DÖNEM: 23 CİLT: 56 YASAMA YILI: 4
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
35’inci
Birleşim
18 Aralık 2009 Cuma
(Bu
Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür
belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş
alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L
E R
I. - GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
II. - GELEN
KÂĞITLAR
III. - KANUN TASARI
VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- 2010 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(1/759) (S. Sayısı: 442)
2.- 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi
Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2008 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait
Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı
Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/728, 3/934) (S. Sayısı: 443)
A) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI
1.- Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
B) MESLEKİ YETERLİLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
1.- Mesleki
Yeterlilik Kurumu Başkanlığı
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Mesleki
Yeterlilik Kurumu Başkanlığı
2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
C) ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANLIĞI
1.- Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanlığı
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanlığı
2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
D) ENERJİ PİYASASI DÜZENLEME KURUMU
1.- Enerji
Piyasası Düzenleme Kurumu
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Enerji
Piyasası Düzenleme Kurumu
2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
E) ULUSAL BOR ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ
1.- Ulusal Bor
Araştırma Enstitüsü
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Ulusal Bor
Araştırma Enstitüsü
2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
F) ELEKTRİK İŞLERİ ETÜT İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Elektrik
İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Elektrik
İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
G) TÜRKİYE ATOM ENERJİSİ KURUMU
1.- Türkiye Atom
Enerjisi Kurumu 2010
Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Türkiye Atom
Enerjisi Kurumu 2008
Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
H) MADEN TETKİK VE ARAMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Maden Tetkik
ve Arama Genel Müdürlüğü
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Maden Tetkik
ve Arama Genel Müdürlüğü
2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
I) PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Petrol İşleri
Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Petrol İşleri
Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
İ) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI
1.- İçişleri Bakanlığı 2010 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- İçişleri Bakanlığı 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
J) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Emniyet Genel
Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Emniyet Genel
Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
K) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI
1.- Jandarma
Genel Komutanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Jandarma Genel
Komutanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
L) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI
1.- Sahil
Güvenlik Komutanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Sahil
Güvenlik Komutanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
M) DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI
1.- Dışişleri Bakanlığı 2010 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Dışişleri
Bakanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
IV.- AÇIKLAMALAR
1.- Trabzon
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın, enerji üretimiyle ilgili yanıltıcı
rakamlar verdiğine ilişkin açıklaması
2.- İçişleri
Bakanı Beşir Atalay’ın, Ankara Valiliğinin, Tekel işçilerinin eylemiyle ilgili
müdahalesinde bazı milletvekillerinin maruz kaldığı durumdan üzüntü duyduğuna
ilişkin açıklaması
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Çeşitli İşler
- Gösteri ve Protestolar
1.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ile
Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, Komisyon
sıralarında oturan İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın önüne birer limon bırakması
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 11.00’de açılarak altı oturum yaptı.
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/759) (S.
Sayısı: 442) ve 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile
Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2008 Bütçe Yılı Kesin
Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna
Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi’nin (1/728, 3/934) (S. Sayısı: 443)
görüşmelerine devam edilerek;
Gençlik ve Spor
Genel Müdürlüğü,
Yüksek Öğrenim
Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü,
Dış Ticaret
Müsteşarlığı,
İhracatı
Geliştirme Etüd Merkezi,
Gümrük
Müsteşarlığı,
Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü,
Devlet Personel
Başkanlığı,
Millî Savunma
Bakanlığı,
Savunma Sanayii Müsteşarlığı,
Adalet Bakanlığı,
Ceza ve İnfaz
Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu,
Türkiye Adalet
Akademisi Başkanlığı,
Yargıtay,
Danıştay,
2010 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçeleri ve 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesapları kabul edildi.
Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili
Mehmet Sevigen’in, AK PARTİ Grubu Başkanına,
Ankara
Milletvekili Hakkı Suha Okay,
Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, CHP Grubu
Başkanına,
Konya
Milletvekili Faruk Bal, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın,
mensubu bulunduğu Hükûmete,
Sataşması
nedeniyle birer konuşma yaptılar.
İzmir
Milletvekili K. Kemal Anadol,
Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır,
Abdi İpekçi
Parkı’nda sorunlarını dile getirmeye çalışan Tekel işçilerine ve onların
sorunlarını dinlemek için orada bulunan bazı milletvekillerine güvenlik güçleri
tarafından aşırı güç kullanılmasını kınadıklarına,
Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş, Tekel işçilerinin aç ve
açıkta olmadığına, onları tahrik ederek yasa dışı eylem yapmaları yönünde
teşvik eden insanları kınadığına ve orantısız güç kullananlar varsa onların da
bu şekilde davranmalarını tasvip etmediğine,
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Abdi İpekçi Parkı’nda yaşanan olayların
yasal platformda olup olmadığının ayrı bir tartışma konusu olduğuna ancak
milletvekillerinin maruz kaldığı muamelenin tasvip edilemeyeceğine,
Tunceli
Milletvekili Kamer Genç, bütçenin bu programa göre müzakeresini öngören bu
sistemi protesto ettiğine ve yarından itibaren de bütçe müzakerelerine
katılmayacağına,
Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş, Abdi İpekçi Parkı’nda
yaşanan olaylarla ilgili konuşmalar sırasında bir milletvekilinin kullandığı
söz nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisinden özür dilemesi gerektiğine,
Ankara
Milletvekili Hakkı Suha Okay,
AK PARTİ Grup Başkan Vekili Mustafa Elitaş’ın, incelenmemiş,
ham tutanakları dayanak yaparak K. Kemal Anadol’un
ifadesini bir bütünlük dışında ifade ettiğine ve ham tutanak ile incelenmiş
tutanak arasında farklılıklar bulunduğuna, tutanağın yeniden incelenmesi
gerektiğine,
İstanbul
Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, ellerindeki tutanağa göre konuştuklarına,
Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır, karşılıklı konuşmalar sırasında meselenin başka
yönlere çekildiğine,
İlişkin birer
açıklamada bulundular.
Alınan karar
gereğince, 18 Aralık 2009 Cuma günü saat 11.00’de toplanmak üzere birleşime
23.21’de son verildi.
|
|
|
Şükran Güldal MUMCU |
|
|
|
|
Başkan Vekili |
|
|
|
Fatih METİN |
|
Murat ÖZKAN |
|
|
Bolu |
|
Giresun |
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
|
|
|
Bayram ÖZÇELİK |
|
|
|
|
Burdur |
|
|
|
|
Kâtip Üye |
|
No.: 45
II.- GELEN KÂĞITLAR
18 Aralık 2009 Cuma
Tasarılar
1.-
Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasının Ana Sözleşmesinde Değişikliğin
Onaylan-masının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı
(1/786) (Plan ve Bütçe ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
7.12.2009)
2.- Cumhurbaşkanı
Seçimi Kanunu Tasarısı (1/787) (Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
10.12.2009)
Teklifler
1.- Kahramanmaraş
Milletvekili Veysi Kaynak’ın; Tebligat Kanunu ile
Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546)
(İçişleri ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.12.2009)
2.- Mersin
Milletvekili Ali Oksal’ın; Muhtar Ödenek ve Sosyal
Güvenlik Yasasında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/547)
(İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
26.11.2009)
3.- Denizli
Milletvekili Hasan Erçelebi’nin; 2108 Sayılı Muhtar
Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasasında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi
(2/548) (İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
11.12.2009)
Tezkereler
1.- Batman
Milletvekili Ayla Akat Ata’nın Yasama
Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1028) (Anayasa
ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş
tarihi: 17.12.2009)
2.- Van Milletvekili
Fatma Kurtulan’ın Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1029) (Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
17.12.2009)
3.- Muş
Milletvekili Sırrı Sakık’ın Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1030) (Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
17.12.2009)
4.- Sakarya
Milletvekili Şaban Dişli’nin Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1031) (Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
17.12.2009)
18 Aralık 2009 Cuma
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 11.00
BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Gülşen ORHAN (Van)
BAŞKAN – Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter
sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.
Sayın
milletvekilleri, gündemimize göre, 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu
Tasarısı ile 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki
görüşmelere devam edeceğiz.
Program uyarınca
bugün iki tur görüşme yapacağız.
Yedinci turda,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı,
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, Ulusal
Bor Araştırma Enstitüsü, Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü, Türkiye
Atom Enerjisi Kurumu, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, Petrol İşleri
Genel Müdürlüğü bütçeleri yer almaktadır.
III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 442) (x)
2.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2008 Bütçe Yılı
Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların
Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (1/728, 3/934) (S. Sayısı: 443) (x)
A) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI
1.- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2010 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçesi
2.- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesabı
B) MESLEKİ YETERLİLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
1.- Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
C) ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANLIĞI
1.- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
D) ENERJİ PİYASASI DÜZENLEME KURUMU
1.- Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
(x)
442 ve 443 S. Sayılı Basmayazılar ve Ödenek
Cetvelleri 14/12/2009 tarihli 31’inci Birleşim
Tutanağı’na eklidir.
E) ULUSAL BOR ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ
1.- Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
F) ELEKTRİK İŞLERİ ETÜT İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Elektrik İşleri Etüd İdaresi
Genel Müdürlüğü 2010
Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Elektrik İşleri Etüd İdaresi
Genel Müdürlüğü 2008
Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
G) TÜRKİYE ATOM ENERJİSİ KURUMU
1.- Türkiye Atom Enerjisi Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Türkiye Atom Enerjisi Kurumu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
H) MADEN TETKİK VE ARAMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
I) PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçesi
2.- Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesabı
BAŞKAN – Komisyon
ve Hükûmet yerinde.
Sayın
milletvekilleri, 03/12/2009 tarihli 26’ncı Birleşimde,
bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur
için soru-cevap işleminin yirmi dakika olması kararlaştırılmıştır. Buna göre,
turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekillerinin,
konuşmaların bitimine kadar şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan sonra
ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofonlarındaki
kırmızı ışıkları yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin söz talepleri kabul
edilmiş olacaktır.
Tur üzerindeki
konuşmalar bittikten sonra, soru sahipleri, ekrandaki sıraya göre sorularını
yerlerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi on dakika içinde tamamlanacaktır.
Cevap işlemi için de on dakika süre verilecektir. Cevap işlemi on dakikadan
önce bitirildiği takdirde geri kalan süre için sıradaki soru sahiplerine söz
verilecektir.
Bilgilerinize
sunulur.
Yedinci turda
grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına: Kocaeli Milletvekili Sayın Cevdet Selvi,
İstanbul Milletvekili Sayın Bayram Ali Meral, Antalya Milletvekili Sayın Hüsnü
Çöllü, Adana Milletvekili Sayın Tacidar Seyhan,
Artvin Milletvekili Sayın Metin Arifağaoğlu.
Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına: Yozgat Milletvekili Sayın Mehmet Ekici, Bursa
Milletvekili Sayın Necati Özensoy, Adana Milletvekili
Sayın Yılmaz Tankut, Niğde Milletvekili Sayın Mümin
İnan.
Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına: Gaziantep Milletvekili Sayın Fatma Şahin, Kocaeli
Milletvekili Sayın Eyüp Ayar, Muğla Milletvekili Sayın Mehmet Nil Hıdır, Ordu
Milletvekili Sayın Ayhan Yılmaz, Zonguldak Milletvekili Sayın Polat Türkmen,
İzmir Milletvekili Sayın İsmail Katmerci, Giresun Milletvekili Sayın Ali Temür, Aydın Milletvekili Sayın Mehmet Erdem.
Şahıslar adına:
Lehinde, Siirt Milletvekili Sayın Afif Demirkıran;
aleyhinde, İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural.
Cumhuriyet Halk
Partisi adına ilk söz Kocaeli Milletvekili Sayın Cevdet Selvi’de.
Buyurun Sayın Selvi. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz sekiz
dakika.
CHP GRUBU ADINA
M. CEVDET SELVİ (Kocaeli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığının bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun
görüşlerini belirtmek üzere huzurunuzdayım. Hepinize saygı ve sevgilerimi
sunarım.
Değerli
milletvekilleri, Türkiye’de belirsizliğin, sorumsuzluğun hatta Türkiye'nin
yangın alanına çevrildiği bir ortamda, 58, 59, 60’ıncı Hükûmetin
sekizinci bütçesini görüşüyoruz. Ne yazık ki bu sekiz yıl, üç hükûmetin Türkiye’yi getirdiği bu acı durum açıkça ortada.
Bunların nüvesinde de çalışma hayatı, endüstriyel ilişkiler yatmakta. Sorunlar
olağanüstü, rahatsızlıklar olağanüstü boyutlara ulaşmış durumda.
AKP iktidara
gelirken verdiği sözlerin hiçbirini maalesef yerine getirmemiş, halkın, oy
aldığı yurttaşların taleplerini, güncel sorunlarını, yakıcı hâle gelen
sorunlarını ise göz ardı ederek -ciddi gerçekleri saptırma, olayları saklama,
çevreyi suçlama, geçmişi suçlama, sosyal grupları suçlama- kamu birimlerini
suçlayarak vakti geçirmeye devam etmiştir.
İşsizlikte havlu
atmıştır ve işsizlik ciddi bir bunalım hâline gelmiş, her aileyi güç durumda
bırakmıştır ve orta vadeli planda da 6-6,5 milyon işsizin 2012 yılına kadar
devam edeceği bakanlıklar tarafından belirtilmiştir. Rakamlarla oynanmış ve
bütün inceleme, değerleme düzeni değiştirilerek halk yanıltılmıştır.
Ancak, bunlar son
derece rahatsız edici olaylar olmakla beraber ekonomi çökeltilmiş; yoksulluk,
işsizlik, toplumsal hayatımızda bunalım yaşanır hâle gelmiştir. Demokrasi,
özgürlük, insan hakları ve özellikle uzlaşma, diyalog hiçbir zaman dilden
bırakılmamış, demokrasiden söz etmek mümkün olmayan hâle gelmiş, özgürlükler
kendine göre, kendi ideolojisinden yana olanlara kısmen bırakılmış, insan
hakları da iktidar tarafından ihlal edilmiştir.
ABDURRAHMAN
DODURGALI (Sinop) – Somut bir şey söyle.
M. CEVDET SELVİ
(Devamla) – Verilen sözlerin hiçbiri yerine getirilmemiş ve özellikle,
fedakârca, umutla yedi yıl büyük samimiyetle, özveriyle bekleyen
yurttaşlarımızın sabrı tüketilir hâle gelmiştir. İşçiler, çalışanlar
ücretlerinden kaybetmişlerdir, çalışma şartları kötüleşmiştir; fedakârlık etmişlerdir,
canına kastedilecek noktaya gelinmiştir.
İş kazaları ve
meslek hastalıkları: En son Bursa Kemalpaşa’da 19 işçimizin vefatı… Ondan önce 2003, 2004, 2005, 2006 yıllarında Anayasa’nın Hükûmete verdiği, Çalışma Bakanlığına verdiği hiçbir görev
yerine getirilmemiş, 4857 sayılı Yasa’nın 91’inci maddesi Çalışma Bakanlığına
bu görevi verdiği hâlde kesinlikle denetlenmemiş, sadece orada sorumlu olanlar
-kömürün çıktığı değil- valileri, kaymakamları şoför mahallinde oy devşirmeye
göndermiş ama oradaki insanların ölümüne, 600 lirayla açlık, yoksulluk içinde
ölümüne neden olmuşlardır. Raporlar ortadadır, hepsi aynıdır. 83 kişinin
bu göz göre göre -iş kazası değil- cinayetini, her
seferinde Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri Meclise getirmişler, sorular sormuşlar,
Meclis araştırması vermişler, dönüp bakılmamış. Bütçe Komisyonunda Sayın Bakan
“500 küsur müfettişimiz var, denetleme imkânımız yok. Gelişmiş ülkelerde bunun
10 katından fazla.” demiş, sekizinci yılına giren bu Hükûmet
tarafından…
Şimdi, bu, uzmanlar
tarafından, sivil toplum örgütleri tarafından yıllarca bu Meclise getirilip
“Onu araştırıp çözümünü beraber bulalım.” dememize rağmen oy çokluğu nedeniyle
reddedilmiştir. İşte, böyle bu kanın üstünde bakanlık yapılmaktadır. Hatta 2006
yılında Türkiye’de ruhsatsız kömür madeni ancak işçi öldükten sonra çıkmıştır.
Hepsi, bunlar Hükûmetin vebali, Hükûmetin
sorumsuzluğu, Hükûmetin insana, emeğe, insan onuruna,
insan sağlığına dönüp bakmamasının sonucudur. Bu iş cinayeti, önlenebilir
cinayetler nedeniyle -dullar, yetimler- sadece bakanların zamanında görevlerini
yapmamaları nedeniyle, 5 bin lira verilip vicdanlarını rahatlatmak gibi
hafiflik içerisine girmiştir.
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Kan üzerinden siyaset yapmayın.
M. CEVDET SELVİ
(Devamla) – Bu cinayetlerden AKP Hükûmeti -belgeler
ortadadır, Meclistedir; tek tek veririz- sorumludur.
Burada rahat oturmanın, bu ihmalin sonucunda böylesine bakanlık yapmanın ne
kadar hafiflik ne kadar insanlık dışı bir anlayış olduğu açıkça görülmektedir.
ALİ KOYUNCU
(Bursa) – 1 tanesi cenazede yoktu.
M. CEVDET SELVİ
(Devamla) – Bu cinayetlerden sorumlu olan, maalesef, Hükûmet
ve Bakanlık bu yetimlerin, dulların, çocukların hesabını veremeyecek, öbür
dünyada da hesabını veremeyecek noktadadır. Yasalar ortadadır, yapılanlar ortadadır.
ALİ KOYUNCU
(Bursa) – Ben Kemalpaşa’ya gittim. Aile “Bizim üzerimizden siyaset yapmayın.”
dedi.
M. CEVDET SELVİ
(Devamla) – İkinci olay: Sendikalar etkisiz, yetkisiz bırakılmış; işçiler
çaresiz hâlde bırakılmış. Önce kötü şartlarda, önce çeşitli yerlerde iş
kazaları katlanarak büyümüştür. Çalışma Bakanlığının rakamları ortadadır ve
maddi kayıp da 2006 yılına göre 21 katrilyon liradır, önlenmediği için,
önlenemediği için. 1 milyar dolara imza atan Türkiye'nin satışına bu Hükûmet, bu önlemleri almadığı için maalesef 21 milyar -Çalışma Bakanlığında bu rakamlar vardır-
2006 yılında Türkiye hazinesini zarara sokmuşlardır.
Değerli
arkadaşlarım, ne demokrasiden bahsedilip…
ABDURRAHMAN
DODURGALI (Sinop) – O rakamları söyle.
M. CEVDET SELVİ
(Devamla) – Bakanlık biliyor, Bakanlığın rakamlarını söylüyorum.
ABDURRAHMAN
DODURGALI (Sinop) – Söyle o rakamları da millet de duysun.
M. CEVDET SELVİ
(Devamla) – Dünkü olay ise vahameti açıkça göstermektedir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Selvi, bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
M. CEVDET SELVİ
(Devamla) – Bugüne kadar bütün eylemlerde bu şiddet, bu saldırı görülmemiştir.
Ekonomik hakları,
demokratik hakları ellerinden alınanlar bu sıkıntıları anlatmaya çıktığı zaman
karşısına polis dikilmiş, kasıtlı olarak sendikalar içeri alınmış, işçiler
içeri alınmış, milletvekilleriyle beraber bu şiddet maalesef bu kutsal çatı
altında ilk defa görülmüştür. Bu Meclisin itibarı, halkın oyuyla gelen
milletvekillerinin saygınlığı ortadan kalkmıştır. Bu, bu dönemin utanç verici
bir olayıdır, bu utanç da Hükûmete aittir.
Değerli
arkadaşlarım, sokağa çıktı herkes. Şimdiye kadar iyi niyetle bekleyen Devlet
Demiryolları çalışanları, kamu çalışanları söz verildiği hâlde o ekonomik ve
demokratik hakları yerine getirilmemiş, yasalar hatırlatılmış ve şimdi 56 kişi,
bu insanların demokratik hakları, yıllardır uğraşıp Hükûmet
programında yer almış olmasına rağmen, yerine getirilmeyip…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
M. CEVDET SELVİ (Devamla)
– …sokağa taşmaları nedeniyle şimdi de cezalandırılır hâle gelmiştir.
Değerli
arkadaşlarım, eczacılarla uzlaşılamamış, itfaiyeciler sokakta… (AK PARTİ
sıralarından “süre bitti” sesleri, gürültüler)
M. CEVDET SELVİ
(Devamla) – Ve Tekel işçilerinin tetiğini basan Sayın Başbakandır. İstanbul’da
Tekel işçileri “Sayın Başbakandan müjde bekliyoruz.” diye gittiğinde provokatörlükle suçlanmış, kendilerine saldırılmasını
sağlamış ve o yıllardır bekleyen tütün üreticisini ekmeğinden eden, tütün
işçisine verilmeyen haklar şimdi…
BAŞKAN – Sayın Selvi, teşekkür ederim.
M. CEVDET SELVİ
(Devamla) – Hemen bitiriyorum.
BAŞKAN – Ama bir
dakika verdim. Bakın, bütçe konuşması…
Teşekkür ederim.
M. CEVDET SELVİ
(Devamla) – Hepimizi üzecek, sizi utandıracak bu faşizan gidişe ne yazık ki,
ortak olmanın utancını tarihte de göreceksiniz.
MEHMET ERDOĞAN
(Gaziantep) – Faşist sizsiniz!
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Kürsüyü de işgal ediyorsunuz!
M. CEVDET SELVİ
(Devamla) – Diktatörlükler böyle gelir. İşte, bu sonuç budur. Bu Hükûmet Türkiye’yi allak bullak etmiştir.
ERTEKİN ÇOLAK
(Artvin) – Aynı zorbalığı kürsüde gösteriyorsun!
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Teslimiyetin
sonucu budur. Utanacaksınız. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – İstanbul
Milletvekili Sayın Bayram Ali Meral.
CHP GRUBU ADINA
BAYRAM ALİ MERAL (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bütçesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Yüce
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli AK PARTİ’liler, ülkenin her zamankinden daha fazla birliğe,
bütünlüğe, huzura ihtiyacı var. Lütfen, huzur bozucu, huzur kaçırıcı
olaylardan… Sorumluluklardan kaçmayınız.
Değerli
arkadaşlarım, elli yıldır onurlu bir maziye sahip Türk-İş’in tarihinde ilk defa
bir genel sekreter göz altına alınmıştır.
Muhterem
arkadaşlarım, şimdi, bakınız, devletin önemli, güvenilir müesseseleri vardır:
Bu yargıdır; bugün yargıyı güvenilmez bir hâle
getirdiniz.
Bu Türk Silahlı
Kuvvetleridir; akla, mantığa alınmayacak yorumlarda bulundunuz, incittiniz. Bu,
Avrupa’yı sevindirdi ama hepimizi üzdü.
Onun ötesinde
Türk polisi vardır; Türk polisi işçinin çocuğudur, memurun çocuğudur, köylünün
çocuğudur. Sen onu babasıyla karşı karşıya getiriyorsun, kardeşiyle karşı
karşıya getiriyorsun, onu da sevimsiz bir hâle getiriyorsun.
Soruyorum size:
Hudutta üniformalı teröristleri karşılattınız; müsteşarınız gitti, savcınız
gitti, hâkiminiz gitti. Türk işçisi Genel Merkezînizin önüne geldi, onlar sizin
vatandaşınız, inip de bir derdini sorma, onların sizden bunu bekleme hakkı yok
muydu? Yani üniforma mı istiyordunuz, oraya gelsin de çıkıp da karşılayasınız?
Ne istiyor Tekel işçisi sizden?
Değerli
arkadaşlarım, bakınız, bazı müesseseler vardır özelleştirilmiştir, bazı
müesseseler vardır kapatılmıştır, bunları birbirinden ayırmak lazım. Kapatılan
müesseselerde işçi müktesep hakkıyla yeni iş yerine gitmiştir. Neresi
kapatılmıştır? Köy Hizmetleri kapatılmıştır, biliyorsunuz.
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Köy Hizmetleri nasıl kapandı!
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – SEKA kapatılmıştır, Sümer Holding kapatılmıştır, HAVAŞ
kapatılmıştır, birçok müessese -saymakla bitmez- kapatılmış; buradaki çalışan
işçi kazanılmış haklarıyla bu müesseselere gitmiştir.
Tekel işçisi
demiyor ki: “Ben gitmem.” Diyor ki: “Tamam, aldığınız karara eyvallah, ama
benim aldığım müktesep, kazandığım haklarımla birlikte beni bu müesseselere
gönderin.” Konu budur değerli arkadaşlarım.
Belki bakanlara
yanlış bilgi veriliyor, belki siz yanlış bilgilendiriyorsunuz. Tekel işçisi
“Ben dağıtıma karşıyım.” demiyor, “Gitmiyorum.” demiyor, “Kazanılmış haklarımla
beni yeni müesseseye gönderin.” diyor.
Bu, bunun doğal
hakkı değil midir Allah aşkına? Ne istiyor bu işçi sizden? Yakışıyor mu? Sayın
Valiye yakışıyor mu, Sayın Bakana yakışıyor mu, o işçileri o hâle getirip…
Bakınız değerli
arkadaşlarım, yargıyı bu hâle getirdiniz, önemli müesseseleri bu hâle
getirdiniz, şu Meclisin onurunu koruyun. Milletvekilinizin gözüne neredeyse
parmağını sokturuyorsunuz. Ha onun gözüne sokmuş ha sizin gözünüze sokulmuş o
parmak. Ne farkı var? Konuşsanız ya bunu. Onurunu
koruyun bu Meclisin, onurunu! Ayaklar altına aldırdınız! Güveni kalmadı
kimsenin.
ERTEKİN ÇOLAK
(Artvin) – Size mi kaldı onurunu korumak?
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bir tek bu mu? Nerede örgütlü toplumlar varsa
teker teker makaslamaya başladınız.
Peki, ne oldu
şimdi Tekel işçileri dışında? İhaleye veriyorsunuz dostlarınıza, yakınlarınıza.
Ya, itfaiyeciler ne oldu? Onlara ne oldu? Ya, bunlar Türkiye'nin sorunu değerli
arkadaşlarım. Yani, kargaşa yaratmanın… Şimdi ülke ateş içinde, bundan huzur mu
duyuyoruz? O gitti, şimdi eczacılara sıra geldi. Örgütlü toplumu ortadan
kaldırmak, “teker teker yapacağım…” Niye baştan
yaptınız? Eski başkan burada, ben onun yerinde olsam istifa ederim.
MUHARREM
SELAMOĞLU (Niğde) – Eczacılara ne olmuş?
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – Devlet Demiryollarındaki arkadaşlar… Ya, bunlar hiç hakkını
aramayacak mı değerli arkadaşlarım? Yani, yasalar bunlara bu hakkı vermiş. (AK
PARTİ sıralarından gürültüler)
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Laf atıp durma ya! Yeter be! Dinle!
SONER AKSOY
(Kütahya) – Ne biçim bağırıyorsun?
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) Bunlar hakkını aradı diye babası yaşındaki bir adamın polisler
kollarına girip -aynı Filistin’de olduğu gibi- kafasını betona dayayarak
sürüklemesine gönlünüz razı oluyor mu değerli arkadaşlarım? Ayıp değil mi? Bu,
Türk polisine yakışır mı, Türk memuruna yakışır mı, Türk halkına yakışır mı?
Bunları yakıştırıyorsunuz. Yapmayınız bunu değerli arkadaşlarım.
Söylüyoruz:
Tedbir alın, insan sağlığına önem verin. Ne oldu? 19 tane maden işçisi, 19 tane
yuva yıkıldı. Ondan sonra, sağ olsun, sayın bakanlar gitti cenaze namazını
kıldı, üç beş kuruş da ellerine verdiniz. Patron nerede?
ORHAN ZİYA DİREN
(Tokat) – Patron Nerede?
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – Patron nerede değerli arkadaşlarım, tamam da patron nerede? Yok. Ne
oldu peki? Mutlaka patronu biri saklıyor, biri gizliyor. Kim bulacak bunu? Ben
şimdi soruyorum: Evet, kim bulacak? O işçiyi göle sokan polis gitsin bulsun,
ben bulacak değilim; ona gücün yetiyor, kafasını suya sokuyor işçinin, gitsin
bulsun onu, arasın bulsun.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Ona yetmez! Yetmez!
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – Savcı bulsun. Habur Kapısı’na giden savcı
oraya gitsin, gitsin orada bulsun. Oraya gönderiyorsunuz savcıyı, oraya da
gönderin.
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Ver talimatı gitsin!
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım, ülkeyi ne hâle getirdiniz farkında mısınız?
Gülünecek hâliniz var. Ülke ne hâle geldi arkadaşlar, bir oturup düşünün. Hiç
düşünmüyor musunuz? Ben bazen düşünüyorum, uykum kaçıyor. Yani şu gün Güneydoğu
Anadolu’ya, babayiğit iseniz, elinizi kolunuzu sallayarak gidin. Var mı
yüreğiniz? Gidin bakayım.
MUHARREM
SELAMOĞLU (Niğde) – Biz gidiyoruz, siz de gidin. Buyurun beraber gidelim.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – Kim orası… Kim gidiyor?
HALİL MAZICIOĞLU
(Gaziantep) – Gidiyoruz, gidiyoruz; zaten her gün gidiyoruz.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – Biliyorum da 8 tane, 15 tane de polisle. Yalnız git yalnız, yüreğin
varsa! Ülke bu hâle geldi.
Ben
gidemediğimden dert yanıyorum, gidemediğimden; ben kendi köyümde bir akşam
kalamayacağımdan dert yanıyorum.
ERTEKİN ÇOLAK
(Artvin) – Biz senin köyüne gidiyoruz hiç merak etme!
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – Aklınızı başınıza toplayın. Bunu ben anlatıyorum. Ben kendi köyümde
bir gece gidip yalnız başıma kalamayacağımın derdini anlatıyorum size. Uyanın,
uyanın! Uyanın! Ülkeyi ne hâle getirdiniz?
Siz, oturun
işçiyle uğraşın, fakir fukaranın ekmeğiyle uğraşın, cuma günü de olduğu zaman
camiye gidin, namaz kılın. Allah kabul edecek mi bunu? Bunu Allah kabul edecek mi? Fakirin hakkını
verin, hakkını. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri lütfen… Sayın milletvekilleri…
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım, sayın bakanlarınız gitti.
ALİ KOYUNCU (Bursa)
– Sen de git!
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – Hatay’a gitti Adalet Bakanınız. Hatay’daki işçiler bana telefon
ediyor “Bize geldi söz verdi…” Ne ölçüde söz verdiğini söylemiyorum. “Tekel
işçisi, hiç merak etmeyin, kazanılmış haklarınızla birlikte sizi koruyacağız.”
Hani kazanılmış haklar, değerli arkadaşlarım?
Ayrıca,
Adıyaman’a gitti Sayın Fırat, söz verdi orada da işçiye: “Hiç 1 kuruşluk
zararınız olmayacak.” Ne oldu şimdi değerli arkadaşlarım?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Aldatma, kandırma!
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – Tekel işçisi diyor ki: “Beni nereye gönderirse göndersinler, bu
ülke benim ülkem, gider çalışırım ama kazanılmış hakkımla göndersinler.” Bunu
yapın, bunu istiyorum sizden değerli milletvekilleri, bunu istiyoruz. Dağıtın,
gitsin tamam ama aldığı ücretle gitsin, aldığı haklarla…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – Bu sendikaların gözünü seveyim, genel kurullara gelir saatlerce
konuşurdu siyasiler, burada bir dakikayla, iki dakikayla derdimizi
anlatamıyoruz. İşte orada da demokrasi çalışıyor, kusura bakmayın, burada da
çalışıyor; ne yapayım?
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, bakınız, ben “Emekliye şunu verdiniz, memura şunu verdiniz, şunu
mağdur ettiniz, şu yakınlarınıza yeni ihaleler çıkardınız, iş verdiniz.” onları
tartışmıyorum sizle. Onlara şöyle biraz oturuyor, kendi kafanızı yoruyorsunuz,
rahatsız oluyorsunuz ama ne yapayım, gücünüz yetmiyor; bunları da
tartışmıyorum.
Şimdi, burada, çalışanların mağduriyeti söz konusu. Biz şimdi bunu tartışıyoruz. Bu adamlar hakkını kullanıyor, siz de
devletin güvenlik güçlerini işçilerin üzerine sürüyorsunuz ve orada kargaşa
oluyor. Şimdi, aklıma şu geldi: Siz bu Ergenekon’u iyi bellediniz, acaba demir
yolu işçilerini, Tekel işçilerini de Ergenokoncular
örgütlemesin değerli arkadaşlarım, onlar da örgütlemiş olabilir. Siz bunu iyi
tutturdunuz, hep bunu konuşuyorsunuz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Meral.
BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım, şunu bir kez daha söylüyorum: Bu işçiler
gitmek istiyor, çalışmak istiyor. Sizden istekleri… “Benim kazanılmış
haklarımla birlikte istedikleri yere gideyim.” diyor, “Gitmiyorum.” demiyor.
Lütfen Hükûmetinizle konuşun, bakanlarınızla konuşun,
bu sorunu çözün.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Meral.
Antalya
Milletvekili Sayın Hüsnü Çöllü. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
HÜSNÜ ÇÖLLÜ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığının 2010 yılı bütçesini görüşmek üzere CHP Grubu adına söz
aldım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.
Doğaldır ki sekiz
dakika içerisinde enerjinin tümü üzerinde konuşmak mümkün değil. Bu nedenle birkaç
konunun altını çizerek sizleri bilgilendirmek istiyorum.
Değerli
milletvekilleri, enerjide, özellikle elektrik enerjisinde hangi noktadayız,
önce onu bir irdeleyelim. Aslında Ekim ayında yapılan yüzde 10’luk zam bizim
hangi noktada olduğumuzu çok iyi göstermektedir. Türkiye kaynaklarını heba
eden, sanayicisinin, çiftçisinin, vatandaşının faturasını kabartan bir
politikayı AKP eliyle yedi yıldır sürdürmektedir. Talebi düşen bir malın fiyatı
da düşmesi gerekmektedir. Ama, ülkemizde ne olmakta:
Enerji talebinde tarihî düşüşler yaşanırken vatandaşın elektrik faturası
zamlanmaktadır. Bunu anlamak mümkün değildir. Doğal gazın, kömürün fiyatında
ciddi bir artış mı var? Hayır, yok. Barajlar boş, orada bir sorun mu var?
Hayır, barajlar da dolu. Talep düşüyor, maliyetlerde bir artış yok ama zam
yapılıyor çünkü sistem Türk vatandaşı için işlemiyor değerli arkadaşlar.
Elektrik
üretiminde geçen yıla göre yüzde 4,8’lik bir daralma yaşanırken daha ucuza
yapan kamu santrallerinin üretim düşüşü yüzde 11’i buluyor değerli arkadaşlar,
yüzde 11’i. Bunun anlamı şudur: Kamu kendi elindeki santralleri durduruyor ama
alım garantileri, al ya da öde yükümlülükleri nedeniyle özel santraller tam gaz
çalışıyor. Sudan ucuz doğal gaz üretmek, ucuz elektrik üretmek yerine doğal gaz
yakıp üretim yaptığımız için de maliyetleri bir türlü dengeleyemiyor ve bu kriz
ortamında, sanayicimize, çiftçimize, vatandaşımıza yüzde 10’luk zam yükleniyor.
Durum bu kadar açıktır.
Zammın
gerekçesini geçenlerde Sayın Bakana sormuştum. Sayın Bakan diyor ki:
“Fiyatlandırma yapılırken sadece maliyete bakılmaz.” E neye bakılır? “Özel
sektörümüz kâr etsin ki yatırım yapsın, sonra arz açığı olur.” Bunun garantisi
ne Sayın Bakan? Ya yapmazlarsa? Yedi yılda ne oldu? Ya “Bu da yetmez.” deyip
2006 yılında olduğu gibi şalterleri indirmeye kalkarlarsa? Bu anlayışla bir
yere varılması mümkün değildir.
Değerli
milletvekilleri, AKP yedi yıldır iktidardadır ve bu süre içerisinde bu tablonun
değişmesi yönünde bir adım atabilmiş değildir. “Serbest piyasa her şeyi çözer.”
anlayışının çözüm olmadığı ortadadır. Ne olacaktı: Özel sektör yatırım yapacak,
arz talep dengesi içinde fiyatlar oluşacak, ortalık güllük gülistanlık
olacaktı. Peki, böyle oldu mu? Hayır. Düşük senaryoya göre bile yılda 2000 -
2.500 megavatlık yatırım yapılması gerekirken yedi yılda toplam 6.500 megavat
yatırım yapıldı sadece, yıllık ortalaması bin megavatın bile altında. Bunun
sonunda yedek kapasite de tükendi. Arzda sorunlar ortaya çıkınca da neredeyse
bir karaborsa oluştu.
Değerli
milletvekilleri, Sayın Bakan Komisyonda 2020-2023 yılına kadar 120 milyar
dolarlık yatırım yapılması gerektiğini söylüyor, söylüyor da bu nasıl olacak?
Yedi yıldır bu konuda ne yapıldı ki bunu başaracağız?
Yenilenebilir
Enerji Kanunu çıkarılırken “Devrim yapıyoruz.” dendi ama ne oldu? Geçen yıl bir
kanun teklifi daha geldi yine devrimden söz edildi. Aradan dört yıl geçmiş yine
“Bir devrim yapılacak.” dedik ama olmadı. Teklif Türkiye Büyük Millet Meclisi
gündemine geldi ve görüşüleceği gün geri çekildi. E, bu arada devrimci arkadaşlar
yani Sayın Bakan ve Komisyon Başkanı da görevinden ayrıldı. Ha, bu arada
dedikoduları da arkadan geldi, doğal gaz lobisi baskı yapmış, Yenilenebilir
Enerji Yasası o yüzden geri çekilmiş diye. Her şey olur bu yönetimde
arkadaşlar. Ne demişler: “Ateş olmayan yerden duman çıkmazmış.” Türkiye, kendi
yerli ve yenilenebilir kaynaklarına teşvik vermedi ama İran’a, Rusya’ya
alamadığımız doğal gazın parasını veriyoruz. Enerji tiplerinin finansmanı için
altı yılda 1,4 katrilyon lirayı faize veriyoruz ama yatırıma veremiyoruz. Kendi
kaynaklarımıza teşvik veremiyoruz ama elektrik karaborsasında oluşan fiyatlar
nedeniyle milyarlarca lirayı fazladan ödeyebiliyoruz. Bu zihniyet değişmediği
sürece de ödemeye devam edeceğiz değerli arkadaşlar.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; şimdi bir de dağıtım özelleştirmelerinde yaşanan
birkaç dikkat çekici noktaya değinmek istiyorum. Şu sıra dağıtım
özelleştirmelerinde, ilginçtir, tesadüfler zinciri hâlinde dikkat çekici
gelişmeler yaşanmakta. Biliyorsunuz, elektrik dağıtım özelleştirmeleri Başbakan
Erdoğan’ın “Şimdi bunlar zam yaparlar, faturası da bize çıkar.” sözleri üzerine
ertelenmişti. Ama şimdi ise özelleştirmeler tam gaz gidiyor. İhalelerde
genellikle AKP İktidarına yakın firmalar yarışıyor ve onlar ihaleleri kazanıyorlar.
Osmangazi bölgesi, Çoruh bölgesi, Aras bölgesi hep aynı ihaleler, Yeşilırmak
bölgesini de malum, Çalık Grubu alıyor. Çalık Grubunu hepimiz çok yakından
tanıyoruz, kamu bankalarından sağladığı kredilerle Sabah-ATV Grubunu da
almıştı. Bu özelleştirmelerde hep tanıdık, bildik isimler var her nedense.
Bakın, Meram
bölgesi için de ihale yapılıyor. İhalede üçüncü en yüksek teklifi veren firma
ihaleyi kazanana daha sonra ortak oluyor. Kim bu üçüncü sıradaki firma?
Seydişehir Eti Alüminyumu alan ve kendisine bonus
olarak da Oymapınar Barajı verilen, yani “Fabrikayı alana baraj bedava.”
uygulamasından yararlanan şirket. Ne oluyorsa oluyor, bu firma ihalede
kaybettiğini sonradan kazanıyor. Tesadüfler zinciri diyorum ya birisi de bu.
Şimdi Sayın
Bakana sormak istiyorum: Oymapınar’ın yüzde 20 olan elektrik satma oranı
artırıldı mı? Oymapınar, dağıtım şirketine istediği kadar satış yapabilecek mi?
Ayrıca, Seydişehir Eti Alüminyum ve Oymapınar Barajı’yla ilgili Danıştayın 2006’da yürütmeyi durdurma, 2008’de de iptal kararı
var. Bu kararlarla ilgili bugüne kadar ne yapıldı? Bu kararlardan sonra
Oymapınar, sisteme ne kadar elektrik sattı ve ne kadar gelir sağladı?
Arkadaşlar,
bakın, Danıştay “Bu barajı bedava veremezsiniz, özelleştirme işlemi iptal
edilsin.” diyor ama bu karar uygulanmıyor. Bu arada, aslında kamunun olan
santral karaborsa sistemi üzerinden devlete elektrik satıyor, faturayı da biz
ödüyoruz.
Değerli
arkadaşlar, bu tesadüfler bitmiş değil, bir örnek daha vereyim: İki dağıtım
bölgesi, on-on beş yıl önceki ihalelere göre devrediliyor. Ne oluyor da on yıl
öncesine göre işlem yapılıyor? Bir bakıyorsunuz yeni ortaklar devreye giriyor,
ortak olacak firma ile ilgili Rekabet Kurulunun karar verdiği gün Özelleştirme
Yüksek Kurulu da bir karar veriyor. Ağır, hantal denilen bürokrasi iki kararı
aynı güne denk getiriyor! Tesadüfe bakın ki bu da oluyor. Peki, kim bu
ortaklar? İstanbul Büyükşehir Belediyesinden yüklüce ihale alanlar. Kim bunlar?
Hani bu Deniz Feneri soruşturması var ya, orada adı geçenlerle RTÜK’ümüzün meşhur
eski Başkanı Zahid Akman bu şirketler zincirinde
birlikte çalışmışlar, ortak olmuşlar, birbirlerine hisse devretmişler. Uzayıp…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
HÜSNÜ ÇÖLLÜ (Devamla)
– Zamanım olmadığı için de ayrıntılara giremiyorum ama Elektrik Mühendisleri
Odasının sayfasında, kim kiminle, nerede, ne yapıyormuş, hepsini ayrıntısıyla
orada bulabilirsiniz.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bugün Resmî Gazetede, BOTAŞ ile ilgili bir yönetmelik
değişikliği yayınlandı. Bu yönetmelik değişikliğine göre, BOTAŞ’a alınacak
genel müdür veya genel müdür yardımcısı dışarıdan atanabilecek. Bunu neden
yaptınız Sayın Bakan? BOTAŞ’ta kimse kalmadı da, genel müdürü, genel müdür
yardımcısını dışarıdan alacaksınız. Kadrolaşmanın en kötü örneklerinden birini
daha yaşıyoruz. Biri atanacak ama mevzuata uymuyor, o zaman mevzuatı kişiye
uydururuz; yaklaşım, anlayış budur değerli arkadaşlar.
Evet, bunca
hayırsız ve düşündürücü gelişmeye rağmen, ben yine de iyimserliğimi kaybetmek
istemiyor ve bu bütçenin hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Çöllü.
Adana
Milletvekili Sayın Tacidar Seyhan. (CHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz sekiz dakika.
Buyurun.
CHP GRUBU ADINA
TACİDAR SEYHAN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
Enerji Bakanlığı ve bağlı kurumlar bütçesi üzerine söz almış bulunuyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, öncelikle şu Bursa’daki kazaya ben de değinmek istiyorum çünkü
bunun vicdanlarda kaza olduğunu söylemek çok zor, çünkü öyle büyük ihmaller var
ki.
Değerli
arkadaşlar, iki mühendise fatura çıkarılarak kamu vicdanı rahatlatılamaz.
Bakın, oradaki kazanın asli nedeni grizu birikmesi. Grizuda oran yüzde 2’dir,
yüzde 10’a geldi mi patlar, bunu bütün teknik elemanlar bilir. Buna göre
havalandırmanın, içeriye oksijen tahliye etmenin gerekli olduğunu herkes bilir.
Ama bakın, Maden Mühendisleri Odası, 2009’un başında Türkiye’yi araştırıyor,
grizu konusunda tehlikeli bölgeleri tespit ediyor, bu patlamanın olduğu ocağı
da en riskli bölgelerden ilan ediyor. İlgili raporu da 2009’un başında Enerji
Bakanı Hilmi Güler’e veriyor. Sayın Güler de, bu
raporun, dün, kendisine verildiğini teyit etti. Rapor veriliyor. Peki, Enerji
Bakanlığı denetime sizce ne zaman gitmiş? En son 2007 yılında. Çalışma
Bakanlığı ne zaman gitmiş? 2009 yılı Mayıs ayında ve Çalışma Bakanlığı da on
ikinci aya kadar süre veriyor, eksikleri görüyor ve süre veriyor. Neye rağmen? Maden Mühendisleri Odasının grizu açısından riskli bölge ilan
etmesine rağmen.
Arkadaşlar, böyle
bir ihmale kaza diyemezsiniz. Yapacağınız iş çok kolay: Bir sistem kurarsınız,
oradaki grizu ölçümlerini Denetim Dairesine, MİGEM’de
bir yere entegre edersiniz, günlük, ocaklarda grizu
ölçümlerini siz merkezden takip edersiniz, bu kazaları önlersiniz. İnsanları
ölçüme zorlarsınız. Kaldı ki ilgili ocakta manuel
olarak ölçülüyor, elektronik bir grizu ölçme sistemi de yok. Böyle büyük
eksiklikler hâlâ ocaklarımızda var. Arkadaşlar, beş yıldır Enerji Bakanlığının
gitmediği ocak var Türkiye’de.
Değerli
arkadaşlarım, ikinci eksiklik şu: Buradaki denetim elemanlarının yetersizliği.
Denetim elemanları dışında değerli arkadaşlar, teknik denetmenlerin
maaşını işveren veriyor. İşverenin maaş verdiği bir denetmenin denetimde
mükemmeliyetinden söz edilebilir mi? Hem yetersiz hem maaşını işveren veriyor.
Atamayı kim yapıyor? MİGEM. Böyle bir denetim aşamasıyla kazalar önümüzdeki
yıllarda daha çok görülecektir.
Geliyorum TAEK’e.
Değerli arkadaşlar, TAEK’te bir sıkıntı var, bir hızlandırıcı ihalesi sıkıntısı
var. Enerji Bakanlığında, maalesef, hep yolsuzlukları aklımıza getirecek şeyler
oluyor. Ben hızlandırıcıyı çok önemsiyorum. Hızlandırıcının diğer ülkelerde, Cern’de birtakım çalışmaları yapılıyor, ülkemizde de
yapılsın ama 2001’de 8 milyon dolara ihale edilen bir hızlandırıcının şimdi 35
trilyon maliyete geldiğini görüyorum. Bunu açıklamak çok zor,
çok zor. İlgili kurumların “Bu ihaleyi ayrıştırmayın, inşaat ile
makineleri ayrıştırmayın.” demesine rağmen, ayrıştırıyorsunuz, 11,6 milyon
avroya sadece malzemeleri ihale ediyorsunuz. Bu benim vicdanımı çok sızlatıyor.
İkincisi
arkadaşlar, TAEK’teki atamalar. Sayın Bakanın göreve geldiğinde daha dikkatli
olmasını beklerdim. Bir kere, TAEK’in başındaki kişiyi atayan kişi Sayın Bakan
ama ilgili kanunlar ve mahkeme kararları var “Bu kişi Başbakan tarafından
atanır.” diyor. Atamadan tam altı ay sonra Başkan Atom Enerjisi Komisyonunu
toplamaya çalışıyor, Komisyon diyor ki: “Biz toplanmayız, sizin atamanız
Başbakan tarafından yapılmalı.” Toplanamıyor. İşte tam altı ay sonra Sayın
Başkanın ataması vekâleten Başbakan tarafından yapılıyor. Peki, altı ay
içerisinde Kurum bütçesini kullandınız, anlaşma ve sözleşmelere imza attınız,
lisanslama faaliyetlerini gerçekleştirdiniz, görevlendirmeler yaptınız. Bu
dönem içerisinde usulsüz atamanın sorumluluğunu kim üstlenecek? Kim bu bedeli
ödeyecek?
Kaldı ki, sadece
Başkandan ibaret değil. Şimdi Nükleer Güvenlik Daire Başkanı da o görevi
yapıyor, Teknik Daire Başkanı da aynı görevde Bakanın atamasıyla, müdür
yardımcıları ve bölüm başkanları da hâlâ Bakanın atamalarıyla görev yapıyor. Bu
atamaları Başbakan yapmadığı sürece ne meşrudur ne hukukidir; bunun bedelini
herkes öder.
Kaldı ki Sayın
Bakanın, ihalenin, nükleer santral ihalesinin iptali için bir mahkeme kararını
beklemesine, arkasına sığınmasına gerek yoktu. İhale yapılmıştır, 23,7’ydi,
daha aşağıya çekildi. Bu, TETAŞ tarafından fazla bulundu. Bulunduğu anda ihale
bitmiştir, size düşen iptal etmekti, bir mahkeme kararı beklemek değildi. Altı
ay Sayın Hilmi Güler bekledi, altı ay Sayın Yıldız bekledi. Değerli arkadaşlar,
ihaleye zaten tek firmanın girmiş olması, yüksek bir fiyat vermiş olması dahi,
geçmişteki ihalelerle karşılaştırılırsa, yeni yapılan yöntemin, adına yarışma
denen yöntemin ne kadar hukuksuz ne kadar amaca uygun olmayan bir yöntem
olduğunu açığa koyuyor.
Değerli
arkadaşlar, hızla geçmek istiyorum. Enerjide durum, tablo çok
kötü. Sayın Bakan Enerji Bakanlığı bütçesindeki sorularıma cevap vermiş,
ne kadar kötü yönetildiğini ülkenin, kendisi söylemiş. Bana verdiği -soru
önergesine- cevapta diyor ki: “İki temel nokta var; birisi yerli kaynak
kullanımı 2002’de yüzde 50,1’di, 2008’de 40,14’e düşmüştür.” diyor, yani “İthal kaynak artmıştır.” diyor ve
“Doğal gazın payı 2002’de yüzde 40,5’ti, bizim dönemimizde, 2008’de ise 48,5’e
çıkmıştır.” diyor. Yani önemli olan yerli kaynak dengelemesini yapamadığını
soru önergesiyle Sayın Bakan cevaplıyor. Bu kötü bir enerji yönetimidir.
Arkadaşlar,
bakın, Lisanslama Yönetmeliği’miz berbat,
yenilenebilir enerjide verimli olmayan lisanslar veriyoruz. Havza planlaması
yapılmadan dereler üzerine yedi sekiz tane ruhsat veriyoruz, burada can suyu
dahi bırakmıyoruz. Nükleer santral ihalesi değil ama hidrolik santraller de
diğer santraller de denetlenmiyor, denetim yapılmıyor çünkü bu ülkenin yedi
yıllık iktidarı var, tek başına iktidarı var ama hâlâ bir denetleme kanunu yok.
Bunu izah edebilmek çok zor. İnsanlar neyle uğraşıyor?
Kendilerini nemalandırmakla.
Bakın, Eti Bor
kendi içerisinde birtakım çalışmalar yapıyor, Enstitüyü kurduk, burada bir
şeyler olsun diye; mutlaka bir şeyler yapıyorlar, yaptıkları şeyi de inceledim
ama şu ana kadar sanayiye devredilmiş bir tek patent yok beş yılda. Önemli olan
içe yönelmektir değerli arkadaşlar.
Bakın, Eti Bor
için yapılan çalışmalarda elde edilen Eti Bor Enstitüsünün dışında birtakım
veriler var. Bu elde edilen verilerde de şunu görüyoruz değerli arkadaşlar:
Buradaki personellerimiz maalesef ülke yerine kendi çıkarlarını düşünmeye
çalışıyorlar. Buradaki…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
TACİDAR SEYHAN
(Devamla) – Hemen tamamlıyorum Sayın Başkan.
Bakın arkadaşlar,
Eti Borda tinkali buluyorlar, tinkalden
sonra buluculuk hakkı istiyorlar. Ben sordum: Patent başvurusu var mı? “Hayır.”
dediler, ama buluculuk hakkı var. Orada çalışan, kurumun kaynağını kullanan,
kurumun bütçesini kullanan, malzemesini kullanan, devletten maaş alan kişi yedi
göbek torununa dahi buluculuk hakkı istiyor. Orada Genel Müdürümüz -kendisi de
burada- KİT Komisyonunda “Ben bu buluculuk hakkını almayacağım.” dedi ama
devletin kendine verdiği ikramiyeyi kabul etmediğine, buluculuk hakkından
feragat etmediğine dair kendisinin bir yazısı var değerli arkadaşlar. Böyle bir
şey olmaz. Kamu kurumlarınızı yarıştırınız, verimli kılınız ama kamu
kurumlarını birinin cebini dolduracak kaynak hâline getirmeyiniz. Lütfen,
Enerji Bakanlığını yolsuzluk Merkezî olmaktan çıkarınız.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Seyhan.
Artvin
Milletvekili Sayın Metin Arifağaoğlu… (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
METİN ARİFAĞAOĞLU (Artvin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanlığı 2010 yılı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz almış bulunuyorum. Şahsım ve grubum adına yüce heyetinizi
sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Günümüz
dünyasında enerji politikaları çevre bilinciyle birlikte dikkate alınmakta ve
ulusal çıkarlar göz önüne alınarak belirlenmektedir. Bu bağlamda, siyasi
tercihlerle ani kararlar vererek günlük ve değişken politikalar üretmek yerine
mevcut kaynaklarımızı ve tüketim taleplerimizi çok iyi tespit edip, bunları
daha gerçekçi değerlendirmek suretiyle yeni bir ulusal enerji politikası
oluşturmak gerekmektedir.
Güvenilir enerji
demek öncelikle yerli enerji kaynakları demektir. Bu kaynaklar işletilmediği
müddetçe güvenilir enerjiden bahsetmek ve kalkınmak mümkün değildir. Türkiye
hâlen petrolde yüzde 85, doğal gazda yüzde 100 ve genel enerjide yüzde 60
düzeyinde dışa bağımlıdır. Uygulamada olan politikalar ve hızla artmakta olan
iç talep nedenleriyle bu bağımlılığın yakın gelecekte daha da artacağı
aşikârdır.
Enerji, hem insan
hayatının tamamı hem de ekonomik kalkınmanın temel taşlarından biridir.
Günümüzde fosil kaynaklı enerji kaynaklarının bir gün tükeneceği muhakkaktır.
Yenilenebilir
enerji kaynakları, bilindiği gibi su -yani buna hidrolik enerji diyoruz- güneş,
rüzgâr ve jeotermal enerjidir. Yenilenebilir enerjilerden ülkemizde en yaygın
kullanılanı bildiğiniz gibi hidrolik enerjidir. Ülkemizin hidrolik potansiyeli
433 milyar kilovat saat/yıldır ancak ekonomik ve teknik değerlendirilebilir
enerji potansiyelimiz 125 milyar kilovat saat/yıl olarak ifade edilmektedir. Bu
rakam kırk elli yıl önce o günün teknolojisi içinde hesaplanan rakamdır. 1999
ve 2000 yıllarında akademisyenlere ve bu işin uzmanlarına konuyu aktardık. Bu
işin uzmanları bu konu üzerinde çalıştılar ve bize bildirdikleri rakam
Türkiye’nin kullanılabilir ekonomik hidrolik potansiyelinin 175 milyar kilovat
saat olduğunu belirttiler. Enerji Bakanlığı bu konunun üzerine eğilmeli ve
ülkenin ekonomik kullanılabilir hidrolik potansiyelinin bugünün şartları ve
teknolojisine göre yeniden hesaplamalıdır. Bu hesaplamalar yapılınca ekonomik
kullanılabilir hidrolik potansiyelin yaklaşık 175 milyar kilovat saat/yıl
olduğu görülecektir Sayın Bakan. Ben bunu çok önemsiyorum, lütfen bu
hesaplamaların yeniden yapılması gerekmektedir.
Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; inşaat hâlindeki bütün barajların bir an için
tamamlandığını düşünelim. Bütün barajlar elektrik üretse dahi nehirlerden
istifade edilen miktar yüzde 29, yüzde 30’dur. Neye göre? Yeniye göre. 175
milyara göre nehirlerden istifade edilen miktar bütün barajların elektrik
ürettiğini kabul edersek yüzde 29, yüzde 30 düzeyindedir. Peki, ne yapıyoruz?
Yüzde 70’ini boşa akıtıyoruz. Hidrolikte gelinen durum budur.
2009 bütçesinde
öngörülen açık 6 kat büyümüştür. 2010 yılında hedeflenen bütçe açığını bu yıl
olduğu gibi 6 kat artırma becerisine ulaşırsanız, bu ülkeye yazık edersiniz ve
bütçe açığınız 300 milyarın üstüne çıkar. Bütçe disiplinine bağlı kalmazsanız,
keyfî bir yönetim anlayışını hâkim kılacaksanız halkın beklentilerine cevap veremezsiniz.
Keyfî yönetim anlayışı var mı dır yok mudur;
konuşmamın ilerleyen bölümlerinde bu konuya örnekleriyle değineceğim.
Ülkemizin önemli
enerji havzalarından biri de Çoruh havzasıdır. Artvin Çoruh havzası üzerinde on
adet baraj projelendirilmiştir. Bunlar depolamalı büyük barajlardır. Borçka ve
Muratlı barajlarında enerji üretimi başlamıştır. Deriner
Barajı’nın ise inşaatı devam etmektedir. 2011 yılı ortalarında Deriner Barajı’nın üretime geçmesi beklenmektedir.
Şimdi AKP
İktidarının keyfî uygulamalarına geliyorum. Değerli milletvekilleri, 2006
yılının ortalarında Artvin Yusufeli Barajı’na, Yusufeli Su Kavuşumu Barajı’na
başlanmıştır. Baraj şantiyesi kurulmuştur -biliyorsunuz, baraj şantiyesi dev
bir şantiyedir- iş makineleriyle, her şeyiyle dev bir şantiye kuruldu ve
buradaki ilgili firma işe başladı, Çoruh üzerine iki adet köprü yaptı.
Derivasyon tüneli inşaatlarına başlayacakken 2007’nin Nisan veya Mayısında
inşaat durdu. 22 Temmuzdan sonra Sayın Bakanla temas kurup inşaatın neden
durduğunu öğrendik. Kredi görüşmelerinde bir tıkanma olmuş ve 2008’in
ortalarında başlanacağı söylendi. 2008’in ortalarında tekrar bir önerge verdik
ve Bakanlar Kurulu kararıyla bu inşaatın durduğu bize ifade edildi.
Şimdi ben buradan
soruyorum: Yusufeli Su Kavuşumu Barajı’na hangi hukukla başlandı, hangi hukukla
durduruldu? Baraj eksenine yakın kamulaştırmalar yapıldı mı? Yapıldı. Ocaklarla
ilgili kamulaştırmalar yapıldı mı? Yapıldı. Bunların hepsi doğruydu. Doğru
kararla doğru projeye başlanıldı fakat keyfî bir kararla durduruldu. Bu konuda
Sayın Bakandan önemli açıklamalar bekliyorum. Kim bilir, Türkiye genelinde
böyle, hukuk tanımayan işleriniz nice vardır.
Doğal akışlı
hidrolik santraller: Bunlara halk arasında “ırmak tipi santraller” de deniyor.
Ülkemizde iki bine yaklaşan nehir tipi HES projesi mevcuttur. Artvin ilinde EPDK’dan ruhsat alan yüz altı HES projesinin olduğu
bilinmektedir. Bu projelerden çok az kısmına başlanmıştır, ancak büyük bir
kısmında sorunlar yaşanmaktadır. Esas sorun yerel halkın ihtiyaçlarının dikkate
alınmamasıdır. Genelde nehir tipi santrallerin biri bitiyor hemen bir diğeri
başlıyor. Dolayısıyla, nehir üzerinde bir boşluk söz konusu olmuyor. Nehir
üzerinde bulunan yerleşim alanlarının ihtiyaçları ve balık üretim tesislerinin
durumlarından dolayı yerel halkla HES firmaları arasında gerginlik
yaşanmaktadır. Yerel halk jandarma ile sindirilmeye çalışılmaktadır. Lütfen bu
uygulamalardan vazgeçiniz. Silopi’de PKK’ya gösterilen sevgi neden burada
yaşayanlara gösterilmiyor? (CHP sıralarından alkışlar)
Yerleşim
alanlarında bulunan HES projeleri iptal edilmelidir. Nehir tipi santrallerin
yapılacağı havzalarda esaslı analize dayalı planlama yapılmadan, müracaatta
bulunan herkese veya her firmaya ruhsat verilmiştir. Bölgenin hassasiyetleri
dikkate alınmamıştır. Ayrıca, inşaata başlayan HES’ler
için gerekli kontrol yapılamamaktadır. Bu konuda yeterli teknik eleman
bulunmamaktadır. Bu nedenle, inşaatı devam eden HES’lerde
hafriyatlar…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
METİN ARİFAĞAOĞLU
(Devamla) – Teşekkür ederim.
…yamaçlardan
atılmakta ve asıl korunması gereken dere vadisi doldurulup, tahrip
edilmektedir. Böylece, feyezanların zararları olmasına davetiye
çıkarılmaktadır.
Küçük HES’lerle ilgili bölge insanının endişeleri şunlardır:
Havzanın ekonomik dengesi bozulacaktır. Köyler için gerekli mevsimsel su
ihtiyacı karşılanmayacaktır. Doğa tahrip edilecek ve erozyon hızlanacaktır. Sel
ve heyelan gibi afetlerle karşılaşma riski artacaktır.
Şavşat ve Ardanuç
ilçelerini Artvin merkeze bağlayan yolun baraj gölü üstünden devam etmesi
beklenmektedir. Bu nedenle, Berta Viyadüğü’nden
sonra baraj gölünü takip eden yeni güzergâhla Şavşat ve Ardanuç suyunun
Çoruh’la birleştiği noktaya viyadük yapılarak yeni
yapılan Artvin-Erzurum yoluna bağlantı beklenmektedir.
Ayrıca, önceki
adıyla Bertay, yeni adıyla Ortaköy yolu mutlaka
projede yapılmasını beklemektedir.
Bu projenin
hayırlı olmasını diliyor, hepinizi tekrar saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Arifağaoğlu.
Birleşime 12.30’a
kadar ara veriyorum.
Kapanma Saati: 11.55
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 12.31
BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Gülşen ORHAN (Van)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
2010 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu
Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon burada.
Hükûmet burada.
Şimdi söz sırası
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Yozgat Milletvekili Sayın Mehmet Ekici’de.
Buyurun Sayın
Ekici. (MHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on
dakika.
MHP GRUBU ADINA
MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Ülkemizi kasıp
kavurmakta olan kriz en çok dar gelirli ve sabit gelirlilerin canını
yakmaktadır. Partimiz başta olmak üzere sendikalar ve sivil toplum kuruluşları
2006 yılından beri ülkemizin bir krize doğru sürüklendiğini ve olası kriz etkilerinin en aza
indirilmesi için acil tedbirler alınması gerektiğini her fırsatta dile
getirmiştir. Ancak bugün üzerinde konuştuğumuz bütçeyi yani Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığının 3146 sayılı Kanun’un 2’nci maddesinde sayılan görevlerine
dikkat ederseniz, bu görevlerin ağırlığını dikkate alırsanız, sayılan görevleri
yerine getirmek için Bakanlığın, bir bakanlığın faaliyetlerinin çok ötesinde
bir vizyon, politik ve stratejik bir derinlik ve alan
gerektirdiğini kabul edersiniz ama bu stratejik vizyonun bugün ortaya konulup
konulmadığını ve Hükûmet politikalarının özellikle
istihdam ve işsizlik politikaları noktasında doğru politikalar olup olmadığını
irdelersek, bugün işsizliğin geldiği nokta ve istihdamdaki müthiş azalmayı da
dikkate alırsanız yanlış bir yolda ilerlediğimizi mutlaka görürüz.
İşsizlik
rakamlarını vererek konuşmayı şişirmek istemiyorum ancak Hükûmet
de kabul ediyor ki gittikçe genişleyen ve büyüyen bir işsizlik karabasan gibi
ülkemizi sarıyor. İşsizliğin azaltılması için ekonomik krizin etkilerinin
azaltılması, vatandaşlarımızın bu krizden en az zararla çıkması için sosyal
devlet ilkesi temelinde tüm ekonomi politikalarının ve özelleştirme
uygulamalarının gözden geçirildiği yeni bir programa ihtiyaç olduğu aşikârdır.
Üretim
anlayışımızda istihdam yaratmayan ve refah artışı sağlamayan bir büyüme
anlayışının hâkim olduğu gerçeğini dikkate alarak rekabetçi olmayan bir kur
politikanız da varsa
ve ithalata dayalı üretim yapısı âdeta teşvik ediliyorsa, Avrupa
Sosyal Şartı’nın tanımladığı “saygın iş” kavramı yerine ücretlerin düştüğü, iş
güvencesinin zayıfladığı esnek istihdamın ikame edildiği, işten çıkarmaların
kolaylaştırıldığı bir çalışma hayatıyla düzenleme yaparsak tam istihdam
düzeyine ulaşmamız elbette hayal olur.
Değerli
milletvekilleri, işsizlikle mücadelede kurumlar, sektörler ve hatta partiler
arasında bir konsensüsün sağlanması gerektiğinin hepimiz farkındayız ve bu konsensüs sağlanmadan Türkiye’deki işsizliğin ve istihdam
sorunlarının düzeltilmesi, çalışma hayatımızın barış ve huzur dolu bir hayat
hâline getirilmesinin mümkün olmadığını biliyoruz ancak sekiz yıllık AKP Hükûmeti döneminde siz de bu işsizlik problemlerinin
farkında olduğunuz hâlde hiçbir tedbir almadan ilerliyorsunuz. Bunu birkaç
örnekle açıklamak istiyorum.
Sayın Bakanın
Plan Bütçede yaptığı konuşmaları dikkatle takip ettim, tutanaklardan da okudum.
Öncelikle bir teşhis problemi olduğu kanaatindeyim. Yani Sayın Bakan diyor ki,
geleneksel sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçişin Türkiye’deki işsizliği
artıran en önemli sebep veya sebeplerden biri olduğunu ifade eden bir konuşma
özeti var. “Türkiye henüz sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçmiş midir, Türkiye
tam bir sanayi toplumu olmuş mudur?”u tartışmak durumundayken bilgi toplumu
problemleri olarak işsizliği öngörmek bize göre bir öngörüsüzlüktür.
Şimdi, burada,
tabii bazı sorular da aklımıza geliyor. Hükûmetin
uyguladığı sosyoekonomik politikaların bilgi toplumu politikaları olduğunu Hükûmet üyeleri içtenlikle bize söyleyebilir mi?
Türkiye’nin tam anlamıyla bir bilgi toplumu hüviyetine kavuştuğunu ifade etmek
bugün için mümkün müdür? Uyguladığınız sözde sosyal politikalar, örneğin erzak
ve kömür dağıtımını sosyal devletin gereği olarak gören bir toplum ve yönetim
anlayışının bilgi toplumuna uygun bir yönetim anlayışı olduğunu söyleyebilir
miyiz? Tabii, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının görev alanında görevini
ifa edebilmesi için öncelikle Hükûmet
politikalarının, öncelikle çalışma politikalarının ve özelleştirme
politikalarının doğru olması gerekir.
Şimdi, üç örnekle
bu konudaki yanlışlığı ortaya koymak istiyorum. Sayın Bakan da işsizlikten
yakınıyor. Yozgat’ta bir bira fabrikası vardı, şuursuz bir şekilde
özelleştirildi. Bu iktidar döneminde özelleştirilen fabrika… Yani özelleştirme
niçin yapılır? Yüksek istihdam sağlamak, yüksek verimlilik için yapılır. Bütün
dünyada özelleştirmenin temel ilkesi budur. Şimdi, Yozgat bira fabrikasının
yerine Yozgatlı bir iş adamı bina inşa ediyor, konut yapıyor.
Bugün Telekom
özelleştirmesine bakın. Telekom’un özelleştirilirken ilgili firmanın Telekom’a
verdiği fizibilite etüdünde üç yıl içerisinde işçi sayısının 45 binlerin üstüne
çıkacağı vaadi var. Bugün, Telekom’da kaç kişi çalışıyor Sayın Bakan, biliyor
musunuz ve giderek düşen bir işçi grafiğinin olduğu yerde, yani çalışanın işini
kaybettiği bir yerde siz yeni istihdamı nasıl meydana getirebilirsiniz? Mevcut
ekonomik potansiyeli de dikkate alarak söylüyorum.
Bir başka dram da
üç gündür Ankara’da yaşanıyor. O, Tekel işçilerinin dramıdır. Tekel
özelleştirmeleri de aynı şuursuzluk, aynı şuursuz özelleştirme eylemlerinin
sonucudur. Bugün, 4-5 bin kişi üç gündür parklarda yatıyor. Sayın Bakan, siz
neredesiniz? Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, bu işçilerin taleplerini almak
için, yirmi dört saat sokakta olan, polis marifetiyle de gaza boğulan bu
işçiler hakkında ne işlem yaptınız? Onları 4/C gibi çok ilkel, bugün uygulamada
olan ilkel bir personel yönetimi olan 4/C’ye mahkûm
ederek kazanılmış özlük haklarından mahrum ettiğinizin farkında mısınız? Yeri
geldiğinde birçok sendikayı ILO sözleşmelerine ve AB standartlarına uymamakla
da suçluyorsunuz. Acaba, bugün, Tekel işçilerine reva gördüğünüz statü, Avrupa
Birliği ve ILO normlarının gerektirdiği saygın iş kavramıyla örtüşüyor mu? Hiç
olmazsa Bakan olarak devletin şefkat yüzünü, merhamet yüzünü -ki merhamet ve
şefkat, aynı, devletin iktidar gücü kadar önemlidir- onlara göstermek için
kendiniz gitmiyorsunuz. Kendiniz başka işi de yapmıyorsunuz çünkü ilgili memur
sendikalarıyla bile görüşmek zahmetine katlanmıyorsunuz, onu anlıyoruz. Bari
Müsteşarınızı, Çalışma Genel Müdürünüzü gönderin de bu insanların ne istediğini
tespit edin.
Aynı sıkıntı,
bakın, aynı yanlış özelleştirme münasebetiyle şeker işçilerinin başına gelecek,
göreceksiniz. Bir yanlış özelleştirme yaptı Hükûmet,
Türkiye’deki şeker fabrikalarının birçoğu kapatılacak. Oradan da büyük bir
işsizlik açığı çıkacak, nasıl baş edeceksiniz? Bu Hükûmet
politikalarıyla doğru bir istihdam politikası meydana getirmeniz zaten mümkün
değildir.
Bir başka sıkıntı
da demir yolları işinde yaşanıyor. Bakanlığınız, Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı sosyal taraflarla uyum içinde çalışması gereken bir bakanlıktır. ILO
normlarına uygun bir şekilde bir uyarı eylemi yapıldı. Cevabınız ve
karşılığınız şiddet oldu. Bir soruşturmayı bahane ederek 50’ye yakın insanın
ekmeğiyle oynayan bir anlayışın hadim devlet anlayışıyla, şefkat devleti
anlayışıyla bağdaşması mümkün müdür?
Yine soruyorum
size: Acaba o demir yolunda uyarı grevine giden, arkadaşlarının ekmeğini
kurtarmak için giden arkadaşların, işçilerin, memurların yanına bir tane
görevlinizi gönderip de, onları tehdit etmenin dışında, onların üzerine polis
göndermenin dışında bir tane çalışma…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
MEHMET EKİCİ
(Devamla) – Bir daha bütçelerde konuşmayacağım, süre yetmiyor.
…birini
gönderdiniz mi?
Şimdi diyalogdan
bahsediyorsunuz. Bütün konuşmalarınızı okudum. Ekonomik ve Sosyal Konseyi bile
çalıştırmıyorsunuz. Ekonomik ve Sosyal Konseyin yapısını değiştiriyorsunuz.
Yandaş kuruluşları da Konseye dâhil ederek güya Konseyde Hükûmet
taraflısı bir yapı oluşturmaya gayret ediyorsunuz. Lütfen bunlara dikkat
edelim.
Biz sizi ILO
sözleşmelerini hayata geçirmiş, Avrupa Birliği müktesebatını çalışma hayatına
yerleştirmiş bir bakan olarak anmak istiyoruz. Biz sizi işçi ve memuruna
zulmeden bir bakan olarak anmak istemiyoruz. İşçi ve memurları ziyarete
gittiğimizde bize şunu sordular: “Başkanım, bizi polisle muhatap ediyorlar. Habur’dan gelseydik aynı muameleyi görecek meydik?” diye o
insanlar şimdi çırpınıyor.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET EKİCİ
(Devamla) – Lütfen, şahsen bir şefkatiniz olmasa bile hakkını arayan işçilere
sahip çıkın ve devletin şefkat yüzünü gösterin diyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Ekici.
Bursa
Milletvekili Sayın Necati Özensoy. (MHP sıralarından
alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu bütçeleri
üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi
saygıyla selamlarım.
Öncelikle Bursa
Kemalpaşa Alpağut köyünde meydana gelen elim kaza
sonucu hayatını kaybeden 19 vatandaşımıza Allah’tan rahmet ve ailelerine
başsağlığı diliyorum.
Milliyetçi
Hareket Partisi mensupları olarak, 3 milletvekili olarak olay yerine
gittiğimizde Sayın Çalışma Bakanımız oradaydı, bir gündür uykusuz olduğunu
gördük. Daha sonra Sayın Enerji Bakanı oraya geldiler ve defin işlemleri bitene
kadar orada oldular. Arkasından açıklama yaptılar, ailelere beşer bin lira
yardım sözü verdiler.
Bütün bunları biz
takdirle karşılıyoruz ancak bütün bunlar 19 canı geri getirmeyeceği gibi,
geride kalan 40 yetimin de bundan sonraki hayatlarını babasız geçirecekleri
gerçeğini değiştirmeyecektir.
Sayın Bakanın ve
Bakanlık yetkililerinin, kazadan önce tespit edilen ihmal ve eksiklikler
neticesinde çalışmayı durdurarak, eksiklikler tamamlandıktan sonra çalışma izni
vermeleri gerekirdi. Bursa milletvekilleri olarak verdiğimiz araştırma
önergesinin de dikkate aınlarak sorumluların tespit
edilmesi ve gereken cezaların verilmesini talep ediyoruz. Bu elim kazadan ders
çıkarılarak, bundan sonra bu tür kazaların olmamasını temenni ediyoruz.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; AKP Hükûmetleri döneminde
enerji piyasası tam rekabete dayalı, şeffaf, katılımcı, denetlenebilir ve millî
bir enerji politikasının oluşturulabilmesine imkân verebilecek biçimde
düzenlenememiştir. Gelişmişlik göstergelerinden biri kabul edilen kişi başına
düşen enerji tüketimi ülkemizde arzu edilen seviyede bulunmamaktadır. Enerji
tüketiminin gelişmiş ülkeler seviyesine yükseltilebilmesi, iç kaynakların
kullanılabilmesi, yüksek teknolojiyle üretim potansiyelinin artırılmasından
geçmektedir. Hükûmet, enerjinin vergilendirilmesinde
adalet sağlayamamakta, kaçakla yeterli mücadeleyi yapamamakta ve öz kaynak
kullanımını teşvik etmemektedir. Doğal gaz, sıvılaştırılmış doğal gaz ve petrol
piyasasında uygulanan yanlış vergilendirme politikası kaçakçılığa yol açmıştır.
22 Temmuz 2007
seçimlerinden önce elektrik ve doğal gaz fiyatlarını sürekli baskı altında
tutan Hükûmet, seçimden sonra kısa aralıklarla
yaptığı zamlarla yüzde yüze varan artışlara sebep olmuş, bu durum vatandaşın
bütçesini ve üretimde elektrik enerjisi kullanan sanayicinin rekabet gücünü
fevkalade olumsuz bir
şekilde etkilemiştir.
Bütün bu
politikaların sonucunda enerji KİT’leri arasında 30 milyar TL civarında
borç-alacak ilişkisi ortaya çıkmış, bunun sonucunda KİT’ler bankalardan kredi
kullanmak suretiyle bankalara milyarlarca lira faiz ödemektedir. Bütün bu
borç-alacak ilişkisi sadeleştirildiğinde ortaya tam 12 milyar liralık Hazinenin
ödemesi gereken görev zararı çıkmaktadır. 2007 sonrasında elektrik ve doğal gaz
fiyatları maliyet esaslı belirlendiğinden KİT’lerin borç-alacak ilişkisinden
dolayı ödedikleri faizler maliyetler içerisine alınarak vatandaşa ve uzunca
zamandır krizde olan sanayiciye ödetilmektedir. Hazine, oluşan bu zararı bir an
önce ödemezse KİT’ler batma noktasına gelecektir.
Elektrik iletim
ve dağıtımında kaçak kayıp oranı dünya ortalaması yüzde 5 ila 9 oranındayken bu
oran ülkemizde yüzde 14,5’tur. Türkiye’nin bölgeler arasındaki elektrik iletim
ve dağıtım kayıp kaçakları önemli farklılıklar göstermektedir. Ayrıca, TEDAŞ’ın tahakkuk tahsilat oranı
da yüzde 91 seviyesindedir. AKP bu kayıp kaçakların önlenerek, enerji verimliliğini
artırmak adına bir çaba sarf etmemekte, herhangi bir proje üretmemekte; dürüst
vatandaşlarımızın bu haksızlıktan dolayı ödediği yaklaşık 2 milyar liralık
haksızlığa göz yumulmaktadır. Hükûmetin
uygulamalarına esas teşkil eden enerji politikası, millî olmayan sermayenin tam
tahakkümüne açık, denetimden uzak ve verimsiz bir çizgidedir.
Enerji üretiminin
geleceğini doğal gaza bağlayan AKP Hükûmeti, yaptığı
uygulamalarla, son derece önemli olan enerji güvenliği konusunu riske atmıştır.
4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu ile BOTAŞ’ın, 2009 yılına kadar, ulusal
tüketimin yüzde 20’sine düşünceye kadar yeni gaz anlaşması yapmayarak elindeki
kontratları devretmesi hüküm altına alınmıştır. Ancak bugüne kadar sadece yüzde
15’ine tekabül eden 4 milyar 750 milyon metreküplük devir söz konusu olup
bunların da tamamına yakını Gazprom’un da ortağı
olduğu şirketlere devredilmiştir.
Yine, BOTAŞ’la
ilgili Yüksek Denetleme Kurulunun 2007 yılı raporu 55’inci sayfasındaki
paragrafı aynen aktarıyorum: “1 Kasım 2003 tarihinde uygulamaya konulan yeni
Mavi Akım Anlaşması sonucunda diğer anlaşmalar da yenilenmiştir. Mavi Akım
Anlaşması’nın bitiş tarihi 1 Ocak 2026’dır. 1 Kasım 2003 tarihinden önce
uygulanan fiyat formülü arasındaki farklılık nedeniyle 2007 yılı itibarıyla
BOTAŞ aleyhine tam 526 milyon 443 bin 968 ABD doları fark oluşmuştur. 2009’a
kadar oluşan zararlar, raporlar bitmediğinden belirlenememiştir.”
Yılda 31 milyar
metreküp doğal gaz naklini öngören, yapımına 2011’de başlanması planlanan Nabucco Projesi, Avrupa doğal gaz açığının bir kısmının
ülkemiz üzerinden geçecek boru hatlarıyla karşılanması amacıyla yürütülen ve
Bulgaristan üzerinden Romanya ve Macaristan’ı izleyerek Avusturya’ya ulaşacak
bir doğal gaz boru hattı kurulmasını öngörmektedir. Gazetelere manşet
attırdığınız, televizyonlarda flaş haber olarak verilen anlaşmayla ilgili doğal
gaz temininin nereden yapılacağı, BOTAŞ’ın yeni anlaşma yetkisinin olmadığından
dolayı Türkiye adına bu anlaşmaların nasıl yapılacağı sorularına maalesef BOTAŞ
tarafından cevap verilmediğini de belirtmek isterim.
Hükûmetin su, rüzgâr,
güneş gibi yeni ve yenilenebilir alternatif enerji kaynaklarına gereken önemi
ve önceliği vermemesinden dolayı enerjide dışa bağımlılığımız giderek
artmaktadır.
EPDK tarafından
verilen lisansların bire bir yatırıma ve üretime dönüştürülmediği anlaşılmakta
olup, bu durum lisansların yatırım gücüne sahip gerçek yatırımcılara değil rant temin etmek maksadıyla yandaşlara verildiğini
göstermektedir. Nitekim, lisansı elinde bulunduran birçok şahıs ve şirketin bu
lisansları yüksek rakamlarla devretmek suretiyle önemli ölçüde rant elde ettikleri bilinmektedir. Son günlerde, EPDK’nın RES’lerle ilgili lisans
çalışmalarını sıfırlayarak başa almasının yine yandaşlara yer açma maksadı
taşıdığı söylenmektedir.
EPDK’nın yaptığı yanlış
uygulamalardan biri de özel elektrik üreticilerinin kapasitelerinin yüzde
25’ini serbest piyasada verme haklarını yüzde 50’ye çıkarmasıdır. Bütün dünyada
elektrik alımlarının yüzde 90-95’i ikili anlaşmalarla gerçekleşirken son yıllarda
Türkiye’de bu rakam yüzde 76 seviyesine düşmüştür, geri kalan yüzde 24’lük
kısım TEİAŞ bünyesinde PMUM yani Piyasa Mali Uzlaştırma Merkezî vasıtasıyla
gerçekleşmektedir; bu rakam aylık ortalama 1 milyar 350 milyon mertebelerine
ulaşmaktadır. Bu sistemde marjinal maliyet uygulaması
yapıldığından dolayı fiyatlar kilovat saat başına 20 kuruşun üzerine kadar
çıkmaktadır. Yani sisteme giren en yüksek rakam üzerinden, bütün o sisteme
elektrik verenlere de aynı fiyat uygulanarak bu sistem uygulanmaktadır. Burada
alınıp satılan elektriğin büyük kısmı direkt TETAŞ’a
ve TETAŞ vasıtasıyla TEDAŞ’a ulaştırıldığından,
elektrik satış maliyetlerinin de yükselmesine sebep olmaktadır. PMUM
uygulamalarının bir an önce gözden geçirilerek, sistemdeki yanlışlıkların bir an
önce düzeltilmesi gerekmektedir. Türkiye’deki elektrik fiyatları OECD
ülkelerinin ortalamasının çok yukarısındadır.
Türkiye
elektriğinin 2005’te 10,6; 2006’da 10; 2007’de 10,9; 2008’de 13,2 sent olduğu
görülmektedir; OECD’de ise sırayla 6,8; 7,3; 7,9; 8,8 sent olduğu
bilinmektedir. Dolayısıyla, Türkiye elektriği OECD ortalamasının yaklaşık yüzde
50 üzerindedir.
AKP hükûmetleri, geçmişten devraldığı mirası en hoyratça enerji
alanında harcamışlardır, 2001 yılında çıkarılan Doğal Gaz ve Elektrik Piyasası Kanunlarının
ruhunu anlayamamış, özel sektörün önünü gerektiği gibi açamamıştır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
NECATİ ÖZENSOY
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Özel sektör,
enerji alanında AKP yandaşı olmadıkça yatırım yapmaktan ürkmekte ve bizlere
bunu açıkça ifade etmektedir.
Türkiye'nin
geleceği yenilenebilir enerji kaynakları ve hidrojen teknolojisindedir.
Yenilenebilir kaynaklarla ilgili yasalar bir an önce çıkmalı, Türkiye'nin güneş
haritaları sağlıklı bir şekilde çıkartılmalıdır. Hidrojen teknolojisiyle ilgili
ARGE çalışmaları yoğunlaştırılmalı, bütçe artırılmalıdır.
Türkiye'nin
acilen millî enerji politikalarına ihtiyacı vardır. Verilen araştırma
önergeleri de dikkate alınarak yüce Meclisin bu konuya katkı sağlaması bir an
önce gerçekleşmeli, Türkiye'nin geleceği daha güvenli bir şekilde
oluşturulmalıdır.
Bütçenin hayırlı
olmasını diler, hepinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN–Teşekkür
ederim Sayın Özensoy.
Adana
Milletvekili Sayın Yılmaz Tankut.
Sayın Tankut konuşmasına başlamadan evvel… Saat 12.55, on
dakikalık bir konuşma yapacak. Alınan karar da saat 13.00’te ara verilmesini
gerektiriyordu. Hatibin konuşmasını bitirinceye kadar çalışmaların uzatılmasını
Genel Kurulun oylarına sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
Buyurun Sayın Tankut. (MHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on
dakika.
MHP GRUBU ADINA
YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010 mali yılı
Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü, Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü ve
Türkiye Atom Enerjisi Kurumu bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi
adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, bugün dünyamızdaki bütün gelişmiş ülkeler toplumlarına refah düzeyi
yüksek bir yaşantı sağlamayı amaç edinmişlerdir. Bu amaç doğrultusunda söz
konusu ülkelerin hemen hepsi enerji ihtiyaçlarını kesintisiz ve uzun yıllar
karşılayabilecek şekilde temin etmeyi öncelikli hedefleri olarak
belirlemişlerdir. İşte bu çerçevede ülkemizin enerji ihtiyacının kesintisiz ve
yeterli bir şekilde kaynak çeşitliliği sağlanarak temin edilmesi toplumumuzun
refahı ve Türk milletinin bekası için bir mecburiyet olarak karşımızda
durmaktadır. Şu an bütçelerini görüşmekte olduğumuz Ulusal Bor Araştırma
Enstitüsü, Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü ve Türkiye Atom
Enerjisi Kurumu ülkemizin enerji ihtiyaçlarının karşılanması için araştırma
yapan, kıstaslar belirleyen, denetimler yapan ve yüksek teknolojilere dayalı
üretimleri esas alan çok önemli ve köklü kuruluşlarımızdır.
Ulusal Bor
Araştırma Enstitüsü Türkiye ve dünyada bor ürün ve teknolojilerinin kullanımı
ve bor konularında değişik bilimsel araştırmaların yapılması, yaptırılması,
koordine edilmesi ve bu araştırmalara katkı sağlanması amacıyla 4865 sayılı
Kanun’la 2003 yılında Ankara’da kurulmuştur. Bor konusunda çok önemli bir
görevi üstlenen Enstitü bor madeni rezervlerine ne yazık ki 300 ila
Diğer taraftan,
böylesine önemli bir Enstitü için 2010 mali yılı bütçesi olarak belirlenen 9
milyon 365 bin TL’lik miktarın da çok yetersiz olduğunu, bu bütçeyle
kendisinden beklenen çalışmaları sağlıklı ve düzgün bir şekilde yapmasının
mümkün olmadığını da huzurlarınızda hatırlatmak istiyorum. Önümüzdeki yıllarda
bu bütçenin mutlaka kurumun önemine istinaden revize edilerek önemli ölçülerde
yükseltilmesinin gerekli olduğunu buradan belirtmek istiyorum. Ancak, yedi yılı
aşkın bir zamandır tek başına iktidar olan AKP zihniyetinin ülkeyi kaosa sürükleyen sözde açılım ve saçılımlarla
meşgul olmasından dolayı, bu tip önemli araştırma ve üretimlere destek vermesinin
bir hayal olacağını bildiğimizi ifade ederek kısıtlı imkânlara ve AKP’nin
vizyonsuzluğuna rağmen kısa sürede önemli projelere destek veren Enstitü
çalışanlarına ve araştırmacılarına da huzurlarınızda teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü, 14/6/1935 tarihinde 2819 sayılı Yasa’yla kurulmuş, ülkemiz
elektrik enerjisi üretim imkânları ile ilgili mühendislik hizmetlerini yürüten,
özel hukuk hükümlerine tabi, kamu tüzel kişiliğine sahip çok önemli yatırımcı
bir kamu kuruluşudur. Kuruluş görevleri arasında, elektrik enerjisi üretimine
elverişli olan bütün kaynakları değerlendirip etüt etmenin yanı sıra
yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ilgili araştırma ve tespit çalışmaları da
bulunmaktadır.
Değerli
milletvekilleri, günümüzde, yenilenebilir enerji kaynakları gün geçtikçe önem
kazanmaktadır. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler, büyük miktarlarda paralarla
çeşitli yatırımlar yapmaya ve enerji ihtiyaçlarının önemli bir bölümünü
güneşten, rüzgârdan, dalgalardan veya jeotermal kaynaklardan elde etmeye
başlamışlardır. Ancak, bugün ülkemizde bu konuda yeterli ve tatmin edici bir
çalışmanın yapıldığını söyleyebilmemiz maalesef pek mümkün değildir. AKP
İktidarının milletimizi içi boş ve sloganvari söylemlerle
oyalama ve aldatma anlayışına uygun bir şekilde ne yazık ki enerji çeşitliliği
sağlanamamış, özellikle de var olan kendi öz potansiyelimizi kullanarak elde
edebileceğimiz yenilenebilir enerji kaynak ve araçları bir türlü devreye
sokulamamıştır.
Şahıslarına saygı
duyduğum ancak geleneksel olarak ülkemizin enerji ihtiyaçlarının temininde
hayalî ve boş söylemlerden bir türlü vazgeçemeyen önceki ve şimdiki enerji
bakanlarımız bu zamana kadar Türkiye'nin enerji konusunda dışa bağımlılığını
azaltıcı ve ülke kaynaklarını rasyonel olarak değerlendirici hiçbir somut
yatırım ve projeye de imza atamamışlardır.
Sayın
milletvekilleri, enerjide dışa bağımlılığımızın azaltılması için arz güvenliği
ve enerji çeşitliliğini sağlayacak en önemli yollardan birisi de hiç şüphesiz
nükleer teknolojiyi kullanarak elektrik başta olmak üzere, çevre ve insan
sağlığına duyarlı enerji yatırımlarının yapılmasıdır.
İşte bu amaca
hizmet etmek için kurulmuş bulunan Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, kısaltılmış
ismiyle TAEK, yarım asırlık geçmişe sahip köklü kuruluşlarımızdan birisidir.
Ancak bugüne kadar ülkemizin nükleer teknoloji konusunda önemli bir hamle
yapmasına dönük ihtiyaçları karşılayamadığı gözüken Kurumun, içinde
bulunduğumuz dünya gerçeğinde yeni bir perspektifle nükleer enerji ve nükleer
teknoloji alanlarında bir atılım içerisine girmesini sağlayacak önlemleri
mutlaka almalıyız.
Bu manada bu
Kurumun varlığını önemli gördüğümüzü, yine bu Kuruma gerekli imkânların
sağlanmasının ve mutlaka gerçekleştirilmesinin lazım geldiğini belirtmek
istiyorum.
Ancak yeniden
ifade etmek gerekirse bugünkü konumuyla TAEK’in misyon
ve vizyonuna paralel olarak gerekli fonksiyonlarını yerine getirdiğini söylemek
maalesef çok mümkün değildir. Böylesine stratejik bir Kurumda konusunda uzman
olmayan personelin istihdam edildiği, işe göre adam değil, adama göre iş
anlayışıyla ve tamamen siyasi taassupla hareket edildiği iddiaları özellikle
AKP Hükûmetinin göreve başlamasından itibaren ayyuka
çıkmıştır.
Değerli arkadaşlar, bu Kurumun nasıl bir anlayış ve partizanlıkla
yönetildiğine dair bazı iddia ve hususları burada belirtecek olursak TAEK’in
yakın zamanda emekli olarak Kurumdan ayrılmış olan ve daha önce bir Amerikan
firmasının Türkiye müdürlüğünü yapan Başkanı, 24 Eylül 2008 tarihinde sessiz sedasız
gerçekleştirilen nükleer santral yapım yarışmasının sonucunu, aradan ancak üç
ay geçtikten sonra, 19 Aralık 2008’de açıklayabilmiştir. Keza, benzer şekilde Enerji Bakanlığı da bir yıldır “İhalenin
sonucunu bugün yarın açıklayacağız.” diye milleti oyalarken imdada Danıştay
yetişerek 10 Kasım 2009’da ihalenin bazı maddelerini iptal etmiş ve belki de
Türkiye’yi bu konuda Rus enerji bağımlılığından şimdilik kurtarmıştır.
İhale dosyası
alan 13 firmadan 7’si ihaleye hiç katılmamış, 5’i teşekkür etmiş, bir tek Rus
firması katılmıştır. TAEK’ten üç ay ilave süre isteyen firmalara bu süreyi
vermeyen Bakanlık ve Kurum yönetimi, on beş ay geçmesine rağmen ihalenin
değerlendirmesini yapamamış ve ihalenin altında kalmıştır. Ve şimdi soruyorum:
Peki, bunun adı beceriksizlik değil de nedir?
Nükleer ihalenin
en önemli ayağı olan TAEK hakkında bu kürsüde defalarca sıkıntıları ve Başkanı
hakkındaki sorunları dile getirmiş olmamıza rağmen, maalesef bu ikazlarımızın
hiçbirisi dikkate alınmamış ve dönemin Enerji Bakanı Sayın Güler TAEK
yönetimine sonuna kadar kefil olduğunu müteaddit defalar söylemişti.
Değerli
arkadaşlar, Enerji Bakanlığı, sözde, nükleer santral kurma sürecindedir ama
maalesef, bu sürecin en önemli ayağı olan TAEK’in yedi aydır Başkanı yoktur.
2690 sayılı Kanun’a göre TAEK Başkanının nükleer alanda ihtisas sahibi olması
gerekmektedir ancak hem emekli olarak Kurumdan ayrılan Başkanın hem de şu an
Başkanlığı vekâleten yürüten arkadaşımızın nükleer alanda ihtisas sahibi
olmadığı herkes tarafından bilinmektedir.
Yeni Enerji Bakanı Sayın Yıldız’ın ilk atamalarından birisi olan
Başkan Yardımcısı arkadaşımız vekâleten Başkanlık görevini yürütmektedir ancak
vekâleten TAEK Başkanlığını yürüten bu arkadaşımız hakkında da liyakatten
istismara, Kurum içerisindeki yönetim anlayışından Kurum imkân ve araçlarını
kendi şahsı ve ailesi için kullanmaktan çekinmeyişine kadar pek çok itham ve
iddianın olduğunu da buradan Sayın Bakana hatırlatmak istiyorum.
Netice olarak
nükleer santral kurulmasına dair ihalede bu Kurumun üzerine düşen süreci iyi
yönetemediği bilinen bir gerçektir ve bundan da elbette, böylesine bilimsel ve
teknoloji ağırlıklı bir kurumu ülkenin diğer bütün kurumlarında olduğu gibi
siyasallaştıran AKP İktidarı sorumludur.
Değerli
arkadaşlar, nükleer enerji kırk yıldır Türkiye'nin gündemindedir ve hep
tartışılmış ve tartışmanın ötesine de bir türlü geçilememiştir. Şimdiye kadar
üç kez ihaleye çıkılmış, kararlı konuşmalar yapılmış ama ne olduysa olmuş
çeşitli bahanelerle, çıkılan üç ihaleden de sonuç alınamamıştır.
Sonuç olarak:
Türkiye, dünyada nükleer santrale sahip olmayıp fakat onu en çok tartışan tek
ülke olarak tarihe geçmiş bulunmaktadır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; netice olarak bütün ülkeler için vazgeçilmez stratejik
öneme sahip enerji politikalarını Türkiye'nin çok iyi belirlemesi ve uygulaması
gerekmektedir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
YILMAZ TANKUT
(Devamla) – Teşekkür ediyorum.
Bu bağlamda
petrolden kömüre, su kaynaklarından rüzgâra kadar var olan kaynaklarımız, çevre
ve insan hassasiyetleri üst seviyede dikkate alınarak en verimli şekilde
değerlendirilmelidir. Nükleer enerji ise risklerine rağmen temiz enerji kaynağı
olarak bilinmektedir ve bu alanda ülkemizin yeterli bir ivme kazanamaması,
yeterli teknolojik birikime sahip olmaması kabul edilebilir bir durum değildir.
Bugün nükleer güce sahip ülkelerin başında gelişmiş ülkeler bulunmaktadır.
Ekonomik ve sosyal bakımdan birinci sınıf ülkeler gibi gelişmiş olmamakla birlikte
nükleer gücü elinde bulunduran ülkelerin siyasi ve askerî güç bakımlarından
caydırıcı oldukları da bir gerçektir.
Gelişmekte olan
ülkeler konumunda bulunan Türkiye'nin de nükleer enerji konusuna
yoğunlaşmasının Hükûmetin önem vermesi gereken hususlardan
birisi olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu alanda atılacak her somut adım
ülkemizin dışarıya olan enerji bağımlılığından da uzaklaşması demektir. Biz
Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu stratejiye uygun atılan bütün adımlara
destek vermeye hazır olduğumuzu belirtiyor, bu duygu ve düşüncelerle bütçenin
hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Tankut.
Saat 14.00’te
toplanmak üzere birleşime ara veriyorum.
Kapanma Saati : 13.07
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 14.04
BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Fatih METİN (Bolu)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
2010 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu
Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet burada.
Şimdi, söz
sırası, Niğde Milletvekili Sayın Mümin İnan’da.
Buyurun Sayın
İnan.(MHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on
dakika.
MHP GRUBU ADINA
MÜMİN İNAN (Niğde) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığına bağlı kuruluşlar olan Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü
ile Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün 2010 yılı bütçeleri hakkında Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygı
ve sevgiyle selamlarım.
Ekonomi
yönetimleri tarafından hazırlanan bütçeler gelecek için devletin amaçlarına,
hedeflerine ve politikalarına uygun olarak gerçekleştirilecek faaliyetleri ve
sonuçları gösterir. Hedeflenen durum ile gerçekleşen durum arasındaki sapmalar
ve nedenleri tespit edilip gerekli tedbirler alınarak ileriye yönelik daha
akılcı ve sağlıklı politikalar geliştirilir.
2009 bütçesi görüşülürken, şahsım da dâhil olmak üzere, birçok
milletvekili arkadaşımız hedeflenen yüzde 4’lük ekonomik büyümenin
gerçekleşmeyeceğini, yine bütçe açığının 10,4 milyar TL’nin çok üstünde
gerçekleşeceğini, bu bütçenin ülke ekonomisinin içinde bulunduğu durumla
alakasının olmadığını; plansız, programsız bütçeyle hiçbir yere
varılamayacağını, böyle hayalî bir ekonomi yönetiminin acısını vatandaşların
çekeceğini ifade etmiştim. Maalesef, 2010
yılı bütçesinin de hazırlanırken, 2009 bütçesi gibi ülkenin içinde bulunduğu
ekonomik gerçeklere göre hazırlanmadığını görmekteyiz.
Her ne kadar
Sayın Başbakan, inatla krizin ülkemize etkisiyle ilgili geometrik terimler
kullanmaya devam etse de vatandaşın durumunun hangi geometrik şekle uyduğu pek
belli değildir. “Dünya krizden inim inim inliyor,
bizde kriz yok.” diyenlere, örnek verenlere, geçen gün milletvekili arkadaşımız
Hüseyin Yıldız çok güzel bir cevap verdi: “Keşke Sayın Başbakanımız arkadaşı
Sayın Obama’ya bunları anlatsa da Amerika da dünya da
krizden kurtulsa, biz de kurtulsak.” Sayın Başbakan ısrarla “Kriz yok.” dese de
Sayın Maliye Bakanı 2010 bütçesinin krizden çıkış bütçesi olacağını ifade
etmektedir. Biz de hangisine inanacağımıza milletvekilleri olarak şaşırmış
durumdayız. Takdiri sizlere bırakıyorum değerli arkadaşlar.
Sayın Başkan,
saygıdeğer milletvekilleri; bütçenin geneline baktığımızda, karşı karşıya
olduğumuz sorunları Hükûmetin dünyadaki ekonomik
krize bağladığını yani sıkıntıların dış dinamiklerden kaynaklandığını ve
bunları kabul ettiğini görüyoruz. Eğer gerçek böyle olsaydı ülkemizde yaşanan
küçülme krizin kaynağı olan ülkelerden daha fazla gerçekleşir miydi? İşsizlik
oranlarımız bu ülkelerdeki işsizlik oranlarından çok daha yüksek olur muydu?
Dünya ekonomisinde yüzde 1,1 küçülme gerçekleşirken Türkiye ekonomisinin yüzde
6’nın üzerinde küçülmesi gerçekleşir miydi? Aradaki bu 6 katlık sapma ülke
ekonomisinin ve gelişen ekonomik krizin kötü yönetildiğinin ve bu sebeple
Türkiye ekonomisinin kırılgan hâle geldiğinin çok açık bir göstergesidir.
Bütçe
hazırlanırken krizin ülke ekonomisinde yarattığı çöküntünün görmezden gelindiği
anlaşılmaktadır. Küresel ekonomik krizin olumsuz etkilerinin bir iki yılda
düzelmesi ve küresel göstergelerdeki gelişmelerin hemen yansıması mümkün
değildir. Bu bütçede yüzde 3,5 büyüme öngörülmüş ve bütçedeki gelir kalemleri
bu öngörünün gerçekleşeceği hatta çok fazla aşılacağı üzerine bina edilmiştir.
2010 yılında vergi gelirlerinde yüzde 18 civarında bir artış beklenmektedir.
Acaba Hükûmet almayı öngördüğü bu vergileri siftah
yapmadan dükkân kapatan esnaftan mı, fabrikasında üretime son veren sanayiciden
mi yoksa zorunlu tüketim ihtiyaçlarını bile karşılayamayan tüketicilerden mi
almayı planlamaktadır?
Bütçede her
zamanki emekliler, çalışanlar, köylüler, çiftçiler ve esnaflar unutulmuştur.
Öngörülen zamlarla emekliler ve memurlar yoksulluk ve açlık sınırının altında
yaşamaya mahkûm edilmektedir. Tarım kesimine ayrılan destek ise gayrisafi millî
hasılanın yüzde yarımından bile daha aşağıdadır. Bu
bütçede görülüyor ki Hükûmet, çiftçiyi de köylüyü de
tamamen gözden çıkarmıştır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; ülkemizin maden ve ham madde kaynaklarını
kuruluş kanununa uygun olarak araştırmak ve ekonomiye kazandırmak görevini
sürdüren MTA Genel Müdürlüğü, madencilik sektörünün gelişmesi için gerekli her
türlü bilgiyi üreten ve altyapı hizmetlerini de sunan araştırmacı bir
kuruluştur. Bu kuruluşumuza bütçeden geçen yıl yaklaşık 228 milyon TL
ayrılmışken bu yıl yüzde 1,5 artışla 231 milyon TL ödenek ayrılmaktadır. Kurum
bu kadar bütçeyle personel maaşlarını mı yoksa cari giderlerini mi
karşılayacaktır yoksa yukarıda belirttiğimiz görevlerini mi yerine
getirecektir?
Yine, ülkemizin
petrol ve doğal gaz kaynaklarının hızlı ve etkin, güvenli bir şekilde aranması,
üretilmesi ve ekonomiye kazandırılması konularında sorumlulukları bulunan
Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün 2009 yılı bütçesi 5,6 milyon TL iken bu yıl
kesinti yapılarak 5,5 milyon TL’ye düşürülmüştür. Dolayısıyla, hiçbir görev
yapmayıp kendi hâlinde idare etmeye bırakıldığı apaçık bir gerçektir. Anlaşılan
Hükûmet devleti bu alandan bertaraf edip bu
sektörleri de tamamen özele bırakmak istemektedir.
Bu dönemde
ülkemizde maden konusu ne rezervler ne ruhsatlar ne de ülke ekonomisine katkısı
açısından gerçekçi sonuçları olan bir şekilde ele alınmamaktadır. İzin
verilirken maden aramalarıyla ilgili çevre konusundaki ilkeler, sağlıklı olarak
ortaya konulmadığı için elinde izin olan madenciler, kimi zaman Çevre Bakanlığı
ve kamudaki diğer kurumlarla karşı karşıya geliyor, kimi zaman da çevreci
kuruluşlar ve yöre halkıyla sorunlar yaşıyor. Oysa belge ve arama ruhsatları,
bütün sorunları ele alıp bertaraf edecek şekilde madencileri başka kamu
kurumları ve sivil toplum kuruluşlarıyla karşı karşıya getirmeyecek biçimde
düzenlenmelidir.
İşletilen maden
sahalarının işçi sağlığı ve çevresel etkileri açısından denetimlerinin çok daha
ciddiyetle yapılarak son günlerde hepimizin içini acıtan Bursa Mustafakemalpaşa
ilçesindeki gibi faciaların önüne geçilmesi gerekmektedir.
Dünyada ve Orta
Doğu’daki bütün olayların arkasında petrol paylaşımının ve kavgalarının olduğu
bilinen bir gerçektir ama maalesef Hükûmet bu konuda
petrol işlerini de bir tarafa bırakmıştır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihini neredeyse
AKP’nin kuruluşuna indirgemeye çalışan arkadaşlara bazı konuları hatırlatmak ve
soru sormak istiyorum.
İktidara gelir
gelmez bir yabancı bankanın milyar dolarlık vergi cezasını sıfırlamak ülke
kaynaklarını heba etmek değil midir?
2002 yılı sonu
itibarıyla 57 hükûmetin seksen yılda yaptığı borç
stoku 222 milyar dolar, 2008 yılı sonu itibarıyla borç stoku 480 milyar dolar,
aradaki fark 258 milyar dolar. AKP İktidarı ülkeyi seksen yıllık hükûmetlerin tamamının 2 katından fazla borçlandırmıştır.
Düşük kur yüksek faiz politikasıyla yaptığımız bu borçlanma ve ülkeyi ithal
cenneti hâline getirmek, ülke kaynaklarını heba edip ülkeyi soydurmak değil
midir? İç borç seksen yılda 91,7 milyar dolar, bugün 2 katına çıkarak 181
milyar dolar. İktidarda kim var arkadaşlar?
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – AKP.
MÜMİN İNAN
(Devamla) – AKP.
Özel sektörün
borç yükü 2002 sonunda 43 milyar dolar, 2008 sonu 4 katının üzerine çıkarak 185
milyar dolar.
2002 yılında kişi
başına düşen borç miktarı 3.200 dolar iken 2008 sonunda ne kadar? 6.800 dolar.
İktidarda kim var?
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – AKP.
MÜMİN İNAN
(Devamla) – Ekonominin büyümesi 2002 sonunda yüzde 7,5; bugün eksi yüzde 6’nın
üzerinde.
Kapasite kullanım oranları 2002’de yüzde 85’lerin üzerindeyken
bugün yüzde 70’lerde.
İşsizlik oranı
2002’de 10,7; bugün 13,5. Tarım dışı işsizlik ise yüzde 20’lerde. İktidarda kim
var?
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – AKP.
MÜMİN İNAN
(Devamla) – Evet.
Değerli
arkadaşlar, 1923-2002 arası 250 milyar dolar dış ticaret açığı veren Türkiye,
2002-2009 yılları arasında 300 milyar doların üzerinde dış ticaret açığı
vermiştir. İktidarda yine kimin olduğunu biliyorsunuz.
Değerli
arkadaşlar, bu tersine rekor listesini çok daha fazla uzatmak mümkündür. Hatta Offerlere kadar uzanabilir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; yukarıda bahsettiğimiz konular ve olumsuzluklar
ülkemizde ne kadar ağır darbeler vursa da bunların üstesinden gelmek mümkündür.
Bugün, karşı
karşıya kaldığımız en büyük tehlike bölücülüğün almış olduğu mesafedir.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – İktidarda kim var?
HALİL MAZICIOĞLU
(Gaziantep) – AK PARTİ.
MÜMİN İNAN
(Devamla) – Hükûmet birçok konuda gerçekleri
görmediği gibi, Türkiye'nin geleceğini doğrudan ilgilendiren devlet ve millet
için bir beka sorununa dönüşen terörü ve bölücülüğü, onun iç ve dış
yapılanmalarını taleplerinde doğru okuyamamakta ya da okumamaktadır.
Bugün,
yaşadığımız terör olaylarının arkasında yatan bağımsız Kürt devleti
taleplerinin yeri olmayıp yüz yıla yakın bir geçmişe sahip olduğu
bilinmektedir.
PKK’nın ve Kürt etnisitesinin üzerinden politika yapanların nihai
hedefinin, topraklarımız üzerinde bağımsız devlet kurma hayali olduğu asla
unutulmamalıdır. PKK ve yandaşları bu hedeflerini şimdilik dondurarak ülkemizin
bir bölgesinde özerklik…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
MÜMİN İNAN
(Devamla) – Teşekkür ediyorum.
…Türkçeyi tek
resmî dil olmaktan çıkarma, Kürtçenin de resmî eğitim dili olarak kabul
edilmesi, Anayasa’da “Türk milleti” kavramını kaldırarak, siyasal haklar elde
etme adına etnik bölünmeyi Anayasa’ya yazdırıp, katil Abdullah Öcalan’ın
serbest bırakılmasını ve siyaset yapmasını istemektedirler.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Formül arıyor.
MÜMİN İNAN
(Devamla) – Hükûmet bu taleplere “evet” diyecek
midir, Meclis diyecek midir?
Her yerde bir
“demokratik açılım” safsatası konuşulmakta fakat bunun içeriğini kimse
bilmemektedir ve herkes birbirine bu soruyu sormaktadır. PKK ya da etnik kökene
dayalı politika yapanlar, ister silahlı ister silahsız, kendi açılarından
yukarıda belirttiğimiz sonuçları almak istiyorlar ama sonucu ne olursa olsun bu
topraklarda bin yıldır kardeşçe yaşayan milletimizin hiçbir ferdi bu bölücü
taleplere asla müsaade etmeyecektir.
Bu vesileyle 2010
yılı bütçesinin ülkemize hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyor, hepinize
saygı ve sevgiler sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın İnan.
Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına ilk söz, Gaziantep Milletvekili Sayın Fatma
Şahin’e aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın
Şahin, süreniz beş dakika.
AK PARTİ GRUBU
ADINA FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010
mali yılı bütçe görüşmeleri üzerine, Çalışma Bakanlığı bütçesi üzerine söz
almış bulunuyorum. Yüce heyetinize saygılar sunuyorum ve bütçemizin milletimize
hayırlı olmasını temenni ediyorum.
Değerli
milletvekili arkadaşlarım, 2010 yılı bütçesine baktığımız zaman sosyal yönü
güçlü, dünya ve ülke gerçekleriyle örtüşen bir bütçe hazırlanmıştır ve 2010
yılı bütçesinin, küresel mali krizden çıkış ve tesirlerini tamir edecek bir
bütçe olduğu görülmektedir.
Büyük bir
küreselleşmeyi yaşadığımız ve dünyanın küçük bir köy olduğu bir ortama
baktığımız zaman ve Uluslararası Çalışma Örgütünün bize verdiği verilere
baktığımız zaman değerli arkadaşlarım, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra en büyük
küçülmeyi 2009 yılında yaşadık. Bu, hepimizin büyük bir gerçeğidir ve biz, bu
mali krizde yüzde 1,5’lik küçülmeyi yönetebilmek için, küresel krizde dünyadaki
işsizlik oranının yüzde 5’ten yüzde 7,5’e çıktığı bir dünya düzeninde kendi
ülkemizde daha az zararla çıkabilmek için 5763, 5838 ve 5921 numaralı kanunları
bu Parlamentoda hep beraber yasalaştırdık.
Bu Parlamentoda
5763 sayılı Kanun’da -ilk istihdam paketidir- çok önemli, çalışma hayatını
düzenleyen çalışmaların altyapısı oluşturuldu.
Birincisi,
sigorta primlerinden yüzde 5 oranında indirim yapıldı; ikincisi, genç ve kadın
istihdamındaki pozitif ayrımcılığı gözeterek istihdam hayatındaki oranlarını
iyileştirecek çok önemli bir düzenleme yapıldı. İşveren payının Hazine
tarafından karşılanacağı bir oran, beş yıllık kademeli bir oran verildi ve
bunun 2009 itibarıyla çalışma hayatında gençlerde ve kadın istihdamında
iyileşmeye başladığının görüldüğü altyapısı bu Kanun’un bu maddesiyle
oluşturuldu. İşsizlik ödeneği yüzde 12 civarında artırıldı, kayıt dışı
istihdamla mücadele etmek için kurumlar arası veri paylaşımı sağlandı. İşsizlik
Sigortası Fonu’ndan İŞKUR kaynağı aktarıldı ve mesleki eğitim kursları,
girişimcilik, sosyal güvenlik gelir desteği sağlandı.
İkinci İstihdam
Paketi dediğimiz 5838’de de kısa çalışma ödeneği üç aydan altı aya yükseltildi
ve yüzde 50 gibi bir oranda bu miktar artırıldı.
Değerli
arkadaşlarım, 5921’de de 2009 Nisan ayı itibarıyla ilave yapılacak her istihdam
için işsizlik sigortasından, işveren payını işsizlik sigortasından ödeyecek
şekilde bir düzenleme yapıldı.
GAP, Güneydoğu
Anadolu Projesi kapsamında, eğer ekonomiyi ve sosyal hayatı iyileştirecek
projeler varsa buradan kaynak aktarılacak şekilde düzenlemeler yapıldı.
Sektörel bazda iş hayatına baktığımız zaman, özellikle tarım
sektöründe yüzde 29’dan yüzde 23,7’ye düşen bir gerilemeyi, köyden kente göçü
görürken hizmet sektöründe ve sanayi sektöründe iyileşmenin olduğunu sektörel bazda da inceleyebiliyoruz.
İŞKUR ve
E-İstihdam Projesi tamamlandı ve en önemli kısım dediğimiz, özellikle
işsizliğin arkasına baktığımız zaman mesleksizliğin yattığını ve “Her işi
yaparım ağabey” diyen bir grubun olduğunu gördüğümüzden dolayı, İŞKUR kapasitesi
genişletilerek mesleki eğitimlere öncülük verildi.
Bu manada değerli
milletvekilleri, 2009-2010 yılı hedefiyle 200 bin kişi eğitim programına
alındı. 120 bin kişinin toplum yararına çalışacak programlarda eğitilmesi
sağlanacak, 100 bin kişi staj programında eğitilecek ve 10 bin kişi de girişim
programında eğitilecektir. Toplamda 430 bin kişinin aktif iş gücü piyasasına
eğitim alarak katılması öngörülmektedir.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – İş bulacak mı?
FATMA ŞAHİN
(Devamla) – Ve burada bilişim
sektöründe, turizm, tekstil, evde bakım hizmetleri gibi meslek kurslarına daha
çok başvuru olduğu gözükmektedir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
FATMA ŞAHİN
(Devamla) – Değerli milletvekili arkadaşlarım, pasif istihdam politikasına
baktığımız zaman işsizlik sigortası, Ücret Garanti Fonu, kısa çalışma ödeneği
ve genel sağlık sigortası prim ödemesiyle beraber işsizlik sigortasından 1,7
milyon kişi faydalanmıştır, 2,8 milyar TL ödeme yapılmıştır. Kısa çalışma
ödeneğinden 3 bin firma faydalanmıştır, 168 bin kişi bu ödenekten
yararlanmıştır ve karşılığında 138 küsur milyar TL ödeme yapılmıştır. Güneydoğu
Anadolu Projesi’nde transfer edilen faiz oranlarının yükseltilmesiyle 4,9
milyar TL hazineye aktarılmıştır ve Avrupa Birliği Mali İşbirliği Programı
çerçevesinde kadın ve gençlerimizin istihdamına yönelik eğitim programında beş
proje onaylanmış ve 215 milyon TL uygulamaya başlanmıştır. Kadın istihdamında,
özellikle çıkarılan yasadan sonra…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Şahin.
FATMA ŞAHİN
(Devamla) – …iş gücüne katılım oranı, değerli arkadaşlarım, yüzde 23’ten yüzde
27,5’a yükseltilmiştir.
Ben bütçemizin
hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyor ve saygılar sunuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Şahin.
Kocaeli
Milletvekili Sayın Eyüp Ayar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş
dakikadır.
AK PARTİ GRUBU
ADINA EYÜP AYAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığının 2010 bütçesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu
vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama
başlamadan önce Türkiye'nin gündeminde olan Tekel işçilerinin eylemleriyle
ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Bakınız, özelleştirme 1980’li yıllardan
beri yapılmaktadır ve doğrudur da Türkiye'nin özelleştirmeye ihtiyacı vardır.
2001 yılında Tekelin özelleştirilmesiyle ilgili, o günkü Hükûmet
bir karar almış, doğrudur ve yine, 2002 yılının ikinci ayında yine Hükûmetin almış olduğu bir karar ki altında bunların o
günkü Başbakan, Başbakan Yardımcısının da imzaları vardır. Bu Tekelin
özelleştirilmesinin üç yıl içerisinde bitirileceğine dair de bir karar
alınmıştır.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Fabrikaların kapanması değil ama!
EYÜP AYAR
(Devamla) – Biz iktidara geldiğimizde, bakınız, şöyle bir tabloyla karşılaştık:
10 binlerce insan özelleştirme mağduru çünkü özelleştirilen fabrikalardaki
işçiler kıdem ve ihbar tazminatları verilerek kapının önüne bırakılıyordu. Bu
konuda 10 binlerce mağdur işçilerimiz, insanlarımız vardı. AK PARTİ İktidarı
bunlarla ilgili bir
düzenleme yaptı, 2004 yılında. “4/C kapsamı” dediğimiz ve 650 ile
850 bin lira arasında net maaş vererek, yılda on ay çalıştırarak -kıdem ve
ihbar tazminatlarını aldıkları hâlde- bu insanlarımızın mağdur olmaması için,
en azından emekli olana kadar çalışmaları için böyle bir kolaylık gösterildi ve
bu kapsamda şu an 21 bin kişi çalışmaktadır. Çıkarmış olduğumuz kanunla
beraber, 1992 yılından sonraki özelleştirme mağdurları da bu kapsam içerisine
alındı ki bunların da sayısı 14 bindir.
Değerli arkadaşlar, Tekelin Samsun ve Tokat’taki fabrikalarını
alan firmanın da -bildiğim kadarıyla- bir teklifi var -ki oradaki çalışanlar
zaten bu işlerde uzman olduklarından dolayı- 850 kişiye teklifte bulunmuş:
“Maaşlarınıza yüzde 10 artış vererek ve diğer sosyal imkânlarla beraber
çalışmalarınıza üç yıl garanti veriyorum, devam edin.” dediği hâlde buraya 150
civarında bir müracaatın olduğu da bilinmektedir.
Gelelim, Sosyal
Güvenlik Kurumu meselesine ki bu, Çalışma Bakanlığının ve Türkiye'nin en önemli
kurumu ama maalesef bugün durumu pek de iç açıcı değil çünkü Türkiye’de
maalesef -yine “maalesef” diyorum- geçmişteki yanlış uygulamalar, popülist politikalar sosyal güvenlik sistemini çökertme
noktasına getirmiştir. Avrupa’daki insanlar altmış-altmış beş yaşlarında emekli
olurken Türkiye’de otuz beş-kırk yaşlarında insanlar emekli edildi. Üstelik de
geçmişe yönelik değişik borçlanmalarla, değişik aflarla emekli sayısı
Türkiye’de iyice yükseltildi.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Onlar yanlış ama bugün yaptıklarınız 4 katı. Mahvettiniz ya!
EYÜP AYAR
(Devamla) – Bugünkü tabloya kısaca, rakamlarla bir bakalım: Şimdi, 2010 yılı
bütçesi içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumunun tüm gelirleri 86,9 milyar TL, tüm
giderleri 118,7 milyar TL, açık 31,8 milyar.
OSMAN ERTUĞRUL
(Aksaray) – Tekel işçilerini anlatsana burada!
EYÜP AYAR
(Devamla) – Buna diğer ödemeleri ve sağlık harcamalarını da kattığımız zaman bu
rakam 57,7 milyar TL’ye ulaşıyor. Bu açık, geçmiş yıllarda da 30, 40, 50, 60
böyle devam edip gidiyor.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – 7 milyardı, 7 milyar!
EYÜP AYAR
(Devamla) – Bu, sürdürülebilir bir tablo, sürdürülebilir bir durum değildir.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – 7 milyardı bütçe açığı, 39 milyara çıkardınız, 2002’de 7
milyardı!
EYÜP AYAR
(Devamla) – AK PARTİ İktidarı Türkiye'nin her problemine, her meselesine hiçbir
şekilde popülist politikalar üretmeden yaklaşarak
Türkiye'nin sorunlarına tek tek çözüm arıyor ve
bunlardan bir tanesi de Sosyal Güvenlik Reformu Yasası’dır.
OSMAN ERTUĞRUL
(Aksaray) – İşçileri anlat burada, işçileri anlat!
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – 39 milyar bütçe açığın var!
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri…
EYÜP AYAR
(Devamla) – Bu, Türkiye için çok önemliydi. Türkiye'nin geleceği için çok
önemliydi.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Popülizmin en âlâsını siz yapıyorsunuz!
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri…
EYÜP AYAR
(Devamla) – Zaten beş dakika konuşmam var. Onu da hemen…
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Tokat Sigara Fabrikasındaki yolsuzluğu söylemiyorsun!
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri…
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Tokat Sigara Fabrikasındaki yolsuzluğu söylesene!
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri…
EYÜP AYAR
(Devamla) – Şimdi, değerli milletvekilleri, AK PARTİ almış olduğu kararla
beraber, müktesep haklara da dokunmadığından dolayı sosyal güvenlikteki
dengeler belki on beş-yirmi yıl sonra ancak dengeye oturabilecektir.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Tokat Sigara Fabrikasındaki vurgunu anlat!
EYÜP AYAR
(Devamla) – Bakınız, aktüeryal dengeler iyice
bozulmuştur. 1 emekliye normal 4 çalışan gerekirken bu, Türkiye’de 1,8’in de
altına düşmüştür.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum. Tamamlayın lütfen.
EYÜP AYAR
(Devamla) – Yine Türkiye’de 9 milyonun üzerinde emekli var ve 15 bin civarında
da çalışan var. Bütün bu tabloya rağmen biz emekli maaşlarında… Burada
rakamlarla vermeye sürem de yetmeyecektir. Bütün -bakınız tablolar burada-
emeklilerin hangi statüde olursa olsun almış olduğu maaşlarındaki
iyileştirmeler enflasyonun çok çok üzerindedir, reel
artışları çok çok fazladır. Bütün bunlara rağmen biz
yine de işveren üzerindeki yükleri kaldırıyoruz…
AHMET BUKAN
(Çankırı) – 2002’de ne kadar şimdi ne kadar? Onu söyle!
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – 1,8 zam yaptınız!
EYÜP AYAR (Devamla)
– …ve işveren hissesindeki yüzde 5 primi kaldırdık ve yine yapmış olduğunuz
vergi kanunlarındaki değişiklikle beraber bu yükü azalttık, OECD ülkeleri
içerisinde daha iyi bir konuma geldik.
Değerli
arkadaşlar, sağlıkla ilgili de SSK’nın vermiş olduğu çok önemli hizmetler var.
Sözlerimi burada
bitiriyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Ayar.
Muğla
Milletvekili Mehmet Nil Hıdır.
Buyurun Sayın
Hıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş
dakika.
AK PARTİ GRUBU
ADINA MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili
arkadaşlarım; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bütçe görüşmeleri üzerine
söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, bugün muhalefet mensubu arkadaşlarımızın yaptığı konuşmaları
dinleyince, doğrusu, “Acaba bu biz miyiz?” diye kendi kendime bakmaktan kendimi
alamadım. Bizi öyle kelimelerle suçladılar ki…
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Ayna al ayna, aynadan bak!
MEHMET NİL HIDIR
(Devamla) – Evet, bizi öyle kelimelerle suçladılar ki, bu suçlamalarını,
doğrusu, geçmiş yıllarda kendilerinin yaptıkları faaliyetler ve icraatlardan,
belki, duydukları eziklik içerisinde yapmış olduklarını anlıyorum.
Bir arkadaşımız
“AK PARTİ’nin vizyonsuzluğu…”
dedi. Henüz Genel Başkanımız Başbakan bile olmadan önce, ziyaret ettiği kırk
bir ülkede devlet başkanı protokolüyle karşılanmışsa sizce bu mudur vizyonsuzluk?
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez!
MEHMET NİL HIDIR
(Devamla) – Türkiye'nin yıllar boyu etrafındaki komşularıyla kavgalı, sınırları
kapalı hâldeyken bugün bütün komşularıyla barış içerisinde, vizenin
kaldırıldığı ve yıl boyunca, bir yılda 5 milyar dolarlık ihracat, ithalat
potansiyelinin yakalandığı bir ülke konumuna gelmişsek bu mudur sizce vizyonsuzluk?
Türkiye'nin 70
sente muhtaç olduğu yıllardan bu yana dünya bankalarındaki ve IMF nezdindeki kredibilitesinin artmış
olması mıdır vizyonsuzluk?
Klasik Davos toplantılarında, zengin ülkelerin haklarının devam
ettirilmesi konusunda yapılan görüşmelerden netice alınamazken, Filistin’deki, Gazze’deki henüz kundağında olan çocukların üzerine
yağdırılan fosfor bombalarının hakkını savunmak mı vizyonsuzluk?
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Irak’takiler ne olacak, Irak’takilere niye susuyorsunuz?
MEHMET NİL HIDIR
(Devamla) – Şimdi bakınız, dün Türkiye’de, Londra’dan çıkıp, 67 araçlık
konvoyla İstanbul’a gelen ve dün Ankara’ya gelen, Meclis Başkanımızı, Dışişleri
Komisyonumuzu, İnsan Haklarını ziyaret eden “Filistin Yolu Açık” konvoyunu
Türkiye’den 250’nin üzerinde aracın desteklemesi ve bu araçla birlikte Gazze’nin ambargosunun kırılması mı sizce vizyonsuzluk?
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Senin ne duhulün var burada, o 250 araç senin aracın mı?
MEHMET NİL HIDIR
(Devamla) – Evet arkadaşlar, bir başka arkadaşımız dedi ki… Zannediyorum
1970’li yıllardaki sendikal hareketlere takılıp…
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Siz Habur’u düşünün, Habur’u!
MEHMET NİL HIDIR
(Devamla) – …kalmış olan bu arkadaşımız bizi faşistlikle suçladı.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Habur’da ne yaptığınıza bakın!
MEHMET NİL HIDIR
(Devamla) – Öyle zannediyorum ki, şu anda muhalefette birbirlerini
destekledikleri için “Faşist” kelimesini yakıştıramadıkları bu arkadaşlarımız,
bize faşizmi uygun görüyorlar.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Siz bu Meclisin elemanlarına göz yaşartıcı gaz sıktınız.
MEHMET NİL HIDIR
(Devamla) – Bakınız, eğer bu arkadaşlarımıza kalsaydık, biz, Habur’da toplanan 25 bin kişinin tamamını, 1 Mayıs 1970’li
yıllardaki gibi kurşuna dizmemiz gerekirdi, (CHP ve MHP sıralarından
gürültüler) tankların tekerlerinin altında, paletlerinin altında ezmemiz
gerekirdi.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Vizyonun da bu kadar!
MEHMET NİL HIDIR
(Devamla) – Sizin demokrasi anlayışınız bunu gerektiriyordu.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Senin vizyonun da bu kadar işte!
MEHMET NİL HIDIR
(Devamla) – Ama bugün, değerli arkadaşlarım…
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Senin bilgin, senin hayal gücün de bu kadar!
MEHMET NİL HIDIR
(Devamla) – …biz, ne doğudaki insanımıza ne batıdaki insanımıza hiçbir şekilde
baskıcı politikalar üretmiyoruz, düşünce ve özgürlükleri sonuna kadar
kullanmalarını temin ediyoruz.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Sokaklar kaynıyor!
MEHMET NİL HIDIR
(Devamla) – Biz, hiçbir savcıya ve hâkime, ne Habur’daki
yurt dışından gelen, ama hiçbir suç işlememiş…
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Allah Allah!
MEHMET NİL HIDIR
(Devamla) – …Türkiye vatandaşlarını…
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Nereden biliyorsun, mahkemeden geçirdin mi?
MEHMET NİL HIDIR
(Devamla) – …sorgulamak üzere talimat veriyoruz ne de Bursa’da 19 maden
şehidimizin…
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Onların avukatı mısın!
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen…
MEHMET NİL HIDIR
(Devamla) – …sorgulanması konusunda hukukçularımızı yönlendiriyoruz. (CHP ve
MHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri…
MEHMET NİL HIDIR
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, Türkiye’de hukuk bağımsızdır. Türkiye’de hukuk
adamlarını töhmet altında tutmayınız. Buna hiçbirimizin hakkı yok.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Anayasa Mahkemesinde dava görülürken ne diye bağırıyorsun!
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri…
MEHMET NİL HIDIR
(Devamla) – Ve yine, değerli arkadaşlarım, biz, 4/C’li
21 bin insanımızın, çalışanımızın hakkını hakkıyla yerine veriyoruz, eline
veriyoruz.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Onun için mi sokaklar işçilerle dolu?
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Göz yaşartıcı gazla mı, biber gazıyla mı?
BAŞKAN – Sayın Korkmaz…Sayın milletvekilleri…
MEHMET NİL HIDIR
(Devamla) – Arkadaşlarımız 12 bin tane Tekel işçisinden bahsediyorlar. İyi
incelesinler, 12 bin değil, 6 bin tane Tekel işçisinin 4/C kadrolarına intikal
ettirildiğini görecekler ve bu 6 bin işçimiz, kıdem tazminatını, ihbar
tazminatını…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
MEHMET NİL HIDIR
(Devamla) – Teşekkür ediyorum.
…ve iş kaybı
tazminatını almak suretiyle, tercih ettiği üç vilayetten ilk tercihine
gönderilmek suretiyle hakları eline verilmiş.
EŞREF KARAİBRAHİM
(Giresun) – Yani, biber gazı sıkmayı haklı görüyorsunuz?
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Suya bastırdınız.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri…
MEHMET NİL HIDIR
(Devamla) – Kapının önünde duran 9,5 milyon işsiz insanımız varken, biz, bu
arkadaşlarımızın emeklilik haklarını korumuşuz.
BİHLUN TAMAYLIGİL
(İstanbul) – Bir tanesiyle konuştunuz mu? Bir tanesine sordunuz mu?
MEHMET NİL HIDIR
(Devamla) – 4/C kadrolarında istihdam etmişiz.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Copladınız.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri…
MEHMET NİL HIDIR
(Devamla) – Madem çok iyi biliyordu değerli arkadaşlarımız, neden geçmişte 4/C
benzeri bir yasayı çıkartmak suretiyle özelleştirmeden kaynaklanan
arkadaşlarımızın hakkını vermediler?
Değerli
arkadaşlarım, bu kürsüden söylenecek söz çok ama bütçe görüşmeleri yapıyoruz,
milletimiz bizi izliyor ve milletimizin hassas terazisi muhalefeti de, bizi de
izliyor.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Göreceksiniz yakında.
MEHMET NİL HIDIR
(Devamla) – Ben hiç endişe etmiyorum ki, milletimiz yiğidin hakkını yiğide
verecektir.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Doğru! Doğru!
MEHMET NİL HIDIR
(Devamla) – Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Hıdır.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Sen de seçim bölgenden hakkını alacaksın.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – İşçiyi havuza basan yiğit!
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen…
Ordu Milletvekili
Sayın Ayhan Yılmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş
dakika.
Buyurun.
AK PARTİ GRUBU
ADINA AYHAN YILMAZ (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010 yılı
Enerji Bakanlığı bütçesi üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Siz
saygıdeğer milletvekili arkadaşlarımı ve ekranları başından bizleri izleyen
aziz milletimi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, AK PARTİ hükûmetleri her konuda olduğu
gibi enerji konusunda da almış olduğu kararlar, uyguladığı politikalarla
ülkenin önünü açmasını bilebilmiş, ülkeyi içine düştüğü enerji bunalımından
kurtarmasını başarabilmiş bir politika uygulamıştır. Bu politikalarla
Türkiye'nin önünde bulunduğu enerji darboğazı 2002 yılından sonra bir bir aşılmış ki, o zamanları hepimiz biliyoruz, 2000, 2001
krizleriyle ülke alabildiğine bir sıkıntıya girmiş, sanayiciler fabrikalarını
bir bir kapatmışlar, esnaf kepenklerini kapatmış,
büyüme eksinin altlarında seyretmiş.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Şimdi söylediklerin Asrı Saadet dönemi yaşıyor, doğru!
AYHAN YILMAZ
(Devamla) – Böyle bir dönemde enerji satın alan, Bulgaristan’dan enerji satın
alan bir ülke, altı yıl üst üste yüzde 6,5-7 arasında büyüme gösteren, sanayisi
gelişmiş, dünya ekonomisinde 26’ncı sıradan 17’nci sıraya gelmiş bir ülkede,
Allah’a şükürler olsun, daha bir günlük enerji kesintisi dahi olmamıştır.
Dün, yedi yıl
önce enerji satın alan Türkiye, bugün komşularına elektrik satan ülke olmuştur.
İşte Suriye, işte Kuzey Irak, işte Gürcistan bunların birer birer
örneğidir. Aynı zamanda bunlarla kalınmamış, “yolsuzluk” teriminin ayyuka
çıktığı dönemler, Allah’a şükürler olsun, bu İktidar dönemiyle de siyaset literatüründen silinmiştir. Çünkü biliyorsunuz enerjide de
yolsuzluk had safhada.
AHMET BUKAN
(Çankırı) – Doğru!
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Deniz Fenerini unuttun galiba!
AYHAN YILMAZ
(Devamla) – Bir saniye, rica ediyorum.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen…
AYHAN YILMAZ
(Devamla) – Enerjimizi ve barajlarımızı ipotek altına alan Uzan Grubu, bunlar
unutuluyor tabii.
AKİF EKİCİ
(Gaziantep) – Sen de inanmıyorsun, söylediğine sen de inanmıyorsun!
AYHAN YILMAZ
(Devamla) – Hiçbir siyasi güç, iktidar, devri iktidarınızda dahi olmak üzere
hiçbir siyasi güç bu haksızlıklara el uzatamazken, şükürler olsun, bu Hükûmetin işte Uzan Grubunu ne hâle getirdiğini bu aziz
millet, hepimiz biliyoruz. Hortumlarını kestik, hatta hortum boğazında bu yurt
dışına kaçmak zorunda kaldı.
AKİF EKİCİ
(Gaziantep) – Çalık’ı ne hâle getirdiniz! Çalık’ı niye söylemiyorsun? Çalık ne
hâle geldi, Çalık!
AYHAN YILMAZ
(Devamla) – Evet değerli arkadaşlar, biz, her konuda -şükürler olsun alnımız
ak- her şeyi dört dörtlük yaptık diye iddia etmiyoruz ama şunu biliyoruz ki
samimiyetle, gayretle, azimle, aşkla çalışıyoruz. Çünkü Ferhat’ı Ferhat yapanın
Şirin’i olduğunu biliyoruz. Bizim Şirin’imiz bu aziz millettir.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Aranıza dağlar mı koydunuz!
AYHAN YILMAZ
(Devamla) – Bu aziz milletimizin neyi eksikse onu yerine getirmek iktidar
olarak, Hükûmet olarak bizim görevimizdir.
Enerji konusunda
da tıpkı…
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Milletle aranıza dağlar mı koydunuz, Ferhat-Şirin benzetmesi
yapıyorsunuz!
AYHAN YILMAZ
(Devamla) – Evet, hiç dağlar yok milletle aramızda.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Dağlar mı koydunuz!
BAŞKAN – Sayın
Korkmaz…
AYHAN YILMAZ
(Devamla) – Üç dört seçimi gördük, Allah’ın izniyle, dört seçimde de aramızda
güller olduğunu, kimin aralarında dağlar olduğunu bu millet göstermiştir. Hiç
merak etmeyin, sabırsızlanmayın!
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Sabırla bekliyoruz! Biz bekliyoruz!
AYHAN YILMAZ
(Devamla) – 2011 geliyor, hiç meraklanmayın, 2011’de de bu millet kendi
arasında dağlar ile güllerin kimlerin arasında olduğunu takdir edecektir!
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Hadi sandığa gidelim, hadi!
AYHAN YILMAZ
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, tabii, Enerji Bakanlığı yirmiden fazla genel
müdürlüğü içinde bulunduran bir kuruluş. Tabii bunların içerisinde doğal gaz…
Bir düşünün Allah aşkına, bir düşünün, kaç kilometre doğal gaz hattı döşemiş bu
Hükûmet. Keşke bir imkân olsa uzaydan şu Türkiye'nin
bir röntgeni çekilse de kılcal damarlar gibi altmış beş vilayete toprağın
altında nasıl o borular gitmiş bir gösterebilsek. Ama biz bunları…
AKİF EKİCİ
(Gaziantep) – Yolsuzluk görülür, her tarafta yolsuzluk görülür, hadi!
AYHAN YILMAZ
(Devamla) – Yolsuzluk olsa altmış beş vilayete doğal gaz gitmezdi. Evet, dokuz
vilayetten aldık altmış beş vilayete götürdük.
EŞREF KARAİBRAHİM
(Giresun) – Giresun ne oldu, Giresun!
AYHAN YILMAZ
(Devamla) – Şükürler olsun, Giresun’a, Ordu’ya kim derdi “Doğal gaz gelecek.”
diye?
EŞREF KARAİBRAHİM
(Giresun) – Giresun ne oldu! Hâlâ dağda duruyor bu borular.
AYHAN YILMAZ
(Devamla) – Ama gelmiştir, dağları aşarak gelmiştir. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
EŞREF KARAİBRAHİM
(Giresun) – Giresun ne oldu! Ordu’ya geldi, Giresun ne oldu!
AYHAN YILMAZ
(Devamla) – Onun için ben hem o Hükûmete hem o bakana
hem o bürokrata teşekkür ediyorum, hepimizin de teşekkür borcu vardır değerli
arkadaşlar.
EŞREF KARAİBRAHİM
(Giresun) – Dağda borular duruyor hâlâ. İhalesi yapılmadı, ihalesi!
AYHAN YILMAZ
(Devamla) – Evet “Al ya da öde.” diye imzaları atanlar… Sayın Başbakanımız
burada, eski başbakanlardan…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
AYHAN YILMAZ
(Devamla) – Evet, Sayın Başbakanımız buraya çıktı dedi ki: “Biz bu anlaşmaları
yaptık, Mavi Akımı yaptık.” Evet, yaptınız ama dokuz tane vilayette doğal gaz
yanıyor! İnanın şu Hükûmet gelmeseydi bugün doğal
gaza vereceğimiz paralarla biz iflas ederdik. Ama şükürler olsun altmış beş
vilayete çıktı.
AKİF EKİCİ
(Gaziantep) – Şükür, iflas ettik, bir şey kalmadı zaten, her şey bitti!
AYHAN YILMAZ
(Devamla) – Ve onunla beraber, arkadaşlar, bakın bir Kömür İşletmeleri…
AKİF EKİCİ
(Gaziantep) – BOTAŞ’ı iflas ettirdiniz, BOTAŞ’ı! BOTAŞ iflas etti, BOTAŞ! BOTAŞ
kalmadı, iflas etti!
AYHAN YILMAZ
(Devamla) – Toprağın altında unutulmuş, toprağın altında kalmış, insanları
dışarıda işsiz kalmış bu kurumu hareketlendirdi, 1 milyon 700 bin insana,
aileye her yıl kömür dağıttı. Toplam 8,5 milyon ton kömür dağıttı.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Hazırı dağıtmak kolay, iş verseydiniz, iş.
AYHAN YILMAZ
(Devamla) – Bunun ne olduğunu bilir misiniz? Size göre o bir şey değildir, ömrü
hayat…
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – İşsizlik yüzde 25.
AYHAN YILMAZ
(Devamla) – Siz hiç uzun ve soğuk kış gecelerinde yanmayan sobanın karşısında
titreyerek uyumanın ne olduğunu bilir misiniz? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
EŞREF KARAİBRAHİM
(Giresun) – Biliriz.
BAŞKAN – Sayın
Korkmaz…
AYHAN YILMAZ
(Devamla) – Evet, işte onu bilen insanlara biz kömür dağıtıyoruz. Bu İktidar,
yanmayan sobalarda kömür, kaynamayan tencerelerde…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYHAN YILMAZ
(Devamla) – …aş, okul masalarının üzerinde kitap olmuş… (AK PARTİ sıralarından
”Bravo” sesleri, alkışlar)
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Nerede iş? İş nerede?
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Fakirleştirdiniz.
AYHAN YILMAZ
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, bütçemizin hayırlı uğurlu olmasını diliyor,
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AKİF EKİCİ
(Gaziantep) – Sen de konuştuklarına inanmadın ama ne yapalım!
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Yılmaz.
Zonguldak
Milletvekili Sayın Polat Türkmen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş
dakika.
AK PARTİ GRUBU
ADINA POLAT TÜRKMEN (Zonguldak) – Çok teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan,
saygıdeğer milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi adına Enerji Piyasası
Düzenleme Kurumunun 2010 yılı bütçesi hakkında söz almış bulunuyorum, yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Geçtiğimiz
günlerde Bursa’da şehit olan madenci kardeşlerime ve maden şehitlerimize
Cenabıhak’tan rahmet diliyorum.
Sizlerin de çok
yakından bildiğiniz gibi, Hükûmetimiz döneminde
ülkemiz enerji sektöründe rekabete dayalı, işleyen piyasaların oluşturulmasına
yönelik önemli adımlar atılmıştır. Bu amaçla sektörde faaliyet gösteren kamu
kuruluşları yeniden yapılandırılmış, serbestleşme temin edilecek kurallar
uygulamaya başlanmıştır. Bu kapsamda dört temel piyasa kanunu çerçevesinde
piyasa işleyişiyle ilgili EPDK görevlendirilmiştir.
EPDK, bağımsız
bir düzenleyici kurum olarak yıllık ekonomik büyüklüğü yaklaşık 120 milyar lira
olan elektrik, doğal gaz, petrol, sıvılaştırılmış petrol gazları piyasasındaki
faaliyetleri düzenlemekte ve denetlemektedir.
Elektrik
piyasasına yönelik Kurumun 2009 yılı faaliyetlerinin önemli bir bölümünü özel
sektörün yatırım başvuruları ve lisanslandırma çalışmaları oluşturmaktadır. AK
PARTİ Hükûmeti ve Enerji Bakanlığımız her geçen yıl
hızla artan enerji ihtiyacımızı azami ölçüde millî kaynaklarla karşılamayı
temel bir hedef hâline getirmiştir. Bu enerji politikası çerçevesinde EPDK,
özellikle yerli ve yenilenebilir kaynaklarımızın enerjiye dönüştürülmesi
konusuna ağırlık vermektedir. Bu yıl itibarıyla EPDK tarafından lisans verilen
özel sektör yatırımlarının adedi 800’e, kurulu gücümüz ise 36 bin megavat
seviyesine ulaşmıştır.
Rüzgâr enerjisine
dayalı lisans başvurularıyla, yeni rüzgâr santrallerinin devreye alınması
konusunda 2009 yılında önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Yenilenebilir
enerjiyle ilgili kanunun 2005 yılında yasalaşmasından sonra yaklaşık 3 bin
megavat gücünde 80 adet yeni rüzgâr projesine lisans verilmiştir. Bu
projelerden toplam bin megavat kurulu güce ulaşacak olan santrallerin yapımı
devam etmektedir. 2002 yılında neredeyse yok sayılacak düzeyde olan rüzgâr
enerjisi kurulu gücü bugün 738 megavata ulaşmıştır. 2012 yılında ise 2.200
megavata ulaşacağı görülmektedir. Elbette, yapılacak daha çok iş vardır çünkü
ülkemizin enerji sektörü çok büyük bir hızla gelişmektedir.
Ülkemiz dünyada,
2000 yılından bu yana elektrik ve doğal gazda Çin’den sonra en fazla talep
artışına sahip ikinci büyük ekonomi olmuştur. Bu hızlı talep artışının
karşılanması için elektrik sektöründe arz güvenliği ve sistemin geleceği
açısından en önem verilen konu, üretim yatırımlarının gerçekleşmesidir. 2009
yılında işletmeye alınan özel sektör elektrik üretim yatırımlarında son yedi
yılın en iyi dönemi olmuştur. Bu yılın sonu itibarıyla tüm işlemleri tamamlanarak
geçici kabulü yapılmış özel sektör üretim tesislerinin toplam kurulu gücü 2.800
megavata ulaşmış bulunmaktadır. Bu rakam, son üç yılda elektrik üretim tesisi
olarak tamamlanmış özel sektör yatırımlarının toplamından daha fazladır. Bu
gelişmeler, siyasi istikrarın ve doğru ekonomi politikalarımızın ülkemiz enerji
sektörüne ne kadar olumlu tesir ettiğinin de bir göstergesidir.
Dünya çapındaki
ekonomik krizin etkileri sürerken, ülkemizde 2008 yılında enerji sektöründe 6,6
milyar dolarlık birleşme, satın alma işlemleri gerçekleştirilmiş olması dikkat
çekicidir. Ağırlıkla bu yıl elektrik dağıtım bölgelerine yönelik 3,5 milyar
dolarlık bir özelleştirme işleminin gerçekleştirilmesi de yerli ve yabancı özel
sektörün Hükûmetimizin enerji politikalarına ne kadar
güvendiğinin en somut bir göstergesidir.
Sayın Başkan,
saygıdeğer milletvekilleri, EPDK’nın bir diğer önemli
faaliyeti de, şehirlerde ve sanayide doğal gaz kullanımının
yaygınlaştırılmasına yöneliktir. AK PARTİ iktidarlarından önce 6 şehrimiz doğal
gaz kullanırken, bu rakam, AK PARTİ hükûmetleri
döneminde 11 kat artarak 67 ile ulaşmıştır. Böylece, Sayın Başbakanımızın çok
isabetli bir şekilde tespit ettiği gibi, Anadolu’daki Ayşe Ninemiz de artık bu
medeni hizmetten yararlanmaktadır. Bugüne kadar sürdürülen çalışmaların
sonucunda…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
POLAT TÜRKMEN
(Devamla) – …doğal gaz lisans ihalesi yapılmayan sadece on üç şehrimiz
kalmıştır. 2010 yılı içerisinde, özellikle Zonguldak ve Bartın şehirlerimizde
doğal gaz dağıtım ihalesi yapılacaktır.
Bir diğer husus
da, EPDK tarafından petrol piyasasının düzenlenmesi ve denetlenmesine yönelik
kapsamlı çalışmalardır. Bu kapsamda, son dört yılda petrol ve LPG piyasalarının
tüm sektör oyuncuları sürekli denetlenmekte, bu denetlemeler sırasında ihbar
geldiği zaman da süratle bu yerine getirilmektedir. EPDK’nın
karar ve uygulamalarında, tüketici hakları, çevrenin korunması anlayışına önem
verilmektedir. Piyasanın büyüklüğü, geliştirilmesi, şeffaflaştırılması bu
konuda çok önemli kararlardan bir tanesidir. Bu anlayış ile EPDK tüm karar ve
uygulamalarında, rekabetçi piyasaların düzenlenmesi ve denetlenmesinin yanında,
tüketici haklarının ve çevrenin korunması anlayışını dikkate almakta, bu
hizmetleri yaparken bütçesini ve insan kaynaklarını en verimli şekilde
kullanmaktadır.
Ben, bu duygular
içerisinde, 2010 yılı bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını diliyorum, yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Türkmen.
İzmir
Milletvekili Sayın İsmail Katmerci… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş
dakika, buyurun.
AK PARTİ GRUBU
ADINA İSMAİL KATMERCİ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ulusal
Bor Araştırma Enstitüsü 2010 yılı bütçesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz
almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, bor denildiği zaman, hepimizi titreten bir madenimiz olduğunu hep
hatırlarız ama bu madenin nasıl işlendiği, nerelerde işlendiği, ne yapılması
gerektiği hakkında fazla bir bilgimiz olmaz ama bu madenin varlığı,
yeryüzündeki bu bor madeninin ülkemizde yüzde 72’sinin olması bizi hep
gururlandırmıştır ama bir çalışma yapılmamıştır. Bunun yanında, bor piyasasının
da yüzde 32’si Türkiye’dedir. Yani bor piyasasının belirleyici ülkesi
ülkemizdir.
Değerli
arkadaşlarım, 2003 yılı Haziran ayında çıkardığımız yasayla Ulusal Bor
Enstitüsünü kurduk. Ulusal Bor Enstitüsünde bu madenin nasıl işleneceği, nasıl
ekonomiye katkı sağlayacağı hakkında daha detaylı bilgi olması için, daha ciddi
çalışmalar yapmak için bu Enstitü kuruldu. Bu Enstitümüze bugüne kadar, 1
Aralığa kadar 265 adet araştırma projesi geldi. Bu araştırma projelerinin 49
tanesi hayata geçmek üzere, 25 proje üzerinde de çalışmalar yapılmakta.
Değerli
arkadaşlarım, bu çalışmaları şöyle kısaca özetleyecek olursak, bu, Türkiye
Çimento Müstahsilleri Birliği kanalıyla, onların vasıtasıyla önce çimento
sanayisinde kullanılmış, Borlu çimento üretiminin çalışmaları yapılmış, bu
konularda sanayiyle de iş birliğine gidilmiştir. Borlu çimentonun faydası
nedir? Bize moral vermesi açısından söylüyorum, diğer asfaltla yapılan yol
çalışmaları yerine borlu çimentoyla yapılan yolların kullanım süresi yaklaşık
ötekine göre 10 kat daha fazladır.
Bu arada, sodyum
bor hidrür üretimine başlanılmış, bu tesis 100 vatlık pil üretmiştir. Bu da bu
konuda önemli adımlardan bir tanesidir.
Değerli
arkadaşlarım, bunun yanında bitkilerde, tarımda borlu gübre kullanılması -borun
tarıma da dayalı yerlerimizde- çalışmaları yapılmış, borlu gübre ile yapılan
üretimin yüzde 5 ila yüzde 70 oranında verimliliğinin arttığı görülmüştür. Bu
arada, aynı zamanda yumurtacılıkta kullanılmaya başlanmış, tavuklara verilen
yemlerinin içerisine bor katkısı sağlanarak yumurtanın kolesterol etkileri
azaltılmıştır. Seramikte sır yapımında kullanılan bor kimyasalının sektörde
kullanımını yaygınlaştırmak amacıyla yapılan bu projede porselen karo bünyesine
bor ilave edilmiş, çalışma sonunda pişirme sıcaklığının düştüğü, buna bağlı
olarak üretimin de hızının arttığı, mukavemetinin önemli ölçüde iyileştiği
görülmüştür. Bor nitrür üretimine yönelik endüstriyel
uygulama desteği verilmiş, bor nitrür üretim ve
ticaretleştirilmesi 2008 yılı içerisinde gerçekleştirilmiştir. Yine bor nitrürün motor yağı ve yüzey kaplama gibi değişik
uygulamalarda kullanımına yönelik projeler hâlâ yürütülmektedir. Enstitü
tarafından desteklenen bu projede ise çinko borat sentezi yapılmış ve pilot
ölçekte üretimi başarıyla gerçekleştirilmiştir. Çinko boratın aleve dayanıklı
boya ve ahşap levha üretimine yönelik farklı çalışmaları devam etmektedir. Bor
Araştırma Enstitüsü, kuruluşundan bu yana geçen altı yıllık süre içerisinde
öncelikle bor ve bor ürünlerinin tanıtımının sağlanması, mevcut bor
ürünlerimize yeni kullanım alanlarının araştırılması, ülke için yeni istihdam
ve katma değer yaratma amaçlı yeni bor ürünlerinin üretim ve uygulama alanlarının araştırılması
konularında çalışmalar yapmaktadır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
İSMAİL KATMERCİ
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bilindiği gibi,
bor mineralleri bileşikleri çeşitli endüstri dallarında farklı malzeme ve
ürünlerin üretiminde kullanılmaktadır. Cam, nükleer, seramik, elektrik, elektronik,
bilgisayar, otomobil, ilaç ve kozmetik, kimya sanayisi, temizleme, beyazlatma,
kâğıt sanayisi bor minerallerinin kullanıldığı başlıca sahalardır. Bunun
dışında, bor mineralleri günümüzde inşaat, çimento sektöründe, enerji
sektöründe, tekstil sektöründe, tarım sektöründe de sıkça kullanılagelmektedir.
Yani Türkiye, dünya bor pazarında piyasa belirleyicisidir.
Avrupa Birliğinin
bu kararından sonra ülke olarak yaptığımız girişimler şöyledir: AB nezdinde
yürütmeyi durdurma kararı alınması için Bor Enstitüsü Avrupa’daki şirketlerimiz
kanalıyla 5 Aralık 2008 tarihinde mahkemeye başvurmuştur.
Vaktim dolduğu
için, Başkanın da bana verdiği bir dakika…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İSMAİL KATMERCİ
(Devamla) – Teşekkür ederim.
Bu bütçemizin
hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Katmerci.
Giresun
Milletvekili Sayın Ali Temür.
Süreniz beş
dakika.
Buyurun. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU
ADINA ALİ TEMÜR (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010 yılı
merkezî yönetim bütçesi Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü ve Türkiye
Atom Enerjisi Kurumu hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
Türkiye Atom Enerjisi Kurumu “Atom Enerjisi Komisyonu Genel Sekreterliği” adı
altında 1956 yılında 6821 sayılı Yasa’yla kurulmuş, 1982 yılında 2690 sayılı
Yasa ile Türkiye Atom Enerjisi Kurumu adıyla yeniden yapılanmıştır.
Kuruluş amacı,
Türkiye’de barışçıl amaçlarla nükleer teknolojiden yararlanılmasını temin
etmek, nükleer ve radyolojik konulara ilişkin düzenleme, denetleme, araştırma
geliştirme faaliyetlerinde bulunmaktır. Ülkemizin nükleer güç reaktörleri
vasıtasıyla üretilecek enerjiden yararlanmasına yönelik olarak nükleer güç
reaktörü kurulması düşünülen yerlerin jeolojik etütleri, hidrolojik etütleri,
metroloji ölçüm programı, çevresel izleme faaliyetleri, deniz hidrolojisi
çalışmaları, flora ve fauna tespiti çalışmaları,
jeofizik etütler, taşkın, tsunami çalışmaları ve
insan kaynaklı dış olaylara ilişkin çalışmaları yürütmektedir.
Türkiye Atom
Enerjisi Kurumu, 2009 yılında önemli projeleri uygulamaya geçirmiştir.
Ülkemizin ilk elektron hızlandırıcı tesisi kurulum çalışmaları tamamlanmış ve
tesis işletmeye açılmıştır. Uluslararası gümrük kapılarına radyasyon erken
uyarı sistemi kurulmuştur. Nükleer elektronik geliştirme üretim laboratuvarlarında ülkemizin ihtiyacına yönelik radyasyon
ölçer cihazlar üretilmiştir. Nükleer teknikler ve radyoizotoplar kullanılarak
tarım ve hayvancılıkta üretimin, kalitenin artırılmasına yönelik projeler
geliştirilmiş ve bu çalışmalar hâlen devam etmektedir.
Değerli
milletvekilleri, nükleer teknolojinin takibi ve ülkemizde dünya standartlarında
kullanılması konusunda çalışmalarını sürdüren Türkiye Atom Enerjisi Kurumu,
aynı konuda çalışmalar yapan uluslararası kuruluşlarla iş birliğini
geliştirmeye devam etmektedir. Ülkemizin üyelik başvurusu yaptığı Avrupa
Nükleer Araştırma Merkezînde yapılan çalışmaların koordine ve teşvik edilmesi,
desteklenmesi çerçevesinde, üniversitenin bu alandaki projelerine etkin katılım
ve katkı sağlanmaktadır.
Nükleer ve
radyasyon güvenliği alanlarında düzenleyici ve denetleyici kurum olması
yanında, kendine tahsis edilen bütçe olanakları çerçevesinde nükleer bilimler
ve teknoloji alanında araştırma, eğitim faaliyetlerini yürütmekte olan Atom
Enerjisi Kurumu, ülkemizin nükleer teknolojide kendine yeter duruma gelmesini
sağlayacak projeler üzerinde çalışmalarını sürdürmektedir.
Değerli
milletvekilleri, Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü 1935 yılında
kurulmuştur. Ülkemizin elektrik enerjisi üretim imkânlarıyla ilgili mühendislik
hizmetlerini yürüten, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlı, özel hukuk
hükümlerine tabi ve ticari usullere göre yönetilen, kamu tüzel kişiliğine
sahip, yatırımcı bir kamu kuruluşu olan Genel Müdürlüğün önemli çalışma
alanları mevcuttur:
Ülkemizin
hidrolik, rüzgâr, jeotermal, güneş, biyokütle ve
diğer yenilenebilir enerji kaynaklarının değerlenmesine yönelik olarak
araştırma, ölçüm, modelleme ve proje çalışmaları ile enerji potansiyellerini
belirlemek ve gelecek tahminleri yapmak.
Yurt dışındaki
teknolojileri takip etmek, ARGE projelerini planlamak ve gelişimini
yönlendirmek.
Elektrik üretim
tesislerinin lisanslanması ve kurulması sürecinde teknik değerlendirme,
standartlar ve bunlara bağlı ölçümler, proje ve tesis denetimleriyle ilgili
çalışmalar yapmak.
Sanayi, konut ve
hizmet sektörlerinin enerji yönetimini, enerji etüdü ve verimlilik artırıcı proje
faaliyetleri için uygulamalı eğitim hizmetleri vermek.
Üniversiteleri,
meslek odalarını ve enerji verimliliği danışmanlık şirketlerini eğitim, etüt ve
proje hizmetleri verebilmeleri için yetkilendirmek ve denetlemek.
Toplumdaki enerji kültürü ve verimlilik bilincini geliştirici
uygulamaları özendirici faaliyetlerde bulunmak.
Elektrik İşleri
Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü pek çok yeni proje hazırlamış ve uygulamaya
koymuştur.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
ALİ TEMÜR
(Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Toplam 600
megavatlık 197 HES projesi, 14.400 megavatlık 17 adet pompajlı HES projesi, 3,5
megavatlık 110 adet mikro HES projesi üretilmiştir.
2008 yılında
başlatılan “Ulusal Enerji Verimliliği Hareketi” doğrultusunda bakanlıklarımız,
valiliklerimiz, belediyelerimizle iş birliği ortamları ile halkın
bilinçlendirilmesine ve özendirilmesine yönelik çalışmalar geliştirilmiştir.
Ayrıca
yatırımcıları yönlendirmek için rüzgâr, güneş ve biyokütle
enerjisi potansiyel atlasları geliştirilmiş, yurt dışındaki teknolojik
gelişmeler ışığında enerji tesisleriyle ilgili analizler yapılmıştır.
Türkiye’nin biyoyakıt üterim potansiyeli belirlenmiş,
üretim fizibiliteleri hazırlanmış ve biyodizel konusunda
tanıtım amaçlı pilot tesisler kurulmuştur.
Elektrik İşleri
Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü 2010-2012 döneminde…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ TEMÜR
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, 2010 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Temür.
Aydın
Milletvekili Sayın Mehmet Erdem.
Süreniz beş
dakikadır, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU
ADINA MEHMET ERDEM (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maden
Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü bütçesi hakkında konuşacağım. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
MTA Genel
Müdürlüğü, ülkemizde yer bilimlerinin gelişmesi ve buna bağlı olarak da yer
altı kaynaklarımızın değerlendirilmesi hususunda öncülük etmiş, bu konuda
önemli bir misyon üstlenmiş tek kurumdur.
Kurum ülkemizin
jeolojik yapısını araştırarak pek çok maden ve enerji kaynaklarını ülke
ekonomisine kazandırmış ve kazandırmaya devam etmektedir.
Varlığı
belirlenen yeni maden sahaları, bilimsel ve teknik bilgiler ilgililerin
hizmetine sunulmaktadır. Özellikle ülkemizde maden kaynaklarıyla ilgili
bölgesel jeolojik verilerin toplanması ve yorumlanması suretiyle yatırımcıların
ilgisini daha fazla çekmek üzere maden aramadaki risk en aza indirilmeye
çalışılmaktadır. Bu bağlamda madencilik bilgi altyapısının hazırlanması
çalışmaları da MTA Genel Müdürlüğünün üstlendiği önemli bir görevdir.
Ülkemiz ham madde
ihtiyacının yerli kaynaklarımızdan karşılanması amacıyla MTA Genel Müdürlüğü,
arama-araştırma, çalışmalarında özellikle 2003 yılından sonra havza bazında
çalışmalara yönelmiştir.
AK PARTİ Hükûmeti döneminde, diğer bütün kurumlarımızda olduğu gibi
MTA’da da çok başarılı bir dönem yaşanmıştır. Bu bağlamda 2003 yılında 32 bin metrede
olan sondajlı aramalar 2009 yılında yaklaşık 8 kat artışla 250 bin metreye
yükselmiştir. 2009 yılında yatırım bütçesi 2003 yılına göre yüzde 500 artarak
102 milyon TL olmuştur. Artan bu bütçeden hareketle MTA Genel Müdürlüğünün can
damarı olan sondaj makine parkının yenilenmesi çalışması başlatılmış, son üç
yılda 18 adet yeni sondaj makinesi alınmıştır.
MTA Genel
Müdürlüğü tarafından 2005 yılından bugüne kadar yapılan yaklaşık 704 bin metre
sondajlı arama sonucunda ülkemiz maden ve enerji ham madde kaynakları
rezervlerinin artırılmasına yönelik yeni keşifler elde edilmiştir. Bu kapsamda
2003 yılında 50 olan MTA Genel Müdürlüğüne ait arama ruhsatı sayısı, 2009
yılında 632’ye yükselmiş, arama-araştırma faaliyeti tamamlanan 40 adet ruhsat
sahası da ihale edilmek üzere Maden İşleri Genel Müdürlüğüne devredilmiştir.
2005-2009 yılları
arasında 400 bin metre kömür amaçlı sondajlı arama tamamlanmış ve toplam 4,2
milyon ton yeni kömür rezervi bulunmuş, Türkiye kömür rezervi yüzde 50,6
artmıştır. Böylelikle, ülkemiz linyit rezervleri 8 milyar 300 milyon tondan 12
milyar 500 milyon tona yükselmiştir. Bulunan yeni kömür rezervleri bin
megavatlık 5 yeni termik santralini besleyebilecektir.
Metalik maden ve
endüstriyel ham madde aramalarına yönelik yapılan çalışmalar soncunda, bilinen
bor rezervleri yüzde 50 oranında artmış, 2 milyar tondan 3 milyar tona
ulaşmıştır. 300 bin ton bakır, 45 ton altın, 4,5 milyar ton dolomit, 2,4 milyar
ton kalsit, 40 milyon ton seramik ham madde rezerv artışı sağlanmıştır.
1990 yılından bu
yana durma noktasına gelen jeotermal enerji çalışmaları, yine, MTA tarafından
hızlandırılmış, sondajlı aramalar 2 bin metrelerden 30 bin metreye
çıkarılmıştır. MTA tarafından 5 tanesi elektrik üretimine, diğerleri ısıtma ve
termal turizme uygun olmak üzere 16 adet yeni jeotermal alan keşfedilerek
jeotermal saha sayısı 172’den 188’e çıkarılmıştır. Bu başarılı hizmetleri
gördüğümüzde, Sayın Başbakanımızın “Nereden nereye” sözünü bir kez daha
hatırlıyoruz.
Seçim bölgem olan
Aydın, incirin, zeytinin, kestanenin, pamuğun Merkezî olduğu gibi jeotermal
enerjinin de Türkiye’deki en zengin kaynaklara sahip olduğu bir ilimizdir. Bu
önemli kaynakların keşfinde ve bu sondajların yapılmasında MTA Genel
Müdürlüğümüzün bu dönemde çok önemli hizmetleri olmuştur; kendilerine, hem
Genel Müdürlüğümüze ve hem Enerji Bakanlığımıza teşekkür ediyoruz.
Temiz ve yerli
enerji kaynağı olan jeotermal enerji, enerji üretiminde, konut ısıtma
soğutmasında, seracılıkta, sağlık turizmi gibi birçok alanda
kullanılabilmektedir. Uzun yıllar boyu yararlanamadığımız ve “Türkiye petrolü”
olarak mütalaa ettiğimiz jeotermal enerji kaynaklarımız, AK PARTİ İktidarı
döneminde, 2007 yılında çıkan Jeotermal Enerji Yasası’yla beraber harekete
geçmiş ve…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
MEHMET ERDEM
(Devamla) – …Türkiye'de özellikle Aydın ili başta olmak üzere JEST dediğimiz
jeotermal elektrik santralleri kurulmuştur. Bunlardan Aydın
ili Germencik ilçesinde, 47,4 megavat kurulu güce sahip, 225 milyon TL’ye mal
olan ve yine Aydın ilinde, 8,5 megavat kurulu güce sahip, 20 milyon TL’ye mal
olan JEST (jeotermal enerji santrali) kurulmuştur ve bu konuda geçen dönem
hizmet veren Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız Sayın Hilmi Güler’e ve yine bu dönem hizmet veren, verecek olan Sayın
Bakanımıza teşekkür ediyoruz Aydınlılar adına, ülkemiz adına çünkü yerli
enerji, kendimizin enerjisi bu şekilde devreye girmiştir.
Yine,
Yenilenebilir Enerji Kaynakları Yasası geçen dönem çıkarılmış, Aydın’da, Didim Akbük’te 31,5 megavat, 90 milyon TL’ye rüzgâr enerjisi
santrali kurulmuş, hizmete girmiştir ve yine akan su kaynakları üzerinde Akçay
ve Sırma’da 2 tane HES kurulmuştur.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET ERDEM
(Devamla) – Bu konuda Sayın Bakanlarımıza teşekkür ediyoruz.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Erdem.
Şahıslar adına,
lehinde Siirt Milletvekili Sayın Afif Demirkıran.
Buyurun Sayın Demirkıran. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş
dakika.
AFİF DEMİRKIRAN
(Siirt) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 2010 yılı Enerji Bakanlığı bütçesi münasebetiyle
sözlerime başlarken yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Ülkemiz, jeopolitik
konumu itibarıyla üst düzeyde stratejik bir önemi haiz olup enerji zengini
ülkeler ile yüksek miktarda enerji tüketen pazarlar arasında tabii bir köprü
oluşturmaktadır. Ülkemiz bu konumu ile arz kaynaklarının ve taşıma
güzergâhlarının çeşitlendirilmesi bağlamında, başta Avrupa Birliği olmak üzere
dünya enerji arz güvenliğinde etkin bir rol oynamaktadır. Bir başka ifadeyle,
Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının kesişme noktasında yer alan Türkiye, dünya
petrol ve doğal gaz rezervlerinin yüzde 72’sine sahip olan Orta Doğu, Hazar ve
Orta Asya bölgeleriyle Batı’nın enerji tüketen ülkeleri arasında bir enerji
koridoru ve terminali olma rolünü üstlenmiştir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bugünkü kısa konuşmamda, ülkemizin Avrasya enerji
eksenindeki rolüne, her gün biraz daha artacak ve bölgenin enerji arz
güvenliğine tartışmasız bir şekilde katkı sağlayacak olan, tamamlanmış ve
yapımı devam eden önemli boru hattı projelerine kısaca değinmek istiyorum ve
ben bunları ifade ettikten sonra, vizyonumuz var mı,
yok mu, çok daha rahat anlaşılabilecektir.
Değerli
arkadaşlar, Hükûmetimiz, Doğu-Batı enerji koridorunun
en önemli bileşenini oluşturan, günlük 1 milyon varil kapasiteli
Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı Projesi ile yıllık 20 milyar metreküp
kapasiteli Bakü-Tiflis-Erzurum Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’ni tamamlamış
bulunmaktadır. 2007 yılı sonunda işletmeye alınan Türkiye-Yunanistan doğal gaz
boru hattı ile de yılda 12 milyar metreküp kapasiteli Güney Avrupa Gaz Ringi
Projesi’nin ilk ayağı tamamlanmış olup böylelikle, ulusal doğal gaz iletim
şebekemizin komşu ülkelerin altyapısıyla enterkoneksiyonu gerçekleştirilmiş ve
ülkemiz, doğal gazda köprü tedarikçi konumuna gelmiştir.
Güney Avrupa gaz
ringinin bir sonraki aşamasını ise Türkiye-Yunanistan doğal gaz boru hattının
Adriyatik Denizi’nden geçecek bir boru hattıyla İtalya’ya uzanması
oluşturmaktadır ve bu projenin 2013 yılında tamamlanması planlanmıştır.
Avrupa’ya bir
diğer gaz rotası ise yıllık 31 milyar metreküp kapasiteli ve Nabucco Projesi olarak bilinen
Türkiye-Bulgaristan-Romanya-Macaristan-Avusturya doğal gaz boru hattıdır. Hükûmetler arası anlaşması 13 Temmuz 2009 tarihinde
imzalanan Nabucco Projesi’nin 2014 yılında
tamamlanması öngörülmektedir.
Hükûmetimiz, Irak doğal gaz
rezervlerinin geliştirilmesi hususuna da özel bir ilgi göstermektedir. Irak
doğal gazı, mevcut Kerkük-Ceyhan petrol boru hattına paralel bir boru hattıyla
ulusal şebekemize bağlanabilecektir. Geçen hafta içinde yapılan ihalede de
Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının, Irak’ta bir petrol sahasını bir konsorsiyumun ortağı olarak geliştireceğini memnuniyetle
öğrenmiş bulunuyoruz.
Mısır gazının
Ürdün ve Suriye üzerinden ülkemize ve ülkemiz üzerinden de Avrupa’ya
ulaştırılmasını hedefleyen Arap Doğal Gaz Boru Hattı Projesi de Bakanlığımızın
geliştirmeye büyük önem verdiği bir başka projedir.
Hükûmetimizin bir diğer önemli
teşebbüsü de, yüksek miktarda doğal gaz rezervlerine sahip olan Katar ile
sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) alımına yönelik olarak imzalanmış olan
mutabakat zaptıdır. Ayrıca, Suudi Arabistan-Ürdün ve Suriye üzerinden
Türkiye’ye ulaşması planlanan bir boru hattının inşasına yönelik olarak da
Katar ile ikili görüşmeler devam etmektedir.
Türkiye-Rusya gaz
protokolü ile de Rus gazının Türkiye’ye ve Türkiye üzerinden diğer pazarlara
ulaştırılabilmesi amaçlanmış olup, mevcut boru hatlarının genişletilmesi ve
yeni boru hatlarının inşa edilmesine yönelik fizibilite çalışmalarının
yapılması öngörülmektedir.
Kısa bir süre
önce, İran ile imzalanan bir anlaşma ile de Türkiye Petrolleri Anonim
Ortaklığı, İran’ın Güney Pars Bölgesi’nde bazı sahalarda ihale şartı olmaksızın
doğal gaz arayabilecektir. Ayrıca, İran doğal gazı ülkemiz üzerinden Avrupa’ya,
Türkmen doğal gazı ise İran üzerinden Türkiye’ye taşınabilecektir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; dünyadaki günlük petrol tüketiminin yaklaşık yüzde
3,7’sinin boğazlarımızın üzerinden taşınıyor olması nedeniyle enerji güvenliği
açısından boğazlarımızın ayrı bir önemi vardır. İstanbul Boğazı’ndan 1996
yılında sadece 60 milyon ton petrol ve türevleri taşınıyor iken bu yük bugün
itibarıyla 150 milyon ton olup gelecek yıllarda 200 milyon tona kadar çıkacağı
varsayılmaktadır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
AFİF DEMİRKIRAN
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Boğazlarda her
geçen gün artan bu tehlikeli yük trafiğini azaltmak için geliştirilen
Samsun-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı Projesi aynı zamanda kuzey-güney enerji
koridorunun da ana ögesini oluşturacaktır. Böylece
inşa edilmiş ve edilecek Kerkük-Ceyhan, Bakü-Tiflis-Ceyhan, Samsun-Ceyhan
petrol boru hatları ile birlikte Ceyhan önemli bir enerji dağıtım Merkezî ve
Doğu Akdeniz’in en büyük petrol satış terminali olacaktır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; tüm bu gelişmeler ülkemizin, dünyanın ekonomik
merkezleri ve enerji kaynakları arasında önemli bir geçiş yolu olduğunu
doğrulamakta ve artan stratejik önemini vurgulamaktadır. AK PARTİ İktidarının
enerji arz güvenliği hususunda yurt içinde ve yurt dışında aldığı tedbirler ve
yaptığı teşebbüsler takdire şayandır. Bu münasebetle Sayın Başbakanımıza ve Hükûmetimize şükranlarımı arz ediyor ve sözlerime son
verirken Enerji Bakanlığının 2010 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor,
yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Demirkıran.
Hükûmet adına ilk söz
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Ömer Dinçer’e
aittir.
Buyurun Sayın Dinçer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz yirmi dakika.
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum. 2010 Yılı Bütçe Kanunu
Tasarısı’nın görüşülmesi dolayısıyla Bakanlığımın bütçesi, çalışmaları ve projeleri
hakkında bilgiler sunmak üzere huzurundayım.
Sözlerime
başlarken öncelikle, Bursa’da meydana gelen maden kazasıyla ilgili bilgileri
arz ederek devam edeceğim. Her şeyden önce, bu elim kaza neticesinde hayatını
kaybetmiş olan işçilerimize tekrar buradan rahmet diliyorum ve ailelerine de
başsağlığı diliyorum.
Ayrıca, bugün
maalesef, Kilis’te bir taş ocağında meydana gelen patlamada 3 işçimizi
kaybettik. O işçilerimize de yine Allah’tan rahmet diliyor, ailelerine
başsağlığı diliyorum. Bu Kilis’teki taş ocağında meydana gelen patlamada,
maalesef, zemin düzenlemesi yapan bir buldozerin sebebiyet verdiği kazada 3
işçimiz hayatını kaybetti, 2 işçimiz de şu anda yaralı. Ailelerine sabır ve
başsağlığı temenni ediyorum.
Çok değerli
arkadaşlar, maalesef, bizim ülkemizin en temel sorunlarından, en müzminleşmiş
sorunlarından bir tanesi, iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili sorunlardır. Bu,
bizim toplumsal bir mesele olarak ele almamızı gerektiren ve çözüm üretirken de
yine toplumun bütün aktörlerinin birlikte çalışmasını ve iş birliğini zorlayan
bir sorunumuzdur. Bu sorunla ilgili, belki de olayın vahametini söyleyebilmek
için, açıklayabilmek için şöyle bir rakamlandırma yapmak mümkün: Türkiye, iş
sağlığı ve güvenliğiyle ilgili kazalarda yılda yaklaşık olarak 4 milyar liraya
yakın bir zarara uğramaktadır. Bu tabii, daha önceden belirtildiği gibi 21
milyar lira civarında bir rakam değildir. Ayrıca, işin daha da vahim veya üzücü
tarafı ise, aslında bunun çok cüzi bir oranla, yani yüzde 2’lik bir kısmıyla
alacağımız tedbirlerle bu sorunu önleyebilecek olmamızdır.
İşte, Bursa’da
meydana gelen kazayı da yine buna benzer bir kaza olarak değerlendirmek mümkün.
Bu kazanın oluş şekliyle ilgili sahip olduğumuz bilgileri sizinle paylaşmak
istiyorum.
Bu firma, aslında
1987 yılından itibaren çalışan bir firma. O zamandan itibaren o alanda maden
çıkarmış, kömür çıkarmış ve faaliyette bulunmuş. Yirmi yıllık işletme süresi
bittikten sonra, 2006 yılının sonunda tekrar işletme hakkını elde edebilmek
için ruhsatının süresinin uzatılmasını talep etmiş. 2006 yılı sonundaki bu
uzatma talebinde hem Enerji Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğü hem de bizim
Bakanlığımız değişik safhalarda denetimde bulunmuş. Enerji Bakanlığına verilen
projede özellikle tahkimat ve havalandırmayla ilgili sorunların olduğu görülmüş
ve Bakanlık bu konuda düzeltme yapmasını talep etmiş ve firma 2007 yılındaki
ruhsatın uzatılması sürecinde proje üzerinde değişiklikler yaparak gerekli
tedbirleri aldığını beyan etmiş ve ruhsatını almış. Biz ise 2009 yılı Haziran
ayının başlarında, Mayıs ayının sonlarında bir denetim yapmışız.
Bu denetimin
mahiyeti hakkında biraz bilgi vermek istiyorum: Bu denetim, bizim bildiğimiz,
aslında müfettiş göndererek yaptığımız bir denetim değil. Yine müfettiş
gönderiyoruz ama Türkiye’de özellikle son bir yıldır teftiş sistemindeki
yaklaşım tarzlarımızın değişmesinden kaynaklanan bir uygulamanın, bir örnek
olayın uzantısı.
Biz şöyle bir
çalışma yaptık: Bizim ülkemizde özellikle iş kazaları, iş kazalarının sebebiyet
verdiği ölümler ve meslek hastalıkları analiz edildi. Bu analizler neticesinde,
en riskli sektörler neler, tespiti yapıldı ve riskli sektörlerin içerisinden de
her bir sektörün temel olarak ölüme, meslek hastalığına ve kazaya sebebiyet
veren faktörleri tespit edildi. İşte, bizim riskli olarak belirlediğimiz
sektörlerden birisi maden sektörüydü ve maden sektörüyle ilgili çok geniş
kapsamlı bir proje çalışması başlatılmıştı. Aslında benden önce konuşan
milletvekillerimizin bahsettikleri, Maden Mühendisleri Odasının belirttiği
çalışma veya işçi sendikalarının belirttiği çalışma, işte bizim bu proje
çalışmamızın uzantılarıdır.
Bu çalışmaya Maden Mühendisleri Odası, Türkiye Odalar ve Borsalar
Birliği, işçi sendikaları, Maden-İş Sendikası, işçi konfederasyonları, işveren
sendikalarının temsilcileri, iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili bizim bürokratik
birimlerin temsilcileri ve konuyla ilgili söz söyleyebilecek bütün aktörler bir
arada konuyu tartıştılar ve bununla ilgili tespit ettikleri iki ana husus
vardı: Birincisi genellikle maden ocaklarındaki kazanın önemli bir sebebi,
önemli faktörü tahkimat unsurlarının yapılmayışında eksiklikler veya
yapılmayışıyla ilgili yetersizlikler, ikincisi ise havalandırmayla ilgili
yetersizliklerdi, nihayet, daha az bir faktör olarak da gaz ölçümüyle ilgili teknolojik
faktörlerdi.
Bu proje ortaya
konulduktan sonra bizim mühendislerimiz ve iş teftişindeki konuyla ilgili uzman
arkadaşlarımız Türkiye’deki bütün maden ocaklarını istisnasız dolaştılar ve her
birisini bu belirlenen perspektiften ve ortaya konulan stratejilerden hareketle
denetlediler.
İşte, mayıs
ayının sonunda, haziran ayı başında bizim yaptığımız bu madenle ilgili denetim
de bu kapsamda yürütülmüş bir denetimdi. O madende yine tahkimatla ilgili
sorunların olduğu görüldü, havalandırmayla ilgili sorunların olduğu görüldü.
Kapatılmadı çünkü hazırlık safhasındaydı. 2007 yılından sonra yeniden süreyi
uzattığı için… Yeni bir alanda üretim yapmaya başlıyordu ve bununla ilgili
galerilerini açıyordu, tünellerini oluşturuyordu. Hazırlık safhasında görülen bu
tip eksiklikler sebebiyle -konunun uzmanları durumu biliyorlar, olayı
anlayabilecek vaziyetteler- maden ocakları kapatılmaz. Üretime geçmeden önce
eğer bunları tamamlamadığı fark edilirse, o zaman üretime geçmesine izin
verilmez.
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Eksiklikler varsa kapatılır Sayın Bakan, yapmayın.
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Nitekim, şimdi
de yine bu eksiklikler olmasına rağmen, üretim alanına geçmeden önce, bu
eksiklikleri tamamlamadan üretimine izin verilmeyecek. Bu açıdan bakıldığında,
eksikliklerin neler olduğunun tespiti yapıldı ve kendileri uyarıldı. İş yeri
-biz yaptığımız tespitlerde çok açıklıkla bunu kamuoyuyla paylaştık iki gün
önce Enerji Bakanlığıyla birlikte- maalesef iki vahim hatayı yaptı: Birincisi hazırlık safhasında kendisinin bu
süreci tamamlamadan üretime geçmesi başlamasıydı, ikincisi ise yine bu süreçte
gerekli tedbirleri almamış olmasıydı. Nitekim,
gördüğümüz temel şey, havalandırmaların, özellikle üretimin yapıldığı alanda
nefesliğe doğru havalandırmaların hiç olmadığı şeklindedir; hadise bu.
Aslında
sorumlularının…
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Havalandırma eksikken patlayacağı belli Sayın Bakan. Havalandırma
eksikse infilakın olacağı belli. Orada gazın birikeceği
belli. Bunu hangi teknik adama sorsanız söyler.
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Şimdi arkadaşlar, hazırlık safhasında…
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Siz bunu hangi mantıkla izah edebilirsiniz Sayın Bakan?
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Altı ay süre vermişsiniz.
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Arkadaşlar, bu, bu konunun uzmanlarının
bileceği ve takip edeceği bir şey. Hazırlık safhasının teknik olarak ne anlama
geldiğini bu olayı bilenler benden duyduğu zaman bunu anlıyor. Bu, mantık
yürüteceğimiz bir hadise değil çünkü.
Burada bahsetmem
gereken başka bir husus var aslında. Esas durmak istediğim mesele, hadisenin
nasıl meydana geldiği meselesi değil.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Durmasan daha iyi olur!
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Esas mesele, aslında burada 19
insanımızın ölmüş olması meselesidir. İster 1 kişi, ister 19 kişi… Bizim
ülkemizin bu temel sorununu biz objektif ve rasyonel bir şekilde görerek
çözmeye birlikte ve iş birliği içinde çalışmazsak eğer bu sorunu aşamayacağımız
anlamına geliyor. İddia edildiği gibi, son yıllarda Türkiye’de iş kazaları
artıyor değil, son yıllarda ölümlü kazalar da artıyor değil. Burada benim
elimde istatistikler var, bunları sizinle bütün ayrıntısıyla ve uzun uzun paylaşmayı isterim.
2000’li yıllarda
yaklaşık yılda 100 bine yakın iş kazası oluyorken 2008’de iş kazası 72 bine
düştü. Yine 2000’li yılların başında 2 binden fazla insan ölüyorken iş
kazalarımızda 2008 yılında 866 kişi öldü ama hiç önemli değil, çünkü bir insan
hayatı istatistiki bir şey değildir. 1 kişinin bile
ölmesi bizim için büyük bir sorun teşkil etmeli, beraberce çözmeliyiz.
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – İş kazalarında düşüş olmadı ki Sayın Bakan.
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Şimdi, bu sorunlarla ilgili olarak
aslında herkesin kaza olduktan sonra ortaya çıkıp böyle birtakım işaretler
yapıyor olmasının da ciddi bir sorun olduğunu algılamalıyız. Hep beraber…
Aslında bu sorunun
önlenmesi için pek çok hukuki düzenleme yapılmış. İş yerinde
müfettişler gidiyor denetimler yapıyorlar. İş yerinde işçilerimiz ve sendikalar
var. İş yerinde teknik
nezaretçiler var. Bunların tamamı, işveren de dâhil olmak üzere
iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini almakla sorumlu insanlardır.
Şimdi, hep beraber şunu sormalıyız: Aslında bugün çıkıp konuşan
maden ocağı temsilcileri, yine bugün çıkıp konuşan maden mühendisleri odaları,
bugün çıkıp konuşan işveren sendikaları, bugün çıkıp konuşan işçi sendikaları,
biz hep beraber aslında bir adres göstermek yerine -ben şunu teklif ediyorum-
başımızı öne eğelim, sadece bir dakika, aslında kimin neyi yapmadığını değil,
kendimizin neyi yapmadığını, o 19 işçinin ölümünden önce aslında biz neyi
yapsaydık hep beraber o insanların hayatını kaybetmeyeceklerini ve şimdi bu
kaza olduktan sonra neyi yaparsak bu kazayla bir daha karşılaşmayacağımızı
düşünmeliyiz.
Maden
Mühendisleri Odası oradaki teknik nezaretçiyi eğitip eğitmediğini ve inisiyatif kullanıp kullanmadığını sorsun. İşçi sendikaları
oradaki işçilerin vurdumduymazlıklarıyla ilgili hangi tür bilinçlendirme
çalışmasını yapıp yapmadığını sorsun. İşveren sendikaları almadığı tedbirlerin
maliyetini ve sebep olduğu insanların canına dair tedbirleri düşünsün. Biz de
politik olarak bunu yapalım, lütfen. Bunu aslında bir siyaset meselesi yapmaktan
çıkaralım, iktidarıyla muhalefetiyle, ilgili bütün aktörleriyle başımızı
önümüze koyalım ve bir dakika düşünelim “Ben ne yapsaydım bu kaza olmazdı?”
diye.
Üzerinde
duracağım ikinci konu… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Yedi yıldır iktidardasınız Sayın Bakan.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Bunları söyleyesiniz diye iktidar olmadınız, bunlara çözüm bulacak
sizsiniz.
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Üzerinde durmak istediğim ikinci konu
eczaneler meselesi.
M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – 2006 yılında Meclis araştırması istenmiş Sayın Bakan, defalarca,
kabul edilmemiş. Yani bunlar laftan ibaret.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Üniversite hocası olarak konuşmuyorsunuz.
AHMET ORHAN
(Manisa) – Bu, muhalefetin sorunu değil Sayın Bakan.
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Arkadaşlar, diğer sorularınızı ben…
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Madenci yandaş olunca, müfettiş de maaş alınca, olmaz.
M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Yani göz göre göre…
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Bakan, bunları siz öngöreceksiniz.
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – İkinci soru veya üzerinde durmak
istediğim ikinci mesele eczanelerle ilgili mesele.
M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Meclis araştırması veriliyor, kabul etmiyorsunuz; buraya da gelin
çözüm arayalım!
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Çok değerli arkadaşlar, aslında
özellikle son yıllarda yapılan sosyal güvenlik ve genel sağlık alanında
yaptığımız reformlar, Türkiye’de vatandaşımızın ilaca erişimini, tedaviye
erişimini çok kolaylaştırdı, sigorta kapsamını çok genişletti ve insanlarımız
bu alanda çok ciddi bir rahatlamaya sahip oldular. Tabii, bu bizim için
cesaretle atılmış ve övünülecek bir adım. Ama bu rahatlığın, erişimin
kolaylaştırılmasının, kapsamın genişletilmesinin bize bir maliyeti var. Bu,
beraberinde yüksek bir şekilde maliyetlerimizin artışına sebebiyet verdi.
Tabii, bu maliyetlerle ilgili olarak kurumun gelir-giderlerine baktığımızda,
birtakım temel, belki de bazı radikal tedbirleri almamız gerekti. Bu açıdan
hareketle şunu söyleyebiliriz: Mesela, bu masrafların boyutuyla ilgili veya
harcamaların artışıyla ilgili birkaç rakam da vermek, sizinle paylaşmak isterim
doğrusu.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Grip aşısına 2 milyar dolar verdiniz.
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Mesela tedavide, 2008 yılında 217
milyon adet olan tedavi 2009 yılında yüzde 14, yüzde 15 arttı, 249-250 milyon
sayısına ulaştı. Reçete sayımız 240 milyondan 280 milyona çıktı.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Aile hekimliği…
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Reçete harcamalarımızsa 11 milyardan
15,7 milyara yükseldi. Hâlbuki, özellikle ilaç
harcamalarımız daha 2002 yılı sonunda 4,5 milyar lira civarındaydı.
Şimdi, bu
masrafların artışına dikkat ettiğimizde, sürdürülebilir bir genel sağlık
sigortası oluşturmak ve sosyal güvenlik sistemini de sürdürülebilir hâlde
tutmak için birtakım tedbirler almamız gerekiyordu. Nitekim,
biz bu tedbirleri alabilmek maksadıyla bazı stratejiler geliştirmiştik.
Bunlardan birincisi, global bütçelemeye dair
stratejilerimizdi. Biz hem Sağlık Bakanlığı, ilaç sanayisi, özel hastaneler ve
üniversite hastaneleri olmak üzere her birisiyle görüşerek global
bütçelemeye geçmeye teşebbüs ettik. Global bütçelemenin anlamı şu: Biz, kamu
olarak yapabileceğimiz maksimum harcamaları belirliyor ve bu harcamaların
üstüne çıkmamak için ilgili sektörle pazarlıklar ediyorduk. Nitekim,
ilaç sanayisiyle ilgili yaptığımız çalışmalar başlangıçta olumsuzlukla
neticelendi, çünkü bizim tekliflerimizi kabul etmemişlerdi. Biz bazı tedbirler
aldık, sonra da anlaşmak mümkün oldu. Global bütçeyle ilgili olarak, biz
önümüzdeki üç yıl sağlık harcamalarında ilaçlar için ne kadar para
harcayacağımızın tespitini yaptık. Sizin de bildiğiniz gibi bu seneki
bütçemizde 14,6 milyar liralık bir harcama öngörüyoruz. Bunu ilaç sanayisi
kabul etti ve ilaç sanayisiyle ilgili yaptığımız görüşmelerde yaklaşık olarak,
ortalama yüzde 25 ila yüzde 30 arasında ilaçlarımızın fiyatlarında düşüş temin
ettik. Bugün vatandaşlarımıza ve kamu harcamalarına yönelik olarak baktığımızda
bunun iki tür yansıması olacak: Kamu harcamaları itibarıyla baktığımızda bu
tedbirle kamuya maliyetinde 2,5 milyar liraya yakın bir tasarruf
sağlayacağımızı tahmin ediyoruz. Vatandaşlarımız açısından bakıldığında ise
yüzde 25’lik, yüzde 30’luk bir indirim, onların ilaç alırken sunacakları katkı
paylarında da yine yüzde 25’lik, yüzde 30’luk bir azalma anlamına geliyor. Bu
açıdan bakıldığında hem kamunun hem de vatandaşlarımızın lehine olan bir
durumla karşı karşıyayız.
Yönetimin temel
kurallarından birisidir: Yönetimin temel kuralı, genel çıkarların özel
çıkarlara üstünlüğü olarak tanımlanabilir. Burada vatandaşların lehine olan bir
sebep, çıkar sebebiyle biz doğrusu bunun üzerine kararlılıkla gidiyor ve
uygulamak niyetimizi ifade ediyoruz.
Şimdi,
eczanelerimizin buna itirazları muhakkak ki aslında yapılan indirimlerden
dolayı değil. Eczanelerimizin konuya yönelik itirazları iki tür sebepten dolayı
ortaya çıktı. Bunlardan bir tanesi raflarındaki veya stoklarındaki ilaçların
fiyatlarının düşmesinden kaynaklanan zararlarıyla alakalıydı. Biz, aslında hiç
görevimiz olmadığı hâlde, yine eczanelerin talebiyle, ilaç sanayisiyle
görüşmelerimizde bunu konu hâline getirdik ve onlardan bu zararın telafi
edileceğine dair, hem de geçmişe yönelik bir aylık süreyle ve nakit olarak
telafi edileceğine dair söz aldık, hem şifahi söz hem de yazılı söz aldık.
İkincisi ise
indirim oranlarından kaynaklanan kârlarındaki belirli bir düşüştü. Bu yaklaşık
olarak onların kârlarında yüzde 1,5 civarında bir azalmaya sebebiyet verecekti.
Biz doğrusu, krizden geçen bir ülke olmamız sebebiyle, eczanelerimizden ve
eczaneleri temsil eden Eczacılar Birliğinden bu konuda bizi anlayışla
karşılamalarını ve taşın altına birazcık da kendi ellerini sokmalarını talep
ettik. Bizim talebimiz aslında çok da büyük ve onlardan çok önemli bir
fedakârlığı yapmalarını beklemek değildi. Buna, bu kriz içerisinde açık veren
ve sürdürülebilir olmak için çaba sarf eden bir kurumda alıcı olan birisinin
belki de talebiyle ilgili olarak bakılması ve bunun anlayışla karşılanması
gerekiyordu, maalesef bu anlayışı göremedik, dolayısıyla da biz kendimiz
birtakım tedbirler almak zorunda kaldık.
Bu açıdan
bakıldığında, biz şundan dolayı da üzüntümüzü ifade etmeyi burada belki bir
gerek olarak görüyoruz: Eczacılar Birliği belki de çoğu kere kendi
çıkarlarından daha çok, belki de genel kurula gidiyorken kendi içlerindeki
iktidar mücadeleleriyle ilgili olarak bu meseleyi kullandı diye varsayıyoruz.
Ama daha da önemlisi, aslında biz son aldığımız kararla biz hiç kimseye yönelik
bir tavır içerisinde olmadık. Sadece daha etkin ve daha verimli bir çabayı
ortaya koyabilmek için eczacılarımızla karşılıklı olarak bir sözleşme yapmayı
düşünüyoruz çünkü onlar bizimle görüşmelerindeki bütün gerekçelerinde
maliyetlerinin yüksekliğinden bahsediyorlardı. Bu verdiğimiz kararla üç konuda
maliyetlerinin ortadan kaldırılmasına sebebiyet veriyoruz.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Sayın Bakan, tek tek anlaşma olmaz,
kurumsal yapın.
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Birincisi, artık eczaneler, Eczacılar
Birliğinden 500 milyon lira vererek sözleşme satın almayacaklar.
İkincisi, bana
verilen maliyet tablosuna göre -bunun altını çiziyorum- Eczacılar Birliğinin
bana verdiği maliyet tablosuna göre her ay 75 lira aidat da ödemeyecekler.
Yine, üçüncüsü de
temininde güçlük çekilen ve yüksek volümlü ilaçların,
pahalı ilaçların temininde bazı odaların aldığı -bütün odalar almıyor onu
biliyorum- binde 8 ila yüzde 1 arasındaki komisyonu da ödemeyecekler ve böylece
hiç maliyetsiz, eczanelerimizden hizmet satın almaya açık ve hazır olduğumuzu
ifade etmek istiyorum.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
MEHMET EKİCİ
(Yozgat) – Kurumları yok ederek olmaz Sayın Bakan.
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Dördüncüsü, Tekel işçileriyle ilgili
konularda kısa bir açıklama yapmak istiyorum…
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Eczaneleri tekelleştirmek istiyorsunuz, niyetiniz bu!
BAŞKAN – Sayın Ağyüz, lütfen.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Bunu açık söyle bari.
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Tekel işçileriyle ilgili olarak şunu
söylemeliyim:
Aslında, benden
önce konuşan arkadaşlarım konuyla ilgili süreci kısaca bilgilendirdiler. Buna
göre 2001 yılında özelleştirme kapsamına alınan Tekel daha sonraki dönemde çok
sayıda işçisini kapının önüne koydu. Hatta 1992 yılından beri -ondan önceki
yılları kastetmiyorum- yaklaşık 14 bin insan kıdem tazminatı, ihbar tazminatı
ve iş kaybıyla ilgili ek tazminatlarını alarak kapının önüne konuldu.
YILMAZ TANKUT
(Adana) – Niye o zaman eylem yapıldı efendim?
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – 2001 yılında da yine, Sayın Bahçeli’nin
de altında imzası olduğu bir kararnameyle Tekel firmaları özelleştirme
kapsamına alındılar.
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Ne zaman özelleştirilecek?
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – 2004 yılına kadar bu özelleştirmeler
yapıldı ve insanların hiçbirisi aslında hak hukuk denilmeden…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OKTAY VURAL
(İzmir) – 2004’e kadar Tekelin özelleştirilmesi olmadı Sayın Bakan. Armut ile
elmayı karıştırıyorsunuz. 2007’de siz programa aldınız.
BAŞKAN – Sayın Dinçer, size iki dakika tekrar veriyorum. Sayın Taner
Yıldız’dan keseceğim.
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Tamam Sayın Başkanım. Teşekkür
ediyorum.
2004 yılına kadar
yaklaşık 14 bin insan kapının önüne konulmuşken, yine bugün burada bizi
eleştiren işçi sendikalarımızın eski başkanlarının haleflerinin talebiyle -ben
o zaman Başbakanlık Müsteşarıydım- çok yoğun talepleriyle âdeta Başbakanlığı
abluka altına alarak bu arkadaşlarımız için çözüm talep ettiler.
ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) – 2004’te de Başbakanlık
Müsteşarıydınız.
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Ve 2004 yılında çıkarılmış bir kararla
4/C’yi biz Türk-İş’in teklifiyle kararlaştırdık ve
Bakanlar Kurulu kararı olarak çıktı.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – “Siz yapmadınız, biz de yapmıyoruz” mu diyorsunuz?
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Ve onun arkasından bu arkadaşlarımızın
hiçbirisi kapının önüne konulmamaya başlandı.
Şimdi, şunu
soruyorum: Bu, hak arama mıdır?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Düzeltin, haklarını verin, haklarını.
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Eğer hakkı biz yanlış tarif edersek o
zaman gerçek hakkı bulmakta zorlanırız.
Bu açıdan bakıldığında ortaya konulan hususlar için… (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
MEHMET EKİCİ
(Yozgat) – Özlük haklarını istiyorlar, başka bir şey istemiyorlar.
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Özlük hakları da veriliyor arkadaşlara,
hiç endişe etmeyin, özlük hakları da veriliyor.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Verilmiyor. Bilmiyorsunuz Sayın Bakan.
MEHMET EKİCİ
(Yozgat) – Özelleştirme meselesi değil bu, özlük hakları meselesi.
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Ben ayrıca, aslında sizlere bugün
küresel krizin Türkiye’deki istihdam üzerine etkilerini, işsizlik meselemizi,
istihdama yönelik aldığımız tedbirleri anlatmayı arzu ediyordum. Bununla ilgili
çok ayrıntılı analitik bir de konuşma metni hazırlamıştım ama fırsatım olmadı,
onu görüyorum. Metni size dağıttım. Umarım beni affedersiniz.
Sizlere teşekkür
ediyorum. Sayın Başkan, size de teşekkür ediyorum anlayışınız için.
Ayrıca,
katkısıyla, eleştirisiyle bizi yönlendirmeye çalışan bütün milletvekili
arkadaşlarıma tek tek teşekkür ediyor, saygılarımı
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Dinçer.
Hükûmet adına ikinci
söz, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Taner Yıldız’da. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
On sekiz
dakikanız var.
Buyurun.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben
de Bakanlığımın, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının 2010 yılı bütçesi
üzerinde konuşmak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla, hürmetle
selamlıyorum.
Öncelikle,
iktidardan, muhalefetten bütün, katkı yapan milletvekili arkadaşlarımı tebrik
ediyorum ve teşekkür ediyorum.
Bunların arasında
bilgi kirliliğinden kaynaklanan yanlış teşhisler de var, bir kısım doğruların
altının çizilmesi de var, bunlara vaktimin elverdiği kadar değinmeye
çalışacağım.
Ben de tabii ki
Mustafakemalpaşa’daki maden ocağında hayatını kaybeden 19 tane işçi kardeşimizi
rahmetle anarak sözlerime başlamak istiyorum, hem milletimize hem de
yakınlarına taziyelerimi bir kez daha belirtiyorum.
Değerli
arkadaşlar, can üzerinden siyaset yapılmaz. Özellikle bu konuda, maden
işlerinde olduğu gibi nasıl biz bir Meclis araştırma komisyonu kurmuşsak, aynen
Meclis araştırma komisyonunda bütün iktidardan ve muhalefetten arkadaşlarımızın
bulunduğu ortamda, bu konu birleştirilerek zaten konuşulacaktır. Orası, ne
fotoğraf çektirme yeridir ne kameralar karşısında görüntü aldırma yeridir,
orada iş yapmak lazım.
Biz haber
aldıktan sonra Değerli Çalışma Bakanımızla beraber gittiğimizde bir tane
hedefimiz vardı: Özellikle göçüklerde veya grizu patlamalarında oradaki işçi
kardeşimizi kaç günde çıkaracağınız bile belli olmaz, yeri gelir yedi ila on
gün civarında süre alır. Sebepleri, sonuçları, hangi gerekçelerle yapılmış
olursa olsun, biz öncelikle o işçi kardeşlerimizi çıkarmakla ilgilendik ve
oradaki beyanatımda da var, son işçi kardeşimiz çıkarılıncaya kadar da maden
ocağında kalacağımızı söyledim. Hamdolsun, yaklaşık elli sekiz-altmış saat
civarında da onların hepsi çıkarılmış oldu ve ailelerine teslim edilmiş oldu.
Şimdi, siyaset yapılıyor.
Değerli arkadaşlar, işte “ 5 bin TL dağıttınız, canını mı tekrar iade aldınız?”
Yani, hiç dağıtmadan, bununla alakalı ilk ihtiyaçlarını karşılamak üzere
verilen ve…
M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Vicdanın rahatladı mı? Halloldu mu 5 bin liraya?
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Şimdi, vicdanımla alakalı konulara
değineceğim ama şunu söylemek isterim: Bu, vicdan rahatlatmayla alakalı konu
değildir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Bu tür iş
kazalarının, Sayın Selvi siz bunları çok iyi
bilirsiniz, bir tane sebebi yoktur, müteselsilen bir
zincirdir bu.
Şimdi ben, “Hepsi
var kayıtlarımda, bütün siyasi partilerin olduğu zamanlardaki maden kazalarında
şu kadar işçi ölmüştür ve bunun müsebbibi o partilerdir.” desem doğru olur mu?
Doğru olmaz. O yüzden, olaya tam teşhis koyacaksınız. Buradaki teşhis nedir?
M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Denetimsizliktir.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Denetimsizliğin payı varsa o da
değerlendirilecektir, biz bunu baştan söyledik.
M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Değerlendir. Sekiz yıl oldu. Kendi belgelerinizi okumadan
geliyorsunuz.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Bakın, biz bunu söyledik. Kamunun,
özel sektörün, patronun, işçinin hepsinin müteselsilen
görev alacağı bir zincirdir bu.
Niçin peki oraya,
kapıya “Burada oluşabilecek iş kazalarıyla alakalı sizin hiçbir sorumluluğunuz
yoktur, sorumluluk Hükûmete aittir.” diye yazmazlar?
Her kesimin kendine has sorumluluğu vardır. Mesela, bir işçi kardeşimle konuştum
“Güzel kardeşim, ocağa giriyorsun, niçin elinde sigara var?” dedim “Hangi gün
sigarasız olacağız abi?” dedi. Bakın, doğru mu bu?
Grizu patlaması, metan gazının bulunduğu ortamda yaklaşık yüzde 2’lere çıkması
hâlinde patlayabilecek.
M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Acemi işçi de ondan, ucuz işçi de ondan.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Şimdi, eğitimlerle alakalı kısma da
geleceğim. Tekraren söylüyorum: Bu tür işlerde, özellikle maden ocaklarının
çalıştırılmasında kamunun üzerine düşen görevler vardır, onu yapması lazımdır;
özel sektörün üzerine düşen görevler vardır, onu yapması lazımdır; işçi
kardeşlerimizin üzerine düşen görevler vardır, onu yapması lazımdır.
Şimdi, bunlarla
alakalı neler yapıyoruz? O görev bölümünü nasıl değerlendiriyoruz? Önemli olan
burada, işçi kardeşimizin 1 tanesinin, bırakın 19 tanesini, 1 tanesinin bile
canıyla değiştirilmeyecek olan işletmedir. Biz hedeflerimizi ortaya koymuşuz.
Bakın, gayet
güzel konuştu arkadaşlarımız: “İthalata bağımlı bu ülke.” dedi. Doğru. İthalata
bağımlılığı bir an önce gidermemiz lazım. Nerelerde ithalata bağımlı? Doğal gazda, petrolde, kömürde. Dışarıdan alıyoruz.
Rakamlarını birazdan vereceğim.
Bu rakamları
düşürebilmenin yolu, sağlıklı, sıhhatli ve sistematiği kurulmuş bu tür iş
yerlerini açmaktır. Bunun çözümü “Maden ocaklarında sıfır iş kazası olsun. Biz
bundan sonra hiç kaza yapmayalım.” diye kapatmak değildir. O yüzden, doğru bir
teşhis koymamız lazım.
M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – “Kapatın” demiyoruz
kardeşim. Önlem al!
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Bakın, adım adım
geliyorum. Ben, dikkatle ve gerçekten ciddiye alarak dinledim ve gayet de güzel
şeyler de söylendi.
BİHLUN TAMAYLIGİL
(İstanbul) – Yani ciddiye almadan dinleyenler de mi var?
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Bir kısmı bunun bilgi kirliliğinden
kaynaklanıyor. Siz bir maden ocağında eksiklik gördüğünüz zaman, orası bir iş
yerinin mühürlenmesi, kapatılması gibi, kepengi indirilip, oraya anahtar
vurulacak hâlde değildir o. Ona, eksikleri giderebilmesi açısından bir mühlet
verirseniz, o mühlet içerisinde de eksiklerini, üretim yapmaksızın…
Bakın, Çalışma Bakanlığımız ile yaptığımız toplantıdan sonra
çıkarttığımız rapordan iki tane cümle okuyacağım: “Kaza sonrası yapılan
incelemelerde -ki, son cesedimizi çıkarttıktan yaklaşık üç saat sonra, oraya,
TTK, MTA, Maden İşleri Genel Müdürlüğü, Soma Linyit İşletmesi, Tunçbilek ve Dursunbey’den aldığımız bu işle alakalı
arkadaşlarımızdan 14 kişilik bir ekip oluşturduk ve raporlarını yazdılar. Çalışma Bakanımıza anlattılar. İşletmenin 2009 yılında ruhsatlandırılmış projeden
farklı bir alanda üretim faaliyetlerine girerek proje dışına çıktığı
anlaşılmıştır ve yine proje dışında, denetimlere rağmen üretime yönelik
hazırlık çalışmalarını tamamlamadan ve havalandırmayla ilgili gerekli
tedbirleri yeterince almadan üretime başlanmıştır.” Siz şimdi diyorsunuz ki:
“Kardeşim, ben burada denetim yaptım; üretim yapmadan şu eksikliklerini gider,
cebrî borularını düzenle, havalandırmanı yap, nefes almalıklara doğru yürü.”
Nefes almaya giderken işletme eğer siz “
TACİDAR SEYHAN (Adana)
– Çalışma Bakanlığı yapmış Sayın Bakan, bu denetimi siz yapmamışsınız.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Sayın Seyhan, diyor ki: “Altı ay
içerisinde bu eksiklikleri gidereceksiniz.”
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Evet, ama Çalışma Bakanlığı diyor.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, bunu
siyaset olsun diye söylemiyorum, eksik bilginiz varsa lütfen düzeltin diye
söylüyorum.
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Anladım efendim. Siz yapmamışsınız, siz en son 2007’de gitmişsiniz
Sayın Bakan, bunu Çalışma Bakanlığı yapmış. Sizin denetimleriniz neden
yapılmamış?
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Bakın, ben dinledim, lütfen…
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Siz 2007’den sonra hiç gitmemişsiniz.
M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Ruhsatsız maden ocağını…
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Ben bu Hükûmetin
bir bakanı olarak ne denetimini aksatan bir arkadaşa taviz veririm ne özel
şirkete taviz veririm ne de oradaki başka sorumluya. Bu konuyla alakalı bizim
seçme hakkımız yok değerli arkadaşlar, sorumlusu kimse o hesabını verecek, bunu
baştan söylüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BİHLUN TAMAYLIGİL
(İstanbul) – 2007’den sonra gittiniz mi?
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Dört yıl sonra…
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Maden ocaklarında iki tane temel
unsur vardır -en fazla kaza- istatistikler bunu söylüyor: Bir tanesi, grizu
patlamalarına karşılık yapılacak önlemler, tedbirler; ikincisi de tahkimattır.
En fazla kazanın olduğu bölüm budur ve özellikle…
M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Havalandırma?
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) –
“Havalandırma” dediğim bu, yani grizu patlamalarına karşılık alınacak
tedbirler havalandırmadan geçer, en önemli tedbir bu.
M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Ölçüm?
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Bununla alakalı biz kısa, orta ve
uzun vadede şu anda bir kısım tedbirlerimizi almış oluyoruz. “Tuh, vah!”
diyerek bu işi geçiştirecek değiliz, biz sorumluluğumuzun farkındayız.
Bugün, 1986
yılından bu tarafa oluşan iş kazalarında hem sayıları itibarıyla hem de ölümlü
vaka itibarıyla çok ciddi bir düşüş sağlanmıştır. Bunda şimdiye kadar bütün hükûmetlerin katkısı vardır. Bakın, 1986 yılından bu
tarafa, eğri sürekli düşmektedir. Son 1 işçimize kadar bunu yeterli görmeyiz
değerli arkadaşlar, son 1 işçimize kadar. Ancak, işçi kardeşlerimizin yanlış
uygulamalarından kaynaklanan veya özel sektörün veya kamunun veya patronun veya
işin başındaki mühendis arkadaşın eksiklerinden kaynaklanan yanlışlıklar varsa
bunun da üzerine gideceğimizi söylüyorum.
Bakınız, ben size
birkaç rakam daha vereyim: Ülkemizde 2008 yılı itibarıyla 104 milyon ton kömür
tüketildi. Bu kömürlerin 23 milyon tonu değişik ülkelerden geldi; Çin, Rusya,
Güney Afrika, Polonya, Vietnam… Hiçbirimiz buna sıcak bakmıyoruz değil mi?
Yani, yerli kaynaklarımızın kullanılması, sürdürülebilir ve yenilenebilir
kaynaklarımızın kullanılmasıyla alakalı elimizdeki bütün rezervlerin tespit
edilmesi lazım ve bununla alakalı araştırma fonlarının artırılması lazım. AK
PARTİ hükûmetlerinin hepsinde, istisnasız, 12-13
katına çıkan arama faaliyetlerinin artırılmasıyla alakalı, hem MTA’da hem
TKİ’de hem de Maden İşlerinde bütçelendirilmiştir, aynen bu yıl da olduğu gibi,
TPAO’da da olduğu gibi. Bakın, 8,5-9 katına çıkartıldı. Sırf bu yıl,
Karadeniz’de arayacağımız, Petrobras’la beraber
yapacağımız 450 milyon dolarlık yatırımın haricinde, 1,1 milyar TL, TPAO’da,
arama faaliyetlerine ödenek ayrılmıştır. Bu, işte, asıl yerli kaynağımızı
artırmak ve ithalatı kesmek açısından çok önemlidir. Bu, lafla sözle olmuyor,
yapacağınız icraatlarla beraber olacak.
Eğer, petrolün ve
doğal gazın Türkiye’de olabildiğince araştırılıp tespit edilip bulunmasıyla
beraber, onların da yerli kaynaklar olduğunu düşünürsek… Türkiye’de özellikle
sırf doğal gaz ve petrolden kaynaklanan ithalat 2008 yılında 34 milyar dolar
olmuştur, türevleriyle beraber geldiğimiz nokta ise 48,4 milyar dolara
çıkmıştır. Yani enerjinin bütün girdileriyle baktığımızda çok ciddi bir
rakamdır. O yüzden, biz şu anda kömürle alakalı kısmını konuşuyoruz.
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – İthalat oranımız nedir Sayın Bakan?
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Bakın, ithal edilen 23 milyon ton
kömüre 3,5 milyar dolar ödemişiz bizim çıkardığımız 81 milyon tonun içerisinde.
Özellikle enerji sektöründe elektrik üretiminde kullanılan miktarlar ve
bunların detayları hep mevcuttur.
Şimdi, bakın,
kısa vadede, özellikle bunların özel sektör dâhil 450 tane kömür maden ocağı
var. Bunların her birinin otomatik sensörlemeyle
alakalı, donatılmasıyla alakalı çalışmaları için arkadaşlarımıza talimat
verdik. Orta vadede, işçilerimizin de şu anda eğitilmesi ve mutlaka sevkiyle
alakalı üniversitelerle beraber yapacağımız iş birliği var. Uzun vadede ise
TÜBİTAK’la önceki gün yaptığımız toplantıda… Yine ben teşekkür ediyorum,
Değerli Bakanımız, Enerji Bakanımız bu konuyla alakalı çalışmaları başlattılar.
Bunların drene edilmesiyle alakalı gerek linyitlerde gerekse taş kömüründe,
-özellikle taş kömüründe çok ciddi miktarlara çıkıyor- 1 ton kömürün içerisinde
32-35 metreküpe varan metan gazı, var. Bunların drene
edilmesi, çekilmesi lazım. Bırakın oradan elde ettiğiniz gazın enerjiyle
alakalı üretimde kullanılmasını, yalnızca drene edilmesi bile bu iş kazalarının
önlenmesinde önemli bir tedbir olacaktır ve bu çalışmaların hızlandırılmasıyla
alakalı da arkadaşlarımıza tekrar talimat verdik.
Değerli
arkadaşlarım, kamu artı özel, Türkiye’de 450 tane maden ocağı var ve bu maden
ocaklarıyla alakalı yaklaşık 88 milyon tonluk bir üretim var ve ithalatımız da
3,5 milyar dolarlara doğru gittikçe tırmanıyor. Bunun tek çözümü var: Sağlıklı
bir şekilde bu iş yerlerindeki üretimi artırmak.
ALİ KOÇAL
(Zonguldak) – İşçi alacaksın, işçi! İşçi alacaksın üretimi artırmak için!
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Bakın, dediğim gibi bununla alakalı
eğitimlerin, özellikle Tunçbilek’te, Soma’da ve
Zonguldak’taki eğitim merkezlerimizde özel sektörün de burada eğitim
görmeleriyle alakalı hazırlıklarımız var. Özel sektöre yalnızca sorumluluğunu
bırakmayacağız, aynı zamanda bunu icbar edeceğiz. Ben, şu ana kadar dağıtılan
kömürleri, fakir fukaraya ulaştırılan kömürleri falan saymayacağım, ama
denetlemeyle alakalı -5.769 tane saha denetlendi bütün maden işlerinde- 5.769
sahanın denetlenmesi sonucunda -217 kişiyle denetlendi- 2.059 tane işletmenin
işletme ruhsat sahasıyla alakalı faaliyetleri durduruldu. Faaliyetleri
durdurulduktan sonra bundan pek haberimiz olmuyor ama durduruldu, yerine
getirmediği için. Türkiye'de toplam 44.380 tane ister kömür ister diğer
madenler isterse kıymetli madenlerle alakalı açılan ocakların denetlenmesi söz
konusu ve Türkiye'deki maden ruhsatlarının, özellikle kömürle alakalı kısımlar
da dâhil olmak üzere, hepsiyle alakalı tedbirimizi alıyoruz.
Değerli
arkadaşlar, ben, bu konu yeterince anlaşıldığı kanaatiyle, diğer konulara da
zaman ayırmak açısından bu konuyu geçiyorum.
Şimdi, gaz
miktarlarıyla alakalı, doğal gaz miktarlarıyla alakalı ne yapmamız lazım? Türkiye,
özellikle AK PARTİ İktidarıyla beraber büyümeye karar verdi. Büyümezseniz bir
problem yok.
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Bundan önce büyüme yok muydu?
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Bakın, lütfen, bunun altını çizerek
söylüyorum. OECD ülkeleri arasında -otuz tane ülke vardır, elektrikle alakalı
ve enerjiyle alakalı doneleri veren yirmi üç tane ülke
arasından söylüyorum- en büyük büyüme miktarına sahip Türkiye’dir.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Hangi yıllar Sayın Bakan?
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Son yedi yıl itibarıyla Çin birinci
büyüyen ülkedir, ikinci sırada Türkiye gelmektedir.
Bunun enerjiye
yansımaları şudur: En fazla ilgilendirdiği sektörlerden ve somut-sonuç
odaklarını almak açısından da enerji sektörü en fazla etkilenen sektördür.
Nedir bu? 90 yılından bu tarafa ülke enerjide yüzde 4,4 büyümüş, son yedi yılda
6,8 büyümüş. Bunu karşılayacak, öncelikle yerli ve yenilenebilir kaynaklar,
daha sonra da enerjisiz bırakmamak açısından ne buluyorsanız onu kullanmanız
lazım ve bununla alakalı ithal doğal gaz da bunlardan bir tanesidir.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Yüzde 6,8 nominal büyüme mi
Sayın Bakan?
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Ama görüyorum ki ithal doğal gazla
alakalı bir kısım bilgi eksikleri ve yanlışlıkları var. Sürem yettiği kadar
bunların hepsini aktaracağım, yoksa soru-cevap kısmına bırakacağım.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Büyüme nominal mi Sayın Bakan,
söylemediniz.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, 2001 ve 2009
yıllarını karşılaştırdığımızda, on bir aylık rakamlarla karşılaştırdığımızda,
aldığımız doğal gazın kırkta 1’ini kendimiz üretiyoruz, kırkta 39’unu ithal
ediyoruz.
BİHLUN TAMAYLIGİL
(İstanbul) – Bu büyüme nominal bir değer mi, cevap
vermediniz.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, yüzde 68,6’sını
her yılın büyüme rakamları içerisinde değerlendirmeniz lazım. 2001 yılında
aldığımız
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Trabzon) – 2002’yi niye vermiyorsunuz, 2001’e niye gidiyorsunuz
Sayın Bakan?
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – 2001 yılındaki konutlarda kullanım
oranı yüzde 17,8; yüzde 22,2.
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Oran değişmemiş ki, oranınız artmış mı?
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, doğal gazın,
özellikle ithalatla alakalı doğal gazın kullanım oranının…
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Elektrikte artmış.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – …yüzde 30’lara kadar indirilmesiyle
alakalı bizim strateji belgemizde bir hedefimiz var: 2030 yılına kadar yüzde 30
civarında doğal gazın enerji üretimindeki payını düşürmemiz lazım. Bu, doğru
bir hedeftir. Bunu, tedricen, yerine yerli kaynakları ikame ettiğiniz kadar
yapmanız lazım.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Bakan, bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Bakan, 2001’le ilgili verdiğiniz rakam yanlış.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Yoksa,
muhalefetin sevineceği şekilde…
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Trabzon) – 2001’le ilgili söylediğiniz rakam yanlış Sayın Bakan.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, “Kusura bakmayın,
biz yerli kaynaklarımızı kullandık. Yerli kaynaklarımız 90 birimdi, ama şu anda
elektrik ihtiyacımız 100 birim. O yüzden 10 birimi elektriksiz kullanıyoruz,
günde 2,5 saat elektrik keseceğiz.” desek, siz tabii ki sevinirsiniz, ama biz
bunu yapmayacağız.
BİHLUN TAMAYLIGİL
(İstanbul) – Yanlış rakam veriyorsunuz.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Biz, elektriği, enerjiyi sürekli,
sürdürülebilir…
M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Yanlış rakam veriyorsunuz.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Aynen veririm!
…bir şekilde
kullanmanız lazım.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Trabzon) – 2001 yılında yüzde 40, düzeltin onu.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar…
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Trabzon) – 2001 yılında yüzde 40 Sayın Bakan, düzeltin.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Arkadaşlar, bakın, doğal gazla
alakalı yerli üretim kaynaklarının kullanılması ve harekete geçirilmesiyle
alakalı yaptığımız çalışmaları ayrı bir bapta anlatırım.
BİHLUN TAMAYLIGİL
(İstanbul) – Rakamlar burada.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Petrolle alakalı yaptığımız
çalışmaları da anlatırım, onları da kullanırım…
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri…
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Sayın Bakan, sözünüzü geri alın lütfen.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – …ama, ben,
soru-cevap kısmına bırakalım.
Sözlerimi
bitiriyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Yıldız.
Aleyhte şahsı
adına söz isteyen Trabzon Milletvekili Sayın Süleyman Latif Yunusoğlu.
(MHP sıralarından alkışlar)
Süreniz beş
dakika, buyurun.
SÜLEYMAN LATİF
YUNUSOĞLU (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan
2010 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı bütçesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Sayın Ömer Dinçer, Plan ve Bütçe
Komisyonunda Bakanlığının bütçesini sunmaya başlarken kullandığı ilk söz
“Ülkemizdeki sosyal sorunları sizlerle paylaşmak üzere huzurlarınızda bulunuyorum.”
olmuştur. Sayın Bakanın da ifade ve itiraf ettiği gibi sosyal sorunları olan,
çalışma ve istihdam sorunları olan bir ülkeyiz ancak bu bütçe AKP Hükûmetinin 8’inci bütçesidir, Sayın Bakan da AKP Hükûmetlerinin 3’üncü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanıdır.
Yedi yıldır iktidarda olan bir partinin 3’üncü Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanı Hükûmetin 8’inci bütçesinin görüşülmesinde
Bakanlığının bütçesini sunmaya başlarken “Sosyal sorunları paylaşacağım.”
demesi, AKP İktidarının sorunları çözmekte başarısız olduğunun göstergesidir.
2002 yılında devraldığınız işsizlik tablosundan daha vahim bir işsizlik
tablosuyla maalesef karşı karşıyayız.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Türkiye ekonomisi 2003-2008 döneminde ortalama yüzde 6
büyümüş olmasına rağmen büyümeyle orantılı bir istihdam artışı sağlanamamıştır.
2002 yılında iş gücüne katılma oranı yüzde 49,6 iken, bu oran 2008 yılı sonunda
yüzde 46,9 olmuştur. 2002 yılı sonunda işsizlik oranı yüzde 10,3 iken, 2008
yılının sonunda bu oran yüzde 11 olmuştur. 2009 yılı içinde işsizlik oranları
yüzde 18’lere kadar ulaşmıştır. Orta Vadeli Mali Program’a göre işsizlik
oranının 2009 yılında 14,8; 2010 yılı sonunda 14,6; 2011 yılı sonunda 14,2 ve
2012 yılı sonunda 13,6 olacağı öngörülmektedir. Yani siz iktidarı bıraktığınızda
işsizlik daha da artmış olacaktır. AKP’nin iktidarı devraldığı 2002 yılından on
yıl sonra 2012 Türkiye’si için halka vadettiği tablo
on yıl öncesinden daha da kötüdür. Sayın Başbakan, önceleri, işsizlik
oranındaki küçük iyileşmeleri “İşsizlikle mücadelede başarılı olduk.” diye
anlatırdı, şimdi “İspanya’da da işsizlik var.” gerekçesinin arkasına
sığınılıyor.
5544 sayılı
Yasa’yla Mesleki Yeterlilik Kurumu kurulmuştur. Bu kurumun kurulmasına ilişkin
kanun tasarısının genel gerekçesinde, iş gücünün iş yaşamında geçerli olan
mesleki beceri belgelerine sahip olmasını ve dolayısıyla iş gücü hareketliliği
ve üretkenliğinin artırılarak istihdam ile eğitim arasında sağlam ilişki
kurulmasının amaçlandığı ifade edilmiştir. Türkiye, genç nüfusuna yeterli
eğitim ve iş imkânı sağlayamayan bir ülkedir. Mesleki Yeterlilik Kurumunun bu
eksikliği gidereceği düşünülmüşse de genç nüfusumuz arasında işsizlik hâlâ
yaygındır, istihdam ile iş gücü piyasaları arasında ciddi bir iş kopukluğu
mevcuttur.
Türkiye,
maalesef, planlama yapamayan bir ülkedir. Planlama yapılması, mesleki öğretim,
ön lisans ve lisans programlarının iş gücü ihtiyacına göre belirlenmesi
gerekmektedir. Sayın Bakan bu konuda meslek liselerini sanayi bölgelerine
taşıyacak bir projeleri olduğunu ifade etmiş olmasına rağmen, henüz ortada ne
bir proje ne de bir uygulama vardır. Bu planlama eksikliğinin bir an önce
giderilmesi gerekmektedir.
Diğer bir konu:
Türkiye’de, şu anda, maalesef, emeklilerimiz insan onuruna yaraşır bir yaşam
sürdüremiyor çünkü emeklilerimiz, özellikle BAĞ-KUR ve SSK emeklileri yoksulluk
sınırının altında, hatta açlık sınırının altında maaş almaktadırlar. Sayıları 9
milyonu bulan emeklilerimiz gerek aldıkları ücret gerekse devletin sağladığı
diğer sosyal imkânlar bakımından, çağdaş dünya ülkelerinin emeklilerine
sağladığı hayat standartlarının çok gerisindedirler.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
SÜLEYMAN LATİF
YUNUSOĞLU (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Emeklilerimiz
alacakları aylıkların bir an önce iyileştirilmelerini beklemekte ve intibak
yasalarının çıkartılmasını beklemektedirler.
Biraz önce, Sayın
Enerji Bakanımız, Mustafakemalpaşa’da 19 işçimizin orada iş kazası sebebiyle
öldüğünden dolayı üzüntülerini belirtti, bizler de üzüntülerimizi belirttik,
millet olarak büyük üzüntü duyuyoruz. Ancak, o ocaklarda, maden sektöründe de,
diğer sektörlerde de iş güvenliğini sağlamak sizin görevinizdir Sayın Bakan, Hükûmetin görevidir. Yedi yıldan beri iş güvenliğini bu
sektörlerde sağlayamayan Hükûmetin, burada,
konuşmacıları vasıtasıyla, üzüntülerini belirtmesinin hiçbir anlamı yoktur. Bu
millet, iş güvenliğinin sağlanmasını ve bir daha bu türlü kazaları yaşamamayı
arzu etmektedir.
Bunun yanında, üç
günden beri Tekel işçilerimiz Sögütözü’nde bir eylem
gerçekleştiriyor. Muhalefet milletvekillerinin destek amacıyla burada
bulunmalarına rağmen, hiçbir iktidar yetkilisini orada göremedik.
SONER AKSOY
(Kütahya) – Muhalefet var ya!
SÜLEYMAN LATİF
YUNUSOĞLU (Devamla) – 2010 bütçesinin milletimize hayırlara vesile olması
temennisiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Yunusoğlu.
İç Tüzük’ün
60’ıncı maddesine göre bir söz talebi vardır.
Buyurun Sayın Hamzaçebi.
IV.- AÇIKLAMALAR
1.- Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin,
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın, enerji üretimiyle ilgili
yanıltıcı rakamlar verdiğine ilişkin açıklaması
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanı Sayın Taner Yıldız, biraz önce, enerji üretimiyle ilgili
vermiş olduğu rakamlarda Parlamentoyu yanıltıcı rakamlar vermiştir. Bu nedenle
söz aldım.
Sayın Bakanın
imzası olan 2010 Yılı Programı’nda rakamlar bütün çıplaklığıyla görülmektedir.
Elektrik enerjisi üretiminde doğal gazın 2001 yılı payını Sayın Bakan yüzde 55
gibi bir oranla verdi, 2001 yılı yüzde 40,4’tür. Kaldı ki esas alınması gereken
yıl 2002’dir, o da yüzde 40,6’dır. 2010 yılı için Hükûmetin
öngörmüş olduğu hedef yüzde 49,1’dir.
Ayrıca, AKP hükûmetleri döneminde enerji yatırımlarında reel bir artış
söz konusu değildir. Sayın Bakanın vermiş olduğu yüzde 6,8’lik artış nominal artıştır. Enerji yatırımı kesinlikle olmamıştır.
Eğer ekonomik kriz olmasaydı Türkiye bir enerji kriziyle karşı karşıyaydı.
Bilgilerinize
sunuyorum.
Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, düzeltmek istiyorum,
yanlış şeyler söyledi.
BAŞKAN – Şimdi
soru-cevaba geçelim, o zaman soru-cevapta düzeltirsiniz.
III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
(Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
1.- 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 442) (Devam)
2.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2008 Bütçe Yılı
Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların
Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (1/728, 3/934) (S. Sayısı: 443) (Devam)
A) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI (Devam)
1.- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2010 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçesi
2.- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesabı
B) MESLEKİ YETERLİLİK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
C) ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANLIĞI (Devam)
1.- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
D) ENERJİ PİYASASI DÜZENLEME KURUMU (Devam)
1.- Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
E) ULUSAL BOR ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ (Devam)
1.- Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
F) ELEKTRİK İŞLERİ ETÜT İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1.- Elektrik İşleri Etüd İdaresi
Genel Müdürlüğü 2010
Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Elektrik İşleri Etüd İdaresi
Genel Müdürlüğü 2008
Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
G) TÜRKİYE ATOM ENERJİSİ KURUMU (Devam)
1.- Türkiye Atom Enerjisi Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Türkiye Atom Enerjisi Kurumu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
H) MADEN TETKİK VE ARAMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1.- Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
I) PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1.- Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçesi
2.- Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesabı
BAŞKAN –
Soru-cevap işlemine geçiyorum.
Sayın Köse…
ŞEVKET KÖSE
(Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, SGK’nın eczanelerle olan sözleşmesini hangi gerekçeyle
feshettiniz? Bu bir 4 Aralık intikamı mıdır?
TEB’i aradan çıkarmayı
demokratik bir tavır olarak görüyor musunuz? Acaba bu durumda meslek odalarına
ne ihtiyaç kalacaktır? Yoksa bir süre sonra meslek odalarını kapatmayı mı
düşünüyorsunuz? Bunu öğrenmek istiyorum.
İkinci sorum:
Isparta ve Denizli’de borlu çimento denemesi yaparak bunlar, Ankara’da ve eski
Enerji Bakanı Sayın Hilmi Güler’in milletvekili
olduğu Ordu’da belediye seçimleri öncesi beton yol yaparak ARGE denemesinde
kullanılmıştır. Bu kadar çimento nasıl taşındı? Ne kadar ödeme yapıldı? Başka
yerde deneme yapılamaz mıydı? Bu yolları hangi taşeron firma yapmıştır?
Son sorum: Ulusal
Bor Enstitüsü Başkanı Erk İnger’in, Bor Enstitüsüne
Başkan olmadan önce bor konusunda hiçbir çalışması var mıdır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın
Yıldız…
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan,
sizin de Genel Müdürlüğünü yaptığınız Kayseri ve Civarı Elektrik Anonim Şirketi
ile ilgili olarak pek çok yolsuzluk söylentileri dolaşmaktadır. Bu yolsuzluk
söylentileri ile ilgili bir soruşturma ya da dava açtırdınız mı? Hakkınızda
genel müdürlüğünüz dönemiyle ilgili açılmış bir dava var mıdır? Varsa ne
aşamadadır?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Tankut…
YILMAZ TANKUT
(Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Enerji
Bakanına sormak istiyorum: TEDAŞ ve Genel Müdürü hakkında çeşitli isnat ve
iddialar mevcuttur. Örneğin Genel Müdürün yedi yıllık görevi süresince yüzün
üzerinde resmî ve resmî olmayan yurt dışı seyahatlerinden bahsedilmektedir. Bu
doğru mudur? Doğruysa bu geziler hangi ülkelere, kimlerle, hangi amaçlar için
yapılmıştır?
Yine TEDAŞ Genel
Müdürü hakkında 2007 yılında Yüksek Denetleme ve Maliye Bakanlığı tarafından
eski parayla 265 milyar zimmet çıkartıldığı, fakat bunun Teftiş Kurulu
tarafından örtbas edildiği iddiaları doğru mudur?
Diğer sorum:
Başbakanın korumasının kardeşinin ilişkili olduğu bir şirkete Diyarbakır ilinin
kayıp kaçak taahhüt hizmet işi verilmiş midir? Diyarbakır’da kayıp kaçak hizmet
ihalesini alan firmanın ismi nedir? Bu firma kayıp kaçak ihalesini aldıktan
sonra bu ilimizde kayıp kaçak oranı yüzde 60-65’ten yüzde 75-80’e çıkmış mıdır?
Şu an bölgeler itibarıyla kayıp kaçak oranlarının bölgesel dağılımları ne
şekildedir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Ağyüz…
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Teşekkür ederim.
Birinci etaptaki
sorularım Sayın Çalışma Bakanına: Bugün bütçeniz Mecliste görüşüleceği için
Gaziantep’ten, Aydın Germencik’ten arayan sayısız emekli vatandaşımız son
günlerde söylediğiniz intibak yasasını merakla bekliyor. Bu konuda çalışmanız
var mı?
Ayrıca, TÜFE
farklarını ödemeyi düşünüyor musunuz?
Eczacılarla olan
sorununuz acaba onların kepenk kapatmasına karşı cezalandırmak mıdır? Siz tek
başına bu kararı TEB’in yetkisi varken nasıl ortadan
kaldırıyorsunuz?
Ayrıca, intihal
suçlamalarına karşı açtığınız on iki davayı kaybettiniz. Siz Mecliste bu
davaları kazandığınızı söylemiştiniz. Şimdi yeni duruma göre öğretim
üyeliğiniz, unvanınız ve Bakanlığınızı yeniden gözden geçirmeyi düşünüyor
musunuz?
Özelleştirme
İdaresi Başkanını Enerji Bakanlığına müsteşar yaptınız. Bor madenlerini
özelleştirmeyi mi düşünüyorsunuz?
Ayrıca, Sayın
Enerji Bakanı, İtalya’da imza atılırken, sözleşme yapılırken sizin…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Işık…
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
İlk sorum Sayın
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanına: Sayın Bakan, Hazine Kontrolörleri Kurulunun
raporuna göre, fakir vatandaşlarımıza dağıtılmak üzere TKİ’nin kendi
kaynaklarından temin etmek yerine özel firmalardan kömür alarak devleti 2008
yılında yaklaşık 20 milyon TL zarara uğrattığı yönündeki haberler ulusal
basında ve medyada da yer almıştır. Bu raporla ilgili olarak Bakanlığınız nasıl
bir işlem yapmıştır?
2003-2009
döneminde bu uygulamayla devletin toplam zararı ne kadar olmuştur? Bu zarardan
GLİ ve SLİ işletmelerine düşen pay ne kadardır?
Bundan sonraki
sorularım Sayın Çalışma Bakanımıza:
Sayın Bakan,
emeklilerle ilgili olarak önceki yıllarda sağlanan yapılandırmalardan ekonomik
sorunlar başta olmak üzere değişik nedenlerle yararlanamayan vatandaşlarımızın
mağduriyetinin giderilmesi yönünde bir çalışmanız var mıdır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın
Korkmaz…
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Sayın Başkanım, önce Enerji Bakanımıza sorum: TEİAŞ özel elektrik
üreticilerinden ve EÜAŞ’tan elektrik alarak bunun
iletimini sağlamaktadır. TEİAŞ özel sektöre ödemelerini üç ay geriden
yapmaktadır ve özel sektör üreticileriyle EÜAŞ’a 2,3
katrilyon lira borcu bulunmaktadır. Ödemelerin yapılamamasından dolayı özel
elektrik üreticileri de doğal gaz aldıkları BOTAŞ’a ödeme yapamamakta, kredi
kullandıkları için maliyetleri artmaktadır. Özel elektrik üreticisi şalter
kapatma noktasına gelmiştir. Bakanlık TEİAŞ’ı borç
batağından nasıl kurtaracaktır?
İkinci sorum
Sayın Çalışma Bakanına: Emekli maaşları arasındaki uyumsuzlukları gidermek
üzere bir çalışma yaptığınız basına yansıdı. Hemen akabinde bu işin kolay
olmadığı, zaman alacağı yine tarafınızdan belirtildi.
Bir: Tüm
emeklilerimizi umutlandıran bu iyileştirme ne zaman yapılacaktır?
İki: Bu tür umut
dağıtılan demeçler işin gerçekleştirilme ihtimali araştırıldıktan sonra yapılsa
ve böylece istismar edilmese emeklilerimiz daha iyi olmaz mıydı?
BAŞKAN – Sayın Paksoy…
MEHMET AKİF
PAKSOY (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim.
Çalışma
Bakanımıza sormak istiyorum: Sayın Bakan, bakıma muhtaç özürlülerin tespiti ve
bakım hizmeti esaslarının belirlenmesine ilişkin yönetmelik kapsamında bakım
aylığı bağlanan kişilerin 2022 sayılı Kanun kapsamında aldıkları malullük
aylıkları Sosyal Güvenlik Kurumunca gelir kriterinden
dolayı kesilmektedir. Bakım aylığını özürlü değil özürlüye bakan yakını
almaktadır. Bu kapsamda bakım aylığı özürlünün geliri midir? Kesilen aylıkların
tekrar bağlanması için SGK nezdinde bir girişiminiz olacak mıdır?
İkinci sorum:
Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürü Sayın Hasan Çağıl’ın, Kurumda 15 eczacının
görev yaptığı toplantı salonunu makam odası yaptırdığı doğru mudur? Şayet
doğruysa, makam odasının maliyetinin 50 bin TL’ye mal olacağı söyleniyor. Sayın
Bakan, doğu toplumu olmaktan ne zaman kurtulacağız? Sağlık harcamalarını kısmak
için vatandaştan 5 ile 12 TL muayene katılım payı alınırken böyle bir makam
odası yapılmasına gerek var mı?
BAŞKAN – Sayın Aydoğan…
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Çalışanların
çalışma ortamını, sosyal haklarını ve güvenliğini koruması gereken, onlar adına
Bakanlık koltuğunda oturan Sayın Bakan çalışanlarını suçluyor verimsiz olması
nedeniyle, çalışanlarınız kapı dışarı ediliyor. Demokratik haklarını arayan
çalışanlar insanlık dışı muamele görürken, pis su ve biber gazı sıkılırken,
şiddete maruz bırakılırken onlar adına nasıl Bakanlık yaptığınızı
düşünüyorsunuz?
Siz hiç biber
gazı yediniz mi? Üzerinize pis su sıkıldı mı? Kış günü termal havuz dışında
soğuk havuza girdiniz mi?
Bir de Enerji
Bakanına soruyorum: Her yıl ayrılan bütçenin belli bir kısmını geri
ödemektesiniz. BOREN’e bütçeden ayrılan payı yeterli
görüyor musunuz?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Sayın
Akçay…
ERKAN AKÇAY
(Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sorum Enerji
Bakanına: 2003 yılında Mavi Akım’dan alınan doğal gazın metreküp fiyatı nedir?
Mavi Akım’dan alınan gazla ilgili olarak 2004 yılında tarafınızca gaz alımı
formülü değiştirildikten sonraki fiyat nedir? 2007 yılı itibarıyla bu fiyat
formülü değişikliği nedeniyle BOTAŞ aleyhine 526 milyon dolarlık fark
oluştuğuna göre, bu soygunun hesabını kim, nasıl soracak, bu hesabı kim
verecek?
İkinci sorum
Sayın Çalışma Bakanına: Memurların toplu sözleşmesi ve grevi hakkında ne
düşünüyorsunuz? Bu yönde bir çalışmanız var mıdır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın
Uslu…
CEMALEDDİN USLU
(Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın bakanlara
sorularım:
Genelkurmay
tarafından hazırlanarak Millî Savunma Bakanlığına gönderilen uzman
jandarmaların sorunlarını içeren ve sizlerin görüşüne gönderilen tasarıya neden
olumlu cevap vermediniz, bunun sebebi nedir?
Yüzde 45,5 kaçak
istihdamı nasıl değerlendiriyoruz? Yine Türkiye’de yüzde 14’lere varan
işsizliğin ne anlama geldiğini açıklar mısınız?
Enerji Bakanına:
Ankara Büyükşehir Belediyesinin BOTAŞ’a olan borcu ne kadardır? Buna dair nasıl
bir ödeme planı uygulamayı düşünüyorsunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Güvel…Yok.
Sayın Atay… Sayın
Atay da yok.
Sayın Behiç
Çelik…
Sayın Hasan
Özdemir…
HASAN ÖZDEMİR
(Gaziantep) – Sayın Başkan, Sayın Bakana soruyorum: Emeklilerin intibakları ve
maaşlarının iyileştirilmesiyle ilgili bir çalışmanız var mıdır? Bilhassa polis
emeklileri son derece perişandır ve maaşlarının ancak üçte 1’ini almaktadırlar.
Bizlere binlerce bu konuda faks gelmektedir.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Sayın
Bakanlar, önce hanginiz cevap vereceksiniz?
Buyurun Sayın Dinçer.
On dakikanız var;
beş beş paylaşabilirsiniz, farklı paylaşabilirsiniz,
size kalmış.
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Köse’nin
sorusu: Eczanelerle ilgili doğrudan sözleşme yapmamızın gerekçesini sordu. Ben
en temel gerekçemizi söyleyeyim: Vatandaşın hakkını korumak, vatandaşın ilaca
erişiminde herhangi bir aksaklığa meydan vermeden etkin bir hizmet sunmak.
Şayet herhangi bir kurum kendi iç çekişmeleri ve iktidar mücadeleleri sebebiyle
vatandaşımıza hizmet sunmaktan imtina ederse, Bakanın görevi bununla ilgili
tedbir almaktır.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Daha önceki Sayın Bakanın sorumluluğu yok muydu Sayın Bakan?
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Bizim sözleşmelerimizden kaynaklanan
bir hakkımız vardır. TEB’le Bakanlığın yaptığı, kendi
arasında yaptığı sözleşmede, bu sözleşmeyi her iki tarafın da karşılıklı olarak
bir ay önceden birbirlerine bildirmek şartıyla iptal edebileceklerine dair
hüküm vardır, biz o hakkımızı kullanıyoruz. Bu hakkımızı…
ŞEVKET KÖSE
(Adıyaman) – Gerekçe ne?
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Söylediğim gerekçe vatandaş
gerekçesidir, daha büyük gerekçe mi olabilir?
BİHLUN TAMAYLIGİL
(İstanbul) – Şimdiye kadar vatandaşı düşünmüyor muydunuz? Sekiz senedir
vatandaşı düşünmüyor muydunuz?
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Şimdiye kadar korumuyor muydunuz?
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, soru sordunuz cevabını almak istiyorsanız lütfen sakince
dinleyin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – İkincisi: Vatandaşın dışında
eczanelerimizin de hakkını korumak istiyoruz. Birilerinin araya girip
eczanelerimizden bizimle yaptığı sözleşmeyi parayla satmasına mâni olmak,
ayrıca bu işlemleri yaptığı için de aidat toplamasından çok rahatsız olduğumu
da ifade etmek istiyorum.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Daha önceki bakanlar niye göz yumuyordu Sayın Bakan?
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Onu onlara sormalısınız.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Böyle bir şey var mı!
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Ve nihayet üçüncü gerekçem de,
Bakanlığımızın, Sosyal Güvenlik Kurumunun haklarını korumaktır. Bu açıdan
bakıldığında, üç temel gerekçem: Vatandaşa etkin hizmet ve haklarını korumak,
eczanelerimizin hakkını korumak ve Sosyal Güvenlik Kurumunun hakkını korumak
üzere bu kararı verdik.
İkincisi,
emeklilerimizle ilgili olan… Emeklilerimizle ilgili olarak bana yöneltilen
sorulara ortak bir cevap vermek istiyorum vakit sınırlılığı sebebiyle. Onunla
ilgili söylediğiniz konularda size hak veriyorum ve konuyla ilgili Bakan olarak
da bu konuyla ilgili elimden gelen neyse onu yapacağıma dair size burada bilgi
arz ediyorum. Konuyla ilgili çalışmalarımızı tamamladık aslında büyük bir
oranda. Eğer sizler de uygun görürseniz, yüce Meclisimiz kabul eder, uygun
görürse, bütçe görüşmelerinden sonra konuyla ilgili bilgileri sizlerle
paylaşmak istiyorum. Kaynak bulmayla ilgili çalışmalarımızı tamamladığımız
andan itibaren sizinle paylaşacağız.
Bununla ilgili,
yalnız, teknik bir ayrıntıyı burada altını çizerek belirtmek istiyorum:
Emeklilerin intibak meselesi diye bahsedildiğinde, intibak ayrı bir kavram ve
maalesef intibak bütün emeklilerimizi kapsayan bir kavram değil, sadece sanayi
işçilerinin arasındaki sorunları ifade eden bir kavramdır. Hâlbuki BAĞ-KUR
emeklilerimizin, sanayi işçisi olmayan diğer SSK’lı işçilerimizin de haklarının
ve ücretlerinin, maaşların iyileştirilmesiyle ilgili sorunlarımız vardır. Bu
açıdan, intibak kelimesinden daha farklı olarak, emeklilerimizin maaşlarının
veya gelir durumlarının iyileştirilmesi varsayımından hareketle bir çalışma
yürütüyoruz. Onu bilgilerinize arz ediyorum.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Ne kadar sürecek?
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Bütçe görüşmelerinden sonra uygun
görürseniz getireceğiz, Meclise arz edeceğiz.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Sizce uygunsa, bizce uygun.
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Bunun dışında, doğrusu, jandarma
tasarısıyla alakalı konu çok teknik bir konu olarak geldi bana. Bunu yazılı
olarak cevaplandırmak istiyorum.
Sayın Aydoğan’ın dile getirdiği mevzuyla
ilgili şunu söylemek istiyorum: Sayın Aydoğan, eğer
bu soruları biz iyi niyetle soruyorsak birbirimize ve cevabının ne olduğunu
merak ediyorsak, o zaman ben size şunu söyleyeyim: Herhangi bir soruna doğru
bir çözüm üretebilmek için önce doğru bir teşhis yapmak gerekir. Ben
Türkiye’nin insan kaynakları, işçiliği, iş gücünün verimliliği, işverenin ve
çalışma şartlarının ve çalışma hayatının kalitesinin ne olduğu konusunda çözüm
üretmesi gereken bir Bakanım. Bunun için de zaman zaman
konuyla ilgili teşhisler yapabilir, analizleri sizlerle paylaşabilirim. Bunun
neresi mahzurlu olabilir? Aslında bu işçilerimizin veya diğer çalışanlarımızın
suçlanması anlamından çok içinde bulunduğumuz durumun bir tespiti olarak
algılanırsa bence çok daha iyi olur ve birlikte çözüm üretme şansına sahip
oluruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Onun dışında bir
de ifade etmek istediğim husus…
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Sayın Bakan, ikinci soruya niye cevap vermiyorsunuz?
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – İkinci sorunuz hangisiydi?
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Çok net soru sordum.
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Neydi o?
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Yani demokratik hakkını arayan kişilere… Şiddete maruz kaldınız mı?
Siz çalışanları, bakanlıkta çalışanları suçluyorsunuz, resmen suçluyorsunuz.
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Evet.
Peki, bir diğer
konu, GSS Genel Müdürlüğüyle ilgili olarak…
MEHMET AKİF
PAKSOY (Kahramanmaraş) – Sayın Bakan, makam odasıyla ilgili sorum…
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – O makam odası konusu doğrusu şimdi
sizin sormanız karşısında sahip olduğum bir şey.
Şimdi…
BAŞKAN – Beş
dakikanız doldu.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER
(İstanbul) – Son bilgi: Arkadaşlar, doğru, Hasan Çağıl’ın makam odası yapılıyor
ama sizin bahsettiğiniz gerekçeyle yapılmıyor. Orada toplantılarda karar
verecek ve toplantı yapacak salon olmadığı için toplantı salonu yapılıyor ve
Hasan Bey o yüzden odasından taşınmak zorunda kalıyor ve eczacıların
boşaltılması diye bir durum söz konusu değil ve bahsettiğiniz maliyetler de söz
konusu değil. Sadece boya, badana ve düzenlemeden ibaret bir uygulama var.
Zannediyorum abartılmış ve yanlış bir bilgi sunulmuş.
Süre bitti. Ben
geri kalan soruları cevaplandıramadığım için affınızı talep ediyorum, onları
yazılı cevaplandıracağım.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bakan.
Sayın Yıldız…
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Evet Sayın Bakanım, yine cevap vermediniz.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bu
soru-cevap kısmıyla alakalı bir kısım rakamları…
Sayın Başkanım,
ben lütfen iki dakika daha ek süre istiyorum, mümkünse efendim.
BAŞKAN – Siz
konuşun, bakarız.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Soru-cevap kısmıyla alakalı
Bakanlığımıza ait bir rakam takdim etmek istiyorum: Bugün, 18 Aralığa kadar,
ister soru önergeleriyle isterse Plan ve Bütçe Komisyonundaki sorulan sorularla
alakalı Bakanlığımızın cevaplamadığı hiçbir soru kalmamıştır. Buradaki sorular
da aynı şekilde cevaplanacaktır. Bundan emin olmanızı isterim. 17 tane
milletvekili arkadaşımız Plan ve Bütçe Komisyonunda 122 tane soru sordu, bugüne
kadar hepsi cevaplandı. 76 tane milletvekilimiz de 215 tane soru önergesi
verdiler ve onlar da cevaplandı, toplam 337 tane. Buradaki sorulan sorular da
dikkatle not alındı ve onlar da cevaplandırılacak.
Sayın Hamzaçebi’yle alakalı bir şey söylemek istiyorum. Ben, onun
itham ettiği gibi, iddia ettiği gibi kamuoyunu yanıltmak maksadıyla bu cevap
hakkını aldığını zannetmiyorum ama bir şeyi aceleyle yanlış anladığı
kanaatindeyim. İki tane kavram var: Bir, toplam doğal gazın içindeki elektrik
üretiminde kullanılan oranla toplam elektrik üretimindeki doğal gazın payı
farklı farklı konulardır, farklı farklı
şeylerdir. Şimdi, bu kadar acele edip de, bu kadar yanlış anlayıp da, kamuoyunu
yanıltmak gibi bir ithamda bulunmak… Ben doğrusu yakıştıramadım. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Şimdi, ikinci bir
konuya daha geleceğim. Yatırım oranındaki yüzdeyle büyüme hızındaki oranlar
yine ayrı konulardır, bunlar ayrı ayrı başlıklardır.
Ben, bunun da, dediğim gibi, Sayın Hamzaçebi’nin kamuoyunu yanıltmak maksadıyla yapmadığı ama
çok acele ettiği, acele ettiğinden dolayı da yanlış anladığı kanaatindeyim.
Değerli
arkadaşlar, burada birçok iddiadan bahsediliyor. Deniyor ki: “Bir kişi 100 defa
dışarı çıkmış.” TEDAŞ’ın Genel Müdürü.
Değerli
arkadaşlar, kimin ne yanlışı varsa, milletimin huzurunda ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kurulunda söylüyorum, hiç kimsenin yanlışına göz yummam ancak bu,
atılan iftiraların da karşılıksız kalmayacağı anlamına gelmemesi lazım. Bakın
“100 defa çıktı.” dediğiniz arkadaş toplam yedi yılda 14 defa yurt dışına
çıkıyor ve bunun 7 tanesi de işveren sendikası başkanı olarak çıkıyor. Yani
vebal denen bir şey yok mudur, günah denen bir şey yok mudur? (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) Söylüyorsunuz, bu kadar rahatlıkla anlatıyorsunuz.
Yazıktır, günahtır! Ondan sonra bürokrasi eskidi diyorsunuz, yıprandı
diyorsunuz. Dürüst çalışan arkadaşların hakkını her zaman savunacağız değerli
arkadaşlar. Burada yalnızca iktidar değil, muhalefet de aynı şekilde yapması
lazım. Ha, yanlışı varsa yanlışının da üzerine gideriz. Bu konuda hiçbir
şekilde taviz vereceğimizi beklemeyin. (CHP sıralarından gürültüler)
YAŞAR TÜZÜN
(Bilecik) – Ne biçim cevap veriyorsun?
HÜSEYİN ÜNSAL
(Amasya) – Sakin ol!
YAŞAR TÜZÜN
(Bilecik) – Çocuğunu mu azarlıyorsun?
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Değerli arkadaşlar, şimdi ben size
birkaç tane şey söylemek isterim…
Bir dakika, ne
bağırıyorsunuz?
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Siz niye bağırıyorsunuz? Bağıran sizsiniz.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri…
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Bir dakika… Ne bağırıyorsunuz
kardeşim? Açıkça söylüyoruz. (CHP sıralarından gürültüler)
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sakin ol Sayın Bakan, sakin.
BİHLUN TAMAYLIGİL
(İstanbul) – Sakin ol…
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri… Sayın milletvekilleri…
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Şimdi, Sayın Başkanım, değerli
arkadaşlar; burada yaklaşık otuza yakın soru soruldu.
ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Elbette sorulacak.
ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Ben bunlarla alakalı bir tanesini
dahi eksik bırakmaksızın, nasıl 337 tane sorunun cevabı alınmışsa, bunlarla
alakalı cevaplar da alınacaktır.
Ben, bütün bu
duygu ve düşünceler içerisinde, 2010 yılı bütçemizin hayırlı uğurlu olmasını
temenni ediyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın
milletvekilleri, yedinci turdaki konuşmalar tamamlanmıştır.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…
BAŞKAN – Şimdi,
sırasıyla…
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, Sayın Bakan bana atfen bir sataşmada
bulundu.
BAŞKAN –
Sataşmada bulunmadı. Dikkatle izledim. Dedi ki: “Milletimizi yanıltmak amacıyla
konuşmadı, aceleye geldi.” O da cevaplandırdı. Yani size sataşmaya yönelik bir
söz sarf edilmedi burada.
BİHLUN TAMAYLIGİL
(İstanbul) – Tespit yanlış.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkanım, yani doğru rakamı yine vermedi çünkü
benim verdiğim rakamlar doğru efendim. Doğru rakamı verebilmiş değil Sayın
Bakan. Bu konuyu açıklamak için söz istiyorum.
BAŞKAN – Tamam,
netice hasıl oldu Sayın Akif Hamzaçebi.
Şimdi, sırasıyla
yedinci turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini
ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.
Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
18 - ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI
1.– Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
|
A – C E T V E L
İ |
|
Kodu Açıklama
(TL) |
|
|
|
01 Genel
Kamu Hizmetleri 26.469.700 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
02 Savunma
Hizmetleri 645.700 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 1.388.300 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir |
|
04 Ekonomik
İşler ve Hizmetler 236.001.300 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir |
|
09 Eğitim
Hizmetleri 174.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir |
|
10 Sosyal
Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri 35.877.000.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir |
|
TOPLAM 36.141.679.000 |
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı 2010
yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı 2008
yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2008 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
|
A – C
E T V E L İ |
|
(YTL) |
|
|
|
- Genel Ödenek Toplamı : 26.029.224.000,00 |
|
- Toplam Harcama : 26.024.322.463,80 |
|
- İptal Edilen Ödenek : 4.901.536,20 |
BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı 2008 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul
edilmiştir.
Mesleki
Yeterlilik Kurumu Başkanlğı 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
40.50- MESLEKİ YETERLİLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
1.– Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
|
A – C E T V E L
İ |
|
Kodu Açıklama (TL) |
|
|
|
01 Genel
Kamu Hizmetleri 3.942.900 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
04 Ekonomik
İşler ve Hizmetler 2.940.100 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
TOPLAM |
6.883.000
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelini
okutuyorum:
|
B – C E T V E L
İ |
|
KOD Açıklama (TL) |
|
|
|
03 Teşebbüs
ve Mülkiyet Gelirleri 509.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
05 Diğer
Gelirler 6.775.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
TOPLAM 7.284.000 |
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Mesleki
Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümleri kabul edilmiştir.
Mesleki
Yeterlilik Kurumu
Başkanlığı 2008 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2.– Mesleki
Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2008 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
|
A – C
E T V E L İ |
|
(YTL) |
|
- Genel Ödenek
Toplamı : 5.378.000,00 |
|
- Toplam
Harcama : 1.544.235,86 |
|
- İptal Edilen
Ödenek : 3.833.764,14 |
BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum:
|
B- CETVELİ |
|
(YTL) |
|
- Bütçe Tahmini : 5.255.000,00 |
|
- Yılı Tahsilatı : 2.294.089,50 |
BAŞKAN– (B)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Mesleki
Yeterlilik Kurumu
Başkanlığı 2008 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri
kabul edilmiştir.
Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığı 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
20- ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANLIĞI
1.– Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
|
A – C E T V E L
İ |
|
Kodu Açıklama (TL) |
|
|
|
01 Genel
Kamu Hizmetleri 335.641.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
02 Savunma
Hizmetleri 98.500 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 330.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
04 Ekonomik
İşler ve Hizmetler 112.264.500 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
TOPLAM 448.334.000 |
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığı 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul
edilmiştir.
Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığı 2008 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2.– Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 2008 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
|
A – C
E T V E L İ |
|
(YTL) |
|
- Genel Ödenek Toplamı : 423.470.090,00 |
|
- Toplam Harcama : 304.798.551,41 |
|
- Ödenek Dışı Harcama : 40.734,89 |
|
- İptal Edilen Ödenek : 118.712.273,48 |
BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığı 2008 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul
edilmiştir.
Enerji Piyasası
Düzenleme Kurumu 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
42.05- ENERJİ PİYASASI DÜZENLEME KURUMU
1.– Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
|
A – C E T V E L
İ |
|
Kodu Açıklama (TL) |
|
|
|
01 Genel
Kamu Hizmetleri 6.521.100 |
|
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
02 Savunma
Hizmetleri 410.000 |
|
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 750.000 |
|
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir |
|
04 Ekonomik
İşler ve Hizmetler 90.958.900 |
|
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir |
|
TOPLAM 98.640.000 |
BAŞKAN – Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelini
okutuyorum:
|
B – C E T V E L
İ |
|
KOD Açıklama (TL) |
|
|
|
03 Teşebbüs
ve Mülkiyet Gelirleri 91.929.400 |
|
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
05 Diğer
Gelirler 7.850.000 |
|
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
09 Red ve İadeler (-) -1.139.400 |
|
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
TOPLAM 98.640.000 |
BAŞKAN – Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Enerji Piyasası
Düzenleme Kurumu 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul
edilmiştir.
Enerji Piyasası
Düzenleme Kurumu 2008 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2.– Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu 2008 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – (A) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum:
|
A – C
E T V E L İ |
|
(YTL) |
|
- Genel Ödenek Toplamı : 108.488.000,00 |
|
- Toplam Harcama : 69.962.129,57 |
|
- İptal Edilen Ödenek : 38.525.870,43 |
BAŞKAN – (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum:
|
B – C
E T V E L İ |
|
(YTL) |
|
- Bütçe tahmini : 102.988.000,00 |
|
- Yılı tahsilatı : 97.499.186,03 |
BAŞKAN – (B)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Enerji Piyasası
Düzenleme Kurumu 2008 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul
edilmiştir.
Ulusal Bor
Araştırma Enstitüsünün 2010 yılı bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
40.26- ULUSAL BOR ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ
1.– Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
|
A – C E T V E L
İ |
|
Kodu Açıklama (TL) |
|
|
|
04 Ekonomik
İşler ve Hizmetler 9.365.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
TOPLAM |
9.365.000
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelini
okutuyorum:
|
B – C E T V E L
İ |
|
KOD Açıklama (TL) |
|
|
|
04 Alınan
Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler 7.558.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
05 Diğer
Gelirler 1.507.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
TOPLAM 9.065.000 |
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Ulusal Bor
Araştırma Enstitüsünün 2010 yılı bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Ulusal Bor
Araştırma Enstitüsünün 2008 yılı kesin hesabının bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü 2008 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
|
A – C
E T V E L İ |
|
(YTL) |
|
- Genel Ödenek Toplamı : 8.093.000,00 |
|
- Toplam Harcama : 6.232.962,08 |
|
- Ödenek Dışı Harcama : 141.518,07 |
|
- İptal Edilen Ödenek : 2.001.555,99 |
BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum:
|
B – C
E T V E L İ |
|
(YTL) |
|
- Bütçe tahmini : 7.753.000,00 |
|
- Yılı tahsilatı : 5.983.037,55 |
BAŞKAN– (B)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Ulusal Bor
Araştırma Enstitüsünün 2008 yılı kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Elektrik İşleri
Etüt İdaresi Genel Müdürlüğünün 2010 yılı bütçesinin bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
40.39- ELEKTRİK İŞLERİ ETÜT İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.– Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü 2010 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
|
A – C E T V E L
İ |
|
Kodu Açıklama (TL) |
|
|
|
01 Genel
Kamu Hizmetleri 9.361.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
02 Savunma
Hizmetleri 365.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
04 Ekonomik
İşler ve Hizmetler 40.211.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir |
|
TOPLAM 49.937.000 |
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelini
okutuyorum:
|
B – C E T V E L
İ |
|
KOD Açıklama (TL) |
|
|
|
03 Teşebbüs
ve Mülkiyet Gelirleri 7.145.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
04 Alınan
Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler 42.437.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
05 Diğer
Gelirler 355.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
TOPLAM 49.937.000 |
BAŞKAN– Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Elektrik İşleri
Etüt İdaresi Genel Müdürlüğünün 2010 yılı bütçesinin bölümleri kabul
edilmiştir.
Elektrik İşleri
Etüt İdaresi Genel Müdürlüğünün 2008 yılı kesin hesabının bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2.– Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü 2008 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
|
A – C
E T V E L İ |
|
(YTL) |
|
- Genel Ödenek Toplamı : 48.703.000,00 |
|
- Toplam Harcama : 41.531.010,47 |
|
- İptal Edilen Ödenek : 7.171.989,53 |
BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum:
|
B – C
E T V E L İ |
|
(YTL) |
|
- Bütçe tahmini : 34.403.000,00 |
|
- Yılı tahsilatı : 42.150.550,20 |
BAŞKAN– (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Elektrik İşleri
Etüt İdaresi Genel Müdürlüğünün 2008 yılı kesin hesabının bölümleri kabul
edilmiştir.
Türkiye Atom
Enerjisi Kurumu 2010 yılı Merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
40.27- TÜRKİYE ATOM ENERJİSİ KURUMU
1.– Türkiye Atom Enerjisi Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
|
A – C E T V E L
İ |
|
Kodu Açıklama (TL) |
|
|
|
01 Genel
Kamu Hizmetleri 9.409.300 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 315.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir |
|
04 Ekonomik
İşler ve Hizmetler 74.833.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir |
|
07 Sağlık
Hizmetleri 178.700 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
TOPLAM 84.736.000 |
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelini
okutuyorum:
|
B – C E T V E L
İ |
|
KOD Açıklama (TL) |
|
|
|
03 Teşebbüs
ve Mülkiyet Gelirleri 9.411.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
04 Alınan
Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler 75.106.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
05 Diğer
Gelirler 219.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
TOPLAM 84.736.000 |
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Türkiye Atom
Enerjisi Kurumu 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul
edilmiştir.
Türkiye Atom
Enerjisi Kurumu 2008 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2.– Türkiye Atom Enerjisi Kurumu 2008 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
|
A – C
E T V E L İ |
|
(YTL) |
|
- Genel Ödenek Toplamı : 82.140.159,34 |
|
- Toplam Harcama : 60.534.315,78 |
|
- İptal Edilen Ödenek : 21.605.843,56 |
|
- Ertesi Yıla Devreden Ödenek : 12.693.699,25 |
BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum:
|
B – C
E T V E L İ |
|
(YTL) |
|
- Bütçe tahmini : 65.139.000,00 |
|
- Yılı tahsilatı : 55.468.296,37 |
BAŞKAN– (B)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Türkiye Atom
Enerjisi Kurumu 2008 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul
edilmiştir.
Maden Tetkik ve
Arama Genel Müdürlüğü 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
40.40- MADEN TETKİK VE ARAMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.– Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
|
A – C E T V E L
İ |
|
Kodu Açıklama (TL) |
|
|
|
01 Genel
Kamu Hizmetleri 58.752.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
02 Savunma
Hizmetleri 154.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 800.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
04 Ekonomik
İşler ve Hizmetler 171.365.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
TOPLAM 231.071.000 |
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelini
okutuyorum:
|
B – C E T V E L
İ |
|
KOD Açıklama (TL) |
|
|
|
03 Teşebbüs
ve Mülkiyet Gelirleri 21.957.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
04 Alınan
Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler 201.071.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
05 Diğer
Gelirler 8.043.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
TOPLAM 231.071.000 |
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Maden Tetkik ve
Arama Genel Müdürlüğü 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul
edilmiştir.
Maden Tetkik ve
Arama Genel Müdürlüğü 2008 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2.– Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
|
A – C
E T V E L İ |
|
(YTL) |
|
- Genel Ödenek Toplamı : 259.509.317,54 |
|
- Toplam Harcama : 187.630.311,46 |
|
- İptal Edilen Ödenek : 71.879.006,08 |
|
- Ertesi Yıla Devreden Ödenek : 36.161.542,09 |
BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum:
|
B – C
E T V E L İ |
|
(YTL) |
|
- Bütçe tahmini : 213.575.000,00 |
|
- Yılı tahsilatı : 249.946.409,79 |
BAŞKAN– (B)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Maden Tetkik ve
Arama Genel Müdürlüğü 2008 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul
edilmiştir.
Petrol İşleri
Genel Müdürlüğü 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
20.92 - PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.– Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
|
A – C E T V E L
İ |
|
Kod Açıklama (TL) |
|
|
|
01 Genel
Kamu Hizmetleri 1.304.500 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 200.000 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
04 Ekonomik
İşler ve Hizmetler 4.026.500 |
|
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
TOPLAM 5.531,000 |
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Petrol İşleri
Genel Müdürlüğü 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul
edilmiştir.
Petrol İşleri
Genel Müdürlüğü 2008 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2.– Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
|
A – C E T V E L
İ |
|
(YTL) |
|
- Genel Ödenek Toplamı : 4.718.000,00 |
|
- Toplam Harcama : 4.086.852,02 |
|
- İptal Edilen Ödenek : 631.147,98 |
BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Petrol İşleri
Genel Müdürlüğü 2008 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul
edilmiştir.
Böylece, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Mesleki Yeterlilik
Kurumu Başkanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Enerji Piyasası
Düzenleme Kurumu, Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü, Elektrik İşleri Etüt İdaresi
Genel Müdürlüğü, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Maden Tetkik ve Arama Genel
Müdürlüğü ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün 2010 yılı bütçeleri ile 2008 yılı
kesin hesapları kabul edilmiştir, hayırlı olmalarını temenni ederim.
Sayın
milletvekilleri, yedinci tur görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi, sekizinci
tur görüşmelere başlayacağız.
Sekizinci turda,
İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil
Güvenlik Komutanlığı, Dışişleri Bakanlığı bütçeleri yer almaktadır…
BİHLUN TAMAYLIGİL
(İstanbul) – Başkan, siz ara mı verdiniz? Siz konuşurken nedir bu? Başkana bu hakaret yani.
BAŞKAN – Her
kafadan bir ses çıkmasın.
BİHLUN TAMAYLIGİL
(İstanbul) – Siz konuşurken bu görüntü normal mi? (CHP sıralarından “Ara mı
verdiniz?” sesleri)
BAŞKAN – Ara mı
vereyim?
BİHLUN TAMAYLIGİL
(İstanbul) – Hayır, şu manzara nedir, ara mı verdiniz? Bakın, kutlamalar
yapılıyor.
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Ara verin.
BAŞKAN – Sayın
bakanlar, diğer tura geçiyoruz. Ara verdiğimi zannettiniz, ara vermedim devam
ediyorum. Siz orayı boşaltırsanız…
AKİF EKİCİ
(Gaziantep) – Sayın Başkan, pazar yeri mi burası?
BAŞKAN – Ben onu
anladım ama söylenenin ne olduğunu anlamadım.
Birleşime on beş
dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 16.49
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 17.09
BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Gülşen ORHAN (Van)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum.
2010 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu
Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
(Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
1.- 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 442) (Devam)
2.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2008 Bütçe Yılı
Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların
Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (1/728, 3/934) (S. Sayısı: 443) (Devam)
İ) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI
1.- İçişleri Bakanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- İçişleri Bakanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
J) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçesi
2.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin
Hesabı
K) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI
1.- Jandarma Genel Komutanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçesi
2.- Jandarma Genel Komutanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesabı
L) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI
1.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçesi
2.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesabı
M) DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI
1.- Dışişleri Bakanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Dışişleri Bakanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin
Hesabı
BAŞKAN – Komisyon burada.
Hükûmet burada.
Şimdi sekizinci
tur görüşmelerine başlayacağız.
Sekizinci turda
İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil
Güvenlik Komutanlığı, Dışişleri Bakanlığı bütçeleri yer almaktadır.
Sayın
milletvekilleri, alınan karar gereğince, tur üzerindeki konuşmalar bittikten
sonra yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız. Soru sorma işlemiyle ilgili
açıklamalar daha önceleri de yapıldığı için tekrarlamıyorum. Soru sormak
isteyen milletvekilleri konuşmaların bitimine kadar yerlerinden soru için giriş
yapabilirler.
Soru sorma
işlemini başlatıyorum, bilgilerinize sunulur.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Önce Bakan özür dilesin, sonra görüşmelere başlayalım Sayın Başkan.
BAŞKAN – Efendim?
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Önce, dün milletvekillerine yapılanlar için İçişleri Bakanı özür
dilesin.
GÖKHAN DURGUN
(Hatay) – Özür dilemeyi düşünüyor musunuz Sayın Bakan?
BAŞKAN – Sayın
Bakan 60’ıncı maddeye göre pek kısa söz talebinde bulundu.
Buyurun Sayın
Bakan.
IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)
2.- İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın, Ankara Valiliğinin,
Tekel işçilerinin eylemiyle ilgili müdahalesinde bazı milletvekillerinin maruz
kaldığı durumdan üzüntü duyduğuna ilişkin açıklaması
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Ben, bütçemizin
görüşülmesine başlamadan önce, dün Ankara Valiliğinin, işçilerin eylemiyle ilgili
müdahalesinde bazı milletvekillerimizin de maruz kaldığı durumdan duyduğum
üzüntüyü ifade etmek istiyorum.
Olaydan sonra
bilgimiz oldu ama dün hemen 2 tane müfettiş görevlendirdim. Bu niye olmuş,
bütün ayrıntısıyla da -milletvekillerimizle ilgili boyutunu özellikle-
araştırtıyorum. Genel olarak, Ankara Valiliğini de çağırdım, bilgi aldım
kendilerinden.
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Çeşitli İşler
- Gösteri ve Protestolar
1.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal ile Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan’ın,
Komisyon sıralarında oturan İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın önüne birer limon
bırakması
(İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal ile Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan,
Komisyon sıralarında oturan İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın sırasına birer limon
bıraktılar)
BAŞKAN – İdare
amirlerine… Lütfen…
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Ankara) – Ben o konudaki üzüntümü…
BAŞKAN – Sayın
Soysal, lütfen… Sayın Soysal…
ÇETİN SOYSAL
(İstanbul) – Hediye etmek istiyorum, belki ileride lazım olur size.
IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)
2.- İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın, Ankara Valiliğinin,
Tekel işçilerinin eylemiyle ilgili müdahalesinde bazı milletvekillerinin maruz
kaldığı durumdan üzüntü duyduğuna ilişkin açıklaması (Devam)
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Ankara) – …o konudaki üzüntümü tekrar yüce Meclisle ve
milletvekilleriyle paylaşmak istedim.
Tekrar
saygılarımla selamlıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
(Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
1.- 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 442) (Devam)
2.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2008 Bütçe Yılı Kesin
Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna
Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/728,
3/934) (S. Sayısı: 443) (Devam)
İ) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)
1.- İçişleri Bakanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- İçişleri Bakanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
J) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçesi
2.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin
Hesabı
K) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)
1.- Jandarma Genel Komutanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçesi
2.- Jandarma Genel Komutanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesabı
L) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)
1.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçesi
2.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesabı
M) DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)
1.- Dışişleri Bakanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Dışişleri Bakanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin
Hesabı
BAŞKAN – Sekizinci
turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:
Gruplar adına:
Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına: Ankara Milletvekili Sayın Bekir Aksoy, Gaziantep
Milletvekili Sayın Hasan Özdemir, İzmir Milletvekili Sayın Kamil Erdal Sipahi,
Ankara Milletvekili Sayın Ahmet Deniz Bölükbaşı.
Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına: Eskişehir
Milletvekili Sayın Hasan Murat Mercan, Antalya Milletvekili Sayın Mevlüt Çavuşoğlu, Düzce
Milletvekili Sayın Yaşar Yakış, İstanbul Milletvekili Sayın Feyzullah Kıyıklık,
Batman Milletvekili Sayın Mehmet Emin Ekmen, Ardahan Milletvekili Sayın Saffet
Kaya, Çankırı Milletvekili Sayın Nurettin Akman, Niğde Milletvekili Sayın
İsmail Göksel.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına: Bartın Milletvekili Sayın Muhammet Rıza Yalçınkaya, Mersin Milletvekili Sayın Ali Oksal, Adana
Milletvekili Sayın Hulusi Güvel, Ordu Milletvekili
Sayın Rahmi Güner, İstanbul Milletvekili Sayın Şükrü
Mustafa Elekdağ.
Şahıslar adına:
Lehte Mardin Milletvekili Sayın Cüneyt Yüksel, aleyhte İstanbul Milletvekili
Sayın Çetin Soysal.
Gruplar adına ilk
söz Ankara Milletvekili Sayın Bekir Aksoy’da.
Buyurun Sayın
Aksoy. (MHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on iki
dakika.
MHP GRUBU ADINA
BEKİR AKSOY (Ankara) – Muhterem Başkan, muhterem milletvekilleri; İçişleri
Bakanlığı bütçesi üzerinde konuşmak üzere Milliyetçi Hareket Partisi Grubu
adına söz aldım. Sizleri selamlıyorum.
Bugün Hükûmetin “açılım” dediği projeyi konuşacağız. Bizlerin ve
Türk milletinin hafızaları tazelensin, ne oluyor ne bitiyor, hafızalara nakşedilsin istedik.
Nedir bu açılım?
Başkan Obama nisan ayında Mecliste bir konuşma yaptı, açılımın kodlarını verdi.
Daha sonra devletin yüksek kademeleri tarafından “Meselenin adına ister ‘Kürt
meselesi’ ister ‘Güneydoğu meselesi’ deyin, bu, Türkiye'nin en önemli
meselesidir. Bunun çözümünde devletin bütün kurumları mutabıktır ve bu yıl
tarihî bir fırsattır.” denildi ve düğmeye basıldı. Adına “Kürt açılımı” denildi
ve İçişleri Bakanı Kürt açılımının da koordinatörü olarak görevlendirildi.
Sayın İçişleri
Bakanı da ilk Kürt Çalıştayını terörle mücadelede
taraf olan kahraman Türk polis teşkilatının haremi ismeti olan Polis
Akademisinde yaptı. Bu çalıştaya kimler katıldı? Bu çalıştaya kendisini aydın ilan eden fakat toplumda
karşılığı olmayan numaralı cumhuriyetçiler katıldı. Bu toplantıya Türk devleti,
Türk milleti ve millî kavramlarıyla kavgalı bazı kişiler katıldı. Bu çalıştaya mütareke döneminin İngiliz Muhipler Cemiyeti ve
Kürt Teali Cemiyeti üyelerinin fikrî torunları katıldı. Bu toplantıya, fikrî ve
siyasi grafiği çizildiğinde karikatür olacak kişiler katıldı ve nihayet bu
toplantıya Soros beslemeleri katıldı. Bu çalıştaydan öneriler çıktı. Neymiş bu öneriler? Şarkıcı Şivan geri getirilecekmiş, gerçek ateşkes ilan edilecekmiş,
cami ve eğitim açılımı yapılacak, burada Kürtçe eğitim yapılacakmış, Apo silahsızlandırmada kullanılacakmış. Mahmur’dan
gelenlere iş verilecekmiş, Kürtçe Anayasa’ya girecekmiş. Bu önerilere karşı
ciddi devletin, ciddi Hükûmetin tek diyeceği bir şey
vardır, o da amiyane tabiriyle “Başka sıkıntın var mı canım?”
Başlangıçta
devletin bütün kurumlarının Kürt meselesinin çözümünde mutabık olduğunu
söylemişlerdi. Eşkıyanın Habur’dan girişinde devletin
kurumlarının nede mutabık olduğunu gördük. Nede mutabıkmış? Eşkıyayı
Apo’nun elçisi olarak kabulde mutabıkmış, eşkıyanın Apo’nun taleplerini otobüsün üstünde okumasına müsamahada
mutabıkmış, eşkıyaya mobil savcı, mobil mahkeme göndermekte mutabıkmış, bütün
bunlar suç iken eşkıyanın durumunu 221’inci maddeye sokmakta mutabıkmış,
eşkıyanın serbest bırakıldıktan sonra basın toplantısı yaparak “Muhatap
İmralı’dır.” demelerinde mutabıkmış ve nihayet, Habur’dan
giren eşkıyanın il ve ilçelerde dolaşarak halkı kışkırtmalarına müsamahada
mutabıkmış.
Bütün bu
hareketler Türk devletini, Türk milletini PKK’nın psikolojik harekâtına teslim
etmiştir. Eşkıyanın Habur’dan girişinde
olabilecekleri tahmin etmekte âcizlik gösteren ve
gerekli tedbirleri almayanlarla, eşkıyaya mobil mahkeme gönderenlerle bu
milletin hesabı vardır, bu hesap sorulacaktır. (MHP sıralarından alkışlar)
Şimdi gelelim Hükûmetin açılımda ne yapmak istediğine. Önce “Kürt
açılımı” denildi, aşırı tepki gelince “demokratik açılım” denildi, sonra da
“Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi” denildi. Bu bağlamda yapılması düşünülen
işler neymiş? Şunlarmış: Yerleşim yerlerinin adları
değiştirilecekmiş, üniversitelerde Kürt dili eğitimi veren bölümler
açılacakmış, cezaevlerinde Kürtçe görüş serbest bırakılacak, okullarda Kürtçe
seçmeli ders olacak, özel televizyonlarda Kürtçe serbest olacak, “köy
korucularının ıslahı” adı altında bu teşkilat lağvedilecek, “Ne mutlu Türk'üm
diyene!” yazılarının yenilenmemesi sağlanacak, İlköğretim Andı’nın toplu
okunmasının kaldırılması sağlanacak, kara yolları levhalarında Kürtçe
kullanılması gerekecek. Bunları yapmakla eşkıyayı tatmin edeceğinizi
zannediyorsanız, hemen bunun yanında bazı bakanların, bazı toplantılarda iki
cümle Kürtçe konuşup, gözyaşı döküp, şirinlik yaparak bu eşkıyayı tatmin
edeceklerini zannediyorlarsa ya çok safsınız ya da millete açıklamadığınız
“hazmettirme” lafının gerisinde gizli ajandanızda bir şeyler var.
Bunu neden
söylüyorum: Çünkü eşkıyanın talebi bellidir. Ne diyorlar? “Güneydoğu’nun sorunu
geri kalmışlık sorunu değildir. Güneydoğu’nun sorunu Kürt iradesinin Anayasa’da
hâkim kılınmayışıdır.” Bunun manası nedir? Anayasa değiştirilecek, “Türkiye,
Türk ve Kürtlerden oluşan federal bir devlettir.” denecek. Bu talep onların
stratejik hedefidir. Bu hedefi en az iktidar partisi de bizler kadar biliyor ve
bildiklerine de inanıyoruz. Bu nedenle saf olduğuna inanmıyorum.
İkinci şık
olarak, “hazmettirme” lafından hareketle, millete açıklamadığınız bazı ileri
düşünceler olduğuna inanıyoruz. Niye inanıyoruz? Çünkü bunun işaretleri var.
Nedir işaretler? Bir iktidar partisinin genel başkan yardımcısı çıkıyor, diyor
ki: “’Türk milleti’ kavramı Anayasa’dan çıkartılabilir.” “Ne mutlu Türk’üm
diyene!” deyiminden alınıyorsunuz, bir daha yazılmaması kararı alıyorsunuz.
İlköğretim Andı’nı tartışmaya açtınız. “Şehitler ölmez, vatan bölünmez.” deyimi
milletin hançeresinden çıkan acı bir feryattır, bundan alınıyorsunuz. Millî bir
vasfı olan düşüncenin, millî bir vasfı olan vicdanın bundan rahatsız olması
beklenemez. İşaretler, ileri düşüncelerinizin olduğu kanaatini oluşturuyor.
Sizin
açılımınızda üçüncü ihtimal de “Dur bakalım ne olacak.” mantığıdır. Hükûmetin önce Kürt açılımı, sonra da Millî Birlik,
Kardeşlik Projesi’nin beş aylık özetine baktığımızda kaos
var, ayaklanma provaları var. İstanbul, Adana, Mersin, Diyarbakır, Hakkâri,
Van, Ağrı, Muş, Elâzığ, Malatya, Iğdır, Antalya, İzmir, daha pek çok yerde
güvenlik güçlerimiz şehit ediliyor, karakollar basılıyor; Türk Bayrağı takan
evler, Türk Bayrağı takan arabalar taşlanıyor, yakılıyor; otobüsler yakılıyor,
kızlarımız otobüs içerisinde yakılıyor. Aynı mahalledeki insanlar birbirlerinin
kimliklerini sorguluyor. Hükûmet de kalkıyor “Bunlar lokal asayiş olaylarıdır.” diyor. Bu, asayiş olayı değildir,
ayaklanma provasıdır. Sayın İçişleri Bakanı da bir beyanatında “Teröre boyun
eğmeyeceğiz.” diyor. Sayın Bakan, bu söz mağdur lafıdır, bu söz savunma
lafıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı “Teröre boyun eğmeyeceğiz.”
demez, o “Terörü, teröristi ininde boğacağız, imha edeceğiz.” der. (MHP ve CHP
sıralarından alkışlar)
Ayaklanma
provalarını lokal asayiş olayları olarak gören
zihniyet terörle mücadele edemez. Düğmeye basanı da provokasyon
yapanı da başka yerde aramayın, düğmeye basan da provokasyon yapan da bu sizin
açılım projenizin içindedir.
Bugün itibarıyla
Millî Birlik ve Kardeşlik Projeniz çözülme, anarşi, milleti birbirine düşman
etme projesi hâline dönüşmüştür. Türk milleti arasında duygu kayması
yarattınız. Ülkenin her sokağı bir Kandil Dağı hâline geldi. Bin yıllık
kardeşliğin, bin yıllık müsamahanın temeline dinamit koydunuz. Benim Kürt
gelinimin, benim Kürt dayımın, benim Kürt eniştemin, benim Kürt yeğenimin ve
milyonlarca, devletine, ülkesine, bayrağına sadakatle bağlı Kürt kökenli Türk
vatandaşımın temsilcisi olarak eşkıyayı öne çıkardınız. Kürtçülük meselesini
Kürt meselesi hâline getirdiniz, adına da “Demokratik açılım ve barış” dediniz.
Barış düşmanla olur, bu sınırlar içerisinde benim düşmanım yok; benim
birliğime, dirliğime, bütünlüğüme göz diken, kanunlara karşı gelen eşkıya ve
onun siyasi uzantıları var. Devletin görevi de bunlarla müzakere değil mücadele
etmektir. Bu vebalin hesabını millet size ilk seçimde soracak, sonra da Türk
adaleti soracak.
Çare nedir? Bu
açılım gibi fantezileri bir kere bırakın. Türk devletinin, Türk milletinin
ortak paydasını ilan edin. Ortak payda nedir? Tek bayrak, tek devlet, tek
millet, tek başkent, tek dil, tek vatan. Bunu deklare ettikten sonra da
“Demokrasilerde hürriyetler bireyseldir. Her kim bireysel hürriyetler
bağlamında talepte bulunursa bunun çaresi aranacak ve gereği yapılacaktır.”
deyip her kim ki bireysel hürriyetleri etnik bağlamda kolektif kimlik oluşturma
yoluna girerse onun da demokrasinin zırhına çarpacağı deklare edilmelidir.
Hemen bunun
arkasından terörün dört unsuruyla amansızca mücadeleye girişilmelidir. Dört
unsuru nedir? Dağdaki terörist, bunların şehir ve köylerdeki
uzantıları, teröre mali kaynak temin eden, adlarını “iş adamı” koyan uyuşturucu
kaçakçıları, insan kaçakçıları, petrol kaçakçıları, bunların fikrî ve siyasi
zemindeki destekleyicileri. Bu dört unsurla mücadele edilir.
Barzani,
Talabani’nin ipleri elde tutulmalıdır. Diyeceksiniz ki: “Yirmi dört senedir
olmadı.” Oldu, yirmi dört senedir oldu. 2002’de sıfır terörle teslim edildi bu
memleket sizlere, oradan buraya getirdiniz.
Sonuç olarak
arkadaşlar: “Yaşamak ne güzel şey be kardeşim. Bir ağaç gibi
tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.” Bu ormanın içinde çam
vardır, kavak vardır, meşe vardır, ladin vardır, kuş vardır. Adı ormandır,
kardeşçe yaşarlar. Bizim ormanımızın adı da “Türk devleti, Türk milleti”dir.
YILMAZ TUNÇ (Bartın)
– Ne güzel söylüyorsun. Aynısını söylüyoruz.
BEKİR AKSOY
(Devamla) - Her kim ki bu ormanın içinde özel koruluk oluşturmaya kalkarsa
onunla hesabımız var. Her kim ki bu özel koruluğu oluşturmaya çalışanlara çanak
tutarsa, onlara mecra açarsa onlarla da hesabımız var.
Saygılar
sunuyorum. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Aksoy.
Gaziantep
Milletvekili Sayın Hasan Özdemir. (MHP sıralarından alkışlar)
Süreniz yedi
dakika.
MHP GRUBU ADINA
HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010 yılı
Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına
söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, mensubu olmaktan gurur duyduğum emniyet
teşkilatımız kurulduğu 1845 yılından günümüze kadar büyük aşamalar kaydetmiş,
sahip olduğu teknoloji ve yetişmiş personeliyle dünya standartlarında bir
teşkilat hâline gelmiştir ve yüz altmış dört yıllık mazisinde takdire şayan
hizmetler sunmuştur ancak AKP hükûmetlerinin yanlış
güvenlik politikaları sonucunda ülkemizin bugün geldiği noktada yaşanan tüm
olumsuzlukların yükü en çok emniyet teşkilatımızın üzerine yıkılmıştır.
Şöyle ki, kısaca
baktığımız zaman, asayiş olaylarında 2007 yılına göre 2008 yılında asayiş
olayları yüzde 8,28 artarken, 2009’da 2008’e göre yüzde 12,21 artmıştır.
2007’ye göre 2008 yılında kaçakçılık suçları yüzde 24,35 azalırken, 2009’da
2008’e göre yüzde 49,52 artmıştır. Yine, 2007 yılına göre 2008 yılında terör
suçları yüzde 13,02 artarken, 2009’dan 2008’e yüzde 36 arttığını görüyoruz.
2007 yılına göre 2008 yılında toplumsal olaylar yüzde 74,83 azalırken, 2009’da
2008’e göre yüzde 21 arttığını görüyoruz.
Ve bugün önümüzde
vizyonu, misyonu olan gerek eğitimli personeli gerek teknolojik yenilikleri
kullanarak sunduğu hizmetlerde sağladığı kamu yararı, ulusal ve uluslararası
başarılarıyla iftiharla bahsedeceğimiz bir emniyet teşkilatımız vardır ancak
AKP Hükûmetinin ülkemizi sürüklediği ağır ekonomik
buhran, işsizlik, etnik ayrımcılık, güvensizlik ve kaos,
suç işleme oranlarını işte bu şekilde artırdığını ve bütün yükün yine emniyet
teşkilatımızın sırtına yüklendiğini görüyoruz.
Bu durumda
emniyet teşkilatımıza maddi ve manevi her alanda destek olmak gerekir. Daha
kaliteli, etkin ve verimli güvenlik hizmetleri sunmak adına polisimizin görev,
yetki ve sorumlulukları ile özlük haklarını düzenleyen mevzuatta ihtiyaçlar
doğrultusunda acil düzenlemeler gerekmektedir. Acilen polisin yalnızca asli
görevini yapma imkânı sağlayan düzenlemeler yapılmalı, polis bina ve kişi
koruma, tebligat gibi işlerden acilen kurtarılmalıdır.
Uluslararası
Çalışma Örgütünün aylık standardı, çalışma süresi 160 saat iken polisimiz 288
saat çalışmaktadır. Polisin de etten kemikten olduğu unutulmamalı ve mesaisi
ISO standartlarına hemen getirilmelidir.
Üniversite mezunu
polislerimiz yirmi altı-yirmi yedi yaş ortalamasına göre göreve
başlamaktadırlar. Görevde yükselme sınavlarına girebilmek için otuz beş yaş
sınırı ve altı sene fiilî hizmet süresinin düşürülmesi, polisimizin motivasyonu için şarttır.
İçişleri
Bakanlığı bütçesinin Komisyon görüşmelerinde, polisin askerlik sorununu gündeme
getirmiştim. Sayın Bakan, Komisyonda önerilerimiz doğrultusunda çalışmalar
yapıldığını ifade etti. Bu konu basında da yer aldı. Yüzlerce polisimiz
düzenlemenin bir an evvel hayata geçirilmesini Sayın Bakandan beklemektedir.
Sayın Bakandan, çalışmaların ne aşamada olduğunu, ne zaman sonuçlanabileceği
konusunda bugün polisimizi rahatlatabilecek bir açıklama bekliyoruz.
Makam
tazminatının kimlere ne şekilde ödeneceğini düzenleyen Emekli Sandığının ek
68’inci maddesinde, Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığında altı ay
çalışma ve birinci sınıf emniyet müdürü rütbesiyle yirmi dört ay çalışma şartı
vardır. Yirmi dört aylık süreyi doldurmadan vefat edenlerin dul ve yetimlerine
yapılacak ödemelerde bu şart aranmamaktadır. 1’inci derecenin 4’üncü
kademesindeki 3 bin ek göstergesi olan tüm emniyet müdürlerine makam tazminatı
verilmelidir, sadece il emniyet müdürlerine verilmektedir.
Polisimiz,
standart mesaisi olan memura göre yüzde 60 daha fazla çalışmaktadır. Bugün,
örneğin il cumhuriyet başsavcıları 5.066, birinci sınıf mülki amir 4.280, il
jandarma komutanı 4.134, il emniyet müdürü 3.106 lira maaş almaktadır.
TÜİK’in 2008 verilerine
göre, 71 milyon 500 bini aşan ülke nüfusunun yüzde 75’i il ve ilçe
merkezlerinde, yani polis sorumluluk bölgesinde yaşamaktadırlar. İl emniyet
müdürü, benzer konumda görev yapan diğer meslek gruplarına göre 974 lira daha
az maaş almaktadır. Bunun adil olduğunu söyleyebilir misiniz?
Öte yandan,
polisimiz emekli olduğunda da maaşında ortalama bin lira düşüş olmaktadır.
Polis maaşının büyük bir bölümü tazminat ve fazla mesailerden oluşmaktadır.
Tazminat ve fazla mesai ücretleri emekli maaşına yansımadığından, emekliye
ayrılan personelimiz gerçekten çok mağdur ve yokluk içinde bulunmaktadır.
Emniyet teşkilatının en alt kademesinden başlayarak, İzmir,
Ankara, İstanbul gibi üç büyük ilin emniyet müdürlüğünü yapan ve vali unvanıyla
ödüllendirilen bir kamu görevlisi olarak çok iyi bilmekteyim ki düzensiz
çalışma şartları, meslekteki riski ve stresli olması, ağır ekonomik ve mesai
şartları, bırakın çalışma azmini, polisimizin yaşama azmini dahi kırmakta ve bu
durum intihar vakalarına kadar gitmektedir.
Bakın, 2005-2007
yılları arasına baktığımız zaman, ruhi bunalımdan 21, maddi sıkıntıdan 12,
ailevi sebepten 10 ve sebebi bilinmeyen 21 yani 64 personelimiz intihar
etmiştir.
Değerli
milletvekilleri, hiçbir meslekte bu kadar intihar olayı yoktur. Bunun mutlaka
araştırılması gerekmektedir.
Yine şunu da
belirtmemizde yarar var: Sayın Başbakan 2007 yılı genel seçimlerinden önce sözü
de ve… Kendisi polislere maaşlarında belirli artma olacağını her yerde söz
vermiştir. Polisimiz bunu gerçekten beklemektedir.
Sayın
milletvekilleri, polis camiasında çok bilindik bir söz vardır: “Herkesin
vicdanı kendi polisidir.”
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
HASAN ÖZDEMİR
(Devamla) – Bugün, bu kürsüde Sayın Bakanımızdan polis ve emeklileri için
tazminatlarına değil, maaşlarına iyileştirme sağlayacak müjdeli zam bekliyoruz.
Polis, devlet
memurunun dışında, devletin silahlı bir gücüdür, diğer devlet memurlarının
maaşıyla orantılı maaş verilmemelidir. Gelişmiş dünya devletleri incelendiği
zaman, oralarda polisin ne kadar maaş aldığı görülecektir.
İşte bu duygu ve
düşüncelerle, 2010 yılı Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesinin hayırlı, uğurlu
olmasını diliyorum, yüce heyetinize saygılarımı arz ediyorum. (MHP ve CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Özdemir.
İzmir
Milletvekili Sayın Kamil Erdal Sipahi. (MHP sıralarından alkışlar)
Süreniz yedi
dakika, buyurun.
MHP GRUBU ADINA
KAMİL ERDAL SİPAHİ (İzmir) – Sayın Başkan, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil
Güvenlik Komutanlığı bütçeleri hakkında Milliyetçi Hareket Partisi adına söz
aldım. Size ve yüce Meclise saygılar sunarım.
Jandarma, Türk
coğrafyasının yüzde 92’sinde güvenliği sağlayan, en ücra yurt köşelerinde ve en
zor sınırlarda asil Türk milletinin namus ve şerefini koruyan, Atatürk’ün
tanımıyla “Yurt, ulus ve cumhuriyete aşk ve sadakatle bağlı bir kanun
ordusudur.”
Bir jandarma
çocuğu olarak ve bünyesinde görev yapmakla onur duyduğum teşkilatın
mensuplarını saygıyla, sevgiyle selamlıyor, şehitlerini rahmetle anıyorum.
1982 yılında 2682
sayılı Yasa’yla kurulan, 8.333 kilometrelik sahil ve kara sularımızın bekçisi
Sahil Güvenlik Komutanlığı mensuplarına en iyi dileklerimi sunuyorum.
Bölücü terörde 5
binin üzerinde Mehmetçik, 200’den fazla polis, 1.300’den fazla kahraman korucu
şehit oldu. Binden fazla, organ kaybı olan gazi var. Binlerce masum, bebek,
yaşlı, kadın katledildi.
Şimdi, onların
katilleri aklanmaya, İmralı’daki paklanmaya, Obama’ya
yaranılmaya ve bütün bunlar millete yutturulmaya çalışılıyor. Teslimiyetin adı
“açılım” ver kurtulun adı “çözüm.”
“Yıkım sürecinin
ucu açık.” deniliyor, uçlarının Washington’a, Brüksel’e, Erbil’e,
Kandil’e, İmralı’ya uzandığı saklanmaya çalışılıyor. Millî birliği yok etme,
kardeşi kardeşe kırdırma projesi, millî birlik ve kardeşlik maskesiyle
gizlenmeye çalışılıyor.
Şehitleri
hatırlıyorum, Bahtiyar Aydın’ı, Lütfü Tekelioğlu’nu,
Ercan Şahin’i, kollarımda son nefesini veren astsubay Hayati Bilgin’i, onlarca
Mehmetçiği, Cizre’de parçalanmış polis kardeşlerimi. Irak sınırında,
Altınyayla’da “Mehmetçik evlatlarım zor durumda.” deyip yardıma koşan, birkaç
metre önümde şehit düşen geçici köy korucusu, altmış yaşın üzerinde, ak sakallı Hurşit Babat’ı
hatırlıyorum.
Evet, korucular;
boğaz tokluğuna mahkûm, emekli olunca yaşlılık aylığından daha az alan
“çalışıyorsun” diye yeşil kartı toplanan, tazminatları çok görülen, kendileri
1.300’den, aileleri 5 binden fazla şehit veren korucular, şimdi de, PKK
aklanırsa ne olacağız?” endişesi taşıyan korucular.
Bir AKP
milletvekili açılımı aklayıp, geçmişi çamurlamak için “1999-2002 döneminde
1.500 şehit verildi, terör bitmemişti.” dedi. Sonra da iftira tutmayınca çark
etmişti.
1999-2002 yılları
arasında toplam şehit sayısı 225, sadece MHP dönemi ay olarak alındığında
toplam 200’den az, hükûmet olunduğu yıl 99’da 203,
AKP’ye devredilen 2002’de 10. Şehitlere “kelle” diyen AKP zihniyetinde
anlaşılan, şehit sayısı 250 olmuş, 1.500 olmuş fark etmiyor.
MHP döneminde
200’den az şehide mukabil, etkisiz hâle getirilen terörist sayısı 2.500’e
yakın, yurt içinde neredeyse terörist kalmamış, teröristlerin en yoğun olduğu
bir bölgede, örnek olarak Lice-Kulp bölgesinde, 98’de terörist sayısı 298, 2000
yılında sadece 12; terörist inisiyatifinde olay
kalmamış, terör gündemden düşmüş, bitti bitecek. İşte devraldığınız Türkiye ve
şimdi yangın yerine dönmüş, isyan provaları yapılan Türkiye, İktidar
döneminizde 735 şehit veren Türkiye. Nereden nereye.
Tokat’ta 7 askeri
şehit eden PKK’yı aklamaya çalışanlar oldu. 93’te Bingöl’deki 33 Mehmetçiğin
katledilmesini bilmem ne terör örgütüne neredeyse devlete, orduya mal etmeye
çalışanlar var. Uyarıyorum onları: Eğer millî eğitimden nasiplerini aldılarsa,
okuma yazmaları varsa ve eğer PKK yandaşı değillerse Bingöl olayının mahkeme dosyasını
okusunlar, aklamaya çalıştıkları katil PKK’yı okusunlar.
“Provokasyon”
deniliyor. Sayın Bakan, provokasyonu garip Tekel
işçilerine, demir yolu işçilerine o da yetmedi milletvekillerine sıkılan biber
gazlarında arayın. Siz bu provokasyonun neresindensiniz?
Açılıma destek
için fason şehit ailesi derneklerine açılım destek primi dağıtılmaya kalkıldı
ama gerçek şehit anaları, bacıları gözleri yaşlı, bir ellerinde çocuklarının
resmi, öteki elleri bayraklı, Tandoğan’da inadına bizle beraber oldular.
Eylül ayında,
babası “açılım karşıtı” diye bir şehit astsubayımızın mezarı Kırıkkale’de
açılımcılarca tahrip edildi, taşı kırıldı. Şehit Deniz Piyade Astsubay 94’te
benim emrimde Şırnak-Maden’de şehit düşmüştü. Ve Sayın Bakan, siz Kırıkkale’nin
neresindensiniz?
Bu yüz karası
olay ilgililerce saklanmaya çalışıldı. Ben Meclise soru önergesi verdim, Meclis
Başkanı “İç Tüzük’ün 97’nci maddesi”, “istişare” falan diyerek iade etti, bu
rezillik “açılım zedelenmesin” diye millet gözünden kaçırılmaya çalışıldı. Ben
de inadına, şimdi 72 milyona ilan ediyorum.
“Açılım” diyenleri rahmetli Osman Bölükbaşı
büyüğümüzün zarif benzetmesiyle andığımızı daha önce ifade etmiştim. Biz ihanet
açılımından bahsedince rahatsız olup yanındakilere bir şeyler mırıldananları
görünce biz de bir şeyler söylüyoruz. Mustafa Kemal’in 29 Ağustos 1922’de Yunan
ordusunun vahim durumunu haritada görüp Trikopis için
söylediklerini, onu da biz söylüyoruz: Sayın Bakan, ülkenin her yanı yangın
yeri. Ayaklanma provaları başladı. Açılım ayrışmayı, o çatışmayı getirdi. Bunun
sonu, Allah korusun, ya bölünmeye ya kardeş kavgasına döner. Bu vebali
taşıyamazsınız. Herhâlde Damat Ferit’in İçişleri Bakanı Ali Kemal gibi
hatırlanmak istemezsiniz, biz de istemeyiz. İhaneti ya siz susturun yahut da
millet sandıkta sizi susturup ardından hesap soracak. Biz, Milliyetçi Hareket
Partisi olarak size rağmen ve inadına, ayrılmadan, ayrışmadan, nifaklara
karışmadan, “Tek bir millet, tek bir vatan, sonsuza kadar var ol Türkiye!”
demeye devam edeceğiz ve bunun mücadelesini vermeye devam edeceğiz.
Bütçe hayırlı
olsun.
Yüce Meclise
saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Sipahi.
Ankara
Milletvekili Sayın Ahmet Deniz Bölükbaşı. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Milliyetçi Hareket Partisinin Dışişleri Bakanlığı bütçesi üzerindeki
görüşlerini açıklamak için huzurunuzdayım. Yüce heyetinizi saygılarımla
selamlıyorum.
Sayın Başbakan ve
Dışişleri Bakanının bütçe görüşmelerindeki açılış ve takdim konuşmalarında
AKP’nin dış politikası “ön alıcı”, “gündem belirleyici”, “düzen ve oyun kurucu”
gibi çok iddialı sıfatlarla tanımlanmıştır. Bana ayrılan süre içinde, bu sanal
tanımlamaların gerçeklerle ne ölçüde bağdaştığını, Hükûmetin
dış politikasının turnusol kâğıdı olan iki konuyu ele alarak değerlendirmek ve
görüşlerimizi yüce heyetinizle paylaşmak istiyorum. Bu kapsamda üzerinde
duracağım iki husus Hükûmetin her yönüyle fiyasko
olan Erivan ve Erbil açılımlarıdır.
Değerli milletvekilleri,
Ermenistan ve Irak’la ilişkiler konularında izlenen basiretsiz politikalar, AKP
Hükûmetinin vizyonsuz ve
pusulasız dış politika anlayışının çok çarpıcı örnekleridir. Hükûmetin Erivan açılımı ve Ermenistan’la imzalanan
protokoller, dış baskıların yönlendirdiği teslimiyetçi dış politikanın şahikası
olmuştur. Türkiye'nin toprak bütünlüğünü sorgulayan, soykırım yalanını millî
dava olarak benimseyen işgalci Ermenistan, uluslararası hukuka aykırı tutumunu
değiştirmeden bu ülkeyle hiçbir ön şarta bağlı olmaksızın sınırın açılması ve
diplomatik ilişki kurulmasını öngören protokollerin imzalanması en hafif
tabiriyle bir gaflettir.
Sayın Dışişleri
Bakanının bunu savunmak için bugüne kadar söyledikleri, kusura bakmasınlar,
akademik hüviyetiyle pek bağdaşmayan nafile çabalardır. Bu vesileyle üç temel
konuyu dikkatlerinize getirmek isterim. Protokollerde 1921 Kars Anlaşması’ndan
kaynaklanan yükümlülüklerin geçerliliğinin açıkça teyit edilmemesi bu
protokolleri temelden sakat kılmıştır. Uluslararası anlaşmalar ve halefiyet hukuku konusunda Sayın Bakanla pek anlaşamıyoruz.
Sayın Bakanın, Başbakanlığın güdümlü hukukçularının ayar verilmiş mütalaalarına
güvenmesi kendisinin bileceği bir husustur. Hayrını görmeleri temennisiyle bu
konuda bir tartışmaya girmeyeceğiz, sadece şu hususları hatırlatmakla
yetineceğiz: Sayın Bakan, sınırlar egemenlik alanlarını belirler. Uluslararası
hukukta “sınırın zımni tanınması” gibi bir kavram yoktur. 1921 Kars Anlaşması,
sadece sınırı belirleyen ikili bir sınır anlaşması değildir, bunun ötesinde âkit taraflara ahdî hak ve yükümlülükler getiren çok
taraflı bir dostluk anlaşmasıdır. Anlaşma’nın sınırı belirleyen 4’üncü
maddesinin dışında 5 ve 15’inci maddeleri Türkiye için hayati önem
taşımaktadır. 5’inci madde, Nahcivan’ın Azerbaycan’ın
koruması altında ve Türkiye'nin garantörlüğünde otonom bölge olduğunu hükme
bağlamıştır. Bu madde, Nahcivan’ın tapusudur. 15’inci
madde ise 1915 olaylarını da kapsayan dönemde yaşananlar için genel af
yükümlülüğü getirmiştir. Bu hüküm, Ermenistan’ın sözde soykırım iddialarının
siyasi ve hukuki temelini ortadan kaldırmaktadır.
İmzalanan
protokollerde, Kars Anlaşması’nın bir bütün olarak tahmil ettiği yükümlülükler
teyit edilmemiştir. Kars Anlaşması’nın 5 ve 15’inci maddelerinin geçerli
olduğunu, doğrudan veya dolaylı olarak, açık veya zımni şekilde gösteren
herhangi bir hüküm yoktur. Başbakanlığın güdümlü hukuki mütalaaları bile bunun
aksini iddia edemeyecektir.
Protokollerin bu
şekliyle imzalanması, Türkiye'nin bu konulardaki hak ve yükümlülüklerinin
geçerli olduğunu ileride dermeyan etmesi imkânını da ortadan kaldırmıştır. Bu
bakımdan, Sayın Dışişleri Bakanının Lozan Antlaşması’nın tahkim edildiği,
sözleri kara bir mizah örneği olarak hatırlanacaktır.
Ermenistan
Anayasası’nda ve Anayasa hükmü hâline getirilen Bağımsızlık Bildirisi’nde Doğu
Anadolu topraklarının batı Ermenistan olduğu iddia edilmekte, Ağrı Dağı da
millî amblem olarak kabul edilmektedir.
Ermenistan
Anayasası ortadayken, Erivan bu hükümleri gözden geçirerek düzelteceğine
ilişkin hiçbir yükümlülük altına girmemişken bu protokollerin imzalanmasının
siyasi, hukuki ve ahlaki meşruiyetinin savunulması mümkün değildir.
Protokollerin
onay süreci de bir komediye ve çelişkiler yumağına dönüştürülmüştür. Sayın
Dışişleri Bakanı protokolleri imzalayarak Türkiye'nin bunlara bağlanma
iradesini ortaya koymuştur. Türkiye ve Ermenistan, 31 Ağustos 2009’da
yaptıkları ortak açıklamada, ikili ilişkilerin makul bir zaman diliminde
normalleştirilmesi ve onay işlemlerinin zamanlıca ilerletilmesini sağlamak konularında
yükümlülük altına girmişlerdir. Bu aşamada Dağlık Karabağ şartı Türkiye
tarafından gündeme getirilmemiş, uluslararası hukuka göre Türkiye'nin bu irade
beyanları, hiçbir ön şarta bağlı olmayan yükümlülük tahmil etmiştir.
AKP Hükûmeti, imza sonrası tepkiler karşısında, Sayın
Başbakanın ağzından, Dağlık Karabağ sorunu çözülmeden ve Ermeni işgali sona
ermeden protokollerin Meclis tarafından onaylanmayacağını açıklamak zorunda
kalmıştır. Sayın Başbakanın onay için dile getirdiği ön şartların anlamı çok
açıktır. Dağlık Karabağ sorunu çözülmeden onay işlemi başlatılmayacak,
protokoller komisyonda bekletilecektir.
Sayın Başbakan,
tevil ve ricat kapısı olmayan çok açık bir taahhüt altına girmiştir. Bu ön
şarta yorum ve esneklik getirilmesi, Ermenistan’ın birkaç reyondan çekilmesinin
bu şartı karşıladığının söylenmesi mümkün değildir. Bu, aynı zamanda siyasi
ahlak açısından da savunulabilir değildir.
Dağlık Karabağ
sorununun çözümü için yürütülen görüşmelerde, Ermenistan’ın uzlaşmaz tutumu
nedeniyle bugüne kadar hiçbir ilerleme kaydedilememiştir. Protokollerin
imzalanması sonrası Ermenistan tutumunu daha da sertleştirmiştir. Bu durumda
yakın bir gelecekte sorunun çözümünü hiç kimse beklememektedir.
Değerli
milletvekilleri, karşımızdaki tablo budur. Türkiye, tam bir çıkmazın içine
sokulmuştur. Başkan Obama’nın 1915 olayları hakkında
geleneksel anma günü mesajı yayınlayacağı 24 Nisan 2010 tarihi yaklaştıkça, Hükûmet 24 Nisan sendromuyla
hareket edecektir, “Protokolleri onaylayın, aksi takdirde Obama soykırımı
tanıyacaktır.” baskılarıyla karşılaşacaktır. Ermeni lobileri de bunu soykırım
yasa tasarısının ABD Kongresinde ilerletilmesi için kullanacaktır.
Başkan Obama,
Amerika Ermeni Asamblesi Başkanına 20 Kasım 2009’da gönderdiği mektupta
Türk-Ermeni ilişkilerinin normalleşme sürecinin ön şartsız ilerletilmesi ve
makul bir zaman dilimi içinde sonuçlandırılması gerektiğini açıkça
belirtmiştir.
Sayın Başbakanın
Obama ile son görüşmesi sonrası Sarkisyan’ı arayan
ABD Dışişleri Bakanı da bu anlayışı teyit etmiştir. Bu durumda AKP Hükûmetinin manevra alanı kalmamaktadır. Türkiye, ya bu
protokolleri Meclis Genel Kuruluna indirerek onay işlemlerini başlatacak ya da
bu konudaki ahdî yükümlülüklerini yerine getirmemekle suçlanacak, büyük
baskılar altında kalacaktır. AKP Hükûmetinin bu
durumda ne yapacağı merak konusudur.
Amerika’nın
soykırımı kabul etmesini geciktirmek için acemice bu protokolleri imzalayan Hükûmetin, bunu yapmakla aslında bertaraf etmeye çalıştığı
sonucu tacil etmiş olup olmadığı o zaman daha iyi anlaşılacaktır. Bu durumda
Ermeni açılımı AKP Hükûmetinin basiretsiz ve
teslimiyetçi dış politika anlayışının ibret verici bir örneği olarak siyasi
tarihimize geçecektir. Bu bakımdan Sayın Bakana samimi tavsiyemiz,
protokollerin şimdiden Genel Kurula getirilmesi ve Meclisin iradesiyle bunların
onaylanmayarak Türkiye'nin içine sokulduğu bu darboğazdan çıkarılmasıdır.
Değerli
milletvekilleri, AKP’nin Irak politikaları da bir hezimet tablosudur. Bunun
satır başları şunlardır: Amerika’nın yönlendirmesiyle Barzani odaklı bir
stratejinin peşinden sürüklenen Hükûmet, Irak
Türkmenlerini kaderlerine terk etmiş ve Barzani’nin Kerkük üzerindeki
emellerinin gerçekleştirilmesine yardımcı olacak süreçlere angaje
olmuştur. PKK’ya desteği süren Barzani’nin bu düşmanlık politikasını terk
etmesi sağlanamamıştır. Bunun yerine Barzani meşru siyasi muhatap olarak kabul
edilmiş ve siyasi koruma altına alınmış, Barzani’nin savunduğu “Türkiye’de
siyasi çözüm süreci” Sayın Başbakan tarafından siyasi gündeme taşınmıştır.
Barzani, Sayın
Başbakanın PKK açılımının önemli bir aktörü, kilit oyuncusu konumundadır. Hükûmet, Barzani aracılığıyla Kandil’deki terör çeteleriyle
siyasi af karşılığı dağdan inme pazarlığı başlatmış, Mahmur Kampı’nın
Türkiye’ye terörist transferi ara istasyonu olarak kullanılması düzenlemelerini
Barzani’ye havale etmiştir. Kuzeydeki bölgesel yönetimin eski Başbakanı Neçirvan Barzani Habur ve Silopi
rezaletlerine sahne olan “Eve Dönüş Projesi”ni AKP Hükûmeti
ve MİT Müsteşarı ile birlikte geliştirdiklerini 2 Kasım 2009 günü açıklamıştır.
Hükûmetin Irak’la imzaladığı terörle mücadele
anlaşmasında da Türkiye'nin terör saldırılarına mukabele ve sınır ötesi harekât
hakkı yer almamış, Barzani’nin bu konudaki itirazına boyun eğilmiştir.
Başkan Obama’nın Sayın Başbakanla 7
Aralık’ta Beyaz Saray’da yaptığı görüşmeden sonra PKK ile bağlantılı olarak
yaptığı şu açıklama ibret vericidir: “Irak’taki Kürt nüfusun Bağdat’taki
merkezî hükûmette etkili biçimde temsil edildiklerini
hissetmesine ve Kerkük gibi sorunların çözümüne bağlı olarak Kürtler, kendi
çıkarlarının askerî faaliyetleri desteklemekte değil, ihtilafların siyasi
çözümü için çalışmakta yattığını daha iyi anlayacaklardır. Biz böyle bir süreci destekliyoruz.” Obama’nın
sözlerinin anlamı açıktır: Barzani, Bağdat’ta siyasi temsil ve Kerkük sorununa
ilişkin beklentilerinin karşılanması hâlinde PKK’ya desteğini kesecek ve
Başbakanın PKK açılımını daha faal olarak destekleyecektir. Bu beyan, Amerika
Birleşik Devletleri ve Barzani’nin PKK açılımındaki rolü ve konumuna ışık
tutmuştur.
AKP, maalesef,
önüne konulan bu denklemi kabul etmiş ve Türkiye'nin etnik temelde ayrışmasını,
çatışmasını ve bölünmesini amaçlayan bir süreci başlatmıştır. Bu süreçte
Türkiye'nin bölünme modelleri arayışlarının iç ve dış koordinasyonuyla görevli
2 Sayın Bakanın bütçesinin bugün bir arada görüşülmesi ilginç bir tesadüf
olmuştur. Hükûmetin izlediği dış politikanın laboratuvarı niteliğindeki bu iki konuda Türkiye'nin
geldiği noktanın özeti ve özü budur. Bu politikanın vizyon
odaklı, gündem belirleyici, oyun ve düzen kurucu etkili dış politika olduğunu
iddia etmek ve Türkiye'nin sözü dinlenir, itibarlı bir ülke hâline geldiğini
söylemek, Türk milletinin aklı ve idrakiyle alay etmektir.
Değerli
milletvekilleri, dış politikanın yürütülmesinde Türkiye’nin millî çıkarlarını
ve itibarını zedeleyen adımlar atan AKP Hükûmetinin
devlet gelenekleriyle ve ciddiyetiyle bağdaşmayan anlayışının Dışişleri
Bakanlığı ve mensuplarına bakış açısına da yansıdığı üzüntüyle görülmektedir.
Washington Büyükelçimizin Sayın Başbakanın ziyareti sırasında yaşananlar
nedeniyle merkeze dönmek istemesi bunun son tezahürü olmuştur. Bu konuda çok spekülasyon yapılmış, ancak olayın baş aktörü Sayın
Dışişleri Bakanı bugüne kadar suskunluğunu korumuştur. Büyükelçi Nabi Şensoy da devlet terbiyesinin gereği olarak konuşmamıştır.
Olayın Erdoğan ile Obama arasında yapılan baş başa görüşmeye giremeyen
Dışişleri Bakanının buna tepki göstermesi ve Büyükelçiyi haksız yere
kırmasından kaynaklandığı basına yansımıştır. Gerçek neden bu ise Sayın
Başbakan Türkiye’ye dönüşünde Dışişleri Bakanının bu görüşmeye mutlaka
katılması yönünde bir kural olmadığını söyleyerek, Dışişleri Bakanının haksız
olduğunu ortaya koymuştur. Bu bakımdan, Sayın Bakanın Büyükelçiye hangi konuda
tepki gösterdiğini açıklaması, bu husustaki spekülasyonları,
kuşkuları ve senaryoları bertaraf etmek bakımından yararlı olacaktır.
Obama ile
heyetler arası görüşmelere hiç alakası olmamasına rağmen bir AKP Genel Başkan
Yardımcısı girerken Müsteşarının dışarıda beklemesine tepki göstermeyen,
görüşmenin resmî tutanağının tutulmamasını dert edinmeyen Dışişleri Bakanının
neye ve niye tepki gösterdiğini bilmek isteriz. Sayın Bakanın suskunluğunu
sürdürmesi hâlinde, bunun, haksızlığın ikrarı ve bir mahcubiyet ifadesi olduğu
kabul edilecektir.
Dışişleri Bakanlığı
bütçesinin hayırlı olması temennisiyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bölükbaşı.
Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına ilk söz Eskişehir Milletvekili Sayın Hasan Murat
Mercan’da.
Buyurun Sayın
Mercan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş
dakika.
AK PARTİ GRUBU
ADINA HASAN MURAT MERCAN (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Dışişleri Bakanlığının 2010 yılı
bütçesinin Genel Kurulumuza sunulması vesilesiyle söz almış bulunuyorum.
Değerli
milletvekilleri, bin yıllık tarihimize baktığımızda milletimizin engin bir
barış ve hoşgörü medeniyetine beşiklik ettiğini ve bu bağlamda dünyaya örnek
olduğunu görürüz. Biz, tarih boyunca dışa açık, dünyadaki gelişmelere duyarlı
bir dış politika izledik. Kurtuluş Savaşı’nın en zor şartlarında dahi
Afganistan’a asker gönderen Mustafa Kemal Atatürk, sanırım bu hassasiyeti en
iyi biçimde ortaya koymuştur.
Coğrafyası
itibarıyla dünyanın en sorunlu bölgesinde bir istikrar ve huzur adası
konumundaki Türkiye, tarih ve kültürel birikimi, Batı ile Doğu arasındaki
konumuyla dünyada esnek gücü en iyi kullanabilecek bir ülkedir. Bu özellik
ülkemize büyük sorumluluklar yüklemektedir.
Bu dinamik
gelişmeler ışığında, ülkemizin önünde, vizyon sahibi,
çok boyutlu ve ön alıcı bir dış politika izlemekten başka seçenek
bulunmamaktadır. AK PARTİ hükûmetlerinin izlediği dış
politikaya bu çerçeveden bakılması gerektiğine inanıyorum.
Değerli üyeler,
belirttiğim hususları somut örnekleriyle tahlil etmek için gelin, en sorunlu
bölgelerden birine, Orta Doğu’ya bakalım. Türkiye, bölge ülkelerinin güvenine
mazhar bir ülke olarak Filistin sorununun hakkaniyetle çözülmesi ve taraflar
arasında iyi ilişkilerin kurulmasına çaba harcamaktadır. Kaynaklarını
silahlanma ve silahlı mücadele için değil, bölge halklarının bekası, refahı ve
mutluluğu için harcayan bir Orta Doğu en büyük temennimizdir. Keza Türkiye,
önemli sorunlarla boğuşmak zorunda kalan dost ve kardeş Afganistan’a en büyük
desteği vermektedir. Afganistan’daki en büyük yardım ve en büyük takdir,
muhakkak ki Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinedir.
Güneydoğu
komşumuz İran ile iyi komşuluk bağlarımızın korunması ve ilişkilerimizin
karşılıklı fayda esasında geliştirilmesi önemlidir. Uluslararası normlara uygun
ve barışçıl olması koşuluyla İran’ın nükleer enerjiden yararlanma hakkı tüm
ülkeler gibi vardır. Biz, İran’ın uluslararası toplumda endişe yaratan nükleer
programı konusunda daha şeffaf ve iş birliğine açık bir yaklaşım benimsemesi
için cesaretlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Ayrıca, bölgemizdeki tüm
ülkelerin de nükleer silahlardan arındırılmasının gerekli olduğuna inanıyoruz.
Sayın
milletvekilleri, Ermenistan’la imzaladığımız protokollerin bir yandan bu
ülkeyle ilişkilerimizin karşılıklı çıkarlarımıza dayalı bir anlayışla
normalleşmesine, diğer yandan da Minsk Grubu ülkelerini de harekete geçirerek
başta Dağlık Karabağ ve işgal altındaki Azerbaycan topraklarından kaynaklanan
sorunlar olmak üzere, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki anlaşmazlıkların
çözümüne katkıda bulunacağına inanıyoruz.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; şahsıma ayrılan kısa süre içinde elbette ki Hükûmetimizin izlediği dış politikayı anlatmak mümkün
değildir. Burada kısaca şunu belirtmek istiyorum: Hükûmetimizin
Latin Amerika’dan Afrika’ya uzanan yeni açılımlarını destekliyoruz.
Balkanlarda, Bosna-Hersek’te, Kosova’da,
Makedonya’da, Sırbistan’da, Karadağ’da izlenen şahsiyetli politikalarını
destekliyoruz. Kafkaslarda izlediği kapsamlı çözüm stratejisinin bölgede barış
ve istikrarı getireceğine inanıyoruz. Hükûmetimizin
komşularımızla sürdürmekte olduğu sıfır sorun politikasının ve ekonomik entegrasyon modelinin bölgemizin istikrarına ve kalkınmasına
büyük katkı sağlayacağına inanıyoruz.
Amerika Birleşik
Devletleri’yle ilişkilerimizde Hükûmetimizin izlediği
model ortaklık ruhuna uygun iş birliğinin ekonomik, ticari, kültürel, akademik,
teknolojik ve askerî alanlarda somut adımlarla daha da derinleştirilmesini
hedefleyen politikasını destekliyoruz.
Hükûmetimizin Irak’ta
harcamakta olduğu çabaları takdire şayan bulduğumuzu ifade etmek isterim.
Enerji güvenliği
ve istikrarı için Hükûmetimizin aldığı önlemleri ve
izlediği politikayı destekliyoruz.
Dış politikamızın
yönelimi ve uygulamaları günümüzün hızla değişen koşullarına uygun ve
akılcıdır. İzlenen proaktif tutum ulusal
çıkarlarımızı hayata geçirecek, Ulu Önder Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda
sulh.” düsturunu uygulamada gerçekleştirecek tek yoldur.
Kısaca, izlenen
dış politikanın ülkemizin ağırlığıyla mütenasip ve milletimize yakışan bir
politika olduğuna inanıyoruz. Bu vesileyle, başta Başbakanımız Sayın Recep
Tayyip Erdoğan olmak üzere Sayın Dışişleri Bakanımıza ve Bakanlığın tüm
personeline AK PARTİ Grubu adına şükranlarımızı sunuyoruz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
HASAN MURAT
MERCAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son
verirken dış politikamızın felsefesi ve uygulamalarına desteğimizi bir kez daha
teyit ediyor, Dışişleri Bakanlığımız bütçesinin gelecek yıllarda bu vizyona, bu hedeflere uygun bir şekilde beklenen görevleri
layıkıyla yerine getirebilmesine imkân verecek bir seviyeye yükseltilmesini
arzu ediyor ve yüce heyetinize saygılarımı sunuyorum.
Özellikle Avrupa
Birliği ve diğer konularda benden sonraki arkadaşlarım söz alacaklardır.
Teşekkür
ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Mercan.
Mardin
Milletvekili Sayın Cüneyt Yüksel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş
dakika.
AK PARTİ GRUBU
ADINA CÜNEYT YÜKSEL (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dışişleri
Bakanlığı 2010 mali yılı bütçesi hakkında grubum adına söz almış bulunuyorum.
Bu vesileyle, kısıtlı zamanımda sizlerle, derin bir değişim sürecinden geçen
küresel sistem, Türkiye'nin yeni bir yıldaki dış politika vizyonu
ve öncelikleri hakkında değerlendirmelerimi paylaşmak istiyorum. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Türkiye hem iç politikada hem de dış politikada yeni
bir süreçten geçiyor. Bununla beraber, uluslararası sistem de derin bir değişim
sürecinin içinden geçiyor. Bir tarafta insanlığın refahına katkıda bulunacak
gelişmeler, diğer tarafta da karmaşık sorunlar ve belirsizlikler bulunmakta
terörizmden çevre sorunlarına kadar.
Bu konjonktürde uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması
için uluslararası organizasyonlar ve örgütlerde “tam etkinlik” ilkemiz
çerçevesinde, başta Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Konseyi, AGİT, İslam
Konferansı Örgütü gibi kuruluşlarda aktif bir şekilde katılımı sağlıyoruz. En
son olarak ülkemiz, Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci’nin de dönem başkanı
olmuştur.
Türkiye, dış
politikasında yöntem ve uygulamalarıyla ilkeli hareket etmektedir. Biz, dış
politikamızı bütüncül olarak ele alıyoruz. Mesela, Ermenistan’la normalleşme
sürecimizi sadece Türkiye-Ermenistan ikili ilişkileri olarak değil, bölge
olarak ele alıyoruz. Biz biliyoruz ki bölgenizde barış yoksa ülkenizde de
olmaz, ülkenizde barış yoksa dünyada da barış olmaz. Dolayısıyla, yurtta sulh,
bölgede sulh, cihanda sulh diyoruz.
Biz, vizyonu olan bir dış politika izliyoruz. Kriz yaratan, sorun
yaratan değil çözüm üreten politikalar izliyoruz. Biz Avrupa Birliğinden
bahsederken 2057’deki 100’üncü yılını kutlayacak olan Avrupa Birliğini
düşünüyoruz, Türkiye’den bahsederken 2023’te cumhuriyetin 100’üncü yılındaki
Türkiye’yi düşünüyoruz. Bizim dış politikada vizyonumuz,
amacımız ve kararlılığımız son derece açıktır: Ulusal, bölgesel ve küresel
barışa hizmet etmek.
Son dönemde
çeşitli çevrelerce, maalesef, kasıtlı da olarak dile getirilen Türk dış
politikasında bir eksen kayması yaşandığı yönündeki iddialar tamamen gerçek
dışı ve haksız iddialardır. Bizim Irak’la, İran’la, Suriye’yle, Gürcistan’la,
Ermenistan’la iletişim ve iş birliği içinde olmamızdan daha doğal ne olabilir?
Aynı şekilde, bizim, İsrail’le, Filistin’le, Mısır’la iletişim ve iş birliği
içinde olmamızdan daha tabii ne olabilir?
Türkiye, çevre
havzalarında uyguladığı proaktif politikasıyla
Kafkaslarda, Balkanlarda, Orta Doğu’da düzen kurucu bir ülke konumuna
gelmiştir; bölgesel güç olmaktan küresel güç olma yolunda emin adımlarla
ilerlemekte olan bir ülkedir. Bunlar, Türkiye'nin dış politikasında bir eksen
kaymasının değil, Türkiye'nin küresel barış için önemli bir imkân hâline
geldiğinin işaretleridir.
Bakınız, Irak ile
Suriye ile ilişkilerin nereden nereye geldiği ortadadır. Suriye ile ilişkilerde
savaşın eşiğinden vizelerin kaldırılmasına, yüksek düzeyli stratejik iş birliği
konseyi ve âdeta “iki devlet, tek heyet” şeklindeki çalışmaya dek göz
kamaştırıcı bir gelişme söz konusudur. Bizim temel amacımız ekonomik
karşılıklılık ilkesi çerçevesinde ekonomik bağımlılıkları artırmak ve
ilişkilerimizi en üst seviyeye çıkarmaktır.
Bizim ülkemizin
dış politikası “komşularla sıfır sorun” ilkesine dayanmaktadır. Bu ilkenin
temelinde de maksimum iş birliği yani tam entegrasyon
bulunmaktadır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; sizlere bu noktada bir soru sormak istiyorum: Avrupa
Birliğinin komşuluk stratejisi nedir? Bakınız, Avrupa Birliğinin komşuluk
politikası kapsamında hedeflediği amaçlar üç başlık hâlinde şu şekilde
sıralanıyor:
Birincisi: Ortak
değerler ve çıkarlar çerçevesinde siyasi iş birliğini geliştirerek özgürlük ve
demokrasinin yayılması.
İkincisi: Önemli
boyutta ekonomik bütünleşme sağlamak ve ekonomik reform süreçlerini desteklemek
yoluyla komşu ülkelerde refah düzeyini artırmak.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
CÜNEYT YÜKSEL (Devamla)
– Üçüncüsü: Avrupa güvenlik stratejisiyle de paralel olarak komşu ülkelerle
kalkınma, çevre, silahsızlanma ve terörizm konularında ortak çalışmalar
yürüterek istikrar ve güvenliğin artırılması.
İşte, Orta
Doğu’ya yönelik stratejik yaklaşımın parametrelerini yukarıdaki hususlar
doğrultusunda belirleyen Avrupa Birliğinin Türkiye’yle örtüşen çıkar ve
hedeflere sahip olduğu da açıkça görülmektedir.
Türkiye’nin,
Avrupa Birliği, ABD, Rusya gibi küresel aktörlerle ilişkileri dış politikasında
büyük önem taşımaktadır. ABD ile ilişkilerimizi stratejik ortaklığın da ötesine
geçiren model ortaklığa taşıdık. Enerji arz güvenliğinden terörle mücadeleye
varan geniş bir yelpazede ilişkilerimiz devam etmektedir.
Burada şunu
unutmamamız gerekiyor: Barış ve adaleti savunmak, savaşmaktan çok daha güçlü
bir yürek ister. İçeride adalet ve kalkınma için demokratik açılımı, dışarıda
barışçıl ve proaktif politikayı destekleyenlerde…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
CÜNEYT YÜKSEL
(Devamla) – …yani bizde bu güçlü yürek var diyorum, hepinizi saygılarımla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Yüksel.
Düzce
Milletvekili Sayın Yaşar Yakış. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş
dakika.
AK PARTİ GRUBU
ADINA YAŞAR YAKIŞ (Düzce) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 2010 yılı Dışişleri Bakanlığı bütçesi konusunda AK
PARTİ Grubunun görüşlerini sizinle paylaşmak için huzurunuzdayım. Hepinizi
saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Grup adına
konuşma yapacak arkadaşlarımızla yaptığımız iş bölümüne göre ben bu konuşmamda,
esas itibarıyla, Avrupa Birliğiyle ilgili gelişmeler hakkında görüşlerimi
sizinle paylaşacağım. İzninizle, geçen haftaki gelişmelerden başlayacağım çünkü
daha önceki gelişmeler hepimizin malumudur.
10 ve 11 Aralık
günlerinde Avrupa Birliği Zirvesi yapıldı. Zirve’de Türkiye’yle ilgili olarak
alınan karar bizi yüzde 100 tatmin etmedi ama bazı çevrelerin çizdiği felaket
senaryosu da gerçekleşmedi. Hatırlarsınız, 2006 yılında alınan bir zirve
kararında Türkiye kendi limanlarını Kıbrıs Rum gemilerine açmazsa 2009 sonunda
durumun yeniden değerlendirileceği belirtiliyordu. 2009 sonu geldi, Türkiye
limanlarını Kıbrıs Rum gemilerine açmadı fakat Türkiye’nin katılım sürecinde de
herhangi bir duraklama olmadı.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Avrupa Birliğinin bu tutumu bence şöyle
değerlendirmelidir: Birliğin beklentisini yerine getirmemiş olmasına rağmen
Türkiye hâlen vazgeçilemeyecek bir ortak olma özelliğini korumaktadır. Türkiye
son yıllarda bölgesinde çok önemli adımlar atmıştır. Bu adımların Avrupa
Birliğine katılma sürecimize zarar vereceğini söyleyenler de olmuştur. Şimdi,
Zirve sonuçlarından da görüyoruz ki bu yaptıklarımız Avrupa Birliği tarafından
da soğukkanlılıkla değerlendirilmiş ve Türkiye’deki bazı çevrelerin karamsar
öngörüleri gerçekleşmemiştir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 7-8 Aralık tarihlerindeki Avrupa Birliği Genel İşler
Konseyi Toplantısından sonra Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Dışişleri Bakanı Kipriyanu, Türkiye üzerinde baskı kuracağını zannederek
bazı yeni fasılların açılmasını engelleyebileceği yolunda bir açıklama
yapmıştır. Türkiye, Kipriyanu’nun bu beyanına takılıp
kalacak değildir çünkü Türkiye’nin muhatabı Avrupa Birliğinin münferit üyeleri
değildir; o ülkelerdeki, o münferit üyelerdeki bazı politikacılar hiç değildir.
Türkiye’nin muhatabı Avrupa Birliğinin kurumlarıdır. O kurumlar da Türkiye ile
müzakerelerin tam üyelik için yapılmakta olduğunu söylüyorlar. Bizim için esas
olan budur. Bu nedenle Türkiye, 2006 yılında bloke edilen
sekiz başlıkta da Fransa tarafından bloke edilen beş başlıkta da Kıbrıs Rum
kesiminin bloke edebileceği ilave fasıllarda da reformlarını sürdürecektir ve Hükûmetimizin yayınladığı yol haritasına göre 2013 yılının
sonunda da söz konusu reformlar tamamlandığı zaman Türkiye Avrupa Birliği
müktesebatıyla yüzde yüz uyum sağlamış bir ülke hâline gelecektir. İşte,
bu nedenlerle Hükûmetimiz, Avrupa’daki bazı siyasi
liderlerin Türkiye hakkında neler söylediklerine takılıp kalmadan yoluna devam
etmektedir. Böylelikle, Türkiye, temel hak ve hürriyetlerin genişlediği,
demokratik kurumların ve pazar ekonomisinin güçlendiği bir ülke hâline
gelecektir. O zaman göreceğiz ki Türkiye’nin üyeliği yalnız Türkiye için değil,
Avrupa Birliği için de önemli bir hedef hâline gelecektir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; sözlerime son vermeden önce otuz dokuz yıl süreyle, gururla ve
zevkle hizmet ettiğim Dışişleri Bakanlığı hakkında da birkaç cümle söylemek
istiyorum.
Türkiye, son
zamanlarda, dış politika alanında arka arkaya önemli açılımlar ve girişimler
başlatmıştır. Bu açılımlar uluslararası camia tarafından da takdirle
karşılanmaktadır. Bu zorlu politikayı arazide uygulayan neferler olarak
Dışişleri Bakanlığının değerli mensuplarını buradan takdirle, sevgiyle ve
saygıyla selamlıyorum.
Sayın Dışişleri
Bakanımızın isabetle ve dirayetle ortaya koyduğu dış politika açılımlarını
yıllık bütçeden aldığı pay sürekli olarak düşen bir bakanlıkla gerçekleştirmek
zordur. Bu sınırlı imkânlar böyle kaldığı sürece ister istemez gelecekte bir
tıkanmaya varacaktır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
YAŞAR YAKIŞ
(Devamla) – Teşekkürler.
Bu güzide
Bakanlığın sorunlarına çözüm ararken bu Bakanlığı Türkiye’deki öteki kurumlarla
mukayese etmek yanlıştır. Dışişleri Bakanlığımızın mukayese edeceği kuruluşlar
öteki ülkelerin dışişleri bakanlıklarıdır. Bu kuruluşumuzun maddi imkânlarını
bizim emsalimiz ülkelerin dışişleri bakanlıklarının maddi imkânları düzeyine
getirmek zorundayız. Bu amacı gerçekleştirmek için Hükûmetimizin
atacağı her adımı desteklememiz gerektiğine inanıyorum. Şimdi görüşmekte
olduğumuz bütçe o imkânları yeteri ölçüde sağlamadığı hâlde biz AK PARTİ olarak
bu bütçeye olumlu oy vereceğiz.
Hepinizi
saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Yakış.
İstanbul
Milletvekili Sayın Feyzullah Kıyıklık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş
dakika.
AK PARTİ GRUBU
ADINA FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli üyeler; İçişleri
Bakanlığımızın 2010 mali yılı bütçe görüşmeleri sebebiyle AK PARTİ Grubu adına
söz almış bulunuyorum. Şahsım ve grubum adına hepinizi sevgi ve saygıyla
selamlıyorum.
İçişleri
Bakanlığı ülkemizin her karış toprağına hizmet götürmek ve bütün
vatandaşlarımızı kucaklamak üzere örgütlenmiştir. Bakanlığımızın
görevi, Anayasa ve yasalarımıza uygun olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve
milletiyle bölünmez bütünlüğünü, güvenlik ve asayişi, kamu düzenini ve genel
ahlakı, Anayasa’mızda yazılı hak ve hürriyetleri korumak, suç işlenmesini
önlemek ve suçluları takip edip yakalamak, her türlü terörle, kaçakçılıkla ve
organize suçlarla mücadele etmektir; illerin genel idare alanındaki hizmet
esaslarının belirlenmesi, mahallî idarelerin bütünlüğü ilkesi çerçevesinde
verimli ve etkin bir biçimde hizmet yürütülebilmesi amacıyla standartlar
oluşturmak ve onlara yol göstermek, dernekler, sivil savunma, nüfus ve
vatandaşlık hizmetlerini yürütmektir; belediyeler, il özel idareleri, mahallî
idare birlikleri ve köy muhtarlıkları ile ilgili olarak mevzuatla verilen
vesayet yetkisini kullanmak ve bu mahallî idarelerin merkezî idareyle
ilişkilerini düzenlemektir; mahallin en büyük mülki idare amiri olan vali ve
kaymakamlar aracılığıyla ilçelerdeki kamu kurum ve kuruluşlarının koordinasyon
içinde çalışmalarını sağlamaktır. AK PARTİ döneminde, İçişleri
Bakanlığı, yürüttüğü tüm faaliyetlerde, hukukun üstünlüğü, açıklık, şeffaflık,
hesap verilebilirlik ve katılımcılık gibi evrensel değerleri esas alan bir
hizmet anlayışıyla halkımıza hizmet vermektedir.
Sayın Başkan ve
değerli üyeler; AK PARTİ olarak bizler, demokrasinin yerelden başladığına
inanıyoruz. Bu sebeple yerel yönetimlerin güçlendirilmesine büyük önem verdik
ve birçok reformlar yaptık. Büyükşehir Belediye Kanunu, Belediye Kanunu, İl
Özel İdaresi Kanunu, Mahalli İdare Birlikleri Kanunu, Büyükşehir Belediyesi
Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun, İl Özel İdaresine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi
Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun. Bu kanunlar çıkarılarak yürürlüğe
konmuş ve yerel yönetimlerin kaynaklarının artırılması, Hükûmetimizin
kurulduğu günden bu yana önde gelen hedeflerinden olduğu için, bu konuda
çıkarılan kanunlarla yerel yönetimlerin mali kapasiteleri önemli oranda
artırılmıştır. Buna kısa bir örnek vermek istiyorum. 2002 yılında bugünkü TL
değeriyle 4,17 milyar TL yerel yönetimlere aktarılırken 2008 yılında 15 milyar
800 milyon TL kaynak aktarılmıştır ki bu da 4 katı bir kaynak aktarımıdır.
Tabii, bu, halkımıza hizmet olarak geri dönmüştür. Belediyelere bu hizmetler
verilirken asla parti ayrımı yapılmamıştır ve belediyeler hak ettiği mali
desteği almışlardır.
KÖYDES,
Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı ve en önemli kırsal kalkınma projelerinden
birisidir ve bu projeyle 2005-2009 döneminde 5,2 milyar para harcanarak yirmi
sekiz binin üzerinde yerleşim merkezîmize su, içme suyu götürülmüş, bir o kadar
köye asfalt ve stabilize yapılmış ve parke taşı
döşenmiştir. Bu projeler aslında asrımıza göre çok basit gibi görünse de kırsal
kesimde yaşayan vatandaşlarımızın ilk defa gördüğü çalışma ve durumdur ki ilk
defa köyünde asfaltı görmüştür, ilk defa stabilizeyi
ve maalesef, diğer hizmetleri görmüştür.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
FEYZULLAH
KIYIKLIK (Devamla) – Teşekkür ederim.
Aslında, niçin bu
köylerin bütün yolları bugüne kadar bekletildi, bunu da anlamakta gerçekten ben
çok zorluk çektim.
BELDES… Sayın
Başkan ve değerli üyeler; ben belediye başkanlığından gelen bir insanım. Maalesef, 2002’den önceki dönemlerde belediyeler çok ayrımcılığa
tabi tutulmuş ve istenen belediyelere paralar aktarılmış, bazı belediyeler ise
bundan hiç faydalanmamış hatta mevcut gelirleri bile düşürülmüştür ama Hükûmetimiz, partimiz 2007-2008 yılları arasında, hiçbir
ayrım yapmadan bütün belediyelere 634 milyona yakın yüklü bir parayı eşit
olarak göndermiş nüfusları oranında ve acil ve hayati önemdeki birçok proje
oralarda gerçekleştirilmiştir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
FEYZULLAH
KIYIKLIK (Devamla) – Bunlardan su da
vardır, o beldelerin su ihtiyaçları da onunla karşılanmıştır.
Hepinizi hürmet
ve sevgiyle selamlıyor ve 2010 yılı bütçemizin hayırlı olmasını diliyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kıyıklık.
Batman
Milletvekili Sayın Mehmet Emin Ekmen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş
dakika.
AK PARTİ GRUBU
ADINA MEHMET EMİN EKMEN (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
İçişleri Bakanlığı bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Demokratik,
özgürlükçü, sivil ve çoğulcu bir anlayışla devleti yöneten ve dönüştüren
partimiz, bu çalışmaları demokratik açılım süreciyle taçlandırmak istemiştir.
Nihai hedefi,
sivil, çağdaş ve demokratik bir anayasa olan bu sürecin hedef kitlesi, her bir
vatandaşımız; referansı, evrensel insan hakları ve hukuk devleti anlayışı;
muhatabı aziz milletimiz; kırmızı çizgileri de
demokratik, sosyal, laik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’mizin
birliği ve bütünlüğüdür.
Sürecin hedefi,
terörü bitirmek; vatandaşlarımızın etnik, dinsel, sosyal hak ve özgürlüklerini
teminat altına alarak vatandaşlık bağının ve aidiyet duygusunun
güçlendirilmesidir.
Sorunun kaynağı,
çağın gerisinde kalmış, bir proje olarak başarısız olmuş tek tip vatandaş
oluşturma arzusu ve bu doğrultuda yapılmış yönetim hatalarıdır. Şüphesiz ki bu
anlayışın tek mağduru Kürtler değildir. Kürt-Türk, Alevi-Sünni,
Müslim-gayrimüslim, dindar-dinsiz, milliyetçi-liberal, sağcı-solcu her kesimden
insanımız bu mağduriyeti yaşamıştır.
Türkiye’de
siyasetçiler, devlet aygıtını ele geçirmeyi veya ayrı bir devlet kurmayı
hedeflemek yerine, devleti, etnik, dinî ve sınıfsal açıdan körleştirmeyi
hedeflemiş olsalardı bugün bu noktada mı olurduk acaba?
İşte tam da
burada AK PARTİ, devleti ele geçirerek veya kendine benzeterek değil, devleti
herkesin devleti yapmayı hedefleyerek yüz yıllık kısır döngüden kurtulmayı
hedeflemektedir.
Devletin körlüğü,
farklılıkları görmeyerek değil, görerek ve teminat altına aldığında anlam ve
meşruiyet kazanır. Devlet, bir siyasi düşüncenin değil, milletin devletidir;
milleti tüm zenginliğiyle odağına alarak, koruyarak devlet olabilir. Devlet,
tüm farklılıklara karşı eşit bir mesafede durduğu; devlet, gücünün ve
farklılıkların birbiri üzerinde baskı unsuru olmasını engelleyebildiği ölçüde
herkesin devletidir.
Ortalama bir Kürt
vatandaşımızın talebi, demokratik bir yönetim, iyi bir yaşam kalitesi ve başta
dil olmak üzere farklılıklarını özel ve kamusal alanda yaşama hakkı ve bunların
hukuki teminat altına alınmasıdır, sayısız saha araştırması da bu yöndedir. Bu
basit ama insani talepleri hangi siyasi anlayış görmezden gelebilir ve bu
taleplerin hangisi güvenlik ve beka sorunu yaratabilir?
Değerli
arkadaşlar, sorun çözerken, bir sorunla ilgilenirken empati
de yapabilmeliyiz. Resmî rakamlara göre hayatını kaybetmiş en az 50 bin
insanımız, yerinden edilmiş milyonlarca vatandaşımız var. Tek bir can kaybının
kaç kişinin duygu dünyasında fırtınalar kopardığını, kaç kişinin zihninde
kırılmalara, bölünmelere yol açtığını, bu kişilerin tepkilerini, bu tepkilerin
zaman zaman kimlerin değirmenine su taşıdığını
düşündük mü? İnsan olmanın gereği, onurlu ve sağlıklı bir yaşamdır. Yerinden
edilmiş, köyünde iki hayvan, bir dönüm araziyle onurlu bir yaşam sürdüren
milyonların bazen bir çadırda, bazen bir gecekonduda ama çoğu zaman bir ekmeğe
muhtaç yaşadıkları yılların getirdiği tahribatı hiç düşündük mü?
Şimdi soluklanıp
düşünme vaktidir. Bu olayı AK PARTİ’den kurtulmanın
bir vesilesi olarak değil, bin yıllık kardeşliğimizi, bin yıllık geleceği
taşımanın, cumhuriyetimizi sonsuz kılmanın vesilesi olarak görme zamanıdır. Her
bir cümlemizin, kendi kıyametini yaşamış insanlarca nasıl algılandığını, hangi
duygusal ve düşünsel patlamalara sebebiyet verdiğini iyi düşünmemiz gerekir.
Sözlerimizin, insanımızın komşusuna, hemşehrisine
bakış açısını değiştirdiğini, sokak çatışmalarını körüklediğini görmüyor muyuz?
Yürüttüğümüz politikaları yanlış veya yetersiz görenler ülkemizin geleceği
adına görüşlerini halkla paylaşmalıdırlar. Sadece bir reddiye çözüm müdür?
Yaptığımız ve yapacaklarımızı değil, korkularımızı paylaşmak çözüm müdür? Bu
konuda raporlar yazan Sayın Baykal ve CHP…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
MEHMET EMİN EKMEN
(Devamla) – …güncel bir çalışma ile çözüm için ne önerdiğini ortaya koymalıdır.
Ülkücü gençliği
sokaklardan çekerek Türk demokrasisine tarihî bir katkı yapan, “anayasal
vatandaşlık” ifadesini kullanan Sayın Bahçeli ve MHP, tırnak içinde söylüyorum,
Kürtçe konuşan vatandaşlarımız için politikalarınız ve önerileriniz nedir?
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Okursan görürsün.
MEHMET EMİN EKMEN
(Devamla) – DTP’li siyasetçiler, Kürtlerin doğal ve
insani hakları, bu ülkenin geleceği muhataplık tartışmasına mı feda edilecek?
Konu 17 santimlik bir tartışma mıdır yoksa barış ve kardeşlik midir? Açılıma
ilişkin varsa eksiklerinizi ve kendi özgün düşüncelerinizi ne zaman ifade edeceksiniz?
Tüm muhalefetin,
bizi suçlamak yerine, kendi politikalarını ifade ederek halkımızın ve
devletimizin daha güzel günlere kavuşması için katkı yapma zamanıdır.
Bütçemizin
hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından
“Bravo” sesleri, alkışlar)
ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Adresini versin de Mehmet, görüşlerimizi gönderelim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Ekmen.
Ardahan
Milletvekili Sayın Saffet Kaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş
dakika.
AK PARTİ GRUBU
ADINA SAFFET KAYA (Ardahan) – Değerli Başkanım, çok değerli milletvekili
arkadaşlarımız; Emniyet Genel Müdürlüğünün 2010 yılı bütçesi üzerine Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi en derin sevgi
ve saygılarımla selamlıyorum.
Bugün, gerçekten,
burada, çilekeş, fedakâr ve özverili bir teşkilat bütçesini konuşuyoruz,
polislerimizi konuşuyoruz. Polislerimiz, vatanın her sathında
gerçekten canhıraş bir çalışmayla vatana ve millete hizmet etmekte ve bu
şiarlarıyla -üzülerek de söylüyoruz, hepimizin de yüreğinde gerçekten vicdani
bir yaradır- son yirmi beş-otuz yılın terör bilançosunda da 500’e yakın
polisimiz şehit olmuştur, 4 bine yakın polisimiz de maalesef gazi, maalesef
yaralı hâle gelmiştir. Elbette ki bunlar istediğimiz bir tablo değildir.
Elbette ki Türkiye’nin tablosu, otuz yıldan beri terörle gerçekten boğuşan,
kısmi bir örtülü savaşla Türkiye'nin maddi imkânlarını seferber ettiği bir
süreç olmamalıdır hiç şüphesiz. İşte, onun için biz AK PARTİ olarak, AK PARTİ Hükûmeti olarak her zaman diyoruz ki: “Bu savaşın
söndürülmesi, bu yangına benzin dökmek yerine bu yangına su dökerek hiç
şüphesiz ki Türkiye’yi huzura kavuşturmaktır.” Bu anlamda, emniyet güçlerimize
her zamankinden daha çok mutlaka sorumluluk düşmektedir, biz hükûmetlere sorumluluk düşmektedir. İçişleri Bakanlığımız
son dönemde özellikle polis teşkilatı kadrolarında -hepimizin çok yakinen takip
ettiği şekliyle- eğitim noktasında nitelikli ve nicelikli polis sürecini çok
net bir şekilde enforme etmiştir. Yaklaşık olarak her
yıl 100 bine yakın polisimizi iki yüz elli eğitsel ölçüden geçirerek gerçekten
toplumda daha etkin ve hukukun üstünlüğüne saygılı bir polis yapabilme adına
İçişleri Bakanlığımızın çok ciddi gayretleri vardır.
Dünya ölçeklerinde ve Avrupa ölçeklerinde de çok net olarak
bilindiği gibi, Türkiye’de 500 kişiye 1 polis düşerken Avrupa’da -bu oran- 250
kişiye 1 polis düşmektedir ama son zamanlarda 120 bin polis kadrosunu 210 bine,
220 bine çıkaran Hükûmetimiz daha da etkili olmak
adına 350 vatandaşımıza 1 polisin düşmesi anlamında katkı sağlamıştır, katkı
sunmuştur. Bu, Hükûmetimizin
-çok önemli bir şekilde- Emniyet Genel Müdürlüğümüze verdiği çok ciddi bir
desteğin örneğidir. Bu, rakamlarla ortadadır ve İçişleri Bakanlığımızın bu
konudaki katkılarını da özellikle ben burada kutlamak ve tebrik etmek
istiyorum. Yalnızca polisimizin özlük haklarıyla ilgili de bana göre 657’ye
tabi olup da bu anlamda, pozitif ayrım anlamında katkı sunulan en öncelikli
memurumuz polisimiz olmuştur. AK PARTİ Hükûmetimizin
ve Sayın Başbakanımızın bu anlamdaki hassasiyetiyle memur farklılığında
polisimize ayrıcalıklı bir imkân sunulmuştur. Bu anlamda da Sayın Başbakanımıza
polisimize gösterdiği bu önemden dolayı da yüce Parlamento huzurunda
teşekkürlerimi bir borç biliyorum.
Yalnızca polisimizle ilgili özlük haklarının düzeltilmesi değil,
onun dışında da lojman taleplerini, fiziki şartlarını daha iyi bir noktaya
taşıyabilmek için, bu anlamda, 6 bine yakın polisimiz lojmanlardan istifade
etmekte ve bu rakamın da 10 binlere çıkabilmesi adına da çok ciddi bir çalışma,
ilk defa Hükûmetimiz döneminde ve AK PARTİ Hükûmeti döneminde polisimize gösterilen hassasiyetin bir
örneği olarak ortaya konmuştur.
Bunlar gerçekler.
Bu gerçekleri görmeyebilirsiniz. Her zaman söylenildiği gibi, hiç kimse görmek
istemeyecek kadar kör olamaz ama ortada bir gerçek var ki o gerçek de,
polisimize her zaman önem vererek, değer vererek o polisimizi hak ettiği
noktaya taşımaktır. Bu çok nettir ki özellikle, yine Hükûmetimiz
döneminde -altını çizmek istiyorum- polisimizin 2003 yılında veya daha ötesinde
yüzde 20’si üniversite mezunu iken, şimdi yeni bir vizyonla,
Hükûmetimizin aldığı karar, Bakanlığımızın
uygulamasıyla birlikte yaklaşık yüzde 75’i üniversite eğitimi görmüş bir
noktaya getirilmiştir. Bu da hiç şüphesiz, AK PARTİ Hükûmetinin
çok ciddi bir şekilde farkıdır, ayrıcalığıdır. O bakımdan, AK PARTİ Hükûmetine, her zaman, dört seçimde olduğu gibi, halkımızın
çok büyük bir teveccühü vardır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Polisimizin bu
anlamda desteği vardır, hiç şüphesiz böyle.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
SAFFET KAYA
(Devamla) – Dolayısıyla, değerli milletvekili arkadaşlarım, şunu çok iyi
biliyoruz ki terörle mücadele eden ve dünyanın hiçbir yerinde örneğine
rastlanmayan Türk polisimize, mesai mefhumunu gözetmeden, her noktada canıyla
bu vatana hizmet edebilme şuuruyla var olan teşkilatımıza ben özellikle
minnettarlığımı ifade etmek istiyorum. Bir Almanya -iki yüz elli maddesi vardır
işte kendiyle övünülecek- polisiyle övünür. Biz de vatanımız ve milletimiz için
gerçekten hukukun üstünlüğü noktasında hayatını esirgemeden koyan polisimize
minnettarlığımızı, şükran borcumuzu ifade etmek istiyoruz. Biliyoruz ki onlar
hukukun üstünlüğü çerçevesinde varlar. Biliyoruz ki onlar can güvenliğine, mal
güvenliğine ve huzura çok ciddi bir şekilde katkı sağlıyorlar. Onun içindir ki
onları alkışlamak, onları tebrik etmek bizim her zamankinden daha çok
hakkımızdır ve tüm İçişleri Bakanlığı teşkilatımıza, Emniyet Genel
Müdürlüğümüzün kadrosuna, Bakanımıza ve onun tüm kadrolarına, polislerimize
gerçekten yürekten tebriklerimi yüce Parlamento huzurunda arz etmek istiyorum.
İnşallah terörün bittiği…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SAFFET KAYA
(Devamla) – Başkan, teşekkürümü sunayım mı, müsaade eder misiniz?
BAŞKAN – Verdim
ben size, bitti.
SAFFET KAYA
(Devamla) – Peki, yüce heyetinizi en derin saygılarımla selamlıyorum,
hürmetlerimi arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sağ olun
Sayın Kaya.
Çankırı
Milletvekili Sayın Nurettin Akman. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş
dakika.
AK PARTİ GRUBU
ADINA NURETTİN AKMAN (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
görüşülmekte olan 2010 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile ilgili
olarak Jandarma Genel Komutanlığı bütçesi üzerinde görüşlerimi açıklamak üzere
söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Bu vesileyle en
son Tokat Reşadiye’de olmak üzere ülkemizin emniyet ve asayişini, toplumun
huzur ve güvenliğini sağlarken şehit olan vatan evlatlarına Allah’tan rahmet,
ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum.
Değerli
arkadaşlarım, her zaman ihtiyaç duyduğumuz en önemli şey huzur olmuştur.
Güvenliğin olmadığı, asayişin bozulduğu, kargaşanın hâkim olduğu yerde
demokrasiden, özgürlükten bahsetmek mümkün değildir. Anayasa’mızın 2’nci
maddesi Türkiye Cumhuriyeti’nin niteliklerini ifade ederken toplumun huzurunu
birinci öncelikle esas altına almış, 5’inci maddesinde ise toplumun refah, huzur
ve mutluluğunu sağlamak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır.
Ülkenin emniyet
ve asayişi ne kadar iyi seviyede ise toplumun huzuru, refahı ne kadar emin ve
güvence altında ise devletin ekonomisi ve dış siyaseti de o derece güçlü hâle gelir.
İşte dönemimizde sağlanan güven ve istikrarla ülkemiz dünyada gündem tayin eden
bir ülke hâline gelmiş, dünya ülkeleri arasında da 17’nci büyük ekonomi
olmuştur. İnşallah Barış ve Kardeşlik Projesi hayata geçtiğinde, terör
bittiğinde dünyada ilk 10’a gireceğimiz günler yakındır diyorum.
Değerli
arkadaşlarım, ülkemiz sınırları içerisinde emniyet ve asayişin sağlanması
görevi İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Emniyet
Teşkilatı Kanunu’na göre İçişleri Bakanlığının sorumluluğuna verilmiştir.
Bakanımız, yürütme araçları olarak bu görevi, şehir merkezlerinde polis, kırsal
kesimde jandarma marifetiyle yerine getirmektedir.
Jandarma Genel
Komutanlığının görev, yetki ve sorumlulukları, bağlılık ve ilişkileri, kendi
teşkilat kanununda, 2803 sayılı Jandarma Kanunu’nda düzenlenmiştir. Türkiye
Cumhuriyeti jandarması, emniyet ve asayiş ile kamu düzeninin korunmasını
sağlayan, diğer kanun ve yönetmeliklerin verdiği görevleri yerine getiren
silahlı, askerî güvenlik kolluk kuvvetidir. Jandarmamız, Türk Silahlı
Kuvvetlerinin bir parçası olup eğitim öğrenim ile askerî kanun ve nizamların
kendisine verdiği görevler yönünden Genelkurmay Başkanlığına, emniyet ve asayiş
işleriyle diğer görevler ve hizmetlerin icrası yönünden de İçişleri Bakanlığına
bağlıdır.
Jandarmamız,
sorumluluk alanında, mülki, adli ve askerî görevler ile yasaların kendisine
verdiği görevleri yerine getirmektedir. Karargâh ve bağlı birlikleriyle, iç
güvenlik birlikleri, sınır ve eğitim birlikleri, jandarma okulları, idari,
lojistik ve destek birliklerinden oluşmaktadır jandarmamız. Personel yapısı ise
subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş, er ve sivil memurlar ile
işçilerden oluşmaktadır. Subay ve astsubayların eğitim ve yetiştirilmeleri,
terfi, izin, sicil işlemleri, 926 sayılı Askerî Personel Kanunu’na göre
yürütülmektedir.
Değerli
arkadaşlarım, jandarma sorumluluk bölgesinde meydana gelen emniyet ve asayiş
olaylarının yüzde 96’sı aydınlatılmıştır, olayların faillerinin yüzde 99’u
yakalanarak adli makamlara teslim edilmiştir. Jandarmamız, İkili Askerî
İlişkiler Uygulama Planı kapsamında, dost ve müttefik ülkeler jandarma
teşkilatlarıyla 2009 yılı içerisinde, 15’i Türkiye’de olmak üzere 15’i de diğer
ülkelerde, 30 faaliyete imza atmıştır. Avrupa Kriminal
Laboratuvarları Organizasyonu Yıllık Genel Kurul
Toplantısı, Jandarma Genel Komutanlığımızın ev sahipliğinde ilk defa Türkiye’de
yapılmıştır.
Doğu ve Güneydoğu
Anadolu bölgelerimizde meydana gelen ve yirmi beş yıldır devam eden bölücü
terör örgütünün başlangıcından bu yana jandarmamız fedakârane
görevler ifa etmiş, şehitler vermiştir. Devletimiz bu mücadelede her türlü
imkânı jandarmamızın emrine
vermek suretiyle ihtiyaç duyulan teknik donanıma kavuşmasını
sağlamıştır.
Bu yılki
bütçemizde ayrılan ödenek miktarı 3 milyar 898 milyon 531 Türk lirasıdır.
Sağlanan bu ödeneklerle ülke genelinde iç güvenliğin sağlanması konusunda
jandarma personelinin profesyonel hâle getirilmesi, emniyet ve asayiş
hizmetlerinin gerektirdiği yeni birliklerin kurulması, jandarmamızın araç ve
gereç yönünden takviye edilmesi, kırsal kesimdeki emniyet ve asayiş
hizmetlerinde teknolojiden azami derecede istifade edilmesi amacıyla gerekli…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
NURETTİN AKMAN
(Devamla) – …muhabere sistemlerinin hayata geçirilmesi, böylece bilgiye süratli
ve zamanında ulaşmak suretiyle emniyet ve asayiş hizmetlerinin aksatılmadan
etkin bir şekilde yürütülmesi sağlanmış olacaktır. Bu dönemde elde bulunan 87
projeden 52 proje hayata geçecektir.
Değerli
milletvekilleri, bu vesileyle, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapan ve emekli
olan astsubaylarımızın 1’inci derece 4’üncü kademeye getirilmesi ve
durumlarının iyileştirilmesiyle ilgili olarak vermiş olduğum yasa teklifiyle
uzman çavuş ve uzman erbaşların özlük haklarının iyileştirilmesiyle alakalı
teklifin bir an önce kanunlaşması için Meclise getirilmesini diliyorum.
Memleketimizin en
ücra köşesinde çok zor şartlar altında hizmet eden jandarma personelimize
başarılı hizmetlerinin devamını diliyor, şükranlarımı sunuyor, şehitlerimizi
rahmetle, gazilerimizi ve emekli personelimizi de minnetle anıyor, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Akman.
Niğde
Milletvekili Sayın İsmail Göksel.
Süreniz beş
dakika.
AK PARTİ GRUBU
ADINA İSMAİL GÖKSEL (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri
Bakanlığımızın bünyesinde olan Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçesi üzerinde söz
almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Devletin ilk
görevi, güvenliği sağlamaktır. Denizlere hâkim olan, ülkeye hâkim olur.
Sayın
milletvekilleri, günümüzde denizler, canlı kaynakları, deniz dibi ekonomik
varlıkları ve kolay ulaşım imkânlarıyla ülke ekonomisine önemli katkılar
sağlamaktadır.
Son yıllarda
enerji ve su ihtiyaçlarının karşılanması için denizlerde yapılan araştırmalar
artmış, bu enerjinin elde edilmesinde ve ihtiyaç duyulan yerlere gerek boru
hatlarıyla gerekse gemilerle ulaştırılmasında denizler artan oranda
kullanılmaya başlanmıştır. Bu maksatla, özellikle hükümranlık alanlarımız olan
deniz yetki alanlarımızda enerji kaynaklarının tespiti, bu enerji
kaynaklarından istifade edilmesi çalışmalarında ve sonrasında denizlerde
yeterli güvenliğin tesisi, denetleme ve kontrollerin gerçekleştirilmesi,
denizlerdeki sahildar ülkelerle karşılıklı bilgi alışverişi başta olmak üzere
denizlerin kullanımında gerekli iş birliğinin tesisi önemli hâle gelmiştir.
Ulusal ve uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde “mavi vatan”
olarak adlandırdığımız ve Türkiye yüz ölçümünün yaklaşık yarısına eşit
büyüklükteki deniz yetki alanlarımızda kendine tevdi edilen görevleri icra
ederken can ve mal güvenliğini ön planda tutan Sahil Güvenlik Komutanlığı,
Hopa'dan İğneada'ya, Enez'den Çevlik'e
kadar 65 üs liman ve yerleşim yerinde konuşlanmış muhtelif büyüklükte sahil
güvenlik botu, mobil radar, helikopter ve uçaklara sahiptir.
Sahil Güvenlik
Komutanlığımızca 2009 yılında on bir aylık dönemde icra edilen faaliyetleri
bazı rakamlarla size açıklamak istiyorum.
382 adet arama ve
kurtarma olayında 3.461 vatandaşımızın hayatı kurtarılmış ve yine 46 teknenin
zayiatı önlenmiş, 41.044 adet gemi kontrol edilerek bunlardan yasa dışı
olaylara karışan 5.121 gemi ve personeli haklarında işlem yapılmak üzere
yetkili savcılıklara gönderilmiştir.
Deniz
kirliliğinin önlenmesi, deniz çevresinin korunması faaliyetleri kapsamında
deniz kirliliğine neden olan 80 adet deniz aracına 394.425 TL idari para cezası
uygulanmıştır ve tespit edilen 115 adet deniz kirliliği ise elde edilen
delillerle birlikte yetkili makamlara tevdi edilmiştir.
Yasa dışı su
ürünleri avcılığı yapan 2.035 adet tekne ve kişiye yaklaşık 3 milyon 568 bin TL
idari para cezası uygulanmıştır. 3.469 yasa dışı göçmen, 55 organizatör, 2.952
ton akaryakıt, muhtelif cins ve miktarlarda kaçak malzeme ve sigara
yakalanmıştır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Sahil Güvenlik Komutanlığımızın genç bir komutanlık
olması sebebiyle ihtiyaçları da çoktur. Ödeneğin büyük bir kısmı altyapıyı
tamamlamak için kullanılmaktadır.
Müsaadenizle
burada komutanlığın hâlen devam etmekte olan ve önem arz eden bazı
projelerinden bahsetmek istiyorum: Ağır deniz ve hava şartlarında görev
yapabilecek, helikopterli 1.700 tonluk sahil güvenlik arama kurtarma
gemilerinden ilkinin inşasına ülkemiz tersanelerinde başlanmaktadır. 190 tonluk
sahil güvenlik botu inşa çalışmaları da Deniz Kuvvetleri tersanelerinde devam
etmektedir. Özellikle daha ağır hava şartlarında arama kurtarma görevi icra
edebilecek ve mevcutlardan daha güçlü olacak orta sınıf helikopter tedarik
çalışması başlatılmış, CASA CN 235 tipi sahil güvenlik uçaklarına sahil
güvenlik görevlilerine yönelik cihaz ve sistem entegrasyonuna
devam edilmektedir. Ayrıca, deniz güvenliğinin sürekli ve etkin bir şekilde tesisi için 2010 yılında Sahil Gözetleme
Radar Sistemi (SGRS) Projesi başlatılmıştır.
Hâlen Türkiye
Cumhuriyeti’nin bütün sahilleri, karasuları ve ekonomik bölgelerinde erbaşlar
dâhil yaklaşık 5 bin civarında personelle görev yapmaya gayret eden Sahil
Güvenlik Komutanlığımızın bütçedeki yeri İçişleri Bakanlığı bütçesinin sadece
yüzde 2’sidir. Bu, yeterli değil ve başta hukuk, bilgisayar gibi alanlarda
sivil memur ihtiyaçları, çevre mühendisleri, modern gemi, helikopter ve keşif
gözetleme sistemleri, istihbarat sistemleriyle birlikte personel lojman
ihtiyaçları da vardır.
Milletimize
denizciliği sevdirmeye çalışan, deniz yetki alanlarımızda güven ortamını tesis
etmek amacıyla gayret sarf eden ve denize çıkan herkesin ihtiyacı hâlinde
yardımına koşarak yüksek derecede bir mesuliyeti, böyle bir sorumluluğu
üstlenen, güzel vatanımıza, yüce milletimize hizmet etmeyi kendisine şiar
edinen, denizlerimizi koruyan…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
İSMAİL GÖKSEL (Devamla) – …sorumluluğunu layıkıyla yerine getiren tüm sahil
güvenlik görevlilerimizi kutluyor ve tebrik ediyorum.
Bu uğurda şehit
olan ve rahmete kavuşan tüm şehitlerimizin ve bu arada Tokat’ta şehit olan
askerlerimizin ailelerine başsağlığı diliyor ve yüce Türk milletinin başı sağ
olsun diyorum. Zira şehitlerimiz millete mal olmuşlardır.
2010 yılı
bütçesinin ülkemize ve büyük Türk milletine hayırlı olmasını diliyor, yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Göksel.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Bartın Milletvekili Sayın Muhammet Rıza Yalçınkaya.
(CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz sekiz
dakika, buyurun.
CHP GRUBU ADINA
MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım; İçişleri Bakanlığı bütçesiyle ilgili konuşmak üzere, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla
selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, konuşmama başlamadan önce, dün Sıhhiye Abdi İpekçi Parkı’nda
haklarını arama mücadelesi yapan Tekel işçileriyle onları ziyarete giden
milletvekillerimize emniyet güçlerinin orantısız güç kullanarak acımasızca
saldırmalarına müsamaha gösteren, yol açan Sayın İçişleri Bakanını kınıyor,
siyasi sorumluluğunun gereğini yapmaya davet ediyorum. (CHP sıralarından
“Bravo” sesleri, alkışlar)
Sayın Bakan,
Tekel işçilerine, Demiryolu işçilerine, itfaiye çalışanlarına zulmederek
adaleti gerçekleştiremezsiniz. Şimdi, soruyorum size: Zulmettiğiniz bu insanlar
ne yapmış? Tekele ait fabrikalarda çalışan bu işçi
kardeşlerimiz, iş yerlerinin özelleştirme kapsamı içerisinde birilerine peşkeş
çekilerek satılması nedeniyle çalışma şartlarının değişmesi ve aldıkları
ücretlerin çok aşağıya düşürüleceği endişesiyle yakında sıkıntıya
gireceklerinden korkarak Ankara’da hak arama mücadelesi yapıyorlar; üstelik
demokratik bir şekilde, hiç kimseye zarar vermeden, kırıp dökmeden, kimsenin
canını yakmadan; karşı karşıya kaldıkları haksızlıkları kamuoyuna duyurmak, Hükûmet yetkililerine isteklerini iletmek için. Bu
kadar masumane davranış karşısında sizin yaptığınız, bu insanların üzerine
dondurucu soğukta su sıkmak, gözlerine biber gazı püskürtmek. Bu mu sizin
demokrasi anlayışınız? Bu mu insanlık? Hiç mi vicdanınız sızlamıyor,
rahatsızlık duymuyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar)
Bu insanlar
işleri için, aşları için, çocuklarının geleceği için ülkemizin değişik
yerlerinden geldiler, demokratik bir biçimde haklarını arıyorlar. Bu insanlara,
onları ziyarete giden milletvekillerimize ve görevleri gereği orada olan basın
mensuplarına terörist muamelesi yapıyor, acımasızca saldırıyorsunuz ama Habur’dan girenleri karşılamak için müsteşarınızı, genel
müdürünüzü, valinizi, kaymakamınızı, savcınızı, hâkiminizi gönderip gelenleri
törenlerle, kahramanlar gibi karşılattırıyorsunuz.
M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Yazıklar olsun!
MUHAMMET RIZA
YALÇINKAYA (Devamla) – Onları baş tacı yapıyorsunuz fakat bu görüntülere
tahammül edemeyerek sizleri protesto eden şehit ailelerini, Ankara’da haklarını
arayan işçilerimizi, mağduriyetlerini dile getirmek için seslerini yükselten
emeklilerimizi, üniversite harçlarını protesto eden gençlerimizi
coplatıyorsunuz. Bu mu sizin adaletiniz?
Dün akşam Sayın
Genel Başkanımla birlikte Konya’da Hazreti Mevlânâ’yı
anma törenlerindeydik. Sayın Başbakan orada yaptığı konuşmada “Biz ülkemizde
hak ve adaletin sesini yükselteceğiz.” dedi. Gariban Tekel işçisine biber gazı
sıkarak, basınçlı su tutarak hak ve adaletin sesi nasıl yükselebilir? Dün Abdi İpekçi’de duyulan sesler hak ve adaletin sesi değil, sadece
ve sadece oradakilerin acı ve öfkelerinden doğan seslerdi.
Gene Başbakan
konuşmasının içerisinde “Hiddet ve şiddet bizim işimiz değil.” diyor. Şimdi,
Başbakana soruyorum: Sizin İçişleri Bakanınız tarafından verilen talimatla
Tekel işçilerine ve milletvekillerine yapılan neydi acaba?
Başbakan,
konuşmasının bir yerinde de “Başkalarına zulmederek adaleti
gerçekleştiremezsiniz.” diyor ama siz Sayın Bakan, kabinenin bir bakanı olarak
Başbakanınızın -samimi olmasa da- söylemine ters düşerek haklarını arayan masum
insanlara zulmediyorsunuz. Siz, zalime kuzu, mazluma aslan kesiliyorsunuz. (CHP
sıralarından alkışlar)
AKP İktidarı
olarak bu ülkeye ve onun güzel insanlarına karşı öylesine büyük günahlar
işliyorsunuz ki o insanların her gün ahını
alıyorsunuz ve günah işlemekten de hiç korkmuyorsunuz ama aslında korkmanız
lazım. Allah, kul hakkı yiyenlerin, kul hakkı yiyerek günah işleyenlerin
tövbelerini kabul etmez. Dolayısıyla, siz de affedilmeyen bu günahlarla
yaşayacağınızdan belki bu dünyada değil ama öbür dünyada asla rahat edemeyecek,
sürekli bu aldığınız ahların vebalini çekeceksizin. (CHP sıralarından “Bravo”
sesleri, alkışlar)
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Bu dünyada da hesabı sorulacak. Öyle şey yok.
MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ülkemizin
bölünmez bütünlüğünü, yurdumuzun iç güvenliğini ve asayişi, kamu düzeniyle
genel ahlakı korumakla görevli Bakanlığımız, maalesef hukuki dayanağı olmayan,
toplumun huzurunu bozmaktan öteye gitmeyen ve ülkeyi yangın yerine çeviren Kürt
Açılımı Projesi’ni Polis Akademisinden başlatarak, kamu düzeninin tesisine
değil, tam tersi, bozulmasına katkı sağlayan bir projenin aracısı olmuştur.
Son günlerde
yurdun çeşitli bölgelerinde yeniden tırmanmaya başlayan, vatandaşlarımızın mal
ve can güvenliğinin yok edildiği ve en son teröristler tarafından Tokat’ta 7
askerimizin şehit edilerek 3 askerimizin de yaralandığı olaylar bu açılımın
sonucudur. Buradan tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına ve ulusumuza
başsağlığı, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum.
Bu düşüncelerimle
İçişleri Bakanlığı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, yüce Meclisi
saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Öbür dünyaya bırakmayacağız, bu dünyada da hesabı göreceğiz.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Yalçınkaya.
Mersin
Milletvekili Sayın Ali Oksal. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
ALİ OKSAL (Mersin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İçişleri Bakanlığına
bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisin değerli üyelerini saygıyla
selamlıyorum.
Emniyet
teşkilatı, gücünü yasalardan, desteğini halktan alan, ülkede dirlik ve düzenin
sürekli kılınması için gece gündüz demeden tüm gücüyle çalışan, köklü
geçmişiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin temel kurumlarındandır.
Huzurun,
güvenliğin bulunmadığı ortamda demokrasinin yerleşmesi, devlet otoritesine
saygı duyulması, temel hak ve özgürlüklerin kullanılması beklenemez.
Değerli
milletvekilleri, günümüzün en önemli konusu olan terör, artık sınır boylarından
kentlere, kasabalara inmiştir. İç güvenlikten sorumlu İçişleri Bakanlığımız,
bundan dört buçuk ay önce “Kürt açılımı” adı altında, kimilerine göre
“demokratik açılım”, kimilerine göre de “Millî Birlik Projesi” adı altında bu
konuyu kamuoyunun gündemine taşımış ve içeriği belli olmayan bu açılımın ilk
adımını, bazı gazetecilerle birlikte basına kapalı olarak Polis Akademisinde
başlatmıştır.
Daha sonra, sivil
toplum örgütleri, akademisyenler, sendikalar ve Cumhuriyet Halk Partisi ve
Milliyetçi Hareket Partisi dışında bazı siyasi parti temsilcileriyle
görüşülmüş, fakat içeriğiyle ilgili ne İçişleri Bakanı ne de Başbakan herhangi
bir açıklama yapmamıştır. Ancak Cumhurbaşkanı “Bu tarihî bir fırsattır, bunu
değerlendirmemiz gerekir. Hiçbir bedel ödemeden, kan dökülmeden terörü
bitireceğiz ve eğer biz bu sorunu çözmezsek başkaları gelir sorunu çözer.” diye
beyanatta bulunmuştur. Bu ne demektir değerli arkadaşlar?
Demokratik
açılımla ilgili olarak AKP DTP’yle el ele vermiş,
ancak DTP daha ilk görüşmeden itibaren İmralı’yı, yani terörist başı Öcalan’ı
adres göstermiştir. Silah bırakmadan, terörden vazgeçtiklerini beyan etmeden,
âdeta PKK ile mücadeleden vazgeçilip kapalı kapılar ardında müzakere
başlatılmıştır. Gazetelerden kamuoyuna yansıyan istekleri, Kürt etnik yapısının
önündeki siyasal engellerin kaldırılması, yerel parlamentoların kurulması, ana
dilde eğitim, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, dolayısıyla da Türkiye'nin
belli bir coğrafyasında özerklik tanınması gibi ulus devlet yapısıyla
bağdaşmayan talepler de bulunuyordu. Bu taleplerin yerine getirilmesi için yeni
bir demokratik anayasanın yapılması ve içindeki “Türk Milleti” sözünün etnik
ayrıştırmayı çağrıştırdığı gerekçesiyle Anayasa’dan çıkarılması ve birtakım
hakların bu yeni anayasada yer alması isteniyordu.
Öcalan’ın çizdiği
yol haritasıyla ilgili plan uygulamaya konuldu. Öcalan’ın talimatıyla Kandil ve
Mahmur kampından gelen ve kendilerini barış elçileri olarak adlandıran
teröristler, zafer kazanmış gibi, Habur sınır kapısında,
üzerlerinde gerilla elbiseleri, davullu zurnalı, PKK bayraklarıyla ve büyük bir
törenle karşılandılar. Bu karşılamada İçişleri Bakanlığı Müsteşarı, MİT
Müsteşarı, Emniyetin üst düzey yetkilileri, valiler ve kaymakamlar hazır
bulundu. Devletin savcısı ve hâkimi de oraya getirtilerek seyyar mahkeme
kuruldu ve görülmemiş bir yargılama yöntemiyle hukuk çiğnenmiş oldu. Yapılan
sorgulamada Pişmanlık Yasası olarak adlandırılan TCK’nın
221’inci maddesinden yararlanmak istememelerine rağmen, bu Yasa’dan yararlandırılıp
serbest bırakıldılar.
Aldığınız bu
açılım kararı ve Hükûmetin bu tavizkâr
tutumu, PKK’nın kuruluş yıl dönümünü ve teröristbaşı
Öcalan’ın hücresini bahane edenleri cesaretlendirmiş, Diyarbakır, İstanbul,
İzmir, Mersin ve Adana gibi büyük illerimizde düzenledikleri mitinglerde halk
tahrik edilerek âdeta ayrışmanın fitili ateşlenmiş ve karakol baskınları had
safhaya varmıştır. Yüzyıllardır beraber yaşadığımız kardeşlerimiz arasında etnisite farklılıkları tartışılır hâle getirilmiştir.
Değerli arkadaşlar,
işte, açılımın getirdikleri bu.
Değinmek
istediğim diğer bir konu da, AKP Hükûmetinin çıkmaza
düştüğü, köşeye sıkıştığı zamanlarda bir can simidi gibi yetişen Ergenekon gözaltıları.
Terörle Mücadele
Yasası kapsamında yapılan sorgulamalarda, suçu sabit olmayan insanların gece
yarılarında evlerinden alınmaları, Emniyet tarafından hazırlanan fezlekelerin
savcılıkça doğrudan iddianame hâline getirilmesi, bazen de aylarca, yıllarca
iddianame hazırlanmaması ve yandaş medyaya sızdırılan haberlerle bu insanların
kamuoyuna suçlu gibi gösterilerek hapse atılması kamu vicdanında derin bir yara
açmıştır. Bunun en büyük göstergesi, yargılama öncesi fezlekeyi tutan polis ve
Ergenekon savcılarının bir akşam yemeğinde aynı masada görüntülenmesidir.
Dinlenmenin,
izlenmenin, baskının korkusuyla sinmiş bilinçli kitleler; kısacası, tepetaklak
bir Türkiye manzarası.
Değerli
milletvekilleri, eleştirilerimizin yanı sıra, zor koşullarda görev yapan ve
güvenliğimizi sağlayan emniyet güçlerimizin tereddütlerini, dertlerini
giderecek şekilde çalışma saatlerinin düzenlenmesi, çalışırken ve emekli
olduklarında ücret ve özlük haklarının iyileştirilmesi için Cumhuriyet Halk
Partisi olarak üzerimize düşen her türlü göreve hazırız.
Ancak, emeğin
yanında olan biz Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri, emeğiyle geçinen ve
özelleştirme mağduru Tekel işçilerinin dünkü hak arama eylemlerine destek
vermek isterken, polisin orantısız güç kullanarak biber gazı ve tazyikli su
sıkması neticesinde birçok vatandaşımız ve milletvekillerimiz mağdur olmuştur.
Bu davranış kabul edilemez. Yetkililer “Provokasyon yapılacaktı.” söyleminin
arkasına da sığınamazlar. Kandil ve Mahmur Kampı’ndan gelenlere gösterilen
müsamahanın yüzde 1’i dahi emeğiyle geçinen ve ekmeğini kaybetmek istemeyen
Tekel işçilerine gösterilmemiştir.
Sayın İçişleri
Bakanı ve Emniyet Genel Müdürüne sesleniyorum: Bu olayın sorumlularını bulup,
gereğini yapınız ve görevinizi yerine getiriniz.
Değerli
milletvekilleri, güvenliğimizi sağlayacak olan bu kurumun halka karşı tavırlarında
siyasi fikirleri olmamalıdır. İçişleri Bakanlığı son dönemde çok önemli bir
tartışmanın odağı hâline gelmiştir. Konu, devlet yönetiminde giderek egemen
hâle gelen cemaat yapılanmasının Emniyetteki varlığının artık gizlenemeyecek
kadar belirgin hâle gelmesidir. Polis teşkilatında yıllardır yürütülen sistemli
dönüştürme harekâtı tüm çıplaklığıyla su yüzüne çıkmıştır. Emniyet içinde “F
tipi yapılanma” diye bilinen bu etkin cemaat kadrolarının ülkenin en stratejik
kurumlarının başına getirildiği artık belgelerle sabittir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
ALİ OKSAL
(Devamla) – Kadrolaşmayla ilgili olarak Polis Akademisi sınav sorularının
cemaat yapılanmasının adresi olan Işık Dershanesine verilmiş olması bunun en
büyük göstergesidir. Buradaki amaç Işık Dershanesine bir yönlendirme yapıp
yandaş kazanmak mı ya da “Cemaatten olmayan polis olamaz.” düşüncesini
yerleştirmek mi? Neyse ki bu sınav iptal edildi ama Sayın Bakanım, “Sınavı ÖSYM
yaptı, bizimle bir ilgisi yok.” demek sorunu çözmüyor.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, bütün bu karanlık tablonun
altında bize yine de umut veren, demokratik ve laik cumhuriyetimizin, tüm
olumsuzlukların üstesinden geleceğine olan inancımızla, ay yıldızlı
bayrağımızın aydınlattığı bu ülkede hiçbir vatandaşımızı ayırmadan, bir bütün
olarak yaşamaya devam edeceğimizi biliyor, İçişleri Bakanlığı bütçesinin tüm
halkımıza hayırlı olmasını diliyor, yüce Meclisin üyelerini saygıyla
selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Oksal.
Adana
Milletvekili Sayın Hulusi Güvel.
Süreniz yedi
dakika, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
HULUSİ GÜVEL (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri
Bakanlığına bağlı Jandarma Genel Komutanlığı bütçesi hakkında Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.
Değerli
arkadaşlar, konuşmama başlamadan önce, dün Ankara Abdi İpekçi Parkı’nda
demokratik haklarını kullanmaktan başka hiçbir suçu olmayan işçilerimize ve
alanda bulunan milletvekillerimize ölçüsüz şiddet uygulanmasını kınıyorum.
Tekel işçilerimizin haklı mücadelelerinde yanlarında olduğumuzu bir kez daha
ifade etmek istiyorum. Hükûmet, demokrasiyi ne kadar
içine sindirdiğini, haklarını arayanlara gösterdiği şiddetle ortaya koymuştur.
Değerli
arkadaşlar, Jandarma Genel Komutanlığı, 14 bölge komutanlığı, her ilde 1 il
jandarma komutanlığı, 922 ilçede jandarma komutanlığı ile 24 bini uzman
jandarma olmak üzere 195 binden fazla personelle hizmet vermektedir.
Jandarmanın sorumluluk alanı Türkiye yüzölçümünün yüzde 92’sini kapsamaktadır.
Jandarma, il ve ilçe belediye sınırları dışında kalan yerler, polis teşkilatı
bulunmayan yerler ile sınırlarımızda kendisine 2803 sayılı Jandarma Teşkilat,
Görev ve Yetkileri Yasası gereğince verilen görevleri yerine getiren askerî bir
güvenlik ve kolluk kuvvetidir.
Jandarma Genel
Komutanlığı, terörle mücadelenin yanı sıra halkla ilişkiler ve toplumsal
gelişime destek faaliyetleri kapsamında, sağlık ve eğitim alanlarında da katkı
vermektedir. Bu kapsamda, okullar inşa etmekte, kurslar verilmekte, sağlık
taramaları yapılmakta, aile planlaması, tarım ve hayvancılık konularında halka
bilgi verilmektedir.
Değerli
arkadaşlarım, terörle mücadelenin en önemli unsurunu oluşturan ve bu mücadele
sırasında binlerce şehit ve yaralı veren jandarma, son dönemlerde bir yıpratma
ve karalama kampanyasıyla karşı karşıyadır. Son yıllarda jandarmaya karşı medya
eliyle yürütülen kirli bir savaş vardır. Bazı malum medya organları, jandarmayı
ve Türk Silahlı Kuvvetlerini hedef alan çirkin karalama kampanyaları
yürütmektedir. Ergenekon soruşturmaları bahane edilerek jandarma kurumu ve Türk
Silahlı Kuvvetleri yıpratılmak istenmektedir. Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde
195 binden fazla sayıda personel görev yapmaktadır. Bunlar arasında suç
işleyenler olabilir. Elbette suç işleyen varsa ceza verilmelidir. Ancak suçun
kişiselliği ve suçsuzluk karinesi yok sayılarak, bir kurum toptan suçlanarak
peşin hükümlerle hareket edilmemelidir. Bu durum, hem adalet mekanizmasını hem
de devlete olan güveni zedelemektedir. Yüz yetmiş yıldır ülkemizin güvenliği ve
ulusal bütünlüğümüzün korunması konusunda önemli rol üstlenen jandarmanın
yıpratılmasına seyirci kalmamalıyız. Bu konuda azami özeni göstermeliyiz.
Değerli
arkadaşlar, Adalet Bakanlığı geçtiğimiz yıl polis ve Millî İstihbarat
Teşkilatının ülke genelinde dinleme yapmasına itiraz etmezken jandarmanın ülke
genelinde dinleme yapmasına itiraz etmiştir. Elbette herhangi bir güvenlik
kurumuna iletişimi toptan izleme yetkisi verilmesi doğru değildir. Ancak devlet
yönetme sorumluluğu, devletin kurumları arasında eşitlik sağlanmasını
gerektirir. Jandarma, bu Hükûmet açısından üvey evlat
gibi algılanmaktadır. Çünkü istenilen kadrolaşma bu kurum içinde
yapılamamıştır. Bu nedenle, jandarma pasifleştirilmek istenmektedir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; yıllardır her türlü olumsuzluğa karşın büyük bir
özveriyle görev yapan güvenlik kuvvetlerimizi terör karşısında zaafa uğratmak
büyük bir yanlışın parçası olmaktadır. Etnik, dinsel veya ideolojik terör
karşısında zaafa düşmemek gerekmektedir. Ancak son bir yılda Hükûmet “açılım” adı altında tam bir zafiyet sergilemekten
öteye gidememiştir. Terörün ve teröristin muhatap alınarak bir yere
varılmasının mümkün olmadığı Hükûmet tarafından
ısrarla görmezlikten gelinmiştir. Bu süreçte yandaş basın tarafından sanki
terörle mücadele suçmuş ve Türk Silahlı Kuvvetleri de bu suçu işlemiş gibi bir
izlenim yaratılmak istenmektedir. Hükûmet, bu duruma
seyirci kalmış, belirsizliği ortadan kaldırmak yerine iyiden iyiye beslemiştir.
Halkımızı acı içinde bırakan bu sürece muhalefet partileri de ortak edilmek
istenmiştir. Bu durumu kabul edilemez bulan, Türkiye'yi bölünmeye götürecek bu
projeye ortak olmak istemeyen herkes “demokrasi düşmanı” ilan edilmiştir.
Değerli
arkadaşlar, hangi ülke silahını bırakmamış teröristi muhatap almıştır? Hangi hükûmet binlerce şehit vermiş güvenlik kuvvetlerinin
basınla yıpratılmasına göz yummuştur? Hangi devlet pişman olmadığını ısrarla
söyleyen teröristin ayağına mahkeme götürmüştür? Bu soruları sorduğunuz zaman
“Demokrasiden nasibini almamış.” diye nitelendiriliyorsunuz.
Etnik temeller
üzerine siyaset inşa etmenin son derece tehlikeli olduğunu, bin yıllardır
beraber yaşayan insanları birbirine düşürmek anlamına geleceğini, ayrışmaları
körüklemenin etkilerini yıllarca sürdürecek tehlikelere yol açacağını defalarca
söyledik. Sayın Başbakan bu durumu bir hazım sorununa indirgedi.
Geldiğimiz
noktaya dönüp baktığımızda, ortada basiretsizce yönetilen bir süreç ve bunun
şimdiden acılara neden olan sonuçlarından başka bir şey görememekteyiz.
Sayın Başkan,
değerli arkadaşlarım; geçmişte terörle mücadele edilirken yanlışlar yapılmış,
güvenlik ve temel hak ve özgürlükler arasında denge zaman zaman
bozulmuştur.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
HULUSİ GÜVEL
(Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.
Güneydoğu’da
yaşayan yurttaşlarımız bu süreçte çok sıkıntı yaşamışlardır ancak bunların
ortadan kaldırılmasının yolu etnik ayrımcılığın güçlendirilmesi değildir.
Teröre neden olan sosyal adaletsizlik, işsizlik, dışlanmışlık sorunlarını
ortadan kaldırmanın yolunun terörle pazarlık etmek olmadığının altını ısrarla
çizmek isterim.
Terörle mücadele
sırasında şehit olan vatan evlatlarını rahmetle, şükranla, gazilerimizi
minnetle anıyorum.
2010 yılı
bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını diliyor, yüce heyeti saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Güvel.
Ordu Milletvekili
Sayın Rahmi Güner. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz yedi
dakika.
CHP GRUBU ADINA
RAHMİ GÜNER (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına 2010 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın İçişleri Bakanlığı
bütçesi üzerinde söz almış bulunmaktayım.
Değerli
arkadaşlarım, burada, dünden beri konuşmalar var. Türkiye’nin bir hukuk devleti
olduğunu, Türkiye’nin yargı bağımsızlığı olduğunu ve hukuk devleti içinde,
İçişleri Bakanlığının, kanun çerçevesinde bütün sorunları çözümlediği şeklinde
çok iyimser konuşmalar yapılmaktadır.
Değerli
arkadaşlarım, İçişleri Bakanlığının iki yüzü vardır: Bir yüzü, gerçekten,
terörle ilişkiler; terörle nasıl anlaşılır… Teröre verilen yol haritasının
birisinin Abdullah Öcalan’da, birisinin Kandil’de, birisi de kendi cebinde.
Diyor ki: Bunu nasıl uygularız, bunu nasıl yaparız?
Bu, teröre karşı
mücadele veren, teröre karşı canını veren çocuklarımız vurulduğu zaman, terörün
kurşunlarına kurban gittiği zaman, buna komplo teorileri hazırlanıyor. Buna
karşı deniyor ki, burada Ergenekon var. Hangi Ergenekon var değerli
arkadaşlarım! Eğer, terör, ben yaptım demese… Bugün, 7 şehidimizin arkasında
terörün varlığı araştırılıyor, burada bir komplo olduğu anlaşılıyor.
Devletin en yüce
mevkisinde bulunan kişilerin söyledikleri bunlar değerli arkadaşlarım ve öyle
bir yorum yapılıyor ki, Türkiye’nin üniter yapısı,
Türkiye’nin Misakımillî hudutları, Türkiye’nin rejimi her gün tartışılıyor.
Bugün yandaş
medyaya gidin, yandaşların tartışmalarını görün; değerli arkadaşlarım, beş
dakika sabredemezsiniz. O kadar ihanet içindeler ki, “Türkiye Cumhuriyeti nasıl
yıkılır, Türkiye Cumhuriyeti’nin, Anayasa’nın bugün teminatı olan, Türkiye
Cumhuriyeti rejiminin teminatı olan birçok kurumlar nasıl yıpratılır, nasıl
halkın gözünün önünde düşürülür?” şeklinde tartışmalar yapılıyor değerli
arkadaşlarım.
Şimdi İçişleri
Bakanı diyor ki: “Ben demokratik açılıma inadına devam edeceğim, Başbakanla
beraber.”
Değerli
arkadaşlarım, demokratik açılım nedir, öğrendiniz mi? Ben öğrenemedim. Hâlâ
demokratik açılımın içeriği belli değil. Çiçek bahçelerinden bahsediyorlar,
çiçeklerden bahsediyorlar ama Öcalan’ın bulunduğu yeri çiçek bahçesi yapmışlar;
ondan bahsetsinler.
Değerli
arkadaşlarım, bugün Anadolu’ya gidin, köylere gidin, her mezarlıkta üç dört
tane Türk Bayrağı dalgalanıyor. Bu çocuklarımız ne için ölüyor? Sayın İçişleri
Bakanı bunun hesabını ver? Bunu söyle Sayın İçişleri Bakanı. “Demokratik
açılım” deyip de Kandil’e gidip, Kandil’e mesaj vermek, Öcalan’a mesaj vermek
sorunu çözmez. Türk milleti hiçbir zaman terörle uzlaşmaya gitmemiştir,
teröristle müzakereye gitmemiştir. Türk milleti terörün üzerine mücadeleyle
gitmiştir. Örneğini söylemek istiyorum değerli arkadaşlarım: Bakın, Ulusal
Kurtuluş Savaşı’nı biz halkla beraber yapmadık mı? Avrupa emperyalizmine, dünya
emperyalizmine kucak mı açtık, yalvardık mı değerli arkadaşlarım? Biz onlara
karşı mücadelemizi verdik.
Değerli
arkadaşlarım, Sayın Bakan; lütfen, geçen bu kürsüde yine söyledim, bu sevimsiz
konuşmalarından, Türk halkından özür dileyin ve şunu söylüyorum: Bu yapılan
komplolara karşı çıkan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanından özür dileyin
diye söyledim; bunu ben söyledim; yine tekrar ediyorum değerli arkadaşlarım.
Şimdi, deniyor
ki… Bir yüzü daha var İçişleri Bakanının, kendi halkına saygıları yok. Bunu
açıkça söylemek istiyorum. Nerede 1 Mayıstaki o işçilere yapılan işkenceler?
Nerede kamu kesiminde yüzde 2,5 maaşına zam yapıp, “Çocuğumu nasıl
geçindireceğim, ben nasıl yaşayacağım?” diyen kamu kesiminde çalışanlara
yapılan muameleler değerli arkadaşlarım. En son örneğini gördük, yaşadık. Tekel
işçileri ne istedi sizden? Sayın Bakan, ne istedi bu işçiler? İşçiler
“Ekmeğimiz yok, geleceğimiz karamsar, çocuklarımız aç; bize imkân sağlayın,
bize iş verin; işimiz kötüye gidiyor; biz ne yapacağız?” dediler, kapılarınıza
dayandı. Siz ne yaptınız? Karşısına, özel olarak yetiştirilmiş, özel olarak
bunları dövmesi için, özür dilerim ama, gurka gibi
polisi çıkarttınız. Yapmadınız mı değerli arkadaşlar? Neden bu polis halkını
dövüyor? Neden bu polis milletini dövüyor? (CHP sıralarından alkışlar) Buna
emri kim veriyor? İşte, orada Emniyet Genel Müdürü var, orada Ankara Valisi
var. Neden bunlar emri veriyorlar?
ABDULLAH ÇALIŞKAN
(Kırşehir) – Ne bağırıyorsun! Bağırmadan konuş!
M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Otur oturduğun yerde, laf atma, laf atma! Utanılacak şeye laf atma!
BİLGİN PAÇARIZ
(Edirne) – Ne diyorsun?
ABDULLAH ÇALIŞKAN
(Kırşehir) – Sağır mı var!
RAHMİ GÜNER
(Devamla) – Hiç kimseye zararı olmayan, çoluğu
çocuğunu geçindirmek için iş arayan, Abdi İpekçi Parkı’nda toplanmış, kimseye
zararı yok, kimseye bir şey demiyor ve onlara karşı lağım suları, kokulu sular
ve değerli arkadaşlarım, onlara karşı gaz kullanılmak suretiyle sokaklarda
süründürdüler, havuzlarda süründürdüler; onlara yazık değil mi?
ABDULLAH ÇALIŞKAN
(Kırşehir) – Saçmalıyorsun!
M. CEVDET SELVİ (Kocaeli) – İşçiyi dövdürmeye utanmıyor musunuz!
RAHMİ GÜNER
(Devamla) – İçlerinde anneler vardı
onların, içlerinde babalar vardı onların; bunları görmediniz mi? Vicdanınız
sızlamadı mı değerli arkadaşlarım? Sayın İçişleri Bakanı, vicdanın sızlamadı mı
televizyon izlediğin zaman? Sayın Vali, vicdanınız sızlamadı mı? Sayın
emniyetçiler, vicdanınız sızlamadı mı onlara vurduğunuz zaman? (CHP sıralarından
alkışlar) Niye vuruyorsunuz? Halkınızı dövüyorsunuz, halkınızı!
ABDULLAH ÇALIŞKAN
(Kırşehir) – Bağırmadan konuş!
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Ne bağırıyorsun?
RAHMİ GÜNER
(Devamla) – Halk dövülmez, halk sevilir ama siz bunu yapmıyorsunuz değerli
arkadaşlarım. Çıkıyor, Ankara Valisi diyor ki: “Provokasyon var.” Ne provokasyonu arkadaş? Kim yapacak bunlara provokasyonu?
ABDULLAH ÇALIŞKAN
(Kırşehir) – Siz provoke ediyorsunuz?
RAHMİ GÜNER
(Devamla) – Kim bunlara işkence yapacak? Açıklasınlar bunu. Açıklama yok. Bir
durum da yok. Yazık değil mi bu halka?
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
RAHMİ GÜNER
(Devamla) – Neden eziyorsunuz halkımı değerli arkadaşlarım? Ne yaptı bu halk?
Askerlik görevini yapar, vergi görevini yapar, İş verirsen çalışır; var mı
bunun başka şeyi? Devletine saygılıdır ama siz üniter
devleti yıkmaya, Türkiye'nin Misakımillî hudutlarını bölmek isteyen ve bu
uğurda şehit olan askerlerimize, güvenlik görevlilerimize bile saygılı
değilsiniz. Onlara “kelle” diyen siz değil misiniz değerli arkadaşlarım? İşte,
bakın, siz, 30-40 bin kişinin ölümüne sebebiyet veren Sayın Öcalan’a “Sayın
Öcalan” demediniz mi, Öcalan’a değerli arkadaşlarım? (AK PARTİ sıralarından
“Sen diyorsun” sesleri, gürültüler)
ABDULLAH ÇALIŞKAN
(Kırşehir) – Sen diyorsun!
RAHMİ GÜNER
(Devamla) – “Sayın Öcalan” demediniz mi değerli arkadaşlarım siz? (AK PARTİ
sıralarından gürültüler)
ABDULLAH ÇALIŞKAN
(Kırşehir) – Sen dedin!
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Sen söyledin.
RAHMİ GÜNER
(Devamla) – Hayır, yanlış anlamayın, “Sayın Öcalan” demediniz mi ve bundan ceza
yemedi mi adamınız değerli arkadaşlarım? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Kendin söyledin, kendin.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri…
RAHMİ GÜNER (Devamla)
– Şimdi, çıkıp, bağırmayın…(AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Şimdi tutanakları göreceğiz.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri…
RAHMİ GÜNER
(Devamla) – Sizin yerinizde olsam, yüzüm kızarır, sizin yerinizde olsam çıkıp
şu kürsüden konuşmam. Siz Atatürk’ün şu Büyük Millet Meclisini…(AK PARTİ
sıralarından gürültüler)
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SUAT KILIÇ
(Samsun) – Hadi canım, hadi oradan!
ABDULLAH ÇALIŞKAN
(Kırşehir) – Özür dile!
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Güner.
RAHMİ GÜNER
(Devamla) – Sayın Bakanın, Sayın Başbakanın derhâl istifa etmesi lazım,
çekilmesi lazım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Güner.
RAHMİ GÜNER
(Devamla) – Ben, Türkiye'nin bu iktidar giderse başarılı olacağı görüşündeyim.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Sayın Başkan, şimdi Hatip konuşurken hitabının bir yerinde teröristbaşıyla ilgili “Sayın” ifadesini kullanmıştır,
tutanaklardan çıkarılmasını ya da düzeltilmesini istiyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – O yanlış, dili sürçtü.
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Milletin Meclisinde, milletin kürsüsünde teröristbaşına
“Sayın” hiç kimse diyemez.
ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Başbakanın diyor, Başbakanın.
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Sayın Vekil lütfen sözünü geri alsın.
M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Bir dil sürçmesini dahi kullanacak kadar aşağılara düştünüz.
RAHMİ GÜNER
(Ordu) – Benim baştan beri savunduğum, baştan beri söylediğim… Sayın İçişleri
Bakanının Abdullah Öcalan’la özel ve gizli görüşmelerine karşı çıkıyorum.
BAŞKAN – Tamam,
tutanaklara geçti.
RAHMİ GÜNER
(Ordu) – Ona “Sayın Öcalan” dememin imkânı yok. (AK PARTİ sıralarından “dedin,
dedin” sesleri)
ABDULLAH ÇALIŞKAN
(Kırşehir) – Dedin.
BAŞKAN – Sayın Güner, anladım, tutanaklara da geçti.
RAHMİ GÜNER
(Ordu) – Öcalan “Sayın” değildir!
ABDULLAH ÇALIŞKAN
(Kırşehir) – Böyle hata yapamaz!
EŞREF KARAİBRAHİM
(Giresun) – Otur yerine!
ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Dil sürçmesi!
RAMAZAN KERİM
ÖZKAN (Burdur) – Hata oldu yani!
ABDULLAH ÇALIŞKAN
(Kırşehir) – Böyle hata olmaz!
M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Hata oldu.
EŞREF KARAİBRAHİM
(Giresun) – Ne diyorsun! Yani şu olayı büyütecek misin! (AK
PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – On beş
dakika birleşime ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.23
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 19.39
BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Gülşen ORHAN (Van)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin Beşinci
Oturumunu açıyorum.
2010 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu
Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon? Burada.
Hükûmet? Burada.
Şimdi söz sırası
İstanbul Milletvekili Sayın Şükrü Mustafa Elekdağ’da.
Buyurun Sayın Elekdağ. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on bir
dakika.
CHP GRUBU ADINA
ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Dışişleri Bakanlığı bütçesi hakkında
konuşmak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.
Değerli
arkadaşlarım, yararlanabileceğim çok kısa süre Hükûmetin
dış politikası hakkında asgari kapsamda dahi bir değerlendirme yapmama imkân
vermiyor. Bu nedenle, Sayın Dışişleri Bakanına, yanıtlanması ricasıyla sorular
yönelteceğim.
Birinci sorum
Sayın Başbakanın 7 Aralık tarihinde Washington’da Başkan Obama ile yapmış
olduğu görüşme hakkında olacak.
7 Aralık
zirvesinin Türkiye açısından hayati olan yönü kuşkusuz Irak’ın kuzeyinde
konuşlanmış bulunan PKK unsurlarının tasfiyesiydi. Başbakan Erdoğan da
Washington yolunda uçakta bulunan gazetecilere, Obama ile yapacağı görüşmenin
ana gündemini PKK’yı tasfiye planının teşkil ettiğini, bu bağlamda PKK’ya karşı
Kandil ve Mahmur’u da kapsayacak bir ortak strateji oluşturulacağını
açıklamıştı. Oysa ortak basın toplantısında Başkan Obama yaptığı açıklamayla,
PKK’nın tasfiyesi ve Kandil’in temizlenmesi hususunda Türkiye’ye hiçbir destek
vermeyeceğini kesin bir şekilde ortaya koymuştur. Yani Başbakan Erdoğan PKK’yı
tasfiye planı üzerinde Obama’nın desteğini almak için
Washington’a gitmiş ve eli boş dönmüştür. Beni mazur görün ama Başbakanın
Amerika ziyaretinin bilançosu “Sıfıra sıfır, elde var sıfır”dır. (CHP
sıralarından alkışlar)
Türkiye bir NATO
üyesi olarak, değerli arkadaşlarım, Afganistan savaşına kapsamlı ve boyutları
takdir edilen katkıda bulunmaktadır. Türkiye Kabil’in komutasını üstlenmiş ve
buranın korunması için 1.700 askerini göndererek Amerika’yla omuz omuza teröre
karşı mücadele vermektedir.
Sayın Bakan, buna
rağmen neden Türkiye'nin PKK’yı tasfiye planına Amerika’nın destek vermesini
sağlayamıyorsunuz? Bana lütfen burada “Amerika’nın Türkiye’ye anlık istihbarat
verdiği ve Irak hava sahasını Türkiye’ye açtığı” hikâyesini anlatmayın çünkü
Amerika’dan alınan kısıtlı istihbarat karşılığında Hükûmetiniz,
Amerika’nın izni olmadan Türkiye'nin Kuzey Irak’ta harekât yapmayacağı
yükümlülüğü altına girmiştir. Yani Türkiye kutsal bir hak olan meşru savunma
hakkından ve uluslararası hukuktan doğan müdahale hakkından feragat etmiştir.
Bu, Türkiye'nin tarihine, maalesef siyasi tarihine bir kara leke olarak
geçmiştir. Bu gerçeği kimse inkâr edemez.
Amerika’nın iki
yıldır Türkiye’ye verdiği istihbarat bir şeye yarasaydı Hükûmetiniz
bugün karşısında, arkasını Barzani’ye dayayarak Türkiye’ye meydan okuyan ve
siyasi müzakere şartlarını dayatmayı öngören bir PKK bulmazdı. Türkiye'nin bu
konuda beklediği yardım, Amerika’nın fiilen PKK’yla mücadeleye girişmesi değildir.
Türkiye'nin beklediği, Amerika’nın Türkiye'nin Kuzey Irak’ta kendi özgür
iradesiyle kara ve hava operasyonları yapmasına getirdiği kısıtlamaları
kaldırmasıdır.
Sayın Bakan,
Türkiye'nin size sağladığı, siyasi, stratejik ve jeopolitik kozları cesaretle
ve dirayetle kullanarak “stratejik müttefikimiz” diye tanımladığınız
Amerika’yı, PKK terörüyle mücadelede Türkiye'nin uluslararası hukuktan doğan
haklarına koyduğu kısıtlamaları kaldırmaya ikna etmeniz gerekir. Bu beceriyi,
bu yeteneği gösteremezseniz Sayın Bakan, bu kürsüden istediğiniz kadar
“Türkiye’yi bölgesel güç yaptık düzen kurucu ülke yaptık küresel oyuncu hâline
getirdik” teranesini okuyun, bunlar, maalesef, boş ve kof böbürlenmeler
olmaktan ileri gitmez.
İkinci sorum,
Washington’da cereyan eden talihsiz bir olay hakkındadır: 7 Aralık Washington
zirvesinin ardından yapılan ortak basın toplantısındaki açıklamalar, Sayın
Başbakanın, Türkiye'nin İran’
Sayın Bakan,
böyle bir skandalı önleyecek önlemleri alamaz mıydınız? Bu olayın Türk dış
politikasının itibar ve inandırıcılığını zedelemediğini iddia edebilir misiniz?
Şu ağzınızdan düşürmediğiniz proaktif dış politikanız
Washington’da prokomik bir hâle dönüşmedi mi? Bu
skandaldan birkaç gün sonra İran’lı yetkililer ağız
değiştirdiler, ama Washington’da olan oldu: “Bade harabül
Basra.”
Üçüncü sorum,
Ermenistan’la imzalanan protokollerin akıbeti hakkında: Başkan Obama, 7 Aralık
zirvesinde, bu konuda tüm ağırlığını Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan’dan yana koyarak Başbakan Erdoğan’a şu mesajı
verdi: “Protokolleri gecikmeden Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçirerek
onaylayın ve bu suretle Ermenistan’la diplomatik ilişkileri kurun ve sınırı
açın. Onay işlemi ile Karabağ sorununun çözümü arasında bağ kurmanıza karşıyız.
Protokolleri onaylamadığınız takdirde, nisan ayında Amerikan Kongresinde
soykırım tasarısını durdurmak çok zor olur.” Verdiği mesaj bu Obama’nın. Başbakan Erdoğan Obama’ya
verdiği cevapta ise “Protokoller hakkındaki son karar Türkiye Büyük Millet
Meclisi tarafından verilecektir.” dedi. Oysa, Sayın
Başbakan 13 Mayısta Azerbaycan Parlamentosunda Azeri halkına şeref sözü vermiş
ve “Karabağ’ın Ermenistan tarafından işgali sona ermeden sınır kapısı açılmaz.”
demişti. Başbakanın Washington’da ve Bakü’de yaptığı açıklamalar birbiriyle
çelişkilidir. Bunların hangisinin doğru olduğunu bilmek hakkımızdır değerli
arkadaşlarım.
Sayın Bakan,
şimdi sizden kaçamaksız ve dürüst bir yanıt rica ediyorum: Ermenistan’a sınır
kapısını Başbakanımızın şerefiyle garanti ettiği üzere Karabağ’ın işgali son
bulunca mı açacaksınız, yoksa Başbakanın Obama’ya
söylediği gibi, protokolleri Türkiye Büyük Millet Meclisine getirecek ve eğer
Meclis protokollere onay verirse sınırı Karabağ’ın işgali son bulmadan mı
açacaksınız?
Dördüncü sorum
yine protokollerle ilgili: Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan
yaptığı açıklamalarla Türkiye’nin protokolleri ön şart koymadan imzaladığını,
bu nedenle protokollerin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmasının
Karabağ sorununa bağlanmayacağını vurguluyor ve protokoller uygulanıp sınır
açılmazsa anlaşmadan çekilme tehdidini savuruyor, Sayın Bakan, siz ise ön
şartlı imzaladığınızı söylüyorsunuz fakat bunu kanıtlayamıyorsunuz. Ermeni tarafının ise eli kuvvetli. Ermeni tarafı onay
işlemlerinin yerine getirilmesinden itibaren iki ay sonra sınırın açılacağını,
ilişkilerin geliştirilmesi hakkındaki protokole kaydettirmek suretiyle tutumunu
güvence altına almış.
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Siz Ermenistan’ı mı savunuyorsunuz, Türkiye’yi mi savunuyorsunuz?
ŞÜKRÜ MUSTAFA
ELEKDAĞ (Devamla) – Siz ise onay işlemlerinin Yukarı Karabağ sorununun hâlline
bağlı olduğunu protokole kaydettirememişsiniz. Sayın Bakan, insan bu kadar
kolay tongaya düşer mi? Türkiye’yi yıldız gibi parlayan ve küresel roller
üstlenen bir bölgesel güç yapma hayali peşindeki zatıalinizin
bu oyuna gelerek protokollere imza atması bana Ziya Paşa’nın şu beytini anımsatıyor:
“Yıldız arayıp
gökte nice turfa müneccim,
Gaflet ile görmez
kuyuyu rehgüzerinde.”
Beşinci sorum
Irak’la ilişkilerimiz hakkında: Irak’la kırk sekiz anlaşma yaptık diye
böbürleniyoruz ama en yaşamsal anlaşmayı yapamadık, yapamadınız. Irak Merkezî Hükûmeti ile Türkiye arasında 2007’de imzalanan Terörle
Mücadele Anlaşması 4’üncü maddesinde öngörülen sıcak takip hakkı Barzani’nin
karşı çıkması nedeniyle onaylanamadı. Anımsayacaksınız, Hükûmetiniz
tarafından 2008 yılı başında Barzani’ye gönderilen talep listesinde Türkiye’nin
şu dört meşru talebi yer alıyordu:
1) PKK’nın terör
örgütü olarak ilan edilmesi.
2) Örgütün
elebaşlarının Türkiye’ye teslim edilmesi.
3) PKK örgütünün
siyasi bürolarının kapatılması ve kamplarının tecrit edilmesi.
4) PKK’ya
lojistik desteğin kesilmesi.
Barzani bugüne
kadar bu taleplerin hiç birini yerine getirmedi. PKK’nın Türkiye’ye yönelik
kanlı terör eylemlerine destek vermeyi sürdürdü ama buna rağmen siz gene
Barzani önünde yalvar yakar olmaya devam ettiniz ve en sonunda siz…
ABDULLAH ÇALIŞKAN
(Kırşehir) – Biz siz değiliz. Onu siz yaparsınız.
ŞÜKRÜ MUSTAFA
ELEKDAĞ (Devamla) – …Türkiye’nin Dışişleri Bakanı olarak “Diyarbakır’daki Kürt
halkını ayağa kaldırırım.” diye Türkiye’yi tehdit eden, PKK’ya destek veren ve
bağımsızlık için gün sayan Barzani’nin ayağına, Erbil’e
gittiniz. Barzani’ye iletilen dört talep yerine getirilmeden Erbil’e ayak
atmamalıydınız Sayın Bakan. Ben bu yaptığınızı Türkiye için bir zül olarak
görüyorum. Gururunuzu bu kadar esneterek ne elde ettiniz? Hiçbir şey!
Altıncı ve son
sorum terörle mücadele stratejisi hakkında: Sayın Bakan, Hükûmetiniz
tarafından başlatılan ve önce “Kürt açılımı” sonra “demokratik açılım” ve
nihayet “Millî Birlik Projesi” ismi verilen ve hâlâ ana unsurları belli olmayan
girişim esas itibarıyla terör odağını muhatap almayı ve uzlaşmayı
hedeflemektedir. Terörle mücadeleyi terk edip, terörle mücadeleye yönelen bu
strateji şu üç nedenle yanlıştır:
1) Eğer Obama
yönetiminin 2011’de kuvvetlerini Irak’tan çektiği zaman arkasında nispeten
istikrarlı, Amerikan yörüngesinden kaymayan ve bütünlüğünü koruyan bir Irak
bırakmayı ve Kuzey Irak’ı Sünni ve Şii Arapların hışmından korumak için
Türkiye’yi emanet etmeyi öngören bir planı…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
ŞÜKRÜ MUSTAFA
ELEKDAĞ (Devamla) – …varsa -ki var olduğu anlaşılıyor- o zaman Obama
yönetiminin Türkiye’nin Kuzey Irak’taki PKK unsurlarını tamamen tasfiye etmesi
için gerekli şartları yaratması gerekir. Obama yönetimi eninde sonunda bu
gerçeği anlayacaktır.
2) Bölgesel
siyasi dinamikler PKK’yı yalnızlığa iten ve güç aldığı kaynakları kurutan bir
doğrultuda oluşmaktadır.
3) Bugün Türk
Silahlı Kuvvetlerinin dış tehdit algılaması Türkiye’nin acil ve ciddi bir dış
tehditle karşılaşmadığını ortaya koyuyor. Yani bugünün ortamında Türk Silahlı
Kuvvetleri tam gücünü enerjisini PKK terörüne odaklamak imkânına sahiptir.
Son yirmi beş yıl
zarfında Türkiye PKK’yla mücadelede hiçbir zaman bu kadar olumlu koşullardan
yararlanmamıştır değerli arkadaşlarım. Bu durumda Hükûmet
Kuzey Irak’taki PKK unsurlarının silah bırakmasını istiyorsa stratejisini
terörle uzlaşmaya değil terörü tasfiyeye odaklamalıdır.
Bu bakımdan,
izlediğiniz strateji yanlıştır Sayın Bakan. Yanlış strateji yanlış ilaç
gibidir, öldürür.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ŞÜKRÜ MUSTAFA
ELEKDAĞ (Devamla) – Teşekkür ederim. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Elekdağ.
Şahıslar adına
lehte konuşmak üzere Karabük Milletvekili Sayın Mehmet Ceylan. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Süreniz beş
dakika.
MEHMET CEYLAN
(Karabük) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu turda şahsım adına söz
almış bulunmaktayım. Bu vesileyle şahsınızı ve yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Bilindiği üzere,
Türkiye, AK PARTİ İktidarı döneminde dış politikada yıllardır sürdürülen statükocu, korumacı bir politika yerine yapıcı, aktif ve
etkin bir dış politika izlemektedir. Bu dönemde, bölgesinde
ve dünyadaki gelişmelere duyarsız kalan, “Bana ne” diyen, dört tarafı düşman
gören bir anlayış artık terk edilmiş, aksine, cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa
Kemal Atatürk’ün de ifade ettiği gibi “Yurtta sulh cihanda sulh” ilkesi,
prensibi çerçevesinde bölgemizin ve dünyanın sorunlarına duyarlı olan, bu
sorunlara çözüm üretmeye çalışan, birçok donmuş ihtilafta ara bulucu rol
üstelenen, bunun neticesinde de dünyada gerçekten takdir toplayan bir politika
izlemektedir.
Değerli
arkadaşlarım, ifade ettiğim gibi bu dönemde Türkiye’nin dış politikada izlemiş
olduğu politika neticesinde gerçekten komşularımızla olan ilişkilerde ve
bölgemizdeki gelişmelerde çok önemli katkılarda bulunmuş ve önemli sonuçlar
elde edilmiş bulunmaktadır. Bu sonuçları yakın komşularımızla olan ilişkilerimizde,
Orta Doğu’da, Kafkaslarda, Balkanlarda, Akdeniz’de çok açık bir şekilde
görebilmekteyiz.
OSMAN KAPTAN
(Antalya) – Azerbaycan’da da!
MEHMET CEYLAN
(Devamla) – Azerbaycan’da da öyle efendim.
Sayın Başkan,
değerli arkadaşlarım; sınır komşularımız olan Suriye’yle ilişkilerimize bakın,
Irak ile ilişkilerimize, İran ile ilişkilerimize bakın; Gürcistan, Rusya ile
ilişkilerimize bakın; Yunanistan, Bulgaristan, Romanya’yla ilişkilerimize
bakın; hatta Ermenistan ve Kıbrıs Rum Yönetimiyle ilişkilerimize, Azerbaycan’la
ilişkilerimize bakın. Bütün bu konularda gerçekten geçmişe göre çok önemli
ilerlemeler sağlanmış bulunmaktadır. Komşu ve dost ülkelerle vizeler bir bir kalkmaya başlamış ve dış ticaret rakamları bunun
neticesinde çok önemli gelişmeler ifade etmektedir.
Uzlaşmacı ama
onurlu bir dış politika izliyoruz değerli arkadaşlarım. Tabii ki, uzlaşmacı
olmakla birlikte ülkemizin menfaatini koruyan, mazlumları koruyan bir dış
politika izlemekteyiz. Haksızlıklara da yeri geldiğinde hiç kimseden çekinmeden
karşı koymaktayız. Bilindiği üzere, Filistin’de akan kana, haksızlığa, işgalci
ve yayılmacı İsrail’e karşı en sert tepkiyi koyan ülkelerin başında Türkiye ve
Sayın Başbakanımız gelmektedir. Sayın Başbakanımız Davos’ta
olduğu gibi, her platformda cesaretle İsrail’in bu saldırgan, bu acımasız
tutumunu eleştirmekte ve kendilerini barışa davet etmektedir.
Değerli
arkadaşlarım, Türkiye, tabii ara bulucu faaliyetlerine de önem vermektedir.
Bakın, Suriye ile İsrail ilişkilerinde bir ara bulucu rol üstlenmektedir. Yine
İsrail ile Ürdün sorununda, diğer taraftan Filistin sorununda her seviyede
etkin rol oynuyoruz. Daha iki gün önce Mısır Devlet Başkanı ile Sayın
Cumhurbaşkanımız görüştü. Mısır Devlet Başkanı Sayın Hüsnü Mübarek ülkemizi
ziyaret etti ve bugün de Sayın Cumhurbaşkanımız Danimarka’da İsrail
Cumhurbaşkanı Şimon Peres’le
bu konuları görüştü. Geçen yıl Rusya’nın Gürcistan’la, Abhazya
ve Güney Osetya’ya saldırısı neticesinde ortaya çıkan
anlaşmazlığın çözüm noktasında yine Türkiye devreye girmiş ve ara bulucu rol
oynamıştır.
Sayın Başkan,
değerli arkadaşlarım; Ermenistan ile ilişkilerimizi de normalleştirmeye
çalışıyoruz. Bu konuda tabii ki protokoller imzalandı ve Meclisimize geldi.
Şunu burada açık yüreklilikle ifade etmem gerekir ki, Azerbaycanlı kardeşlerimizi,
soydaşlarımızı, dostlarımızı incitecek hiçbir karar, benim de görev yaptığım
Dışişleri Komisyonundan ve bu Meclisten asla geçmez ve geçmeyecektir. Bundan
bütün milletimizin emin olmasını, Azerbaycanlı kardeşlerimizin emin olmasını
bekleriz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.
MEHMET CEYLAN
(Devamla) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Kıbrıs konusunda da gerçekten
bu dönemde çok önemli, olumlu gelişmeler kaydedilmiş bulunmaktadır. Geçmiş
yıllara kıyasla, bundan önceki dönemlere kıyasla gerçekten artık Kıbrıs’ta
elimiz çok güçlü, müzakere konumumuz çok güçlü bulunmaktadır. Daha düne kadar
Avrupa Konseyi binasına giremeyen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yetkilileri,
şimdi gözlemci statüsüyle orada bulunmakta ve büroları bulunmaktadır. Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin İslam Konferansı Örgütünde temsilcisi bulunmakta ve
gözlemci olarak katılmaktadır. On yedi ülkede Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin
resmî temsilcisi bulunmaktadır.
Sayın Başkanım,
değerli arkadaşlar; tüm bunlar göstermektedir ki Türkiye, gerçekten, artık hem
bölgesinde hem dünyada barış üreten, istikrar üreten bir politika izlemekte ve
onurlu bir konuma gelmiş bulunmaktadır. Bu açıdan da bu politikayı gerçekten
ülkemizin bölgemizde ve dünyada…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET CEYLAN
(Devamla) – Cümlemi bitireyim.
BAŞKAN –
Cümleleri öyle bitiriyorsunuz.
MEHMET CEYLAN
(Devamla) – Değerli milletvekilleri, hepinize teşekkür ediyorum. Bütçenin
hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Ceylan.
Hükûmet adına ilk söz,
İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay’a aittir.
Buyurun Sayın
Atalay. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz yirmi dakika,
bir dakika da ek süre veriyoruz, yirmi bir dakika.
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığım ve
bağlı kuruluşlarının bütçesinin görüşülmesi vesilesiyle yüce heyetinizi şahsım
ve Bakanlığım adına en içten duygularımla selamlıyorum. Bakanlığım bütçesi
üzerinde söz alan değerli milletvekillerimize teşekkür ediyorum. Dile getirilen
eleştiri ve tavsiyelerden faydalanacağımızı umuyorum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; önce şunu ifade edeyim -tabii oturuma başlarken de
bugün ifade ettim- dün Ankara Valiliğinin işçilerin gösterisine müdahale
ederken milletvekillerimizin maruz kaldığı durumdan üzüntümü tekrar ifade
ediyorum. Burada ifadeler oldu, yanlış ifadeler. Keşke her şey konuşulsun ama
doğru konuşulsun yani yanlış ve yalan bilgi verilmesin. Burası tabii,
Meclistir. Benim talimatım falan olmamıştır. Bunları herkes bilir, valiliklerin
görev alanıdır. Ben de Ankara Valiliğinden bu konuda bilgi aldım ve ne
yaptığımı da söyledim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3152 sayılı İçişleri
Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve ilgili diğer mevzuatla
İçişleri Bakanlığına, güvenlik, asayiş ve trafik hizmetlerinden sınır, kıyı ve
kara sularımızın muhafaza ve emniyetinin sağlanmasıyla her türlü kaçakçılığın
men ve takibine, il ve ilçelerin genel idaresinden mahallî idareler ve bunların
merkezî idareyle olan alaka ve münasebetlerinin düzenlenmesine kadar çok önemli
görevler verilmiştir.
Bakanlığımız,
kendisine tevdi edilen bu görevleri merkezde, 6 ana birimi, 7 danışma ve
denetim birimi, 4 yardımcı hizmet birimi, 3 sürekli kurul ile 3 bağlı kuruluşu;
taşrada ise, 81 il valiliği ve 892 ilçe kaymakamlığı ve bunlara bağlı alt
birimleri vasıtasıyla yürütmektedir.
Bakanlığımız,
başta vali ve kaymakamlar olmak üzere, her kademedeki görevlileri, polis,
jandarma ve sahil güvenlik personeli vasıtasıyla hiçbir fedakârlıktan
kaçınmadan ve mesai mefhumu gözetmeden ülke çapında, ülkemizin her köşesinde
görevlerini titizlikle yerine getirmektedir.
Güvenlik
hizmetleri, Bakanlığımızın bağlı kuruluşları olan Emniyet Genel Müdürlüğü,
Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı vasıtasıyla
yürütülmektedir. Ben bu vesileyle, bu üç güvenlik kuruluşumuzda gece gündüz,
mesai mefhumu dinlemeden fedakârca çalışan bütün mensuplarımızı buradan
selamlıyorum, hepsine teşekkür ediyorum. İçlerinde hayatını kaybeden, şehit
olan bütün arkadaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Gazilerimizi saygıyla
selamlıyorum ve çalışmalarında bütün arkadaşlarıma başarılar diliyorum.