DÖNEM: 23 YASAMA
YILI: 4
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
CİLT : 56
32’nci Birleşim
15 Aralık 2009 Salı
(Bu Tutanak Dergisinde yer alan ve kâtip üyeler tarafından
okunmuş bulunan her tür belge ile
konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş
alıntı sözler aslına uygun olarak
yazılmıştır)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - KANUN TASARI
VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
1.- 2010 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/759) (S. Sayısı: 442)
2.- 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi
Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2008 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait
Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay
Başkanlığı Tezkeresi (1/728, 3/934) (S. Sayısı: 443)
A) CUMHURBAŞKANLIĞI
1.- Cumhurbaşkanlığı 2010
Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Cumhurbaşkanlığı 2008
Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI
1.- Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığı
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığı
2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
C) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU
1.- Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu
2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
D) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI
1.- Anayasa
Mahkemesi Başkanlığı
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Anayasa
Mahkemesi Başkanlığı
2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
E) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI
1.- Sayıştay Başkanlığı 2010 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Sayıştay Başkanlığı 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
F) BAŞBAKANLIK
1.- Başbakanlık
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Başbakanlık
2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
G) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI
1.- Millî
İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Millî
İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ
1.- Millî
Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Millî
Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
I) BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME KURULU
1.- Başbakanlık
Yüksek Denetleme Kurulu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Başbakanlık
Yüksek Denetleme Kurulu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
İ) TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ
1.- Türkiye ve
Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Türkiye ve
Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
J) SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK ESİRGEME KURUMU GENEL
MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Sosyal
Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Sosyal
Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
K) ÖZÜRLÜLER İDARESİ BAŞKANLIĞI
1.- Özürlüler
İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Özürlüler
İdaresi Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
L) AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Aile ve
Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Aile ve
Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
M) KADININ STATÜSÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Kadının
Statüsü Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Kadının
Statüsü Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri
kendisine atfetmesi nedeniyle konuşması
IV.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, Bakanlık Müsteşarına
ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı (7/10408)
2.- İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, TRT’deki bazı haberlere ve yayın politikasına
ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/10523)
3.- Ankara
Milletvekili Nesrin Baytok’un, TRT’nin bandrol gelirlerinin kapsamının genişletilmesine ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/10525)
4.- Mersin
Milletvekili Kadir Ural’ın, TRT’de yayınlanan bir diziye ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın
cevabı (7/10547)
5.- Zonguldak
Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, TRT’nin bandrol
gelirleriyle ilgili değişikliğe ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/10548)
6.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, TRT’nin gelir ve giderlerine ilişkin Başbakandan
sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın
cevabı (7/10650)
7.- Denizli
Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, RTÜK üyelerine
yapılan kira yardımına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Bülent Arınç’ın cevabı (7/10665)
8.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, TRT programlarına ilişkin
sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın
cevabı (7/10668)
9.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, RTÜK üyelerine yapılan kira yardımına ilişkin
sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın
cevabı (7/10669)
10.- Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur’un,
TRT’de yayınlanan bir programa ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/10738)
11.- İstanbul
Milletvekili Sacid Yıldız’ın, TRT’de yayınlanan bir
programa ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/10740)
12.- İstanbul
Milletvekili Hasan Macit’in, sosyal güvenlik kurumlarının sağlık harcamalarına
ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in
cevabı (7/10858)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 13.03’te açılarak iki oturum yaptı.
Anayasa
Mahkemesi, 11/12/2009 günlü Esas: 2007/1 ve Karar:
2009/4 sayılı Kararı’yla Demokratik Toplum Partisinin kapatılmasına ve kapatma
kararının verildiği tarihte parti tüzel kişiliğinin sona ermesine karar
verdiğinden, bu karar gereğince, Demokratik Toplum Partisinin Türkiye Büyük
Millet Meclisindeki bütün faaliyetlerinin sona erdiğine ilişkin Başkanlık
tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/759) (S.
Sayısı: 442) ve 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile
Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2008 Bütçe Yılı Kesin
Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna
Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi’nin (1/728, 3/934) (S. Sayısı: 443) tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanarak maddelerine geçilmesi kabul edildi ve
tasarıların 1’inci maddeleri okundu.
İzmir
Milletvekili K. Kemal Anadol, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan’ın, şahsına,
İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan’ın, grubuna,
Sataşması
nedeniyle birer konuşma yaptılar.
Genel Kurulun, 14/12/2009 Pazartesi günü, gündemin “Özel Gündemde Yer
Alacak İşler” kısmında yer alan 442 sıra sayılı 2010 Merkezî Yönetim Bütçe
Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerindeki görüşmelerin tamamlanmasından sonra,
gündemin “Oylaması Yapılacak İşler” kısmında yer alan 445 sıra sayılı Çek
Kanunu Tasarısı’nın tümünün oylanmasının tamamlanmasına kadar çalışma süresinin
uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul
edildi.
11/12/2009 tarihli 30’uncu
Birleşimde görüşmeleri tamamlandıktan sonra tümü üzerinde elektronik cihazla
yapılan her iki açık oylamada da toplantı yeter sayısı bulunamayan, Çek Kanunu
Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/710) (S. Sayısı: 445) elektronik cihazla
tekrar açık oya sunularak kabul edildi.
15 Aralık 2009
Salı günü, alınan karar gereğince saat 11.00’de toplanmak üzere birleşime
19.48’de son verildi.
|
|
|
Mehmet
Ali ŞAHİN |
|
|
|
|
Başkan |
|
|
|
Murat
ÖZKAN |
|
Gülşen
ORHAN |
|
|
Giresun |
|
Van |
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
15 Aralık 2009 Salı
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 11.00
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat
PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN
(Bilecik), Harun TÜFEKCİ (Konya)
BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 32’nci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Sayın milletvekilleri, gündemimize göre 2010 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.
Program uyarınca, bugün iki tur görüşme yapacağız.
Birinci turda, Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi,
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Anayasa Mahkemesi, Sayıştay bütçeleri yer
almaktadır.
II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı
ve Teklifleri
1.- 2010 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı (1/759) (S. Sayısı: 442)
2.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve
Kurumların 2008 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi
ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (1/728,
3/934) (S. Sayısı: 443) (x)
A) CUMHURBAŞKANLIĞI
1.- Cumhurbaşkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Cumhurbaşkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin
Hesabı
B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
BAŞKANLIĞI
1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2010 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
C) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU
1.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2010 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
D) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI
1.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2010 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
(x) 442 ve 443 S. Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri 14/12/2009
tarihli 31’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.
E) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI
1.- Sayıştay Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Sayıştay Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Saygıdeğer milletvekilleri, 03/12/2009
tarihli 26’ncı Birleşimde bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak
yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin yirmi dakika olması
kararlaştırılmıştır. Buna göre, turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak
isteyen milletvekillerinin, konuşmaların bitimine kadar şifrelerini yazıp
parmak izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları
gerekmektedir. Mikrofonlarındaki kırmızı ışıkları yanıp sönmeye başlayan
milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş olacaktır.
Tur üzerindeki konuşmalar bittikten sonra, soru sahipleri,
ekrandaki sıraya göre sorularını yerlerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi
on dakika içinde tamamlanacaktır. Cevap işlemi için de on dakika süre
verilecektir. Cevap işlemi on dakikadan önce bitirildiği takdirde geri kalan
süre için sıradaki soru sahiplerine söz verilecektir.
Bilgilerinize arz ediyorum.
Birinci turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin
isimlerini okuyorum:
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına: Halil Ünlütepe,
Afyonkarahisar Milletvekili; Nesrin Baytok, Ankara Milletvekili; İsa Gök, Mersin Milletvekili;
Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına: İsmet Büyükataman,
Bursa Milletvekili; Murat Özkan, Giresun Milletvekili; Süleyman Nevzat Korkmaz,
Isparta Milletvekili; Behiç Çelik, Mersin Milletvekili.
AK PARTİ Grubu adına: Alaattin Büyükkaya, İstanbul Milletvekili; Ahmet Öksüzkaya,
Kayseri Milletvekili; Haydar Kemal Kurt, Isparta Milletvekili; Ayşe
Türkmenoğlu, Konya Milletvekili; Fatih Öztürk, Samsun
Milletvekili; Cumhur Ünal, Karabük Milletvekili; Yılmaz Tunç, Bartın
Milletvekili; Abdulkerim Aydemir, Ağrı Milletvekili.
Şahısları adına: Lehinde Mehmet Daniş,
Çanakkale Milletvekili; aleyhinde Kamer Genç, Tunceli Milletvekili.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, hatipler konuşmalarını
tamamlayamadığı takdirde hatipler için sadece bir dakika ek süre vereceğim. Bu
bir dakikanın dışında kimsenin herhangi bir talepte bulunmamasını özellikle
istirham ediyorum çünkü o bir dakikanın dışında süre vermeyeceğim, çalışma
sürelerimiz çok uzun. Bunu da bilgilerinize arz ediyorum.
Evet, gruplar adına ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
Halil Ünlütepe, Afyonkarahisar
Milletvekili.
Sayın Ünlütepe… Yok.
Sayın Baytok… Yok.
Sayın İsa Gök… Burada.
Buyurun İsa Bey sizden başlayalım, sonra diğer arkadaşlarımız
gelirler. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Gök, Grubunuzun bildirdiği süreniz dokuz dakikadır.
Buyurun efendim.
CHP GRUBU ADINA İSA GÖK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Arkadaşlar, konuya girmeden önce, dün Mecliste konuşma yapan Sayın
Başbakanın konuşma üslubuna değinmek istiyorum. Dün, hakikaten, âdeta saldırırcasına
bir konuşma izledik. Dehşetle izledim. Çalışma bittikten sonra Başbakanın…
AHMET YENİ (Samsun) – Önce bir Meclisi selamlayın.
İSA GÖK (Devamla) – Selamladım beyefendi, iyi dinlemediniz siz,
zabıtlara bakınız.
Başbakanın konuşma kitapçığı daha sonra dağıtıldı. Bu kitapçığı
okudum akşamleyin. Acaba Başbakan doğaçlama, o anda gelen laflardan dolayı mı
sinirlendi, spontane bir olay mı diye incelemek
istedim. Enteresan bir durumdu.
Arkadaşlar, kitapçığa bakarsanız, kitapçığı kim hazırladıysa,
hangi ekip hazırladıysa, Başbakanın prompter’dan
yaptığı konuşmalarda da aynı üslup var, doğrudan saldırı, doğrudan, açıktan
hakaretler var. Bu bir defa Meclis kürsüsünden yapılan konuşmaların adabına
aykırı. Doğrudan “vampir” kelimesi geçiyor. Kitapçıkta da var. Arkadaşlar,
burası Meclis kürsüsü. Konuşan Başbakan. Konuşan Başbakan.
AHMET GÖKHAN SARIÇAM (Kırklareli) – “Hıyanet” ne oluyor?
İSA GÖK (Devamla) - Başbakan
diyor ki, Başbakan: “Grubuna hâkim olamıyorsan, biz hâkim olmasını biliriz!”
Bak sen! Meclis Başkanına “Sen mi susturacaksın, yoksa biz mi susturalım?” bunu
söylüyor. Yani ne olacak? Dövecek misiniz? Gelip gruba sıra dayağı mı
çekeceksiniz? Bu nasıl bir üslup? Ha varsa teklifiniz, biz teklife geliriz. Bu
şekilde…
SUAT KILIÇ (Samsun) – Başbakanın konuşmasını değerlendirmek senin
işin değil, sen kendi konuşmanı yap.
İSA GÖK (Devamla) – Saldırabilirsiniz, Grup Başkan Vekili
saldırabilirsiniz.
…Meclis Başkanını doğrudan zaten Başbakanın azarlaması bir âdetten
oldu.
AHMET YENİ (Samsun) - O görevi kim verdi size, değerlendirme
görevini kim verdi size?
İSA GÖK (Devamla) - Bu garip bir psikolojik hâletiruhiye.
Enteresan bir şey. Yetmiyormuş gibi
grupları tehdit ediyor, hakaretler ediyor. Bir Başbakana bu yakışmıyor.
AHMET YENİ (Samsun) - Konuya gel konuya, vaktin doldu.
İSA GÖK (Devamla) - Eğer ki Meclis Başkanlığı görevini yapsa, bu
denli, affedersiniz ama, rezalet bir durum ortaya
çıkmaz. Meclis Başkanlığı görevini sıradan milletvekillerini uyararak yapıyor
ama burada yalnızca bir milletvekili olan Recep Tayyip Erdoğan Beyefendi’ye
karşı hiçbir uyarıda bulunamıyor. Mütemadiyen azarlanıyor Meclis Başkanı.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - İsa Bey, beş dakikanız doldu,
konuya gelin isterseniz. Bütçeyi görüşüyoruz İsa Bey.
İSA GÖK (Devamla) - Arkadaşlar, anlaşılan Meclisteki sistem
değişiyor. Benim Meclis Başkanına önerim: Sürekli azar yiyor, sürekli fırça
yiyor. Ya istifa etsin, ya görevini İç Tüzük hükümlerine göre layıkıyla yapsın.
Yapmayacaksa da o kırmızı plaka var ya, kırmızı plaka numarasını AKP Grup
Başkan Vekilinin numarasından sonraya değiştirsin. Meclis Başkanlığının onurlu
bir yeri vardır, azar yeri değildir. Artı, Meclis Başkanlığı hukuk kuralları
içerisinde herkese eşit uygulama yapmak zorunda ama nerede eşit uygulama!
AHMET YENİ (Samsun) – Vaktiniz doldu, vaktiniz.
İSA GÖK (Devamla) - İhaleye fesat karıştırmaktan, kalpazanlıktan
başka insanlar cezaevine girerken, birileri buradan konuşabilme özgürlüğüne
kavuşuyorsa ve kimse bir şey diyemiyorsa adaletten bahsedilemez zaten. Böyle
bir şey olamaz.
Arkadaşlar, dün, hakikaten, bu konuşma üslubu tüyleri diken diken etti.
FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Baykal’ın Atatürk’le ilgili
yaptığı alıntıyı bir hatırlasana.
İSA GÖK (Devamla) - Anayasa yargısının önemine hiç gelmeye gerek yok.
Bülent Arınç Beyefendi zaten bir ara kapatmaktan
bahsetmişti ama -1803 tarihinde Amerika Federal Yüksek Mahkemesi yasaların
mahkemelerce Anayasaya uygunluğunun denetlenebileceğine karar vermişti-
birilerinin hukuk mantığı, 1803 Amerikası mantığına
dahi gelmemiş bir mantık, Orta Çağ’da kalmış. O yüzden, Anayasa Mahkemesinin
önemine hiç girmeyeceğim.
AHMET YENİ (Samsun) – Bütçeyle ilgili yok mu sözünüz?
İSA GÖK (Devamla) - Bütçeyle ilgili.
Dün Sayın Genel Başkanınızın bütçeyle ilgili yaptığı konuşma süresi
kadar konuşmamı yaparım; imam-cemaat meselesi, bunu bilirsiniz.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Siz, Genel Başkanınızın dün
yaptığı konuşmaya bakın.
İSA GÖK (Devamla) - Dün Genel Başkanınız burada hiç de hoş
olmayan, tam bir saldırı, hakaret…
SUAT KILIÇ (Samsun) – Sen, kendi Genel Başkanının yaptığı
konuşmaya bak. Bu üslup doğru değil.
İSA GÖK (Devamla) - Sayın Suat Kılıç, ben sizi muhatap dahi almam
bu konuda.
SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, bu üslup doğru değil, bu
üslupla konuşma olmaz.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…
Sayın Gök, Genel Kurula hitap ediniz.
KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Sayın Baykal’ın dün söylediği sözü…
BAŞKAN - Sayın Aydın…
İSA GÖK (Devamla) – Bütçe konusuna…
SUAT KILIÇ (Samsun) – Bu üslupla konuşma olmaz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun.
İSA GÖK (Devamla) – Sayın Başkan, keşke bu uyarıyı dün Başbakana
yapabilseydiniz, bana yaptınız. Bana yapmayın.
BAŞKAN – Arkadaşlara da söyledim.
İSA GÖK (Devamla) – Önce burada dün bu olayı başlatan Başbakana
uyarıda bulunsaydınız. Ona uyarıda bulunmadınız.
Anayasa Mahkemesine gelirsek arkadaşlar, bakınız, Anayasa
Mahkemesinde bekleyen kimi davalar var: Hâkimler ve Savcılar Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Tanık Koruma Kanunu -hani, Ergenekon
davasından önce çıkartıldı da gizli tanıklar ortaya çıkartıldı ya, gizli
tanıklar- bu kanunu Anayasa Mahkemesi hâlâ incelemeye almıyor, hâlâ -hâkim ve
savcı stajyer adaylarının alınmasındaki Adalet Bakanlığının bürokratlara
etkisini düzenleyen Kanun- dava açtık, hâlâ bunları Mahkeme incelemeye almıyor.
Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda
Değişiklik… Bu, Sağlık Bakanlığı eğitim araştırma hastanelerinde klinik şefi,
şef yardımcı kadrolarına doğrudan atama. Bunların davasını açtık, hâlâ bunları
Mahkeme ele almıyor. Arkadaşlar, 2006 yılında açılan davalar var.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Herhâlde atamalar bittikten sonra
alınacak.
İSA GÖK (Devamla) – Herhâlde.
Çevre Kanunu var, Tohumculuk Kanunu var, bunları Mahkeme ele
almıyor.
Peki, ele almıyor da başka neler yapıyor? Arkadaşlar, ele almadığı
gibi ama Raportör Ali Rıza Aydın var, YARSAV üyesi. Başkan Haşim Kılıç, “nasıl
olur da bu raportörden kurtulurum” diye Sayıştaya rotasyon adı altında göndermeye kalkıyor,
istifasını istiyor. Mahkemenin kararlarına hiçbir şey demiyorum. Mahkeme, önüne
gelen dosyaları cansiparane çalışıyor ama bir Başkan
var ki ve Mahkeme yapılanması gereği gündemi Başkan belirliyor, Haşim Bey
gündeme asla bu önemli kanunları getirmiyor.
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – İsa Bey, Başkanı kim seçti?
İSA GÖK (Devamla) – Bu yetmiyormuş gibi, kanunlar iptal oluyor,
gerekçeli karar yayınlanmıyor.
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – İsa Bey, Başkanı kim seçti?
İSA GÖK (Devamla) - Bu arada Hükûmet
haftalarca atamalarını bitiriyor. Böyle yapılanma olmaz!
Haşim Bey’in…
AHMET YENİ (Samsun) – Bütçeyle ilgili bir sözün yok mu?
BAŞKAN – Sayın Yeni, lütfen, müdahale etmeyiniz efendim.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Biraz da Başkan Vekilinden
bahset İsa Bey.
İSA GÖK (Devamla) – Efendim, TRT Kanunu’nun Anayasa Mahkemesinde
görüşülmesi sürecek, bir türlü gündeme gelmiyor.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Biraz da Başkan Vekilinden
bahset İsa Bey.
İSA GÖK (Devamla) - Yakışıyor mu Ayşe Nur, yakışıyor mu şu
saldırganlık?
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sana nasıl yakışıyorsa bana da
öyle yakışıyor.
İSA GÖK (Devamla) - Yakışıyor mu? Hatibe karşı…
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sana nasıl yakışıyorsa bana da
öyle yakışıyor.
İSA GÖK (Devamla) - Yapma, herkes kendi üslubunda…
AHMET YENİ (Samsun) – Sabah sabah Meclisi
germenin gereği yok.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen Hatibe müdahale etmeyiniz
efendim.
İSA GÖK (Devamla) – Haşim Kılıç’ın oğlunun düğününde TRT’nin
imkânları kullanılıyor. TRT Kanunu’nu görüşüyor Anayasa Mahkemesi ama Haşim Bey
gündeme bunu almıyor kesinlikle.
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Başkanı biz mi atadık İsa Bey?
İSA GÖK (Devamla) - Telefon Dinleme Kanunu: Bakın, bu TİB Kanunu
üç buçuk yıl gündeme gelmedi, üç buçuk yıl. Bu arada, dinlemeler, istihbari dinlemeler oldu. Ne oluyor? AKP ile Anayasa
Mahkemesinin tepesinde -mahkeme olarak demiyorum- Haşim Bey arasında bir
bağlantı mı var? Bunu çözmek lazım arkadaşlar.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Başkan Vekilinin kiminle
bağlantısı var?
İSA GÖK (Devamla) - Yabancılara mülk satışı gelmiyor, 2B
arazilerinin satışı gelmiyor…
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Başkan Vekilinin eşinin kiminle
bağlantısı var? Bundan da bahset biraz.
İSA GÖK (Devamla) - Askere sivil yargı gelmiyor. Arkadaşlar…
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Hangi davanın sanığı?
AHMET YENİ (Samsun) – Sizin bağlantınız kiminle?
BAŞKAN – Sayın Yeni, lütfen müdahale etmeyiniz efendim. Çıkıp
cevap verirsiniz.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Başkan Vekilinin eşi hangi
davayla bağlantılı, ondan bahset.
BAŞKAN - Arkadaşlar, lütfen…
İSA GÖK (Devamla) – Bunlar zapta geçsin, daha sonra görüşürüz.
Bakın, arkadaşlar, Anayasa Mahkemesi üzerinde…
AHMET YENİ (Samsun) – Her hafta Silivri’de ne yapıyorsun, her
hafta?
İSA GÖK (Devamla) - …AKP’nin birtakım çalışmaları olduğunu
biliyoruz.
AHMET YENİ (Samsun) – Silivri’de ne yapıyorsun?
İSA GÖK (Devamla) - Üye yapısını değiştirme, mevzuatı değiştirme
gibi bir çalışmaları olduğunu biliyoruz ki bunların tümü hukuk devletiyle,
hukukun üstünlüğüyle asla bağdaşmayan çalışmalar.
AHMET YENİ (Samsun) – Silivri de dâhil mi?
İSA GÖK (Devamla) - Ama düşünün öyle bir noktaya geldik ki Danıştayın verdiği bir karara itiraz için YÖK Başkanı,
hukukçularla görüşmüyor, Başbakandan mütalaa alıyor, Cumhurbaşkanından mütalaa
alıyor. Türkiye öyle bir noktaya geldi. Türkiye, siyasallaşmanın, her özerk
kurumda - yargı dâhil- had
safhasını yaşamaya başladı. Bunun önüne geçmek için itirazlarda bulunuyoruz,
görülen tek şey Başbakanın saldırısı, başka hiçbir şey değil, hem de vicdana
sığmaz bir şekilde saldırısı, hakaretlere varan cümlelerle saldırısı.
Bunun önüne geçmenin yolu, arkadaşlar…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Gök, buyurun, konuşmanızı tamamlayınız efendim.
İSA GÖK (Devamla) – …dün Genel Başkanımız Sayın Deniz
Baykal dedi ki: “Milletvekilliği militanlığının dışında vicdana sığınmak, önce
ülkeye karşı borçlu olduğunuzu hatırlamak, ülkeyi germemek; dili, dini, ırkı,
cinsiyeti, mezhebi ne olursa olsun 72 milyon insanımızın kardeşçe Anadolu
toprakları üzerinde bir arada yaşamasını savunmak, ayrıştırmak değil; hukuku
üstün kılmak, hukuk devletini amaç edinmek; insanı sevmek, insanlara saldırmak
değil, kışkırtmak değil, kavga etmek değil; Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle,
Türkmen’iyle, herkesin bir arada yaşama mantığını savunmak yani kardeşliği
savunmak.”
AHMET YENİ (Samsun) – İşte, biz onu savunuyoruz.
İSA GÖK (Devamla) - Bunu yapmayıp saldırı, bunu yapmayıp kavga,
bunu yapmayıp hukuk kurumlarını yok etmeye çalışma.
ERTEKİN ÇOLAK (Artvin) – Onu siz yapıyorsunuz.
İSA GÖK (Devamla) - Arkadaşlar, eğer ki bunları Hükûmet yapmaya başlarsa Türkiye'nin geleceği karanlık
demektir.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gök.
Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 11.17
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 11.27
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat
PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN
(Bilecik), Harun TÜFEKCİ (Konya)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
32’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam
edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Şimdi söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Trabzon
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’ye aittir.
Sayın Hamzaçebi, buyurun efendim. (CHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz, grubunuzun bildirdiği şekilde on üç dakika.
CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ve
Cumhurbaşkanlığı bütçeleri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun
görüşlerini ifade etmek üzere söz aldım. Sözlerimin başlangıcında Genel Kurulu
saygıyla selamlıyorum.
Dün bütçenin tümü üzerindeki görüşmeleri tamamladık. Bugün de
bütçenin ilk günkü müzakerelerini yapıyoruz. İktidar partisinin sekizinci
bütçesini görüştük. Sekiz bütçedir milletvekili olarak bu sıralardan bütçe
görüşmelerini izliyorum. Onun öncesinde bürokrasi döneminde de belki sekiz
bütçe hükûmet sıralarında bürokrat olarak oturdum,
bütçeleri izledim. Sekiz bütçedir gördüğüm şudur değerli arkadaşlar: Bütçe
görüşmeleri, özellikle Sayın Başbakanın konuşmalarında bir gergin atmosfere
kavuşuyor, bir gergin atmosferin sahne olduğu bütçe görüşmelerini izliyoruz.
Başbakanlar, benim bürokrasi dönemimde izlediğim dönemdeki görüşmelerde ufuk
açan, tartışmalardan uzak, Meclisin tansiyonunu düşüren konuşmalar yapardı.
Ancak, dünkü görüşmelerde Sayın Başbakanın özellikle tansiyonu yükselttiği,
memleketin daha huzura, sükûnete ihtiyacı olduğu bir dönemde Sayın Başbakanın
sükûnet sağlaması gereken bir ortamda maalesef gerginliğe neden olan
konuşmaları oldu. Bunun üzüntüsünü yaşadığımı ifade etmek istiyorum.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Mustafa Elitaş, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun bütçeye ilişkin
olarak vermiş olduğu karşı oy yazısında buğday fiyatına ilişkin olarak bir yanlış
rakamın yer aldığını da ifade ettiler. Dün söz aldım ama,
aynı oturumda olmadığı için söz hakkını Sayın Başkan bana vermedi. O rakam
Devlet Planlama Teşkilatının 2008 yılında yayınlamış olduğu ve hâlen bu kurumun
web sayfasında
yer alan bir rakamdır. Sayın Elitaş’a ben Devlet
Planlama Teşkilatının web sayfasına girerek doğru rakamı görmesini öneriyorum.
Bizim muhalefet şerhimizde bütün rakamlar ayrıntısıyla gözden geçirilmiş,
tartılmış, oraya yazılmıştır. Sayın Elitaş gibi
tecrübeli bir siyasetçinin bunu fark etmiş olması gerekirdi, onun adına
üzüldüğümü ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, Cumhurbaşkanlığı seçim sistemi, hepinizin
bildiği gibi 2007 yılında yapılan bir yasa değişikliğiyle değiştirildi. Daha
önce Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Anayasa’da gösterilen usullerle
seçilmekte olan Cumhurbaşkanı, artık değişiklikten sonra, önümüzdeki ilk
seçimden itibaren halk tarafından seçilecek. Bu, Türkiye’nin parlamenter
sisteminde çok önemli bir değişikliği ifade etmektedir. Ancak bu değişikliğin
yeterince tartışıldığını ve belli bir mantıksal temele oturduğunu söylemek
mümkün değildir.
Demokrasiler iki gruba ayrılır; birinci grubu başkanlık sistemleri
oluşturur, ikinci grubu parlamenter sistem oluşturur. Parlamenter sistemde
yürütme organının yetkileri daha çok hükûmettedir,
Cumhurbaşkanı da vardır veya devlet başkanı vardır, ancak onun yetkileri
sembolik düzeyde tutulmuş olan yetkilerdir. 61 Anayasası’nın Türkiye’ye
getirmiş olduğu model bu modeldi. Başkanlık sistemlerinde ise güçlü bir başkan
vardır, yetkiler hükûmet ve devlet başkanı arasında
bölüşülür. Cumhurbaşkanının veya devlet başkanının yetkileri sembolik değildir
başkanlık sistemlerinde.
Türkiye'nin 82 Anayasası’yla gelmiş olduğu model ise ne başkanlık
sistemine uyan ne de parlamenter demokrasiye uyan bir modeldir.
Şimdi, yapılan değişiklik, 82 Anayasası’nın o zamanki devlet
başkanına yönelik, nevi münhasır diyebileceğimiz bir düzenlemesini esas alıp
bunun üstüne halk tarafından seçilmiş bir Cumhurbaşkanını monte ediyor. Halk
tarafından seçilmiş Cumhurbaşkanı, parlamenter demokrasilerde daha güçlü
Cumhurbaşkanı demektir, Meclisin seçtiği Cumhurbaşkanına kıyasla ancak yine de
bu yeni modelin başkanlık sistemine eş olduğunu söylemek mümkün değildir. 82
Anayasası’nın modeli aynen duruyor. 82 Anayasası’na göre Cumhurbaşkanı
tarafsızdır, seçildiği zaman partisiyle ilişiği kesilir. Yine 82 Anayasası’na
göre, Cumhurbaşkanı devlet kurumlarının ve organlarının yürütülmesinde
koordinasyon mevkisidir. Yani bu organlar arasında herhangi bir uyumsuzluk
çıkarsa bu uyumsuzluğu giderme konusunda Cumhurbaşkanının görevi vardır. Oysa
yeni sistemin Türkiye’ye getirdiği model halk tarafından seçilen bir
Cumhurbaşkanı olacağı için, artık “Cumhurbaşkanının tarafsızlığı” olarak
Anayasa’da yer alan ilkenin ihlal edildiği bir model olacaktır.
Halk seçimlerde bir taraf ister. Cumhurbaşkanının, Cumhurbaşkanı
adayının bir şeyi vadetmesi gerekir topluma. Oysa 82
Anayasası’na göre, Cumhurbaşkanının halka vadedebileceği,
geniş toplum kesimlerini ilgilendiren bir görevi yoktur; “Daha iyi bir ekonomi
politikası uygulayacağım.” diyemez, böyle bir görevi yoktur; “Türkiye’yi Avrupa
Birliğine taşıyacağım.” diyemez, böyle bir görevi yoktur; “Türkiye’yi her yıl
yüzde 7 büyüme ortamına kavuşturacağım.” diyemez, böyle bir görevi yoktur.
Görevi nedir? Rektör atamalarıdır, üçlü kararnameyle atanan kamu görevlilerinin
kararnamelerinin imzalanmasıdır, yargı organlarına üyelerin atanmasıdır.
Görevleri bundan ibarettir, bu görevlerden ibaret bir cumhurbaşkanını halka
seçtirdiğimiz zaman, halka vadedebileceği bu görevleri
daha iyi yapma dışında bir görevi yoktur değerli arkadaşlar. Ya tutarlı olmak
için 82 Anayasası’nın modelini değiştirip başkanlık sistemine geçeceksiniz -ki,
bunu önermiyorum ama yaptığınızın tutarlı olabilmesi için bu modele gitmeniz
gerekirdi. Bunu yapmıyorsanız 82 Anayasası’ndaki Cumhurbaşkanı yetkilerini 61
Anayasası’ndaki gibi sembolik bir modele, konuma indirgeyip, o modeli
sahiplenmekti.- ya da mevcut sistemi aynen devam ettirecektiniz. Şimdi,
gittiğimiz yol, vardığımız nokta bununla tutarlı değildir, hiçbir şeye
benzemeyen bir tepki modelinden başka bir şey değildir.
Değerli arkadaşlar, Cumhurbaşkanı, Anayasa’mıza göre tarafsız
olmak zorundadır, Anayasa’nın 101’inci maddesi, 104’üncü maddesi bunları
düzenlemektedir. Nitekim, 82 Anayasası’nda olsun, 61
Anayasası’nda olsun Cumhurbaşkanının ilk iki turda belli bir ağırlık, belli bir
oy çoğunluğuyla seçilmesini öngören düzenlemeleri, Cumhurbaşkanının
tarafsızlığını sağlamaya yöneliktir.
Yine, Cumhurbaşkanı, kanunların gerektiğinde incelenmesini sağlamak
üzere, yeniden incelenmesini sağlamak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine
gönderme görev ve yetkisine sahiptir.
Önceki Cumhurbaşkanımız Sayın Ahmet Necdet Sezer, bu yetkisini
sadece Anayasa’ya aykırılık çerçevesinde ele almış, o çerçevede kullanmıştır.
Yani, Anayasa’ya aykırı gördüğü kanunları bir kez daha görüşülmek üzere Türkiye
Büyük Millet Meclisine iade etmiştir. Oysa,
Cumhurbaşkanı onunla sınırlı değildir. Eğer kabul edilmesi hâlinde toplumda
ciddi sorun yaratacak bir yasa gelmişse Cumhurbaşkanının önüne, Cumhurbaşkanı
bunu da geri gönderme yetkisine sahiptir ancak şimdiki Cumhurbaşkanımıza
baktığımızda, kanunların Anayasa’ya aykırılığı çerçevesinde herhangi bir
değerlendirme yapılmadığını görüyoruz. Oysa, Sayın
Cumhurbaşkanının kabul ettiği yasaların çok önemli bir kısmında Anayasa’ya
aykırılıklar vardır. Bu, Sayın Cumhurbaşkanının takdiridir, olabilir.
Anayasa’ya aykırılık yönünde mutlaka değerlendirme yapacaktır diye… Yapmalıdır
demiyorum ama 2007 yılından bu yana Parlamentonun çıkarmış olduğu bunca yasa
içerisinde Cumhurbaşkanının geri gönderdiği yasa sayısının bir ikiyle sınırlı
olması, Cumhurbaşkanının, bu yetkisini objektif bir şekilde kullanmadığını
gösterir. Cumhurbaşkanlığı, yasaların tasdik edilme mercisi değildir,
Cumhurbaşkanlığı bu yasaların gerektiğinde geri gönderildiği yerlerdir.
Cumhurbaşkanlığı önceki dönemde imzalanmayan kamu görevlilerinin
kararnamelerinin imzalandığı yer değildir. Şimdi bakıyoruz, önceki dönemde
Sayın Ahmet Necdet Sezer’in imzalamadığı kararnamelerin hemen hepsinin şimdiki
Cumhurbaşkanı tarafından imzalandığını görüyoruz. Bu, Cumhurbaşkanlığı makamını
yıpratmaktadır.
Rektör atamalarında önceden de yapılan hatalar vardı, şimdi de
hata yapılıyor. İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü seçiminde en yüksek oyu alan
rektör adayı YÖK tarafından ikinci sıraya getirilmiş, ikinci sırada oy alan
kişi YÖK tarafından birinci sıraya getirilmiş ve birinci sıraya getirilen kişi
Sayın Cumhurbaşkanı tarafından Rektör olarak atanmıştır. Evet, o kişiye “Sen
ilk üçe gir gerisine karışma.” denildiği İstanbul Üniversitesinde hâlâ
konuşulmaktadır. Böylesi bir garantiyle yola çıkan bir kişi. Kişinin şahsına
yönelik herhangi bir değerlendirmem doğal olarak yok, kendisini tanımıyorum ama
bu garantiyle yola çıkılan bir rektörlük seçiminin objektif ve tarafsız bir
şekilde yapıldığını söylemek mümkün değildir. Daha çok yeni bazı rektör
atamaları oldu. En düşük oyu alan bir kişi Sayın Cumhurbaşkanı tarafından
rektör olarak atanmıştır. Demokrasiye inananların önce üniversitedeki
demokrasiye saygı göstermesi gerekir. Önceki Cumhurbaşkanını “Rektör
atamalarında demokratik değildir.” diye eleştirenlerin, “seçimlerde az oy aldı”
diye, “atama yaptı” diye eleştirenlerin kendilerinin aynı yola gitmemesi
gerekirdi. Bütün sistem altüst edilmiştir. Öyle anlaşılıyor ki rektör
atamalarında arada bir birtakım sıralamalara uyulan atamalar yapılmaktadır ama
genel olarak tarafgir davranılmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanının bu tutumu
demokrasiye büyük bir darbe vurmaktadır. Üniversitenin sesine kulak
vermemektedir Sayın Cumhurbaşkanı.
Değerli milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda hâlâ
önümüzde fırsat olduğunu düşünüyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, konuşmanızı
tamamlayınız.
Buyurun efendim.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Parlamenter sisteme uygun bir
Cumhurbaşkanı seçim modelini yine yaratabiliriz, yine kurabiliriz.
Cumhurbaşkanı, mevcut modelde, mevcut anayasal sistemde Türkiye Büyük Millet
Meclisi tarafından seçilmelidir, sistem ona göre yazılmıştır. Bu, bambaşka bir
sistemdir. Halk tarafından seçilen ama halka karşı hiçbir sorumluluğu olmayan,
Cumhurbaşkanıdır. Cumhurbaşkanı çünkü işlemlerinden dolayı sorumsuzdur. Hem
halkın seçeceği bir Cumhurbaşkanı olacak hem de bütün işlemlerinden dolayı
sorumsuz olacak. Evet, dokunulmazlığı kaldırmayan iktidar partisinin burada da
halka seçtireceği Cumhurbaşkanına yine işlemlerinden dolayı yeni bir
dokunulmazlık zırhı verilmektedir. Bunun değiştirilmesi gerektiğini
düşünüyorum.
Sözlerimi bitirirken hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ali Rıza Öztürk,
Mersin Milletvekili.
Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından
alkışlar)
Sayın Öztürk, grubunuzun belirlediği
süre dokuz dakikadır.
CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Sayıştay bütçesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini aktarıyorum.
Değerli milletvekilleri, Sayıştayın
görevi, bilindiği üzere, denetim ve yargılama faaliyetlerini yerine
getirmektir. Sayıştay, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapmaktadır
ama ne yürütme organına ne de Türkiye Büyük Millet Meclisine bağlıdır. Sayıştay,
özünde kamu ve toplum adına denetim yapar. Yurttaşların kamu hizmetlerinin
karşılanması için ödedikleri vergi ve benzeri yükümlülüklerin amacına uygun
olarak harcanıp harcanmadığını gene toplum adına denetlemesini yapar.
Toplum adına denetleme modern demokrasilerin en belirleyici ve
tarihsel özelliğidir. Dolayısıyla Sayıştayın
bağımsızlığının gözetilmesi sadece siyasilerin değil tüm yurttaşların
hassasiyet göstermesi gereken bir konudur. Ancak Sayıştayın
bağımsızlığına 12 Eylül 1980 darbesinden sonra sürekli darbeler indirilmiş,
kurum siyasi hesapların hedefi hâline getirilmiştir. Bu hesaplaşmalar AKP
döneminde daha da fazla bir boyut kazanmıştır. Bunların en somut örneği, üye
seçimlerinin ve başkan seçiminin siyasi hesaplaşmayı yansıtan en önemli göstergelerdir.
Yine, bu en son yapılan üye seçimleri tamamen ibretliktir. 832
sayılı Kanun’un değişik 8’inci maddesi uyarınca açık bulunan 5 üyelik için
Sayıştay üyelik seçim duyurusunu yaptıktan sonra ilk ilan 31/3/2009
tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanıyor fakat başvuru süresinin üzerinden bir ay
geçmesine rağmen, Sayıştay Genel Kurulu iktidar partisinin baskısı üzerine bir
türlü seçimleri gerçekleştiremiyor. 6/5/2009 tarihinde
turlar başlıyor ve 15/6/2009 tarihine kadar bunlar devam ediyor. 832 sayılı Kanun’un
17’nci maddesinin değişik üçüncü fıkrasında öngörülen toplantı nisabı
sağlanamadığı için Genel Kurul bir türlü toplanamıyor. 6/5/2009
tarihinden, seçimin yapılması gereken son gün olan 15/6/2009 tarihine kadar
hiçbir aday adayı seçilmek için yeterli oyu alamıyor ve 832 sayılı Kanun’un
değişik 6’ncı maddesinde belirtilen otuz iş günlük süre içerisinde seçim
yapılamıyor. Bunun üzerine seçimin tamamlanmadığı Sayıştay Başkanlığınca
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bildiriliyor ve bilindiği üzere
Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri yapıyor.
Değerli arkadaşlarım, 31/3/2009 tarihinde
Resmî Gazete’de ilan edilmek suretiyle başlatılan seçim sürecinin 15/6/2009
tarihine kadar sonuçlandırılamamış olması son derece manidardır. Nitelik
tespiti için geçen süreyi bir kenara bıraktığımızda, neredeyse bir buçuk
asırlık Sayıştayımız, başvuru süresinin bitimi olan 30/4/2009 tarihinden itibaren otuz iş günü içerisinde, başka
bir deyişle 15/6/2009 tarihine kadar bir seçimin üstesinden gelememiştir. Bu
uzun süre içerisinde Sayıştay Genel Kurulu seçim için ne yazık ki sadece 7 kez
toplanabilmiştir.
Kanun’un 21’inci maddesine göre, Genel Kurulun başkanı olan, Sayıştayın en büyük amiri olup kurumun genel işleyişinden
sorumlu olan birinci başkan Sayıştaya düşen bütün
ödevlerin iyi yapılmasından, iç yönetimin düzenli yürütülmesinden de
sorumludur. Oysa zamanın başkanı Sayıştaya düşen
işleri iyi yapmak bir yana, gerekli dikkat ve özeni göstererek seçimin
yapılmasını sağlayamamıştır. Kanun koyucunun seçimin otuz iş günü içinde
sonuçlandırılmasını amaçlamasına rağmen, bu amaç hiç dikkate alınmamıştır,
seçim yapılan günlerde de göstermelik bir iki tur hâlinde yapılmıştır. Gündeme
alınıp da nisabın sağlanmadığı için Sayıştay Genel Kurulunun toplanmaması işi
hiç anlaşılır değildir.
832 sayılı Kanun’a göre azlolunamayan, aylık ve başka hakları
elinden alınamayan, kendileri istemedikçe altmış beş yaşından önce emekli
edilemeyen, Anayasa’mıza göre görevleriyle ilgili suçlarından dolayı ancak Yüce
Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesince yargılanabilen yüksek yargıç konumundaki
Sayıştay üyelerinin genel kurula katılmak gibi asli görevlerini ihmal
edebileceklerini düşünmek dahi gereksizdir. Bu durumu, 832 sayılı Kanun’un
95’inci maddesinin ifadesiyle Sayıştay daire başkanları ve üyelerinin
görevlerini vakar ve şerefi ile bağdaştırmak mümkün olmasa gerektir.
Diğer bir siyasi hesaplaşmanın başka bir somut örneği, denetçi
atanmasındaki sınavlara ilişkindir değerli arkadaşlarım. Bilindiği üzere bu son
darbenin görünürdeki gerekçesi, Sayıştay tarafından yapılan denetçi
yardımcılığı sözlü sınavının ve bu sınava göre yapılan atamaların Danıştay
tarafından yürürlüğünün durdurulması üzerine bu sınava göre atanması yapılan
denetçi yardımcılarının uğradıkları mağduriyetin giderilmesidir ancak gerçek
neden bu değildir. Gerçek neden, Sayıştaydaki insan
kaynağı temin sistemini kökünden değiştirmek olmuştur.
Değerli arkadaşlarım, AKP İktidarının en çok korktuğu, kurum
denetimdir, denetçilikten korkmaktadır. Sayıştayın
görevi asıl olarak denetim yapmaktır. AKP İktidarı da kendisini denetleyecek
böyle bir kurumu kendi etki ve baskısı altına almaktan hiçbir zaman
çekinmemiştir.
Kişilerin, kurumların, idarenin yasa ve hukuk kurallarına uygun
hareket etmesini sağlamada en etkin yol denetimdir. Açık, saydam ve temiz
toplumun insanları denetimden korkmazlar; keza temiz, açık ve aydınlık
yönetimler denetlenmekten korkmazlar.
Denetimden kaçmak, sayısal çoğunluğa ya da başkaca bir güce
dayanarak yönetimin ayıplarını, kusurlarını, kötü işleyişini örtmek, saklamak
demokratik hukuk devletinde kabul edilemez. Demokratik hukuk devletinin
parlamentosu ise sayısal çoğunluğa dayanarak denetim yollarını tıkamaz,
yürütmenin, idarenin, hatta kendi eylem ve işlemlerinin denetlenmesinin
yollarını açar ve bu denetlenmenin koşullarını yaratır. Demokratik hukuk
devletinde hiçbir iş denetimden daha acil ve daha önemli olamaz. Acil ve önemli
işler bulunduğu gerekçesiyle denetim hakkından vazgeçilemez. Denetim görevi
ertelenemez. Denetim hakkını kullanmak isteyenler de işleri yavaşlatmakla,
tıkamakla suçlanamaz. Denetim hakkını kullananlar ayıplanamaz. Denetim
organları baskı altına alınamaz. Denetim organları özgür, bağımsız ve yansız
olup göstermelik Meclis seçimleriyle Hükûmetin şubesi
hâline dönüştürülemez.
Sonuç olarak, Meclisi yalnız kendilerinin oluşturduğunu sanan AKP,
tıpkı bağımsız yargıyı kendisinin yapmak istemesi gibi Meclis adına denetimin
de yalnız kendisinin olmasını istemektedir. Halktan toplanan kaynaklar, kamu
hizmeti olarak halka dönmesi gerekirken parti çıkarı için kullanılmakta,
yatırım yapmak yerine rant aktaran bir bütçe de buna
hizmet etmektedir.
Dolaylı vergilere ve borca dayanan bir gelir yapısı, gelir
dağılımını bozarken, harcama yapısı da buna hizmet etmektedir. İhalelerde tek
ölçü yandaşlık olmuştur. Yolsuzlukla mücadele de sadece kâğıtta kalmıştır.
Herhâlde ekonomik krizi toplumsal krizle bütünleştirmekten, kamu kaynaklarını
peşkeş çekmekten kaçınmayan iktidarın bu süreçte ihtiyacı olan en önemli şey
denetimsizliktir. Sayıştay gibi bir toplumsal denetim kurumunun denetleyen
yerine, yapılanları onaylayarak temize çıkaran bir kurum hâline getirilmesine
ulusun temsilcileri olarak ortak olmadığımız gibi, izin de vermeyeceğimizi
söylemek istiyorum. Çünkü, AKP İktidarı döneminde Sayıştay yüksek yargı bölümünde
yer alan ve denetleyen bir kurum olmaktan çıkmıştır, kendisi iktidar tarafından âdeta denetlenen bir kurum
olmuştur, iktidarın sevk ve güdümünde olan kurumları aklayan bir kurum hâline
gelmiştir. Bugüne kadar, Sayıştay âdeta iktidara bağlı belediyeleri ve il özel
idareleri, KÖYDES ve BELDES projelerini âdeta aklamıştır.
Bütün dünyada Sayıştaylar demokratik yapan önemli kurumlar
arasında sayılmaktaysa… Sayıştaylar yaptıklarıyla olduğu kadar, rejim içindeki
istikrar ve denge unsuru olmalarıyla saygın kurumlar olarak görülmektedir.
Unutulmamalıdır ki, Sayıştay, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapan
anayasal bir organdır. Sadece iktidar partisine değil, tüm Meclise ve Türkiye
Cumhuriyetinin tüm yurttaşlarına tarafsız ve objektif hizmet vermesi gereken
bir kurumdur. Üzülerek belirtmeliyim ki…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Öztürk, konuşmanızı
tamamlayınız.
Buyurun efendim.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - …Sayıştay bu konumdan hızla
uzaklaşmıştır. Yeni Sayıştay Başkanının Türkiye Büyük Millet Meclisi adına
denetim yapan bir kurumun başkanlığının gerektirdiği objektif ve tarafsız bir
anlayışla, bireysellikten uzak, ülke menfaatlerine öncelik veren bir yönetim
sergilemesi, ülkenin ve ulusumuzun yararına olacaktır diye düşünmekteyim.
Değerli milletvekilleri, Sayıştayla
ilgili kanunların görüşülmesi sırasında, Sayıştay Kanunu’nun 19’uncu maddesi
uyarınca, Sayıştay Genel Kurulunun toplanması ve görüş bildirmesi
gerekmektedir. Bundan önce, AKP milletvekilli tarafından getirilen Sayıştay
denetçilerinin sınavıyla ilişkin yasada, acaba Sayıştay Genel Kurulu bu
Yasa’nın 19’uncu maddesi uyarınca toplanıp Türkiye Büyük Millet Meclisine görüş
bildirmiş midir? Bu konunun açıklığa kavuşması gerekmektedir. Artık, bugün,
Sayıştay gerçekten Hükûmetin emir ve talimatı
altından çıkamaz hâle gelmiştir, bu son derece üzücü bir durumdur. Türkiye’deki
tüm hukuksuzluklar bu kuruma da bulaşmıştır, bunun bir an önce yeni Başkan
tarafından giderilmesi ulusumuzun ve ülkemizin yararına olacaktır diye
düşünüyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına son konuşmacı Ankara
Milletvekili Sayın Nesrin Baytok. (CHP sıralarından
alkışlar)
Sayın Baytok, buyurun.
Süreniz dokuz dakika.
CHP GRUBU ADINA NESRİN BAYTOK (Ankara) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Radyo Televizyon Üst Kurulu bütçesi üzerine Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerimin başında bir görevi yerine getirmeliyim: Geçen hafta
Bursa’da grizu patlamasında hayatını kaybeden 19 madencimizi ve Tokat’ta şehit
verdiğimiz 7 askerimizi rahmetle anıyor, aileleri başta olmak üzere bütün
milletimize başsağlığı ve sabır diliyorum.
Sayın milletvekilleri, öyle bir dönemden geçiyoruz ki bu kürsüde
millete iyi şeyler söyleyebilmeye hasret kaldık. Acaba, Türkiye bunca demokrasi
iddiasına rağmen neden bunca siyasi problem yaşıyor ve Türkiye neden daha az
özgür? Telefon dinlemeleri başta olmak üzere, yargıya acaba neden baskı
yapılıyor? Medya neden baskı altında? Basın özgürlüğü neden kısıtlanıyor? RTÜK,
baştan sona sizlerin ellerinde şekillenmiş bir kuruluş olarak neden bir türlü
saygınlık yaratamıyor? Sizleri bir parça bu sorular etrafında düşünmeye davet
ediyorum. Ülkemizde birileri neden kendilerini yoğun baskı altında hissediyor?
Bu duyguları insanlar sadece darbe dönemlerinde yaşarlardı, şimdi sivil bir
iktidar döneminde yaşıyor.
Bakın, bir köşe yazarı, Yeni Şafak gazetesinden Fatma Barbarosoğlu, daha cuma günü ne yazdı: “Hastalık bulaşıyor
anlamlarımıza.” diyor yazısında ve devam ediyor: “AK PARTİ ‘anlamlarımızı’
anlamlı kılamıyor. Kendi hâlinde bıraksa bundan daha beter olmayacak durumlara
el atıyor. El atıyor ve eline değen he şey kül oluyor. Anlamları, isimleri,
imajları yönetemiyor AK PARTİ. Kifayetsiz muhterisler korosundan kadro kuran AK
PARTİ, başına gelenlerin önemli bir kısmını liyakatsiz kişilere baş tacı
yaptığı için yaşıyor. Yanlışı yanlış ile örtmek AK PARTİ'nin
yeni vizyonu gibi oldu.” Böyle diyor Yeni Şafak
gazetesi yazarı.
Sayın milletvekilleri, şu RTÜK’te görevlendirilen AKP kadrosuna
bir bakın. Önceki RTÜK Başkanı Zahid Akman,
Almanya’da görülen Deniz Feneri davasında aylarca Alman yargısının ithamları
altında başkanlık yaptı, şimdi de 4 bin liralık kira yardımı alarak RTÜK
üyeliğine devam ediyor. Bu nasıl iş? İnsanlar 4 bin lira maaş alamıyor, değil
kira yardımı… Ardından seçilen yeni RTÜK Başkanı, “Toplumun millî, manevi
değerleriyle Etiler’de oturanların değerleri aynı mı?” diyor. Arkadaşımız
Etiler’de oturanları nasıl insanlar görüyor acaba, ahlaksız mı görüyor? Onlar
aydan mı geldiler? Bu toplumun bir parçası değiller mi? Ahlaksızlığın daha
âlâsı, en âlâsı “Deniz Feneri” diye Almanya’da dernek kurup, yardım toplayıp,
vatandaşların fitre, zekât ve kurban paralarını Kanal 7 televizyonuna aktarmak,
gemiler almak değil mi? Nedir ahlaksızlığın tanımı? Bu işin içinde yer alan bir
RTÜK başkanıyla aylarca görev yapıp sonra onunla halef selef olmak ne demek
oluyor? Bir kere tarafsız olamayan bir RTÜK’ten hiç kimseye hayır gelmez. Daha
2007 seçimlerinde, iktidar yandaşı medyayı korumak üzere, İzleme Değerlendirme
Dairesinden gelen raporları geciktirdiği için mahkemede yargılanmış bir
kuruldan bahsediyoruz. Bazı radyo ve televizyon kanallarını özel olarak koruyan
bir kuruldan bahsediyoruz. Mahkeme kararlarına rağmen, cevap ve düzeltme
hakkının kullanılmasını engelleyen bir kuruldan bahsediyoruz. Böyle yaparak
saygın kuruluş olunabilir mi?
Peki, bu RTÜK yönetimi sırtını kime dayamış? Kimdir bu pervasızca
yönetimin arkasındaki anlayış? Önceki Başkan Zahid
Akman, şimdiki Başkan Davut Dursun kime dayanarak bildiğini okumaktadır?
Elbette Sayın Başbakana. O Başbakan ki son Amerika Birleşik Devletleri
gezisinde, Türkiye’de basının özgür olup olmadığı soruları karşısında “Basın,
Türkiye’de Amerika Birleşik Devletleri’nden çok daha özgürdür.” diyebilmiştir.
Bu sözlere kendisinin inanıp inanmadığını bilemem ama Türkiye’de kimseyi
inandıramadığı gibi, kendisine de bir parça güldürmüştür. Damadın başında
bulunduğu Sabah-ATV Grubunun nasıl ele geçirildiği ortadadır. Başbakan, bizzat
kendisi medyayı kontrol etmektedir. Bir yandan iktidara bağlı yayın yapan,
iktidarın yayın organı niteliğinde gazete ve televizyonlar, medya grupları, öte
yandan tam da emrine girmemiş olduğunu düşündüğü bir medya grubuna dönük 3
milyar doların üzerinde vergi cezası uygulaması. Hiç kimsenin kuşkusu yok ki bu
ceza Deniz Feneri haberlerini yazmalarının bir sonucudur, siyasi bir cezadır.
Başbakanın hoşuna gitmeyecek haberler hiç yayınlanmamalıymış! Defalarca bunu
söyledi. Medya gruplarını defalarca tehdit etti. Şu sözler, yine Sayın
Başbakana ait: “Bu gazeteleri evlerinize sokmayın. Bu kadar açık konuşuyorum.”
Hangi demokratik anlayışla açıklayabiliriz bu sözleri? “Hangi dilden
anlarsanız, o dilden konuşacağız.” Bu sözler de Başbakana ait. Başbakan
haberlerin verilişine karışıyordu, en sonunda köşe yazarlarının yorumlarına da
karışmaya başladı; daha geçenlerde şöyle söyledi: “Siz köşe yazarları, ne kadar
az yazarsanız ülke o kadar huzur bulur.” Bu nasıl bir anlayıştır sayın
milletvekilleri? Bakınız, Deniz Feneri haberlerinin Başbakanın canını çok
sıktığı günlerde AKP milletvekilleri şöyle demişti: “Doğan Medyanın sahibi bir
sabah evinden saat altıda alınıp elleri kelepçeli olarak karakola götürülürse
buna hiç şaşırmam.” Tüyler ürpertici sözler. Daha sonra, karakola götürmek
yerine mallarına el koymayı mı seçtiniz?
Bakın, çok deneyimli bir gazeteci, köşe yazarı, Milliyet
gazetesinin birkaç ay öncesine kadar Genel Yayın Yönetmeni olan Sedat Ergin,
Başbakanın Türkiye’de basının özgür olduğunu iddia etmesi üzerine daha geçen
hafta Sayın Başbakana hitaben ne yazdı: “Türkiye’de kendimi eskisi kadar özgür
hissetmiyorum. Üstelik, askerî yönetim döneminde
gazetecilik yapmış, bu tür baskı dönemlerinin gazeteciliği ne kadar sıkıntıya
soktuğunu tecrübe ederek yaşamış biriyim. Böyle bir duyguyu sivil bir yönetim
döneminde hissediyor olmamı, meslek hayatımın dramatik bir tecrübesi olarak not
ediyorum. Yanlış anlamayın, bu duygum çalışmakta olduğum Doğan Grubuna vergi
cezasının kesilmesinden çok önce bende yer etmişti. Eleştiriyi genelde hoş
karşılamamanız, basın karşısında sıkça azarlayıcı bir üslup kullanmanız,
gazeteleri boykot kampanyaları yürütmeniz gibi pek çok davranışınızın uzun bir
listesini çıkarabilirim. Vatandaşların bireysel özgürlüklerinin ihlal edildiği
uygulamaları, telefon dinleme skandallarını, insanların özel hayatlarının
dokunulmazlığının ihlal edilmesi gibi otoriterliğe kayma eğilimlerini de
unutmamak gerekiyor.” Sedat Ergin “Doğrusunu söylemem gerekirse artık
geleceğimi göremiyorum.” diyerek devam ediyor yazısına. Bu sözler, bu endişeler
deneyimli bir gazeteciye ait ancak onunla sınırlı değil. Milyonlarca kişiye ait
bu endişeler, ülkesi için bu dertlenmeler.
Sayın milletvekilleri, sizleri bir kez daha düşünmeye davet
ediyorum. Bu anlayışla ülke nereye varacak? RTÜK de ülkemiz de maalesef iyi
yönetilmiyor.
Yeniden özgür günlere kavuşacağımız zamanın geleceği umuduyla yüce
Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Baytok, teşekkür
ediyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşmalar tamamlanmıştır.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ilk konuşmacı, Bursa
Milletvekili Sayın İsmet Büyükataman.
Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
Sayın Büyükataman, grubunuzun
belirlediği süre on dakikadır efendim.
MHP GRUBU ADINA İSMET BÜYÜKATAMAN (Bursa) – Sayın Başkan,
saygıdeğer milletvekilleri; 2010 mali yılı Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerinde
Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz almış
bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Bu sıfatla,
Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk milletinin birliğini temsil etmektedir.
Anayasa’nın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını
gözetir ve göreve başlarken şöyle yemin eder: “Türkiye Cumhuriyetinin şan ve
şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine
getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda,
namusum ve şerefim üzerine andiçerim.”
Sayın Cumhurbaşkanımız Gül de bu yemini Mecliste yapmış ve
görevine başlamışlardır. Yemin metninde de belirtildiği gibi, hem yemini yapan
Sayın Cumhurbaşkanımız hem de onun şahsında Cumhurbaşkanlığı makamı, tarafsız
olmak mecburiyetindedir. Cumhurbaşkanının Anayasa’ya göre görevi, anayasal
kurumlar arasında uyumu ve eş güdümü sağlamaktır.
Sayın milletvekilleri, bize göre, Cumhurbaşkanlığı, bir siyasi
partinin iradesinin ve hükûmet olma meselesinin
dışında ve üstünde, bütün Türkiye’yi temsil eden en yüksek ve önemli bir
makamdır. Ülkemizin ve milletimizin birliğinin ve bölünmez bütünlüğünün temsil
edildiği en önemli kurumlarımızın başında gelmektedir. Bu makam, partilerin
küçük hesaplarının ve siyasi ihtiraslarının sergilendiği değil, demokratik
kültür ve siyaset ahlakının öne çıkmasını sağlayacak bir uzlaşma zemininin
oluştuğu yer olmalıdır. Cumhurbaşkanlığı makamı, hükûmetin
sayısal çoğunluğu ile Meclisten geçirdiği bütün yasaları, daha önce söz konusu hükûmetin veya partinin üyesi dahi olsa, iktidar partisinin
bir noteri görüntüsüyle anında onaylayan bir makam da olmamalıdır.
Genel Kurulda kanun maddelerinin görüşülmesi esnasında muhalefet
partileri haklı gerekçelerle zaman zaman itiraz edebilmekte,
milletimiz adına hassasiyetlerini ortaya koyarak, çıkarılacak bu kanunların
Anayasa’ya aykırı olduğunu belirtmektedirler. Ancak milletimizin menfaatine
uygun olmadığına inandığımız, Türklüğe hakarete imkân sağlayan yasada, Vakıflar
Yasası’nda, Mayın Yasası ve benzeri yasalarda olduğu gibi, Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubu Mecliste sayısal üstünlüğüne güvenerek bu yasaları Meclisten
geçirebilmiştir. Böyle yasaları dahi Sayın Cumhurbaşkanının eli titremeden
imzalaması, milletimizin vicdanını rencide etmiştir.
Sayın Cumhurbaşkanı bu zamana kadar kendisine gönderilen 242
yasanın 239’unu kabul etmiş, sadece 3’ünü yeniden görüşmek üzere iade etmiştir.
Rektör atamaları konusunda da geçmişteki hassasiyetleriyle çelişen, liyakat
yerine “benden olan” ölçüsüne göre yapılan atamalar, çifte standart
anlayışlarına en güzel örnek olsa gerektir.
Sayın Cumhurbaşkanının Türkiye-Ermenistan maçında ise kardeş
Azerbaycan bayraklarının stada sokulmaması hususunda bir dahlinin
olduğu, hatta Bursaspor amigolarını çağırtarak birtakım telkinlerde bulunduğu
basında yer almış ve kamuoyunda konuşulmuş, maalesef bu davranış da kamu
vicdanında o makamın güvenilirliğine gölge düşürmüştür.
Saygıdeğer milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanının Meclisimizin
Dördüncü Yasama Yılının açılış konuşmasında, konuşmasının tamamına yakını
ayrılıklar ve farklılıklar üzerine olmuş, milletin birliği ve bütünlüğüne
yönelik çağrışımlar, farklılıklar üzerine oturtulmuştur. Yine Anayasa’da adı
konulmuş ve tanımlanmış olan “Türk milleti” kavramı Sayın Cumhurbaşkanının
lügatinde yer almamıştır. Milletin birliğini sağlamak için önce ayırıp sonra
birleştirmek gibi şahsına münhasır bir anlayış ortaya çıkmış, farklılıkların
tahrik edildiği bir süreçte tek milletin nasıl sağlanacağı ise konuşmasında
anlaşılamamıştır.
Öte yandan, 6 Mart 2009 tarihinde İran gezisine çıkan Sayın
Cumhurbaşkanı, gazetecilere, “Kürt meselesi” başlığı altında “2009 yılında çok
güzel şeyler olacak.” diye beyanat vermiştir. Ardından, Hükûmetin
sırasıyla “Kürt açılımı”, “demokratik açılım”, “millî birlik projesi”
isimlerini verdiği, bize göre ise milletimizi ayrıştırmayı ve ardından bölmeyi
hedef alan bu tehlikeli proje rezaleti karşımıza çıkmıştır. AKP Hükûmetinin göreve gelmesiyle cesaretlenen ve kanlı
eylemlerine yeniden başlama cesareti ve gücü bulan PKK terör örgütü bu süreçten
beslenmiştir ve beslenmeye devam etmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımız ise bu
süreçte AKP’nin bir bakanı gibi hareket etmektedir. Açılım sürecinin başladığı
günden bu yana vermiş olduğumuz 55 şehit Sayın Başbakanı çağırıp hesap sormak
için yeterli bir sebep değil midir acaba? Bu meyanda, Sayın Cumhurbaşkanına,
millî birlik ve beraberliğimizi, bin yıllık kardeşliğimizi sağlama ve muhafaza
hususunda görevini yeniden hatırlatmakta fayda görüyorum.
Cumhurbaşkanı, hangi siyasi düşünce veya oluşumdan gelirse gelsin,
seçildikten sonra kendisini desteklemeyenlerin de Cumhurbaşkanı olduğunu
unutmamalıdır. Aksi hâlde, birliğimizin temsilcisi konumunda olan bu makamı da siyasallaştırmış
olur ki doğabilecek sıkıntılar ve gelişmeler üniter
yapımızı ve cumhuriyetimizi telafisi imkânsız bir şekilde zedelemiş olur.
Saygıdeğer milletvekilleri, devletler, geleneklerine, kurallarına
saygı duydukça büyürler. Geçmiş bütün cumhurbaşkanları bu geleneklere, bu
kurallara uymuştur. Şimdi öyle anlaşılıyor ki farklı bir Cumhurbaşkanıyla karşı
karşıyayız. Türkiye'nin pek çok kuralı, pek çok geleneği değişeceğe benziyor.
Yine bu çerçevede, bugüne kadar bütün cumhurbaşkanları yurt
dışından gelen devlet adamlarıyla Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde görüşmüşlerdir.
Ancak Sayın Gül, Başbakanımızla birlikte Suudi Arabistan Kralının ayağına
gitmiş, onunla otelinde görüşmüş ve tuhaf görüntüler oluşturan pozlar
vermiştir, maalesef bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Sayın Cumhurbaşkanı
devletin yerleşmiş geleneklerini tersine çevirmiş, onlara uymak yerine
kuralları kendisine uydurmaya başlamıştır.
Saygıdeğer milletvekilleri, 2005 yılından itibaren
Cumhurbaşkanlığı için bütçeden ayrılan ödenekler bir önceki yıllara göre
ortalama yüzde 4 ve yüzde 6 arasında artırılmıştır. Ancak 2007’den sonra bu
oran çok fazla yükselmiştir, örneğin 2008 yılı için bütçeden ayrılan ödenek
yüzde 64’e yakın bir oranda artırılarak 55 milyon 561 bin TL olarak belirlenmiş ve Plan Bütçede de kabul
edilmiştir. Cumhurbaşkanlığının 2010 yılı bütçesi de 72 milyon 500 bin lira
olarak öngörülmüştür.
Cumhurbaşkanlığı bütçe giderlerinin önemli bir kısmını temsil ve
ağırlama giderleri oluşturmaktadır. Bu makamın hizmetlerinin
Türkiye Cumhuriyeti devletinin ağırlığına yakışır bir şekilde icra edilmesi ve
Türk milletinin uluslararası planda en iyi şekilde temsil edilmesinin büyük
önem arz ettiğini hepimiz bilmekteyiz fakat topluma örnek olmak için tasarrufu
öncelikle kendisinin yapması gereken bir kurumun ve bu kurumda devletimizi
temsil edenlerin harcamalarının birdenbire bu kadar yüksek oranda artırılması
kamu vicdanını yaralamıştır. Cumhurbaşkanlığı bütçesinin geçen yıllara göre
bu kadar yüksek olması, bizce hiç de örnek alınacak ve örnek olunacak bir durum
değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun efendim, konuşmanızı tamamlayınız Sayın Büyükataman.
İSMET BÜYÜKATAMAN (Devamla) – Sağ olun Başkan.
Cumhurbaşkanlığı makamı örnek gösterilen bir makam olmalıdır,
mütevazılığı elden bırakmadan yokluk ve yoksullukla boğuşan aziz milletimizi de
incitmemelidir. Cumhurbaşkanları, başbakanlar, milletvekilleri, millete örnek
olması gereken kişilerdir. Eğer Cumhurbaşkanı, başbakan, tutumlu davranmazsa,
devletin parasını hesaplı harcamazsa topluma, millete maalesef kötü örnek
olurlar.
Bu ülke, fakir insanların, yoksul insanların, Sayın Başbakanın
deyimiyle garip gurebanın da yaşadığı bir ülkedir. Bu
ülkede Cumhurbaşkanının devletin parasıyla gösterişe ve şatafata kaçması asla
doğru değildir.
Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi en derin saygı ve
hürmetlerimle selamlıyor, bütçemizin hayırlı ve uğurlu olmasını temenni
ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Büyükataman.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Giresin Milletvekili Sayın Murat Özkan.
Sayın Özkan, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
Sayın Özkan, süreniz on dakika.
MHP GRUBU ADINA MURAT ÖZKAN (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın
Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010 yılı Türkiye Büyük
Millet Meclisi bütçesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz
almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce, sizleri en kalbî duygularımla
selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesinin en
önemli sorunu gelişigüzel hazırlanmış olmasıdır. 2010 bütçesi, 2009 yılı
bütçesi ve 2008 yılı kesin hesabı üzerinden belli oranda artışlar yapılarak
hazırlanmıştır. Birimlerin hedefleri net değildir ya da hiç yoktur. Bazı
kalemler 2008 ve 2009 yıllarında gerçekleşme oranlarının çok düşük olmasına
rağmen 2010 bütçesinde de aynı oranda yer almıştır.
Bütçeleme mantığı, konulan ödeneklerin yıl içerisinde rantabl olarak harcanmasını gerektirmektedir. Bütçeye
konulan ödeneklerin harcanmaması tasarruf anlayışını ortaya koymaz;
beceriksizliğin, öngörüsüzlüğün olduğunu ortaya koyar değerli arkadaşlar.
Örneğin 2010 bütçesinde “yangından korunma malzemeleri alımları” diye bir kalemimiz
var. 2008 yılında 600 bin YTL ödenek konulmuş, bu kalemden 19 bin YTL
harcanmıştır. 2009 yılında 316 bin TL ödenek konulmuş, 70 bin TL harcanmıştır.
2010 bütçesinde ise 750 bin TL ödenek daha konulmuştur. Yangın hizmetiyle
ilgili alamadığımız nedir? Bütçeye bu kadar ödenek koyuyorsunuz, 2008, 2009
bütçenizde de ödenek olmasına rağmen niye almadığınız hususu ise izaha muhtaç
görülmektedir. Örnekleri daha da artırmak mümkündür. Bu durum bize bütçenin afaki olarak hazırlandığını göstermekte, işaret etmektedir
sayın milletvekilleri.
Değerli milletvekilleri, bir de Meclisimizin kanayan yarası, 4/C’lilerin durumu. Bunlar Mecliste verilen hizmetlerin temel
taşlarıdır ancak aldıkları maaşlar kadrolulara göre son derece düşüktür. En
azından yüksekokulu bitirmiş olanlar kadrolu hâle getirilebilirler.
Kamu hizmeti niteliğinde birçok işler ise hizmet alımı yoluyla
yapılmaktadır. Hizmet alımı, çağdaş köle uygulamasının bir şeklidir değerli
milletvekilleri, kamu hizmetine girişte uygulanması gereken eşitlik ilkesine de
aykırıdır. Hizmet alımına gerekçe olarak kadrolu personeli çalıştıramamak
gösterilmektedir. Bu durum yöneticilerin basiretsizliğinin açıkça itirafı
olarak algılanmalıdır.
Sayın milletvekilleri, son dönemlerde yasama-yürütme ilişkilerinde
“kuvvetler ayrılığı” ilkesi açık ve net olarak ihlal edilmektedir. Meclis
çoğunluğuna sahip olmak, hiç kimseye Meclisi tahakküm altına alma yetkisini
vermez. Başbakan, çoğu kez, Türkiye Büyük Millet Meclisine talimat verir
şekilde konuşmaktadır. Dün bu kürsüden, Başbakan Erdoğan Meclis Başkanına
dönerek “Sayın Başkan, siz mi susturursunuz, ben mi susturayım.” deme
gafletinde ne yazık ki bulunmuştur. Sayın milletvekilleri, Başbakanın bu
tavrını şiddetle reddediyorum, bunu açık olarak ifade etmek zorundayım. Bir
milletvekili olarak, Türk milletinden, Türk halkından almış olduğum yetkiyi
kullanarak şiddetle kınıyor ve bu tavrı reddediyorum.
Değerli milletvekilleri, milleti yönetenler, güçlerinin sınırsız
ve denetimsiz olduklarını hissederlerse şayet, demokratik yollara değil
tiranlık yoluna sapabilirler. Bu tehlikenin sigortası sizlersiniz.
Milletvekilleri halktan aldığı yetkiyi hiç kimseden çekinmeden kullanmalı, hiç
kimseden korkmadan, doğru, milleti için bildiğini söylemekten imtina
etmemelidir. Aksi takdirde, Türk demokrasisi geleceğe yönelik ciddi tehlikeler altına
girecektir ve ne yazık ki bunun müsebbibi başta siz ve biz olacağız.
Milletvekilinin, milletin Parlamentoda temsili noktasında konuşmasını, tavrını
ve biraz önce belirttiğim gibi, Başbakanın kalkıp “Siz susturamayacaksanız ben
susturayım.” Nasıl susturacaksınız? Burası, değerli arkadaşlar, Parlamento.
Parlamento… Herhâlde Başbakanın tabii, “parle”
kelimesinin, parlamentonun ne olduğunu bilmediği kanaatindeyim, çünkü
parlamento konuşulan yer. Gerekirse burada milletvekilleri laf da atabilir ama
bir Başbakan milletvekillerine bu şekilde tavır alamaz, davranışta bulunamaz,
bu onun tirani eğilimlerinin, despotik eğilimlerinin
ve ruh hâlinin antidemokratik olduğunun da açık, net bir göstergesidir.
Değerli arkadaşlar, Anayasa’mıza göre…
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen her türlü hakareti yapacaksın...
MURAT ÖZKAN (Devamla) – Hakaret yapmıyorum güzel dostum,
anlayamadın herhâlde, bir psikoloji tespitinde bulunuyorum. Ben hakaret
etmiyorum, hakaret ettiğimi iddia ediyorsanız başka yollara yapabilirsiniz.
Hakaret falan etmiyorum. Ben kimseyi…
MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – “Onlar hakaret etti, sen hakarete cevap
verdin” diyor.
MURAT ÖZKAN (Devamla) – Benim kişiliğim hakaret etmeye müsait
değildir. Lütfen sen dinlemeyi öğren bir. Sen benim sözümü keserek Başbakanının
tavırlarını gösteriyorsun.
MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Sana “Hakaret ettin.” diyen yok.
MURAT ÖZKAN (Devamla) – Tabii ki liderin neyse senin de tavrın o,
seni de kınıyorum. (MHP ve CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Hıdır…
MURAT ÖZKAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Anayasa’mıza göre
Meclis ortak bir yönetime sahiptir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
Kes sesini!
BAŞKAN – Sayın Özkan…
MURAT ÖZKAN (Devamla) – Başkanlık Divanı…
Sayın Başkanım, lütfen susturun o zaman.
BAŞKAN – Sayın Özkan, siz daha özenle konuşun.
Arkadaşlarımız da lütfen müdahale etmesinler ama…
FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Sen Başkana talimat veriyorsun ya!
Bir de eleştiriyor. Başkana nasıl talimat verirsin “sustur” diye?
MURAT ÖZKAN (Devamla) – Başkanlık Divanı Meclisin yönetim
organıdır.
Ben susturmuyorum. Ben…
FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Aynı şey. Başkana “susturun” diyorsun. Az önce eleştirdin, aynısını yaptın.
BAŞKAN – Sayın Poyraz…
MURAT ÖZKAN (Devamla) – Ben “sustururum” demiyorum, Başbakana
diyorum. Sayın Başkana diyorum.
FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Hayır, talimat veriyorsun Başkana.
“Susturun” dedin, tutanaklarda var. Talimat veriyorsun Başkana. Hayret bir şey
ya! Sen yaptığın zaman oluyor demek ki.
BAŞKAN – Sayın Poyraz, lütfen…
Sayın Özkan, Genel Kurula hitap edin efendim.
Buyurun.
MURAT ÖZKAN (Devamla) – Meclis yönetimiyle ilgili kararların bu
Divanda görüşülmesi ve alınması gerekir ancak personel atamaları Meclis
Başkanının inisiyatifinde yapılmaktadır.
FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Tirani bir
davranış!
MURAT ÖZKAN (Devamla) – Personelin neredeyse tamamının istisnai
kadro olması, keyfî yönetimi destekler mahiyettedir.
Türkiye'nin en iyi okullarını başarıyla bitiren, Mecliste çalışan
kariyer meslek mensupları bir kenarda dururken üst yönetime partizanca atamalar
yapılmıştır, yapılmaktadır. Bu insanların birçoğu atandıkları görevin gereği
olan kariyere ve liyakate maalesef sahip değillerdir.
Sayın milletvekilleri, iktidar mensuplarının eş ve çocukları ile
emekliliği gelen yandaşlarının yakınları ulufe dağıtır gibi Meclis kadrolarına
atanmakta ve bu atamalar gazete manşetlerinde yer almaktadır.
Yine, AKP döneminde, politikacı yakınları hatta bakan eşleri,
çocukları açıktan naklen Meclis kadrolarına atanmıştır, atanmaktadır. Yıllarını
Türkiye Büyük Millet Meclisine vermiş başarılı yöneticiler makama çağrılarak
görevden ayrılması, dava açmamaları hatta açtıkları davalardan vazgeçmesi
istenmektedir. Bu istek kabul edilmeyince bu yöneticiler hakkında disiplin
kovuşturması açılarak özel talimatlarla cezalandırılmaktadırlar. İcraatlarından
dolayı ceza alan kişiler yönetici olunca alt yöneticiler de disiplin suçu
işlemekten çekinmemektedir. Meclis yönetimince yapılan bu uygulamaları
tanımlama açısından, sayın milletvekilleri, “nepotizm” kelimesi kifayetsiz
kalmaktadır. Meclis kadrolarına yapılan atamalarda kariyer ve liyakat
aranmayınca yerini yalakalık kültürü almaktadır.
Sayın milletvekilleri, bu kötü yönetimin bir sonucu olarak Meclis,
medyanın gündemine skandallarla gelmeye başlamıştır. Bu konuda birkaç örnek
vermek gerekirse, işte “bisiklet hırsızlığı” olarak medyada yer alan hadise.
Sayın milletvekilleri, samimi olarak ellerinizi vicdanlarınıza
koyun. Devlet memuru, hele bu memur TBMM’de çalışan üst düzey nitelikli
insanlarsa hibe kabul edebilirler mi, hediye alabilirler mi? Nerede kaldı
TBMM’nin etik ilkeleri, etik komisyonu, memurların yapmış olduğu etik
yeminleri? Bisikleti alan bu utanmazlar hakkında herhangi bir işlem de
yapılmamıştır sayın milletvekilleri. Başkanlıkça, hibeye muhtaç bu sözde
yöneticilerin isimleri açıklanmalı, masum şahıslar zan altında
bırakılmamalıdır.
Sayın milletvekilleri, bunlara ilaveten parti toplantılarına
katılan görevliler, işe gelmeyen bankamatik memuru eski vekil eşleri, iç
denetim raporlarında zimmet çıkan personel hakkında işlem yapılmaması hemen
akla gelen kötü yönetim örnekleridir.
Sayın milletvekilleri, Meclisin…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Özkan, lütfen konuşmanızı…
MURAT ÖZKAN (Devamla) – Sayın Başkanım, yalnız aradaki kesilen
şeyi lütfen eklerseniz memnun olacağım.
BAŞKAN – Efendim, şöyle: Şu ana kadarki, baştan da ifade ettiğim
gibi, bir dakikalık süreyi aşmayacağım. Onun için konuşurken dikkat edeceksin.
MURAT ÖZKAN (Devamla) – Ancak benim sözlerimi kestiler.
BAŞKAN – Olabilir.
MURAT ÖZKAN (Devamla) – Ama ben burada milletvekili olarak hitap
ediyorum, Başbakan olarak değil. O kuvvetler ayrılığı ilkesindeki prensibi
arkadaşlar algılayamadılar.
BAŞKAN – Lütfen, lütfen…
MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Sana hiçbir şey demedik…
BAŞKAN – Arkadaşlar… Sayın Hıdır, lütfen…
MURAT ÖZKAN (Devamla) – Ben sizlerden biriyim, fazla…
MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Kendi kendine orada gelin güveyi
oluyorsun. Ne sana bir laf söyledik…
BAŞKAN – Sayın Hıdır, Sayın Özkan, karşılıklı konuşmayınız.
MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Sadece arkadaşımız bir tespit yaptı.
BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen… Sayın milletvekilleri…
Sayın Özkan, bir dakikalık sürenizi başlatıyorum.
Buyurun efendim.
MURAT ÖZKAN (Devamla) – Bütün bu olaylar, değerli arkadaşlar,
Meclisin kötü yönetildiğinin en önemli kanıtı olarak önümüzde görmektedir.
FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Zatıaliniz
Başkanlık Divanı üyesi değil mi?
MURAT ÖZKAN (Devamla) – Ayrıca, Meclis, milletvekillerinin denetim
görevini yapmasına da engel olmaktadır. Bazı soru önergelerimiz kişisel görüş
niteliği taşıdığı gerekçesiyle iade edilmekte ve kendi kişisel görüşleriyle
bizim kişisel görüş taşıdığımızı düşünmektedirler, ancak bakanlıktan gelen, milletvekilini
ve Meclisi rencide eden, hatta istihza eden, sorularımıza gelen cevaplar da
Meclis Başkanlığı tarafından iade edilmeksizin bize gönderilmektedir.
Sayın milletvekilleri, son olarak, bu dönemde yasama organı ile
idare arasında, bu göstergeler de ifade ediyor ki açık ve net bir şekilde,
güçler ayrılığı ilkesi ihlal edilmiştir. Sınırlandırılmamış bir güce sahip olan
herkes, halkın özgürlüğü için tehdit oluşturmaktadır, velev ki Başbakan olsun,
Meclis Başkanı olsun.
Hepinizi en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyor, başarılı, iyi
bir çalışma diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı, Isparta
Milletvekili Sayın Süleyman Nevzat Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)
Buyurun efendim.
MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun 2010 yılı bütçesiyle
ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi adına görüşlerimizi açıklamak üzere
söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, demokrasi denen rejimin temelini çeşitli
fikirlerin dile getirildiği, alternatif bakış açısı ve önerileri içinde
barındıran çoğulculuk oluşturmaktadır. Çoğulculuk asla bir kaos
ve karmaşa değildir, hele hele milleti bir arada
tutan değerleri hedef alması düşünülemez bile.
Anayasa’mızda zikredilen temel hak ve hürriyetlerin -ki en
önemlilerinden biri düşünce ve kanaatleri yayma hürriyetidir- bir hududu olduğu
yine anayasal bir gerçekliktir. Bu hudut hükûmet uygulamalarıyla
hayat bulur. Bugün, AKP İktidarının tek sesli, baskıcı yönetiminin bu alandaki
hürriyetleri ne kadar zorladığı da herkesçe bilinmektedir. Medyadaki tek
seslilik ve tekelleşme, kamu yayıncılığının sesi olması gereken TRT’nin
maalesef Hükûmetin borazanı hâline gelmesi, siyasi
gücü eline geçirmiş AKP İktidarının kendisinden olmayan televizyon kanallarına
ve gazetelere âdeta devlet gücüyle baskı ve dayatmacı bir politika izlemesi
hürriyetleri kullanılamaz hâle getirmiştir. Bu demokrasi dışı tutum, her konuda
kendisine referans gösterdiği Avrupa Birliğinin bile sabrını taşırır hâle
gelmiştir.
Unutulmamalıdır ki, rüzgâr ekenler fırtına biçerler. Baskı ve
engellemelerle kontrole çalıştığınız yahut kamu kaynaklarını peşkeş çekerek
beslediğiniz medyanın yarın muhalefete düştüğünüzde yanınızda olacağını mı
sanıyorsunuz? Hep siz söylersiniz Sayın Başbakan “Sermayenin siyasi görüşü
olmaz.” diye. Biliyorsunuz, geçmişte bunu yaptınız “kartel medya” deyip sürekli
ağladınız. Şimdi güç elinize geçmiş, beş beterini yapıyorsunuz. TRT’yi,
devletin kanallarını bile parti propagandasının aracı hâline getirmekte hiçbir
beis görmüyorsunuz. Bugün, bu haklı eleştirilere kulaklarınızı tıkıyor, sizin
tabirinizle kulağınız var duymuyor, gözünüz var görmüyorsunuz. Yarın şikâyet
hakkınızın olmayacağını da buradan hatırlatmak istiyorum.
Fütursuzca uyguladığınız, seksen beş yıllık cumhuriyetimizin tüm
dengelerini altüst eden, toplumdaki huzur ve güvenden eser bırakmayan, bin
yıllık kardeşleri, kurumları birbirine düşüren uygulamalarınız göstermektedir
ki, gayeniz çoğulculuk falan değil, çoğunluğunuzun hâkimiyetini ebedî
kılmaktır. Bu yüzden denetlenmekten hoşlanmıyorsunuz. Her alanda denetim
kurumlarını felç ettiniz. Bunlardan biri de basın ve medya alanında ilke ve
kurallar koyan, bu ilkelere uygun yayın politikası oluşturmaya çalışan
RTÜK’tür. Hükûmet ettiğiniz son yedi yıl içerisinde,
RTÜK’ün toplam 9 üyesinden 6’sını atayarak kurumu bürokrasisiyle birlikte ele
geçirdiniz. Ortaya çıkan manzara milletimiz adına gerçekten kaygı vericidir.
Namı diğer Deniz Fenerci ve Armadacınız Zahid Akman’dan tutun kurumu babasının çiftliği gibi gören,
kendisini oralara getiren partinin hamiliğine soyunan ve parti yandaşlarına
mevki, makam temin eden, tüysüz yetim hakkı demeden kendilerini her fırsatta
yurt dışına atan bazı üyelere kadar tüm kurum, maalesef, kötü yönetilmektedir.
Kurum harcamalarını incelerseniz, şatafat ve israfın kurumun bünyesini bir
hastalık gibi sardığını göreceksiniz.
Değerli milletvekilleri, kurum harcamaları neredeyse 3 katını
aşmıştır. Bazı üyelerin yine neredeyse yılın altı ayını yurt dışında geçirmekte
olduğunu söylersek abartmış sayılmayız.
Hükûmetin kurum üzerinde
baskısı çalışanları ciddi şekilde tedirgin etmektedir. Zaten özlük haklarıyla
ilgili olarak sürekli adaletsiz uygulamalar ile karşı karşıya kalan personel
tarafsızlığı konusunda hiçbir inandırıcılığı kalmamış Başkan ve yandaş ekibi
tarafından parti baskısı ve siyasi kayırmacılık ile yüz yüze bırakılmıştır.
Değerli
milletvekilleri, bildiğiniz
üzere, Sayın Başbakanın ve ekibinin maalesef Türklük kavramına karşı sebebini
açıklayamadığımız bir alerjisi var. Her türlü uyarıya rağmen, sokaklarda kardeş
kavgasının başlamış olmasına rağmen üst kimlik, alt kimlik ayrımı yapmaya devam
ediyor. Kendilerini hangi alt kimliğe mensup hissederlerse hissetsinler kendi
bilecekleri iş. Ancak, neredeyse her yasal metinden “Türk” ve “Türklük”
kelimelerini çıkarmak gibi bir görevi kendilerine görev edinmişler, vazife
edinmişler.
Kurumun Hükûmetin isteğiyle hazırladığı
bir yasa tasarısı var. Yakında Genel Kurula gelecek. 3984 sayılı Kanun’un
4’üncü maddesi, yayın ilkeleriyle ilgili giriş bölümünde yer alan, Türk
vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil
ve lehçelerde yayın yapabileceği, ancak bu yayının cumhuriyetin temel
niteliklerine, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı
olamayacağı hükmü tasarıyla Yasa’dan çıkarılmaktadır.
Ayrıca 4’üncü maddenin (c) fıkrasında yer alan yayınların toplumun
millî ve manevi değerlerine ve Türk aile yapısına aykırı olamayacağı hükmünden
“Türk” kelimesi çıkarılmaktadır. (g) fıkrasında yer alan “Türk millî eğitiminin
genel amaçlarının, temel ilkelerinin ve millî kültürün geliştirilmesi” cümlesi yine
çıkarılmaktadır.
Sormak boynumuzun borcu: Nedir bu husumet, tahammülsüzlük? Nedir
bu alıp veremediğin milletimizle? Orada bulunan “Türk” kelimesi sizi ne diye
rahatsız ediyor ya da değerli AKP milletvekilleri, bu kelimelerin ayıklanması
bizi rahatsız ederken sizi neden rahatsız etmiyor?
ERTEKİN ÇOLAK (Artvin) – Demagoji yapma!
S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – “Brüksel’den, Washington’dan, Erbil’den verilen ev ödevlerini alelacele yapıyorsunuz da
örneğin yayın karmaşasını giderecek Türkiye'nin frekans haritasını neden
çıkarmıyorsunuz? Kültür emperyalizminin yarattığı yayın kirliliğiyle neden
mücadele etmiyorsunuz? Yayınlardaki küfür seviyesindeki argoyu neden
sonlandırmıyorsunuz?” diye sormak istiyorum. Ancak Genel Kurulda dudak okuması
ile suçüstü yakalanan Başbakan mı bunu düzeltecek diye de ümitsizliğe
kapılmıyor değilim.
Ne buyuruyordu Sayın Başbakan bu kürsüden: “Ey aileler, Sayın
Bahçeli televizyonlara çıktığında çocuklarınızı televizyona yaklaştırmayın.”
Sayın Erdoğan, sizi de Sayın Genel Başkanımızı da herkes biliyor. Bu Mecliste
bu yakıştırmaya muhatap olacak en son kişi Sayın Genel Başkanımızdır. Hele hele bu yakıştırmayı yapacak en son kişi de sizsiniz Sayın
Başbakan. (MHP sıralarından alkışlar)
Bu alanda düzenleyici işlev görmesi gereken RTÜK, çıkarılan
yönetmeliklerle yasaksavar bir denetim yapar hâle
getirilmiştir. Konular, güzel dilimiz ve millî ve manevi değerlerin muhafazası
açısından kurumun refleksleri zayıflatılmıştır. Verilen cezalar keyfî, ilkesiz
ve adaletsizdir. Kurum açıklamaları yanıltıcı ve Hükûmete
yaranma kaygısı taşımaktadır. Yayın kuruluşlarının hiçbirisi, TRT hariç, yasal
kuruluş işlemlerini tamamlayamamışlardır; öyle ki bazı kuruluşların adresleri
bulunup tebligat bile yapılamamaktadır. Kuruma yönelik eleştirileri
cevaplandırmak ya da belirli kişilerin talepleri üzerine “sipariş” diye
adlandırabileceğimiz raporlar hazırlanmaktadır. Kurum, kurumsal hafıza
konusunda son derece zayıftır, arşivleri, içinden çıkılamayacak kadar karmaşık
ve düzensizdir. Uzman raporları çoğu zaman işlem görmemekte, takip ve denetim
yapılamamaktadır.
Peki, tüm bunlar kader midir? Yapılacak bir şey yok mudur? Olmaz olur mu. “At, sahibine göre kişner.” diye bir
atasözümüz var. Kurum kim tarafından yönetiliyor, kimlere karşı sorumlu, buna
bakmak lazım. Perde arkasında Zahid Akman ve RTÜK’ün
bağlı olduğu Sayın Bülent Arınç desem herhâlde
meramımı iyi anlatmış olurum. Zahid Akman ciddi
toplumsal tepki alıyor. Deniz Fenerinin -tüm inkârlarına rağmen- faillerinden
biri olduğu ortaya çıkıyor. Milyon dolarlık Armada hissesini önce inkâr ediyor
sonra kabul ediyor. Mal varlığına mahkemece tedbir konuyor. Partili
partisiz, herkes infial içerisinde. Sayın Arınç
da Başbakan Yardımcısı olur olmaz tepki veriyor -Allah’ı var, dürüstlüğü
konusunda aleyhinde söylenecek hiçbir söz yok, en azından ben böyle bir şey
duymadım- seviniyoruz. Herkes ümitleniyor yapanın yanına kâr kalmayacak diye.
Sayın Arınç, “İstifasını istedim Akman’ın.”
diyor, Deniz Fenerci Başkan da “Kimse benden istifa istemedi.” diyor bu
cevabıyla Başbakandan başka bir kişiden gelecek mesajı kabul etmeyeceğini de
ima etmiş oluyor. Sayın Arınç cevaben buyuruyor:
“Hayretle ve utanarak izliyorum. Akman, kendisine yakışanı yapmalıdır.” diyor.
Üzerinden aylar geçiyor. Sayın Arınç’ı utandıran
şahıs Üst Kurul Üyesi olarak makamı işgale devam ediyor, Arınç
da sanki hiç bu sözleri söylememiş gibi sessizliğe gömülüyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Korkmaz, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, sizce olup
bitenleri nasıl yorumlayalım? Sayın Arınç’ın Başbakan
Yardımcısı olduğunda verdiği demecine “Yenidir, daha Akman’ı
tanımıyor.” mu diyelim yoksa dürüstlüğünden şüphe etmek istemediğimiz Sayın Arınç’a “Olsun, söyleyeceğini söyledin, bundan sonra rahat
uyu. Ayrıca, utanılacak bir şeyler varsa başkaları utansın.” mı diyelim?
“Birkaç gün sonra ne Danıştay kalacak ne Arınç
kalacak.” diyen Sayın Arınç, birkaç gün sonra “Merak
etsinler diye söylemiştim.” deme kıvraklığı ile mi bunları söyledi? Sayın Arınç, işte sizi utandıranlar kurumda oturuyor. Ne değişti,
ikna mı oldunuz yoksa Sayın Başbakanın hazmettirme politikasının ilk
kurbanlarından biri siz misiniz? Kamuoyu bunları bir bilmek istiyor. Sayın Arınç, bu işin gereğini yapmamış olmak yakanıza
yapışmıştır. “Ne yapayım, onu Meclis seçti, ben görevden alamam.” sözü de sizi
kurtaramayacaktır. Eğer bu şahıs yanlış ise, sizi utandırmış ise orada Üst
Kurul üyesi olarak oturması sizi rahatsız etmiyor mu? Milliyetçi Hareket
Partisi olarak Mecliste ve RTÜK kurulunda her türlü desteği vermeye hazırız.
Gelin, bu utançtan sizi kurtaralım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Korkmaz, teşekkür ediyorum.
S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Evet, değerli milletvekilleri,
saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına son konuşmacı
Sayın Behiç Çelik, Mersin Milletvekili.
Sayın Çelik, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2010 yılı bütçesinin Anayasa Mahkemesi ve Sayıştaya
ilişkin bölümleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak
üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi hürmetlerimle
selamlıyorum.
1961 Anayasası ile anayasal bir organ olarak yerini alan ve 1962
yılında kuruluşu tamamlanan Anayasa Mahkemesi kısmi değişikliklerle 1982
Anayasası’nın 146’ncı maddesiyle de yerini korumuştur. Burada, özellikle
Anayasa Mahkemesi hakkında birkaç söz etmek isterim. Bilinmelidir ki Anayasa
Mahkemesi Türkiye Büyük Millet Meclisinin üstünde değildir. Kanunların
Anayasa’ya uygunluğunun denetimi sağlanırken zorlama yorumlarla kanun koyucunun
yerine geçme teşebbüsleri bizatihi millet nezdinde yargı erkini maşerî vicdan
mahkûm etmekte ve mahkemeye olan güven duygusu da bu suretle sarsılmaktadır. Bu
sebeple, özellikle Anayasa değişikliklerinin esas yönünden ele alınarak hüküm
verilmesi yine Anayasa’nın 148’inci maddesine açıkça aykırıdır. Bu hususa
dikkat edilmelidir.
Diğer bir husus, başkan ve üyelerin seçimlerinde görevi hakkıyla
yapacak bilgi, birikim, liyakat ve olgunlukta olmaları gereğidir. Temel hukuk nosyonundan yoksun olan kişilerin üyeliğe seçilmeleri
Mahkemenin yıpranmasının temel nedenlerinden birini teşkil etmektedir.
Önyargılar, siyasal düşünceler, güncel gelişmelerden etkilenmeyecek sağlam
idrak ve iradeye sahip olmaları da şarttır. Yüksek Mahkemenin Değerli Başkan ve
üyeleri özel hayatlarına dikkat etmek zorundadırlar. Bulundukları ortam,
diyalog kurdukları şahıslar ve çevreler Mahkemeye bakışı doğal olarak
etkileyecektir.
Şimdi, bakınız, Kurban Bayramı münasebetiyle Sayın Başkan, 3
üyesiyle birlikte, yanlarında Adalet Bakanı Sadullah
Ergin ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’la birlikte
Hatay’a gidiyorlar. Hatay Ottoman Otel’de,
yanılmıyorsam iki gün kalıyorlar. Konu İnternet’e düşüyor, gazeteler yazıyor.
Böyle bir tablonun sonunda spekülasyon yapılmaması
mümkün mü? Ne işiniz var sizin iktidar partisinin adamlarıyla? Diğer yandan,
geçen yıl yaşanan Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt’ün
dinlenme olayı kamuoyunu günlerce meşgul etti ama ortam dinlemesi yapabilen bir
araçla dinleme yapıldığı meydanda iken bu da gündemden düşürüldü. Bu araçlardan
on üç adet olduğu, teknik donanımlarının yüksek olduğu, doğrudan Başbakana
bağlı olarak servis yaptıkları ifade ediliyor. Anayasa Mahkemesi üzerine bir
karabasan gibi abanan iktidara karşı kendi itibar ve şerefini korumak öncelikle
Anayasa Mahkemesinin değerli üyelerine düşmektedir. Yoksa,
otellerde iktidarın bakanlarıyla iyi niyetli dahi olsa görüntü vermek, öyle
zannediyorum ki sonuçta Anayasa hukukunun katli olarak algılanacaktır, mahkeme
başkan ve üyeleri üzerinde de kuşkular artacaktır.
Değerli milletvekilleri, hazır, dinleme ya da telekulak
demişken Anayasa’nın 20, 21, 22’nci maddelerinin çizdiği çerçeve içerisinde,
Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun belirttiği suçlarla ilgili
dinleme veya izleme yapılabileceği açıktır. Bu hukuki sınır her zaman aşılıyor.
Siyasi ve ekonomik dinlemeler yapılıyor, muhalifleri sindirme amaçlı dinlemeler
yapılıyor, sermayenin el değiştirmesine yönelik dinlemeler yapılıyor, ekonomik
sömürgeleştirme, medyada karartma amaçlı dinlemeler yapılıyor ve mağduriyet
edebiyatının gittikçe yerleştirilmesi amaçlı dinlemeler yapılıyor ve bunu
besleyen inanç hortumculuğu takviyesiyle marazi bir ruh hâli birleşiyor ve
korku diktatörlüğüne Türkiye götürülüyor. Şu anda Türkiye’nin içinde bulunduğu
durum ne yazık ki böyledir.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, anayasal organları hedef
alan taciz kampanyalarıyla, gayrimeşru yollarla yaratılan baskı ortamlarıyla ve
devletin bazı birimlerindeki kadrolaşmanın çeteleşmeye dönüşmesiyle devleti ve
toplumu kuşatma altına alarak siyasi iktidarını sürdürme gafletine düşen AKP,
Türkiye’yi bir kaos ortamına sürüklemiştir diyoruz.
Nitekim bu açıklamalardan sonra, Yargıtayın
dinlenmesi, bazı hâkim ve savcıların dinlenmesi korku diktatörlüğüne giden
yolda mesafe alındığını kanıtlamaktadır. Üstelik tüm dinleme faaliyetlerinin
tek bir merciye inhisar ettiği yönünde kuşkular ifade
edilmektedir. Bu durum Hükûmetçe aydınlatılmalıdır.
Dinlemeler hakkında Adalet Bakanlığına yönelttiğim soru önergesine neredeyse
iki ay geçmiş olmasına rağmen hâlâ cevap verilmemiştir. Demek ki Anayasa
Mahkemesi kendini her ortamda töhmet altına alacak fiil ve davranışlardan,
özellikle AKP’nin yarattığı kaotik ortamdan daha fazla kaçınmak zorundadır
diyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1864 yılında Divanı
Muhasebat olarak ilk defa Türk kamu yönetimi içinde tebarüz eden Sayıştay, yüz
kırk beş yıllık geçmişiyle bugün yüksek mali yargı mercisi olarak ve anayasal
bir kurum olarak mevcudiyetini devam ettirmektedir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi adına mali denetim ve kesin hüküm
mercisi olan Sayıştay, görevlerini hakkıyla yerine getirememektedir. Somut
örnekler verebileceğimiz gibi, denetimlerde personel eksikliği nedeniyle uzun
süreli gecikmeler yaşanmakta, zaman aşımına yol açılmaktadır. AKP, kamu mali
denetimini denetimsizliğe dönüştürmüş, bakanlıkların teftiş kurullarına alenen
savaş açmıştır. Hâlbuki Sayıştaya en büyük destek
teftiş kurulları idi. Kalifiye denetim elemanları yetkisizleştirilmiş, Sayıştay
Kanunu da 5018’e uyumlu hâlde çıkarılmamıştır. Denetimsizlikler nedeniyle
kamuda art niyetlilere âdeta gün doğmuştur. Bu boşluk derhâl giderilmeli, kamu
mali yönetimi zapturapt altına alınmalıdır.
Sayıştay Birinci Başkanı ile Başkan ve üyeleri hakkında da, yine
Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleri hakkında ifade etmiş olduğum görüşlerimi
tekrar burada ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, biraz önce dinlemeden söz etmişken bir hususu
burada belirtmekte fayda görüyorum: MİT, Sincan Ağır Ceza Mahkemesinin Telekomünikasyon
İletişim Başkanlığındaki dinleme kayıtlarına el koyma kararına itiraz ederek
Ağır Ceza Mahkemesini ziyarete gitmelerinin ardından bu ziyaretin baskı anlamı
taşıdığını Ağır Ceza Mahkemesi Başkanının açıklamasından sonra zor durumda
kalmıştır. Ardından, Erzincan MİT Bölge Müdürü ve bir elemanının Erzurum’da
tutuklanması da bu rahatsızlığı daha fazla artırmıştır. Bu da gösteriyor ki
ciddi devlet kurumları -sadece yargı değil- örtülü bir savaşın içindedir.
İktidar, acaba bu savaşın neresindedir? Tabloya bakınız: Yargı, polis, MİT
vesaire. Hepsini saymaya gerek yok. Devletin bu saygın kurumlarını derhâl
hukuki zemine oturtmak gerektiği aşikârdır. Aksi hâlde, toz duman içinde
kavgalarla, gerilimlerle kimin başına ne geleceği belli olmaz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Çelik, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun efendim.
BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; MİT’in, yargının ve
devletin etkin kurumlarının birbirine düşürülerek, korku diktatörlüğü
yaratılarak ve bir kaos ortamı ortaya çıkarılarak
Türkiye’yi yönetmek mümkün değildir. Türk milleti AKP’ye gereken cevabı mutlaka
verecektir.
Bu itibarla, dün Sayın Başbakanın çocuklardan kaçınmasını
söylediği Sayın Genel Başkanımızla ilgili sözünü şiddetle reddediyorum. Bu
cibilliyet meselesidir, bu terbiye meselesidir, bu ahlak meselesidir, bu ananı
al gitme meselesidir. Bunu söyleyen kişinin en azından bunu konuşmaya hiç
hakkının olmaması gerekir.
Bu duygularla, ben her iki kurumun bütçesinin ülkemize,
milletimize hayırlı olmasını diliyor, hepinize tekrar saygılar sunuyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) – Genel Başkanınızın konuşmalarını da
dinleyin.
BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Dinliyoruz. Size öğreteceğiz onları,
öğreteceğiz.
MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) - Bizim konuşmalarımızı da dinleyin.
BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Yakın, bir yıl sonra dinleteceğiz.
MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) – Öğrenirsiniz.
BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Çok öğreteceğiz size.
BAŞKAN - Saygıdeğer arkadaşlarım, lütfen, konuşmalarınızda daha
özenli, daha hürmetkâr bir üslup takınmanızı istirham ediyorum. Birbirimizi
lütfen incitmeyelim.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın
Başkanım, müsaade ederseniz konuşmacı bir konuda bir yanlışlık yaptı, onu arz
etmek istiyorum.
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) –
Şimdi, Sayın Konuşmacı Anayasa Mahkemesi bütçesi üzerinde sanıyorum konuşurken
benim de bayram tatilini Hatay’da geçirdiğimi ifade etti. Bu yanlıştır. Biraz
önceki konuşmacı sıkça ismimden bahsettiği için herhâlde belleğinde benim ismim
yer etmiş. Ben, Kurban Bayramı’nı, bayram namazını Kocatepe’de, dört günü de
Ankara’da, Çukurambar’da geçirdim. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Evet, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşmalar
tamamlanmıştır.
AK PARTİ Grubu adına Fatih Öztürk, Samsun
Milletvekili.
Sayın Öztürk, buyurun efendim. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Sayın Öztürk, grubunuzun belirlediği
süre beş dakikadır.
AK PARTİ GRUBU ADINA FATİH ÖZTÜRK (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın
Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010 mali yılı Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu bütçesi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım. Bu
vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Radyo ve Televizyon Üst Kurulu
1994 yılında 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında
Kanun ile özerk ve tarafsız bir kamu tüzel kişiliği olarak kurulmuştur. RTÜK misyonu tartışma kabul etmez çünkü Millî Eğitim Bakanlığı
ile Kültür Bakanlığının dışında neredeyse bir düğme kadar bize yakın olan radyo
ve televizyonların hayatımızın büyük bir parçasını işgal ettiğini hepimiz
biliyoruz.
Üst Kurulun gelirleri, özel radyo ve televizyon kuruluşlarının
yıllık brüt reklam gelirlerinden yüzde 5 oranında ayrılan paylardan
oluşmaktadır. Üst Kurulun her ay elde ettiği reklam gelirleri payının yüzde
15’i, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’na aktarılmaktadır.
Ülkemizde radyo ve televizyon yayınları karasal, uydu ve kablo
ortamlarında yapılmaktadır. Yine, ülkemizde 22 ulusal, 15 bölgesel ve 210 yerel
olmak üzere 247 televizyon kuruluşu, 35 ulusal, 98 bölgesel ve 934 yerel olmak
üzere 1.067 radyo kuruluşu bulunmaktadır.
3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında
Kanun son on dört yılda birçok değişikliklerle günün şartlarına uyarlanmak
istenmişse de yayın teknolojisindeki hızlı değişim ve Anayasa Mahkemesinin
iptal kararları gibi nedenlerle yasal çerçevenin yeniden düzenlenmesi
zorunluluk hâline gelmiştir. Bu nedenle yeni bir kanun taslağı hazırlanmıştır.
Bu taslak daha sonra AB müktesebatına uyum çerçevesinde yeniden gözden
geçirilmiş olup kanun taslağı, hem mevcut kanunlardaki boşlukları tamamlamakta
hem de yıllardır yaşanmakta olan frekans karmaşasına çözüm getirmektedir.
Taslak hazırlanırken ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınmış, demokratik
katılım ilkesinden taviz verilmemiştir.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Radyo ve Televizyon Üst Kurulu,
düzenleyici ve denetleyici kamu otoritesi olarak önemli hizmetlere imza
atmaktadır. Üst Kurul tarafından yapılan kamuoyu araştırmalarına göre ülkemizde
izleyiciler günde ortalama dört saat televizyon izlemektedirler. İzleyici
kitlesinin yüzde 18’inin günlük televizyon izleme süresi de on saati
bulmaktadır. Bu rakamlar da televizyonun ülkemizde ve tüm dünyada toplumu
etkileyen en yaygın ve en etkin kitli iletişim aracı olduğunu göstermektedir.
Bu nedenle Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun faaliyetleri toplumsal açıdan
hayati bir öneme sahiptir.
Ülkemizde yayıncılığın teknik yönden geliştirilmesi kadar içerik
kalitesinin artırılması da önemli bir hedeftir. Radyo ve Televizyon Üst
Kurulunun girişimleriyle bu yönde de önemli adımlar atılmaktadır. Bunlardan
biri de yayıncılık etik ilkeleridir. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ile
Televizyon Yayıncıları Derneği tarafından Türkiye’de televizyon yayıncılığı
alanında yaşanan sorunlar karşısında yayın kuruluşlarının etrafında
uzlaşacakları ortak bir etik davranış zemini oluşturulması amacıyla yürütülen
çalışmalar sonucunda on iki maddelik yayıncılık etik ilkeleri hazırlanmıştır.
Tüm ulusal televizyon kanalları, meslek birlikleri ve kamu yayıncısı bu
sözleşmeyi imzalayarak etik ilkelerine uymayı taahhüt etmişlerdir. Aileler ve
çocukların aynı zamanda izlediği ve aynı zamanda eğitim aldığı, zaman zaman eğlence, zaman zaman bilgi
edinme, zaman zaman da siyaseti yakından izleme
fırsatı buldukları ekranlarda çocuklarımız ve ailelerimiz içinde en büyük
dezavantajlı grubu çocuklarımız oluşturmaktadır.
Büyük şehirlerde ulaşım zorluğundan, küçük şehirlerdeki
imkânsızlıklardan dolayı televizyon ve radyolar hayatımızın vazgeçilmez birer
unsuru olmuştur.
Radyo-televizyon programları konusunda yayın kuruluşları ve
izleyicilerinin de RTÜK kadar sorumluluk taşımaları gerektiğini düşünmekteyim.
Çünkü şikâyet edilen ve bilhassa çocuklar için zararlı programlar aynı zamanda
en çok izlenen programlardır. Bu nedenle, izleyicilerde seçicilik yaratılması,
bilinç oluşturulması çok önemlidir.
Televizyon yayınları konusunda en korunmasız kesim, yine
söylediğimiz gibi, çocuklarımızdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Öztürk, konuşmanızı
tamamlayınız.
Buyurun efendim.
FATİH ÖZTÜRK (Devamla) – Teşekkür ediyorum.
Çocuklarımızın televizyonların olumsuz etkilerinden korunması ve
yayınlanan programlardan en iyi şekilde yararlanması için Millî Eğitim
Bakanlığı ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun ortak çalışması sonucunda medya
okuryazarlığı dersi öğretimi 6, 7 ve 8’inci sınıf müfredatına konulmuştur.
Ülke olarak ve iktidarın bir üyesi olarak halkımızın refah
düzeyini yükseltmek, demokrasiyi geliştirmek, halkımızın hak ettiği
özgürlükleri genişletmek, toplumsal dayanışmayı sağlamak en büyük hedefimizdir.
Basın-yayın kuruluşlarının, yapımcılarının, izleyicilerinin bu bilinçle hareket
etmesi özlemiyle Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun 2010 yılı mali bütçesinin
hayırlı olmasını diliyorum, yüce heyetinizi de saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Danışma Kurulumuzun almış
olduğu ve Genel Kurulun onaylamış olduğu öneri gereğince saat 14.00’te
toplanmak üzere birleşime bir saat ara veriyorum.
Kapanma Saati: 12.57
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 14.03
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat
PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN
(Bilecik), Harun TÜFEKCİ (Konya)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
32’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
2010 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki birinci tur görüşmelere
devam ediyoruz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
AK PARTİ Grubunda kalmıştık. Şimdi söz sırası AK PARTİ Grubu adına
İstanbul Milletvekili Alaattin Büyükkaya’da.
Sayın Büyükkaya, buyurun. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Grubunuzun belirlediği süre beş dakika Sayın Büyükkaya.
Buyurun efendim.
AK PARTİ GRUBU ADINA ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 2010 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Cumhurbaşkanlığı
bütçesi ile ilgili olarak AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Konuşmama
başlamadan önce hepinizi sevgi ve saygıyla selamlarım.
Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanlığı, Türk
milletinin varlığını, birliğini, Türkiye Cumhuriyeti’ni en üst düzeyde temsil
eden devletin en yüce makamıdır. Devletimizin şerefi ve itibarının da temsil
edildiği bu makam, her türlü tartışmanın dışında tutulmalıdır. Buna hepimiz
mecburuz ve bu makamı korumalıyız.
Cumhuriyetimizin kuruluşundan itibaren ilk Önderimiz Mustafa Kemal
Atatürk ilk Cumhurbaşkanımızdır. Daha sonra bu yüce
makama İsmet İnönü, Celal Bayar, Cemal Gürsel, Cevdet Sunay, Fahri Korutürk,
Kenan Evren, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer ve son olarak da
Sayın Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçilmişler ve görev yapmaktadırlar.
Görev yapan ilk 5 Cumhurbaşkanımız 1800’lü yıllarda doğmuştur. Bundan
sonraki 4 Cumhurbaşkanımız ise 1900’lü yılların ilk çeyreğinde doğmuştur. Son 2
Cumhurbaşkanımız ise 1900’lü yılların son iki çeyreğinde doğmuştur, 1941 ve
1950. Yani cumhuriyetin nesillerine uygun Cumhurbaşkanlarımız artık görev
yapmaktadır.
Gene, Atatürk’ten Kenan Evren’e kadarki 7 Cumhurbaşkanımız asker
kökenli, son 4 Cumhurbaşkanımız ise sivil hayattan gelmektedir, kamu görevi
yapmış olmalarına rağmen.
Diğer taraftan, Cumhurbaşkanlığı makamı, Ankara’da Çankaya
yerleşkesi, İstanbul’da Tarabya yerleşkesi ve
Marmaris Otluk Koyu Devlet Konukevi’ni kullanmaktadır.
Bu yüce makamın hizmetlerinin Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk
milletinin şanına ve mehabetine yakışır tarzda icra edilmesi ve milletimizin
uluslararası planda en iyi şekilde temsil edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu
sebeple, Cumhurbaşkanımızın en iyi şekilde düzenlenmesi, her türlü ihtiyacının
anında ve iyi şekilde karşılanması mutlak bir gereklilik ve zarurettir.
Biz imparatorluk mirasından geliyoruz. Ayrıca, egemenliğimizin
sembolü olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi uhdesinde olan saraylarımızın,
yalılarımızın, sanat eserlerimizin Cumhurbaşkanlığımızın kullanımına da
sunulması bir gerekliliktir. Unutmayalım ki Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, Fransa Kraliyet tarihinin simgesi olan Elize Sarayı’nda konuklarını ağırlarken bizim
Cumhurbaşkanımız özellikle İstanbul’daki kabullerini otel odalarında
ağırlamamalıdır, bu sarayları mutlaka kullanmalıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bölgemizde ve küresel
alanda yaşanan önemli gelişmeler, Türkiye Cumhuriyetini yöneten kişilerin
sürekli dinamik ve girişimci bir ruhla hareket etmelerinin gerekliliğini ortaya
koymaktadır. Bu cümleden olmak üzere, 11’inci Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah
Gül, gerçekten, devletimizin bu yapısına uygun, gurur duyacağımız bir şekilde
görev yapmaktadır. Nitekim, iki yılı aşkın bir süre
içerisinde Sayın Cumhurbaşkanımız ülkemizin itibarını daha üst seviyelere
yükseltecek, ekonomimizin gelişmesine katkı sağlayacak yurt dışı ziyaretlerinde
bulunmuştur; bu çerçevede, elli bir ülkeyi ziyaret etmiş ve bu ziyaretlerde
resmî erkânın dışında 1.200’ün üzerindeki iş adamı da bu ziyaretlere
katılmıştır. Sadece bir mukayese olsun diye söylüyorum: Sayın Ahmet Necdet
Sezer, yedi yıllık döneminde sadece 58 yurt dışı gezisi yapmıştır. Aynı şekilde
gene Cumhurbaşkanımız 32 ülkeden resmî ziyaret, 10’u da çalışma ziyareti olmak
üzere 42 yabancı devlet başkanını ağırlamıştır. Ayrıca yurt dışı temasları
dışında, Sayın Cumhurbaşkanımız, Türk milletinin moralinin yüksek tutulması ve
sorunların yerinde görülmesi amacıyla 71 ayrı yurt içi ziyareti
gerçekleştirmiştir. İlave olarak hemen hemen her
hafta sonu da Cumhurbaşkanımız, muhtelif illerden gelen grupları kabul etmekte
ve onların sorunlarını dinlemektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun efendim, konuşmanızı tamamlayınız.
ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Bütün bu çalışmalar dışında,
Cumhurbaşkanımız, birçok konuda, kültürel ve sosyal konuda da himayesi altında
bu olayları da yürütmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; elbette ki bu yoğun iç ve
dış temaslar Türkiye’nin bölgesinde ve dünyada etkin, barışçı bir rol
oynamasının sonucunu da doğurmuştur. Artık Avrupa Birliğine tam üyelik yanında,
bölgesel ve küresel güç olma yolunda hızla ilerleyen Türkiye gerçeği tüm
dünyada kabul edilmiştir. Takdir edersiniz ki Sayın Cumhurbaşkanımızın
yürüttüğü bu çalışmalar sadece siyasi getiri sağlamayıp iş adamı ve müteşebbislerimize
de ekonomik ve ticari ilişkilerinde önemli avantajlar sağlamıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bu faaliyetlerin
dışında bu dönemin en önemli özelliği, kamu kuruluşları arasındaki koordinasyon
ve uyumdur. Geçmişi hatırlayalım; çatışma, uyum ve koordinasyona dönüşmüştür.
Bu da ülkemizin kalkınmasında önemli bir gelişme sağlamıştır.
Cumhurbaşkanlığı bütçemizin hayırlı, uğurlu olmasını diliyor,
hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Büyükkaya.
AK PARTİ Grubu adına Kayseri Milletvekili Ahmet Öksüzkaya.
Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Sayın Başkan, çok
değerli milletvekilleri; 2010 yılı bütçe görüşmelerinde Cumhurbaşkanlığı
bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Cumhurbaşkanı Türkiye Cumhuriyeti
devletinin başıdır, Cumhurbaşkanlığı ise Türkiye’yi ve Türk milletini en yüksek
düzeyde temsil eden yüce bir makamdır. Bu temsilin her yönüyle devletimizin
mehabetine yakışır tarzda ve düzeyde icra edilmesi çok önem arz etmektedir.
Cumhurbaşkanlığının ifa ettiği fonksiyonlarla ekonomik bütçesi de
paralellik arz etmektedir. Eğer Cumhurbaşkanı kendi içine kapanık, ülke içi ve
dışıyla irtibatı sadece ihtiyaç duyulduğu zamanlarda sağlanan bir temsil
anlayışı benimserse bütçe ve giderler buna göre şekillenebilir. Eğer aktif,
gündem belirleyen, bütün iç ve dış meselelere duyarlı, etkin bir yönetim
sergileniyorsa bu yönetim tarzının da ekonomik boyutu buna paralel olacaktır.
Sayın Cumhurbaşkanımızın göreve geldiği günden beri yürüttüğü yönetim tarzına
bakıldığında çok dinamik ve aktif bir Cumhurbaşkanlığı yaptığı açıkça
görülmektedir.
2010 yılı Cumhurbaşkanlığı bütçesi için öngörülen 72 milyon 500
bin liralık ödenek bu politikanın yürütülmesinde ancak ekonomik olarak destek
sağlayabilir. Bu bütçenin yaklaşık yarıya yakın kısmı personel ve sosyal
güvenlik giderlerine, 16 milyon liralık kısmı mal ve hizmet alımlarına, 24
milyon liralık kısmı ise sermaye giderlerine ayrılmıştır.
Türkiye’nin AK PARTİ İktidarıyla yakaladığı siyasi ve ekonomik
istikrar sayesinde son yıllarda dış politikada artan önemi bu temsilin çıtasını
daha da yükseltmiştir. Görevini ifa ederken bu bilinçle ve Hükûmetin
dış politikasıyla paralellik arz eden bir anlayışla hareket eden Sayın
Cumhurbaşkanımız ülkemizin itibarını dünyada daha da üst seviyelere yükselten,
Türkiye’nin kalkınmasına büyük katkılar sağlayan, yurt içi ve yurt dışında çok
önemli temaslar yapmaktadır. Bu çalışmalar tüm dünyada takdirle takip
edilmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımızın Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyeliği
konusunda da çok aktif görevler üstlendiği herkesçe malumdur. Samimi, içten,
etkin, gerçekçi ve sonuç odaklı dış politika yaklaşımıyla yurt dışına çok
sayıda iş adamı, gazeteci ve ilim adamları ile giderek ülkemize siyasi faydalar
yanında diğer pek çok faydalar da sağlanmaktadır. Yapılan yeni projeler ve
aktivitelerle de yurt içinde Köşk’le halk bütünleşmesi gerçekleştirdiği
gözlenmektedir.
Cumhurbaşkanlığımızın ülkemizde demokratikleşme yönünde gayretleri
yanında birlik, beraberlik, kardeşlik ve dayanışmanın da perçinleşmesi
istikametindeki çalışmaları da takdirle karşılanmaktadır. Devletin şefkat
elinin vatandaşların sıcak eliyle buluştuğu müşahede edilmektedir. Bu kapsamda
yeniden canlandırılan “Çankaya Sofrası” programları, şehit aileleri, gaziler,
sendikalar, meslek kuruluşları temsilcileri, sanatçılar, gazeteciler, ilim
adamları, iş dünyası, medya ve spor dünyası gibi toplumun pek çok kesimiyle
beraber olunduğu da görülüyor.
Değerli milletvekilleri, görüldüğü üzere Cumhurbaşkanımızın göreve
gelmesiyle Köşk’te yapılan faaliyetler de çok çeşitlenmiştir. Dış ve iç
temasların yanında kültür, sanat ve toplumsal çalışmalar, siyasi parti liderleriyle
ülkemizin sorunlarına çözüm endeksli zirveler, siyasetçilerden yargı
mensuplarına, sanatçılardan gazeteciler ve bürokratlara kadar toplumun her
kesimiyle görüş alışverişi toplantıları yapılmaya başlanmıştır. Sayın
Cumhurbaşkanımızın bu çalışmaları ve hızlı temposu, ülkemizin bölgemizde etkin
konumunun ve dünyada itibarının artmasına, Türkiye’nin “küresel barış ve
sınırlarda sıfır problem” anlayışı çerçevesinde bölgesinde barış ve güven
kuşağı oluşturan bir ülke hâline gelmesinde önemli katkılar sağlamaktadır.
Yine Sayın Cumhurbaşkanımız ile pek çok ilkler gerçekleşmiştir;
Avrupa Komisyonuna Cumhurbaşkanlığı düzeyinde ilk defa ziyaret gerçekleşmiş,
bağlantısızlar hareketine yine Cumhurbaşkanlığı düzeyinde ilk defa katılım
olmuş ve Rusya, Tataristan ve Japonya resmî ziyaretleri ilk defa
Cumhurbaşkanımız tarafından yapılmıştır. Ülkemizi dış politikada güçlendirmiş
ve tüm dünyanın takdirini de bu vesileyle toplamıştır.
Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Öksüzkaya, konuşmanızı
tamamlayınız.
Buyurun.
AHMET ÖKSÜZKAYA (Devamla) - …görüldüğü üzere Cumhurbaşkanlığımız
bütçesi Türkiye’mizin gerek dünyada ve gerekse içeride en yüksek düzeyde
temsilini sağlayan faaliyetlere, bu temsili gerçek manada yerine getirecek
mecburi giderlere ayrılmıştır. Bu nedenle, Cumhurbaşkanlığımızın 2010 mali yılı
bütçesi için öngörülen 72 milyon 500 bin TL’lik miktar bu yüce makamın
hizmetlerinin ihtiyaçlara cevap verecek şekilde aksatılmadan ve ülkemizin
bütünlüğüne yakışır tarzda, temsil makamına layık bir şekilde devam ettirilmesi
için çok önem arz etmektedir.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Cumhurbaşkanlığımızın bütçesinin
kabul edilmesi temennisiyle konuşmamı tamamlarken 2010 yılı bütçemizin hayırlı
olmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öksüzkaya.
AK PARTİ Grubu adına Isparta Milletvekili Haydar Kemal Kurt.
Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Sayın Başkan,
değerli üyeler; 2010 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Türkiye Büyük Millet
Meclisine ilişkin bölümü üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım.
Sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tokat Reşadiye’de kalleşçe şehit edilen 7 evladımıza, Bursa
Mustafakemalpaşa’da madende grizu patlaması neticesinde hayatlarını kaybeden 19
işçimize Allah’tan rahmet, milletimize ve kederli ailelerine başsağlığı
diliyorum.
Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1920’de işgal
altındaki vatanımızın Kurtuluş Savaşı’nı yürütmüş, ilk başkanlığını Büyük Atatürk’ün
yaptığı, cumhuriyetimizi kuran, egemenliğin kayıtsız, şartsız milletin olduğu
ilkesiyle çalışan, dünyada emsali olmayan gazi bir Meclistir. Bu kurumun
iradesi milletin iradesi olup onuru ve saygınlığı milletimizin en mukaddes
değerlerindendir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, kuvvetler ayrılığı prensibini
benimsemiş olan devletimizin yasama erkini ve bazı alanlarda denetim görevini
üstlenmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet
Meclisinde yasama faaliyetlerinin, başka bir deyişle Genel Kurul çalışmalarının
ve grup toplantılarının Meclis televizyonunda naklen yayın yapılması demokrasi
kültürünün yerleşmesi ve bir nevi milletimizin denetimine tabi olmamız
açısından çok önemli ve faydalı bir uygulamadır.
Bilindiği gibi yoğun Genel Kurul ve Meclis çalışmalarını 10
metrekareyi geçmeyen odalarda yürüten siz değerli milletvekili arkadaşlarımızı
her gün yurdun dört bir tarafından gelen 5-6 bin kişi ziyaret etmektedir. Bu
yoğun tempodaki çalışmaları kolaylaştırmak için Başkanlığımız çok önemli
projelere imza atmaktadır. Şöyle ki: METSİS projesi kapsamında tüm İnternet
altyapı ve telefon santralleri de yenilenmektedir. Türkiye Büyük Millet
Meclisinin tüm kampus alanına ve giriş kapılarına
güvenlik kameraları yerleştirilmekte, plaka tanıma, şüpheli nesne algılama gibi
uygulamalar da bu proje kapsamındadır.
Bir başka önemli proje ise, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Kurulu Tutanaklarına Erişim Projesi’dir. Meclisimizin kurulduğu günden beri
tutulan tüm tutanaklara elektronik ortamda hızlı ve etkin bir şekilde ulaşmayı
sağlayan proje için Meclis arşivinde bulunan toplam 1.500 ciltten oluşan 1
milyon 200 bin sayfa doküman tek tek taranmıştır.
Oluşturulan yeni erişim sistemiyle tüm tutanaklar üzerinde milletvekili adı,
seçim bölgesi, konusu, yasama dönemi gibi bazı anahtar kelimelerle sorgulama
yapabilmek mümkün hâle getirilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi arşivinde bulunan 11 milyon 300 bin
sayfadan oluşan arşiv evrakının tamamı elektronik ortama alınmış olup devam
eden kontrol ve indeksleme işlemlerinin ardından İntranet ortamında en kısa
sürede milletvekillerinin hizmetine açılacaktır. Proje şu anda yerel ağ
ortamında milletvekillerine ve Meclis çalışanlarımızın hizmetine sunulmuştur.
Genel Sekreterlik teşkilatında değişik statü ve unvanlarda bugün
itibarıyla toplam 5.083 personel çalışmaktadır. Bu rakama milletvekili
danışmanları ve geçici görevli personel de dâhildir. Yine, personel giderleri
bütçenin yaklaşık yarısını teşkil etmekte olup bu kapsamda milletvekili
ödenekleri ile yollukları, tedavi giderleri, personel maaş, tedavi ve sosyal
güvenlik primi gibi kalemler yer almaktadır.
Bütçe harcamalarında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının
tasarrufa azami ölçüde riayet ettiğini memnuniyetle müşahede etmekteyiz.
Sayın milletvekilleri, sözlerime başlarken Meclisimizin, Kurtuluş Savaşı’mızı gerçekleştirdiğini ve devletimizin kuruluşunu
gerçekleştirdiğini belirtmiştim. Bu Meclis, kuruluşta kendi inhisarındaki
yürütme görevinden kendi iradesiyle vazgeçmiş, kuvvetler ayrılığı ilkesini
benimseyerek milletimiz için daha iyi ve çağdaş yönetim tarzını benimsemiştir.
Bu devletin kurucu iradesi olan Meclisimiz, aynı zamanda milletimizin yani
hâkimiyetin gerçek ve tek sahibi milletin iradesidir. Bu bakımdan, bu iradenin
tam bir açıklık ve şeffaflıkla, hiçbir şüpheye ve şekke gerek kalmadan ortaya
çıkması için yapılması gerekenler vardır.
Bunların başında, bu Meclis iradesiyle çağdaş ve demokratik bir
anayasanın bir an önce yapılarak darbe zihniyetinin ürünü olan 1982
Anayasası’nın millet iradesine getirdiği kısıtlamalardan bir an evvel kurtulunması gerekmektedir.
Aynı zamanda Meclisimizin çalışmasını düzenleyen İç Tüzük, acilen
daha etkin ve pratik çalışma usulleriyle, demokratik, katılımcı ve çözümcü bir
çalışma tarzını oluşturmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kurt, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun efendim.
HAYDAR KEMAL KURT (Devamla) – Diğer taraftan, gelişen toplum
şartlarına göre sorumluluk ve ilgi alanı genişleyen sayın vekillerimizin hâlen
mevcut 1 sekreter ve 1 danışmandan oluşan çalışma ekibinin artırılması şarttır.
Çalışma şartları, milletvekilinden beklenenleri vermekte yetersiz kalmaktadır.
Çalışma ofislerinin yetersizliği, seçim bölgelerine ulaşım, oradaki çalışma
şartlarının her vekilin kendi imkânlarına kalmış olması, millî iradeyi tecelli
etmesi beklenen ve her vesile toplum önünde her olumsuzluğun müsebbibi olarak
konulan milletvekilleri, tüm dünyaya açılan ve ilişkilerini genişleten devlet
ve vatandaşın gelişimine ayak uyduracak çalışma şartlarını elde etmelidir.
Meclise ve milletvekiline sağlanacak bu imkânlar, millet iradesinin bilgiye
dayalı ve kolay elde edilirliği yanında siyaset üzerindeki birçok spekülasyonun da sonunu getirecektir.
Sözlerime son verirken Türkiye Büyük Millet Meclisi ve 2010
merkezî idare bütçesinin hayırlı olmasını diler, hepinize saygılar sunarım. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
AK PARTİ Grubu adına Konya Milletvekili Ayşe Türkmenoğlu.
Sayın Türkmenoğlu, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA AYŞE TÜRKMENOĞLU (Konya) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2010 yılı
bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesi
üzerinde konuşmadan önce tüm ülke ekonomilerini ve bütçelerini etkileyen dünya
ekonomik krizinden kısaca bahsetmek istiyorum.
Bilindiği gibi 2007 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ndeki
konut piyasasında başlayan ciddi sorunlar sonucunda ortaya çıkan ekonomik kriz,
bu ülkede iç talepte daralmaya neden olmuş, önemli yatırım bankalarının
bilançolarında ciddi bozulmalara yol açmıştır. Küresel ekonomik ve finansal entegrasyonun yüksek düzeylere ulaştığı bir dönemde bu
gelişmeler 2008 yılından itibaren tüm dünya ekonomilerini hızla etkilemeye başlamıştır.
Gelişmiş ülkelerdeki finans piyasalarında ortaya çıkan ve zamanla gelişmekte
olan ülkelere yayılan istikrarsızlık 2008 yılının ikinci yarısından itibaren
çok ciddi boyutlara ulaşmış ve küresel ölçekte bir ekonomik krize dönüşmüştür.
Küresel krizin Türkiye ekonomisi üzerindeki olumsuz etkilerini
sınırlandırmak amacıyla 2008 yılı ortalarından itibaren bir dizi harcama ve
gelir tedbiri uygulamaya konmuştur. Ayrıca, Merkez Bankası, Bankacılık
Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile Sermaye Piyasası Kurulunun aldığı tedbirlerin
yanı sıra, bütçe dengesi üzerinde doğrudan veya hemen etkisi olmayan kredi ve
garanti hacmini artırıcı önlemler de hayata geçirilmiştir. Alınan bu önlemlerle
mal piyasalarındaki işlem miktarını ve dolayısıyla mal ve para akışını artırarak
kriz ortamı nedeniyle baskı altında olan ekonomik aktivitenin rahatlatılması,
krizin potansiyel üretim üzerindeki etkilerini sınırlandırarak büyümeye geçiş
sürecinin desteklenmesi ile istihdam ve üretim seviyesinin korunması
sağlanmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; milletimiz adına yasama,
denetim ve temsil görevini yerine getirmekte olan Türkiye Büyük Millet Meclisi
dün olduğu gibi bugün ve gelecekte de Türkiye’nin kalkınması, demokrasinin
güçlenmesi konusunda yeni yasal düzenlemeler yapmaya azim ve kararlılıkla devam
edecektir.
Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi 2010 yılı
bütçesi 460,7 milyon Türk lirası olarak öngörülmektedir. Böylece, 2010 yılı
bütçesi Meclisin 2009 yılı bütçesine göre yüzde 10,3 artışla önerilmiştir.
Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi Meclisimizin geçen yılki yani
2009 bütçesi 436,5 milyon Türk lirası olarak kanunlaşmış, yıl içinde toplam
17,2 milyon Türk lirası özel ödenek aktarılmasıyla bu rakam 453,7 milyon Türk
lirası olmuştur. Ancak bu ödeneklerden parlamenter çalışma birimleri hizmet
binası kompleksi için ayrılan 29 milyon Türk lirası
kullanılamayacağının anlaşılması üzerine Maliyeye iade edilmiştir. 2009 yılı
sonu itibarıyla bütçenin gerçekleşme oranının yüzde 86,6’ya ulaşması beklenmektedir.
Değerli milletvekilleri, 2009 yılı bütçesinde olduğu gibi,
Meclisimizin 2010 yılı bütçesinin önemli bir bölümü Meclisin bilgi ve teknoloji
altyapısını güçlendirmek için ayrılmaktadır. Bilişim ve iletişim altyapısını
güçlendirmeye yönelik kısa adı METSİS olan Meclis Enformasyon ve
Telekomünikasyon Sistemleri Projesi’yle Türkiye Büyük Millet Meclisinin tüm
ses, veri ve görüntü iletişimi tek bir merkezde toplanmaktadır. Bu amaçla tüm
kablo altyapısı yenilenmiştir. Her yıl binlerce vatandaşımızın ziyarette
bulunduğu Meclisimizin ana giriş kapıları, çevre güvenliği, araç alt tarama,
plaka tanımlama, şüpheli paket algılama gibi konularda güvenlik sistemi kurulma
çalışmaları da devam etmektedir.
Ayrıca, Meclis Başkanlığımızca 2010 yılında hayata geçirilecek
olan yeni bir sistem üzerinde de çalışılmaktadır. Bu sistemle vatandaşlarımız
İnternet üzerinden milletvekillerimizden “e-devlet” sistemiyle randevu
alabileceklerdir.
Bir diğer husus, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 1998 yılından
beri kullanılmakta olan ve sık sık teknik sıkıntılar
yaşanmasına neden olan Genel Kurul elektronik sisteminin yenilenmesi amacıyla
çalışmalar yapılmakta ve sıkıntıların giderilmesine çalışılmaktadır. Ayrıca,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Televizyonu tarafından kullanılmakta olan cihaz ve
ekipmanların teknolojiye uygun olarak değişimiyle de
sayısal arşiv sistemi, dijital kurgu ve video sunucu sistemi gibi ihtiyaçların
karşılanması da planlanmaktadır.
Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi 22’nci Dönemden beri
milletvekilleri çalışma odaları ve şartlarıyla ilgili Meclisimizin yürütmekte
olduğu çalışmalar bulunmaktadır. Geçtiğimiz yıl, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlık Divanımız, bu konuyla ilgili…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Türkmenoğlu, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
AYŞE TÜRKMENOĞLU (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkanım.
…mevcut projenin tadil edilerek yeni yasama yılında ihale
safhasına geçirilmesi hususunda çalışmalar yapmakta, ardından da inşaat
aşamasına ulaşılması yönünde karar alınmıştır. Meclis Başkanımız Sayın Mehmet
Ali Şahin 2010 yılı içinde bu projenin inşaatını başlatmayı hedef aldıklarını
belirtmiştir. 520 milletvekilimizin çalışma şartları bakımından büyük önem
taşıyan ve teknolojinin imkânlarından en iyi şekilde yararlanmak üzere içinde
çalışma ofisleri, toplantı salonları, sosyal donatı alanları da bulunan
parlamenterler çalışma birimleri binasının bu bakımdan, özellikle parlamenter
sistemi açısından ve demokrasimiz açısından çok önemli olduğunu düşünmekteyiz.
Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere 2010 yılı Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 90’ıncı kuruluş yıl dönümüdür. Bu bütçe içinde de bu kuruluş
yıl dönümü etkinlikleriyle ilgili harcamalar da öngörülmektedir.
Ben, 2010 yılı bütçemizin Meclis açımızdan ve Türkiye
Cumhuriyeti’nin bütün kurumları açısından hayırlı olmasını diliyorum, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
AK PARTİ Grubu adına Karabük Milletvekili Sayın Cumhur Ünal.
Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA CUMHUR ÜNAL (Karabük) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2010 Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu (Düzenleme ve Denetleme Kurulu) bütçesi hakkında AK PARTİ
milletvekili olarak şahsım adına görüşlerimi arz etmek üzere söz almış
bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Radyo ve Televizyon Üst
Kurulu 1994 yılında 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları
Hakkında Kanun ile özerk ve tarafsız bir kamu tüzel kişiliği olarak
kurulmuştur.
Ülkemizde radyo ve televizyon yayınlarının denetlenmesinden ve
düzenlenmesinden sorumlu olan Üst Kurul, Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçmiş
olduğu 9 üyeden oluşmaktadır. Üst Kurulun gelirlerini, özel radyo ve televizyon
kuruluşlarının yıllık brüt reklam gelirlerinden yüzde 5 oranında ayrılacak
paylar oluşturmaktadır. Üst Kurulun her ay elde ettiği reklam gelirleri payının
yüzde 15’i yıl içerisinde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’na
aktarılmaktadır.
Radyo ve televizyon yayıncılığı sektörü açısından baktığımızda,
ülkemizde 22 ulusal, 15 bölgesel ve 210 yerel olmak üzere 247 televizyon
kuruluşu; 35 ulusal, 98 bölgesel ve 934 yerel olmak üzere 1.067 radyo kuruluşu
bulunmaktadır. Bunların dışında uydudan, kablodan ve dijital platformlar
üzerinden yapılan radyo ve televizyon yayınları da vardır.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun faaliyetlerini
değerlendirdiğimizde, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu düzenleyici ve denetleyici
kamu otoritesi olarak önemli hizmetlere imza atmaktadır. Üst Kurul tarafından
yapılan kamuoyu araştırmalarına göre, ülkemizde izleyiciler günde ortalama dört
saat televizyon izlemektedirler. İzleyici kitlesinin yüzde 18’inin günlük
televizyon izleme süresi on saati bulmaktadır. Bu rakamlar da televizyonun
ülkemizde ve dünyada toplumu etkileyen en yaygın ve etkin kitle iletişim aracı
olduğunu göstermektedir. Bu nedenle Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun
faaliyetleri toplumsal açıdan hayati bir öneme sahiptir.
Avrupa ülkelerinin tamamında analog
radyo-TV yayıncılığı terk edilmekte olup yargı kararları ve ilgili mevzuatta
yapılan değişiklikler çerçevesinde, ülkemizde de ITU kriterleri
ve Avrupa Birliği müktesebatına uyum çerçevesinde analog
yayıncılıktan sayısal yayıncılığa geçiş çalışmaları başlatılmıştır.
Yeni yayın teknolojilerinin transferini sağlamak için 3984 sayılı
Yasa çerçevesinde yayıncılık sektörünün düzenlenmesi amacıyla Test ve Deneme
Yayınları Tebliği yayımlanmıştır. Hâlen bu Tebliğ kapsamında, bir kuruluşa
taşınabilir cihazlara yönelik televizyon yayını (DVB-H) için bir yıl geçici
süre deneme yayını yapma izni, bir kuruluşa da İnternet protokollü televizyon
yayını için geçici süreli deneme yayını yapma izni verilmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamuoyu araştırmalarına
önem veren Radyo Televizyon Üst Kuruluna 3984 sayılı Kanun’la verilen
görevlerden biri de radyo ve televizyon yayınlarıyla ilgili olarak kamuoyunun
tepki, beğeni ve hassasiyetlerini izlemek ve bu amaçla kamuoyu araştırmalarını
yapmaktır. Bu amaçla, gerek ilköğretim çağı çocuklarının gerek özürlü
vatandaşların gerek kadınların haber izlenme oranlarının, diğer taraftan
televizyon haberleri izlenme oranlarının ve spor haberlerinin izlenme
oranlarının eğilim araştırmaları yapılmaktadır. Tüm araştırmaların sonuçları,
ilgili kuruluşlar başta olmak üzere, kamuoyuyla da ayrıca paylaşılmaktadır.
Uluslararası alanda çalışmalar yapan Radyo Televizyon Üst Kurulu
pek çok uluslararası zeminde ülkemizi temsil etmektedir. Türkiye’nin bölgesinde
ve dünyada artan gücüne paralel olarak RTÜK de yayıncılık alanında uluslararası
çatı kuruluşlar oluşturulmasına öncülük etmektedir. Avrupa Birliği müzakereleri
çerçevesinde de 35 fasıldan oluşan toplantıların 8 tanesinde de tanıtıcı ve
ayrıntılı tarama toplantılarına katılarak bu süreçte aktif bir rol almış ve bu
amaçla yerini almıştır.
Diğer taraftan, yerel ve bölgesel yayıncılığa önem veren ve bu
açıdan seminerlere önem veren Radyo Televizyon Üst Kurulu, 2009 yılında, diğer
bir kısım illerde yayın kuruluşlarına yönelik üç eğitim toplantısı
düzenlemiştir.
Çocukların bilinçlenmesine yönelik çalışmalar da yapan Radyo
Televizyon Üst Kurulunun düzenlediği “Televizyona Mektup Yarışması” ilköğretim
okullarında okuyan öğrencilerin televizyonla ilgili duygu, düşünce ve
beklentilerine ilişkin değerlendirmelerini ve bunu bir mektup aracılığıyla
ifade etmelerini hedeflemektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun Sayın Ünal, konuşmanızı tamamlayınız.
CUMHUR ÜNAL (Devamla) – Yetmiş millî eğitim müdürlüğü tarafından,
gönderilen beş yüz dokuz mektup değerlendirilmiş ve seçici kurul tarafından,
dereceye girenlere 30 Nisan 2009 tarihinde törenle belgeleri verilmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm bu duygu ve
düşüncelerle, 2010 yılı bütçesinin, ekonomimizin güçlenerek çıkacağı bir yıla
ilişkin önemli bir ekonomik ve mali bir öngörü olduğunu ve geçmiş başarılardan
hareketle bunu da millet olarak, devlet olarak azimli ve inançlı
çalışmalarımızla gerçekleştireceğimize olan inancımı belirtir, 2010 bütçesinin
hayırlı olmasını diler, yüce Meclisimizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
AK PARTİ Grubu adına Bartın Milletvekili Sayın Yılmaz Tunç.
Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2010 mali yılı bütçesinin Anayasa Mahkemesi bölümü üzerinde AK
PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce heyetinizi
saygılarımla selamlıyorum.
Hukukun üstünlüğünü esas alan devlet, vatandaşlarının özgürlük ve
haklarının teminatıdır. Dolayısıyla, hukukun hâkim olmadığı bir toplumda
demokratik rejimden bahsedilemez. Devletin hukuka bağlılığının güvence altına
alınması, anayasa, yasalar ve bağımsız bir yargıyla mümkündür. Hukukun
üstünlüğünü gerçekleştirmek, bireylerin temel hak ve özgürlüklerini korumak ve
hukuk devleti ilkelerini tüm kurum ve kurallarıyla toplumda egemen kılmak
amacıyla demokratik rejimlerde anayasa yargısına yer verilmiştir. Ülkemizde de
Anayasa Mahkemesi, ilk kez 1961 Anayasası’yla kurulmuş, bazı değişikliklerle
birlikte 1982 Anayasası’nca da korunmuştur. Anayasa Mahkemesinin hukukun
üstünlüğünü koruması, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin bekçiliğini
yapabilmesi için, öncelikle bağlı olduğu anayasanın demokratik bir anayasa
olması gerekir. Ülkemizde büyük çoğunluk, 1982 Anayasası’nın değiştirilerek
sivil, demokratik, çağın gereklerine uygun yeni bir anayasa yapılmasında
birleşmektedir.
Değerli milletvekilleri, AK PARTİ, özgürlükçü, tüm toplumun ihtiyaçlarına
cevap veren, demokratik hukuk devleti ilkesine uygun, cumhuriyetin temel
niteliklerini koruyarak halkın iradesini ve taleplerini demokratik temelde
devlet yapısına yansıtacak, toplum ile devlet arasında yeni bir toplum
sözleşmesi kurmayı hedefleyen, tümüyle yeni bir anayasanın yapılmasından
yanadır. “Devletin hukuku” yerine “hukuk devleti” anlayışını esas alacak,
Türkiye’yi uluslararası camiada çok daha saygın bir konuma getirecek yepyeni
bir anayasa için Türkiye Büyük Millet Meclisinde partiler arası uzlaşma
sağlanmalı, bu milletten demokratik anayasa esirgenmemelidir.
Değerli milletvekilleri, anayasa ve yasaların metinleri kadar,
onları yorumlayacak yargı organlarının da önemi büyüktür. Bu anlamda, yargı
bağımsızlığı ve tarafsızlığı önemlidir. Her türlü dış etkinin ortadan
kaldırılmasının yanında, yargı içinden de hâkimlerin kararlarına yön
verebilecek müdahaleleri engelleyecek bir sistemin oluşturulması, yargı
bağımsızlığı ve tarafsızlığını sağlamanın bir gereğidir.
Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığına gölge düşüren tutum ve
davranışlar içerisine giren yargı mensupları olduğu gibi, bazı emekli yargı
mensupları da görülmekte olan davalarla ilgili sorumsuzca beyanatlar
verebilmektedirler. Bazı siyasilerimiz bazen yargı bağımsızlığından dem
vurmakta, işlerine gelmediği zaman ise görülmekte olan bazı davalarda avukatlık
yapmaktan geri durmamaktadırlar.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Başbakan savcı oluyor ama.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Deniz Fenerini mi kastediyorsunuz?
YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Tüm bu olumsuzlukların ortadan
kaldırılması için herkesin üzerine düşeni yapması gerekir.
Değerli milletvekilleri, Anayasa Mahkememiz vermiş olduğu bazı
kararlarda eleştirilmiştir. Millet adına kullanılan yargı yetkisinin adalet
duygularını tatmin edebilmesi için kararların tartışılabilmesi gerekir. Yargı
kararlarının eleştirilemediği yerde yargının kendisini geliştirmesi mümkün
değildir.
Anayasa Mahkemesinin milletin vicdanını rahatsız eden kararları
olmuştur: Cumhurbaşkanlığı seçiminde alınan 367 kararı, Anayasa’nın 10 ve
42’nci maddelerinin değiştirilmesiyle ilgili iptal kararları ve AK PARTİ’ye verilen ihtar kararı. Özellikle bu üç kararda
Anayasa Mahkemesi kendi anayasal yetkilerini aşmış, demokratik hukuk devleti
standartlarıyla uyumlu davranmamıştır.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hani hukuka saygı? Hani hukuka
saygı?
YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bu kararların bundan sonra da
tekrarlanmaması, adalet duygularının incinmemesi için gerekli tedbirler
alınmalıdır.
Anayasa Mahkemesinin eski başkanları döneminde hazırlanan, mevcut
Başkan tarafından da desteklenen Anayasa Mahkemesinin yapısal değişiklik
taslağının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından gündeme alınması gerekir. Bu
taslakta anayasal hakları kamu gücü tarafından ihlal edilen kişilere bireysel
başvuru hakkının tanınması önerilmekte, böylece, Anayasa Mahkemesinin, asli
görevi olan bireyin temel hak ve özgürlüklerini devlete karşı koruyan bir
yapıya kavuşması amaçlanmaktadır. Aynı taslakta Anayasa Mahkemesinin yapısıyla
ilgili önemli değişiklikler önerilmekte. Türk milleti adına karar veren Anayasa
Mahkemesine Türkiye Büyük Millet Meclisince de üye seçilmesi sağlanarak
Mahkemenin demokratik meşruiyeti bu şekilde sağlanmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Tunç, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Teşekkür ederim.
Ülkemiz ve Rusya dışında hemen hemen
dünyada bütün demokratik ülkeler millî meclisleri tarafından mahkemeye üye
seçmektedirler.
Değerli milletvekilleri, Anayasa Mahkemesinin fiziki şartları,
bina yetersizliği yıllardır dile getirilmesine rağmen, diğer konularda olduğu
gibi bu sorun da AK PARTİ İktidarıyla çözülmüştür. Anayasa Mahkememiz yeni ve
modern bir binaya kavuşmuştur. Mahkemenin fiziki imkânları artırılmıştır. 2010
yılı bütçesiyle de Anayasa Mahkememize gerekli ve yeterli bütçenin ayrıldığını
görmekteyiz.
Bu duygu ve düşüncelerle 2010 yılı bütçesinin ülkemize,
milletimize, Anayasa Mahkememize ve diğer kurumlarımıza hayırlı olmasını
diliyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
AK PARTİ Grubu adına son konuşmacı Ağrı Milletvekili Abdulkerim Aydemir.
Buyurun Sayın Aydemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA ABDULKERİM AYDEMİR (Ağrı) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 2010 yılı merkezî yönetim bütçesi görüşmeleri kapsamında
anayasal yüksek denetleme ve yargı organımız olan Sayıştay bütçesi hakkında AK
PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi en derin
saygılarımla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayıştayımız,
832 sayılı Sayıştay Kanunu’na göre kurulmuş olup Anayasa gereğince devletimizin
gelir, gider ve mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetleyen,
sorumlularının hesap ve işlemlerini yargılama yoluyla kesin hükme bağlayan ve
denetim sonuçlarını Parlamentoya raporlamak suretiyle devletin mali yapısının
sağlıklı, düzenli, hukuki ve verimli işlemesine katkıda bulunan yüksek denetim
ve yargı görevini üstlenmiş anayasal tek kurumdur. Bu amaçlar doğrultusunda Sayıştay, kamu mali sistemimizin temelini
oluşturan saydamlık, hesap verme sorumluluğu, kamu kaynaklarının etkin ve
verimli bir şekilde kullanımı gibi temel ilkelerin hayata geçirilmesini
hedeflemektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; demokratik yönetim
sistemimizin stratejik unsuru olarak kabul edilen yüksek denetim, kamu
yönetiminde şeffaflığın ve kamu görevlilerinin hesap verme sorumluluklarının
güçlendirilmesinde kilit bir faktör konumundadır. Ayrıca yüksek denetim, hata
bulma ve sorumluları cezalandırmanın çok ötesine geçerek denetlenen kurumlara yol
gösterme, rehberlik yapma ve genel olarak yönetime değer katma amacına
odaklanmaktadır. Günümüzde tüm dünyayla birlikte ülkemizde de kamu yönetimi
alanında önemli bir değişim yaşanmakta olup, özellikle kamu mali yönetim
sistemimizde kapsamlı dönüşüm süreci devam etmektedir. Bunun başarıya ulaşması,
mali yönetim sistemimizin sağlıklı bir yapı ve etkin bir işleyişe
kavuşturulması için Sayıştaya büyük görevler düştüğü
malumlarınızdır.
Öncelikle yukarıda bahsettiğim nedenle Sayıştay, kurumsal yapısını
güçlendirmek, denetim ve yargı işlevlerini geliştirmek için kapsamlı
çalışmalarıyla metodoloji geliştirme ve eğitim
faaliyetlerine hız kazandırmıştır. Bu şekilde dünyada ve ülkemizde gerçekleşen
değişime uyum sağlanarak kurumlarımızın değişim yönetimini sağlıklı bir şekilde
gerçekleştirmeleri için çaba harcanmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5018 sayılı Kamu Mali
Yönetimi ve Kontrol Kanunu gereğince her ne kadar Sayıştayın
görev alanı özellikle dış denetim açısından önem arz etmekte ise de ancak bunun
yeterli olmadığı ve Sayıştay Kanunu’nda bazı değişikliklerin yapılması da
gerekmektedir. Yeni Sayıştay Kanunu’nda yapılacak değişikliklerle, sadece Sayıştayın değil, kamu mali yönetim sistemimizin sağlıklı
şekilde yapılandırılması ve işlemesi için de hayati bir öneme sahip olacaktır
ve bu düzenlemelere paralellik sağlanacaktır. Makro mali disiplinin sağlanması,
dağıtılan kaynakların verimli ve etkili kullanımı, etkin bir hesap verme
sorumluluğu sisteminin kurulmasıyla bir bütün denetim sağlanmış olacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği üzere, Sayıştay,
832 sayılı Sayıştay Kanunu’na 4179 sayılı Yasa’yla eklenen 10’uncu maddesiyle
1996 yılından bu yana performans denetimi yapmaktadır. Dünyadaki klasik
denetimin yanında çağdaş bir denetim türü olarak uygulanan performans
denetimine ilişkin çalışmalar yapan Sayıştayımız, bu
yetki kapsamında bugüne kadar on beş adet performans denetimini yapmış olup iki
pilot çalışma haricindeki çalışmalarını da yüce Parlamentoya arz etmiştir.
Sayıştayın denetimine tabi
kamu idarelerinin bünyesindeki hesap sayısı bu yıl itibarıyla 7.114’tür. Bu
sene bunlardan 1.811 tanesi çalışma programına alınmış, bunların bütçe
büyüklükleri ise toplam bütçe içerisinde yüzde 81’dir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben sözümü fazla
uzatmayacağım ama sonuç olarak söylemek istediğim önemli bir konu da demokratik
sistemlerin gelişmesinde ve geliştirilmesinde en önemli olan husus, hesap
verilebilirliğin ve millet adına görev yapan milletvekillerinin ve
parlamentoların mali sistemlerini denetleyebilmesidir. Bu anlamda sayıştaylara önemli yükümlülükler düşmektedir.
Bu dilek ve düşüncelerle, 2010 yılı merkezî yönetim bütçemizin
öncelikle Sayıştayımıza, diğer kamu kurum ve
kuruluşlarımıza ve memleketimize hayırlı olmasını diliyor, yüce Parlamentoyu
bir kez daha en derin saygılarımla selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
AK PARTİ Grubu adına konuşmalar tamamlanmıştır.
Şahsı adına lehinde Mehmet Daniş,
Çanakkale Milletvekili.
Sayın Daniş, buyurun efendim. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
MEHMET DANİŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili
arkadaşlarım; 2010 bütçe kanunu birinci tur üzerinde şahsım adına lehte söz
almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.
Sözlerime, benden önce konuşan bazı muhalefet sözcüsü
arkadaşlarımın, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin parlamenter rejim
açısından çok uygun olmadığı yönündeki ifadelerine değinerek başlamak
istiyorum. Şahsen, seçilmiş biri olarak, bir milletvekili olarak, halkın
oylarıyla seçilmiş bir Cumhurbaşkanının parlamenter rejim açısından sorun
olabileceğini anlamakta gerçekten zorlanıyorum ve bunun itirazı kabil bir şey
olmadığını düşünüyorum. Çünkü yakın siyasi tarihimizi gözden geçirdiğimiz
zaman, Cumhurbaşkanının ülkemiz için, rejimimiz için ne kadar önemli olduğunu,
yaptığı hareketlerin ne kadar önemli sonuçlar doğurduğunu görmemiz de mümkündür
diye düşünüyorum.
Yine, değerli arkadaşlarımız, bu dönemde Cumhurbaşkanımızın
anayasal denetim yapmadığını, daha önceki dönemdeki iade edilen kanunların
sayıları karşılaştırıldığında burada bir eksiklik gördüklerini ifade ettiler.
Oysa bakın, bu yasaları yapan bizleriz, bu Parlamento, bu Meclis ve bu
taslaklar önce çok uzman ekipler tarafından hazırlanıyor, ihtisas
komisyonlarında günlerce görüşülüyor, alt komisyonlar oluşturuluyor,
Parlamentoya, Genel Kurula iniyor, Genel Kurulda üzerinde müzakereler ediliyor,
önergelerle değiştiriliyor, zaman zaman geri
çekiliyor, tekrar geliyor. Böyle bir süreçten sonra bu kadar yaygın geri
göndermenin çok sağlıklı olmadığını, geri göndermenin çok olduğu dönemi daha
çok eleştirmek ve irdelemek gerektiğini düşünüyorum.
Yine, rektör atamalarıyla ilgili itirazların da önceki dönemle
kıyaslandığında çok da farklı olmadığını göreceğimizi düşünüyorum.
Yine, bu dönemde Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül tarafından
aydınlarımızın, sanatçılarımızın, sivil toplum örgütlerimizin Köşk’e davet
edilmesiyle gerçekten çok önemli bir dönemin başladığını düşünüyorum.
Yine, Sayın Cumhurbaşkanımızın yurt genelinde yaptığı gezilerin
ülke insanımızın, milletimizin moral motivasyonunu
artırdığını düşünüyorum ki bunun en yakın örneği belki Tunceli gezisidir. Çok güzel
yansımalarının olduğunu, hep beraber bunu da müşahede etmiş bulunuyoruz.
Biraz da Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesi hakkında konuşmak
istiyorum. 2002 3 Kasımından bugüne yani şahsen benim de görev yapmaktan şeref
duyduğum bu dönemle ilgili birkaç söz etmek istiyorum.
O dönemde, Meclis Başkanlık Divanında, Sayın Meclis Başkanımız
Bülent Arınç’la beraber görev yapma şerefine ben de
nail olmuştum. O dönemde başlayan bir kurumsal kimlik çalışması vardı ve Sayın
Köksal Toptan’la ve bu dönemde de Sayın Mehmet Ali Şahin’le devam ettiğini
görmek gerçekten sevindirici.
Meclisimiz halka açılmıştı o dönemde ve bu devam ediyor. 29 Ekim
coşkusu, Cumhuriyet Bayramı coşkusu, Mecliste halkımızla beraber konserlerle,
etkinliklerle kutlanması gerçekten önemliydi.
Yine üstün hizmet ödülü ve onur ödüllerinin Parlamento tarafından
ülkemize, milletimize hizmet edenlere verilmesinin hem o kişiler açısından hem
milletimiz açısından hem de Parlamentomuzun prestiji
açısından önemli olduğunu düşünüyorum.
Yine e-devlete ilk geçen kurumun Meclis olması, Millî Sarayların
elden geçirilmesi, depolardaki eserlerin gün yüzüne çıkarılması, saraylarımızın
birer sergi alanı hâline getirilmesi, sanatsal etkinliklere ev sahipliği
yapması da gerçekten önemlidir diye düşünüyorum.
Yine bu dönemde ziyaretçi kabul salonunun yapılması ve beraberinde
Parlamentomuzun diplomasi atağının da gerçekten önemli olduğunu düşünüyorum.
Yalnız burada şunu da ifade etmek istiyorum: Daha önceki dönemde
projelendirilmesi tamamlanmış olan halkla ilişkiler binalarımızın yani
milletvekilleri yeni odalarımızın, hizmet alanlarımızın artık yapılması
gerektiğini düşünüyorum ki muhalefetiyle iktidarıyla bütün milletvekillerimiz
gecesini gündüzüne katıp milletimizin yüzünü güldürmek için çalışırken,
gerçekten olumsuz odalarda çalışmak zorunda kaldığımızı da ifade etmek
istiyorum. İnşallah, bu dönemde bunun da yenileneceğini, yeni odalarımıza
kavuşabileceğimizi temenni ediyorum.
Yine, biraz da Anayasa Mahkemesiyle ilgili bazı tartışmalara
değinmek istiyorum. Malumunuz, Anayasa Mahkememizin hem yapısı hem de işleyişi
çokça tartışılmaktadır. Belki bunu bir yargı reformuyla beraber tartışmak
mümkündür ama kısaca ifade etmem gerekirse, Anayasa Mahkemesinin yapısındaki
değişiklikteki arayışımızda istikametimiz Avrupa Birliği ülkeleri olmalıdır
diye düşünüyorum. Yani karma sistemin Parlamento, yargı, Hükûmet
ve Devlet Başkanı tarafından oluşturulması gerektiğini ve…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Daniş, konuşmanızı
tamamlayınız.
MEHMET DANİŞ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
…Anayasa Mahkemesi üyelerinin de görev sürelerinin sekiz on yıl
veya makul bir süreyle sınırlandırılması gerektiği görüşümü sizlerle paylaşmak
istiyorum.
Bu dönemde Anayasa Mahkemesinin yeni hizmet binasında göreve
başlamış olması önemlidir diye düşünüyorum.
Anayasa’ya şahsi başvuruların önünün açılması, yine ciddi anlamda
ülkemizdeki bireysel başvuruların önünü açması hukuk sistemimizi
rahatlatacaktır diye düşünüyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle 2010 bütçe kanununun, bütçemizin ülkemize
ve milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyor, tekrar yüce heyetinizi
selamlıyorum. Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Daniş.
Evet, Hükûmet adına Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç.
Buyurun Sayın Bakanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın
Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum, iyi çalışmalar
diliyorum.
Birinci tur üzerindeki görüşmeler tamamlandı. Hükûmeti
temsilen ama sadece beş altı dakikanızı almak suretiyle birkaç açıklama yapmak
istiyorum.
Öncelikle, konular üzerinde görüşlerini ifade eden tüm
arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Bütün bu eleştiriler bizim için
yararlıdır, bunlardan faydalanacağız ve öneriler ışığında da kendi üzerimize
düşen sorumlulukları yerine getireceğiz.
Ben hem Hükûmeti temsilen sırada
oturuyorum hem de kendimle ilgili kuruluşlar var. Bunlara atfedilen bazı
eleştirileri -ki çok haklı ve yerinde buluyorum- cevaplandırmak isterim.
Öncelikle, RTÜK üzerinde, yani Radyo Televizyon Üst Kurulu
üzerinde gerek Sayın Nesrin Baytok Hanımefendi
gerekse Sayın Nevzat Korkmaz arkadaşımız eleştirilerde bulundular. Bu
eleştirileri belki sorular içerisinde de olabilirdi, cevaplandıracaktım ancak
bu fırsatı kullanmak istiyorum.
Bildiğiniz gibi, bakanlıklarımızın uhdesinde bağlı kuruluşlar ve
ilgili kuruluşlar var. Bağlı kuruluşlar, görev alanına giren hizmetlerin
yürütülmesiyle ilgili doğrudan bize yetki ve sorumluluk veren kuruluşlardır.
Benim uhdemde bağlı kuruluş olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Basın Yayın
Genel Müdürlüğü bulunmaktadır. Bunun dışında ilgili kuruluş olarak da Anadolu
Ajansı, TRT ve Radyo Televizyon Üst Kurulu bulunmaktadır. İşin kötüsü bir de
ilişkili kuruluşlar var, onları saymayacağım. Maalesef kamu yönetiminde, bağlı
kuruluşlar, ilgili kuruluşlar, ilişkili kuruluşlar derken yetki ve
sorumluluklarımızın hiç noktasında olduğu birtakım kurullarla da ilgili olarak
bir bakan sorumluluğu taşıyorum.
Sayın Korkmaz arkadaşımız, mülki amirlik yapmış, CV’sini de biraz önce, biyografisini de gördüm, mülki amir
olarak ve Mülkiyeden de Kamu Yönetiminden mezun bir arkadaşımız olarak sık sık kürsüye de çıkıyor, çok yararlı şeyler de konuşuyor
ancak Radyo Televizyon Üst Kuruluyla ilgili olarak benim sorumluluğumun ve
yetkimin nerede başlayıp nerede bittiğini bilmesi gerekir. Bundan şikâyetçi olan birisi olarak söylüyorum çünkü haklı
serzenişlere muhatap olduğumda “niçin benim bu konuda yetkim yok ve söylediğimi
yerine getiremiyorum” diye gerçekten üzülüyorum.
Bakınız, Radyo Televizyon Üst Kurulu, 3984 sayılı Kanun’la
birlikte, 5’inci maddesinde belirtildiği üzere, radyo ve televizyon
faaliyetlerini düzenlemek amacıyla kurulmuş, özerk ve tarafsız bir kamu tüzel
kişiliği niteliğini haiz, Bakanlığımla ilgili bir kuruluştur. Bütün üst
kurullarda olduğu gibi -bu kelimeleri hatırlayacaksınız- özerk bir kuruluş
olmasının gereği olarak da Kanun’un 9’uncu maddesinde Üst Kurul üyeleriyle
ilgili yasaklar belirlenmiş olup bu yasaklara aykırı davrananların
görevlerinden çekilmiş sayılacağı ve bu hususun Üst Kurul tarafından resen veya
yapılacak müracaatın değerlendirilmesi sonunda karara bağlanacağı da kabul
edilmiştir.
Diğer yandan, bu Kanun’un 10’uncu maddesinde, Üst Kurul üyelerinin,
seçildikleri görev süresince Kuruldaki görevlerinden ve seçilerek geldikleri
görevlerinden alınamayacakları da açıkça ortaya konulmuştur. Dolayısıyla, Üst
Kurul üyelerinin görevden alınması konusunda, maalesef ki Bakanlığımın bir
yetkisi bulunmamaktadır.
Bütün bunları bildiğimiz hâlde veya bilmemiz gerektiği hâlde
tekrar tekrar aynı konuya dönmek, zaman doldurmanın
ötesinde yararlı bir eleştiri sayılabilir mi, onu takdirlerinize sunuyorum.
Ancak konuşulduğu için tekrar…
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Niye istifa istediniz madem yetkiniz
yoktu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Onu
söyleyeceğim, tam oraya gelmiştim Sayın Korkmaz, ama önce bunun bilinmesi
gerekir. Yani 3984 sayılı Kanun, kendi içerisinde, bir Üst Kurul olarak nedir,
Bakanın bununla ilişkisi nedir?
Ben bir televizyon kanalında açıkça söylediğim için bunu
tekrarlayacağım. Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun o tarihteki Başkanı olan
Sayın Zahid Akman’la ilgili
olarak, radyolarda, televizyonlarda, gazetelerde pek çok şey yazıldı. Deniz
Feneriyle bağlantısı olduğu iddia edildi, mal varlığındaki artmalar, eksilmeler
gündeme geldi, hatta kendi iç bünyesinde, 9’uncu maddeye uygun olarak da Üst
Kurul üyeleri görevden alınma konusunda bir toplantı yaptı. O toplantı reddedildi,
böyle bir talebin uygun olmayacağı düşünüldü -benim dışımda cereyan eden bir
konudur- sonra 3 arkadaş, yani Üst Kurul üyelerinden 3’ü -onları da ismen
tanıyorsunuz- idare mahkemesine gittiler; idare mahkemesi ve Danıştay talebi
reddetti, yapılan işlemin usule uygun olduğuna karar verdi.
Benim yöneticilik anlayışım, sorumluluk anlayışım gereği, bu kadar
yazılıp çizilen, hakkında inceleme ve soruşturma başlatılan bir kişinin
görevinde bulunması yanlıştır.
Ben kendisine açıkça ifade ettim: “Bu tavrınız kuruma açıkça zarar
veriyor, şahsınıza da zarar veriyor, kuruma da zarar veriyor, ben sizin
görevden ayrılmanızı istiyorum.” dedim. Kendisi de bana “Ben zaten sürenin
sonunda tekrar aday olmayacağım, şurada bir ay kaldı, bir ay sonra
ayrılacağım.” dedi.
Bu yetkilerimin ve sorumluluklarımın içinde kendisini doğrudan
görevden alma imkânım olmadığına göre, bu beyanın dışında acaba ne
yapabilirdim? Ben de zaten bununla iktifa ettim. Haklısınız, kendisi daha sonra
böyle bir şey olmadığını söyledi. Ben de o tarihlerde yurt dışındaydım, hemen
anında cevap verdim, “Hayır, siz böyle dediniz, kendinize yakışanı yapın;
ahlaklı, haysiyetli bir insan nasıl davranması gerekiyorsa öyle yapsın.” dedim.
Kendine düşen tekrar aday olmamak ise bunu gerçekleştirdi, yeni bir başkan
seçildi.
Sayın Korkmaz, iddia etmeye, bunu tekrarlamaya gerek yok. Size
açıkça söylüyorum: Eğer yetki ve sorumluluğum içerisinde olsaydı böyle bir
başkanın görevde bulunmasına asla izin vermezdim. Bu benim için açıktır.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Bakan, hukuki sorumluluktan
bahsetmiyorum, siyasi sorumluluktan bahsediyorum.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) –
Değerli arkadaşım, ben sizinle karşılıklı konuşmayacağım.
Bir mülki amirin, bağlı kuruluş, ilgili kuruluş ne demektir; bunu
bilmesi lazım.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bunları çok iyi biliyorum. Siyasi
sorumluluktan bahsediyorum.
BAŞKAN – Sayın Korkmaz, lütfen müdahale etmeyin.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) –
Değerli arkadaşlarım, ikinci konuya geleyim.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ve diğer üst kurullarla ilgili
olarak eğer Hükûmetimizin ve bakanlarımızın yetki ve
sorumluluklarını artırma noktasında bir düşünceniz varsa, kanun teklifi
verirseniz, ayrıca memnun da olurum ve bunu da desteklerim.
Değerli arkadaşlar…
RECAİ YILDIRIM (Adana) – Kendiniz niye getirmiyorsunuz?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) –
Hayır, siz iddia ediyorsunuz, siz getireceksiniz canım. Ben yetki ve
sorumluluğumun ne olduğunu söylüyorum.
RECAİ YILDIRIM (Adana) – Siz şikâyet ediyorsunuz efendim. Getirin.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) –
Değerli arkadaşlarım, bir konuya da şuradan temas edip ondan sonra bir cümleyle
bitireceğim.
Anayasa Mahkemesiyle ilgili olarak da -tabii onların burada
konuşma imkânı yok, ancak, hepinizin dikkatini çekmiştir- Sayın İsa Gök
tarafından bazı eleştiriler getirilmişti. Sayın Genel Sekreter burada. Aldığım
bir iki bilgiyi, sizin de ilgileneceğiniz umuduyla sizlere sunmak istiyorum:
Sayın Başkanın oğlunun Bilkent Otel’deki düğününde TRT
imkânlarının kullanıldığı vesaire gibi eleştiri yapılmıştı. Bizzat gelen cevabı
okuyorum:
“Bilkent Otel’de 23 Ekim 2009 tarihinde yapılan düğünde tüm
harcamalar Sayın Başkan tarafından karşılanmıştır. Bu çerçevede, ses ve ışık
düzeni ile müzisyenlerin ücreti de Sayın Başkan tarafından ilgililerine
ödenmiştir.”
Değerli arkadaşlar, bazı konuların Anayasa Mahkemesince hâlâ
görüşülmediği ve gündeme alınmadığı noktasında eleştiriler vardı. Bana gelen
listeden, sadece bilgilendirmek amacıyla söylüyorum: Bir tanesi, Çevre
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’a, Sayın Ali Topuz ve Sayın Kemal Anadol’la birlikte 128 milletvekili dava açmışlar, 15/06/2006’da. Bunun yürürlüğünün durdurulması isteminin
koşulları oluşmadığından tümüyle reddine karar verilmiş, 08/07/2009
tarihinde.
Yine, ana muhalefet partimiz Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili
Sayın Hakkı Suha Okay, Anadol ve Sayın Kılıçdaroğlu
tarafından 5276 sayılı Tanık Koruma Kanunu’nun ilgili maddelerinin iptali
istenmiş. Bunun da esas raporu hazır, gündemde sırasını beklemekteymiş.
Yine, Cumhuriyet Halk Partisi adına Sayın Okay
ve Kılıçdaroğlu’nun, Sağlık Hizmetleri Temel
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un… Bunun da esas raporu hazır
olup, gündemde sırasını beklemekteymiş.
Yine, Sayın Okay ve Kılıçdaroğlu
ile birlikte 110 milletvekili, 01/12/2007 günlü
Hâkimler ve Savcılar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un ilgili
maddelerinin iptalini istemişler. Bunun da esas incelemesi bitmek üzereymiş.
Dolayısıyla, 1 tanesi karara bağlanmış, 3 tanesi de gündemde sırasını beklemektedir
diye bir açıklama notu aldım. Bunu da takdirlerinize sunmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, bugün aslında en önemli konuşma, bir gün önce
Sayın Başbakan tarafından Hükûmet adına burada
konuşma yapılırken üslubunun yakışıksız olduğu konusunda eleştirilerdir.
Biraz evvel bütün arkadaşlarımı dinledim. Özellikle Cumhuriyet
Halk Partili ve Milliyetçi Hareket Partili arkadaşlarımız Sayın Başbakanın
dünkü üslubundan şikâyetçi olduklarını, rahatsız olduklarını ifade ediyorlar.
Arkadaşlar, bu, dünkü konuşması itibarıyla Sayın Başbakan için
söylenebilir, bir gün önceki konuşması itibarıyla başkası için söylenebilir,
bir başka günkü konuşması itibarıyla da maalesef, bir başkası için
söylenebilir. Şöyle sağımıza solumuza baktığımızda, herkesin
birbirinin çirkin, yakışıksız, küçültücü üslubundan şikâyetçi olduğunu görmek
mümkün. Özellikle, bunu, son zamanlarda biraz da fazlaca görüyoruz.
Dolayısıyla, burada düne ait bir hata varsa bunu kabullenip, onun dışındakileri
reddetmek durumunda kalırsak konuşmalar amacına ulaşmamış sayılır. Aslında bu,
hepimizi ilgilendiriyor. Hepimizin bu konuda çok daha fazla özen göstermesi
lazım, birbirimize saygılı olmamız lazım. Bugün CHP ve MHP’li arkadaşlarımız
bundan haklı olarak şikâyet ediyorlar, eminim biraz sonra kürsüye AK PARTİ’li arkadaşlar gelse veya bağımsız bir arkadaşımız
gelse o da çok örnekler vererek başkalarının konuşmasından şikâyet edecekler.
Bizim Anayasa’mız var, hepimiz ona uymakla yükümlüyüz ama
milletvekilleri olarak ikinci bir anayasa gibi temel belgemiz var, o da İç
Tüzük’ümüzdür. İç Tüzük’ün açık hükümlerine maalesef bugüne kadar çok fazla
riayet edilmediğini görüyoruz. Riayet etmeyenler için de genişçe bir yol
açılınca başkaları da bu yoldan yürümeye başlıyor.
Değerli arkadaşlarım, aslında birbirimize hep müsamahalı,
hoşgörülü olmak mecburiyetindeyiz. Bakın, burada Hükûmet
sırasında otururken birkaç şeye tanık oldum, bunlar her zaman tanık olduğumuz
şeyler. Saat on birde gündemde konuşmalar başladı, ben oturuyorum yerimde. İlk
sıra Cumhuriyet Halk Partisinin, Cumhuriyet Halk Partisinin 4 konuşmacısı da
salonda yok. Sayın İsa Gök hazır bulundu, konuşmasını yaptı. Bekliyoruz, 3
konuşmacısı da yok. Hâliyle Sayın Kılıçdaroğu
telaşlandı, Sayın Başkandan rica etti ve henüz yeni başlamışken görüşmelere biz
ara vermek zorunda kaldık. Sayın Kılıçdaroğlu’nun
ricası da Sayın Başkanın bunu kabul etmesi de fevkalade doğrudur. Bugün CHP’nin
başına gelen bu durum AK PARTİ’nin de bir başka
partinin de başına gelebilir. Hiç birimiz ses çıkarmadık, bu çok doğru, çok
haklı, çok yerinde bir şey ama bir arkadaşımız kalkıp da “Sayın Başkan, ne diye
ara veriyorsun canım, yoksa yok, o parti konuşmamış sayılır.” diyebilirdi. Bu
anlayışı gösteriyoruz, bu anlayışa sonuna kadar bağlı kalmaya mecburuz. Bu, İç
Tüzük’te Sayın Başkanın takdir hakkı içerisine girer. Bu takdir hakkını bu
şekilde kullanmıştır ve mesele halledilmiştir, kimseye de “sen şöyle yaptın,
böyle yaptın” deme imkânımız veyahut da gücümüz kalmamıştır. Ama bunun tam aksi
bir gelişme yaşadık.
Çok Sevgili Arkadaşım Murat Özkan bir konuşma yaptılar, Başkanlık
Divanı Üyesi Sayın Özkan. Ben bu Mecliste naçizane beş yıl Başkanlık yaptım, İç
Tüzük’ü de biraz bildiğimi söyleyebilirim. Meclisin bütçesi, Meclis idare
amirlerinin imzasıyla Başkanlık Divanına gelir, Başkanlık Divanının onayıyla da
Meclis bütçesi gerçekleşir. O Başkanlık Divanı içerisinde de Sayın Özkan var,
muhalefet şerhi de yok; bu bütçeyi kabul etmiş ve imzalamış. Hâl böyleyken
nasıl olur da kalkar, burada bütçenin aleyhinde konuşabilir? Söyledikleri yüzde
yüz doğru olabilir ama bunları bir başkasının söylemesi lazım. Başkanlık Divanı
üyesi kalkıp da burada kendi bütçesini eleştirecek olursa, söylediği ne kadar
doğru olursa olsun, haklılık payı olmaz. Değerli arkadaşlar, bunlara ne kadar
dikkat edebilirsek o kadar iyi olacağını düşünüyorum.
Şimdi burada Sayın Güldal Mumcu olsaydı
veya Sayın Meral Akşener olsaydı, içimizden birisi
şunu söyleyebilirdi: “Şu İç Tüzük’ün 56’ncı maddesi var kardeşim. Bu 56’ncı maddeye göre
senin kıyafetin uymuyor.” 56’ncı madde ne demiş, hepiniz biliyorsunuz; diyor
ki: Başkanlar -bayan erkek ayırt etmeden- işte, frak giyecek, şunu giyecek,
bunu giyecek. 2 hanımefendi de frak giymiyorlar, bence de çok iyi yapıyorlar.
Frak giyseler gülünç olacaklardı ama bugünkü kıyafetleri çok daha iyi, çok daha
kendilerine yakışıyor ama biz değiştirmedik İç Tüzük’ün maddesini, sizin
müsamahanızla, sizin hoşgörünüzle. Aslında bir günde yapılabilecek bir şey de
ama biz bunu devam ettiriyoruz.
Değerli arkadaşlarım, ben İç Tüzük’ümüzün temiz dille konuşma
konusunda milletvekillerimize yüklediği bir sorumluluğun olduğuna inanıyorum.
Bunu önce kendi açımdan irdelemek istiyorum: Değerli arkadaşlar, hepimiz
insanız. Hiçbirimiz çelikten, alüminyumdan müteşekkil bir varlık değil.
Hepimizin sinirleri var, hepimizin duygusu var. Bu, bazen nefrete dönüşebilir,
bazen gülümsetebilir, bazen ağlatabilir, bazen farklı davranışlar içerisinde
olabiliriz. Öyle bir hadiseyle karşılaşırsınız ki, spontane,
kendiliğinden, hiç de kontrol altında olmayan bir davranışta bulunursunuz,
zaman zaman ağzımızdan kaçırdıklarımız gibi. O, bizim
normal düşündüğümüz veya söylemek istediğimiz değildir ama çok ısrar
edilmiştir, yüzünüze karşı ağır konuşulmuştur, siz de kendiliğinizden buna bir
cevap vermek ihtiyacını duyarsınız, ölçüye, hesaba, kiloya gelmeyen bir şey
söyleyebilirsiniz. Bu, sizin için de geçerli, benim için de geçerli,
arkadaşlarım için de geçerli. Ama kötü olan şudur: Hani bizim eski Ceza
Kanunu’nda taammüt vardı ya, bilerek ve işleyerek, kasıtla bu iş yapılırsa o
çok yanlış olur. “Yani, öyle bir hakaret edeyim ki altından kalkamasın, nasıl
olsa da prim yapıyor. Böyle bir şey ne kadar iyi olur.” diye düşünenler varsa
onları vazgeçirmek zorundayız. “Önce kendin vazgeç.” Başüstüne. Önce taşı
kendime atmak istiyorum. Zaten eskiden bunun için güzel bir örnek verirler:
Yani, recim cezası var, taşlayarak öldürecekler. Ama birisi ortaya çıkar ve der
ki: “İlk taşı hiç günahı olmayan atsın.” Hiçbirimiz masum değiliz ama hepimiz
kendimize bunu telkin edebiliriz. “Ben arkadaşım için kötü bir şey
söylemeyeceğim. Ben onun için ağır bir laf konuşmayacağım. Onun için incitici
bir davranışta bulunmayacağım.” dersek -ben kendim için şahsen bunu bir
sorumluluk olarak görüyorum- birbirimizi üzmeyiz. Hâlbuki,
hangi kelimeler uçuşuyor ortalıkta, hangi ağır sözlerle birbirimizi küçültmeye
çalışıyoruz! Oysa dışarıya çıktığımızda yine “sayın milletvekilim, sayın
bakanım, sayın başkanım…” Oturuyoruz, çay içiyoruz, konuşuyoruz. Burada niye
kavga ediyoruz o zaman? (AK PARTİ sıralarından “Televizyon.” sesleri)
Arkadaşlar, “Televizyon.” dediler. Bakın, Meclis Başkanlığına
geldim. O zamanki yayın kurulunun kararına göre grup toplantıları, iktidar için
yirmi dakika, sanıyorum muhalefet için on dakika banttan yayındı. Yılmaz Ateş
arkadaşım, burada yok ama kulaklarını çınlatıyorum. Kendisini davet ettim.
Benimle birlikte Başkan Vekili olarak çalıştı. “Yılmaz kardeşim, iki partiyiz
Mecliste. Bir partinin de grup toplantısı o kadar önemli ki, Türkiye bunu takip
ediyor. İktidar partisinin grup toplantısını başka televizyonlar verebilir
naklen ama muhalefet partisinin böyle bir şansı da olmaz.” dedim. Yılmaz Bey bu
sözlerimin şahididir. “Ben istiyorum ki, ana muhalefet partisinin de grup
toplantısı sonuna kadar naklen yayınlansın.” Karar aldık ve buna başladık.
Arkadan rahmetli Ali Dinçer Bey’le birlikteydik,
onunla da bunu devam ettirdik. Bizim grup toplantılarını canlı olarak naklen
yayınlamamız, bize göre demokrasinin bir gereğiydi. Yani çoğulculuk içerisinde,
herkes fikirlerini rahatlıkla söylemeliydi ama bu televizyon yayınları, sonunda
öyle bir noktaya geldi ki, bir taraftan gerginlik artıyor, bir taraftan da
bindirilmiş kıtalar -kendi partimi de içerisine dâhil ederek söylüyorum-
otobüslerle getiriliyor, grup toplantı salonları miting meydanı gibi “Yaşa!”,
“Var ol!” bu alkışlar gidiyor. Daha kötüsü oldu: Birisi kürsüye sarımsak
çıkarmaya başladı, öbürü kavun-karpuz hediye etmeye başladı, öbürü Edirne’den
süpürge getirdi, beriki bilmem ne oldu. Arkadaşlar, grup toplantı salonunda bu
gösterilerin, bu görüntülerin Türkiye'ye iyi bir görüntü olmayacağını düşündüm,
yazı yazdım bütün gruplara. Böyle şey olmaz. Grup toplantıları bir partinin en
önemli toplantısıdır. Basına açık, basına kapalı… Sonradan oldu. Eskiden
tamamen basına kapalı, milletvekillerinin kendi içerisinde değerlendirme
yaptığı bir toplantıydı. Ama ben Meclise gelmeden evvel, 91’li yıllarda bu,
seyirciye açık, halka açık noktaya getirilmiş; değiştirme imkânımız da olmadı.
Ama en azından zapturapt altına alınabilir. Bu alkışlar nedir, bu hengâme
nedir, bu nümayiş nedir? “Bir mecliste, bir partinin grubunda böylesine
gösteriler doğru oluyor mu?” diye şahsen
ben bunu sorguladım, yazdığım yazılar da ortadadır.
Şimdi, herkes diyor ki: Yirmi dört saat televizyon yayınlarının
acaba faydası mı var, zararı mı var? Bunları, bir taraftan çoğulculuk ve
demokrasinin kuralları, bir taraftan da Meclisin çalışması ve işleyişi
bakımından tekrar değerlendirmemiz lazım.
Sözümü şununla toparlıyorum: Üslup
konusu fevkalade önemlidir. Hepimiz üslubumuza dikkat etmeliyiz. Kişisel
ilişkilerimizde birbirimize saygı ifade ederken, siyasi içerikli mesaj verirken
ağza alınmayacak sözler kullanmak, doğrusu hiçbirimize, başta şahsım olmak
üzere, yakışmıyor.
Bugün Sayın Başbakandan şikâyet edenlerin yarın bir başkasından
şikâyet etmeleri mukadderdir. Dolayısıyla, iyi bir üsluba, temiz bir dile,
saygıyı elden bırakmamaya ihtiyacımız var. Bu konuda, bilerek ve isteyerek aksini
yapmak isteyenlere, başta grup başkan vekilleri, sonra genel başkanlar, en
sonunda da hiç olmazsa yanında oturan arkadaşın “Yaşa!”, “Var ol!” diyeceğine,
“Yanlış yaptın arkadaşım, keşke bunu konuşmasaydın.” diyebilmesi lazım.
Eleştirileriniz için tekrar hepinize teşekkür ediyorum, başarılar
diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Evet, bu bölüm üzerinde son söz, aleyhinde Tunceli Milletvekili
Sayın Kamer Genç’e aittir.
Sayın Genç, buyurun efendim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Biraz önce Hükûmet adına epey vaiz
dinledik, teşekkür ediyoruz.
FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Vaiz değil; vaaz, vaaz.
KAMER GENÇ (Devamla) – Bu kadar önemli bir bütçe ve hiçbir şey
söylenmedi.
Dün burada ben yoktum, Tayyip Bey burada bir laf sarf etmiş. Diyor
ki: “2001 yılında Merkez Bankasından 4 milyar 163 milyon dolar kaçırıldı bir
günde.” Hâlbuki, bak Başbakan, 4 milyar 163 milyon
değil, 5 milyar 163 milyon dolar. Bunu kimin getirdiği belli.
En büyük payı da, sizin bir kalemde Merkez Uzlaşma Kurulunda 3,5 milyar
dolarlık vergi borcunu affettiğiniz banka getirdi. Peki, ben soruyorum Tayyip
Bey’e; Sayın Tayyip Bey, sen, sekiz senedir iktidardasın; niye sen 2003’te o
zaman bir günde 2,5 milyar dolar kazanan bu kişileri vergilendirmedin? Senin
hakkın var mı burada şeye?
Şimdi, değerli milletvekilleri, altı tane kuruluşun bütçesi
burada. Ben bunlarda ne söyleyeyim; hepsi başlı
başına üzerinde kitap yazılacak bütçeler. Şimdi, bir Cumhurbaşkanlığı bütçesi…
Abdullah Bey Çankaya’ya gelince hemen 40 trilyonun üzerinde inşaata başladı,
bütün Atatürk’ün o duvarlarını yıktı Köşk’te kaldığı zaman, bir 12 trilyon lira
da mobilya aldı koydu, hâlâ da orada oturmuyor, Dışişleri konutunda oturuyor.
Dışişleri Bakanı için de kendi hemşehrisinin bir
köşkünü tuttu, oraya senede 240 bin dolar veriyor. Şimdi, ayrıca Abdullah Bey
oraya geldiği zaman, o makamın gerektirdiği… Bekledik hani, hakikaten
tarafsızlığını gösterecek mi, oraya tarafsız bir atama yapabilecek mi? Kesin
atadıkları ortada, laik Türkiye Cumhuriyeti devletini rayından çıkarmak için
her türlü tasarrufu yapıyor. Çankaya Köşkü’nde takkelilerle, rahibeler
kıyafetiyle dolaşmalar mı demezsiniz… Türkiye o kadar rayından çıkarılıyor ki,
yaptığı atamalarla Türkiye o kadar bir kötü duruma -laiklik rejimi, eğitimde
medrese eğitimine- gitti ki. Bir YÖK Başkanını getirmiş, atadılar, kendisiyle
Tayyip Bey ne konuştuysa, “Aman” dedi… Kendisi ağzından kaçırdı, “Bana Tayyip
Bey ile Abdullah Bey sakın ha bunları ağzından kaçırma, bizim ipimizi çekecekler.”
dedi. Nitekim hangi şeyleri telkin ettiği de ortada.
Abdullah Bey ikide bir Arap ülkelerine gidiyor. Her gidişinde yüz
binlerce dolar hediye devlet kesesinden alınıyor ama onların verdikleri hediye
de cebe gidiyor. Şimdi, böyle bir anlayış olmaz sayın milletvekilleri.
AHMET YENİ (Samsun) – Ayıp, ayıp!
KAMER GENÇ (Devamla) – Hâlâ Suudi Arabistan Kralından hangi
hediyeleri aldığı bilinmiyor ve niye bunları gizliyorsunuz?
Sayın milletvekilleri, inanınız ki bu Türkiye böyle yönetilmez.
İşte, Meclis Başkanı her gün yurt dışında, Başbakan her gün yurt dışında,
Abdullah Gül her gün yurt dışında, bakanlarınız, milletvekilleriniz yurt
dışında. Yahu, bu memlekette insanlar açlıktan kırılıyor değerli
milletvekilleri, açlıktan ama maalesef bu sizin için önemli değil.
Biraz önce Bülent Bey burada diyor ki: “Ben RTÜK üyelerini
görevden alamam.” RTÜK üyelerini görevden alamazsın ama soruşturma izni
verirsin. Niye soruşturma izni vermiyorsunuz? Deniz Fenerinde bu kadar hakkında
söylenti olan, suistimallere karışan RTÜK üyeleri
hakkında niye soruşturma vermiyorsunuz? Kimse size görevden alın demiyor ki.
Zaten ona mahkeme karar verecek.
Tabii, değerli milletvekilleri, bugün Le
Monde gazetesi bir yerde bir haber yazmış, Anayasa
Mahkemesi Başkanına AKP’nin ileri gelen bir yöneticisi diye bahsetmiş. İşte,
kurumları ne hâle getirdiğiniz belli. Onun için, Türkiye Cumhuriyeti
devletinin, sizin bu tarz, bu cumhuriyeti bu kadar rayından saptırmaya yönelik
işlemlerinizle bir yere gelmesi mümkün değil.
Şimdi, Meclis Başkanının Meclisi yönetimi ortada. Bir bakıyorsunuz on beş dakika, yirmi dakika Meclis geç açılıyor,
bir bakıyorsunuz beş dakika ara veriliyor kırk beş dakika, bir saat ara
gidiyor. Böyle pespaye bir yönetim olur mu? Bu Meclis çok saygıdeğer bir
kurumdur.
Bülent Bey burada konuşuyor. Keşke zamanım olsa da sizin Meclis
Başkanlığınız zamanında burada neler yaptığınızı anlataydım tek tek. Keşke anlatsaydım ama zamanımız yok. Burayı bir
çiftlik gibi yönettiniz. Nerede Atatürk düşmanları varsa getirdiniz buralara
yönetici atadınız. İşte, Atatürk’ten “bir kocaoğlan” diye bahseden kişileri
getirdiniz buraya bir yerlere atadınız. İhaleler… Her tarafı şantiye hâline
çevirdiniz de bunlar… Kime, nasıl bir ihale verdiğiniz ortada belli değil.
Devlette denetim olmayınca biz neyi, nasıl öğreneceğiz?
AHMET YENİ (Samsun) – Sizin oğlunuz nerede çalışıyor?
KAMER GENÇ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bir Sayıştay
denetimi var. Sayıştayın geçen gün bir kanunu geçti.
Ben sordum, dedim ki: Ankara, İstanbul belediyeleriyle ilgili denetim yapıyor
musunuz? Bu denetim raporları nedir? Bana Sayıştay Başkanı bugün bir yazı
yazmış, diyor ki: “İşte, İstanbul ve Ankara belediyelerinin denetçilerimizle
mevzuata uygun bulunmayarak ilgili belediyeler nezdinde yapılan incelemede…”
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Kamer Bey, oğlun nerede çalışıyor?
BAŞKAN – Sayın Genç, konuşmanızı tamamlayınız.
KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, İstanbul Belediyesinde 2007 yılında
1 katrilyon 151 trilyon 919 bin liralık usulsüz ödeme var, usulsüz ödeme
arkadaşlar, 1 katrilyon, İstanbul Belediyesinde.
AHMET YENİ (Samsun) – Oğlunuz ne zaman işe girdi, oğlunuz?
KAMER GENÇ (Devamla) – Yine, Ankara Belediyesinde… Bir tane yılı
söylüyorum.
AHMET YENİ (Samsun) – Oğlunuz ne zaman işe girdi?
KAMER GENÇ (Devamla) - 2007 yılında Ankara Belediyesinde 847
trilyon 77 milyar 609 bin usulsüz ödeme var. Nedir bunlar? Yahu, devlet talan
edilmiş beyler, talan edilmiş. Talan edilen bir devlette denetim kalkarsa…
Burada da bütçede… Allah’ınızı severseniz, şimdi konuşuldu, Hükûmet bu bütçelere cevap verdi. Bir sürü suistimal var, bir sürü yolsuzluklar var. Bunların hesabı
millete verilmedikten sonra… Bunları kapatın.
Şimdi, Bülent Bey Türkiye Büyük Millet Meclisinin yayınlarının
televizyonda verilmesinden çok şikâyetçi. Tabii, Tayyip Bey’i, affedersiniz,
tuvalete gidince bile televizyonlar veriyor ama muhalefetin de sesi kısılıyor.
AHMET YENİ (Samsun) – Ayıp, ayıp! Ağzına yakışıyor mu?
KAMER GENÇ (Devamla) - Böyle bir şey olur mu? Sayın milletvekilleri,
böyle…
AHMET YENİ (Samsun) – Yakışıyor mu sana?
KAMER GENÇ (Devamla) - Onun için, istiyorlar ki burada…
Muhalefetin sesini burada da kısalım diyorlar. Bu kadar korkmayın, zaten
yakında seçime gidilecek, halk size tezkereyi verecek. Bu kesin ama bunun
sonunda da çok büyük hesap vereceksiniz. Ben inanıyorum, bu halk size çok
güvendi ama bu halkı perişan ettiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – Hadi, hadi işine! Yürü!
KAMER GENÇ (Devamla) - Bu bütçede bir şey görmediğim için
aleyhinde oy vereceğim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Kamer Bey, oğlun nerede çalışıyor,
Mecliste mi çalışıyor oğlun?
KAMER GENÇ (Tunceli) – Tamam, sen gel de oğlumun nerede
çalıştığını sana göstereyim!
FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Ne zaman girdi?
BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım…
MURAT ÖZKAN (Giresun) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.
MURAT ÖZKAN (Giresun) – 69’a göre söz istiyorum.
BAŞKAN – Ne oldu efendim?
MURAT ÖZKAN (Giresun) - İleri sürmüş olduğum görüşlerden farklı
bir açıklamada bulundu Sayın Bakan. Bir izahatta bulunmak istiyorum.
BAŞKAN – Yerinizden olmak üzere buyurunuz Sayın Özkan.
III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR
1.- Giresun Milletvekili Murat
Özkan’ın, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın,
ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesi nedeniyle
konuşması
MURAT ÖZKAN (Giresun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesi hakkında yapmış olduğum konuşma,
Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan Milliyetçi Hareket Partisini
temsilen yapılmıştır, bir.
İkincisi, bu bütçe hakkında grubumuzun yeterince açık, net ve uzun
da sayılabilecek muhalefet şerhi vardır.
Diğer bir husus, kendileri de takdir ederler ki Sayın Bakanımızın,
Meclis Başkanlığı yapmıştır, Divana çok kısa bir sürede, hatta bir an için
getirilen bir Meclis bütçesini yeterince inceleme fırsatını bulmamız mümkün
değildir. Burada asıl sorgulanması gereken bir husus da, Divanın çalışma prensipleri
ya da çalıştırılamaması söz konusudur. Bunu da Genel Kurulun bilgilerine sunmak
istiyorum.
Çok teşekkür ediyorum bana da söz verdiğiniz için.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Sayın Özkan, Sayın Arınç konuşması sırasında, yani, sizin Başkanlık Divanı
Üyesi olarak bir şerhinizin olup olmadığından bahsetmişti. Evet, grubunuzun
tabii ki şerhi olabilir, Plan ve Bütçe Komisyonundaki… Sayın Arınç’ın konuşmasından ben onu anlamıştım. Siz de bir
tavzihte bulundunuz.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, biraz önce, daha önce Millet
Meclisi Başkanlığı yapmış olan Sayın Arınç’ın ifade
ettiği hususlar konusunda, birbirimize olan saygı ve sevgimiz konusunda,
birbirimize saygılı olmamız konusundaki, grup başkan vekillerine, Meclis Başkanlık
Divanına hitap ettiği konuşmaya ben de şahsen katılıyorum. Evet, böyle olması
lazımdı ama bu konuşmadan hemen sonra, bir milletvekili arkadaşımızın, Sayın
Başbakanın durumuyla ilgili olarak, filan bir mahalle gitse gösteriliyor gibi
ifadesi, doğrusu bu konuşmadan sonra yakışık aldı mı, almadı mı; onu sizin
takdirlerinize bırakıyorum.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Tuvalete gitse gösteriyorlar. Yani,
faaliyetlerini o kadar gösteriyorlar.
BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlar, Başbakan hepimizin
Başbakanımızdır, eleştirebiliriz, yapabiliriz. Bakınız, burada siyasi partiler
de… İşte, Cumhurbaşkanı da hepimizin Cumhurbaşkanı, burada ana muhalefet
partisi genel başkanı Türkiye’mizin ana muhalefet partisi genel başkanı,
Milliyetçi Hareket Partisinin Genel Başkanı bir muhalefet partisi olarak bütün
Türkiye’mizin bir partisinin Genel Başkanı, birbirimizin bu husustaki hukukuna
azami ölçüde saygı duyalım. Yani, buradaki konuşmalarımızı sonradan dinliyor
muyuz, dinlemiyor muyuz bilmiyorum ama tutanaklardan bir de takip edelim.
Evet, katkısı olan bütün arkadaşlarımıza, başta grup başkan
vekillerimiz olmak üzere teşekkürlerimi, şükranlarımı ifade ediyorum.
II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri (Devam)
1.- 2010 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı (1/759) (S. Sayısı: 442) (Devam)
2.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve
Kurumların 2008 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi
ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (1/728,
3/934) (S. Sayısı: 443) (Devam)
A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Cumhurbaşkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Cumhurbaşkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin
Hesabı
B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2010 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
C) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU
(Devam)
1.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2010 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
D) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2010 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
E) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Sayıştay Başkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Sayıştay Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN - Şimdi, soru-cevap işlemine geçiyoruz saygıdeğer
arkadaşlar.
Sisteme giren arkadaşlarımız var, onlara…
Evet, Sayın Öğüt, buyurun efendim. Süre bittiğinde otomatik
kesilecektir, ona göre davranınız.
ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Ben Sayın Bülent Arınç’a soracağım. 2008
Haziran ayında Sayın Genel Başkanımız Deniz Baykal, Diyarbakır, Şanlıurfa,
Adıyaman, Mardin bölgesine gidip parti çalışması yaptıktan sonra da Damal’a
geldi, Atatürk silüetini izledi. Ancak Bülent Arınç Bey, Diyarbakır’da “Niye Diyarbakır’a gelmiyorsunuz
da Atatürk silüetini izlemeye gidiyorsunuz, Allah
size akıl fikir versin.” gibi bir alaylı söz söyledi ve ortamı gerdi. Bunu
niçin söylediğini açıklamasını talep ediyorum.
İkincisi: İnsan eliyle yapılamayacak kadar mükemmel bir Atatürk silüeti her yıl üç ay Ardahan’ın Damal dağlarında çıkıyor,
güneş batarken Atatürk çıkıyor. Oranın ve turizmin gelişmesi için ve
devletimizin kurucusu Atatürk’ün silüetini izlemek
için herhangi bir sosyal tesis yapacak mısınız?
BAŞKAN – Sayın Süner, buyurun efendim.
TAYFUR SÜNER (Antalya) – Sayın Başkanım, Türk Bayrağı üzerine
Cumhurbaşkanlığı arması işlenmiştir. Ay yıldız olmaksızın ya da Türk Bayrağı
üzerine işlemeksizin yalnızca güneş ve çevresindeki on altı yıldızdan oluşan
bölüme Cumhurbaşkanlığı arması denilmektedir. Cumhurbaşkanlığı forsunun
değiştirileceğine dair basında haberler çıkmaktadır. Forsun tabanının rengini
değiştirmek için bir çalışmanız var mıdır? Eğer varsa, Kurtuluş Savaşı’nda
verdiğimiz şehitlerimizin kanı olarak oraya konulan kırmızı renk değişecek
midir? Modernleşme ve değişim adına Türk Bayrağı’nın da rengi ve şekli sizce
değiştirilebilir mi? Bu ülkenin temel değerleriyle oynamak sizce ne kadar
doğrudur?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Süner.
Sayın Kaptan…
OSMAN KAPTAN (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Birinci sorum: Sayın Cumhurbaşkanı Dışişleri Bakanlığı konutunu
şimdiye kadar niçin boşaltmıyor? Dışişleri Bakanına ayrı bir konut niçin
kiralanıyor?
İkinci sorum: Eski Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer
tarafından imzalanmayıp Hükûmete iade edilen kaç tane
üst düzey yönetici kararnamesi Sayın Cumhurbaşkanı tarafından imzalanmıştır?
Ve üçüncü soru: Sayın Cumhurbaşkanına imza için Hükûmet tarafından kaç tane üçlü kararname gönderilmiştir?
Bunun kaçı iade edilmiştir, kaçı imzalanmıştır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Korkmaz…
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Bülent Arınç
Beyefendi’ye sormak istiyorum: Sayın Arınç, bir kamu
yöneticisi olarak bağlı, ilgili, ilişkili kuruluşlar nedir, yetkileriniz nerede
başlar, nerede biter, bunları gayet iyi biliyorum. Ancak, benim burada
kastetmiş olduğum hukuki sorumluluk değil siyasi sorumluluk. Şayet sizler
burada kendinizi bir tarafa çekip “Yetkim yok, o hâlde sorumluluğum da olmaz.”
der iseniz millet adına biz muhalefet olarak kime hesap soracağız?
Ayrıca, Sayın Bakan, Akman ile ilgili olarak bizim gibi
düşündüğünü ifade etti. Sayın Akman için örneğin bir soruşturma yaptırdınız mı
yahut yapılan bir soruşturmaya, düzenlenen bir fezlekeye soruşturma izni
verdiniz mi? Şu anda orada Üst Kurul Üyesi olarak oturmaya devam ediyor. Başkan
olarak kullandığı gibi şimdi Üst Kurul Üyesi olarak da kamu gücü, kamu yetkisi
kullanmaya devam ediyor. Bu ne kadar içinize siniyor?
Çok teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Paksoy…
MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına görev yapan
Sayıştay tarafından 2008 yılında denetimi yapılan mahallî idarelerden kaçı hakkında
yolsuzluk yapıldığına ilişkin rapor verilmiş ve kaç tanesi için yargıya
başvurulmuştur?
Ayrıca, Sayıştay tarafından İktidarınız döneminde kaç adet denetim
yapılmıştır? Bunların kaçında yolsuzluk veya usulsüzlük tespit edilmiştir?
Üçüncü sorum: TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin tarafından, göreve
geldiğinden beri kaç yeni personel işe başlatılmıştır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Akgün…
MEVLÜT AKGÜN (Karaman) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.
Benim sorum Meclis Başkanlığına. Öncelikle Meclisin saygınlığını
artırmak için bizim Meclise daha fazla özen göstermemiz gerekiyor. Bu anlamda
milletvekili arkadaşların odalarına bakımın yeterli olmadığını, Halkla
İlişkiler binaları konusunda gerekli titizliğin gösterilmediğini görüyoruz. Bu
anlamda yeni Halkla İlişkiler Binası ne zaman yapılacak?
Bir de, Anayasa’ya göre çıkarılması gereken, milletvekillerinin
özlük haklarını düzenleyen bir kanunun çıkması lazım, bu konuda Meclis
Başkanlığının herhangi bir çalışması var mı? Bunu sormak istedim.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Asil…
BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayıştayın 1 Ekim 2009’da yayınladığı 2008 yılı hazine işlemleri
raporunda 2008 yılında gerçekleştirilen ve yaklaşık 113,9 milyar TL’ye ulaşan
hazine iç borçlanma ihalelerinde ihaleye katılan bankalara gereğinden fazla
rekabetçi olmayan teklif hakkı tanındığı, müsteşarlığın ihaleler öncesi
borçlanacağı tutarı belirtmediği, ihalelere anlaşarak giren bankalar için
gerekli tedbirlerin alınmadığı, ihale sonuçlarının ve karar gerekçelerinin
belgelenerek piyasalara ve kamuoyuna açıklanmadığı… Önemlilerini sayabildiğim Sayıştayın
tespit ettiği 2008 yılındaki eksiklikler 2009 yılında yapılan ihalelerde
düzeltilmiş midir? Düzeltilmediyse düzeltilmeyişinin nedenleri nelerdir?
İkinci sorum da Meclis Başkanlığına. Mecliste çalışan 4/C kapsamındaki personelin durumunu düzeltmeyi
düşünüyor musunuz?
Çalışma…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Uslu…
CEMALEDDİN USLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül göreve geldiğinden bu yana kaç
ülkeye seyahat etmiştir? Buna mukabil kaç ülke yetkilisini kabul etmiştir?
Ayrıca Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan için dış görevlerde bir
koordinasyon var mıdır?
Ayrıca bir soru sormak istiyorum: Bugün 10 bin Tekel işçisi
ülkemizin dört bir yanından Ankara’ya gelmiş, AKP Genel Merkezi önünde
seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Bu mağdur insanların sorunlarını çözecek
misiniz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Akçay…
ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Benim sorum
RTÜK’le ilgili Sayın Bakana.
RTÜK bir yönetmelikle, Türkiye’de yirmi sekiz farklı dil ve
lehçenin konuşulduğu gerekçesiyle bölgesel bazda
farklı dillerde radyo yayınına izin verdiğini açıkladı ve yayın haritası
belirledi. Örnek verecek olursak, Trabzon’da Pontusça,
Rumca ve Yunanca radyo yayını yapılabilecek. RTÜK Yönetmeliği’nde Trabzon’un Pontusça, Rumca ve Yunanca konuşulan bir il olarak
gösterilmesine önce Trabzonlulardan ve radyoculardan yoğun tepkiler geldi.
Pontusça, Yunanca, Rumca
veya bir başka dilin konuşulmadığı yerlerde bu dillerde radyo yayınına izin
verilmesi ve yayın haritası üretilmesinin, Trabzon ve ülkemizin diğer
yerlerinde, ülkemiz üzerinde bazı sinsi ve bölücü emellere ve faaliyetlere
kolaylık sağladığını düşünüyor musunuz? Trabzon’da Pontusça
ve Yunanca radyo izniyle ne amaçlanıyor? AKP Hükûmeti…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Akkuş…
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sayın Başkan, Sayın Bakanım; Sayın
Cumhurbaşkanı yurda dönüşlerinden birisinde, ancak malum açılımdan önce “İyi
şeyler olacak.” demişti. Bundan ne kastetmişti? Bugün ülkemizin, Hükûmetin sadece seyrettiği, terör ve şiddetin kol gezdiği,
otobüslerin, otomobillerin ve insanların molotofla
yakıldığı, karakollara saldırının sıradan bir olay hâline geldiği ortamı
kastetmiş olamaz. Bunlar değilse, “iyi şeyler”den
kasıt nedir, açıklayabilir misiniz?
İkincisi: Sayın Başbakan dünkü konuşmaları sırasında, 18’inci
sayfanın ikinci paragrafında “Destekten vazgeçtik, muhalefet köstek oluyor,
takoz oluyor.” diye bir cümle kullandı. Burada “köstek”le “takoz” ayrı ayrı şeyler. “Takoz” patinaj yapan arabalar geriye kaçmasın
diye kullanılan bir araçtır. Dolayısıyla, Başbakanımız doğru söylemiş gibime
geliyor! Hükûmet…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın İnan…
MÜMİN İNAN (Niğde) – Teşekkür ediyorum.
Sayın Başbakan Yardımcımıza sormak istiyorum, Bülent Arınç Bey’e, Hükûmet adına.
Dün Sayın Başbakan tarafından, özellikle 57’nci Hükûmet döneminde bankaların döviz kurları üzerinden
dolandırıldığını -Merkez Bankasının- ve o gün görevde olanların nasıl bir
milliyetçilik anlayışı içerisinde buna “dur” demedikleri söylendi. Eğer bunlar
gerçekse, kısa süre içerisinde Hükûmete gelen Sayın
Abdullah Gül dönemi ve Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan döneminde ihmali
olanlar hakkında neden soruşturma açılmamıştır, ilgililer hakkında neden
mahkemelere başvurulmamıştır ve yedi sene sonra neden gündeme getirilmiştir?
Çok teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın inan.
Sayın Bakanım, buyurun efendim.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Ben sadece konumla ilgili olanlara cevap vereyim, Sayın Meclis
Başkan Vekilimiz ve Sayın Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri sanıyorum o konulara
temas edecektir.
Birincisi: Sayın Ensar Öğüt, Ardahan
Milletvekilimiz, Damal’la ilgili olarak -daha önce de bir vesileyle konuşmasını
tekrarladılar- Damal’da senenin belli bir gününde dağa vuran Atatürk silüetiyle ilgili bir soru sordu veya konuşma yaptı. Ben bu
konuya girmiştim, şu açıdan girmiştim: -sanıyorum 10 Kasım veya 11 Kasımdaydı-
10 Kasımda Mecliste görüşmelerin yapılıp yapılmayacağı konusunda “Büyük
Atatürk’ün vefatı gününde böyle bir toplantı yapılmasın.” düşüncesi vardı. Ben
de, Meclisin açık olduğunu, gündemine hâkim olduğunu, bu konunun
görüşülebileceğini söylemiştim ve “Atatürk’ün ölüm yıl dönümüyle ilgili olarak
bunlar yapılıyorsa, peki, şu Damal’daki olay neyin nesidir?” diye söylemiştim.
Benim bildiğim kadarıyla -bu sene Sayın Baykal da ziyaret ettiler- bir tabiat
hadisesi oluyor. Güneş batarken dağda bir akis var, o aksin Büyük Atatürk’e
benzediği söyleniyor. Bu bir tören hâline geldi. Bu bir tabiat olayıdır
bildiğim kadarıyla, kutsanacak bir yönü yoktur. Sayın Ensar
Öğüt bunu kutsal bir olay gibi görebilir. Ama bir sözü dikkatimi çekti, “Güneş
batarken Atatürk çıkıyor.” dedi. Atatürk’ün çıkmasını güneşin batışına
bağlamayınız, bunu da sizden rica ediyorum.
Nevzat Korkmaz arkadaşımız RTÜK’le ilgili olarak sordu. Sanıyorum
fazlasıyla ona cevap verdim.
Sayın Mehmet Akif Paksoy arkadaşımız,
“TRT Genel Müdürü, kendi, döneminde kaç yeni personel işe başladı?” dedi. İşin
vahim tarafı da şudur: Burada TRT bütçesi görüşülmüyor ve TRT de biraz önce
saydığım ilgili kuruluşlardan birisi. İki yıl önce çıkan Kanun’uyla tamamen
özerk bir yapıya büründü ama KİT Komisyonunda her yıl hesabını veriyor.
Üçüncü soru Sayın Mümin İnan arkadaşımızın: Dünkü Sayın Başbakanın
konuşmasıyla ilgili olarak Merkez Bankasının dolandırılmasıyla ilgili neden
soruşturma açılamadığı söylendi. Daha geniş bir açıklama da yapılabilir ama dün
sanıyorum bunun cevabı verilmişti. 2000-2001 yıllarında çıkarılan ve halk
arasında, parlamenterler arasında da “Rahşan affı” diye bilinen bir kanun bu
konuda bildiğim kadarıyla -yine de araştıracağım- soruşturma yapılmasını
engellemişti. Farklı düşünceniz olabilir. Basın bürosuna gidip orada bir basın
toplantısıyla bunun gerçek yönünü açıklayabilirsiniz.
Sayın Erkan Akçay RTÜK’ün yeni yönetmeliğinin bazı dillere izin
verdiğini söyledi. İşin başlangıcında şu vardır: Sizin Hükûmetiniz
döneminde de yani 1999-2002 arasında da günlük, halkın yaşantısında kullandığı
geleneksel diller kapsamında bu yönetmelik değişikliği yapıldı. Halkın günlük,
geleneksel dil olarak kullandığı dillerin içerisinde Pontusca,
Yunanca ve Rumca yok.
Teşekkür ediyorum.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim, soruşturma izni verdiniz mi
RTÜK’le ilgili bugüne kadar?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLET ARINÇ (Manisa) –
Gerekli cevabı verdim.
BAŞKAN – Sayın Yakut, buyurun efendim.
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKAN VEKİLİ SADIK YAKUT (Kayseri) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, öncelikle Sayın Akgül’ün
yeni halkla ilişkiler binasıyla ilgili sorduğu soruya cevap vermek istiyorum.
Yeni halkla ilişkiler binamızın projesi bir yarışma projesi olup müellif ile
proje değişikliği sözleşmesi imzalanmıştır. Fore
kazık ve hafriyat projeleri tamamlanmak üzere, yıl sonuna
kadar ihalesine başlanılacaktır. 2010 yılının ilk aylarında yıkım işlerine ve fore kazık temel çalışmalarına da başlanacaktır. Ana bina
yapım inşaat projesi çalışmalarına da devam edilmektedir.
Diğer taraftan, Sayın Akgül’ün
milletvekillerinin özlük haklarıyla ilgili bir sorusu vardı. Bu konuyla ilgili
bir yasal çalışma başlatıldı, yasal bir düzenleme yapılacak ama buradan şu
anlaşılmaması gerekir yani milletvekillerinin maaşlarıyla ilgili artırma
yapılacak şeklinde bir yorum yapılmaması gerekir.
Diğer taraftan, Sayın Asil’in sorduğu Türkiye Büyük Millet
Meclisinde çalışan 4/C statüsündeki çalışanların özlük haklarıyla ilgili bir
düzenleme yapılıp yapılmadığı…
Öncelikle 2008 Mart ayında Türkiye Büyük Millet Meclisi Personeli
Giyecek Yardımı Yönetmeliği’yle sağlanan haklardan yararlandırılmışlardır.
Yine, Kasım 2008’de kurumda devlet memuru olarak görev yapan personelin
yararlandığı yüzde 12 oranındaki 200-250 TL ücret artışından da
yararlandırılmışlardır. Yine Kasım 2008’de Türkiye Büyük Millet Meclisi
Doktorluğunca sunulan tedavi hizmetlerinden yararlanmaları sağlanmıştır. Ocak
2009’da Türkiye Büyük Millet Meclisi Personeli Yiyecek Yardımı Yönetmeliği’yle
sağlanan haklardan da yararlandırılmışlardır. Mayıs 2009’da 657 sayılı Kanun’la
devlet memurlarına tanınan ücretli-ücretsiz izin haklarından da
yararlandırılmışlardır.
Ben soruların haricinde sayın hatiplerin konuşmaları sırasındaki
sordukları sorularla da ilgili…
“Yangından korumayla ilgili bütçeler niçin kullanılmamıştır?”
denmişti. 2009 yılı için Türkiye Büyük Millet Meclisi binalarında yangınla
ilgili kısmi tedbir alınması kararlaştırılmıştır ancak Türkiye Büyük Millet
Meclisi Yangın Danışmanı Prof. Dr. Abdurrahman
Kılıç’ın tavsiye ve raporları doğrultusunda bütün binaların kapsama alınması
kararlaştırılmıştır. Bu nedenle de bu doğrultuda hazırlanan proje 2009 Aralık ayı
itibarıyla tamamlanmıştır. İşin yapım ihalesi 2010 bütçesi kapsamında
yapılacaktır.
Diğer taraftan, basında çıkan bisiklet hırsızlığıyla ilgili bir
soru vardı. 90’ıncı Yıl Bisiklet Turnuvası’nda Bisiklet Federasyonu 20
civarında bisikleti sponsor firmayla beraber Meclise
getirmişlerdir. Törenin sonunda amatör olarak bisiklete binenlere bisiklet
sporunu teşvik amacıyla bisikletler hediye edilmiştir. Gazete haberinden sonra
Federasyon bu tür etkinliklerde bisikletlerin katılımcılara kura yoluyla hediye
edildiğini, burada fazla katılımcı olmadığından bisikletleri katılımcılara
hediye ettiğini açıklamıştır. Gazete Genel Yayın Yönetmeni de bir gün sonra bu
haberden dolayı özür dilemişlerdir.
Yine bir konuşmacının Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan üst
düzey atamaların tamamen liyakatten uzak olduğu iddiasına karşılık Türkiye
Büyük Millet Meclisinde son dönemlerde yapılan tüm üst düzey atamalarda kariyer
ve liyakat özellikle ön planda tutulmuştur. Son iki atama; Genel Sekreter
(teknik) Yardımcılığına yirmi üç yıl tecrübeli, Orta Doğu Teknik Üniversitesi
mezunu, yüksek mühendis, üstelik Savunma Sanayii
Müsteşarlığında hassas görevlerde bulunmuş, uzmanlık ve proje müdürlüğü yapmış,
son olarak da Bayındırlık Bakanlığında altı buçuk yıl müsteşar yardımcılığı
görevi yürüten birisi atanmıştır. Genel Sekreter (idari) Yardımcılığına ise
Başbakanlık Devlet Personel Başkanlığında kariyer uzmanı olarak uzun yıllar
görev yapmış, daire başkanlığı yapmış daha sonra Başbakanlık Personel ve
Prensipler Genel Müdürlüğü Yardımcılığı görevinde bulunmuş on sekiz yıllık kamu
görevlisi bir bürokrat tayin edilmiştir.
Diğer kurumlarla ilgili sorulara da ayrıca yazılı cevap
verilecektir.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekilleri arkadaşlarım, şu anda iki
dakikadan az bir süre var. Bir arkadaşımıza soru hakkı verebilirim.
Sayın Işık var. Tekrar ona da cevap verebilir arkadaşımız.
Sayın Işık, buyurun efendim.
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
İlk sorularım Meclis Başkanlığına: Bugün yüce Meclisi gazi yapan
Büyük Taarruz’un çok önemli bir ayağını oluşturan Dumlupınar Meydan
Muharebelerinin yapıldığı alanda kutlamalara, protokolde yeri belirtilmesine
rağmen niçin Türkiye Büyük Millet Meclisi adına bir temsilci
görevlendirilmemektedir?
İki: Türkiye Büyük Millet Meclisi personel servislerinin 2003
yılından bu yana kaldırılmasının sebebi nedir? Makam araçlarında olduğu gibi
personel servisi olarak kullanılmak üzere servis araçlarının da kiralanması
düşünülmekte midir?
Üç: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına dokunulmazlıklarının
kaldırılması talebiyle 23’üncü Dönemde kaç milletvekili için fezleke gelmiştir?
Bunların partilere göre dağılımı nasıldır? Bu fezlekeler içerisinde ne kadarı
yolsuzlukla ilgilidir?
Son sorum da Sayın Bakana: Anayasa Mahkemesi bütçesinin, diğer
bütün kurumlarda artırılmasına rağmen 2010 yılı…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİM IŞIK (Kütahya) -
…içinde yüzde 18 oranında düşürülmesinin sebebi nedir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Bu sorularla ilgili Sayın Yakut veya Sayın Bakanın bir
açıklaması olacak mı?
Buyurun.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın
Alim Işık Bey’in sorusu tam bitmedi herhâlde,
anlayamadım.
BAŞKAN – Anayasa Mahkemesinin bütçesinin…
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Bütçesinin kısılmasının sebebi nedir? Diğer tüm kurumlarda bütçe artırılmış ama
Anayasa Mahkemesinin bütçesi düşürülmüştür.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) –
Doğrusu çok önemli bir soru. Buna yazılı cevap vermem lazım.
BAŞKAN – Evet.
Sayın Yakut…
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKAN VEKİLİ SADIK YAKUT (Kayseri) –
Evet, 30 Ağustosla ilgili, benim bildiğim kadarıyla, her yıl bir başkan vekili
30 Ağustos törenlerine katılmakta…
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Afyon’a katılıyor…
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKAN VEKİLİ SADIK YAKUT (Kayseri)
– …ama araştırıp sorunuza yazılı olarak
cevap vereceğim Sayın Işık.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yakut.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, soru-cevap işlemi
tamamlanmıştır.
Şimdi, sırasıyla, birinci turda yer alan bütçelerin bölümlerine
geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup
oylarınıza sunacağım.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyorum.
BAŞKAN – Sayın Genç’in karar yeter sayısı isteğini dikkate
alacağım.
Cumhurbaşkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.
Bölümleri okutuyorum:
01 - CUMHURBAŞKANLIĞI
1.– Cumhurbaşkanlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçesi
A – C E T V E L İ
|
KODU |
Açıklama |
(TL) |
|
|
|
|
|
01 |
Genel Kamu
Hizmetleri |
72.500.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
|
|
|
|
|
TOPLAM |
72.500.000 |
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Cumhurbaşkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul
edilmiştir.
Cumhurbaşkanlığı 2008 yılı merkezî yönetim kesin hesabının
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
2.– Cumhurbaşkanlığı 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
|
|
|
(YTL) |
|
|
|
|
|
- Genel Ödenek
Toplamı |
: |
67.247.249,00 |
|
- Toplam
Harcama |
: |
64.540.418,41 |
|
- İptal Edilen
Ödenek |
: |
2.706.830,59 |
BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Cumhurbaşkanlığı 2008 yılı merkezî yönetim kesin hesabının
bölümleri kabul edilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
02- TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
BAŞKANLIĞI
1.– Türkiye Büyük Millet Meclisi
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
A – C E T V E L İ
KODU Açıklama (TL)
|
01 |
Genel Kamu
Hizmetleri |
467.888.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
02 |
Savunma
Hizmetleri |
2.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
03 |
Kamu Düzeni ve
Güvenlik Hizmetleri |
100.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir |
|
|
|
07 |
Sağlık
Hizmetleri |
743.000 |
|
BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
|
|
|
|
|
TOPLAM |
468.733.000 |
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümleri kabul edilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi 2008 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Türkiye Büyük Millet Meclisi
2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
|
|
|
(YTL) |
|
|
|
|
|
- Genel Ödenek
Toplamı |
: |
414.286.258,99 |
|
- Toplam
Harcama |
: |
329.110.986,72 |
|
- İptal Edilen
Ödenek |
: |
69.951.803,00 |
|
- Ertesi Yıla
Devreden Ödenek |
: |
15.223.469,27 |
BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi 2008 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2010 yılı merkezî yönetim
bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
42.01 – RADYO VE TELEVİZYON ÜST
KURULU
1.– Radyo ve Televizyon Üst Kurulu
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
A – C E T V E L İ
KODU Açıklama (TL)
01 Genel Kamu
Hizmetleri 80.164.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
02 Savunma
Hizmetleri 1.000.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
08 Dinlenme,
Kültür ve Din Hizmetleri 28.836.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 110.000.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2010 yılı merkezî yönetim
bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
(B) cetvelini okutuyorum:
B – C E T V E L İ
KODU Açıklama
(TL)
03 Teşebbüs
ve Mülkiyet Gelirleri 150.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
05 Diğer
Gelirler 109.850.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 110.000.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2008 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Radyo ve Televizyon Üst Kurulu
2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
|
|
|
(YTL) |
|
|
|
|
|
- Genel Ödenek
Toplamı |
: |
150.877.000,00 |
|
- Toplam
Harcama |
: |
77.844.435,51 |
|
- İptal Edilen
Ödenek |
: |
73.032.564,49 |
|
|
|
|
BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
B – C E T V E L İ
|
|
|
(YTL) |
|
|
|
|
|
- Bütçe geliri
tahmini |
: |
150.877.000,00 |
|
- Yılı tahsilatı |
: |
80.596.032,75 |
BAŞKAN– (B) cetvelini kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2008 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
3984 sayılı Kanunun 12’nci maddesine göre Radyo ve Televizyon Üst
Kurulunun 2010 yılı için merkez ve taşra teşkilatına ait kadro cetvelleri Plan
ve Bütçe Komisyonunda karara bağlanmıştır.
Şimdi, Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun merkez teşkilatında 580,
taşra teşkilatında 90 olmak üzere, toplam 670 kadroyla ilgili kadro
cetvellerini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2010 yılı merkezî yönetim
bütçesinin bölümleri ile kadro cetvelleri kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2010 yılı
merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
03 - ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI
1.– Anayasa Mahkemesi Başkanlığı
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
A – C E T V E L İ
KODU Açıklama
(TL)
01 Genel Kamu
Hizmetleri 3.549.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 12.619.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 16.168.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümleri kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2008 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Anayasa Mahkemesi Başkanlığı
2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
|
|
|
(YTL) |
|
|
|
|
|
- Genel Ödenek
Toplamı |
: |
6.622.000,00 |
|
- Toplam
Harcama |
: |
6.440.761,00 |
|
- İptal Edilen
Ödenek |
: |
181.239,00 |
BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2008 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, Sayıştay Başkanlığı 2010 yılı merkezî
yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
06- SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI
1.– Sayıştay Başkanlığı 2010 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi
A – C E T V E L İ
KODU Açıklama
(TL)
01 Genel Kamu
Hizmetleri 15.111.400
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
02 Savunma
Hizmetleri 15.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 103.376.210
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
09 Eğitim
Hizmetleri 1.870.000
TOPLAM 120.372.610
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Saygıdeğer milletvekilleri, Sayıştay Başkanlığı 2010 yılı merkezî
yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Sayıştay Başkanlığı 2008 yılı merkezî yönetim kesin hesabının
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
2.– Sayıştay Başkanlığı 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
|
|
|
(YTL) |
|
|
|
|
|
- Genel Ödenek
Toplamı |
: |
91.032.536,93 |
|
- Toplam
Harcama |
: |
76.204.471,57 |
|
- İptal Edilen
Ödenek |
: |
14.813.791,21 |
|
- Ertesi Yıla
Devreden Ödenek |
: |
14.274,15 |
BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Sayıştay Başkanlığı 2008 yılı merkezî yönetim kesin hesabının
bölümleri kabul edilmiştir.
Saygıdeğer milletvekilleri, böylece, Cumhurbaşkanlığı, Türkiye
Büyük Millet Meclisi, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Anayasa Mahkemesi ve Sayıştayın 2010 yılı merkezî yönetim bütçeleri ile 2008
yılı merkezî yönetim kesin hesapları kabul edilmiştir.
Milletimiz ve kurumlarımız için hayırlı olmasını temenni ediyorum.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, birinci tur görüşmeler
tamamlanmıştır.
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 15.56
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 16.10
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat
PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN
(Bilecik), Harun TÜFEKCİ (Konya)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
32’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
İkinci tur görüşmelere başlayacağız.
Sayın milletvekilleri, ikinci turda Başbakanlık, Millî İstihbarat
Teşkilatı Müsteşarlığı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Başbakanlık
Yüksek Denetleme Kurulu, Türkiye ve Orta-doğu Amme İdaresi Enstitüsü, Sosyal
Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü, Özürlüler İdaresi
Başkanlığı, Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Kadının Statüsü Genel
Müdürlüğü bütçeleri yer almaktadır.
II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri (Devam)
1.- 2010 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı (1/759) (S. Sayısı: 442) (Devam)
2.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve
Kurumların 2008 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi
ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (1/728,
3/934) (S. Sayısı: 443) (Devam)
F) BAŞBAKANLIK
1.- Başbakanlık 2010 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçesi
2.- Başbakanlık 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesabı
G) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI
MÜSTEŞARLIĞI
1.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2010
Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Millî İstihbarat Teşkilatı
Müsteşarlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL
SEKRETERLİĞİ
1.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2010
Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliği 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
I) BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME
KURULU
1.- Başbakanlık Yüksek Denetleme
Kurulu 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Başbakanlık Yüksek Denetleme
Kurulu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
İ) TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME
İDARESİ ENSTİTÜSÜ
1.- Türkiye ve Orta Doğu Amme
İdaresi Enstitüsü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Türkiye ve Orta Doğu Amme
İdaresi Enstitüsü 2008
Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
J) SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK
ESİRGEME KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
K) ÖZÜRLÜLER İDARESİ BAŞKANLIĞI
1.- Özürlüler İdaresi Başkanlığı
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Özürlüler İdaresi Başkanlığı
2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
L) AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR
GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Aile ve Sosyal Araştırmalar
Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Aile ve Sosyal Araştırmalar
Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
M) KADININ STATÜSÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Kadının Statüsü Genel
Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
2.- Kadının Statüsü Genel
Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Saygıdeğer milletvekilleri, 03/12/2009
tarihli 26’ncı Birleşimde bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak
yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin yirmi dakika olarak
kararlaştırıldığı sizlerin malumlarıdır. Önlerindeki sisteme girerek söz
isteyecek olan milletvekili arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğimi sizlere
bir kez daha hatırlatmak istiyorum.
Şimdi, ikinci turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın
üyelerin isimlerini arz ediyorum:
Gruplar adına: İlk grup Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına
Mustafa Kalaycı, Konya; Hamit Homriş, Bursa; Şenol
Bal, İzmir; Recai Yıldırım, Adana milletvekilleri.
AK PARTİ Grubu adına: Mustafa Ataş, İstanbul; Tevfik Ziyaeddin Akbulut, Tekirdağ; Saadettin Aydın, Erzurum; Abdülhadi Kahya, Hatay; Cafer Tatlıbal, Kahramanmaraş; Orhan Erdem, Konya; Birnur Şahinoğlu, Samsun; Öznur Çalık, Malatya milletvekilleri.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına: Osman Kaptan, Antalya;
Rasim Çakır, Edirne; Selçuk Ayhan, İzmir; Canan Arıtman, İzmir milletvekilleri.
Şahısları adına: Lehinde Ahmet Aydoğmuş,
Çorum; aleyhinde Tayfun İçli, Eskişehir milletvekilleri.
Şimdi, ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya
Milletvekili Mustafa Kalaycı’ya aittir.
Sayın Kalaycı, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
Sayın Kalaycı, grubunuz için belirlenen süreniz on dakikadır.
MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Başbakanlık bütçesi ile Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu ve
Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü bütçeleri hakkında Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, hepinizi
saygılarımla selamlıyorum.
Ben de dün Sayın Başbakanın konuşma üslubunu yadırgadığımı, tasvip
etmediğimizi belirterek başlamak istiyorum. Özellikle “Sayın Başkan siz mi
susturacaksınız, ben mi susturacağım?” ifadesinin ne demokrasi anlayışıyla ne
de devlet adamlığıyla bağdaşmadığını altını çizerek söylemek istiyorum.
Başbakanlığın temel görevi bakanlıklar arası uyum, koordinasyon ve
iş birliğinin sağlanması, devlet teşkilatının düzenli ve etkin işlemesi için
gerekli sistem ve prensiplerin geliştirilmesi ve uygulanmasının temini ile
hazırlanan düzenlemelerin mevzuata, kalkınma plan ve programına uygunluğunun
sağlanmasıdır ancak Başbakanlık koordinasyon görevini yeterli etkinlikte yerine
getirememektedir. Uygulamada görülmektedir ki aynı konuda yapılan düzenlemeler
arasında bile uyumsuzluk bulunmaktadır. Bir yandan mali disiplinden söz
edilirken diğer yandan rant dağıtan kurumlar bütçe
kanunu ve İhale Kanunu kapsamı dışına çıkarılmıştır. Eş güdüm bir yana, hukuk
sistemi tam bir kargaşaya sahne olmaktadır. Yapılan düzenlemeler kamu
yönetiminin iyileştirilmesi ve kaynak israfının önlenmesine yönelik olmak
yerine “Kamu arazileri ve malları nasıl pazarlanır, kadrolaşma nasıl
sağlanabilir, ihale mevzuatı ve bütçe dışına nasıl çıkılabilir, denetim ve
yargıdan nasıl kaçınılabilir ve devletle kavgalı olanlar nasıl affedilebilir?”e
hizmet eden düzenlemeler olmuştur.
Kamu kurumlarına müdahale edilerek kamu yönetimi geleneği yok
edilmiş, kamu yönetimi kurum, kural ve çalışanlar bakımından her yönüyle tahrip
edilmiştir. Bugüne kadar kamu yönetimi alanında yapılan, kamu yönetiminde birlik
ve bütünlük ilkesinden tamamen uzak, temel dengeleri tahrip eden, eşitliği
zedeleyen, adaletsizliğe yol açan düzenlemelerdir.
Yedi yıldır Hükûmet, bir yandan kamu
yönetimindeki dengesizlik, verimsizlik ve kalitesizlikten, bürokratik
oligarşiden şikâyet etmiş, bir yandan da bu düzensizlikleri gidermek yerine
kullanmak, bu yolla kayırmacılık yapmak tercih edilmiştir. Kamu hizmetine
girişte liyakati ve hakkaniyeti temin maksadıyla çıkarılan merkezî sınav ve
görevde yükselme uygulaması subjektif değerlendirmelere
açık hâle getirilmiş, ana sistemden uzaklaşılarak sözleşmeli ve geçici istihdam
yöntemleri, amacı dışında, istenilen kişiyi işe yerleştirme aracı olarak
kullanılmaktadır.
Kamu yönetimindeki yolsuzluk ve yozlaşma büyük boyutlara ulaşmış,
işler çoğu zaman meşru zeminde yürür olmuştur. Hükûmetin
vücut dilinden anlamayan personeli taciz edilmiş, yıldırma politikası
uygulanmıştır. Terfilerde kayırma esas olmuş, hizmet ihtiyacına bağlı
olmaksızın çok sayıda yeni personel alınmış ve idari görevler siyasi yandaşlarla
doldurulmuştur, siyasi kadrolaşma anlayışı hâkim olmuştur.
Türkiye’de idari reform çalışmaları hemen her dönem gündeme
gelmiş, bu çerçevede kamu yönetiminin yeniden yapılandırılmasında yüksek
denetime ilişkin, mevcut Sayıştay ve Yüksek Denetleme Kuruluna ilişkin
öngörüler de daima gündeme getirilmiştir.
Günümüzde “tek yüksek denetim kurumu” öngörüsü gerek siyasi
partiler gerek ilgili kamuoyu gerekse uluslararası kuruluşlar tarafından
benimsenmekte ve uygulanması istenmektedir. Gelinen nokta itibarıyla, gerek
Sayıştay gerekse Yüksek Denetleme Kurulu çevreleri de iki ayrı yüksek denetim
kurumunun tek çatı altında toplanması gereği ve ihtiyacını benimsemiş
görünmektedir. Sayıştay ve Yüksek Denetleme Kurulunun tek çatı altında
toplanması tüm çevreler tarafından kabul edilmesine, öngörülmesine karşılık,
tek çatı altında yüksek denetim kurulu öngörüsüne yönelik bugüne kadar bir
düzenleme yapılmamıştır.
10 Aralık 2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve
Kontrol Kanunu, kamu idarelerinde denetim konusunda ciddi bir dönüşüm
öngörmüştür. Anılan Kanun’la, kamudaki denetimin hem yapısı hem de metodolojisi değiştirilmiştir. Yeni kamu mali yönetimi ve
kontrol sistemi iki tür denetimi ihtiva etmektedir: Birincisi, idarelerin üst
yöneticilerinin hesap verme sorumluluğu kapsamında görev yürüten iç denetim;
ikincisi de, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına görev yürüten dış denetim yani
Sayıştay denetimidir. 5018 sayılı Kanun’un kabul edildiği tarihten itibaren
altı yıl geçmiş olmasına rağmen, bu Kanun’un dış denetimle ilgili hükümleri
yerine getirilmemiş, iç denetim konusunda ise yaşanan sorunlara çözüm getirecek
düzenlemeler yapılmamış, etkin bir yapı oluşturulmamıştır.
Değerli milletvekilleri, dün de gördük ki Sayın Başbakan başta
olmak üzere, AKP ve Hükûmet sözcüleri, ülkemizde
yaşanmakta olan ekonomik krizi küresel kriz ile izah ederek sorumluluktan
özenle kaçmaya çalışmaktadır. Ekonomik bozgunun faturasını saklayacak kılıf
arayışlarına hız verildiği görülmektedir. Türkiye ekonomisinin sorunlu yapısı,
önceki yıllarda sürekli kriz işaretleri vermiştir. Bu hastalıklı ekonomik yapı,
dış kaynaklı etkilere maruz kalmadan önce ekonomik kriz ortamının şartlarını
kendi bünyesi içerisinde üretmiştir. Ekonomideki büyüme daha önceden
yavaşlamaya başlamış, 2007 ve 2008 yıllarında keskin düşüşler yaşayarak önce
4,7’ye, sonra yüzde 0,9’a inmiştir; 2009 yılı dokuz ayında da yüzde 8,4 küçülme
yaşanmıştır. 2002 yılı üçüncü çeyrek dönemi itibarıyla yüzde 9,6 olan işsizlik
oranları, iş gücüne katılma oranlarındaki düşüşe rağmen, 2007 yılı Eylül ayında
yüzde 9,9’a, 2008 yılı Eylül ayında yüzde 10,7’ye, bugün açıklanan verilere
göre de 2009 yılı Eylül ayında yüzde 13,4’e yükselmiştir. 2002 yılında iş
gücüne katılma oranı yüzde 49,6; işsizlik oranı yüzde 10,3; 2008 yılında iş
gücüne katılma oranı yüzde 46,9; işsizlik oranıysa yüzde 11’dir.
Değerli milletvekilleri, AKP vurdumduymaz tavırlarıyla ülkemizi
bir sosyal facianın eşiğine getirmiştir. Geleceği planlamaktan aciz ve çaresiz
olan Başbakan, müflis tüccarın eski defterlerini karıştırması gibi sıkıştığı
her an ve durumda -dün de bir örneği görüldüğü üzere- geçmişten kendisine
dayanaklar bulma gayreti içerisine girmiştir. Bugün ağır bir şekilde yaşanan
ekonomik ve sosyal krize mazeretler arayan Sayın Başbakan, çöken ekonomiyi,
dünü hatırlatarak ayağa kaldıracağını zannetmektedir. Devlet iç borçlanma faiz
oranı ve enflasyon seviyesini kıyaslayarak arada oluşan farkın insanımızın
cebinde kaldığını iddia etmekte, gerçekleri saptırmakta ve milletimizin
gelirlerini gerçekte kimlerin faize teslim ettiğini karıştırmaktadır. Son yedi
yıllık süreçte AKP Hükûmeti 225 milyar dolar faiz
ödemesi yapmıştır. Peki, faize giden bu devasa paralar kimin cebinden
çıkmıştır, kimin cebine girmiştir? Yabancı fonların, finans kuruluşlarının,
hatta Japon ev hanımlarının dahi yüksek faizden dolayı oturdukları yerden anormal
faiz gelirleri elde ettikleri hepinizin malumudur. Bu süreç bugün dahi
işlemekte, faiz oranları birçok ülkeye kıyasla hâlâ yüksek olan Türkiye'nin
dışarı varlık transferi hızla devam etmektedir.
Değerli milletvekilleri, Başbakan içine girdiği bataklıkta
çırpındıkça geçmişin ipine sarılarak düzlüğe çıkacağını zannetmektedir. Sayın
Başbakan dünkü konuşmasında, 20 Şubat 2001 tarihinde bazı bankaların Merkez
Bankasından döviz alımı yaptıklarını, yüksek kâr elde ettiklerini, teftiş
kurullarınca aynı dönemde bununla ilgili ne yazık ki “Uygulamalar yasalara
uygundur.” dendiğini söylemiştir. Dikkat edin, Sayın Başbakan da konuşmasında
dayanağını “gazeteler” olarak açıklamıştır. Başbakana sormak istiyorum: Kendine
bağlı Teftiş Kurulunu niye suçluyorsun, niye zan altında bırakıyorsun? Başbakan
olduğunda aynı Teftiş Kurulu emrine geçti, yedi yıldır emrinde. Madem bir
yolsuzluk olduğunu düşünüyordun, neden yeniden inceletmedin, neden hesap
sormadın? O gün döviz alımı yaparak 1,6 katrilyon lira kâr elde ettiğini söylediğiniz
dokuz bankadan, gazetelerde yazılanlara göre en fazla alım yapanlardan biri
olduğu belirtilen bir yabancı bankanın 3 milyar dolar olduğu yazılan vergi
borçlarını kim sildi? Neden bunu anlatmıyorsunuz? 3 Kasım 2002 seçimlerinden
hemen bir buçuk ay sonra, Maliye Bakanınızın 20 Aralık 2002 tarihli oluru ile
hangi yabancı bankanın vergi borcunu terkin ettiniz? Neden bunları
söylemiyorsunuz?
Sayın Başbakan, sürekli 2001 krizinden ve yirmi bir bankanın
battığından, milletin kaynaklarının hortumlandığından söz etmekte, 57’nci Hükûmeti suçlamaktadır. Bir defa, bu bankalardan birisi
kendi dönemlerinde, üçü de 57’nci Hükûmetten önce
batan bankalardır. Sayın Başbakan, kamuoyunu doğru bilgilendirmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kalaycı, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
MUSTAFA KALAYCI (Devamla) – Krizin ve bankaların batmasına ilişkin
nedenleri tam öğrenmesi için birçok kaynak söylenebilir. Sayın Başbakanın
sadece, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun 2001, 2002, hatta 2003 ve
sonraki yıllık raporlarını okumasını istiyorum. Eğer incelerse sorunların hangi
yıllardan devredildiğini, batan bankalara kuruluş izninin kimlerin döneminde
verildiğini görecektir. Eğer dikkatle incelerse o dönemlerde görev yapan birçok
kişinin, şimdi kendi partisinin yöneticisi, milletvekili, hatta bakanı olarak
yol arkadaşı olduğunu anlayacaktır. O nedenle, Sayın Başbakanın kuru iftira
atmaktan sakınmasını istiyorum. Eğer gerçekten birilerinin yolsuzluk yaptığına
inanıyorsa kendisine gereğini yapmak düşer. Hükûmet
sizsiniz, Başbakan sizsiniz, devletin bütün arşivleri elinizde.
Bütçelerimizin hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi tekrar
saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Hamit Homriş.
Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA H. HAMİT HOMRİŞ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ve Millî İstihbarat
Teşkilatı Müsteşarlığı bütçeleri hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu
adına konuşma yapmak üzere huzurlarınızda bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum.
Bu vesileyle, Tokat’ta şehit düşen 7 askerimize ve Bursa’daki
maden kazasında hayatlarını kaybeden 19 evladımıza Yüce Allah’tan rahmet
diliyorum.
Bursa’daki maden kazasıyla ilgili olarak, Milliyetçi Hareket
Partisi Bursa milletvekilleri olarak, bugün Meclis araştırma önergesi
verdiğimizi de buradan ifade ediyorum.
Osmanlı Devleti’nin son yıllarında ülkelerin birbirlerine yönelik
siyasal, sosyal, ekonomik ve askerî faaliyetleriyle beklentilerinin önceden
saptanması ihtiyacının zaman içerisinde giderek artması ve haber almaya dönük
yapılanmaların varlığını zorunlu kılması nedeniyle sistemli ve organize
nitelikli istihbarat örgütü kurma girişimleri başlamıştır.
17 Kasım 1913 tarihinde, Enver Paşa tarafından, siyasi birliğin
korunması, ayrılıkçı hareketlerin önlenmesi ve özellikle yabancı devletlerin
Orta Doğu üzerinde odaklaşan faaliyetlerinin izlenebilmesi için, bireysel ve
sınırlı istihbarat çalışmalarının bir merkezden ve organize biçimde yürütülmesi
amacıyla “Teşkilatı Mahsusa” isimli istihbarat örgütü kurulmuştur.
Daha sonra Atatürk, 1925 yılı sonunda, gelişmiş devletlerdeki
istihbarat kuruluşlarına benzer çağdaş bir örgütün kurulması talimatını
vermiştir. Bunun üzerine Avrupa ülkelerinde eğitilen kadroların da katılımıyla
Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın 6 Ocak 1926 tarihli emri
doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk istihbarat kuruluşu olan Millî Âmâle Hizmet (MAH) kurulmuş ve şeklen İçişleri Bakanlığına
bağlanmıştır. MAH, Millî İstihbarat Teşkilatı mensupları için bir simge olarak
önemini korumakta ve MİT’in tarihî kökleri ile gelecek arasında kuvvetli bir
bağ oluşturmaktadır.
İç ve dış tehditlere karşı ülkemizin güvenliğini sağlamak amacıyla
günümüze kadar farklı isimler altında çalışmalarını sürdürmüş olan Teşkilatın
ismi, 22 Temmuz 1965 tarihinde 644 sayılı Kanun ile devletin millî güvenlik
politikasının hazırlanmasıyla ilgili her konuda istihbaratın tek elde
toplanması amacıyla “Millî İstihbarat Teşkilatı”, kısaltılmış şekliyle “MİT”
olarak değiştirilmiştir. Kanun ile MİT’in bir müsteşar tarafından yönetilmesi
ve bu müsteşarın Kanun ile belirtilen görevlerini yerine getirmesinde sadece
başbakana karşı sorumlu olması öngörülmüştür.
Ülkemiz üzerinde hesapları olan dış güçler, cephede
kahraman Türk milletinden alamadıklarını zaman içerisinde diplomasi yoluyla
elde etmeye çalışmakta, hatta bu amaç uğruna her türlü oyunu oynamaktan
çekinmemekte, ülkemizde faaliyette bulunan bütün iş birlikçileri ile bütün
organizasyonları, milletimiz üzerinde uyguladığı psikolojik harekât ve
propaganda savaşında, kitle iletişim araçlarıyla milletimizi menfi propagandaya
maruz bırakmaktadırlar. Özellikle de
terör, yıkıcı faaliyetler yoluyla ülkemizin içten çökertilmeye çalışıldığı
günümüzde, masum halkın duygularıyla oynayarak, bin yıllık kardeşliğimizi
ayrıştırarak ülkemizde kaos ortamı oluşturmak
suretiyle millî birliğimizi zedelemek isteyen kötü zihniyetlere karşı Türk
milletinin birliği ve beraberliği için Millî İstihbarat Teşkilatının önemi daha
da belirgin hâle gelmiştir. Ancak, iç istihbarat konusunda, bu konuyla ilgili
kurumlar arasında bir yetki kargaşası ve koordinasyon zafiyeti mevcuttur.
Her devlette olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti devleti de ülkenin iç
ve dış güvenliğini sağlayarak vatandaşların huzurunu, mal ve can emniyetlerini
tesis etmek ve iç ve dış kaynaklı tehdit unsurları hakkında gerekli bilgiyi
sağlamak amacıyla istihbarat faaliyetleri düzenlemek zorundadır.
Burada bir noktayı dikkatinize sunmak istiyorum: Geçtiğimiz
günlerde Erzincan Millî İstihbarat Teşkilatı Müdürü ve 2 mensubu
tutuklanmıştır. 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat
Teşkilatı Kanunu’nun “Cezai Takibat İzni” başlıklı 26’ncı maddesine göre böyle
bir işlem yapılabilmesi için Başbakanın müsaadesinin alınması gerektiğini ve bu
müsaadenin alınmadığını bizzat Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı
açıklamıştır. Bu konunun açıklığa kavuşturulmasını bekliyoruz.
Millî İstihbarat Teşkilatının 2009 yılı bütçesi 459 milyon 396 bin
600 Türk lirasıdır. 2010 yılı bütçesi ise yüzde 14’lük artışla 523 milyon 479
bin Türk lirası olmuştur ki umarım bu ayrılan bütçe MİT’in teknolojik
gelişmelere ayak uydurmasında ve harcamalarında yeterli olur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın bu bölümünde
Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ile ilgili değerlendirmelerde bulunmak
istiyorum. Tüm gelişmiş devletlerde olduğu gibi bizde de farklı yapı ve statüde
de olsa Millî Güvenlik Kurulu günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. 1920
yılından beri çeşitli isimler altında varlığını sürdüren bu kurum, 1961
Anayasası’yla bugünkü şeklini almış ve 1982 Anayasası’ndan sonra da etkin bir
rol üstlenmiştir. Kararları
bağlayıcı ve tavsiye niteliğinde iken 4709 sayılı Kanun
değişikliğiyle tavsiye kararları alma ve gerekli koordinasyonun sağlanması için
görüş tespit etme ve bu tavsiye kararlarını ve görüşlerini Bakanlar Kuruluna
bildirmek ile yetkilendirilmiştir.
Dünyanın en çok psikolojik harekâtına hedef olan ülkemizde
“psikolojik harekât” birimi maalesef kaldırılmıştır. Bu mantığı anlamakta da
zorluk çekiyoruz. Devletimizin bekası, milletimizin güven, huzur ve mutluluğu
için devlet yapılanması içerisinde Millî Güvenlik Kurulunun etkinliğini
muhafaza ederek çalışmalarına devam etmesi gerekmektedir. Kurulun, bölücü terör
ve irtica konusuna değindiği gözlemlenmektedir.
Terör konusunda Türkiye'nin ne noktaya geldiğini hepimiz
biliyoruz. AKP sıfır terörle Türkiye’yi devraldı ama bugün sokaklar bile
gezilemez hâle geldi. Açılım denilerek maalesef kardeş kavgasının önü
açılmıştır. İnsanlarımız kendilerinin dinlendiği şüphesiyle panik hâlinde
yaşamaktadırlar. Kurumların, ülkenin ileri gelen aydınlarının, bürokratların,
kısaca kimsenin birbirine güveni kalmamıştır. Bu durum, hukuk devleti açısından
son derece çelişkilidir ve üzüntü vericidir.
Özünde ülkenin millî menfaatlerini zedelemeyen fakat
değişikliklere ve gelişmelere açık ve ona göre şekillendirilmiş bir millî
güvenlik siyasetinin belirlenmesi akılcı bir yöntemle yapılmalıdır. “Komşularla
sıfır sorun” denilerek millî güvenlik tehlikeye, riske ve maceraya
atılmamalıdır. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarları tarafından Millî
Güvenlik Kurulunun etkisinin azaltılmaya çalışıldığı da görülmektedir. Bu yetki
azaltımında içeride ve dışarıda hangi çevreler etkili
olmaktadır, bu bilinmelidir. Yıkıcı iç ve dış güçlere karşı devlet organlarının
ve özellikle de devletin güvenliğinin korunmasına yönelik çalışmalarda bulunan
Millî Güvenlik Kurulunun etkin bir şekilde varlığını sürdürmesi ülke
menfaatleri açısından daha doğru olacaktır.
Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin 2009 yılı bütçesi 12
milyon 126 bin 100 Türk lirası, 2010 yılı bütçesi ise yüzde 2,5 artışla 12
milyon 423 bin Türk lirasıdır.
Sayın milletvekilleri, sözlerime son vermeden önce hem Millî
İstihbarat Teşkilatına hem Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğine
müştereken bir soru sormak istiyorum. Sayın Başbakan, bu Kürt açılımı
projesinin bir devlet projesi olduğunu söylemektedir. Bizim, Milliyetçi Hareket
Partisi olarak bunu bir yıkım projesi olarak kabul ettiğimizi de herkes
bilmektedir. Benim sorum şudur bu iki güzide kuruluşumuza: Bu projenin, bu iki
güzide kuruluşumuz içinde midirler, yanında mıdırlar, karşısında mıdırlar,
neresindedirler; bunun açıklanmasını bekliyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun Sayın Homriş,
konuşmanızı tamamlayınız.
H. HAMİT HOMRİŞ (Devamla) – Sağ olun Sayın Başkanım.
Sözlerime son verirken sayın milletvekillerimi ve bütün değerli
Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Homriş.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı İzmir
Milletvekili Sayın Şenol Bal.
Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA ŞENOL BAL (İzmir) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ile Özürlüler
İdaresi Başkanlığı bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına
söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, konuşmama başlamadan önce Sayın Başbakanın
dünkü bütçe konuşması sırasında yaptığı, tamamen, eskilerin tabiriyle “mugalata” dediği laf kalabalığından ibaret konuşmasının çok
tehlikeli ve vahim bulduğum bir noktasına temas etmeden geçemeyeceğim. Bu
milletin oylarıyla yedi yıldır Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanlığını yapan
Recep Tayyip Erdoğan’a hatırlatmak isterim ki: Türkiye Cumhuriyeti devleti 29
Ekim 1923 tarihinde kurulmuş bir devlettir ve nitelikleri 20 Nisan 1924
tarihli, o zamanki ismiyle Teşkilatı Esasiye Kanunu olan Anayasa ile
belirlenmiştir.
Sayın Başbakana soruyorum: Siz bu cumhuriyete sahip çıkıyor
musunuz, çıkmıyor musunuz? Bu sorunun cevabını vermelisiniz. Sayın Başbakan,
“anasırı İslamiye” diye nitelendirilen kurum ise
bilindiği üzere, 23 Nisan 1920’de kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Siz
ya iki kuruluş olayını birbirine karıştırıyorsunuz ya da kastınız var ki bence
kastınız var. Bakınız, 29 Ekim 1923’te cumhuriyeti ilan eden Meclis aynı gazi
Meclis yani Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Devam edersek, 20 Nisan 1924
Anayasası’nı kabul eden de yine aynı gazi Meclis, Türkiye Büyük Millet
Meclisidir. Siz neyi sorguluyorsunuz diye sormak istiyorum. Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 29 Ekim 1923 ve 20 Nisan 1924 tarihli kararlarını kabul
etmediğinizi mi ifade etmek istiyorsunuz? Bunu açıkça ortaya koymalısınız. Türk
milletinin bu konudaki gerçek düşüncenizi bilmeye hakkı var. Hemen
belirtmeliyim ki, Meclisimizin 29 Ekim 1923 ve 20 Nisan 1924 tarihli
kararlarına harfiyen sahip çıkıyoruz. Bu kararlarla ortaya konulan varlığı,
cumhuriyetin ilkelerini ve felsefesini sonuna kadar siz ve sizin gibilere karşı
korumaya kararlı olduğumuzu da buradan duyuruyorum. (MHP ve CHP sıralarından
alkışlar)
Sayın milletvekilleri, ekonomideki kötü gidişat, gelir
dağılımındaki adaletsizliğin giderek artması, işsizlik ve yoksulluk oranlarının
giderek yükselmesi, kültürel, sosyal, ekonomik ve siyasal yozlaşmanın toplumun
büyük bir kesimine sirayet etmesi, her türlü şiddetin sokaklara hâkim olması,
bunlara bağlı olarak aile değerlerimizin çözülmeye başlaması, muhtaç aile,
kadın, çocuk, engelli, yaşlı olan dezavantajlı gruplara hizmet götüren
kurumlarımızın işlerini daha zorlaştırıyor. Bir yandan bu konularda çalışmalar sürerken, problem çeşitleri ve
sayılarının artması içinden çıkılmaz bir sorun yumağı hâlinde karşımıza
çıkıyor. Bu bir kötü yönetimin sonucudur.
Özürlüler İdaresi Başkanlığının ve özellikle Sosyal Hizmetler
Çocuk Esirgeme Kurumu, Atatürk’ümüzün kurduğu SHÇEK’in
geçmişten gelen tecrübeleri ve fedakârca çalışan kurum elemanlarının özverili
çalışmaları sayesinde, yeterli olmasa da toplumsal bu problemlere çare-çözüm
çalışmaları sürdürülüyor. Her iki kurumun hitap ettiği dezavantajlı gruplar
genellikle yoksulluğun yol açtığı durum olarak ortaya çıkıyor.
Sayın milletvekilleri, kamusal sosyal yardım, sosyal hizmet,
sosyal koruma ve sosyal önleme programlarının birbirinden bağımsız olması ve
yeterli koordinasyona sahip olunamaması hem kaynak israfı hem de suistimallere yol açıyor.
Yine, ülkemiz için detaylı, anlamlı bir sosyal risk haritasının
oluşması mümkün olmuyor. Dezavantajlı grupları özelliklerine göre
değerlendirebilecek ve programlar geliştirebilecek sağlıklı istatistiki
bilgiler bir yerde toparlanamıyor.
Yardıma muhtaç, yaşlı, kimsesiz, güçsüz, engelli ve özel ilgiye
muhtaç vatandaşlara yönelik olarak hâlen farklı bakanlıklar, kurum ve
kuruluşlar tarafından yardımlar yapılıyor. Bu yardımlar bir merkezden
yürütülmediği için -son seçimlerde de örneğini gördüğümüz gibi- iktidar
tarafından devlet imkânları seçim yatırımına dönüştürülerek oya tahvil edilmiş
ve bunlardan da hiç rahatsızlık duyulmamıştır.
Sosyal yardım ve sosyal hizmet programlarının bir an önce çağdaş
ve entegre bir sistem olarak tek çatı altında yeniden
yapılandırılması gerekmektedir.
Sayın milletvekilleri, “korunmaya muhtaç çocuk” tanımı yeniden ele
alınmalı, ekonomik yoksunluk bir çocuğun korunma ve bakım altına alınması için
sebep olmaktan çıkarılmalıdır.
Yuvalardaki çocukların korunma altına alınmasında ilk sırayı yüzde
75 ekonomik ve sosyal yoksunluk teşkil ediyor. Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumu bu konuda yeni bir proje geliştirdi. 25 bin çocuğun ailelerine
destek sağlanarak, aileye dönüşler sağlanıyor ama en son bütçeye baktığımızda
artan yoksulluk nedeniyle bu projeden yararlanmak isteyenlerin sayısında
artışlar olduğunda bu bütçeyle nasıl bir tedbir geliştirilir, sormak istiyorum,
normal 25 bin çocuğun ailelerine yetmeyen bir bütçeyle?
Koruyucu aile, profesyonel koruyucu aile projesine dönüştürülmek
üzere bu konuda denetim mekanizmalarının da oluşturulması gerektiğini, yine
evlat edinme işlerinde denetim mekanizmalarının çok iyi bir şekilde işlemesi
gerektiğini de ifade etmek istiyorum.
Sevgi evleri, çocuk evleri gibi, çocukların, korunmaya
muhtaç çocukların toplumla bütünleşmesini sağlayabilecek, şartlarını
iyileştirebilecek projelerin de yürütüldüğünü biliyoruz ama burada tekrar
sormadan geçemiyorum: Sevgi evleri, Çocuk Esirgeme Kurumuna ait olan birçok
arazinin, çok değerli arazilerin TOKİ vasıtasıyla bir yerlere verilerek, sevgi
evleri karşılığında verilerek Ankara’da örneği olduğu gibi, Keçiören’de Saray
Rehabilitasyon Merkezinin veya Saray’da yapılacak sevgi evlerinin hâlen
tamamlanmamış olmasını da burada sorgulamak istiyorum.
Sayın milletvekilleri, her yıl en az 500 bebek sokağa terk
ediliyor. Genellikle, bu bebekler evlilik dışı ilişkilerden ve ekonomik
sıkıntılardan terk ediliyor. Büyük şehirlerde terk olaylarının çok daha fazla
olduğunu görüyoruz; ne gibi tedbirler geliştiriliyor Sayın Bakan?
Yine, sokak çocukları, sokakta çalışan çocuklar ülkemiz için çok
önemli bir sorun. Bu çocuklara ve ailelerine yönelik sosyal hizmetler çok
yetersiz. Konumuz çocuk olduğu için, yine son yıllarda evden kaçan, kaçırılan
kayıp çocuk sayısı da giderek artıyor. 2009 yılının ilk dokuz ayında 6.161
çocuk kayıp.
Yine, aile içinde ve dışında çocuk istismarı giderek artıyor. Bu
konu hepimizin çözüm araması gereken çok önemli bir konu. Cezai
müeyyidelerin yeterli olmadığı ortada. Bu konuda caydırıcılık
gerekiyorsa ve tedavi yöntemleri gerekiyorsa ve toplumdan uzak tutulacak, cezai
yaptırımları artıracak kanun tekliflerinin hâlen komisyonlara dahi gelmediği
göz önüne alınırsa bu konuyu tekrar ele almamızın önemini bir kere daha
vurguluyorum.
Bugün, Türk ailesi çok yönlü tehdit altında: Fakirlik, işsizlik,
eğitimsizlik, aile içi şiddet, istismar, taciz ve kayıp çocuklar bu ülkenin en
temel meselesi.
Yine, Çocuk Esirgeme Kurumu personeli açısından sıkıntılar
yaşanıyor. Personel sayısının yetersizliği, çalışma saatlerinin fazlalığı,
çalışma şartlarının ağırlığı, ücret yetersizliği ve ücret dengesizliği gibi
konular ve bu kurumlarda kurum yapısına ve anlayışına uymayan siyasi atamalar
sıkıntı yaratıyor ve çalışma barışını bozuyor.
Sayın milletvekilleri, engelli vatandaşlarımızın devlet
kurumlarının çıkarılan yasalara uygun hareket etmemesinden şikâyetleri var.
2005 yılında çıkarılan Özürlüler Yasası ve 3 Aralık 2008’de yürürlüğe giren
Engellilerin Haklarına İlişkin Uluslararası Sözleşme’yle engelli bireylere
sağlanan hakların maalesef tam olarak yerine getirilmediği görülüyor, yani
yasal mevzuatın olması, uluslararası sözleşmelere imza atmak meseleyi çözmüyor.
Ülkemizde özürlülerin dünya standartlarına göre daha yüksek oranda
olması, bu sayıya her gün yeni insanlarımızın katılmış olması -trafik kazaları,
terör, doğal afetler, akraba evlilikleri, yanlış sağlık uygulamaları gibi
sebeplerle- bu sorunun ciddi ele alınmasını ve hem maddi hem manevi açıdan
toplumun bütününü ilgilendiriyor. Engelliler için henüz eğitim, rehabilitasyon, iş ve meslek analizleri yapılmadığından,
engelliler iş yaşamının içinde yeterince yer almıyor, alamıyorlar.
Sayın milletvekilleri, engellilerin sosyal hayata katılmalarının
önündeki engellerin kaldırılması için 1 Temmuz 2005 yılında yürürlüğe giren
5378 sayılı Kanun, resmî yapılar, yol, kaldırım, yaya geçidi, yeşil alanlar,
spor alanları, sosyal ve kültürel alanlar, belediyelerin toplu taşıma
hizmetleri konusunda engellilerin erişebilirliğine uygun hâle getirilmesini
2012’ye kadar öngörüyordu…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Bal, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
ŞENOL BAL (Devamla) – Teşekkür ediyorum.
…ama bir müeyyide hâlen yok. Bunun için ne gerekiyorsa Milliyetçi
Hareket Partisi olarak katkıya hazırız.
Yine, ortopedik özürlülerin yaşamını kolaylaştıran ortez, protez, tekerlekli
sandalye, işitme cihazı gibi araçların yapılan ödemelerinin geri çekilmesi ve
katkı payı alınması, engelli vatandaşlarımızı zora sokmuştur, ayrıca, tekrar
alım için beş yıl kullanım süresi konulmuştur. Terör mağduru gazilerimizin bile
bu konuda çok rahatsız olduğunu, beş yıl için verilen bu tekerlekli
sandalyelerin kalitesinin beş yıl kullanmaya müsait olmadığını da buradan ifade
etmek istiyorum.
Yine, engellilerin özürlerinin tanımlanmasında Dünya Sağlık
Örgütünün kriterleri mutlaka dikkate alınmalıdır ve
engelli vatandaşlarımız için gerekli personelin yetiştirileceği programların
hemen çok kısa zamanda yapılmasının önemini vurgulamak istiyorum.
Sözlerime son verirken, bu iki kurumumuz için 2010 bütçesinin
hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, yüce Meclisi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
(MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.
Milliyetçi Hareket Partisi adına bu turda son söz, Adana
Milletvekili Recai Yıldırım’a aittir.
Sayın Yıldırım, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA RECAİ YILDIRIM (Adana) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2010 Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Aile ve Sosyal
Araştırmalar Genel Müdürlüğü ve Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü bütçesi
üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, hepinizi selamlıyorum.
20’nci yüzyılda sanayileşme ve kentleşme sürecinde başlayıp
21’inci yüzyılın son yıllarında uygulanan hatalı tarım politikalarıyla hızlanan
ve altyapısı oluşturulmadan yaşanan köyden kente göç hareketliliği, aile ve
toplum hayatımızda geleneksel rollerin değişmesine ve köklü değişikliklere yol
açmıştır. Bu yeni ekonomik sorumluluk, kadınlarımızın geleneksel rollerini
değiştirerek aile bütçesine katkıda bulunmaya ve kendilerine iş gücü yaratma
arayışına zorlamıştır. Anayasa’mızda da belirtildiği gibi aile, Türk toplumunun
temeli, kültürel kimliğin ve tarihî sürekliliğin aktarıcısıdır. Oluşan
kentleşme ve göç sorunu ailenin temelini oluşturan kadınlarımızın annelik
görevlerini ve gündelik hayatını zorlaştırmış ve yükünü artırmıştır. Daha önce
aile içerisinde çözülebilen sorunlar, kentleşmenin getirdiği ilave yük, zaman
yönetimi konusunda hem iş hem de aile hayatını dengeleyemeyen kadınlarımızın
yuvalarında huzursuzluğa sebep olmuştur.
Yıllardır kentleşme ve göç sorunuyla ortaya çıkan sıkıntılar
azalacağı yerde çoğalmış, kadınlarımız kendi sorunlarında dahi karar alma
mekanizmalarının dışında tutulmuştur. “Erkeklerden kurduğumuz ordumuzun hayat
kaynaklarını kadınlar işletmiştir.” diyen Ulu Önder Atatürk’ün kadınlarımıza
1934 yılında verdiği seçme ve seçilme hakkının üzerinden geçen yetmiş beş
yıllık süreçte kadınlarımızın temsil edilme oranının hâlâ 1934 yılının
gerisinde olmasının sebeplerinin de araştırılması gerekmektedir.
Bugün hâlâ kadınlarımız çalışma hayatında ucuz iş gücü olarak
görülüyor ve son yıllarda oranı kat kat artarak töre
cinayetlerine kurban ediliyorsa, bunun üzerinde de düşünmemiz ve kadınlarımızla
birlikte karar alma mekanizmalarını oluşturmamız gerekmektedir.
Millî Eğitim Bakanlığı ile ilgili alınan kararda insan hakları,
demokrasi kültürü, vatandaşlık ve temel hukuk bilgilerinin daha etkili bir
şekilde müfredatta yer almasına yönelik Millî Eğitim Bakanlığına öneride
bulunulması kararı alınmıştır.
İnsan Hakları Heyeti Ulusal Komitesi Başkanlığının isteği
doğrultusunda, Soros Vakıflar Ağı’nın bir parçası
olan Açık Toplum Enstitüsü koordinatörlüğünde ve İngiltere Hükûmetinin
British Council
aracılığıyla finanse edilen, Millî Eğitim Bakanlığının da projede gözlemci
olarak bulanarak hazırlanmış bir çalışmadan Devlet Bakanımız Selma Aliye
Kavaf’ın haberdar edilmediği izlenimi oluşmaktadır.
Ne garip tesadüftür ki, bu projenin de adı “İnsan Haklarına
Duyarlı Vatandaşlık ve Temel Hukuk Bilgilerinin Yer Alacağı Ders Kitaplarının
Taranması ve Hazırlanması”dır.
Ezber bozma adına, bu çalışmalarda, tüm ders kitaplarındaki
Atatürk, devlet, millet, milliyetçilik, kültür, din, dil sorgulaması yapılarak,
bu kavramlar “buyurgan bir ideolojik dayatma” olarak kabul edilip, eğitim müfredatını
tamamen değiştirmek için hazırlanan ders kitaplarından haber edilmediğiniz
anlaşılmaktadır.
“Buyurgan bir ideolojik dayatma” olarak sunulan, ders
kitaplarındaki “Atatürk, devlet, millet, milliyetçilik, kültür, din, dil”
kavramlarının, bin yıllık kardeşliğimizi yaşayan ve yaşatan bu değerleri
aktaran öğretmen ve kadınlarımızda bırakacağı tahribatı araştırdınız mı?
Bu çalışmaların, kadınlarımızın hak ve özgürlüklerinden yana mı,
yoksa -“açılım” adını verdiğiniz- çocuklarımızı topluma hazırlayan, kendi inanç
ve hayat tecrübesini aktaran kadınlarımızı kültürel değerlerinden yoksun,
“açılım projesi” adını verdiğiniz sosyal yıkım projelerine ortak etme çabası mı
olduğunu önümüzdeki günlerde inceleyerek hep beraber göreceğiz.
Bugün, bilerek ya da çok izlenme uğruna aile içinde televizyon
kanallarıyla en fazla iç içe olan kadınlarımız üzerinden kültür misyonerliği
yapılmaktadır. Toplumsal ve kültürel değerlerin aşağılanarak şefkat ve
fedakârlığı ile ailenin vazgeçilmez rol sahibi kadınlarımız bu yayınların hemen
hepsindeki ortak benzerlik ve ortak yönlendirmelerle aile bağlarını zedeleyici,
aldatma ve vahşete dayalı hadiseler gündeme getirilerek yönlendirilmeye
çalışılmaktadır. Dün olduğu gibi, ne ekranlarda hüzünlendiğinde ağlayacakları
bir film ne de yemek tarifinde Türk mutfağı kaldı.
Kültürel mirasımızın aktarıcı rolünü üstlenen kadınlarımıza
yönelik projelerin Türk kadınının sorunlarını çözecek nitelikte ve aile
yapısını korumaya yönelik olması gerekmektedir. Bu hedef doğrultusunda medya,
basın-yayın kuruluşlarıyla iş birliği yapılarak bu amaca yönelik programlarda,
dizilerde “aile” kavramına yer vermeleri; ailenin ekonomik yetersizlikler
nedeniyle göçe zorlanmasının önüne geçmek, aile kurumlarının parçalanmasına
engel olmak için ikamet ettiği mekânda iş sahibi yapacak projelerin öncelikli
olarak ele alınması gerekmektedir.
Sayın Bakanım, Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğünün 2010
yılı yatırım bütçesi 1,5 milyon lira olarak belirlenmiş olup bunun 1 milyon 341
bin lirası araştırma projeleri için, 109 bin lirası basılı yayın yapımı için,
50 bin lirası ise proje müşavirlik hizmetleri için ayrılmıştır. Zihin ve
vicdanlarımızın süreklilik içinde yönlendirmelerle değişebildiğini bilen vicdan
sahibi yöneticilerin öncelikli işlerinin sağlıklı toplum, sağlıklı aileler
oluşturmak için devletin topluma, aileye, özellikle kadınlarımıza sunduğu
imkânların gözden geçirilmesi gerekmektedir. Gelin, bu kısıtlı bütçeyi doğru
kullanarak hazırlanacak projelerin bireyler arasında bağlılığı ve aile
bütünlüğünü koruyucu çalışmalara altyapı oluşturması için kullanalım. Yedi
yıllık AKP hükûmetlerinin bakanlıklarca yürütülen
proje çalışmalarında, kendilerine rehber olan sivil toplum kuruluşlarının ortak
noktası, toplumsal çözülmeyi hızlandıracak çalışmalar yapmalarıdır. Türk
kadınının sosyal hayat içinde takip edeceği gündem ve çözüm arayışlarını
maksatlı olarak başka yöne kaydırmamanızı diliyorum.
Söylemlerinizin ülkemizi ve insanımızı yine bir dağınıklığa,
başıbozukluğa, ciddiyetsizliğe ve neticesinde de kurtulması gittikçe zorlaşan
bir girdaba sürüklendiğinin farkında mısınız? Yaklaşık iki asırlık siyasi
tarihimize göz atmanızda fayda görmekteyim. “Demokrasi, insan hakları ve
halklara özgürlük” adı altında, bu toplumu meydana getiren fertler üzerinde
acımasız bir ideolojik baskı kuran sivil toplum kuruluşlarının zihniyet ve
niyetlerini araştırma gereğinde bulunup bulunmadığınızı merak etmekteyim.
Bir sonraki yıl bütçesi konuşulurken bu proje çalışmaları
sonucu kadınlarımızın kendilerine karşı yapılan aile içi ve dışı, fiziksel,
psikolojik ve ekonomik baskıların olmaması, bakmakta oldukları çocuk ve
yaşlılar için iş saatleri dâhilinde, az bir ücretle istifade edebilecekleri
kreş, yaşlı bakımı, ev hizmetleri alabilmeleri, okuryazarlık düzeyinin ve iş
gücüne katılım oranlarının yükseltilebilmesi ve istihdama yönelik meslek
kursları için projeler hazırlanması ve hayata geçirilmesi doğrultusunda çalışmaların
tamamlanmış olmasını diliyorum.
Değerli milletvekilleri, 2010 yılı bütçesinin hayırlı olması
dileğiyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşmalar tamamlanmıştır.
AK PARTİ Grubu adına ikinci turda ilk konuşmacı İstanbul
Milletvekili Mustafa Ataş.
Sayın Ataş, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Sayın Ataş, süreniz beş dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ATAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. 2010 mali yılı
bütçe kanunu görüşmelerinin ülkemize ve aziz milletimize hayırlı olmasını
diliyorum.
Daha önceki yedi bütçemizde olduğu gibi, 2010 yılı bütçesi de
Türkiye'nin potansiyellerini milletimizin hizmetine sunan bir bütçe olarak
hazırlanmıştır. Allah’a şükürler olsun ki, bu millet bizlere yedi bütçe
hazırlama şerefini vermiştir. Bunun nedenlerini doğru okumak ve iyi analiz
etmek gerekiyor. Öncelikle, Türkiye, ilk kez “Bizden öncekilerden enkaz
devraldık.” demeyen bir Hükûmet tarafından yedi
yıldır yönetiliyor. Şimdiye kadar başta Sayın Başbakanımız olmak üzere, hiçbir Hükûmet yetkilisinin ağzından “Bizden öncekilerden enkaz
devraldık.” cümlesini bu ülke duymadı. Biz, bizden önce yapılan hataların
hepsini not ederek bu millete zarar veren, kanını emen, enerjisini tüketen,
kaynaklarını kemiren habis urları iyi teşhis ederek vatandaşımıza hizmet için
burada, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında görevimizi layıkıyla yerine
getirmeye çalışıyoruz.
3 Kasım 2002 seçimleri sonrasında iktidarı devraldığımızda, tüm
meselelere, yaptığımız doğru teşhislerle yaklaştık. AK PARTİ, Türkiye’yi
topyekûn ayağa kaldırmanın öncelikle vatandaşla birlik, bütünlük olduğuna
inanan bir iktidar oldu. Vatandaşı ile arasında duvarlar ören, barikatlar kuran
hükûmetlerden olmadık. Vatandaşımızla her fırsatta
kucaklaştık, sorunlarını dinledik, sorunlarına çözüm yolu ürettik. Çok fazla
geriye gitmeye gerek yok; hatırlayınız, 57’nci Hükûmet
döneminde ardı ardına yaşanan eylem ve protestolar nedeniyle, iktidar, çareyi
vatandaşla arasına duvar çekip bariyerler kurmakta bulmuştu. O günlerde meydana
gelen olaylar hâlen hafızalarda tazeliğini koruyor. Esnaf Başbakana yazar kasa
fırlatıyor, vatandaş kendisini ya yakıyor ya eşi ve çocukları ile demirlere
zincirliyordu. İktidar ise 2 milyon lira, o zamanın parası 2 trilyon harcayarak
Başbakanlığa giden yola turnikeler yaptırıp kamera kurdurtuyordu.
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Şimdi 100 tane korumayla korunuyor.
MUSTAFA ATAŞ (Devamla) – Peki, biz ne yaptık? İlk Bakanlar Kurulu
toplantımızda bu bariyerleri ve turnikeleri kaldırdık. Biz, bizi buralara
getiren vatandaşımızdan uzak olamazdık çünkü.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yedi yıldır iktidardayız ve
bu dönemde Türkiye'yi her alanda ileriye taşıyacak, insanımızın refahını,
huzurunu artıracak birçok hizmete imza attık, bundan sonra da atmaya devam
edeceğiz.
Türkiye, iktidarda olduğumuz süre içerisinde, sadece kendi
coğrafyasında değil, parçası olduğu coğrafyada da söz sahibi oldu, ağabeylik
rolü üstlendi. Türkiye'nin, 192 üye ülkeden 151’inin oyuyla kırk sekiz yıl
aradan sonra Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliğine seçilmesi bu söz
sahipliğinin bir göstergesidir. Bu oylar, Türkiye'nin sadece Orta Doğu’da değil,
Latin Amerika’dan Pasifik’e, Güney Afrika’dan Baltık sahillerine kadar güven
duyulan bir ülke olduğunu açıkça teyit ediyor. Sayın Başbakan geçen yıl Gazze’de yaşanan trajediye ahlaki sorumluluğumuzun gereği
olarak koyduğu tepkiyle, AK PARTİ İktidarındaki Türkiye'nin Başbakanının aynı
zamanda bir dünya lideri olduğunu da gösterdi. Ankara’ya sıkışıp kalmadan
dünyaya açılan bir başbakanın Türkiye'ye neler kazandırdığını da bu millet çok
iyi görüyor.
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Vatandaştan kaçıyor…
MUSTAFA ATAŞ (Devamla) – İşte Suriye, Ürdün, Arnavutluk, Libya ve
Tacikistan ile kaldırılan vize uygulaması bile Türkiye'nin ne kadar önemli bir
noktaya geldiğini gösteren bir tablodur.
ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – İngiltere’yi kaldırmıyor mu?
MUSTAFA ATAŞ (Devamla) – Türkiye'nin bölgesinde daha da güçlü bir hâle
gelmesi için elimizden gelen tüm adımları atmaya devam edeceğiz. Bunun için de
yaptığımız yatırımların ardı arkası kesilmeyecektir. İşte GAP
projesi. İktidara geldiğimiz ilk günden beri yatırımları hiç
esirgemediğimiz proje için 2010 yılı bütçesinden yaklaşık 4 milyar TL
ayrılmıştır. Diğer bölgesel projeler için ayırdığımız kaynak ise 2 milyar Türk
lirası. 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinde ARGE harcamaları için toplam 2
milyar 25 milyon Türk lirası kaynak ayrılmıştır. Miktar olarak en büyük
transferler, yükseköğrenim öğrencilerinin çağdaş ve güvenilir barınma,
beslenme, kredi, burs hizmetleriyle öğrenimlerine, sosyal, kültürel ve sportif
faaliyetlerle kişisel gelişimlerine destek olmak amacıyla…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Ataş, konuşmanızı tamamlayınız lütfen.
Buyurun.
MUSTAFA ATAŞ (Devamla) - …ve sosyal devletin yaklaşımıyla hareket
eden Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğüne ayrılan 1 trilyon
761 milyon 851 bin Türk lirasıyla, bilimsel ve teknik araştırmalara destek
vermek amacıyla TÜBİTAK’a ayrılan 1 trilyon 127 milyon 251 bin Türk lirasıdır.
Bu da, eğitim ve öğretime, bu ülkenin gençlerine verdiğimiz önemin en açık
göstergelerinden birisidir.
2010 yılı bütçesiyle eğitime ve sağlığa daha fazla kaynak
ayırıyor, sosyal destekleri sürdürüyor, ARGE’yi destekliyor
ve bölgesel gelişmeye yönelik adımlar atıyoruz.
Değerli milletvekilleri, vaktimin darlığı münasebetiyle belki
hazırladığım metnin tamamını sizlerle burada paylaşma imkân ve fırsatını
bulamadım, ancak 2002 yılından sonra, AK PARTİ’nin,
Türkiye’de yaşanan dört tane büyük seçimde tek başına görevde ve…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUSTAFA ATAŞ (Devamla) - …genelde iktidar olması, AK PARTİ’ye bu milletin teveccühünü ortaya koymaktadır.
Dolayısıyla, inanıyorum ki, önümüzdeki süreçte AK PARTİ İktidarı yeniden
milletle buluşacak ve AK PARTİ İktidarında hizmetler devam edecektir. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
2010 yılı mali bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını
diliyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ataş.
AK PARTİ Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Tevfik Ziyaeddin Akbulut.
Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA TEVFİK ZİYAEDDİN AKBULUT (Tekirdağ) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 2010 mali yılı Millî İstihbarat Teşkilatı
Müsteşarlığı ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bütçeleri üzerinde AK
PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Grubum ve şahsım adına hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ile Millî İstihbarat
Teşkilatı ülkemiz açısından yasaları kapsamında önemli yetki ve görevlerle
donatılmış, çok önemli fonksiyon gören güvenlik kurumlarımızdandır.
Hemen her ülkede Millî Güvenlik Kurulu muadili ya da benzeri
nitelikte kuruluşlar bulunmaktadır ancak gerek Amerika Birleşik Devletleri
gerekse Avrupa Birliği ülkelerindeki millî güvenlik kurulları Türkiye’deki Millî
Güvenlik Kurulundan oldukça farklı olup salt danışma işlevi gören
kuruluşlardır.
59’uncu AK PARTİ Hükûmeti ve 22’nci
Dönem Parlamentosu sivil-asker ilişkilerini Avrupa Birliği üyesi
devletlerindeki uygulamaya yakınlaştırmak ve demokratik bir açılım sağlamak
amacıyla Millî Güvenlik Kurulu Yasası’nda köklü değişiklikler yapmıştır. Bu
değişikliklerle Başbakan Yardımcıları ve Adalet Bakanı Millî Güvenlik Kurulunun
tabii üyeleri arasına dâhil edilmiş, böylelikle Kurulda Başkan hariç 5 asker, 7
sivil üye yer almış bulunmaktadır. Millî Güvenlik Kurulunun ayda bir toplanma
yerine iki ayda bir toplanacağı hükme bağlanmıştır. Aynı amaçla Cumhurbaşkanı
veya Başbakanın talebiyle de Kurulun toplanabilmesi imkânı getirilmiş
bulunmaktadır. Genel Sekreterin orgeneral, oramiral rütbesinde silahlı
kuvvetler mensupları arasından atanacağı yönündeki hüküm değiştirilerek sivil
Genel Sekreter atanmasına olanak sağlanmış bulunmaktadır.
Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin görev ve yetkileri de
yeniden tanımlanmıştır. Millî Güvenlik Kurulu kararlarının takibi yetkisi Millî
Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinden alınmış ve Başbakanın Millî Güvenlik
Kurulu kararlarının Bakanlar Kuruluna sunulması ve Bakanlar Kurulunca görüşülüp
kabul edilen kararların takip ve koordinasyonu konusunda bir Başbakan
Yardımcısını görevlendirebileceği belirtilmiştir. Bakanlıklar, kamu kurum ve
kuruluşları ile özel hukuk tüzel kişilerinin Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliğine her türlü bilgi ve belgeyi verme zorunluluğu ortadan
kaldırılmıştır. Devlet çapında psikolojik harekât ile ilgili görevleri
kaldırılmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi biraz da Millî
İstihbarat Teşkilatından bahsetmek istiyorum. Ülkemizde istihbarat örgütleri
kurma girişimleri Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde başlamış ve 1913
tarihinde “Teşkilatı Mahsusa” isimli istihbarat örgütü kurulmuştur.
1965 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 644 sayılı
Kanun kabul edilmiş ve bu Kanun’la kuruluşun adı “Millî İstihbarat Teşkilatı”
olarak değiştirilmiştir. Yine, en son, 1983 tarihinde kurumla ilgili 2937
sayılı Kanun çıkarılmıştır.
MİT, kurulduğu günden bu yana, ülkemizin güvenliği ve menfaatleri
için özverili çalışmalar yapmaktadır. Ülkemize içten ve dıştan yöneltilen
mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında millî güvenlik istihbaratını devlet
çapında oluşturmak ve bu istihbaratı Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay
Başkanı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ile gerekli kuruluşlara
ulaştırmak Millî İstihbarat Teşkilatımızın en önemli görevlerindendir.
MİT, tarihinde ilk defa, 2006 yılı bütçesini açıklayarak
şeffaflaşma konusunda bir adım atmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her iki güvenlik kurumu da,
mahiyeti gereği, yasalarla belirlenen kapsama bağlı olarak gizli sürdürülen
görevlere sahiptirler. Özellikle 2937 sayılı MİT Yasası’nda görev ve
faaliyetlerine ilişkin her türlü bilginin gizli olduğu zaten ifade
edilmektedir. Tam olmasa da bu durum Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği
bakımından da geçerliliğini korumaktadır. Ancak buna rağmen, kapsayıcı güvenlik
ve hesap verebilirlik anlayışları noktasından baktığımızda, bu güvenlik
kurumlarının yapmaya çalıştığı gibi, demokratikleşme anlayışlarına uygun
biçimde yapısal ve fonksiyonel değişim ve dönüşümlere gitmeleri isabetli
olacaktır.
Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ve MİT hakkında çok
farklı değerlendirmeler yapılabilir ancak memnuniyetle görüyoruz ki Türkiye'nin
son yıllarda yaşadığı demokratikleşme ve AB uyum süreçleri, hatta demokratik
açılım politikası, söz konusu kuruluşları bir değişim sürecine sokmuştur.
Türkiye, elbette, bu değişimi sürdürecektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010 mali yılı için Millî
Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğine 12 milyon 423 bin TL, Millî İstihbarat
Teşkilatı Müsteşarlığına 2010 yılı bütçe ödeneği olarak toplam 523 milyon 479
bin TL ödenek verilmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Akbulut, konuşmanızı tamamlayınız lütfen.
Buyurun.
TEVFİK ZİYAEDDİN AKBULUT (Devamla) - Bu duygu ve düşüncelerle,
Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ile Millî İstihbarat Teşkilatının 2010
mali yılı bütçesinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını
diler, yüce heyetinizi tekrar saygılarla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akbulut.
AK PARTİ Grubu adına Erzurum Milletvekili Saadettin Aydın.
Sayın Aydın, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA SAADETTİN AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Yüksek Denetleme Kurulunun 2010 yılı bütçesi üzerinde
AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Devlet teşebbüslerinin ekonomik hayatta daha etkin görevler
üstlenmesi, bu kuruluşların çalışma usul ve esaslarıyla, denetimlerinin kanunla
düzenlenmesini bir ihtiyaç olarak gündeme getirmiştir.
Türkiye’de bütün kamu kurum ve kuruluşları üzerindeki Parlamento
adına denetim görev ve yetkisi, 1938 yılından itibaren, Sayıştay ve Yüksek Denetleme
Kurulu arasında paylaştırılmıştır.
Türkiye’de söz konusu iki yüksek denetim kurumu tercihi günümüze
kadar gelmiştir. Yürürlükteki 1982 Anayasası’nın 165’inci maddesinde,
sermayesinin yarısından fazlası doğrudan doğruya veya dolaylı olarak devlete ait
olan kamu kuruluş ve ortaklıklarının Türkiye Büyük Millet Meclisince denetlenme
esaslarının kanunla düzenleneceği kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 165’inci maddesinin gerekçesinde, Türkiye Büyük Millet
Meclisi, bu denetimi, Yüksek Denetleme Kurulu aracılığıyla yapması
öngörülmüştür. Buna dayanılarak çıkarılan 2 Nisan 1987 tarih ve 3346 sayılı
Kanun’da, Türkiye Büyük Millet Meclisi Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunun,
bu kurumları, Yüksek Denetleme Kurulu raporlarını esas alarak denetleyeceğine
ilişkin hükümlere de yer verilmiştir.
Ekonomik denetim, mali tablolar, uygunluk ve performans
denetimlerinin birlikte yürütüldüğü ve raporlandığı bir denetim türüdür. Ekonomik denetimle bir taraftan kuruluşun faaliyetlerinin
yürürlükteki mevzuata uygun olarak yapılıp yapılmadığı, diğer taraftan finansal
tablolarının yürürlükteki mali mevzuat ve genel kabul görmüş muhasebe
standartlarına uygunluğu ortaya konulmakta, öte yandan kuruluşa tahsis edilen
kaynakların tüm işletme fonksiyonları dikkate alınarak rasyonel esaslara göre
etkinlik, verimlilik, kârlılık ve tutumluluk ilkeleri doğrultusunda kullanılıp
kullanılmadığı incelenerek önerilerde bulunulmaktadır.
Yüksek Denetleme Kurulu tarafından düzenlenen yıllık denetim
raporu, denetlenen kuruluşa, kuruluşun ilgili olduğu bakanlığa, Türkiye Büyük
Millet Meclisine, Devlet Planlama Teşkilatına ve Hazine Müsteşarlığına
Başbakanlık aracılığıyla gönderilmektedir. Yüksek Denetleme Kurulu raporları
kuruluşların hazırladığı cevaplarla birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi KİT
Komisyonunda görüşülür. Bu suretle denetlenen kuruluş yetkililerinin
Parlamentoya hesap vermeleri ve denetim neticesinde ibra edilmeleri
sağlanmaktadır.
Son dönemde hız kazanan özelleştirme uygulamaları ve Yüksek
Denetleme Kurulunun denetimine tabi kuruluşlardan bir kısmının Sayıştayın denetimi kapsamına alınması ile Yüksek Denetleme
Kurulunun denetim alanı daralmış, buna bağlı olarak Kurulun geleceğiyle ilgili
tasarruflar da gündeme gelmiştir. Muhtemel tasarrufların başında, gelişmiş
ülkelerdekine paralel olarak ve Avrupa Birliği normları çerçevesinde dış
denetimin tek çatı altında toplanması amacıyla Sayıştay ile Yüksek Denetleme
Kurulunun birleştirilmesi bulunmaktadır. Gelinen bu noktada, Türkiye’de,
Parlamento adına yapılan dış denetim alanında ikili yapının terk edilerek Sayıştay ile Yüksek
Denetleme Kurulunun birleştirilmesi konusunda ortak bir kanaat oluştuğunu
söylemek mümkündür.
Kamusal dış denetimin temelinde hesap verme sorumluluğu yer
almaktadır. Kaynaklarını vergi gelirleriyle sağlayıp bütçeler ile tahsis olunan
kaynakları kuruluş amaçları doğrultusunda harcayan kurumlar ile piyasa
koşullarında faaliyet gösteren kurumların hesap verme sorumluluk ve usullerinin
farklı olması faaliyetlerinin doğasından kaynaklanmaktadır. Bu çerçevede,
Yüksek Denetleme Kurulunun Sayıştay ile birleştirilmesi durumunda uyguladığı
denetim modelinin işletmeci kuruluşlara yönelik olarak geliştirilerek devam
ettirilmesi de büyük önem arz etmektedir. Netice itibarıyla, dış denetimin
yeniden düzenlenmesi çalışmaları kapsamında Yüksek Denetleme Kurulu Sayıştay
ile birleştirilerek dış denetimin tek çatı altında toplanması, bu kapsamda
Yüksek Denetleme Kurulunun KİT’ler için uyguladığı ekonomik denetim modelinin
geliştirilerek sürdürülmesi sağlanmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Aydın, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun efendim.
SAADETTİN AYDIN (Devamla) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 72 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’ye göre Yüksek Denetleme Kurulu, Başbakanlığa bağlı, tüzel kişiliğe
sahip yüksek bir denetleme organıdır. Yüksek Denetleme Kurulunda hâlen 1
başkan, 17 üye, 86 başdenetçi, 19 denetçi olmak üzere
toplam 123 meslek mensubu ile 48 idari personel çalışmakta olup, toplam
personel sayısı 171 kişidir. Bu denetim kadrosuyla Yüksek Denetleme Kurulu 2008
yılında 98, 2009 yılında da 100 kuruluşun denetimini yürütmüştür.
2006 yılı başından itibaren 5018 sayılı Kanun kapsamına giren
Yüksek Denetleme Kurulunun 2010 yılı bütçesi, 2009 yılı bütçesine göre yüzde
7,33 artarak 14 milyon 866 bin TL olarak düzenlenmiştir.
Bütçenin Yüksek Denetleme Kuruluna ve ülkemize hayırlı olmasını
diler, hepinize saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.
AK PARTİ Grubu adına Hatay Milletvekili Abdülhadi
Kahya, Hatay Milletvekili.
Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA ABDÜLHADİ KAHYA
(Hatay) – Sayın Başkan, çok muhterem milletvekilleri; 2010 Mali Yılı Merkezi
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nda AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü bütçesi üzerinde görüşlerimi beyan
edeceğim. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Söz konusu Enstitü, Türkiye Cumhuriyeti ile Birleşmiş Milletler
arasındaki 1952 tarihli bir anlaşmaya dayalı olarak kurulmuştur. Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü elli yedi yıldan bu yana
bir yandan yürütmekte olduğu yüksek lisans düzeyindeki yönetici yetiştirme
programı, öte yandan da kurum ve kuruluşların ihtiyaç duydukları yönetim
alanlarına yönelik çok sayıda kısa süreli kurs, seminer ve benzeri eğitim
etkinlikleri ile uzun dönemde kazanmış olduğu birikim ve tecrübelerini de
sürece katarak, yönetimde verimliliği ve hizmetin niteliğini artırma çabalarına
destek olmayı amaçlamaktadır.
Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü kurumsallaşarak,
kurumsal olarak toplumsal etkileme alanı ve gücü bakımından çoğu zaman Türk
kamu yönetimi hayatına önemli katkılarda bulunmuştur, AK PARTİ hükûmetleri döneminde, insanın gelişimi için temel unsur
olan eğitim alanında ciddi atılımlar gerçekleştirmiştir. Bu çerçevede Türkiye
ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsünde de birçok eğitim faaliyetleri
yürütülmektedir. Bu faaliyetler dört kategoriye ayrılmıştır. Bunlar, kamu
yönetimi yüksek lisans programları, ikinci öğretim programları, doktora
programları ve kısa süreli eğitim programlarıdır.
Enstitü, 2008 yılı sonlarında yapmış olduğu eğitim ve öğretim
kalitesini tescillemek, uluslararası nitelik arz ettiğini belirtmek amacıyla
Avrupa Kamu Yönetimi Akreditasyon Birliğine başvurmuştur. 2 Eylül 2009 tarihli
alınan kararla da Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsünün vereceği
yüksek lisans diplomaları 2016 yılına kadar akredite edilmiştir. Bu, bu dönemde
atılan önemli adımlardan bir tanesidir.
Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi eğitim faaliyetlerinin yanı sıra
araştırma faaliyetleri, derleme ve yayım faaliyetleri ve bilimsel toplantılar
da gerçekleştirmektedir. Bu kapsamda, kısaca “MEHTAP” olarak anılan Merkezi
Hükümet Teşkilatı Araştırma Projesi Yönetim Kurulu Raporu’yla, yine “KAYA”
olarak adlandırılan Kamu Yönetimi Araştırma Projesi Raporu’nda Enstitünün
önemli katkıları bulunmaktadır.
Yine aynı şekilde, Enstitünün bugüne kadar yayınladığı eserlerin
de yüzde 35’i -yaklaşık olarak- 2002 sonrasında yayınlanmıştır.
Kamu Etiği Sempozyumu, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü
tarafından tertip edilmiş ve kamu kesiminde yaşanan etik sorunlar bilimsel
çerçevede ortaya konulmuştur.
Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü bünyesinde, yine,
Yerel Yönetimler Araştırma ve Eğitim Merkezi, Ulusal Yerel Yönetimler
Sempozyumunu yakın bir zamanda gerçekleştirerek bu alanda da önemli bir hizmete
imza atmıştır.
İnsan Hakları Araştırma ve Derleme Merkezi yine bu kurumumuz
bünyesinde önemli hizmetler ve konferanslar gerçekleştirmektedir. Sürekli
Eğitim Merkezi ise, bugüne kadar yaklaşık olarak 36 bin kamu görevlisine eğitim
ve 4.404 öğrenciye de lisansüstü eğitim vermiştir.
Yine, Kamu Diplomasisi Eğitim Programı da 2006 yılından beri
uygulamaya devam etmektedir. Bu, daha önceden Millî Güvenlik Kurulu Teşkilatı
bünyesinde gerçekleştirilmekteydi. Ama son yıllarda yine bu Enstitümüz
çerçevesinde bu eğitim de verilmiş ve bundan birçok bürokratlar, üst düzey
yöneticiler yararlanmıştır.
Anayasamızın öngördüğü üst düzey bürokrat ve kamu çalışanlarının
özellikle bu konuda eğitimini sürdürdüğü gibi, Enstitümüz, Orta Doğu ülke
bürokratlarının eğitimini de Dışişleri Bakanlığımız aracılığıyla
gerçekleştirmekte, bu çerçevede de, yakın bir zamanda, Orta Doğu ülkelerinden
gelecek olan bir grup üst düzey yöneticiye yine eğitim verilecektir.
Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsünün yapmış olduğu…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kahya, konuşmanızı
tamamlayınız lütfen.
Buyurun.
ABDÜLHADİ KAHYA (Devamla) – Peki Sayın
Başkanım.
…yayınların içerisinde, şüphesiz ki dergiler ve süreli yayın
eserleri de bulunmaktadır. Bunların içerisinde en önemlilerinden birisi Amme
İdaresi Dergisi artık bu dönemde uluslararası dergi statüsünü kazanmış ve
yabancı kaynaklar gibi yine değerli kaynaklardan birisi olmuştur.
Ben de bu çerçevede, bu inanç ve hissiyatla Türkiye ve Orta
Doğu Amme İdaresi bütçesinin hazırlanmasında emeği geçen arkadaşlara, başta
başındaki Sayın Hocamıza teşekkür ediyor, yüce heyetinizi hürmet ve muhabbetle
selamlarken cumhuriyet ve milletimizin önemli değerleri üzerinde de milletin bu
kürsüsünde ucuz politikalar yapılmamasını temenni ediyor, durumu kamuoyunun
takdirlerine sunuyorum.
Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kahya.
AK PARTİ Grubu adına Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Cafer Tatlıbal.
Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA CAFER TATLIBAL (Kahramanmaraş) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum.
SHÇEK ile ilgili, grubun değerlendirmelerini size anlatacağım.
Yaşadığımız dünyada her gün binlerce çocuk önlenebilir
hastalıklardan dolayı yaşamını yitirmektedir. Milyonlarca çocuk yeterli ve
sağlıklı beslenmemekte, kısaca çocuklar gerektiği gibi korunamamaktadır. Bu
yüzden dünyanın birçok yerinde milyonlarca çocuk yoksulluğun, istismarın,
savaşların ve şiddetin tam ortasında yaşamaktadır. Barış ve sevgi dolu gelecek
yarınlar için bütün insanlık adına çalışmak zorundayız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce milletimiz en zor
zamanlarda bile çocuklarımızı korumayı düşünmüş ve bunu öncelikli olarak
gerçekleştirmiştir. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun kuruluşu
Kurtuluş Savaşı yıllarına dayanmakta ve o zamanki ismi de Himayei
Etfal Cemiyeti idi. O zor koşullarda kimsesiz kalmış
çocuklarımızı şefkatle kucaklamış olan Çocuk Esirgeme Kurumumuz bugün de bu misyonunu yaşatan sosyal hizmetleri bünyesinde toplayan bir
kuruluş olarak görev yapmaktadır. 2010 yılı bütçemizin hayırlara vesile
olmasını diliyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; rakamsal verilere
değinmeyeceğim. Sanıyorum Sayın Bakanımız bu konuda gerekli bilgiyi
vereceklerdir.
Bir toplumun çocuk haklarına duyduğu saygı ve çocuklara yaklaşımı
insani gelişmişlik düzeyini ve geleceğe nasıl baktığını da ortaya koymaktadır.
Bu noktada Türkiye’de çocukların sahip oldukları hakları kullanabilmelerini
sağlamak amacıyla son yıllarda önemli adımlar atılmıştır.
SHÇEK Genel Müdürlüğünün yukarıda belirtilen genel yaklaşım
çerçevesinde yürütmekte olduğu çalışmaları memnuniyetle izlemekteyiz. 2005
yılında çıkarılan 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ve 5378 sayılı Özürlüler
Kanunu önemli gelişmeler sağlamıştır. Söz konusu kanunlar koruma sistemindeki
sorumlu kurumların koordineli çalışmalarını teşvik etmektedir.
SHÇEK’in hizmet sunumunda
aileyi odak alan yaklaşımının önemi inkâr edilemez. Bu yaklaşımda çocukların,
özürlülerin ve yaşlılarımızın öncelikle aile yakınlarıyla birlikte
yaşamalarının sağlanması amaçlanmıştır. Bu çerçevede Hükûmetimiz
tarafından, evde bakım hizmeti olarak bakıma muhtaç kişilere ücret
ödenmektedir. Bu ücretler de SHÇEK bütçesinin büyük bir kısmını
oluşturmaktadır. Ailesi yanında bakımlarının sağlanamadığı durumlarda ise
koruma altına alınarak hizmet verilmektedir. Bu hizmetlerin verildiği, aile
ortamını aratmayacak çocuk evleri, engelsiz yaşam merkezleri, yaşlı bakım
merkezleri vesaire kuruluşlar buna örnek olarak gösterilebilir.
Ayrıca, sokakta yaşayan, çalışan çocuklar ciddi bir toplumsal
sorun olarak karşımıza çıkmakta ve bu çocukların sayıları hayli artmaktadır. Bu
çocuklarımızın bir kısmı da madde bağımlısı olup Sağlık Bakanlığına bağlı
UMATEM ve AMATEM merkezleri gibi yerlerde tedavi sonrasında SHÇEK tarafından rehabilite edilerek topluma kazandırılmaktadır.
İktidarımız döneminde Çocuk Hakları Beyannamesi’ne uygun olarak
çocuk mahkemeleri ve çocuk karakolları çok önem arz eder bir nitelikte
titizlikle uygulanmaktadır. Bu hizmetler için SHÇEK’e
Hükûmetimiz tarafından ayrılan bütçe imkânı ve diğer
maddi destekler önem arz etmektedir. Bütçenin artması, çalışan personel
sayısının artması, hizmetlerden yararlanan kişilerin de memnuniyetini
artırmaktadır. Böylece, kutsal saydığımız bu hizmetleri verirken bütçenin
yeterli olması sorunların daha az olmasına sebep olmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; halka hizmetin Hakk’a
hizmet olduğu anlayışı ile çalışmalarını sürdüren SHÇEK’in
tüm çalışanlarına şükranlarımı sunarım. Ayrıca hayırseverlerimize bugüne kadar
vermiş oldukları gönülden destekler için AK PARTİ Grubu ve şahsım adına
teşekkür ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Tatlıbal, teşekkür
ediyorum.
AK PARTİ Grubu adına Konya Milletvekili Orhan Erdem.
Sayın Erdem, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN ERDEM (Konya) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2010 yılı Bütçe Kanunu Tasarısı üzerinde, Özürlüler İdaresi
Başkanlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım.
Hepinizi ve televizyonları başında bütçeyi izleyen tüm vatandaşlarımızı
saygıyla selamlıyorum.
AK PARTİ Hükûmeti özürlülere bakış
açısından çok değişik bir politika geliştirdi. 2002 Kasımına kadar çok konuşulmayan,
çok bütçesi olmayan ve dışarı dahi çıkamayan özürlüler AK PARTİ İktidarıyla
birlikte, onuruna, eğitimine, sağlığına, istihdamdaki kolaylıklarına, birçok
yeni talep ve isteklerine kavuşmuş oldular.
AK PARTİ İktidarıyla birlikte 2005 yılı Temmuzunda Türkiye Büyük
Millet Meclisi çok önemli bir yasa çıkardı. 5378 sayılı Özürlüler Kanunu’yla,
artık AK PARTİ’yle birlikte özürlü konusu bir devlet
politikası oldu. Bu çok önemlidir. Hükûmetlerin,
bakanlıkların, başkanlıkların iradelerine göre değil, bir devlet politikası
oldu. Bundan sonraki gelecek her hükûmet bu
gelişimlerin üzerinde çaba sarf edecektir.
Ne yaptı AK PARTİ İktidarı? Konuşmacılarımız da değindi başlıklar
altında. Bugün 200 bin civarındaki özürlümüze yakınının bakması karşılığında
evde bakım ücreti, bir asgari ücret bağladı. Bugün 200 bini aştı. 16 bin
civarında eğitim alan engelli kardeşlerimizin her alanda, daha önce SSK’lı ve
Emekli Sandığı çalışanlarının çocukları engelliyse eğitim alabiliyorken tüm
kesimleri aştı, yeşil kartlıları aştı, bugün 206 bine ulaştı. Bu konuda her ay
1.770’e ulaşan kurumlara paraları ödenmekte.
İstihdama dönük kotada işveren payını hazinenin karşılamasını
sağladı ve en son Özürlüler İdaresi Başkanlığımızın 4’üncü Özürlüler Şûrasında,
“İstihdam” başlıklı şûrasında -Başbakanımız, Değerli Bakanımız katıldılar- yine
önemli bir şeye imza attılar, 38 bin civarındaki, yüzde 3 devlet kadrolarındaki
kotanın doldurulmasını 2010 bütçesine koydular.
Bu bizim AK PARTİ olarak anlayışımızı göstermekte. Arkadaşlarımız
eleştiriler yapıyorlar, yapabilirler. Daha çok şeye ihtiyaç var ama geçmişle
kıyaslanacak AK PARTİ İktidarının yaptıkları o kadar çok şey var ki oranları 13
kat, 20 kat, 10 kat diye ifade ediliyor. Maaşlarda da öyle. 2002
yılında, 2002 yılı öncesinde yüzde 40 ve yüzde 69 özrü olan gruplar 67 TL aylık
alırken AK PARTİ’yle birlikte 189 TL’ye, yüzde 70’in
üzeri de 284 TL’ye çıktı. Bunların her biri önemli gelişmelerdir. Yeterli
değildir, imkânlar ölçüsünde tabii ki daha artırılmalıdır.
Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2010 yılında da engellilerin
ulaşımını sağlama noktasında, istihdamına dönük, eğitimine dönük, evde bakımdaki
eksiklerin giderilmesine dönük, Avrupa Birliğiyle sivil toplum kuruluşlarının
daha etkin çalışmasına dönük, engellilere veri tabanının tam oluşturulabilmesi
noktasındaki çalışmalara dönük birçok çalışmayı da başlatacak, bu konuda yeni
gelişmeleri sağlayacaktır.
Ben, 2002 Kasımından bu yana hepimizin çok hassas olduğu bir
konuda Hükûmetimizin, başta Başbakanımızın, bu konuda
görev yapan tüm bakanlarımızın ve en son Değerli Aliye Hanım’ın, Değerli
Bakanımızın ve daire başkanlığımızın, diğer kurumlarının hepsinin takdire şayan
olduklarını, hepsinin defalarca…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Erdem, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
ORHAN ERDEM (Devamla) – …teşekkür etsek az olacak şahıslar
olduğunu tekrar belirtmek istiyorum.
Hepimizin hassas olduğu bu konuda AK PARTİ İktidarı önemli
sorunları çözmüştür, çözmeye devam edecektir. Beş dakika değil, bu konuyu biz
saatlerce anlatabilecek hizmetlere sahibiz.
Ben, 2010 yılı bütçemizin özürlülerimizin hayatını daha
kolaylaştıracak, engellerini aşacak bir yıl olması, yılların gelmesi noktasında
hayırlı olmasını diliyorum. Özürlüler İdaresi Başkanlığına bu konudaki
hizmetlerinde başarılar diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdem.
AK PARTİ Grubu adına Samsun Milletvekili Birnur
Şahinoğlu.
Buyurun Sayın Şahinoğlu. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA BİRNUR ŞAHİNOĞLU (Samsun) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğünün 2010
Mali Yılı Bütçe Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına görüşlerimi belirtmek için
söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
İnsanlık tarihinin başlangıcından bu yana en ilkel toplumdan
bugüne kadar değişik yapıda da olsa aile kurumu, her zaman diliminde var
olagelmiştir ve sosyal hayatın kaynağını ve temelini oluşturmuş, alternatifi
olmayan bir yapı olarak önemini koruyarak günümüze kadar gelinmiştir.
Milletlerin uygarlık tarihi içerisindeki yükselişi ve çöküşüyle sahip oldukları
aile değerleri arasında doğrudan bir ilişki olduğunu görürüz. Kültürümüzde
aile, derin ve kuşatıcı bir kurum olarak kabul görmüştür. Türk toplumu tarih boyunca
aile değerlerine verdiği önemle gelişmesini sürdürmüş ve kültürel kimliğini
korumayı başarmıştır.
Bilindiği gibi ülkemizde çözüm bekleyen pek çok sorun alanı
arasına girmiş temel konulardan birisi de ailedir. Çünkü aile yapısı,
sanayileşme ve kentleşmeden doğrudan etkilenerek toplumsal yaşamın
biçimlenmesini sağlamaktadır. Ülkemizde de sanayileşmenin ve köyden kente göçün
yaşanmasıyla aile yapısında ve toplumsal yaşamda köklü değişiklikler görülmeye
başlanmıştır. Bu nedenle de her konuya olduğu gibi bu konuya da büyük bir
önemle eğilen Hükûmetimiz, aile merkezli politikalara
öncelik vereceğini başından beri ilan etmiş ve bunun gereğini yapmaya
başlamıştır, çalışmalarına devam etmektedir.
Sosyal politikaların bilimsel verilere dayalı, rasyonel, verimli olarak
yürütülmesi için sahadaki sorunların nesnel bir şekilde tespit edilmesi ve
uygun çözüm yollarının hızla üretilmesi gerekmektedir. Devlet Bakanlığımıza
bağlı Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, bu alanda hizmet vermek
üzere kurulmuştur. Anayasa’nın 41’inci maddesine dayanılarak ailenin korunması,
2004 yılında 5256 sayılı Kanun’
Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğünün amacı, ülkemizdeki
sosyal sorunların tespiti ve çözümü ile Türk ailesinin bütünlüğünün korunması,
güçlendirilmesi ve sosyal refahının artırılmasına yönelik ulusal ve
uluslararası bilimsel araştırmalar yapmak veya yaptırmak, projeler geliştirmek,
desteklemek, bunların uygulamaya konulmasını sağlamak ve aileye yönelik millî
bir politikanın oluşmasına yardımcı olmaktır.
Türk toplumunun temelini oluşturan aile kurumunun güçlendirilmesi
ve korunması amacına yönelik projeler geliştiren, araştırmalar yapan Aile ve
Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, 2009 yılında gerçekleştirmeyi planladığı
ve yatırım programında yer alan tüm araştırma projelerini sözleşmeye
bağlamıştır. Bu bağlamda, 2009 yılında Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel
Müdürlüğü tarafından Türkiye’de Ailelerin Eğitim İhtiyaçları Araştırması,
Türkiye’de Aile Değerleri Araştırması, Aile Eğitiminde Müfredat ve Materyal
Geliştirme veya Web Sayfası Alan Artırma Projelerinde son aşamaya gelinmiştir.
Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğünün 2010 yılı
bütçesine, 1,5 milyon TL yatırımlara tahsis edilmek üzere, genel bütçeden 5
milyon 929 bin TL toplam ödenek ayrılmıştır. Hükûmetimizin
aile konusuna verdiği önemin bir gereği ve göstergesi olarak Aile ve Sosyal
Araştırmalar Genel Müdürlüğünün 2010 yılı yatırım bütçesi yüzde 20 artırılarak
1,5 milyon TL’ye çıkarılmıştır. Sermaye giderlerinin 1 milyon 341 bin TL’si
araştırma projeleri için, 109 bin TL’si basılı yayın yapımları için, 50 bin
TL’si ise proje müşavirlik hizmeti için ayrılmıştır.
Değerli milletvekilleri, bu çerçevede geliştirilecek olan yatırım
projelerinden bahsetmek istiyorum. Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü
tarafından 2010 yılında gerçekleştirilecek olan Ülkemizde Yaşlılık Dönemine
İlişkin Beklentiler Projesi ile sağlık hizmetlerinin etkinliği ve yaygınlığının
artması sonucu uzayan insan ömrüne bağlı olarak artan yaşlı nüfusun bireysel ve
toplumsal ihtiyaçları incelenmektedir. Bu araştırmanın önem ve amacı, sosyal
bir problem olan yaşlı bakımının, yaşlı bireylerin yaşam kalitesinin, yaşlılığa
ilişkin politikaların tartışılarak ülkemizde gerek akademisyenlere gerek
uygulayıcılara gerekli veri tabanının ortaya konulacak olmasıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Şahinoğlu, buyurun
efendim.
BİRNUR ŞAHİNOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.
Aynı şekilde, 2009 yılında yine çalışmaya başlanılmış olan Aile
Eğitiminde Müfredat ve Materyal Geliştirme Projesi, yine Tek Ebeveynli Aileler
Araştırma Projesi, Türkiye’de Ailelerin Refah Düzeyi Araştırması Projesi gibi
projeler hayata geçirilmeye çalışılmış ve bu konular üzerinde oldukça değerli
çalışmalar yapılmıştır.
Ayrıca aile ve sosyal araştırmalar alanında kapsamlı bir veri
tabanı oluşturularak bu alandaki açığı kapatmak ve ihtiyaçları gidermek
amacıyla Sosyal Araştırmalar Elektronik Veri Tabanı Oluşturulması Projesi
oluşturulacaktır.
Kurumumuzca bu doğrultuda yapılması hedeflenen diğer çalışmaları
da dikkate alırsak, 2010 yılında içinde bulunduğumuz dönemden çok daha etkin ve
aktif olarak faaliyette bulunulması beklenilmektedir.
Başta Bakanım olmak üzere değerli kurum çalışanlarına yapmış
oldukları çalışmalardan dolayı teşekkürlerimi iletiyor ve 2010 yılında
yapılacak çalışmalarda başarılar diliyorum.
Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şahinoğlu.
AK PARTİ Grubu adına son konuşmacı Malatya Milletvekili Sayın Öznur Çalık.
Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2010 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı Kadının Statüsü Genel
Müdürlüğü bütçesi üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle
sözlerime başlamadan önce yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Kadının toplumdaki yeriyle ilgili hususları ele alırken sadece
siyasetteki kadın temsilinden veya kadının ekonomik faaliyetler içerisindeki
statüsünden bahsetmiyoruz, eğitim hakkından, sosyal kazanımlarından, aile
içerisindeki konumundan, kültürel faaliyetlerden ve akla gelen tüm alanlardaki
var olmaktaki eşitlikten bahsediyoruz. Cumhuriyet tarihimize baktığımızda,
bugüne kadar, Batı medeniyetlerinden de evvel kadınlarımıza haklar tanımış bir
devlet olarak bu öncülüğümüzü hâlen sürdürme gayretindeyiz. Bu doğrultuda, 2002
yılından bu yana gerçekleştirdiğimiz düzenleme ve yürürlüğe koyduğumuz yeni
kanunlarla, her geçen gün, kadınının toplumdaki yerine ilişkin kazanımlarda
daha makul oranlara ulaşıyoruz, arzu ettiğimiz temsil biçimine hızla
yaklaşıyoruz. Şayet bu kazanımlar olmasaydı, AK PARTİ gibi kadınlarımızı her
alanda teşvik eden, cesaret veren, destek sağlayan bir iktidar olmasaydı,
üzülerek ifade etmek istiyorum ki kadınların 1930’lardan başlayan hak
mücadelesi belki kesintiye uğrayacaktı. Biraz evvel, muhalefet partisi
vekilimizin -MHP Milletvekilimizin- söylediği gibi, 1934’ün gerisinde,
Milliyetçi Hareket Partisindeki kadın temsil oranı şu an 2,8 ama bizim, AK PARTİ’nin Meclisteki temsil oranı yüzde 9,4. Dolayısıyla
1934’ün üzerine çıkmanın memnuniyetini yaşıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti medeniyet
yolunda yürüdükçe, bu yolda geri adım atmadıkça kadının maruz kaldığı bütün
haksızlıklar er geç bertaraf edilecektir. Millî birlik ve bütünlük projesi
nasıl milletimizin bütünlüğünü esas alan bir siyaset ise, kadına karşı
ayrımcılığın son bulması için attığımız adımlar da insanı en üstün değer olarak
gören siyasetimizin gereği olmuştur.
Değerli milletvekilleri, peki, neler yaptık? Neden 2002’den bu
yana AK PARTİ İktidarı dönemindeki icraatları kadının statüsü açısından bu
derece önemsiyoruz? Kısa başlıklar hâlinde, kadınlarımıza yönelik yürürlüğe
koyduğumuz kanunlar ve uygulamaları sizlerle paylaşmak istiyorum.
2004 yılında Anayasa’nın 10’uncu maddesine “Kadınlar ve erkekler
eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla
yükümlüdür.” hükmü eklenmiştir. Yine, Anayasa’nın 90’ıncı maddesinde,
milletlerarası anlaşmalar ulusal düzenlemeler karşısında üstün konuma
getirilmiştir.
Başbakanlığa bağlı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün teşkilat
yasası 2004 yılında çıkartılarak yürürlüğe girmiştir. Kadının Statüsü Genel
Müdürlüğünün, daha verimli ve daha etkin çalışma yapabilmesi adına, AK PARTİ
İktidarı döneminde bütçesi 7 kattan fazla artırılmıştır. Genel Müdürlüğün 2002
yılı bütçesi 660 bin TL iken 2009 yılı bütçesinde bu rakam 4 milyon 309 bin 800
TL’ye, 2010 yılı bütçesinde ise 4 milyon 700 bin TL’ye yükseltilmiştir. Bu
rakamlar da İktidarımızın konuya verdiği önemi net bir şekilde göstermektedir.
2003 tarihinde yürürlüğe giren yeni İş Kanunu’nun getirdiği en
önemli ilerleme, işveren-işçi ilişkisinde cinsiyet dâhil hiçbir nedenle temel
insan hakları bakımından ayrım yapılamayacağıdır. 2005 tarihinde yürürlüğe
giren Türk Ceza Kanunu’nda cinsiyet eşitliği ve kadına karşı şiddet konusunda
çağdaş düzenlemeler yapılmıştır. 5257 sayılı Belediyeler Kanunu ile büyükşehir
ve nüfusu 50 bini geçen belediyelere kadın ve çocuklar için koruma evleri açma
yükümlülüğü getirilmiştir. “Personel temininde eşitlik ilkesine uygun hareket
edilmesi” konulu Başbakanlık Genelgesi 2004 yılında yayımlanmıştır. İş
Kanunu’nda değişiklik yapılmıştır. Yine, 5840 sayılı Kanun’
AK PARTİ İktidarı, sosyal devlet ilkesini tam olarak hayata
geçirmek için azami özen gösteren bir iktidardır. Bu amaçla toplumun tüm
kesimlerini kucaklamış bulunuyor, herkesin sosyal devlet ilkesini hissetmesi
için azami gayreti gösteriyoruz. Bugüne kadar kadınlarımızın siyasi, ekonomik
ve sosyal hayata daha fazla katılmaları için gösterdiğimiz gayreti önümüzdeki
dönemde de daha ileriye taşıyacağız. Şüphesiz, hiçbir toplumsal mesele, hiçbir
toplumsal sorun yalnızca o sorunu yaşayanlar ile çözülemez. Dolayısıyla
toplumsal sorunların çözümü toplumun bütün kesimlerinin katkısına,
duyarlılığına, yardımına, desteğine muhtaçtır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Çalık, konuşmanızı tamamlayınız lütfen.
Buyurun.
ÖZNUR ÇALIK (Devamla) – Kadının haklarına tam kavuşması esasen
bireyin mutluluğu, ailenin huzuru, toplumun düzeni açısından hayati öneme sahip
olduğu gibi devlet-toplum ilişkisinin, toplumsal düzenin de esasıdır. Bu konuda
kadınların her zaman yalnız olmadıklarını bilmeye ihtiyaçları vardır. Annelik
duygusu nasıl bir şefkat ve merhamet duygusuysa, annelerin, kadınların
gösterdikleri sevgiye, şefkate, merhamete karşılık beklemek hakları da onlardan
esirgenemez. Biz, aile hukuku alanında, iş hukuku alanında, eğitimde tam bir
fırsat eşitliği, tüm bireyler arasında bir fırsat eşitliği sağlayamazsak kadın
toplumun gerisinde kalacaktır. Kadının erkeğin gerisinde kaldığı bir toplum
ilerleme yolunda mesafe alamaz. Türkiye Cumhuriyeti medeniyet yolunda
yürüdükçe, bu yolda geri adım atmadıkça kadının maruz kaldığı tüm haksızlıklar
er geç bertaraf edilecektir.
Sözlerime burada son verirken, 2010 yılı bütçesinin ülkemize
hayırlı olmasını temenni ediyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Çalık, teşekkür ederim.
AK PARTİ Grubu adına konuşmalar tamamlanmıştır.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ilk konuşmacı Edirne
Milletvekili Sayın Rasim Çakır.
Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Çakır, grubunuzun belirlediği süre dokuz dakika.
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Dokuz mu, on üç mü?
BAŞKAN – On üç dakika Osman Bey’e ait.
Buyurun efendim.
CHP GRUBU ADINA RASİM ÇAKIR (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın
Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 2010 Yılı Bütçe
Kanunu Tasarısı’yla ilgili Başbakanlık Denetleme Kurulu, Millî Güvenlik Kurulu
Genel Sekreterliği, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü bütçeleriyle
ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere
huzurlarınızdayım. Bu vesileyle hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlamadan önce, Kopenhag’da iklim orucuna yatan, dili,
dini, ırkı ne olursa olsun küresel iklim değişikliğiyle ilgili bu tavrı koyan
insanlara Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden destek mesajlarımı göndermek
istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, 10 Kasım günü açılımla ilgili burada yapmış
olduğumuz görüşmede sizlere yapmış olduğum konuşmada, Hükûmetinizin
ve Sayın Başbakanın demokrasi anlayışını ve sözde demokratikleşme sürecini
değerlendirmiş, siyasi iktidarınızı koruma içgüdüsüyle yaratmaya çalıştığınız
korku imparatorluğu ve uygulamadaki faşizan davranışlarınızı eleştirerek
sizleri uyarmaya gayret etmiştim. Maalesef, o günden bugüne, daha dün Edirne
Belediyesinde bir sorumlu müdürün odasında bir izleme ve dinleme cihazı
belediyenin çalışanları tarafından bulunuyor, o anda Edirne Organize ve
Kaçakçılık Şube Müdürü Belediye Başkan Yardımcısını arıyor “Sizde bir
demirbaşımız var, onu lütfen bize iade edin.” diyor. Belediye Başkan
Yardımcımız “Hayır, resmî yazıyla isteyin, öyle vereyim.” diye itiraz edince
hiddetleniyor ve daha sonra savcıyla da yapılan görüşmenin neticesinde bir
tutanakla bu demirbaş, emniyete ait olan bu demirbaş ilgililere teslim ediliyor
ve anlaşılıyor ki yapılan dinleme mahkeme kararı olmaksızın yapılıyor.
Şimdi, sevgili arkadaşlarım, soruyorum: Bu mu sizin Türkiye’yi
getirmek istediğiniz nokta? Bu mu demokrasi anlayışı? Söyler misiniz bana, bu
anlayışla, bu korkuyla Edirne Belediyesinin çalışanları nasıl Edirne’ye hizmet
eder? Bakanları, müsteşarları, genel müdürleri, il müdürleri bu endişeyle nasıl
bu ülke için kararlar alır, altına imza atar? Dinlenme endişesiyle yaşayan bir
milletvekili nasıl başarılı olur, nasıl bu ülke için yüreklice yüreğini ortaya
koyabilir?
Değerli arkadaşlarım, bu, 2009 Türkiyesi’nin
demokrasisinin hak ettiği bir durum değildir ve bu durumu çözmek sorumluluğu da
sizlere düşüyor, sizlerle beraber bize düşüyor.
Değerli arkadaşlarım, bugün de 10 Kasımdaki konuşmamın bir
uzantısı olarak sizlere, ortaya koyduğunuz her türlü açılım politikalarıyla
ülkemizi nasıl bir kaos ortamına ve geri dönülmez bir
yola sokmaya çalıştığınızı dilimin döndüğünce anlatmaya çalışacağım.
Toplumun demokrasi talepleri ve demokratikleşme tarihsel süreç
içerisinde hiç bitmeyen, sürekli gelişen ve her an değişen bir olgudur.
Demokratikleşme ve barış projesi iki temel olgunun neticesinde ortaya çıkar:
Bunlardan birincisi, ekonomik refahın arttığı her düzeyde yeni demokratik hak
ve özgürlük taleplerinin oluşması ve yerine getirilmesi ki bu doğal bir
süreçtir. İkincisi, ekonomik kalkınmışlık ile demokratikleşme doğru
orantılıdır. Hırsızlığın hiç olmadığı bir toplumda ceza kanununda hırsızlığı
suç sayan ve ceza öngören bir maddenin olması mümkün değildir ve doğru da
değildir. İkincisi ise toplumsal çatışmanın üst düzeyde olduğu bir sürecin
sonucudur ama bunun da ön koşulları vardır. Bir tarafta gözü hedefte, eli
tetikte, beyni bölünmede olan bir terörist grubunun olduğu noktada, ciddi
hiçbir devlet bu terörist grubunu ve onun sivil uzantılarını muhatap alarak bir
siyasal uzlaşma arayışı içerisine girmez.
Değerli arkadaşlarım, terörist sudaki balık gibidir. Teröristi,
balığı sudan çıkarmadan etkisiz hâle getiremezsiniz. Bir tarafta, askerî ve
polisiye tedbirlerle teröristin üzerinde devletin gücünü hissettirecek, diğer
taraftan da halkın her türlü ekonomik, sosyal ve siyasal taleplerine olağanüstü
sevgi, hoşgörü ve saygıyla destek olunması gerekir. Teröristi ve onun sivil
uzantılarını muhatap alarak veya alıyormuş görüntüsü vererek çözüm üretmeye
çalışmak, devlet otoritesini zayıflatmaktan başka bir işe yaramaz. Bu da terör
örgütü yandaşlarına moral ve cesaret verir. Bu süreçte sizin yaptığınız, ülkenin
bölünmez bütünlüğünü savunan ve korumakla yükümlü olanların, laik demokratik
cumhuriyetin savunucularının ellerini kollarını bağlamak, diğer taraftan
bölücülerin ve cumhuriyeti dönüştürmeye çalışan radikal dincilerin diledikleri
her şeyi yapma özgürlüklerinin olduğu bir ortamı yaratmaya gayret ediyorsunuz.
Sokakların bugünkü durumunun sorumlusu sizsiniz. Sizin uygulamaya çalıştığınız
politikaların sonucu sokaklar bu hâle geldi. Türkiye Cumhuriyeti devletini AKP
devletine dönüştürme gayretlerinin sonucu yaratılan psikolojik ortam, teröriste
ve teröristlerin yandaşlarına moral ve destek veren bir iklimin yaratılması
sonucunu getirir değerli arkadaşlarım.
İstanbul’da İETT otobüsünde yanan Serap’ın hazin ölümünün
sorumlusu bu sözde demokratik açılım politikalarının sonucudur ve o ölümün
arkasından döktüğünüz gözyaşları da timsah gözyaşlarıdır.
İktidarın görevi, sadece, göçük altında kalan ve ölen işçilerin
arkasından ağıt yakmak değildir. İktidarın görevi, yer altı madenlerinde
emniyetli bir biçimde işçilerimizin çalışması ortamını sağlamaktır. Bugün, siz,
Türkiye’deki madenlerde kaç tane işçi sigortasız, kaç tane işçi sendikasız,
sendikal hakları olmadan çalışıyor, bunu biliyor musunuz değerli arkadaşlarım?
Sizin gündeminizde emeğin özgürlüğü açılımı var mı sevgili
arkadaşlarım? Tayyip Erdoğan’ın gündeminde emeğin özgürlüğü açılımı var mı?
Köylünün özgürlüğü açılımı var mı? Köylünün demokratikleşmesi açılımı var mı?
Üniversitenin, üniversite öğrencisinin demokratikleşmesi açılımı var mı?
Emeklinin, dul ve yetimin özgürlüğü açılımı var mı? Böyle bir açılımınız var mı
değerli arkadaşlarım?
AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Var, var, hepsi var, merak etme. Sen
takip edememişsin.
RASİM ÇAKIR (Devamla) – Ülkemizin içine düşürüldüğü bugünkü kaostan Hükûmet olarak bir çıkış
yolu arıyorsanız her başınız sıkıştığında ABD’ye, Obama’nın
dizinin dibine değil, Anıtkabir’e gidin değerli arkadaşlarım. Bu ülkenin
sorunları vardır, bu sorunların hepsinin de çözüm yolu vardır ama bütün
sorunların çözümü Kemalizmi görmek, Nutuk’u okumak,
laik cumhuriyetin kazanımlarına sahip çıkmak ve laik cumhuriyeti çok daha üst
noktalarda geliştirmektir değerli arkadaşlarım.
KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Baykal’ın dünkü söylediğini,
tutanaklardakini düzeltin.
SUAT BİNİCİ (Samsun) – “Sayın Baykal” diyeceksin.
BAŞKAN – Sayın Aydın… Sayın Aydın, Sayın Küçük, karşılıklı
konuşmayalım.
RASİM ÇAKIR (Devamla) – Barış dolu, çağdaşlık dolu, refah dolu,
kalkınmış bir Türkiye'nin yapması gereken iş, Mustafa Kemal Atatürk ve Kemalizmdir. Bu sorunların aşılmasındaki, kapıların
açılmasındaki altın anahtar da oradadır değerli arkadaşlarım.
Ben sizlerden çok daha fazla bu siyasi tespitlerimde haksız
çıkmayı ümit ediyorum, sizlerden çok daha fazla. Keşke ben haksız çıksam! Ama
lütfen sizler de ana muhalefet partisi sözcüsünün bu ciddi siyasal
eleştirilerini dikkate alın değerli arkadaşlarım.
Dün burada Sayın Başbakan sizi çok mutlu etti. Hamaset dolu, hücum
eden, saldıran, maddi temelden yoksun, tamamen popülist, demagojiye dayanan bir
konuşma yaptı ve
sizler de coşkuyla alkışladınız.
AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Kendinize gelememişsiniz daha
galiba.
ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Dün dünde kaldı, yeni bir şey söyleyin.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Çakır, lütfen konuşmanızı tamamlayınız efendim.
Buyurun.
RASİM ÇAKIR (Devamla) - Ama değerli arkadaşlarım, unutmayın ki
Sayın Başbakanın yaptığı o konuşmadan sonra Türkiye’de gerçekler değişmedi,
gerçekleri yaşamaya devam ediyoruz. Benim yaptığım bu siyasi tespitlerden sonra
da gerçekler değişmeyecek. Onun için…
Dün Sayın Başbakan burada “Bir türlü ‘Kürt kardeşim’
diyemiyorsunuz.” diye döndü ve bize söyledi. Bu ülkede yaşayan Kürt, Laz,
Pomak, Çingene, Roman, hepsi kardeştir, hem de öz kardeştir değerli
arkadaşlarım. Biz kız aldık, kız verdik, çocuklarımız oldu, torunlarımız oldu.
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Demek ki istifade etmişler.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Kavramışsınız, anlamışsınız
demokratik açılımı. Öğrenmişsiniz demokratik açılımı.
RASİM ÇAKIR (Devamla) – Hepsi birbirinin öz kardeşidir ama Sayın
Başbakandan biz şunu duyamıyoruz: Büyük Önder Atatürk 10. Yıl Nutku’na
başlarken “büyük Türk milleti” diyor. İşte, Sayın Başbakan bir kerecik olsun şu
kürsüye çıkıp da “büyük Türk milleti” diyemiyor sevgili arkadaşlarım. (CHP
sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
RASİM ÇAKIR (Devamla) – Romanlar, Kürtler, Türkler, Pomaklar,
hepsi büyük Türk milletinin özbeöz evlatlarıdır.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Çakır, teşekkür ediyorum.
ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Kulağınız var,
duymuyorsunuz.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Biraz öğrenmişler.
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Osman Kaptan,
Antalya Milletvekili.
Sayın Kaptan, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA OSMAN KAPTAN (Antalya) – Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; 2010 yılı Başbakanlık ve MİT bütçeleri hakkında
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla
selamlarım.
Sayın milletvekilleri, Başbakanlığın 2010 yılı bütçesi 2009’a göre
yüzde 51, MİT bütçesi de yüzde 14 artırılmıştır. Başbakanlığın 2009 yılı
bütçesine mal ve hizmet alımı için konulan ödenekten ağustos sonu itibarıyla
yaklaşık yüzde 50 daha fazla harcama yapılmıştır.
Yine, yatırım giderleri arasında yer alan mamul mal alımı için
2009 bütçesine konulan ödenekten ağustos sonu itibarıyla 15 kat daha fazla
ödenek üstü harcama yapılmıştır.
Bu örnekler de gösteriyor ki Başbakanlık bütçesinin rakamsal
olarak üzerinde durmaya hiç gerek yoktur çünkü bütçeye konulan paralara,
rakamlara uyulmamaktadır.
Sayın arkadaşlar, Başbakanlık kurumu bu görevi yapan başbakanlarla
özdeşleşmiş gibidir. Başbakanlığın tarihi gerçek anlamda bu görevi yapmış
kişilerin tarihidir. Bir başbakanın liderliği, bilgisi, becerisi, kişisel
özellikleri, onun hükûmet etme, hizmet yürütme
anlayışı aynen hizmete yansımaktadır. Bu nedenle Başbakanın söylem ve
uygulamaları daha bir anlam kazanmakta, daha bir önem kazanmaktadır.
Sayın Tayyip Erdoğan Başbakan olmadan önce, AKP’nin ilk grup
toplantısında “Milletvekilleri el kaldırma makineleri değildir.
Milletvekillerinin otomatik olarak ‘evet’ ve ‘hayır’ dediği bir Meclis
olmayacak AKP İktidarında.” demiştir. Sayın arkadaşlarım, yoksa şimdi AKP
İktidarda değil mi? AKP iktidarda ise Meclis “evet”, “hayır” otomatiğine niye
bağlanmıştır?
Sayın Erdoğan Başbakan olunca yine bir AKP grup toplantısında
“Bizim sevk ettiğimiz kanunları birtakım önergelerle değiştirmeye
çalışıyorsunuz, biz bunları okuyarak hazırlamıyor muyuz?” diyerek virgülünün
dahi değiştirilmesini istemiyor. Hele dünkü, Meclis Başkanına “Bunları siz mi
susturacaksınız yoksa ben mi susturacağım?” demesi, bu yasama organına
yürütmenin müdahalesi değil de nedir?
Sayın arkadaşlarım, Sayın Başbakan “Türkiye, asla bir korku krallığı
olmayacaktır.” diyor. Eğer bizatihi Sayın Başbakanın
kendisinin bile telefonu dinlenir hâle gelmişse, kurumlar ve kişiler arasında
güven diye bir duygu kalmamışsa, eğer Başbakan bütün güçleri elinde toplamaya
çalışıyorsa, AKP’nin ve Başbakanın hoşuna gitmeyen kararlar veren hâkim ve
savcılara soruşturma açılıyorsa, iktidara destek vermeyen köşe yazarları ve
muhabirler Başbakanın uçağına alınmıyorsa, Başbakanlık binasına girmeleri
yasaklanıyorsa, onlara “Az yazın.” deniyorsa, Başbakanın damadının çalıştığı
firmaya devletin parasıyla devletin gazete ve televizyonu satın aldırılıp lehte
yayın yapmaları sağlanıyorsa korku imparatorluğu kurulmamıştır denebilir mi?
Dünyada yüz yirmi ülkenin üyesi olduğu Dünya Gazeteciler ve
Yayıncılar Birliği, Doğan medya grubuna kesilen 3,8 milyar dolarlık vergi
cezasının siyasi, kasıtlı ve susturmayı amaçladığını belirtiyorsa, eğer İkinci
Dünya Savaşı’nda Amerika’da ünlü bilgin Einstein’ı bile sorgulayan McCarthy’cilerin yaptığı gibi AKP’ye karşı olanlar
susturulmaya, korkutulmaya çalışılıyorsa korku imparatorluğu kurulmamıştır
denebilir mi? Maalesef AKP İktidarında korku imparatorluğu kurulmuştur.
Sayın arkadaşlarım, Sayın Başbakan bir de “AKP’ye ‘AK’ deyin,
demeyenler edepsizdir” diyor. AKP’ye ak denilmekle ak olunmaz ki. AKP’ye ak
denmesi için dokunulmazlıkların kaldırılması, Deniz Fenerine, Zahid Akman’a korumacılık
yapılmaması, yolsuzluklardan ve Ali Dibolardan uzak
durulması lazımdır yoksa AKP ak değildir, AKP diyen hiç kimse de edepsiz
değildir.
Sayın milletvekilleri, Sayın Başbakan 12 Nisan 2005’te Norveç’te
“Türkiye’de Kürt sorunu yoktur.” diyor. Dört ay sonra 12 Ağustos 2005’te aynı
Başbakan Diyarbakır’da “Kürt sorunu vardır, benim sorunumdur.” diyor. 3 Kasım
2008’de ise Sayın Başbakan Hakkâri’de halka seslenirken “Tek devlet, tek
bayrak, tek millet; karşı çıkanlar çekip gitsin.” diyor. Yine “DTP ile ‘PKK
terör örgütüdür.’ demezse görüşmem.” diyen Sayın Başbakan sonradan görüşmüştür.
Ne değişti? PKK mı değişti, DTP mi değişti, AKP mi değişti yoksa Başbakanın
kendisi mi değişti? Başbakan Norveç’te mi doğru söylüyor, Diyarbakır’da mı
doğru söylüyor yoksa Hakkâri’de mi doğru söylüyor?
Değerli milletvekilleri, 19 Ekim 2009’da Kandil’den PKK
üniformasıyla Habur’a gelen terör örgütü mensupları
kahramanlar gibi karşılanırken şehit aileleri, ellerinde Türk bayraklarıyla
Türkiye Büyük Millet Meclisi kapısından içeri alınmamışlardır. Sayın Başbakan
20 Ekim 2009’daki AKP Grubunda “Dün Habur’da yaşanan
manzara karşısında umutlanmamak mümkün mü? Türkiye’de bir şeyler oluyor; iyi,
güzel şeyler oluyor.” diyordu. Aynı Başbakan bu konuşmadan üç gün sonra
toplumun tepkisi karşısında birden ani dönüş yapıyor, “İlk kafiledeki
görüntüleri tekrar görmek istemiyoruz, gerekirse sil baştan yaparız.” diyordu.
Sayın Başbakan, Habur’da çadır mahkemesi kurulurken
mi güzel şeyler oluyor yoksa PKK aklanırken mi güzel şeyler oluyor?
Sayın milletvekilleri, Sayın Başbakan işine geldiği gibi Danıştayın katsayı kararına “İdeolojik.” diyor ama
Ergenekon olunca “Adalete güvenmemiz lazım.” diyor. Bu çifte standart değil mi?
Değerli arkadaşlar, Habur’da terör
örgütü mensubu oldukları dünya âlemce bilinenler Silopi’de serbest bırakılırken
terör örgütü üyesi oldukları kesin olmayanlar ve teröre karşı olanlar, kaçma ve
delilleri karartma ihtimali, olasılığı olmayanlar, Mehmet Haberallar,
Mustafa Balbaylar, rektörler aylardır Silivri’de
hapishanede tutuklu olarak tutulmaktadırlar. Hukuk Silopi’de başka, Silivri’de
başka, Deniz Fenerinde başka mı uygulanmaktadır yoksa “Bu davanın savcısı
benim.” diyen Başbakanın adalet anlayışı bu mudur?
Sayın milletvekilleri, bir de Başbakan ve Hükûmet
“Durmak yok, yola devam.” diyor. Sayın Başbakanın dünyada ayak basmadığı yer
kalmadığı gibi Türkiye’de de ayağı yere basmıyor, onun için “Kriz teğet geçti.”
diyor. Obama bile kriz var diye ikinci uçağın alımını iptal ederken bizim
Başbakan, iki uçağı, bir helikopteri varken 62 milyon dolara üçüncü uçağı
alıyor, “Durmak yok, yola devam.” diyor.
Denebilir ki Sayın Başbakan gittiği ülkelerde ilişkilerimizi
geliştiriyor. Peki, sayın arkadaşlar, EXPO 2015’in İzmir’de yapılması için
Katar, Malezya, Özbekistan bize niye oy vermedi? Yoksa bu gidişler, gelişler
boşuna mı, faydası yok mu?
Türkiye’de 300 milletvekili, 3 bin yargı mensubu, 613 gazeteci
dâhil telefonu dinlenen kişilerin sayısı son üç yılda 113 bini geçerken Hükûmet hâlâ “Durmak yok, yola devam.” diyor.
Sayın arkadaşlar, herkes dinleniyor da “Açız.” diyen işsizler,
işçiler, emekliler dinlenmiyor. “Ektiğim, biçtiğim tarlada kalıyor, para
yetmiyor, açılım bize de yok mu?” diyen çiftçimiz, köylümüz dinlenmiyor. Açılım
isteyen turizmciler dinlenmiyor. “Çekimi, senedimi ödeyemedim.” diyen esnaf
dinlenmiyor. Atama bekleyen 250 bin öğretmen adayı dinlenmiyor. Grevli, toplu
sözleşmeli sendikal hak isteyen öğretmenler, kamu görevlileri dinlenmiyor.
“Doğu ve
Güneydoğu’daki şeker fabrikalarını satmayın, kapatmayın.” diyen
bölge halkının sesini dinleyen olmuyor. Kamu çalışanları uyarı grevi yaparak
“Erdoğan Başvekil, işçi, memur aç, sefil.” derken yasa dışı ilan ediliyor,
dinlenmiyor.
Sayın arkadaşlarım, İsviçre minareleri yasaklarken bizim Başbakan
“One minute.” diyemiyor.
“Komşularımızla sıfır sorun.” derken Ermeni açılımıyla Azerbaycan’la
ilişkilerimiz sıfır sorundan sıfır itibara dönüşmüşken Hükûmet
“Durmak yok, yola devam.” diyor.
Sayın arkadaşlarım, siyasal iktidar “Durmak yok, yola devam.” diye
diye, bakın Türkiye'yi nereden nereye getirdi:
Ulusal Kurtuluş Savaşı verilerek yoktan var edilen Türkiye'den,
vardan yok edilme, bölünme sürecine sokulan bir Türkiye'ye gelinmiştir.
Türkiye'de laik cumhuriyeti kuran siyasal iktidarlardan, laiklik
karşıtı eylemlerin odağı olan, cumhuriyetin altını oyan bir siyasal iktidarın
yönettiği Türkiye'ye gelinmiştir.
Tarımda kendi kendine yeten Türkiye'den, buğdayı Balkanlardan, GDO’lu mısırı, pirinci Amerika’dan, pamuğu Yunanistan’dan,
karpuzu İran’dan alan Türkiye'ye gelinmiştir.
Ekonomik işletmeler, fabrikalar yapan Türkiye'den, bunları tek tek satan Türkiye'ye gelinmiştir.
Osmanlıdan kalan borçlar bile son kuruşuna kadar ödenirken
gırtlağına kadar borca sokulmuş Türkiye'ye gelinmiştir.
Kuvvetler ayrılığı ilkesinden kuvvetler birliği ilkesine, hukuk
devletinden hükûmet devletine, parti devletine, AKP
devletine dönüştürülmek istenen bir Türkiye'ye gelinmiştir.
Terörle mücadeleden terörle müzakere eden bir Türkiye'ye
gelinmiştir.
Dağına, taşına, okuluna, araçlarına “Ne mutlu Türk’üm.” diye
yazılan Türkiye'den, bu sözlerin silindiği Türkiye'ye gelinmiştir.
Anayasa’daki “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan
herkes Türk’tür.” maddesinden “Türk’tür” sözü çıkarılmak istenen bir Türkiye'ye
gelinmiştir.
Sayın arkadaşlarım, son günlerde ülke yangın yerine, sokaklar
savaş alanına dönmüşken İçişleri Bakanının, Tokat’ta 7 şehit verdiğimiz gün
bile açılımla ilgili olarak hâlen “Durmak yok, yola devam.” demesini hayretle
karşılıyoruz. Gidilen bu yol yol değildir, yanlış
yoldur, tehlikeli yoldur; Hükûmeti bu yoldan dönmeye
davet ediyoruz.
Ünlü yönetmenimizin “Yalnız ve güzel ülkem” dediği gibi, Hükûmeti bu yalnız ve güzel ülkemizin insanlarına havale
ediyoruz.
Ve Başbakan Yardımcısı Plan ve Bütçe konuşmasında söyledi
“Söylemler eyleme geçecek 2010’da.” dedi.
Soruyorum arkadaşlar eyleme geçmesi için:
1) AKP İktidarında örtülü ödeneğe konan paraların miktarı nedir?
Nerelere harcanmıştır?
2) Başbakanın yurt içi gezilerinde dağıttığı hediyelerin parası
devletten mi, örtülü ödenekten mi yoksa cebinden mi karşılanmaktadır?
3) Başbakan bugüne kadar kaç ülkeye gitmiştir? Devletten kaç lira
yolluk almıştır?
Bu sorularımın cevabının bu kürsüden verilmesini istiyorum.
Bir de son olarak şunu söylemek istiyorum…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kaptan, konuşmanızı tamamlayınız efendim.
Buyurun.
OSMAN KAPTAN (Devamla) – Dün Sayın Başbakan dedi ki: “Siz
kendinizi hiçbir şehit ailesinin, bir şehit babasının, evladını yitirmiş ananın
yerine koydunuz mu?” Çok doğru soruyor Sayın Başbakan. Biz onların, o şehit
ailelerinin yerine kendimizi koyuyoruz, ancak Sayın Başbakana da şunu sormak
istiyoruz:
Şehitlere “kelle” diyen, Abdullah Öcalan’a “sayın” diyen Sayın
Başbakanın kendisi değil mi?
Bu kararı veren ve bu mahkeme kararıyla üç kuruşluk tazminata
mahkûm eden hâkime de soruşturma açtıran yine Sayın Başbakan değil mi?
Çocuklarının birine askerlik yaptırmayan -raporlu olduğu için-
öbürüne de yirmi bir gün vali gözetiminde askerlik yaptıran Sayın Başbakan
değil mi? Onu da soruyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Selçuk Ayhan, İzmir
Milletvekili.
Sayın Ayhan, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA SELÇUK AYHAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ve Özürlüler İdaresi
Başkanlığı bütçesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlarım.
Görüştüğümüz bütçenin hedef kitlesi yoksul, çaresiz, kimsesiz
çocuklar, yaşlılar ve engellilerdir. Anayasa’nın 41’inci maddesine göre de
devlet, ailenin huzuru ve refahı, annenin ve çocukların korunması için gerekli
tedbirleri ve önlemleri almakla görevli ve yetkili kılınmıştır.
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumumuz, son dönemde ne yazık
ki yaptıkları hizmetlerden çok kurum yurtlarında çocuklara uygulanan şiddet,
işkence ve baskılarla anılmaya başlanmıştır. Malatya örneğinden sonra en son
Bakırköy Rehabilitasyon Merkezi’ndeki skandal da bunun son örneğidir.
Bunlar, sosyal devlet anlayışını kömür, makarna, bulgur, zaman zaman ipin ucunu kaçırıp buzdolabı dağıtmak olarak
algılamanın, çocuk yurtlarını bile yetersiz, bilgisiz, asgari ücretli personel
çalıştıran taşeronlara havale etmenin bir sonucudur.
Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumumuzun 103 çocuk yuvası ve çocukevi bulunuyor. Bunların toplam kapasitesi 8.843. Bu
kuruluşlarda fiilen kalan çocuk sayısı 5.916, yurtta kalmakta iken ailesi
tarafından desteklenen çocuk sayısı da 2.236.
Kurumun personel yapısına baktığımızda, personel eksikliğini,
yetersizliğini ve önemli ölçüde kadro boşluğunun olduğunu görüyoruz.
Atatürk “Çocuklar geleceğimizin güvencesi, yaşama sevincimizdir.
Bugünün çocuğunu yarının büyüğü olarak yetiştirmek hepimizin insanlık
görevidir.” demişti.
Ama Türkiye, Hükûmetin sunduğu ve dün
Sayın Başbakanın şov yaparak anlattığı gibi güllük gülistanlık bir ülke değil
arkadaşlar. Biraz kendimizi vatandaşın içine sokma cesareti bulursak hepimiz
bunun böyle olduğunu çok iyi göreceğiz, çok iyi anlayacağız.
Bugün Türkiye’de 30 bine yakın çocuk sokaklarda yaşıyor. Kızılay’a
gitsen orada bile görürsün.
AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Vatandaşın içersindeyiz biz her
zaman.
SELÇUK AYHAN (Devamla) – Beni taciz etmek istiyorsan da şuraya
otur, benim kulağım duymaz.
AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Öyle mi? O zaman kirlidir,
kulaklarını temizlet!
BAŞKAN – Sayın Üstün, lütfen…
SELÇUK AYHAN (Devamla) – Emniyet Genel Müdürlüğü verilerine göre
2009 yılının ilk dokuz ayında kayıp çocuk sayısı 1.078 ve ne yazık ki bunun 210
tanesi Ege Bölgesi’nde ve önemli bir bölümü de bizim milletvekili olduğumuz
İzmir’de ve bunların da çoğu kız çocuğu.
Adalet Bakanlığı verilerine göre 2002-2007 arasında yaklaşık 400
bin çocuk hırsızlıktan, 9.500 çocuk adam öldürme suçlarından mahkeme önüne
çıkarılmıştır -bunlar resmî rakamlar- diğer suçlardan mahkeme önüne çıkan
çocuklar bu kayıtların, sayıların dışındadır.
Yine araştırma sonuçlarına göre Türkiye madde bağımlısı çocuk
sayısında dünya 4’üncüsüdür, bu sayı da 38 bindir değerli arkadaşlarım. Çocuğa
yönelik cinsel istismar olaylarında artış olduğu, bunun yüzde 90’ının adli
makamlara yansımadığı da hepimiz tarafından biliniyor. Kurumda bakılan
çocukların koruma altına alınmasında en büyük neden ekonomik ve sosyal
yoksulluk, yüzde 68; terk nedeniyle koruma altına alınanların oranı ise yüzde
19,2.
12 milyon kişinin yoksulluk sınırının altında yaşadığı bir ülkede
millî gelirin beşte 1’i ise nüfusun yirmide 1’i tarafından kullanılıyor,
nüfusun yirmide 1’i tarafından kullanılıyor. Sayın Başbakanın dünkü konuşmasında
“Bankalarda hortumlanan paraları biz milletin kursağına soktuk.” derken
bahsettiği kesim yirmide 1; demek ki Sayın Başbakanın “millet” kavramı 1 bölü
20’lik kesimi kapsamakta.
Çocuklarla ilgili verdiğimiz verileri yukarıdaki rakamlarla da
sınırlı tutamayız; rakama girmeyen çocuklar var, sokaklarda ayakkabı boyayan
çocuklar, sokaklarda mendil satan çocuklar, küçük sanayi sitelerinde çıraklık
yapan çocuklar, babası hamdolsun, bize bir şey olmadığı için işsiz kaldığından
evine ekmek götüremediği için yeterli beslenemeyen çocuklar bu değerlendirmenin
içinde değil değerli arkadaşlarım.
“Çocuk sevgisi” demek, gittiğiniz her yerde onlara Çin malı
oyuncak dağıtarak şov yapmak değil. “Çocuklara sahip çıkmak” demek, onları
eğitimsiz bırakmak adına, onları aç bırakmak adına, onları potansiyel suçlu
yapmak adına, her gittiğiniz yerde “En az 3 çocuk doğurun.” demek değildir.
Siyasi çıkarlarınız bu çocukları büyüdüklerinde potansiyel bir oy deposu olarak
görmeyi uygun görebilir ancak sorumlu bir başbakana yakışan “Besleyebileceğiniz
kadar, sağlıklı büyütebileceğiniz kadar, iyi bir eğitim verebileceğiniz kadar
çocuk yapın.” demektir. Şimdi, belki “çocuk” deyince… Şimdi, arkadaşlar,
hepimiz kendi çocuklarımızı severiz ama, eğer burada
görev yapıyorsak bu ülkenin her çocuğunu sevmek zorundayız; hepsi bizim
çocuğumuz. Belki bizim çocuktan anladığımız, pırlanta ticareti, gemicik, kamu
ihaleleri olabilir ama bu, yüce Meclisin iradesine yakışan bir yaklaşım
değildir.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; sosyal devletin güvencesine
gereksinim duyan kesimlerden birisi de engellilerimizdir. Engelli
yurttaşlarımız ısrarla “Biz özürlü değiliz.” deseler de biz hâlâ Özürlüler
İdaresi Başkanlığının ismini bile değiştirmemekte ısrar ediyoruz, gerek
duymuyoruz. Bugün Türkiye nüfusunun yüzde 12,29’unu engelli yurttaşlarımız
oluşturuyor, 8,5 milyon insan; 30 milyon insanı da doğrudan ilgilendiriyor yani
bu toplumdaki her iki kişiden birisi şu veya bu şekilde engellilerin sorunlarıyla
iç içe.
Gerek İş Kanunu gerek Devlet Memurları Kanunu çalıştırılması
zorunlu engelli oranını belirlediği hâlde bugün kamu ve özel sektörde 23 bine
yakın engelli kadrosu açık bulunmaktadır. “Engellilerin işe ihtiyacı yok.” diye
düşünebiliriz ancak İŞKUR verileri, ülkemizde 111.052 engellinin iş için sıra
beklediğini göstermektedir.
Bir başka sorun, çalışamaz durumdaki engellilere verilen 181-200
lira aylığın bu yurttaşların yaşamlarını insan onuruna uygun bir şekilde
sürdürmelerine olanak vermemesidir. Engelliler sağlık desteğine en fazla
gereksinim duyan yurttaşlarımız olduğu hâlde ilaçtan, ameliyattan, hastanedeki
yataktan muayeneye kadar bunlardan katkı payı alınmasının nedenini anlamak
mümkün değildir.
İmar Yasası’nda 1997’de yapılan değişiklikle, yapıların engellilerin
yaşamına uygun şekilde düzenlenmesine dönük kanun çıkmış iken hâlâ bunun
yeterince uygulanmadığını görmekten hicap duyuyoruz. Kent yaşamındaki alt, üst
geçitler, otobüsler saymakla bitmez.
Sayın Başbakanın dünkü konuşmasında muhalefete hitaben “Siz
sevgiyi, kardeşliği, millî birlik ve bütünlüğü ne bilirsiniz!” ithamına sadece
bir tane örnek vereceğim çünkü örneklemeye kalkarsam sabah başlayan bu oturumun
son saati bile yetmez.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Ayhan, konuşmanızı tamamlayınız.
SELÇUK AYHAN (Devamla) – Tamam Başkanım.
16 Kasım’da Bilkent’te düzenlenen 4. Özürlüler Şûrasında
Engelliler Konfederasyonu Genel Başkanı Sayın Turhan İçli’nin
susturulmasına, tartaklanmasına, karga tulumba salondan uzaklaştırılıp ayrı bir
odaya kapatılmasına Sayın Başbakanın seyirci kalmakla yetinmeyip “Susturun şu
bağıranı, neredeyse bir orduya bedel.” demesi, bilinç
altındaki “bizden olanlar-olmayanlar” ayrımcılığının bir göstergesi
midir? Sizden olmayana tahammülsüzlüğünüz olduğunun bir göstergesi midir?
Sadece bunu örnek olarak veriyorum.
Değerli arkadaşlarım, gerek Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme
Kurumunun gerek Özürlüler İdaresinin gerek çocukların, yaşlıların, engellilerin
sorunlarıyla ilgili söyleyebileceğimiz çok şey var ancak zamanımız kısıtlı.
Temel sorun kafadadır. Eğer biz sorunlara sosyal devlet anlayışı
içinde bakamıyorsak bütçeye ne koyarsak koyalım, bu sorunların çözülmesi mümkün
değildir. Kamunun görevlerini taşeronlara ya da cemaat derneklerine terk etmeye
devam ederseniz bu sorunların çözülmesi de mümkün değildir.
Sözlerime son verirken hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına son konuşmacı İzmir
Milletvekili Sayın Canan Arıtman.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Arıtman, süreniz dokuz dakika.
CHP GRUBU ADINA CANAN ARITMAN (İzmir) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kadının Statüsü Genel Müdürlüğüyle
Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğünün 2010 yılı bütçeleri üzerine
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum.
AKP’nin yedi yıllık iktidarında kadınlarımız, cumhuriyet tarihi
boyunca hiç olmadığı kadar çok ağladılar, ağlatıldılar. Anaları AKP ağlattı.
Sıfır terör teslim aldınız. Bugün ülkeyi getirdiğiniz nokta: Kanı yerde
bırakılmış yüzlerce şehit, yangın yerine dönmüş kentler, belediye otobüslerinde
cayır cayır yanan gencecik bedenler. Teröristler Anadolu’nun
ortasında evlatlarımızı şehit ederken siz hâlâ PKK’yı aklamaya çabalıyorsunuz.
Siz, anaların şehit olan evlatlarına “kelle”, onları katleden caniye “sayın”
deyip, yurdun her yerinde PKK paçavralarının bayrak diye dolaştırılmasına göz
yumup şehit analarının ellerinden Türk bayraklarını zorla aldınız. Şehidim 120
liralık asker maaşının 100 lirasını garip anasına yollarken sizin çocuklarınız
gemicikler aldı, kuyumcu dükkânları açtı.
İktidarınızda binlerce kadın ağlayamadı bile çünkü öldürüldüler.
Aile içi şiddet nedeniyle öldürülen kadın oranı İktidarınızda yüzde 1.400
arttı. 2002’de yılda 66 kadın öldürülürken bu sayı 2009’un ilk yedi ayında 953
oldu. “Bizim parti politikamızda yok.” diyerek yapmadığınız yasal düzenlemeler
yüzünden kadınlar öldürülüyor. Kadınların da insan hakkı olan yaşam hakkı bile
korunmamaktadır. “Kadına yönelik şiddetle mücadele ediyoruz.” lafları hep göz
boyamadır. Rakamlar ortada, OECD ülkeleri arasında kadına yönelik şiddetin en
yüksek olduğu ülke biziz. Ülkemizde yüzde 39’luk oranla, neredeyse her 2
kadından 1’i şiddet mağdurudur. Neden? Çünkü kadın, güçsüz, eğitimsiz, işsiz,
ekonomik gücü yok, karar mekanizmalarında, siyasette yok, kadını koruyacak
yasal ve kurumsal mekanizmalar yok. Güçsüz ve korumasız konumdaki kadın şiddete
daha çok maruz kalıyor.
Kadınları güçsüz bırakmak sizin parti politikanız. Başbakan, kadın
haklarını türbana indirgeyip her fırsatta “En az 3 çocuk doğurun.” diyor. Yani,
“Haydi kadınlar, marş marş eve, geleneksel cinsiyetçi
role, otur evinde, iş isteme, okul isteme, öyle siyasete falan katılmaya hiç
yeltenme, çocuk doğur, erkeğe mecbur ve mahkûm kal, her Allah’ın günü dayak ye.
Öyle dayak yiyince gidecek sığınmaevi falan da
isteme.
Bakın, bu kadar kadın nüfusa, AB normlarına göre 1.500 sığınmaevi yapmak lazım. Hâlbuki ben o paralarla uçak
alacağım, evimin önüne helikopter pisti yaptıracağım, bakanlarımın da en az
üçer tane makam arabası olacak. Öyle sığınmaevlerine
para falan yok. Dayak mı yedin, kocan kulağını mı kesti; alırsın kesik
kulağını, çocuklarını da haydi kocanın evine. Eh artık canını da sen kendin
koruyuver.” AKP zihniyeti, AKP’nin kadına bakış açısı budur işte.
Eylem Pesen diye bir kızımız var, Vanlı.
Daha lise 2’nci sınıftaydı; babası okuldan alıp zorla imam nikahıyla
bir adama verdi. Her gün koca dayağı yiyen Eylem, daha evliliğinin yedinci
ayında, hem de beş aylık gebeyken, baba ocağına sığındı ama geri gönderdiler.
Çaresizdi, sığınabileceği hiçbir yeri yoktu. Zalim koca önce onu bıçakladı,
sonra arabasıyla ezdi. Toprağa girdiğinde on yedisine yeni basmıştı.
Yine Van’da, imam nikahlı Neriman’ı,
kocası önce tandırda yaktı, ölmedi. Devlet onu korumadığı için hastaneden
çıkartılıp kocaya verildi. Adam onu başından vurup öldürdü.
Daha bunun gibi binlerce dram. İşte bizim kadınlarımız; devleti,
iktidarı onu korumadığı, görevini yapmadığı için, sözde, namus, töre adına
estirilen terörle, sözde, kaza, intihar denilen cinayetlerle, her yıl teröre
kurban verdiğimiz canlardan çok daha fazla sayıda öldürülüyorlar.
Şimdi Başbakana soruyorum: Hiç sizin kız evladınız töre cinayetinde
öldürüldü mü, kulağı kesildi mi, burnu kesildi mi, tandırlarda yakıldı mı
acaba?
Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak cinsiyete duyarlı
bütçelendirme istediğimizde, Bakan Mehmet Şimşek “Bu bizim parti politikamızda
yok.” dedi.
Bırakın devlet bütçesinin kadınları da düşünerek yapılmasını, AKP
İktidarı kadınların kendi bütçelerine bile göz dikti. Hemen bir örnek:
Türkiye’de üye sayısı 14 bine ulaşan altmış tane kadın kooperatifi var.
Kadıncağızlar kooperatif üyesi olarak aile bütçelerine birazcık katkıda
bulunmaya çalışıyorlar. Ne oldu? Kalkınmanın da önemli bir aracı olan bu kadın
kooperatiflerinin ortaklık payı Bakanlar Kurulu kararıyla 1 liradan 100 liraya
çıkarıldı. Kadınlar bunu ödeyemedikleri için o kooperatifler kapanıyor.
Eskiden evlenmemiş kız çocukları hangi yaşta olurlarsa olsunlar
ana babalarının sigortalarından yararlanıp tedavi olurlardı. AKP ne yaptı? “Yok öyle iş, ancak on sekiz yaşına kadar.” dedi.
Emzirme ve cenaze yardımlarını bile düşürdünüz. Eskiden ölen sigortalının
dul eşine maaşının yüzde 75’i bağlanırdı. Siz ne yaptınız? Yüzde 50’ye
indirdiniz. Kız çocuklarının, emzikli ve dul kadınların üç kuruşuna bile göz
diktiniz ve o kadınları ağlattınız.
Bakan Babacan “Kadınların çalışmasına gerek yok, biz kocalarına iş
veriyoruz.” diyordu. Ne oldu? 2,5 milyon insan işini kaybetti, 7 milyondan
fazla yoksul var. Bugün ülkemizde milyonlarca çocuk yatağa aç giriyor, onların
da anasını ağlattınız.
Ülkemizde erken yaşta zorla evlendirmeler çok yaygın. Kız
çocukları okuldan alınıp bir mal gibi bir iki davar parasına imam nikâhıyla
zorla kocaya veriliyor. Üç evlilikten biri erken yaş evliliği. Güneydoğu’da ise
her 2 kadından 1’i böyle evleniyor. Çocuğun eğitim hakkı, çalışma hakkı, medeni
nikâhla kazanacağı tüm haklar elinden alınıyor. Erken yaş evlilikleri bir çocuk
hakkı ihlalidir, çocuk istismarıdır. Bu evliliklerde aile içi şiddet, cinsel
şiddet, intihar oranları yüksektir; kadın hakları ihlalidir, kadının statüsünü
düşürür. Bu çocuk evlilikleri tıpta riskli gebelikler dediğimiz ana-bebek ölüm
oranlarını artıran erken yaş gebeliklerine neden olur ve bir halk sağlığı
sorunudur. Çocuklarımızın yaşamını elinden alan bu çocuk evlilikleri ne yazık
ki her iki genel müdürlüğümüzün gündeminde bile yoktur. Aile Araştırmaları
Genel Müdürlüğü henüz Türkiye'nin gündeminde olmayan konuları “laf ola beri
gele” araştırırken bu yakıcı sorunu görmezden gelir. Devletin bütçesinden bu
Genel Müdürlüğe ayrılan paraları helal etmiyoruz çünkü o çocuk gelinleri ve
analarını ağlattınız.
AKP İktidarında kadınlar geriye götürülmüştür. Tüm uluslararası
belgeler, Türkiye’de kadının bu geriye götürülüşünü belgeler. Hem Birleşmiş
Milletler hem Dünya Ekonomik Forumunun cinsiyet eşitliği raporlarında, Türk
kadını, AKP İktidarında sürekli bir düşüş göstererek Pakistan gibi ülkelerin
bile gerisinde kalıp listelerin sonuna düştü. Bizden sonra Arap Emirlikleri,
Yemen gibi ülkeler var.
Türk kadını ilk kez yetmiş beş yıl önce Parlamentoya girdiğinde
kadın parlamenter oranıyla dünyada 2’nci sıradaydı; bugün, Malezya’yla birlikte
134’üncü sıradayız, Avrupa parlamentolarında sonuncuyuz.
Siyasette ve yaşamın her alanında kadınların yaşadığı
eşitsizlikleri giderecek, kadını güçlendirecek Anayasa değişikliğine, bizim
Cumhuriyet Halk Partisi olarak verdiğimiz yasa teklifine AKP olarak şiddetle
karşı çıktınız çünkü kadınların eğitimli, ekonomik özgürlüğü olan, karar
noktalarında yer alan özgür bireyler, güçlü bireyler olmasından yana
değilsiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Arıtman, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
CANAN ARITMAN (Devamla) – Tamamlıyorum efendim.
Kadınlar evde oturup ha bire çocuk doğursunlar ki çok çocuk, çok
işsiz, çok yoksul olsun ve erzak ve kömür torbalarıyla oylar devşirilsin,
iktidarda kalınsın.
Kadınların yaşadığı ağır insan hakkı ihlalleri, maruz kaldıkları
ayrımcılık, demokrasiyi araç olarak görenlerin umurunda değildir. Eğer
gerçekten demokrasi hedefleniyorsa açılımların kadınlara yapılması gereklidir.
Kadınları hedeflemeyen, kapsamayan açılımların demokrasiyle hiçbir ilgisi
yoktur. Zaten “Ananı da al git.” dediğiniz o kadınlar sizin açılımınızın ne
olduğunu çok iyi anladı ve ilk fırsatta gereğini yapıp AKP’yi siyaset
sahnesinden süpürecekler. İşte, ancak o zaman kadınların ve anaların gözyaşları
dinmiş olacak.
Teşekkür eder, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Şahsı adına Çorum Milletvekili Ahmet Aydoğmuş.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Aydoğmuş.
AHMET AYDOĞMUŞ (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Başbakanlık 2010 mali yılı merkezî yönetim bütçesinin lehinde söz almış
bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Kadının Statüsü Genel
Müdürlüğü, 5251 sayılı Yasa’nın 1’inci maddesi hükmü gereğince, kadının insan
haklarının korunması ve geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapmak, kadınların
sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasal yaşamdaki konumlarını güçlendirmek, hak,
fırsat ve imkânlardan eşit biçimde yararlanmalarını sağlamak üzere Başbakanlığa
bağlı olarak kurulmuş bir kurumdur.
Türkiye'nin demokrasi sınavında, Türkiye'nin kalkınma yarışında,
dün olduğu gibi bugün de Türk kadınının eli vardır. Cumhuriyetimizin kurucusu
Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle “Şuna inanmak lazımdır ki, dünya üzerinde
gördüğümüz her şey kadının eseridir.” İşte, o yüzden diyoruz ki, kadınsız
siyaset, kadınsız demokrasi, kadınsız yönetim sadece kadınlar için değil, tüm
toplum için eksiktir, hem de büyük bir adaletsizlik ve haksızlıktır.
Kadının, eğitimden, endüstriden, iş gücünden, toplumdan, adaletten
ve siyasetten dışlanması; kadının, toplumsal süreçlerin, demokratik
mekanizmaların dışında tutulması toplumun yarısını yok saymak anlamına
gelmektedir.
Ülkemizde kadın-erkek eşitliğinin sağlanması amacıyla kadın
haklarının korunması ve gerçekleştirilmesine yönelik çalışmalar yapıldı;
kadınların, sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasal yaşamlarındaki konumları
güçlendirildi; fırsat ve imkânlardan eşit biçimde yararlanmaları için yasal
zeminler ve evrensel normlarda haklara sahip olmaları sağlandı.
Hükûmete geldiğimizde,
2002 yılından günümüze kadar, toplumu doğuran ve yetiştiren, ailenin temeli,
geleceğin teminatı olan kadınlara yönelik yapılan temel yasal düzenlemelere
kısa kısa değinmek istiyorum:
Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü Teşkilat Yasası’nın 2004 yılında
çıkarılarak yürürlüğe girmesi sağlandı.
Türkiye Büyük Millet Meclisinde Töre ve Namus Cinayetleri
Araştırma Komisyonu kuruldu.
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni Türk Ceza Kanunu’nda
cinsiyet eşitliği ve kadına karşı şiddet konusunda çağdaş düzenlemeler yapıldı.
“Aile içi şiddet”, “Evlilikte cinsel saldırı fiili”, “Töre ve namus cinayeti”
gibi kavramlar ve bu nedenlerle işlenmiş suçlar nitelikli adam öldürme suçları
kapsamına alındı.
Yine, çıkarılan İş Kanunu’nda “Eşit işe eşit ücret.” anlayışı
kanunlaştırıldı, doğum izinleri artırıldı, aile mahkemeleri kuruldu.
5257 sayılı Belediyeler Kanunu ile büyükşehir ve nüfusu 50 bini
geçen belediyelere kadın ve çocuklar için korunmaevleri
açma yükümlülüğü getirildi.
Gelir Vergisi Kanunu’nda 2007 yılında yapılan değişiklikle bazı
ürünleri iş yeri açmaksızın satanlara gelir vergisi muafiyeti getirildi. Söz
konusu Yasa, ev hanımlarını meslek sahibi yapmaya, belli bir gelire
kavuşturmaya, ülkemizde giderek yükselmekte olan kadın istihdamına da olumlu
katkı sağlamıştır. Kadınların il özel idare kaynaklarından mikro krediler
kullanmaları sağlanmıştır.
KOSGEB tarafından 2008 yılında uygulanan imalatçı esnaf ve
sanatkârlara yönelik sıfır faizli, ilk altı ayı ödemesiz, on sekiz ay vadeli
can suyu destek kredisi kapsamında esnaf ve sanatkârlara 25 bin TL’ye kadar,
kadın imalatçı esnaf ve sanatkârlara yönelik pozitif uygulama ile 30 bin TL’ye
kadar kredi kullandırıldı.
Türkiye Büyük Millet Meclisinde Kadın Erkek Fırsat Eşitliği
Komisyonu Kurulmasına İlişkin Kanun 24 Mart 2009 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Sosyal güvenlik reformu kapsamında da kadınlarımız için birçok
düzenlemeler yapılmıştır. Emzirme yardımından BAĞ-KUR’lular
da faydalandırıldı. Çeyiz parasından, vefat eden BAĞ-KUR’lunun
kız çocukları da yararlandırıldı. Kadın sigortalıların doğum nedeniyle
çalışamadıkları süreleri borçlanmaları sağlandı. Engelli çocuğu olan kadınlara
erken emekli olabilme imkânı getirildi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Aydoğmuş,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
AHMET AYDOĞMUŞ (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.
Şehit ve gazilerin çocuklarına her yıl için ödenen eğitim ve
öğretim yardımları yüzde 25 oranında artırıldı. Ev kadınlarına isteğe bağlı
sigortalı olmak kolaylaştırıldı. On yıldan az çalışması olup vefat eden
memurların ailelerine maaş bağlanma imkânı getirildi.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bu yapılanlar, cennet
ayakları altında olan anneler, kadınlar içindir. Ve yine Mustafa Kemal
Atatürk’ün dediği gibi “Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil,
omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.” sözüyle, AK PARTİ İktidarında
kadının sosyal yaşamında hak ettiği yeri almasına en büyük katkıyı vermiştir.
Yani bugüne kadar seksen yılda yapılamayanlar sekiz yılda yapılmıştır.
Bütün kadınlarımızın hak ettikleri yeri almaları dileğiyle lehte
oy kullanacağımı belirtir, 2010 yılı bütçesinin hayırlara vesile olmasını
temenni eder, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydoğmuş.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Hükûmet
adına konuşmayı iki bakan eşit süre içerisinde kullanacaklardır.
İlk konuşmayı Devlet Bakanı Sayın Selma Aliye Kavaf yapacaklardır.
Sayın Bakan, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Sayın Bakanım, süreniz yirmi dakika.
DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF (Denizli) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Meclisimize 2010 mali yılı bütçe görüşmeleri çerçevesinde
Bakanlığıma bağlı kuruluşların görev ve faaliyetleri ile 2010 yılı hedefleri
hakkında bilgi vermek amacıyla söz almış bulunmaktayım. Öncelikle, yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Görev alanıma giren kurumlarımızda kimsesiz çocuklar, kadınlar,
özürlüler, yaşlılar gibi toplumun en dezavantajlı kesimlerine hizmet
vermekteyiz. Bu nedenle, verdiğimiz veya vereceğimiz hizmetlerin her gün
yeniden gözden geçirilmesi ve yenilenmesi büyük önem taşıyor. Bu çerçevede
Bakanlığıma bağlı kuruluşların bütçeleri ve faaliyetleri konusunda söz alarak
önerilerini ve eleştirilerini dile getiren milletvekili arkadaşlarıma teşekkür
ediyorum. Gösterilen hassasiyet, meselenin takibi ve hizmetlerin daha iyi
yapılması konusunda bize önemli katkılar sağlayacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmet
olarak sosyal hizmet politikalarımızı toplumun her kesiminin beklentilerini
karşılamak üzere ve dünyadaki gelişmelere uygun olarak, insanı ve insan
haklarını temel alan bir anlayışla sürdürmekteyiz. Sunulan hizmetlerin halk
tarafından denetlenmesine imkân veren ve sadece ulaşana değil tüm ihtiyaç
sahiplerine hizmeti öngören bir yaklaşımla çalışmaktayız. Kimsesizlerimize,
yaşlılarımıza ve özürlülerimize hiçbir dönemde olmadığı kadar Hükûmetimiz zamanında sahip çıkılmış, hizmetler
geliştirilmiştir. Bunları yaparken yapılan yatırımları ve düzenlemeleri de hak
olarak gördük.
Ülkemizde sosyal hizmet alanında temel politikaları oluşturan, en kapsamlı
uygulamaları gerçekleştiren ve merkezî rol oynayan kurum Sosyal Hizmetler ve
Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğümüzdür. Kurumumuzun bütçesinde önceki
yıllara oranla önemli artışlar sağlanmıştır. 2002 yılında 121 milyon 589 bin
Türk lirası olan Kurum bütçesi, 2010 yılında 18,5 kat artırılarak 2 milyar 374
milyon 302 bin Türk lirasına çıkartılmıştır. Bu da AK PARTİ hükûmetlerinin
sosyal hizmet alanına verdiği önemi ve yapılan çalışmaları açıkça ortaya
koymaktadır.
Ülkemizde korunmaya, bakıma ve yardıma muhtaç aile, çocuk, kadın,
özürlü ve yaşlılarımıza hizmet sunan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme
Kurumunda, 2009 Ekim ayı itibarıyla, 588 kuruluşta, 23.957 çocuk, genç, kadın,
yaşlı ve özürlülere yatılı, 241.933 kişiye de fiilen gündüzlü hizmet verilmektedir.
2006 yılında uygulaması başlayan evde bakım hizmetlerinden, 2009 Kasım ayı
itibarıyla 204.652 özürlü vatandaşımız yararlanmaktadır. Bu hizmetle, evde
bakım hizmeti sunan ailesine ya da yakınına aylık 477,18 lira ödenmektedir.
Aralık ayı sonu itibarıyla özürlü bakımını üstlenen kişilere ödenecek miktar
yaklaşık 950 milyon Türk lirası olacaktır. 2010 yılında ise, 297 bin özürlü
ailesine ulaşılması hedeflenmekte olup, 1 milyar 474 milyon Türk lirası ödenek
tahsis edilmesi uygun görülmüştür. 2009 yılı Ekim ayı itibarıyla 3.967 özürlüye
kuruluşlarımızda yatılı hizmet sunulmakta olup, 2828 sayılı Sosyal Hizmetler
Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu’na 2006 yılında eklenen ek 7’nci madde ile bakıma
muhtaç özürlülere ikametgâhlarında, özel veya resmî bakım merkezlerinde hizmet
verilmeye başlanmıştır. 2009 Ekim ayı itibarıyla 1.506 özürlünün özel bakım
merkezlerinden hizmet almaları sağlanmış olup, 1 özürlü için özel bakım
merkezlerine 1.072 lira ücret ödenmektedir. Bunun dışında ihtiyaç sahiplerine
de ayni, nakdî olarak sosyal yardım yapılmaktadır. 2002 yılında bu yardım 5
milyon 233 bin 236 Türk lirası iken 2010 yılında 17 katlık bir artış ile 87
milyon Türk lirası olmuştur. Böylelikle, SHÇEK sadece Kuruma ulaşana hizmet
götürmüyor, tespit ettiği ihtiyaç sahiplerine bizzat ulaşarak hizmet vermeye
devam ediyor.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm hizmet alanlarımızda
kurum bakımı yerine aile yanında bakıma öncelik vermekteyiz. Hizmetteki bu yeni
anlayışa yönelik uygulamalarımızla çocuk ve gençlerimizin sosyal yaşama
uyumlarını daha iyi sağlamayı hedefliyoruz. Amacımız, kişisel gelişimleri
sağlıklı, öz güvenleri yüksek bireyler yetiştirmektir. Bu noktadan hareketle,
Kurumumuz bakımı altında olan çocuk ve gençlerimizin aile ortamında bakım ve
yetişmelerini sağlamak için öncelikli olarak aileye dönüş, koruyucu aile ve
evlat edindirme hizmet modellerinin uygulanmasına bu dönemde de devam
edilecektir.
Çocuklarımızın kendi aileleriyle yaşamlarını sürdürmeleri Kurumun
her zaman öncelikli politikası olmuştur. Bunun yaşama geçirilmesi ayrılan
ödenek miktarlarının artırılmasıyla gerçekleşebilmiştir. Bu bağlamda 2002
yılında 268 çocuğumuz Kurum bakımı yerine ailesi yanında sosyal yardımlarla
desteklenirken, 2005 yılında başlatılan aileye dönüş projesiyle 6.319 çocuğumuz
aileleri yanına döndürülmüştür. 2002 yılında bir çocuk için ayrılan sosyal
destek miktarı 79 Türk lirası iken, bugün eğitim, giyim, harçlık da
eklendiğinde ortalama 380 Türk lirasına ulaşmıştır. Sosyal inceleme sonucunda
korunma kararı alınmadan ailesi yanında desteklenerek bakılması uygun görülen
20.559 çocuğumuza ve diğer yetişkin bireylerle birlikte toplam 29.782
vatandaşımıza ulaşılmıştır. Aile yanında bakıma verdiğimiz destek sonunda bugün
itibarıyla 1.131 çocuğumuz da koruyucu aile yanına yerleştirilmiştir. Ülkemizde
koruyucu aile sayısını artırmak için sivil toplum kuruluşlarımızın ve
kamuoyunun vereceği destek çocuklarımız için son derece önemlidir. Ayrıca bu
yeni dönemde koruyucu ailede hedefimiz, ulaştığımız rakamların sayısını hızla
artırmaktır.
Kurum bakımında olan çocuklarımızın yaşamlarını daha sağlıklı
ortamda sürdürebilmeleri için en fazla 12 çocuğumuzun barınacağı sevgievleri projesine de hız verilmiştir. Bu kapsamda
valilikler, yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri ve hayırseverlerle iş birliği
yapılarak 13 sevgievi sitesinde 105 villa tipi evde
hizmet verilmektedir. Hâlen 978 çocuğumuz bu aile sıcaklığındaki evlerde
yaşamlarını sürdürmektedirler. 2010 yılında 11 sevgievi
sitesini daha hizmete açmayı planlıyoruz.
Çocuklarımızın sosyal hayatta daha etkin olarak yer alan, üretken,
aktif ve katılımcı birer vatandaş olmalarını sağlamak amacıyla çocukevleri modelini de yaygınlaştırmaktayız. Bugün
itibarıyla hizmet veren 118 çocukevimizde 708
çocuğumuz yaşamaktadır. 2010 yılında 80 yeni çocukevinin
daha açılması programımız dâhilindedir.
Hâlen hizmet vermekte olan yurt ve yuvalarımızın fiziki şartları
da iyileştirilmiştir. Yurtlarımızın tamamına yakınında koğuş tipinden müstakil
oda sistemine geçilmiştir. Çocuk yuvalarında 2002 yılında temizlik ve bakım
hizmetlerinin toplamında 20-25 çocuk için 1 bakıcı anne istihdam edilirken,
2005 yılında bakım ve temizlik hizmetleri birbirinden ayrılarak bugün
itibarıyla 8 çocuğa 1 bakıcı anne, 6 özürlü çocuğumuza da 1 bakıcı uygulaması
başlatılmıştır.
2002 yılında üniversite sınavlarında gençlerimizin başarı oranı
yüzde 31 iken, bu sene başarı oranımız yüzde 77’ye yükselmiştir.
Çocuklarımızın akademik alanda olduğu gibi spor ve sanat
dallarında da gösterdikleri başarılar bizleri gururlandırmaktadır ve onların
başarıları uyguladığımız bu yeni hizmet modellerinin olumlu sonuçlarının en
güzel kanıtıdır. Kurum bakımı altındaki çocuklarımızı zararlı alışkanlıklardan
korumak için önleyici ve vazgeçirici özel uygulamalar yapmaktayız. Çocukların
aktif spor yaşamına katılımlarını sağlamak üzere SHÇEK bünyesinde bir spor
kulübümüz faaliyet göstermekte, diğer kulüplerle birlikte 3 bine yakın
çocuğumuz çeşitli dallarda lisanslı sporcu olarak yer almaktadır. Yine çeşitli
sanat dallarında çocuklarımızı eğitmek amacıyla Gençlik ve Spor Genel
Müdürlüğü, Millî Eğitim Bakanlığı ve sivil toplum kuruluşlarıyla da iş birliği
içindeyiz. Ayrıca bu yıl Galatasaray ve Beşiktaş’ın futbol alt yapısına
kurumlarımızda yetişen 2 çocuğumuzun transfer olması da bizim için sevindirici.
Çocuklarımızın iyi birer insan olarak yetişmeleri için sporun onların kişisel
gelişimlerine en büyük katkıyı sağladığı inancındayız. Ayrıca Kurumumuzun
koruması ve bakımı altındaki gençlerimize iş hayatına hazırlayıcı sorumluluklar
kazandırmak üzere mesleki eğitim kursları da verilmektedir.
Çocuk Hakları Sözleşmesi bireyi on sekiz yaşına kadar çocuk olarak
tanımlamıştır ancak kuruluşlarımızda on sekiz yaşına kadar kalan çocuklarımızın
bu yaş bitiminde hemen ilişiği kesilmemektedir. Yasa, ortaöğretime devam eden
çocuklarımız için yirmi, üniversiteye devam eden çocuklarımız içinse yirmi beş
yaşına kadar korunması kararını hükme bağlamıştır. Diğer çocuklarımız ise
mesleki eğitime yönlendirilmektedir. Ayrıca kimsesi olmayan ve henüz işe
yerleşmemiş kız çocuklarımız için himaye kararı da alınmaktadır. Aynı şekilde
ihtiyacı olan çocuklarımız Kurum bakımı sonrası yaşama uyumları için sosyal
yardımlarla da desteklenmekte ve izlenmektedir. 3413 sayılı Yasa gereği korunma
altında bulunan ve on sekiz yaşını tamamlayan 30.896 gencimiz Ekim 2009
itibarıyla kamu kurum ve kuruluşlarında işe yerleştirilmiştir. 5395 sayılı
Çocuk Koruma Kanunu kapsamında, suça sürüklenen ve suç mağduru çocuklara
ilişkin Kurumumuza yeni yükümlülükler getirilmiştir. Bu kapsamda 6 koruma ve bakım
rehabilitasyon merkezi ile 13 bakım ve sosyal rehabilitasyon merkezi
açılmıştır. 2010 yılında 7 bakım ve sosyal rehabilitasyon
merkezi ile 3 koruma ve bakım rehabilitasyon merkezinin daha açılması
planlanmaktadır.
84 toplum merkezimizde, açılışlarından bugüne kadar 657.673 birey
ile görüşülmüş ve eğitim programlarından yararlandırılmıştır. Toplam 14 sivil
toplum kuruluşu ile iş birliği yapılmış ve çalışmaları desteklenmiştir. 44 aile
danışma merkezimizde, açılışlarından bugüne kadar 74.558 birey ile görüşülmüş
ve eğitim programlarından yararlandırılmıştır. Toplam 4 sivil toplum kuruluşu
ile de bu alanda çalışmalar yapılmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kurum bakımındaki yaşlı ve
özürlü bireylerin sosyal hayatın içinde olmaları ve bireysel gelişimlerini
sürdürmelerine büyük önem veriyoruz. Huzurevlerimizde bugün itibarıyla 7.050
yaşlımıza yatılı bakım hizmeti vermekteyiz. 2002’de bu rakam 4.952 idi. Yaşlı
hizmet merkezlerimizde ise üye olan yaklaşık bin yaşlımıza gündüzlü bakım
hizmeti verilmektedir. Yatılı bakım hizmeti veren huzurevleri ve yaşlı bakım ve
rehabilitasyon merkezlerinin fiziki koşulları ve
hizmet standartları AK PARTİ hükûmetleri dönemlerinde
iyileştirilmiş olup hâlen 81 olan kuruluş sayısı 2010 yılında toplam 90’a
ulaştırılacaktır. Ayrıca yapılan yeni bir düzenleme sonucunda gündüzlü bakım ve
evde bakım hizmetlerinin yürütüleceği yaşlı hizmet merkezleri açılmaktadır.
2009’da hizmet vermeye başlayan 5 merkezimiz aracılığı ile huzurevi bakımını
tercih etmeyen yaşlılarımıza evlerinde bağımsız olarak yaşayabilme imkânı sağlanmıştır.
Amacımız, yaşlıların yaşam kalitesini artırmak ve onlara ruhsal ve sosyal
yönden destek vermektir.
Sosyal devlet olmanın gereği vatandaşa hizmet götürmektir. Bunu
yaparken de her alanda nitelikli personele ihtiyaç vardır. Bu amaç ve ihtiyaca
yönelik YÖK ve üniversiteler nezdinde yapılan girişimlerimiz sonucu sosyal
hizmet bölümlerinin sayısı 13’e çıkartılmıştır sosyal hizmet uzmanlarının
sayısını artırmak için. Korunmaya ve bakıma muhtaç bireye götürülen hizmetin
niteliği personel sayısı ile de doğru orantılıdır çünkü sosyal hizmet vatandaşa
sunulan mesleki çalışmanın yanında öz bakım ihtiyaçlarını karşılamayı da
gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda Kurumda personel sayısının 2002 yılında 12.644
iken, 2009 yılına gelindiğinde 20.523’e ulaştığını özellikle vurgulamak
istiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumumuzun daha planlı ve sistemli çalışmasını sağlayacak stratejik
planlama çalışmaları tamamlanmıştır. 2010 yılından itibaren uygulanacak olan
Kurum Stratejik Planı’nda hizmet önceliği, koruyucu ve önleyici çalışmaları
artırmak yönündedir. Bu amaç doğrultusunda ulusal düzeyde erken uyarı
sisteminin kurulması için her ilde “sosyal hizmet ve rehabilitasyon
merkezi” adında yeni bir hizmet kuruluşu yaşama geçirilecektir. 6 ilde pilot uygulaması
yapılan merkezin 2010’da 51; 2011’de 81 ile yaygınlaştırılması öngörülmektedir.
Bu merkezler sayesinde sosyal hizmete ihtiyaç duyan bireyler belirlenmiş
olacaktır. Ayrıca, insan kaynağını teknoloji ile desteklemek amacıyla e-devlet
kapsamında SHÇEK bilişim sistemi tüm birimlerimize kadar yaygınlaştırılacaktır.
Özürlü kardeşlerimizin ayrımcılığa maruz kalmadan fırsat eşitliği
içinde toplumsal hayatta üretken birer vatandaş olarak yer almalarını sağlamak
amacıyla Hükûmetimiz döneminde yeni çalışmalara imza
attık. Bakanlık olarak özürlülerin istihdama katılmaları ve
bu yolla da refah düzeylerinin yükseltilmesi amacıyla bu yıl 4’üncüsünü
düzenlediğimiz Özürlüler Şûrasının ana teması “istihdam” idi. 16-20 Kasım
2009’da gerçekleştirdiğimiz ve Sayın Başbakanımızın açılış konuşmalarıyla
onurlandırdığı Şûra sonrasında çabalarımızın bir neticesi olarak Türkiye Büyük
Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunda özürlülerimiz için devrim
sayılabilecek bir karara imza attık. Kamuda ilk defa işe alınacak
özürlülerle ilgili istisnai düzenlemeye gidildi. 1 Ocak 2010 tarihinde
yürürlüğe girecek söz konusu düzenleme ile kamudaki özürlü istihdamı kadro
sınırlamasının dışında bırakıldı. Bu şekilde, Kanun gereğince dolu kadro
sayılarının yüzde 3’ü oranında özürlü çalıştırmak zorunda bulunan ancak bu
yükümlülüklerini kadro sınırlaması ve diğer nedenlerle yerine getiremeyen kamu
kurum ve kuruluşları 2010 yılı içerisinde özürlü kontenjanlarının tamamını
doldurabileceklerdir. Böylece doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel,
zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal yetenekleri bakımından özel durumuna göre
tüm vücut fonksiyon kaybı oranı yüzde 40 ve üzerinde olan özürlülerimiz boş
olan kadrolara atanabileceklerdir. 2010 yılı, özürlü kardeşlerimizin aktif
istihdamı bakımından altın yıl olacaktır. Bu vesileyle, böylesi önemli bir
karara imza atan Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan Bütçe Komisyonu üyesi
milletvekili arkadaşlarıma ve Sayın Maliye Bakanımıza ve tabii ki Sayın
Başbakanımıza bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum.
Ülkemizde istihdamı sağlanmış özürlülerin çoğunun özür oranlarının
yüzde 40 ile 60 arasında yığıldığı tespit edilmiştir. Özür oranı yüzde 60’ın
üzerinde olanlar işveren tarafından tercih edilmemektedir. Bu sorunu ortadan
kaldırabilmek için ağır özürlü çalıştıran iş yerlerine “korumalı iş yeri”
statüsü verilecek ve devletçe desteklenecektir. İş Kanunu’nda yapılan
değişiklikle kontenjan kapsamında çalıştırılan özürlüler ile korumalı iş
yerlerinde çalıştırılan özürlülerin sigorta primine ait işveren hisselerinin
tamamı, kontenjan fazlası özürlü çalıştıran işveren hisselerinin ise yüzde
50’sinin hazinece karşılanması sağlanmış olacaktır.
Ayrıca, sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası ile isteğe
bağlı erken emeklilik uygulaması bütün sigortalılar için standart hâle
getirilmiş ve ilk defa kendi hesabına çalışan özürlüler ve bakıma muhtaç çocuğa
sahip kadın çalışanlar için erken emeklilik hakkı sağlanmıştır.
Özürlülerin istihdamının sağlanabilmesi için Türkiye İş Kurumu
tarafından 2004 yılında düzenlenen 20 mesleki eğitim projesinden 302 kişi
yararlanmış iken 2009 yılı Ekim ayına kadar toplam 760 projeden 23.274 kişi
yararlanmıştır.
2002 yılında özel eğitim desteği alan özürlü öğrencimiz sadece 19
bin iken bugün itibarıyla bu kapsamda yaklaşık 206 bin özürlü öğrencimize ayda
422 Türk lirası eğitim desteği verilmektedir.
Ücretsiz Taşıma Projesi kapsamında ise yaklaşık 30 bin özürlü
öğrencimizi eğitim kurumlarına ücretsiz taşıyoruz. Bu projenin uygulanmasıyla,
özürlü öğrencilerin okula devamlarında yüzde 85 oranında artış sağlanmıştır.
Özürlüler Kanunu ile özürlülere bağlanan aylıklar Hükûmetimiz döneminde yüzde 200 ile 300 oranında
artırılmıştır. Özürlü kardeşlerimize özür oranlarına göre 181 Türk lirası ile
272 Türk lirası arasında aylık ödenmektedir. Bundan bugüne kadar yaklaşık 407
bin özürlü vatandaşımız yararlanmaktadır. İlk kez, on sekiz yaşından küçük
özürlü çocuğu olan muhtaç ailelere ve her ikisi de özürlü olan çiftlerin her
birine özürleri oranında maaş bağlanmıştır.
31 Eylül 2009 tarihi itibarıyla 407 bin özürlüye de aylık ödemesi
gerçekleştirilmiştir. Bakım desteği, özürlü aylıkları ve özel eğitim desteği
olmak üzere sadece bu üç alanda yapılacak harcamalar için 2010 mali yılı
bütçesine 4 milyar 611 milyon liralık bir kaynak aktarılmıştır. Türkiye bütçesi
içerisinde özürlülerimize evde bakım için yaptığımız yardım oranı geçen yıla
göre yüzde 49,5 oranında, eğitim yardımı ise yüzde 7,5 oranında artırılmıştır.
Özürlü bakım ve rehabilitasyon
merkezlerinde 2002 yılında 21 merkezde 3.908 özürlümüze hizmet verilirken, 2009
Kasım ayı itibarıyla bu sayı 61 merkezde 4.524 olmuştur.
2010 yılı önemli projelerin de hayata geçirildiği bir yıl
olacaktır. Türkiye’de Özürlülüğe Dayalı Ayrımcılıkla Mücadele Projesi ile
Özürlülerin Toplumsal Entegrasyonunun Geliştirilmesi Projesi kapsamında 8,5
milyon Türk liralık kaynak bu alana aktarılmış olacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Bakan, bir dakikalık ek süre veriyorum, konuşmanızı
tamamlayınız lütfen.
Buyurun.
DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF (Devamla) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sizlere geçtiğimiz günlerde İçişleri Bakanlığı ile karşılıklı
olarak imzaladığımız Aile İçi Şiddet Mağdurlarına ve Mağdur Çocuklara Yönelik
Verilen Kurumsal Hizmet Kapasitesinin Artırılması ve İş Birliğinin
Geliştirilmesi Protokolü’nden de bir cümleyle bahsedeyim. Bu protokol
çerçevesinde ülke genelindeki tüm polis merkezlerine aile içi şiddet olayları
kayıt formu dağıtılacaktır. Böylece aile içi şiddet olaylarına ilişkin verilerin
sağlıklı bir şekilde toplanması ve analizlerinin yapılması da mümkün olacaktır.
2002 yılında 8 olan kadın konukevi sayımız, 2009 yılı itibarıyla
sayıları 54’e çıkmıştır.
CANAN ARITMAN (İzmir) – Bakanlığa ait 29 efendim, gerisi özel
sektör.
DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF (Devamla) - Konuşmamın diğer
kısmıyla ilgili açıklamaları soru-cevap kısmında fırsat olduğunca belirteceğim.
2010 mali yılı bütçesinin ülkemize hayırlı uğurlu olmasını temenni
ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
CANAN ARITMAN (İzmir) – Sizin yapmadıklarınızı hesaba katmayın
Sayın Bakan. Size ait olmayanları hesaba katmayın.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.
Evet, Hükûmet adına konuşmanın kalan
süresini Devlet Bakanı…
İSA GÖK (Mersin) – Kalan süre kaç dakika Sayın Başkan?
BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, kırk dakikalık süre var, yirmi
dakika süre verdim, yirmi dakikayı diğer bakan arkadaşımız kullanacak -burada
görevimizi yapıyoruz- Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Cemil Çiçek
kullanacaklardır.
Buyurun Sayın Bakanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. 2010 yılı bütçesinin ülkemize, milletimize ve müzakeresini
yaptığımız kuruluşlara hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.
Bütçenin hazırlanmasında emeği geçen herkese ve burada benden
evvel görüşlerini serdeden değerli milletvekillerimize de katkılarından dolayı
ayrıca teşekkür ediyorum.
Üzerinde duracağımız kuruluşlar: Bunların başında Başbakanlık
merkez teşkilatı, ikincisi Başbakana doğrudan bağlı kuruluşlar, Yüksek
Denetleme Kurulu ve TODAİE olmak üzere bu kuruluşlarla ilgili birkaç hususu
sizlerin bilgisine sunmak istiyorum.
Devlet örgütü içerisinde Millî İstihbarat Teşkilatı ile Millî
Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği başbakanlığa doğrudan bağlı kuruluşlardır,
bunların Başbakana doğrudan bağlı olması önemleri itibarıyladır. Dolayısıyla,
bu iki kuruluşun görev alanına giren hususlar, en üst düzeyde gözetilmesi,
denetlenmesi, talimatlandırılması, varsa
ihtiyaçlarının en üst düzeyde giderilmesi gereken kuruluşlar.
Hiç şüphesiz günümüz dünyasında istihbarat teşkilatlarının önemi
her geçen gün artmaktadır. Ülkemize yönelik iç ve dış tehditlerin ve bununla
ilgili bilgilerin önceden bilinmesi, alacağınız kararların altyapısını
oluşturmaktadır. Bu alanda ne kadar doğru bilgi elde edebilirseniz, bu
bilgileri ne kadar önceden elde edebilirseniz, muhtemel tehditleri bertaraf
etme imkânınız da o nispette ortadan kaldırılmış olacaktır. Onun için,
istihbarat teşkilatları bir ülkenin, bir devletin gözüdür, kulağıdır, bu mesabede
hayati görevler ifa etmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti devleti de baştan beri bu hizmeti “Millî
İstihbarat Teşkilatı” olarak en son ismiyle, millî istihbarat teşkilatı olan
bir millî kuruluşumuz vasıtasıyla gerçekleştirmektedir. Tabiatıyla, bunun
dışında esas istihbaratın koordinasyonu, değerlendirilmesi, teşkilat yasasında
Millî İstihbarat Teşkilatına verilmiştir, ancak bunun dışında jandarma
teşkilatımızın, Emniyet Genel Müdürlüğümüzün ve Genelkurmay Başkanlığımızın da
bu alanda faaliyet gösteren birimleri var. Bu birimlerin hiçbirisi diğerinin
alternatifi ya da Millî İstihbarat Teşkilatının alternatifi değil, olsa olsa onu tamamlayan, ona destek veren ve birlikte ülkemizi
iç ve dış tehditlere karşı koruma noktasında özverili çaba ve gayret gösteren
kuruluşlar olarak değerlendirilmesinde fayda vardır.
Tabiatıyla, burada biraz evvel dile getirilen bir husus var.
İstihbarat teşkilatlarının birden fazla olması, bir koordinasyonu ve uyumu da
beraberinde getirmektedir. Memnuniyetle ifade ediyoruz ki, bugün, hangi
kuruluşumuza bağlı olursa olsun, tam bir uyum içerisinde, karşılıklı bilgi
alışverişinde bulunarak, değerlendirmeler yaparak, bunu da büyük bir
vatanseverlik duygusu içerisinde gerçekleştirerek ülkemizi iç ve dış tehditlere
karşı koruma noktasında uyarı görevini, bilgi toplama, değerlendirme ve ilgili
kuruluşlara, kurumlara bildirme görevini yerine getirmektedir. Ancak, bu
noktadaki başarının ucu açıktır. Bulunduğumuz noktayı hiçbir zaman yeterli
göremeyiz. İstihbarat teşkilatları ne kadar çalışırsa çalışsın, bilgi
toplayacağı başka türlü unsurlar da o nispette çalışmaktadır. Onun için,
katkılarından dolayı bu kuruluşlarımıza, MİT teşkilatında çalışan
arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz, ama kendilerinden de beklentimizin o
nispette yüksek olduğunu da burada sizler huzurunda ifade etmek istiyorum.
Bugüne kadar yaptığımız görüşmelerde bu teşkilatımızın görevlerini
en iyi şekilde yapabilmesi bakımından ihtiyaç duyduğu ne varsa bunu
karşılayacağımızı burada ifade etmek istedik. Eğer personel yetersizliği varsa
personel alımı, bir maddi imkânsızlık söz konusuysa bunların her zaman
karşılanacağını ifade ettik. Bu çerçevede, bu kurumun değerlendirilmesinde
fayda olduğunu belirtmek istiyorum.
Yine, başında “millî” sıfatını taşıyan Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliği teşkilatımız da Başbakana doğrudan bağlı, önemli hizmetler yapan,
millî güvenlik siyasetinin belirlenmesinde, tayininde, tespitinde ve
gerektiğinde Hükûmete tavsiye kararlarının
alınmasında sekreterlik görevini yapan bir anayasal kuruluştur. Dolayısıyla, o
da, ifade etmeye çalıştığım hususlar açısından fevkalade önemli görevleri
yapmakta, bu işin sekretaryasını kanunlar çerçevesinde sürdürmekte. İki ayda
bir yaptığımız, gerektiğinde ise daha erken de toplanma imkânı olan Millî
Güvenlik Kurulunda hazırlanan raporlar, ortaya çıkan görüşler
değerlendirilmekte, böylece millî güvenliğin tesisi, sağlanması açısından bu
teşkilatımız da gerçekten önemli bir görevi ifa etmektedir.
Tabiatıyla, esas üzerinde duracağımız bir başka konu Başbakanlık
merkez teşkilatıdır. Türkiye, bir tercih olarak parlamenter sistemi tercih
etmiştir, kıta Avrupası’na uygun olarak. Kıta Avrupası’ndaki yapılanmaya uygun olarak temel tercihi
parlamenter sistemden yanadır.
Dolayısıyla, parlamenter sistem içerisinde de yürütmede en önemli
görev başbakana ve başbakanlık teşkilatına düşmektedir. Bir taraftan, genel
siyasetin sürdürülmesinde, öbür taraftan da, kurumlar arası iş birliğinin ve
koordinasyonun sağlanmasında, devletin etkin ve verimli bir şekilde çalışmasını
temin etmede başbakan ve başbakanlık teşkilatı gerçekten hayati bir rol
oynamaktadır.
Bizim sistemimiz parlamenter sistem. Esas itibarıyla, bunu 61
Anayasası’nda daha net olarak görmek mümkün. Cumhurbaşkanlığı makamı 61
Anayasası’nda sembolik, ama bütün yetki ve sorumluluk büyük ölçüde başbakanın
üzerinde. Aradan geçen süre içerisinde, yaşanan bir kısım olaylar sebebiyle, 82
Anayasası Başbakana ait bir kısım yetkileri Cumhurbaşkanına vermiştir.
104’üncü maddeye baktığımızda, en az 20’den fazla yetki
Cumhurbaşkanına verilmiş oluyor. Bu hâliyle, parlamenter sistemden biraz daha
kayarak yarı başkanlık sistemine geçmiş bir durumla bugün karşı karşıyayız.
Özellikle, Cumhurbaşkanını halkın seçmesinden sonra, Fransa’daki başkanlık
sisteminden bir eksiği var, o da Cumhurbaşkanının sorumlu veya sorumsuz olması.
Dolayısıyla, bugün Türkiye’de Başbakanlık, kıta Avrupa’sında daha
çok Fransa’ya benzeyen bir sistemle, bir anlayışla yürütmedeki görevini ifa
etmeye çalışmaktadır.
Arz ettiğim gibi, Başbakanın görevi, tabiatıyla, genel
siyasetin sürdürülmesi, devlet kurumları arasındaki iş birliğinin ve
koordinasyonun sağlanması, devletle vatandaş arasındaki iş birliğinin tesis
edilmesi; ayrıca, yürütmenin kendi siyasetini yürütürken bir yasal düzenlemeye
ihtiyaç varsa bu düzenlemelerin Başbakanlıktan geçerek, orada gerekli inceleme
ve değerlendirmeler yapıldıktan sonra, son şekli Bakanlar Kuruluna gelip,
oradan alınan karar çerçevesinde yasama faaliyetinin bir anlamda başladığı yer
de Başbakanlık olmaktadır, oradan gelen yasa tasarılarıyla genelde bu siyaset
sürdürülmektedir. Onun için
Türkiye'nin mevzuat düzenlemeleri açısından, ister birincil ister ikincil
mevzuat düzenlemeleri açısından da Başbakanlık merkez teşkilatı önemli bir
sorumluluk ve görev ifa etmektedir.
Böylesine önemli ve sorumlu bir görevi ifa ederken Başbakanlıkta
çalışan kişilerin bu nitelikleri taşıyacak kişiler olması lazım. Son zamanlarda yaptığımız önemli düzenlemelerle, yönetmelik
değişiklikleriyle gerçekten Başbakanlıkta kaliteye daha fazla önem vermeye
çalışıyoruz; bir taraftan sayı azaltılırken öbür taraftan gerçekten, burada
görev yapan kişilerin en üst düzeyde eğitim almış, yurt dışı tecrübesi de olan,
dünyadaki gelişmeleri de yakinen takip ederek yaptığı işin görevi ve bilinci
içerisinde, sorumluluğu içerisinde olan insanların olmasına azami gayret
ediyoruz. 2002 yılında Başbakanlık merkez teşkilatlarında 1.700 kişi
çalışıyor iken bugün çalışan 1.400 kişidir, demek ki 300 kişi daha azaltılmış
olmaktadır.
Başbakanlık merkez teşkilatı kendisine bağlı birimlerle beraber
yirmi iki birimden oluşuyor, bu yirmi iki birimle kendisine yüklenen görevleri
yerine getirmeye çalışıyor. Bunların içerisinde Resmî Gazete faaliyetleri var,
millî arşiv hizmetleri var; “BİMER” dediğimiz Başbakanlık İletişim Merkezi,
vatandaşın ihtiyaçlarını, taleplerini karşılayan, bunları ilgili makamlara
ileten, aldığı cevapları vatandaşa tekrar döndürmek suretiyle devlet-vatandaş
arasında köprü görevini görmek gibi de bir önemli görevi burada ifa etmektedir.
Diğer birimlerle ilgili zaten arkadaşlarımız yeri geldiğinde bu konulara kendi
bütçeleri görüşülürken temas edecek. Bu teknik, kısa bilgileri verdikten sonra
bir iki hususa daha temas etmek istiyorum.
Burada arkadaşlarımızın dile getirdiği, bazen Başbakana yönelik,
Başbakanlığa yönelik, bazen de genel politikaya yönelik tenkitler oldu,
değerlendirmeler oldu. Bunların hepsini saygıyla karşılıyoruz; bunlar bizim
için önemlidir, üzerinde durulması gereken hususlardır. Ancak, bunların her
birisine ayrı ayrı cevap verme -şurada dokuz
dakikalık bir zaman kaldı- bu dokuz dakikalık süre içerisinde cevap verme
imkânımız yok. Ancak, şu kadarını ifade edeyim: Bu kürsüde dile getirilen
hususların bir kısmı yazılı ya da sözlü soru önergelerinde dile getirilmiştir
ya da başka vesilelerle bu kürsüde konuşulmuş, imkân ölçüsünde de
cevaplandırılmaya çalışılmıştır.
Ama, bir hususu
-gelin- birlikte bir karara bağlamamızda fayda var: Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti
devleti, Anayasa’sı olan bir anayasal devlet. Bu Anayasa’nın ilk üç maddesi
hepimizin ortak paydasıdır, hepimizin. Bu ülkede ne yapılacaksa, “reform”
adına, “açılım” adına veya adına ne diyorsak, ne yapılıyorsa, ne yapılacaksa bu
ilk üç madde çerçevesinde yapılacaktır, bu üç madde dikkate alınarak
yapılacaktır. Bunu ilk defa söylüyor değiliz, müteaddit defalar söyledik, ben
yüzlerce defa söyledim. Hepimiz beraber…
CANAN ARITMAN (İzmir) – Arkasından dolanma var mı Sayın Bakan?
Arkasından dolanarak mı?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
Şimdi, ne var o üç maddede: Bu milletin ortak paydası. Belki programlarımız
farklı, düşüncelerimiz farklı, dünya görüşlerimiz farklı, iktidara geldiğimizde
uygulayacağımız politikalar farklı olsa bile, bu ilk üç maddede yazılan husus
bu ülkenin ortak paydasıdır. Bunları tartışmayız, bunları tartışmaya da
açmayız.
ŞENOL BAL (İzmir) – Başbakan 1920’de kalmış Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Ben,
Başbakan adına konuşuyorum burada. Neticede, Başbakan adına konuşuyoruz.
ŞENOL BAL (İzmir) – Başbakan 1920’den bahsediyor, 1920’de kalmış.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
Bakınız, şimdi, bu polemiklere gerek yok. Ben burada
Cemil Çiçek olarak değil Başbakan Yardımcısı ve Hükûmetim
adına konuşuyorum, ilk defa da konuşmuyorum. En az yüzlerce defa, ben bu konuyu
açık oturumlarda, basın toplantılarında, Hükûmet
adına yaptığımız açıklamalarda hep ifade etmeye çalıştım. Bir defa daha ifade
ediyoruz ki ikide bir bunu tartışma konusu yapmayalım çünkü bu ülkenin bir
cumhuriyet olduğunda hiç tereddüt yok. Yaptığımız iş, cumhuriyeti daha
kökleştirmek, daha derinleştirmek. Bu, milletin en önemli kazanımıdır. Bunu
vurgulamaya çalışıyoruz.
BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Ama, yıkılıyor
cumhuriyet, cumhuriyet yıkılıyor!
CANAN ARITMAN (İzmir) – Sizin grup başkan vekilleriniz söylüyor
efendim.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Bu
devletin, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olduğunu açıkça ifade
ediyoruz.
Hayır, şimdi, bu arkadaşlarım zamanında bir şey söylediyse, bir
yanlış anlama varsa her gün başımıza… Siz de siyaset yapıyorsunuz, bir şey
söylüyorsunuz, bazen eksik anlaşılıyor, bazen yanlış anlaşılıyor. Uzun süre
siyaset yapıp da “Ben öyle demek istememiştim.” demeyen başka arkadaşımız
yoktur.
CANAN ARITMAN (İzmir) – Demedi ama, öyle
bir şey demedi, “Ben böyle demedim.”demedi.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
Sizler de yaparsınız. Bir yanlış anlaşılma varsa, bir eksik anlaşılma varsa
bunlar ifade edilmiştir.
CANAN ARITMAN (İzmir) – “Ben öyle demedim.” demedi.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen Sayın Hatibi dinleyelim
efendim.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
Konuyu kişileştirirseniz bir yere varamayız.
ŞENOL BAL (İzmir) – Başbakanın dün konuşmasından yanlış
anlamadığımızı öğrendik.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
Dolayısıyla, Türkiye Cumhuriyeti devleti demokratik, laik, sosyal bir hukuk
devletidir. Bu devletin dili Türkçedir, bu devletin bayrağı Anayasası’nda
yazıldığı gibidir, İstiklal Marşı millî marşımızdır, Ankara da başkentidir bu
devletin. Bunda tereddüdümüz yok. Gelin, bunları tartışma dışı bırakalım.
ŞENOL BAL (İzmir) – Hazmettire hazmettire
Sayın Bakan.
BAŞKAN – Sayın Bal, lütfen efendim.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Eğer
ortaya atılan projelerde, ortaya atılan görüşlerde, ortaya atılan fikirlerde
bunlara aykırı bir şey varsa, bunu şu veya bu şekilde değerlendirme konusu
yapabiliriz. Ama “Biz bunlara inanıyoruz, iktidar partisi bunlara inanmıyor.”
tarzında bir şey söylerseniz, bu çok doğru olmaz. Bu bühtan olur, bu suçlama
olur. E, suçlamalarla da bir yere varamayız. Ben burada bir şey söylüyorum, Hükûmetim adına söylüyorum, siz hâlen bunun arkasında
önünde bir şey arıyorsanız, o zaman bu güven nasıl tesis edilecek? O zaman ben
sizden, siz benden eğer bu güveni esirgeyecek olursak o zaman bu konuşmaların
da çok fazla bir anlamı kalmaz.
ŞENOL BAL (İzmir) – Sizin sözlerinizi de sizin partinizin
milletvekilleri bile…
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Bir
şey daha söyleyeyim. Biz, hepimiz, bakınız, görüşlerimizin farklı olmasını
değerlendirme konusu yapabiliriz. Ama hiçbirimiz, diğerimizden daha vatansever
olduğunu tartışma konusu yapmayalım, bir vatanseverlik meselesine işi
götürmeyelim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz ülkemizi seviyoruz,
devletimizi seviyoruz, buradaki değerleri seviyoruz. Böyle bir millete mensup
olmaktan dolayı da bin defa, yüz bin defa, ebediyete kadar da gurur duyuyoruz;
daha bunun ötesinde ne istiyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
CANAN ARITMAN (İzmir) – Başbakan “Türk milleti” bile demiyor Sayın
Bakan.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
Kimin, kimsenin vatanseverliğinin kantarı olacak ki? Bunun bir kantarı mı var
yani “Ben az seviyorum, siz fazla seviyorsunuz.” diye?
CANAN ARITMAN (İzmir) – Siz vatansever olabilirsiniz ama…
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
Geliniz, tartışmaları bu noktaya götürmeyelim, bunlar çok doğru şeyler değil.
Bunun dışında her görüşü tartışabiliriz, her fikri tartışabiliriz.
CANAN ARITMAN (İzmir) – “Türk milleti” demiyor bu ülkenin
Başbakanı.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
Bunları tartışacağız, sonra, vatandaş da dinliyor, vatandaş da bakacak sonuçta
bir karar verecek. Söylemek istediğim bir konu budur. Kısa sürede buna ancak bu
şekilde cevap verebilirim.
BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Siz Türkiyelisiniz, biz Türk’üz.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) -
İkinci arz edeceğim husus şudur: Burada dile getirilen hususların önemli bir
kısmı -ben geçmiş AK PARTİ İktidarı döneminde demiyorum, Mecliste bulunduğum
süre içerisinde- genellikle Başbakanlık bütçesinde ya da genel bütçede
konuşulan hususlar olur. Şimdi, bir başbakanın uçak alması geçmişte de çok
tenkit konusu oldu. Eğer bir başbakan bunu devlet hizmeti dışında kullanıyorsa,
yasaların dışında kullanıyorsa, amacı dışında kullanıyorsa bu tenkit konusu
olabilir. Bir başbakan geziyor. E, turistik geziye gitmiyor ki değerli
arkadaşlarım.
OKTAY VURAL (İzmir) – İlçe kongrelerine gidiyor Sayın Bakan.
ŞENOL BAL (İzmir) – Biraz da ülkede otursun da ülkeyi yönetsin!
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – İşi
niye böyle vulgarize ederek, avamileştirerek
veya böyle bir mecraya sokarak konuyu değerlendirmeye çalışıyoruz?
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Bakan, mitinge gitti, mitinge.
OKTAY VURAL (İzmir) – İlçe kongrelerine, mitinglere gidiyor.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
Bakınız, daha evvel de buradan ifade ettim, bir şey söyleyeceğim. Bizim dış
politikadaki en haklı davalarımızın başında Kıbrıs davası gelir. Elli beşe
yakın İslam ülkesi var, şu kadar ittifak içerisinde olduğumuz ülkeler var,
işte, ortaklıklarımız var vesairlerimiz var. Ne zaman
Birleşmiş Milletlere gitse Kıbrıs konusu altı oydan daha fazla alamadık, altı
oy; en fazla aldığımız oy, en haklı davamızda altı oydu. Biz derdimizi hiçbir
ülkeye, demek ki, o zaman anlatamamışız. Ama bakınız, geçtiğimiz sene yapılan
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi oylamasında biz yüz elli bir oy aldık. E,
nasıl oldu? Yani, bir yere gitmezseniz, konuşmazsanız, kendinizi tanıtmazsanız,
iyi ilişkiler kurmazsanız… (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bakınız, gezen
tilki yatan aslandan kârlıdır. Şimdi,
yattığınız yerde size hiç kimse bir şey getirmez; gezeceksiniz, gideceksiniz,
konuşacaksınız, tartışacaksınız. Mühim olan, ülkenizin bundan neler kazandığıdır.
Eğer gitmezseniz… Bizim petrol gelirimiz yok, bizim böyle avantadan bütçemize
aktaracağımız kaynaklar yok; iğneyle kuyu kazacaksınız, vatandaşınızın
üretimini dış dünyada pazarlayacaksınız ki devletin çarkını döndürebilesiniz.
E, siz Afrika’ya gitmezseniz, Güney Amerika’ya gitmezseniz…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Mitinge gitti, mitinge!
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – …hatta, yanı başımızdaki komşularımıza gitmezsek o zaman
Türkiye'nin çarkını nasıl döndüreceğiz?
OKTAY VURAL (İzmir) – Mitinglere… Mitinglere…
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
Gelin, bunları böyle değil de spesifik bir geziyi ele
alın…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Mitinge… Mitinge…
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
…yani, Başbakan niye gidiyor, Hükûmet niye gidiyor?
Yahu, hepiniz, sizler de değerli arkadaşlarım, yurt dışı seyahatler
yapıyorsunuz; hava alanından alırlar, götürürler bir otele, alt katta toplantı,
üst katta yatar, ertesi gün çıkar gelirsiniz. Yani, sizi, eli cebinizde o
sokakta, bu sokakta dolaştırmazlar. Sizi dinleyen vatandaşlarımız da yanlış
anlar. Yani, bu ziyaretler, bu görüşmelerin tamamı, devletin, ülkenin menfaati
içindir. Hangi ülke bu ziyaretleri yapmıyor? Bazı ülkeler var ki, ayağının
tozuyla bugün seçiliyor, ertesi gün bir başka ülkeye kendi ülkesinin menfaatini
korumaya gidiyor. Bir başbakan kendi ülkesinin menfaatini korumayacak mı? Bunun
için çaba göstermeyecek mi, gayret etmeyecek mi? Türkiye başka türlü nasıl
tanıtılacak? Türkiye’ye bugün 25-26 milyon turist geliyorsa, tanıtmazsanız,
gitmezseniz, kendinizi ifade etmezseniz, sizin imajınızı başkaları orta yere
koyar, sizi başkaları tanımlar ya da sizin aleyhinize olup bitenleri tespit
edemezsiniz. Onun için de, konuları, gelin biraz daha sağlıklı bir zeminde
tartışalım, doğru bir zeminde tartışalım.
CANAN ARITMAN (İzmir) – Obama bile bizi Arap ülkesi sanıyor!
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Boş
kavramlar ya da içini yanlış doldurduğumuz kavramlarla ya da görüntülerle veya
ifadelerle belli bir yere getirmeye çalışırsak, bundan ülkemiz de zarar görür,
hepimiz de zarar görürüz, en fazla da siyaset kurumu zarar görür. Ben geçmişte
de gördüm bunları. Bir Başbakanlık bütçesinde başbakana yönelik olarak benzer
ifadeler söylendi, sonra kendileri iktidara geldiklerinde ondan 5 mislini daha
fazla yaptılar. Yani, bunları bir şey konusu… İnşallah, gün olur, vatandaşla
gönül bağını kurarsınız… Bunları söylemek istemiyorum, vatandaş bizi de
getirdi, sizi de getirme ihtimali olabilir.
OKTAY VURAL (İzmir) – Bizi nereye getirdi vatandaş? Bizi buraya
getirmedi mi?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – O
zaman siz geldiğinizde göreceksiniz, bunları sizler de yapacaksınız.
OKTAY VURAL (İzmir) – Bizi millet buraya getirmedi mi? Niye aşağı
görüyorsunuz bize verilen oyları?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
Hayır, iktidara diyorum ben.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OKTAY VURAL (İzmir) – Yani, bu vatandaşın bize verdiği oy kutsal
değil mi?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Oktay
Bey, size yakışmıyor.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…
Sayın Bakanım… Sayın Bakanım…
OKTAY VURAL (İzmir) – Bizi kim getirdi buraya?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
İktidara diyorum, iktidara.
OKTAY VURAL (İzmir) – Bizi kim getirdi buraya? Millet getirdi bizi
buraya.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
Meclisi konuşmuyoruz, iktidarı konuşuyoruz.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
İktidara diyorum, iktidara.
OKTAY VURAL (İzmir) – Beni buraya da millet getirdi, sadece
iktidara götürmez, buraya da getirir.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
Meclisi konuşmuyoruz, iktidarı konuşuyoruz. Sen anlamak istemiyorsun, ben ne
yapayım.
BAŞKAN – Sayın Bakanım…
OKTAY VURAL (İzmir) – Küçük mü görüyorsun? Bize oy verenleri küçük
mü görüyorsunuz? Milleti küçük görmeyin, hakir görmeyin. Göbeğini kaşıyan adam
mı olarak görüyorsunuz partimize verilen oyları.
BAŞKAN – Sayın Bakanım, lütfen konuşmanızı tamamlayınız.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
Hayır, hayır; bakın, ben, hiç kimseyi hakir görmek gibi bir şeyim yok.
OKTAY VURAL (İzmir) – Hakir görüyorsunuz.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Hiç, sümme haşa, benim böyle bir
anlayışım da yok, böyle bir saygısızlığı hiç kimseye de yapmam. Beni tanıyan
tanır, en evvel de sizin tanımış olmanız lazım, ama bir grup başkan vekili
olarak sözün önünü arkasını dinlemeden… “İktidar” diyorum, getirin tutanakları
bakın, Meclisi kastetmiyoruz Konuştuğumuz iktidarın bütçesi ve Başbakanlığı
konuşuyoruz. Bunun itiraz edilecek neresi var Sayın Vural yani?
OKTAY VURAL (İzmir) – Biz burada milleti temsil ediyoruz.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Her
defasında yanlış bir çıkışla olduğunuz yerden laf atıyorsunuz. Bu çok doğru bir
şey de değil.
Hep beraber millete gideceğiz, millet kimi getirirse. Orada da
olabiliriz, burada olabiliriz. Bunda yadırganacak bir şey yok. Demokrasinin
özelliği de bu, güzelliği de bu.
Ama bugün tenkit ettiğimiz duruma hep beraber sonra düşersek
burada siyaset kurumu kaybediyor, onu ifade etmeye çalışıyoruz.
Hepinize teşekkür eder, saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Sayın Bakan, o zaman da başka partiye
geçersiniz!
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.
Evet, bu turda son olarak, son konuşmacı, aleyhte, Eskişehir
Milletvekili Sayın Tayfun İçli.
Sayın İçli, buyurun efendim.
H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Dün ve bugün Hükûmet sözcülerini
dinledik, AKP sözcülerini dinledik. Bende oluşan kanaat şu: Halka doğruyu
söylemiyorsunuz. Sayın Kamer Genç’in ifadesiyle masal ve hikâye anlatıyorsunuz.
Her şey o kadar iyi gidiyorsa, seksen yıllık cumhuriyetin borcu 200 milyar
dolarsa, yedi yıllık AKP İktidarında neden 600 milyar dolara çıktı iç ve dış
borcumuz?
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – O rakam yanlış.
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Yuvarlak hesap söylüyorum.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Lütfen müdahale etmeyin
arkadaşlar.
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Bu neden buraya çıktı?
Şimdi, bir aileyi geçindiren bir baba dahi, eğer sizin borcunuz
600 milyar dolarsa, bu borcu nasıl çevireceksiniz ve hangi gelirle
giderlerinizi denkleyeceksiniz? Bir aile bütçesi bile böyle.
Bakın, 2009 yılında… Ne demişti Sayın Bakan? “10 milyar bütçe
açığı” demişti. Ne gerçekleşti arkadaşlar? Kendi bakanınızın ifadesiyle 62,8
milyar TL. 6 kat. Yine Sayın Bakanın ifadesiyle, diyor ki: “2010 yılı bütçesi
50 milyar TL -bugünün parasıyla- açık verecek.” diyor. Birçok ekonomi uzmanının
söylemine göre o öyle değil; 70 milyar, 100 milyar TL’yi bulacağı söyleniyor.
Nereden karşılayacaksınız bunu? Babalar gibi borç isteyeceksiniz. Babalar gibi
vatan topraklarını, sanayi kuruluşlarını satmakla değil, babalar gibi borç
isteyeceksiniz. Başka? Halka babalar gibi zam yapacaksınız, vergiye zam
yapacaksınız. Onun için, ne olur doğruyu söyleyin, doğruyu söyleyin, samimi
olun, halk da bunları şey yapsın.
Değerli arkadaşlar, şimdi, doğruyu söylemiyorsunuz derken dün
söylenen bir olaya gelmek istiyorum. Sayın Başbakan -ki bu kitapçıkta konuşması
var- 20 Şubat 2001 tarihinde bir gecede 5 milyar doların nasıl hortumlandığını
anlattı burada. Gerçi bu kitapta…
ALİ RIZA ALABOYUN (Aksaray) – Yanlış mı?
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - Yanlışı söyleyeceğim, dinleme şeyini
gösterirseniz.
Ve dedi ki: “Rahşan affından kurtuldu.” Bu kitapta yok o. Ve bugün
Sayın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da bir soru
üzerine dedi ki: “Sayın Başbakan söyledi, aftan kurtuldu diye bir laf söyledi.”
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Raporlarda var, raporlarda.
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - Bakın, dinlerseniz ben size söyleyeyim.
Değerli arkadaşım, dinlerseniz söyleyeyim, sürekli laf atmayın.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Raporlarında var.
BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen, Hatibe müdahale etmeyin.
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Bakın, Rahşan affı denilen yasa, 4616
sayılı Kanun’dur.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Kaç defa çıkardınız bu kanunu?
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - Bu Kanun’un adı nedir biliyor musunuz?
23 Nisan 1999 tarihinden önce işlenen suçlarla ilgili suçların ertelenmesi. Bu
Kanun ne zaman yasalaşmış? 21/12/2000 tarihinde, 2000.
Sayın Başbakan, 20 Şubat 2001 tarihli olayı “Rahşan affından yararlandı.” diye
üfürüyor. Bakın, üfürmeyecek, halka doğruyu söyleyecek. Bir Başbakanın hataya
düşme hakkı yoktur. Bir kitap basıp dağıtıyorsa, buradaki olayları konuşuyorsa…
Bunu sıradan bir vatandaş söyleyebilir ama Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı
bunu söylemez. Sizler de bana oradan laf atmayın; bakın, geliyorum. Sayın
Başbakan, “Merkez Bankasını bu yolla âdeta yağmaladılar.” diyor, doğru mu?
“Akşam karanlığında Merkez Bankası soyulurken milliyetçiliğiniz neredeydi?”
diyor ve diyor ki: “Burada isimlerini veremeyeceğim bazı bankalar, uluslararası
bankalar…” Neden isimleri veremiyorsun Sayın Başbakan? Bütün gazetelerde
yazılmadı mı bu? Bir Amerikan bankası, bir Alman bankası… 1 milyar dolar dediği
Amerikan bankası…
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Türk bankası yok mu?
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - Türk bankası da var, Türk bankası da
var ve orada diyor ki Sayın Başbakan: “İsmini veremem.”
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - O paraları siz vermediniz mi?
BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, bir dinleyin lütfen. Arkadaşlar,
lütfen…
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – İsmini neden veremiyor ben size
söyleyeyim. İsmini şunun için veremiyor: Şimdi AKP ne zaman kuruldu? 14 Ağustos
2001. Kriz ne zaman oldu? 20 Şubat 2001. Kemal Derviş ne demişti: “Yeni bir senaryoya
gereksinimimiz var.” İşte, AKP yeni bir senaryonun gereği olarak kuruldu.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Kemal Derviş’i Amerika’dan niye
getirdiniz?
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - Onun için de AKP, Amerika’dan,
Almanya’dan, sizi ayakta alkışlayanlardan hesap soramıyor. Ben size söyleyeyim,
o 1 milyar 63 milyon doları bir Amerikan bankası hortumladı.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Ekonomiyi yönetemediniz, Amerika’dan adam
getirdiniz.
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - Peki, siz burada iktidarda değil
misiniz kardeşler? Siz burada niçin oturuyorsunuz? Sayın Başbakan niye
karnından konuşuyor? Bakın, Sayın Başbakan aslında suç işliyor.
ALİ RIZA ALABOYUN (Aksaray) – Siz niye soydurdunuz?
SONER AKSOY (Kütahya) – Muhalefet nerede?
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Bakın, öfkeleniyorsunuz.
Sayın Başbakan suç işliyor; Suç işleyen bankaların gidip yakasına
yapıştı mı, o siyasilerin yakasına yapıştı mı? Bürokratların yakasına yapıştı
mı? Cezalarını zaman aşımına uğratıyor. Onu yapmadı, başka ne yaptı? Bu bankaların
vergilerini affettiniz, vergilerini.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın İçli, konuşmanızı tamamlayınız efendim.
Buyurun.
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Burada naylon faturayı suç olmaktan
çıkaran yasayı çıkarttınız. O bankaların, yabancı bankaların vergi borcunu
affettiniz. Yedi yıldır -sekizinci yıla girdiniz- niye yakalarına yapışmadınız?
Niye? Başbakanın ifadesiyle “Akşam karanlığında Merkez Bankasını soyanları…”
2002’de iktidara geldiniz, neredeydiniz?
SONER AKSOY (Kütahya) – Muhalefet neredeydi?
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - Başbakan suç işliyor, suç! Bunlar zaman
aşımına uğrarsa, biz sizlerden Yüce Divana göndermek suretiyle bunun hesabını
soracağız.
Onun için, hiç karnınızdan konuşmayacaksınız, hiç gerçekleri
saptırmayacaksınız ve saptırdığınız gerçekleri Başbakanlık adına bastırılan bu
broşürlere de koymayacaksınız, mahcup olursunuz, utanırsınız.
Onun için, burada belirli arkadaşlar… Bakın, Başbakan dün ne
demişti: “Sayın Baykal grubunuza hâkim olun, hâkim olmazsanız ben hâkim
olurum.” Bir de Meclis Başkanına dönüp ne demişti: “Ya sen sustur ya ben
susturayım.” Siz Başbakanınızı dinleyin, Genel Başkanınızı dinleyin. Benim seviyem
Sayın Başbakanın seviyesi değil, o üslubu kullanmam. Onun için, ben size… Bu
söylemlerinden yeterince yanıtı aldınız.
Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Saygıdeğer arkadaşlarım, sayın milletvekilleri, ikinci
turdaki konuşmalar tamamlanmıştır.
Şimdi soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.
Sayın Köse, buyurun efendim.
ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakana sormak istiyorum: Ülkemizde 2009 yılı içerisinde 5378
sayılı Kanun’da öngörülen ve özürlü yurttaşlarımıza verilen mesleki rehabilitasyon hizmetlerinden kaç kişi yararlanmıştır?
Adıyaman’da bu rakam kaçtır?
İkinci sorum: Ülkemizde belirtilen mesleki rehabilitasyona
ilişkin kaç tane merkez vardır ve bu merkezlerden Adıyaman’da var mıdır? Var ise
sayısı kaçtır?
Üçüncü ve son sorum: Yaşanan ekonomik kriz ile birlikte artan aile
içi şiddet, boşanma, çocukların esirgeme kurumlarına verilmesi gibi konularda
yakın zamanda herhangi bir çalışma yapılmış mıdır? 2010 yılı içerisinde özel
olarak böyle bir çalışma yapılması düşünülmekte midir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Doğru…
REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakanlara ve Hükûmete sormak
istiyorum: Sigara fabrikalarının satılmasıyla burada çalışan işçiler Yaprak
Tütün İşletmelerine aktarıldılar. Bu işçilere 2007-2009 seçimleri esnasında
“Hakkınızı vereceğiz, kadroya alacağız.” denmiş olmasına rağmen maalesef
hakları verilmedi. Şimdi de işletmeler kapatılarak 4/C kapsamına alınmakta ve
işlerine son verilmektedir. 12 bin civarındaki bu insanlar ağır kış şartlarında
Tokat’tan, Diyarbakır’dan, Samsun’dan, Adıyaman’dan, Hatay’dan, Batman’dan,
Bitlis’ten, Manisa’dan, İzmir’den, Trabzon’dan, Konya’dan Ankara’ya AK PARTİ
Genel Merkezi önüne haklarını aramak için geldiler. Buz gibi soğukta eylem
yapan bu insanların ekmek mücadelesinin sesini duyacak mıyız, özlük haklarını
verecek miyiz? Daha önceki özelleştirmelerin sonunda işçilere devlet memurluğu
hakkı ve özlük hakları verilmişti, bu insanlar da bu soğukta bunu bekliyorlar.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Enöz…
MUSTAFA ENÖZ (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Bakana soruyorum: Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu
yurtlarında birçok olumsuzluklar yaşanıyor. Çocuklara bakıcılar tarafından
dayak ve tacizler yapılıyor. Bunlara sebep olanlar hakkında bugüne kadar neler
yaptınız?
Ayrıca, sokaklarda yatıp kalkan, çeşitli suçlara karışan sokak
çocukları da bir gerçek ve ne yazık ki gittikçe vahim bir hâl alıyor. Bu
çocuklarımızın kurtarılması ve topluma kazandırılması için bir projeniz var mı?
Varsa açıklar mısınız?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Akkuş…
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sayın Başkan, Sayın Bakanım; Sayın Başbakan
2001 yılı ile içinde bulunduğumuz yılın problemlerini sık sık
mukayese ediyor ve 2001’de vatandaşın büyük sıkıntıları olduğunu, bugün ise bu
sıkıntılardan kurtulduğunu belirtiyor. Son bir yılda doğal gaza yüzde 53,
akaryakıta yüzde 45, elektriğe yüzde 63 zam yapıldı; işçi, memur ve emekli
maaşlarına yapılan zam ise yüzde 2,5 ila 1,8 arasındadır. Bu durumda vatandaşın
ekonomik durumu nasıl iyi olabilir, açıklar mısınız?
İki: Sayın Başbakan işsizlik rakamlarını istatistiki
olarak açıklamış ve “Yüzde 10,3’ten yüzde 13,4’e çıktık.” diyerek
küçümsemiştir. Sayın Başbakan, aradaki fark 2 milyon 250 bin kişidir, yani
işsizler ordusuna 2 milyon 250 bin kişi eklenmiştir. Bu rakamı küçümsüyor
musunuz? Aileleriyle birlikte bunların 10 milyon kişi olabileceğini biliyor
musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Güvel...
HULUSİ GÜVEL (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, Dünya Ekonomik Forumu tarafından hazırlanan Cinsiyet
Uçurumu Raporu’na göre ülkemiz kadın hakları konusunda 134 ülke arasında
129’uncu sıradadır. Benzer tespitler Avrupa Birliği raporlarına da
yansımaktadır. Yeterli mevzuat olmasına rağmen uygulamadan kaynaklanan
sorunların ortadan kaldırılması için Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü ve
Bakanlığınızca yapılan çalışmalar nelerdir? Bu raporu nasıl
değerlendiriyorsunuz?
İkinci sorum: Sayın Bakan, Adana ilimizde kadın istihdamının
artırılması amacıyla Bakanlığınıza bağlı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünce
2002-2009 yılları itibarıyla kaç proje geliştirilmiş veya kaç proje
desteklenmiştir? Bu projelerle kaç kadın istihdamı sağlanmıştır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Yıldız…
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başbakan yurt içi ve yurt dışı gezilerinde hediyeler
dağıtmaktadır. Bu hediyelerin bedelini cebinden mi ödemektedir? Bütçe
kalemlerinde böyle bir ödenek kalemi görünmemektedir. Bu hediyelerin toplam
değeri nedir?
Başbakanın emrinde kaç uçak, kaç helikopter, kaç otobüs, kaç binek
otomobili vardır?
Başbakanın koruma sayısı kaçtır? Bunların toplam gideri nedir?
Başbakanlık bütçesinden hangi vakıf, dernek ve benzeri tüzel
kişiliklere ne kadar ödeme yardımı yapılmaktadır?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Işık…
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Önce Sayın Çiçek’e soruyorum: Hâlen MİT bünyesinde kaç istihbarat
elemanı görev yapmaktadır? Bu elemanların belirlenmesinde ve işe alınmasında ne
tür objektif kriterler kullanılmaktadır? Son dönemde
istihbarat elemanlarının seçiminde de siyasi ayrım yapıldığı iddialarını ne
derece doğru buluyorsunuz?
İki: İzinsiz, halka arz yoluyla yurt dışı ve içinde çok sayıda
insanımızı dolandıran holdingler ve İhlas Finans
kurumu mağdurlarının mağduriyetinin giderilmesiyle ilgili olarak Başbakanlık ne
tür tedbirleri almıştır? Bu konuda ne kadar vatandaşımızın mağdur olduğu ileri
sürülmektedir?
Bundan sonraki sorularım da Sayın Kavaf’a: Ülkemiz genelinde 2008
ve 2009 yıllarında toplam kaç çocuk kaybolmuştur? Bunların kaçı
bulunabilmiştir? Çocuklarımızın kaybolmasının başlıca sebepleri nelerdir? Bu
konuda Bakanlığınızca herhangi bir çalışma yapılmış ya da yaptırılmış mıdır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Asil…
BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Bakan, en çok kurum değiştirme talebi Sosyal Hizmetler Çocuk
Esirgeme Kurumu personelinden gelmektedir. Bunun nedeni de devlet şefkatinin
temsilcisi olan çalışanların mali ve sosyal açıdan son derece kısıtlı
imkânlarda hizmet vermeye çalışmalarıdır.
Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu çalışanlarının mali ve
sosyal haklarını geliştirmeyi düşünüyor musunuz? Kurumda nitelikli personel
istihdamı yoluyla personel eksikliğini giderme yönünde bir çalışmanız var
mıdır?
Sayın Başbakan Yardımcımıza da bir sorum var. İmralı’ya arkadaş
gönderme projesine Başbakanlık örtülü ödeneğinden kaynak gönderilmiş midir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Uslu…
CEMALEDDİN USLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Cemil Çiçek’e sormak istiyorum: Emniyet Genel Müdürlüğü,
Jandarma Genel Komutanlığı, Millî İstihbarat Teşkilatı, vatandaşlarımızın
huzuru ve güvenliği için canla başla görev yapmaktadırlar, muhtemel olayları
önceden tespit edip önlem alınmasına vesile olmaktadırlar. Son zamanlarda artan
terör olaylarında birçok vatandaşımız, askerimiz hayatını kaybetmektedir. Bu
olayların önceden istihbaratı neden yapılamamaktadır? Teknoloji ve diğer
imkânlar neden kâfi gelmemektedir? Sizce eksik olan nedir?
Bir diğer sorum: Sayın Başbakan, Kürt sorununun bir devlet projesi
olduğunu ifade etmişti. Buradan hareketle, Kürt sorunu meselesi Millî Güvenlik
Kurulunda görüşülmüş ve bir karar alınmış mıdır? Alınmış ise ne zamandır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Nalcı…
KEMALETTİN NALCI (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Bakana sormak istiyorum: Şimdi, dört tane yatırım
bakanlığının -Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Sanayi
Bakanlığı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının- toplam bütçeden almış
olduğu pay 3,6 milyar TL. Ama baktığımız zaman, Başbakanlığın bütçeden almış
olduğu pay 4 milyar TL; artışına da baktığımız zaman yüzde 118 gibi bir artış
gösteriliyor. Yani 2009’daki bütçe 1.837 iken 2010’a konan bütçe 4 milyarın
üstünde bir rakam. Şimdi, enflasyonun tek haneli olduğu bir durumda bu yüzde
117’lik artışın nedeni nedir? Bu paranın ne gibi bir yatırım veya hizmet…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Akçay, son olarak buyurun efendim.
ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Ülkemizde özürlülerle ilgili kapsamlı bir araştırma en son hangi
tarihte yapılmıştır? Yeni bir araştırma yaptırmayı düşünüyor musunuz?
Özürlülerin iş gücüne dâhil olma durumu nedir? Bakıma muhtaç özürlülere yönelik
sosyal bakım hizmetleri yeterli midir? Evde bakım hizmeti müracaatı sayısı
nedir ve kaç vatandaşımıza evde bakım hizmeti verilmektedir?
Son olarak 5378 sayılı Kanun’un 13’üncü maddesi uyarınca
özürlülere sosyal ve mesleki rehabilitasyon hizmetleri
için belediyeleri bütçe yoluyla desteklemeyi düşünüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Bakanlarım, buyurun efendim.
DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF (Denizli) – Adıyaman ilimizde
2.103 özürlümüz için evde bakım ücreti ödüyoruz. Ayrıca Adıyaman’da kaç tane rehabilitasyon merkezimizin olduğu ve mesleki eğitim
anlamında kaç kişinin faydalandığından da yazılı olarak vekilimize cevap
vereceğiz.
Kayıp çocuklar konusu soruldu. 2007 yılı itibarıyla bildirilen
kayıp çocuk sayısı 7.183, bulunan kayıp çocuk sayısı 6.350, aranan kayıp çocuk
sayısı ise 833; 2008 yılı itibarıyla da 1.446 tane çocuk kayıp, emniyetin
bildirdiği verilere göre.
“Sosyal Hizmetlerde çocuk ve yaşlılara, özürlülere kötü muamele
yapanlara karşı işlem yapılıyor mu?” diye bir soru soruldu. Gerekli
incelemelerden sonra elde edilen bulgulara göre suçlu bulananların işine son
verilerek daha sonra da hukuki kısmı için yargıya intikal ediliyor kötü
muamelede bulunan kişiyle alakalı olarak. Bu yüzden de kurumlarımızda şiddet ve
istismar olabildiğince en aza indirgenmiştir. Bu konuda titizlikle takiplerimiz
ve incelemelerimiz devam etmektedir.
“Kadının statüsü, kadının istihdamıyla ilgili proje ve çalışma
yapıyor mu?” diye sorulmuş. Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğümüz
kadın istihdamını artırmak, kadının sosyal hayata ve ekonomik hayata
kazandırılması konusunda öncelikle yasal mevzuatla ilgili düzenlemelerle
birlikte Hükûmetimizin yapmış olduğu, bu konuda sivil
toplum kuruluşlarıyla beraber başlatmış olduğu projeler var, bunların devamını
yapıyoruz. Ayrıca, kadın istihdamını artırmaya yönelik, Sosyal Güvenlik
Kanunu’nda yapmış olduğumuz bir düzenleme var. On sekiz ile yirmi altı yaş
arasındaki genç ve kadınları işe alan işverenlerin sosyal güvenlik primini beş
yıl süreyle kademeli olarak devlet ödemektedir her yıl yüzde 20 azaltmak
kaydıyla. Kadınlarımızın doğum öncesi ve sonrası izinleri sekizerden on altı
haftaya çıkarılmıştır, daha önce yapılan bir düzenlemeyle. Ayrıca doğum
sonrasında da bir yıl ücretsiz izin alma hakkı getirilmiştir,
kolaylaştırılmıştır bu anlamda. Ayrıca yasalarda da işe alınmada cinsiyet
ayrımcılığı yapılmayacağına dair kesin bir hüküm belirtilmiştir.
“Özürlülerle ilgili araştırma yapılıyor mu?” diye bir soru
soruldu. TÜİK’le birlikte özürlülerle ilgili bir
özürlülük veri tabanı araştırması yapılması başlatılmıştır Türkiye genelinde.
Ne kadar özürlümüz var, özürlülüğün cinsi ve ağırlık derecesini belirleyen ve
bu anlamda özürlülerimize yapılacak sosyal yardımlarımızın daha sağlıklı bir
şekilde ulaştırılması noktasında bir özürlülük veri tabanı çalışması Özürlüler
İdaresi ve TÜİK tarafından başlanmıştır. Ayrıca bu konuda da en son 2002
yılında yapılmış başka bir araştırma da var TÜİK tarafından.
Soruların diğer kısmını yazılı olarak cevaplayacağım.
Teşekkür ediyorum.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; tespit edebildiğim kadarıyla sorulara cevap
vermeye çalışacağım. Eğer eksik bir husus varsa özür dilerim, onları tekrar
tutanaklardan çıkarır yazılı da cevaplandırabiliriz.
Evvela aklımda kalanlardan bir tanesi, Başbakanlık bütçesindeki
artıştır. Bu artış doğrudur ancak bunun sebebi şudur: Bunlardan bir tanesi
transfer yapılan yeni kuruluşlar var. Bunların başında Yüksek Öğrenim Kredi
Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü geliyor. Eskiden başka bir bakanlığa bağlıyken
Başbakanlığa bağlandı, birincisi budur. Yine Atatürk Tarih Kültür Merkezi gibi
kuruluşların bütçeleri -bunlar özel bütçe- gelirleri giderlerini karşılamadığı
takdirde mecburen Başbakanlık bütçesinden bunlara aktarma yapılıyor.
İkincisi, Başbakanlığın kendi bütçesindeki artışın en önemli
sebebi de İstanbul’da yapılan Millî Arşiv Binası’dır. Bu, son derece önemlidir.
Zannediyorum bu konuda hepinizin desteği önem arz ediyor. Çünkü arşivlerimiz
bizim hafızamızdır. Yani bu toplantılardaki varlığımızın en önemli belgeleri,
kanıtları, tarihimiz burada. Ama çok dağınık yerlerde, eski vakıflara ait kimi
medreselerde. Çok da doğru şartlarda bunlar muhafaza edilemiyor. Onun için
günün şartlarına uygun, bunları gelecek nesillere de aktaracak tarzda bir arşiv
binasının yapılmasına ihtiyaç var. Bu bina yapılacak, onun için de Başbakanlık
bütçesine bir artış getirilmiştir. Bunun dışında barışı destekleme ve koruma
harekâtları konsepti çerçevesinde bütçeye konulan bir ödenek
var. O ödenek yetmediğinde de Başbakanlık bütçesinden artış yapılıyor.
İkincisi; “Başbakanlığa bağlı kaç tane uçak var?” diye bir
arkadaşımızın sorusu var. Başbakanlıkta şu an 3 tane uçak var. Bu bir havuz
sistemidir. Bunu Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan ihtiyaç hâlinde de diğer
bakanlar veya devletin diğer birimlerinde kullanılmaktadır ama Başbakanlığın
havuzunda gözüküyor. Sayın Cumhurbaşkanının, yeri gelir Dışişleri Bakanının
veya ilgili bakanların ihtiyaç hâlinde kullandığı uçak sayısı 3’tür.
Bir başka husus “Başbakanlık bütçesinden herhangi bir vakıf veya
derneğe yardım yapılıyor mu?” diyor. Hayır. Başbakanlık bütçesinden bu manada
yapılmış herhangi bir vakıf ya da derneğe yardım söz konusu değildir.
Devlet politikası olarak ifade edilen hususlarla ilgili şunu
açıkça ifade edeyim: Millî Güvenlik Kuruluna katılmış içinizde arkadaşlarımız
olabilir geçmişte. Millî Güvenlik Kurulu çalışmaları bir önceki aydan, bir
önceki toplantıdan tespit ediliyor. Toplantının gündemini Sayın Cumhurbaşkanı
belirliyor Genelkurmay Başkanımızın ve Başbakanımızın görüşleri alındıktan
sonra. Bir taslak metin hazırlanır gündemdeki konularla ilgili olarak;
tartışılır, konuşulur, karara varılan hususlar da Millî Güvenlik Kurulu
bildirisiyle kamuoyunun dikkatine ve bilgisine sunulur. Bunlar da zaten
toplantının hemen akabinde radyolarda, televizyonlarda, basında değerlendirme
konusu olarak yapılmaktadır. Dolayısıyla biz “Bir konu Millî Güvenlik Kurulunda
konuşuldu.” diyor isek konuşulmuştur ve bununla ilgili de zaten açıklama bu
bildirilerle yapılmış demektir.
Ayrıca, son zamanlarda yapıldığı iddia edilen doğal gaz, akaryakıt
vesaire gibi hususlar. Değerli arkadaşlarım, bunların fiyatlarını Hükûmet belirlemiyor. Bunlar, dışarıdan aldığımız hususlar.
Bunların bir fiyat belirleme mekanizması var. Sadece bizim dönemimizde değil,
geçmişte de buna göre… Eskiden ekmeğin fiyatına varıncaya kadar Bakanlar Kurulu
veya belli kuruluşlar belirliyordu. Şimdi böyle bir durum söz konusu değil,
uluslararası piyasalara göre… Dövizle aldığınız bir şeyin fiyatında artış
varsa, ister istemez içeride de olacaktır. Bunu belli bir süre sübvanse
edersiniz ama ilanihaye bunu devam ettirme imkânınız
yok. Uluslararası piyasalardaki fiyatlar neye göre teşekkül ediyorsa ona göre
teşekkül ediliyor. Vatandaşa da biz yeri geldi dört sene zam yapmadığımız zaman
oldu, beş sene zam yapmadığımız zaman oldu. Vatandaşımız şunu çok iyi biliyor
ve bilecektir: Biz, keyfî olarak zam yapan bir Hükûmet
olmadık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
OKTAY VURAL (İzmir) – Allah, Allah!
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) -
İhtiyaç yoksa, zaruret yoksa, malın fiyatı, dış piyasa
böyle bir fiyat ayarlamasını gerektirmiyorsa fiyat ayarlaması yapılmamıştır.
Beş sene elektriğe zam yapılmadığı dönemler de oldu. Demek ki ihtiyaç yoktu.
Sonra ihtiyaç hasıl oldu, zam yapıldı. Aynı şey diğer
kuruluşlar için, diğer fiyat ayarlamaları içerisinde geçerli. Bunun böyle
bilinmesinde fayda vardır diye düşünüyorum.
Onun dışında, bir kısım sorular var. Holdinglerle ilgili durum vesaire…
Bunlar bir kısmı yargıya intikal etmiş konular, bir kısmı özel hukuk
hükümlerine tabi konular yani. Özel hukuk hükümlerine göre insanlar alışveriş
yapıyorlarsa, ortak oluyorlarsa, devletin daha evvel bu konuda bir kefaleti,
bir taahhüdü de söz konusu değilse, herhangi bir ödeme yapmıyor. Bunun en açık
örneği bankadaki mevduat garantileridir. Onun dışında, iki kişi ortak olmuş,
bir ticari şirkete ortak olmuş. Buradan kâr da edebilir, zarar da edebilir.
Zarar ederse devlet ödesin, kâr ederse… Bunlar çok doğru yaklaşımlar değil. Bu
ilk defa olan bir husus da değil. Ben burada devletin taahhüdü olan bir husus
varsa onu cevaplarım, yoksa kişiler arasındaki kâr-zarar ilişkilerinin
faturasını devlete yüklemek de bence çok doğru olmaz diye düşünüyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, şimdi, sırasıyla ikinci
turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.
Başbakanlık 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
07 - BAŞBAKANLIK
1.– Başbakanlık 2010 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçesi
A – C E T V E L İ
KODU Açıklama
(TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 3.892.560.500
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
02 Savunma
Hizmetleri 22.037.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 3.213.500
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
04 Ekonomik
İşler ve Hizmetler 61.233.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
07 Sağlık
Hizmetleri 730.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
08 Dinlenme,
Kültür ve Din Hizmetleri 23.976.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 4.003.750.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Başbakanlık 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul
edilmiştir.
Başbakanlık 2008 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2.– Başbakanlık 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
|
|
|
(YTL) |
|
|
|
|
|
- Genel Ödenek
Toplamı |
: |
1.916.525.286,00 |
|
- Toplam
Harcama |
: |
1.858.202.037,14 |
|
- İptal Edilen
Ödenek |
: |
58.323.248,86 |
BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Başbakanlık 2008 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri
kabul edilmiştir.
Millî İstihbarat Teşkilatı Müşteşarlığı
2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
07.75- MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI
MÜŞTEŞARLIĞI
1.– Millî İstihbarat Teşkilatı Müşteşarlığı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
A – C E T V E L İ
KODU Açıklama
(TL)
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 523.479.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 523.479.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Millî İstihbarat Teşkilatı Müşteşarlığı
2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2008 yılı merkezî yönetim
kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Millî İstihbarat Teşkilatı Müşteşarlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
|
|
|
(YTL) |
|
|
|
|
|
- Genel Ödenek
Toplamı |