DÖNEM: 23                            CİLT: 56                    YASAMA YILI: 4

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

33’üncü Birleşim

16 Aralık 2009 Çarşamba

 

(Bu  Tutanak  Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ

1.- 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 442)

2.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2008 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/728, 3/934) (S. Sayısı: 443)

A) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Vakıflar Genel Müdürlüğü  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Vakıflar  Genel  Müdürlüğü  2008  Yılı  Merkezi  Yönetim  Kesin Hesabı

B) BASIN–YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü  2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

C) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU

1.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim   Bütçesi

2.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin  Hesabı

D) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI

1.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

E) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI

1.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

F) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ

1.- Atatürk Araştırma Merkezi 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

G) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ

1.- Atatürk Kültür Merkezi 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

H) TÜRK DİL KURUMU

1.- Türk Dil Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

I) TÜRK TARİH KURUMU

1.- Türk Tarih Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

İ) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

J) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

1.- Diyanet İşleri Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Diyanet İşleri Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

K) AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ

1.- Avrupa Birliği Genel Sekreterliği  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Avrupa Birliği Genel Sekreterliği  2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

L) TÜTÜN VE ALKOL PİYASASI DÜZENLEME KURUMU

1.- Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu  2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

M) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI

1.- Hazine Müsteşarlığı  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Hazine Müsteşarlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

N) SERMAYE PİYASASI KURULU

1.- Sermaye Piyasası Kurulu  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Sermaye Piyasası Kurulu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

O) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU

1.- Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

Ö) DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI  MÜSTEŞARLIĞI

1.- Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

P) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU BAŞKANLIĞI

1.- Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

R) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Van Milletvekili İkram Dinçer’in, Amasya Milletvekili Hüseyin Ünsal’ın, şahsına, sataşması nedeniyle konuşması

2.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Gaziantep Milletvekili Akif Ekici’nin, AK PARTİ Grubu Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, CHP Grubu Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

V.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Deniz Feneri davasına ilişkin sorusu ve  Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı  (7/8327) (Ek cevap)

2.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, tarımda kullanılan elektrik ve mazot fiyatlarında indirim yapılmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10333)

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Soma Termik Santraline yönelik bir projeye ilişkin sorusu ve  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10351)

4.- Antalya Milletvekili Atila Emek’in, bazı yaylalara elektrik verilmesine ilişkin sorusu ve  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10354)

5.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, eğitim-öğretim hazırlık  ödeneği  ödemelerine  ilişkin   sorusu  ve  Millî  Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/10370)

6.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Alaşehir Atatürk Lisesi Projesi’ne ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/10374)

7.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Demirci Ortaöğretim Pansiyonu Projesi’ne ilişkin sorusu  ve Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/10375)

8.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Akhisar’da Anadolu Öğretmen Lisesi Projesi’ne ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/10377)

9.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, alternatif enerji projelerine ilişkin sorusu ve  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10441)

10.- Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, bürokrat olarak atanan bakan ve milletvekili yakınları ile milletvekili adaylarına ilişkin sorusu ve  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10442)

11.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, TKİ’nin kömür dağıtımına ve mali durumuna ilişkin sorusu  ve  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10443)

12.- Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Kars’ta kok kömürü satışına ilişkin sorusu  ve  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10557)

13.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, madencilikteki belediye payına ilişkin sorusu  ve  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10558)

14.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, dağıtılan kömürlerin alımıyla ilgili iddialara ilişkin sorusu  ve  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10559)

15.- Hatay Milletvekili Fuat Çay’ın, Hatay’da yapılacak termik santrallerin çevreye etkilerine ilişkin sorusu  ve  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10560)

16.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, bazı kömür işletmelerinin yöneticilerinin hediye aldıkları iddialarına ilişkin sorusu  ve  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10561)

17.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, İstanbul-Kağıthane’deki arşiv binası inşasına ilişkin sorusu ve  Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/10586)

18.- Eskişehir Milletvekili F. Murat Sönmez’in, Frigya Vadisi ve Yazılıkaya  Anıtı’nın korunmasına ilişkin sorusu ve  Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/10588)

19.- Muş Milletvekili M. Nuri Yaman’ın, Alparslan II Barajı’na ilişkin sorusu  ve  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10751)

20.- Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un, elektrik dağıtım ihalesi alan bir  şirkete  ilişkin  sorusu  ve  Enerji  ve  Tabii  Kaynaklar  Bakanı  Taner Yıldız’ın cevabı (7/10752)

21.- Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, YDK’nın bir işletmeye yönelik raporuna ilişkin sorusu  ve  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10870)

22.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Bakanlığa tahsis edilen taşınmazların kullanımına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı  (7/10961)

23.- Hatay Milletvekili Abdulaziz Yazar’ın, Hatay’da termik santral yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/11012)

24.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, nükleer güç santralleriyle ilgili yönetmeliğe ve ihaleye ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/11014)

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 11.00’de açılarak dört oturum yaptı.

2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/759) (S. Sayısı: 442) ve 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2008 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi’nin (1/728, 3/934) (S. Sayısı: 443) görüşmelerine devam edilerek;

Cumhurbaşkanlığı,

Türkiye Büyük Millet Meclisi,

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu,

Anayasa Mahkemesi,

Sayıştay,

Başbakanlık,

Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı,

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği,

Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu,

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü,

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü,

Özürlüler İdaresi Başkanlığı,

Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü,

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü,

2010 Yılı Merkezî Yönetim Bütçeleri ve 2008 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesapları kabul edildi.

Giresun Milletvekili Murat Özkan, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesi nedeniyle bir konuşma yaptı.

16 Aralık 2009 Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 11.00’de toplanmak üzere birleşime 20.08’de son verildi.

                                                                    

Nevzat PAKDİL

 

 

 

 

 

Başkan Vekili

 

 

Yaşar TÜZÜN

 

Harun TÜFEKCİ

 

Bilecik

 

Konya

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

                                                                                                                 

                                                                                                                                        No.: 43

II.- GELEN KÂĞITLAR

16 Aralık 2009 Çarşamba

Rapor

1.- Belediye İmar Planlarında Okul Alanı Olarak Ayrılan Gayrimenkuller Hakkında İlgili İdari Makamlar Tarafından Yasal Süresinde Kamulaştırma veya İmar Planında Revizyon İşlemi Yapılmadığı İçin Mülkiyet Haklarının Anayasaya Aykırı Olarak Sınırlandığı İddiasını İçeren Dilekçelere İlişkin Dilekçe Komisyonu Genel Kurulu Raporu (5/1) (S. Sayısı: 448) (Dağıtma tarihi: 16.12.2009) (GÜNDEME)

Sözlü Soru Önergeleri

1.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, ABD’li bir görevlinin ilaç politikasıyla ilgili tavsiyelerde bulunduğuna yönelik habere ilişkin Dışişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1661) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

2.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, burs ve öğrenim kredileri ile ücretsiz barınmaya ilişkin Devlet Bakanından (Faruk Nafiz Özak) sözlü soru önergesi (6/1662) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

3.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Tunceli’de kanalizasyon yapımına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1663) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)

4.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Tunceli-Elazığ karayolunun güzergahına ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1664) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)

Yazılı Soru Önergeleri

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, kamudaki işçi kadrolarına öncelikli atanma konusundaki karara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11248) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, ÖSYM’nin PMYO sınavını iptaline ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11249) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

3.- Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, tedavi katılım payı uygulamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11250) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

4.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, engellilere yönelik hizmetlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11251) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

5.- İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, özürlülerin istihdamına ve özürlülerle ilgili yasalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11252) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

6.- Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, yabancı bir ülkede domuz gribi aşısı yaptırdığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11253) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

7.- İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, eczanelerin karşı karşıya olduğu sorunlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11254) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

8.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, iş bırakma eylemine katılan kamu görevlilerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11255) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

9.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, enerji dağıtım bölgelerinin özelleştirilmesindeki bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11256) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)

10.- İstanbul Milletvekili Atila Kaya’nın, Gagauz Türklerinin sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11257) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)

11.- Kocaeli Milletvekili Cevdet Selvi’nin, bir askeri tatbikata ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11258) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)

12.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, erişimi yasaklanan bir internet sitesine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/11259) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

13.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, terör örgütü başının ve mensuplarının AİHM’ye yaptıkları başvurulara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/11260) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

14.- Muş Milletvekili M. Nuri Yaman’ın, bir derenin ıslahına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/11261) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)

15.- Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, DSİ’deki sendikal baskı iddialarına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/11262) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)

16.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Türkiye Kalkınma Bankası yönetimine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/11263) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

17.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, TMSF’ye devredilen bankalara ve TMSF’nin faaliyetlerine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/11264) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

18.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, yeni teşvik uygulamalarının tanıtımına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/11265) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

19.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Türkiye Kalkınma Bankasındaki personel yönetimine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/11266) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

20.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, cemaat vakıflarının taşınmazlarına ve yeni kurulan vakıflara ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/11267) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)

21.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, personel alımına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/11268) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)

22.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, TRT’nin reyting ölçümü ihalesine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/11269) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)

23.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, kadına karşı şiddetin önlenmesine ilişkin Devlet Bakanından (Selma Aliye Kavaf) yazılı soru önergesi (7/11270) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)

24.- İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın, kamudaki özürlü istihdamına ilişkin Devlet Bakanından (Selma Aliye Kavaf) yazılı soru önergesi (7/11271) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)

25.- İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, SHÇEK çocuk yurtlarına ilişkin Devlet Bakanından (Selma Aliye Kavaf) yazılı soru önergesi (7/11272) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)

26.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, kadına yönelik aile içi şiddetin önlenmesine ilişkin Devlet Bakanından (Selma Aliye Kavaf) yazılı soru önergesi (7/11273) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)

27.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, İsviçre’deki minare referandumuna ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11274) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

28.- İstanbul Milletvekili Necla Arat’ın, sığınma talebinde bulunan bir İranlıya ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11275) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

29.- Artvin Milletvekili Metin Arifağaoğlu’nun, Borçka-Muratlı sınır kapısının açılmasına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11276) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

30.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, cezaevlerinde yapıldığı iddia edilen bazı uygulamalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11277) (Başkanlığa geliş tarihi: 01/12/2009)

31.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, İstanbul’da bazı mahallelerde yaşandığı iddia edilen olaylara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11278) (Başkanlığa geliş tarihi: 01/12/2009)

32.- İzmir Milletvekili Recai Birgün’ün, polis alımına ve Emniyet Teşkilatının bazı ihtiyaçlarının karşılanma şekline ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11279) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

33.- İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in, İstanbul’da konut önlerine park edilen araçlardan ücret alınması uygulamasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11280) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

34.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, bir köye kanalizasyon şebekesi yapımına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11281) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

35.- Eskişehir Milletvekili Fehmi Murat Sönmez’in, bireysel silahlanmaya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11282) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

36.- Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, haklarında terör suçlarından dolayı tutuklama ve yakalama kararı bulunanlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11283) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

37.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Düzce Valisi hakkındaki işlemlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11284) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)

38.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, MKE’nin tabanca ithaline ve bireysel silahlanmaya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11285) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)

39.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Bursa’daki bir yol yapımına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11286) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)

40.- Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis’in, İstanbul’daki bir silahlı çatışmaya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11287) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)

41.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, şüpheli olduğu iddia edilen asker ölümlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11288) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)

42.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun, Çatalzeytin’de yaşanan sel felaketi sonrası su şebekelerinin durumuna ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11289) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)

43.- İstanbul Milletvekili Atila Kaya’nın, terör örgütü yandaşlarının gösterilerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11290) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)

44.- Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, Deniz Feneri davasında adı geçen bir kişinin ilişkili olduğu şirketlere verilen ihalelere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11291) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)

45.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, bir köye kanalizasyon şebekesi yapımına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11292) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)

46.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, bir köye kanalizasyon şebekesi yapımına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11293) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)

47.- İstanbul Milletvekili Ahmet Tan’ın, bireysel silahlanmaya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11294) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)

48.- Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Şırnak İl Emniyet Müdürlüğünde yapıldığı iddia edilen bir uygulamaya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11295) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)

49.- Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in, Sivas Kongre Müzesine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/11296) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)

50.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, Topkapı Sarayı arsasındaki bazı yapılara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/11297) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)

51.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, özelleştirilme uygulamalarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/11298) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

52.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, personel alımına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/11299) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

53.- Bursa Milletvekili Abdullah Özer’in, KEY ödemelerine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/11300) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

54.- Bursa Milletvekili Abdullah Özer’in, çiftçilerin elektrik borçlarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/11301) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)

55.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, bir köyün okul ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11302) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

56.- İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11303) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

57.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, müfettişlik mülakatlarının yenilenmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11304) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

58.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, bir eğitim kampanyasının denetimine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11305) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

59.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, bir okulun adının değiştirilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11306) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)

60.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, otopark olarak kiralanan okul bahçelerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11307) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)

61.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, İbrahim Müteferrika Matbaacılık Meslek Lisesinin kapatılmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11308) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)

62.- Muğla Milletvekili Ali Arslan’ın, diyabetli çocukların eğitim sorunlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11309) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)

63.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, bir okulun adının değiştirilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11310) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)

64.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, İLKSAN kesintilerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11311) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)

65.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Yalova’da görev yapan öğretmenlere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11312) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)

66.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, domuz gribi aşısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11313) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

67.- Gaziantep Milletvekili Akif Ekici’nin, kirlilikten etkilenen deniz ürünlerinin insan sağlığına etkilerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11314) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

68.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, bir açıklamasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11315) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

69.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, H1N1 aşısı uygulamasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11316) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

70.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, küçük eczanelerin kapanacağı iddialarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11317) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)

71.- Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, Samsun Adli Tıp Grup Başkanlığına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11318) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)

72.- Muğla Milletvekili Ali Arslan’ın, diyabet hemşiresi açığına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11319) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)

73.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, GDO’lu ürünlere ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11320) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

74.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Doğu Anadolu’daki illerin bir destekleme kapsamına alınmasına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11321) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

75.- Eskişehir Milletvekili Fehmi Murat Sönmez’in, GDO’lu ürünlerle ilgili yönetmelikten önce kontrol belgesi alan ürün ve firmalara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11322) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

76.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun, Doğanyurt ilçesinin fındık ekim alanı kapsamına alınmamasına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11323) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

77.- Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, Türk Telekom’un gayrimenkullerine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11324) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

78.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, personel alımına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11325) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

79.- Artvin Milletvekili Metin Arifağaoğlu’nun, bazı yol çalışmalarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11326) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

80.- Artvin Milletvekili Metin Arifağaoğlu’nun, Artvin’deki bir yol çalışmasına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11327) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

81.- Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Akyaka PTT Müdürlüğü hizmetlerinin yeterliliğine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11328) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

82.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, bazı beldelerdeki PTT şubelerinin kapatılacağı iddiasına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11329) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)

83.- Eskişehir Milletvekili Fehmi Murat Sönmez’in, hızlı tren hattının bakım ve onarım hizmetlerine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11330) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)

84.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, nikah kıyan din görevlilerine ilişkin Devlet Bakanından (Faruk Çelik) yazılı soru önergesi (7/11331) (Başkanlığa geliş tarihi: 01/12/2009)

85.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, sosyal güvenlik destek primi kesintisine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11332) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

86.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, şeker ithalat ve ihracatına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/11333) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)

87.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, el konulan ÇEAŞ ve Kepez elektrik şirketlerine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11334) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)

88.- İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in, su politikasıyla ilgili bazı iddialara ilişkin Devlet Bakanından (Egemen Bağış) yazılı soru önergesi (7/11335) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)

 

16 Aralık 2009 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Murat ÖZKAN (Giresun)

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 33’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündemimize göre 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Üçüncü turda, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı, Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği bütçeleri yer almaktadır.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ

1.- 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 442) (x)

2.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2008 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/728, 3/934) (S. Sayısı: 443) (x)

A) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-  Vakıflar Genel Müdürlüğü  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.-  Vakıflar Genel Müdürlüğü  2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

B) BASIN–YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-   Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.-   Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü  2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

C) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU

1.-   Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.-  Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

                               

(x) 442 ve  443 S. Sayılı  Basmayazılar  ve  Ödenek  Cetvelleri 14/12/2009 tarihli 31’inci Birleşim Tutanağına eklidir.

D) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI

1.-    Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.-    Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

E) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI

1.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı  2010 Yılı Merkezi Yönetim  Bütçesi

2.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim  Kesin Hesabı

F) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ

1.-  Atatürk Araştırma Merkezi 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

G) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ

1.-  Atatürk Kültür Merkezi 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

H) TÜRK DİL KURUMU

1.-  Türk Dil Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

I) TÜRK TARİH KURUMU

1.-  Türk Tarih Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

İ) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.-  Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.-  Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

J) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

1.-  Diyanet İşleri Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.-  Diyanet İşleri Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

K) AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ

1.- Avrupa Birliği Genel Sekreterliği  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Avrupa Birliği Genel Sekreterliği  2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Sayın milletvekilleri, 03/12/2009 tarihli 26’ncı Birleşimde bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin yirmi dakika olması kararlaştırılmıştır. Buna göre, turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekillerinin, konuşmaların bitimine kadar şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofonlarındaki kırmızı ışıkları yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş olacaktır.

Tur üzerindeki konuşmalar bittikten sonra, soru sahipleri, ekrandaki sıraya göre sorularını yerlerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi on dakika içinde tamamlanacaktır. Cevap işlemi için de on dakika süre verilecektir. Cevap işlemi on dakikadan önce bitirildiği takdirde geri kalan süre için sıradaki soru sahiplerine söz verilecektir.

Bilgilerinize sunulur.

Üçüncü turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum.

AK PARTİ Grubu adına: Akif Gülle, Amasya Milletvekili; İrfan Gündüz, İstanbul Milletvekili; Osman Coşkun, Yozgat Milletvekili; Mehmet Domaç, İstanbul Milletvekili, İbrahim Kavaz, Erzurum Milletvekili; Mustafa Kabakcı, Konya Milletvekili; Abdurrahman Dodurgalı, Sinop Milletvekili; Abdullah Çalışkan, Kırşehir Milletvekili.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına: Bülent Baratalı, İzmir Milletvekili; Osman Coşkunoğlu, Uşak Milletvekili; Hüseyin Ünsal, Amasya Milletvekili; Atila Emek, Antalya Milletvekili; Onur Öymen, Bursa Milletvekili.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına: Mustafa Kemal Cengiz, Çanakkale Milletvekili; Alim Işık, Kütahya Milletvekili; Atila Kaya, İstanbul Milletvekili; Osman Çakır, Samsun Milletvekili.

Şahısları adına: Lehinde olmak üzere, Bayram Özçelik, Burdur Milletvekili; aleyhinde olmak üzere, Hüseyin Pazarcı, Balıkesir Milletvekili.

Şimdi söz sırası, AK PARTİ Grubu adına söz isteyen Akif Gülle, Amasya Milletvekili.

Buyurun Sayın Gülle. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AKİF GÜLLE (Amasya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarihin ta derinliklerinden ecdadımızın adım adım ve nefes nefes varlığını ve manevi değerlerini ifade eden vakıflarımızdan sorumlu Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, güzel Anadolu’muzun her bir köşesinde dimdik ayakta duran, yaklaştığımızda ve baktığımızda ruh dünyasıyla aydınlatan, coşturan, elbette derinden, hoşça düşündüren vakıf eserlerimizin mimarlarını, yaptıranlarını ve taş üstüne taş koyanlarını rahmetle anıyoruz. Allah hepsine rahmet etsin.

Sayın milletvekilleri, vakıf eserlerimize ait ilk yazılı belge 1048 yılına aittir. İftihar kaynağımız Selçuklular döneminde, bu döneme ait camiler, çeşmeler, medreseler bizi iftiharla düşündürüyor ve de sevindiriyor. Osmanlılarla ilgili dönemde bu anlayışın yanında, sağlıktan eğitime, çevreden sosyal hizmetlere kadar bütün alanlar vakıflarca, vakıflar aracılığıyla ilgileniliyor ve de yürütülüyor. Bu icraat, bize, bizim geçmişle olan bağlarımızı sağlamlaştırıp, geleceğe güvenle bakmayı da bize temin ediyor ve de sağlıyor çünkü vakıf kavramı, yaşadığımız hayatın her anlamında etkisini ve varlığını gösteren bir yardımlaşma biçiminin kurumsallaştırılmış en güzel bir hâlidir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, vakıf eserlerimizin dünü kadar bugünü de elbette hepimiz için oldukça önemlidir. Korunması ve amacına uygun kullanılması da elbette bizlere aittir. Bugün bu sorumluluğu, 1924 yılında kurulan Vakıflar Umum Müdürlüğü yürütmektedir.

Değerli arkadaşlar, iktidar dönemimizde bu kurum iftihar kaynaklarımızdan bir tanesidir. Görev alan sayın bakanlarımızın, Genel Müdürlüğümüzün merkez ve taşrada çalışan tüm mensuplarının samimi ve gayretli çalışmaları yüzümüzü ağartmaktadır.

Bakınız, 2002 yılı itibarıyla tespit ve tescili yapılan eser sayısı 9.483 iken, bugün bu rakam 19.825’e ulaşmıştır. Yani, 10 bine yakın vakıf eseri ortaya çıkmış, kaybolmuş, unutulmuş, altın değerlerimiz de yeniden aramıza gelmiştir.

1998-2002 yılları arasında 46 eser onarılırken, bugüne kadar 3.383 adet eser onarılmıştır. Onarılan bu eserlerin; 2003 yılında 94 adedi, 2004 yılında 400 adedi, 2005 yılında 519 adedi, 2006 yılında 750 adedi, 2007 yılında 750 adedi, 2008 yılında 750 adedi onarımı gerçekleştirilmiş ve onarılan eserlerin yaklaşık 2.105 adedi cami, 165 adedi hamam, 331 adedi türbe, 26 adedi kervansaray, 89 adedi medrese, 75 adedi han, 24 adedi bedesten, 21 adedi imaret, 3 adedi Mevlevihane, 1 adedi darüşşifa, 1 adedi bimarhane, 9 adedi çeşme, 30 adedi kümbet 210 adedi zaviye ve mezarlıklardan meydana gelmektedir.

Sayın milletvekilleri, bu hizmetler bizlerin iftihar kaynaklarıdır. Ne var ki bütün milletimizin vakıf eserlerimize gözünün içi gibi bakmaları unutulmamalıdır. Bize en büyük emanetlerden başta gelenlerden bir tanesi de hiç şüphesiz vakıf eserlerimizdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gülle, lütfen tamamlayınız.

Buyurun.

AKİF GÜLLE (Devamla) – Şunu da unutmayalım ki bu güzel hizmetleri devletimiz yürütürken vatandaşlarımızın içerisinden de vakıf eserlerimize sahip çıkan, onarılmasını tamamlayan ve güzel bu tarihî abideleri halkımızın hizmetine sunan şahsiyetler vardır. Bu şahsiyetleri de huzurlarınızda saygıyla anıyorum. Allah sayılarını artırsın diyorum, hepinizi en içten duygularla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Söz sırası İrfan Gündüz, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Gündüz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Vakıflar Genel Müdürlüğünün 2010 yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve bizleri televizyonları başında izleyen aziz milletimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Geçmişimizi geleceğe taşıyan göz bebeği kurumlarımızdan biri olan Vakıflar Genel Müdürlüğü 41.720 adet mazbut, 287 adet mülhak, 4.498 adet yeni ve 161 cemaat vakfının iş ve işlemleri ile denetimini ecdat yadigârı 19.980 adet tarihî eserin bakımı, onarımı ve yaşatılmasını merkez ve taşra teşkilatında toplam 2.769 personelle yerine getirmektedir.

Vakıflar Genel Müdürlüğünün bütçe grafiğindeki yükseliş trendi bu gözde kurumumuzun başarı performansının en güzel göstergesidir. 2003 yılı bütçesi 44 milyon TL iken 2009 yılı bütçesi 443 milyon TL olarak gerçekleşmiş, 2010 yılı bütçesi de 460 milyon TL olarak hazırlanmıştır.

Bütçe gelirlerinin tamamı Genel Müdürlüğün öz kaynaklarından karşılanmakta ve genel bütçeye yük olmadan kendi ayakları üstünde duran bir özellik arz etmektedir.

Hiçbir sosyal güvencesi olmayan, gerekli şartları taşıyan muhtaç, özürlü, engelli ve yetimlere sosyal yardımlar yapılmaktadır. Bu fasıldan 2002 yılında 1.200 vatandaşımız yararlanırken 2009 yılında bu sayı 5 bine çıkarılmış ve her birine aylık yaklaşık 300 TL ödeme yapılmıştır.

2006-2007 öğretim yılında başlatılan Millî Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören şehit çocuklarına, öksüz ve yetim öğrencilerden 10 binine 2009 yılı itibarıyla aylık 50 TL burs verilmesi sağlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 2002 yılında 23 imarette 14 bin kişiye sıcak yemek dağıtımı yapılırken 2009 yılında bu rakam 81 ilde açılan imaretler aracılığıyla 78.450 muhtaç vatandaşımıza sefer taslarıyla evlerine kadar teslim edilmek üzere sıcak aş dağıtımı gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, 794 ilçede 58.650 aileye her ay 10 kalemden oluşan kuru gıda yardımı yapılmaktadır.

Vakıflar Genel Müdürlüğünce mazbut vakıfların vakfiyelerinde yer alan eğitim şartının yerine getirilmesi amacıyla 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 52’nci maddesi gereği, toplumun ihtiyaç duyduğu uluslararası bilimsel çalışmaları yakından takip edecek insanlar yetiştirmek üzere Bezmi Âlem Vakıf Üniversitesi kurulması çalışmaları ile ilgili yasal prosedür tamamlanarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuştur.

Ayrıca, teknik konularda duyulan ihtiyacı karşılamak üzere İstanbul’da “Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi” adıyla, bünyesinde mimarlık, mühendislik, güzel sanatlar fakülte ve meslek yüksekokullarının yer alacağı bir üniversite kurulması çalışması başlatılarak Yükseköğretim Kuruluna sunulmuştur.

Vakıf kültür varlıklarının bakım, onarım ve restorasyonu Genel Müdürlükçe büyük bir itinayla yürütülmektedir. 2002 yılı itibarıyla tespit ve tescili yapılan eser sayısı 9.483 iken bugün bu rakam 19.825’e ulaşmıştır. 1998-2002 yılları arasında 46 eser onarılmış iken 2003 yılından bugüne kadar toplam 3.383 adet eserin onarımı gerçekleştirilmiştir. 2010 yılında da 750 eserin daha proje ve onarımının yapılması planlanmıştır.

Ayrıca, coğrafi bilgi sistemi, yine, vakıf taşınmazlarına ait her türlü gelirin takibini dijital ortamda sağlayacak vakıf taşınmazları yönetim sistemi 2010 yılında hayata geçirilecektir.

2003 yılından bugüne kadar yapılan çalışmalarla 290 adet gayrimenkul kat karşılığı modeli, 109 adet gayrimenkul yap-işlet-devret modeli, 95 adet tarihî eser de restore et-işlet-devret modeliyle değerlendirilerek 1 milyar 750 milyon TL’lik yatırım gerçekleştirilmiş ve bunların hiçbirisi, ne genel bütçeye ne de Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesine yük olmadan hayata geçirilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, Vakıflar Genel Müdürlüğümüz personeline, başta Sayın Genel Müdürümüz olmak üzere, bütün çalışanlarına, bu başarıyı yakaladıklarından dolayı teşekkür ediyor, 2010 yılı bütçesinin ülkemize, Genel Müdürlüğümüze ve aziz milletimize hayırlı olmasını diliyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Osman Coşkun, Yozgat Milletvekili.

Buyurun Sayın Coşkun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA OSMAN COŞKUN (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010 yılı bütçe görüşmelerinde Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Meclisimizi ve halkımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşuyla eş zamanlı, yaşıt bir kuruluşumuzdur. Kurtuluş Savaşı’ndan beri önemli fonksiyonlar icra etmiş, yurt içinde ve dışında enformasyon alanında ülkemizin en köklü kurumlarından biri hâline gelmiştir. 1984 tarihinde “Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü” adıyla yeniden yapılandırılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Müdürlük, kendisine verilen yetki ve sorumluluklar çerçevesinde ilgili makamlar ile kamuoyuna zamanında doğru, tanıtıcı, aydınlatıcı bilgi akışını sağlamak ve aydınlatma faaliyetlerine katılmakla yükümlüdür. Bunun yanı sıra, devletin açık enformasyonunun en önemli kaynağını oluşturan Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğüne bu amaca yönelik olarak günde yaklaşık 5 bin haber ulaşmaktadır. Bu haberlerin toplanabilmesi için her gün Türkçe ve diğer dillerde yayın yapan yabancı radyoların yaklaşık 41 yayını kaydedilmekte ve dinlenmekte, 4 yerli, 20 yabancı haber ajansı ve İnternet aracılığıyla elde edilen haberler sürekli takip edilmektedir. 16 yabancı televizyon kanalının günlük yayınları izlenmektedir. Yurt dışı basın müşavirlikleri, görev bölgelerinde basın ve yayın organlarında yayınlanan Türkiye’yi doğrudan ya da dolaylı olarak ilgilendiren haber ve yorumların çevirilerini Genel Müdürlüğe intikal ettirmektedirler.

Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Türkiye’de İnternet  sayfası oluşturan ilk kamu kuruluşlarındandır. Türkçe ve İngilizce sayfasında, ülkemizi tanıtmaya yönelik çeşitli bilgilerin yanında güncel olaylara ilişkin bilgiler de yer almaktadır. Aylık ortalama 750 bin kişi kurumun İnternet  sayfasına erişmekte ve yaklaşık 160 bin dosyaya ulaşabilmektedir.

Genel Müdürlük, basın yayın hizmetleri kapsamında iç kamuoyunun sesini yansıtan, yerli basın mensuplarımızın çalışmalarını kolaylaştıracak ve özellikle çok sesliliğin gereği olan yerel basını güçlendirecek tedbirler almaktadır. Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü bu çerçevede ülkemizin değişik illerinde yerel medya eğitim seminerleri düzenlemektedir. Medya mensuplarına haber, fotoğraf, yayın ve eğitim desteği vermektedir. Yerel medyayı teşvik etmek amacıyla her yıl Anadolu basınını özendirme yarışmaları düzenleyen Genel Müdürlük, ayrıca yerel medya mensuplarının ihtiyaç duyduğu konularda yerel olarak meslekleriyle ilgili bilgilendirme toplantıları düzenlemektedir.

Genel Müdürlük, enformasyon hizmetleri kapsamında, ülkemizde görev yapan yabancı medya mensuplarının mesleki çalışmalarına yardımcı olmakta, ülkemizin tanıtılmasına katkı sağlamaktadır.

Ülkemizde yerleşik ve geçici olarak görevlendirilen yabancı basın mensubu sayısında ve ülkemizde kendi imkânlarıyla veya Genel Müdürlüğün davetiyle gelen yabancı basın-yayın mensuplarının sayısında önemli bir artış olmaktadır. Ülkemizde faaliyet gösteren mevcut yerleşik yabancı basın mensubu 2000’li yıllarda 30-40 kişi iken, 2009 yılında bu rakam 265’i bulmuş olup, 2010 yılında 300 olması beklenmektedir. Davet edilen ve kendi imkânlarıyla ülkemize gelip mesleki çalışmalar yapmak isteyen yabancı basın mensupları sayısında sürekli bir artış gözlenmektedir.

Genel Müdürlük, ülkemizin iller bazında tanıtımını da sağlamak amacıyla yabancı basın mensuplarıyla çeşitli programlar yapmaktadır. Genel Müdürlük, ayrıca dost ve komşu ülkelerde medyayla ilgili konferanslar ve toplantılar düzenlemekte, komşu ülke basın-yayın mensuplarına da eğitim vermektedir.

Genel Müdürlüğümüz, devletin iletişim ihtiyacını karşılayan sayılı kurumlardan birisidir. Bu niteliğiyle Genel Müdürlük AB’ye üye ülkelerin kamu iletişim kurumlarının oluşturduğu danışma ve istişare platformu olan Venedik Kulübünde 2004 yılında üyelik statüsünü elde etmiştir. Bu yönüyle Genel Müdürlük basının ilgi odağı olmaktadır.

Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün 2010 yılı bütçe tasarısı, ekonomik sınıflandırmaya göre toplam olarak 67 milyon 175 bin TL şeklindedir. Ekonomik sınıflandırmaya göre Genel Müdürlük hizmetlerinden en fazla ödenek kullanan haber hizmetleridir. Yatırım ödeneğiyle devlet enformasyon takip sistemi, matbaa birimi ve elektronik arşiv projeleri gerçekleştirilecektir. Ayrıca, Genel Müdürlüğün bir kısım demirbaşları yenilenecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü bütçesinin kabul edilmesi temennisiyle konuşmamı tamamlarken, 2010 yılı bütçesinin ülkemiz için hayırlı olmasını diliyor, Meclisimizi ve halkımızı saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Coşkun.

Mehmet Domaç, İstanbul Milletvekili; buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET DOMAÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı ve Türkiye Bilimler Akademisi 2010 yılı bütçesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

TÜBİTAK, toplumda bilim, teknoloji ve yenilik kültürünün oluşması için çalışan özerk bir kamu kurumudur; ülkemizde ARGE politikalarının oluşumuna katkı sağlar, üniversite, kamu ve özel sektörün bilimsel araştırmalarını, bilim insanlarını destekler, enstitülerinde kritik alanda araştırmalar yürütür. TÜBİTAK’ın etkinliğinin artırılması amacına yönelik olarak son yedi yılda sağlanan kaynak, kuruluşundan bu yana sağlanan kaynağın üzerindedir.

Sayın milletvekilleri, yoğun bir küresel rekabetin yaşandığı dünyamızda hızla değişen pazar ihtiyaçlarına kısa sürede yanıt verebilen, ileri teknoloji geliştiren ve ekonomik ürünlere dönüştürebilen inovatif firmalar ayakta kalabilecektir. İnovasyonun temeli bilgiye, ARGE faaliyetlerine dayanır, ülkemizin kalkınmasının da bilgiye dayalı olması kaçınılmazdır. Ekonomik ve sosyal refahın artması, özel sektörün ARGE ve yenilikçilik yeteneğinin geliştirilmesinden geçmektedir. TÜBİTAK bu amaca yönelik özel sektörü de desteklemektedir.

Değerli milletvekilleri, yatırım ve istihdamı artırmak, katma değeri yüksek ürünleri teşvik etmek için 2008 yılında kanunlaşan Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ülkemizdeki ARGE çalışmalarına hız kazandırmıştır. Hükûmetimiz tarafından altmışın üzerinde firmaya ARGE merkezi kurması için izin verilmiştir. TÜBİTAK’ın ARGE destek programlarına özel sektör kuruluşlarınca 2000 yılında 260 proje başvurusu yapılmışken, 2009’da bu rakam 1.645’e yükselmiştir. Tüm işletmelerin yüzde 98 kısmını oluşturan KOBİ’lerin ARGE projeleriyle verimliliklerinin artırılmasını teşvik amacıyla 2007’de KOBİ ARGE Başlangıç Destek Programı başlatılmıştır.

Savunma sanayimizin ihtiyacı olan ARGE projeleri de TÜBİTAK tarafından desteklenmeye başlanmış, Göktürk-2 Uydu Projesi kapsamında geliştirilecek yer gözlem amaçlı uydu, ilk Türk tasarımı ve üretimi uydu olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ulusal ve uluslararası iş birliklerini desteklemek amacıyla katıldığımız Avrupa Birliği 7. Çerçeve Programı’ndaki proje katılımı, 6. Çerçeve Programı’na göre yüzde 35 artış göstermiştir. Avrupa Birliği Komisyonunun yayınladığı 2008 Türkiye İlerleme Raporu’nda, ülkemizin Avrupa araştırma alanına entegrasyonunda iyi bir konumda olduğu vurgulanmıştır.

TÜBİTAK son derece önemli ve değerli akademik yayınlar, popüler bilim kitapları ve dergiler yayınlamakta, çeşitli organizasyon ve etkinliklerle toplumun bilime olan ilgi ve merakının artmasını sağlamaktadır. Teknolojiyi geliştirme düşüncesinin toplumun tüm kesimlerince benimsenmesi için çalışma yapmaktadır.  Bilim Çocuk dergisi aylık 100 bin civarındaki tirajıyla Türkiye'nin tüm kategorilerinde en çok satan dergidir. Bilim ve Teknik dergisi, aylık tirajı 65 bin civarında olup Türkiye’de en çok satan beş dergi arasında bulunmaktadır.

Sayın milletvekilleri, ARGE’ye en fazla kaynak ayıran ülkeler arasında olmayı, daha güçlü bir ülkenin vatandaşları olmak için başarmalıyız. 2003-2007 yıllarında ARGE harcamalarında özel sektörün payı yüzde 23’ten yüzde 41’e yükseldi. Özel sektörün ARGE’ye ayırdığı kaynağın daha da artması ülkemizin gelişimi için vazgeçilmezdir.

ARGE’de finansal kaynaklardan da önemlisi insan kaynağıdır. Ülkemiz son yıllarda araştırmacı sayısını en hızlı artıran ülkeler arasındadır.

Sayın milletvekilleri, ülkelerin bilim ve teknoloji alanındaki ölçütlerinden biri de bilimsel yayınlardır; TÜBİTAK bu yayınları teşvik etmektedir. 2009 yılında 21.170 uluslararası yayına teşvik verilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Bilimler Akademisi geleceğin bilgi toplumuna Türk toplumunu hazırlamakla görevlidir. Bilim eğitimi ile çocuklarımızı ve gençlerimizi hedeflerken, halk eğitimi programlarıyla da tüm toplumu kapsamaktadır. TÜBA, bilimsel etkinliklerin uluslararası kuruluşlarla beraber geliştirilmesi, ülkemizin bilim camiasında temsili amacıyla yabancı bilim akademileriyle yirmi iki adet iş birliği protokolü imzalamıştır. Türkiye Bilimler Akademisi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Domaç, lütfen tamamlayınız.

MEHMET DOMAÇ (Devamla) – …2010 yılı bütçesi 9 milyon 980 bin Türk lirası olarak öngörülmüştür. Bu bütçenin büyük bir bölümü de bilim insanlarımızın desteklenmesinde bilimsel toplantılara ve bilim insanı değişim programlarının düzenlenmesinde ve araştırma programında kullanılacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilim, teknoloji ve yenilik, refah demek, rekabet gücü demek, bilgi toplumu demek, gelişmişlik, kalkınma demektir. Dünyanın en güçlü on ekonomisinden biri olma hedefimize ulaşmak, ancak bilimsel ve teknolojik ilerlemeyle, eğitime, ARGE’ye ve inovatif çalışmalara yapılan yatırımlarla olanaklıdır.

2010 yılında TÜBİTAK ve TÜBA’ya ayrılan ödeneğin en verimli kullanılması, ülkemizin bilim ve teknoloji alanlarındaki başarılarının artması dileğiyle, 2010 mali yılı bütçesinin hayırlı olmasını diler, hepinizi saygı ve sevgilerle selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Domaç.

İbrahim Kavaz, Erzurum Milletvekili...

Buyurun Sayın Kavaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM KAVAZ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı kapsamında Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı bütçesi üzerine, AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Anayasamızın 134’üncü maddesi gereği 2876 sayılı Kanun’la Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini, Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayımlar yapmak amacıyla kurulmuştur. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu; Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezinden oluşmaktadır. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve bağlı kuruluşları kanunla verilen görevlerini yerine getirebilmek ve belirtilen amaçlara ulaşabilmek için ülke çapında planlanan konferans, sempozyum ve paneller düzenlemekte, uluslararası kongreler ve bilimsel toplantılar yapmaktadır. Yüksek Kurum ve bağlı kuruluşların diğer faaliyet alanları ise bilimsel, tarihî ve kültürel temellere dayanan geniş kapsamlı yayımlar yapmaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüksek Kurum ve bağlı kuruluşlar yukarıda değindiğim esaslar çerçevesinde 2009 yılında şu faaliyetleri yürütmüştür: Atatürk Araştırma Merkezi tarafından 15 adet bilimsel eser yayımlanmış, 23 adet eser basım için ihale edilmiştir. 16 adet bilimsel konferans, 7 adet panel ve 6 tane sempozyum düzenlenmiştir. Türk Dil Kurumu tarafından 12 süreli yayın ile 37 kitap yayımlanmış olup baskı aşamasındaki kitapların da yayımlanmasıyla yıl sonunda basılan toplam kitap sayısı 58 tane olacaktır. Türk diliyle ilgili olarak 20 ulusal, 5 uluslararası toplantı gerçekleştirilmiş, yurt genelinde 33 konferans verilmiş ve bu toplantılara konuşmacı olarak 345 bilim adamı katılmıştır. Türk dili alanında lisans ve lisansüstü düzeylerde öğrenim gören 77 öğrenciye burs verilmiştir. Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük, Sesli Türkçe Sözlük, Terimler Sözlüğü, Kişi Adları Sözlüğü gibi Türk dilinin temel başvuru kaynaklarını sanal ortama aktarıp ücretsiz olarak halkımızın kullanımına açmıştır.

Kurum yeni bir çalışma daha başlatmış, Türkçenin zengin söz varlığına dayalı Güzel Türkçe Bulmaca Dizisini hazırlamış; bulmacalar, yaygın, bölgesel ve yerel basın kuruluşlarına Türk Dil Kurumu tarafından ücretsiz olarak 1 Ocak 2010 tarihinden itibaren gönderilecek ve güzel Türkçe bulmacalar gazetelerimizde yayımlanmaya başlayacaktır. Böylece bir taraftan basın kuruluşlarımıza destek sağlanırken diğer taraftan da bulmaca çözerek kişilerin söz varlıklarını geliştirmeleri sağlanacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Tarih Kurumu tarafından toplam 25 bin adet, 1 tanesi altı cilt, 1 tanesi iki cilt, 4 tanesi birer cilt olmak üzere, ayrıca 6 yeni kitap hazırlanmış ve ayrıca 2 adet süreli yayın yayımlanmıştır. Yine bu yıl 18 bin adet, 2.800 sayfalık Anadolu, Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar -ki, 1453-1650 yıllarını kapsamaktadır- kitabının basımı gerçekleştirilmiştir.

3 adet uluslararası, 1 adet ulusal olmak üzere 4 adet bilimsel sempozyum ve panel düzenlenmiştir. 31 adet kazı çalışmasına 151 bin TL destek sağlanmıştır. 12 lisans öğrencisi, 5 yüksek lisans ve 5 doktora öğrencisi olmak üzere toplam 22 öğrenciye karşılıksız burs verilmiştir.

Atatürk Kültür Merkezi 2009 yılında 32 adet bilimsel eser yayımlamıştır. Türk kültür kongrelerinin yedincisi 5-10 Ekim tarihleri arasında Ankara’da gerçekleştirilmiştir. Bunların dışında, kültürel konularla ilgili 5 panel düzenlenmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı ve bağlı kuruluşlarca 2010 yılı içerisinde Atatürk Araştırma Merkezi tarafından 20 adet konferans, 5 adet sempozyum, 1 adet çalıştay düzenlenmesi öngörülmüştür. 3 adet dergi ve 20 adet bilimsel yayınla birlikte Atatürk Ansiklopedisi ve Cumhurbaşkanlarımızın söylev ve demeçlerinden oluşan eserlerin basımı gerçekleştirilecektir. Türk Dil Kurumu tarafından Büyük Türkçe Sözlük, 600 bine ulaşan söz varlığıyla 2010 yılında yayımlanacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kavaz, lütfen tamamlayınız.

İBRAHİM KAVAZ (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Türkçe Sözlük’ün ve Yazım Kılavuzu’nun gerçekleştirilmiş yeni baskıları 2010 yılında yayımlanacaktır.

Türk dünyasına yönelik bilgisayar destekli dil bilimi araştırmaları gerçekleştirmek amacıyla Türk Dil Kurumu tarafından oluşturulan çalışma grubunda ortak kültür değerlerimizin sanal ortama aktarılması ve veri tabanına dönüştürülerek öncelikle Türkiye Türkçesinin daha sonra da Türk lehçelerinin en büyük veri tabanının hazırlanması çalışmaları yürütülmektedir. Türk Dil Kurumunun Türk dünyasının ortak kültür değerlerine yönelik önemli çalışması, Türk dünyası destanlarının tespiti ve Türkiye Türkçesine aktarılması, ki değerli milletvekilleri, Almanya 1930’da bunu tamamlamıştır, bu çalışma projesi tamamlanmış, başlangıçtan bugüne bu projede yayımlanan eser sayısı 33’tür, tamamı 100’e yakın destan, kültür ve bilim dünyamıza kazandırılmış olacaktır ki çok önemli bir çalışma olarak ilgilileri kutluyorum bu manada. Yıllarca ihmal edilen hatta yasaklanan Türk işaret dilinin oluşturulması, sözlüğün ve dil bilgisi kitaplarının hazırlanması da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM KAVAZ (Devamla) - …bu çerçevede ele alınacak değerler, çalışmalar arasındadır. Asılsız Soykırım İddiaları ile Mücadele Koordinasyon Kurulu alt çalışma gruplarıyla beraber ilmî araştırmalarına 2010’da da devam edecek diyor, bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kavaz.

Mustafa Kabakcı, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Kabakcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA KABAKCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığının 2010 mali yılı bütçesi üzerine grubum adına konuşma almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, insanlık tarihinde önemli bir kırılmanın ve dönüşümün yaşandığı, Doğu Bloku’nun dağıldığı, 1990’lı yılların başında kurulan TİKA’nın kuruluş amacı; başta Türk dilinin konuşulduğu ülkeler ve Türkiye’ye komşu ülkeler olmak üzere gelişme yolundaki ülkelerin kalkınmalarına yardımcı olmak, bu ülkelerle ekonomik, ticari, teknik, sosyal,  kültürel ve eğitim alanında iş birliği projeleri ve programlar aracılığıyla geliştirmektir. Hükûmetimiz 2002 yılından bugüne kadar dış politikada tüm dünyayı kuşatan bir politika benimsemiştir. Benimsemiş olduğumuz dış politikaya paralel olarak TİKA da faaliyet gösterdiği coğrafyayı genişletmiştir.

Önemli bir dış politika aracı olan kalkınma yardımları alanında ülkemiz ciddi atılımlar gerçekleştirmiş ve yükselen değerimiz ülkeler arasında anılmaya başlamıştır. Bu yardımların gerçekleşmesinde Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığının rolü büyüktür. Kalkınma yardımları küresel iş birliğine katılan ülkelerdeki problem alanlarının iyileştirilmesi yoluyla dünyanın güvenlik, istikrar, barış ve refahına önemli katkılarda bulunur. Başta Balkanlar olmak üzere, kültürel havzamız, tarihî ve kültürel derinliğimiz ve beşerî bağlarımız bize büyük avantajlar sağladığı kadar büyük sorumluluklar da yüklemektedir. Balkan, Orta Asya ve Kafkas orijinli milyonlarca vatandaşımız ülkemizde yaşadığından  hâlâ sıkı ve yakın akrabalık bağları, canlı bir etkileşim, sosyal ve ticari ilişkiler -bu bölgelerle- bulunmaktadır. Ülkemiz bu ilişkilere bakarken askerî, siyasi ve ekonomik çıkarı belirleyici bir parametre olarak görmemekte, kardeş, akraba ve dost devlet ve topluluklar ile ilişkilerini her türlü ölçülebilir menfaatin üstünde tarihsel bir sorumluluk olarak görmektedir. Yapılan yardımların etkinliğinin artırılması ve sinerji sağlanması her şeyden önce kurumlar arasında eş güdümün tesisini ve iyi ilişkilerin kurulmasını ve geliştirilmesini gerektirmektedir.

TİKA 20 ülkede 23 ofisiyle teknik ve kalkınma iş birliğini ve acil insani yardımları, program ve proje faaliyetleriyle etkin bir biçimde artırarak devam etmektedir. Yeni dönemde Pakistan, Suriye, Irak ve ağırlıklı olarak Sancak bölgesinde faaliyet göstermek üzere Sırbistan’da TİKA ofislerinin açılması planlanmaktadır. Ayrıca, ofisi olmayan ülkelerde merkezden planlanan proje ve faaliyetler, sivil toplum örgütleri ve bu ülkelere en yakın program koordinasyon ofisleri, Türk büyükelçilikleri ve konsolosluklarıyla merkez birimlerince uygulanmaktadır. Tarihî ve kültürel mirasın canlanması, TİKA faaliyetleri arasında oldukça önemli bir yer tutmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; doğrudur, rüyalar kurgulanmamalıdır ama sadece yaşayanların rüya gördüğü de unutulmamalıdır. Yaşayan tarihî bir hafıza, kültürel miras, aynı dili konuşmayan ama aynı hatıraları, aynı duyguları taşıyan mazlumlar dünyası, Türkiye’yi, Türkiye Büyük Millet Meclisini yakından takip ediyor.

Hiçbir siyasetçimiz Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir geniş coğrafya tarafından takip edildiğini unutmamalıdır. Kongo’da, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde beyazların girmediği 3 milyon kişinin yaşadığı bir şehirde “Beyazları buraya sokmayız ama siz Türkler başkasınız.” diyen zenci kardeşlerimizi, Bekaa Vadisi’nde “Bizi siz buralara bıraktınız.” diyen Türkmenleri, Kudüs Çarşısı’nda Osmanlı nüfus cüzdanıyla arkamızdan koşup Osmanlı nüfus cüzdanını övünerek gösteren Arap kardeşimizi, “1 milyon dolarlık yatırım yapsam acaba Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı alabilir miyim?” diyen Erbil’deki Kürt kardeşimizi, Azerbaycan’da seyyar tezgâhına Türkiye ve Azerbaycan bayrakları asan “Şehitlerinize, şehitlerimize ağladık.” diyen Azerbaycanlı Türk kardeşimizi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kabakcı.

MUSTAFA KABAKCI (Devamla) - …Arnavutluk’ta cüzdanından özenle katlanmış Türk Bayrağı çıkarıp öpüp başına koyan Arnavut kardeşimizi unutmaya hakkımızın olmadığını biliyoruz.

Türkiye’de oluşan oy merkezli dar siyaset havuzunun duvarlarını Azerbaycanlı şair Bahtiyar Vahapzade’nin “yıkın çeperleri” çığlığıyla yıkmalıyız ve artık mazlumlar dünyasının sorumluluğunu Meclis olarak hissetmeliyiz. Siyasetçimizle, bürokratımızla, sivil ve askerimizle geleceğe doğru yürümeliyiz.

Yaptığı güzel çalışmalardan dolayı başta TİKA Başkanımız olmak üzere tüm çalışanları tebrik ediyor, Başkanlığın 2010 yılı bütçesinin ülkemize ve yüce Türk milletine hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kabakcı.

Abdurrahman Dodurgalı, Sinop Milletvekili… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDURRAHMAN DODURGALI (Sinop) – Sayın Başkan, değerli üyeler; 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesiyle ilgili olarak grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Hızlı bir değişimi yaşadığımız ve beraberinde yeni bir zihniyet dünyasıyla karşı karşıya olduğumuz modern çağda, geleneksel bakış açıları da dâhil mevcut bütün hayat tarzları, yönelim ve tercihler fazlasıyla sorgulanır olmuş, daha bir açıklanmaya muhtaç hâle gelmiştir. İçinde yaşadığımız dünyayı “modernlik”, “postmodernlik” ve “küreselleşme” kavramları etrafında açıklayan yaklaşımların dine edilgen bir rol yükleme konusunda bildik kabullerinden vazgeçmemiş oldukları ve buna bağlı olarak dinin hâlâ ya eski ve köhnemiş bir geleneğin parçası ya da sadece hakikat iddiası taşıyan tezlerden bir tez olarak değerlendirilebildiği müşahede edilse de, asla kabul edilemez olan bu tarz değerlendirmelerin sıhhatli ve geçerli olmadığı, aksine dinin, öneminden hiçbir şey kaybetmeyerek, dün olduğu gibi bugün de birey ve toplum hayatında en önemli belirleyicilerden biri olmaya ve toplumdaki merkezî konumunu sürdürmeye devam ettiği görülmektedir.

Dünyanın her tarafında din sosyal hayatı etkilediği gibi sosyal hayattan da etkilenmektedir. Bu bağlamda dinin, özellikle İslam dininin doğru anlaşılmasının, bütün insanlık için rahmet olan boyutlarıyla hayatımıza yön vermesinin ne kadar önemli olduğu açıklamaya bile ihtiyaç hissettirmemektedir.

Kabul etmek gerekir ki, son iki yüz yıldır toplumsal hayata hâkim olan anlayışların ürettiği tezlere karşılık, Müslüman dünyanın yerinde ve zamanında cevaplar ve çözümler üretmesi kolay olmamıştır. Geçici sayılabilecek bu sendeleme ve şaşkınlık İslam’ın çağlar üstü ruhunun kavranamamasından ve yüce dinimizin evrensel mesajının insani yönünün ve insanlık için aydınlık aracı olarak okunmasının ihmal edilmesinden kaynaklanan arızi bir durumdur. İnsanlığa rahmet olarak gönderilen İslam’ın günümüz dünyasında bilinen birtakım amaçlarla küresel ölçekte bir sorun kaynağı olarak gösterilmeye çalışılması Müslümanlar üzerinde psikolojik baskı sayılabilecek rencide edici bir etki de yaratmaktadır. Bugün dinî hayatın yeniden canlanması, İslam’ın özünün ve temel sabitelerinin gerçek anlamıyla açığa çıkarılması, belli başlı sorunların ele alınmasında dini referans olarak gören yaklaşımların çoğalması ve bu çerçevede ortaya konulan çabalar, mevcut açıkların kapatılması ve kayıpların telafi edilmesi konusunda her birimize çok önemli imkânlar sunmakta ve aynı zamanda birtakım sorumluluklar da yüklemektedir.

Sosyal bir gerçeklik olarak dinin laiklik bağlamında devlet ve siyaset gereklilikleri içinde ele alınması kaçınılmaz olmakla birlikte, başta ülkemizde olmak üzere, dinselliğin alanı, temsil ve görünürlüğü konusundaki tartışmalara yansıyan üslup ve yöntemin verimli olmadığı da açıktır.

İslam dini, inanç olduğu kadar ibadet, bir o kadar da bireysel ve sosyal ilişki ağlarına uzanan dinamik bir ahlaki tutumlar bütünüdür. Dini bu bütünlüklü ve kuşatıcı davetinden yalıtılmış kimi form ve ögelerle yaşamaya mahkûm eden bir dindarlık algısını ve retoriğini İslam’la özdeşleştirmek imkânsızdır. İslam, gündelik hayatı huzur, dindarlığı özgüven üzerine kurmayı, insanı kendisiyle ve çevresiyle barıştırmayı hedeflemiş ve bunun için de inanç, ibadet ve ahlak ilkelerini bir bütün olarak insanlığa sunmuştur.

Evrensel bir gerçeklik teziyle gelen, insanın varoluşunun nihai anlamını, hayata bütüncül ve kapsamlı bir şekilde bakabilmeyi öğreten İslam’ın kendini bireysel ve toplumsal sorunların uzağında veya kıyısında tutması düşünülemez. Din, her zaman sosyal hayatın içindedir ve onun katkısı, kendisinin inananları tarafından esaslı bir referans ögesi olarak kabulüyle birlikte hayatiyet bulur.

İşte böyle bir anlayış ortamında, devletimiz tarafından, 3 Mart 1924 tarihinden bu yana, kendisine, toplumu, inanç, ibadet ve ahlak konularında aydınlatmak, bu konularla ilgili işleri yürütmek ve ibadet yerlerini yönetmek görevi verilen Diyanet İşleri Başkanlığımız, bu görevlerini laiklik ilkesi doğrultusunda tüm siyasi görüş ve düşünüşlerin tamamen dışında ve üstünde kalarak, milletçe bütünleşme ve dayanışma amacını gözeterek yerine getirmeye çalışmaktadır.

Toplumu din konusunda aydınlatırken, dinin iki temel kaynağı olan Kur’an ve sünnete dayalı sağlam bilgiyi esas almakta…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -  Sayın Dodurgalı, lütfen tamamlayınız.

ABDURRAHMAN DODURGALI (Devamla) – …on dört asırdır yaşanan dinî hayat tecrübesini daima göz önünde bulundurmakta, modern hayatı ve insanlığın ortak birikimini ve bu konularda gelinen noktayı göz ardı etmemektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığımız, bugün 100 bine yakın camide 85 bin görevliyle ibadet ve din hizmetlerini yürütmekte, camileri yönetmektedir. Cuma günlerinde yaklaşık 16 bin camide yüz yüze, 40 bin camide merkezî sistemle vaaz ve irşat çalışmaları yapmaktadır. Ayrıca, özel olarak kadınların din hizmetlerinden yeterince istifade edebilmesi için onlara yönelik çalışmalar yapmakta, kadın hakları, kız çocuklarının eğitimi, kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık, töre ve namus cinayetleri ve zorla evlendirmeler gibi konularda toplumsal bilinç oluşturma hedefini gütmektedir. Engelli, kimsesiz, yaşlı, yoksul, tutuklu gibi ilgi ve desteğe muhtaç vatandaşlarımızın yanında olmakta, onlara kendi şartları içinde hizmetler sunmaktadır.

Yurt içinde ve yurt dışında birçok önemli hizmete imza atan Başkanlığımızın bu çalışmaları dünya platformlarında tavsiye edilmekte…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDURRAHMAN DODURGALI (Devamla) - …güçlü teşkilat yapısıyla Diyanet İşleri Başkanlığımız, Türk dünyasına, İslam coğrafyasına, Endonezya, Singapur, Pakistan gibi ülkelere model bir kurum olarak vazifesini yürütmektedir.

Son olarak, sayın değerli arkadaşlarım, şu anda Başbakanlıkta bekleyen Diyanet İşleri Teşkilatı yasamız mevcuttur. Bu yasa, Diyanet İşleri Başkanlığının çok önemli sorunlarını çözecektir ve birçok konuda da bu yönetmelik için elde edilen tecrübenin hayata geçmesini sağlayacaktır. Bu konuda da hepinizin yardımlarını bekliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Dodurgalı.

Abdullah Çalışkan, Kırşehir Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDULLAH ÇALIŞKAN (Kırşehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010 mali yılı bütçesi içinde yer alan Avrupa Birliği Genel Sekreterliği bütçesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ İktidarının uyguladığı kararlı ve tutarlı dış politika ile Türkiye'nin küresel ölçekte saygınlığa sahip ve diplomasisine büyük değer verilen bir ülke hâline gelmiş olduğu inkâr edilemez bir gerçektir. Dış politikamızın temelinde, krizden çözüme giden bir yaklaşım değil bir vizyon ortaya koymak suretiyle olası krizlerin önüne geçilmesini ve mevcut sorunların çözüm süreçlerinin de bu anlayışta kolaylaştırılıp hızlandırılmasını sağlamak yatmaktadır. Komşularıyla sorunlarını çözme yönünde önemli adımlar atan Türkiye, bölgesel bir güç hâline gelerek küresel ölçekte de daha etkin bir konuma yükselmeye başlamıştır.

Değerli milletvekilleri, bölgesinde güven ve istikrar unsuru olan Türkiye, Avrupa Birliğine tam üyelik yönünde tam bir kararlılık içindedir. 1959 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğuna yaptığımız ortaklık başvurusuyla başlayan bu süreç, AK PARTİ İktidarının ortaya koyduğu güçlü siyasi irade ve gösterdiği yüksek performans ile hız kazanmıştır. Türkiye, 3 Ekim 2005’te Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerine başlayarak Avrupa Birliğine katılım yönünde önemli ve ciddi bir adım atmıştır. 20 Ekim 2005-13 Ekim 2006 tarihleri arasında, bir yıl gibi kısa bir sürede toplam 33 faslın tarama toplantıları başarıyla tamamlanmıştır. Katılım sürecinde bugüne kadar 11 fasıl müzakerelere açılmış ve Avrupa Birliği mevzuatına uyum amacıyla yaklaşık 225 adet kanun ve 1.100 adet ikincil düzenleme yayımlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, Avrupa Birliğine tam üyelik yolunda her zaman ilerleme hâlindedir. Avrupa Birliğine üyelik sürecinde çok mesafeler aldığımıza inanıyoruz. Hedefimiz tam üyeliktir ve başka bir seçeneği kabul etmemiz kesinlikle mümkün değildir. Türkiye bu süreçte üzerine düşen sorumlulukları yerine getirirken, Avrupa Birliği tarafının da vermiş olduğu sözlere ve atılan imzalara sadık kalmasını ve çelişkili ifadeler ile kamuoyumuzun tereddüt içinde bırakılmamasını beklememiz en doğal hakkımızdır. Avrupa Birliğinin karar alma mekanizmalarını daha da etkinleştirecek olan Lizbon Antlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle tam üyeliğimiz önündeki engellerin ve kurumsal belirsizliğin ortadan kalkacağına inanıyoruz.

Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliğine tam üye olmak, iktidarıyla muhalefetiyle, hepimizin ortak amacı, ortak niyetidir. Biz, AK PARTİ olarak, aslında sonuçtan ziyade süreci önemsiyoruz. Avrupa Birliğine üyelik sürecinde gerçekleştirdiğimiz reformlarla, ülkemizin her alanda daha çağdaş standartlara ulaşacağına inanıyoruz. Biz üzerimize düşen çalışmaları yaptıktan sonra, Avrupa Birliği tarafının Türkiye’yle ilgili vereceği karar, bizden çok Avrupa Birliğini ilgilendirmektedir. Avrupa Birliği küresel bir aktör olmak istiyorsa, dünyadaki ekonomik, siyasi ve sosyal gelişmelerde daha etkin olmak istiyorsa ülkemize ihtiyacı vardır. Avrupa Birliğinin çeşitli nedenlerle kendisini yapay, coğrafi ve düşünsel sınırlar içine kapatması, kendisi için ciddi sorunlara yol açabilecek stratejik bir hata olacaktır. Biz, temel hak ve özgürlüklerin kapsamını genişleten çok sayıda yasal düzenlemeyi hayata geçirmek ve hazırladığımız ulusal programdaki taahhütlerimizi yerine getirmek suretiyle reform sürecini hız kesmeden sürdürmek konusunda kararlıyız. Türkiye, karşılıklı kazanç ilkesi çerçevesinde, müzakere sürecini başarıya ulaştıracak güç, birikim, heyecan ve iradeye sahiptir. Zaman ne gösterecek, bu süreçte Avrupa Birliğinde hangi liderler gelip geçecek, gelişmeler nasıl olacak, bunu hep birlikte göreceğiz. Sayın Başbakanımızın da dediği gibi, biz, Kopenhag Kriterleri’ne “Ankara kriterleri” diyerek, yolumuza devam edecek potansiyele ve iradeye potansiyele ve iradeye sahip bir ülkeyiz.

KÜRŞAT ATILGAN (Adana) – Söylediklerine sen inanıyor musun?

ABDULLAH ÇALIŞKAN (Devamla) - Ümit ediyoruz ki Avrupa Birliği de Türkiye'nin ne kadar büyük ve önemli bir ülke olduğunu göz önüne alarak müzakere sürecinin siyasi istismarlardan ve suni engellemelerden uzak bir şekilde hızla tamamlanmasına katkı sağlayacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çalışkan, lütfen tamamlayınız.

ABDULLAH ÇALIŞKAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz açısından en önemli kurumlarımızdan biri de Avrupa Birliği Genel Sekreterliğidir. 4 Temmuz 2000’de kurulan kurum, Türkiye'nin Avrupa Birliğine tam üyelik sürecini koordine etmektedir. Bu yılın temmuz ayında yürürlüğe giren teşkilat kanunu ile kurumun müzakere sürecini daha etkin bir şekilde yürütebilmesinin önü açılmıştır.

Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin 2010 bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çalışkan.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Bülent Baratalı, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Baratalı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT BARATALI (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü bütçeleri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi şahsım ve grubum adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, vakıflar Türkiye’de modern anlamda belediye hizmetleri başlamadan önce bin yıllık bir tarihî süreç içinde bu hizmetleri yapan çok önemli bir kurumumuzdur. Nitekim, Ulu Önder Atatürk, 1 Mart 1922’de Türkiye Büyük Millet Meclisini açış nutkunda vakıflarla ilgili konulara gelince “Bilinmektedir ki vakıflar memleketimizin mühim bir servetini teşkil eder.” diyerek kuruma ne kadar önem verdiğini ifade etmiştir. Tarihimizin ve kültürümüzün bir parçası olan vakıf eserlerinin korunması ve gelecek nesillere taşınması yalnızca bir kurumun ve kuruluşun değil, merkezî ve yerel bütün yönetim ve yöneticilerin ortak sorumluluğudur. Bu bağlamda, taşınmaz tarihî eserlere ilişkin tasarruflarda ilgili kurum ve kuruluşlar arasında eş güdüm önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Öte yandan, taşınır ve taşınmaz tüm tarihî eserlerin tespitinin tam ve sağlıklı olması için teknolojik araçlardan yeterince yararlanılmadığı, Sayıştayın yaptığı önemli eleştiriler arasındadır. Yine, onarım ve restorasyon konularındaki denetim ve güvenliğe yeterince önem verilmesi, harcamaların açık ve şeffaf olması, yardımların hakkaniyet ölçülerinde dengeli ve eşit yapılması, üstlenilen sorumluluk, misyon ve vizyon açısından önemli olduğu kadar kamu vicdanı açısından da büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, önemli çalışmalar yaptığına inandığım Sayın Genel Müdürün bu konularda da gereğini yapacağını düşünüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; devletin tanıtım ve enformasyon hizmetleriyle Hükûmetin uygulayacağı stratejiler ve basınla ilişkileri düzenlemek gibi görev ve sorumluluklarla yetkilendirilmiş olan Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, geçmişte olduğu gibi bugün de önemli hizmetler yapmaya çalışmaktadır. Ancak, bu görevleri layıkıyla yapıp yapmadığı konusunda önemli kuşkular bulunmaktadır. Bu kuşkuları yalnız Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim grubuz değil AKP Grubu da taşıyor olmalı ki yedi yıl boyunca kendine yandaş medya oluşturma çabası içinde her yolu mübah sayan bir görünüm arz etmektedir.

AHMET YENİ (Samsun) – Hiç kuşkumuz yok bizim.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Bunları dinleyin, kuşku sizde de olacaktır Sayın Milletvekili.

Öte yandan, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün kiralamış olduğu binayla ilgili kuşkular hâlâ dağıtılamamıştır. Geçen yıl bu kürsüden konuyu dile getiren milletvekili arkadaşımızın sorularına ne yazık ki bugüne kadar aydınlatıcı bir yanıt verilememiştir, ortada çok pis kokular vardır. Bu binadan, yolsuzluğu aşan kokular yayılmaktadır. Bu konunun üzerine niçin gidilmiyor? Kimden korkuluyor? Kim korunuyor? Sayın Bakan, Sayın Genel Müdür bu konuda ne yaptı? Eğer bir suistimal veya bir ihmal varsa bunu yapanlar kadar Sayın Genel Müdürün, Sayın Bakanın da bunda sorumluluğu vardır.

Ayrıca, personel konusunda bugüne kadar kurumda çalışan personelle belediyeden ve Deniz Feneri Derneğinden gelen personel arasında, son gelenlere yönelik ayrımcılık burada huzursuzluk yaratmaya başlamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çağdaş demokrasiler üç temel üzerine oturur: Yargı, yürütme ve yasama. Basın da buna dördüncü kuvvet olarak eklenir. Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü de basınla ilişkileri düzenlemek ve geliştirmek gibi bir sorumluluğa sahiptir. Ancak görünen odur ki bu kurum sadece rutin işleri yapmaktadır. Bu kurum yerine Sayın Başbakan bu kurumun diğer işlerini yapmaktadır. Özgür basın ise değerli arkadaşlar, bugünkinin aksine, hukukun üstünlüğüne dayalı, laik ve demokratik bir düzende varlığını sürdürür.

Yedi yıllık AKP İktidarının görüntüsü şudur: Yürütme önce sayısal üstünlüğe dayanarak yasamayı, sonra da kendi oluşturduğu medyayı kullanarak baskı, tehdit ve şantajlarla yargıyı devre dışı bırakmıştır. Bugün ne yasamanın gücünden ne de yargı bağımsızlığından söz etmek mümkün değildir.

Hitler Almanyası’ndaki uygulamaları aratmayacak şekilde istihbarat ve dinleme faaliyetlerinde bulunan, bütün aydınları ve düşünürleri sadece söz ve düşüncelerinden dolayı Ergenekon çorbası içinde eritmeye kalkan, tarikat ve cemaatleri soruşturan savcıları yine kendi meslektaşlarına boğduran, hak ve özgürlüğü sadece kendine meşru sayan tek tip medya yaratarak herkesi susturmaya kalkan bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bu zihniyet, bütçenin birinci gününde bu değerli Meclisi ve muhalefeti de burada susturmaya çalıştı ve görevini yapmadığından dolayı ikinci defa Sayın Meclis Başkanını, Cumhurbaşkanı Vekilini burada fırçaladı.

Değerli arkadaşlar, ülkemizde sessiz sedasız bir sivil darbe süreci yaşanmaktadır. Darbeyi yapanlar “Darbelere karşıyız.” diyerek kamuoyunun karşısına çıkmaktadır. Asıl hedef cumhuriyettir. Şu anda seksen altı yıllık bir hesaplaşma görülmektedir. Bunların içinde, padişahlık dönemine özlem duyanlardan liboşlara, numaracı cumhuriyetçilerden ümmetçilere, patronlardan kalemşorlara  kadar her renkten, her kesimden insan vardır, bunların sınırlarımız dışında da önemli temsilcileri bulunmaktadır. İşin en acı yanı da bu sivil darbenin lojistik desteğini ise besleme ve yandaş medya sağlamaktadır.

Sayın Başbakan, İstanbul’da kendisinden müjde bekleyen Tekel işçilerine “Bunlar ‘Devlet malı deniz, yemeyen domuz.’ dediler.” diyerek suçlamada bulundu.

Sayın Başbakan, buradan soruyorum: Vakıfbank ile Halkbank’tan kullandırdığınız 750 milyon doları ne çabuk unuttunuz? Yandaş medya yaratmak için kullanılan bu 750 milyon dolar kimin malı? Bu krediyi kim aldı, kim kullandı? Bununla neler yapılabilirdi, istihdam nasıl sağlanabilirdi, hiç düşündünüz mü? Ama bunu düşünmediniz, siz ancak kendi dibinize, Sayın Başbakan, kendi dibinize çalışıyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de “Devlet malı denizdir.” anlayışı kapanmıştır, Türkiye çöl olmuştur çünkü bu anlayış, bu zihniyet, her şeyi mübah sayan, her yolu serbest sayan, hukuku, ahlakı tanımayan, tam bir Makyavelist zihniyettir. Tek tip medya yaratmıştır, yaptıkları bütün bu olumsuzlukları da bununla örtülemeye ve örtmeye çalışmaktadırlar.

Değerli arkadaşlar, Sayın Genel Başkanımız Deniz Baykal’ın daha önce dediği gibi, dokunulmazlık zırhının arkasına saklanan başbakanlar, bakanlar, milletvekilleri demokrasilerde yoktur, kendi suçları için af çıkaran bakanlar, milletvekilleri demokrasilerde yoktur, iktidar baskısıyla devlet bankalarını kullanarak yakınlarınıza yandaş medya satın almak demokrasilerde yoktur, cumhuriyeti yok etmeye çalışmak demokrasilerde yoktur ama AKP tipi demokrasilerde bunların hepsi vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Baratalı, lütfen tamamlayınız.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bunlara karşı çıktığı için, balkonlarda, camlarda Atatürklü Türk Bayrağı’nı sallandırdığı için İzmir’e “faşist” yakıştırmasını, “gâvur İzmir” yakıştırmasını yapanları burada esefle kınıyorum! Asıl faşistler bizlere bugünü yaşatanlardır ve buna alkış tutanlardır.

Her ne pahasına olursa olsun bu kirli oyuna dur diyecek ve Cumhuriyet Halk Partisi ve yurtseverler, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bölünmesine, parçalanmasına seyirci kalmayacaktır.

Bu düşüncelerle, her iki kurumumuza da bütçelerinin iyilikler getirmesini diliyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Baratalı.

Osman Coşkunoğlu, Uşak Milletvekili.

Buyurun Sayın Coşkunoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu ile Türkiye Bilimler Akademisi bütçelerini görüşürken bu iki önemli kurumun çalışmalarını da gözden geçirmemiz gerekiyor.

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumunun kuruluş yasasının ilk cümlesini okuyorum: “Türkiye'nin bilim ve teknoloji politikalarının saptanmasında Hükümete yardımcı olmak…” diye başlıyor.

Yine, TÜBİTAK’ın -kendi web sitesinde yayınladığı- misyonu: “Ülkemizin rekabet gücünü ve refahını artırmak...” diye başlıyor.

O zaman bu anahtar kelimeleri tekrar söylüyorum: Türkiye'nin bilim, teknoloji politikaları, rekabet gücü, yenilikçilik. Yenilikçilik üstüne inşa edilen rekabet gücü.

Peki, Türkiye'nin durumu nedir? Buna bakarsak: Küresel rekabet raporu, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nun yayınladığı 2009-2010 raporunda rekabet gücünde Türkiye 133 ülke içerisinde 61’inci sırada. 17’nci büyük ekonomi olmakla övünen, Kafkasların, Orta Doğu’nun ve Balkanların en güçlüsü olduğuyla övünen Hükûmetimizin yönetiminde Türkiye 61’inci sıradadır 133 ülke içerisinde. Üstümüzdeki ülkelerin birkaçını sayayım: Panama bizden daha ileride, Azerbaycan, Endonezya, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Slovenya, Tunus, Ürdün. Bunlar rekabet gücü olarak Türkiye'nin önünde. İnovasyonda 58’inci sıradayız ve biraz önce saydığım ülkeler yine Türkiye'nin önündedir.

Şimdi, Sayın Bakan, Plan ve Bütçe Komisyonunda bütçe sunumunda TÜBİTAK’a sağlanan olanakları bir bir ve büyük bir övünçle saydı. Ben bunların birkaç tanesini söyleyeyim: Kuruluşundan 2004 yılına kadar yirmi yılda sadece 9 kere toplanan Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu, son beş yılda 10 kez toplanmıştır, 10 kez. TÜBİTAK’a son beş yılda sağlanan kaynak kırk yılda sağlanan kaynağın da üstündedir, vesaire. Peki, bütün bu harcamalar, kaynaklar, toplantılar, önemli çalışmaların sonucu rekabet gücünde 61’inci sırada, inovasyonda 58’inci sıradayız.

Daha da kötüsü, zaman üzerindeki dağılıma bakarsak en geçerli - bütün tablolar, istatistiklere itibar etmek mümkün olmayabilir fakat - Avrupa Birliğinin her yıl yayınladığı Avrupa İnovasyon Karnesi vardır. Bu karneye göre 2004’te Türkiye sondan 2’nci, üye ve aday ülkeler arasında. Altımızda bir tek Bulgaristan var 2004’te. 2005’te yine aynı. Notumuz bu arada Avrupa Birliği 27 (AB 27) ortalamasının yarısından daha düşük. 2006’da yine en sonda Bulgaristan, onun üstünde Türkiye. 2007’de Bulgaristan’la Türkiye eşit 206 puanla, AB 27 ortalaması 466 iken ve 2008 yılında Bulgaristan da Türkiye’nin önüne geçiyor, Türkiye en sonda. Yani zaman içerisinde göreceli olarak içinde bulunmayı iddia ettiğimiz Avrupa Birliği topluluğu içerisinde sürekli geriye düşen bir performans içerisindeyiz. “Türkiye ilerliyor.” deniyor, elbette ilerliyor. Yedi bin yıl önce tarım devrimini -diyelim- yapan insanlar da hükûmet olmadan, TÜBİTAK olmadan, parlamentoları olmadan ilerliyordu. İlerlemenin başarısı diğer ülkelerle göreceli olaraktır ve biraz önce saydığım, göreceli olarak diğer ülkelerin arkasına düşmemiz son beş yıl içerisinde, bu kadar kaynak, toplantılar vesairenin ne kadar başarısız olduğunu ortaya koyuyor. Daha da vahim bir durum var, onun ayrıntılarına giremeyeceğim ama Avrupa Birliği ortalaması bir yöne giderken Türkiye bambaşka bir yere gidiyor. Örneğin, Slovenya ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Avrupa Birliği ortalamasını yakalıyor ama Türkiye bambaşka bir yöne gidiyor zaman içerisinde.

Bunun nedenleri elbette incelenmeli ve gereği yapılmalı. Bir kere, teknoloji politikası diye bir şey yoktur, bunun mutlaka hazırlanması gerekir. Türkiye’nin bu inovasyonda ve rekabet gücündeki başarısız performansının tek sorumlusu elbette ki Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu değildir. Hükûmetin teşvik politikaları da aynı şekilde, yanlış teşvik politikaları, ulufe dağıtır anlayışıyla herhangi bir hedef, öncelik ve izlemeden yoksun teşvik politikaları da önde gelen sorunlardan birisidir.

Fakat, değerli milletvekilleri, Türkiye Bilimsel Teknik Araştırma Kurumu derken bilim ile inancı da karıştırmamanın gerektiğini tekrar vurgulamak isterim. Sayın Bakan, bilim insanı olmak demek, bir alanda veya bir konuda çok fazla bilgi sahibi olmak demek değildir. Bilim insanı olmak, belli bir kültür, belli bir anlayış, belli bir zihniyet gerektirir, sadece bilgiyi üst üste yığarak olunmaz. Bunu sizin de takdir etmenizi ve Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunun inançla bilimi birbirine karıştıran, bilimi  âdeta  inancın  esiri  durumuna  getiren  uygulamalarından vazgeçmesini sağlamak zorundasınız.

Bütün dünyada Darwin’i tanımamak, Darwin’i sansür etmek, Darwin’i küçük düşürmüyor, bunu yapanları küçük düşürüyor.

Şimdi, bilim kültürü ve bilim anlayışından bahsedince elbette ki Türkiye Bilimler Akademisinden de söz etmemiz gerekir. Türkiye Bilimler Akademisi, Türkiye’de bilim kültürünü geliştirmek ve yaymak için 10 milyon Türk lirası altındaki sınırlı bütçesiyle ve bir binasının bile henüz olmamasına karşın, bu sınırlı olanaklar içerisinde çalışmalarını sürdürüyor. En önemlisi bir bilim dilimizin olmamış olmasıdır. Bu konuda çalışmaların başladığını memnuniyetle öğrendim.

Bu arada, TÜBA Başkanı Hocamızın kolunda -bilmiyorum göremedim burada mı- Hindistan Başbakanının hediye ettiği bir saat vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Coşkunoğlu, lütfen tamamlayınız.

OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla) – Benzer bir şekilde Türkiye’de de bilim insanımıza saygı gösterilmesi, değer verilmesi ve bilim kültürünü yayması çabalarında Türkiye Bilimler Akademisine gereken desteğin verilmesini Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına diler, bu bütçenin Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumuna ve TÜBA’ya, Türkiye Bilimler Akademisine, hayırlı olmasını diler, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Coşkunoğlu.

Hüseyin Ünsal, Amasya Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı bütçesi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bir tespitimle sözlerime başlamak istiyorum.

Sayın Başkan, burada AKP Grubundaki milletvekili sayısı bürokratlardan az. Dolayısıyla, ben zımni olarak acaba bütçeyi protesto mu ediyorlar diye de düşünmeye başladım.

Sayın Bakan, bir konuyla ilgili ayrıntıdan söz ederek, Türk Tarih Kurumuyla ilgili bir konudan söz ederek sözlerime başlamak istiyorum. Sizin de hassasiyetinizi bildiğimiz için bu konuyu dile getirmek istedim.

Bu da: Türk Tarih Kurumunun satın almış olduğu bina için bina alım işine ait bir teknik şartname hazırlanmış. Bu teknik şartnamede Ziya Gökalp, Mithatpaşa ve Atatürk Bulvarı; okuyucuların kolay ulaşabileceği şart. Bir de “Alınan binada kiracı bulunmayacak. Bina boş bir hâlde Türk Tarih Kurumuna teslim edilecek.” diyerek bir şartname hazırlanmış ve bir bina satın alınmış. Bu bina, bir kere yer tarif edilmiş. Dolayısıyla, alınacak bina önceden belirlenmiş. Bunun da ayrıntılarını şimdi tekrar sizlere söylemek istiyorum:

Bina, Ankara Çankaya ilçesinde, Cumhuriyet Mahallesi’nde satın alınıyor -yani Kızılay’ın göbeğinde bir yer- alınan binanın değeri de 2,5 trilyon lira ama binanın satın alınmasıyla ilgili yapılan işlemler tamamen hukuka ve usule aykırı olarak gözükmüş, sonradan da izah edeceğim bir konu  nedeniyle de bir AKP klasiği hâline gelmiş çünkü bu binanın satın alınmasında yine bir AKP nüfuzu kullanılarak bina yüksek değeriyle satın alınmıştır.

Her şeyden önemlisi bir belge elimde var: Binanın satın alma komisyon karar tutanağı. Bu kararda “bina satın alınsın” denmiyor, ”bina satın alınmasın” deniyor. Bu binanın yüksek fiyatla satın alındığı resmen dile getirilmiş. 5 kişilik komisyondan 4 tanesi binanın değerini yüksek bulduğu hâlde, Tarih Kurumunun Başkanı bir yazıyla bütün mesuliyeti üstüne almış ve binayı satın almıştır. Bu tamamen hukuka aykırı bir konudur.

Peki, niye bu kadar ısrarlıca satın alınmıştır? Ve evraklar bina satın alındıktan sonra tamamlanmıştır. Bütün tutanaklar, satın alma belgelerinin hepsi daha sonra tamamlanmış ve bu konuyla ilgili direnen devlet memurlarına da evraklar ve baskılar yolu açık tutulmuştur. 15/6 tarihinde alınan binadan daha sonra 16/6/2009 tarihinden itibaren 26/6/2009 tarihine kadar, Tarih Kurumu Başkanlığı tarafından evrakların sonradan tamamlanmasıyla ilgili bir baskı yapılmış fakat memurlar, bu konuyla ilgili bürokratlar epeyce direnmişler, fiyatın yüksek olduğunu, buranın en fazla 1 trilyon 750 milyar lira edeceğini ifade etmişlerdir.

Sayın Bakan, işin ilginç tarafı, binanın bulunduğu yerde ben de dün gittim, bu konuyla ilgili konuşma yapacağım için bir araştırma yaptım ve araştırma yaptıktan sonra aynı bölgede ben de bir yer buldum. Alınan bina 701 metrekare, 2,5 trilyon lira. Aynı bölgede 4.200 metrekare, üstelik beş katlı, iki kat da bodrumu olan -tek katlı bir bina aldınız- toplam yedi katlı binanın 5 trilyon liraya satılacağı ifade ediliyor ve bu konuyla ilgili “5,5 trilyon lira” diyorlar ve “en son fiyatımız da 5 trilyon lira” diyorlar.

Dolayısıyla, eğer bu fiyat, sizin aldığınız fiyat göz önüne alındığında, bu binanın 15 trilyon lira olması gerekiyor. Netice itibarıyla bina çok yüksek bir fiyata alınmış ve üstelik de içerdeki memurların tüm direnmelerine rağmen, karşı çıkmalarına rağmen. Sadece bir personel bu konuyla ilgili imza atmış, 4 tanesi de satın alma komisyon kararına itiraz etmişlerdir. Israrlıca, belgelerle bu personele ve bu bürokrata baskılar kurulmuş, satın alınmıştır.

Peki, sebebi nedir bu kadar baskı kurulmasının? Bunun sebebini araştırdığımızda işin daha da ilginç bir yanı ortaya çıkıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu binanın sahibinin vekâleti 7333 sayılı yevmiye numarasıyla Ankara 28. Noterliğinde Mehmet Akın Dinçer adına bir vatandaşa veriliyor. Bu vatandaş da bir AKP milletvekilinin oğlu ve bu vatandaşı araştırdım, acaba emlakçı mı dedim, kendisi emlakçı da değil, Çukurambar’da restoran işletiyor, yani özel bir yanı yok. Dolayısıyla, bu baskılar buradan ileri geliyor ve netice itibarıyla da aradaki ciddi farkın nerelere gittiği, nüfuzunu ne şekilde kullandığı da ortaya çıkıyor.

Sayın Bakan, sizin bu konudaki hassasiyetinizi biliyorum. Muhtemelen bir soruşturma açma gereği duymuşsunuzdur, bunu lütfen araştırın.

Niye biz bu konuya bu kadar hassasız? Bu konuya hassas olmamızın içinde sadece bir bütçe anlayışı gelmiyor. Bu bütçe anlayışının dışında, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Cumhuriyet Halk Partisine bıraktığı bir miras var. Bu mirasın 6’ncı maddesinde de bu paraların, kalan paranın Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu Başkanlığına verilmesi, yani Türk Dil Kurumuna ve Türk Tarih Kurumu Başkanlığına paylaştırılması vasiyetinde geçmiş. Dolayısıyla, bizim sadece bütçe anlayışı içerisinde bir muhalefet anlayışımızdan değil Atatürk’ün Cumhuriyet Halk Partisine bırakmış olduğu bu mirasın nasıl kullanıldığına dair hassasiyetimizin de ortada olmasındandır. Dolayısıyla, bu hassasiyetimizin de lütfen ciddiye alınmasını istiyoruz.

Dolayısıyla, alınan binayla ilgili bizler gereğini yapmaya çalıştık. Çünkü, her konuşmada “Savcılığa duyurun, savcılığa suç duyurusunda bulunun.” deniyor. Biz bu konuyla ilgili gerekli çalışmaları yaptık. Bina alım işine ait teknik şartnamenin olumsuz olduğu ve kanuna ve hukuka aykırı olduğu ortada. Bina alım öncesi kurum tarafından piyasa araştırması yapılmış ama usule uygun yapılmamış, sonradan usule uygun olarak getirilme noktasındadır. Yani istimi arkasından gelmiştir. Dolayısıyla, bina için 2,5 trilyon liralık ücret çok yüksek bir ücrettir. Bina için en fazla verilecek para, bütün emlakçilerin ortak kararı 1,5 trilyon ila 1 trilyon 600 milyar Lira arasındadır. Dolayısıyla arada 1 trilyon liraya yakın bir fark kimlerin eline ne şekilde gitmiştir? Bunun mutlaka araştırılması gerekmektedir.

Binayla ilgili daha önce basına yansıyan konular oldu. Sayın Grup Başkan Vekilimiz Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu konuyla ilgili açıklamaları oldu ve bir miktar basına yansıdığı hâlde, gerekli çalışmaların ne zaman yapıldığı konusunda hâlâ merakımız gidiyor. En son da Plan ve Bütçe Komisyonunda bu konunun yine bizim Plan ve Bütçe Komisyonu üyemiz tarafından, Sayın Akif Hamzaçebi tarafından dile getirildiğini görmekteyiz.

Binayla ilgili tüm belgeleri topladık. Bu belgede bir konuyu okuyarak sözlerime devam etmek istiyorum. Personelden bir tanesi, bürokratlardan bir tanesi: “Piyasa araştırma dosyasında bulunan emlakçilerden alınan fiyatlar arasında farklar nedeniyle 2,5 milyon liraya alınmasını uygun görmüyorum.” diyor. Diğeri ise “Dükkânın kiracılar tarafından boşaltıldıktan sonra, satış taahhüdü sözleşmesi yapıldıktan sonra maliyet cetvelinde belirtilen 1 milyon 750 bin liradan yüksek alınması  uygun değildir ama 1 trilyon 750 milyar liraya alınması uygundur. Bunun üstü yüksek bir fiyattır.” deniliyor. Bir personel hiç imza atmamış, hiç üzerine almamış. Diğer bir personel de binanın fiyatı muhammen bedelin çok üzerinde olduğundan alınmasının uygun olmadığını söylüyor.

Resmen “alınmasın” denilen bir binayla ilgili bu kadar gayret gösterilmesinin, acaba, bu araya giren siyasi nüfuzun mu içinde olduğunu merak edip duruyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ünsal, lütfen tamamlayınız.

HÜSEYİN ÜNSAL (Devamla) - Dolayısıyla, burada, aynı bölgede çok daha ucuza ve daha fazla kullanım alanı olan bina alınması gerekirken Türk Tarih Kurumunda yapılan bu usulsüzlüğün, hukuksuzluğun mutlaka çözülmesi gerekir.

Bunun bir kez daha Meclis kayıtlarına geçirilmesi anlamında söz aldım.

Sözlerime hepinize saygılar sunarak son veriyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ünsal.

Atila Emek, Antalya Milletvekili.

Buyurun Sayın Emek. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ATİLA EMEK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığının 2010 yılı bütçesiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Grubum ve şahsım adına yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, konuşmama geçmeden sizlerle bir konuyu paylaşmak istiyorum: Sayın Başbakanın iki gün önce bu kürsüden yaptığı sert konuşma ve kullandığı üslup toplumda tepki yaratmıştır. Sayın Başbakan ne bir han ne bir sultandır. Milletimiz Türkiye Cumhuriyeti devletinin özgür yurttaşlarıdır. Bizler de büyük Türk milletinin vekilleriyiz. Milletin bir vekili olarak yapılan bu konuşmayı ve üslubu milletimiz adına yadırgadığımı milletin kürsüsünden ifade ediyorum.

Sayın milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığı, demokratik, laik cumhuriyetin en önemli alt kurumlarından biridir. Temel işlevi toplumumuzu din konusunda bilgilendirmek, aydınlatmak ve din hizmetlerini vermektir. Takdir edileceği üzere bu çok zor ve hassas bir görevdir.

Diyanet İşleri Başkanlığı bu hizmetleri verirken Anayasa’nın 136’ncı maddesine bağlı kalmak durumundadır. Bu bağlamda her siyasi görüş ve inanç sahibi yurttaşımızın bu hizmetlerden eşit olarak yararlanması gerekir. Hizmet veren din görevlilerimiz de bu türlü siyasi görüş ve düşüncenin dışında bir anlayışla yansız ve tarafsız bu hizmetleri vermelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yürürlükteki Anayasa’mızın 136’ncı maddesinde ifade edildiği üzere, Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda milletimizin dayanışma ve bütünleşmesini amaç edinerek bütün siyasi görüş ve düşüncelerin dışında kalmak koşuluyla hizmetlerini yürütmelidir.

Değerli arkadaşlarım, Diyanet İşleri Başkanlığının yayınları bu hizmetlerin verilmesinde önemli bir etkendir. Özellikle genç kuşaklarımızın bu yayınlardan daha çok yararlanması için kullanılan dilin sade ve günümüz Türkçesine uygun olması gerekmektedir. Bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığımızın gereken duyarlılığı ve özeni göstermesini öneriyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığının bu konularla ilgili olarak tasarı ve tekliflerin bir an önce Hükûmetçe Meclise getirilip Parlamentomuzda tüm milletvekillerimizin desteğiyle yasalaşmasını bekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinden yapılan harcamaların nerede ise tamamına yakını toplumun bir inanç kesimine verilen hizmetlere ayrılırken toplumun önemli bir inanç kesimi bu hizmetlerden gerektiği gibi pay alamamaktadır. Geçmişte olduğu gibi bu yasama döneminde de Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri bu eşitsizlik ve haksızlığın giderilmesi yönünde Türkiye Büyük Millet Meclisine defalarca kanun teklifleri verdiler. Bütün bunlara AKP çoğunluğu karşı çıktı ve çıkmaya da devam ediyor. Bütçeden cemevlerine ve Alevi derneklerine ayrılan pay AKP’nin iktidara gelmesiyle kesildi.

Değerli milletvekilleri, toplumumuzun nüfus itibarıyla önemli bir kesimini teşkil eden Alevi inancına bağlı yurttaşlarımızın bu ülkenin asli unsurları olarak demokratik, laik cumhuriyete, Atatürk düşüncesine, vatanın bölünmez bütünlüğüne, ulus devlet ve üniter yapıya bütün varlıklarıyla bağlı, aydın düşünceli insanlar olarak inançlarını her yurttaş gibi özgürce yaşamak haklarıdır. Esasen, büyük bir imparatorluğun içinden çıkmış ve Türkiye Cumhuriyeti ulus devletini kurmuş bir millet olarak bu ülkede yaşayan her yurttaşımızın inancını güven içinde, huzur içinde, özgürce yaşama hakkı cumhuriyet tarafından teminat altına alınmıştır.

Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi, laik, demokratik cumhuriyetin sağladığı bu hakkın yurttaşlarımız tarafından kullanılmasının güvencesi olmaya devam edecektir. Bu alan, siyasetin girmeyeceği, taassup ve hurafenin inanca etki etmeyeceği bir alandır. Açık ifadesiyle, din ve inanç üzerinde siyaset yapılmamalı, hurafenin ve yobazlığın etkisinden yüce dinimiz her zaman korunmalıdır. Bu bağlamda, inançlara dışarıdan müdahale edilmemeli, Alevi yurttaşlarımızın kendi inançlarını özgürce yaşamaları sağlanmalı, onları rencide eden ve istismar eden her türlü beyan ve açıklama ve siyasi çıkar sağlamaya yönelik girişimler son bulmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP İktidarı Alevi inancına sahip yurttaşlarımızın sorunlarına çözüm getireceğine, göstermelik çalıştaylarla, matem oruçlarında lüks otellerin salonlarında iftar açarak zaman harcamaktadır. Oysa sorunlar belli, çözümler açıktır.

Değerli milletvekilleri, nedir Alevi inancına sahip yurttaşlarımızın talepleri? Öncelikle cemevlerinin ibadethane olması için yasal düzenleme yapılması, acısını yüreklerimizde taşıdığımız, canların yakıldığı Sivas Madımak Oteli’nin müze olması, kitaplarda, yayınlarda, Alevi toplumuna hakaret anlamına gelen ifadelere son verilmesi. Bunların çözümü çalıştaylarla, lüks otellerin salonlarında iftar açmakla değil, Parlamentoda yasal düzenlemeyle gerçekleştirilebilir. Bu konuda, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin verdiği kanun teklifleri gündeme alınıp AKP çoğunluğunun ve diğer milletvekillerimizin desteğiyle yasalaştırıldığı zaman çözümler gerçekleştirilmiş olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP, göstermelik çalıştaylarla toplumun diğer alanlarında yaptığı kuşatma ve yarattığı ayrıştırmanın bir örneğini de Alevi inancına sahip yurttaşlar üzerinde sürdürmektedir. Günümüzde hepimize ve özellikle AKP İktidarına düşen görev, bu inanç kesimiyle ilgili çözüm üretmektir.

Değerli milletvekilleri, Alevi yurttaşlarımızın sorunlarının çözümü yerine, kelime oyunlarıyla ve zaman kaybına neden olan çalıştaylarla siyasi çıkar amaçlı istismarı Cumhuriyet Halk Partisi olarak kabul etmiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu kadar önemli ve hassas bir konuda hizmet verme sorumluluğu taşıyan Diyanet İşleri Başkanlığının, yürürlükteki Anayasa’nın geçici 8’inci maddesinde belirtildiği şekilde, kuruluş ve görevleri hakkında yasal düzenleme yapılmış değildir. Bu konuda yasal boşluk devam etmektedir.

BAŞKAN – Sayın Emek, lütfen tamamlayınız.

ATİLA EMEK (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi olarak hangi inançtan olursa olsun yurttaşlarımızın demokratik, laik cumhuriyetin teminatı altında inançlarını özgürce yaşamalarının milletimizin birlik, dayanışma ve kardeşlik duygularını pekiştireceğine inanıyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinin hayırlı olmasını diler, yüce Meclise saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Emek.

Onur Öymen, Bursa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (Bursa) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği Genel Sekreterliği bütçesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle belirtmek isterim ki Cumhuriyet Halk Partisi, başından beri Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğini samimiyetle desteklemektedir, bunu bir millî mesele olarak görmektedir ve iç politika tartışmalarının malzemesi yapılmaması gerektiği görüşündedir.

Ne yazık ki 2004 yılının sonundan beri bir taraftan Avrupa’dan kaynaklanan bazı olumsuz yaklaşımlar, bir taraftan da Hükûmetin yaptığı bazı stratejik yanlışlıklar üyelik sürecimizi zorlaştırmıştır. 1999 yılında Helsinki Zirvesi’nde Türkiye'ye resmen adaylık statüsünün tanınması umutlarımızı artırmıştı fakat 2004 yılından itibaren Avrupa Birliğinin tutumunda bir değişiklik ortaya çıktı. Bizi üzen budur. Bir taraftan Kıbrıs meselesini Türkiye'nin üyeliğinin bir parçası hâline getirdiler ve Güney Kıbrıs’ı resmen tanımamıza yol açabilecek ek protokolün imzalanmasını bir ön şart olarak dayattılar. Bu konudaki tepkimizi biliyorsunuz, Sayın Genel Başkanımızın görüşlerini biliyorsunuz. Buna rağmen Hükûmet, maalesef, o zirvede bunu kabul etti ve 2005 yılının 29 Temmuzunda da bu ek protokolü imzaladı ama bunun ne kadar yanlış bir iş olduğunu kendisi de idrak etmiş olacak ki aradan dört seneden fazla zaman geçmiş olmasına rağmen onay için Meclise getirmemiştir. Türkiye'nin şartlarının Avrupa Birliği tarafından yerine getirilmediğini söylemiştir fakat bunun ötesinde, herhâlde, halkımızın tepkisini de dikkate almıştır.

Değerli arkadaşlarım, 2004 yılından beri, Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin ucu açık olacağı söyleniyor. Bizden başka kime söylendi bu? Ucu açık müzakereler dedikten hemen sonra da Türkiye'nin tam üye olamayabileceği yazılıdır 2004 yılında kabul edilen metinlerde. Bizi üzen taraf budur.

Daha da ileri gittiler; o tarihteki bir değerlendirme belgesinde, Dicle ve Fırat sularının İsrail ve Arap ülkeleri için stratejik önem taşıdığını, Türkiye üye olursa bunların uluslararası yönetime sokulabileceğini söylediler, hatta geçenlerde, basında, bunun, çevre başlığının açılması için ön şart olduğu söylendi ama bereket, Hükûmet bir açıklama yaptı ve bunun doğru olmadığını ilan etti. Bu konularda çok dikkatli olmak zorundayız.

Değerli arkadaşlarım, maalesef, sıkıntılar bundan ibaret değil. Bazı ülkelerden gelen tepkiler, Türkiye’nin üyeliğinin ne kadar zor olduğunu ortaya koyuyor. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, açıkça çıktı defalarca dedi ki: “Türkiye hiçbir zaman üye olmamalıdır çünkü Türkiye bir Avrupa ülkesi değildir, bir Asya ülkesidir.” Bu sözün altında kalmamız mümkün değildir. Türkiye altmış yıldan beri Avrupa Konseyinin üyesidir. O zaman niçin bize demediniz, gidin Asya konseyine üye olun diye. Öyle bir konsey de yok aslında. Ama o zamandan beri bizim üyeliğimizi kabul ediyorsunuz, Avrupa’ya mensubiyetimizi kabul ediyorsunuz, 63 ortaklık anlaşmasında tam üyelik hedefini kabul ediyorsunuz; aynı ülkelerin bazıları şimdi çıkıyor diyor ki: “Siz hiçbir zaman üye olamazsınız çünkü Avrupalı değilsiniz.”

Evvelce üyeliğimizi destekleyen bazı Avrupalı yöneticiler, Fransız devlet adamları, şimdi çıkıyorlar geri adım atıyorlar. Fransız Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner, 7 Nisan 2009 tarihinde yaptığı bir konuşmada “Türkiye’nin daha az laik bir yöne doğru gitmesi beni endişelendiriyor, onun için Türkiye’ye desteğimi geri çekiyorum” diyor.

Fransa’nın Avrupa Bakanı Pierre Lellouche şimdiye kadar üyeliğimizi destekliyordu, o da desteğini geri çekti; “Türkiye ancak Avrupa’nın yanında yer alabilir, içinde yer alamaz” diyor.

Değerli arkadaşlarım, Almanya Başbakanı Merkel aynı şekilde “Türkiye’ye ancak özel statü verebiliriz” diyor, bu konuda partisinin grubunda karar alıyor. Bunlara karşı ne tepki gösteriyoruz?

Değerli arkadaşlarım, milletimizi bu kadar incitici sözler söyleyenlere yeterli tepkiyi Hükûmetin bugüne kadar gösterdiği kanısında değiliz. Daha güçlü bir tepki göstermemiz gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, kısa bir süre önce Lizbon Antlaşması yürürlüğe girdi, Avrupa Birliğine bir Başkan seçildi iki buçuk yıllığına, Herman Van Rompuy, Belçika’nın eski Başbakanı. Ne diyor Türkiye konusunda biliyor musunuz? Aynen şunu söylüyor: “Türkiye Avrupa’nın parçası değildir ve hiçbir zaman da olmayacaktır. Hristiyanlığın da temellerini oluşturan Avrupa’da geçerli, evrensel değerler Türkiye gibi büyük bir İslam ülkesinin kabulü durumunda gücünü kaybedecektir.”

Değerli arkadaşlarım, bu düşüncedeki bir insan şu anda Avrupa Birliğinin Başkanıdır. Nerede buna tepkiniz? Nerede buna tepkiniz? Bunlara güçlü tepki göstermemiz gerekiyor.

Çok değerli milletvekilleri, Türkiye 3 Ekim 2005 tarihinde Hırvatistan’la aynı gün üyelik müzakerelerine başladı. Geçenlerde yayınlanan Strateji Belgesi’nde, Avrupa Birliğinin, deniliyor ki: “Hırvatistan, müzakereleri bitirmek üzere, 2010 yılında bitirecek, muhtemelen 2012 yılında üye olacak.”

Türkiye ne durumda? 35 müzakere başlığının sadece 11’ini müzakereye açabildik, 1 tanesini de açıp kapayabildik. Hiçbirini kapatamadık, 1 tanesi hariç olmak üzere.

Bunun ötesinde, değerli arkadaşlar, bütün üyelik müzakerelerine başlayan ülkelerin vatandaşlarına Avrupa Birliğine vizesiz seyahat hakkı tanınmışken bu hak Türkiye’ye tanınmadı. Strateji raporunu açıyorsunuz, Sırbistan, Karadağ, Makedonya vatandaşları 2010 yılından itibaren vizesiz girebilecekler Avrupa Birliği ülkelerine, yılın ortasından itibaren Bosna-Hersek ve Arnavutluk. Türkiye? Türkiye'nin adından bile bahis yok.

Değerli arkadaşlarım, iktidarın sürekli olarak övündüğü başarılı diplomasi bu mudur? Bu başarı mıdır, Türkiye hesabına başarı mıdır?

Değerli arkadaşlarım, Avrupa Birliği bizden ne istiyor? Komisyonun ilerleme raporuna bakıyorsunuz, “Milletvekili dokunulmazlıklarını kaldırın, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun üyeliğinden Adalet Bakanlığı Müsteşarını çıkarın, Başkanlığından Adalet Bakanlığını çıkarın, Adalet müfettişlerini oraya bağlayın.” diyor. Biz de aynı şeyleri söylüyoruz. Biz de aynı şeyleri söylüyoruz. “Ergenekon davasında usullere uyun.” diyor. Biz de aynı şeyi söylüyoruz. “Yolsuzluklarla daha iyi mücadele edin.” diyor. Biz de aynı şeyi söylüyoruz. Bunun dışında, “Basın özgürlüğüne saygı gösterin.” diyor, “Basına boykot çağrısı yapmayın.” diyor, “Aşırı para cezaları vermeyin.” diyor. Biz de aynı şeyi söylüyoruz. Onun dışında, “Sendikalar yasasını çıkarın.” diyor. Biz de aynı şeyi söylüyoruz. Bu konularda aramızda farklılık yok ama bazı öyle konular var ki raporda, bizim kabul etmemiz mümkün değil. Öyle bir ifade var ki sanki siyaseti askerler yönlendiriyor. Şimdi size soruyorum arkadaşlar: Yüce Mecliste herhangi biriniz bir tek kere askerlerin telkiniyle oy kullandınız mı? O zaman bu Meclise bir saygısızlık değil midir “Türkiye’de siyaseti askerler yönlendiriyor.” demek? Bu konulara karşı çok duyarlı olmak zorundayız. “Heybeliada Ruhban Okulunu açın.” diyor, Anayasa’mıza aykırı. Bunu söylemek lazım. Onun dışında, Atatürk’e karşı suçları, düşünce özgürlüğünü engelleyen hususlar arasında söylüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öymen, lütfen tamamlayınız.

ONUR ÖYMEN (Devamla) – Tamamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bunlara tepki göstereceksiniz, itiraz edeceksiniz.

Ne diyor ilgili Bakanımız? “Bu, olumlu ve dengeli bir rapordur, bugüne kadar yayınlanan en objektif raporlardan biridir.” diyor, içinde söylediğim unsurlar olan raporu.

Şimdi, bütün mesele şu: Bizim, Avrupa ile aramızdaki ortak değerlere sahip çıkmak lazım. Nedir bunlar? Demokrasi, insan hakları, laiklik, kadın-erkek eşitliği, hukukun üstünlüğü, basın özgürlüğü vesaire. Bütün bu alanlarda, maalesef, Türkiye gerilemektedir. Yargı bağımsızlığında dünyada 64’üncü sıradayız, basın özgürlüğünde 106’ncı sıradayız, kadın-erkek eşitliğinde 123’üncü sıradayız.

Değerli arkadaşlarım, bu tabloya bakarak Türkiye'nin Avrupa’ya yaklaştığını söylemek mümkün müdür? İşte, biz, Cumhuriyet Halk Partililer olarak bu eksen kaymasını durdurmak ve Türkiye'nin Avrupa değerlerine bağlı biçimde cumhuriyetin koyduğu temel ilkeleri mutlaka başarıya götürmek için çalışmaya devam edeceğiz ve bu vesileyle Türkiye'nin Batı medeniyeti içinde yer aldığını da bir kere daha vurguluyoruz; medeniyetler ittifakı müzakerelerinde de Batı medeniyetinin karşısında değil, Batı medeniyetinin içinde yer aldığını düşünüyoruz.

Yüce Meclise saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öymen.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Osman Çakır, Samsun Milletvekili.

Buyurun Sayın Çakır. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA OSMAN ÇAKIR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Avrupa Birliği Genel Sekreterliği bütçesi hakkında konuşmak istiyorum.

Hepimizin bildiği gibi, Avrupa Birliğiyle ilişkilerimiz yaklaşık elli yıl önce, 1960 yılında Ankara Anlaşması’yla başladı. 1999 yılında 57’nci Hükûmet döneminde Helsinki Zirvesi’nde Türkiye adaylık statüsü aldı. Türkiye'nin diğer ülkelerle eşit şartlarla ve gecikmeksizin müzakerelere başlanacağı taahhüt edildi ancak 3 Ekim 2005’e kadar müzakere süreci başlatılamadı. Gerek 17 Aralık 2004 zirve kararlarında ve strateji belgesinde ve gerekse ilerleme raporlarının hemen hemen tümünde, Türkiye’ye tam üyelik değil, ikinci bir sınıf ilişki statüsünde veya imtiyazlı bir ortaklık adı altında daima bağlı tutulan bir pozisyon belirlendi. Bu temel belgelerle, bir taraftan Türkiye AB’ye tam üyelikten dışlanırken diğer taraftan da ülkemizi Avrupa yapılarına sıkıca bağlamayı ve özel bir statüye oturtmayı öngören bir müktesebat, bir hukuki zemin oluşturulmaya çalışıldı.

Bugüne kadar bu 35 müzakere faslı  içerisinden 1 fasıl, bilim ve araştırma faslı geçici olarak kapatıldı. Bu fasılla birlikte 11 fasılda müzakereler açılmış ve devam etmektedir. 2006’dan bu yana dondurulmuş 8 fasıl var. AB, Ankara Anlaşması’na dayalı ek protokolü tam olarak Türkiye'nin uygulamaya koymadığını belirterek toplam 8 fasılda müzakerelerin açılmaması ve hiçbir faslın da geçici olarak kapatılmamasına karar vermiştir. Böylece, 8 fasıl askıya alınmış, 5 fasıl bloke edilmiş, 9 fasıl da şu anda Konseyde beklemektedir.

AB’ye tam üyelik müzakereleri 14 Aralık 2007 Liderler Zirvesi’nden sonra yayınlanan bildirgede “tam üyelik” ibareleri çıkarılmış, bundan sonra da her türlü Avrupa belgesinde bu ibarelerden kaçınılmaya çalışıldığı izlenilmiştir. AB için şimdi gerçekte tek amaç Türkiye’yi yapay sorunlarla bunaltmak ve köprülerin atılacağı bir gerilim yaratmadan en uygun ortamda bize özel bir statü kabul ettirmektir. AB mevcut tutumunu değiştirmedikçe Türkiye'nin AB’ye üyeliği sanal bir hedef olmaya mecbur kalacaktır.

Bu durumda şu sorunun yanıtını verme zamanı gelmiş ve geçmektedir: Türkiye Kopenhag ve Maastricht Kriterleri’ni eksiksiz ve harfiyen yerine getirmiş olsa bile diğer aday ülkeler gibi AB’ye tam üye olabilecek midir? Bu sorunun cevabını maalesef Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği yetkilileri bile bilmemektedir çünkü Türkiye için hiçbir şey belli değildir, olması gereken şekilde de değildir ve ortada bir samimiyet de yoktur.

Üyelikten Sayın Başbakan da umudunu kesmiş olacak ki “Biz de Kopenhag Kriterleri’ni Ankara, Maastricht kriterlerini de İstanbul kriterleri olarak kabul eder, yolumuza devam ederiz.” diyor. Acaba, Sayın Başbakan, bu konuda bakanları ne yapıyor, Avrupa Birliği konusunda bakanları ne ediyor diye bakıyor mu? Bakanlıkların Avrupa Birliği kriterlerini gerçekleştirmede ne ölçüde gayret gösterdiklerini ve uyum sağlamada ne ölçüde başarı sağlayıp sağlamadıklarını takip ediyor mu? Eğer ediyorsa Avrupa Birliği kriterlerinin kendi bakanlarının hiç de umurunda olmadığını Sayın Başbakan çok yakından görecektir. Bu konuda bakanlarının hiçbir gayretleri olmadığını, sadece durumu idare ettiklerini ve gerçekte hiçbir şey yapmayıp ancak yapar gibi göründüklerini de çok açıkça fark edecektir. AB üyeliği hedefinde olduğu gibi Ankara ve İstanbul kriterlerini gerçekleştirmede de bakanlar fevkalade hayal kırıklığı yaratmaktadır. Zaten gidişat da kendisini ortaya koymaktadır.

AB üyeliğine inanmayan sadece Başbakan ve bakanları değildir. 1999 yılında Türkiye, Helsinki Zirvesi’nde adaylık statüsü aldığında AB’ye olan yüzde 75 destek, bugün halkımızda, 2009 yılında yüzde 30’lara kadar düşmüştür. Bugün gazeteler de yüzde 40 civarında bir rakam vermiş ama gerçek rakamlar bu civarda ifade ediliyor.

AB’ye olan inancı ve beklentisi de artık milletimizin kalmamıştır. AB bütün işlemlerinde Türkiye’ye haksızlık yapmaya devam etmektedir. Türkiye’yle aynı tarihte müzakerelere başlayan Hırvatistan bugün 33 fasıldan 22’sini açmış, 10 tanesini de kapatmıştır. Hırvatistan toplam 18 fasılda görüşmeleri yürütmektedir ve 2012 yılında da tam üyeliğe kabulü planlanmaktadır. Genişleme belgelerinde Türkiye'nin yol haritası belirsiz ve ucu açık ifadelerle yer almaktadır. Başka ülkelerin yol haritaları belirli, tarihli ve takvimlidir. Haziran ayında Sırbistan için dahi vizeyi kaldıran AB, Türkiye'nin hukuki haklarını bile vermeye direnmektedir. AB, Adalet Divanının kararlarını bile görmezlikten gelmektedir. Gümrük birliğinden dolayı uğradığımız maddi zararlar telafi edilmemektedir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Fransa, özellikle Sarkozy döneminde Türkiye'nin AB’ye katılım sürecine karşı çıkmıştır ve Türkiye’yi farklı statülere yönlendirmeye çalışmış ve Fransa döneminde açılması planlanan fasıllar da açılamamıştır.

AB, Kıbrıs konusunda da Türkiye’ye haksızlık yapmaktadır. Türkiye'nin iç meselelerini kendince tanzim etmeye kalkışan AB, bağımsızlığımızı yok saymakta; ayrımcılığı, bölücülüğü haklı göstermeye çalışmakta ve bunları “Fikir özgürlüğü” başlığı altında Türkiye’ye dayatmaktadır.

İşgal altındaki Karabağ’da işgalci Ermenistan’ın bu topraklardan çıkmasını sağlamak yerine Azerbaycan ve Türkiye’yi çözüm için taviz vermesi gereken taraf hâline getirerek işgali haklı çıkarma görüntüsü vermektedir ve Ermenistan’la olan sınırlarımızı açmayı öncelikle öngörmektedir.

Avrupa Birliğinin ve Parlamentosunun bütün raporlarında yer alan haksız, adaletsiz dayatmalar, AB yetkililerinin ve ülkelerinin beyanları, açılamayan fasıllar, çözülemeyen sorunlar, bitmeyen kriterler gösteriyor ki AB Türkiye’yi oyalamaya devam etmektedir. Bu süreçte de dişine uygun gördüğü bir iktidar vasıtasıyla alabildiği kadar çok taviz alıp Türkiye'nin birliğini sarsarak bölücülere imkân ve fırsat oluşturmak, bölemezse de Türkiye’yi zayıflatmak arzusundadır. AB, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş temellerini, üniter yapısını, Lozan’ı görmezlikten gelmekte, yetkililerimiz de buna rıza göstermektedir. Bugün İsviçre’de minareler yasaklanırken Fener Rum Patriğine ekümenik sıfatı vermek, apartman bodrumlarına kadar kiliseler kurdurmak, ruhban okulları açmak nedense bizim hükûmetlerimizin asli görevi hâline gelmiştir. AB Komisyonunun Türkiye’yle ilgili Etki Raporu, AB Konseyi ve Parlamentosu için bir aday ülkeye özel olarak hazırlanmıştır. Bu, Türkiye’ye çifte standart uygulandığının, Türkiye’nin dışlandığının kanıtıdır. Avrupa Birliğinin amacı, yüksek stratejik öneme sahip Türkiye’yi kontrol altında tutmaktır; Türkiye’yi âdeta teslim alarak AB’den uzak bir konumda ama kontrol altında bulundurmak istemektedir.

Müzakereler başlayalı dört yıl oldu. Geçen sene kasım ayında AB Komisyonu tarafından yayınlanan İlerleme Raporu’nda on bir müzakere başlığının açıklanmamasının sebebi olarak Türkiye’nin gerekli ön hazırlıkları yapmaması olarak gösteriliyor. Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Sayın Bakan, Hükûmet bakanı olarak göreve geldiğinde en büyük hedeflerinin AB olduğunu belirterek “Yarım asırdır gel-gitlerle dolu olan AB sürecini gerçek ve varılabilir bir hedef hâline getirdik.” diyor ve ekliyor “Türkiye’yi AB sürecinden dışlamaya kimsenin gücü yetmez.” Sayın Bakan neye güveniyor, neye dayanıyor, hangi olumlu sinyaller alıyor bilemiyorum ama AB’nin kararlarına baktığımız zaman aynı cesareti ben bulamıyorum ve orada da ben böyle bir olumlu hava ve tavır göremiyorum.

Sayın Bakanın işe başlamasıyla 5916 sayılı Avrupa Birliği Genel Sekreterliği Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin bütün üst kadroları tamamen tasfiye edildi. Bu görevlere hangi kriterlere göre yapıldığı belli olmayan yeni atamalar yapıldı ve yıllardır AB ile ilgili çalışmalarda bulunmuş uzmanlar işinden ayrılmak zorunda kaldı. Sayın Bakan bu Kanun’un gereği olduğunu söyleyecek ama bu Kanun yeni uzmanlara ihtiyaç duymuş, yeni bir giriş sınavı açmayı zorunlu hâle getirmiştir ancak yazılı sınavı kazananların listesinin ilan edildikten sonra neden değiştiğini, ikinci bir sınavın neden gerekli görüldüğü ikinci bir listenin neden asıldığı ve iki liste arasındaki farklar da izah edilmediğinden bir kargaşa ve skandal ortadadır. Bünyesinde uzman alımında bile  objektif,  saydam ve AB ölçülerine göre bir seçim yapamayan Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin AB’ye ne derece uyum sağlayacağı ve müzakere çalışmalarında bu hâliyle ne kadar başarılı olacağı da ortadadır.

AB’ye diğer ülkelerle eşit şartlarda onurlu bir tam üyelik esas olmalıdır. Adaylık statüsü alışımızın onuncu yılında AB’yle müzakere sürecinde bir sıçrama mutlaka gerçekleştirilmeliydi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çakır, lütfen tamamlayınız.

OSMAN ÇAKIR (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, AB tarafından aday ülke ilan edilmiş. Kıbrıs meselesi o zaman bunun ön şartı değildi. Adaylık süreciyle ilgili belgede en önemli nokta, Türkiye'nin diğer bütün aday ülkelerle eşit statüde bir aday ülke olduğu beyan edilmişti. Daha sonraki zirve kararları gözden geçirildiğinde, Türkiye’ye aynı politikalar yerine ayrımcı, dışlayıcı bir yol haritası verildi ve Türkiye için çok vahim sonuçlar ortaya koyan zirve kararları alındı ve bu haritalara göre ucu açık, ekonomik destekten yoksun, serbest dolaşımda kalıcı kısıtlamalara sahip, sonucu, süreci ve nasıl biteceği belli olmayan bir süreç ortaya konuldu. AB zirve kararlarının tümünde bunu bulmak ve bunları hissetmek mümkündür ve bugüne kadar geçen süreçte Avrupa Birliğinin Türkiye'yi oyalaması, dışlaması ve haysiyetiyle oynaması, Türkiye’yi üye olarak kabul etmek istememesinin “Bir Hristiyan projesinde Türk ve Müslüman Türkiye’ye yer bulunmadığının” ifadeleri ortadadır.

Avrupa Birliği Türkiye’de zorla millî azınlık yaratmak sevdasındadır.  Etnik temelde bir ayrışma yaratmak ve AB politikalarıyla aynı zamanda bireysel farklılıkları da kaşımak AB’nin temel görevi hâline gelmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çakır.

Sayın Dinçer, “Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşan Amasya Milletvekili Sayın Hüseyin Ünsal, oğlumun ismini kullanarak şahsıma sataşmış ve ayrıca bir konuyu gerçek dışı bir biçimde anlatmıştır. Bu nedenle, İç Tüzük madde 69’a göre söz talep ederim.” diyerek bir dilekçeniz var. Buna göre tutanakları incelettim.

Buyurun.

Üç dakika söz veriyorum ancak yeni bir sataşmaya mahal vermeden.

İKRAM DİNÇER (Van) – Vermem Sayın Başkan.

BAŞKAN - İç Tüzük’ün 69’uncu maddesine göre buyurun.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Van Milletvekili İkram Dinçer’in, Amasya Milletvekili Hüseyin Ünsal’ın, şahsına, sataşması nedeniyle konuşması

İKRAM DİNÇER (Van) – Sayın Başkanım, böyle bir olanağı tanıdığınız için size teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, Amasya Milletvekilimiz Sayın Hüseyin Ünsal Bey, demin bu kürsüde, oğlumun da ismini vermek suretiyle bir alımdan bahsettiler. Şimdi bu konuyla ilgili gerçek bilgileri size sunmak üzere söz aldım. 

Değerli arkadaşlarım, Türk Tarih Kurumu, daha önce satın almak istediği bir iş yeri için bir kısım emlakçılarla konuşmuş ve yer göstermiş, “Kızılay semtimizin falanca sokaklarında kitaplık, kütüphane olarak bir yer istiyoruz, böyle bir yer bulursanız haber verin.” diye bir kısım emlakçılara haber vermiş. Şimdi -Allah aşkına, lütfen dikkatlice bir dinleyin- bir dükkân düşünün üzerinde “satılık” veya “kiralık” iş yeri levhası var ve o dükkânın o levhasının üzerinde de bir kısım telefonlar. Şimdi, benim oğlum, dükkân sahibiyle birlikte çalışan bir insan. Türk Tarih Kurumu oradaki telefonları almak suretiyle, bu dükkânı satın almak istediğini ifade etmiş değerli arkadaşlarım. Sonra bir kısım görüşmeler olmuş, görüşmeler yapılmış, Türk Tarih Kurumu Başkanımız ya da oradaki ilgili arkadaşlarımızla bir kısım konuşmalar olmuş, belli bir rakam üzerinde anlaşılmış. Sonra, iş yerinin gerçek sahibi yani tapusu adına kayıtlı olan arkadaşımız İngiltere’ye gidiyor ve diyor ki benim oğluma: “Ben yurt dışına çıkıyorum, tapu işlemlerini yürütmek üzere sana vekâlet bırakıyorum ve lütfen bu zahmete katlanır mısın?”

Şimdi, değerli arkadaşlarım, orada bir sınır konmuş, alt ve üst sınır konmuş ve Türk Tarih Kurumunun yetkilileri ile mülk sahibi bir kere belli bir rakamda anlaşmışlar. Bir gazetemiz -ismini vermeye gerek yok- Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir açıklaması üzerine haber yapıyor bunu.

Sonra, bir sonraki gün, bir sonraki sayısında aynı gazete diyor ki: “Bu mülk gerçek değerinin altında satılmış.” Aynen haber bu. Kaynak olarak da Ankara Emlakçılar Odası, Millî Emlak Müdürlüğü, İl Bayındırlık Müdürlüklerinin belgelerini de aynı gazete yayınlıyor değerli arkadaşlar.

Şimdi, burada Sayın Milletvekilimiz, işte, binanın şu kadar olduğu, bu kadar olduğunu söyledi. Keşke biraz daha sağlıklı inceleme imkânı olsaydı. Bina, dört katlı bir bina…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İKRAM DİNÇER (Devamla) – Sayın Başkan, konunun ehemmiyetine binaen bir dakika daha süre istiyorum.

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız, bir dakika süre veriyorum, buyurun.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sayın Vekil, oğlunuz ne iş yapıyor, onu da belirtirseniz…

HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya)- Lokantacı.

İKRAM DİNÇER (Devamla) – Tabii… Oğlum tüccardır.

BAŞKAN – Siz konuşmanızı tamamlayınız, lütfen Sayın Vekil.

İKRAM DİNÇER (Devamla) – Şimdi, bina dört katlı bir yer, bir kere, tek katlı falan değil.

Değerli arkadaşlarım, Saygıdeğer Milletvekilimiz Hamzaçebi de Plan-Bütçede bu konuyu bir kez daha irdelemişti. Ben hem Sayın Kılıçdaroğlu’na hem Sayın Hamzaçebi’ye dostane ziyaretlerde bulundum ve dikkatlerinize bir şey -istemeyerek söyleyeyim- sunayım: Sayın Hamzaçebi’nin ilinde, on yıldır orada ticaret yapıyorum ve son on yıldır, değerli arkadaşlarım, Trabzon’da vergi ödeyenler sıralamasında mutlaka ilk 10’dayız. Şimdi, bizi böyle bir şeyle ilişkilendirmelerini doğrusu çok doğru bulmuyorum ve üzüldüğümü burada ifade etmek istiyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, esasen konunun özü nedir biliyor musunuz? Onu da söyledikten sonra huzurlarınızı fazla işgal etmeyeceğim. Türk Tarih Kurumu içerisinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Dinçer, lütfen… Teşekkür ediyorum, konu anlaşılmıştır. Teşekkür ediyorum Sayın Dinçer.

İKRAM DİNÇER (Devamla) – Her ne kadar…

BAŞKAN - Lütfen Sayın Dinçer… Teşekkür ediyorum Sayın Dinçer.

İKRAM DİNÇER (Devamla) – Bunu da söylemeden geçemeyeceğim.

Arkadaşlar, Türk Tarih Kurumu içerisinde Sayın Başkana, yeni Başkana, burdaki personel, burdaki yetkili arkadaşlarımızın bir ideolojik sıkıntıları var. Bütün meselenin özü budur. Bunu buralara taşıyıp, AK PARTİ’yle, AK PARTİ milletvekilinin oğluyla, AK PARTİ milletvekiliyle  ilişkilendirmek doğru değildir.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Olan şey anlatıldı yani bir şey olmuş, o olan şey burada anlatıldı, açıklandı.

BAŞKAN – Sayın Dinçer, teşekkür ediyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İkram Bey düzgün adamdır.

İKRAM DİNÇER (Devamla) – Ben düşüncelerimi burada ifade ettim…

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Karalama yok yani ne olmuşsa o anlatıldı yani karalamayla alakası yok bunun.

BAŞKAN – Sayın Dinçer

İKRAM DİNÇER (Devamla) – Sayın Başkan size ve yüce heyetinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Dinçer.

Sayın milletvekilleri, birleşime 14.00’e kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati : 13.00

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Murat ÖZKAN (Giresun)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 33’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam)

1.- 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 442) (Devam)

2.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2008 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/728, 3/934) (S. Sayısı: 443) (Devam)

A) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Vakıflar Genel Müdürlüğü  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Vakıflar Genel Müdürlüğü  2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

B) BASIN–YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü  2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

C) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU (Devam)

1.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim   Bütçesi

2.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin  Hesabı

D) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezi Yönetim

2.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

E) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Atatürk  Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

F) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ (Devam)

1.- Atatürk Araştırma Merkezi 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

G) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ (Devam)

1.- Atatürk Kültür Merkezi 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

H) TÜRK DİL KURUMU (Devam)

1.- Türk Dil Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

I) TÜRK TARİH KURUMU (Devam)

1.- Türk Tarih Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

İ) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

 1.- Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

J) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Diyanet İşleri Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Diyanet İşleri Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

K) AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1.- Avrupa Birliği Genel Sekreterliği  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Avrupa Birliği Genel Sekreterliği  2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, üçüncü tur üzerinde söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mustafa Kemal Cengiz, Çanakkale Milletvekili.

Buyurun Sayın Cengiz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KEMAL CENGİZ (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu içinde yer alan Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “vakıf” denince, yardımlaşmayı ve dayanışmayı esas alan köklü bir geçmişe sahip vakıf müessesesi İslam anlayışı ve inancıyla şekillenmiş, Türk medeniyeti ve Türk kültürüyle de kurumsal bir yapıya kavuşmuştur.

Türk milletinin hasletlerinden biri de sahip olduğu hayır anlayışıdır. Bu hayır ve vakıf anlayışı Anadolu Türk devletleriyle, özellikle Selçuklu beylikler ve Osmanlı İmparatorluğu’yla üç kıtaya ilahî kelimeyi tevdi eden ve şairin “Hani ardında çil çil kubbeler serpen ordu?” dediği büyük ecdat, üç kıtaya çil çil medeniyet ve sanat eserlerini serpmiş, vakıf müesseselerini, vakıf ve hayır anlayışını üç kıtaya taşımıştır.

Çok geniş bir coğrafyadan miras aldığımız vakıf eserlerimize ne kadar sahip çıkabildiğimiz, ne kadar koruyabildiğimiz, ne kadarını yaşatabildiğimiz ve ne kadarını gelecek nesillere teslim edebildiğimiz meçhul olmaya hâlen devam etmektedir.

Vakıf sistemi Osmanlı Devleti’nde oldukça önem kazanmış, Osmanlının hayat tarzına damgasını vurmuş; devleti ayakta tutan, milletin birliğini, dirliğini ve sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı ve bütünleşmeyi sağlayan vakıf sistemi, başka devletlerin ve milletlerin de esin kaynağı olmuştur.

Bugün bütçesini görüştüğümüz Vakıflar Genel Müdürlüğünün temel görevleri, hayrı ve sosyal hizmetleri toplumun tüm muhtaç kesimlerine sunmak, mevcut vakıf eserlerini korumak, kollamak, bir kültür mirası olan bu eserleri gelecek nesillere ulaştırmaktır. Aynı zamanda vakıf mallarını ekonomik bir şekilde işletmek, tarihî değere sahip eserleri onartmak, muhafaza etmek, gayelerine göre yaşatmak, geçmiş ve gelecekteki vakıf kültür ve medeniyetlerinin devamlılığını sağlamaktır.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk 1 Mart 1922 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinde açılış konuşmasında vakıfla ilgili şu kelimeleri ifade etmektedir:  “Bilinmektedir ki vakıflar memleketimizin mühim bir servetini teşkil eder. Bu servetten millet ve memleketin gerektiği şekilde istifade edebilmesi için Şer'iyye Vekâletiyle beraber bütün Bakanlar Kurulunun ve hatta Yüce Meclisin bu hususu ehemmiyetle tetkik ile bu büyük müessesenin haraplıktan korunmasını ve memlekete faydalı bir hale konulmasını temenni eylerim.”

Ata’mızın bu mesajı doğrultusunda baktığımızda, vakıfların varoluş esprisi göz önüne alınınca, bunun, dinî müesseseler ile beraber hizmet ve sosyal yardımlaşmayı hedeflediği anlaşılmaktadır. Atatürk’ün de önemini vurguladığı vakıfların, bugün, günümüzde layık olduğu şekilde yönetildiğine inanmamaktayız. Genel Müdürlükten bölge müdürlüklerine kadar kulağımıza gelen usulsüz işler ve şaibeli ihaleler, dualı vakıf malları üzerinde oluşturulan rant mücadelesi, vakıf mallarının peşkeş çekilmesi, ecdat yadigârı bu müesseselerdeki şayialar vicdanlarımızı sızlatmaktadır ve bizleri üzmektedir. Şunu hatırlatmak isterim, vakıf malını keriz malı görenlerin abat olması mümkün değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anadolu’muz, cennet vatanımız açık hava müzesi gibi ecdat eserleriyle bezelidir. Bugün, sanat tarihi bölümünü bitirmiş gençler işsiz gezerken, vakıf vakfiyeleri, vakıf taşınır eserleri, vakıf taşınmaz eserlerinin hâlen envanter çalışmasının yapılmamış olması manidardır. Vakıfların, Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde üst kademelerinde ve alt kademelerinde sanat tarihçi ve sanat tarihçileri -bünyesinde- kullanmayan ve Genel Müdürlük içinde oluşturulan ihalelerde bu arkadaşlara görev vermeyen ve bu gibi ihalelerin teknik ve uzmanlar tarafından takip edilmediği de tarafımızdan bilinmektedir.

Vakıflar Genel Müdürlüğü, taşınmaz kültür varlıklarının birçoğunun daha tespitini ve tescilini yapmamış ve envanter çalışmalarını tamamlayamamıştır. Envantere alınmış eserlerden restorasyona ihtiyaç olanların 2008 yılında 188 tanesinin restore edildiği görülürken, 2009 yılında bu sayı aşağıya düşmüş ve restore edilmeyi bekleyen yüzlerce taşınmaz kültür varlığı sırasını beklemektedir. Ecdat yadigârı olan bu eserlerin bir an önce koruma altına alınması, aslına uygun restorasyonun yapılması, acil ve önceliği olanların ise tamamlanıp bakımının bir an önce bitirilmesi gerekmektedir.

Vakıflar Genel Müdürlüğünün, “Yaşa ve yaşat.” ilkesi doğrultusunda, toplumun vakıf geleneğini sevdirme, vakıf bilincini artırma yönündeki çalışmaları yetersizdir. Kurum sadece Vakıf Haftası süresince etkinlik yapmak yerine, sürekli sunumlar, paneller, konferanslar tertip etmeli, görsel veya yazılı medyada yazılı vakıf eserlerini ve envanter çalışmasında yer alan çalışmalarını halkıyla paylaşmalı, basımını yapmalı ve bunların da dağıtımını gerçekleştirmelidir.

2008 yılında açılan müze sayımız 6 iken, 2009 yılında ise açılan müze sayımız sıfırdır. Özellikle vakıf eserlerinin restoresi yapıldıktan sonra vakıf müzeciliğinin ön plana çıkarılmasının ve taşınır vakıf eserlerinin de halkla buluşturulmasının, ziyaretlere açılmasının ve halkın bu vakıf müzeciliği noktasında da bilinçlendirilmesinin sağlanması gerektiğine inanıyoruz.

Aynı zamanda vakıfların temel amaçlarından biri de, yoksullara, kimsesizlere, çaresizlere, muhtaçlara sahip çıkmasıdır. Bu da imarethaneler, hastaneler, muhtaç aylığı ve burs şeklinde gerçekleştirilmektedir.

Vakıflar Genel Müdürlüğü 2008 yılında yüz sekiz imarethaneden 77.280 kişiye sıcak yemek verirken, 2009 yılında bu rakam 78.450’ye ancak ulaşabilmiş, neredeyse bu konuda yerinde saymıştır. Vakıflar sosyal yardım taleplerinin ancak yüzde 56’sına cevap verebilmektedir. Günde 229 kuruşun üzerinde geliri olanları aç, 639 kuruşun üzerinde olanları yoksul saymayan TÜİK verilerine göre ülkemizde, en iyimser rakamlara göre, yarım milyon kişinin açlık, 12 milyon kişinin de yoksulluk sınırının altında yaşadığını düşünürsek, Vakıflar Genel Müdürlüğünün sosyal yardımlar noktasında yetersiz kaldığını, ihtiyaca cevap veremediğini görmekteyiz.

Vakıflar Genel Müdürlüğümüzce Vakıf Arşiv Yönetimi Sistemi (VAYS) projesi ihale edilmiştir. Bu ihaleyi alan firmanın bu ihale sonucunda VAYS projesini gerçekleştiremediği ve daha sonra bu ihalenin iptal edildiği, iptal edildikten sonra yeniden açılan ihalede yine aynı firmaya bu projenin verilmesi de bizce manidar görülmüştür.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi bu Mecliste bir yıl önce Vakıflar Kanunu’nu çıkardık. Bu Vakıflar Kanunu’yla birlikte vakıflarımız gerçekten denetimden uzak kaldı ve iç denetime yönelik yapılanmayla birlikte vakıflarımızda ve özellikle vakıf teşekküllerinde oluşan yolsuzlukların Genel Müdürlüğümüz tarafından yeterince denetlenmediği ve bunların takibinin gerçekleştirilmediği ortaya konulmuştur.

Sayın Başbakanımızın özellikle ülke dışında restorasyonlar ve onarımların yapıldığını ifade ettiği buradaki konuşmasına rağmen, özellikle Batı Trakya’da ve Balkanlarda birçok ecdat yadigârı eserin hâlen depo olarak kullanıldığını, özellikle camilerin Batı Trakya’da ahır olarak kullanılmaya devam edildiğini ve özellikle bu bölgedeki halkımızın ibadet etme noktasındaki ibadet mekânlarının da bu şekilde elinden alındığını görmekteyiz.

Çıkardığımız Vakıflar Kanunu’nda mütekabiliyet hesabının, karşılıklılık anlayışının yerleşmemesi nedeniyle, bu noktada bizim özellikle Batı Trakya’daki vakıf eserlerimize yönelik restorasyon çalışması, tespit ve envanter çalışmalarımızı yapamadığımız aşikârdır.

Bu bağlamda, özellikle son günlerde Fener Rum Patrikhanesiyle ilgili konulara baktığımızda hem Rum Patrikhanesinin Başpatriğinin kendisini “Ekümenik” olarak addetmesi hem de birçok yazışmalarda İstanbul’un Konstantinapol

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Cengiz, lütfen, tamamlayınız.

MUSTAFA KEMAL CENGİZ (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Konstantinapol olarak geçmesi de, bu Vakıflar Kanunu’ndan sonra özellikle cemaat vakıflarının elde etmiş olduğu haklar doğrultusunda birçok cemaat vakfının yeni hakların peşinde koştuğu ve gayrimenkullerini geri istedikleri noktası da dikkatlerimizden kaçmamakta ve bu Kanun’la birlikte yeni yaptırımları da beraberinde kazanmışlardır. Özellikle Ruhban Okulunun onarıma girdiği şu günlerde, Ruhban Okulunun açılmasıyla ilgili de çalışmalar devam etmekte ve Obama da bu konuda isteklerini Başbakanımıza iletmiştir. Bu konular bizleri üzmekte ve gelecekle ilgili konularda tedirginliğimiz artmaktadır. Özellikle vakıflarımızın bize ecdat yadigârı emanetler olduğunu, bunları gelecek nesillere iletmemiz gerektiğini ifade ediyoruz.

Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün bütçesinin hayırlara vesile olmasını temenni eder, hepinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Cengiz.

Alim Işık, Kütahya Milletvekili.

Buyurun Sayın Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 2010 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu yani TÜBİTAK, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) ve Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce Meclisi ve bizleri izleyen aziz milletimizi saygılarımla selamlıyorum.

Bu kurumlar, şüphesiz ki ülkemizin bilimsel, tarihî ve kültürel faaliyetlerinin düzenlendiği ve milletimizi millet yapan bu ortak değerlerimizin gerek ulusal gerekse uluslararası arenada yayımlanarak tanıtımının yapıldığı çok önemli kurumlarımızdır. Bu nedenle, kurulduklarından bu yana ülkemizin gelişmesine ve Türk kültürünün tanıtımına katkı sağlayan bu kurumlarımızda görev yapan tüm çalışanlara milletimiz adına teşekkür ediyor, daha nice başarılı çalışmalarla ülkemizin “lider ülke olma” ülküsüne en kısa sürede ulaşmasını diliyorum.

Adı geçen kurumların faaliyetleri ve bütçeleri hakkında da kısa kısa sizlerle görüşlerimizi paylaşmak istiyorum.

Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü yüce Meclisimizle aynı yaşta olup 7 Haziran 1920’de Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş, kuruluşundan bugüne önemli görevler yapmıştır. 1984 yılında 231 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile bugünkü adıyla yeniden yapılandırılmış olan, kendi İnternet sitesinde de detaylı faaliyetleri verilen kurumda değişik alanlarda yurt içinde ve dışında çok önemli faaliyetler gerçekleştirilmektedir. Bu kurumun yaptığı birçok güzel iş yanında yapamadığı ve mutlaka yapması gereken en önemli işlerden birisi de Türkiye’de basın özgürlüğünün geliştirilmesi ve bunun uygulanmasına katkı sağlamaktır. Bu konuda özellikle AKP hükûmetleri döneminde gelinen nokta hepimizin malumudur ve maalesef hiç de iyi değildir. Kurumun 2010 yılı bütçesi bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 4 oranında artırılarak 67 milyon 175 bin TL olarak belirlenmiş ancak bu bütçe 2008 bütçesinin yüzde 1’i oranında daha düşük kalmıştır, dolayısıyla bütçenin yeterli olduğu söylenemez.

TÜBİTAK, Türkiye'nin rekabet gücünü ve refahını artırmak ve sürekli kılmak için toplumun her kesimi ve ilgili kurumlarla iş birliği içinde her türlü bilimsel faaliyeti desteklemek ve öncülük yapmak amacıyla kurulmuş, Başbakanlıkla ilgili bir kurumdur. Kurumun 1963 yılında çıkarılmış 278 sayılı Yasa’sında bilime destek amaçlı, “bilimsellik” kavramını esas alan yapısının çok net bir şekilde vurgulandığı görülürken, değişik iktidarlar döneminde yapılan çeşitli değişikliklerle ne yazık ki bu güzide kurum da özerk olmaktan çıkartılarak âdeta herhangi bir genel müdürlük konumuna getirilmiş durumdadır.

TÜBİTAK’ta oynanan oyunu ve AKP döneminde gelinen son noktayı iyi anlamak için geçmiş dönemlerde yapılan değişikliklere kısaca bakmak gerekir. 1987 yılında çıkarılan 294 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye göre TÜBİTAK, bir yönetim kuruluyla yönetilir hâle getirilmiştir. 1993 yılında çıkarılan 498 sayılı Kanun Hükmünde Kararnam’eyle, yeniden Bilim Kuruluna geçilmiş ve açılacak üyelikler için, Kurul tarafından, gizli oyla ve üye tam sayısının çoğunluğuyla seçim yapılacağı hükmü getirilmiştir. 2003 yılında çıkarılan 5016 sayılı Kanun ile boş bulunan Bilim Kurulu üyeliklerine bir defaya mahsus olmak üzere Başbakan tarafından atama yapılması ve Başkanın bir defaya mahsus olmak üzere, Başbakanın teklifi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından atanması hükme bağlanmış ancak AKP’nin yaptığı bu çok önemli değişiklik, dönemin Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmiş, Anayasa Mahkemesi tarafından da önce yürürlüğü durdurulmuş ve ardından da iptal edilmiştir. Ancak AKP yine durmamış, 1 Eylül 2008’de yürürlüğe giren 5798 sayılı son Yasa’da ise özetle, 12 üye ile Başkandan oluşan Bilim Kurulu üyelerinin ilgili birimlerin göstereceği adaylar arasından Başbakan tarafından seçileceği hükme bağlanmış, Yasa’nın geçici 7’nci maddesiyle, Kurum Başkanının 2 Başkan adayı arasından Başbakan tarafından seçilerek, bu adayın Cumhurbaşkanı tarafından dört yıllık bir süre için Başkan olarak atanması sağlanmıştır. Böylece, AKP döneminde beş yıla yakın süredir vekâletle yönetilen kurum, nihayet asil Başkanına kavuşabilmiştir.

Doğrudan TÜBİTAK’ın yönetimini ele geçirmeyi; amaçlayan AKP’nin yaptığı bu değişikliklerle, ne acıdır ki akla ve evrensel normlara dayalı bilimsel çalışmaların lokomotif gücü olan TÜBİTAK’ın özerk yapısı yok edilerek, tüm unsurlarıyla birlikte siyasi amaçlara hizmet eden bir kuruma dönüştürülmesi sağlanmıştır. Gerek ilgili bakanın gerekse iktidar partisi milletvekillerinin değişik ortamlarda TÜBİTAK’ın performansının iktidarları döneminde katlanarak artırıldığı yönündeki beyanları sayısal olarak kısmen doğru olabilir. Bu konuda katkısı bulunan herkese teşekkür ederiz. Ancak bilindiği gibi, ülkelerin ARGE ve bilimsel düzeylerinin uluslararası rekabette geldiği nokta çok daha önemli bir göstergedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, ülkemizin konumunu şu birkaç son istatistikle sizlerle paylaşmak istiyorum:

Ülkemizde, ARGE harcamalarına ayrılacak payın millî gelirimizin yüzde 2’sine çıkarılması hedeflenmesine rağmen, daha yüzde 1’ine bile ulaşamadığımız bir gerçektir. 2007 yılı verileri bu oranın binde 7 dolayında olduğunu göstermektedir. Sayın Osman Coşkunoğlu’nun Plan ve Bütçe Komisyonu tutanaklarında da yer alan ifadeleri ile ülkemiz, Dünya Ekonomik Forumu’nun 2009-2010 Küresel Rekabet Raporu verilerine göre rekabet gücünde 130’dan fazla ülke arasında Azerbaycan, Malta, Litvanya ve benzeri gibi ülkelerin gerisinde ve 61’inci sırada yer almaktadır. Aynı forumun inovasyon kapasitesine ilişkin değerlendirmesine göre ise ülkemiz 46’ncı sırada ve birçok ülkeye göre daha iyi durumda iken, bilimsel araştırma kurumlarının kalitesi açısından Malta, Gana, Uganda, Vietnam gibi ülkelerin gerisinde ve 71’inci sırada kalmaktadır. Şirketlerin ARGE’ye ayırdıkları harcama bütçelerinin bir göstergesi olarak değerlendirilen ARGE yoğunluğu açısından ise ülkemiz 76’ncı sıradadır. Yine Avrupa Birliğinin “Avrupa İnovasyon Karnesi” adıyla Ocak 2009’da yayınladığı raporuna göre ise AB ülkeleri ve aday ülkeler arasında 2004’te 192 puanla Bulgaristan’ın önünde sondan 2’nci sırada yer alan ülkemiz, 2007’de 206 puanla Bulgaristan’la aynı düzeye inmiş, nihayet 2008’de 205 puanla 221 puanlı Bulgaristan’ın altına düşerek son sıraya gerilemiştir. Yani ülkemiz son beş yılda diğer ülkelere göre göreceli olarak sürekli geriye gitmiştir.

Bu göstergelere göre bir değerlendirme yapıldığında, ülkemizin bilimsel düzeyinin ve rekabet gücünün artırılabilmesi için Hükûmetin bu kurumumuza ayırdığı bütçenin yeterli olduğunu ve ayrılan kaynakların etkin kullanıldığını söylemek mümkün görünmemektedir. Bu amaçla, geçen yıl çıkardığımız ARGE Teşvik Yasası’nın uygulanabilir hâle getirilmesi sağlanmalı ve TÜBİTAK tarafından 2023 vizyon çalışmasına benzer şekilde yeni bir 2053 vizyon çalışması zaman geçirilmeden gerçekleştirilmeli, mutlaka ülkenin bir bilim, teknoloji politikası ve yol haritası hazırlanmalıdır. 2010 yılı için öngörülen 1,3 milyar TL’lik kurum bütçesinin gelecek yıllarda daha da artırılarak mutlaka üst değerlere çıkartılması kaçınılmaz görünmektedir.

Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA), bilimsel etkinliklerin uluslararası düzeyde geliştirilmesi amacıyla yabancı kurum ve kuruluşlarla ilişkilerini sürdüren ve genç bilim adamlarının yetiştirilmesi için çalışan bir kurum olup, şimdiye kadar desteklediği toplam 200 dolayındaki genç bilim adamı sayısının daha da artırılması mutlaka gerekmektedir. Kurumun 2010 yılı bütçesinde öngörülen 9 milyon 980 bin TL’lik ödeneğin, kurumun yukarıda sayılan amaçlarını gerçekleştirmesine yetmeyeceği açıktır ve mutlaka artırılması gerekir.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı, Anayasa’mızın 134’üncü maddesi gereği 2876 sayılı Kanun’la, Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayınlar yapmak amacıyla kurulmuş olup, Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi olmak üzere 4 adet bağlı kuruluştan oluşmaktadır. Şimdiye kadar ortak bütçeyle kendilerine ayrılan ödenekler ölçüsünde ellerinden geldiğince en iyi şekilde bu ödeneklerini değerlendirerek çalışmalar yapmakta olan bu kuruluşlarımız, ilk kez bu yıl, bu bütçeyle ayrı ödeneklere kavuşmaktadırlar. Bu kuruluşlarımızın yaptıkları çok değerli çalışmalar, kendi İnternet siteleri başta olmak üzere birçok yazılı basında da ve yaptıkları yazılı eserlerde de tarafımızdan ve hepimizce yakından izlenmektedir. O nedenle, bunların ayrı ayrı faaliyetlerine zaman yetersizliği nedeniyle değinmek istemiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Işık, lütfen tamamlayınız.

ALİM IŞIK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Fakat, bu vesileyle, Türk Tarih Kurumuyla ilgili olarak Plan ve Bütçe Komisyonu çalışmaları esnasında Sayın Hamzaçebi tarafından, 2009 yılında yapılan bir ihaleyle 2,5 milyon TL’ye bir gayrimenkul alımıyla ilgili olarak tutanaklara geçirilen yolsuzluk iddialarının mutlaka açıklanması ve sorumlular hakkında gerekli işlemlerin yapılması gerekmektedir. Ayrıca, kurum Başkanlığından hiç de etik olmayan şekilde uzaklaştırılan değerli bilim adamı Sayın Halaçoğlu’nun, son günlerde Hükûmet tarafından gündeme getirilen Ermenistan açılımıyla bir ilgisinin olup olmadığının da bu vesileyle tekrar sorgulanması gerektiği inancındayım.

Atatürk Araştırma Merkezi ve Atatürk Kültür Merkezi çok kısıtlı bütçelerle faaliyetlerini sürdürmektedirler ve bunların kendilerine ait binaları dahi yoktur. 2876 sayılı Kanun’un 519 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değiştirilen bazı hükümlerinin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi üzerine bu kurumlarımız, 2002 yılından beri ilgili kurullarına atamalar yapamamakta, faaliyetlerini gerçekleştirememektedirler.

Bu düzenlemenin mutlaka Meclisimiz tarafından bir an önce yapılması dileğiyle 2010 yılı merkezî bütçesinin kurumlarımıza ve ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

Şimdi söz sırası İstanbul Milletvekili Atila Kaya’da.

MHP GRUBU ADINA ATİLA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kısa adı TİKA olan Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi ile Diyanet İşleri Başkanlığı bütçeleri hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini anlatmak için söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının hemen akabinde, 4668 sayılı Yasa gereğince, 1992 yılında, Türk dilinin konuşulduğu ülkeler ve topluluklar öncelikli olmak üzere gelişmekte olan diğer ülkelere yardım etmek, teknik yardım vermek ve öncelikli ülkelerle iş birliği ortamını geliştirmek amacıyla kurulmuştur.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, esasen 1930’lu yılların ortalarında Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından, bir gün Sovyetler Birliği’nin dağılması ihtimali göz önüne alınarak Sovyetler Birliği sınırları içerisinde yaşayan ve dil, din ve soy birliği içerisinde olduğumuz kardeşlerimize o gün geldiğinde yardım etmek amacıyla, o hususta hazırlıklı olmak amacıyla yapılmış olan ikazlara rağmen, daha sonraki yönetimler maalesef bu uzak görüşlü öneriyi dikkate almayarak, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla hazırlıksız bir şekilde bu sürece yakalanmışlardır ve zaman içerisinde birtakım olumlu adımlar atılmış olmasına rağmen, hâlen devam etmekte olan birtakım yanlışlıklar, işte bu hazırlıksız olmanın  getirdiği  bir sonuç olarak, bu hazırlıksızlığın bir doğal neticesi olarak karşımıza çıkmış bulunmaktadır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı son derece önemli ve stratejik öneme sahip olan bir kuruluşumuzdur. Çünkü, bugün içinden geçmekte olduğumuz ve genel bir kabul olarak adına “küreselleşme” denilen, birtakım yan unsurları olmakla beraber esas itibarıyla Amerikan kapitalizminin, Amerikan hayat tarzının ve değerlerinin yerküre çapında hâkim kılınmasını ve yaygınlaştırılmasını öngören bir sürecin yanında, son yıllarda, özellikle bölgesel siyasi ve ekonomik güç merkezlerinin oluşmaya başladığı yeni bir dünyaya doğru bir gidiş vardır. Dolayısıyla, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresinin ilgi alanına giren ve işlevleri bakımından hitap ettiği coğrafyayı dikkate aldığımızda, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı, yürütmekte olduğu çalışmaları düzgün, doğru ve belli prensip ve esaslar çerçevesinde yürütmesi hâlinde, Türkiye Cumhuriyeti devletine, bölgesel bir güç olmanın ötesinde, küresel bir güç olma noktasında önemli katkılar sağlayabilecek olan bir kuruluşumuzdur. Bunun için TİKA’nın çalışmalarında tespit etmiş olduğumuz birtakım eksiklikleri ve yapılması gereken hususları zamanın kısıtlılığını da göz önüne alarak sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, öncelikle, TİKA’nın kuruluşunda, ilk kuruluşta ortaya konulan öncelikli ülkeler -yani burada kastedilen Türk cumhuriyetleri ve henüz devlet hâline gelememiş Türk toplulukları- konusu öncelik olmaktan çıkarılmış ve çok daha geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Elbette ki buna belki ihtiyaç vardır ancak bu öncelik hiçbir zaman gözden kaçırılmamalıdır.

Diğer önemli bir husus: TİKA’nın faaliyetleri yürütülürken, teknik yardım ve yardım yapılan ülkelerin kalkınmalarının yanı sıra ülkemizin tanıtımı ve iş birliği için zemin hazırlanması da dikkate alınmalıdır. Aynı zamanda bu dış yardım ve destekler uzmanlık isteyen konulardır. Bu sebeple TİKA personeli seçilirken bu hususlar özellikle dikkate alınmalıdır ve dikkat edilmelidir.

Yine, TİKA’nın yirmi civarında ülkede koordinatörlüğü bulunmaktadır. Bu koordinatörlüklere atanan elamanlar, bulunduğu ülkenin diline ve kültürüne vâkıf olmalı, ayrıca bu dış görevlendirmelerde zaman zaman medyaya yansıyan ve bazı cemaatlere yakın olmak gibi nesnel olmayan birtakım ölçütler uygulanmamalıdır.

Yine, bir diğer önemli mesele olarak TİKA’nın, değerli arkadaşlar, Türkçenin kullanımı, yaygınlaştırılması konusunda bir eksiklik görülmektedir. Aynı zamanda yurt dışında Türk kültür merkezleri kurulması da keza yeterince önem verilmeyen konular arasındadır. Aslında Türk dünyasına ve çevremize yönelik bu faaliyetlerin esaslarının belirlenmesi noktasında, 20’nci asrın başlarında Türk aydınlanmasının sembol isimlerinden İsmail Gaspıralı’nın ortaya koyduğu prensipler bugün için de geçerliliğini korumaktadır. Bu prensip, hepinizin bildiği gibi “Dilde birlik, işte birlik ve fikirde birlik.” prensibidir. Dolayısıyla -daha başka, TİKA’yla ilgili hususlar var ama zaman darlığını dikkate alarak- bütün bu esaslara dikkat edilerek TİKA’nın faaliyetlerini yürütmesi gerektiğini bir kere daha dikkatlerinize sunuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün karşı karşıya kaldığımız önemli sorunlardan birisi millî ve manevi değerlerimizin toplumsal çatışma alanına dönüştürülmesi ve Türkiye'nin inanç ve mezhep temelinde çok tehlikeli bir ayrışma ve cepheleşme sürecine çekilmek istenmesidir. Toplumsal huzursuzluk ve gerginlik alanları her geçen gün derinleşmektedir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu bakımdan, Diyanet İşleri, son derece önemli; çok büyük bir bütçeye, muazzam bir kadroya sahip kuruluşumuz olması bakımından önemlidir.

Öncelikle Diyanet İşleri Başkanlığının ilgi alanına giren, yani toplumda din hizmetleri, doğru bir din anlayışının topluma ulaştırılması, sosyal dayanışma ve yardımlaşma gibi hususlarda Diyanet İşleri Başkanlığının yapması gereken önemli hizmetler vardır.

Ancak, biraz önce ifade ettiğim gibi, bugün Diyanet İşleri Başkanlığının yapısı tartışılan bir husus hâlindedir. Çünkü bugün Türkiye’de bizim millî birliğimizin, millî bütünlüğümüzün ve kültürümüzün ayrılmaz ve kopmaz bir parçası olan Alevi İslam inancına mensup olan kardeşlerimiz vardır ve bunların zaman zaman dile getirilen çeşitli sorunları vardır ki, bunların bu sorunlarına yönelik birtakım çalışmalar yapılmaktadır. Ben özellikle bunun yanında aynı şekilde Caferi inancına mensup vatandaşlarımızın da birtakım sorunları olduğunu biliyorum ve bunlar hususunda da bunlar hakkında da birtakım çalışmaların yapılması gerektiğine olan inancımı sizlerle paylaşıyorum.

Ancak, değerli arkadaşlar, bütün bu çalışmaları yürütürken, özellikle bu çalışmaları yürüten iktidar partisinin dikkat etmesi gereken bir tespitte bulunmak istiyorum. Öncelikle bir milletin içinde yaşayan fertlerin tek tek sosyal ya da siyasal kimlikleri, şu ya da bu mezhebe ya da herhangi bir etnik gruba mensup olmakla, mensubiyetle belirleniyorsa, o ülkede millî birliği, millî bütünlüğü sağlamak son derece zor olur.

Ancak, değerli milletvekili arkadaşlarım, bu tür kimliklerden önce ve bu tür kimliklerin üzerinde “aynı millete mensup olma” şeklinde temel bir kimlik şuuruna ulaştığımız, sosyal ve kültürel yapımızın da böyle bir gelişme safhasına vasıl olduğu toplumlarda bu alt kimlikler ve bu alt kültürler bir çatışma ve bölünme sebebi olmuyor.

Dolayısıyla bu tespitler bize millî birliğin, ulusal bütünlüğün sosyolojik temellerinin sosyal bütünleşme  ve  millî  kültür  olduğunu  göstermektedir.  Dolayısıyla yapılacak bütün bu çalışmalarda -gerek Alevi çalıştayı olsun gerekse diğer çalışmalarda- esas dikkat edilmesi gereken husus, aynı millete mensup olma şeklinde bilincin güçlendirilmesidir ve bu bilincin asla ve asla zaafa uğratılmaması gerçeğidir. Dolayısıyla bu cümleden olmak üzere geçtiğimiz günlerde Alevi kardeşlerimizin sorunlarıyla ilgili Genel Başkanımızın grup toplantımızda, bir çerçeve olması ve yapılan çalışmalara bir katkı olması bakımından dile getirdiği hususları burada bir kere daha sizlerle paylaşmak istiyorum.

Birinci olarak, Aleviliğin öncelikle nitelikli eğitim ve nitelikli kadro ihtiyacını karşılayacak “Türkiye Alevilik araştırmaları merkezi” devlet desteğinde kurulmalıdır. Bu merkez, genel bütçeden ayrılacak ödenekle desteklenmeli ve idari bakımdan özerk olmalıdır.

Alevi inanç önderlerinin akademik seviyede eğitilmesi için ilahiyat fakültelerinde tasavvuf ilimleri bölümü kurulmalıdır. Millî Eğitim Bakanlığınca din derslerinin müfredatına, doğrudan Alevi toplumunun katılımıyla şekillenmiş doğru, objektif ve bilimsel bilgiler girmelidir. Bu kapsamda olmak üzere, Alevi İslam inancı önderlerinden, konusunda uzman ilahiyatçılardan ve akademisyenlerden oluşan özel ihtisas komisyonu kurulmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaya, lütfen tamamlayınız.

ATİLA KAYA (Devamla) – Kültür Bakanlığı ve ilgili kuruluşların iş birliğiyle Alevi İslam inancının ve tarihî, kültürel şahsiyetlerinin envanteri ve külliyatı çıkarılmalı, varsa yabancı dilde olanlar Türkçeye çevrilmelidir. Diyanet İşleri Başkanlığı, ortaya çıkacak külliyatın orijinallerine sadık kalarak yayınlanmasında istişare ve iş birliği içinde olmalıdır. Alevi İslam inancını da bünyesinde temsil edecek şekilde Diyanet İşleri Başkanlığında yapısal düzenlemeye gidilmelidir.

Alevi toplumunun hayatında çok önemli yeri olan cemevi gerçeği, siyasi kaygılardan uzak, cami-cemevi karşıtlığına dönüştürülmeden kabul edilmelidir. İnanç ve kültür hayatımızın bir unsuru olan cemevlerine devlet yardım etmeli, genel bütçeden ödenek tahsis edilmelidir.

Konunun beklemeye tahammülü kalmamıştır. AKP elinde daha fazla tahrik edilip daha fazla kaşınmadan acilen çözüme muhtaçtır. Geçmişin acılarını ve hatta varsa hatalarını tahrik ederek ulaşacağımız bir sonuç da yoktur.

Bu duygu ve düşünceler içerisinde bütçenin hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaya.

Şimdi, şahsı adına, lehinde olmak üzere söz isteyen Bayram Özçelik, Burdur Milletvekili.

Buyurun Sayın Özçelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010 mali yılı bütçe görüşmelerinde şahsım adına lehte söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Vakıflarımız bizim medeniyetimizin hangi düzeyde insanlığa hizmet edildiğini göstermesi açısından bir mihengimizdir. O medeniyet ki tarihimizdeki altın sayfaları oluştururken geleceğimize hangi pencereden bakacağımızı, aydınlık geleceğe umutla yürüyebileceğimizi göstermektedir.

Vakıflar, kültürümüzü, şuurumuzu geliştirici, paylaşmayı ve katılımcılığı yaygınlaştırmaktadır. Sağlıktan eğitime, çevreden sosyal hizmetlere her alanda vakıf hizmetleri bulunmakta ve öncülük etmektedir. Önemli olan hayatımızın içerisindeki o kültürü, hizmetleri yaşatmak ve devamını sağlamaktır.

Her gün gelip geçtiğimiz mekânlardaki eserler bizlerden bir bakım ve onarım beklemektedir. Yaşatma şuurunda olan insanlar vasıtasıyla, amel defterlerini kapatmayacak vakıf insanları tarafından bunlar ele alınmaktadır. Vakıf insanı ve vakıf insanlarının sayılarını artırmak ve teşvik etmek hepimizin görevidir.

Bilgi ve teknoloji olan çağımızda, sosyal ve bireysel buhranların anaforunda oradan oraya savrulan insanlığın manevi dinamiklerine kavuşması için vakıf dava adamlarına çok büyük ihtiyaç duyulmaktadır.

AK PARTİ hükûmetlerimizin medarıiftiharı olan, eğitimde, sağlıkta, ulaşımda, TOKİ’de yapılanlar kadar Vakıflar Genel Müdürlüğü, vakıf eserlerimizde yaptıkları, TİKA’nın, da Türk ve İslam dünyasında yaptıkları gururumuzdur, onurumuzdur.

“İş bilenin kılıç kuşananındır.” sözü, öyle inanıyorum ki Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün ve TİKA’nın, AK PARTİ hükûmetlerinin programı çerçevesinde yaptığı çalışmalar için kullanılsa yeridir.

Vakıf eserlerinin ve vakıflara ait mülklerin art niyetli kişiler tarafından suistimal edilerek kullanılmalarına hükûmetlerimiz  döneminde son verilmiştir. Hukuk çerçevesinde her türlü tedbirler alınmış, bir daha suistimallerin önü kapatılmıştır.

Antalya Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından Burdur ilimizde de vakıf eserlerimizin bakım ve onarımı için 2 milyon TL ödenek harcanmıştır. Burdur merkezde Ulu Cami, Saden Hatipoğlu Camisi, Dökmecikızı Camisi, Şeyh Sinan Camisi, Tefenni Hüseyinoğlu Camisi, Çavdır Dengere Köyü Camisi ve benzeri restorasyonlar yapılmıştır.

Vakıflar Genel Müdürümüzle Burdur’umuzdaki vakıf eserlerini yerinde görerek neler yapılacağını değerlendirdik. Özellikle, Burdur şehir merkezine prestijli bir eser kazandırılacağını büyük bir ümitle bekliyoruz. Bucak ilçemizdeki Susuz Han Kervansarayı “restore et-işlet-devret” modeliyle restore eden As Çimento’ya, Âdem Sak’a buradan teşekkür ediyoruz. Aynı şekilde,  Bucak’taki büyük bir kısmı ayakta kalan İncirhan da restore edilmek için beklemektedir.

Vakıflar Genel Müdürlüğü, hüzünlü, ağlayan, harabe görüntüdeki eserleri restore ettikten sonra gülen vakıf eserlerini toplumumuzun hizmetine sunmaktadır. Ağlayan vakıf eserleri arasında yer alan Burdur şehir merkezindeki Hoca Bali Hamamı ve Derviş Mehmet Kütüphanesi bir an önce gülen vakıf eserleri arasına girmeyi beklemektedir.

Geçmişimize sahip çıkmadan geleceğimize yön veremeyeceğimizin bilincinde olarak hiçbir kısıntıya gitmeden ihtiyaç duyulan ödenekleri anında temin ve talimat veren, başta Başbakanımız olmak üzere ilgili bakanlarımıza, Vakıflar Genel Müdürümüze, TİKA Başkanımıza ve diğer kurum başkanlarımıza ve çalışanlara, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iki gündür muhalefet milletvekilleri, bütçe görüşmelerinde Başbakanımızın tümü üzerindeki görüşmelerindeki üstün performansını akıllarınca karalamak için ağır ithamda bulunmaktadırlar.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Hop, hop! Konuyla ilgili konuş.

BAYRAM ÖZÇELİK (Devamla) – Onların ruh hâlini anlıyorum çünkü kendi Genel Başkanları önceki günkü konuşmalarında bütçeye yakışır konuşma yapmadılar ve kendi parti tabanlarını bile tatmin etmeyen, “Böyle de pasif konuşma yapılır mı?” dediklerini duyduk.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Kendi akıl eksikliğinden!

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Bayram, sana ne bizim parti tabanından? Sen kendi partinin işine bak! Benim parti tabanım gayet memnun bu üsluptan. Sen kendi partine bak! Senin Genel Başkanın özrü kitap hâline getirmiş. Bırak bu işleri!

OKTAY VURAL (İzmir) – Burada Tekelcilerin kanlı şapkası var!

BAYRAM ÖZÇELİK (Devamla) – Aslında siyasetin birtakım ilkeleri var. Bu ilkelerden birisi de, genel başkanlar birbirlerine karşı hitap edebilirler, karşılıklı atışmalarda genel başkanlar birbirlerine söz söyleyebilirler…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sen söylüyorsun şimdi!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sen söylüyorsun! Sen geriyorsun Meclisi! Tahrik etme Meclisi! Allah Allah!

BAYRAM ÖZÇELİK (Devamla) – …ama gel gör ki muhalefet milletvekillerinin her sözünde Başbakanımıza galiz hakaretler yapma…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özçelik, lütfen tamamlayınız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu tablodan, buradaki tablodan utanın! AKP Genel Merkezinin önünde şu anda 10 bin tane Tekel işçisi bekliyor. Ayıp ya! Ne konuştunuz? Ne vaat ettiniz yalandan başka?

BAYRAM ÖZÇELİK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, lütfen, Türkiye hassas bir süreçten geçerken…

OKTAY VURAL (İzmir) – Fitneci seni!

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) –  Senin gibi konuşmacılar Türkiye'yi tahrik ediyor! Parlamentoyu tahrik ediyor!

BAYRAM ÖZÇELİK (Devamla) – …bizleri de, liderlerinizle ilgili kamuoyunda bilinen olumsuz sözleri söyletmeye itmeyin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Seni gidi fitneci! Kan üzerinden siyaset yapıyorsunuz!

BAYRAM ÖZÇELİK (Devamla) – 2010 yılı bütçemizin hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özçelik.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Bayram, sana yakışmıyor! Ağzına yakışmıyor ağzına!

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Bir de geçip orada oturma bari!

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Meclis Başkanını azarlayan Başbakana sözün yok mu Sayın Vekil?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen de o Divandasın!

BAŞKAN – Şimdi, söz sırası Hükûmet adına söz isteyen Devlet Bakanı Mehmet Aydın’da.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Ayıp ya! Bayram, bir de gülüyorsun ya!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Burada böyle konuştuktan sonra Divana çıkıyorsun, bir de gülüyorsun!

ATİLA EMEK (Antalya) – Milletvekilisin bir de!

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir de gülüyorsun orada, çok maharetli bir iş yapmış gibi!

BAŞKAN – Sayın Aydın, süreniz on üç dakikadır.

Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu, AKP Genel Merkezinin önünde dövülen Tekel işçilerinin kanlı şapkası. Onlara bütün milletvekilleri söz verdi, “hepsine kadro vereceğiz, mağdur etmeyeceğiz.” dedi.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çok kısa bir konuşma yapacağım, çünkü soru-cevap kısmına geçtiğimiz zaman, soru soran arkadaşlarımızın bir anlamda hakkını yememek için, eleştirilen ve soru olarak öne sürülen birkaç konuya temas edip zamanımızı iyi kullanmayı düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, bilim ve teknoloji konusu -hepimizin bildiği cümleleri tekrar etmeme izin verin- günümüzün en kritik konularından biridir. Yani gerçekten de bir ülkenin şimdisi, geleceği, bekası önemli ölçüde bilim ve teknoloji alanında, özellikle yenilik alanında yapacağı çalışmalara ve kat- edeceği mesafeye bağlıdır.

Bugün öyle bir dönemde, öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, ekonomi bilime dayanmak zorundadır, bilim eksenli olmak zorundadır; siyaset, gerek iç siyaset gerek dış siyaset, uluslararası ilişkiler bilime dayanmak zorundadır; kültür konuları uzak gibi görünüyor ama yine de bilim temelli bir açılıma, bilim temelli bir yükselişe her zaman ihtiyaç göstermiştir, ama günümüzde çok daha fazla bu ihtiyacı hissediyoruz. Eğer bir ülke kendi kültür değerlerini, bir ülke kendi iç dinamizmini yeterince bilmiyorsa, güvenilir bilgiye bu konuda sahip değilse pek çok alanda başarılı olması da mümkün değildir. Hatta günümüzde tartıştığımız, konuştuğumuz konularda dahi -Türkiye'nin içine yönelik olarak söylüyorum- bizim gerçekten, ilaç kadar, herhangi bir rahatsızlığımız varsa, ülkemizle ilgili güvenilir, dayanılır, sağlam bilimsel bilgiye ihtiyacımız vardır. Yoksa, konuşmaların önemli bir kısmı hakikaten yanlış olur, yerine oturmaz ve zaten böyle bilgiler üzerine de siyaseti veya ekonomik hayatı inşa etmeye çalışırsak başarılı olmamız mümkün değildir. Ben, sadece bu konuda iki cümle söyleyeceğim, çünkü asıl konumun birazcık dışında kalıyor ama hemen hemen bütün arkadaşlarımın benimle hemfikir olacağını düşünerek söylüyorum.

Mesela, günümüzde farklılıklardan bahsetmenin çok cazip bir tarafı var. Aslında bu, insan tarihi boyunca hep öyle olmuştur. Farklılıklar benzerliklere, aynılıklara nazaran çok daha dikkat çekici olmuştur. Çünkü farklı olduğu için zaten dikkat çekiyor ama kabul etmek lazım, farklılıklar üzerine dayanan söylemler de karşı karşıya kalınan problemlerin başında gelmektedir. Dolayısıyla, her zaman aynılıklardan ve benzerliklerden bahsederken, gerçekten de farklılıkların ne kadar farklı olduğu sorusunu sormamız lazımdır. Çünkü, sanki birbiriyle bağdaşmayacak boyutta birtakım farklılıklar varmış gibi bir izlenim ortaya çıkarsa sorunlar daha gittikçe büyür. Bu konuda, esasında bugün, kalkınmış olan dünyada gelinmiş olan nokta bellidir, insan hakları bellidir. Temel insan haklarının ne olduğunu biliyoruz. Temel değerler bellidir, temel etik değerleri bellidir. Bunlar, zaten evrenseldir. Şu veya bu şekilde yorum farkı olabilir. Ama temelde bunlar üzerinde de kognitif, bilgisel, bilişsel bir anlaşma vardır, yorumlar farklı olsa bile ve bir de bizim farklılıklarımız vardır.

Soru, en azından entelektüel açıdan bakıldığında, gayet kolay görünüyor, yola koyulmak için kolay görünüyor. Sorunları çözmek babında söylemiyorum bunu.

Nedir o? Eğer farklılıklar -adına ne dersek diyelim; kültürel olabilir, töresel olabilir, başka türden olabilir- insan haklarına aykırı ise, eğer farklılıklar politik değerlere, pek çok anayasada yer bulan temel değerlere aykırı ise, o farklılıkların değiştirilmesi lazım. Hangi yolla? Silah yoluyla değil, savaş yoluyla değil; eğitimle değiştirilmesi lazım onların, geniş soluklu plan ve programlarla değiştirilmesi lazım ve bir birlik ve beraberlik içinde değiştirilmesi lazım. Yok eğer değilse, eğer değilse, o farklılıklar temel insan haklarıyla ve paylaşılan değerlerle çatışmıyorsa, o zaman, ister yurt içinde olsun, ister Avrupa Birliği bağlamında olsun, ister uluslararası ilişkilerde ve siyasette olsun, bunların zenginlik sayılması lazım. Bunlara tolere edelim demek bile, esasında etik bakımından sorunlu bir cümledir. Kim kime tolere ediyor?

Eğer Türkiye birtakım kültürel farklılıklara sahip ise, Avrupa Birliğinden herhangi birinin kalkıp “Bunu tolere edelim.” demesi doğru değildir. Tekrar ediyorum, eğer o temel değerlerle çatışmıyorsa, o zaman bunun cevabı bellidir. Bunlar zenginliktir. “Tolere edelim.” demek doğru değildir. Aslında bunların desteklenmesi lazım. Bunların daha da zenginleşmesi ve güçlenmesi lazım.

Dolayısıyla, günümüzde Türkiye içinde de, Türkiye’de Türkiye hakkında konuşurken, hakikaten millî tarihten, millî tarihî tecrübeden, millî kültürden kaynaklanan ortaklıklar vardır, aynılıklar vardır, benzerlikler vardır. Millet olmanın zaten temelini de bu zemin oluşturmuştur. O zemin bu milleti, bu ülkeyi, bu vatanı daha binlerce yıl -ama gelin “Sonsuza değin.” diyelim- birlikte yaşatabilecek güce sahiptir.

Tekrar ediyorum, bunlarla çatışmayan farklılıklar zenginliklerimizdir ama Türkiye bugüne kadar nasıl bir ortak tarih, ortak kültür, ortak tarihî tecrübe ve bir tek siyasi sistem ve bir tek hukuk sistemi çerçevesinde bugüne kadar gelmişse onu, Türkiye'yi ebediyete taşıyacak kadar da güçlü olduğuna inanıyorum, götüreceğine inanıyorum. Dediğim gibi bu bir yan konuydu.

Gelelim TÜBİTAK meselesine: Eleştiren arkadaşlarıma teşekkür ediyorum; gerçekten bu konuda ne kadar yaparsak azdır, ne kadar bütçemiz artarsa memnun oluruz, minnettar oluruz çünkü yapacak iş çok, bilim ve teknoloji alanı Türkiye'de ihmal edilmiş bir alandır. Arkadaşlarımız haklı olarak “Şuradan şuraya gelemediniz.” diyorlar ama hep 2004’ten, 2005’ten başlayarak bunu söylüyorlar. Biraz geriye gidilirse acaba ne yapıldı, yani ARGE’de ne kadar bütçemiz vardı, nereden nereye kadar geldik? Bunların hesabı yapılmadan, hemen birdenbire bir kesitten yola çıkıp değerlendirme yaparsak haksızlık olur.

Ben sadece birkaç rakam vererek konuyu bağlamak istiyorum. Evvela, hakikaten gayrisafi yurt içi hasılada bugün bizim ARGE için harcadığımız para -gerçi ben bunların bir kısmını Komisyonda söyledim ama 2007 rakamlarını söyledim çünkü TÜİK hâlâ o gün açıklamadığı için 2008 rakamlarını söyleyememiştik- 2008’e göre söylüyorum: 6,9 milyar TL. Bu, yüzde 0,73. Dolayısıyla eğer Avrupa Birliğinin ortalamasıyla mukayese edersek iftihar edebileceğimiz bir oran değil. Hele bir de kendimize bir hedef koymuşsak, “Yüzde 2’ye çıkaracağız.” demişsek gerçekten de bu konuya hiç aralık vermeden, hiç nefes almadan her türlü desteği vermemiz lazım ki -tekrar ediyorum- bilgi eksenli, ekonomik, siyasi, kültürel hayatımız mümkün olsun ama yine de yapılanları da hakikaten görmemiz lazım. Mesela ilk defa, memnuniyetle ifade edelim ki özel sektör önemli bir konuma geldi; özel sektör kamu sektörünü 2008’de geçti, yüzde 44 küsuruyla kamu sektöründen bir bakıma daha öne çıktı. Bu bizim için hayati önem arz ediyor çünkü eğer kamu sektörü temel bilimlere daha fazla zaman, daha fazla para, enerji ayıracaksa -ki bilimsel zihniyet, Osman Bey bu konuya temas etti, “bilim kültürü ve bilim zihniyeti” dedi- bilimsel kültürün ve bilim zihniyetinin gelişmesi için, laboratuvardan pazara giden o alan o kadar fazla etkili değildir, onu söyleyeyim. Önemlidir, aslında ülkenin kapasitesi bakımından önemlidir fakat yine de kabul etmek lazım ki bilimsel zihniyet, esasında, temel bilimlerde bizim mesafe almamızla doğru orantılıdır. Eğer özel teşebbüs yüzde 60’lara gelirse, bizim ilk hedefimiz yüzde 50’dir, ama yüzde 50’yi de geçer yüzde 60’a gelirse, o zaman zaten üniversitelere de kamunun yaptığı katkıda belli ölçüde bir azalma olacak. Çünkü, zaten üniversite ve sanayi iş birliği neticesinde projelerin geliş gidişi büyük ölçüde özel sektör ile üniversitelerimiz arasında olacak ve oradan da bir bakıma kamu alanı bir tasarrufa gidecek ama bu, onun oradan alınıp başka alanlarda harcanması için değil, doğrudan doğruya, hakikaten temel bilimlere yani fiziktir, kimyadır, astronomidir… O alanlarda başarılı olamayan bir ülke bilimde başarılı olmuş sayılmaz ve o alanlarda sağlam duramayan bir ülkenin teknolojisi de uzun soluklu olamaz. Dolayısıyla pek çok gayret var.

TÜBİTAK’ın yanı sıra, şükranla bahsetmek istiyorum ki Millî Eğitim Bakanlığının bu, her sene bin öğrenciyi yurt dışına gönderme projesi gerçekten övünülecek bir projedir ve Millî Eğitim Bakanlığımıza teşekkür borçluyuz. Ayrıca, Dış Ticaret Müsteşarlığının büyük ölçüde, Planlamanın büyük ölçüde katkısı var. Bunların bir kısmı hakikaten binlerce bilim adamının yetişmesine katkı sağlayan kurumlarımız.

Dolayısıyla, arkadaşlarımız, her iki arkadaşımız da bir bakıma bu inovasyon konusunda konuştular. Doğrudur yani, o konuda, inovasyon konusunda da yine dediğim gibi, bir dört sene öncesinden başlayalım, bir de şimdi başlayalım. İnovasyon konusunda yapacak işimiz çok ama şunu da lütfen hatırlatmama izin veriniz: Bu inovasyon konusunda, özellikle endekslerin hazırlanmasında ciddi sorunlar var. Evvela, hakikaten eski verileri değerlendiriyorlar. Artık Türkiye’de bizim değerlendirmediğimiz veriler değerlendiriliyor. Bazılarını değerlendiriyorlar, bazılarını değerlendirmiyorlar. Güya bu endeksleri hazırlamak için geliyorlar, diyelim ki 93 firmaya soruyorlar, 93 firmadan aldıkları 93 cevabı sanki Türkiye'nin genel perspektifini açıklıyormuş gibi kullanabiliyorlar. O konuda ciddi sıkıntılar var. Ama tekrar ediyorum, inovasyon konusunda, yenilik konusunda bizim yapacağımız çok iş var ve o konuda alacağımız çok mesafe var. Ama madem Avrupa Birliğine atıfta bulunularak bu söyleniyor, lütfen Avrupa Birliğinin aynı zamanda son iki ilerleme raporunda bilim ve teknolojiyle ilgili söylenenlere de lütfedip bir bakarsanız -İnternet ortamında zaten var- orada, gerek bir önceki ilerleme raporu gerek bu sene yayınlanan ilerleme raporu açıkça Türkiye’de TARAL’ın, yani Türkiye Araştırma Alanı’nın Avrupa Araştırma Alanı’yla rahat çalışabilecek bir konuma geldiğini, aralarında uyum olduğunu, entegrasyon sağlandığını açıkça söylüyor ve her iki raporda da zaten Türkiye'nin bu yaptığı çabalar övgüyle anılıyor.

Tam zaman…Vaktim kaldıysa Sayın Başkan, ondan da sadece iki üç rakam vereyim. Mesele ARGE personeli 67 bine çıktı. Bizim hedefimiz 2010’da 50 bindi. 67 bini zaten bulduk. 67 bine ulaştığımız için de şimdi hedefimizi 150 bine göre ayarladık. Ayrıca, tam zaman eş değer araştırma sayısı 52 bin, hatta 53 bin, 52.819’a çıktı. Yurt dışından geniş bir -hakikaten- araştırıcı kitlesi Türkiye’yle ilgilenmeye çalışıyor. Orada başarılı olan Türk bilim adamları var, onlar ülkelerine dönmek istiyorlar. Her türlü kolaylığı sağladık, her türlü engeli ortadan kaldırdık ve hakikaten o konuda da çok büyük bir alan açılması oldu. TÜBİTAK için bu kadar yeter.

İki konu, mutlaka temas etmem gereken konu arasında. Bunlardan bir tanesi, Sayın Hamzaçebi’nin… Bazen ağzımdan “Çelebi” çıkıyor, hoşuna gidiyor. Sayın Hamzaçebi’nin zaten Komisyonda sorduğu soru olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen tamamlayınız.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Tamam, bir dakikada bitiriyorum efendim.

Sayın Hamzaçebi’nin Komisyonda hatırlattığı konu, yani bu Türk Tarih Kurumunun aldığı bina konusu, şu anda Başbakanlık Teftiş Kurulunda süreçte. Komisyonda söylediğimi burada da söyleyeyim: Oradaki sonucu alacağız ve o sonuca göre hareket edeceğiz, sizi ve kamuoyunu da bilgilendireceğiz. O konuda hiçbir arkadaşımın herhangi bir tereddüdü olmasın lütfen. Ne varsa o ortaya çıkacak, ne varsa ona göre de muamele edilecek ama şu anda ortada henüz daha gelinen bir -durumun açıklık kazanması bakımından- durum söz konusu olmadığı için üzerinde durmuyorum.

“Yusuf Halaçoğlu Bey uzaklaştırıldı.” tabirini kullandı. Keşke kullanmasaydınız bu tabiri çünkü her yaptığı görevi bırakıp asli görevine dönen… Bu arkadaşlarımız üniversiteden geliyorlar zaten, bunların kadroları üniversitede, geliyorlar, bir süre hizmet ediyorlar. Ayrılmalarının gerek idare tarafından gerek kendileri tarafından bir uzaklaştırılma şeklinde anlaşılması doğru değildir.

Bir konuyu daha söyleyeyim: Ben bu ülkede hiçbir Türk insanının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, teşekkür ediyorum.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) - ... altını çiziyorum, hiçbir Türk insanının bu ülkenin büyük menfaatleri konusunda, Ermeni meselesi konusunda öbür insandan daha hassas, daha duyarlı olduğunu söyleyemem. Ben de en az Halaçoğlu kadar, hâlihazırda görev yapan arkadaşımız da en az Halaçoğlu kadar… Hepimiz öyleyiz, davalarımız konusunda hepimizin heyecanı, fikri, her şeyi aynıdır.

Çok teşekkür ediyorum. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Hükûmet adına ikinci söz talebi, Faruk Çelik, Devlet Bakanı.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on üç dakika.

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığıma bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı ile Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi TİKA’nın bütçeleriyle ilgili siz değerli milletvekili arkadaşlarımın yaptıkları değerlendirme ve eleştirilere, katkılara teşekkür ediyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Temel görev alanı din hizmetlerini yürütmek ve toplumu din konusunda aydınlatmak olan Diyanet İşleri Başkanlığı cumhuriyetimizle yaşıt en önemli kurumlarımızdan bir tanesidir.

Diyanet İşleri Başkanlığı asli görevlerini yerine getirirken, bununla birlikte, çocuk ve gençlik sorunları, kadın hakları, doğal afetler, engelli ve yaşlılara yönelik yeni yaklaşımlar, çevre sorunları ve ekolojik dengenin korunması, aile yapısının korunması, uyuşturucu ve bağımlılık meydana getiren maddelere karşı duyarlı olunması, hükümlü ve tutukluların rehabilite edilerek topluma kazandırılmaları, SHÇEK’e bağlı sosyal hizmetler kurumlarındaki hizmetler gibi pek çok alanda toplumun bilinçlendirilmesi amaçları çerçevesinde çalışmalarını yürütmektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığının asli görevlerinden birisi de hac ve umre organizasyonları gerçekleştirmektir. Bakanlık, hac organizasyonunu şeffaf ve objektif ölçüler içerisinde otuz yıldır başarıyla sürdürmektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığı, Anayasa’nın ve yasaların kendisine tanımış olduğu sınırlar çerçevesinde eğitim merkezleri, Kur’an kursları ve yaz Kur’an kurslarıyla, yaygın din eğitimi hizmetlerini sürdürmektedir.

Başkanlık, din görevlilerinin mesleki yeterliliklerini daha da geliştirmek amacıyla mesleki eğitime büyük önem vermektedir. Bugün din görevlilerinin en az üçte 1’i ön lisans ve lisans mezunudur.

Ayrıca, personelimiz, mütevazı maaşlarından tasarrufta bulunarak ilköğretim okulları yaptırmış, kız çocuklarının okullaşması kampanyası çerçevesinde örgün eğitim ve öğretime katkıda bulunmuşlardır.

Bakanlık, eğitim, kültür faaliyetleri çerçevesinde ailelere, çocuklara, gençlere, kadınlara, aydınlara yönelik olarak bilimsel eserler yayınlamakta, çeşitli toplantılar düzenlemekte; bu sayede herkesin bilgi sahibi olarak toplumsal barış ve huzura katkı sağlamalarına destek olunmaktadır.

Diyanet İşleri Başkanlığımız, toplumumuzda sosyal bir olgu olarak var olan farklı inanç grupları, mezhepler ve oluşumların hepsini kuşatıcı bir hizmet yürütmektedir. Bu kapsamda, geçtiğimiz dönemde on kitap hâlinde basılan ve basımına hâlen devam edilen Alevi Bektaşi klasiklerinin sadeleştirilerek yayımlanması halkımızdan büyük ilgi görmüştür.

Ayrıca, vatandaşlarımızın dinî bilgi ihtiyaçlarını karşılamak üzere Şafii ve Caferi ilmihalleri çalışmaları da tamamlanmak üzeredir. Diyanet İşleri Başkanlığı toplam otuz beş ülkede bulunan vatandaş, soydaş ve dindaşlarımıza yönelik olarak bilgilendirme ve din hizmetleri açısından rehberlik yapma faaliyetlerini sürdürmektedir. Başkanlık, yurt dışı hizmet ve çalışmalarını koordine etmek üzere hâlen 22 ülkede büyükelçilerimizin bünyesinde din hizmetleri müşavirliği ve 24 başkonsolosluğumuz bünyesinde de din hizmetleri ataşeliği bulunmaktadır. Ayrıca müşavirlik ve ataşeliklerin emrinde sınavla seçilmiş ve altı ay süreyle yabancı dil ağırlıklı yurt dışı hizmete hazırlık eğitimine tabi tutulmuş 1.315 din görevlisi görev yapmaktadır. Başkanlığımız özellikle Avrupa’da görev yapacak din görevlilerini mahallinden yetiştirmek için “Uluslararası İlahiyat Projesi” geliştirmiş; bu program çerçevesinde ülkemizde dokuz farklı Batılı ülkeden gelmiş 225 lisans öğrencisine eğitim verilmektedir. Türk cumhuriyetleri, Balkan, Kafkas ülkeleri Türk ve Müslüman topluluklarına yönelik hizmetler de çeşitli düzeylerde devam etmektedir. Bu ülkelerden 2009-2010 öğretim yılında 180 lisans, 55 yüksek lisans ve 16 doktora öğrencisi ülkemize getirilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cumhuriyetimizle yaşıt Diyanet İşleri Başkanlığı küreselleşen dünyamızda ülke sınırlarımızı da aşarak çok geniş bir coğrafyada insanlığa hizmet veren bir kurum hâlini almıştır. Bu köklü kuruluşumuzun hizmetleri hâlâ kırk dört yıl önce çıkarılmış bir Kanun, 633 sayılı Kanun’la yürütülmektedir. Bu çerçevede Hükûmet olarak Diyanet Teşkilat Yasası’yla ilgili çalışmalarımızı neticelendirmiş bulunuyoruz. Önümüzdeki hafta içerisinde Diyanet Teşkilat Yasası’nı Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edeceğiz ve kısa süre içerisinde de umuyorum ki -otuz yılı aşkın süredir- bir boşluğu dolduracak olan bu yasayı yüce Meclis kabul edecek ve yürürlüğe koyacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığıma bağlı kuruluşlardan bir tanesi de Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığıdır. TİKA’nın kuruluş amacı, başta Türk dilinin konuşulduğu cumhuriyetler, akraba toplulukları ile Türkiye’ye komşu ülkeler olmak üzere kalkınma yolundaki ülkeler ve diğer ülkelerin kalkınmalarına yardımcı olmaktır. TİKA’nın çalışmaları ülkemizin prestijine, lobi ve tanıtım gücüne büyük katkı sağlamaktadır.

TİKA’nın projeleri arasında yurt dışındaki kültür varlıklarımızın restorasyonu önemli bir yer tutmaya başlamıştır. Bu çalışmalarla bir yandan ecdat yadigârı eserler gelecek nesillere korunarak devredilmekte, diğer yandan da bu eserlerin bekçiliğini yapan soydaş ve akraba topluluklarımızın kültürel benlikleri pekişmekte ve öz güvenleri artmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Balkanlar, Doğu Avrupa, Kafkasya, Orta Asya, Orta Doğu, Afrika’da bulunan 21 ülkede 24 Program Koordinasyon Ofisiyle   -acil insani yardımlar ile teknik ve kalkınma iş birliğini- hazırlanan program, proje ve faaliyetlerle yürüten TİKA, proje seçiminde uygulamaların yerel sahiplenmesi, sürdürülebilirlik ve ülkemize geri dönüşüm kriterlerini dikkate almaktadır.

On yedi yıllık kurumsal kültür ve tecrübesiyle TİKA, her yıl giderek artan proje ve faaliyetleri ve genişleyen faaliyet coğrafyasıyla ülkemizin dış politikasında Hükûmetimizin önemli enstrümanlarından biri hâline gelmiştir. Bu anlamda, TİKA, Türk dış politikasının ilke ve ihtiyaçları doğrultusunda açılım göstererek büyümektedir. Yeni dönemde, Pakistan, Suriye, Irak ve Sırbistan yeni açılım alanını oluşturacak, Afrika’da yeni açılan büyükelçiliklerimiz geliştirilecek ve kalkınma projeleriyle daha desteklenerek ülkemizin gönüllülüğüne katkı sağlanacaktır.

TİKA’nın 1992-2000 yani kurulduğu tarih ile 2002 yılları arasında toplam 2.241 proje gerçekleştirmiş iken 2005-2008 yılları arasında toplam 5.084 proje ve faaliyeti gerçekleştirmiştir. Gerçekten bu faaliyetlerin tümü takdire şayan faaliyetlerdir. 2008 yılında gerçekleştirdiği faaliyetleri 111 ülkede gerçekleştirmiş, yıllar itibarıyla da yaklaşık 100-150 milyon dolar arasında bu ülkelere yatırımlarını, kalkınma hamlelerini TİKA sürdürmektedir.

Değerli milletvekilleri, burada Bakanlığımın bütçesiyle ilgili değerlendirmeler yapan arkadaşlarımız bazı hususlara temas ettiler, kısaca onlara da değinmek istiyorum.

Bunlardan biri… Tabii ki cumhuriyet ve cumhuriyetin kazanımları belli bir kesimin değil, bütün vatandaşlarımızındır. Bu konuda, bu süreç içerisinde, bulunduğumuz şu nazik dönem içerisinde yeni yeni tasnifler yapmanın doğru olmayacağı kanaatindeyim. 72 milyon vatandaşımız cumhuriyeti ve cumhuriyetin kazanımlarını özümsemiştir.

Bir diğer değerlendirilmesi yapılan konu Alevi çalıştaylarıyla ilgili; işte göstermelik çalıştaylar ve zaman kaybına neden olduğu şeklinde değerlendirmeler yapılmaktadır. Doğrusu bunlara da katılmak mümkün değil. “Göstermelik” diye ifade edilen bu çalıştaylarla ilgili olarak şu cümleyi söylemem herhâlde yeterli olacaktır: Devlet, ilk kez tüm Alevi kesimleriyle bir araya geliyor ve devlet, Alevi kesimlerini dinliyor ve tüm bu çalıştaylarda konuşulanları da arşivine dercedecek. Bunu önemsiz gibi görmeyi takdirlerinize sunuyorum, nasıl önemsiz olabilir? Yıllarca ihmaller neticesinde yaşadığımız sosyal sorunlardan biri olan bu konunun, bugün Hükûmetimiz tarafından derli toplu bir şekilde alınıp, bu düzeyde bu çalışmaların gerçekleştirilmesini göstermelik şeklinde değerlendirmeyi çok yerinde bir değerlendirme olarak en azından görmediğimi ifade etmek istiyorum.

“Zaman kaybı” ifade ediliyor. Bildiğiniz gibi bu konu tarihsel derinliği olan bir konu. 3 Haziranda biz çalıştayları başlattık. Başlattığımız zaman da net bir şekilde ifade ettik, dedik ki: “Biz bunu 7 çalıştayda bitireceğiz.” Yarın gerçekleştireceğimiz çalıştay 6’ncı çalıştaydır. Bugüne kadar devlette bulunmuş veya aktif olarak şu anda siyasette bulunan değerli siyasetçilerle bu değerlendirmeyi yarın gerçekleştireceğiz ve son çalıştayımızı da büyük ihtimalle ocak ayında gerçekleştirip bir yol haritasını ortaya çıkarmış olacağız. Yani altı aylık bir süre içerisinde toplumun tüm katmanlarını bir masa etrafında buluşturup, bütün tonları, bütün renkleri, bütün çiçekleri içine katacak şekilde bu konunun ele alınmasını ve belli bir düzeyde bu konunun götürülmesini ve altı aya sığdırılmasını “Zaman kaybıdır.” diye değerlendirmek takdirlerinize yine arz edilecek ikinci konudur diye düşünüyorum. Umuyorum ki yeni yılla birlikte, ocak ayı sonu itibarıyla bu çalıştaylarımız tamamlanmış olacak ve yol  haritası  konusunda da değerli  milletvekillerine söyleyeceğimiz çok önemli konular olacağı inancındayım.

Bir diğer değerlendirilmesi yapılan konu ise “TİKA’nın kaynaklarının amacına uygun kullanılıp kullanılmadığı” şeklindeki bir değerlendirme. TİKA’nın kaynakları kuruluş amacına uygun kullanılmaktadır ve özellikle Türk cumhuriyetleri ve soydaşlarımızın yaşadıkları bölge ve devletlere dönük olarak yüzde 50’nin üzerinde bir kaynağın kullanıldığını burada belirtmem gerekiyor.

Ayrıca, “Türk diliyle ilgili bir şey yapılmıyor.” tarzında bir eleştiri de oldu. Tabii, bu eleştirilere saygımız var ama cevap da verilmesi gerekiyor. Yirmi beş ülkede otuz beş üniversitede Türkoloji Projesi’ni yürütüyoruz ve her yıl 3.500 öğrenci buradan mezun olmaktadır. İnanıyorum ki bu da bu soruya cevap teşkil etmiştir. Ayrıca, Yunus Emre Vakfının da faaliyetlere başladığını hepiniz biliyorsunuz.

Söylenmesi gereken çok şey olmasına rağmen, bu iki güzide kurum, gerek Diyanet İşleri Başkanlığı gerekse TİKA, üzerinde çok politik değerlendirmelerin yapılmaması gereken… Gerçekten yurt dışında gerek TİKA’nın gerekse Diyanet İşleri Başkanlığının çok çok önemli hizmetleri var. Yurt içinde de politik değerlendirmelerden uzak, hizmet amaçlı bu iki kurumumuza verdiğiniz önem ve yaptığınız sağlıklı değerlendirmelerden dolayı bütün milletvekili arkadaşlarıma, bütün gruplara teşekkür ediyorum. Hepinize saygılar sunarken, bütçenin hayırlı olmasını temenni ediyorum; sağ olun, var olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Hükûmet adına üçüncü konuşmacı Egemen Bağış, Devlet Bakanı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dört dakika Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin 2010 yılı bütçesiyle ilgili olarak huzurlarınıza çıkmış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin çalışmaları hakkında burada söz alan gerek iktidar partisinin gerek muhalefet partilerimizin milletvekillerine, katkıları için, yapıcı eleştirileri için sözlerime teşekkür ederek başlamak istiyorum.

Sayın Başbakanımızın tabiriyle cumhuriyetimizin ilanından sonraki en önemli çağdaşlaşma projemiz olan Avrupa Birliği sürecimizin koordinasyonundan sorumlu olan Avrupa Birliği Genel Sek-reterliği bu yüce Meclisin katkılarıyla geçtiğimiz yıl içerisinde yeni bir teşkilat yasasına kavuştu ve yeni teşkilat yasamızın bizlere sağladığı yeni imkânlarla daha aktif, daha dinamik bir performans sergilemeye başladık. Bu performansın burada da takdir edilmiş olması, sizlerin övgülerine layık olmuş olması bizler için en önemli ödüldür. Ben hepinize teşekkür ediyorum.

Biliyorsunuz Türkiye'nin Avrupa Birliği süreci yeni bir süreç değil. Rahmetli Menderes’in 1959 yılında ilk başvuruyu yapması, rahmetli İnönü’nün 1963 yılında Ankara Anlaşması’nı imzalamasından bu yana, 99’da Helsinki’de adaylığımızın tescil edilmesi ve 2004 yılının 17 Aralığında kırk beş yıllık bir aradan sonra ilk defa Türkiye'nin müzakere tarihi almasıyla çok önemli bir süreç başlamıştır. Bu süreçte müzakerelerin başlaması çok önemlidir. Çünkü müzakereye başlayıp da bitiremeyen bir ülke yoktur. Zor olan, Türkiye trenini AB rayına oturtmak. Onu burada 2002 ve 2004 yılları arasında hep birlikte gerçekleştirdiğimiz yasal değişiklikler, anayasa değişiklikleri ve Türkiye'nin ortaya koyduğu kararlılıkla hep beraber gerçekleştirdik.

KÜRŞAT ATILGAN (Adana) – Bitiremeyenlerin ilk örneği olmayalım Sayın Bakan!

DEVLET BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Sayın Milletvekilim, isterseniz bir dinleyin, biraz öğrenmeye çalışın, eğer öğrenmekte bir sorun yaşarsanız ben daha sonra size biraz daha öğretme konusunda da çabada bulunurum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi 2002’den bu yana bu Mecliste 225 adet kanun, 1.100 adet ikincil düzenleme gerçekleştirildi ve bu değişikliklerin neticesinde Türkiye daha demokratik, daha müreffeh, daha zengin, daha şeffaf, daha çağdaş bir ülke konumuna geldi. O çerçevede, bu sene başında yayınlanan, daha doğrusu birkaç hafta evvel yayınlanan Avrupa Birliğinin İlerleme Raporu çok önemli vurgular yapmaktadır. Geçmişte maalesef yayınlanan ilerleme raporlarında Türkiye’deki işkencelerden, insan hakları ihlallerinden, faili meçhullerden bahsedilirken, bu sene ülkemizin reform konusunda yaptığı gelişmeler Avrupa Birliği tarafından da desteklenip, onlar tarafından da takdir edilmiş olması ülkemiz adına, iktidar-muhalefet hiçbir ayrım yapmadan bu Meclisin bütün üyeleri adına çok önemli bir gelişmedir. Bu, rapordaki her şeye katıldığımız anlamında değildir, ama geçmişte devamlı ülkemizi başımızı öne eğmeye sevk edecek sebeplerden dolayı eleştirenlerin artık o konularda ağızlarını açamamış olmaları, kalemlerini oynatamamış olmaları ülkemiz adına bir gelişmedir. Bu seneki raporda ülkemizin bir Ulusal Program’ı hazırlayıp yayınlamış olması, ilk defa sadece AB süreciye ilgilenen bir bakanlığın istihdam edilmiş olması ve koordinasyonun kurumlar arasında artmış olduğunun vurgulanmış olması, Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin yapısının güçlendirilmiş olması ve eskiden yılda bir, bilemediniz iki kere toplanan Reform İzleme Grubunun artık yılda altı kere, iki ayda bir farklı illerimizde de toplanıyor olması ve bunun raporda da vurgulanmış olması çok önemlidir. Bugün ülkemizde, raporda da bahsedildiği gibi, tabular artık geçmişte kalmıştır. Bugün ülkemizde Alevi açılımı gibi, gayrimüslim azınlıklarla sürdürülen diyalog gibi, Ermenistan’la imzalanan protokoller gibi, bölgemizde birbirleriyle ihtilaf içerisinde olan ülkeler arasındaki arabuluculuk gibi çalışmalarımız, dış politikadaki aktif sürecimiz, ekonomide oynadığımız önemli rol Avrupa Birliği tarafından da teyit edilmektedir, tescil edilmektedir. Eskiden ülkemizin hep eleştirilmesine sebep olan 301’de yapılan, bu Mecliste sizlerin katkılarıyla yapılan değişikliklerin neticesinde bu sene sadece sekiz davanın Adalet Bakanımızın iznine tabi olarak açılmış olması Türkiye’nin nereden nereye geldiğinin önemli bir göstergesidir. Bu çerçevede, raporda bahsedilen bazı eleştirilerin bir kısmı Reform İzleme Grubumuzda ve artık Reform İzleme Grubumuzun altında çalışmaya başlayan siyasi komitede ele alınmış ve kararları alınmış birçok konudur. Bu Mecliste gündemde bekleyen birçok yasa bu konularda da önemli gelişmeleri hep birlikte gerçekleştirecektir.

Şu anda, sayın milletvekilleri, siyasi reformlar ve ilerleme raporunda, Türkiye’de demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanlarında yapılan çalışmalar, siyasi reformlar, Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecindeki önemli kazanımlarını göstermektedir. Artık siyasi kriterlere uyum devam edilen bir süreç içerisindeyiz. Bu çerçevede, diğer konularda da -ekonomide olsun, sosyal alanda olsun, kültürel konularda da olsun- yeni reformların önü bu siyasi reformlarla hep birlikte açılmaktadır. Bu çerçevede, Türkiye on yıl öncesine nazaran çok daha demokrattır, çok daha özgürdür, çok daha zengindir, çok daha istikrarlıdır, müreffehtir ve itibarlıdır.

O çerçevede, müzakereler ve müktesebat uyumu konusunda da çok önemli gelişmeler yapılmaktadır. Bizim yaptığımız reformlar sadece siyasi konularda değil aynı zamanda teknik konulardadır. Örneğin, şu anda üzerinde çalıştığımız “çevre faslı”nı açabilmek için bin beş yüz sayfalık bir çevre strateji belgesi hazırlanmıştır. Bizim vatandaşlarımızın, bizim çocuklarımızın daha temiz bir havayı teneffüs edebilmeleri için kırsalda kullanılması gereken motorinin şehir merkezlerinde kullanılmamasına imkân verecek yönetmelikler hazırlanmıştır. Yani biz Avrupa Birliği sürecinde birtakım teknik detaylarla uğraşırken, aslında, başından beri söylediğimiz gibi kendi insanımızın, bizlerin burada temsil etme onurunu taşıdığımız halkımızın yaşam standardını yükseltme konusunda da çok önemli adımları hep birlikte atıyoruz.

Sayın milletvekilleri, bu çerçevede, Türkiye'nin burada da dile getirilen önemli eksikliklerinden bir tanesi iletişim konusuydu. Biz yetiştirilirken “Ağır ol, ‘molla’ desinler.” , “Aman evladım kendini övme, bırak başkaları övsün.” kültürüyle yetiştirilmiş insanlar olduğumuz için, millet olarak kendimizi fazla övmekte zorlandığımız için, belki de burada yaptığımız tarihî reformları anlatmakta, Avrupalıların dikkatine getirmekte sıkıntı yaşadığımız dönemler oldu. Bazen ülkemizde de Avrupa Birliğinin ülkemize olası katkılarını anlatmakta sıkıntılarımız oldu. O çerçevede, yine sizlerin desteğiyle burada gerçekleştirilen teşkilat yasamızda yeni bir birim oluşturduk, “İletişim, Sivil Toplum ve Kültür Başkanlığı” ve bu birimimiz, yeni bir sivil toplum ve iletişim stratejisi hazırladı. Bunun hazırlanmasında Türkiye’deki bütün kamu kurumlarımızın, yurt dışındaki bütün temsilciliklerimizin, sivil toplum kuruluşlarımızın, akademisyenlerimizin ve ilgi duyan bütün kesimlerin desteği alındı ve bu iletişim stratejisi artık her geçen gün yeni katkılara, yeni fikirlere açık şekilde planlandı. Sizlerin de bu konuda fikirlerini her zaman alma konusunda hazır olduğumuzu özellikle vurgulamak istiyorum. Ve bu stratejimiz çerçevesinde, inşallah, 2010 yılında, gerek Türkiye'miz içerisinde Avrupa Birliğini daha iyi anlatmak gerekse AB üyesi ülkelerde Türkiye'mizin Avrupa Birliğine olası katkılarını anlatmak için önemli ve yoğun bir çaba içerisine gireceğiz. Bu çalışmalarımızda da Meclisimizin desteğini beklediğimizi özellikle vurgulamak istiyorum.

Her zaman söylüyoruz, Avrupa Birliği süreci Türkiye'nin bir devlet politikasıdır. Sadece iktidar partisinin değil aynı zamanda muhalefet partilerinin de seçim beyannamelerinde, parti programlarında yer alan bir konudur. O çerçevede, 2010 yılında, Türkiye’de, hep beraber bu Mecliste el ele vererek gerekli reform yasalarını, AB yasalarını da birlikte geçirebileceğimizi ümit ediyorum.

2010 yılı seçimsiz bir yıl olacaktır. Türkiye’deki bazı apartman yöneticiliklerinin veya odaların seçimleri olabilir ama Türkiye’de bir genel seçim söz konusu değildir.

O çerçevede, buradan, bu vesileyle, muhalefet partilerimize de seslenmek istiyorum: Gelin, 2010 yılını, bu seçimsiz yılı iyi değerlendirelim; gelin, burada, hepimizin ortak paydası olan, Türkiye'nin, daha demokratik, daha hür, daha çağdaş, daha şeffaf bir ülke olması için AB yasalarımızı hep birlikte gerçekleştirelim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Çıkartın.

DEVLET BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - O çerçevede, bugüne kadar verdiğiniz desteği devam ettirmenizi özellikle rica ediyorum ve AB projelerinde çok -ben sizleri detaylarla boğmak istemiyorum ama- önemli işler yapılıyor. Türkiye’de, artık, Avrupa Birliği süreci, sadece beş yıldızlı otellerin toplantı salonlarında konuşulan bir süreç değil, Türkiye'nin her ilinde, her ilçesinde, her beldesinde, farklı AB fonlarıyla yapılan altyapı çalışmalarıyla, farklı sivil toplum diyaloğu projeleriyle, farklı işbirlikleriyle Türkiye’de her köşede, her kesim vatandaşımızın hissettiği bir proje hâline gelmiştir.

O çerçevede, birlikte yapabileceğimiz çok önemli işler vardır ve biz bu yıl içerisinde yeni kurduğumuz ekibimizle birlikte önemli adımları hep birlikte atmak istiyoruz ve dört ana platform üzerinde çalışmalarımızı sürdürmek istiyoruz. Bu dört platformlu stratejimizin birinci platformu, tabii ki, Avrupa Birliği müzakere sürecinin resmî platformlarda devamının sağlanmasıdır. İkinci platformumuz, ulusal programımız ve müktesebat uyum programı, esasında, Türkiye’nin yapması gereken yasal değişiklikleri, yönetmelik değişikliklerini yerine getirmektir. Yani Avrupa Birliği üyesi birtakım üyeler Türkiye’nin üyeliğiyle ilgili farklı düşüncelere sahip olsalar bile, biz, ülkemizin AB standartlarına gelmesi için yapılması gereken yasal değişiklikleri yapmak için burada hep birlikte çalışmak durumundayız.

Üçüncü platform ise siyasi kriterlerdir. Bugün Türkiye bundan sadece elli değil, otuz değil, on yıl değil, iki yıl öncesine nazaran bile çok daha demokratik bir ülke olabildiyse burada birlikte gerçekleştirdiğimiz siyasi reformlarla gerçekleşmiştir. Onların devamı son derece önemlidir.

Dördüncü platform ise biraz evvel sizlerle paylaştığım iletişim stratejimizdir. O çerçevede de Türkiye’yi Avrupa’da daha iyi anlatmak, Avrupa’yı da Türkiye’de daha iyi anlatmak için çalışmalarımızı birlikte sürdürmek arzusundayız.

Biz, Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin, 60 kadrodan oluşan bir kurumun yeni teşkilat yasamızla 340 kadroya kavuşmasını ve 6 başkanlığı 14 başkanlığa çıkarmayı sağladık. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum, üst düzey 16 yöneticimizin 9’u bayandır, 14 başkanımızın 8’i bayandır; çalışanlarımızın yüzde 52’si, yöneticilerimizin yüzde 65’i bayandır. Bu çerçevede, bayan milletvekillerimizin desteğini özellikle beklediğimizi de vurgulamak istiyorum.

İlk defa cumhuriyet tarihinde yeni teşkilatımızda Avrupa Birliği Hukuk Başkanlığı kurulmuştur, ilk defa Sivil Toplum ve İletişim Başkanlığı kurulmuştur, ilk defa yüz on bin sayfalık müktesebatın dilimize çevrilmesi ve ilerleme raporu gibi hepimizin yakından takip etmesi gereken belgelerin Türkçemize çevrilebilmesi için bir Çeviri Eşgüdüm Başkanlığı kurulmuştur. İlerleme raporu bütün milletvekillerimize tercümesi yapıldıktan sonra ulaştırılmıştır. Eminim, sizler de bundan faydalanmışsınızdır.

Bu çerçevede, Ankara’daki büromuzun daha da genişlemesi için yanımızdaki binadan yeni yerler kiraladık. İstanbul’da, Ortaköy’de, bizim tarihî zenginliğimizi gösteren bir mekânda, bir caminin, bir havranın, bir kilisenin çok yakın bir mesafesi içerisinde, insanlığa huzur verdiği bir semtimizde Avrupa Birliği Genel Sekreterliğimize yeni bir İstanbul irtibat bürosu kurduk. Yakında Brüksel’de bir çalışma imkânına kavuşacağız. Yeni, sizlerin desteğiyle geçen teşkilat yasamız çerçevesinde 6 arkadaşımızı da Brüksel’deki Avrupa Birliği Daimi Temsilciliğimizde görevlendireceğiz.

Biliyorsunuz, logomuzu değiştirdik. Eski logomuzda Avrupa Birliği yıldızlarının üzerinde Türkiye’nin ay yıldızı sanki yamanmış gibi duruyordu. Hâlbuki biz Türkiye’nin AB sürecinin en az Türkiye kadar Avrupa Birliğinin de etkileneceği bir süreç olacağı düşüncesiyle, Avrupa Birliğinin yıldızlarını hilalleştirerek bu karşılıklı etkileşimi göstermek için yeni bir logomuzu da sizlerin dikkatine sunduk ve kamuoyunun da çok beğenisini kazandığını özellikle sizlere vurgulamak istiyorum.

Bu çerçevede ülkemiz Avrupa’nın birçok konusunda çözümün parçasıdır. Türkiye sorunların değil, çözümün parçasıdır. Gerek yasa dışı göçle mücadelede gerek dış politikada gerek ekonomik konularda gerek enerji konusunda gerek genç ve dinamik nüfusuyla, Avrupa Birliği Türkiye’siz sorunlarına çözüm bulamayacaktır; bunun Avrupa Birliği de farkındadır. Yeni kabul edilen Lizbon Anlaşması’yla Avrupa Birliğinin önündeki artık kavram kargaşaları da son bulmuştur. Artık, Avrupa Birliği de kendi yönünü daha net görmektedir. O çerçevede Türkiye’nin önü açılmıştır.

Bu çerçevede, saygıdeğer milletvekilleri, biz yepyeni bir heyecanla, yepyeni bir ekiple, yepyeni bir kadroyla sizlerin güvenine, desteğine layık olmak için, burada onaylayacağınız bütçeyle 2010 yılında da azimli çalışmalarımızı ortaya koymak istiyoruz ama burada bir kez daha vurgulamak istiyorum: Avrupa Birliği süreci Türkiye’de belirli bir kesimin veya iktidarın veya belirli bir grubun projesi değildir, hepimizin ortak projesidir, hepimizin ortak paydasıdır. O yüzden 2010 yılında sizlerle birlikte sorunlarımızı aşmaya, Türkiye’mizi daha demokratik, daha çağdaş, daha hukukun üstünlüğünü benimsemiş, daha zengin ve şeffaf bir ülke hâline getirmek için birlikte çalışmak istediğimizi özellikle vurgulamak istiyorum.

Sayın Öymen Dicle ve Fırat konusunda basında yer alan birtakım iddialarla ilgili konuları gündeme getirdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bakan, lütfen tamamlayınız.

DEVLET BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Arkadaşlar, onu biz basında da düzelttik, Sayın Öymen de onu burada vurguladı, açıklama yaptığımızı. Şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Böyle bir konu hiçbir müzakere pozisyon belgesinde veya herhangi bir toplantıda gündeme dahi gelmemiştir. Fırat ve Dicle’nin yönü nasıl değiştirilemezse, Türkiye’nin egemenlik hakları, Türkiye’nin çıkarları, bölgesel ve küresel bir güç oluşu hiçbir kimse tarafından da değiştirilemez. O çerçevede, müsterih olunuz, biraz evvel çok değerli Devlet Bakanımız Sayın Mehmet Aydın’ın söylediği gibi, bizim ulusal politikalarımızda, devlet politikalarımızda, her bir milletvekilimizin hassasiyeti bir diğerinden fazla veya eksik değildir. Bu konuda hepimiz, eminim, bu ülkenin eşit hizmetkârları olarak Türkiye’mizin haklarını hep birlikte savunacağız.

Ben burada hepinize gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ediyorum, bütçemizin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Şahsı adına aleyhinde söz isteyen Hüseyin Pazarcı, Balıkesir Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Pazarcı. (DSP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN PAZARCI (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü turu çerçevesinde Avrupa Birliği Genel Sekreterliği bütçesine ilişkin olarak şahsi söz almış bulunuyorum. Şahsım ve Demokratik Sol Parti adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bana ayrılan sürenin darlığını göz önünde tutarak, konuşmamı, AB - Türkiye ilişkilerinde en önemli sorunların başında gelen Kıbrıs sorunu ile  sınırlı tutacağım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime Kıbrıs sorununa ilişkin gelişmelerden ciddi endişe duyduğumuzu belirterek başlamak istiyorum. AB’nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimini “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı altında tüm Kıbrıs adasının temsilcisi olarak tam üye kabul etmesi yanlışlığının sonuçları giderek kendini daha fazla göstermektedir. Bugün AB çerçevesinde karşılaştığımız durum şudur: AB bir yandan Birleşmiş Milletler bünyesindeki Kıbrıs görüşmelerinin olumlu sonuçlanması yönünde Türkiye üzerinde baskı kurmaktadır, öte yandan ise Türkiye’nin -tırnak içinde- Kıbrıs Cumhuriyeti’yle ilişkilerini normalleştirmesini ve hukukileştirmesini beklemektedir. Yine AB, Türkiye’nin hâlen yürürlükte olan ortaklık ilişkilerini Rumlara da genişletmesini ve limanlarımız ila havaalanlarımızı Rumlara da açmamızı istemektedir. Türkiye’nin bütün bunlara yanaşmaması durumunda ise AB, Türkiye’yi zaten hâlen birtakım kısıtlamalara tabi tutulan katılma görüşmelerini askıya almakla tehdit etmektedir. Bu gelişmeler çerçevesinde endişemizin kaynağı, özellikle Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasındaki görüşmelerde Türk tarafının AB baskılarına boyun eğerek Kıbrıs sorununda ödün vermeleri olasılığıdır. Her ne kadar AB son 10-11 Aralık 2009 zirvesinde bu tehditlerini yaşama geçirmemişse de baskılarını hâlen sürdürmektedir. Bu baskılar karşısında Türk Hükûmetinin ve KKTC Cumhurbaşkanının bazı açıklamaları ödün verilmeyeceği yönündedir. Bununla birlikte, basında yer alan ve yalanlanmayan bazı veriler Türk yetkililerin açıklamalarıyla bağdaşmamaktadır. Örneğin, Türk ve KKTC’li yetkililer Kıbrıs’ta iki eşit devlete dayanan yeni bir ortaklık devletinin kurulmasını savunurken taraflar arasındaki görüşmelerde ortaklar arasında tek halk, tek devlet ve tek egemenlik üzerinde anlaşmaya varıldığı açıklamaları yapılmaktadır. Oysa Kıbrıs’ta eşit yetkilere sahip iki devlet anlayışı kabul edilmediği ve yeni bir devlet oluşturulmasına gidilmediği sürece getirilecek bir çözümün, sorunun kalıcı olarak ortadan kalkmasını sağlaması olanağı çok zayıftır. 

Yine, Sayın Mehmet Ali Talat’ın basında yer alan Kıbrıs’ın askersizleştirilmesi konusunda tarafların karara vardığı biçimindeki sözleri Türkiye’nin Kıbrıs’taki askerlerini çekeceği ve hatta garanti ve ittifak anlaşmaları uyarınca Kıbrıs’ta bulundurulması kabul edilen askerlerinin durumunu da değiştireceği görüş ve yorumlarına meydan vermektedir. Oysa, Kıbrıslı iki halkın ve Türkiye, Yunanistan, İngiltere garantör devletlerinin birlikte oluşturduğu bu anlaşmalar, uluslararası hukuk uyarınca bütün taraflarca birlikte değiştirilmeden ve Türkiye bakımından, Türkiye Büyük Millet Meclisinde uygun bulunmadan Kıbrıslı iki taraf liderinin görüşüyle değiştirilemez. Öte yandan, bazı çevrelerde, Birleşmiş Milletler çerçevesindeki taraflar arası görüşmelerde ilkbahara kadar bir sonuca varılamadığı takdirde tarafların görüş birliğine vardığı noktalar üzerindeki mutabakatı içeren bir ara belgenin kabul edilmesinin uygun olacağından söz edilmektedir. Böyle bir ara belgenin kabulü tüm sonucu görmeden kabul edilecek birtakım ilkelerin sonradan Türk tarafının beklentilerini karşılayamaması tehlikesini taşımaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Pazarcı, lütfen tamamlayınız.

HÜSEYİN PAZARCI (Devamla) – Önümüzü iyice görmeden kabul edilecek açılımların bir başka konuda nerelere gidebileceğini maalesef gördüğümüz bugünlerde bir başka hata yapmamızın ülkemize maliyeti çok büyük olacaktır. Bu nedenlerle, bütün bu tür endişelerin giderilmesi için, Türk Hükûmetinin, Birleşmiş Milletler ve AB çerçevesinde Kıbrıs’ın geleceğine ilişkin olarak, Kıbrıs’ta var olan gerçek durumdan kalkarak görüşme parametrelerinin Kıbrıslı Türkler lehine değiştirilmesine uğraşması gerekmektedir. Aksi takdirde, bugünkü AB müktesebatı ve Birleşmiş Milletler parametrelerinin Batılılarca yorumlandığı biçimiyle yürütülen görüşmelerden Türk tarafının kazançlı çıkması beklenmemelidir.

Bütçenin hayırlı olmasını, hepinize saygılarımı sınarak ifade etmek istiyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Pazarcı.

Sayın milletvekilleri, üçüncü turdaki konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, soru-cevap işlemine geçeceğiz ancak ondan önce birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati : 15.34

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.51

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Murat ÖZKAN (Giresun)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 33’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi soru-cevap işlemine başlıyoruz.

Soru ve cevap işlemi için yirmi dakika süre vardır.

18 sayın milletvekili soru sormak istemektedirler, onun için her sayın milletvekiline otuz saniye süre vereceğiz.

Sayın Aslanoğlu, Sayın Çalış, Sayın Kaptan, Sayın Doğru, Sayın Akçay, Sayın Asil, Sayın Güvel, Sayın Süner, Sayın Korkmaz, Sayın Genç, Sayın Özdemir, Sayın Işık, Sayın Enöz, Sayın Cengiz, Sayın Akkuş, Sayın Ekici, Sayın Coşkunoğlu ve Sayın Köse söz istemişlerdir.

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkan, otuz saniye verecekseniz sormuyoruz, sorularımızı çekiyoruz. Otuz saniyede soru sorulmaz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Otuz saniyede soru sorulmaz Sayın Başkan.

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sorularımızı çekiyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Soruları çekiyoruz. Otuz saniyede… 50 kişi girse beş saniye mi vereceksiniz, on saniye mi?

BAŞKAN – Sayın Vural, ne yapalım, siz söyleyin ona göre yapalım, buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Otuz saniyede soru sorulmaz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şu anlamda: Çözüm bulmak için soruyorum, ne yapalım yani ne yapmamız gerekir?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Otuz saniyede ne sorulacak ki?

BAŞKAN – O zaman birer dakika veriyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Verin birer dakika, eğer…

BAŞKAN – Bu benimle ilgili değil ki, soru soran milletvekili arkadaşlarımızla ilgili. Herkese soru sorma hakkı tanınsın diye. Yani bunda sayın grup başkan vekillerimizin problem yapacağı bir şey yok. Siz söyleyin, çözüm bulalım, sizin söylediklerinizi yapalım.

Yalnız, Kâtip Üye Arkadaşlarımız uyardılar, ilk önce giren 12 arkadaşı okuyorum: Sayın Aslanoğlu, Sayın Çalış, Sayın Kaptan, Sayın Doğru, Sayın Köse, Sayın Akçay, Sayın Asil, Sayın Güvel, Sayın Süner, Sayın Korkmaz, Sayın Paksoy ve Sayın Varlı.

O zaman birer dakika süre veriyorum.

Sayın Aslanoğlu, buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Bakan, yol haritanızda acaba -2010 yılında bir harita çiziyorsunuz ya- 2010 yılı Diyanet İşleri bütçesine cemevlerinin tamir, tadilat, su, elektrik bütçelerini kapsayan ödenek koydunuz mu, koymadınız mı?

Yine, kamu kurum ve kuruluşlarının sınavını kazanan ama mülakatta elenen Alevi vatandaşlarımızın çocuklarında, haritanızda acaba kafalar değişecek mi?

İki: Sayın basın - yayın kurumuyla ilgili soruyorum: Türkiye’deki tüm yerel televizyonlardan yüzde 10 vergi alınıyor yani en ünlü televizyonlardan da Hakkâri’deki televizyonumuzdan da, reklam üzerinden. Sayın Bakanım, burada verilen beyannameler. Bu adil midir? RTÜK payı adı altında en ünlü, en çok reklam geliri elde eden televizyon da yüzde 10 veriyor, Hakkâri’deki ayda bin lira…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Tamam, hakkıma razıyım.

BAŞKAN – Sayın Çalış, buyurun.

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Vakıflarla ilgili Sayın Bakanımıza soruyum: Sayın Bakanım, Vakıflar Genel Müdürlüğü sorumluluğunda restorasyon bekleyen çok fazla tarihî eserimiz ve kültürel mirasımız vardır ancak restorasyonların normal bir bina gibi mevcut İhale Kanunu’yla ihale edildiğine, ihale ve denetimlerde yeterli sayı ve vasıfta uzman görevlendirilmediğine, aslına uygun restore edilmediğine, kültürel mirasın zarar gördüğüne dair eleştiriler vardır. Bu konularda ne diyorsunuz?

Bir diğer sorum: Tarihî mekânları uzman denetiminde aslına uygun olarak restore etmek için özel şartnameyle ihale yapmayı düşünüyor musunuz? Bu konuda ne gibi çalışmalarınız vardır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kaptan…

OSMAN KAPTAN (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Birinci sorumu vakıflardan sorumlu Sayın Bakana soruyorum: Ankara ve bazı illerde kurulan vakıflar müzesi önemlidir. Antalya, tarihî, kültürel vakıf eserleri zenginliği açısıyla ve turistik özellikleriyle vakıflar müzesini fazlasıyla hak etmektedir. Sayın Bakan, Antalya’ya vakıflar müzesi kurulmasını sağlayacak mısınız? Bu konuda bir çalışmanız var mıdır?

İkinci sorum basın-yayından sorumlu Sayın Bakana: Sayın Bakan, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü belediyelerden ve Deniz Feneri Derneğinden kaç kişi almıştır? Bunların meslekleri ve eğitimleri nelerdir? Atamaları mevzuata ve personel yönetmeliğine uygun mudur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Vakıflar Genel Müdürlüğünün ülkemizin her tarafında ve Tokat ilinde yapmış olduğu vakıf eserlerinin restorasyon çalışmalarından dolayı teşekkürlerimi sunuyorum.

Tokat ilinde Yazmacılar Hanı çok kötü durumdadır. Bu, tarihî bir handır. Bununla ilgili bir çalışma  yapılacak  mıdır? Ayrıca Deveciler Hanı ve Arastalı Bedesten Han’ıyla ilgili de çalışmalar var mıdır?

İkinci sorum olarak: Türk Dil Kurumu çok önemli çalışmalar yapıyor. Özellikle Türkçenin işyeri isimlerinde kullanılmasıyla ilgili Belediye Kanunu’nda bir değişiklik yapılacak mıdır? Bunu öğrenmek istiyorum.

Üçüncü sorum olarak: Yaprak Tütün İşletme Müdürlüğü işçileri şu anda AKP önünde ve Sıhhiye Meydanı’nda hak arıyorlar. Soğukta, karda, kışta kıyamette çocuklarını bırakarak buraya gelmiş, ekmeklerine sahip çıkmak, haklarına sahip çıkmakla ilgili büyük mücadele veriyorlar. 2 kere soru sormuş olmamıza rağmen, bir türlü Hükûmet tarafından cevap verilmedi. Bu işçilerimizin hakları ne olacak? Bunlarla ilgili bir çalışma yapmayı düşünmüyor musunuz? Çünkü, kendileri şu anda coplarla biber gazları altında şu anda eylemlerini yapmaya çalışıyorlar. Bununla ilgili Hükûmetten bilgi almak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akçay

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Vakıflar Genel Müdürlüğü 2009 yılını “Sağlık Yılı” olarak ilan etmesine rağmen kendi hizmet binalarını ve lojmanlarını kanserojen etkisi bilinmesine rağmen gelir getirmek için baz istasyonlarına ihaleyle kiraya vermiştir. Sağlık Bakanlığınca onaylanmayan bu baz istasyonlarının vakıfların “Sağlık Yılı” ilan ettiği bir dönemde kurum tesislerine yapılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İkinci sorum: Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün görevlerinden birisi de Türkiye’nin yurt dışı tanıtımını yapmaktır. Türkiye’nin yurt dışı tanıtım sorunlarından en önemlisi, tanıtım yapan resmî kurumların birbirleriyle ve özel sektör kuruluşlarıyla koordinasyon eksikliğidir. Bu koordinasyon eksikliğini gidermeye yönelik bir çalışmanız var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Köse…

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Hükûmet, Alevi çalıştayları yapmaya devam ediyor.

1) Bu çalıştayların sonucunda ortaya çıkan öneriler nasıl değerlendirilecek? Bu sonuçlarla ilgili hukuki bir düzenleme yapacak mısınız? Örneğin, çalıştaylardan Aleviliğin mezhep sayılması kararı çıktı. Bunun üzerine Aleviliği mezhep olarak görmeyen Diyanet İşleri Başkanlığı, Aleviliği bir gecede mezhep olarak görecek mi? Cemevlerinin ibadethane sayılması için yasa teklifi verdik, AKP’nin oylarıyla reddedildi. Cemevleri yasal statüye kavuşturulacak mı?

2) Alevi çalıştayları yapan İktidarınız Sivas’ta insan yakanları affetmiştir. Açılım kapsamında bu kişilerin tekrar yargılanmasının yolu açılacak mı?

Son sorum: Sayın Bakan, burada yüz yüzeyken sormak istiyorum: Ülkemizde üst düzey bürok-ratlar içinde Alevilerin olmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durumu hakkaniyete uygun buluyor musunuz? Bu bir ayrımcılık değil midir, açıklar mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Asil…

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Suudi Hükûmeti tarafından Kâbe’deki Osmanlı revaklarının yılbaşından sonra yıkım kararı alınmıştır. Ülke olarak bu konuda bir girişimimiz olmuş mudur?

İkinci sorum: Ülkemizin pek çok yerinde olduğu gibi Eskişehir’in Çifteler ilçesinde de tarım yapılan arazilerin yüzde 50’si vakıfların mülkiyetindedir. Çiftçiler, vakıflar idaresine işgaliyelerini ödemek suretiyle dededen oğla kullanıyorlar ancak çiftçi kayıt sistemine bu arazileri kaydettiremedikleri için hiçbir destekten faydalanamadıkları gibi sigortalarını da yaptıramamaktadırlar. Bu da millî servet kaybına ve çiftçilerimizin mağduriyetine neden olmaktadır. Bu mağduriyetleri çözme konusunda bir çalışmanız var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Güvel

HULUSİ GÜVEL (Adana) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, geçtiğimiz aylarda, Diyanet İşleri Başkanlığı, kurumu ve İslam’ı tehdit eden unsurların listesini çıkardı. Diyanetin tehdit listesinde, “kimi çevrelerce zorunlu din öğretiminin kaldırılması taleplerinin olması” maddesi de yer almaktadır. Bu listeyi ve listedeki bu maddeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Zorunlu din dersinin kaldırılması, Alevi vatandaşlarımızın talepleri arasında yer almaktadır. Başkanlık, Alevi vatandaşlarımızın bu talebini bir tehdit unsuru olarak mı görmektedir?

İkinci sorum: Sayın Bakan, yaklaşık otuz yıldır zaman zaman gündeme gelen Diyanet Teşkilat Yasası konusunda gelinen nokta nedir? Yıllardır yaşanan statü ve yapı karmaşasını ortadan kaldıracak çalışmalar yapılmakta mıdır? Sivil toplum kuruluşlarının Diyanet İşleri Başkanlığı hakkındaki eleştirileri yasa çalışmaları sırasında dikkate alınmakta mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Paksoy

MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 57’nci Hükûmet döneminde programa alınıp üzerinde çalışılan Vizyon 2023 Projesi ne aşamadadır? Rafa kaldırıldığı söyleniyor, bu konuda bilgi verir misiniz?

İkinci sorum: TÜBİTAK’ta yeni başkan döneminde “kurum içi rotasyon uygulaması” adı altında kaç kişinin yeri değiştirilmiştir? Ayrıca, yeni yönetimce kaç kişi işe alınmıştır?

Üçüncü sorum: Sayın Bakan, Kâbe’de değişik dillerden Kurban Bayramı kutlandığı hâlde Türkçe yayınla kutlama yapılmamıştır. İngilizce bile yayın yapıldığı hâlde en çok hacı gönderen ülkemizin insanının bayramının kutlanmaması devletimizin bir zaafı mıdır sizce?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Süner

TAYFUR SÜNER (Antalya) – Sayın Başkanım, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun işlerliğini devam ettirebilmesi için nitelikli elemana ihtiyacı olduğu bilinen bir gerçektir. Kurumda çalışan bir uzman 800-900 TL maaş almaktadır, bu maaşlarla bu işin yapılabilmesi güçtür. Özlük haklarıyla ilgili bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

İkinci sorum: Türk Dil Kurumunun -Mustafa Kemal Atatürk’ün 1936 yılında belirttiği üzere- bugünkü adıyla Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun ulusal akademiye dönüştürülmesi düşüncesi hâlâ gerçekleştirilememiştir. Kurumu ulusal akademiye dönüştürmek için yeni bir yasal düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, buyurun; soru sorma süresi tamamlanmıştır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim, 12 kişiye birer dakika verecektiniz Sayın Başkanım, okudunuz.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, on dakika soru sorma süresi. 10 kişi tamamlandı, yapabileceğimizi söyleyin de yapalım yani.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim, 12 kişiyi okuttunuz ve ilan ettiniz, ona göre suallerimizi hazırladık. Ne olur birer kişiye daha söz verseniz?

BAŞKAN – Anladım da ben yapmıyorum ki Sayın Korkmaz, Tüzük’te böyle, yani on dakikalık… Baştan açıklamasını yaptım, “otuzar saniye” dedim, grup başkan vekiliniz itiraz etti.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ama Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Her soru soran arkadaşa soru sorma imkânı vermek için…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bakın, Sayın Başkanım, milletvekilinin emeğine saygı göstermek mecburiyetindesiniz.

BAŞKAN – Hayır, Sayın Korkmaz, bunu sizin söyleme hakkınız yok bana.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sabahtan beri bekliyoruz soru sormak için.

BAŞKAN – Bana söyleme hakkınız yok bunu.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yapmayın efendim.

BAŞKAN - “Otuz saniye verelim.” dedik, grup başkan vekiliniz itiraz etti.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – 12 kişiyi okudunuz…

OKTAY VURAL (İzmir) – 12 kişiye söz vereceğinizi siz söylediniz. Söyleyen kim oldu, yanınızdaki mi? Siz söylediniz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – O 12 kişinin adını siz okutmadınız mı?

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, on dakikalık süreyi sırasıyla, birer dakikayla verdim.

OKTAY VURAL (İzmir) – 12’ye bölelim…

BAŞKAN - Bunda itiraz edilecek, tartışılacak hiçbir konu yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani otuz saniyeye bölerseniz…

BAŞKAN - Hem Sayın Genel Kurulun bilgilerine hem de tüm kamuoyuna ilan ediyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bu 12 kişiyi siz okutmadınız mı Sayın Başkanım?

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir buçuk dakika geçti zaten.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ne olurdu birer dakika feragat etselerdi Sayın Bakanlar?

BAŞKAN – Sayın Bakana söyleyin o zaman.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Siz söyleyin efendim, siz yönetiyorsunuz Meclisi.

OKTAY VURAL (İzmir) - Alıştık, Başbakan yönetiyor, bakan yönetiyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Evet, Sayın Bakan, bir dakika feragat istiyorum sizden. Madem Meclis Başkanımız söylemiyor, bir dakika efendim…

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz, Muharrem Varlı’yla çekiyoruz…

DEVLET BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) - Saygıdeğer milletvekilleri, bize bir soru gelmediği için hepinize teşekkür ediyorum.

Sözü Sayın Bakana devrediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Egemen Bey’in cevap verme süresini ekleyin sorulara, biter gider.

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Ben de soru soran bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum.

Diyanet bütçesinde cemevleriyle ilgili bir ödeneğin olup olmadığını sordu Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Yol haritası…

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Böyle bir ödenek faslının olmadığını ifade ediyorum.

İkincisi, mülakatlarda bir ayrımın yapıldığı şeklinde bir ifade kullandınız. Bunu böyle genel geçer değil de müşahhas hâle getirirseniz biz de memnun oluruz. Böyle bir şey söz konusu değildir. Çok ciddi bir ithamdır, bunu kabullenmek mümkün değil.

Sınavlar nasıl yapılacak, bunlar yasalarımızda, mevzuatımızda belli, bunlara kimin gireceği bellidir. Müşahhas bir örneğiniz varsa da bunu lütfen ilgili yerlere, bizlere iletmenizi istirham ediyoruz.

Diğer bir soru: Din dersleriyle ilgili bir ifade kullanıldı. Aslında, Anayasa’nın 24’üncü maddesi bunu çok sarih bir şekilde düzenlemiş. Bir yönüyle sağlıklı değerlendirilirse, bütün ihtilafları, bütün anlaşmazlıkları çözecek bir düzenlemedir de denebilir. Bahse konu “din dersi” diye bir şey söz konusu değil. Din kültürü ahlak bilgisi öğretimi Anayasa’da zorunlu kılınmış ama din eğitimiyle ilgili ise burada bir zorunluluk söz konusu değil, kanuni temsilcilere bu verilmiş bulunuyor. Dolayısıyla, bu, Anayasa 24 aslında bir anlamda bu sorunuza cevap teşkil edecek bir düzenlemedir. Türkiye’de uygulama bu istikamettedir.

Sayın Köse, çalıştaylarla ilgili… Yedinci çalıştayımızı ocak ayında yapacağımızı söyledim. Buradan bir yol haritası çıkacak ama bu yol haritasını biz siyasiler çıkarmayacağız. Bu yol haritasını, yine gerek Alevi klasikleri konusunda gerek diğer tüm mezhebî konularda bilgi sahibi olan, derinliği olan ve bu sürece katkı sağlayacak olan arkadaşlar, çalıştaylarda zaten öne çıkmış olan arkadaşlardır. Ayrıca, ilave edilmesi gereken şahıslar da yani bir heyet yedinci çalıştay için belirlenecek ve ciddi bilimsel verilere dayalı bir şekilde çalışmalarını tamamlayacak ve bir yol haritasını çıkaracak. Şimdi, burada gerek Büyük Millet Meclisinde ifade edilen bazı kavramlar gerekse Meclisin dışında ifade edilen bazı değerlendirmeler yüzeysel değerlendirmelerdir. Siz işte “Alevilik bir mezhebe oturtulursa” diye kendiniz söylediniz, bir başkası başka türlü bir değerlendirme yapıyor, cemevleriyle ilgili de aynen bu şekilde. Bunlar çok böyle siyasi mekânlarda, mercilerde konuşulacak konular değil. Bunun bir bilimsel temeli mutlaka var, o şekilde temellendirilmeli ve yol haritası da buna göre çizilmeli. Çıkan o netice ne ise sizin gibi ben de merak ediyorum çünkü onu belirleyecek olan siyasi irade olmayacak, bunu net söylüyorum. Çalıştaylara katılan vatandaşlar da değerli katılımcılar da bu çalışmalarda bu işlerin nasıl yürütüldüğünü çok iyi bilmektedirler. Bundan dolayı bir endişeniz olmasın. Çalıştay neticesinde çıkacak olan yol haritası bilimsel verilere dayalı olacak ve o çerçevede de sizlerle bu neticeleri paylaşmış olacağız.

Şu anda başka bir boyutu kaldı mı bilemiyorum, benim not alabildiğim bunlardı.

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Büyük bürokratlar arasında bir Alevinin olmaması sizi düşündürüyor mu?

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Şimdi, böyle bir istatistiki bilgi bizde yok.

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Bakın, bakın…

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Yani, şimdi bunun karşıtını da söyleyenler var.

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Bir tane vali olamaz mı efendim, emniyet müdürü olamaz mı?

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Diyanet için mi söylüyorsunuz?

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Evet.

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen karşılıklı konuşmayalım.

DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Şimdi, şunu ifade edeyim: Diyanet İşleri Başkanlığına bazı Alevi kesimlerinin bakışını biliyoruz. Bu çalıştayların bir katkısı da şu oldu: Aslında, gerek Diyanet gerek ilahiyat fakülteleri gerekse Alevi kesimi arasında böyle bir uçurumun olmadığı da ortaya çıktı. Bu çalıştayların neticesinde çıkacak olan değerlendirmeleri aldığınızda, okuduğunuzda göreceksiniz ki çok objektif değerlendirmeler yapılıyor. Dün belki vardı bilemiyorum, geçmiş itibarıyla, ama bugün, gerçekten objektif değerlendirmeler yapılıyor ve ciddi bir yumuşama var, bakış açılarında da yumuşama var, uygulamada da inanıyorum ki bu gidişatın yansımaları olacak ve bu huzursuzluğun önüne hep beraber geçmiş olacağız.

Ben, iyi giden ve neticesinin de iyi olacağına inandığım bu çalıştaylara katkı sağlayan herkese çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Üç soru yöneltildi, soru içinde soru da var ama üç soru olarak ben onları cevaplandırmaya çalışacağım.

Birincisi, Yüksek Kurumla ilgili “Özlük hakları konusunda bir çalışma, faaliyet var mı?” diye soruldu? Evet, bir teşkilat yasası üzerinde, aslında geçen dönem de bir tasarı üzerinde çalışıldı ama bu geçen süre içerisinde oradaki birtakım eksiklikleri gördük. Genel Kurula gelmemişti zaten, komisyona da gelmemişti. Şimdi yeniden tekrar ele aldık, çok kısa bir süre içinde bitireceğiz o teşkilat yasasını ve orada zaten özlük haklarıyla ilgili maddeler de olacak.

Yine, “Yüksek Kurumla ilgili bir ulusal akademiye dönüşme fikri vardı, bu hâlâ devam ediyor mu?” Evet, devam ediyor. Yalnız, bunun için Yüksek Kuruma bağlı bazı kurumların, Türk Dil Kurumunun ve Tarih Kurumunun özellikle isimleri ve durumları Anayasa’da belirlendiği için Anayasa değişikliğine ihtiyaç var. Ama üzerinde çalıştığımız bir konu. Eminim Anayasa değişikliği konusu bile Genel Kurula geldiği zaman büyük bir ihtimalle bir görüş birliği olacak ve o konuda da öyle bir değişikliği… Şu anda üzerinde çalıştığımız bir konu.

Bizim de gönlümüzde yatan, gerçekten, hem Türkiye’ye hem de -özellikle- Ankara’ya, başkentimize, cumhuriyetin başkentine yakışan, binasıyla, altyapısıyla mükemmel bir bilim akademisidir. Zaten Yüksek Kurum da bir bilim kurumudur. Onunla ilgili şu sıralarda bir arsa üzerinde çalışıyoruz. Bütün kurumlarımızı, üniversitelerimize yakın olan bir bölgede bir araya getireceğiz ve tekrar ediyorum, hem mimari yönüyle hem işlevsel yönüyle Türkiye’ye, Ankara’ya yakışır bir altyapıyı oluşturacağız ve ümit ediyorum bunu, kısa bir sürede binayı ve altyapıyı tamamlayacağız ve o zaman zaten bu yasal değişiklikler de bitmiş olur; yakışan da odur hem -dediğim gibi- Türkiye’ye hem başkente.

Bir diğer konu, iş yerleri adlarıyla ilgili. Mevzuatta maalesef boşluklar var ve bu boşluklardan da istifade edilerek… Zaten çok çarpıcı bir durum var. Pek çok kurumun, iş yerinin ticari adı ayrı, levhadaki adı ayrı. Yani ticari adı Türkçe ama levha adı…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Yabancı isimler var, yabancı isimlerin değiştirilmesini istiyoruz.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Onun için diyorum. Aslında, söylediğiniz zaman, size resmî olarak verdiği cevap “Türkçe.” ama bir bakıyorsunuz, iş yeri üzerine koyduğu levha Türkçe değil, İngilizce, Fransızca, bilmem ne. Ama doğrudur yani, onun üzerinde çalışıyoruz. Bir de zaten Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir araştırma komisyonu kuruldu. Onların çözüm önerileri var. Daha çok kurumlar arası bir iş birliği ile bu sorunun, bu önemli sorunun, hakikaten… Resimseldir ama hayatidir, sizinle hemfikirim. Bazen insanın, hakikaten, gördüğü zaman morali bozuluyor. Koca bir caddede üç tane, dört tane ya Türkçe isim var ya yok, gerisi sanki biz başka ülkedeymişiz gibi. O bakımdan, üzerinde durduğumuz bir konu. Bu Komisyonun da…

BAŞKAN – Sayın Bakan, süreniz tamamlanmıştır.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Teşekkür ederim. Geri kalan sorulara yazılı olarak cevap vereceğim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, bütçesi görüşülürken bir konuyu aracılığınızla iletmek istiyorum Sayın Bakanın dikkatine.

Bu, Diyanet İşleri Başkanlığının takvimi, Ankara’yla ilgili. Bütün ilçelerle ilgili namaz vakitleri yazılmış ama Gölbaşı ve Etimesgut yok. Gölbaşı ve Etimesgut da Milliyetçi Hareket Partisinin belediye başkanlıklarını kazandıkları yerler. O bakımdan, bunun düzeltilmesi gereğini ben istirham ediyorum. (AK PARTİ sıralarından gülüşmeler)

Bunda gülünecek bir şey yok!

BAŞKAN – Sayın Vural, teşekkür ediyorum.

AYHAN YILMAZ (Ordu) – Beypazarı var. Bir kasıt yok Sayın Grup Başkan Vekili.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Şimdi sırasıyla üçüncü turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümleri ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Vakıflar Genel Müdürlüğü 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.18 -  VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.–Vakıflar Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

Kodu

Açıklama

      (TL)      

01

Genel Kamu Hizmetleri

18.595.200

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

2.985.500

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

07

Sağlık Hizmetleri

40.146.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

08

Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri

280.284.800

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

10

Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri

118.153.500

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

TOPLAM

460.165.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

(B) cetvelini okutuyorum:

 

 

B – C E T V E L İ

 

 

KOD

Açıklama 

    (TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

314.500.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

4.700.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

05

Diğer Gelirleri

83.100.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

06

Sermaye Gelirleri

106.700.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

TOPLAM

509.000.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

Vakıflar Genel Müdürlüğü 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

 

 

Vakıflar Genel Müdürlüğü 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

2.– Vakıflar Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

 

 

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

 

 

A    C E T V E L İ

 

 

 

                   (YTL)               

 

- Genel Ödenek Toplamı

:

637.995.491,12

- Toplam Harcama

:

477.811.014,11

- İptal Edilen Ödenek

:

159.618.679,60

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek

:

565.797,41

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

 

 

B    C E T V E L İ

 

 

 

 

          (YTL)        

- Bütçe tahmini

:

414.537.000,00

- Yılı tahsilatı

:

422.658.734,28

BAŞKAN–  (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Vakıflar Genel Müdürlüğü 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylariniza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler…Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.77 – BASIN-YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.– Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

Kodu

Açıklama

    (TL)          

01

Genel Kamu Hizmetleri

6.274.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

02

Savunma Hizmetleri

56.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

08

Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetler

60.845.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

 

 

 

TOPLAM

67.175.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümleri  kabul edilmiştir.

Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Basın-Yayın ve  Enformasyon Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A    C E T V E L İ

                                                              (YTL)           

- Genel Ödenek Toplamı :               68.991.000,00

- Toplam Harcama           :               67.768.920,36

- İptal Edilen Ödenek       :                 1.222.079,64

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının  bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.08- TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU BAŞKANLIĞI

1.– Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

Kodu

Açıklama

(TL)              

01

Genel Kamu Hizmetleri

1.252.193.800

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

520.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

07

Sağlık Hizmetleri

375.200

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

09

Eğitim Hizmetleri

54.162.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

TOPLAM

1.307.251.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

(B) cetvelini okutuyorum:

 

 

B – C E T V E L İ

 

 

KOD

Açıklama

         (TL)              

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

130.105.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

1.129.251.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

05

Diğer Gelirler

47.855.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

08

Alacaklardan Tahsilat

40.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

TOPLAM

1.307.251.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A    C E T V E L İ

                                                                 (YTL)              

- Genel Ödenek Toplamı               :  1.261.379.260,59

- Toplam Harcama                         :  1.075.268.557,48

- İptal Edilen Ödenek                    :     186.110.703,11

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek     :         6.526.253,91

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B- CETVELİ

                                             (YTL)              

- Bütçe Tahmini     :         989.923.000,00

- Yılı Tahsilat         :         1.157.374.756,82

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının  bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.09- TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI

1.– Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

Kodu

Açıklama

(TL)           

01

Genel Kamu Hizmetleri

9.908.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

TOPLAM

9.908.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

(B) cetvelini okutuyorum:

 

 

 

 

 

B – C E T V E L İ

 

 

KOD

Açıklama

(TL)            

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

75.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

9.773.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

05

Diğer Gelirler

10.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

                  TOPLAM                                                               9.858.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Türkiye Bilimler Akademisi  Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A    C E T V E L İ

                                                             (YTL)              

- Genel Ödenek Toplamı :               9.097.706,01

- Toplam Harcama           :               8.014.704,80

- İptal Edilen Ödenek       :               1.083.001,21

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B- CETVELİ

                                        (YTL)              

- Bütçe Tahmini :             6.575.000,00

- Yılı Tahsilat     :             7.907.138,44

BAŞKAN – (B) cetvelinini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.02- ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI

1.– Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

KODU

Açıklama

(TL)

 

 

 

 

01

Genel Kamu Hizmetleri

3.635.000

 

 

 

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir..

 

 

 

 

 

 

08

Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri

918.000

 

 

 

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

TOPLAM

4.553.000

 

 

 

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

 

(B) cetvelini okutuyorum:

 

 

 

 

 

 

B – C E T V E L İ

 

 

 

 

 

 

KOD

Açıklama

                                        (TL)           

 

 

 

 

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

 

4.553.000

 

 

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

TOPLAM

 

 

 

 

4.553.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümleri  kabul edilmiştir.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu  Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A    C E T V E L İ

                                                              (YTL)        

- Genel Ödenek Toplamı :               33.770.501,73

- Toplam Harcama           :               18.896.888,19

- İptal Edilen Ödenek       :               14.873.613,54

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B- CETVELİ

                                      (YTL)        

- Bütçe Tahmini    :   21.665.000,00

- Yılı Tahsilat       : 225.998.999,75

BAŞKAN – (B) cetvelinini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının  bölümleri kabul edilmiştir.

Atatürk Araştırma Merkezi 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.03- ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ

1.– Atatürk Araştırma Merkezi  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

                A – C E T V E L İ

KODU

Açıklama

(TL)

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

117.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir..

 

 

08

Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri

2.272.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

TOPLAM

2.389.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

(B) cetvelini okutuyorum:

 

 

B – C E T V E L İ

 

 

KOD

Açıklama

(TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

160.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

2.229.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

TOPLAM

2.389.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Atatürk Araştırma Merkezi 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Atatürk Kültür Merkezi 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.04- ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ

1.– Atatürk Kültür Merkezi  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

KODU

Açıklama

(TL)

08

Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri

3.504.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir...

 

 

 

TOPLAM

3.504.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

(B) cetvelini okutuyorum:

 

 

B – C E T V E L İ

 

 

KOD

Açıklama

(TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

150.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

3.354.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

TOPLAM

3.504.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Atatürk Kültür Merkezi  2010  yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümleri  kabul edilmiştir.

Türk Dil Kurumu 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.05- TÜRK DİL KURUMU

1.–  Türk Dil Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

KODU

Açıklama

(TL)             

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

142.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir..

 

 

08

Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri

11.601.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

TOPLAM

11.743.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

(B) cetvelini okutuyorum:

 

 

B – C E T V E L İ

 

 

KOD

Açıklama

(TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

86.890.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

05

Diğer Gelirler

30.110.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

TOPLAM

117.000.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türk Dil Kurumu 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümleri  kabul edilmiştir.

Türk Tarih Kurumu 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.06- TÜRK TARİH KURUMU 

1.– Türk Tarih Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

KODU

Açıklama

(TL)        

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

102.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir..

 

 

08

Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri

6.706.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

TOPLAM

6.808.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

(B) cetvelini okutuyorum:

 

 

B – C E T V E L İ

 

 

KOD

Açıklama

            (TL)          

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

80.827.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

256.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

05

Diğer Gelirler

41.917.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

TOPLAM

123.000.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türk Tarih Kurumu 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümleri  kabul edilmiştir.

Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.32 - TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.– Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

64.138.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

213.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

TOPLAM

64.351.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

B – C E T V E L İ

KOD

Açıklama

(TL)            

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

100.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

64.251.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

                    TOPLAM                                                              64.351.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlğı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A    C E T V E L İ

                                                             (YTL)             

- Genel Ödenek Toplamı              : 48.481.620,27

- Toplam Harcama                        : 39.672.537,36

- İptal Edilen Ödenek                   :    7.368.303,91

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek    :    1.440.779,00

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B    C E T V E L İ

                                     (YTL)             

- Bütçe tahmini   :   44.966.000,00

- Yılı tahsilatı     :   37.012.183,34

BAŞKAN–  (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanılğı 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.86 - DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

1.– Diyanet İşleri Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

Kodu

Açıklama

(TL)                  

01

Genel Kamu Hizmetleri

19.240.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

02

Savunma Hizmetleri

182.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

1.970.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

07

Sağlık Hizmetleri

392.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

08

Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri

2.628.360.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

09

Eğitim Hizmetleri

386.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

TOPLAM

2.650.530.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Diyanet İşleri Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A    C E T V E L İ

                                                     (YTL)                 

- Genel Ödenek Toplamı   :  2.148.033.777,00

- Toplam Harcama            :  2.099.603.805,11

- Ödenek Dışı Harcama    :         4.159.270,90

- İptal Edilen Ödenek        :       52.589.242,79

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir

Avrupa Birliği Genel Sekreterliği 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.95– AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ

1.– Avrupa Birliği Genel Sekreterliği 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

Kodu

Açıklama

(TL)            

01

Genel Kamu Hizmetleri

20.956.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

500.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

TOPLAM

21.456.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Avrupa Birliği Genel Sekreterliği 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Avrupa Birliği Genel Sekreterliği 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Avrupa Birliği Genel Sekreterliği 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A    C E T V E L İ

                                                              (YTL)           

- Genel Ödenek Toplamı     :  5.866.700,00

- Toplam Harcama               :  5.219.985,80

- İptal Edilen Ödenek           :     646.714,20

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Avrupa Birliği Genel Sekreterliği 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Böylece Vakıflar Genel Müdürlüğü, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin 2010 yılı merkezi yönetim bütçeleri ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesapları ile Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun 2010 yılı merkezi yönetim bütçeleri kabul edilmiştir. Hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Sayın milletvekilleri, üçüncü tur görüşmeleri tamamlanmıştır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 16.39

 

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.53

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN (Giresun), Gülşen ORHAN (Van)

 

BAŞKAN – Sayın  milletvekilleri, Türkiye  Büyük  Millet Meclisinin 33’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Şimdi, dördüncü tur görüşmelerine başlayacağız.

Dördüncü turda, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu, Hazine Müsteşarlığı, Sermaye Piyasası Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı, GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı bütçeleri yer almaktadır.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam)

1.- 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 442) (Devam)

2.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2008 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/728, 3/934) (S. Sayısı: 443) (Devam)

L) TÜTÜN VE ALKOL PİYASASI DÜZENLEME KURUMU

1.- Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu  2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

M) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI

1.- Hazine Müsteşarlığı  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Hazine Müsteşarlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

N) SERMAYE PİYASASI KURULU

1.- Sermaye Piyasası Kurulu  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Sermaye Piyasası Kurulu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

O) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU

1.- Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

Ö) DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI  MÜSTEŞARLIĞI

1.- Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

P) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU BAŞKANLIĞI

1.- Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

R) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince tur üzerindeki  görüşmeler bittikten sonra yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız. Soru sorma işlemiyle ilgili açıklamalar daha öncelerde yapıldığı için tekrarlamıyorum.  Soru sormak isteyen milletvekilleri görüşmelerin bitimine kadar yerlerinden soru için giriş yapabilirler.

Bilgilerinize sunulur.

Dördüncü turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına: Faik Öztrak, Bihlun Tamaylıgil, Enis Tütüncü, Akif Ekici.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına: Mehmet Günal, Münir Kutluata, Mustafa Cihan Paçacı, İzzetin Yılmaz.

AK PARTİ Grubu adına: İbrahim Yiğit, Ruhi Açıkgöz, Cahit Bağcı, Ahmet Yeni, Mehmet Ceylan, Zeki Karabayır, Kutbettin Arzu, Zülfükar İzol.

Şahısları adına: Lehinde, Halil Mazıcıoğlu; aleyhinde Faik Öztrak.

Şimdi, ilk söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Faik Öztrak, Tekirdağ Milletvekili.

Buyurun Sayın Öztrak. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on iki dakika Sayın Öztrak.

CHP GRUBU ADINA FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu ve Hazine Müsteşarlığının bütçeleri üzerinde grubum adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinize saygılarımı sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, seçimlerin 2011 yılında yapılacağını dikkate alırsak 2010 yılı bütçesi bu iktidarın hazırlayıp bir yıl boyunca uygulayacağı son bütçedir. Bu nedenle de bu bütçe müzakerelerinde iktidarın tüm icraat döneminin, hem iktidar hem de muhalefet partileri tarafından ele alınması beklenir. Oysa Sayın Başbakan bütçe müzakerelerinin ilk gününde kendi icraat dönemini teğet geçmiş, 1990’lı yıllarla 2000’li yılların başına kadar olan dönemi ele almış ve çeşitli senaryolardan bahsetmiştir. Bunlar arasında ülkenin soydurulmasına dair bir değerlendirme dikkatimi çekti. Aslında Sayın Başbakanın o kadar geriye gitmesine gerek yoktu. Kendi iktidarında ülkeyi soydurma olarak nitelenebilecek buna benzer çok daha taze, üzerinde dumanı tüten birçok olay var. Bunlardan en taze olanını sizlerin ve milletimizin dikkatine sunmak isterim. Bu örnek aynı zamanda ekonominin hangi maliyetlerle finanse edildiğini göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, krizin başladığı geçen yılın ekim ayından bu yılın mart ayına kadar İstanbul Menkul Kıymetler Borsası benzer borsalar içinde en sert düşüşü yaşamıştır. Buna yol açan ve “Teğet geçti.” yaklaşımı olarak özetlenebilecek yanlış politikalara burada zamanım olmadığı için girmeyeceğim. Başlangıçtaki bu hızlı düşüşün etkisiyle İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının bu yılın mart ayındaki ortalama değeriyle aralık ayının ilk on günündeki ortalama değeri arasında yüzde 103’lük bir artış olmuştur.

Şimdi bir hesap yapalım: Mart ayında Türkiye’ye 1 milyon dolar getiren bir yabancının parası aralık ayında 2 milyon 327 bin 859 dolar oldu. Bu yabancı bu parayı aldı ve ülkesine gitti. Yani yabancı yatırımcı dokuz ayda 1 milyon 327 bin 859 dolar kazandı, günde ise 4.676 dolar kazandı. Bunun yaklaşık 300 bin doları TL’deki değerlenmeden yani  kur politikasından geliyor. Dolar cinsinden kazanç dokuz ayda yüzde 133.

Değerli arkadaşlar, dünyanın hangi ülkesi ekonomisinin böyle soyulmasına kayıtsız kalır? Hükûmetin izlediği ve artık tüm dünyada yanlış olduğu kabul edilen politikaların bizi getirdiği nokta budur.

Yabancı yatırımcının cebine her gün 4.676 dolar koyan AKP İktidarı, kendi memuruna, emeklisine, çiftçisine ne vermektedir? Bu soruyu sormak milletin hakkı değil midir? AKP İktidarı 2010 yılının ilk yarısı için memur ve hizmetli maaşına aylık 32 lira, öğretmen maaşına 43 lira, hemşire maaşına 36 lira, teknisyen maaşına 37 lira zam veriyor. Peki, yabancı yatırımcıya ne veriyor? Günde 4.676 dolar.

Sayın milletvekilleri, AKP İktidarı 2009 yılının ikinci yarısında bir SSK emeklisinin aylık maaşına 11 lira, BAĞ-KUR emeklisinin maaşınaysa sadece 6 lira zam veriyor, yani 12 simit parası. AKP, yabancı yatırımcıya ne veriyor? Günde 4.676 dolar.

Sayın milletvekilleri, 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı Meclisimize geldiğinde, 2009 için öngörülen tarımsal destekleme tutarı 5,5 milyar liraydı. Hükûmet, bütçenin yasalaşma sürecinde bunu 4,9 milyar liraya indirdi. Bu yetmedi, 2009 yılı sonunda tarıma verilen desteklerin 4,5 milyar liraya düşeceği ortaya çıktı. Hükûmet, 2009 yılındaki krizin faturasının neredeyse tamamını çiftçiye yıktı.

Sayın milletvekilleri, bu mu adalet anlayışı, bu mu kalkınma anlayışı?

Sayın Başbakan ve AKP sözcüleri, bütçe görüşmelerinin ilk gününde, krizi IMF’siz yönettiklerini, kendi yağımızla kavrulduğumuzu ifade ettiler. Dilerseniz, Hükûmetin bu ülkeyi kavurduğu yağa bir yakından bakalım.

AKP İktidarında doğal gaz fiyatları, 2002-2009 Şubat arasında yüzde 151 oranında arttı. 2002’yle 2009 yılının Aralık ayı arasında kurşunsuz benzinin litre fiyatı yüzde 103 oranında arttı. AB ülkeleriyle kıyaslandığında Türkiye en pahalı benzini tüketiyor. Yine benzinde en yüksek ÖTV de Türkiye’de. 2008 yılı başında 36 lira olan bir ailenin ortalama elektrik faturası, yapılan zamlarla bugün 62 liraya yükseldi.

Hükûmet bunlarla da yetinmedi, daha önce ücret alınmayan sağlık ocakları ve aile hekimlerinin muayenesinden artık 2 lira alıyor. Resmî sağlık kurumlarından 3 lira, üniversite hastanelerinde 6 lira olan katılım payları 8 liraya çıkarıldı. 10 lira olan özel hastane muayene ücretleri, yüzde 50 artırılarak 15 liraya çıkarıldı.

Değerli milletvekilleri, Sezar’ın hakkını Sezar’a, AKP’nin hakkını AKP’ye teslim etmek gerekir. Hükûmet, icraatlarıyla IMF’yi bile mumla aratmıştır. Zaten Hükûmet, IMF’siz yürüdüğü izlenimini piyasalara vermekten hep kaçınmıştır. Bu süreçte IMF’yi hep anlaşma yapacakmış gibi yanında taşımıştır. Daha geçtiğimiz hafta, ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı, Dubai ve Yunanistan’da işler karışınca IMF Başkanıyla görüştüğünü basına sızdırdı. Bu ne biçim IMF’siz yürümedir, bunun takdirini sizlere bırakıyorum.

Değerli milletvekilleri, bir ekonomi yönetiminin başarısı vatandaşına iş yaratması, aş vermesiyle ölçülür. İşsizlik verilerinin yayımlanmaya başladığı 1988 ile AKP’nin iktidarı aldığı 2002 yılları arasında ortalama işsizlik oranı yüzde 8’di. İlk iktidar dönemi olan 2003-2007 döneminde işsizlik oranını yüzde 10,5’e çıkardı. Kriz döneminde ise, 2008-2009 yıllarında ortalama işsizlik oranı yüzde 12,9’a yükseldi. Sadece 2009 yılında, Hükûmet, işsizliğin yüzde 14,8 olacağını açıkladı. 2010-2012 dönemini kapsayan ve bütçeye dayanak teşkil eden orta vadeli programda ortalama işsizlik oranı yüzde 14. Uluslararası Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatının, yani OECD’nin tahminlerine göre ise 2010-2011 döneminde işsizlik oranı yüzde 15’e çıkacak. Bütün bu rakamlar Hükûmetin huzurunuza getirdiği orta vadeli programın ve 2010 bütçesinin vatandaşın derdine deva olmayacağını açıkça ortaya koymaktadır.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakan ve iktidar sözcüleri burada mali sistemimizin sağlamlığıyla övündüler ve Türkiye’de bir finans krizi yaşanmadığını dile getirdiler. Bu durumda bizim de şu soruyu Hükûmete sormak hakkımız: 2009’da finansal kriz yaşamayan Türkiye’de neden işsizlikteki artış krizin merkez üssündeki ülkelerin pek çoğunun üzerindedir? Bunu öğrenmek vatandaşın hakkıdır. Türkiye’de 2009 yılının üçüncü üç aylık döneminde bir yıl öncesine göre işsizler ordusuna 927 bin kişi katıldı. Aynı dönemde sanayi sektöründe 369 bin kişi işini yitirdi.

Bu rakamlar Sayın Başbakana başka bir soruyu sorma hakkını da doğuruyor: Sizin hiç oğlunuz, yavrunuz işsiz kaldı mı? Siz hiç evladı işsiz kalmış bir anne, babanın yerine kendinizi koydunuz mu? (CHP sıralarından alkışlar) Aslında, evet, bir kez daha iddia ediyorum, “Kriz Türkiye’yi teğet geçti, geçiyor.” diyerek bu sorunun cevabını bütçenin açılış konuşmasında verdiniz; işsiz kalmış, evine aş, çocuğuna ekmek götüremez bir baba, bir evlat, bir anneyle nasıl duygudaşlık kurabildiğinizi bir kez daha vatandaşlarımız huzurunda gösterdiniz.

Bütçenin açılış oturumunda Stalin’in “1 kişinin ölümü trajik, 1 milyon kişinin ölümü ise istatistiktir.” sözlerini dile getirdiniz. Yoksa bu ülkedeki milyonlarca işsiz de sizin için yalnızca bir istatistik midir? (CHP sıralarından alkışlar) Aslında, işsizlerin sizin için bir istatistik olduğunu son olarak Tekel işçilerine reva gördüğünüz zulümle gösterdiniz. Size daha önce oy veren Tekel işçileri şimdi partinizin binası önünde bileklerini kesmeye kalkışıyorlar.

Değerli milletvekilleri, özelleştirme, ekonomide etkinliği, verimliliği ve istihdam olanaklarını artırmak için yapılır, işsizliği artırmak için değil ama Tekelde öyle bir özelleştirme yaptınız ki 31 Ocak 2010 tarihinde 12 bin işçiyi fabrikalarının kapısına koyuyorsunuz. Bu, Tekelde çalışan 12 bin işçinin buharlaşması ve Sayın Başbakanın istatistiklerinde bir rakam olması demektir. Bu mudur adalet anlayışınız, bu mudur kalkınma anlayışınız?

Değerli milletvekilleri, iktidarın sadece bir istatistik olarak gördüğünü düşündüğüm bir diğer rakamı da sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu yılın üçüncü üç aylık döneminde tüketici kredisi ve kredi kartı borcunu ödeyemeyen vatandaşlarımızın sayısı 2007 yılına göre 1 milyon 12 bin 390 kişi artarak 1 milyon 664 bin 301 kişiye çıkmış. Bu vatandaşlarımızın yüzüne bakarak bu krizin teğet geçtiğini söyleyebilir misiniz?

Sayın milletvekilleri, Hükûmet ve iktidar sözcüleri, borç yükünün AKP İktidarı döneminde düştüğünü, bunun bir AKP başarısı olduğunu huzurlarınızda ifade ettiler. Dünyada küresel ekonomik iklimin son derece olumlu olduğu, yüksek büyümelerin kaydedildiği, faizlerin düştüğü bir ortamda borç yükü zaten kendiliğinden düşer. Nitekim, bize benzeyen birçok ekonomi bu konuda bizden çok daha iyi performans göstermiştir. Ancak asıl olan bu düşüşün kalıcı olup olmadığıdır. Yani, bu olumlu koşullar kaybolunca borç yükünün nereye doğru gittiğidir. Nitekim, küresel krizle birlikte Türkiye’de borç dinamikleri hızla bozulmaya başlamıştır.

AKP sözcüleri bütçe görüşmelerinin başından itibaren yaşanan krizin Türkiye'nin değil, dünyanın krizi olduğunu iddia ediyorlar. İddia bu olduğuna göre, yine millet adına şu soruyu sormamız gerekiyor: Kriz dünya krizi olduğuna göre, uluslararası kuruluşların rakamlarına göre 2007-2010 döneminde Arjantin’in, Endonezya’nın, Brezilya’nın borç yükü düşerken neden benim ülkem G-20 liginde bana benzeyen ülkelere göre borç yükü en hızlı artan ülke oluyor?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öztrak, lütfen tamamlayınız.

FAİK ÖZTRAK (Devamla) - Hele Türkiye’de bir bankacılık krizi yaşanmadığı da dikkate alındığında, borç dinamiklerindeki bu hızlı bozulma neyi gösteriyor, Hükûmetin üstün kriz yönetme becerisini mi?

Şimdi, değerli milletvekilleri, dikkatinizi çekmek istediğim bir başka husus, Hükûmetin ve sözcülerinin, krizden çıkış sürecinin özel kesim öncülüğünde gerçekleşeceğini ifade etmesidir ama bu bütçedeki borçlanmaya, son iki yılda borç stokuna ilave edilen 90 milyardan fazla iç borca baktığımızda, borç çevirme oranlarına baktığımızda; 

1) Özel kesimin bu dönemde talebini artırmak için, yatırım talebini arttırmak için kullanabileceği kredi imkânları son derece sınırlıdır.

2) Biraz önce anlattım. Memura, emekliye, çiftçiye, esnafa hiçbir şey vermediniz ki. Ne aldılar da ne ile tüketecekler?

Şimdi, bu çerçevede sayın milletvekilleri, geçen yıl 2009 bütçesinde gördük, AKP İktidarının ortaya koyduğu hayalî manzara daha dört ay geçmeden dağıldı. Bence, 2010 bütçe büyüklükleri de ve sürdürülmeye çalışılan stratejileri de bu dönemde çok hızlı iflas edecektir.

Sözlerimi tamamlarken yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Öztrak, teşekkür ediyorum.

Bihlun Tamaylıgil, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Tamaylıgil. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sermaye Piyasası Kurulu ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun 2010 yılı bütçeleri üzerine CHP Grubu adına söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bugün bir bütçe görüşmesi yaparken ve o bütçenin kalemleri ve o bütçenin muhatabı en büyük güç olan halkımızın içinde bulunduğu sorun ve başlıkları değerlendirirken bugün karşı karşıya olduğumuz ve fiilî olarak uygulanan bir tavrı da protesto ederek sözlerime başlamak istiyorum. Bugün, sadece niyeti hak aramak olan, hakkını alabilmek için bir çağrı, bir çığlık ortaya koymaya çalışan Tekel işçilerimiz gaz bombalarıyla karşı karşıya bırakılmıştır. Ben, bu eylemi onlara reva görenleri ve onun karşısında sessiz kalanları kınıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Emekçinin hakkını ve o hakkı için mücadeleyi böyle görenlere de bu bir yakışan tablo olsun diyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün konumuz SPK ve BDDK. BDDK’ya baktığımızda ve bankacılık sektörüne baktığımızda, bankacılık, “Dünya bir kriz yaşadı, ne mutlu bizde bir kriz yaşanmadı.” sevincini beraberce paylaşıyoruz. Peki, bu paylaşımı ortaya koyarken, bu değerlendirmeleri yaparken nerelerde haklıyız, nerelerde haksızız, bu haksızlığımızı veya değerlendirmeleri geçmişten günümüze bakarak önümüzdeki vizyon içerisinde nasıl görmeliyizi kısaca bir değerlendirmenin şart olduğunu düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, öncelikle bu dönemde bankalar açısından baktığınızda önemli bir kriz yansımasının olmamasını Sayın Bakanımız bir uçak seyahatinde, “Biz yöneticilere mali varlıklarıyla yükümlülük getirdik, o yüzden bu krizi hafif atlatıyoruz, etkilemiyor.” diyor. Peki, bu ülkede BDDK, onun aldığı kararlar, yıllardır yapılan uygulamalar değil midir? Yani bir düzenleme yok mudur? Yani yapılan bir faaliyet yok mudur da… Hani bir 5411 sayılı Bankacılık Yasası çıkarttığımızda -ve o yasayı da tepki yasası çıkartıyorsunuz- batan bankalar, o batan bankalar için çıkarılan tedbir kararları, tepki kararları, bir de BDDK ve TMSF’nin örgüt organizasyon yapısını oluşturuyorsunuz dediğimizde ve içerisinde, bakınız, bu aldığınız mali yükümlülük noktasındaki sürecin bankacılık ve reel sektör açısından neler yaşatabileceğini de bir sorgulayın dediğimizde biraz düşünme ihtiyacı vardır.

Bugün bakıyoruz, bankacılık sisteminin tek başına iyi olması veya bir noktada dengeyi bulması ve oransal iyileşmeleri sağlaması, bankacılığın tarafları olan reel sektörün bu derece daraldığı, bu derece sermaye eksikliği çektiği ve bu derece zarar noktasında rakamların realize olduğu bir dönemde ne derece sevinilir! Yani zamanında bir Millî Eğitim Bakanı demiş ki: “Ya şu okullar olmasa ben bu Bakanlığı çok iyi idare ederim!” Yani bu ülkede reel sektör, sanayi gelişmediği, bu kadar sıkıntı yaşadığı bir dönemde “Canım, bankalarımız işte şu kadar rasyolarda iyileşme yaşıyor…”  Ve bu iyileşmeyi yaşarken de bankalar neden kredi veremiyor? Yani bunu bir sorgulayalım. Neden veremiyor mu, vermiyor mu, verememenin altındaki sebepler ne? Acaba bu ülkede uygulanan ekonomi politikaları ve onların getirdiği sonuçlar bu verememe sürecini hangi noktada etkiliyor?

Değerli arkadaşlar, Türkiye’deki beş yüz sanayi kuruluşunun bilançolarına 2008 yılı itibarıyla bakın, yüzde 47’ye yakın bir kârdan zarara gidiş var. Merkez Bankasının yaptığı araştırmalara bakın, en önemlisi -SPK Başkanı da burada- İMKB’nin altı aylık bilançolarına bakın, yüzde 80 geri gidişler var. Şimdi, bu bankacılık sistemini işletirken mekanizmaya ve sürece kaynak sağlayacak, güvenirliği ve katkıyı uygulayacak yöntemlerde ne yaptık? Evet, bir Kredi Güvence Fonu ortaya çıktı ki 2008 yılının Ekim ayında bunu biz dile getirmiştik. O zaman “Teğet geçti, kriz yok.” söylemleriyle Hükûmetin idare ettiği dönemlerdi ve hatta o zaman bir Maliye Bakanımız vardı, kendisi şimdi emekli oldu bakanlıktan ve o zaman “Teğet geçti.” denilene dedi ki: “Teğet meğet geçmedi, teğet belki Başbakan ve çevresine geçti ama bizi yürekten vurdu.” Şimdi bakınız, o dönemlerle beraber değerlendirdiğinizde ne oldu Kredi Güvence Fonu? Ne yapılıyor? Sonuna geldi mi, bir çalışma yapılıyor mu? Şu anda ne yazık ki bunu göremiyoruz. Diğer taraftan, bu Hükûmetimiz döneminde bir söylem var bankacılıkla ilgili: “Bizim dönemimizde hiçbir bankaya hiçbir şey olmadı.”

Değerli arkadaşlar, bunu geçen gün Plan ve Bütçe Komisyonunda Bakanımız da söylemiş. Yani bankaların yeterlilik rasyoları arttı ama anlıyorum ki hafıza yeterlilik rasyosunda birtakım problemler var. O da ne? 2003’ün Haziran ayında bu ülkede BDDK’nın üyeleri yetersiz kaldı, karar alamadı ve karar alamadığı için İmar Bankasının el koyma süreci üç hafta gecikti. Niye gecikti? “Bizden olsun, bize uygun olsun.” denilerek. Peki ne oldu? 2003’ün Temmuzunda el konuldu. O zaman iktidar kimdi? Adalet ve Kalkınma Partisi. Biraz bu konuda insaflı davranmak lazım.

Bakın, BDDK’yla ilgili bir iki şey daha  söylemek istiyorum. PTT Bank konusunda… Yani para veriyor, para alma imkânı tanındığı söyleniyor ve kredi kartı işlemi var. O noktada ne yapıyorsunuz? “Fatura ödeme noktaları” diye bir sistem oluştu. Siz bu konuda ne yapıyorsunuz? Bakınız, dünkü basında da vardı “Gayrimenkul çöplüğü hâline geldi bankalar.” deniyor. Bu konuda gayrimenkul yatırım ortaklığına dönüş noktasındaki bazı eylemler var. Özellikle tarım kredilerinde alınan teminat arsaları, arazileri bu tür bir el değiştirme sürecinde nasıl içeride değerlendirilecek? Bunları takip ediyor musunuz?

SPK’ya geldiğimizde, SPK’nın gelişmesi ve SPK’nın o güzel, Türkiye'nin en büyük kaynak aldığı dönemlerde neler yapıldığına bakıldığında, hiçbir şey. Neden hiçbir şey? Düşünün, bir KOBİ borsası... Bildim bileli bir KOBİ borsası kurulacak. Bugün baktığınızda, bankaların kredileri açısından kredi ödeme noktasındaki problem ve takibe dönüşüm oranında en yüksek oran KOBİ’lerde.

Peki, o kadar büyük kaynağın olduğu dönemde neden bunları daha sağlıklı ve hazırlayacak yönteme götürecek sermaye piyasası tabanı, altyapısı hazırlanmadı? Ne beklenildi? Ama o zaman, çünkü para geldiği zaman kullanım alanları farklıydı.

Peki, yine soruyorum ve tekrar Sermaye Piyasası Kurulu açısından değerlendirdiğinizde, bakınız, bu piyasayı geliştirmenin altındaki temel güç, güven ve istikrardır. Şimdi, SPK bir karar alıyor. Sermaye piyasası nedir? Halka açıklık oranının yüksek olduğu ve sermayenin tabana yayıldığı bir piyasa. Ne yapılmıştır? Şimdi bir çağrı yöntemi vardır “Hisseler el değiştiğinde bu hisse oranlarının yüzde 25’i aştığında küçük yatırımcının hakkı korunacak.” diye, SPK bunu yüzde 50’ye çıkarmıştır. Hani, “Avrupa Birliğine uyum.” diyordu biraz önce ilgili Bakan. Dünyanın neresinde vardır, hangi ülkesinde vardır? Küçük yatırımcı mı korunmuştur, buraya kaynak mı girmiştir? Varsa yoksa ters repo, repo işlemleri.

Bakın, yine uyarıyorum: Forex işlemleri yapılıyor. Forex işlemlerinin denetim altına alınması lazım. “Vadeli işlemler borsası” diyorsunuz, bunun gelişmesi için ne yapılıyor ve hangi noktada forex işlemleriyle ilgili gerekli tedbirleri alıyorsunuz?

Diğer taraftan, altın borsası. Altın borsası ve rafineri konusunda, dünyada altın bu kadar değer kazanırken Türkiye’de rafineri ve borsanın verimliliği ve etkinliği açısından hangi noktadayız, nereye geldik?

Diğer taraftan, baktığınızda, kurumlar arası bir koordinasyonda büyük kopukluklar yaşıyoruz.

Değerli arkadaşlar, şimdi son geleceğim konu, Sermaye Piyasası Kurulu Başkanından bizzat ve özellikle bu konuda ne yaptığını öğrenmek istediğim bir konu. Bakınız, 2003 yılından itibaren, bu kürsüden, bazı şirketlerin adı “İslami holding” olarak değerlendirilip ve ondan sonra da halkın dinî ve millî değerlerini kullanıp büyük bir dolandırıcılığı organize etmiş şirketlerin ilgili sürecini ortaya koyan bir komisyon kurduk, rapor çıkarttık. Kanun çıkacaktı, ne yaptınız? Hiçbir şey. 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tamaylıgil, lütfen tamamlayınız.

BİHLUN TAMAYLIGİL (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Yine, aynı grup ve özellikle Almanya’da takip eden Deniz Feneri e.V. davasında, burada adı suçlu olarak geçen, Türkiye’de aranması ve bu konuda hukuki işlemin yapılması için değerlendirme sunulan Kanal 7’yle ilgili olarak SPK eski Başkanı döneminde bir rapor hazırlanmıştı. Burada zamanım yetmiyor, soru önergelerinin cevaplarını veremiyorum. O rapor dâhilinde, bu şirketin incelendiği, yeterli bir delilin bulunamadığı söylenmişti. Şimdi bu yargı kararı çıktı, Türkiye’de de devam ediyor. Siz bu konuyla ilgili ne yaptınız? O zaman o rapor sümen altına itilmişti. Şimdi o sümen altına itilen rapor ve alınan kararı bir daha gözden geçirmeyi düşünüyor musunuz?

“Sermaye piyasasına güven” diyorsunuz. Bu ülkede inanan insanlar belli bir noktada o inançlarını kullananlara belki parasını emanet etmiş ama o emanet sonrasında onların hakkını arayacak olan sizler -gerekli olan Hükûmet veya gerekli olan kurullar- ne yapmaktasınız? Hiçbir şey. Bu da sizin için önemli bir başarı olarak kalsın.

Aynı zamanda şunu da söylüyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tamaylıgil.

BİHLUN TAMAYLIGİL (Devamla) - İhlas Finans Kurumuna -arkadaşlar hatırlamaz- burada bir gecede değiştirdiniz kanunu, burada çıkacak noktadayken. “2016’da paranızı ödeyeceğiz.” diyorlar. Buna da vicdanınız ne derece uygun gidiyor, sizlerin takdirine bırakıyorum.

Size saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tamaylıgil.

Enis Tütüncü, Tekirdağ Milletvekili.(CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı ile Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı bütçeleri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi en iyi dileklerimle, sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

2010 yılı bütçesi ve Orta Vadeli Programla ilgili iki önemli tespitimizi sizlerle paylaşmak istiyorum öncelikle. Birinci tespitimiz: AKP Türkiye’deki krizin nasıl çifte bir kriz olduğunun hâlâ farkına varamamış ne yazık ki. İkinci tespitimiz: Orta Vadeli Program ile 2010 yılı bütçesinde IMF anlaşması için sanki zemin hazırlanmış.

Neden çifte kriz diyoruz? Şu gerçek artık kabul edilmelidir: Dünya ekonomik krize girmeden önce AKP Türkiye’nin kendi içsel krizini yaratmıştı ve AKP bu krizi yaratma basiretsizliğini, görememe basiretsizliğini sürdürürken dünya küresel krizi patlak verdi ve hep birlikte gözledik, arkasından “Teğet geçecek.” muhabbetlerine tanık olduk. Şimdi ne görüyoruz? Sayın Maliye Bakanını Plan ve Bütçe Komisyonunda izledik, burada izledik. Sayın Maliye Bakanı ve Hükûmet krizle yatıyor, krizle kalkıyor, Türkiye’deki tüm ekonomik ve toplumsal sorunların tek müsebbibini küresel kriz olarak görüyor. Bize göre yine yanlış yapılıyor. Neden? Böyle bir anlayışla Türkiye’nin kendi içsel krizini yaratan yapısal sorunların önemli ölçüde gözden kaçırıldığı görülüyor. Örneğin yurt içi tasarrufların ne kadar düşük olduğu, yüzde 15’ler düzeyinde düşük olduğu gözden kaçırılıyor. Kalkınmış ülkeler yüzde 30’ların üzerinde, hatta gelişmekte olan ülkeler yüzde 35’lerin üzerinde yurt içi tasarruflarla yürüyorlar. Bu göz ardı ediliyor. Kamu sabit sermaye yatırımlarındaki endişe verici düşüklük, yetersizlik göz ardı ediliyor. Türkiye’nin sanayi üretimi teknoloji yoğunluğu açısından düşük ve orta  düşük bir yapıdadır, yüzde 70’i böyle. Bu yapı teknoloji temelli bir üretim yapısına nasıl dönüştürülebilir? Burada yeni bir kamu girişimciliği modeline ihtiyaç yok mu? Kamu sektörü ile özel sektör ve hatta yabancı sermaye ortaklıkları nasıl oluşturulabilir? Türkiye’nin bunu düşünmeye ihtiyacı yok mu? Bu da es geçiliyor.

İşsizlik sorunu göz ardı ediliyor. Bugün Tekel işçilerine Ankara’da göz yaşartıcı bombayla karşılık verildi, hak arayan emekçilere. Gerçek işsizlik yüzde 20’nin üzerine çıktı, 5 milyon 250 bin kişi. Gençlerde ise işsizlik yüzde 30’lara tırmanıyor. Kentli gençlerde, yani çoğunlukta okumuş olan gençlerde ise gerçek işsizlik yüzde 35’lerin üzerine çıktı. İşsizlik gelecek yıllarda da tırmanacak ama hem bütçede hem orta vadeli programda es geçiliyor.

Tarıma bakıyorsunuz, can çekişiyor. Çiftçi komada ama es geçiliyor. Buğday ile DAP gübresi arasında bir karşılaştırma yaptık: 10 kilogram buğdayla 2002 yılında 7,3 kilogram DAP gübresi alınırken, şimdi 2,8 kilogram alınıyor. Ayçiçeği ile üre karşılaştırması yaptık: 10 kilogram ayçiçeğiyle 20 kilogramlık üre gübresi alınırken 2002’de, şimdi 5 kilogram alınabiliyor. Ayçiçeğindeki çiftçinin kaybı yüzde 300, buğdayda çiftçinin kaybı yüzde 161.

Değerli milletvekilleri, yoksulluk ve gelir dağılımındaki adaletsizlik endişe verici boyutlarda artıyor. Bakıyoruz, hem Orta Vadeli Program’da hem de bütçede es geçilmiş. Asgari ücret 546,5 lira, Türk-İş’in açlık sınırı kasım ayı itibarıyla 778 Türk lirası. Şimdi buradan ben çalışanlara sesleniyorum: Ücret ve gelirleri 800 liranın üzerinde olanlar içinizde çoğunlukta mı, azınlıkta mı? Bugün asgari ücret ortalama ücret oldu. Ortalama ücret oldu asgari ücret hatta asgari ücretin altında insanlar fabrika kuyruklarında kayıt dışı bir şekilde çalışma için ne yazık ki büyük bir çaba içindeler. BAĞ-KUR emeklilerine bakıyorsunuz BAĞ-KUR emeklilerinin yüzde 99’unun maaşı açlık sınırının altında, işçi emeklilerine bakıyorsunuz yaklaşık yüzde 82’sinin maaşı açlık sınırının altında, Emekli Sandığının emeklilerinin de yüzde 29’u açlık sınırının altına gelmiş. Şimdi, bakıyorsunuz sosyal güvenlikte kazanılmış olan haklar gasbediliyor. Sağlık hizmetini artan oranda paralı hâle getiriyorsunuz ve -kısa kesiyorum- bu manzara neyi gösteriyor Sayın Başkan, değerli milletvekilleri? Krizin etkisi, krizin faturası yine garibana çıkıyor. Vur abalıya! Zengin daha zengin; gariban, yoksul daha fazla ezilmiş.

Şimdi, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Başbakan Yardımcısı, Sayın Babacan Orta Vadeli Program ile Türkiye’nin gelecek üç yılını kaybedeceğini şahsen itiraf etmiş durumdadır. Ancak Türkiye üç yılını değil, en az beş yılını kaybediyor. Doğru hesabı kişi başına sabit Türk lirası ile yapmak gerekiyor. Sayın Bakana ben, şu 2010 yılı programının 13’üncü sayfasındaki o tabloya bakıp oradan hesap yapmasını öneriyorum. Bu durumda yurttaşlarımız 2007’nin satın alma gücüne kavuşması için en az beş yıl çalışacaklar, her şey Hükûmetin öngördüğü şekilde giderse en az beş yıl. Yazık değil mi, günah değil mi? Yani böyle bir duruma nasıl Türkiye düşürülebilir? İşte, size yıllardır Türkiye’nin alın terini, emeğini dışarıya akıtan, peşkeş çeken, yurt içinde ise üreteni cezalandıran,  çalışanı cezalandıran AKP İktidarının ekonomik faturasının bir bölümü. IMF ile anlaşma zemini nasıl hazırlanmış? Bütçe tasarısı ekonominin işleyişiyle tutarsızlık içinde Sayın Başkan, değerli milletvekilleri.

Bakınız, hazine borçlanma programı geçen hafta açıklandı. İç borç çevirme oranı 2010 yılı için yüzde 99,5 öngörülüyor. Bütçenin gelir ayağı sakattır. Öngörülen gelirlere ulaşılması imkânsızdır. Ne olacak? Ek vergilere yükleneceksiniz. Vatandaş evine ekmek götürmekte zorlanıyor, ek vergiyi nasıl ödeyecek? Bu ek vergiyi toplamanız mümkün değil.

Bakınız, AKP döneminde ailelerin borcu yüzde 946 artmış. Bu, bir cumhuriyet rekoru. 13 milyar lirayken 2003’te 140  milyar liraya çıkmış. Bu durumda ne yapacaksınız? Ya bütçeyi ve borçlanma programını yıl içinde revize edeceksiniz ve büyüme hedefini düşüreceksiniz ya da IMF ile anlaşacaksınız.

Esasen, bunun da zeminini hazırlamışsınız. Şimdi bu kürsüde Sayın Necmettin Erbakan olmuş olsaydı size şöyle seslenirdi: “Hımm, sizi gidi IMF’ciler! Sizi gidi IMF’ciler!” diye seslenirdi ustanız. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; DPT’nin ismi var cismi yok. Burada da DPT’den gelmiş bir Değerli Bakanımız oturuyor. “DPT’nin işlevi neredeyse kamu kurum ve kuruluşları arasındaki koordinasyona indirgenmiş. Öte yandan, plan amaçlarının gerçekleştirilmesinde kalkınma ajansları temel araç olarak kabul ediliyor.” Plan Bütçedeki Sayın Bakanın konuşmasından aldım. Buna göre, Kalkınma Ajansları ekonomik kalkınmayı sağlama açısından Devlet Planlama Teşkilatının yerine ikame ediliyor, ayrıca bu ajanslar ülkede sanki bir eyalet sisteminin altyapısını oluşturacak şekilde çalıştırılıyor. Bu yanlışlardan dönülmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tütüncü, lütfen tamamlayınız.

Buyurun.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

Devlet Planlama Teşkilatı temel görevi ve sorumluluğunu bilmelidir. Kalkınma Ajanslarının işlevleri yeniden tanımlanmalıdır. Kalkınma Ajansları uygulaması üniter yapıyı daha da güçlendirecek bir şekilde yeniden tanımlanmalıdır.

Türkiye’de her zamankinden daha fazla planlamaya ihtiyaç var, ama nasıl planlamaya? Eski planlama uygulaması ve modeli, anlayışı artık tarihe gömüldü. Yeni planlama anlayışı. Yıllardan beri bunu savunmaya çalışıyoruz. Yeni planlama anlayışı, strateji ve politika planlaması anlayışı. Bu hâlâ stratejik planlarla karıştırılıyor. Yeni planlama anlayışıyla yeni bir sanayileşme yol haritası hazırlanmalıdır. Bu haritaya göre yatırım, üretim, ihracat ve istihdamda ciddi bir atılım başlatılmalıdır. Ayrıca tarım ve hayvancılığı gelişmiş ülkeler düzeyine çıkaracak bir ana plan yapılmalıdır. TÜİK de daha gerçekçi birtakım veriler üretecek şekilde yeniden düşünülmelidir, yapılandırılmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Ve bu duygularla, düşüncelerle bu bütçenin ülkeye hayırlı olmasını diliyorum.

Hepinizi tekrar sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tütüncü.

Akif Ekici, Gaziantep Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığının bütçesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinize saygılarımı sunarım.

Sözlerime başlamadan önce, özelleştirme adı altında iş yerleri peşkeş çekilen, bugün de demok-ratik haklarını aramak için Türkiye’nin değişik noktalarından Ankara’ya gelen işçilere reva görülen gaz bombalarını atma talimatını verenleri esefle izliyorum, kınıyorum, ayıplıyorum onları. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, önemli ekonomik fırsatlar sunan ve yaklaşık otuz beş yıl önce başlayan bu proje 75 bin kilometrekarelik bir alanı ve dokuz ili kapsamaktadır. Başlangıçta Dicle ve Fırat nehirlerinden sulama ve hidroelektrik amaçlı projeler yapmakla planlanan GAP, 1980 yıllarının sonunda sulama, hidroelektrik, enerji, tarım, kırsal ve kentsel altyapı, ormancılık, eğitim ve sağlık gibi alanları kapsayan çok sektörlü sosyoekonomik bir bölgesel kalkınma programına dönüştürülmüştür.

GAP’ın en önemli bileşenlerinden biri olan GAP Toprak ve Su Geliştirme Programı kapsamında 22 baraj, 19 hidroelektrik santrali ve 1,8 milyon hektar alanı sulayacak sulama sistemlerinin yapımı öngörülmekteydi.  Sulanması hedeflenilen 1,8 milyon hektar arazinin 2008 yılı sonuna kadar ancak 287 bin hektarı sulanabilmiştir. Bu 287 bin hektar sulanan bölgenin 63,9 bin hektarı ancak yedi yıllık AKP döneminde gerçekleştirilebilmiştir. Şimdiye kadar işletmeye açılan sulama alanı planının ancak yüzde 15’i gerçekleştirilebilmiştir, planlananın ancak yüzde 15’i olarak gerçekleştirilmiştir. Bu, çok düşük bir orandır. Küresel ısınma, ülkenin ekonomik durumu, bölgenin şartlarını göz önünde bulundurduğumuzda projenin bu kadar yavaş ilerlemesi kabul edilebilen bir durum değildir.

Değerli milletvekilleri, özellikle AKP’nin ilk beş yıllık döneminde GAP’a yapılanlara bakacak olursak kocaman bir sıfır görürüz. Bu süreç içerisinde projeye aktarılan kaynak her yıl bir önceki yıla göre azalmıştır. Bölge için önemi çok büyük olan sulama projelerinin ihale edilmesinden kaçınılmış, önceki hükûmetler döneminde ihale edilen sulama kaynaklarının sulama işlemlerine kaynak aktarımı azaltılarak kesintiye uğratılmıştır. Bu süreçte GAP âdeta kapanma sürecine girmiştir.

GAP’ın itici gücü olan sulama projelerinin gerçekleşme oranı AKP iktidarları boyunca yüzde 3 düzeyinde gerçekleştirilmiştir. Bu başarısızlıkta en büyük pay AKP’nin iş başına gelir gelmez DSİ’de yapmış olduğu kıyımdır. DSİ’de yapılan üst düzey kıyımlarla içi boş, işlevsiz hâle getirilmiş bir DSİ ile karşı karşıya kalmışız.

Bakınız, 2002 yılı sonuna kadar GAP bölgesinde sulamaya açılan 223 bin hektar idi, 2003 yılında 13 bin hektar sulamaya açıldı, 2004’te 12 bin, 2005’te 9.200 hektar, 2006 yılında 13 bin hektar, 2007 yılında ise sadece 2.700 hektar sulamaya açılmıştır. Bu sulama projelerinin de çoğu AKP iktidara gelmeden önce ihalesi yapılan projeler idi.

Değerli arkadaşlar, tabii bu sulama projeleriyle ilgili iş bilmezlik, vurdumduymazlık bununla da bitmiyor. Benim seçim bölgem olan Gaziantep’te 1996 yılında Birecik Barajı’nın gövde temel inşaatı ile birlikte Hancağız besleme  kanalı ve Barak Ovası sulama kanalı inşaatına başlanmıştır. 2001 yılında inşaatı biten Hancağız Barajı besleme kanalının yüzde 95’i tamamlanmış olmasına, Barak sulama kanalının ise yüzde 2’lik kısmının tamamlanmasına rağmen yüzde 95’i tamamlanan Hancağız besleme kanalına 2008 yılına kadar su verilememiştir. Bu süre içerisinde, dökülmüş olan betonlar çürümüş ve işlevsiz hâle gelmiştir. 2008 yılında verilen suyun da  yüzde 50’si çatlayan bu beton kaçaklarından kaybolmuştur. Oysaki bitmiş olan Hancağız besleme kanalına su verilmezse bu kanallar yine çürümeye devam edecektir. Bu, israf edilmiş bir harcamadır.

Değerli arkadaşlar, bu da -net bir şekilde gösteriyor ki- AKP’nin tarım ve sanayiyi bu ülkede çökertmek için ne kadar kararlı olduğunun bir göstergesidir. Kanallara suyun ne zaman verileceği, nasıl verileceği belirsizliğini korumaktadır. Barak Ovası’na 11 kilometre uzaklıkta Fırat Nehri akmaktadır, çiftçiye de bu akan su seyrettirilmektedir. Barak Ovası çiftçilerinin en büyük beklentisi bu kanalların bir an önce yapılmasıdır. AKP İktidarı 2008 yılına kadar GAP’ı hiç görmemiştir ancak 2008’de Diyarbakır’da GAP Eylem Planı’nı açıklayan Başbakan,  klasik bir aldatmacayla, bir demagojiyle, 19 milyar dolar bütçe ayrılarak, bir anda tamamlanacağını söylemiştir.  Evet, 19 milyar ayrıldığında şu anda 13 milyara ihtiyacı olan GAP projesi tamamlanacaktır. Ülkenin bunları yapmak için imkânları var ancak doymak bilmeyen AKP’nin vurguncuları, fırsatçıları bu imkânı bu ülkeye tanımamaktadır. AKP kendi şürekâsından başkasını görmemektedir; hem emekçiyi hem çocuklarımızın geleceğini hem bölge halkını, har vurup harman savurmaktadır. Son olarak da İşsizlik Fonu’nda biriken halkın emeğine göz dikmiştir AKP.

Değerli arkadaşlar, tabii bu har vurup harman savurmanın nedenlerini şöyle değerlendiriyorum: Bugün hakkında onlarca suç dosyası olan bir Başbakanla karşı karşıyayız: Evrakta sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık suçları… Sayın Başbakanın dosyası raflarda beklemektedir.

Bunun içerisinde bir şaşkınlık ve heyecan içerisine girmiş bir Başbakanı üzülerek… İki gün önceki Mecliste bir Başbakan izledik ki ruh hâli bozulmuş, hırçınlaşmış…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lütfen temiz bir dille konuşmaya davet edin.

AKİF EKİCİ (Devamla) -…acilen tedaviye ihtiyacı olan bir Başbakanı gördük. (CHP sıralarından alkışlar)

Evet değerli arkadaşlar, ne diyor Sayın Başbakan…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, ağzını yıkayıp gelsin buraya!

AHMET YENİ (Samsun) – Ayıp oluyor ama!

AKİF EKİCİ (Devamla) – Ne diyor Başbakan? Meclis Başkanına tahakküm ediyor.

AHMET YENİ (Samsun) – Çok ayıp, çok ayıp!

AKİF EKİCİ (Devamla) – Sana ayıp oluyor!

AHMET YENİ (Samsun) – Çok ayıp ediyorsun!

AKİF EKİCİ (Devamla) – Sana ayıp oluyor! Oturduğun yerden konuşma oradan!

BAŞKAN – Sayın Ekici, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, ağzını yıkasın gelsin buraya!

AKİF EKİCİ (Devamla) – Sana ayıp oluyor, oturduğun yerden konuşma oradan. Ben gördüğüm gerçekleri söylüyorum, utanarak izlediğim bir tabloyu izah ediyorum buradan. Meclis Başkanına dönüyor, talimat veriyor. Nereden geliyor bu talimat? Bu talimat içindeki duyguyu açık ve net bir şekilde ortaya vuruyor Başbakan.

AHMET YENİ (Samsun) – Şimdi duygu okumaya mı başladın?

AKİF EKİCİ (Devamla) – Geçtiğimiz dönem içerisinde de yaptı, “Çıkar şunları dışarıya.” dedi, “Çıkar şunları dışarıya.”, “Şu grubu dışarıya çıkar.” dedi Meclis Başkanına.

AHMET YENİ (Samsun) – Şimdi duygu okuyorsun!

AKİF EKİCİ (Devamla) – Ne demek “Şunları dışarıya çıkar.” demek? Bu diktatör ve zalim bir zihniyetin tezahürüdür ve işaretidir değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – O sende var, sende gözüküyor o! O sende gözüküyor, aynısı sende gözüküyor!

BAŞKAN – Sayın Ekici, lütfen…

AKİF EKİCİ (Devamla) – Evet, Başbakan…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Git aynaya bak! Ayna getireyim sana bir tane…

AKİF EKİCİ (Devamla) – Başbakan… Başbakan…

BAŞKAN – Sayın Ekici…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ayna getireyim bir tane, bak sen oraya!

AKİF EKİCİ (Devamla) – Oturduğun yerden konuşma oradan! Grup başkanlık görevini bil! Grup başkanı gibi davran! Oturduğun yerde görevini bil!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben grup başkan vekili gibi davranıyorum, sen milletvekili ol!

BAŞKAN – Lütfen Sayın Ekici…

AKİF EKİCİ (Devamla) – Başbakan bu Meclisi kendinin tahakküm edebileceği…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Milletvekili gibi davran sen!

AKİF EKİCİ (Devamla) –…kendinin yönlendirebileceği bir yapı içerisinde görmüştür. Ama sizleri görebilir, bizi göremez değerli arkadaşlar.

BAŞKAN – Sayın Ekici, lütfen…

AKİF EKİCİ (Devamla) – Tabii ki Meclis Başkanı ve Meclis başkan vekilleri seçilirken “Şu başkan vekili seçilsin, şu başkan vekili seçilmesin.” diye talimat veren bir Başbakan bu hakkı da kendinde görür. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ABDULLAH ÇALIŞKAN (Kırşehir) – Sizde kim veriyor!

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Sizi de millet görüyor!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sen Tüzük’ün ne olduğunu bilmeden konuşuyorsun burada!

AKİF EKİCİ (Devamla) – “Cumhurbaşkanlığına kardeşim Abdullah’ı uygun gördüm.” diyen bir Başbakan.

BAŞKAN – Sayın Ekici, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tüzük’ten haberin bile yok senin!

AKİF EKİCİ (Devamla) – “Kardeşim Abdullah’ı uygun gördüm.” diyen bir Başbakan tabii ki bu Meclisi böyle görür, ama halktan o tokadı yiyecektir, o cevabı alacaktır Sayın Başbakan.

AHMET YENİ (Samsun) – Duygu okumaya başladın, duygu!

AKİF EKİCİ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, halktan o tokadı yiyecek, o cevabı, o konuştuğu lafların cevabını alacaktır. Ne demek, “Kardeşim Abdullah’ı uygun gördüm.” Kimsin sen! “Kardeşim Abdullah’ı Cumhurbaşkanlığı için uygun gördüm.” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK YÜKSEL (Tokat) – Tabii ki kardeşini uygun görecek, seni mi uygun görecekti!

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Sen kimsin be!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sen kimsin, senin cirmin ne!

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Haddini bilmeyen bir adamsın sen!

BAŞKAN – Sayın Ekici, lütfen tamamlayınız.

AKİF EKİCİ (Devamla) – Ben düzgün, inandığını, bildiğini söyleyen bir milletvekiliyim, milletten oy alarak gelmiş bir milletvekiliyim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – O kim, 16,5 milyon oy almış bir partinin genel başkanı.

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Sen haddini bilmiyorsun be!

AKİF EKİCİ (Devamla) –  Bunları ben söylemek mecburiyetindeyim değerli arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlar, evet, tablo bu çerçeve içerisinde. Bugün, ülkemizde yoksulluk sınırı altında 17 milyon insan, açlık sınırı altında aç yatıp aç kalkan 2 milyon insan varken biz, her gün Başbakanın ortaya çıkarmış olduğu yeni safsatalarla oyalanmaktayız değerli arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Safsata sensin be!

AKİF EKİCİ (Devamla) – Her gün “açılım” adı altında, “saçılım” adı altında yeni yeni bir şeyler ortaya koymaktadır değerli arkadaşlar.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Siz demokrasiden ne anlarsınız!

AKİF EKİCİ (Devamla) – Bir şey mi diyorsun? Sizin demokrasi anlayışınız bu! Sizin demokrasi anlayışınız bu! Sizin demokrasi anlayışınız teslimiyettir, teslimiyet! (CHP sıralarından alkışlar) 

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Sizinki tek parti anlayışı, tek parti!

AKİF EKİCİ (Devamla) – Teslimiyettir. Konuşma özgürlüğünü teslim etmiş bir grupla karşı karşıyayız. Konuşma özgürlüğünü bir tek kişiye teslim etmiş bir grupla karşı karşıyayız değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar) Yazık oluyor bu ülkeye!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YENİ (Samsun)- Tahrik etmeyin Meclisi, tahrik etmeyin.

ABDULLAH ÇALIŞKAN (Kırşehir) – Sen safsata bir adamsın, başka bir şey değilsin!

BAŞKAN – Sayın Ekici, teşekkür ediyorum.

AKİF EKİCİ (Devamla) – Tarımı göçürdünüz, sanayiyi göçürdünüz, ekonomiyi göçürdünüz!..

AHMET YENİ (Samsun)- Hadi tamam, konuşma süren bitti.

BAŞKAN - Sayın Ekici, lütfen… Teşekkür ediyorum Sayın Ekici.

DİLEK YÜKSEL (Tokat) - Senin o dediklerinin hepsi suçtur!

AKİF EKİCİ (Devamla) – Bakın, burada da görülüyor değerli arkadaşlar: “Emekliler intibak yasası istiyor, sokaktaki Tekel işçileri dayak yiyor! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN -  Teşekkür ediyorum Sayın Ekici.

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Otur yerine, otur!

AHMET YENİ (Samsun) – Ben de konuşacağım biraz sonra. Germeyin ortalığı!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Oyun kadar konuş!

AKİF EKİCİ (Devamla) – Dik durmayı öğrenin, dik durmayı!

AHMET YENİ (Samsun) - Hadi oradan be!

ABDULLAH ÇALIŞKAN (Kırşehir) – Gözüne girdin Baykal’ın!

BAŞKAN – Sayın Ekici, lütfen oturur musun!

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Hakaret etmeyeceksin, adam gibi konuşacaksın! Oyun kadar konuş o zaman!

BAŞKAN - Sayın Kafkas…

ABDULLAH ÇALIŞKAN (Kırşehir) – Boyu var, kilosu var…

AKİF EKİCİ (Devamla) – Kim onu diyen? Benim boyum da var, kilom da var senin gibi! (AK PARTİ sıralarından “Otur yerine!” sesleri)

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Kabadayı mısın!

BAŞKAN -  Lütfen, sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, hakaret…

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Ağzınla kulağın arasındaki mesafeyi ayarla, yoksa ayarlarlar!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, biraz önce konuşan Hatip, Grubumuzun Başkanını ağza alınmayacak sözlerle itham ettiler. Lütfen, o konuda düzeltmeleri yapmama izin verin.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, nedir o ağza alınmayacak şeyler?

BAŞKAN – Soracağız, bir müsaade edin, soracağız. Lütfen Sayın Okay

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Safsatadan bahsetti, yolsuzluktan bahsetti…

BAŞKAN – Ne diye sataştı Sayın Elitaş?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, birincisi, demokratik olmayan bir şekilde idare ettiğini, Meclis Başkan Vekillerinin nasıl seçildiğini, nasıl talimat verdiğini, öbür taraftan da Cumhurbaşkanıyla ilgili nasıl talimat verdiğini ve burada Sayın Başbakanın, safsataların…

BAŞKAN – Sayın Elitaş, yeni bir sataşmaya mahal vermeden, üç dakikalık süre veriyorum İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KADİR URAL (Mersin) – Tutanaklara bakmanız gerekmiyor mu Sayın Başkan?

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Tutanaklara bakın.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Tutanaklara bak Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Talimat yüksek yerden!

BAŞKAN – Hiçbir sayın milletvekiline soracak değilim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar; CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Dün öyle demiyordun!

KADİR URAL (Mersin) – Tutanağa bakmıyor musunuz?

BAŞKAN – Buyurun.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Gaziantep Milletvekili Akif Ekici’nin, AK PARTİ Grubu Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Dün öyle demiyordun!

BAŞKAN – Otur yerine Sayın …

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Azarlar gibi konuşuyorsunuz. Size yakışıyor mu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri..

MEHMET GÜNAL (Antalya) – On dakika sonra bile vermediniz!

ABDULLAH ÇALIŞKAN (Kırşehir) – Sana mı soracak? Tüzük’e göre yapacak!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – “Tutanakları getirteceğim.” dediniz, tutanaklara bile bakmadınız. Açıklayın, hadi buyurun! (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Dinleyelim arkadaşlar!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ben İç Tüzük’e göre söz veriyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – İç Tüzük’e göre getirttiniz, olmadı…

BAŞKAN – Oturduğunuz yerde istediğiniz kadar gürültü yapabilirsiniz! (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Buyurun Sayın Başkan.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Nasıl bir hitap bu?

OKTAY VURAL (İzmir) – Milletvekillerine hitap ederken saygılı davranın! Milletvekillerine saygılı davranmayı öğrenin! Milletvekilleri senin memurun değil! (CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Dün vermediniz, tutanakları getirttiniz… İç Tüzük’e göre vermediniz. (CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler; MHP sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bazı arkadaşlar burada konuşmalarını yaparken, şu anda, herhâlde kendilerinin karşısında ayna varmış gibi hissediyorum. (CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Seni görüyorum karşımda. Seni görüyorum, aynaya gerek yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Az önce, Sayın Başbakanın, burada, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu içerisinde bulunan… (CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler) …hem grup başkan vekillerinin hem de aynı sırada bulunan milletvekillerinin… (CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler) …Sayın Başbakan burada konuşurken attıkları lafa, bir siyasi partinin genel başkanının, grup başkanının orada müstehzi bir şekilde izlemesini esefle izledik ve kınıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar; CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler) Buradan kalkıp da Sayın Başbakanın Meclis Başkanını, buradaki arkadaşlarımızı ve Sayın Başbakanın, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına “Grubunuza hâkim olun.” şeklindeki ifadelerini… (CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler) …“Grubunuza hâkim olun.” şeklindeki sözlerini Meclis Başkanına talimat vermek diye algılayan muhalefetin şu anda size davranışlarıyla, o günkü, Sayın Başbakanın söylediklerini aynı şekilde milletimizin değerlendirmelerine sunuyorum. (CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

Bakınız, Sayın Başkan, İç Tüzük 67’nci madde -dün Sayın Başbakan Yardımcımız da ifade ettiler-…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… (CHP ve MHP sıralarından “Tutanağa bakın.” sesleri)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - ...aynen okuyorum: “Genel Kurulda kaba ve yaralayıcı sözler söyleyen kimseyi Başkan derhâl, temiz bir dille konuşmaya…

HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya) – Başbakanı niye uyarmadı, Başbakanı!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - …buna rağmen temiz bir dil kullanmamakta ısrar ederse kürsüden ayrılmaya davet eder.” (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Başbakanı niye ikaz etmediniz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Milletten 16,5 milyon oy almış ve dört seçimde de ibra olmuş bir siyasi partinin genel başkanını, uluslararası camiada dik yürüyen bir ülkenin Başbakanını bu şekilde hakaret ederek, iftiralarla ortaya koyup, onları aşağılamaya çalışmak temiz bir dil değildir. Burada konuşan insanların önce ağzını yıkayıp ondan sonra bu kürsüye gelmeleri gerekir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elitaş.

KADİR URAL (Mersin) – Başbakana söyle onu, Başbakana!

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkanım, sataşma nedeniyle, Grup Başkanımıza sataşma nedeniyle…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Okay

KADİR URAL (Mersin) – Başbakan da ağzını yıkasın gelsin bu Meclise!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, sussunlar, bir saniye…

KADİR URAL (Mersin) – Başbakana söyle onu!

BAŞKAN - Buyurun.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkanım, 69’uncu madde uyarınca, Grup Başkanımıza sataşma nedeniyle söz talebinde bulunuyorum.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Şimdi tutanağa mı bakacaksınız?

BAŞKAN – Sayın Okay, anlaşılmıyor, tekrarlar mısınız.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Grup Başkanımıza söylediğinin dışında atıfta bulunarak ve sataşma nedeniyle…

BAŞKAN – Ne diye söylediğinin dışında atıfta bulundu Sayın Okay?

AKİF EKİCİ (Gaziantep)- Tutanaklara bakın!

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Efendim, biraz evvel… Sayın Elitaş’ın ifadeleri ortada ama Elitaş’ı niye bu kadar merak etmediniz de bizi merak ediyorsunuz, onu da anlamakta zorluk çekiyorum.

Sayın Başkan, Grup Başkanımıza sataşma vardır, söz talebinde bulunuyorum. Açıkçası Grup Başkanımızın söylemediklerini söylemiş olarak, Sayın Başbakanın da söylediklerini eksik olarak ifade etmişlerdir.

BAŞKAN – Sayın Okay, ben Tüzük gereği sormak zorundayım, bunu biliyorsunuz, bir. İkincisi, “Tutanakları getirtin.” diyen sayın milletvekilleri var.

AKİF EKİCİ (Gaziantep)- Tutanağa bakacak!

RAHMİ GÜNER (Ordu) – Demin niye getirtmedin tutanakları?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, tutanakları siz getirtip okuyabilirsiniz.

Buyurun Sayın Okay.

Yeni bir sataşmaya mahal vermeden Tüzük’ün 69’uncu maddesine göre söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep)- Çok demokratiksin Sayın Başkan, kutlarım sizi!

3.- Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, CHP Grubu Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada tüm kamuoyunun gözünün önünde yaşananları AKP’nin Değerli Grup Başkan Vekili gelip, yarısını söylemeyip yarısını yutarak tahrif etmeye çalıştı.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Vakti yetmedi, vakti yetmedi.

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Şimdi, burada, tüm kamuoyunun gözü önünde bir şey cereyan etti. Başbakan Sayın Meclis Başkanına döndü “Bunları sen mi susturacaksın, ben mi susturacağım?” dedi. “Ben mi susturayım?” dedi.

ABDULLAH ÇALIŞKAN (Kırşehir) – Doğru söyledi…

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Sayın Başbakan CHP Grup Başkanına, Sayın Genel Başkanımıza dönerek “Grubunuza hâkim ol yoksa ben hâkim olacağım.” dedi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Çok doğru…

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Şimdi, Elitaş, çok güzel diyorsun. O zaman sen de grubuna hâkim ol yoksa ben senin grubuna hâkim olacağım. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben grubuma hâkimim, sen grubuna hâkim ol.

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Bu lafı beğeniyor musun? Hoşuna gidiyor mu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Grubumdan laf atan var mı sana?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Yalan dolan... Her şey…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gruptan laf atan var mı sana?

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Buraya çıkacaksın, yarısını yutacaksın, yarısını saklayacaksın…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Yalan dolan…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Yalan dolan” diyor, bunları yazıyorsunuz değil mi tutanaklara?

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Burada, herkes temiz bir dil kullanacak, kamuoyunu yanıltmayacak, gerçekleri tahrif etmeyecek. Eğer…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Yalan dolan” diyor, yazın bunları tutanaklara.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Yalan dolan…

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Sen bu kürsünün vicdanını…

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Sen de bir kere… Sus, sen otur yerine…

Herkes de haddini bilecek. Böylesine tartışmalara sebebiyet verenler, Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan her süreçte de istedikleri, hak ettikleri cevabı alacaktır.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam)

1.- 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 442) (Devam)

2.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2008 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/728, 3/934) (S. Sayısı: 443) (Devam)

L) TÜTÜN VE ALKOL PİYASASI DÜZENLEME KURUMU (Devam)

1.- Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu  2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

M) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.- Hazine Müsteşarlığı  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Hazine Müsteşarlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

N) SERMAYE PİYASASI KURULU (Devam)

1.- Sermaye Piyasası Kurulu  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Sermaye Piyasası Kurulu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

O) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU (Devam)

1.- Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

Ö) DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI  MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.- Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

P) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

R) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.

Buyurun Sayın Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, önceki hafta, KEY ödemelerini konuşurken ben sizlere burada yine üslupla ilgili bir şey söylemiştim. Bazı arkadaşlarım kızıp “Bize ders mi veriyorsun Hoca?” demişti ama görüyorum ki pek ders alınmamış.

Böyle bir durumda…(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Senden ders almaya ihtiyacımız yok.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bir başlayayım… Bir müsaade edin de başlayayım.

 En başta…

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Yaz bunları, yaz!

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bir başlayayım, itirazınız varsa söylersiniz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, Hatibe müdahale etmeyin.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Burada, yine, maalesef aynı uyarıyı yapmak durumundayım. Bir taraftan hem böyle söyleyeceksiniz öbür taraftan da kalkıp herkesi azarlayacaksınız. Ben bunu anlayamıyorum. Biraz muhalefete tahammül edin. Mademki “Demokraside muhalefet olmadan olmaz.” diyorsunuz, bırakın, önce bir dinleyin, itirazınız varsa yine kızın, söyleyin. Bu üslup…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hepsi olsa siz ne yapardınız acaba?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Biz, sizin söylediklerinizde bazen çok hakaretamiz laflar da olsa ancak itiraz edip Başkan söz hakkı verirse, o da uygun görürse gelip itirazımızı dile getiriyoruz.

Değerli arkadaşlarım, özellikle son zamanlarda gündemdeki konularda destekler azalmaya başlayınca, başta Başbakan olmak üzere, bütün AKP yetkilileri, öncelikle MHP’ye ve muhalefetin geneline saldırmaya başladı. Düşünüyorum, ben de anlamaya çalışıyorum -size söyledim ama- ben de ders almaya çalışıyorum “Neden böyle oluyor? Bunun psikolojik nedenleri neler olabilir? Neden böyle bir davranış içerisine girilebilir?” diye. Bakıyorum, tabii, diğer alanlarda sıkıntı olunca ve bugün konuştuğumuz ekonomik kurumların uygulamalarıyla ilgili sıkıntı olunca doğal olarak tepki biraz daha farklı olmaya başlıyor, alınganlık artmaya başlıyor diye düşünüyorum. Tabii ki önceki gün Sayın Başbakanın konuşması bu fitilin ateşleyicisi oldu. Ben, biraz daha tansiyonu düşürerek bütün konularda, baş olmaya yakışır bir şekilde, Edebali’nin Orhan Gazi’ye nasihati gibi biraz daha sakinleştirici, atmosferi düşürücü bir konuşma bekliyordum ama tabii ki içinde bulunduğumuz ekonomik tabloyu savunamayınca ne yapacağız? Geçmişi karalayarak, bugün için pembe tablolar çizerek ve yandaş medyanın da katkısını alarak halkın gözünden bu durumu kaçırmaya çalışacağız ama ben gerçekten bu gidişata rağmen AKP yetkilileri… Bu sefer Sayın Unakıtan bakan değil, geçen sefer kendisine şapka çıkardığımı söylemiştim, buradan hocam da itiraz etmişti “Hangi şapkanı?” diye, bu sefer Sayın Başbakana şapka çıkarıyorum ama ben görüyorum ki Sayın Başbakan işçilerin şapkalarını çıkarttırmış dün ve burada… (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Senin şovmen olduğunu pek bilmiyordum.

MEHMET GÜNAL (Devamla) - …kan bulaşmış bir şapka, arkadaşlarımız destek olmak üzere gittikleri zaman oradan alıp getirmişler, çamurlu bir şekilde… Diyor ki “Bu, artık, mızrak çuvala sığmaz hâle gelmiş.”

Değerli arkadaşlarım, bakın ne diyor: “AKP’ye oy verdiği için bileğini kesti. Tekel işçileri AKP Genel Merkezinin önünde kamp kurdu.”

OKTAY VURAL (İzmir)- İki damla gözyaşı da onlar için döker.

MEHMET GÜNAL (Devamla)- Şimdi, değerli arkadaşlar, burada bunları ajitasyon yapmak için söylemiyorum. Burada arkadaşlarımız sürekli olarak hassasiyetlerini dile getiriyorlar, ekonominin içine düştüğü durumu söylemek için. Burada, sendikacı arkadaşlarımız var. Deminden beri, Sayın Kafkas kızıyor, Sayın Tanrıverdi bakıyor. Türk Ulaşım-Sen mensupları da dün de yine bugün de yine diğer sendikaların mensupları protestolarına devam ediyorlar. Demek ki bir huzursuzluk var, bütün kesimler ayakta. Çiftçisi, esnafı, emeklisi, memuru, bir şekilde neden acaba huzursuzlar? Bu ortadaki gerilimci, çatışmacı yaklaşımdan mı yoksa gerçekten ekonomik olarak da durumları sıkıntıya girmeye mi başladı?

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakanın ve bakanların konuşmasında, yedi yıldır ekonomik olarak yapısal önlem alınmadığı için, bugün karşılaştığımız tabloda, daha önce kabul etmedikleri krizi günah keçisi olarak ilan ettiklerini görüyoruz. Hani önce Sayın Başbakanın “Yok.” dediği, sonra “Teğet geçer.” dediği, sonra “Krizi fırsata çevirebiliriz.” dediği kriz var ya, onu bugün için sizler artık günah keçisi olarak ilan etmiş görünüyorsunuz. Ne varsa hepsi küresel krizden kaynaklanıyor demeye başladınız. Yavaş yavaş, kimseye teğet geçmemiş. Bakın, bir araştırma yapılmış: “Kriz yüzde 95’i delip geçti.” diyor, sadece yüzde 5’ini etkilememiş. Bütün hepsini yapılan araştırmalara dayanarak söylüyorum.

Değerli arkadaşlarım, burada, Sayın Başbakan, önce kabul etmediği krizin kendisi için çok iyi bir şey olduğunu bir anda fark etti ve ondan sonra her şeyi krize yüklemeye başladı ve bütün AKP’li yetkililer de krizi günah keçisi ilan ettiler. Şimdi, burada kafa karışıklıkları devam ediyor. Birçok defa, Sayın Başbakan -senelerdir uyarıyoruz- aynı şeyleri, yanlışları, eksikleri tekrarlamaya devam ediyor. Bunlardan bir tanesi, bankacılıkla ilgili söyledikleriydi.

Değerli arkadaşlarım, bütün bakanların konuşma metinlerinde var: “Bankacılık sektörümüzdeki yapısal önlemler nedeniyle krizden az etkilendik.” mealinde sözler söylüyorlar. Ben size bir iki kısa hatırlatma yapayım: 57’nci Hükûmet döneminde hazırladığımız 4389 sayılı Bankalar Kanunu, arkasından, bugün burada oturan Sayın Başkanımızın temsil ettiği Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun kurulması, durumu kötü olan bankaların rehabilitasyonu, tasfiyesi, kamu bankalarının görev zararlarının tasfiyesi ve yeniden yapılandırılmaları, tamamı, sizin karalamaya çalıştığınız 57’nci Hükûmet döneminde gerçekleştirilmiş.

Bir de -Sayın Başkan burada, Sayın Bakanımız burada- merak ediyorum, sürekli olarak, Sayın Bakanım, bu tasfiyenin maliyetinden bahsediliyor. Bir de Sayın Başkanımız buradayken BDDK rakamlarına baktık, 18,5 milyar dolar tahsil edildiğini, önümüzdeki yıllarda da 3 milyar daha tahsil edileceğini söylüyor. Ekonomik zararları, kur farkı, onları istemiyorum. Toplam maliyeti gerçekten nedir? Hepimizi bir aydınlatabilirseniz… Çünkü Sayın Başbakan bir “30” dedi, bir “Maliyet 60’a çıkmıştır.” diyor, ben tam anlayamıyorum. Benim gördüğüm kadarıyla 20 küsur milyarlık bir şey vardı. 18,5 tahsilat gözüküyor BDDK raporlarında. ”3 milyar da beklenen tahsilat var.” deniyor.

Şimdi, diğer bir iş, değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakan Şubat 2001 krizinde döviz alan bankalarla ilgili bir değerlendirmede bulunarak “Siz milliyetçiydiniz, memleketin soyulmasına göz yumdunuz.” mealinde -mealen söylüyorum- sataşmalarda bulundu.

Değerli arkadaşlarım, bu konuda, sizin iktidara geldiğiniz dönemde yani sonraki dönem Meclisinde, Sayın Salih Kapusuz’un önergesiyle bir araştırma komisyonu kurulmuş, rapor görüşülmüş, karara bağlanmış ve onunla ilgili sonuca sizin devam etmeniz gerekiyordu. Bunun başında kendisi listeyi göstermedi ama isterseniz sizlere takdim edebilirim. Basında yer aldı, artı, raporun içinde de -liste kısmında yer almasa da raporun bir yerinde- en fazla alan bankanın Citibank olduğu yazıyor. İsteyenlere o listeyi de sonra verebilirim. Basında yer aldığı için değerlendiriyorum. Raporun içinde de bir yerinde -unutmuşsunuz, orada duruyor- en fazla yüzde 20’sini -beşte 1’ini- o bankanın aldığını yazmışsınız.

Ben size kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum değerli arkadaşlarım: Sizin bunu takip etmeniz lazımdı, arkasından sonuçlandırmanız lazımdı ve cezalandırmanız lazımdı. Bunu yapması gereken Hükûmet ne yapmış? Çok kısa bir süre sonra, değerli arkadaşlar, sadece bir ay sonra -20/12/2002- Gelir İdaresi Başkan Vekili Osman Arıoğlu’nun teklifiyle ve Sayın Unakıtan’ın oluruyla, miktarını bilemediğimiz, 2 ve 3 milyar dolar arası olduğu söylenen vergi borcunun ve cezasının silinmesini gerçekleştirmiş. Bir ay içerisinde, taze, gelir gelmez. Bu Citibank’la ilgili. Miktarını bize Bakanlık açıklarsa…

KAMER GENÇ (Tunceli) – 3 milyar dolar silmişler.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Biz onu bilemiyoruz. Basında yer alan iddiaların miktarını söylüyorum ama olay gerçek. Yazının bir nüshası bendedir, isteyenlere verebilirim.

Değerli arkadaşlarım, peki, bunu söyleyen Sayın Başbakan başka ne yaptı bankalarla ilgili? Şimdi, bize bunu söylerken, bankaların soyulduğunu söyleyen Sayın Başbakan, kamu bankaları aracılığıyla, damadının başında bulunduğu Çalık Grubuna, 750 milyon dolar, teminat almadan kredi veriyor. Üstüne üstlük, geri kalan kısmını da, bu kurumu alması için 1,1 milyarın geri kalan kısmını da temin etmesi için Sayın Cumhurbaşkanı ve 8 bakan dâhil Başbakan defalarca Katar’a gidip geliyorlar Katar Emiriyle ortaklık kursun diye.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Dönmeyen kredi var mı?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, burada sonuç olarak ne denmiş? Bir milletvekili arkadaşımız sormuş. “Ticari sırdır, söyleyemeyiz ne kadar, kaçtan verdiğimizi.”  denmiş. Onu da söyleyeyim, tekrar siz cevap olarak bana dönmeyin.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakanın bir de uluslararası ziyaretlerle ilgili Sayın Genel Başkanımıza sataşmaları vardı. Bizim yaptığımız bütün ziyaretler, devletin yetkilileriyle birlikte, Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle birlikte olur, tutanak altına alınır, kriptolarda bulabilirsiniz. Sayın Başbakanın yaptığı gibi kapalı kapılar arkasında olmaz ve hepsi de tutanaklıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Günal, lütfen tamamlayınız.

ALİ RIZA ALABOYUN (Aksaray) – Başbakanın görüşmeleri de tutanaklıdır.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Sayın Başbakan kendi Dışişleri Bakanını dahi içeri aldırmamış, kendi başına görüşmüş. Tutanaklarını bize açıklarsanız biz de öğreniriz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Siz devlette uzun süre çalıştınız. Bunları söylemek size yakışmıyor Sayın Günal!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, şimdi, burada IMF’yle ilgili Sayın Başbakanın sözleri var. Efendim, diyor ki: “Burada 23,5 milyar devraldık, 8 milyara düşürdük.” “IMF’ye ‘evet’ demedik.” diye de altında söylüyor. Zamanım kısa olduğu için hızlı geçiyorum.

Sayın Başbakan, 2005 yılındaki programı siz imzalamadınız mı? 11 Mayıs 2005. Süre otuz altı ay, beklenen para 10 milyar dolar, kullanılan 4,5-5’e yakın. 6,7 milyar SDR -3,6 milyar o anda kullanılmıştı, belki bu senekilerle daha da arttı- bunu kim imzaladı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Islak imza mı?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Kim imzaladı ben anlamadım. Burada yazıyor, 2005 Mayıs değerli arkadaşlarım. Lütfen… Lütfen…

KADİR URAL (Mersin)  – İmzaya bak, ıslak imza mı?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bir de son olarak hazinenin borç yönetimiyle ilgili bir şey söyleyeceğim: Değerli arkadaşlar, üç yıldır söylüyorum, 2008’de biraz daha iyiydi -Sayın Şimşek vardı- 2009 bütçesinde biraz zayıfladı, 2010 bütçesinde borçla ilgili doğru dürüst bir şey yok, Sayın Bakanıma söyledim, isterlerse tekrar tek tek beraber bakabiliriz. Bir tek hazine garantili kısımlar vardır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Günal.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Toparlamaya vaktin kalmadı.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Toparlama süresi bitti.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Toparlayamadın Hocam, toparlayamadın.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Çok dağıttın, toparlayamadınız.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Saygımızı sunalım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Verdim sürenizi Sayın Günal.

Teşekkür ediyorum.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Nasılsa daha on dakikamız var. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İkinci konuşmacı Münir Kutluata, Sakarya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MÜNİR KUTLUATA (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet Planlama Teşkilatı ve Türkiye İstatistik Kurumu bütçeleri vesilesiyle 2010 yılı merkezî yönetim bütçesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum. 

Değerli milletvekilleri, Devlet Planlama Teşkilatı ve Türkiye İstatistik Kurumu, devlet yönetimimiz ve tabii ekonomi yönetimi için de fevkalade önemli iki kurumumuzdur. TÜİK, ülkenin mevcut durumunu öğrenmek ve gidişini takip etmek isteyen herkes için önemli ve saygın bir kuruluştur. Ekonomi yönetiminin ise gözü, kulağı ve sinir uçları durumundadır. Eğer TÜİK hükûmetler elinde oyuncak olur, hükûmetler için sonuçlar üretmeye başlarsa çöküntü başlamış demektir. O bakımdan bu kurumun itibarının korunmasında kurum ve ülke yöneticileri gerekli hassasiyeti göstermelidirler.

Diğer taraftan kaynakları isabetli kullanmanın önemini bilen, önünde ciddi hedefleri olan ülkeler ve hükûmetler için Devlet Planlama Teşkilatı gibi bir kurum, bu kurumun sahip olduğu birikim önemli bir imkân verir, önemli bir kazançtır. Böyle iki önemli kurum elinde olan bir hükûmetin planları tutmuyorsa, bütçeleri güven vermiyorsa, hedefleri her ay revize ediliyorsa kabahati kurumlarda değil iktidarda aramak lazım gelir.

Bütçenin değerlendirilmesi genellikle yeterliliği veya yetersizliği üzerine olur; ülkenin ihtiyaçlarını karşılayacak özelliklere sahip mi, hangi kesime ne getiriyor, neleri ihmal etmiş, bunlara bakmak gerekir. Ama biz, bütçenin yeterliliğinden önce güvenilirliğini sorgulamak zorundayız. Neden böyle bir zorunluluk var? Çünkü, bundan önce yapılan 2008 ve 2009 yılı bütçelerinin hedef ve sonuçları arasında çok büyük farklar ortaya çıkmış durumda. 2010 yılı bütçesi, Meclisin 23’üncü Dönemde yaptığı üçüncü bütçe olmaktadır. Bari bunda dikkatli davranılsın deme hakkımız var zannediyorum.

2008 yılı bütçesinin büyüme hedefi yüzde 5,5 olmasına rağmen gerçekleşme yüzde 0,9’da kalmıştır. Ortada kriz yokken 2007 sonunda hazırlanan 2008 yılı bütçesinin sonucu ortada: Yüzde 5,5’tan yüzde 0,9’a. Diğer taraftan 2009 yılı bütçesine yani iki hafta sonra bitecek olan bu yılın bütçesine gelince, öngörülen büyüme oranı yüzde 4, gerçekleşen büyüme yok, küçülme yüzde 6, aradaki fark 10 puan.

Yüzde 4 büyüme hedefi geçen yılın aralık ayında bugünlerde burada ısrarla savunulmuştu. Hâlbuki o tarihte, yani 2009’un son çeyreğinde ekonomi yüzde 6,5 küçülme içindeydi. Ocak ayından itibaren gelen üç ayda da küçülme yüzde 14,7 olarak gerçekleşti. Ülkenin kendi krizi yüzünden tutturulamamış 2008 bütçesi, ardından dünya krizi içerisinde ikazlar dikkate alınmadan hazırlanmış bulunan ve yüzde 10 sapma gösteren -büyüme konusunda- 2009 yılı bütçelerinin sonunda bu yılın bütçesinin güvenilirliğini irdelemekte haklıyız diye düşünüyorum.

Geçen yıl bu kürsüde dönemin Maliye Bakanından, Hükûmetin denk bütçe hazırlama konusundaki uzmanlıklarını, başarısını dinledik. O Bakanın öngördüğü 10,3 milyar liralık açık, bildiğiniz gibi, 62 milyar lira olarak revize edildi. Bugünün Maliye Bakanı “60 milyarın altında kalırsak bunu iyiye işaret sayacağız.” demek durumunda kaldı.

Bakın, o günlerin Maliye Bakanı “Herkes bir resesyon tutturmuş gidiyor. Türkiye resesyonda değil, ABD, Japonya resesyon içinde.” diyordu ancak onu söylerken Türkiye resesyona girmişti. Bakan iki dönem net küçülme bekliyordu. O tarihte küçülme 6,5’tu; arkadan 17 olarak gerçekleşti. Şu anda 4 küçülme çeyreği yaşamış bulunuyoruz. Biz, Bakana yine o gün bu kürsülerden. “Altı ay beklemek için mazeret yapmayın; Türkiye küçülüyor, tedbirlerinizi alın.” demiştik. Tedbirler alınmadı, bugünlere gelindi.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisinin oluşturduğu kriz takip komisyonunun tavsiyelerinin hiçbiri de dikkate alınmadı ve bugünlere gelindi.

Şimdi, bu bütçenin güven vermemesinin yanında yetersizlikleri de ortadadır. Bütçenin gelirleri de harcama kalemleri de bunu açıkça gösteriyor. Bunları birçok zeminde söylüyoruz, söyleyip geliyoruz.

Ben burada, bütçenin güvenilir ve yeterli olmadığının herkesin gözü önünde cereyan eden diğer delillerine, işaretlerine temas etmek istiyorum. Sözünü ettiğim deliller, kanıtlar, bütçeden, ekonomiden ve ülke yönetiminden sorumlu olanların yaptıkları açıklamalar ve sergiledikleri tavırlardır.

Değerli milletvekilleri, 2010 yılı bütçesinin, 14 Aralık günü, yani iki gün önce Türkiye Büyük Millet Meclisinde geneli üzerinde yapılan görüşmelerde, Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli münhasıran bütçeyi değerlendirmiştir.

Bu bütçenin fakirleştirilmiş, çaresizlik içine itilmiş toplum kesimlerinin ihtiyaçlarına cevap vermeyeceğini ortaya koymuş ve Hükûmetin, milletimize problemlerini nasıl çözeceğini açıklaması için bir kapı aralamış ve yol göstermiştir.

Ne var ki daha sonra söz alan Sayın Başbakan, bütçenin, ne güvenilirliği ne de yeterliliği konusunda hiçbir şey söyleyememiştir.

Sayın Başbakan, konuşmasında, işsizliğin çözümü için bütçede var olan bir tedbirden bahsetmemiştir, bahsedemezdi, çünkü yoktur. Çünkü ülkeyi kasıp kavuran işsizlik için 2012 yılından önce hiçbir şey beklenmemesi gerektiğini ilgili bakanlar söylemektedir.

Sayın Başbakan, konuşmasında, bütçenin çiftçi için getirdiği tedbirlerden de bahsedemedi, bahsedemezdi, çünkü yoktu. Köylüye ektiğinin para edeceğine dair bir ümit verme şansı yoktu; Başbakanın, fındık üreticisinin, buğday üreticisinin, meyve sebze üreticisinin tekrar mutlu günlere döneceğine dair hiçbir müjdesi de yoktu.

Konuşmada, esnafla ilgili bir kelam, bir ümit, bir ışık yoktu, çünkü bu bütçeye bu konuda konulmuş bir kaynak da yoktu.

Sayın Başbakanın konuşmasında, üretici kesimin önünü görmesini sağlayacak bir ifade yoktu, çünkü bu İktidar döneminde üretim birimleri bir bir devreden çıkmış, sanayiciye rantiye olmanın yolu gösterilmişti.

Bütçe, bugünden öngörülen 51 milyarın üzerindeki açıkla, piyasada iş âlemine kullanabileceği bir para bırakmayacağını ilan ediyordu.

Sayın Başbakan, ne kredi borçları altında ezilen toplum kesimlerine ne itibarıyla oynanır hâle düşürülmüş emeklilerimize ne de çaresizlik içindeki aile reislerine ümit verici bir şey söyleyebilmiştir.

Söyleyebildiği, varsa yoksa PKK açılımıdır; Ermeniler, Rumlar, Barzani ve benzerleri nazarında kazandıkları itibardır. Sayın Devlet Bahçeli kendisine “Milletin fakirliğine çare bulun, destek olalım.” demiş, Sayın Başbakan sadece yıkım projesine destek istemeye devam etmiştir.

Herkes Sayın Başbakanın üslubuna takıldı, bu üslubu kınadı, ayıpladı. Lütfen düşününüz, evine ekmek götüremeyen aile reisine, kahveye çıkamayan köylüye, iş ümidini yitiren gence, tarlaları yabancı bankaların ipoteği altındaki çiftçiye, fabrikası kapanan iş adamına bütçe görüşmeleri sırasında derdine çare diye Kürt açılımı sunmak durumuna gelmiş bir başbakandan üslup hassasiyeti beklemek yerinde midir? Bunu sizin takdirlerinize bırakıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

2010 yılı bütçesinin işsizliğe hiçbir çare getirmediğini söylemiştik. Size yine Sayın Başbakanın ifadesiyle işin vahametini vurgulamak ve nasıl tedbir alınmadığını tekrar dikkatlerinize sunmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kutluata, lütfen tamamlayınız.

MÜNİR KUTLUATA (Devamla) – Değerli milletvekilleri, hatırlayacaksınız, kriz sözleri çıktığı dönemde, Sayın Başbakan, Odalar ve Borsalar Birliği yöneticilerine “1 milyon 300 bin üyeniz var, birer kişi işe alsanız işsizlik meselesi çözülür.” demişti. Biz de o zaman hiçbir iş erbabının, hiçbir işletmenin gerekmediği zaman işçi alamayacağını, dolayısıyla bu işin bir tavsiyeden ibaret kalacağını, ama Sayın Başbakan mademki bu ifadeyi ve rakamı kullandı, kendisinin düşünmesi gerektiğini söylemiştik. “Bu 1 milyon 300 bin iş sahibi birer işçiyi çıkarmak mecburiyetinde kalırsa Türkiye ne hâle gelir?” demiştik. Nitekim, o tarihten beri maalesef bu oranda insanımız işsiz kalmış durumdadır.

Bu bakımdan, işin vahametini yine tedbiri almayan yetkililerimizin ağzıyla ifade ediyor, bütün yetersizliklerine rağmen 2010 yılı bütçemizin millete hayırlar getirmesini diliyor, sizleri saygıyla selamlıyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kutluata.

Üçüncü konuşmacı Mustafa Cihan Paçacı, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Paçacı. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA CİHAN PAÇACI (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sermaye Piyasası Kurulu ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bu bütçe görüşmelerini, ülkemizin risk ve tehditlerle dolu bir darboğazdan geçtiği, içte ve dışta ağır sorunların yaşandığı bir ortamda gerçekleştiriyoruz. Dışa bağımlılığın arttığı, halkın yoksullukla boğuştuğu, millî kardeşlik duygularının sarsıldığı, etnik farklılıkların kaşınarak husumet aracı hâline getirildiği, toplumsal huzursuzluk, gerginlik ve kutuplaşma sürecinin her geçen gün arttığı, millî ve manevi değerlerimizin siyasi ve toplumsal çatışma alanı hâline getirildiği sancılı bir süreci hep birlikte yaşıyoruz.

Gençlerimiz işsiz ve umutsuz. Toplum karamsar ve geleceğinden endişeli. Yıllarca bu ülkeye şerefle hizmet eden emeklilerimiz bugün yarı aç yarı tok yaşar hâldedir. Memurlarımızın yüzde 90’ı yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Geçmişte milletin efendisi olan çiftçi, azarlanan, hor görülen ve düştüğü borç batağından kurtulmaya çalışan bir kitleye dönüşmüştür. Esnafımız ve sanayicimiz her geçen gün erimekte, kapanan fabrikaların sayısı her geçen gün artmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bütçe görüşmeleri, esas itibarıyla, ülkeyi yöneten iktidarın bir yıllık ekonomik faaliyetlerinin analiz edildiği görüşmelerdir. Bir yılın başarılı olup olmadığının ölçüsü ise bir önceki yıl ile kıyaslanarak tespit edilir. Ancak AKP, her bütçe görüşmesinde, bir önceki yılla kıyas yapmaktan kaçınmakta ve sürekli 2002 ve öncesiyle kıyaslama yoluna gitmektedir. Böylece ekonomideki başarısızlığın üstü örtülmeye çalışılmaktadır. Özellikle Sayın Başbakan her konuşmasında, kendi dönemini değerlendirmek yerine 2002 ve öncesine atıfta bulunarak o dönemi eleştirmekte, böylece kendi döneminin başarılı olduğu imajını vermeye çalışmaktadır. Bu değerlendirme gerçekleri saptırmaya yönelik oportünist bir yaklaşımdır.

Sayın Başbakan iki gün önce, Milliyetçi Hareket Partisinin ortağı olduğu 57’nci cumhuriyet Hükûmeti döneminde Merkez Bankasından bazı yabancı bankaların bir gecede 4 milyar dolar civarında döviz satın aldığını ve bu işlemlerden de önemli ölçüde kâr sağladıklarını ifade etti. Yapılan bu işlemlerden dolayı da o dönemde ekonomi yönetimi ve ilgili bakanlıklar Milliyetçi Hareket Partisine bağlı olmadığı hâlde Milliyetçi Hareket Partisine yönelik haksız eleştirilerini sürdürdü.

Değerli arkadaşlar, bugünün teknolojisiyle milyarlarca dolarlık bir meblağın herhangi bir yere aktarılması veya herhangi bir işlem yapılması tek bir tuşla ve bir saniyede gerçekleşebilmektedir. Şu anda, Merkez Bankasında kim ne kadar para yatırıyor veya kim ne kadar para çekiyor, bunu Sayın Başbakan bilebilir mi? Bunu ilgili Bakan bilebilir mi? Hiçbirinin bilmesi mümkün değildir, ancak işlemler gerçekleştirildikten sonra bilgi sahibi olunur. Kaldı ki o tarihte bu paralar bir gecede neden çekilmiştir? Kim veya kimler pimi çekmiştir? Niçin bu pim çekilmiştir? Kimler, neden MHP’siz bir hükûmet modeli arayışına girmiştir? Esas irdelenmesi gereken bu sorulardır. Hâl böyle iken bir başbakanın bu konuyu siyasetinin temel argümanı hâline getirerek sürekli bu Mecliste dile getirmesi ya bilgi eksikliğiyle ya da art niyetle açıklanabilir.

Şayet “yolsuzluk ve usulsüzlük” diyorsanız AKP hükûmetlerinin bulunduğu son yedi yıla bakmak daha gerçekçi olacaktır. Şöyle birkaç soru sormak istiyorum:

Balıkesir SEKA Kâğıt Fabrikası, kime, kaça satılmıştır ve satın alan kişi kimin yakınıdır?

TÜPRAŞ’ın yüzde 14,76’lık hissesini yüzde 10 iskontoyla, temettü çıktıktan sonra, 388 milyon dolara satın alan Ofer ile kim özel uçakla yurt dışına giderek