DÖNEM: 23 CİLT: 56 YASAMA YILI: 4
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
33’üncü
Birleşim
16 Aralık 2009 Çarşamba
(Bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler
tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade
edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak
yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I.- GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN
DİĞER İŞLER
A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
1.- 2010 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(1/759) (S. Sayısı: 442)
2.- 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi
Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2008 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait
Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı
Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/728, 3/934) (S. Sayısı: 443)
A) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Vakıflar
Genel Müdürlüğü 2010
Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Vakıflar Genel Müdürlüğü
2008 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesabı
B) BASIN–YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Basın-Yayın
ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Basın-Yayın
ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
C) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU
1.- Türkiye
Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Türkiye
Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
D) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI
1.- Türkiye
Bilimler Akademisi Başkanlığı
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Türkiye
Bilimler Akademisi Başkanlığı
2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
E) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI
1.- Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
F) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ
1.- Atatürk
Araştırma Merkezi 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
G) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ
1.- Atatürk
Kültür Merkezi 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
H) TÜRK DİL KURUMU
1.- Türk Dil
Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
I) TÜRK TARİH KURUMU
1.- Türk Tarih
Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
İ) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI
1.- Türk
İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Türk
İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
J) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
1.- Diyanet
İşleri Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Diyanet
İşleri Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
K) AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ
1.- Avrupa
Birliği Genel Sekreterliği
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Avrupa
Birliği Genel Sekreterliği
2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
L) TÜTÜN VE ALKOL PİYASASI DÜZENLEME KURUMU
1.- Tütün ve
Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Tütün ve
Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
M) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI
1.- Hazine Müsteşarlığı 2010
Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Hazine Müsteşarlığı 2008
Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
N) SERMAYE PİYASASI KURULU
1.- Sermaye
Piyasası Kurulu 2010
Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Sermaye
Piyasası Kurulu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
O) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU
1.- Bankacılık
Düzenleme ve Denetleme Kurumu
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Bankacılık
Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
Ö) DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI
1.- Devlet
Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Devlet
Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
P) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU BAŞKANLIĞI
1.- Türkiye
İstatistik Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Türkiye
İstatistik Kurumu Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
R) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI
1.- GAP Bölge
Kalkınma İdaresi Başkanlığı
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- GAP Bölge
Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Van
Milletvekili İkram Dinçer’in, Amasya Milletvekili
Hüseyin Ünsal’ın, şahsına, sataşması nedeniyle konuşması
2.- Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Gaziantep
Milletvekili Akif Ekici’nin, AK PARTİ Grubu Başkanına
sataşması nedeniyle konuşması
3.- Ankara
Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın,
Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, CHP Grubu
Başkanına sataşması nedeniyle konuşması
V.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Deniz Feneri
davasına ilişkin sorusu ve
Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in
cevabı (7/8327) (Ek cevap)
2.- Burdur
Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, tarımda kullanılan elektrik ve mazot
fiyatlarında indirim yapılmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner
Yıldız’ın cevabı (7/10333)
3.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, Soma Termik Santraline
yönelik bir projeye ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner
Yıldız’ın cevabı (7/10351)
4.- Antalya
Milletvekili Atila Emek’in, bazı yaylalara elektrik
verilmesine ilişkin sorusu ve
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10354)
5.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, eğitim-öğretim hazırlık ödeneği ödemelerine
ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/10370)
6.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, Alaşehir Atatürk Lisesi
Projesi’ne ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun
cevabı (7/10374)
7.- Manisa Milletvekili
Erkan Akçay’ın, Demirci Ortaöğretim Pansiyonu
Projesi’ne ilişkin sorusu
ve Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun
cevabı (7/10375)
8.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, Akhisar’da Anadolu
Öğretmen Lisesi Projesi’ne ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/10377)
9.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, alternatif enerji
projelerine ilişkin sorusu ve
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10441)
10.- Antalya
Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, bürokrat olarak atanan bakan ve milletvekili
yakınları ile milletvekili adaylarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner
Yıldız’ın cevabı (7/10442)
11.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, TKİ’nin kömür
dağıtımına ve mali durumuna ilişkin sorusu ve
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10443)
12.- Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Kars’ta kok kömürü
satışına ilişkin sorusu
ve Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10557)
13.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, madencilikteki belediye payına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner
Yıldız’ın cevabı (7/10558)
14.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, dağıtılan kömürlerin
alımıyla ilgili iddialara ilişkin sorusu ve
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10559)
15.- Hatay
Milletvekili Fuat Çay’ın, Hatay’da yapılacak termik santrallerin çevreye
etkilerine ilişkin sorusu
ve Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10560)
16.- Mersin Milletvekili
Ali Rıza Öztürk’ün, bazı kömür işletmelerinin
yöneticilerinin hediye aldıkları iddialarına ilişkin sorusu ve
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10561)
17.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, İstanbul-Kağıthane’deki
arşiv binası inşasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/10586)
18.- Eskişehir
Milletvekili F. Murat Sönmez’in, Frigya
Vadisi ve Yazılıkaya
Anıtı’nın korunmasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/10588)
19.- Muş
Milletvekili M. Nuri Yaman’ın, Alparslan II Barajı’na ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner
Yıldız’ın cevabı (7/10751)
20.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un, elektrik dağıtım ihalesi alan bir şirkete ilişkin
sorusu ve Enerji
ve Tabii Kaynaklar
Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı
(7/10752)
21.- Balıkesir
Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, YDK’nın
bir işletmeye yönelik raporuna ilişkin sorusu ve
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10870)
22.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, Bakanlığa tahsis edilen
taşınmazların kullanımına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı
(7/10961)
23.- Hatay
Milletvekili Abdulaziz Yazar’ın, Hatay’da termik
santral yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/11012)
24.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, nükleer güç
santralleriyle ilgili yönetmeliğe ve ihaleye ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/11014)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 11.00’de açılarak dört oturum yaptı.
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/759) (S.
Sayısı: 442) ve 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile
Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2008 Bütçe Yılı Kesin
Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna
Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi’nin (1/728, 3/934) (S. Sayısı: 443)
görüşmelerine devam edilerek;
Cumhurbaşkanlığı,
Türkiye Büyük
Millet Meclisi,
Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu,
Anayasa
Mahkemesi,
Sayıştay,
Başbakanlık,
Millî İstihbarat
Teşkilatı Müsteşarlığı,
Millî Güvenlik
Kurulu Genel Sekreterliği,
Başbakanlık
Yüksek Denetleme Kurulu,
Türkiye ve Orta
Doğu Amme İdaresi Enstitüsü,
Sosyal Hizmetler
ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü,
Özürlüler İdaresi
Başkanlığı,
Aile ve Sosyal
Araştırmalar Genel Müdürlüğü,
Kadının Statüsü
Genel Müdürlüğü,
2010 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçeleri ve 2008 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesapları kabul edildi.
Giresun
Milletvekili Murat Özkan, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri
kendisine atfetmesi nedeniyle bir konuşma yaptı.
16 Aralık 2009
Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 11.00’de toplanmak üzere birleşime
20.08’de son verildi.
|
Nevzat
PAKDİL |
|
|
|
|
|
|
Başkan Vekili |
|
|
|
Yaşar
TÜZÜN |
|
Harun
TÜFEKCİ |
|
|
Bilecik |
|
Konya |
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
No.: 43
II.- GELEN KÂĞITLAR
16 Aralık 2009 Çarşamba
Rapor
1.- Belediye İmar Planlarında Okul Alanı Olarak Ayrılan
Gayrimenkuller Hakkında İlgili İdari Makamlar Tarafından Yasal Süresinde
Kamulaştırma veya İmar Planında Revizyon İşlemi Yapılmadığı İçin Mülkiyet
Haklarının Anayasaya Aykırı Olarak Sınırlandığı İddiasını İçeren Dilekçelere
İlişkin Dilekçe Komisyonu Genel Kurulu Raporu (5/1) (S. Sayısı: 448) (Dağıtma
tarihi: 16.12.2009) (GÜNDEME)
Sözlü Soru Önergeleri
1.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, ABD’li bir görevlinin ilaç politikasıyla ilgili
tavsiyelerde bulunduğuna yönelik habere ilişkin Dışişleri Bakanından sözlü soru
önergesi (6/1661) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
2.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, burs ve öğrenim kredileri ile ücretsiz barınmaya
ilişkin Devlet Bakanından (Faruk Nafiz Özak) sözlü
soru önergesi (6/1662) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
3.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, Tunceli’de kanalizasyon yapımına ilişkin İçişleri
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1663) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)
4.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, Tunceli-Elazığ karayolunun güzergahına ilişkin Ulaştırma
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1664) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)
Yazılı Soru Önergeleri
1.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, kamudaki işçi kadrolarına
öncelikli atanma konusundaki karara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/11248) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
2.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, ÖSYM’nin PMYO sınavını iptaline
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11249) (Başkanlığa geliş tarihi:
02/12/2009)
3.- Hatay
Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, tedavi katılım payı uygulamasına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11250) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
4.- Denizli
Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, engellilere yönelik
hizmetlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11251) (Başkanlığa geliş
tarihi: 02/12/2009)
5.- İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, özürlülerin istihdamına ve özürlülerle ilgili
yasalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11252) (Başkanlığa geliş
tarihi: 02/12/2009)
6.- Balıkesir
Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, yabancı bir ülkede
domuz gribi aşısı yaptırdığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/11253) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
7.- İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, eczanelerin karşı karşıya olduğu sorunlara
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11254) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
8.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, iş bırakma eylemine
katılan kamu görevlilerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11255)
(Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
9.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, enerji dağıtım
bölgelerinin özelleştirilmesindeki bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/11256) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)
10.- İstanbul
Milletvekili Atila Kaya’nın, Gagauz
Türklerinin sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11257)
(Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)
11.- Kocaeli
Milletvekili Cevdet Selvi’nin, bir askeri tatbikata
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11258) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)
12.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, erişimi yasaklanan bir internet sitesine ilişkin
Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/11259) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
13.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, terör örgütü başının
ve mensuplarının AİHM’ye yaptıkları başvurulara
ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/11260) (Başkanlığa geliş
tarihi: 02/12/2009)
14.- Muş
Milletvekili M. Nuri Yaman’ın, bir derenin ıslahına ilişkin Çevre ve Orman
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11261) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)
15.- Samsun
Milletvekili Osman Çakır’ın, DSİ’deki sendikal baskı
iddialarına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/11262)
(Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)
16.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Türkiye Kalkınma
Bankası yönetimine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali
Babacan) yazılı soru önergesi (7/11263) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
17.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, TMSF’ye
devredilen bankalara ve TMSF’nin faaliyetlerine
ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru
önergesi (7/11264) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
18.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, yeni teşvik
uygulamalarının tanıtımına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/11265) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
19.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Türkiye Kalkınma
Bankasındaki personel yönetimine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/11266) (Başkanlığa geliş
tarihi: 02/12/2009)
20.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, cemaat vakıflarının
taşınmazlarına ve yeni kurulan vakıflara ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi
(7/11267) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)
21.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, personel alımına ilişkin Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru
önergesi (7/11268) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)
22.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, TRT’nin reyting ölçümü ihalesine ilişkin Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç)
yazılı soru önergesi (7/11269) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)
23.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, kadına karşı şiddetin önlenmesine ilişkin Devlet
Bakanından (Selma Aliye Kavaf) yazılı soru önergesi (7/11270) (Başkanlığa geliş
tarihi: 03/12/2009)
24.- İstanbul
Milletvekili Sacid Yıldız’ın, kamudaki özürlü
istihdamına ilişkin Devlet Bakanından (Selma Aliye Kavaf) yazılı soru önergesi
(7/11271) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)
25.- İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, SHÇEK çocuk yurtlarına ilişkin Devlet Bakanından
(Selma Aliye Kavaf) yazılı soru önergesi (7/11272) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)
26.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, kadına yönelik aile
içi şiddetin önlenmesine ilişkin Devlet Bakanından (Selma Aliye Kavaf) yazılı
soru önergesi (7/11273) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)
27.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, İsviçre’deki minare referandumuna ilişkin
Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11274) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
28.- İstanbul
Milletvekili Necla Arat’ın, sığınma talebinde bulunan
bir İranlıya ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11275)
(Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
29.- Artvin
Milletvekili Metin Arifağaoğlu’nun, Borçka-Muratlı
sınır kapısının açılmasına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11276) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
30.- İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel’in, cezaevlerinde
yapıldığı iddia edilen bazı uygulamalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/11277) (Başkanlığa geliş tarihi: 01/12/2009)
31.- İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel’in, İstanbul’da bazı
mahallelerde yaşandığı iddia edilen olaylara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/11278) (Başkanlığa geliş tarihi: 01/12/2009)
32.- İzmir
Milletvekili Recai Birgün’ün, polis alımına ve
Emniyet Teşkilatının bazı ihtiyaçlarının karşılanma şekline ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11279) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
33.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Sevigen’in, İstanbul’da konut
önlerine park edilen araçlardan ücret alınması uygulamasına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11280) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
34.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, bir köye kanalizasyon şebekesi yapımına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11281) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
35.- Eskişehir
Milletvekili Fehmi Murat Sönmez’in, bireysel
silahlanmaya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11282)
(Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
36.- Ordu
Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, haklarında terör suçlarından dolayı tutuklama ve
yakalama kararı bulunanlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11283) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
37.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, Düzce Valisi hakkındaki işlemlere ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11284) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)
38.- Bartın
Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, MKE’nin
tabanca ithaline ve bireysel silahlanmaya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/11285) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)
39.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Bursa’daki bir yol yapımına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11286) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)
40.- Tunceli
Milletvekili Şerafettin Halis’in, İstanbul’daki bir silahlı çatışmaya ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11287) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)
41.- Iğdır
Milletvekili Pervin Buldan’ın, şüpheli olduğu iddia edilen asker ölümlerine
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11288) (Başkanlığa geliş tarihi:
03/12/2009)
42.- Kastamonu
Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun, Çatalzeytin’de
yaşanan sel felaketi sonrası su şebekelerinin durumuna ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11289) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)
43.- İstanbul
Milletvekili Atila Kaya’nın, terör örgütü
yandaşlarının gösterilerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11290) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)
44.- Balıkesir
Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, Deniz Feneri davasında
adı geçen bir kişinin ilişkili olduğu şirketlere verilen ihalelere ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11291) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)
45.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, bir köye kanalizasyon şebekesi yapımına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11292) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)
46.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, bir köye kanalizasyon şebekesi yapımına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11293) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)
47.- İstanbul
Milletvekili Ahmet Tan’ın, bireysel silahlanmaya ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11294) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)
48.- Şırnak
Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Şırnak İl Emniyet
Müdürlüğünde yapıldığı iddia edilen bir uygulamaya ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11295) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)
49.- Sivas
Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in, Sivas Kongre
Müzesine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/11296)
(Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)
50.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, Topkapı Sarayı arsasındaki bazı yapılara ilişkin
Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/11297) (Başkanlığa geliş
tarihi: 04/12/2009)
51.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, özelleştirilme
uygulamalarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/11298)
(Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
52.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, personel alımına ilişkin Maliye Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11299) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
53.- Bursa
Milletvekili Abdullah Özer’in, KEY ödemelerine ilişkin Maliye Bakanından yazılı
soru önergesi (7/11300) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
54.- Bursa
Milletvekili Abdullah Özer’in, çiftçilerin elektrik borçlarına ilişkin Maliye
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11301) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)
55.- Mersin Milletvekili
Ali Rıza Öztürk’ün, bir köyün okul ihtiyacına ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11302) (Başkanlığa geliş
tarihi: 02/12/2009)
56.- İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığına ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11303) (Başkanlığa geliş
tarihi: 02/12/2009)
57.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, müfettişlik mülakatlarının yenilenmesine
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11304) (Başkanlığa
geliş tarihi: 02/12/2009)
58.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, bir eğitim kampanyasının denetimine ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11305) (Başkanlığa geliş
tarihi: 02/12/2009)
59.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, bir okulun adının
değiştirilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11306)
(Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)
60.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, otopark olarak kiralanan okul bahçelerine ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11307) (Başkanlığa geliş
tarihi: 03/12/2009)
61.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, İbrahim Müteferrika Matbaacılık Meslek Lisesinin
kapatılmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11308)
(Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)
62.- Muğla
Milletvekili Ali Arslan’ın, diyabetli çocukların
eğitim sorunlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11309) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)
63.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, bir okulun adının değiştirilmesine ilişkin Milli
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11310) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)
64.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, İLKSAN kesintilerine ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11311) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)
65.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, Yalova’da görev yapan öğretmenlere ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11312) (Başkanlığa geliş
tarihi: 04/12/2009)
66.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, domuz gribi aşısına ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11313) (Başkanlığa geliş tarihi:
02/12/2009)
67.- Gaziantep
Milletvekili Akif Ekici’nin, kirlilikten etkilenen
deniz ürünlerinin insan sağlığına etkilerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/11314) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
68.- Kayseri
Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, bir
açıklamasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11315)
(Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
69.- Kayseri
Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, H1N1 aşısı
uygulamasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11316)
(Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
70.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, küçük eczanelerin
kapanacağı iddialarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11317)
(Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)
71.- Samsun
Milletvekili Osman Çakır’ın, Samsun Adli Tıp Grup Başkanlığına ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11318) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)
72.- Muğla
Milletvekili Ali Arslan’ın, diyabet hemşiresi açığına
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11319) (Başkanlığa geliş
tarihi: 04/12/2009)
73.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, GDO’lu
ürünlere ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/11320) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
74.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, Doğu Anadolu’daki illerin bir
destekleme kapsamına alınmasına ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11321) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
75.- Eskişehir
Milletvekili Fehmi Murat Sönmez’in, GDO’lu ürünlerle ilgili yönetmelikten önce kontrol belgesi
alan ürün ve firmalara ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11322) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
76.- Kastamonu Milletvekili
Mehmet Serdaroğlu’nun, Doğanyurt ilçesinin fındık
ekim alanı kapsamına alınmamasına ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11323) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
77.- Hatay
Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, Türk Telekom’un gayrimenkullerine
ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11324) (Başkanlığa geliş
tarihi: 02/12/2009)
78.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, personel alımına ilişkin Ulaştırma Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11325) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
79.- Artvin
Milletvekili Metin Arifağaoğlu’nun, bazı yol
çalışmalarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11326)
(Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
80.- Artvin
Milletvekili Metin Arifağaoğlu’nun, Artvin’deki bir
yol çalışmasına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11327)
(Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
81.- Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Akyaka PTT Müdürlüğü
hizmetlerinin yeterliliğine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11328) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
82.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, bazı beldelerdeki PTT şubelerinin kapatılacağı
iddiasına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11329)
(Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)
83.- Eskişehir
Milletvekili Fehmi Murat Sönmez’in, hızlı tren
hattının bakım ve onarım hizmetlerine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11330) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)
84.- Batman
Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, nikah kıyan din
görevlilerine ilişkin Devlet Bakanından (Faruk Çelik) yazılı soru önergesi
(7/11331) (Başkanlığa geliş tarihi: 01/12/2009)
85.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, sosyal güvenlik destek primi kesintisine ilişkin
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11332)
(Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
86.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, şeker ithalat ve ihracatına ilişkin Sanayi
ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/11333) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2009)
87.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, el konulan ÇEAŞ ve
Kepez elektrik şirketlerine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı
soru önergesi (7/11334) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/12/2009)
88.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Sevigen’in, su politikasıyla
ilgili bazı iddialara ilişkin Devlet Bakanından (Egemen Bağış) yazılı soru
önergesi (7/11335) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/12/2009)
16 Aralık 2009 Çarşamba
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 11.00
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Murat ÖZKAN
(Giresun)
BAŞKAN – Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 33’üncü Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter
sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.
Sayın
milletvekilleri, gündemimize göre 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu
Tasarısı ile 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki
görüşmelere devam edeceğiz.
Üçüncü turda, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Basın-Yayın ve Enformasyon
Genel Müdürlüğü, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, Türkiye
Bilimler Akademisi Başkanlığı, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu
Başkanlığı, Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi, Türk Dil Kurumu,
Türk Tarih Kurumu, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Diyanet
İşleri Başkanlığı, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği bütçeleri yer almaktadır.
III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
1.- 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 442) (x)
2.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2008 Bütçe Yılı
Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların
Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (1/728, 3/934) (S. Sayısı: 443) (x)
A) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Vakıflar Genel Müdürlüğü 2010 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Vakıflar Genel Müdürlüğü 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
B) BASIN–YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğü
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğü
2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
C) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU
1.- Türkiye
Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Türkiye Bilimsel
ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
(x)
442 ve 443 S.
Sayılı Basmayazılar ve
Ödenek Cetvelleri 14/12/2009
tarihli 31’inci Birleşim Tutanağına eklidir.
D) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI
1.- Türkiye
Bilimler Akademisi Başkanlığı
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Türkiye Bilimler
Akademisi Başkanlığı
2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
E) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI
1.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
F) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ
1.- Atatürk
Araştırma Merkezi 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
G) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ
1.- Atatürk Kültür
Merkezi 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
H) TÜRK DİL KURUMU
1.- Türk Dil Kurumu
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
I) TÜRK TARİH KURUMU
1.- Türk Tarih
Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
İ) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI
1.- Türk İşbirliği
ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Türk İşbirliği
ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
J) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
1.- Diyanet İşleri
Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Diyanet İşleri
Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
K) AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ
1.- Avrupa Birliği Genel Sekreterliği 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Avrupa Birliği Genel Sekreterliği 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – Komisyon
ve Hükûmet yerinde.
Sayın
milletvekilleri, 03/12/2009 tarihli 26’ncı Birleşimde
bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur
için soru-cevap işleminin yirmi dakika olması kararlaştırılmıştır. Buna göre, turda
yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekillerinin, konuşmaların
bitimine kadar şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki
söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofonlarındaki kırmızı ışıkları
yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş
olacaktır.
Tur üzerindeki
konuşmalar bittikten sonra, soru sahipleri, ekrandaki sıraya göre sorularını
yerlerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi on dakika içinde tamamlanacaktır.
Cevap işlemi için de on dakika süre verilecektir. Cevap işlemi on dakikadan
önce bitirildiği takdirde geri kalan süre için sıradaki soru sahiplerine söz
verilecektir.
Bilgilerinize
sunulur.
Üçüncü turda
grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum.
AK PARTİ Grubu
adına: Akif Gülle, Amasya Milletvekili; İrfan Gündüz, İstanbul Milletvekili;
Osman Coşkun, Yozgat Milletvekili; Mehmet Domaç,
İstanbul Milletvekili, İbrahim Kavaz, Erzurum
Milletvekili; Mustafa Kabakcı, Konya Milletvekili; Abdurrahman Dodurgalı, Sinop Milletvekili; Abdullah
Çalışkan, Kırşehir Milletvekili.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına: Bülent Baratalı, İzmir Milletvekili; Osman Coşkunoğlu, Uşak Milletvekili; Hüseyin Ünsal, Amasya
Milletvekili; Atila Emek, Antalya Milletvekili; Onur Öymen, Bursa Milletvekili.
Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına: Mustafa Kemal Cengiz, Çanakkale Milletvekili; Alim Işık, Kütahya Milletvekili; Atila
Kaya, İstanbul Milletvekili; Osman Çakır, Samsun Milletvekili.
Şahısları adına:
Lehinde olmak üzere, Bayram Özçelik, Burdur
Milletvekili; aleyhinde olmak üzere, Hüseyin Pazarcı, Balıkesir Milletvekili.
Şimdi söz sırası,
AK PARTİ Grubu adına söz isteyen Akif Gülle, Amasya Milletvekili.
Buyurun Sayın
Gülle. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU
ADINA AKİF GÜLLE (Amasya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarihin ta
derinliklerinden ecdadımızın adım adım ve nefes nefes varlığını ve manevi değerlerini ifade eden
vakıflarımızdan sorumlu Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde AK PARTİ
Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın
milletvekilleri, güzel Anadolu’muzun her bir köşesinde dimdik ayakta duran,
yaklaştığımızda ve baktığımızda ruh dünyasıyla aydınlatan, coşturan, elbette
derinden, hoşça düşündüren vakıf eserlerimizin mimarlarını, yaptıranlarını ve
taş üstüne taş koyanlarını rahmetle anıyoruz. Allah hepsine rahmet etsin.
Sayın
milletvekilleri, vakıf eserlerimize ait ilk yazılı belge 1048 yılına aittir.
İftihar kaynağımız Selçuklular döneminde, bu döneme ait camiler, çeşmeler,
medreseler bizi iftiharla düşündürüyor ve de sevindiriyor. Osmanlılarla ilgili
dönemde bu anlayışın yanında, sağlıktan eğitime, çevreden sosyal hizmetlere
kadar bütün alanlar vakıflarca, vakıflar aracılığıyla ilgileniliyor ve de
yürütülüyor. Bu icraat, bize, bizim geçmişle olan bağlarımızı sağlamlaştırıp,
geleceğe güvenle bakmayı da bize temin ediyor ve de sağlıyor çünkü vakıf
kavramı, yaşadığımız hayatın her anlamında etkisini ve varlığını gösteren bir
yardımlaşma biçiminin kurumsallaştırılmış en güzel bir hâlidir.
Değerli
milletvekili arkadaşlarım, vakıf eserlerimizin dünü kadar bugünü de elbette
hepimiz için oldukça önemlidir. Korunması ve amacına uygun kullanılması da
elbette bizlere aittir. Bugün bu sorumluluğu, 1924 yılında kurulan Vakıflar
Umum Müdürlüğü yürütmektedir.
Değerli
arkadaşlar, iktidar dönemimizde bu kurum iftihar kaynaklarımızdan bir
tanesidir. Görev alan sayın bakanlarımızın, Genel Müdürlüğümüzün merkez ve
taşrada çalışan tüm mensuplarının samimi ve gayretli çalışmaları yüzümüzü
ağartmaktadır.
Bakınız, 2002
yılı itibarıyla tespit ve tescili yapılan eser sayısı 9.483 iken, bugün bu
rakam 19.825’e ulaşmıştır. Yani, 10 bine yakın vakıf eseri ortaya çıkmış,
kaybolmuş, unutulmuş, altın değerlerimiz de yeniden aramıza gelmiştir.
1998-2002 yılları
arasında 46 eser onarılırken, bugüne kadar 3.383 adet eser onarılmıştır. Onarılan bu eserlerin; 2003 yılında 94 adedi, 2004 yılında 400
adedi, 2005 yılında 519 adedi, 2006 yılında 750 adedi, 2007 yılında 750 adedi,
2008 yılında 750 adedi onarımı gerçekleştirilmiş ve onarılan eserlerin yaklaşık
2.105 adedi cami, 165 adedi hamam, 331 adedi türbe, 26 adedi kervansaray, 89
adedi medrese, 75 adedi han, 24 adedi bedesten, 21 adedi imaret, 3 adedi
Mevlevihane, 1 adedi darüşşifa, 1 adedi bimarhane, 9
adedi çeşme, 30 adedi kümbet 210 adedi zaviye ve mezarlıklardan meydana
gelmektedir.
Sayın
milletvekilleri, bu hizmetler bizlerin iftihar kaynaklarıdır. Ne var ki bütün
milletimizin vakıf eserlerimize gözünün içi gibi bakmaları unutulmamalıdır.
Bize en büyük emanetlerden başta gelenlerden bir tanesi de hiç şüphesiz vakıf
eserlerimizdir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Gülle, lütfen tamamlayınız.
Buyurun.
AKİF GÜLLE
(Devamla) – Şunu da unutmayalım ki bu güzel hizmetleri devletimiz yürütürken
vatandaşlarımızın içerisinden de vakıf eserlerimize sahip çıkan, onarılmasını
tamamlayan ve güzel bu tarihî abideleri halkımızın hizmetine sunan şahsiyetler
vardır. Bu şahsiyetleri de huzurlarınızda saygıyla anıyorum. Allah sayılarını
artırsın diyorum, hepinizi en içten duygularla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Söz sırası İrfan Gündüz, İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın
Gündüz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU
ADINA İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Vakıflar
Genel Müdürlüğünün 2010 yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve bizleri televizyonları başında izleyen aziz
milletimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Geçmişimizi geleceğe taşıyan göz bebeği kurumlarımızdan biri olan
Vakıflar Genel Müdürlüğü 41.720 adet mazbut, 287 adet mülhak, 4.498 adet yeni
ve 161 cemaat vakfının iş ve işlemleri ile denetimini ecdat yadigârı 19.980
adet tarihî eserin bakımı, onarımı ve yaşatılmasını merkez ve taşra
teşkilatında toplam 2.769 personelle yerine getirmektedir.
Vakıflar Genel
Müdürlüğünün bütçe grafiğindeki yükseliş trendi bu gözde kurumumuzun başarı
performansının en güzel göstergesidir. 2003 yılı bütçesi 44 milyon TL iken 2009
yılı bütçesi 443 milyon TL olarak gerçekleşmiş, 2010 yılı bütçesi de 460 milyon
TL olarak hazırlanmıştır.
Bütçe
gelirlerinin tamamı Genel Müdürlüğün öz kaynaklarından karşılanmakta ve genel
bütçeye yük olmadan kendi ayakları üstünde duran bir özellik arz etmektedir.
Hiçbir sosyal
güvencesi olmayan, gerekli şartları taşıyan muhtaç, özürlü, engelli ve
yetimlere sosyal yardımlar yapılmaktadır. Bu fasıldan 2002 yılında 1.200
vatandaşımız yararlanırken 2009 yılında bu sayı 5 bine çıkarılmış ve her birine
aylık yaklaşık 300 TL ödeme yapılmıştır.
2006-2007 öğretim
yılında başlatılan Millî Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim
kurumlarında öğrenim gören şehit çocuklarına, öksüz ve yetim öğrencilerden 10
binine 2009 yılı itibarıyla aylık 50 TL burs verilmesi sağlanmıştır.
Sayın Başkan,
değerli arkadaşlarım; 2002 yılında 23 imarette 14 bin kişiye sıcak yemek
dağıtımı yapılırken 2009 yılında bu rakam 81 ilde açılan imaretler aracılığıyla
78.450 muhtaç vatandaşımıza sefer taslarıyla evlerine kadar teslim edilmek
üzere sıcak aş dağıtımı gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, 794 ilçede 58.650 aileye
her ay 10 kalemden oluşan kuru gıda yardımı yapılmaktadır.
Vakıflar Genel
Müdürlüğünce mazbut vakıfların vakfiyelerinde yer alan eğitim şartının yerine
getirilmesi amacıyla 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 52’nci maddesi gereği,
toplumun ihtiyaç duyduğu uluslararası bilimsel çalışmaları yakından takip
edecek insanlar yetiştirmek üzere Bezmi Âlem Vakıf
Üniversitesi kurulması çalışmaları ile ilgili yasal prosedür
tamamlanarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuştur.
Ayrıca, teknik
konularda duyulan ihtiyacı karşılamak üzere İstanbul’da “Fatih Sultan Mehmet
Vakıf Üniversitesi” adıyla, bünyesinde mimarlık, mühendislik, güzel sanatlar
fakülte ve meslek yüksekokullarının yer alacağı bir üniversite kurulması
çalışması başlatılarak Yükseköğretim Kuruluna sunulmuştur.
Vakıf kültür
varlıklarının bakım, onarım ve restorasyonu Genel
Müdürlükçe büyük bir itinayla yürütülmektedir. 2002 yılı itibarıyla tespit ve
tescili yapılan eser sayısı 9.483 iken bugün bu rakam 19.825’e ulaşmıştır.
1998-2002 yılları arasında 46 eser onarılmış iken 2003 yılından bugüne kadar
toplam 3.383 adet eserin onarımı gerçekleştirilmiştir. 2010 yılında da 750 eserin
daha proje ve onarımının yapılması planlanmıştır.
Ayrıca, coğrafi
bilgi sistemi, yine, vakıf taşınmazlarına ait her türlü gelirin takibini
dijital ortamda sağlayacak vakıf taşınmazları yönetim sistemi 2010 yılında
hayata geçirilecektir.
2003 yılından bugüne kadar yapılan çalışmalarla 290 adet
gayrimenkul kat karşılığı modeli, 109 adet gayrimenkul yap-işlet-devret modeli,
95 adet tarihî eser de restore et-işlet-devret modeliyle değerlendirilerek 1
milyar 750 milyon TL’lik yatırım gerçekleştirilmiş ve bunların hiçbirisi, ne
genel bütçeye ne de Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesine yük olmadan hayata
geçirilmiştir.
Değerli
arkadaşlarım, Vakıflar Genel Müdürlüğümüz personeline, başta Sayın Genel
Müdürümüz olmak üzere, bütün çalışanlarına, bu başarıyı yakaladıklarından
dolayı teşekkür ediyor, 2010 yılı bütçesinin ülkemize, Genel Müdürlüğümüze ve
aziz milletimize hayırlı olmasını diliyor, hepinizi sevgi ve saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Osman Coşkun, Yozgat Milletvekili.
Buyurun Sayın
Coşkun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU
ADINA OSMAN COŞKUN (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010 yılı
bütçe görüşmelerinde Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü
bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Meclisimizi ve
halkımızı saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin kuruluşuyla eş zamanlı, yaşıt bir kuruluşumuzdur. Kurtuluş
Savaşı’ndan beri önemli fonksiyonlar icra etmiş, yurt içinde ve dışında
enformasyon alanında ülkemizin en köklü kurumlarından biri hâline gelmiştir.
1984 tarihinde “Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü” adıyla yeniden
yapılandırılmıştır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Genel Müdürlük, kendisine verilen yetki ve
sorumluluklar çerçevesinde ilgili makamlar ile kamuoyuna zamanında doğru,
tanıtıcı, aydınlatıcı bilgi akışını sağlamak ve aydınlatma faaliyetlerine
katılmakla yükümlüdür. Bunun yanı sıra, devletin açık enformasyonunun en önemli
kaynağını oluşturan Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğüne bu amaca
yönelik olarak günde yaklaşık 5 bin haber ulaşmaktadır. Bu haberlerin
toplanabilmesi için her gün Türkçe ve diğer dillerde yayın yapan yabancı
radyoların yaklaşık 41 yayını kaydedilmekte ve dinlenmekte, 4 yerli, 20 yabancı
haber ajansı ve İnternet aracılığıyla elde edilen haberler sürekli takip
edilmektedir. 16 yabancı televizyon kanalının günlük yayınları izlenmektedir.
Yurt dışı basın müşavirlikleri, görev bölgelerinde basın ve yayın organlarında
yayınlanan Türkiye’yi doğrudan ya da dolaylı olarak ilgilendiren haber ve
yorumların çevirilerini Genel Müdürlüğe intikal ettirmektedirler.
Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğü, Türkiye’de İnternet sayfası oluşturan ilk kamu
kuruluşlarındandır. Türkçe ve İngilizce sayfasında, ülkemizi tanıtmaya yönelik
çeşitli bilgilerin yanında güncel olaylara ilişkin bilgiler de yer almaktadır.
Aylık ortalama 750 bin kişi kurumun İnternet sayfasına erişmekte ve yaklaşık 160
bin dosyaya ulaşabilmektedir.
Genel Müdürlük,
basın yayın hizmetleri kapsamında iç kamuoyunun sesini yansıtan, yerli basın
mensuplarımızın çalışmalarını kolaylaştıracak ve özellikle çok sesliliğin
gereği olan yerel basını güçlendirecek tedbirler almaktadır. Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğü bu çerçevede ülkemizin değişik illerinde yerel
medya eğitim seminerleri düzenlemektedir. Medya mensuplarına haber, fotoğraf,
yayın ve eğitim desteği vermektedir. Yerel medyayı teşvik etmek amacıyla her
yıl Anadolu basınını özendirme yarışmaları düzenleyen Genel Müdürlük, ayrıca
yerel medya mensuplarının ihtiyaç duyduğu konularda yerel olarak meslekleriyle
ilgili bilgilendirme toplantıları düzenlemektedir.
Genel Müdürlük,
enformasyon hizmetleri kapsamında, ülkemizde görev yapan yabancı medya
mensuplarının mesleki çalışmalarına yardımcı olmakta, ülkemizin tanıtılmasına
katkı sağlamaktadır.
Ülkemizde
yerleşik ve geçici olarak görevlendirilen yabancı basın mensubu sayısında ve
ülkemizde kendi imkânlarıyla veya Genel Müdürlüğün davetiyle gelen yabancı
basın-yayın mensuplarının sayısında önemli bir artış olmaktadır. Ülkemizde
faaliyet gösteren mevcut yerleşik yabancı basın mensubu 2000’li yıllarda 30-40
kişi iken, 2009 yılında bu rakam 265’i bulmuş olup, 2010 yılında 300 olması
beklenmektedir. Davet edilen ve kendi imkânlarıyla ülkemize gelip mesleki
çalışmalar yapmak isteyen yabancı basın mensupları sayısında sürekli bir artış
gözlenmektedir.
Genel Müdürlük,
ülkemizin iller bazında tanıtımını da sağlamak amacıyla yabancı basın
mensuplarıyla çeşitli programlar yapmaktadır. Genel Müdürlük, ayrıca dost ve
komşu ülkelerde medyayla ilgili konferanslar ve toplantılar düzenlemekte, komşu
ülke basın-yayın mensuplarına da eğitim vermektedir.
Genel
Müdürlüğümüz, devletin iletişim ihtiyacını karşılayan sayılı kurumlardan
birisidir. Bu niteliğiyle Genel Müdürlük AB’ye üye ülkelerin kamu iletişim
kurumlarının oluşturduğu danışma ve istişare platformu olan Venedik Kulübünde
2004 yılında üyelik statüsünü elde etmiştir. Bu yönüyle Genel Müdürlük basının
ilgi odağı olmaktadır.
Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğünün 2010 yılı bütçe tasarısı, ekonomik sınıflandırmaya
göre toplam olarak 67 milyon 175 bin TL şeklindedir. Ekonomik sınıflandırmaya
göre Genel Müdürlük hizmetlerinden en fazla ödenek kullanan haber
hizmetleridir. Yatırım ödeneğiyle devlet enformasyon takip sistemi, matbaa
birimi ve elektronik arşiv projeleri gerçekleştirilecektir. Ayrıca, Genel
Müdürlüğün bir kısım demirbaşları yenilenecektir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü
bütçesinin kabul edilmesi temennisiyle konuşmamı tamamlarken, 2010 yılı
bütçesinin ülkemiz için hayırlı olmasını diliyor, Meclisimizi ve halkımızı
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Coşkun.
Mehmet Domaç, İstanbul Milletvekili; buyurun. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU
ADINA MEHMET DOMAÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye
Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı ve Türkiye Bilimler
Akademisi 2010 yılı bütçesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyor,
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
TÜBİTAK, toplumda
bilim, teknoloji ve yenilik kültürünün oluşması için çalışan özerk bir kamu
kurumudur; ülkemizde ARGE politikalarının oluşumuna katkı sağlar, üniversite,
kamu ve özel sektörün bilimsel araştırmalarını, bilim insanlarını destekler,
enstitülerinde kritik alanda araştırmalar yürütür. TÜBİTAK’ın etkinliğinin
artırılması amacına yönelik olarak son yedi yılda sağlanan kaynak, kuruluşundan
bu yana sağlanan kaynağın üzerindedir.
Sayın
milletvekilleri, yoğun bir küresel rekabetin yaşandığı dünyamızda hızla değişen
pazar ihtiyaçlarına kısa sürede yanıt verebilen, ileri teknoloji geliştiren ve
ekonomik ürünlere dönüştürebilen inovatif firmalar
ayakta kalabilecektir. İnovasyonun temeli bilgiye,
ARGE faaliyetlerine dayanır, ülkemizin kalkınmasının da bilgiye dayalı olması
kaçınılmazdır. Ekonomik ve sosyal refahın artması, özel sektörün ARGE ve
yenilikçilik yeteneğinin geliştirilmesinden geçmektedir. TÜBİTAK bu amaca
yönelik özel sektörü de desteklemektedir.
Değerli
milletvekilleri, yatırım ve istihdamı artırmak, katma değeri yüksek ürünleri
teşvik etmek için 2008 yılında kanunlaşan Araştırma ve Geliştirme
Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ülkemizdeki ARGE çalışmalarına hız
kazandırmıştır. Hükûmetimiz tarafından altmışın
üzerinde firmaya ARGE merkezi kurması için izin verilmiştir. TÜBİTAK’ın ARGE
destek programlarına özel sektör kuruluşlarınca 2000 yılında 260 proje
başvurusu yapılmışken, 2009’da bu rakam 1.645’e yükselmiştir. Tüm işletmelerin
yüzde 98 kısmını oluşturan KOBİ’lerin ARGE
projeleriyle verimliliklerinin artırılmasını teşvik amacıyla 2007’de KOBİ ARGE
Başlangıç Destek Programı başlatılmıştır.
Savunma
sanayimizin ihtiyacı olan ARGE projeleri de TÜBİTAK tarafından desteklenmeye
başlanmış, Göktürk-2 Uydu Projesi kapsamında geliştirilecek yer gözlem amaçlı
uydu, ilk Türk tasarımı ve üretimi uydu olacaktır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; ulusal ve uluslararası iş birliklerini desteklemek
amacıyla katıldığımız Avrupa Birliği 7. Çerçeve Programı’ndaki proje katılımı,
6. Çerçeve Programı’na göre yüzde 35 artış göstermiştir. Avrupa Birliği
Komisyonunun yayınladığı 2008 Türkiye İlerleme Raporu’nda, ülkemizin Avrupa
araştırma alanına entegrasyonunda iyi bir konumda
olduğu vurgulanmıştır.
TÜBİTAK son
derece önemli ve değerli akademik yayınlar, popüler bilim kitapları ve dergiler
yayınlamakta, çeşitli organizasyon ve etkinliklerle toplumun bilime olan ilgi
ve merakının artmasını sağlamaktadır. Teknolojiyi geliştirme düşüncesinin
toplumun tüm kesimlerince benimsenmesi için çalışma yapmaktadır. Bilim Çocuk dergisi aylık 100 bin civarındaki
tirajıyla Türkiye'nin tüm kategorilerinde en çok satan
dergidir. Bilim ve Teknik dergisi, aylık tirajı 65 bin
civarında olup Türkiye’de en çok satan beş dergi arasında bulunmaktadır.
Sayın
milletvekilleri, ARGE’ye en fazla kaynak ayıran
ülkeler arasında olmayı, daha güçlü bir ülkenin vatandaşları olmak için
başarmalıyız. 2003-2007 yıllarında ARGE harcamalarında özel sektörün payı yüzde
23’ten yüzde 41’e yükseldi. Özel sektörün ARGE’ye
ayırdığı kaynağın daha da artması ülkemizin gelişimi için vazgeçilmezdir.
ARGE’de finansal
kaynaklardan da önemlisi insan kaynağıdır. Ülkemiz son yıllarda araştırmacı
sayısını en hızlı artıran ülkeler arasındadır.
Sayın milletvekilleri,
ülkelerin bilim ve teknoloji alanındaki ölçütlerinden biri de bilimsel
yayınlardır; TÜBİTAK bu yayınları teşvik etmektedir. 2009 yılında 21.170
uluslararası yayına teşvik verilmiştir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Türkiye Bilimler Akademisi geleceğin bilgi toplumuna
Türk toplumunu hazırlamakla görevlidir. Bilim eğitimi ile çocuklarımızı ve
gençlerimizi hedeflerken, halk eğitimi programlarıyla da tüm toplumu
kapsamaktadır. TÜBA, bilimsel etkinliklerin uluslararası kuruluşlarla beraber
geliştirilmesi, ülkemizin bilim camiasında temsili amacıyla yabancı bilim
akademileriyle yirmi iki adet iş birliği protokolü imzalamıştır. Türkiye
Bilimler Akademisi…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Domaç, lütfen tamamlayınız.
MEHMET DOMAÇ
(Devamla) – …2010 yılı bütçesi 9 milyon 980 bin Türk lirası olarak
öngörülmüştür. Bu bütçenin büyük bir bölümü de bilim insanlarımızın
desteklenmesinde bilimsel toplantılara ve bilim insanı değişim programlarının
düzenlenmesinde ve araştırma programında kullanılacaktır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bilim, teknoloji ve yenilik, refah demek, rekabet gücü
demek, bilgi toplumu demek, gelişmişlik, kalkınma demektir. Dünyanın en güçlü
on ekonomisinden biri olma hedefimize ulaşmak, ancak bilimsel ve teknolojik
ilerlemeyle, eğitime, ARGE’ye ve inovatif
çalışmalara yapılan yatırımlarla olanaklıdır.
2010 yılında
TÜBİTAK ve TÜBA’ya ayrılan ödeneğin en verimli
kullanılması, ülkemizin bilim ve teknoloji alanlarındaki başarılarının artması
dileğiyle, 2010 mali yılı bütçesinin hayırlı olmasını diler, hepinizi saygı ve
sevgilerle selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Domaç.
İbrahim Kavaz, Erzurum Milletvekili...
Buyurun Sayın Kavaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU
ADINA İBRAHİM KAVAZ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010
yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı kapsamında Atatürk Kültür Dil ve
Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı bütçesi üzerine, AK PARTİ Grubumuz adına söz
almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu,
Anayasamızın 134’üncü maddesi gereği 2876 sayılı Kanun’
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Yüksek Kurum ve bağlı kuruluşlar yukarıda değindiğim
esaslar çerçevesinde 2009 yılında şu faaliyetleri yürütmüştür: Atatürk
Araştırma Merkezi tarafından 15 adet bilimsel eser yayımlanmış, 23 adet eser
basım için ihale edilmiştir. 16 adet bilimsel konferans, 7 adet panel ve 6 tane
sempozyum düzenlenmiştir. Türk Dil Kurumu tarafından
12 süreli yayın ile 37 kitap yayımlanmış olup baskı aşamasındaki kitapların da
yayımlanmasıyla yıl sonunda basılan toplam kitap
sayısı 58 tane olacaktır. Türk diliyle ilgili olarak 20 ulusal, 5 uluslararası
toplantı gerçekleştirilmiş, yurt genelinde 33 konferans verilmiş ve bu
toplantılara konuşmacı olarak 345 bilim adamı katılmıştır. Türk dili alanında
lisans ve lisansüstü düzeylerde öğrenim gören 77 öğrenciye burs verilmiştir.
Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük, Sesli Türkçe Sözlük, Terimler Sözlüğü, Kişi
Adları Sözlüğü gibi Türk dilinin temel başvuru kaynaklarını sanal ortama
aktarıp ücretsiz olarak halkımızın kullanımına açmıştır.
Kurum yeni bir
çalışma daha başlatmış, Türkçenin zengin söz varlığına dayalı Güzel Türkçe
Bulmaca Dizisini hazırlamış; bulmacalar, yaygın, bölgesel ve yerel basın
kuruluşlarına Türk Dil Kurumu tarafından ücretsiz olarak 1 Ocak 2010 tarihinden
itibaren gönderilecek ve güzel Türkçe bulmacalar gazetelerimizde yayımlanmaya
başlayacaktır. Böylece bir taraftan basın kuruluşlarımıza destek sağlanırken
diğer taraftan da bulmaca çözerek kişilerin söz varlıklarını geliştirmeleri
sağlanacaktır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Türk Tarih Kurumu tarafından toplam 25 bin adet, 1
tanesi altı cilt, 1 tanesi iki cilt, 4 tanesi birer cilt olmak üzere, ayrıca 6
yeni kitap hazırlanmış ve ayrıca 2 adet süreli yayın yayımlanmıştır. Yine bu
yıl 18 bin adet, 2.800 sayfalık Anadolu, Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar -ki,
1453-1650 yıllarını kapsamaktadır- kitabının basımı gerçekleştirilmiştir.
3 adet
uluslararası, 1 adet ulusal olmak üzere 4 adet bilimsel sempozyum
ve panel düzenlenmiştir. 31 adet kazı çalışmasına 151 bin TL destek
sağlanmıştır. 12 lisans öğrencisi, 5 yüksek lisans ve 5 doktora öğrencisi olmak
üzere toplam 22 öğrenciye karşılıksız burs verilmiştir.
Atatürk Kültür
Merkezi 2009 yılında 32 adet bilimsel eser yayımlamıştır. Türk kültür kongrelerinin
yedincisi 5-10 Ekim tarihleri arasında Ankara’da gerçekleştirilmiştir. Bunların
dışında, kültürel konularla ilgili 5 panel düzenlenmiştir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı
ve bağlı kuruluşlarca 2010 yılı içerisinde Atatürk Araştırma Merkezi tarafından
20 adet konferans, 5 adet sempozyum, 1 adet çalıştay düzenlenmesi öngörülmüştür. 3 adet dergi ve 20
adet bilimsel yayınla birlikte Atatürk Ansiklopedisi ve Cumhurbaşkanlarımızın
söylev ve demeçlerinden oluşan eserlerin basımı gerçekleştirilecektir. Türk Dil
Kurumu tarafından Büyük Türkçe Sözlük, 600 bine ulaşan söz varlığıyla 2010
yılında yayımlanacaktır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kavaz, lütfen tamamlayınız.
İBRAHİM KAVAZ
(Devamla) – Teşekkür ediyorum.
Türkçe Sözlük’ün ve Yazım Kılavuzu’nun gerçekleştirilmiş yeni
baskıları 2010 yılında yayımlanacaktır.
Türk dünyasına
yönelik bilgisayar destekli dil bilimi araştırmaları gerçekleştirmek amacıyla
Türk Dil Kurumu tarafından oluşturulan çalışma grubunda ortak kültür
değerlerimizin sanal ortama aktarılması ve veri tabanına dönüştürülerek
öncelikle Türkiye Türkçesinin daha sonra da Türk lehçelerinin en büyük veri
tabanının hazırlanması çalışmaları yürütülmektedir. Türk Dil Kurumunun Türk
dünyasının ortak kültür değerlerine yönelik önemli çalışması, Türk dünyası
destanlarının tespiti ve Türkiye Türkçesine aktarılması,
ki değerli milletvekilleri, Almanya 1930’da bunu tamamlamıştır, bu çalışma
projesi tamamlanmış, başlangıçtan bugüne bu projede yayımlanan eser sayısı
33’tür, tamamı 100’e yakın destan, kültür ve bilim dünyamıza kazandırılmış
olacaktır ki çok önemli bir çalışma olarak ilgilileri kutluyorum bu manada.
Yıllarca ihmal edilen hatta yasaklanan Türk işaret dilinin oluşturulması,
sözlüğün ve dil bilgisi kitaplarının hazırlanması da…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İBRAHİM KAVAZ
(Devamla) - …bu çerçevede ele alınacak değerler, çalışmalar arasındadır.
Asılsız Soykırım İddiaları ile Mücadele Koordinasyon Kurulu alt çalışma
gruplarıyla beraber ilmî araştırmalarına 2010’da da devam edecek diyor, bu
vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Kavaz.
Mustafa Kabakcı, Konya Milletvekili.
Buyurun Sayın Kabakcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU
ADINA MUSTAFA KABAKCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk
İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığının 2010 mali yılı bütçesi üzerine
grubum adına konuşma almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve Genel Kurulumuzu
saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, insanlık tarihinde önemli bir kırılmanın
ve dönüşümün yaşandığı, Doğu Bloku’nun dağıldığı,
1990’lı yılların başında kurulan TİKA’nın kuruluş
amacı; başta Türk dilinin konuşulduğu ülkeler ve Türkiye’ye komşu ülkeler olmak
üzere gelişme yolundaki ülkelerin kalkınmalarına yardımcı olmak, bu ülkelerle
ekonomik, ticari, teknik, sosyal,
kültürel ve eğitim alanında iş birliği projeleri ve programlar
aracılığıyla geliştirmektir. Hükûmetimiz 2002 yılından
bugüne kadar dış politikada tüm dünyayı kuşatan bir politika benimsemiştir.
Benimsemiş olduğumuz dış politikaya paralel olarak TİKA da faaliyet gösterdiği
coğrafyayı genişletmiştir.
Önemli bir dış
politika aracı olan kalkınma yardımları alanında ülkemiz ciddi atılımlar
gerçekleştirmiş ve yükselen değerimiz ülkeler arasında anılmaya başlamıştır. Bu
yardımların gerçekleşmesinde Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığının
rolü büyüktür. Kalkınma yardımları küresel iş birliğine katılan ülkelerdeki
problem alanlarının iyileştirilmesi yoluyla dünyanın güvenlik, istikrar, barış
ve refahına önemli katkılarda bulunur. Başta Balkanlar olmak üzere, kültürel
havzamız, tarihî ve kültürel derinliğimiz ve beşerî bağlarımız bize büyük
avantajlar sağladığı kadar büyük sorumluluklar da yüklemektedir. Balkan, Orta
Asya ve Kafkas orijinli milyonlarca vatandaşımız ülkemizde yaşadığından hâlâ sıkı ve yakın akrabalık bağları,
canlı bir etkileşim, sosyal ve ticari ilişkiler -bu bölgelerle- bulunmaktadır.
Ülkemiz bu ilişkilere bakarken askerî, siyasi ve ekonomik çıkarı belirleyici
bir parametre olarak görmemekte, kardeş, akraba ve dost devlet ve topluluklar
ile ilişkilerini her türlü ölçülebilir menfaatin üstünde tarihsel bir
sorumluluk olarak görmektedir. Yapılan yardımların etkinliğinin artırılması ve sinerji sağlanması her şeyden önce kurumlar arasında eş
güdümün tesisini ve iyi ilişkilerin kurulmasını ve geliştirilmesini
gerektirmektedir.
TİKA 20 ülkede 23
ofisiyle teknik ve kalkınma iş birliğini ve acil insani yardımları, program ve
proje faaliyetleriyle etkin bir biçimde artırarak devam etmektedir. Yeni
dönemde Pakistan, Suriye, Irak ve ağırlıklı olarak Sancak bölgesinde faaliyet
göstermek üzere Sırbistan’da TİKA ofislerinin açılması planlanmaktadır. Ayrıca,
ofisi olmayan ülkelerde merkezden planlanan proje ve faaliyetler, sivil toplum
örgütleri ve bu ülkelere en yakın program koordinasyon ofisleri, Türk
büyükelçilikleri ve konsolosluklarıyla merkez birimlerince uygulanmaktadır.
Tarihî ve kültürel mirasın canlanması, TİKA faaliyetleri arasında oldukça önemli
bir yer tutmaktadır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; doğrudur, rüyalar kurgulanmamalıdır ama sadece
yaşayanların rüya gördüğü de unutulmamalıdır. Yaşayan tarihî bir hafıza,
kültürel miras, aynı dili konuşmayan ama aynı hatıraları, aynı duyguları taşıyan
mazlumlar dünyası, Türkiye’yi, Türkiye Büyük Millet Meclisini yakından takip
ediyor.
Hiçbir
siyasetçimiz Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir geniş coğrafya tarafından
takip edildiğini unutmamalıdır. Kongo’da, Demokratik Kongo
Cumhuriyeti’nde beyazların girmediği 3 milyon kişinin yaşadığı bir şehirde
“Beyazları buraya sokmayız ama siz Türkler başkasınız.” diyen zenci
kardeşlerimizi, Bekaa Vadisi’nde “Bizi siz buralara
bıraktınız.” diyen Türkmenleri, Kudüs Çarşısı’nda Osmanlı nüfus cüzdanıyla
arkamızdan koşup Osmanlı nüfus cüzdanını övünerek gösteren Arap kardeşimizi, “1
milyon dolarlık yatırım yapsam acaba Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı alabilir
miyim?” diyen Erbil’deki Kürt kardeşimizi,
Azerbaycan’da seyyar tezgâhına Türkiye ve Azerbaycan bayrakları asan
“Şehitlerinize, şehitlerimize ağladık.” diyen Azerbaycanlı Türk kardeşimizi…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Kabakcı.
MUSTAFA KABAKCI
(Devamla) - …Arnavutluk’ta cüzdanından özenle katlanmış Türk Bayrağı çıkarıp öpüp
başına koyan Arnavut kardeşimizi unutmaya hakkımızın olmadığını biliyoruz.
Türkiye’de oluşan
oy merkezli dar siyaset havuzunun duvarlarını Azerbaycanlı şair Bahtiyar Vahapzade’nin “yıkın çeperleri” çığlığıyla yıkmalıyız ve
artık mazlumlar dünyasının sorumluluğunu Meclis olarak hissetmeliyiz.
Siyasetçimizle, bürokratımızla, sivil ve askerimizle geleceğe doğru
yürümeliyiz.
Yaptığı güzel
çalışmalardan dolayı başta TİKA Başkanımız olmak üzere tüm çalışanları tebrik
ediyor, Başkanlığın 2010 yılı bütçesinin ülkemize ve yüce Türk milletine
hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Kabakcı.
Abdurrahman Dodurgalı, Sinop
Milletvekili… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU
ADINA ABDURRAHMAN DODURGALI (Sinop) – Sayın Başkan, değerli üyeler; 2010 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesiyle
ilgili olarak grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.
Hızlı bir
değişimi yaşadığımız ve beraberinde yeni bir zihniyet dünyasıyla karşı karşıya
olduğumuz modern çağda, geleneksel bakış açıları da dâhil mevcut bütün hayat
tarzları, yönelim ve tercihler fazlasıyla sorgulanır olmuş, daha bir
açıklanmaya muhtaç hâle gelmiştir. İçinde yaşadığımız dünyayı
“modernlik”, “postmodernlik” ve “küreselleşme”
kavramları etrafında açıklayan yaklaşımların dine edilgen
bir rol yükleme konusunda bildik kabullerinden vazgeçmemiş oldukları ve buna
bağlı olarak dinin hâlâ ya eski ve köhnemiş bir geleneğin parçası ya da sadece
hakikat iddiası taşıyan tezlerden bir tez olarak değerlendirilebildiği müşahede
edilse de, asla kabul edilemez olan bu tarz değerlendirmelerin sıhhatli ve
geçerli olmadığı, aksine dinin, öneminden hiçbir şey kaybetmeyerek, dün olduğu
gibi bugün de birey ve toplum hayatında en önemli belirleyicilerden biri olmaya
ve toplumdaki merkezî konumunu sürdürmeye devam ettiği görülmektedir.
Dünyanın her
tarafında din sosyal hayatı etkilediği gibi sosyal hayattan da etkilenmektedir.
Bu bağlamda dinin, özellikle İslam dininin doğru anlaşılmasının, bütün insanlık
için rahmet olan boyutlarıyla hayatımıza yön vermesinin ne kadar önemli olduğu
açıklamaya bile ihtiyaç hissettirmemektedir.
Kabul etmek
gerekir ki, son iki yüz yıldır toplumsal hayata hâkim olan anlayışların
ürettiği tezlere karşılık, Müslüman dünyanın yerinde ve zamanında cevaplar ve
çözümler üretmesi kolay olmamıştır. Geçici sayılabilecek bu sendeleme ve
şaşkınlık İslam’ın çağlar üstü ruhunun kavranamamasından ve yüce dinimizin
evrensel mesajının insani yönünün ve insanlık için aydınlık aracı olarak
okunmasının ihmal edilmesinden kaynaklanan arızi bir durumdur. İnsanlığa rahmet
olarak gönderilen İslam’ın günümüz dünyasında bilinen birtakım amaçlarla
küresel ölçekte bir sorun kaynağı olarak gösterilmeye çalışılması Müslümanlar
üzerinde psikolojik baskı sayılabilecek rencide edici bir etki de
yaratmaktadır. Bugün dinî hayatın yeniden canlanması,
İslam’ın özünün ve temel sabitelerinin gerçek anlamıyla açığa çıkarılması,
belli başlı sorunların ele alınmasında dini referans olarak gören yaklaşımların
çoğalması ve bu çerçevede ortaya konulan çabalar, mevcut açıkların kapatılması
ve kayıpların telafi edilmesi konusunda her birimize çok önemli imkânlar
sunmakta ve aynı zamanda birtakım sorumluluklar da yüklemektedir.
Sosyal bir
gerçeklik olarak dinin laiklik bağlamında devlet ve siyaset gereklilikleri
içinde ele alınması kaçınılmaz olmakla birlikte, başta ülkemizde olmak üzere,
dinselliğin alanı, temsil ve görünürlüğü konusundaki tartışmalara yansıyan
üslup ve yöntemin verimli olmadığı da açıktır.
İslam dini, inanç
olduğu kadar ibadet, bir o kadar da bireysel ve sosyal ilişki ağlarına uzanan
dinamik bir ahlaki tutumlar bütünüdür. Dini bu bütünlüklü ve kuşatıcı
davetinden yalıtılmış kimi form ve ögelerle yaşamaya
mahkûm eden bir dindarlık algısını ve retoriğini İslam’la özdeşleştirmek
imkânsızdır. İslam, gündelik hayatı huzur, dindarlığı özgüven üzerine kurmayı,
insanı kendisiyle ve çevresiyle barıştırmayı hedeflemiş ve bunun için de inanç,
ibadet ve ahlak ilkelerini bir bütün olarak insanlığa sunmuştur.
Evrensel bir
gerçeklik teziyle gelen, insanın varoluşunun nihai
anlamını, hayata bütüncül ve kapsamlı bir şekilde bakabilmeyi öğreten İslam’ın
kendini bireysel ve toplumsal sorunların uzağında veya kıyısında tutması
düşünülemez. Din, her zaman sosyal hayatın içindedir ve onun katkısı,
kendisinin inananları tarafından esaslı bir referans ögesi
olarak kabulüyle birlikte hayatiyet bulur.
İşte böyle bir anlayış ortamında, devletimiz tarafından, 3 Mart
1924 tarihinden bu yana, kendisine, toplumu, inanç, ibadet ve ahlak konularında
aydınlatmak, bu konularla ilgili işleri yürütmek ve ibadet yerlerini yönetmek
görevi verilen Diyanet İşleri Başkanlığımız, bu görevlerini laiklik ilkesi
doğrultusunda tüm siyasi görüş ve düşünüşlerin tamamen dışında ve üstünde
kalarak, milletçe bütünleşme ve dayanışma amacını gözeterek yerine getirmeye
çalışmaktadır.
Toplumu din
konusunda aydınlatırken, dinin iki temel kaynağı olan Kur’an
ve sünnete dayalı sağlam bilgiyi esas almakta…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Dodurgalı, lütfen tamamlayınız.
ABDURRAHMAN
DODURGALI (Devamla) – …on dört asırdır yaşanan dinî hayat tecrübesini daima göz
önünde bulundurmakta, modern hayatı ve insanlığın ortak birikimini ve bu
konularda gelinen noktayı göz ardı etmemektedir.
Diyanet İşleri
Başkanlığımız, bugün 100 bine yakın camide 85 bin görevliyle ibadet ve din
hizmetlerini yürütmekte, camileri yönetmektedir. Cuma günlerinde yaklaşık 16
bin camide yüz yüze, 40 bin camide merkezî sistemle vaaz ve irşat çalışmaları
yapmaktadır. Ayrıca, özel olarak kadınların din hizmetlerinden yeterince
istifade edebilmesi için onlara yönelik çalışmalar yapmakta, kadın hakları, kız
çocuklarının eğitimi, kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık, töre ve namus
cinayetleri ve zorla evlendirmeler gibi konularda toplumsal bilinç oluşturma
hedefini gütmektedir. Engelli, kimsesiz, yaşlı, yoksul, tutuklu gibi ilgi ve
desteğe muhtaç vatandaşlarımızın yanında olmakta, onlara kendi şartları içinde
hizmetler sunmaktadır.
Yurt içinde ve
yurt dışında birçok önemli hizmete imza atan Başkanlığımızın bu çalışmaları
dünya platformlarında tavsiye edilmekte…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ABDURRAHMAN
DODURGALI (Devamla) - …güçlü teşkilat yapısıyla Diyanet İşleri Başkanlığımız,
Türk dünyasına, İslam coğrafyasına, Endonezya, Singapur, Pakistan gibi ülkelere
model bir kurum olarak vazifesini yürütmektedir.
Son olarak, sayın
değerli arkadaşlarım, şu anda Başbakanlıkta bekleyen Diyanet İşleri Teşkilatı
yasamız mevcuttur. Bu yasa, Diyanet İşleri Başkanlığının çok önemli sorunlarını
çözecektir ve birçok konuda da bu yönetmelik için elde edilen tecrübenin hayata
geçmesini sağlayacaktır. Bu konuda da hepinizin yardımlarını bekliyor, hepinize
saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Dodurgalı.
Abdullah Çalışkan, Kırşehir Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU
ADINA ABDULLAH ÇALIŞKAN (Kırşehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
2010 mali yılı bütçesi içinde yer alan Avrupa Birliği Genel Sekreterliği
bütçesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, AK PARTİ İktidarının uyguladığı kararlı ve tutarlı dış
politika ile Türkiye'nin küresel ölçekte saygınlığa sahip ve diplomasisine
büyük değer verilen bir ülke hâline gelmiş olduğu inkâr edilemez bir gerçektir.
Dış politikamızın temelinde, krizden çözüme giden bir yaklaşım değil bir vizyon ortaya koymak suretiyle olası krizlerin önüne
geçilmesini ve mevcut sorunların çözüm süreçlerinin de bu anlayışta
kolaylaştırılıp hızlandırılmasını sağlamak yatmaktadır. Komşularıyla
sorunlarını çözme yönünde önemli adımlar atan Türkiye, bölgesel bir güç hâline
gelerek küresel ölçekte de daha etkin bir konuma yükselmeye başlamıştır.
Değerli
milletvekilleri, bölgesinde güven ve istikrar unsuru olan Türkiye, Avrupa
Birliğine tam üyelik yönünde tam bir kararlılık içindedir. 1959 yılında Avrupa
Ekonomik Topluluğuna yaptığımız ortaklık başvurusuyla başlayan bu süreç, AK
PARTİ İktidarının ortaya koyduğu güçlü siyasi irade ve gösterdiği yüksek
performans ile hız kazanmıştır. Türkiye, 3 Ekim 2005’te Avrupa Birliği ile
üyelik müzakerelerine başlayarak Avrupa Birliğine katılım yönünde önemli ve
ciddi bir adım atmıştır. 20 Ekim 2005-13 Ekim 2006 tarihleri arasında, bir yıl
gibi kısa bir sürede toplam 33 faslın tarama toplantıları başarıyla
tamamlanmıştır. Katılım sürecinde bugüne kadar 11 fasıl müzakerelere açılmış ve
Avrupa Birliği mevzuatına uyum amacıyla yaklaşık 225 adet kanun ve 1.100 adet
ikincil düzenleme yayımlanmıştır.
Değerli
milletvekilleri, Türkiye, Avrupa Birliğine tam üyelik yolunda her zaman
ilerleme hâlindedir. Avrupa Birliğine üyelik sürecinde çok mesafeler aldığımıza
inanıyoruz. Hedefimiz tam üyeliktir ve başka bir seçeneği kabul etmemiz
kesinlikle mümkün değildir. Türkiye bu süreçte üzerine düşen sorumlulukları
yerine getirirken, Avrupa Birliği tarafının da vermiş olduğu sözlere ve atılan
imzalara sadık kalmasını ve çelişkili ifadeler ile kamuoyumuzun tereddüt içinde
bırakılmamasını beklememiz en doğal hakkımızdır. Avrupa Birliğinin karar alma
mekanizmalarını daha da etkinleştirecek olan Lizbon Antlaşması’nın yürürlüğe
girmesiyle tam üyeliğimiz önündeki engellerin ve kurumsal belirsizliğin ortadan
kalkacağına inanıyoruz.
Değerli
milletvekilleri, Avrupa Birliğine tam üye olmak, iktidarıyla muhalefetiyle,
hepimizin ortak amacı, ortak niyetidir. Biz, AK PARTİ olarak, aslında sonuçtan
ziyade süreci önemsiyoruz. Avrupa Birliğine üyelik sürecinde
gerçekleştirdiğimiz reformlarla, ülkemizin her alanda daha çağdaş standartlara
ulaşacağına inanıyoruz. Biz üzerimize düşen çalışmaları yaptıktan sonra, Avrupa
Birliği tarafının Türkiye’yle ilgili vereceği karar, bizden çok Avrupa
Birliğini ilgilendirmektedir. Avrupa Birliği küresel bir aktör olmak istiyorsa,
dünyadaki ekonomik, siyasi ve sosyal gelişmelerde daha etkin olmak istiyorsa
ülkemize ihtiyacı vardır. Avrupa Birliğinin çeşitli nedenlerle kendisini yapay,
coğrafi ve düşünsel sınırlar içine kapatması, kendisi için ciddi sorunlara yol
açabilecek stratejik bir hata olacaktır. Biz, temel hak ve özgürlüklerin
kapsamını genişleten çok sayıda yasal düzenlemeyi hayata geçirmek ve hazırladığımız
ulusal programdaki taahhütlerimizi yerine getirmek suretiyle reform sürecini
hız kesmeden sürdürmek konusunda kararlıyız. Türkiye, karşılıklı kazanç ilkesi
çerçevesinde, müzakere sürecini başarıya ulaştıracak güç, birikim, heyecan ve
iradeye sahiptir. Zaman ne gösterecek, bu süreçte Avrupa Birliğinde hangi
liderler gelip geçecek, gelişmeler nasıl olacak, bunu hep birlikte göreceğiz.
Sayın Başbakanımızın da dediği gibi, biz, Kopenhag Kriterleri’ne “Ankara kriterleri” diyerek, yolumuza devam edecek potansiyele ve
iradeye potansiyele ve iradeye sahip bir ülkeyiz.
KÜRŞAT ATILGAN
(Adana) – Söylediklerine sen inanıyor musun?
ABDULLAH ÇALIŞKAN
(Devamla) - Ümit ediyoruz ki Avrupa Birliği de Türkiye'nin ne kadar büyük ve
önemli bir ülke olduğunu göz önüne alarak müzakere sürecinin siyasi
istismarlardan ve suni engellemelerden uzak bir şekilde hızla tamamlanmasına
katkı sağlayacaktır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Çalışkan, lütfen tamamlayınız.
ABDULLAH ÇALIŞKAN
(Devamla) - Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz açısından
en önemli kurumlarımızdan biri de Avrupa Birliği Genel Sekreterliğidir. 4
Temmuz 2000’de kurulan kurum, Türkiye'nin Avrupa Birliğine tam üyelik sürecini
koordine etmektedir. Bu yılın temmuz ayında yürürlüğe giren teşkilat kanunu ile
kurumun müzakere sürecini daha etkin bir şekilde yürütebilmesinin önü
açılmıştır.
Avrupa Birliği
Genel Sekreterliğinin 2010 bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Çalışkan.
Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Bülent
Baratalı, İzmir Milletvekili.
Buyurun Sayın
Baratalı. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
BÜLENT BARATALI (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Vakıflar Genel
Müdürlüğü ve Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü bütçeleri üzerinde
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce
heyetinizi şahsım ve grubum adına saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekili arkadaşlarım, vakıflar Türkiye’de modern anlamda belediye
hizmetleri başlamadan önce bin yıllık bir tarihî süreç içinde bu hizmetleri
yapan çok önemli bir kurumumuzdur. Nitekim, Ulu Önder
Atatürk, 1 Mart 1922’de Türkiye Büyük Millet Meclisini açış nutkunda vakıflarla
ilgili konulara gelince “Bilinmektedir ki vakıflar memleketimizin mühim bir
servetini teşkil eder.” diyerek kuruma ne kadar önem verdiğini ifade etmiştir.
Tarihimizin ve kültürümüzün bir parçası olan vakıf eserlerinin korunması ve
gelecek nesillere taşınması yalnızca bir kurumun ve kuruluşun değil, merkezî ve
yerel bütün yönetim ve yöneticilerin ortak sorumluluğudur. Bu bağlamda,
taşınmaz tarihî eserlere ilişkin tasarruflarda ilgili kurum ve kuruluşlar
arasında eş güdüm önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Öte yandan,
taşınır ve taşınmaz tüm tarihî eserlerin tespitinin tam ve sağlıklı olması için
teknolojik araçlardan yeterince yararlanılmadığı, Sayıştayın
yaptığı önemli eleştiriler arasındadır. Yine, onarım ve restorasyon
konularındaki denetim ve güvenliğe yeterince önem verilmesi, harcamaların açık
ve şeffaf olması, yardımların hakkaniyet ölçülerinde dengeli ve eşit yapılması,
üstlenilen sorumluluk, misyon ve vizyon açısından önemli olduğu kadar kamu
vicdanı açısından da büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, önemli çalışmalar
yaptığına inandığım Sayın Genel Müdürün bu konularda da gereğini yapacağını
düşünüyorum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; devletin tanıtım ve enformasyon hizmetleriyle Hükûmetin uygulayacağı stratejiler ve basınla ilişkileri
düzenlemek gibi görev ve sorumluluklarla yetkilendirilmiş olan Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğü, geçmişte olduğu gibi bugün de önemli hizmetler
yapmaya çalışmaktadır. Ancak, bu görevleri layıkıyla yapıp yapmadığı konusunda
önemli kuşkular bulunmaktadır. Bu kuşkuları yalnız Cumhuriyet Halk Partisi
olarak bizim grubuz değil AKP Grubu da taşıyor olmalı ki yedi yıl boyunca
kendine yandaş medya oluşturma çabası içinde her yolu mübah
sayan bir görünüm arz etmektedir.
AHMET YENİ
(Samsun) – Hiç kuşkumuz yok bizim.
BÜLENT BARATALI
(Devamla) – Bunları dinleyin, kuşku sizde de olacaktır Sayın Milletvekili.
Öte yandan,
Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün kiralamış olduğu binayla ilgili
kuşkular hâlâ dağıtılamamıştır. Geçen yıl bu kürsüden konuyu dile getiren
milletvekili arkadaşımızın sorularına ne yazık ki bugüne kadar aydınlatıcı bir
yanıt verilememiştir, ortada çok pis kokular vardır. Bu binadan, yolsuzluğu
aşan kokular yayılmaktadır. Bu konunun üzerine niçin gidilmiyor? Kimden
korkuluyor? Kim korunuyor? Sayın Bakan, Sayın Genel Müdür bu konuda ne yaptı?
Eğer bir suistimal veya bir ihmal varsa bunu yapanlar
kadar Sayın Genel Müdürün, Sayın Bakanın da bunda sorumluluğu vardır.
Ayrıca, personel
konusunda bugüne kadar kurumda çalışan personelle belediyeden ve Deniz Feneri
Derneğinden gelen personel arasında, son gelenlere yönelik ayrımcılık burada huzursuzluk
yaratmaya başlamıştır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; çağdaş demokrasiler üç temel üzerine oturur: Yargı,
yürütme ve yasama. Basın da buna dördüncü kuvvet olarak eklenir. Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğü de basınla ilişkileri düzenlemek ve geliştirmek
gibi bir sorumluluğa sahiptir. Ancak görünen odur ki bu kurum sadece rutin
işleri yapmaktadır. Bu kurum yerine Sayın Başbakan bu kurumun diğer işlerini
yapmaktadır. Özgür basın ise değerli arkadaşlar, bugünkinin
aksine, hukukun üstünlüğüne dayalı, laik ve demokratik bir düzende varlığını
sürdürür.
Yedi yıllık AKP
İktidarının görüntüsü şudur: Yürütme önce sayısal üstünlüğe dayanarak yasamayı,
sonra da kendi oluşturduğu medyayı kullanarak baskı, tehdit ve şantajlarla
yargıyı devre dışı bırakmıştır. Bugün ne yasamanın gücünden ne de yargı
bağımsızlığından söz etmek mümkün değildir.
Hitler Almanyası’ndaki uygulamaları
aratmayacak şekilde istihbarat ve dinleme faaliyetlerinde bulunan, bütün
aydınları ve düşünürleri sadece söz ve düşüncelerinden dolayı Ergenekon çorbası
içinde eritmeye kalkan, tarikat ve cemaatleri soruşturan savcıları yine kendi
meslektaşlarına boğduran, hak ve özgürlüğü sadece kendine meşru sayan tek tip
medya yaratarak herkesi susturmaya kalkan bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bu zihniyet, bütçenin birinci gününde bu değerli Meclisi ve
muhalefeti de burada susturmaya çalıştı ve görevini yapmadığından dolayı ikinci
defa Sayın Meclis Başkanını, Cumhurbaşkanı Vekilini burada fırçaladı.
Değerli
arkadaşlar, ülkemizde sessiz sedasız bir sivil darbe süreci yaşanmaktadır.
Darbeyi yapanlar “Darbelere karşıyız.” diyerek kamuoyunun karşısına
çıkmaktadır. Asıl hedef cumhuriyettir. Şu anda seksen altı yıllık bir
hesaplaşma görülmektedir. Bunların içinde, padişahlık dönemine özlem
duyanlardan liboşlara, numaracı cumhuriyetçilerden ümmetçilere, patronlardan kalemşorlara kadar
her renkten, her kesimden insan vardır, bunların sınırlarımız dışında da önemli
temsilcileri bulunmaktadır. İşin en acı yanı da bu sivil darbenin lojistik
desteğini ise besleme ve yandaş medya sağlamaktadır.
Sayın Başbakan,
İstanbul’da kendisinden müjde bekleyen Tekel işçilerine “Bunlar ‘Devlet malı
deniz, yemeyen domuz.’ dediler.” diyerek suçlamada bulundu.
Sayın Başbakan,
buradan soruyorum: Vakıfbank ile Halkbank’tan
kullandırdığınız 750 milyon doları ne çabuk unuttunuz? Yandaş medya yaratmak
için kullanılan bu 750 milyon dolar kimin malı? Bu krediyi kim aldı, kim
kullandı? Bununla neler yapılabilirdi, istihdam nasıl sağlanabilirdi, hiç
düşündünüz mü? Ama bunu düşünmediniz, siz ancak kendi dibinize, Sayın Başbakan,
kendi dibinize çalışıyorsunuz.
Değerli arkadaşlar,
Türkiye’de “Devlet malı denizdir.” anlayışı kapanmıştır, Türkiye çöl olmuştur
çünkü bu anlayış, bu zihniyet, her şeyi mübah sayan,
her yolu serbest sayan, hukuku, ahlakı tanımayan, tam bir Makyavelist
zihniyettir. Tek tip medya yaratmıştır, yaptıkları bütün bu olumsuzlukları da
bununla örtülemeye ve örtmeye çalışmaktadırlar.
Değerli arkadaşlar, Sayın Genel Başkanımız Deniz Baykal’ın daha
önce dediği gibi, dokunulmazlık zırhının arkasına saklanan başbakanlar,
bakanlar, milletvekilleri demokrasilerde yoktur, kendi suçları için af çıkaran
bakanlar, milletvekilleri demokrasilerde yoktur, iktidar baskısıyla devlet
bankalarını kullanarak yakınlarınıza yandaş medya satın almak demokrasilerde
yoktur, cumhuriyeti yok etmeye çalışmak demokrasilerde yoktur ama AKP tipi
demokrasilerde bunların hepsi vardır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Baratalı, lütfen tamamlayınız.
BÜLENT BARATALI
(Devamla) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bütün bunlara karşı çıktığı için, balkonlarda,
camlarda Atatürklü Türk Bayrağı’nı sallandırdığı için İzmir’e “faşist”
yakıştırmasını, “gâvur İzmir” yakıştırmasını yapanları
burada esefle kınıyorum! Asıl faşistler bizlere bugünü yaşatanlardır ve buna
alkış tutanlardır.
Her ne pahasına
olursa olsun bu kirli oyuna dur diyecek ve Cumhuriyet Halk Partisi ve
yurtseverler, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bölünmesine, parçalanmasına
seyirci kalmayacaktır.
Bu düşüncelerle,
her iki kurumumuza da bütçelerinin iyilikler getirmesini diliyorum, yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Baratalı.
Osman Coşkunoğlu, Uşak Milletvekili.
Buyurun Sayın Coşkunoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli
milletvekilleri, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu ile Türkiye
Bilimler Akademisi bütçelerini görüşürken bu iki önemli kurumun çalışmalarını
da gözden geçirmemiz gerekiyor.
Türkiye Bilimsel
ve Teknolojik Araştırma Kurumunun kuruluş yasasının ilk cümlesini okuyorum:
“Türkiye'nin bilim ve teknoloji politikalarının saptanmasında Hükümete yardımcı
olmak…” diye başlıyor.
Yine, TÜBİTAK’ın
-kendi web sitesinde yayınladığı- misyonu: “Ülkemizin
rekabet gücünü ve refahını artırmak...” diye başlıyor.
O zaman bu
anahtar kelimeleri tekrar söylüyorum: Türkiye'nin bilim, teknoloji
politikaları, rekabet gücü, yenilikçilik. Yenilikçilik üstüne
inşa edilen rekabet gücü.
Peki, Türkiye'nin
durumu nedir? Buna bakarsak: Küresel rekabet raporu, Davos’taki
Dünya Ekonomik Forumu’nun yayınladığı 2009-2010 raporunda rekabet gücünde
Türkiye 133 ülke içerisinde 61’inci sırada. 17’nci büyük ekonomi olmakla
övünen, Kafkasların, Orta Doğu’nun ve Balkanların en güçlüsü olduğuyla övünen Hükûmetimizin yönetiminde Türkiye 61’inci sıradadır 133
ülke içerisinde. Üstümüzdeki ülkelerin birkaçını sayayım: Panama bizden daha
ileride, Azerbaycan, Endonezya, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Slovenya, Tunus,
Ürdün. Bunlar rekabet gücü olarak Türkiye'nin önünde. İnovasyonda
58’inci sıradayız ve biraz önce saydığım ülkeler yine Türkiye'nin önündedir.
Şimdi, Sayın
Bakan, Plan ve Bütçe Komisyonunda bütçe sunumunda TÜBİTAK’a sağlanan olanakları
bir bir ve büyük bir övünçle saydı. Ben bunların
birkaç tanesini söyleyeyim: Kuruluşundan 2004 yılına kadar yirmi yılda sadece 9
kere toplanan Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu, son beş yılda 10 kez toplanmıştır,
10 kez. TÜBİTAK’a son beş yılda sağlanan kaynak kırk yılda sağlanan kaynağın da
üstündedir, vesaire. Peki, bütün bu harcamalar, kaynaklar, toplantılar, önemli
çalışmaların sonucu rekabet gücünde 61’inci sırada, inovasyonda
58’inci sıradayız.
Daha da kötüsü,
zaman üzerindeki dağılıma bakarsak en geçerli - bütün tablolar, istatistiklere
itibar etmek mümkün olmayabilir fakat - Avrupa Birliğinin her yıl yayınladığı
Avrupa İnovasyon Karnesi vardır. Bu karneye göre 2004’te
Türkiye sondan 2’nci, üye ve aday ülkeler arasında. Altımızda bir tek
Bulgaristan var 2004’te. 2005’te yine aynı. Notumuz bu
arada Avrupa Birliği 27 (AB 27) ortalamasının yarısından daha düşük. 2006’da
yine en sonda Bulgaristan, onun üstünde Türkiye. 2007’de Bulgaristan’
Bunun nedenleri
elbette incelenmeli ve gereği yapılmalı. Bir kere, teknoloji politikası diye
bir şey yoktur, bunun mutlaka hazırlanması gerekir. Türkiye’nin bu inovasyonda ve rekabet gücündeki başarısız performansının
tek sorumlusu elbette ki Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu
değildir. Hükûmetin teşvik politikaları da aynı
şekilde, yanlış teşvik politikaları, ulufe dağıtır anlayışıyla herhangi bir
hedef, öncelik ve izlemeden yoksun teşvik politikaları da önde gelen
sorunlardan birisidir.
Fakat, değerli
milletvekilleri, Türkiye Bilimsel Teknik Araştırma Kurumu derken bilim ile
inancı da karıştırmamanın gerektiğini tekrar vurgulamak isterim. Sayın Bakan,
bilim insanı olmak demek, bir alanda veya bir konuda çok fazla bilgi sahibi
olmak demek değildir. Bilim insanı olmak, belli bir kültür, belli bir anlayış,
belli bir zihniyet gerektirir, sadece bilgiyi üst üste yığarak olunmaz. Bunu
sizin de takdir etmenizi ve Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunun
inançla bilimi birbirine karıştıran, bilimi âdeta
inancın esiri durumuna
getiren uygulamalarından
vazgeçmesini sağlamak zorundasınız.
Bütün dünyada Darwin’i tanımamak, Darwin’i
sansür etmek, Darwin’i küçük düşürmüyor, bunu
yapanları küçük düşürüyor.
Şimdi, bilim
kültürü ve bilim anlayışından bahsedince elbette ki Türkiye Bilimler
Akademisinden de söz etmemiz gerekir. Türkiye Bilimler Akademisi, Türkiye’de
bilim kültürünü geliştirmek ve yaymak için 10 milyon Türk lirası altındaki
sınırlı bütçesiyle ve bir binasının bile henüz olmamasına karşın, bu sınırlı
olanaklar içerisinde çalışmalarını sürdürüyor. En önemlisi bir bilim dilimizin
olmamış olmasıdır. Bu konuda çalışmaların başladığını memnuniyetle öğrendim.
Bu arada, TÜBA
Başkanı Hocamızın kolunda -bilmiyorum göremedim burada mı- Hindistan Başbakanının
hediye ettiği bir saat vardır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Coşkunoğlu, lütfen tamamlayınız.
OSMAN COŞKUNOĞLU
(Devamla) – Benzer bir şekilde Türkiye’de de bilim insanımıza saygı
gösterilmesi, değer verilmesi ve bilim kültürünü yayması çabalarında Türkiye
Bilimler Akademisine gereken desteğin verilmesini Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına diler, bu bütçenin Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumuna ve TÜBA’ya, Türkiye Bilimler Akademisine, hayırlı olmasını
diler, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Coşkunoğlu.
Hüseyin Ünsal, Amasya Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı bütçesi üzerine söz almış
bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.
Bir tespitimle
sözlerime başlamak istiyorum.
Sayın Başkan,
burada AKP Grubundaki milletvekili sayısı bürokratlardan az. Dolayısıyla, ben zımni
olarak acaba bütçeyi protesto mu ediyorlar diye de düşünmeye başladım.
Sayın Bakan, bir
konuyla ilgili ayrıntıdan söz ederek, Türk Tarih Kurumuyla ilgili bir konudan
söz ederek sözlerime başlamak istiyorum. Sizin de hassasiyetinizi bildiğimiz
için bu konuyu dile getirmek istedim.
Bu da: Türk Tarih
Kurumunun satın almış olduğu bina için bina alım işine ait bir teknik şartname
hazırlanmış. Bu teknik şartnamede Ziya Gökalp, Mithatpaşa
ve Atatürk Bulvarı; okuyucuların kolay ulaşabileceği şart. Bir de “Alınan
binada kiracı bulunmayacak. Bina boş bir hâlde Türk Tarih Kurumuna teslim
edilecek.” diyerek bir şartname hazırlanmış ve bir bina satın alınmış. Bu bina,
bir kere yer tarif edilmiş. Dolayısıyla, alınacak bina önceden belirlenmiş.
Bunun da ayrıntılarını şimdi tekrar sizlere söylemek istiyorum:
Bina, Ankara
Çankaya ilçesinde, Cumhuriyet Mahallesi’nde satın alınıyor -yani Kızılay’ın
göbeğinde bir yer- alınan binanın değeri de 2,5 trilyon lira ama binanın satın
alınmasıyla ilgili yapılan işlemler tamamen hukuka ve usule aykırı olarak
gözükmüş, sonradan da izah edeceğim bir konu nedeniyle de bir AKP klasiği hâline
gelmiş çünkü bu binanın satın alınmasında yine bir AKP nüfuzu kullanılarak bina
yüksek değeriyle satın alınmıştır.
Her şeyden
önemlisi bir belge elimde var: Binanın satın alma komisyon karar tutanağı. Bu
kararda “bina satın alınsın” denmiyor, ”bina satın alınmasın” deniyor. Bu
binanın yüksek fiyatla satın alındığı resmen dile getirilmiş. 5 kişilik
komisyondan 4 tanesi binanın değerini yüksek bulduğu hâlde, Tarih Kurumunun
Başkanı bir yazıyla bütün mesuliyeti üstüne almış ve binayı satın almıştır. Bu
tamamen hukuka aykırı bir konudur.
Peki, niye bu
kadar ısrarlıca satın alınmıştır? Ve evraklar bina satın alındıktan sonra
tamamlanmıştır. Bütün tutanaklar, satın alma belgelerinin hepsi daha sonra
tamamlanmış ve bu konuyla ilgili direnen devlet memurlarına da evraklar ve
baskılar yolu açık tutulmuştur. 15/6 tarihinde alınan binadan daha sonra 16/6/2009 tarihinden itibaren 26/6/2009 tarihine kadar,
Tarih Kurumu Başkanlığı tarafından evrakların sonradan tamamlanmasıyla ilgili
bir baskı yapılmış fakat memurlar, bu konuyla ilgili bürokratlar epeyce
direnmişler, fiyatın yüksek olduğunu, buranın en fazla 1 trilyon 750 milyar
lira edeceğini ifade etmişlerdir.
Sayın Bakan, işin
ilginç tarafı, binanın bulunduğu yerde ben de dün gittim, bu konuyla ilgili
konuşma yapacağım için bir araştırma yaptım ve araştırma yaptıktan sonra aynı
bölgede ben de bir yer buldum. Alınan bina
Dolayısıyla, eğer
bu fiyat, sizin aldığınız fiyat göz önüne alındığında, bu binanın 15 trilyon
lira olması gerekiyor. Netice itibarıyla bina çok yüksek bir fiyata alınmış ve
üstelik de içerdeki memurların tüm direnmelerine rağmen, karşı çıkmalarına
rağmen. Sadece bir personel bu konuyla ilgili imza atmış, 4 tanesi de satın
alma komisyon kararına itiraz etmişlerdir. Israrlıca, belgelerle bu personele
ve bu bürokrata baskılar kurulmuş, satın alınmıştır.
Peki, sebebi
nedir bu kadar baskı kurulmasının? Bunun sebebini araştırdığımızda işin daha da
ilginç bir yanı ortaya çıkıyor.
Değerli
arkadaşlarım, bu binanın sahibinin vekâleti 7333 sayılı yevmiye numarasıyla
Ankara 28. Noterliğinde Mehmet Akın Dinçer adına bir
vatandaşa veriliyor. Bu vatandaş da bir AKP milletvekilinin oğlu ve bu
vatandaşı araştırdım, acaba emlakçı mı dedim, kendisi
emlakçı da değil, Çukurambar’da
restoran işletiyor, yani özel bir yanı yok. Dolayısıyla, bu baskılar buradan
ileri geliyor ve netice itibarıyla da aradaki ciddi farkın nerelere gittiği,
nüfuzunu ne şekilde kullandığı da ortaya çıkıyor.
Sayın Bakan,
sizin bu konudaki hassasiyetinizi biliyorum. Muhtemelen bir soruşturma açma
gereği duymuşsunuzdur, bunu lütfen araştırın.
Niye biz bu
konuya bu kadar hassasız? Bu konuya hassas olmamızın içinde sadece bir bütçe
anlayışı gelmiyor. Bu bütçe anlayışının dışında, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal
Paşa’nın Cumhuriyet Halk Partisine bıraktığı bir miras var. Bu mirasın 6’ncı
maddesinde de bu paraların, kalan paranın Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu
Başkanlığına verilmesi, yani Türk Dil Kurumuna ve Türk Tarih Kurumu
Başkanlığına paylaştırılması vasiyetinde geçmiş. Dolayısıyla, bizim sadece
bütçe anlayışı içerisinde bir muhalefet anlayışımızdan değil Atatürk’ün
Cumhuriyet Halk Partisine bırakmış olduğu bu mirasın nasıl kullanıldığına dair
hassasiyetimizin de ortada olmasındandır. Dolayısıyla, bu hassasiyetimizin de
lütfen ciddiye alınmasını istiyoruz.
Dolayısıyla,
alınan binayla ilgili bizler gereğini yapmaya çalıştık. Çünkü,
her konuşmada “Savcılığa duyurun, savcılığa suç duyurusunda bulunun.” deniyor.
Biz bu konuyla ilgili gerekli çalışmaları yaptık. Bina alım işine ait teknik
şartnamenin olumsuz olduğu ve kanuna ve hukuka aykırı olduğu ortada. Bina alım
öncesi kurum tarafından piyasa araştırması yapılmış ama usule uygun yapılmamış,
sonradan usule uygun olarak getirilme noktasındadır. Yani istimi
arkasından gelmiştir. Dolayısıyla, bina için 2,5 trilyon liralık ücret çok
yüksek bir ücrettir. Bina için en fazla verilecek para, bütün emlakçilerin
ortak kararı 1,5 trilyon ila 1 trilyon 600 milyar Lira arasındadır. Dolayısıyla
arada 1 trilyon liraya yakın bir fark kimlerin eline ne şekilde gitmiştir?
Bunun mutlaka araştırılması gerekmektedir.
Binayla ilgili
daha önce basına yansıyan konular oldu. Sayın Grup Başkan Vekilimiz Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu konuyla ilgili açıklamaları oldu ve bir
miktar basına yansıdığı hâlde, gerekli çalışmaların ne zaman yapıldığı
konusunda hâlâ merakımız gidiyor. En son da Plan ve Bütçe Komisyonunda bu
konunun yine bizim Plan ve Bütçe Komisyonu üyemiz tarafından, Sayın Akif Hamzaçebi tarafından dile getirildiğini görmekteyiz.
Binayla ilgili
tüm belgeleri topladık. Bu belgede bir konuyu okuyarak sözlerime devam etmek
istiyorum. Personelden bir tanesi, bürokratlardan bir tanesi: “Piyasa araştırma
dosyasında bulunan emlakçilerden alınan fiyatlar arasında farklar nedeniyle 2,5
milyon liraya alınmasını uygun görmüyorum.” diyor. Diğeri ise “Dükkânın
kiracılar tarafından boşaltıldıktan sonra, satış taahhüdü sözleşmesi
yapıldıktan sonra maliyet cetvelinde belirtilen 1 milyon 750 bin liradan yüksek
alınması uygun
değildir ama 1 trilyon 750 milyar liraya alınması uygundur. Bunun üstü yüksek
bir fiyattır.” deniliyor. Bir personel hiç imza atmamış, hiç üzerine almamış.
Diğer bir personel de binanın fiyatı muhammen bedelin çok üzerinde olduğundan
alınmasının uygun olmadığını söylüyor.
Resmen
“alınmasın” denilen bir binayla ilgili bu kadar gayret gösterilmesinin, acaba,
bu araya giren siyasi nüfuzun mu içinde olduğunu merak edip duruyoruz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Ünsal, lütfen tamamlayınız.
HÜSEYİN ÜNSAL
(Devamla) - Dolayısıyla, burada, aynı bölgede çok daha ucuza ve daha fazla
kullanım alanı olan bina alınması gerekirken Türk Tarih Kurumunda yapılan bu
usulsüzlüğün, hukuksuzluğun mutlaka çözülmesi gerekir.
Bunun bir kez
daha Meclis kayıtlarına geçirilmesi anlamında söz aldım.
Sözlerime
hepinize saygılar sunarak son veriyorum.
Teşekkür ederim.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Ünsal.
Atila Emek, Antalya
Milletvekili.
Buyurun Sayın
Emek. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
ATİLA EMEK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet İşleri
Başkanlığının 2010 yılı bütçesiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
söz almış bulunuyorum. Grubum ve şahsım adına yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Sayın
milletvekilleri, konuşmama geçmeden sizlerle bir konuyu paylaşmak istiyorum:
Sayın Başbakanın iki gün önce bu kürsüden yaptığı sert konuşma ve kullandığı
üslup toplumda tepki yaratmıştır. Sayın Başbakan ne bir han ne bir sultandır.
Milletimiz Türkiye Cumhuriyeti devletinin özgür yurttaşlarıdır. Bizler de büyük
Türk milletinin vekilleriyiz. Milletin bir vekili olarak yapılan bu konuşmayı
ve üslubu milletimiz adına yadırgadığımı milletin kürsüsünden ifade ediyorum.
Sayın
milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığı, demokratik, laik cumhuriyetin en
önemli alt kurumlarından biridir. Temel işlevi toplumumuzu din konusunda
bilgilendirmek, aydınlatmak ve din hizmetlerini vermektir. Takdir edileceği
üzere bu çok zor ve hassas bir görevdir.
Diyanet İşleri
Başkanlığı bu hizmetleri verirken Anayasa’nın 136’ncı maddesine bağlı kalmak
durumundadır. Bu bağlamda her siyasi görüş ve inanç sahibi yurttaşımızın bu
hizmetlerden eşit olarak yararlanması gerekir. Hizmet veren din görevlilerimiz
de bu türlü siyasi görüş ve düşüncenin dışında bir anlayışla yansız ve tarafsız
bu hizmetleri vermelidir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; yürürlükteki Anayasa’mızın 136’ncı maddesinde ifade
edildiği üzere, Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda
milletimizin dayanışma ve bütünleşmesini amaç edinerek bütün siyasi görüş ve
düşüncelerin dışında kalmak koşuluyla hizmetlerini yürütmelidir.
Değerli
arkadaşlarım, Diyanet İşleri Başkanlığının yayınları bu hizmetlerin
verilmesinde önemli bir etkendir. Özellikle genç kuşaklarımızın bu yayınlardan
daha çok yararlanması için kullanılan dilin sade ve günümüz Türkçesine uygun
olması gerekmektedir. Bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığımızın gereken
duyarlılığı ve özeni göstermesini öneriyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığının bu
konularla ilgili olarak tasarı ve tekliflerin bir an önce Hükûmetçe
Meclise getirilip Parlamentomuzda tüm milletvekillerimizin desteğiyle
yasalaşmasını bekliyoruz.
Değerli
milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinden yapılan harcamaların
nerede ise tamamına yakını toplumun bir inanç kesimine verilen hizmetlere
ayrılırken toplumun önemli bir inanç kesimi bu hizmetlerden gerektiği gibi pay
alamamaktadır. Geçmişte olduğu gibi bu yasama döneminde de Cumhuriyet Halk
Partisi milletvekilleri bu eşitsizlik ve haksızlığın giderilmesi yönünde
Türkiye Büyük Millet Meclisine defalarca kanun teklifleri verdiler. Bütün
bunlara AKP çoğunluğu karşı çıktı ve çıkmaya da devam ediyor. Bütçeden cemevlerine ve Alevi derneklerine ayrılan pay AKP’nin iktidara
gelmesiyle kesildi.
Değerli
milletvekilleri, toplumumuzun nüfus itibarıyla önemli bir kesimini teşkil eden
Alevi inancına bağlı yurttaşlarımızın bu ülkenin asli unsurları olarak
demokratik, laik cumhuriyete, Atatürk düşüncesine, vatanın bölünmez bütünlüğüne,
ulus devlet ve üniter yapıya bütün varlıklarıyla
bağlı, aydın düşünceli insanlar olarak inançlarını her yurttaş gibi özgürce
yaşamak haklarıdır. Esasen, büyük bir imparatorluğun içinden çıkmış ve Türkiye
Cumhuriyeti ulus devletini kurmuş bir millet olarak bu ülkede yaşayan her
yurttaşımızın inancını güven içinde, huzur içinde, özgürce yaşama hakkı
cumhuriyet tarafından teminat altına alınmıştır.
Değerli
arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi, laik, demokratik cumhuriyetin sağladığı
bu hakkın yurttaşlarımız tarafından kullanılmasının güvencesi olmaya devam
edecektir. Bu alan, siyasetin girmeyeceği, taassup ve hurafenin inanca etki
etmeyeceği bir alandır. Açık ifadesiyle, din ve inanç üzerinde siyaset
yapılmamalı, hurafenin ve yobazlığın etkisinden yüce dinimiz her zaman
korunmalıdır. Bu bağlamda, inançlara dışarıdan müdahale edilmemeli, Alevi
yurttaşlarımızın kendi inançlarını özgürce yaşamaları sağlanmalı, onları
rencide eden ve istismar eden her türlü beyan ve açıklama ve siyasi çıkar
sağlamaya yönelik girişimler son bulmalıdır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; AKP İktidarı Alevi inancına sahip yurttaşlarımızın
sorunlarına çözüm getireceğine, göstermelik çalıştaylarla,
matem oruçlarında lüks otellerin salonlarında iftar açarak zaman harcamaktadır.
Oysa sorunlar belli, çözümler açıktır.
Değerli
milletvekilleri, nedir Alevi inancına sahip yurttaşlarımızın talepleri?
Öncelikle cemevlerinin ibadethane olması için yasal
düzenleme yapılması, acısını yüreklerimizde taşıdığımız, canların yakıldığı
Sivas Madımak Oteli’nin müze olması, kitaplarda, yayınlarda, Alevi toplumuna
hakaret anlamına gelen ifadelere son verilmesi. Bunların çözümü çalıştaylarla, lüks otellerin salonlarında iftar açmakla
değil, Parlamentoda yasal düzenlemeyle gerçekleştirilebilir. Bu konuda,
Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin verdiği kanun teklifleri gündeme
alınıp AKP çoğunluğunun ve diğer milletvekillerimizin desteğiyle
yasalaştırıldığı zaman çözümler gerçekleştirilmiş olacaktır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; AKP, göstermelik çalıştaylarla
toplumun diğer alanlarında yaptığı kuşatma ve yarattığı ayrıştırmanın bir
örneğini de Alevi inancına sahip yurttaşlar üzerinde sürdürmektedir. Günümüzde
hepimize ve özellikle AKP İktidarına düşen görev, bu inanç kesimiyle ilgili çözüm
üretmektir.
Değerli
milletvekilleri, Alevi yurttaşlarımızın sorunlarının çözümü yerine, kelime
oyunlarıyla ve zaman kaybına neden olan çalıştaylarla
siyasi çıkar amaçlı istismarı Cumhuriyet Halk Partisi olarak kabul etmiyoruz.
Değerli
arkadaşlarım, bu kadar önemli ve hassas bir konuda hizmet verme sorumluluğu
taşıyan Diyanet İşleri Başkanlığının, yürürlükteki Anayasa’nın geçici 8’inci
maddesinde belirtildiği şekilde, kuruluş ve görevleri hakkında yasal düzenleme
yapılmış değildir. Bu konuda yasal boşluk devam etmektedir.
BAŞKAN – Sayın
Emek, lütfen tamamlayınız.
ATİLA EMEK
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi olarak hangi inançtan olursa
olsun yurttaşlarımızın demokratik, laik cumhuriyetin teminatı altında
inançlarını özgürce yaşamalarının milletimizin birlik, dayanışma ve kardeşlik
duygularını pekiştireceğine inanıyoruz.
Bu duygu ve
düşüncelerle Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinin hayırlı olmasını diler, yüce
Meclise saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Emek.
Onur Öymen, Bursa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
ONUR ÖYMEN (Bursa) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği
Genel Sekreterliği bütçesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun
görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla
selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, öncelikle belirtmek isterim ki Cumhuriyet Halk Partisi, başından
beri Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğini samimiyetle desteklemektedir, bunu
bir millî mesele olarak görmektedir ve iç politika tartışmalarının malzemesi
yapılmaması gerektiği görüşündedir.
Ne yazık ki 2004
yılının sonundan beri bir taraftan Avrupa’dan kaynaklanan bazı olumsuz
yaklaşımlar, bir taraftan da Hükûmetin yaptığı bazı
stratejik yanlışlıklar üyelik sürecimizi zorlaştırmıştır. 1999 yılında Helsinki
Zirvesi’nde Türkiye'ye resmen adaylık statüsünün tanınması umutlarımızı
artırmıştı fakat 2004 yılından itibaren Avrupa Birliğinin tutumunda bir
değişiklik ortaya çıktı. Bizi üzen budur. Bir taraftan Kıbrıs meselesini
Türkiye'nin üyeliğinin bir parçası hâline getirdiler ve Güney Kıbrıs’ı resmen
tanımamıza yol açabilecek ek protokolün imzalanmasını bir ön şart olarak
dayattılar. Bu konudaki tepkimizi biliyorsunuz, Sayın Genel Başkanımızın
görüşlerini biliyorsunuz. Buna rağmen Hükûmet,
maalesef, o zirvede bunu kabul etti ve 2005 yılının 29 Temmuzunda da bu ek
protokolü imzaladı ama bunun ne kadar yanlış bir iş olduğunu kendisi de idrak
etmiş olacak ki aradan dört seneden fazla zaman geçmiş olmasına rağmen onay
için Meclise getirmemiştir. Türkiye'nin şartlarının Avrupa Birliği tarafından
yerine getirilmediğini söylemiştir fakat bunun ötesinde, herhâlde, halkımızın
tepkisini de dikkate almıştır.
Değerli
arkadaşlarım, 2004 yılından beri, Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin ucu açık
olacağı söyleniyor. Bizden başka kime söylendi bu? Ucu açık müzakereler
dedikten hemen sonra da Türkiye'nin tam üye olamayabileceği yazılıdır 2004
yılında kabul edilen metinlerde. Bizi üzen taraf budur.
Daha da ileri gittiler; o tarihteki bir değerlendirme belgesinde,
Dicle ve Fırat sularının İsrail ve Arap ülkeleri için stratejik önem
taşıdığını, Türkiye üye olursa bunların uluslararası yönetime sokulabileceğini
söylediler, hatta geçenlerde, basında, bunun, çevre başlığının açılması için ön
şart olduğu söylendi ama bereket, Hükûmet bir
açıklama yaptı ve bunun doğru olmadığını ilan etti. Bu konularda çok dikkatli olmak zorundayız.
Değerli
arkadaşlarım, maalesef, sıkıntılar bundan ibaret değil. Bazı ülkelerden gelen
tepkiler, Türkiye’nin üyeliğinin ne kadar zor olduğunu ortaya koyuyor. Fransa
Cumhurbaşkanı Sarkozy, açıkça çıktı defalarca dedi
ki: “Türkiye hiçbir zaman üye olmamalıdır çünkü Türkiye bir Avrupa ülkesi
değildir, bir Asya ülkesidir.” Bu sözün altında kalmamız mümkün değildir.
Türkiye altmış yıldan beri Avrupa Konseyinin üyesidir. O zaman niçin bize
demediniz, gidin Asya konseyine üye olun diye. Öyle bir konsey de yok aslında.
Ama o zamandan beri bizim üyeliğimizi kabul ediyorsunuz, Avrupa’ya mensubiyetimizi
kabul ediyorsunuz, 63 ortaklık anlaşmasında tam üyelik hedefini kabul
ediyorsunuz; aynı ülkelerin bazıları şimdi çıkıyor diyor ki: “Siz hiçbir zaman
üye olamazsınız çünkü Avrupalı değilsiniz.”
Evvelce
üyeliğimizi destekleyen bazı Avrupalı yöneticiler, Fransız devlet adamları,
şimdi çıkıyorlar geri adım atıyorlar. Fransız Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner, 7 Nisan 2009
tarihinde yaptığı bir konuşmada “Türkiye’nin daha az laik bir yöne doğru
gitmesi beni endişelendiriyor, onun için Türkiye’ye desteğimi geri çekiyorum”
diyor.
Fransa’nın Avrupa
Bakanı Pierre Lellouche
şimdiye kadar üyeliğimizi destekliyordu, o da desteğini geri çekti; “Türkiye
ancak Avrupa’nın yanında yer alabilir, içinde yer alamaz” diyor.
Değerli
arkadaşlarım, Almanya Başbakanı Merkel aynı şekilde
“Türkiye’ye ancak özel statü verebiliriz” diyor, bu konuda partisinin grubunda
karar alıyor. Bunlara karşı ne tepki gösteriyoruz?
Değerli
arkadaşlarım, milletimizi bu kadar incitici sözler söyleyenlere yeterli tepkiyi
Hükûmetin bugüne kadar gösterdiği kanısında değiliz.
Daha güçlü bir tepki göstermemiz gerekiyor.
Değerli
arkadaşlarım, kısa bir süre önce Lizbon Antlaşması yürürlüğe girdi, Avrupa
Birliğine bir Başkan seçildi iki buçuk yıllığına, Herman
Van Rompuy, Belçika’nın eski Başbakanı. Ne diyor
Türkiye konusunda biliyor musunuz? Aynen şunu söylüyor: “Türkiye Avrupa’nın
parçası değildir ve hiçbir zaman da olmayacaktır. Hristiyanlığın
da temellerini oluşturan Avrupa’da geçerli, evrensel değerler Türkiye gibi
büyük bir İslam ülkesinin kabulü durumunda gücünü kaybedecektir.”
Değerli
arkadaşlarım, bu düşüncedeki bir insan şu anda Avrupa Birliğinin Başkanıdır.
Nerede buna tepkiniz? Nerede buna tepkiniz? Bunlara güçlü tepki göstermemiz
gerekiyor.
Çok değerli
milletvekilleri, Türkiye 3 Ekim 2005 tarihinde Hırvatistan’la aynı gün üyelik
müzakerelerine başladı. Geçenlerde yayınlanan Strateji Belgesi’nde, Avrupa
Birliğinin, deniliyor ki: “Hırvatistan, müzakereleri bitirmek üzere, 2010
yılında bitirecek, muhtemelen 2012 yılında üye olacak.”
Türkiye ne
durumda? 35 müzakere başlığının sadece 11’ini müzakereye açabildik, 1 tanesini
de açıp kapayabildik. Hiçbirini kapatamadık, 1 tanesi hariç olmak üzere.
Bunun ötesinde,
değerli arkadaşlar, bütün üyelik müzakerelerine başlayan ülkelerin vatandaşlarına
Avrupa Birliğine vizesiz seyahat hakkı tanınmışken bu hak Türkiye’ye tanınmadı.
Strateji raporunu açıyorsunuz, Sırbistan, Karadağ, Makedonya vatandaşları 2010
yılından itibaren vizesiz girebilecekler Avrupa Birliği ülkelerine, yılın
ortasından itibaren Bosna-Hersek ve Arnavutluk. Türkiye? Türkiye'nin adından
bile bahis yok.
Değerli
arkadaşlarım, iktidarın sürekli olarak övündüğü başarılı diplomasi bu mudur? Bu
başarı mıdır, Türkiye hesabına başarı mıdır?
Değerli
arkadaşlarım, Avrupa Birliği bizden ne istiyor? Komisyonun ilerleme raporuna
bakıyorsunuz, “Milletvekili dokunulmazlıklarını kaldırın, Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulunun üyeliğinden Adalet Bakanlığı Müsteşarını çıkarın,
Başkanlığından Adalet Bakanlığını çıkarın, Adalet müfettişlerini oraya
bağlayın.” diyor. Biz de aynı şeyleri söylüyoruz. Biz de aynı şeyleri
söylüyoruz. “Ergenekon davasında usullere uyun.” diyor. Biz de aynı şeyi
söylüyoruz. “Yolsuzluklarla daha iyi mücadele edin.” diyor. Biz de aynı şeyi
söylüyoruz. Bunun dışında, “Basın özgürlüğüne saygı gösterin.” diyor, “Basına
boykot çağrısı yapmayın.” diyor, “Aşırı para cezaları vermeyin.” diyor. Biz de
aynı şeyi söylüyoruz. Onun dışında, “Sendikalar yasasını çıkarın.” diyor. Biz
de aynı şeyi söylüyoruz. Bu konularda aramızda farklılık yok ama bazı öyle
konular var ki raporda, bizim kabul etmemiz mümkün değil. Öyle bir ifade var ki
sanki siyaseti askerler yönlendiriyor. Şimdi size soruyorum arkadaşlar: Yüce
Mecliste herhangi biriniz bir tek kere askerlerin telkiniyle oy kullandınız mı?
O zaman bu Meclise bir saygısızlık değil midir “Türkiye’de siyaseti askerler
yönlendiriyor.” demek? Bu konulara karşı çok duyarlı olmak zorundayız.
“Heybeliada Ruhban Okulunu açın.” diyor, Anayasa’mıza aykırı. Bunu söylemek lazım. Onun dışında, Atatürk’e karşı suçları,
düşünce özgürlüğünü engelleyen hususlar arasında söylüyor.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Öymen, lütfen tamamlayınız.
ONUR ÖYMEN
(Devamla) – Tamamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, bunlara tepki göstereceksiniz, itiraz edeceksiniz.
Ne diyor ilgili
Bakanımız? “Bu, olumlu ve dengeli bir rapordur, bugüne kadar yayınlanan en
objektif raporlardan biridir.” diyor, içinde söylediğim unsurlar olan raporu.
Şimdi, bütün
mesele şu: Bizim, Avrupa ile aramızdaki ortak değerlere sahip çıkmak lazım.
Nedir bunlar? Demokrasi, insan hakları, laiklik, kadın-erkek eşitliği, hukukun
üstünlüğü, basın özgürlüğü vesaire. Bütün bu alanlarda, maalesef, Türkiye
gerilemektedir. Yargı bağımsızlığında dünyada 64’üncü sıradayız, basın özgürlüğünde
106’ncı sıradayız, kadın-erkek eşitliğinde 123’üncü sıradayız.
Değerli
arkadaşlarım, bu tabloya bakarak Türkiye'nin Avrupa’ya yaklaştığını söylemek
mümkün müdür? İşte, biz, Cumhuriyet Halk Partililer olarak bu
eksen kaymasını durdurmak ve Türkiye'nin Avrupa değerlerine bağlı biçimde
cumhuriyetin koyduğu temel ilkeleri mutlaka başarıya götürmek için çalışmaya
devam edeceğiz ve bu vesileyle Türkiye'nin Batı medeniyeti içinde yer aldığını
da bir kere daha vurguluyoruz; medeniyetler ittifakı müzakerelerinde de Batı
medeniyetinin karşısında değil, Batı medeniyetinin içinde yer aldığını
düşünüyoruz.
Yüce Meclise
saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Öymen.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Osman Çakır,
Samsun Milletvekili.
Buyurun Sayın
Çakır. (MHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on
dakika.
MHP GRUBU ADINA
OSMAN ÇAKIR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Avrupa
Birliği Genel Sekreterliği bütçesi hakkında konuşmak istiyorum.
Hepimizin bildiği
gibi, Avrupa Birliğiyle ilişkilerimiz yaklaşık elli yıl önce, 1960 yılında
Ankara Anlaşması’yla başladı. 1999 yılında 57’nci Hükûmet
döneminde Helsinki Zirvesi’nde Türkiye adaylık statüsü aldı. Türkiye'nin diğer
ülkelerle eşit şartlarla ve gecikmeksizin müzakerelere başlanacağı taahhüt
edildi ancak 3 Ekim 2005’e kadar müzakere süreci başlatılamadı. Gerek 17 Aralık
2004 zirve kararlarında ve strateji belgesinde ve gerekse ilerleme raporlarının
hemen hemen tümünde, Türkiye’ye tam üyelik değil,
ikinci bir sınıf ilişki statüsünde veya imtiyazlı bir ortaklık adı altında
daima bağlı tutulan bir pozisyon belirlendi. Bu temel belgelerle, bir taraftan
Türkiye AB’ye tam üyelikten dışlanırken diğer taraftan da ülkemizi Avrupa
yapılarına sıkıca bağlamayı ve özel bir statüye oturtmayı öngören bir
müktesebat, bir hukuki zemin oluşturulmaya çalışıldı.
Bugüne kadar bu
35 müzakere faslı
içerisinden 1 fasıl, bilim ve araştırma faslı geçici olarak
kapatıldı. Bu fasılla birlikte 11 fasılda müzakereler açılmış ve devam
etmektedir. 2006’dan bu yana dondurulmuş 8 fasıl var. AB, Ankara Anlaşması’na
dayalı ek protokolü tam olarak Türkiye'nin uygulamaya koymadığını belirterek
toplam 8 fasılda müzakerelerin açılmaması ve hiçbir faslın da geçici olarak
kapatılmamasına karar vermiştir. Böylece, 8 fasıl askıya alınmış, 5 fasıl bloke
edilmiş, 9 fasıl da şu anda Konseyde beklemektedir.
AB’ye tam üyelik
müzakereleri 14 Aralık 2007 Liderler Zirvesi’nden sonra yayınlanan bildirgede
“tam üyelik” ibareleri çıkarılmış, bundan sonra da her türlü Avrupa belgesinde
bu ibarelerden kaçınılmaya çalışıldığı izlenilmiştir. AB için şimdi gerçekte
tek amaç Türkiye’yi yapay sorunlarla bunaltmak ve köprülerin atılacağı bir
gerilim yaratmadan en uygun ortamda bize özel bir statü kabul ettirmektir. AB
mevcut tutumunu değiştirmedikçe Türkiye'nin AB’ye üyeliği sanal bir hedef
olmaya mecbur kalacaktır.
Bu durumda şu
sorunun yanıtını verme zamanı gelmiş ve geçmektedir: Türkiye Kopenhag ve Maastricht Kriterleri’ni eksiksiz ve harfiyen yerine
getirmiş olsa bile diğer aday ülkeler gibi AB’ye tam üye olabilecek midir? Bu
sorunun cevabını maalesef Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği yetkilileri
bile bilmemektedir çünkü Türkiye için hiçbir şey belli değildir, olması gereken
şekilde de değildir ve ortada bir samimiyet de yoktur.
Üyelikten Sayın
Başbakan da umudunu kesmiş olacak ki “Biz de Kopenhag Kriterleri’ni Ankara, Maastricht kriterlerini de
İstanbul kriterleri olarak kabul eder, yolumuza devam ederiz.” diyor. Acaba,
Sayın Başbakan, bu konuda bakanları ne yapıyor, Avrupa Birliği konusunda
bakanları ne ediyor diye bakıyor mu? Bakanlıkların Avrupa Birliği kriterlerini gerçekleştirmede ne ölçüde gayret
gösterdiklerini ve uyum sağlamada ne ölçüde başarı sağlayıp sağlamadıklarını
takip ediyor mu? Eğer ediyorsa Avrupa Birliği kriterlerinin
kendi bakanlarının hiç de umurunda olmadığını Sayın Başbakan çok yakından
görecektir. Bu konuda bakanlarının hiçbir gayretleri olmadığını, sadece durumu
idare ettiklerini ve gerçekte hiçbir şey yapmayıp ancak yapar gibi
göründüklerini de çok açıkça fark edecektir. AB üyeliği hedefinde olduğu gibi
Ankara ve İstanbul kriterlerini gerçekleştirmede de
bakanlar fevkalade hayal kırıklığı yaratmaktadır. Zaten gidişat da kendisini
ortaya koymaktadır.
AB üyeliğine
inanmayan sadece Başbakan ve bakanları değildir. 1999 yılında Türkiye, Helsinki
Zirvesi’nde adaylık statüsü aldığında AB’ye olan yüzde 75 destek, bugün
halkımızda, 2009 yılında yüzde 30’lara kadar düşmüştür. Bugün gazeteler de
yüzde 40 civarında bir rakam vermiş ama gerçek rakamlar bu civarda ifade
ediliyor.
AB’ye olan inancı
ve beklentisi de artık milletimizin kalmamıştır. AB bütün işlemlerinde
Türkiye’ye haksızlık yapmaya devam etmektedir. Türkiye’yle aynı tarihte
müzakerelere başlayan Hırvatistan bugün 33 fasıldan 22’sini açmış, 10 tanesini
de kapatmıştır. Hırvatistan toplam 18 fasılda görüşmeleri yürütmektedir ve 2012
yılında da tam üyeliğe kabulü planlanmaktadır. Genişleme belgelerinde
Türkiye'nin yol haritası belirsiz ve ucu açık ifadelerle yer almaktadır. Başka
ülkelerin yol haritaları belirli, tarihli ve takvimlidir. Haziran ayında
Sırbistan için dahi vizeyi kaldıran AB, Türkiye'nin hukuki haklarını bile
vermeye direnmektedir. AB, Adalet Divanının kararlarını bile görmezlikten
gelmektedir. Gümrük birliğinden dolayı uğradığımız maddi zararlar telafi edilmemektedir.
Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; Fransa, özellikle Sarkozy
döneminde Türkiye'nin AB’ye katılım sürecine karşı çıkmıştır ve Türkiye’yi
farklı statülere yönlendirmeye çalışmış ve Fransa döneminde açılması planlanan
fasıllar da açılamamıştır.
AB, Kıbrıs konusunda
da Türkiye’ye haksızlık yapmaktadır. Türkiye'nin iç meselelerini kendince
tanzim etmeye kalkışan AB, bağımsızlığımızı yok saymakta; ayrımcılığı,
bölücülüğü haklı göstermeye çalışmakta ve bunları “Fikir özgürlüğü” başlığı
altında Türkiye’ye dayatmaktadır.
İşgal altındaki Karabağ’da işgalci Ermenistan’ın bu topraklardan çıkmasını
sağlamak yerine Azerbaycan ve Türkiye’yi çözüm için taviz vermesi gereken taraf
hâline getirerek işgali haklı çıkarma görüntüsü vermektedir ve Ermenistan’la
olan sınırlarımızı açmayı öncelikle öngörmektedir.
Avrupa Birliğinin
ve Parlamentosunun bütün raporlarında yer alan haksız, adaletsiz dayatmalar, AB
yetkililerinin ve ülkelerinin beyanları, açılamayan fasıllar, çözülemeyen
sorunlar, bitmeyen kriterler gösteriyor ki AB Türkiye’yi
oyalamaya devam etmektedir. Bu süreçte de dişine uygun gördüğü bir iktidar
vasıtasıyla alabildiği kadar çok taviz alıp Türkiye'nin birliğini sarsarak
bölücülere imkân ve fırsat oluşturmak, bölemezse de Türkiye’yi zayıflatmak
arzusundadır. AB, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş temellerini, üniter yapısını, Lozan’ı görmezlikten gelmekte,
yetkililerimiz de buna rıza göstermektedir. Bugün İsviçre’de minareler
yasaklanırken Fener Rum Patriğine ekümenik sıfatı
vermek, apartman bodrumlarına kadar kiliseler kurdurmak, ruhban okulları açmak
nedense bizim hükûmetlerimizin asli görevi hâline
gelmiştir. AB Komisyonunun Türkiye’yle ilgili Etki Raporu, AB Konseyi ve
Parlamentosu için bir aday ülkeye özel olarak hazırlanmıştır. Bu, Türkiye’ye
çifte standart uygulandığının, Türkiye’nin dışlandığının kanıtıdır. Avrupa
Birliğinin amacı, yüksek stratejik öneme sahip Türkiye’yi kontrol altında
tutmaktır; Türkiye’yi âdeta teslim alarak AB’den uzak bir konumda ama kontrol
altında bulundurmak istemektedir.
Müzakereler başlayalı
dört yıl oldu. Geçen sene kasım ayında AB Komisyonu tarafından yayınlanan
İlerleme Raporu’nda on bir müzakere başlığının açıklanmamasının sebebi olarak
Türkiye’nin gerekli ön hazırlıkları yapmaması olarak gösteriliyor. Devlet
Bakanı ve Başmüzakereci Sayın Bakan, Hükûmet bakanı olarak göreve geldiğinde en büyük
hedeflerinin AB olduğunu belirterek “Yarım asırdır gel-gitlerle
dolu olan AB sürecini gerçek ve varılabilir bir hedef hâline getirdik.” diyor
ve ekliyor “Türkiye’yi AB sürecinden dışlamaya kimsenin gücü yetmez.” Sayın
Bakan neye güveniyor, neye dayanıyor, hangi olumlu sinyaller alıyor bilemiyorum
ama AB’nin kararlarına baktığımız zaman aynı cesareti ben bulamıyorum ve orada
da ben böyle bir olumlu hava ve tavır göremiyorum.
Sayın Bakanın işe
başlamasıyla 5916 sayılı Avrupa Birliği Genel Sekreterliği Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanun ile Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin bütün üst
kadroları tamamen tasfiye edildi. Bu görevlere hangi kriterlere
göre yapıldığı belli olmayan yeni atamalar yapıldı ve yıllardır AB ile ilgili
çalışmalarda bulunmuş uzmanlar işinden ayrılmak zorunda kaldı. Sayın Bakan bu Kanun’un gereği olduğunu söyleyecek ama bu Kanun
yeni uzmanlara ihtiyaç duymuş, yeni bir giriş sınavı açmayı zorunlu hâle
getirmiştir ancak yazılı sınavı kazananların listesinin ilan edildikten sonra
neden değiştiğini, ikinci bir sınavın neden gerekli görüldüğü ikinci bir
listenin neden asıldığı ve iki liste arasındaki farklar da izah edilmediğinden
bir kargaşa ve skandal ortadadır. Bünyesinde uzman alımında bile objektif, saydam ve AB ölçülerine göre bir seçim
yapamayan Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin AB’ye ne derece uyum sağlayacağı
ve müzakere çalışmalarında bu hâliyle ne kadar başarılı olacağı da ortadadır.
AB’ye diğer
ülkelerle eşit şartlarda onurlu bir tam üyelik esas olmalıdır. Adaylık statüsü
alışımızın onuncu yılında AB’yle müzakere sürecinde bir sıçrama mutlaka
gerçekleştirilmeliydi.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Çakır, lütfen tamamlayınız.
OSMAN ÇAKIR
(Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, AB tarafından aday
ülke ilan edilmiş. Kıbrıs meselesi o zaman bunun ön şartı değildi. Adaylık
süreciyle ilgili belgede en önemli nokta, Türkiye'nin diğer bütün aday
ülkelerle eşit statüde bir aday ülke olduğu beyan edilmişti. Daha
sonraki zirve kararları gözden geçirildiğinde, Türkiye’ye aynı politikalar
yerine ayrımcı, dışlayıcı bir yol haritası verildi ve Türkiye için çok vahim
sonuçlar ortaya koyan zirve kararları alındı ve bu haritalara göre ucu açık,
ekonomik destekten yoksun, serbest dolaşımda kalıcı kısıtlamalara sahip,
sonucu, süreci ve nasıl biteceği belli olmayan bir süreç ortaya konuldu. AB
zirve kararlarının tümünde bunu bulmak ve bunları hissetmek mümkündür ve bugüne
kadar geçen süreçte Avrupa Birliğinin Türkiye'yi oyalaması, dışlaması ve
haysiyetiyle oynaması, Türkiye’yi üye olarak kabul etmek istememesinin “Bir Hristiyan projesinde Türk ve Müslüman Türkiye’ye yer
bulunmadığının” ifadeleri ortadadır.
Avrupa Birliği
Türkiye’de zorla millî azınlık yaratmak sevdasındadır. Etnik temelde bir ayrışma yaratmak ve AB
politikalarıyla aynı zamanda bireysel farklılıkları da kaşımak AB’nin temel
görevi hâline gelmiştir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Çakır.
Sayın Dinçer, “Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşan Amasya
Milletvekili Sayın Hüseyin Ünsal, oğlumun ismini kullanarak şahsıma sataşmış ve
ayrıca bir konuyu gerçek dışı bir biçimde anlatmıştır. Bu nedenle, İç Tüzük
madde 69’a göre söz talep ederim.” diyerek bir dilekçeniz var. Buna göre
tutanakları incelettim.
Buyurun.
Üç dakika söz
veriyorum ancak yeni bir sataşmaya mahal vermeden.
İKRAM DİNÇER
(Van) – Vermem Sayın Başkan.
BAŞKAN - İç
Tüzük’ün 69’uncu maddesine göre buyurun.
IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Van Milletvekili İkram Dinçer’in,
Amasya Milletvekili Hüseyin Ünsal’ın, şahsına, sataşması nedeniyle konuşması
İKRAM DİNÇER
(Van) – Sayın Başkanım, böyle bir olanağı tanıdığınız için size teşekkür
ediyorum.
Değerli
arkadaşlarım, Amasya Milletvekilimiz Sayın Hüseyin Ünsal Bey, demin bu kürsüde,
oğlumun da ismini vermek suretiyle bir alımdan bahsettiler. Şimdi bu konuyla
ilgili gerçek bilgileri size sunmak üzere söz aldım.
Değerli
arkadaşlarım, Türk Tarih Kurumu, daha önce satın almak istediği bir iş yeri
için bir kısım emlakçılarla konuşmuş ve yer
göstermiş, “Kızılay semtimizin falanca sokaklarında kitaplık, kütüphane olarak
bir yer istiyoruz, böyle bir yer bulursanız haber verin.” diye bir kısım emlakçılara haber vermiş. Şimdi -Allah aşkına, lütfen
dikkatlice bir dinleyin- bir dükkân düşünün üzerinde “satılık” veya “kiralık”
iş yeri levhası var ve o dükkânın o levhasının üzerinde de bir kısım
telefonlar. Şimdi, benim oğlum, dükkân sahibiyle birlikte çalışan bir insan.
Türk Tarih Kurumu oradaki telefonları almak suretiyle, bu dükkânı satın almak
istediğini ifade etmiş değerli arkadaşlarım. Sonra bir kısım görüşmeler olmuş,
görüşmeler yapılmış, Türk Tarih Kurumu Başkanımız ya da oradaki ilgili
arkadaşlarımızla bir kısım konuşmalar olmuş, belli bir rakam üzerinde
anlaşılmış. Sonra, iş yerinin gerçek sahibi yani tapusu adına kayıtlı olan
arkadaşımız İngiltere’ye gidiyor ve diyor ki benim oğluma: “Ben yurt dışına
çıkıyorum, tapu işlemlerini yürütmek üzere sana vekâlet bırakıyorum ve lütfen
bu zahmete katlanır mısın?”
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, orada bir sınır konmuş, alt ve üst sınır konmuş ve Türk Tarih
Kurumunun yetkilileri ile mülk sahibi bir kere belli bir rakamda anlaşmışlar.
Bir gazetemiz -ismini vermeye gerek yok- Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan
Vekili Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir açıklaması
üzerine haber yapıyor bunu.
Sonra, bir
sonraki gün, bir sonraki sayısında aynı gazete diyor ki: “Bu mülk gerçek
değerinin altında satılmış.” Aynen haber bu. Kaynak
olarak da Ankara Emlakçılar Odası, Millî Emlak
Müdürlüğü, İl Bayındırlık Müdürlüklerinin belgelerini de aynı gazete yayınlıyor
değerli arkadaşlar.
Şimdi, burada
Sayın Milletvekilimiz, işte, binanın şu kadar olduğu, bu kadar olduğunu
söyledi. Keşke biraz daha sağlıklı inceleme imkânı olsaydı. Bina, dört katlı
bir bina…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İKRAM DİNÇER
(Devamla) – Sayın Başkan, konunun ehemmiyetine binaen bir dakika daha süre
istiyorum.
BAŞKAN – Lütfen
tamamlayınız, bir dakika süre veriyorum, buyurun.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Sayın Vekil, oğlunuz ne iş yapıyor, onu da belirtirseniz…
HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya)- Lokantacı.
İKRAM DİNÇER
(Devamla) – Tabii… Oğlum tüccardır.
BAŞKAN – Siz
konuşmanızı tamamlayınız, lütfen Sayın Vekil.
İKRAM DİNÇER
(Devamla) – Şimdi, bina dört katlı bir yer, bir kere, tek katlı falan değil.
Değerli
arkadaşlarım, Saygıdeğer Milletvekilimiz Hamzaçebi de
Plan-Bütçede bu konuyu bir kez daha irdelemişti. Ben hem Sayın Kılıçdaroğlu’na hem Sayın Hamzaçebi’ye
dostane ziyaretlerde bulundum ve dikkatlerinize bir şey -istemeyerek
söyleyeyim- sunayım: Sayın Hamzaçebi’nin ilinde, on
yıldır orada ticaret yapıyorum ve son on yıldır, değerli arkadaşlarım,
Trabzon’da vergi ödeyenler sıralamasında mutlaka ilk 10’dayız. Şimdi, bizi
böyle bir şeyle ilişkilendirmelerini doğrusu çok doğru bulmuyorum ve üzüldüğümü
burada ifade etmek istiyorum.
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, esasen konunun özü nedir biliyor musunuz? Onu da söyledikten
sonra huzurlarınızı fazla işgal etmeyeceğim. Türk Tarih Kurumu içerisinde…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Dinçer, lütfen… Teşekkür ediyorum, konu anlaşılmıştır.
Teşekkür ediyorum Sayın Dinçer.
İKRAM DİNÇER
(Devamla) – Her ne kadar…
BAŞKAN - Lütfen
Sayın Dinçer… Teşekkür ediyorum Sayın Dinçer.
İKRAM DİNÇER
(Devamla) – Bunu da söylemeden geçemeyeceğim.
Arkadaşlar, Türk
Tarih Kurumu içerisinde Sayın Başkana, yeni Başkana, burdaki
personel, burdaki yetkili arkadaşlarımızın bir
ideolojik sıkıntıları var. Bütün meselenin özü budur. Bunu buralara taşıyıp, AK
PARTİ’yle, AK PARTİ milletvekilinin oğluyla, AK PARTİ
milletvekiliyle
ilişkilendirmek doğru değildir.
ALİ KOÇAL
(Zonguldak) – Olan şey anlatıldı yani bir şey olmuş, o olan şey burada
anlatıldı, açıklandı.
BAŞKAN – Sayın Dinçer, teşekkür ediyorum.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – İkram Bey düzgün adamdır.
İKRAM DİNÇER
(Devamla) – Ben düşüncelerimi burada ifade ettim…
ALİ KOÇAL
(Zonguldak) – Karalama yok yani ne olmuşsa o anlatıldı yani karalamayla alakası
yok bunun.
BAŞKAN – Sayın Dinçer…
İKRAM DİNÇER
(Devamla) – Sayın Başkan size ve yüce heyetinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Dinçer.
Sayın
milletvekilleri, birleşime 14.00’e kadar ara veriyorum.
Kapanma Saati : 13.00
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.00
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Murat ÖZKAN
(Giresun)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 33’üncü Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
2010 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu
Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam)
1.- 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 442) (Devam)
2.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2008 Bütçe Yılı Kesin
Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna
Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/728,
3/934) (S. Sayısı: 443) (Devam)
A) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1.- Vakıflar Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Vakıflar Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
B) BASIN–YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
C) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU (Devam)
1.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2010
Yılı Merkezi Yönetim
Bütçesi
2.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2008
Yılı Merkezi Yönetim Kesin
Hesabı
D) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim
2.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
E) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI
(Devam)
1.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu
Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesabı
F) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ (Devam)
1.- Atatürk Araştırma Merkezi 2010 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçesi
G) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ (Devam)
1.- Atatürk Kültür Merkezi 2010 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçesi
H) TÜRK DİL KURUMU (Devam)
1.- Türk Dil Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
I) TÜRK TARİH KURUMU (Devam)
1.- Türk Tarih Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
İ) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Türk İşbirliği
ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
J) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Diyanet İşleri Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçesi
2.- Diyanet İşleri Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesabı
K) AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)
1.- Avrupa Birliği Genel Sekreterliği 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Avrupa Birliği Genel Sekreterliği 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – Komisyon
ve Hükûmet yerinde.
Şimdi, üçüncü tur üzerinde söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi
Grubu adına Mustafa Kemal Cengiz, Çanakkale Milletvekili.
Buyurun Sayın
Cengiz. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
MUSTAFA KEMAL CENGİZ (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu içinde yer alan Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesi
üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce
heyetinizi saygıyla selamlarım.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; “vakıf” denince, yardımlaşmayı ve dayanışmayı esas
alan köklü bir geçmişe sahip vakıf müessesesi İslam anlayışı ve inancıyla
şekillenmiş, Türk medeniyeti ve Türk kültürüyle de kurumsal bir yapıya
kavuşmuştur.
Türk milletinin
hasletlerinden biri de sahip olduğu hayır anlayışıdır. Bu
hayır ve vakıf anlayışı Anadolu Türk devletleriyle, özellikle Selçuklu
beylikler ve Osmanlı İmparatorluğu’yla üç kıtaya ilahî kelimeyi tevdi eden ve
şairin “Hani ardında çil çil kubbeler serpen ordu?”
dediği büyük ecdat, üç kıtaya çil çil medeniyet ve
sanat eserlerini serpmiş, vakıf müesseselerini, vakıf ve hayır anlayışını üç
kıtaya taşımıştır.
Çok geniş bir
coğrafyadan miras aldığımız vakıf eserlerimize ne kadar sahip çıkabildiğimiz,
ne kadar koruyabildiğimiz, ne kadarını yaşatabildiğimiz ve ne kadarını gelecek
nesillere teslim edebildiğimiz meçhul olmaya hâlen devam etmektedir.
Vakıf sistemi
Osmanlı Devleti’nde oldukça önem kazanmış, Osmanlının hayat tarzına damgasını
vurmuş; devleti ayakta tutan, milletin birliğini, dirliğini ve sosyal
yardımlaşma ve dayanışmayı ve bütünleşmeyi sağlayan vakıf sistemi, başka
devletlerin ve milletlerin de esin kaynağı olmuştur.
Bugün bütçesini
görüştüğümüz Vakıflar Genel Müdürlüğünün temel görevleri, hayrı ve sosyal
hizmetleri toplumun tüm muhtaç kesimlerine sunmak, mevcut vakıf eserlerini
korumak, kollamak, bir kültür mirası olan bu eserleri gelecek nesillere
ulaştırmaktır. Aynı zamanda vakıf mallarını ekonomik bir şekilde işletmek,
tarihî değere sahip eserleri onartmak, muhafaza etmek, gayelerine göre
yaşatmak, geçmiş ve gelecekteki vakıf kültür ve medeniyetlerinin devamlılığını
sağlamaktır.
Ulu Önder Mustafa
Kemal Atatürk 1 Mart 1922 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinde açılış
konuşmasında vakıfla ilgili şu kelimeleri ifade etmektedir: “Bilinmektedir ki vakıflar memleketimizin
mühim bir servetini teşkil eder. Bu servetten millet ve memleketin gerektiği
şekilde istifade edebilmesi için Şer'iyye Vekâletiyle
beraber bütün Bakanlar Kurulunun ve hatta Yüce Meclisin bu hususu ehemmiyetle
tetkik ile bu büyük müessesenin haraplıktan korunmasını ve memlekete faydalı
bir hale konulmasını temenni eylerim.”
Ata’mızın bu
mesajı doğrultusunda baktığımızda, vakıfların varoluş
esprisi göz önüne alınınca, bunun, dinî müesseseler ile beraber hizmet ve
sosyal yardımlaşmayı hedeflediği anlaşılmaktadır. Atatürk’ün de önemini
vurguladığı vakıfların, bugün, günümüzde layık olduğu şekilde yönetildiğine
inanmamaktayız. Genel Müdürlükten bölge müdürlüklerine kadar kulağımıza gelen
usulsüz işler ve şaibeli ihaleler, dualı vakıf malları üzerinde oluşturulan rant mücadelesi, vakıf mallarının peşkeş çekilmesi, ecdat
yadigârı bu müesseselerdeki şayialar vicdanlarımızı sızlatmaktadır ve bizleri
üzmektedir. Şunu hatırlatmak isterim, vakıf malını keriz
malı görenlerin abat olması mümkün değildir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Anadolu’muz, cennet vatanımız açık hava müzesi gibi
ecdat eserleriyle bezelidir. Bugün, sanat tarihi bölümünü bitirmiş gençler
işsiz gezerken, vakıf vakfiyeleri, vakıf taşınır eserleri, vakıf taşınmaz
eserlerinin hâlen envanter çalışmasının yapılmamış
olması manidardır. Vakıfların, Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde üst
kademelerinde ve alt kademelerinde sanat tarihçi ve sanat tarihçileri
-bünyesinde- kullanmayan ve Genel Müdürlük içinde oluşturulan ihalelerde bu
arkadaşlara görev vermeyen ve bu gibi ihalelerin teknik ve uzmanlar tarafından
takip edilmediği de tarafımızdan bilinmektedir.
Vakıflar Genel
Müdürlüğü, taşınmaz kültür varlıklarının birçoğunun daha tespitini ve tescilini
yapmamış ve envanter çalışmalarını tamamlayamamıştır.
Envantere alınmış eserlerden restorasyona ihtiyaç
olanların 2008 yılında 188 tanesinin restore edildiği görülürken, 2009 yılında
bu sayı aşağıya düşmüş ve restore edilmeyi bekleyen yüzlerce taşınmaz kültür
varlığı sırasını beklemektedir. Ecdat yadigârı olan bu eserlerin bir an önce
koruma altına alınması, aslına uygun restorasyonun
yapılması, acil ve önceliği olanların ise tamamlanıp bakımının bir an önce
bitirilmesi gerekmektedir.
Vakıflar Genel
Müdürlüğünün, “Yaşa ve yaşat.” ilkesi doğrultusunda, toplumun vakıf geleneğini
sevdirme, vakıf bilincini artırma yönündeki çalışmaları yetersizdir. Kurum
sadece Vakıf Haftası süresince etkinlik yapmak yerine, sürekli sunumlar,
paneller, konferanslar tertip etmeli, görsel veya yazılı medyada yazılı vakıf
eserlerini ve envanter çalışmasında yer alan
çalışmalarını halkıyla paylaşmalı, basımını yapmalı ve bunların da dağıtımını
gerçekleştirmelidir.
2008 yılında
açılan müze sayımız 6 iken, 2009 yılında ise açılan müze sayımız sıfırdır.
Özellikle vakıf eserlerinin restoresi yapıldıktan sonra vakıf müzeciliğinin ön
plana çıkarılmasının ve taşınır vakıf eserlerinin de halkla buluşturulmasının,
ziyaretlere açılmasının ve halkın bu vakıf müzeciliği noktasında da bilinçlendirilmesinin
sağlanması gerektiğine inanıyoruz.
Aynı zamanda
vakıfların temel amaçlarından biri de, yoksullara, kimsesizlere, çaresizlere,
muhtaçlara sahip çıkmasıdır. Bu da imarethaneler, hastaneler, muhtaç aylığı ve
burs şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Vakıflar Genel
Müdürlüğü 2008 yılında yüz sekiz imarethaneden 77.280 kişiye sıcak yemek
verirken, 2009 yılında bu rakam 78.450’ye ancak ulaşabilmiş, neredeyse bu
konuda yerinde saymıştır. Vakıflar sosyal yardım taleplerinin ancak yüzde
56’sına cevap verebilmektedir. Günde 229 kuruşun üzerinde geliri olanları aç,
639 kuruşun üzerinde olanları yoksul saymayan TÜİK verilerine göre ülkemizde,
en iyimser rakamlara göre, yarım milyon kişinin açlık, 12 milyon kişinin de
yoksulluk sınırının altında yaşadığını düşünürsek, Vakıflar Genel Müdürlüğünün
sosyal yardımlar noktasında yetersiz kaldığını, ihtiyaca cevap veremediğini
görmekteyiz.
Vakıflar Genel
Müdürlüğümüzce Vakıf Arşiv Yönetimi Sistemi (VAYS) projesi ihale edilmiştir. Bu
ihaleyi alan firmanın bu ihale sonucunda VAYS projesini gerçekleştiremediği ve
daha sonra bu ihalenin iptal edildiği, iptal edildikten sonra yeniden açılan
ihalede yine aynı firmaya bu projenin verilmesi de bizce manidar görülmüştür.
Değerli
milletvekilleri, bildiğiniz gibi bu Mecliste bir yıl önce Vakıflar Kanunu’nu
çıkardık. Bu Vakıflar Kanunu’yla birlikte vakıflarımız gerçekten denetimden
uzak kaldı ve iç denetime yönelik yapılanmayla birlikte vakıflarımızda ve
özellikle vakıf teşekküllerinde oluşan yolsuzlukların Genel Müdürlüğümüz tarafından
yeterince denetlenmediği ve bunların takibinin gerçekleştirilmediği ortaya
konulmuştur.
Sayın
Başbakanımızın özellikle ülke dışında restorasyonlar
ve onarımların yapıldığını ifade ettiği buradaki konuşmasına rağmen, özellikle
Batı Trakya’da ve Balkanlarda birçok ecdat yadigârı eserin hâlen depo olarak
kullanıldığını, özellikle camilerin Batı Trakya’da ahır olarak kullanılmaya
devam edildiğini ve özellikle bu bölgedeki halkımızın ibadet etme noktasındaki
ibadet mekânlarının da bu şekilde elinden alındığını görmekteyiz.
Çıkardığımız
Vakıflar Kanunu’nda mütekabiliyet hesabının, karşılıklılık anlayışının
yerleşmemesi nedeniyle, bu noktada bizim özellikle Batı Trakya’daki vakıf
eserlerimize yönelik restorasyon çalışması, tespit ve
envanter çalışmalarımızı yapamadığımız aşikârdır.
Bu bağlamda,
özellikle son günlerde Fener Rum Patrikhanesiyle ilgili konulara baktığımızda
hem Rum Patrikhanesinin Başpatriğinin kendisini “Ekümenik” olarak addetmesi hem de birçok yazışmalarda
İstanbul’un Konstantinapol…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Cengiz, lütfen, tamamlayınız.
MUSTAFA KEMAL
CENGİZ (Devamla) – Teşekkür ediyorum.
…Konstantinapol olarak geçmesi de, bu Vakıflar Kanunu’ndan
sonra özellikle cemaat vakıflarının elde etmiş olduğu haklar doğrultusunda
birçok cemaat vakfının yeni hakların peşinde koştuğu ve gayrimenkullerini geri
istedikleri noktası da dikkatlerimizden kaçmamakta ve bu Kanun’la birlikte yeni
yaptırımları da beraberinde kazanmışlardır. Özellikle Ruhban Okulunun onarıma
girdiği şu günlerde, Ruhban Okulunun açılmasıyla ilgili de çalışmalar devam
etmekte ve Obama da bu konuda isteklerini Başbakanımıza iletmiştir. Bu konular
bizleri üzmekte ve gelecekle ilgili konularda tedirginliğimiz artmaktadır.
Özellikle vakıflarımızın bize ecdat yadigârı emanetler olduğunu, bunları
gelecek nesillere iletmemiz gerektiğini ifade ediyoruz.
Vakıflar Genel
Müdürlüğümüzün bütçesinin hayırlara vesile olmasını temenni eder, hepinize
saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Cengiz.
Alim Işık, Kütahya
Milletvekili.
Buyurun Sayın
Işık. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, çok değerli
milletvekilleri; görüşülmekte olan 2010 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu
Tasarısı’nın Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Türkiye Bilimsel ve
Teknolojik Araştırma Kurumu yani TÜBİTAK, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) ve
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bütçeleri üzerinde Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce Meclisi
ve bizleri izleyen aziz milletimizi saygılarımla selamlıyorum.
Bu kurumlar,
şüphesiz ki ülkemizin bilimsel, tarihî ve kültürel faaliyetlerinin düzenlendiği
ve milletimizi millet yapan bu ortak değerlerimizin gerek ulusal gerekse
uluslararası arenada yayımlanarak tanıtımının yapıldığı çok önemli
kurumlarımızdır. Bu nedenle, kurulduklarından bu yana ülkemizin gelişmesine ve
Türk kültürünün tanıtımına katkı sağlayan bu kurumlarımızda görev yapan tüm
çalışanlara milletimiz adına teşekkür ediyor, daha nice başarılı çalışmalarla
ülkemizin “lider ülke olma” ülküsüne en kısa sürede ulaşmasını diliyorum.
Adı geçen
kurumların faaliyetleri ve bütçeleri hakkında da kısa kısa
sizlerle görüşlerimizi paylaşmak istiyorum.
Basın-Yayın ve Enformasyon
Genel Müdürlüğü yüce Meclisimizle aynı yaşta olup 7 Haziran 1920’de Mustafa
Kemal Atatürk tarafından kurulmuş, kuruluşundan bugüne önemli görevler
yapmıştır. 1984 yılında 231 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile bugünkü adıyla
yeniden yapılandırılmış olan, kendi İnternet sitesinde de detaylı faaliyetleri
verilen kurumda değişik alanlarda yurt içinde ve dışında çok önemli faaliyetler
gerçekleştirilmektedir. Bu kurumun yaptığı birçok güzel iş yanında yapamadığı
ve mutlaka yapması gereken en önemli işlerden birisi de Türkiye’de basın
özgürlüğünün geliştirilmesi ve bunun uygulanmasına katkı sağlamaktır. Bu konuda
özellikle AKP hükûmetleri döneminde gelinen nokta
hepimizin malumudur ve maalesef hiç de iyi değildir. Kurumun 2010 yılı bütçesi
bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 4 oranında artırılarak 67 milyon 175 bin TL
olarak belirlenmiş ancak bu bütçe 2008 bütçesinin yüzde 1’i oranında daha düşük
kalmıştır, dolayısıyla bütçenin yeterli olduğu söylenemez.
TÜBİTAK,
Türkiye'nin rekabet gücünü ve refahını artırmak ve sürekli kılmak için toplumun
her kesimi ve ilgili kurumlarla iş birliği içinde her türlü bilimsel faaliyeti
desteklemek ve öncülük yapmak amacıyla kurulmuş, Başbakanlıkla ilgili bir
kurumdur. Kurumun 1963 yılında çıkarılmış 278 sayılı Yasa’sında bilime destek
amaçlı, “bilimsellik” kavramını esas alan yapısının çok net bir şekilde
vurgulandığı görülürken, değişik iktidarlar döneminde yapılan çeşitli
değişikliklerle ne yazık ki bu güzide kurum da özerk olmaktan çıkartılarak
âdeta herhangi bir genel müdürlük konumuna getirilmiş durumdadır.
TÜBİTAK’ta
oynanan oyunu ve AKP döneminde gelinen son noktayı iyi anlamak için geçmiş
dönemlerde yapılan değişikliklere kısaca bakmak gerekir. 1987 yılında çıkarılan
294 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye göre TÜBİTAK, bir yönetim kuruluyla
yönetilir hâle getirilmiştir. 1993 yılında çıkarılan 498 sayılı Kanun Hükmünde Kararnam’eyle, yeniden Bilim Kuruluna geçilmiş ve açılacak
üyelikler için, Kurul tarafından, gizli oyla ve üye tam sayısının çoğunluğuyla
seçim yapılacağı hükmü getirilmiştir. 2003 yılında çıkarılan
5016 sayılı Kanun ile boş bulunan Bilim Kurulu üyeliklerine bir defaya mahsus
olmak üzere Başbakan tarafından atama yapılması ve Başkanın bir defaya mahsus
olmak üzere, Başbakanın teklifi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından atanması hükme
bağlanmış ancak AKP’nin yaptığı bu çok önemli değişiklik, dönemin Cumhurbaşkanı
tarafından veto edilmiş, Anayasa Mahkemesi tarafından da önce yürürlüğü
durdurulmuş ve ardından da iptal edilmiştir. Ancak AKP yine durmamış, 1 Eylül
2008’de yürürlüğe giren 5798 sayılı son Yasa’da ise özetle, 12 üye ile
Başkandan oluşan Bilim Kurulu üyelerinin ilgili birimlerin göstereceği adaylar
arasından Başbakan tarafından seçileceği hükme bağlanmış, Yasa’nın geçici 7’nci
maddesiyle, Kurum Başkanının 2 Başkan adayı arasından Başbakan tarafından
seçilerek, bu adayın Cumhurbaşkanı tarafından dört yıllık bir süre için Başkan
olarak atanması sağlanmıştır. Böylece, AKP döneminde beş yıla yakın
süredir vekâletle yönetilen kurum, nihayet asil Başkanına kavuşabilmiştir.
Doğrudan
TÜBİTAK’ın yönetimini ele geçirmeyi; amaçlayan AKP’nin yaptığı bu
değişikliklerle, ne acıdır ki akla ve evrensel normlara dayalı bilimsel
çalışmaların lokomotif gücü olan TÜBİTAK’ın özerk yapısı yok edilerek, tüm
unsurlarıyla birlikte siyasi amaçlara hizmet eden bir kuruma dönüştürülmesi
sağlanmıştır. Gerek ilgili bakanın gerekse iktidar partisi milletvekillerinin
değişik ortamlarda TÜBİTAK’ın performansının iktidarları döneminde katlanarak
artırıldığı yönündeki beyanları sayısal olarak kısmen doğru olabilir. Bu konuda
katkısı bulunan herkese teşekkür ederiz. Ancak bilindiği gibi, ülkelerin ARGE
ve bilimsel düzeylerinin uluslararası rekabette geldiği nokta çok daha önemli
bir göstergedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, ülkemizin konumunu şu birkaç
son istatistikle sizlerle paylaşmak istiyorum:
Ülkemizde, ARGE
harcamalarına ayrılacak payın millî gelirimizin yüzde 2’sine çıkarılması
hedeflenmesine rağmen, daha yüzde 1’ine bile ulaşamadığımız bir gerçektir. 2007
yılı verileri bu oranın binde 7 dolayında olduğunu göstermektedir. Sayın Osman Coşkunoğlu’nun Plan ve Bütçe Komisyonu tutanaklarında da
yer alan ifadeleri ile ülkemiz, Dünya Ekonomik Forumu’nun 2009-2010 Küresel
Rekabet Raporu verilerine göre rekabet gücünde 130’dan fazla ülke arasında
Azerbaycan, Malta, Litvanya ve benzeri gibi ülkelerin
gerisinde ve 61’inci sırada yer almaktadır. Aynı forumun inovasyon
kapasitesine ilişkin değerlendirmesine göre ise ülkemiz 46’ncı sırada ve birçok
ülkeye göre daha iyi durumda iken, bilimsel araştırma kurumlarının kalitesi
açısından Malta, Gana, Uganda, Vietnam gibi ülkelerin gerisinde ve 71’inci
sırada kalmaktadır. Şirketlerin ARGE’ye ayırdıkları
harcama bütçelerinin bir göstergesi olarak değerlendirilen ARGE yoğunluğu
açısından ise ülkemiz 76’ncı sıradadır. Yine Avrupa Birliğinin “Avrupa İnovasyon Karnesi” adıyla Ocak 2009’da yayınladığı raporuna
göre ise AB ülkeleri ve aday ülkeler arasında 2004’te 192 puanla Bulgaristan’ın
önünde sondan 2’nci sırada yer alan ülkemiz, 2007’de 206 puanla Bulgaristan’la
aynı düzeye inmiş, nihayet 2008’de 205 puanla 221 puanlı Bulgaristan’ın altına
düşerek son sıraya gerilemiştir. Yani ülkemiz son beş yılda diğer ülkelere göre
göreceli olarak sürekli geriye gitmiştir.
Bu göstergelere
göre bir değerlendirme yapıldığında, ülkemizin bilimsel düzeyinin ve rekabet
gücünün artırılabilmesi için Hükûmetin bu kurumumuza
ayırdığı bütçenin yeterli olduğunu ve ayrılan kaynakların etkin kullanıldığını
söylemek mümkün görünmemektedir. Bu amaçla, geçen yıl çıkardığımız ARGE Teşvik
Yasası’nın uygulanabilir hâle getirilmesi sağlanmalı ve TÜBİTAK tarafından 2023
vizyon çalışmasına benzer şekilde yeni bir 2053 vizyon
çalışması zaman geçirilmeden gerçekleştirilmeli, mutlaka ülkenin bir bilim,
teknoloji politikası ve yol haritası hazırlanmalıdır. 2010 yılı için öngörülen
1,3 milyar TL’lik kurum bütçesinin gelecek yıllarda daha da artırılarak mutlaka
üst değerlere çıkartılması kaçınılmaz görünmektedir.
Türkiye Bilimler
Akademisi (TÜBA), bilimsel etkinliklerin uluslararası düzeyde geliştirilmesi
amacıyla yabancı kurum ve kuruluşlarla ilişkilerini sürdüren ve genç bilim
adamlarının yetiştirilmesi için çalışan bir kurum olup, şimdiye kadar
desteklediği toplam 200 dolayındaki genç bilim adamı sayısının daha da
artırılması mutlaka gerekmektedir. Kurumun 2010 yılı bütçesinde öngörülen 9
milyon 980 bin TL’lik ödeneğin, kurumun yukarıda sayılan amaçlarını
gerçekleştirmesine yetmeyeceği açıktır ve mutlaka artırılması gerekir.
Atatürk Kültür,
Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı, Anayasa’mızın 134’üncü maddesi gereği
2876 sayılı Kanun’la, Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını,
Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak,
tanıtmak, yaymak ve yayınlar yapmak amacıyla kurulmuş olup, Atatürk Araştırma
Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi olmak
üzere 4 adet bağlı kuruluştan oluşmaktadır. Şimdiye kadar ortak bütçeyle
kendilerine ayrılan ödenekler ölçüsünde ellerinden geldiğince en iyi şekilde bu
ödeneklerini değerlendirerek çalışmalar yapmakta olan bu kuruluşlarımız, ilk
kez bu yıl, bu bütçeyle ayrı ödeneklere kavuşmaktadırlar. Bu kuruluşlarımızın
yaptıkları çok değerli çalışmalar, kendi İnternet siteleri başta olmak üzere
birçok yazılı basında da ve yaptıkları yazılı eserlerde de tarafımızdan ve
hepimizce yakından izlenmektedir. O nedenle, bunların ayrı ayrı
faaliyetlerine zaman yetersizliği nedeniyle değinmek istemiyorum.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Işık, lütfen tamamlayınız.
ALİM IŞIK (Devamla) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Fakat, bu vesileyle,
Türk Tarih Kurumuyla ilgili olarak Plan ve Bütçe Komisyonu çalışmaları
esnasında Sayın Hamzaçebi tarafından, 2009 yılında
yapılan bir ihaleyle 2,5 milyon TL’ye bir gayrimenkul alımıyla ilgili olarak
tutanaklara geçirilen yolsuzluk iddialarının mutlaka açıklanması ve sorumlular
hakkında gerekli işlemlerin yapılması gerekmektedir. Ayrıca, kurum Başkanlığından
hiç de etik olmayan şekilde uzaklaştırılan değerli bilim adamı Sayın Halaçoğlu’nun, son günlerde Hükûmet
tarafından gündeme getirilen Ermenistan açılımıyla bir ilgisinin olup
olmadığının da bu vesileyle tekrar sorgulanması gerektiği inancındayım.
Atatürk Araştırma
Merkezi ve Atatürk Kültür Merkezi çok kısıtlı bütçelerle faaliyetlerini
sürdürmektedirler ve bunların kendilerine ait binaları dahi yoktur. 2876 sayılı
Kanun’un 519 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değiştirilen bazı hükümlerinin
Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi üzerine bu kurumlarımız, 2002 yılından beri
ilgili kurullarına atamalar yapamamakta, faaliyetlerini
gerçekleştirememektedirler.
Bu düzenlemenin
mutlaka Meclisimiz tarafından bir an önce yapılması dileğiyle 2010 yılı merkezî
bütçesinin kurumlarımıza ve ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyor, saygılar
sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Işık.
Şimdi söz sırası
İstanbul Milletvekili Atila Kaya’da.
MHP GRUBU ADINA
ATİLA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kısa adı TİKA
olan Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi ile Diyanet İşleri Başkanlığı bütçeleri
hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini anlatmak için söz
almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi, Sovyetler Birliği’nin
dağılmasının hemen akabinde, 4668 sayılı Yasa gereğince, 1992 yılında, Türk
dilinin konuşulduğu ülkeler ve topluluklar öncelikli olmak üzere gelişmekte
olan diğer ülkelere yardım etmek, teknik yardım vermek ve öncelikli ülkelerle
iş birliği ortamını geliştirmek amacıyla kurulmuştur.
Değerli
milletvekili arkadaşlarım, esasen 1930’lu yılların ortalarında Gazi Mustafa
Kemal Atatürk tarafından, bir gün Sovyetler Birliği’nin dağılması ihtimali göz
önüne alınarak Sovyetler Birliği sınırları içerisinde yaşayan ve dil, din ve
soy birliği içerisinde olduğumuz kardeşlerimize o gün geldiğinde yardım etmek
amacıyla, o hususta hazırlıklı olmak amacıyla yapılmış olan ikazlara rağmen,
daha sonraki yönetimler maalesef bu uzak görüşlü öneriyi dikkate almayarak,
Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla hazırlıksız bir şekilde bu sürece
yakalanmışlardır ve zaman içerisinde birtakım olumlu adımlar atılmış olmasına
rağmen, hâlen devam etmekte olan birtakım yanlışlıklar, işte bu hazırlıksız olmanın getirdiği bir sonuç olarak, bu hazırlıksızlığın bir
doğal neticesi olarak karşımıza çıkmış bulunmaktadır.
Değerli
milletvekili arkadaşlarım, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı son
derece önemli ve stratejik öneme sahip olan bir kuruluşumuzdur. Çünkü, bugün içinden geçmekte olduğumuz ve genel bir kabul
olarak adına “küreselleşme” denilen, birtakım yan unsurları olmakla beraber
esas itibarıyla Amerikan kapitalizminin, Amerikan hayat tarzının ve
değerlerinin yerküre çapında hâkim kılınmasını ve yaygınlaştırılmasını öngören
bir sürecin yanında, son yıllarda, özellikle bölgesel siyasi ve ekonomik güç
merkezlerinin oluşmaya başladığı yeni bir dünyaya doğru bir gidiş vardır. Dolayısıyla, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresinin ilgi alanına
giren ve işlevleri bakımından hitap ettiği coğrafyayı dikkate aldığımızda, Türk
İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı, yürütmekte olduğu çalışmaları düzgün,
doğru ve belli prensip ve esaslar çerçevesinde yürütmesi hâlinde, Türkiye
Cumhuriyeti devletine, bölgesel bir güç olmanın ötesinde, küresel bir güç olma
noktasında önemli katkılar sağlayabilecek olan bir kuruluşumuzdur. Bunun
için TİKA’nın çalışmalarında tespit etmiş olduğumuz
birtakım eksiklikleri ve yapılması gereken hususları zamanın kısıtlılığını da
göz önüne alarak sizlerle paylaşmak istiyorum.
Değerli
arkadaşlar, öncelikle, TİKA’nın kuruluşunda, ilk
kuruluşta ortaya konulan öncelikli ülkeler -yani burada kastedilen Türk
cumhuriyetleri ve henüz devlet hâline gelememiş Türk toplulukları- konusu
öncelik olmaktan çıkarılmış ve çok daha geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.
Elbette ki buna belki ihtiyaç vardır ancak bu öncelik hiçbir zaman gözden
kaçırılmamalıdır.
Diğer önemli bir
husus: TİKA’nın faaliyetleri yürütülürken, teknik
yardım ve yardım yapılan ülkelerin kalkınmalarının yanı sıra ülkemizin tanıtımı
ve iş birliği için zemin hazırlanması da dikkate alınmalıdır. Aynı zamanda bu
dış yardım ve destekler uzmanlık isteyen konulardır. Bu sebeple TİKA personeli
seçilirken bu hususlar özellikle dikkate alınmalıdır ve dikkat edilmelidir.
Yine, TİKA’nın yirmi civarında ülkede koordinatörlüğü
bulunmaktadır. Bu koordinatörlüklere atanan elamanlar, bulunduğu ülkenin diline
ve kültürüne vâkıf olmalı, ayrıca bu dış görevlendirmelerde zaman zaman medyaya yansıyan ve bazı cemaatlere yakın olmak gibi
nesnel olmayan birtakım ölçütler uygulanmamalıdır.
Yine, bir diğer
önemli mesele olarak TİKA’nın, değerli arkadaşlar,
Türkçenin kullanımı, yaygınlaştırılması konusunda bir eksiklik görülmektedir.
Aynı zamanda yurt dışında Türk kültür merkezleri kurulması da keza yeterince
önem verilmeyen konular arasındadır. Aslında Türk dünyasına ve çevremize
yönelik bu faaliyetlerin esaslarının belirlenmesi noktasında, 20’nci asrın
başlarında Türk aydınlanmasının sembol isimlerinden İsmail Gaspıralı’nın
ortaya koyduğu prensipler bugün için de geçerliliğini korumaktadır. Bu prensip,
hepinizin bildiği gibi “Dilde birlik, işte birlik ve fikirde birlik.”
prensibidir. Dolayısıyla -daha başka, TİKA’yla ilgili
hususlar var ama zaman darlığını dikkate alarak- bütün bu esaslara dikkat
edilerek TİKA’nın faaliyetlerini yürütmesi
gerektiğini bir kere daha dikkatlerinize sunuyorum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bugün karşı karşıya kaldığımız önemli sorunlardan
birisi millî ve manevi değerlerimizin toplumsal çatışma alanına dönüştürülmesi
ve Türkiye'nin inanç ve mezhep temelinde çok tehlikeli bir ayrışma ve
cepheleşme sürecine çekilmek istenmesidir. Toplumsal huzursuzluk ve gerginlik alanları
her geçen gün derinleşmektedir.
Değerli
milletvekili arkadaşlarım, bu bakımdan, Diyanet İşleri, son derece önemli; çok
büyük bir bütçeye, muazzam bir kadroya sahip kuruluşumuz olması bakımından
önemlidir.
Öncelikle Diyanet
İşleri Başkanlığının ilgi alanına giren, yani toplumda din hizmetleri, doğru
bir din anlayışının topluma ulaştırılması, sosyal dayanışma ve yardımlaşma gibi
hususlarda Diyanet İşleri Başkanlığının yapması gereken önemli hizmetler
vardır.
Ancak, biraz önce
ifade ettiğim gibi, bugün Diyanet İşleri Başkanlığının yapısı tartışılan bir
husus hâlindedir. Çünkü bugün Türkiye’de bizim millî birliğimizin, millî
bütünlüğümüzün ve kültürümüzün ayrılmaz ve kopmaz bir parçası olan Alevi İslam
inancına mensup olan kardeşlerimiz vardır ve bunların zaman zaman
dile getirilen çeşitli sorunları vardır ki, bunların bu sorunlarına yönelik
birtakım çalışmalar yapılmaktadır. Ben özellikle bunun yanında aynı şekilde
Caferi inancına mensup vatandaşlarımızın da birtakım sorunları olduğunu
biliyorum ve bunlar hususunda da bunlar hakkında da birtakım çalışmaların
yapılması gerektiğine olan inancımı sizlerle paylaşıyorum.
Ancak, değerli
arkadaşlar, bütün bu çalışmaları yürütürken, özellikle bu çalışmaları yürüten
iktidar partisinin dikkat etmesi gereken bir tespitte bulunmak istiyorum.
Öncelikle bir milletin içinde yaşayan fertlerin tek tek
sosyal ya da siyasal kimlikleri, şu ya da bu mezhebe ya da herhangi bir etnik
gruba mensup olmakla, mensubiyetle belirleniyorsa, o ülkede millî birliği,
millî bütünlüğü sağlamak son derece zor olur.
Ancak, değerli
milletvekili arkadaşlarım, bu tür kimliklerden önce ve bu tür kimliklerin
üzerinde “aynı millete mensup olma” şeklinde temel bir kimlik şuuruna
ulaştığımız, sosyal ve kültürel yapımızın da böyle bir gelişme safhasına vasıl
olduğu toplumlarda bu alt kimlikler ve bu alt kültürler bir çatışma ve bölünme
sebebi olmuyor.
Dolayısıyla bu
tespitler bize millî birliğin, ulusal bütünlüğün sosyolojik temellerinin sosyal
bütünleşme ve millî
kültür olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla yapılacak bütün bu çalışmalarda
-gerek Alevi çalıştayı olsun gerekse diğer
çalışmalarda- esas dikkat edilmesi gereken husus, aynı millete mensup olma
şeklinde bilincin güçlendirilmesidir ve bu bilincin asla ve asla zaafa
uğratılmaması gerçeğidir. Dolayısıyla bu cümleden olmak üzere geçtiğimiz
günlerde Alevi kardeşlerimizin sorunlarıyla ilgili Genel Başkanımızın grup
toplantımızda, bir çerçeve olması ve yapılan çalışmalara bir katkı olması
bakımından dile getirdiği hususları burada bir kere daha sizlerle paylaşmak
istiyorum.
Birinci olarak,
Aleviliğin öncelikle nitelikli eğitim ve nitelikli kadro ihtiyacını
karşılayacak “Türkiye Alevilik araştırmaları merkezi” devlet desteğinde
kurulmalıdır. Bu merkez, genel bütçeden ayrılacak ödenekle desteklenmeli ve
idari bakımdan özerk olmalıdır.
Alevi inanç
önderlerinin akademik seviyede eğitilmesi için ilahiyat fakültelerinde tasavvuf
ilimleri bölümü kurulmalıdır. Millî Eğitim Bakanlığınca din derslerinin
müfredatına, doğrudan Alevi toplumunun katılımıyla şekillenmiş doğru, objektif
ve bilimsel bilgiler girmelidir. Bu kapsamda olmak üzere, Alevi İslam inancı
önderlerinden, konusunda uzman ilahiyatçılardan ve akademisyenlerden oluşan
özel ihtisas komisyonu kurulmalıdır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Kaya, lütfen tamamlayınız.
ATİLA KAYA
(Devamla) – Kültür Bakanlığı ve ilgili kuruluşların iş birliğiyle Alevi İslam
inancının ve tarihî, kültürel şahsiyetlerinin envanteri
ve külliyatı çıkarılmalı, varsa yabancı dilde olanlar Türkçeye çevrilmelidir.
Diyanet İşleri Başkanlığı, ortaya çıkacak külliyatın orijinallerine sadık
kalarak yayınlanmasında istişare ve iş birliği içinde olmalıdır. Alevi İslam
inancını da bünyesinde temsil edecek şekilde Diyanet İşleri Başkanlığında
yapısal düzenlemeye gidilmelidir.
Alevi toplumunun
hayatında çok önemli yeri olan cemevi gerçeği, siyasi
kaygılardan uzak, cami-cemevi karşıtlığına
dönüştürülmeden kabul edilmelidir. İnanç ve kültür hayatımızın bir unsuru olan cemevlerine devlet yardım etmeli, genel bütçeden ödenek
tahsis edilmelidir.
Konunun beklemeye
tahammülü kalmamıştır. AKP elinde daha fazla tahrik edilip daha fazla
kaşınmadan acilen çözüme muhtaçtır. Geçmişin acılarını ve hatta varsa
hatalarını tahrik ederek ulaşacağımız bir sonuç da yoktur.
Bu duygu ve
düşünceler içerisinde bütçenin hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Kaya.
Şimdi, şahsı
adına, lehinde olmak üzere söz isteyen Bayram Özçelik,
Burdur Milletvekili.
Buyurun Sayın Özçelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş
dakikadır.
BAYRAM ÖZÇELİK
(Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010 mali yılı bütçe
görüşmelerinde şahsım adına lehte söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Vakıflarımız
bizim medeniyetimizin hangi düzeyde insanlığa hizmet edildiğini göstermesi
açısından bir mihengimizdir. O medeniyet ki tarihimizdeki altın sayfaları
oluştururken geleceğimize hangi pencereden bakacağımızı, aydınlık geleceğe
umutla yürüyebileceğimizi göstermektedir.
Vakıflar,
kültürümüzü, şuurumuzu geliştirici, paylaşmayı ve katılımcılığı
yaygınlaştırmaktadır. Sağlıktan eğitime, çevreden sosyal hizmetlere her alanda
vakıf hizmetleri bulunmakta ve öncülük etmektedir. Önemli olan hayatımızın
içerisindeki o kültürü, hizmetleri yaşatmak ve devamını sağlamaktır.
Her gün gelip
geçtiğimiz mekânlardaki eserler bizlerden bir bakım ve onarım beklemektedir.
Yaşatma şuurunda olan insanlar vasıtasıyla, amel defterlerini kapatmayacak
vakıf insanları tarafından bunlar ele alınmaktadır. Vakıf insanı ve vakıf
insanlarının sayılarını artırmak ve teşvik etmek hepimizin görevidir.
Bilgi ve
teknoloji olan çağımızda, sosyal ve bireysel buhranların anaforunda oradan
oraya savrulan insanlığın manevi dinamiklerine kavuşması için vakıf dava
adamlarına çok büyük ihtiyaç duyulmaktadır.
AK PARTİ hükûmetlerimizin medarıiftiharı olan, eğitimde, sağlıkta,
ulaşımda, TOKİ’de yapılanlar kadar Vakıflar Genel
Müdürlüğü, vakıf eserlerimizde yaptıkları, TİKA’nın,
da Türk ve İslam dünyasında yaptıkları gururumuzdur, onurumuzdur.
“İş bilenin kılıç
kuşananındır.” sözü, öyle inanıyorum ki Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün ve TİKA’nın, AK PARTİ hükûmetlerinin
programı çerçevesinde yaptığı çalışmalar için kullanılsa yeridir.
Vakıf eserlerinin
ve vakıflara ait mülklerin art niyetli kişiler tarafından suistimal
edilerek kullanılmalarına hükûmetlerimiz döneminde son
verilmiştir. Hukuk çerçevesinde her türlü tedbirler alınmış, bir daha suistimallerin önü kapatılmıştır.
Antalya Vakıflar
Bölge Müdürlüğü tarafından Burdur ilimizde de vakıf eserlerimizin bakım ve
onarımı için 2 milyon TL ödenek harcanmıştır. Burdur merkezde Ulu Cami, Saden Hatipoğlu Camisi, Dökmecikızı
Camisi, Şeyh Sinan Camisi, Tefenni Hüseyinoğlu
Camisi, Çavdır Dengere Köyü Camisi ve benzeri restorasyonlar yapılmıştır.
Vakıflar Genel
Müdürümüzle Burdur’umuzdaki vakıf eserlerini yerinde görerek neler yapılacağını
değerlendirdik. Özellikle, Burdur şehir merkezine prestijli
bir eser kazandırılacağını büyük bir ümitle bekliyoruz. Bucak ilçemizdeki Susuz
Han Kervansarayı “restore et-işlet-devret” modeliyle restore eden As
Çimento’ya, Âdem Sak’a buradan teşekkür ediyoruz. Aynı şekilde, Bucak’taki büyük bir kısmı ayakta kalan İncirhan da restore edilmek için beklemektedir.
Vakıflar Genel
Müdürlüğü, hüzünlü, ağlayan, harabe görüntüdeki eserleri restore ettikten sonra
gülen vakıf eserlerini toplumumuzun hizmetine sunmaktadır. Ağlayan vakıf
eserleri arasında yer alan Burdur şehir merkezindeki Hoca Bali
Hamamı ve Derviş Mehmet Kütüphanesi bir an önce gülen vakıf eserleri arasına
girmeyi beklemektedir.
Geçmişimize sahip
çıkmadan geleceğimize yön veremeyeceğimizin bilincinde olarak hiçbir kısıntıya
gitmeden ihtiyaç duyulan ödenekleri anında temin ve talimat veren, başta
Başbakanımız olmak üzere ilgili bakanlarımıza, Vakıflar Genel Müdürümüze, TİKA
Başkanımıza ve diğer kurum başkanlarımıza ve çalışanlara, emeği geçen herkese
teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; iki gündür muhalefet milletvekilleri, bütçe görüşmelerinde
Başbakanımızın tümü üzerindeki görüşmelerindeki üstün performansını akıllarınca
karalamak için ağır ithamda bulunmaktadırlar.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Hop, hop! Konuyla ilgili konuş.
BAYRAM ÖZÇELİK
(Devamla) – Onların ruh hâlini anlıyorum çünkü kendi Genel Başkanları önceki
günkü konuşmalarında bütçeye yakışır konuşma yapmadılar ve kendi parti
tabanlarını bile tatmin etmeyen, “Böyle de pasif konuşma yapılır mı?”
dediklerini duyduk.
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Kendi akıl eksikliğinden!
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Bayram, sana ne bizim parti tabanından? Sen kendi partinin işine
bak! Benim parti tabanım gayet memnun bu üsluptan. Sen kendi partine bak! Senin
Genel Başkanın özrü kitap hâline getirmiş. Bırak bu işleri!
OKTAY VURAL
(İzmir) – Burada Tekelcilerin kanlı şapkası var!
BAYRAM ÖZÇELİK
(Devamla) – Aslında siyasetin birtakım ilkeleri var. Bu ilkelerden birisi de,
genel başkanlar birbirlerine karşı hitap edebilirler, karşılıklı atışmalarda
genel başkanlar birbirlerine söz söyleyebilirler…
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sen söylüyorsun şimdi!
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Sen söylüyorsun! Sen geriyorsun Meclisi! Tahrik etme
Meclisi! Allah Allah!
BAYRAM ÖZÇELİK
(Devamla) – …ama gel gör ki muhalefet milletvekillerinin her sözünde
Başbakanımıza galiz hakaretler yapma…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Özçelik, lütfen tamamlayınız.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Bu tablodan, buradaki tablodan utanın! AKP Genel Merkezinin önünde şu
anda 10 bin tane Tekel işçisi bekliyor. Ayıp ya! Ne konuştunuz? Ne vaat ettiniz
yalandan başka?
BAYRAM ÖZÇELİK
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, lütfen, Türkiye hassas bir süreçten geçerken…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Fitneci seni!
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Senin gibi konuşmacılar
Türkiye'yi tahrik ediyor! Parlamentoyu tahrik ediyor!
BAYRAM ÖZÇELİK
(Devamla) – …bizleri de, liderlerinizle ilgili kamuoyunda bilinen olumsuz
sözleri söyletmeye itmeyin.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Seni gidi fitneci! Kan üzerinden siyaset yapıyorsunuz!
BAYRAM ÖZÇELİK
(Devamla) – 2010 yılı bütçemizin hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Özçelik.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Bayram, sana yakışmıyor! Ağzına yakışmıyor ağzına!
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Bir de geçip orada oturma bari!
ZEKERİYA AKINCI
(Ankara) – Meclis Başkanını azarlayan Başbakana sözün yok mu Sayın Vekil?
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Sen de o Divandasın!
BAŞKAN – Şimdi,
söz sırası Hükûmet adına söz isteyen Devlet Bakanı
Mehmet Aydın’da.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Ayıp ya! Bayram, bir de gülüyorsun ya!
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Burada böyle konuştuktan sonra Divana çıkıyorsun, bir de
gülüyorsun!
ATİLA EMEK
(Antalya) – Milletvekilisin bir de!
OKTAY VURAL
(İzmir) – Bir de gülüyorsun orada, çok maharetli bir iş yapmış gibi!
BAŞKAN – Sayın
Aydın, süreniz on üç dakikadır.
Buyurun.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Bu, AKP Genel Merkezinin önünde dövülen Tekel işçilerinin kanlı
şapkası. Onlara bütün milletvekilleri söz verdi, “hepsine kadro vereceğiz,
mağdur etmeyeceğiz.” dedi.
DEVLET BAKANI
MEHMET AYDIN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Çok kısa bir
konuşma yapacağım, çünkü soru-cevap kısmına geçtiğimiz zaman, soru soran
arkadaşlarımızın bir anlamda hakkını yememek için, eleştirilen ve soru olarak
öne sürülen birkaç konuya temas edip zamanımızı iyi kullanmayı düşünüyorum.
Değerli
arkadaşlarım, bilim ve teknoloji konusu -hepimizin bildiği cümleleri tekrar
etmeme izin verin- günümüzün en kritik konularından biridir. Yani gerçekten de
bir ülkenin şimdisi, geleceği, bekası önemli ölçüde bilim ve teknoloji
alanında, özellikle yenilik alanında yapacağı çalışmalara ve kat- edeceği
mesafeye bağlıdır.
Bugün öyle bir dönemde, öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, ekonomi
bilime dayanmak zorundadır, bilim eksenli olmak zorundadır; siyaset, gerek iç
siyaset gerek dış siyaset, uluslararası ilişkiler bilime dayanmak zorundadır;
kültür konuları uzak gibi görünüyor ama yine de bilim temelli bir açılıma,
bilim temelli bir yükselişe her zaman ihtiyaç göstermiştir, ama günümüzde çok
daha fazla bu ihtiyacı hissediyoruz. Eğer bir ülke
kendi kültür değerlerini, bir ülke kendi iç dinamizmini yeterince bilmiyorsa,
güvenilir bilgiye bu konuda sahip değilse pek çok alanda başarılı olması da
mümkün değildir. Hatta günümüzde tartıştığımız, konuştuğumuz konularda dahi
-Türkiye'nin içine yönelik olarak söylüyorum- bizim gerçekten, ilaç kadar,
herhangi bir rahatsızlığımız varsa, ülkemizle ilgili güvenilir, dayanılır,
sağlam bilimsel bilgiye ihtiyacımız vardır. Yoksa,
konuşmaların önemli bir kısmı hakikaten yanlış olur, yerine oturmaz ve zaten
böyle bilgiler üzerine de siyaseti veya ekonomik hayatı inşa etmeye çalışırsak
başarılı olmamız mümkün değildir. Ben, sadece bu konuda iki cümle söyleyeceğim,
çünkü asıl konumun birazcık dışında kalıyor ama hemen hemen
bütün arkadaşlarımın benimle hemfikir olacağını düşünerek söylüyorum.
Mesela, günümüzde
farklılıklardan bahsetmenin çok cazip bir tarafı var. Aslında bu, insan tarihi
boyunca hep öyle olmuştur. Farklılıklar benzerliklere, aynılıklara nazaran çok
daha dikkat çekici olmuştur. Çünkü farklı olduğu için zaten dikkat çekiyor ama
kabul etmek lazım, farklılıklar üzerine dayanan söylemler de karşı karşıya
kalınan problemlerin başında gelmektedir. Dolayısıyla, her zaman aynılıklardan
ve benzerliklerden bahsederken, gerçekten de farklılıkların ne kadar farklı
olduğu sorusunu sormamız lazımdır. Çünkü, sanki
birbiriyle bağdaşmayacak boyutta birtakım farklılıklar varmış gibi bir izlenim
ortaya çıkarsa sorunlar daha gittikçe büyür. Bu konuda, esasında bugün,
kalkınmış olan dünyada gelinmiş olan nokta bellidir, insan hakları bellidir.
Temel insan haklarının ne olduğunu biliyoruz. Temel değerler bellidir, temel
etik değerleri bellidir. Bunlar, zaten evrenseldir. Şu veya bu şekilde yorum
farkı olabilir. Ama temelde bunlar üzerinde de kognitif,
bilgisel, bilişsel bir anlaşma vardır, yorumlar farklı olsa bile ve bir de
bizim farklılıklarımız vardır.
Soru, en azından
entelektüel açıdan bakıldığında, gayet kolay görünüyor, yola koyulmak için
kolay görünüyor. Sorunları çözmek babında söylemiyorum bunu.
Nedir o? Eğer
farklılıklar -adına ne dersek diyelim; kültürel olabilir, töresel olabilir,
başka türden olabilir- insan haklarına aykırı ise, eğer farklılıklar politik
değerlere, pek çok anayasada yer bulan temel değerlere aykırı ise, o
farklılıkların değiştirilmesi lazım. Hangi yolla? Silah yoluyla değil, savaş
yoluyla değil; eğitimle değiştirilmesi lazım onların, geniş soluklu plan ve
programlarla değiştirilmesi lazım ve bir birlik ve beraberlik içinde
değiştirilmesi lazım. Yok eğer değilse, eğer değilse,
o farklılıklar temel insan haklarıyla ve paylaşılan değerlerle çatışmıyorsa, o
zaman, ister yurt içinde olsun, ister Avrupa Birliği bağlamında olsun, ister
uluslararası ilişkilerde ve siyasette olsun, bunların zenginlik sayılması
lazım. Bunlara tolere edelim demek bile, esasında
etik bakımından sorunlu bir cümledir. Kim kime tolere
ediyor?
Eğer Türkiye
birtakım kültürel farklılıklara sahip ise, Avrupa Birliğinden herhangi birinin
kalkıp “Bunu tolere edelim.” demesi doğru değildir.
Tekrar ediyorum, eğer o temel değerlerle çatışmıyorsa, o zaman bunun cevabı
bellidir. Bunlar zenginliktir. “Tolere edelim.” demek
doğru değildir. Aslında bunların desteklenmesi lazım.
Bunların daha da zenginleşmesi ve güçlenmesi lazım.
Dolayısıyla,
günümüzde Türkiye içinde de, Türkiye’de Türkiye hakkında konuşurken, hakikaten
millî tarihten, millî tarihî tecrübeden, millî kültürden kaynaklanan
ortaklıklar vardır, aynılıklar vardır, benzerlikler vardır. Millet olmanın
zaten temelini de bu zemin oluşturmuştur. O zemin bu milleti, bu ülkeyi, bu
vatanı daha binlerce yıl -ama gelin “Sonsuza değin.” diyelim- birlikte
yaşatabilecek güce sahiptir.
Tekrar ediyorum,
bunlarla çatışmayan farklılıklar zenginliklerimizdir ama Türkiye bugüne kadar
nasıl bir ortak tarih, ortak kültür, ortak tarihî tecrübe ve bir tek siyasi
sistem ve bir tek hukuk sistemi çerçevesinde bugüne kadar gelmişse onu,
Türkiye'yi ebediyete taşıyacak kadar da güçlü olduğuna inanıyorum, götüreceğine
inanıyorum. Dediğim gibi bu bir yan konuydu.
Gelelim TÜBİTAK
meselesine: Eleştiren arkadaşlarıma teşekkür ediyorum; gerçekten bu konuda ne
kadar yaparsak azdır, ne kadar bütçemiz artarsa memnun oluruz, minnettar oluruz
çünkü yapacak iş çok, bilim ve teknoloji alanı Türkiye'de ihmal edilmiş bir
alandır. Arkadaşlarımız haklı olarak “Şuradan şuraya gelemediniz.” diyorlar ama
hep 2004’ten, 2005’ten başlayarak bunu söylüyorlar. Biraz geriye gidilirse
acaba ne yapıldı, yani ARGE’de ne kadar bütçemiz
vardı, nereden nereye kadar geldik? Bunların hesabı yapılmadan, hemen
birdenbire bir kesitten yola çıkıp değerlendirme yaparsak haksızlık olur.
Ben sadece birkaç
rakam vererek konuyu bağlamak istiyorum. Evvela, hakikaten gayrisafi yurt içi hasılada bugün bizim ARGE için harcadığımız para -gerçi ben
bunların bir kısmını Komisyonda söyledim ama 2007 rakamlarını söyledim çünkü
TÜİK hâlâ o gün açıklamadığı için 2008 rakamlarını söyleyememiştik- 2008’e göre
söylüyorum: 6,9 milyar TL. Bu, yüzde 0,73. Dolayısıyla eğer Avrupa Birliğinin
ortalamasıyla mukayese edersek iftihar edebileceğimiz bir oran değil. Hele bir
de kendimize bir hedef koymuşsak, “Yüzde 2’ye çıkaracağız.” demişsek gerçekten
de bu konuya hiç aralık vermeden, hiç nefes almadan her türlü desteği vermemiz
lazım ki -tekrar ediyorum- bilgi eksenli, ekonomik, siyasi, kültürel hayatımız
mümkün olsun ama yine de yapılanları da hakikaten görmemiz lazım. Mesela ilk
defa, memnuniyetle ifade edelim ki özel sektör önemli bir konuma geldi; özel
sektör kamu sektörünü 2008’de geçti, yüzde 44 küsuruyla kamu sektöründen bir
bakıma daha öne çıktı. Bu bizim için hayati önem arz ediyor
çünkü eğer kamu sektörü temel bilimlere daha fazla zaman, daha fazla para,
enerji ayıracaksa -ki bilimsel zihniyet, Osman Bey bu konuya temas etti, “bilim
kültürü ve bilim zihniyeti” dedi- bilimsel kültürün ve bilim zihniyetinin gelişmesi
için, laboratuvardan pazara giden o alan o kadar
fazla etkili değildir, onu söyleyeyim. Önemlidir, aslında ülkenin
kapasitesi bakımından önemlidir fakat yine de kabul etmek lazım ki bilimsel
zihniyet, esasında, temel bilimlerde bizim mesafe almamızla doğru orantılıdır.
Eğer özel teşebbüs yüzde 60’lara gelirse, bizim ilk hedefimiz yüzde 50’dir, ama
yüzde 50’yi de geçer yüzde 60’a gelirse, o zaman zaten üniversitelere de
kamunun yaptığı katkıda belli ölçüde bir azalma olacak. Çünkü,
zaten üniversite ve sanayi iş birliği neticesinde projelerin geliş gidişi büyük
ölçüde özel sektör ile üniversitelerimiz arasında olacak ve oradan da bir
bakıma kamu alanı bir tasarrufa gidecek ama bu, onun oradan alınıp başka
alanlarda harcanması için değil, doğrudan doğruya, hakikaten temel bilimlere
yani fiziktir, kimyadır, astronomidir… O alanlarda başarılı olamayan bir ülke
bilimde başarılı olmuş sayılmaz ve o alanlarda sağlam duramayan bir ülkenin
teknolojisi de uzun soluklu olamaz. Dolayısıyla pek çok gayret var.
TÜBİTAK’ın yanı
sıra, şükranla bahsetmek istiyorum ki Millî Eğitim Bakanlığının bu, her sene
bin öğrenciyi yurt dışına gönderme projesi gerçekten övünülecek bir projedir ve
Millî Eğitim Bakanlığımıza teşekkür borçluyuz. Ayrıca, Dış Ticaret
Müsteşarlığının büyük ölçüde, Planlamanın büyük ölçüde katkısı var. Bunların
bir kısmı hakikaten binlerce bilim adamının yetişmesine katkı sağlayan
kurumlarımız.
Dolayısıyla,
arkadaşlarımız, her iki arkadaşımız da bir bakıma bu inovasyon
konusunda konuştular. Doğrudur yani, o konuda, inovasyon
konusunda da yine dediğim gibi, bir dört sene öncesinden başlayalım, bir de
şimdi başlayalım. İnovasyon konusunda yapacak işimiz
çok ama şunu da lütfen hatırlatmama izin veriniz: Bu inovasyon
konusunda, özellikle endekslerin hazırlanmasında ciddi sorunlar var. Evvela,
hakikaten eski verileri değerlendiriyorlar. Artık Türkiye’de bizim
değerlendirmediğimiz veriler değerlendiriliyor. Bazılarını değerlendiriyorlar,
bazılarını değerlendirmiyorlar. Güya bu endeksleri hazırlamak için geliyorlar,
diyelim ki 93 firmaya soruyorlar, 93 firmadan aldıkları 93 cevabı sanki
Türkiye'nin genel perspektifini açıklıyormuş gibi kullanabiliyorlar. O konuda
ciddi sıkıntılar var. Ama tekrar ediyorum, inovasyon
konusunda, yenilik konusunda bizim yapacağımız çok iş var ve o konuda
alacağımız çok mesafe var. Ama madem Avrupa Birliğine atıfta bulunularak bu
söyleniyor, lütfen Avrupa Birliğinin aynı zamanda son iki ilerleme raporunda
bilim ve teknolojiyle ilgili söylenenlere de lütfedip bir bakarsanız -İnternet
ortamında zaten var- orada, gerek bir önceki ilerleme raporu gerek bu sene
yayınlanan ilerleme raporu açıkça Türkiye’de TARAL’ın,
yani Türkiye Araştırma Alanı’nın Avrupa Araştırma Alanı’yla rahat çalışabilecek
bir konuma geldiğini, aralarında uyum olduğunu, entegrasyon
sağlandığını açıkça söylüyor ve her iki raporda da zaten Türkiye'nin bu yaptığı
çabalar övgüyle anılıyor.
Tam zaman…Vaktim kaldıysa Sayın Başkan, ondan da sadece iki üç
rakam vereyim. Mesele ARGE personeli 67 bine çıktı. Bizim hedefimiz 2010’da 50
bindi. 67 bini zaten bulduk. 67 bine ulaştığımız için de şimdi hedefimizi 150
bine göre ayarladık. Ayrıca, tam zaman eş değer araştırma sayısı 52 bin, hatta
53 bin, 52.819’a çıktı. Yurt dışından geniş bir -hakikaten- araştırıcı kitlesi
Türkiye’yle ilgilenmeye çalışıyor. Orada başarılı olan Türk bilim adamları var,
onlar ülkelerine dönmek istiyorlar. Her türlü kolaylığı sağladık, her türlü
engeli ortadan kaldırdık ve hakikaten o konuda da çok büyük bir alan açılması
oldu. TÜBİTAK için bu kadar yeter.
İki konu, mutlaka
temas etmem gereken konu arasında. Bunlardan bir tanesi, Sayın Hamzaçebi’nin… Bazen ağzımdan “Çelebi” çıkıyor, hoşuna
gidiyor. Sayın Hamzaçebi’nin zaten Komisyonda sorduğu
soru olarak…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Bakan, lütfen tamamlayınız.
DEVLET BAKANI
MEHMET AYDIN (Devamla) – Tamam, bir dakikada bitiriyorum efendim.
Sayın Hamzaçebi’nin Komisyonda hatırlattığı konu, yani bu Türk
Tarih Kurumunun aldığı bina konusu, şu anda Başbakanlık Teftiş Kurulunda
süreçte. Komisyonda söylediğimi burada da söyleyeyim: Oradaki sonucu alacağız
ve o sonuca göre hareket edeceğiz, sizi ve kamuoyunu da bilgilendireceğiz. O
konuda hiçbir arkadaşımın herhangi bir tereddüdü olmasın lütfen. Ne varsa o
ortaya çıkacak, ne varsa ona göre de muamele edilecek ama şu anda ortada henüz
daha gelinen bir -durumun açıklık kazanması bakımından- durum söz konusu
olmadığı için üzerinde durmuyorum.
“Yusuf Halaçoğlu Bey uzaklaştırıldı.” tabirini kullandı. Keşke
kullanmasaydınız bu tabiri çünkü her yaptığı görevi bırakıp asli görevine
dönen… Bu arkadaşlarımız üniversiteden geliyorlar zaten, bunların kadroları üniversitede,
geliyorlar, bir süre hizmet ediyorlar. Ayrılmalarının gerek idare tarafından
gerek kendileri tarafından bir uzaklaştırılma şeklinde anlaşılması doğru
değildir.
Bir konuyu daha
söyleyeyim: Ben bu ülkede hiçbir Türk insanının…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Bakan, teşekkür ediyorum.
DEVLET BAKANI
MEHMET AYDIN (Devamla) - ... altını çiziyorum, hiçbir
Türk insanının bu ülkenin büyük menfaatleri konusunda, Ermeni meselesi
konusunda öbür insandan daha hassas, daha duyarlı olduğunu söyleyemem. Ben de
en az Halaçoğlu kadar, hâlihazırda görev yapan
arkadaşımız da en az Halaçoğlu kadar… Hepimiz
öyleyiz, davalarımız konusunda hepimizin heyecanı, fikri, her şeyi aynıdır.
Çok teşekkür
ediyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Hükûmet adına ikinci söz talebi, Faruk Çelik, Devlet
Bakanı.
Buyurun Sayın
Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz on üç
dakika.
DEVLET BAKANI
FARUK ÇELİK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığıma bağlı
Diyanet İşleri Başkanlığı ile Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi TİKA’nın bütçeleriyle ilgili siz değerli milletvekili
arkadaşlarımın yaptıkları değerlendirme ve eleştirilere, katkılara teşekkür
ediyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Temel görev alanı
din hizmetlerini yürütmek ve toplumu din konusunda aydınlatmak olan Diyanet
İşleri Başkanlığı cumhuriyetimizle yaşıt en önemli kurumlarımızdan bir
tanesidir.
Diyanet İşleri
Başkanlığı asli görevlerini yerine getirirken, bununla birlikte, çocuk ve
gençlik sorunları, kadın hakları, doğal afetler, engelli ve yaşlılara yönelik
yeni yaklaşımlar, çevre sorunları ve ekolojik dengenin
korunması, aile yapısının korunması, uyuşturucu ve bağımlılık meydana getiren
maddelere karşı duyarlı olunması, hükümlü ve tutukluların rehabilite
edilerek topluma kazandırılmaları, SHÇEK’e bağlı
sosyal hizmetler kurumlarındaki hizmetler gibi pek çok alanda toplumun
bilinçlendirilmesi amaçları çerçevesinde çalışmalarını yürütmektedir.
Diyanet İşleri
Başkanlığının asli görevlerinden birisi de hac ve umre organizasyonları
gerçekleştirmektir. Bakanlık, hac organizasyonunu şeffaf ve objektif ölçüler
içerisinde otuz yıldır başarıyla sürdürmektedir.
Diyanet İşleri
Başkanlığı, Anayasa’nın ve yasaların kendisine tanımış olduğu sınırlar
çerçevesinde eğitim merkezleri, Kur’an kursları ve
yaz Kur’an kurslarıyla, yaygın din eğitimi
hizmetlerini sürdürmektedir.
Başkanlık, din
görevlilerinin mesleki yeterliliklerini daha da geliştirmek amacıyla mesleki
eğitime büyük önem vermektedir. Bugün din görevlilerinin en az üçte 1’i ön
lisans ve lisans mezunudur.
Ayrıca,
personelimiz, mütevazı maaşlarından tasarrufta bulunarak ilköğretim okulları
yaptırmış, kız çocuklarının okullaşması kampanyası çerçevesinde örgün eğitim ve
öğretime katkıda bulunmuşlardır.
Bakanlık, eğitim,
kültür faaliyetleri çerçevesinde ailelere, çocuklara, gençlere, kadınlara,
aydınlara yönelik olarak bilimsel eserler yayınlamakta, çeşitli toplantılar
düzenlemekte; bu sayede herkesin bilgi sahibi olarak toplumsal barış ve huzura
katkı sağlamalarına destek olunmaktadır.
Diyanet İşleri
Başkanlığımız, toplumumuzda sosyal bir olgu olarak var olan farklı inanç
grupları, mezhepler ve oluşumların hepsini kuşatıcı bir hizmet yürütmektedir.
Bu kapsamda, geçtiğimiz dönemde on kitap hâlinde basılan ve basımına hâlen
devam edilen Alevi Bektaşi klasiklerinin sadeleştirilerek yayımlanması
halkımızdan büyük ilgi görmüştür.
Ayrıca,
vatandaşlarımızın dinî bilgi ihtiyaçlarını karşılamak üzere Şafii ve Caferi
ilmihalleri çalışmaları da tamamlanmak üzeredir. Diyanet İşleri Başkanlığı
toplam otuz beş ülkede bulunan vatandaş, soydaş ve dindaşlarımıza yönelik
olarak bilgilendirme ve din hizmetleri açısından rehberlik yapma faaliyetlerini
sürdürmektedir. Başkanlık, yurt dışı hizmet ve çalışmalarını koordine etmek
üzere hâlen 22 ülkede büyükelçilerimizin bünyesinde din hizmetleri müşavirliği
ve 24 başkonsolosluğumuz bünyesinde de din hizmetleri ataşeliği bulunmaktadır.
Ayrıca müşavirlik ve ataşeliklerin emrinde sınavla seçilmiş ve altı ay süreyle
yabancı dil ağırlıklı yurt dışı hizmete hazırlık eğitimine tabi tutulmuş 1.315
din görevlisi görev yapmaktadır. Başkanlığımız özellikle Avrupa’da görev
yapacak din görevlilerini mahallinden yetiştirmek için “Uluslararası İlahiyat
Projesi” geliştirmiş; bu program çerçevesinde ülkemizde dokuz farklı Batılı
ülkeden gelmiş 225 lisans öğrencisine eğitim verilmektedir. Türk
cumhuriyetleri, Balkan, Kafkas ülkeleri Türk ve Müslüman topluluklarına yönelik
hizmetler de çeşitli düzeylerde devam etmektedir. Bu ülkelerden 2009-2010
öğretim yılında 180 lisans, 55 yüksek lisans ve 16 doktora öğrencisi ülkemize
getirilmiştir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; cumhuriyetimizle yaşıt Diyanet İşleri Başkanlığı
küreselleşen dünyamızda ülke sınırlarımızı da aşarak çok geniş bir coğrafyada
insanlığa hizmet veren bir kurum hâlini almıştır. Bu köklü kuruluşumuzun
hizmetleri hâlâ kırk dört yıl önce çıkarılmış bir Kanun, 633 sayılı Kanun’la
yürütülmektedir. Bu çerçevede Hükûmet olarak Diyanet
Teşkilat Yasası’yla ilgili çalışmalarımızı neticelendirmiş bulunuyoruz.
Önümüzdeki hafta içerisinde Diyanet Teşkilat Yasası’nı Türkiye Büyük Millet
Meclisine sevk edeceğiz ve kısa süre içerisinde de umuyorum ki -otuz yılı aşkın
süredir- bir boşluğu dolduracak olan bu yasayı yüce Meclis kabul edecek ve
yürürlüğe koyacaktır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Bakanlığıma bağlı kuruluşlardan bir tanesi de Türk
İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığıdır. TİKA’nın
kuruluş amacı, başta Türk dilinin konuşulduğu cumhuriyetler, akraba
toplulukları ile Türkiye’ye komşu ülkeler olmak üzere kalkınma yolundaki
ülkeler ve diğer ülkelerin kalkınmalarına yardımcı olmaktır. TİKA’nın çalışmaları ülkemizin prestijine,
lobi ve tanıtım gücüne büyük katkı sağlamaktadır.
TİKA’nın projeleri
arasında yurt dışındaki kültür varlıklarımızın restorasyonu
önemli bir yer tutmaya başlamıştır. Bu çalışmalarla bir yandan ecdat yadigârı
eserler gelecek nesillere korunarak devredilmekte, diğer yandan da bu eserlerin
bekçiliğini yapan soydaş ve akraba topluluklarımızın kültürel benlikleri
pekişmekte ve öz güvenleri artmaktadır.
Değerli
milletvekilleri, Balkanlar, Doğu Avrupa, Kafkasya, Orta Asya, Orta Doğu,
Afrika’da bulunan 21 ülkede 24 Program Koordinasyon Ofisiyle -acil insani yardımlar ile teknik ve
kalkınma iş birliğini- hazırlanan program, proje ve faaliyetlerle yürüten TİKA,
proje seçiminde uygulamaların yerel sahiplenmesi, sürdürülebilirlik ve ülkemize
geri dönüşüm kriterlerini dikkate almaktadır.
On yedi yıllık
kurumsal kültür ve tecrübesiyle TİKA, her yıl giderek artan proje ve
faaliyetleri ve genişleyen faaliyet coğrafyasıyla ülkemizin dış politikasında Hükûmetimizin önemli enstrümanlarından
biri hâline gelmiştir. Bu anlamda, TİKA, Türk dış politikasının ilke ve
ihtiyaçları doğrultusunda açılım göstererek büyümektedir. Yeni dönemde,
Pakistan, Suriye, Irak ve Sırbistan yeni açılım alanını oluşturacak, Afrika’da
yeni açılan büyükelçiliklerimiz geliştirilecek ve kalkınma projeleriyle daha
desteklenerek ülkemizin gönüllülüğüne katkı sağlanacaktır.
TİKA’nın 1992-2000 yani
kurulduğu tarih ile 2002 yılları arasında toplam 2.241 proje gerçekleştirmiş
iken 2005-2008 yılları arasında toplam 5.084 proje ve faaliyeti
gerçekleştirmiştir. Gerçekten bu faaliyetlerin tümü takdire şayan
faaliyetlerdir. 2008 yılında gerçekleştirdiği faaliyetleri 111 ülkede
gerçekleştirmiş, yıllar itibarıyla da yaklaşık 100-150 milyon dolar arasında bu
ülkelere yatırımlarını, kalkınma hamlelerini TİKA sürdürmektedir.
Değerli
milletvekilleri, burada Bakanlığımın bütçesiyle ilgili değerlendirmeler yapan
arkadaşlarımız bazı hususlara temas ettiler, kısaca onlara da değinmek
istiyorum.
Bunlardan biri…
Tabii ki cumhuriyet ve cumhuriyetin kazanımları belli bir kesimin değil, bütün
vatandaşlarımızındır. Bu konuda, bu süreç içerisinde, bulunduğumuz şu nazik
dönem içerisinde yeni yeni tasnifler yapmanın doğru
olmayacağı kanaatindeyim. 72 milyon vatandaşımız cumhuriyeti ve cumhuriyetin
kazanımlarını özümsemiştir.
Bir diğer
değerlendirilmesi yapılan konu Alevi çalıştaylarıyla
ilgili; işte göstermelik çalıştaylar ve zaman kaybına
neden olduğu şeklinde değerlendirmeler yapılmaktadır. Doğrusu bunlara da
katılmak mümkün değil. “Göstermelik” diye ifade edilen bu çalıştaylarla
ilgili olarak şu cümleyi söylemem herhâlde yeterli olacaktır: Devlet, ilk kez
tüm Alevi kesimleriyle bir araya geliyor ve devlet, Alevi kesimlerini dinliyor
ve tüm bu çalıştaylarda konuşulanları da arşivine dercedecek. Bunu önemsiz gibi görmeyi takdirlerinize
sunuyorum, nasıl önemsiz olabilir? Yıllarca ihmaller neticesinde yaşadığımız
sosyal sorunlardan biri olan bu konunun, bugün Hükûmetimiz
tarafından derli toplu bir şekilde alınıp, bu düzeyde bu çalışmaların
gerçekleştirilmesini göstermelik şeklinde değerlendirmeyi çok yerinde bir
değerlendirme olarak en azından görmediğimi ifade etmek istiyorum.
“Zaman kaybı”
ifade ediliyor. Bildiğiniz gibi bu konu tarihsel derinliği olan bir konu. 3
Haziranda biz çalıştayları başlattık. Başlattığımız
zaman da net bir şekilde ifade ettik, dedik ki: “Biz bunu 7 çalıştayda
bitireceğiz.” Yarın gerçekleştireceğimiz çalıştay
6’ncı çalıştaydır. Bugüne kadar devlette bulunmuş
veya aktif olarak şu anda siyasette bulunan değerli siyasetçilerle bu
değerlendirmeyi yarın gerçekleştireceğiz ve son çalıştayımızı
da büyük ihtimalle ocak ayında gerçekleştirip bir yol haritasını ortaya
çıkarmış olacağız. Yani altı aylık bir süre içerisinde toplumun tüm
katmanlarını bir masa etrafında buluşturup, bütün tonları, bütün renkleri,
bütün çiçekleri içine katacak şekilde bu konunun ele alınmasını ve belli bir
düzeyde bu konunun götürülmesini ve altı aya sığdırılmasını “Zaman kaybıdır.”
diye değerlendirmek takdirlerinize yine arz edilecek ikinci konudur diye
düşünüyorum. Umuyorum ki yeni yılla birlikte, ocak ayı sonu itibarıyla bu çalıştaylarımız tamamlanmış olacak ve yol haritası konusunda da değerli milletvekillerine söyleyeceğimiz çok önemli
konular olacağı inancındayım.
Bir diğer
değerlendirilmesi yapılan konu ise “TİKA’nın
kaynaklarının amacına uygun kullanılıp kullanılmadığı” şeklindeki bir
değerlendirme. TİKA’nın kaynakları kuruluş amacına
uygun kullanılmaktadır ve özellikle Türk cumhuriyetleri ve soydaşlarımızın
yaşadıkları bölge ve devletlere dönük olarak yüzde 50’nin üzerinde bir kaynağın
kullanıldığını burada belirtmem gerekiyor.
Ayrıca, “Türk
diliyle ilgili bir şey yapılmıyor.” tarzında bir eleştiri de oldu. Tabii, bu
eleştirilere saygımız var ama cevap da verilmesi gerekiyor. Yirmi beş ülkede
otuz beş üniversitede Türkoloji Projesi’ni yürütüyoruz ve her yıl 3.500 öğrenci
buradan mezun olmaktadır. İnanıyorum ki bu da bu soruya cevap teşkil etmiştir.
Ayrıca, Yunus Emre Vakfının da faaliyetlere başladığını hepiniz biliyorsunuz.
Söylenmesi
gereken çok şey olmasına rağmen, bu iki güzide kurum, gerek Diyanet İşleri
Başkanlığı gerekse TİKA, üzerinde çok politik değerlendirmelerin yapılmaması
gereken… Gerçekten yurt dışında gerek TİKA’nın
gerekse Diyanet İşleri Başkanlığının çok çok önemli
hizmetleri var. Yurt içinde de politik değerlendirmelerden uzak, hizmet amaçlı
bu iki kurumumuza verdiğiniz önem ve yaptığınız sağlıklı değerlendirmelerden
dolayı bütün milletvekili arkadaşlarıma, bütün gruplara teşekkür ediyorum.
Hepinize saygılar sunarken, bütçenin hayırlı olmasını temenni ediyorum; sağ
olun, var olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Bakan.
Hükûmet adına üçüncü
konuşmacı Egemen Bağış, Devlet Bakanı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz on dört
dakika Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI
EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli Başkan,
saygıdeğer milletvekilleri; Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin 2010 yılı
bütçesiyle ilgili olarak huzurlarınıza çıkmış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Avrupa Birliği
Genel Sekreterliğinin çalışmaları hakkında burada söz alan gerek iktidar
partisinin gerek muhalefet partilerimizin milletvekillerine, katkıları için,
yapıcı eleştirileri için sözlerime teşekkür ederek başlamak istiyorum.
Sayın Başbakanımızın tabiriyle cumhuriyetimizin ilanından sonraki
en önemli çağdaşlaşma projemiz olan Avrupa Birliği sürecimizin
koordinasyonundan sorumlu olan Avrupa Birliği Genel Sek-reterliği
bu yüce Meclisin katkılarıyla geçtiğimiz yıl içerisinde yeni bir teşkilat
yasasına kavuştu ve yeni teşkilat yasamızın bizlere sağladığı yeni imkânlarla
daha aktif, daha dinamik bir performans sergilemeye başladık. Bu performansın burada da takdir edilmiş olması, sizlerin
övgülerine layık olmuş olması bizler için en önemli ödüldür. Ben hepinize
teşekkür ediyorum.
Biliyorsunuz
Türkiye'nin Avrupa Birliği süreci yeni bir süreç değil. Rahmetli Menderes’in
1959 yılında ilk başvuruyu yapması, rahmetli İnönü’nün 1963 yılında Ankara
Anlaşması’nı imzalamasından bu yana, 99’da Helsinki’de adaylığımızın tescil
edilmesi ve 2004 yılının 17 Aralığında kırk beş yıllık bir aradan sonra ilk
defa Türkiye'nin müzakere tarihi almasıyla çok önemli bir süreç başlamıştır. Bu
süreçte müzakerelerin başlaması çok önemlidir. Çünkü müzakereye başlayıp da
bitiremeyen bir ülke yoktur. Zor olan, Türkiye trenini AB rayına
oturtmak. Onu burada 2002 ve 2004 yılları arasında hep birlikte
gerçekleştirdiğimiz yasal değişiklikler, anayasa değişiklikleri ve Türkiye'nin
ortaya koyduğu kararlılıkla hep beraber gerçekleştirdik.
KÜRŞAT ATILGAN
(Adana) – Bitiremeyenlerin ilk örneği olmayalım Sayın Bakan!
DEVLET BAKANI
EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Sayın Milletvekilim, isterseniz bir dinleyin, biraz
öğrenmeye çalışın, eğer öğrenmekte bir sorun yaşarsanız ben daha sonra size
biraz daha öğretme konusunda da çabada bulunurum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
Şimdi 2002’den bu
yana bu Mecliste 225 adet kanun, 1.100 adet ikincil düzenleme gerçekleştirildi
ve bu değişikliklerin neticesinde Türkiye daha demokratik, daha müreffeh, daha
zengin, daha şeffaf, daha çağdaş bir ülke konumuna geldi. O çerçevede, bu sene
başında yayınlanan, daha doğrusu birkaç hafta evvel yayınlanan Avrupa
Birliğinin İlerleme Raporu çok önemli vurgular yapmaktadır. Geçmişte maalesef
yayınlanan ilerleme raporlarında Türkiye’deki işkencelerden, insan hakları
ihlallerinden, faili meçhullerden bahsedilirken, bu sene ülkemizin reform
konusunda yaptığı gelişmeler Avrupa Birliği tarafından da desteklenip, onlar
tarafından da takdir edilmiş olması ülkemiz adına, iktidar-muhalefet hiçbir
ayrım yapmadan bu Meclisin bütün üyeleri adına çok önemli bir gelişmedir. Bu,
rapordaki her şeye katıldığımız anlamında değildir, ama geçmişte devamlı
ülkemizi başımızı öne eğmeye sevk edecek sebeplerden dolayı eleştirenlerin
artık o konularda ağızlarını açamamış olmaları, kalemlerini oynatamamış olmaları
ülkemiz adına bir gelişmedir. Bu seneki raporda ülkemizin bir
Ulusal Program’ı hazırlayıp yayınlamış olması, ilk defa sadece AB süreciye
ilgilenen bir bakanlığın istihdam edilmiş olması ve koordinasyonun kurumlar
arasında artmış olduğunun vurgulanmış olması, Avrupa Birliği Genel
Sekreterliğinin yapısının güçlendirilmiş olması ve eskiden yılda bir,
bilemediniz iki kere toplanan Reform İzleme Grubunun artık yılda altı kere, iki
ayda bir farklı illerimizde de toplanıyor olması ve bunun raporda da vurgulanmış
olması çok önemlidir. Bugün ülkemizde, raporda da bahsedildiği gibi,
tabular artık geçmişte kalmıştır. Bugün ülkemizde Alevi açılımı gibi,
gayrimüslim azınlıklarla sürdürülen diyalog gibi, Ermenistan’la imzalanan
protokoller gibi, bölgemizde birbirleriyle ihtilaf içerisinde olan ülkeler
arasındaki arabuluculuk gibi çalışmalarımız, dış politikadaki aktif sürecimiz,
ekonomide oynadığımız önemli rol Avrupa Birliği tarafından da teyit
edilmektedir, tescil edilmektedir. Eskiden ülkemizin hep eleştirilmesine sebep
olan 301’de yapılan, bu Mecliste sizlerin katkılarıyla yapılan değişikliklerin
neticesinde bu sene sadece sekiz davanın Adalet Bakanımızın iznine tabi olarak
açılmış olması Türkiye’nin nereden nereye geldiğinin önemli bir göstergesidir.
Bu çerçevede, raporda bahsedilen bazı eleştirilerin bir kısmı Reform İzleme
Grubumuzda ve artık Reform İzleme Grubumuzun altında çalışmaya başlayan siyasi
komitede ele alınmış ve kararları alınmış birçok konudur. Bu Mecliste gündemde
bekleyen birçok yasa bu konularda da önemli gelişmeleri hep birlikte
gerçekleştirecektir.
Şu anda, sayın
milletvekilleri, siyasi reformlar ve ilerleme raporunda, Türkiye’de demokrasi
ve hukukun üstünlüğü alanlarında yapılan çalışmalar, siyasi reformlar,
Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecindeki önemli kazanımlarını göstermektedir.
Artık siyasi kriterlere uyum devam edilen bir süreç
içerisindeyiz. Bu çerçevede, diğer konularda da -ekonomide olsun, sosyal alanda
olsun, kültürel konularda da olsun- yeni reformların önü bu siyasi reformlarla
hep birlikte açılmaktadır. Bu çerçevede, Türkiye on yıl öncesine nazaran çok
daha demokrattır, çok daha özgürdür, çok daha zengindir, çok daha
istikrarlıdır, müreffehtir ve itibarlıdır.
O çerçevede,
müzakereler ve müktesebat uyumu konusunda da çok önemli gelişmeler
yapılmaktadır. Bizim yaptığımız reformlar sadece siyasi konularda değil aynı
zamanda teknik konulardadır. Örneğin, şu anda üzerinde çalıştığımız “çevre
faslı”nı açabilmek için bin beş yüz sayfalık bir çevre strateji belgesi
hazırlanmıştır. Bizim vatandaşlarımızın, bizim çocuklarımızın daha temiz bir
havayı teneffüs edebilmeleri için kırsalda kullanılması gereken motorinin şehir
merkezlerinde kullanılmamasına imkân verecek yönetmelikler hazırlanmıştır. Yani
biz Avrupa Birliği sürecinde birtakım teknik detaylarla uğraşırken, aslında,
başından beri söylediğimiz gibi kendi insanımızın, bizlerin burada temsil etme
onurunu taşıdığımız halkımızın yaşam standardını yükseltme konusunda da çok
önemli adımları hep birlikte atıyoruz.
Sayın
milletvekilleri, bu çerçevede, Türkiye'nin burada da dile getirilen önemli
eksikliklerinden bir tanesi iletişim konusuydu. Biz yetiştirilirken “Ağır ol,
‘molla’ desinler.” , “Aman evladım kendini övme, bırak başkaları övsün.”
kültürüyle yetiştirilmiş insanlar olduğumuz için, millet olarak kendimizi fazla
övmekte zorlandığımız için, belki de burada yaptığımız tarihî reformları
anlatmakta, Avrupalıların dikkatine getirmekte sıkıntı yaşadığımız dönemler
oldu. Bazen ülkemizde de Avrupa Birliğinin ülkemize olası katkılarını anlatmakta
sıkıntılarımız oldu. O çerçevede, yine sizlerin desteğiyle burada
gerçekleştirilen teşkilat yasamızda yeni bir birim oluşturduk, “İletişim, Sivil
Toplum ve Kültür Başkanlığı” ve bu birimimiz, yeni bir sivil toplum ve iletişim
stratejisi hazırladı. Bunun hazırlanmasında Türkiye’deki bütün kamu
kurumlarımızın, yurt dışındaki bütün temsilciliklerimizin, sivil toplum
kuruluşlarımızın, akademisyenlerimizin ve ilgi duyan bütün kesimlerin desteği
alındı ve bu iletişim stratejisi artık her geçen gün yeni katkılara, yeni
fikirlere açık şekilde planlandı. Sizlerin de bu konuda fikirlerini her zaman
alma konusunda hazır olduğumuzu özellikle vurgulamak istiyorum. Ve bu
stratejimiz çerçevesinde, inşallah, 2010 yılında, gerek Türkiye'miz içerisinde
Avrupa Birliğini daha iyi anlatmak gerekse AB üyesi ülkelerde Türkiye'mizin
Avrupa Birliğine olası katkılarını anlatmak için önemli ve yoğun bir çaba
içerisine gireceğiz. Bu çalışmalarımızda da Meclisimizin desteğini
beklediğimizi özellikle vurgulamak istiyorum.
Her zaman
söylüyoruz, Avrupa Birliği süreci Türkiye'nin bir devlet politikasıdır. Sadece
iktidar partisinin değil aynı zamanda muhalefet partilerinin de seçim
beyannamelerinde, parti programlarında yer alan bir konudur. O çerçevede, 2010
yılında, Türkiye’de, hep beraber bu Mecliste el ele vererek gerekli reform
yasalarını, AB yasalarını da birlikte geçirebileceğimizi ümit ediyorum.
2010 yılı
seçimsiz bir yıl olacaktır. Türkiye’deki bazı apartman yöneticiliklerinin veya
odaların seçimleri olabilir ama Türkiye’de bir genel seçim söz konusu değildir.
O çerçevede,
buradan, bu vesileyle, muhalefet partilerimize de seslenmek istiyorum: Gelin,
2010 yılını, bu seçimsiz yılı iyi değerlendirelim; gelin, burada, hepimizin
ortak paydası olan, Türkiye'nin, daha demokratik, daha hür, daha çağdaş, daha
şeffaf bir ülke olması için AB yasalarımızı hep birlikte gerçekleştirelim.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Çıkartın.
DEVLET BAKANI
EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - O çerçevede, bugüne kadar verdiğiniz desteği devam
ettirmenizi özellikle rica ediyorum ve AB projelerinde çok -ben sizleri
detaylarla boğmak istemiyorum ama- önemli işler yapılıyor. Türkiye’de, artık,
Avrupa Birliği süreci, sadece beş yıldızlı otellerin toplantı salonlarında
konuşulan bir süreç değil, Türkiye'nin her ilinde, her ilçesinde, her
beldesinde, farklı AB fonlarıyla yapılan altyapı çalışmalarıyla, farklı sivil
toplum diyaloğu projeleriyle, farklı işbirlikleriyle
Türkiye’de her köşede, her kesim vatandaşımızın hissettiği bir proje hâline
gelmiştir.
O çerçevede,
birlikte yapabileceğimiz çok önemli işler vardır ve biz bu yıl içerisinde yeni
kurduğumuz ekibimizle birlikte önemli adımları hep birlikte atmak istiyoruz ve
dört ana platform üzerinde çalışmalarımızı sürdürmek istiyoruz. Bu dört
platformlu stratejimizin birinci platformu, tabii ki, Avrupa Birliği müzakere
sürecinin resmî platformlarda devamının sağlanmasıdır. İkinci platformumuz,
ulusal programımız ve müktesebat uyum programı, esasında, Türkiye’nin yapması
gereken yasal değişiklikleri, yönetmelik değişikliklerini yerine getirmektir.
Yani Avrupa Birliği üyesi birtakım üyeler Türkiye’nin üyeliğiyle ilgili farklı
düşüncelere sahip olsalar bile, biz, ülkemizin AB standartlarına gelmesi için
yapılması gereken yasal değişiklikleri yapmak için burada hep birlikte çalışmak
durumundayız.
Üçüncü platform
ise siyasi kriterlerdir. Bugün Türkiye bundan sadece
elli değil, otuz değil, on yıl değil, iki yıl öncesine nazaran bile çok daha
demokratik bir ülke olabildiyse burada birlikte gerçekleştirdiğimiz siyasi
reformlarla gerçekleşmiştir. Onların devamı son derece önemlidir.
Dördüncü platform
ise biraz evvel sizlerle paylaştığım iletişim stratejimizdir. O çerçevede de
Türkiye’yi Avrupa’da daha iyi anlatmak, Avrupa’yı da Türkiye’de daha iyi
anlatmak için çalışmalarımızı birlikte sürdürmek arzusundayız.
Biz, Avrupa
Birliği Genel Sekreterliğinin, 60 kadrodan oluşan bir kurumun yeni teşkilat
yasamızla 340 kadroya kavuşmasını ve 6 başkanlığı 14 başkanlığa çıkarmayı
sağladık. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum, üst düzey 16 yöneticimizin 9’u
bayandır, 14 başkanımızın 8’i bayandır; çalışanlarımızın yüzde 52’si,
yöneticilerimizin yüzde 65’i bayandır. Bu çerçevede, bayan milletvekillerimizin
desteğini özellikle beklediğimizi de vurgulamak istiyorum.
İlk defa
cumhuriyet tarihinde yeni teşkilatımızda Avrupa Birliği Hukuk Başkanlığı
kurulmuştur, ilk defa Sivil Toplum ve İletişim Başkanlığı kurulmuştur, ilk defa
yüz on bin sayfalık müktesebatın dilimize çevrilmesi ve ilerleme raporu gibi
hepimizin yakından takip etmesi gereken belgelerin Türkçemize çevrilebilmesi
için bir Çeviri Eşgüdüm Başkanlığı kurulmuştur. İlerleme raporu bütün
milletvekillerimize tercümesi yapıldıktan sonra ulaştırılmıştır. Eminim, sizler
de bundan faydalanmışsınızdır.
Bu çerçevede,
Ankara’daki büromuzun daha da genişlemesi için yanımızdaki binadan yeni yerler
kiraladık. İstanbul’da, Ortaköy’de, bizim tarihî zenginliğimizi gösteren bir
mekânda, bir caminin, bir havranın, bir kilisenin çok yakın bir mesafesi
içerisinde, insanlığa huzur verdiği bir semtimizde Avrupa Birliği Genel
Sekreterliğimize yeni bir İstanbul irtibat bürosu kurduk. Yakında Brüksel’de
bir çalışma imkânına kavuşacağız. Yeni, sizlerin desteğiyle geçen teşkilat
yasamız çerçevesinde 6 arkadaşımızı da Brüksel’deki Avrupa Birliği Daimi Temsilciliğimizde
görevlendireceğiz.
Biliyorsunuz, logomuzu değiştirdik. Eski logomuzda
Avrupa Birliği yıldızlarının üzerinde Türkiye’nin ay yıldızı sanki yamanmış
gibi duruyordu. Hâlbuki biz Türkiye’nin AB sürecinin en az Türkiye kadar Avrupa
Birliğinin de etkileneceği bir süreç olacağı düşüncesiyle, Avrupa Birliğinin
yıldızlarını hilalleştirerek bu karşılıklı etkileşimi göstermek için yeni bir logomuzu da sizlerin dikkatine sunduk ve kamuoyunun da çok
beğenisini kazandığını özellikle sizlere vurgulamak istiyorum.
Bu çerçevede
ülkemiz Avrupa’nın birçok konusunda çözümün parçasıdır. Türkiye sorunların
değil, çözümün parçasıdır. Gerek yasa dışı göçle mücadelede gerek dış
politikada gerek ekonomik konularda gerek enerji konusunda gerek genç ve
dinamik nüfusuyla, Avrupa Birliği Türkiye’siz
sorunlarına çözüm bulamayacaktır; bunun Avrupa Birliği de farkındadır. Yeni
kabul edilen Lizbon Anlaşması’yla Avrupa Birliğinin önündeki artık kavram
kargaşaları da son bulmuştur. Artık, Avrupa Birliği de kendi yönünü daha net
görmektedir. O çerçevede Türkiye’nin önü açılmıştır.
Bu çerçevede, saygıdeğer milletvekilleri, biz yepyeni bir
heyecanla, yepyeni bir ekiple, yepyeni bir kadroyla sizlerin güvenine,
desteğine layık olmak için, burada onaylayacağınız bütçeyle 2010 yılında da azimli
çalışmalarımızı ortaya koymak istiyoruz ama burada bir kez daha vurgulamak
istiyorum: Avrupa Birliği süreci Türkiye’de belirli bir kesimin veya iktidarın
veya belirli bir grubun projesi değildir, hepimizin ortak projesidir, hepimizin
ortak paydasıdır. O yüzden 2010
yılında sizlerle birlikte sorunlarımızı aşmaya, Türkiye’mizi daha demokratik,
daha çağdaş, daha hukukun üstünlüğünü benimsemiş, daha zengin ve şeffaf bir
ülke hâline getirmek için birlikte çalışmak istediğimizi özellikle vurgulamak
istiyorum.
Sayın Öymen Dicle ve Fırat konusunda basında yer alan birtakım
iddialarla ilgili konuları gündeme getirdi.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Bakan, lütfen tamamlayınız.
DEVLET BAKANI
EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Arkadaşlar, onu biz basında da düzelttik, Sayın Öymen de onu burada vurguladı, açıklama yaptığımızı. Şunu
özellikle vurgulamak istiyorum: Böyle bir konu hiçbir müzakere pozisyon
belgesinde veya herhangi bir toplantıda gündeme dahi gelmemiştir. Fırat ve
Dicle’nin yönü nasıl değiştirilemezse, Türkiye’nin egemenlik hakları,
Türkiye’nin çıkarları, bölgesel ve küresel bir güç oluşu hiçbir kimse
tarafından da değiştirilemez. O çerçevede, müsterih olunuz, biraz evvel çok
değerli Devlet Bakanımız Sayın Mehmet Aydın’ın söylediği gibi, bizim ulusal
politikalarımızda, devlet politikalarımızda, her bir milletvekilimizin
hassasiyeti bir diğerinden fazla veya eksik değildir. Bu konuda hepimiz,
eminim, bu ülkenin eşit hizmetkârları olarak Türkiye’mizin haklarını hep
birlikte savunacağız.
Ben burada
hepinize gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ediyorum, bütçemizin hayırlara vesile
olmasını temenni ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Bakan.
Şahsı adına aleyhinde söz isteyen Hüseyin Pazarcı, Balıkesir Milletvekili.
Buyurunuz Sayın
Pazarcı. (DSP sıralarından alkışlar)
HÜSEYİN PAZARCI
(Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010 Yılı Bütçe Kanunu
Tasarısı’nın 3’üncü turu çerçevesinde Avrupa Birliği Genel Sekreterliği
bütçesine ilişkin olarak şahsi söz almış bulunuyorum. Şahsım ve Demokratik Sol
Parti adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bana ayrılan sürenin darlığını göz
önünde tutarak, konuşmamı, AB - Türkiye ilişkilerinde en önemli sorunların
başında gelen Kıbrıs sorunu ile sınırlı tutacağım.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; sözlerime Kıbrıs sorununa ilişkin gelişmelerden ciddi
endişe duyduğumuzu belirterek başlamak istiyorum. AB’nin Güney Kıbrıs Rum
Yönetimini “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı altında tüm Kıbrıs adasının temsilcisi
olarak tam üye kabul etmesi yanlışlığının sonuçları giderek kendini daha fazla
göstermektedir. Bugün AB çerçevesinde karşılaştığımız durum şudur: AB bir
yandan Birleşmiş Milletler bünyesindeki Kıbrıs görüşmelerinin olumlu
sonuçlanması yönünde Türkiye üzerinde baskı kurmaktadır, öte yandan ise
Türkiye’nin -tırnak içinde- Kıbrıs Cumhuriyeti’yle ilişkilerini
normalleştirmesini ve hukukileştirmesini beklemektedir. Yine AB, Türkiye’nin
hâlen yürürlükte olan ortaklık ilişkilerini Rumlara da genişletmesini ve
limanlarımız ila havaalanlarımızı Rumlara da açmamızı istemektedir. Türkiye’nin
bütün bunlara yanaşmaması durumunda ise AB, Türkiye’yi zaten hâlen birtakım
kısıtlamalara tabi tutulan katılma görüşmelerini askıya almakla tehdit
etmektedir. Bu gelişmeler çerçevesinde endişemizin kaynağı, özellikle Kıbrıslı
Türkler ve Rumlar arasındaki görüşmelerde Türk tarafının AB baskılarına boyun
eğerek Kıbrıs sorununda ödün vermeleri olasılığıdır. Her ne kadar AB son 10-11
Aralık 2009 zirvesinde bu tehditlerini yaşama geçirmemişse de baskılarını hâlen
sürdürmektedir. Bu baskılar karşısında Türk Hükûmetinin
ve KKTC Cumhurbaşkanının bazı açıklamaları ödün verilmeyeceği yönündedir.
Bununla birlikte, basında yer alan ve yalanlanmayan bazı veriler Türk
yetkililerin açıklamalarıyla bağdaşmamaktadır. Örneğin, Türk ve KKTC’li
yetkililer Kıbrıs’ta iki eşit devlete dayanan yeni bir ortaklık devletinin
kurulmasını savunurken taraflar arasındaki görüşmelerde ortaklar arasında tek
halk, tek devlet ve tek egemenlik üzerinde anlaşmaya varıldığı açıklamaları
yapılmaktadır. Oysa Kıbrıs’ta eşit yetkilere sahip iki devlet anlayışı kabul
edilmediği ve yeni bir devlet oluşturulmasına gidilmediği sürece getirilecek
bir çözümün, sorunun kalıcı olarak ortadan kalkmasını sağlaması olanağı çok
zayıftır.
Yine, Sayın
Mehmet Ali Talat’ın basında yer alan Kıbrıs’ın askersizleştirilmesi konusunda
tarafların karara vardığı biçimindeki sözleri Türkiye’nin Kıbrıs’taki
askerlerini çekeceği ve hatta garanti ve ittifak anlaşmaları uyarınca Kıbrıs’ta
bulundurulması kabul edilen askerlerinin durumunu da değiştireceği görüş ve
yorumlarına meydan vermektedir. Oysa, Kıbrıslı iki
halkın ve Türkiye, Yunanistan, İngiltere garantör devletlerinin birlikte
oluşturduğu bu anlaşmalar, uluslararası hukuk uyarınca bütün taraflarca
birlikte değiştirilmeden ve Türkiye bakımından, Türkiye Büyük Millet Meclisinde
uygun bulunmadan Kıbrıslı iki taraf liderinin görüşüyle değiştirilemez. Öte
yandan, bazı çevrelerde, Birleşmiş Milletler çerçevesindeki taraflar arası
görüşmelerde ilkbahara kadar bir sonuca varılamadığı takdirde tarafların görüş
birliğine vardığı noktalar üzerindeki mutabakatı içeren bir ara belgenin kabul
edilmesinin uygun olacağından söz edilmektedir. Böyle bir ara belgenin kabulü
tüm sonucu görmeden kabul edilecek birtakım ilkelerin sonradan Türk tarafının
beklentilerini karşılayamaması tehlikesini taşımaktadır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Pazarcı, lütfen tamamlayınız.
HÜSEYİN PAZARCI
(Devamla) – Önümüzü iyice görmeden kabul edilecek açılımların bir başka konuda
nerelere gidebileceğini maalesef gördüğümüz bugünlerde bir başka hata
yapmamızın ülkemize maliyeti çok büyük olacaktır. Bu nedenlerle, bütün bu tür
endişelerin giderilmesi için, Türk Hükûmetinin,
Birleşmiş Milletler ve AB çerçevesinde Kıbrıs’ın geleceğine ilişkin olarak,
Kıbrıs’ta var olan gerçek durumdan kalkarak görüşme parametrelerinin Kıbrıslı
Türkler lehine değiştirilmesine uğraşması gerekmektedir. Aksi takdirde, bugünkü
AB müktesebatı ve Birleşmiş Milletler parametrelerinin Batılılarca yorumlandığı
biçimiyle yürütülen görüşmelerden Türk tarafının kazançlı çıkması
beklenmemelidir.
Bütçenin hayırlı
olmasını, hepinize saygılarımı sınarak ifade etmek istiyorum. (DSP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Pazarcı.
Sayın milletvekilleri,
üçüncü turdaki konuşmalar tamamlanmıştır.
Şimdi, soru-cevap
işlemine geçeceğiz ancak ondan önce birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati : 15.34
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 15.51
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Murat ÖZKAN
(Giresun)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 33’üncü Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
2010 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu
Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Şimdi soru-cevap
işlemine başlıyoruz.
Soru ve cevap
işlemi için yirmi dakika süre vardır.
18 sayın
milletvekili soru sormak istemektedirler, onun için her sayın milletvekiline
otuz saniye süre vereceğiz.
Sayın Aslanoğlu, Sayın Çalış, Sayın Kaptan, Sayın Doğru, Sayın Akçay, Sayın Asil, Sayın Güvel,
Sayın Süner, Sayın Korkmaz, Sayın Genç, Sayın
Özdemir, Sayın Işık, Sayın Enöz, Sayın Cengiz, Sayın
Akkuş, Sayın Ekici, Sayın Coşkunoğlu ve Sayın Köse
söz istemişlerdir.
HASAN ÇALIŞ
(Karaman) – Sayın Başkan, otuz saniye verecekseniz sormuyoruz, sorularımızı
çekiyoruz. Otuz saniyede soru sorulmaz.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Otuz saniyede soru sorulmaz Sayın Başkan.
HASAN ÇALIŞ
(Karaman) – Sorularımızı çekiyoruz.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Soruları çekiyoruz. Otuz saniyede… 50 kişi girse beş saniye mi
vereceksiniz, on saniye mi?
BAŞKAN – Sayın
Vural, ne yapalım, siz söyleyin ona göre yapalım, buyurun.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Otuz saniyede soru sorulmaz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Şu
anlamda: Çözüm bulmak için soruyorum, ne yapalım yani ne yapmamız gerekir?
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Otuz saniyede ne sorulacak ki?
BAŞKAN – O zaman
birer dakika veriyorum.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Verin birer dakika, eğer…
BAŞKAN – Bu
benimle ilgili değil ki, soru soran milletvekili arkadaşlarımızla ilgili.
Herkese soru sorma hakkı tanınsın diye. Yani bunda sayın grup başkan
vekillerimizin problem yapacağı bir şey yok. Siz söyleyin, çözüm bulalım, sizin
söylediklerinizi yapalım.
Yalnız, Kâtip Üye
Arkadaşlarımız uyardılar, ilk önce giren 12 arkadaşı okuyorum: Sayın Aslanoğlu, Sayın Çalış, Sayın Kaptan, Sayın Doğru, Sayın
Köse, Sayın Akçay, Sayın Asil, Sayın Güvel, Sayın Süner, Sayın
Korkmaz, Sayın Paksoy ve Sayın Varlı.
O zaman birer
dakika süre veriyorum.
Sayın Aslanoğlu, buyurun.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Bakan, yol haritanızda acaba -2010 yılında bir
harita çiziyorsunuz ya- 2010 yılı Diyanet İşleri bütçesine cemevlerinin
tamir, tadilat, su, elektrik bütçelerini kapsayan ödenek koydunuz mu,
koymadınız mı?
Yine, kamu kurum
ve kuruluşlarının sınavını kazanan ama mülakatta elenen Alevi vatandaşlarımızın
çocuklarında, haritanızda acaba kafalar değişecek mi?
İki: Sayın basın
- yayın kurumuyla ilgili soruyorum: Türkiye’deki tüm yerel televizyonlardan
yüzde 10 vergi alınıyor yani en ünlü televizyonlardan da Hakkâri’deki
televizyonumuzdan da, reklam üzerinden. Sayın Bakanım,
burada verilen beyannameler. Bu adil midir? RTÜK payı adı altında en ünlü, en
çok reklam geliri elde eden televizyon da yüzde 10
veriyor, Hakkâri’deki ayda bin lira…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Tamam, hakkıma razıyım.
BAŞKAN – Sayın
Çalış, buyurun.
HASAN ÇALIŞ
(Karaman) – Vakıflarla ilgili Sayın Bakanımıza soruyum: Sayın Bakanım, Vakıflar
Genel Müdürlüğü sorumluluğunda restorasyon bekleyen
çok fazla tarihî eserimiz ve kültürel mirasımız vardır ancak restorasyonların
normal bir bina gibi mevcut İhale Kanunu’yla ihale edildiğine, ihale ve
denetimlerde yeterli sayı ve vasıfta uzman görevlendirilmediğine, aslına uygun
restore edilmediğine, kültürel mirasın zarar gördüğüne dair eleştiriler vardır.
Bu konularda ne diyorsunuz?
Bir diğer sorum:
Tarihî mekânları uzman denetiminde aslına uygun olarak restore etmek için özel
şartnameyle ihale yapmayı düşünüyor musunuz? Bu konuda ne gibi çalışmalarınız
vardır?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Kaptan…
OSMAN KAPTAN
(Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Birinci sorumu
vakıflardan sorumlu Sayın Bakana soruyorum: Ankara ve bazı illerde kurulan
vakıflar müzesi önemlidir. Antalya, tarihî, kültürel vakıf eserleri zenginliği
açısıyla ve turistik özellikleriyle vakıflar müzesini fazlasıyla hak
etmektedir. Sayın Bakan, Antalya’ya vakıflar müzesi kurulmasını sağlayacak
mısınız? Bu konuda bir çalışmanız var mıdır?
İkinci sorum
basın-yayından sorumlu Sayın Bakana: Sayın Bakan, Basın-Yayın ve Enformasyon
Genel Müdürlüğü belediyelerden ve Deniz Feneri Derneğinden kaç kişi almıştır?
Bunların meslekleri ve eğitimleri nelerdir? Atamaları mevzuata ve personel
yönetmeliğine uygun mudur?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Doğru…
REŞAT DOĞRU
(Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Vakıflar Genel
Müdürlüğünün ülkemizin her tarafında ve Tokat ilinde yapmış olduğu vakıf
eserlerinin restorasyon çalışmalarından dolayı
teşekkürlerimi sunuyorum.
Tokat ilinde
Yazmacılar Hanı çok kötü durumdadır. Bu, tarihî bir handır. Bununla ilgili bir çalışma yapılacak mıdır? Ayrıca Deveciler Hanı ve Arastalı
Bedesten Han’ıyla ilgili de çalışmalar var mıdır?
İkinci sorum
olarak: Türk Dil Kurumu çok önemli çalışmalar yapıyor. Özellikle Türkçenin
işyeri isimlerinde kullanılmasıyla ilgili Belediye Kanunu’nda bir değişiklik
yapılacak mıdır? Bunu öğrenmek istiyorum.
Üçüncü sorum
olarak: Yaprak Tütün İşletme Müdürlüğü işçileri şu anda AKP önünde ve Sıhhiye
Meydanı’nda hak arıyorlar. Soğukta, karda, kışta kıyamette çocuklarını
bırakarak buraya gelmiş, ekmeklerine sahip çıkmak, haklarına sahip çıkmakla
ilgili büyük mücadele veriyorlar. 2 kere soru sormuş olmamıza rağmen, bir türlü
Hükûmet tarafından cevap verilmedi. Bu işçilerimizin
hakları ne olacak? Bunlarla ilgili bir çalışma yapmayı düşünmüyor musunuz? Çünkü, kendileri şu anda coplarla biber gazları altında şu
anda eylemlerini yapmaya çalışıyorlar. Bununla ilgili Hükûmetten
bilgi almak istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Akçay…
ERKAN AKÇAY
(Manisa) – Vakıflar Genel Müdürlüğü 2009 yılını “Sağlık Yılı” olarak ilan
etmesine rağmen kendi hizmet binalarını ve lojmanlarını kanserojen etkisi
bilinmesine rağmen gelir getirmek için baz istasyonlarına
ihaleyle kiraya vermiştir. Sağlık Bakanlığınca onaylanmayan bu baz istasyonlarının vakıfların “Sağlık Yılı” ilan ettiği bir
dönemde kurum tesislerine yapılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
İkinci sorum:
Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün görevlerinden birisi de
Türkiye’nin yurt dışı tanıtımını yapmaktır. Türkiye’nin yurt dışı tanıtım
sorunlarından en önemlisi, tanıtım yapan resmî kurumların birbirleriyle ve özel
sektör kuruluşlarıyla koordinasyon eksikliğidir. Bu koordinasyon eksikliğini
gidermeye yönelik bir çalışmanız var mıdır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Köse…
ŞEVKET KÖSE
(Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, Hükûmet, Alevi çalıştayları
yapmaya devam ediyor.
1) Bu çalıştayların sonucunda ortaya çıkan öneriler nasıl
değerlendirilecek? Bu sonuçlarla ilgili hukuki bir düzenleme yapacak mısınız?
Örneğin, çalıştaylardan Aleviliğin mezhep sayılması
kararı çıktı. Bunun üzerine Aleviliği mezhep olarak görmeyen Diyanet İşleri
Başkanlığı, Aleviliği bir gecede mezhep olarak görecek mi? Cemevlerinin
ibadethane sayılması için yasa teklifi verdik, AKP’nin oylarıyla reddedildi. Cemevleri yasal statüye kavuşturulacak mı?
2) Alevi çalıştayları yapan İktidarınız Sivas’ta insan yakanları
affetmiştir. Açılım kapsamında bu kişilerin tekrar yargılanmasının yolu
açılacak mı?
Son sorum: Sayın
Bakan, burada yüz yüzeyken sormak istiyorum: Ülkemizde üst düzey bürok-ratlar içinde Alevilerin
olmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durumu hakkaniyete uygun buluyor musunuz?
Bu bir ayrımcılık değil midir, açıklar mısınız?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Asil…
BEYTULLAH ASİL
(Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Suudi Hükûmeti tarafından Kâbe’deki Osmanlı revaklarının
yılbaşından sonra yıkım kararı alınmıştır. Ülke olarak bu konuda bir
girişimimiz olmuş mudur?
İkinci sorum:
Ülkemizin pek çok yerinde olduğu gibi Eskişehir’in Çifteler ilçesinde de tarım
yapılan arazilerin yüzde 50’si vakıfların mülkiyetindedir. Çiftçiler, vakıflar
idaresine işgaliyelerini ödemek suretiyle dededen oğla kullanıyorlar ancak
çiftçi kayıt sistemine bu arazileri kaydettiremedikleri için hiçbir destekten
faydalanamadıkları gibi sigortalarını da yaptıramamaktadırlar. Bu da millî
servet kaybına ve çiftçilerimizin mağduriyetine neden olmaktadır. Bu
mağduriyetleri çözme konusunda bir çalışmanız var mı?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Güvel…
HULUSİ GÜVEL
(Adana) – Teşekkür ederim.
Sayın Bakan,
geçtiğimiz aylarda, Diyanet İşleri Başkanlığı, kurumu ve İslam’ı tehdit eden
unsurların listesini çıkardı. Diyanetin tehdit listesinde, “kimi çevrelerce
zorunlu din öğretiminin kaldırılması taleplerinin olması” maddesi de yer
almaktadır. Bu listeyi ve listedeki bu maddeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Zorunlu din dersinin kaldırılması, Alevi vatandaşlarımızın talepleri arasında
yer almaktadır. Başkanlık, Alevi vatandaşlarımızın bu talebini bir tehdit
unsuru olarak mı görmektedir?
İkinci sorum:
Sayın Bakan, yaklaşık otuz yıldır zaman zaman gündeme
gelen Diyanet Teşkilat Yasası konusunda gelinen nokta nedir? Yıllardır yaşanan
statü ve yapı karmaşasını ortadan kaldıracak çalışmalar yapılmakta mıdır? Sivil
toplum kuruluşlarının Diyanet İşleri Başkanlığı hakkındaki eleştirileri yasa
çalışmaları sırasında dikkate alınmakta mıdır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Paksoy…
MEHMET AKİF
PAKSOY (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan,
57’nci Hükûmet döneminde programa alınıp üzerinde
çalışılan Vizyon 2023 Projesi ne aşamadadır? Rafa kaldırıldığı söyleniyor, bu
konuda bilgi verir misiniz?
İkinci sorum:
TÜBİTAK’ta yeni başkan döneminde “kurum içi rotasyon uygulaması” adı altında
kaç kişinin yeri değiştirilmiştir? Ayrıca, yeni yönetimce kaç kişi işe
alınmıştır?
Üçüncü sorum:
Sayın Bakan, Kâbe’de değişik dillerden Kurban Bayramı kutlandığı hâlde Türkçe
yayınla kutlama yapılmamıştır. İngilizce bile yayın yapıldığı hâlde en çok hacı
gönderen ülkemizin insanının bayramının kutlanmaması devletimizin bir zaafı
mıdır sizce?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Süner…
TAYFUR SÜNER
(Antalya) – Sayın Başkanım, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun
işlerliğini devam ettirebilmesi için nitelikli elemana ihtiyacı olduğu bilinen
bir gerçektir. Kurumda çalışan bir uzman 800-900 TL maaş almaktadır, bu
maaşlarla bu işin yapılabilmesi güçtür. Özlük haklarıyla ilgili bir düzenleme
yapmayı düşünüyor musunuz?
İkinci sorum:
Türk Dil Kurumunun -Mustafa Kemal Atatürk’ün 1936 yılında belirttiği üzere-
bugünkü adıyla Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun ulusal akademiye
dönüştürülmesi düşüncesi hâlâ gerçekleştirilememiştir. Kurumu ulusal akademiye
dönüştürmek için yeni bir yasal düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Bakanım,
buyurun; soru sorma süresi tamamlanmıştır.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Efendim, 12 kişiye birer dakika verecektiniz Sayın Başkanım,
okudunuz.
BAŞKAN – Sayın
Korkmaz, on dakika soru sorma süresi. 10 kişi tamamlandı, yapabileceğimizi
söyleyin de yapalım yani.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Efendim, 12 kişiyi okuttunuz ve ilan ettiniz, ona göre suallerimizi
hazırladık. Ne olur birer kişiye daha söz verseniz?
BAŞKAN – Anladım
da ben yapmıyorum ki Sayın Korkmaz, Tüzük’te böyle, yani on dakikalık… Baştan
açıklamasını yaptım, “otuzar saniye” dedim, grup başkan vekiliniz itiraz etti.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Ama Sayın Başkanım…
BAŞKAN - Her soru
soran arkadaşa soru sorma imkânı vermek için…
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Bakın, Sayın Başkanım, milletvekilinin emeğine saygı göstermek
mecburiyetindesiniz.
BAŞKAN – Hayır,
Sayın Korkmaz, bunu sizin söyleme hakkınız yok bana.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Sabahtan beri bekliyoruz soru sormak için.
BAŞKAN – Bana
söyleme hakkınız yok bunu.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Yapmayın efendim.
BAŞKAN - “Otuz
saniye verelim.” dedik, grup başkan vekiliniz itiraz etti.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – 12 kişiyi okudunuz…
OKTAY VURAL
(İzmir) – 12 kişiye söz vereceğinizi siz söylediniz. Söyleyen kim oldu, yanınızdaki
mi? Siz söylediniz.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – O 12 kişinin adını siz okutmadınız mı?
BAŞKAN – Sayın
Korkmaz, on dakikalık süreyi sırasıyla, birer dakikayla verdim.
OKTAY VURAL
(İzmir) – 12’ye bölelim…
BAŞKAN - Bunda
itiraz edilecek, tartışılacak hiçbir konu yok.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Yani otuz saniyeye bölerseniz…
BAŞKAN - Hem
Sayın Genel Kurulun bilgilerine hem de tüm kamuoyuna ilan ediyorum.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Bu 12 kişiyi siz okutmadınız mı Sayın Başkanım?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Bir buçuk dakika geçti zaten.
BAŞKAN – Sayın
Bakan, buyurun.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Ne olurdu birer dakika feragat etselerdi Sayın Bakanlar?
BAŞKAN – Sayın
Bakana söyleyin o zaman.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Siz söyleyin efendim, siz yönetiyorsunuz Meclisi.
OKTAY VURAL
(İzmir) - Alıştık, Başbakan yönetiyor, bakan yönetiyor.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Evet, Sayın Bakan, bir dakika feragat istiyorum sizden. Madem
Meclis Başkanımız söylemiyor, bir dakika efendim…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Biz, Muharrem Varlı’yla çekiyoruz…
DEVLET BAKANI
EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) - Saygıdeğer milletvekilleri, bize bir soru gelmediği
için hepinize teşekkür ediyorum.
Sözü Sayın Bakana
devrediyorum.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Egemen Bey’in cevap verme süresini ekleyin sorulara, biter gider.
DEVLET BAKANI
FARUK ÇELİK (Bursa) – Ben de soru soran bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum.
Diyanet
bütçesinde cemevleriyle ilgili bir ödeneğin olup
olmadığını sordu Aslanoğlu.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Yol haritası…
DEVLET BAKANI
FARUK ÇELİK (Bursa) – Böyle bir ödenek faslının olmadığını ifade ediyorum.
İkincisi,
mülakatlarda bir ayrımın yapıldığı şeklinde bir ifade kullandınız. Bunu böyle
genel geçer değil de müşahhas hâle getirirseniz biz de memnun oluruz. Böyle bir
şey söz konusu değildir. Çok ciddi bir ithamdır, bunu kabullenmek mümkün değil.
Sınavlar nasıl
yapılacak, bunlar yasalarımızda, mevzuatımızda belli, bunlara kimin gireceği
bellidir. Müşahhas bir örneğiniz varsa da bunu lütfen ilgili yerlere, bizlere
iletmenizi istirham ediyoruz.
Diğer bir soru:
Din dersleriyle ilgili bir ifade kullanıldı. Aslında, Anayasa’nın 24’üncü
maddesi bunu çok sarih bir şekilde düzenlemiş. Bir yönüyle sağlıklı
değerlendirilirse, bütün ihtilafları, bütün anlaşmazlıkları çözecek bir
düzenlemedir de denebilir. Bahse konu “din dersi” diye bir şey söz konusu
değil. Din kültürü ahlak bilgisi öğretimi Anayasa’da zorunlu kılınmış ama din
eğitimiyle ilgili ise burada bir zorunluluk söz konusu değil, kanuni
temsilcilere bu verilmiş bulunuyor. Dolayısıyla, bu, Anayasa 24 aslında bir
anlamda bu sorunuza cevap teşkil edecek bir düzenlemedir. Türkiye’de uygulama
bu istikamettedir.
Sayın Köse, çalıştaylarla ilgili… Yedinci çalıştayımızı
ocak ayında yapacağımızı söyledim. Buradan bir yol haritası çıkacak ama bu yol
haritasını biz siyasiler çıkarmayacağız. Bu yol haritasını, yine gerek Alevi
klasikleri konusunda gerek diğer tüm mezhebî konularda
bilgi sahibi olan, derinliği olan ve bu sürece katkı sağlayacak olan
arkadaşlar, çalıştaylarda zaten öne çıkmış olan
arkadaşlardır. Ayrıca, ilave edilmesi gereken şahıslar da yani bir heyet
yedinci çalıştay için belirlenecek ve ciddi bilimsel
verilere dayalı bir şekilde çalışmalarını tamamlayacak ve bir yol haritasını
çıkaracak. Şimdi, burada gerek Büyük Millet Meclisinde ifade edilen bazı
kavramlar gerekse Meclisin dışında ifade edilen bazı değerlendirmeler yüzeysel
değerlendirmelerdir. Siz işte “Alevilik bir mezhebe oturtulursa” diye kendiniz
söylediniz, bir başkası başka türlü bir değerlendirme yapıyor, cemevleriyle ilgili de aynen bu şekilde. Bunlar çok böyle
siyasi mekânlarda, mercilerde konuşulacak konular değil. Bunun bir bilimsel
temeli mutlaka var, o şekilde temellendirilmeli ve yol haritası da buna göre
çizilmeli. Çıkan o netice ne ise sizin gibi ben de merak ediyorum çünkü onu
belirleyecek olan siyasi irade olmayacak, bunu net söylüyorum. Çalıştaylara katılan vatandaşlar da değerli katılımcılar da
bu çalışmalarda bu işlerin nasıl yürütüldüğünü çok iyi bilmektedirler. Bundan
dolayı bir endişeniz olmasın. Çalıştay neticesinde
çıkacak olan yol haritası bilimsel verilere dayalı olacak ve o çerçevede de
sizlerle bu neticeleri paylaşmış olacağız.
Şu anda başka bir
boyutu kaldı mı bilemiyorum, benim not alabildiğim bunlardı.
ŞEVKET KÖSE
(Adıyaman) – Büyük bürokratlar arasında bir Alevinin olmaması sizi düşündürüyor
mu?
DEVLET BAKANI
FARUK ÇELİK (Bursa) – Şimdi, böyle bir istatistiki
bilgi bizde yok.
ŞEVKET KÖSE
(Adıyaman) – Bakın, bakın…
DEVLET BAKANI
FARUK ÇELİK (Bursa) – Yani, şimdi bunun karşıtını da söyleyenler var.
ŞEVKET KÖSE
(Adıyaman) – Bir tane vali olamaz mı efendim, emniyet müdürü olamaz mı?
DEVLET BAKANI
FARUK ÇELİK (Bursa) – Diyanet için mi söylüyorsunuz?
ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Evet.
BAŞKAN – Sayın
Bakan, lütfen karşılıklı konuşmayalım.
DEVLET BAKANI
FARUK ÇELİK (Bursa) – Şimdi, şunu ifade edeyim: Diyanet İşleri Başkanlığına
bazı Alevi kesimlerinin bakışını biliyoruz. Bu çalıştayların
bir katkısı da şu oldu: Aslında, gerek Diyanet gerek ilahiyat fakülteleri
gerekse Alevi kesimi arasında böyle bir uçurumun olmadığı da ortaya çıktı. Bu çalıştayların neticesinde çıkacak olan değerlendirmeleri
aldığınızda, okuduğunuzda göreceksiniz ki çok objektif değerlendirmeler
yapılıyor. Dün belki vardı bilemiyorum, geçmiş itibarıyla, ama bugün, gerçekten
objektif değerlendirmeler yapılıyor ve ciddi bir yumuşama var, bakış açılarında
da yumuşama var, uygulamada da inanıyorum ki bu gidişatın yansımaları olacak ve
bu huzursuzluğun önüne hep beraber geçmiş olacağız.
Ben, iyi giden ve
neticesinin de iyi olacağına inandığım bu çalıştaylara
katkı sağlayan herkese çok teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Aydın.
DEVLET BAKANI
MEHMET AYDIN (İzmir) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Üç soru
yöneltildi, soru içinde soru da var ama üç soru olarak ben onları
cevaplandırmaya çalışacağım.
Birincisi, Yüksek
Kurumla ilgili “Özlük hakları konusunda bir çalışma, faaliyet var mı?” diye
soruldu? Evet, bir teşkilat yasası üzerinde, aslında geçen dönem de bir tasarı
üzerinde çalışıldı ama bu geçen süre içerisinde oradaki birtakım eksiklikleri
gördük. Genel Kurula gelmemişti zaten, komisyona da gelmemişti. Şimdi yeniden
tekrar ele aldık, çok kısa bir süre içinde bitireceğiz o teşkilat yasasını ve
orada zaten özlük haklarıyla ilgili maddeler de olacak.
Yine, “Yüksek
Kurumla ilgili bir ulusal akademiye dönüşme fikri vardı, bu hâlâ devam ediyor
mu?” Evet, devam ediyor. Yalnız, bunun için Yüksek Kuruma bağlı bazı
kurumların, Türk Dil Kurumunun ve Tarih Kurumunun özellikle isimleri ve
durumları Anayasa’da belirlendiği için Anayasa değişikliğine ihtiyaç var. Ama
üzerinde çalıştığımız bir konu. Eminim Anayasa değişikliği konusu bile Genel
Kurula geldiği zaman büyük bir ihtimalle bir görüş birliği olacak ve o konuda
da öyle bir değişikliği… Şu anda üzerinde çalıştığımız bir konu.
Bizim de
gönlümüzde yatan, gerçekten, hem Türkiye’ye hem de -özellikle- Ankara’ya,
başkentimize, cumhuriyetin başkentine yakışan, binasıyla, altyapısıyla mükemmel
bir bilim akademisidir. Zaten Yüksek Kurum da bir bilim kurumudur. Onunla
ilgili şu sıralarda bir arsa üzerinde çalışıyoruz. Bütün
kurumlarımızı, üniversitelerimize yakın olan bir bölgede bir araya getireceğiz
ve tekrar ediyorum, hem mimari yönüyle hem işlevsel yönüyle Türkiye’ye,
Ankara’ya yakışır bir altyapıyı oluşturacağız ve ümit ediyorum bunu, kısa bir
sürede binayı ve altyapıyı tamamlayacağız ve o zaman zaten bu yasal
değişiklikler de bitmiş olur; yakışan da odur hem -dediğim gibi- Türkiye’ye hem
başkente.
Bir diğer konu, iş yerleri adlarıyla ilgili. Mevzuatta maalesef boşluklar var ve bu boşluklardan da istifade
edilerek… Zaten çok çarpıcı bir durum var. Pek çok kurumun, iş yerinin ticari
adı ayrı, levhadaki adı ayrı. Yani ticari adı Türkçe ama levha adı…
REŞAT DOĞRU
(Tokat) – Yabancı isimler var, yabancı isimlerin değiştirilmesini istiyoruz.
DEVLET BAKANI
MEHMET AYDIN (İzmir) – Onun için diyorum. Aslında, söylediğiniz zaman, size
resmî olarak verdiği cevap “Türkçe.” ama bir bakıyorsunuz, iş yeri üzerine
koyduğu levha Türkçe değil, İngilizce, Fransızca, bilmem ne. Ama doğrudur yani,
onun üzerinde çalışıyoruz. Bir de zaten Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir
araştırma komisyonu kuruldu. Onların çözüm önerileri var. Daha çok kurumlar
arası bir iş birliği ile bu sorunun, bu önemli sorunun, hakikaten… Resimseldir
ama hayatidir, sizinle hemfikirim. Bazen insanın, hakikaten, gördüğü zaman
morali bozuluyor. Koca bir caddede üç tane, dört tane ya Türkçe isim var ya
yok, gerisi sanki biz başka ülkedeymişiz gibi. O bakımdan, üzerinde durduğumuz
bir konu. Bu Komisyonun da…
BAŞKAN – Sayın
Bakan, süreniz tamamlanmıştır.
DEVLET BAKANI
MEHMET AYDIN (İzmir) – Teşekkür ederim. Geri kalan sorulara yazılı olarak cevap
vereceğim.
BAŞKAN – Ben
teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkanım, bütçesi görüşülürken bir konuyu aracılığınızla
iletmek istiyorum Sayın Bakanın dikkatine.
Bu, Diyanet İşleri Başkanlığının takvimi, Ankara’yla ilgili. Bütün ilçelerle ilgili namaz vakitleri yazılmış ama Gölbaşı ve Etimesgut yok. Gölbaşı ve Etimesgut
da Milliyetçi Hareket Partisinin belediye başkanlıklarını kazandıkları yerler.
O bakımdan, bunun düzeltilmesi gereğini ben istirham ediyorum. (AK PARTİ
sıralarından gülüşmeler)
Bunda gülünecek
bir şey yok!
BAŞKAN – Sayın
Vural, teşekkür ediyorum.
AYHAN YILMAZ
(Ordu) – Beypazarı var. Bir kasıt yok Sayın Grup Başkan Vekili.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.
Şimdi sırasıyla
üçüncü turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümleri
ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.
Vakıflar Genel
Müdürlüğü 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
40.18 - VAKIFLAR
GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.–Vakıflar Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçesi
A – C E T V E L İ
|
Kodu |
Açıklama |
(TL) |
|
01 |
Genel Kamu
Hizmetleri |
18.595.200 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
03 |
Kamu Düzeni ve
Güvenlik Hizmetleri |
2.985.500 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
07 |
Sağlık
Hizmetleri |
40.146.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
08 |
Dinlenme,
Kültür ve Din Hizmetleri |
280.284.800 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
10 |
Sosyal Güvenlik
ve Sosyal Yardım Hizmetleri |
118.153.500 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
|
TOPLAM |
460.165.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
(B) cetvelini
okutuyorum: |
|
|
|
B – C E T V E L
İ |
|
|
|
KOD |
Açıklama |
(TL) |
|
03 |
Teşebbüs ve
Mülkiyet Gelirleri |
314.500.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
04 |
Alınan Bağış ve
Yardımlar ile Özel Gelirler |
4.700.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
05 |
Diğer Gelirleri |
83.100.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
06 |
Sermaye
Gelirleri |
106.700.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
|
TOPLAM |
509.000.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
Vakıflar Genel
Müdürlüğü 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir. |
|
|
|
Vakıflar Genel
Müdürlüğü 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
2.– Vakıflar Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesabı |
|
|
|
BAŞKAN– (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum: |
|
|
|
A – C
E T V E L İ |
|
|
|
|
(YTL) |
|
|
- Genel Ödenek
Toplamı |
: |
637.995.491,12 |
|
- Toplam
Harcama |
: |
477.811.014,11 |
|
- İptal Edilen
Ödenek |
: |
159.618.679,60 |
|
- Ertesi Yıla
Devreden Ödenek |
: |
565.797,41 |
|
BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
(B) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum: |
|
|
|
B – C
E T V E L İ |
|
|
|
|
|
(YTL) |
|
- Bütçe tahmini |
: |
414.537.000,00 |
|
- Yılı tahsilatı |
: |
422.658.734,28 |
BAŞKAN– (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Vakıflar Genel
Müdürlüğü 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğü 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine
geçilmesini oylariniza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler…Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
07.77 – BASIN-YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.– Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2010 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi
A – C E T V E L İ
|
Kodu |
Açıklama |
(TL) |
|
01 |
Genel Kamu
Hizmetleri |
6.274.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
02 |
Savunma
Hizmetleri |
56.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
08 |
Dinlenme,
Kültür ve Din Hizmetler |
60.845.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir |
|
|
|
|
TOPLAM |
67.175.000 |
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğü 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümleri kabul
edilmiştir.
Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğü 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2.– Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E
T V E L İ
(YTL)
- Genel Ödenek
Toplamı : 68.991.000,00
- Toplam Harcama : 67.768.920,36
- İptal Edilen
Ödenek : 1.222.079,64
BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğü 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Türkiye Bilimsel
ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
40.08- TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU
BAŞKANLIĞI
1.– Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu
Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
A – C E T V E L İ
|
Kodu |
Açıklama |
(TL) |
|
01 |
Genel Kamu
Hizmetleri |
1.252.193.800 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
03 |
Kamu Düzeni ve
Güvenlik Hizmetleri |
520.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
07 |
Sağlık
Hizmetleri |
375.200 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
09 |
Eğitim
Hizmetleri |
54.162.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
|
TOPLAM |
1.307.251.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
(B) cetvelini
okutuyorum: |
|
|
|
B – C E T V E L
İ |
|
|
|
KOD |
Açıklama |
(TL) |
|
03 |
Teşebbüs ve
Mülkiyet Gelirleri |
130.105.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
04 |
Alınan Bağış ve
Yardımlar ile Özel Gelirler |
1.129.251.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
05 |
Diğer Gelirler |
47.855.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
08 |
Alacaklardan Tahsilat |
40.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
|
TOPLAM |
1.307.251.000 |
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Türkiye Bilimsel
ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin
bölümleri kabul edilmiştir.
Türkiye Bilimsel
ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı 2008 yılı merkezi yönetim kesin
hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu
Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E
T V E L İ
(YTL)
- Genel Ödenek Toplamı : 1.261.379.260,59
- Toplam Harcama : 1.075.268.557,48
- İptal Edilen Ödenek : 186.110.703,11
- Ertesi Yıla Devreden Ödenek : 6.526.253,91
BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum:
B- CETVELİ
(YTL)
- Bütçe Tahmini : 989.923.000,00
- Yılı Tahsilat : 1.157.374.756,82
BAŞKAN – (B)
cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Türkiye Bilimsel
ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümleri
kabul edilmiştir.
Türkiye Bilimler
Akademisi Başkanlığı 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
40.09- TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI
1.– Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçesi
A – C E T V E L İ
|
Kodu |
Açıklama |
(TL) |
|
01 |
Genel Kamu
Hizmetleri |
9.908.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
|
TOPLAM |
9.908.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
(B) cetvelini
okutuyorum: |
|
|
|
|
|
|
|
B – C E T V E L
İ |
|
|
|
KOD |
Açıklama |
(TL) |
|
03 |
Teşebbüs ve
Mülkiyet Gelirleri |
75.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
04 |
Alınan Bağış ve
Yardımlar ile Özel Gelirler |
9.773.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
05 |
Diğer Gelirler |
10.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
TOPLAM 9.858.000
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Türkiye Bilimler
Akademisi Başkanlığı 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümleri kabul
edilmiştir.
Türkiye Bilimler
Akademisi Başkanlığı 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E
T V E L İ
(YTL)
- Genel Ödenek
Toplamı : 9.097.706,01
- Toplam Harcama : 8.014.704,80
- İptal Edilen
Ödenek : 1.083.001,21
BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum:
B- CETVELİ
(YTL)
- Bütçe Tahmini : 6.575.000,00
- Yılı Tahsilat : 7.907.138,44
BAŞKAN – (B) cetvelinini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Türkiye Bilimler
Akademisi Başkanlığı 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümleri kabul
edilmiştir.
Atatürk Kültür,
Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
40.02- ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU
BAŞKANLIĞI
1.– Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
A – C E T V E L İ
|
KODU |
Açıklama |
(TL) |
|
|
|
|
|
01 |
Genel Kamu
Hizmetleri |
3.635.000 |
|
|
|
|
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.. |
|
|
|
|
|
|
|
08 |
Dinlenme,
Kültür ve Din Hizmetleri |
918.000 |
|
|
|
|
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
|
|
|
|
|
TOPLAM |
4.553.000 |
|
|
|
|
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
|
|
|
|
(B) cetvelini
okutuyorum: |
|
|
|
|
|
|
|
B – C E T V E L
İ |
|
|
|
|
|
|
|
KOD |
Açıklama |
(TL) |
|
|
|
|
|
04 |
Alınan Bağış ve
Yardımlar ile Özel Gelirler |
|
4.553.000 |
|
|
|
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
|
|
|
|
|
TOPLAM |
|
|
|
|
4.553.000 |
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Atatürk Kültür,
Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümleri kabul
edilmiştir.
Atatürk Kültür,
Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
2.– Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E
T V E L İ
(YTL)
- Genel Ödenek
Toplamı : 33.770.501,73
- Toplam Harcama : 18.896.888,19
- İptal Edilen
Ödenek : 14.873.613,54
BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum:
B- CETVELİ
(YTL)
- Bütçe Tahmini : 21.665.000,00
- Yılı Tahsilat : 225.998.999,75
BAŞKAN – (B) cetvelinini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Atatürk Kültür,
Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümleri
kabul edilmiştir.
Atatürk Araştırma
Merkezi 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
40.03- ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ
1.– Atatürk Araştırma Merkezi 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
A – C E T V E L İ
|
KODU |
Açıklama |
(TL) |
|
03 |
Kamu Düzeni ve
Güvenlik Hizmetleri |
117.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.. |
|
|
|
08 |
Dinlenme,
Kültür ve Din Hizmetleri |
2.272.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
|
TOPLAM |
2.389.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
(B) cetvelini
okutuyorum: |
|
|
|
B – C E T V E L
İ |
|
|
|
KOD |
Açıklama |
(TL) |
|
03 |
Teşebbüs ve
Mülkiyet Gelirleri |
160.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
04 |
Alınan Bağış ve
Yardımlar ile Özel Gelirler |
2.229.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
|
TOPLAM |
2.389.000 |
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Atatürk Araştırma
Merkezi 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Atatürk Kültür
Merkezi 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
40.04- ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ
1.– Atatürk Kültür Merkezi 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
A – C E T V E L İ
|
KODU |
Açıklama |
(TL) |
|
08 |
Dinlenme,
Kültür ve Din Hizmetleri |
3.504.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir... |
|
|
|
|
TOPLAM |
3.504.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
(B) cetvelini
okutuyorum: |
|
|
|
B – C E T V E L
İ |
|
|
|
KOD |
Açıklama |
(TL) |
|
03 |
Teşebbüs ve
Mülkiyet Gelirleri |
150.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
04 |
Alınan Bağış ve
Yardımlar ile Özel Gelirler |
3.354.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
|
TOPLAM |
3.504.000 |
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Atatürk Kültür Merkezi 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin
bölümleri kabul edilmiştir.
Türk Dil Kurumu
2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
40.05- TÜRK DİL KURUMU
1.– Türk Dil Kurumu
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
A – C E T V E L İ
|
KODU |
Açıklama |
(TL) |
|
03 |
Kamu Düzeni ve
Güvenlik Hizmetleri |
142.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.. |
|
|
|
08 |
Dinlenme,
Kültür ve Din Hizmetleri |
11.601.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
|
TOPLAM |
11.743.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
(B) cetvelini
okutuyorum: |
|
|
|
B – C E T V E L
İ |
|
|
|
KOD |
Açıklama |
(TL) |
|
03 |
Teşebbüs ve
Mülkiyet Gelirleri |
86.890.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
05 |
Diğer Gelirler |
30.110.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
|
TOPLAM |
117.000.000 |
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Türk Dil Kurumu
2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Türk Tarih Kurumu
2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
40.06- TÜRK TARİH KURUMU
1.– Türk Tarih Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
A – C E T V E L İ
|
KODU |
Açıklama |
(TL) |
|
03 |
Kamu Düzeni ve
Güvenlik Hizmetleri |
102.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.. |
|
|
|
08 |
Dinlenme,
Kültür ve Din Hizmetleri |
6.706.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
|
TOPLAM |
6.808.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
(B) cetvelini
okutuyorum: |
|
|
|
B – C E T V E L
İ |
|
|
|
KOD |
Açıklama |
(TL) |
|
03 |
Teşebbüs ve
Mülkiyet Gelirleri |
80.827.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
04 |
Alınan Bağış ve
Yardımlar ile Özel Gelirler |
256.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
05 |
Diğer Gelirler |
41.917.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
|
TOPLAM |
123.000.000 |
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Türk Tarih Kurumu
2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Türk İşbirliği ve
Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
40.32 - TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI
1.– Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi
A – C E T V E L İ
|
Kodu |
Açıklama |
(TL) |
|
01 |
Genel Kamu
Hizmetleri |
64.138.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
03 |
Kamu Düzeni ve
Güvenlik Hizmetleri |
213.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
|
TOPLAM |
64.351.000 |
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelini
okutuyorum:
B – C E T V E L İ
|
KOD |
Açıklama |
(TL) |
|
03 |
Teşebbüs ve
Mülkiyet Gelirleri |
100.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
04 |
Alınan Bağış ve
Yardımlar ile Özel Gelirler |
64.251.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
TOPLAM 64.351.000
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Türk İşbirliği ve
Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümleri
kabul edilmiştir.
Türk İşbirliği ve
Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2.– Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlğı
2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E
T V E L İ
(YTL)
- Genel Ödenek Toplamı : 48.481.620,27
- Toplam Harcama : 39.672.537,36
- İptal Edilen Ödenek :
7.368.303,91
- Ertesi Yıla Devreden Ödenek :
1.440.779,00
BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum:
B – C E
T V E L İ
(YTL)
- Bütçe tahmini :
44.966.000,00
- Yılı tahsilatı : 37.012.183,34
BAŞKAN– (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Türk İşbirliği ve
Kalkınma İdaresi Başkanılğı 2008 yılı merkezi yönetim
kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Diyanet İşleri
Başkanlığı 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
07.86 - DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
1.– Diyanet İşleri Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçesi
A – C E T V E L İ
|
Kodu |
Açıklama |
(TL) |
|
01 |
Genel Kamu
Hizmetleri |
19.240.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
02 |
Savunma
Hizmetleri |
182.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
03 |
Kamu Düzeni ve
Güvenlik Hizmetleri |
1.970.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
07 |
Sağlık
Hizmetleri |
392.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
08 |
Dinlenme,
Kültür ve Din Hizmetleri |
2.628.360.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
09 |
Eğitim
Hizmetleri |
386.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
|
TOPLAM |
2.650.530.000 |
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Diyanet İşleri
Başkanlığı 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Diyanet İşleri
Başkanlığı 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Diyanet İşleri Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E
T V E L İ
(YTL)
- Genel Ödenek Toplamı : 2.148.033.777,00
- Toplam Harcama : 2.099.603.805,11
- Ödenek Dışı Harcama : 4.159.270,90
- İptal Edilen Ödenek : 52.589.242,79
BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Diyanet İşleri
Başkanlığı 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir
Avrupa Birliği Genel
Sekreterliği 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
07.95– AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ
1.– Avrupa Birliği Genel Sekreterliği 2010 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçesi
A – C E T V E L İ
|
Kodu |
Açıklama |
(TL) |
|
01 |
Genel Kamu
Hizmetleri |
20.956.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
03 |
Kamu Düzeni ve
Güvenlik Hizmetleri |
500.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
|
TOPLAM |
21.456.000 |
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Avrupa Birliği
Genel Sekreterliği 2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümleri kabul
edilmiştir.
Avrupa Birliği
Genel Sekreterliği 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2.– Avrupa Birliği Genel Sekreterliği 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E
T V E L İ
(YTL)
- Genel Ödenek Toplamı : 5.866.700,00
- Toplam Harcama : 5.219.985,80
- İptal Edilen Ödenek : 646.714,20
BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Avrupa Birliği
Genel Sekreterliği 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümleri kabul
edilmiştir.
Böylece Vakıflar Genel Müdürlüğü, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel
Müdürlüğü, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, Türkiye Bilimler
Akademisi Başkanlığı, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı,
Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Avrupa
Birliği Genel Sekreterliğinin 2010 yılı merkezi yönetim bütçeleri ve 2008 yılı
merkezi yönetim kesin hesapları ile Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür
Merkezi, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun 2010 yılı merkezi yönetim
bütçeleri kabul edilmiştir. Hayırlı uğurlu
olmasını temenni ediyorum.
Sayın
milletvekilleri, üçüncü tur görüşmeleri tamamlanmıştır.
Birleşime on
dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati : 16.39
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 16.53
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN (Giresun), Gülşen ORHAN (Van)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 33’üncü Birleşiminin
Dördüncü Oturumunu açıyorum.
2010 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu
Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Şimdi, dördüncü
tur görüşmelerine başlayacağız.
Dördüncü turda,
Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu, Hazine Müsteşarlığı, Sermaye Piyasası
Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Devlet Planlama Teşkilatı
Müsteşarlığı, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı, GAP Bölge Kalkınma İdaresi
Başkanlığı bütçeleri yer almaktadır.
III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam)
1.- 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 442) (Devam)
2.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2008 Bütçe Yılı Kesin
Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna
Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/728,
3/934) (S. Sayısı: 443) (Devam)
L) TÜTÜN VE ALKOL PİYASASI DÜZENLEME KURUMU
1.- Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
M) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI
1.- Hazine Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Hazine Müsteşarlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
N) SERMAYE PİYASASI KURULU
1.- Sermaye Piyasası Kurulu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Sermaye Piyasası Kurulu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin
Hesabı
O) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU
1.- Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
Ö) DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI
1.- Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
P) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU BAŞKANLIĞI
1.- Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçesi
2.- Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesabı
R) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI
1.- GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – Komisyon
ve Hükûmet yerinde.
Sayın
milletvekilleri, alınan karar gereğince tur üzerindeki görüşmeler bittikten sonra yirmi
dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız. Soru sorma işlemiyle ilgili
açıklamalar daha öncelerde yapıldığı için tekrarlamıyorum. Soru sormak isteyen milletvekilleri
görüşmelerin bitimine kadar yerlerinden soru için giriş yapabilirler.
Bilgilerinize
sunulur.
Dördüncü turda
grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına: Faik Öztrak, Bihlun
Tamaylıgil, Enis Tütüncü, Akif Ekici.
Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına: Mehmet Günal, Münir Kutluata, Mustafa Cihan Paçacı, İzzetin Yılmaz.
AK PARTİ Grubu
adına: İbrahim Yiğit, Ruhi Açıkgöz, Cahit Bağcı, Ahmet Yeni, Mehmet Ceylan,
Zeki Karabayır, Kutbettin Arzu, Zülfükar
İzol.
Şahısları adına:
Lehinde, Halil Mazıcıoğlu; aleyhinde Faik Öztrak.
Şimdi, ilk söz Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Faik Öztrak,
Tekirdağ Milletvekili.
Buyurun Sayın Öztrak. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on iki
dakika Sayın Öztrak.
CHP GRUBU ADINA
FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tütün ve Alkol
Piyasası Düzenleme Kurumu ve Hazine Müsteşarlığının bütçeleri üzerinde grubum
adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinize saygılarımı
sunuyorum.
Değerli
milletvekilleri, seçimlerin 2011 yılında yapılacağını dikkate alırsak 2010 yılı
bütçesi bu iktidarın hazırlayıp bir yıl boyunca uygulayacağı son bütçedir. Bu
nedenle de bu bütçe müzakerelerinde iktidarın tüm icraat döneminin, hem iktidar
hem de muhalefet partileri tarafından ele alınması beklenir. Oysa Sayın
Başbakan bütçe müzakerelerinin ilk gününde kendi icraat dönemini teğet geçmiş,
1990’lı yıllarla 2000’li yılların başına kadar olan dönemi ele almış ve çeşitli
senaryolardan bahsetmiştir. Bunlar arasında ülkenin soydurulmasına dair bir
değerlendirme dikkatimi çekti. Aslında Sayın Başbakanın o kadar geriye
gitmesine gerek yoktu. Kendi iktidarında ülkeyi soydurma olarak nitelenebilecek
buna benzer çok daha taze, üzerinde dumanı tüten birçok olay var. Bunlardan en
taze olanını sizlerin ve milletimizin dikkatine sunmak isterim. Bu örnek aynı
zamanda ekonominin hangi maliyetlerle finanse edildiğini göstermektedir.
Değerli
milletvekilleri, krizin başladığı geçen yılın ekim ayından bu yılın mart ayına
kadar İstanbul Menkul Kıymetler Borsası benzer borsalar içinde en sert düşüşü
yaşamıştır. Buna yol açan ve “Teğet geçti.” yaklaşımı olarak özetlenebilecek
yanlış politikalara burada zamanım olmadığı için girmeyeceğim. Başlangıçtaki bu
hızlı düşüşün etkisiyle İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının bu yılın mart
ayındaki ortalama değeriyle aralık ayının ilk on günündeki ortalama değeri
arasında yüzde 103’lük bir artış olmuştur.
Şimdi bir hesap
yapalım: Mart ayında Türkiye’ye 1 milyon dolar getiren bir yabancının parası
aralık ayında 2 milyon 327 bin 859 dolar oldu. Bu yabancı bu parayı aldı ve
ülkesine gitti. Yani yabancı yatırımcı dokuz ayda 1 milyon 327 bin 859 dolar
kazandı, günde ise 4.676 dolar kazandı. Bunun yaklaşık 300 bin doları TL’deki
değerlenmeden yani kur
politikasından geliyor. Dolar cinsinden kazanç dokuz ayda yüzde 133.
Değerli
arkadaşlar, dünyanın hangi ülkesi ekonomisinin böyle soyulmasına kayıtsız
kalır? Hükûmetin izlediği ve artık tüm dünyada yanlış
olduğu kabul edilen politikaların bizi getirdiği nokta budur.
Yabancı
yatırımcının cebine her gün 4.676 dolar koyan AKP İktidarı, kendi memuruna,
emeklisine, çiftçisine ne vermektedir? Bu soruyu sormak milletin hakkı değil
midir? AKP İktidarı 2010 yılının ilk yarısı için memur ve hizmetli maaşına
aylık 32 lira, öğretmen maaşına 43 lira, hemşire maaşına 36 lira, teknisyen
maaşına 37 lira zam veriyor. Peki, yabancı yatırımcıya ne veriyor? Günde 4.676
dolar.
Sayın milletvekilleri,
AKP İktidarı 2009 yılının ikinci yarısında bir SSK emeklisinin aylık maaşına 11
lira, BAĞ-KUR emeklisinin maaşınaysa sadece 6 lira zam veriyor, yani 12 simit
parası. AKP, yabancı yatırımcıya ne veriyor? Günde 4.676 dolar.
Sayın
milletvekilleri, 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı Meclisimize
geldiğinde, 2009 için öngörülen tarımsal destekleme tutarı 5,5 milyar liraydı. Hükûmet, bütçenin yasalaşma sürecinde bunu 4,9 milyar
liraya indirdi. Bu yetmedi, 2009 yılı sonunda tarıma verilen desteklerin 4,5
milyar liraya düşeceği ortaya çıktı. Hükûmet, 2009
yılındaki krizin faturasının neredeyse tamamını çiftçiye yıktı.
Sayın
milletvekilleri, bu mu adalet anlayışı, bu mu kalkınma anlayışı?
Sayın Başbakan ve
AKP sözcüleri, bütçe görüşmelerinin ilk gününde, krizi IMF’siz yönettiklerini,
kendi yağımızla kavrulduğumuzu ifade ettiler. Dilerseniz, Hükûmetin
bu ülkeyi kavurduğu yağa bir yakından bakalım.
AKP İktidarında
doğal gaz fiyatları, 2002-2009 Şubat arasında yüzde 151 oranında arttı.
2002’yle 2009 yılının Aralık ayı arasında kurşunsuz benzinin litre fiyatı yüzde
103 oranında arttı. AB ülkeleriyle kıyaslandığında Türkiye en pahalı benzini
tüketiyor. Yine benzinde en yüksek ÖTV de Türkiye’de. 2008 yılı başında 36 lira
olan bir ailenin ortalama elektrik faturası, yapılan zamlarla bugün 62 liraya
yükseldi.
Hükûmet bunlarla da
yetinmedi, daha önce ücret alınmayan sağlık ocakları ve aile hekimlerinin
muayenesinden artık 2 lira alıyor. Resmî sağlık kurumlarından 3 lira,
üniversite hastanelerinde 6 lira olan katılım payları 8 liraya çıkarıldı. 10
lira olan özel hastane muayene ücretleri, yüzde 50 artırılarak 15 liraya
çıkarıldı.
Değerli
milletvekilleri, Sezar’ın hakkını Sezar’a, AKP’nin hakkını AKP’ye teslim etmek
gerekir. Hükûmet, icraatlarıyla IMF’yi bile mumla
aratmıştır. Zaten Hükûmet, IMF’siz yürüdüğü
izlenimini piyasalara vermekten hep kaçınmıştır. Bu süreçte IMF’yi hep anlaşma
yapacakmış gibi yanında taşımıştır. Daha geçtiğimiz hafta, ekonomiden sorumlu
Başbakan Yardımcısı, Dubai ve Yunanistan’da işler karışınca IMF Başkanıyla
görüştüğünü basına sızdırdı. Bu ne biçim IMF’siz yürümedir, bunun takdirini
sizlere bırakıyorum.
Değerli
milletvekilleri, bir ekonomi yönetiminin başarısı vatandaşına iş yaratması, aş
vermesiyle ölçülür. İşsizlik verilerinin yayımlanmaya başladığı 1988 ile
AKP’nin iktidarı aldığı 2002 yılları arasında ortalama işsizlik oranı yüzde
8’di. İlk iktidar dönemi olan 2003-2007 döneminde işsizlik oranını yüzde 10,5’e
çıkardı. Kriz döneminde ise, 2008-2009 yıllarında ortalama işsizlik oranı yüzde
12,9’a yükseldi. Sadece 2009 yılında, Hükûmet,
işsizliğin yüzde 14,8 olacağını açıkladı. 2010-2012 dönemini kapsayan ve
bütçeye dayanak teşkil eden orta vadeli programda ortalama işsizlik oranı yüzde
14. Uluslararası Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatının, yani OECD’nin tahminlerine
göre ise 2010-2011 döneminde işsizlik oranı yüzde 15’e çıkacak. Bütün bu
rakamlar Hükûmetin huzurunuza getirdiği orta vadeli
programın ve 2010 bütçesinin vatandaşın derdine deva olmayacağını açıkça ortaya
koymaktadır.
Değerli
milletvekilleri, Sayın Başbakan ve iktidar sözcüleri burada mali sistemimizin
sağlamlığıyla övündüler ve Türkiye’de bir finans krizi yaşanmadığını dile
getirdiler. Bu durumda bizim de şu soruyu Hükûmete
sormak hakkımız: 2009’da finansal kriz yaşamayan Türkiye’de neden işsizlikteki
artış krizin merkez üssündeki ülkelerin pek çoğunun üzerindedir? Bunu öğrenmek
vatandaşın hakkıdır. Türkiye’de 2009 yılının üçüncü üç aylık döneminde bir yıl
öncesine göre işsizler ordusuna 927 bin kişi katıldı. Aynı dönemde sanayi
sektöründe 369 bin kişi işini yitirdi.
Bu rakamlar Sayın
Başbakana başka bir soruyu sorma hakkını da doğuruyor: Sizin hiç oğlunuz,
yavrunuz işsiz kaldı mı? Siz hiç evladı işsiz kalmış bir anne, babanın yerine
kendinizi koydunuz mu? (CHP sıralarından alkışlar) Aslında, evet, bir kez daha
iddia ediyorum, “Kriz Türkiye’yi teğet geçti, geçiyor.” diyerek bu sorunun
cevabını bütçenin açılış konuşmasında verdiniz; işsiz kalmış, evine aş,
çocuğuna ekmek götüremez bir baba, bir evlat, bir anneyle nasıl duygudaşlık
kurabildiğinizi bir kez daha vatandaşlarımız huzurunda gösterdiniz.
Bütçenin açılış
oturumunda Stalin’in “1 kişinin ölümü trajik, 1 milyon kişinin ölümü ise
istatistiktir.” sözlerini dile getirdiniz. Yoksa bu ülkedeki milyonlarca işsiz
de sizin için yalnızca bir istatistik midir? (CHP sıralarından alkışlar)
Aslında, işsizlerin sizin için bir istatistik olduğunu son olarak Tekel
işçilerine reva gördüğünüz zulümle gösterdiniz. Size daha önce oy veren Tekel
işçileri şimdi partinizin binası önünde bileklerini kesmeye kalkışıyorlar.
Değerli
milletvekilleri, özelleştirme, ekonomide etkinliği, verimliliği ve istihdam
olanaklarını artırmak için yapılır, işsizliği artırmak için değil ama Tekelde
öyle bir özelleştirme yaptınız ki 31 Ocak 2010 tarihinde 12 bin işçiyi
fabrikalarının kapısına koyuyorsunuz. Bu, Tekelde çalışan 12 bin işçinin
buharlaşması ve Sayın Başbakanın istatistiklerinde bir rakam olması demektir.
Bu mudur adalet anlayışınız, bu mudur kalkınma anlayışınız?
Değerli
milletvekilleri, iktidarın sadece bir istatistik olarak gördüğünü düşündüğüm
bir diğer rakamı da sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu yılın üçüncü üç aylık
döneminde tüketici kredisi ve kredi kartı borcunu ödeyemeyen vatandaşlarımızın
sayısı 2007 yılına göre 1 milyon 12 bin 390 kişi artarak 1 milyon 664 bin 301
kişiye çıkmış. Bu vatandaşlarımızın yüzüne bakarak bu krizin teğet geçtiğini
söyleyebilir misiniz?
Sayın
milletvekilleri, Hükûmet ve iktidar sözcüleri, borç
yükünün AKP İktidarı döneminde düştüğünü, bunun bir AKP başarısı olduğunu
huzurlarınızda ifade ettiler. Dünyada küresel ekonomik iklimin son derece
olumlu olduğu, yüksek büyümelerin kaydedildiği, faizlerin düştüğü bir ortamda
borç yükü zaten kendiliğinden düşer. Nitekim, bize
benzeyen birçok ekonomi bu konuda bizden çok daha iyi performans göstermiştir.
Ancak asıl olan bu düşüşün kalıcı olup olmadığıdır. Yani, bu olumlu koşullar
kaybolunca borç yükünün nereye doğru gittiğidir. Nitekim,
küresel krizle birlikte Türkiye’de borç dinamikleri hızla bozulmaya
başlamıştır.
AKP sözcüleri
bütçe görüşmelerinin başından itibaren yaşanan krizin Türkiye'nin değil,
dünyanın krizi olduğunu iddia ediyorlar. İddia bu olduğuna göre, yine millet
adına şu soruyu sormamız gerekiyor: Kriz dünya krizi olduğuna göre,
uluslararası kuruluşların rakamlarına göre 2007-2010 döneminde Arjantin’in,
Endonezya’nın, Brezilya’nın borç yükü düşerken neden benim ülkem G-20 liginde
bana benzeyen ülkelere göre borç yükü en hızlı artan ülke oluyor?
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Öztrak, lütfen tamamlayınız.
FAİK ÖZTRAK
(Devamla) - Hele Türkiye’de bir bankacılık krizi yaşanmadığı da dikkate
alındığında, borç dinamiklerindeki bu hızlı bozulma neyi gösteriyor, Hükûmetin üstün kriz yönetme becerisini mi?
Şimdi, değerli
milletvekilleri, dikkatinizi çekmek istediğim bir başka husus, Hükûmetin ve sözcülerinin, krizden çıkış sürecinin özel
kesim öncülüğünde gerçekleşeceğini ifade etmesidir ama bu bütçedeki
borçlanmaya, son iki yılda borç stokuna ilave edilen 90 milyardan fazla iç
borca baktığımızda, borç çevirme oranlarına baktığımızda;
1) Özel kesimin
bu dönemde talebini artırmak için, yatırım talebini arttırmak için
kullanabileceği kredi imkânları son derece sınırlıdır.
2) Biraz önce
anlattım. Memura, emekliye, çiftçiye, esnafa hiçbir şey vermediniz ki. Ne
aldılar da ne ile tüketecekler?
Şimdi, bu
çerçevede sayın milletvekilleri, geçen yıl 2009 bütçesinde gördük, AKP
İktidarının ortaya koyduğu hayalî manzara daha dört ay geçmeden dağıldı. Bence,
2010 bütçe büyüklükleri de ve sürdürülmeye çalışılan stratejileri de bu dönemde
çok hızlı iflas edecektir.
Sözlerimi
tamamlarken yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Öztrak, teşekkür ediyorum.
Bihlun Tamaylıgil, İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın Tamaylıgil. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on
dakikadır.
CHP GRUBU ADINA
BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Sermaye Piyasası Kurulu ve Bankacılık Düzenleme ve
Denetleme Kurulunun 2010 yılı bütçeleri üzerine CHP Grubu adına söz aldım. Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Tabii, bugün bir
bütçe görüşmesi yaparken ve o bütçenin kalemleri ve o bütçenin muhatabı en
büyük güç olan halkımızın içinde bulunduğu sorun ve başlıkları değerlendirirken
bugün karşı karşıya olduğumuz ve fiilî olarak uygulanan bir tavrı da protesto
ederek sözlerime başlamak istiyorum. Bugün, sadece niyeti hak aramak olan,
hakkını alabilmek için bir çağrı, bir çığlık ortaya koymaya çalışan Tekel
işçilerimiz gaz bombalarıyla karşı karşıya bırakılmıştır. Ben, bu eylemi onlara
reva görenleri ve onun karşısında sessiz kalanları kınıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar) Emekçinin hakkını ve o hakkı için mücadeleyi böyle görenlere de bu
bir yakışan tablo olsun diyorum.
Değerli
arkadaşlar, bugün konumuz SPK ve BDDK. BDDK’ya
baktığımızda ve bankacılık sektörüne baktığımızda, bankacılık, “Dünya bir kriz
yaşadı, ne mutlu bizde bir kriz yaşanmadı.” sevincini beraberce paylaşıyoruz.
Peki, bu paylaşımı ortaya koyarken, bu değerlendirmeleri yaparken nerelerde
haklıyız, nerelerde haksızız, bu haksızlığımızı veya değerlendirmeleri
geçmişten günümüze bakarak önümüzdeki vizyon
içerisinde nasıl görmeliyizi kısaca bir
değerlendirmenin şart olduğunu düşünüyorum.
Değerli
arkadaşlar, öncelikle bu dönemde bankalar açısından baktığınızda önemli bir
kriz yansımasının olmamasını Sayın Bakanımız bir uçak seyahatinde, “Biz
yöneticilere mali varlıklarıyla yükümlülük getirdik, o yüzden bu krizi hafif
atlatıyoruz, etkilemiyor.” diyor. Peki, bu ülkede BDDK, onun aldığı kararlar,
yıllardır yapılan uygulamalar değil midir? Yani bir düzenleme yok mudur? Yani
yapılan bir faaliyet yok mudur da… Hani bir 5411 sayılı
Bankacılık Yasası çıkarttığımızda -ve o yasayı da tepki yasası çıkartıyorsunuz-
batan bankalar, o batan bankalar için çıkarılan tedbir kararları, tepki
kararları, bir de BDDK ve TMSF’nin örgüt organizasyon
yapısını oluşturuyorsunuz dediğimizde ve içerisinde, bakınız, bu aldığınız mali
yükümlülük noktasındaki sürecin bankacılık ve reel sektör açısından neler
yaşatabileceğini de bir sorgulayın dediğimizde biraz düşünme ihtiyacı vardır.
Bugün bakıyoruz,
bankacılık sisteminin tek başına iyi olması veya bir noktada dengeyi bulması ve
oransal iyileşmeleri sağlaması, bankacılığın tarafları olan reel sektörün bu
derece daraldığı, bu derece sermaye eksikliği çektiği ve bu derece zarar
noktasında rakamların realize olduğu bir dönemde ne
derece sevinilir! Yani zamanında bir Millî Eğitim Bakanı demiş ki: “Ya şu
okullar olmasa ben bu Bakanlığı çok iyi idare ederim!” Yani bu ülkede reel
sektör, sanayi gelişmediği, bu kadar sıkıntı yaşadığı bir dönemde “Canım,
bankalarımız işte şu kadar rasyolarda iyileşme
yaşıyor…” Ve bu iyileşmeyi yaşarken de
bankalar neden kredi veremiyor? Yani bunu bir sorgulayalım. Neden veremiyor mu,
vermiyor mu, verememenin altındaki sebepler ne? Acaba bu ülkede uygulanan
ekonomi politikaları ve onların getirdiği sonuçlar bu verememe sürecini hangi
noktada etkiliyor?
Değerli
arkadaşlar, Türkiye’deki beş yüz sanayi kuruluşunun bilançolarına
2008 yılı itibarıyla bakın, yüzde 47’ye yakın bir kârdan zarara gidiş var. Merkez
Bankasının yaptığı araştırmalara bakın, en önemlisi -SPK Başkanı da burada-
İMKB’nin altı aylık bilançolarına bakın, yüzde 80 geri
gidişler var. Şimdi, bu bankacılık sistemini işletirken mekanizmaya ve sürece
kaynak sağlayacak, güvenirliği ve katkıyı uygulayacak yöntemlerde ne yaptık?
Evet, bir Kredi Güvence Fonu ortaya çıktı ki 2008 yılının Ekim ayında bunu biz
dile getirmiştik. O zaman “Teğet geçti, kriz yok.” söylemleriyle Hükûmetin idare ettiği dönemlerdi ve hatta o zaman bir
Maliye Bakanımız vardı, kendisi şimdi emekli oldu bakanlıktan ve o zaman “Teğet
geçti.” denilene dedi ki: “Teğet meğet geçmedi, teğet
belki Başbakan ve çevresine geçti ama bizi yürekten vurdu.” Şimdi bakınız, o
dönemlerle beraber değerlendirdiğinizde ne oldu Kredi Güvence Fonu? Ne
yapılıyor? Sonuna geldi mi, bir çalışma yapılıyor mu? Şu anda ne yazık ki bunu
göremiyoruz. Diğer taraftan, bu Hükûmetimiz döneminde
bir söylem var bankacılıkla ilgili: “Bizim dönemimizde hiçbir bankaya hiçbir
şey olmadı.”
Değerli
arkadaşlar, bunu geçen gün Plan ve Bütçe Komisyonunda Bakanımız da söylemiş.
Yani bankaların yeterlilik rasyoları arttı ama
anlıyorum ki hafıza yeterlilik rasyosunda birtakım
problemler var. O da ne? 2003’ün Haziran ayında bu ülkede BDDK’nın
üyeleri yetersiz kaldı, karar alamadı ve karar alamadığı için İmar Bankasının
el koyma süreci üç hafta gecikti. Niye gecikti? “Bizden olsun, bize uygun
olsun.” denilerek. Peki ne oldu? 2003’ün Temmuzunda el
konuldu. O zaman iktidar kimdi? Adalet ve Kalkınma Partisi. Biraz
bu konuda insaflı davranmak lazım.
Bakın, BDDK’yla ilgili bir iki şey daha söylemek istiyorum. PTT Bank
konusunda… Yani para veriyor, para alma imkânı tanındığı söyleniyor ve kredi
kartı işlemi var. O noktada ne yapıyorsunuz? “Fatura ödeme noktaları” diye bir
sistem oluştu. Siz bu konuda ne yapıyorsunuz? Bakınız, dünkü basında da vardı
“Gayrimenkul çöplüğü hâline geldi bankalar.” deniyor. Bu konuda gayrimenkul
yatırım ortaklığına dönüş noktasındaki bazı eylemler var. Özellikle tarım
kredilerinde alınan teminat arsaları, arazileri bu tür bir el değiştirme
sürecinde nasıl içeride değerlendirilecek? Bunları takip ediyor musunuz?
SPK’ya geldiğimizde, SPK’nın gelişmesi ve SPK’nın o
güzel, Türkiye'nin en büyük kaynak aldığı dönemlerde neler yapıldığına
bakıldığında, hiçbir şey. Neden hiçbir şey? Düşünün, bir KOBİ borsası... Bildim
bileli bir KOBİ borsası kurulacak. Bugün baktığınızda, bankaların kredileri
açısından kredi ödeme noktasındaki problem ve takibe dönüşüm oranında en yüksek
oran KOBİ’lerde.
Peki, o kadar
büyük kaynağın olduğu dönemde neden bunları daha sağlıklı ve hazırlayacak
yönteme götürecek sermaye piyasası tabanı, altyapısı hazırlanmadı? Ne
beklenildi? Ama o zaman, çünkü para geldiği zaman kullanım alanları farklıydı.
Peki, yine
soruyorum ve tekrar Sermaye Piyasası Kurulu açısından değerlendirdiğinizde,
bakınız, bu piyasayı geliştirmenin altındaki temel güç, güven ve istikrardır.
Şimdi, SPK bir karar alıyor. Sermaye piyasası nedir? Halka
açıklık oranının yüksek olduğu ve sermayenin tabana yayıldığı bir piyasa. Ne
yapılmıştır? Şimdi bir çağrı yöntemi vardır “Hisseler el değiştiğinde bu hisse
oranlarının yüzde 25’i aştığında küçük yatırımcının hakkı korunacak.” diye, SPK
bunu yüzde 50’ye çıkarmıştır. Hani, “Avrupa Birliğine uyum.” diyordu biraz önce
ilgili Bakan. Dünyanın neresinde vardır, hangi ülkesinde vardır? Küçük
yatırımcı mı korunmuştur, buraya kaynak mı girmiştir? Varsa yoksa ters repo,
repo işlemleri.
Bakın, yine
uyarıyorum: Forex işlemleri yapılıyor. Forex işlemlerinin denetim altına alınması lazım. “Vadeli
işlemler borsası” diyorsunuz, bunun gelişmesi için ne yapılıyor ve hangi
noktada forex işlemleriyle ilgili gerekli tedbirleri
alıyorsunuz?
Diğer taraftan, altın borsası. Altın borsası ve rafineri konusunda, dünyada altın bu kadar değer
kazanırken Türkiye’de rafineri ve borsanın verimliliği ve etkinliği açısından
hangi noktadayız, nereye geldik?
Diğer taraftan,
baktığınızda, kurumlar arası bir koordinasyonda büyük kopukluklar yaşıyoruz.
Değerli
arkadaşlar, şimdi son geleceğim konu, Sermaye Piyasası Kurulu Başkanından
bizzat ve özellikle bu konuda ne yaptığını öğrenmek istediğim bir konu.
Bakınız, 2003 yılından itibaren, bu kürsüden, bazı şirketlerin adı “İslami
holding” olarak değerlendirilip ve ondan sonra da halkın dinî ve millî değerlerini
kullanıp büyük bir dolandırıcılığı organize etmiş şirketlerin ilgili sürecini
ortaya koyan bir komisyon kurduk, rapor çıkarttık. Kanun çıkacaktı, ne
yaptınız? Hiçbir şey.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Tamaylıgil, lütfen tamamlayınız.
BİHLUN TAMAYLIGİL
(Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.
Yine, aynı grup
ve özellikle Almanya’da takip eden Deniz Feneri e.V. davasında, burada adı
suçlu olarak geçen, Türkiye’de aranması ve bu konuda hukuki işlemin yapılması
için değerlendirme sunulan Kanal 7’yle ilgili olarak SPK eski Başkanı döneminde
bir rapor hazırlanmıştı. Burada zamanım yetmiyor, soru önergelerinin
cevaplarını veremiyorum. O rapor dâhilinde, bu şirketin incelendiği, yeterli
bir delilin bulunamadığı söylenmişti. Şimdi bu yargı kararı çıktı, Türkiye’de
de devam ediyor. Siz bu konuyla ilgili ne yaptınız? O zaman o rapor sümen altına itilmişti. Şimdi o sümen
altına itilen rapor ve alınan kararı bir daha gözden geçirmeyi düşünüyor
musunuz?
“Sermaye
piyasasına güven” diyorsunuz. Bu ülkede inanan insanlar belli bir noktada o
inançlarını kullananlara belki parasını emanet etmiş ama o emanet sonrasında
onların hakkını arayacak olan sizler -gerekli olan Hükûmet
veya gerekli olan kurullar- ne yapmaktasınız? Hiçbir şey. Bu da sizin için
önemli bir başarı olarak kalsın.
Aynı zamanda şunu
da söylüyorum…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Tamaylıgil.
BİHLUN TAMAYLIGİL
(Devamla) - İhlas Finans Kurumuna -arkadaşlar
hatırlamaz- burada bir gecede değiştirdiniz kanunu, burada çıkacak noktadayken.
“2016’da paranızı ödeyeceğiz.” diyorlar. Buna da vicdanınız ne derece uygun
gidiyor, sizlerin takdirine bırakıyorum.
Size saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Tamaylıgil.
Enis Tütüncü,
Tekirdağ Milletvekili.(CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli
milletvekilleri, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı ile Türkiye İstatistik
Kurumu Başkanlığı bütçeleri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz
almış bulunuyorum. Hepinizi en iyi dileklerimle, sevgi ve saygıyla
selamlıyorum.
2010 yılı bütçesi
ve Orta Vadeli Programla ilgili iki önemli tespitimizi sizlerle paylaşmak
istiyorum öncelikle. Birinci tespitimiz: AKP Türkiye’deki krizin nasıl çifte
bir kriz olduğunun hâlâ farkına varamamış ne yazık ki. İkinci tespitimiz: Orta
Vadeli Program ile 2010 yılı bütçesinde IMF anlaşması için sanki zemin
hazırlanmış.
Neden çifte kriz
diyoruz? Şu gerçek artık kabul edilmelidir: Dünya ekonomik krize girmeden önce
AKP Türkiye’nin kendi içsel krizini yaratmıştı ve AKP bu krizi yaratma
basiretsizliğini, görememe basiretsizliğini sürdürürken dünya küresel krizi
patlak verdi ve hep birlikte gözledik, arkasından “Teğet geçecek.”
muhabbetlerine tanık olduk. Şimdi ne görüyoruz? Sayın Maliye Bakanını Plan ve
Bütçe Komisyonunda izledik, burada izledik. Sayın Maliye Bakanı ve Hükûmet krizle yatıyor, krizle kalkıyor, Türkiye’deki tüm
ekonomik ve toplumsal sorunların tek müsebbibini küresel kriz olarak görüyor.
Bize göre yine yanlış yapılıyor. Neden? Böyle bir anlayışla Türkiye’nin kendi
içsel krizini yaratan yapısal sorunların önemli ölçüde gözden kaçırıldığı
görülüyor. Örneğin yurt içi tasarrufların ne kadar düşük olduğu, yüzde 15’ler
düzeyinde düşük olduğu gözden kaçırılıyor. Kalkınmış ülkeler yüzde 30’ların
üzerinde, hatta gelişmekte olan ülkeler yüzde 35’lerin üzerinde yurt içi tasarruflarla
yürüyorlar. Bu göz ardı ediliyor. Kamu sabit sermaye yatırımlarındaki endişe
verici düşüklük, yetersizlik göz ardı ediliyor. Türkiye’nin sanayi üretimi
teknoloji yoğunluğu açısından düşük ve orta düşük bir yapıdadır, yüzde 70’i böyle.
Bu yapı teknoloji temelli bir üretim yapısına nasıl dönüştürülebilir? Burada
yeni bir kamu girişimciliği modeline ihtiyaç yok mu? Kamu sektörü ile özel
sektör ve hatta yabancı sermaye ortaklıkları nasıl oluşturulabilir? Türkiye’nin
bunu düşünmeye ihtiyacı yok mu? Bu da es geçiliyor.
İşsizlik sorunu
göz ardı ediliyor. Bugün Tekel işçilerine Ankara’da göz yaşartıcı bombayla
karşılık verildi, hak arayan emekçilere. Gerçek işsizlik yüzde 20’nin üzerine
çıktı, 5 milyon 250 bin kişi. Gençlerde ise işsizlik yüzde 30’lara tırmanıyor.
Kentli gençlerde, yani çoğunlukta okumuş olan gençlerde ise gerçek işsizlik
yüzde 35’lerin üzerine çıktı. İşsizlik gelecek yıllarda da tırmanacak ama hem
bütçede hem orta vadeli programda es geçiliyor.
Tarıma
bakıyorsunuz, can çekişiyor. Çiftçi komada ama es geçiliyor. Buğday ile DAP
gübresi arasında bir karşılaştırma yaptık:
Değerli
milletvekilleri, yoksulluk ve gelir dağılımındaki adaletsizlik endişe verici
boyutlarda artıyor. Bakıyoruz, hem Orta Vadeli Program’da hem de bütçede es
geçilmiş. Asgari ücret 546,5 lira, Türk-İş’in açlık sınırı kasım ayı itibarıyla
778 Türk lirası. Şimdi buradan ben çalışanlara sesleniyorum: Ücret ve gelirleri
800 liranın üzerinde olanlar içinizde çoğunlukta mı, azınlıkta mı? Bugün asgari
ücret ortalama ücret oldu. Ortalama ücret oldu asgari ücret hatta asgari
ücretin altında insanlar fabrika kuyruklarında kayıt dışı bir şekilde çalışma
için ne yazık ki büyük bir çaba içindeler. BAĞ-KUR emeklilerine bakıyorsunuz
BAĞ-KUR emeklilerinin yüzde 99’unun maaşı açlık sınırının altında, işçi
emeklilerine bakıyorsunuz yaklaşık yüzde 82’sinin maaşı açlık sınırının
altında, Emekli Sandığının emeklilerinin de yüzde 29’u açlık sınırının altına
gelmiş. Şimdi, bakıyorsunuz sosyal güvenlikte kazanılmış olan haklar gasbediliyor. Sağlık hizmetini artan oranda paralı hâle
getiriyorsunuz ve -kısa kesiyorum- bu manzara neyi gösteriyor Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri? Krizin etkisi, krizin faturası yine garibana çıkıyor.
Vur abalıya! Zengin daha zengin; gariban, yoksul daha fazla ezilmiş.
Şimdi, Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Başbakan Yardımcısı, Sayın Babacan Orta
Vadeli Program ile Türkiye’nin gelecek üç yılını kaybedeceğini şahsen itiraf
etmiş durumdadır. Ancak Türkiye üç yılını değil, en az beş yılını kaybediyor.
Doğru hesabı kişi başına sabit Türk lirası ile yapmak gerekiyor. Sayın Bakana
ben, şu 2010 yılı programının 13’üncü sayfasındaki o tabloya bakıp oradan hesap
yapmasını öneriyorum. Bu durumda yurttaşlarımız 2007’nin satın alma gücüne
kavuşması için en az beş yıl çalışacaklar, her şey Hükûmetin
öngördüğü şekilde giderse en az beş yıl. Yazık değil mi, günah değil mi? Yani
böyle bir duruma nasıl Türkiye düşürülebilir? İşte, size yıllardır Türkiye’nin
alın terini, emeğini dışarıya akıtan, peşkeş çeken, yurt içinde ise üreteni
cezalandıran, çalışanı cezalandıran AKP
İktidarının ekonomik faturasının bir bölümü. IMF ile anlaşma zemini nasıl
hazırlanmış? Bütçe tasarısı ekonominin işleyişiyle tutarsızlık içinde Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri.
Bakınız, hazine
borçlanma programı geçen hafta açıklandı. İç borç çevirme oranı 2010 yılı için
yüzde 99,5 öngörülüyor. Bütçenin gelir ayağı sakattır. Öngörülen gelirlere
ulaşılması imkânsızdır. Ne olacak? Ek vergilere yükleneceksiniz. Vatandaş evine
ekmek götürmekte zorlanıyor, ek vergiyi nasıl ödeyecek? Bu ek vergiyi
toplamanız mümkün değil.
Bakınız, AKP
döneminde ailelerin borcu yüzde 946 artmış. Bu, bir
cumhuriyet rekoru. 13 milyar lirayken 2003’te 140 milyar liraya çıkmış. Bu durumda ne
yapacaksınız? Ya bütçeyi ve borçlanma programını yıl içinde revize edeceksiniz
ve büyüme hedefini düşüreceksiniz ya da IMF ile anlaşacaksınız.
Esasen, bunun da
zeminini hazırlamışsınız. Şimdi bu kürsüde Sayın Necmettin Erbakan olmuş
olsaydı size şöyle seslenirdi: “Hımm, sizi gidi
IMF’ciler! Sizi gidi IMF’ciler!” diye seslenirdi ustanız. (CHP ve MHP
sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; DPT’nin ismi var cismi yok. Burada da DPT’den gelmiş
bir Değerli Bakanımız oturuyor. “DPT’nin işlevi neredeyse kamu kurum ve
kuruluşları arasındaki koordinasyona indirgenmiş. Öte yandan, plan amaçlarının
gerçekleştirilmesinde kalkınma ajansları temel araç olarak kabul ediliyor.”
Plan Bütçedeki Sayın Bakanın konuşmasından aldım. Buna göre, Kalkınma Ajansları
ekonomik kalkınmayı sağlama açısından Devlet Planlama Teşkilatının yerine ikame
ediliyor, ayrıca bu ajanslar ülkede sanki bir eyalet sisteminin altyapısını
oluşturacak şekilde çalıştırılıyor. Bu yanlışlardan dönülmelidir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Tütüncü, lütfen tamamlayınız.
Buyurun.
ENİS TÜTÜNCÜ
(Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.
Devlet Planlama
Teşkilatı temel görevi ve sorumluluğunu bilmelidir. Kalkınma Ajanslarının
işlevleri yeniden tanımlanmalıdır. Kalkınma Ajansları uygulaması üniter yapıyı daha da güçlendirecek bir şekilde yeniden
tanımlanmalıdır.
Türkiye’de her
zamankinden daha fazla planlamaya ihtiyaç var, ama nasıl planlamaya? Eski
planlama uygulaması ve modeli, anlayışı artık tarihe gömüldü. Yeni planlama
anlayışı. Yıllardan beri bunu savunmaya çalışıyoruz. Yeni planlama anlayışı,
strateji ve politika planlaması anlayışı. Bu hâlâ stratejik planlarla
karıştırılıyor. Yeni planlama anlayışıyla yeni bir sanayileşme yol haritası
hazırlanmalıdır. Bu haritaya göre yatırım, üretim, ihracat ve istihdamda ciddi
bir atılım başlatılmalıdır. Ayrıca tarım ve hayvancılığı gelişmiş ülkeler
düzeyine çıkaracak bir ana plan yapılmalıdır. TÜİK de daha gerçekçi birtakım
veriler üretecek şekilde yeniden düşünülmelidir, yapılandırılmalıdır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ENİS TÜTÜNCÜ
(Devamla) – Ve bu duygularla, düşüncelerle bu bütçenin ülkeye hayırlı olmasını
diliyorum.
Hepinizi tekrar
sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Tütüncü.
Akif Ekici, Gaziantep Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; GAP Bölge
Kalkınma İdaresi Başkanlığının bütçesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinize saygılarımı sunarım.
Sözlerime
başlamadan önce, özelleştirme adı altında iş yerleri peşkeş çekilen, bugün de demok-ratik haklarını aramak için
Türkiye’nin değişik noktalarından Ankara’ya gelen işçilere reva görülen gaz
bombalarını atma talimatını verenleri esefle izliyorum, kınıyorum, ayıplıyorum
onları. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli
arkadaşlar, önemli ekonomik fırsatlar sunan ve yaklaşık otuz beş yıl önce
başlayan bu proje 75 bin kilometrekarelik bir alanı ve dokuz ili kapsamaktadır.
Başlangıçta Dicle ve Fırat nehirlerinden sulama ve hidroelektrik amaçlı
projeler yapmakla planlanan GAP, 1980 yıllarının sonunda sulama, hidroelektrik,
enerji, tarım, kırsal ve kentsel altyapı, ormancılık, eğitim ve sağlık gibi
alanları kapsayan çok sektörlü sosyoekonomik bir bölgesel kalkınma programına
dönüştürülmüştür.
GAP’ın en önemli
bileşenlerinden biri olan GAP Toprak ve Su Geliştirme Programı kapsamında 22
baraj, 19 hidroelektrik santrali ve 1,8 milyon hektar alanı sulayacak sulama
sistemlerinin yapımı öngörülmekteydi. Sulanması
hedeflenilen 1,8 milyon hektar arazinin 2008 yılı sonuna kadar ancak 287 bin
hektarı sulanabilmiştir. Bu 287 bin hektar sulanan bölgenin 63,9 bin hektarı
ancak yedi yıllık AKP döneminde gerçekleştirilebilmiştir. Şimdiye kadar
işletmeye açılan sulama alanı planının ancak yüzde 15’i
gerçekleştirilebilmiştir, planlananın ancak yüzde 15’i olarak
gerçekleştirilmiştir. Bu, çok düşük bir orandır. Küresel ısınma, ülkenin
ekonomik durumu, bölgenin şartlarını göz önünde bulundurduğumuzda projenin bu
kadar yavaş ilerlemesi kabul edilebilen bir durum değildir.
Değerli
milletvekilleri, özellikle AKP’nin ilk beş yıllık döneminde GAP’a yapılanlara
bakacak olursak kocaman bir sıfır görürüz. Bu süreç içerisinde projeye
aktarılan kaynak her yıl bir önceki yıla göre azalmıştır. Bölge için önemi çok
büyük olan sulama projelerinin ihale edilmesinden kaçınılmış, önceki hükûmetler döneminde ihale edilen sulama kaynaklarının
sulama işlemlerine kaynak aktarımı azaltılarak kesintiye uğratılmıştır. Bu
süreçte GAP âdeta kapanma sürecine girmiştir.
GAP’ın itici gücü
olan sulama projelerinin gerçekleşme oranı AKP iktidarları boyunca yüzde 3
düzeyinde gerçekleştirilmiştir. Bu başarısızlıkta en büyük pay AKP’nin iş
başına gelir gelmez DSİ’de yapmış olduğu kıyımdır. DSİ’de yapılan üst düzey kıyımlarla içi boş, işlevsiz hâle
getirilmiş bir DSİ ile karşı karşıya kalmışız.
Bakınız, 2002
yılı sonuna kadar GAP bölgesinde sulamaya açılan 223 bin hektar idi, 2003
yılında 13 bin hektar sulamaya açıldı, 2004’te 12 bin, 2005’te
Değerli
arkadaşlar, tabii bu sulama projeleriyle ilgili iş bilmezlik, vurdumduymazlık
bununla da bitmiyor. Benim seçim bölgem olan Gaziantep’te 1996 yılında Birecik
Barajı’nın gövde temel inşaatı ile birlikte Hancağız besleme kanalı ve Barak Ovası sulama kanalı
inşaatına başlanmıştır. 2001 yılında inşaatı biten Hancağız Barajı besleme
kanalının yüzde 95’i tamamlanmış olmasına, Barak sulama kanalının ise yüzde
2’lik kısmının tamamlanmasına rağmen yüzde 95’i tamamlanan Hancağız besleme
kanalına 2008 yılına kadar su verilememiştir. Bu süre içerisinde, dökülmüş olan
betonlar çürümüş ve işlevsiz hâle gelmiştir. 2008 yılında verilen suyun da yüzde 50’si
çatlayan bu beton kaçaklarından kaybolmuştur. Oysaki bitmiş olan Hancağız
besleme kanalına su verilmezse bu kanallar yine çürümeye devam edecektir. Bu,
israf edilmiş bir harcamadır.
Değerli arkadaşlar,
bu da -net bir şekilde gösteriyor ki- AKP’nin tarım ve sanayiyi bu ülkede
çökertmek için ne kadar kararlı olduğunun bir göstergesidir. Kanallara suyun ne
zaman verileceği, nasıl verileceği belirsizliğini korumaktadır. Barak Ovası’na
Değerli
arkadaşlar, tabii bu har vurup harman savurmanın nedenlerini şöyle
değerlendiriyorum: Bugün hakkında onlarca suç dosyası olan bir Başbakanla karşı
karşıyayız: Evrakta sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık suçları… Sayın
Başbakanın dosyası raflarda beklemektedir.
Bunun içerisinde
bir şaşkınlık ve heyecan içerisine girmiş bir Başbakanı üzülerek… İki gün
önceki Mecliste bir Başbakan izledik ki ruh hâli bozulmuş, hırçınlaşmış…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, lütfen temiz bir dille konuşmaya davet edin.
AKİF EKİCİ
(Devamla) -…acilen tedaviye ihtiyacı olan bir Başbakanı gördük. (CHP
sıralarından alkışlar)
Evet değerli
arkadaşlar, ne diyor Sayın Başbakan…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, ağzını yıkayıp gelsin buraya!
AHMET YENİ
(Samsun) – Ayıp oluyor ama!
AKİF EKİCİ
(Devamla) – Ne diyor Başbakan? Meclis Başkanına tahakküm ediyor.
AHMET YENİ
(Samsun) – Çok ayıp, çok ayıp!
AKİF EKİCİ
(Devamla) – Sana ayıp oluyor!
AHMET YENİ
(Samsun) – Çok ayıp ediyorsun!
AKİF EKİCİ
(Devamla) – Sana ayıp oluyor! Oturduğun yerden konuşma oradan!
BAŞKAN – Sayın
Ekici, lütfen…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, ağzını yıkasın gelsin buraya!
AKİF EKİCİ
(Devamla) – Sana ayıp oluyor, oturduğun yerden konuşma oradan. Ben gördüğüm
gerçekleri söylüyorum, utanarak izlediğim bir tabloyu izah ediyorum buradan.
Meclis Başkanına dönüyor, talimat veriyor. Nereden geliyor bu talimat? Bu
talimat içindeki duyguyu açık ve net bir şekilde ortaya vuruyor Başbakan.
AHMET YENİ
(Samsun) – Şimdi duygu okumaya mı başladın?
AKİF EKİCİ
(Devamla) – Geçtiğimiz dönem içerisinde de yaptı, “Çıkar şunları dışarıya.”
dedi, “Çıkar şunları dışarıya.”, “Şu grubu dışarıya çıkar.” dedi Meclis
Başkanına.
AHMET YENİ
(Samsun) – Şimdi duygu okuyorsun!
AKİF EKİCİ
(Devamla) – Ne demek “Şunları dışarıya çıkar.” demek? Bu diktatör ve zalim bir
zihniyetin tezahürüdür ve işaretidir değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından
alkışlar)
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – O sende var, sende gözüküyor o! O sende gözüküyor, aynısı sende
gözüküyor!
BAŞKAN – Sayın
Ekici, lütfen…
AKİF EKİCİ
(Devamla) – Evet, Başbakan…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Git aynaya bak! Ayna getireyim sana bir tane…
AKİF EKİCİ
(Devamla) – Başbakan… Başbakan…
BAŞKAN – Sayın
Ekici…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Ayna getireyim bir tane, bak sen oraya!
AKİF EKİCİ
(Devamla) – Oturduğun yerden konuşma oradan! Grup başkanlık görevini bil! Grup
başkanı gibi davran! Oturduğun yerde görevini bil!
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Ben grup başkan vekili gibi davranıyorum, sen milletvekili ol!
BAŞKAN – Lütfen
Sayın Ekici…
AKİF EKİCİ (Devamla)
– Başbakan bu Meclisi kendinin tahakküm edebileceği…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Milletvekili gibi davran sen!
AKİF EKİCİ
(Devamla) –…kendinin yönlendirebileceği bir yapı içerisinde görmüştür. Ama
sizleri görebilir, bizi göremez değerli arkadaşlar.
BAŞKAN – Sayın
Ekici, lütfen…
AKİF EKİCİ
(Devamla) – Tabii ki Meclis Başkanı ve Meclis başkan vekilleri seçilirken “Şu
başkan vekili seçilsin, şu başkan vekili seçilmesin.” diye talimat veren bir
Başbakan bu hakkı da kendinde görür. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
ABDULLAH ÇALIŞKAN
(Kırşehir) – Sizde kim veriyor!
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Sizi de millet görüyor!
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sen Tüzük’ün ne olduğunu bilmeden konuşuyorsun burada!
AKİF EKİCİ
(Devamla) – “Cumhurbaşkanlığına kardeşim Abdullah’ı uygun gördüm.” diyen bir
Başbakan.
BAŞKAN – Sayın
Ekici, lütfen…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Tüzük’ten haberin bile yok senin!
AKİF EKİCİ
(Devamla) – “Kardeşim Abdullah’ı uygun gördüm.” diyen bir Başbakan tabii ki bu
Meclisi böyle görür, ama halktan o tokadı yiyecektir, o cevabı alacaktır Sayın
Başbakan.
AHMET YENİ
(Samsun) – Duygu okumaya başladın, duygu!
AKİF EKİCİ
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, halktan o tokadı yiyecek, o cevabı, o konuştuğu
lafların cevabını alacaktır. Ne demek, “Kardeşim Abdullah’ı uygun gördüm.”
Kimsin sen! “Kardeşim Abdullah’ı Cumhurbaşkanlığı için uygun gördüm.” (AK PARTİ
sıralarından gürültüler)
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
DİLEK YÜKSEL
(Tokat) – Tabii ki kardeşini uygun görecek, seni mi uygun görecekti!
AGÂH KAFKAS
(Çorum) – Sen kimsin be!
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sen kimsin, senin cirmin ne!
AGÂH KAFKAS
(Çorum) – Haddini bilmeyen bir adamsın sen!
BAŞKAN – Sayın
Ekici, lütfen tamamlayınız.
AKİF EKİCİ
(Devamla) – Ben düzgün, inandığını, bildiğini söyleyen bir milletvekiliyim,
milletten oy alarak gelmiş bir milletvekiliyim.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – O kim, 16,5 milyon oy almış bir partinin genel başkanı.
AGÂH KAFKAS
(Çorum) – Sen haddini bilmiyorsun be!
AKİF EKİCİ
(Devamla) – Bunları ben söylemek
mecburiyetindeyim değerli arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
Değerli
arkadaşlar, evet, tablo bu çerçeve içerisinde. Bugün, ülkemizde yoksulluk
sınırı altında 17 milyon insan, açlık sınırı altında aç yatıp aç kalkan 2
milyon insan varken biz, her gün Başbakanın ortaya çıkarmış olduğu yeni
safsatalarla oyalanmaktayız değerli arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
AGÂH KAFKAS
(Çorum) – Safsata sensin be!
AKİF EKİCİ
(Devamla) – Her gün “açılım” adı altında, “saçılım” adı altında yeni yeni bir şeyler ortaya koymaktadır değerli arkadaşlar.
ÖZNUR ÇALIK
(Malatya) – Siz demokrasiden ne anlarsınız!
AKİF EKİCİ
(Devamla) – Bir şey mi diyorsun? Sizin demokrasi anlayışınız bu! Sizin
demokrasi anlayışınız bu! Sizin demokrasi anlayışınız teslimiyettir,
teslimiyet! (CHP sıralarından alkışlar)
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Sizinki tek parti anlayışı, tek parti!
AKİF EKİCİ
(Devamla) – Teslimiyettir. Konuşma özgürlüğünü teslim etmiş bir grupla karşı
karşıyayız. Konuşma özgürlüğünü bir tek kişiye teslim etmiş bir grupla karşı
karşıyayız değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar) Yazık oluyor bu
ülkeye!
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AHMET YENİ
(Samsun)- Tahrik etmeyin Meclisi, tahrik etmeyin.
ABDULLAH ÇALIŞKAN
(Kırşehir) – Sen safsata bir adamsın, başka bir şey değilsin!
BAŞKAN – Sayın
Ekici, teşekkür ediyorum.
AKİF EKİCİ
(Devamla) – Tarımı göçürdünüz, sanayiyi göçürdünüz, ekonomiyi göçürdünüz!..
AHMET YENİ
(Samsun)- Hadi tamam, konuşma süren bitti.
BAŞKAN - Sayın
Ekici, lütfen… Teşekkür ediyorum Sayın Ekici.
DİLEK YÜKSEL (Tokat)
- Senin o dediklerinin hepsi suçtur!
AKİF EKİCİ
(Devamla) – Bakın, burada da görülüyor değerli arkadaşlar: “Emekliler intibak
yasası istiyor, sokaktaki Tekel işçileri dayak yiyor! (AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ekici.
AGÂH KAFKAS
(Çorum) – Otur yerine, otur!
AHMET YENİ
(Samsun) – Ben de konuşacağım biraz sonra. Germeyin ortalığı!
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan…
AGÂH KAFKAS
(Çorum) – Oyun kadar konuş!
AKİF EKİCİ
(Devamla) – Dik durmayı öğrenin, dik durmayı!
AHMET YENİ
(Samsun) - Hadi oradan be!
ABDULLAH ÇALIŞKAN
(Kırşehir) – Gözüne girdin Baykal’ın!
BAŞKAN – Sayın Ekici, lütfen oturur musun!
AGÂH KAFKAS
(Çorum) – Hakaret etmeyeceksin, adam gibi konuşacaksın! Oyun kadar konuş o
zaman!
BAŞKAN - Sayın
Kafkas…
ABDULLAH ÇALIŞKAN
(Kırşehir) – Boyu var, kilosu var…
AKİF EKİCİ
(Devamla) – Kim onu diyen? Benim boyum da var, kilom da var senin gibi! (AK
PARTİ sıralarından “Otur yerine!” sesleri)
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Kabadayı mısın!
BAŞKAN - Lütfen, sayın milletvekilleri…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, hakaret…
AGÂH KAFKAS
(Çorum) – Ağzınla kulağın arasındaki mesafeyi ayarla, yoksa ayarlarlar!
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, biraz önce konuşan Hatip, Grubumuzun Başkanını ağza
alınmayacak sözlerle itham ettiler. Lütfen, o konuda düzeltmeleri yapmama izin
verin.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın Başkan, nedir o ağza alınmayacak şeyler?
BAŞKAN – Soracağız,
bir müsaade edin, soracağız. Lütfen Sayın Okay…
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Safsatadan bahsetti, yolsuzluktan bahsetti…
BAŞKAN – Ne diye
sataştı Sayın Elitaş?
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, birincisi, demokratik olmayan bir şekilde idare
ettiğini, Meclis Başkan Vekillerinin nasıl seçildiğini, nasıl talimat
verdiğini, öbür taraftan da Cumhurbaşkanıyla ilgili nasıl talimat verdiğini ve
burada Sayın Başbakanın, safsataların…
BAŞKAN – Sayın Elitaş, yeni bir sataşmaya mahal vermeden, üç dakikalık
süre veriyorum İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince.
Buyurun. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
KADİR URAL
(Mersin) – Tutanaklara bakmanız gerekmiyor mu Sayın Başkan?
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Tutanaklara bakın.
AKİF EKİCİ
(Gaziantep) – Tutanaklara bak Sayın Başkan.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Talimat yüksek yerden!
BAŞKAN – Hiçbir
sayın milletvekiline soracak değilim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar; CHP ve
MHP sıralarından gürültüler)
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Dün öyle demiyordun!
KADİR URAL
(Mersin) – Tutanağa bakmıyor musunuz?
BAŞKAN – Buyurun.
IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
2.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın,
Gaziantep Milletvekili Akif Ekici’nin, AK PARTİ Grubu
Başkanına sataşması nedeniyle konuşması
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Dün öyle demiyordun!
BAŞKAN – Otur
yerine Sayın …
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Azarlar gibi konuşuyorsunuz. Size yakışıyor mu?
MUSTAFA ELİTAŞ
(Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri..
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – On dakika sonra bile vermediniz!
ABDULLAH ÇALIŞKAN
(Kırşehir) – Sana mı soracak? Tüzük’e göre yapacak!
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – “Tutanakları getirteceğim.” dediniz, tutanaklara bile bakmadınız.
Açıklayın, hadi buyurun! (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
AHMET YENİ
(Samsun) – Dinleyelim arkadaşlar!
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, ben İç Tüzük’e göre söz veriyorum.
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – İç Tüzük’e göre getirttiniz, olmadı…
BAŞKAN –
Oturduğunuz yerde istediğiniz kadar gürültü yapabilirsiniz! (CHP ve MHP
sıralarından gürültüler)
Buyurun Sayın
Başkan.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Nasıl bir hitap bu?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Milletvekillerine hitap ederken saygılı davranın! Milletvekillerine
saygılı davranmayı öğrenin! Milletvekilleri senin memurun değil! (CHP
sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Dün vermediniz, tutanakları getirttiniz… İç Tüzük’e göre
vermediniz. (CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler; MHP
sıralarından gürültüler)
MUSTAFA ELİTAŞ
(Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bazı arkadaşlar burada
konuşmalarını yaparken, şu anda, herhâlde kendilerinin karşısında ayna varmış
gibi hissediyorum. (CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)
AKİF EKİCİ (Gaziantep)
– Seni görüyorum karşımda. Seni görüyorum, aynaya gerek yok.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Devamla) – Az önce, Sayın Başbakanın, burada, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
içerisinde bulunan… (CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)
…hem grup başkan vekillerinin hem de aynı sırada bulunan milletvekillerinin…
(CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler) …Sayın Başbakan burada
konuşurken attıkları lafa, bir siyasi partinin genel başkanının, grup
başkanının orada müstehzi bir şekilde izlemesini esefle izledik ve kınıyorum.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar; CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar,
gürültüler) Buradan kalkıp da Sayın Başbakanın Meclis Başkanını, buradaki
arkadaşlarımızı ve Sayın Başbakanın, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına
“Grubunuza hâkim olun.” şeklindeki ifadelerini… (CHP sıralarından sıra
kapaklarına vurmalar, gürültüler) …“Grubunuza hâkim olun.” şeklindeki sözlerini
Meclis Başkanına talimat vermek diye algılayan muhalefetin şu anda size
davranışlarıyla, o günkü, Sayın Başbakanın söylediklerini aynı şekilde
milletimizin değerlendirmelerine sunuyorum. (CHP sıralarından sıra kapaklarına
vurmalar, gürültüler)
Bakınız, Sayın
Başkan, İç Tüzük 67’nci madde -dün Sayın Başbakan Yardımcımız da ifade
ettiler-…
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen… (CHP ve MHP sıralarından “Tutanağa bakın.” sesleri)
MUSTAFA ELİTAŞ
(Devamla) - ...aynen okuyorum: “Genel Kurulda kaba ve yaralayıcı sözler
söyleyen kimseyi Başkan derhâl, temiz bir dille konuşmaya…
HÜSEYİN ÜNSAL
(Amasya) – Başbakanı niye uyarmadı, Başbakanı!
MUSTAFA ELİTAŞ
(Devamla) - …buna rağmen temiz bir dil kullanmamakta ısrar ederse kürsüden
ayrılmaya davet eder.” (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
AKİF EKİCİ
(Gaziantep) – Başbakanı niye ikaz etmediniz?
MUSTAFA ELİTAŞ
(Devamla) - Milletten 16,5 milyon oy almış ve dört seçimde de ibra olmuş bir
siyasi partinin genel başkanını, uluslararası camiada dik yürüyen bir ülkenin
Başbakanını bu şekilde hakaret ederek, iftiralarla ortaya koyup, onları
aşağılamaya çalışmak temiz bir dil değildir. Burada konuşan insanların önce
ağzını yıkayıp ondan sonra bu kürsüye gelmeleri gerekir.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; CHP ve MHP
sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Elitaş.
KADİR URAL
(Mersin) – Başbakana söyle onu, Başbakana!
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın Başkanım, sataşma nedeniyle, Grup Başkanımıza sataşma
nedeniyle…
BAŞKAN – Bir
saniye Sayın Okay…
KADİR URAL
(Mersin) – Başbakan da ağzını yıkasın gelsin bu Meclise!
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, sussunlar, bir saniye…
KADİR URAL
(Mersin) – Başbakana söyle onu!
BAŞKAN - Buyurun.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın Başkanım, 69’uncu madde uyarınca, Grup Başkanımıza sataşma
nedeniyle söz talebinde bulunuyorum.
AKİF EKİCİ
(Gaziantep) – Şimdi tutanağa mı bakacaksınız?
BAŞKAN – Sayın Okay, anlaşılmıyor, tekrarlar
mısınız.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Grup Başkanımıza söylediğinin dışında atıfta bulunarak ve sataşma
nedeniyle…
BAŞKAN – Ne diye
söylediğinin dışında atıfta bulundu Sayın Okay?
AKİF EKİCİ
(Gaziantep)- Tutanaklara bakın!
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Efendim, biraz evvel… Sayın Elitaş’ın
ifadeleri ortada ama Elitaş’ı niye bu kadar merak
etmediniz de bizi merak ediyorsunuz, onu da anlamakta zorluk çekiyorum.
Sayın Başkan,
Grup Başkanımıza sataşma vardır, söz talebinde bulunuyorum. Açıkçası Grup
Başkanımızın söylemediklerini söylemiş olarak, Sayın Başbakanın da
söylediklerini eksik olarak ifade etmişlerdir.
BAŞKAN – Sayın Okay, ben Tüzük gereği sormak zorundayım, bunu
biliyorsunuz, bir. İkincisi, “Tutanakları getirtin.” diyen sayın
milletvekilleri var.
AKİF EKİCİ
(Gaziantep)- Tutanağa bakacak!
RAHMİ GÜNER
(Ordu) – Demin niye getirtmedin tutanakları?
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, tutanakları siz getirtip okuyabilirsiniz.
Buyurun Sayın Okay.
Yeni bir
sataşmaya mahal vermeden Tüzük’ün 69’uncu maddesine göre söz veriyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep)- Çok demokratiksin Sayın Başkan, kutlarım sizi!
3.- Ankara Milletvekili Hakkı Suha
Okay’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, CHP Grubu Başkanına sataşması nedeniyle
konuşması
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada tüm kamuoyunun gözünün
önünde yaşananları AKP’nin Değerli Grup Başkan Vekili gelip, yarısını
söylemeyip yarısını yutarak tahrif etmeye çalıştı.
MEHMET CEMAL
ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Vakti yetmedi, vakti yetmedi.
HAKKI SUHA OKAY
(Devamla) – Şimdi, burada, tüm kamuoyunun gözü önünde bir şey cereyan etti.
Başbakan Sayın Meclis Başkanına döndü “Bunları sen mi susturacaksın, ben mi
susturacağım?” dedi. “Ben mi susturayım?” dedi.
ABDULLAH ÇALIŞKAN
(Kırşehir) – Doğru söyledi…
HAKKI SUHA OKAY
(Devamla) – Sayın Başbakan CHP Grup Başkanına, Sayın Genel Başkanımıza dönerek
“Grubunuza hâkim ol yoksa ben hâkim olacağım.” dedi.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Çok doğru…
HAKKI SUHA OKAY
(Devamla) – Şimdi, Elitaş, çok güzel diyorsun. O
zaman sen de grubuna hâkim ol yoksa ben senin grubuna hâkim olacağım. (CHP
sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Ben grubuma hâkimim, sen grubuna hâkim ol.
HAKKI SUHA OKAY
(Devamla) – Bu lafı beğeniyor musun? Hoşuna gidiyor mu?
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) - Grubumdan laf atan var mı sana?
ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – Yalan dolan... Her şey…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Gruptan laf atan var mı sana?
HAKKI SUHA OKAY
(Devamla) – Buraya çıkacaksın, yarısını yutacaksın, yarısını saklayacaksın…
ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – Yalan dolan…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – “Yalan dolan” diyor, bunları yazıyorsunuz değil mi tutanaklara?
HAKKI SUHA OKAY
(Devamla) – Burada, herkes temiz bir dil kullanacak, kamuoyunu yanıltmayacak,
gerçekleri tahrif etmeyecek. Eğer…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – “Yalan dolan” diyor, yazın bunları tutanaklara.
ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – Yalan dolan…
AGÂH KAFKAS
(Çorum) – Sen bu kürsünün vicdanını…
HAKKI SUHA OKAY
(Devamla) – Sen de bir kere… Sus, sen otur yerine…
Herkes de haddini
bilecek. Böylesine tartışmalara sebebiyet verenler, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubundan her süreçte de istedikleri, hak ettikleri cevabı alacaktır.
Saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam)
1.- 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 442) (Devam)
2.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2008 Bütçe Yılı
Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların
Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (1/728, 3/934) (S. Sayısı: 443) (Devam)
L) TÜTÜN VE ALKOL PİYASASI DÜZENLEME KURUMU (Devam)
1.- Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
M) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI (Devam)
1.- Hazine Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Hazine Müsteşarlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
N) SERMAYE PİYASASI KURULU (Devam)
1.- Sermaye Piyasası Kurulu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Sermaye Piyasası Kurulu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin
Hesabı
O) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU (Devam)
1.- Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
Ö) DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)
1.- Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
P) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçesi
2.- Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesabı
R) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – Şimdi,
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Mehmet Günal,
Antalya Milletvekili.
Buyurun Sayın Günal. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri,
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, önceki hafta, KEY ödemelerini konuşurken ben sizlere burada yine
üslupla ilgili bir şey söylemiştim. Bazı arkadaşlarım kızıp “Bize ders mi
veriyorsun Hoca?” demişti ama görüyorum ki pek ders alınmamış.
Böyle bir
durumda…(AK PARTİ sıralarından gürültüler)
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Senden ders almaya ihtiyacımız yok.
MEHMET GÜNAL
(Devamla) – Bir başlayayım… Bir müsaade edin de başlayayım.
En başta…
MEHMET CEMAL
ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Yaz bunları, yaz!
MEHMET GÜNAL
(Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bir başlayayım, itirazınız varsa söylersiniz.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen, Hatibe müdahale etmeyin.
MEHMET GÜNAL
(Devamla) – Burada, yine, maalesef aynı uyarıyı yapmak durumundayım. Bir
taraftan hem böyle söyleyeceksiniz öbür taraftan da kalkıp herkesi
azarlayacaksınız. Ben bunu anlayamıyorum. Biraz muhalefete tahammül edin.
Mademki “Demokraside muhalefet olmadan olmaz.” diyorsunuz, bırakın, önce bir
dinleyin, itirazınız varsa yine kızın, söyleyin. Bu üslup…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Hepsi olsa siz ne yapardınız acaba?
MEHMET GÜNAL
(Devamla) – Biz, sizin söylediklerinizde bazen çok hakaretamiz laflar da olsa
ancak itiraz edip Başkan söz hakkı verirse, o da uygun görürse gelip
itirazımızı dile getiriyoruz.
Değerli
arkadaşlarım, özellikle son zamanlarda gündemdeki konularda destekler azalmaya
başlayınca, başta Başbakan olmak üzere, bütün AKP yetkilileri, öncelikle MHP’ye
ve muhalefetin geneline saldırmaya başladı. Düşünüyorum, ben de anlamaya
çalışıyorum -size söyledim ama- ben de ders almaya çalışıyorum “Neden böyle
oluyor? Bunun psikolojik nedenleri neler olabilir? Neden böyle bir davranış
içerisine girilebilir?” diye. Bakıyorum, tabii, diğer alanlarda sıkıntı olunca
ve bugün konuştuğumuz ekonomik kurumların uygulamalarıyla ilgili sıkıntı olunca
doğal olarak tepki biraz daha farklı olmaya başlıyor, alınganlık artmaya
başlıyor diye düşünüyorum. Tabii ki önceki gün Sayın Başbakanın konuşması bu
fitilin ateşleyicisi oldu. Ben, biraz daha tansiyonu düşürerek bütün konularda,
baş olmaya yakışır bir şekilde, Edebali’nin Orhan
Gazi’ye nasihati gibi biraz daha sakinleştirici, atmosferi düşürücü bir konuşma
bekliyordum ama tabii ki içinde bulunduğumuz ekonomik tabloyu savunamayınca ne
yapacağız? Geçmişi karalayarak, bugün için pembe tablolar çizerek ve yandaş
medyanın da katkısını alarak halkın gözünden bu durumu kaçırmaya çalışacağız
ama ben gerçekten bu gidişata rağmen AKP yetkilileri… Bu sefer Sayın Unakıtan bakan değil, geçen sefer kendisine şapka
çıkardığımı söylemiştim, buradan hocam da itiraz etmişti “Hangi şapkanı?” diye,
bu sefer Sayın Başbakana şapka çıkarıyorum ama ben görüyorum ki Sayın Başbakan
işçilerin şapkalarını çıkarttırmış dün ve burada… (MHP sıralarından alkışlar)
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Senin şovmen olduğunu pek bilmiyordum.
MEHMET GÜNAL
(Devamla) - …kan bulaşmış bir şapka, arkadaşlarımız destek olmak üzere
gittikleri zaman oradan alıp getirmişler, çamurlu bir şekilde… Diyor ki “Bu,
artık, mızrak çuvala sığmaz hâle gelmiş.”
Değerli
arkadaşlarım, bakın ne diyor: “AKP’ye oy verdiği için bileğini kesti. Tekel
işçileri AKP Genel Merkezinin önünde kamp kurdu.”
OKTAY VURAL
(İzmir)- İki damla gözyaşı da onlar için döker.
MEHMET GÜNAL
(Devamla)- Şimdi, değerli arkadaşlar, burada bunları ajitasyon
yapmak için söylemiyorum. Burada arkadaşlarımız sürekli olarak hassasiyetlerini
dile getiriyorlar, ekonominin içine düştüğü durumu söylemek için. Burada,
sendikacı arkadaşlarımız var. Deminden beri, Sayın Kafkas kızıyor, Sayın Tanrıverdi bakıyor. Türk Ulaşım-Sen mensupları da dün de
yine bugün de yine diğer sendikaların mensupları protestolarına devam
ediyorlar. Demek ki bir huzursuzluk var, bütün kesimler ayakta. Çiftçisi,
esnafı, emeklisi, memuru, bir şekilde neden acaba huzursuzlar? Bu ortadaki
gerilimci, çatışmacı yaklaşımdan mı yoksa gerçekten ekonomik olarak da
durumları sıkıntıya girmeye mi başladı?
Değerli
arkadaşlarım, Sayın Başbakanın ve bakanların konuşmasında, yedi yıldır ekonomik
olarak yapısal önlem alınmadığı için, bugün karşılaştığımız tabloda, daha önce
kabul etmedikleri krizi günah keçisi olarak ilan ettiklerini görüyoruz. Hani önce
Sayın Başbakanın “Yok.” dediği, sonra “Teğet geçer.” dediği, sonra “Krizi
fırsata çevirebiliriz.” dediği kriz var ya, onu bugün için sizler artık günah
keçisi olarak ilan etmiş görünüyorsunuz. Ne varsa hepsi küresel krizden
kaynaklanıyor demeye başladınız. Yavaş yavaş, kimseye
teğet geçmemiş. Bakın, bir araştırma yapılmış: “Kriz yüzde 95’i delip geçti.”
diyor, sadece yüzde 5’ini etkilememiş. Bütün hepsini yapılan araştırmalara
dayanarak söylüyorum.
Değerli
arkadaşlarım, burada, Sayın Başbakan, önce kabul etmediği krizin kendisi için
çok iyi bir şey olduğunu bir anda fark etti ve ondan sonra her şeyi krize
yüklemeye başladı ve bütün AKP’li yetkililer de krizi günah keçisi ilan
ettiler. Şimdi, burada kafa karışıklıkları devam ediyor. Birçok defa, Sayın Başbakan
-senelerdir uyarıyoruz- aynı şeyleri, yanlışları, eksikleri tekrarlamaya devam
ediyor. Bunlardan bir tanesi, bankacılıkla ilgili söyledikleriydi.
Değerli
arkadaşlarım, bütün bakanların konuşma metinlerinde var: “Bankacılık
sektörümüzdeki yapısal önlemler nedeniyle krizden az etkilendik.” mealinde
sözler söylüyorlar. Ben size bir iki kısa hatırlatma yapayım: 57’nci Hükûmet döneminde hazırladığımız 4389 sayılı Bankalar
Kanunu, arkasından, bugün burada oturan Sayın Başkanımızın temsil ettiği
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun kurulması, durumu kötü olan
bankaların rehabilitasyonu, tasfiyesi, kamu
bankalarının görev zararlarının tasfiyesi ve yeniden yapılandırılmaları,
tamamı, sizin karalamaya çalıştığınız 57’nci Hükûmet
döneminde gerçekleştirilmiş.
Bir de -Sayın
Başkan burada, Sayın Bakanımız burada- merak ediyorum, sürekli olarak, Sayın
Bakanım, bu tasfiyenin maliyetinden bahsediliyor. Bir de Sayın Başkanımız
buradayken BDDK rakamlarına baktık, 18,5 milyar dolar tahsil edildiğini,
önümüzdeki yıllarda da 3 milyar daha tahsil edileceğini söylüyor. Ekonomik
zararları, kur farkı, onları istemiyorum. Toplam maliyeti gerçekten nedir?
Hepimizi bir aydınlatabilirseniz… Çünkü Sayın Başbakan bir “
Şimdi, diğer bir
iş, değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakan Şubat 2001 krizinde döviz alan
bankalarla ilgili bir değerlendirmede bulunarak “Siz milliyetçiydiniz,
memleketin soyulmasına göz yumdunuz.” mealinde -mealen söylüyorum- sataşmalarda
bulundu.
Değerli
arkadaşlarım, bu konuda, sizin iktidara geldiğiniz dönemde yani sonraki dönem
Meclisinde, Sayın Salih Kapusuz’un önergesiyle bir
araştırma komisyonu kurulmuş, rapor görüşülmüş, karara bağlanmış ve onunla
ilgili sonuca sizin devam etmeniz gerekiyordu. Bunun başında kendisi listeyi
göstermedi ama isterseniz sizlere takdim edebilirim. Basında yer aldı, artı,
raporun içinde de -liste kısmında yer almasa da raporun bir yerinde- en fazla
alan bankanın Citibank olduğu yazıyor. İsteyenlere o
listeyi de sonra verebilirim. Basında yer aldığı için değerlendiriyorum.
Raporun içinde de bir yerinde -unutmuşsunuz, orada duruyor- en fazla yüzde
20’sini -beşte 1’ini- o bankanın aldığını yazmışsınız.
Ben size kısa bir
hatırlatma yapmak istiyorum değerli arkadaşlarım: Sizin bunu takip etmeniz
lazımdı, arkasından sonuçlandırmanız lazımdı ve cezalandırmanız lazımdı. Bunu yapması
gereken Hükûmet ne yapmış? Çok kısa bir süre sonra,
değerli arkadaşlar, sadece bir ay sonra -20/12/2002-
Gelir İdaresi Başkan Vekili Osman Arıoğlu’nun
teklifiyle ve Sayın Unakıtan’ın oluruyla, miktarını
bilemediğimiz, 2 ve 3 milyar dolar arası olduğu söylenen vergi borcunun ve
cezasının silinmesini gerçekleştirmiş. Bir ay içerisinde, taze, gelir gelmez.
Bu Citibank’la ilgili. Miktarını bize Bakanlık
açıklarsa…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – 3 milyar dolar silmişler.
MEHMET GÜNAL
(Devamla) – Biz onu bilemiyoruz. Basında yer alan iddiaların miktarını
söylüyorum ama olay gerçek. Yazının bir nüshası bendedir, isteyenlere
verebilirim.
Değerli
arkadaşlarım, peki, bunu söyleyen Sayın Başbakan başka ne yaptı bankalarla
ilgili? Şimdi, bize bunu söylerken, bankaların soyulduğunu söyleyen Sayın
Başbakan, kamu bankaları aracılığıyla, damadının başında bulunduğu Çalık
Grubuna, 750 milyon dolar, teminat almadan kredi veriyor. Üstüne üstlük, geri
kalan kısmını da, bu kurumu alması için 1,1 milyarın geri kalan kısmını da temin
etmesi için Sayın Cumhurbaşkanı ve 8 bakan dâhil Başbakan defalarca Katar’a
gidip geliyorlar Katar Emiriyle ortaklık kursun diye.
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Dönmeyen kredi var mı?
MEHMET GÜNAL
(Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, burada sonuç olarak ne denmiş? Bir
milletvekili arkadaşımız sormuş. “Ticari sırdır, söyleyemeyiz ne kadar, kaçtan
verdiğimizi.” denmiş. Onu da söyleyeyim,
tekrar siz cevap olarak bana dönmeyin.
Değerli
arkadaşlarım, Sayın Başbakanın bir de uluslararası ziyaretlerle ilgili Sayın
Genel Başkanımıza sataşmaları vardı. Bizim yaptığımız bütün ziyaretler,
devletin yetkilileriyle birlikte, Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle birlikte
olur, tutanak altına alınır, kriptolarda
bulabilirsiniz. Sayın Başbakanın yaptığı gibi kapalı kapılar arkasında olmaz ve
hepsi de tutanaklıdır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Günal, lütfen tamamlayınız.
ALİ RIZA ALABOYUN
(Aksaray) – Başbakanın görüşmeleri de tutanaklıdır.
MEHMET GÜNAL
(Devamla) – Sayın Başbakan kendi Dışişleri Bakanını dahi içeri aldırmamış,
kendi başına görüşmüş. Tutanaklarını bize açıklarsanız biz de öğreniriz.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Siz devlette uzun süre çalıştınız. Bunları söylemek size yakışmıyor
Sayın Günal!
MEHMET GÜNAL
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım, şimdi, burada IMF’yle ilgili Sayın Başbakanın
sözleri var. Efendim, diyor ki: “Burada 23,5 milyar devraldık, 8 milyara düşürdük.”
“IMF’ye ‘evet’ demedik.” diye de altında söylüyor. Zamanım kısa olduğu için
hızlı geçiyorum.
Sayın Başbakan,
2005 yılındaki programı siz imzalamadınız mı? 11 Mayıs 2005. Süre otuz altı ay,
beklenen para 10 milyar dolar, kullanılan 4,5-5’e yakın. 6,7 milyar SDR -3,6
milyar o anda kullanılmıştı, belki bu senekilerle daha da arttı- bunu kim
imzaladı?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Islak imza mı?
MEHMET GÜNAL
(Devamla) – Kim imzaladı ben anlamadım. Burada yazıyor, 2005 Mayıs değerli
arkadaşlarım. Lütfen… Lütfen…
KADİR URAL
(Mersin) – İmzaya bak, ıslak imza mı?
MEHMET GÜNAL
(Devamla) – Bir de son olarak hazinenin borç yönetimiyle ilgili bir şey
söyleyeceğim: Değerli arkadaşlar, üç yıldır söylüyorum, 2008’de biraz daha
iyiydi -Sayın Şimşek vardı- 2009 bütçesinde biraz zayıfladı, 2010 bütçesinde
borçla ilgili doğru dürüst bir şey yok, Sayın Bakanıma söyledim, isterlerse
tekrar tek tek beraber bakabiliriz. Bir tek hazine
garantili kısımlar vardır…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Günal.
MEHMET GÜNAL
(Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Toparlamaya vaktin kalmadı.
SUAT KILIÇ
(Samsun) – Toparlama süresi bitti.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri)
– Toparlayamadın Hocam, toparlayamadın.
SUAT KILIÇ
(Samsun) – Çok dağıttın, toparlayamadınız.
MEHMET GÜNAL
(Devamla) – Saygımızı sunalım Sayın Başkan.
BAŞKAN – Verdim
sürenizi Sayın Günal.
Teşekkür
ediyorum.
MEHMET GÜNAL
(Devamla) – Nasılsa daha on dakikamız var. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – İkinci
konuşmacı Münir Kutluata, Sakarya Milletvekili. (MHP
sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
MÜNİR KUTLUATA (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet
Planlama Teşkilatı ve Türkiye İstatistik Kurumu bütçeleri vesilesiyle 2010 yılı
merkezî yönetim bütçesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına
görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla
selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, Devlet Planlama Teşkilatı ve Türkiye İstatistik Kurumu, devlet
yönetimimiz ve tabii ekonomi yönetimi için de fevkalade önemli iki
kurumumuzdur. TÜİK, ülkenin mevcut durumunu öğrenmek ve gidişini takip etmek
isteyen herkes için önemli ve saygın bir kuruluştur. Ekonomi yönetiminin ise
gözü, kulağı ve sinir uçları durumundadır. Eğer TÜİK hükûmetler
elinde oyuncak olur, hükûmetler için sonuçlar
üretmeye başlarsa çöküntü başlamış demektir. O bakımdan bu kurumun itibarının
korunmasında kurum ve ülke yöneticileri gerekli hassasiyeti göstermelidirler.
Diğer taraftan
kaynakları isabetli kullanmanın önemini bilen, önünde ciddi hedefleri olan
ülkeler ve hükûmetler için Devlet Planlama Teşkilatı
gibi bir kurum, bu kurumun sahip olduğu birikim önemli bir imkân verir, önemli
bir kazançtır. Böyle iki önemli kurum elinde olan bir hükûmetin
planları tutmuyorsa, bütçeleri güven vermiyorsa, hedefleri her ay revize
ediliyorsa kabahati kurumlarda değil iktidarda aramak lazım gelir.
Bütçenin
değerlendirilmesi genellikle yeterliliği veya yetersizliği üzerine olur; ülkenin
ihtiyaçlarını karşılayacak özelliklere sahip mi, hangi kesime ne getiriyor,
neleri ihmal etmiş, bunlara bakmak gerekir. Ama biz, bütçenin yeterliliğinden
önce güvenilirliğini sorgulamak zorundayız. Neden böyle bir zorunluluk var? Çünkü, bundan önce yapılan 2008 ve 2009 yılı bütçelerinin
hedef ve sonuçları arasında çok büyük farklar ortaya çıkmış durumda. 2010 yılı
bütçesi, Meclisin 23’üncü Dönemde yaptığı üçüncü bütçe olmaktadır. Bari bunda
dikkatli davranılsın deme hakkımız var zannediyorum.
2008 yılı
bütçesinin büyüme hedefi yüzde 5,5 olmasına rağmen gerçekleşme yüzde 0,9’da
kalmıştır. Ortada kriz yokken 2007 sonunda hazırlanan 2008 yılı bütçesinin
sonucu ortada: Yüzde 5,5’tan yüzde 0,9’a. Diğer taraftan 2009 yılı bütçesine
yani iki hafta sonra bitecek olan bu yılın bütçesine gelince, öngörülen büyüme
oranı yüzde 4, gerçekleşen büyüme yok, küçülme yüzde 6, aradaki fark 10 puan.
Yüzde 4 büyüme
hedefi geçen yılın aralık ayında bugünlerde burada ısrarla savunulmuştu.
Hâlbuki o tarihte, yani 2009’un son çeyreğinde ekonomi yüzde 6,5 küçülme
içindeydi. Ocak ayından itibaren gelen üç ayda da küçülme yüzde 14,7 olarak
gerçekleşti. Ülkenin kendi krizi yüzünden tutturulamamış 2008 bütçesi, ardından
dünya krizi içerisinde ikazlar dikkate alınmadan hazırlanmış bulunan ve yüzde
10 sapma gösteren -büyüme konusunda- 2009 yılı bütçelerinin sonunda bu yılın
bütçesinin güvenilirliğini irdelemekte haklıyız diye düşünüyorum.
Geçen yıl bu
kürsüde dönemin Maliye Bakanından, Hükûmetin denk
bütçe hazırlama konusundaki uzmanlıklarını, başarısını dinledik. O Bakanın
öngördüğü 10,3 milyar liralık açık, bildiğiniz gibi, 62 milyar lira olarak
revize edildi. Bugünün Maliye Bakanı “60 milyarın altında kalırsak bunu iyiye
işaret sayacağız.” demek durumunda kaldı.
Bakın, o günlerin
Maliye Bakanı “Herkes bir resesyon tutturmuş gidiyor.
Türkiye resesyonda değil, ABD, Japonya resesyon
içinde.” diyordu ancak onu söylerken Türkiye resesyona girmişti. Bakan iki
dönem net küçülme bekliyordu. O tarihte küçülme 6,5’tu; arkadan 17 olarak
gerçekleşti. Şu anda 4 küçülme çeyreği yaşamış bulunuyoruz. Biz, Bakana yine o
gün bu kürsülerden. “Altı ay beklemek için mazeret yapmayın; Türkiye küçülüyor,
tedbirlerinizi alın.” demiştik. Tedbirler alınmadı, bugünlere gelindi.
Değerli
milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisinin oluşturduğu kriz takip
komisyonunun tavsiyelerinin hiçbiri de dikkate alınmadı ve bugünlere gelindi.
Şimdi, bu
bütçenin güven vermemesinin yanında yetersizlikleri de ortadadır. Bütçenin
gelirleri de harcama kalemleri de bunu açıkça gösteriyor. Bunları birçok
zeminde söylüyoruz, söyleyip geliyoruz.
Ben burada,
bütçenin güvenilir ve yeterli olmadığının herkesin gözü önünde cereyan eden
diğer delillerine, işaretlerine temas etmek istiyorum. Sözünü ettiğim deliller,
kanıtlar, bütçeden, ekonomiden ve ülke yönetiminden sorumlu olanların
yaptıkları açıklamalar ve sergiledikleri tavırlardır.
Değerli
milletvekilleri, 2010 yılı bütçesinin, 14 Aralık günü, yani iki gün önce
Türkiye Büyük Millet Meclisinde geneli üzerinde yapılan görüşmelerde, Genel
Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli münhasıran bütçeyi değerlendirmiştir.
Bu bütçenin
fakirleştirilmiş, çaresizlik içine itilmiş toplum kesimlerinin ihtiyaçlarına
cevap vermeyeceğini ortaya koymuş ve Hükûmetin,
milletimize problemlerini nasıl çözeceğini açıklaması için bir kapı aralamış ve
yol göstermiştir.
Ne var ki daha
sonra söz alan Sayın Başbakan, bütçenin, ne güvenilirliği ne de yeterliliği
konusunda hiçbir şey söyleyememiştir.
Sayın Başbakan,
konuşmasında, işsizliğin çözümü için bütçede var olan bir tedbirden
bahsetmemiştir, bahsedemezdi, çünkü yoktur. Çünkü ülkeyi kasıp kavuran işsizlik
için 2012 yılından önce hiçbir şey beklenmemesi gerektiğini ilgili bakanlar
söylemektedir.
Sayın Başbakan,
konuşmasında, bütçenin çiftçi için getirdiği tedbirlerden de bahsedemedi,
bahsedemezdi, çünkü yoktu. Köylüye ektiğinin para edeceğine dair bir ümit verme
şansı yoktu; Başbakanın, fındık üreticisinin, buğday üreticisinin, meyve sebze
üreticisinin tekrar mutlu günlere döneceğine dair hiçbir müjdesi de yoktu.
Konuşmada,
esnafla ilgili bir kelam, bir ümit, bir ışık yoktu, çünkü bu bütçeye bu konuda
konulmuş bir kaynak da yoktu.
Sayın Başbakanın
konuşmasında, üretici kesimin önünü görmesini sağlayacak bir ifade yoktu, çünkü
bu İktidar döneminde üretim birimleri bir bir
devreden çıkmış, sanayiciye rantiye olmanın yolu
gösterilmişti.
Bütçe, bugünden
öngörülen 51 milyarın üzerindeki açıkla, piyasada iş âlemine kullanabileceği
bir para bırakmayacağını ilan ediyordu.
Sayın Başbakan,
ne kredi borçları altında ezilen toplum kesimlerine ne itibarıyla oynanır hâle
düşürülmüş emeklilerimize ne de çaresizlik içindeki aile reislerine ümit verici
bir şey söyleyebilmiştir.
Söyleyebildiği,
varsa yoksa PKK açılımıdır; Ermeniler, Rumlar, Barzani ve benzerleri nazarında
kazandıkları itibardır. Sayın Devlet Bahçeli kendisine “Milletin fakirliğine çare
bulun, destek olalım.” demiş, Sayın Başbakan sadece yıkım projesine destek
istemeye devam etmiştir.
Herkes Sayın
Başbakanın üslubuna takıldı, bu üslubu kınadı, ayıpladı. Lütfen düşününüz,
evine ekmek götüremeyen aile reisine, kahveye çıkamayan köylüye, iş ümidini
yitiren gence, tarlaları yabancı bankaların ipoteği altındaki çiftçiye,
fabrikası kapanan iş adamına bütçe görüşmeleri sırasında derdine çare diye Kürt
açılımı sunmak durumuna gelmiş bir başbakandan üslup hassasiyeti beklemek
yerinde midir? Bunu sizin takdirlerinize bırakıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
2010 yılı
bütçesinin işsizliğe hiçbir çare getirmediğini söylemiştik. Size yine Sayın
Başbakanın ifadesiyle işin vahametini vurgulamak ve nasıl tedbir alınmadığını
tekrar dikkatlerinize sunmak istiyorum.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kutluata, lütfen tamamlayınız.
MÜNİR KUTLUATA
(Devamla) – Değerli milletvekilleri, hatırlayacaksınız, kriz sözleri çıktığı
dönemde, Sayın Başbakan, Odalar ve Borsalar Birliği yöneticilerine “1 milyon
300 bin üyeniz var, birer kişi işe alsanız işsizlik meselesi çözülür.” demişti.
Biz de o zaman hiçbir iş erbabının, hiçbir işletmenin gerekmediği zaman işçi
alamayacağını, dolayısıyla bu işin bir tavsiyeden ibaret kalacağını, ama Sayın
Başbakan mademki bu ifadeyi ve rakamı kullandı, kendisinin düşünmesi
gerektiğini söylemiştik. “Bu 1 milyon 300 bin iş sahibi birer işçiyi çıkarmak
mecburiyetinde kalırsa Türkiye ne hâle gelir?” demiştik. Nitekim,
o tarihten beri maalesef bu oranda insanımız işsiz kalmış durumdadır.
Bu bakımdan, işin
vahametini yine tedbiri almayan yetkililerimizin ağzıyla ifade ediyor, bütün
yetersizliklerine rağmen 2010 yılı bütçemizin millete hayırlar getirmesini
diliyor, sizleri saygıyla selamlıyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Kutluata.
Üçüncü konuşmacı Mustafa Cihan Paçacı, Ankara Milletvekili.
Buyurun Sayın
Paçacı. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
MUSTAFA CİHAN PAÇACI (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sermaye
Piyasası Kurulu ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu bütçeleri üzerinde
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Bu bütçe
görüşmelerini, ülkemizin risk ve tehditlerle dolu bir darboğazdan geçtiği, içte
ve dışta ağır sorunların yaşandığı bir ortamda gerçekleştiriyoruz. Dışa
bağımlılığın arttığı, halkın yoksullukla boğuştuğu, millî kardeşlik
duygularının sarsıldığı, etnik farklılıkların kaşınarak husumet aracı hâline
getirildiği, toplumsal huzursuzluk, gerginlik ve kutuplaşma sürecinin her geçen
gün arttığı, millî ve manevi değerlerimizin siyasi ve toplumsal çatışma alanı
hâline getirildiği sancılı bir süreci hep birlikte yaşıyoruz.
Gençlerimiz işsiz
ve umutsuz. Toplum karamsar ve geleceğinden endişeli. Yıllarca
bu ülkeye şerefle hizmet eden emeklilerimiz bugün yarı aç yarı tok yaşar
hâldedir. Memurlarımızın yüzde 90’ı yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır.
Geçmişte milletin efendisi olan çiftçi, azarlanan, hor görülen ve düştüğü borç
batağından kurtulmaya çalışan bir kitleye dönüşmüştür. Esnafımız ve sanayicimiz
her geçen gün erimekte, kapanan fabrikaların sayısı her geçen gün artmaktadır.
Değerli
milletvekilleri, bütçe görüşmeleri, esas itibarıyla, ülkeyi yöneten iktidarın
bir yıllık ekonomik faaliyetlerinin analiz edildiği görüşmelerdir. Bir yılın
başarılı olup olmadığının ölçüsü ise bir önceki yıl ile kıyaslanarak tespit
edilir. Ancak AKP, her bütçe görüşmesinde, bir önceki yılla kıyas yapmaktan
kaçınmakta ve sürekli 2002 ve öncesiyle kıyaslama yoluna gitmektedir. Böylece
ekonomideki başarısızlığın üstü örtülmeye çalışılmaktadır. Özellikle Sayın
Başbakan her konuşmasında, kendi dönemini değerlendirmek yerine 2002 ve
öncesine atıfta bulunarak o dönemi eleştirmekte, böylece kendi döneminin
başarılı olduğu imajını vermeye çalışmaktadır. Bu değerlendirme gerçekleri
saptırmaya yönelik oportünist bir yaklaşımdır.
Sayın Başbakan
iki gün önce, Milliyetçi Hareket Partisinin ortağı olduğu 57’nci cumhuriyet Hükûmeti döneminde Merkez Bankasından bazı yabancı
bankaların bir gecede 4 milyar dolar civarında döviz satın aldığını ve bu
işlemlerden de önemli ölçüde kâr sağladıklarını ifade etti. Yapılan bu
işlemlerden dolayı da o dönemde ekonomi yönetimi ve ilgili bakanlıklar
Milliyetçi Hareket Partisine bağlı olmadığı hâlde Milliyetçi Hareket Partisine
yönelik haksız eleştirilerini sürdürdü.
Değerli
arkadaşlar, bugünün teknolojisiyle milyarlarca dolarlık bir meblağın herhangi
bir yere aktarılması veya herhangi bir işlem yapılması tek bir tuşla ve bir
saniyede gerçekleşebilmektedir. Şu anda, Merkez Bankasında kim ne kadar para
yatırıyor veya kim ne kadar para çekiyor, bunu Sayın Başbakan bilebilir mi?
Bunu ilgili Bakan bilebilir mi? Hiçbirinin bilmesi mümkün değildir, ancak
işlemler gerçekleştirildikten sonra bilgi sahibi olunur. Kaldı ki o tarihte bu
paralar bir gecede neden çekilmiştir? Kim veya kimler pimi çekmiştir? Niçin bu
pim çekilmiştir? Kimler, neden MHP’siz bir hükûmet
modeli arayışına girmiştir? Esas irdelenmesi gereken bu sorulardır. Hâl böyle
iken bir başbakanın bu konuyu siyasetinin temel argümanı
hâline getirerek sürekli bu Mecliste dile getirmesi ya bilgi eksikliğiyle ya da
art niyetle açıklanabilir.
Şayet “yolsuzluk
ve usulsüzlük” diyorsanız AKP hükûmetlerinin
bulunduğu son yedi yıla bakmak daha gerçekçi olacaktır. Şöyle birkaç soru
sormak istiyorum:
Balıkesir SEKA
Kâğıt Fabrikası, kime, kaça satılmıştır ve satın alan kişi kimin yakınıdır?
TÜPRAŞ’ın yüzde 14,76’lık hissesini yüzde 10 iskontoyla, temettü çıktıktan sonra, 388 milyon dolara satın alan Ofer ile kim özel uçakla yurt dışına giderek