DÖNEM: 23 CİLT: 56 YASAMA YILI: 4
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
34’üncü
Birleşim
17 Aralık 2009 Perşembe
(Bu Tutanak
Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge
ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı
sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYON-LARDAN GELEN
DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve
Teklifleri
1.- 2010 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(1/759) (S. Sayısı: 442)
2.- 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi
Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2008 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait
Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı
Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/728, 3/934) (S. Sayısı: 443)
A) GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Gençlik ve
Spor Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Gençlik ve
Spor Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
B) YÜKSEK ÖĞRENİM KREDİ VE YURTLAR KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Yüksek
Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçesi
2.- Yüksek Öğrenim
Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
C) DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
1.- Dış Ticaret
Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Dış Ticaret
Müsteşarlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
D) İHRACATI GELİŞTİRME ETÜD MERKEZİ
1.- İhracatı
Geliştirme Etüd Merkezi 2010 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçesi
2.- İhracatı
Geliştirme Etüd Merkezi 2008 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesabı
E) GÜMRÜK MÜSTEŞARLIĞI
1.- Gümrük
Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Gümrük
Müsteşarlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
F) SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
G) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI
1.- Devlet
Personel Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Devlet
Personel Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
H) MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI
1.- Millî Savunma
Bakanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Millî Savunma
Bakanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
I) SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI
1.- Savunma
Sanayi Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Savunma
Sanayi Müsteşarlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
İ) ADALET BAKANLIĞI
1.- Adalet
Bakanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Adalet
Bakanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
J) CEZA VE İNFAZ KURUMLARI İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI
KURUMU
1.- Ceza ve İnfaz
Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Ceza ve İnfaz
Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin
Hesabı
K) TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI
1.- Türkiye
Adalet Akademisi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Türkiye
Adalet Akademisi Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
L) YARGITAY
1.- Yargıtay 2010
Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Yargıtay 2008
Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
M) DANIŞTAY
1.- Danıştay 2010
Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Danıştay 2008
Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İstanbul Milletvekili
Mehmet Sevigen’in AK PARTİ Grubu Başkanına sataşması
nedeniyle konuşması
2.- Ankara
Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın,
Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın CHP Grubu
Başkanına sataşması nedeniyle konuşması
3.- Konya
Milletvekili Faruk Bal’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın,
mensubu bulunduğu Hükûmete sataşması nedeniyle
konuşması
V.- AÇIKLAMALAR
1.- İzmir
Milletvekili K. Kemal Anadol’un, Abdi İpekçi
Parkı’nda sorunlarını dile getirmeye çalışan Tekel işçilerine ve onların
sorunlarını dinlemek için orada bulunan bazı milletvekillerine, güvenlik
güçleri tarafından aşırı güç kullanılmasını kınadığına ilişkin açıklaması
2.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Abdi İpekçi Parkı’nda
sorunlarını dile getirmeye çalışan Tekel işçilerine ve onların sorunlarını
dinlemek için orada bulunan bazı milletvekillerine, güvenlik güçleri tarafından
aşırı güç kullanılmasını kınadığına ilişkin açıklaması
3.- Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Tekel işçilerinin aç
ve açıkta olmadığına, onları tahrik ederek yasa dışı eylem yapmaları yönünde
teşvik eden insanları kınadığına ve orantısız güç kullananlar varsa onların da
bu şekilde davranmalarını tasvip etmediğine ilişkin açıklaması
4.- Adalet Bakanı
Sadullah Ergin’in, Abdi İpekçi Parkı’nda yaşanan
olayların yasal platformda olup olmadığının ayrı bir tartışma konusu olduğuna
ancak milletvekillerinin maruz kaldığı muamelenin tasvip edilemeyeceğine
ilişkin açıklaması
5.- Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Abdi İpekçi Parkı’nda
yaşanan olaylarla ilgili konuşmalar sırasında bir milletvekilinin kullandığı
söz nedeniyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinden özür dilemesi gerektiğine
ilişkin açıklaması
6.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, bütçenin bu programa göre müzakeresini öngören bu
sistemi protesto ettiğine ve yarından itibaren de bütçe müzakerelerine
katılmayacağına ilişkin açıklaması
7.- Ankara
Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın,
AK PARTİ Grup Başkan Vekili Mustafa Elitaş’ın
incelenmemiş ham tutanakları dayanak yaparak, K. Kemal Anadol’un
ifadesini bir bütünlük dışında ifade ettiğine ve ham tutanak ile incelenmiş
tutanak arasında farklılıklar bulunduğuna, tutanağın yeniden incelenmesi
gerektiğine ilişkin açıklaması
8.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, ellerindeki
tutanağa göre konuştuklarına ilişkin açıklaması
9.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, karşılıklı konuşmalar
sırasında meselenin başka yönlere çekildiğine ilişkin açıklaması
VI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- İzmir
Milletvekili Kemal Anadol’un, Van eski Cumhuriyet
Savcısına ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah
Ergin’in cevabı (7/7431) (Ek cevap)
2.- Antalya
Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, bürokrat olarak atanan bakan ve milletvekili
yakınları ile milletvekili adaylarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/10437)
3.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, faiz oranlarına ve
İMKB’ye ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın
cevabı (7/10549)
4.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, TMSF tarafından el
konulan şirketlere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali
Babacan’ın cevabı (7/10550)
5.- Mersin
Milletvekili İsa Gök’ün, TMSF’nin bir taşınmaz satışı
ihalesine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın
cevabı (7/10553)
6.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, bazı fabrikaların
satılmasına veya kapatılmasına,
- Edirne Milletvekili
Cemaleddin Uslu’nun, Tarım
ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumuna yapılan proje başvurularına,
- Kahramanmaraş
Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, TMO yönetimi ile
ilgili iddialara,
- Hatay
Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, et fiyatlarındaki artışa,
- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, armut ürünündeki ilaç kalıntısına,
- Isparta
Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz’ın, Eğirdir’deki elma yetiştiricilerinin zararlarının
giderilmesine,
İlişkin soruları
ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/10628), (7/10629), (7/10630), (7/10631),
(7/10632), (7/10633)
7.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, SGK’ya
borcu olan yerel yönetimlere ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı ( 7/10661)
8.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, seracılıkta kullanılan
elektriğin fiyatlandırılmasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in
cevabı (7/10678)
9.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, varlık barışı
uygulamasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/10681)
10.- Bursa
Milletvekili Abdullah Özer’in, bir medya grubunun satış ihalelerine ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın
cevabı (7/10713)
11.- Bursa
Milletvekili Necati Özensoy’un, TMSF’nin
bir medya grubunun satışı ihalesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı
ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/10724)
12.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, merkezî trafo sistemi
uygulanan yerlerdeki sorunlara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in
cevabı (7/10767)
13.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Batman-İzmir uçak
seferleri konulup konulmayacağına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet
Şimşek’in cevabı (7/10771)
14.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bazı köylerde elektrik
direkleri çukurlarının kapatılmasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet
Şimşek’in cevabı (7/10772)
15.- Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemir’in, Gaziantep’teki köylülerin elektrik ve banka
kredisi borçlarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı
(7/10774)
16.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, personel hareketlerine ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/10958)
17.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, kayıt dışı istihdama
ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in
cevabı (7/11085)
I.-
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 11.00’de açılarak beş oturum yaptı.
2010 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/759) (S. Sayısı: 442) ve 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki
İdare ve Kurumların 2008 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk
Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı
Tezkeresi’nin (1/728, 3/934) (S. Sayısı: 443) görüşmelerine devam edilerek;
Vakıflar Genel
Müdürlüğü,
Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğü,
Türkiye Bilimsel
ve Teknolojik Araştırma Kurumu,
Türkiye Bilimler
Akademisi Başkanlığı,
Atatürk Kültür,
Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı,
Türk İşbirliği ve
Kalkınma İdaresi Başkanlığı,
Diyanet İşleri
Başkanlığı,
Avrupa Birliği
Genel Sekreterliği,
Tütün ve Alkol
Piyasası Düzenleme Kurumu,
Hazine
Müsteşarlığı,
Sermaye Piyasası
Kurulu,
Bankacılık
Düzenleme ve Denetleme Kurumu,
Devlet Planlama
Teşkilatı Müsteşarlığı,
Türkiye
İstatistik Kurumu Başkanlığı,
GAP Bölge
Kalkınma İdaresi Başkanlığı,
2010 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçeleri ve 2008 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesapları;
Atatürk Araştırma
Merkezi,
Atatürk Kültür
Merkezi,
Türk Dil Kurumu,
Türk Tarih
Kurumu,
2010 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçeleri;
Kabul edildi.
Van Milletvekili
İkram Dinçer, Amasya Milletvekili Hüseyin Ünsal’ın,
şahsına,
Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş, Gaziantep Milletvekili
Akif Ekici’nin, AK PARTİ Grubu Başkanına,
Ankara
Milletvekili Hakkı Suha Okay,
Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, CHP Grubu
Başkanına,
Sataşması
nedeniyle birer konuşma yaptılar.
17 Aralık 2009
Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 11.00’de toplanmak üzere birleşime
21.13’te son verildi.
|
|
|
Sadık YAKUT |
|
|
|
|
Başkan Vekili |
|
|
|
Bayram ÖZÇELİK |
|
Murat ÖZKAN |
|
|
Burdur |
|
Giresun |
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
|
|
|
Gülşen ORHAN |
|
|
|
|
Van |
|
|
|
|
Kâtip Üye |
|
No.: 44
II.-
GELEN KÂĞITLAR
17 Aralık 2009 Perşembe
Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri
1.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, bir milli maçta
Azerbaycan bayrağının alınmamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/10324)
2.- Kastamonu
Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun, Ermenistan ile
imzalanan protokollere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10325)
3.- Kayseri
Milletvekili Sebahattin Çakmakoğlu’nun,
gazi ve şehit aileleri derneklerinin törenlerdeki yerine ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/10326)
4.- Bartın
Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, çocuk
işçiliğine ve kayıp çocuklara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/10328)
5.- Mersin
Milletvekili İsa Gök’ün, Ermenistan ile imzalanan protokollere ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10330)
6.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, sendika ve
konfederasyonlara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru
önergesi (7/10342)
7.- Edirne
Milletvekili Bilgin Paçarız’ın, baraj projelerine ilişkin Çevre ve Orman
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10346)
8.- Mersin
Milletvekili İsa Gök’ün, Ermenistan politikasına ilişkin Dışişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/10349)
9.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Ermenistan ile
imzalanan protokollere ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10350)
10.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un, Aydın, Denizli ve Muğla illeri elektrik dağıtım
hizmetinin özelleştirilmesine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/10352)
11.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un, Aydın, Denizli ve Muğla illeri elektrik dağıtım
hizmetinin devrine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/10353)
12.- Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, bir köyün içme suyu
sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/10355)
13.- Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, bir köyün köprü
ihtiyacına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/10356)
14.- Eskişehir
Milletvekili Fehmi Murat Sönmez’in, kayıp kişilere
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/10357)
15.- Mersin
Milletvekili İsa Gök’ün, İstanbul Emniyet Müdürünün bir kabulüne ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/10358)
16.- Batman
Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, terörle mücadeledeki
“karma tim” uygulamasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10359)
17.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa Merkez Polis Evi projesine ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10360)
18.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, bir milli maçta Azerbaycan bayrağının stada
alınmamasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/10361)
19.- Bursa
Milletvekili Abdullah Özer’in, Bursa’daki bir imar planı değişikliğine ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/10362)
20.- Bursa
Milletvekili Onur Öymen’in, bir milli maçta
Azerbaycan bayrağının stada alınmamasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/10363)
21.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, bir işletmenin belediyeye yapması gereken
ödemeyi yapmamasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10364)
22.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, Adana Tapu ve Kadastro
Müdürlüğündeki pisuarların kaldırıldığı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/10365)
23.-
Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un,
belediyelerin borçlarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10366)
24.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, ek sınav düzenlemesine ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10371)
25.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’daki eğitim yatırımlarına ilişkin Milli
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/10373)
26.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, Gördes Genel Lisesi projesine ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10376)
27.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa Merkez Ortaöğretim Pansiyonu projesine
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/10378)
28.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, Osmancalı Kız Meslek
Lisesi projesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10379)
29.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, Adana Öğretmen ve
Öğrenci Veli Rehabilitasyon Merkezi inşaatına ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/10380)
30.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğüyle ilgili
bazı iddialara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10381)
31.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, terör olaylarına ve
terörle mücadeleye ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10383)
32.- Sinop
Milletvekili Engin Altay’ın, Sinop’taki insansız hava aracı deneme uçuşlarına
ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/10384)
33.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, balistik koruyucu yelek
ihalesine ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/10385)
34.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, tıp hatalarına
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10386)
35.- Eskişehir
Milletvekili Fehmi Murat Sönmez’in, domuz gribi
aşısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10387)
36.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, Akhisar Devlet Hastanesi ek hizmet binası
inşaatına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10388)
37.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’daki sağlık yatırımlarına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10389)
38.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, domuz gribi aşısına ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/10390)
39.- İstanbul
Milletvekili Hasan Macit’in, personel alımına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/10391)
40.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, domuz gribi aşısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/10392)
41.- Burdur
Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, domuz gribi aşısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10393)
42.- İstanbul
Milletvekili Sacid Yıldız’ın, domuz gribi aşısına
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10394)
43.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, domuz gribi aşısına
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10395)
44.- Mersin
Milletvekili İsa Gök’ün, D-400 karayolu projesine ilişkin Ulaştırma Bakanından
yazılı soru önergesi (7/10403)
45.- Adana Milletvekili
Hulusi Güvel’in, bazı taşınmaz tasarruflarına ilişkin
Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/10404)
17 Aralık 2009 Perşembe
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 11.00
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal
MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Fatih METİN (Bolu), Murat ÖZKAN (Giresun)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
34’üncü Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.
Gündemimize göre 2010 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı
ile 2008 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki
görüşmelere devam edeceğiz.
Program uyarınca bugün iki tur görüşme yapacağız.
Beşinci turda, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Yüksek Öğrenim
Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü, Dış Ticaret Müsteşarlığı, İhracatı
Geliştirme Etüt Merkezi, Gümrük Müsteşarlığı, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma
Genel Müdürlüğü, Devlet Personel Başkanlığı bütçeleri yer almaktadır.
III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- 2010 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı:
442) (x)
2.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve
Kurumların 2008 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi
ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (1/728, 3/934) (S. Sayısı: 443) (x)
A) GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Gençlik ve Spor Genel
Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Gençlik ve Spor Genel
Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
B) YÜKSEK ÖĞRENİM KREDİ VE YURTLAR
KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Yüksek Öğrenim Kredi ve
Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Yüksek Öğrenim Kredi ve
Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
C) DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
1.- Dış Ticaret Müsteşarlığı 2010
Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Dış Ticaret Müsteşarlığı 2008
Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
(x) 442 ve 443 S. Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri 14/12/2009
tarihli 31’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.
D) İHRACATI GELİŞTİRME ETÜD
MERKEZİ
1.- İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
E) GÜMRÜK MÜSTEŞARLIĞI
1.- Gümrük Müsteşarlığı 2010 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Gümrük Müsteşarlığı 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
F) SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışma Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışma Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
G) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI
1.- Devlet Personel Başkanlığı
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Devlet Personel Başkanlığı
2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerindedir.
Sayın milletvekilleri, şimdi, 3/12/2009
tarihli 26’ncı Birleşimde, bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak
yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin yirmi dakika olması
kararlaştırılmıştır. Bunun için soru sormak isteyenlerin sisteme girmesini rica
edeceğiz.
Tur üzerindeki konuşmalar bittikten sonra soru sahipleri ekrandaki
sıraya göre sorularını yerlerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi on dakika
içinde tamamlanacaktır. Cevap işlemi de on dakika içerisinde bitecektir. Cevap
işlemi on dakikadan önce bitirildiği takdirde geri kalan süre için sıradaki
soru sahiplerine söz verilecektir.
Bilgilerinize sunulur.
Şimdi, beşinci turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın
üyelerin isimlerini sırasıyla okuyorum:
Gruplar:
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına: Muharrem Varlı, Adana;
Emin Haluk Ayhan, Denizli; Cumali Durmuş, Kocaeli;
Mustafa Enöz, Manisa.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına: Fikri Işık, Kocaeli; Kâzım
Ataoğlu, Bingöl; Mehmet Hanifi
Alır, Ağrı; Mehmet Yüksel, Denizli; Mahmut Dede, Nevşehir; Canan Kalsın,
İstanbul; Ahmet Koca, Afyonkarahisar; Ali Osman Sali, Balıkesir.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına: Mehmet Sevigen,
İstanbul; Birgen Keleş, İstanbul; Orhan Ziya Diren, Tokat; Zekeriya Akıncı,
Ankara; Fuat Çay, Hatay.
Şahısları adına: Lehinde Mehmet Sekmen, İstanbul; aleyhinde Ayşe
Jale Ağırbaş, İstanbul.
Şimdi ilk olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubundan başlıyoruz.
Adana Milletvekili Muharrem Varlı, buyurunuz. (MHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz on dakikadır efendim.
MHP GRUBU ADINA MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ve Başbakanlık Yükseköğrenim
Kredi ve Yurtlar Kurumu bütçeleri hakkında MHP Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, teşkilat,
tesis, sporcu ve gençlik konularında plansız, düzensiz, hedefsiz ve başarısız
bir kurum hâline gelmiştir. AKP İktidarı döneminde bu kurumun Genel Müdürlüğü,
spor ile ilgili hiçbir eğitimi olmamasına rağmen tek özelliğinin yandaş medyada
genel müdürlük ve köşe yazarlığı yapmak olan ve en az Bakan kadar yetki gücü
olan, Başbakan torpilli birisi tarafından yönetilmektedir. Sadece Genel
Müdürlüğü değil, il müdürlükleri de spor ile ilgisi olmayan kişiler tarafından
yönetilmektedir.
Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü kendi vazifesi olmamasına rağmen
federasyon seçimlerine müdahale etmektedir. AKP Hükûmetiyle
ne yazık ki siyaset spora da bulaştırılmıştır. Kendi istedikleri yönetimlerin
seçilmesi durumunda o federasyona her türlü maddi destek sağlanmış,
kendilerinden olmayan federasyonlara ise âdeta zulmeder gibi her türlü imkândan
mahrum bırakılmış, maddi destek sağlanmamıştır.
Yine bu konuda şunu da belirtmeliyim ki yurt dışı yarışmalara
sporculardan çok yöneticiler katılmaktadır. Örneğin 9 sporcu gidiyorsa 20 tane
yönetici bu 9 sporcuyla birlikte yarışmalara, müsabakalara gitmektedir.
Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü de bu konuda yeterli denetim
yapmamaktadır.
Az önce de söylediğimiz gibi spora siyaset sokuldu demiştik. Bunun
en güzel örneği Antalya’da yaşanmıştır. Şehir merkezinde Sheraton Otelinin
yanında 250 bin metrekare alan Geçlik ve Spor Genel Müdürlüğüne aitken geçmiş
dönemde Büyükşehir Belediyesine bırakılmış, onların da bu alanı nasıl kullanmak
istedikleri hepimiz tarafından gözlenmiştir. Bu çok kıymetli arazi karşılığında
da Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü vakıflara ait bir arazinin on beş yıllığına
kullanım hakkını almıştır. Bu çok kıymetli arazi heba edilmek istenmişken
mahkeme tarafından bozulmuştur.
Değerli milletvekilleri, buradan Hükûmete
sormak istiyorum: İddaa bayiliklerinin 30 bin TL’ye
satıldığı iddiaları doğru mudur?
Erzurum Kış Oyunları’nın 300 milyon TL’ye bitmesi beklenirken 1
milyar TL harcandığı doğru mudur? Doğru ise bu paralar nerelere harcanmıştır?
Sayın Genel Müdürün bu Kış Oyunları Düzenleme Koordinatörü olarak
aylık 7.500 dolar aldığı doğru mudur?
Ankara 19 Mayıs Stadyumunun tabii çimleri 900 bin euro harcanarak suni halı yapılmışken bir yıl sonra suni
halı sökülerek yeniden çim ekilmiş midir? Bu harcanan parada tüyü bitmemiş
yetimin hakkı yok mudur?
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; işsizlik oranın resmî
rakamlara göre yüzde 14 olduğu ülkemizde gençlik işsiz, kahvehane köşelerinde
kumar ve uyuşturucu batağına düşürülürken Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün
görevi siyaset yapmak mı yoksa gençliğe yeni spor alanları, tesisleri
kazandırıp onları kötü ortamlardan kurtarmak ve toplumun değerli bireyleri
hâline getirmek midir?
Uyuşturucu yaşının ortaöğretime, hatta ilköğretime kadar indiği
günümüzde elbette ki Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne çok büyük sorumluluklar düşmektedir.
Tabii ki burada şunları da söylemeden geçemeyeceğim: Sporda,
iktidara geldiğiniz günden bu yana başarılı sayılabileceğimiz hiçbir müsabaka
yaşanmamıştır. Geçmişte UEFA şampiyonluğunu kazanan Galatasaray, Millî
Takımımızın dünya üçüncülüğü, halterde Naim Süleymanoğlu
gibi bir dünya devi, güreşte Hamza Yerlikaya -Sayın Yerlikaya da şu anda aramızda, milletvekilidir- ve Şeref Eroğlu gibi, atletizmde Süreyya Ayhan gibi başarılı
sporcuları mumla arar hâle geldik. Ne yazık ki son dönemde böyle başarılı
sporcular, başarılı müsabakalar ortaya koyamaz hâle geldik.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın bu kısmında da
Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğüyle ilgili bir şeyler söylemek
istiyorum: Değerli milletvekilleri, Kredi ve Yurtlar Kurumu, Türkiye genelinde
81 il ve 92 ilçe olmak üzere 243 adet yurt binasıyla hizmet vermektedir. Toplam
yatak sayısı 223 bin 675’tir. Bu yıl başvuru sayısı 204 bin 478’dir. Bunların
sadece 62 bin tanesi yerleştirilebilmiştir. Tabii, toplam üniversite öğrencisi
sayısına bakıldığında yeterli bir sayı değildir. Onun için birçok öğrenci
dışarıda kalmakta, birçok öğrenci de öğrenimini terk edip evine dönmektedir.
Kredi ve Yurtlar Kurumu ülkemizde dar gelirli vatandaşlarımızın
eğitim-öğretimini tamamlayabilmeleri için çok önemli bir kurumdur. Hem onların
barınma problemlerini hem de vermiş olduğu nakdi yardımlarla harçlıklarını
çıkarmalarına yardımcı olan bir kurumdur. Ben de üniversite yıllarında bir yıl
Kredi ve Yurtlar Kurumunda kalmış bir arkadaşınızım. O yıllarda yerleşme
konusunda böyle problem yoktu. Öğrenci sayısıyla orantılı olarak yurt sayıları
da artırılıyordu ama AKP İktidarında her şey siyaset uğruna feda edildiği için,
bu kurum da ne yazık ki torpilin had safhaya çıkarıldığı bir kurum hâline
geldi.
Böylesine önemli görevleri ifa eden Kredi ve Yurtlar Kurumu, hem
yatak sayısını artırmalı hem de verilen burs ücretini arttırmalıdır. Tabii
burada sorumluluk yine Hükûmetindir. Siz her ile
üniversite açarken güzel bir iş yaptınız, biz de destekledik ancak aynı oranda
yurt sayısını arttıramadınız, onun için de birçok öğrenci açıkta kaldı. Sizin
bu açığınızı, gönüllü olarak bu işi yapan kurumlar ile yüksek kârlar elde eden
yandaş özel yurt sahipleri bile karşılayamadı. Her şeye tüccar kafasıyla
baktığınız gibi bu çok önemli kurumda bile ne yazık ki tüccar gibi düşünmekten
kendinizi alamadınız.
Değerli milletvekilleri, Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürü burada
mı bilemiyorum çünkü kendisiyle tanışma fırsatını bulamadık. Randevu aldığım
hâlde Sayın Genel Müdürle görüşemedim. Yurtlara kayıt başladığı dönemlerde,
iktidar milletvekillerini bilemiyorum ama muhalefet milletvekillerinin ne yazık
ki telefonuna bile çıkılmamaktadır. Bunu yaparken, Hükûmet
kendisine yeterli desteği verip yurtlar konusunda yeterli yatırımı yapmamasından
mı yoksa arkasındaki siyasi desteğe güvenerek muhalefeti hiçe saymasından mı,
tam olarak anlamış değilim.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞU (Malatya) – Biraz haksızlık yapma.
MURAT YILDIRIM (Çorum) – Muhalefet karşı çıkıyor.
MUHARREM VARLI (Devamla) – Ama şunu unutmayın ki bizler,
milletimizin tertemiz oyları ile seçilmiş, buraya gelmiş ve milletimizin
problemlerini çözmek için uğraş veren milletvekilleriyiz; dar kadro ve
imkânlarla insanlarımıza hizmet vermeye çalışıyoruz. Tabii bunları söylerken
Sayın Genel Müdürü köşeye sıkıştırmak, rencide etmek niyetinde değilim ama
bürokrat, devletin bürokratıdır; muhalefetini de iktidarını da dikkate almak
zorundadır. Eğer siz muhalefeti duymaz ve görmezden gelmeye çalışırsanız
görevinizi yapmış olamazsınız. Netice itibarıyla, bize gelen talepler de
milletimizin talepleridir. Unutmayınız ki sizler de bizler de o insanların
ödediği vergilerle maaşlarımızı alıyoruz. Lütfen, yapacağımız işlerde onlara
layık olmaya çalışalım çünkü bizim insanımız her şeyin en iyisine layıktır.
Tabii, zamanımız çok kısa, söylenecek, sorulacak çok şeyler var
ama bir şeyin daha altını çizmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, dün hem Tekel işçilerini hem de
Demiryolunda iş bırakan işçilerimizi ziyaret ettik.
MEHMET SEVİGEN (İstanbul) – İtfaiyeler.
MUHARREM VARLI (Devamla) – Bakınız, bunlar -elde etmek istedikleri
şeyler- çocuklarının rızıklarını, evlerinin ihtiyaçlarını karşılamak için haklı
mücadelelerini sürdürüyorlar ama 16 tanesi açığa alınmıştı, dün duyduğumuz son
habere göre 26 tanesi daha açığa alındı. Şimdi, kimlere, nasıl, ne mesaj
verilmek isteniyor bilemiyorum ama haklı taleplerini elde etmek uğruna mücadele
veren insanlara hepimizin destek vermesi lazım. Gidin, o Tekel işçilerini -Abdi
İpekçi Parkı’ndalar- bir ziyaret edin. O soğukta…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözünüzü tamamlayınız.
MUHARREM VARLI (Devamla) – …yağmurun, çamurun içerisinde birçoğu
ölüm orucuna başlamış ve birçoğu Diyarbakır’dan gelmiş, Adana’dan gelmiş,
İzmir’den gelmiş.
Ben özellikle iktidar milletvekillerine sesleniyorum: Burada
tekellerin özelleştirilmesinde bizler Sayın Bakana sorduğumuzda, Sayın
Başbakana yöneltilen sorularda Tekel işçilerine hiçbir şey olmayacağını, her
haklarını alacaklarını söylemiştiniz ama şu anda o insanlar mağdur ediliyorlar.
Yani birilerinin haklarını arayabilmeleri için Kandil’den veya Mahmur Kampından
mı gelmesi lazım, ona mı destek verilmesi lazım? Onun için, lütfen gidin, o
işçilerimizle bir görüşün, hakları nedir, ne istiyorlar, bunu temin etmeye
çalışın.
Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Varlı.
Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Ayhan.
MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum
Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi
Grubu adına Dış Ticaret Müsteşarlığı ve İGEME bütçeleri üzerine söz aldım. Yüce
heyetinizi bu vesileyle saygıyla selamlıyorum.
Yaşanan küresel kriz bize bu modelin düşüşünü gösterdi. Finans
piyasalarının yönlendirdiği ekonomik büyüme modeli, yerini bilgiye, yüksek
verimliliğe ve teknolojik rekabete dayalı büyüme modeline bırakıyor. Dünyada
yeni iş bölümleri oluşuyor. Küresel ısınma, bilişim teknolojileri ve yüksek teknolojiye
geçiş uluslararası iş bölümünü değiştiriyor. Yanlış yapısal politikalar
geliştiren ülkeler, uluslararası iş bölümüne uyum sağlayamayacaktır.
Bu nedenlerle, Türkiye ihracatı için yapısal politikalarınız,
Türkiye ihracatını yeniden şekillenen uluslararası iş bölümünün neresinde
gördüğünüz konularını açmak istiyorum. Sermaye yoğun sanayiler ile kalite ve
fiyat rekabetinde mi, teknoloji yoğun ürünleri üreten, satan bir ülke olarak
mı, bilgi yoğun ileri sanayi sektörlerinde söz sahibi ülke olarak mı? İleri
teknoloji ürünleri ihracatına ilişkin açıklamalarınız var. Ancak “ileri
teknoloji ürünleri” dediğinizde neleri kastediyorsunuz, bunlardan bahsetmek
istiyorum.
Örneğin, Çin’in dünyanın yeni üretim üssü hâline gelmesi, gelişmiş
ülkeleri üretim maliyetlerine bağlı rekabetçilikten kaçınmak için “manufuture planlaması” olarak tanımlanan bir stratejiye
götürüyor. Buradan hareketle, uluslararası iş bölümüne uyum sağlamak için,
dünyada olduğu gibi, ülkemizde de dış ticaretin yapısal bir dönüşüme ihtiyacı
var. Bunu sadece biz söylemiyoruz, Merkez Bankası tarafından yapılan “Türkiye
İmalat Sanayisinin İthalat Yapısı” konulu araştırma, üretimin içindeki ham
madde, malzeme ve makine teçhizatının payının yüzde 67’sinin ithal edildiğini
söylüyor. Bu çok yüksek bir oran. Bu oranın bu kadar yüksek
olmasının nedeni ise yurt içi üretim yetersizliği, ithal girdilerin ucuzluğu,
küresel üretim zincirlerinin etkisi ve yurt içi kalite yetersizliği olarak
sıralanmakta. Yine aynı raporda, ülkemiz, gelişmekte olan ülkeler arasında
imalat sanayisi genelinde ihracat miktarı başına ithal ara malı oranı en yüksek
ülke olarak ifade ediliyor. Bu tespitin karşısında, Çin’in de dünyanın en
önemli ikinci ihracatçı ülkesi olmasına karşın, önemli bir ithalatçı olduğu
savı geliştiriliyor. Evet, Çin, aynı zamanda önemli bir ithalatçı ancak ihracat
miktarı başına ithal ara malı kullanımının oranı en düşük ülke. Diğer taraftan,
ülkemizdeki yüksek enerji ve iş gücü maliyetleri nedeniyle, diğer ülkelerin
ucuz ürünleriyle rekabet etmenin mümkün olmadığını ifade ediyorsunuz. Bunun
için de fiyat-kalite rekabeti üzerinde yoğunlaştığınızı ifade ediyorsunuz.
Elbette pazarın yapısına, alım gücüne bağlı olarak uygun maliyette üretim
yapacağınız ve fiyat rekabetine gireceğiniz pazarlar var ancak bunu tüm Türkiye
ihracatı için bir politika olarak benimsemeniz yanlış. Günümüzde dış ticarette
söz sahibi ülkeler maliyet-kalite odaklı stratejiler dönemini geride bırakmış,
teknoloji yoğun ve daha ötesi bilgi yoğun ileri sanayi sektörlerine kaymışlar.
Yani dünya ticaretine yön veren ülkeler ihracatlarını dış talebin
şekillendirmesine izin vermiyorlar, talebi şekillendirmek yoluna gidiyorlar.
İşte bu nedenlerle alternatif stratejiler geliştirmek gerekiyor ve yapısal
dönüşüm ihtiyacı burada ortaya çıkıyor ancak Komisyonda bu konulara ilişkin
sorduğumuz sorulara aldığımız cevaplar alternatif stratejiler geliştirme ve
yapısal dönüşüm ihtiyaçlarına ilişkin uzun soluklu politikalarınızın maalesef
olmadığını gösteriyor. Ülke masaları stratejisi ile hedef pazarların yeniden
yapılandırılması amacı taşıdığınızı ifade ediyorsunuz. Hedef pazarları mı,
üretimi mi yeniden yapılandırmak gerekiyor? Mevcut ürün yelpazeniz ve üretim
yapınız ile pazarları yeniden nasıl yapılandıracaksınız ancak talebi
şekillendirebilirsiniz, bunun için de üretim senaryolarını katma değerli ileri
teknoloji ürünleri üzerinde yoğunlaştırmak lazım, teknoloji senaryoları
geliştirmek lazım. Bugün dünyada teknoloji senaryoları konuşulduğunda
elektrik-elektronik, makine ve imalat ve bilişim gibi teknolojilerin kendisinden
bahsedilmiyor. Her sektörün katma değer ve yenilik yaratacak teknolojiyi
bünyesine katması kastediliyor, bu çalışmalar destekleniyor, üretimi geliştirme
destekleniyor. Hâlen sermaye yoğun sektörler ile yoluna devam eden sanayimizin,
bilimsel, mühendislik içeriği ile teknoloji ürünleri safhasına ne zaman ve
nasıl geçirileceği konusunda proje ve projeksiyonlarınızı
da öğrenmek isterim. Eğer politikanız mevcut ürünler ile yeni pazarlara girmek
ise bunu kısa dönemde yapabilirsiniz ancak çok kısa dönemde bu pazarlarda
rakipleriniz yerinizi alacaktır. Kalıcı küresel rekabet gücü için uzun vadeli
bir bakış açısına ihtiyaç olduğunu kabul etmek gerekiyor. Kalıcı küresel
rekabet gücü için üretim ve ihracatın yapısal sorunlarının çözülmesi
gerekmektedir. Üretim ithalata, dolayısıyla ihracat ithalata bağımlı hâle
gelmiştir. İhracatın yaklaşık yüzde 40’ı büyük ölçekli ihracatçı firmalar
eliyle gerçekleştirilmektedir. Bu, on yıl önce de böyleydi, beş yıl önce de
böyleydi, bugün de. Hâlen, firma bazında tek pazar bağımlılığı var. İhracatın
yüzde 80’i yirmi ülkeye yönelmiş. Enerji maliyetleri çok
yüksek. İhracatın teknolojik altyapısı maalesef yetersiz. ARGE
çalışmalarını desteklemekle beraber ÜRGE çalışmaları desteklenmemektedir.
Bu sorunlar çözülmeden, Türkiye'nin ihracat artışı istatistiksel
verilerin ötesine geçemeyecektir. Bu durum, bugüne kadar yürütülen ve “ihracat
stratejisi” olarak adlandırılan stratejilerin strateji olmadığını göstermiştir.
Strateji olarak ifade edilen unsurlar aslında ihracat destekleridir. Bu yapısal
sorunları aşacak projeleri ortaya koymadan, stratejiler geliştirmeden,
maalesef, Türkiye ihracatını bir yere taşımanız mümkün olmaz.
Diğer taraftan, krizden etkilenen sektörlerin yeniden
canlandırılması için yapılacakların planlanması önem arz etmektedir. Bu
sektörleri nasıl canlandıracaksınız? Bu politikaları da krizin etkisinden
geçtikten sonra mı belirlemeyi düşünüyorsunuz? Buna ilişkin bir çalışmanızı ve
politika önerinizi maalesef işitmedik. Uzun dönemde krizden etkilenen
sektörlerin yeniden canlandırılması, yeni rekabet stratejileri geliştirilmesi
ve tarife dışı engellere hazırlık yapılması gerekmektedir.
Sonuç olarak Türkiye dış ticareti, kriz öncesinde de kriz
döneminde de üretim, ihracat, ithalat karmaşası içindedir, kriz sonrasında da
böyle olacaktır. Geleceğe yönelik olarak sadece bir istatistiksel hedef vardır,
hedef: 500 milyar dolar. 500 milyar dolar ihracat hedefi, istatistiksel bir
hedeftir. İstatistiksel bir hedef değil, sonuç olmalıdır. “Bu hedefe nasıl
ulaşılacaktır?” sorusunun cevabı “Fiyat rekabetiyle sağlanacaktır, destek
araçlarıyla sağlanacaktır veya yeni pazarlara girilecektir.” değildir. Bu
sorunun cevabına, arka koltuk yolcusu olarak ulaşamazsınız, ön koltuğa geçmek
lazım. Şimdiye kadar arka koltukta oturup ön koltukta gidiyormuş havası
verildi. Bunun gerçekleşmesi mümkün değil; böylece dış ticaretin, ihracatın bir
yere gitmesi mümkün değil.
Şimdi ifade etmek istediğim birkaç husus var. Gerçekten biz geçen
yıl birtakım şeyleri ifade etmek istedik; gerek burada gerek Komisyonda krizin
geldiğini, krizin başladığını ifade ettik. Ne söyledik o zaman? AKP Hükûmeti gerçekten ne yaptı?
Şimdi, geçen yıl, makroekonomik veriler ve dış ticarete ilişkin
verilere baktığımız zaman bunların yanlış olduğunu ifade ettik. Burada bu görüşmelerin
yapılması esnasında o günkü Sayın Bakan da buraya getirdikleri rakamların,
ithalatın yüzde 25, ihracatın yüzde 17 daha -ne yaptı- düşük olarak
gerçekleşeceğini açıkladı.
Yani yamaca bir temel attınız, temelin aslı esası yok, onun
üzerine yamuk yumuk, demiri eksik, çimentosu eksik kolonlar çıktınız. Hedefler
nazari olarak kitaplarda aynı kaldı. Hedeflere inanmadığınızı burada sizler de
beyan ettiniz. Şimdi -bugünkü hedefler- o yamaçtaki temelsiz, isnatsız temelin
üzerine çıkılan, demiri, çimentosu eksik kolonun üzerine yine demiri, çimentosu
eksik bir -ne atıyorsunuz- kat betonu atıyorsunuz.
Şimdi, bu sonuçlarla, bu ekonomik verilerle bir yere gitmek mümkün
mü? Bunların gerçekçi olmadığını sizler de çok iyi biliyorsunuz. İşin gerçekten
-ne var- statiğinin düzgün olması lazım. Diğer taraftan bakıyoruz, siz 300
milyar dolarlara ulaşan dış ticaret hacmi için tedbirler getirmiyorsunuz,
serbest bölgeler için, 1 milyon dolar etkileyecek üreticiler için tedbirler
getiriyorsunuz. Bu işler gerçekten gayriciddi.
Geçen, tasarı olarak geldiğini düşündüğümüz -üzerinde tasarı
olarak- serbest bölgelerle ilgili bir mevzuat değişikliği geldi. Kısa bir dönem
önce yapılmıştı fakat herhâlde yetişmesi gerekiyordu, bunu
gerçekleştiremediler. Fakat tasarının daksille silindiğini,
üzerine el yazısıyla teklif yazıldığını gördük.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözünüzü tamamlayınız.
EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Bu, işin ne kadar gayriciddi ele
alındığını gösteriyor.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Dikkatinizi ölçmek için yaptık.
EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Şimdi, bu teklif olarak geldikten
sonra biz hayli düşündük. Bize muhalefet şerhimizin çok acele olarak
yetiştirilmesi gerektiğini söylediler, yetiştirdik de nitekim fakat yukarıda
bekliyor. Sorduk: “Bu hangi firmaya, ülkenin hangi sektörüne hitap ediyor?”
Gerçekten hitap etseydi, bizler de bilseydik, bir katkı sağlamaya çalışacaktık.
İktidar kanadı, teklifi veren arkadaşlar veya önceden tasarı şeklinde geldiyse
onun sahibi Hükûmet, bize bunun hangi firmaya, hangi
sektöre ait olduğunu söylemekten imtina etti. Gerçekten, arkadaşlar, biz
bilseydik -biz oralarda hizmet ettik- daha çok faydalı olabilirdik.
Buna benzer birtakım hadiseler var. Buralarda AKP’nin iktidara
geldiğinden bu yana yaptığı faaliyetlerde, makroekonomik faaliyetlerde, dış
ticarete yönelik faaliyetlerde ülkeyi nereye götürdüğü çok açık ve net bir
şekilde ortaya çıkmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Ayhan…
EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ayhan.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Dikkat konusundaki notunuz 100
üzerinden 100.
BAŞKAN – Kocaeli Milletvekili Cumali
Durmuş.
Buyurunuz Sayın Durmuş. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA CUMALİ DURMUŞ (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın
Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı kapsamında Gümrük Müsteşarlığı bütçesi üzerinde
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Saygıdeğer milletvekilleri, teşkilat yapısı merkez ve taşra
teşkilatından oluşan kurumun görevi, gümrük ve gümrük muhafaza hizmetlerini
düzenlemek, yürütmek, kaçakçılık fiil ve teşebbüsleriyle mücadele etmektir.
Ülkemiz, ekonomik, ticari ve siyasi yapıları farklı ülkelerle
komşu,
Gümrükler, vatandaşlarımızın sağlığının ve güvenliğinin
korunmasıyla görevli olmalarının yanı sıra, tehditlerle mücadelede ve gelir
toplanmasında da önemli görevler üstlenmişlerdir. Gümrük Müsteşarlığı, bütçeden
aldığı çok az kaynaklarla görevini yerine getirmektedir. Dünya ülkeleriyle
sağlam bir rekabet gücüne sahip olabilmemiz için ilk önce yasal ticaretin
hızlanması, yasa dışı ticaretin önüne geçilmesi gerekmektedir.
Değerli milletvekilleri, kaçakçılık, insanlık tarihi boyunca
süregelen ve toplumları büyük zararlara uğratan, kanun ve nizamlara
uymayanlara, devletin ekonomisine, zaman zaman insan
sağlığına ve çevreye büyük zararlar veren önemli bir toplum sorunudur.
Özellikle yasal ticaretin önünü açmak için kaçakçılıkla etkin mücadele gerekmektedir.
Kaçakçılık fiilleri, cezaların artırılması, gümrüklerde ve sınırlarda
olağanüstü önlemler alınmasıyla önlenemez. Eğer Türkiye’de ekonomi kayıt altına
alınabilirse kaçakçılığa hareket alanı kalmayacaktır. Kaçakçılık fiili, hudut
çizgisinde ve gümrük kapılarında değil tüm yurt sathında denetlenmelidir. Bunun
tek yolu ekonominin kayıt altına alınması ve piyasa denetiminin kurulmasıdır.
Eşyanın gümrükte bekleme süresinin asgariye indirilmesi, zaman kayıplarının ve
gereksiz harcamaların önüne geçilmesi suretiyle ticarette gümrük işlemlerinden
kaynaklanan maliyetin düşürülmesi ve özellikle sanayi için girdi niteliğindeki
eşyanın kısa zamanda ekonomiye kazandırılması gerekmektedir. Zamanı daha etkin
kullanım amacıyla elektronik ortama geçilmesi göründüğü kadar sorunları
çözmemiştir. Sıkıntıların başında veri tabanı ve hataları, kullanılan
sistemlerin çökmesi nedeniyle gecikmeler firmalara ek maliyet ve zararlara
sebebiyet vermektedir. Gümrük işlemleri, şirketlerimizin rekabet gücü üzerinde
doğrudan bir etkiye sahiptir. Dış ticaretin önündeki hukuki engellerin
kaldırılması yönünde somut adımlar atılmalıdır. Sektör çalışanları tecrübeli
bürokratlar ve uzmanlar ile Hükûmet yetkililerinin
ortaklaşa çalışarak gerekli yasal düzenlemeleri yapmaları şarttır. Genel
anlamda baktığınızda işleyiş, bürokrasi olarak hantallaşan ve kendi
yandaşlarıyla kurumlarda deneyimsiz elemanlarla hizmet vermesi, hizmet alanı da
vereni de rahatsız etmektedir.
4458 sayılı Gümrük Kanunu içerisinde ek ve değişiklikler yapan
5911 sayılı Kanun 7/10/2009 tarihinde yürürlüğe girdi.
Bahsi geçen Gümrük Kanunu’nun 225’inci maddesinde yapılan eklemeler sonucunda
hızlı kargo taşımacılığı yapan şirketlere ve posta idarelerine “dolaylı
temsilci” sıfatı verildi. Gümrük işlemlerini takip etme ve sonuçlandırma
yetkisi tanınmaktadır. Sözde buradaki amaç, ticarette süratin artırılması ve
maliyetin düşürülmesi, kıymeti düşük malların daha az işleme tabi tutularak
gümrük işlemlerinin hafifletilmesidir.
Dolaylı temsil yetkisi, düzenleme yapılmadan önce Gümrük Kanunu
içerisinde açıkça yalnız gümrük müşavirlerine verildiği hâlde yeni düzenlemeyle
gümrük mevzuat bilgisine sahip olmayan kişi ve kurumlara yetki tanınmaktadır.
4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun geçici 6’ncı maddesinde belirtilen, gümrük
müşavirleri kamu kurum niteliğindeki meslek kuruluşu olma özelliğine bir an
önce kavuşturulmalıdır.
Dış ticaretin yüzde 85’inde etkili olan gümrük müşavirliklerinin
özellikle beş bölgede, İstanbul, İzmir, Mersin, Bursa ve Ankara’da oda olmaları
sağlanmalıdır. Odalar Birliği, Gümrük Müsteşarlığına yap-işlet-devret konusunda
nasıl destek oluyorsa gümrük müşavirleri derneklerinin beş bölgeden sonra
Ankara’da odalar birliği oluşturmasına engel olmamalıdır. Bu anlamda Kanun’un
uygulanması konusunda keyfî davranılmaktadır.
Sayın milletvekilleri, bütün problemler bir yana, çözülmesi
konusunda “Ben yaptım, oldu.” değil, öncelikle bakanlıklarla yazışmaların
azaltılması ve kolaylaştırılması için birbiriyle bağlantılı olan olmazsa olmaz
bakanlıkların ve kurumların birleştirilmesidir. Yani Maliye Bakanlığı, Dış
Ticaret Müsteşarlığı, Gümrük Müsteşarlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı, Hazine
Müsteşarlığı ve Devlet Planlama Teşkilatı, bunları tek çatı altında
topladığımız zaman hem devletteki hantallığı kaldırır, işleyişi hızlandırır ve bunun
sonucunda ekonomiye daha çok getiri sağlamış oluruz. İhracatçı ve
ithalatçılarımızın önünde sorun teşkil eden, çözüm üreten, hızlı, bürokratik
engellerin minimize edildiği bir yapılanma mutlaka gerekmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hazırlık aşamasında bulunan
Gümrük Müsteşarlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı’yla
yapılacak değişiklikle, kurumun başına belası varsayılan rüşvet ve kaçakçılığın
önleneceği düşünülüyor. Bu bağlamda AKP’nin genel manada zihniyeti, teşkilatı
ve personeli korumak ve kollamak değildir. Bizleri dehşete düşüren, kurumun
denetlenmesi konusunda en güvenilir birim olan Teftiş Kurulu Başkanlığının
kaldırılma düşüncesidir. Gerçekten de aslında bütün kurumlara baktığınızda,
teftiş kurullarının “kızak” diye tabir edilen noktada olduğu bilinen bir
gerçektir. Kurumlardaki bu birimi kaldırdığınız zaman, adli vakaları nasıl
yargıya ve kolluk güçlerine aktarmada hızlı davranacaksınız, bu konuda nasıl
şeffaf davranacaksınız? Ya da soruyu net soralım: Bu yapılanlarla hangi
yandaşlarınızı koruyup kollayacaksınız? Yapılacak düzenlemeler, kurumun
iyileştirilmesi, israfın önlenmesi ve kurumun koordinasyon içinde hareket
etmesine yönelik olmak yerine, kadrolaşma nasıl sağlanabilir, denetimden ve
yargıdan nasıl kaçınılabilir olmamalıdır.
Saygıdeğer arkadaşlar, AKP Hükûmetinin
yaptığı her icraatın sonunda her şeyi nasıl eline yüzüne bulaştırdığını
görmekteyiz. Yavaş yavaş değil, “Ben yaptım, oldu”
sonucu, ülke menfaati değil, ticaretimizin canlanması değil, bütçeye gelir
sağlamak değil, kendi yandaşlarını, daha doğrusu kendi menfaatlerini
korumaktır.
Gelişen teknolojinin nimetlerini planlı, modern bir
şekilde, yüzünüzü sadece AB ve ABD’ye dönerek onların istediği doğrultuda değil
kendi ülkemizin ve milletimizin menfaatleri gözetilerek teknik donanımların
gümrük teşkilatının eş zamanlı olarak bütün birimlerinde işleyişe geçirilmesi,
yani kara, demir yolu, askerî hava hudut kapılarında, bütün merkez ve taşra
teşkilatıyla aynı zamanda uygulanmasıdır.
Türk markalarının dünya çapında duyurulması, en azından ihracatı
konusunda önüne engeller koymak yerine işleyişi hızlandırıp işletmelere destek
olmaktır.
Kaçakçılıkla etkin mücadele edilmemesi, ülkemizde ekonomik,
sosyal, siyasi, kültürel her alanda onarılmaz yaralar açmaktadır. Bu kapsamda
gümrük kolluk kuvveti olan muhafaza sınıfı personelinin yetki ve donanım olarak
kaçakçılıkla mücadelede etkinliği artırılmalı, genel idare hizmetleri sınıfı
yerine diğer kolluk kuvvetlerinin sahip olduğu mali, sosyal haklara sahip olmalıdır.
Bununla birlikte kurum çalışanlarının motivasyonu için
çalışma ortamlarının fiziki ve teknik donanımları iyileştirilmeli,
modernleştirilmeli, sosyal ve mali haklara mutlaka kavuşturulmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurunuz.
CUMALİ DURMUŞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Ülkemizden ve üzerinden kaçakçılığı yapılan eşya, akaryakıt,
alkol, sigara ve uyuşturucu gibi iktisadi hayatımızı son derece olumsuz
etkileyen kaçakçılık türlerine ilaveten birçok başka kaçakçılık türü
gelişmiştir. Sözde, Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde ve sınır komşusu ülkelerde
yaşayan halk düşünülerek giriş-çıkış, muafiyet hakkından yararlanılmasıyla yeni
bir zafiyet ortaya çıkmıştır. “Günübirlikçi” olarak adlandırılan, gümrükte
çalışan herkesin her anlamda görev yetkisini zorlaştıran ve yığılmalara neden
olan bu sistem başlı başına bir sorundur, kaçakçılığın farklı bir boyut
kazanmasına neden olmuştur.
Kaçakçılıkla mücadelenin sadece sınır kapılarından eşyanın yasa
dışı geçişinin önlenmesi olarak tanımlanmasının dar kapsamlı olduğu
düşünülmemeli, kaçakçılık fiilinin planlanması, yaşa dışı eşyanın üretilmesi,
özellikle uyuşturucu maddeler gibi…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen Sayın Durmuş…
CUMALİ DURMUŞ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Türkiye devletini oluşturan kurumların içinde önemli bir yer işgal
eden Gümrük Müsteşar-lığımızın 2010 bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Durmuş.
Manisa Milletvekili Mustafa Enöz.
Buyurunuz Sayın Enöz. (MHP sıralarından
alkışlar)
MHP GRUBU ADINA MUSTAFA ENÖZ (Manisa) – Sağ olun.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet Personel Başkanlığı
ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü bütçeleri üzerine
Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış
bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, Anayasa’mızın 2’nci maddesinde yer alan
sosyal devlet ilkesi, devletin çalışanlara insanlık onuruna uygun bir hayat
düzeyi sağlanmasını öngörmektedir.
Anayasa’mızın 5’inci maddesi de devletin temel amaç ve
görevlerinin, kişinin temel hak ve hürriyetlerini sosyal hukuk devleti ve
adalet ilkeleri ile bağdaşmayacak surette sınırlayan ekonomik ve sosyal
engelleri kaldırmak, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli
şartları hazırlamak olduğunu beyan etmektedir.
Özellikle 49’uncu madde de devletin, çalışanların hayat seviyesini
yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı
desteklemek ve işsizliği önlemeye elverişli ekonomik ortam oluşturmak için
gerekli tedbirleri alma yükümlülüğünün olduğunu belirtmektedir. Ancak Hükûmet, Anayasa’mızın öngördüğü sosyal devlet ilkesini
görmezden gelerek memuru ve çalışanı ezmekte ve ona köle olarak bakmaktadır.
Sayın milletvekilleri, Türkiye Kamu-Sen’in “Gelir Dağılımının
İyileştirilmesi Sorunu ve Politikalar” adıyla yaptığı araştırmaya göre Türkiye,
OECD ülkeleri arasında gelir dağılımının en bozuk olduğu 2’nci ülke, yoksulluk
oranında ise en yüksek 3’üncü ülke konumunda bulunmaktadır. Türkiye’de hâlen en
düşük gelire sahip 14 milyon fert toplam gelirin yalnızca yüzde 6,1’ini alırken
en yüksek gelirli 14 milyon fert ise toplam gelirin yüzde 44,4’ünü almaktadır.
Ülkemizde en düşük gelirli grup ile en yüksek gelirli grup arasında yaklaşık
7,3 kat fark bulunmaktadır. Uluslararası bilim çevrelerine göre bu fark 8 kat
olduğunda ülkede sosyal patlamalar meydana gelmektedir. Buna göre ülkemiz 7,3
kat farkla son derece kritik bir bölgede bulunmaktadır.
Hükûmetin Türkiye’de gelir
dağılımı konusuna daha fazla önem vermesi ve konunun farklı boyutlarını dikkate
alması gerektiği inancındayız. Toplumda ortaya çıkan ve kimi zaman çatışmaya
dönüşen, birçoğunda da çatışmaya dönüşme potansiyeli taşıyan sorunların çözümü
için atılacak ilk adım, uygulanan ekonomi politikalarındaki tercihlerin dar ve
sabit gelirlilerin öncelikli talepleri doğrultusunda değiştirilerek gelir
dağılımı yapısının daha fazla geç kalınmadan düzeltilmesidir.
Sayın milletvekilleri, şunu özellikle belirtmek istiyorum: AKP hükûmetleri döneminde kamu personel reformunun mutlaka
yapılacağı belirtiliyordu ancak maalesef bu, bugüne kadar yapılmadı. Mutlaka
çıkartılması gereken kamu personel yasası bir an önce çıkartılmalıdır. Bunun
yerine AKP hükûmetleri döneminde akıl almaz şekilde
memur kıyımına gidilmiş, kendileri gibi düşünmeyen veya kendi yandaşı sendikaya
üye olmayan memurlar sürgün edilmişler, yetkileri elinden alınmış veya yerleri
değiştirilmiştir.
AKP hükûmetlerinin siyasi olarak
çok planlı bir şekilde yapmış olduğu memur atamalarını sizinle burada bir kez
daha paylaşmak istiyorum: Kendi yandaşları olan partili insanların dediklerini
yerine getirmek amacıyla, kendi yandaşı memurları hiç hak etmedikleri ve
liyakatleri tutmadığı hâlde sadece ve sadece yüksek ücret alsın ve yüksek
ücretle emekli aylığı kazansın diye üst kadrolara atama yapmaktadırlar. Yapılan bu atamalarla, kendi yandaşı olan ve o makamı asla hak
etmeyen insanlar en üst dereceden emekli olabilmektedirler.
Sayın milletvekilleri, yurt genelinde Tekel bünyesindeki
Yaprak Tütün işletme müdürlüklerinde çalışmakta olan 12 bin işçinin -ki en
yenisi on üç yıllık çalışma süresine sahiptirler- kamuoyunda 4/C uygulama,
adıyla bilinen, özelleştirme uygulamaları sonucunda işsiz kalan ve bilahare
işsiz kalacak olan işçilerin, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında geçici
personel statüsünde istihdam edilmelerine dair Bakanlar Kurulu kararı doğrultusunda
değişik kamu kurum ve kuruluşlarına gönderilmeleri söz konusudur.
Bu işçiler, şu anda, Ankara’da, Hükûmete
seslerini duyurabilmek için yağmur ve soğuk dinlemeden mücadele vermektedirler.
Bu işçilerin tek hedefi, insanca yaşam koşullarını kaybetmeden ailesinin, çoluğunun çocuğunun nafakasını temin etmektir. Bu haklı
talepler karşısında Hükûmet ne yazık ki bugüne kadar
hiçbir olumlu cevap vermemiştir.
Ben, buradan Hükûmeti uyarıyorum ve
diyorum ki: 12 bin işçinin sesini duyun ve bunların hakkını gasp etmeyin.
4/C kapsamında çalışanlar, sosyal haklar açısından büyük
haksızlığa uğramaktadırlar. Ne işçi ne de memur statüsünde kabul edilmeyen 4/C’liler, işçi sendikalarına mı yoksa memur sendikalarına mı
üye olabilecekleri belirtilmediği için sendikal haklarını da
kullanamamaktadırlar.
Ayrıca, bir yıldan az süreyle çalışmaları öngörüldüğü için ücret
ve sosyal haklarını en fazla on ay süreyle alabilmekte, geriye kalan iki aylık
sürede ne sosyal güvenceleri ne de ücret hakları bulunmamaktadır.
Dört ayda iki günden fazla sağlık raporu alamayan ve mazeret izni
kullanamayan 4/C’lilerin hasta olmaya dahi hakları
yoktur.
Geçmişte kullanılan çalışanları vahşi kapitalizmin kucağına itmek
politikasını AKP Hükûmetinin çok iyi başardığını
burada özellikle belirtmek istiyorum. AKP Hükûmeti,
ülkemizde uygulamakta olduğu çalışma politikasıyla, çalışanları iş
güvencesinden yoksun bırakarak çalıştığı şirketin kölesi hâline getirmekte,
denetleyicilikten yoksun bir devlet anlayışı içerisinde sosyal devlet
ilkesinden uzaklaşarak çalışanların sömürülmesine göz yummaktadır.
Değerli milletvekilleri, konuşmamın bu bölümünde Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü bütçesinden bahsetmek istiyorum.
Gücünü Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Türkiye Cumhuriyeti
demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” hükmünden alan Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu, 14/6/1986
tarihinde yürürlüğe giren 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik
Kanunu’yla kurulmuştur.
Genel Müdürlüğün yapması gerekenlere baktığımızda, adil bir gelir
dağılımının sağlanmasına katkıda bulunmak, yoksullukla mücadele kapsamında
kaynakların etkin bir biçimde kullanılmasını sağlamak, temel ihtiyaçlarını
karşılamaktan yoksun nüfusun en yoksul diliminde yer alan vatandaşlarımızı
sosyal yardımlarla desteklemek, üretim ve istihdama yönelik projeleri sürekli
kılarak vatandaşların toplumsal hayata entegre olmalarını
sağlamak, kamu kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, vatandaşlar ve diğer
paydaşlar ile eş güdüm içerisinde çalışarak sosyal yardımların etkin bir
biçimde dağılmasını sağlamak ve bu doğrultuda sosyal yardım politikaları
geliştirmektir.
Sayın milletvekilleri, Genel Müdürlüğün yapması gerekenleri
yukarıda sıraladım, ancak AKP hükûmetleri döneminde
bu görevler maalesef siyasi ve yandaş gruplara yapılmaktadır. Amaçları nüfusun
en yoksul diliminde yer alan vatandaşlarımızı sosyal yardımlarla desteklemek
olan Genel Müdürlük AKP’li yandaşları desteklemekte, oy avcılığı için bu
yardımları kullanmaktadır. Özellikle seçim dönemlerinde, yoksulluk içerisinde
bulunan insanlarımıza çeşitli yardımlar yapılarak oylarına ambargo
konulmaktadır. Hâlbuki, hepimiz Türkiye
Cumhuriyeti’nin laik ve sosyal bir devlet olduğunu ifade ediyoruz ve bu,
Anayasa’mızda da yer almaktadır. O zaman, devlet, yoksul vatandaşlarının
insanca yaşamaları için gerekli gayreti göstermek zorundadır. Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfında biriken paraların özellikle siyasi rant aracı olarak kullanılması kabul edilebilir bir politika
olamaz.
Sayın milletvekilleri, hükûmette kaldığı
süre boyunca her türlü hak gaspının altına imza atan ve çalma çırpma konusunda
her zaman “Yola devam” diyen AKP, halkımızın vergisiyle oluşturulan fondan
kendisi için yatırımlar yapmaktadır.
AKP’nin sosyal devlet anlayışı tamamen aldatmacadır. Ülke
nüfusunun büyük bir çoğunluğu açlık ve yoksulluk sınırında yaşamaktadır. AKP Hükûmetinin tutarsız politikalarıyla halkımız
yoksullaşmıştır. AKP, muhtaç hâle düşürdüğü insanlarımıza özellikle seçim
döneminde yardımlar gerçekleştirerek onları etki altına almıştır. Devletin
resmî kurumları, özellikle seçim döneminde AKP bürosu gibi hareket
etmektedirler.
Sayın milletvekilleri, Genel Müdürlük, illerde vakıflara yapmış
olduğu ödenek dağıtımında illerin sosyoekonomik yapıları ve gelişmişlik
derecelerini dikkate almamaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
MUSTAFA ENÖZ (Devamla) – Sosyal Yardımlaşma Vakfınca
vatandaşlarımıza yapılan yardımlar, daha önceki yıllarda devlet tarafından
yapılan yardım olarak bilinirdi. Ancak AKP hükûmetleri
döneminde bu yardımlar o kadar dejenere edildi ki,
vatandaşlarımız sanki bu yardımların AKP tarafından yapılmakta olduğunu
zannetmektedir.
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğünün bütçesi çok
önemlidir. Çünkü sosyal devlet olmanın gereği olarak, yoksullara yardım yapmak
gereği vardır. Bu, sadece bizim ülkemizde değil, refah seviyesi yüksek
devletlerde çeşitli adlar altında bulunmaktadır.
Sosyal hukuk devleti, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak
gerçek eşitliği, yani sosyal adaleti ve toplumsal dengeyi sağlamakla yükümlü
devlet demektir. Çağdaş devlet anlayışı da bunu gerektirmektedir.
Bu duygu ve düşüncelerle bütçenin hayırlı olmasını diliyor, yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Enöz.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Kocaeli Milletvekili Fikri
Işık.
Süreniz beş dakikadır.
Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün 2010 yılı bütçesi üzerinde
AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesile ile yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum.
Çağımızın en önemli değerinin bilgi olduğu düşünüldüğünde, bir
ülkenin de en önemli zenginliğinin iyi yetişmiş, bilgili, nitelikli, donanımlı
ve erdemli insan kaynağı olduğu açıktır. Nüfusu gittikçe yaşlanan Avrupa ile
yarışan ülkemizin bu noktadaki en önemli ve en büyük gücü gençliğidir. Gençlik
ülkenin sadece zenginliği değil, aynı zamanda dinamizminin ve değişim
potansiyelinin de kaynağıdır. Dolayısıyla genç nüfusa sahip olmak Türkiye için
çok büyük bir imkândır. Bu bilinçle toplumun gençlere, gençlerin de Türkiye'ye
güvenini sağlamayı en önemli öncelikleri arasına alan İktidarımız, partimiz iktidara
geldiği günden bugüne kadar parti programında belirttiği pek çok hedefi hayata
geçirmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ İktidarı döneminde
gençlerimizin daha iyi ve kaliteli bir eğitim alması için tüm imkânlar seferber
edilmiş, cumhuriyet tarihinde ilk defa eğitim bütçesi savunma bütçesini geçmiş,
hatta 2 katına çıkmıştır. Daha çok gencimizin üniversite eğitimi alabilmesi
için bir taraftan tüm illerimize yeni üniversiteler açılmış, diğer taraftan
üniversitelerin kontenjanları artırılmıştır. Türkiye'nin her tarafına modern
yurtlar yapılmış, her isteyen öğrenciye burs veya kredi verilmiş, bu miktarlar
ise devraldığımız döneme göre tam 4 kat artırılmıştır.
Öte yandan, yeterli düzeyde eğitim alamamış, mesleği olmayan
gençlerimize İŞKUR’un önderliğinde diğer kamu kurum
ve kuruluşlarıyla, hatta sivil toplum örgütleriyle iş birliği içinde meslek
edindirme programları düzenlenmiş, pek çok gencimiz önce meslek, sonra iş
sahibi yapılmıştır. Gençlerimizin meslek sahibi olmasına yönelik bu çalışmalar
tüm hızıyla sürdürülmektedir. Amacımız tüm gençlerimizin meslek ve iş sahibi
olmasını sağlamaktır.
Aynı zamanda gençlerimizin siyasal hayata katılımını sağlayan
başta Anayasa değişikliği olmak üzere pek çok düzenleme ve çalışma yapılmış,
gençlerimizin sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik adımlar
atılmıştır. Bu bağlamda, seksen bir ilimizde ve büyük ilçelerimizde gençlik
merkezleri kurulmuş, gençlik kulüplerine mali destek sağlanmış, gençlere
ücretsiz kültür hizmetleri sunulmuş, gençlerin birbirini daha yakından
tanımaları ve kaynaşmaları amacıyla kamplar düzenlenmiş, gençlerimizin tarihini
ve kültürünü daha yakından tanıması için pek çok gezi ve etkinlik
gerçekleştirilmiştir.
Avrupa Komisyonuyla ortak çalışmalar yapılmış, pek çok ülkeyle
gençlik değişim programları düzenlenmiş, Türkiye'nin dünyanın en önemli
merkezlerinden biri olduğu gerçeğinden hareketle dünya gençliğinin Ankara’da
toplanması sağlanmıştır.
Genç girişimcilere kendi işlerini kurma
ve geliştirme noktasında çok önemli destekler verilmiş, yirmi dokuz yaş
altındaki gençlerimizin ilave istihdamı hâlinde sigorta primleri devlet
tarafından üstlenilmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünyanın ve Türkiye'nin
değişen ve gelişen şartları dikkate alınarak yeni bir spor politikası
oluşturulmuş, spor hizmetlerinin verilmesinde yerel yönetimlerin ağırlığı
artırılmış, çıkarılan yasayla sponsorluk hizmetleri
özendirilmiş, bunun sonucunda spora ayrılan kaynaklar önemli ölçüde artmıştır.
Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüz, il özel idarelerimiz, sponsorlarımız
ve özellikle belediyelerimizin etkin iş birliğiyle tesisleşmede tarihî
başarılar elde edilmiştir.
Tüm bu çalışmaların sonucunda, 2003 yılında 405 bin olan lisanslı
sporcu sayısı 2009 sonunda 1 milyon 600 bini geçmiştir. Millî Eğitim
Bakanlığının ve Futbol Federasyonunun verdiği lisanslar da bu işe dâhil
edildiğinde tam 2 milyon 432 bin 25 lisanslı sporcumuz vardır. Ancak, bu sayıyı
biz kesinlikle yeterli görmüyor, bu noktada Avrupa Birliği hedefini yakalamayı
kendimize en önemli hedef olarak koyuyoruz.
Değerli milletvekilleri, şunu öncelikle ifade etmek istiyorum:
Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüzün ağırlıklı olarak spora yönelmesi
dolayısıyla gençlik hizmetlerinin çok arzu ettiğimiz etkinlikte ve verimlilikte
yürümediği açıktır. Bundan dolayı, Genel Müdürlük tarafından Başbakanlık
talimatıyla yapılan çalışmayı, başlatılan çalışmayı destekliyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurun.
FİKRİ IŞIK (Devamla) – Gençlerimize daha fazla zaman, imkân ve
kaynak aktarılabilmesi amacıyla gençliğin ve sporun iki ayrı genel müdürlük
hâlinde yeniden organize edilmesini faydalı ve gerekli buluyoruz. Bu konuda
yapılan çalışmaları destekliyoruz.
Her açıdan başarılarla dolu bir yıl geçirmek dilek ve temennisiyle
2010 yılı bütçesinin şimdiden ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor,
bu vesileyle yüce Meclisi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Işık.
Bingöl Milletvekili Kâzım Ataoğlu.
Buyurunuz Sayın Ataoğlu. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA KÂZIM ATAOĞLU (Bingöl) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü
bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bu Kurumun amacı, yükseköğrenim gören
öğrencilere kredi vermek, yurtlar yaptırmak ve yurtların işletilmesini sağlamak
suretiyle gençlerin yükseköğrenimlerini tamamlamalarına yardımcı olmaktır. Bu
amaçla, 1962 yılından itibaren yurt ve öğrenim kredisi veren Kredi Yurtlar
Kurumu, 1985 yılından bu yana katkı kredisi, 2004 yılından itibaren de burs
hizmetleri vermeye başlamıştır.
AK PARTİ hükûmetleri döneminde
Anayasa’mızın sosyal devlet ilkesi ve partimizin adalet anlayışı doğrultusunda
zaman zaman çıkarılan yasalarla Genel Müdürlüğümüzün
üniversite gençliğine yönelik yapacağı çalışmalara yardımcı olunmuş, üniversite
gençliği için burs, kredi ve yurt hizmetleri konularında çeşitli iyileştirmeler
yapılmıştır. Bu çerçevede, 2004 tarihinde 5102 sayılı Yasa’yla öğrencilere
verilmekte olan burs ve krediler güvence altına alınmış, ayrıca
başarısızlıkları nedeniyle bursu kesilen öğrencilere, bursu kesildiği tarihten
itibaren, talep etmeleri hâlinde öğrenim kredisi verilmesi sağlanmıştır.
Ayrıca, daha önce üçer aylık dönemler hâlinde ödenen burs ve
öğrenim kredilerinin 2005 yılından itibaren aylık olarak ödenmesi hükmü
getirilmek suretiyle öğrencilere kolaylık sağlanmıştır.
Yine ayrıca 5505 sayılı Yasa’yla, Kurumdan öğrenim ve katkı
kredisi alan borçluların borçları ertelenmek suretiyle bir rahatlama
getirilmiştir. Bu Kanun kapsamında toplam 31.700 borçlu öğrencinin borçları
ertelenmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2002 yılı sonu itibarıyla
aylık burs ve kredi miktarı 45 TL iken AK PARTİ hükûmetleri
döneminde yüzde 300 artırılmak suretiyle 180 TL’ye çıkarılmıştır. Yüksek lisans
öğrencileri için aylık burs ve kredi miktarı 90 TL’den 360 TL’ye, doktora öğrencileri
için ise 135 TL’den 540 TL’ye çıkarılmıştır.
Burs ve yurt hizmetlerinde şehit, gazi yakınlarına, terör
mağdurlarına, anne-babası vefat edenlere, yetiştirme yurdu mezunlarına, Darüşşafaka Lisesinden mezun olan öğrencilere ve özürlü
öğrencilere kayıtsız şartsız burs ve yurt hizmeti verilmektedir.
2002 yılında yurtlarımızda yatak kapasitesi 188 bin iken 2009 yılı
itibarıyla bu rakam 228 bine çıkarılmıştır. Yine 2002 yılında burs ve öğrenim
kredisi alan öğrencilerimizin sayısı 451 bin iken 2009 yılı itibarıyla 817.700
kişiye çıkarılmıştır bu rakam.
AK PARTİ’nin iktidara geldiği 2003
yılından bugüne kadar, müracaatta bulunan öğrencilerin tamamına burs, öğrenim
kredisi ya da katkı kredilerinden mutlaka biri verilmiştir.
2003 yılından bu yana, 49 bin kapasiteli 124 adet yurt hizmete
açılmıştır. Ranza sistemi kaldırılmak suretiyle, öğrencilerin daha konforlu
şartlar altında barınmaları sağlanmıştır.
Kredi ve Yurtlar Kurumu 2009 yılı yatırım programında, 65 bin
yatak kapasiteli 85 adet yurt projesi bulunmaktadır. Bu projelerden hizmete
giren 6 bin yatak kapasiteli 10 adet yurt tamamlanarak hizmete sunulmuştur. 17
bin yatak kapasiteli 21 adet inşaatı devam eden yurt bulunmakta olup, 17.650
yatak kapasiteli 18 adet yurdun inşaatı ihale aşamasında, 24.300 yatak
kapasiteli 36 adet yurdun proje çalışmaları devam etmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız; buyurunuz.
KÂZIM ATAOĞLU (Devamla) – Hiç şüphesiz, değerli arkadaşlar, bu
çalışmaları takdir ediyoruz. Bu hizmetlerin artarak ve tüm hızıyla devam etmesi
gerekmektedir.
Yeni üniversitelerin kurulması, üniversitelerde kontenjanların
artırılması, Kredi ve Yurtlar Kurumumuzun yükünü az da olsa ağırlaştırmaktadır.
Özellikle yeni üniversitelerimizin devreye girdiği illerimizde yurt
ihtiyaçlarının bir an önce giderilmesi gerekmektedir.
Ayrıca bu meyanda, doğu ve güneydoğu illerinde yurt yapımına biraz
daha önem verilmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, AK PARTİ hükûmetleri
döneminde yaşanan, yukarıda ifade etmeye çalıştığım tüm bu olumlu gelişmelere
ilaveten, bu kurumumuza hep beraber sahip çıkıp, destek vermek durumundayız,
çünkü hedef kitlesi üniversite gençliği olan bu kurumumuzun başarısı gerçekte
ülkemizin başarısı olacaktır.
Bu duygularla, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Müdürlüğünün
bütçesinin hayırlı olması dileğiyle hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ataoğlu.
Ağrı Milletvekili Mehmet Hanifi Alır.
Buyurunuz Sayın Alır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET HANİFİ ALIR (Ağrı) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 2010 Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu bütçesi
üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bir ülkenin kalkınmasında, bir ülkenin
gelişmesinde, bir ülkenin ilerlemesinde, dünya standartlarını yakalamasında,
hatta vatandaşların hayat standartlarının, yaşam standartlarının yükselmesinde,
hatta ve hatta toplumda hoşgörü ve toleransı tesis etmede eğitimin ne kadar
önemli olduğunu hepimiz biliyoruz, hepimiz bunun idraki içindeyiz.
Bu çerçevede maalesef eğitim konusunda yıllardan beri ülkemizde
eğitim şartlarının, eğitim imkânlarının, gerek eğitimi görme imkânları ve
gerekse eğitimi sürdürme imkânları açısından hepimizin aynı imkânlara sahip
olduğunu söylemek maalesef zor ve ben okulunu yarım bırakan, eğitimini
sürdüremeyen, imkânsızlıklardan eğitimini sürdüremeyen insanları, arkadaşlarımı
biliyorum. İşte bunun için devlete düşen en büyük görev bu açığı kapatmaktır.
Bunun için Kredi Yurtlar Kurumu vardır, Kredi Yurtlar Kurumunun anlamı budur.
Peki, Kredi ve Yurtlar Kurumunun AK PARTİ döneminden önceki durumu
neydi, son yedi yılda durum nedir? İsterseniz, gelin, bunu beraber bir
düşünelim, bir bakalım.
2002-2009 yılları arasında AK PARTİ döneminde, biz, eğitim kredisi
açısından, yurtlar açısından beş temel alanda hizmet veriyoruz: Birincisi,
ihtiyacı olan başarılı öğrencilere burs vermek. İkincisi,
bütün öğrencilere öğrenim kredisi vermek. Üçüncüsü, katkı kredisini isteyen
öğrencilere vermek. Dördüncüsü, akşam ve sabah yemek yardımlarını vermek. Beşincisi,
barınma ve otelcilik hizmetleri.
Peki, bunlar daha önce nasıldı? Bakın, değerli arkadaşlar, 2002
yılında bir öğrencinin almış olduğu kredi veya burs miktarı 45 YTL idi. 2009
yılında bu 180 YTL. Yani artış ne kadar? Yüzde 300. Peki, Türkiye’de
enflasyonun bu kadar düştüğünü, paradan rakamların atıldığını hesaba katarsanız
bunun ne kadar önemli olduğunu görürsünüz.
Aynı zamanda, 2002 yılında öğrencilere sadece ve sadece akşam
yemeği yardımı olarak 0,50 YTL veriliyordu. 2006’dan beri hem sabah kahvaltısı
yardımını veriyoruz, 1.50 TL; hem akşam yemeği yardımını veriyoruz, 2,10 TL;
toplam 3,6 TL. Yani 2002’de siz bir öğrenciye yemek yardımı için 0,50 TL
veriyorsunuz ama 2009 yılında 3,6 TL veriyoruz. Peki, bunun farkı ne kadar?
Yüzde 620. Yani, bir düşünün…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözünüzü tamamlayınız.
Buyurunuz.
MEHMET HANİFİ ALIR (Devamla) – …kredi verirken yüzde 300, yemek
yardımı yaparken yüzde 620 farkla biz hizmet veriyoruz. İşte AK PARTİ’nin farkı budur. Bunun yanında, öğrenci sayısı ne
kadar? 2002’de 451 bin iken 2009 yılında 817 bin; yüzde 81. Yüzde 81 öğrenci
sayısı artmış ama biz yüzde 300, yüzde 620 gene fark atmışız.
Değerli arkadaşlar, sözlerime son vermeden önce, her zamandan daha
fazla ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde, barıştan yana, kardeşlikten yana, bu
ülkede huzurdan yana, gelin, hepimiz yüreğimizi ortaya koyalım, 2010 yılı için,
barış için, kardeşlik için, ülkemizde huzur için ne gerekiyorsa bunu yapalım.
2010 yılı bütçesinin ülkemize, insanlarımıza hayırlara vesile
olmasını diler, barış dolu günler dilerim.
Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Alır.
Denizli Milletvekili Mehmet Yüksel. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
Buyurunuz Sayın Yüksel.
AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Sayın Başkanım,
değerli milletvekili arkadaşlarım; 2010 bütçe görüşmeleri içerisinde Dış
Ticaret Müsteşarlığımızın bütçesi hakkında görüşlerimi bildirmek üzere grup
adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, 1990’lı yıllarda koalisyon hükûmetleri döneminde uygulanan mali ve para politikalarına
bağlı olarak makroekonomik yapıda kırılganlığımız artmış ve Türkiye ekonomisi
istikrarlı büyüme sürecinden uzaklaşmıştır. Bu dönemde, istikrarsız büyümenin
yanı sıra, kronikleşen yüksek enflasyon, artan kamu açıkları, yüksek iç borç stoku
ve verimsizlik gibi ekonominin temel sorunlarını hepimiz acıyla tecrübe ettik.
Bu yapısal sorunlar en sonunda siyasi kırılganlıklarla birleşince 2001 krizinin
kaçınılmaz hâle geldiğini biliyoruz. Daha sonraki dönemde, AK PARTİ İktidarında
ülkemizde sağlanan siyasi istikrar ve mali disiplin sayesinde 2001 yılı
krizinin sarsıntıları mümkün olabilecek en az zararla ve hızla aşılmıştır.
Ülke olarak son altı yılda önemli mesafeler aldık. Türkiye
ekonomisinin uzun yıllar mücadele ettiği ve enflasyon gibi diğer birçok sorunun
kaynağı olan bütçe açığı konusunda da çok önemli gelişmeler sağlanmıştır.
Azalan bütçe açığına paralel olarak devletimizin borçlanma gereği de düşmüş, bu
durumda faiz oranları da enflasyonda olduğu gibi uzun bir aradan sonra tek
haneli rakamlara inmiştir.
Sürdürmekte olduğumuz başarılı ekonomi politikalarımızın
vazgeçilmez bir parçası olan dış ticaretimizde de 2002 yılından bu yana sayısız
başarılara imza atılmıştır. Bu dönemde dış ticaretimizin hacmi 4 kat artarak 88
milyar dolardan 334 milyar dolara yükselmiştir. 2002 yılı sonunda 36 milyar
dolar olan ihracatımız 2008 yılı sonunda 132 milyar dolara ulaşmıştır.
2003-2008 döneminde dünyada yıllık ortalama ihracat artışı yüzde 15, Avrupa
Birliği ülkelerinde yüzde 13 olurken Türkiye’de bu oran yüzde 24’ün üzerinde
gerçekleşmiştir.
Ayrıca, 2002-2008 yılları arasında ülkemiz, son yedi yılda
ortalama yüzde 23’lük artış oranıyla dünyanın en büyük 22’nci ihracatçısı
konumuna gelmiştir. 2002 yılından bu yana sadece ihracatımız değil, hem firma
hem de il olarak ihracatçımız katlanarak artmıştır. Burada büyük bir gururla
ifade etmek isterim ki ihracat yapmayan ilimiz kalmamıştır. Dış ticaret bilinci
ülke genelinde paylaştığımız bir olgu hâline gelmiştir.
2008 yılında ihracat yapan firma sayısı 48.143’e, 1 milyon doların
üzerinde ihracat yapan firma sayısı ise 9.414’e yükselmiştir. Türk ihraç
ürünleri dünyanın dört bir yanına yayılmaktadır. 2008 yılına gelindiğinde
dünyada ihracat yapmadığımız ülke kalmamıştır.
Türkiye'nin komşu ülkelerle olan ticaretine baktığımızda 2002 yılı
öncesi oldukça zor bir dönemden geçmiş ve komşu ülkelerimizle ticaret en alt
seviyelerde seyretmiştir. Oluşturulan Komşu ve Çevre Ülkeler Stratejisi 2003
yılında genişletilerek çevremizdeki ülkelerle olan ticaretimiz üst seviyeye taşınmıştır.
Bu ülkelerle olan ihracatımız 2000 yılında 6,9 milyar dolar seviyesinden 56,7
milyar dolara yükselmiştir. İthalatımız ise 13 milyar dolardan 73,5 milyar
dolara ulaşmıştır. Bölge ülkelerinin toplam ihracatımız içindeki payı ise 2002
ve 2008 döneminde yüzde 24,7’den yüzde 43,3’e yükselmiştir.
Yine, bilindiği gibi, Türk müteahhitlik
sektörü de dünyaya adını duyurmayı başarmıştır. Türk müteahhitlik
sektörü ilk defa 1972 yılında Libya’yla yurt dışına açılım hamlesi başlatmış,
2002 yılından sonra da bu hamlesini 72 ülkede toplam 142 milyar dolarlık iş
hacmine ulaşarak ortaya koymuştur.
Bir de bir yıl içerisinde üstlenilen projelerin toplam bedeli
üzerinden her yıl belirlenen dünyanın en büyük 225 müteahhidini gösteren
listede 2008 yılında 23 firmayla Çin ve Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra
üçüncü sırada yerini almış, 2009 yılında ise 31 müteahhitlik
firmasıyla Çin’in ardından dünyada 2’nci sırada yerini almıştır.
Sayın Bakanımız Zafer Çağlayan ve Dış Ticaret Müsteşarlığı
yetkililerinden edindiğim bu rakamlar, girişimci, cesur ve dinamik
ihracatçılarımızın son yıllardaki başarılarının somut olarak bir göstergesidir.
Bir de teşekkürümüz olacak burada. İhracatımızın göstermiş olduğu
bu başarılı performans için, türlü zorluklara rağmen büyük fedakârlıklarla arı
gibi çalışan ihracatçılarımızı huzurlarınızda tebrik ediyorum. Bu başarı
öyküsünün diğer bir mimarı ise, nitelikli kadrosuyla ihracatçılarımızla kol
kola çalışan Dış Ticaret Müsteşarlığımızdır.
Saygıdeğer milletvekilleri, 2008 yılı son çeyreğinden itibaren tüm
dünya ekonomisini etkisi altına alan küresel kriz dünya toplam dış ticaretini
de olumsuz bir biçimde etkilediği gibi, ülkemizi de olumsuz biçimde
etkilemiştir ve ihracatımız geçtiğimiz yıllara göre yüzde 27,6’lık bir daralma
göstermiş ve 83,2 milyar dolara gerilemiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
MEHMET YÜKSEL (Devamla) – Teşekkür ederim.
Ancak, son iki aydan beri, ekim ve kasım aylarında başlayan
artışlardan dolayı da yıl sonu itibarıyla 100 milyar
dolarları bulacağımızı tahmin etmekteyiz. Artık bu daralan ekonomik piyasada
hepimize büyük görevler düşmekte, dünya piyasasındaki bu daralma karşısında dış
ticaret yöntemimiz ve ihracatçılarımızla birlikte bizlere de, hepimize büyük
görevler düşmektedir. Bunlardan en önemlisi de bütün
milletvekillerimizle birlikte bulunduğumuz seçim bölgelerimizde
sanayicilerimizi yüreklendirmek, onları yönlendirmek ve hemen hemen bütün firmalarımızı ihracat noktasında harekete
geçirmek en büyük görevimizdir, çünkü artık bundan sonra ihracata dayalı
büyümeyle ülkeler ayağa kalkabilecektir, Türkiye’nin önü bu konuda açıktır,
geniş bir iş potansiyeli vardır ve bu potansiyeli en iyi değerlendirmek bizim
hakkımızdır diye düşünüyorum ve hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yüksel.
Nevşehir Milletvekili Mahmut Dede. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Dede.
AK PARTİ GRUBU ADINA MAHMUT DEDE (Nevşehir) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2010 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın bugünkü
görüşmelerinde yer alan İhracatı Geliştirme Etüd
Merkezinin bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyor ve bu
vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, dünya ekonomisinde giderek keskinleşen
rekabet şartları, yeni rakipler ve beklenmeyen riskler ve sürekli değişen
ticaret yapma şekilleri, küresel ticarette ülkelerin alacağı payı doğrudan
etkilemektedir. Nitekim, önce gelişmiş ülkelerin
finansal piyasalarında başlayan ve giderek gelişmekte olan ülkeleri de içine
alarak reel sektörü ciddi bir şekilde etkileyen küresel kriz ortamında iş
dünyasının, girişimcilerimizin ve ihracatçılarımızın devlet tarafından çeşitli
projeler ve faaliyetler ile desteklenmeleri daha da önem kazanmaktadır.
İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi bir
kamu kuruluşu olarak kırk dokuz yıldır, değişen dünya pazarlarına, ihracatın
artırılması ve sanayicimizin, girişimcimizin ve ihracatçımızın bu küresel
rekabetin getirdiği zorlu ortam karşısında kendilerini hazırlayabilmeleri ve
gelişmelere ayak uydurabilmeleri için çeşitli faaliyetler ile hizmet
vermektedir. İhracat potansiyeli olan, ihracata başlamak isteyen veya
hâlihazırda ihracat yapmakta olan iş dünyasının yanındadır. Onlara profesyonelce
ve dünya standartlarında hizmet sunmaktadır.
Özellikle, yaşanmakta olan küresel kriz ortamında Türkiye’deki
işletmelerin yüzde 95’ini oluşturan KOBİ’lerimizin ihracata hazırlanmalarında
ve uluslararası pazarlara açılmalarında İhracatı Geliştirme Etüd
Merkezinin misyonu daha da önem kazanmıştır, hatta,
KOBİ’ler için hayati bir yol arkadaşı hâline gelmiştir. Yalnızca Türk
ihracatçısına değil Türkiye’yle iş yapmak isteyen yabancı ülke iş adamlarına da
çeşitli hizmetler sunmaktadır. Diğer bir ifadeyle, sadece yurt içine yönelik
değil yurt dışına da yönelik çalışmalar yapmaktadır. Yurt dışındaki ithalatçı
firmalara Türk ihraç ürünleri ve firmalarının tanıtılması amacıyla yabancı
dillerde yayınlar hazırlamakta, uluslararası fuar ve sergilere millî katılımı
organize etmekte, uluslararası projelerle, yerli ihracatçıyla yabancı ithalatçı
arasında doğrudan temas imkânları sunmaktadır.
İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi,
firmalara bilgi vermenin yanı sıra aynı zamanda onları eğitmektedir de.
Bakınız, girişimcilere ihracat kültürü kazandırmak ve dış ticaret eğitimini
ülke çapında yaygınlaştırmak amacıyla 2009 yılında çeşitli illerimizde
gerçekleştirdiği 104 eğitim programıyla yaklaşık 5 bin katılımcıya dış ticaret
konularında eğitim hizmeti vermiştir. Bu eğitim programlarıyla ihracatçı firma
sayımızı, dolayısıyla, ihracatçımızı daha yüksek rakamlara çıkarmak ve Hükûmetimizin ana hedeflerinden olan cumhuriyetimizin
100’üncü yılı olan 2023 yılında 500 milyar dolarlık ihracat hedefimizi
gerçekleştirmek istiyoruz ve bunu da inşallah gerçekleştireceğiz.
Rekabetçi bir ihracat stratejisinin önemli sacayaklarından birisi
de sağlıklı işleyen ihracat destekleridir. Bu kapsamda, İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi finansal açıdan da KOBİ’lerimizin yanındadır.
İhracatçı firmalarımızın ve ihraç ürünlerimizin tanıtımı amacıyla 2009 yılında
yurt dışında çeşitli uluslararası fuarlara yüz yirmi dört ihracatçı firmayı
götürmüş ve bu fuarlarda tanıtım yapmaları sağlanmıştır. Ayrıca, yurt dışında
ve yurt içinde çeşitli uluslararası fuarlara bilgilendirme standıyla katılmış
olup, yabancı dillerde hazırlanmış ve yayınlanmış olan Türkiye'nin ihracat
potansiyelini tanıtıcı yayınların yabancı alıcılara ulaşması sağlanmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ihracatta bugün geldiğimiz
nokta bir tesadüf değildir. Hükûmetimizce belirlenen
hedeflere giden yolda yürürlüğe konulan faaliyet ve projeler çerçevesinde,
ihracatçılarımızla karşılıklı güven ve koordinasyon içerisinde gerçekleştirilen
yoğun çalışmaların bunlar birer sonucudur. Bu çalışmalarda İhracatı Geliştirme Etüd Merkezinin yeri hep vardır ve artarak da devam
edecektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözünüzü tamamlayınız.
MAHMUT DEDE (Devamla) – Teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlar, ülkemizin sürdürülebilir ekonomik istikrarı
için ihracatın güçlü konumunu korumak durumundayız. Bu nedenle, ihracatın
düzeyli olarak artışının sağlanarak çeşitlenmesi, daha teknolojik ve katma
değeri yüksek bir kompozisyona ulaştırılması yönündeki çabaların devamı çok
önemlidir.
Bu çerçevede, İhracatı Geliştirme Etüd
Merkezinin 2010 yılı bütçesinin hayırlara vesile olmasını diliyor, bu
vesileyle, tekrar yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Dede.
İstanbul Milletvekili Canan Kalsın. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
Buyurunuz Sayın Kalsın.
AK PARTİ GRUBU ADINA CANAN KALSIN (İstanbul) – Sayın Başkan,
saygıdeğer milletvekilleri; 2010 yılı Gümrük Müsteşarlığı bütçesi üzerinde
grubumun görüşlerini ifade etmek üzere söz aldım. Sözlerimin başlangıcında
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, ekonomik, ticari ve siyasi yapıları farklı
ülkelerle komşu,
Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; dış ticaret
hacmimizin artmasına paralel olarak yeni pazar arayışları da gündeme gelmekte
ve bu bağlamda aynı coğrafyayı paylaştığımız, ortak tarihî ve kültürel
değerlere sahip olduğumuz ülkelerle ticari ve ekonomik ilişkilerimizin çok
yönlü olarak geliştirilmesini öngören Komşu ve Çevre Ülkeler Stratejisi AK
PARTİ hükûmetleri döneminde uygulamaya konulmuştur. Bu stratejinin ilk aşamasında Irak, İran ve Suriye başta olmak
üzere Orta Doğu ülkelerine odaklanılmış ve bu ülkeler ile ticari ve ekonomik
ilişkilerimizin özel program ve projelerle desteklenmesi sağlanmıştır. Bu
stratejinin ikinci aşamasında ise Orta Asya ve Kafkas ülkeleri, Balkan
ülkeleri, Kuzey Afrika ülkeleri, Rusya ve Ukrayna’ya yönelik alt programlar
oluşturulmuş ve uygulamaya başlanmıştır. Bu stratejinin en temel hedefi olan
bölge ülkeleriyle ülkemiz arasında serbest ticaret alanı oluşturulması hedefine
yönelik olarak kısa sürede önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Bu kapsamda
Mısır, Fas, Tunus, Filistin, Suriye, İsrail, Makedonya, Hırvatistan,
Bosna-Hersek, Karadağ, Gürcistan ve Arnavutluk ile serbest ticaret anlaşması
imzalanmıştır. Komşu ve çevre ülkeler stratejisinin kapsamında kalan diğer tüm
ülkelerle ikili ya da bölgesel bazda tercihli ticaret
anlaşması imzalanması yönünde çalışmalar sürdürülmektedir. Bu strateji
kapsamındaki ülkelerin tamamına yakını ile yatırım, ticaret, gümrük, ulaştırma,
çifte vergilendirmenin önlenmesi ve yatırımların karşılıklı teşviki ve
korunması gibi alanlarda temel anlaşmaların imzalanması suretiyle ekonomik
ilişkilerin hukuki altyapısı günümüz koşullarına uygun bir çerçeveye
kavuşturulmuştur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’nin dünyaya açılan
yüzü olan kara gümrük kapılarının günümüz koşullarına ve hizmet anlayışına göre
yeniden düzenlenerek çağdaş bir yapıya kavuşturulması için yoğun çaba
harcanmaktadır. Gümrük ve ulaştırma olmak üzere ülkemiz ekonomik ve mevzuat
altyapısının uyumlaştırılması ile sürdürülen bu çalışmalarda önemli ilerlemeler
kaydedilmiştir. Bu çerçevede Gürcistan’dan başlayarak, İran, Irak, Suriye,
Bulgaristan ve Yunanistan ile mevcut gümrük kapılarımızın modernizasyonu ve
genişletilmesi çalışmaları tamamlanılmış, yeni gümrük kapıları ve bağlantı
noktalarının önemli bir bölümü bitirilmiştir. Ülkemiz dış ticaretinde yaşanan
bu hızlı artış nedeniyle Sayın Bakanımız Zafer Çağlayan’a teşekkürlerimizi
sunuyoruz.
Uluslararası kara yolu taşımacılarının sınır geçişlerinde
harcadıkları sürenin azaltılması ve kapılarda verilen hizmet standardının
yükseltilmesi de çok daha önemli hâle gelmiştir. Nitekim kara sınır kapılarının
idari, teknik ve hizmet altyapılarının durumu uluslararası ulaşım koridorları
açısından önemli bir kriter hâline gelmiştir. Türkiye
olarak dünya ulaşım koridorları üzerinde bir güzergâh ülke olmayı hedefliyoruz.
Bu alanda sahip olduğumuz altyapının durumu son derece belirleyicidir. Bu
anlamda sınır kapılarımızın etkin yapısı en belirleyici özellik taşımaktadır.
Gümrük kapılarının modernizasyonu ile birlikte Kapıkule Sınır Kapısı’nın araç
geçiş kapasitesi 1,2 milyon adetten 4 milyona; modernizasyonla birlikte gümrük
kapılarında bekleme süresi ise otuz dakikadan on dakikaya inmiştir. Diğer
yandan Dereköy, Nusaybin ve Akçakale gümrük
kapılarında modernizasyon çalışmalarına devam edilmektedir.
Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Türkiye’de e-devlet
projesi kapsamında kurumlar arası elektronik veri değişimini ilk başlatan kurum
olmuştur. Nitekim dün gümrük kapılarının otomasyona geçişi sağlanarak
işlemlerinin yüzde 100’ünün elektronik ortamda yürütülmesi sağlanmıştır. Yasa
dışı ticareti engellemeye yönelik geliştirilen GÜMSİS Projesi ile de
kaçakçılıkla etkin mücadele sağlanmıştır. Bu mücadele kapsamında bütün gümrük
kapılarımıza televizyon sistemleri, plaka okuma sistemleri yerleştirilmiş, tüm
kapılar Ankara merkezde kurulan Kontrol Kumanda Merkezi ile izlenir hâle
gelmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
CANAN KALSIN (Devamla) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri;
gümrük mevzuatının Avrupa Birliği ile uyumlu hâle getirilmesi ve uygulamalardan
kaynaklanan sorunların giderilmesi amacıyla yeniden düzenlenen Gümrük
Kanunu’yla gümrükteki işlemleri hızlandırmayı, ekonomiye katma değer yaratmayı,
yasa dışı işlemleri önlemeyi öngörmektedir. Kanunun getirdiği en önemli
değişikliklerden bir tanesi de özet beyanın eşyanın gelişinden önce verilmesini
öngörerek risk değerlendirilmesi süreci öne çekilmiştir. Böylece, gümrük
işlemlerinin daha çabuk yapılması, kâğıt evrakının ortadan kaldırılması
hedeflenmiştir. Böylece, AB hedefine daha da yakınlaşmış bulunmaktayız.
2010 yılı bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını
temenni eder, saygılarımı sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kalsın.
Afyonkarahisar Milletvekili
Ahmet Koca…
Buyurunuz Sayın Koca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET KOCA (Afyonkarahisar)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde grubum adına
söz almış bulunuyorum. Bu itibarla yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ifade ettiği gibi
Kimsesizlerin kimi olmak için yola çıktık. Yoksula, garip gurebaya,
yakacak kömürü bulunmayan, yiyecek ekmeği bulunmayan vatandaşlara umut kapısı
olduk. Yapılan bu yardımlar sosyal devlet anlayışımızın vazgeçilmez bir
gerçeğidir. Bu, sadece bizim sorunumuz olmayıp çok gelişmiş ülkelerde bile
rastlanan küresel boyutta temel bir problem hâlini almış, gelir dağılımındaki
dengesizliklerin giderilmesine ve yoksul kesimlerin desteklenmesine yönelik
sosyal politikalar, toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi ve sosyal barışın korunması
açısından da büyük önem arz etmektedir. Büyük ve güçlü Türkiye ancak sosyal
devlet anlayışının tam anlamıyla yerleşmesiyle mümkündür. Devletin şefkat eli
her zaman milletimizin yanında yer alacak. Devlet ana işte bunun için vardır.
Hükûmetimiz bu sorunlardan
yola çıkarak sosyal politikalar, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Avrupa
Sosyal Şartı gibi uluslararası belgelerde yer alan insanların yoksulluğa mahkûm
edilmeme gibi evrensel haklarıyla birlikte sosyal adalete öncelik veren insan
merkezli bir kalkınma anlayışıyla hareket etmiştir. Bu anlayış içerisinde talep
edene değil, gerçekten muhtaç olana yardım edilen, sosyal kısıtlılık altında
bulunan tüm kesimlere ulaşan modern, sosyal bir yardım mekanizmasının
oluşturulmasına öncelik verilmiştir.
Ekonomik ve sosyal yönden güçsüz olanlar lehine toplumsal
eşitsizlikleri ve sorunları giderici etkin ve yaygın sosyal politikalar
uygulanmak suretiyle bu alandaki kaynakların toplumun en yoksul kesimlerine
ulaşılması sağlanmıştır. Aynı zamanda, sosyal yardım alanında faaliyet gösteren
kuruluşlarla iş birliği en üst seviyeye çıkarılarak katılımcı bir yaklaşımla
yoksulluğun azaltılması için kalıcı programlar geliştirilmiştir.
Hükûmetimizden önce Fon
kaynaklarından önemli bir kısmı bütçeye aktarılıyordu. 2003’ten itibaren bu
süreç tersine dönmüş, Fon’un bir kuruşunun bile başka bir amaçla kullanılmasına
izin verilmemiştir. Hatta bütçeden bu Fon’a önemli miktarda kaynak aktarılmış
ve Fon’un kaynak yapısı güçlendirilmiştir.
ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – İşsizlik Sigortası Fonları ne oldu
Sayın Vekilim?
AHMET KOCA (Devamla) – Son yedi yıldaki Fon gelirleri önceki
dönemlerle kıyaslanmayacak kadar büyük artışlar göstermiş, 2 milyar TL’ye
ulaşan Fon gelirleriyle vatandaşımıza önemli bir kaynak artışı sağlanmıştır.
Bu rakamları, yapılan işleri küçümsemek elbette mümkün değil.
Olayı sadece basit bir odun kömür yardımıyla nitelendirmek büyük bir
haksızlıktır çünkü bunlar birer sosyal projedir. Bu projeler kalıcı ve etkin
çözümler üretmek için vardır. Bizden önce çıkartılan bu kanun üzerine, Fon
üzerine bundan önceki hükûmetler zamanında hep uygulanagelmiştir. Dolayısıyla bu uygulamayı yapan
valilerimizi ve kaymakamlarımızı da töhmet altında bırakmak büyük vebaldir,
günahtır diye söylüyorum.
Sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı ilke edinen Hükûmetimiz
göreve geldiği andan itibaren köklü reformlar yapmış, fonlar oluşturmuş ve bu
fonların etkinliği artırılmıştır. Hastane kapılarında aç açıkta, sokakta
kimseyi bırakmamak adına azami gayret sarf edilmiştir.
Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere ülkemizde yoksullukla
mücadeleye yönelik sosyal yardım faaliyetleri için 1986 yılında kurulan Fon,
kaymakamlarımız, valilerimiz ve dayanışma vakıflarımız tarafından
uygulanmaktadır. Sosyal yapıyı canlandırmak, dayanışma bilincini artırmak adına
yapılan bu yardımlar, eğitim, sağlık ve istihdam alanında kapsamlı bir şekilde
devam etmektedir. Nüfusun en yoksul kesimindeki ailelerin çocuklarının temel
eğitim hizmetlerine tam olarak erişimini hedef alan sosyal yardım ağı
oluşturulmuştur. “Şartlı nakit transferleri” adıyla yürütülen bu programla,
eğitim gören çocuklarımızın annelerine -altını çizerek dikkatlerinizi
çekiyorum, annelerine- okula devam etmeleri şartıyla aylık eğitim yardımı
yapılmaktadır. Bu bağlamda 2009 yılı Ekim ayı itibarıyla 2 milyon öğrencimize
270 milyon TL ödenmiştir…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız sözlerinizi.
Buyurunuz.
AHMET KOCA (Devamla) – Değerli milletvekilleri, sağlık alanında bu
kapsamda, yoksul aile çocuklarını sağlıklı bireyler olarak geleceğe hazırlamak
hedefiyle 2003 yılında başlatılan yine şartlı nakil transferleri uygulamasıyla
0-6 yaş grubundaki çocuklarımıza sağlık hizmeti verilmiş ve 2009 itibarıyla 788
bin çocuğumuza sağlık hizmeti 112 milyon TL kullandırılmıştır.
İstihdam alanında çalışabilir, üretebilir durumlarda yoksul
vatandaşlarımızın, işsizlerimizin toplum hayatına aktif katılmaları için
ağırlıklı bir politika uygulanmıştır. Gelir getirici, istihdam artırıcı
projeler oluşturulmuştur.
Sonuç olarak, insan odaklı bir hizmet anlayışıyla milletimizin
problemlerini çözmeye çalışıyoruz. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” düsturuyla
milletimiz için biz her türlü fedakârlığı yapıyoruz. Başta bu projeyi
gerçekleştiren Bakanımız Hayati Yazıcı Beyefendi’ye, Genel Müdürlüğümüze ve
onun tüm çalışanlarına teşekkürü bir borç bilirim...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AHMET KOCA (Devamla) – Bu itibarla 2010 yılı mali yılı bütçesinin
ülkemize, milletimize, hayırlar getirmesini temenni eder, yüce heyetinizi
saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Koca.
Balıkesir Milletvekili Ali Osman Sali,
buyurunuz efendim.
AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ OSMAN SALİ (Balıkesir) – Sayın Başkanım,
değerli arkadaşlar; Devlet Personel Başkanlığı bütçesiyle alakalı olarak AK
PARTİ Grubu adına huzurunuzdayım. Hepinize saygılar sunuyorum.
Değerli arkadaşlar, Devlet Personel Başkanlığının kurumsal
yapısına girmeden önce kamu personel sisteminin belli başlı birkaç sorununa
değinmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, bu alandaki en önemli sorun, farklı kamu kurum
ve kuruluşlarında benzer statüde görev yapmakta olanların mali haklarının
birbirinden farklı olmasıdır. Farklı kurumlarda çalışıyor olmaları sebebiyle
aynı işi yapanlara farklı ücretlerin ödenmesi söz konusudur. Ülkemizde tek
kanuna dayalı bir ücret rejimi maalesef uygulanamamaktadır. Son yıllarda
çıkarılan teşkilat kanunlarında ve personelle ilgili düzenlemelerde ücretle
ilgili özel hükümlere yer verilmesi kurum ve kuruluşlar arasında eşitsizliklere
yol açmıştır. Kurum ve kuruluşlar arasındaki ücret eşitsizliğini gidermek
amacıyla ek ödeme uygulamasına, hepinizin bildiği ve hatırladığı üzere, 2006
yılında başlanmıştır. Son olarak da, Bakanlar Kuruluna,
kurumsal ek ödemesi olmayan memurlara en yüksek devlet memuru aylığının yüzde
200’üne kadar ek ödeme yapma yetkisi verilmiş ve 2008 yılı Ağustos ayı
itibarıyla yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu kararı ile de, kurumsal ek ödemesi
olmayan memurlara genel olarak ek ödeme verilmesi öngörülmüş, kamudaki ücret adaletsizliğinin
giderilmesi yönünde önemli bir adım atılmıştır. Kurumlar arasındaki
ücret dengesizliği, söz konusu genel ek ödeme oranlarının kademe kademe ve bütçe imkânları çerçevesinde, kurumsal ek ödeme
oranlarına eşitlenmesi suretiyle giderilebilecektir. Sistem kurulmuştur, zaman
içinde problemin çözümü yoluna girilmiştir.
Değerli arkadaşlar, bir başka önemli sorunumuz bu alanda, ödeme
kalemlerinin çokluğudur. Maaş ödeme kalemleri inanılmaz sayıdadır. Birkaç
örnek: “Gösterge aylığı”, “ek gösterge aylığı”, “taban aylık”, “kıdem aylığı”,
“iş güçlüğü”, “iş riski tazminatı”, “özel hizmet tazminatı”, “denetim
tazminatı”, “görev tazminatı”, “makam tazminatı”, “fazla çalışma ücreti”, “ek
çalışma tazminatı”, “eğitim-öğretim ücreti”, “ek ödeme…” Yani liste yüzlere
doğru yaklaşmaktadır ve sayıyı da doğru dürüst tespit etmek mümkün değildir.
Değerli arkadaşlar, bu ödeme kalemlerini topluca
değerlendirdiğimizde üçe indirmenin mümkün olduğunu görüyoruz. Birincisi
personelin şahsıyla ilgili olan ödemeler, ikincisi unvanıyla ilgili ödemeler,
üçüncüsü de iş ve işin görüldüğü yerle ilgili ödemeler. Bu yöndeki bir çalışma
zaman geçirilmeden yapılmalıdır.
Diğer bir problem iller arasındaki personel dağılımındaki
dengesizliktir. Bazı kurumlarımız kurdukları atama sistemleriyle iller
arasındaki dağılım problemini ciddi şekilde çözmüştür. Millî Eğitim Bakanlığı
ve Sağlık Bakanlığı bu kurumlarımıza örnektir. Esasen iller ve alt bölgelerinde
belirlenecek ilave ödemelerle bu sorun çözülebilecektir. Örneğin büyük “şehir
tazminatı”, “kırsal alan tazminatı” gibi tazminatlarla personelin iller
arasındaki nakil taleplerini azaltmak mümkündür.
Değerli arkadaşlar, bir başka konu liyakatle alakalıdır. Liyakat
konusu da hepinizin bildiği üzere ciddi şekilde çözülmüştür. Merkezî sınav ve merkezî
atama sistemi liyakatin temelini oluşturmaktadır. Diğer yandan, şube
müdürlüğüne kadar olan alt görevlerde de sınavlı atamalar söz konusudur. Demek
ki liyakatle alakalı problemimiz daire başkanı ve üstü görevlerle alakalıdır.
Değerli arkadaşlar, 1982 Anayasası’nda üst düzey yöneticilerin
yetiştirilme usul ve esaslarının kanunla düzenleneceği belirtilmiş ancak
günümüze kadar bu yönde bir yasal düzenleme yapılamamıştır. Daha doğrusu
yapılmıştır ama Anayasa Mahkemesi iptal etmiştir. Bu problemi çözme açısından
bu düzenleme derhâl yapılmalı ve kadrolaşma iddiaları, tartışmaları ebediyen
sona erdirilmelidir.
Değerli arkadaşlar, Devlet Personel Başkanlığımız Türk kamu
personel yönetiminde öncü ve köklü değişimleri gerçekleştirmeyi amaçlayan bir
başkanlığımızdır. Devlet personel rejiminin temel ilke ve politikasını, kurum
ve kuruluşların teşkilat, görev ve yetkilerini, kamu görevlilerinin tabi
olacakları personel rejimlerini ülke şartlarına en uygun olacak şekilde
düzenlemek, belirlenen personel politikalarını uygulamak, revize etmek,
uygulamayı takip etmek ve denetlemek, personel rejimleri arasında uyum, denge
ve koordinasyonu sağlamak göreviyle çalışmaktadır.
“Devletli” kuruluşlarımızdandır. 1960’lardan kalma bir
kuruluşumuzdur. Benzer örnekleri de vardır, Devlet Planlama Teşkilatı, Devlet
İstatistik Enstitüsü, değişti daha doğrusu.
Değerli arkadaşlar, bu Başkanlığımız 12 milyon bütçesiyle, 237
personeliyle nicelik olarak devletimizin en küçük kurumlarındandır ve
faaliyetlerini fedakârca arkadaşlarımız yürütmektedirler.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi tamamlayınız.
ALİ OSMAN SALİ (Devamla) – Teşekkür ederim.
Bütçenin hayırlı olması temennisiyle yüce Meclisi tekrar saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sali.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen. (CHP sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Sevigen.
CHP GRUBU ADINA MEHMET SEVİGEN (İstanbul) – Sayın Başkanım,
değerli milletvekili arkadaşlarım; konuşmama başlamadan önce hem milletvekili
olarak uzun süredir aranızdayım, bir de insan olarak, Sayın Başbakanın bütçe
konuşmalarında yaptığı konuşmayı kınadığımı, Meclis Başkanı konumunda olan
Meclis Başkanımızı tam bir şamar oğlanı gibi, Ali kıran baş kesen gibi
azarlamasını içime sindiremediğimi, bir milletvekili olarak içime
sindiremediğimi burada sizlere arz etmek istiyorum. Yani, Meclis Başkanına siz saygı göstermezseniz, kim gösterecek?
CANAN KALSIN (İstanbul) – Başbakana da saygı göstermek lazım!
MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Toplumda yeri var, Türkiye’nin ikinci
adamı. Eğer, siz burada her gün azarlarsanız, her konuşmaya başladığınızda,
dünyada da yeri olmaz toplumda da yer olmaz. Ben, terbiyeye davet ediyorum, her
Meclis Başkanı konumunda olan bir insana karşı yapılacak saygıya.
Ve bu arada, Tekel işçileri sokaklara dökülmüş perişanlık
içerisindeler. Onlara da buradan Allah’tan yardım edilmesini diliyorum. Çünkü, sizden gelecek bir yardım yok onlara. İnsanlar açlık
içinde, perişanlık içinde dayak yiyor, sopa yiyor. İlkin buzlu su attınız,
şimdi de gaz attınız. Şimdi gazların, buzlu suların içinde işkence görüyor
insanlar orada da.
Ama bu işkenceyi biz daha önce yaşadık. Sayın Bakanımız, bizim
Adalet ve Kalkınma Partisi içerisinde gerçekten çok değer verdiğimiz bir insan.
Sporun içinden gelen bir insan. Pırıl pırıl
bir adam. Bir şeyler söylediğimiz zaman sakın üzülmesin diye söylüyorum.
“İşkence” deyince aklıma geldi, hatırlarsınız Manisa’da öğrenciler
vardı. Manisa’da genç öğrenciler vardı afiş ve pankart asmışlardı, DHKP-C’li. Öğrenciler yargılandı. Bu öğrencilere işkence
yapıldığı tespit edildi. İşkence yapan polis, şimdi bu öğrencilerin başında,
belediyemizde spor direktörlüğünün başında görev yapıyor! Öğrencilere işkence
eden polis, yüz aya mahkûm olan polis, yargılanmış bir polis, görevli, gelip
öğrencilere… Sevgili Bakanım, nasıl müdahale edersiniz bilemiyorum, bu da Spor
Bakanlığı içinde bir olay diye düşünüyorum.
“Gençlik Spor Bakanlığı” deyince aklımıza çok şeyler geliyor. O
kadar çok konuşulacak şeyler var ki ama gençliğe sahip çıkmak, spor adamları
yetiştirmek, sporcu faaliyetlerini programlamak, tesis yapmak, sporcu sağlığını
korumak, spor müsabakaları düzenlemek, başarılı sporcuları ödüllendirmek…
Ödüllendirmekte de nasıl biliyor musunuz bu uygulamada arkadaşlarım? Erkekler
farklı, kadınlar farklı, özürlüler farklı. Avrupa’ya gidiyorsunuz, yarışmalar
yapıyorsunuz, erkeklere 1.000 altın veriyorsanız kadınlara 500 altın,
öbürlerine de özürlülere de üçte 1 altın veriyorsunuz. Bu ödül yasasının acilen
Sayın Bakanım düzeltilmesi gerekiyor.
Bunun yanında, sevgili arkadaşlarım, biz Türkiye'de kendi
çocuklarımıza sahip çıkamıyoruz. Amatörlerimiz almış başını gidiyor, sahipsiz,
çaresiz, perişan, kahve odalarında… Kiralarını ödeyemedikleri için kulüplerimiz
kapatılıyor. Devlet belediye yerlerini onlara tahsis etmediği için çocuklarımız
kahve köşelerinde, uyuşturucuların elinde perişan olup gidiyorlar.
Türkiye'de yetmiş beş yıllık bir spor kulübümüz vardır, Yüzme
İhtisas, İstanbul’da. Bilir misiniz sevgili milletvekilleri? İstanbullu olanlar
bilir, diğerleri de bilir. Bu yetmiş beş yıllık Yüzme İhtisas Kulübü yüzlerce
sporcu yetiştiriyordu, Avrupa şampiyonları çıkartıyordu buralardan, maalesef
burasını satmak istediler. Söz verdi Sayın Vali “Başka bir yere götüreceğim.”
diye, Bakanlığımız o dönemde söz verdiler; satmak istediler, satamadılar. Ondan
sonra, geldiler, burasını Türk Hava Yollarının ikram bölümüne yirmi beş
yıllığına kiraladılar. Yani yüzlerce sporcunun yetiştiği okul, şimdi, Türk Hava
Yollarında ikram etmek için kurulan -onun yeri mi yok ikram etmek için kurulan
yerlere?- bir müessese konumuna geliyor.
Üç tarafı denizle çevrili olan bir ülkeyiz biz. İstanbul’da her
tarafımız deniz. Maalesef, bir Kısa Kulvar Dünya Şampiyonası yapıldı. Kısa
Kulvar Dünya Şampiyonası’nda, Abdi İpekçi Spor Salonu Sayın Bakanım, gittik,
yüzmeye bir havuz getirdik oraya. Yani havuzlarımıza sahip çıkmıyoruz,
kapatıyoruz biz; ithal olarak, 5 milyon dolar para harcıyorsun, 500 milyon, 5
milyar para harcıyorsun, elinde bulunan spor tesisini bozuyorsun, havuz
getiriyorsun ve dünya şampiyonasını burada yapmaya çalışıyorsun. Rezillik almış
başını, diz boyu sevgili arkadaşlarım. Ondan sonra, şimdi, orada, Avrupa
voleybolu yapılacak 2010’da, basketbol turnuvası düzenlenecek, onu bozacaksınız
tekrar, tekrar bir 500 milyon, 1 milyar, ne kadar tutuyorsa, bir daha masraf
edeceksiniz ve tekrar, o masrafın yerine 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası’nı
burada oynatmak için 5 trilyon daha devletin cebinden para gidecek. Daha belli
değil…
Burada gerçekten merak ediyorum: İstanbul’da Avni Akyol Yüzme Havuzu vardı Sayın Bakanım, dört yıldır
bitirilmedi, neden bitirilmez burası? Neden biz böyle… Taşıma suyla değirmen
döner mi? Yüzme havuzlarıyla, şişme havuzlarla bu işler yapılır mı?
“Derya Büyükuncu” diye otuz üç yaşında
bir sporcu arkadaşımız var. Bu çocuk kendi imkânlarıyla orada, bu yarışmada
dünya beşincisi oldu. Çocuk Amerika’da kendisini yetiştiriyor, sponsorunu kendisini buluyor, parasını kendisini buluyor,
imkânlarını kendisi buluyor; geliyor, burada yarışıyor ve dünya beşincisi
oluyor.
Şimdi, bizim burada, amatörlerimize önem verme şansımız yok,
devşirme sporcularla götürüyoruz işi. Olimpiyata gittiler sevgili arkadaşlarım,
olimpiyatlara 68 tane sporcu götürdüler. 68 tane sporcunun
içerisinde 20 tane Türk yok biliyor musunuz! Mesela, uçakla geliyorlar,
parayı veriyoruz, götürüyorlar… İşte, Ukraynalı, Çin, Japon… Yani masa
tenisinde yirmi dokuzuncu oluyorlar, bizim çocuklarımıza sahip çıksanız beşinci
olsun, yüzüncü olsun... Kendi çocuklarımıza sahip çıkın Sayın Bakanım. Devşirme
sporcularla bu iş gider mi? Bu işler yapılır mı?
Mesela, güreşte olimpiyat şampiyonu olan bir arkadaş vardı.
İstiklal Marşı’mız çalındığı zaman… İstiklal Marşı’mızı bilmiyor, garip, çünkü niye? Bir Rus olduğu
ortaya çıktı sonradan! İstiklal Marşı’nı bilmeyen…
ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan dinlemiyor.
MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Olabilir, dinlemeyebilir… Sayın Bakanım
dinliyordur, not alıyordur, çünkü ben inanıyorum.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Kuzu meşgul ediyor. Bakan
dinliyor da Sayın Kuzu rahat vermiyor.
MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Şimdi mesele… Ben buradan gerçekten
söylüyorum: Bu şampiyonada Ahmet Ayıklara, Yaşar Doğulara, içimizde bulunan
Hamza Yerlikayalara ayıp oluyor. Kendi içimizden
gelmiş aslan gibi insanlarımız bunlar. Bunları biz yetiştirdik, bizim
insanlarımız bunlar, ama maalesef biz bunlara sahip çıkma şansını elde
edemiyoruz. Yani hangi ülkenin, Rusya’nın, Fransa’nın, Brezilya’nın, hangi
ülkenin ulusal takımlarında Çinli, Ukraynalı, Brezilyalı var Allah aşkına Sayın
Bakanım? Ama maalesef bizim ulusal takımımızda aklınıza kim geliyorsa, hangi
ülke geliyorsa her ülkenin sporcusu var.
Üniversitelerin kesinlikle yoksul öğrencilere sahip çıkması
gerekir diye düşünüyorum. Bu basketbol, voleybol konusunda bizim sporcularımız
çok yetenekli. Bunlara sıfır burs verip, yani sıfır öğretim maliyetiyle ciddi
burslar verilerek bu öğrencilere sahip çıkılması gerekir diye düşünüyorum. Bu
amatörlerimizi İddaa’ya koymak gerekir diye düşünüyorum
Sayın Bakanım. Daha önce, Mehmet Atalay arkadaşım, bir gazetede okumuştum
“Amatörlerde şike yapılıyor…” Şikenin amatörü, profesyoneli olur mu? Amatör
insanlara, kulüplere… Her hafta bir iki tane amatör spor kulübünü eğer İddaa’nın içine koyarsanız, federasyonlardan ciddi bir
gelir alır, onlar da kimseye muhtaç olmadan yollarına devam ederler çünkü
şikenin profesyoneli, amatörü olmaz diye düşünüyorum.
Mesela, bu belediyeler… Allah aşkına, belediyelerin futbolla,
sporla ne alakaları var! Yani bu Ankara Belediye Başkanımız, işte Ankarasporu bıraktı, şimdi Ankaragücü… Tamam, yardım
edebilir… İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı… Bu spordan biraz… İnsanlar
onlara, belediyelere, ellerine imkânlar veriyor; yol için, su için, elektrik
için para veriyor, onlar spor kulüplerine harcıyorlar. İstanbul Büyükşehir
Belediyesi Spor Kulübünün maçına bir gelin görün, Allah aşkına! Olimpiyat
stadında yapılıyor, kaç kişi gidiyor? Ya 20 kişi ya 50 kişi! Yöneticiler
seyircilerden daha fazla. Günah değil mi bu imkânlar… “Fakir fukara, garip gureba” diyordu ya arkadaşım, “kimsesizlerin kimsesi,
sahibiyiz” diye. Kimsesizlerin sahibi cumhuriyettir, cumhuriyet, Tayyip Erdoğan
değil. Tayyip Erdoğan, kimsesizlerin kimsesi olsaydı, şu sokakta bekleyen
işçilere giderdi, elini uzatırdı, “Gelin, ben size söz verdim.” derdi -Dengir Mir Fırat’ın burada sözü var- bu insanlara sahip
çıkardı sevgili arkadaşlarım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi tamamlayınız Sayın Sevigen.
MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.
O kadar çok konuşulacak şey var ama son olarak da Sayın Bakanın
bilgisi dâhilinde olsun diye söylüyorum.
Sevgili arkadaşlarım, İstanbul’da bir arsa vardı. Bu arsayı, Allah
rahmet eylesin, Hasan Doğan, Federasyon Başkanı; Cihan Kamer, Başbakanın
oğlunun ve gelinin ortak olduğu; bir de Sayit
Kavurmacı, Kadir Topbaş’ın damadı, üç ortak aldılar. Bu arsa ortak alındı,
toplandı. Sonra “Bu arsaya, biz Adalet ve Kalkınma Partisinin il binasını
yapacağız.” dediler. “Peki” dedik. CHP’liler de “Mademki il binası, kamu
kuruluşudur. Lütfen, gidin, siz buraya il binasını yapın.” dediler. Bir imar
değişikliği yapıldı. İmar değişikliği yapıldıktan sonra, bu ayyuka çıktı.
Buraya ticaret alanı yapıldı, kendilerine kalıyormuş gibi. Adalet ve Kalkınma
Partisinin il binası olmaktan çıkıp ticaret alanına çevrildi. Sonra, bu,
gazetelerde, Hürriyet’te, diğer gazetelerin çoğunda, Milliyet’te, hatta Star’da
filan böyle, büyük manşetlerle çıkınca gazetelerde, bunlar değiştirdiler “Biz,
bu arsayı federasyona hibe edeceğiz.” dediler. Çünkü ciddi bir imar artışı
oldu, büyük rant kazanıldı. “Federasyona hibe
edeceğiz, oraya tesis yapılsın diye.” dediler. Belli bir süre geçti, daha
federasyon bir çivi çakmadı. Belli bir süre sonra, burası gerçek sahiplerine
-imar değişikliği yapıldıktan sonra- tekrar geri verilecek.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Sevigen, lütfen,
cümlenizi tamamlayınız. Fazla süre veremeyeceğim.
MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Bitiriyorum. Cümlemi bitiriyorum.
Bilgi sahibi olsun, takip etsin diye Sayın Bakanıma…
Bu arsa, o sahiplerine, imar değişikliğinden sonra devredilecek ve
ben buradan Sayın Bakandan bu konuyu takip etmesini istiyorum. Orası eğer
gerçekten -Federasyon kendisine bir yer kiraladı İstinye’de- kendisine
yetmiyorsa, bu gerçekten böyle bir oyalama taktiğiyse, Federasyon burayı
kendine göre, spora göre uygulamayacaksa amatör spora lütfen hibe etsinler.
Sayın Bakanım, el koyun oraya. Orası çünkü Federasyona hibe edilmiş bir arsa ve
büyük milyon dolarlar kazanılıyor, büyük bir rant elde
edildi orada. Biz “AKP” diye geçti, CHP’liler yardımcı oldu, ticaret alanına
döndü. Şimdi, rahmetlinin de anılarına saygı duymak lazım diye düşünüyorum.
Eğer mesela… Hasan Doğan öldü, gitti Federasyon Başkanımız. Onun anısına
inşallah saygı duyarlar ve burayı da sporculara, gerçek sahiplerine verirler
diye düşünüyorum.
Konuşacak çok şeyimiz var, önerilerimiz var. Ben, Kredi ve Yurtlar
Kurumu Genel Müdürüne teşekkür ediyorum kendi adıma. Bizim gönderdiğimiz
öğrencileri kabul ediyor, şikâyetçi olan arkadaşlarım da var ama gerçekten bu
öğrencilere sahip çıkıyorsunuz, çıkmaya da devam edin, yurt yaptırmaya devam
edin. Yurt çok önemli. Tarikatların ellerine düşmesin
çocuklarımız. Türkiye’de devlet sahip çıkamadığı zaman, işte görüyorsunuz, siz
iş, aş veremediğiniz zaman onlar ellerine taş veriyorlar, kavgalar çıkıyor,
dövüşler çıkıyor. Çocuklarımıza sahip çıktığınız müddetçe biz de sizlere
teşekkür etmeye devam ederiz Sayın Genel Müdürüm.
Bütçenin milletimize, ülkemize hayırlı olmasını diliyor, sevgiler,
saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sevigen.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Hatip kürsüde konuşmasına başlarken,
Sayın Başbakanımızı herhâlde amacını aşan bir şekilde tazir
etti diye düşünüyorum. Müsaade ederseniz o konuya bir açıklık getirmek
istiyorum.
BAŞKAN – Böyle bir şey ben duymadım Sayın Elitaş.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, bakınız, Sayın Başbakanı
terbiyeye davet etmek bir milletvekiline yakışan…
KÜRŞAT ATILGAN (Adana) – “Terbiye” demedi.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Terbiyeye davet ediyorum.” dedi,
farkında değil.
SONER AKSOY (Kütahya) – Evet, aynen öyle dedi.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Amacını aşan bir ifade kullandı. İzin
verirseniz düzeltmek istiyorum.
BAŞKAN – Buyurun, buyurun.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Meclis Başkanına saygı duyarlarsa iyi
olur yani.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın vekillerini de oturdukları yerden
daha edepli davranmalarını uyarırsanız…
AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Sen edepli olmayı öğren bir defa, sen
edepli olmayı öğren.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Meclis Başkanına da saygı göstermek
lazım Elitaş.
AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Hiçbir hareketinde edep yok senin.
BAŞKAN – Sayın Elitaş, bu Genel Kurulda
bu kürsüyü kullanan herkesin edepli davranması gerekir, bunu herkesin de içine
sindirmesi gerekir.
Buyurunuz, bir dakika süre veriyorum.
AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Sen edepli olmayı öğren. Hiçbir
hareketinde edep yok senin.
BAŞKAN – Lütfen…
ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Bu kürsüye her çıkanın illa Başbakana
yağcılık yapması mı gerekiyor? Eleştiren de olacak Sayın Başkan.
SONER AKSOY (Kütahya) – Eleştirmek başka, saygıya davet
etmek başka.
BAŞKAN – Buyurunuz, bir dakika süreniz var.
IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR
1.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in
AK PARTİ Grubu Başkanına sataşması nedeniyle konuşması
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Sevigen,
burada konuşurken “Türkiye Cumhuriyeti’nin 2’nci sırasında olan Sayın Meclis
Başkanına saygı gösterilmesi gerekir.” dedi, amenna. Türkiye Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanına, devletin temsilcisi Cumhurbaşkanına herkes saygı göstermek
zorundadır, Meclis Başkanına herkes saygı göstermek zorundadır, Başbakanına da
herkes saygı göstermek zorundadır.
TAYFUR SÜNER (Antalya) – Başbakan da Meclis Başkanına saygı
göstermek zorundadır.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Başbakanı terbiyeye davet edip ona
karşı yapılan saygısızlığa da dikkat etmek gerekir.
AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Başbakan da Meclise saygılı olmalıdır.
Başbakan da Meclise saygılı olmalıdır, saygı duymayı öğrenmelidir.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakınız, buradaki Sayın Başkan, biraz
önce bir uyarı yaptı “Kürsüde konuşana saygılı olun.” dedi “Hazımlı olun.”
dedi.
BAŞKAN – Kürsüde konuşan da dâhil buna efendim.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakınız, o gün, Sayın Ana Muhalefet
Partisi Başkanı orada oturuyor, sağında grup başkan vekilinin birisi, solunda
grup başkan vekilinin birisi, ha bire laf atıyorlar. Grup Başkanı, Ana
Muhalefet Partisi Genel Başkanı, eğer grup başkan vekillerinin laf atmalarına
“dur” diyemiyorsa ya umursamıyorlar grup başkan vekilleri Muhalefet Partisi
Genel Başkanını…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Elitaş.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …ya da acziyetlerinden
bir şey yapmıyor olabilirler. Eğer acziyet değilse
açıkça tahrik vardır.
BAŞKAN – Sayın Elitaş, teşekkür
ediyoruz. Açıklamanızdan…
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ana Muhalefet Partisi Grup Başkanının,
Genel Başkanının davranışlarını kontrol etmesi gerekir.
Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Elitaş, sizin bu
söyleminizden sonra burada kim laf atarsa ona göre davranış görecek o zaman,
herkes grubuna sahip olsun.
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkanım, Genel Başkanımız
hakkında acziyetten bahsettiler. Sataşma nedeniyle
söz talep ediyorum.
BAŞKAN – Buyurun, size de bir dakika süre veriyorum.
Buyurunuz efendim.
2.- Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın, Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş’ın CHP Grubu Başkanına
sataşması nedeniyle konuşması
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
dün de bu polemik yaşandı. Anlaşılan, bu polemik devam edecek. Önce, herkes birbirine saygılı olacak.
Saygının ön koşulu da insan olmaktır. Ama, devletin
kimi kurumları var ki bu kurumlara herkes biraz daha hassas davranacak. Eğer
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını azarlamayı alışkanlık hâline getiren bir
Başbakan varsa…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kürsüyü işgal etmedik biz hiçbir zaman.
HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Onu da ayrıca tartışırız Sevgili Elitaş.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – O, ona cevap değil ki.
HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Azarlamayı alışkanlık hâline getiren
bir Başbakan varsa…
SONER AKSOY (Kütahya) – Azarlama yok.
HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – …ve o Başbakan hem Hükûmeti
hem Meclisi yönetmeye kalkarsa, e, çok doğaldır ki o Başbakana görevi
hatırlatılır. Bunu da hatırlatanlar Parlamento adına, Meclis adına, Meclis
saygınlığı adına yapar ve o Başbakan bu kürsüde muhalefet partilerini…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – …özel kelimeler seçerek tahrik ederse
ve bu tahrikte de ısrarcı olursa çok doğal ki biraz evvel Sayın Elitaş’a laf atıldığı gibi, daha sonra da laf atılacağı
gibi, herkes hak ettiği cevabı alacaktır ve bundan sonra da bu böyle devam
edecektir. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Okay.
Sayın milletvekilleri -öğlen- çalışma süremiz dolmuştur. Saat
14.00’e kadar ara veriyorum.
Kapanma Saati: 12.58
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.04
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Fatih METİN (Bolu),
Murat ÖZKAN (Giresun)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
34’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden
devam edeceğiz.
III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
1.- 2010 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı:
442) (Devam)
2.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve
Kurumların 2008 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi
ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (1/728, 3/934) (S. Sayısı: 443) (Devam)
A) GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
(Devam)
1.- Gençlik ve Spor Genel
Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Gençlik ve Spor Genel
Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
B) YÜKSEK ÖĞRENİM KREDİ VE YURTLAR
KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1.- Yüksek Öğrenim Kredi ve
Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Yüksek Öğrenim Kredi ve
Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
C) DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
(Devam)
1.- Dış Ticaret Müsteşarlığı 2010
Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi (Devam)
2.- Dış Ticaret Müsteşarlığı 2008
Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
D) İHRACATI GELİŞTİRME ETÜD
MERKEZİ (Devam)
1.- İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
E) GÜMRÜK MÜSTEŞARLIĞI (Devam)
1.- Gümrük Müsteşarlığı 2010 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Gümrük Müsteşarlığı 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
F) SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1.- Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışma Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışma Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
G) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI
(Devam)
1.- Devlet Personel Başkanlığı
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Devlet Personel Başkanlığı
2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Şimdi söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
İstanbul Milletvekili Birgen Keleş’e ait.
Buyurunuz Sayın Keleş.
CHP GRUBU ADINA BİRGEN KELEŞ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dış Ticaret Müsteşarlığı
üzerinde CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum ve yüce Meclise saygılar sunuyorum.
Dış ticaret, bir ülkenin ekonomik ve sosyal yaşamını doğrudan
etkileyen ve hükûmetin uyguladığı ekonomik ve sosyal
politikalardan da doğrudan etkilenen bir sektördür. O nedenle de bu alandaki
sorunların köklü çözümü sadece kur politikasıyla ve ihracatçının teşvik
edilmesiyle gerçekleştirilemez.
Türkiye'nin ciddi bir kalkınma stratejisi ve planı, bir
sanayileşme stratejisi ve bunu destekleyecek bir teknoloji politikası yoktur.
İç tasarrufları arttırmak için de özel bir çaba gösterilmemiştir. Nitekim, 2000’li yılların başında yüzde 24’ü bulan yurt içi
tasarrufların millî gelire oranı 2008 yılında yüzde 17’ye düştü. Bu dönemde dış
tasarrufları çekmek için yüksek faiz politikası uygulandı. Dünyada olağanüstü
likiditenin varlığı ve verilen yüksek reel faiz Türkiye’ye sermaye girişlerini
artırdı ve Türk lirası aşırı değerli hâle geldi. Bu ise ithalatı çekici hâle
getirerek, bir yandan yurt dışından borçlanmayı teşvik etti, öte yandan da
üretimin ve ihracatın ithalata olan bağımlılığını artırdı.
Sağlıklı bir ekonomi açısından son derece önemli olan vergi
reformunun yapılmaması, faiz dışı fazlanın kamu harcamalarının kısılarak
gerçekleştirilmesi, kamu harcamaları içinde de en çok kısıntı yapılan kalemin
yatırım harcamaları olması kamu yatırımlarını inanılmaz boyutlara indirdi ve
kamunun üretimi ve yatırımı yönlendirme kapasitesini tümüyle ortadan kaldırdı.
Gelişmiş ülkeler kriz sonrasında kamu sektörünün müdahalesine olanak sağlayacak
değişiklikler gerçekleştirip üretim ve yatırımı arttırmak amacıyla bütçede kaynak
ayırdı. Türkiye’de ise iktidar, üretim ve yatırımı artırmakla pek ilgilenmedi;
kriz nedeniyle talebini erteleyenler, ÖTV ve KDV indirimi gibi önlemlerle
tüketime teşvik edildi; üretimin arttırılması ve çeşitlendirilmesi değil,
stokların eritilmesi hedef alındı; alım gücü olmayanlar için ise hemen hiçbir
önlem düşünülmedi. Üstelik, yabancılar tarafından
üretilen araba gibi mallar da desteklendiğinden alınan önlemler yerli değil
yabancı üreticilerin desteklenmesi sonucunu da yarattı.
Bugün ihracatın ithalata bağımlılığı, dış ticaretteki önemli
sorunların başında gelmektedir. Buna katkı yapan unsurların başında da izlenen
kur politikası ve dâhilde işleme rejimi vardır.
İthalata bağımlılık sadece fiyatlardan değil, kaliteli ürün
eksikliğinden veya pek çok ürünün ülkede üretilmemesinden de kaynaklanmaktadır.
Ancak bağımlılığın hızla artmasında “ne pahasına olursa olsun özelleştirme”
anlayışıyla hareket edilmesinin ve cumhuriyet döneminde kurulan ve Türkiye
sanayisine girdi sağlayan bazı tesislerin özelleştirilmesinin de etkisi vardır.
Özelleştirme gelirleri ise yatırımlarda değil, bütçe açıklarının kapatılmasında
kullanılmaktadır.
Söz konusu tesislerin üretimden çekilmesi veya üretimin
azaltılarak sembolik hâle getirilmesi ve ekonomide ihtiyaç duyulan ara mallarının
üretiminde de bu tesislerden yararlanılmaması dışa bağımlılığı hızla
artırmıştır. Ancak, yatırım mallarında dışa bağımlılık ara mallarındaki kadar
yüksek olmamıştır. Çünkü son yıllarda kaynak yetersizliği gerekçesiyle kamu
yatırımları neredeyse sıfırlanmış, özel sektör yatırımları ise özel sektörün
kârlı bulduğu konut ve iş yeri inşaatı gibi alanlara yönelmiştir.
Kalkınma ve dış ticaret açısından büyük önem taşıyan imalat
sanayisinin üretim ve ihracat yapısına baktığımız zaman görülmektedir ki teknoloji
yoğunluğu yüksek olan ürünlerin oranı 2008 üretiminde sadece yüzde 4,1;
ihracatta ise yüzde 3,1’dir ve 2002-2008 yılları arasında bu, her iki kalemde
azalan bir trend göstermektedir.
Sayın milletvekilleri, dış ticaretin yapısı, sorunları, dış ticaret
açığının ve cari işlemler açığının gerçek boyutları ve bu alandaki sorunların
çözümü için neler yapılabileceğinin kapsamlı bir şekilde belirlenmesi için
kullanılacak yöntem, bizim “girdi çıktı” dediğimiz “input
output” tablolarıdır. Ancak söz konusu tabloların
yapıldığı son tarih 1998 yılıdır. Oysa bu tablolar ciddi bir planlama içinde
çok yaşamsal önemdedir.
Bu eksikliğe rağmen, bazı ciddi bilim insanları 1998 yılı
tablolarını kullanarak çalışmalar yaptılar. Bu çalışmalar Türkiye'nin
ihracatının emek yoğun sektörlere dayandığını sergilemektedir. Ham madde yoğun
sektörlerdeki ihracat oranları da eklendiğinde görülmektedir ki, Türkiye
ihracatında emek yoğun ve ham madde yoğun sektörler hemen hemen
ihracatın tümünü kapsamaktadır.
Türkiye’nin ihracatında dış ticaret ve cari işlemler dengesine
olumlu katkıda bulunan sektörlerin de geleneksel sektörler olduğu çok net
olarak görülmektedir.
Otomobil sanayisi gibi ihracatta önde giden bir sektörde görülen
ise üretim için yapılan ithalatın ihracat boyutuna yaklaşmasıdır. Elektrikli
makine ve cihazlar ile parçalarının üretiminde de yüksek teknoloji gerektiren
girdiler ithal edildiğinden, ihracattan çok ithalat gerçekleştirilmektedir.
Türkiye, değerli arkadaşlarım, bazı temel sanayiler ve tüketim
malı sanayileri ile başlattığı sanayileşme sürecini tam olarak tamamlayamadan
Avrupa Birliğiyle tamamlayıcı protokol yaptı ve sanayi ürünleri ithalatındaki
vergileri ve miktar kısıtlamalarını öngörülen takvime göre kaldırdı. Hemen
arkasından küreselleşme ve gümrük birliği uygulamaları başladığından dış
ticarette serbestleştirme rüzgârları esti ve Türkiye serbestleştirmeyi pek çok
ülkeden daha fazla benimseyerek kendi ürünlerinin rekabet gücünü ortadan
kaldıracak şekilde uyguladı. Bu nedenle, Türkiye’de ithal edilen ürünlerin
yerli olarak üretilmesi ve bu kanalla dış ticaret açığının ve dolayısıyla cari
işlemler açığının hafifletilmesi yaşama geçirilmedi.
İşin ilginç yanı, gelişmiş ülke hükûmetlerinden
farklı olarak AKP İktidarı ithalattaki hızlı artışa karşı öyle duyarsız davrandı
ki geleneksel sektörlerde de, sadece yüksek teknoloji kullanan sektörlerde
değil geleneksel sektörlerde de ithal girdi oranı giderek arttı. İhracat
artışları yatırım yaparak, yeni ürünler üreterek, teknoloji yoğun ürün
oranlarını artırarak, daha yüksek katma değer gerçekleştirerek sağlanmadığı
için dış ticaret açığı ve cari açık hızla yükseldi. Borç ve faiz ödemelerinin
yüksek boyutlara ulaşması ve hızla artan kâr transferleri Türkiye’de gelecekte
daha büyük sıkıntılara yol açacaktır çünkü yabancı sermaye, yatırımlara ve
döviz kazandıran, ihracatı artıran üretime yönlendirilmedi.
Bugün karşımızda olan gerçek, ekonomideki tasarruf açığını ve dış
ticaret açığını kapatabilmek için en az ödediği borç kadar borçlanan, diğer bir
deyişle borcu borçla ödeyen bir Türkiye’dir. Bunun anlamı şudur: AKP’nin
uyguladığı yanlış politikanın bedelini sizler değil bu kuşağın çocukları ve
torunları ödeyecektir. Bu büyük bir haksızlıktır ve bu duruma yol açmaya hiç
kimsenin hakkı yoktur.
Pazar arayışları ve olmayacak tavizler vererek ithalatı azaltmak,
ihracatı uzun süreli ve istikrarlı bir şekilde artırmak mümkün değildir. Eğer
Avrupa Birliğine tam üyeliği hedef alıyorsanız Türkiye'nin tek başına çeşitli
ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmalarının da uzun dönemde sonuç vermesi
beklenemez çünkü gümrük birliği tam üyelerin üçüncü ülkelere karşı aynı dış
ticaret rejimini uygulamalarını ve benzer ticaret anlaşmaları yapmalarını
öngörmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurunuz.
BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Dış ticaretteki sorunları çözmenin, krizi
en kısa sürede aşmanın, işsizliği azaltmanın, kalkınmayı hızlandırmanın ve
sağlıklı bir ekonomik yapıya kavuşmanın yolu üretimden, yatırımdan,
sanayileşmekten ve ciddi bir kalkınma stratejisi ve planı uygulamaktan
geçmektedir. AKP İktidarı yedi yıldır bu gerçeği anlamamakta ısrar ediyor ve
yabancıların önerilerine uyarak ters yönde politikalar uyguluyor.
Yabancı ülkelerin ve uluslararası kuruluşların Türkiye'nin yararlarını
değil, kendi çıkarlarını koruduklarını bir kez daha hatırlatıyor, yüce Meclise
saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Keleş.
Sayın milletvekilleri, sistemde bir arıza oluştuğu için,
şimdi soru-cevap için sırasıyla okuduğum isimlerin tekrar sisteme girmelerini
rica ediyorum: Sayın Işık, Sayın Özdemir, Sayın Uslu, Sayın Süner,
Sayın Yıldız, Sayın Aslanoğlu, Sayın Çelik, Sayın
Doğru, Sayın Güvel, Sayın Akçay, Sayın Asil, Sayın Enöz, Sayın Akkuş, Sayın Ağyüz,
Sayın Ekici, Sayın Çalık, Sayın Genç, Sayın Korkmaz, Sayın Yıldız, Sayın İnan,
Sayın Köse, Sayın Soysal ve Sayın Kaptan.
Sözü de bu ilk baştan okuduğum şekilde vereceğim, ona göre dikkate
almanızı rica ediyorum.
Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Tokat
Milletvekili Orhan Ziya Diren.
Buyurunuz Sayın Diren (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ORHAN ZİYA DİREN (Tokat) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi ve
Gümrük Müsteşarlığının 2010 mali yılı bütçeleri hakkında Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına söz aldım. Yüce heyetinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, İGEME, ülkemiz ihracatını artırmak ve
sağlıklı bir yapıya kavuşturmak amacıyla 1960 yılında 118 sayılı Yasa ile
kurulmuş bir kamu kuruluşudur.
Bu kuruluş, ihracatçı firmalarımıza yeni pazarlar
bulunması, ihracat ürünlerinin ve firmalarının tanıtılması amacıyla yayınlar
hazırlamak, uluslararası fuarlara millî katılımlar organize etmek, ülkemizdeki
ve dünyadaki ekonomik gelişmeler ve mevzuatlar hakkında ihracatçımıza ve
üreticimize ve ihracata yeni başlayacak firmalarımıza gerekli bilgilerin
aktarılması, dış ticarette ilgili kamu kuruluşları arasında koordinasyon
sağlamak gibi çok önemli faaliyetleri yürütmektedir.
Bu noktada, yapmış olduğu bu faydalı hizmetleri ülkenin ekonomi ve
dış ticaret politikalarının içinde değerlendirmekte fayda vardır. Yaşanmakta
olan ekonomik sıkıntıları sadece küresel ekonomik krize bağlamak çok doğru
olmaz. Türkiye, yedi yıllık AKP İktidarının uygulamış olduğu yanlış ekonomi
politikaları sonucu 2002 yılında dünya ülkelerinin hızlı büyümelerindeki çok
uygun uluslararası ekonomik koşulları yeterince değerlendirememiştir. Ülkemiz,
bu dönemde, G20’ler içerisinde en hızlı büyüyen 3’üncü ekonomiyken henüz küresel
krizin başlamadığı dönemde, 2007’de 9’uncu; 2009’da da 17’nci sıraya
gerilemiştir. Bu süreçte ülkede işsizlik ve yoksulluk artmış, iktidarın bu
yanlış politikası ithalatı, işsizliği ve borçlanmayı körüklemiştir.
Sayın milletvekilleri, bu noktada Türkiye'nin günü kurtarmak
amacıyla sürdürülen politikalar yerine, istikrar içerisinde büyüyen, geliri
daha adil paylaşan, üretime dayalı dış rekabet ve ihracat gücü yüksek ulusal
sanayisini sahiplenen politikalara ihtiyaç vardır.
Uygulanmakta olan yüksek faiz, düşük kur politikası, sanayicimiz
ve ihracatçımızı zorlamakta; ara mal üreten, ihracat yapan, ekonomimizin hayat
damarı KOBİ’lerimize en büyük zararı vermektedir. 6 milyona yakın işsizin
olduğu ülkemizde işsizlik sorunu çözülüp üretkenlik yaratıldığında ihracat
kabiliyetimiz de artacaktır. İhracatta 100 milyarlıklar kulübüne girmiş olmamız
elbette ki çok önemlidir ancak ihracat 2009’un ilk on ayında geçen yılın aynı
dönemine göre yüzde 30 gerilemiştir. Burada dikkat çeken ara malı ithalatının
patlamasıdır. Bu yapısal bir sorundur. Döviz kurunun olması gereken reel
seviyeye çekilmesi durumunda ihracatçı bu ara malları iç piyasadan temin
edecektir ve bu sayede cari açığın temel sebebi olan dış ticaret açığının da
düşmesi olası olacaktır.
Sayın milletvekilleri, Türkiye İhracatçılar Meclisinin önerdiği,
ticari ilişkimizin bulunduğu her ülkede ticaret noktaları ve ticaret temsilcisi
bulundurma önerisi ile Sayın Bakanın göreve geldiğinde öne sürdüğü ülke
masaları uygulamaları bir an önce hayata geçirilmelidir. Bu sayede Avrupa
pazarlarıyla sınırlı kalmayıp çeşitli ülkelerde yeni pazarların araştırılması
sağlanacaktır çünkü pazar araştırması hususunda ticari ataşeliklerimiz yetersiz
kalmaktadır.
İlki nisan ayında Sofya’da açılan ticaret merkezimizin
yaygınlaştırılması gerekmektedir. Bu merkezlerde “Tik-Tak” adı verilen dış
ticaret konusunda donanımlı personel istihdam edilecektir. Bu oluşum ihracatın
arttırılması ve Türk iş adamlarının dünyaya açılmasının kolaylaştırılması
açısından çok önemlidir. Devlet ve özel sektörün bir arada çalışacağı bu
ticaret merkezlerinde bürokrasi ortadan kalkacak, ihracatçı iş adamlarımız
işleri belirli boyuta gelene kadar buradaki ofis ve hizmetlerinden, iletişim
hizmetlerinden faydalanabilecek ve gerekli toplantılarını yapabileceklerdir. Bu
uygulamalar ihracatı artırmanın en etkin yolları olarak görülmektedir. Ancak
kurum için ayrılan bütçeye baktığımızda geçen yıla oranla yaklaşık yüzde 6’lık
bir artışla bu projelerin gerçekleşmesi pek olası gözükmemektedir.
Sayın milletvekilleri, konuşmama Gümrük Müsteşarlığıyla devam
etmek istiyorum: Gümrük, sınırlayıcı, koruyucu, ülkelerin kendi ekonomik
çıkarlarının başka ülkelerin çıkarlarıyla ithal, ihraç, transit malları
aracılığıyla zaman zaman değişen hükümlere göre
dengelendiği uygulama alanıdır. Bugün, bütün ülkeler gümrüklerle ilgili çeşitli
ekonomik politikalar uygulamak zorundadır. Böylece gümrüğe gelen çeşitli mallar
kanunda gösterilen vergi, harç ve resimler ödendikten sonra ülkeye girmekte, bu
muamelelerden hem devlet gelir elde etmekte hem de ülkede üretilen malların
diğer ülkelerde imal edilen benzeri mallar karşısında korunması sağlanmaktadır.
Bugün itibarıyla gümrükler vergi tahsilatı
yapan kurum hüviyetinden çok farklı alanlara ilişkin politikaların uygulayıcısı
ve denetleyicisi konumuna getirilmiştir. Fikrî ve sınai
mülkiyet haklarının korunması, insan ve toplum sağlığının korunması, haksız
rekabetin engellenmesi, kültürel mirasın korunması gibi çeşitli alanlarda görev
üstlenen gümrük idareleri, bir bakıma ulusal politikaların tümünün uluslararası
ticaret boyutunun da uygulayıcısı durumundadır.
Gümrüğe ilişkin olumlu politikalar uluslararası ticareti
artıracaktır. Bu politikalar serbest piyasa ekonomisi gereklerine göre seyir
izlemeli, ulusal ekonomik politikalara ters düşmemelidir.
Gümrük işlemleri, şirketlerimizin rekabet güçleri açısından
doğrudan bir etkiye sahiptir. Yasal ticaretin hızlandırılıp yasa dışı ticaretin
önüne geçilmesiyle rekabet gücümüzün artacağı da açıktır.
Gümrükler, gelişen dünya ticaretinde birer engelleyici unsur
olmaktan çıkmıştır ve Türkiye'de de çıkmak zorundadır. Hâlen gümrüklerdeki
bürokratik zorluklarla ve ticareti engelleyici hususlarla karşılaşıyor olmamız,
dünya ticaretinden daha fazla pay almak isteyen Türkiye için büyük bir
eksikliktir. Elbette ki 1996’da yapılan Gümrük Birliği Sözleşmesi’nden günümüze
kadar yapılan iyileştirmeler inkâr edilemez ancak bu iyileştirmeler istenen,
özlenen seviyeye gelmemiz için yeterli değildir.
Gümrükler, vergi daireleri ve bankalar arasında ortak bir veri
tabanı oluşturulmalı ve bilgi akışı on-line olarak
sağlanmalıdır. Veri tabanı, ihracatçı birlikleri ve Dış Ticaret Müsteşarlığı
gibi kurum ve kuruluşlarla da uyum içinde olmalıdır. Bu sayede oluşan veri
tabanıyla mükellefin omzundan ciddi bir evrak takip yükü kalkmış olacaktır.
Sayın milletvekilleri, önemli sorunlardan biri de kaçakçılık ve
yolsuzluk olarak görülmektedir. Kaçakçılık, akaryakıt, şeker ve canlı hayvan
kaçakçılığı başta olmak üzere çok ciddi boyutlarda yaşanmakta ve ülke
ekonomisine önemli oranda zarar vermektedir.
Ankara Ticaret Odası verilerine göre, bu ülke içinde tüketilen
akaryakıtın beşte 1’i kaçaktır ve parasal değeri yaklaşık 4,5 milyar dolardır.
Yılda yaklaşık 1 milyon ton şeker kaçakçılığı sebebiyle stoklar artmakta olup,
bu gerekçeyle pancara konan kotalardan dolayı da 2 milyon dekar arazide pancar
tarımı yapılamamaktadır; bu da tarımda 1 milyon 600 bin, sanayide ise 260 bin
olmak üzere, toplam 1 milyon 860 bin işsiz insan demektir. Keza çay, içki,
canlı hayvan, et ve et ürünleri ile insan kaçakçılığının boyutları da çok
büyüktür.
Ayrıca, ülkemiz üzerinden Batı’ya yapılan uyuşturucu kaçakçılığı
Türkiye’mizin imajını zedelemektedir. “Sınırlarımız ve gümrük kapılarımız
yolgeçen hanı mıdır? “ diye bir soru geliyor akla. Güvenlik güçlerimizle
koordineli bir şekilde bu gidişata “Dur.” denilmesi gerekmektedir. Bazı gümrük
kapılarımızın Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği iş birliğiyle yenilenmiş
olması olumlu bir gelişmedir. Ancak gümrüklerin fiziksel ve kimyasal
analizlerin yapılabileceği laboratuvar olanaklarının,
özellikle şu meşhur GDO’lu ürün trafiğinin
denetlenmesi noktasında yetersiz olduğu görülmektedir. Personele Avrupa Birliği
standardında teorik ve pratik eğitim imkânı sağlanmalı, sosyal ve mali haklara
kavuşturulmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurunuz.
ORHAN ZİYA DİREN (Devamla) – Teşekkür ederim.
Bu arada TÜRMOB çatısı altında örgütlenmiş mali müşavirlerimiz
gibi gümrük müşavirlerinin de odalarını kurup meslekleriyle ilgili örgütlerine
kavuşmaları mutlaka sağlanmalıdır. Zira onlar hem gümrük bürokratlarımızın ve
hem de gümrükle işi olan vatandaşlarımızın üzerinden önemli bir yükü
kaldırmaktadırlar.
Sayın milletvekilleri, 2010 bütçesinde vergi dışı gelirlerdeki
artışın büyük ölçüde zamlarla karşılanacağı anlaşılmaktadır. Elektriğe, doğal
gaza, köprülere ve paralı yollara zam yapılması kaçınılmazdır. Dış ticarete
konu mal üreten sektörleri dikkate alan bir büyüme stratejisi izlemek
zorundayız. Kamu ve özel kesim iş birliği içinde en yüksek verimliliği
sağlayacak bir iş ortamı geliştirilmeli, yenilikçi çalışmalar sürekli
desteklenmeli, teşvik sistemi etkin hâle getirilmelidir. KOBİ’lerimizin krediye
ulaşmalarını kolaylaştıracak kredi garanti sistemi derhâl düzenlenmelidir.
Bu duygu ve düşüncelerle, 2010 yılı bütçemizin ülkemiz için
hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Diren.
Ankara Milletvekili Zekeriya Akıncı.
Buyurunuz Sayın Akıncı. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğünün 2010 yılı
bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Halkımızın “Fak Fuk Fonu” diye tanıdığı
bu tür dayanışma mekanizmaları bizce de toplumun muhtaç ve yoksul kesimlerini
korumak, toplumsal dengeyi bir parça olsun sağlayacak kısmi çözümler üretmek
amacıyla oluşturulmuş olabilirler. Ama görünen odur ki, gördüğümüz odur ki, bu
dönemde Hükûmet, alınması gereken köklü önlemleri ve
kalıcı politikaları bir yana bırakmış, işi sadece bu kurumlara havale etmiştir.
Anayasa’nın en temel ilkelerinden birisi olan sosyal devlet olma özelliği
unutulmuş, milyonlarca yurttaşımıza sadaka gibi verilen yakacak, gıda ve
benzeri yardımlarla, arada bir de kanepe ve buzdolabı takviyesiyle bu
sorunların çözülebileceği düşünülmüştür. Üretimi, istihdamı, sanayileşmeyi
unutup daha fazla yardım yapmakla övünenler, aslında bunun, giderek daha çok yoksullaştığımızı
göstermiş olduğunun farkına varamamışlardır.
Başkentimiz Ankara, bu anlayışın ve açmazın tipik bir örneğini
sergilemiştir. Dağıtılan yardımların şeffaflığı bu kadar tartışmalı olsa bile,
devletin parasını babasının parasını dağıtıyormuş gibi dağıtıp caka satanlar, on beş yıllık yönetimlerinde yardım dağıtılan
aile sayısını 90 binden 400 bine çıkarmakla övünenler, aslında bunun, o kenti
ve ülkeyi yönetenler için bir övünç değil, utanç tablosu olması gerektiğini
mutlaka öğrenmeliler.
Değerli arkadaşlarım, hiçbir avunma ve avutma çabası ülkemizde
yaşanan acı gerçekleri görmemize engel olamaz, olmamalıdır. Size de, sizin için
de bu engel olmamalıdır. Niye söylüyorum bunu? Bakınız, ülkemiz, yaşadığı
ekonomik krizi daha da büyüten ve derinleştiren bir uluslararası krizi de
yaşadı, yaşamaya devam ediyor. Bu krizin kuşkusuz en önemli sonucu, işsizliğin
ve yoksulluğun artması olmuştur. Yapılması gereken, kendimizi ve halkımızı,
krizin bizi teğet geçtiğini, söyleyerek aldatmak değil, avutmak değil, gerçekçi
ve akılcı önlemlerle krizin yükünü azaltmak olmalıydı. Ama Hükûmetimiz,
bunları hiç tartışmak istemedi, yapılan uyarı ve önerilere hep kulaklarını
tıkadı; rakam cambazlığıyla kişi başına düşen millî gelirin 10 bin dolara
çıktığıyla övündü ama ülkede 10 milyon insanımızın yeşil kartlı olduğunu
unutuverdi.
Güneydoğu bölgemiz dâhil olmak üzere yapılan bütün kamuoyu
yoklamalarında, insanlarımız en önemli sorunlarının işsizlik ve yoksulluk
olduğunu açıkça ifade etmişlerdir. Hükûmet ise bu
gerçeği görmezden gelip her birini eline yüzüne bulaştırdığı, ülkemiz için
hayırlı sonuçlar getirmeyeceği de ta başından belli olan ve Türkiye'yi allak
bullak eden envaiçeşit açılımla uğraşmayı tercih etmiştir.
Değerli arkadaşlarım, kriz üzerine birçok değerlendirmeler yapıldı,
yapılıyor. En son, sanki kendisini teğet geçmemiş de Maliye eski Bakanı Kemal Unakıtan krizin Başbakan ve çevresini teğet geçtiğini
söylüyordu. Kimilerine göre ise yapılması gereken, krizi fırsata dönüştürmekti.
Fakir fukara, garip gureba krizi nasıl fırsata
dönüştüreceğine kafa yorarken Başbakanımızın, bakanlarımızın, hatta
Cumhurbaşkanımızın çocukları sihirli formülü çoktan bulmuştu bile, halka hizmet
etmenin aracı olması gereken siyasi iktidarı hızla zenginleşmelerinin aracına
dönüştürüvermişlerdi.
Peki, Tekel işçilerine “Yatarak para kazanma devri geçti.” diyen
Başbakan kendi çevresindekilere “Bu kadar sürede, bu kadar parayı nasıl
kazanıyorsunuz?” diye neden sormuyor sevgili arkadaşım? Başbakan sormuyorsa siz
niye sormuyorsunuz ey milletin AKP’li milletvekilleri, siz niye sormuyorsunuz?
Oysa bu ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan milyonlarca
insanın gerçekleri bambaşka. Terörle
mücadelede canını esirgemeyen bir Mehmetçik 120 lira olan asker aylığının 20
lirasıyla yetinip 100 lirasını da memleketteki yoksul ailesine gönderiyor; bir
Kore gazisi aç susuz ölmek üzereyken bir barakada, tesadüfen kurtarılıyordu. 80
liralık yardım için Urfa’da insanlar birbirini eziyor; gazetelerde her gün,
yoksullaşmanın acısına dayanamayıp intihar eden insanlarımızın haberleri
yayınlanıyor. Kasım 2009 rakamlarıyla yoksulluk sınırı 2.533, açlık sınırı 778
lira iken kimi çaresiz insanlar her şeyi göze alarak ilkel maden ocaklarında 600 lira aylıkla çalışmaya razı olabiliyor.
Ölümün kol gezdiğini bile bile insanlar hiçbir ciddi
önlemin alınmadığı tersanelerde sessiz sedasız ekmek peşinde koşmaya devam
ediyorlar. 50-100 kişinin alınacağı iş yerlerinde sınavlara binlerce genç
umutsuzca başvuru yapıyor, bir şirkette temizlik işçisi olabilmek için on
binlerce genç her gün Meclis koridorlarında milletvekili ve bakan torpili
arıyor. Örnekler çoğaltılabilir, çok söz söylenebilir ama esas olan, “Bunlar
her zaman olmuştur, olabilir.” diye geçiştirmek değil, bunları çözmek ve
ortadan kaldırmak üzere işbaşına gelmiş olan iktidarınızın çaresizliğidir ve
esas olan, yurttaşlarımızın devlete güveninin kaybolmamasıdır, eşitlik ve
adalet duygusunun yok olmamasıdır. Ama, eğer ülkemizde
milyonlarca çiftçi, esnaf, sanayici, iş adamı krizin yükü altında inim inim inlerken, ülke kaynaklarından hak ettiği payı
alamazken, “can suyu” kampanyalarıyla avutulurken, şalterler inerken, kepenkler
kapanırken eğer Sayın Başbakanın talimatıyla devlet bankalarından damadının
yönetici olduğu holdinge Hükûmeti destekleyecek bir
medya grubu satın alma uğruna 750 milyon dolar aktarılabiliyorsa, ülkemizde ne
eşitlik ne adalet kalır ne de kalkınma olur.
Eğer, ülkemizde temel ihtiyaç ürünlerine sürekli zam
yapılırken, sadece mutfak harcamalarındaki bir aylık artış yüzde 2,76 iken
“İmkânlarımız bu kadar.” bahanesiyle siz, kamu çalışanına 2,5+2,5, emekliye
1,83’lük artışı reva görürseniz, üstelik bıçak kemiğe dayandığı için açlık
grevine giden emekliye sırtınızı dönerseniz, insanca yaşamak için meydanlara
inen milyonlarca kamu çalışanını tehdit ve baskıyla engellemeye çalışırsanız,
eczacıları duymaz, şeker fabrikalarından yükselen feryatlara, AKP Genel
Merkezine dayanan binlerce Tekel işçisinin sloganlarına kulak vermezseniz,
demiryolculara, itfaiyecilere ters ters bakarsanız,
yetmez gaz sıkarsanız, panzer sürerseniz, bunun adı “sosyal hukuk devleti”
değil, “faşist devlet” olur.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, yoksulluğun en önemli nedenlerinden
birisinin yolsuzluk olduğunu siz de biz de biliyoruz ama eğer siz,
yolsuzlukların kaynağındaki siyasetçi-iş adamı-bürokrat çarkını kıramıyor,
herkesin hesap verebilmesinin önünü açmak için, söz vermenize rağmen, yedi
yıldır dokunulmazlıkları kaldırmak için hiçbir şey yapmıyorsanız, sizin iyi
niyetinizden şüphe edilir. Bir Deniz Feneri dosyasının bile -sağır sultan duydu
ya- ucu size dokunabilir korkusuyla üstüne gidemiyorsanız, sizin ne yoksullukla
ne de yolsuzlukla mücadelede samimiyetinize inanmak mümkün değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurunuz.
ZEKERİYA AKINCI (Devamla) – Sevgili arkadaşlarım, başka bir
yalın gerçeği daha hatırlatmak istiyorum: Yapılan bütün araştırmalar, hane
halkı sayısı arttıkça yoksulluğun da arttığını gösterirken ve biz daha mevcut
çocuk ve gençlerimizin hiçbir sorununu köklü bir biçimde çözememişken, eğer
Sayın Başbakanımız hâlâ her gittiği yerde, hatta Meksika’daki bir Türk ailesine
bile “En az 3 çocuk yapın.” demeye devam ediyorsa, bunu “Yaradan rızkını
verir.” diye de geçiştirmek mümkün değildir. Yaradan rızkını verir vermesine de, ben merak ediyorum, niye hep
sizin rızkınıza villalar, gemiler, inşaatlar, televizyonlar, gazeteler, enerji
boru hatları, mısır ticareti, pırlanta mağazaları düşüyor da size oy verip
iktidar yapan milyonlarca yurttaşımızın rızkına Fak Fuk
Fonu yardımları, iftar çadırları, açlık, yoksulluk, işsizlik düşüyor? Bunu hiç
vicdanlarınızda sorgulamayacak mısınız? (CHP sıralarından alkışlar) Ama
üzülerek görüyorum ki buna niyetiniz yok. Siz çoktan bu çarkın bir parçası
olmuşsunuz artık. Yoksulları, yoksulluğun ne demek olduğunu, onun acısını
çoktan unutmuşsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen, sözünüzü bağlayınız.
ZEKERİYA AKINCI (Devamla) – Tamamlıyorum Başkanım.
Bize de kulak vermeyeceksiniz ama umudum, yüzlerce yıl öncesinden
seslenen Karacaoğlan’ın o güzel deyişini biliyorsunuz “Üç derdim var
birbirinden seçilmez /Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm” diyerek ölümle
yoksulluk arasında bir fark olmadığını anlatan dizelerine kulak verin hiç
olmazsa. İnşallah, bütün bu adaletsizliklerin ve çarpıklıkların hesabı ilk
seçimlerde sandıkta sorulacaktır.
Bu umutla hepinizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum. Umudum
olmasa da bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Akıncı.
Hatay Milletvekili Fuat Çay.
Buyurunuz Sayın Çay. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA FUAT ÇAY (Hatay) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Devlet Personel Başkanlığı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi ve televizyonları başında
bizi izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Bugün burada umut verici temennilerde bulunmak isterdim. Ne yazık
ki bugünkü koşullar ve gelişmeler kaygı ve üzüntü verici bir tablo olarak
karşımıza çıkmıştır. Yüreğimiz derinden yaralanmıştır. Ne yazık ki uygulanan
sözde politikalar neticesinde toplum tehlikeli bir ayrışmaya doğru sürüklenmiş
ve terör, geleceğe dönük güven ortamını ortadan kaldırmıştır. İnsanlar
birbirlerine kuşkuyla bakar hâle gelmiş, barış ve hoşgörü içinde yaşamak neredeyse
imkânsızlaşmıştır. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, işsizlik ve yoksulluğun hangi
boyutlarda olduğundan söz etmeme bile gerek yok sanırım. Çalışanların
durumu da ayrı bir vakıa.
Ülkede bu kadar olumsuz tablo varken hangi hükûmet
bütün bu yaşananları pembe gözlüklerle görebilir ve kendilerine olumlu bir
sonuç çıkarabilir ki? “Ak kadrolar” olarak ortaya çıkanlar karanlıkları
aydınlatmak yerine ülkeyi daha kötü karanlığa sürüklüyorlar.
Değerli milletvekilleri, ülkemizin ciddi sorunlarında biri de
ekonomideki daralmadır. Bundan en çok etkilenen kesim ise çalışanlarımız, memur
ve emeklilerimizdir. Memurlar kasım ayında “uyarı grevi” olarak işi bırakma
eylemi yaptı. Bu eylem Hükûmete ciddi bir uyarı
niteliğindedir. Memurun ailesine bakacak gücü kalmamış, alım gücü ortadan
kalkmış, geçinemez hâle düşmüştür. AKP dönemindeki işsizlik oranı cumhuriyet
tarihinin en üst seviyelerine yükselmiştir. Ülkemizde gelir dağılımındaki
adaletsizlik ve işsizlik suç işleme oranlarını artırmıştır. Hapishaneler
dolmuş, bunların çoğunluğunu gençler oluşturmaktadır. Hapishanelerde mevcut 117
bin tutuklu ve hükümlünün 83 bini genç nüfustandır.
Bütün bu olumsuzluklar bir yana, AKP Hükûmetinin
uygulamalarıyla devlet memurları arasındaki adaletsizlik de sürekli
büyümektedir.
Ülkemizde kurumlar arasındaki eşitsizlik bugüne kadar
giderilememiştir. Kamu personeliyle ilgili ortaya atılan taslaklar, sorunun
çözümünden çok yandaş memurlara avantaj sağlama, Hükûmetin
politik kadrolaşmasının önünü açma amacı taşımaktadır.
Ülkemizde, aynı işi yapıyor olmalarına karşın aldıkları ücretlerde
büyük farklılıkların bulunduğu kadrolar mevcut. Bütün kamu kurumlarında bu
adaletsizlik vardır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na göre çalışan devlet
memurları, bu Kanun’un 4/B maddesine tabi sözleşmeli personel ve 4/C maddesine
tabi geçici personel… Fazla uzağa gitmeye de gerek yok, bu saydığım kadroların
tamamı Meclis çatısı altında da mevcut. Yirmi yıldır geçici görevle çalışan
personel var Mecliste. Aynı işi yapmalarına karşın farklı ücretler verilmektedir.
Bu adil midir gerçekten?
Sözleşmeli personel uygulamasıyla kamu görevlileri ikiye
bölünmektedir. Yargının, bu statüdeki personelin de memurlar gibi aynı haklara
sahip olduğu yönündeki kararlarına rağmen, bu kişilerin hakları tam manasıyla
verilmemiştir. Aynı işi yapan kadrolu memur ile sözleşmeli memurun mali hakları
eşitlenmemiştir.
AKP İktidarından sonra memurların açmış olduğu davalarda büyük
artış meydana gelmiştir. Bu artış, Hükûmetin memurlar
üzerindeki keyfî atamalarından ve işlemlerinden kaynaklanmaktadır.
Sayın milletvekilleri, şimdi de bir moda çıktı; “Kendi ekibimle
çalışırım”, “Kendi takımımı kurarım.” şeklindeki açık ifadeler, özellikle AKP Hükûmeti döneminde göreve gelen kadrolar, üst kadrolar,
müsteşarıyla, genel müdürleriyle ve daha alt düzeydeki kadrolar dâhil olmak
üzere böyle diyor. Bu modanın neticesinde memurların görevden ayrılmaları için
baskı uygulanıyor. Baskılara boyun eğmeyen memurlar disiplin soruşturmasıyla
tehdit ediliyor. Teftiş kurulları ve soruşturmacılar âdeta tetikçilik yapıyor.
Meclis yönetiminde de, bakanlıklarda da bu örnekler yaşanıyor. AKP yandaşı
olmayan, arkasında tarikat, cemaat desteği olmayan yöneticiler hakkında hep
aynı oyun oynanıyor. Bu desteğe sahip memurlar ise haklarında hapis cezası,
disiplin cezası da olsa üst görevlere atanabiliyor, terfi olabiliyor. Öğrenim
şartı bile tutmayan kişiler üst göreve getirilebiliyor. Ne yazık ki bu
uygulamaların başını da Meclis çekiyor. Yani balık baştan kokuyor. Hükûmet ve yöneticiler Danıştay kararlarını zoraki uyguluyor,
etkisizleştiriyor. Yasayı dolanacağını açıklayan yöneticiler hukuk devletini
ortadan kaldırıyor. Hükûmetin bakanı ulu orta “Ortada
Danıştay kalmayacak.” şeklinde açıklamalar yapabiliyor. Bu türden keyfî
uygulamalar bugün iktidarın hukuk devletini içine sindirmediğinin bir
kanıtıdır.
Değerli milletvekilleri, devlet personel rejiminin temel
ilke ve politikası, kurum ve kuruluşların teşkilat, görev ve yetkilerini, kamu
görevlilerinin tabi olacakları personel rejimlerini ülke şartlarına en uygun
olacak şekilde düzenlemek, belirlenen personel politikasını uygulamak, revize
etmek, uygulamayı takip etmek ve denetlemek, personel rejimleri arasında uyum,
denge ve koordinasyonu sağlamak Devlet Personel Başkanlığının temel görevleri
arasındadır. Ne yazık ki bu önemli görevlerle
donatılmış böylesi bir kurum, siyasi iradenin otoritesi altında ezilmekte ve
görevini yapamaz, çözüm üretemez hâle getirilmiştir.
Türkiye’de devlet merkezî zihniyetle bürokratik engeller yaratarak
iş ve işlemlerin süratle yapılmasını engellemekte, kırtasiyeciliği
artırmaktadır. İnsanlar işlerini takip etmek ve çözmek için başkente akın
etmektedirler. Devletin, yerinden yönetim ve yerel yönetimlerin hareket
alanlarını sınırlayarak kontrol altına alma çabası ne yazık ki hâlen devam
etmektedir. Yerinde kısa sürede çözülmesi gereken küçük bir iş dahi Ankara’nın
onayına sunulmaktadır. Bu da devlet-vatandaş açısından ek masraf ve zaman kaybı
demektir. Taşradaki memur merkezî idarenin emir ve direktiflerini uygulamaktan
kendisini geliştirememekte, karar verememekte ve fikir dahi üretemez hâle
gelmektedir. Merkeziyetçi zihniyet nedeniyle bürokrat ve milletvekili asli
işlerini yapamaz hâle gelmiştir. Bütün bunların sonucunda iş takipçiliği meslek
hâline gelerek haksız kazancın yolu açılmıştır.
Değerli milletvekilleri, mevcut olumsuzluklar yeniden ele alınarak
sistem yeniden yapılandırılmalı, görev ve hizmetlerin yeniden düzenlenmesini
sağlayacak bir düzenlemeye vakit kaybedilmeden geçilmelidir. Bir an önce
merkezî idarenin takdir yetkisine gerek duyulmayan iş ve işlemlerle ilgili
yetkilerin yerel yöneticilere devri yapılmalıdır.
Ayrıca, merkezî idarenin…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurunuz.
FUAT ÇAY (Devamla) – Ayrıca, memurlar arasındaki adaletsiz yapıya
son verilerek eşit işe eşit ücret politikası yürürlüğe konulmalıdır.
Performansa dayalı hukuk ve mali bir yapılanma esas alınmalıdır. Kamu personel
rejimiyle ilgili çağdaş bir yapılanmaya gidilerek liyakat ve kariyer ilkesi
dışında atama ve yükselmenin önüne geçilmelidir.
Kısaca, çağdaş, devamlı olarak kendini geliştiren, yenileyen,
kaliteli, rekabetçi, sistemli, hizmeti eşit veren, adam kayırmayan, siyasi
otoritenin baskısı altında ezilmeyen ve dinamik bir personel yapısına sahip
güçlü bir yönetim sistemi geliştirilmelidir.
Bu düşüncelerle, bütçenin ülkemize hayırlı, uğurlu olmasını
diliyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çay.
Şahsı adına, lehinde İstanbul Milletvekili Mehmet Sekmen.
Buyurunuz Sayın Sekmen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MEHMET SEKMEN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
2010 mali yılı bütçe görüşmelerinde Gençlik ve Spor ve Sosyal Yardımlaşma Genel
Müdürlük bütçeleri üzerinde şahsım adına lehte söz almış bulunuyorum. Yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Spor, kişisel olarak veya toplu yarışlar biçiminde yapılan, bazı
kurallara göre uygulanan beden hareketlerinin tümü şeklinde tanımlanır.
Günümüzde spor, dili, dini, ırkı farklı insanları birleştiren önemli bir
araçtır. Spor, gerek yarışma gerek sağlıklı yaşam gerekse izleyici bazında
dünya kültürünün bir parçasıdır. Spor, giderek daha çok kişi tarafından
doğrudan ya da dolaylı olarak ilgi görmeye başlamış, daha organize hâle gelmiş,
uluslararası bir saygınlık ve prestij göstergesi
olarak ulusları sevince ya da yasa sürükler hâle gelmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; genç ve dinamik bir nüfusa
sahip ülkemizin bu potansiyelini iyi değerlendirmesi her açıdan çok önemlidir.
Ülkemizin sağlam bir spor altyapısı oluşturması, spor kültürünü geliştirmesi,
eğitimini yaygınlaştırması, her branşta sporcu
yetiştirmesi, tüm vatandaşlarımıza spor imkânları sunması hepimizin temel amacı
olup, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüzün üstlendiği büyük bir sorumluluktur.
Ayrıca, bu Genel Müdürlüğümüzün bünyesinde yer alan Gençlik
Hizmetleri Daire Başkanlığı, Türkiye çapında kurulmuş yüz elli bir gençlik
merkezi kurarak gençlere eğitici konferanslar, seminerler verilerek kötü
alışkanlıklardan korumaya yönelik çalışmalar yapmaktadır. Bu merkezlerde spor
dallarıyla ilgili verilen bilgilerin yanında çeşitli kurslar da verilerek
gençlerimiz eğitilmektedir.
Ayrıca, 2009 yılı içerisinde spor tesisi yatırımları için 451
milyon 169 bin TL’lik ödenek kullanılmıştır. Kullanılan bu ödenekle toplam yedi
yüz altmış proje yürütülmüştür. Son yıllarda Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün
üstün çaba ve desteğiyle sporda elde edilen başarılar sonucu kulüp ve lisanslı
sporcu sayısında büyük bir artış gözlenmektedir. Bugün dünya sporunun en büyük
turnuvalarına ev sahipliği yapmak bizlere gurur vermektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın ikinci bölümünde
ülkemizde çok önemli bir görevi yerine getirdiğine inandığım Sosyal Yardımlaşma
ve Dayanışma Genel Müdürlüğünün bütçesi üzerinde görüşlerimi ifade etmek
istiyorum.
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğümüz, ülke genelinde
gıda, yakacak, barınma yardımları ile öğrencilerimize yönelik eğitim, barınma
yardımı, yükseköğrenim bursları, özürlü öğrencilerin okula ücretsiz taşınması,
anne ve çocuk sağlığı için şartlı nakit transferi gibi sağlık ve tedaviye
yönelik çeşitli yardımlar yapmaktadır. Bunlar sosyal devlet olmanın gereğidir.
Değerli milletvekilleri, yoksulluk, daha doğru bir deyişle, kaynak
ve imkânların eşitsiz dağılımı belki de dünyamızın en önemli sorunudur. Yaşanan
krizler hem gelir dağılımındaki adaletsizliği hem de yoksul sayısını
artırmaktadır. Ülkemizde gelir dağılımı adaletsizliğini gidermek için 58, 59 ve
60’ıncı cumhuriyet hükûmetleri döneminde önemli
adımlar atılmış olup, bu yöndeki çalışmalar devam etmektedir.
Gelir dağılımındaki dengesizliklerin giderilmesi ve yoksul
kesimlerin desteklenmesine yönelik uyguladığımız sosyal politikalar insan
merkezli kalkınma anlayışımızın sonucudur. Bu yardımlar, toplumsal dayanışmanın
güçlendirilmesi ve sosyal barışın korunması açısından da büyük önem
taşımaktadır.
İhtiyaç sahibi ailelerimize gıda ve giyim gibi temel
ihtiyaçlarının karşılanması için 2008 yılının Haziran ayından itibaren gıda
yardımları üçer aylık periyotlarla yılda 4 kez
yapılmaya başlanmıştır. 2009 yılı Ekim ayı itibarıyla 2 milyon 66 bin 869
öğrencimize 261 milyon Türk liralık eğitim yardımı ödenmiştir. Ayrıca 27.205
özürlü çocuğumuz okuluna ücretsiz olarak götürülmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
MEHMET SEKMEN (Devamla) – Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel
Müdürlüğümüzün yaptığı önemli bir çalışma da, gelir artırıcı ve istihdamı
artırıcı projeleri hayata geçirerek 5.486 vatandaşımızın bu projeden
yararlanması sağlanmıştır.
Hükûmet olarak
yoksullukla mücadelemiz devam edecektir. Her vatandaşımızın onurlu, huzurlu ve
yüksek yaşam standardına ulaşması amacıyla sözlerime son verirken, 2010 yılı
bütçesinin hayırlı olmasını temenni eder, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sekmen.
Şimdi Hükûmet adına Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Sayın Yazıcı, süreniz on beş dakika.
Buyurunuz.
DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
İzninizle, konuşmamın başında, geçen dönem Üsküdar’da Belediye
Başkanlığı yapmış başarıyla, çok yakın dostum, kardeşim dün gece vefat etti,
bugün de onun şu anda cenazesi var, ama görevim sebebiyle iştirak edemedim ama
müsamahanıza sığınarak buradan kendisine rahmet, ailesine ve dostlarına
başsağlığı diliyorum.
Değerli milletvekilleri, benim konuşmam Gümrük Müsteşarlığına
ilişkin, Sosyal Yardımlaşmaya ilişkin ve Devlet Personel Başkanlığına ilişkin
olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır.
Bildiğiniz gibi, gümrük idareleri bütün ülkeler için son derece
önemli, kamu idareleri ama Türkiye’yi şöyle dikkate aldığımızda, bulunduğu
coğrafyayı göz önüne getirdiğimizde, gerçekten Türkiye’nin gümrük idaresinin ne
denli önem taşıdığı açıkça ortaya çıkmaktadır. Gerçekten de Hükûmetimiz, gümrük idaresini bu önemli işlevine uygun
olarak her yönden hem görsel olarak hem altyapı ihtiyaçlarını giderme
bağlamında ve hem de teknolojik imkânları gümrüğe kazandırmak suretiyle,
gümrükte iş ve işlem icra eden ticaret erbabımızın en rahat bir şekilde, en
güvenli bir şekilde, en etkin bir şekilde faaliyetlerini sürdürmesinin
altyapısını oluşturmuş ve bu gayretini sürdüregelmektedir.
Bu anlamda, gerçekten kapılarımız modernize edilmeye başlanmıştır.
İşte, son olarak modernize ederek hizmete açtığımız Kapıkule Gümrük Kapısı
dünyada ikinci, Avrupa ülkeleri arasında da bir numaralı büyüklükte ve
güzellikte, donanımda olan bir gümrük kapımızdır ve böylece, on sekiz kara
gümrük kapımızı peş peşe, inşallah, bir plan dâhilinde, yap-işlet-devret
modeliyle, öz kaynaklardan hiç para aktarmaksızın… Elbette ki yap-işlet-devret
bedava değil, karşılığında mutlaka kullanım hakkı da verilmek suretiyle ama o
dengeleri gözetme noktasında çok sıkı bir pazarlık yapmak suretiyle, Odalar
Borsalar Birliğinin şirketiyle uzlaşarak kapılarımızı modernize ediyoruz.
Burada konuşmada ifade ettikleri gibi arkadaşlarımın, gümrük
idarelerinin diğer kamu idareleriyle elektronik ortamda entegrasyona
girmeleri yönündeki önerilerini tabii ki bilgi edinmedeki eksikleri olarak
niteliyorum çünkü Türkiye’de gerçekten gümrük idareleri, hem Maliyeyle,
bankalarla, TİM’le ve bu alanda işlem icra eden bütün
kamu idareleriyle elektronik ortamda ilk entegrasyonunu tamamlayan kamu
idarelerinden bir tanesidir. İnşallah, Nisan 2010 tarihinden itibaren Türk
gümrüklerinde bütün işlemler kâğıtsız, İnternet ortamında gerçekleşir hâle
gelecektir ve bugün de çok belli oranda -bazı alanlarda yüzde 100’e varan
oranlarda- gümrük faaliyetlerimiz gerçekten elektronik ortamda ve ofislerinden,
gümrük müşavirlerimizin işlemlerini yürütecek şekilde icra edebilmelerine imkân
sağlayacak donanıma kavuşturulmuştur.
Gümrüğümüzün yasal mevzuatı çerçevesinde var olan eksiklileri,
yüce Meclisin de burada yoğun bir çalışması sonucu Meclis ara vermeden önce
giderilmiştir. Bir kez daha yüce Meclise bu anlamda teşekkür ediyorum. Gerçekten, 5911 sayılı Kanun’
Değerli milletvekilleri, kanunda yapılan yeni düzenlemeyle
gümrüklerde hızlı kargo ve posta vasıtasıyla işlemlerin yapılıyor olmasının
gümrük müşavirlerinin aleyhine olacağına ilişkin bir değerlendirme oldu, ki bu doğru değil. Yeni çıkarttığımız kanunda,
hatırlayacaksınız, bu şekilde işlem yapacak olan kargo şirketleri ve posta
idareleri faaliyetlerini yürütürken gümrük müşaviri istihdam etmek zorunda. Ama, bu, çağdaş bir uygulamadır. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin veya devletinin e-devlet uygulaması konusunda süregetirdiği yapılanmanın dış ticaret açısından en özgün
örneğini de gene gümrük idaresi gerçekleştirmiş ve yılbaşı itibarıyla devreye
girecektir. Bunun da devreye girmesiyle, Anadolu’nun herhangi bir yerinde küçük
ve orta ölçekli KOBİ’ler 1.500 lirayı aşmayan değerdeki ürünlerini hızlı kargo
ve posta vasıtasıyla İnternet ortamından yararlanmak suretiyle pazarlama
imkânına kavuşacaklardır. Yani, Patnos’taki bir vatandaş, beğenilen bir ürünü
varsa ürününü tanıtmak suretiyle Chicago’ya pazarlama imkânına da kavuşacak.
Bunu nasıl yapacak? İşte bu hızlı kargo ve posta aracılığıyla yapacak ve hiçbir
şekilde gümrük idaresiyle muhatap olmayacaktır. Tamamen işlemler hızlı kargo ve
posta idareleri vasıtasıyla yürütülecek ama yanlış anlaşılmasın, bütün bunların
gümrük kontrolleri ülkeye giriş kapılarında, gümrük alanlarında yapılacaktır.
Böyle bir uygulamayı da hayata sokmak üzere olduğumuzu sizlerle paylaşmak
istiyorum.
Öte yandan, gümrük alanında ihtiyaç duyulan laboratuvarları
modernize ettik. Yirmi üç yerde bulunan laboratuvarları
altı bölgede bölge laboratuvarı olarak yeniden
düzenledik, bunlardan bir tanesi de İstanbul’da. GDO’lu
ürünlerin kontrolünü yasa gereği Tarım Bakanlığı yapmaktadır. Bizim laboratuvarlarımızda GTİP standartları açısından gerekli
inceleme ve tahlil faaliyeti yürütülmektedir.
Gümrük teşkilatımızın bina olarak ihtiyaç duyduğu Eskişehir yolu
üzerinde sağlanmış bir arsa ihalesi ayın 4’ünde yapıldı. Sanırım ocak ayında
inşallah gümrük teşkilatının hizmet binasının temelini atacak ve bir aksaklık
olmazsa çok kısa zamanda tamamlayacağız.
Zaman tabii hızla akıp gidiyor, saate bakıyorum. Şimdi de sosyal
yardım faaliyetlerimize ilişkin sizlerle birkaç konuyu paylaşmak istiyorum.
Değerli milletvekilleri, gerçekten dünyada 1990’lı yıllardan sonra
artan işsizlik, yaşanan krizler dolayısıyla meydana gelen sosyal sonuçlar ve
ülkemizde de kırsal alanda tarım kesiminde yaşanan sorunlar kırsal kesimin
kente göçüne yol açmış ve kentte vasıfsız insan gücünün sosyal sorunlarının
artmasına neden olmuştu. İşte, Hükûmetimiz bu olgudan
hareketle halkımız arasındaki, sosyal kategoriler arasındaki farklılaşmayı
giderme noktasında güçlü projeler geliştirmiş, öte yandan da sosyal güvenceden
yoksun vatandaşlarımızın gerek ekonomik gerekse sosyal açıdan imkâna
kavuşmaları noktasında projelerini somut olarak hayata geçirmiştir.
Bu faaliyetlerimizi “sadaka” olarak nitelemek bana göre biraz
küçümseme anlamına geliyor ama “sadaka” sözcüğü de bizim kültürümüzün bir
parçası. Sadaka nedir, tarifini iyi bilmek lazım. Sadaka, gezerken, dolaşırken
sizden talepte bulunan ya da bulunmayana gönlünüzden koptuğu oranda katkıda
bulunmaktır. Ölçüsü size aittir ama sosyal yardım faaliyetlerinin ölçüsü var,
bir plan dâhilinde yapılıyor. Öznesi belli, yüklemi belli, standartları
bellidir. Bu bir projedir. Projeyi -dolayısıyla- küçümseyecek anlamda
nitelemenin bir dil sürçmesi olduğunu düşünüyorum. Ama Hükûmetimiz
gerçekten “Yoksullukla, yolsuzlukla, yasaklarla mücadele edeceğiz.” şeklindeki
taahhüdü çerçevesinde, bütün uygulamalarını, bütün politikalarını yoksulluğun
giderilmesi, gerçekten, kimsesizlerin kimi olma bağlamında somut projelerle
uygulamalarını hayata geçirmekte ve buna devam etmektedir.
Birkaç örneği sizlerle paylaşmak istiyorum. Mesela, değerli
milletvekilleri, her eğitim-öğretim yılı başında, yedi yıldır, 13 milyon
öğrencinin kitapları masalar üzerinde teslim edilmektedir. Bu bir sosyal
projedir ve bu projenin kaynağı Sosyal Yardımlaşma Fonundan karşılanmaktadır ve
2009 yılında bu faaliyet için tahsis ettiğimiz kaynak 235 milyon TL’dir. Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü aylık periyodik ödemelerini gerçekten
objektif kriterlere göre, nüfus kriteri, sosyal gelişmişlik
ölçütü, Devlet İstatistik Enstitüsünün ölçütünü dikkate almak suretiyle yaptığı
bir hesaplama sonucu Türkiye genelinde faaliyet yürüten 973 vakfa her ay
muntazam şekilde göndermektedir. Bunların kime verileceği, yardımların nasıl
yapılacağı belirlenmiş ölçütlere göre vakıf mütevelli heyetleri tarafından
takdir edilmekte ve ihtiyaç sahiplerine erişimi sağlanmaktadır. Sadece, biz,
vatandaşlarımıza yardım etmiyoruz, maddi imkânsızlık içerisinde, sosyal
güvenceden yoksun vatandaşlarımızın iş kurmalarını teminen
proje destekleri de veriyoruz. Böylece yoksul vatandaşlarımız işlerini kurmak
suretiyle geleceğe yönelik, sosyal yardımlaşmanın yükü olmaktan da kendilerini
kurtarmış oluyor. Böylece ekonomik bir boyutu da bulunmaktadır.
Bir şeyden daha söz edip diğer konuya geçmek istiyorum. Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü gerçekten e-devlet uygulaması
kapsamında “SOYBİS” ismini verdiğimiz sosyal yardım bilgi sistemini devreye
sokmuş bulunmaktadır. Değerli milletvekilleri, masa başından hizmette, tek
tuşla hizmet edebilmenin yolunu bu projelerle sağlamış bulunuyoruz. Vatandaş
bugüne kadar 12 ayrı kamu idaresinden 24 sorunun cevabını toplayarak yardım
alabiliyordu. Sosyal güvenceden yoksun vatandaşlar âdeta fakirliklerini,
yoksulluklarını ispat etme külfetiyle karşı karşıya bırakılıyordu. Bugün o yükü
onların üzerinden almış Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü ve
vakıflarla entegre olmak suretiyle vakıf mütevelli
heyetleri bu yükü yüklenmekte ve sağlamaktadırlar. Vatandaş sadece geliyor,
kimlik bilgilerini veriyor “Bana ait bilgilerin sosyal yardım amaçlı olarak
kullanılmasına, değerlenmesine izin veriyorum, müsaade ediyorum.” beyanında
bulunuyor, imzalıyor. Yedi saniye içerisinde o kişinin vergi
mükellefi olup olmadığı, sosyal güvenlik kurumundan herhangi birisinden ücret
alıp almadığı, Tarım Bakanlığından tarım desteği alıp almadığı, Vakıflar Genel
Müdürlüğünden yardım alıp almadığı, Sosyal Yardımlaşma Genel Müdürlüğünden ŞNT
vesaire ismi altında yardım alıp almadığı, araç sahibi olup olmadığı, künyesi
ortaya çıkıyor ve vatandaş yönlendirilerek yardımına erişmiş oluyor. Bu
projeyi de sağlayan arkadaşlarıma huzurlarınızda bir kez daha teşekkür
ediyorum.
Son olarak, Devlet Personel Başkanlığının faaliyetlerinden kısaca
söz etmek istiyorum. Gerçekten, Devlet Personel Başkanlığı kuruluş kanununa
baktığımız zaman işlevi son derece önemli, son derece geniş alanda faaliyet
göstermesi gereken bir kamu idaresi. 1960 yılında kurulmuş…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Ama maalesef şu veya bu
sebeple fonksiyonunu, bugüne kadar yeterince, beklenen oranda icra edememiş.
Ama çok yoğun bir çalışma içerisindeyiz, gerçekten yoğun bir çalışma
içerisindeyiz. Burada özellikle Sali Kardeşim çok
güzel tespitlerde bulundu, kendisine teşekkür ediyorum. Onun tespitlerine aynen
katılıyorum. Gerçekten Türkiye’de kamu personel rejimine şiddetle ihtiyaç var
ama bunu birlikte yapacağız. Aynı eğitimi almış, aynı derecede ama farklı kamu
idarelerinde çalışan kamu görevlilerinin çok farklı ücret aldığını görüyoruz.
Ama bunu gidermek için bir kararname çıkardık, ek ücret kararnamesi. Yeterli
değil, çalışmamız sürüyor ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda
hazırladığımız kanun değişikliğini de yakında Hükûmete
ve oradan da yüce Meclise getireceğiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Sayın Başkan, müsaade
ederseniz şunu da söyleyeyim:
O kanunla alakalı olarak şunu size ifade etmek isterim ki biz
memur sendikalarıyla yaptığımız görüşmelerde yapmayı taahhüt ettiğimiz pek çok
konuyu bu kanun tasarısıyla gidermeye, karşılamaya çalışıyoruz. Memurlarla
ilgili doldurulmakta olan sicilleri kaldırıyoruz. Hiçbir işe yaramayan, her yıl
2 milyon 500 bin dolayında memurla ilgili doldurulan sicillere son veriyoruz.
Yerine, disiplin kurallarının egemen olacağı yeni bir sistem, yeni bir
düzenleme getiriyoruz.
Biz hiç kimseyi aç, açık bırakmayız. Tütün işçilerini de terk
etmiş durumda değiliz. Onlara ilişkin de hukuki düzenleme mevcut, diyalog
kanallarımız açık.
Bütçenin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
KAMER GENÇ (Tunceli) – Tekel işçileriyle gidin konuşun. Millet
karın altında, orada insanlar perişan vaziyette.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yazıcı.
Devlet Bakanı Zafer Çağlayan.
Süreniz on beş dakikadır Sayın Çağlayan.
Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
DEVLET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Saygıdeğer
milletvekilleri, yüce heyetinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.
Ben de Bakanlığıma bağlı Dış Ticaret Müsteşarlığı ve İGM, İhracatı
Geliştirme Merkezi bütçesi üzerindeki görüşlerimi ifade edeceğim. Ama öncelikle
şu ana kadar konuşma yapan, gerek eleştiren gerek öneri getiren gerek, sağ
olsunlar, memnuniyetini belirten tüm milletvekillerine özellikle teşekkür etmek
istiyorum ve gerek yapılan eleştirilerden gerek gündeme getirilen önerilerden
en azami şekilde faydalanacağımızı da ifade etmek istiyorum.
Evet, aslında çok önemli bir konu, Türk sanayisinin ihracat motoru
olma özelliğine sahip bir yapı. Ben de tabii bunu yirmi yedi
sene fiilen üretmiş, yatırım yapmış ve ihracat yapmış, dış ticaret yapmış biri
olarak, önemini hem sanayici olarak yaşamış, ihracatçı olarak yaşamış hem de
bugün sorumluluğum altındaki bu çalışmayla ihracatımızın daha fazla artırılması
ve ithalatımızın bu oranda daha fazla azaltılması ve iç üretimin, ara malı
üretiminin özellikle ülkemizde artırılması, özellikle 2008 yılında daha fazla
etkisi görülmeye başlanan ve 2009’da devam eden bu küresel kriz ortamında dünya
piyasasında elde etmiş olduğumuz piyasaları kaybetmemek noktasında çok önemli
çalışmalar yaptığımızı ifade etmek istiyorum.
Evet, hep ifade ettim, yine aynı şekilde de ifade ediyorum, tabii
ki bu kriz, Türkiye'nin çıkartmış olduğu, Türkiye'nin sebep olduğu bir kriz
değildi. Amerika’da çıkan ve her ülkenin küresel ekonomiye entegre
olduğu oranda bu krizden etkilendiği bir krizle karşı karşıyayız.
Türkiye, 132 milyar dolar geçen yıl ihracat yapan ve yapmış olduğu ihracatının
yüzde 90’ından fazlası sanayi mamullerinden oluşan, 200’den fazla ülkeye 20
binden fazla ürün çeşidi ihracatı yapan bir ihracat kapasitesine ve
kabiliyetine sahip olmuştur. Bu değerle geçen yıl, toplam dünyadaki 16 trilyon
dolarlık dünya mal ihracatında Türkiye yaklaşık yüzde 1’e yakın bir pay elde
ederek, ihracatta, Avrupa Birliğini tek blok sayarsak 22’nci, ama Avrupa bloku ülkelerini tek tek sayacak
olursak dünya 32’ncisi konuma gelmiştir. Gerçekten Türkiye'nin 2008 yılı
itibarıyla gelmiş olduğu ihracat değeri, ihracat performansı son derece önem
arz ediyor; miktar açısından, değer açısından ve her şeyden önemlisi özellikle
yüzde 90’ının sanayi mamullerinden oluşması açısından.
Bu çerçevede, geçen yıl 16 trilyon dolarlık dünya mal ihracatı
küresel krizle beraber, hepimizin bildiği gibi, 12 trilyon dolara düşecektir
yani dünyadaki mal ihracatının 16 trilyon dolardan 12 trilyon dolara düşmesi
son derece önemli bir rakam. Zannediyorum ki bu gidişle dünya ekonomileri
2008’de yakalamış olduğu bu 16 trilyon dolarlık toplam dünya mal ihracatı
rakamını herhâlde 2012’den önce de yakalayamayacaktır.
Böylesine bir küresel krizin yaşandığı, özellikle ihracatımızı en
fazla yapmış olduğumuz pazarların böylesi bir ortamda, en fazla küresel
ekonomiden etkilendiği bir ortamda bütün gayretimizi, bütün çalışmamızı
ihracatımızı 100 milyar doların altına düşürmemek noktasında sarf ediyoruz.
Niye? 100 rakamı hem psikolojiktir hem de Türkiye şükürler olsun ki ihracat
konusunda 100’ler Kulübünün bir üyesi olmuştur. Bu noktada size rakamları da
özellikle vereyim, sonra neden bu rakamlara düştüğünü ve bundan sonra,
özellikle sayın milletvekillerimizin belirttiği gibi, gerek içeride bir sanayi
stratejisiyle gerek girdi maliyetleriyle gerek yeni pazar ve teknolojik
ürünlerle nasıl bir ihracat yapısı yapacağımızı belirtmek istiyorum.
TÜİK’in yapmış olduğu
ilk on aylık ihracat açıklamaları ve ihracatçı birliklerinin yapmış olduğu
kasım ayı ihracatıyla beraber şu anda on bir aylık ihracatımız yaklaşık 93
milyar dolar seviyesine gelmiştir. Bugün itibarıyla baktığımız zaman, 1-16
Aralık itibarıyla ihracatımız şu anda 4,5 milyar dolardır. Yani bu şekilde
devam ederse, demek ki yıl sonuna kadar, aralık ayı
itibarıyla 9 milyar dolarlık bir ihracat daha gerçekleştirilecek ve dolayısıyla
Türkiye 101-102 milyar dolarlık bir ihracat hedefini yakalamış olacaktır.
İtiraf etmeliyim ki, orta vadeli programda koymuş olduğumuz, revize etmiş
olduğumuz hedefimiz 98,5 milyar dolardı.
Peki, Türkiye acaba ihracatındaki bu düşüşü yaşarken Türk
ihracatçısı rekabet gücünün zorlanmasından dolayı mı kaybetti, yoksa
Türkiye’nin ihracat yapmış olduğu pazarların daralmasının ortaya çıkarmış
olduğu bir sonuçmudur? Bunu bir kere
çok net görmek lazım. Burada gözüken, 132 milyar dolarlık bir ihracatın
100 milyar dolar seviyesine düşeceği yani Türkiye geçen yıla göre yaklaşık 30
milyar dolar civarında bir ihracat kaybı yaşayacak.
Değerli arkadaşlar, özellikle şunun altını çizmek isterim ki, şu
anda baktığımız zaman ihracatımızın değer bazındaki azalması 27 milyar
dolardır. Ama ihracata sadece değer bazında bakmak son derece yanlış bir bakış
açısı olur, eksik bir bakış açısı olur, ihracatın aynı zamanda miktar bazında
da değerlendirilmesi gerekir. Miktar bazında değerlendirme yaptığımız zaman,
Türkiye’nin 2009 yılı ihracatındaki miktar azalmasının 2008’e göre sadece yüzde
9 olduğunu görüyoruz.
Bunun iki tane sebebi var:
1) Euro/dolar paritesindeki değişmeler,
2) Dünyadaki emtia fiyatlarının düşmesinin ortaya çıkarmış olduğu
bir sonuçtur.
Yani şunu söylemek istiyorum: Geçen yıl Türk ihracatçısı şu
gözlükten 100 tane ihraç ediyordu ve bunun tanesini 1 dolara satıyordu,
dolayısıyla 100 dolarlık bir ihracat geliri elde ediyordu. Bu sene değer
bazında ihracattaki azalma, ihracatçı bu gözlükten 91 tane ihraç etti ama buna
karşılık 74 dolar gelir elde edebildi. Yani tekrar ifade ediyorum: Miktar
bazındaki artış yüzde 9’dur. Yani, 100 ton demir-çelik ihraç etmişse Türkiye,
bu yıl 91 ton ihraç etti. Sadece yüzde 9’luk bir kayıp var ama değer bazında
bahsetmiş olduğum gerek euro/dolar paritesindeki
değişmeler, gerek dünya emtia fiyatlarının düşmesinden dolayı miktar bazındaki,
değer bazındaki azalışımız daha azdır.
Bunun yanı sıra tabii, meseleye şöyle bakmak lazım: Türkiye, geçen
sene 132 milyar dolarlık ihracatını nereye yaptı? Hangi bölgelere, hangi
ülkelere yaptı? Buna baktığımız zaman, Türkiye geçen yılki toplam 132 milyar
dolar ihracatının -ki bunu övünerek ifade ediyorum, geçmişte ciddi sanayicilik
yapmış, bu işin içinde bir oyuncu olmuş, biri olarak ve katkısı olmuş, buradan
pay almış biri olarak söylüyorum- 75 milyar dolardan fazlasını Avrupa
Birliğine, Avrupa ülkelerine yapmıştır, tüm Avrupa Kıtası’na yapmıştır ve
yapmış olduğu bu ihracatı da demir-çelik, otomotiv, tekstil konfeksiyon,
makine teçhizat sektörü başta olmak üzere bu sektörlerde gerçekleştirmiştir.
Bu çerçevede Avrupa ile olan ihracatımıza bir göz atacak olur
isek, bakın geçen yıl, 2008’in ilk on ayında Avrupa’ya bizim yapmış olduğumuz
toplam ihracatımız 69 milyar 276 milyon dolar, ilk on ayda; 2009 ilk on ayında
ise bu ihracat miktarı 47 milyar 559 milyon dolara düşmüş. Yani, sadece bizim
Avrupa’ya yapmış olduğumuz ihracatımız değerli arkadaşlar, 22,5 milyar dolarlık
bir değer kaybıyla karşı karşıya kalmıştır. Ve bakın, sadece Avrupa olarak size
söylüyorum ve bu kayıp tabii ki Türkiye’nin Avrupa’daki ihracat pazarlarını
kaybetmesinin ortaya çıkardığı bir sonuç değil, bunun rakamlarını da sizinle
paylaşacağım çünkü, bu kayıp tamamıyla Avrupa’daki
talebin azalması, Avrupa’daki ithalat talebinin ortaya çıkarmış olduğu
azalmadır. Bakın, bunu da özellikle size belirtecek olur isem, Avrupa
Kıtası’nın 2008’in ilk dokuz ayında -veriler ilk dokuz ayda olduğu için
söylüyorum- yapmış olduğu toplam ithalatı yaklaşık 5,5 trilyon dolarken, aynı
Avrupa Kıtası 2009’un ilk dokuz ayında yani bu yıl 3,7 trilyon dolarlık bir
ithalat yapmıştır. Yani, Avrupa’nın ithalatında yüzde 31,7’lik bir azalma var.
Dolayısıyla, bu, bizim Avrupa’daki ihracatımızın neden azaldığının çok net bir
göstergesi. Aynı şekilde Amerika Birleşik Devletleri, aynı
şekilde Rusya pazarı, aynı şekilde Rusya pazarı, aynı şekilde Birleşik Arap
Emirlikleri. Geçen yıl 7,3 milyar dolar yapmış olduğumuz Birleşik Arap
Emirlikleri’ne bu yıl yapmış olduğumuz ihracatımız 2,5 milyar dolardır. Bunun,
tekrar ifade ediyorum, tamamıyla küresel krizin ortaya çıkartmış olduğu talep
daralmasının bir sonucu olarak ortaya konması lazım ve bu çerçevede baktığımız
zaman, sadece Avrupa, yaklaşık şu anda 22,5 milyar dolarlık bir azalma dersek,
demek ki yıl sonunda, kümülatif bir değerlendirme
yaparsak, yaklaşık 26-27 milyar dolarlık Avrupa’ya ihracatımızda bir azalma
olacak. Aynı şekilde Amerika Kıtası’nı, Amerika’nın kendisini, aynı şekilde
Birleşik Arap Emirlikleri’ni koyduğumuz zaman, zaten bu üç ülke, Rusya’yı da
dâhil edersek, 34-35 milyar dolarlık bir ihracat kaybını Türkiye’ye getirmiş
oluyor.
Ne yaptık? Evet, bu çerçevede, ihracatımızın hem pazar
çeşitlendirmesini yaptık hem ülke çeşitlendirmesini yaptık hem de sektör ve
ürün çeşitlendirmesini yaptık. Bu noktada Türk ihracatçısı oturmadı. Bu
noktada, benim başkanlığımda, bugüne kadar, göreve geleli altı buçuk ay oldu,
altı buçuk ay içinde tam yirmi sekiz ülkeye -dünyanın etrafını tam beş kez dönecek-
birçok milletvekilimizle beraber 200 bin kilometreden fazla yol yaptık. Dün
gece sabaha karşı saat üçte de Hollanda’dan geldik ve yapmış olduğumuz bu
temasların hepsinden de çok somut sonuçlar aldık. Bunları yaparken de çok net
ifade edeyim ki böyle oturup haritadan, dünya atlasından kendimize ülke
seçmedik, hepsini belli bir strateji çerçevesinde yaptık. Neydi stratejimiz?
Özellikle Hükûmetimizin, özellikle Sayın
Başbakanımızın ısrarla üzerinde durmuş olduğu bir komşu ve çevre ülkeler
stratejisi, yine bununla beraber Amerika stratejisi, Latin Amerika, Güney
Amerika stratejisi ve Afrika stratejisinin bir parçasını uygulamaya koyarak
bunları gerçekleştirdik.
Bakın, değerli arkadaşlar, bugün, özellikle bu komşu ve çevre
ülkelere yapmış olduğumuz ihracatımız son altı yılda ortalama 7 kat artmıştır
ve ticaret dengemiz oldukça yükselmeye başlamıştır. Bugün, Mısır’a yapmış
olduğumuz ihracat, geçen yılın aynı dönemine göre tam yüzde 104’lük bir artış
sağlamıştır, sadece Mısır olarak size söylüyorum. Aynı şekilde, Türkiye’nin
Irak’a yapmış olduğu ihracatta -yine aynı dönemden bahsediyorum- ocak-kasım
dönemi itibarıyla yüzde 33’lük bir artış gerçekleşmiştir, Libya’ya, yüzde
63’lük bir artış gerçekleşmiştir, Türkmenistan’a yüzde 40’lık bir artış
gerçekleşmiş ve aynı şekilde yine, Suriye’ye yaklaşık yüzde 30 civarında bir
artış gerçekleşmiştir.
Bir taraftan Afrika’yla ticaretimizi artırırken, bir
taraftan komşu ve çevre ülkelerle ihracatımızı, dış ticaretimizi artırırken
-Afrika’da da bundan önceki yıllarda- Afrika’ya yapılan toplam ihracat bizim
ihracatımız içinde 2003 yılında yüzde 4’lük paya sahipken -ki o günkü ihracat
rakamıyla söylüyorum- bugün şükürler olsun Afrika’ya yapılan ihracat bugünkü
ihracat rakamlarımız içinde yüzde 11 seviyesine gelmiştir. Bu nokta, tekrar ifade ediyorum ki pazar çeşitlendirmesinin, ürün
çeşitlendirmesinin ortaya çıkartmış olduğu bir sonuç. Bunun
için şöyle bir çalışma yaptık: Öncelikle oraya ihracat stratejimizi bir bütün,
komple bir parça olarak görürsek, bunun bir parçası olarak ülke masaları
stratejisi, diğer bir parçası olarak Dış Ticaret web sitelerimizin,
müşavirliklerimizin yeniden yapılandırılması ve diğerleri de tespit etmiş
olduğumuz hedef ülkeler ve öncelikli ülkeleri önceden belirleyerek bu
pazarlarda tutunmaya ve yeni pazarlara girmeye çalışıyoruz.
Ve yapmış olduğumuz şeyi de özellikle ifade etmek isterim ki…
Biraz evvel çok değerli bir konuşmacı ifade ettiler. Ben rakamları, tabii
özellikle sektörü de çok yakın bildiğim için ve sektörün içinden de gelen biri
olduğum için şunu çok net ifade edeyim ki: Geçen yıl otomotiv sektörü tam 5,5
milyar dolar net ihracat fazlası vermiştir, net ihracatçı olmuştur.
Bakın, tekrar ifade ediyorum: TÜİK’in
kayıtlarına girdiğiniz zaman göreceksiniz ki geçen yıl Türkiye, otomotiv
ihracatında 18 milyar dolarlık -küsuratlarını söylemiyorum- bir ihracat
yaparken, yapmış olduğu ithalat yüzde 70’dir. Eskiden ihracatın ithalatı
karşılama oranı söylenirdi, şimdi ben ithalat-ihracat dengesini söylüyorum ve
burada 5,5 milyar dolarlık bir ihracat fazlası vardır, bunun da mutlaka bu
şekilde bilgi alınmasında fayda var. Ve yine bu yıl için de söylüyorum: Bu yıl
da yine ilk dokuz ayda otomotiv sektöründeki ihracatımız 2,5 milyar dolarlık
net ihracatçı pozisyonuna gelmiştir.
Değerli arkadaşlar, şunu ifade edeyim: Oturduk, ülkeleri tek tek analiz etmeye başladık. Özellikle biz dış ticaret
açığımızın yüzde 40’ından fazlasını Uzak Doğu’dan veriyorduk. Japonya, Çin ve
bununla beraber özellikle oradaki ülkelerden yüzde 40 dış ticaret eksiğimizi
vermekteydik. Bunun üzerine otuz üç tane ülkeyle ilgili bünyemizde ülke masası
kurduk. Ülke masalarında hem dış ticaret Müsteşarlığının çok uzman kadrosu ve
hakikaten altyapısı son derece donanımlı bir Müsteşarlıkta -çalışan
elemanlarımla hakikaten iftihar ediyorum- son derece donanımlı arkadaşlarımın
olması... Diğer taraftan, ihracatçı birliklerini devreye soktuk. Yine
Bakanlığıma bağlı ve son derece başarılı çalışmalar yapan İGEME’yi
de oyunun içine katarak tam otuz üç ülkede, her bir masa için minimum 4
görevliden oluşan bir masa oluşacak. Bu masa ne yapacak? Bu masayı, sizlere,
ben özellikle sadece bir ülke örneğinde verecek olursam, biraz evvel ifade
edildi, evet Çin. Çin, bugüne kadar, maalesef, zaman zaman
bir öcü, bir korku, bir dehşet olarak gösterildi ve her zaman için bir tehdit
olarak gündeme getirildi. Oysa iyi hesaplarsak, iyi değerlendirirsek, Çin bizim
için ciddi bir fırsat olabilecek bir ülke. Bunu söylerken şuna dayanarak
söylüyorum: Çin, geçen yıl 1,4 trilyon dolar ihracat yapıp ama buna karşılık da
1,2 trilyon dolar ithalat yapan dünyanın 3’üncü büyük ithalatçı ülkesidir ve
Çin’in bu ithalatının içindeki bizim payımız, maalesef sadece 1,5 milyar
dolardır. Şimdi, oturup bunları etüt ettik. 1,2 trilyon dolar ithalatta biz 1,5
milyar dolar yaparken, peki, bu Çin 1 trilyon 198,5 milyar dolarlık ithalatı
kimlerden yapıyor ve niye yapamamışız biz ihracatımızı? Psikolojik baskı, ikili
anlaşmalar, navlun bedelleri veya sektörel bazda o ülkeyi tanıyamamak.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
DEVLET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum
Sayın Başkan.
Bakın, değerli arkadaşlar, Japonya, geçen yıl 700 milyar dolarlık
ithalat yapıp bunun 60 milyar doları sadece gıda ithalatına bağlı bir ekonomiye
sahiptir ve Türkiye bu konuda iddialıdır.
Şimdi, bu ülke masaları çerçevesinde, perspektifinde oturup
ülkeleri tek tek analiz ediyoruz. Hangi sektörlerde
hangi ülkeyle baş edebiliriz, hangi sektörde hangi ülkeye gidebiliriz, tek tek bunları tespit ediyoruz. Tabii, bu
yeni başlamış olan bir çalışma ve tüm hedefimiz, 2023 yılında, Büyük Atatürk’ün
dediği gibi, Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesine sokacak ilk 10 ekonomi
içine sokmak, 500 milyar dolarlık ihracatı gerçekleştirmek ve bu çerçevede de
500 milyar dolar ihracatı nasıl yapacağız, ihracatçı birliklerimiz, İhracatçı
Meclisimiz ve yirmi üç sektördeki ihracatçı birlikleriyle ve Müsteşarlığımızla
beraber, şu anda onların çalışmalarını yapıyoruz. Ümit ediyorum ki çok
kısa bir süre içinde, benim de katıldığım toplantılarla hangi sektörlerde, 2023
yılına kadar nasıl 500 milyar doları yakalayacağız, bunu tespit edeceğiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen…
Buyurunuz.
DEVLET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Sayın Başkan,
bitiriyorum.
Çok teşekkür ederim.
İnanıyorum ki işin içinden gelmiş biri olarak tekrar tekrar bunu söylüyorum, Türkiye, inşallah, stratejisini ve
içerideki özellikli üretimini, üretim miktarını ve bu üretim kapasitesini ve
kurmuş olduğumuz bu stratejiyle ilgili çalışmalarımızı gerçekleştirdiğimiz
zaman –bu, kayıtlara geçsin diye söylüyorum, o günü tabii görür müyüm görmez
miyim, onu yüce Mevla’m bilir, ben bilemiyorum ama- Türkiye, inşallah, 2023’ten
evvel de 500 milyar dolarlık ihracatı yakalayabilecek bir kapasiteye sahip. Bakın, dört saatlik uçuş mesafesinde 54 ülke var, dünyanın
nüfusunun dörtte 1’i yaşıyor ve dünya ekonomisinin dörtte 1’inden oluşan bir
coğrafyaya sahibiz. Gittiğimiz her yerde de itibarımız son derece yüksektir,
ihracatçımız, girişimcimiz son derece morallidir ama dediğim gibi, bütün
hadise, bunları bir strateji çerçevesinde geliştirmek istiyoruz.
Son olarak da İGEME’yle ilgili üç
kelime, sürem içinde hemen ifade edeyim. Evet, son derece başarılı çalışmalar
yapıyor, ihracat stratejisinin ortağı, 22 ülkede 32 tane fuar desteği almıştır,
son derece geniş kadrosu var. Ben özellikle bu ihracatla ilgili çalışmalarda,
ithalatla ilgili çalışmalarda, çalışmalarımızın sürekli devam edip gideceğini,
bu konuda en ufak bir tavizimizin olmayacağını ifade etmek istiyorum. Tabii ki
benim Müsteşarlığım, sadece ihracat yapan bir müsteşarlık değil, ithalat da
benim sorumluluğum altında. Bu noktada da gerek Türk tüketicisinin gerek Türk
sanayicisinin korunması noktasında, Dünya Ticaret Örgütünün bize vermiş olduğu
haklar çerçevesinde her türlü gözetim, denetim sorgulamasını da yapıyoruz ve bu
konuda dünyanın 3’üncüsüyüz. Bakın tekrar altını çiziyorum, dünyanın 3’üncü
ülkesiyiz en fazla denetim ve sorgulama yapan. 113 ürüne karşı şu anda toplam
gözetim ve denetim alınmıştır, Türk üreticimizin bu konudan mağdur olmaması
için. Aynı şekilde, gerek Avrupa Birliği gerek Dış Ticarette Standardizasyon
Genel Müdürlüğü çerçevesinde çok önemli çalışmalar yapıyoruz.
Ben tekrar, verilmiş olan bilgileri en iyi şekilde
değerlendireceğimizi, yapılan eleştirileri iyi bir şekilde alıp
değerlendireceğimizi ifade etmek istiyorum.
En son, Plan ve Bütçe Komisyonunda bir söz vermiştim. Bana sorulan
soruları vakit darlığından dolayı cevaplayamamıştım ama tüm milletvekillerimize,
Plan Bütçenin tüm üyelerine, bütün soruları her biri sanki sormuş gibi
cevaplarıyla beraber sizlere de bunu da gönderdim.
Yine, her zaman, görüş ve eleştirilerinize, önerilerinize açık
olduğumuzu ifade ediyorum çünkü şunu söylemek istiyorum ki, ihracat, ne benim
ne başkasının, ihracat sadece Türkiye'nin meselesi, dış ticaret Türkiye'nin
meselesi. Herkesin mutlaka taşın altına elini koyması gereken bir konudur.
Ben, hepinizi, yüce heyetinizi tekrar sevgi, saygı ve hürmetle
selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çağlayan.
Devlet Bakanı Faruk Özak, buyurunuz. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakikadır.
DEVLET BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ben de Bakanlığımla ilgili
sizlere bilgi vermek üzere huzurlarınızdayım.
Evvela, müsaadenizle, YURTKUR’la ilgili
bilgi vermek istiyorum.
Yükseköğrenim öğrencilerinin çağdaş ve güvenilir barınma,
beslenme, kredi, burs hizmetleriyle öğrenimlerine, sosyal, kültürel ve sportif
faaliyetlerle kişisel gelişimlerine sosyal devlet yaklaşımı ile katkıda
bulunmak üzere kurulan Genel Müdürlüğümüz gerçekten bir başarı öyküsünü
tamamlamıştır. Değerli milletvekillerimize teşekkür ederim iltifatlarından
dolayı, gerek Plan Bütçede gerek burada.
Özellikle, neler yaptık, bunu sizinle paylaşmak istiyorum. Bütün
müracaat eden öğrencilerimize mutlaka kredi veriyoruz. Başarılı ve ihtiyaç
sahibi öğrencilere burs veriyoruz. Her öğrenciye katkı kredisi veriyoruz. 2002
yılında bu rakam 45 TL iken, 2009’da 180 TL’ye yükseltildi. Geçmişte üç ayda
bir veriliyordu, şimdi her ay veriliyor. Yüksek lisans öğrencilerimize aylık
burs, kredi miktarının 2 katı, 360 TL ödüyoruz; doktora öğrencilerine 3 katı olan
540’ı ödüyoruz. Ayrıca ÖSS’de ilk 100’e giren öğrencilerle amatör millî sporcu
olan öğrencilere 3 katı olan 540 TL burs vermekteyiz.
5102 sayılı Kanun’la çok önemli kararlar aldı yüce Meclis,
teşekkür ediyorum. Öğrencilere verilmekte olan burs ve kredilerin haczedilmesi
önlendi. Öğrencilerimizin noterde tanzim ve tasdik ettirmek zorunda oldukları
taahhüt senetlerinden dolayı vergi, resim, harç işlemlerinden muafiyet
sağlandı. Dokuz ay verilmekteydi bu burs ve kredi, daha sonra bu on iki aya
çıkarıldı. Başarısızlığı nedeniyle bursu kesilen öğrencilerimize hemen kredi
verildi.
Burs kontenjanlarıyla ilgili şunu söylemem lazım: Üniversiteler
kontenjanı, Millî Eğitim Bakanlığı kontenjanı, ilk 100’e giren öğrenciler,
amatör millî sporcularla ilgili toplam 154 bin talebemize burs verdik.
Yine, öncelikli olarak burs verilen öğrencilerimiz var. Özürlü
öğrenciler, anne babası vefat edenler, Darüşşafaka
Lisesi mezunları, gazi çocuğu, şehit çocuğu vesaire. 10.260 tane çocuğumuza
böylelikle burs veriyoruz.
Öğrenim ve katkı kredisi tahsilatlarını
maalesef iyi yapamıyorduk. Yani eskiden bu oran, bu kredi tahsilatlarının
öğrenim ve katkı kredisini karşılama oranı yüzde 4,4’tü, şu anda bunu yüzde
40’a çıkarabildik ki daha fazla ödeyebilelim ve bu tahsilatla ilgili problemler
ortadan kalksın.
Şimdi, yine başka bir konu vardı. Şöyle: Kurumdan öğrenim ve/veya
katkı kredisi alan borçluların Emekli Sandığı, SSK, BAĞ-KUR veya sosyal
güvenlik kuruluşu niteliğinde başka kuruluşlarla ilk defa ilişkilendirildiğinin
tespitine kadar, yani işe girene kadar bu öğrencilerimizden geri para
istemiyoruz. Böylelikle 31.702 borçlunun borçlarını ertelettik. Bu da son
derece önemliydi çünkü maaş almadan biz o gencimizden geri ödeme istiyorduk. Bu
doğru değildi.
Yine, 10 Temmuz 2009 tarihinde yayınlanan 5917 sayılı Kanun’la ne
yaptık? On iki, yirmi dört ve otuz dört aya varan vade seçenekleriyle kredi
almış ve takipte olan öğrencilerimizle ilgili bir rahatlama getirdik. 290 bin
kişi başvurdu, 579 milyon TL olan borçlarından 96 milyon terkin edildi ve 483
milyon TL yeniden yapılandırıldı. Bunların 130’u -yakın rakamı- alındı, geri
kalan devam ediyor, alınmak istiyor. Böylelikle büyük kolaylıklar sağlandı.
Çok değerli milletvekillerimiz, özellikle şu tablodan da size
bilgi vermek istiyorum. 2002 yılında 73 üniversitemiz vardı, şu anda 140
üniversitemiz var. Öğrenci sayımız 1,810’a çıktı, yurt sayımız 250’ye çıktı,
yatak kapasitemiz 230 bine çıktı ama bu da yetersiz. Biraz evvel burada değerli
arkadaşların dediği gibi, madem seksen bir ilimizde üniversite var, o hâlde
yurt sayımızı artırmamız gerekiyor.
Değerli milletvekilleri, şu anda, 2009 yılı yatırım programında 85
adet 65 bin yatak kapasiteli yurt projesi bulunmakta. Bunların bir an önce
hayata geçirilmesi için hızla çalışmaktayız. Kiralama, satın alma yöntemiyle de
eksik olan illerimizde yurt sorunumuzu ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Bir de
tabii bu arada yaptığımız bir işlem var: Koğuş sisteminden, ikili, üçlü, tekli
odalara geçtiğimiz için yurt kapasitemizde bir düşüş de oluyor ama tabii çağdaş
yurtlar yapmaya çalışıyoruz. Onu da sizinle paylaşmak istiyorum.
Barınma ücretiyle ilgili şöyle bir misal vereyim: 84 lira aylık
ücret alıyoruz ama bunun 79’unu, beslenmeden, sabah kahvaltısı ve akşam
yemeğine yaptığımız sübvanseden geri veriyoruz. Bazı yurtlarımızdan 96
alıyoruz, bazı yurtlarımızdan da 165 alıyoruz ama her öğrencimize mutlaka
beslenme katkısında bulunuyoruz. Bunun şu andaki güncel olarak değeri 3,60 TL.
Bunu da belirtmek istiyorum.
Ayrıca, ücretsiz barınma… Kimleri ücretsiz barındırıyoruz? Hükûmet burslusu yabancı uyruklu öğrenciler, Türk
cumhuriyetleri, Türk topluluğuna mensup öğrencilerden yurt ücreti ve depozito
alınmamakta. Ayrıca, maddi yetersizlik içerisinde bulunan ve yurt ücretini
ödemekte zorluk çeken 5.766 öğrenci de ücretsiz olarak barınmakta. Şehit, gazi
çocukları; toplam 12.112.
Şimdi, özellikle bu yurtla ilgili ihtiyacı giderebilmek için yeni
finansman modelleri oluşturmamız lazım. Belki özel sektöre yurt yapıp
işletirken belli teşvikler getirmemiz lazım. Bu konuda çalışmalarımız devam
ediyor, onu sizinle paylaşmak istiyorum. Ayrıca, diğer modeller üzerinde de
çalışmalar devam ediyor. Bunu evvela tabii ki komisyonlara getireceğiz, sonra
sizlere, hizmetinize sunmak istiyorum.
Evet, sporla ilgili şunu söylemem lazım. Ha şunu da söyleyeyim,
unutmayalım: Eleştiriler oldu ama çok az eleştiriler oldu. Biz özellikle bu
dönemde, yurt taleplerinin karşılanması döneminde bilhassa ben değerli
milletvekillerimizden… Hangi partiden olursa olsun, bu yurtlar Türk milletine
aittir, A partiye B partiye ait değildir. Gerek genel müdürümüz gerek bizler
elimizden gelen gayreti göstererek sizlerin, siz saygıdeğer
milletvekillerimizin taleplerini yerlerine getirmeye çalıştık. Burada sakın şu
düşünülmesin: İşte, Bakan ve YURTKUR Genel Müdürü iktidara… Hayır, değil.
Sizden gelen talepler bizim için önceliklidir, bunu bilmenizi isterim. Eksik
kalan da varsa bunu da -tekrar huzurlarınızda söylüyorum- hemen halledelim. Onu
söylemek istiyorum.
Diğer taraftan, Spor Toto’yla ilgili konuşmak istiyorum, belki
spora zamanımız kalmayacak. Şimdi, bu bir başarı öyküsü değerli milletvekili
arkadaşlarım. Bakın, 2004, 2005, 2006, 2007, 2008, 2009’da 10,5 milyarlık bir hasılat elde etmişiz. Bunun tam 2 milyarını şans oyunları
vergisi ve katma değer vergisi olarak devletimize vermişiz, ikramiye
dağıtmışız, isim haklarından kulüplerimize vermişiz. Geçmişte -ben de kulüp
yönettim, siz de yönettiniz, biliyorsunuz- gerek Üçüncü Lig kulüplerimiz gerek
İkinci Lig kulüplerimiz gerek Bank Asya ve gerek Süper Lig’de buradan, İddaa’dan para gitmiyordu. Şu anda, beş yılda giden para
744 milyon TL. Bir Üçüncü Lig kulübü bununla geçinebiliyor, eğer İkinci Lig
kulübü akıllı olursa bununla geçinebiliyor, Bank Asya’ya gerçekten çok önemli
katkıları olabiliyor.
Onun dışında bakın neler yaptık: 60 tane spor salonu
yaptık, 6 tane atletizm pisti yaptık, 10 tane kamp eğitim merkezi yaptık, 7
tane yüzme havuzu yaptık, 1 tane motor sporlar pisti yaptık, 1 adet su sporları
merkezi yaptık, 150 tane spor tesisi ayrıca -basketbol, voleybol, futbol, tenis
kortu- 235 adet spor tesisi kazandırdık ve yine, 200’ün üzerinde tesiste bakım
onarım yaptık. Şu anda on beş ilimizde kayak
tesisleri yapıyoruz. Bunları da Spor Toto Genel Müdürlüğümüzün bu İddaa’dan gelen paralarla yapmaya çalışıyoruz ve 63 tane
federasyonumuz var. Sadece 2009’da 109 milyon TL federasyonlarımıza katkıda
bulunduk ve toplam olarak da 202 milyon katkıda bulunmuşuz.
Biraz evvel değerli bir arkadaşımız eleştiri yaptı federasyonlarla
ilgili. Bir iktidar düşünün, federasyon başkanlarını kendi atayabilirken
huzurunuza sporda demokrasiyi getirdi ve burada hep beraber… Federasyonlar
seçimle gelebiliyorlar. Bizim onlara karışma şansımız yok. Denetimleri zaten
onların Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüz tarafından yapılabiliyor. O bakımdan
biz sporda demokrasiyi destekliyoruz. Sponsorluk Yasası’yla beraber onları
desteklemeye çalışıyoruz.
Yalnız, şunu söylemek lazım: Toto İdaresi yani bu 2000’li
yıllarda, 31 milyon TL vergi borcunu, SSK borcunu ödeyemezken, maaşlarını üç ay
sonra ödeyemezken buraya gelmesini gerçekten ben takdir ediyorum. Emeği geçen
herkese teşekkür ediyorum. Bu, tabii, sizlerin katkılarıyla oldu.
Yine şunu söylemek lazım: Türkiye çok genç nüfusa sahip bir
ülke. Yirmi sekiz yaş altı nüfus nüfusumuzun
yarısı, bunu hep beraber biliyoruz. O hâlde neden başarılı olamıyoruz
olimpiyatlarda, uluslararası organizasyonlarda? Tabii ki bu konuda
federasyonların önlerini açmamız lazım…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurunuz.
DEVLET BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Devamla) – Tamam Sayın Başkanım.
…daha fazla onlara tesis konusunda destek vermemiz lazım, eğitici
konusunda destek vermemiz lazım. Çünkü sporun önemini hep beraber biliyoruz. Spor, gerçekten gelişmişliğin bir göstergesi. Uluslararası
ilişkilerde çok önemli katkısı olan, turizme, tanıtmaya, istihdama çok katkısı
olan bir sosyolojik olgu ve toplumsal hareket.
Şunu söylemek lazım: Türkiye çok büyük organizasyonlara imza
atıyor. İşte daha dün kurası çekilen -Van kedisi bizim sembolümüz- 2010 Dünya
Basketbol Şampiyonası. Yine 2005’te yaptığımız “Universiade”,
2007’de “Karadeniz Oyunları”, 2011’de Erzurum’da yapacak olduğumuz ve yaklaşık
500 milyon liraya çıkacak olan ve Erzurum’u çok büyük bir destinasyon
yapacak olan “Erzurum Kış Oyunları” ve yine 2011’de Trabzon’da yapılacak olan
“Karadeniz Gençlik Oyunları.” Bütün bunlar gerçekten ülkemizin gurur
vesileleri. Ayrıca dünya tenis organizasyonunu 2011, 2012, 2013’te yapıyoruz.
İnanılmaz dünya şampiyonaları yapıyoruz, eskriminden halterine kadar. İşte
Avrupa’yla ilgili, Avrupa seviyesinde ve dünya şampiyonları seviyesinde her
kategoride bunları yapmaya çalışıyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözünüzü bağlayınız Sayın Özak.
DEVLET BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın
Başkanım.
En son ayın 23’ünde Futbol Federasyonumuzla “2016 Avrupa Futbol
Şampiyonası”na talip olacağız. İnşallah bunu başarırız. Türkiye bunu başaracak
güçtedir. 2012 “Accord” denen bir organizasyon var,
çok büyük bir organizasyon ama esas hedefimiz, tabii ki gelişmişliğin
göstergesi olarak 2020’de İstanbul’da olimpiyat yapabilmek. Türkiye bunu
yapabilir mi? Yapabilir. Bu irade bu Türk milletinde var, bu Mecliste var, bu
gençlikte var, bu özel sektörde var, ben buna inanıyorum.
Bu duygularla hepinize teşekkür ediyorum, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özak.
Aleyhinde, İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş.
Buyurunuz Sayın Ağırbaş. (DSP
sıralarından alkışlar)
AYŞE JALE AĞIRBAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin beşinci turunda aleyhte
söz almış bulunuyorum. Sizleri şahsım ve Demokratik Sol Parti adına saygıyla
selamlıyorum.
Bütçe, bir sene içerisinde elde edilecek gelirleri ve bu
gelirlerin harcama biçimini ortaya koyan, ülkenin geleceğini şekillendiren bir
karar tasarısıdır. Bu nedenle bütçe tasarısı ortaya konduğu zaman toplumda bir
heyecan, bir beklenti oluşurdu, toplum kesimleri bütçede kendileri için bir
kaynak yaratılmış olacağını umarlardı, ülkenin kalkınmasını sağlayacak bir
perspektif içerisinde hazırlandığı duygusu herkese hâkim olurdu. Ancak bugün
haklarını aramak için Ankara’ya gelen binlerce Tekel işçisini ve onlara yönelik
insan hakkı ihlallerini, işten el çektirilen Devlet Demiryollarındaki
arkadaşlarına destek olabilmek için iş bırakan emekçileri, 4 Aralıkta kepenk
kapatan, sözleşmeleri feshedilen, örgütlendiği için cezalandırılan eczacıları,
İstanbul sokaklarında haklarını arayan itfaiyecileri görüyoruz.
AKP dönemindeki bütçeler sorunlara çözüm üretmekten, toplumun
beklentilerini karşılamaktan uzak şekilde hazırlanmıştır. Getirilen bütçeler
sorunları çözmek yerine, kısa vadeli suni büyümelerden başka bir işe maalesef
ki yaramamıştır. Geçen sene görüşmelerini yaptığımız 2009 yılı bütçesi yüzde
4’lük büyüme hedefine dayalı olarak oluşturulmuştu. Dünyada kriz yaşandığını,
bu nedenle bütçenin revize edilmesi gerektiğini bu kürsüden defaatle
söyledik. 2009 yılının yarısı dolmadan AKP 10 milyarlık borçlanma yetkisini,
diğer yarıda da 75 milyar liraya çıkaran yasal düzenlemeyi Meclise getirdi.
Bugün 2009’un yüzde eksi 6’yla, yani yüzde 6 küçülmeyle kapatılması
öngörülmektedir. Yanlış şekillendirilen bütçe, sorunlara kalıcı çözüm üretecek
politikaların oluşturulmasına, uygulanmasına engel olur.
Değerli milletvekilleri, dünyada ekonomik kriz ortaya çıkmadan
önce ülkenin ekonomisi pek iç açıcı değildi. Bu kürsüden uyarılarda bulunduk.
“İşçiler, memurlar, çiftçiler dertli; sanayici, tüccar, esnaf ve sanatkâr kan
ağlıyor.” dedik. Her alanda gerilemelerle karşı karşıya kaldık. Bütün bunların
sorumlusu çözümü hedeflemeyen, kaynakları etkin kullanamayan ve sadece pembe
tablolarla süslenmiş bir bütçe koyan iktidardır.
Demokratik Sol Partinin içinde bulunduğu Hükûmet
tarafından 1992-2002 yılında alınan ekonomik tedbirlerin meyvesini yiyen AKP,
ekonomideki iyileşmeyi sürdürecek yeni bir politika ortaya koyamamıştır. 1999
yılında izlenen gerçekçi ekonomi politikaları, 2002 yılının sonuna doğru sonuç
vermeye başlamıştı. Enflasyonda düşüş, faizlerde gerileme söz konusuydu. Yani
iktidar, 2002 yılında iktidar olduğunda zaten ekonomik göstergeler iyileşmeyi
gösteriyordu. 2001 krizinde 57’nci Hükûmet tarafından
alınmış olan yapısal ve radikal önlemler sayesinde bugün küresel kriz ortamında
Türk bankacılık sistemi ve ekonomisi ayakta kalabilmiştir.
2010 yılına girdiğimizde ekonomik verilere bakıyoruz: 374 bin kişi
sadece gıda harcamalarını içeren açlık sınırının, 11 milyon 933 kişi ise gıda
ve gıda dışı harcamaları içeren yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkûm
edilmiştir. Tarımsal desteklerde geçen yıla göre yüzde 129 düşüş yaşanarak
çiftçiler kaderine terk edilmiştir.
Ortaya konulan bütçenin bu durumu tersine çevirecek, sorunlara
neşter vuracak bütçe olması gerekmektedir ancak bütçede öngörülen kalemlerdeki
artışların toplumun hiçbir sorununa çözüm getirmediğini görüyoruz.
Ekimde yüzde 20 artırılan elektriğe 2010 yılında yüzde 6 zam
öngörülürken doğal gaza Hükûmetin 2010 yılında yüzde
50 zam yapacağı söylentileri kamuoyuna yansımış durumda. Toplumun en sıkıntılı
kesimi olan emeklilerin aylıklarına 12 ila 20 liralık zam öngörülmektedir.
Bütçe, memurun, çiftçinin, emekçinin, sanayicinin yani vatandaşın sorunlarını
çözmek amacıyla onları refaha kavuşturmak için hazırlanmış bir bütçe değildir.
Aynı anlayışın beşinci turdaki kuruluşlara tahsis edilen
bütçelerde de hâkim olduğunu görmekteyiz. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü,
öngörülen bütçeyle gençleri spora teşvik edecek, başarılı sporcular
yetiştirecek çalışmalara nasıl imza atacak?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
AYŞE JALE AĞIRBAŞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu, bu bütçeyle artan öğrenci
sayısına paralel yurt sayısını, yatak sayısını arttırabilecek mi? İhracatı
Geliştirme Etüt Merkezi, öngörülen yetersiz bütçeyle KOBİ’leri nasıl ihracata
yönlendirecek?
Değerli milletvekilleri, beşinci turda yer alan kuruluşlar için
öngörülen bütçeler, kuruluşların işleyişindeki aksaklıkları giderici ve yeni
projeler ortaya koymalarına imkân verecek büyüklükte değildir.
2010 yılı bütçesinin topluma hiçbir hizmet taşıma umudu vermeyen,
halkın beklentilerine cevap vermekten çok uzak bir bütçe olduğunu düşünmekle
birlikte hayırlı olmasını temenni ediyor, yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (DSP, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ağırbaş.
Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap bölümüne geçiyoruz.
Süremiz yirmi dakika. On dakikasını soruya ayıracağım ve bir
dakika süre vereceğim.
İlk söz Sayın Işık’a ait.
Buyurunuz Sayın Işık.
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sorularım ilgili bakanlaradır.
Sayın bakanlar, ülkemizde 2003-2009 yıllarında hangi firmalar
tarafından ne kadar GDO’lu mısır ve şeker ithalatı
yapılmıştır? Bu mısırın ne kadarı nişasta bazlı şeker
üretiminde kullanılmıştır? Şeker fabrikalarının özelleştirilmesinde ve
kotaların düşürülmesinde uluslararası mısır kartellerinin etkisinin olduğu
iddialarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğüne bağlı yurtlarda kalmak
için Ekim ayından bu yana sıra bekleyen öğrencilerin ve ailelerinin dramının
bitirilmesi için Bakanlığınızca hangi tedbirler alınmış ya da alınmaktadır?
Milletvekilleri aracılığıyla Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel
Müdürlüğüne iletilen yazılı ya da sözlü taleplere karşın yetkililerinin
kayıtsız kalmasıyla ilgili olarak Bakanlığınızın bir talimatı var mıdır? Yoksa
bu konuda başka etkili insanlar mı bulunmaktadır?
Son sorum: 2007-2008 sezonunda Türkiye Futbol Federasyonu
tarafından Aydınspora verilen 3 puan silme cezasının
geç uygulanmasıyla, Kütahyaspor haksız olarak ligden
düşürülmüştür. Bu konuda verdiğim bir buçuk yıldır hâlâ cevap verilmeyen
önergeme cevap vermeyi düşünüyor musunuz?
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Işık.
Sayın Özdemir.
HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) – Sayın Başkan, Sayın Bakana soruyorum:
Gaziantep ilimiz son yıllarda büyük göç alan ve eğitimde geri kalmış büyük
illerimizden birisidir. Son yedi yılda il merkezinde yüzde 25 göçten artış
vardır. Basına intikal eden haberlere göre, halkımızda, Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışma Vakfının yaptığı yardımların büyük bir bölümünün AKP’ye oy kazandırma
gayesiyle yapıldığı kanaati hasıl olmuştur. Eğitimdeki
geri kalmışlıkta, AKP’nin yanlış eğitim politikasıyla birlikte göçün de büyük
etkisi vardır.
Soru 1: Yedi yıllık iktidarınız döneminde Vakıftan Gaziantep
eğitimine ne kadar yardım yaptınız?
Soru 2: Kırsal bölgeden gelen dar gelirli öğrencilerin kalacağı
yeni yurtlar yapmayı düşünüyor musunuz?
Soru 3: Eğitim konusunda vakıf yardımlarını artırmayı düşünüyor
musunuz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özdemir.
Sayın Uslu.
CEMALEDDİN USLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sorum sayın bakanlara: Bilindiği üzere 2009-2010 iş yılı ayçiçeği
üretim döneminde, ayçiçeği üretiminin piyasalarda gereği gibi alıcı bulmasını
sağlamak, üretici ve tüketicinin haklarını yeterince korumak bakımından, bizzat
işlenmesi kaydıyla firmalara 15 Aralık 2009 tarihi baz
alınarak, toplamda 650 bin ton düşük vergili ithalat imkânı tanınmış idi. Bu
uygulama amacına ulaşmış mıdır?
Ağustos ayından bugüne ayçiçeği ve ham yağı iç ve dış piyasaları
nasıl bir değişim göstermiştir? Bu uygulamayla ayçiçeği üreticisinin kazancı ne
olmuştur? Bu yolla devletin vazgeçtiği gümrük vergisi miktarı ne kadardır?
Bir diğer sorum: Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü
tarafından Edirne ilinde kaç aileye ne kadar yardım yapılmıştır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Uslu.
Sayın Süner…
TAYFUR SÜNER (Antalya) – Sayın Başkanım, Türkiye Cumhuriyeti hükûmetleri 1923-2000 döneminde yetmiş beş yılda 250 milyar
dolarlık dış ticaret açığı verirken AKP İktidarı döneminde yedi yılda ülkemiz
314 milyar dolar dış ticaret açığı vermiştir. Bu durumda sizce dış ticarette
başarı sağlanmış mıdır?
İkinci sorum: İki sene önce kaçak akaryakıt konulu soru önergemin
yanıtında ülkemizde solvent ve baz
yağı gibi kimyasalların karıştırılıp motorin yapıldığı söylenmişti. Solvent ve baz yağı gibi maddelerin
ithalatını sınırlandırma konusunda çalışmalar yaptınız mı?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz.
Sayın Güvel…
HULUSİ GÜVEL (Adana) – Teşekkür ediyorum Başkanım.
Sayın Bakan, yurtlarda yatak sayısının artış oranı öğrenci
sayısının artış oranını karşılamıyor, her yıl açıkta kalan öğrenci sayısı
artıyor. Bu, öğrencileri tarikat yurtlarının kucağına itmek demektir. Yurt ve
yatak açığının kapatılmasına ilişkin bir planlama mevcut mudur? Öğrenci
sayısındaki artış dikkate alındığında devlete ait yurt ve yatak sayılarındaki
açık ne kadardır?
İkinci sorum: Sayın Bakan, öğrenci katkı paylarına yapılan zam
insaf sınırlarını aşmıştır. Artışın bu denli yüksek oluşunun nedeni nedir?
Üçüncü sorum: Sayın Bakan, Adana’da bin öğrenci kapasiteli yurt
binası projesi yer aldığı konusunu da Plan ve Bütçe Komisyonunda söylediniz.
“Üç ay içerisinde inşaat ihalesi yapılacak.” diyorsunuz. Bu,
müjdeli bir haber. Adana Milletvekili olarak teşekkür ediyorum.
Ne zaman…
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Güvel.
Sayın Yıldız, buyurunuz efendim.
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Üç sayın bakana da ayrı ayrı soruyorum:
Yedi yıllık tek başınıza iktidarınız döneminde, bakanlıklarınızda “Artık bu
konu da Türkiye’de sorun olmaktan çıkmıştır.” diyebileceğiniz hangi temel sorun
çözülmüştür?
İkinci sorum: Dış ticaret açığı yurt dışına kaynak transferi
demektir. 1923-2002, yani yetmiş dokuz yıllık 57 hükûmet
döneminde 250 milyar dolarlık dış ticaret açığı verilmiştir. 2003-2009 yılları
arasında, yani yedi yıllık AKP hükûmetleri döneminde
327 milyar dolarlık dış ticaret açığı verilmiştir.
Bu anlamda, dış ticaret politikanızı başarılı buluyor musunuz?
Açıklar mısınız?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yıldız.
Sayın Aslanoğlu...
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Bakan, İnönü Üniversitesi
Rektörlüğü YURTKUR Genel Müdürlüğüne 100 dönümlük arsayı tahsis ederek orada
yeni bir yurt inşaatımız devam etmektedir. Tekrar yeni bir karar alarak 100
dönümlük bir arsa daha tahsisini yapmaya hazır olduğunu YURTKUR Genel Müdürüne
iletmiştir ve 2011 yılında da yurt konusunda çok mağdur olan bugüne kadar İnönü
Üniversitesinin projesinin, yeni bir projeyle yeni bir yurdun yapılmasını
hepimiz istemekteyiz.
Ayrıca, Arapgir Meslek Yüksekokulunun
ihtiyacı olan, acil ihtiyacı olan 500 öğrencilik yurt binasının da 2010 yılında
projeye alınacağını… Zannediyorum ki alacaksınız. Ben bu konuda duyarlı olan YURTKUR’un tüm yetkililerine teşekkür ediyorum.
Ayrıca, bir sorum da gümrükle ilgili.
Sayın Bakanım, gümrük komisyon yardımcılarına yalan söyledik.
Meclisten, bir gümrük komisyoncusu olmak kaydıyla, gümrük komisyon yardımcıları
şirkete ortak olabilecekti. Fakat yönetmelikte öyle olmadı, “2 tane gümrük
komisyoncusu” şeklinde geçti. Biz onlara yalan söyledik Sayın Bakanım.
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, teşekkür
ediyoruz.
Sayın Çelik…
BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Ben de Sayın Çağlayan’a sorumu yöneltmek istiyorum. Türkiye'de en
sorunlu serbest bölge Mersin Serbest Bölgesi’dir. Tapu, doğal gaz, dâhilde
işleme rejimi avantajlarından yararlanma ve tüketim ve ara malı girişinde
kolaylıklar sağlanması konusunda sorunlar içermektedir. Yıllardır bu dile
getiriliyor ancak henüz bir çözüme kavuşmuş değil. Bunu sormak istiyorum.
Bir de esnaf ve sanayici Türkiye'de kan ağlıyor. Mersin’de
binlerce iş yeri kapandı, bazı fabrikalar AKP politikaları sonucu Mısır’a
taşındı, on binlerce işsiz oluştu. Yine Ankara Siteler’de
40 bin esnaf var ve 16 bini kapısına kilit vurdu. Bu doğrultuda Mersin Serbest
Bölge ve esnaf ve sanayiciyi destekleyici icraatlar düşünüyor musunuz? Nasıl
icraatlar geliştireceksiniz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çelik.
Sayın Doğru…
REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başbakanım.
Sayın bakanlara ve Hükûmete soruyorum. Yaklaşık
olarak üç günden beri her bakana da sorduk aşağı yukarı. Tekel işçileri Sıhhıye Meydanı’nda özlük haklarıyla ilgili bir mücadele
veriyorlar fakat sormamıza rağmen, bir türlü, en küçük bir cevabı da alamadık.
Bu insanlarla ilgili verilmiş bir karar var mıdır yahut da polisler tarafından
dağıtılmasını mı istiyorsunuz?
İkinci sorum: ABD Kongresi Ermeniler tarafından işgal altında
bulunan Yukarı Karabağ’a 8 milyon dolar civarında yardım yapmıştır. Hükûmet olarak bunlara bir tepki gösterecek misiniz?
Diğer sorum: Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğüne teşekkürlerimi
arz ediyorum, hakikaten güzel çalışmaları vardır ancak Tokat ilinde kız
öğrencilerle ilgili büyük bir eksiklik vardır. Kız öğrenci yurdu yapmayı
düşünüyor musunuz?
Diğer sorum olarak: Uyuşturucuyla ilgili mücadelede gümrük
kapılarında araçların geçmiş olduğu yerlerde, yüklerini gösterir x-ray
cihazları hangi gümrük kapılarında vardır? 2008 ve 2009 yılları içerisinde
acaba gümrük kapılarında uyuşturucu maddeyle ilgili ne miktar madde yakalanmıştır?
Bunu öğrenmek istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Doğru.
Aldığımız son soru efendim.
Sayın Akçay…
ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sorum Sayın Yazıcı’ya. 24 Kasımda yani 3
Aralık Özürlüler Günü öncesinde Çalışma Bakanı Sayın Ömer Dinçer
tarafından, kamu kurum ve kuruluşlarına 38 bin özürlü personel alınacağına
yönelik, kamuoyuna açıklama yapılmıştır. Özürlüler İdaresine özürlü personel
alımıyla ilgili bir çalışma olup olmadığını sorduğumuzda, bu konunun Devlet
Personel Başkanlığını ilgilendirdiği ifade edilerek cevaplanmıştır. Devlet
Personel Başkanlığınca 38 bin özürlünün istihdamıyla ilgili herhangi bir
çalışma var mıdır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Akçay.
AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Sayın Başkan, benim ismimi de okumuştunuz
ama…
BAŞKAN – Sisteme daha önce girmiş olan milletvekillerimizin giriş
sırasına göre verdim…
AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Benim ismimi okumuştunuz ama…
BAŞKAN – Ama ilk 10’un içinde olamadığınız için, on dakika soru-cevap
için…
AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Söz verecektiniz...
BAŞKAN – Süre yeterse vereceğim efendim.
İlk önce kim cevap verecek efendim?
Sayın Yazıcı, buyurunuz efendim.
DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
Değerli milletvekilleri, Sayın Özdemir’in dile getirdiği konulara
ilişkin olarak “Tabii ki AK PARTİ, oy kazanmak amacıyla bu yardımları yapıyor.”
şeklindeki değerlendirmesi nesnellikten uzak bir yaklaşım. Yani, kendisi nasıl
algılar bilmem ama vatandaşlarımız gerçekten Hükûmetin
sosyal devlet olgusu olma doğrultusunda yaptığı uygulamaları son derece
memnuniyetle karşılıyor. Ha, bundan şunu ifade etmek istiyorsanız, “Vatandaş bu
yardımlar karşısında, işte, AK PARTİ hükûmetlerine
teşekkür ediyor.” demek istiyorsanız, biz, yardım yapılan vatandaşın, kime,
nasıl teşekkür edeceğine karışmayız. O, vatandaşın takdiridir, nasıl istiyorsa
teşekkürünü öyle yapacak.
Yeni yurtlar yapacak mısınız? Tabii ki onu arkadaşım
cevaplandıracak. Bizim görev sahamızda değil.
İşte, eğitimde yardım, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel
Müdürlüğü olarak eğitim alanında da son derece özgün projeleri uyguluyoruz.
Bunlardan bir tanesi ŞNT (Şartlı Nakit Transferi) eğitim yardımıdır. Bu
yardımlardan 2 milyon 26 bin aile faydalanmaktadır. Dolayısıyla bu çalışmamızı
sürdürüyoruz.
Yine eğitimle dolaylı olarak da alakalıdır, sıfır-altı yaş grubuna
yaptığımız katkılar. Özürlü öğrencilerin taşınması, sosyal güvenceden yoksun
vatandaşların okullarına taşınması, onlara yemek servisleri, bu kapsamda.
Bunları ifade etmek istedim.
“Edirne’de kaç aileye verildi?” Değerli arkadaşlar, ben, her yıl
sonunda yani ocak ayı içerisinde bir önceki yıl hangi ile,
hangi fasıldan, ne kadar yardım yaptığımıza ilişkin kitapçıkları bütün
milletvekili arkadaşlarıma gönderiyorum. Yani Edirne’yle ilgili olanları Edirne
milletvekili arkadaşlara gönderiyorum. İnşallah, ocak ayında göndereceğim. Onu,
o kitapçıkları dikkatle okumanızı, özellikle istirham ediyorum. Çünkü ben hep
şunu gördüm: Ben iki yıldır bu kitapçıkları dağıtmama rağmen, geriye dönüş
olmadı, bundan ötürü bir eleştiri almadım. Bunu memnuniyet olarak telakki
ediyorum. Bunun için de ayrıca teşekkür ediyorum.
Kaçak akaryakıtla ilgili veyahut da sınırlarımızda kaçak ürünlerle
ilgili mücadele konusundaki sorular noktasında şunu ifade edeyim: 2009 yılında
akaryakıt ve diğer kaçak ürünler dâhil olmak üzere elde edilen ürünlerin
ekonomik değeri 391 milyon TL dolayında. Dolayısıyla etkin bir mücadelemiz var,
devam ediyoruz. Akaryakıt benzeri, solvent gibi
ürünlerle alakalı olarak da Akaryakıt Komisyonu var. O, benim Başkanlığımda
yürütülüyor. İnşallah, 30 Aralıkta da tekrar toplantı yapacağız. Elde ettiğimiz
bilgileri sizlerle paylaşacağız.
Diğer sorulara yazılı cevap vereceğim ama şunu da ifade edeyim:
Özürlülerle ilgili olarak bizim Personel Dairesi Başkanlığının çalışması var.
Onu da sizlerle daha sonra paylaşacağım.
Bu Tekel işçileriyle ilgili olarak da konuşmamda sözle ifade
etmeye çalıştım, kısaca ifade etmeye çalıştım. Zaten onların statüleri
bellidir. Elbette ki o statünün değişmesi konusunda talepleri var ama bunlar
değerlendirilecek. Ekonomik imkânla alakalıdır, Türkiye'nin genel durumuyla
alakalıdır.
Diğer sorulara da yazılı cevap vereceğim.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yazıcı.
Sayın Çağlayan, buyurunuz.
DEVLET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; özellikle teşekkür ediyorum. Sayın Özak’a
bir cevap verme süresi bırakacak şekilde ben de çok kısa birkaç cevap verip
sonra geri kalanlara elbette ben de yazılı cevap vereceğim.
Öncelikle şunu ifade edeyim: Şeker ithalatı yok. Şeker ithalatına
zaten izin verilmiyor. Ayçiçeğinde yapmış olduğumuz desteklemeyle beraber
ayçiçeği üreticileri ürünlerini 500 liradan 750 liraya kadar çıkartacak bir
fiyata kavuştular ve bu konuda ayçiçeği üreticileri bize müteşekkir olduklarını
hem kendileri gelerek hem de yapmış olduğumuz tüm görüşmelerde kendileri ifade
ettiler.
Mersin Serbest Bölgesiyle ilgili… Tüm serbest bölgelerle ilgili şu
anda bir yoğun çalışma içindeyiz. Tabii ki son derece önemli bir serbest bölge
olmakla beraber, yeniden bazı düzenlemeler üzerinde çalışmalar yapıyoruz,
yönetmeliği hazırlamak üzereyiz. Serbest bölgelerimizi, yeniden, günün
şartlarına uygun, daha iyi, fazla ticaret yapacak bir hacme kavuşturmak için de
çok kısa bir süre içinde, zannediyorum yılbaşına kadar, inşallah önümüzdeki bir
hafta, on gün içinde daha iyi çalışacak bir hâle getireceğiz.
Efendim burada, özellikle, tabii, iç piyasayla ilgili çok
destekler verildi, bunlara girmeyeceğim.
Solvent ithalatı
soruldu. Bu konu da EPDK iznine bağlı ve bunu da kontrollü bir şekilde
yaptığımızı ifade etmek isterim.
Ama bunun yanı sıra, özellikle, bana, bu yedi yıl içindeki dış
ticaret açığından bahsedildi. Tabii, bu yedi yılın beş yılında ben de sanayiciydim
yani benim belki de en iyi cevaplayabileceğim sorulardan biri bu. Tabii, yedi
yıl önce Türkiye'nin gayrisafi yurt içi hasılası 230
milyar dolardı, 2008’de Türkiye'nin gayrisafi yurt içi hasılası 742 milyar
dolara çıktı. Dolayısıyla, borç rakamlarını, açıkları, vesaireyi
yaparken mutlaka ekonominin büyümesini dikkate alarak yapmak gerekir.
Bakın, size şu kadar ifade edeyim: 2002 yılında ithalat ve ihracat
dengesine baktığımızda, o zaman ihracatın ithalatı karşılama oranı ile daha
sonraki yıllarda gelmiş olduğumuz oranlar devamlı ihracatın lehine olarak
artmıştır ve Türkiye sadece geçen yıl 48 milyar dolar enerji ithalatına para
ödemiştir. Bakın, 2008:48; 2007:33… Şuradan kısa
toplayacak olsam: 9, 20, 35, 66, 90, 120… Sadece 170 milyar dolar -bahsetmiş olduğunuz
dış ticaret açığına cevap olsun diye söylüyorum- enerji ithalatına Türkiye para
ödemiştir. Çünkü 2002 yılında Türkiye'nin kullanmış olduğu enerji tüketimi…
2008’de piyasanın büyümesi, işlerin büyümesi, ihracatın büyümesi, Türkiye’nin
gayrisafi hasılasının büyümesinden dolayı enerji
tüketimi ve bütün girdiler aynı şekilde artmıştır. Ama,
tekrar ifade ediyorum: Bu açığın temel sebebi, enerji ve enerji fiyatlarının
yükselmesidir. Bu yıl ise şu an itibarıyla enerji açığı ve enerjiye ödenen
ithalat bedeli 27 milyar dolardır. Yani, bu çerçevede baktığımız zaman, asıl
aradaki açık, enerji ithalatına, enerji bedeline ödenen paradır. Ne yapalım,
Allah da Türkiye’ye enerji vermedi.
Bu noktada şunu çok net ifade ediyorum ki: Evet, Türkiye,
ihracatta 2002-2009 arasında bir rekor kırmıştır. 132 milyar dolar ihracat
yapmış ve dünyanın en başarılı ihracatçıları arasına girmiştir. Ben buradan da
bu vesileyle tüm ihracatçılarımızı gönülden kutluyorum, teşekkür ediyorum ve
Müsteşarlığa mensup tüm arkadaşlara teşekkür etmek istiyorum.
Sağ olun efendim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çağlayan.
AKİF EKİCİ (Gaziantep) – İthalat ne durumda Sayın Bakanım, ondan
niye bahsetmiyorsun?
BAŞKAN – Sayın Özak, size bir iki dakika
ek süre vereceğim, buyurun.
DEVLET BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Peki, teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, ben de bu müddette
cevaplamaya çalışayım.
2009 yılı yatırım programında 85 adet 65 bin yatak kapasiteli yurt
projesi bulunmakta. Bunların bir kısmı ihale ediliyor, bir kısmı proje
aşamasında, bir kısmının arsa tahsisi yapıldı. Bunları realize
ettiğimiz zaman, yaklaşık 65 bin kapasitemiz artacak, 300 bine yaklaşacak.
Doğrudur, tüm şehirlerimizde üniversiteler açtık, 139’a çıktı sayı. Buralardaki
eksikliği biliyoruz. Özel sektöre, biraz evvel de söylediğim gibi, belli
bölgelerde özel sektöre yurt yapanlara ve işletenlere bazı muafiyetler tanımak
için çalışıyoruz. Ayrıca başka modeller geliştirmeye çalışıyoruz.
Bu arada özel sorular var. Malatya’da 1.000 kişilik yurt projesi; 30/10/2009’da sözleşmesi imzalandı.
Diğer konuya inşallah Mevlüt Beyle
beraber bakacağız.
Adana 1.000 kişilik yurt projesi; üç ay içerisinde ihalesi
yapılacak.
Gaziantep 1.300 kişilik yurt projesi; 2010 yılının ilk üç ayı
içerisinde yapılacak.
Gaziantep Nizip 500 kişilik yurt projesi; bu da 300 kişilikti,
500’e çıkardık ve inşallah bu da ihale aşamasında, bu da yine üç ay içerisinde
inşallah olur.
Yine baz sorular var, özellikle onlara
cevap vermek istiyorum.
Bu, Aydınsporun konusu, Türk Futbol Federasyonuyla
ilgili bir konu. Bunu ben, ilgili kuruluş olarak arkadaşlardan öğrenip değerli
milletvekilimize bilgi verebiliriz.
Katkı payı söylendi; katkı payı, YÖK tarafından Bakanlar Kuruluna
önerilir ve Bakanlar Kurulu burada makul bir oranı kabul eder. Son iki yılda bu
biliyorsunuz yüzde 8 olarak artmıştı.
Yine burada biraz evvel sorulan belki cevaplamam gereken konular
var. Mesela biz özellikle il müdürlerimizi nasıl, hangi kriterlere
göre tayin ediyoruz? Bakın, millî sporcular Adana, Niğde, güreşçi, Avrupa
şampiyonu; Bolu jimnastik Avrupa şampiyonu; Aydın, güreş, millî sporcu;
Kırıkkale, Antep, İstanbul, Rize, Ordu, Osmaniye, güreşçi, millî. Velhasıl kriterlerimiz bunlar. Bunlar sporun da içinden gelenler ve
bu konuda ehliyetli kişilerden yapmak istiyoruz.
Yine Sayın Sevigen sormuştu, 68
sporcuyla biz Pekin Olimpiyatlarına katıldık. Bunlardan yalnız 8 tanesi Türk
vatandaşlığına geçirilen. Bu konu tartışılabilir ama bunların eğer biz
birikimlerinden, tecrübelerinden faydalanabiliyorsak ve kendi sporcularımıza
örnek yapabiliyorsak bunun faydası var ama tabii sayı çok fazla olmamak
şartıyla.
Yine dendi ki: “Siz erkek, kadın ve engellilere neden farklı ödül
veriyorsunuz?” Hayır. Biz ödülleri erkek, kadın ve engelli olmasına göre değil;
olimpik branşı olup olmamasına göre değişkenlik
gösteriyor. Bunu yapıyoruz.
Yine Ankaragücü ile Gençlerbirliğinin
kullanmış olduğu 19 Mayıs sahasında Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü olarak biz
1 lira harcamadık. Bu iki kulübümüz buradaki suni çimi yaptı, sonra pişman oldu
ve değiştirdi. Bunu da bilginize sunmak istiyorum.
Diğer sorularda eksiklik kalmışsa ben de onları yazılı olarak
vereceğim.
Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sağ olun.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özak.
Sayın milletvekilleri, şimdi sırasıyla 5’inci turda yer alan
bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.
Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 2010 yılı merkezî yönetim
bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
40.14 - GENÇLİK VE SPOR GENEL
MÜDÜRLÜĞÜ
1.– Gençlik ve Spor Genel
Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
A – C E T V E L İ
Kodu
Açıklama (TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 22.139.900
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
02 Savunma
Hizmetleri 151.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 375.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
07 Sağlık
Hizmetleri 1.549.500
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
08 Dinlenme,
Kültür ve Din Hizmetleri 456.624.600
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
GENEL
TOPLAM 480.840.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelini okutuyorum:
B – C E T V E L İ
KOD
Açıklama (TL)
03 Teşebbüs
ve Mülkiyet Gelirleri 9.100.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
04 Alınan
Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler 439.340.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
05 Diğer
Gelirler 32.400.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 480.840.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 2010 yılı merkezî yönetim
bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 2008 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Gençlik ve Spor Genel
Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(YTL)
- Genel Ödenek Toplamı : 493.231.728,00
- Toplam Harcama : 470.445.373,78
- İptal Edilen Ödenek : 22.786.354,22
BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
B – C E T V E L İ
(YTL)
- Bütçe tahmini : 403.275.000,00
- Yılı tahsilatı : 398.901.956,23
BAŞKAN– (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 2008 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2010 yılı
merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
40.13 – YÜKSEK ÖĞRENİM KREDİ VE
YURTLAR KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.– Yüksek Öğrenim Kredi ve
Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
A – C E T V E L İ
Kodu
Açıklama
(TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 29.745.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
02 Savunma
Hizmetleri 334.500
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 16.450.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
09 Eğitim
Hizmetleri 2.700.321.500
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
GENEL
TOPLAM 2.746.851.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelini okutuyorum:
B – C E T V E L İ
KOD
Açıklama
(TL)
03 Teşebbüs
ve Mülkiyet Gelirleri 207.315.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
04 Alınan
Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler 1.761.851.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
05 Diğer
Gelirler 269.685.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
08 Alacaklardan
Tahsilatı 473.000.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 2.711.851.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2010 yılı
merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2008 yılı
merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Yüksek Öğrenim Kredi ve
Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(YTL)
- Genel Ödenek Toplamı : 2.225.031.635,00
- Toplam Harcama : 2.204.227.634,68
- İptal Edilen Ödenek : 20.804.000,32
BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
B – C E T V E L İ
(YTL)
- Bütçe tahmini : 1.994.372.000,00
- Yılı tahsilatı : 2.259.065.589,55
BAŞKAN– (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu 2008 yılı merkezî yönetim
kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Dış Ticaret Müsteşarlığı 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
07.83 - DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
1.– Dış Ticaret Müsteşarlığı 2010
Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
A – C E T V E L İ
KODU
Açıklama
(TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 49.731.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
02 Savunma
Hizmetleri 294.800
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
04 Ekonomik
İşler ve Hizmetler 74.953.700
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
GENEL
TOPLAM 124.979.500
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Dış Ticaret Müsteşarlığı 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümleri kabul edilmiştir.
Dış Ticaret Müsteşarlığı 2008 yılı merkezî yönetim kesin hesabının
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
2.– Dış Ticaret Müsteşarlığı 2008
Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(YTL)
- Genel Ödenek Toplamı : 102.840.000,00
- Toplam Harcama : 95.624.326,66
- İptal Edilen Ödenek : 7.215.673,34
BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Dış Ticaret Müsteşarlığı 2008 yılı merkezî yönetim kesin hesabı
bölümleri kabul edilmiştir.
İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi 2010
yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
40.31 - İHRACATI GELİŞTİRME ETÜD
MERKEZİ
1.– İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
A – C E T V E L İ
KODU
Açıklama
(TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 3.528.485
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 85.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
04 Ekonomik
İşler ve Hizmetler 11.766.015
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
GENEL
TOPLAM 15.379.500
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelini okutuyorum:
B – C E T V E L İ
KODU
Açıklama
(TL)
03 Teşebbüs
ve Mülkiyet Gelirleri 200.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
04 Alınan
Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler 13.409.500
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
05 Diğer
Gelirler 1.770.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 15.379.500
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi 2010
yılı merkezİ yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi 2008
yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(YTL)
- Genel Ödenek Toplamı : 13.436.000,00
- Toplam Harcama : 11.415.295,42
- İptal Edilen Ödenek : 2.020.704,58
BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
B – C E T V E L İ
(YTL)
- Bütçe tahmini : 13.436.000,00
- Yılı tahsilatı : 11.897.506,26
BAŞKAN– (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi 2008
yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Gümrük Müsteşarlığı 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
07.84 - GÜMRÜK MÜSTEŞARLIĞI
1.– Gümrük Müsteşarlığı 2010 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi
A – C E T V E L İ
KODU
Açıklama
(TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 275.631.400
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
02 Savunma
Hizmetleri 2.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 10.953.600
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
GENEL
TOPLAM 286.587.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Gümrük Müsteşarlığı 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri
kabul edilmiştir.
Gümrük Müsteşarlığı 2008 yılı merkezî yönetim kesin hesabının
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
2.– Gümrük Müsteşarlığı 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(YTL)
- Genel Ödenek Toplamı : 232.481.703,00
- Toplam Harcama : 202.873.168,80
- İptal Edilen Ödenek : 29.608.534,20
BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Gümrük Müsteşarlığı 2008 yılı merkezî yönetim kesin hesabının
bölümleri kabul edilmiştir.
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü 2010 yılı merkezi
yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
07.90 - SOSYAL YARDIMLAŞMA VE
DAYANIŞMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.– Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışma Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
A – C E T V E L İ
Kodu Açıklama
(TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 1.157.800
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 300.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
10 Sosyal
Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri 10.475.200
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
GENEL
TOPLAM 11.933.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü 2010 yılı merkezî
yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü 2008 yılı merkezî
yönetim kesin hesabı bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışma Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(YTL)
- Genel Ödenek Toplamı : 3.939.520,00
- Toplam Harcama : 3.433.899,07
- İptal Edilen Ödenek : 505.620,93
BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü 2008 yılı merkezî
yönetim kesin hesabın bölümleri kabul edilmiştir.
Devlet Personel Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
07.78 - DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI
1.– Devlet Personel Başkanlığı
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
A – C E T V E L İ
Kodu
Açıklama
(TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 12.149.500
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
02 Savunma
Hizmetleri 51.500
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
GENEL
TOPLAM 12.201.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Devlet Personel Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümleri kabul edilmiştir.
Devlet Personel Başkanlığı 2008 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Devlet Personel Başkanlığı
2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(YTL)
- Genel Ödenek Toplamı : 9.578.000,00
- Toplam Harcama : 8.984.465,50
- İptal Edilen Ödenek : 593.534,50
BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Devlet Personel Başkanlığı 2008 yılı merkezî yönetim kesin hesabının
bölümleri kabul edilmiştir.
Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar
Kurumu Genel Müdürlüğü, Dış Ticaret Müsteşarlığı, İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi, Gümrük Müsteşarlığı, Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışma Genel Müdürlüğü, Devlet Personel Başkanlığının 2010 yılı merkezî
yönetim bütçeleri ile 2008 yılı merkezî yönetim kesin hesapları kabul
edilmiştir.
Böylece 5’inci tur görüşmeleri de tamamlanmıştır.
On beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 16.25
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 16.49
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN
(Bilecik), Fatih METİN (Bolu)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
34’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, 60’ıncı maddeye göre
yerimden kısa bir söz istirham ediyorum.
BAŞKAN – Tabii, buyurunuz.
V.- AÇIKLAMALAR
1.- İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol’un, Abdi İpekçi Parkı’nda sorunlarını dile getirmeye
çalışan Tekel işçilerine ve onların sorunlarını dinlemek için orada bulunan
bazı milletvekillerine, güvenlik güçleri tarafından aşırı güç kullanılmasını
kınadığına ilişkin açıklaması
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Teşekkür ederim efendim.
Sayın Başkan, şunun için istirhamda bulundum: Türkiye’nin dört bir
tarafından gelen Tekel işçileri, salı günü, çarşamba ve bugün (perşembe günü)
Ankara’da Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Merkezi önünde, daha sonra Abdi
İpekçi Parkı önünde sorunlarını dile getirmek için üç gündür uğraşıyorlar.
Herhangi bir iktidar mensubu veya bakan, iktidara mensup bir milletvekili
gitmedi. Bugün, muhalefet partisinden milletvekilleri işçilerle beraber
oldular. Dertlerini dinlemek üzere, milletin vekili olarak onların arasını
katıldılar ama Habur’da terör örgütünün
kıyafetleriyle “Biz pişman olmadık, İmralı’daki önderin barış elçisiyiz.” diye
gelenleri rahatlıkla sınırdan içeri sokan ve çadır mahkemeleri kuran İktidarın
güvenlik güçleri orantısız güç kullanarak bütün işçilere âdeta terör uyguladı.
MEHMET ÇERÇİ (Manisa) – Gündem dışı konuşma mı?
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Milletvekilleri de dâhil hepsine,
tamamına su sıkarak, biber gazı kullanarak terör uyguladı.
Burada milletin bütçesi konuşuluyor. Bu milletin bütçesi
konuşulurken bu milletin mensuplarına ve işçilerimize… (AK PARTİ sıralarından
“Konuş, konuş” sesi)
BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Konuşma lan!
(CHP sıralarından ayağa kalkmalar, gürültüler)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen sakin olunuz, Sayın Anadol’u dinleyiniz.
İdare amirleri, lütfen… (CHP sıralarından gürültüler)
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Ne bağırıyorsun!
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen yerinize oturunuz.
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Niye bağırıyorsun? (AK PARTİ ve CHP
sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Bağırmadan… Yerlerinize oturunuz lütfen.
Sayın milletvekilleri, lütfen yerlerinize oturunuz.
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Bağırarak ne elde edeceksin, ne
bağırıyorsunuz! Ne diyorsun ya, ne diyorsun!
GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Sen ne diyorsun! Sen niye bağırıyorsun!
BAŞKAN – Karşılıklı atışmayınız, lütfen yerinize oturunuz. (AK
PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)
GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Nasıl milletin vekilisin sen!
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen yerinize oturunuz.
(Gürültüler)
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Şu hâlimize bak. Ayıp ya…
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, burası konuşma yeri, bağrışma yeri
değil. Lütfen yerlerinize oturunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Anadol, devam ediniz.
(AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)
K. KEMAL ANADOL (İstanbul) – Gürültü bitmeden konuşmam mümkün
değil. (Gürültüler)
BAŞKAN – Lütfen…
MUHARREM VARLI (Adana) –Ne bağırıyorsun…
MEHMET ÇERÇİ (Manisa) – Her gün bağırıyorsunuz siz.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen yerinize oturunuz ve sakin
olunuz. Herkes yerine otursun lütfen, bağırmayınız.
Buyurunuz.
K. KEMAL ANADOL (İstanbul) – Şu anda olay yerinden gelen
milletvekilleri de kıyafetlerinden belli. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan
Yardımcısı Cevdet Selvi burada, üstleri başları biber
gazı ve basınçlı suyla ıslatılmış durumda. Ben diyorum ki Habur’da
gösterilen müsamahanın binde 1’ini alın teriyle ekmek parası kazanmak isteyen
Tekel işçilerine de göstermek zorundadır İktidar. Onun için İktidarı göreve
davet ediyorum.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Anadol.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, aynı konuda Milliyetçi
Hareket Partisinin görüşlerini de ifade etmek için söz istiyorum.
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Şandır.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – İçişleri Bakanını istifaya davet
ediyoruz arkadaşlar. İçişleri Bakanı kapı kapı
dolaşıp açılım sahterkârlığı yapacaklarına gelsinler
orada polisin müdahalelerini görsünler...(AK PARTİ sıralarında “Otur yerine!”
sesleri) Ortada Bakan yok. Ne Bakana ulaşabiliyoruz ne Emniyet Müdürüne
ulaşabiliyoruz. Orada insanlar perişan.
BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Ne arıyorsun orada?
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ortada bakan yok, ortada İçişleri
Bakanı yok, ortada Hükûmet yok.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…(AK PARTİ ve CHP
sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Lütfen yerinize oturunuz.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Burası şov yapma yeri mi?
BAŞKAN – Sayın Şandır konuşacak, onu dinleyelim.
Buyurunuz.
2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Abdi İpekçi Parkı’nda sorunlarını dile getirmeye
çalışan Tekel işçilerine ve onların sorunlarını dinlemek için orada bulunan
bazı milletvekillerine, güvenlik güçleri tarafından aşırı güç kullanılmasını
kınadığına ilişkin açıklaması
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; biz,
burada 2010 yılı bütçesini görüşürken maalesef Hükûmetin
talimatıyla Tekel işçilerine Sıhhıye Meydanı’nda
zulüm uygulanmaktadır. Buna duyarsız kalamayız. Bu insanlar bizim
insanlarımızdır ve kaybettiklerini kazanmak için, aramak için, hak aramak için
buradalar.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Biz onları kurtardık…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Devletin, milletin, Meclisin merhametine
sığınmış durumdalar. Ekmeklerini istiyorlar, haklarını istiyorlar. Siyaset…
BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Ya, ne…
AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) – Sus yahu!
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ya, ne diyorsun?
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ya, dinle bir dakika!
SACİD YILDIZ (İstanbul) – Ya, dinle!
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Bu sabırsızlık niye?
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani Tekel işçilerine su sıkarak, biber
gazı sıkarak…(AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)
AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) – Sopa yemiş adamlar. Milletvekilini döven
polis var bu memlekette.
M. CEVDET SELVİ (Kocaeli) – Susma! Sustukça sıra size gelir
kardeşim!
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – …panzerlerle havuza yükleyerek,
düşürerek, ıslatarak neyi ispat etmek istiyorsunuz? İktidarınızın gücü size
sığınan, size emanet emeğe mi yetiyor, Tekel işçilerine mi yetiyor? Şimdi,
burada buna gösterilen tepkiye gösterdiğiniz tepkiyi de kınıyorum. Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu olarak milletin bütçesinin görüşüldüğü şu saatlerde
aralarında milletvekillerinin olmasına rağmen, milletvekili “Ben
milletvekiliyim, su sıkmayın.” demesine rağmen, polisin gösterdiği, İçişleri
Bakanının veya Hükûmetin talimatıyla polisin
gösterdiği bu aşırı güç kullanımını kabul etmemiz mümkün değil. Bütçe
görüşülmeden önce sayın bakanlarımız önce bu duruma bir açıklık getirmeliler ve
bu zulüm durdurulmalıdır. Aksi takdirde burada milletin bütçesini görüşmenin
hiçbir anlamı kalmayacaktır.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne alakası var?
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Milliyetçi Hareket Partisi olarak Tekel
işçisine gösterilen bu zulmü şiddetle kınıyorum. (MHP ve CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Şandır.
Sayın Elitaş, buyurunuz efendim.
3.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Tekel işçilerinin aç ve açıkta olmadığına,
onları tahrik ederek yasa dışı eylem yapmaları yönünde teşvik eden insanları
kınadığına ve orantısız güç kullananlar varsa onların da bu şekilde
davranmalarını tasvip etmediğine ilişkin açıklaması
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, arkadaşlarımızın biraz
önce bahsettiği konuyla ilgili bilgi sahibi değiliz. Muhakkak ki İçişleri
Bakanı bu konuda bilgi verecek.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bakanın da bilgisi yok.
İSMAİL BİLEN (Manisa) – Sus, dinle! Demin aynı şeyi sen
söylüyordun oradan!
BAŞKAN – Dinleyiniz lütfen…. Dinleyiniz…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, özelleştirmeyle ilgili
düzenleme 1983’lü yıllardan bu tarafa Türkiye Cumhuriyeti hükûmetlerinin
kabul ettiği bir süreçtir. 2001 yılında… (MHP sıralarından “Özelleştirmeyi
tartışmıyoruz, copu tartışıyoruz” sesi)
BAŞKAN – Dinleyiniz lütfen…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 2001 yılında Tekel idaresinin
Özelleştirme İdaresine devriyle birlikte başlayan süreç, 3 Ocak 2002 tarihinde
gerçekleştirilen 4733 sayılı Kanun’un yürürlüğe konması. Bakınız, 2004 yılına
kadar, 2002 yılından önce, AK PARTİ iktidarlarından önce 16.228 kişi
özelleştirilmeden dolayı aç ve açıkta kalmıştır. Şimdi, bu… (MHP sıralarından
“Su sıkılmış diyorlar” sesi; CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Biber gazı, basınçlı su sıkıyorlar.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Niye rahatsız oluyorsunuz? Dinleyin!
BAŞKAN – Sakin olalım…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Arkadaşlar, sizin yaptığınız tahrikle
ilgili konuşmaya bizim milletvekillerimizin gösterdiği tepkiye sabredemeyen…
Doğrusunu açıklarken o sabırsızlığı lütfen göstermeyin. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) 16.228 kişiyi, aç ve açıkta duranların…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Biber gazı, biber gazı, ondan bahset!
Bırak özelleştirmeyi!
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) …bırakanların sorumluluklarını, hiçbir
şeyi ortaya koymadan “yavuz hırsız ev sahibini kovar” misali, biz 2004 yılında…
(CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Hırsız sizsiniz!
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ne hırsızı? Sayın Başkan, ne demek
istiyor?
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – ...2004 yılında özelleştirmeden dolayı…
(CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
Özelleştirmeden dolayı 2004 yılında…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Söylediğimiz şey, şu anda gaz ve su
sıkılıyor işçilerin üzerine. Budur durum. Özelleştirmeyi konuşmuyoruz. Hikâye
anlatıyor.
BAŞKAN – Evet.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Özelleştirmeden dolayı 2004 yılına
kadar aç ve açıkta bulunan insanları 4/C kapsamına alarak piyasada iş bulma
imkânı olmayan insanlara biz iş vermişiz, aş vermişiz…
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Burada özelleştirme yok.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bugüne kadar sendikaların bu konuyla
ilgili getirdikleri bize teşekkür plaketleri vardır
ama şu anda Tekel işçileri aç ve açıkta kalmayacaklar.
YILMAZ TANKUT (Adana) – Masal okuma burada. İşçilere anlat o
zaman!
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bizim 4733 sayılı Yasa, 57’nci Hükûmet döneminde çıkarılan yasa çerçevesinde özelleştirme
kapsamına gelen işçilerin 2004 yılındaki düzenlememizle birlikte kamu sektörlerinde
çalışıp iş imkânlarına devam edebilmeleri, evlerine aş ve ekmek
götürebilmelerine imkân sağlamış. Ama şunu ifade ediyorum…
BAŞKAN – Siz de bu olayı kınıyor musunuz Sayın Elitaş?
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Olayın ne olduğu konusunda bir… Ama şunu
söylüyorum… (Gürültüler)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ya, olaydan bahsediyoruz.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Özelleştirme kapsamının içerisinde
olan…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Elitaş,
biber gazı, basınçlı su…
YILMAZ TANKUT (Adana) – Tekel işçilerine anlat.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – …Tekel işçilerini tahrik ederek o
insanların yasa dışı eylem yapmaları yönünde teşvik eden insanları da
kınıyorum. (Gürültüler)
BAŞKAN – Sayın Elitaş…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Eğer bu konuyla ilgili bir şey varsa,
orada demokratik bir şekilde yaptıkları eylemi farklı bir şekilde, orantısız
güç kullananlar varsa onların da bu şekilde davranmamalarını tavsiye ediyorum.
Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP
sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Elitaş.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – İnsanlara su sıkıyorlar, gaz bombası
atıyorlar.
FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Bal. (Gürültüler)
Sakin olunuz lütfen. Talebi anlayamıyorum.
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Alkışlamayın arkadaşlar ya, o yalan
söylüyor zaten! (Gürültüler)
FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, Sayın Hatip benim de Bakan
bulunduğum dönemle ilgili “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır.” ifadesinde
bulunmakla sataşmada bulunmuştur.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Gitmeseydin. (Gürültüler)
FARUK BAL (Konya) – Açıklama yapmak üzere söz talep ediyorum.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Gitmeseydin mi? Ayıp ya! Siz niye
duruyorsunuz? Hadi siz de gidin.
BAŞKAN – Lütfen, tekrar sataşmaya yol açmayacak şekilde buyurunuz
Sayın Bal…(AK PARTİ sıralarından gürültüler)
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, niçin…
BAŞKAN – Usulü öğrenecek değilim sizden Sayın Vekilim.
Buyurunuz Sayın Bal.
IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR (Devam)
3.- Konya Milletvekili Faruk
Bal’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın,
mensubu bulunduğu Hükûmete sataşması nedeniyle
konuşması
FARUK BAL (Konya) – Teşekkür ederim.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Burası keyfî yönetim makamı değil.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, Sayın Bal’a ne adına
söz verdiniz? (MHP sıralarından “Dinle, dinle!” sesleri)
BAŞKAN – Bir dinleyiniz lütfen.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, ne diye verdiniz?
BAŞKAN – Sataşma olduğunu söylüyor.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Bal 57’nci Hükûmetin
temsilcisi değil. (MHP sıralarından “Dinle!” sesleri, gürültüler)
FARUK BAL (Devamla) – 57’nci Hükûmet
döneminde ben Bakanım beyefendi.
KEMALATTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Keyfî yönetilmez orası.
BAŞKAN – Doğrudur efendim. Siz de öyle keyfî bağıramazsınız!
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, ne sataşması?
FARUK BAL (Devamla) – “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır.” derken
siz sataştınız Beyefendi.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Doğru söyledi.
FARUK BAL (Devamla) – Ona cevap vereceğim, Beyefendi.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hırsızlık mı yaptınız?
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Kim kime sataştı?
BAŞKAN – Dinleyin o zaman.
FARUK BAL (Devamla) – Sayın Başkanım, bu sataşma nedeniyle süremi
kullanamadım.
BAŞKAN – Lütfen buyurunuz.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Niye söylüyorsunuz?
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Niye gocunuyorsunuz ki!
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Niye gocunacağız ya arkadaşlar!
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Ortalığa konuşunca…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Peki, şerefsizler var bu Mecliste!
Gocunan gocunsun!
FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Kimse söyle, kimse söyle.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Kim şerefsizse, çıksın söylesin.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Gocunan gocunsun! Niye gocunuyorsun?
BAŞKAN – Sakin olun Sayın Anadol.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Niye gocunuyorsun o zaman? Aynı mantık.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Biz gocunmuyoruz.
BAŞKAN – Sakin olunuz.
FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Kim? Kim, söyle. Koskocaman adamsın.
Beş altı dönem milletvekilliği yaptın.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Kim yavuz hırsız? Yavuz hırsız kim?
Yavuz hırsız kim?
BAŞKAN – Lütfen…
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Kime “Şerefsiz” diyorsa şerefsiz
odur. (Gürültüler)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yavuz hırsız kim? (AK PARTİ ve CHP
sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen konuşmacıyı dinleyin.
Buyurun Sayın Bal.
FARUK BAL (Devamla) – Süremi başlatır mısınız Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurunuz.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Aynı mantık! (AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Her zaman böyle yapıyorsun. Yaşından
başından utan!
BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Ulan babandır! Ulan babandır! “Ulan”
diye hitap etme!
FARUK BAL (Devamla) – Sayın Başkanım, ben hiç konuşmadım, sürem
yarıyı geçti.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Haydi! Haydi!
BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Ulan babandır! “Ulan” diye hitap etme
milletvekiline!
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Haydi! Otur yerine!
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, görüşmeye devam edemiyorum.
On beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.03
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 17.38
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Fatih METİN (Bolu),
Murat ÖZKAN (Giresun)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
34’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden
devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Sayın Faruk Bal’ı konuşmasını tamamlamak üzere kürsüye davet
ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
Sayın Bal, size iki dakika süre veriyorum ve lütfen, yeni bir
sataşmaya mahal vermemenizi rica ediyorum.
Buyurunuz efendim.
FARUK BAL (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; oturum kapanmadan önce
çıkan tartışmadan son derece üzüntü duyduğumu paylaşmak istiyorum. Bugün
binlerce Tekel işçisi 4/C mağduru olarak hak aramak için, ekmek aramak için
gösteri yapmaktadırlar ve Sıhhiye’de bulunmaktadırlar. Bu işçilerin üzerine,
aralarında Milliyetçi Hareket Partisinin milletvekilleri, Cumhuriyet Halk
Partisinin milletvekilleri de bulunmasına rağmen, İçişleri Bakanlığının siyasi
sorumluluk üstlendiği emniyet güçleri tarafından biber gazı ve su sıkılmak
suretiyle dağıtılmıştır. Tartışmanın konusu “Kandil’den elçi olarak geldim.
Mektup getirdim. Pişman değilim.” diyen teröriste devletin müsteşarını, devletin
valisini, devletin hâkimini, devletin savcısını gönderip karşılayan, hâkime
avukatlık yaptıran zihniyetin niçin bu işçilere orantısız güç kullandığını
sorgulamaktır. Sayın Elitaş’ın burada bu konu
üzerinde konuşması gerekirken, benim de üyesi bulunduğum 57’nci Hükûmete “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır.” şeklinde
hakaret etmesini kendisinin şahsiyetiyle bağdaştıramıyorum ancak ben buraya
gelirken “Sen hırsız mısın?” şeklindeki bir sataşması daha olmuştur ki bunu
aynen kendisine iade ediyorum! (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
Hırsızın kim olduğunu herkes bilmektedir, milletimiz bilmektedir.
Değerli arkadaşlarım, tartışmanın konusunun dışına çıkarak,
dilimizdeki bir sözü kendi partilerine siyasi bir jargon olarak benimseyip “Bir
dirhem et…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
FARUK BAL (Devamla) – Sayın Başkanım, toparlıyorum.
BAŞKAN – Lütfen, çok kısa Sayın Bal.
FARUK BAL (Devamla) – Dilimizdeki “Bir dirhem et bin ayıp
örter.” güzel lafını AKP kendisine çevirmiş “57’nci Hükûmetin
bir kararı AKP’nin bin peşkeşini örter.” şekline çevirmişler ve bu şekilde bir
siyaset yapmaktadırlar, bu siyaseti de şahsiyetli bir politika anlayışına
yakıştıramıyorum ve biz burada milletin temsilcisiyiz, manevi şahsiyetleri
rencide etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Hele hele ilkeli, seviyeli ve dürüst
siyasetiyle ülkeye büyük hizmet vermiş 57’nci Hükûmetteki
Milliyetçi Hareket Partisini ilzam etmeye hiç kimsenin hakkı da yoktur, haddi
de yoktur.
Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bal.
Sayın milletvekilleri, bugün, az önce, Abdi İpekçi Parkı’nda Tekel
işçilerinin eylemi sırasında meydana gelen üzüntü verici olaylar hakkında
Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin bir açıklama
yapacaktır.
Buyurunuz Sayın Bakan.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Başkanım, önce orada yaşanan
olaylar hakkında eğer izin verirseniz olayları yaşayan milletvekilleri
konuşsun, Sayın Bakan ondan sonra açıklama yapsın.
V.- AÇIKLAMALAR (Devam)
4.- Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in, Abdi İpekçi Parkı’nda yaşanan olayların
yasal platformda olup olmadığının ayrı bir tartışma konusu olduğuna ancak
milletvekillerinin maruz kaldığı muamelenin tasvip edilemeyeceğine ilişkin
açıklaması
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın
Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Yani, yaşadıklarımızı orada bir
anlatalım, Sayın Bakan ondan sonra konuşsun. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, Bakanın açıklamasını
dinleyiniz.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – …burada oturumun
başlamasıyla beraber -bütçe görüşmeleri esnasında- grup başkan vekillerimizin
gündeme getirdiği ve Sıhhiye Meydanı’nda yaşanan olaylara ilişkin anlatılanlar
bizim burada muttali olduğumuz konular. Bunları duyduktan sonra İçişleri
Bakanımızdan bilgi talep ettik. Bununla ilgili bir bilgi notu hazırlığı var ve
İçişleri Bakanlığımız da konuyu araştırmakta, şu anda üzerine gitmektedir.
Tabii oradaki hadiselerin, yaşanan olayların yasal platformda olup olmadığı
ayrı bir tartışma konusudur ancak milletvekillerimizin maruz kaldığı muameleyi
kabul edebilmemiz, bunu tasvip edebilmemiz mümkün değildir.
Ben arkadaşlarıma geçmiş olsun dileğimi iletiyorum ve üzüntülerimi
ifade ediyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ergin.
Sayın milletvekilleri, şimdi, altıncı tur görüşmelerine
başlayacağız.
Altıncı turda, Millî Savunma Bakanlığı, Savunma Sanayii Müsteşarlığı, Adalet Bakanlığı, Ceza ve İnfaz Kurumları
ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu, Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı,
Yargıtay, Danıştay bütçeleri yer almaktadır.
III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
1.- 2010 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı:
442) (Devam)
2.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve
Kurumların 2008 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi
ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (1/728, 3/934) (S. Sayısı: 443) (Devam)
H) MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI
1.- Millî Savunma Bakanlığı 2010
Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Millî Savunma Bakanlığı 2008
Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
I) SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI
1.- Savunma Sanayi Müsteşarlığı
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Savunma Sanayi Müsteşarlığı
2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
İ) ADALET BAKANLIĞI
1.- Adalet Bakanlığı 2010 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Adalet Bakanlığı2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
J) CEZA VE İNFAZ KURUMLARI İLE
TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KURUMU
1.- Ceza ve İnfaz Kurumları ile
Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Ceza ve İnfaz Kurumları ile
Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
K) TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ
BAŞKANLIĞI
1.- Türkiye Adalet Akademisi
Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Türkiye Adalet Akademisi
Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
L) YARGITAY
1.- Yargıtay 2010 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçesi
2.- Yargıtay 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesabı
M) DANIŞTAY
1.- Danıştay 2010 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçesi
2.- Danıştay 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerindedir.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına ilk söz Bursa Milletvekili
Canan Candemir Çelik’e aittir. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
Buyurunuz Sayın Çelik.
AK PARTİ GRUBU ADINA CANAN CANDEMİR ÇELİK (Bursa) – Sayın Başkan,
saygıdeğer milletvekilleri; 2010 mali yılı Danıştay Başkanlığı bütçesi üzerine
AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle grubum ve şahsım adına
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesindeki maden ocağında
meydana gelen grizu patlaması sonucu yaşamını yitiren işçilerimize Allah’tan
rahmet, ülkemize ve kederli ailelerine başsağlığı diliyorum.
Konu, medyanın gündeminden düşmüş olmasına rağmen bizler konunun
takipçisiyiz. Bu kapsamda 100 bin lirası Başbakanlık Acil Yardım Fonu’ndan, 100
bin lirası Bursa Valiliğinden olmak üzere toplam 200 bin lira yaşamını kaybeden
19 işçimizin ailelerine dağıtıldı. Aynı zamanda, vefat eden işçilerimizin
emeklilik işlemleri tamamlanarak emekli maaşlarının bağlanması sağlandı. Bunun
yanı sıra, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızca altı ay süre ile kapatılan
maden ocağında çalışan 180 işçimize işsizlik ödeneği ödenmesi ile ilgili
çalışmalar da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız tarafından
yürütülmektedir. Ayrıca, madencilik sektörünün sorunlarının araştırılarak
alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Meclis araştırma komisyonu,
3 Aralık 2009 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda oylanarak
kuruldu. Bu komisyonun yapacağı çalışmaların da sorunların tespitinde ve
çözümünde katkı sağlayacağı kanaatindeyim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde ilk defa 1868
yılında kurulan ve o zamanki adı Şûrayı Devlet olan Danıştayın
faaliyeti, İmparatorluk döneminde elli dört yıl görev yaptıktan sonra, 4 Kasım
1922 tarihinde, İstanbul’daki bütün merkez kuruluşlarının Türkiye Büyük Meclisi
Hükûmetinin idaresine geçtiği sırada sona ermiştir.
Cumhuriyet döneminde, Yüce Önder Atatürk’ün, Danıştayın
ülkenin idari ve ekonomik yaşamıyla ilgili önemli bir kurum olması nedeniyle,
gün geçtikçe artan bir ihtiyacı gidermek amacıyla bir an önce kurulması
yolundaki dileği üzerine, 669 sayılı Kanun’la 6 Temmuz 1927 tarihinde yeniden
kurulmuştur.
Danıştay, gerek Osmanlı İmparatorluğu döneminde gerekse cumhuriyet
döneminde hukuk devleti adına önemli görevleri yerine getirmek üzere
kurulmuştur. Önemli bir yargı organımız olan Danıştay, idari yargının en
tepesinde bulunmaktadır.
Anayasa’da öngörülen yüksek mahkemelerden biri olan Danıştay,
Anayasa’nın 155’inci maddesine göre, yürütme organına yardımcı bir inceleme,
danışma ve karar organı olmanın yanı sıra, yönetimin yargı yoluyla
denetlenmesiyle de görevlidir.
İdari yargının en üst birimi olan Danıştayın
her koşul ve şartta yalnızca hukukun üstünlüğünü düşünmesi ve ona göre karar
vermesi gerekmektedir. Bu konumu nedeniyle Danıştay, hukuk devletinin korunması
ve etkinlik alanının genişletilmesinde çok önemli bir yer almaktadır. Biz de,
AK PARTİ İktidarı olarak, yargı bağımsızlığını ve hukukun üstünlüğünü her şeyin
önünde tutmaktayız.
Değerli milletvekilleri, Danıştayın şu
anda hizmet verdiği binasının yetersiz ve elverişsiz olduğu kanısıyla, üst
yargı organımızın mensuplarına daha huzurlu bir çalışma zemini oluşturmak için,
Hükûmetimiz, Eskişehir Yolu’nda, hizmete elverişli
yeni bina için gerekli çalışmaları başlatmış ve bütçe görüşmelerine
başladığımız gün olan 14 Aralıkta yeni hizmet binasının temeli atılmıştır. Bina
inşaat maliyeti, 2008 yılı fiyatları ile 112 milyon 500 bin liradır. Hizmet
binası için 2009 yılında 11 milyon 250 bin lira ödenek verilmiş, 2010 yılı için
de bütçeden 38 milyon 200 bin lira ödenek ayrılmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; genel bütçe kapsamında bu
yıl Danıştaya ayrılan pay 2009 yılına oranla yüzde
59,40 oranında artırılmıştır. Danıştayın toplam
bütçesi 83 milyon 725 bin liradır. 2010 Danıştay toplam bütçesi ekonomik
sınıflandırmada, personel giderleri 34 milyon 913 bin, sosyal güvenlik devlet
primi giderleri 4 milyon 696 bin, cari transfer 232 bin, sermaye giderleri 40
milyondur. Fonksiyonel sınıflandırmada ise genel kamu hizmetleri 6 milyon 866
bin, kamu düzeni ve güvenlik hizmetleri 76 milyon 756 bin 600, eğitim giderleri
101.800 lira olarak belirlenmiştir.
Değerli milletvekilleri, sözlerimi tamamlarken 2010 mali yılı
bütçesinin Danıştay camiasına ve ülkemize hayırlara vesile olmasını diliyor,
yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çelik.
Düzce Milletvekili Celal Erbay. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Erbay.
AK PARTİ GRUBU ADINA CELAL ERBAY (Düzce) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; grubum adına Adalet Bakanlığı bütçesi üzerinde söz almış
bulunuyorum.
Adalet kavramı, devletimizin varlığı ve devamlılığı açısından
vazgeçilemez ve ihmal edilemez nitelikte bir değerdir. Toplumun huzur ve barış
içinde yaşayabilmesi, sosyal ve kültürel gelişmesini sürdürebilmesi ancak
eksiksiz ve zamanında işleyen, çağın ihtiyaçlarını karşılayan, toplumun yargıya
güven duygusunu sağlayan bir adalet sistemiyle mümkündür. Sosyal, kültürel ve
ekonomik gelişmenin temel şartı adalettir. Bu nedenle, adalet sisteminin
alternatifsiz temelini oluşturan yargı tarafsızlığının geliştirilmesi, adalet
hizmetlerinin çağdaş bir çalışma ortamında yerine getirilmesi, kaliteli bir
yargı hizmetinin sunulabilmesi için gerekli her türlü önlemi almak devletin
temel amaçları ve asli görevleri arasındadır. Demokratik bir hukuk devleti
olmamızın gereği olarak demokratik ülkelerde kabul edilen standartlarda, birey
odaklı, adaletli bir hukuk düzenini oluşturup toplumumuza her alanda tarafsız,
etkin, verimli yargı ve adalet hizmetini sunmaya yönelik olan amacımız
doğrultusunda Hükûmetimizin çalışmaları hızla devam
etmektedir. Bu nedenledir ki AK PARTİ hükûmetleri
döneminde, cumhuriyet tarihi boyunca en fazla ihmal edilen adalet kurumunun
olması gereken konuma yükseltilebilmesi amacıyla, her birini ayrı ayrı köklü reform olarak niteleyebileceğimiz bir dizi
iyileştirmeler yapılmıştır.
Yargı reformunun bel kemiğini, hukuk sistemimizin toplumsal
ihtiyaçlara cevap vermesi amacıyla yapılan mevzuat değişiklikleri
oluşturmaktadır. Özellikle son yıllarda teknolojinin, bilimin hızla ilerlemesi
sonucunda ortaya çıkan sorunlara çözüm üretebilmesi amacıyla, mevzuatımız tüm yönleriyle
gözden geçirilerek gerektiğinde yeni müesseseler ihdası ya da bazı
müesseselerin revizyonuna büyük önem verilmiştir. Bu
mevzuat değişiklikleri yapılırken devletin hukuku yerine hukuk devleti anlayışı
esas alınmış, kanunları hukuka, hukuku evrensel adalet ilkelerine dayandırma
hedefi gözetilmiştir.
Ancak, bütün bu çalışmalara rağmen, ülkemizde adalet kurumunun en
zayıf noktası, milletimizin adalet sistemine duyduğu güven bunalımıdır. Güven
bunalımının birçok nedeni vardır. Bunların başında, adalet mekanizmasının
hantal bir yapıya sahip olması gelmektedir. Yargılama sonucunda hakkaniyete
uygun kararlar verilse, bile geciken adaletin adalet olmaması nedeniyle bu
durumun insanları bir hoşnutsuzluğa sürüklediği aşikârdır. Bu hoşnutsuzluğu
giderme yolunda, adalet mensuplarının çalışmalarındaki verimliliği artırmak ve
hizmet içi eğitimlerini tamamlamak gayesiyle Adalet Akademisi kurulmuş ve
e-adalet sistemine geçilmiştir. Nitekim bu çalışmalar sonucu adalet
çalışanlarının verimlilik açısından her geçen gün gözle görülür şekilde
iyileşme göstermesi oldukça sevindiricidir. Yine, yargının verimli ve güvenilir
şekilde çalışabilmesi için bilgi ve haberleşme teknolojileriyle entegre bir yapı içinde dinamik, bilgi tabanlı çözümlerden
azami oranda yararlanma amacıyla geliştirilen Ulusal Yargı Ağı Projesi UYAP
oldukça başarılı olmuştur.
Adalet mekanizmasının ağır aksak bir görünüme sahip olmasının
diğer bir nedeni de adalet hizmetinin verildiği adliye binalarının
yetersizlikleriydi. Keza bundan önce, yedi sene öncesine kadar hükûmet konaklarının alt katlarına sıkıştırılan
adliyelerimiz isimlerine yakışır şekilde “adliye sarayları”na
dönüştürülmeye başlanmıştır. Nitekim 2003 yılından itibaren çağın
gelişmelerine, yargının saygınlık ve ciddiyetine uygun, modern ve özgün Türk
mimarisini yansıtan görkemli 113 adalet hizmet binasının inşaatı
tamamlanmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
CELAL ERBAY (Devamla) – Hâlen 24’ü inşaat, 62’si de proje
aşamasındadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk milletinin layık
olduğu evrensel standartlarda bir yargı mekanizması için bugüne kadar yapılan
UYAP, e-adalet uygulamaları ile adalet sarayları, Adalet Akademisi yanında,
bunlardan daha önemlisi, metinleri yorumlayacak yargı organlarının varlığına
sahip olmaktır. Bu nedenle yüksek mahkeme üyelerinin belirlenmesi usulü,
mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı, mesleki kriterler
ve seçim yapacak organların demokratik ülke deneyimlerine dikkat etmek kaydıyla
yeniden düzenlenmesi kaçınılmaz bir sonuçtur. Bu sayede tam tarafsız, etkin ve
güvenli bir yargı sistemine sahip olabilmemiz mümkün olacaktır, çünkü her şey
insan içindir, her şeyin başı insandır.
Bütçenin hayırlı olması dileklerimle birlikte yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Erbay.
Gümüşhane Milletvekili Yahya Doğan.
Buyurunuz Sayın Doğan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA YAHYA DOĞAN (Gümüşhane) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Millî Savunma Bakanlığının 2010 yılı bütçesiyle ilgili
olarak AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Grubum ve şahsım adına yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlamadan önce, bugüne kadar vatan müdafaasında şehit
düşen her kademedeki silahlı kuvvetler mensuplarımıza Allah’tan rahmet dilerken
gazilerimizi de minnet ve şükranla anıyorum.
Türk ordusu, yüzyıllardır, içinden çıktığı milletimizin dünya
üzerinde var olması için üzerine düşen görevleri en iyi şekilde yapmıştır.
Milletimizin tarihi yazılırken ordumuzun kahramanlıkları da bunun içinde yer
almaktadır. Orta Asya’dan Avrupa içlerine kadar, yüzyıllardır, ordumuz,
milletimizin gücünün sembolü olmuş ve zaferden zafere koşmuştur. Son yüzyıl
içinde Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda kazandığımız zaferler ordumuza her
zaman güven duymamız gerektiğini bizlere hatırlatmıştır.
Ordumuz milletimizin içinden çıkmıştır ve milletimizin
hizmetindedir. Yüzyıllardır dünya tarihinde yer alan, çağ açıp çağ kapatan bir
milletin mensubuyuz. Bütün bu dönemlerde ordumuz zorlu görevler üstlenmiş ve
bunları da başarıyla yerine getirmiştir.
Bugün yaşadığımız zorlu coğrafyada da ordumuzun gücü çok
önemlidir. NATO içindeki ikinci büyük orduya sahibiz. Yine, ordumuz, göz
bebeğimiz olarak bölgemizdeki en güçlü ordulardan biridir. Bölgenin huzuru,
barışı için üzerine düşen görevleri hakkıyla yerine getirmektedir. Ayrıca,
güçlü ordu caydırıcı özelliğiyle de barışa hizmet etmektedir.
En eski kurumlarımızdan olan ordumuzun yıpratılması hiç kimseye
fayda sağlamaz. Günlük tartışmalara ve siyasete orduyu çekmemek lazımdır. Bizim
devlet olarak varlığımızı sürdürmemizi sağlayan kurumlarımıza özenle sahip
çıkmamız gerekmektedir. Her kurum kendi sorumluluk alanında üzerine düşen
görevleri en iyi şekilde yapmak için çalışmaktadır.
Dünyanın zor bir coğrafyasında yaşamaktayız. Bu zor coğrafyada
ayakta kalmak için zaman zaman dış politikamızı daha
güçlü olarak yürütebilmek için güçlü bir ordumuzun olması gerekir. Türk ordusu,
her gün daha da artan imkân ve kabiliyetleriyle millet için övünç kaynağıdır.
Türk ordusu, savunma sanayimizdeki gelişmelerle birlikte birçok ihtiyacını yurt
içinden karşılamaktadır. Bizler Millî Savunma Bakanlığımızın ihtiyaçları
hususunda ayrı bir hassasiyet göstermekteyiz. Bu ihtiyaçların süratle
karşılanması için Hükûmetimiz bugüne kadar üzerine
düşeni yapmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri
bugün sadece ülkemizin güvenliğini sağlamakla kalmamakta aynı zamanda dünyanın
çeşitli bölgelerinde de barışa katkıda bulunmaktadır. Bulundukları her yerde
Türk Silahlı Kuvvetlerinin her kademedeki mensubu milletimizi ve devletimizi en
iyi şekilde temsil etmekte, oranın halkından da kabul ve takdir görmektedir.
Bosna-Hersek’te, Kosova’da, Aden’de, Afganistan’da,
dünyanın her tarafında barışa yaptığımız katkılar azımsanamayacak düzeydedir.
Ayrıca, silahlı kuvvetlerimiz dost ve kardeş ülkelerin ordularının eğitimine de
katkı sağlamaktadır. Böylelikle oralarda da âdeta milletimizin temsilcisi
olarak görev yapmaktadır.
Bilindiği gibi ülkemiz bölücü terörle yıllardır mücadele
etmektedir. Teröristlerin amaçlarına ulaşması mümkün değildir. Güvenlik
güçlerimiz bundan önce olduğu gibi bundan sonra da terörle mücadelesini
sürdürecektir. Akan kanı durdurmak için çok iyi niyetlerle başlatılmış olan
demokratik açılım sürecini kasıtlı olarak çarpıtmak ve sabote etmek
isteyenlerin tahrikleri neticesinde vuku bulması muhtemel terör olaylarına
karşı hepimiz dikkatli olmalıyız. Bu ülke hepimizindir. Herkesin aklını başına
alıp “terör” denen illetten medet ummayı bir an önce bırakması gerekir. Büyük
Türk milleti birlik ve beraberliğini korumasını her zaman bilmiştir. (MHP
sıralarından alkışlar)
KÜRŞAT ATILGAN (Adana) – Büyük Türk milleti… Bravo!
YAHYA DOĞAN (Devamla) – Arkadaşlar, burası Türkiye Büyük Millet
Meclisi. Bu milletin adı “Türk milleti” devletin adı da “Türkiye Cumhuriyeti devleti”dir, nesine şaşırıyorsunuz?
KÜRŞAT ATILGAN (Adana) – Büyük Türk milleti…
KADİR URAL (Mersin) – Tebrik ediyoruz sizi!
KÜRŞAT ATILGAN (Adana) – Başbakanın diyemediği…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YAHYA DOĞAN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, sözlerimi
tamamlarken, ülkemizin güvenliğinin ve milletimizin bağımsızlığının teminatı
silahlı kuvvetlerimizin ihtiyaçlarının karşılanması için bundan sonra da
üzerimize düşen görevi yerine getireceğimizi belirtmek istiyor ve Millî Savunma
Bakanlığımızın bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını dilerken
yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Doğan.
Siirt Milletvekili Mehmet Yılmaz Helvacıoğlu.
Buyurunuz Sayın Helvacıoğlu.
AK PARTİ GRUBU ADINA M. YILMAZ HELVACIOĞLU (Siirt) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Savunma Sanayi Müsteşarlığının 2010 yılı bütçesi
üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu nedenle hepinize saygılar
sunarım.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin modernizasyon ihtiyaçlarını karşılamak
ve modern savunma sanayimizi geliştirmek, ülkemizin stratejik savunma ve
güvenlik ihtiyaçlarına teknolojik gelişmeler doğrultusunda yurt içi çözümler
sunan, uluslararası pazara entegre ve savunma
sanayisine yön veren uzman tedarik kurumu olma konusunda çalışmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2002 yılından bu yana büyük
bir hızla gelişen savunma sanayimiz, 2002 yılında 240 milyon dolar seviyesinde
olan ihracatı, 2009 yılında 800 milyon dolar seviyesine çıkartmıştır. 2002
yılından beri kaydedilen istikrarlı ve sürdürülebilir büyümenin tesadüfi olmadığı, Hükûmetimizin
güçlü bir savunma sanayisinin dışa bağımlılığının azaltılmasının ordumuzun
caydırıcılığının artırılmasındaki rolünün bilinciyle Savunma Sanayi
Müsteşarlığı eliyle kararlı bir şekilde gerçekleştirdiğini görmekteyiz.
Silahlı Kuvvetlerimizin ihtiyaçlarının yurt içinden karşılanma
oranı yedi yıl içerisinde yüzde 25 seviyesinden yüzde 44,2 seviyesine
ulaşmıştır. Savunma ihtiyaçlarının yüzde 50 oranında yurt içinden
karşılanmasıyla birlikte 1 milyar dolar savunma hizmeti ihracatı hedeflerinin
yakalanacağına olan inancımız sonsuzdur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 yılı içinde Birleşik
Arap Emirlikleri’ne 34 adet sahil güvenlik botu ile Güney Kore Cumhuriyeti’ne
elektronik harp eğitim merkezi satışı gerçekleşmiştir. Pakistan ile F-16, Suudi
Arabistan ile roket sistemleri gibi önemli projelere imza atılmıştır. Hâlen
taahhüdü alınmış olan yaklaşık 4,2 milyar dolarlık offset
yükümlülüğünün önümüzdeki yıllarda savunma sanayisinin büyümesinin
sürdürülebilirliği açısından önemli bir işlevi yerine getireceği inancındayız.
2009 yılı içinde Savunma Sanayi Müsteşarlığı tarafından KOBİ’lerin
artan bir oranda yer alabilmesi ve katılımının en az yüzde 20 düzeyinde olması
fiilen hedeflenmiş bulunmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2002-2009 dönemi içerisinde
savunma sistem projelerinde Türk Silahlı Kuvvetleri modernizasyon
ihtiyaçlarının Türk sanayisi tarafından tasarlanan ve geliştirilen ürünlerle
karşılanması amaçlanmaktadır. Bu temel yaklaşım çerçevesinde millî imkânlarla
modern tank geliştirilmesi, silah, malzeme ve personelin emniyetli ve süratli
taşınması amacıyla mayına karşı zırh korumalı personel aracı sözleşmesi Otokar
firmasıyla birlikte imzalanmıştır.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin taarruz, taktik, keşif helikopteri
ihtiyacının karşılanması amacıyla 2004 yılında ATAK Projesi Sözleşmesi
imzalanmıştır. TAI firması ana yükleniciliğinde ASELSAN ve AgustaWestland
firmalarıyla birlikte Türkiye’de üretilecektir. Tamamen millî tasarım olan
güçlendirilmiş ilk helikopter uçuşu 2009 yılında icra edilmiştir.
Korvet sınıfında bir savaş gemisinin ülkemizde millî tasarımı ve
üretimini öngören ilk gemi olan Heybeli Ada Gemisi, Preveze
Deniz Zaferi’nin yıl dönümünde denize indirilmiştir.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı denizaltıların tedarikine yönelik
sözleşmeyi Gölcük Tersanesinde inşa edilmesi planlanarak imzalamıştır.
Jet uçağı özellikleri olan gelişmiş çift pilotlu uçağın tasarımı
2008 yılında TUSAŞ tarafından tamamlanmıştır.
Özel sektör şirketlerimiz eliyle tamamen millî imkânlarla
geliştirilen 76 insansız hava aracı 2008 yılı içinde Kara Kuvvetleri
Komutanlığına teslim edilmiştir.
TUSAŞ tarafından modernize edilen yarasa helikopterlerinin
teslimatlarına başlanmıştır.
F-16 uçaklarının modernizasyonu ASELSAN ve MİKES firmalarınca
geliştirilen elektronik harp sistemleri F-16’lara entegre
edilecektir.
Yeni nesil savaş uçağı F-35 Projesi’nde dokuz ülkenin yer aldığı konsorsiyumla yapılacak harcamanın en az yüzde 50’sine
tekabül eden bedelin ülkemiz tarafından üstlenilmesi hedeflenmiştir.
Türk Hava Kuvvetlerinin ihtiyacına binaen 30 adet ilave F-16 uçağı
üretimi TAI tarafından Ankara’da gerçekleştirilecektir.
Toplam 42 adet F-110 motorunun üretim ve montajı da TUSAŞ
fabrikalarında yapılacaktır.
A-
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurunuz devam ediniz lütfen.
M. YILMAZ HELVACIOĞLU (Devamla) – HAVELSAN ana yükleniciliğinde
yürütülen helikopter simülatörleri pilotların Sikorsky helikopterlerine intibak ve harbe hazırlık
eğitimleri yapılacaktır.
2004 yılında başlatılan ve özel sektör tersanelerimizde inşa
edilecek ilk muharip gemi olan sahil güvenlik arama kurtarma gemisiyle yeni tip
karakol botunun 2008 yılında yapımına başlanmıştır.
İnsansız hava araçları askerî gemiler ve elektronik sistemler
başta olmak üzere 2010 yılından itibaren silahlı kuvvetlerimizin envanterine girmeye başlayacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2003 yılında başlatılan ve
ülkemizde bir ilki gerçekleştirmiş olan modern tanksavar füzelerinin ROKETSAN
tarafından 2011 yılında yapılması hedeflenmiştir.
Türk savunma sanayisi sektör ciromuzun 2010 yılında 3 milyar ABD
Doları seviyesine, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ihtiyaçlarının yurt içinden
karşılanma payının 2010 yılına kadar yüzde 50’ye çıkartılması hedeflenmiştir.
Sözlerime burada son verirken 2010 yılı bütçesinin hayırlı ve
uğurlu olmasını diler, hepinize saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Helvacıoğlu.
Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Akgün.
AK PARTİ GRUBU ADINA MEVLÜT AKGÜN (Karaman) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Adalet Bakanlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına
söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, adalet, kısaca, hakkın gözetilmesi ve yerine
getirilmesi olarak ifade edilmektedir. Haklıyla haksızın ayırt edilmesi ancak
adaletle sağlanır. Adalet, aynı zamanda toplumsal düzenin barış içerisinde
sürdürülebilmesinin temel şartıdır. Bu sebeple, modern devlet anlayışının
ortaya koyduğu en temel hizmetlerden birisi kuşkusuz adalet hizmetidir.
Cumhuriyetimiz, kuruluş felsefesi olarak modern demokrasinin
kurulmasını hedeflemiştir. Bu amaçla, döneminin en iyi uygulamalarını
araştırarak yeni bir hukuk sistemini kurmuştur.
AK PARTİ iktidarları döneminde bu kuruluş felsefesini güçlendirmek
ve insan haklarına dayalı hukuk devleti anlayışını hâkim kılmak amacıyla,
adalet hizmetlerinde reform niteliğinde faaliyetler gerçekleştirilmiştir.
Kısaca bahsedersek, öncelikle güven veren bir adalet sistemine ulaşmak
amacıyla temel kanunlar yenilenmiştir. Başta Medeni Kanun, Türk Ceza Kanunu,
Ceza Usul Kanunu, Kabahatler Kanunu olmak üzere yasalaşan birçok kanun ve
Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu gibi Meclisimizin gündeminde olan
kanunlarla hukuk sistemimize yeni kurumlar kazandırılmış, sistemimiz
zenginleştirilmiştir.
Ayrıca, insan odaklı yeni bir ceza sistemine geçilmesi, bireylerin
temel hak ve özgürlüklerinin korunması, toplumsal düzenin ve güvenliğin
sağlanması, yargının adil ve hızlı çalışması amaçlanmıştır.
Değerli arkadaşlarım, adli yargı sistemine ilişkin olarak, ikinci
derece yargılama mercisi olan istinaf yargılamasına ilişkin yasal altyapı
çalışmaları İktidarımız döneminde tamamlanmıştır. İstinaf mahkemelerinin
kurulmasıyla birlikte daha etkili bir kanun yolu denetimi sağlanmış olacaktır.
Adalet Bakanlığımız bölge adliye mahkemelerinin 2010 yılında faaliyete
geçirilmesi için gerekli çalışmaları büyük oranda tamamlamıştır.
Diğer yandan, uluslararası toplumun adalet sistemleri konusunda
ulaştığı noktayı ve öncelikli hedefleri gösteren Yargı Reformu Strateji Belgesi
ilgili tüm tarafların katılımıyla hazırlanmıştır. Bu belgeyle, Türk yargısının
temel hak ve özgürlüklerin korunmasına dayalı olarak bağımsızlık, tarafsızlık
ve etkinliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Özellikle Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulunun yapısı kurulum, objektiflik, tarafsızlık ve şeffaflık
temelinde yeniden yapılandırılmasını öngörmektedir. Uluslararası belgelerin
ışığında, geniş tabanlı temsil esasına göre yapılandırılacak olan Kurulun
kararlarına karşı etkili bir itiraz sistemi de bu strateji belgesinde
öngörülmüştür ve Kurulun kararlarına karşı yargı yolu mutlaka açılmalıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa ülkelerinde bir
hâkimin bakacağı yıllık iş sayısı 200 civarındadır, hâlbuki bu rakam ülkemizde
hâkim başına yıllık 1.078 dosya, cumhuriyet savcıları için de 1.417 hazırlık
dosyasını bulmaktadır. Bu rakamlar bize yargının iş yükü altında ezildiğini
göstermektedir. Bu nedenle, boş bulunan hâkim ve savcı kadrolarına süratle
atama yapılmalıdır.
İktidarımız döneminde yargı mensuplarının özlük ve sosyal
haklarında yapılan iyileştirmeler bugün için mesleği daha cazip hâle
getirmiştir. Ancak, belirtmek gerekir ki, özveri içerisinde görev yapan adalet
personelinin mali imkânları tatmin edici seviyeye mutlaka çıkarılmalıdır.
Değerli arkadaşlarım, yargının hızlı, etkin, verimli ve güvenilir
biçimde çalışabilmesi için bilgi ve iletişim teknolojilerinden yararlanmak gerekmektedir.Bu amaçla adliyelerimizin teknolojik altyapısı
güçlendirilmiştir. Ülkemizin e-dönüşüm stratejisinin önemli ayaklarından birisi
olan, adalet hizmetlerine ilişkin olarak geliştirilen Ulusal Yargı Ağı Projesi
(UYAP) bu dönemde hayata geçirilmiştir. Bu Proje birçok ülke tarafından da
örnek proje olarak gösterilmektedir.
Adalet Bakanlığı bütçesi görüşülürken en önemli takdirlerden
birisi kuşkusuz, adalet sarayları konusunda gösterilen başarıya olmalıdır.
Adalet hizmetlerinin sunulduğu binaların devletimizin kökünü tarihten alan
azametine yakışır olması gerekmektedir. 2003 yılından beri Bakanlık, emsali
görülmemiş bir gayretle toplam 113 adet adalet hizmet binasının inşaatını
tamamlamıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
MEVLÜT AKGÜN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Böylelikle, adalet hizmetlerinin sağlıklı ve etkin yürütülebilmesi
için adliye binaları izbe apartman köşelerinden kurtarılmış ve adalet
saraylarına taşınmıştır. Öyle ki, metrekare olarak yapılan yapılar 2002 yılına
kadar yapılan toplamın metrekaresinden daha fazladır.
Değerli arkadaşlarım, ülkemizin tam demokratik bir hukuk devleti
olması dileğiyle, başarılı adalet hizmetleri nedeniyle Hükûmetimize,
Adalet Bakanımıza ve emeği geçen tüm çalışanlarına teşekkür ediyor ve bütçenin
hayırlar getirmesini temenni ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Akgün.
Bursa Milletvekili Mehmet Tunçak.
Buyurunuz Sayın Tunçak. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET TUNÇAK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri, sizleri saygıyla selamlıyorum. Ceza ve İnfaz Kurumları ile
Tutukevleri İş Yurtları Kurumu bütçesi hakkında söz almış bulunuyorum.
Öncelikle, üç kavramdan bahsetmek isterim: Birincisi,
devletin egemenlik hakkının en önemli göstergelerinden biri olan cezalandırma
yetkisinden ve bu cezalandırma yetkisinin kullanılması neticesinde oluşan
hükümlü ve tutukluların devlete emanet olmasından ve son olarak, işte bu
hükümlü ve tutukluların devlet adına en yakın irtibatta olduğu kişilerden, yani
infaz koruma memurları ve genel olarak da kurum personelinden.
Değerli milletvekilleri, hâlihazırda 117.718 tutuklu ve hükümlü ve
hükümözlünün mevcut olduğu cezaevlerimizde bu sayının
fazlalığı ve özellikle geçtiğimiz üç yıl içerisinde her geçen gün daha fazla
olmasının en önemli üç tane sebebinden burada kısaca bahsetmek istiyorum: 01/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5275 sayılı Ceza ve
Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun ile şartlı tahliye oranının
ortalama yüzde 40’tan yüzde 67’e yükselmesi; mevzuatta yapılan düzenlemelerle
cezaların miktarının artırılması; örneğin kapkaç suçlarında olduğu gibi; suçla
mücadelede daha etkin yöntemlerin devreye konulmuş olması, MOBESE gibi.
Değerli milletvekilleri, ayrıca ceza infaz kurumlarımızda
369 bina mevcut, hâlihazır ceza infaz kurumu sayımız 369. Gerek standartlara
uygun yenilerinin yapılması gerekse standartlara uygun olmayanların
kapanmasıyla yoğun bir süreç yaşadık gerek 2010’da ve ondan sonraki süreçte de
standardizasyonun, kalitenin yükseltilmesinin, Avrupa ve dünya standartlarına
daha hızla ulaşımı için büyük bir mücadele de sarf edilmekte.
Ceza infaz kurumlarımızda, özellikle, 28.846 personel bulunuyor.
Bunlar infaz koruma memurları, başmemurları,
öğretmenler, sosyal çalışmacılar, psikologlar, veterinerler, mühendisler,
müdürler. Ayrıca denetimli serbestlik ve yardım merkezlerinde de 1.297
personelimiz bulunuyor.
Burada, personelden bahsetmişken altını özellikle çizmek istediğim
bir husus var. Burada özellikle vefakâr ve fedakârca görev yapan, devletin en
önemli kişilerinden, devletin yüzünü en önemli şekilde temsil eden kişilerden
olan Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları
Kurumu personeline çok teşekkür ediyoruz, başta Genel Müdürlerine çok teşekkür
ediyoruz. Özellikle de fazla mesai ve özlük haklarının iyileştirilmesi
konusunda önemli gayretlerin sarf edildiğini buradan ifade etmek istiyorum. Bu
konuda Sayın Bakanımızın hassasiyetine fevkalade teşekkür ediyorum. En azından
bir polis ya da bir uzman çavuş mertebesinde özlük haklarının oluşturulmasının
fevkalade önemli olduğunu düşünüyorum.
Ayrıca, hâlihazırdaki hükümlü ve tutuklu mevcudunun
düşürülebilmesiyle ilgili alınacak diğer tedbirlerin yanında, kanuni anlamda
yapılabilecek üç önemli değişikliği de sizlerle paylaşarak sözlerime son
vereceğim. Ceza Muhakemesi Kanunu madde 109’da adli kontrol tedbirleri yani
tutuklama yerine gerçekleştirilecek adli kontrol tedbirleri için gereken üst
sınırın daha genişletilmesi, konuttan çıkamama gibi kontrol tedbirlerinin
eklenmesi hükümlü ve tutuklu mevcudunu azaltacaktır diye düşünüyoruz. Yine ayrıca, Türk Ceza Kanunu’nun 50’nci maddesinde -hâlihazır
yürürlükte bulunan- kısa süreli hapis cezalarının kamuya yararlı bir işte
çalıştırılmaya çevrilmesini gönüllülük koşuluna bağlamadan karar verilebilmesi
hususunun önemli olduğunu düşünüyoruz ve son olarak da yine Ceza Güvenlik
Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 105’inci maddesinde, kamu yararına
çalışma, mahkûmiyet üst sınırının tekrar düzenlenebileceğini düşünüyoruz.
Cezaevleri, gerçekten, birçok konuda, birçok filmde, birçok şiirde
çok kez yer almış, büyük dertlerin, acıların yaşandığı yerler ve her geçen gün
daha iyileşen, daha medenileşen yerler. Özellikle AK PARTİ Hükûmeti
döneminde ve Sayın Bakanımızın da üstün gayretleriyle gerçekleşen bu büyük
çabadan dolayı, ülkemizin kazandığı, Avrupa Birliği çerçevesinde ve dünya insan
hakları örgütleri nezdinde kazandığı önemli artıların da altını çiziyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
MEHMET TUNÇAK (Devamla) – Tüm personele, başta Genel Müdür olmak
üzere teşekkür ediyor, bütçenin hayırlı olmasını diliyor, sizleri saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tunçak.
Denizli Milletvekili Mehmet Salih Erdoğan.
Buyurunuz Sayın Erdoğan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET SALİH ERDOĞAN (Denizli) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı bütçesiyle
ilgili AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına
saygı temelinde, yargının adil ve tarafsız gerçekleşmesi için hâkim ve
savcılarımıza evrensel hukuk anlayışını da kazandırmayı hedefleyen eğitim
hizmetlerini bilimsel yöntem ve uygulamaların ışığında sunmak üzere 2003
yılında Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı Yasası çıkarılmış ve Adalet
Akademisi kurulmuştur. 2003 yılından bu yana da hâkim ve savcılarımızın gerek
meslek öncesi eğitimleri ve gerekse meslek içi eğitimleri bağımsız, bilimsel,
idari ve mali özerkliği bulunan Adalet Akademisi Başkanlığı tarafından yerine
getirilmektedir.
Değerli milletvekilleri, Adalet Akademisinin görevi, sadece hâkim
ve savcılarımızın eğitimi değildir. Bunun yanında, hukuk ve adalet alanlarını
ilgilendiren konularda inceleme ve araştırmalar yapmak, seminerler, sempozyumlar düzenlemek, konferans ve benzeri etkinlikler
düzenlemek, yayınlar yapmak ve bu gibi çalışmaları desteklemek ve adalet
hizmetinde sorumluluk alanlara yönelik olarak yabancı dil eğitim merkezi kurmak
gibi görev ve sorumlulukları da bulunmaktadır.
Değerli milletvekilleri, içinde bulunduğumuz çağ, hiç şüphesiz
teknoloji ve bilgi çağıdır. Bilim ve teknoloji alanındaki gelişmeler, bir
taraftan hayatımızda büyük kolaylıklar sağlarken, diğer taraftan da yeni yeni istek ve talepleri karşımıza getirmektedir. Toplumsal
hayatta yaşanan bu değişim ve gelişmelerin hukuk ve adalet alanına yansımaması
mümkün değildir. Hukuk, her gün değişen ve gelişen koşullara uyum sağlamak ve
toplum ihtiyaçlarına cevap vermek durumundadır. Dünyanın ciddi bir ekonomik,
teknolojik, sosyal ve politik değişim yaşadığı günümüzde adaletin varlığını
güven içinde sürdürebilmesi için toplumdaki bu değişimi yakalaması, hatta bunun
da ötesinde değişimi yaratabilmesi zorunluluk hâline gelmektedir.
Değerli milletvekilleri, AK PARTİ hükûmetleri
döneminde -58, 59 ve 60’ıncı hükûmetlerimiz
zamanında- hukuk devletine bağlılığın gereği olarak yargının daha verimli ve
etkin işlemesi, bireyin hak ve özgürlüklerinin korunması ile toplum düzeni ve
güvenliğinin sağlanması arasındaki hassas denge de gözetilerek çok önemli
faaliyetler gerçekleştirilmiştir. Bu yüce Mecliste de çok önemli yasal
değişiklikler yapılmıştır.
Değerli milletvekilleri, adalete başvuru ve adil yargılama hakkı
demokratik toplumun temel ilkelerindendir. Herkes yasayla kurulmuş bağımsız ve
tarafsız bir mahkemede, davasının makul bir süre içinde ve hakkaniyete uygun ve
açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir. Adil, etkin ve herkese açık
yargı sistemleri oluşturmadan demokrasinin temelini oluşturan hukuk devletinin
gerçekleştirilemeyeceği de aşikârdır.
Değerli milletvekilleri, diğer bir konu: Vatandaşların bugün
yargıdan beklentileri yalnızca ticari, medeni veya idari uyuşmazlıkların
mahkemelerden çözümünden ibaret değildir. İhtilafların veya davaların mümkün
olduğu kadar en hızlı ve en etkin bir şekilde ve en güven verici biçimde
sunulması yargıdan faydalananlar açısından gittikçe artan bir öneme sahiptir.
Yargının, gerek siyasi iktidar karşısında gerek diğer toplumsal güçler
karşısında bağımsız ve tarafsız olması ve kararlarını sadece hukuk ve adaleti
düşünerek serbestçe verebilmesi gerekmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
sadece adaletin yerine getirilmesinin yetmeyeceğini, yerine getirildiğinin de
gösterilmesi gerektiğine vurgu yapmaktadır.
Değerli milletvekilleri, hâkimin ve verdiği kararların doğruluğu
konusunda makul düşünen insanlarda şüphe varsa veya hâkimin tutarlı olmadığı
yolunda bir kanı oluşmuşsa, maddi anlamda adalet tecelli etse bile kamu
vicdanında tereddütler oluşacak ve adaletin tecelli etmediği düşüncesi
yaygınlaşacaktır.
Hukuk devletine, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye ve oradan da
barışa giden yolda…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız sözlerinizi; buyurunuz.
MEHMET SALİH ERDOĞAN (Devamla) – …hâkim, her zaman doğru ve
tutarlı bir çizgi izleyerek hiç tereddüde yer vermeyecek bir tutum, hak
arayanlara güven veren tarafsız bir görünüme sahip olmak zorundadır.
İşte Adalet Akademisi, böyle bir hukuk sisteminin yapı taşları
olan hukukçularımızın, hâkim ve savcılarımızın yetişmesine katkı veren önemli
bir kuruluşumuzdur. Bu kuruluşumuzun, bu kurumumuzun 2010 yılı bütçesinin
hayırlı olmasını diliyorum, yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Erdoğan.
Kastamonu Milletvekili Hakkı Köylü…
Buyurunuz Sayın Köylü. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yargıtay bütçesiyle ilgili
olarak Grubumuz adına konuşmadan önce yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Yüksek mahkeme, 1868 yılında kurulmuş ve bugün, hâlen 11 ceza, 21
hukuk dairesiyle görev yapmaya devam etmektedir. İş sayısı çoğaldıkça Yargıtaydaki daire adedi de devamlı artmıştır.
Dünyada, 250 üyesi olan ve 32 dairesi bulunan başka bir Yargıtay
örneği görmek mümkün değildir. Yargıtayın işi,
ülkemizdeki artan nüfus, ekonomik ve sosyal sebepler ve diğer sebeplere bağlı
olarak artan dava sayısıyla orantılı olarak devamlı artmıştır. Bunun yanında,
bu arada yeni çıkan temel kanunlar dolayısıyla da, gerek Yargıtayın
gerekse bidayet mahkemelerinin işleri tekrar artmıştır.
Önceki yıllara hiç bakmazsak, 2009 yılını ele aldığımız zaman,
hukuk dairelerine 346 bin iş gelmiş ve bunun 308 bini karara bağlanmış; ceza
dairelerine 266 bin iş gelmiş, 209 bini karara bağlanmış, gene bu yıl da
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına da 283 bin iş gelmiş, 217 bini çıkmıştır.
Bu rakamlar bir temyiz mahkemesi için görevin yapılabilmesinin çok
çok üzerinde rakamlardır. İşte bu sebeple adil
yargılamayı sağlamak ve daha süratli bir yargılama yapmak için bölge adliye
mahkemelerinin kurulmasına ihtiyaç duyulmuş ve bölge adliye mahkemeleri resmen
kurulmuştur ancak altyapısı henüz tamamlanamadığı için faaliyete
geçilememiştir.
Asli görevi hukuki denetim yapmak ve içtihat üretmek olan yüksek
mahkeme, ikinci derece mahkemeleri olmadığı için vaka denetimi de yapmak
zorunda kalmış ve bu sebepten dolayı da asli görevini yapmakta zorlanmıştır.
Bölge adliye mahkemeleri faaliyete geçtiği zaman ilk derece
mahkemelerinden verilen kararlar istinaf incelemesi için ilk derece istinaf
mahkemesine gelecek ve bölge adliye mahkemeleri gerektiğinde duruşma yapacak,
keşif yapacak, tanığı dinleyecek, sanığı dinleyecek ve daha doğru bir karar
verecek, delilleri daha doğru değerlendirecektir.
Ayrıca bölge adliye mahkemelerinden verilen beş yıl ve altındaki
hapis cezalarıyla bidayet mahkemelerinden, ilk derece mahkemelerinden verilen
beş yıl ve altındaki kararların onanmasına dair kararlar ve para cezasına
ilişkin kararlar kesin olacak. Keza on yıl ve daha az hapis cezasını gerektiren
suçlarla ilgili olarak yapılan yargılama sonunda verilen beraat kararlarında
kesin olacak. Ayrıca sulh ceza mahkemelerinin kararlarının incelenmesi
sonucunda verilen kararlar da kesin olacaktır. Bu, şu demektir, bu demektir ki:
Bölge adliye mahkemeleri kurulup göreve başladığı zaman Yargıtaya
gelen işlerin en az üçte 2’si düşecektir. Dolayısıyla bu takdirde yüksek
mahkeme asli görevini rahatlıkla yapabilecektir.
Yalnız bir hususu gözden uzak tutmamak gerekir. Alınan bir karara
göre veya düşünceye göre Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Bursa, Konya, Diyarbakır,
Erzurum ve Samsun illerinde, dokuz ilde bölge adliye mahkemesi kurulması
gündeme gelmiştir. Şayet böyle olacak olursa bizim beklediğimiz daha adil
yargılama, daha iyi adalet ve daha sürat bir tarafa, belki de yargıda
tıkanıklık hatta eziyet söz konusu olabilecektir. İşte bu sebepledir ki, en az
otuz ilde bölge adliye mahkemesi kurulması zaruridir ve bu kurulduğu takdirde
bölge adliye mahkemeleri rahat çalışacak, dolayısıyla, Yargıtay da görevini
rahat yapabilecektir. Bunun için, şu anda bulunan 4 bin açık hâkim kadrosuna,
her yıl en az bin hâkim almak suretiyle bu kadro tamamlanmalıdır. Hatta, daha gerçekçi olursak, bugün Türkiye’deki hâkim,
savcı sayısı 2 katına çıkarılırsa ancak Türkiye’de rahat bir adalet sağlamak
mümkün olacaktır.
Yıllardır zorluklar içerisinde çalışan, zor şartlarda görev yapan
Yargıtay hâlen üç ayrı yerde görev yapmaktadır ve şu anda yüksek mahkeme için Ahlatlıbel’de gümrüklere ait bir arsa tahsis edilmiş,
projesi bitirilmiş. Ümit ediyorum ki, iki yıl içerisinde mahkeme binası yapılacak
ve yüksek mahkeme daha rahat bir çalışma imkânına kavuşacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözünüzü tamamlayınız.
HAKKI KÖYLÜ (Devamla) – Bitiriyorum efendim.
Ben, yüksek mahkemenin çok zor şartlarda görev yapan, bu kadar
yoğun işle boğuşan bütün görevlilerine, yetkililerine, çalışanlarına bu
görevlerinden dolayı başarılar diliyorum. Ayrıca, Yargıtayımızın
bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, yüksek heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Köylü.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Algan Hacaloğlu. (CHP
sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Hacaloğlu.
CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Millî Savunma Bakanlığı bütçesi üzerinde söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle herkesi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlarken, bölücü terör örgütüyle yirmi beş yıllık
mücadele süreci içinde kahraman şehitlerimizi bir kez daha rahmetle anıyor,
gazilerimize minnet duygularımızı iletiyorum.
Bütçe üzerinde devam etmeden evvel, bugün burada kısaca tartışılan
konu üzerinde bir cümleyle görüşlerimi belirtmek istiyorum. İşlerine, aşlarına
AKP İktidarı tarafından el konulan Tekel emekçilerine ve onlarla dayanışma için
aralarında olan 15 Cumhuriyet Halk Partisi milletvekiline polisin bugün yaptığı
tazyikli su ve biber gazı saldırısı bir vahşettir, bir insanlık suçudur. Olayı
CHP Grubu olarak şiddetle kınıyoruz. Sayın Adalet Bakanı iki kelimeyle
milletvekilleri için özür diledi; yetmez, asıl özür o meydanda üstlerine bu
vahşet saldırısı yapılan binlerce emekçiye, onların gasbedilen
hak ve hukukları geri verilerek o özür dilenmelidir.
Değerli arkadaşlarım, Millî Savunma Bakanlığı 2010 yılı bütçe
ödeneği 15 milyar 118 milyon liradır. Bu miktar reel olarak 2009 yılı
bütçesinden yüzde 2 oranında daha azdır. Terörle mücadeleye 15 milyar, faize ve
rantiye kesimine ise bunun tam 4 katı; terör
yaygınlaşıyor, savunma bütçesi ise geriliyor. Oysa Silahlı Kuvvetlerin daha
esnek vurucu güce ve caydırıcılık vasfı daha yüksek bir yapılanmaya ihtiyacı
var. AKP İktidarının bu gafını anlayışla karşılayabilmek hiç mümkün değil
arkadaşlarım. Bu nedenle 2010 yılı bütçesi bir hizmet ve barış bütçesi değil,
bir faiz, bir teslimiyet bütçesidir.
Değerli arkadaşlarım, Orgeneral Başbuğ, bundan iki buçuk yıl evvel
“2008’den itibaren komando tugaylarında yedek subaylar görev almayacak,
2009’dan itibaren er ve erbaşların yerlerini uzman çavuşlar alacaktır.”
demişti. Silahlı Kuvvetlerimizden terörle mücadeleye etkinlik kazandıracak bu
yapılanmayı hızla gerçekleştirmesini bekliyoruz.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; son zamanlarda Silahlı
Kuvvetlere karşı sistematik bir muhalefet cephesi açılmıştır. Bu cepheleşmenin
kaynağı AKP İktidarı, uygulayıcısı ise bizzat Başbakan ve ona doğrudan bağlı
birimlerdir. Bu durum devlet kurumları arasında onarılmaz uçurumlar
yaratmaktadır. Bu akıl ve sağduyudan yoksun uygulama derhâl durdurulmalıdır.
Değerli arkadaşlarım, halkımız Türk Silahlı Kuvvetleriyle kuşkusuz
onur duymaktadır. Ancak, yine halkımız Başbakanlığa bağlı karargâhtan
yürütülen, telefon dinlemeleriyle destekli, Ergenekon davasında yer alan
Genelkurmay Karargâhında tertip, entrika, ıslak veya kuru imzalı kaos kurguları iddialarını, Kara Kuvvetlerinde tarlalara,
arsalara bomba gömme eylemleri iddialarını, Hava Kuvvetlerinde karargâh evleri
iddialarını, Deniz Kuvvetlerinde gayrimüslimlere cinayet hazırlıkları, “Kafes
eylem planları” iddialarını hiç anlamamaktadır. Bağımsız yargımızdan, ülkemizin
üzerine çökertilen bu karabasanı en kısa zamanda aydınlığa dönüştürmesini
bekliyoruz. Toplumumuzda korku, baskı ve bıkkınlık yaratan karabulutların
yargımızın adil kararlarıyla dağıtılmasını istiyoruz.
Ne Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesi ne
de hukukumuzun hiçbir maddesi, koşullar ne olursa olsun, kimseye darbe yapma
yetkisi vermemektedir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türk Silahlı
Kuvvetlerinin demokratik rejime olan bağlılığından hiçbir kuşku duymuyoruz.
Darbeler dönemi artık geride kalmıştır, geçmişte kalmıştır. Geçmişte darbelere
karşı en kararlı karşı duruşu sergilemiş olan Cumhuriyet Halk Partisi, bugün
de, yarın da darbelere karşı demokrasimizin güvencesidir.
Değerli arkadaşlar, 12 Eylül askerî darbesi demokrasimize derin
yaralar açtı, Türkiye’yi tarikatların kucağına taşıdı. Yıllar geçti, 12 Eylül,
hukuksuzlukları ve yolsuzluklarıyla anılır hâle geldi. Dönemin sorgulanmasının
önüne duvar çeken Anayasa’nın geçici 15’inci maddesi ise AKP İktidarının
koruması altında. Sık sık demokrasi havarisi rolüne
soyunan AKP, kendini önce bu büyük ayıptan arındırmalıdır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bölücü terör örgütü 1984’ten
günümüze 392’si çocuk, 371’i kadın olmak üzere toplam 5.669 sivil
vatandaşımızın ölümüne neden olmuştur. Bu vahşet, iç barışımızda bu insanlık
dışı kanama bu çerçeve içinde kesinlikle devam edemez. Kimsenin şüphesi
olmasın, Türk Silahlı Kuvvetleri yurt içinde ve dışında terörü tasfiye edecek
güce sahiptir, ancak bunu sağlayacak siyasi irade ne yazık ki ülkeyi yönetmekte
olan iktidarda gözükmemektedir, aksine AKP İktidarı günümüzde terör örgütünü,
hatta dolaylı olarak İmralı’yı muhatap alır hâle gelmiştir; bu durumu şiddetle
kınıyoruz.
Değerli arkadaşlar, bir konuyu da hiç anlayamıyoruz. Genelkurmay
Başkanı iki yıl evvel “PKK yerleşim yerleri ve hareketlerini BBG evi gibi
izliyoruz.” demişti. Eğer gerçekten izleyebiliyorsa, Aktütün,
Dağlarca, Reşadiye gibi katliamlar nasıl olabiliyor? PKK karargâhları nasıl
tasfiye edilemiyor? Yoksa büyük bir zafiyet içinde olan kendi istihbarat
birimlerimizin yerini alan dış odaklar bizi kandırıyor, bize sanal filmler mi
izlettiriyor?
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bilindiği gibi Sayın Başbakan
Washington’a “Kandil ve Mahmur sorunlarını çözeceğim.” diyerek gitti ama Obama’yla görüşmesinde ne PKK ne de Kandil’den söz açıldı.
Halkımız şimdi bu görüşmeyle ilgili gerçekleri öğrenmek istiyor. Başbakan, Obama’dan Kandil’e lojistik desteğin kesilmesini, PKK’ya
uluslararası finansman ve silah desteğinin kesilmesini ne diye isteyemedi? ABD
tarafından uyuşturucu kaçakçısı ilan edilen 3 PKK yöneticisinin Türkiye’ye
teslim edilmesini ne diye kotaramadı? PKK’yla mücadelemize etkinlik
kazandıracak, çift motorlu whiskey tipi silahlı
helikopterlerden, şöyle beş on tanesinin Türkiye’ye verilmesini ne diye
sağlayamadı? PKK’ya karşı daha etkin istihbarat desteğini ne diye isteyemedi?
Başbakan Erdoğan, Obama’dan, Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyinin 1373 sayılı Kararı’nın Irak Hükûmeti
ve Irak’ı işgal etmiş olan Amerikan Hükûmetine
yüklemiş olduğu sorumlulukların gereğini yapmasını ne diye isteyemedi?
“Model partner”, “stratejik ortak” olarak
tanımladığı Türkiye’ye yönelik ABD’nin iki yüzlü politikasına karşı ne diye
sesini çıkaramadı? Ne diye “one minute”
diye haykıramadı? (CHP sıralarından alkışlar)
Dün, Hikmetyar’ın önünde diz çökmeyi
içine sindiren Tayyip Erdoğan’ın bugün Obama karşısında suspus kalmasına
herhâlde hiç şaşırmamak gerekir.
Değerli arkadaşlar, AKP İktidarıyla, Türkiye hızla kendi içinde
etnik ayrışmaya sürüklenmektedir. AKP’nin açılım safsatası tam bir komediye
dönüştü. İçeriği boş olan sözde açılım, Habur
şarlatanlığıyla İmralı’yla müzakere zemini oluşturmanın arayışına dönüştü.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bu kadar raporda imzanız var.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Hükûmeti bu
kürsüden uyarıyorum: ABD’nin değil halkın sağduyulu sesine kulak veriniz.
Biliniz ki PKK’yla müzakere masasına oturtmayı öngören ABD dayatması Türkiye’yi
selamete değil ancak felakete götürür. Eğer açılım yapacaksanız PKK açılımı
değil, etnik duyarlılıklara demokratik açılım, çözüm açılımı yapın, gerçek
anlamda Kürt açılımı yapın.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; evet, biz bundan daha otuz
yıl evvel “Ulus devlet ve üniter devlet” dedik,
“Devlet etnik kördür, devletin ırkı ve dini olmaz.” dedik, “Kimlik herkesin
şerefidir, bireysel, kültürel haklar temeldir.” dedik, “Herkes ana dilini
özgürce konuşabilmeli, kendi kültürünü yaşayabilmeli, herkes özel alanda kendi
ana dilini öğrenebilmeli…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – …ana dilinde yazılı, sözlü ve
görsel yayında bulunabilmeli.” dedik, “Herkes için hukuk devleti, herkese insan
hakları” dedik, “Eşitlik, özgürlük” dedik, “Herkes için sosyal devlet,
kadınlarımıza vatandaşlık hakkı ödemesi, çocuklarımıza en kaliteli bedelsiz
eğitim ve herkese sosyal adalet” dedik, “Kamu öncülüğünde bölgesel kalkınma
-bölgedeki geçici istihdam projeleri- boşaltılan köylere ve meralara devlet
desteği altında güvenli ve gönüllü geri dönüş” dedik.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Raporda imzan var mı?
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Siz, bu konuya, ülkemizin kırmızı
çizgilerini, kuruluş değerlerini umursamadan sadece ABD talep etti diye, sadece
bu konudan siyasi rant bağlarız diye balıklama
daldınız. Biliniz ki, bu ilkesiz, sorumsuz davranışla ülkemize en büyük
kötülüğü yaptınız.
Sayın Başkan…
MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) – Acaba, o raporların altında imzan var
mı?
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Bütün raporların şahıs olarak
arkasındayım, onurumla arkasındayım. 92’den beri milletvekiliyim. Siz “Türkiye
milleti” lafını Anayasa’dan çıkartmaya nasıl cüret ediyorsunuz?
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu duygularla Millî Savunma
Bakanlığı bütçesinin silahlı kuvvetlerimize ve ülkemize hayırlı olmasını diler,
hepinize saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Hacaloğlu.
Erzincan Milletvekili Erol Tınastepe…(CHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz yedi dakikadır.
Buyurunuz.
CHP GRUBU ADINA EROL TINASTEPE (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2010 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Savunma
Sanayi Müsteşarlığı bütçesi üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum.
Sözlerime başlamadan önce yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Savunma Sanayi
Müsteşarlığı, Türkiye Cumhuriyetinin sivil yapılı askerî tedarik ve ulusal
savunma endüstrisini güçlendirme kuruluşudur.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye, dünyanın en çok silah ithal eden
ülkeleri arasında en üst sıralarda yer almaktadır. Ülkemizin silah ithalatına
baktığımızda, sistemlerin yüzde 80’i yurt dışından sağlanmakta olup bu oran
hava kuvvetlerinde yüzde 90’lara ulaşmaktadır. Türkiye, yerli üretim konusunda
Makine Kimya Endüstrisi Kurumu, TUSAŞ, ASELSAN, ROKETSAN ve HAVELSAN gibi
istisnalar dışında genelde savunma sanayisi ihtiyacını anahtar teslimi şartıyla
ithalat yaparak gerçekleştirmektedir.
Türkiye, vergi gelirlerinin yaklaşık beşte 1’ini savunma sanayisi
giderlerine harcamaktadır. Ülkemizin coğrafi konumu, komşularıyla arasındaki
tarihten gelen sorunlar ve terörle yaptığı mücadele savunma sanayisi
harcamalarının yüksek olmasını zorunlu kılmaktadır.
Ülkemizin jeopolitik konumu gereği en son teknolojiyle donanmış
bir savunma sistemi oluşturması bir zorunluluktur. Hükûmetin,
Bakanlığın 2010 yılı bütçesi ödeneklerinde öngördüğü artış miktarındaki
düşüklükten de anlaşılacağı üzere fedakârlığı Millî Savunma Bakanlığından
beklediği görülmektedir. Buna göre Savunma Bakanlığının mal ve hizmet alımı
için öngörülen ödenekler 1,9 oranında azalmıştır. Ülkemiz açısından, barışın ve
caydırıcılığın korunmasından, savunma sanayisinin ileri teknoloji ürünlerini
üretebilir durumda olmasına bağlı olduğu bir gerçektir. Türkiye’de savunma
sanayisi ürünlerinden yerli oranı ortalama yüzde 40’lar düzeyindedir. İsrail’de
bu oran yüzde 90, İtalya’da yüzde 70, diğer gelişmiş ülkelerde ise bu oran
yüzde 90’lar civarındadır. Yerli üretimi ciddi ölçülerde olan Fransa son
yıllarda yaptığı atılımlarla, Avrupa’nın en önemli ordularından birisine sahip
olan İspanya teknolojik olarak büyük atılımlar içerisindedirler.
Değerli arkadaşlarım, Türk Silahlı Kuvvetlerinin silah, mühimmat
ve hava kuvvetleri konusunda dışa bağımlı olmaması için yerli ağır sanayimizi
ve teknolojimizi geliştirmemiz gerekmektedir. Teknolojiye sahip olma süreci
uzun ve zahmetli bir süreçtir. Bu süreci nedeni ne olursa olsun kısa vadeli ve
özel çıkarlara feda etmek ülkeye yarar getirmeyecektir. Ülkemizin gereksiz yere
harcanacak bir tek kuruşu yoktur. Tüm projeler gerçekçi bir biçimde, uzun
vadeli hedeflerimizin gerçekleştirilmesine katkı sağlayacak şekilde ele
alınmalıdır. Yıllardır ABD ve İsrail’in dayatmaları sonucu kullanamayacağımız
sistemlere ve geciken teslimatlar nedeniyle eskiyen teknolojilere milyarlarca
dolar para ödedik, Awacs tanker uçakları ve CASA
uçakları gibi. CASA uçakları 2002 yılında alınmasına rağmen cihazlarının
uçaklara entegre edilip görev uçağı olarak
kullanılmaya başlanması 2010’lu yıllarda olacağı öngörülmektedir. Bir uçağın
ömrünün otuz yıl olduğunu düşünürsek, üçte 1’lik ömrü zaten gitmiş olacaktır.
Bu cihazlar uçağa monte edilip kullanılmaya başlandığında eskimiş bir
teknolojiyi kullanmış olacağız.
Savunma sanayisinde sistemler çok çabuk gelişmektedir. Ülke olarak
bu gelişmelere ayak uydurmak zorundayız. Son olarak uzun menzilli bölge hava ve
füze savunma sistemi üzerinde çalışmalar yürütülmektedir, on yıllık tedarik
planı çerçevesinde gerçekleştirileceği söylenmektedir. ABD ve İsrail kendi
silah sanayilerini ayakta tutmak için bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin savunma
sistemlerini kendilerine bağımlı hâle getirmek suretiyle diğer ülkelerin
savunma sistemlerinin gelişmesini engellemeye çalışmaktadırlar. Bundan birkaç
yıl önce ASELSAN’da önemli bir projede çalışan dört mühendisin arka arkaya
şüpheli ölümleri de bir tesadüf müdür sormak lazım.
Değerli arkadaşlarım, özellikle Başbakanın yerel siyasete mesaj
vermek amacıyla her fırsatta İsrail’e yönelik çıkışlarının aksine, savunma
sanayisi ihaleleri ve buna bağlı olarak ülkeler arası yapılan anlaşmalara
baktığımızda bunların büyük bir bölümünün İsrail ile gerçekleştirildiği
görülmektedir. Hâlâ tamamlanamayan M-60 tank modernizasyonu, Manavgat suyu
karşılığı silah alımı, savunma sistemleri ve bir muammaya dönen Heron insansız savaş uçakları alımı gibi.
Değerli arkadaşlarım, AKP yöneticileri her kürsüye çıkışlarında
İsrail’e veryansın ediyorlar ama aynı Türkiye, Orta Doğu’da İsrail’in en yakın
müttefiki konumundadır. Hem “one minute”
diyeceksiniz hem de gizli gizli anlaşmalar
yapacaksınız! Bu, şovdan başka bir şey değil değerli arkadaşlarım.
Son sekiz yılda sürekli artış kaydeden Türk-İsrail ekonomik
ilişkileri 2008’de 3 milyar dolar, 2009’da ise 4 milyar dolar civarında bir
ticaret hacmine sahip olacağı öngörülmektedir. Başta savunma sanayisi olmak
üzere birçok sektörde ticaret anlaşmaları bulunan İsrail ile 2008 yılındaki
toplam ithalat ise 1,9 milyar dolar civarında olmuştur.
Değerli arkadaşlarım, ülkemiz yıllardır teröre karşı mücadele
etmiş ve bu mücadelede 35 bin insanımız hayatını kaybetmiştir. Terörün bu kadar
uzun sürmesi emperyalist ülkelerin teröre desteğinin bir sonucudur. Terörle
mücadele ederken eğer silahlı mücadelenin yanında ekonomik, psikolojik,
sosyokültürel, siyasi ve diplomatik alanda uluslararası ilişkiler boyutlarını
görmezden gelirseniz ve bunları eş güdüm içerisinde, dayanışma içerisinde
yürütmüyorsanız o zaman silahlı mücadeledeki başarılarınız sonuçsuz kalacaktır.
Millî Savunma Bakanı yaptığı açıklamada Türkiye’nin güvenliğine
yönelik en önemli tehdidin bugün için PKK terörü olduğunu belirtmiştir. Gelin
görün ki Hükûmet en önemli tehdit olarak nitelediği
örgüt ile pazarlık masasına oturmuş, daha da ileri giderek geçenlerde Tokat’ta
şehit düşen 7 askerin pusuya düşürülmesini bile Ergenekon’a ve gizli güç
odaklarına mal etmeye çalışmışlardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
EROL TINASTEPE (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, AKP Hükûmeti toplumu açılımlarla germekten başka bir şey
yapmamaktadır. Bugün gelinen noktada ülke etnik ayrıştırmaya doğru
sürüklenmekte ve bunun bir sonucu olarak yaşanan gerilim toplumu
kutuplaştırmaktadır. Bu kutuplaşmanın sokaklara çatışma olarak yansıması
hepimizi derin endişeye sürüklemektedir. AKP’nin yaptığı açılımlar, AKP’nin
ülkenin gerçek sorunlarını unutturup gündem değiştirerek oyalama ve zaman
kazanma taktiğinden başka bir şey olmadığını göstermiştir.
Sözlerime son verirken yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tınastepe.
Konya Milletvekili Atilla Kart.
Süreniz dokuz dakikadır.
Buyurunuz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Adalet Bakanlığı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz almış bulunmaktayım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, konuşmamın başında maden işçilerine,
tersane işçilerine, tarım işçilerine, itfaiye çalışanlarına, 4/C mağdurlarına
saygı ve desteğimizi beyan ediyor, insanları köleleştiren sömürü ve soygun
düzeninden hesap sorulacağını kararlılıkla ifade ediyoruz. Keza, hak arama
mücadelesini çok ağır şartlar altında sürdüren Tekel işçileri ve demir yolu
çalışanlarına da saygı ve desteğimizi ve takdir duygularımızı önemle ifade
ediyoruz. Demokratik haklarını, Anayasal haklarını, meşru haklarını kullanan
işçilere ve onları destekleyen milletvekili arkadaşlarımıza yönelik olarak
devlet terörü yoluyla, husumet duygularıyla ve talimatla yaratılan şiddeti
lanetliyoruz, kınıyoruz.
Bu aşamada Sayın Adalet Bakanının milletvekillerine yönelik
saldırı için özür dilemiş olmasını olgun bir davranış olarak gördüğümü ifade
etmek istiyorum ama aynı olgun tavrı demokratik haklarını kullanan işçilere
karşı da göstermesi gerektiğini hemen yeri gelmişken ifade ediyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Adalet Bakanlığı bütçesinin
teknik, soyut ve akademik değerlendirmesini yapmayacağım. Bu türlü söylemlerle
vakit kaybetmek istemiyorum, zamanımı dikkatli kullanmak istiyorum. Bu
çerçevede de altı somut olayla ilgili olarak değerlendirme yapıp Adalet
Bakanının hamaset yapmadan, demagojiye tenezzül
etmeden, karartma yapmadan bu sorularımıza somut cevaplar vermesini talep
ediyoruz.
Birinci olay şu: Kamuoyu gündemini meşgul eden Ergenekon
soruşturması. Bakıyoruz, burada 931 suç duyurusu
yapılmış. Neyle ilgili yapılmış? Soruşturmanın gizliliğini
ihlalden dolayı. Son derece ciddi suç duyuruları. Öyle ki 516’sı
hakkında kamu davası açılmış.
Bakın değerli arkadaşlarım, üç beş ihlalden söz etmiyorum,
yüzlerce ihlalden söz ediyorum. Peki, bu ihlallerin o sorumluluk mevkisinde
olan savcılık makamının bilgi ve himayesi olmadan olması mümkün mü? Üç beş
ihlalden söz etmiyoruz. Siz, orada o ihaleli yapacak Adalet personeline yönelik
olarak, kolluk gücüne yönelik olarak disiplin işlemlerini uygulamıyorsanız,
onlar hakkında adli süreci başlatmıyorsanız, siz o zaman savcılık makamı olarak
orada o servisleri, o ihlalleri himaye ediyorsunuz demektir.
Siz, burada Adalet Bakanı olarak, Adalet Bakanlığı olarak o
savcılık makamı hakkında yapılan suç duyurularını neden engelliyorsunuz, neden
soruşturma izni vermiyorsunuz? Neden böylesine bir organik ve kurumsal himaye
içine giriyorsunuz? Siz Adalet Bakanı olarak, o mahkeme
üyelerinden birisi, hâlen görev yapan bir savcıyla birlikte icra dosyalarının
satışına girip kendisi adına, doğrudan ya da dolaylı olarak gayrimenkul satışı
aldığı hâlde ve bu durum Hâkimler Savcılar Kanunu anlamında, 68’inci madde
anlamında çok açık bir ihlal olduğu hâlde nasıl olur da böylesine ciddi bir
suçlama hakkında soruşturma izni vermezsiniz?
Bu söylediğim olayların takdir yetkisi kavramıyla izahı mümkün mü
değerli arkadaşlarım? Bunlar hakkında mutlaka soruşturma izni verilmeli,
inceleme yapılmalı, inceleme ve soruşturmanın sonucuna göre de yasal prosedür tamamlanmalı.
Devam ediyorum. İkinci olayımız şu: Bakıyoruz değerli
arkadaşlarım, 22’nci Yasama Döneminde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi kökenli
Kahramanmaraş, İstanbul, Sivas milletvekilleri; bunlar hakkında fezlekeler var.
Geçen dönem el sürülemedi, bu dönem de dokunulmazlıkları kaldırılamadığına göre
bu dosyalara el sürülmemesi gerekir. Ama neyi görüyoruz? Eyüp Savcısının,
Anayasa’nın 83’üncü maddesini ayaklar altına alarak, 5 Ekim 2007 tarihinde bu
dosyaları ortadan kaldırdığını görüyoruz. Efendim, 2006/100 sayılı Genelge,
Adalet Bakanlığı genelgesi ne diyormuş? “Kamu davası açılmasını gerektiren
yeterli şüphenin bulunmaması hâlinde savcılık takipsizlik kararı verebilirmiş.”
Ortada yargılama aşamasına gelen zimmet suçlaması var, trilyonlara ulaşan kamu
zararı var. Siz Adalet Bakanı olarak bunların tahkikini, bu yargılamayı nasıl
engellersiniz? Bu, gerçekten izahı mümkün olmayan bir kurumsal himayedir.
Dosyalar ortadan kaldırılıyor, dosyalar yok ediliyor, Adalet Bakanı o savcıyı
himaye ediyor, o pervasızlığı yapan, o cüretkârlığı yapan savcıyı himaye
ediyor.
Devam ediyoruz. Son derece somut olaylardan söz ediyorum. Bakın
değerli arkadaşlarım, üçüncü olay şu: Cumhurbaşkanıyla ilgili kayıp trilyon
dosyası. Ne oldu bu dosya? Altı ay akıbetini öğrenemedik, hangi kurumda
bulunduğunu öğrenemedik. Sonra ne çıktı ortaya? Adalet Bakanlığında sümen altı edildiği ortaya çıktı.
Devam ediyoruz. Sayın Başbakanla ilgili, şehitlerimize “kelle”
dediği, terör örgütü liderine “Sayın Öcalan” dediği fezleke. Kaç ay sümen altı edildi biliyor musunuz değerli arkadaşlarım? On
altı ay boyunca Başbakanlıkta sümen altı edildi.
Bunun anlamı nedir? Bunun anlamı, siz siyasi otorite olarak, müsteşar
düzeyinde, kanunsuz emir veriyorsunuz, onlar da suç işliyorlar ve bunları
himaye etmeye devam ediyorsunuz. Bunu hangi takdir yetkisiyle izah
edebilirsiniz? Bu müsteşarlar hakkında, bu bürokratlar hakkında yasal süreci
nasıl engellersiniz, hangi takdir yetkisiyle engellersiniz?
Devam ediyorum. 25 yargıç hakkında, biliyoruz, yasa dışı, yasaya
aykırı bir dinleme kararı verildi. Nasıl verildi? Bakıyorsunuz, orada dinleme
kararı verilen yargıçların ismi yok. Hangi suç isnadıyla o dinleme yapılıyor,
bu belli değil. Kim talep ediyor bunu? Adalet müfettişi talep ediyor. Kim
veriyor bu kararı? İstanbul ilgili Sulh Ceza Mahkemesi hâkimi veriyor? Peki, o
hâkim, o adalet müfettişi bu türlü verilen bir dinleme kararının yasaya aykırı
olduğunu bilmeyecek kadar hukuk kültüründen uzak mı? Bu mümkün değil, bu mümkün
değil.
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Hâkim bağımsız…
ATİLLA KART (Devamla) – Hâkim bağımsız ama hâkim görev ve
yetkisini kötüye kullandığı zaman, bu olayda olduğu gibi, Adalet Bakanı ne
yapar? Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne talimatını verir, soruşturma izni
verilmesini sağlar. Bunu sorguluyoruz değerli arkadaşım.
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Hepsinin cevabı verildi.
ATİLLA KART (Devamla) – “Adalet Bakanı olarak suç ilişkisi bu
kadar açık olmasına rağmen neden soruşturma izni vermiyorsun?” diyoruz. Bunun
açıklanması gerekiyor.
Ve siz bir milletvekili olarak böylesine açık olan suç ilişkilerine
rağmen bu davranışın olağan olduğunu ifade ediyorsunuz. Bu gerçekten üzüntü
verici bir tablodur.
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Onların hepsinin cevabı verildi,
Genel Kurulda olsaydın bunların cevabını duyardın.
ATİLLA KART (Devamla) – Bu gerçekten üzüntü verici bir tablodur.
Deniz Feneri olayına geliyoruz: Sayın Bakan, önergeye verdiğiniz
cevapta “Deniz Feneri e.V. Türkiye’deki Deniz Feneri Yardımlaşma Derneğine
yardım yapmıştır.” demek zorunda kalıyorsunuz, müteaddit önergelerden sonra.
Soruyoruz Sayın Bakana: Sayın Bakan, o yapılan yardımların ayni
tutarı nedir, nakdî tutarı nedir? Neden bunları açıklamıyorsunuz? Neden himaye
etmeye devam ediyorsunuz?
Sayın Bakana soruyoruz, diyoruz ki… Bu Hükûmet
“KEY’leri tasfiye ettik.” diye ahkâm kesiyor. Ama
bakıyoruz aynı Hükûmet ne yapıyor…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız sözünüzü.
Buyurunuz.
ATİLLA KART (Devamla) – Bu Hükûmet ne
yapıyor? Adli emanet paralarını kanunsuz bir şekilde, faizsiz olarak nereye aktarıyor?
Vakıfbank’a aktarıyor. Niye? Vakıfbank’ın mevduat dengeleri bozulmuş. Niye
mevduat dengeleri bozulmuş? Çünkü Sabah-ATV’ye
verdiği usulsüz kredi sebebiyle, yolsuzluk ilişkileri içeren kredi sebebiyle
mevduat dengeleri bozulmuş.
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Hayal bunlar!
ATİLLA KART (Devamla) – O mevduat dengelerinin bozulması üzerine
ne yapıyoruz? Yeni bir yolsuzluk yapmak pahasına kanunun açık hükümlerini ihlal
ediyoruz, bu şekilde bir aktarım yapıyoruz.
Yolluk tazminatlarında aynı şey söz konusu.
Değerli arkadaşlarım, ortaya çıkan tablo şudur: Bu altı olay
birlikte değerlendirildiği zaman Türkiye’nin yaşamakta olduğu bu kritik dönemde
Adalet Bakanlığının Başbakanlık ile birlikte adaletsizliklerin odağı ve
karargâhı hâline geldiğini görüyoruz. Bu değerlendirmeyi yaparken, elbette
görev sorumluluğu içinde çalışan Adalet Bakanlığı bürokratlarını tenzih
ediyorum…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kart, lütfen sözünüzü bitiriniz.
ATİLLA KART (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.
…hukuk devletini, bağımsız yargıyı inşa etmekle birinci derecede
sorumlu olan Adalet Bakanlığı, artık tuzun koktuğu yer hâline gelmiştir. “1
kişinin ölümü trajik, 1 milyon kişinin ölümü istatistiktir.” sözüne eleştirel
olarak atıfta bulunan Başbakan, aslında Türkiye’de Stalinleşmeyi kurumsal hâle
getirme noktasında ciddi bir mesafe almış durumdadır.
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Başbakan, Stalin değil; onu tek
parti döneminin diktatörüne sor!
ATİLLA KART (Devamla) – Bu süreçte AKP Grubunun tarihî bir
sorumluluğu olduğunu hatırlatıyor ve bu sorumluluğun gereğini yapmaya davet
ediyorum. Unutulmamalıdır ki, “Hukuku dolanacağız.” diyenlerin, hukuku ve
demokrasiyi araç olarak kullananların ve onlara sahip çıkanların hukukun ve
demokrasinin altında, ayaklar altında kalmaları kaçınılmazdır. Türkiye
inanıyoruz ki, bu kritik süreci demokrasi, hukuk ve siyaset içinde aşacaktır
değerli arkadaşlarım.
Bu düşüncelerle, bu değerlendirmelerle Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kart.
Sayın milletvekilleri, saat 20.00’ye kadar ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.04
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 20.04
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Fatih METİN (Bolu),
Murat ÖZKAN (Giresun)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
34’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden
devam edeceğiz.
Komisyon? Burada.
Hükûmet? Burada.
Söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubunda kalmıştı.
Sayın Şahin Mengü, Manisa Milletvekili.
(CHP sıralarından alkışlar)
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, orada oturan milletvekili
Komisyon yetkilisi değil.
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Mengü.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, rapora bakar mısınız.
CHP GRUBU ADINA ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2010 mali yılı bütçe tasarısının Ceza ve İnfaz Kurumları ile
Tutukevleri İş Yurtları Kurumu ve Türkiye Adalet Akademisi bütçeleri üzerine
Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini grubum adına arz etmek üzere
huzurlarınızdayım.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Komisyon yok orada.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Komisyon oluşmadı.
BAŞKAN – Komisyon vekili oturmadı mı?
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Grup başkan vekilleri bilmiyor mu?
BAŞKAN – Evet, vekili oturdu, tamam.
Buyurunuz Sayın Mengü.
ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
cezaevleri, bilindiği üzere hürriyeti bağlayıcı ceza almış hükümlülerin ve daha
hakkındaki karar kesinleşmemiş tutukluların devlet nezaretinde hürriyetlerinden
alıkonuldukları ancak buraya gelen hükümlü ve tutukluların devletin koruma ve
denetimi altında bulunduğu kurumlardır yani adaletin tecellisinin hükümlü ve
tutuklu hakkındaki son noktasıdır. Ancak buraya girip kendini devletin
emniyetine, devletin korumasına teslim etmiş olan insanların yaşamlarına
baktığınız takdirde, Türkiye’de maalesef bu işlerin dünyadaki standartlarına
uygun olmadığı, kişiye, cemaate, gruba göre değişik infaz davranışları içinde
bulunulduğu görülür. Örneğin, bir hoşlanılmayan grubun
davasında -ismini de vereyim, Ergenekon davasında- bu teşkilatın kasası diye
nitelendirilen ama akabinde ölüme tahliye edilen bir şahsın sonradan devletin
belediyesi tarafından Fakir Fukara Fonu’ndan cenazesinin kaldırıldığını
görürsünüz ancak gene aynı cezaevlerinde bir başka uygulama yapılır: İmralı
katiline dilediği şekilde, hoşlandığı şekilde, talep ettiği şekilde cezaevi
yapılır. Bununla da yetinilmez. Demokratik Toplum Partisi kapatıldığı
gün, zatı muhterem ne diyecektir, ne buyuracaktır diye -basına intikal ettiği
kadarıyla ve yalanlanmadığı için söylüyorum- avukatlarına özel görüşme hakkı
tanınır. Bu nasıl bir ceza infaz kurumudur? Kişiye göre, cemaate göre ayrı
infaz sistemi uygulanmaktadır. Dünyanın neresinde 40 bin kişinin katiline
herhangi bir tutukludan, herhangi bir hükümlüden farklı davranıldığı… Ve bu
farklılığın, hiç utanılmadan, bu ülkede söylenebildiği bir toplumda yaşıyoruz.
Bu nasıl bir infaz kurumudur? Bu nasıl bir ceza adaleti anlayışıdır? Bunu
anlamak mümkün değildir.
Sayın milletvekilleri, 2005 yılından bu tarafa baktığınız zaman,
Türkiye’deki tutuklu sayısındaki, hükümlü sayısındaki korkunç artışı
görürsünüz. 2005 yılında, devletin rakamlarıdır, hükümlü sayısı 55 bin, 2007
yılında 70 bin, 2009 yılında 117 bin kişi. Yani şu anda devletin koruması
altında, tasarrufu altında, hürriyetlerinden mahrum edilmiş insan sayısı 117
bindir. 2005’ten bu tarafa artış yüzde 100’den fazladır. Suçlunun ve suçun arttığı
ortamları incelediğiniz zaman, ya sosyal ya siyasal ya ekonomik büyük
çalkantıların sonunda olur. İnsanlar doğuştan suçlu değildir. Büyük ceza
hukukçusu rahmetli Faruk Erem’in deyimiyle “Her kazıdığınız suçlunun altından
insan çıkar.” Şimdi, bütün bunlar ortadayken, hümanist ceza hukuku açısından
bakın, hangi perspektiften bakarsanız bakın, eğer bir ülkede, dört senede
suçlu, hükümlü sayısı yüzde 115’ler civarında artıyorsa, bu dönemde ülkeyi
yönetenlerin dönüp kendilerine bakmaları gerekir.
Şu anda içeride bulunan bu hükümlü, tutuklu insanların büyük bir
çoğunluğunun “çek mağduru” dediğimiz yani ekonomik modelin sonucu olarak
içeride bulunduğu da hepimizin bildiği bir gerçektir. Olayları doğru koyup
doğru teşhis etmek mecburiyetindeyiz. Maalesef, belki bu, AKP Grubundaki
arkadaşların hoşuna gitmeyecek ama uygulanan ekonomi politikalarının sonucu
cezaevleri kapasitelerinin üstünde bir konuma gelmiştir. Onun içindir ki
maalesef Türkiye’de af kanunları cezaevleri dolduğu zaman o cezaevlerini
boşaltmak için uygulanan, maalesef yanlış uygulamalardır. Bu cezaevlerinin
doluluğu, bu kötü idaresi hepsi bir tarafa, cezaevlerinde insanların, devlete
teslim edilen insanların sağlık sorunları da vardır.
Bakın, değerli arkadaşlarım, 2005’ten 2009’a kadar cezaevlerinde
hastalıktan ölen tutuklu, hükümlü sayısı 2005’te 9 kişi, 2009’da 89 kişi.
İntihar sayısı 2005’te bir miktar yüksek 63 kişi, 2006’da gene yükselmiş 68
kişi, 2007’de düşmüş 26 kişi, 2008’de tekrar yükselme trendine
girmiş 36 kişi, 2009’da 38 kişi olmuş. Cezaevlerinde toplam ölüm sayısına
baktığınız zaman, 2005’te 84 kişi, 2009’da 162 kişi. Elbette burada eceliyle
ölenler vardır, elbette burada herhangi bir hastalıktan ölenler vardır ama çok
acı bir şey var, elimde liste var, isimler var. Bu tutukluların hangi
cemaatten, hangi gruptan, hangi terör örgütünden olduğunu hakikaten bilmiyorum,
bilmek de istemiyorum ama bunlar insan. Bunlar, insan haklarından istifade
etmek açısından sizden, benden hiçbir farkı olmayan insan. Bir hasta Ankara
Sincan’da yatıyor 2 no.lu’da, kanser hastası, kan
kanseri. Bir tane, bir başkasının 30’a yakın tıbbi müdahale geçirdiği
belirtiliyor. Bir tanesi belden aşağı felçli, iyileşme şansının olmadığı
belirtiliyor. Biri kemik kanseri. Aradan atlayarak
okuyorum, böyle tesadüfi. Adli Tıp Kurumu raporu
vermediği için, kanser olmasına rağmen, tahliye edilemeyen bir vatandaş. Bu
nasıl bir anlayıştır? Kansere yakalanmış bu insanları tabutla mı tahliye
edeceksiniz? O dejenere ettiğiniz Adli Tıp Kurumu
ciddi kurum olsa, bir kanser hastasının cezaevinde tutulamayacağını veya bir
üniversite rektörüne, eski bir üniversite rektörüne, sırf Ergenekon davasından
tutuklu diye, hiç utanmadan, hiç sıkılmadan, kanser hastası bir profesöre
“Cezaevinde tedavi olur.” diye rapor veremez.
Sayın Bakan, bunlara müdahale etmek lazım. Adli Tıp Kurumunun
hiçbir özerkliği kalmamış, tek taraflı yönetiyorsunuz. İşine geldiği zaman bir
yaşlı sapığa lehte rapor verebiliyor. Bir genç kızın ölümü, cesedi üstünde…
Yanlış raporuyla, ölmüş bir insanı toplum nezdinde mahvediyor. Bu,
döneminizdeki cezaevleri durumudur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Hemen bağlıyorum Sayın Başkan.
Eğer Türkiye’de bağımsız bir yargı istiyorsanız, hâkimin niteliği
çok önemlidir. O bakımdan, Adalet Akademisini gerçek bir bilimsel akademi
hâline getirmek durumundasınız. O Adalet Akademisini, Bakanlığın tasarrufundan
çıkartıp üniversiteye bağlamak durumundayız. Orada, Akademide, hakikaten bilim
yapılsın. Bilim yapılsın ki nitelikli hâkim yetiştirelim. Nitelikli hâkim
yetiştirelim ki herhangi bir makama geleceğim diye mahkeme kararı vermesin.
Evvela hâkim olsun ama hâkim gibi hâkim olsun; ben kararını okurken büyük bir
zevk alayım, lehime veya aleyhime olsun. Ama maalesef, yıllardır Türkiye’de
nitelikli hâkim yetiştirmiyoruz. Benden evvel konuşan arkadaşımın verdiği
örneklere baktığınız zaman, yargının niteliksiz hâkim nedeniyle hangi hâle
geldiğini açıkça görürsünüz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Mengü, lütfen sözünüzü
bağlayınız.
ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Bağlıyorum Sayın Başkanım, bağlıyorum.
Adalet Akademisinin, süratle bilimsel bir akademi hâline
getirilerek üniversitelere bağlanması gerekmektedir.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Mengü.
Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk.
Buyurunuz Sayın Köktürk. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Yargıtay ve Danıştay bütçeleri üzerine Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama başlamadan önce, emek mücadelesi veren, işine ve aşına
sahip çıkmaya çalışan Tekel işçilerimize, demir yolu işçilerimize ve İstanbul
Belediyesinin itfaiye çalışanlarına gösterilen tavrı ve muameleyi bu kürsüden
şiddetle kınıyorum.
Yasa dışılığı Habur’da değil, demokratik
işçi eylemlerinde arayan, işçilerimize, emekçilerimize hiç de hak etmediği gaz
bombalı, su tazyikli, coplu saldırıları reva gören anlayışı, öncelikle ulusal
emeğimize ve demokratik toplum yapısının gereklerine saygılı olmaya davet
ediyorum.
Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi, Danıştay
ve Yargıtay, Anayasa’mızın 154 ve 155’inci maddelerinde düzenlenen yüksek
mahkemelerimizdir ve yine hepimiz biliyoruz ki laik, demokratik, sosyal bir
hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti, Anayasa’nın başlangıç kısmında
ifadesini bulan “kuvvetler ayrılığı” ilkesinin temeli üzerinde yükselmekte ve
bu ilke demokratik rejimin, hukuk devletinin olmazsa olmaz bir koşulu olarak
karşımıza çıkmaktadır.
Ancak bugün parmak çoğunluğuyla yasama faaliyetlerine egemen olan
yürütme, bağımsız yargıya da egemen olma çabalarını sınır tanımaz bir şekilde
göstermekte, bağımsız yargı erkinin en üstünde yer alan yüksek mahkemelerimize
âdeta sürekli, kararlı ve sistematik bir baskı uygulamaktadır. Dolayısıyla
yüksek mahkemelerimiz bir taraftan meslek içi sorunlarla boğuşurken diğer
taraftan siyasal iktidara karşı yargı bağımsızlığını koruma ve yargıya olan
güveni sağlama mücadele süreciyle karşı karşıya bulunmaktadır.
Değerli milletvekilleri, mesleki sorunlar açısından baktığımızda,
Yargıtay ve diğer yüksek mahkememiz Danıştay çok ağır bir iş yükü altında âdeta
ezilmektedir. 01/12/2009 tarihi itibarıyla
baktığımızda, Yargıtaya gelen dosya sayısı 1 milyon
593 bin 528’dir.
Yargıtay bu kadar ağır bir iş yükü altında ezilirken
maalesef Adalet Bakanlığı tam tersine bir çaba içerisine girmiş, Yargıtay
Kanunu Tasarısı’nı Adalet Komisyonuna sevk ederek öncelikle Yargıtaydaki
üye ve daire sayısını azaltmaya çalışmış, bunda başarılı olamayınca, tıpkı
Sayın Çiçek döneminde olduğu gibi bu dönemde de Adalet Bakanının ve Sayın
Müsteşarın engellemesiyle bu hedefini fiilen gerçekleştirmeye çalışmış,
Yargıtay üye seçimini engelleyerek bu amacına ulaşmaya çalışmıştır.
Değerli milletvekilleri, Yargıtay Kanunu’nun 29’uncu maddesine
baktığımızda, Yargıtay üyeliklerinde, 10’uncu üyenin boşalmasından itibaren iki
ay içerisinde üye seçimi yapılması zorunludur. Ancak, bugün, 33 üyeliğin
boşalmasına rağmen, yine az önce ifade ettiğim gibi, Sayın Adalet Bakanı ve
Müsteşarın engellemesiyle Yargıtaya üye seçimi
yapılamamakta, gündeme dahi alınamamaktadır. Bu durum, Adalet Bakanlığının
yüksek yargıyı baskılama yöntemlerinden birisidir.
Diğer bir baskılama yöntemi, bundan kısa bir süre önce Yargıtayın telefon santralinin dinlenmesi olayıyla
karşımıza çıkmıştır. Kabul edilemez, demokratik bir ülkede, daha doğrusu,
demokrasiyi benimsemiş bütün ülkelerde siyasal iktidarı önüne katıp süpürecek
kadar, adalet bakanının görevden ayrılmasını gerektirecek kadar ağır bir
skandaldır.
Ben burada Sayın Adalet Bakanına sormak istiyorum: Sayın Bakan,
Yargıtay telefon santralinin Birinci Başkanlık Kurulunun onayı olmaksızın
dinlenmesiyle, Anayasa’daki en temel hak ve özgürlüklerin askıya alınmasıyla
gerçekleşen siyasal iktidarınızın hukuk tanımaz ve yasa tanımaz anlayışı bir
Adalet Bakanı olarak sizi hiç rahatsız etmiyor mu? Kendinizi hiç sorumlu
hissetmiyor musunuz?
Yine burada, Sayın Adalet Bakanına sormak istiyorum: Sayın Bakan,
hukuk devletimizin en temel güvencelerinden olan Yargıtay büyük bir iş yükü
altında ezilirken Yargıtay Kanunu’nun 29’uncu maddesinin açık hükmüne rağmen Yargıtaya üye seçimini engelleyerek, kilitleyerek neyi
hedefliyorsunuz? Nereye varmak istiyorsunuz?
Değerli milletvekilleri, Yargıtaya karşı
yapılan baskılardan diğer yüksek mahkememiz Danıştay da nasibini en ağır bir
şekilde almaktadır. Hatırlayacağımız üzere Ankara 10. İdare
Mahkemesince iptal edilen ve temyiz başvurusu Danıştayda
reddedilen TÜPRAŞ’ın özelleştirme ihalesi, Danıştayın gerekçe ve eleştirileri doğrultusunda yeniden
ihaleye çıkılmış, birinci ihalede yüzde 65,76’sı 1 milyar 302 milyon dolara
yapılan satış, ikinci ihalede yüzde 51’i 4 milyar 147 milyon dolar olarak
gerçekleşmiş ve aradaki tam 4,5 katrilyonluk kazancın birilerinin cebine
aktarılması yani kısa tabiriyle hortumlanması Danıştay tarafından
engellenmişti.
İşte bu örnekte ve benzer örneklerde görüldüğü gibi, gerek yağmayı
engelleyen kararları gerekse cumhuriyetin temel niteliklerini koruyan,
arkasında dimdik duran kararları nedeniyle Danıştay siyasal iktidarın, çıkar
gruplarının ve yandaş basın organlarının açık hedefi hâline gelmişti.
Geçmiş süreçte “Ulemaya danışmak lazım.” diyen Sayın Başbakanın, “Danıştayda birçok…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözünüzü tamamlayınız.
ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Devamla) – …engelle karşı karşıyayız. Ya
engelleri aşacağız ya da bizi anlayanla yürüyeceğiz.” şeklindeki demeçleri,
Sayın Cemil Çiçek ve diğer iktidar sözcülerinin eleştiri sınırlarını aşan
açıklamaları, içinden geçtiğimiz süreçte diğer iktidar sözcülerince dozunu
artırarak devam etmektedir.
YÖK’ün katsayı düzenlemesinin iptaline yönelik olarak kararı,
Sayın Başbakanın “ideolojik bir karar” olarak itham etmesi, Sayın Bülent Arınç’ın “Bayramdan sonra ne Danıştay kalır ne ben.”
şeklindeki açıklamaları ve düzeltme beyanında dahi “Danıştay gitsin kalsın
diyemem, kötü bir niyetim yok. Yani çok sevdiğimden aklıma ‘Danıştay’ kelimesi
gelmiş demek ki.” şeklindeki yaklaşımları, devleti yönetme sorumluluğu ve
devlet adamı ciddiyetiyle bağdaşamaz.
Değerli milletvekilleri, Sayın Bülent Arınç’ın
önümüzdeki süreçte olmamasına herhangi bir itirazımız yok ancak çok uzun
yıllardır var olan, her türlü saldırılara karşın dimdik ayakta kalan Danıştay,
bundan sonraki süreçte de laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti ile sonsuza
kadar var olacaktır, sonsuza kadar yaşayacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözünüzü bağlayınız.
ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Devamla) – Bağlıyorum.
Bu nedenle, sonuç olarak, siyasal iktidar ve Sayın Başbakan
yargıyı kuşatma anlayışından vazgeçmeli ve yüksek mahkemelerimizden elini ve
kulağını çekmelidir. Sayın Adalet Bakanı da bağımsız yargıya yapılan sistematik
saldırı ve kuşatmaların hukuk devletinin norm ve ölçütleriyle bağdaşmadığının
bilincine vararak, bir an önce görev ve sorumluluklarının gereğini yapmalıdır.
Bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Köktürk.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili
Sabahattin Çakmakoğlu.
Buyurunuz Sayın Çakmakoğlu.(MHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika.
MHP GRUBU ADINA SABAHATTİN ÇAKMAKOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan,
sayın milletvekili arkadaşlarımız; 2010 yılı Millî Savunma Bakanlığı ile
Savunma Sanayi Müsteşarlığı bütçeleri ve 2008 yılı kesin hesap kanun tasarıları
üzerinde, bize ayrılan sürenin sınırlarını da dikkate alarak bir seçim yapmak
suretiyle, Milliyetçi Hareket Partisi adına görüş ve düşüncelerimi özetlemek
istiyorum. Sizleri saygılarla selamlıyorum.
Bu bütçe, bilindiği gibi Türkiye'nin savunma bütçesidir. Savunma,
geleneksel bir yapımızı ifade eder. Bu bütçe, aynı zamanda silahlı
kuvvetlerimizin de bütçesi demektir.
Öncelikle bütçeyle ilgili, demin söylemeye çalıştığım ama genel
anlamda bir değerlendirme yapmak istiyorum. Bütçeyle devletin uygulamak
istediği savunma politikalarını, siyasi ve askerî değerlere nasıl bakıldığını
da anlamamız mümkündür. Bize göre de savunma politikamızda Atatürk’ün “Yurtta
sulh, cihanda sulh” daima geçerli temel ilkemizdir.
Silahlı kuvvetlerimizin dünya gerçekleri karşısında gelişerek
etkinleşen, harekât kabiliyeti yüksek, ateş gücü üstün bir güce ulaşmış olması
bir temel ilkemiz olmaya devam eder niteliktedir diyebiliriz. Tarihî
geçmişimiz, coğrafi konumumuz itibarıyla silahlı kuvvetlerimizi yalnız cephe
savaşlarına hazırlamak değil, onunla birlikte günümüzün “asimetrik” denilen çok
değişik görevlerine göre de hazırlıklı olunmalıdır. Bu hâl caydırıcı güç
olmamızı sağlamak demektir.
Savunmamızda etrafımızda geliştirilen kitle imha silahlarını, füze
menzillerinin artırılma çabalarını, nükleer silahlardaki etkileyici, bizi de
etkileyici gelişmelerden doğabilecek tehditleri de dikkate almalıyız. Üç tarafı
denizlerle çevrilmiş, çok komşulu, aynı zamanda dört mevsimi birlikte
yaşadığımız ülkemizin zenginliklerini koruyan, kara sınırlarımızı ve deniz
sınırlarımızın ifadesi olan kara sularımızın güvenliğini artık güçlendirmeliyiz.
Uluslararası hukuka dayalı meşru müdafaa haklarımızı kullanmanın
gereği olan sıcak takipleri ve sınır ötesi harekâtı en aza indirecek, korunması
daha kolay şartlarda mümkün olacak Irak gibi sınırlarımızda çalışmalar
yapılması düşünülmelidir. Böylece gerektiğinde sınır güvenlik kuşakları ya da
tampon bölgeler oluşturulmasının neden gerekli olduğu, bunu sorgulamak isteyen
etrafa da anlatılmış olacaktır.
Millî Savunma bütçesi görüşülürken ilgisi olan bazı konulara da
kısaca temas etmek istiyorum. Şehit ve gazilerimizi, onların yakınlarını
tanımlayan, yapılacak yardımları, sağlanacak imkânları belirleyici temel
ilkeleri düzenleyen, mevcut dağınıklığı giderici, halkımızın “şehit, gazi” diye
bildiklerinin bütün kesimlerini kucaklayıcı bir şehitler ve gaziler temel
kanunu çıkarılması yararlı bir hizmet olacaktır kanaatindeyim.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin terörle mücadelede sınır ötesi, sıcak
takip gibi harekâtta başlıca görev aldıklarını hepimiz biliyoruz. Bu konularda
polis bölgesi, jandarma bölgesi, köy korucuları ve kırsal alan gibi farklı
anlayış ve uygulamaları giderici, mücadeleyi bütünleştirici, onları âdeta tek
bir güç hâline getirmenin sağlanması faydalı bir hizmet olacaktır
düşüncesindeyim.
Sayın milletvekilleri, teröristlerle mücadelede görevlilerin bu alanda
eğitilerek yetiştirilmiş, bu hizmeti meslek edinmiş, uzmanlık kazanmış daimî
güç oluşturmalarının yerinde bir düzenleme olduğunu belirtiyorum. Bu durumun
halkımıza zaman içinde yeterince duyurulmasının da gerektiğini söylemek
istiyorum. Tabii, terörle mücadele edilirken, teröristlerce
ve terör eğilimlerince âdeta maksatlarına göre yorumlanarak kullanılan istismar
edici hâl ve hareketleri giderici, ülkemize ve milletimize bin yıllık birlikte
oluşumuzu vurgulayan ve insanlarımızın tamamını kucaklayıcı, onlara doğruları
gösteren çok yönlü, koordineli bir çalışmayı, devlet ve millet hizmeti olarak,
etkin, yoğun ve netice alıcı anlamında sağlamayı, bir ve beraber oluşumuzu
süratle güçlendirmeyi gerçekleştirmeliyiz diyorum. Bu hâl, eğitim,
kültür, sosyal, psikolojik, ekonomik gibi benzeri çalışmaları içine almalıdır.
Plan ve Bütçe Komisyonu çalışmalarından edinilen bilgilere göre,
silahlarımızı iyileştirme, geliştirme ve yenileme ile modernizasyon
çalışmalarının ilave projelerle savunma sanayisinde devam ettiriliyor
olunmasının, ele güne muhtaç olmayı en aza indirme yönünde bir çalışma
olduğunun da altını çizerek belirtmek istiyorum.
Askerlik, milletimiz için, Anayasa’mızın 72’nci maddesinde ayrıca
belirtildiği üzere, inançlarımızın da gereği bir vatan hizmetidir. Burada
askerlik yapma ihtiyacı dışında kalabilecek olanları, vatan hizmetlerinin
Anayasa gereği neler olduğunun belirlenmesinin yerinde bir hizmet olacağını da
düşünmekteyim.
Türkiye’mizde, sıkça, doğal afetler dediğimiz umumi hayata müessir
afetler ve felaketler olmakta, maalesef yaşanılmaktadır.
Sayın milletvekilleri, silahlı kuvvetlerin yardım ve
iştiraklerini, 1999 depremlerinin felaketlerinde yaşananları hepimiz yakından
biliyoruz.
Kısa adı DAK olan birliklerin, uygun bölgelerde, konularında eğitimli,
disiplinli, her an hizmete hazır bir çare olarak yaygınlaştırılmasını, bunların
vatan hizmetine dâhil edilmesini düşünülmeye değer görüyorum.
Dövizle askerlik yapma imkânları tanıdığımız, yurt dışında
yaşayan, Avustralya, Kanada, Amerika Birleşik Devletleri gibi özellikle bizden
uzaktaki ülkelerdeki vatandaşlarımızın, zaten kısa süreli askerliklerini yapmak
için geliş ve dönüşlerinde fazlaca görülen yol harcamalarının kısmen ya da
tamamen devlete ödedikleri dövizlerden karşılanması dâhil kolaylaştırıcı bir
çare aranmalıdır. Mesela, o ülkelerle anlaşılarak onların askerî birliklerinde,
mecburi askerlikleri şayet yok ise mütevazı bir askerî eğitim birliğimiz zaman
içerisinde fasılalarla oralara gönderilmek suretiyle bu hizmeti sağlamak yolu
düşünülebilir. Bu iyileştirmeyle uzak ülkelerde yaşamak zorunda olan
insanlarımızın vatan ve millet sevgilerini, ona bağlılıklarını gururlanarak
güçlendireceğine de inanıyorum.
Sözlerimi tamamlarken şunları da müsaadelerinizle ilave
etmek istiyorum: Plan ve Bütçe Komisyonunda bütçe görüşmelerinde Milliyetçi
Hareket Partisinin bu alanda çalışan uzmanlaşmış üye milletvekili
arkadaşlarımızın da tespitleriyle oluşan muhalefet şerhlerinde belirtilen
görüşlerin savunma bütçelerinde veya kesin hesap çalışmalarında başta olmak
üzere ilgililerce dikkate alınmasının uygun, teknik ve hukuken isabetli
olacağını da bilgilerinize sunmak istiyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekili arkadaşlarım; tekrar sizleri
sevgilerle, saygılarla, içten duygularla selamlıyorum. Bu bütçelerin, Savunma Sanayii bütçesi, Millî Savunma Bakanlığı bütçesi, esas
kuruluş, bağlı kuruluş, ilgili ve ilişkili kuruluşların bütününe hayır ve
başarılar getirmesini, bunun dışında da genelde Türk milletinin ve Türk
milletinin devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği bakımından bu
bütçelerin hayırlara vesile olmasını sevgi ve saygılarımla tekrarlıyorum
efendim. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çakmakoğlu.
Konya Milletvekili Faruk Bal.
Süreniz on sekiz dakika.
Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri, Adalet Bakanlığı, Yargıtay ve Danıştay bütçeleri hakkında
Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum.
Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.
Bu vesileyle, adalete hizmeti şerefli bir hayat tarzı olarak
benimsemiş yüksek mahkemelerimizin değerli başkanlarını, üyelerini,
hâkimlerimizi, savcılarımızı, yazı işleri müdürlerimizi, kâtiplerimizi, infaz
koruma memurlarımızı, mübaşirlerimizi saygıyla selamlıyor, zor şartlar altında
görev yapan yargı çalışanlarına sağlık ve mutluluklar diliyorum.
Değerli milletvekilleri, Türkiye, parlamenter demokrasi ile idare
edilmektedir. Parlamenter demokrasinin temel özelliği kuvvetler ayrılığı
ilkesine dayanır. Yasama, yürütme ve yargı güçleri arasında hassas bir denge ve
denetim mekanizması vardır. Kuvvetler arasındaki denge bağımsız kurullar ve
anayasal organlar tarafından sağlanır. Yasama ve yürütmenin denetlenmesi ise
yargı organları tarafından yerine getirilir.
Yasama gücü Anayasa Mahkemesi tarafından yasama faaliyetlerinin
Anayasa’ya uygunluk denetimine tabidir. Yürütme gücü ise Danıştay ve idare
mahkemeleri tarafından iktidarın iş ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun
denetimine tabidir.
Yasama ve yürütme organına karşı yargının en önemli güvencesi
hâkim teminatıdır, yargı bağımsızlığıdır. Çünkü hukuk devletinin temel ilkesi
budur ve hukukun üstünlüğünün gereği de budur.
Bu sebeple, Milliyetçi Hareket Partisi, Adalet Bakanlığı, Yargıtay
ve Danıştay bütçe görüşmelerine büyük önem vermekte ve yargı ile ilgili
görüşlerini yüce heyete açık bir şekilde sunarak içinde bulunduğumuz sorunlara
çare aramak gayreti içerisindedir.
Değerli arkadaşlarım, Adalet Bakanlığının 2008 yılında 2 milyar
847 milyon 927 bin lira olan bütçesi 2009 yılında 3 milyar 413 milyon 306 bin
liraya, 2010 yılı bütçesinde ise 3 milyar 783 milyon 866 bin liraya
çıkarılmıştır. Orta ve kısa vadeli bütçe programına göre Adalet Bakanlığı
bütçesi 2011 yılında 3 milyar 939 milyon 939 bin lira olması beklenmektedir.
Buna göre Adalet Bakanlığının bütçesi uzun yıllar ortalamasına göre her ne
kadar 2010 yılında 10,86 oranında bir artış göstereceği fark edilmekte ise de
2011 yılında 2010 yılına göre de 4,12’lik bir artış sağlayacağı
anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu bütçe rakamlarıyla yargının karşı karşıya
bulunduğu sorunların çözümlenmesi mümkün değildir.
Yargıtay bütçesine baktığımızda, 2008 yılında 47 milyon, 2009
yılında 55 milyon, 2010 yılında 68 milyon lira bütçeden pay ayrılmıştır. Orta
ve kısa vadeli bütçe programına göre 2011 yılında 86 milyon, 2012 yılında ise
95 milyon olarak öngörülmektedir. Yargıtayın biraz
sonra sizlerle paylaşacağım sorunlarını dikkate aldığımızda bu bütçe
büyüklükleriyle Yargıtayın Yargıtaya
has sorunlarını halletmek mümkün görünmemektedir.
Danıştay bütçesine baktığımızda -yaklaşık rakamlarla ifade
ediyorum- 2008 yılında 40 milyon, 2009 yılında 55 milyon, 2010 yılında 83
milyon; orta ve kısa vadeli bütçe programına göre 2011 yılında 86 milyon, 2012
yılında 89 milyon olarak öngörülmektedir. Bu da yürütme görevini denetleyen bir
makam olarak Danıştayın içinde bulunduğu sorunlara
cevap verebilecek ve o yargı sorunlarını çözebilecek bir bütçe büyüklüğü
değildir.
Değerli arkadaşlarım, yargının içinde bulunduğu sorunları sizlerle
2008 ve 2009 bütçe konuşmalarında paylaşmıştım. Şimdi bir kez daha paylaşmak
istiyorum. Genel olarak Yargıtayın temel sorunları:
1) Adalet mensuplarına siyasi baskı, telefon dinlemeleri, müfettiş
tahakkümü gibi sebeplerle ortaya çıkan motivasyon
eksikliği. Bu, en az fark edilen ve günümüzde en çok hissedilen bir sorun
olarak karşımıza çıkmaya başlamıştır.
2) Adalet hizmetlerinde araç gereç yetersizliği ve teknolojik
destekten yoksunluk.
3) Dokümantasyon eksikliği.
4) Standardizasyon eksikliği.
5) Reorganizasyon eksikliği.
6) Suç ve hukuki ihtilaf doğuran sebeplerin asgariye
indirilememesi.
7) Bazı suç ve hukuki ihtilafların yargı önüne gitmeden
sonuçlandırılamaması.
8) Yargıda usul hatalarını, insani ve maddi hataları asgariye
indirecek bir düzenleme yapılamayışı.
9) İnsan hakları ihlali iddiaları. Adil yargılanma hakkının
ihlali. Davaların makul sürede bitirilememesi.
10) Hâkim ve savcı açığının giderilememesi. Personel
açığının giderilememesi.
11) Kapatılan adliyeler nedeniyle 136 küçük ilçede adalet
hizmetine erişimin sağlanamaması. Bu arada, Konya’nın Çeltik, Tuzlukçu,
Emirgazi, Akören, Güneysınır, Taşkent, Ahırlı, Derebucak ve Yalıhüyük gibi
ilçelerinde yaşayan vatandaşların adalet hizmetlerini komşu ilçelerden alması
gibi sorunlar bulunmaktadır.
Bunun yanı sıra, bina sorunu birtakım gayretlere rağmen kökünden
çözülememiştir. Birtakım gayretlere rağmen cezaevi sorunu, bina anlamında
çözülememiştir. Personel sorunu ise bütün haşmetiyle karşımızda bulunmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, yazı işleri müdürü, icra müdürü, cezaevi
müdürü, seçim müdürü, kâtip, mübaşir, infaz koruma memuru ve adli sicil
memurluğu kadrolarında bulunan adalet personeli hâllerinden şikâyetçidir. Bu
personel aldıkları maaşın yetersizliğinden şikâyetçidir. Bu personel eşit işe
eşit ücret ödenmemesinden şikâyetçidir. Bu personel nöbet tuttukları hâlde
nöbet ücreti alamamaktan şikâyetçidir. Fazla mesai ücreti alamamaktan şikayetçidir. Yargı ödeneği, iş riski tazminatı, adalet
hizmeti tazminatı, ek gösterge, teknik destek tazminatı, kreş, servis, yiyecek ve
giyecek yardımlarını yeterince alamamaktan şikâyetteler. Adliyelerde 4/B ve 4/C
kapsamında çalışanlar bu sorunun çözümlenmesi için hâllerinden şikâyetçidir.
Bütün bunları Adalet ve Kalkınma Partisi yedi yıllık tek başına iktidarında
çözememiştir ve yedi yıllık iktidarını, tek başına, tek partili bir iktidarı bu
sorunları çözmek için harcamamış, onun yerine yargıyla yarışa, yargıyla kavgaya
işi dönüştürmüştür.
Değerli arkadaşlarım, iş gücü ve iş yükü yargının temel
sorunlarının en başında gelmektedir. Yargının 2002 yılından bu yana tüm
kademelerinde sürekli bir biçimde iş yükü artmıştır. Rakamları uzatmamak için
sadece Yargıtay ve Danıştay ile ilgili bilgileri sizlerle paylaşacağım. Ama alt
derecedeki mahkemelerde de aynı oranlarda iş yükünün arttığını görmekteyiz.
Yargıtay ceza dairelerine 2002 yılında gelen iş miktarı 244.223 adettir. Bu
dairelere, yedi yıllık AKP İktidarı süresince, 2009 yılında gelen iş miktarı
543.232’dir. 2002 ile 2009 arasındaki Yargıtayın ceza
dairelerindeki iş yükü artış oranı yüzde 222’dir. Yargıtay hukuk dairelerine
2002 yılında gelen iş adedi 320.547’dir, 2009 yılında gelen iş adedi ise
494.836’dır. Yedi yıllık AKP İktidarında hukuk dairelerine gelen iş yükünde
artış oranı yüzde 154’tür. Yargıtay Başsavcılığına 2002 yılında gelen iş adedi
317.481’dir, 2009 yılında gelen iş adedi ise 700.325’tir. Yargıtay
Başsavcılığına ulaşan işlerdeki artış oranı ise yüzde 221’dir.
Değerli arkadaşlarım, Danıştayda da
durum farklı değildir. 2002 yılında Danıştaya gelen
iş adedi 59.952; 2009 yılında ise 149.856’dır; artış oranı yüzde 249’dur.
Bu rakamlar bir şey ifade ediyor değerli milletvekilleri. Bu
rakamlar, yedi yıllık AKP İktidarında ekonomik ve sosyal hayatın nasıl
bozulduğunu ortaya koyuyor. Hukuki ihtilaf ve suç oranındaki artışın toplumun
ekonomik ve sosyal çalkantı içerisine sürüklenmesi neticesi ortaya çıktığını
ifade ediyor.
Değerli arkadaşlarım, iş yükü, AKP’nin yedi yıllık devri
iktidarında yarattığı ekonomik ve sosyal çalkantısının neticesinde,
hırsızlığın, gaspın, yağmanın, kapkaçın, yani mal aleyhine işlenen suçlardaki
bir patlamanın ifadesidir. AKP Hükûmetinin hukuka
aykırı eylem ve işlemlerine karşı devlet hizmetlerinden yararlanan vatandaşın
şikâyetinin patlamasıdır.
Değerli arkadaşlarım, AKP’nin yedi yıllık devri iktidarında fakirleşen
insanların elektrik, su, telefon, doğal gaz faturasını ödeyememelerinden doğan
ihtilaflardır bunlar ve AKP’nin yine yedi yıllık iktidarında alevlenen terör,
çete, insan kaçakçılığı gibi suçlardaki patlamadır. AKP’nin yedi yıllık
iktidarında perişan olan esnafın, tüccarın ödenmeyen çeki, bonosudur bu
davaların ifade ettiği rakam. AKP’nin yedi yıllık devri iktidarında mecalsiz
kalan çiftçinin mazot, gübre, elektrik, banka borcudur bu davalar. AKP’nin yedi
yıllık devri iktidarında fakirleşen memurun, SSK’lının, BAĞ-KUR’lunun,
emeklinin kredi borcu, kira borcundan doğan davalardır bu davalar. En önemlisi
ise, AKP’nin devri iktidarında yarattığı hukuk hafızasının kaybı ile ilgili
yeni Ceza Kanunu’nun, yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ve Kabahatler Kanunu’nun
defalarca bir dosyayı yargı önüne getirmesinin ifadesidir.
Değerli arkadaşlarım, AKP, bu yedi yıllık süreç içerisinde bu
sorunları çözmek için uğraşmamış, aksine yargı ile kavgaya tutuşmuştur. Yasama
ve yürütmeyi denetleyecek yüksek yargıya yandaş yargıç yaratmak için sistemin
genetiğini değiştirmeye çalışmıştır.
AKP Hükûmeti, Yargıtay Başkanının,
Danıştay Başkanının, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanının uyarılarına
kulak tıkamıştır. Bu uyarılarda hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı
ilkesi ve yargının denge ve denetim mekanizmasındaki yeri anlatılıyordu. AKP,
yargının bu figanına bigâne kalmıştır. Tarih 10 Mayıs 2009, Danıştay Başkanı
feryat ediyor: “Hukuk devleti kurallarına uyun, mahkeme kararlarını uygulayın,
hukukun üstünlüğünün gereğini yerine getirin.” diyor. Tarih 27 Eylül 2008, Yargıtayın Sayın Başkanı feryat ediyor: “Suça battık.”
Tarih 7 Eylül 2009, Yargıtay Sayın Başkanı tekrar feryat ediyor: “Yandaş yargıç
yaratmayın.”
Değerli arkadaşlarım, AKP bu feryatları duymuyor ya da duysa bile
bir kulağından giriyor, öbür kulağından çıkıyor. AKP, yüksek yargıdan gelen bu
“hukukun üstünlüğü” kavramına dikkat etmesi, onun gereğini yerine getirmesi
gerekirken, hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukukunu yaratmaya çalışıyor. Kılı
kırk yarması gereken yargı, Ümraniye Davası’nda kurunun yanında yaşı da
yakıyor, Adalet Bakanlığının Teftiş Kurulundan ses çıkmıyor. Gizlilik kararı
verilen davada, yandaş yayın organları, pehlivan tefrikası gibi, her gün, her
saat başı, kimin, ne zaman, hangi saatte içeri alınacağını, tutuklanacağını
haftalarca önce haber veriyor ve Adalet Bakanlığının Teftiş Kurulundan ses
çıkmıyor. Milletvekillerinin, hâkimlerin, savcıların, hatta Yargıtayın
telefonu dinleniyor, özel hayatın gizliliği, haberleşme hürriyeti ihlal
ediliyor, Adalet Bakanlığının Teftiş Kurulundan ses çıkmıyor. Devlet gücüyle
hâkim baskı altına alınıyor, Adalet Bakanlığının Teftiş Kurulundan ses
çıkmıyor. “Ben İmralı’nın emriyle geldim. Elçiyim, mektup getirdim. Örgütün
emrindeyim, pişman değilim.” diyen bölücüye sahra mahkemesi kuruluyor.
Silopi’de kurulan bu mahkemede hâkim teröriste sanki avukatlık yapar gibi yol
gösteriyor, ifadesine yardımcı oluyor, Adalet Bakanlığının müfettişlerinden ses
çıkmıyor. Son on beş gündür Türkiye kan revan içerisindedir. Hakkâri’de,
Iğdır’da, Mersin’de, Adana’da, İstanbul’da evler yakılıyor, otomobiller
yakılıyor, dükkânlar yakılıyor, kepenkler kapatılıyor, polis taşlanıyor,
molotofkokteyli atılıyor, polis arabaları yakılıyor, Adalet Bakanlığından ses
çıkmıyor. Pardon, buradan iki tane ses çıkıyor. Birinci ses, bu vahşi terör
olaylarına karşı devletin gücü olarak ortaya çıkan polis sadece su sıkıyor,
çıkan ses suyun sesi. İkinci ses ise değerli milletvekilleri,
yandaş basından gelen ses. Onlar da diyor ki: “Göstericiler polisle
çatıştıktan sonra arka sokaklara dağılarak kayboldular.” Şimdi, Sayın Bakan bu
söze cevap verin: Türkiye Cumhuriyeti kanunları ana caddelerde uygulanır da
arka sokaklarda uygulanmaz mı? Ya da, değerli arkadaşlarım, hukukun üstünlüğü
yerine yarattığınız üstünler hukukuna göre teröristi yargılamaya Türk makamları
yetkili değil mi? Türk polisi yetkili değil mi?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
FARUK BAL (Devamla) – Fotoğraf bu değerli arkadaşlarım.
Epeyce var konuşacağım ama sanıyorum zaman yetmeyecek. Bunun yanı
sıra, değerli arkadaşlarım, hâkimler ve adalet personeli üzerine uygulanan
siyasi baskı, müfettiş tahakkümü, telefon dinlemeleri, yasal gayri yasal, bir
korku yaratmıştır. Yargı korkmuştur. Yargı, hiç korkmaması gereken makam
olarak, korkutulduğunu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararıyla basına
duyurmuştur.
Sayın Bakan, sizin yaratmak istediğiniz bu hukukun üstünlüğü
yerine üstünlerin hukuku sisteminin çatısında bir de korku imparatorluğu mu
var? Bu korku imparatorluğu, Sayın Bakanım, adaletin tecelli etmesinin önünde
en büyük engeldir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
FARUK BAL (Devamla) – Sayın Başkanım, tamamlıyorum.
BAŞKAN – Tamamlayınız lütfen.
FARUK BAL (Devamla) – Bu korkuyla ilgili çok şey söyleyeceğim ama
bir Osmanlı valisinin bir Osmanlı hâkimine yazdığı şiiri ya da tehdidi okuyarak
sözlerime son vermek istiyorum.
Osmanlı valisi korkutmak istediği Osmanlı hâkimine hitaben yazar:
“Silivri naibi,
Şeriat haini,
İlamını okudum,
Kahkaha ile güldüm.
Meali hezeyan,
Ve hilafı Kur’an,
Mührü müeyyidemi basarım,
Gelir seni mahkeme kapısına asarım.”
Sayın Bakan, Osmanlı İmparatorluğunun son döneminde yargı böyle
korkutulmuştu ve Osmanlı İmparatorluğu bu gibi nedenlerle -diğerleriyle
birlikte- yıkılmıştı. Yıkılacaktı, çünkü adalet mülkün temeliydi, o temel
korkuya dayandırıldığı zaman mutlaka kayacaktı.
Şimdi, yeni bir Adalet Bakanlığı bütçesi, yargı bütçesi, Yargıtay
bütçesi ve Danıştay bütçesiyle karşı karşıyayız. Bu bütçenin adaletin gerçekten
mülkün temeli olması temennisiyle ülkemize hayırlara vesile olmasını diliyor,
yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bal.
Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın. (MHP sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Yalçın.
MHP GRUBU ADINA RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; Ceza İnfaz Kurumları
ile İş Yurtları ve Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı bütçeleri üzerinde
Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubunun görüşlerini aktarmak üzere söz almış
bulunuyorum. Konuşmamın başında yüce Meclisin değerli üyelerini saygılarımla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Türk parlamento geleneğinde bütçe
görüşmeleri, her zaman en ilgi çekici Meclis faaliyeti olagelmiştir. Hesap
sormanın, hesap vermenin bütüncül örnekleri sergilenen bütçe görüşmelerinde AKP
iktidarlarına kadar genellikle ciddiyet, zarafet, letafet hâkim olmuştur. Ne
yazık ki, bu önemli Meclis faaliyeti, haklı eleştirilere bile tahammülün
olmadığı, Meclis Başkanı ve milletvekillerinin nezaket dışı sözlere maruz
kaldığı, entelektüel derinliği sıfıra yakın cevapların verildiği hazin bir
tabloya dönüşmüştür. Yeni bir yıla sayılı günler kala, özlenen, beklenen tablo
elbette bu olmamalıdır.
Sayın milletvekilleri, bu görüşmeleri milletçe elimizin
yüreğimizde olduğu karamsarlık iklimi içerisinde gerçekleştiriyoruz. Sayın Genel Başkanımızın, iktidarın adını koymakta zorlandığı
süreci aylar önce “yıkım projesi” olarak nitelendirip, bu sürecin bin yıllık
kardeşliği bozacağı, milletimizin arasına husumet tohumları ekeceği,
milletimizi etnik temelde ayrışmaya, ayrışmanın çatışmaya, çatışmanın bölünmeye
dönecek sonuçlara ilişkin uyarıları iktidarca dikkate alınmamış, üzülerek ifade
ediyorum ki bugün milletimiz bu gerçeklerle yüzleşir hâle gelmiştir. Temennimiz
odur ki iktidarın daha fazla zaman kaybetmeden, geri dönmenin herkes için
anlamını yitirmediği bir zaman aralığı içinde bu tehlikeli inattan vazgeçmesi,
kaybolmuş kanun hâkimiyeti ve toplumsal huzuru tekrar temin edebilmesidir.
Sayın milletvekilleri, bütçesi üzerinde konuştuğum ceza infaz
kurumları birçok açıdan, sanıldığından daha önemli bulunmaktadır. Uzun bir
süre, cezaevleri, devlet otoritesinin bulunmadığı, âdeta terör örgütleri ve
organize suç örgütlerinin yeni üye devşirip eğitim verdikleri, hukuk
kurallarından ziyade kendine özgü kuralların geçerli olduğu yerler olarak
varlığını sürdürmekteyken, 57’nci Hükûmetin cesur
çaba ve çalışmaları sonunda önemli ölçüde rehabilite
edilmişlerdir. Ceza infaz kurumlarında, tutuklu ya da hükümlüler gözüyle
bakıldığında, alınan bütün önlemlere, oluşturulan sosyal bilince rağmen hâlen
sonu ölümle bitebilen kötü muamele örneklerine rastlanabilmektedir, bu durum
asla kabul edilemez. Bu uygulamaları yapan personel, er geç, yaptığının hukuki
karşılığını göreceğini, memur olduğu kuruma hükümlü olarak geleceğini ve işini
kaybedeceğini aklından çıkarmamalıdır. Hem vicdanları yaralayan ve hem
ülkemizin onurunu zedeleyen bu uygulamaların tekrar etmemesini diliyorum.
Değerli milletvekilleri, ceza infaz kurumlarında yaşanan bir diğer
önemli sorun ise kapasitenin bir hayli aşılmış olması gerçeğidir. Sayın Bakanın
Komisyonda verdiği rakamlar esas alınsa bile, on binlerce insanın insanlık
onuruyla bağdaşmayacak şartlarda bulunduğu saklanamaz bir gerçektir. Ne kadar
dilesek de suç ve suçlu olmayan bir dünya tasavvur edilemeyeceğine göre devlet,
yeterli sayıda, modern gereklere uygun, yalnızca yaptığını ödetme mantığıyla
değil, aynı zamanda bir terapi ve tekrar topluma kazandırma
fonksiyonları da olan infaz kurumları yapmalıdır. Bu çerçevede, anneleriyle
birlikte infaz kurumlarında kalan masum yavrularımız için ileriki yaşlarında
etkileri en aza inecek şartlar oluşturulmalı ve hatta çocukları belli bir yaşa
gelecekleri zamana kadar bu durumdaki kadınların cezalarının ertelenmesini
mümkün kılacak düzenlemeler mutlaka yapılmalıdır.
Sayın milletvekilleri, farklı suçlardan birçok insanımız kötü
şartlarda cezalarını çekmekteyken zaman zaman bazı
terör örgütü liderleriyle suç örgütü liderlerinin ayrıcalıklı, lüks şartlar
içinde bulunmaları kamu vicdanını yaralamaktadır. Vatandaşımız “Nasıl olur da
devlet bu insanların cezaevlerinden çetelerini ve örgütlerini yönetmelerine
müsaade eder? Devletin üst düzey bürokratları nasıl bunların ayağına gidip bu
propagandanın parçası olur?” sorularını sormakta ve doğrusu bu durumu anlamakta
zorlanmaktadır. Bunlar yetmiyormuş gibi, şimdi, basındaki haberler doğruysa
Avrupa Birliğinden bir heyet inceleme için ülkemize Dışişleri Bakanlığınca davet
edilmiştir. Bu nasıl bir komplekstir, bu kadar küçülme
ne uğruna yapılmaktadır, doğrusu anlamak mümkün değildir.
Sayın milletvekilleri, ceza infaz kurumlarında çalışmakta olan
kurum müdüründen idare memuruna, infaz koruma memurundan hizmetlisine kadar tüm
çalışanlar çok zor şartlar altında ve stresli bir ortamda görev yapmaktadırlar.
Bu noktada en büyük sıkıntıyı çeken de resmî ve dinî bayramlar dâhil yedi gün
yirmi dört saat sistemiyle haftalık çalışma saatlerini aşarak çalışan, kapalı
ve stresli ortamın getirdiği sıkıntıların yanında türlü saldırılara ve
tehditlere maruz kalan infaz koruma memurlarıdır. Yaptıkları
görev bakımından benzer görevleri yapan kolluk kuvvetleri gibi emniyet ve
güvenlik hizmetleri sınıfında olmaları gerekirken idari hizmetler sınıfına
dâhil edilen infaz koruma memurları, bu nedenle, benzer görevleri yaptıkları
sınıfların sahip oldukları fiilî hizmet zammı, yıpranma tazminatı, nöbet
ücreti, emekli olduktan sonra silah taşıma ruhsatı gibi özlük ve sosyal
haklardan mahrum bırakılmışlardır. Özlük haklarına gelince genel idari
hizmetler sınıfından sayılan infaz koruma memurları, sendikal haklara gelince
ilgili yasalar gereği güvenlik ve asayiş hizmeti verenlerle eş kılınarak
sendika kurma hakkından mahrum bırakılmışlardır. Bu durum, her şeyden evvel
“eşit işe eşit hak” ölçüsüne aykırı olduğu gibi Anayasa’mıza da aykırı
bulunmaktadır.
Daha önce de bir vesileyle belirttiğim gibi, infaz koruma
memurları, mevcut düzenlemeyle, emekli olduktan sonra silah ruhsatı almak için
normal vatandaşlar gibi harç ödemektedir. Bir emekli memur için oldukça yüksek
olan bu harçtan infaz koruma memurları mutlaka muaf tutulmalıdır. Bir infaz
koruma memurunun silah taşımasına esas ihtiyacı emekli olduktan sonra
başlamasına karşın, kendilerinden harç istenmesi yaptıkları işi ciddiye
almamak, mesleğin risklerini önemsememek olarak değerlendirilmektedir. Bu
konuda, yakın zaman içinde Meclise geleceğini tahmin ettiğim ateşli silahlara
ilişkin yasa bir çözüm zemini olur diye temenni ediyorum.
Sayın milletvekilleri, dikkat çeken bir başka durum ise son
zamanlarda ceza infaz kurumlarında çalışan personel arasında intihar edenlerin
sayısında önemli bir artışın olmasıdır. Basından takip ettiğimize göre, son bir
yılda değişik il ve cezaevlerinde görev yapan 7 personel intihar etmiştir. Bu,
çok üzücü olduğu kadar, sayı bakımından da oldukça düşündürücüdür. Bakanlığın
böyle bir çalışması var mıdır bilemiyorum ama bir an evvel konuyu araştırıp
önlem almasını Bakanlığa tavsiye etmekteyim.
Sayın milletvekilleri, AKP iktidarları, suç patlamasının
yaşandığı, hükümlü ve tutuklu sayısında rekorlar kırılan bir dönem olmuştur.
2002 yılında hükümlü ve tutuklu sayısı 59 binlerdeyken bugünlerde 120 binlere
ulaşmış bulunmaktadır. Ceza infaz kurumlarındaki aşırı yığılmalar, pek söylenmese
de, her zaman bir af gerekçesi olmuştur. Modern devletlerin hiçbir zaman
başvurmadığı bu yöntemin defalarca denendiği ülkemizde umulan sonuçların
aksine, çıkan insanların bir çoğunun başka insanlara
daha büyük zararlar vererek geri dönüşüne tanıklık ettik. Bu
nedenle, affın bir çözüm olarak düşünülmesi yerine suç ve ceza politikalarının
gözden geçirilmesi, ekonomik suçlara ekonomik cezaların düşünülmesi ve en
önemlisi belli sınıra kadar olan cezaların kamuya yararlı işlerde çalışma ya da
benzer yöntemlerle infazının daha yaygın kullanımının düşünülmesi hem
devletimiz ve hem vatandaşlarımız için daha hayırlı olacaktır diye
düşünmekteyim.
Sayın milletvekilleri, toplam sayıya göre çok az hükümlünün
faydalanabildiği iş yurtları önemli bir işleve sahiptir. Hükümlülerin hem
meslek öğrenip hem kazanç sağladığı ve ayrıca sosyal güvenliklerinin temin
edildiği bu sistem şartları daha iyileştirilerek yaygınlaştırılırsa
hükümlülerin cezalarını tamamladıktan sonraki yaşamlarına uyumları çok daha
kolay olacaktır diye düşünüyorum.
Sayın milletvekilleri, kalan zamanımı Adalet Akademisi Başkanlığı
bütçesi üzerinde kullanmak istiyorum. Temelde hukuk uygulayıcılarının
eğitimleri için kurulmuş olan Adalet Akademisinin kuruluş yasasında bilimsel,
idari ve mali özerkliği bulunduğu belirtilmektedir. Ne var ki
Akademinin kanunda belirtilen diğer üyeleri yanında Adalet Bakanının, Bakanlık
Müsteşarının, Ceza İşleri Genel Müdürünün, Hukuk İşleri Genel Müdürünün,
Kanunlar Genel Müdürünün, Avrupa Birliği Genel Müdürünün, Personel Genel Müdürü
ile Eğitim Dairesi Başkanlarının da Akademinin Genel Kurul üyesi olarak
belirlenmiş olmaları karşısında bu özerkliğin aslında bir anlamının olmadığı da
ortaya çıkmaktadır. Bu sakat mantıkla oluşturulmuş akademinin
hâkim-savcılar için verdiği son eğitimden sonra mesleğe kabul için sınav
yaptığı, hâkim-savcı adaylığına kabulde 2 üyesiyle komisyonda bulunduğu
gözetildiğinde kuvvetler ayrılığı prensibi ile ne ölçüde tezat içerisinde
olduğu daha iyi anlaşılacaktır sanıyorum. Ülkemizde mesleğe kabule kadar yani
hâkim-savcı adaylığı döneminde hâkim-savcı adaylarının yargı erkinin değil,
yürütme erkinin bir unsuru olarak genel idari hizmetler sınıfında sayılıyor
olmaları, hâkim-savcı adaylarının yetişmelerindeki bu en önemli evrede klasik
memur refleksleriyle şekillenmesine neden olmaktadır.
Her zaman göze batmayan, hukuka, erkler ayrılığına saygılı
yönetimler döneminde çok fark edilmeyen bu hususlar, yüksek yargı organlarının
dinlenildiği, en önemli soruşturmaları yürüten başsavcıların dinlenildiği,
yargının kurumsal olarak topyekûn baskı altına alınmaya çalışıldığı dönemlerde
daha da çarpıcı hâle gelmektedir. Gerek Meclis eliyle gerek yargı eliyle gerek
basın ve sivil toplum kuruluşları eliyle…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
RIDVAN YALÇIN (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.
…denetlenmeyi kabullenmeyen, demokrasiyi içselleştirememiş iktidar
mensupları, geçmişte de dönemleri bittikten sonra hukuka en çok ihtiyacı olan
insanlar olmuşlardır.
Hukukun herkese bir gün lazım olacağını hatırlatıyor, bütçenin
kurumlarımıza ve milletimize hayırlı olması dileklerimle yüce Meclisin değerli
üyelerini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yalçın.
Şahsı adına lehinde Kahramanmaraş Milletvekili Veysi
Kaynak.
Buyurunuz Sayın Kaynak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, saygıdeğer
milletvekilleri; Adalet ve Millî Savunma Bakanlıklarının 2010 yılı bütçesi
üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken millî iradenin
tecelligâhı olan yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, adalet mülkün temelidir. Adalet, aynı
zamanda devletin de temelidir. Adalet, insanların bir arada barış ve huzur
içinde yaşamaları için asla vazgeçilemeyecek bir unsurdur. O sebeple, bizim
partimizin adı da Adalet ve Kalkınma Partisidir. Çünkü bu
ülkenin kalkınması gerektiğine, bu kalkınmanın da “devletimizin ülkesi ve
milletiyle bölünmez bütünlüğü” ilkesi çerçevesinde, hiçbir bölgesini ve hiçbir
ferdini birbirinden ayırmadan yani adaletle olması gerektiğine olan
inancımızdan dolayı bizim partimizin adı “Adalet ve Kalkınma Partisi”dir ve biz
inanıyoruz ki ülkemiz muasır medeniyet seviyesinin de ötesine adalet ve
kalkınma alanında alacağı mesafeyle geçecek ve Atatürk’ün koyduğu hedefe ancak
böylece ulaşabilecektir.
Sayın milletvekilleri, adalet gibi ulvi ve mukaddes bir görevi
yüklenen Adalet Bakanlığının asli görevi, adalet hizmetinin vatandaşa
götürülmesidir. Diğer bütün görevler adalet hizmetinin yerine getirilmesi için
bir araçtır.
Anayasa’mızın 2’nci maddesinde ifade edilen nitelikleriyle Türkiye
Cumhuriyeti devleti demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Hukuk
devleti ise tüm vatandaşların hukuki güvenliğinin sağlandığı ve devletin bütün
organlarının ve bütün faaliyetlerinin hukuka uygun olduğu bir devlettir. Hukuk
devleti, sadece kanunu olan değil, hukukun üstünlüğüne dayanan ve evrensel
standartlarla uyumlu hukukun egemen olduğu bir devlettir. Hukuk devleti, kurallara
uymak bakımından devlet ile vatandaş arasında bir fark olmayan, hukuka uymanın
devlet için de bir zorunluluk olduğu bir devlettir.
Demokratik rejimlerde temel hak ve özgürlüklerin etkin bir şekilde
korunması, bağımsız ve tarafsız bir yargıyla mümkündür. Yasama ve yürütme
organlarının yargıya müdahalesi, yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı
prensibini ortadan kaldıracağı gibi, yargının da yasama ve yürütmenin yerine
geçerek karar vermesi, demokrasi ve hukuk devletini ortadan kaldırır ve
hâkimler devletine yol açar.
Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; arz ettiğim bu temel
ilkeler ve Avrupa Birliği hedefimiz doğrultusunda Adalet Bakanlığımızın
üzerinde büyük bir yük bulunmaktadır. Bu Bakanlığın önem ve değerini bilen AK
PARTİ hükûmetleri bu Bakanlığa adliye koridorlarından
gelen sayın bakanları görevlendirmiş ve bu şekilde, AK PARTİ hükûmetleri döneminde bu Bakanlık çok başarılı hizmetler
vermiştir.
Bu bağlamda mevzuat alanında önemli değişiklikler yüce
Meclisimizde yapılırken motor görevini Adalet Bakanlığı üstlenmiştir. Bu
değişiklikler çerçevesinde temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvenceler
artırılmış, düşünce ve ifade özgürlüğünün alanı genişletilmiştir. İşkenceyle
mücadelede sıfır tolerans esası benimsenmiş, ceza infaz sistemi etkin hâle getirilmiş,
Avrupa Birliği uyum sürecinde önemli yasal düzenlemeler yapılmış ve bir kısmı
da Meclis gündemine getirilmiştir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; adalet hizmetinin vatandaşa
ulaşması için, Adalet Bakanlığı, mahkemelerin kurulması ve faaliyete geçmesinde
de etkin bir görev yapmaktadır. Ülkemizde hâlen 5.425 adet adli yargıda, 163
adet idari yargıda mahkeme kurulmuş ve görev yapmaktadırlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
VEYSİ KAYNAK (Devamla) – Tamamlıyorum efendim.
Saygıdeğer milletvekilleri, avukatlık mesleğinden gelen bir
milletvekili olarak benim de yıllarca görev yaptığım adliye binaları, AK PARTİ
iktidarları döneminde, küflü, nemli bodrum katlarından, gerçekten ismine ve
yüceliğine layık adalet saraylarına kavuşmaktadır. Bu bağlamda 2003 yılından
beri 113 adet adliye binası tamamlanmış, 24 adedinin ise yapımı hızla
sürdürülmektedir. Bu çerçevede, benim seçim bölgem olan Kahramanmaraş’ta
Pazarcık, Afşin ve Göksun adliye sarayları hizmete girmiş, Kahramanmaraş adliye
sarayı inşaatı da hızla devam etmektedir. Fiilen çok zor şartlar altında iki
ayrı binada biri kiralık olmak üzere 5 bin metrekarede hizmet veren
Kahramanmaraş Adliyesi şehrimizin en güzel arsasında 25 bin metrekare olarak ve
gerçekten mimarisiyle bir saray olarak inşa edilmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız.
Buyurun.
VEYSİ KAYNAK (Devamla) – Ayrıca, Kahramanmaraş’taki hâkim ve
savcılarımızın konumlarına uygun bir mekânda oturabilmeleri için de Bakanımız
ve Bakanlığımızla yaptığımız lojman çalışmalarının hızla neticelenmesi
temennimizdir.
Saygıdeğer milletvekilleri, sürem bittiği için sözlerimi burada
tamamlıyorum. 2010 yılı bütçesinin Adalet Bakanlığımıza ve Millî Savunma Bakanlığımıza
hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaynak.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Elitaş.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Saat 17.00’deki yaptığımız görüşmeler
sırasında hepimizi üzen olumsuz hadiseler gerçekleşti, tansiyon biraz yükseldi
fakat o ortam içerisinde bir siyasi partimizin temsilcisi…
BAŞKAN – Duyamıyorum.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yerimden açıklamama izin verir misiniz?
BAŞKAN – Hayır, ne için istediniz? Duyamıyorum.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Efendim, tutanakları incelediğimizde o
sataşmalar esnasında bir sayın milletvekillinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi
üyelerine hitaben “Bu Mecliste şerefsizler var.” sözünü kullanmasının açıkçası
kastını aşan bir söz olduğunu düşünüyorum.
BAŞKAN – Evet.
V.- AÇIKLAMALAR (Devam)
5.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Abdi İpekçi Parkı’nda yaşanan olaylarla ilgili
konuşmalar sırasında bir milletvekilinin kullandığı söz nedeniyle, Türkiye
Büyük Millet Meclisinden özür dilemesi gerektiğine ilişkin açıklaması
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türkiye
Cumhuriyeti devletini kuran bir meclistir. Bu milletvekillerinin, hakkını
hukukunu korumak Meclis Başkanlığına düşer. Meclis Başkanlığı olarak sizin
tutanakları ki haberlere de geçmiş. Sayın Milletvekilinin kastını aştığını ve
Türkiye Büyük Millet Meclisinden özür dilemesi gerektiğini ifade ediyorum.
BAŞKAN – Evet, kastını aştığını düşünüyorum ben de ama Sayın Milletvekili
burada yok.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama Sayın Milletvekilinin kendisinin bu
şekilde kastını aştığını ve milletvekillerimizden, Parlamentodan, Meclisten
özür dilemesi gerektiğini düşünüyorum.
Sayın Grup Başkan Vekilimize onu söyledim, kastını aşan bir ifade
kullandığını -Sayın Grup Başkan Vekili Kemal Anadol
Bey’i buraya çağırın- Parlamentodan, bu devleti kuran yüce Meclisten özür
dilemesi gerektiğini ifade ettim ama herhâlde ulaşamadılar diye tahmin
ediyorum. (CHP sıralarından gürültüler)
RAHMİ GÜNER (Ordu) – Kimseyi suçlamadı ki…
BAŞKAN – Evet, o zaman böylece tutanaklara geçmiş oldu.
Milletvekilimiz de burada yok olduğuna göre, olmadığına göre…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, suçlayıp suçlamamak diye
bir ifade kullanmıyorum. Söylenen sözün... (CHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Anladım Sayın Elitaş.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Arkadaşlarım buradan ifade ediyorlar
da, söylenen söz bütün milletvekillerini itham altında bırakan bir sözdür. Ben,
AK PARTİ Grup Başkan Vekili olarak, bütün milletvekillerinin hakkını ve
hukukunu burada koruma amaçlı bir şey söylüyorum. Şunu da ifade ediyorum… (CHP
ve MHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın Elitaş, tutanağa baktık.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bakınız -değerli milletvekili
arkadaşlarım laf atmasınlar -ben bu Parlamentodaki temsilciler adına
konuşuyorum ama şunu diyorlarsa “Ben grubumun şerefi konusunda kefilim…”
AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Mesele yok o zaman.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Herkes kendi grubuna kefil olsun. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Muhakkak.
Kayıtlara geçmiştir. Bu sözü sarf eden Sayın Milletvekilimiz de şu
anda olmadığına göre ve kastını aştığına ben de kaniyim.
Böylece konu kapanmıştır.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama yarın özür dilemesi gerekir Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Şimdi, Millî Savunma Bakanı