu tasarıya ret oyu kullanacağımı ifade ediyor, yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 7’nci maddesindeki cümlenin sonunda yer alan “31.12.2010 tarihini 30.6.2011 tarihine kadar” ibaresinin “31.12.2010 tarihini 31.12.2012 tarihine kadar” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                          Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CAHİT BAĞCI (Çorum) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Manisa Milletvekili Erkan Akçay konuşacak.

BAŞKAN – Erkan Akçay, Manisa Milletvekili, önerge üzerinde söz isteyen.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 463 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerinde verdiğimiz değişiklik önergesi hakkında söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

2009 yılı Ekim ayı itibarıyla işsizlik oranı yüzde 13’tür, işsiz sayısı da 3 milyon 299 bin olarak ilan edilmiştir. Kentlerdeki işsizlik oranı ise yüzde 15,5’tir, kent merkezlerindeki genç nüfusta bu oran yüzde 26,6’dır. Yani, kentlerimizde her 100 gencin 27’si işsizdir. İşsizlik Türkiye'nin en önemli sorunudur, ekonomik, sosyal ve kültürel bir karabasana dönüşmüştür maalesef.

TÜİK işsizlik oranını hesaplarken, iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar ile mevsimlik çalıştığı için işsiz durumda bulunanları dâhil etmemektedir. Bu iki grup dâhil edildiği zaman hesaplanan gerçek işçi sayısı 5 milyon 240 bin kişi olmaktadır. Bu durumda gerçek işsizlik oranı da yüzde 19’u aşmaktadır. Türkiye’de 1993-2002 yılları arasındaki on yıllık süreçte ortalama işsizlik oranı yüzde 7,8 olarak gerçekleşmiştir. AKP Hükûmeti tarafından açıklanan orta vadeli programdaki işsizlik oranları gerçekleştiği takdirde 2003-2012 yılları arasında on yıllık süreçte gerçekleşecek işsizlik oranı ortalama yüzde 12,1’dir.

İşsizlik Sigortası Fonu, çalışanlara işsiz kaldıkları dönemde gelir sağlamak amacıyla kurulmuştur. Fondan bugüne kadar 3 milyar Türk lirası işsizlik ödeneği ödenmiştir. 2009 yılında 508 bin işçinin 162 milyon Türk lirası tutarındaki kısa çalışma ödeneği de ayrıca bu fondan ödenmiştir. Ülkemizde açlık sınırı 795 Türk lirası iken İşsizlik Sigorta Fonu’ndan işsizlere ödenen tutar aylık ortalama 332 liradır. Mevcut uygulamalarla Hükûmet işsizleri açlığa terk etmektedir. Gerçek işsiz sayısı, biraz evvel ifade ettiğimiz gibi, 5 milyonu çoktan geçmiştir. Oysa 2009 itibarıyla İşsizlik Sigorta Fonu’ndan yararlananların sayısı 292 bin kişidir. Üstelik işsizlik ödeneğinden bir işsiz azami altı ay yararlanabilmektedir.

İşsizlik Sigortası Kanunu’na göre fonun öncelikle işsizlik ödeneği ödemelerinde, daha sonra işsizlere eğitim imkânı sağlamak, işsizlikle mücadelede aktif politika önlemlerine mali destek sağlamak amacıyla kullanılması gerekmektedir ancak Hükûmet, işsizliği önleyecek politikalar üretmek ve işsizlik ödeneğinden yararlanılmasını kolaylaştırmak yerine İşsizlik Fonu’ndaki paraları amacı dışında, bütçe açıklarını kapatmak için kullanmaktadır. İşsizlik Fonu’nda biriken para, işçi, işveren ve devletin katkısıyla oluşmaktadır ancak Hükûmet, bu fonda biriken parayı işçi ve işveren temsilcilerine danışmadan istediği gibi kullanmaktadır. Cumhuriyet tarihimizin en ağır işsizlik döneminin yaşandığı bugünlerde İşsizlik Fonu’nun amaç dışı kullanılması işsizlik oranının katlanarak artmasına yol açmaktadır. Hükûmet fon kanalıyla bütçeyi finanse etmekten vazgeçmeli, fondan elini çekmelidir. İşsizlik sigortası için son üç yılda ödenmesi zorunlu altı yüz günlük prim üç yüz güne indirilmelidir. İşsiz kalan işçilere İşsizlik Sigortası Fonu’ndan yapılan ödeme miktarı ve süresi de artırılmalıdır.

2009 yıl sonu itibarıyla İşsizlik Sigortası Fonu’nda net 42 milyar lira bulunmaktadır, bu paranın sadece 5,5 milyar Türk lirası devlet katkısıdır. 2008 yılında fondan bütçeye 1,3 milyar lira, 2009 yılında 4,4 milyar Türk lirası kaynak aktarılmıştır. Bunun sonucunda 2009 yıl sonu itibarıyla İşsizlik Fonu’ndan bütçeye aktarılan kaynak 5,7 milyar Türk lirasını aşmıştır. Böylece devlet İşsizlik Sigortası Fonu’na bu zamana kadar yaptığı katkıyı 2009 yılı sonunda fazlasıyla geri almıştır.

11 Ağustos 2009 tarihinde kabul edilen 5921 sayılı Kanun 2009 ve 2010 yıllarında İşsizlik Sigortası Fonu’ndan tahsil edilecek nema gelirlerinin dörtte 3’ünün, 2011 ve 2012 yıllarında da dörtte 1’inin bütçeye aktarılmasını sağlamıştır. Böylece 2008 ve 2012 döneminde İşsizlik Sigortası Fonu’ndan bütçeye aktarılan ve aktarılacak olan tutar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akçay, lütfen tamamlayınız.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – …12 milyar lirayı aşacaktır.

Çalışanlara işsiz kaldıkları dönemde gelir sağlamak amacıyla kurulan İşsizlik Sigortası Fonu’nun, önce faiz gelirlerinden vergi kesintisi yapılmaya başlanmıştır, ardından işverenlerce ödenen işsizlik sigortası primlerinin yüzde 1’iyle fon bünyesinde Ücret Garanti Fonu oluşturulmuştur.

Kısa çalışma ödeneğinin fondan karşılanması, genç erkek ve kadın işçi istihdamına ilişkin sigorta primlerinin işveren payının İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanması gibi düzenlemelerle bu fon azar azar tırtıklanmaya devam etmektedir ve bu süreç fonun nema gelirlerinin bütçeye aktarılmasıyla devam etmektedir. AKP Hükûmeti bu gidişle İşsizlik Sigortası Fonu’nda para bırakmayacaktır.

İşçilerin maaşlarından kesilerek İşsizlik Sigortası Fonu’nda biriken ve çalışanın gelecek güvencesi olan paraların bütçeye aktarılması politikasızlıktan öte başka bir anlam ifade etmemektedir. İşçinin dar gününde işsizliğe karşı istihdamı ve üretimi artırmak için kullanılması gereken 42 milyar liranın başka amaçlar için heder edilmesi, en hafif tabiriyle kul hakkı yemenin başka bir çeşididir.

Bu düşüncelerle muhterem heyetinize saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akçay.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır. Önergeleri geliş sırasına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 Sıra Sayılı Tasarının Çerçeve 8’inci maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 27/2/2003 tarihli ve 4817 sayılı Kanunun 12 inci Maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarının Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

M. Akif Hamzaçebi

Tayfur Süner

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

 

Trabzon

Antalya

Malatya

 

Engin Altay

Osman Kaptan

Şevket Köse

 

Sinop

Antalya

Adıyaman

 

Hulusi Güvel

 

Yaşar Ağyüz

 

Adana

 

Gaziantep

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı tasarının 8 nci maddesiyle değiştirilmesi öngörülen, 4817 s.y.nın 3 ve 4 ncü fıkralarının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Hasip Kaplan

Hamit Geylani

Bengi Yıldız

 

Şırnak

Hakkâri

Batman

 

Sırrı Sakık

M. Nezir Karabaş

Sevahir Bayındır

 

Muş

Bitlis

Şırnak

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

463 Sıra sayılı kanun tasarısının 8 maddesinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Serdaroğlu

Mustafa Kalaycı

Erkan Akçay

 

Kastamonu

Konya

Manisa

 

Mehmet Şandır

 

Necati Özensoy

 

Mersin

 

Bursa

BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CAHİT BAĞCI (Çorum) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Madde ile, 27/2/2003 tarihli ve 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanunun 12 nci maddesi değiştirilerek, yabancıların çalışma izni alması kolaylaştırılmaktadır. Ülkemizde, işsizliğin Cumhuriyet tarihinin rekorlarını kırdığı bir kriz döneminde, yabancı işçi çalıştırılmasının kolaylaştırılması değil, zorlaştırılması gerekmektedir. Önerge ile maddenin tasarı metninden çıkarılarak, en azından mevcut düzenlemenin korunması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir. Şimdi bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım. Önerge sahiplerinin istemi hâlinde kendilerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Önergeleri okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı tasarının 8 nci maddesiyle değiştirilmesi öngörülen, 4817 s.y.nın 3 ve 4 ncü fıkralarının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                           Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 Sıra Sayılı Tasarının Çerçeve 8’inci maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 27/2/2003 tarihli ve 4817 sayılı Kanunun 12 nci Maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarının Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                M. Akif Hamzaçebi (Trabzon) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CAHİT BAĞCI (Çorum) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Ağyüz konuşacaklar.

BAŞKAN – Yaşar Ağyüz, Gaziantep Milletvekili, önerge üzerinde söz isteyen.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 463 sıra sayılı torba yasanın 8’inci maddesindeki değişiklik hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Yine bir 15 maddelik torba yasayla karşı karşıyayız. Torba yasa her bağdan bir kesek almış, önümüze getirmiş. Sendikadan bahsediyor, yabancı işçi çalıştırmadan bahsediyor, belediyenin kaynaklarını kısıyor ve bereket “kölelik yasası” dediğimiz işçi simsarlığını Komisyon ortadan kaldırmış.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye, beyin göçü en fazla olan 34 ülke arasında 24’üncü sırada yer alıyor ve ne yazık ki iyi eğitim gören 100 kişiden 59’u Türkiye dışında okuma ve çalışmaya başlıyor. Bu istatistikler hepinizin elinde var. 14-15 Kasım 2009’da ücretli ve işsiz mühendisler bir kurultay düzenledi. Bu mühendis arkadaşların örgütlerinin sesine niye kulak vermiyorsunuz? Türkiye’de bu alanda yeterli, kendini geliştirmiş mühendis, mimar, plancı, teknik eleman var iken bunların meslek alanlarını yabancı işçilere izin vererek, “meslek yeterliliği” adı altında izin vererek daraltmaya bizim ne hakkımız var? Hepiniz günü geldiğinde -Sayın Başbakan da dâhil- işsizlikten bahsediyorsunuz. İşsizlik sıralamasında dünyada 2’nciyiz ama yabancı işçi aşkı nereden geldi size, ben bilmiyorum.

Bakın, aynı yasayı siz 2003’te çıkarmışsınız, AKP iktidarda. 2006’da bu değişikliği getirmeye çalışmışsınız, AKP iktidarda. Şimdi tek başına bu yasal değişikliği getirmiyorsunuz, torba yasanın içerisine koyuyorsunuz ve ne diyorsunuz biliyor musunuz? “Mesleki hizmetler kapsamında çalışacak yabancılara akademik ve mesleki yeterlilik ile ilgili işlemleri tamamlanıncaya kadar, ilgili mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla bir yılı geçmemek üzere ön izin verilir.”

Değerli arkadaşlarım, bu düzenleme kabul edilirse yabancılar birer yıllık periyotlarla akademik ve mesleki yeterlilikten muaf hâle gelecektir. Gelip çalışma olanağı veriyorsunuz. Türk Mimarlar, Mühendisler Odaları Birliği Yasası’nda bu süre bir aylık süreyle tanınmıştır. Hem eşitliğe hem yasaya hem de Anayasa’ya aykırı olan bu hükmü, bu yasal değişikliği nasıl gündeme alırsınız, nasıl Komisyonda bunları tartışırsınız, bizim grubumuzun ve diğer grupların muhalefetine rağmen? O nedenle, bu verdiğimiz önerge doğrultusunda bu çekilmelidir değerli arkadaşlarım.

Özelleştirmelerle yeni işsizleri yaratıyorsunuz, tabela üniversiteleri açarak yeni işsizler ordusuna teknik elemanları, mühendisleri, doktorları vesaireleri katıyorsunuz ama bunların çözümü için bir çabanız yok. Tutturmuşsunuz “darbe, darbe, darbe...” Sabah darbe akşam darbe öğlen darbe, akşam darbe. Senaryolar yazılıyor, oynayan 2 oyuncu var, başrolde Sayın Başbakan oynuyor, yardımcı oyuncu Bülent Arınç. Kardeşim, darbe var ise darbeyi ortaya çıkarmak hükûmetlerin görevidir. Hükûmetlerin görevi iktidarı, iktidar erkini iyi kullanmaktır. Şikâyet etme hakkı yoktur iktidarın ama siz sabah şikâyet ediyorsunuz, akşam şikâyet ediyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bakın, “Darbeden yana mısın? Çık, adam gibi açıkla.” Sayın Başbakanın sözü. 12 Martı, 12 Eylülü yaşamış insanlar, aydınlar, yazarlar çizerler, demokratlar, çağdaşlar, devrimciler, işkence görenler, işinden olanlar darbe yanlısı olabilir mi? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri...

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Türkiye’de darbe yanlısı olan kimse yok ama darbe çığırtkanlığı yapan siyasetçiler ve siyasi parti var. Niye? Türkiye'nin gündeminin altından kalkamıyorsunuz. Tekel işçileri Ankara’da, Devlet Demiryolları işçileri İstanbul’da, itfaiyeciler İstanbul’da, Gaziantep’te Büyükşehir işçileri grev yapmak üzere.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – İzmir’de de var, İzmir’i de söyle!

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Gaziantep’te organize sanayide grev var ama sizin Çalışma Bakanınız bu sorunlarla uğraşmıyor, bu sorunlara bakmıyor, görevi olan işe bakmıyor. Kırk üçüncü günde, ne hikmetse, bir görüşme talebine “evet” dediniz. Umarım yarın olumlu sonuçlanır, hepimiz rahat bir nefes alırız değerli arkadaşlarım.

Bakınız, Ankara’da bu. Memurlar yürüyor, esnaflar şikâyetçi, eczacılar dertli ve biz burada, daha çok mesleki iş alanını daraltacak bir yasa önerisiyle meşgul oluyoruz. Lütfen düşününüz, lütfen düşününüz ve bu metni tasarıdan çıkarınız değerli arkadaşlarım.

Bakın, “Direksiyon başka birinin elinde.” diyor Sayın Başbakan, “Biz direksiyondayız…” Doğru, iktidardasın, direksiyondasın. “Gaza basıyoruz ama birileri geliyor frene basıyor, birileri geliyor debriyaja basıyor…” Kardeşim, sen şoförlüğü yapamıyorsan, iktidarın başı olarak idare edemiyorsan senin şikâyet etmeye hakkın yok. Hangi arabada şoför direksiyona, debriyaja ve frene sahip değildir? Ama sizin iktidarınız sahip değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ağyüz, lütfen tamamlayınız.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Darbeden şikâyet etmeyiniz. Yakında halkın darbesi geliyor ve üzülerek söylüyorum size değerli arkadaşlarım, bu sıralarda sizi görememenin üzüntüsünü yaşayacağız. (AK PARTİ sıralarından “Oo!” sesleri)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Allah Allah!

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Çünkü emeklinin beklentisi bu, işçinin beklentisi bu, memurun beklentisi bu. Esnafın, çiftçinin dediği olacak ve öyle bir sandık darbesi yiyeceksiniz ki bu şamarın nereden geldiğini görmeyeceksiniz.

M. YILMAZ HELVACIOĞLU (Siirt) – Sarıgül gelecek!

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – O zaman da şikâyet etme hakkınız kalmayacak.

Onun için, iktidar olarak genel sorunlara bakın, ülke sorunlarına bakın, palyatif sorunlarla uğraşmayın ve sorun yaratmayın, sorun çözücü olun. İktidar sorun yaratmaz, sorun çözer ama maalesef yedi yılınız doldu hâlen iktidar olamadınız, hâlen iktidar olamadınız.

Hepinize saygılar sunuyorum. Başarılar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA HAMARAT (Ordu) – Muhalefet nerede?

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Muhalefet burada, işte bak, aslan gibi! Aslan gibi burada! Yüreğin varsa sen de çık konuş.

BAŞKAN – Diğer önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe: Kriz nedeniyle artan işsizlik dikkate alınarak önlem alınmalı.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde altı adet önerge vardır ancak İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre her madde üzerinde milletvekillerince sadece iki önerge verilebilmektedir. Her siyasi parti grubuna mensup milletvekillerinin de birer önerge verme hakkı saklıdır.

Bu hükümler çerçevesinde geliş sırasına göre beş önergeyi okutup aykırılık derecelerine göre işleme alacağım.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/797 esas numaralı kanun tasarısının çerçeve 9 uncu maddesiyle değiştirilen 4904 sayılı kanunun 13 üncü maddesinin sekizinci fıkrasında geçen “Kurulunca” ibarelerinin “Kurulu tarafından” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                         Azize Sibel Gönül

                                                                                                                  Kocaeli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/797 esas numaralı kanun tasarısının çerçeve 9 uncu maddesiyle değiştirilen 4904 sayılı kanunun 13 üncü maddesinin sekizinci fıkrasında geçen “Kurulunca” ibarelerinin “Kurulu tarafından” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                             İkram Dinçer

                                                                                                                    Van

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 9 uncu maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 25/6/2003 tarihli ve 4904 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde ve sekizinci fıkrasındaki “kurul üyelerine yılda” ibaresinden sonra gelen “dörtten” ibaresinin “ikiden” olarak ve aynı fıkrada geçen “300” ibaresinin “200” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Erkan Akçay

Mustafa Kalaycı

Süleyman L. Yunusoğlu

 

Manisa

Konya

Trabzon

 

M. Akif Paksoy

Faruk Bal

Reşat Doğru

 

Kahramanmaraş

Konya

Tokat

 

 

Mehmet Şandır

 

 

 

Mersin

 

“Denetim Kurulu; kurul başkanının onayıyla, biri kurum temsilcisi, diğer ikisi kurul üyesi diğer kurum ve kuruluş temsilcileri arasından seçilecek birer üye olmak üzere üç üyeden oluşur.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı Tasarının 9’uncu maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 25/6/2003 tarihli ve 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunun 13’üncü maddesinin altıncı fıkrasına ilişkin değişikliğin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

M. Akif Hamzaçebi

Tayfur Süner

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

 

Trabzon

Antalya

Malatya

 

Engin Altay

Osman Kaptan

Şevket Köse

 

Sinop

Antalya

Adıyaman

 

 

Hulusi Güvel

 

 

 

Adana

 

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sayılı tasarının 9 uncu maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 4904 Türkiye İş Kurumu Kanununun 13 üncü maddesinin altıncı fıkrası değişikliğinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Hasip Kaplan

Hamit Geylani

Bengi Yıldız

 

Şırnak

Hakkâri

Batman

 

Sırrı Sakık

Sevahir Bayındır

Ayla Akat

 

Muş

Şırnak

Batman

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu son okunan iki önerge, aynı mahiyette olduğu için birlikte işleme alacağım.

Sayın Komisyon önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CAHİT BAĞCI (Çorum) – Katılmıyoruz Sayın Başkan

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mehmet Akif Hamzaçebi, Trabzon Milletvekili.

Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tasarının iş hayatını ilgilendiren çok sayıda hükmü var, görüşmekte olduğumuz maddede yapılan düzenleme de bunlardan birisi.

Biraz önce görüştüğümüz 7’nci maddede bir değişik yapıldı, kısa çalışma ödeneğinin uygulama süresi artırıldı. Bunu, Hükûmet, krize karşı bir önlem olarak, bir çare olarak sunuyor. Şüphesiz önemli, bu uygulamanın süresinin uzatılması önemli ancak bu uygulamanın kaynağının İşsizlik Fonu olduğunu düşünelim ve İşsizlik Fonu’nun varlığının miktarına, yıllık gelirinin miktarına baktığımızda, yapılan uygulamanın ne kadar küçük kaldığı görülecektir. İşsizlik Fonu’nun varlığına ve gelirinin boyutuna kıyasla, Hükûmetin, fonun işsizliği azaltma amacıyla kullanım politikasının ne kadar zayıf kaldığı görülecektir vereceğim rakamlarla.

İşsizlik Fonu’nun 2009 yılı sonunda ulaştığı varlık tutarı 42 milyar TL’dir. 2010 yılı sonunda fonun ulaşacağı varlık Hükûmet tarafından 45,5 milyar TL olarak hesaplanmaktadır. Fonun varlığı sürekli artıyor. Fonun 2009 yılı nema geliri, sadece nema geliri -prim gelirini saymıyorum- 5,5 milyar TL’dir. 5,5 milyar TL’lik nema gelirinin, Hükûmet, tam 4,1 milyar TL’sini bütçeye almıştır, “Bunu GAP yatırımlarında kullanacağım.” demiştir. GAP’a tabii ki bu yatırımları yapalım ama kalan 1,3 milyar TL’lik, nema gelirinin o kalan kısmını bari diğer taraflarda kullanalım diyeceğim ama Hükûmet onu da yapmamaktadır. İşsizlik Fonu’nun amacında kullanımına ilişkin giderleri, neredeyse fonun aşağı yukarı iki aylık faiz gelirine eşittir. Bu son derece çarpıcı ve üzücü bir durumdur. Ben, Hükûmeti, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük krizini yaşadığı bu ekonomik süreçte fonu amacında kullanmaya davet ediyorum, muslukları biraz daha açmaya davet ediyorum. Fonun varlığı bir yılda 3 milyar TL artıyorsa GAP’a verilecek olan ödeneklere rağmen fon amacında kullanılmıyor demektir. İşsizin parası, işsizlik için oraya ödenen primler, Hükûmet tarafından kamu borcunu azaltmakta kullanılıyor demektir. Hükûmeti insafa ve bu fonu amacında kullanmaya davet ediyorum.

Bu madde neyi getiriyor? Bu görüştüğümüz maddede, illerde iş gücü uygulamalarının sonuçlarının denetlenmesi konusunda var olan komisyonun denetim kurulunun yapısı değiştirilmektedir. Bu komisyonda kimler vardır şu an? Komisyonun başkanı valinin onayıyla tespit edilmektedir ve bu komisyona işçi ve işveren temsilcileri katılmaktadır. Hükûmet bize getirmiş olduğu tasarının gerekçesinde “Efendim, sendikalar gerekli temsilcileri illerde veremiyor, eleman bulmakta sıkıntı çekiyoruz. O nedenle bu hükmü değiştirelim.” demiştir. İşçi ve işveren sendika temsilcileri yerine kurulun başkanını belirleyen valinin takdirine dayalı olarak teşekkül edecek bir komisyon illerdeki iş gücü uygulamalarını denetleyecektir. Bu komisyonda artık işçi ve işveren temsilcilerinin olması zorunluluğu yoktur.

Ben, Hükûmetin verdiği bilgiye karşılık yetinmedim, sendikaları aradım, konfederasyonları aradım, “Böyle bir problem var mıdır?” dedim -işçi sendikalarına sordum bunu- “Kesinlikle hayır.” dediler, “Bizim eleman vermediğimiz hiçbir il yoktur. Hangi ilde bizden ne kadar eleman istenmişse o kadar eleman vermişizdir.” İşveren Sendikaları Konfederasyonuna sormadım, zamanım yetmedi, olsaydı sorardım. Belki sıkıntı onlardan kaynaklanmış olabilir ama getirilen yapı demokratik bir yapı değildir, var olan demokratik yapı ortadan kaldırılmaktadır. İş hayatı, bu düzenlemeyle iş hayatında yapılacak olan denetimler Hükûmetin kontrolüne alınmaktadır. Hükûmetin medya grubuna yaptığı incelemelerden başka alanlara kadar yaptığı incelemelere, denetimlere göz attığımızda, Hükûmetin burada yapmış olduğu, istediği bu düzenlemenin o kadar masum bir düzenleme olmadığını söyleyebilirim. Bunun doğru olmadığını düşünüyoruz. O nedenle, bu hükmün tasarıdan çıkarılması ve mevcut hükmün muhafaza edilmesi gerektiğini öneriyoruz, önergemiz bu doğrultudadır. Takdirlerinize sunuyorum.

Konuşmamı da burada bitirirken hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

Diğer önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Valinin takdirine bırakılan düzenleme gereksizdir.

BAŞKAN – Önergeleri oylamaya sunacağım ancak oylamadan önce bir yoklama talebi vardır. Şimdi bu talebi yerine getireceğim.

Mehmet Şandır? Burada.

Ahmet Orhan? Burada.

Süleyman Lâtif Yunusoğlu? Burada.

Hüseyin Yıldız? Burada.

Akif Akkuş? Burada.

Recep Taner? Burada.

Reşat Doğru? Burada.

Cemaleddin Uslu? Burada.

Mustafa Enöz? Burada.

Erkan Akçay? Burada.

Emin Haluk Ayhan? Burada.

Mustafa Kalaycı? Burada.

Hasan Çalış? Burada.

Nevzat Korkmaz? Burada.

Hasan Özdemir? Burada.

Ahmet Duran Bulut?

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Takabbül ediyorum.

BAŞKAN – Necati Özensoy? Burada.

Mümin İnan? Burada.

Akif Paksoy? Burada.

Abdülkadir Akcan? Burada.

Yılmaz Tankut? Burada.

Ali Uzunırmak? Burada.

Osman Ertuğrul? Burada.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Eyüp Ayar, Kocaeli Milletvekili? Burada.

Polat Türkmen? Burada.

Yahya Doğan, Gümüşhane? Burada.

Sabahattin Cevheri? Burada.

Ayşe Türkmenoğlu? Burada.

Şükrü Ayalan? Burada.

Yılmaz Helvacıoğlu? Burada.

Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 20.46


YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.59

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN (Giresun), Yusuf COŞKUN (Bingöl)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 53’üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - 463 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde verilen önergelerin oylamasına geçilirken yoklama istenmiş ve toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, elektronik cihazla yeniden yoklama yapacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi'nin, Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın, Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve 15 milletvekilinin, Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ve 17 milletvekilinin, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın, Antalya Milletvekili Osman Kaptan ve 2 milletvekilinin, Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 8 milletvekilinin, Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/797, 2/497, 2/520, 2/527, 2/555, 2/557, 2/561, 2/565, 2/570) (S. Sayısı: 463) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 9 uncu maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 25/6/2003 tarihli ve 4904 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde ve sekizinci fıkrasındaki “kurul üyelerine yılda” ibaresinden sonra gelen “dörtten” ibaresinin “ikiden” olarak ve aynı fıkrada geçen “300” ibaresinin “200” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                          Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Reşat Doğru, Tokat Milletvekili, önerge üzerinde söz isteyen.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 463 sıra sayılı Kanun’un 9’uncu maddesi üzerine vermiş olduğum önergeyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Yeni bir torba kanunu görüşüyoruz. Tabii, torba kanunun içerisine birçok maddeler de yerleştirilmiş durumda veya değiştiriyoruz. Korkarım ki yakın bir zamanda hekimlerle ilgili Tam Gün Yasası’nın da herhâlde çok yakın bir zamanda değiştirilecek bazı maddeleri olacaktır, yeni bir torba kanunda herhâlde onu da göreceğiz.

Görüşmekte olduğumuz torba kanunun 9’uncu maddesinde, Türkiye İş Kurumu Kanunu’nun 13’üncü maddesinin altıncı ve sekizinci fıkraları değiştirilmektedir. Hükûmetin sunduğu tasarıda denetim kurulu üyeleri 2 kişi olarak gösterilirken, bizim önerimizde bu sayı 3’e çıkarılmaktadır. Bunun amacı, denetim kurulunun daha etkin ve verimli hâle gelmesidir.

Sayın milletvekilleri, Türkiye İş Kurumu, insanlara iş bulmak için kurulmuş olan bir kuruluştur ancak ülkemizde her geçen gün işsizlik artarak devam etmektedir. Hükûmetin de bu konuda bir çalışması olmayıp başarısızlığına bunu da eklemiştir. Ülkemiz işsizlikte dünya şampiyonluğuna süratle gitmektedir. Ülkemizde her gün iş yerleri kapanmakta, insanlar işsiz kalmaktadır. AKP İktidarı ekonomik krize ülkemizi getirmiştir. kriz günden güne artmaktadır. Ülkemizde üretim kanalları tıkanarak yatırım imkânı kalmamıştır. İnsanlar umutsuz bir şekilde beklemekte, geleceğini de çok karanlık görmektedir. Esnaf, çiftçi, sanayici ve her kesimdeki insanlarımız perişan bir hâlde yaşamaya mahkûm edilmiştir. İnsanlar işlerimizi ne zaman kaybederiz korkusu yaşarken emekli insanlarımız da neredeyse devlete küsmüştür. Emekliye, işçiye, memura zam yapıyorum derken mutfaktaki her şeye katbekat zam yapılmış, insanlar soğuktan donacak duruma gelmişlerdir. Elektriğe, doğal gaza, taşımacılığa yapılan zamlar artık çekilmez bir hâle gelmiştir.

Bu kadar ağır tablo içerisinde, Hükûmet, milletin gözüne baka baka “Her şey iyi gidiyor, krizden çıktık.” diye konuşuyor, ekonominin büyümesinden bahsediyor. O zaman sormamız gerekmez mi ekonomiyi rahatlatan büyüme oranlarını: 2002 yılında 149 ülke içinde 29’uncu sıradayken 2009 yılında neden 107 basamak inerek 136’ncı sıraya düştük? Ekonomik sorun çok ciddidir, acil müdahale beklemektedir. Yani suni gündemlerle ülke meşgul edileceğine, ekonomiyi düzeltecek gerçek, reel tedbirlerin alınmasının zamanı geçmektedir.

Bugün işletmeler ağır vergi, prim, tazminat ve istihdamla ilgili yüklerle karşı karşıyadır. Bununla ilgili, Hükûmetin de ciddi çalışmalar yapmasının zamanı geçmektedir. İşletmelerin sosyal güvenlik prim yükü 1999 yılında yüzde 22,8 iken bugün yaklaşık 4-5 kat artarak yüzde 128 olmuştur. Bu, işverenin işçiye ödediği ücretin yarısından fazlasını SSK’ya prim olarak vermek durumunda olduğunu göstermektedir. 2008 yılında, işçi çalıştırmak için işverenin ödeyeceği her 100 liradan sadece 53,3 lirası işçinin cebine girmiştir.

İstihdam yaratmak istiyorsak, yeni yatırımları hedefliyorsak işverenin üzerindeki yükleri azaltmalıyız. İşverenler yeni iş yeri açmaya, neredeyse, korkmaktadırlar. İşte, ülkemizin reel gündemleri bunlardır. İşçi, memur, emekli, esnaf, artık söylem değil, hizmet beklemektedir.

Tabii, son zamanlarda özellikle işsizler ordusuna yeni insanlar katmak için de büyük bir çaba gösterilmektedir. Bugün Tekel işçisi, yarın da TEDAŞ işçisi, şeker fabrikaları işçileri de işsizlik kervanına katılacaktır.

Bakınız, şu anda insanlar işini kaybetmemek için büyük mücadele veriyorlar. Tekel işçisinin aileleriyle beraber psikolojileri bozulmuştur. Şu an itibarıyla Tekel işçileri kendi özlük haklarını, öz haklarını isterken başlarına gelmedik bir şey de kalmamıştır. Soğuk havada, kışın ağır şartlar içerisinde Kızılay’da, Sakarya meydanında, o buz gibi betonun üzerinde titreyerek mücadele veriyorlar.

Sayın milletvekilleri, bu insanların mutlaka sesini duymak mecburiyetindeyiz. 12 bin Tekel işçisi sadece bu sayıdan ibaret değildir, ailelerini de şöyle bir saymış olduğumuz zaman 50-60 bin kişiye bu tekabül eder. Bu insanların hepsinin gözü ve kulağı şu anda Ankara’dadır; Ankara’dan, Meclisten, Hükûmetten bir ses nasıl gelecek diye, onun mücadelesini, onun beklentisini veriyorlar.

Tabii sivil toplum kuruluşlarına çok büyük görevler düşüyor. Şu anda Tekel işçileri içerisinde yüzlerce bayan, anne, o soğuk hava içerisinde inim inim inleyerek eylem yapıyor, hakkını aramaya çalışıyor ama gördüğümüz kadarıyla da onlar o buz gibi betona sarılmış, tırnaklarını geçirmiş vaziyetteyken onların sesi maalesef duyulmuyor. Ben buradan sivil toplum kuruluşlarının hepsine sesleniyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Doğru, lütfen tamamlayınız.

REŞAT DOĞRU (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

…bütün annelere sesleniyorum, kadın derneklerine sesleniyorum: Oradaki annelerimizin haklarını savunalım, oradaki insanların mutlaka ama mutlaka isteklerini dinleyelim ve verilmesi noktasında da çaba sarf edelim.

Gerçi Sayın Bakan, merhametle “biz bazı şeyleri verdik” diye tabirler kullanıyor ama Sayın Bakan, merhametiniz devam etsin ve o insanları şu soğuk havadan, şu buz gibi ortamdan kurtaralım.

Tokat’tan anneler bizi arıyorlar, Tokat’tan çocuklar bizi arıyorlar, “Annemiz, babamız evimize dönsün.” diye yalvarıyorlar. Açlık grevlerini tamamladılar, ölüm orucuna başlayacaklar. İnanıyorum ki, inşallah, yarın Hükûmet bu insanların gerçek manada isteklerini değerlendirir ve de bir sonuca varır diye umut ediyorum.

Ben vermiş olduğum önergenin kabulünü bekliyor, yüce Meclisi en derin saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Doğru.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir. Şimdi bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım. Önerge sahiplerinin istemi hâlinde kendilerine ayrı ayrı söz vereceğim.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/797 esas numaralı kanun tasarısının çerçeve 9 uncu maddesiyle değiştirilen 4904 sayılı kanunun 13 üncü maddesinin sekizinci fıkrasında geçen “Kurulunca” ibaresinin “Kurulu tarafından” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                         Azize Sibel Gönül

                                                                                                                  Kocaeli

BAŞKAN – İkinci önergenin imza sahibini okutuyorum:

“İkram Dinçer (Van)”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Dilin kullanımı açısından teklif edilen ibarelerin uygun olacağı düşünülmüştür.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

10’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır. Önergeleri geliş sırasına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 Sıra Sayılı Tasarının 10’uncu maddesinde yer alan “3/12/2009” ibaresi “31/12/2012” şeklinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “6’ncı maddesinde yer alan 31.12.2009 ibaresi 31.12.2012 şeklinde” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

M. Akif Hamzaçebi

Tayfur Süner

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

 

Trabzon

Antalya

Malatya

 

Osman Kaptan

Engin Altay

Şevket Köse

 

Antalya

Sinop

Adıyaman

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı tasarının 10’uncu maddesinde yer alan 31.12.2009 ibaresinin “31.12.2009” ibaresinden sonra gelmek üzere “6’ncı” maddesinde yer alan 31.12.2009 ibaresinin de 31.12.2012 şeklinde ilave edilmesi arz ve teklif olunur.

 

Hasip Kaplan

M. Nezir Karabaş

Sırrı Sakık

 

Şırnak

Bitlis

Muş

 

Sevahir Bayındır

 

Ayla Akat Ata

 

 

 

 

 

Şırnak

 

Batman

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 10’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

M. Akif Paksoy

Hüseyin Yıldız

Erkan Akçay

 

Kahramanmaraş

Antalya

Manisa

 

Süleyman Lâtif Yunusoğlu

Mehmet Serdaroğlu

K. Erdal Sipahi

 

Trabzon

Kastamonu

İzmir

Madde 10 – 29/1/2004 tarihli 5084 sayılı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanunun 6. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “31.12.2009” ibaresi “31.12.2010” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Mehmet Akif Paksoy, Kahramanmaraş Milletvekili, önerge üzerinde söz istemişlerdir. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 463 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 10’uncu maddesiyle ilgili verdiğimiz değişiklik önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

5084 sayılı Yasa’dan yararlanan il sayısı kırk dokuzdur. Batı illerimizden veya kısmen daha gelişmiş illerimizden gerek sanayiciler gerekse de o illerin milletvekilleri bu Yasa’nın uzatılmasına haksız rekabet oluşturduğu gerekçesiyle karşı çıkıyorlar. Ben onları anlıyorum. Bu Yasa’nın uzatılmasının diğer illerimize karşı kısmi de olsa haksız bir rekabet oluşturduğunu kabul ediyorum. Ancak, Türkiye'nin seksen bir ilinden kırk dokuzunda fert başına düşen gayrisafi millî hasıla 1.500 doların altında. Bu 2001 yılında böyleydi. Ben 2010 yılında da aynı durumun geçerli olduğuna inanıyorum. 2001 yılında Malatya’nın, Bingöl’ün, Adıyaman’ın, Gümüşhane’nin, Şanlıurfa’nın, Erzurum’un, Kars’ın, Osmaniye’nin gelirinin geçen on yılda artmak bir yana azaldığını iddia ediyorum. Bu tespitimin doğru olup olmadığı çok kolaylıkla öğrenilebilir. Bu illerdeki yeşil kartlı sayısına, sosyal yardımlardan faydalanan insan sayısına, işsizlik rakamlarına, hepsinden önemlisi göç sayısına bakın, haklı olup olmadığımıza siz karar verin.

Hâlihazır bu maddeyi biz olumlu buluyoruz, ancak yetersiz olduğu için önergemizin kabul edilmesini istiyoruz. Bakın, bugün Kahramanmaraş basınında bir haber çıktı. Bu haberde bir sanayicimizin teşviklerle ilgili görüşü durumu açıklığıyla ortaya koyuyor. Ne diyor sanayicimiz: “Sigorta primi işveren hissesi teşvikinin uzatılmasına sevindik ancak enerji indiriminin devam etmemesine üzüldük. Dört işletmemin aylık elektrik faturası 1 milyon TL, eski parayla 1 trilyon. Teşviklerden yararlanarak bu rakamı 600 bin lira olarak ödüyorduk. Eğer enerji indirimi devam etmezse ayda 400 bin TL daha elektrik parası ödemek zorunda kalacağız ancak bu kriz ortamında zorlanmamak için işletmelerimi küçülteceğim, mecburen işçi çıkartacağım. Böylece, 2000 modelin altındaki tekstil makineleri olan işletmeler çok elektrik harcadığı için rekabet şansları kalmayacağından mecburen şalter indirmek zorunda kalacağız. Bunun sonucu ise ekonomik kayıp ve işsizlik demektir.”

Kıymetli arkadaşlar, Sayın Başbakan krizin bize teğet geçtiğini iddia ediyordu. Krizin teğet geçmediği kamuoyunca iyi biliniyordu, bugün burada görüştüğümüz tekliflerden daha iyi anlaşılıyor. Hepimiz biliyoruz ki global ekonomik kriz olmazdan önce de Türkiye ekonomisi alarm veriyordu. Uygulanan düşük kur-yüksek faiz sarmalıyla bu sarmalın cezbettiği sıcak para ekonomimizin iflahını kesmişti ancak Hükûmet, şişirilmiş veriler ve ithalata dayalı ihracat rakamlarıyla bu eleştirileri savuşturmaya çalışmıştı. Global ekonomik kriz Hükûmete iyi bir bahane oldu. Kendiliğinden patlayacak lastiğe yolda çivi batırılmış oldu.

Bakın, bu Hükûmetin ifadesine göre fert başına düşen millî gelir 10 bin dolar. Ben bu kürsüden iddia ediyorum, 5084 sayılı Yasa’dan faydalanan 49 ilde fert başına düşen millî gelir, bırakın 10 bin doları, 5 bin dolarsa bile teklifimi geri alacağım.

Değerli milletvekilleri, teşvik sistemi uzatılmadığı takdirde en azından bu illerde sanayinin yüzde 50’ler civarında küçüleceği, istihdamın yüzde 10 daralacağı, ihracatın düşeceği tahmin edilmekteydi. Şimdi getirilen düzenleme kısmen olumlu olsa da yetersizdir. Öngörülen küçülmelerin -yüzde 50’ler civarında gerçekleşmese de- yüzde 30’ları, 40’ları bulacağı düşünülmektedir. Bu durum ülkemizin büyüme rakamlarına olumsuz yansıyacak, bu illerden batı illerine yaşanan göç hızlanacaktır. Batı bölgelerimizde bu 49 ile nazaran daha iyi durumda bulunan, sanayisi ve ticareti gelişmiş illerimizin teşvik sistemine karşı çıkmaları da bizce hakkaniyete uygun değildir. Çünkü, sürekli olarak, Türkiye'nin doğusundan ve gelişmemiş bölgelerinden iş ve ekmek umuduyla batıya göç yaşanmaktadır; Mersin, Bursa, Gaziantep, İstanbul, Manisa, Adana, Tekirdağ, bu illerin başında gelmektedir. Hatta teşvik sisteminden faydalanan Kahramanmaraş bile Türkiye'nin doğusundan mevcut hâliyle büyük oranda göç almıştır. Eğer teşviklerde enerji desteği kaldırılırsa batı illerimize yönelen göç dalgası tekrar hızlanacaktır.

Seçim bölgem Kahramanmaraş, teşviklerden aldığı destek ile ülke ekonomisine fazlasıyla katkı sağlamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız Sayın Paksoy.

MEHMET AKİF PAKSOY (Devamla) – Teşvik sistemi ile birlikte 2004-2009 döneminde Kahramanmaraş’ın ihracatı yüzde 96,7 artışla 223 milyon 490 bin dolardan 439 milyon 397 bin dolara yükselmiştir, istihdam aynı dönemde yüzde 79,2 oranında artarak 48.533’ten 86.852’ye çıkmıştır. Bize göre, teşvik sistemine enerji destekleri de dâhil edildiği takdirde ihracat ve istihdamdaki artış oranları artarak sürecektir. Teşvikler uzatılmadığı takdirde, 49 ilde bir kriz yaşanma ihtimali yüksek görülmektedir.

Bu düşüncelerle, enerji teşvik sisteminin bir yıl daha uzatılması konusunda desteklerinizi bekliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir. Şimdi bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım. Önerge sahiplerinin istemi hâlinde kendilerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Önergeleri okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı tasarının 10’uncu maddesinde yer alan 31.12.2009 ibaresinin “31.12.2009” ibaresinden sonra gelmek üzere “6’ncı” maddesinde yer alan 31.12.2009 ibaresinin de 31.12.2012 şeklinde ilave edilmesi arz ve teklif olunur.

                                                                                           Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 Sıra Sayılı Tasarının 10’uncu maddesinde yer alan “3/12/2009” ibaresi “31/12/2012” şeklinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “6’ncı maddesinde yer alan 31.12.2009 ibaresi 31.12.2012 şeklinde” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                M. Akif Hamzaçebi (Trabzon) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Mevlüt Aslanoğlu, Malatya Milletvekili, önerge üzerinde söz istemişlerdir.

Buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; önce bir özür dileyelim. Sayın Akif Hamzaçebi’ye bir sürü telefon geliyor. TRT 3 “20.30’dan itibaren Trabzonspor-Orduspor Ziraat Kupası maçını yayınlayacağım.” diye ilan etmiş Ordu ve Giresun’da. Tabii, Meclis çalışmaları da… Bizim kabahatimiz yok. Biz dedik ki: “Sekiz’de bitirelim.” Biz “sekiz’de bitirelim.” dedik. Onun için ben buradan bir öneri yapıyorum. Devam edilecek. Hiç değilse, TRT söz verdiyse TRT 2’den yayınlasın, sözünü yerine getirsin, ikinci yarıyı yayınlasın, Trabzon ve Ordu seyircisine de mahcup olmayalım. Ben her iki takıma da başarılar diliyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – TRT-1 yayınlıyor şu anda.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – TRT 1 Galatasaray-Ankaragücü maçını yayınlıyor beyefendi. Trabzonlulara verilen sözü yerine getirin diyorum, bir şey söylemiyorum ki.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, sporseverliğinizden dolayı teşekkür ediyorum.

Buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Peki efendim.

Değerli arkadaşlarım, sanayiyi de severim, Sayın Başkan, sanayiyi de seviyorum, üretimi de seviyorum, istihdamı da seviyorum. Bir de onun için önergemi kabul etseniz çok mutlu olacağım.

Değerli arkadaşlarım, önergede şunu diyoruz: Bir 4’üncü madde var eski Teşvik Yasası’nda, bir de 6’ncı madde var. 4’üncü maddeyi, Komisyonda destek veren grupların, üç grubun önerisiyle... Orada 2005’te ve 2006’da bitenler 2012’ye uzamıyordu. Gruptaki arkadaşlarımız destek verdi, 2005 yılında biten yatırımlarla 2006’da biten yatırımlar da 2010 yılına uzatıldı üç grubun önerisiyle. Bizim de hepimizin imzası var. Teşekkür ediyorum destek veren arkadaşlarıma. Ancak, burada 6’ncı madde var arkadaşlar: Enerji desteği. Eğer bir şey yapıyorsak gelin 6’ncı maddede enerji desteğini de… Ben, hepinizin… Madem uzatıyoruz teşviki, enerji desteksiz teşvik olmaz, bir şekilde bunu da uzatmak zorundayız.

Değerli arkadaşlarım, yedi yıldır söylüyorum bu yasa çıktıktan itibaren “Bu yasa işlemiyor.” diye. Elimde bugünkü Dünya gazetesinin… “Kırk dokuz yıl” diyor. Hayır arkadaş, kırk dokuz yıl değil. Bugünkü Dünya gazetesinde ne diyor arkadaşlar biliyor musunuz Ağrı Ticaret Odası Başkanı, burada: “Arkadaşım, bana 5084’ü söylemeyin, böyle bir yasa mı var?” diyor, “Bana hiçbir faydası olmadı, buraya da gelmedi, buraya uğramadı.” diyor arkadaşlar. İki: “Sivas’tan bu tarafa geçmedi.” diyor Iğdır Ticaret Odası Başkanı. Bugünkü Dünya gazetesi değerli arkadaşlarım. Üç: Tunceli… Ben hep günlerce “Tunceli’de bir baca tütmedi.” derken… Yine aynı şekilde diyor ki: “Bu Teşvik Yasası bir türlü hızını Tunceli’de alamadı.” Yani Tunceli’de bir tek bacanın tütmediğini söylüyor. Yani hiç buralara teşvik, 5084’ten dolayı, yatırım gitmediğini… Bak, yedi yıl geçmiş değerli arkadaşlarım.

Yine, burada, isim vermeyeceğim, bazı milletvekili arkadaşlarımın görüşleri var; iktidar partisinden de bizim partimizden de. Ve bir arkadaşımız diyor ki: “Organize sanayi bölgemiz olmadığı için bu teşvikten yararlanamadık.” Yani takdiri sizlere bırakıyorum. Yani 5084 sayılı Yasa’nın ve hele yeni teşvik…

5084’ü ben Türkiye’nin sanayisi açısından öpüp başıma koyuyorum arkadaşlar yeni teşvik yasasına göre. Bakın, altını bir daha çiziyorum ve size bir kez daha söylüyorum: Bu kadar eleştirmeme rağmen, bu kadar Türkiye’de işlevi olmamasına rağmen, diğer illere, Denizli’sine, Bursa’sına, Gaziantep’ine haksız rekabet olmasına rağmen 5084’ü öpüp başıma koyuyorum yeni teşvik yasasına göre. Yeni teşvik yasasında ise arkadaşlar, hiçbir şekilde bu illerimize yatırım gitmeyecek. Bunun altını bir daha çiziyorum. Gelin, bu ülkenin ihtiyacı olan, gelin, bu ülkedeki ulusal sanayicinin; gelin, bu ülkedeki birtakım değerlerin, ürettiğimiz değerlerin ilave katma değer yaratması için, ilave katma değer... Eğer siz ithal ekonomisinden teşvik verip ithal ekonomisine eğer biz destek oluyorsak bunun yerine kendi üretimimize, kendi yüksek oranda katma değer yaratan ürünlerimize destek olup, hangi bölgede olursa olsun, İzmir’de olsun, Denizli’de olsun, Gaziantep’te olsun yani kendi üretimine...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen tamamlayınız.

Buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

...ülkenin kendi değerlerine daha yüksek katma değer yaratan ürünlere biz yeni bir teşvik sistemi getirmezsek arkadaşlar, aynı... 5084’ü öpüp başıma koyuyorum diyorum yeni teşvik yasasına göre. Hiçbir işlevi olmayacak.

Ben bir kez daha dikkatlerinize sunuyorum: Kırk dokuz il değildi bu, birbirimizi kandırmayalım. Bunun sekiz on ile yararı oldu. O ilde dürüstçe üretim yapan sanayicilere şükran duyuyorum, kim istihdam yaratıyorsa şükran duyuyorum. Çok zor koşullarda üretim yapıyorlar ama Antep’e de verelim, Denizli’ye de verelim, Adana’ya da verelim. Artık, rekabetin önünü açalım. Bu teşvik yasası ve yeni getirilen, çok büyük iddialarla getirilen teşvik yasası bu ülkede üretimi hiç desteklemiyor, istihdam yaratmayacaktır.

Ben bir kez daha dikkatlerinize sunuyorum ve gelin, önergemizde hiç değilse bu enerji desteğini de birlikte yürütelim. Bu kriz sürecinin çıkışına kadar bu destek yürüsün.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

Diğer önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Enerji desteğinin artırılmasında yarar vardır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece, birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm geçici 1 ve 2’nci maddeler dâhil olmak üzere 11 ila 15’inci maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Bülent Baratalı, İzmir Milletvekili.

Sayın Baratalı, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA BÜLENT BARATALI (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un temel yasa kabul edildiği için ikinci bölümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini ifade etmek için huzurunuzdayım. Bu nedenle, değerli arkadaşlarımı ve Sayın Başkanı tekrar saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu ikinci bölüme öne çıkan iki madde hâkimdir. Bunlardan bir tanesi, hepimizin bildiği gibi, emeklilerin maaşlarıyla ilgili 11’inci maddedir. 11’inci maddede -memur emeklileri hariç -BAĞ-KUR, SSK ve diğer güvenlik kurumlarından maaş alan emeklilerimizin maaşlarında iyileştirme yapıldığı iddia edilmektedir. Ancak, yapılan bu düzenleme, yani 11’inci madde, SSK emeklilerine, SSK tarım emeklilerine, esnaf emeklilerine ve BAĞ-KUR emeklilerine bir iyileştirme adı altında tam onların beklediği gibi bir iyileştirme getirmemiştir.

Sayın Bakanın Plan-Bütçedeki konuşmasından en düşük SSK emeklisi aylığının 683 liraya, en düşük tarım emeklisi aylığının 480 liraya, en düşük esnaf emeklisi aylığının 555 liraya, en düşük BAĞ-KUR tarım emeklisi aylığının da 380 liraya yükseltildiği ifade edilmektedir. Ancak dün yayınlanan Türk-İş raporlarında açlık sınırının Türkiye’de 812 liraya yükseldiğini düşünürsek, hakikaten emeklilerimiz hâlâ daha mağdurdur, hâlâ daha Türkiye’de açlık sınırının altında, değerli arkadaşlar, emeklilerimiz artık maaşlarını alacaklardır. O nedenle, hem memurlar için bir düzenleme olmamıştır hem emekliler arasındaki fark giderilmemiştir hem de 2000 yılından önce emekli olanların arasındaki fark da giderilmemiştir. Yani bu, sıradan, düşük bir ücretle, düşük bir ilaveyle bir iyileştirme yapıldığı iddia edilmektedir.

Diğer madde ise 12’nci maddedir. Burada, il özel idarelerinin çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarına borçlarının nasıl itfa edileceğine dair bir hüküm getirilmektedir. Ancak, bu da IMF’yle bir anlaşmanın ön koşuludur. Çünkü IMF, Türkiye’yle anlaşmak için, “siz yerel yönetimlerde çok büyük iyileştirmeler yaptınız, büyük kaynaklar ayırdınız, o nedenle bu kaynakları yavaş yavaş geri alın” ön koşulunu getirmiştir. İşte Hükûmet de iktidar da bu ön koşulu şimdi yerine getirmektedir.

Sayın Bakan bir soruya verdiği yanıtta, bu düzenlemenin bugüne kadar üç ayrı kanunda yapıldığını, yeni bir düzenleme yapılmadığını ifade etti burada. Yalnız Sayın Bakan herhâlde, sanırım cevap verirken şunu kaçırdı, Ben kendisine bir hatırlatma yapmak istiyorum: Hakikaten hem Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nda hem Belediye Kanunu’nda hem de Genel Bütçe Gelirlerinden Belediyelere ve Diğer Yerel Yönetimlere Pay Verilmesi Hakkında Kanun’da, yani 5779 sayılı Kanun’da böyle düzenlemeler var. Fakat bu kanuna baktığımız zaman, şimdiki kanunda mart ayına kadar olan eski borçlar için yüzde 40 kesilecek idi, şimdi de bunu getiriyor. Cari borçlar için de yüzde 40 kesilecekti. Yani şu andaki düzenleme bu Sayın Bakan. Ancak, siz, getirdiğiniz bu yeni düzenlemeyle, şimdi, belediyelerin bu kuruluşlara olan borçlarının yüzde 80’ini değil yüzde 100’ünü kesme olanağını da, ilgili bakanın Bakanlar Kuruluna yaptığı bir teklifle, yüzde 100’e kadar bunu kesme yetkisini de bu kanuna alıyorsunuz. Görüşlerimiz arasında böyle bir nüans var. Ancak yüzde 80’e kadar yetkisi olan iktidar bunu kullanmadı, yüzde 40’ını kullandı. Bizim Plan-Bütçede verdiğimiz ve biraz sonra okunacak olan önergelerde artık bunların kullanılmaması gerektiğini ifade ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; yerel yönetimden gelen bir milletvekili olarak, Adalet ve Kalkınma Partisinin de yerel yönetimlerden yakın arkadaşlarından oluştuğunu düşünürsek Sayın Başbakanın, çok iyi şeyler getireceğini düşündük ama sekiz yılda geldiğimiz sonuç tam bir fiyaskodur. Gelme iddialarında, yerelleşme iddialarında, yerelin kaynaklarını artırma iddialarında olan Adalet ve Kalkınma Partisi bu konuda iflas etmiştir. Çünkü sekizinci yıla giren bu süreç içerisinde yerel yönetimlere hiçbir iyileştirme yapmamıştır Adalet ve Kalkınma Partisi. Eğer bir iyileştirme varsa burada ben de dinlemeye hazırım.

Fazla hakkını yemek istemiyorum. Sadece belediye harçları konusunda güncelleme yapmıştır. Bir de 5779 sayılı il özel idarelerine ve belediyelere genel bütçe gelirlerinden pay verilmesine ilişkin olan Kanun’u kodlamıştır, yeni bir düzen de getirmiştir. Bu Kanun da Plan-Bütçeden geçerken ve 22’nci Dönemde buralarda çok tartışıldı. Buralarda, büyükşehir belediyeleri arasında büyük sıkıntılar olduğunu, Kocaeli’nin kollandığını, İzmir’in ötelendiğini, Gaziantep’in hakkının yendiğini, Şanlıurfa’nın hakkının yendiğini ifade ettik.

Bakınız, bu Kanun’a göre temel geliri bu yerel yönetimlerin, genel bütçe vergi gelirlerinden aldıkları paylardır. Şimdi ne alıyor belediyelerimiz? Değerli arkadaşlar, bir defa 2,85’ini büyükşehir belediyesi dışındaki belediyelere, yüzde 2,5’ini büyükşehir belediyelerine, yüzde 1,15’ini de il özel idarelerine genel bütçe vergi gelirlerinden veriyoruz.

İki gün önce Türkiye’nin nüfusu açıklandı, 76,5 milyon civarında bir nüfusumuz var ve Türkiye’nin kırsalında da 25 milyon insan yaşıyor. Türkiye’de 35 bin köy var.

OSMAN KAPTAN (Antalya) – 72,5 milyon…

BÜLENT BARATALI (Devamla) – 72,5 milyon, düzeltiyorum.

Türkiye’de 35 bin köy, 40 bin mezra, 81 il özel idaresi, 2 de ilçe özel idaresi var. Alınan bu 1,15 payla, bu payla siz kırsal kesimin sorunlarının giderilebileceğine, buralara, bu köylere, köyde yaşayan insanlara, kırsalda yaşayan insanlara hizmet gidebileceğine inanıyor musunuz? Ben bir defa bunu sormak istiyorum.

İzmir’den bir örnek vermeye çalışacağım: Şimdi, İzmir’de 597 tane köyü var il özel idaresinin. Bütçesi 102 milyon TL. Bunun zaten yüzde 70’i cari giderlere ve personele gidiyor. Yatırım için 19 milyon TL para ayrılmış ve 597 köye siz bu parayla hizmet edeceksiniz. Üstelik genel bütçe vergi gelirleri azalmış. Sayın Bakan, yerel yönetimlerin aldıkları paylar, vergi gelirleri olmadığı için yüzde 40 oranında da düşmüş. Bu nedenle bunlara, bu yerel idarelere Anayasa’nın 127’nci maddesinde sağlanan kaynak bir türlü verilmiyor. Üstelik orta vadeli programda -hepimizin kabul ettiği bir program var- şöyle deniliyor: “Belediye ve il özel idaresinin mali yapılarının güçlendirilmesi ve hemşehrilerine karşı yönetim sorumluluklarının artırılması amacıyla öz gelirlerinin artırılmasına yönelik düzenleme 2010 yılında hayata geçirilecektir.”

Sayın Bakan, 2010 yılına başladık, birinci ayı bitmek üzere. Bu olacak mı, olmayacak mı? Bu idareler hakikaten Anayasa’nın saydığı görevleri yerine getirecekler mi, getirmeyecekler mi? Bu görevlere geçen dönem, 2005 yılında önemli katkılarda bulunduk hep beraber. Özel idarelere eğitimi bağladık. Özel idarelere her türlü işlemi, sağlığı bağladık. Şimdi, görev ve yetki tanımı yaptınız ama bunun karşılığında hiçbir ücreti bunlara vermiyorsunuz. Hiçbir iyileştirme yapılmamıştır. Bu idareler yalnızlaştırılmıştır, kendi başlarına bırakılmıştır. O nedenle, şimdi yüzde 100’e yakın da bir kesiminin hangi insaf, hangi nısfet, hangi adalet, hangi hukuk içinde siz zaten yalnızlaştırılmış ve düçar olmuş yerel yönetimlerin paylarını yüzde 100 keseceksiniz, hiçbir kaynak gitmeyecek! Ben olanı size söyleyeyim bir yerel yönetici olarak: Onlar da hemşehrilerinin üzerine yükleneceklerdir. Onlar da kaldırımlardan para alacaklardır, onlar da onlara…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Baratalı, lütfen tamamlayınız.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Sonuna kadar, hemşehri ile yönetim arasında büyük sıkıntılar yaşanacaktır. Sayın Başkan, bunu da buradan bir belediyeci olarak söylemeye çalışıyorum.

Bakın, zaten belediyelerin 14,5 milyar TL borçları var. Yani Maliyeye Hazineye, Sosyal Güvenliğe. Zaten bunları ödeyemiyorlar. Bize gönderdiğiniz belgelerde belediyelerin iflas ettiğini siz de kabul ediyorsunuz. Bunun böyle gitmeyeceğini ifade ediyorum. Bir defa, belediyeleri gruplara ayıracaksınız ama bu gruplara ayırırken acaba insaf kuralları içinde, tarafsızlık kuralları içinde olacak mısınız? Olamayacaksınız gibi düşünüyorum, çünkü siz Ankara Büyükşehir Belediyesinin üzerine gitmiyorsunuz Sayın Bakan. Neden onun Hazineye olan 4.631 milyar TL borcunu neden tahsil etmiyorsunuz, vadesi geçmiş borçlarını? Yani, Ankara Büyükşehir Belediyesi en fazla korunmaya muhtaç belediye mi? Sizden burada bir cevap istiyorum.

Bu düşüncelerle, değerli arkadaşlarım, sizleri tekrar selamlıyor ve saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Baratalı.

Bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Emin Haluk Ayhan, Denizli milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Ayhan.

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 463 sıra sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümüne ilişkin Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan bu tasarı, Hükûmetin ısrarla, bir daha, birbirleriyle ilişkileri olmayan hususları bir arada, tek bir tasarıda getirmeyeceğini ifade etmesine rağmen, alışkanlıklarını değiştirmeyeceğini gösteren davranış biçiminin en son ve yeni bir ürünü ve örneğidir. Bu uygulamalar, yasalar için aranan, öngörülebilir, anlaşılabilir ve ulaşılabilir olma özelliklerini ortadan kaldırmaktadır. Tasarının Komisyonda görüşülme şekli de zaman açısından âdeta zip’lenmiş bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Tasarı alelacele, İç Tüzük hükümleri göz ardı edilerek Komisyonda görüşülmüştür.

Tasarının Genel Kurulda görüşülmekte olan şekliyle kapsadığı hususlar: Kamu bankalarının faaliyet ve izin belgelerine ilişkin düzenlemeler, kısa çalışma başvurularına ait düzenlemeler, İşsizlik Sigortası Kanunu’na ilişkin düzenlemeler, 5084 sayılı Teşvik Kanunu’nun bazı uygulamalarının süre uzatımına ilişkin hususları kapsayan düzenlemeler, emekli maaşlarına ilişkin hususlar ile İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun ile Büyükşehir Belediyeleri ile Belediyeler Kanunlarına ilişkin bazı düzenlemeler yer almaktadır.

Hükûmet, halkı aldatmak ve kandırmak için ortaya koyduğu 2009 yılı bütçesi ve makroekonomik hedeflerine ilişkin değişiklikleri, gerçekçi olmasa da biraz daha inandırıcı hâle getirmek için, mart ayında yapılan mahallî idare seçimlerinden sonra ilk revizeyi yapmıştı, şimdi yaptığı da, yapılış şeklini hariç tutarsak, bütçe uygulamasının ilk ayında 2010 yılı için gerçekçi olmayan hedefleri herhangi bir revizyon deklarasyonu ilanına ihtiyaç duymadan, parça parça, çaktırmadan çözme yoluna gitmesidir. Bütçeye ve programa koymadığı gelirleri toplamayı ve dağıtmayı siyasi rant sağlayacak ve istismara uygun olacak biçimde yeniden düzenlemektedir. Bu düzenlemeler ülke ekonomisinin iktisadi ve sosyal hayatına bir merhem olmayacağı gibi, Hükûmetin siyasi olarak arzu ettiği sonucu alacağı uygulamalar da değildir, olmayacağı da görülecektir.

Bütçede olmayan gelirleri toplamaya çalışıyorsunuz. Ne kadar alacağınızı bilmiyorsunuz. Üstelik komisyonda, bazı hususlardaki gelirleri yüzde 50’ye varan farklılıklar ortaya çıkaracak önergeler veriyorsunuz, hem de indirerek. Bunlar tutarsızlık değil midir? Emekliler arasında farklılıkları gidereceğinizi, intibak problemlerini çözeceğinizi deklare ediyorsunuz. Kamuoyunda emeklilere ümit veriyorsunuz, çok farklı bir uygulama ortaya koyuyorsunuz. Şimdi, emeklilere verdiğiniz bu zammı hanginiz çocuklarınıza harçlık olarak veriyorsunuz? Daha sonra da artış oranları ortaya koyarak emekliyle alay edercesine açıklamalarda bulunup kendinizi çiçeklerle, özel görevler verilen emeklilere karşılattırıyorsunuz.

Bütçe ve programda olmayan, Türkiye Büyük Millet Meclisine tasarı olarak gelmemiş bir hususu yasalaşmış, ödemeyi yapmış gibi Sayın Başbakana anlattırıyorsunuz. Emeklileri banka kapılarında bekletip, sukutuhayale uğratıp, bahse konu zamları almadan banka kapılarından geri çeviriyorsunuz. Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçip yasalaşmayan, hatta Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmeyen bir tasarıyı; geçmiş gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesine ipotek koymaya çalışıyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi Sayın Bakan?

AKP Hükûmetinin çıkardığı 5084 sayılı Teşvik Kanunu’nun bazı hükümlerinin süresini uzatıyorsunuz, hem de defalarca sayın bakanlar tarafından uzatılmayacağının deklare edilmesine rağmen.

Bu yasa, iller arasında problemler ortaya çıkarmıştır. Bazı illerin ve sektörlerin diğer problemlerine ilave olarak bu Yasa ile rekabet avantajlarını kaybetmelerine neden olmuştur.

Bu Yasa, kendi ayakları üzerinde durmayı başarmış illerimize darbe vurmuştur, bunlar Denizli’dir, Antep’tir, Bursa’dır, diğerleridir. Bu illerdeki işsiz sayıları tahmin edilemeyecek boyutlara ulaşmıştır, iş adamları âdeta tehdit edilmekte, konuşamamaktadırlar.

Elimde, Denizlili tüccar ve iş adamlarının oluşturduğu platformun talepleri var, bunun Hükûmette olmaması mümkün değil. Burada, sivil toplum örgütü başkanlarının da imzası var, diyorlar ki: “Biz bu işe karşıyız. 5084 sayılı Kanun, sanayileşmede atılım yapmış illerimizin benzersiz girişimci ruh ile yılların ürünü olan deneyim ve birikimini zayıflatmıştır; Denizli, Gaziantep, Adana, Eskişehir gibi kendi olanak ve becerileriyle sanayileşmiş illerimiz âdeta cezalandırılmıştır; komşu illeri birbirine düşürmüştür.” ve sayıyor, devam ediyor. Uyguladığınız Teşvik Yasası maalesef illeri bu hâle sokmuştur. Bunun devamı da var, iş adamları taleplerinin ikincisini gönderiyor, “Bari bütün illerde aynısı uygulansın.” diyorlar. Bunu neden söylüyorlar? Yaptığı işlerden dolayı, gönderdiği açıklamalardan dolayı sizin onların üzerine zorlama yapacağınızı düşünerek söylüyor ve bütün illerde uygulanmasını istiyor. Burada verilen önergeleri de reddediyorsunuz.

Şimdi, AKP Hükûmeti bir yeri yaparken bir yeri bozuyor, bozmaya çalışıyor. Zaten, bozduğunuz yerler, Çin rekabetine, kur dezavantajına, uyguladığınız ekonomi politikalarının uygulama sonuçlarına ezdirdiniz, şimdi perçinliyorsunuz. 30 bin işçisini kaybeden, ihracatı yüzde 20’lerden fazla düşen, 85 bin olan yardım alan sayısı 100 binleri aşan, tahsilat-tahakkuk oranı Türkiye'nin en geri illerinden biri hâline gelen, 150 bin hanenin ortalama her birine bir icra düşecek hâle gelmiş, takibata uğrayan, kredilerde başa güreşen illeri “vizyon kent” diye Türkiye’ye yutturmaya çalışıyorsunuz. Hangi il bu? Benim ilim, Denizli.

AKP, gerçekten ekonomiye, sanayi şehirlerine, toplumsal hayata şaşı bakmaktadır, iaşe ödemelerini insan haysiyetine yaraşmayacak şekilde dağıtarak ülkeye şaşı bakmakta olduğunu açıkça göstermektedir. Biraz önce bir vatandaştan telefon aldım, diyor ki: “Meramımı anlat.” Söz verdim, anlatacağım. Öncelikle anlatmak istedim, vatandaş diyor ki: “Tarım için kredi aldım, ödeyemedim. Krediyi babamın üstüne aldım. İhbarname geldi, gittim konuştum, dedim ki: Bu krediyi babam için aldım, babamın üzerine aldım. Babamın yaşı seksen. Gittiğim yerde ‘O zaman çaresi var.’ dediler, şaka da olsa “Baban ortadan kalkarsa borcun da ortadan kalkar.’” diyor. Ülkeyi getirdiğiniz durum maalesef budur Sayın Bakan.

Şimdi, mahallî idarelerle ilgili düzenlemeler getiriyorsunuz. Bu, 2010 Yılı Programı, sizin imzanız olan -kararın altındaki- program. Bakın, burada çok açık ve net söylüyorsunuz “2008 yılında mahallî idareler borçlanma gereğinin artmasında yerel seçimler öncesi artan harcamalar var.” diyorsunuz. Bunu açık ve net şekilde yazmışsınız. Bu bir itiraftır ama diyorsunuz ki yaptığınız düzenlemelerde: “Biz bunu daha iyileştirmek için yaptık.” Devam ediyor, 2010 Yılı Programı’nda: “Mahallî idare gelirlerinin artışında belediye ve il özel idarelerinin öz gelirlerinin artırılmasına yönelik düzenlemeler -bunlar- belediyelerin, il özel idarelerin gelirlerini artıracak.” diyorsunuz. Evet, artıracak. Neden genel bütçeden daha fazla veremiyorsunuz? Ama ne yapıyorsunuz: Arkadan dolanıp vatandaşı direkt belediyelerle muhatap ediyorsunuz. Burada da sıkıntı var, buraya koyduğunuz hedeflerde de yanlışlık var. Bakın, 2009’da “39 milyar TL” demişsiniz, 31,5 milyar TL olmuş gelirleri, harcamalara “38,4 TL” demişsiniz 34 TL olmuş. Şimdi, 2010 için koyduğunuz hedeflere bakıyoruz, orada ne var? Artışa baktığınızda gelirlerde yüzde 18 artış öngörüyorsunuz. Mahallî idarelerin vergi gelirlerinde öngördüğünüz artış yüzde 29, harcamalarda öngördüğünüz yüzde 17. Şimdi bu, vatandaşın ümüğünü sıkmak değil de nedir? Burada daha önce mahallî idarelerle ilgili yasa tasarılarını getirdiniz, sonra geri çektiniz, program uygulanmaya başladığı anda geri çektiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ayhan, lütfen tamamlayınız.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Ya büyükşehirler ne olacak?

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Ve Sayın Vekilin ifade ettiği gibi, “Adalet” sizin adınızda. Ne yaptınız? Denizli’ye, Malatya’ya kişi başı 160 lira verdiniz ama İzmit’e kişi başı 560 lira verdiniz. Adalet bunun neresinde? Niye işkence ediyorsunuz diğer illere?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Milletvekili, 60, 160 değil.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Diğer iller size ne yaptı? Niye sıkıntıya sokuyorsunuz? Şimdi, bu kadar yardım alan çoğalmış, yardım sayısı çoğalmış, işsizliği artmış iller var. Gelin, bu adaletsizlikleri giderelim, bu tür tasarıları getirmeyelim, temelden problemi çözecek yasalar getirelim. Gerçekten, ülkenin meselelerini, ülkenin problemlerini -ne yapalım- hep birlikte tartışalım. Bakın, kriz geldi geçti, beş dakika gündem dışı konuşmanın dışında burada hiçbir ekonomik mesele görüşülmedi. Reva mıdır bu Türkiye Cumhuriyeti’ne!

Sayın Bakanım, bunları dikkate almanız gerekirdi.

Ben bu vesileyle hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Haluk Bey, 160 değil, 60. Tutanaklara geçsin, “60” geçsin.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Osman Kaptan, Antalya Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Kaptan.

OSMAN KAPTAN (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan tasarı ve tekliflerin ikinci bölümü üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunarım.

Sayın milletvekilleri, emeklimiz perişandır, açtır, sefildir, yoksuldur, çaresizdir. Emeklimiz anasından doğduğuna bin pişmandır. Emekli icralık, emekli evini satıyor, emekli böbreğini satıyor, emekli çocuğunu okutamıyor, emekli kendisini ve ailesini tedavi ettiremiyor; devlet, emeklisine sahip çıkamıyor.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizde yaklaşık 9,2 milyon emeklimiz var. BAĞ-KUR emeklilerinin yaklaşık yüzde 99’u, işçi emeklilerimizin yüzde 82’si, memur emeklilerimizin de yüzde 29’u açlık sınırının altında maaş almaktadırlar. Emeklilerimizin ortalama yüzde 75’i açlık sınırının altında yaşamakta, yüzde 74’ü borç yükü altında ezilmektedir.

Sayın arkadaşlarım, Sayın Başbakan “Bu yılbaşında emeklilerimize haklarını teslim ediyor, ahde vefamızı gösteriyoruz.” diyor. “Emekli vatandaşlarımızın durumlarını iyileştirmek için devrim niteliğinde düzenlemeler yaptık.” diyor.

Sayın Başbakan, Sayın Bakan; 2008’de Mersin Ziraat Bankası önündeki 1 kilometrelik emekli kuyruğu sizin devri iktidarınızda olmadı mı? Yine, 2009 sonunda Batman’da yaşlılık maaşı almak için PTT şubesi önünde kuyrukta beklerken ölen vatandaşımız ve yine, Sivas’ta bu ay içerisinde donarak ölen yetmiş yedi yaşındaki emekli işçi vatandaşımız ve yine, daha iki ay önce Muğla Milas’ta açlıktan ölen gazimiz sizin devri iktidarınızda ölmediler mi? Emekliye alay eder gibi 60 lira artış yapmak mı ahde vefanız? SSK ve BAĞ-KUR emeklileri arasındaki haksızlık, hukuksuzluk giderilmemiş, intibak sorunları çözülmemişken devrim niteliğinde hangi sorunu çözdünüz? En düşük SSK emekli aylığı 403 lira, en düşük esnaf emekli aylığı 476 lira, en düşük BAĞ-KUR tarım emeklisi aylığı 306 lira iken 60 lira vererek devrim mi yapmış oluyorsunuz? Müftü ve ilahiyatçıların belirttikleri gibi, emeklilerin fitre ve zekâta muhtaç hâle getirilmesi midir sizin ahde vefanız? Zaten, yılbaşından beri temel ihtiyaç maddelerine koyduğunuz zamlar yaptığınız maaş artışının 2 katını almış götürmüştür.

Sayın arkadaşlar, Hükûmet önce ilgili bakanıyla açıklama yaptı “Emekli maaşlarına yapılacak zam Başbakanca AKP grup toplantısında açıklanacaktır.” diye. Bütün emekliler AKP’nin 5 Ocak 2010’daki grup toplantısına kilitlendi. Bu arada yandaş medyada, sanki, en az emekli maaşının açlık sınırının üstüne çıkarılacağı, 800-900 lira emekli maaşı olacağı beklentisi yaratıldı. Daha sonra ne oldu? Daha sonra yaklaşık 9 milyon emeklinin 7 milyonuna 60 lira artış yapıldı. Yani sayın arkadaşlarım, dağ fare doğurdu. Hükûmet, kanunu çıkarmadan “zam” lafını çıkardı. Ocak ayı içinde emeklilerimiz bankaya koştular ancak hayal kırıklığıyla geri döndüler. Memur emeklilerinin maaşlarında ise herhangi bir iyileştirici düzenleme yapılmaması da ayrı bir eksikliktir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; emeklilerimize yapılan zam yetersizdir, ciddi bir maaş artışı yapılmalıdır, intibak sorunları çözülmelidir. Ben ve arkadaşlarım bu konuda tüm emeklilerimiz ile dul, yetim, gazi ve şehit maaşlarının 300 lira artırılması yönünde kanun teklifi verdik ama AKP 60 lirada ısrar ediyor.

Sayın milletvekilleri, ömrünü devlet hizmetine vermiş emeklilerimize; iki gözü, iki ayağı olmayan bir gazimize; eşini, babasını, evladını vatana feda etmiş olan ailelerimize 300 lira maaş artırımını fazla mı görüyoruz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaptan, lütfen tamamlayınız.

OSMAN KAPTAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu Hükûmet için en iyi emekli, az maaş alan veya erken ölen emeklidir. AKP için en iyi emekli, kendisine çiçek veren emeklidir. Artık emeklilerimiz bu Hükûmeti çok iyi öğrendi. “Emekli için devrim yaptık.” demenin emekliyle dalga geçtik demek olduğunu “Emekliye ahde vefasını yerine getirdik.” demenin boş vaat demek olduğunu, emekliyle alay etmek olduğunu artık emeklilerimiz çok iyi öğrendi.

Sayın arkadaşlarım, emeklilerin başkanı bu Hükûmete çiçek verse de emekliler AKP’ye oy vermeyecektir. Emekliler ya yaşayacaklar ya sürüneceklerdir. AKP iktidarda kalırsa emekli bitecektir. Emekliler, bitmemek için, AKP’yi sandıkta bitirecektir.

Bu Hükûmeti emeklilerimize havale ediyor, tüm emeklilerimize ve yüce Meclisimize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaptan.

Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Mehmet Serdaroğlu, Kastamonu Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET SERDAROĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ikinci bölüm üzerinde şahsım adına söz aldım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, emeklilerimizin yüzde 87’si açlık sınırının altındadır, tamamına yakını yoksulluk sınırının da altında bir ücretle yaşamaya devam etmektedirler. Şimdi, kalkıp “Maaşlarını şu kadardan bu kadara çıkardık.” diye burada övünmektesiniz. Hangi rakama takla attırırsanız attırın ortada duran bir tek gerçek var. Yaptığınız 60 liralık zamla emeklilerimizin durumunda bir değişiklik olmamıştır. Yine yüzde 87’si açlık sınırının, yine yüzde 96’sı yoksulluk sınırının altında yaşamaya devam edeceklerdir.

Çok değerli milletvekilleri, 2000 yılı öncesi-sonrasındaki emekli olanların maaşları arasındaki adaletsizliği gidermek hepimizin görevidir. Emekli aylıklarının hesaplanması yöntemi değiştikçe SSK içinde farklı tarihlerde emekli olanlar arasında bile bağlanan aylık miktarlar açısından önemli adaletsizlikler vardır. Çalışma hayatı boyunca aynı sürede, aynı miktarda prim ödeyen, aynı yaşta emekli olan fakat emekli oldukları tarih birbirinden farklı olduğu için aylık hesaplama yöntemlerindeki değişiklikler sebebiyle farklı olan emekli aylıkların eşitlenmesi gerekmektedir. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çok önemli görevleri içinde olması gerekir.

Sosyal güvenlik kuruluşları arasındaki en temel eşitsizlik, farklı kanunların ve uygulamaların bulunmasından kaynaklanmaktadır. SSK’da alt sınır ve ortalama işçi emekli aylıkları birbirine çok yakın olduğundan, genel olarak işçi emekli aylıkları çok yetersiz kalmış, uzun yıllardır yapılmayan intibaklar sonucu emekli aylıklarındaki eşitsizlikler giderek büyümüştür.

İntibakla ilgili olarak defalarca iktidarın dikkatini çektik, soru önergeleri, kanun teklifleri verdik, ama sizlere maalesef bir türlü dinletemedik ve anlatamadık. En sonunda, kanun teklifimizi bu tasarıyla birleştirerek gündemden düşürmeye çalışıyorsunuz.

Gündüz de ifade ettim, göreve gelen her bakan “İntibak sorununu çözeceğiz.” diye söz verdi, ama bugüne kadar herhangi bir çalışma maalesef yapmadınız, yapamadınız. Hükûmetinizce ortaya somut bir öneri konamadı. Bugün getirdiğiniz tasarının içinde de yine intibakın “i”si dahi yok. “Yapacağız, edeceğiz” diye emeklileri kandırmaya, oyalamaya halen devam etmektesiniz.

Sonuçta, intibak meselesini tamamen rafa kaldırıp, 60 liralık bir zamla bu olayı geçiştirmeye çalışıyorsunuz. Âcizane kanun teklifimiz kabul edilseydi, intibakla ilgili sorun bu Mecliste kendiliğinden ortadan kalkmış olacaktı. Hani hep “Muhalefet ancak konuşuyor, çözüm üretmiyor.” diyorsunuz ya, işte kanun tekliflerimizin hepsi bu konularla ilgili birer çözümdür, milletin dertleriyle ilgili olan birer çözümdür. Samimiyseniz, bu kanun teklifinin içinde bulunan kanun teklifimize sahip çıkın.

Değerli milletvekilleri, kısaca, her seçim döneminde emeklilere verdiğiniz sözlerin, verdiğiniz taahhütlerin altında kalmanız, sizin iktidarınızın bize göre bir aynası, sizin iktidarınızın millete göre bir ölçüsüdür.

Kanun teklifimize destek vermediğiniz açıkça belli. Biliyoruz ki, zaten teklif de etseydik, iktidarınızın öyle bir anlayışı var ki, muhalefetten geldi diye ve hele, özellikle Milliyetçi Hareket Partisinden geldi diye her hayırlı teklifimiz reddedilmektedir bu Türkiye Büyük Millet Meclisinde.

Şimdi de yüzünüz kızarmadan, biliyoruz ki, yüzünüz kızarmadan “Emekli maaşlarına 60 lira zam yaptık.” diye ülkenin her tarafında, her seçim bölgesinde her değerli milletvekili kostak kostak gezecek diyor, hepinize saygılar sunuyorum.(MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bölüm üzerinde şimdi on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Köse, Sayın Tankut, Sayın Yıldız, Sayın Akçay, Sayın Paksoy, Sayın Özdemir, Sayın Aslanoğlu, Sayın İnan, Sayın Taner, Sayın Çalış, Sayın Doğru, Sayın Yunusoğlu ve Sayın Akcan sisteme girmişlerdir.

Soru sorma süresi sekiz dakikadır.

Sayın Köse, buyurun.

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, kırk beş gündür sadece kazanılmış haklarını savunmak için mücadele eden Tekel işçileri hakkında Hükûmetin tutumunda bir değişiklik var mıdır? Başbakanın yarın Türk-İş Başkanıyla yapacağı toplantı sonunda işçilerin haklı talepleri kabul görecek mi?

İkinci sorum: Küçük ve orta ölçekli sanayicilere kredi verildi. Bu krediler için hangi kriterler arandı? Bu kredi için kaç kişi başvurdu? Bu krediye başvuranlar arasında kaçı kabul gördü?

Üçüncü sorum: Tekelin özelleştirilmesi demokrasinin bulunduğu, halka, insana değer verilen bir ülkede olsaydı devlet şöyle yapardı: Alıcılarla oturup konuşur, işçileri kim istihdam edecekse, kim fabrikaları kapatmayıp çalıştıracaksa Tekeli ona satardı ama ülkemde böyle yapılmadı. Bu konuda nasıl düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tankut…

YILMAZ TANKUT (Adana) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, Adana ve bazı illerimizden bizlere iletilen şikâyetlerde, istirahatli ve hasta olarak raporlu olan çalışanlara ödenmesi gereken tutarların Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından bir süredir ödenmediği bildirilmektedir. Ödemelerin 1 Ocak 2010 tarihinden beri durdurulduğu ve bunun da en az kırk gün devam edeceği ifade edilmektedir. Gecikmelerin nedeni olarak da Sosyal Güvenlik Kurumunun muhasebe altyapısından kaynaklanan teknik bir sorun olduğu öne sürülmektedir. Zaten çok zor durumda olan bu vatandaşlarımızın raporlu olma haklarından doğan alacaklarının teknik bir hata yüzünden geciktirilmesi işi doğru mudur? Şayet doğru ise söz konusu vatandaşlarımızın alacaklarının en geç ne zaman ödeneceği konusunda bilgi verebilir misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yıldız, buyurun.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Sayın Bakanım, bankalardan kuruluş ve faaliyet izin belgelerinden beklenen kaynağın 400 milyon olduğunu siz ifade ettiniz. Siz de çok iyi biliyorsunuz ki, bankalar bunu kârlarından değil, vatandaşların cebinden değişik isimler adı altında alacaklar. Bununla ilgili, bankaların harçları vatandaşlara yansıtmasını önleyecek tedbirleri alacak mısınız?

Hükûmet üyeleri her fırsatta Avrupa Birliği standartlarından bahsediyorsunuz. Hangi Avrupa Birliği ülkesinde bütçe kanunlaşıyor, emeklilere zam veriliyor, arkadan kanun çıkarılıyor? Siz Avrupa’da eğitim almış bir yetkili olarak böyle bir uygulamayı herhangi bir Avrupa ülkesinde gördünüz mü?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2009 yılının Kasım ayı başında Başbakan Yardımcısı Sayın Cemil Çiçek kamuda çalışan tüm uzmanların maaşlarının eşitleneceğini ifade etmişti ve bu açıklama uzmanlar arasında bir beklenti oluşturmuştur. Söz konusu çalışma hangi aşamadadır? Yapılan çalışmada kapsam dışında bırakılan uzman grubu var mıdır?

Diğer bir sorum da: Memur emeklilerinin durumunu iyileştirmek için bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Paksoy…

MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, Hükûmetiniz Acil Eylem Planı’nda personel reformunu bir yıl içerisinde yapacağınızı söylemiştiniz. Bırakınız personelin durumunu düzelteceğinize hâlihazır sistem de bozuldu. Sözleşmeli memur sistemi getirerek memurlar arasında ayrıcalık getirdiniz; 4/B’li, 4/C’li işe giren memur 657’ye göre daha az haklara sahip. Bu haksız durumu nasıl düzelteceksiniz? Bir zaman verir misiniz?<